DÖNEM: 22 YASAMA YILI: 5
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK
DERGİSİ
CİLT : 157
104
üncü Birleşim
9 Mayıs 2007 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 22 milletvekilinin
(2/991) esas numaralı Kanun Teklifini geri çektiklerine ilişkin
önergesi (4/457)
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22'nci seçim
dönemi bitmeden seçimlerin yenilenmesine dair kararı çerçevesinde;
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga'nın Adalet Bakanlığına,
Kayseri Valisi Osman Güneş'in İçişleri Bakanlığına, Denizcilik
Müsteşarı İsmet Yılmaz'ın Ulaştırma Bakanlığına, Anayasa'nın
114'üncü maddesi gereğince, Başbakan tarafından atanmış olduklarına
ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1263)
3.- Kayseri Milletvekili, Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, Cumhurbaşkanlığı adaylığından
çekildiğine ilişkin önergesi (4/456)
B) ÇEŞİTLİ İŞLER
1.- Adalet Bakanlığına atanan Fahri Kasırga,
İçişleri Bakanlığına atanan Osman Güneş ve Ulaştırma Bakanlığına
atanan İsmet Yılmaz'ın ant içmesi
IV. - ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma
gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu
önerisi
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
3.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili
Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet
Komisyonları Raporları (2/820) (S. Sayısı: 1337)
4.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri
Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz,
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin,
İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz ve 194 Milletvekilinin; 2709 Sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına Geçici Bir Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/1011) (S. Sayısı:
1408 ve 1408'e 1'inci ek)
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Siirt
Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan, Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili
Sadullah Ergin, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili
Faruk Çelik, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul Milletvekili
İrfan Gündüz ve Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili
Muzaffer Remzi Kurtulmuşoğlu ile 354 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/1015) (S. Sayısı: 1409
ve 1409'a 1'inci ek)
6.- Bazı Kanunların Sağlık Kurulu Raporlarına
İlişkin Hükümlerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/1350)
(S. Sayısı: 1405)
7.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarıları ve Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/1269, 1/1248) (S. Sayısı: 1322)
8.- Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü İş Konseyi
Uluslararası Sekretaryasının Türkiye'de Yararlanacağı Ayrıcalıklar,
Bağışıklıklar ve Kolaylıklara Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/1306) (S. Sayısı: 1377)
9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadeniz
Ekonomik İşbirliği Örgütü Arasında Merkez Anlaşmasına Yeni Hükümler
Derceden Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/1293) (S. Sayısı: 1379)
10.- Adana Milletvekili Vahit Kirişci ve Tokat
Milletvekili Zeyid Aslan'ın; T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi
Kooperatifleri Tarafından Kullandırılan Grup Kredilerinden Doğan
Kefaletin Sona Erdirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Tarım, Orman
ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (2/975) (S. Sayısı:
1411)
VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin'in, Tokat Milletvekili
Mehmet Ergün Dağcıoğlu'nun, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
VII. - OYLAMALAR
1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadeniz
Ekonomik İşbirliği Örgütü Arasında Merkez Anlaşmasına Yeni Hükümler
Derceden Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı'nın oylaması
VIII. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Eskişehir Milletvekili Cevdet SELVİ'nin,
SHÇEK'e ait bir taşınmazla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan sorusu
ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/20913)
2.- Adana Milletvekli N. Gaye ERBATUR'un, Adana'daki
ören yerlerinde evleri bulunan köylülere ilişkin Başbakandan sorusu
ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/21197)
3.- Muğla Milletvekili Hasan ÖZYER'in, Bodrum'daki
bir orman yangınından zarar gören köylülerin desteklenmesine ilişkin
sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/21208)
4.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, sınır dışı
edilen kaçak işçilerin uyruğuna ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı
Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/21237)
5.- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, araç
plakalarına trafik cezası kesilmesine ilişkin Başbakandan sorusu
ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/21495)
6.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, bazı soruşturmalara
ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/21536)
7.- Ordu Milletvekili İ. Sami TANDOĞDU'nun, yeşil
kartlılara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı
(7/21675)
8.- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, alımı
yapılan yayınlara ilişkin sorusu Kültür ve Turizm Bakanı Atilla
KOÇ'un cevabı (7/21696)
9.- Muğla Milletvekili Hasan ÖZYER'in, kriz yönetimine
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/21779)
10.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, özel güvenlik
şirketlerinin yabancılarca satın alındığı iddialarına ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/21802)
11.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın,
Atatürk Kültür Merkezinin yıkım kararına ilişkin sorusu ve Kültür
ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/21805)
12.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın,
kütüphanelere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla
KOÇ'un cevabı (7/21806)
13.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ani Harabelerinin
restorasyonuna ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla
KOÇ'un cevabı (7/21807)
14.- Eskişehir Milletvekili Cevdet SELVİ'nin, Eskişehir'de
açılışı yapılan tesislere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/22002)
15.- Eskişehir Milletvekili Mehmet Vedat YÜCESAN'ın,
bir CD'nin kapağındaki haritaya ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/22034)
16.- Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, höyük
ve tümülüsler ile antik yerleşim yerlerine ilişkin sorusu ve Kültür
ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/22035)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 11.05'te açılarak beş oturum
yaptı.
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın, Almanya'ya
yaptığı resmî ziyarete, Ankara Milletvekili Mustafa Tuna'nın da
iştirak etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin Başbakanlık tezkeresi
kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmının:
1'inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi'nin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden;
2'nci sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin (1/1030) (S. Sayısı: 904),
3'üncü sırasında bulunan, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanvekili Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair (2/820) (S. Sayısı: 1337),
4'üncü sırasında bulunan, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Ankara Milletvekili
Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, Hatay Milletvekili
Sadullah Ergin, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz ve 194 Milletvekilinin;
2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına Geçici Bir Madde Eklenmesine
Dair (2/1011) (S. Sayısı: 1408 ve 1408'e 1'inci ek),
7'nci sırasında bulunan, Bazı Kanunların Sağlık
Kurulu Raporlarına İlişkin Hükümlerinde Değişiklik Yapılmasına
Dair (1/1350) (S. Sayısı: 1405),
8'inci sırasında bulunan, Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin (1/1269,
1/1248) (S. Sayısı: 1322),
Kanun Tasarı ve Teklifleri, ilgili komisyon yetkilileri
Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
5'inci sırasında bulunan, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanı Siirt Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan, Grup Başkanvekilleri
Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz,
Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul
Milletvekili İrfan Gündüz ve Anavatan Partisi Grup Başkanvekili
Ankara Milletvekili Muzaffer Remzi Kurtulmuşoğlu ile 354 Milletvekilinin;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin (2/1015) (S. Sayısı: 1409) ikinci
görüşmesine, birinci görüşmenin bitiminden itibaren en az kırk sekiz
saat geçtikten sonra başlanabileceği açıklandı.
6'ncı
sırasında bulunan, Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi
ile Enerji Satışına İlişkin Kanun Tasarısı (1/1260) (S. Sayısı:
1360), görüşmelerini müteakiben, elektronik cihazla yapılan açık
oylamadan sonra
Adana
Milletvekili Tacidar Seyhan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet
Hilmi Güler'in,
Sinop
Milletvekili Engin Altay, Sinop Milletvekili Cahit Can'ın,
Konuşmasında
şahsına sataştığı iddiasıyla birer açıklamada bulundular.
Cumhurbaşkanı
seçimini yapmak ve kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek
için, alınan karar gereğince, 9 Mayıs 2007 Çarşamba günü, saat
14.30'da toplanmak üzere, birleşime 20.44'te son verildi.
|
Nevzat Pakdil |
|
|
|
Başkan
Vekili |
|
|
|
|
Ahmet Gökhan Sarıçam |
Türkân Miçooğulları |
|
|
Kırklareli
|
İzmir |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
|
Ahmet Küçük |
|
|
|
Çanakkale |
|
|
|
Kâtip
Üye |
|
|
No.: 140
II. - GELEN KÂĞITLAR
9 Mayıs 2007 Çarşamba
Rapor
1.-
Adana Milletvekili Vahit Kirişci ve Tokat Milletvekili Zeyid Aslan'ın;
T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatifleri Tarafından
Kullandırılan Grup Kredilerinden Doğan Kefaletin Sona Erdirilmesi
Hakkında Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (2/975) (S. Sayısı: 1411) (Dağıtma tarihi:
9.5.2007) (GÜNDEME)
9 Mayıs 2007 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
14.30
BAŞKAN: Başkan Vekili
Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yaşar
TÜZÜN (Bilecik), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)
BAŞKAN
- Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104'üncü
Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Kanun teklifinin geri alınmasına dair bir önerge
vardır, okutuyorum:
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 22 milletvekilinin
(2/991) esas numaralı Kanun Teklifini geri çektiklerine ilişkin
önergesi (4/457)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Başkanlığa sunmuş olduğumuz
2/991 esas numaralı 3285 Sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifimizi geri çekmek istiyoruz.
Gereğini arz ederiz.
|
|
Hasan Ören |
Osman Özcan |
|
|
Manisa |
Antalya |
|
|
Osman Kaptan |
Canan Arıtman |
|
|
Antalya |
İzmir |
|
|
Atila Emek |
R. Kerim Özkan |
|
|
Antalya |
Burdur |
|
|
Vezir Akdemir |
Fahrettin Üstün |
|
|
İzmir |
Muğla |
|
|
Hüseyin Ekmekcioğlu |
Nail Kamacı |
|
|
|
|
|
|
Halil Ünlütepe |
F. Fikret Baloğlu |
|
|
Afyonkarahisar |
|
|
|
Feridun Ayvazoğlu |
İsmail Değerli |
|
|
Çorum |
Ankara |
|
|
N. Gaye Erbatur |
Türkân Miçooğulları |
|
|
Adana |
İzmir |
|
|
Hakkı Ülkü |
Muharrem Toprak |
|
|
İzmir |
İzmir |
|
|
M. Nuri Saygun |
F. Mevlüt Aslanoğlu |
|
|
Tekirdağ |
Malatya |
|
|
Mehmet Semerci |
M. Mesut Özakcan |
|
|
Aydın |
Aydın |
|
|
|
Mehmet Boztaş |
|
|
|
Aydın |
BAŞKAN - Tarım, Orman
ve Köyişleri Komisyonunda bulunan teklif geri verilmiştir.
Saygıdeğer milletvekilleri,
Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlıklarına yapılan atamalarla
ilgili bir Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır, okutuyorum:
2.- Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22'nci seçim
dönemi bitmeden seçimlerin yenilenmesine dair kararı çerçevesinde;
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga'nın Adalet Bakanlığına,
Kayseri Valisi Osman Güneş'in İçişleri Bakanlığına, Denizcilik
Müsteşarı İsmet Yılmaz'ın Ulaştırma Bakanlığına, Anayasa'nın
114'üncü maddesi gereğince, Başbakan tarafından atanmış olduklarına
ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1263)
8 Mayıs 2007
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgi: Başbakanlığın,
7 Mayıs 2007 günlü, B.02.0.PPG.0.12-300-02/5335 sayılı yazısı.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nin, 22. seçim dönemi bitmeden seçimlerin yenilenmesine
dair 3.5.2007 günlü, 891 sayılı Kararı çerçevesinde;
Adalet Bakanlığına,
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga,
İçişleri Bakanlığına,
Kayseri Valisi Osman Güneş,
Ulaştırma Bakanlığına,
Denizcilik Müsteşarı İsmet Yılmaz'ın,
Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası'nın 114. maddesi gereğince, Başbakan tarafından atanmış
olduklarını bilgilerinize sunarım.
Ahmet
Necdet Sezer
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Saygıdeğer milletvekilleri,
Anayasa'nın 114'üncü maddesine göre atanmış olan ve milletvekili olmayan
bakanların, Anayasa'nın 112'nci maddesine göre ant içmesi gerekmektedir.
B) ÇEŞİTLİ İŞLER
1.- Adalet Bakanlığına atanan Fahri Kasırga,
İçişleri Bakanlığına atanan Osman Güneş ve Ulaştırma Bakanlığına
atanan İsmet Yılmaz'ın ant içmesi
BAŞKAN - Şimdi, Adalet
Bakanı Sayın Fahri Kasırga'yı ant içmek üzere kürsüye davet ediyorum.
Buyurun Sayın Bakan.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
(Adalet Bakanı Fahri
Kasırga ant içti)(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakanım.
Hayırlı olsun.
Şimdi, İçişleri Bakanı
Sayın Osman Güneş'i kürsüye davet ediyorum.
Buyurun Sayın Bakanım.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
(İçişleri Bakanı Osman
Güneş ant içti) (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şimdi, Ulaştırma
Bakanı Sayın İsmet Yılmaz'ı ant içmek üzere kürsüye davet ediyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
(Ulaştırma Bakanı İsmet
Yılmaz ant içti) (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Her üç Bakanımızı da
tebrik ediyor ve görevlerinde başarılar diliyoruz.
Saygıdeğer milletvekilleri,
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:
IV. - ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma
gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu
önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No: 222 Tarihi:
9.5.2007
Gündemin Kanun Tasarı
ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının; 423 üncü
sırasında yer alan 1377 sıra sayılı Kanun Tasarısının bu kısmın 8
inci sırasına, 424 üncü sırasında yer alan 1379 sıra sayılı Kanun
Tasarısının bu kısmın 9 uncu sırasına, 9.5.2007 tarihli (bugünkü)
Gelen Kâğıtlarda yayımlanan 1411 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 48
saat geçmeden, bu kısmın 10 uncu sırasına alınmasının; ve diğer işlerin
buna göre teselsül ettirilmesinin,
Genel Kurulun
10.5.2007 Perşembe günkü birleşiminde, Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının 5 inci sırasındaki
1409 ve 1409'a 1'inci ek sıra sayılı Anayasa Değişikliği Teklifinin
2 nci görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesinin
ve bu Birleşimde başka iş görüşülmemesinin,
11, 12, 13 ve 14 Mayıs
2007 tarihlerinde Genel Kurul çalışmalarının yapılmamasının ve
Genel Kurulun 15 Mayıs 2007 tarihli birleşiminin saat 15.00'da başlamasının,
Genel Kurulun onayına
sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
|
|
|
|
Bülent Arınç |
|
|
|
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
|
|
|
Başkanı |
|
|
Faruk Çelik |
Ali Topuz |
Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu |
|
|
AK Parti Grubu Başkanvekili |
CHP Grubu Başkanvekili |
Anavatan Partisi Grubu |
|
|
|
|
Başkanvekili |
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Gündemin "Seçim"
kısmına geçiyoruz.
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
A) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
3.- Kayseri Milletvekili, Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, Cumhurbaşkanlığı adaylığından
çekildiğine ilişkin önergesi (4/456)
BAŞKAN - Kayseri Milletvekili
Sayın Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı adaylığından çekildiğine dair
önergesi vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na
Türkiye Cumhuriyeti'nin
11. Cumhurbaşkanlığı Adaylığımdan çekiliyorum. Gereğini saygılarımla
arz ederim.
Abdullah
Gül
Kayseri
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Cumhurbaşkanı adayı kalmadığından, Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin
oylamaların yapılma imkânı kalmamıştır.
Bu nedenle, Cumhurbaşkanı
seçimi için daha önce yapılması kararlaştırılan oylamalar iptal
edilmiştir.
Bilgilerinize sunulur.
Saygıdeğer milletvekilleri,
alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmına geçiyoruz.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1'inci sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon
raporu gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2'nci sırada yer alan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
BAŞKAN - Komisyon?
Yok.
Ertelenmiştir.
3'üncü sırada yer alan,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Bursa Milletvekili
Faruk Çelik'in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet Komisyonları
Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili
Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet
Komisyonları Raporları (2/820) (S. Sayısı: 1337)
BAŞKAN - Komisyon?
Yok.
Ertelenmiştir.
4'üncü sırada yer
alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Bursa Milletvekili
Faruk Çelik, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili
Eyüp Fatsa, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, İstanbul Milletvekili
İrfan Gündüz ve 194 Milletvekilinin; 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasına Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ve
Anayasa Komisyonu Raporu'nun ikinci görüşmelerine başlayacağız.
4.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri
Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz,
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin,
İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz ve 194 Milletvekilinin; 2709 Sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına Geçici Bir Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/1011) (S. Sayısı:
1408 ve 1408'e 1'inci ek)
BAŞKAN - Komisyon?
Yok.
Ertelenmiştir.
5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Siirt
Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan, Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili
Sadullah Ergin, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili
Faruk Çelik, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul Milletvekili
İrfan Gündüz ve Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili
Muzaffer Remzi Kurtulmuşoğlu ile 354 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/1015) (S. Sayısı: 1409
ve 1409'a 1'inci ek)
BAŞKAN - 5'inci sırada
yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Siirt Milletvekili
Recep Tayyip Erdoğan, Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili Faruk
Çelik, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul Milletvekili İrfan
Gündüz ve Anavatan Partisi Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili
Muzaffer Remzi Kurtulmuşoğlu ile 354 Milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun ikinci tur görüşmelerine
48 saat geçmediği için başlayamıyoruz.
6'ncı sırada yer alan,
Bazı Kanunların Sağlık Kurulu Raporlarına İlişkin Hükümlerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma
ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.
6.- Bazı Kanunların Sağlık Kurulu Raporlarına
İlişkin Hükümlerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/1350)
(S. Sayısı: 1405) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükûmet yerinde.
Komisyon Raporu 1405
sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
Anavatan Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Muzaffer Kurtulmuşoğlu.
Sayın Kurtulmuşoğlu,
buyurun efendim.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
sözlerime başlamadan evvel hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bazı
Kanunların Sağlık Kurulu Raporlarına İlişkin Hükümlerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonu Raporu üzerine söz almış bulunuyorum.
Şimdi, senelerdir,
bir ilaç almak için sağlık kurullarına başvurulurdu. Bir hastanın
devamlı kullandığı ilaç olmasına rağmen altı yedi hekimden geçer,
sonra kurula gelir, buraya gelene kadar vatandaşın üç veya dört günü
gider idi. Bu arada, tabii, mali külfeti var idi. Bunlarla da yetinmeden,
ayrıca, bugün kırtasiyeyi de kaldıran bu yasanın… Hep söylüyorum
-devletin ve milletin lehine olan yasanın buraya gelmesinde- hem
muhalefetin hem iktidarın görüşü alınarak yapılan yasalarda ben
bir konsensüsün olması taraftarı olduğum için, bu yasanın da bu şekilde
gelmesinden dolayı Sayın Bakana ve ilgililere teşekkür ediyorum.
Zannetmeyiniz ki, muhalefet,
her gün, buraya gelip illa muhalefet olsun diye muhalefet yapılmadığını
da dört buçuk senedir anlatıyorum. İşte, bunlardan birisi de sağlık
kurulu raporu yerine, sağlık raporu, tek hekimin verebileceği
bir raporun olması hakikaten uygun bir şeydir. Şimdi, diyebilir misiniz
ki, buna niye karşı çıkmıyorsunuz, muhalefet olarak? Niye karşı çıkalım?
Doğru yapılan şeye karşı çıkmıyoruz, ama yanlışa da yanlış diyoruz.
Ben, her gün, burada, söylediğim lafı tekrar söylüyorum. Doğru geldiğinde
bunun iktidarı muhalefeti yoktur. Doğru ise bir tanedir. O doğruyu
getiren, kim olursa olsun, ben ona teşekkür ederim. Ama, öyle zaman geliyor
ki, bugünkü gibi, bundan evvelki iktidarlarda, ben yaptım oluyor dediğinde
olur dediğinde, bazı şeylerin olmadığını görürüz.
(x) 1405 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Şimdi tekrar söylüyorum:
Evet, bu sağlık kurulu raporunun sağlık raporu hâline çevrilmesi
doğrudur. Sağlık Bakanına buradan sesleniyorum: Aile hekimliği
yürümedi, aile hekimliğini yapamadınız. Altyapıyı yapmadan aile
hekimliği olmaz dedik. Bugün, neredeyse, aile hekimliği olan yerlerde
bir reçeteyi yazdırmak için köyden ilçeye, eğer ilçede de yoksa o uzman,
şehre geliyor. Bu, vatandaşa eziyet değil de nedir? Artı, sağlığın
tek çatı altında toplanmasına hiçbir kimse karşı değil; hem ben şahıs
olarak karşı değilim hem de Anavatan Partisi olarak veya diğer arkadaşlarım
da karşı değil. Ama, bir şeyi yaparken altyapısını hazırlamadan yaparsanız,
zor duruma düşersiniz bugünkü olduğu gibi.
Bugün, sağlığı, neredeyse
Maliye Bakanının emrine verdik. Hiç kimse kusura bakmasın. Maliye
Bakanı diyor ki: "Bu ilacı yazarsın, bu ilacı yazamazsın." Tabii,
Maliye Bakanına da kim dikte ettiriyor. Ben çok sevmediğim lafları
söylemek istemiyorum, ama söylemek mecburiyetindeyim. IMF diyor
ki: "Sen bunları, bunları sağlıktan keseceksin." Keseceğim
de, yani immünglobulin'i, nasıl keseyim ben bunu tedaviyi sadece
onunla yapabiliyorsam? Bunları yaşattınız bize.
Şimdi, Sayın Sağlık
Bakanı "Her hastaneye gidersiniz" diyor, istediğiniz hastaneye
gidebilirsiniz." Fakat, gittiğiniz hastane diyor ki: "Senin
Sağlık Bakanlığın veya Çalışma Bakanlığın bana sadece muayene ücretini
ödüyor." Mesela, bir özel hastaneye gittiğinizde -her hastaneye
gidiyoruz diyorsunuz ya- onun da "muayene ücretini ödersin"
diyor, "diğerlerini ben senden alırım" diyor. Ee, üniversitede
de öyle. Üniversitede başka türlü mü? Ama, gel Sağlık Bakanına sor,
"hayır" diyor, "Aa, be Hocam, her şey günlük gülistanlık."
Ya ben bu ülkede yaşamıyorum ya Sayın Sağlık Bakanı bu ülkede yaşamıyor
veya hiçbir hastaneye gitmiyor.
"Hastanelerde
rehin kalma yok." deniyor, "Ücretsiz, bütün hastalara bakıyoruz."
deniyor. Ben böyle bir şey görmedim, yok böyle bir şey. "Özel hastaneye
git." diyor, "Anlaşmam var." diyor, Çalışma Bakanlığının,
SSK'lıların anlaşması var, Bağ-Kur'lunun anlaşması var. Anlaşmalı
yere gönderdiler evvelsi günü İstanbul'da bir tomografi için. Sayın
Bakan, bunu kayda geçiniz lütfen, dikkat ediniz. Tomografi için 270
milyon para istemişler hastadan fark. Ee, hani anlaşmalıydık biz bu
özel kurumlarla. Zaten normalini, polikliniklerden gönderdiğiniz
hastanın tomografisini gerektiğinde 70 ile 80 milyona zaten çekiyor,
anlaşmayı bırakın, normalde pazarlık ettiğinde çekiyordu, ama
270 milyon tomografi parası istemişler. Bugün unuttum, hastaneye
telefon açacağım, bu nasıl oluyor Sayın Başhekim, gönderdiğin şu yere
bak diyeceğim, buradan çıkınca onu söyleyeceğim. Yani, bu gerçek
arkadaşlarım, bunu ben yaşıyorum her gün.
Yani, ben, şu dairede
şu müdürü, layıktır değildir demeden, buraya atayın diye hiçbir bakanı
aramıyorum, hiçbir bakanla benim böyle bir şeyim yok, ama bütün insanlar
-ben Ankara'da başhekimlik, başhekim muavinliği yaptığım için- adamlar
beni arıyor "Hocam, şu doktora, şuraya gidebilmek için, şunlar
şunlar yapıldı, bunlar yapıldı, ama benden bu kadar fark istediler."
Daha düne kadar Başkent
Hastanesiyle de anlaşmanız yok idi Sayın Bakanlar, ama siz buraya
çıkıyorsunuz, niye, kimi kandırıyorsunuz? Oraya giden hastalar
belli. Şimdi milletvekillerini söylüyorum. Milletvekilleri İstanbul'da
gidip de hangi hastanede fark vermedi, özel hastanelerde?
Sayın Bakan, hangi
hastanede fark vermiyor? İstanbul Milletvekillerine bir bakın,
milletvekillerine, eskilerine yenilerine bir bakınız bakalım,
ne diyecekler size? Ama, buraya gelince, bütün hastaneler açık, herkes
her istediği yerde muayene olacak, tedavi olacak, gerekli ilaçlarını
alacak diye söylüyoruz burada. Ee, kimi kandırıyoruz? Bence, vatandaşı
kandıramıyoruz. Niye kandıramıyoruz? O vatandaş gidiyor, hastaneyi
görüyor, diyor ki, şu kadar hesap çıktığında ödeyemiyor, "senet
yap" diyorlar. Senet yapılıyor, senedin günü geldiğinde icra
kapısına dayanıyor. Vatandaş burada bizi gördüğünde, konuşmamızı
gördüğünde diyor ki: "Ya hu, ya bu bakanda bir şey var, ya ben de
var." Eğer, bakanda bir şey olmadığına göre, acaba ben de mi bir
eksiklik var diye düşünebiliyor vatandaş, çünkü vatandaşın inanacağı
devleti var. Devleti, vatandaşı kandıramaz, yanlış konuşamaz, yanlış
yönlendiremez. Biz devletin söylediği her şeye inanırız, onun ağzından
çıkan kanundur gibi bilir. Ama gidiyor oraya, diyor ki: "Bakan
böyle dedi, sen bu kadar farkı benden nasıl istersin?" Memur diyor
ki: "Bendeki kanun bu, bakanı bilemem ben, bakan ne dedi onu bilemem,
ama kanun bu; sen şu kadar ücreti, parayı ödeyeceksin." Yok ki
ödesin.
Şimdi, Sayın Başbakanı
da, bir ara, bilgilendirirken yanlış bilgilendirdiler, her şey hallediliyor
dediler. Sayın Başbakan da konuşmasında, devlet hastanelerini
birleştirdi… Buna "olmaz" dedim, ama birleşti oldu. Hastanelerde
doluluk oranı yüzde 30'du, altı ay sonraya gün veriliyordu, bugün
hâlen veriliyor gün, gün vermeler hâlen devam ediyor, bir ay, bir buçuk
ay sıra bekleniyor, ama sorduğunuzda "eksik hiçbir şey yok"
deniliyor.
Sevgili arkadaşlarım,
kim bilir demiş, bunları ancak çeken bilir. Biz çekmiyoruz, Ankara'da
siz milletvekilleri çekmiyorsunuz, ama İstanbul'daki milletvekilleri,
İstanbul hastanelerine giden bütün milletvekilleri fark ödüyor
sevgili arkadaşlarım, fark ödüyor, fark ve çok fazla fark ödüyor. Eğer
bir ameliyatı Memorial'de, Florence Nightingale'de yaptırıyorsanız,
sadece sizin muayene ücretinizi Meclis ödüyor deniyor. Geri kalan
20 milyarınızı, 30 milyarınızı sizin kendi cebinizden istiyorlar.
Aldığınız maaş 7 milyar. Bütün Türkiye'nin gözüne batan maaşınız
bu. Ama, ödemeniz gereken, 30 milyar, 20 milyar senden fark istiyor bu hastaneler. Hani
nasıl anlaştınız bununla? Sayın Bakan, nasıl anlaştınız, bana bunu
söyleyin lütfen, ben de öğreneyim. Demek ki, bir şey var ama niye bunlar
anlatılmıyor, niye yanlış yönlendiriliyor, onu anlamış değilim.
Sevgili arkadaşlarım,
otuz sekiz senelik hekimim, otuz üç sene de yöneticilik yaptım. Ya, bir adam sormaz mı hocam bu nasıl oluyor
diye? Bunu biz yapıyoruz ama bu nasıl olur, diye sorsanız ne olur. Ben
şimdi bilmediğim bir konuyu Sayın
Yalçıntaş'a sorsam, hocam bu böyle midir, desem çok mu küçülürüm? Nasıldır
diye sorsam bir arkadaşıma, acaba yanlış mı yaparım ya? Doğruyu öğrenmek zor
mudur, çok mu kötüdür doğruyu öğrenmek, doğru yolda gitmek? Ama, burada
yok.
Bir şey çıktı şimdi…
Sayın Bakana söyledim, yalnız başına olduğu için söyledim, yetmez,
73 milyon insan duysun. SSK'yı bağladık, Bağ-Kur'u bağladık, Emekli Sandığını
hepsini birlikte bağladık tek çatı altında. Bakın bakalım o kurum
şu anda hiçbir şey yapıyor mu Sayın Bakan, hiçbir şey yapıyor mu? Vatandaşa borcunu,
özel hastanelere veya devlet hastanelerine borcunu ödüyor mu? Bir
bakın bakalım. Adama hesabı yaptırıyorsunuz, Maliye Bakanı şu kadara
yaptıracaksın demiş, indire indire indirmişsiniz fiyatları, en
az seviyeye indirmişsiniz. Adam mecburen diyor ki: "Elbette
ben fark alacağım, geçinemiyorum." Yaa, bu işi Maliye Bakanı mı
biliyor, Çalışma Bakanı mı biliyor, Sağlık Bakanı mı biliyor? Şunu
bir öğrensek, bizim sağlığımızla kim uğraşıyor, onu bir öğrensek. Hiçbir
devlet hastanesinin, normalde geri ödemeleri yapılmıyor; hiçbir
üniversite hastanesinin geri ödemeleri yapılmıyor; hiçbir özel
polikliniğin, özel hastanenin geri ödemeleri yapılmıyor Sayın Bakan.
Ne kadar dayanacak bu insanlar? Yarın, hastane kapılarından geri
çevrilecek bu adamlar. Soruyoruz, niye ödemiyorsunuz? Üç ay diyor,
sekiz aydır ödenmiyor, altı aydır ödenmiyor. Sağlıkta bu hâle geldiysek
biz, eğer biz ilaç paramızı da ödeyemiyorsak, eğer biz bir apandisit
parasını da… Apandisit olduğumuzda ameliyat olamıyorsak, biz bu
ülkede niye yaşıyoruz yaa? Niye yaşıyoruz?
Şimdi, diyeceksiniz
ki, yaa, Doktor Bey be, gözün kör olmaya, bütün karamsar her şeyi söyledin.
Hayır, karamsar hiçbir şey söylemedim. Sizin burada söylediğiniz
her şeyin güllük gülistanlık olduğunu, söylediğiniz şeyin yanlış
olduğunu söylüyorum, yanlış olduğunu. Öyle, lafla peynir gemisi
yürümüyor, yürümüyor. Bu insanların alacaklarını da ödeyin. Devlet
müflis değildir, devlet aldığı hizmetin karşılığını öder. Nasıl,
devlet memuruna maaşını ödüyorsan, aldığın hizmetin karşılığını
da ödeyeceksin ki, ondan sonra, benim vatandaşım, gittiği yerde insanca
muamele görebilsin, horlanmasın.
100 bin tane doktor
var Türkiye'de, dağılımı iyi değil. Kaç defa söyledim. Türkiye'de
bir performans çıkardınız. Bu performansın yanlış olduğunu söylüyorum.
Performans demek, devletin, bir cebinden alıp parayı diğer cebinden
dağıtması demek. Onu yaparken de, bazen doktor arkadaşlarımız da
yanlış yapabilirler. Yanlış yapılıyor, ama, sen "Doğu ve Güneydoğu
Anadolu'ya doktor gönderemiyorum." diyorsun. Bal gibi gönderirsin,
eğer doğru dürüst bir ücret skalası uygularsan. Doğu'da Siirt'in falan
yerine gidersen senin ücretin şudur, 657 sayılı Devlet Memurları
Yasası'na göre, Ankara'da durursan budur, hesabına geliyorsa gidersin,
hesabına gelmiyorsa gitmezsin denir. 1964'te, 1965'te, benim arkadaşlarım
koşarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya gitmek için torpil yaparlardı.
İstanbul Tıpta, biz, bir an evvel mektebi bitirsem de koşarak Doğu'ya
gitsem diye beklerdik, ama, sen burada, Ankara'nın göbeğinde bir hekime
şunu vereyim derken, aynı doktoru Siirt'e gönderirsen, gitmez kardeşim!
Gitmez!
Hemşire eksiğiniz
var, bunları tamamlayın. Sağlık teknisyenleri eksiğiniz var. Doktor,
hemşire ve sağlık personeli eksikliklerini YÖK'le, tekrar söylüyorum,
üniversitelerle birlikte oturup -Sağlık Bakanı, Millî Eğitim Bakanı
kavga etmeyecek- bu ülkenin otuz senelik, elli senelik programını
hazırlamak mecburiyetindesiniz. Bunun vicdan sızısını çekersiniz
sonraları. Yapmayın! Geleceğimize yapmayın! Çocuklarımızın geleceğini
karartmayın. Hiç değilse, Anayasa'nın 56'ncı maddesinde söylendiği
gibi, bir insanın yaşam şartlarının, çevre şartlarının, sağlık şartlarının,
doğumundan ölümüne kadar güzel yaşamasının, insanca yaşamasının
ve hasta olduğunda insanca tedavi olmasının sosyal devletin görevi
olduğunu hepimiz biliyoruz. Ee, bunu niye yapmıyoruz o zaman?
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Kurtulmuşoğlu, konuşmanızı tamamlayınız.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yani, sevgili arkadaşlarım,
hep söylerim "dert çok, hemdert yok" diye, çok hoşuma gider benim
bu laf. Ee, ne olur…
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Kütahya) - Dert çok?
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Hemdert yok.
Onun için söylüyorum,
ülkem inşallah güllük gülistanlık olur, dertsiz olur, çareleri bulunur.
İktidarlar, bundan sonra olsun, kim gelirse gelsin, devlet politikası
olması lazım sağlığın, günlük politika olmaz. Her bakan geldiğinde,
yazboz tahtasına çevirdiğinde bu iş yürümez. Eğitimin devlet politikası
olması lazım. Sağlığın devlet politikası olması lazım. Gelen bakanın,
diğer bakanın bıraktığı yerden, eksiklerini tamamlayarak ileriye
götürmesi lazım. Bunlar da tabii ki plan ve programla olur diyorum.
Bunu, bundan sonraki gelecek iktidarlar -kayıt düşmek için söylüyorum-
kayda alırlar da inşallah okuma lütfunda bulunurlar, bu söylemlerimizi
kısmen de olsun dikkate alırlarsa ülkemiz için iyi olacağını düşünüyorum.
Hepinize sevgi ve
saygılar sunuyorum, hoşça kalınız. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kurtulmuşoğlu.
AK Parti Grubu adına,
Antalya Milletvekili Osman Akman.
Sayın Akman, buyurun
efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
OSMAN AKMAN (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı
Kanunların Sağlık Kurulu Raporlarına İlişkin Hükümlerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında AK Parti Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
"Önce insan"
diyerek "insanı yaşat ki devlet yaşasın" şiarıyla çıktığımız
yolda Sağlıkta Dönüşüm Programıyla icraatlarımıza, faaliyetlerimize
başladık.
Burada amacımız, sağlık
hizmetlerine daha kolay ulaşımın sağlanabilmesi ve daha kaliteli
sağlık hizmetinin verilebilmesiydi. 3 Kasım 2002 tarihinden itibaren
bu amacımız doğrultusunda -aslında belki genel konulara değinmemek,
genel sağlık politikalarına değinmemek gerekiyordu ama, değinildiği
için de, değinme zaruretini hissediyorum- özellikle acil hizmetlerinde
hem "112" istasyon sayılarının artırılmasında hem de
"112" ambulans sayılarının artırılmasında neredeyse 2,5
katına varan oranda bir yükseltilme olmuştur.
Yine, insanlarımızın
daha rahat, daha sağlıklı ortamlarda poliklinik hizmeti alabilmesi
için hem sağlık ocaklarımızda hem de hastanelerimizde 1 hekime 1
poliklinik odası hedeflenerek; yüzde 95 pratisyen hekimlerimizin
çalıştığı sağlık ocaklarında her hekime 1 poliklinik odası, muayene
odası hemen hemen sağlanmış durumdadır. Hastanelerimizde de bu
amaçla atıl kapasite değerlendirilerek veya yeni ilaveler yapılarak
poliklinik oda sayıları artırılmış ve vatandaşlarımız daha rahat,
daha sağlıklı ortamlarda, üstelik de daha az sıra bekleyerek -çünkü,
sırayı tamamen yok etmek şu anda belki mümkün değil- ve istedikleri
hekimde muayene olabilmekte, istedikleri hekimi tercih edebilmekte.
Tercihli hekim sistemi getirilerek de, vatandaşlarımızın, daha önceden
diyaloğu olan, muhabbeti olan veya tedavisine güvendiği hekimlerden
tedavi görme, muayene olma imkânını sağlamış olduk.
Yine, 2002'den bu yana
hastanelerimizde hem hasta oda sayısında hem de yatak oda sayısında,
üstelik de yeni yapılan hastanelerimizde tuvaleti, banyosu içinde
olan odalar olmak üzere oldukça büyük oranda artırımlar gerçekleştirildi.
Vatandaşlarımız yeni yapılan hastanelerde yattıkları zaman, neredeyse
"bir otelden hizmet alıyoruz, otelde yatarak tedavi görüyoruz"
inancıyla, duygusuyla tedavilerini görüyorlar. Benim ilimde yeni yapılan
hastanelerde vatandaşlarımızdan bu memnuniyeti aldığımızı
özellikle ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
biz, AK Parti olarak, vatan haini olmayan her Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşımızı birinci sınıf vatandaş olarak kabul ettik ve memleketin
doğusu, batısı, güneyi, kuzeyi demeden, Atama Yönetmeliği'mizde,
özellikle doğu illerimize daha çok sağlık personeli atanması için
elimizden gelen gayreti yaptık. 1999-2002 yılları arasında 39 bin sağlık
personeli ataması yapılmışken, 2003-2006 yılları arasında 61 bin
sağlık personeli ataması yapılmıştır ve hakkaniyete uygun, adaletli,
hiç kimsenin kafasında soru işareti oluşturulmayacak biçimde, Yönetmelik'e
bağlı kalınarak yapılmıştır.
Değerli arkadaşlar,
sadece hastalanan vatandaşlarımızın tedavisi için değil, yine,
vatandaşlarımızın, hastalanmadan, özellikle çocukluk döneminde
korunmasına yönelik çalışmalarda da -özellikle aşılamada- neredeyse
Avrupa Birliği standartlarını yakalamış durumdayız. İktidarımızdan
önce aşılama oranları yüzde 78 iken, şimdi yüzde 93'ler seviyesine
çıkmıştır. Bu oran, bildiğiniz gibi, Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde
94'tür. Bu yıl, inşallah, o seviyenin de üzerine çıkacağımızı umuyoruz.
Değerli arkadaşlar,
biraz önce aile hekimliği uygulamalarından bahsedildi, pilot uygulamalar
var biliyorsunuz. Aslına bakarsanız, aile hekimliği uygulaması,
gerçekten vatandaşımızın ailesinden biri olarak görebileceği
bir hekime muayene olması, o hekim tarafından kontrollerinin yapılabilmesi,
koruyucu hekimlik uygulamalarının gerçekleştirebilmesini hedeflemektedir.
Söylenilenlerin ve iddia edilenlerin aksine, yapılan araştırmalarda,
anketlerde sağlık hizmetlerinden genel memnuniyetin de üzerinde
bir memnuniyetle -yüzde 77,5 oranında- özellikle Düzce ilimizde, aile
hekimliği uygulamalarından vatandaş memnuniyeti net olarak gözükmektedir.
Ki, sağlığı bozulmuş insanların memnun olmasının zor olduğu düşünülecek
olursa, bu oranın oldukça yüksek olduğunu, aslında, takdirlerinize
sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
hastanelerin tek çatı altında birleştirilmesine, tahmin ediyorum
kimsenin artık herhâlde "bu iş iyi olmadı" diyecek bir tarafının
kalmadığını düşünüyorum. Çünkü özellikle SSK'lı vatandaşlarımız
bu konudan çok mustaripti ve şimdi her nereye gitsek -özellikle ilçelerdeki
vatandaşlarımız, taşradaki vatandaşlarımız, elbette merkezde
yaşayan vatandaşlarımız da- bu konudaki memnuniyetlerini vatandaşımızla
yüz yüze geldiğimiz zaman bize çok net olarak ifade etmektedirler.
Performansa dayalı
döner sermaye priminde de, sanki sağlık personelinin avantajınaymış
gibi gözüken bir şey ifade ediliyor. Aslında, aslolan yine vatandaşlarımızın,
halkımızın, sağlığı bozulmuş vatandaşlarımızın daha sağlıklı,
daha kaliteli hizmet alabilmesine yöneliktir. Aslına bakarsanız,
iktidarımızdan önce hastanelerde bakılan, muayene edilen hasta
sayısına, yani poliklinik sayısına ve şimdiki poliklinik sayılarına
baktığımız zaman, vatandaşlarımızın memnuniyetinden dolayı hastanelere
daha fazla müracaat ettiklerini, dolayısıyla poliklinik sayısının
yükseldiğini hep birlikte görmüş oluyoruz.
Sosyal Güvenlik Kurumunun
tek çatı altında toplanmasını hep birlikte burada kanunlaştırdık.
Ben bütün, iktidar-muhalefet, milletvekillerine teşekkür ediyorum.
Keşke genel sağlık sigortası da yılbaşından itibaren hayata geçebilseydi
de biraz önce şikâyet edilen konular olmasaydı. Devlet hastanelerinde,
Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde -burada yeri gelmişken
özellikle ifade edeyim- ben şahsen rehin kalma gibi bir şeyin artık
tarih olduğunu bir sağlık mensubu, bir doktor olarak da böyle bir şey
işitmediğimi bir kez daha buradan özellikle ifade etmek istiyorum.
Yalnız, bazen, özel hastanelerde, üniversite hastanelerinde, bizim
de basından okuduğumuz şeyler elbette oluyor. Onu, yine, Sayın Bakanımızla
istişare ederek, onların da sorunlarını hep birlikte çözüyoruz.
Değerli arkadaşlar,
aslında, bu kısa bakıştan sonra, özellikle sağlık hizmetlerinden
genel olarak memnuniyet anketinde, Türkiye İstatistik Kurumunun
yaptığı ankette, sağlık hizmetlerindeki gelişmenin ne kadar yerinde
olduğunu çok net olarak ortaya koyan bir araştırma var. 2003 yılında,
genel olarak, sağlık hizmetlerinde memnuniyet yüzde 39,5 iken, 2005
yılında, bu, yüzde 55'lerin üzerine çıkmıştır. Bu da, çok net olarak
gösteriyor ki, sağlık hizmetlerindeki çalışmalar, gelişmeler vatandaşımızın
takdirini toplamaktadır. Biz de, vatandaşımızın takdirine mazhar
olmaya gayret ediyoruz. Vatandaşımıza hizmet için iktidar olduk.
Değerli arkadaşlar,
elbette, sağlıkta dönüşüm durmuyor, devam ediyor. Şimdi görüşmekte
olduğumuz Bazı Kanunların Sağlık Kurulu Raporlarına İlişkin Hükümlerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'yla da, insanlarımızın
daha kolay hizmet almasının sağlanması elbette hedeflenmektedir.
Önce, sağlık kurulu
nasıl çalışır, sağlık kurulundan nasıl hizmet alınır, sağlık kurulu
niye vardır diye eğer bir düşünecek olursak… Uzun süren bazı kronik
hastalıklar var; örneğin, şeker hastalığı gibi, hipertansiyon gibi,
kronik böbrek yetmezliği gibi, kanser gibi daha çok sayabileceğimiz
birçok hastalık var. Bu hastalarımız, bu vatandaşlarımız, sık sık,
o dört kalem ilacı geçmeyen veya bir haftalık dozu geçmeyen ilaçlar
yazılmaması için, iki aylık, üç aylık veya daha uzun süreli ilaçlarını
reçetelendirebilmesi için sağlık kurulu raporu alması gereği
vardı. Bir de, yüzde 10 veya yüzde 20 muafiyetinden yararlanması hedefleniyordu
sağlık kurulu raporunda.
Bu sağlık kurulu raporu
nasıl alınıyor diye düşünecek olursak, sağlık sisteminde çalışmadan
gelmiş olan arkadaşlarımız açısından söylüyorum: Böyle bir hastalığa
sahip olan vatandaşımız, ister taşrada olsun ister şehir merkezinde
olsun, ilgili uzmana veya ilgili uzmanlara öncelikle müracaat
edecek. Müracaat ettiği hekim, önce, o yaşadığı yerde olması gerekiyor,
yaşadığı yerde yoksa bir başka merkeze hastamızın, vatandaşımızın
gitmesi gerekiyor. Dolayısıyla, hekime ulaştıktan sonra, hekim,
gerekli tetkiklerini, gerekli muayenesini yaptıktan sonra, bu
hastamızın şu hastalığı vardır, şu, şu, şu ilaçları kullanması gerekir
diyerek -ilaçların da preparat adını da değil, jenerik adını yazarak-
sağlık kuruluna sevk eder. Şimdi, işkence burada başlar aslında.
Sağlık kuruluna sevk eder, sağlık kuruluna gider vatandaşımız, hastamız,
o gün sağlık kurulu toplanmıyordur; haftada iki veya üç kere toplanıyordur,
küçük hastanelerde bazen her gün topluyorlar gerçi. "Siz, üç gün
sonra gelin raporunuzu alın" diyor hastane yetkilileri. Üç
gün sonra geldiğiniz zaman, "Henüz imzadan çıkmadı…" Görüyorsunuz,
hasta için hem zaman kaybı hem de -eğer çalışıyorsa hasta olmasına
rağmen- iş gücü kaybı. Bir de, hastanede çalışan sağlık personellerimiz
ve doktorlarımız açısından da, yine, lüzumsuz bürokratik engeller
ve formaliteler.
Hasta, aslında, sağlık
kuruluna da çağrılmaz özellikle ilaç ve tıbbi malzemeler için; çünkü,
Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'nin 27'nci maddesinin
ikinci fıkrasından bir pasajı eğer okuyacak olursak: "Kurul, buna
göre, gereğinde, hastayı veya rapor isteyen kişiyi bizzat da görerek
karar verir." deniyor. Ama, uygulama odur ki, sürekli ilaç raporu
alacak olan hiçbir vatandaş -birçok tıbbi malzemeler için- hastalar
sağlık kuruluna çağrılmaz. Aslında, çağırmanın gereği de yoktur;
çünkü, vatandaşımız zaten bir hekime muayene olmuştur, o hekim Türkiye
Cumhuriyeti devletinin yetiştirdiği bir hekimdir, Türkiye Cumhuriyeti
devletinin imkânlarıyla çalışan, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası'na
bağlı bir hekimdir, zaten yanlış yapması beklenemez. Dolayısıyla,
o hekime de bir güvensizlik olmuş olur. Aslında, Tababet Uzmanlık
Tüzüğü'ne göre hekimler ve diş hekimleri uygulamalarında serbesttirler,
müdahale edilemez.
Ancak, elbette, zaman
zaman suistimaller de görülmüş olabilir, her konuda olduğu gibi,
her sektörde olduğu gibi yaşanmış olabilir. Bir yerde suistimalin
yaşanmış olması, bir kurumu, bir topluluğu olduğu gibi de cezalandırmayı
ve formalitelere boğmayı da gerektirmez. Onun Türkiye Cumhuriyeti
yasalarında gerekli cezai müeyyideleri vardır. Bu, ayrıca, çok
sıklıkla da gözüken bir şey değildir, çok nadir gözüken hadiselerdir.
Benim, uzun süreli hekimlik hayatımda çok nadir karşılaştığım, çok
nadir işittiğim durumlardır bunlar.
Burada, vatandaşlarımız
açısından zaman kaybından, maddi kayıptan, iş gücü kaybından bahsettik,
bürokratik zorluklardan bahsettik. Bir de, aslında, devletimiz ve
sosyal güvenlik kurumları açısından da bir sıkıntı var. Tek hekim raporu
15,5, artı sağlık kurulu için de 5 YTL olmak üzere bir ücreti varken,
eğer tam teşekküllü bir sağlık kurulu raporu oluyorsa, bu, 48,5-50
YTL civarında olmaktadır. Bir de sosyal güvenlik kurumlarımız açısından
da maddi kayıp açısından da oldukça önemlidir. Ayrıca, kırtasiye
giderleri ve kırtasiye işlemleri açısından da oldukça önemlidir.
Aslında, bakarsanız,
bu iktidarımız döneminde Bakanlığımızca, Hükûmetimizce birçok
sıkıntıyı aşacak yönetmelikler çıkarılmıştı. Bu şekilde, vatandaşlarımızın
sağlık kurulu raporları da öncelerine göre oldukça kolaylaştırılmıştı.
Ancak, bu durumun, bu sıkıntının giderilmesi için, başta hekimlerimizin
onurunu korumak için, sağlık kurulu raporlarının zaten tek hekim
raporuyla çıkan… Çünkü, biraz önce de ifade ettim, sağlık kurulu diğer
hekim arkadaşına asla güvensizlik yapmaz, sevk ettiği raporu -çok
bilinen bir şey yoksa veya bir yazım hatası yoksa- genellikle onaylar.
O nedenle, bu yasa tasarısı, oldukça önemli bir yasa tasarısıdır;
vatandaşımızı ve Bakanlığımızı, devletimizi, birtakım bürokratik
engellerden kurtaracak yasa tasarısıdır. Ülkemize, milletimize,
insanlarımıza, vatandaşlarımıza hayırlı olmasını öncelikle
diliyorum.
Bir de -aslında yeri
değil belki ama- maluliyet raporlarında, özellikle merkezde olması
nedeniyle yaşanan sıkıntılar var, Komisyonda görüşülürken ifade
etmişti bazı milletvekili arkadaşlarım. Bu sıkıntıyı gidermek
üzere de arkadaşlarımızla bir komisyon oluşturduk, üzerinde çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
hazır, sağlıkla ilgili gelişmeler ve Türkiye genelindeki memnuniyetten
bahsederken, ilim Antalya'dan da birkaç kelimeyle buradan söz etmek
istiyorum. Nasıl, Türkiye genelinde sağlık hizmetlerinden memnuniyet
varsa, benim ilim, seçim bölgem Antalya'da da vatandaşlarımızla -biraz
önce de ifade ettiğim gibi- yüz yüze istişarelerimizde, özellikle
yeni yapılan hastanelerle ilgili memnuniyetlerini vatandaşlarımız
ifade etmektedirler. Biz de vatandaşlarımızı memnuniyetle dinlemekte
ve biz de memnun olmaktayız. Özellikle Kumluca Devlet Hastanemizin
açıldığını, Aşur Aksu Hastanesinin açıldığını, 600 yataklı, beş
yıldızlı otel standardında Antalya Devlet Hastanesinin çok kısa sürede
tamamlanacak olmasını, Serik Devlet Hastanesinin yine açılmaya
hazır olduğunu ben bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.
Bir de, özellikle diş
hastalarımız için ağız-diş hastanesinin faaliyete geçtiğini buradan
hem milletimize hem hemşehrilerimize, bütün herkese ifade etmek
istiyorum.
Bu yasanın tekrar hayırlı
olmasını diliyor, hepinize tekrar saygılarımı sunuyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Akman.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Ordu Milletvekili İdris Sami Tandoğdu.
Buyurun Sayın Tandoğdu.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA İ. SAMİ
TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Bazı Kanunların Sağlık Kurulu Raporlarına İlişkin Hükümlerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu,
sağlığa verilecek olan değişiklikler, halkımıza verilecek olan
rahatlıklar üzerine hazırlanmış olan bu kanun tasarısı üzerinde
konuşmak için Grubum adına söz almış bulunmaktayım.
Tabii, şimdi, üniversite
yıllarından bu yana dek, talebelik yıllarımızdan bu yana dek sağlık
kurulu raporu oldukça sıkıntı vermektedir kuruma; hastanelerimize,
üniversitelerimize, devlet hastanelerimize ve sağlık ocaklarımıza.
Çünkü, bir konuyla ilgili müracaatınızı yaptığınız zaman, hastanenin
bütün polikliniklerinden geçmek zorundasınız. Örneğin, silah ruhsatıyla
ilgili bir sağlık raporu alacaksınız. Müracaat edilmesi gereken,
bakılması gereken tek poliklinik, klinik psikiyatri kliniğiyken,
nöroloji kliniğiyken, bütün klinikleri dolaşıyorsunuz, kuyruklara
giriyorsunuz, oradaki iş gücünü zayıflatıyorsunuz, çalışmaları
engelliyorsunuz, en sonunda geldiğiniz yer psikiyatri ve raporda
da en önemli bölüm budur. Eğer orası sağlıklı bir rapor vermişse, o kişinin
raporu halledilmiş oluyor.
Aynı şekilde, ehliyet
meselesinde de, ehliyet için de istenen sağlık raporunda bütün poliklinikleri,
bütün servisleri geziyorsunuz, en önemlisi göz. Gözdeki daltonizmi,
renk körlüğünü ortaya çıkaracak olan muayeneyi eğer sağlıklı atlatmışsanız,
sağlık raporunuz, sağlık kurulu raporunuz sağlıklı demektir. O nedenle,
diğer bölümlerde uğraşmak hem hekim için hem hasta için çok büyük bir
zaman kaybı olacağı için, bu tasarının, bu kanunun hazırlanmasında
özünde samimiyetine inancımla, samimiyetine inanarak, bu kanun
tasarısının değişimine ve hazırlanmasına onay veriyorum.
Fakat, Sağlık Bakanlığı,
yarın bu kürsüye çıktığında, bu halkın kürsüsünde veyahut da herhangi
bir yerde sağlık hizmetlerini överken, eksik bırakmış olduğu yerleri
veyahut da aşıyla ilgili, çocuk aşılarıyla ilgili meseleleri anlatırken,
sağlık hizmetlerindeki devrimlerini, Sağlıkta Dönüşüm Projesi'nin
başarılarını anlatır ki, bu da, bizim çok zorumuza gider.
Biraz evvel arkadaşımın,
meslektaşımın dediği gibi: "Önce insan." Evet, fakat, en yüce
değerin insan olduğunu unutarak, "insan" dememek lazım. En
yüce değer, evrende, sistemde insandır. Bu insanın da en iyi hizmet
alacağı yer, sağlığıdır. Sağlığa bakan yerin en iyi oluşuma sahip
olması gerekir.
Ama, maalesef, Türkiye'de,
Sayın Bakanın devamlı olarak söylemiş olduğu ve buradan da cevap
vereceğini tahmin ettiğim, "Ben sağlıkta dönüşümü uyguladım,
reformlar, devrimler yaptım." derken, şimdi, ben buradan soruyorum.
Sizler de bu olayı yaşıyorsunuz. Bölgenizden gelen hastaların sıkıntılarını
yaşayan milletvekilleri olarak sizler bunlarla her gün karşılaşıyorsunuz.
Elinize, yanınıza gelmiş olan hemşehrilerinizden SSK'lı,
Bağ-Kur'lu, yeşil kartlı ve hasta tümöral veyahut da üniversite hastanelerinde
tedavi edilmesi gereken özel bir hasta. Peki, nasıl tedavi ettireceğiz?
Hani sağlıktaki reform, hani sağlıktaki değişim? Bu vatandaşın parası
yoksa, oradan içeriye, o hizmetin verilmesi mümkün değil. Yani, oradan
içeriye giriyor, ama, ekonomik olarak oradan hizmet alması mümkün
değil. Nasıl alacak? Vatandaş cebinden parasını ödeyecek,
Bağ-Kur'lu ise, SSK'lı ise, yeşil kartlı ise ödemesini yapacak. Ne kadar
bu ödeme? 8 milyar, 16 milyar, 36 milyar, 120 milyar, 130 milyar, bunu,
kurumundan, fatura edilmiş olan bu parayı alacaktır. Esas sıkıntı
burada. Bunu halletmeden, bir sağlık kuruluşunun başında olan kişinin
"Ben devrim yaptım." demesini kabul etmemiz mümkün değil.
Ve ayrıyeten, aile
hekimliği içerisinde, mecburi hizmetin yanına aile hekimliğini
de koyarak, "Eğer sen bu aile hekimliğini yapacaksan, bu mecburi
hizmetini de yerine getireceksin." sözleriyle tehditvari şekilde…
Arkadaşlarımızdan, meslektaşlarımızdan hizmet almanın çok büyük
sıkıntısını yaşıyoruz. Aile hekimliği problemlerini biraz önce
arkadaşım -maalesef- anlatırken, Düzce'de yüzde 77'yle başarı oranından
bahsediyor. Ben göremiyorum; bir doktor milletvekili olarak, yüzde
77 başarı kazanmış bir aile hekimliğinin pilot uygulamasındaki
başarısını görmüş değilim. Ben de gidiyorum, inceliyorum, sıkıntılar
bitmiyor. Neden bitmiyor? Çünkü, aile hekimliği olarak hizmet veren,
yani, eski sağlık ocağının halk üzerinde güven vermemesinden. Orada
bir laboratuvarın, orada bir röntgen cihazının, orada bir tahlil laboratuvarının,
diyabeti ölçecek bir sistemin olamaması, oradaki hastaların merkeze
gitmesine neden oluyor. O zaman gidiyorsunuz, merkezde, bakıyorsunuz
ki, Düzce Devlet Hastanesi dolu, Düzce Özel Hastanesi dolu, üniversite
hastanesine gidiyorsunuz, orası da dolu. Neden? Çünkü, birinci basamak
sağlık hizmetlerini veren kuruluşların yeterli olmamasından ve
güven telkin etmemesinden kaynaklanıyor.
Peki, ne olmalıdır?
Avrupa'da nasıl oluyor bu işler? Avrupa'da, bunun altyapı çalışmalarını
tamamlamış, on bir sene uğraşmış Almanya ve aile hekimliği programına
öyle geçmiş. Fransa sekiz buçuk sene uğraşmış, aile hekimliği uygulamasına
geçmiş, şimdi de yavaş yavaş uzaklaşıyor.
Peki, oradaki sağlık
ocakları sayısı ne? Almanya'da, 75 milyon nüfuslu Almanya'da 70 bin
tane sağlık ocağı var. Fransa'da, 68 milyon nüfuslu Fransa'da 60 bin tane
sağlık ocağı var ve tam teşekküllü. Türkiye'de, 73 milyon Türkiye'de
kaç tane sağlık ocağı var arkadaşlarım? 7 bin tane.
Peki, bu 7 bin tane
sağlık ocağıyla nasıl hizmet vereceksiniz de, büyük merkezlerdeki,
sağlık merkezlerindeki gerekli olan, ihtiyaç olan, hakikaten yapılması
gereken hizmeti versin o hastane? Ben gidiyorum, Ordu Devlet Hastanesi
dolu, Umut Hastanesi diye bir özel hastane açtı arkadaşlarımız, dolu.
Şimdi, Fatsa'ya geliyorsunuz -Fatsa'da iki tane özel hastane açılmak
üzere- Fatsa Devlet Hastanesi ağzına kadar dolu.
Peki, sağlık ocaklarında
ne var? Sağlık ocaklarındaki doktor arkadaşlarımız, maalesef, oturuyor.
Fatsa'daki Verem Savaş Dispanserine gidiyorsunuz, röntgen cihazının
otomatik banyo sistemi yok, kalibrasyonu yapılamıyor, film çekilemiyor.
Nerede çekilecek filmi? Devlet hastanesine gidecek. Devletin hastanesine
gitse ne yapıyor? Gerekli olan hastanın sırasını ve zamanını almış
oluyorsunuz, doktorun da zamanını almış oluyorsunuz. Bu şekilde,
sağlıktaki reform veyahut da sağlıktaki aşamalar veya değişimlerden
bahsedilmesi mümkün değildir.
Yüz binlerce defa söyledik,
kendisine şifahi olarak da söyledik Sağlık Bakanının ve nihayet
altı ay süre vererek, Türkiye'deki radyoloji teknisyenlerinin durumlarını
altı ay erteleyerek, altı ay sonra getirerek, AB standartlarına
uygun şekilde çalışmasını sağlayacaklar. Şimdi, soruyoruz, gidiyorsunuz
herhangi bir hastaneye, herhangi bir üniversite hastanesinin radyoloji
kliniğinin önünden geçerken "hamile hanımlar buradan geçmesin,
dikkat etsin." Peki, oranın, tam, bir Atom Enerjisi Kurumundan veyahut
da üst kurumlardan, radyasyondan izole edildiğini belgeleyen belgeleri
var mı? Yok. Bundan bir ay bir buçuk ay evvelki konuşmamda burada elimdeki
belgelerle gösterdim. Özel hastanelerde ruhsatsız çalışan muayenehane
sayısı ve hastane sayısı yüzde 60. Devlet hastanelerindeki oran
ise daha fazla. Peki, burada çalışan personelin sağlık güvencesini
nasıl güven altına alacaksınız? Alamıyorsunuz. Çünkü, özel hastaneler
sağlık personelini ne kadar ucuz çalıştırırsa, o kadar büyük kâr
edeceği için, oradaki kalite ve kantitenin düşüklüğünü görmemek
mümkün değildir. İşte, bu sağlık raporlarında da zaten endişemiz,
sıkıntımız buradan kaynaklanmakta. Ben burada, özel hastanelerdeki
veya orada çalışan arkadaşlarımı mağdur durumda veyahut da herhangi
bir itham altında bulundurmak istemiyorum. Onlar benim meslektaşım,
gayet canpare bir şekilde çalışıyorlar. Ekonomilerini gayet tabii
ki, ön planda tutacaklardır, ama, bu verilen raporlarda çok yanlışlıklar
yapılacağı kanısındayım. Bunların da çok iyi bir denetim ve denetleme
altında kalması gerekir.
Şimdi, devamlı olarak,
ben bir doktor milletvekili olarak, seçim bölgemden ve etrafından
şikâyetler alıyorum. "Sayın vekilim" diyor, "benim bir
ilaçla ilgili raporum hazır elimde. Gidiyorum eczaneye, eczaneden
ilaçlarımı aldıktan sonra benden 60 milyon lira fark istiyorlar."
Neden? Diyor ki, "eczanenin bilgisayarında diyelim ki (A) ilacını
yazmış, neden (B) ilacını yazmamış; (B) ilacı 10 lira, yazılan (A)
ilacı eğer 30 liraysa, aradaki farkı alıyor." Neden? İlaçta tasarruf.
Peki, Sayın Bakanım, lütfen, buradan şimdi size soruyorum. Bugün
kaçmadınız, eğer dinliyorsanız beni, eğer dinleme lütfunda bulunuyorsanız,
bu belgelerime, bu sözlerime bu kürsüden cevap vermenizi bekliyorum.
Peki, siz, iki üç ay evvel
bir genelge gönderdiniz bütün hastanelere, bütün üniversite hastanelerine,
devlet hastanelerine, göz hastanelerine, bilhassa göz hastanelerine,
ilaçta tasarruftan bahsediyorsunuz. İlaçların isimlerini burada
söylemeyeceğim, siz daha iyi biliyorsunuz. "Bu ilacı kullanamazsınız,
bu ilacı kullanacaksınız. Eğer bu ilacı yazarsanız, özel, Sağlık Bakanlığından
rapor almak, izin almak zorundasınız." diyorsunuz. Şu anda Amerika'da,
Avrupa'da ve bütün gelişmiş ülkelerde kullanılan, sarı nokta hastalığında
kullanılan bu ilacın maliyeti ne biliyor musunuz arkadaşlar? 50
milyon lira. Eski parayla söylüyorum, 50 milyon lira. Amerika'da,
Avrupa'da kullanılıyor. Bu jenerik bir ilaç, yani benzer bir ilaç; o
hastalık için icat edilmiş, keşfedilmiş bir ilaç değil, ama ona faydalı
geldiği için bütün Amerika, Avrupa tıp mecmualarında "Çok tasarruflu
bir ilaç, çok faydalı bir ilaç ve iyi neticeler alıyoruz." diye yayınlıyorlar.
Sayın Sağlık bakanı bir genelge gönderiyor, "Bunu kullanamazsınız,
bu ilaçları kullanacaksınız." O ilaçlar kaç lira biliyor musunuz?
Bir tanesi 1,5 milyar lira.
Sevgili arkadaşlarım,
değerli milletvekili arkadaşlarım, sağlıkta tasarruf yapılmalıdır,
ilaçta tasarruf yapılmalıdır, ama bu şartlarda, bu şekilde değil. Hemen
akla gelecek olan şudur: Acaba, Sağlık Bakanlığının bu firmalarla
bir diyaloğu mu var? Hayır, inanın ben bunu söylemiyorum, akla gelen
budur ama. Ama, bunu burada kendisinin açıklamasını istiyorum. Neden
yaptığını, neden o genelgeleri gönderdiğini, ilaçta tasarrufun
ne demek olduğunu size anlatıp aydınlatması lazım, siz de Bakanınızın
ne yaptığını, ne işlediğini veyahut da hayranlığınızı veya hayransızlığınızı
ortaya koymanız lazım. Sayın Başbakanımız da "En iyi bakanlarımdan
biridir." diyor. Evet, insan olarak ben de seviyorum. Hepimiz
birbirimizi seviyoruz, birbirimize saygılıyız, ama hizmet konusundaki
eksikliklerini görmemezlikten gelmek çok yanlıştır.
Şimdi, Sayın Bakanımızın
en büyük eksikliklerinden birisi de, kürsüyle alan farkını ayırt
edemiyor. Kürsüde konuşma veyahut da herhangi bir yerde sağlık hizmetlerini
anlatırken, güzel bir şey. Ama, alanda bu hizmeti görememek en büyük,
eksikliktir ve en büyük bu eksikliği de kabul etmek, bu öz eleştiriyi
yapmak da büyüklüktür. Maalesef, her ikisinden de mahrum bir şekilde
hizmet verdiği için, hizmetleri yeterli değildir.
Şimdi, buradan, kendisine
gene soruyorum. Radyasyonla ilgili olan sıkıntıları halledemeden,
radyasyon hakkında kanun tasarısı çıkaramazsınız. Burada, en güzel
örneği: Numune Hastanesinde Girişimsel Radyoloji Bölümünü kapatmak
zorunda kalmıştır Numune Hastanesi. Ankara'nın merkezinde, bütün
Anadolu'ya hizmet veren ve hizmetinde hiç eksikliğini görmediğimiz
bu hastanede, maalesef bu bölüm kapatılmıştır. Neden? Tiroit hastaları,
doktorlar olarak, çalışan personel ve yardımcı personelde tiroit
vakaları artmaya başladı. Tiroit iltihapları, yani guatrın -halkın
anlayacağı şekilde söylüyorum- o bölümde arttığını görüyoruz. Peki
neden oluyor bu? Radyasyondan tam hâlledilmemiş, radyasyondan arındırılmamış
bu bölgenin hizmet vermesinden. Ne yapıldı? Orası kapatıldı.
Şimdi, defalarca söylememe
rağmen, Atom Enerjisi Kurumunu da bu konuda uyarmama rağmen, bir radyoloji
cihazının düğmesine buradan bastığınızdaki çıkan radyasyonla
hastaya varan radyasyon arasında fark var, kalibrasyon farkı var. Bunların
tespitini yapacak bir cihazı, bir sistemi yok Bakanlığın, bir arşivi
zaten hiç yok.
Defalarca, bana Karadeniz
Bölgesi'nden hastalar geldiği zaman, 10 hastanın 8 tanesinin kanser
olduğunu, gerek kanser araştırma merkezine gerekse Sağlık Bakanlığına
dört buçuk seneden beri söyleye söyleye "ağzımda ot bitti"
tabirini kullanmak zorunda kalıyorum. Bir girişimde, bir iyilikte…
Bir kanser araştırma merkezinin oluşmasını sağlamamış ve kanser
araştırma heyetinin oluşmasını engellemiş, bununla ilgili komisyon
çalışmalarımızı kulak ardı etmiş, sadece "Ordu'ya bir kanser
araştırma merkezi kurdum" diyerek bir yer tutmuş ve üzerine de
"Kanser Merkezi" yazmakla yetinmiş. Lütfen, bu insanların
gözlerine baka baka, o bölgedeki insanların, belki seçim bölgesindeki
o milletvekili arkadaşlarımızı rahatlatabilirsiniz, ama halkı
rahatlatamazsınız.
Mecburi hizmet kuralarında
devamlı olarak ben sizi uyardım. "Ne olursunuz, Karadeniz Bölgesi'nde,
Samsun'a, Ordu'ya, Giresun'a kanser mütehassısı gönderin, kuralara
koyun." diye. Hayır, hiçbir zaman koymadınız ve kalkıp da, evinin
karşısındaki hastanesinde hizmet veren doktorları çalıştırdınız.
Çok ayıp ettiniz. Ama, bunun ayıbının hesabını, er geç seçim bölgenizde
ve halk verecektir. Bakın, seçim bölgenizdeki insanlar da verecektir,
bu halk da size bunu hesabını soracaktır.
Burada biz hepimiz,
doktor milletvekilleri olarak 25-30 kişiyiz, hizmet veriyoruz. Biz,
insanlara aynı mesafedeyiz. Ben bölgeme gittiğim zaman, şahsen,
hiçbir zaman yakamda Cumhuriyet Halk Partisi rozetiyle gezmem, milletvekili
rozetiyle geziyorum. Neden öyle geziyorum dediğim zaman arkadaşlarıma,
çoğu kendi cevap veriyor. Çünkü, ben, insanlarla aynı mesafedeyim,
herkes benim için aynı mesafede, aynı eşitlikte, aynı partiden insanlardır,
çünkü ben doktorum. Doktor olan insanın diğer milletvekillerinden
daha farkı vardır. Biri avukattır, biri eğitmendir, biri tüccardır,
bir başka meslektendir, onlar takabilirler. Ama, tıp mensubu bir milletvekili,
hiçbir zaman bölgesinde partisinin rozetini değil, milletvekili
rozetini takarak gezeriz, çoğu arkadaşlarım da öyle yaparlar. Çünkü,
biz insanlara "Sen bana oy verdin, vermedin, ben sana bakmam, bakamam."
sözlerini, biz, doktorlar olarak kullanamayız. Biz, okuldan mezun
olurken yemin etmişiz bütün insanlara hizmet edeceğimize, paralı-parasız
herkese bakacağımıza. Biz, diğer milletvekili arkadaşlarımızdan
farklıyızdır. Halk onu için de zaten bizi tercih etmiştir.
Sevgili arkadaşlarım,
Sağlık Bakanlığının bu düşüncelerime ve bu görüşlerime, bu kürsüden,
bu halkın kürsüsünden cevap vermesini istiyorum. Ama, bu yasayı,
hazırlanmış olan, bu "sağlık kurulu raporu"nun, "sağlık
raporu" şeklinde değiştirilmesini destekliyor, hepinize
saygılar, sevgiler sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Tandoğdu.
ALİM TUNÇ (Uşak) - Kanser
mütehassısı hiç duymamıştım.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu)
- Sen ihtisas yap da gel!
BAŞKAN - Sayın İrfan
Yazıcıoğlu…
Sayın İnci Özdemir… Yok.
Sayın Haluk Koç… Yok.
Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu,
buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, konu sağlık
kurulu raporları, ama bir de bununla ilintili, özürlülerle ilgili
bir problem var. Bunun tutanaklara geçmesi açısından, demin Sosyal
Güvenlik Bakanım buradaydı, olsaydı onun konusu, bir problem var…
SABRİ VARAN (Gümüşhane)
- Bakan burada.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Sayın Bakanım, özürlülere zannediyorum ayda 50 veya
60 milyon bir maaş veriyoruz. Daha sonra özürlü kontenjanından bunların
bazılarına iş bulunmuş -yaklaşık 60 bin kişi Türkiye'de- ama, Özürlüler
İdaresi, bu insanların maaşlarını yine göndermiş. Bunlardan hiç
kimse maaşa bağlı verilen bir maaş olarak yorumlamamış, bu insanlar
bilmiyor. Şimdi, yaklaşık 60 bin özürlüye mektup gitmiş: "Eğer
faiziyle beraber, verdiğimiz özürlü maaşlarını iade etmezseniz,
hepinizi icraya vereceğiz."
Değerli milletvekilleri,
bunlar özürlü. Devlet, sosyal devlet anlayışıyla bunlara bir maaş
vermiş veya bir harçlık vermiş. Yani, bunun miktarı zannediyorum ki
ya 50 lira veya 60 lira. Şimdi, bir şekilde -bunların belki içinde bilenleri
vardır- bir iş bulduğu zaman, yani bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı
bir yerde çalıştığı zaman, gidip "bu maaşımı kesin" dememişler.
Aslında, bunlar, İş Kurumu kanalıyla iş buluyorlar biliyorsunuz,
kurumlar bunları İş Kurumundan çağırıyor, İş Kurumu kimlerin özürlü
maaşı aldığını biliyor. Devlet olarak, işe yerleştirilen bir kişinin
de bir şekilde özürlü maaşını kesmek bizim görevimizdi. Ama, bu insanların
banka hesaplarına, özürlülerin banka hesaplarına sürekli gitmiş.
Şimdi, bunlara, yaklaşık Türkiye'de 60 bin özürlüye "icraya verilecek"
diye mektup gitmiş.
Sayın milletvekilleri,
bunlar özürlü. Allah kimseyi elden avuçtan bırakmasın.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Kütahya) - Komisyonda görüşüldü biraz önce, onlar hakkında bir yasal
düzenleme önümüzdeki hafta gelecek.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Ben bunu… Sayın Milletvekilim,
Sayın Cantimur diyor ki: "Biraz önce komisyonda görüşüldü, haftaya
böyle bir yasal düzenleme gelecek." Ben, özürlüler adına teşekkür
etmekten başka bir şey yapamıyorum.
Hepinize saygılar
sunarım. (Alkışlar)
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sayın Başkan…
BAŞKAN - Komisyon adına
kürsüden açıklama yapın, buyurun.
Komisyon adına, Trabzon
Milletvekili Sayın Cevdet Erdöl, buyurun.
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; kısa bir açıklama yapma ihtiyacı duydum.
Sayın Aslanoğlu'na, bu fırsatı verdiği için teşekkür ediyorum.
Konu, hakikaten özürlü
vatandaşlarımızı ilgilendiren bir konu. Bunlardan, öyle veya böyle
maaş almakta olanlardan, bu maaşları geri talep ediliyor. Bununla
ilgili düzenlemeyi, Hükûmetimizin, Sayın Bakanımızın olumlu görüşleri
çerçevesinde biz, bugün görüştüğümüz Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonumuzda, düzeltme yolunda bir madde ekledik. En kısa zamanda, ümit
ediyorum ki, sizlerin huzuruna gelir ve kanunlaşır.
NURETTİN SÖZEN (Sivas)
- Gelecek dönemde inşallah.
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Devamla) - İnşallah
gelecek hafta içinde düşünüyoruz Sayın Hocam.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Erdöl.
Tasarının maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
1'inci maddeyi okutuyorum:
BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA
DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1- 14/7/1965 tarihli
ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 209 uncu maddesinin dördüncü
fıkrasında yer alan "sağlık kurulu raporu" ibaresi ile ek
22 nci maddesinde yer alan "resmi sağlık kurulu raporu" ibaresi
"sağlık raporu" olarak; 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf
ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu
Kanununun ek 18 inci maddesinde yer alan "sağlık kurulu raporlarının"
ibaresi "sağlık raporlarının" olarak; 17/7/1964 tarihli ve
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun ek 25 inci maddesinde yer
alan "sağlık kurulu raporu" ibaresi "sağlık raporu"
olarak; 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Kanununun geçici 139 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında
yer alan "resmi sağlık kurulu raporu" ibaresi "sağlık
raporu" olarak; 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 69 uncu maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendinde yer alan "sağlık kurulu raporu" ibaresi
"sağlık raporu" olarak değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili ve Grup Başkan
Vekili Sayın Haluk Koç, buyurun.
CHP GRUBU ADINA HALUK
KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan kanun tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
1'inci maddede söz aldım ve baştan bir özür dileyerek başlamak istiyorum,
çünkü kanun maddesiyle ilgili konuşmayacağım, ama sürenin tamamını
da kullanmayacağım. Sadece, 22'nci Dönemin yasama faaliyetlerinin
son günlerini geçiriyoruz, bu süre içerisinde, dört yıldır gözümüzden
kaçan bir haksızlığı dile getirerek, bunun düzeltilmesi için, kalan
sürede bir adım atılması talebini, konuyla ilgili olan mağdurlar
adına dile getirmeye çalışacağım.
Değerli arkadaşlarım,
tümü hakkında söz alan arkadaşlarımız görüşlerini ifade ettiler.
Bu konuda çok büyük bir problem olduğunu zannetmiyorum. Ama, esas
önemli konu... Bakın, dört yıldır hepimizin gözünden kaçan, bizim
kaçmayan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun kaçmayan, değişik fırsatlarda
bunu ifade eden, açıklamalarımız olan, kanun teklifleriyle konuyu
gündeme taşıdığımız bir sorun var, o da İmar Bankası bonozedelerinin
durumu.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı buradalar. Sayın Abdüllatif
Şener umarım tutanakları alır ve değerlendirir. Ve daha önce, Sayın
Abdüllatif Şener'in, değişik vesilelerle, değişik fırsatlarla bu
konuda toplumu önünde verdiği sözleri… 22'nci Dönem bitmeden, madem,
daha hâlâ yasama faaliyetine devam etme ısrarı gösteriyoruz, o
zaman, bu konunun hâlledilmesi noktasında da bir irade ortaya koymanın
bu dönem içerisinde tamamlanmasını ben sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, Devlet Denetleme Kurulu raporu ile BDDK'nın ve SPK'nın, konuda,
suçları ortaya çıktı. Bunlar yargıda belirlendi ve sonuçlandı.
Tam sayısını da söyleyeyim: 22.095 kişilik bir bono, devlet iç borçlanma
senedi alıp da hakkını kaybeden mağdur var ortada.
Değerli arkadaşlarım,
bunların çoğu emekli memur, bunların çoğu emekli olmuş kıdem tazminatı
almış işçi, bunların çoğu dar gelirli insanlar. Çok küçük birikimlerle,
içlerinde büyük olan olabilir, onu daha önce de dile getirdik, elinizde
her türlü yetki var, "nereden buldun, nasıl buldun" onu araştırın,
ama, 20 milyarlık, 25 milyarlık, 15 milyarlık, en fazla 30-35 milyarlık
birikimleri olan insanlara dört yıldır kan kusturuyoruz. Bunların
içinde hastalananlar oldu, bunların içinde intihar edenler oldu, bunların
içinde aile düzenleri bozulanlar oldu, bunlar içerisinde, varlık
ellerinde varken, küçük de olsa, dışarıya muhtaç olanlar oldu.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi bir kanun tasarısı Başbakanlıktan sevk edilmiş durumda. Plan
ve Bütçe Komisyonu bunu çağırmadı. Biz, Moritanya'yla ilgili uluslararası
anlaşmayı burada görüşüyoruz, biz bu dönemde ele alınmasa da olabilecek
olan yasa tasarılarını burada görüşüyoruz, ama, bu sistemin hatasından
ve bu da yargıyla kanıtlanmış olan, 22.095 mağdurun hakkını burada
geri verecek, yargı kararları ortada olmasına rağmen, bir yasama
adımı atmıyoruz. Değerli arkadaşlarım, bunu bir an önce gidermek
zorundayız.
Sonra, şunu da belirtmek
istiyorum: İktidar grubu Sayın Grup Başkan Vekili buradalar. Sunulan
tasarı, yargı kararları çerçevesinde, bu insanların maruz kaldığı
haksızlığı gidermiyor, yeni haksızlıklar getiriyor. Eğer çıkaracaksak,
Plan ve Bütçe Komisyonunda bu görüşülsün. Nasıl ki Anayasa değişiklik
tekliflerini, Türkiye Büyük Millet Meclisi teamüllerini bozarak,
dışına çıkarak, dayatarak, direnerek, kırk sekiz saatleri hiç göz
önüne almayarak, konuşma haklarını dikkate almayarak, ille çıksın,
çıkacak, bunun peşindeyiz tavrını, siyasi iradesini gösteriyorsunuz
da, 22 bin mağdurun hakkını teslim alması konusunda niye bir siyasi
irade göstermiyorsunuz?
Değerli arkadaşlarım,
bunun inşallahı maşallahı kalmadı. İnşallahı maşallahı kalmadı,
bu insanlar artık tükenme noktasında. Ya bunu yaparsınız… Bu bir
tespittir, 22 bin mağdur adına konuşuyorum, bir tane de akrabam yok
içlerinde, sadece geldiğim kökenden biliyorum o insanların neler
çektiklerini. Onlar için 15 milyar liranın ve onun faiz getirisinin
hayatlarında ve yaşamlarını idame ettirmede ne kadar önemli olduğunu
biliyorum. Ne kadar önemli olduğunu biliyorum.
Ve bu getirilen yasa
tasarısının, Cumhuriyet Halk Partisinin daha önce bu konuda verdiği
yasa teklifleriyle birleştirilerek ve düzenlenerek, bir an önce
çıkartılıp, önümüzdeki hafta bunun burada görüşülüp, Parlamentonun
o şekilde kapanması talebimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Sayın Sait Açba'ya seslenmek istiyorum.
Sayın Abdüllatif Şener'e, Sayın Başbakan Yardımcısına seslenmek
istiyorum: Tutanaklarda verdiğiniz sözler duruyor. Meclis kürsüsünde
verdiğiniz sözler duruyor. Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin
size sorduğu sorulara verdiğiniz cevaplar duruyor. Hepsi tutanaklarda.
Sanmayın ki unutuldu bunlar. O zaman gereğini yapın. Gereğini yapın
ve bu konuda, bu insanların haklı feryatlarına, Türkiye Büyük Millet
Meclisi 22'nci Dönemi kapanmadan çare olmak zorundayız.
Konunun dışında konuştuğum
için Sayın Başkandan, Sayın Bakandan ve Komisyon Başkanından ve değerli
milletvekillerinden özür diliyorum, ama önemli bir konuydu, bunu
da, bu arada, bu fırsatta ifade etme fırsatı buldum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde bir
adet önerge vardır.
Önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
1405 Sıra Sayılı Bazı Kanunların Sağlık Kurulu Raporlarına İlişkin
Hükümlerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1
inci maddesinin sonunda yer alan "sağlık raporu" ibaresinden
sonra gelmek üzere aşağıdaki düzenlemenin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
İrfan Gündüz |
Recep Garip |
İnci Özdemir |
|
|
İstanbul |
Adana |
İstanbul |
|
|
M. Necati Çetinkaya |
Nusret Bayraktar |
Gülseren Topuz |
|
|
Elâzığ |
İstanbul |
İstanbul |
"ve 108 inci maddesindeki
"1/1/2007" ibaresi "1/1/2008" olarak; 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanununun Geçici 91 inci maddesinin yedinci fıkrasında
yer alan "31/12/2005" ibaresi "31/12/2007" olarak;
24/7/2003 tarihli ve 4956 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin (d) bendi
ile aynı Kanunun geçici 3 üncü maddesinde yer alan
"1/1/2005" ibareleri ile 22/1/2004 tarihli ve 5073 sayılı Kanunun
17 nci maddesinde yer alan "1/1/2005" ibaresi
"1/1/2008"
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Uygun görüşle
takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükûmet?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
5510 sayılı Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun bazı maddelerinin Anayasa
Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle; anılan Kanunun
01/01/2007 olan yürürlük tarihi, 2007 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu
ile 01/07/2007 tarihine kadar ertelenmiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesinin
iptal kararı dikkate alınarak özellikle kamu görevlilerine ilişkin
olmak üzere 5510 sayılı Kanunla ilgili yapılacak düzenlemelerin
ilgili sosyal tarafların katılımı ile etraflıca değerlendirilebilmesi
için 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinin 01/01/2008 tarihine ertelenmesine
ve bu doğrultuda 506, 4956 ve 5073 sayılı Kanunlarda da gerekli ertelemelerin
yapılmasına yönelik olarak söz konusu önerge hazırlanmıştır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda 1'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekilleri,
yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Malumları olduğu üzere,
görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde
bulunmayan, ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan
bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla
katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı,
İç Tüzük'ün 87'nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.
Bu nedenle, önergeyi
okutup, Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla
-13 üyesiyle- katılırsa, önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme
açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi
işlemden kaldıracağım.
Şimdi, önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
1405 Sıra Sayılı Bazı Kanunların Sağlık Kurulu Raporlarına İlişkin
Hükümlerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına aşağıdaki
düzenlemenin 2 nci madde olarak eklenmesini ve müteakip maddelerin
teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
İrfan Gündüz |
İnci Özdemir |
M. Necati Çetinkaya |
|
|
İstanbul |
İstanbul |
Elâzığ |
|
|
Gülseren
Topuz |
Nusret
Bayraktar |
|
|
|
İstanbul |
İstanbul |
|
"Madde 2- 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanununun 140 ıncı maddesinin dördüncü ve beşinci
fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"İdari para cezaları ilgiliye
tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren on beş
gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine
itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler,
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili
idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması
hâlinde idari para cezası kesinleşir. Mahkemeye başvurulması cezanın
takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren on beş gün
içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezaları, bu Kanunun 80 inci
maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme
zammıyla birlikte tahsil edilir. İdari para cezalarının, Kuruma
itiraz ve yargı yoluna başvurulmaksızın tebliğ tarihinden itibaren
on beş gün içinde ödenmesi hâlinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin
ödeme, idari para cezalarına karşı Kuruma itiraz etme veya yargı
yoluna başvurma hakkını etkilemez. Ancak, Kurumca itirazın reddedilmesi
veya mahkemece Kurum lehine karar verilmesi hâlinde, daha önce
tahsil edilmemiş olan dörttebirlik ceza tutarı 80 inci madde hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir."
"Fiilin işlendiği
günden itibaren beş yıl içinde tebliğ edilemeyen idari para cezaları
zamanaşımına uğrar. İdari para cezaları hakkında bu Kanunda hüküm
bulunmayan hâllerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu
hükümleri uygulanır."
BAŞKAN - Sayın Komisyon,
önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Katılıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde
yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.
Bu önerge üzerinde
söz talebi olan arkadaşımız var mı? Yok.
Evet, önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Önerge, 2'nci madde
olarak eklenmiş oluyor böylece.
Sayın milletvekilleri,
yeni madde ihdasına dair bir diğer önerge vardır. Malumunuz olduğu
üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon
metninde bulunmayan, ancak, tasarı veya teklifle çok yakın ilgisi
bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun
salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak
görüşme açılacağı, biraz önce ifade ettiğim gibi, İç Tüzük'ün
87'nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu nedenle, önergeyi
okutup komisyona sunacağım. Komisyon salt çoğunlukla katılırsa
önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun
salt çoğunlukla katılmaması halinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.
Şimdi önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
1405 Sıra Sayılı Bazı Kanunların Sağlık Kurulu Raporlarına İlişkin
Hükümlerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına aşağıdaki
düzenlemenin 3 üncü madde olarak eklenmesini ve müteakip maddelerin
teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
İrfan Gündüz |
İnci Özdemir |
Recep Garip |
|
|
İstanbul |
İstanbul |
Adana |
|
|
M. Necati Çetinkaya |
Nusret Bayraktar |
Gülseren Topuz |
|
|
Elâzığ |
İstanbul |
İstanbul |
Madde 3- (1) 2/9/1971
tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar
Sosyal sigortalar Kurumu Kanununun 36 ncı maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkraları ile 50 nci maddesinin ikinci cümlesi hükmü ve 17/10/1983 tarihli
ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kanununun 33 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü
2007 yılı için uygulanmaz.
(2) 2926 sayılı Kanuna
tabi sigortalılardan, 2007 yılında aynı Kanunun 33 üncü maddesine
göre belirlenen gelir basamaklarından ilk altı basamakta bulunanlardan
altıncı basamak gösterge tutarının, yedi ve daha yukarı basamaklarda
bulunanlardan ise bulundukları basamak gösterge tutarının %
20'si oranında sağlık sigortası primi tahsil edilir.
(3) 1479 sayılı Esnaf
ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu
Kanununun Geçici 27 nci maddesinde geçen "Bu Kanun ve 2926 sayılı
Kanuna göre kayıt ve tescilleri yapılmış olan" ibaresi "Bu
Kanun ve 2926 sayılı Kanuna göre kayıt ve tescilleri yapılan"
olarak ve aynı maddede geçen "31/12/2006" ibareleri
"31/12/2007" olarak değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Sayın Komisyon,
salt çoğunlukla önergeye katılıyor musunuz?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Katılıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde
yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.
Söz talebi? Yok.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir ve bu
önerge tasarıya 3'üncü madde olarak eklenmiştir.
Eski 2'yi 4'üncü madde
olarak okutuyorum:
MADDE 4- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Anavatan Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Muzaffer Kurtulmuşoğlu.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
sözlerime başlamadan evvel hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Dört buçuk sene burada
ne dedik? Gelin, yasaları günübirlik çıkarmayalım, yasaları çıkarırken
muhalefetin, iktidarın birlikte konsensüsünü alalım, birlikte
görüşlerini alarak çıkaralım dedik. Şimdi hemen bir madde eklendi
ve bu maddeye de, ben, komisyon üyesi olarak kalktım, orada oturdum,
evet dedim. Niye biz ileriyi göremiyoruz hiç? Hep niye önümüzü, böyle
bir metre uzağını göremiyoruz? Siyaset demek illa benim dediğim
doğrudur demek değil ki.
Sevgili arkadaşlarım,
buna "evet" dedim, bundan evvelkine de "evet" diyorum,
yani çıkacak yasaya da "evet" diyorum, çıktığı için de teşekkür
ediyorum, ama, bir şey içimde yanıyor, onu söyleyeceğim. Anlaşsaydık
da… 550 milletvekili bir Cumhurbaşkanını seçemedik be bu Mecliste.
Bunun bizim için çok mu şık olduğunu zannediyorsunuz? Niye seçemedik?
AHMET YENİ (Samsun) -
Kaçtınız!
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Kusura bakmayın iktidar, biraz bu sizin çok bilmenizden
diyorum. Onun karşıtını bilirsiniz. Ne olur idi?
Şimdi, iki senedir
biz söyledik. Her yedi sene sonra Cumhurbaşkanlığı tartışması oluyor,
bunun olmaması için gelin Cumhurbaşkanını halka seçtirelim dedik,
ama hiç dinlemediniz, hiç umursamadınız. Ta ne zamana kadar? Meclis
dağılırken ve iş işten geçtikten sonra buraya Anayasa değişikliği
getirdiniz ve bu Anayasa değişikliğine de biz "evet" diyoruz.
Ama, sevgili arkadaşlarım, cumhurun başını cumhur seçsin, halk seçsin
dediğimizde, onun da bugün altyapısını hazırlayalım, ondan sonra
seçsin dedik. Ne yaptınız? İşte genel sağlık sigortası gibi koşarak
getirdiniz. Genel sağlık sigortasının ertelenmesiyle bu maddeyi
buraya ekliyoruz şimdi.
Ee -çok bilen hukukçu
arkadaşlarım kusura bakmasınlar- demek ki yasalarda konsensüsün
aranmasında yarar var. Bir şey yaparken bilene sormak lazım, bilene
sormak lazım. Kavga etmek kolay. Kavgayı edersiniz, ama, eğer bir düşünceniz
var ise, kafanızda bir düşünce oluşuyorsa, kavgayı edersiniz bir saniye,
bir saniye sonra da pişman olursunuz. Pişman olmamak için ve Türkiye'yi
iyi yönetmek için, muhalefetiyle iktidarıyla birlikte olmakta yarar
var olduğunu dört buçuk senedir söylüyorum.
Gelirim gelmem. Gelirsem
bu Meclisi yine geldiğim günden itibaren muhalefetin de… Ben iktidarda
olsam, ilk önce muhalefete gideceğim,
buradan söz veriyorum, onun görgüsünü bilgisini alacağım.
AHMET YENİ (Samsun) -
Muhalefet nerede? CHP mi?
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Canım siz buradan oraya geçeceksiniz, ne değişir? Ben
burada durayım iktidardayken dedim, ama, dediler ki, böyle oluyor,
bu tarafta oluyormuş iktidar. Biz buraya geçince, siz buraya geçeceksiniz. Ben, yine size gelir…
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)
- İnanıyor musunuz?
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Akıl almak güzel şeydir, öğrenmek güzel şeydir. Ben, öğrenmek
için, nerede bilgi varsa oraya giderim, oradan alırım. Kavga etmek
kolaydır. Beni konuşturmayın. 354 kişiyle burada Cumhurbaşkanını
seçemediniz. Böyle şey olur mu, böyle bir şey olur mu?
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)
- Kaçtınız! Kaçtınız!
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Ondan sonra 367 diye tutturur, 367'yi burada tamamlayacak
aşağı yukarı geri kalan milletvekili buradaydı.
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)
- Muzaffer Bey, yan çizdiniz, yan çizdiniz.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Neden anlaşmadınız? Neden birini getirmediniz?
AHMET YENİ (Samsun) -
Kaçtınız.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Şimdi, söylüyorum: Bakın…
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)
- Kaçtınız.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Anayasa değişikliğini getirdiniz, biz de burada...
Biz size şey olacak
hâlimiz yok, öyle alet olacak hâlimiz yok. Ben ne biliyorsam onu yaparım,
bildiğim doğru neyse onu yaparım. Hiç kimseye de… Akıl öğrenirim de,
ne bildiğimi, neyi biliyorsam, bana tesir edecek bir Allah'ın kulu
yoktur. Doğru bir tanedir, üç tane doğru yoktur.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Meclise gelip oy kullansaydınız.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Şimdi, Anayasa değişikliğini getirdiniz, iki gündür
burada oylama yapıldı. Dün -aşağı yukarı 353, 354 tane milletvekiliniz
var, 18 de bizim vardı, 371 eder- neden 351'de kaldı? Demek ki, siz kendiniz
istemiyorsunuz Anayasa'nın değişmesini.
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)
- Siz gelmediniz.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Yarınki oylamada hepinizi göreceğim. Ben 18 milletvekiliyle,
Genel Başkanıyla burada olacağım, oy vereceğim, siz de göreceksiniz,
ama sizi göreceğim!
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Kütahya) - Niye 18 de 20 değil?
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Onun için, günlük yapmayın. Günlük siyaset olmaz. Son zamana getirdiniz. Şimdi
hâlen tutuyorsunuz "Anavatan Partisinde fire var…" "Gözünüz
kör olmaya." der adam adama, "İnsafınız kurusun." derler
adama, çünkü, biz, benim arkadaşlarıma, burada, göstererek oy verilmez
diye söyledim. Orada oyu saydım, ama, Salih Kapusuz, sevgili kardeşim,
"6 tane mazeretli var." dedi. Ee, gerisi nerede? Gerisi nerede?
Yarın -eğer sahip çıkıyorsanız- 353 tane milletvekilini burada istiyorum.
Ben kendi grubumu burada tutacağım, burada olacaklar.
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)
- Genel Başkan dâhil.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Sözünüzde durunuz! Sözünüzde durunuz!
İşte, yasaları da yaparken
böyle yapıyorsunuz, eksik yapıyorsunuz, her tarafınız eksik, ama
ne yapalım, bu eksikleri, inşallah, 2008 yılında, biz bunları tamamlayacağız.
Sizler böyle gülmeye devam ediniz. Şairin söylediği lafı hep söylüyorum,
yine söylüyorum: "Çok güvendiniz kendinize."
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Kaçtınız… Kaçtınız…
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Böyle mağrur olmayınız. Güçlü adam mağrur olmaz, güçlü
adam mütevazı olur, güzel olur, hoşgörülü olur. O hoşgörüyü siz… 454
tane milletvekilinin çoğunluğunu elinizde tutmanıza rağmen hoşgörülü
olamadınız sevgili arkadaşlarım.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Kütahya) - 454 dedin bak!
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Olamadınız da ben ne yapayım! Ama, zararın neresinden
dönerseniz dönünüz, hoşgörülü olmak,
insanı sevmek, insanca düşünebilmek, o insanları kucaklayabilmek,
kendinden başkasının da aklı olduğunu, kendinden başka bir insanın
da fikri olduğunu bilebilmek, onu anlayabilmek arifliktir, onu anlamak
büyüklüktür, onu anlamak güzelliktir, insanlıktır, ama yapamadınız.
Şimdi, Anayasa'yı da son zamanda getirdiniz,
çıkmaması için uğraşıyorsunuz, ama biz sözümüzde duruyoruz, çıkması
için uğraş veriyoruz.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Meclise girmediniz, kaçtınız!
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Yarın hepinizi burada istiyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum, hoşça kalın. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde bir
adet önerge vardır.
Önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
1405 Sıra Sayılı Bazı Kanunların Sağlık Kurulu Raporlarına İlişkin
Hükümlerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının yürürlük
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Madde 4 - Bu Kanunun
3 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları 18.4.2007 tarihinden
geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, diğer hükümleri yayımı tarihinde
yürürlüğe girer.
|
|
İrfan Gündüz |
Alaettin Güven |
Hamit Taşcı |
|
|
İstanbul |
Kütahya |
Ordu |
|
|
Mustafa Nuri
Akbulut |
Nusret Bayraktar |
Mehmet Güner |
|
|
Erzurum |
İstanbul |
Bolu |
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Uygun görüşle
takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükûmet?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Söz konusu düzenlemeler
5565 sayılı 2007 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanununda düzenlenmiştir.
Ancak Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bu nedenle,
aradaki boşluğun giderilmesi amacıyla düzenleme yapılmıştır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza
arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler…Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda, 4'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
3'üncü maddeyi, 5'inci
madde olarak okutuyorum:
MADDE 5- Bu Kanun hükümlerini
Bakanlar Kurulu yürütür.
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sayın Başkan…
BAŞKAN - Açıklama mı
yapacaksınız?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Açıklama
yapacaktım Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun.
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - 1'inci
maddede, bir önergede, okunmayan bir kısım oldu. Onunla ilgili bir…
Tamam, vazgeçtik Sayın
Başkanım, devam ediyoruz.
BAŞKAN - 5'inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
Tasarı kabul edilmiş
ve kanunlaşmıştır, milletimiz için ve Bakanlığımız için hayırlı olmasını
diliyorum.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, 7'nci sırada yer alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarıları ve
Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.
7.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarıları ve Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/1269, 1/1248) (S. Sayısı: 1322)
BAŞKAN - Komisyon?..
Birleşime, beş dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati : 16.16
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.26
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104'üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu
açıyorum.
7'nci sırada yer alan
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Tasarıları ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile
Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlayacağız.
7.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarıları ve Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/1269, 1/1248) (S. Sayısı: 1322) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükûmet? Yerinde.
Komisyon Raporu 1322
sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Alaattin Büyükkaya.
Sayın Büyükkaya, buyurun
efendim.
AK PARTİ GRUBU ADINA
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Tasarısı üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Konuşmama başlamadan önce yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği gibi, Anayasa'mızın
130'uncu maddesinde "Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre,
kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin
gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir"
denmektedir. Dolayısıyla, 2547 sayılı Kanun'da vakıfların hangi
şartlarla üniversite kurabilecekleri de açıklanmıştır. Bu hükme
uygun olarak, 16'sı İstanbul'da olmak üzere ülkemizde 25 tane vakıf
üniversitesi kurulmuştur. 7 tanesi İstanbul'da olmak üzere 68 tane
de devlet üniversitesi ülkemizde faaliyet göstermektedir. Dolayısıyla,
toplam 93 üniversiteyle yükseköğrenim hizmeti verilmektedir.
Gene bildiğiniz gibi,
her yıl 1,5 milyondan fazla gencimiz yükseköğrenim görmek için üniversiteye
başvurmaktadır, ancak, bunların sadece yüzde 5'i üniversiteye girebilme
hakkı elde edebilmektedirler, gerisi bu hakkını maalesef bugünkü
düzende kullanamamaktadır. Dolayısıyla, devletin yükünü de zayıflatacak
vakıf üniversitelerinin önemi açıkça ortaya çıkmaktadır. Keşke,
vakıf üniversiteleri dışında daha farklı, daha çok üniversite kurulabilseydi.
Bugün, yükseköğrenim
kurumlarında okuyan öğrencilerimizin yüzde 95,4'ü devlet üniversitelerinde,
sadece yüzde 4,6'sı vakıf üniversitelerinde okumaktadır. Bu oran
ülkemiz açısından son derece düşüktür ve yükü devlet taşımaktadır.
Mesela -bazı örnekler vermek istiyorum- Japonya'da vakıf üniversitelerinin
payı toplam öğrenim kurumları içerisinde yüzde 81'dir. Kore'de yüzde
74, Amerika Birleşik Devletleri'nde yüzde 26, en düşük olanlarda bile,
İsviçre'de yüzde 10 civarındadır. Avrupa'nın hiçbir ülkesinde yüzde
10'un altında değildir. Dolayısıyla, bu alanda yapılacak her yatırım,
her girişim, her konulacak taş, ülkemizin gençlerinin aydınlanması
bakımından büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla, biz bu girişimleri
Hükûmet olarak ve AK Parti Grubu olarak destekliyoruz ve bu tip vakıf
üniversitesi kuracak herkese de şimdiden teşekkür ediyoruz. Allah
kendilerinden razı olsun. Çünkü, bu ülkenin aydınlık kafalara ihtiyacı
var, aydınlık insanlara ihtiyacı var, okumuş insanlara ihtiyacı
var. Bu yönde gayret gösteren herkes başımızın üstündedir.
(x) 1322 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Ülkemizin jeopolitik
yapısına baktığımız zaman, biz bu alanda hizmetlerimizi çoğalttığımızda
sadece Türk kültürünün yayılması değil, Türkiye'nin tanıtılması
değil, ayrıca, yükseköğrenimden de ülkemizin ekonomik olarak da
çok büyük bir kazanç elde etmesi mümkündür. Dolayısıyla, bu konuda
da çok büyük imkânlara sahip olduğumuzu da söylemeliyim. Ancak, maalesef,
bugün her yıl 70 binden fazla gencimiz yurt dışında okumaktadır, yurt
dışına öğrenim görmek için gitmektedir ve milyonlarca dolar paramız
da, bu alanda yurt içinde yeni öğrenim kurmak için harcanacak paralar
yurt dışındaki başka kurumlara aktarılmaktadır. Bunun da bir gerçek
olduğunu söylemeliyim. Bir hesaba göre, yıllık harcanan para yaklaşık
2,5 milyar dolardır ve bu bizim insanımızın cebinden çıkmaktadır. Bunu
hiçbir zaman için unutmamalıyız.
Yükseköğrenim tabii
ki pahalı bir öğrenim safhasıdır. Ucuz bir öğrenim safhası değildir
yükseköğrenim. Dolayısıyla, bu alanda biz, vakıf üniversitelerinin
önünü açmadıkça ve hatta vakıf üniversiteleri, Anayasa'mızda hüküm
olduğu için, onun dışında girişimcilerin üniversite kurabilmeleri
mümkün değildir, ancak bunları hiç olmazsa teşvik ederek, devletin
yükünün mutlaka azaltılması lazım.
Bakın, vakıf üniversiteleri,
1986 yılında 426 öğrenciyle başlamışlar, öğrenime başladıkları
sayı 426 öğrenci, bugün 108 bin öğrenci vakıf üniversitelerinde
okumaktadır. 426-108 bin! Bu alanda sağlanan gelişme, unutmayalım ki
108 bin gencimiz aydınlık bir dünya için kapı açmıştır ve bu sayede
birçok insanımızın hem eğitimde hem dünyasında hem de geleceğinde
önemli mesafe sağlamasını da bu üniversiteler kanalıyla yürütmekteyiz.
İşte, bu tasarıyla
-şu anda Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen tasarıyla- Hüsnü Özyeğin
Vakfı bir üniversite kurmaktadır İstanbul'da, "Özyeğin Üniversitesi"
adı altında. Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından da, İstanbul'da,
gene "İstanbul Aydın Üniversitesi", Acıbadem Eğitim ve Sağlık
Vakfı tarafından, İstanbul'da "Acıbadem Üniversitesi", Doğanata
Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından, İzmir'de "İzmir Üniversitesi"
ve Kemal Gözükara Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından da, İstanbul'da
"İstanbul Arel Üniversitesi"nin kurulması kararlaştırılacaktır
inşallah. Komisyonumuzdan geçmiştir, şimdi yüce Meclisimizin kararına
gelmiştir ve bu konuda Meclisimizin sağlayacağı, sayın üyelerin
verecekleri oylarla buna destek olmaları, bu üniversiteler sayesinde
binlerce öğrencimizin tekrar imkân kazanmasının da yolu açılmış
olacaktır.
Bütün bu vakıf sahiplerine,
bu paralarını… Çünkü vakıf bir amaca dönüktür ve kâr amacı gütmeden
gençlerin okuması için bu paranın tahsis edilmesi gerçekten alkışlanacak
bir durumdur. Dolayısıyla şimdiden hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.
Ve daha önce de belirttiğim
gibi biz AK Parti olarak yükseköğrenimin yaygınlaştırılmasına da
ayrı bir önem veriyoruz. Şu anda Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülüyor
on yedi tane yeni üniversitenin daha kurulması için. İnşallah bugün
onun Plan ve Bütçede kararı alınacak. Böylece ülkemizde sadece dokuz
ilimiz hariç her ilimizin üniversitesi olacaktır. Bu çok önemli bir
gelişme. Üniversite bir şehirde kuruldu mu o şehrin kültür hayatı
da, ekonomisi de, insanların düşünce yapısı da, her şeyi de daha aydınlık
hâle geliyor.
Ve denebilir:
"Efendim, bunlar lise gibi mi oluyor?" Hayır. Her atılan tohum
mutlaka yeşeriyor ve yeşerdiği için de daha sonra binlerce öğretim
üyesi, binlerce insanımız daha kaliteli eğitim alıyor. Bir şeyi kurmadan geliştirmek
mümkün mü? Yolu açmadan asfaltlamak mümkün mü? Dolayısıyla buraya
yapılan, kurulan her üniversite bir müddet sonra diğerini destekleyen
bir üniversite hâline dönüşecektir.
Ve biz bütçeden de
Hükûmet olarak daima üniversitelerimizi destekledik. Bakın 2002 yılında
bütçeden üniversitelerimize ayrılan pay sadece 2,69 iken, 2006 yılında
3,35. Bu sene de bunun üzerinde. 2007 yılında daha büyük bir rakam ayrıldı.
Dolayısıyla burada biz sözde değil esasta da onları desteklemeye
özen gösterdik.
Ayrıca, üniversitelerin
2006 yılındaki ar-ge çalışmalarına yapılan bütçedeki katkı yüzde
153 oranında artırılmıştır.
Gene, ayrıca söylemeliyim
ki, 2000-2001 eğitim yılında öğretim üyesi sayısı bu ülkede 63 binken,
2006 sonunda 74 bine ulaşmıştır. Vakıf üniversitelerinde ise, aynı dönemde 3.700
iken, 2006 sonunda 7.900 öğretim üyesi olmuştur. Bunlar, kurulmadan
mümkün mü? Hayır, asla mümkün değil. Dolayısıyla, bu adımlar hep atılmıştır.
Biz, yükseköğrenimi,
her safhasında destekledik. Bakın, 2001 eğitim yılında 390 bin öğrenciye
aylık 30 YTL kredi verilirken, eğitim yardımı yapılırken, biz, bunu
600 bin öğrenciye çıkardık ve 150 YTL'ye yükselttik. Hangi safhasından
tutarsanız tutun, enflasyonu -ki, beş yıllık dönemde yüzde 50'yi bile
bulmadı- buna vurduğumuz zaman, yapılan artış açıkça görülmektedir.
Gene, yükseköğrenim
yurtlarının kapasitesi de artırılmıştır, fiziki durumları da
iyileştirilmiştir. Odalarda kalacak insan sayısı, televizyondan
buzdolabına kadar her türlü modern araçlarla geliştirilmiştir. Böylece,
okuyan öğrencilerimizin insan gibi yaşamaları, insan gibi bir
eğitim görmelerinin yolu da açılmıştır.
Bakın, hep söylüyorum,
şekil, söz bir şeyi ifade etmiyor. Mesela, 2001 yılında TÜBİTAK'a hazineden
yapılan yardım sadece 64 milyon dolarken, 2006 yılında 577 milyon dolar
olmuştur. Bu, bizim, eğitime, araştırmaya verdiğimiz önem değildir
de nedir?
Bunları niçin söylüyorum?
Çünkü, üniversiteler, bir toplumun her alanda öncüleri ve yol göstergeleridir.
Üniversiteler olmadan bilimsel kalkınma olamaz, kültürel kalkınma
olamaz, ekonomik kalkınma olamaz, hukuk devleti standartları asla
oluşturulamaz ve bunların sıkıntılarını da yaşamıyor muyuz? Onun
için, demokratik bir toplum olacaksak, demokratik, sosyal, hukuk devleti
olacaksak, kültürümüzle övüneceksek, üniversitelerin önünü mutlaka
açmalıyız ve bu toplumla barışık üniversiteler kurmalıyız. Bu toplumun
kültürüyle, inancıyla, değerleriyle barışık üniversiteler kurmalıyız.
Bunları yapmadan, son zamanlarda çok moda olduğu için söylüyorum,
şekle değil, öze önem vermeden üniversiteler kuruyorsak ne manası
var? Hep şekli konuşan, ama, özü unutmuş üniversitelerden ne bekleyebiliriz?
Eğer, biz, sadece, kişilerin kafasının üstündekiyle, giyimiyle uğraşıyorsak,
sadece buysa bütün derdimiz, kafasının içini aydınlatmayı düşünmüyorsak,
kafasının üstüne ne koyarsak koyalım, o, karanlık kalmaya
mahkûmdur. Onun için, kısaca, sözde değil, özde üniversite kurmak zorundayız
ve bu konu da, sadece Hükûmetimize düşmüyor. Unutmayın ki, Yükseköğrenim
Kurumu, YÖK de bunun için… Sözde değil, özde üniversite olsun diye
bu YÖK kuruldu. Dolayısıyla, bizim attığımız bu adımları, bu Parlamentonun,
bu Hükûmetin attığı adımları, YÖK, taçlandırmalıdır. Kısır çekişmeler
yerine, şekle yenik bir anlayış yerine öze dönmelidir, aydınlık insanların
yetişmesi için, bu üniversiteleri, mutlaka, Türkiye Cumhuriyeti'nin
ilkelerine uygun, ama, aydınlık kafalarla yönetmenin yolunu açmalıdır
ve korku üzerine siyaset yerine, insanları rahatlatan, herkesi
daha rahat düşünmeye sevk eden bir anlayışa, demokratik toplumun
yapısına uygun insanlar hâline getirmek için uğraşmalıyız. Yoksa,
unutmayın ki, biz, üç günlük devlet değiliz. Devlet geleneğimizde… Bakın,
bu sene, devletimizin aslında 936'ncı yılını kutluyoruz. 1071'de bu
devlet kuruldu. Selçuklu hanedanı idare etti, Osmanlı hanedanı
idare etti, Atatürk'ün en büyük devrimi, hanedanlıklardan bizim seçtiklerimizle
idare olacak cumhuriyeti kurdu. Bu manada, tarih bütünlüğü içerisinde
baktığımız zaman 936'ncı yılını kutluyoruz devletimizin.
Bu kadar büyük bir devlet
geleneğine sahip bir ülkede, unutmayalım, biz, üniversitelerimizi,
o dönemdeki adı ne olursa olsun bu eğitim kurumlarımızı hep el üstünde
tuttuk, hukuku hep üstün tuttuk ve bu sayede bu devlet 936 yıldır ayakta
kaldı. Onun için, artık, başındakine değil, içindekine bakan üniversitelere
ihtiyacımız var. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Hayırlı, uğurlu olmasını
diliyorum. Teşekkür ediyorum.
İnşallah bunların sayısı
artar.
Saygıyla selamlarım
yüce heyetinizi. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Anavatan Partisi Grubu
adına, Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan, buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; görüşülmekte olan 1322 sıra sayılı Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Tasarıları üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
hangi ülkede olursa olsun o ülkenin insanları, vatandaşları, devleti,
milleti yönetmek, idare etmek için belirli süreler verirler. O süre
bitiminde eğer gerekli işleri yapmazlarsa hükûmetler, o siyasi partiler
hükûmetten tasfiye edilirler. İşte, AK Parti Hükûmetinin durumuna
baktığımız zaman, AK Partinin durumu aynen böyledir. Bunu nereden
anlıyoruz? Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, seçim meydanlarında
"Üçüncü senenin sonunda cebinize yavaş yavaş bir şeylerin gireceğini
göreceksiniz." demişti. Yani, aslında, üç yıllık bir süre istemişti.
Fakat, üçüncü sene bitti, uzatmalar da bitti, geldiğiniz süre itibarıyla,
durum, fiyaskoyla neticelendi. Dolayısıyla, bundan sonra aziz milletimizin
AK Partiye bir daha 75 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetmek
için fırsat vermesi mümkün değildir.
Değerli arkadaşlar,
Erzurumlu Naim Hoca hakikaten 20'nci asrın Nasreddin Hoca versiyonudur.
Bakın, bununla alakalı olarak, Erzurumlu Naim Hoca'dan bir fıkra anlatmak
istiyorum. Tabii ki, Erzurumlu Naim Hoca'nın anlattığı şeyler gerçek,
yani, yaşanmış hadiseler. Naim Hoca entelektüel bir insandır. Yani,
Erzurum'a gelen valiyle tanışır, emniyet müdürüyle tanışır, bütün
devlet ricaliyle tanışır ve onlarla oturur kalkar, hep birlikte
olurlar. Bir gün Naim Hoca maça gider, Erzurumsporun maçına gider
ve Erzurumspor taraftarları Naim Hoca'ya derler ki: "Hocam, dua
et de Erzurumspor yenilmesin."
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Küme düşmesin, aman ha!
AHMET RIZA ACAR (Aydın) - Oynamasını
bilmeyen yenilsin.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ve Naim Hoca
şöyle sorar: "Evladım, bu maçın süresi ne kadardır?" der.
Der ki: "Hocam, doksan dakikadır." ve dua eder Naim Hoca. Doksan
dakika biter, Erzurumspor 0-0 berabere kalır ve uzatmalar oynanır.
Uzatma neticesinde de Erzurumspor gol yer, yenilir ve Erzurumspor
taraftarları Naim Hoca'ya döner, derler ki: "Hocam, dua ettiniz,
Değerli arkadaşlar,
bu anekdotu anlattıktan sonra, bu yasa tasarısı üzerindeki görüşlerimi
sizlerle paylaşmak istiyorum.
AHMET YENİ (
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Anavatan
Partisi Grubu adına ve dolayısıyla, büyük bir güç olarak gelmekte
olan Demokrat Partinin sesini buradan, bayrağını buradan dalgalandırmak
üzere.
AHMET YENİ (
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Haksızlık
yapma Ahmet Yeni kardeşim, haksızlık yapma!
Değerli arkadaşlar, üzerinde tartıştığımız
kanun tasarıları, üniversiteleri bitirme ve birer yüksek meslek
lisesine dönüştürme yasa tasarısından başka bir şey değildir. Bizler, Anavatan Partisi
Grubu olarak, kaliteli üniversite istiyoruz değerli arkadaşlar.
Bu tasarılar AK Parti Hükûmetinin üniversite olgusunu yok etme çabalarının
bir devamı ve bilimi Unakıtan usulü ticarileştirme zihniyetinin
bir iz düşümünden başka bir şey değildir değerli arkadaşlarım.
ZEYNEP KARAHAN USLU
(İstanbul) - Elli sene öncede kaldı o anlayış!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Bu tasarılar, bu ülkenin Avrupa Birliği koşusunda ayağına çember
dolama tasarılarıdır. Bu tasarılar, Hükûmetin üniversite olgusunu
parayla kurulan bir binada yüksek meslek lisesine dönüştüren zihniyetinin
üniversiteyi öldürerek çağdaş Batı ülkeleriyle bilim yarışında
Türkiye'yi topal bırakma tasarılarıdır. Bu tasarılar, üniversite
nedir bilmeyen bir hükûmetin Türkiye'yi uluslararası planda beyin
gücünden yoksun bırakmasının tasarılarıdır.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- Kim yazdı bunları, kim?
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Hiç şaşırılmaması gereken de şudur ki, AK Parti Hükûmeti her şeye
dar ve bezirgân bakışlı bir hesapçılıkla ve siyaseten çok cüce bir
ruhla bakmaktadır ve bu tasarılar, bu siyasi cüceliğin ruhunu taşıyan
tasarılardır.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- O yazıları kim yazdı verdi eline?
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Hükûmet, bu ruh cüceliği nedeniyle, ardında bıraktığı beş yılda
üniversiteyle sadece kavga etmiş ve üniversite dünyasının, bir
nebze olsun, ne gönlünü ne güvenini ne de saygısını kazanabilmiştir.
Her alanda olduğu gibi, büyük bir ihtiras içinde, üniversiteyi kendi
hıfzına sokmaya ve bilimden yana özgürlüğünü zincirlemeye uğraşmıştır
sadece.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, görüştüğümüz tasarılar vakıfların üniversite açmasına
imkân sağlamayı amaçlamaktadır. İsterseniz bir boş vaktinizde, değerli
arkadaşlarım, İstanbul başta olmak üzere, büyük şehirlerimizde
dolaşıp, pıtırcık gibi ortalığı sarmış sözüm ona üniversiteleri
bir görünüz. Bir ara sokakta, iki katlı bir bina, üzerinde "üniversite"
yazıyor. Ben bunlara şahsen çok üzülüyorum.
İşte, değerli arkadaşlarım,
bu tasarılar, bu gidişatı kurumlaştırma ve kökleştirmenin tasarılarıdır.
Bu gidişat, Türkiye'de üniversite olgusunu tehdit eden bir gidişattır.
Bir diğer husus da şudur
değerli arkadaşlarım: Vakıf üniversitelerinde üniversite kalitesinin
sağlanması garanti altına alındığı müddetçe, bunda prensip olarak
karşı olduğumuz bir husus asla ve katiyetle yoktur ve vakıfların
üniversite kurmasına Anavatan Partisi olarak kesinlikle karşı değiliz.
Biz, ancak kaliteden yanayız.
Vakıf üniversiteleri
ile devlet üniversiteleri arasında haksız rekabet oluşturulmaktadır.
Vakıf üniversitelerinin 2547 sayılı Kanun içinde yer almaları uygun
değildir. Vakıf üniversiteleri hem özel sektör gibi çalışmaktadır
hem de devlet gibi. Vakıf üniversiteleri paralı eğitim yapmaktadırlar.
Dolayısıyla, devletin bu üniversitelere çok büyük bir katkıda bulunması
doğru değildir ve ortada da çelişkili bir durum vardır.
Üniversite kavramı,
değerli arkadaşlarım, Latince bir kelime olan universitas'tan gelir.
Üniversite, evrensel demektir ve evrensel düzeyde serbest fikir,
düşünce ve araştırmayı ifade eder. Üniversite, dünya tarihinin en
eliter kurumlarından birisidir ve buna uygun bir çerçeveyi gerektirir
ve hak eder.
Üniversite, köklülük
ve derinlik demektir her şeyden önce değerli arkadaşlarım. Üniversite
olgusunu iki sokak arasında mesleki eğitim veren binaya indirgemek,
bir toplumun beynini sıkıştırmak ve kelepçelemek demektir. Avrupa'da
üniversiteler, geniş mekânlara yayılmış, tarihî özelliklerini muhafaza
eden, kadrosu elit beyinlerden müteşekkil, devlet tarafından korunan,
bakılan, saygı gösterilen, özgürce hareket etmesinin şartları
sağlanan müstesna kurumlardır. Bilim ve onun öğretisi, özgürlüktür.
Şiarı, Avrupa'nın şiarı da budur değerli arkadaşlarım. Üniversitelerin
bu müstesna konumlarına uygun olarak gelişmelerine imkân veren siyasi
yönetimler, ülkelerinin uluslararası plandaki saygınlığını taşıyabilen
yönetimlerdir aynı zamanda.
AK Parti Hükûmeti ise,
bilime ve üniversiteye karşı tahakkümcü, küçültücü ve kavgacı
tavrıyla, üniversite olgusuyla barışık ve üniversite gelişim konusunda
ehil olmadığını bizlere dört buçuk sene içerisinde yeterince göstermiştir.
AK Parti Hükûmeti üniversitelerle o denli kavgalıdır ki, Türkiye'de
her kesimden insanın ve siyasinin kabul edebileceği bir asgari
payda olan YÖK reformunu dahi gerçekleştirebilecek güven ortamını
bugüne kadar sağlayamamıştır.
AK Parti Hükûmeti, bunun
yanı sıra, üniversitelere ayrılan bütçe konusunda hem çok cimri
hem de çok hasmane davranmıştır şimdiye kadar.
AK Partinin bilim ve
üniversite şiarı, "Hıfzıma girmeyene para yoktur." olmuştur
şimdiye kadar. Üniversite olgusunun evrensel labirent ve derinliklerine
çok yabancı olan AK Parti Hükûmeti, kendi tarzında bir üniversite modeli
geliştirmenin yoluna gitmiştir. Bu yol, iki sokak arası bir bina yoludur;
bu yol, üniversitenin evrenselliğini, sınırsızlığını, özgürlüğünü
ve derinliğini yok etmenin yoludur; bu yol, Türkiye'yi Avrupa Birliği
sürecinde handikaplı yapmanın ve ülkenin beyin gücünü ezmenin yoludur.
AK Partinin bu yolunda kurulan sözüm ona üniversiteler, her şeyden
önce, bir kalite sorununa sahiptir. AK Parti, üniversite kuruyorum
havası pompalarken, kurulan sözüm ona üniversitelerde kalite güvencesi
sağlayacak hiçbir altyapı oluşturamamaktadır.
Üniversite, bir bina
değildir arkadaşlar, bir mekânın içidir. O mekânın içi, dizi dizi aynı
anda kurulamayacak kadar çok substansı gerektiren bir alandır, çeşitli
özellikleri olması gerekli olan bir alandır. Üniversite kurma havası
pompalayan Hükûmet, her alanda olduğu gibi yine hava pompalamaktadır.
"Türkiye'yi AB'ye biz soktuk" havası gibi bir havadır bu pompalama
da. AK Parti Hükûmeti, Türkiye'de üniversiteleri destekleme ve onların
sorunlarını çözmede hiçbir adım atmamışken, mevcut üniversiteler
dermansız bırakılmışken, yapılan bu üniversite atraksiyonları
ziyadesiyle komik ve gayriciddidir.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye'de çok önemli bir öğretim üyesi açığı vardır ve hâlihazırda
yakın bir dönem öncesinde kurulmuş çok sayıda üniversite, eğitim
kadrosundan yoksun olarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Bu
devasa açığa çözüm bulma yönünde Hükûmetten gelmiş olan bir çabanın
şahidi olamadık maalesef bugüne kadar. Yurt dışına öğrenci götürüp
onları öğretim üyesi yapma gibi planlamaların, gönderilenlerin
yüzde 60'ının geri gelmemesinden sonuç vermeyip kamuyu zarara uğratmaktan
başka bir işlevi olmadığı da bugüne kadar ortaya çıkmıştır. Kamudan
toplanan vergilerle yurt dışında okuyanlar, kazandıkları deneyimi
kamu yararına değil, kendi çıkarlarına uygun, yurt dışında, iş bulmakta
kullanmaktadırlar. Bu nedenle, yurt dışına gitmek isteyenlerin
binlercesinin arasından bir avuç öğrenciyi seçip göndermek yerine,
üniversitelere uluslararası bir hüviyet kazandırılmalıdır ve
fırsat eşitliği sağlanarak, kaliteli eğitim isteyen binlerce gence,
kendi ülkesinde bu fırsatı yakalamaları sağlanmalıdır.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, Hükûmet üniversitelere kaynak sağlamamakta ve özerkliklerine
de kem gözle bakmaktadır. Türkiye'de acilen gerekli bir üniversite
reformunun en önemli ayaklarından birisi mali ve idari özerkliktir.
Avrupa Birliği ülkeleriyle mukayese içerisinde Türkiye'de üniversiteler
kurumsal özerklik konusunda çok geridedir ve üniversitelerin idari
ve mali özerkliğinin sağlanması, üniversite olgusunun gelişimi
açısından bir olmazsa olmazıdır.
Üniversitelerimiz,
hem idari hem ekonomik açıdan, DPT'ye, Başbakanlığa ve Maliye Bakanlığına
bağlıdır. Ancak, mali özerkliğin sağlanamaması nedeniyle üniversiteler
ayrılan ödeneği dahi kullanamamaktadırlar, her şey izne bağlıdır.
Ayrıca, üniversiteler kendi kaynaklarını da oluşturamıyorlar.
Mevcut yasada "Devlet gelirleri özel gelirlerle takviye edilmez."
ibaresi yer almaktadır. Bu "dışarıdan kaynak sağlayamazsınız"
anlamına gelmektedir. İdari yönden de kadrolar devletin elindedir.
Bu nedenle üniversiteler, sık sık kendi ihtiyaçları doğrultusunda
personel istihdamı sağlama durumunda değillerdir.
Değerli arkadaşlarım,
Avrupa Birliğine uyum sürecinde bize "Neden Türk üniversitelerinde
özerklik yok?" diyeceklerdir. Biz ne diyeceğiz değerli arkadaşlar
o zaman Avrupa Birliğine? Kusura bakmayın, en uzun siyasi iktidar
dönemimiz 2002-2007 seneleri arasında oldu, ama "İktidarı ve
Türkiye'yi Avrupa Birliğine biz soktuk." demeyi pek seven bu dönem
Hükûmeti özerk üniversite işini pek sevemedi mi diyeceğiz Avrupa
Birliğine?
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, AK Parti Hükûmeti, üniversitelere karşı hep "Biz
iktidarız" edasında oldu ve onları kara listeye aldı. İktidar
duygusunun ihtirası ve şeytani egosu tarafından sarılan Hükûmet,
eline geçen her fırsatta üniversiteden öç almaya çalıştı. Bu kara
listeyi meydanlarda duvara asmadı belki, ama kafasının içinde sakladı
ve hep taşıdı. Üniversite çevreleriyle olan ilişkilerde hep ipleri
kopma noktasına getirdi.
Bu Hükûmet, değerli arkadaşlar,
üniversiteleri ele geçirmeye çalıştı, hatta Hükûmetin Acil Eylem
Planı, üniversiteleri ele geçirme planıdır, tıpkı sivil toplum örgütlerini
ele geçirme planı gibi değerli arkadaşlarım. Bu, ne vahim bir durumdur.
"Üniversitelere
özerklik getireceğiz" diyen Hükûmet, bunu, daha da daraltmıştır.
Hükûmet, kendisini, YÖK'e bir rakip olarak görmektedir. Hükûmetin amacı,
üniversiteleri YÖK'e bağımlı olmaktan çıkarıp, kendisine bağımlı
hale getirmek olmuştur. Hükûmet, vakıf üniversitelerini, kendisine
daha kolayca bağımlı hale getirebileceği bir alan ve kavgalı olduğu
üniversiteye alternatif bir üniversite oluşturmanın bir aracı olarak
görmektedir. Bu tasarılar, bu nedenle de endişe verici özellikler
taşımaktadırlar.
AHMET YENİ (Samsun) -
İnanmıyor sana kimse.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Senin arzun öyle Ahmet Yeni.
AHMET YENİ (
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Samsunlu da sana inanmıyor. Bu seçimlerde, Ahmet Yeni, boyunun ölçüsünü
Samsun'dan alacaksın.
AHMET YENİ (Samsun) -
Bakacağız…
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Bugün için üniversitelerin en önemli sorunu, idari ve mali özerkliğin
bulunmamasıdır. Ama, nedense, bu, hiç gündeme gelmemiştir. Anayasa'nın
130 ve 131'inci maddeleri değiştirilmeden üniversite özerkliğini
gerçekleştirmek mümkün değildir. Oysa, iktidarın reform paketinde
bu durum hiç yer almamıştır. AK Parti Hükûmeti "üniversitelere
özerklik getireceğiz" derken, ortaya koyduğu tavırla, bu alanı
daha da bağımlı bir hale getirmeye çalışmaktadır. Üniversiteye
girişle ilgili kriterler, Avrupa Birliği ülkelerinde, parlamentolar
tarafından belirlenmemektedir. Genel eğilim, üniversitelerin nasıl
öğrenci alacaklarına kendilerinin karar vermeleri yönündedir. Türkiye
gibi, başvuran öğrenci sayısının kontenjandan fazla olduğu ülkelerde
ise, öğrenci alımına YÖK ve benzeri kurumlar karar vermektedir. Dünyadaki
özerklik parametrelerine göre bir değerlendirme yapıldığında,
Türkiye'nin durumu gerçekten içler acısıdır. Türkiye, özerkliğin
giderek geliştiği ülkeler arasında değil, giderek yok olduğu ülkeler
kategorisinde yer almaktadır.
Üniversiteler, 1960
Anayasası'yla elde ettikleri kazanımlarının pek çoğunu 12 Eylül
sonrasında YÖK Yasası'yla kaybettiler. Ancak, AK Parti Hükûmetinin
AB'yle müzakerelere hazır bir pozisyonda devraldığı Türkiye'de
üniversitelerin idari, mali ve bilimsel özerkliğini artırıcı yönde
değil de kendi güdümüne sokma yönündeki gayretleri, Avrupa Birliği
normlarına da ters düşmektedir. Avrupa Birliğinin ABD ve Japon teknolojisi
karşısında bilimsel yetersizliğini kabul edip ar-ge'ye ayrılan kaynakların
bütçenin en az yüzde 3'ü oranında olması kararı da bizde tam aksi
yönde yaptırımlar getirmiştir. Binde 6 oranındaki pay artırıcılığına,
üniversitelerin araştırma görevlileri kadroları dondurulmuş,
araştırma fonlarına da el konulmuştur. Bu da bilimin gelişmesine
ve bilimsel özerkliğe indirilen darbelerin en büyüğü, en katmerlisi
olmuştur.
Değerli arkadaşlarım,
özerkliğin olmadığı bir ortamda bilimin gelişmesi mümkün değildir.
İdari, mali ve bilimsel özerklikle birlikte öğrenci alımı da üniversite
özerkliğinin temel parametrelerindendir. OECD ülkelerinin neredeyse
tamamı buna yönelik yoğun bir çaba içerisindedir. 2002'de düzenlenen
tabloda Türkiye'nin notu 8 üzerinden 1,5 idi. Araştırma görevlileri
kadrolarının dondurulması ve öğrenci alımına müdahale edilmesiyle,
şimdiki notun 1'in altına düştüğü kaydedilmektedir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Özdoğan, konuşmanızı tamamlayınız.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- "Türkiye'yi AB'ye biz soktuk" havasıyla Kızılay'da havai
fişek patlatan Hükûmetin hakiki AB karnesi işte budur değerli arkadaşlarım.
AK Parti Hükûmeti, üniversitelerimizin sorunlarının çözümüyle
uğraşacağı yerde üniversitelerin kendisiyle uğraşmıştır. Türkiye'nin
bir beş yılı, işte, üniversite alanında bu şekilde heba edilmiştir.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, en üst eğitim ve araştırma kurumu olarak üniversiteler,
her türlü sorunların en üst düzeyde incelenip irdelendiği, elde
edilen bulguların yine öğretim ve yayın yoluyla aktarıldığı merkezler
olarak, evrensel ölçekte insanlığa hizmet vermektedirler. Eğitimin
tek yetkili kurumu olan üniversitelerin, bilimsel ve teknik geliştirme
merkezleri olmanın ötesinde, birer felsefi tartışma ortamı olarak
çevrelerini bilinçlendirme ve bu yönüyle, bulunduğu bölgenin bilinç
ve kültür düzeyini yükseltme sorumlulukları bulunmaktadır.
Üniversitelerin öncü
gücü olan bilim insanlarının görevi ise, gözlemleyen, düşünen,
araştıran, sorgulayan ve kuram geliştirerek bilinmeyeni bilinir
hâle getirip bütün bunlardan faydalanarak, yaşamı kolaylaştırmak
için gerekli yöntem ve teknikleri geliştirmektir.
Üniversitelerin tarihsel
misyonuna bakıldığında, bulunduğu çağın önünü açması, sorunları
doğru tespit etmesi ve yaşamı kolaylaştırması için uygun modeller
oluşturmasıyla anılırlar. Bu yönüyle üniversiteler, en üst düzeyde
teknik imkânlarla donatılmış ve örgütlenmiş, geleceğe yönelik planı
ve projesi olan, vizyonu açık, maddi ve manevi sorunu olmayan kurumlar
olmak zorundadır.
Değerli arkadaşlarım
-konuşmamın başında da söylediğim gibi- biz vakıfların üniversite
kurmasına karşı değiliz, sadece kaliteli üniversite istiyoruz.
İşte, bu nedenle ben… Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı, İstanbul'da İstanbul
Aydın Üniversitesini kuruyor; Acıbadem Eğitim ve Sağlık Vakfı, yine
İstanbul'da Acıbadem Üniversitesini kuruyor; Doğanata Eğitim ve
Kültür Vakfı, İzmir'de İzmir Üniversitesini kuruyor; Kemal Gözükara
Eğitim ve Kültür Vakfı, İstanbul'da İstanbul Arel Üniversitesini kuruyor;
Hüsnü M. Özyeğin Vakfı da yine Özyeğin Üniversitesini kuruyor. Ben,
bu vakıf yöneticilerine, bu hassasiyetlerinden dolayı teşekkür
ediyorum, kendilerine başarılar diliyorum ve kaliteli üniversite
kurma konusunda azami gayret göstereceklerini umuyor ve hepinizi
en derin saygılarımla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Bursa Milletvekili Mustafa Özyurt.
Sayın Özyurt, buyurun
efendim. (Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA
ÖZYURT (Bursa) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım;
görüşmekte olduğumuz 1322 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı
hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sizlerle
paylaşmak için söz almış bulunuyorum. Bu bağlamda hepinizi en içten
saygılarımla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım,
bildiğiniz gibi Anayasa'nın 130'uncu maddesine göre, her düzeydeki
yükseköğretim kamu hizmeti niteliğindedir. Aynı maddenin ikinci
fıkrasında ise, kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç
amacına yönelik olmamak koşuluyla, vakıflar tarafından, devletin
denetimi ve gözetiminde yükseköğretim kurumlarının kurulabileceği
de hükme bağlanmıştır.
Tartıştığımız yasa
tasarısıyla, İstanbul'da Aydın, Acıbadem, Arel ve Özyeğin üniversiteleri
ile İzmir'de İzmir Üniversitesi olmak üzere beş tane vakıf üniversitesinin
kuruluşunu tartışacağız burada.
Değerli arkadaşlarım,
yükseköğretim eğitimin pahalı bir kademesidir ve yarı kamusal nitelik
taşımaktadır. Devlet üniversitelerinde kamusal finansman, vakıf
üniversitelerinde ise özel finansman sistemi benimsenmiştir.
Üniversiteler, bir
toplumun çağdaşlaşması ve aydınlanması sürecinde en önemli öğretim
kurumlarıdır. Bu kurumlara önem veren toplumlar pek çok alanda büyük
başarılar elde etmiş, sorunların çözümünü daha akılcı yöntemlerle
çözmüşlerdir.
Bizim üniversite geleneğimiz
-üzülerek de söylesem- çok uzun değildir. Nereden bakarsanız bakın,
aşağı yukarı iki yüz yıla varan bir üniversite geçmişimiz vardır ve
her ne kadar medreseyi üniversite gibi kabul ederlerse de, çağdaş
düşünceyle, medrese hiçbir zaman bir üniversite karakterinde değildir.
Bu bağlamda, yeni üniversitelerin
kurulması büyük önem taşımaktadır. Biz de bunu candan destekliyoruz.
Ancak, birkaç seferdir bu Parlamentoya getirilen, önce, bildiğiniz
gibi, on beş yeni üniversite kurulması hakkındaki kanun tasarısı
buradan geçtikten sonra, üniversite rektörlerinin atanması için,
arkadaşlar, iktidarın ısrarından ve inadından dolayı, Parlamentoda
4 kez görüşmek zorunda kaldık ve hâlâ bu üniversitelerin rektörleri
atanamamıştır. Bunu da bilginize sunmak istiyorum. Gerçi, yeni on
yedi üniversitenin kurulması hakkındaki kanun tasarısı yine geliyor.
Ama, dediğim gibi, kurulmuş olan on beş yeni üniversitenin rektörü
hâlen atanmamıştır.
Öte yandan, üniversitenin,
üniversite oluşturmanın pek çok koşulunun bir araya gelmesi gerekmektedir.
Örneğin, parasal kaynak yönünden, öğretim elemanları yönünden ve
altyapı yönünden hepsinin bir araya getirilmesiyle üniversite ancak
üniversite olur. Biraz evvel arkadaşımın söylediği gibi, şehrin
bir köşesinde iki katlı binayı tutup, üzerine bir tabela koymakla
üniversite üniversite olmaz.
Ayrıca, yeni üniversite
kurarken üniversitenin öğretim bütünlüğüne dikkat edilmesi gerekmektedir.
Bizim yasalarımıza göre de bir üniversitenin kurulabilmesi için
mutlaka Yükseköğretim Kurulunun görüşünün alınması gerekmektedir.
Bu açıdan, Yükseköğretim Kurulu düzenleyici, yol gösterici ve denetleyici
bir kurumdur; ister beğenin ister beğenmeyin, yasalarımıza göre
böyledir.
Değerli arkadaşlarım,
örneğin, bu tasarı komisyondan geçerken hiç beklenmedik bir şey oldu.
Üniversitenin içinde tıp fakültesi olmadığı hâlde bir diş hekimliği
fakültesi ilave edildi. Bugüne kadar böylesine ters bir işlem bizim
üniversite geleneğimizde olmadığı gibi, dünya üniversitelerinde
de yoktur. Yani, bünyesinde tıp fakültesi olmayan bir üniversiteye
diş hekimliği fakültesi açamazsınız. Çünkü, yalnızca şekil olarak
değil bilimsel olarak da yanlıştır. Genel tıp eğitimi verdirmediğiniz
bir öğrenciyi diş hekimi yapamazsınız. Bunu şu şekilde de açıklayabilirim:
Matematik kürsüsü olmayan, matematik ana bilim dalı olmayan bir
mühendislik fakültesi kuramazsınız arkadaşlar. Orada, mutlaka matematik
kürsüsü, fizik kürsüsü bulunmalıdır.
Burada da böyle yapılmıştır.
AKP'li arkadaşlar "Biz dedik, oldu. Bal gibi olur. Niye olmasın?"
demişlerdir ve bu tasarı böyle gelmiştir karşınıza. Bunu söylüyorum,
bu çok büyük bir yanlıştır, tıp fakültesi olmayan bir üniversitede
diş hekimliği fakültesi kuramazsınız.
NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) - Hangisinde
Hocam? Hangi üniversitede diş hekimliği fakültesi kurulmuş?
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Onu bulurum
Hocam, size gösteririm.
2005 yılı verilerine göre, arkadaşlar,
devlet üniversitelerinin gelirlerinin yüzde 57'si devlet bütçesinden,
yüzde 38'i döner sermayeden karşılanmaktadır. Öğrenci katkı payı
yalnız yüzde 4'tür.
5018 sayılı Yasa'yla, 31 Aralık 2007 tarihinden
itibaren üniversitelerde döner sermaye sistemi kaldırılmakta,
yani üniversitelerin yüzde 38 dolayında olan geliri ortadan kalkmaktadır.
Bugüne kadar, Hükûmet, bu konuda herhangi
bir şey getirmemiştir. Bu yüzde 38'i şuradan karşılayacağız, buradan
tamamlayacağız dememiştir. Bu yılın sonunda böyle bir şeyle karşılaşacağız.
İnşallah, sizler olmazsınız da, biz düşünmeye çalışırız bunu.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Siz düşünmeye
çalışamazsınız! Şimdiye kadar düşünmediyseniz, daha çalışamazsınız!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Değerli arkadaşlarım…
Kusura bakmayın, size bir cümleyle cevap
vermek istiyorum: Derler ki, yaşamın sonuna geldiğinizde hayat
hızlı dönmeye başlar. Aynı, tuvalet kâğıdının hızlı dönmesi gibidir,
sonuna doğru geldikçe hızlı döner. Onun için, AKP İktidarının bu telaşını
da ben ona bağlıyorum.
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- Sizden bahsetmişler, bizden değil!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Biz, bu Mecliste, dört yıldır, gündüz saat 15.00'te başlayıp 20.00'de
bitirdiğimiz toplantılarımızı, bugün 11.00'de başlıyoruz, gece
24.00'te bitiriyoruz. Bu telaşınızı anlamıyorum, çünkü gidiyorsunuz,
kayıyorsunuz, telaşınız ondan.
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- Yapacak işlerimiz var, yapacağız!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Geç kaldınız, çok geç kaldınız! Geç kaldınız!
SONER AKSOY (Kütahya)
- Her şeyi bir anda yapmak mümkün mü?
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- Nereye geç kaldık?
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, bir şey daha söyleyeyim: Beş yıl oldu, konuşmasını
da, dinlemesini de öğrenemediniz. Yüreğiniz varsa, çıkar bu kürsüde
konuşursunuz, derdinizi burada anlatırsınız, oradan üç beş cümleyle
laf atılmaz.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Çok yürekli şeyler mi söylüyorsunuz?
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Varsa yüreğiniz çıkar konuşursunuz. Benim yüreğim var konuşuyorum.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Ne söyledin ki yürekli?
ÜNAL KACIR (İstanbul)
- Senin söylediğini herkes söyler.
MUHARREM İNCE (Yalova)
- Sen anlayamadıysan!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Peki, niye laf atmak ihtiyacı duyuyorsunuz öyleyse? Bu heyecanınız
neden? Kalkar gelirsiniz buraya, buyurun.
Değerli arkadaşlarım,
vakıf üniversitelerinin kurulmasını ben de takdirle karşılıyorum;
gayet güzel, çok normal.
Şu anda, vakıf üniversitelerinin
yükseköğrenime katkısı yalnız yüzde 7'dir. Daha evvel arkadaşlarım
bazı rakamlar verdiler, onlar doğru değil. Bunlar Yükseköğretim Kurulundan
alınan rakamlardır; yalnız yüzde 7'dir. 2025 yılında bu oran yüzde
16'ya çıkarılmalıdır. Bunun için de, mutlaka yeni vakıf üniversitelerinin
açılması şarttır.
Değerli arkadaşlarım,
hemen söyleyeyim, vakıf üniversiteleri denildiğinde, devletten
hiçbir katkı almayan üniversiteler demek değildir. Her yıl devletten
belli oranda katkı alırlar. Ama, bunun da bir ölçüsü vardır, bir ölçüyle
katkı alınır.
Örneğin, vakıf üniversiteleri,
her yıl yaklaşık olarak 10 bin YTL veya 10 trilyon lira katkı almaktadırlar.
Ama, bu yardımın da bazı koşulları vardır. Onları da hemen, isterseniz
şöyle birkaç tane sıralayayım:
Örneğin, en az iki yıl
eğitim yapmış olması şarttır. Öğrencilerinin yüzde 15'ine burs vermesi
şarttır. Öğrenci başına düşen kadrolu öğretim üyesi ile öğretim
üyelerinin uluslararası düzeyde yayın yapmış olması şarttır ve yine,
ÖSS sınavında ilk yüzde 5'ten de öğrenci alması gerekmektedir bunları
alabilmek için.
Hangi üniversiteler
ne alıyor derseniz, hemen onu da söyleyebilirim: Başta Bilkent, Başkent,
Koç, Sabancı, Kültür ve Çağ Üniversiteleri en başta gelmektedir. İçlerinde
Fatih, Doğuş, Haliç gibi üniversiteler altı yılda bir kez katkı almışlardır.
2006 yılı verilerine
göre, Bilkent Üniversitesi 2 milyon 917 bin, Başkent 2 milyon 64 bin,
Koç 803 bin, Işık 537 bin, Çankaya 833 bin gibi, rakamlar böyle devam
ediyor arkadaşlar.
Bu arada, hemen şunu
da söyleyeyim: Bu üniversiteler, katkı alan üniversiteler, gerçekten
ne kadar bilimsel yayın yaptı derseniz: Başkent Üniversitesi 2005
yılı verilerine göre 379, Bilkent Üniversitesi 297, Koç 114, Yeditepe
107, Sabancı 98, Fatih 66, Atılım 50, Çankaya 44, Işık 37, TOBB 30, Kadir
Has 23, Doğuş 21, Bilgi 21, Maltepe 16, Kültür 14, Bahçeşehir 10 diye
gidiyor bu rakamlar. Yani, bu katkıyı alabilmek için, uluslararası
düzeyde de yayın yapmış olmanız gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım,
üniversitelerimiz hep kötülenir nedense; işte, üniversitelerimiz
kalitesizdir, üniversitelerimiz şöyledir diye. Aslında, hiç de
öyle değildir bizim üniversitelerimiz, son derece kaliteli üniversitelerdir.
Geçen yılki verilere göre, dünya üniversiteleri arasında 20'nci
sıradan 19'uncu sıraya yükselmiş oluyoruz, ama, bu arada, iktidarın
yaptığı bazı şeylerden bahsetmek istiyorum. Örneğin, devlet üniversitelerinde
2002 yılı sonunda araştırma görevlisi sayısı 20.650 iken, 2005 yılı
sonunda 20.736 olmuştur. Bu rakamı bir daha söylemek istiyorum:
20.650 iken, beş yıl sonra arkadaşlar, 20.736 olmuştur. Yalnızca 86 tane
kadro verilmiştir. Bu, binde 4 oranında bir artıştır, ama, aynı dönemde,
öğrenci sayısındaki artış yüzde 22 olmuştur.
Biraz evvel arkadaşlarım
geldiler, "iktidar şu kadar şöyle yaptı, bu kadar böyle yaptı…"
İşte, ben de size söylüyorum. İktidarınız döneminde öğrenci sayısında
yüzde 22 artış olmuş, ama, asistan kadrosu sayısında veya araştırma
görevlisi kadrosundaki artış yalnız binde 4'tür. 86 tane kadro verilmiştir
arkadaşlar, bütün döneminizde; asistan kadrosu 86'dır. Lütfen bunu
iyice not edin.
Bu arada hemen söyleyeyim.
Yine iktidarınız döneminde özellikle öğretim üyelerinin maaş durumunda
hiçbir iyileştirme olmamıştır. Yani, bir profesör daha önce ne alıyorsa
bu dönemde de aynısını almaktadır, hiçbir iyileştirme olmamıştır.
Ama, şurası da iftihar edilecek bir şeydir: Öğrenciler arasında yapılan
bir ankette "Ne olmak istersiniz?" diye sorulduğunda öğrencilerin
büyük çoğunluğu öğretim üyesi olmak istediklerini söylemektedir.
Bu, aslında, yararlanılacak olan bir durumdur, istifade edilecek,
önümüze açılmış olan bir durumdur. Bakın, on beş tane yeni üniversite
açıldı, on yedi tane daha açmayı düşünüyorsunuz. Bu arada hemen
söyleyeyim: Öğretim üyelerinin yüzde 60'ı üç büyük şehirdedir arkadaşlar.
Profesörlerin yüzde 46'sı üç büyük şehirdedir ama, yardımcı doçentlerin
de yüzde 70'i üç büyük şehrin dışındadır. Bununla, bu kurduğunuz üniversiteleri,
yeni kurduğunuz üniversiteleri kesinlikle kaliteli bir üniversite
düzeyine getiremezsiniz.
Bu, benim kişisel görüşüm.
Grubuma sormadan söylemek istiyorum bunu: Bildiğiniz gibi, arkadaşlar,
rektörler görevleri başındaysa yetmiş yaşlarına kadar devam edebilirler.
Üniversite öğretim üyelerinin emeklilik yaşı altmış beştir, biliyorsunuz;
ama, rektör görevindeyse yetmiş yaşına kadar devam edebilir. Bu, sizin
iktidarınızda veya bizim iktidarımızda yapılabilir; kendi üniversitesinde
olmamak koşuluyla, şu yeni açılan on beş artı on yedi üniversitede
görev almak koşuluyla, altmış yedi yaşında emekli olan öğretim üyelerine
"Bu yeni üniversitelerde görev alır mısınız?" diye teklif
edilebilir, bir kanunla bu düzenlenebilir…
NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul)
- Bravo!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Sağ olun Hocam.
…ve böylece, bu altmış
yedi yaşını geçmiş, ama, kendilerinden yararlanabileceğimiz düzeyde
olan hocalarımızı yeni açılan, yeni kurulan üniversitelerde çok
rahatlıkla istihdam edebiliriz. Üç yıl, üç yıldır. Üç yılda, yanına
gelmiş olan yardımcı doçent doçent olacaktır veya o hocanın yanındaki doçent profesör olacaktır.
Onun için, bundan istifade edebiliriz. Altmış yedi yaşında hocaları
emekli etmek, bence akıllıca bir iş değildir bu sıkıntılı dönemimizde.
AHMET RIZA ACAR (Aydın)
- Bu fikir güzel.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Takdiriniz için teşekkür ediyorum Hocam, sağ olun.
NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul)
- Öbür fikirleri de güzel.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Bu, benim kişisel görüşüm. Grubuma sormadım, açık söyleyeyim.
Ama, Allah kısmet eder de 22 Temmuzdan sonra bu iktidar koltuklarında
biz oturur da şey yaparsak, bunu ilk kanun tasarısı olarak karşınıza
getireceğim, merak etmeyin.
AHMET RIZA ACAR (Aydın)
- Üniversite hayal…
ZEYNEP KARAHAN USLU
(İstanbul) - Biz getiririz, siz de desteklersiniz.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- Biz getiririz, siz desteklersiniz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Hayır, siz de getirirseniz desteklerim, onu söyleyeyim. Bugüne
kadar keşke getirseydiniz. Bakın, beş yıl doldu. Keşke getirseydiniz
bunu, desteklerdim. Niye desteklemeyeyim? Ülkem için iyi bir şey yapıyorsunuz.
YAHYA BAŞ (İstanbul)
- Siz muhalefetteyken getirin, biz yine destekleriz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Peki, sağ olun efendim.
Değerli arkadaşlarım,
bizim üniversite öğrencilerimiz okul, ev ve dershane üçgeninin
içinde gidip gelmektedirler ve son üç yılını çocuklar buralarda geçirmektedir.
Hemen söyleyeyim. OECD ülkeleri arasında yapılan bir sınavda… Üniversiteye
girecek olan çocuklarımız OECD ülkeleri arasında bir sınava alınmıştır.
50 ülke arasında 48'inci olduk arkadaşlar. Yani, "bu kadar iyi
yetiştiriyoruz, bu kadar şöyle hazırlıyoruz" dediğimiz çocuklarımız
50 OECD ülkesi arasında 48'inci olmuştur. İşte, bilgi düzeyimiz, yetiştirme
düzeyimiz bu.
Bu arada şunu da söyleyeyim:
2004 yılında ÖSS'ye giren öğrencilerin üniversite kapısına gelinceye
kadar hazırlık için harcadıkları paraya baktığınızda 8,4 milyar
dolar. 2005 yılında bu 9,2 milyar dolardır arkadaşlar. Oysa, yılda
üniversitelere ayırdığımız paramız yalnız 2,7 milyar dolardır. Bu
çarpık düzeni böyle devam ettirirseniz, bu dershaneler alabildiğine
artacaktır. Yine resmî rakamlara göre 1984 yılında 174 olan dershane
sayısı, 2002-2003 eğitim yılında 2.122'ye, 2004 yılında 2.984'e ve 2005
yılında ise 3.650'ye çıkmıştır. Böylece, katlana katlana gitmektedir.
Rakamlara çok fazla
boğmak istemiyorum sizi. Çünkü, her yıl üniversite sınavına giren
öğrenci sayımız 1 milyon 800 bin civarında. Bunun ancak 200 bini, örgün
öğretim dediğimiz, yani bizim anladığımız anlamda dört yıllık eğitim
verdiğimiz üniversitelere girebilmekte, 400 bini de açık öğretime
girmekte.
Burada hemen şunu da
vurgulayayım: Açık öğretim dünyanın hiçbir yerinde bu kadar yaygın
değildir arkadaşlar. Bizdeki açık öğretim, şu anda üniversite öğretiminin
yüzde 30'unu tutmaktadır. Bunun mutlaka yüzde 10'lara, yüzde 15'lere
çekilmesi gerekir. Açık öğretimin bu kadar yaygın olması… Açık öğretim
şu olabilir: Sürekli eğitim dediğimiz şekilde, insan elli yaşına
da geldiğinde, altmış yaşına da geldiğinde bu eğitimi görebilir,
ama bununla meslek edinemezsiniz. Onun için, mutlaka, üniversite öğretiminin
çoğaltılması, yani hem kamu üniversitelerinde hem vakıf üniversitelerinde
üniversite sayısının çoğaltılması, ama bu çoğalmayı sağlarken,
sayıyı sağlarken mutlaka eğitim ve öğretimin kaliteli olması
şarttır.
Komisyonda bunu söylediğimde
arkadaşlarım bana biraz sitem ettiler. Üniversite öğrenciliği
ve üniversite öğretim üyeliği bana göre çok ayrı meziyetleri olan
bir meslektir. Yine dünyaya gelsem yine üniversite öğretim üyesi
olurum. Çocuk yirmi yaşında üniversiteye geldiğinde hocanın giyiminden,
kuşamından, konuşmasından, davranışından etkilenir ve o yönde hareket
eder. Ben tıp fakültesi öğrencisiyim, ama Sıddık Sami Onar'ın dersini
de dinledim ben, Hüseyin Nail Kubalı'yı da dinledim, Ali Fuat Başgil'i
de dinledim. Hukuk fakültesi ile tıp fakültesi yan yanaydı, okul arkadaşlarım
geçerken "gel, bugün Hüseyin Nail Kubalı şunu anlatacak"
derlerdi ve gider ben Hüseyin Nail Kubalı'nın dersini dinlerdim. Üniversite
eğitimi böyle olur. Yoksa, at gözlükleri gibi "yalnız bunu okuyacaksınız,
yalnız bunu bilecek" dersiniz, o üniversite eğitimi, üniversite
öğrenimi olmaz arkadaşlarım.
Avrupa Birliği ülkeleri
arasında falan -bu rakamlara çok girmiyorum- aslında, çok parlak değil
durumumuz. Yani, işte az evvel söyledim, OECD ülkeleri arasında yapılan
bir sınavda 50 ülke arasında 48'inci olmuşuz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özyurt,
konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Sağ olun.
Öyle çok ahım şahım,
parlak bir durumumuz yok arkadaşlar, ama, bunun içinden çıkamaz mıyız
iktidarıyla muhalefetiyle? Bu, iktidar muhalefet meselesi değil.
Önümüzdeki yıllar hepimiz için, çocuklarımız için, aslında kendimiz
için… Ben size söyleyeyim, er veya geç hepiniz hekime muhtaç olacaktır.
Eğer iyi hekim yetiştirmişseniz… O gittiğiniz yerde tesadüfen bir
kaza geçirdiniz, hiç bilgisiz bir hekimle karşılaştınız. Onun için,
hepimize, bu üniversite öğrencilerimiz, üniversitede yetişen
çocuklarımız lazım olacaktır, yani, bizim yaşamımız için lazım bunlar.
O bakımdan, gelin, bunları kaliteli yetiştirmeye çalışalım, öğretim
üyelerinin maaşlarına yapılabildiği kadar zam yapmaya çalışalım.
Bakın, burada, hâkimler
ve savcılar için iyileştirici, zam yapıcı bir tasarı geçti, hiçbirimiz itiraz etmedik.
Üniversite öğretim üyeleri için de böyle bir şey yapabilirdiniz.
Üniversite öğretim üyelerinin maaşlarını da artırıcı bir şey yapabilirdiniz,
seve seve desteklerdik; niye desteklemeyelim? Ama, dediğim gibi,
artık çok geç; geç kaldınız. Hani, bir şarkı var "Daha önceleri
neredeydiniz?" diye; öyle, daha önceleri neredeydiniz?
NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul)
- Tabii, tabii, doğru söylüyorsunuz.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) -
Buradaydık.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla)
- Buradaydınız, ama, istenileni
yapmadınız efendim, gerekeni yapmadınız. Burada çekişmekle, kavga
etmekle, laf atmakla bir yere varılmaz.
Evet, parlamenter günlerimizin
belki sonuna geliyoruz. İyisiyle kötüsüyle bu dört yılı birlikte
geçirdik. Burada birlikte olduk, belki laf attık, kavga ettik, ama,
dışarıda bir gün karşılaştığımızda el sıkışacağız, "ne günlerimiz
de oldu" diyeceğiz.
Bu duygularla, hepinize
saygılar sunuyorum, çok teşekkür ediyorum. Sağ olun. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özyurt.
Şahsı adına, Trabzon
Milletvekili Aydın Dumanoğlu.
Buyurun Sayın Dumanoğlu.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİ AYDIN DUMANOĞLU
(Trabzon) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım;
hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bugün şu andaki Meclisimizin
konusu, ülkemizde beş tane daha yeni vakıf üniversitesi açılması
konusundadır ve konuşmalarımın özünü bu noktaya toplamak istiyorum.
Bir defa, sözlerime
başlarken, çok değerli meslektaşım, Hocam Mustafa Özyurt'a da teşekkür
ederek başlamak istiyorum, çünkü, bu sorunun temeline inerek konuşmak
lazım. Türkiye'de üniversite açılması gerekli mi, değil mi; açılması
için şartlar var mıdır, yok mudur; neden bu bir zorunluluk hâline geliyor,
bunu genel hatlarıyla değerlendirmek gerekiyor.
Kabaca bir değerlendirme
yaptığımız zaman, Türk toplumunda ortalama yaş, yani, insan ömrünün
yetmiş sene olduğunu düşünürsek ve 73 milyon da nüfusumuz olduğunu
düşündüğümüzde, demek ki her yaş grubumuzda 1 milyon insan var demektir
ve 18-21 veyahut da 18-22 yaş grupları arasında da dört sene içerisinde
ve buna belki de bir sene daha ilave edersek, demek ki üniversiteye
gitmesi gereken ve ortaöğretimi tamamlatmakta olduğumuz hemen
hemen 5 milyon insan var. Her sene üniversite sınavlarına da baktığımız
zaman, 1 milyon 700 bin kişinin üniversite sınavına girdiğini de
görüyoruz. Bunların arasından örgün eğitime 250 bin kişi ve 150 bin
kişi de açık öğretime aldığımızı düşünürsek, her sene 1 milyon 400
bin kişi ülkemizde üniversiteye gidememektedir ve o 1 milyon 700
bin kişi arasından da üniversiteye gitmek için aileler büyük bir yarış
içerisindedir. Bakın ne oluyor bunu yapmak için: İşte, her aile, kendi
çocuğunu üniversite sınavında kazandırmak için, ta ilkokuldan
itibaren bu çocuklara, çocukluk hayatını yaşatmaksızın, gençlik
yaşını yaşatmaksızın, okullardan sonra da sürekli olarak kurslara
göndermektedir. Bu, çocukların âdeta gençliğini yaşamadıkları,
çocukluklarını yaşamadıkları bir nesil ortaya çıkartıyor. Neden?
Üniversitelerin sayısı az, üniversitedeki yer sayısı az, aman benim
çocuğum bu üç saatlik sınavı zorla kazanarak üniversiteye gitsin
diye. Maalesef, bu, çocuklarda ne bir sosyal hayat bırakıyor ne de
fikrî ve zekâlarını geliştirebilecek bir hayat bu öğrencilere bahşediyor.
İşte, bunun da kökeninde, ülkemizdeki az miktarda olan üniversitelerden
kaynaklanıyor.
Şimdi, vatandaşlar
ne yapıyor? Bakın, yükseköğretimden almış olduğum bilgilere göre,
maksimum olarak, her sene, vatandaşlarımız 8 katrilyon para kurslara
harcıyor, 8 katrilyon! Bunun minimum olarak düşünülmesi hâlinde de
2,5 katrilyon. Ben bir ortalama olarak düşünürsem bunu, 5 katrilyon
kadar bir para vatandaşlar, çocuklarını üniversiteye koyması
için, üniversite sınavını kazanmaları için ayrıca harcıyorlar. Bir kere, ülkemizde
bulunan şu andaki altmış sekiz tane üniversite ve yirmi iki tane de
vakıf üniversitesi için… Vakıf üniversitelerini de bir tarafa bırakırsak, altmış sekiz tane üniversite
için devletimizin harcamış olduğu para 6,5 katrilyon. Şu rakam hemen
şunu ortaya koyuyor: Değerli arkadaşlarım, demek ki, vatandaşlarımızın
çocuklarını üniversiteye koymak için dershanelere harcamış olduğu
para, hemen hemen devletin bütün üniversitelere -altmış sekiz tane
üniversiteye- 2 milyon öğrencimizi okutmak için harcadığı paraya
denk. Daha da ötesi, her sene, Türkiye'den 70 bin de öğrencimiz -ki, bunun
22 bini kayıtlıdır, 50 bin civarında kayıtsızdır- yurt dışında okuyor
ve bunlara, ortalama olarak 20 bin dolar harcandığını düşünürsek,
bu da 1,5 milyar dolar yapar ve bu para da Türk parası olarak 2 katrilyon
bir para. Vatandaşların harcadığı parayla, 5 katrilyon da onlar
harcıyor, 7 katrilyon ve bunu, bu kadar bir parayı, ayrıca devletin
mekanizmasından geçmeyerek, vatandaşlarımız, çocuklarına harcıyor.
Bu, doğal olarak şunu ortaya koyuyor ki, üniversiteler kurulmalıdır,
üniversitedeki yerlerin sayıları artırılmalıdır. Bu, Türkiye'nin
bir gerçeği. Onun için, şu anda yapılmış olan, vatandaşlarımızın,
beş tane vakıf üniversitesi kurmak için, YÖK'ün ve Hükûmetin ortaya
koymuş olduğu kurallara uyarak Meclisimize gelmesini, ben, fevkalade
saygıyla karşılıyorum. Kaldı ki, vakıf üniversiteleri de çok hızlı
olarak gelişen kurumlardır.
Biraz önce, bir arkadaşım
"üniversite kurmalıyız, fakat, maalesef, bunun tabela üniversitesi
olmaması lazım geldiği" şeklinde bir ifade kullandı. Bunu, fevkalade
yadırgıyorum. Yadırgıyorum, çünkü, ülkemizde ilk üniversite,
1933 yılında İstanbul Üniversitesi olarak kurulmuştur. 1946'da Ankara
Üniversitesi, 1948'de İstanbul Teknik Üniversitesi, Dördüncü üniversite,
1955 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi kuruldu. Bu üniversite
de sadece 1963'te eğitim öğretime başladı, bir ilkokulda, iki dershaneli
bir ilkokulda, 9 tane idari personeli, 1 rektörü ve 90 tane de öğrencisi.
Değerli arkadaşlar,
bugün var olan altmış sekiz tane üniversite, bu şekilde çoğu kuruldu.
Birçokları, o günlerde geliştiğini iddia eden üniversiteler, bunların
hepsini tabela üniversitesi olarak söylediler. Ama, şu anda, Karadeniz'de,
o 1955'te kurulan, dördüncü üniversite olarak kurulan Karadeniz
Teknik Üniversitesinde, öğrenci sayısı 48 bin, Ünye'den Artvin'e kadar
Doğu Karadeniz'in her ilinde ve ilçesinde fakültesi ve yüksekokulu
var ve bu üniversiteden üç tane üniversite doğmuştur, bir tane daha
üniversite doğmak üzeredir. Ordu'da, Giresun'da ve Rize'de doğan üniversiteler,
birkaç ay önce yasasını kabul ettiğimiz üniversiteler, hep bu üniversiteye
bağlı olarak kurulmuştur. Diğer üniversiteler de böyledir. Son kırk
yılda mazisi olan üniversitelerimizin çoğu böyle kurulmuştur ve
böyle hızlı bir şekilde gelişmektedir. Bugün, eğer, ülkemizde 2 milyon
gencimiz eğitim, öğretim alıyorsa, bu şekilde kurulan üniversitelerimiz
sayesindedir.
Bakın, üniversitelerimizin
sayısını artırmak zorundayız, çünkü, toplumun dinamikleşmesi
için toplumdaki üniversiteleşme oranının yüzde 40'ların üzerine
çıkması gerekir. Hâlbuki, ülkemize baktığımız zaman, bu rakam, örgün
eğitimde -2006 yılına göre- yüzde 25'tir; Amerika'da yüzde 80, her Avrupa
Birliği ülkesinde ise yüzde 60'ın üzerindedir. Bu rakam esas alındığı
zaman, ülkemizde bile üniversite sayısını hiç değilse 2 katına çıkarmamız
lazım.
Ayrıca, dünyaya baktığımız
zaman, her 500 bin kişiye 1 üniversite düşmektedir. Türkiye'de 68 tane
üniversite olduğunu düşünürsek, 73 milyon nüfusumuz olduğunu düşündüğümüzde,
demek ki, Türkiye'de 146 üniversite olması lazım dünya normları
için. Pekâlâ, Avrupa Birliği normları için de… Avrupa Birliğinde her
250 bin nüfusa 1 üniversite düştüğüne göre, Türkiye'deki üniversite
sayısının da 300 olması lazım. Hiç kimsenin bunu tartışmaması lazım.
Kaynak dediğimiz şey, sözlerimin başında izah ettim, vatandaşlarımız
kendi çocuklarını üniversiteye göndermek için büyük bir atılım
içindedir, büyük bir gayret içindedir. Özellikle, Türk toplumu, Türk
ailesi, çocuklarını prens ve prensesler olarak gören bu aileler, bütün
varlığını bu çocukların eğitimine hasretmekten de geri kalmıyorlar.
Onun için, üniversitelerin sayısını mutlaka artırmalıyız ve kaynağın
da hemen yanı başımızda olduğunu düşünüyorum.
Vakıf üniversitelerindeki
öğrenci sayısının az olduğundan şikâyet etmeyelim, çünkü, bunlar
zaman içinde gelişecektir. Devlet üniversitelerinin bile ancak
yüzde 90'ının mazisi son kırk seneye dayandığına göre, bu üniversiteler
de zaman içerisinde mutlaka gelişeceklerdir.
İkinci bir konuya da
değinmek istiyorum çok basit olarak.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Dumanoğlu,
konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
AYDIN DUMANOĞLU (Devamla)
- Bitiyorum Sayın Başkan.
Bakın, daha 2001 yılında,
Türkiye'deki uluslararası düzeyde yapılmış olan yayınların miktarı
5 bin civarındayken, bugün, 2006'da, bu 17 bine çıkarak Türk üniversiteleri
dünya sıralamasında 17'nci sıraya yükselmiştir. Bunun da nedeni
nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlar, bakın, 2002 yılına nazaran,
2006 yılına geldiğim zaman Türkiye'deki araştırmalara ayrılan para
tam 46 kat artmıştır. Bunların da daha ötesinde, Türkiye, Avrupa Birliğinde
12,5 milyar euroluk bir yatırım için, 200 milyon euro Avrupa Birliği
fonlarına yatırarak 12,5 milyar euro fondan pay almasını sağlamıştır.
Dolayısıyla, mevcut olan Hükûmetimizin araştırma fonlarına yapmış
olduğu bu katkılardan ötürü araştırma sayısı artarak Türk devletinin
yücelmesine neden olmuştur. Ayrıca, son altı yılında araştırma görevlilerinin
sayısını 8 bin artırdığı için Türk Hükûmeti, araştırmalara ayrılan
insan potansiyeli de artmıştır. Bütün bunlar, Türk üniversitelerinin
yücelmesine doğru giden yoldur.
Bu düşüncelerle, hepinizi
sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Dumanoğlu.
Tasarının tümü üzerinde
-ekranda bir kısım arkadaşlarımızın ismini görüyorum- soru-cevap
işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın Kılıç, buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakana sorum olacak.
Görüşülmekte olan kanun
tasarısıyla beş tane yeni vakıf üniversitesi kurulmaktadır. Yeni
üniversitelerin kurulmasına, Cumhuriyet Halk Partisi olarak herhangi
bir diyeceğimiz yoktur. Bunları önemsiyoruz. Ancak, bundan önce on
beş tane yeni üniversite açılmıştı. Bu üniversitelerin rektörlerini
"Biz seçemedik." diye, ne yazık ki, yeteri kadar kaynak vermeyerek
bir anlamda cezalandırmış oluyorsunuz.
Yine, daha önceki
üniversitelerden, örneğin, Malatya İnönü Üniversitesinin Turgut
Özal Tıp Merkezinin -Sayın Bakanım, siz bunu biliyorsunuz- kadro kanunuyla
ilgili -şu anda beş yılınızı dolduruyorsunuz- hâlâ bir gelişme gösteremediniz.
Üniversitemizin kadro kanunu hâlâ çıkmadı. Kaynak olarak yeterli
kaynak sağlanmıyor. Halk arasında deniliyor ki: "Acaba Malatya'mız
ve üniversitemiz cezalandırılıyor mu?" Malatya'da sizin iktidarınıza
karşı böyle bir şey var.
Sayın Bakanım, iktidar
olmak, hükûmet olmak ciddi bir iştir. Üniversitemizin bu kadro ve kaynak
sorununu çözmeyi düşünüyor musunuz? Bunu, kısa ve net olarak öğrenirsem
memnun olacağım.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kılıç.
Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Bakanım, beş yıldır Maliye Bakanlığı, "Evet,
Malatya İnönü Üniversitesinin kadro ihtiyacı var." dedi. Bakanlığınız
Yüksek Öğretim Genel Müdürlüğünün norm kadrosunda, "Bu üniversitenin
bin tane öğretim görevlisi açık." dedi. Maliye Bakanlığı kabul
etti, Devlet Personel kabul etti, Başbakanlık kanunu buraya gönderdi,
Plan ve Bütçe Komisyonu kabul etti. Ama, iki yıldır hep şunu söylüyorsunuz:
"Tüm üniversitelerle birlikte getireceğiz." Bitti... Onun
için, ben artık kime inanacağım, bilmiyorum. Malatya İnönü Üniversitesinin
çocuklarını cezalandırıyor musunuz? Ben bunu öğrenmek istiyorum.
Bu üniversitenin… Bakanlığınız…
Diyorsunuz ki: "Evet, acil." Bizim çocuklarımız orada cezalandırılıyor.
Sayın Bakanım, her seferinde dediniz ki, Sayın Başbakan söylemesine
rağmen: "Getiriyoruz en kısa sürede." Ama, dönem bitti. Acaba
Meclis çalışmaları bitmeden Malatya İnönü Üniversitesinin dört
buçuk yıldır bekleyen, kanun haline getirilmiş kadro yasasını getirecek
misiniz, getirmeyecek misiniz?
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Aslanoğlu.
Sayın Gazalcı, buyurun
efendim.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakana… Üniversite
öğretim elemanlarının ekonomik durumunu iyileştirmeyle ilgili
ne gibi bir düzenleme yaptınız? Yaklaşık 10 YTL ders ücretleri var.
Bu, niçin artırılmadı?
Şimdi, yukarıda,
Plan ve Bütçede on yedi üniversite kurulmasına ilişkin görüşmeler
yapılıyor. Daha önce on beş üniversitenin rektör atamaları, bir
yıl sonra mahkeme kararıyla o ek geçici 1'inci madde durduruldu. Bu
on yedi üniversitede de aynı yanlışı mı yapacaksınız?
"Yurt dışına 5
bin öğrenci göndereceğim." dediniz, bin tanesini gönderdiniz,
ama orada yapılan sınav biçimlerini mahkeme durdurdu. YÖK açıklamalar
yaptı. Bu çocuklar gitti. Sonuçta ne oldu bu konu?
Son olarak: Bir atama
yönetmeliği yaptınız, yıldırım hızıyla geçirdiniz bunu. Atama yönetmeliğini
çıkardınız, iki saat sonra personel genel müdürü bir genelge çıkardı,
okullara faks çektiniz ve 20 binin üstünde geçici görevli kişiyi
müdür yaptınız. Şimdi, iki saat önce mahkeme bunu durdurdu.
Sayın Bakan, Türkiye
bizi izliyor. Bakın, bütün mahkeme kararlarına karşın bir inatlaşma
içindesiniz. Bir kere daha, halkın huzurunda, bu Mecliste mahkeme
kararlarına uyacağınızı, yanlışları düzelteceğinizi söyleyebiliyor
musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Gazalcı.
Sayın Işık…
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Vasıtanızla, Sayın
Bakanıma şu soruları yöneltmek istiyorum:
Sayın Bakanım, üniversite
öğrencilerinin eğitimlerinin bir kısmını yurt dışında yapabilmelerine
imkân oluşturulmuştur. 2006-2007 yılında bu sayı ne kadardır?
Yine, bir kısım öğrencilere,
mesleki eğitim için, Avrupa ülkelerinde staj yapma fırsatı sağlanmıştır.
Bunun da sayısını istiyorum.
Son olarak: Konya Selçuk
Üniversitesi, sizin de yakından takip ettiğiniz gibi, Selçuk Üniversitesinin
Tıp Fakültesi Selçuklu Tıp Fakültesi, yirmi yıldır yılan hikâyesine
dönen tıp fakültesi bitmiştir, mefruşatı döşenmiştir, hiçbir eksikliği
yoktur. Şu an kadro noktasında bir yasa tasarısı Plan ve Bütçede beklemektedir.
Bununla ilgili değerlendirmenizi almak istiyorum. Bu dönemde bu
tasarı yetişecek midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Özyurt…
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanıma bir soru yöneltmek
istiyorum.
Ben konuşurken bilmiyorum
burada mıydınız Sayın Bakanım? Aşağı yukarı beş yıl oluyor üniversite
öğretim üyelerinin maaşları için hiçbir girişiminiz olmadı, hiçbir
ciddi girişiminiz olmadı. Böyle bir girişim düşünüyor musunuz veya
düşündünüz de uygulayamadınız mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özyurt.
Sayın Bakanım, buyurun.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkanım teşekkür ederim.
Sayın Kılıç ile Sayın
Aslanoğlu'nun soruları aynı mahiyette olduğu için ikisine birden
cevap veriyorum: Bizim, hiçbir üniversiteyi, hiçbir kamu kurumunu,
bir şehri veya onun ahalisini cezalandırmak gibi bir niyetimiz ve
bir eylemimiz olamaz; biz, bütün şehirlerimizi mükâfatlandırmak
için var olan bir siyasi kadroyuz. Hükûmetimizin icraatları bu yöndedir.
Şimdi bakın, biraz önce
hem Sayın Işık'ın sorusunun o kısmına da cevap vermiş olacağım, Anadolu
Üniversitesinden ayrılan Osmangazi Üniversitesinin çok ciddi
bir kadro sıkıntısı vardı. Ayrıca Selçuk Üniversitesi, malumunuz, çok büyüyen
bir üniversite ve iki hastanesi olan, iki tıp fakültesi olan bir üniversite.
Buralarda çok ciddi bir kadro eksikliği vardı. Diğer bütün kurumlarla
da iş birliği yapıldı, bunların eksiklikleri tespit edildi, Plan ve
Bütçe Komisyonunda biraz önce on yedi üniversiteyi görüşürken bu
iki üniversitenin de kadro ihtiyaçları giderildi ve bu Plan ve Bütçe
Komisyonundan geçti. Türkiye Büyük Millet Meclisine gelecek ve Genel
Kurulda da bu kabul edilecek.
Turgut Özal Tıp Merkezinde
kadro ihtiyacı olduğunu biliyorum. Ancak, bildiğiniz gibi, bu bazı
geçici işçilerin kadrolu yapılmasıyla ilgili çalışma esnasında
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın yapmış olduğu bir çalışma
var. Değişik statülerde çalıştırılan memurların, özellikle üniversite
bünyesinde çalıştırılan devlet çalışanlarının veya geçici statüde
çalışanların 4/B kapsamına alınarak bu ihtiyacın giderilmesiyle
ilgili üniversitelerle de bir mutabakata varıldı. Meseleyi bu
çerçeve içerisinde değerlendirmenizi özellikle istirham ediyorum.
Sayın Gazalcı'nın…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Gelecek mi, gelmeyecek mi üniversitelerle beraber?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Ben, arkadaşlar, bakın, bu…
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Sayın Bakan, o üniversitelerin kadroları işçilerden mi oluşuyor?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Hayır, ben öyle bir şey söylemedim. Hangisine,
nerede ihtiyaç duyulacağını… Dediğim gibi, Maliye Bakanlığında,
Devlet Personel Başkanlığında, Devlet Planlama Teşkilatında bütün
hazırlıklar, çalışmalar yapılır. Üniversiteleri temsilen, ben,
bu, eğer gündeme getirilecekse… Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemini ben tek başıma belirlemiyorum. Bunun gündeme gelmesi
gerekiyorsa, gelir. Sizin, özellikle grup başkan vekilleriniz, iktidar
partisinin grup başkan vekilleriyle Danışma Kurulunda bunu müzakere
ederler. Genel Kurula geldiği zaman da, ben gelir buraya otururum.
Mesele bundan ibarettir.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Bakan, Osmangazi Üniversitesi ve Selçuk Üniversitesi
onunla beraber gelmeyecek mi?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Gazalcı'nın sorularına gelince. Bu, atama
ve görevde yükselme yönetmeliğiyle ilgili sorunuz, yükseköğretimle
ilgili bir mesele değil, buna cevap vermiyorum.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Mahkeme kararı olduğu için Sayın Bakan…
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Ayrıca, ekonomik durumun iyileştirilmesiyle
ilgili olarak arkadaşlarımın soruları var. Sayın Özyurt "Üniversite
öğretim üyelerinin durumunda hiçbir iyileştirme yapılmadı."
diye bir ifade kullandı.
Değerli arkadaşlar,
kümülatif enflasyon çıktıktan sonra, yani enflasyonu bir tarafa
bıraktığınız zaman, Türkiye'de en az zam yapılan devlet memurlarının
maaşında yüzde 12 iyileştirme yapılmıştır. Öğretim üyelerini bırakın
bir tarafa, bu rakamlar kesinlikle doğru değildir.
Rektör atamalarıyla
ilgili olarak, malumunuz, şu anda on beş üniversiteye rektör atamasıyla
ilgili, on yedi üniversiteye rektör atamasıyla ilgili, yeni kurulan
üniversitelere rektör atamasıyla ilgili prosedür askıda kalmıştır
Anayasa Mahkemesinin iptal kararından dolayı. Bununla ilgili ayrıca
bir düzenleme yapılacaktır. O da -zaten siz Millî Eğitim Komisyonu
üyesisiniz- oraya geldiğiniz zaman siz de katkı sağlarsınız ve fikirlerinizi
de söylersiniz.
Yurt dışına gönderdiğimiz
öğrencilerle ilgili olarak, hiçbir zaman için mahkemenin bozma sebebi,
yapılan sınavların şekli değildi, çünkü bu sınavları biz yapmadık.
Bu sınav ÖSYM tarafından yapıldı. Bütün kriterler yükseköğretim kurumlarının
belirlediği kriterlerdi. "Mülakat olmasın" dedi "Sübjektiflik
devreye girer." dedi, biz mülakatı kaldırdık. Daha sonra
"Yükseköğretim Kurulunun devreye girmesi gerekiyor" denildi,
Yükseköğretim Kuruluyla da bir protokol imzalandı, böyle bir problem
yok Sayın Gazalcı, problem aşılmıştır, hayırlı olsun.
Yine, değerli arkadaşlarım,
Sayın Özyurt…
Sayın Başkan, ben, öncelikle
Sayın Işık'a dönmek istiyorum. Sayın Işık, bu birinci ve ikinci sorunuz,
özellikle, Erasmus ve diğer programlar çerçevesinde yurt dışına giden
yükseköğretim öğrencileri veya Mesleki Eğitim Projesi (MEGEP) çerçevesinde yurt dışına giden insanlarla
ilgili olarak, ulusal ajans bünyesindeki faaliyetler ciddi dokümanlar
gerektirir, o rakamları arkadaşlarımız tespit edip, zatıalinize
sunarlar.
Sayın Özyurt, bir ifade
kullandınız. Bütün değerli milletvekili arkadaşlarımın, ben, dikkatlerini
bu noktaya çekmek istiyorum. Zatıaliniz dediniz ki: "2002 yılından
2007 yılına kadar üniversitelere tahsis edilmiş olan araştırma görevliliği
kadrosu sadece 86'dır." Bakın, Mustafa Bey, bir hususun altını
çizmek istiyorum. Benim bu size vereceğim rakamlar YÖK'ün vermiş olduğu
rakamlardır. 2002 yılının sonunda araştırma görevlisi sayımız
27.380'dir. Değerli arkadaşlar, buraya dikkatinizi çekerim. Araştırma
görevlisi dediğiniz insan, ya master yapıyor, ya doktora yapıyor
ve araştırma görevlilerinin, beş yıl sonra, yedi yıl sonra, sekiz yıl
sonra tekrar araştırma görevlisi kalması söz konusu değil. O insanlar
meslekte yükselirler. Bakın, buna rağmen, eğer, bütün araştırma görevlileri
aynı kalsa bile, böyle bir varsayımdan hareket etseniz bile, 2006-2007
öğretim yılında araştırma görevlisi sayısı üniversitelerimizde
30.495'tir.
Bir başka şeyi belirteyim.
Profesör sayısı 10 bindir 2002'nin sonunda, bugün 12.600'dür, 2.600
adet profesör sayısında artış olmuştur, doçent profesör olmuştur. Bakın,
doçentler de 5.200 iken 5.900 olmuştur. Yardımcı doçent 12 bin iken,
15.600 olmuştur. Peki, bunlar nereden geldi? Araştırma görevlisi
doktorasını bitirdi, yardımcı doçent oldu, yardımcı doçent doçent
oldu, doçent profesör oldu.
Şimdi, bunu hesaba
katmazsanız, sanki araştırma görevine başlayan bir kimse kıyamete
kadar araştırma görevlisi kalıyormuş gibi bir varsayımdan hareket
etmiş olursunuz, bu, yanlıştır.
NURETTİN SÖZEN (Sivas)
- Üniversite büyümüyor mu? Yeni fakülteler, yeni yüksekokullar açılmıyor
mu?
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Ama, üniversite sayısı büyüyor, öğrenci yüzde 22 artmış.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Efendim, bakın: Ben böyle bir iddiada bulunmuyorum
arkadaşlar. Sadece bizim iktidarımız döneminde 112 adet lisans
programı veren yükseköğretim kurumu kurulmuştur. Elbette kuruluyor,
ama ben diyorum ki: Bakın, sizin verdiğiniz 86 rakamı Sayın Özyurt,
kesinlikle gerçekle uzaktan yakından bağdaşmamaktadır.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Bakın Sayın Bakanım: Yüksek Öğretim Kurulunun çıkardığı
"Yükseköğretim Stratejisi" kitabını yarın buraya getiririm.
Bütün bu milletvekillerinin içinde söylüyorum. Rakamı tekrar söyleyebilirim,
bu rakam ondan alınmıştır.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Peki, tekrarlar mısınız?
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Evet efendim, söyleyeyim. Bakın, size verenler yanlış vermişler,
söyleyeyim.
BAŞKAN - Sayın Özyurt,
Sayın Bakanıma da hitap ederek konuşuyorum: Böyle bir usul yok bu Genel
Kurul içinde, ama…
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Hayır, rakamı yanlış verdi Sayın Bakan da, onun için söylüyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Şimdi, Sayın Özyurt, siz, lütfen… Sayın Özyurt
size şunu söyleyeyim: Siz, ikisi arasındaki, 2000'le… Bakın, öyle bile
olsa, 2002 ile 2007 arasında böyle bir fark ortaya koysanız bile, bu,
üniversitelere tahsis edilen araştırma görevlisi kadrosunun sadece
86 olduğu anlamına gelmez.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- 2005 Sayın Bakanım. 2002-2005…
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Efendim, 2005 olabilir, tamam 2005 olabilir. Ama,
bu arada, araştırma görevlisi olup da yardımcı doçent olan insanlar
vardır, araştırma görevlisi olup da üniversiteyi terk eden insanlar
vardır, bu hesaba katıyor musunuz bunu siz?
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Sayın Bakanım, öğrenci sayısı yüzde 22 artmış.
BAŞKAN - Sayın Bakanım…
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Bakanım,
Sayın Özyurt, aranızda müzakere edebilirsiniz, ikiniz de üniversiteden,
akademisyenlikten gelmiş olan arkadaşlarımızsınız. Ben, her ikinize
de katkılarınız için teşekkür ediyorum.
Tasarının maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
1'inci maddeyi okutuyorum:
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI
MADDE 1- 28/3/1983 tarihli
ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununa aşağıdaki
ek maddeler eklenmiştir.
Özyeğin Üniversitesi
EK MADDE 72- İstanbul'da
Hüsnü M. Özyeğin Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun
vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tâbi olmak
üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Özyeğin Üniversitesi adıyla
bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.
Bu Üniversite, Rektörlüğe
bağlı olarak;
a) Fen-Edebiyat Fakültesinden,
b) İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesinden,
c) Mühendislik Fakültesinden,
ç) İletişim Fakültesinden,
d) Uygulamalı Bilimler
Yüksekokulundan,
e) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
f) Sosyal Bilimler
enstitüsünden,
oluşur.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Yalova Milletvekili Muharrem
İnce.
Sayın İnce, buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUHARREM
İNCE (Yalova) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Az önce Sayın Gazalcı'nın
sorduğu soruya Sayın Bakan "Millî Eğitimle ilgili bir konu, cevap
vermeyeceğim." dedi ama, ben de kayıtlara geçmesi açısından şunu
söylüyorum: Yönetici atama yönetmeliğinde değişiklik yaparak,
sınavsız bir şekilde, hafta sonu, AKP il binalarında kimin hangi
okula müdür olacağını... Ve bunları iki gün içinde atadınız. Mahkeme
bugün yürütmeyi durdurma verdi. Ben de buradan sesleniyorum: 22
Temmuzdan sonra, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, o atanan müdürlerin
hepsini sınava alacağız.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Gelirseniz alırsınız.
MUHARREM İNCE (Devamla)
- Şimdiden bilsinler, o görevi kabul etmesinler.
SABRİ VARAN (Gümüşhane)
- Gelirsen, al!
MUHARREM İNCE (Devamla)
- Sınavla gelenlere hiç itirazımız yok. Ama sınavsız bir şekilde gelenler
varsa, bunlar partizandır, onların hepsini sınava alacağız. Kayıtlara
geçmesi açısından bunu belirteyim.
MUSTAFA ÜNALDI (Konya)
- Gelirsen al!
MUHARREM İNCE (Devamla)
- Yine, ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığının 28 üst düzey yöneticisinin
istifa edip milletvekili olmak istemesini, bu Bakanlığın ne kadar
partizanlaştığının, ne kadar kadrolaşmanın merkezi haline geldiğinin
bir göstergesi olarak da bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yine -şu anda Plan Bütçede
bitti yanılmıyorsam- on yedi yeni üniversiteyle ilgili. Yalova'nın
olmamasının hesabını da seçim meydanlarında Yalova halkının size
soracağını çok iyi biliyorum. Yani, İstanbul'a, İzmit'e, Bursa'ya
bir saat mesafedeki, yüzde 60'ı ormanlarla kaplı, eğitim düzeyi
çok yüksek, üniversitede, OKS'deki, sınavlarındaki başarılarıyla
kendini kanıtlamış bir kente üniversitesini çok görmenizin bedelini
22 Temmuzda ödeyeceksiniz.
Şimdi, neden siz dört
buçuk yıldır eğitim ve bilim kurullarıyla sürekli kavga halindesiniz?
Ben bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bakınız, YÖK ve Millî
Eğitim Bakanlığı arasında bir mücadele var. YÖK, 1987 ile 2005 arasında
3.776 kişiyi yurt dışına göndermiş öğretim üyesi yetiştirmek için;
Millî Eğitim Bakanlığı da 1994 ile 2005 arasında 1.755 kişiyi göndermiş.
YÖK'ün gönderdiklerinin içinde başarı oranı yüzde 70,26; Millî Eğitim
Bakanlığının gönderdiklerinin içinde başarı oranı yüzde 52,42. Demek
ki YÖK daha doğru tespitler yapmış, demek ki Millî Eğitim Bakanlığı
daha partizanca seçimler yapmış. Bu yalnızca sizin iktidarınızı
da kapsamıyor, sizden önceki iktidarları da kapsıyor.
Yine, bütçeyi… Siz
Türk yükseköğretimini ne hâle getirdiğinizin farkında değil misiniz
Allah aşkına? YÖK bütçesinin Millî Eğitim bütçesine oranı 2002 yılında
yüzde 25'tir -Millî Eğitim bütçesinin yüzde 25'i YÖK'e aittir- 2003'te
yüzde 25'tir, 2004'te yüzde 23'tür, 2005'te yüzde 21'dir. 25'ten alıp 21'e
düşürdünüz. Yine, 2005 verilerine göre, Türk yükseköğretiminde
öğrenci başına harcama Türkiye'de 1.460 dolardır. OECD ortalaması 10.052 dolardır, Amerika
Birleşik Devletleri'nde 22.234 dolardır, Yunanistan'da 4.280 dolardır.
Siz de diyorsunuz ki: "Bütçeyi artırdık."
Sayın Bakan, bütçe
tekniğinden kaynaklanan sanal bir artış var. Öğrenci harçlarını ve
döner sermayeyi bütçe tekniğinden kaynaklanarak bütçenin içinde
gösteriyorsunuz, sanal bir artış varmış gibi gösteriyorsunuz. Asla
böyle bir artış söz konusu değildir.
Yine, şunun hesabını
vermelisiniz: Bugün meslek yüksekokulunda okuyan bir gencimize
Türkiye Cumhuriyeti devletinin ödediği para, kişi başına, öğrenci
başına 730 YTL'dir. Eğitim fakültesinde öğretmen adayına Türkiye
Cumhuriyeti devletinin ödediği para 1.100 YTL'dir, imam-hatip lisesinde
okuyan bir delikanlımıza ödenen para 3.037 YTL'dir. Bunlar, bu ülkenin
gerçekleridir. Siz, bunları, yanılmıyorsam kürsüye çıktığınızda
açıklayacaksınız.
On beş yeni üniversiteye
500 bin YTL para verdiniz, yani dalga geçer gibi bir şey bu. 500 bin YTL
ile üniversite kurulur mu? Sonra "Kaynak aktardık." diyorsunuz.
Bunları bozdur bozdur harca, 500 bin YTL ile üniversite kuracaksınız!
Milyon dolarların gerektiği bir üniversite kurulmasında, bunları
nasıl yapıyorsunuz ve bunları nasıl başarıymış gibi gösteriyorsunuz,
doğrusu anlayamıyorum.
Son beş yıldır araştırma
görevlileri için verilen yurt dışı burslara bakalım: 1999'da… Daha önceden başlayayım:
1993'te 1.380 kişi, 1994'te 500 kişi, 1995'te 300 kişi, 1999'da 100 kişi,
2002'de 80 kişi, 2004'te 80 kişi, 2005'te 80 kişi. Araştırma görevliliği
kadrosu: 2001'de 4.250 kişi, 2002'de 4.250 kişi, 2003'te 1.410 kişi,
2004'te 1.410 kişi, 2005'te de… Mahkeme kararıyla aldılar, aralık ayına
denk geldiği için de bunu tam olarak kullanamadılar.
Israrla -Sayın Başbakan
dahil- Türk üniversitelerine haksızlık etmektedirler. "Başarı
mı var?" diyorlar. Peki, bütün bu yokluklara rağmen, Amerika'daki
saygın bir kuruluş, Bilimsel Bilgi Enstitüsü, dünyadaki üniversiteleri
toplam makale sayısı bakımından denetliyor, yorumluyor, bu konuda
bir sıralama yapıyor. Türkiye, 1990'da 40'ıncı sırada, 2006'da 20'nci sırada,
2007'de 19'uncu sırada. Yani, bu üniversitelerimiz bu kadar yoksulluğa
rağmen, bu kadar kaynak kıtlığına rağmen, bu kadar altyapı eksikliğine
rağmen, bu kadar partizanlaşmanın kol gezmesine rağmen, yine de başarılarını
kanıtlamışlardır.
Şimdi, değerli arkadaşlarım,
biz, asla ve asla bu üniversitelerin kurulmasına karşı değiliz. Ama,
Hükûmetin de, özellikle Millî Eğitim Bakanlığının da -üniversiteleri
nasıl ele geçirmek, buraları işgal etmek- buraları bir kale gibi
görmesini, bunu anlayamıyoruz. Buraların özerk kurumlar olarak algılanması
lazım, buraların bilim yuvası olarak algılanması lazım. Bizim sıkıntılarımız
burayla ilgilidir.
Tabii ki, üniversitelerle
kavgalısınız, ama Bakanlar Kurulunda da birçok arkadaşımız, akademisyen,
üniversitede hocalık yapmış. Bunu, bu kavgayı nasıl önleyemiyorlar,
doğrusu, anlayabilmiş değilim.
TÜBİTAK'ı mahkemelerde
süründürdünüz, yandaşlarınızı doldurarak yasa dışı hâline ettiniz.
Yurt dışından getirilen kitaplara bile -özellikle tıp kitapları-
lüks tüketim vergisi var, yüzde 40 vergi var yurt dışından gelen kitaplara.
Bunu çözememiş bir ülkede bilim yapılabilir mi? Bunu çözememiş
bir ülkede "Yükseköğretimin sorunlarını bu dönemde biz çözdük."
denilebilir mi, anlayabilmiş değilim.
Eğer, bir ülkede, bilimsel
hırsızlık suçundan mahkûm olmuş birisi Başbakana danışman oluyorsa,
bu ülkede üniversiteler sorgulanamaz arkadaşlar. Eğer, siz, Yüzüncü
Yıl Üniversitesinde, Ondokuz Mayıs Üniversitesinde yapmak istediklerinizi
şöyle bir düşündüğünüzde, sizin, bilim adına konuşma hakkınız yoktur.
Ondokuz Mayıs Üniversitesinde komisyonlar kurdunuz; ne oldu, ne
buldunuz, neyi çözdünüz?
Değerli arkadaşlarım,
bütün bunlardan sonra sizlere şunu söylemek istiyorum: Bakınız,
Cumhuriyet Halk Partisi tarafından, eğitim ve bilimle ilgili 8 kanunu
Anayasa Mahkemesine taşımışız. Bunlardan 4'üyle ilgili karar vermiş
Anayasa Mahkemesi; ya yürütmeyi durdurma vermiş ya iptal vermiş. Diğer
4'üyle ilgili, henüz, görüşmemiş diğer 4'ünü. Eğer, 8 tane kanunu
Anayasa Mahkemesine gidiyorsa, belli olan, sonucu kesinleşen 4
kanuna, mahkeme iptal ya da yürütmeyi durdurma veriyorsa, demek
ki siz, danışmadan yapıyorsunuz, demek ki siz, muhalefetin sesini
dinlemiyorsunuz, demek ki siz, hukuk dışı uygulamalar yapıyorsunuz.
22 Temmuzdan sonra en
büyük idealimiz, hemen şu aşağıdaki Millî Eğitim Bakanlığında hukuku
egemen kılmaktır. Çünkü, hukuk hepimize lazımdır. Ama, ne yazık ki,
Millî Eğitim Bakanlığı, bugün, hukuksuzluğun merkezi hâline gelmiştir.
Bakın, değerli arkadaşlarım,
yıl 2003, 7 Eylül; 7 Eylül 2003 günü, Hükûmet, YÖK Yasasını gündeme getiriyor.
14 Eylül 2003 günü Genelkurmay açıklama yapıyor. Bu, son muhtıra, 27
Nisan muhtırası değil, Millî Eğitimle ilgili üç tane muhtıra var.
14 Eylül 2003 günü açıklama yapıyor, deniyor ki: "Türk Silahlı
Kuvvetleri, Anayasa'mızın 42'nci maddesinde de açık ifade edildiği
gibi, Türkiye'de 'Eğitim ve öğretim, Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda,
çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi
altında yapılır.' temel ilkesini yürekten benimsemektedir."
Ben, o gün TRT-2'de konuşma yapmaya gidiyorum, Genelkurmay bildiri
yayımladı, on beş dakika sonra Hükûmet tasarıyı geri çekti; muhtıra
1.
Muhtıra 2: 6 Mayıs
2004, açıklıyor: 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu'nun 32'nci maddesi…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ASIM AYKAN (Trabzon) -
Demokrasiye aykırı konuşuyorsun!
MUHARREM İNCE (Devamla)
- Tabii, oraya da geleceğim.
BAŞKAN - Muharrem
Bey, Sayın İnce, hitabet sırasında, bu tabirler, demokrasiye uygun
olan tabirler değil, sizin de bunları alkışlayacağınızı zannetmiyorum,
böyle bir şey de yok.
MUHARREM İNCE (Devamla)
- Açıklamamı yapacağım Sayın Başkan.
ASIM AYKAN (Trabzon) -
Burası milletin kürsüsü!
BAŞKAN - Onun için, yani,
lütfen, ifadelerde düzeltmeler yaparsanız, daha iyi olur.
AHMET YENİ (Samsun) - Düzeltin onu, düzeltin.
BAŞKAN - Buyurun.
MUHARREM İNCE (Devamla) - Bakınız, 6
Mayıs 2004 tarihli bildiri: "1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu'nun
32'nci maddesi ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun 4'üncü maddesiyle
tesis edilen sistemin dışına çıkacak uygulamaların, söz konusu
maddelerin amaçladığı öğrenim birliği ve laik eğitim ilkelerini
zedeleyeceği açıktır."
Şimdi, gelelim 27 Nisan tarihli açıklamaya:
"Okullarda kutlanacak etkinlikler Millî Eğitim Bakanlığının
ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların
yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve
Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine
rağmen, herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir."
Takdirlerini size bırakıyorum.
Sayın Bakan, üç kez bu konuda uyarı alıyorsunuz;
takdirlerini size bırakıyorum, halkımıza bırakıyorum.
Tabii ki, bunları alacağınıza bizi
dinleseydiniz, bu uyarıların hiçbirisi olmazdı. Biz, onlardan önce,
Genelkurmayın açıklamalarından önce sizi bu kürsüden uyardık zaten.
Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Yüce Meclise saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın İnce.
Anavatan Partisi Grubu
adına İbrahim Özdoğan? Yok.
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin)
- Sayın Başkan, 1'inci maddede "Hüseyin Özcan" olarak bildirilmişti.
BAŞKAN - Saygıdeğer
arkadaşlarım, saygıdeğer grup başkan vekili arkadaşlarımız da bu
teklifleri verirken çok açık olarak bilinmeli, yani buradaki ifadelerde
zaman zaman yanlışlıklar oluyor. Çünkü, karalamalar oluyor, diğer
şeyler oluyor, yani arkadaşlar da tereddüde düşüyor. Yoksa, bütün arkadaşlarımız
tabii ki konuşacaklar. Yani, bu hata, biraz da grup başkan vekillerinin
veya belki başka şekilde mi oluyor?
Oradan kaynaklanan bir şey var, bizden bir şey yok. Yani, bizdeki rakamlarda
Sayın Özdoğan gözüküyor.
Anavatan Partisi Grubu
adına buyurun Sayın Özcan.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
1322 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 1'inci maddesi üzerinde Anavatan
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
biraz önce bir arkadaşımız, özellikle -belki bu mevzunun dışındadır,
ama- "Türkiye'de musluk ve batarya imalatçılarının sıkıntılarını
ne olursunuz Mecliste dile getirin." dedi.
Müteaddit defalar
getirdik, ama…
AHMET YENİ (Samsun) -
Bataryayla ne ilgisi var?
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla)
- Evet, onların vermiş olduğu mesajı burada sadece seslendireceğiz.
"Bunlar, dışardan
gelen Çin malları Türk halkının sağlığını bozuyor. Binlerce musluk,
batarya imalatçılarının sıkıntı içerisinde olduğunu ne olursunuz
Mecliste bunu dile getirinin Meclis kapanırken." demişlerdi,
o insanların sorunlarını dile getiriyoruz. Binlerce batarya işçisinin,
batarya üreticisinin, musluk üreticisinin sıkıntılarını dile
getiriyoruz. Ayrıca, Türkiye'yi ithal cenneti haline getiren ve
sağlığımızla oynayan bir anlayış içerisinde buna göz yuman Hükûmet
bunu dikkate alsın diye konuştum. Yoksa, yükseköğrenimle bunun
alakası olmadığını ben de biliyorum ve onun farkındayım.
AHMET YENİ (Samsun) -
Okumayan batarya yapamaz zaten.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, bizler, yükseköğretimde, özellikle üniversitelerin
açılmasından yanayız. Ne kadar üniversitemiz çok olursa, o kadar,
bu ülkede eğitim seviyesinin yüksek olacağına ve bu ülkede çağdaşlığı
yakalamanın daha kısa zamanda olacağına inanıyoruz. Bugün, üniversiteyi
açmak, elbette belli mali külfetler getirmektedir. Ama, eğitim çok
önemlidir. Bizim, eğer, eğitim seviyemiz, hâlâ eğitim ve öğretimimiz
-yüzde olarak oranladığınızda veyahut da sınıflandırdığınızda,
baktığımızda- ilkokul dört seviyesindeyse, eğitimimize yeteri
kadar destek vermediğimizin, yeteri kadar önem vermediğimizin
bir delilidir bu.
Değerli arkadaşlar,
üniversiteleri elbette açalım, çoğaltalım sayıları, bu yetmiyor.
Ama, bunları yaparken de, bugün üniversitelerimizin bağırdığı
seslere de kulak vermek zorundayız. Öğretim kadrosundan, araştırmacısından,
fiziki yapısından, her yönüyle yoksun olan üniversitelerimiz bağırıyor,
diyor ki: "Bizim hizmetlimiz yok, öğretim üyemiz yok, personelimiz
yok. Fiziki olarak yetersizlik içerisindeyiz. Bizlerin bu çağrısına,
bağırışına kulak verilmesi gerekir."
Avrupa Birliğine
gittiğimizde, bakıyoruz ki, Avrupa Birliği ülkelerinde, okullaşma
oranının bizim çok çok üzerimizde olduğunu görüyoruz. Üniversite
imtihanlarına giren öğrencilerimizin sıkıntılarını görüyoruz.
Dünyanın hiçbir yerinde, üniversite öğrencisinin ve velisinin ıstırap
içerisinde, yokluk içerisinde, geleceğe umutsuzca bakan hiçbir Avrupa
ülkesi görüyor musunuz? Her yıl, 1 milyon 800 bine yakın öğrencimizi
bir maraton yarışı içerisinde koşuya sokuyoruz ve onların ancak
200 bine yakını, istemeyerek de olsa, o üniversitelere girmek zorunda
kalıyor -bu öğrencilerimizi üç saatlik bir imtihana tabi tutarak-
bir yerde, istemekte oldukları, ideallerinde olan okullara yerleştirilemiyorsa,
bunun acısını bütün veliler ve öğrenci ömür boyu çekiyor. Onu mahkûm
ediyorsunuz o puanlama sistemiyle. Oysa, üniversite imtihanını
kaldırarak "Ben, üniversite öğrenimi yapmak istiyorum."
diyen vatandaşın önünü açarsak daha iyi olmaz mı?
Bu öğrenci velilerinin
cebinden senede 10 milyara yakın eğer masraf oluyorsa, evini satıyor,
boğazından kesiyor, doktor parasından bile kesip çocuğunu dershanelere
gönderen velilerin durumunu hiç düşünüyor musunuz?
Tek ideali "Çocuğum
bir üniversiteyi bitirsin." diyen bu velinin, üniversite imtihanını
kazanmadığında, geriye dönüp de evinde hâlâ gelecek seneki imtihana
hazırlanan öğrencinin psikolojik durumunu biliyor musunuz?
Bunun için yapılacak
şey, kardeşim, özellikle üniversite imtihanlarının kaldırılmasının
yollarını aramak zorundayız. Biz, Anavatan olarak açık ve net söylüyoruz:
Üniversite imtihanları kaldırılmalı. "Ben üniversite okuyacağım,
yükseköğrenimde devam edeceğim." diyen her vatandaşın önü açılmalıdır.
Üniversite okuyan öğrencilerimize
baktığımızda, soruyoruz: O krediyle bu öğrenci acaba bir araştırma
imkânı bulabiliyor mu, bir okuma imkânı bulabiliyor mu, bir tiyatro
veya sinemaya gidip, yerine göre bir lokantada oturup da arkadaşlarıyla
yemek yiyebiliyor mu verilmiş olan bu kredilerle? Elbette yok.
Bunları gördüğümüzde,
bu çocukların ıstırabını, bununla da yetmiyor… Bu çocuklar üniversiteyi
bitiriyor, ondan sonra KPSS imtihanına tabi tutuyoruz. O zaman
üniversitelerin ne özelliği kalıyor? KPSS imtihanına tabi tuttuğunuz
bir öğrenci öyle üniversiteyi bitirmiş ki, yedi yıldan beri beden
eğitimi öğretmenliğini bekleyen, tarih öğretmenliğini bekleyen
ve branşıyla ilgili olmayan, okumuş olduğu üniversitenin dışında
başka yerlere girip de çalışmak zorunda kalan, asgari ücretle çalışan
üniversite mezunlarını görmüyor muyuz? Bunları yaşıyoruz, çevremizde
görüyoruz, kendi çocuklarımızda da görüyoruz. Bu sıkıntıyı eğer
bu velilere, bu insanlara yaşatıyorsak bunun tedbirini almak zorundayız.
Yoksa, bu Hükûmet, kendi kadrolarını getirmek için, göz göre göre kadrolaşarak,
üniversite ve eğitim sistemimizi kendi amaçları doğrultusunda
kullanmak gibi bir çalışmanın içerisindeyse, eğitime ve öğretime
en büyük zararı veriyor. Çünkü, üniversitede okuyan her öğrencinin
velisi, o çocuğunun geleceğini, bu ülkenin geleceğini sizden,
bizden belki de daha fazla düşünüyor ve fedakârlığa katlanıyor.
Değerli milletvekilleri,
Meclis olarak bizlerin yapacağı, öncelikle, üniversitelerimizin
daha fazla çoğalmasını, öğretim üyesinden araştırmacısına, hizmetlisine
kadar her yönüyle daha fazla desteklenmesini sağlamak, fiziki olarak
yetersiz olan üniversitelerin sayısını azaltmak ve millî eğitimimize
daha fazla pay ayırmanın yollarını aramaktır. Millî Eğitim Bakanlığı,
üniversitelere her yıl düşen oranları sayı olarak, rakam olarak,
yüzde olarak aşağıya çekiyorsa, demek ki, bu Hükûmetin yükseköğrenime
bakış açısı, maalesef, her geçen gün daha aşağıya doğru gidiyor.
AHMET YENİ (Samsun) -
Hangi parti adına konuşuyorsunuz?
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla)
- Ben Anavatan Partisi adına konuşuyorum, ben halkın adına konuşuyorum;
o yoksulluk çeken, o perişanlık çeken velinin hakkını savunmak
için konuşuyorum.
AHMET YENİ (Samsun) -
Partini söyle!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla)
- O dershanelerde sömürülen velinin alın terinin hesabını soruyoruz.
AHMET YENİ (Samsun) - Hangi parti adına
söylüyorsun? Anavatan değişti.
ZEYNEP KARAHAN USLU
(İstanbul) - Üniversiteler kurulunca dershanelere ihtiyaç azalacak,
siz merak etmeyin.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla)
- Onu duyamazsın, onu şey yapamazsın Sayın Ahmet Bey! Göreceksin,
Samsun'dan gelemeyeceksin, çünkü kadrolarınız, bu söz atma kadrolarınız
yavaş yavaş tükeniyor, gelecekte belki de kümeden düşeceksiniz. Senin
kulağını çınlatırız bu Mecliste, göreceksin. Sen kadrolaşmaya devam
et, laf atmaya devam et; çünkü, oradaki milyonlarca veli, sizlerin
bu velilere bakış açınızı, üniversiteye bakış açınızı, millî eğitime
bakış açınızı görüyor ve sizlere notlarını veriyor.
AHMET YENİ (Samsun) -
Ben partiyi sordum, bir şey demedim.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla)
- Bu millî eğitim karnesiyle siz sınıfta kaldınız. Dileğimiz… 22 Temmuzda
halkın size vereceği notla, gerçekten, sınıfta kaldığınızı göreceksiniz
ve laf atma fırsatını da bulamayacağınıza inanıyoruz.
MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum)
- Hüseyin Bey, bir istatistik verir misiniz? Ama, bak, hiç bir rakam
veremiyorsun.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla)
- Rakamlar burada, istersen rakam vereyim.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
karşılıklı konuşmayalım.
MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum)
- Rakam vermeden söylüyor, öyle bir şey var mı?
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla)
- Eğer Türkiye'de, yüzde 70 üniversite mezunu hâlâ boştaysa, bugün
Avrupa Birliğinde bir öğrencinin maliyeti 10 bin dolarsa, Türkiye'de
hâlâ 650 dolarsa, bu aradaki fark sana rakam, al sana vereyim istiyorsan.
Bu rakamı verdiğimizde iyice kümenin altında kalacaksınız, çünkü
bu rakamlar, sizin karnenizin zayıf olduğunu gösteriyor; millî eğitime
bakış açınızın, öğretim ve eğitime bakış açınızın bir karnesi. Bu
karneyi soracağınıza, kadrolaşmanın hesabını verin. Bu ülkedeki
insanların kadrolaşması konusunda…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özcan,
konuşmanızı tamamlayınız lütfen.
Buyurun.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla)
- İnsanlara ayırım yaparak "bizden ve ötekiler" diyerek,
kurumları ayırarak bir yere varamadınız, varmadığınız da görülüyor,
gözle görülüyor. Bu kadrolaşmaktan, niteliksiz, kifayetsiz, liyakatsiz
yandaşlarınızdan bazılarını kadrolara yerleştirerek bu ülkenin
millî eğitimine ve kurumların gelişmesine faydanız olmayacaktır
diye düşünüyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, kamuoyuna da
şunu açıklıkla belirtiyoruz: Millî eğitimden, millî eğitimin güçlenmesinden,
öğretiminden, eğitimin güçlenmesinden korkarak, hurafeler peşinde
koşan mantık içerisinde olduğunuz sürece, halk size 22 Temmuzda,
dersini sandıkta verecektir.
Saygılar sunuyorum.
AHMET YENİ (Samsun) -
Size şimdiden verdi dersini!
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin)
- Kime vereceğini görürsünüz siz!
BAŞKAN - Sayın Aydın
Dumanoğlu, grup adına konuşma talebiniz var, konuşacak mısınız
efendim?
ALİ AYDIN DUMANOĞLU
(Trabzon) - Konuşmayacağım.
BAŞKAN - Sayın Ali Aydınlıoğlu,
şahsı adına… Yok.
Sayın Cemal Uysal…
Yok.
Sayın Ensar Öğüt, buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)
- Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; on yedi ile üniversiteyle ilgili
-bir çalışma veya karar, bir kanun- bu Büyük Millet Meclisi bir karar
aldı. Ancak, 5/11/2003 tarihinde, Ardahan'a Ardahan üniversitesi
kurulmasıyla ilgili bir kanun teklifi vermiştim. Bu kanun teklifim, ne yazık ki, Hükûmet partisinin
oylarıyla reddolundu ve Ardahan gibi, sınırda, sekiz ay karlar altında,
göç vermiş, yoksullaşmış bir ile üniversite kurulması çok görüldü. Üniversite
kurulması çok görüldüğü gibi, YÖK, bir yıl önce Ardahan'a fakülte
kurulmasıyla ilgili karar verdi, Bakanlar Kuruluna gönderdi; Bakanlar
Kurulu, ne yazık ki, o fakülteyi
de kurmadı.
Şimdi değerli arkadaşlar,
on yedi ilde -gelişmiş ilde- üniversite kuruldu. Ardahan için 2003
yılında verdiğimiz kanun teklifi kabul edilmedi. Şimdi soruyorum:
Bölge boşalmış, göç vermiş, iklim şartları ve coğrafi şartları nedeniyle
bölgenin yoksullaşmasından dolayı, bir üniversite kurulması, Sayın
Bakanım, AKP Hükûmeti tarafından niçin çok görüldü? Bakın, sizden rica
ediyorum, bu kürsüye gelin, biz Ardahan'a
üniversite kurulmasını bu nedenlerle reddettik diye, lütfen bunu
bir açıklayın, halk bilsin.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- Reddetmedik, gelecek…
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Evet, bakın, 2003 tarihinde, on birinci ayda, AKP oylarıyla reddedildi.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)
- O ayrı.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Bakın, kanun teklifim burada arkadaşlar.
Ama, bugün, ne yazık
ki, on yedi ile kuruluyor, Ardahan'a bir üniversite kurulması çok
görülüyor. Üniversiteden vazgeçtik, fakülte kurulsun dedik, o da görülmüyor,
o da kurulmuyor.
Değerli arkadaşlar,
bu ülkede bölgeler arasındaki ekonomik dengeyi ve ekonomik uçurumu
kapatmak için, mutlak surette, gelişmemiş ve kalkınmamış bölgelere
üniversiteler kurulması lazım. Niçin? Çünkü, değerli arkadaşlar,
eğer bizler, Büyük Millet Meclisi Türkiye genelindeki bölgeler arasındaki
kalkınmışlığı ve kalkınmamışlığı düşünürsek, burada kalkınmamış
bölgelerdeki kalkınmamış illere öncelik tanınması lazım. Ardahan,
kalkınmamış bölgeler içerisinde birinci. Gayrisafi millî hasılada
846 dolar yıllık bir geliri var. Ardahan çok mu zengin ki, Ardahan'a
üniversite kurulmasını veya fakülte kurulmasını bu Hükûmet çok
gördü?
Şimdi, on yedi ile kuruluyor.
Ben çok görmüyorum, o illere kurulması da hayırlı olsun, çok da güzel,
destekliyoruz da; ama, sınırda, gece-gündüz, yaz-kış, zemheri ayında
bekçilik yapan, parasız bekçilik yapan, parasız askerlik yapan
ile, ne yazık ki, bu Hükûmet üniversite kurulmasını çok gördü.
Şimdi, Sayın Bakandan
rica ediyorum. Kendisi Ardahan'a geldi. Ardahan'ın durumunu gördü.
Ardahan'da korkunç bir göç var. Ben, burada, daha önce konuştum. Diyorum
ki, göç var, bölge boşaldı; bölgemize başka ülkenin insanları, başka
ülkeler talip. Yani, Ermenistan kendi sınırları içerisinde benim
bölgemi gösteriyor. Bölgenin göç etmesine, boşalmasına, ne yazık
ki, bu Hükûmet seyirci kalıyor. Buranın boşalmaması için, göçün önlenmesi
için, değerli arkadaşlar, orada yaşayan insanların, esnafın para
kazanması lazım. Yaşayan insanların durması için orada sanayi olması
lazım. Coğrafi nedenlerle, iklim nedenleriyle, yedi-sekiz ay karlar
altında kalması nedeniyle, bölgede, mutlak surette, insanların
ekonomik durumlarının iyi olması lazım. Peki, ekonomik durumları
iyi değil.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Öğüt,
süreniz tamamlandı, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Şimdi, bölgede insanlar göç veriyor. Bölgeyi, Ermenistan kendi
sınırları içerisinde gösteriyor ve bu devlet, ne yazık ki -ben üzülüyorum-
devleti yönetenler, bölgenin boşalması için ne varsa onu yapıyor. Yani,
böyle bir şey olabilir mi? Hem benim topraklarımı başka bir ülke istiyor
hem benim devletim bölgeye yatırım yapmadığı gibi, bölgeye kurulacak
üniversiteyi, fakülteyi de çok görüyor, onunla ilgili de hiçbir karar
almıyor. Yani, bu bölgenin, o zaman, sahibi yok mu? Bu bölge, Türkiye
Cumhuriyeti devletinin sınırları içerisinde değil mi? Oradaki
insanlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil mi? Parasız bekçilik
yapıyorsa, insanlarımız parasız orada vatanı bekliyorsa, lütfen,
bunu çok görmeyin, Ardahan'a üniversite kurulmasını da destekleyin
ve bunun on yedi il değil, on sekiz il olmasını Sayın Bakandan ve
Hükûmetten rica ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Öğüt, ayrıca
sisteme girmişsiniz, Sayın Bakana soru sormak istiyorsunuz. Soru
soracak mısınız ayrıca?
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)
- Evet.
BAŞKAN - Buyurun.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)
- Ben, şimdi niye soru sormak istedim? Sayın Bakanım belki kürsüye çıkmaz, ama soruma
cevap vermesiyle ilgili… Selami Bey, müsaade eder misiniz.
Şimdi, Sayın Bakanım,
özür diliyorum, üniversite kurulmasıyla ilgili kanun teklifim niçin
reddoldu? Kanun teklifim reddoldu madem, fakülte kurulmasını YÖK
onayladı, Hükûmete gönderdi, Hükûmet, bu fakülte kurulmasını niçin bu
zamana kadar engelledi? Şimdi, sizden açık, net rica ediyorum, üniversite
mi kurulacak? Üniversite kurulmayacaksa, insani bilimler ve
fen-edebiyat fakültesi için YÖK karar aldı, bakanlığa gönderdi, Bakanlar
Kuruluna. Bu fakülte kurulacak mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Öğüt,
sorunuzu sordunuz. Diğerleri de var çünkü, açıklamaya gerek yok, on
dakika da kürsüde konuştunuz.
Sayın Özyurt, buyurun
efendim.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanıma bir soru sormak
istiyorum.
Gerçi, bundan önceki
sorumu cevaplandırmadınız. Öğretim üyelerinin maaşlarını artırmayı
düşünüyor musunuz? Bu beş yıl içinde bir artırmayı düşündünüz mü, yoksa, artırmaya gücünüz yetmedi
mi?
Bir de Sayın Bakanım,
bir şey daha öğrenmek istiyorum. Kusura bakmayın, belki, bilgisizliğimden
olacak, ama, tıp fakültesi olmayan bir üniversitede diş hekimliği
fakültesi olan bir örnek gösterebilir misiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özyurt.
Sayın Işık, buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, 2002
ile 2006 yılları arasında -mukayese olarak cevap vermenizi istiyorum-
üniversitelerdeki öğrencilere kişi başına düşen pay YTL cinsinden
ne kadardır?
TÜBİTAK'a ayrılan
payla, üniversitelerin araştırma fonlarına ayrılan payı da aynı
şekilde rica ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Buyurun Sayın Bakanım.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Öncelikle, Sayın
Öğüt'ün sorusuna cevap veriyorum: Sayın Öğüt, bildiğiniz gibi, on
yedi üniversitenin kurulmasıyla ilgili prosedür şu anda devam
ediyor Türkiye Büyük Millet Meclisinde; Plan ve Bütçe Komisyonunda
görüşüldü ve geçti. Zatıaliniz, herhâlde, on yedi üniversitenin burada
kurulduğunu zannediyorsunuz, ama gündemimiz o değil. Biz, beş vakıf
üniversitesi kurmak için görüşüyoruz. Başkan size müsamaha etti,
aslında, siz gündemle ilgili konuşmadınız. Yani, Meclis bunun farkındadır.
Sizin daha önceki
teklifiniz niye reddedildi diye soruyorsunuz. Türkiye Büyük Millet
Meclisinde bugüne kadar reddedilen kanun teklifleri niye reddedildiyse
onun için reddedildi; bir.
İkincisi; dokuz vilayet
var üniversitesi olmayan, Ardahan bunların içindedir. Ardahan, Iğdır,
Hakkâri, Şırnak, Bartın, Yalova, Tunceli gibi altyapısı henüz hazır
olmayan, henüz birçoğunda bir fakülte bile bulunmayan illerimiz
var. Bunlarda şu anda üniversite kurmayı 2007 yılında düşünmüyoruz,
on yedi üniversiteyi kurduktan sonra, önümüzdeki dönem buralarda
da üniversite kurulur.
Şimdi, YÖK, efendim,
onayladı, Bakanlık… YÖK onaylamaz, YÖK teklifte bulunur. Fen-edebiyat
fakültesi geldi. Ben bunu Maliye Bakanlığına, Devlet Personel Başkanlığına,
Devlet Planlama Teşkilatına gönderdim. Oradan cevapları bizzat
kendimiz takip ettik. Bu, Ardahan için yapılan bir şeydir. Zatıaliniz
milletvekili olarak bunu talep ettiğiniz için değil, Ardahan'a bu
yapılması gerektiği için yapıldı ve Bakanlar Kurulunda imzaya
açılması için sevk edildi. Fen-edebiyat fakültesini de Ardahan'a bizim
Hükûmetimiz kuracaktır, insani bilimler fakültesi kurulacaktır;
önümüzdeki Bakanlar Kurulunda da bu imzalanıp, tamamlanmış olacaktır.
Bunu, bütün Ardahanlı hemşehrilerimize de duyururum.
Bir başka şey, Sayın
Özyurt, tıp fakültelerinin kurulmasından söz ettiniz. Efendim, bu
tıp, şu anda vakıf üniversitesi, İstanbul'da bulunan bir vakıf üniversitesidir.
Takdir edersiniz ki, İstanbul… Biraz önce zatıaliniz de kürsüden bunu
kendiniz ifade ettiniz; İstanbul, özellikle tıpçı öğretim üyesi
açısından, Türkiye'nin neredeyse potansiyelinin yüzde 60'ını bünyesinde
bulunduran bir şehirdir. Vakıf üniversitelerimizin büyük bir kısmı
diğer üniversitelerden gerekli destekleri alıyorlar. Yani,
"tıp fakültesi eğer yoksa, diş hekimliği fakültesi kurulmaz"
diye bir Anayasa hükmü de yok, yasa hükmü de yok, tüzük hükmü de yok,
yönetmelik hükmü de yok. Bu yaptığımız, kesinlikle…
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Varsa, bir örneğini istiyorum Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Efendim, siz bulun, getirin o zaman.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Hayır, ben sizden öğrenmek istiyorum, soruyu ben sordum.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Işık, bakın, biraz önce, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına konuşan bir milletvekilimiz dedi ki: "Efendim,
öğrenci başına düşen harcamada da AK Parti döneminde düşüş yaşanmıştır."
Arkadaşlar, bu rakamları söylerken, birilerinin çıkıp, sizi yalanlayacağını
hiç hesaba katmıyor musunuz? Bakın, şu kitap, Yüksek Öğretim Kurulunun
2005 yılında yayınladığı istatistiklerdir, 2005 yılında YÖK'ün yayınladığı
istatistiklerden size okuyorum. Hem dolar bazında hem Türk lirası
bazında size okuyabilirim. Bakın, dolar olarak, cari fiyatlarla,
Amerikan doları olarak, örgün öğretimde
1.463 dolar, 2002'de öğrenci başına yapılan harcama. Peki, 2005 yılında
ne? 2007 yılında demiyorum, 2005 yılında bu rakam 3.072 dolardır;
1.463 dolar-3.072 dolar. Bakın, toplamda, sadece örgün öğretim değil,
toplamda 989 dolardır 2002'de. 2005 yılında 2 katından fazla çıkmış,
yüzde 100'den fazla bir artış sağlanmış, 1.898 dolardır. Bunu Türk lirası
olarak da söyleyeyim size, arkadaşlar, Türk lirası olarak da 2002 yılında
3.076 yapılırken, 2005 yılında bu 4.095 YTL'ye çıkmıştır. Şimdi, bu hesaplar
ortadayken, bu rakamlar ortadayken burada kalkıp gerçekleri saptırmanın
hiçbir anlamı yok.
Araştırma fonlarıyla
ilgili olarak da, bakın, bir rakam söylüyorum, bütün Türkiye Büyük
Millet Meclisi bunu bilsin…
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Sayın Bakanım, benim soruma cevap vermediniz. Bakın, ikinci defadır
soruyorum.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Efendim, müsaade edin, hangi soruya nasıl cevap
vereceğimi benim takdirime bırakın.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Öğretim üyelerinin maaşına zam yapmayı düşündünüz mü diye ikinci
defa sordum, üçüncü defadır soruyorum.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Özyurt, biraz önce "Öğretim üyelerinin
maaşlarında en ufak bir iyileştirme yapılmamıştır. 2002'de neyi alıyorlarsa
2007'de de onu alıyorlar." dediniz. Ben şimdi size rakam veriyorum:
Bakın, kümülatif enflasyon çıktıktan sonra, enflasyon payı çıktıktan
sonra net iyileştirme payı üniversite öğretim üyelerinde yüzde
12,17'dir. Nasıl bunu söyleyebiliyorsunuz?
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)
- Diğer memurlarda da aynı şeyi yaptınız Sayın Bakanım, diğer memurlar
da aynı şeyi aldı.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Efendim, bakın, ben teker teker söylüyorum. Her
branşa göre öğretmenin başka, mühendisin başka, öğretim üyesinin
ayrı ayrı olarak buradadır; bunu sizinle paylaşıyorum.
Diğer taraftan, değerli
arkadaşlar, bakın, 2000 yılında, toplam, kamunun ar-ge harcaması
150 trilyon Türk lirasıdır. Toplam, kamunun ar-ge harcaması 150 trilyon
Türk lirasıdır. 2007 yılında, bu, 2 katrilyon 300 trilyon Türk lirasıdır.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Yani, bu, bu kadar arkadaşlar ya!
Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
Ek madde 72'yi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Birleşime on dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.37
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.56
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104'üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu
açıyorum.
1322 sıra sayılı Kanun
Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Tasarının 1'inci maddesine
bağlı ek madde 73'ü okutuyorum:
İstanbul Aydın Üniversitesi
EK MADDE 73- İstanbul'da
Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim
Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine
tâbi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip İstanbul Aydın Üniversitesi
adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.
Bu Üniversite, Rektörlüğe
bağlı olarak;
a) Fen-Edebiyat Fakültesinden,
b) İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesinden,
c) Mühendislik-Mimarlık
Fakültesinden,
ç) Diş Hekimliği Fakültesinden,
d) Güzel Sanatlar Fakültesinden,
e) İletişim Fakültesinden,
f) Yabancı Diller Yüksekokulundan,
g) Anadolu Bil Meslek
Yüksekokulundan,
ğ) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
h) Sosyal Bilimler
Enstitüsünden,
oluşur.
BAŞKAN - Madde üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Hüseyin
Ekmekcioğlu.
Sayın Ekmekcioğlu,
buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN
EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan tasarının ek 73'üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlarım.
Ömrünü tamamlamış
bir Parlamentoyu yasa çıkarmaya zorlayarak hata üzerine hata yapılıyor,
yanlış üzerine yanlış yapılıyor. Anayasa'ya ve teamüllere aykırılığı
bilindiği hâlde, bütün uyarılara rağmen yanlış yapılmaya devam ediliyor.
Anayasa değişiklikleri yapılmaya devam edilmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
Hükûmetin vermiş olduğu, beş yeni vakıf üniversitesinin kurulması
hakkındaki tasarıyı görüşüyoruz. Bu uygulama seçimlere yönelik
bir yatırımdan ibarettir. Hiçbir hazırlık yapılmadan, akademik ve
bilimsel eğitim verecek kurumları alışveriş merkezi açarmış gibi
açmak gerçekçi bir yaklaşım değildir. Üniversiteler, bir toplumun
çağdaşlaşması, aydınlanması sürecinde en önemli öğretim kurumlarıdır.
Bu kurumlara önem veren tüm toplumlar pek çok alanda büyük başarılar
elde etmiş ve sorunların çözümüne daha akılcı davranmışlardır. Çünkü,
üniversiteler, bilgi üreten, toplumun hizmetine sunan kurumlardır.
Bu bağlamda yeni üniversitelerin kurulması büyük önem taşımaktadır.
Öte yandan, yeni bir üniversite açmak için evrensel ölçütlerle belirlenen
altyapı hazırlıklarını tamamlamak, ekonomik kaynak, akademik ve
idari personel planlaması gerçekleştirmek gerekmektedir. Bütün
bunlar yapılmadan üniversite açılması, liseler düzeyinde öğrenim
veren niteliksiz, diplomalı işsizler mezun eden üniversite sayısını
artırmak dışında hiçbir şeye yaramayacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri, Türkiye'de eğitimin sorunlarının çözülmesi,
eğitim ve yükseköğrenim kurumlarının nicelik ve nitelik olarak gelişmesi,
kuşkusuz, gerekli ve zorunludur. Hükûmetler de asıl olarak bunları
yapmakla yükümlüdür, ancak, AKP Hükûmeti, bu yükümlülüğünü şimdiye
kadar yerine getirmek bir yana, eğitimde ve yükseköğrenimde yer
alan sorunları daha da içinden çıkılmaz bir hâle getirmiştir. Mevcut
üniversitelerin ekonomik, akademik ve idari sorunlarının çözümü
için hiçbir adım atılmamıştır.
Bu dört buçuk yıllık
dönemde, eğitimin diğer alanları gibi yükseköğrenim de iyice paralı
hâle getirilerek üniversitelerimiz de diğer eğitim kurumlarımız
gibi ticarethaneye dönüştürülmeye başlanmıştır. Türkiye'de üniversite
mezunları arasında işsizlik oranı gittikçe yükselmektedir. Umut
kapısı olarak görülen üniversiteler artık gençlerin hayatını karartan
yerlere dönüşmektedir. Bilimsellikten gittikçe uzaklaşan, akademik
ve ekonomik yetersizlikler içerisinde eğitim veren birçok üniversitemiz
bulunmaktadır. Yeni üniversite açmak yerine, öncelikle yeterli
kaynağın kamu bütçesinden ayrılarak mevcut üniversitelerin sorunlarının
çözülmesi gerekmektedir.
Önemli olan, yeni tabela
üniversiteleri kurmak değil, mevcut üniversitelerin akademik ve
bilimsel ölçütlerle var olabilmesidir. AKP Hükûmeti, tabela üniversitesi
projesinden derhal vazgeçmeli, siyasi amaçlar için, yine yüksekokul,
lise konumunda kalacak üniversiteler açılmamalıdır. Geçen yıl
açılan üniversitelerimiz arasında şu anda profesör kadrosu olmayanlar
vardır. Son derece tehlikeli bir durumdur. Yeni üniversite açmak
kesinlikle çözüm değildir. Mevcut öğretim üyelerimizin de motivasyonlarını
mutlaka artırarak, onların da daha verimli şekilde çalışmalarını
sağlamamız gerekmektedir.
Biz, Cumhuriyet Halk
Partisi iktidarında daha düzenli ve verimli bir yükseköğretim
tarzını benimseyeceğiz. Bunun için de acil bir şekilde vakıf üniversitelerine
yönlendirilen araştırma fonlarının yeniden kamu üniversitelerine
yönlendirilmesini sağlayacağız. Bunun yanında, bilimsel araştırmalar
için ayrılan fonları mutlaka artıracağız. Üniversitelerimizin
her türlü teknik, araç ve gereç ihtiyaçlarını da gidereceğiz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; devamlı yeni üniversite açmak, ancak, bu arada
öğretim görevlileri kadrolarını artırmamak, öğretim üyesi başına
düşen öğrenci sayısını fazlalaştırmaya çanak tutmak demektir. Ülkemizde
1 öğretim görevlisine 30-35 öğrenci düşerken, gelişmiş ülkelerde
bu sayı 10-15 öğrenci arasında değişmektedir. Bununla birlikte, yine
de, öğretim görevlileri haftada 25-30 saat ders vermek durumunda
kalmaktadır ki, bu, Avrupa ortalamasının yaklaşık 5 katıdır. Aynı
şekilde, üniversitelerdeki akademik ve idari personel açıkları
bir an önce tespit edilerek, nitelikli eğitim hizmeti verebilmek
için gerekli akademik ve idari personel ihtiyacı mutlaka karşılanmalıdır.
Antalya Akdeniz Üniversitesine
bu yıl, okutman, öğretim görevlisi ve uzman için toplam 29 kişilik
kadro verilmiştir. Bu sayı çok yetersizdir. Yine, aynı üniversitemize
bağlı olarak yapılan fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesi de
gerekli kadrolar verilmediği için faaliyet gösterememektedir. Diğer
üniversitelerimizde durum farklı değildir. Yükseköğrenim kurumlarımızda
araştırma görevlisi ve personel yetersizlikleri had safhadadır. Bunun
bir an önce düzeltilmesi gereği ortadayken, Hükûmet plansız bir şekilde
yeni üniversiteler açarak bir yanlışı daha körüklemektedir.
Değerli milletvekilleri,
personel yetersizliği işin sadece bir boyutudur. İşin diğer boyutu,
yatırım yetersizlikleridir. Akdeniz Üniversitesinin Hukuk, Mühendislik
ve İletişim Fakültelerinin hâlihazırda binaları yok, ama, mezunlarını
vermeye devam etmektedir. Burada okuyan öğrencilerimiz zor koşullarda
öğrenimlerini sürdürmektedir. Bu binaların projeleri tamamlanmadan
yeni üniversitenin açılması çok sağlıklı bir bakış açısı değildir.
Bir de, Antalya ülkemizin en çok gelişen illeri arasında ve üniversitesi
bu durumda. Diğer illerimizdeki üniversitelerin durumlarını
siz düşünün. Bu okullarımızdan mezun olacak öğrenciler ülkemizin
geleceğidir.
İşin diğer bir boyutu
da öğrenci yurtlarında yaşanan sorunlardır. Üniversitelerimiz
bünyesindeki öğrenci yurtları kesinlikle talebi karşılayamamaktadır.
Öğrencilerimiz, bu yüzden tarikat yurtlarının kucağına itilmektedir.
Yine, Akdeniz Üniversitesi bünyesinde bulunan Elmalı ilçesindeki
-meslek yüksekokulundaki- yurt sorunu had safhadadır. Okulun kapasitesi
3.500 kişi olmasına rağmen, şu anda okuyan öğrenci sayısı 768'le sınırlı
kalmaktadır. Burada 50 öğrenci yerli olmasına karşın, çok büyük bir
kısmı dışarıdan gelmektedir. Yurt
sorunu yüzünden okullardaki bölümler kapatılmaktadır. Çeşitli
bölümlerde kontenjanlar düşürülmektedir.
Yurt sorunu, kesin olarak çözülmelidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; son dört buçuk yıl içerisinde sadece üniversiteleri
değil bütün eğitim sistemini laçkalaştırdınız. Yine, kafanızın
arkasındaki düşüncelerinize göre, bir ülke, buna bağlı olarak da
bir eğitim sistemi getirebilmek için çaba gösterdiniz. Bununla ilgili
onlarca örnek verilebilir, ama sadece bir tanesini hatırlatarak
bu söylediklerimizin ne kadar doğru olduğu ve haklı olduğunu tüm
kamuoyu da değerlendirecektir diye düşünüyorum.
Millî Eğitim Bakanlığı
13/4/2007 tarihli yönetmelikle giderayak 20 bin müdürü atamıştır. Bu,
sizin millî eğitime bakış açınızı ve bizim ne kadar haklı olduğumuzun
göstergesidir. Hiçbir hükûmet döneminde böyle bir uygulama yapılmamıştır.
Bugün Danıştay 2. Dairesi, atama yönetmeliğinin bazı hükümlerinin iptali istemiyle
açılan davada Millî Eğitim Bakanlığından savunma alıp, yeniden bir
karar verilinceye kadar dava konusu
hükümlerini yürütmeyi durdurma kararı almıştır. Cumhuriyet Halk
Partisi yine haklı çıkmıştır.
Bütün bunları, dört
buçuk yıl boyunca, Cumhuriyet Halk Partisi sözcüleri bu kürsüden
defalarca dile getirdi, ama maalesef, bütün söylediklerimiz duymazlıktan
gelindi. Tam tersi uygulamalar inadına yapılmaya devam edildi ve
bu uygulamalar, maalesef, ülkeyi nereden nereye getirdi, ülkeyi
büyük sıkıntıların içerisine soktu. Sayın Genel Başkanımız Deniz
Baykal'ın söyledikleri kulak ardı edildi. Gerçekçi olmayan, hayalci
yaklaşımlarla ülkenin ne hâle geldiği yaşanarak görüldü. Bu sürecin
acısını, Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve Sayın Başbakan çekse
hiç önemli değil…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Ekmekcioğlu, konuşmanızı tamamlayınız.
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
…ama, bunun acısını,
73 milyon yüce Türk insanı ödedi. Yazıklar olsun!
Yukarıda söylemiş
olduğum bu çekincelerin dikkate alınacağını umut eder, yüce Türk
milletini ve yüce Meclisi sevgiyle, saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Ekmekcioğlu.
Şahsı adına, İstanbul
Milletvekili Zeynep Karahan Uslu.
Buyurun Sayın Uslu.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
ZEYNEP KARAHAN USLU
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz
bilgi çağında, bilgi ve teknolojinin toplumsal yarara dönüşmesinin
ana kaynağı ve ülkemizin en büyük sermayesi olan beşerî sermayenin
işlendiği üniversitelerimize, görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısıyla
beş yeni vakıf üniversitesi eklenmektedir.
Cumhuriyet tarihi
boyunca eğitime bütçeden en yüksek payı ayıran, eğitimde sessiz devrimler
gerçekleştiren, öğrencilerimizi kurduğu teknoloji sınıflarıyla
yeni iletişim teknolojileriyle buluşturan, "Haydi Kızlar Okula"
kampanyaları, şartlı nakit transferleri uygulamalarıyla okullaşma
oranını yükselten AK Parti Hükûmeti, yükseköğretimde de kurduğu ve
kuracağı toplam 32 üniversite ve kuruluşuna katkı sağlayacağımız
5 yeni vakıf üniversitesiyle, binlerce gencimizin daha yükseköğrenim
hakkı kazanmasına imkân tanımaktadır ve bu imkân tanımanın haklı
gururuyla, AK Parti Hükûmetinin iktidarı devraldıktan sonra, 76
üniversiteye sahip olan ülkemizin 2006 yılı sonu itibarıyla 93 üniversiteye
sahip olduğu da belirtilmelidir. Şu an görüşmekte olduğumuz 5 yeni
vakıf üniversitesinin açılmasıyla ve hâlihazırda komisyonda görüşülmekte
olan 17 vakıf üniversitesiyle -ki, kabul edileceğine inancım tamdır-
dönemimizde bu sayının 115'e ulaşacağı ve üniversitesi olmayan
sadece dokuz ilimizin kalacağı da belirtilmelidir ve bu yaşanan
ilerlemenin cumhuriyet tarihi açısından da bir rekor olduğu, hiçbir
hükûmet döneminde yükseköğrenimde bu kadar çok sayıda üniversitenin
ülkemize kazandırılmadığı da ifade edilmelidir.
Günümüzde, ülkelerin
gelişmişlik düzeyi insan kaynaklarının zenginliği ve eğitimiyle
ölçülmektedir ve genç nüfuslu bir ülke olarak, eğitimin salt kamu
eliyle sunulmasıyla uluslararası çağdaş kriterleri yakalamanın
mümkün olmadığı da belirtilmelidir. Bu bakımdan, vakıf üniversitelerinin
sayısının daha da artmasının gerekliliğini ifade etmek isterim.
Bilgi ekonomisine
geçtiğimiz bu dönemde, insan kaynaklarının geliştirilmesi ve yaşam
boyu eğitim ülkelerin öncelikli hedefidir. Bu bağlamda, eğitimdeki
makro hedeflerimizden olan 2010 yılına dek eğitimimizin Bologna
kriterleriyle uyumlu hâle gelmesinin sağlanabilmesi için de üniversite
sayımızın artmasının gerekliliği açıktır, ancak, vakıf üniversiteleri
konusunda, ülkemiz diğer ülkelere göre çok geridedir. Türkiye'de
vakıf üniversitelerinin öğretim kurumlarında öğrenim gören öğrenci
sayısının toplam öğrenci sayısına oranı 4,6'dır ve biraz önce de
ifade edildiği gibi, bu oran pek çok ülkenin çok gerisindedir. Mevcut
93 üniversitenin 25'inin vakıf üniversitesi olması, yani, bu üniversitelerin
toplam üniversitelerin yüzde 26'sını oluşturmasına rağmen,
2006-2007 akademik yılı itibarıyla üniversite öğrencilerimizin
sadece yüzde 4,9'unun bu üniversitelerde öğrenim görmesi anlaşılabilir
değildir. Yükseköğretim Kurumu, vakıf üniversitelerine kapasiteleri
nispetinde kontenjan artırımı yaparak, gençlerimizin daha iyi
bir gelecek elde etmelerine daha fazla katkı sağlamalıdır. Böylelikle,
kamu üniversitelerinin üzerindeki yük de azaltılacak, paylaşılacak,
eğitimde kalite ibresi yükselecek ve eğitim almak isteyen gençlerimiz
ülke dışına gitmek zorunluluğunda kalmayacaklardır. Bu çerçevede
yapılması gereken, yeni iletişim teknolojilerini kullanarak
eğitim ve öğretimde verimliliği artıran, sosyal sorumluluk anlayışına
sahip eğitim girişimcilerinin desteklenmesidir.
Şu anda görüşmekte
olduğumuz İstanbul Aydın Üniversitesi de yükseköğretim alanında
öncü bir kuruluşumuzdur. 2003 yılından beri Türkiye'nin ilk vakıf
meslek yüksekokulu olarak hizmet vermekte, uluslararası akademik
iş birlikleriyle, öğrencilerini dünyadaki yeni gelişmelere
hâlihazırda da açmakta, uygulamalı eğitim aracılığıyla, sanayi-yükseköğretim
kurumu iş birliğinden ülke için kendi alanında bir sinerji yaratmaktadır.
Bu anlamda, şu anda
görüşmekte olduğumuz Özyeğin, İstanbul Aydın, İzmir, İstanbul
Arel ve Acıbadem Üniversitelerimizin tamamının, Avrupa Birliğine
üyelik sürecinde olan ülkemizin insan kaynağı kalitesinin geliştirilmesi
için yeni ve gerçekten ihtiyaç duyduğumuz katkıları ortaya koyacakları
da belirtilmelidir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Uslu.
ZEYNEP KARAHAN USLU
(Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu duygu ve düşüncelerle,
geleceğimiz, gençlerimiz ve eğitim gönüllülerimiz için büyük önem
taşıyan bu beş yeni üniversitenin açılmasına olanak sağlayan bu kanunun
kabul edileceğine inanıyor, hazırunu saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Uslu.
Şahsı adına, Balıkesir
Milletvekili Ali Aydınlıoğlu.
Buyurun Sayın Aydınlıoğlu.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün görüşülmekte
olan beş yeni vakıf üniversitesiyle ilgili şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
ülkemizde 2 milyona yakın üniversite sınavına giren öğrencimiz
var ve maalesef, üniversite sınavına giren öğrencilerimizin ancak
yüzde 10'u üniversiteye girebilmektedir. Ayrıca, dört yıllık lisans
eğitimine girebilen öğrencimiz çok az bulunmaktadır. Çağ nüfusumuza
göre, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda ve Dokuzuncu Plan'a göre
hedeflerin çok çok gerisinde kalındığı da bir gerçektir. Ayrıca,
yurt dışında tahminî 70 bin ile 100 bin civarında Türk öğrenci kendi
imkânlarıyla eğitim-öğretimini görmektedir. Yine, ayrıca, Türkiye'de
üniversitelerimizin belli bölgelerde yoğunlaştığı, yurt çapında
dengeli dağılmadığı, üniversitesi bulunmayan illerin kültürel
yapısının da gelişmediği bir gerçektir. Yine, kalkınmada öncelikli
illerin altyapılarının üniversitelerin kurulmasıyla birlikte
güzelleştiği, sosyal hayatın da geliştiği önemli bir gerçektir.
Ülkemizin aslında
her ilinde bir üniversitesi olması gerektiği, bu olduğu takdirde
iç göçün de önemli ölçüde azalacağı, aynı zamanda, kurulan üniversitelerin
ilk kuruluşta bütün imkânları olmasa bile, bunun zaman içinde oluştuğu,
mevcut üniversitelere bakıldığında görülmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye, gerçekten büyük ve güçlü bir ülkedir. Üniversite sayımızın
artmasından kesinlikle korkulmamalıdır. Zaman içinde Türkiye bunların
altyapısını geliştirebilecek güçtedir.
Bu dönemde 15 devlet
üniversitesi, 2 vakıf üniversitesi kurulmuştu. Şimdi ise, Türkiye
Büyük Millet Meclisi gündeminde olan 5 yeni vakıf üniversitesi kuruluşu
ve bundan sonra gelecek olan 17 yeni üniversitenin kurulmasıyla
da, bu dönemde oldukça önemli ölçüde üniversite kurulmuş olacaktır.
Hakikaten cumhuriyet tarihinde bir dönemde kurulan üniversite
sayısı en fazla dönem olarak tarihe geçecektir.
Üniversitelerimizin
yetiştirdiği master ve doktora öğrencileri ile yurt dışında okuyan
binlerce öğrencimizin ülkemizdeki üniversitelerde görev almak
üzere dönmeye başladığı da bir gerçektir. Biz, öğretim elemanını,
yetişen öğrencilerimizden ve yurt dışından gelen öğrencilerimizden
iyi bir koordineyle kesinlikle sağlayabiliriz.
Değerli arkadaşlarım,
üniversitede okumak artık ülkemizde de bir kâbus ve korku olmaktan
kesinlikle çıkarılmalıdır. Türk cumhuriyetlerinde bile, aşağı
yukarı herkes bir ya da iki üniversite mezunudur. Oralarda çağ nüfusuna
göre gençlerin okullaşmasındaki oran ülkemizden bile çok yüksektir.
Bu bile ülkemizle kıyaslandığında hakikaten bizler için üzüntü verici
bir gerçektir. Ülke olarak genç nüfusumuzun hızla artmış olduğu da
bir gerçektir. Ayrıca, Anayasa'mızın 130'uncu maddesi, üniversitelerin
kanunla kurulmasını ve ülke genelinde dengeli bir şekilde dağılmasını
öngörmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
CHP'den konuşan arkadaşlarımız, hiçbir hazırlık olmadan bu üniversitelerin
kurulduğundan bahsettiler. Bu, doğru bir yaklaşım değildir, gerçekçi
bir yaklaşım değildir. Bugün Türkiye'mizin en saygın üniversitelerinden
olan Orta Doğu ve Hacettepe, başlangıçta barakalarda öğretime
başlamıştır, şimdi ne duruma geldiği hepimizin bildiği bir gerçektir.
Siyasetçi, bir işi yapmak için de yapmamak için de bir sürü gerekçeler
ortaya koyabilir. Bizler, yapmamak için gerekçeler ortaya koyan
bir zihniyeti temsil etmiyoruz. Ayrıca, yükseköğretim ile araştırma,
geliştirme, yani ar-ge çalışmaları için ayrılan ödenek 4 katına çıkarılmıştır.
2002'de ar-ge'ye ayrılan pay 150 trilyon olduğu hâlde, 2007'de bu pay 1,5
katrilyon liraya çıkarılmıştır.
Değerli arkadaşlarım,
yine, bunun yanında, daha önce bu Mecliste üniversitelerin kuruluşu
konuşulurken yaşadık, yeni üniversite kurulan illerde üniversitelerin
kurulması oradaki halk tarafından büyük bir sevinçle, bayram mutluluğuyla
âdeta karşılanmaktadır. Yeni kurulacak olan vakıf üniversitelerimizin
de ülkemize, milletimize, genç kuşaklarımıza hayırlı, uğurlu olmasını
temenni ediyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Aydınlıoğlu.
Ek madde 73'ü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Ek madde 74'ü okutuyorum:
Acıbadem Üniversitesi
EK MADDE 74 - İstanbul'da Acıbadem Eğitim ve Sağlık Vakfı tarafından
2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına
ilişkin hükümlerine tâbi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip
Acıbadem Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.
Bu Üniversite, Rektörlüğe
bağlı olarak;
a) Fen-Edebiyat Fakültesinden,
b) Mühendislik Fakültesinden,
c) İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesinden,
ç) Tıp Fakültesinden,
d) İletişim Fakültesinden,
e) Sağlık Bilimleri
Fakültesinden,
f) Sağlık Hizmetleri
Meslek Yüksekokulundan,
g) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
ğ) Sosyal Bilimler
Enstitüsünden,
h) Sağlık Bilimleri
Enstitüsünden,
oluşur.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Yakup Kepenek.
Sayın Kepenek, buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YAKUP
KEPENEK (Ankara) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
1322 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı'nın ek 74'üncü maddesi üzerinde
CHP Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
sözlerime başlamadan önce bir noktanın altını çizeyim. Biraz önce
Başbakanımız yirmi beş yaşını bitiren gençlerimizin milletvekilliği
adaylığına başvurabileceklerini açıkladı. Orada bir yazılım hatası
olduğunu, bunun düzeltilebileceğini söyledi. Haberlere düştü
bu. Peki, öbür taraftan, kamu kesiminde çalışan, kamuda görevli
gençlerin durumunun ne olacağı boşlukta kaldı.
Bunu şunun için söylüyorum:
Biz, üzülerek belirteyim ki, bu yasa yapma işini beş yıldan beri düzeniyle,
diliyle, yapısıyla, anlatımıyla, açıklığıyla çok da doğru yürütmedik,
çok da doğru yapmadık. Aceleye getirdik, yanlışlar yaptık ve yasal
yapının daha çok karmaşaya sürüklenmesine neden olduk gibime geliyor.
Dilerdim ki böyle olmasın.
Yasama dönemimizin
sonuna geldiğimiz günlerde yükseköğretimle ilgili yeni bir yasa
önerisiyle karşı karşıyayız. Tıpkı, bundan önce, devlet eliyle, önce
on beş, sonra da on yedi üniversite kurulmasıyla ilgili yasal düzenlemelerde
de yanlışlar yaptık, eksikli işler yaptık. Rektör atamalarıyla ilgili
Hükûmetin ataması gerektiği yönündeki dayatmalarına üniversitelerle
ilgili yasalarımızı kurban ettik. Gelişmeler hiç de beklendiği
gibi olmadı. Yeni kurulan, kurulmakta olan üniversiteler, üzülerek
belirteyim ki, kargaşaya sürüklendi. Hiç de böyle olmamalıydı.
Burada şu noktayı belirteyim:
Acıbadem dâhil, burada öngörülen beş vakıf üniversitesinin kurulmasının,
bu kaygılarla birlikte, kuşkusuz, doğru olduğunu düşünüyoruz. Bunların
yararlı olmasını diliyoruz. Ancak, gene, AK Parti Hükûmetinin, AKP
Hükûmetinin, ne derseniz deyin, ülkenin yükseköğretiminde son dört
yılda yaptıklarını kısaca anımsatmakta yarar görüyorum.
Hükûmet, YÖK'le, üniversitelerle,
üniversite rektörleriyle savaşmaktan bir an olsun geri durmadı. Bazı
noktalarını bunun anımsatalım. Önce, döner sermaye gelirleri kesildi
üniversitelerin. Sonra, öğretim üyesi yetiştirilmesi yönünde hiçbir
ciddi adım atılmadı. Daha sonra, yeterli asistan, öğretim üyesi kadrosu
verilmedi. Üniversiteler bir kenara bırakıldı ve özellikle de Van
Yüzüncü Yıl, Malatya İnönü ve Samsun Ondokuz Mayıs Üniversiteleri
üzerinde değme diktatörlük yönetimlerinin göremeyeceği ölçüde,
bilim düşmanı hükûmetlerin yapmayacağı türden baskılar yapıldı,
üniversiteler baskı altında tutuldu.
Burada bir noktaya
daha değinmek gerekiyor. YÖK'ün uluslararası bilimsel katkılarla
hazırlattığı yükseköğretim raporunu da Hükûmet, elinin tersiyle
bir tarafa bıraktı, bilimden ve bu konudaki hazırlıklardan, YÖK'ün
yaptığı girişimlerden bilerek kaçındı.
Vakıf üniversitelerinin
kuruluşunda da büyük bir yanlışlık var. Şöyle bir yanlışlık var: Bunların
bölgesel dağılımı, konumunda da büyük yanlışlık var. Yeni kurulacak
5 vakıf üniversitesinden 4'ünü İstanbul'a, 1'ini İzmir'e kuruyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu yaklaşım hiç doğru değil. Şöyle doğru değil:
Sayın Başbakan ve Millî Eğitim Bakanı, tıpkı, inanmayanların dua etmesi
gibi, özellikle son aylarda "Mustafa Kemal" sözünü dillerinden
düşürmüyorlar. Ne güzel, iyi de, bakın, yeni üniversite açılması konusunda,
Mustafa Kemal, 1 Kasım 1937 yılında yaptığı Meclisi açış konuşmasında
ne diyor: "Büyük davamız, en medeni ve en müreffeh millet olarak,
varlığımızı yükseltmektir. İşaret ettiğim kuralları Türk gençliğinin
dimağında, beyninde ve Türk milletinin bilincinde daima canlı bir
halde tutmak, üniversitelerimize ve yüksekokullarımıza düşen
başlıca vazifedir. Bunun için, memleketi, şimdilik üç büyük kültür
bölgesi hâlinde mütalaa ederek, Garp, Batı bölgesi için İstanbul Üniversitesinde
başlanmış olan ıslahat programını daha radikal bir tarzda tatbik
ederek, cumhuriyete, cidden modern bir üniversite kazandırmak, merkez
bölgesi için Ankara Üniversitesini az zamanda kurmak lazımdır ve
Doğu bölgesi için Van gölü sahillerinin en güzel bir yerinde, her şubeden
ilkokullarıyla ve nihayet üniversitesiyle modern bir kültür şehri
yaratmak yolunda şimdiden fiiliyata (yani, harekete) geçilmelidir.
Bu hayırlı teşebbüsün Doğu vilayetlerimizin gençliğine bahşedeceği
feyiz, cumhuriyet hükûmeti için ne mutlu bir eser olacaktır."
Peki, 38'den bu yana
-kırk dört yıl sonra Van'da bir üniversite kurduk da- yalnız bu Hükûmet
değil, ama bundan önceki hükûmetler zamanında da yükseköğretim kurumlarının
bölgesel dağılımında ne büyük yanlışlar yapıldığı, yükseköğretimin,
özellikle vakıf üniversitelerinin neredeyse tamamının İstanbul
ve Ankara'ya yerleştirildiği, büyük sermaye sahiplerinin Anadolu'dan
çıkmasına rağmen, Adana'dan, Kayseri'den, başka yerlerden gelmelerine
karşın, bunların kendi bölgelerinde üniversite kurmalarının bir
türlü sağlanamadığı görülmektedir.
Şunu demek istiyorum:
Yaptığımız iş, kuruluş yerlerinin seçimi bakımından doğru değildir,
yanlıştır. Hükûmetin görevi, hükûmetlerin görevi, yükseköğretimi
tüm ülkeye dengeli bir biçimde dağıtmak ya da bunun dağılmasını
sağlamaktır.
Değerli milletvekilleri,
yeri gelmişken birkaç noktaya daha değineyim: 12 Eylül döneminde
çok ayrı bir gelişme oldu, çok yanlış bir gelişme oldu. 12 Eylül, üniversitelerden
yüzlerce kişiyi tasfiye ederken, atarken, kolay yoldan doçent ve profesörler
yarattı. Türkiye üniversiteleri bu olumsuzluklardan bir türlü kurtulamıyor.
Başka bir şey daha oluyor
değerli milletvekilleri: Bu Hükûmet zamanında da üniversite öğretim
üyesi yetiştirilmesi konusunda ciddi, verimli ve köktenci, temelden
çözücü bir yol izlenmedi. Ortalama doktora süresinin dört yıl olduğu
düşünülürse, iş başına geldiğiniz gün üniversitelerin öğretim
üyesi ihtiyacı dikkate alınarak bir program geliştirilseydi, bugün
bu Hükûmetin döneminde binlerce, doktoralı bilim insanı yetiştirilmiş
olurdu. Türkiye üniversitelerinin bu gereksinimi, bu ihtiyacı,
bu büyük eksiği giderilmiş olurdu ve Türkiye, Hükûmetiniz döneminde,
yine gururla, üniversitelerinin öğretim üyesi ihtiyacını karşılamış
bir ülke durumuna gelirdi. Şunu diyorum: Çok zaman kaybedildi ve
üniversitelere yazık oldu.
Benden önce konuşan
Hükûmet yanlısı arkadaşlarımızın "Biz çok şey yaptık." dediklerinde
en büyük eksiğin öğretim üyesi yetiştirilmesi olduğunu hiç unutmamak
gerekir.
Değerli arkadaşlar,
aslına, gerçeğe bakarsanız, gerçekte bu Hükûmet, benim kanımca, yalnızca
üniversitelerle kavgalı değildir. İşin gerçeğine bakarsanız...
Bunu kayıtlara geçmesi için söylüyorum.
AHMET YENİ (Samsun) -
Geçirmeyin hocam ya. Kavga işini bırakalım. Kavgayı bırakalım.
YAKUP KEPENEK (Devamla)
- Geçsin. Kavga çıkarmıyorum.
Bu Hükûmetin yapması
gereken...
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
YAKUP KEPENEK (Devamla)
- Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Kepenek.
YAKUP KEPENEK (Devamla)
- Bu Hükûmet, üzülerek belirteyim ki, diğer işlerinde de bilimselliği
dikkate almıyor, ihalelerde, tasarımlarda, yeni girişimlerde bilimselliğe,
ön hazırlığa dayalı iş yapmıyor. Yapmadığı için de birçok yasal düzenleme
kaçınılmaz olarak boşlukta kalıyor. Bilimsellikten uzak olmanın,
her gün yaşadığımız, yerel yönetimlerde, kamu yönetiminin değişik
birimlerindeki yansımalarını görüyoruz, ama başka bir şeyi daha
görüyoruz. Eğitimin hemen tüm basamaklarında bilimsellikten uzak
davranışlar, tutumlar kendini gösteriyor. Millî Eğitim Bakanlığı,
neredeyse, evrim kuramına karşı, evrim teorisine karşı çok olumsuz
bir tutum sergileyerek bilimsel yönden yanlı davranmakta ve ülkemizin
bilimsel gelişmesine bu yönden de olumsuz örnek oluşturmakta, daha
doğrusu, ülkemizin geleceğini bu yönden de çok olumsuz noktalara
taşıyacak bir politika, bir yol izlemektedir. Hükûmet bilimsellikten
uzaklaşınca, toplumun diğer kesimlerinin de bilimsellikten uzaklaşması
kaçınılmaz olmaktadır.
Geçen dört yıl, genelde
eğitim, özelde de üniversiteler için bilimsellikten uzaklaşma yönünden
hiç de parlak olmamıştır. Umarım, seçimlerden sonra bu bilimsellikten
uzak gidiş tersine döner, bu yanlışlar sona erer.
Bu duygularla, hepinize
saygılar, sevgiler sunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Ek madde 74'ü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler…
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Efendim, ben konuşmadım.
BAŞKAN - Affedersiniz.
Anavatan Partisi Grubu
adına, Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan.
Kusura bakmayın.
Buyurun Sayın Özdoğan.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; görüşülmekte olan 1322 sıra sayılı Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Tasarılarının ek 74'üncü maddesi üzerinde Anavatan Partisi
Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bu yasa tasarısı üzerinde yine Anavatan Partisi Grubu adına söz almış
ve görüşlerimi bildirmiştim ve "kaliteli üniversite" olgusundan
bahsetmiştim. Benim bu konuşmalarımı, kaliteli üniversite konusundaki
konuşmalarımı eleştiren son derece değerli akademisyen AK Parti
Trabzon Milletvekili Sayın Aydın Dumanoğlu… Bir iki cümleyle de olsa
eleştirmişti beni. Kendisine tabii ki bu konuda -elbette- hak veriyorum,
ama benim demek istediklerim son derece farklıydı. Sayın Profesör
Aydın Dumanoğlu, geçmişte İstanbul Üniversitesinden ve İstanbul
Teknik Üniversitesinin kuruluşlarından bahsetmiş, bunları örnek
olarak göstermişti.
Değerli arkadaşlarım,
şunu bilhassa görüşlerinize sunmak istiyorum: Ben burada zarftan
değil, mazruftan bahsediyorum, içerikten bahsetmek istiyorum. Bu
üniversiteler, AK Parti Sözcüsünün bahsettiği üniversiteler devlet
üniversitesi. Ben vakıf üniversiteleri üzerine konuşuyorum.
Bakın, maalesef, biz,
Anavatan Partisi Grubu olarak vakıfların üniversite kurmasına
karşı olmamakla birlikte, genellikle şu iki amaç için kurulmasına
biz karşıyız: Bir, ticari amaçla kurulmasına, bir de sükse yapmak,
isim yapmak amacıyla kurulmasına kesinlikle karşıyız. Dolayısıyla,
kalitesiz bir öğretim oluyor. Kalitesizliğin en büyük başlangıcı
da öğretim üyeliği konusundaki kalitesizliktir değerli arkadaşlarım.
Yine, az önce konuşan
AK Parti Grubundan Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Aydınlıoğlu'da
Ortadoğu Teknik Üniversitesini örnek vermiş ve burada ilk önce barakalarda
öğretim yapıldığından bahsetmiş. Doğrudur, barakalarda da öğretim
yapılabilir, ama o gün için ders veren hocaların mutlak surette kariyerleri
vardı, akademik kariyerleri vardı.
Bakın, bu neye benziyor
değerli arkadaşlarım: Yani, burada üniversiteler söz konusu olunca,
üstat Necip Fazıl'ı anmamak hiç mümkün değil değerli arkadaşlarım.
Üstat Necip Fazıl, profesörler konusunda şöyle bahseder. Der ki üstat
Necip Fazıl değerli arkadaşlarım: "Türkler bir şeyi büyük gördükleri
zaman, büyütecekleri zaman, çok önemli gördükleri zaman kalın sesli
harfleri kullanırlar, yani o'yu, u'yu kullanırlar. Küçük gördükleri
için de i'yi kullanırlar. Mesela 'otobüs' yerine 'otobos,' mesela
'profesöre' 'profesör' değil de 'profosor' derler." Ve peşinden
eleştirisini ekler: "Kitabı olmayan, bilimsel yayını olmayan
profesörler için de, işte Türklerin küçük görmesi manasında 'prifisir'
denmesi gerekir."
İşte, değerli arkadaşlarım,
biz, bu yeni kurulan vakıf üniversitelerinde akademik kariyerleri
olmayan prifisirlerin ders vermesini istemiyoruz Anavatan Partisi
Grubu olarak. Çünkü, üniversitelerin amacı o ülke insanına hizmet
etmektir ve yaşamı kaliteli bir hâle getirmektir. Bizim bütün savaşmamız
bunun üzerinedir.
Değerli arkadaşlarım,
mesela, bir üniversite kuruluyor ve o üniversitenin içerisinde
fakülte olarak hukuk fakültesi var. Hoca bulunamıyor, ticaret hukuku
dersine mesela avukatlar getiriliyor, okutman olarak getiriliyor.
Dolayısıyla, başarısız bir öğretim yılı veya başarısız bir öğretim
dönemi geçirmiş oluyor ve oradan mezun olan genç avukatlarımız da,
maalesef, yetişmeden çıkmış oluyorlar. Kendi mesleğimden örnek vereyim.
Son zamanlarda çeşitli üniversitelere eczacılık fakülteleri kurulmuştur.
Misal veriyorum: Farmasötik botanik dersi dediğimiz, yani, ilaç
bitkileri dersi. Ben, bir üniversitenin fakültesinde oraya ders veren
bir kişinin farmasötik botanikle hiçbir alakası olmadığını, bitkilerin
ismini dahi telaffuz edemediğini… Bırakın yani ismini telaffuz
etmek, değerli arkadaşlarım, o bitkileri, o ilaç bitkilerini bire
bir tanıması gerekir. Bu, son derece kalitesizliktir ve üniversite
öğretiminde olmaması gereken şeylerdendir değerli arkadaşlarım.
Bizim, Anavatan Partisi olarak üzerinde durmak istediğimiz konu
budur.
Bu konuyla alakalı
diğer görüşlerimiz şunları içermektedir değerli arkadaşlar: Üniversite
gerçeğiyle ülkemiz üniversitelerinin gerçeğinin birbirine pek
de uymadığı görülmektedir. Bugün üniversiteler kendisine yakışır
şekilde, etkin, sorun çözen ve saygın bir kurum olma yerine, kendi
kendisiyle uğraşan, maddi gücü olmayan, öğretim üyelerinin bir
kısmı "Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım." veya
"Salla başını, al maaşını." anlayışında kendisine biçilen
alanın dışına çıkmayan, yani, bilim üretmeyen, felsefi ve dünya görüşü
daraltılmış bir konuma gelmişlerdir. Bizim eleştirilerimiz bunlar
üzerinedir.
Üniversiteler, değerli
arkadaşlar, genç, fikir sahibi ve yüksek kapasiteli insanların bulunduğu
ortamlarda değişik fikirlerin ve bakış açılarının doğması aykırı
bulunmuş ve bir tür sindirmeyle, üniversiteler, fikirlerin tartışıldığı
yerler olmaktan çıkarılıp doğru kabul edilen fikirlerin öğretildiği
yerler olarak toplum nezdinde küçültülerek etkinliği düşürülmeye çalışılmıştır. Bu, vahim bir durumdur.
Öğretim üyeleri ekonomik
yönden yoksulluk sınırına getirilmiş, zamanının büyük çoğunluğunu
laboratuvar ve kütüphanede geçirmek yerine geçinmek için kısmen
ek iş yapmaya zorlanmışlardır. Yani, lise ve ortaokul öğretmenlerinden
sonra üniversitelerde eğitim öğretim yaptıran hocalarımızı da
bu hâle düşürmüştür. Bu, çok acı bir durumdur.
Türkiye'de üniversitelerin
en ciddi sorunu geleceğe yönelik bilimsel program ve hedeflerinin
olmaması olarak görülmüş ve birçok sorun da bilimsel bakış açısının
olmamasıyla ilişkilendirilmiştir. Birçok üniversiteler, ana bilim
dalı düzeyinden başlayarak üst örgütü rektörlük makamına kadar,
geleceğe yönelik hedeflerden, projelerden ve stratejilerden yoksun
bulunmaktadırlar. Toplumun en örgütlü ve vizyonu olması gereken
kurumu, hâlen bulundukları ortamda planı projesi olmayan ve hangi
misyona hizmet ettiğinin bilincinden yoksun, okyanusta pusulasız
yüzen bir gemiyi andırmaktadır üniversiteler.
Gelişmiş üniversitelerde
uzun ve kısa vadeli projeksiyonlar çizilir ve aralıklarla bunların
gerçekleşme durumu tespit edilir. Başarılı olan birimler ve kişiler
ödüllendirilir, başarısızlar ise zamanla işini kaybetmekle yüz yüze
kalırlar. Üniversiteler en alt biriminden en üst kuruluşuna kadar
aralıklarla hedefler belirlemeli ve hedeflerin gerçekleşmesi izlenmelidir.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, üniversitelerimizin bir diğer ciddi sorunu da beyin
fırtınasının oluşmasına imkân tanınmamasıdır. Farklı düşüncelerin
oluşmaması, evrensellikten ismini alan üniversitelerde, gerek yöneticiler
ve gerekse yetkili ve etkili makamlar tarafından farklı düşünceye
hiç tahammül gösterilmemesi, elbette ki üniversitelere yakışmayan
hadiselerdir.
Üniversitelerin hemen
hemen hiçbirinde geleceğe yönelik fikirlerin geliştirildiği,
tartışıldığı, düşünme ve gelişme merkezlerinin oluşmadığı gözlenmektedir.
Oysa, üniversitelerin en önemli özelliği yeni ve özgün düşünceye
değer verilmesidir. Aykırı düşünmeyen hiçbir beynin bilimsel anlamda
buluş yapması mümkün değildir.
Farklı düşüncenin gelişememesinin
bir nedeni de yaygın olan akademik hiyerarşinin kendisini üniversitenin
her alanında hissettirmesidir. Genelde, idari ve ekonomik konularda
akademik hiyerarşi bütün dünyada dikkate alınarak yapılırken, bilimsel
stratejilerin ve politikaların geliştirilmesinde ve projelerin
değerlendirilmesinde ise bilimsel hiyerarşi ön plana çıkmaktadır.
Ülkemizde ise, yalnızca akademik hiyerarşi ön planda tutulduğu
için, konum olarak düşük düzeydeki araştırıcıların görüşleri çoğu
zaman dikkate alınmamaktadır. Bugün, katı ve sıkı bir hiyerarşik
yapının hâkim olduğu üniversitelerimizde…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Özdoğan, konuşmanızı tamamlayınız.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
…hiyerarşilerin mümkün
olduğunca daha esnek hâle getirilmesi ve yönetimlerin aşağıdan
yukarıya doğru demokratik bir şekilde yeniden yapılanması artık
bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Beş yıllık iktidarı
döneminde açıkça görülmüştür ki, üniversite reformu ve bütünüyle
üniversite konusu bu Hükûmetin işi değildir. Bu iş, 2007 genel seçimlerinin
sonuna kalmıştır artık ve bu iş, Anavatanın öncelikli işi arasındadır.
Bu konudaki ehliyetimizin, parti olarak, kurum olarak ehliyetimizin
garantisi geçmişimiz ve geçmişte bu konuda yaptığımız ve bu
Hükûmet tarafından boğulan girişimlerimizdir. Ama, her girişimi
engelleyebilecek kadar büyük bir Meclis hâkimiyetini Allah insanlara
bir kere nasip eder. Bu süreyi muhterisliğiniz için kullandınız. Bu
güç ellerinizden kayar ve sonradan içinizde derin bir pişmanlığa
dönüşür ve yakında da dönüşecektir. İşte, bunun adına, değerli arkadaşlar,
imtihan denir. Oturur, belki ileride bu gibi hatalarınızı ve hatıralarınızı
yazarsınız, Sayın Samsun Milletvekilinin, Ahmet Yeni'nin yapacağı
gibi.
AHMET YENİ (Samsun) -
İkide birde Samsun demeyin ya!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Güç ihtirasına bu kadar çok kapılmış olmanın romanını da yazarsınız.
Değerli arkadaşlar,
inşallah, ileride bu hatalarınızı ve hatıralarınızı yazacağınız
romanınızı okuyacağımızı burada belirtir, hepinizi tekrar saygıyla
selamlarız. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Ek madde 74'ü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
saat 20.45'te toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.45
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.54
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104'üncü Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
1322 sıra sayılı Kanun
Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Tasarının 1'inci maddesine
bağlı ek madde 75'i okutuyorum:
İzmir Üniversitesi
EK MADDE 75 - İzmir'de
Doğanata Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından
2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına
ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip
İzmir Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.
Bu Üniversite, Rektörlüğe
bağlı olarak;
a) Fen-Edebiyat Fakültesinden,
b) İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesinden,
c) Mühendislik Fakültesinden,
ç) Mimarlık Fakültesinden
d) Güzel Sanatlar Fakültesinden,
e) Konservatuvardan,
f) Meslek Yüksekokulundan,
g) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
ğ) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,
oluşur.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Mustafa
Gazalcı.
Sayın Gazalcı, buyurun.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA
GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; beş yeni
vakıf üniversitesinin kurulmasına ilişkin Hükûmet tarafından verilen
tasarının 1'inci maddesinin ek 75'inci maddesine ilişkin görüşlerimi
Cumhuriyet Halk Partisi adına açıklamak için söz aldım. Tümünüzü
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
üniversite, bir ülkenin gelişmesinde, insanın nitelikli olarak
yetişmesinde en önemli bir eğitim kurumudur. Böylesine, insan
için, ülke için çok önemli olan üniversitelerimiz için beş yıla yaklaşan
bir dönemde ne yaptık diye düşünüyorum. Daha doğrusu, Hükûmet önümüze
ne getirdi üniversitelere ilişkin? Üniversiteler önündeki her yıl
yaklaşık sınavlara giren yaklaşık 1,5 milyon öğrencinin sorununa
bir çözüm mü getirdi? Yoksa, öğretim elemanlarının eksikliğini gidermek
için bir kolaylık mı getirdi? Kaynak sıkıntısı çeken üniversitelere
kaynak yaratmak için bir çözüm mü getirdi? Yoksa, üniversitenin
özerkliğini pekiştirecek bir düzenleme mi yaptık? Hayır, bunların
hiçbiri olmadı bu beş yıldır. Ama, ne oldu? Tam tersine, beş yıldır,
Sayın Başbakan, üniversite rektörlerini, Yükseköğretim Kurumu
üyelerini kamuoyunda suçladı. Kadrolarını kıstı Hükûmet, araştırma
fonlarına el koydu, haklarını mahkeme kararıyla almak zorunda bıraktı.
Millî Eğitim Bakanlığı,
Hükûmetle üniversiteler arasında uyumlu bir işbirliği için köprü
olacakken, tam tersine, Hükûmetle YÖK arasındaki kavgayı kızıştırdı,
artırdı. Öyle ki, üniversiteyi dışlayarak, yurt dışına, üniversitelere
eleman yetiştirme amacıyla öğrenci göndermeye kalktı ve mahkemeden
döndü sınav yapılış biçimi. Yine, Millî Eğitim Bakanlığı, Açık Lise
Yönetmeliği'ni değiştirerek üniversiteye girişi düzenlemeye
kalktı, o da mahkemeden döndü. Ayrıca, buraya, Hükûmet, öğrencilerin
affını getirdi, üniversiteden, yani, YÖK'ten ayrı olarak.
Değerli arkadaşlar,
sonuçta, YÖK'le Hükûmet kavgalı bir duruma geldi. Bundan da, hem öğrenciler
hem halkımız olumsuz etkilendi.
Değerli arkadaşlar,
aslında, üniversitelerle ilgili araştırma önergeleri var burada,
biz de verdik; öğrencilerin üniversiteye girişini gelin araştıralım,
üniversite özerkliklerini daha da pekiştirelim diye, ama, sonuçta
akılda kalan, Hükûmet YÖK'le kavgalı oldu, kadrolarına el koydu, fonlarına
el koydu. Sonunda, belki de, bu kışkırtmalarla, toplumun içinden çıkan
bir kişi, YÖK Başkanı Sayın Erdoğan Teziç'i öldürmeye kalktı. Hepimiz
bunları yaşadık. Oysa, AKP sözcüsü arkadaşlar, burada, her alanda
olduğu gibi, o kadar değişik şeylerden söz ettiler ki! İşte, eğitimde
sessiz devrim yapılmış, üniversitelere görmediğimiz kadar büyük
paralar ayrılmış, sözde değil özde üniversite kurmak gerekirmiş,
eğitime en büyük payı biz ayırdık iddiaları bir kere daha, buradan,
bu yasa dolayısıyla sergilendi.
Değerli arkadaşlar,
bunu hep söylüyorsunuz, belki seçim sırasında da söyleyeceksiniz.
Bir kere, Millî Savunma bütçesine ayrılan pay yüzde 10'lardan, yaklaşık
on yıl içinde, yüzde 6'lara çekildi. Keşke, Millî Savunma Bakanı burada
olsaydı. Millî Eğitim bütçesine ayrılan pay da olduğu yerde, yüzde
10 civarında kaldı, hatta 1990'lı yıllara göre daha da azaltıldı. Bu,
üniversiteye ayrılan pay için de böyle, Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan
bütçe için de böyle, ama, Millî Savunma bütçesi yarı yarıya neredeyse
küçülürken, Millî Eğitim bütçesi aynı yerde kaldı, sanki en büyük
pay ayrılıyormuş gibi bir izlenim yarattı. Oysa, hiçbir zaman, AKP
dönemindeki kadar, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden yatırımlara
bu kadar az pay ayrılmadı. Yani, bu dönemde, kamu hizmeti olmaktan
çıkarıldı âdeta eğitim.
Şimdi, beş tane yeni
vakıf üniversitesi kuruyoruz, bunları İstanbul'da ve İzmir'de kuruyoruz,
ben de İzmir'de kurulan vakıf üniversitesi üzerine söz aldım.
Değerli arkadaşlar,
bir kere, tabii ki yeni üniversiteler kurmayı herkes ister. Bakın
"açma" değil, "kurma." Siz diyorsunuz ki "en çok
bizim dönemimizde üniversite açıldı." Üniversiteler kurulur,
bir fiziki altyapı gerekir, öğretim elemanı gerekir. Yoksa tabela
olarak -yani, bir arkadaşımız burada söyledi- sözde değil, özde
üniversiteler açılması için onun altyapısının hazır olması gerek.
Şimdi bakıyorsunuz bu beş tane vakıf üniversitesine, YÖK'e soruyorsunuz,
şu şu şu fakülteler açılsın deniyor, ama, komisyona geliyor, bir şeyler
oluyor, bir önerge veriliyor, orada yeni fakülte açılıyor.
Değerli arkadaşlar,
şimdi, bakın, burada biraz önce konuşuldu, tıp fakültesi olmadan
dişçilik fakültesi açma, tıp fakültesi açma, iletişim fakültesi
açma, bunlar komisyonlarda arkadaşların önerisiyle eklendi,
YÖK'ten gelen önerilerde bu yok. Şimdi, insaf edin! Üniversite kurmaya
kalkıyorsunuz, Yükseköğretim Kurulundan bir öneri geliyor, siz
bir dilekçe veriyorsunuz, diyorsunuz ki "Buraya şu fakülteyi
de ekleyin." Peki, o Yükseköğretim Kurulu inceleme yapmamış
mıdır bu konuda? Değerli arkadaşlar, bizim getirdiğimiz bu tasarılarda,
maalesef, buraya yapıştırma fakülteler eklendi. "Efendim, olsun."
"Olsun" derseniz, o zaman, gerçekten özde bir üniversite
kurmuş olmazsınız. Üniversiteler, bir toplumun aydınlanmasında,
çağdaşlaşmasında en büyük işlevi gören kurumlardır; orada bilim
üretilir, orada uzmanlık öğretilir. Orada eğer özerklik yoksa, insanı
özgür yetiştiremezsiniz.
Bu beş yıllık dönemde
Hükûmet olarak sizin yaptığınız en büyük izlenimlerden birisi, üniversiteleri
ele geçirme; yani, AKP'nin bir YÖK'ü olsun istediniz siz. Birkaç kez bunu
denediniz. Düşünebiliyor musunuz, kat sayıları bile burada yasayla
belirlemeye çalıştınız. Yani, üniversiteye girişteki kat sayıyı
burada biz yasayla belirlemeye kalktık.
Değerli arkadaşlar,
sonuçta, dört buçuk yıldır üniversite için yapılan, üniversiteye
siyasal bir müdahale oldu, üniversiteyle kavga oldu, YÖK toplum
karşısında âdeta küçük düşürüldü. Yani, bunların kafası basmaz,
bunlar bunu anlamaz…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Gazalcı, konuşmanızı tamamlayınız.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, Anayasa'mız bile, kazanç amacı gütmeden, devletin
denetiminde bir üniversite kurmaktan söz ediyor. Siz de diyorsunuz
ki: "Hayır, üniversiteyi herkes açabilsin." Yani, parası
olan pulu olan gelsin bir üniversite açsın! Hayır, böyle bir şey dünyanın
hiçbir yerinde olmaz. Bakın, üniversitede nitelik düşmez. Üniversitede
gerekli inceleme yapıldıktan sonra, koşullar uygunsa üniversite
açılır.
Şimdi İzmir Üniversitesi…
Dilerim iyi inceleme yapılmıştır bu üniversiteye ilişkin. Yani, o
üniversitenin, belki bugün girişimde bulunan yöneticileri için
söylemiyorum ama, geçmişine ilişkin, İzmir'de iyi bir inceleme yapılıp
yapılmadığına ilişkin kuşku duyuyoruz.
Değerli arkadaşlar,
biz, toplumun, öğrencilerin iyi üniversitelerde okumasını istiyoruz.
Bakın, üniversiteleri her önüne gelen açmamalı, üniversiteler tarikatların
elinde olmamalı, üniversiteler kazanç amacıyla açılmamalı. Çünkü,
artık üniversiteden sonra o eğitimi düzeltecek bir başka yer yoktur.
Yani, oradan insan nasıl yetişirse yaşama atılır, orada artık biçimlenir.
O yüzden, örneğin, bu İzmir Üniversitesinin, bu Kestanepazarı ile
ya da başka birtakım kuruluşlarla ilişiğinin olup olmadığının bir
kez daha incelenmesini istiyoruz Hükûmet tarafından. Ben, bu Meclisin
son günlerinde bir önerge verip bunun geri alınmasını istemeyi de
düşündüm, ama bir yere kadar gelmiş. Değerli arkadaşlar, bu incelemenin
bir kez daha yapılmasını diliyorum.
Üniversiteler, dünyanın
her yerinde özerktir, bilim kurumlarıdır. Siyaset, dar siyaset orada
yer bulamaz. Siyasete karşı asıl özerk olması gerekir, hem parasal
yönden hem yönetsel yönden hem de bilim öğretmesi yönünden üniversiteler
özerk olmalıdır.
Üniversitelerin sayısını
bir çırpıda artırmak, ilk planda, belki seçime giderken hoş gelebilir.
Eğer onların içi dolmazsa, oralara yeterli eleman gönderilemezse,
yeterli kaynak aktarılamazsa, yeterli fiziki altyapı sağlanamazsa,
o üniversiteler üniversite olmaz. Üniversitelerin evrensel ölçütleri
var, onlara uymak gerekir diyorum.
Bu vakıf üniversitelerinin,
tabii ki, başarı getirmesini diliyorum. Özellikle bir kez daha bu
İzmir Üniversitesi üzerinde inceleme yapılmasını diliyorum.
Tümünüze saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Gazalcı.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Ek madde 76'yı okutuyorum:
İstanbul Arel Üniversitesi
EK MADDE 76- İstanbul'da Kemal Gözükara Eğitim ve Kültür Vakfı
tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim
kurumlarına ilişkin hükümlerine tâbi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine
sahip İstanbul Arel Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.
Bu Üniversite, Rektörlüğe
bağlı olarak;
a) Fen-Edebiyat Fakültesinden,
b) İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesinden,
c) Mühendislik-Mimarlık
Fakültesinden,
ç) Güzel Sanatlar Fakültesinden,
d) İletişim Fakültesinden,
e) Uygulamalı Bilimler
Yüksekokulundan,
f) Yabancı Diller Yüksekokulundan,
g) Meslek Yüksekokulundan,
ğ) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
h) Sosyal Bilimler
Enstitüsünden,
oluşur."
BAŞKAN - Madde üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili Nurettin
Sözen.
Sayın Sözen, buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA NURETTİN
SÖZEN (Sivas) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; konuşmama başlamadan
önce hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
1322 sıra sayılı Yasa
Tasarısı'nın ek 76'ncı maddesi üzerinde konuşacağım.
Bu madde, Kemal Gözükara
Eğitim ve Kültür Vakfının İstanbul'da "İstanbul Arel Üniversitesi"
adında bir vakıf üniversitesi kurma maddesidir. Bu üniversite içinde
dört fakülte, üç yüksekokul, iki enstitü yer alacaktır. Bu fakültenin
altyapısı, bu üniversitenin altyapısı vardır. Yani, bu vakıf yıllardan
beri ortaöğretimde öğrenci yetiştirmektedir, ilköğretimde öğrenci
yetiştirmektedir. Dolayısıyla, geniş bir eğitim ve kültür birikimi
vardır. Benim anlayışıma göre, vakıf üniversitelerinin kurulabilmesi
için o vakfın daha önceden eğitimle, kültürle bir ilişkisinin olması,
bir birikiminin olması gerekmektedir.
Bugün kurulmasına
karar vereceğimiz beş vakıf üniversitesinden bildiğim iki tanesinden
birisi İstanbul Arel Üniversitesidir, diğeri de bir gelişmiş hastane
sistemine sahip olan Acıbadem Üniversitesidir. Dolayısıyla, bu
üniversitelerimizin toplumumuza ve yükseköğrenimimize ciddi
katkılar vereceği inancını taşıyorum ve şimdiden hayırlı olsun
diyorum.
Değerli arkadaşlarım,
üniversite, bilimsel özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip,
yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık
yapan fakülte, enstitü ve yüksekokulları bünyesinde bulunduran
yükseköğretim kurumlarıdır. Üniversitenin, toplumun çağdaşlaşmasında,
toplumun bilgi düzeyinin artırılmasında, sosyal, kültürel düzeyinin
yükseltilmesinde kuşkusuz çok önemli işlevi vardır.
Ayrıca, YÖK'ün uygun
görmesi hâlinde ve yükseköğrenime yeni kaynaklar yaratacağını
varsayarak, vakıf üniversitelerinin kurulmasını Grup olarak olumlu
buluyoruz, olumlu karşılıyoruz, dolayısıyla da bu yasa tasarısına
olumlu oy vereceğiz.
Değerli arkadaşlarım,
YÖK, anayasal bir kurumdur, bildiğiniz gibi ve özerktir. Dolayısıyla,
"YÖK ne derse desin, ben bildiğimi yaparım" anlayışı çarpık
bir anlayıştır, Anayasa'ya aykırı bir anlayıştır, dolayısıyla da
doğru bir yöntem, doğru bir anlayış değildir. Oysa, bu yasanın gelişimini
izlediğimiz zaman görüyoruz ki, YÖK'ün onayından sonra, Millî Eğitim
Komisyonunda, hem de son derece önemli ve hassas olan bir fakülte,
bir üniversiteye diş hekimliği fakültesi eklenmiştir.
Biraz evvel bir milletvekili
arkadaşım, Millî Eğitim Bakanına "Türkiye Cumhuriyeti devleti
sınırları içerisinde tıp fakültesi olmayan ve sadece diş hekimliği
fakültesi olan herhangi bir üniversite var mıdır?" diye sordu. Kuşkusuz,
yok olduğu için de Millî Eğitim Bakanı bu soruyu yanıtlayamadı. Oysa,
diş hekimliği fakültesinin tıp fakültesiyle beraber eğitim görmesinde
zorunluluk vardır, bir mecburiyet vardır; çünkü, temel birimleri,
alt düzeydeki eğitimi ve çalışma süresinde araştırmalarını ve tedavilerini
tıp fakültesiyle beraber yapar; araştırmalarını beraber yapar,
zaman zaman tedavilerini beraber yapar, acil ve olağanüstü konularda
ortaya çıkacak sorunlar karşısında da tıp fakültesiyle iş birliği
yapar. Dolayısıyla, tıp fakültesi olmayan bir üniversitede diş hekimliğinin
kurulması her bakımdan yanlıştır.
Üniversite kurmak
için altyapı son derece önemlidir, insan açısı bakımından, bilim
adamı açısından altyapı önemlidir, mekân, bina bakımından altyapı
önemlidir, laboratuvar ve sosyal tesisler bakımından altyapı son
derece önemlidir. Örneğin, uluslararası üniversite çalışmalarında,
üniversitelerde, standartlara göre, öğrenci başına, örneğin 20
metreküplük bir mekân olması gerekir. Oysa, ülkemizdeki tüm vakıf
üniversitelerini incelediğiniz zaman göreceksiniz ki, hiçbir
öğrenciye, böylesine, 20 metreküplük bir mekân maalesef tanımamıştır.
Üniversiteler, özellikle
vakıf üniversiteleri açılırken, ekonominin ihtiyacı olan iş gücünün
dikkate alınması gerekir, istihdam durumu göz önünde bulundurulması
gerekir. Vakıf üniversitesi de olsa, mutlaka, bilimsel ve idari
özerkliğe özen gösterilmesi gerekir. Bir vakıf yönetim kurulunun
veya mütevelli heyetinin tamamen kontrolüne giren vakıf üniversitelerinin
özerk ve özgür öğrenci yetiştirmesi beklenilemez. Öğrenci sayısı
kadar, öğrencinin kalitesi son derece önemlidir. Eğitimde ve araştırmada
ve yayında, sadece sayıya değil, yayının, eğitimin kalitesine de
özen göstermek gerekir.
Bugün ülkemizde öğrenci
başına harcanan para OECD ülkeleri arasında 3 kat daha azdır, gelişmiş
ülkelere göre, Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka, Avusturya
gibi ülkelere göre bu oran, gelişmiş ülkeler lehine 10 kat daha fazladır.
Üç yıllık döneme bakacak olursak -bu konuda Millî Eğitim Bakanımız,
yine, eksik ve yanlış bilgiler verdi- 2007 yılında, 2006 yılına göre
üniversiteye ayrılan ödenekler sadece yüzde 1,96 oranında artırılmıştır
ki, bu, enflasyonun çok altındadır. 2008 yılında ise, 2007'ye göre ödenekler
3,39 gibi oldukça düşük oranda artırılmıştır. Oysa bu arada, üniversiteler,
yeni fakülteler, yeni yüksekokullar ve yeni öğrencilere hizmet
vermek durumundadır. Bu ödeneklerin bu kadar düşük oranda artırılması
kuşkusuz hizmeti büyük ölçüde aksatmaktadır.
Maalesef AKP İktidarı
tüm anayasal kurumlarla, özellikle YÖK'le çatışmayla süresini tamamlamıştır.
YÖK'le sık sık mahkemelik olmuştur ve bu çatışma, bu mahkemelik olma
durumu da ne AKP İktidarına yaramıştır ne de ülkemize ve halkımıza
yaramıştır. Anayasal ve… Anayasa Mahkemesinin kararlarına rağmen,
hiç gerek yokken, üniversite türban olayı yeniden gündeme getirilmek
istenmiş, bu konuda birkaç kez YÖK yasası hazırlanmış, ama hiçbir
YÖK yasası gerçekleşememiştir. Sadece onunla kalınmamış, üniversitelere,
mevcut düzeni değiştirerek, mevcut yasaları değiştirerek daha
çok sayıda imam-hatip okulu mezunu öğrenciler yerleştirilmeye çalışılmış,
bunda da muvaffak olamamıştır. Çünkü, Millî Eğitim Bakanı YÖK'le mahkemelik
olmuş, bütün bu mahkemeler sonunda da Millî Eğitim Bakanı iddiasını
gerçekleştirememiştir. Dolayısıyla, Hükûmetin diğer bölümlerinde,
devletin diğer bölümlerinde yapmak istediğiniz bu kadrolaşma hareketi
üniversitede başarıya ulaşamamıştır. Aslında YÖK'le olan kavganızın
bu noktaya ulaşmasının gerçek nedeni budur. Yapısı gereği özgür,
bağımsız, laik olan üniversiteler kuşkusuz bu kadrolaşmaya müsaade
edemezdi, etmedi bugüne kadar, bundan sonra da etmesi beklenemez.
Değerli arkadaşlarım,
biraz evvel ifade ettiğim gibi -diğer konuşucu arkadaşlarımız da
söyledi- üniversitelerle bu çatışmanın doğal sonucu olarak,
Hükûmet, üniversitelerden intikam alır gibi ödeneklerini kesti,
bütçelerini sınırlı kıldı, kadroları sınırlandırdı. Bir örnek
vermek istersem, Cumhuriyet Üniversitesinde, üniversite hizmetlerini
sürdürebilmek için 1.000 çalışanla sözleşme imzalamış durumda. Onlara
ödenen ücretler yüzünden de normal işlevlerini ve hizmetlerini yerine
getiremez durumundadır. Yani, tıbbi malzeme alınamamakta, normal
hizmetler yerine getirilememektedir.
Bir başka örnek: Bolu'daki,
Allah rahmet eylesin, çok önemli bir bağışçının yaptığı tüm üniversite
binalarının bazıları hazine arazisi üzerine yapılmıştır. Hazine
arazisi üzerine yapıldığı için de, Orman Bölge Müdürlüğü, her ay,
Bolu Üniversitesinden 500 milyar lira ecrimisil istemektedir. Üniversite
yetkilileri, Maliye Bakanlığına başvurarak, dar bütçe olanakları
içerisinde, ek bütçe yapmadan bu ödemenin yapılamayacağını ifade
etmişlerdir. Fakat, Maliye Bakanlığı, bir türlü, bu hazine arazisinin
üniversite mülkiyetine geçmesini sağlayamamıştır, mümkün kılmamıştır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Sözen, konuşmanızı tamamlayınız.
HAMİT TAŞCI (Ordu) -
2/B'yi halledelim, olsun.
NURETTİN SÖZEN (Devamla)
- Müsaade edin efendim…
Dolayısıyla, üniversitelere
karşı bu bakış açısı -yani, Maliye Bakanlığından para alınacak, Orman
Bakanlığına yatırılacak- çarpık bir anlayıştır, eziyet etmekten
başka hiçbir anlam taşımaz.
Değerli arkadaşlarım,
üniversitenin çok önemli sorunu, kuşkusuz, üniversite önünde bekleyen
gençlerdir. Bu yapıyı ve bu sistemi değiştirmeden üniversite olayını
çözmek mümkün değildir. Onun için, gelecek dönemde yapılması gereken
şey, üniversitenin önüne gelen öğrencilerin 1/3, 2/3 oranında, yani
2/3'ü, üniversite çağına gelmiş gençler mesleki ve teknik okullara
yönlendirilerek, üretimle ve sanayiyle işbirliği yapmalarını
sağlayarak, üniversite önündeki birikimin azaltılması gerekir. Bunu
çözmeden, hiçbir iktidarın ve hiçbir toplumun, üniversite sorununu
çözmesi beklenemez.
Son olarak, üniversiteyle
ilgili -zamanımın kısalığını da düşünerek- bir öneriyle bitirmek
istiyorum: Şimdi, vakıf üniversiteleri, maalesef, öğretim üyelerine
ödedikleri yüksek ücretler yüzünden, devlet üniversitelerinden
değerli bilim adamlarını istihdam etmektedir. Devlet üniversitelerindeki
büyük kentlerde birçok öğretim üyeleri, özellikle, emeklilik süresini
doldurup, yaş bakımından emekli olamayacak olan öğretim üyeleri,
özel üniversitelerde veya vakıf üniversitelerinde görev almaktadır.
Bu da, devlet üniversitelerindeki üretimi, hizmeti ve kaliteyi
düşürmektedir. Bunun çözümü, vakıf üniversitelerindeki ücretleri
azaltmak değil, devlet üniversitelerindeki görev yapan öğretim
üyelerinin ücretlerini ayarlamaktır, düzenlemektir. Aksi takdirde,
vakıf üniversiteleri çoğaldıkça, devlet üniversitelerinin büyük
ölçüdeki kaliteli öğretim üyesi akışı durdurulamayacaktır ve
bu çarpıklık yüzünden de, eğitim kalitesi bozulacaktır.
Araştırma konusunda
da, devlet üniversitelerindeki araştırmaya paralel, vakıf üniversitelerinin
de araştırmalarını artırmaları gerekmektedir. Oysa, bugünkü acı
gerçek, vakıf üniversiteleri araştırmaya yeterince ödenek ayırmamaktadırlar.
Merak etmeyin, zamanınızı
aşmadım, diğer arkadaşlara tanınan süre kadar konuşuyorum, saatinizi
göstermenize gerek yok.
Değerli arkadaşlarım,
yeni kurulan beş üniversitemizin yükseköğrenime, toplumumuza,
insanımıza, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.
Keza, 22 Temmuzun demokrasimize,
ülkemize, ulusumuza hayırlı olmasını diliyorum.
Hepinize sağlıklar
ve başarılar diliyorum.
Sağ olun. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, AK
Parti Grubu adına, Ordu Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın
Eyüp Fatsa.
Buyurun Sayın Fatsa.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
EYÜP FATSA (Ordu)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kurulmakta olan beş
vakıf üniversitesiyle alakalı düşüncelerimi sizlerle ve kamuoyuyla
paylaşmak üzere söz aldım.
Kurulacak bu yeni
beş vakıf üniversitesinin ilim, kültür, bilim hayatımıza hayırlı
olmasını temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlar,
bu kanun vesilesiyle, iktidar ve muhalefet grubuna mensup arkadaşlarımız,
konuyla ilgili görüşlerini gerekçeleriyle beraber ifade ettiler.
Ben de, bu konuşmalardan anlamakta zorluğa düştüğüm, doğrusunu isterseniz
çok da gerçekleri yansıtmayan bazı iddialara huzurlarınızda açıklık
getirmek üzere söz aldım.
Değerli arkadaşlar,
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, irfanı hür, vicdanı hür, aklı hür nesillerin
yetişmesini bizlere hedef olarak göstermiş ve Türk gençliğinin bu
donanımla yetiştirilmesini, teçhiz edilmesini, yarınlara, geleceğe
ve çağdaş uygarlığa bu bilgilerle, bu birikimlerle hazırlanmasını
hedef olarak hepimize göstermiştir.
Bizde üniversite denildiğinde,
çoğu zaman, işte, eğer illerimizde üniversite yoksa, vatandaşın
bu konudaki beklentisine bakıyoruz. Bir üniversite kurulursa,
işte, buraya şu kadar öğrenci gelir, buraya bu kadar ekonomik katkı
sağlar, şu kadar ev kiraya verilir, ilimizin ekonomisine şu kadar
ilave katma değer sağlar gibi, doğrusunu isterseniz, üniversitenin,
bilimin, ilmin, irfanın mantığıyla örtüşmeyen gerekçeler ortaya
konuluyor. Bunlar, üniversitelerimizin anlaşılması noktasında
çok eksik ve yanlış bilgilerdir. Elbette ki, üniversitelerin olduğu
yerde bu tür ekonomik katma değer de birlikte, beraberinde geliyor;
ama, biz biliyoruz ki, üniversitelerin olduğu illerde hem eğitim
hayatının hem bilim hayatının hem kültür hayatının hem sosyal hayatın
fevkalade ilerlediğini, yükseldiğini, üniversitenin kurulu olduğu
illerde bu bakımdan fevkalade yüksek bir performansın, gelişmenin
de olduğunu hep beraber görüyoruz. Aslında bizi ilgilendiren tarafı,
üniversitelerin kurulduğu yerlerde, ilme, bilime, sosyal hayata,
kültürel hayata sağlayacağı ilave katkılardır. Eğer üniversiteleri
bu şekliyle anlamazsak, gerçekten, bu bilim, ilim, irfan yuvasına
haksızlık etmiş, sadece bunu ekonomik katma değer üreten bir meta
gibi algılamış oluruz ki, bu doğruyu ifade etmez.
Bir diğer konu da şudur,
deniliyor ki: "Efendim, bu kadar üniversite var, bu kadar da öğrenci
mezun oluyor. Bunların her birisine nerede iş vereceksiniz, nasıl
iş vereceksiniz?" Benim, doğrusunu isterseniz, üniversitelerin
sadece iş ve istihdam kapısı olmadığı noktasında da samimi bir kanaatim
var. Burada biraz önce ifade ettiğim yetişmiş, vasıflı insan, bilim
adına, ilim adına, kültür adına vasıflı insan yetiştirmektir. Hepimiz,
eski Doğu bloku ülkelerinde görmüşüzdür; Türki cumhuriyetlerde
görmüşüzdür; yani, sıradan işleri yapan gençlerin bile, insanların
bile, en az bir üniversite mezunu olduğunu, en az iki tane yabancı
dil bildiğini, yetişmiş, vasıflı insanların, hayatın bütün alanlarında,
sosyal hayatın bütün alanlarında faaliyet gösterdiğini. Gelişmiş
Batı ülkelerinde de aynı şekilde bunu müşahede etmemiz mümkündür.
Yani, üniversiteye giden gençler -ki, ben uzun yıllar kaldım, hocam da
bilir, Batı'yı tanıyan arkadaşlarımız mutlaka içimizde var, bunların
hepsi buna hak verecektir- kimse iş bulmak amacıyla üniversiteye
gitmiyor, ama, üniversite diploması olan -yetişmiş, vasıflı- hayata
atılırken, ister kamuda olsun ister özel sektörde olsun isterse kendi
şahsi işinde olsun, gerçekten, böyle, vasıflı, yetişmiş, fevkalade
donanımlı insan olarak, hayata hazır olarak, bilgilerle mücehhez
edilmiş insan olarak hayata atılmak istiyor. Dolayısıyla, bazı iddiaların
-işte, iş konusundaki iddiaların filan- ben, biraz, böyle, askıda
kaldığı kanaatindeyim, doğruyu yansıtmadığı kanaatindeyim. Bizim,
hayatın, sosyal hayatın her alanında görev alan gençlerimizin, insanlarımızın
üniversite mezunu olmasından, en az bir veya iki tane yabancı dil
konuşuyor ve biliyor olmasından kimin, ne zararı olabilir, bu toplumun
ne zararı olabilir?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Hah… Hah…
EYÜP FATSA (Devamla)
- Ama, aksini düşünürsek, herkesin, fert fert herkesin bundan kârı
olur, ama en fazla da bu ülkenin kârı olur.
Lütfen, bazı şeyleri
ifade ederken, böyle, gerçekleri yansıtmayacak şekilde, insanların
kafasında yanlış istifhamlar oluşturacak şekilde ifade etmenin
de, doğrusunu isterseniz, çok hakkaniyetle bağdaştığı kanaatinde
değilim.
Değerli arkadaşlar,
buraya çıkan arkadaşlarımızın her birisi -özellikle muhalefete
mensup arkadaşlarımızın- bizim, üniversiteyle kavgalı olduğumuz
gibi bir intibaı ısrarla ifade etmeye çalışıyorlar. Doğrusunu isterseniz,
buna katılmamız mümkün değil. Üniversiteyle neden kavgalı olalım?
NURETTİN SÖZEN (Sivas)
- Millî Eğitim Bakanına sorun.
EYÜP FATSA (Devamla)
- Çocuklarımızın okuduğu, kardeşlerimizin okuduğu, ülkemizin
insanlarının okuduğu üniversitelerle niye kavgalı olalım? Ama,
her alanda olduğu gibi, toplumun her alanında olduğu gibi, eğer bazı
kurumlarda birtakım yanlış uygulamalar varsa, kamu vicdanını kanatan
yanlış uygulamalar varsa -bunun iktidarla, muhalefetle de alakası
yok- milleti temsil makamında olan her milletvekilinin, açık yüreklilikle,
ama bir husumete kapılmadan, ama bir ayrıştırmaya tabi tutmadan
yanlışları da ifade etmesinden daha tabii bir şey olamaz.
Şimdi, arkadaşlarımız
dedi ki: "Üniversitelerin bütçelerini kıstınız."
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Evet.
EYÜP FATSA (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, bakın, rakamlar veriyorum size. 2002 yılında…
NURETTİN SÖZEN (Sivas)
- Biz de verdik rakam.
EYÜP FATSA (Devamla)
- Müsaade edin…
2002 yılında, üniversitelere
ayrılan bütçe 2 katrilyon 495 trilyon 767 bin 700 Türk lirasıdır. 2006
yılında, bu rakam 5 katrilyon 846 trilyon 822 bin 761 Türk lirasıdır.
2007 yılında ayrılan ödenek de -eski ifadeyle söylüyorum- 6 katrilyon 586 trilyon 692 bin Türk lirasıdır.
Dolayısıyla, 2 katrilyonla, 7 katrilyonun aynı şeyler olmadığını,
herhalde buradaki arkadaşlarımız da fevkalade biliyorlar.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Geçen sene Malatya Tıp Merkezine ayda 40 bin YTL…
EYÜP FATSA (Devamla)
- Dolayısıyla, arkadaşlar, bunlar devletin, maliyenin resmî rakamlarıdır.
Dolayısıyla, lütfen, -tenkitleriniz olabilir, eleştirileriniz
olabilir, ama- 2 katrilyon ile 7 katrilyon arasındaki farktan dolayı
da hiç olmazsa bu farklılığı ortaya koyan maliye yönetimine,
Hükûmete bir teşekkür edin. Eğer, husumetimiz olsa, niye 2 katrilyonu
7 katrilyona çıkartalım! Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey nasıl
düşünülebilir? Doğrusunu istersen bunu anlamakta fevkalade zorlanıyoruz.
Bakın, 2002-2003 öğretim
yılında 74.134 personel var üniversitelerimizde. 2006-2007 öğretim
yılında 86.522 personel var. Eğer, kadro vermemiş olsaydık, bu binlerce
kadro kendi kendine, kendi içinde amip gibi bölünerek üremediler
ki bunlar? Bu kadroyu biz verdik. Lütfen, bu kadroyu…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Fatsa, konuşmanızı tamamlayınız.
EYÜP FATSA (Devamla)
- Sayın Başkan bitiriyorum.
Bu kadroyu veren iradeyi
de bu kararlılığından dolayı, hiç olmazsa, takdir edin, teşekkür
edin. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yani, bu üniversiteler bizim
üniversitelerimizdir, bu ülkenin üniversiteleridir. Dolayısıyla,
üniversitelerde kadro yokluğunun, ödenek yokluğunun, sadece, bunu
iddia edenler için bir zararı yok ki! 73 milyon Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşının her biri için bir zararı vardır. Dolayısıyla, insanların
kendi zararına olacak, ülkesinin zararına olacak konularda devletin
imkânlarını yine devletin kurumlarından esirgemiş olmasının mantıklı
bir izahı olamaz.
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Zaten mantıklı değil.
EYÜP FATSA (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, lütfen, eleştirileri yapalım, hayhay, memnuniyetle;
ama, doğru olanları da söyleyelim. Bak, rakamlar bunlar. Devletin rakamlarını
söylüyorum.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Malatya İnönü Üniversitesine…
EYÜP FATSA (Devamla)
- Sayın Aslanoğlu, bu sürede, bu ilave kadrodan Malatya İnönü Üniversitesi
de kendi payına düşeni almıştır, bütün üniversiteler gibi.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Kaç tane? Nerede, nerede?
EYÜP FATSA (Devamla)
- Bütün üniversiteler gibi, bu ilave on binleri aşan kadrodan Malatya
İnönü Üniversitesi de kendi payına düşeni almıştır.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Asla, asla!
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, yapmayın!
EYÜP FATSA (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, bakın, çıktınız, konuştunuz. Samimiyetle,
sabırla dinledik.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Ama, sanki başka bir dünyada yaşıyoruz.
EYÜP FATSA (Devamla)
- Siz iddialarınızı ortaya koydunuz. Biz de rakamlarla gerçekleri
ortaya koyduk. Üniversitelerle alakalı samimi düşüncelerimizi
sizlerle beraber paylaşmış olduk.
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Koskoca Akdeniz Üniversitesine 26 personel gönderilmiş,
yeterli mi?
EYÜP FATSA (Devamla)
- Dolayısıyla, söylediğimiz, devletin gerçek rakamlarıdır, maliyenin
gerçek rakamlarıdır. Bunlar, hayalî, uydurulmuş, ortaya atılmış rakamlar
değildir ki. Lütfen, tenkitler yapılırken, eleştiriler yapılırken
bazı gerçekleri de ifade etmekten kaçınmayalım. Bunlar bir eksiklik
değildir. Gerçekleri ifade etmek, bir erdemliliktir. Ben, o noktada,
burada söz alan arkadaşlarımın her birisinin eleştirilerine saygı
duyarım, elbette ki olacaktır. Sizinle biz aynı şeyleri düşünmüş
olsaydık, herhâlde sıralarımız da yan yana olurdu. Farklı siyasi partilere
mensup insanlarız. Farklı görüşlerimiz var.
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, rakamla alakası yok. Bunlar reel gerçek.
Ortada duruyor.
EYÜP FATSA (Devamla)
- Elbette ki, olaylara yaklaşım noktasında farklılıklarımız olacaktır,
olmaması mümkün değil; ama, bu kadar, siyah ve beyaz kadar birbirinden
uzak görüşler ve düşünceler, doğrusunu isterseniz, bu, konuşan
için de, konuşulan için de, konuşulan kurum için de, bu ülke için de
faydalı şeyler değildir. Hiçbir hayra hizmet etmez. Doğruları söyleriz,
eksikleri talep ederiz, yanlışlar noktasında da uyarırız; ama, kimsenin,
bu ülkenin bir başka kurumuna karşı ön yargılı olduğunu, husumet
içerisinde olduğunu söylemek, doğrusunu isterseniz, bu, milletvekilliği
sorumluluğu taşıyan insanlara, arkadaşlarımıza, yani, yakışmaz
demek istemiyorum, uygun düşmez. Yani, biraz ileri ifade olabilir,
uygun düşmez. Ama, eleştirilerinizi mutlaka yapın, tavsiyelerinizi
yapın, tenkitlerinizi yapın, ama, olayları böyle, siyah ve beyaz
tonlarında, eğer gri tonları oluşturamazsak, aradaki diğer renkleri
bulamazsak, siyah ve beyaz tonlarındaki tartışmanın bu ülkeye, bu
millete, bunu yapanlara, bu kurumlara bir faydası olabilir mi? Lütfen,
ben bütün arkadaşlarımdan hassaten istirham ediyorum.
Değerli arkadaşlar,
tenkitlerimiz olabilir, şikâyet ettiğimiz konular olabilir, her kurumla
alakalı olabilir. Kaldı ki, Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ilgili
de herkes farklı tenkitler ortaya koyacaktır, olacaktır, bunlar olması
lazım. Demokrat insan, hoşgörülü insan bunları samimiyetle, bunlardan
faydalanılacak birer düşünce olarak algılaması lazım, alması lazım.
Yoksa, bunu bir kırılma noktası olarak, bir husumet noktası gibi
takdim etmek, doğrusunu isterseniz, çok uygun olmuyor, çok samimi
olmuyor, çok inandırıcı da olmuyor.
BAŞKAN - Sayın Fatsa,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
EYÜP FATSA (Devamla)
- Aksi takdirde, bizi izleyen insanlar burada iki ayrı zıt görüşün
ifade edilmiş olmasından da, bilinen gerçeklerin de bu kadar birbirinden
uzak bir şekilde ifade edilmesinden de, ben, aziz milletimizin de çok
mutlu olduğu kanaatinde değilim.
Ben, bu vesileyle, düşüncelerimi,
fikirlerimi, üniversitelerden anladıklarımı, üniversiteyle ilgili
samimi düşüncelerimi -grubum adına söz aldım- grubum adına ifade
ediyorum. Bu vesileyle de, Genel Kurulu ve Başkanlık makamını saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, ek madde 76'yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekilleri,
yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Malumlarınız olduğunuz
üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon
metninde bulunmayan, ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi
bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun
salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak
görüşme açılacağı, İç Tüzük'ün 87'nci maddesinin dördüncü fıkrası
hükmüdür.
Bu nedenle önergeyi
okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21
üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme
açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi
işlemden kaldıracağım.
Şimdi önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığı'na
Görüşülmekte olan
1322 sıra sayılı yasanın 1. maddesinin sonuna aşağıdaki ek maddenin
ilave edilmesini arz ederiz.
Saygılarımızla.
|
|
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
Muharrem İnce |
Mevlüt Coşkuner |
|
|
Malatya |
Yalova |
Isparta |
|
|
Mustafa Gazalcı |
Necati Uzdil |
Osman Özcan |
|
|
Denizli |
Osmaniye |
Antalya |
Ek Madde 77.- Yeni kurulacak
üniversiteler kuruluşları ile birlikte, diğer üniversiteler ise
5 yıl içerisinde tüm öğrencilerine en az bir yabancı dil öğretecek
hazırlık sınıfları kurarlar.
BAŞKAN - Sayın Komisyon,
önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, katılamıyoruz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Gerekçeyi okutun.
BAŞKAN - Usul böyle Sayın
Aslanoğlu, İç Tüzük böyle. Tutanaklara geçmiştir önergeniz.
Komisyon önergeye
salt çoğunlukla katılmamış olduğundan, önergeyi işlemden kaldırıyorum.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, Madde 1'i ek madde 72, 73, 74, 75, 76'ncı maddelerle birlikte
oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
2'nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- 2809 sayılı
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 47 nci maddesinin
ikinci fıkrasına aşağıdaki (e)
bendi eklenmiş ve müteakip bentler teselsül ettirilmiştir.
" e) Tıp Fakültesi,"
BAŞKAN - Madde üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Burdur Milletvekili Ramazan
Kerim Özkan.
Sayın Özkan, buyurun.
CHP GRUBU ADINA RAMAZAN
KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan kanun tasarısının 2'nci maddesinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Tasarıyla, 4'ü İstanbul'da,
1'i İzmir'de olmak üzere 5 vakıf üniversitesi kurulmaktadır. Türkiye,
genç nüfusuna nitelikli eğitim veremeyen, istihdam olanakları yaratamayan,
nitelikli sağlık hizmeti veremeyen bir ülke durumundaydı. Bu olumsuzluklar
sizin döneminizde artarak, katlanarak devam etti ve devam etmeyi
sürdürüyor. Üniversite seçme sınavlarına her yıl 2 milyona yakın
gencimiz girmektedir. Bu öğrencilerimizin her 100'ünden ancak
12'si dört yıllık bir yükseköğrenim programına yerleştirilebilmektedir.
Vakıf üniversiteleri
yoluyla üniversite mezunu sayısını artırmaya devam ediyorsunuz,
ancak, vakıf üniversitelerini görüşürken bir noktayı ifade etmek
istiyorum. Vakıf üniversiteleri, devlet üniversitelerinde yetişmiş
kaliteli öğretim üyelerini yüksek ücretler karşılığında transfer
etmektedir. Bu durum, devlet üniversitelerinde eğitimin niteliğinin
düşmesine ve ar-ge çalışmalarının istenildiği ölçüde olmamasına
neden olmaktadır. O nedenle, vakıf üniversitelerinde öğretim üyesi
yetiştirme programlarının zorunlu hâle getirilmesi gerekmektedir.
Bir diğer konu, devlet
üniversitelerinde yetişen, görev yapan öğretim üyelerimizin, yani,
doçentlerimizin, profesörlerimizin, öğretim görevlilerinin maaşlarının
mutlaka artırılması gerekmektedir. Bin YTL ücret alan, 500 YTL'sini
kira veren bir öğretim görevlisinin evini nasıl geçindireceğini
düşünmenizi isterim. Ki, o öğretim görevlisi, öğrencileri için
nasıl verimli olacaktır, anlaşılacak gibi değildir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu Parlamento döneminde hem vakıf hem de devlet
üniversiteleri sayısı artırılmıştır. Onbeş üniversite kurulmasına
ilişkin kanun tasarısının yasalaşmasından sonra da geçtiğimiz
günlerde onyedi üniversite kurulmasına ilişkin kanun tasarısı,
Millî Eğitim Komisyonunda görüşülmüştür. Yeni üniversiteler kurulması
kararı, yükseköğretime talebin çok yüksek, eğitimin bu aşamasında
okullaşma oranının ise düşük olduğu gibi gerekçelere dayandırılarak
istense de, asıl nedenin siyasi gerekçelerden kaynaklandığı ve bu
kuruluşların altyapı, araç gereç, yeterli sayı ve düzeyde öğretim
elemanı gibi gereksinimlerinin büyük ölçüde göz ardı edildiği görülmektedir.
Göller, güller ve gönüller
diyarı Burdur'umuza bir üniversite kazandırdık geçtiğimiz dönemlerde,
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. Sayın Bakana soru yöneltmiştim görüşmelerde.
"Sayın Bakanım, üniversiteyi açtık, ancak, bizim orada bir tabir
var, hamamı var kurnası yok, davulu var zurnası yok. Bizim öğretim
elemanı eksikliğimiz var, paramız yok, sosyal tesislerimiz
yok." Bunu sorduğumda Sayın Bakan "Önümüzdeki günlerde Burdur'un
üniversitesinin hamamı da olacak, kurnası da olacak, zurnası da
olacak." demişti, ama, ne yazık ki, aradan bir yıl geçti hâlâ sosyal
tesislerimiz anlamında gerekli para ayrılmadı, ödeneklerimiz
gönderilmedi, öğretim elemanı ihtiyacımız yerine getirilmedi,
güvenlik sistemleri için, güvenlik elemanları için gerekli olan para
bulunamadığı için hâlâ özel bir şirketle anlaşma yapılamadı. Ne yazık
ki, hâlâ Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitemiz, öğretim görevlisi
yönünde, araç ve gereç yönünde eksiklerini sürdürmeye devam ediyor.
Açtığımız üniversiteler bunlar.
Biliyoruz, bir üniversitenin
açılması o ilin sosyoekonomik yapısını, gelirini, kültürünü geliştirir
bir çalışmadır, kutluyoruz, ancak, yarım yamalak bir üniversiteyle
bunlar olmuyor. Dikkatlerinizi çekmek isterim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yine, on yedi üniversite kurulmasına ilişkin kanun
tasarısıyla belirlenen illerin bilimsel yöntemler kullanılarak
belirlenmediği ortadadır. Oy kaygısıyla, seçmenin gözünü boyamak
amacıyla üniversiteler kuruyorsunuz, ama, bu iller arasında Bayburt
yok, Gümüşhane yok, Bartın yok, Iğdır yok, Tunceli yok, Ardahan yok,
Yalova yok, Şırnak yok, Hakkâri yok.
AHMET YENİ (Samsun) -
22 Temmuzdan sonra onları açacağız.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Devamla) - Bu illerdeki altyapı, üniversite kurulan diğer on yedi
ilden az mıdır? Her şeyi bitirdiğinizi söylüyorsunuz… Nereden nereye
geldik? Nereden nereye geldiğiniz görülüyor.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Davul zurna olmaz o zaman işte onları açarsak.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Her şeyin bir zamanı var.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) - Zamanı
var… Beş yıl geçti hâlâ o zamanı bulabilmiş değilsiniz. Beş yıl geçti. "En
uzun Parlamento sürecini yaşadık." diye bir de övünüyorsunuz.
Ne yaptık değerli arkadaşlarım?
ALAETTİN GÜVEN (Kütahya)
- Çok güzel şeyler yaptık.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Devamla) - Çok güzel şeyler yaptınız… Sınıfta kaldınız. 367 dediniz,
hukukun tokadını yediniz. Üniversite kurulacak olan iller neye
göre belirlenmiştir? Gümüşhane'ye ve Bayburt'a üniversite kurulmaması,
Gümüşhane ve Bayburt'u, bu illerimizde yeterli olan altyapıyı yok
saymak mıdır?
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)
- Sırası gelince yapılacak.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Devamla) - Bayburt'u, Gümüşhane'yi oy deposu olarak gördüğünüz
için "Nasıl olsa bize oy verdiler, verecekler." dediğiniz
için, bu illerimizde üniversite kurulmasına ilişkin verdiğimiz
önergeleri reddettiniz. Tunceli'yi ise "Zaten bize oy vermiyorlar,
onun için oraya da yapmıyoruz." dediniz. Bayburtlu, Gümüşhaneli,
Bartınlı seçmen de, AKP'yi, inşallah, seçimde cezalandıracaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; on beş üniversite kurulmasıyla ilgili kanun, bu
üniversitelerin kurucu rektörlerinin AKP tarafından atanıp atanamayacağı
tartışması için bu Mecliste dört defa görüşüldü. Hâlâ, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinin, sizin yüzünüzden,
rektörü atanmış değil. Diğer on beş üniversitenin de rektörleri
atanmadı, çünkü, Meclisi fuzuli gündemlerle oyaladınız. Yine,
AKP, her konuda olduğu gibi o konuda da sınıfta kaldı. Atamalar,
YÖK kapsamında devam ediyor. Sayın Millî Eğitim Bakanı o tarihlerde
yaptığı bir açıklamada kabzımallara haksızlık ederek "Kabzımalları
rektör atamayacağız ki." demişti. Biz, kabzımal atayacaksınız
dememiştik.
Değerli arkadaşlarım,
ama, AKP kadrolaşması yapacaksınız demiştik. Şunu da belirtmiştik:
"Liyakatı önder bilin sadakati bırakın. Ayaklar baş, başlar
ayak olmasın. Başlar baş olsun." demiştik. Bugün, seçimlerde
aday olmak için istifa eden bürokratlar, Millî Eğitim Bakanı Hüseyin
Çelik'in Bakanlığında nasıl bir AKP kadrolaşması yapıldığını ortaya
çıkarmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı, Müsteşar Yardımcısı,
daire başkanı, genel müdürleri, AKP'den milletvekili aday adayı olmak
için istifa etmişlerdir. Hayırlı uğurlu olsun, ancak, bir noktayı
sizinle paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlarım: Birçok bürokratın,
sadece Millî Eğitim Bakanlığı değil, Maliye Bakanlığı, İçişleri
Bakanlığı, Başbakanlık…
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) - İstifa eden bürokratların yüzde 70'i CHP'den aday olacak.
BAŞKAN - Sayın Dağcıoğlu,
lütfen…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Ahmet Necdet Sezer'in damadı da sizden gelecek.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Devamla) - Mahkeme kararlarını uygulamadığı için yargılandığını,
ceza aldığını biliyoruz. Bu cezaların ertelenmesi ve yargılama
aşamasında olan davaların dönem sonuna bırakılması ve dokunulmazlık
zırhından faydalanmak amacıyla bu bürokratlar aday oluyorlarsa boşuna
heveslenmesinler. Bizim orada bir tabir vardır, bu bürokratların
hevesleri kursaklarında kalacaktır. Önümüzdeki dönem oluşacak
yeni Parlamentoda, yani, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında,
mutlaka, dokunulmazlıklar sınırlandırılacaktır ve o arkadaşlarımızdan,
mutlaka ve mutlaka, hesap sorulacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle,
yüce Meclisi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
ALAETTİN GÜVEN (Kütahya)
- Varsa, hesabını versin, ne yapalım!
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özkan.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Ramazan, sana yakışmadı!
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Yapmıyorsunuz; yapın, yakıştıralım.
BAŞKAN - Anavatan Partisi
Grubu adına, Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan, buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; 1322 sıra sayılı Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 2'nci
maddesinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi en derin saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
bu yasa tasarısının geneli üzerinde ve bir maddesi üzerinde konuşurken,
Anavatan Partisinin görüşlerini genel anlamda dile getirmiştik
ve Hükûmete, Hükûmete mensup sayın milletvekillerine birtakım serzenişte
bulunmuştuk, fakat, maalesef, az önce, AK Parti Grup Başkan Vekili
Sayın Eyüp Fatsa'nın konuşmasıyla bunların hâlâ daha anlaşılmadığını
görmekten, hakikaten ben üzüntü duymuş bulunmaktayım. Sayın Eyüp
Fatsa, burada konuşurken, üniversitenin, üniversitelerin iş bulma
yerleri olmadığını, bir bilgi toplama yeri olduğunu, hayata atılırken
daha donanımlı bir şekilde hayata atılmanın nedenleri olabildiğini
söyledi. Elbette ki, bunda herkes hemfikirdir değerli arkadaşlarım.
Elbette ki, öyle. Ben mesela, çocuklarımı üniversiteye kaydettirirken
-dört çocuğum vardır, dördü de üniversite mezunudur- şunları söylemişimdir:
"Çocuklarım, siz isterseniz ileride ayakkabı boyacılığı yapın,
ama, mutlaka üniversite diplomanızın olması gerekmektedir, çünkü,
o zaman, hayata bakış açınız çok daha farklı olacaktır."
Değerli arkadaşlarım,
buna katılıyoruz, ama, Sayın Fatsa'nın Avrupa ülkeleriyle Türkiye'yi
iş bulma bakımından kıyaslaması son derece yadırganacak bir tutumdur
değerli arkadaşlar. Avrupa'da, ileri Batı ülkelerinde, bir defa
üniversite mezunu gençlerin iş bulma sorunu yoktur, fakat, Türkiye'de,
üniversiteyi bitiren gençlerin büyük sorunları vardır, iş bulma
sorunları vardır. Dolayısıyla, Türkiye'de, devleti idare eden
hükûmet daha sosyal olmak zorundadır ve üniversiteyi bitiren gençleri
daha kayırıcı olmak durumundadır.
Şimdi, burada,
Hükûmet yetkilileri ve Hükûmete mensup sayın milletvekilleri, tabii,
bu işin üstesinden gelemiyorlar, altından kalkamıyorlar; dolayısıyla
bu tür bahanelerin altına maalesef saklanıp duruyorlar. Bunu aziz
milletimizin, yüce milletimizin sindirmesi, amiyane tabirle yutması
mümkün değildir, bir defa bunun adını koymak mecburiyetindeyiz değerli
arkadaşlar. Ve yine, Sayın Fatsa, işte "Biz, üniversitelerle
kavgalı değiliz." Evet, doğru söylüyor, hakikaten de öyle. Üniversitelerle
kavgalı olma durumu yoktur, fakat "miş gibi" yapıyorlar,
oy getirecek konularda kavga yapıyor görüntüsüne giriyorlar. Peki,
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörüyle kavganız neydi, sonucu ne
oldu? Bunu bir defa hatırlatmak istiyorum.
İkinci bir mesele,
işinize gelmeyen konularda da, maalesef, sizi buraya iktidar olarak
gönderen yüce milletimizin isteklerini yerine getirecek kavgalar
yapmıyorsunuz. Bakın, sizi buraya gönderen yüce milletimizin en
büyük isteklerinden birisini, üniversitedeki baş örtüsü sorununu
da çözmeniz gerekirdi. Bu konuda kavga yaptınız mı? Size soruyorum.
Yapmadınız, çünkü, işinize gelmiyor.
Yine, meslek liseleri
ve imam-hatip lisesi mezunlarının üniversiteye girmelerinin önündeki
engelleri kaldırdınız mı? Size buradan soruyorum.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Meclise girseydiniz, kaldıracaktık.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Bu konuda kavga verdiniz mi? Soruyorum değerli arkadaşlarım.
Hiçbir kavga vermediniz, çünkü, işinize gelmiyor. Belki iktidarınızdan
olacağınızdan korktuğunuz için kavga vermiyorsunuz.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)
- Kavga için gelmedik.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Yani, bazı konularda kavga veriyorsunuz, bir kısım konularda da
kavga vermiyorsunuz değerli arkadaşlarım.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- Son konuşmalarını yapıyor.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar…
Allah vekildir, Afyon
seni silecek. Tamam mı? Afyon seni silecek. Bak, söyleyeyim ben.
AHMET YENİ (Samsun) -
Hangi parti adına konuşuyorsun?
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- 22 Temmuzdan sonra göreceğiz hangi parti adına olduğumuzu. İnşallah,
sen televizyonun başında, böyle, ağzını açarak beni yine bu kürsüden
izleyeceksin.
BAŞKAN - Sayın Özdoğan…
Sayın Yeni… Arkadaşlar, lütfen, Meclis mehabetine uygun davranalım.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Bunu izleyeceksin Ahmet Yeni, ağzını açarak izleyeceksin.
FEHMİ ÖZTÜNÇ (Hakkâri)
- Hangi parti adına konuştuğunu sordu.
BAŞKAN - Lütfen, arkadaşlar…
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, bakın, hakikaten başörtü sorununu çözmediniz.
Üniversitelerimizin en önemli sorunu, başörtü sorunudur, bunu
çözmediniz, çünkü, yüreğiniz yetmedi buna, çünkü, korktunuz, çözemediniz.
Değerli arkadaşlar, bunu şimdiye kadar çözmeniz gerekirdi.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)
- İstismar etmeyin yeter yahu! Hep istismar ediyorsunuz.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Bakın, istismar etmiyoruz. Ben bunu yaşıyorum.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Herkes yaşıyor.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ben bunu
yaşıyorum. Ben imam-hatipte çocuk okutmuş insanım. İstismarcı olamam ben.
Sen imam-hatipte çocuk okuttun mu peki? Soruyorum sana: Okuttun mu
sen?
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)
- Evet, okuttum. Hiç bilmediğin şeyler üzerine konuşuyorsun.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Niye konuşmadın peki? Niye konuşmuyorsun?
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)
- Konuşmakla değil, icraat yapmakla…
BAŞKAN - Arkadaşlar,
lütfen karşılıklı konuşmayalım. Böyle bir üslup yok sayın milletvekilleri,
lütfen.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- İcraatın başında sizdiniz, bugüne kadar bunu maalesef gerçekleştirmediniz.
BAŞKAN - Sayın Özdoğan,
siz de Genel Kurula hitap ediniz.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Bakın değerli arkadaşlar, halkım bunu biliyor.
AHMET YENİ (Samsun) -
Erzurum'da İstasyon Meydanı'nda bekliyoruz seni!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- İmam-hatip liselerinde meslek dersleri yanında, yani, ilahiyat
dersleri yanında bütün dersler de okutulmaktadır. Bugün 21'inci
asırda, bilgi çağında bilgi evrenseldir; al gülüm ver gülüm meselesidir;
ben bilgiyi getiririm, siz bunun karşılığını vereceksiniz.
AHMET YENİ (Samsun) -
Cumartesi günü Erzurum'a gel, Erzurum'a!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Fakat, bugünkü sistem buna engel oluyor ve bu engel olan sistemi de
AK Parti Hükûmeti bugüne kadar çözemedi.
AHMET YENİ (Samsun) -
Cumartesi Erzurum'a bekliyoruz!
BAŞKAN - Sayın Yeni,
istirham ediyorum. Arkadaşlar, bırakın...
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Yarın seçim meydanlarında, bu nedenlerle sizi iktidar yapan halka
ne cevap vereceksiniz? Cumartesi günü Erzurum'da mitinginiz var.
AHMET YENİ (Samsun) -
Gel oraya, gel!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Erzurumluya ne cevap vereceksiniz, soruyorum. Dindar ve muhafazakâr
Erzurumluya. Buradan sesleniyorum: Elbette o miting meydanlarında
mutlaka size bir cevapları olacaktır. Bunu yaşayacaksınız Allah'ın
izniyle.
Değerli arkadaşlarım,
başörtü meselesi… Çözebildiniz mi bunu? Çözemediniz.
AHMET YENİ (Samsun) -
İstasyona gel!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Bakın, bugün Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Erkan Mumcu
Millî Eğitim Bakanı iken kapsamlı YÖK reformu getirdi. Maalesef, daha
sonra Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bitlis'ten milletvekili seçildikten
sonra… (AK Parti ve CHP sıralarından "Siirt… Siirt" sesleri)
AHMET YENİ (Samsun) -
Siirt…
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu)
- Siirt… Siirt...
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Siirt'ten. Özür diliyorum. Ha Bitlis ha Siirt, ikisi de bizimdir. Ha
Bitlis ha Siirt… Önümüzdeki seçimlerde Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın
nereden aday olacağını da doğrusu çok merak ediyorum. (AK Parti sıralarından
"İstanbul… İstanbul…" sesleri) Acaba İstanbul'dan mı yoksa
Rize'den mi aday olacaktır? Bunu bilemiyorum.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)
- İstanbul… İstanbul…
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Bunu bilemiyorum.
AHMET YENİ (Samsun) -
Cumartesi Erzurum'a gel, Erzurum'a!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Cumartesi… Buradan bakacağız. Çalışıyoruz. Sizin boş işlerinizle
bizim meşgul olacak bir durumumuz yoktur.
Başörtü meselesini
çözemediniz değerli arkadaşlar. Bakın, bu konuyla alakalı bir
anekdot anlatmak istiyorum. Sayın Abdullah Gül Başbakan, Leyla Şahin
davası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde devam etmektedir ve o
zaman Türkiye Cumhuriyeti devletinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki
avukatı Şükrü Alpaslan -bu dava görülüyor- telefon açıyor Sayın
Başbakana: "Biz, bu meseleyi halledeceğiz, ne emir buyurursunuz?"
diyor, Sayın Başbakana söylüyor, yani Sayın Abdullah Gül'e. "Nasıl?"
diyor. Diyor ki: "Centilmen bir şekilde halledeceğiz, yani ilkokuldan
başlamak üzere üniversite bitinceye kadar baş örtüsü meselesi
kalmayacak." O zaman Başbakan bulunan Sayın Abdullah Gül,
"Böyle saçma sapan bir şey olmaz, bunun aksini savunacaksınız."
diyor. İşte, bu nedenlerle Sayın Abdullah Gül de cumhur reisi seçilememiştir.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Genel Kurula girseydiniz.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Allah nelere kadirdir, Allah nelere kadirdir! Yüce Allah'ıma ben
şükrediyorum. Buradan da, Abdullah Gül'ün -bu konularda dindar halkıma
sesleniyorum- bir melek olmadığını söylemek istiyorum. Sayın Abdullah
Gül, cennetle müjdelenen 10 kişiden birisimidir ki, cumhurbaşkanı
seçilebilsin. (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Özdoğan…
Sayın Özdoğan, istirham ediyorum, şahısla ilgili böyle bir şey olmaz.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, istismar…
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın
Başkan, lütfen hatibe müdahale edin, lütfen hatibi uyarın, konuya
gelsin.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, durum budur.
EYÜP FATSA (Ordu) -
Böyle şey olmaz!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Hayır. Ben, burada bir olayı anlatıyorum. İstediğiniz zaman kavgalı
oluyorsunuz, istediğiniz zaman kavgasız oluyorsunuz, bu durumu
anlatıyorum. Niye inkâr ediyorsunuz değerli arkadaşlarım, niye
inkâr ediyorsunuz? (AK Parti sıralarından gürültüler)
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Dedikodu yapıyorsun.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Her şeyi siyaset çerçevesinde rol almayın değerli arkadaşlarım,
bunu anlatmak istiyorum. Yüce milletimize doğruları söyleyin,
doğru siyaset yapın.
BAŞKAN - Sayın Özdoğan…
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Saygıdeğer
arkadaşlarım… Sayın milletvekilleri, yerlerinde oturan arkadaşlar,
bakınız, biteviye giden bir konuşmayı ne hâle getirdiğinizi takdirlerinize
sunuyorum.
Sayın Özdoğan, Sayın
Abdullah Gül, bildiğim kadarıyla, kendisinin melek olmadığını biliyordur,
yani insandır ve Allah'ın bir kuludur. Dolayısıyla, burada olmayan
bir Bakanımızla ilgili olarak, bu sözleriniz için teessüflerimi
bildiriyorum. Yani, yok, şahıs burada yok, bir şey yok. Yani, öyle rivayet de olmaz, şeyin içinde
olmaz.
MEHMET ERGUN DAĞCIOĞLU
(Tokat) - Meşhur olmak için illa dayak yemek şart değil Sayın Başkan.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- O yiğit doğdu mu?
AHMET YENİ (Samsun) -
Erzurum'a gel, Erzurum'a; cumartesi gel açılışlara.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Erzurumlular beni çok seviyor.
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, şahsı adına, Gümüşhane Milletvekili
Sabri Varan.
Buyurun Sayın Varan.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
SABRİ VARAN (Gümüşhane)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en kalbî duygularımla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
bugün, yine, üniversitelerimizle ilgili çok güzel kanunlar yapıyoruz.
Biraz önce konuşma yapan muhalefetten arkadaşlarımız, bizim ilimiz,
temsilcisi olduğumuz ilimiz Gümüşhane'de üniversite kurulmadığını,
Bayburt'ta niye üniversite kurulmadığını sordu. Ben de, hem kamuoyunu
hem de soruyu soran arkadaşımızı bilgilendirmek için söz aldım. Söz
fırsatı verdiği için de değerli Başkanımıza teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar,
Gümüşhane, okuma-yazma oranı Türkiye'de en yüksek olan illerden birisi.
Gümüşhanelinin iki seçeneği var: Ya gurbete gidecek işçi olacak
ya da tahsil hayatını tamamlayıp hayata atılacak, iş kuracak, devlet
dairesinde çalışacak. Bu manayla, Gümüşhane kamuoyu çocuğundan
büyüğüne, yedisinden yetmiş yedisine kadar herkes eğitimle ilgili
ve alakalı.
Gümüşhane, ilköğretimde,
ortaöğretimde, lise çağında altyapısını tamamlamış, gerçeklerle
ifade edersek, Avrupa Birliği seviyesinde sınıf mevcutları, bilgisayar
teknolojileriyle üniversite kurulmaya da hazır bir il haline gelmiştir.
Ancak, üniversite kurmak demek, üniversite istiyoruz demek,
üniversiteyi kurmaya yetmiyor. Geçmişte, Gümüşhane'yle alakalı,
üniversiteyle ilgili çalışmalar yapıldı. Yapıldı ama, yeterli
bir altyapı tamamlanmış olsaydı, bugün bizim dönemimize sadece bir
levhasını asmak kalırdı, Gümüşhane üniversitesi derdik, işi bitirirdik.
Biz de popülizm yapmış olurduk o zaman, muhalefetin dediği şekliyle
ama biz bunu yapmadık. Biz biliyoruz, Gümüşhane'de geçmiş dönemden
bugüne kadar -70'li yıllardan 2002'ye kadar- sadece meslek yüksekokulu
ve mühendislik fakültesi dışında hiçbir altyapı yoktu, ama iktidar
olduğumuz günden sonra, bütün birikimimizi, bütün emeğimizi
"Gümüşhane'ye nasıl bir üniversite kurarız, Gümüşhane'ye nasıl
üniversite kazandırırız"a yorduk. Önce, Gümüşhane'ye 1 milyon
52 bin metrekarelik bir kampüs alanını tahsis ettik. Bunu biz yaptık.
Dekanımızın, oturacağı makamı yoktu, dekanımızın makamını, mühendislik
fakültemiz… Millî Eğitim Bakanlığımıza ait bir binada hâlâ oturuyor.
Bunun alternatifi olan mühendislik binamızı da bu sene bitiriyoruz.
Bütün bunlar bizim iktidarımız döneminde yapıldı.
Yine, Sağlık Bilimleri
Yüksekokulu, dört yıllık, bizim dönemimizde kuruldu; kurucu müdürü
atandı, bu yıl öğrenci almak için hazırlanıyor.
Yine, Şiran ilçemizde
meslek yüksekokulunu, üç bölümle alakalı -ki, bölgemizde madencilik
vardır, madenciliği de ön plana tutan bölümler açıldı- meslek yüksekokulunu
da kurduk. Ancak, sadece binaları yapmakla üniversite kurmak olmuyor,
üniversite kurmanın altyapısı hazırlanmalıydı. Biz, dört yıl içerisinde
bu yapıyı tam manasıyla hazır etmeye çalıştık, ama geçmişten hiçbir
şeyi hazır bulamadığımız için, biz, üniversite kurulan iller içerisinde
olamadık. Ama, Başbakanımızın bir sözü var: "Ne aldanan olacağız
ne aldatan olacağız." Biz, bu söze, sonuna kadar Gümüşhaneliler
olarak güveniyoruz. Millî Eğitim Bakanımız, on yedi yeni üniversite
kurulmasının aşamasında, kendisine, Gümüşhane'yle ilgili, üniversite
niye kurulmadığı sorulduğunda, "Bu eksiklikleri tamamlayacağız
ve iki yıl sonra Gümüşhane'ye de üniversiteyi kuracağız." açıklamasını
yapmıştır. Biz, buna Gümüşhaneliler olarak bütün kalbimizle inanıyoruz.
Eğer biz de, vaktiyle hazırlığı yapıp ikinci fakülteyi ilimize açmış
olsaydık, Gümüşhane de, Bayburt da, Bartın da üniversite kurulan iller
arasında olacaktı.
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu)
- Sinop, Sinop…
SABRİ VARAN (Devamla)
- Yoksa, "Gümüşhane AK Partiye çok oy veriyor, nasıl olsa bunlar
oy deposu, bunlar oy nasıl olsa verecekler, üniversite kurmayalım…"
Böyle bir şey yok. Tunceli'ye de oy vermedikleri için kurmadı deniliyor.
Oysa, bizim iktidarımızın, bu hizmetleri yapıyorken, oy verecek,
vermeyecek ayırımı yapması mümkün değildir. Eğer, öyle bir düşünce
içinde olsaydı, 9 il kaldı, 81 ilin tamamına der geçerdi. Ama altyapısı
olmayan, sadece levhadan ibaret olan bir çalışma olmuş olur…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Varan,
konuşmanızı tamamlayınız. Gümüşhane'ye üniversite açılması önümüzdeki
dönemde mümkün olacak, anlaşılıyor.
Buyurun.
SABRİ VARAN (Devamla)
- İnşallah, Gümüşhane'ye, önümüzdeki dönemde muhakkak Gümüşhane
üniversitesi kurulacaktır.
Belki, bir tevafuk oldu,
bu hafta da, Karadeniz Teknik Üniversitesi Senatosu, Gümüşhane
iktisadi idari bilimler fakültesinin kurulması, Torul'umuza da
meslek yüksekokulu kurulmasının kararını cuma günü çıkarıyor
ve üç yıldır, Gümüşhane'ye bir eğitim fakültesi kurulmasıyla ilgili
senato kararı da YÖK'te bekliyor. YÖK siyasete bulaşıyor, bulaşmıyor
yorumu yapmak istemiyorum ama, Gümüşhane'ye, eğer, o eğitim fakültesi
kararımızı YÖK, üç yıldır, üç buçuk yıldır tutmamış olsaydı, Gümüşhane'de
de iki fakülte olmuş olacaktı ve bugün Gümüşhane de üniversite kurulan
iller arasında olacaktı.
Son söz, ben, Gümüşhanelilerin
adına şunu söylüyorum: Üniversite kurulsa da, üniversite kurulmasa
da -ki, üniversitenin önümüzdeki iki yıl içinde kurulacağına inanıyoruz
ama kurulsa da, kurulmasa da- Gümüşhane AK Partiyle beraberdir, Gümüşhane
Recep Tayyip Erdoğan'la beraberdir, oyunu da 22 Temmuzda gerektiği
şekliyle kullanacaktır.
Hepinize en derin
saygılarımı sunuyorum, Başkanıma da teşekkür ediyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Ümit ediyoruz ki, önümüzdeki
dönem içinde Türkiye'nin bütün illerine üniversite kurulur ve bu
tartışma biter, darısı bütün illerimizin başına.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, 2'nci maddeyi oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
3'üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Ferit
Mevlüt Aslanoğlu.
Sayın Aslanoğlu, buyurun.
CHP GRUBU ADINA FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli
milletvekilleri; demin bir önerge verdim. Hepinizin çocuğu var.
Çok kolay, basit geçtiniz. Önergem şuydu: Üniversiteyi bitiren her
çocuğumuz en az bir lisan bilsin.
Değerli milletvekilleri,
hepimizin çocuğu var.
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Olmayan da var.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Olmayana da Allah versin Faruk Bey.
Eğer bu çocuklarımız,
en az, üniversiteyi bitirdiği zaman işsizler ordusu yaratmak yerine…
Çok övünüyoruz, "on beş üniversite kurduk, on yedi üniversite
kurduk…" İşsizler ordusu yaratıyorsunuz.
Eğer benim çocuklarım
en az bir lisan bilse…
MUSTAFA ÜNALDI (Konya)
- Üniversite, iş kapısı değil.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - …dünyanın her yerinden ekmeğini sağlar beyefendi.
Lütfen… Siz bir bilim
adamısınız. Lisan bilen insana karşı gelmeyin. Yani size yazık oluyor.
Siz bir bilim adamısınız. İlim ve bilim ancak lisan bilen insanla öğrenilir.
Örnek veriyorum beyler: Hukuk fakültesini bitiren bir avukat…
ALAETTİN GÜVEN (Kütahya)
- Sadece lisan bilmeyle ilim adamı olmaz…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Hayır, öğrenmenin bir yoludur efendim.
Hukuk fakültesi bitiren
bir avukatımız eğer lisan biliyorsa, avukat arkadaşlarım var… Dünyadaki
değişik şirketlerin, artık, belli hukuk büroları var, artık, tüm işleri
onlara veriyorlar beyler. Yani ekmeğini bulma açısından, ekmeğini
temin etme açısından bu insanlarımız, bu çocuklarımız bir lisan
bilse, dünyanın her tarafına giderler. Geçen de söyledim, Hindistan'da
1 milyon çocuk Amerika'daki şirketlerin call center'ında çalışıyor,
ama yeri Hindistan.
Değerli milletvekilleri,
burada, bir yerinden başlayalım diyorum. Şimdi, demin öğrendim, bu
kurulan üç üniversitemizde hazırlık sınıfları varmış, ama iki üniversitemizde
yokmuş. Şimdi yukarı çıktım komisyona, on yedi üniversite kuruluyor.
Gelin, eğer çocuklarımızın geleceğini düşünüyorsak, ilköğretimden
itibaren liseyi bitirene kadar bir yabancı dil, üniversiteyi bitiren
çocuklarımıza ikinci yabancı dil zorunluluğu getirirsek, bizim
çocuklarımız dünyanın her tarafından ekmeğini sağlar. Bu önergede
bunu söylemek istiyordum sayın milletvekilleri. Demin Sayın Eyüp
Fatsa "Benim çocuklarım iki lisan bilse sevinirim." diyordu,
ama önerge okunduğu zaman, önergeye hiçbiriniz destek olmadınız,
"Bir an evvel bitse de gitsek." diyorsunuz.
Değerli milletvekilleri,
bu önergeyle, eğer, biz, bu kurulan üniversitelere zorunlu olarak
-üçünde varmış, ama iki üniversitede yokmuş- yabancı dil hazırlık sınıfı
koysaydık, en azından, bu beş üniversiteye girecek çocuklarımız yarın
birer lisan sahibi olacaktı değerli milletvekilleri. Ama yazık
ediyoruz, yazık ediyoruz, devlet üniversitelerine aynı şekilde
yazık ediyoruz. Bunun bir yerinden başlamak zorundayız.
Ben, burada, çocuklarım
adına âdeta haykırıyorum. Üç yıl sonra başlayalım, beş yıl sonra başlayalım,
ama bugünden bunu planlayalım. Gelin, bu dönem çok geç değil, bir sürü
yasa çıkarıyoruz. Bir madde, bir madde… Üç yıl sonra, beş yıl sonra
her üniversitemiz hazırlık sınıfı kuracaktır diye bir yasa çıkaralım.
Çok mu zor bu? En azından beş yıl sonra üniversiteye girecek çocuklar
bir beş yıl sonra üniversiteyi bitirdiği zaman, bu çocukların hepsi,
artık, lisan öğrensin değerli milletvekilleri. Bu önergedeki hedef
buydu, ama dikkate almadınız. Ben, o çocuklarımızın geleceği, o
çocuklarımızın… Beş yıl sonraki geleceklerinde, tüm çocuklar yabancı
dil bilecekti, ama en azından, onların vebalini almamak adına, ben
bunu burada dile getirmek zorundaydım sayın milletvekilleri.
Değerli milletvekilleri,
yine, tabii, burada beş vakıf üniversitesi kuruluyor. Bir kere,
tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum; ilim adına, bilim adına eğitim
yapacak vakıf üniversitelerime, kâr amacı peşinde koşmayan ve bu
ülkemizin çocuklarına ilim adına bir şey veren insanlara teşekkür
ediyorum, saygıyla önlerinde eğiliyorum.
Ancak, on beş yeni üniversite
kurduk, on yedi daha kuruyoruz. Acaba mevcut devlet üniversitelerinin
sorunlarını giderdik mi? Önemli olan üniversite kurmak değil. Demin,
bir sayın milletvekilim söyledi "Ne aldatmak, ne aldatılmak…"
Arkadaş, bizi resmen aldattınız.
Değerli milletvekilleri,
şu yasa teklifi, 2003 yılında, bu Mecliste, tüm siyasi partilerde
Malatya doğumlu 17 kişi tarafından imzalandı. İnönü Üniversitesindeki
tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Onlar, Meclisin birer milletvekiliydi,
onlara teşekkür ediyorum. Ama, 2003 yılında… Daha sonra, bu yasa, Maliye
Bakanlığından geçti; bu yasa, Devlet Personelden geçti; bu yasa,
Millî Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurumundan geçti "Evet,
bu üniversitenin ihtiyacı vardır." diye. Bu yasa, Plan ve Bütçe
Komisyonundan geçti. Bu yasa, iki yıl önce Meclis tarafından bastırıldı,
iki yıldır bekliyor beyler. On yıldır, on beş yıldır, orada, ebe, hemşire,
röntgen teknisyeni, temizlik şirketi kadrosunda çalışan insanlardan
özür diliyorum ben.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Rektör özür diler inşallah.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Beyefendi, orada benim çocuklarım okuyor. O üniversite
Malatya'nın üniversitesi, o üniversite kimsenin babasının malı
değil.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Onu rektöre söyle sen.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - O üniversitede benim çocuklarım okuyor. O üniversite
Malatya'nın üniversitesi.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Rektörüne söyle onu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Bir kişiye kızıp Malatya'ya bu ihaneti yapıyorsunuz,
ihanet ediyorsunuz. (AK Parti sıralarından gürültüler)
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) - Bağırmadan konuş! bağırmadan konuş! Sakin sakin konuş!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Hayır efendim, o benim üniversitem.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Ne bağırıyorsun
sen?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Benim üniversitem!
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) - Yakışıyor mu sana? Bağırarak konuşma!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Ama orada söylediği kelimeyi duymuyorsunuz.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Bağırarak konuşma, kendine gel.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa)
- Bağırma Mevlüt.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Bağırıyorum, ama söylediği kelimeyi duymuyorsunuz.
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekilleri…
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) - Bağırma Mevlüt.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Oradan laf atmasın.
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) - Ayıp oluyor! Ayıp oluyor!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Laf atmasın ama.
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) - Bağırma!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - O üniversitede benim çocuklarım okuyor. Bir kişiye kızıp
da, benim çocuklarıma ihanet edemezsiniz. Orada benim hastalarım
yatıyor. Eğer saygınız varsa… (AK Parti sıralarından gürültüler)
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Şov yapma!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Demin Sayın Bakan "Biz, iki üniversitemize kadro getiriyoruz."
dedi.
MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) - Senin, önce Meclise saygın olsun!
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Şov yapma!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Ben kıvanç duyarım, biri Konya Selçuk Üniversitesi…
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
lütfen sakin olalım.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - …biri Eskişehir Orhangazi Üniversitesi, ihtiyacı
varsa teşekkür ederim, saygı duyarım. Ama, beş yıldır, beş yıldır, beş
yıldır… Ben isyan ediyorum arkadaşlar, isyan ediyorum, beş yıldır
sen getirmeyeceksin, bu yasa beş yıldır bekleyecek, benim hastalarım,
ameliyathanelerim açılmayacak, benim…
(AK Parti sıralarından gürültüler)
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa)
- Sakin konuş, sakin!
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Siyasetle uğraşıyor…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Yahu, hasta adına, eğitim adına siyaset yapan şerefsizdir.
Tamam mı!
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Hah, al bakalım! Cevap verin bakalım!
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Malatya Üniversitesi babasının malı mı?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Kendi adıma söylüyorum… Kendi adıma söylüyorum, kendi
adıma… Ben, hastalarım adına… Ben, ameliyathaneleri açamıyorsam…
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu…
İRFAN RIZA YAZICIOĞLU
(Diyarbakır) - Niye bu kadar celallendin?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Celallenirim ya!
Sayın Bakan, demin…
Hayır arkadaşlar… Demin Millî Eğitim Bakanım aynen şu kelimeyi kullandı:
"Yukarıda Eskişehir Orhangazi ve Konya Selçuk Üniversitesi
kadro kanununu görüştük, haftaya getireceğiz, buradan geçireceğiz."
MEVLÜT AKGÜN (Karaman)
- Tamam, çok güzel, çok güzel!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Yahu kardeşim, peki, tamamsa, o üniversitelerin ihtiyacı
varsa helal olsun. Ama, iki buçuk yıldır bu kanun burada bekliyorsa,
iki buçuk yıldır bu kanunu getirmiyorsan, ben de isyan ederim arkadaş.
Benim hakkım kardeşim, Malatya'nın hakkı… (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
lütfen sakin şekilde hitap ediniz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, istediğiniz kadar itiraz
edin. Ben, kendi adıma konuşmuyorum. "Aldatmak ve aldatılmak"
dedi ve beyefendi dedi ki: "Erdemlilik…" Evet erdemlilik…
Ben de bir kelime… Yanlış yapmak -yine o kelimeyi kullanmayacağım-
yalan söylemek demiyorum ama yanlış yapmak bize uygun düşmez. "Erdemlilik"
dedi. Ben de erdemlilik adına, ne aldatan ne aldatan… Bizi aldattınız.
Hepinize saygılar
sunuyorum.