DÖNEM: 22 CİLT: 145 YASAMA
YILI: 5
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
56’ncı Birleşim
30 Ocak 2007 Salı
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Yılmazcan'ın,
Muharrem ayı, Aşure Günü ve Kerbela Olayı'na; din ve değerler alanında
temel ortak payda etrafında birleşme gereğinin önemine ilişkin
gündem dışı konuşması
2.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in,
Muharrem ayı, Aşure Günü ve Kerbela Olayı'na; din ve değerler alanında
temel ortak payda etrafında birleşme gereğinin önemine ilişkin
gündem dışı konuşması
3.- Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik'in, Petrol
Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un uygulamalarına
ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener'in cevabı
B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER
1.- Suudi Arabistan-Türkiye Parlamentolararası
Dostluk Grubu Başkanı Dr. Fahd Bin Jaber Al-Shamri ve beraberindeki
heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak
ülkemize resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi
(3/1196)
2.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun,
5084 ve 5350 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi’nin (2/577) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi
(4/430)
3.- Ankara Milletvekili Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu'nun,
2338 Sayılı Organ ve Doku Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunun
14'üncü Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
(2/158) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/431)
C) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Bursa Milletvekili Faruk Anbarcıoğlu ve 26
milletvekilinin, İznik Gölü'ndeki çevre sorunlarının araştırılarak
bölgede sürdürülebilir gelişme sağlanması için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/418)
D) ÇEŞİTLİ İŞLER
1.- Genel Kurulu ziyaret eden Türkiye-Arabistan
Dostluk Grubu Başkanı ve beraberindeki heyete Başkanlıkça
"Hoş geldiniz" denilmesi
IV. - KANUN TASARI
VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme
Komisyonunun Millî Saraylar Daire Başkanlığına Bağlı Millî Saray,
Köşk ve Kasırlarda, 26.11.2006-1.12.2006 Tarihleri Arasında İçtüzüğün
177 ve Müteakip Maddeleri Gereğince Yaptığı Denetimle İlgili Rapor
(5/24) (S. Sayısı: 1316)
2.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
3.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
4.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri
Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa,
İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz,
Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/925) (S. Sayısı: 1321)
V. - ÖNERİLER
A) SİYASİ PARTİ
GRUBU ÖNERİLERİ
1.- (10/339) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
ön görüşmesinin görüşme gününe ilişkin CHP Grubu önerisi
2.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin
yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi
VI. - AÇIKLAMALAR
VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Ankara Milletvekili Oya Araslı'nın, Karaman
Milletvekili Mevlüt Akgün'ün, konuşmasında, Partisine sataşması
nedeniyle konuşması
VII. - SORULAR VE
CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR
VE CEVAPLARI
1.- Antalya Milletvekili Feridun F. BALOĞLU'nun,
verem hastalığına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın
cevabı (7/19843)
2.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, suça eğilimli
veya suç işleyen çocukların rehabilitasyonuna,
- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in,
özürlülerin istihdamına ve sosyal güvencelerine,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun
cevabı (7/19816, 7/19817)
3.- Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in, TRT'de
çalışan geçici personele ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir
ATALAY'ın cevabı (7/19790)
4.- Trabzon Milletvekili Asım AYKAN'ın, Ermenistan'daki
Metsamor Nükleer Santralinin oluşturduğu riske ilişkin sorusu ve
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı
(7/19787)
5.- Trabzon Milletvekili Asım AYKAN'ın, TESK Genel
Başkanının aldığı ücrete ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı
Ali COŞKUN'un cevabı (7/19777)
6.- Ordu Milletvekili İ. Sami TANDOĞDU'nun, Strateji
Geliştirme Başkanı hakkındaki bazı iddialara ilişkin sorusu ve
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/19778)
7.- Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, bir öğretmen
hakkındaki iddiaya ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin
ÇELİK'in cevabı (7/19774)
8.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, bir şube
müdürü hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/19773)
9.- İzmir Milletvekili Türkân MİÇOOĞULLARI'nın
koruma ve bakım altındaki çocuklara,
- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, korunmaya
muhtaç çocukların bakımına,
- İzmir Milletvekili Serpil YILDIZ'ın, çocuk yurtlarının
yönetimine,
- Afyonkarahisar Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE'nin,
SHÇEK Afyonkarahisar yurdunda kalan bir öğrencinin yaşadığı olaylara,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun
cevabı (7/19760, 7/19761, 7/19762, 7/19763)
10.- Ordu Milletvekili İ. Sami TANDOĞDU'nun, Sıcak
Yuva Vakfına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/19756)
11.- Osmaniye Milletvekili Necati UZDİL'in, bir
vatandaşın dilekçesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman
PEPE'nin cevabı (7/19751)
12.- Mersin Milletvekili Hüseyin GÜLER'in, vefat
eden Türk hacılarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı
Mehmet AYDIN'ın cevabı (7/19747)
13.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Diyanet
İşleri Başkanlığının kürtaj ile ilgili açıklamasına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet AYDIN'ın cevabı (7/19741)
14.- Aydın Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, aileye
yönelik sosyal programlara,
Korunmaya muhtaç çocuklara,
Engelli ve yoksul aile çocuklarına,
Çocuk iş gücüne ve çocukların sokağa itilme nedenlerine,
-Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, çok çocuklu
ailelere vergi indirimi getirileceği iddiasına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun
cevabı (7/19603, 7/19604, 7/19605, 7/19606, 7/19607)
15.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, idari
kadrolara yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil
ÇİÇEK'in cevabı (7/19192)
16.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, cumhuriyet
savcılarının kararlarının onaya tabi tutulmasına ilişkin sorusu
ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/19191)
17.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, seçmen,
seçmen sandığı ve siyasi parti sayılarına ilişkin Başbakandan sorusu
ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/19172)
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak üç oturum
yaptı.
Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan'ın,
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının kuruluş amacı ve
faaliyetlerine ilişkin gündem dışı konuşmasına Devlet Bakanı Beşir
Atalay,
Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney'in, İnternet
üzerinden işlenen suçların önlenmesinde ve gençlerimizin zararlı
sitelerden korunmasında İnternet kafelerin denetlenmesinin önemine
ilişkin gündem dışı konuşmasına Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım,
Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, gençlerimizin
sorunlarına, onların yararlı faaliyetlere yönlendirilmelerinin
önemine ve bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin gündem dışı konuşmasına
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik,
Cevap verdi.
Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, İnternet üzerinden
işlenen suçların önlenmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin
bir açıklamada bulundu.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmının:
1'inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi'nin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden;
2'nci sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin (1/1030) (S. Sayısı: 904),
5'inci sırasında bulunan, Sağlık Hizmetleri Temel
Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair
Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair (1/1226) (S. Sayısı: 1247)
6'ncı sırasında bulunan, Darülaceze Müessesesi
Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında (1/988) (S. Sayısı:
922),
Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından;
Ertelendi.
3'üncü sırasında bulunan, Petrol Piyasası Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın (1/1215 (S. Sayısı:
1230) görüşmeleri tamamlanarak, elektronik cihazla yapılan açık
oylamadan sonra)
4'üncü sırasında bulunan, İstanbul Milletvekili
Nusret Bayraktar'ın, Devlet İhale Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi'nin (2/902) (S. Sayısı: 1314) yapılan görüşmelerden
sonra,
Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
30 Ocak 2007 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere,
birleşime 18.12'de son verildi.
İsmail Alptekin
Başkan Vekili
Bayram
Özçelik Yaşar
Tüzün
Burdur Bilecik
Kâtip Üye Kâtip Üye
Harun Tüfekci
Konya
Kâtip Üye
No.: 72
II. - GELEN KÂĞITLAR
26 Ocak 2007 Cuma
Tasarı
1.- Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
(1/1300) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.1.2007)
No.: 73
29 Ocak 2007 Pazartesi
Süresi İçinde Cevaplandırılmayan
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Adli
Tıp Kurumu hizmetlerinden alınan ücrete ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/19036)
2.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, F tipi
cezaevlerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19037)
No.: 74
30 Ocak 2007 Salı
Teklifler
1.- Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut'un;
Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi (2/936) (Adalet ve İçişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2007)
2.- İstanbul Milletvekili İnci Özdemir ve 2 Milletvekilinin;
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/937) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.1.2007)
Tezkereler
1.- Edirne Milletvekili Rasim Çakır'ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1194) (Anayasa ve
Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa
geliş tarihi: 29.1.2007)
2.- Denizli Milletvekili V. Haşim Oral'ın Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
(3/1195) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.1.2007)
Meclis Araştırması
Önergesi
1.- Bursa Milletvekili Faruk ANBARCIOĞLU ve 26
Milletvekilinin, İznik Gölündeki çevre sorunlarının araştırılarak
bölgede sürdürülebilir gelişme sağlanması için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/418) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/1/2007)
30 Ocak 2007 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
15.00
BAŞKAN: Başkan Vekili
Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Mehmet
DANİŞ (Çanakkale), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 56'ncı Birleşimi'ni açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline
gündem dışı söz vereceğim. Konuşma süreleri beşer dakikadır.
Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi
dakikadır.
Gündem dışı ilk söz, Muharrem ayı, Aşure Günü ve
Kerbela vakası hakkında söz isteyen, Kahramanmaraş Milletvekili
Mehmet Yılmazcan'a aittir.
Sayın Yılmazcan, buyurun efendim.
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Yılmazcan'ın, Muharrem ayı, Aşure Günü ve Kerbela
Olayı'na; din ve değerler alanında temel ortak payda etrafında birleşme
gereğinin önemine ilişkin gündem dışı konuşması
MEHMET YILMAZCAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Muharrem ayının 10'uncu gecesi aşure gecesidir.
Bu yıl 29 Ocak Pazartesi günü, yani dün Aşure Günüydü. Hayırlara vesile
olmasını diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önemli
olayların çoğu Aşure Günü vuku bulmuştur. Bunlardan en önemlilerinden
birisi de 10 Ekim 680 tarihinde Kerbela'da yaşanmıştır. Kerbela, insanlık
tarihinin şahit olduğu en acı olaylardan birisidir. Hazreti Muhammed
aleyhisselamın torunu Hazreti Hüseyin, Medine'de Yezid'e biat etmesi
için baskı altında kaldığından Mekke'ye geçer. Oradan da Kûfelilerin
ısrarlı davetleri sonucu, çoğunluğunu çocukların ve kadınların
oluşturduğu yaklaşık 70 kişiden meydana gelen bir kafile ile
Kûfe'ye doğru yola çıkar, Kerbela'da hunharca katledilir ve şehit
olur.
Kerbela olayı olduğu zaman Şiilik de Sünnilik de
yoktur. Hazreti Hüseyin'i Kûfe'ye çağıranlar Kûfeli Araplardır. Onu
öldüren ya da öldürülmesine seyirci kalanlar da Kûfeli Araplardır.
Hazreti Muaviye de Yezid de Sünni olmadıkları gibi, Sünniliğin
temsilcisi de değildirler. Yeryüzünde Yezid'i seven ve yaptığını
tasvip eden tek Müslüman yoktur. Kerbela olayı olduğunda Türkler henüz
Müslüman olmamışlardır. Bu olaydan elli-altmış sene sonra Türkler
Müslüman olmaya başlamışlardır.
Kerbela olayı, kamu vicdanını derinden yaraladığı
için, bir süre sonra özellikle iktidar karşıtları ve ezilenler için,
seçilmiş travma niteliğini kazanmıştır. Kendi acılarından çok başkalarına
ve mazlumlara acıyan Türkler, Kerbela seçilmiş travmasını kolaylıkla
üstlenmişlerdir.
Tarih boyunca pek çok şahıs veya grup kendi kişisel
menfaatleri için Kerbela olayını kullanmaktan hiç çekinmemişlerdir.
Kerbela'yı doğru okumak, yeni Kerbelaların meydana gelmemesi için
gereken önlemleri almak demektir.
Kerbela'da Hazreti Hüseyin'i öldürenler kendi
egemenliklerinin önünde engel tanımadıkları için onu şehit etmişlerdir.
Öyleyse, despotların çanına ot tıkamak için, sorumluluk bilinciyle
desteklenen özgürlüklere ve sağlıklı demokrasiye ihtiyaç vardır.
Sağlıklı demokrasi ise ancak hukukun üstünlüğü bilincinin toplumun
tüm kesimlerince benimsenmesi ve etkin kılınması, adaletin etkin
olması ve insan haklarına riayetle oluşturulabilir. Ancak böyle
demokratik bir düzen yeni Kerbelaların oluşmasını engelleyebilir.
Tarih bilgisi ve bilinci geçmişi doğru anlamaya
imkân sağlar. Türkiye'nin sorunlarının önemli bir kısmı, tarih bilgi
ve bilincindeki eksiklikten kaynaklanmaktadır. Türkiye'de özellikle
son iki asırda ortaya çıkan zihin yarılması, ya geçmişin kutsallaştırılmasına
ya yok farz edilmesine sebep olmuştur. Kutsallaştırmakla yok farz etmek
arasında fazla bir fark yoktur. Her iki durum da, tarihin anlaşılmasını
güçleştirir. Kerbela'yı doğru anlayabilirsek, ondan gerekli dersleri
çıkarma imkânına kavuşabiliriz.
Kerbela olayı, Şiilik ve Sünnilik farklılaşması
için, birtakım çıkar odakları tarafından malzeme olarak kullanılmaktadır.
Oysa Kerbela olayı, Şii-Sünni ayrımı yapmadan bütün Müslümanları
ağlatan bir olaydır. Kerbela'yı, Müslümanları birleştiren bir öge
hâline getirmek mümkündür. Bunun yolu da, öncelikle Kerbela'yı iyi
okumaktan geçer.
Bir insanın Müslüman olabilmesi için, Kur'an-ı Kerim'de
belirtilen temel iman esaslarına, yani Allah'ın birliğine ve Hazreti
Muhammed aleyhisselamın peygamberliğine inanması yeterlidir. Bu
temel esaslara inanan her insan, kim olursa olsun, hangi mezhebe mensup
bulunursa bulunsun Müslüman'dır ve İslam dairesi içindedir. Başka
bir deyişle, mezhepler din değil, dinin anlaşılma biçimleridir. Bu
sebeple, mezhepler arası çatışma, İslam'a aykırıdır.
Zalim Yezid'in Müslümanlar arasında attığı nifak
tohumu, etkisini bugün Irak ve Lübnan'da göstermektedir. Yabancı
güçlerin tahrikiyle yarın İran ve diğer ülkelerde de etkisini göstereceğe
benzemektedir. Saddam'ın ve yardımcılarının sadece Şiilere katliam
suçundan yargılanması ve Şiiler tarafından asıldığının kamuoyuna
duyurulması, sadece ve sadece Sünnileri tahrik etmek içindir. Yabancı
güçlerin hazırladığı bu senaryo sayesinde, Sünni ve Şiilerin arası,
bir daha bir araya gelemeyecek derecede açılmıştır. Taraflar birbirlerine
öylesine düşman hâline getirilmiştir ki, ülkelerini işgal edenleri
bir tarafa bırakıp birbirlerini öldürmektedirler. Üç yıl içinde 1
milyondan fazla insan ölmüştür. Asırlardır yaşadığı Musul, Kerkük
ve Telafer gibi yurtlarından sürülen Türkmenler bile birbirlerine
kenetlenmeleri gerekirken Şii ve Sünni olarak gruplara ayrılmışlardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yılmazcan, size ek süre veriyorum,
buyurun tamamlayın konuşmanızı.
MEHMET YILMAZCAN (Devamla) - Türkiye ölçeğinde
düşünecek olursak, Allah, ahiret ve nübüvvet inancı, Şii, Alevi ve
Sünni bütün Müslümanların temel ortak paydasını teşkil eder. Türkiye,
zaman geçirmeden bağışıklık sistemini güçlendirmek zorundadır.
Bunun için de din ve değerler alanında kaybolmaya yüz tutan temel ortak
paydanın etrafında birleşmek gerekmektedir. Aksi takdirde, yabancı
güçlerin Irak'ta sahneye koydukları senaryo ülkemizde de uygulanabilir.
Beş bin yıllık tarihi olan, on altı imparatorluk kuran, üç kıtada
adaletle hüküm süren, çağ kapatıp çağ açan, Sevgili Peygamberimizin
övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmet Han'ın torunlarına, yabancıların
yazdığı senaryoda figüran olmak yakışmaz. Büyük Türk milletine yakışan,
hem senaryoyu yazmak ve hem de aktör olmaktır.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yılmazcan.
Gündem dışı ikinci söz, yine aynı konuyla ilgili
söz isteyen İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'e aittir.
Sayın Gülçiçek, buyurun.
2.- İstanbul Milletvekili
Ali Rıza Gülçiçek'in, Muharrem ayı, Aşure Günü ve Kerbela Olayı'na;
din ve değerler alanında temel ortak payda etrafında birleşme gereğinin
önemine ilişkin gündem dışı konuşması
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; içinde bulunduğumuz günler, ülkemiz ve ülkemiz
dışında milyonlarca Alevi-Bektaşi yurttaşımızın büyük bir üzüntüyle
hatırladığı Kerbela faciasının 1.325'inci yıl dönümüdür. Bu faciayı
anmak amacıyla şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum, Sayın Başkanımıza da şükranlarımı arz ediyorum.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Alevi-Bektaşi
yurttaşlarımız 20 Ocaktan başlayarak 12 imamın ve ehlibeytin anısına
on iki gün oruç ve yas tutarak, muharrem cemi yaparak, ibadet ederek,
aşure dağıtarak inançlarının gereğini yerine getiriyorlar Alevi-Bektaşi
yurttaşlarımız.
Kerbela, değerli arkadaşlarımız, İslam tarihinde
en kanlı ve en zalim katliamın yaşandığı, Hazreti Peygamberin torunu
ve Hazreti Ali'nin oğlu Hazreti Hüseyin'in 72 taraftarı ve aile efradıyla
birlikte katledildiği, şehit edildiği bir belalar diyarıdır. Kerbela
olayı öylesine derin izler bırakmış ki, bin dört yüz yıllık dram hâlen
hafızalarda tüm canlılığıyla yaşanmaktadır.
Kerbela olayı, bir hilafet kavgası değildi. Kerbela
olayı, iyi ile kötünün, zalime karşı mazlumun kavgası idi. Kerbela
olayı, tarih boyunca sadece zaman ve mekânla sınırlı kalmadı, tarihin
her döneminde yaşandı. Yakın zamanda Maraş, Sivas, Malatya, Çorum
gibi illerde yaşandı ve o bölgede de hâlen tüm hızıyla devam etmektedir.
Kerbela katliamı, siyasal ve sosyal boyutuyla
İslam topluluğu arasında onulmaz bir yara bırakmıştır. Kerbela'da
meydana gelen bu korkunç olay, bir utanç perdesi ve bir ağlama duvarı
olarak İslam tarihine geçmiştir. Bu olay, bizim tarihimizde böyle
olayların yaşandığını sürekli bize hatırlatması gereken, belki
hiçbir zaman unutmamamız, ama aşmak için hepimizin ortak gayret göstermesi
gereken büyük bir tarihî gündür ve görevdir. Bu olay ve günümüzde yaşanan
buna benzer olaylar Alevi yurttaşlarımızı çok derinden üzmesine
rağmen bu olayları hiçbir zaman kin ve nefrete dönüştürmemişlerdir.
Hacı Bektaş Veli'nin "İncinsen de incitme.", Yunus Emre'nin
"Adımız miskindir bizim, düşmanımız kindir bizim, biz kimseye
kin gütmeyiz, kamu âlem birdir bize." felsefesi, Alevi-Bektaşi
inancının barış, sevgi, hümanizm ve hoşgörülü olduğunun bir göstergesidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Hazreti
Hüseyin, Hallacı Mansur, Seyit Nesimi, Pir Sultan Abdal ve nice ozanlarımız,
aydınlarımız bu yolda zalimlerle birlikte varlık içinde yaşamayı
onursuzluk saymış, zalime karşı gelerek ölümü tercih etmişlerdir.
Alevi yurttaşlarımız da bir kere mazlum olmayı, bin kere zalim olmaktan
üstün tuttular; haktan ve hakikatten ayrılmadılar. Hazreti Ali'nin
"Haksızlığa boyun eğmeyin, hakkınızla birlikte şerefinizi
de kaybedersiniz." sözündeki gibi, Alevi yurttaşlarımız bütün
bu olaylar karşısında yıkılmadıklarını, dün de bugün de her türlü
haksızlığa karşı gelerek meşru zeminde haklılığını sürdürüyorlar.
"Eğer benden bu yoldan dönmemi, halkına karşı
yapılan bunca haksızlıklara, zulümlere boyun bükmemi bekliyorsan,
bu yoldan serimiz gider, sırrımız gitmez." diyen Pir Sultan Abdal,
"Yezid gibi alçakça yaşamaktansa, Şah Hüseyin gibi onurluca
şehit olmak daha yeğdir. Dönen dönsün ben dönmezem." diyerek idam
sehpasına çıkmıştır.
Değerli arkadaşlarım, Aleviler, tarih boyunca
da bağnazlığın vahşetinden sürgünlere, yangınlara, katliamlara
maruz kaldılar. Sevginin, hoşgörünün, bilimin, kadın-erkek eşitliğinin,
hümanizmanın var olduğu Alevi inancının hâlâ tanınmaması üzüntü
vericidir. Buna rağmen Alevi-Bektaşi yurttaşlarımız, Hacı Bektaş
Veli'nin "Benim Kâbem insandır.", "İlimden gidilmeyen yolun
sonu karanlıktır.", "İncinsen de incitme." düşünce ve
felsefesine inançla yaşamlarını barış içinde bir arada sürdürmektedirler.
Hazreti Hüseyin, Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal,
Seyit Nesimi, Hallacı Mansur, Âşık Veysel, Mahzunî gibi nice ozanlarımız
bu felsefe, bu inanış ve bu düşüncelerle Alevi toplumumuza yol gösterdiler.
Bu felsefe ve inanış Türkiye'nin aydınlanmasına katkı yapmış ve Mustafa
Kemal Atatürk'ün ilke ve devrimleriyle laik demokratik cumhuriyetimizle
özdeşleşmişlerdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Gülçiçek, konuşmanızı tamamlayınız.
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (Devamla) - Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; Alevi yurttaşlarımızın din ve inanç gereksinimlerinin
karşılanmasını beklemeleri onların en doğal haklarıdır. Ancak
ne yazıktır ki, iç barışımıza, ulusal bütünlüğümüze, laik demokratik
cumhuriyetimize, Atatürk'e ve devrimlerine sahip çıkan Alevi yurttaşlarımızın
haklı taleplerinin kendi devleti tarafından yerine getirilmemesi, inançlarının yok sayılması üzüntü vericidir.
Değerli arkadaşlarım, Alevi-Bektaşi vatandaşların
ödediği vergilerle bütçeden aslan payı alan Diyanet İşleri Başkanlığından
bu önemli ayda hiç ses çıkmaması, ayrıca iktidarın yayın organı olmaktan
öte pek fonksiyonu kalmamış TRT'nin bu konuyla ilgili hiç bir yayın
yapmaması üzüntü verici bir tablodur.
Anayasal kuruluşlar olan Diyanet İşleri Başkanlığı,
TRT gibi kamu kuruluşlarımız, Anayasa'mızın 10'uncu ve 24'üncü maddelerindeki
ifadelere bağlı kalmamışlar, bütün inançlar arasında ayrımcılık
yapmışlardır.
Değerli arkadaşlarım, cemevlerinin hâlen ibadet
yeri olarak kabul edilmemesi, zorunlu din derslerinin hâlen seçmeli
olarak düzeltilmemesi, Alevi-Bektaşi kurumlarımıza hak ettikleri
ölçüde bütçeden ödenek ayrılmaması kabul edilemez.
11 Ocak 2007 tarihli bir gazetede çıkan haberi ibretle
okudum. Değerli arkadaşlarım, haberde, ülkemizde 77.300 cami ve
Hristiyanlara ait 321 resmî kilise, Musevilere ait 36 kilise, Bahailer
ve Yehova Şahitlerinin ibadet yeri sayılırken -özellikle cümleyi
çok önemli sayıyorum- "Bu arada, resmî olarak ibadethane sayılmayıp
Hükûmet tarafından kültür merkezi olarak değerlendirilen 900 tane
cemevi…"
Değerli arkadaşlarım, üzüntü verici bir tablo.
Milyonlarca yurttaşımızın ibadet yerleri hâlen yasal çerçevesinde
değildir ve yasak kapsamındadır.
Değerli arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığı,
Aleviliğin daha doğru tanınması için klasikleşmiş on yedi kitabı
yayımlama kararı aldığını ifade ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gülçiçek, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
İki dakika ek süre vermiştim, bir dakika daha ilave ediyorum.
Buyurun lütfen.
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın
Başkan.
Sonradan doğabilecek tartışmanın önlenmesi
açısından bunun durdurulması gerektiğine inanıyorum.
Son Kurban Bayramı'nda İstanbul Ana Kent Belediyesi
tarafından düzenlenen kurban kesim yerlerinde Alevi inancına sahip
kasapların görevlendirilmemesi veya ihaleye alınmaması basına
yansımıştır. Eğer bu doğru ise, çok yanlış yapılmıştır. Bunun açıklığa
kavuşturulması gerekiyor ve bunların bir daha yaşanmaması gerekiyor.
Sonuç olarak, bütün bu yaşanan olumsuzluklara
rağmen, Alevi yurttaşlarımız son Avrupa Birliği İlerleme Raporu'nda
azınlık olarak gösterilmesi gibi birtakım tuzaklara düşmemiştir
ve düşmeyecektir. Alevi yurttaşlarımız, her zaman haklı taleplerini
meşru zeminlerde talep etmişlerdir. Devletin görevi de, bu haklı
taleplere, Anayasa'mızın eşitlik ilkesine uygun davranarak yanıt
vermek ve sorunlara çözüm bulmaktır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu düşüncelerle
Kerbela'yı anarken, geçmişte yaşanan acıların günümüzde ve gelecekte
de artık yaşanmaması, her yerde ve her zaman sevginin, barışın, dostluğun,
kardeşliğin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın
Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Gülçiçek.
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (Devamla) - …aklın, bilimin, laik
ve çağdaş düşüncenin egemen olması, ülkemizde, bölgemizde ve dünyamızda
acıların yaşanmadığı, insanların kendi dışındaki tüm inançlara
saygı gösterdiği, hor görmediği, dostça, barış içerisinde bir arada
yaşama dileğiyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gülçiçek.
Biz de bu vesileyle, Peygamber Efendimizin torunu
Hazreti Hüseyin Efendimizi ve Kerbela şehitlerini bir kez daha
rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz; ruhları şad olsun.
Gündem dışı üçüncü söz, Petrol Kaçakçılığı Kanunu'nun
uygulanması hakkında söz isteyen Sakarya Milletvekili Hasan Ali
Çelik'e aittir.
Sayın Çelik, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
3.- Sakarya Milletvekili
Hasan Ali Çelik'in, Petrol Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun'un uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı
HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; petrol kaçakçılığıyla ilgili yeni geçirdiğimiz
Petrol Piyasası Kanunu'nda değişiklik yapılmasını içeren bir kanunun
uygulanması hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bilindiği gibi, ülkemizde yıllık piyasa değeri
yaklaşık 50 katrilyon lira civarında olan petrol, akaryakıt ürünleri
içinde yüzde 20'ler mertebesinde de bir kaçak ürün yurt içine girmektedir.
Bu kaçak ürün, ülkede takriben bir 2,5 milyar dolar civarında da vergi
kaybına, ülkenin gelirlerinin kaybolmasına sebebiyet vermektedir.
Bütün bunlardan dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi geçtiğimiz
dönem içerisinde, geçtiğimiz zaman diliminde bir araştırma komisyonu
kurarak petrol kaçakçılığıyla ilgili bir çalışma da yürütmüş bulunmaktadır.
Dolayısıyla bütün bunlar, bir haksız rekabeti ortadan kaldırmak,
beraberinde daha nitelikli akaryakıtın piyasalarda dolaşımını
sağlamak ve güvenli, denetim altında ve kayıt içerisine alınmış,
vergilendirilmiş, sistem içerisinde meşru olan bir yakıtın kullanılmasını
sağlamış olacaktır.
Bunları yaparken bugüne kadarki düzenlemelere
ilave olarak getirilen yenilik nedir diye baktığımızda, bu Kanun'la
birlikte özellikle akaryakıtın kaçak türlerinin tanımı yapıldı
ve ulusal marker'la bu tanım esasen belirlendi. Yine, bu Parlamentoda
çıkardığımız bu Yasa'yla, ulusal marker, bütün ülke içerisinde dolaşımda
bulunan akaryakıt içerisine niteliği, miktarı, cinsi ve özellikleri
belirtilmek suretiyle katılacak ve bu ulusal marker'ın miktarı, ölçüsü
mertebesinde de bu akaryakıtın meşruluğu konuşulmuş olacak, bu ölçüye
göre değerlendirme yapılacaktı. Bir tanesi bu, ama önemli bir tanesi
bu. Dolayısıyla, gerek dağıtım şirketleri gerekse son satıcılar
tüm bu ulusal marker'in niteliklerini koruyacak özelikleri kendileri
de sağlayacaklar, aynı zamanda silsile içerisinde bağlı bulundukları birimlerde de bunların düzgün işlemesini
sağlamak durumundalar.
Bunlar yapılırken işlerin düzgün yürümesi, kontrol
altına alınması için, bugüne kadar var olan, hâlâ uygulanmakta olan
yasal düzenlemelere güç verecek ve belki de kaçakçılığı en alt seviyeye
indirecek bu uygulama, bu yasal
düzenleme şunları getirdi:
Tabii, ihbar eden önemli bir şekilde bir imkân elde
etti. İmkân şöyle: Kaçak petrolü ihbar edene bir imkân geliyor. Yaklaşık
olarak mahkeme sonuçlanmamış durumunda bile, daha ilk aşamada, örneğin
bir tanker dolusu, bir kamyon dolusu akaryakıtın önce niteliği,
özellikleri, miktarı, cinsi tespit edilerek bir tutanakla derhâl el
konulup il özel idarelerine durum aktarılacak. İlgili il özel idaresi
bu durumdan sonra mahkeme takibatı varsa, o takibatı bekliyor,
ama, bunun toplam satış değeri, bir ay içerisinde olmak kaydıyla,
toplam satış bedelinin yüzde 10 mertebesindeki bir değeri ihbar
edene, yüzde 10 değerindeki bir imkânı da yakalayan, fiilî olarak bu
eyleme iştirak etmiş bulunan, bu faaliyette bulunan kamu görevlilerine
veriyor. Daha sonra da mahkeme sonuçlandığında, yüzde 15-yüzde 15,
hem yakalayana hem ihbar edene verilmek suretiyle, takriben yüzde
50'lik bir kısmını biz bu faaliyette kaçağın önüne geçmeye çalışan
hem ihbar edene hem de yakalayan kamu görevlilerine vermiş oluyoruz
bu Yasa'yla. Bu sayede de, tahmin ederiz ki, bununla birlikte kaçak
önemli ölçüde azalacak ve ülke içerisindeki bu kaynağın daha doğru
sevk ve idaresi elde edilmiş olacaktır.
Aynı şekilde, ulusal marker'da da benzer bir denetim
var. Bir de cezai müeyyideleri var, iki yıldan beş yıla kadar cezai
müeyyideler… Aynı zamanda yirmi bin iş günü civarında, o tarih, o
cezaya kadar adli bir para cezası, idari para cezası gibi çeşitli
müeyyideler geliyor.
Sonuç itibarıyla bu Kanun, petrol kaçakçılığının
en aza indirilmesi -belki de ortadan kaldırılması diyelim- için
imkân sağlayacak. Ülkemizin kaynaklarının daha iyi kullanılması,
daha verimli, daha iyi hizmetlerde ve etkin olarak kullanılmasını
sağlayacak bir imkânı hepimize sunacaktır diyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çelik, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
HASAN ALİ ÇELİK (Devamla) - Bu Kanun'un ülkemize,
milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Gündem dışı konuşmaya Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Sayın Abdüllatif Şener cevap vereceklerdir.
Sayın Bakanım, buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF
ŞENER (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle
AK Parti Sakarya Milletvekili Sayın Hasan Ali Çelik'e teşekkür ediyorum.
Önemli bir konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine bu gündem
dışı konuşmalarıyla getirmiş bulunmaktadırlar.
Bildiğiniz gibi geçen hafta Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulunda bir kanun tasarısı kabul edildi. Bu kanun
tasarısı, petrol kaçakçılığıyla mücadele kanun tasarısıdır.
Böyle bir ayrı yasaya ihtiyaç var mı yok mu tartışması yapılabilir,
ancak, geldiğimiz nokta itibarıyla, Türkiye'nin en önemli konularından
biri hâline gelen petrol kaçakçılığıyla etkin bir şekilde mücadele
edilmesi gerektiği, Hükûmetimizin temel görüşleri arasında yer almıştır.
Çünkü, Türkiye'de petrol kaçakçılığının yoğun olarak yapıldığıyla
ilgili yaygın bir kanaat vardır. Bu kanaati pekiştiren değişik veriler
de var.
Örneğin, araç sayılarını yıllar itibarıyla incelediğimizde,
bir petrol kaçakçılığının varlığıyla ilgili kesin bulgulara ulaşmak
mümkündür. 1990 yılında 3 milyon 750 bin adet araç bulunmakta iken,
2005 yılında araç sayısı 11 milyon 145 bine çıkmıştır, aşağı yukarı
3 kat artmıştır, ama, ham petrol tüketimiyle ilgili rakamlar,
1990'dan 2005'e çok büyük bir artışı göstermemektedir. Veya oto gazlı
araçları bir tarafta bırakacak olursak, akaryakıt kullanan araç sayısı,
1995'te 5,9 milyon adet iken, 2005'te 9,7 milyon adede çıkmıştır, yani,
on yıl içerisinde, akaryakıt kullanan araç sayısı aşağı yukarı ikiye
katlanmıştır. Ancak, bu süre içerisinde akaryakıt satış miktarında
azalma vardır, 17,3 milyon tondan 16,8 milyon tona, akaryakıt satışlarında
bir düşüş vardır. Araç sayısı ikiye katlanırken, akaryakıt satış miktarının
düşeceği düşünülemez. Veya bir başka gösterge olarak benzinli otomobil
sayısına bakıyoruz. 1990'da 1,6 milyon adet benzinli otomobil var,
2005 yılında bu 4,1 milyon adede çıkmış. Yani, büyük bir artışı ifade
ediyor; ancak, benzin satışları 1990'la 2005 arasında, aşağı yukarı
hiç değişmemiş. 2,6 milyon ton olan benzin satışları 2005'te de,
1990'da da aynı düzeyini korumaktadır.
Tüm bu veriler birlikte dikkate alındığında, Türkiye'de
petrol kaçakçılığının yaygın bir şekilde yapıldığıyla ilgili kanaatin
bu veriler tarafından desteklendiği açıkça görülmektedir. Nitekim,
bu konudaki talepleri ciddiye alan, bunun üzerine gidilmesi gerektiğine
inanan Meclis Grubumuz ve ilgili milletvekillerimiz bir araştırma
önergesiyle konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirmişlerdir
ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuyla ilgili bir araştırma
komisyonu kurulmuştur. Araştırma komisyonu 2005 yılı içerisinde
kurulmuş ve faaliyetlerini tamamlamış, sonunda yazmış olduğu raporda,
iki yılda 7,8 milyar kilogram akaryakıtın kaçak olarak Türkiye'ye
girdiği ve devletin bundan 10,7 milyar yeni Türk lirası vergi kaybına
uğradığı tespitini yapmıştır.
Tüm bunlar, açıkça bu konunun üzerine gidilmesi
gerektiğini göstermektedir. Kaçakçılıkla, akaryakıt kaçakçılığıyla
özelde de, mutlaka mücadele edilmesi gerekmektedir; çünkü, kaçakçılıkla
mücadele namuslu vatandaşlarımızın hukukunu korumak için gereklidir,
kanun dışı iş yapanların daha fazla kazanmasını, yasa dışı ekonomik
güç merkezleri oluşturmalarını önlemek için gereklidir. Tüm bunların
ötesinde, kanun dışılığı özendirmemek için kaçakçılıkla mücadele
gereklidir. Ekonomik boyutları, mali boyutları itibarıyla baktığınızda,
devletin vergi kayıplarını önlemek için ve kayıt dışı ekonomiye
son vermek için gerekli olduğu gibi, devlete ve hukuk düzenine duyulan
güveni pekiştirmek için de genel olarak kaçakçılıkla, ama, özelde
de, böylesine bir yaygınlık gösteren akaryakıt kaçakçılığıyla,
petrol kaçakçılığıyla mücadele etmek gerekir.
Bu anlayış doğrultusunda, Sayın Başbakanımızın
imzasıyla, 1 Mayıs 2006 tarihinde bir Başbakanlık genelgesi yayımlanmıştır.
Bu genelgeyle, Hükûmet, petrol kaçakçığılıyla mücadele kararlılığını
ilan etmiştir ve bu genelgeyle, dokuz bakan ve Başbakanlık Müsteşarından
oluşan Akaryakıt Kaçakçılığıyla Mücadele Kurulu oluşturulmuştur
ve bu Kurulun başkanlığına da, Başbakan Yardımcısı olarak ben getirildim.
Kurulda yer alan bakanlarımızla birlikte devamlı konuyu takip ettik
ve üzerine nasıl gideceğimizi gözden geçirdik. Ancak, aynı genelgeyle,
on bakanlık ve kurumda, ayrıca, kaçakçılıkla mücadele komisyonları
kurulmuştur; her bir bakanlığın, her bir kurumun bünyesinde, bir de
ayrıca komisyonlar teşekkül ettirilmiştir.
Bünyesinde akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele
komisyonu teşekkül ettirilen ilgili birimler şunlardır: Emniyet
Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı,
Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı, Gümrük Bakanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı
ve Dış Ticaret Müsteşarlığı ile Enerji Piyasası Düzenleme Kuruludur.
Bunların bünyesinde oluşan bu komisyonlar, yine
benim başkanlığımda, bir koordinasyon komisyonuna dönüştürülmüştür,
belli aralıklarla toplantılar yapılmıştır, her bir bakanlıktaki
çalışmalar yönlendirilmiştir; ama, 1 Mayıs 2006 tarihli genelge
sonrasında yapılan çalışmaları özet olarak şu şekilde belirtebiliriz:
Birincisi, bu genelge sonrasında, kurumlar arasında
eş güdüm ve iş birliği sağlanmıştır. Bir kurumun kaçakçılıkla ilgili
tespiti diğer kurumlara intikal ettirilmiş, iletilmiş ve bu kurumlar
arasında bilgi paylaşımı ve ortak operasyon gücü oluşturulmuştur.
Böylece, daha önceki dönemlerde birbirinden kopuk, dağınık olarak
her bir kurum yasal görevlerini yerine getirirken, 1 Mayıs 2006 tarihli
Başbakanlık genelgesiyle, başkanlığımda tüm bu bakanlık ve kurumlar
arasında bir iş birliği, eş güdüm sağlanmış, bilgi paylaşımı sağlanmış
ve ortak çalışma alışkanlığı oluşturulmuştur.
İkincisi, petrol ithalatı yaptığımız çok değişik
ülkeler var. Petrol ithalatı yaptığımız ülkelerle karşılıklı teyitler
yapılmıştır. Bu Koordinasyon Kurulunun yapmış olduğu işlemlerden
biri de budur. Yani, Türkiye'ye giren petrolün ilgili ülkelerden
çıkarken hangi miktarda çıktığıyla ilgili tespitler yapılmıştır.
Dışişleri Bakanlığımız kanalıyla 50 ülkeye yazı yazılmıştır. Bu
ülkelerden 36'sı, kendi ülkelerinden Türkiye'ye yönelik olarak hangi
miktarda petrol çıkışı sevkiyatı yapıldığıyla ilgili verilerini
göndermişlerdir. Bu veriler bizim devletin resmî kayıtlarındaki
verilerle karşılaştırılmıştır ve ortaya şöyle bir tablo çıkmıştır:
36 ülkenin kayıtlarına göre, Türkiye'ye gönderilen petrol miktarı,
değer itibarıyla 28 milyar dolardır. Ülkemiz kayıtlarına göre, bu
ülkelerden Türkiye'ye giriş yapan petrol miktarı ise, değer itibarıyla
9,3 milyar dolardır. Yani, iki buçuk yıllık dönemde 18,7 milyar dolarlık
bir fark ortaya çıkmıştır. Bu süre içerisinde ortalama yıllık fark
7,5 milyar dolar civarındadır. Bu da göstermektedir ki, Türkiye'ye
çıkış yapan petrolün Türkiye'ye yasal yoldan tamamıyla girmediği
görülmektedir. Bu teyitler yapılmıştır ve teyitlerle ilgili gerekli
incelemelerin yapılması için de ilgili, sorumlu bakanlıklara bu
dosyalar intikal ettirilmiştir.
Diğer taraftan, Kurulumuz yapmış olduğu çalışmalar
sonrasında, ulusal marker uygulamasına geçilmesi için kararlılık
sağlamıştır. Daha önceki bir yasal düzenlemede ulusal marker'a geçilmesi
ifade edilmekteydi; ancak, bununla ilgili dört ayrı ihale yapıldığı
hâlde, ulusal marker uygulamasına bir türlü geçilememiş, bu ihaleler
iptal edilmişti. Komisyonumuz kurulduktan sonra ulusal marker'a geçiş
konusunda kararlılık sağlanmıştır ve bu konuda TÜBİTAK ve Enerji
Piyasası Düzenleme Kurulu desteklenmiştir, bu kurumlara gerekli
siyasal destek verilmiştir. TÜBİTAK marker üretimi için gerekli faaliyetlerini
tamamlamış, kendisinden brifing alınmış ve sonunda da marker'ı üretmiş,
bunun da ötesinde, marker denetimi yapacak cihazlar da TÜBİTAK tarafından
üretilmiştir.
Böylece, tüm Türkiye'de satılan, piyasaya arz
edilen petrol, mazot ve benzeri akaryakıtın ulusal marker bileşiminin
var olup olmadığı incelenecektir. Dolayısıyla, kaçak giren petrolü
tespitte zorluk kalmamıştır. Herhangi bir istasyona gittiğinizde,
hemen birkaç damla o akaryakıttan almak suretiyle, bunun şifrelenmiş
ve yasal olarak satılması gereken bir akaryakıt olup olmadığını
birkaç dakika içerisinde tespit etme imkânına sahip olacağız.
Diğer taraftan, benzin istasyonlarında yazar kasa
uygulaması yaygınlaştırılmıştır. Plakayı otomatik okuyan yazar
kasa uygulamasına da geçilmiş ve bu da tamamlanacaktır.
Beşinci bir nokta olarak da, akaryakıt kaçakçılığıyla
mücadele etmek için, gerçek anlamda akaryakıt kaçakçılığını ortadan
kaldırmak için komisyonumuzun yaptığı çalışmalar arasında, Petrol
Kaçakçılığıyla Mücadeleye İlişkin Kanun Tasarısı yer almaktadır.
Bu kanun tasarısı da, belirttiğim gibi, Komisyonda, Genel Kurulda
görüşülmüş ve geçen hafta Genel Kurulda kabul edilmiştir, Cumhurbaşkanımız
tarafından onaylandıktan sonra Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe
girecektir.
Bu Kanun, akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili mücadelede
en önemli unsurlardan biridir. Bu Kanun'un yürürlüğe girmesinden
itibaren sektörde faaliyet yapan herkes eşit ve eş zamanlı olarak yeni
sistemden etkilenecektir. Artık yeni bir düzen geliyor, yeni bir
anlayış geliyor, artık kaçakçılığın mümkün olmadığı bir sistem getiriliyor
ve bu sistem, herkesi eşit ve eş zamanlı olarak etkiliyor. Onun için,
sektörde faaliyet yapan herkesin tedbirini şimdiden alması, bütün
çalışmalarını bu yasal düzene göre ayarlaması ve intibak etmesi
gerekmektedir.
Kesinlikle ifade ediyorum, bu kanun yasalaştıktan
sonra, yürürlüğe girdikten sonra artık Türkiye'de hiç kimse akaryakıt
kaçakçılığı yapamayacaktır, petrol kaçakçılığı yapamayacaktır.
Neden? Önce, birinci söyleyeceğim şey, kaçak petrolün tanımı yapılmıştır.
Daha önce genel kaçak malla ilgili tanımlar içerisinde değerlendiriliyordu,
şimdi özel bir tanım yapılmıştır ve bu tanımın içerisine ulusal marker
da yerleştirilmiştir. Ulusal marker içermeyen, resmî olarak şifrelenen
bir akaryakıt değilse piyasada satılan akaryakıt, bu, doğrudan doğruya
kaçak sayılacaktır.
İkincisi: Dağıtıcı lisans sahiplerine bayilerini
denetleme zorunluluğu getiriliyor. Ana dağıtıcı şirketler tüm
bayilerini denetleyecek, kaçak akaryakıt satmalarını engelleyecek
bir teknik sistemi getireceklerdir ve bundan dolayı da sorumlu olacaklardır.
Üçüncüsü: Yakalanan kaçak petrolün tasfiyesi
kolaylaştırılmıştır. Daha önce, bir kaçak mal yakalandığında, devlet,
idare, bunu elinden çıkarabilmek için büyük zorluklarla karşılaşmaktaydı.
Şimdi, kaçak petrol yakalandıktan sonra, eğer piyasa standartlarına
uygun bir petrolse bu, akaryakıtsa, il özel idareleri tarafından satılacak
-hangi il özel idaresinin sınırında yakalandıysa- eğer standartlara
uygun değilse, bu, TASİŞ'e gönderilecek ve TASİŞ tarafından tasfiye
edilecektir. Burada İhale Kanunu'na tabi olmayacak; elden çıkarılması,
satışı kolaylaştırılmıştır idare tarafından.
Dördüncü nokta: Kaçak petrol satanlara ağır cezalar
getirilmektedir. Onun için, bu cezalarla karşılaşmamanın tek yolu
kaçak petrol satışı yapmamaktır, dürüst çalışmaktır. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Nedir bu cezalar? Kaçak petrol ticaretinden dolayı yakalanan
kişiler iki ile beş yıl arasında hapis cezasıyla cezalandırılacaktır.
Bir, hapis cezası var. İkincisi, idari para cezası var. Yakalanan
kaçak petrolün satış bedelinin -vergiler dâhil- üç katı tutarında
da para cezası öngörülmektedir. Tabii, bu arada, kaçak petrolün
kendisi ve onu taşıyan araç müsadere edilecektir, bunu ayrıca zikretmeye
gerek yok. Üçüncüsü, kaçak petrol ticareti yapanların lisansları
iptal edilecektir. Yani, bir daha, yaşadıkları süre boyunca petrol
sektöründe çalışamayacaklardır. Bu da gerçekten ağır bir cezadır.
Ayrıca, ulusal marker'ı izinsiz olarak üretenler veya satmaya çalışanlar…
Gerçi marker'ın üretimi çok zordur. Belli aralıklarla da TÜBİTAK,
bu, resmî ulusal marker formülünü değiştirerek yenileyecektir.
Ama, bununla birlikte, bazıları, ulusal marker'ı izinsiz üretmeye,
satmaya kalkarsa, bunlara verilen ceza da iki ile beş yıl arasında
olacaktır.
Diğer taraftan, Kanun'la ikramiye sistemi getirilmektedir.
Bir, kaçak petrolü ihbar edenlere verilecek ikramiye, ikincisi
ise, kaçak petrolü yakalayan kamu görevlilerine verilecek ikramiyedir.
Kaçak petrolün sahibi belliyse, vergiler dâhil satış gelirinin yüzde
10'u hemen ihbarcıya verilecektir. Diğer taraftan, yine bir yüzde
10'u da bu kaçak petrolü yakalayan kamu görevlilerine verilecektir.
Yargılama süreci tamamlandıktan sonra, mahkûmiyet hükmü veya müsadere
kararının kesinleşmesinden sonra da, hem ihbarcı hem de yakalayan
kamu görevlileri ayrı ayrı bu bedelin yüzde 15'i kadar daha alacaklardır;
ama, eğer, kaçak petrolün sahibi belli değilse yukarıdaki oranlar
yüzde 50 daha düşük uygulanacaktır.
Buradan şunu anlatmaya çalışıyoruz: Başından
beri yerleştirmeye çalıştığımız sistem, herkese eşit bir yaklaşımı
sergileyen sistemdir. Düzenlemeler, herkesi, sektörde faaliyet
gösteren herkesi, eşit olarak ve eş zamanlı olarak etkileyecektir.
Dürüst, namuslu iş yapanlar, hukuk düzenine saygı duyanlar, haksız
kazanç elde etmeye çalışmayanlar, yasal kâr oranlarını yeterli görenler
bu sistemde kârlı çıkacaklardır; ama, yasal kâr oranlarını yeterli
görmeyenler…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakanım, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF
ŞENER (Devamla) -…hukuk düzenini zorlayanlar, kayıt dışılığı artıranlar,
yasal yükümlülükler dışına çıkanlar ve ülkeye kaçak petrol sokup
bu kaçak petrolün ticaretiyle haksız yere zenginleşmeye çalışanlar
ise bu sistem karşısında mağdur olacaklardır. Bizim bütün çabamız,
bu çalışmalarla ortaya çıkarmaya çalıştığımız, sonuçta, bu ülkede
dürüst ve namuslu vatandaşlar kazansın, ama dürüst ve namuslu vatandaşlar
aleyhine yasalara aykırı faaliyetlerde bulunanlar da kaybetsinler.
Bu anlayış doğrultusunda bu düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemelerin
yapılmasıyla ilgili çalışmalar başladıktan sonra da, zaten bunun
etkileri görülmüştür.
Konuşmamın başında belirttim, akaryakıt satışlarının,
ta 90'lı yıllardan beri artmadığını, benzin satışlarının artmadığını
-araba sayısı artmakla birlikte- söyledim, ama hemen bu çalışmalar
başladığında gördük ki, piyasadaki akaryakıt satışı artmaya başlamıştır.
2006 yılı akaryakıt satışları 2005 yılına göre yüzde 6 fazlalık göstermektedir,
yıllar boyu hiç artmazken ve 2007 yılında ise, ilgili sektörde faaliyette
bulunanların EPDK'ya vermiş oldukları projeksiyondaysa, satış miktarı
yüzde 30 artış öngörülerek verilmiştir. Bunlar, sadece sistemle
ilgili ayak seslerinin etkileridir ama, yasa, Cumhurbaşkanınca
onaylanıp yayınlandıktan sonra artık ayak sesleri olmayacak, yasanın
bizzat kendisi var olacaktır, yaptırımların doğrudan doğruya kendisi
var olacaktır ve artık, kimse, kaçak akaryakıtla kazanmaya değil,
kaliteli ve yasal akaryakıtla kazanmaya başlayacaktır.
Ben, bu Yasa'nın, ülkemize, ülkemizin geleceğine
hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir
tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım.
B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER
1.- Suudi Arabistan-Türkiye
Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Dr. Fahd Bin Jaber Al-Shamri
ve beraberindeki heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının
konuğu olarak ülkemize resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık
tezkeresi (3/1196)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna
TBMM Başkanlık Divanı'nın
22 Ocak 2007 tarih ve 124 sayılı kararı ile Suudi Arabistan-Türkiye
Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Dr. Fahd Bin Jaber Al-Shamri
ve beraberindeki Parlamento Heyetinin, 28 Ocak-2 Şubat 2007 tarihleri
arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'nın konuğu olarak
ülkemize resmî ziyarette bulunmaları kararlaştırılmıştır.
Söz konusu heyetin ülkemizi
ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi
Hakkında 3620 Sayılı Kanun'un 7 nci maddesi gereğince Genel Kurul'un
bilgisine sunulur.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
IV. - KANUN TASARI
VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonunun Millî Saraylar
Daire Başkanlığına Bağlı Millî Saray, Köşk ve Kasırlarda,
26.11.2006-1.12.2006 Tarihleri Arasında İçtüzüğün 177 ve Müteakip Maddeleri
Gereğince Yaptığı Denetimle İlgili Rapor (5/24) (S. Sayısı: 1316)
(x)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonunun, Millî Saraylar
Daire Başkanlığına bağlı millî saray, köşk ve kasırlarda,
26/11/2006-1/12/2006 tarihleri arasında İç Tüzük'ün 177 ve müteakip maddeleri
gereğince yaptığı denetimle ilgili b ir raporu vardır. Bu rapor,
1316 sıra sayısıyla bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır. Ayrıca,
bugünkü Tutanak Dergisi'ne de eklenecektir.
Bilgilerinize arz ediyorum.
Meclis araştırması açılmasına
ilişkin bir önerge vardır, okutuyorum:
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
C) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Bursa Milletvekili
Faruk Anbarcıoğlu ve 26 milletvekilinin, İznik Gölü'ndeki çevre
sorunlarının araştırılarak bölgede sürdürülebilir gelişme sağlanması
için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/418)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Marmara Bölgesi ve ülkemiz
için önemli olan ve ayrıca uluslararası koruma altında olan (RAMSAR),
İznik Gölü'nün kirlenmesine sebep olan Nadır Deresi ve diğer derelerin
kirliliğinin önlenmesi için tedbirler alınmasını, gölde giderek
azalan balık türünün bu sayede artışa geçerek eski rakama ulaşması
ve balıkçılıkla geçinen bölge halkının refah ve gelir düzeyinin
artması, ayrıca zararlı ve tehlikeli atıklardan arındırılması
amacıyla Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri
gereğince bir "Meclis Araştırması" açılmasını arz ve teklif
ederiz.
(x) 1316 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.
1- Faruk Anbarcıoğlu (Bursa)
2- Mustafa Dündar (Bursa)
3- Mehmet Emin Tutan (Bursa)
4- Recep Yıldırım (Sakarya)
5- İlhan Albayrak (İstanbul)
6- Adem Baştürk (Kayseri)
7- Murat Yıldırım (Çorum)
8- Sedat Kızılcıklı (Bursa)
9- Ahmet Büyükakkaşlar (Konya)
10- Yüksel Çavuşoğlu (Karaman)
11- Alim Tunç (Uşak)
12- Enver Yılmaz (Ordu)
13- İrfan Rıza Yazıcıoğlu
(Diyarbakır)
14- Mustafa Ilıcalı (Erzurum)
15- Mustafa Nuri Akbulut (Erzurum)
16- Cahit Can (Sinop)
17- Eyüp Ayar (Kocaeli)
18- Ali Yüksel Kavuştu (Çorum)
19- Muharrem Candan (Konya)
20- Mustafa Ünaldı (Konya)
21- Osman Kılıç (Sivas)
22- Yekta Haydaroğlu (Van)
23- Ali Ayağ (Edirne)
24- Mehmet S. Tekelioğlu (İzmir)
25- Muharrem Karslı (İstanbul)
26- Hasan Anğı (Konya)
27- Mehmet Çiçek (Yozgat)
Gerekçe:
Marmara Bölgesinin en
büyük, Türkiye'nin ise 5. büyük doğal gölü olan İznik Gölü, Bursa'nın
Orhangazi ilçesinde yüzölçümü 298 km² olan bir tatlı su gölüdür.
En büyükleri kuzeydoğudaki
Karasu ve güneybatıdaki Sölöz olmak üzere, derelerin göle girdiği
noktalarda küçük deltalar ve geniş sazlıklar oluşmuştur. İznik Gölü
kış aylarında önemli sayıda su kuşu barındırmaktadır. İç Anadolu
gölleri donduğunda kuşlar için önemli bir sığınak oluşturduğu söylenebilir.
Göl bütünüyle tarım
alanları ve zeytinliklerle çevrilidir. Tarım alanları için gölden
su alınmaktadır. İznik, Çakırca, Boyalıca ve Gölyaka'da Su Ürünleri
kooperatifleri bulunur.
Orhangazi'deki sanayi
tesislerinden, çevredeki yerleşim birimlerinden ve küçük zeytinyağı
fabrikalarından göle atıklar karışmaktadır. Bundan kaynaklanan
aşırı yosunlaşma ve toplu balık ölümleri dikkat çekmektedir. Daha
önceleri en az 8 tür balık yetişen gölde, son yıllarda bu sayı 3-4 türe
kadar düşmüştür.
Halk arasında ilik balığı
ve kepekleme olarak bilinen balık türlerine artık çok ender rastlanmaktadır.
Gölde en çok avcılığı yapılan gümüş balığı yıllık 2.000 ton civarında
avlanmakta olup tamamı ihraç edilmektedir. İznik Göl'üne ait bir tür
olmayıp yakın zamanda görülmeye başlanan ve çoğalan bu balık, diğer
türleri ve gölün doğal dengesini etkilemiştir. Ayrıca geçmiş yıllarda
bolca avlanan ve önemli gelir kaynağı olan kerevit 1980'lerden sonra
azalma göstermiştir. Bunun nedeni olarak ülkemiz iç sularında görülen
kerevit vebası adlı mantar hastalığı gösterilmektedir.
Gölün batısındaki su
durdurma yapısının varlığı sonucunda 416 hektar sulak alan kurutulmuştur.
Bu yapı, gölü kısmen bir su haznesine dönüştürmüş, su seviyesini
yükseltmesi sonucunda sazlık ve bataklık alanlarda azalma olmuştur.
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge gündemdeki yerini
alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme,
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
V. - ÖNERİLER
A) SİYASİ PARTİ
GRUBU ÖNERİLERİ
1.- (10/339) esas numaralı
Meclis araştırması önergesinin ön görüşmesinin görüşme gününe
ilişkin CHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun,
30.01.2007 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları
arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını
saygılarımla arz ederim.
Prof.
Dr. Haluk Koç
Samsun
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Gündeminin Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına
Dair Öngörüşmeler Kısmının, 273 üncü sırasında yer alan (10/339)
Esas Numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul'un;
30.01.2007 Salı günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin lehinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Trabzon Milletvekili Şevket Arz.
Sayın Arz, buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar Trabzon'da yaşanan
olayların, cinayetlerin nedenlerini, etkilerini, sorumlularını
belirlemek, alınması gereken önlemlerin tespiti için 22/2/2006 tarihinde
Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiş olduğum araştırma önergesiyle
ilgili söz almış bulunuyorum.
Meydana gelen olaylar
herkesi üzmüştür, herkesten daha fazla Trabzonluları üzmüştür.
Trabzon üzerinde oyunlar oynanıyor. Bu oyunlarla Trabzon üzerine
bir gölge düşürülmek isteniyor.
Bu ülkeyi yönetenlerin
hatalarının sorumluluklarını Trabzonlulara yıkmaya kimsenin
hakkı yoktur. Çocuklardan katil yaratan ortamı sorgulamadan bir
yere varamayız.
Bu ortamı kimler yaratmıştır?
Rahip Andrea Santoro ve Hrant Dink'in öldürülmesine üzülmeyen Trabzonlu
yoktur. Bu cinayetler sonrası Trabzon'a karşı TV kanallarında linç
kampanyası başlatılmıştır. Hayatında hiç Trabzon'u görmeyen, hiç
Trabzonlu dostu olmayanlar "Trabzon'da neler oluyor?" deyip
saldırmaya başlıyorlar. Bunlara Trabzon'un bir deyimiyle cevap vermek
istiyorum: Trabzon'da ölünüzün körü oluyor!
Trabzon'un saygın ailelerinden
Samast ailesine saldırıyorlar, Trabzon'un örf, âdet, gelenekleriyle
alay ediyorlar. Trabzon Çiftetellisi/ Kolbastısı balıkçı figürleriyle
doludur, piri de "Farozlu Gıymetli" denen bir balıkçıdır;
ama, buna çok ağır hakaret dolu sözler kullanmaktadırlar. Yüz yıla
yakındır da Trabzon'da bu oyunlar oynanmaktadır.
Cinayet failinin kimliği
tespit edilmeden önce televizyonlarda görüntüsünü gören Ahmet Samast
hemen güvenlik güçlerine başvurarak "Bu benim oğlum." demiştir.
Böyle babayı Türkiye'de kaç tane bulursunuz? Bu da Trabzonlunun, Samast
ailesinin ne kadar duyarlı olduğunu göstermektedir. Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan sürekli emniyet güçlerine teşekkür etmektedir.
Halbuki, en az onlar kadar failin kimliğinin ortaya çıkmasında babası
Ahmet Samast da katkıda bulunmuştur, ondan da en azından bahsetmesi
gerekirdi.
Bütün bu olayların arkasında
yatan ekonomik nedenleri görmemezlikten gelemeyiz. 1990'lı yıllarda
Sarp Sınır Kapısı'nın açılmasıyla, Trabzon'da, Doğu Karadeniz'de,
Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, Rusya'yla çok ciddi ticari canlanma
yaşanmıştır. Bu ilişkiler sonucu sosyal yapımızda da birtakım etkilenmeler
olmuştur. İlk başlarda çok iyi giden ticari ilişkiler, 2002 sonrası,
gerek siyasi iktidarın yanlış uygulamaları gerekse yerel halkın
ticaretteki yanlışları nedeniyle her gün daha da kötüye gitmiştir.
Bu ticaretin olumsuzlukları ortaya çıkınca çek, senet tahsilatında
sıkıntılar yaşanmıştır. Diğer ülkelerde, Kafkasya'da var olan mafyalar
Trabzon'da ayak oluşturmaya çalışmışlar, bunda da başarılı olmuşlardır.
Son on yılda fabrika bacalarının tütmediğini, Trabzon'da işsizliğin
en yüksek seviyeye yükseldiğini, kahvehanelerin diplomalı gençlerle
dolduğunu görmekteyiz.
Tarımda yaşanan olumsuzluklarla
beraber, Trabzon, Türkiye'nin en fazla işsizinin yaşadığı illerden
birisi olmuştur. Son on yılda ekonomik geliri yüzde 33 azalmış. Trabzon'un
merkezinde ve güneyinde, Akçaabat'ta tütün üretilirdi. IMF'nin talimatıyla
ANAP tarafından komaya sokulan tütün üreticilerinin, AKP İktidarı
tarafından cenazeleri kaldırılmıştır.
Fındık geçen yıl 7 milyon
TL iken, bu yıl 2,5 milyon TL'dir. Fındıkçı perişandır. Daha 2004 yılı
afet paraları ödenmemiştir. Bak, bunun altını özellikle çiziyorum:
2004 yılı afet paraları fındıkta hâlâ ödenmemiştir.
Çay üreticisi, uygulanan
kota nedeniyle zor durumdadır. 2006 yılında, Hükûmetin göz yummasıyla,
50 bin ton kaçak çay sınırlarımızdan içeri girmiştir. Tütünde oynanan
oyunlar şimdi de çayda oynanıyor. Uluslararası çay tekelleri, şimdi,
Türk halkının damak tadını değiştirmeye çalışıyorlar. Ondan sonra,
yerli çayı da yok edecekler.
Trabzon'da, tarımdan geçinen
vatandaşlarımızın ekonomik durumları içler acısıdır. Bu vatandaşlarımızın
ceplerinde harçlıkları olmadığından, çarşıya gitmek için dolmuşa
binemiyorlar, esnaftan alışveriş yapamadıkları gibi, çocuklarının
dershane paralarını yatıramıyorlar, çocuklarının ceplerine
harçlık koyamıyorlar.
Trabzon'da, bazı gençler,
ekonomik durumlarının kötülüğü nedeniyle, kabadayı ve zorba davranışlarıyla
toplumda yer bulma çabası içindedirler. Bu ortam, radikal siyasi
eğilimler tarafından istismar edilmektedir.
"Trabzon Belediyesine
adam alınacak" diye bir haberin şehirde yayılması sonrası,
Trabzon Belediyesinin böyle bir talebi olmamasına rağmen, Trabzon
Belediyesine 10 bin kişi iş başvurusunda bulunmuştur. Bu da işsizliğin
Trabzon'da ne boyutta olduğunu göstermektedir.
Trabzon ilinin nüfusu 1
milyon 150 bindir. En uzak ilçesi merkeze kırk beş dakikadır. Trabzon,
Doğu Karadeniz'in olduğu kadar, kısmen de Doğu Anadolu'nun da önemli
merkezi sayılmaktadır. Trabzon'un merkezine her gün yüz binlerce insan
çeşitli nedenlerle sabahları gelip, akşamları ikametlerine geri
dönmektedirler. Bugün, büyükşehir statüsündeki birçok ile uygulanan
kriter, Trabzon'a uygulandığı takdirde, Trabzon'un nüfusunun, bugün
var olan birçok büyükşehirden daha büyük olduğunu görmek mümkündür.
Trabzon'un büyükşehir
olmasıyla Valiliğimiz, güvenlik güçlerimiz ve Belediyemiz daha
da güçlenecektir. Trabzon'un büyükşehir olması konusundaki kanun
teklifim, 22/12/2003 tarihinden beri Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığında bekletilmektedir. Bakın, bu tarihi özellikle veriyorum,
çünkü ben Trabzon'un büyükşehir olması için verdiğim önerge sırasında,
Trabzon Belediyesi AKP İktidarındaki partinin yönetimindeydi.
Ne kadar samimi olduğumuzu burada da, özellikle, belirtmek istiyorum.
Trabzon'a önemli olan hizmet etmektir, siyasi iktidarda kim olursa
olsun mantığıyla bakmadığımız buradaki önergenin tarihinde de
açık olarak bellidir.
Agos gazetesi Genel Yayın
Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesi sonrası, AKP Hükûmeti kendisini
Trabzon'a atadığı vali ve emniyet müdürünü görevden alması, Trabzon'un
sorunlarını zamanında görmemiş olmasının önemli göstergesidir.
Bu olay nedeniyle Trabzon Valisi ve Emniyet Müdürünü görevden alıyorsanız,
Ankara, İstanbul, İzmir vali ve emniyet müdürlerini yüz kere görevden
almanız lazım.
Trabzon, İstanbul, Roma,
Paris'ten önce kurulmuş bir şehirdir. Dört yüz yıllık bir tarihî geçmişi
vardır. Trabzon, şehzadeleri yetiştirmiştir. Yavuz Sultan Selim'in
valilik yaptığı, Kanunî Sultan Süleyman'ın doğup, büyüdüğü, Başbakan
Hasan Sakalar'ın, Hasan İzzettin Dinamoların, Bedri Rahmi Eyüboğluların
yetiştiği şehirdir. O Trabzon ki, her dinden, her görüşten insanı
içinde barındırmıştır.
Trabzon Lisesinin, Trabzon
İdman Ocağı Spor Kulübünün kalecisi Trabzonlu Doktor Krino Kafato'yu
Trabzon'da tanımayan yoktur. Doktor Krino Kafato, şu anda Kanada'da
yaşamakta ise de her yıl Trabzon'a gelir, arkadaşlarıyla birlikte
eski günleri yâd ederler. Trabzon onu, o, Trabzon'u unutamaz.
Osmanlı dönemi yazarlarından
Ermeni asıllı Agop Baronyan'ın "Bağdasar Kardeşler" adlı
oyunu, şu anda Trabzon'da, Ermeni Rejisör Hrant Hakopyan ile Trabzonlu
oyuncular tarafından ortaklaşa iki aydır sergilenmektedir. Trabzon
bu güzellikleri yaşıyor. Trabzon'un bu yüzünü görmeliyiz.
Elli dört ülkeden Trabzon'a
gelenler yaylalara kadar çıkmışlardır. Özel uçaklarla Trabzon'a gelen
yabancılar yaylalara gezmeye, çiçek böcek incelemeye mi geliyorlar?
Bu da önemli bir soru işaretidir.
Bugün, Trabzonlu gencin
okumak ya da futbol oynamaktan başka şansı yoktur. Türkiye'deki profesyonel
futbol takımlarında 300'e kadar Trabzonlu futbolcu vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Arz, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
ŞEVKET ARZ (Devamla) -
Bu, Trabzon için çok önemlidir.
Ülkemizin gelişmiş güzel
kenti Trabzon, son günlerde ortaya çıkan olumsuz olaylar nedeniyle
hiç hak etmediği şekilde Türkiye ve dünya gündeminde yer almaktadır.
Halkının millî duyguları yüksek olan, çabuk heyecanlanan Trabzonludan
birileri yararlanmak, kendi amaçlarına ulaşacaklarını sanıyorlar.
Bazı olayları örneklersek:
Sebatspor Kulübü Başkanının ayağından vurulması, Gaziantepspor
Kulübü Yöneticisinin Trabzon Havaalanında dövülmesi, PKK militanlarının
sabotaj hazırlığı sırasında patlayıcılarla birlikte 1'i ölü, 1'i
yaralı, diğerinin de sağ olarak yakalanması, bir siyasi partinin
ve derneğinin bombalanması, daha çok Doğu Anadolu kökenlilerin
gittiği kahvehanelerin bombalanması, Trabzonsporlu 2 millî futbolcunun
eşlerinin arabaları ile iş yerlerinin kurşunlanması, bir din adamının
ibadet yerinde öldürülmesi, Esiroğlu Beldesinde iki kuzen, Mustafa
Eyüpoğlu ve Çağdaş Eyüpoğlu'nun öldürülmesi, failinin şaibeli bir
şekilde yakalanmayışı… Evet, bunun altını çiziyorum özellikle.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Arz, lütfen,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
ŞEVKET ARZ (Devamla) -
Bir dakika müsaade eder misiniz.
Son olarak da Hrant Dink
cinayetinin failinin Trabzonlu oluşu, bütün bunlar olurken Trabzonluyu
kırmamaya herkesin özen göstermesini diliyorum. Hiç kimsenin,
Trabzon ve Trabzonluya hakaret etmeye hakkı yoktur. Trabzon'u ve yaşananları
iyi tahlil edersek bunlarla mücadelede o derece başarılı oluruz.
Bu nedenle önergemin kabul
edilmesini diliyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergenin aleyhinde,
Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş.
Sayın Göktaş Buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; verilmiş olan
önergenin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
Trabzon, ülkemizin en
önemli şehirlerinden biridir. Bilimiyle, sanatıyla, kültürüyle,
turizmiyle, sanatçısıyla, siyasetçisiyle, sporuyla, iş adamlarıyla
ülkemize katkısı olan dinamik bir şehirdir hatta Çanakkale Savaşlarında,
Trabzon Lisesi, savaşa öğrencilerini gönderdiği için, lisesi,
okulu üç yıl mezun vermeyen bir şehrimizdir.
Son günlerde, gerçekten,
Trabzon'umuz birtakım olumsuz olaylarla, aslında Trabzon'umuzun dışında
tezgâhlanan birtakım olumsuz olaylarla gündeme gelmesi bütün Trabzonluları
ve Karadenizlileri son derece üzmektedir.
İşte, bu önerge de böyle
olumsuzluğu ortaya koyan, bütün olumsuzlukları ortaya çıkaran
bir önerge olduğu için gerçekten okuyunca ben de üzüldüm. Önergeye bakıyorum,
yarım sayfa, aşağı yukarı bir sayfası Trabzon'da meydana gelen asayiş
olaylarını sıralıyor. Ama, dikkatimi çeken bir asayiş olayını niye
koymadı diye de merak ettim. Türkiye Cumhuriyeti devletinin saygın
Başbakanına yumurta atan, bir merasimde, çok önemli bir merasimde
yumurta atan ve CHP'li Trabzon Belediye Başkanı tarafından âdeta
taltif edilerek işe alınan kişiyle ilgili olayı bu önergeye de yazmasını
beklerdim şahsen.
Evet, değerli arkadaşlar,
bu olayları sıralamak, bu olayları bu önergeye yazmak, bu olayları
Meclisin tutanaklarına koymak kadar Trabzon'a büyük bir haksızlık
yapmak olamaz. Bu, Trabzon'a yapılmış en büyük haksızlıktır. Bu olayları,
öncelikle Trabzonluya mal etmek, Trabzon'dan kaynaklandığını takdim
etmek ve konuşmak büyük bir hata, büyük bir yanlışlıktır.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Çarpıtıyorsun, çarpıtıyorsun!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Olaya, arkadaşlar, olaya, arkadaşlar, bu şekilde…
Ben seni dinledim oturduğum
yerde, sen de dinle lütfen.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Ama çarpıtıyorsun, ben öyle bir şey söylemedim.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Dinle! Dinle!
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Ben öyle bir şey söylemedim.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Ben, seni kastetmiyorum, genel konuşuyorum.
Bu olaya, arkadaşlar,
bu şekilde bakarsak, bunu çözemediğimiz gibi, böyle birçok olayları
burada konuşmak zorunda kalırız.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Konuşuyoruz!.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Onun için, bu olaylara, bu şekilde, bu gözle bakmamalıyız.
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Haber vermiş, ihbar etmişler.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Bakın arkadaşlar…
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- İhbar etmiş adamlar, isim de vermişler.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Bakın arkadaşlar…
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Kimin öldüreceğini de söylemişler.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Kardeşim, otur oturduğun yerde, ne konuştuğumu dinle!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
lütfen. Lütfen arkadaşlar dinleyelim.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Oturduğun yerde dır dır dır konuşmaya gerek yok.
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Oturduğum yerden konuşacağım tabii, ayağa mı kalkacağım.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Otur be!
BAŞKAN - Sayın Ercenk,
lütfen…
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- İhbar ediyorlar size, şu adam Hrant Dink'i öldürecek diyorlar, ama
kimse seslenmiyor.
BAŞKAN - Sayın Ercenk,
böyle bir üslup yok!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Değerli arkadaşlar… Bakın arkadaşlar…
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Ondan sonra çıkıp konuşuyorsunuz burada.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Bakın arkadaşlar, geçen yıl, geçen yıl Danıştay saldırısı oldu,
Danıştay saldırısı oldu. Orada bir kişi yakalandı ve olay, sanki
bitmiş gibi, kapandı gitti. Bu saldırıyı,
kim, kimler, niye yaptı konusuna bugüne kadar eğilmiş değiliz ve sonuç
daha henüz çıkmış değil.
MEHMET S. KESİMOĞLU
(Kırklareli) - Hükûmet sizsiniz!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, bunu yaptıranlar, özellikle o gün, o olaydan
bir gün önce bu saldırıyı yapan kişiyle konuşan şahıs arandı ve hastane
kapısında bulundu. Neyle? Bıçaklanmış bir vaziyette bulundu. Kim
bıçakladı? Niye bıçakladı? Niye burada? Kim getirdi belli değil.
Mahkemeye çıkıyor, mahkeme bırakıyor. Arkasından "Atabeyler"
diye -Aslanbeyler mi?- vatan kurtaran aslanlar çıktı. Hücre evi, onlar
bulunuyor. Evlerde bir atom bombası eksikti herhâlde, lav silahlarına
varıncaya kadar hepsi vardı. Başbakanın yolunun krokisine kadar
vardı. Ama, ne hikmetse onlar da gitti, onlar da serbest.
Rahip saldırısı meydana
geliyor, bir genç yakalanıyor, özellikle seçilmiş bir genç yakalanıyor.
Bu gencin de annesi babası ayrı. Bir Glock marka tabanca, ki, 5 bin dolarlık
bir tabanca bu. Bu nereden, kim aldı, kim verdi, bu belli değil ve o şekilde
bu da kapanıyor.
Arkasından, yine, arkadaşlar,
bir başka olayla karşılaşıyoruz. Karşılaştığımız diğer olay da son
Agos gazetesi yazarıyla ilgili, Genel Yayın Yönetmeniyle ilgili,
Hrant Dink'le ilgili olay. Bu olayı yapan şahıs şu anda hapiste. Acaba,
sorsanız ona şu anda "bu şahıs, bu Hrant Dink denen gazeteci ne dedi?
Ne dedi diye sen bu adamı öldürdün?" diye sorsanız, bunun cevabını
verecek durumda değil.
MUSTAFA CUMUR (Trabzon)
- Adamı bile tanımaz.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Tanıma da tanımaz.
Şimdi, burada, olayların
birbirine çok örtüştüğü, benzeştiği durumlar var arkadaşlar. Bu,
aslında, böyle vatanseverlik adı altında "Türkiye'yi kurtaracağım"
diyen ve vatanı, gerçekten gençleri zehirleyen, gençlerimizi bu
konuda bu işlere alet eden birtakım tezgâhtarlar var ve birtakım piyonlar
var. Benim için bunların PKK'dan da farkı yoktur arkadaşlar, bunu yaptıranların.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Arkadaşlar, bunlar Türkiye'nin istikrarına,
Türkiye'nin gelişmesine, Türkiye'nin ekonomisine, Türkiye'nin kalkınmasına
sıkılan kurşunlardır.
Şimdi, diyorlar arkadaşlar,
konuşuyoruz, diyorlar ki: "Efendim Türkiye'deki işsizlik, Trabzon'daki
işsizlikle ilgili, işte, bundan dolayı bu gençler…" Hayır. Biz,
işbaşına geldiğimiz zaman Türkiye'deki millî gelir ortadaydı,
Trabzon'da da ortadaydı. 1.506 dolarla biz Trabzon'u teslim aldık,
millî geliri. Şu anda Trabzon'un millî geliri 4.500 dolar, fert başına
millî gelir bu. [CHP sıralarından gülüşmeler]
OSMAN ÖZCAN (Antalya) -
At babam at!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Yani, sizin tabii hazmedemediğiniz bir olay. Bu, sizin yapacağınız
bir iş değil. Sizin yetmiş senedir Trabzon'u ne hâle getirdiğiniz ortada,
yetmiş senede 1.506 dolara getirdiniz; biz, 3 misli artırdık, 4.500
dolara çıkardık Trabzon'u. Tabii gülerseniz, çünkü sizin yaptığınız
bir şey yok. Bu, eseriniz bu!
ATİLA EMEK (Antalya) -
Trabzonlu ne diyor?
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Arkadaşlar, Trabzonlu, az önce konuşmamın başında söyledim, vatanseverdir,
vatanına bağlıdır. Bu olaylarda… Trabzon yatırımlardan en çok payını
alan on vilayetten biridir ve altın dönemini yaşıyor. Bilmiyorsan
oku, öğrenirsin. O bakımdan, arkadaşlar, bu olaylara Trabzon asla
prim vermez ve vermeyecektir de. Ama, Trabzonlu 2 tane, annesi babası
ayrılmış genci bulup, dışarıda tezgâhlanıp, bizim çocuklarımızı
bu işe alet eden, az önce söylediğim kişiler var. Bizim, esas bunların
üzerine varmamız lazım.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Onları
araştıralım işte.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Yoksa, bu önergeyi burada gündeme getirip, bu önergeyi burada kabul
edip, iki ay, üç ay Trabzon'un olumsuzluğunu tartışmaya benim gönlüm
razı olmaz. O bakımdan, arkadaşlar, burada, Trabzon'u bu tip olaylara
alet etmenin ne kadar yanlış olduğunu, ne kadar doğru olmadığını
özellikle size söylemek isterim.
Değerli arkadaşlar, yine
Trabzon'un büyükşehir olmasıyla ilgili bir teklifte, temennide bulundu
arkadaşımız. Trabzon'un büyükşehir olmasıyla ilgili birtakım
şartlar vardır, bu şartlar olmadan, oluşmadan büyükşehir olmaz.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Siz yasa değiştirmeseniz olacaktı.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Kâğıt üzerinde büyükşehir olmuş ne olacak, olmamış ne olacak? Önemli
olan, şehri büyükşehir şeklinde imar etmek, büyükşehrin ihtiyaçları
olan ihtiyaçları şehre taşıyabilmektir. İşte, biz de onu yapıyoruz
Trabzon'da. Bugüne kadar Trabzon altın dönemini yaşıyor. Her şeyiyle
Trabzon… Yarım bırakılan bütün eserler Trabzon'da yapılmış. Otuz senedir
bitmeyen Tanjant Yolu bizim dönemimizde yapılmıştır. Yüzde 48'i,
arkadaşlar, otuz senedir yüzde 48'i yapılmış olan Tanjant Yolu'nun
yüzde 52'sini biz yaptık, bizim dönemimizde yapıldı.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Yüzde 5'i, yüzde 5'i... 700 metre yaptınız 7 kilometrelik yolda.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Sahil Yolu'nun, on dört yıldır yüzde 48'i bitmiş, üç senede, dört senede
de yüzde 52'sini biz yaptık, bizim zamanımızda yapıldı. Doğal gaz bizim
zamanımızda geldi. Dört tane, beş tane yeni fakülte bizim zamanımızda
geldi arkadaşlar. Yani, Trabzon, her yönüyle, bütün ihtiyaçları
karşılanmış, ekonomiden fevkalade fazla payını almış, millî geliri
artmış, Türkiye genelinde olduğu gibi, yüzde 11,5'tan, işsizliği
yüzde 9,5'a düşüren vilayetlerin bir tanesidir. O bakımdan, bu olayları
Trabzon'a, Trabzonluya mal etmek doğru değildir. Bu olayların ucu dışarıdadır,
bu olayları tezgâhlayanlar dışarıdadır.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Bulalım
onları…
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Bunun, bu önergenin bu açıdan gündeme alınmasını ben doğru bulmuyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Niye aldın Valiyi, Emniyet Müdürünü görevden?..
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Göktaş.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla)
- Bu açıdan, bu olayların, bu önergenin gündeme alınmasını ben doğru
bulmuyorum.
Eğer, Emniyet Müdürü,
Vali görevden alınmışsa, bu, Hükûmetin takdiridir. Bunu zaten atayan
Hükûmettir, alan da Hükûmettir, öyle takdir etmiştir.
Ama, şurada bir azim var,
bir kararlılık var: Ne pahasına olursa olsun, bu olayla ilgili ve
bundan önceki olaylarla ilgili bütün fotoğraf, net bir şekilde ortaya
çıkacaktır.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Hep beraber yapalım onu, hep beraber…
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Saygıdeğer arkadaşlar,
sizlerin takdirine ve özellikle de grup başkan vekillerinin takdirine
sunuyorum. Bir kısım arkadaşlar çıkıp konuştuğu zaman herkes dinliyor,
ama, bazı arkadaşlar veya bazı siyasi parti gruplarına mensup arkadaşlar
olduğu zaman, sürekli olarak, bu isimleri de grup başkan vekillerinin
bildiği arkadaşlarımızın, arkadaşı kürsüde huzursuz etmesinin
hiçbir anlamı yoktur.
Takdirlerinize sunuyorum,
o arkadaşlarımızı da uyarıyorum.
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Efendim, doğru konuşsunlar, biz de bir şey söylemeyelim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Doğru konuşmayı
senin takdir edecek hâlin yok Sayın Ercenk! Lütfen… Böyle bir yetkiniz
de yok, böyle bir göreviniz de yok. Lütfen…
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Ben gerçeği söylüyorum…
BAŞKAN - Lütfen…
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Diyorum ki: On gün önce ihbar etmişler, o adam öldürülecektir demişler…
BAŞKAN - Sayın Ercenk,
hatipleriniz var, sözcüleriniz var, çıkar, konuşur, söylerler…
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Ben yerimden söylüyorum…
BAŞKAN - Veya böyle bir
şey varsa, çıkıp basın toplantısı yaparsınız, diğer şeyleri yaparsınız.
Böyle, laf atmakla olmaz bu işler!
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Bu Mecliste doğruları söylemek gerekiyor Sayın Başkan.
ALİM TUNÇ (Uşak) - Gel, burada
konuş!..
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Gel, konuş!..
BAŞKAN - Cumhuriyet
Halk Partisi Grup önerisinin lehinde, İstanbul Milletvekili Halil
Akyüz.
Sayın Akyüz, buyurun
efendim.
HALİL AKYÜZ (İstanbul)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Trabzon Milletvekili Sayın
Şevket Arz'ın, son yıllarda Trabzon'da cereyan eden olaylarla ilgili
bir Meclis araştırması önergesi üzerine tartışıyoruz. İki Trabzonlu
hemşehrim konuştular: Birisi lehte, birisi aleyhte konuştu. Şimdi
ben düşünüyorum, ortadan mı konuşsam acaba?
MUSTAFA CUMUR (Trabzon)
- Trabzon'u anlat.
HALİL AKYÜZ (Devamla) -
İki sevgili arkadaşımın konuşmalarında, gerçi, çok büyük çelişkiler
görmedim.
Değerli milletvekilleri,
Trabzon, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı'ya sonra
da Türkiye Cumhuriyeti'ne kazandırılmış çok önemli, çok değerli
bir ilimizdir.
SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya)
- Sayın Akyüz, 1463...
HALİL AKYÜZ (Devamla) -
Bu bakımdan, söylememiz gerekiyor ki, Fatih Sultan Mehmet'in iki
önemli fethi vardır: Birisi İstanbul'un fethidir, diğeri Trabzon'un
fethidir. Yani, Fatih Sultan Mehmet de, Trabzon'a İstanbul'dan sonra
en büyük değeri vermiş ve Trabzon'u fethetmeden Anadolu'yu fethedemeyiz
anlayışıyla Trabzon'u fethetmiştir. Şimdi ben ona rahmet diliyorum,
Trabzon ve İstanbul gibi iki önemli ili bize fethedip bıraktığı için.
Arkadaşlar, Trabzon fethedildiğinden
bu yana, gerçekten, Osmanlı'nın ve Türkiye Cumhuriyeti'nin sanatına,
kültürüne, edebiyatına, sporuna ve kalkınmasına büyük önem vermiştir
ve büyük katkılarda bulunmuştur.
Şimdi Trabzon'da ufak tefek
olaylar olmuştur. Trabzon'da ufak tefek olaylar olmuştur ama, bu ufak
tefek olayların üzerine iki önemli olay gelmiştir, iki önemli cinayet
gelmiştir ve bu iki önemli cinayet, Trabzon'da olan diğer ufak tefek
olayları da, sanki, onlara paralel olarak gündeme getirmiştir. Bu,
doğru değildir. Geçen yıl öldürülen rahip önemli bir olaydır.
MUSTAFA CUMHUR (Trabzon)
- Öbürü İstanbul'da oldu.
HALİL AKYÜZ (Devamla) -
Bir çocuk tarafından öldürülmüştür. Yani, on sekiz yaşına gelmemiş
gençlere, biz, yasal olarak "çocuk" diyoruz, tıbbi olarak da
"çocuk" diyoruz. O, Trabzon'da işlenmiştir.
İkinci önemli olay, Trabzon'da
işlenmemiştir, İstanbul'da işlenmiştir. Ama, bir Trabzonlu genç seçilmiştir.
Bu da önemli bir olaydır ve bu iki önemli olay üzerine Trabzon hakkında
olmadık dedikodular çıktı. Hatta "Trabzon'a ordu el koysun"
dendi. Yani, bir vilayette sıkı yönetim ilan edilebilir, ama, o vilayete
ordunun el koyması anlamına gelmez bu. Bu vesileyle, hatta, Türkiye'de
el koyma olayları da gündeme gelmiştir.
Arkadaşlar, bir ilden 2
çocuk çıkar, bunların beyinleri yıkanır, bunlara cinayet işlettirilebilir.
Orada yaşayan 1 milyon insanın onuruyla oynanmaz ve Türkiye'deki
birçok kesim, bu olaylarda Trabzon halkının onurunu korumuştur. Onlara,
Trabzon halkı adına da teşekkür ediyorum, Trabzonlular adına da teşekkür
ediyorum. Ama, bazı kendini bilmez veya bu tip olayların daha büyük
gerilim yaratmasından belki de medet uman bazı çevreler de Trabzon'u
alabildiğine eleştirmiş.
Arkadaşlar, 1980 12 Eylülünden
önce de -hatırlayanlar olabilir aranızda- Trabzon'da cinayetler işlenmiştir.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - 80
cinayet, 80.
HALİL AKYÜZ (Devamla) -
Cinayetler işlenmiştir, siyasi cinayetler işlenmiştir, ama, bunların
hiçbirisinin katili Trabzonlu değil. Onu biliyor muydunuz? Böylece
başladı Trabzon'da cinayet serisi.
Arkasından, Gazi olaylarının
duruşmaları Trabzon'a alındı. Trabzon halkı elbette milliyetçidir,
ama katil değildir. Milliyetçilik adına masum insanları öldürmeyi
Trabzon halkı hiçbir zaman düşünmemiştir, düşünmez. Vatanına ve
milletine sahip bir millettir Trabzonlular. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Ama geldiniz, hangi nedenle İstanbul'dan Gazi davasını
Trabzon'a aktardınız?
DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU
(İstanbul) - Mahkeme…
HALİL AKYÜZ (Devamla) -
Dolayısıyla, birtakım grupları, birtakım fraksiyonları Trabzon
sokaklarında cirit attırdınız ve Trabzonlu gençleri de tahrik ettiniz.
Kim yaptı bunları? Tahrik ettiniz arkadaş. Kim ettiyse bunu, suçludur
bana göre. Dolayısıyla, bu tahrik olayından yararlanan birtakım
şebekeler -ki, ben o şebekelerin de Trabzonlu olduğunu zannetmiyorum,
o şebekelerin de kökü Trabzon'un dışındadır- Türkiye'yi karıştırmak
için, kaos yaratmak için, halkı birbirine düşürmek için, yıllardan
beri Türkiye'de oyun oynanıyor. Oynanmıyor mu? Alevi'yi Sünni'yi birbirine
düşürmek, Kürt'ü, Türk'ü birbirine düşürmek, sağcıyı solcuyu birbirine
düşürmek gayretleri olmadı mı Türkiye'de? Büyük çapta olmadı mı?
Bunların içeride ve dışarıda müttefikleri yok muydu? Ama görüyorsunuz
ki Anadolu insanı, Türk milleti dünyanın en asil milletidir. Sağcıyı
solcuyu çatıştırdılar, halkı ortak edemediler. Alevi'yi Sünni'yi
birbirine düşürmek istediler, halkı ortak edemediler. Edebildiler
mi? Kürt'ü Türk'ü şimdi birbirine düşürmek, vurdurmak istiyorlar, başaramıyorlar
ve başaramayacaklardır. Trabzon'da oynanan oyunlar, arkadaşlar,
bu anlayışın bir modelidir.
Biz, elbette, hem rahip
olayında hem Hrant Dink olayında üzüntü duyduk tabii. Hrant Dink olayını
biz iki bakımdan değerlendirdik, gördük: Abdi İpekçiler, Çetin Emeçler,
Uğur Mumcular serisinden bir gazeteci, bir yazar, bir fikir adamının
öldürülmesi olarak değerlendirdik, onun için de binlerce insan cenazesine
gitti, omuzladı. Bizim vatandaşımız, bizim yurttaşımız olarak bağrına
bastı. Cenazede birtakım sloganlar atıldı, onlardan alınanlar malınanlar
falan var ama, o sloganların da Türk milletinin büyüklüğünü gösterdiğini
herkesin bilmesi lazım. Çünkü, Ermeni olayının Türkiye'nin aleyhine
Avrupa'da ve dünyanın her kesiminde kullanılmakta olduğunu gören
Türk halkı, bu olayı aleyhimizde kullanmasınlar diye, gitti orada
"biz de Ermeniyiz" diye bağırdı. O "Ermeniyiz" diye
bağıranların hiçbiri Ermeni değildir. Onların birisini şimdi sokakta
görün ve erkekseniz ona Ermeni deyin bakalım. Ama, orada bağırdı,
dünyaya bir mesaj verdi. Dedi ki: "Bu bizim adamımızdır. Sakın,
bunu istismar ederek bizim aleyhimizde kullanmayın." Türk milletinin
büyüklüğüdür bu.
Değerli arkadaşlarım,
bu olaylardan elbette çok üzgünüz, ama, bizim idarenin de bu konuda
bir ciddi eksiği vardır. Trabzon'a verilen Emniyet Müdürü, daha önce,
galiba şaibeli bir emniyet müdürüymüş. Daha önce, komiserliğinde,
polisliğinde bu tip olaylarda başarısızlığı görülmüş hatta tarafgirliği
görülmüş, eğer iddialar doğruysa. Ben okuduğum kadarını söylüyorum.
Bu, niye Trabzon'a veriliyor? Mademki, yıllardan beri Trabzon'da bir
hassasiyet var, böyle şaibeli, bu işlerde ne tarafı tuttuğu belli
olmayan bir emniyet müdürünü Trabzon'a niye veriyorsunuz? İnceleyin,
öyle verin; olay oluyor burada çünkü. Trabzon'a verilecek emniyet
müdürü Trabzon halkının anlayışına, kültürüne uygun bir emniyet
müdürü olacak ve görün, bakın o zaman Trabzon'da olay oluyor mu?
Değerli arkadaşlarım,
bu olayların ufağı, büyüğü, hepsi müessif olaylardır. Biz, bunların
hepsini kınıyoruz ve diliyoruz, bundan sonra, yönetimin de dikkat
ederek, oraya atayacağı görevlilerin, mülki amirlerin Karadeniz
halkının karakterini bilen, kültürünü bilen, sosyal yapısını bilen
ve ona göre yönetebilecek olan yöneticileri Trabzon'a iktidar atasın
ve Trabzon'daki bu olayları önlesin. Ama, şimdi, bir önerge verildi
ve Trabzon'dan şikâyet var, hatta, Trabzonludan şikâyet var bazı kesimlerce.
İsterseniz, gelin, bu önergeyi kabul edelim ve bu olayların hepsi
açığa çıksın.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Akyüz.
HALİL AKYÜZ (Devamla) -
Hatta, Başbakana yumurta atan niye Trabzon Belediyesine işçi olarak
alındı, onu da araştıralım; hepsini birden araştıralım, ne oluyor ne
bitiyor görelim.
Değerli arkadaşlarım,
Trabzonlular olarak, Türkiye'de yaşayan tüm yurttaşlarımızı, ne etnik
kökenine ne inancına ne dinine, mezhebine bakmaksızın seviyoruz;
Türkiye'de yaşayan bütün insanlarımızın, yurttaşlarımızın da
Trabzonluları sevmesini bekliyoruz.
Bu inançla, bu duygularla,
hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Akyüz.
Önerge üzerinde son konuşmacı,
aleyhinde, Trabzon Milletvekili Asım Aykan.
Sayın Aykan, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
ASIM AYKAN (Trabzon) - Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; Trabzon Milletvekili Şevket Arz ve 45
arkadaşımızın vermiş olduğu önerge üzerinde, şahsım adına görüşlerimi
arz etmek için huzurlarınızdayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, öncelikle
altını çizmek istediğim bir husus var: Bu, en son cinayet olayı, büyük
bir yanlıştır; bunu ne Türkiye kabul eder ne Trabzon kabul eder. Böyle
bir şeyi, hele hele Trabzonlu sağduyu sahibi insanlarla özdeş göstermek
fevkalade büyük bir hatadır.
Ülkemizde yaşayan insanların
ırkı, rengi, inancı ne olursa olsun, onların, temel hak diye kabul etmiş
olduğumuz, mal, can, akıl, nesil, namus, seyahat ve ticaret emniyeti
ülkeyi yönetenlerin teminatı altında olmalıdır. Bu anlamda, tekrar,
bu olayı kınadığımızı ve kabul etmediğimizi, yanlışlığına tekrar
vurgu yapmak suretiyle ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
bölge ile ilgili, müsaade ederseniz, iki üç cümle söylemek istiyorum.
Bağımsız Devletler Topluluğu dağıldıktan sonra, Trabzon'un etrafında,
istikrarını arayan bir yapılaşma oluştu; yani, Rusya, Ukrayna -biraz
daha batıya da gelebiliriz- Gürcistan, Ermenistan, İran bölgesi,
Azerbaycan bölgesi, Trabzon'la direkt, bire bir irtibatlı oldukları
için bu bölgeler, Trabzon'un şu anda içinde bulunduğu durumu yakından
ilgilendiren konumdadırlar.
Ayrıca, Kafkasya bölgesinde
5 trilyon dolar civarında bir doğal gaz ve petrol rezervi var. Bu bölgenin
dünyaya açılmış üç tane kapısı var: Birisi Afganistan üzeridir, birisi
İran Körfezi'dir, yani Hürmüz Boğazı'dır, diğeri de Karadeniz'dir.
Trabzon da Karadeniz'in en önemli merkezlerinden bir tanesidir. Bu
çerçeveyi yan yana koyduğumuz zaman, bölge üzerinde, Karadeniz ve
Trabzon üzerinde, biraz daha farklı -genel şablon itibarıyla söyleyeyim-
bakış açıları geliştirmek gerektiğine özellikle vurgu yapmak istiyorum.
Şimdi, bundan önceki rahip
cinayeti ve bu cinayet, ikisi de, on sekiz yaşın altındaki insanlar
tarafından işleniyor. Bunu, zannediyorum, herkes dikkatli biçimde
görüyor. Dolayısıyla, özel bir tertibin bölge üzerinde gündeme konmak
istendiği, vilayet üzerinde gündeme konmak istendiği konusunda,
hem bizim hem de bölgemizdeki insanların bir endişesi var, onu özellikle
vurgulamak istiyorum.
Her vilayetin olduğu
gibi, değerli arkadaşlar, şehrimizin de birtakım ihtiyaçları ve
talepleri vardır. Bu talepler ve ihtiyaçlar konusunda değerli milletvekilimiz
Kemalettin Göktaş Bey değindiği için üzerinde durmak istemiyorum.
Ancak, şunu söyleyeyim: Şehrimiz, bu dönemde, yani, AK Parti İktidarı
döneminde tam bir şantiyeye dönmüştür. Toplanan verginin neredeyse
2 katı civarında bir yatırım yapılmıştır. Sadece sahil geçiş yolu,
13 kilometrelik sahil geçiş yoluna şu ana kadar harcadığımız para
370 trilyon civarındadır. Yani, yaklaşık olarak her kilometresine
30 trilyon para harcanmıştır. Gerek sağlıkta gerek eğitimde gerek
konutta gerek altyapıda, diğer alanlarda, şehrimiz, altın dönemini
yaşamaktadır. Tabii ki, işsizlik, Türkiye'nin her yerinde olduğu
gibi, bizde de problemdir. Onu da elimizden geldiği kadar, zaman içerisinde
çözmeye çalışıyoruz.
Bunu şunun için söylüyorum:
Her vilayetin olduğu gibi, değerli arkadaşlar, Trabzon'un da bazı
hassasiyetleri, öne çıkan hassasiyetleri vardır. Bunları üç grupta
toplayabiliriz: Birisi, bayrak ve vatan hususunda, Trabzon'da, kim
yanlış bir şey yaparsa hemen cevabını alır ve bu doğru bir anlayıştır.
Bu hassasiyetin de devam etmesini istiyoruz. İkincisi, inancı konusunda
Trabzonlu hassastır. Bu konuda bir yanlışlık olursa hemen tepki koyar.
Üçüncüsü de, Trabzonspor konusunda Trabzon hassastır. Bunu açıktan
söylüyorum. İki yıl önce, değerli arkadaşlar, belediyemizin önünde,
Trabzonspor'a haksızlık yapıldığı gerekçesiyle 30 bin civarında
insan miting yapmıştır. Siyasi tarihimizde veya Türkiye'mizde,
hangi dönem olursa olsun, bir spor kulübüne haksızlık yapıldığından
dolayı 30 bin kişinin miting yaptığı görülmemiştir. Trabzonspor,
Trabzon'un önemli betonarme değerlerinden biridir, moral değeridir
ve bu konuda da -şimdi zamanım müsait değil- niçin bu hassasiyetin
oluştuğunu uzun boylu anlatmak gerekiyor. Bu konuda da birtakım gerilimlerin,
takıma haksızlık yapıldığı istikametinde, Trabzon'da gerilim
oluşturduğu doğrudur. Bunun da altını çizmekte fayda görüyorum.
Ayrıca, PKK'nın, birkaç
kez, Zigana Dağları'nı aşarak Trabzon'a inmek istediği ve orada tokatlandığı,
geri gönderildiği -ki, her zaman bu tokadı Trabzon vurmaya da hazırdır-
onu özellikle burada belirtmek istiyorum. Ayrıca, TAYAD'lıların,
Trabzon'da, özellikle provokasyon yapmış olmaları ve benzer diğer
hususlar Trabzon'da belli bir gerilim ortamı oluşturduğunu hep beraber
izliyoruz.
Değerli arkadaşlar,
şehri odak hâline getirmek suretiyle, Türkiye'nin gündemine olumsuz
taşımak suretiyle, biraz önce değindiğim artı değerleri kırmak,
o direnci ortadan kaldırmak istikametinde bir gayret olabilir. Tabii,
bunu, Hükûmetimiz, ilgili kurumlar yakından takip ediyorlar, önümüzdeki
günlerde ortaya çıkacaktır.
Ayrıca, şunu da ifade
etmek istiyorum: Maalesef, bazı basın ve yayın organlarımızda, bu
olayları vesile kılmak suretiyle, bölge insanına hakarete varıncaya
kadar, şehir insanına hakarete varıncaya kadar bazı yayınlar oldu.
Onu, burada, huzurlarınızda şiddetle kınıyorum. Yani, görevden
alınan Valimizin ifadesiyle… "Aynen de kendilerine iade ediyorum."
biçiminde bir demeci olmuştu. Bunu, fevkalade çirkin buluyorum,
doğru değildir, büyük bir yanlıştır arkadaşlar.
Ayrıca, şunu söyleyeyim:
İki ay önce Trabzon'da bir Ermeni asıllı vatandaşımızın -veya Türkiye'de
mi yaşıyor, dışarıda mı yaşıyor, bilmiyorum, yanlış söylemiş olmayayım-
sahneye koymuş olduğu, daha doğrusu onun bir eserini Trabzon'daki
bir grup arkadaşımızın iki ay süreyle Trabzon'da sahnelediğini burada
özellikle vurgulamak istiyorum. Yani, bizim, hangi ırktan, hangi
inançtan olursa olsun hiçbir insanın bu anlamdaki meselelerini
problem yapacak hâlimiz yoktur.
Değerli arkadaşlar, ayrıca,
bu olaydan hemen sonra, biliyorsunuz, Türkiye'de yapılan bazı gösterilerde
"Hepimiz Ermeni'yiz" biçiminde bazı pankartlar asıldı. Bunu
da burada, özellikle yanlış olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu,
hem Trabzon'da hem Türkiye'nin her yerinde yanlış bulunmuştur. Ermenilerin,
Ermeni vatandaşlarımızın, onlara sahip çıkmak için onların ırkına
aidiyet duygusu geliştirmenin bir anlamı yoktur. Onlar bizim vatandaşımızdır,
ama, Türk Türk'tür, Ermeni Ermeni'dir. Onu, özellikle, burada vurgulamak
istiyorum.
Arkadaşlar, Hükûmetimiz
bu konuda ne yapmıştır konusuna iki cümle değineyim. Öncelikle,
Sayın Başbakanımız, biliyorsunuz, işin ta başından beri konuyu yakından
takip etmiştir ve bizzat ilgilenmiştir. Olayın bütün boyutlarıyla
-bazılarının ifade ettiği gibi "bu spontane bir olaydır, kendiliğinden
gelişmiştir" biçiminde söylemiş olsa bile- Sayın Başbakanımız,
olayın bütün boyutlarıyla araştırılmasını, bizzat kendisi takip
etmek suretiyle olaya müdahil olmuştur.
Ayrıca, cenaze defnedilmeden
de biliyorsunuz, önce, zanlı, şimdi yargıya intikal ettirilmiştir,
bulunmuş, ortaya çıkartılmıştır. Rahip cinayetinden sonra da hemen,
biliyorsunuz, faili meçhul kalmamıştır. İki olay da Trabzon'da olmuştur,
milletlerarası boyutu vardır, ama, hemen failler ortaya çıkartılmıştır
ve yargıya sevk edilmiştir. Ayrıca, 2 tane müfettiş gönderilmiştir.
Onlar da gerekeni yapmaktadırlar.
İnternet ortamı, bu olayı
besleyen İnternet ortamıyla ilgili, Sayın Başbakanımız, gerekli
müdahalelerin yapılacağını ifade etmişlerdir ve taze bir başlangıç
yapmak üzere de hem Emniyet Müdürümüz hem Valimiz merkeze alınmışlardır.
Bu, devlet tasarrufudur. Bu işin gerçekleşmiş olması, o insanların,
kendi tasarruflarıyla, icraatlarıyla ilgili artı veya eksiyi
ortaya getirmez arkadaşlar; bugün alınır, yarın başka görev verilir.
Burada bir hassasiyet olmuştur, bir sıfırlama yapmak gerekiyor burada,
işe yeniden sahip çıkmak lazım. Yoksa, bunun dışında bunu değerlendirmek
yanlış olur diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, sadece,
cinayetler Trabzon'da olmuyor, Türkiye'nin her yerinde oluyor. Bizim
insanımız da bu olayların bu şekilde gündeme taşınmasından fevkalade
rahatsızdır. Özellikle, Trabzonlu, bu olumsuzluklarla şehrin Türkiye
ve dünya gündemine taşınmasından
fevkalade rahatsızdır.
Ayrıca, kentimiz, bir
ticaret, turizm, kültür, eğitim, sağlık ve spor merkezidir. Aktivitesi,
yoğunluğu, giriş çıkışı fazla…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aykan, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
ASIM AYKAN (Devamla) -
Bitiriyorum efendim.
Dolayısıyla, şehrin de
gelecekteki faaliyetlerine, prestijine olumsuz bir etki yapacağından
dolayı ve Hükûmetin de gerekli adımları attığından dolayı, böyle
bir önergenin, şimdilik, doğru olmayacağı kanaatindeyiz.
Değerli konuşmacı Akyüz
arkadaşımız, Gazi davalarının Trabzon'a alındığını ifade ettiler.
Arkadaşlar, bu, bir yargı kararıdır, yani, kendi hassasiyetlerine
saygı duyuyorum, ama, bir yargı kararıdır; bir Hükûmet kararı değildir
ki, Hükûmet müdahale etsin ki, oraya verin buraya verin diye. Onu çok
fazla uygun görmüyorum.
Büyükşehir konusunda
bir cümle söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlar "Trabzon büyükşehir
yapılsın." diyor arkadaşlarımız. Bu işi yakından takip eden insanlardan
bir tanesiyim. 1993 yılında Türkiye'de yedi vilayet büyükşehir oldu,
93'te. Dokuzuncu ayın ikisinde Resmî Gazete'de yayımlandı. Yedi vilayetin
büyükşehir yapıldığı zamanlarda Tansu Çiller Hanım Başbakandı,
Erdal İnönü Başbakan Yardımcısıydı ve Trabzon Belediye Başkanı da
Cumhuriyet Halk Partiliydi. Bunu söyleyen arkadaşlarımızın bunu
bilmesinde fayda var.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aykan,
lütfen, konuyla ilgili konuşmalar tamamlandı. Konuşmanızı tamamlar
mısınız.
Buyurun.
ASIM AYKAN (Devamla) -
Tamamlıyorum efendim.
Dolayısıyla, o günkü
şartlarda büyükşehir yapılması için gerekli adımı atmayan arkadaşlarımızın,
İnönü Başbakan Yardımcısı iken, CHP'li arkadaşımız Belediye Başkanı
iken, şimdi kalkıp da "Trabzon'u niye Büyükşehir yapmazsınız?"
diyor insanlar.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Sen söz verdin, kendin yap!
ASIM AYKAN (Devamla) -
Doğru söylemiyorlar. 750 bin nüfus olduğu zaman büyükşehir olur.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Sen söz verdin.
ASIM AYKAN (Devamla) -
Biz, neye söz verdiğimizi çok iyi biliyoruz.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Sen söz verdin, yap…
ASIM AYKAN (Devamla) -
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Trabzon'dan öyle oy aldın. Trabzon'dan öyle oy aldın.
ASIM AYKAN (Trabzon) - Burada
konuş sen.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Söz verdin Trabzon'da. Orada, kıvırtmaya gerek yok!
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, öneri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.
Birleşime beş dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 16.43
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.53
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 56'ncı Birleşimi'nin İkinci Oturumu'nu açıyorum.
Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
2.- Gündemdeki sıralama
ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti
Grubu önerisi
30/01/2007
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu
30.01.2007 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları
arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına
sunulmasını arz ederim.
Salih
Kapusuz
Ankara
AK
Parti Grubu Başkan Vekili
Öneri:
Gündemin "Kanun Tasarı
ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" Kısmının;
407 nci sırasında yer alan 1321 sıra sayılı İçtüzük Teklifinin bu
kısmın 3 üncü sırasına, 401 inci sırasında yer alan 1313 sıra sayılı
Geri Gönderme Tezkeresinin bu kısmın 4 üncü sırasına, 3 üncü sırasında
yer alan 1247 sıra sayılı Kanun Tasarısının bu kısmın 5 inci sırasına,
388 inci sırasında yer alan 1251 sıra sayılı Kanun Teklifinin bu kısmın 6 ncı sırasına, 389 uncu sırada yer alan 1253 sıra sayılı Geri Gönderme
Tezkeresinin bu kısmın 7 nci sırasına, 10 uncu sırasında yer alan
1308 sıra sayılı kanun tasarısının
bu kısmın 8 inci sırasına, 293 üncü sırasında yer alan 1023 sıra
sayılı Kanun Tasarısının bu kısmın 9 uncu sırasına, 59 uncu sırasında
yer alan 965 sıra sayılı Kanun Tasarısının bu kısmın 10 uncu sırasına,
400 üncü sırasında yer alan 1310 sıra sayılı Kanun Tasarısının bu
kısmın 17 nci sırasına, 22 nci sırasında yer alan 1159 sıra sayılı Kanun
Tasarısının bu kısmın 18 inci sırasına, 264 üncü sırasında yer
alan 954 sıra sayılı Kanun Tasarısının bu kısmın 19 uncu sırasına,
408 inci sırasında yer alan 1322 sıra sayılı Kanun Tasarılarının
bu kısmın 20 nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna
göre teselsül ettirilmesi;
Genel Kurulun;
30.1.2007-06.02.2007 Salı ve 31.1.2007-07.02.2007 Çarşamba günkü Birleşimlerinde
sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesinin,
30.1.2007-06.02.2007 Salı günkü Birleşimlerinde kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesinin; 30.01.2007-06.02.2007 Salı günleri saat 20.00 ye kadar,
31.1.2007-07.02.2007 Çarşamba ve 01.02.2007-08.02.2007 Perşembe günleri
14.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi;
Önerilmiştir.
BAŞKAN - Grup önerisinin
lehinde, Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan.
Sayın Arıkan, buyurun.
FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Grup önerisinin, AK Parti
Grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum.
Biliyorsunuz, geçen
haftadan devam eden programlarımız var. Grubumuz, bu programların
devam etmesinden yana öneri vermiştir. Her günün çalışma saatleri
belirlenecektir. Önümüzde, zaten, çok az bir zaman kaldı. Bu üç gün
içerisinde de belli kanunlar görüşülecektir.
Onun için, Grubumuzun
verdiği önerinin lehinde oy veriyoruz ve buna ben katıldığımı ifade
ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önerinin aleyhinde, Hatay
Milletvekili Mehmet Eraslan.
Buyurun Sayın Eraslan.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
AK Parti Grup önerisinin
aleyhinde söz almış bulunuyorum.
Geçen hafta yapılan
grup önerisi ile yani, 16 Ocak 2007 tarihli grup önerisi ile 30 Ocak, bugün
yapılan grup önerisini karşılaştırdığımızda, gündemin içerisine
alınan kanun tasarı ve tekliflerinin ciddi manada değiştiğini görüyoruz.
Mesela, Darülacezeyle ilgili bir kanun var idi geçen hafta yapılan
Meclis gündeminde ve grup önerisinde; diğer taraftan, gecekondularla
ilgili bir kanun tasarısı, Avrupa Birliği İşleri Komisyonunun
kurulmasıyla ilgili bir kanun tasarısı, yabancıların çalışma
izinlerine ilişkin bir kanun tasarısı var idi ve uluslararası sözleşmeler
var idi.
Fakat, bu haftaki… Tabii,
biz, çalışmalarımızı buna göre yaptık. AK Parti Grubunun, iki haftalık
yapmış olduğu, grup önerisiyle yapmış olduğu Meclis gündemi burada,
görüşülecek olan kanun tasarıları, uluslararası sözleşmeler ve
yapılacak işler burada yazılı. Biz de milletvekili olarak hazırlıklarımızı
buna göre yaptık. Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülecek
olan kanun teklifleri, kanun tasarıları ne ise onlarla ilgili tetkiklerimizi,
araştırmalarımızı, incelemelerimizi yaptık ve bu kanun tasarılarıyla
ilgili fikirlerimizi, düşüncelerimizi, önerilerimizi yapmaya
hazırlanır iken, bugün öğleden sonra getirilen grup önerisiyle,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin belirlenmiş olan, geçen hafta belirlenmiş
olan gündemi tamamen değiştirilmiştir ve geçen hafta belirlenen
yasalarla hiç ilgisi, hiç alakası olmayan, hiçbir ilgisi, hiçbir
alakası olmayan kanun teklifleri, kanun tasarıları gündeme alınmıştır.
Peki, bundan, Meclisin,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok değerli üyelerinin ne zaman haberi
olmuştur veya haberi olan var mı diye soruyorum ben. Ya hiç haberi olmamıştır
milletvekillerinin veya haberi olan milletvekillerinin bir iki
saat önce belirlenen bu kanun tasarılarıyla ilgili, bu kanun teklifleriyle
ilgili görüşlerini ifade etmek üzere veya neye evet, neye hayır dediklerini
bilmek üzere çalışacak zamanları olmuş mudur, bunu tetkik edecek
zamanları olmuş mudur? Böyle bir demokratik zeminde yasama faaliyeti
yapmak etik değildir, siyasi açıdan etik değildir. Mutlaka, Türkiye
Büyük Millet Meclisi üyelerinin her birinin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna indirilen kanun teklifleri, kanun tasarılarıyla
ilgili hazırlıklarını yapmak üzere onlara zaman tanımak gereklidir.
Biz, bu kanunu Meclis gündemine getiriyoruz, milletvekillerinin
ister haberi olsun, ister olmasın. Ee, gündemin 408'inci sırasındaki
kanunu, 400'üncü sırasındaki kanunu, 300'üncü sırasındaki kanunu
Meclisin 1'inci gündem maddesi hâline getirmek ne kadar düzgün, ne
kadar etkin, verimli bir yasama faaliyetidir; ben, bunu sizlerin
ve milletimizin takdirine sunuyorum.
Değerli milletvekilleri,
iktidar Beşinci Yasama Yılında ve son, beşinci yılı noktasına gelmiş
iken, gerçekten şunu görüyorum: Milletvekilleri, belirlenen, grup
önerileriyle veya Danışma Kuruluyla belirlenen bu kanun tasarı
ve tekliflerine ciddi manada iltifat etmemektedir ve şu an bile
Meclis Genel Kurulunda 50'yi, 60'ı aşmayan bir milletvekili sayısı
vardır ve biz, Meclis İç Tüzüğü'yle ilgili değişikliğin, diğer taraftan
önemli kanun tasarılarının ve tekliflerinin görüşüleceği bir zeminde,
maalesef, bazen 20 milletvekili arkadaşımızla, bazen 30, en fazla
40, 50 milletvekili arkadaşımızla yasama faaliyetini icra ediyoruz.
Bunun etik olmadığını, bunun doğru olmadığını ve yasal olmadığını
vurgulamak istiyorum. Her bir milletvekilinin, Türkiye Büyük Millet
Meclisi çalışmalarına etkin bir şekilde katılması zaruridir; fikirlerini,
düşüncelerini, birikimlerini burada bizimle paylaşmaları ve
ilgili kanunun daha da iyileştirilmesi, olgunlaştırılması, ülke
menfaatlerine, toplum menfaatine nasıl daha verimli hâle getirilir
kaygısı içerisinde, gayreti içerisinde olması beklenir iken, Meclis
Genel Kurul çalışmalarında, zaman zaman karar yeter sayısı istendiğinde
bulunamamakta ve sanki, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri azimlerini,
bu noktadaki şevklerini yitirmiş gibi bir portre çizmektedirler.
22'nci Dönem Türkiye Büyük
Millet Meclisi beşinci yılını yaşarken, bu yılını yaşarken, milletin
gündeminden her geçen gün daha fazla uzaklaştığını, milletin sorunlarına,
özellikle KOBİ'lerimizin, esnaf-sanatkârımızın…
BAŞKAN - Sayın Eraslan,
üç beş saniyenizi rica edeyim.
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
D) ÇEŞİTLİ İŞLER
1.- Genel Kurulu
ziyaret eden Türkiye-Arabistan Dostluk Grubu Başkanı ve beraberindeki
heyete Başkanlıkça "Hoş geldiniz" denilmesi
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, Türkiye-Suudi Arabistan Dostluk Grubu Başkanı ve beraberindeki
heyet Meclisimizi teşrif etmişlerdir, kendilerine hoş geldiniz
diyorum. (Alkışlar)
Buyurun Sayın Eraslan.
V. - ÖNERİLER
(Devam)
A) SİYASİ PARTİ
GRUBU ÖNERİLERİ (Devam)
2.- Gündemdeki sıralama
ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti
Grubu önerisi (Devam)
MEHMET ERASLAN (Devamla)
- Beşinci yılda, çok değerli milletvekilleri, gerçekten, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin gündemiyle halkın gündemi büyük farklılık
arz eder duruma gelmiştir. Bakın, dışarıda durum çok iç açıcı değildir.
Toplumun yaşayabileceği bir gelir düzeyiyle… Hem asgari ücretliler
için konuşuyorum hem kamu personeli için konuşuyorum hem gençlikte
yaşanan işsizlik oranının artışından bahsediyorum. Toplumda,
onurlarına, haysiyetlerine yaraşır ve yakışır bir hayat standardı
yakalamak durumundadırlar ve onlara, yaşayabilecekleri, onların
hayatlarını, biyolojik gelişimlerini idame ettirebilecekleri
bir gelir düzeyiyle toplumu mutlaka buluşturmak zorundayız. Aksi
takdirde, suç işleme oranları her gün artacaktır ve maalesef -üzülerek
söylüyoruz- suç işleme oranları, cinayetler, kapkaç, güvenlik, asayiş
sorunları her geçen gün artış göstermekte ve bunun altındaki temel
sebep, sosyoekonomik şartların iyileştirilememesinden kaynaklanmaktadır.
Kamuda çalışan kamu
personeli kredi kartı borcunu ödeyememekte ve faizler bu ülkede
yüzde 22 dolaylarındayken kredi borçlarına ödedikleri faiz oranları
yıllık yüzde 65-70 dolayındadır ve kredi kartını ödeyemez duruma
gelmiştir. Emeklilerimiz, aldıkları emekli maaşıyla bırakın bir
ev satın almayı, bir evin balkonunu dahi alamayacak durumdadır.
Bakın, bundan bir ay önce
Meclisin gündem listesinde muhtarlarımızın özlük haklarının iyileştirilmesi
ve ekonomik şartlarının iyileştirilmesiyle ilgili kanun 5'inci
sıradaydı. Ama, şu an kaçıncı sırada olduğunu bilmiyoruz ve 5'inci
sıraya gelen muhtarlarımızla ilgili kanun tasarısı Meclis gündeminin
gerilerine atılmak suretiyle tekrar Meclisin, belki de gündeminden
çıkarılacağı konuma getirilmiştir.
İşsizlik, ekonomik krizin
yaşandığı 2000 yılında ve 2001 yılında dahi yüzde 6 ve yüzde 8 oranındayken,
bugün reel manada işsizlik oranı yüzde 20'nin üzerine çıkmıştır.
Bakın, bir örnek vereceğim.
İki tane müstahsil makbuzu var yanımda. Birisi 2003 yılına ait. Mesela…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET ERASLAN (Devamla)
- Toparlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Eraslan,
konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MEHMET ERASLAN (Devamla)
- Ayçiçeği yağını 649 bin liraya vermiş iken, bundan üç yıl önce, bugün
600 bin lira dolaylarında vermektedir. Toprak Mahsulleri Ofisinin
elimdeki fişini size arz ediyorum.
Diğer taraftan, borsa,
buğdayı 2003 yılında -müstahsil makbuzunu gösteriyorum- 410 bin liraya
alır iken, bugün çiftçimiz 260-270 bin, en fazla 300 bin lira dolayında
buğdayını satmakla karşı karşıya kalmıştır; girdi maliyetlerinin
altında ezilmiştir.
KOBİ'lerimiz global piyasada
yarışamaz duruma gelmiştir; girdi maliyetleriyle sürdürülebilir
bir rekabet gücünü yakalayamamaktadır.
Bunlar, ülkemizin sorunlarıdır.
Çiftçimizin, kamuda çalışanlarımızın, gençliğimizin, kadınlarımızın,
esnaf sanatkârlarımızın… Ne oldu mesela kanun tasarısı? Grosmarketlerle
ilgili, büyük süpermarketlerle ilgili kanun tasarısı gelmemiştir.
Bunlar, Türkiye'nin gündemi; halkın ve milletimizin en önemli gündem
maddeleridir. Bunlar çözüme kavuşturulmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Eraslan,
teşekkür cümlenizi alayım, teşekkür edin Genel Kurula.
Buyurun.
MEHMET ERASLAN (Devamla)
- Ben, toplumun temel sorunlarını içeren bu konuların, bundan sonraki
Danışma Kurulu önerileriyle veya grup önerileriyle yeniden ele
alınacağını ümit ediyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Grup önerisi lehinde,
Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün…
Sayın Üstün, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya)
- Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; AK Parti Grup önerisi
lehinde söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün
Danışma Kurulu toplanmış; ancak, bir mutabakat sağlanamadığından,
hem Cumhuriyet Halk Partisi kendi Grup önerisi vermiş hem de AK Parti,
gündemi belirleme açısından kendi Grup önerisini vermiştir.
AK Partinin Grup önerisinde
neler var? AK Parti, vermiş olduğu grup önerisiyle, öncelikle önümüzdeki
iki haftalık çalışma gündemini ve saatlerini düzenlemektedir.
Biraz önce burada konuşan arkadaşımız, gündemin sıkça değiştiğini
ifade etti ve sık değişen bu gündemden dolayı gündemi takip edemediklerinden
dert yandı.
Değerli arkadaşlar,
siz de fark etmiş olmalısınız ki, son aylarda AK Parti grup önerileri,
on beş günlük, iki haftalık, üç haftalık gündemleri belirleyecek şekilde
Meclisin önüne sunulmaktadır. İşte, bu Grup önerisi de, önümüzdeki
iki haftalık çalışma günlerini tanzim etmektedir. Burada, öncelikle
çalışma saatleri düzenlenmektedir. Çalışma saatleri, geçtiğimiz
hafta olduğu gibi, yine saat 20.00'ye kadar devam edecek ve çalışmalarımıza
20.00'de ara vereceğiz.
Yine görüşeceğimiz kanunlardan,
öncelikle İç Tüzük değişikliğimiz var. Bildiğiniz üzere, daha önce
temel kanunların nasıl görüşüleceğine ilişkin bir İç Tüzük değişikliği
yapmış idik. Bunun bir cümlesini, özellikle grupların önerge verebilme
hakkını tesis eden bir düzenleme yapıyoruz burada. Her grup, her maddede ayrı ayrı kendi değişiklik önergelerini
verebilecek, yani Anayasa Mahkemesinin bir cümlesini iptal ettiğini,
Anayasa Mahkemesinin kararı doğrultusunda yeniden tanzim edeceğiz.
Anayasa Mahkemesi burada üç aylık süre vermişti. Dolayısıyla, bu
hafta bunu görüşmek durumundayız, onun için gündeme alındı.
Yine daha önce Meclisimizde
kabul edilen Toprak Koruma Kanunu'nu görüşeceğiz. Biliyorsunuz,
bunu da görüşmüş idik, ancak Sayın Cumhurbaşkanımız tekrar görüşülmek
üzere iade etti. Bunu da, bir maddesiyle ilgili olarak ele alacağız.
Yine, Temel Sağlık Hizmetleri
Kanun Tasarısı, bu da çok önemli. Biliyorsunuz, AK Parti, sağlık alanında
reformlar üzerine reformlar yaptı. İşte bu yapacağımız düzenlemeyle
de, bu reformlara yine katkı sağlanacak.
Yine, İstanbul Milletvekilimiz
Sayın Lokman Ayva'nın, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu'nun
bir maddesinin değiştirilmesi şeklinde bir teklifi var. Bu da gerçekten
önemli bir kanun teklifi. Bunu da inşallah görüşeceğiz ve ardından
uluslararası sözleşmeler. Gördüğünüz gibi, zaten bu kanunların
bir kısmı Meclisimizde daha önce ele alınmış, görüşülmüş, tartışılmış.
O bakımdan, muhalefetin "Biz, efendim, gelen gündemi takip edemiyoruz,
kanunları inceleyemiyoruz." gibi, yaklaşımlara ve serzenişleri
doğru değil.
Ben, AK Parti Grup önerisinin
lehinde söz aldım ve lehinde oy kullanacağım diyorum, saygılar sunuyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önerinin aleyhinde, Samsun
Milletvekili Haluk Koç.
Sayın Koç, buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, iktidar partisinin grup önerisi aleyhinde
söz aldım, nedenlerini açıklamaya çalışacağım.
Geçen haftadan kalan,
Sayın Eraslan'ın vurguladığı darülaceze kanunu gibi, görüşülme
sırası bekleyen kanun tasarılarının ertelendiğini görüyoruz.
Her hafta, bundan sonra, artık, yasama döneminin sonuna yaklaştıkça
erken kalkan bakanın grup yönetimiyle ilişki kurarak kendisini ilgilendiren
yasa tasarılarının öne alınması şeklindeki baskısına maruz kalacağını
biliyoruz, iktidar grubunun ve her ne kadar on beş günlük plan yaptıklarını
söylüyorlarsa da, bu programların çok sık değişeceğini de, daha önce
yaşadıklarımızı dikkate alarak, şimdiden söylemek mümkün.
Bugün getirmek istediğiniz
İç Tüzük değişikliği konusu Cumhuriyet Halk Partisinin Anayasa
Mahkemesine yaptığı itiraz sonucunda önergelerle ilgili kısmı
iptal edilmişti, ona bir açıklık getirmeye çalışıyorsunuz. Fakat,
yine de, 91'inci maddeyi temelinden değiştirdiğiniz için burada
çoğunluğun azınlığın Parlamentoda muhalefet etme hakkına dönük
kısıtlamalar içerdiğinden zaten tümüne karşıyız. Sadece mevcut
siyasi parti gruplarının ve bağımsız milletvekillerinin de iki
önergeye bağlı kalmaksızın her maddeyle ilgili önerge verme hakkını
bir lütuf olarak getiriyorsunuz. Yani, bunu bir hak olarak sunmuyorsunuz,
bir lütuf olarak getiriyorsunuz. Gün döner hesap döner, onun sonucunu
da, gelecek dönemde, belki, muhalefet milletvekili olarak şikâyetinizi
dile getirirken sizi görmek arzu ediyorum bu değişiklikte.
SALİH KAPUSUZ (Ankara)
- Daha ne var, sizin için kolaylık getiriyoruz.
HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın
milletvekilleri, ikinci değişiklik bir inat, siyasi inat konusudur.
Sayın Yalçınbayır burada yok, konuyla ilgili milletvekillerinin
bir kısmı hazırlıklarını yapıyorlar. İnat yasası dedim, adı
"Cargill yasası" olarak geçen ve Anayasa'ya aykırılığı Sayın
Cumhurbaşkanının geri gönderme tezkeresinde çok açık, net bir şekilde
anlatılan, hukuk diliyle anlatılan bir konuda ne zorunuz var onu
bilmiyorum, birtakım verilmiş sözler mi var, kurulan bağlantıların
size siyaseten bu adımı atmasını zorunlu kılan bir gerekçe mi var,
bunları hiç tartışmadan tekrar bir siyasi inat için, bunun, bir tek
virgülü dahi değişmeden bu maddenin tekrar görüşülmesi için buraya
getiriyorsunuz.
Bundan sonraki yargı sürecini
30 Ocak tarihi itibarıyla söyleyeyim, akıbetini söyleyeyim. Bu yasayı
buradan geçirebilirsiniz, bu maddeyi çoğunluğunuzla oylayabilirsiniz;
ama, hukuku yanıltamayacaksınız. Bu, Anayasa Mahkemesine gidecek
ve iptal olacak. Ama, bu arada, Türkiye'deki sıkıntıyı söyleyeyim,
Anayasa Mahkemesi yürütmeyi durdurma ve iptal kararını verene
kadar atı alan Üsküdar'ı geçer diyorsanız, hukuk devletinde bunu
354 kişilik bir siyasi çoğunluğa sahip siyasi partinin, yürütme
erkini elinde bulunduran siyasi partinin, hukuk devletinde böyle
bir siyasi yolu kullanması kabul edilemez bir nokta gibi geliyor.
Bu siyasi inattan vazgeçmeyeceksiniz; ama, ben, bir kere daha hatırlatmak
istedim. Lütfen, bu geri gönderme tezkeresinin ilgili bölümünü
-çok geniş değil, bir buçuk sayfa- okuyun, ondan sonra, oy vereceksiniz,
oy vermek zorundasınız. Ama, neye karşı oy vereceksiniz, bir kere
daha lütfen kendinizle yüzleşin.
Diğer kanun tasarısı
sağlıkta torba yasası. Sağlıkta torba yasasının birçok maddesi
için, bugün Türkiye'deki hekimlerin birçoğu, örgütlü meslek odaları,
ilgili sendikalar bugün eylem yapıyorlar; birtakım talepleri
var. Bunları, sabah geldiler birçok meslek odası temsilcisi, grupta
anlattılar. Grup başkan vekili olarak bize anlattılar. Yasa bu şekilde
gelecek ve görüşülecek. Burada getirilen o kadar farklı şeyler
var ki, yine yargıyla kavga ediyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım,
yine, bir Anayasa Mahkemesi kararını, iptal kararını, tekrar, bir
siyasi inat için tekrar getiriyorsunuz. İlgili maddesinde, eğitim
hastanelerindeki şef ve şef yardımcılığı kadrolarına, doçent ve
profesör statüsünde olanların, Sağlık Bakanının teşkil edeceği
bir jüriyle -imtihan yok, bir sınav yok, bir değerlendirme yok- ve
onun takdiriyle atanmasını getiriyorsunuz. Buna benzer bu anlamdaki
bir uygulama çıkartıldı buradan, Sayın Cumhurbaşkanından geri
döndü, tekrar inat ettiniz çıkarttınız, Anayasa Mahkemesi yürürlüğü
durdurdu ve şimdi idari yargı yük altında, birçok yapılan atama şimdi
geriye dönük iptal ediliyor.
Değerli arkadaşlarım,
yani bir zaman kazandığınızı zannediyorsunuz. Aman, şu eğitim hastanesinin
şu klinik şefliğini, şef yardımcılığını, bize yakın olan insanların
oluşturacağı bir kadro içinde tutalım kaygınız var. Yani, bir hukuk
devletinde, bir anayasa devletinde bu şekilde yasayla inatlaşma,
Anayasa'yla inatlaşma, değerli arkadaşlarım, inanın çıkar bir yol
değildir. İnanın çıkar bir yol değildir. Sonuçta, bu inadı gösteren
siyasi yapının saygınlığına gölge düşürüyorsunuz.
Yine, burada, zorunlu
mali sigorta… Türk olmayan, yani yabancı hekim çalıştırmanın yolunu
açacak olan ilgili kanunda bir "Türk" kelimesinin değiştirilmesi…
Değerli arkadaşlarım,
aranızda hekimler var, dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin,
tıp fakültesi diplomasıyla doktorluk yapmak istediğinizde, o ülkenin
yasaları çerçevesinde değerlendirilirsiniz. Amerika Birleşik
Devletleri'nde ayrıdır, Kanada'da ayrıdır, Avustralya'da ayrıdır,
Avrupa Birliği ülkelerinin her birinde ayrıdır. Ama, Türkiye'de
kamuoyunda şu şekilde biliniyor: İthal hekim, ucuz iş gücü sağlık alanında.
Bir bu şekliyle tanınıyor, bir de uluslararası büyük sağlık şirketlerinin,
parası olanın, gücü olanın ya da özel sağlık sigortalarına yüklü
miktarda prim ödeyenlerin sağlık hizmetlerini yapabilmesi için İstanbul'da
kurulacak olan özel lüks hastanelerde çok yüksek ücretler ödeyerek
farklı, imtiyazlı bir sınıfa sağlık hizmeti verecek bir yabancı hekim
heyeti oluşturmanın yolunu açıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım,
hani biz sosyal devlettik? Hani biz 73 milyon nüfuslu, gelir dağılımı…
Sayın Kemalettin Göktaş'ın dediği gibi, Trabzon'a nur yağmış biz farkında
değiliz Trabzon'un gelir artımından, Trabzonlular da farkında değil,
Karadenizliler de farkında değil. Böyle bir ülkedeyiz. Böyle bir
ülkede biz daha hâlâ hakkı olanın ihtiyacı olduğu anda eşit, ulaşılabilir
bir sağlık hizmeti almasını sağlayamamışız, şimdi getirdiğimiz
noktaya bakın. Sayın Başbakanın deyimiyle de, Türki cumhuriyetlerden
hekim gelecek, bizim Türk hekimlerinin gitmediği bölgelere gidecek…
Bu tamamen bir idari eksikliktir, bir yönetim kusurudur, bir yönetme
zaafıdır. Siz elinizdeki sağlık iş gücünü, sağlık hizmet organizasyonunu,
çok büyük bir siyasi gruba sahip olmanıza rağmen, 12 Eylülü anımsatan
uygulamalara mecburi hizmet uygulamasıyla geri dönmenize rağmen,
sağlayamamış bir iktidarsınız. Şimdi 100-150 dolara, birtakım Orta
Asya cumhuriyetlerinden hekim getirerek… Şöyle söyleyeyim, Türkiye'deki
tıp eğitim standartlarına göre iyi yetişmiş birer sağlık memuru olabilecek
olan bu kadroları, bu kişileri 100-150 dolara çalıştırabileceğinizi
zannediyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım,
iyilik yapmıyorsunuz.
ALİM TUNÇ (Uşak) - İnanıyor
musun buna?
HALUK KOÇ (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım iyilik yapmıyorsunuz.
Buyurun Sayın Vekilim…
ALİM TUNÇ (Uşak) - Ona inanıyor
musunuz, söylediğinize inanıyor musunuz?
BAŞKAN - Sayın Tunç, lütfen
efendim!
HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın
Tunç, sizinle özel olarak da görüşebiliriz. Ben inanmadığım hiçbir
şeyi bu kürsüden söylemedim. Siz, ama siyaseten inanmadığınız birçok
şeye "evet" demek zorunda kaldınız. Aradaki fark o. (CHP sıralarından
alkışlar)
Siyaset inat işidir;
ama, sizin yaptığınız gibi yargıyla inatlaşma değil, inançlarında
inatçı olma işidir. Sizde hiçbir şey yok. Siz teslim olmuşsunuz, sadece
size getirilen reçetelerin arkasını, önünü, reform, uyum diye süsleyerek
Türkiye'ye uygulamaya çalışıyorsunuz. Ben, bunları söylemeye çalışıyorum;
inanıp inanmama sizin kendi gönlünüzde, vicdanınızda değerlendireceğiniz
bir husustur.
Değerli arkadaşlarım,
onun için, bu yasa tasarısının daha birçok maddesi var, radyoloji
teknisyenleriyle ilgili, anestezi teknisyenleriyle ilgili son
derece sıkıntılı hususlar var. Bunları arkadaşlarımız konuşacak;
ama, ben, iyi niyetli olabilen kaldıysa hâlâ, bunları uyarmaya çalışıyorum.
Son olarak Trabzon'la ilgili
bir şey söyleyeceğim. Burada Cumhuriyet Halk Partisinin getirdiği
önerge, Trabzon kenti üzerinde yaratılmaya çalışılan, Karadeniz
Bölgesi üzerinde yaratılmaya çalışılan imaj kirlenmesinin, bilinçli
bir şekilde, bölge insanı üzerinden bir kötüleme siyaseti yapılmasının
önüne geçmek, Trabzon'u, Karadeniz Bölgesi'ni burada savunmak değil;
ama, burada doğruları dile getirmektir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
HALUK KOÇ (Devamla) - Bitiriyorum.
BAŞKAN - Buyurun, teşekkür
cümlenizi alayım.
HALUK KOÇ (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, çok zor bir tarih döneminden geçiyoruz ve dünyadaki
tek kutuplu yapı büyük ulus devletlere zarar vermiyor, tam tersine,
büyük ulus devletlerin ulus devlet yapısını güçlendiriyor; çünkü,
büyük sermaye, büyük küresel sermaye onların yanında. Ama, Türkiye
gibi ülkelerde ulus devlet yapısını tartışmaya açıyor. Onun için,
bugün, belki de hepimizi ilgilendiren en önemli görev, hiçbir etnik
ayrımcılığa sapmadan, hiçbir bölücülüğe prim vermeden, bu küresel
kıskaçta, ulusal çıkarlarımızı ve ulusal bütünlüğümüzü savunmayı
gerektiren bir konumdur.
Burada yapılan tartışmalardan
kısa, orta veya uzun vadeli çıkar umanlara bizim hep beraber şunu
söylememiz gerekiyor: Hiç kimseyi dışlamadan, kendisini, kökü kökeni
ne olursa olsun, Türk milletinin bir parçası olarak hisseden ve bununla
iftihar eden, birlikte tasalanan, birlikte sevinen ve herkesle kardeşçe
yaşamayı hedefleyen, ayrımcı olmayan Atatürk milliyetçiliğinin,
bugün için Türkiye'nin yine en önemli çimentosu olduğunu unutmamamız
gerekiyor. Trabzonlular bunu unutmuyor, Karadenizliler de bunu
unutmuyor, Türkiye'nin diğer bölgelerindeki hiçbir ilimiz de bunu
unutmuyor. Hiçbir bölgemiz diğer bölgemizden daha az vatansever değildir,
daha az, bu ülkenin çıkarlarını savunuyor değildir. Onun için, bu
ayrımcılığa girenlere bu primi vermeden yolumuza devam etmemiz
gerekiyor.
Şahsım ve Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
İç Tüzük'ün 37'nci maddesine
göre verilmiş iki adet doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; ayrı
ayrı okutup, işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.
Buyurun.
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) TEZKERELER VE
ÖNERGELER (Devam)
2.- Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, 5084 ve 5350 Sayılı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/577) doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergesi (4/430)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
10.08.2005 tarihinde CHP
Grup Başkanlığı'nın 328 sayılı yazısı ile verdiğim 2/577 esas numaralı
5084 Sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda yapılması gereken değişiklikle
ilgili kanun teklifim bugüne kadar Komisyonlar ve Genel Kurulda
ele alınmamıştır. Meclis İç Tüzüğünün 37. Maddesi uyarınca kanunun
Meclis Genel Kurulu'na getirilmesini bilgilerinize arz ederim.
Saygılarımla.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu
Malatya
BAŞKAN - Önerge sahibi
Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Malatya Milletvekili.
Sayın Aslanoğlu, buyurun
efendim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
bir ülkenin kalkınması, ulusal kalkınma, ulusal sanayici ve ulusal
ekonomi… Artık, bu kavramlar, küreselleşen dünyada o ülkelerin bağımsızlığının
bir temel göstergesidir arkadaşlar.
Değerli milletvekilleri,
burada üç yıl önce ve iki yıl önce iki tane yasa çıkardık. Bu yasanın
amacı neydi? Özellikle 1.500 dolar ve altındaki illerimizde ekonomik
kalkınmayı ve sosyal kalkınmayı gerektirecek, bu illerimizde ekonomik
olarak bir hayat verecek, insanlarımıza istihdam yaratacak, aş verecek,
ekmek verecek bir yasa teklifi diye getirildi. Fakat, hep söyledik,
o gün de söyledik, bu yasa teklifi, millî ekonomimize, ulusal ekonomimize,
ulusal sanayicimize hiçbir şey vermeyecektir. Bu yasa teklifi bazı
ayrıcalıklar yaratacaktır. Bu yasa teklifi haksız rekabet yaratacaktır.
Bu, IMF reçetesine verilen bir yasa teklifidir. Ülke ekonomisine
bir şey katmayacaktır, dedik.
Değerli milletvekilleri,
1.500 dolar ve altındaki illerde yatırım yapmak, bu illerde yapılacak
yatırımları teşvik etmek amacıyla bu yasa çıkarılmıştı. Tekrar soruyorum
değerli milletvekillerime: Eğer siz… "Bazı illerimizde belli
yatırımlar oldu." diyor değerli arkadaşlarım. Söyleyeyim onlar
nereden geldi: Bugün, eğer Ege Bölgesi'nde teşvikli bir iki ile birkaç
fabrika yapıldıysa, gidin Denizli Sanayi Odası Başkanına sorun
"Denizli'de kaç fabrika kapandı, o yöreye taşındı?" Osmaniye'ye
gelen tesisler nereden geldi? Yani, ekonomiye yeni bir şey katmadı.
Düzce'ye gelen fabrikalar İstanbul'dan geldi.
Değerli milletvekilleri,
bu yasa, yasak savmacı bir yasa. Bu yasa, özellikle ülkenin kalkınmasına
ve ulusal ekonomiye hiçbir çıkar sağlamamaktadır.
Değerli milletvekilleri,
12 milyar dolar ihracatı olan bir otomobildeki ithalat oranı, yani,
bu ülkeye bıraktığı katma değer 2 milyar dolarsa, bu ülkenin kendi
malı olan ve birebir ürünleri var, bu ürünlerin ihracatıyla bu ülkeye
daha fazla döviz kazandıracak bir şeyi biz niye yapmıyoruz? Ama,
siz sanki… Bir yasa yaptık, bu yasaya dönüp baktınız mı? Acaba, Teşvik
Uygulama ve Maliye Bakanlığı bu yasaya dönüp, üç yıldır neler oldu
diye hiç baktı mı? Maalesef bakılmadı.
Değerli milletvekilleri,
bu yasa ülke sanayisine vurulmuş bir hançerdir. Haksız rekabet yaratıyor.
Ülke ekonomisine, ulusal sanayisine hiçbir şey katmıyor.
Yine, geçen hafta, ihracattan
sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Tüzmen büyük bir heyetle Mısır'a gittiler.
Olabilir, gidebilirler; ancak, değerli milletvekilleri, acaba bu
firmalar Mısır'a niye gidiyor? Acaba bu firmalar Mısır'da ne buldu?
Acaba bu firmalar Mısır'da ne var diye gidiyorlar? Hiç bunu irdeledik
mi? Mısır bu firmaların, bazı, teşvikle ilgili konularına cevap
verebiliyorsa, biz, oturup bunları masaya yatırıp, oturup burada,
acaba benim sanayicime, ulusal sanayicime ne verebilirim diye
düşünmüyoruz, ama Mısır'a giden sanayicileri alkışlıyoruz.
Değerli milletvekilleri,
hepimizin bu ülkeye borcu var. Tabii, sanayici istediği yere gidebilir,
ekmeğini nerede buluyorsa, ama, bu ülkenin istihdamına, bu ülkenin
üretimine, bu ülkenin ihracatına hepimizin borcu var. Bu insanlar
niye gidiyor? Düşünmeyeceksin, ondan sonra alkışlayacaksın.
Yol çok geçti ama, yarın
geç değil sayın milletvekilleri. Siz... Ne diyorum? Hakkâri, Bingöl, Bitlis, Şırnak, Iğdır,
Ağrı, Ardahan, Van; ya, buralarda bir tek baca tüttü mü? Bu yasanın
esas amacı bu değil miydi arkadaşlar?
Değerli milletvekillerim,
güneşi balçıkla sıvamayalım. Gelin -bu işi dünyada çok iyi yapan ülkeler
var, kendi ulusal ekonomisine büyük yararlar sağlayacak bu sistemi
kuran çok ülkeler var- dünyayı yeniden keşfetmeyelim. Bu ülkenin
gerçeğine uyan, hep beraber, bu ülkenin ulusal sanayicisinin, bu
ülkenin kendi öz sanayicisinin… "Yabancı, yabancı, yabancı" diye... Hayır, yabancı sermayeye ben
karşı değilim, ama gelip üretim yapan...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Toparlıyorum.
... yabancı sermayeyi,
parmakla, bir tane gösterin, özür dileyeceğim.
Değerli milletvekilleri,
bu yasa, bu ülke ekonomisinin, Türk sanayicisinin, ulusal sanayicinin
geleceği olan bir yasadır. Gelin, hep beraber oturalım, sanayi odaları,
ticaret odaları… Arkadaş, ulusal sanayi için, ulusal sanayicim
için, bu ülkenin gerçeği teşvik yasası nedir? Hep beraber bunu çıkarmak
zorundayız. Yani, bilin ki, çıkan iki yasa...
Lütfen, gerçekleri hep
beraber görelim. Ben burada konuşuyorum, dışarıda hepiniz diyorsunuz
ki: "Aferin, doğru söylüyorsun, bu yasa işlemiyor." Yüreğinizde
bu var, ama, her nedense, özellikle kalkınmada öncelikli yöre milletvekillerim,
hiçbir tesisin, hiçbir şeyin gitmediğini gördüler. Eski tesisleri
yeni tesis diye gösterdiler. Bunu hepimiz biliyoruz, bile bile,
bu ülkenin ulusal sanayisinin, bu ülkenin ihracatının bir tek kurtuluşunun
bu ülkede uygulanacak…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
lütfen, efendim, konuşmanızı tamamlayınız.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Bu ülkede uzun vadeli uygulanacak teşvik ve uzun vadeli
finansman sistemiyle ancak bu ülke insanı ekmek bulabilir, istihdam
bulabilir.
Kalkınma Bankamız var,
devletin Kalkınma Bankası. 100-150 milyar dolarlık bir portföyü var.
Ülkeyi kalkındıracağına, bu bankayı iyi kullanmadığımız için,
herhâlde, biz bu bankayı kalkındırıyoruz beyler.
Finansman sistemi olmayan
bir ülke bir yere gidemez.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Ümmet Kandoğan, Denizli
Milletvekili.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sayın Malatya Milletvekilimiz Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun vermiş
olduğu kanun teklifiyle ilgili olarak, bu kanunu destekleyen görüşlerimi
ifade etmek için söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri,
bu Meclisten daha önce çıkan ve hayata geçen Teşvik Kanunu, üzerinden
yaklaşık üç yıl geçtikten sonra, Türkiye'nin 49 ilinde hiçbir derde
deva olamadığı, beklenilen amacı gerçekleştiremediği ve neticesinde
de o yöre insanlarının hayal kırıklığına uğramasına sebebiyet
veren bir kanun olarak yürürlükte.
Biz, bu Kanun konuşulurken,
görüşülürken, çıktık, burada "Yanlış yapıyorsunuz. Teşvikle
ilgili getirilecek uygulamanın sektörel veya bölgesel olması
lazım gelir. Siz 49 ile teşvik uygularsanız, hiçbir ile teşvik uygulamamış
olursunuz." dedik ve üç yıl sonra gelinen noktada, burada görüyorum,
sayın milletvekillerimiz var burada, Şırnak milletvekilimiz burada,
şimdi, sormak istiyorum: Bu Teşvik Kanunu'ndan dolayı Şırnak'a yapılan
bir yatırım var mı sayın milletvekilim? Yok değerli milletvekilleri,
yok; olması da mümkün değil.
Şimdi, Sayın Başbakan
geçenlerde bir açıklama yaptı. "Teşvik Kanunu'ndaki yanlışlıkları,
hataları yıl sonuna kadar düzelteceğiz." Yeni yıl geldi, ne zaman
düzelteceksin Sayın Başbakan? Sanayi Bakanı açıklama yaptı:
"İstenilen amaca ulaşamadık, eksiklikleri, yanlışlıkları
gözden geçireceğiz." Ne zaman gözden geçireceğiz; yok. Sayın
Maliye Bakanı açıklama yaptı…
RECEP KORAL (İstanbul)
- Çarpıtıyorsun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Dedi ki: "Teşvikle bir yere varmak mümkün değil." Aynen, Maliye
Bakanının ifadesi bu. Sayın Maliye Bakanı dedi ki… "Teşvik uygulamasıyla
hiçbir yere varmak mümkün değil" diyen bir Maliye Bakanına sahip
olan bir Hükûmetin Başkanı da, Başbakanı da diyor ki: "Eksiklikler
var, yanlışlıklar var, düzelteceğiz." Ne zaman düzelteceksiniz?
Ne zaman bunlar yürürlüğe girecek, hayata geçecek?
Değerli milletvekilleri,
bakınız, Türkiye'deki yatırımcılar, artık, yatırım ortamının kötüleşmesinden
dolayı yurt dışına gidip yatırım yapıyorlar. Geçenlerde âlâyıvalayla
Sayın Kürşad Tüzmen başkanlığında bir heyet Mısır'a gitti. Mısır'ı
ihya edeceklermiş… Sayın Tüzmen, siz, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin
Bakanısınız. Öncelikli hedefiniz, maksadınız, Türkiye'yi bir yatırım
cenneti hâline getirmek olmalıdır. Bakınız, Mısır'da 61 Türk firması,
orada, yatırım için çalışıyor. Bunlardan 17 Türk firması, orada, fabrika
kurmuş çalıştırıyor, 7 firma yatırıma başlamak üzere, 38 firma da
fizibilite çalışmaları yapıyor.
Şimdi, bu sanayici, bu
yatırımcı, Türkiye'de yatırım yapmak varken, niçin Mısır'da, Suriye'de,
Romanya'da, Bulgaristan'da yatırım yapıyor? Geliniz, şu teşvik sistemini
gözden geçiriniz. Geçenlerde de söyledim, geliniz, Denizli'yi de
bu teşvik kapsamı içerisine alacak bir uygulama yapınız. Biz, söz
veriyoruz, Denizlililer olarak, üç yılda Denizli'yi 2'ye katlayacağız.
İstihdam noktasında, söz veriyoruz, Denizli'de çalışan işçileri
2'ye katlayacağız. Bunun sözünü verdik biz. Gene, aynı şeyi söylüyoruz.
Geliniz, bu yanlışlıkları düzeltiniz.
Bakınız, değerli milletvekilleri,
dün gazetelerde bir teşekkür ilanı çıktı, teşekkür ilanı: TİM Başkanı,
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ihracatçıya
teşekkür ediyorlar. Güzel, biz de teşekkür ediyoruz. Ancak, Sayın
Tüzmen, sadece ihracattan sorumlu Bakan değil, gelsin, bir de ithalat
rakamlarını ortaya koysun. İthalat nereden nereye gelmiş, devraldığınızda
ihracatın ithalatı karşılama oranı neymiş, bugün ne kadar gerilere
düşmüş, onu gelin söyleyiniz.
Kaldı ki, bu rakamlar da
yanlış, milleti yanıltıyorsunuz. Nerede, dört yılda ihracat artışı
yüzde 137 olmuş? Geliniz, burada deyiniz ki… Rakamları da veriniz
yıl yıl, bu rakamın yanlışlığı da ortaya çıkacaktır. Milleti niye
kandırıyorsunuz? Sayın Başbakanın, altında, imzası olan bir teşekkür
ilanındaki rakamları niye çarpıtıyorsunuz? Niçin, yanlış rakamları,
bu ilanla vatandaşların gözlerinin önüne sermeye çalışıyorsunuz?
Geliniz, iddia ediyorum, burada bu rakamların doğru olduğunu söyleyecek
bir AK Parti milletvekili varsa, buyursun, gelsin buraya.
Onun için… Değerli milletvekilleri,
kaldı ki, bu ihracatın içerisinde ithal ürünlerin payı -altını çizmek
istiyorum- yüzde 36,6 olmuştur. Türkiye bir ithalat cenneti hâline
geldi sizin döneminizde.
Değerli milletvekilleri,
onun için, bu teşvikle ilgili kanunun…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Konuşmanızı
tamamlayınız Sayın Kandoğan.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bu Teşvik Kanunu'ndaki eksikliklerin, aksaklıkların, yanlışlıkların,
mutlaka, bu Meclis görevini tamamlamadan -bakınız, tekrarlıyorum,
altmış iş günü kaldı Meclisin çalışacağı-
geliniz, verdiğiniz sözün arkasında durunuz Sayın Başbakan. Sayın
Sanayi Bakanı, geliniz, verdiğiniz sözün arkasında durunuz, bu
teşvikle ilgili meseleyi yeniden gözden geçiriniz.
Değerli milletvekilleri,
demin de söyledim, ihracatın içerisindeki ithalatın payı yüzde
36,6 olmuştur. Türkiye, bir ithalat cenneti hâline gelmiştir. Ucuz
dövizden dolayı bizim sanayicimiz, KOBİ'lerimiz, maalesef, yurt
dışından ithalat yaparak, onun üzerinde basit işlemler yaparak, ihracat
yaptıklarını iddia etmektedirler.
O bakımdan, bu rakamların
yeniden gözden geçirilmesi gerektiği inancıyla, Sayın Aslanoğlu'na
teşekkür ediyor, bu teklifin Meclis gündeminde öncelikli olarak görüşülmesi
noktasındaki düşüncemi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
YILMAZ KAYA (İzmir) - Sayın
Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.
BAŞKAN - Olur, tamam.
Önergeyi oylarınıza
sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.40
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.50
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56'ncı
Birleşimi'nin Üçüncü Oturumu'nu açıyorum.
Görüşmelere kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
Malatya Milletvekili
Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre
vermiş olduğu doğrudan gündeme alınma önergesinin oylamasında karar
yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza
sunup, karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, kâtip üyeler arasında ihtilaf vardır. Elektronik cihazla
oylama yapacağım. Oylama için üç dakika süre veriyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama
yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
3.- Ankara Milletvekili
Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu'nun, 2338 Sayılı Organ ve Doku Saklanması
ve Nakli Hakkında Kanunun 14'üncü Maddesinde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi’nin (2/158) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergesi (4/431)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
29/11/2006
3/7/2003 tarihinde komisyona
havale edilmiş olan 2/158 esas numaralı Kanun Teklifim ilgili komisyonda
45 gün içerisinde görüşülmediğinden, kanun teklifimin İçtüzüğün
37 nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınmasını saygılarımla
arz ederim.
Muzaffer
R. Kurtulmuşoğlu
Ankara
BAŞKAN - Sayın Kurtulmuşoğlu,
buyurun.
Süreniz beş dakika.
Sayın milletvekilleri,
lütfen yerlerimize oturalım.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan
evvel hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugünkü konu, doku ve
organ nakli hakkındaki kanunun bir maddesinde değişiklik yapılması
için verilen kanun teklifi.
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Kurtulmuşoğlu,
siz Genel Kurula hitap edin efendim yüksek sesle.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, lütfen yerlerimize oturalım. Sayın milletvekilleri,
sesim duyulmuyor mu efendim?
BURHAN KILIÇ (Antalya)
- Duyuluyor Başkanım.
BAŞKAN - Saygıdeğer arkadaşlar,
lütfen…
Buyurun.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Anlaşıldı ki, siz hep böyle kalacaksınız, ne hasta olacaksınız,
Allah korusun, ne trafik kazası geçireceksiniz, sizin hiçbir şeye
ihtiyacınız yok demektir. Ama, konu, ülkeyi ilgilendirdiği için,
73 milyon insanı ilgilendirdiği için ben burada bulunuyorum.
Sırada bekleyen binlerce
insanımız var organ nakli için. Bir ümit bekliyorlar. Acaba, benim vücuduma
göre organ bulunabilir mi, bir gönüllü olabilir mi diye bekliyorlar;
ama, çoğu zaman bu ümitleri boşa gidiyor, sıraları gelmeden ölüyor
hastalar, insanlarımız.
Sevgili arkadaşlarım,
organ naklini daha özendirici bir hâle getirmek mecburiyetindeyiz,
toplumumuzu aydınlatmak mecburiyetindeyiz. Sadece, televizyonlarda,
"3 kişi öldü, 5 kişi yaralandı" deyip geçiyoruz, duyup geçiyoruz;
ama, o yaralıları, o ölü sahiplerini de bir düşündüğümüzde, organ
nakli, doku nakli, bizim için çok
önemli bir kanun diye düşünüyorum. Bunu nasıl özendireceğiz? Mesela,
diyorum ki ben, on sekiz yaşını bitirmiş bir insanın, gencin, organını
bağışlayacak ise, onun diğerlerinden farkı olsun. Mesela, nüfus
kâğıdını İçişleri Bakanlığından alırken, nüfus kâğıdının etrafına
altın yaldızlı bir işaret koyalım. Niye bunu koyalım? Allah kimseye
vermesin, bir insanın cenazesi olduğunda, o ara, organını vermesini
hiç düşünemez hasta sahibi. O, sadece acısını düşünür. O, kendi,
yalnız, yandığı durumu düşünür. O hâlde, on sekiz yaşından yukarıda
olan bir insanın, reşit olan bir insanın cebinde, sağlığında organlarını
bağışladığını gösterir bir nüfus kâğıdı olursa -organ bağışlamış
bir nüfus kâğıdı olursa- o zaman, anne-babasına veya akrabalarına
sormaya ihtiyaç kalmaz. Buna benzer, aklınıza çok şey gelebilir
özendirmek için. Ayrıca, organ nakli bugün büyük bir sorundur, almada:
4 tane uzmanı bulacaksınız -ana branş dalı olacak- beyin ölümünü
tespit edecek... Bunu da aşağıya indirmek lazım diye düşünüyoruz.
Dünyanın her tarafında öyle, 2 hekim yeter: 1 anestezi uzmanı, 1 nöroşirürjiyen
-yani beyin cerrahı- veyahut da nörolog. 2 hekim tarafından beyin
ölümünü tespit etmek yeterli diye düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kurtulmuşoğlu,
konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Bugünlerde, Bakanlığın da bu konuda yasa hazırladığının
farkındayım. İnşallah, bir an evvel gündeme alınır da ümit bekleyen,
ümitsiz hastalarımıza bir nebze olsun çare oluruz diye düşünüyorum.
Bu kanun teklifini verirken,
sadece kanun teklifi vermek için vermedim. Bizim de başımıza gelebilir.
Organ nakli bekleyen hastalara ümit vermek için yaptım. Bu hassas konuya
hepinizin eğileceğini düşünüyorum ve sizlerin takdirine bırakıyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kurtulmuşoğlu.
Mersin Milletvekili Sayın
Hüseyin Özcan, buyurun efendim.
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anavatan Ankara Milletvekili
Muzaffer Kurtulmuşoğlu'nun 2338 sayılı Organ ve Doku Saklanması ve
Nakli Hakkında Kanunun 14'üncü Maddesinin Değiştirilmesiyle İlgili
Kanun Teklifi'nde 37'nci maddeye göre söz almış bulunuyorum. Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu
konuya girmeden önce, Muharrem ayı tüm Müslümanların mübarek bir
ayıdır. Hazreti Hüseyin'in şehit edilişinin 1.327'nci yılıdır. Hazreti
Hüseyin'in, Hazreti Muhammed'imizin biricik torunlarının Kerbela'da
Yezid ordusu tarafından hunharca şehit edilişinin 1.327'nci yılında,
Yezid ve onun yandaşlarını, lanetle her dönem anıldığı gibi, bu yıl
da lanetle anıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
Hazreti Muhammed'e olan sevgileri, ehlibeyte olan sevgileri asırlardan
beri süren Aleviler, Şialar ve Bektaşiler ve özellikle bütün Müslümanlar,
bu mübarek ayda, gerçekten, hem yas tutarak hem de şehitlerimizi
anarak bugüne kadar gelmişlerdir.
Bu konuda, bu bağış konusunda,
özellikle son, Caferilerin, İstanbul'daki, her yönüyle, geçmişte,
dövünüp kan akıtan, canlarını dahi veren bu insanların kan bağışıyla
-tekrar vermeleri- gerçekten, tüm Caferileri ve herkesi, bu kan bağışı
konusunda, bağış yapanları kutluyoruz.
Değerli arkadaşlar,
yıllardan beri, asırlardan beri bu ülkenin birliğine, dirliğine
ve cumhuriyete sahip çıkan Alevi-Bektaşiler, bugün de cumhuriyete
sahip çıktıkları gibi devam edecekler, daha inançla devam edecektir,
ama hâlâ bugün bu sorunlar çözülmediyse, Türkiye'de Alevilerin özellikle
inanç özgürlüğü konusunda çözülmediyse, yöneticilerimizin, bugüne
kadar Hükûmet yöneticilerinin gerçekten bir noksanlığıdır. Eğer bu
ülkede bu insanlar yaşıyorsa, inançlarını serbestçe, özgürce ifa
edecekleri mekânların ve devlet olanaklarının belirli bir mezhebin
egemeninde olmasından ziyade, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan
her vatandaşın inanç özgürlüğüne göre devletin eşit davranması gerekmektedir.
Evet, gerçekten, bugünkü,
bu yasa değişikliğiyle ilgili Muzaffer Kurtulmuşoğlu'nun vermiş
olduğu yasa teklifinin gündeme alınması gerekir. Bağış ederek bu
insanların yaşamasına ve çevresine güzel sağlıklar yapan ve bağışlarıyla
acısını bir tarafta gömen bütün organ bağışı yapanları kutluyoruz.
Dün basında okuduk, iki
tane âmâ çocuğa böbrek nakledilerek yaşamlarını sürdürmesine
yardımcı olunmuş. Bunlar çok güzel şeyler. Eğer bizler, hepimiz, organ
bağışı konusunda, din adamlarımız, devlet yöneticileri, bu kültürü,
bu anlayışı yaygınlaştırırsak, organ nakli bekleyen binlerce insanımızın
yaşama umudu oluruz. Yarın toprak içerisinde çürüyen bu organlarımız
belki hiçbir şeye yaramayacak, çürüyüp gidecek, ama yaşamlara katkısı
olduğunda, inan edin ki bunun inancıyla, düşüncesiyle, ahlakıyla
en büyük sevabı işlemiş olurlar.
Değerli arkadaşlar, organ
nakli, vermekte tereddüt eden bir sürü insan vardır. Acaba, benim bağış
ettiğim bu organım organ mafyasının eline mi geçecek, diye tereddütleri
olabilir. Kesin olarak böyle düşünmemeleri gerekir. Bu organ mafyasının
devletin yetkili kurumları kanalıyla denetim…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Özcan, konuşmanızı tamamlayınız.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla)
- Teşekkür ediyorum Başkanım.
İyi bir denetimle bunlar
yok edilecektir.
Karşıda canlara yardımcı
olmanın yolu organ bağışıyla olur. İnsanların yaşaması için, gelecekte
bir sürü aileyi sevindirmek, sevinç içinde bırakmak, onların yaşamına
bir yaşam daha katarak, kendi yakınının vermiş olduğu organın da o
yakını gibi yaşadığını gören insanların gerçekten mutlu olacağına
inanıyoruz.
Değerli vatandaşlar,
hepimiz organ bağışı konusunda duyarlı olmalıyız, yardımcı olmalıyız.
Bir cana, bir insanın yaşamına en büyük katkımız, Allah katında da
sevap olacağına inanıyoruz.
Bu dileklerle, bütün vatandaşlara
esenlikler, sağlıklar ve bu bağış konusunda da duyarlı olmalarını
diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Alınan karar gereğince,
sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
IV. - KANUN TASARI
VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
2.- Çanakkale Milletvekilleri
Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi
(Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi)
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1'inci sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon
raporu gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2'nci sırada yer alan, Bazı
Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
3.- Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3'üncü sıraya alınan, Adalet
ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul Milletvekili İrfan
Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili Faruk
Çelik'in, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine
başlıyoruz.
4.- Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili Sadullah Ergin,
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz,
Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/925) (S.
Sayısı: 1321) (x)
BAŞKAN - Komisyon? Burada.
Başkanlık temsilcisi?
HALUK KOÇ (Samsun) - Yok.
Ara veriyorsunuz Başkanım, onu bekleyecek hâlimiz yok.
BAŞKAN - Sayın Yakut… Sayın
Yakut… Sayın Yakut, buyurun efendim. Sayın Yakut…
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın
Başkan, böyle bir usul yok.
BAŞKAN - Hayır efendim,
burada, arkadaşı ikaz ediyorum ben.
OYA ARASLI (Ankara) - Burada
olsa gelir efendim.
HALUK KOÇ (Samsun) - Efendim,
siz Sayın Yakut'u çağırdınız, Sayın Alptekin geldi.
BAŞKAN - Komisyon raporu
1321 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Oya Araslı.
Sayın Araslı, buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI
(Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1321 sıra sayılı
İç Tüzük teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini
açıklamak üzere söz almış bulunuyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; temel kanun kavramı kapsamına giren tasarı ve
teklifler için özel görüşme yöntemi uygulanması hususu ve bu yönteme
ilişkin İç Tüzük düzenlemeleri 1996 yılından bu yana Türkiye Büyük
Millet Meclisinin gündeminden düşmemiş ve bu konuda 91'inci maddede
yapılan İç Tüzük düzenlemeleri, Anayasa Mahkemesince iki kez tümüyle,
bir kez de kısmi olarak iptal edilmiştir. Bu doğrultudaki ilk girişim
1996 yılında yapılmıştır ve 446 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
kararıyla, temel kanunların Danışma Kurulunda oy birliğiyle alınan
karar sonucunda Genel Kurula sunulması ve Genel Kurulda alınan karar
üzerine özel bir görüşme prosedürüne tabi tutulması kabul edilmiştir.
İkinci girişim 7/2/2001
tarih ve 713 sayılı Kararla olmuş ve bu kere, Danışma Kurulunda oy
birliği sağlanamadığı takdirde siyasi partilerin temel kanun
olarak bir kısım kanunların ve tekliflerin, tasarıların temel kanun
prosedürüne tabi olarak görüşülmesi için Genel Kurula öneride bulunması
imkânı sağlanmıştır ve bunun sonucunda da Genel Kurulda beşte 3 çoğunlukla
kabul çıkarsa, önerilen tasarı ve tekliflerin özel görüşme usulüne
tabi tutulması uygun görülmüştür. Ancak, bu ikinci düzenleme Anayasa
Mahkemesinin 31/1/2002 tarihli kararıyla iptal edilmiştir.
(x) 1321 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.
Üçüncü girişim 10/4/2003
tarih ve 766 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla yapılmış,
temel kanunların kapsamına nelerin gireceğini gösteren bir tanım
ortaya konulmuş, Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamadığı takdirde
temel kanun kavramının kapsamına giren tasarı ve tekliflerin özel
görüşme yöntemine tabi tutulması için siyasi partilerin ayrı ayrı
Genel Kurula öneri götürmesi imkânı getirilmiş ve bu önerilerin de
beşte 3 çoğunlukla kabul edilmesi hâlinde özel görüşme yönteminin
uygulanmasına imkân tanınmıştır. Bu karar da Anayasa Mahkemesi tarafından
iptal edilmiştir. İptal kararı 29/4/2003 tarihini taşımaktadır.
Dördüncü girişim, herkesin
bildiği gibi, 30/6/2005 tarih ve 855 sayılı Türkiye Büyük Meclisi Kararıyla
yapılmış, temel kanun kavramının tanımına açıklık kazandırılmıştır
ve Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamadığı takdirde siyasi
partilerin Genel Kurula yapacağı önerilerin Genel Kurulda çoğunlukla
kabul edilmesi hâlinde bu özel görüşme yönteminin uygulanmasına
imkân tanınmıştır ve dördüncü girişimin sonunda yapılan İç Tüzük
düzenlemesinin de Anayasa Mahkemesinin kısmi iptal kararıyla
karşılaştığını biliyoruz.
Önümüze gelen teklif,
bu iptal kararı neticesinde 91'inci maddede ortaya çıkmış olan boşluğu
doldurma amacına yöneliktir. Ben, burada, Anayasa Mahkemesinin
son kararının eleştirisini yapmak istemiyorum. Bunu, akademik düzeyde
bilim insanlarının enine boyuna yapacaklarını biliyorum. Çünkü,
eleştiriye çok açık, çok muhtaç bir karar olduğunu da görüyorum.
Ama, bu eleştirinin yapılacağı yer burası değil, bunun yapılacağı
yer bilimsel platformlardır diyorum.
Fakat, bir hususa herkesin
dikkatini çekmek istiyorum: Zannediyorum ki, bu kararın verildiği
andan bugüne kadar geçen süre içerisinde temel kanun kavramının
kapısından içeriye nelerin girdiğini, nelerin girebildiğini, şuradaki çoğunluğun oyuyla nelerin
temel kanun adı altında görüşülebildiğini Anayasa Mahkemesi üyeleri
de umarım görüyordur, bizler de görmüş bulunuyoruz ve hayretle bu
yorumun kapsamının ne kadar genişletilebildiğini de izliyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
ben, bu teklifle ilgili değerlendirmelerime geçmeden önce, 91'inci
maddenin şu andaki hâliyle tümünü ilgilendiren bir değerlendirme
yapmak istiyorum: Hepinizin bildiği gibi, iç tüzükler, parlamento
içi demokrasi anlayışını yansıtırlar. Parlamentonun kendi iç çalışmalarında
nasıl bir demokrasinin hâkim olmasına ilişkin kararını ortaya koyarlar
ve hepinizin bildiği gibi demokrasilerin iki türü vardır. Bir tür
demokrasiler, her şeyi çoğunluğun kararına bağlarlar. Çoğunluğun
kararı şaşmazdır, yanılmazdır, çoğunluk ne isterse sistem o doğrultuda
harekete geçer. Buna biz "çoğunlukçu demokrasi" diyoruz.
Eskimiş bir kavram. Çağdaş demokrasiler çoğulculuğa açıldılar, katılımcılığa
açıldılar, uzlaşmaya dayalı olmaya başladılar ve çağdaş demokratik
yaklaşımla yapılmış iç tüzüklere baktığımız zaman hepsinin katılıma,
uzlaşmaya önem verdiğini, muhalefetin hakkını, hukukunu, çoğunluğun,
iktidarın hakkı, hukuku kadar, en az onun hakkı, hukuku kadar koruduğunu
görüyoruz. Eğer parlamentoda hâkim olan çoğunluk, çoğunluğun kararına,
çoğunluğun oyuna her şeyin üzerinde önem veriyorsa ortaya çıkan demokrasi
dayatmacı bir nitelik taşıyor. Ama, azınlığın hakkını da koruyorsa,
muhalefete de yasama sürecinde her türlü etkinlik bağlamında katılma
imkânını getiriyorsa bu tür demokrasiler de çağımızın ideal demokrasi
ölçütlerine uygun görünüme giriyorlar ve demokrasinin hayat bulma
ortamı, işte bu tür anlayışın bulunduğu parlamentolarda güvence
altına alınmış oluyor. İç Tüzük'ümüzün 91'inci maddesine baktığımız
zaman ne yazık ki burada çoğulcu, katılımcı bir demokrasi anlayışının
izlerine rastlayamadığımızı söylememiz gerekiyor. Bunu, bugün
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu söylemiyor. Bu teşhis benim de teşhisim
değil. Bu teşhis, şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarında
oturan kimi milletvekillerinin, kimi bakanların, daha önceki İç
Tüzük görüşmeleri sırasında, 91'inci maddeyle ilgili görüşmeler
sırasında, muhalefette iken bu arkadaşlar, ortaya koymuş oldukları
görüşler.
Sayın Mehmet Ali Şahin,
muhalefetin soru sorma süresinin yirmi dakikayla sınırlı tutulmasına
karşı çıkıyor "Bu, Anayasa'ya, bu, katılımcı demokrasi anlayışına
aykırıdır." diyor -muhalefet şerhi var- milletvekillerinin
önerge verme sayısının kısıtlanmasına karşı çıkıyor "Bu, çoğulcu,
katılımcı demokrasi anlayışına aykırıdır." diyor.
Ben, şimdi getirilen bu
düzenleme karşısında, Adalet ve Kalkınma Partisinin çoğunluk oylarıyla
kabul edilmiş olan bu düzenleme karşısında bugün Sayın Mehmet Ali Şahin'in
ne düşündüğünü, doğrusu, çok merak ediyorum.
Kimi arkadaşlarımız,
91'inci maddeyle ilgili düzenleme hakkında "Bu düzenleme, demokrasiyi
demokrasinin beşiği olan Parlamentoda boğma girişimidir. Bu düzenleme,
bir sivil darbedir demokrasiye karşı." diyorlar. Bunlar, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergilerinde yer alan sözler. İçinizdeki
milletvekilleri kendilerini tanıyacaklardır, bu sözleri etmiş
olanlar. Herhâlde ben bunları tekrarlayınca,
anımsamış olduklarını da düşünüyorum. Biz, bunları söylediğimiz
zaman, kimileri "Dün dündür, bugün bugündür. O zaman muhalefetteydik."
diyorlar.
Değerli arkadaşlarım,
bu, iktidarda muhalefette olmaya göre değişen bir olay değil, bu
bir dünya bakışı. Demokrasi sizin kafanızda hangi kavramlar çerçevesinde,
hangi ölçüler, hangi nitelikler çerçevesinde yer etmişse onu ortaya
döküyor bu ifadeleriniz ve biz istiyoruz ki, bu ülkenin milletvekilleri,
bu ülkeyi yönetenler iktidarda da olsalar, muhalefette de olsalar
demokrasiye bakışları değişmesin, çünkü, demokrasiye bakış, pencere
değiştirerek olacak bir olay değildir durduğunuz yere göre. Demokrasiyi
siz nasıl anlamışsanız, nerede duruyorsanız durun, o anlayış değişmemelidir.
Biz böyle bakıyoruz. Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin anlayışı.
Eğer, siz bu bakışı yadırgıyorsanız veya "dün dündür, bugün bugündür"
anlayışını benimsiyorsanız, o da sizin ölçünüz, sizin demokrasiyi
nasıl algıladığınızın ölçüsüdür ve sizin algıladığınız biçimde
91'inci madde şekillendi, muhalefet yasama sürecinden dışlandı
ve -bir şey daha söyleyeyim- temel kanun uygulaması çok büyük kavramlı,
kapsamlı, çok fazla maddeden oluşan, maddeleri arasında bağlantılar
bulunan yasalar için bütünlüğü bozmadan, zedelemeden görüşme
imkânı yaratmak amacına yönelmişken, sizin çoğunluğunuz, Adalet ve
Kalkınma Partisi çoğunluğu bunu kısa sürede yasa çıkartma amacına
yönelik hâle getirdi.
Arkadaşlar, temel kanun
uygulaması, kısa sürede, ekspres yasa çıkartmak için değildir, yasa
maddeleri arasında, düzenlediği konular arasında bütünlüğü bozmamak
içindir. Anayasa Mahkemesi de temel kanun için amacın bütünlüğü bozmamak
olduğunu kararlarının çeşitli yerlerinde ifade etmiştir, ama,
bunları gözetmediniz, yerli yersiz her kanunu, yüzlerce maddelik
kanunları burada tartışmamıza imkân vermeden, önerge imkânımızı
kısıtlayarak görüştünüz, muhalefeti susturdunuz, suskun bir demokrasi
yaratmaya yöneldiniz. Ama, ne oldu? Hızla çıkartmak amacıyla yaptığınız
bu iş geri tepti, çıkarttığınız yasaların büyük bir kısmı Anayasa
Mahkemesi kapısından döndü, büyük bir çoğunluğu Cumhurbaşkanı tarafından
ikinci kere görüşülmek üzere iade edildi ve vakitten tasarruf edeceğiz
derken çok daha fazla vakit sarf etmek zorunda kaldınız.
Bütün bunlara baktığım
zaman, şu kanaatimi daha pekişmiş bir vaziyette ifade etmek istiyorum:
İç Tüzük'ümüzdeki 91'inci madde, bir demokrasi zaafı işaretidir, muhalefetin
katılım imkânlarını ortadan kaldıran bir düzenlemedir, katılımcı,
çoğulcu, çağdaş demokrasi anlayışıyla bağdaşmayan, bu anlayışa
yaraşmayan bir düzenlemedir. Anayasa Mahkemesi pek çok hükmü uygun
buldu Anayasa'ya diyebilirsiniz. Eğer uygulamayı görse idi bugün,
bu uygunluk ne ölçüde o kararın verildiği günkü gibi telaffuz edilebilirdi,
onu da bilemiyorum, ama, Anayasa Mahkemesinin bir şeyi Anayasa'ya
aykırı bulmaması, onun bizim demokrasi anlayışımıza uygun olup
olmadığının ölçüsü değildir. Bir şey Anayasa'ya aykırı olmayabilir,
ama bizim demokrasi anlayışımızla bağdaşmayabilir.
Ben diyorum ki, 91'inci
maddeyle ilgili bir teklif hazır önümüze gelmişken, 91'inci maddeyi
yeniden kaleme alalım, çağdaş, demokratik, katılımcı demokratik
anlayışa, çoğulcu demokratik anlayışa uygun bir görünüme bu maddeyi
sokalım. Bu doğrultuda Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin
bir önerisi vardır. Eğer sizler de elinizi uzatırsanız, yarın bizden
sonra gelenlerin, çocuklarımızın "ne kadar demokratik davranmışlar" diyebileceği bir düzenlemeyi ortaya
çıkartabiliriz. Tabii, dilerseniz. Tabii, kafanızdaki demokrasi
anlayışı böyle bir tutuma elverirse.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, genel değerlendirmemi yaptıktan sonra, getirilen düzenlemeyle
ilgili de birkaç kelime söylemek istiyorum. Bakınız, burada milletvekillerine,
Anayasa'ya aykırılık önerileri dâhil, iki öneride bulunabilmek
imkânı getirilmiştir, ama, Anayasa Mahkememizin daha eski tarihli
bir kararı var, deniliyor ki: "Önerge sayısının komisyon ve
hükûmet için birer, milletvekilleri için Anayasa'ya aykırılık önergeleri
dâhil en fazla üçle sınırlanması, milletvekillerinin kimi konuların
maddede yer alması veya maddeden çıkarılması, maddenin komisyona
iadesi veya reddi, metne ek veya geçici madde eklenmesi gibi yasama
etkinliklerinden ayrı düşünülemeyecek olan konularda önerge verme
haklarını önemli ölçüde zorlaştırmaktadır. Yasama Meclisi üyelerinin
görev ve yetkilerinin amacına uygun biçimde kullanılmasının aşırı
derecede zorlaştırılması veya ortadan kaldırılması durumunda
ise Anayasa'nın 87'nci maddesi çerçevesinde yasama işlevinin tam
olarak yerine getirildiğinden söz edilemez. Dolayısıyla, böyle
bir düzenleme Anayasa'nın 2'nci maddesinde belirtilen hukuk devleti
anlayışıyla da bağdaşmaz."
Böyle bir kararı var Anayasa
Mahkemesinin, üçü az görüyor ve biz burada ne getiriyoruz? Milletvekillerine,
Anayasa'ya aykırılık önergesi dâhil ancak iki önerge verebilmek
imkânı. Getirilen düzenlemenin Anayasa'ya uygunluğunu bu anlattıklarım
fevkalade kuşkulu hâle sokmaktadır.
Ayrıca, değerli arkadaşlarım,
elimiz değmişken bir düzenleme daha yapalım. Çoğunluğun istediği
yasayı temel yasa diye burada görüştürmesi imkânını ortadan kaldıralım,
uzlaşmaya, anlaşmaya önem verelim ve ancak Danışma Kurulunda oy
birliği sağlandığı takdirde temel yasa uygulaması için Genel Kurula
öneri götürülebilmesi esasını kabul edelim. Aksi takdirde, çoğunluğun
azınlığa tahakküm ettiği bir yönetimden, bir yönetim anlayışından
başka bir şey sergilememiş oluruz burada.
Değerli arkadaşlarım,
getirilen düzenlemeyi, bu açıdan, Anayasa'ya aykırı buluyorum ve
siyasi parti gruplarına mensup milletvekillerinin birer önerge
hakkının saklı tutulmasının Anayasa Mahkemesinin kararının gereğini
tam anlamıyla yerine getirmek işlevini göremeyeceğini burada
ifade etmek istiyorum. Anayasa Mahkemesi kararına uygun bir düzenleme
yapabilmek için, yalnız bir Anayasa Mahkemesi kararını değil, bundan
önceki tarihlerde de bu konuya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin
vermiş olduğu kararları göz önünde tutmak gerekir ve şunu da sizlere
hatırlatmak isterim, Anayasa Mahkemesi, bir gerekçeyle Anayasa'ya
aykırılık kanaatine vardıktan sonra, başka gerekçeleri incelemez.
Bu nedenle, burada, önerge sayısıyla ilgili bir karara varılmamış
olmasını, sizin bu düzenlemenize haklılık kazandıran bir unsur
olarak mütalaa etmemeniz gerekir.
Değerli arkadaşlarım,
dilerim ki, bu görüşme, demokrasimiz açısından kötü bir not oluşturan
91'inci maddenin yeniden ele alınıp yeniden düzenlemesine imkân hazırlar
ve biz de bundan sonra "Nasıl bir demokrasisiniz, muhalefeti
susturuyorsunuz?" sorusuyla karşı karşıya kalmayız.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
OYA ARASLI (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun, konuşmanızı
tamamlayınız Sayın Araslı.
OYA ARASLI (Devamla) -
Bu, hem Anayasa'sında demokratik bir hukuk devleti olduğu yazan ülkemize
borcumuzdur, insanlarımıza, ulusumuza borcumuzdur hem de demokrasiyi
Kopenhag Kriterlerinin en başına yazmış olan Avrupa Birliği ilişkilerimiz
açısından da büyük bir önem taşımaktadır. Bu hususları gözeteceğinize
inanmak, güvenmek istiyorum.
Saygılarımla. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Araslı.
Anavatan Partisi Grubu
adına, Muzaffer Kurtulmuşoğlu, Ankara Milletvekili, Grup Başkan
Vekili.
Buyurun Sayın Kurtulmuşoğlu.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
hepinize saygılar sunuyorum.
Türkiye Büyük Millet
Meclisinin İç Tüzüğü üçüncü defa değiştirildi. Nedir?
AHMET RIZA ACAR (Aydın)
- Daha değişmedi ya!
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Niye değiştiriliyor?
Niye geri geliyor? Biraz önce, burada bir kanun teklifi verdim. Niçin
verdim? İnsanların sağlığı için verdim. Yani, bir tarafa ödün vermiyorsunuz,
İhale Kanunu değil, bir yere de bir şey vermiyorsunuz. Kendi yararımıza
olan yasa teklifini reddettiniz. Niye ettiniz, bunu bir söyler misiniz
şimdi bana? Niye ettiniz? Yani, organ nakli bağışında bir engel mi
vardı da ettiniz? Niye ettiniz biliyor musunuz, iktidarsınız ya,
her dediğiniz oluyor ya, sizin 365 tane milletvekiliniz var ya, ne
kadar güzel bir şey, ne kadar güzel! Her şeyi biliyorsunuz! Kutlarım
sizi sevgili arkadaşlarım, kutlarım!
91'inci maddede, Tüzük
değişikliğinde ne oldu, ne denildi? "Muhalefete de söz verilsin."
Yasalar yapılırken, sadece bugünü düşünmeden, gelecek düşünülerek
yapılır yasalar. Ee, ne olur muhalefetin katkısı olsa? Muhalefet
gelip burada konuşsaydı, ne olurdu? Yine, siz bildiğinizi yapın.
Siz zaten öyle yapıyorsunuz. Muhalefet ne söylerse söylesin, siz
kendi bildiğinizi okuyorsunuz. Okuyorsunuz da, gönderiyorsunuz
yasayı, çıkarıyorsunuz buradan, ya Anayasa Mahkemesinden dönüyor
ya Cumhurbaşkanlığından dönüyor.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Cumhurbaşkanlığından dönmesi normal.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Size göre öyle sevgili arkadaşım.
Eğer doğru düşünebilirseniz,
haklı olduğunuz anda, hiç kimseyi suçlamadan, herkes bulunduğu konumda
doğruları yaptığı an, senin doğruna uymuyor diye bir başka makamı
suçlama hakkını size vermez.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Suçlamak değil, siyasi karar. Ne var bunda?
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Ama, bir şeyi söylüyorum,
BAŞKAN - Sayın Akbulut,
lütfen… Arkadaşlar, hatibe…
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Ben bu kürsüye çıktım çıkalı, her zaman şunu söylüyorum:
Yasalar, muhalefetiyle, iktidarıyla birlikte yapılırsa ülkenin
lehine olur diye düşünüyorum. Üç defa bir yasayı buraya niye getirdik?
İnat ediyorsunuz. İnat nedir? İnat "İktidarım, her dediğimi yaparım…"
Doğru, yapın ya! Doğru, yapın yapacaksanız, ama, doğruyu yapın, doğru
olanı yapın, doğruyu birlikte bulalım. Yani, muhalefet önerdi de
"Arkadaş, gruplar adına da önerge verilsin." dediğinde çok
mu bir şey olacaktı? Veyahut da, muhalefet, burada yasa yapılırken
gruplar adına konuştu, milletvekilleri şahısları adına konuştu;
konuşsun tabii, burası bizim konuşma sahamız, buradan başka bizim
yerimiz yok, biz burada yasayı hazırlıyoruz. Ee, ne olur? Muhalefette
hiç kimse bir şey bilmiyor mu? Sadece, iktidara geldiğinizde mi her
şeyi bilen oluyorsunuz? Ama, sevgili arkadaşlarım, ben üzülüyorum,
içim yaralanıyor. Bu yasalar, iktidarların yasası değil; iktidarlar
gelip geçicidir, ama yasalar kalıcıdır. Yasalar, nesilden nesile
kalır. Bugün, iktidar olarak, her şeyi "Bizim sayımız yetiyor,
çıkarırız." derseniz, işte böyle olur.
Hangi yasa geri dönmedi,
söyler misiniz ya Anayasa Mahkemesinden ya Cumhurbaşkanlığından?
Bir doğru dürüst yasa geçti mi?
Sevgili Ayhan Sefer Üstün
Bey geldi buraya, sağlık yasasından bahsetti: "Sağlıkta reform
üstüne reform yaptık. Bu da bir reform." dedi. Hadi her şeydeki
reformu anladım, bilmeyebilirim ama, bu sağlıkta ne reformu yaptınız,
hiç anlamış değilim ya, hiç anlamış değilim. Ama, geldi arkadaşım
burada öyle dedi: "Reform üstüne reform yaptık sağlıkta."
dedi. Ne yaptınız? Doktorların çalışma saatlerini mi düzenlediniz,
doktorların özlük haklarını mı düzenlediniz, hasta kuyruklarını
mı azalttınız hastanede? Yine hastanede 1 doktora 100 kişi düşüyor.
Hani Avrupa Birliğine giriyorduk? Hani Avrupa Birliğine giren
bir ülkenin -normal- doktorları da 15-20 hasta bakar en fazla. Şimdi
100 hasta bakıyor. Devrime bak devrime! Nasıl devrim, nasıl bir reform!
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin)
- Karşı devrim!
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - İşte bu yasaları da böyle "reform" diye çıkarıyorsunuz,
"reform" diye çıkıyor. Ben de anlamıyorum, tek tek konuştuğumda
bu iktidar milletvekili arkadaşlarım pırıl pırıl; kafaları işleyen,
güzel, haklıya haklısın diyen, doğruya doğrusun diyen, yanlışa yanlıştır
diyen arkadaşlarım var, dolu. Ama, buraya geliyor, bir bakıyorsun,
diyor ki: "Bu muhalefetin sözü, sakın bunu kabul etmeyelim."
Etmeyin bakalım, ne olacak?
Biraz önce grup başkan
vekili arkadaşıma, Sayın Bakan da bu konuda hazırlık yapıyor, bunu
kabul edelim, dedim. "Edemeyiz." dedi. Sağ ol, teşekkür ederim.
Etmeyin, ne olacak? Siz getirin, yeter ki gelsin, yeter ki halkıma layık
bir kanun olsun, onlara layık olsun, değil organ nakli, hangi kanun
olursa olsun, ben bu parmaklarımı kırar, yine kaldırırım yukarı;
ama, yeter ki getirin. Getirin. Muhalefet getirdi diye…
Muhalefetin sözünü
kesmek, muhalefetin önerilerini kabul etmemek, size seçmen bazında
oy mu topluyor zannediyorsunuz? Oy toplasanız da ne olur? Bir devre
daha milletvekili olursunuz veya iktidar olursunuz; ama, yarın, buradan
ayrıldığınızda, size sorarlar ve kendi vicdanınızla başbaşa kaldığınızda
"Ah biz niye böyle yaptık?" dersiniz. Çünkü, bu iktidar 48-50
milletvekiliyle buradayken, bu Meclis kürsüsünün önünden ayrılmazdı.
Anayasa elinde "Anayasa'ya bu aykırı, babayasaya bu aykırı."
diye devamlı buradan buraya geçerlerdi. O günler yine gelecek. İşte,
o günler yine gelecek.
EYÜP FATSA (Ordu) - Burada
değildik, oradaydık.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Demek ki oradan geldiğinize göre iktidara biz geliyoruz
demektir. Hazır olun.
Yani, şunu söylüyorum:
Şairin çok güzel bir lafı var: "Güvenme güzelliğine/Senin de saçların
tarumar olur." Güvenmeyin bu çoğunluğunuza. Bu halk öyle halktır
ki, öyle güzeldir ki, öyle güzel adama ders verir ki, tokadı nasıl
vurduğunu bilemezsiniz.
Benim şahsi önerim, benim
şahsi düşüncem: Muhalefetiyle, iktidarıyla yasalar çıkarılırken
bir konsensüs yaratılsa, bu konsensüs sonunda yasalar çıkarılsa,
çoğu zaman hem Meclisin mesaisi tekrarlanmaz aynı yasalar üzerinde
hem de daha uygun çıkarılır, diye çok söyledik, ama biz söyleyip biz
dinliyoruz, ama, bunu halk görecek. Ben, bu kürsüden, çoğu zaman tribüne
hiç konuşmadım ve hiç konuşmayı da sevmem. Ama, sevgili arkadaşlarım,
şık değil yaptığınız, yanlış. Muhalefeti susturduğunuz da ne oluyor?
Neredeyse, demirperde ülkeleri gibi olacağız. Ne fark eder? Burada
da aynı şeyi kaldırıyorsun, indiriyorsun, muhalefet konuşsun dursun,
ben yine bildiğimi yaparım, ben kendim bildiğimi okurum… Oku, oku,
ama okuman yanlış, okumada temelde bir yanlışlık var. Bu yanlışlık
da, iktidar hastalığı. İktidar olmak nedir biliyor musun? Kelimenin
manası üzerinde, iktidar olmak güçlü olmak, kucaklayıcı olmak,
herkesi sevebilmek, herkesi dinleyebilmek, onlardan akıl alabilmek,
hepsini ben biliyorum dememektir iktidar olmak ve hiçbir kimse her
şeyi bilemez.
Benden evvel konuşan Sayın
Hocam, Anayasa'nın her türlü maddelerini size okudu. Ben Anayasacı
değilim ki, size tutayım, burada, Anayasa'nın şu maddesini şunu şunu
böyle yaptı… Gerekli dersi Sayın Araslı verdi, ama, aldıysanız verdi,
almadıysanız vermedi. O da sizin bileceğiniz iş, yarın notu tahtaya
kalktığınızda halk size verecek, halkın karşısına çıktığınızda.
Sevgili arkadaşlarım,
dört buçuk sene geçti, şöyle bir geri dönüp bakınız, ne yaptınız bu
ülkenin yararına? Allah'ınızı severseniz, işsizliği mi yok ettiniz,
söyleyin; söyleyin, benim o kahvelerdeki boş gezen adamlarıma iş
mi buldunuz, aş mı buldunuz?
Sevgili arkadaşlarım,
faize 80 milyar dolar para verdiniz, faiz ödediniz 80 milyar dolar.
EYÜP FATSA (Ordu) - O sizin
hesabınız.
MUZAFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Ama, yahu, ödediniz de hiç borç bitmedi, borç 2 misline
çıktı değil mi? Onu ekonomistler çok iyi bilir, 2 misline çıktı borç.
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin)
- 180 hocam, 180.
MUZAFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - 80 milyar dolar da faiz ödediniz.
YAHYA AKMAN (Şanlıurfa)
- Kim aldı?
MUZAFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Tabii ki, hepsi sizin değil, sizin gibi düşünen iktidarların
bu hâle getirdiği; ama, siz de onun üzerine katbekat borç koydunuz,
yığdınız. 80 milyar doları Türkiye'nin kalkınmasına harcasaydınız,
Türkiye'yi bir fabrikalar sahası yapardınız, inşaat sahasına çevirirdiniz,
herkese iş bulunurdu, aş bulunurdu. Nereden oldu bu hata? İşte,
geçmişteki iktidarlar böyle yaptıkları için, siz de onların peşinden
kopya çektiniz, kopyacı talebeler gibi oldunuz.
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)
- Borçları ödedik, borçları.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Faiz 180…
MUZAFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Evet, 180 milyar dolar faiz ödendi. Hayır, o kadar değil,
80 milyar faize ödendi. Bilmiyorum, ben Maliyeden aldığım bilgiyi
söylüyorum. Ama, bir şeyi söylüyorum, doğrudur, 180 milyar borç ettiniz,
daha da fazla ettiniz, dört senede. Ama, faize verdiğiniz para, faiz
ödediniz ya hani faizle aldığınız paraya, 80 milyar dolar…
Sen iyi bilirsin bunları;
sen hesap sahibi adamsın, iş sahibisin, bilirsin.
Evet, sevgili arkadaşlarım,
ben şunu istiyorum: Bundan sonra olsun, aşağı yukarı yine on ay var,
beş ay var Meclis çalışmalarına… Beş ayda kanunları getirirken konsensüsle
getirelim, birlikte yapalım. Bize de haber verin. Evvelden, şu yasa
gelecek diye haberimiz olsun ki, biz de dersimize çalışalım muhalefet
olarak, ama, bir bakıyorum sabahleyin bir telefon "Bugün bu yasa
geliyor, Danışma Kurulu var, şu, şu maddeler… Yüzde 357 falan, falan,
falan maddeler geldi." Geldi, ama, ben, bunu ne zaman milletvekili
arkadaşıma vereceğim de çalışacak da burada gelip eksikleri söyleyecek
veya doğruları, yolunu gösterecek. Hayır, böyle bir şey yok. Ha, milletvekili
arkadaşlarım, iktidarın milletvekili arkadaşlarım çok mu çalışıyorlar?
Kusura bakmayın, orada biraz sınıfta kalıyoruz. Sebebi ne biliyor
musunuz?
RECEP KORAL (İstanbul)
- Komisyonda ne yapıyorlar?
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Komisyonda ne yaptığın beni ilgilendirmiyor, komisyonda
ben ne yaptığımı biliyorum, ama, bir şeyi söyleyeyim: Yasaları
-ben hep söylerim- bürokratlar hazırlar, "Avrupa Birliğine uyuyor
bu efendim, bu böyle olur." der, Bakana getirir, Bakanlar Kurulundan
geçer, sonra komisyonlara gelir. Komisyonlara geldiğinde ne yaptığınızı
söyleyeyim: Muhalefet bir öneri verdiğinde reddedilir. Muhalefet
konuşurken dinlenir, saygıyla dinlenir, arada birbirinize laf
atarsınız, ama dinlersiniz; ama, bir değişiklik önergesi verilmeye
kalktığında o öneri kabul edilmez. Ne değişti komisyonda söyler misiniz
şimdi bana? Ha, komisyonda, aynen, kaldır parmağını 16'ya 8, burada
da aynen… Ha, bu, şu: Bu… Siz de yeni geldiniz çoğunuz, sadece 48 milletvekili,
50 milletvekili var, çoğunuz yeniydiniz bizim gibi. Ne zaman öğrendiniz
bu iktidar hevesini? Bu iktidar böyle dedi diye, iktidar böyle yapıyor
diye, doğru mudur, yanlış mıdır diye incelemeden, tefrik etmeden
kaldırdınız parmağınızı, indirdiniz. Ama, ne olursa olsun, çıkan
yasa sizin değil, çıkan yasa bizim, 73 milyon insana çıkıyor. Bu insanları
mağdur etmeyecek şekilde yasaları çıkaralım ve muhalefeti dinleyelim.
Muhalefeti dinlemeyen hiçbir iktidarın sonu iyi olmamıştır, en
kötü ihtimalle sandıkta batmıştır. Hep böyle olmuştur, bundan sonra
da böyle olacağını görüyorum ve temenni de ediyorum; çünkü, sizin,
dört buçuk senede hiç uslandığınızı görmedim, hiç böyle doğruya
doğru dediğinizi alamadım ben, ben alamadım. Belki, siz, size göre
doğru olan, muhalefete göre hep yanlış geliyor zannediyorsunuz,
oysa, muhalefetin çoğu söylediği öneridir. Muhalefetin söylediği
yol göstermedir. Yasayı siz yapıyorsunuz, siz parmak kaldırıyorsunuz
indiriyorsunuz, kabul ediliyor. İşte, edildiği için de hem Anayasa'dan
hem de Cumhurbaşkanlığından geri dönüyor. Benim temennim, bundan
sonra yaparken yasaları, zararın neresinden dönerseniz kârdır hesabında,
bundan sonra olsun, muhalefete kulak veriniz. Bu muhalefet size
lazım. Muhalefet yol göstericidir. Muhalefet her ne derse desin,
iktidar kendi bildiğini yapacak değil mi; kendi bildiğini yapmasın,
eksikleri birlikte tamamlayalım, buraya tam olarak getirelim, o
tam olan yasa da ülkede uzun süre kalsın diye düşünüyorum.
Sözümü bağlarken tekrar
söylüyorum, muhalefeti küçümsemeyin. Muhalefeti dışlamayın.
Yarın da siz muhalefet sıralarında olacaksınız; ama, kaç kişi olacak,
bilmiyorum. O zaman, bu kürsüye çıkıp, onlara soracağız, size soracağız:
"Ey muhalefet, ne oldu?" diye o kürsüye çıktığınızda soracağız
diyorum. Bunları bana söyletmemek için… Sizin hepinizi de burada
isteyebilirim, temennim o.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ
(Manisa) - Belki hiç olmayacaklar.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Ama, gelemezsiniz bu hâlinizle, gelemezsiniz. Gelemeyeceğiniz
için de, bu hataları, sonra, kendi kendinize düşüneceksiniz diye
düşünüyorum.
Hepinize saygılar ve
sevgiler sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
AK Parti Grubu adına Karaman
Milletvekili Mevlüt Akgün.
Sayın Akgün, buyurun.
AK PARTİ GRUBU ADINA MEVLÜT
AKGÜN (Karaman) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Aynı zamanda şahsım adına
da söz hakkım var. İkisini birleştirirsek…
HALUK KOÇ (Samsun) - Birleştirelim
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Akgün, otuz dakika; ilave ettim size.
MEVLÜT AKGÜN (Devamla)
- Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 1321 sıra sayılı İç Tüzük
değişiklik teklifi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Yasama organının kendi
iç çalışmalarını düzenlemek amacıyla koydukları kurallara iç tüzük
denir. İç tüzük, her meclisin bir nevi iç kanunu olarak kabul edilmektedir.
Anayasa'mızın 95'inci
maddesi "Türkiye Büyük Millet Meclisi, çalışmalarını, kendi
yaptığı İçtüzük hükümlerine göre yürütür." demektedir.
Yasama meclislerinin
iç tüzüklerini bizzat yapmaları onların diğer devlet organları,
özellikle yürütme organı karşısında bağımsızlıklarının bir göstergesidir.
Bu duruma yasama meclislerinin yöntemsel bağımsızlığı denmektedir.
Anayasa'mızın 95'inci
maddesine göre İç Tüzük'ün düzenleme konusu Türkiye Büyük Millet
Meclisinin çalışmalarıdır. O hâlde Meclis çalışmalarıyla ilgili
her konu İç Tüzük ile düzenlenebilir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi
22 Şubat 1977 tarihli kararında, bir konunun İç Tüzük'le düzenlenebilmesi
için onun Meclisin çalışma alanı içerisinde olmasını yeterli görmüştür.
Ancak İç Tüzük bir kanun değildir. Çünkü kanunlar vatandaşlara hak
ve yükümlülükler getirirken İç Tüzük hükümleri sadece Meclisin
teşkilatına ve çalışma düzenine ilişkin hükümler getirmektedir.
İç Tüzük hukuki anlamda bir parlamento kararı olarak tanımlanmaktadır.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi İç Tüzüğü'nün 181'inci maddesi İç Tüzük'ün değiştirilmesi
usulünü göstermektedir. Bu maddeye göre İç Tüzük'te değişiklik yapılmasını
öngören teklifler milletvekillerince yapılabilir. İç Tüzük değişiklikleri
konusunda kanun teklifleri hakkındaki hükümler uygulanmaktadır.
İç Tüzük değişiklikleri teklifi Anayasa Komisyonunda incelendikten
sonra, bu komisyon raporu esas alınmak suretiyle, Genel Kurulda görüşülüp,
sonuçlandırılmaktadır.
Diğer yandan, İç tüzük
hükümleri hukuki niteliği itibarıyla bir parlamento kararı olmakla
birlikte, diğer parlamento kararlarından farklı olarak, Anayasa
Mahkemesinin denetimine tabidir. Bu husus, Anayasa'mızın 148'inci
maddesinde açıkça ifade edilmiştir.
İç tüzükler taşıdıkları
siyasal önem nedeniyle, çoğu zaman, sessiz anayasa olarak ifade
edilmiştir. İç tüzükler, mecliste iktidar muhalefet ilişkilerini
etkileyen en önemli belgelerdir diye düşünüyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; meclisin çalışma usulünü gösteren İç Tüzük hükümleri,
meclislerde iktidar ve muhalefet ilişkilerini de büyük oranda etkilediği
için sık sık değişikliklere ve iptal davalarına konu olmaktadır.
Demokratik rejimlerde,
iç tüzüklerin bir işlevi de, milletvekillerinin ve özellikle muhalefetin
yasama sürecine katkısını kolaylaştırmak ve güvence altına almak,
yasama organında çoğunluğun azınlık üzerinde baskı kurmasını engelleyerek
meclis içi dengeyi sağlamak için işlev görmüşlerdir. Bu nedenle, iç
tüzük hükümlerinin, uygulamada tereddüt yaratmayacak şekilde
açık ve kesinlik taşıması, ayrıca, genel, soyut, objektif ve sürekli
nitelikte olması gerekmektedir. Bu surette, iç tüzük hükümlerinin
öngörülebilirlik kıstası da gerçekleşmiş olmaktadır.
Ancak, uygulamada temel
kanun olarak ifade edilen öyle kapsamlı düzenlemeler vardır ki, bu
kanunların hacmi dikkate alındığında, meclislerde görüşülmesi
aylar ve hatta yıllar bile alabilir. İşte, böyle hâllerde, tüm dünyada,
Kıta Avrupası'nda ve birçok ülkede kabul edildiği gibi, temel kanunlar
genel kurulda farklı bir yöntemle görüşülmeli ve oylanmalıdır.
Kabul etmek gerekir ki,
temel kanunlarla ilgili İç Tüzük düzenlemeleri çeşitli tarihlerde
Anayasa'ya ve hukukun genel ilkelerine uygunluk bakımından tartışmalara
yol açmıştır. Temel kanunlar için Genel Kurulda farklı bir görüşme
prosedürünün uygulanabilmesine olanak tanıyan ilk düzenleme
16/5/1996 tarihli ve 424 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı'yla
yapılmıştır. Bu düzenleme, 91'inci madde olarak Türkiye Büyük Millet
Meclisi İç Tüzüğü'ne eklenmiştir.
Bu düzenlemeye göre temel
kanunları ve İç Tüzük'ü bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştiren
veya yürürlüğe koyan tasarı ve tekliflerin Genel Kurulda görüşülmesinde
uygulanacak özel görüşme ve oylama usulü tespitine, hükümetin,
esas komisyonun veya grupların teklifi, Danışma Kurulunun önerisi
üzerine Genel Kurulca karar verilebilir. Bu düzenleme, o tarihte
iptal davasına konu edilmemiştir.
91'inci maddedeki bu düzenleme,
7/2/2001 tarih ve 713 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı'yla
değiştirilmiştir. Bu değişiklik ise, Anayasa Mahkemesinin
31/1/2002 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Bu kararında, Anayasa
Mahkemesi "Düzenlemenin, milletvekillerinin Anayasa'nın
87'nci maddesinde belirtilen yasama görevlerini yerine getirmelerinin
engellendiği, 'temel yasa' kavramının açıklıkla düzenlenmediği,
objektiflik ve öngörülebilirlik şartlarının gerçekleşmediği"
gerekçesiyle iptal etmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararıyla
yürürlükten kalkan 91'inci madde, 2003 tarih ve 766 sayılı Türkiye
Büyük Millet Meclisi Kararı'yla yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme
de Anayasa Mahkemesinin 29/4/2003 tarihli kararıyla tümüyle iptal
edilmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yukarıda bahsettiğim Anayasa Mahkemesi kararlarıyla
oluşan boşluğu ortadan kaldırmak üzere İç Tüzük'ün 91'inci maddesi,
bu kez bizzat Meclisimiz tarafından, 30/6/2005 tarihli ve 855 sayılı
Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı'yla yeniden düzenlenmiştir.
Bu düzenlemede, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında işaret
edilen noksanların giderilmesine çalışılmıştır. 91'inci madde,
yeni şekliyle, "temel kanun" kavramını, "bir hukuk dalını
sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde
genel ilkeler içeren hükümler" olarak tanımlamış, genel ve soyut
ilkeler benimsemiştir.
Bu tasarı ve tekliflerin
Genel Kurulda görüşülmesinde, her bölümün otuz maddeyi geçmeyecek
şekilde görüşülmesine, hükûmetin, esas komisyonun veya grupların
teklifi, Danışma Kurulunun oy birliğiyle önerisi üzerine Genel
Kurulca karar verilebileceği esası getirilmiştir.
Bu düzenlemenin de muhalefet
partisi tarafından Anayasa Mahkemesine tümüyle götürülmesi üzerine,
Anayasa Mahkemesi, 91'inci maddenin mevcut düzenlemesine, yani,
şu anki hâline yönelik itirazların çoğunu reddetmiştir değerli arkadaşlar.
Yani, Meclisin düzenlemesini, büyük bölümü itibarıyla Anayasa'ya
uygun bulmuştur. Bugün, çoğu kez, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarıyla
övünen muhalefetin ve Cumhuriyet Halk Partisinin, ilk kez, Anayasa
Mahkemesi kararını dolaylı da olsa eleştirdiğini görüyoruz ve
şaşırıyoruz.
Meclisin düzenlemesinin
büyük bölümü itibarıyla uygun görüldüğü 26/10/2005 tarih ve 2005-74
esas sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı'nda, sadece 91'inci maddenin
ikinci paragrafının ikinci tümcesinde yer alan "Milletvekillerinin
önerge verme hakkı Anayasa'ya aykırılık dâhil her madde için iki önergeyle
sınırlandırılmıştır." hükmünü, siyasi parti gruplarına mensup
milletvekillerinin önerge verme hakkı gözetilmeyerek, sadece
milletvekillerine bu hakkın verilmesinin, Anayasa'nın 2, 68, 87 ve
95'inci maddelerine aykırı görerek iptal etmiştir. Ancak, Mahkeme,
yukarıda da ifade ettiğim gibi, İç Tüzük'ün temel kanunların özel
usulle görüşülmesine imkân tanıyan 91'inci maddesini diğer yönlerden
Anayasa'ya uygun bulmuştur.
Mahkeme, söz konusu kararında kapsamlı
yasal düzenlemelere ilişkin tasarı ve tekliflerin madde sayılarının
fazlalığı nedeniyle, Genel Kurulun çalışmalarını aksatmadan yürütebilmesi
için özel görüşme ve oylama usulüne bağlı tutulabileceğini kabul
etmiştir. Mahkeme, aynı kararında, temel yasa ile ilgili ölçütün
yapılan düzenlemeyle önceden belirlendiği, bu durumun, milletvekillerinin,
Anayasa'nın 87'nci maddesindeki yetkilerini kullanmalarına engel
teşkil etmediğini kabul etmiştir. Yine, bölümler hâlinde otuz maddeyi
geçmemek üzere yapılacak oylamanın demokratik ilkelere aykırı
olmadığını, çünkü, milletvekillerinin ayrı ayrı oy kullanmalarının
sağlandığını, yine, üyelerin maddeler üzerinde ayrı ayrı görüşlerini
açıklamasına fırsat verildiğini, ayrıca, bölümler üzerinde soru-cevap
süresinin on beş dakikayla sınırlandırılmasının makul ölçüleri
aşmadığına karar vermiştir. Aynı mahkeme kararında, Danışma Kurulunda
oy birliğinin sağlanamadığı durumlarda konunun Meclis Genel Kuruluna
bırakılmasının yasama yetkisinin doğal sonucu olduğu da kabul
edilmiştir.
Kanımca, Anayasa Mahkemesi,
bu kararında, muhalefet partilerinin yasama sürecini tıkamak
için yapabilecekleri kötü niyetli hareketlere de engel olmak istemiştir.
Çünkü, muhalefetin, çoğu zaman, Meclisi çalıştırmamak için çalışmalar
yaptığını da uygulamadan biliyoruz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; işte, görüşmekte olduğumuz İç Tüzük değişikliği
teklifi, aslında, Anayasa Mahkemesinin, yukarıda bahsettiğim iptal
kararında işaret edilen ve siyasi parti gruplarına mensup olan milletvekillerine
de değişiklik önergesi verebilmeyi amaçlayan bir düzenlemedir.
Düzenlemeyle, milletvekilleri tarafından, Anayasa'ya aykırılık
önergeleri dâhil madde üzerinde iki önerge verilebilecektir. Ancak,
her siyasi parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge
verme hakkı da saklı tutulmuştur. Anayasa Mahkemesince işaret edilen
eksiklik bu surette giderilmiş olmaktadır. Türkiye Büyük Millet
Meclisinde ikiden fazla siyasi parti grubunun bulunması durumunda,
her siyasi parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge
verme hakkı da saklı tutulduğundan, tüm siyasi parti grupları tarafından
önerge verilmesi hâlinde önerge sayısı ikiden fazla olabilecektir.
Yani, önerge sayısının ikiyle sınırlandırılması tek başına söz konusu
değildir. Böylece, yıllardan beri süregelen, temel kanunların görüşülmesine
ilişkin çetin tartışmalara Meclisimiz son vermiş olacaktır.
Bu düzenlemenin hayırlı
olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Akgün.
Şahsı adına, Erzurum
Milletvekili Mücahit Daloğlu… (AK Parti sıralarından alkışlar)
OYA ARASLI (Ankara) - Sayın
Başkan, söz vermeden önce…
Sayın Akgün, Cumhuriyet
Halk Partisinin Anayasa Mahkemesi kararları karşısındaki görüşlerini
yanlış bir biçimde yansıtmıştır. Bu konuda, İç Tüzük'ün 69'uncu maddesi
hükümleri uyarınca açıklama yapma talebimi izinlerinize sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Daloğlu, buyurun
efendim.
MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
1321 sıra sayılı AK Parti Grup Başkan Vekillerimizin vermiş olduğu
TBMM İç Tüzük değişikliği üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, elbette
konuyu konuşmamız gerekiyor ama, biraz önce AK Parti Grup Başkan Vekilimiz
-şu anda burada yoklar- Süleyman Kurtulmuşoğlu… (AK Parti sıralarından
"Anavatan Partisi" sesleri)
Özür diliyorum, düzeltiyorum,
Anavatan Partisi Grup Başkan Vekili
Süleyman Hoca…
BAŞKAN - Sayın Muzaffer
Kurtulmuşoğlu efendim.
MÜCAHİT DALOĞLU (Devamla)
- Muzaffer Kurtulmuşoğlu "Sağlık Bakanlığı neler yaptı, hiç göremiyoruz"
demişti. Ben, buradan, kısa bir cevap vermek istiyorum: Sade vatandaşın
bile sokakta anladığı bu konuyu, bir hekim olarak Hoca'mızın anlamamasına
ben de esef ediyorum.
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin)
- "Hoca" değil "öğretmen" de Sayın Vekilim.
MÜCAHİT DALOĞLU (Devamla)
- Kendileri burada dinleselerdi, yazdığım bir dizi not vardı, okuyacaktım.
Olmadıkları için, kendilerine yazılı takdim edeceğim, Sağlık Bakanının
neler yapmış olduğunu.
Ayrıca, istihza ile
"Siz, her konuyu biliyorsunuz!" diyor AK Parti Grubuna. Her
konuyu hiç kimse bilmez, uzmanları bilir. Mutlaka, milletvekilleri
de çalışarak birçok şeyi bilir ve öğrenirler.
Benim önergeme niçin
ret veriyorsunuz?" diyor da; ret verme hakkımız vardır, onu kullanırız,
önergesini beğenmemişizdir.
Burada açıklamada bulunmak
istiyorum: Organ nakli konusunda verilen önergeye her aklıselim,
her grup, her vatandaş destek verir. Ancak, önergedeki eksikliklerden
dolayı, daha sonra suistimallere yol açabilir ihtimalinden dolayı
daha sağlam bir önergeyi, inşallah AK Parti Grubu hazırlayıp Meclisin
gündemine sunacaktır.
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin)
- Sadece Anavatan verdiği için mi reddettiniz? Organ bağışını istemiyor
musunuz?
MÜCAHİT DALOĞLU (Devamla)
- Eksiklik var, suistimal edilebilir.
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin)
- Tamamlayalım. Her geçen gün bir can gidiyor.
MÜCAHİT DALOĞLU (Devamla)
- Mükemmelini mutlaka AK Parti Grubu hazırlayıp huzurunuza getirecektir.
Tekrar gündemimize dönmek
istiyorum.
Değerli arkadaşlar, temel
kanunlarla ilgili Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararlar
önümüzde bulunmaktadır.
Temel kanun niçin yapılır
ve AK Parti Grup Başkan Vekillerimizin de bu konuda vermiş olduğu
teklif ve önergenin esası şudur: Bir defa, temel kanunlarda, bir hukuk
dalını, sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değişecek
biçimde genel ilkeleri içermesi, kişisel veya toplumsal yaşamın
büyük bir bölümünü ilgilendirmesi, kendi alanındaki özel kanunların
dayandığı temel kavramları göstermesi, özel kanunlar arasında uygulamada
ahenk sağlanması, düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün ve maddeler
arasındaki bağlantıların korunması ve bu zorunluluğun bulunması,
önceki yasalaşma evrelerinde de özel görüşme ve oylama usulüne
bağlı tutulması gibi özellikler taşıyan kanunları ve İç Tüzük'ü bütünüyle
veya kapsamlı olarak değiştiren veya yürürlüğe koyan tasarı veya
tekliflerin Genel Kurulda bölümler hâlinde görüşülmesine ve her
bölümün en çok otuz maddeyi geçmemek kaydıyla hangi maddelerden oluşacağına
hükûmetin, esas komisyonun veya grupların teklifi, Danışma Kurulunun
-oy birliğiyle- önerisi üzerine Genel Kurulca karar verilebilir,
diyor. Bunun Anayasa'ya aykırı olmadığını Anayasa Mahkemesi de
kabul etmiştir.
Dolayısıyla, değerli
arkadaşlar, burada, daha evvelki sözcülerimizin de, mutlaka, hukuk
endişesiyle, Anayasa'ya aykırılık endişesiyle dile getirdikleri
noktaya saygı duyarız; ancak, elbette ki, hocalarımız da Anayasa
ile hukuku yorumlarken mutlaka değişik yorumların da olabileceğini
kabul ediyorlardır, çünkü burada görüştüğümüz yasalarda, biraz
evvel ifade ettiğim konu, tamamen Anayasa Mahkemesinin kararları
muvacehesinde yazılmış bir metindir. Böyle olunca, o zaman, burada,
yani, malumu ilam etmenin veya zamanı hor kullanmanın veya burada,
bilinen kanunlar üzerinde bir usul çerçevesinde veya İç Tüzük'teki
mevcut amirler çerçevesinde, bu yüce Meclisin en kıymetli varlığı
olan zamana da saygı göstermemiz gerekiyor. Aksi takdirde, zaten,
burada, hukuka aykırılığı komisyonlardan geçen bir süzgeç vardır,
bir süreç vardır, ondan dolayı bir aksaklık varsa burada önümüze gelir.
Dahası da varsa, zaten Anayasa Mahkemesi de gerekçeli kararıyla
önümüze gönderir; o gerekçeler ışığında, varsa bir eksiklik, varsa
bir hata, düzenlenip gönderilebilir.
Yine, bir sözcü arkadaşımız:
"Bu, üç defa reddedildi, niye getirdiniz?" Değerli arkadaşlar,
bazı kanunlar üç defa da reddedilebilir, beş defa da. Aslında reddinde
de yarar vardır; biz, illa direkt olarak kabulünü de çok doğru kabul
etmeyebiliriz. Reddedilir, eksiklik varsa, tekrar burada olgunlaştırılıp
ona göre yasalarımız çıkarılabilir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yasama organlarının iç tüzükleri, yasama erkinin
kullanılmasına ilişkin yöntemleri ve yasama organlarının çalışma
düzenini gösterir ve yasama erkinin etkin ve verimli bir biçimde
kullanılmasını sağlar. İç tüzük hükümlerinin içeriklerinin, bütün
hukuk kuralları gibi, uygulamada tereddüt yaratmayacak bir açıklık
ve kesinlik taşıması, genel, soyut ve sürekli nitelikte olması ve
öngörülebilirlik sağlaması gerekir. Anayasa'nın 2'nci maddesinde
belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla
kendisini bağlı sayan ve yargı denetimine açık, yasaların üstünde
yasa koyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve anayasa
bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Temel kanun uygulaması,
dünyanın her tarafında geçerli bir görüşme yöntemidir, işlerliği
sağlamak açısından da zaruri bir usuldür. Onun için, bunu, burada,
ilk defa bizler icat etmiş değiliz. Türkiye Büyük Millet Meclisi İç
Tüzüğü'nün 91'inci maddesi, Anayasa Mahkemesince çeşitli iptaller
görmekle birlikte, prensip olarak Anayasa'ya aykırı bulunmamış, tanım,
süre, diğer hükümlerin saklı tutulması, önerge gibi çeşitli noktalarda
itirazlar olmuş, son durumda ise, önerge konusunda iptal edilmiş, siyasi
parti gruplarına önerge verme hakkının tanınmasıyla, madde, Anayasa
Mahkemesi kararına uygun hâle getirilmiştir.
Değerli arkadaşlar, şuraya
da işaret etmek istiyorum: Bilindiği üzere, Anayasa Mahkemesinin
ilgili kararıyla, "Kapsamlı yasal düzenlemelere ilişkin tasarı
ve tekliflerin,
1) Madde sayılarının
fazlalığı nedeniyle,
2) Genel Kurul çalışmalarının
aksamadan yürütülebilmesi için,
3) Özel görüşme ve oylama
usulüne bağlı tutulmalarına gerek duyulabilir." diyerek,
böyle bir düzenlemenin gerekliliğine işaret edilmiştir. İç Tüzük
değişikliğinde ise, 91'inci madde,
"Milletvekilleri, esas komisyon veya Hükûmet değişiklik
önergeleri verebilir. Milletvekilleri tarafından Anayasa'ya aykırılık
önergeleri dâhil her madde için iki önerge verilebilir." şeklinde
düzeltilmiş, bu paragraf, Anayasa Mahkemesinin ilgili kararıyla
iptal edilmiştir. Söz konusu karar ise, 21 Ekim 2006 günü Resmî Gazete'de
yayımlanmıştır.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 91'inci maddesinde,
"Temel kanunlar" başlığı altında -tarih ve sayılarını okumuyorum-
ilgili sayı kararıyla, bunu, Anayasa Mahkemesi, yeniden bir düzene
sokmuştur. Şunu ifade edeyim: Anayasa Mahkemesi kararında, Anayasa'nın
68'inci maddesinde, siyasi partilerin, demokratik siyasi hayatın
vazgeçilmez unsurları olduğu, 95'inci maddesinde de İç Tüzük hükümlerinin,
siyasi parti gruplarının Meclisin bütün faaliyetlerine üye sayısı
oranında katılmalarını sağlayacak yolda düzenleneceğinin vurgulandığı
aşikârdır.
Böylece -buradaki metinleri,
sizi sıkmamak adına fazla okumak istemiyorum- AK Parti Grup Başkan
Vekillerimizin, Meclisin daha verimli, zamanın daha dikkatli kullanılması
açısından ve mutlaka Anayasa'nın öngördüğü çerçevede bir düzenleme
teklifi verdiği aşikârdır. Bunu, buradaki, hem Komisyon üyelerimiz
hem buradaki hukukçularımız da inşallah takdir edeceklerdir. Eksikleri
mutlaka burada tartışacağız. Ama hiç kimse, kendi fikrinin de her
şeyin üstünde olduğunu burada iddia edemeyecektir, çünkü bunlar
tartışmayla, konuşmayla sonuçlanacak bir düzenlemedir.
Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Daloğlu.
Sayın Araslı, Mevlüt Akgün
Bey'in konuşmasının tutanaklarını getirttim. İlgili bölümün ifadesi
aynen şu: "Bu düzenlemenin de muhalefet partisi tarafından
Anayasa Mahkemesine tümüyle götürülmesi üzerine, Anayasa Mahkemesi,
91'inci maddenin mevcut düzenlemesine, yani şu anki hâline yönelik
itirazların çoğunu reddetmiştir değerli arkadaşlar. Yani, Meclisin
düzenlemesini, büyük bölümü itibarıyla Anayasa'ya uygun bulmuştur.
Bugün, çoğu kez, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarıyla övünen
muhalefetin ve Cumhuriyet Halk Partisinin, ilk kez, Anayasa Mahkemesi
kararını dolaylı da olsa eleştirdiğini görüyoruz ve şaşırıyoruz."
İfadesi aynen bu.
OYA ARASLI (Ankara) -
Evet efendim.
BAŞKAN - Burada nasıl
bir şey var?
OYA ARASLI (Ankara) - Yani,
bizim tavrımızı farklı bir biçimde ifade etmişler. Cumhuriyet Halk
Partisinin, Anayasa...
MEVLÜT AKGÜN (Karaman)
- Sayın Başkan, bu bizim düşüncemiz...
OYA ARASLI (Ankara) - Sayın
Başkan...
BAŞKAN - Yerinizden mikrofonunuzu
bir-iki dakikalığına açayım da...
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Kendi görüşünü ifade ediyor...
BAŞKAN - Buyurun efendim,
açacağım mikrofonunuzu.
VI. - AÇIKLAMALAR
VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Ankara Milletvekili
Oya Araslı'nın, Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün'ün, konuşmasında,
Partisine sataşması nedeniyle konuşması
OYA ARASLI (Ankara) - Sayın
Başkan, Cumhuriyet Halk Partisinin, Anayasa Mahkemesi kararları
karşısında, bizim istediğimiz doğrultuda karar çıktığı zaman
"güzel", bizim istediğimiz doğrultuda karar çıkmadığı zaman
"kötü" şeklinde bir değerlendirmesi hiçbir zaman olmamıştır.
Sayın Konuşmacının konuşması, bu tür bir izlenim yaratmaktadır.
Bu, yanlış bir şeydir. Cumhuriyet Halk Partisi, Anayasa Mahkemesinin
tüm kararlarını saygıyla karşılar. Ama, her kararın eleştirisi yapılabilir.
Özellikle bilimsel platformlarda, Cumhuriyet Halk Partisi değil,
bütün bilim insanları Anayasa Mahkemesinin kararları karşısında
değerlendirmeler yaparlar. Ben de akademik yaşamımda bu değerlendirmeleri
yapmışımdır, diğer meslektaşlarım da yapmıştır. Ben, bunu ifade etmek
istedim. Ama, bir şey daha ifade ettim: Anayasa Mahkemesi yargıçları,
acaba, verdikleri karar sonunda Adalet ve Kalkınma Partisi çoğunluğunun
neleri temel kanun olarak görüşebildiğini görseydi böyle bir karar
verir miydi şeklinde bir şüphemi de dile getirmekten kendimi alamadım.
Değerlendirme budur; yoksa, Anayasa Mahkemesi kararları herkes
için bağlayıcıdır, Anayasa Mahkemesi saygın bir kuruluştur; buna
karşı hiçbir saygısızlığımız, kararları karşısında kabul etmeme
gibi hiçbir durumumuz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak söz konusu
olamaz. Ama, her kararın arkasında bir muhalefet şerhi vardır Anayasa
Mahkemesinde de. Muhalefet şerhi altında imzası bulunan Anayasa
Mahkemesi yargıçlarının da karar hakkında aslında özünde bir eleştirme
yapmış olduklarını da dikkatimizden kaçırmayalım.
Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Araslı, sağ olun.
Yani, buradaki yorumunuz,
hukuki kararlar uygulanır, ama, eleştirilebilir anlamındadır.
Gerekli açıklamayı yaptınız, tutanaklara geçti.
Teşekkür ediyorum.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
4.- Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili Sadullah Ergin,
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz,
Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/925) (S.
Sayısı: 1321) (Devam)
BAŞKAN - Teklifin tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Sayın Başkan, karar yeter sayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Teklifin maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.
Teklifin maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika
ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.20
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.29
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56'ncı Birleşimi'nin Dördüncü Oturumu'nu açıyorum.
1321 sıra sayılı Teklif'in
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Başkanlık
Temsilcisi yerinde.
Teklifin maddelerine
geçilmesi için yapılan oylamada karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi teklifin maddelerine geçilmesini tekrar oylarınıza sunup
karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.
1'inci maddeyi okutuyorum:
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ İÇTÜZÜĞÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI
HAKKINDA İÇTÜZÜK TEKLİFİ
MADDE 1- 5/3/1973 tarihli
ve 584 Karar numaralı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 91
inci maddesinin (a) bendinin ikinci paragrafının ikinci cümlesi
aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş, aynı bende aşağıdaki üçüncü
paragraf eklenmiş ve bendin dördüncü paragrafı aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Milletvekilleri
tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dahil madde üzerinde
iki önerge verilebilir. Ancak, her siyasî parti grubuna mensup milletvekillerinin
birer önerge verme hakkı saklıdır.
Yeni bir madde olarak görüşülmesine
komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler ile yeniden görüşülmesine
karar verilen maddeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen
sayıda önerge verilebilir.
Diğer hükümler saklıdır."
BAŞKAN - Madde üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya.
Sayın Kaya, buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YILMAZ
KAYA (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz
1321 sıra sayılı İç Tüzük'ün değiştirilmesine dair İç Tüzük teklifi
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, önce,
bir konuda anlaşmamız gerekiyor. Sanki, muhalefet partileri temel
yasa uygulamasına tümden karşıymış gibi, buraya çıkan AKP'li arkadaşlarımız,
işte "temel yasa olmalı. Birçok maddesi olan yasa nasıl görüşülecek?
Bir an önce çıkmalı" falan gibi ifadelerde bulunuyorlar. Oysa,
temel yasa tabii ki olmalı. Ceza Kanunu'nu biz nasıl görüştük? Temel
yasa şeklinde görüşmedik mi? Bizim itirazımız temel yasaya değil,
temel yasanın uygulanma şekline, temel yasanın sadece iktidar
partisi tarafından,onun koyduğu veya onun değerlendirmeleri sonucu
hangi yasaların temel yasa olarak kabul edildiğinedir.
Bakın değerli arkadaşlar,
temel yasa olarak biz neleri görüşmüşüz, onlardan biraz size bahsedeyim,
siz de ondan sonra tekrar bu olayı kafanızda değerlendirin: Tohumculuk
Yasası, temel yasa olarak görüşmüşüz; Belediyeler Yasası, Orman
Mühendisliği Yasası, arkadaşlar, temel yasa olarak görüşmüşüz;
Mesleki Yeterlilik Yasası, Özel Eğitim Kurumları Yasası, Vakıflar
Yasası, Petrol Yasası, Nüfus Hizmetleri Yasası, Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, temel yasa olarak görüşmüşüz.
Bir de, temel kanun olarak görüşmeyi beklediğimiz, gündemde bulunan
bazı tasarı ve tekliflerden bahsedeceğim: Darülaceze Genel Müdürlüğünün
Kuruluş ve Görevlerine Dair Kanun Tasarısı.
Değerli arkadaşlar,
elinizi vicdanınıza koyunuz. Yani, bunun… Biraz önce AKP'li konuşmacı
arkadaşım İç Tüzük'ten okudu temel kanunun tarifini. Yani, bunu nasıl
oraya yerleştiriyorsunuz, nasıl alaka kuruyorsunuz, nasıl bağlantı
kuruyorsunuz, ben anlamış değilim.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ)
- Temelsiz kanun olmaz ki.
YILMAZ KAYA (Devamla) -
Kat Mülkiyeti Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı, Kat Mülkiyeti Kanunu'nun bazı maddelerinde…
Konut Finansmanına Dair Yasa Tasarısı.
Değerli arkadaşlar, bizim
itirazımız buna, temel yasa olarak değerlendirirken koyduğunuz
kriterlere ve temel yasa olarak görüşülürken yaptığınız uygulamalara.
Değerli arkadaşlar, hatırlayacaksınız,
biz, temel yasa olarak sizin kabul ettiğiniz, ama, bizim temel yasa
olarak görmediğimiz bazı kanunlar görüşülürken, maddeler üzerinde
önergeler verdik. Siz, bunu bile çok gördünüz, maddeler üzerinde beş
dakika konuşulmasın diye -Meclis tarihine bence kara bir leke olarak
geçmiştir- komisyon ve Hükûmet önergelerimize katıldı, sırf konuşmayalım
diye, Genel Kurul komisyon ve Hükûmetin katıldığı önergelere ret
oyu verdi, bunu da hatırlayınız. Bizim itirazımız buna. Temel kanun
olarak, tabii ki, mutabakatla, Danışma Kurulunda oy birliği sağlandığı
takdirde, temel kanun olarak bazı kanunlar görüşülecektir. Bizim
itirazımız, dediğim gibi, temel kanun kriterlerine Hükûmetin ve görüşme
şeklinedir.
Değerli arkadaşlarım,
bu yapılmak istenilen değişiklikle, zaten normal şekilde görüşülmeyen,
sadece madde numaralarının okunması şeklinde görüşülen temel kanun
şeklindeki görüşmelerde, normal görüşmede yedi tane olan önerge
sayısını, tam aksine, daha fazla ihtiyaç olduğu hâlde iki önergeye
indirip sonra Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine siyasi
parti gruplarının da önerge verme hakkı var diyerek siyasi parti
gruplarına da önerge verme hakkı getirilmektedir. Oysa, dediğim
gibi, madde metninin ne olduğu belli değil, maddeler okunmuyor, aksine,
önerge sayılarının daha fazla olması gerekirken, ama, burada, tam
tersi, önerge sayıları azaltılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, biz bu temel kanunla ilgili görüşlerimizi dile getirirken,
her zaman yaptığınız uygulamayı yaparak, aynı tavrı göstererek
"muhalefet partisi, muhalefet etmek için, hakkını kötüye kullanmak
için bu önergeleri veriyor ve konuşma almak üzere bunları hakkın kötüye
kullanılması şeklinde değerlendiriyor" diye düşünebilirsiniz.
Bizim sözlerimize, uyarılarımıza itibar etmiyor olabilirsiniz,
ama, benim sizden bir ricam var. Bakın, tamam, sizin tavrınız belli oldu,
muhalefetin görüşlerine itibar etmiyorsunuz ve dikkate almıyorsunuz,
ama, kendi grup başkan vekilinizin görüşlerini dikkate alın diyorum,
onu değerlendirdikten sonra oy verin: Tarih 30/11/2000, 23'üncü Birleşim.
"Değerli arkadaşlar, Meclisin önünde bu kadar yoğun bir gündem
varken, İç Tüzük değişikliğinin bütün konuların önüne geçirilerek
Genel Kurula getirilmiş olmasını anlamak mümkün değildir.
Değerli arkadaşlar, hepimiz
biliyoruz ki, bu değişiklik, muhalefetin sesini kısmaya yöneliktir.
Hükümeti oluşturan siyasi partilerin, Cumhurbaşkanının yetkilerini
kısıtlayıp, Cumhurbaşkanını, özellikle kararnamelerle devre dışı
bırakma ve yine, Mecliste, muhalefetin, muhalefet görevini yapmaması
gibi bir gayretle, âdeta, milletin meclisini ikinci, üçüncü dünya
ülkelerinin muhalefeti olmayan parlamentolarına çevirme gayretleri,
doğrusunu isterseniz, ne milletimiz tarafından ne de Parlamentodaki
milletvekilleri tarafından anlaşılıyor değildir." Eyüp Fatsa.
Onu dinleyin, gereğini yapın.
Değerli arkadaşlarım,
bugün komisyon sıralarında bu İç Tüzük değişikliğinin geçmesi
için oturan Sayın Meclis Başkan Vekilimiz İsmail Alptekin, 30 Ocak
2001… "Değerli arkadaşlar, burada, Meclisin sesinin kesilmesi,
milletin temsilcilerinin sesinin kesilmesi, milletvekillerinin
sesinin kesilmesi, sadece Meclisin sesinin kesilmesi olmuyor;
milletin, halkın sesinin kesilmesi oluyor. Bu gidişatı, biz, doğru
görmüyoruz, yanlış görüyoruz ve bekliyorduk ki, bugün yeniden değerlendirilir
ve iktidardan, hakikaten, uzlaşmaya gidecek bir teklif ortaya çıkabilir."
Daha devam ediyor.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Bakan Mehmet Ali Şahin'in değerlendirmelerini dikkate alın:
"Tabii, Meclis İç Tüzüğü, Meclisin nasıl çalışacağına dair kuralları,
âdeta, oyunun kurallarını ortaya koyan bir metindir. Meclis İç Tüzüğü'nde
bu kadar sık aralıklarla esaslı değişiklikler yapılması acaba doğru
mudur değil midir, bunu takdirlerinize bırakarak grubumuzun madde
üzerindeki görüşlerine geçiyorum." demiş.
Değerli arkadaşlar, Genel
Başkan Yardımcınız Dengir Mir Mehmet Fırat: "…ancak, bu birkaç
madde, hakikaten, Parlamentonun çalışmasına yönelik değil, tamamen,
iktidar tarafının muhalefeti susturmaya yönelik veya bazı kanunları
daha kısa sürede, görüşülmeden hayata geçirmeyle ilgilidir."
Bunlar devam ediyor değerli arkadaşlarım.
Yine bir grup başkan vekiliniz…
Bunları okurken, inanın, ben üzülüyorum. Dün öyle söylüyordunuz, bugün
tam tersini söylüyorsunuz, yarın herhâlde yine tam tersini söylersiniz.
O, öyle görünüyor. Uzun uzun okumaya gerek yok diye düşünüyorum arkadaşlarım,
çünkü, hepsi aynı doğrultuda.
Bakın, yine bir grup başkan
vekiliniz, çok kısa okuyacağım: "Buraya toplayacaklar 350 kişiyi
bir defa ve onlara diyecekler ki, efendiler, bir saat gelin, oturun,
sonra yallah, nereye giderseniz gidin. O bir saat içerisinde otuz
tane kanunun, temel kanun olduğuna dair kararı buradan alacaklar
ve ondan sonra sen ne yaparsan yap; konuşma yok, önerge yok, süre yok,
saat yok, dikkat yok, gayret yok, bunlar gelip geçecek. Böyle kanun
yapma olur mu; böyle hukuk devleti olur mu; böyle demokratik parlamenter
sistem olur mu beyler?! Çok mu acil bu? Bakınız, siz zannediyorsunuz
ki, çok kanun yaparsak çok sorun çözeriz; hayır, çok kanun yaparsanız...
Sizin yaptığınız kanunlar yüzünden çok sorun üretiyorsunuz, çok sorun
üretiyorsunuz." Ve grubundan alkışlar.
Değerli arkadaşlar, dediğim
gibi, biz muhalefetiz, siz muhalefetin katkı koyma anlamında bilgisinin
olamayacağını, sadece muhalefet yapmak için bazı eleştiriler getirdiğini
düşünerek bizi o anlamda dikkate almayabilirsiniz. En son Sayın
Meclis Başkanımızın, Cumhurbaşkanı yurt dışında olduğunda Cumhurbaşkanına
vekâlet eden Sayın Bülent Arınç'ın temel kanunla ilgili görüşlerini
de okuyacağım: "Bugün için kendilerince çok elzem gördükleri
bir değişikliği sonuna kadar savunmak, muhalefete kulak tıkamak,
gerçekleri görmemek, doğru olan bu değil."
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, bunlar sadece…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Kaya, konuşmanızı tamamlayınız.
YILMAZ KAYA (Devamla) -
…bir dönem önce, 21'inci Dönemde sizin Partinizin milletvekilleri,
şu anda Meclis Başkanlığı görevini sürdüren, Meclis Başkan Vekilliğini,
Grup Başkan Vekilliklerini sürdüren arkadaşlarımız tarafından
ileri sürülmüş görüşlerdir. Ama, ne yazık ki bugün tam tersi görüşleri
ileri sürmek bir yana, o şiddetle karşı çıktıkları uygulamayı bir
an önce hayata geçirmek için çaba sarf etmektedirler. Ama, tarih bu
ikili, iki yüzlü görüş beyan etme konusunda gereğini yapacak, önümüzdeki
seçimlerde de halk bunun da gereğini yapacak diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar,
halkımız arasında şöyle bir söz vardır, haksızca "siyaset kirlendi"
derler. Hayır, kirlenen siyaset değildir, siyaseti kirli gibi gösteren
işte bu tutum ve davranışlar içinde bulunan siyasetçilerdir diyorum.
Bizi dinlemiyorsanız,
biraz önce görüşlerini okuduğum değerli milletvekillerimizi,
değerli Meclis yöneticilerimizin sözlerini dinleyin ve ona göre
değerlendirme yapıp oyunuzu verin diyorum.
Hepinize teşekkür ediyorum,
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kaya.
Şahsı adına, Hatay Milletvekili
Mehmet Eraslan.
Buyurun Sayın Eraslan.
Süreniz beş dakika.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii ki, Meclis İç Tüzüğü'nün
işlevi, Meclisin çalışması açısından gerçekten çok önemli. Bu arada,
iktidarın muhalefete bakış açısı, muhalefetin de iktidara bakış
açısı, mevsimlik veya günlük, aylık olmamalıdır, yıllık olmamalıdır
diye düşünüyorum. Yani, muhalefette iken, işte "sesimiz kısılıyor,
bizim sesimizin kısılması, milletin vekillerinin sesinin kısılması,
milletin sesinin kısılmasıdır, demokratik değildir, Anayasa'ya
aykırıdır, hukuka aykırıdır, yasalara aykırıdır ve demokrasinin
etiğine aykırıdır" şeklindeki ifadeleri muhalefette haykırmak
ve daha sonra iktidar olunca da bu ifadelerin, bu serzenişlerin, bu
şikâyetlerin tam aksini yapmak, bence, siyasi etikle bağdaşmıyor diye
düşünüyorum.
Tabii ki, temel yasaya
burada karşı olduğumu da söylüyorum. Hiçbir kanunun temel kanun
olarak görüşülmesini kabul etmemekle beraber, mutlaka Türkiye
Büyük Millet Meclisine getirilen kanun tasarısının her bir maddesinin
ayrı ayrı ele alınıp, ayrı ayrı görüşülüp, üzerinde önergeler verilmek
suretiyle ve Türkiye Büyük Millet Meclisi sayın üyelerinin her bir
maddeyle ilgili görüşlerini ifade etmek suretiyle Mecliste, yasama
organı olarak görevi bu şekilde yapmamız gerektiğini ifade etmek
istiyorum.
Şimdi, yüz maddelik veya
seksen maddelik, yüz yirmi maddelik kanun geliyor. Türkiye Büyük
Millet Meclisinin boşuna biz süresini harcamayalım düşüncesiyle,
bunu iki bölüm ve üç bölüm hâlinde görüşelim ve bölümler üzerinde kısıtlı
önergeler verilsin, kısıtlı görüşmeler yapılsın ve bu şekilde geçirelim.
O zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun ne gereği
var? Komisyonlarda o zaman karara bağlayın, komisyonlarda kanunlaşsın.
Kanunu o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisine niye getiriyoruz?
Komisyonlar var. Komisyonlarda görüşülüyor, maddeler zaten orada
müzakere ediliyor, orada kanunlaşmıştır, kabul edenler, etmeyenler
şeklinde bitirin meseleyi öyleyse.
Değerli arkadaşlar,
evet, 3 defa Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan İç Tüzük değişiklikleri,
birisi kısmen, ikisi tamamen iptal edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti
devleti demokratik, laik, sosyal, hukuk devletidir ve her bir yasama
faaliyetinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşır olması gerekmektedir.
Hukuk devleti ilkesi hiçbir zaman unutulmamalıdır ve aslında önergelerin
sayısını kısmak ve milletvekillerinin kürsüde millet adına, Türk
milleti adına kanunlarla ilgili görüşlerini, düşüncelerini ifade
etmelerinin önüne geçmek aslında muhalefeti yok saymaktır. Parlamenter
sistemlerde, parlamenter demokrasilerde böyle bir mantığı kabul
etmek mümkün değildir, etiğe de aykırıdır, hukuka da aykırıdır ve
parlamenter sisteme de aykırıdır.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü bir parti tüzüğü değildir.
Parti tüzüğüyle ilgili kendi partinizde değişiklikler yaparsınız.
Bir siyasi parti liderine olağanüstü yetkiler verirsiniz. İstediğiniz
gibi kendi partinizin tüzüğünü değiştirmekte muhayyersiniz, ama
Türkiye Cumhuriyeti devletinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İç
Tüzüğü bir parti tüzüğünden farklı olarak değerlendirilmelidir.
Zamanında, zaman kısıtlamaları
olmasın, dolayısıyla bütün milletvekilleri düşüncelerini ifade
edebilsin, herkes burada yasama faaliyetine en etkin bir şekilde
katılsın mantığıyla burada bu sözlerimizi ifade ederken, Allah aşkına, ben sizlere soruyorum, bunun neresinde
yanlış var? Bunun neresinde hukuk devleti ilkesine veya demokrasi
etiğine aykırılık var?
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Eraslan,
konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MEHMET ERASLAN (Devamla) - Ben bir milletvekilinin çıkıp
bunu ifade etmesini gerçekten temenni ediyorum, arzu ediyorum. Sayın Meclis Başkan Vekilimiz İsmail
Alptekin Bey'in 2000 yılında ifade ettiği gibi milletvekilinin sesinin
kısılması, muhalefetin sesinin kısılması -az önce değerli milletvekilimin
de ifade ettikleri gibi- milletin sesinin kısılmasıdır deniliyor
ise ve diğer şu an iktidardaki değerli arkadaşlarımızın o tarihlerde
söylemiş oldukları ifadeler sizleri de bağlıyor ise, ben Anayasa'ya
aykırı olan, yasaya aykırı olan, parlamenter demokrasi sistemine
aykırı olan bu İç Tüzük 91'inci maddeyle ilgili değişikliği geri
çekeceğinizi ve yeniden gözden geçireceğinizi düşünüyorum. Bu
konuda muhalefeti susturmayacağınız kanaatindeyim ve alınacak
her türlü tedbirin el birliğiyle iktidar ve muhalefet olarak alınması
gerektiğini düşünüyorum ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Şahsı adına, Ümmet Kandoğan…
Yok.
Sayın Mücahit Daloğlu.
Sayın Daloğlu, buyurun.
Sayın Daloğlu, süreniz
beş dakika.
MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz AK
Parti Grup Başkan Vekillerinin vermiş olduğu önerge üzerindeki görüşlerimi
açıklamak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım, tekrar saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, İç
Tüzük değişikliğinde ve temel yasalardaki espri de, maddelerin
ayrı ayrı oylanmasına karşın okunmamasında demokratik ilkelerle
çelişir bir yön yoktur. Arkadaşlarımızın biraz evvel ifade ettikleri,
yani bir bakış açısıdır. Elbette öyle bakarsan öyle görebilirsiniz.
Ancak, burada verimliliği, zamanı, mutlaka Anayasa'ya uygunluğu…
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa)
- Hiç oylamaya gerek yok, tek oylama yeter. Daha verimli olur.
MÜCAHİT DALOĞLU (Devamla)
- Hayır efendim, öyle bir şey demiyoruz, öyle bir şey olmaz da. Siz de
öyle anlamadınız mutlaka ama, neyse.
Onun için, mutlaka Anayasa'ya
uygunluğu ön planda olmak kaydıyla, arkadaşımız hani "komisyonlarda
karar verilsin…" Böyle bir şey olmaz, bu, komisyonlara da saygısızlık
olur, en başta Büyük Millet Meclisine… Mutlaka herkes görevini yapacaktır.
Bu arada işin uzmanları tartışırlar, burada da Genel Kurulun ve İç
Tüzük'ümüzün emri muvacehesinde görüşmeler yapılır.
Böylece özel görüşme
yönteminde zamanın ekonomik kullanımı için bilgiye önceden ulaşım
olanağı bulunan durumlarda, yinelemelerden kaçınılması başvurulabilir
çözümlerden birisidir.
Öte yandan, değerli arkadaşlar,
maddelerin ayrı ayrı okunmaması ve görüşülmemesi temel yasaların
özel yöntemle görüşülmesinin de doğal sonucu olduğu gibi, bölümler
üzerindeki görüşmeler sırasında üyelerin maddeler üzerinde görüşlerini
açıklamalarına da engel bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, düzenlemede
Anayasa'nın 2 ve 87'nci maddelerine aykırı bir yön yoktur.
Bilgilerinize arz ediyor,
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde bir adet
önerge vardır, önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan TBMM
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifinin
Çerçeve 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
Oya Araslı Uğur
Aksöz Mehmet Kartal
Ankara Adana Van
Hasan Güyüldar Mustafa
Gazalcı Ali Cumhur Yaka
Tunceli Denizli Muğla
Yakup Kepenek Hüseyin
Ekmekcioğlu Şevket Arz
Ankara Antalya Trabzon
Madde 1- 5.3.1973 tarihli
ve 584 Karar sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 91 inci
maddesinin (a) ve (b) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 91- a) Bir hukuk
dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek
biçimde genel ilkeleri içeren ve düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün
ve maddeleri arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğu bulunan
tasarı ve tekliflerin Genel Kurulda bölümler halinde görüşülmesine
ve her bölümün en çok 10 maddeyi geçmemek kaydıyla hangi maddelerden
oluşacağına Hükûmetin, esas komisyonun veya grupların teklifi, Danışma
Kurulunun oy birliği ile önerisi üzerine Genel Kurulca karar verilebilir.
Bu takdirde bölümler, maddeler okunmaksızın maddenin görüşülmesindeki
usule göre ayrı ayrı görüşülür ve bölümdeki maddeler ayrı ayrı oylanır.
Milletvekilleri, esas
komisyon veya hükûmet maddeler üzerinde değişiklik önergeleri verebilir.
Değişiklik önergeleri hakkında 87 nci madde hükümleri uygulanır.
Bölümler üzerinde soru-cevap
süresi 30 dakika ile sınırlıdır.
81 inci maddenin diğer
hükümleri saklıdır.
b) Danışma Kurulunun
toplanamaması veya Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamaması
hallerinde (a) bendinde belirtilen yasama yönteminin uygulanması
için Meclis Başkanı veya siyasi parti grupları Genel Kurula ayrı
ayrı istem sunamazlar."
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Başkanlık?
TBMM BAŞKAN VEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi mi
okutayım?
OYA ARASLI (Ankara) -
Söz alacağım.
BAŞKAN - Sayın Araslı,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
OYA ARASLI (Ankara) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Vermiş olduğumuz önerge,
yaşadığımız ve bizlere üzüntü veren bir olayı, süregelmekte olan
bir olayı sona erdirmek amacına yöneliktir.
Bildiğiniz gibi, İç Tüzük'ün
91'inci maddesinde düzenlenen ve birkaç kez Anayasa Mahkemesince
iptal edilmiş bulunan temel kanunlara ilişkin olağanüstü görüşme
yöntemi giderek yaygın bir biçimde uygulanmaya başlanmış ve olağan
bir görüşme yöntemine dönüşmüştür. Temel kanun tanımıyla uzaktan
yakından ilişkisi olmayan birtakım kanunlar, burada, bu olağanüstü
görüşme yöntemi çerçevesinde görüşülmüş ve kabul edilmiştir. Bunun,
olağanüstü görüşme yönteminin milletvekillerinin yasama çalışmalarına,
özellikle muhalefetin yasama çalışmalarına katılma imkânını ne
kadar kısıtladığı göz önünde tutulursa, demokrasimizin gelişmesi
bakımından bir tehlike yarattığını, bir tehlikeye yol açtığını
hiçbir zaman yadsımamız mümkün değildir.
Demokrasimizin çoğulcu
karakterini korumak, muhalefetin yasama çalışmalarına, milletvekillerinin
yasama çalışmalarına katılma imkânlarını korumak amacıyla bu
önergeyi vermiş bulunuyoruz. Önergemizde öne sürdüğümüz çözüm, temel
kanun kavramının kapsamını amacına uygun bir biçimde daraltmaya
yöneliktir. Biliyorsunuz, temel kanun şeklindeki özel yasama prosedürünün
uygulanmasında, Anayasa Mahkememiz "Yasaların maddeleri
arasındaki bütünlüğü korumak." olarak ifade etmiştir,
"Amaç budur" demiştir. Bu amaç doğrultusunda, biz de temel kanun
kavramının sadece hukukun belli bir dalını düzenleyen, değiştiren
ve maddeleri arasında bütünlüğün korunması ihtiyacı bulunan maddelerle
sınırlandırılmasını arzu ediyoruz. İkinci olarak, hangi kanunların
temel kanun olarak görüşüleceğini belirleme konusunda, çoğunluğun
dayatmacı anlayışına kapının kapatılmasını arzu ediyoruz ve Danışma
Kurulunda oy birliği olmadıkça, siyasi parti gruplarının, temel
kanun şeklindeki özel yasama prosedürünün uygulanmasını teker
teker grup önerisi olarak Genel Kurula getirmesinin önüne geçmek
istiyoruz ve milletvekillerinin önerge verme imkânının kısıtlanmamasını
istiyoruz; tıpkı diğer yasaların maddeleri için hangi kurallar geçerliyse,
temel kanunlar görüşülürken de değişiklik önergelerinin aynı kurallara
tabi tutulmasını öneriyoruz. Çünkü, değerli arkadaşlarım, bir kanunun
maddeleri arasındaki bütünlüğü korumak, bağlantıyı korumak ayrı
bir şeydir, milletvekillerinin önerge vermek suretiyle yasa yapımı
prosedürüne, yasa yapımı sürecine katılımı ayrı bir şeydir. Bunların
birbiriyle karıştırılmaması gerektiğine inanıyoruz ve bu önerge
kabul edildiği takdirde, buradaki çalışmaların, temel kanun bağlamındaki
çalışmaların gerçekten katılımcı, çoğulcu bir demokrasi anlayışına
yaraşacağını ve Meclisimizdeki demokrasinin, dayatmacı bir demokrasiye,
çoğunluğun hâkimiyeti altındaki bir demokrasiye dönüşmekten
uzaklaşacağına inanıyoruz. Sizlerin de bu dileği paylaşacağına
güvenmek istiyoruz, desteklerinizi bekliyoruz.
Saygılarımla. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Araslı.
Saygıdeğer milletvekilli
arkadaşlarım, çalışma süremiz tamamlanmıştır.
Alınan karar gereğince,
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 31 Ocak 2007
Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 20.00