DÖNEM: 22 CİLT: 150 YASAMA YILI: 5
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK
DERGİSİ
78’inci
Birleşim
21 Mart 2007 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1.- Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali'nin,
21 Mart Dünya Ormancılık Günü'nün amacına, iklim değişikliği ve küresel
ısınmanın her gün anlatılmaya çalışıldığı dünyamızda, ormanlarımızı
korumanın ve orman alanlarının genişletilmesinin önemine; Yaşlılar
Haftası'na ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı
Osman Pepe'nin cevabı
2.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu'nun,
Irak'ın Amerika Birleşik Devletleri öncülüğündeki güçler tarafından
işgal edilişinin beşinci yılında, ülkede barışın gerçekleşmesi
için alınması gereken somut tedbirlere ilişkin gündem dışı konuşması
3.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ'ın,
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in Ermeni soykırımının
uluslararası bir yalan olduğunu belirten beyanları dolayısıyla
Lozan Polis Mahkemesi tarafından hapis cezasına çarptırılmasının
yansımalarına ilişkin gündem dışı konuşması
III. - ÖNERİLER
A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- (10/124) ile (10/331) esas numaralı Meclis araştırması
önergelerinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 21/3/2007 Çarşamba
günkü birleşiminde ve birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
3.- Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Tasarısı;
Niğde Milletvekili Orhan Eraslan ile Van Milletvekili Mehmet Kartal'ın;
4926 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılması
ve Bu Kanuna Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi
ve Van Milletvekili Yekta Haydaroğlu'nun; Kaçakçılıkla Mücadele
Kanununa Bir Madde Eklenmesi ile İlgili Kanun Teklifi ile Adalet
Komisyonu Raporu (1/1240, 2/403, 2/644) (S. Sayısı: 1275)
4.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Anayasa Komisyonu Raporu (1/1300) (S. Sayısı: 1342)
5.- 17.1.2007 Tarihli ve 5574 Sayılı Türk Petrol Kanunu
ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi
ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu
Raporu (1/1301) (S. Sayısı: 1352)
6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve 14
Milletvekili ile Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik ve 21
Milletvekilinin; 2510 Sayılı İskan Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu
Raporu (2/824, 2/859) (S. Sayısı: 1315)
7.- Emniyet Teşkilatı Uçuş Hizmetleri Tazminat
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri
ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/437) (S. Sayısı: 1150)
8.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili
Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet
Komisyonları Raporları (2/820) (S. Sayısı: 1337)
9.- Darülaceze Müessesesi Genel Müdürlüğü Kuruluş
ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler ile İçişleri Komisyonları Raporları (1/988) (S. Sayısı:
922)
10.- Gecekondu Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu
Raporu (1/1254) (S. Sayısı: 1266)
V. - OYLAMALAR
1.- Kaçakçılıkla Mücadele Kanun Tasarısının
oylaması
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak dört oturum
yaptı.
Antalya Milletvekili Hüseyin Ekmekcioğlu, öğretmen
okullarının 159'uncu kuruluş yıl dönümü münasebetiyle, köy enstitüleriyle
başlayan süreçte denenen tüm uygulamaların, kazanımların yol göstericiliğinde,
kamusal, çağdaş, bilimsel, demokratik ve laik eğitimin ihtiyaçlarını
gözeterek uluslararası genel kabullerin ışığında öğretmen yetiştirme
sisteminin yeniden ele alınmasının önemine;
Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir,
Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek,
Barış, hoşgörü, kardeşlik ve dostluk bayramı olan
Nevruz kutlamalarına ve bu bayramın tarihçesine;
İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.
1/3/2007 tarihli ve 5588 sayılı Gelir Vergisi Kanunu
ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un bir maddesinin
Anayasa'nın 89 ve 104'üncü maddelerine göre bir kez daha görüşülmek
üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı,
Rusya Federasyonu Federasyon Konseyi Başkanı
Sergey Mironov ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaretinin
uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık,
Tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun ve 40
milletvekilinin, yer altı kaynaklarının kullanımının araştırılarak
etkin değerlendirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/429) Genel
Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı
ve ön görüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Etiyopya'ya,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah
Gül'ün Arnavutluk'a,
Yaptıkları resmî ziyaretlere katılacak milletvekillerine
ilişkin Başbakanlık tezkereleri kabul edildi.
Gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması
Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 73'üncü sırasında
yer alan (10/117) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmesinin,
Genel Kurulun 20/3/2007 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
CHP Grubu önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün, Denizli Milletvekili
Ümmet Kandoğan'ın,
Ankara
Milletvekili Bayram Ali Meral, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın,
Konuşmalarında, şahıslarına sataştıkları iddiasıyla
birer açıklamada bulundular.
İzmir Milletvekili Bülent Baratalı'nın, 357 Sayılı
Askerî Hâkimler Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair
(2/138),
Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü'nün, Nakdi
Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında (2/862),
Kanun Tekliflerinin İç Tüzük'ün 37'nci maddesine
göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergeleri, yapılan görüşmelerden
sonra, kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmının:
1'inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi'nin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden;
2'nci sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin (1/1030) (S. Sayısı: 904),
3'üncü sırasında bulunan, Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
(1/1300) (S. Sayısı: 1342),
4'üncü sırasında bulunan ve Cumhurbaşkanınca
bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen 17/1/2007 Tarihli ve
5574 Sayılı Türk Petrol (1/1301) (S. Sayısı: 1352),
Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
5'inci sırasında bulunan ve İç Tüzük'ün 91'inci
maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler
hâlinde görüşülmesi kararlaştırılan, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu
Tasarısı; Niğde Milletvekili Orhan Eraslan ile Van Milletvekili
Mehmet Kartal'ın, 4926 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda Değişiklik
Yapılması ve Bu Kanuna Bir Ek Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun
Teklifi ve Van Milletvekili Yekta Haydaroğlu'nun, Kaçakçılıkla Mücadele
Kanununa Bir Madde Eklenmesi ile İlgili Kanun Teklifi'nin (1/1240,
2/403, 2/644) (S. Sayısı: 1275) birinci bölümüne bağlı 13'üncü maddesine
kadar kabul edildi.
21 Mart 2007 Çarşamba günü, alınan karar gereğince
saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 22.01'de son verildi.
|
|
İsmail Alptekin |
|
|
|
TBMM Başkanı Vekili |
|
|
Ahmet Gökhan Sarıçam |
|
Yaşar Tüzün |
|
Kırklareli |
|
Bilecik |
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
21 Mart 2007 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.07
BAŞKAN: Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 78'inci Birleşimi'ni açıyorum.
Toplantı yeter sayısı
vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce
üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz,
Ormancılık Günü ve Yaşlılar Haftası münasebetiyle Balıkesir Milletvekili
Sayın Ali Osman Sali'ye aittir.
Buyurun Sayın Sali.
Süreniz beş dakika.
II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1.- Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali'nin,
21 Mart Dünya Ormancılık Günü'nün amacına, iklim değişikliği ve küresel
ısınmanın her gün anlatılmaya çalışıldığı dünyamızda, ormanlarımızı
korumanın ve orman alanlarının genişletilmesinin önemine; Yaşlılar
Haftası'na ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı
Osman Pepe'nin cevabı
ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir)
- Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Dünya Ormancılık Haftası münasebetiyle söz almış bulunuyorum.
21 Mart günü Dünya Ormancılık
Günü olarak kutlanmaktadır. 21 Mart, toprağın, doğanın ve canlıların
kış uykusundan uyandığı, canlanmaya, dirilmeye başladığı gün olarak
kabul edilmektedir. Onun için, bu hafta, ülkemizde de bazı etkinliklerle
kutlanmaktadır. Amaç, doğayı tanıtmak, ağacın, yeşilin ve ormanların
kıymetini, değerini, yediden yetmiş yediye herkese anlatmak, kavratmak
ve sevdirmektir. Zira, sevgi olmadan bu doğal kaynaklarımızı korumak
ve geliştirmek mümkün değildir. Dünya bilim adamları "artık yarıyı
geçtik, bolluğa, çokluğa değil, kıtlığa, azlığa doğru gidiyoruz"
demektedir.
İklim değişikliğinin,
küresel ısınmanın her gün anlatılmaya çalışıldığı dünyamızda,
biz de, millet olarak, önümüzde karşılaşabileceğimiz yaşam risklerini
görerek bazı tedbirleri geç olmadan almalıyız. Ormanlarımızın
değerini bilmeliyiz, var olan ormanlarımızı mutlaka korumalı,
genişletmeliyiz. Zira, ormanlar, insanlığın geleceğinde ortak
bir kaynaktır, değerdir.
Sayın milletvekilleri,
bu kadar önemi ve ehemmiyeti olan ormanlar konusunda ülkemiz ne durumdadır
diye baktığımızda, karşımıza çıkan tablo, orman zengini bir ülke
olmadığımızdır; ama, orman fakiri de değiliz. Var olanları korumalı
ve sürdürülebilir bir şekilde yönetmeliyiz. Ülkemizde 20 milyon
hektar orman olduğu bir gerçektir. Ancak, bu miktarın yüzde 50'si; 10
milyon hektarı, bozuk karakterde ormandır. Yani, açık bir anlatımla,
bu ormanlar, gerçek anlamda orman vasıflarını taşımamakta ve fonksiyon
görmemektedir. Öyleyse ilk politikamız bunları korumak ve geliştirmek
olmalıdır.
Geçmişten günümüze
bu konuda ne yapılmış veya yapılmaktadır diye bakarsak, ormanlar
yüzyıllardan bu yana istenilen ölçüde korunamamıştır. Ekonomik,
sosyal ve kültürel gelişmemize bağlı olarak ormanların değeri giderek
anlaşılmıştır. Özellikle 1960'lı yıllardan bu yana planlı bir şekilde
yönetilmiş, 1980'li yıllardan sonra tüm dünyada ormanların önemi daha
iyi anlaşılmıştır. 2002 yılına kadar geçen son on yılda, ülkemizde,
ortalama 75 bin hektar ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve rehabilitasyon
yapılmıştır. Bu miktar 2003'te 115 bin hektar, 2004'te 170 bin,
2005'te 175 bin, 2006'da ise 370 bin hektar olarak gerçekleşmiştir.
Değerli milletvekilleri,
ormanlarla birlikte orman içinde veya bitişiğinde halkımız da yaşamaktadır.
Bu gerçeği de değerlendirmek durumundayız. Devlet olarak bu ikilinin
-orman ve orman köylülerinin- birlikte yaşamaları gerçeğini de
hiç unutmamamız gerekmektedir.
"Ormanlar ve tabiat
ancak insan için vardır" gerçeği Anayasa'mızda da yer almıştır.
Ormanlar, Anayasa'nın güvencesi altındadır. Orman Kanunu, en eski
ve en sert özel kanunlarımızdan birisidir.
Burada şu gerçeği de
sizlerle paylaşmak istiyorum: Orman içinde ve bitişiğinde yaşayan
orman köylümüz, toplumumuzun en fakir tabakasını oluşturmaktadır;
çünkü, yeterli geçim kaynakları yoktur, yeterli tarım toprakları
yoktur, hatta, tarım yaptıkları topraklar aslında tarıma da uygun
değildir.
Şimdi, Dünya Ormancılık
Günü vesilesiyle Orman Bakanlığımızı, bugüne kadar hiç uygulama
örneği olmayan, hem Anayasa'da hem Orman Kanunu'nun 2/A maddesinde
var olan bir konuyu uygulamaya çağırıyorum. Gelin, Anayasa'mızda
yer aldığı üzere topraksız orman köylüsünü topraklandıralım, onları
daha uygun yerlere taşıyalım. Hâlen orman köylerinde tarıma uygun
olmayan, orman içinde bulunan, ama orman köylüsü tarafından tarımda
kullanılan araziler ile daha alçak rakımlarda olan tarıma uygun,
ama Orman Kanunu'na göre kayden -bunu özellikle belirtmek istiyorum-
orman olan yerleri takas edelim. Yasa'da ve Anayasa'da var olan bu hususu
Sayın Bakanımızın uygulamaya sokmasını talep ediyoruz. Orman köylerini ve
köylülerini ormanların içinden daha uygun yerlere, tarıma uygun
alanlara taşıyalım. Konuyla ilgili yönetmelik, geçen hafta, 16
Mart 2007 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Emeği geçenlere ve Sayın
Bakanımıza teşekkür ediyorum. Dediğim gibi, uygulamayı da hemen
başlatalım. Bu işe de bizim ilimizden, Balıkesir ilinden başlanmasını
öneriyorum.
Sayın Bakanım, köylülerimiz
hazır, arazi hazır, mevzuat hazır, kadastro talimatını verdiğinizde
uygulamaya hemen başlamanız mümkün olacak. Köylümüz daha iyi şartlarda
ve daha iyi mekânlarda yaşama hakkına sahip olsunlar, çünkü, köyler
de, ormanlar da, köylülerimiz de hepimizin. Hükûmetimiz, son beş yılda
çok güzel işler başardı, bunu da başaracağına inanıyorum, geç olmadan
bugün bir yerden başlamak zorundayız.
Dünya Ormancılık Haftası'nın,
insanlarımızın, ormanları, doğayı, güzellikleri görmesine, sevgisinin
artmasına vesile olması dileğiyle, Yaşlılar Haftası nedeniyle
çocuklarımıza ve gençlerimize de birkaç cümle söylemek istiyorum.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ OSMAN SALİ (Devamla)
- Sayın Başkanım, iki üç cümlem var.
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ OSMAN SALİ (Devamla)
- Teşekkür ederim.
Benim yaşlandığımı
düşündüğün gün sabırlı ol, lütfen beni anlamaya çalış. Benim, sana
bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanlardaki sabrımı
hatırla. Bazı zamanlar unutkan olursam, konuşmalarımızda ipin ucunu
kaçırırsam, hatırlamam için gerekli zamanı tanı bana, hatırlayamazsam
sinirlenme; çünkü yaşlıyım ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde
bana elini ver, tıpkı, benim, sana ilk adımlarını atarken verdiğim
gibi. Yürümeme ve yolumu sabırla, sevgiyle bitirmeme yardımcı
ol.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; günlerimizin ilgililerine hayırlı olması temennisiyle,
hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz
Sayın Sali.
Sayın Bakan cevap verecekler.
Buyurun.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dünya
Ormancılık Günü münasebetiyle gündem dışı konuşma yapan Sayın
Ali Osman Sali'ye teşekkür ediyorum.
Bugün, 21 Mart Dünya
Ormancılık Günü. 1970'li yıllardan bu tarafa, dünyadaki orman varlığının
karşılaşmış olduğu riskleri insanlık fark etti ve 21 Mart, tabiatın
uyandığı, büyümenin, vejetasyonun bütün tabiatta başladığı gün
olan, tarih olan bu günü, insanlığın ortak geleceğinin en büyük teminatı
olan ormanlarla alakalı böyle bir özel gün düzenlemesi yapıldı.
Biz, dört yıl içerisinde, AK Parti Hükûmeti olarak ormancılık politikalarına
yeni bir bakış, yeni bir ufuk, yeni bir çığır getirdik. Bizim yapmış
olduğumuz çalışmalardan, en öne çıkan, kamuoyu tarafından en yakından
görülen, hissedilen projelerimizden birisi bütün büyük kentlerimizin
civarında, yakınındaki ormanların halka açılması, yeni ormanlar
ihdas edilmesi ve kent ormanları projesi ile insanımızla tabiatı,
ormanı kucaklaştırıp barıştırma projesiydi bu yaptığımız bizim.
Şu ana kadar elli sekiz il, altı ilçemizde kent ormanı kurduk. Ormanlar
halka açıldıkça, halkla buluşturuldukça, halkla barıştırıldıkça
inanıyorum ki bu toplumsal bilinci yükseltecek, ormana, çevreye,
yeşile saygıyı daha güçlendirecektir.
Ülkemizdeki 7 milyon
yıllık üretim geçen sene 9 milyon metre küpe, 2007'de de inşallah 10
milyon metre küpe çıkartılıyor. Yani Türkiye ormanlarını daha
iyi yönetir noktaya geldi.
Türkiye'de bizden önceki,
2003'ten önceki yılların ortalama ağaçlandırma, erozyon mücadelesi
rakamlarına baktığımızda yılda 75 bin hektar ortalama ağaçlandırma
ve rehabilitasyon çalışması yapılmıştır. Biz bu rakamı… Geçtiğimiz
sene arkadaşlarımıza 300 bin hektar hedef vermiştik -bir taraftan
Ağaçlandırma Genel Müdürlüğü, bir taraftan Orman Genel Müdürlüğü-
400 bin hektarı yakaladık.
Tabii, şimdi bu rakamlar…
MEHMET IŞIK (Giresun)
- Sayın Bakan, ağaçlandırma değil bunlar, zaten var olan ormanlar.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Bir muhalefet milletvekili arkadaşımızın
bugün gazetelerden beyanını okudum, "Ancak 25 bin hektar yapabilirler,
bu rakamlar biraz…"
MEHMET IŞIK (Giresun)
- 56 bin hektar Sayın Bakan.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - 25 bin rakamından bahsediliyor.
MEHMET IŞIK (Giresun)
- 56 bin…
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Bizden önce, değerli arkadaşlar, en büyük
ağaçlandırma çalışmaları Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 1985,
1986, 1987 yıllarında rahmetli Özal döneminde yapılan çalışmalardır.
Bu rakamlar, ilk olarak, bizim zamanımızda aşılmıştır. Biz, Orman Genel
Müdürü arkadaşımızın ve bütün ekiplerimizin çalışmaları neticesinde,
üretim yapıyoruz ve bir mal satıyoruz. Türkiye'de, Orman Genel Müdürlüğü
monopoldür; yani, Türkiye'deki bütün tomruk, endüstriyel odun ihtiyacının,
MDF, suntanın bütün ihtiyaçlarını bizim Orman Genel Müdürlüğü temin
ediyor, onlara tahsis ediyor ve bunun neticesinde de bir vergi çıkıyor.
Bizim gönlümüzden geçen
şey şu: Burada, Orman Genel Müdürlüğünün faaliyetlerinden elde
edilecek olan bütün gelirlerin, bütün gayrimenkul satışlarının,
her türlü gelirin tamamının ormancılıkta harcanmasıdır. Çünkü,
bu ülkeye, bu toprağa, bu insanlarımıza yapacak olduğumuz en hayırlı
hizmet odur.
Küresel ısınmanın,
iklim değişikliğinin tartışıldığı günümüzde, toprağı tutmak istiyorsanız,
erozyonun önüne geçmek istiyorsanız, çölleşmeye mâni olmak istiyorsanız,
ormana sarılacaksınız. Su alanlarını, su kaynaklarını eğer korumak
istiyorsanız, ormana sarılacaksınız. Eğer, havanın kalitesini,
karbondioksitini, partikülünü, tozunu tutmak istiyorsanız, yine
ormana koşacaksınız. Yani, hayatın olmazsa olmazı olan üç temel
element hava, su ve toprak için en büyük sigorta, en büyük garanti orman.
Peki, orman varlığını
geliştirme noktasında, Türkiye'nin, 1993 ile 2002 arasındaki yılda
75 bin rakamını, biz, üç dört kat yukarıya taşıdık. Elbette ki, bu,
toplumsal bilinci geliştirdikçe, daha yukarı çıkartılması gereken
bir rakamdır. Türkiye'nin, ormancılığa daha fazla fon ayırması lazım,
daha fazla kaynak ayırması lazım. Türkiye, senede 500 bin hektarlık
rakamları, senede 1 milyar fidanın dikildiğini, ekildiğini, artık,
rahatlıkla konuşabilecek düzeye gelmiştir. Yani, bunu…
GÜROL ERGİN (Muğla) -
Fidan ekilmez Sayın Bakan.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Fidan dikilir, tohum ekilir.
GÜROL ERGİN (Muğla) -
Bunu ben bir kere daha söyledim size.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Evet. Değerli Hoca'mız… Tabii, her şeyin bir hocası
var; ama, dört, dört buçuk sene içerisinde de, kusura bakmayın, biz
de, hangisinin ekilip, hangisinin dikileceğini öğrendik.
NECATİ UZDİL (Osmaniye)
- Mesele yok o zaman.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Öğrenmek hayat boyu sürer Sayın Bakan.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Ancak şunu söyleyeyim: Değerli milletvekili
arkadaşlarım, Türkiye, orman yangınlarıyla mücadelede, hepinizin
dikkatlerini mutlaka çekiyordur… 1993-2002 yılları arasında Türkiye'deki
orman yangınlarında ortalama yılda 14.500 hektar kaybediliyordu.
Bizim dört yıllık ortalamamız, 2003, 2004, 2005, 2006, bu rakam 5.200'e
geldi. 14.500-5.200; yılda kaybettiğimiz alan. Yılı içerisinde…
HALİL AKYÜZ (İstanbul)
- Sayın Bakan, orman kalmadı da ondan.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Sayın Akyüz'ün burada ifade ettiği husus… Aslında,
kamuoyunda şöyle yanlış bir kanaat var, onu Sayın Akyüz dile getiriyor:
"Ormanlar azalıyor. Kardeşim, kapanın elinde kalıyor. İşte, kimisi
yakıyor ve yaktıktan sonra site yapıyor, park yapıyor, iş yeri yapıyor,
tarla yapıyor, bağ yapıyor, bostan yapıyor. Sayın Bakan, memlekette
ormanlar elden gidiyor." Bakın, ben çok rahatlıkla söylüyorum.
Bu kürsüden kaç sefer dile getirdim, bilmiyorum; ama, bugün 21 Mart
münasebetiyle tekrar söylüyorum ki, Türkiye, dünyada en iyi ormancılık
yapan ülkelerden birisidir. Ormanlarımızı artırıyoruz. Ne kadar
artırdık? Yaklaşık 1 milyon hektar, ormanını Türkiye artırdı. Peki,
bu rakamı sadece biz mi söylüyoruz? Hayır. Birleşmiş Milletlerin
FAO Teşkilatının kayıtlarına göre; Türkiye'nin, ormanlarını bu
dediğim rakamlarda artırdığını ifade ediyor. Aynı zamanda, dünyada
en iyi ormancılık yapılan ülkelerden biri olarak da bizim ülkemiz
gösteriliyor.
Yüz elli yılı bulan
Türk ormancılık teşkilatının, bu konuda, evet, asırları bulan mücadelesi
neticesinde, gerçekten, çok güzel bir noktaya doğru geldik. Aksayan
yönleri yok mu? Elbette ki var.
Bakın, yapmış olduğumuz
en önemli işlerden biri şudur: Türkiye'de baltalık uygulamaları
vardı. Baltalık ormanlarında, on-on beş yılda, yirmi yılda maksimum,
ormanlar bir uçtan bir uca tıraşlanıp götürülürdü. Bu, çok ciddi
erozyona ve ekolojik dengenin bozulmasına sebebiyet veriyordu.
Biz, burada çok ciddi bir adım attık ve Marmara, Ege, Akdeniz Bölgesi'ndeki
Türkiye'nin çok önemli miktardaki baltalık ormanlarını koruya tahvil
ettik. Ama, orman köylümüzün de herhangi bir zarara uğramaması
için ormandan almış olduğu zatî ihtiyaçlarını aynen alabilecek olduğu
garantisini de getirdik.
Şimdi, baltalık ormanların
koruya tebdil edilmesiyle alakalı olarak, 1917, 1918 yılında, Adapazarı'nın
Hendek'te, Osmanlı'nın orman idaresinin Avusturya ve Alman orman idaresiyle
birlikte yapmış oldukları bir çalışmanın kaydını bulduk. Kayıtta
diyor ki: Baltalıklardan derhâl çıkılması lazım. Baltalıkların
derhâl koruya tahvil edilmesi lazım. Ne zaman diyor bunu? 1917, 1918.
Savaş devam ediyor, dünyanın her tarafı yanıyor, yıkılıyor, ama, ormanların
korunması için savaş anında bile, hangi tedbirleri alabiliriz, bu
konuşuluyor, bununla alakalı ciddi tekliflerde bulunuyorlar.
Biz bunu ancak doksan sene sonra yerine getirebildik.
MEHMET IŞIK (Giresun)
- Ne kadar başardık biz Sayın Bakan?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Türkiye'de orman köylüsü gerçeğini elbette
ki göz ardı etmek mümkün değil. Türkiye'de, dünyanın hiçbir ülkesinde
olmayan ne tanımı vardır ne de yaşayan gerçeği vardır. Orman köylüsü
Türkiye'nin bir realitesi. Türkiye orman içi ve orman civarı köylerde,
bizim şu andaki rakamlarımıza göre 3-4 milyon civarında vatandaşımız
yaşıyor. Ama köy sayısı olarak bu sayı yirmi binden daha fazla, yani
yirmi bin köy Türkiye'deki orman içi ve orman civarı köyüdür. Orman
köylerinde yaşayan insanların ekip biçecek oldukları alanlar son
derece sınırlıdır, yaşam şartları son derece zordur. Biz, orman köylüsünü
Bakanlığımızın bağlı kuruluşu olan ORKÖY marifetiyle destekliyoruz,
il özel idareleriyle destekliyoruz, Orman Genel Müdürlüğü marifetiyle
destekliyoruz. Total olarak, Ağaçlandırma Genel Müdürlüğünden, ORKÖY
Genel Müdürlüğünden vermiş olduğumuz destek takribi olarak 1 katrilyon
civarındadır. Bu, tabii, nasıl? Direkt ve endirekt olarak, projelerine
verilen, istihdamdan verilen, üretimden verilen, ağaçlandırmadaki
çalışmalarda bulunan köylülerimize vermiş olduğumuz destektir.
Tabii, bizim, ORKÖY desteklerimiz devam ediyor.
Bundan yaklaşık bir
ay kadar önce, İzmir-Kemalpaşa'nın Yeşilköy diye bir köyüne gittik.
Gittiğimiz köyde orman köylüsü vatandaşlara güneş enerjisi sistemi
kuruyoruz. Yani, orman köylüsü vatandaş, artık, ağaç keserek, odunu
ormandan alarak veyahut da ki başka illegal yollarla temin ederek
yakmasın, ormanla arasındaki muhabbet güçlensin diye biz onlara
güneş enerjisi sistemi kuruyoruz. 10 binlerce vatandaşımızı bu
imkâna sahip kıldık. Tabii, ORKÖY marifetiyle yapmış olduğumuz çalışmaların
neticesinde vermiş olduğumuz desteklerin fevkalade olduğunu
söyleme imkânım yok. Ama şu realiteyi kabul etmek lazım: Şimdi, Kırsal
Kalkınma İdaresi ile bizim, ORKÖY sorumluluğundaki köyler, aynı
alana, aynı yönetime sahip olacaklar. Orman köylüsünün ekeceği,
biçeceği tarlası yok. En güzel yapılacak iş -biraz önce Sayın Milletvekili
arkadaşımız da ifade etti- orman köylüsünü 2/A dediğimiz orman
açıklıklarına taşımamız lazım. Biz bu konuyla alakalı... Zaten kanunda
yeri var, yönetmelik çalışmaları yapılmış. Ancak burada bir sıkıntımız
var. Nedir o sıkıntımız? O sıkıntımız şu: Vatandaşı orman içerisinden
2/A'ya taşıdığımız zaman, 2/A'nın tapusunu veremiyoruz vatandaşa.
Niye? Anayasa'nın 169 ve 170'nci maddeleri diyor ki: "Orman alanları
daraltılamaz." Yukarıda, vatandaşın tapulu yerini alacağız,
aşağıdaki, kendisine vermiş olduğumuz arazinin tapusunu veremeyeceğiz.
Peki, vatandaştan tapulu yer alıp ona tapusuz yer verirseniz bunu
kabul eder mi? Etmez.
Türkiye'nin, Mersin'den
başlayın, Adana, Mersin, bütün Akdeniz, Ege sahilini dolaştığınız
zaman karşınıza şöyle bir tablo çıkar: Üzerinde nebatat yok, ot yok
ocak yok, bir karış boyunda bir tane maki bile yok. Ama o arazilerin
tamamı orman olarak gözüküyor, tamamı orman olarak gözüküyor.
MEHMET IŞIK (Giresun)
- Tahripten meydana gelmiştir.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Aslında, burada, Cumhuriyet Halk Partisinin,
Anavatan Partisinin ve AK Partinin birlikte şunu yapması lazımdı:
Bu sosyal sorunun, bu ekolojik sorunun çözümüne ortak neşter vurmamız
gerekiyordu. Bu konuyla alakalı…
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Teklif getirin.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Bakın, bu konuyla alakalı…
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Teklif getirin Sayın Bakan.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Bu konuyla alakalı…
GÜROL ERGİN (Muğla) -
Sayın Bakan, satmak için teklif getiriyorsunuz da sorunun çözümü
için teklif getirmiyorsunuz.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Maalesef, bu konuyla alakalı… İçinizde değerli
orman mühendisi arkadaşlarım var, bu konuyu çok iyi bilen arkadaşlarımız
var. Bakın, çok açık yüreklilikle ifade ediyorum ki, Türkiye, Anayasa'mızdaki
mevcut 169'uncu maddeyle, 170'inci maddeyle, orman mevzuatının bugünkü
hâliyle, evet, ormancılığını geliştiremez ve çağdaş ülkeler arasında
yerini, bizim istediğimiz, sizin arzu ettiğiniz, hepimizin arzu
ettiği şekilde alamaz. Niye? Biraz önce 2/A'yla alakalı söylediğim
husus son derece çarpıcı, son derece açıktır. Bu konuyla alakalı neler
yapabiliriz? İyi niyetli olarak attığımız adımlarda hemen karşımıza,
"Eyvah, ormanlar elden gidecek, şuraya peşkeş çekilecek, buraya
peşkeş çekilecek…" Herkes şunu çok rahat bilsin, fevkalade emin
olsun ki, Türkiye'deki orman varlığı azalmıyor, bilakis, artıyor.
Türkiye, orman yangınlarıyla mücadelede, Türkiye, ormanlarını
geliştirmede, gerek kendi havzasında gerek kendi bölgesinde ve gerekse
dünyada en iyi mücadele eden, en iyi çalışma yapan ülkelerden birisidir.
Allah'a şükürler olsun ki, Türkiye'de, sivil toplumun, vakıfların,
derneklerin, bütün kesimlerin de desteğiyle, bu konuda bilinç önemli
ölçüde yükselmiştir. Yani, Türkiye'de, yirmi sene önceki çevreye,
ormana bakışla bugünkü bakış arasında mukayese edilemeyecek kadar
pozitif gelişme vardır. Her şeyden endişe etmenin manası yok. Türkiye'de
güzel şeyler yapıldığını, hep birlikte güzel şeyler yapabileceğimizi
görmemiz lazım. Çözümün tarafı olmak, çözüme ortak olmak, aslında,
ortak olanlara kâr getirir, kazanç getirir. Bunu iktidarıyla muhalefetiyle
birlikte başarmamız lazım.
Benim, burada değerli
milletvekili arkadaşımın 21 Mart Ormancılık Günü münasebetiyle
dile getirmiş olduğu bu husus… Temennilere ben fazlasıyla katılıyorum,
ancak, bunun için, Türkiye'de, zannediyorum, kısa bir süreye daha
ihtiyaç var.
Ben, tekrar, bütün doğayı
sevenlerin, yeşili sevenlerin, yüreğinde orman sevgisi, kuş sevgisi,
çevre sevgisi olan herkesin 21 Mart Ormancılık Günü'nü kutluyorum,
Nevruz'unu kutluyorum, hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz
Sayın Bakan.
Gündem dışı ikinci
söz isteği, Irak'ın işgali ile ilgili olmak üzere, İstanbul Milletvekili
Sayın Hüseyin Kansu.
Buyurun efendim.
2.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu'nun,
Irak'ın Amerika Birleşik Devletleri öncülüğündeki güçler tarafından
işgal edilişinin beşinci yılında, ülkede barışın gerçekleşmesi
için alınması gereken somut tedbirlere ilişkin gündem dışı konuşması
HÜSEYİN KANSU (İstanbul)
- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; komşumuz Irak'ın işgalinin
beşinci yıla girmesi münasebetiyle şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Hepimizin yakından
bildiği gibi, Irak, kitlesel imha silahları barındırdığı, uluslararası
terörizme destek verdiği ve özgür dünyayı tehdit ettiği gerekçesiyle,
ABD öncülüğündeki güçler tarafından 19 Mart 2003 tarihinde işgal
edildi. İşgal sonrası yapılan araştırmalar ile, söz konusu gerekçeler
inandırıcılığını yitirince, amacın Irak halkını özgürleştirmek
ve demokratik bir yönetime kavuşturmak olduğu dünya kamuoyuna basitçe
deklare edildi.
Geçen süre içerisinde,
işgalin hedeflediği güvenlik ve özgürlük iddiaları kuru bir iddia
olmaktan öteye geçmedi. İşgal öncesine göre daha güvensiz hâle gelen
ülke, kan dökülen bir arenaya dönüşmüştür. Bununla da kalmayarak,
kaygı verici şiddet olayları yüzünden bütün bölge bir güvenlik sorunu
ile karşı karşıya kalmıştır.
Görünüşte Irak halkının
kendini yönetme hakkına kavuştuğu ve demokratik kurumların oluştuğu
gibi bir manzara hâkim olsa da ülkede yaşayan unsurların yönetimde
temsilinde adalet gözetilmemiş, taraflı bir tavır izlenerek, şiddete
davetiye çıkarılmıştır.
Yaşanan kaygı verici
gelişmeler, Irak'ın maruz kaldığı insani, sosyal, siyasi ve ekonomik
yıkım ve tahribatın boyutlarının genişlemesine, işgalin Irak halkına
olan maliyetinin artmasına, bölgesel nitelikteki sorunların küreselleşmesine
ve bölgenin istikrarsızlaşmasına yol açmıştır.
Irak'ta yaşananlar tarihin
belki de en büyük insanlık dramıdır. Bugün, maalesef, günde ortalama
yüz Iraklı, hiç sebepsiz yere hayatını yitirmektedir. Gerek Amerikan
saldırıları gerekse kaos sebebiyle hayatını kaybeden sivil sayısı,
istatistiklere göre, 650 bini aşmıştır.
Sağlık altyapısının
olmamasından dolayı tedavi edilebilecek binlerce insan yaşamını
yitirmekte, savaş sırasında kullanılmış yüksek oranda uranyum içeren
bombalar sebebiyle kanser vakalarında 10 kata varan artışlar gözlenmektedir.
Kitlesel göçlerin yaşandığı
ülkede 110 bin Iraklı aile mülteci konumunda ve 1 milyonu aşkın insan
da güvenlik gerekçesiyle yerinden edilmiş durumdadır.
Irak'taki her 8 çocuktan
1'i, daha bir yaşına giremeden ölmektedir. Ülkede bebek ölüm oranları
da savaş öncesine göre 2 kat artmıştır.
Savunmasız çocuklar
ve kadınlar başta olmak üzere, Iraklıların yüzde 80'i değişik nedenlerle
şiddete maruz kalmışlardır.
Bütün bu gelişmeler
neticesinde Irak'ın altyapısı tarumar olmuş, milyarlarca dolar zarara
uğramıştır. Savaş sırasında şehirlerin su şebekeleri, neredeyse
tamamen tahrip olmuş durumdadır. Birçok bölgeye hâlen temiz su akmıyor.
Mevcut elektrik sisteminin onarımı için 7 milyar dolar gerekiyor.
Elektrik olmadığı için birçok sağlık kurumunda teknik ekipmanlar çalışamamakta,
çalışanlar da yirmi yıl öncesinin teknolojik altyapısına dayanmaktadır.
Dünya Bankasının verilerine
göre, ülkenin Orta Doğu'nun birçok açıdan lideri olduğu otuz yıl öncesine
tekrar dönebilmesi için tam on yıl gerekmektedir. İnsani ve ekonomik
maliyetinin yanı sıra, işgalin, karşılanması güç sosyal bir maliyeti
de vardır. İzlenen taraflı politikalar yüzünden ülkede sosyal güven
ortamı kaybolmuş, etnik ve mezhebî çatışmalar baş göstermiştir. İnsanlık
adına utanarak izlediğimiz hak ihlalleri ve tecavüzler artarak
sürmektedir. Irak'ın kalkınmasının tek çaresi olan eğitimli insan
gücü yitirilmektedir. İşgal boyunca, iki yüz elliden fazla akademisyen
meçhul bir şekilde öldürülmüştür. Demografik hareketlerle Irak'ın
sosyal yapısı değiştirilmek istenmektedir. Yapılan bir araştırmaya
göre, tüm bu olanlar yüzünden Iraklıların yüzde 60'ının geleceğe güveni
kalmamıştır.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bu süreç içerisinde AK Parti Hükûmetimiz, hem
Irak'ın hem de bölgenin uzun dönemli istikrarını esas alarak dengeli
ve makul bir politika izlemiştir. Türkiye'nin baştan beri izlediği
bu istikrarlı politikanın bugün ne kadar haklı olduğu bir kez daha
açığa çıkmıştır. Güvenlik odaklı tedbirler yerine, izlediğimiz
uluslararası siyaset ve diplomasi yolu, bu istikamette oluşturduğumuz
Irak'a komşu ülkeler toplantılarındaki somut iş birliği adımları,
Irak'ta barış ve istikrarın imkânını apaçık ortaya koymuştur. Komşumuz
Irak'ın güvenliği ve istikrarı, Türkiye'nin güvenliği ve istikrarıdır.
Irak meselesi, bugün, karşı karşıya olduğumuz en önemli uluslararası
sorun hâlini almıştır. Irak'ta barışın bir umut olmaktan çıkıp bir gerçeğe
dönüşmesi için belirli somut tedbirlerin alınması lazımdır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa)
- Amerika'nın çekilmesi en iyi tedbir. Gitsinler yerlerine.
BAŞKAN - Buyurun.
HÜSEYİN KANSU (Devamla)
- Teşekkür ediyorum.
1) Her şeyden önce, beşinci
yılına giren ve olayları içinden çıkılmaz bir hâle sürükleyen işgalin
ve işgal siyasetinin sona ermesi lazımdır. Koalisyon güçlerinin
büyük çoğunluğu, başta İngiltere olmak üzere, olayın farkına vararak
çekilme planlarına başlamışlardır. Koalisyonun öncüsü ABD'nin de
makul bir plan dâhilinde geri çekilmeyi başlatması gerekmektedir.
2) Irak'ın coğrafi,
toplumsal ve siyasi birliği ve bütünlüğü birbirinden ayırt edilmeksizin
korunmalıdır. Son gelişmeler göstermiştir ki, Irak'ın ve bölgenin
istikrarının olmazsa olmaz şartı Irak'ın toprak bütünlüğüdür.
3) Bölgesel inisiyatiflere
dinamizm kazandırmak suretiyle, Irak'taki dâhilî unsurlar arasındaki
kanlı çatışmalar bir an önce durdurulmalıdır. Son zamanlarda cereyan
eden ve ülkeyi kaosa sürükleyen etnik gruplar ve mezhepler arası çatışmalar
sona erdirilmelidir.
4) Irak'ın bir aynası
olan Kerkük sorunu, bu yıl yapılması planlanan referandum ile bir oldubittiye
getirilmek istenmektedir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kansu,
konuşmanızı tamamlayın.
Buyurun.
HÜSEYİN KANSU (Devamla)
- Teşekkür ediyorum, tamamlayacağım.
Yapılan göçler ve değişen
nüfus yapısıyla, bu referandum meşruiyetini ve inandırıcılığını
yitirmiştir. Kerkük petrolleri gelirleri belli bir etnik oluşuma
terk edilmemeli, tüm Iraklılara ait olmalıdır. Kerkük kentine, bütün
etnik grupların barış içinde yaşayabilmesi için gerekli özel bir
statü verilmelidir.
5) Başta ABD olmak üzere,
işgalci güçler, PKK'nın Kuzey Irak'ı bir üs olarak kullanmasına engel
olmalıdırlar, terörist faaliyetlerine son vermelidirler.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Irak'la tarihi, kültürel ve kardeşlik bağları
olan ülkemizin güvenliği ve istikrarı, Irak meselesinin çözümüyle
yakından ilgilidir. Bu itibarla, insani, sosyal, ekonomik ve siyasi
alanlarda meseleye ilgimizi yoğunlaştırmalı, çözüm için öncülük
görevimizi sürdürmeliyiz. Dileğimiz ve duamız, Irak'ta hâlen devam
eden insanlık dramının bir an önce sona ermesi, akan kanın durması,
ülkenin kalkınması, huzur ve refah dolu günlere kavuşmasıdır.
Bu duygularla Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Kansu.
Gündem dışı üçüncü
söz isteği, Ermeni iddialarıyla ilgili olmak üzere ve Doğu Perinçek'in
İsviçre'deki yargılanması konusunu da içeren, Sayın İstanbul Milletvekili
Şükrü Mustafa Elekdağ'a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
3.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ'ın,
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in Ermeni soykırımının
uluslararası bir yalan olduğunu belirten beyanları dolayısıyla
Lozan Polis Mahkemesi tarafından hapis cezasına çarptırılmasının
yansımalarına ilişkin gündem dışı konuşması
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizlere İsviçre'de
yaşanan bir hukuk skandalı hakkında bilgi vermek için söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım,
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ermeni soykırımının
uluslararası bir yalan olduğunu belirten beyanları dolayısıyla,
resmî ismi "Lozan Polis Mahkemesi" olan mahkeme tarafından,
Ermeni soykırımını inkâr ederek suç işlemiş olması nedeniyle doksan
gün hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Paraya tahvil edilen hapis cezasının
karşılığı 9 bin İsviçre frangıdır. Buna ilaveten, tazminatlar nedeniyle
Perinçek 16.873 İsviçre frangı ödeyecektir. Hâkim, 9 bin İsviçre frangı
tutarındaki cezanın, Perinçek'in aynı suçu İsviçre'de iki yıl içinde
tekrar işlememesi durumunda tahsil edilemeyeceğini hükme bağlamıştır.
Değerli arkadaşlarım,
okuduklarım ve dinlediklerim, Türk kamuoyunun, Doğu Perinçek'in Ermeni
soykırımının yalan olduğunu İsviçrelilerin suratına haykırmasını
beğendiğini ortaya koyuyor. Yaptığı açıklamalardan, Sayın Perinçek'in
Lozan Polis Mahkemesi tarafından verilen kararı temyiz edeceği,
İsviçre'de tüm iç hukuk yollarını tükettikten sonra Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğüne ilişkin 10'uncu maddesine
dayanarak şikâyetini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşımayı
öngördüğü anlaşılıyor. Sayın Perinçek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden
Lozan Mahkemesinin ifade özgürlüğünü kısıtlamış olduğu yolunda
bir mahkûmiyet kararı çıkartacağını, çıkartabileceğini haklı
olarak umut ediyor. Böylece, Türkiye'ye ifade özgürlüğü dersi veren
İsviçre'nin bu özgürlüğün bizzat kendisi tarafından ihlal edildiği
yüzüne vurulmuş olacak. Her şey yolunda giderse bu süreçten beklenen
diğer önemli bir sonuç da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu kararının
diğer Avrupa ülkeleri üzerinde de caydırıcı bir etkisi olması
olasılığı.
Tabii, değerli arkadaşlarım,
burada dikkate alınacak bir husus da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin,
önünde yığılı duran 81 bin başvuru dosyası nedeniyle çok yavaş çalışmakta
olduğudur. Bu nedenle, Strazburg Mahkemesinin bu konuda karar vermesinin
uzunca bir zaman alacağı ve bunun 2010 yılı sonuna, sonralarına sarkabileceği
de kuvvetli bir ihtimaldir.
Buraya kadar, değerli
arkadaşlarım, sizlere, Perinçek davasının olası olumlu etkilerinden
söz ettim. Ancak, konu biraz derinliğine incelenince, bu sürecin
olumlu etkileri yanında endişe verici bazı gelişmelere de yol
açabileceği ortaya çıkıyor. Bu da, 1915 olaylarının soykırım olduğunun
bir mahkeme tarafından hüküm altına alınmasından ve İsviçre Mahkemesi
kararının diğer Avrupa ülkeleri için emsal oluşturmasından kaynaklanıyor.
Sorunun bu yönünün değerlendirilebilmesi için, önce Lozan Mahkemesi
kararının içeriğine ve hukuki dayanaklarına
kısaca bakmamız gerekiyor.
Kararın hukuki dayanaklarından
birincisini İsviçre Parlamentosunun
-ki, "İsviçre Ulusal Konseyi" deniyor buna- 16 Aralık
2003 tarihinde Ermeni soykırımı hakkında almış olduğu karar oluşturuyor.
Karar aynen şöyledir değerli arkadaşlarım: "Ulusal Konsey,
1915'te Ermenilere soykırım yapıldığını tanır. Federal Konseyden
bunu not etmesini ve tutumunu normal diplomatik yollarla bildirmesini
talep eder."
Bu bağlamda, ilginizi
çekecek bir nokta üzerinde durmak isterim. Türkiye'yi soykırımla
suçlayan kararın Parlamentodan geçmesi için, İsviçre Piskoposlar
Birliği, Protestan Kiliseleri Federasyonu ve Katolik Kiliseler
Federasyonuyla birlikte yoğun bir etkileme kampanyası yürütmüştür.
Bu prestijli dinî kuruluşlar, 1915 Ermeni olayları hakkında hazırladıkları
tek yönlü ve iftira dolu belgeleri, tüm kiliselere, basına, politikacılara
ve halka dağıtmışlardır.
Kararın ikinci dayanağına
geliyorum. Kararın ikinci dayanağı, İsviçre Ceza Yasası'nın mükerrer…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ
(Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Kararın ikinci dayanağı,
İsviçre Ceza Yasası'nın mükerrer 261'inci maddesinin dördüncü fıkrasıdır.
Sayın Perinçek'in mahkûmiyetinin dayandığı dördüncü fıkranın son
bölümü şöyledir: "Her kim, alenen, belirtilen sebeplerle soykırım
veya insanlığa karşı bir suçu inkâr ederse, kaba şekilde tehlikesiz
gösterirse ya da haklı çıkarmaya çalışırsa, üç yıla kadar hapis ve
para cezasıyla cezalandırılır." İşte bu dördüncü fıkra, değerli
arkadaşlarım, 1995-2006 döneminde, hepsi Yahudi soykırımını inkâr
suçuna ilişkin yirmi civarında mahkeme kararına dayanak teşkil
etmiştir. Bu şekilde oluşan içtihat gereğince, Yahudi soykırımını
reddetmek cezayı gerektiren bir suç niteliği kazanmıştır. Oluşan
içtihat, aynı zamanda, davalının mahkemede sorunu bilimsel ve
akademik düzeyde tartışmaya açmasını ve elindeki belgeler uyarınca
soykırımın gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda kanaatini belirtmesini
de kısıtlıyor.
Şimdi, davacı İsviçre
Ermenistan Derneği, işte, mükerrer 261'inci maddeye ve bu içtihada
dayanarak Perinçek aleyhine dava açmış ve davayı kazanmıştır. Kararın
içeriğini okuyorum, değerli arkadaşlarım size. Hâkim, kararında,
özetle, İsviçre Ceza Yasası'nın mükerrer 261'inci maddesinden haberdar
olan Perinçek'in soykırımı inkâr ederek suç işlediğini, 1915 olaylarının
soykırım olup olmadığının tartışılmasına yer olmadığını, Ermeni
soykırımının bilimsel açıdan dünyada defalarca kanıtlanmış olduğunu
ve İsviçre Parlamentosunun aldığı karara istinaden İsviçre'de
resmen kabul edildiğini, Lozan Üniversitesinin ve İsviçre okullarının
müfredatında yer aldığını, diğer yirmi ülkenin de soykırımı tanıdığını,
dolayısıyla soykırımın bir gerçek olduğunun yadsınamayacağını,
söylemleri ırkçı bir nitelik taşıyan Perinçek'in duruşma boyunca
sergilediği provokatif tutumun sadece kibri ile küstahlığını
gösterdiğini belirtmiştir. Bunu takiben, hâkim, biraz önce belirtmiş
olduğum cezayı açıklamıştır.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin Ermeni soykırımı iddiasına karşı yürüttüğü mücadele açısından, Perinçek hakkındaki mahkeme kararı özel bir önem taşıyor. Çünkü, bugünkü ortam ve koşullarda, İsviçre Mahkemesinin kararının oluşturduğu emsal, Ermenistan'a, sorunu diğer Avrupa ülkelerinde de yargıya taşıyarak soykırım iddiasına hukuki bir kimlik kazandırma yolunu açıyor. Türkiye için sorun, Avrupa'da birçok ülke parlamentosunun Ermeni soykırımını tanıyan kararlar almasından ve bu ülkelerin ceza yasalarının, İsviçre Ceza Yasası'nın mükerrer 261'inci maddesine benzer, standart, yasal düzenlem