DÖNEM: 22 YASAMA YILI: 5
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT:
144
48’inci Birleşim
10 Ocak 2007 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe'nin,
Afyonkarahisar çevre yolu ödeneğinin artırılarak inşaatın bir
an önce tamamlanmasının bölgedeki trafik kazalarının azaltılmasındaki
önemine; ilde, kara yolları bölge müdürlüğü kurulmasının yararlarına
ilişkin gündem dışı konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk
Nafız Özak'ın cevabı
2.- Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez'in, özellikle
Irak'ın kuzeyinde yaşanan son siyasi gelişmeler ve Türkiye'nin bu
konuda izleyeceği tutuma ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Karaman Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu'nun, Türkiye
ile Suriye arasında yaşanan gelişmeler ve iş birliğine ilişkin gündem
dışı konuşması
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- İspanya Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı
ve beraberindeki parlamento heyetinin ülkemizi ziyaretinin
TBMM Başkanlık Divanınca uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi
(3/1182)
2.- Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız
Özak'ın Hindistan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1183)
3.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Letonya'ya
yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/1184)
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212)
(S. Sayısı: 305)
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika
Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına
Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine
İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1115) (S. Sayısı: 1147)
4.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin; 15/11/2000
Tarihli ve 4603 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye
Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/901) (S. Sayısı: 1278)
5.- 15/11/2006 Tarihli ve 5556 Sayılı Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Kamu Mali Yönetimi
ve Kontrol Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek
Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor Komisyonu Raporu (1/1268) (S. Sayısı: 1276)
VI. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Dünya
Bankası kredili veya hibeli projelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/18149)
*Ek cevap
2.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, idari
kadrolara yapılan atamalara,
Statülerine göre personel sayısına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı
(7/19237, 19238)
3.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF'nin
el koyduğu Egebank'a borçlu bir şirketin yönetim kurulu üyesine
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/19240)
4.- Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, çiftçilerin
Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarına,
- Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, süt
üreticilerine yönelik desteklemeye,
- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, idari kadrolara
yapılan atamalara,
Statülerine göre personel sayısına,
- İzmir Milletvekili Ali Rıza BODUR'un, zeytin dikim
yardımına ve zeytin sahalarına,
- Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, ecrimisil
usulle tarım yapan çiftçilere,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı
Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/19341, 19342, 19343, 19344, 19345, 19346)
5.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF'nin
halkla ilişkiler faaliyetlerini yürüten firmaya ilişkin sorusu
ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/19641)
6.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, doğrudan
gelir desteği ve narenciye ihracatı desteği ödemelerine ilişkin
sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı
(7/19643)
TBMM
Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak iki oturum yaptı.
Konya
Milletvekili Nezir Büyükcengiz'in vefatı nedeniyle bir dakikalık
saygı duruşunda bulunuldu.
Oturum
Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil, Konya Milletvekili Nezir
Büyükcengiz ve eski bakanlardan Mustafa Rüştü Taşar'ın vefatları
nedeniyle merhumlara Allah'tan rahmet ve yakınlarına da başsağlığı
dileyen bir konuşma yaptı.
Erzurum
Milletvekili Mustafa Ilıcalı'nın, özellikle bayram tatillerinde
meydana gelen trafik kazalarının önlenmesi ve uygulanan yanlış
ulaşım politikalarının düzeltilmesi için alınması gereken tedbirlere,
Konya
Milletvekili Atilla Kart'ın, Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz'in,
trafik kazası sonucu vefatı nedeniyle, trafik güvenliğinin önemine,
İlişkin
gündem dışı konuşmalarına Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız
Özak cevap verdi.
Bursa
Milletvekili Faruk Anbarcıoğlu, Enerji Haftası münasebetiyle
enerjiyi, israf etmeden, verimli ve akıllıca kullanmanın önemine
ve bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin gündem dışı bir konuşma
yaptı.
Konya
Milletvekili Ahmet Işık, Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz'in,
İl Sekreteri Ali Alp'in ve eski bakanlardan Mustafa Rüştü Taşar'ın,
geçirdikleri trafik kazaları sonucunda hayatlarını kaybetmeleri
nedeniyle, hissiyatını ifade
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu
ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaretinin TBMM Başkanlık Divanınca
uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi,
Denizli
Milletvekili Mustafa Gazalcı ve 32 milletvekilinin, yatılı ilköğretim
okullarındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/412),
Genel
Kurulun bilgisine sunuldu; Meclis araştırma önergesinin gündemdeki
yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
Sağlık
Bakanı Recep Akdağ'ın Bahreyn'e yaptığı resmî ziyarete Ankara Milletvekili
Remziye Öztoprak'ın da iştirak etmesinin uygun görüldüğüne,
Kültür
ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un Hollanda ve İsveç'e yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine,
İlişkin
Başbakanlık tezkerelerinin;
Gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının 22'nci sırasında yer alan 1041 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın
bu kısmın 6'ncı sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna
göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 10/1/2007 tarihli birleşiminde
sözlü soruların görüşülmemesine, 9/1/2007 Salı günkü birleşimde
çalışma süresinin, gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması
Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmında yer alan (8/28) ve
(8/33) esas numaralı genel görüşme önergelerinin öngörüşmelerinin
tamamlanmasına kadar uzatılmasına, 10/1/2007 Çarşamba ve 11/1/2007
Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine
ilişkin Danışma Kurulu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra;
Gündemin
"Sözlü Sorular" kısmının:
1'inci
sırasında bulunan (6/920) esas numaralı soruya, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin,
10'uncu sırasında bulunan (6/1009),
14'üncü " " (6/1073),
39'uncu " " (6/1171),
43'üncü " " (6/1183),
69'uncu " " (6/1261),
80'inci " " (6/1299),
179'uncu " " (6/1544),
218'inci " " (6/1602),
239'uncu " " (6/1632),
1088'inci " " (6/2487),
1091'inci " " (6/2490),
1095'inci " " (6/2494),
Esas numaralı sorulara, Çevre ve Orman Bakanı
Osman Pepe,
Cevap verdi; (6/920), (6/1183), (6/1261), (6/1299),
(6/1544), (6/1602), (6/1632), (6/2487), (6/2490), (6/2494) esas numaralı soru
sahipleri cevaba karşı görüşlerini açıkladılar.
2'nci sırasında bulunan (6/938),
3'üncü " " (6/949),
4'üncü " " (6/950),
5'inci " " (6/959),
6'ncı " " (6/971),
7'nci " " (6/973),
8'inci " " (6/993),
9'uncu " " (6/997),
Esas numaralı sorular, ilgili bakanlar Genel Kurulda
hazır bulunmadığından, ertelendi.
Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili
K. Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun Milletvekili
Haluk Koç'un, Batı Trakya Türk azınlığının içinde bulunduğu durum
(8/28),
İstanbul
Milletvekili İnci Özdemir ve 32 milletvekilinin, Batı Trakya'daki
Türk azınlığın sorunları ile AB Uyum Komisyonu Heyetinin bölgedeki
temas ve incelemeleri (8/33),
Konusunda
Anayasa'nın 98 inci, İç Tüzük'ün 102 ve 103'üncü maddeleri uyarınca
genel görüşme açılmasına ilişkin önergelerinin, birlikte yapılan
öngörüşmelerinden sonra, kabul edilmediği açıklandı.
10 Ocak 2007 Çarşamba günü, alınan karar gereğince
saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 19.47'de son verildi.
|
Nevzat Pakdil |
|
|
|
Başkan
Vekili |
|
|
|
|
Ahmet Küçük |
Harun Tüfekci |
|
|
Çanakkale
|
|
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
No.: 61
II. - GELEN KÂĞITLAR
10 Ocak 2007 Çarşamba
Tezkere
1.-
Denizli Milletvekili V. Haşim Oral'ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1181) (Anayasa ve
Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9.1.2007)
Raporlar
1.-
Çanakkale Milletvekili İbrahim Köşdere'nin Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/798) (S.
Sayısı: 1279) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
2.-
İzmir Milletvekili Bülent Baratalı'nın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/991) (S.
Sayısı: 1280) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
3.-
İzmir Milletvekili Enver Öktem'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/992) (S. Sayısı: 1281)
(Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
4-
Kocaeli Milletvekili Salih Gün'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/993) (S. Sayısı: 1282)
(Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
5.-
Eskişehir Milletvekili Mehmet Ali Arıkan'ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1003)
(S. Sayısı: 1283) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
6.-
Kırıkkale Milletvekili Halil Tiryaki'nin Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1016)
(S. Sayısı: 1284) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
7.-
Samsun Milletvekili Haluk Koç'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1023) (S. Sayısı: 1285)
(Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
8.-
Tokat Milletvekili Feramus Şahin'in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1024)
(S. Sayısı: 1286) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
9.-
Samsun Milletvekili Mustafa Çakır'ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1025)
(S. Sayısı: 1287) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
10.-
İzmir Milletvekili Enver Öktem'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1026) (S. Sayısı: 1288)
(Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
11.-
Mersin Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat'ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1027)
(S. Sayısı: 1289) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
12.-
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1055) (S. Sayısı: 1290)
(Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
13.-
Şırnak Milletvekili Mehmet Tatar'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1056) (S. Sayısı: 1291)
(Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
14.-
Hatay Milletvekili İsmail Soylu'nun Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1057)
(S. Sayısı: 1292) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
15.-
Mersin Milletvekili Ali Oksal'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1061) (S. Sayısı: 1293)
(Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
16.-
İzmir Milletvekili Enver Öktem'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1097) (S. Sayısı: 1294)
(Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
17.-
Konya Milletvekili Halil Ürün'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1098) (S. Sayısı: 1295)
(Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
18.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen'in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1099)
(S. Sayısı: 1296 ) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
19.-
İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1100) (S. Sayısı: 1297)
(Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
20.-
Sinop Milletvekili Cahit Can'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1101) (S. Sayısı: 1298)
(Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
21.-
Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1102)
(S. Sayısı: 1299) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
22.-
Afyonkarahisar Milletvekili Reyhan Balandı'nın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1103)
(S. Sayısı:1300) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
23.-
Kırklareli Milletvekili Yavuz Altınorak'ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1106)
(S. Sayısı: 1301 ) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
24.-
Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Yıldız'ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1113)
(S. Sayısı: 1302 ) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
25.-
İzmir Milletvekili Enver Öktem'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1131) (S. Sayısı: 1303
) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
26.-
Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/1110)
(S. Sayısı: 1304 ) (Dağıtma tarihi: 10.1.2007) (GÜNDEME)
Yazılı Soru Önergeleri
1.-
Malatya Milletvekili Muharrem KILIÇ'ın, İtalya'ya gerçekleştirilen
bir ziyarete ve yurt dışı seyahatlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/19738) (Başkanlığa geliş
tarihi: 13.12.2006)
2.-
Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Başbakanlık Özel Kalem
Müdürlüğünün harcamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/19739) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.-
Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Çukurova Üniversitesinin
kullandığı bir alanın Sağlık Bakanlığına devrine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/19740) (Başkanlığa geliş tarihi:
4.-
Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Diyanet İşleri Başkanlığının
kürtaj ile ilgili açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/19741) (Başkanlığa geliş tarihi:
5.-
Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Adana'daki ulaşım planlamasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19742) (Başkanlığa geliş
tarihi:
6.-
Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, ücretlendirme politikasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19743) (Başkanlığa geliş
tarihi:
7.-
Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Başbakanlık Takip Kuruluna
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19744) (Başkanlığa geliş
tarihi:
8.-
Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya Numune Hastanesinde meydana
gelen bir olaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19745)
(Başkanlığa geliş tarihi:
9.-
İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, yerel basına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/19746) (Başkanlığa geliş tarihi:
10.-
Mersin Milletvekili Hüseyin GÜLER'in, vefat
11.-
İstanbul Milletvekili Azmi ATEŞ'in, şartlı salıverme ve erteleme
ile ilgili 4616 sayılı Kanunun sonuçlarına ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/19748) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/12/2006)
12.-
Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, adli tıp alanındaki bilirkişiliğe
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19749) (Başkanlığa
geliş tarihi:
13.-
Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Adli Tıp Kurumunun yapısına
ve yapılan atamalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19750) (Başkanlığa geliş tarihi:
14.-
Osmaniye Milletvekili Necati UZDİL'in, bir vatandaşın dilekçesine
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/19751)
(Başkanlığa geliş tarihi:
15.-
Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, yangın mağduru orman köylülerine
yapılan yardımlara ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru
önergesi (7/19752) (Başkanlığa geliş tarihi:
16.-
Manisa Milletvekili Hasan ÖREN'in, ormanlık bir alanda yürütülen
bir madencilik faaliyetinin çevreye etkilerine ilişkin Çevre ve
Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/19753) (Başkanlığa geliş
tarihi:
17.-
İzmir Milletvekili Serpil YILDIZ'ın, İzmir'deki hava kirliliğine
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/19754)
(Başkanlığa geliş tarihi:
18.-
İstanbul Milletvekili Lokman AYVA'nın, kamu kurum ve kuruluşlarındaki
özürlü istihdamına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/19755) (Başkanlığa geliş
tarihi:
19.-
Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Sıcak Yuva Vakfına ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı
soru önergesi (7/19756) (Başkanlığa geliş tarihi:
20.-
Ankara Milletvekili Bayram Ali MERAL'in, özelleştirilen Türk Telekom'un
personeline ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet
Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/19757) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.-
Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, mermer ihracatı ve ithalatına
ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi
(7/19758) (Başkanlığa geliş tarihi:
22.-
İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Çek Cumhuriyetine ihraç edilen
incirlerde kanserojen madde belirlendiği iddiasına ilişkin Devlet
Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi (7/19759) (Başkanlığa
geliş tarihi:
23.-
İzmir Milletvekili Türkan MİÇOOĞULLARI'nın, koruma ve bakım altındaki
çocuklara ilişkin Devlet Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru
önergesi (7/19760) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.-
İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, korunmaya muhtaç çocukların bakımına
ilişkin Devlet Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru önergesi
(7/19761) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.-
İzmir Milletvekili Serpil YILDIZ'ın, çocuk yurtlarının yönetimine
ilişkin Devlet Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru önergesi
(7/19762) (Başkanlığa geliş tarihi:
26.-
Afyonkarahisar Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE'nin, SHÇEK Afyonkarahisar
yurdunda kalan bir öğrencinin yaşadığı olaylara ilişkin Devlet Bakanından
(Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru önergesi (7/19763) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.-
Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, Çanakkale'deki sulama yatırımlarına
ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19764) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.-
Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın, Elektrik İşleri Etüt İdaresi
Genel Müdürlüğüne alınan personel ile ilgili iddialara ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/19765)
(Başkanlığa geliş tarihi:
29.-
Balıkesir Milletvekili Turhan ÇÖMEZ'in, Diyarbakır Büyükşehir Belediye
Başkanının Londra'daki bir konuşmasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/19766) (Başkanlığa geliş tarihi:
30.-
Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, hakkında soruşturma
açılan belediye başkanlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/19767) (Başkanlığa geliş tarihi:
31.-
İstanbul Milletvekili Mehmet SEVİGEN'in, taksici esnafının can ve
mal güvenliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19768) (Başkanlığa geliş tarihi:
32.-
Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Harmancık'ta Emniyet
Amirliği kurulup kurulmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/19769) (Başkanlığa geliş tarihi:
33.-
Burdur Milletvekili Ramazan Kerim ÖZKAN'ın, Gelir İdaresi Başkanlığının
açtığı bir sınava ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19770) (Başkanlığa geliş tarihi:
34.-
Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Suriye sınırındaki mayınlı
arazilerin temizlenmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/19771) (Başkanlığa geliş tarihi:
35.-
Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Açık İlköğretim Okulu
ile Mesleki Açık Öğretim ve Açık Öğretim Liselerine ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/19772) (Başkanlığa geliş
tarihi:
36.-
İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, bir şube müdürü hakkındaki iddialara
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/19773) (Başkanlığa
geliş tarihi:
37.-
Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, bir öğretmen hakkındaki iddiaya
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/19774) (Başkanlığa
geliş tarihi:
38.-
Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin,
39.-
Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, Adana'da yapılacak bir hastanenin
yer seçimine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19776) (Başkanlığa geliş tarihi:
40.-
Trabzon Milletvekili Asım AYKAN'ın, TESK Genel Başkanının aldığı ücrete
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/19777)
(Başkanlığa geliş tarihi:
41.-
Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Strateji Geliştirme
Başkanı hakkındaki bazı iddialara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından
yazılı soru önergesi (7/19778) (Başkanlığa geliş tarihi:
42.-
Balıkesir Milletvekili Turhan ÇÖMEZ'in, ithal edilen bazı tarım
ürünlerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19779) (Başkanlığa geliş tarihi:
43.-
Osmaniye Milletvekili Necati UZDİL'in, personele ve kredi kullanan
çiftçilere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19780) (Başkanlığa geliş tarihi:
44.-
Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Ordu Tarım İl Müdürlüğüyle
ilgili bazı iddialara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/19781) (Başkanlığa geliş tarihi:
45.-
Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Damızlık Sığır Yetiştiricileri
Birliğinin
46.-
Ankara Milletvekili Muzaffer R. KURTULMUŞOĞLU'nun, gıda denetimlerine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19783) (Başkanlığa geliş tarihi:
47.-
Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Adana'daki bazı köylerin demiryolu
ulaşımından faydalanamamasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı
soru önergesi (7/19784) (Başkanlığa geliş tarihi:
48.-
Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, Çanakkale'deki demiryolu
ve denizyolu ulaşımı çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/19785) (Başkanlığa geliş tarihi:
49.-
Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Şırnak-Uludere'deki sel felaketine
ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19786) (Başkanlığa geliş tarihi:
50.-
Trabzon Milletvekili Asım AYKAN'ın, Ermenistan'daki Metsamor Nükleer
Santralinin oluşturduğu riske ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/19787) (Başkanlığa geliş tarihi:
51.-
İstanbul Milletvekili Bihlun TAMAYLIGİL'in, finans sektöründeki
yabancı yatırımcı payına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Abdüllatif ŞENER) yazılı soru
önergesi (7/19788) (Başkanlığa geliş tarihi:
52.-
İstanbul Milletvekili Bihlun TAMAYLIGİL'in, sigorta sektöründeki
yabancı yatırımcı payına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN)
yazılı soru önergesi (7/19789) (Başkanlığa geliş tarihi:
53.-
Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in, TRT'de çalışan geçici personele
ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi
(7/19790) (Başkanlığa geliş tarihi:
54.-
İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Kuzey Irak-Süleymaniye'de yapılan
bir baskına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19791) (Başkanlığa geliş tarihi:
55.-
Gaziantep Milletvekili Abdulkadir ATEŞ'in, turizm sektörünün bazı
sorunlarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/19792) (Başkanlığa geliş tarihi:
56.-
Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Terörle Mücadele Koordinatörünün
çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19793)
(Başkanlığa geliş tarihi:
Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergesi
1.- Tiyatrolara ve Devlet Tiyatrolarının yönetimine
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/18579)
10 Ocak 2007 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.04
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 48'inci Birleşimi'ni açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline
gündem dışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet, bu konuşmalara
cevap verebilir. Hükûmetin konuşma süresi yirmi dakikadır.
Gündem dışı ilk söz, Afyonkarahisar ve çevre illerde
meydana gelen trafik kazaları ile ilgili söz isteyen, Afyonkarahisar
Milletvekili Halil Ünlütepe'ye aittir.
Sayın Ünlütepe, buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
IV. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
1.- Afyonkarahisar
Milletvekili Halil Ünlütepe'nin, Afyonkarahisar çevre yolu ödeneğinin
artırılarak inşaatın bir an önce tamamlanmasının bölgedeki trafik
kazalarının azaltılmasındaki önemine; ilde, kara yolları bölge
müdürlüğü kurulmasının yararlarına ilişkin gündem dışı konuşması
ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız Özak'ın cevabı
HALİL
ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
son günlerde meydana gelen trafik kazaları ve kara yolları konusu
üzerinde, sizlerle düşüncemi paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum.
Tümünüzü saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, uzun bir yılbaşı ve Kurban Bayramı tatili sonucunda,
Değerli 22'nci Dönem Milletvekilimiz Sayın Nezir Büyükcengiz'i ve
daha sonra da ilimizde uzun dönem bakanlık yapan Değerli Mustafa Taşar'ı
yitirdik. Ayrıca, tatilde 70'e yakın yurttaşımızı da kaybettik. Öncelikle,
tüm, hayatını kaybeden değerli yurttaşlarımızın yakınlarına başsağlığı
diliyorum, bu kazalarda meydana gelen yaralanmalarda yaralanan
yurttaşlarımıza da acil şifalar diliyorum.
Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; ilimiz Afyon, kara yolu ağı bakımından
Konya 3'üncü Bölge Müdürlüğü ile Antalya 13'üncü Bölge Müdürlüğüne
bağlıdır. İlimizde yaklaşık 1.025 kilometre civarında kara yolu
ağı bulunmaktadır. Bu yolun yaklaşık 750 kilometresine yakınının
bakımı Konya 3'üncü Bölge Müdürlüğünce, geriye kalan 280 kilometrelik
yerin bakımı da 13'üncü Bölge Müdürlüğü tarafından, yani Antalya
tarafından yapılmaktadır.
Bilindiği
gibi, Afyonkarahisar, yolların kesiştiği, bölgeler arası ulaşım
olanaklarının rahat olduğu bir ildir, Güneydoğu ve Doğu'yu batıya,
Marmara'yı Akdeniz'e bağlayan, Akdeniz ve Ege'ye açılan bir pencere
konumundadır. İlimizde hava ulaşımının da bulunmadığı göz önüne
alınırsa, kara yolu ulaşımı daha fazla bir önem taşımaktadır.
Afyon'da,
eskiden Karayolları bölge müdürlüğü vardı. Siyasi nedenlerle,
daha sonra, bu Karayolları bölge müdürlüğü kaldırılmıştır. Hizmetin
daha adil, verimli yapılabilmesi için, öncelikle, Afyon ilinin yedi
kocalı Hürmüz durumundan kurtarılması ve bölge müdürlüğünün kurulması
yönünde çabalar sarf edilmesi, Afyon'daki kara yollarının çıkışı
açısından yararlı olacaktır veyahut da bir bölgeye bağlanmasında
çok daha yarar olacağı kanaatindeyim.
Bu
ortamda, bir sayın bakanımızın da hayatını kaybettiği çevre yoluyla
ilgili düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Çevre yolu,
1993 yılında yapımına başlanmış ve bugüne kadar yüzde 50'si tamamlanabilmiş
ve yaklaşık 2002 yılı seçimlerinden önce fiilen ulaşıma açılmış
olan bir yoldur. Yeterli ödenek ayrılmaması ve gereken önemin verilmemesi
nedeniyle de hâlâ daha tamamlanamamıştır. Şimdi, eğer, 2004, 2005
yıllarında ayrılan ödenekleri dikkate alırsak, bu çevre yolu en az
elli yılda tamamlanabilecektir. O zaman, elli yıl daha bu tür kazalarla
karşı karşıya kalabileceğimizi göz ardı etmememiz gerektiği kanaatindeyim.
Zaman zaman -dün, Sayın Bakanımız da- genellikle
kara yollarında meydana gelen trafik kazalarında asli kusurun sürücü
hatalarında olduğu belirtilmiştir. Doğrudur, ama, sürücü hataları
bir anlık bir karşılaşmayla meydana gelen olaylardır. Önemli olan,
kara yollarında meydana gelen hataların önüne geçebilmektir. İşte,
bu çevre yolunda meydana gelen trafik kazasında Karayollarının
hatası var mıdır yok mudur, bu tartışılıyor. Karayollarının hatası
vardır. Eğer o yola girdiyseniz, o yola Özdilek çevresinden girdiğinizde,
o yol üç şerit hâlinde devam eder. Ankara kavşağına geldiğinizde
aniden tek şeride düşer. Buradan, hiçbir sürücünün, çok dikkatli
davranmadığı müddetçe kurtulması mümkün değildir. Niçin üç şerit
hâlinde devam ediyor: Konya'ya bağlayacak olan çevre kara yolunun tamamlanmamasından
dolayı. Hatta, Sayın Bakanımız, Afyon'u, 19 Şubat 2006 tarihinde ziyaret
ettiğinde, orada, Sayın Bakana çevre yolunun tamamlanması yönünde
devamlı istekler olmuş, ama, Sayın Bakanımız, bu olumlu çağrılara
hiçbir yanıt vermemiştir.
Değerli Bakanım, acaba, o gün bu yanıtı, o gün bu
ikazları yeterince inceleseydiniz, dikkat ve özen gösterseydiniz
belki bu kaza olmayacaktı. Bu kazanın oluşumunda sizin Bakan olarak
hiç mi kusurunuz yok? Sizinle bunu paylaşmak istiyorum.
İkinci bir şey: Peki, buradaki kazanın, buradaki
yolun durumu nedir? İki kavşaktan, Özdilek'ten Afyon'a doğru gelirken
bir ölüm virajı, bir de, Ankara ile bağdaşan yolda da bir virajla karşı
karşıyayız. Bu yolda…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ünlütepe, iki dakika veriyorum. Lütfen,
konuşmanızı tamamlayınız.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - Tamamlamaya çalışacağım
Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, bu konu Afyon'un en önemli sorunlarından
birisidir. Bunun birisine "ölüm virajı" denilir. Burada
her gün trafik kazaları olmaktadır ve sizden önceki Sayın Bakan Ergezen
ilimizi ziyaret ettiğinde aynen şöyle demiştir: "Ölüm değil,
bürokrasi virajı." Yani, yolu görmüştür 2005 yılında. O günden
sonra bu yolla ilgili hiçbir gelişme oldu mu? Hayır, hiçbir gelişme
olmadı. Aynen, Zeki Ergezen'in düşüncelerini basından okuyorum:
"Bu yolu içime sindiremiyorum, yolda hata var." Bölge müdürünün
açıklaması: "Yolda teknik bir kusur yok, ama istimlak için çalışıyoruz."
Ne için istimlak için çalışıyorsun? Demek ki, bir eksiklik var ve bölge
müdürü Sayın Bakanı yalanlıyor. Afyonlunun buradaki düşüncesini,
aynen onu da okuyorum: "Siyaset ve bürokrasinin ürünü olarak Afyonkarahisar'a
âdeta armağan edilmiştir." O proje değiştirilmiştir ve bu kazalar
kaçınılmazdır. Yarın, başka birileri de bu kazalarda hayatını yitirebilirler.
Bu nedenle, öncelikle, o projenin doğru uygulanması
gerektiği kanaatindeyim ve bir şeyi daha söylemek istiyorum: Toplumların,
yani, devletin asli görevi yurttaşlarını yaşatmaktır. Devletin
asli görevi, yurttaşlarına iyi ulaşım olanaklarını verebilmektir.
Eksik bir ulaşım olanağı verdiğinizde, Bakanlık olarak hizmet kusurunu
işliyorsunuz ve bu hizmet kusurunu yerine getirmemenizin sonucu
olarak da bu kazalarla karşılaşabiliriz ve bunlardan kaçınmak da
olanaksızdır. Her yıl binlerce kişiyi kaybediyoruz bu trafik kazalarında.
Birkaç gün, üzerinde tartışıyoruz -bugün olduğumuz gibi- ölenlerin
yakınlarının acılarını paylaşıyoruz ve daha sonra unutup gidiyoruz,
ama, kamu görevlilerinin, bu aksaklıkların…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ünlütepe, teşekkür cümlenizi alayım
efendim lütfen.
Buyurun.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - Sayın Başkan, öncelikle
çok teşekkür ediyorum.
Ben, bu ilimizdeki çevre yolunun, öncelikle, ödeneğinin
artırılarak tamamlanmasını, o yoldaki eksikliklerin giderilmesini
ve kimileri bu kara yolunda, işte, kusur vardır, yoktur diyorsa da,
şunu söylüyorum: Kim ne derse desin, o kavşak, o viraj, o yolun bu bölümü
sakattır, projeye uygun değildir. Bunun projeye uydurulması gerekmektedir
ve buradaki çevre yolunun, öncelikle, bir an önce tamamlanmasını,
olanaklar varsa, Karayolları Bölge Müdürlüğünün Afyon'da kurulmasını,
eğer kurulamıyorsa, tek bölge müdürlüğüne bağlanarak, hizmetin
akışının kontrolünün daha sağlıklı olacağına inanıyorum ve tümünüzü
saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Sayın Başkana da gösterdiğiniz ilgiden
dolayı teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Gündem dışı konuşmaya Bayındırlık ve İskân Bakanı
Sayın Faruk Nafız Özak cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAYINDIRLIK
VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Afyonkarahisar ve çevre illerde meydana gelen trafik kazaları
hakkında Sayın Halil Ünlütepe arkadaşımızın konuşmasına cevap
vermek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Tekrar, geçmiş bayramınızı ve yeni yılınızı kutluyorum.
Dün,
bu konuda, burada, çok seviyeli konuşmalar oldu. Konuşmacılara
teşekkür ediyorum.
Yalnız,
Halil Bey, dünkü konuşmaları izlemesine rağmen, bugün, biraz üslubu
değiştirdi. Kendisi milletvekili, ama, sanırım, hem hâkim hem de savcı,
üç tane özelliği taşıyor. Bizi burada suçlu ilan etti. Hem soruyor:
"Acaba burada bir hata var mıdır?" Ondan sonra diyor ki:
"Siz suçlusunuz." Yani, biz, burada dün şöyle dedik: Çok değerli
insanları kaybettik. Bizim için köylü Ahmet Ağa da çok değerlidir,
rahmetli Mustafa Taşar da. Çünkü, insanın ne kadar değerli olduğuna
Cenabıhak karar verir. Bizim için, köylü vatandaşımız, işsiz vatandaşımız
ölmüşse aynı hassasiyeti duyarız. Dün, burada, biz şunu söyledik:
Biz, katiyen "rahmetli bakanımız, rahmetli milletvekilimiz
hatalıdır, yüzde 100 hatalıdır" diye burada çıkmadık. Bir gazeteci
bize sormuştu. Biz de demiştik ki, teşekkür ederiz, bize sordunuz,
işte burada raporlar -size de gösterebilirim- ve üzülerek söyleyeyim,
sekizde 8 hatalı, sürücü hatası. Bunu söylerken, o hata yaptı, öldü…
Ama, biz çok üzülüyoruz. Ama, maalesef, biz suçlandığımız için, biz,
delilsiz mahkûmiyet, delilsiz suçlamaya ve maalesef iftiralara
karşı kaldığımız için mecburuz kendimizi savunmaya Karayolları
olarak, Bakanlık olarak.
Şimdi,
bir kere, Sayın Halil Ünlütepe şunu bilmesi lazım: Bu kaza çevre yolunun
biten tarafında oldu. Doğru mu Halil Bey?
HALİL
ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Doğru efendim, doğru…
BAYINDIRLIK
VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) - Ama, bir dakika… Siz diyorsunuz
ki: "Çevre yolu bitmedi, bitmediği için kaza oluyor." Öyle
bir şey yok. Biten yerinde olmuş.
HALİL
ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) -
BAYINDIRLIK
VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) - Bir dakika…
Bir… İkincisi -resimleriyle size göstereceğim-
burası bir yoncadır, kavşaktır. Buraya girişte "50 kilometre"
400 metreden başlar, sağlı sollu; 50-50-50, hızınızı düşürün diye
başlar ve burası bir viraj değildir, burası kavşaktır, ölüm virajı
değildir. Bir kere, bunu değiştirelim, burası bir kavşaktır. Bunu
anlatacağım ve maalesef buraya…
HALİL
ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Sayın Bakanım, ertesi gün de kaza oldu
orada.
BAYINDIRLIK
VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) - Ama, olur, eğer 100 kilometreyle
girerseniz olur. 100 kilometreyle girerseniz kaza olabilir.
HALİL
ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Bakın, şu var: Üç şerit hâlinde geliyor
-siz orayı gördünüz- aniden tek şeride düşüyor.
BAYINDIRLIK
VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) - Efendim, burası viraj değildir
bir kere, teknik olarak burası kavşaktır. Bunu da izah edeceğim size.
Buraya, siz, eğer -50 kilometre- 300 metreden, iki taraflı, size hızınızı
düşürün ifadelerine bakmazsanız, maalesef, kaza olabilir. Bir kere
-dün zaten anlatmıştık- Karayollarımızın hatası olabilir, ama, bu
işte hatası yoktur. Bunu, buradaki raporlar da kanıtlamaktadır.
Bizim tespitlerimiz… Oraya müfettiş de yolladık; biz, oraya arkadaşları
yolladık, tekrar inceleme yaptık. Gazeteler şöyle yazıyor:
"Burada bariyerler yıkılmıştır." Hayır efendim, bu kaza sonucu
yıkıldı. Burada yıkılmış bariyer yok, hepsi sapasağlamdı. Bunların tutanakları
da var. Burada yatay ve dikey işaretleme Afyon'da ne kadar yapılmış,
bunları da anlatacağım. Müsaadenizle,
bir kere, Afyon'da ne yaptık, ne yapıyoruz, anlatacağım.
Şimdi,
554 kilometresi devlet yolu, 482 kilometresi il yolu olmak üzere
toplam 1.036 kilometre yol ağından Karayolları Genel Müdürlüğü olarak
biz Afyonkarahisar'da sorumluyuz. Bu yol ağının 96 kilometresi asfalt beton, 930 kilometresi
ise sathi kaplama. Yurt genelinde olduğu gibi, her yıl, bu yol ağının
normal bakım ve kar mücadelesi hizmetleri sürekli olarak sürdürülmekte.
Bu çalışmalar kapsamında, yılda, 20 bin metre küp bakım malzemesi,
800 ton bitüm, 4 bin ton tuz ve agrega kullanılmaktadır. Yatay işaretlemede
de -dün de söyledim- gerçekten rekor kırmışız son dönemde, ben anlatayım.
2003'ten evvel 7 milyon metre kare yatay işaret yapılırken
2006 yılında 14 milyon metre kare yatay işaret yapılmış Türkiye genelinde.
75 bin metre kare düşey işaretleme varken 2003'ten evvel, 2006'da 108
bin metre kare düşey işaretleme yapılmış.
Şimdi, yine, Afyon'da ne yapmışız: 110 ton boya, 40
ton cam toz kullanılmakta, 9 bin trafik levhasının da her yıl dörtte
1'i yenilenmekte. 1.000 tane levha bulunmakta, özellikle işaretlemeler
için. 2002 yılında 3 tane Devlet Demiryolları hemzemin geçit otomatik
bariyeri gerçekleştirmiş. 2003 ile 2006 yıllarında 3 tane Devlet Demiryolları
hemzemin geçit, 5 kilometre oto korkuluk yapmışız. Afyon çevre yolu
üzerinde 3 tane trafik baş üstü levhası koymuşuz, 22 adet kavşak yaklaşımına
hız azaltma tedbiri koymuşuz, 2 adet kavşak düzenlemesi yapmışız, 3
adet sinyalizasyon tesisi kurulmuş. Afyon-Sandıklı yolu Akören köyü
geçişine yaya alt geçidi yapılmış. Afyon ilimizin ana yolları İstanbul
ve Ankara'yı, İzmir, Antalya gibi tatil yörelerine bağladığından
yoğun trafik akışına neden olmakta ve trafiğin normal 3 katına kadar
çıktığı gözlenmekte. Afyon ili sınırları içerisinde kaza kara noktamız
yok. Ancak, taşıt trafiğinin yoğunluğunun yanı sıra hızlı taşıt
kullanımı, bu kesimde gerçekleşen trafik kazalarının -hızlı taşıt
kullanımı- başlıca nedenidir.
Rahmetli Taşar'ın yaşamını yitirdiği Afyonkarahisar
Çevre Yolu Ankara Ayrım Kavşağı, Karayolları Genel Müdürlüğünün
yatırım programında bulunan ve yapım çalışmaları süren Afyonkarahisar
Çevre Yolu'nun bünyesinde yer almakta olup tam yonca ve farklı seviyeli
olarak projelendirilmiştir. Kavşağın 2005 yılı trafik sayımlarındaki
yıllık ortalama günlük trafik değeri 18 bin olarak tespit edilmiştir.
Farklı seviyeli kavşaklar, trafik yoğunluğunun fazla olduğu, hemzemin
kavşakların ihtiyacı karşılayamadığı yerlerde, trafik güvenliğini
de sağlayacak şekilde, kesintisiz akış veren, sinyalizasyon gerektirmeyen
kavşak türlerdir. Yani, bu viraj değildir, bir kavşaktır. Burada çok
dikkatli olmak lazım.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Sayın Bakan,
sizden önceki Bakanı yalanlıyor musunuz, yani Sayın Ergezen mi
doğruyu söylemiyor?
BAŞKAN - Sayın Ünlütepe, lütfen efendim. Siz konuştunuz
efendim.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Sayın Ergezen
mi doğru söylemiyor?
BAŞKAN
- Sayın Ünlütepe, lütfen…
BAYINDIRLIK
VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) - Söz konusu kavşak, kara
yolları standartlarında projelendirilmiş ve projesine göre uygulaması
yapılmıştır.
Kavşaklar,
yolun bir parçası olmakla birlikte, basında yansıdığı gibi
"ölüm virajı" olarak yanlış adlandırılmakta ve viraj olarak
görülmektedir. Hâlbuki, kavşaklar, adı üstünde, yön değiştirmelerdeki
fiziki düzenlemelerdir. Bu noktalarda hız yapmak, sollama yapmak,
meydana gelen kazaların en büyük sebepleridir.
Dönüş
kolu üzerinde, 350 metre geride, baş üstü (T) konstrüksiyon bilgi
levhası mevcuttur. Bunların resimleri var, size hep göstereceğim.
Kolun 230 metre gerisinde ise iki taraflı "50 kilometre"
hız tahdit levhası konmuştur; iki tarafında, sağında, solunda; başka
taraflarda tektir, burada biz iki tane yapmışız, iki tarafta yapmışız.
Tekrar, sağa tehlikeli viraj, T1A levhası; devamında 65 metre mesafede
"50 kilometre" hız tahdit levhası, refüj başı ek levhası,
T34A kavşak içi parmak yön levhası,
Daha
dün, Halil Aydoğan Bey'le Karayolları Genel Müdürüyle oturup konuştuk
Sayın Milletvekilim, buranın bir an evvel bitirilmesi için, ben, talimat
verdim.
HALİL
ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Teşekkür ediyorum.
BAYINDIRLIK
VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) - Mevcut imkânları artıracağız,
inşallah bitireceğiz; çünkü, Afyon, bizim için bir cazibe merkezidir,
termal turizmi de Türkiye'de ve dünyada bir numara olmuştur, ticaretiyle,
ihracatıyla ve daha da önemlisi havaalanıyla -inşallah- beraber
burası bir merkez hâline gelmiştir ve Afyon'a, gerçekten, Karayolları
olarak, Bayındırlık Bakanlığı olarak, çok önemli hizmetler yapmaktayız.
2008 yılında Kütahya ayrım,
Afyonkarahisar'da
şunları şunları şunları yapıyoruz diye burada iki sayfa notumuz
var. Bunlarla, ben, zamanınızı almak istemiyorum. Ama, şunu, ben,
dün söyledim: Yani, senin teröristin benim teröristim olmaz. "Senin döneminde
şu kadar terör oldu, işte, şehidimiz oldu, benim dönemimde bu kadar
trafik kazası oldu." Ama, şunu, bak açıklıkla söyleyeyim, bir daha
okuyalım, bir daha okuyalım: Şimdi, bir kere, KÖYDES'le 2 katrilyon
geçen yıl köylerimize yol ve su yaptık, 2 katrilyon da bu yıl harcıyoruz.
Bu, cumhuriyet tarihinin en büyük projesidir. Dün de söyledim
"Köylü milletin efendisidir." diyen Ulu Önderimiz, bu talimatı
bizlere verdi. Bizden evvelkiler de bir şeyler yaptılar, ama, biz, daha
çoğunu yapıyoruz ve yol konusunda, gerçekten, cumhuriyet tarihinde
rekor kırdık.
Yine, 1920'lerde Mustafa Kemal Atatürk diyor ki:
"Gittiğim yerde benden iki tane önemli şey istediler: Bir, okul;
iki, yol." 110 bin derslik yapıyorsunuz dört yılda, her okula bilgisayar
laboratuvarı getiriyorsunuz, ADSL getiriyorsunuz; 6.500 kilometre
yapıyorsunuz dört yılda, size kadar yapılmış 4.839 kilometre. Bunların,
artık, yani göz ardı edilmemesi lazım. "Duble yol yapıldı, kazalar
azalmadı." Doğru değil, kazalar çok azaldı. Gönül ister ki, bunları
sathi kaplama değil, BSK yapalım. Bu imkânları siz de biliyorsunuz.
Geçen yıl 4 katrilyon fazla yatırım yaptık, bu yıl, inşallah daha fazla
yapacağız ve 2012'deki hedefimiz 15 bin kilometre BSK yol yapmak. Bunu,
hep beraber, sizlerin desteğiyle yapacağız inşallah.
Şimdi, hizmete açtığımız bölünmüş yollarda, gözlem
altında tuttuğumuz yalnızca 1.200 kilometrelik yolda, bakın, 2005
yılında elde edilen sonuçlara göre, kafa kafaya olan çarpışmaların
ortadan kaldırılması sayesinde ölümlerde yüzde 42 azalma oluyor.
Yine, 2000 yılında, 608 tane kaza kara noktası
var, 2000 yılında, Türkiye'de 608 kaza kara noktası var. 2001'de 555'e
iniyor, 2002'de 415'e iniyor, 2006'da 41'e iniyor ve onların da iyileştirilmesi,
şimdi, ihaleyle devam ediyor. 41'e indi. Bunları bitireceğiz. Tekrar,
3 tane, 5 tane çıkacak, yine, onları da iyileştireceğiz. Yani, bunlara
çok önem veriyoruz. Bizim için insanımızın hayatı son derece önemli.
Şimdi, gözlenen bir grup kaza kara noktasının incelenmesi
sonucunda, kazalarda yüzde 75, ölümlerde yüzde 90, yaralılarda
yüzde 84 ve maddi hasar oranında ise yüzde 75 oranında azalma olduğu…
Aklın yolu bir. Eğer, geliş gidiş ayrı olursa mutlaka azalma olacak. Ama,
ferdî hata oluyor; gidiyor, sürat yapıyor, yuvarlanıyor. Ferdî hatalar
olabilir, ama, kafa kafaya çarpışma, sıfır noktasına geldi buralarda
artık.
Yine, trafik altındaki yollarımızda, yılda, ortalama
-biraz evvel söyledim- 7 milyon metre kare yatay işaretleme -yani,
çizgi- yapılırken, 2006 yılında bu 14 milyon metre kareye çıktı. Yine,
75 bin metre kare düşey işaretleme levha yaparken, 2006 yılında bu
108 bin metre kareye çıktı.
Yine, oto korkuluk çalışmalarında, yıllık ortalama
10 kilometre yapılırken, 2006 yılında bu 315 kilometreye çıktı.
2003-2006 yılları arasında 58 adet otomatik bariyer sistemi tesis
edildi. 2003 yılı öncesi, yılda ortalama 7 bin kilometre üst yapı
onarımı yapılırken, 2003-2006 yılları arasında 15 bin kilometre yapıldı.
Velhasıl, bütün bunları anlatırken şuraya geliyoruz:
Özellikle 2005 yılında 2002 yılına göre araç sayılarında yüzde 29
artış olmuş, yani, refah artmış, insanlar yüzde 29 araçlarının sayısını
artırmışlar, kullanılan yol/kilometre de artmış. İnsanın hem arabası
var hem refahı artmışsa daha çok geziyor, yüzde 23 artmış bu, ama,
ölüm artışlarındaki oran yüzde 9 artmış. İnşallah, bu, yüzde 1'e,
2'ye iner.
Yine -100 bin araca göre düşen ölü sayısına göre
bu kazalar değerlendiriliyor- 100 bin araca düşen ölü sayısı
1993'te 123 iken, 2001 yılında 51, 2005'te 41, 2006'de 35'e düşmüş. İnşallah
bu rakamı aşağı düşüreceğiz, çünkü, bu rakam Norveç'te 11. Bu sayede,
gelişmiş ülkeler ile mukayese edildiğinde 4-5 kat olan ölü sayısı
2-2,5 kata kadar düşürülmüş. Elde edilen bu değerler de yapılan çalışmaların
olumlu sonuçları.
İnsan kusuru -bunun tespitini biz yapmıyoruz,
Emniyet Genel Müdürlüğümüz yapıyor, Jandarmamız yapıyor- kazalarda
kusur oranları incelendiğinde, insan kusuru, maalesef yüzde 98. Hâlâ
da diyoruz ki biz "90'dan 110'a çıkaralım kilometreyi." Demek
ki çıkarmamamız lazım. Yani bu, komisyonda, Bayındırlık Komisyonunda
veya işte Ulaştırma Komisyonundaysa buna dikkat etmemiz lazım. Yüzde
98… Bu, tabii, Avrupa'da daha değişik bakılıyor; işte, araç ve insan,
araç ve yol birleştiriliyor bu daha aşağılara düşebiliyor, ama,
bizdeki oran bu. Tabii, bu tartışılabilir.
Yine, dün, Atilla Bey de söylemişti, 3.500-4.000,
yıllık ölüm sayımız, ama, otuz güne bunu vurursanız, otuz günü de alırsanız,
bu, 7-8 binlere çıkabiliyor. Tabii, bunları üzülerek söylüyoruz,
bunlar güzel rakamlar değil, hepimizi üzen rakamlar.
Yine, tabii, bu bayramda çok değerli arkadaşlarımızı
kaybettik, ama, bayramları da oranlarsak yine de bayramlardaki kazalara
göre düşüşler var. Gönül ister ki hiç olmasın, hiç üzülmeyelim, ama,
maalesef, dünyada da olabiliyor. Ölü sayısı itibarıyla Avrupa bizden
fazla, ama, araç sayısı bizden fazla. Onun için ortalamada -yani bir
ortalama bakarsanız- biz öndeyiz. Ama, orada da ölü sayısı var, orada
da trafik kazası var; bu kadar eğitime, bu kadar güvenliğe rağmen,
akıllı sistemlere rağmen var.
Ben, tekrar, tabii, bu vesileyle, Cumhuriyet Halk
Partili Milletvekilimiz Nezir Büyükcenzgiz'e, Değerli Bakanımız
Mustafa Taşar'a, CHP Konya İl Sekreterimiz Ali Alp'e Allah'tan rahmet
diliyorum. Tabii, yaralı kardeşlerimiz var. Mustafa Taşar'ın eşi
hanımefendiye Allah'tan sağlık diliyorum, kızına, yeğenine sağlık
diliyorum.
Bu vesileyle tekrar, hepinize saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Vefat edenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil
şifalar temenni ediyoruz.
Gündem dışı ikinci söz, Irak'taki gelişmeler ve
Türkiye'nin yol haritasıyla ilgili söz isteyen, Balıkesir Milletvekili
Turhan Çömez'e aittir.
Sayın Çömez, buyurun efendim.
2.- Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez'in, özellikle Irak'ın kuzeyinde
yaşanan son siyasi gelişmeler ve Türkiye'nin bu konuda izleyeceği
tutuma ilişkin gündem dışı konuşması
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Irak ve özellikle Irak'ın kuzeyinde yaşanan
son gelişmelerle alakalı düşüncelerimi anlatmak üzere gündem dışı
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bağdat'ta dün elim bir uçak kazasında hayatını kaybeden
yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına ve tüm Türkiye'ye
başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, diktatörlük baskısı altında
yıllarca ezilen Irak, bugün bir başka dram yaşıyor. Şöyle bir geri dönüp
bakalım ne olduğuna:
Irak'ın Kuveyt'i işgaliyle başlayan ve Birinci
Körfez Savaşı'yla devam eden süreç, 36'ncı paralelin kuzeyinde uçuşa
yasak, güvenli bir bölge oluşturulmasıyla noktalandı. Yani, bugün
sözde Kürdistan olarak tanımlanan özerk bölgeden bahsediyorum. On
yıllık bu ilk periyodun ardından, 11 Eylül saldırıları yaşandı ve
bu kez Irak, despotizmin kalesi olduğu, nükleer ve kimyasal silahları
bulundurduğu gerekçesiyle koalisyon güçleri tarafından işgal
edildi. Bu dönemde bölgeye demokrasi getirileceği iddia edildi,
ancak, "Büyük Orta Doğu", "Genişletişmiş Orta Doğu",
"Yeni Orta Doğu Projesi" -adına her ne derseniz deyin- bölgeye
huzur, istikrar, zenginlik değil, yokluk, sefalet, kaos ve gözyaşı
getirdi ve bu işgalin ardından Irak'ta tam 650 bin kişi hayatını kaybetti.
Irak'ta toplumlar, artık neredeyse birbirlerine asla güvenemeyecek
kadar ayrıştılar ve birbirlerinden koptular ve her ne kadar açıktan
telaffuz edilmese de Irak'ta bir Sünni-Şii iç savaşı başladı.
Bağdat, Azamiye ve Kazımiye bölgelerine ayrılıp,
bir yandan iç savaş körüklenirken, öte yandan kuzeyde oluşturulan
ve adına sözde Kürdistan denen bölge özenle desteklenmeye başlandı.
Bu esnada, zenginliklerin merkezi Kerkük'te ise sistematik bir
çalışma başladı. Önce, Kerkük'ün nüfus idaresi ve tapu daireleri
yakılıp, yıkıldı. Tüm tarihî, resmî evraklar yok edildi. Ardından,
başta Süleymaniye olmak üzere, pek çok Kürt yerleşim bölgesinden
mülteciler buraya taşındı. Önce, Birleşmiş Milletler gözetimindeki
kamplarda barındılar. Sonra da, genellikle Türkmenlerden kamulaştırılan
arazilere yapılan toplu konutlara geçirildiler. Değiştirilen
bu demografik yapıyla gidilen seçimlerle, şehrin yönetimi Kürtlere
verildi. 500 bin civarındaki Kürt mülteci yerleşik düzene geçti ve
ardından şehirde yaşayan Türkmenler ve Araplardan ruhsatsız silahlarının
tamamı toplanmaya başlandı. Peşmerge güçleri ise, bir yandan takviye edildi
ve silahlarla desteklendi.
Değerli arkadaşlarım, tüm bunları, okuyarak ya
da duyarak söylemiyorum, bizzat, defalarca giderek, görerek yaşadığım
ve bildiğim şeyleri konuşuyorum. Ne yazık ki, biz, Irak ve Kerkük gerçeğini,
Baker-Hamilton Raporu'ndan okuyoruz; Kerkük'teki tehlikeyi, Amerikalı
Senatör McCain'in ağzından yorumluyoruz. Oysa, bizim arka bahçemiz
olan bu coğrafyaya, biz bu kadar ırak mı olmalıydık? Musul ve Kerkük'e,
1960'lı yıllardan beri giden bir Türk devlet başkanı yok, Türkiye Büyük
Millet Meclisinden giden bir resmî heyet yok.
Tabii, bizim nüfuz edemediğimiz bu topraklar, küresel
oyun kurucular tarafından yeniden dizayn edilmeye başlandı. Planlı
bir hazırlık döneminin ardından, Saddam'ın idam edilmesiyle birlikte
Irak'ta artık yeni bir süreç başlamıştır. Bu dönem ise hasat dönemidir.
Sıra, petrolle ilgili yapılacak tasarruflara ve yasa değişikliklerine
geldi. 1972 yılında millîleştirilen Irak petrolleri, imtiyaz sözleşmeleriyle
yeniden petrol şirketlerine devredilecek. Buna dair tüm mutabakatlar
sağlandı. İngiliz ve Amerikan petrol şirketleri, bu süreçten büyük
kârlar elde edecekler. Artık gözler Kerkük referandumuna çevrildi.
2007 sonunda yapılması planlanan referandumun
sonuçları artık şimdiden bellidir. Bu koşullar altında yapılacak
referandum, Kerkük'ün sözde Kürdistan'a bağlanmasıyla sonuçlanacak
ve bunda en ufak bir kuşku yok.
Tabii, yine söylüyorum, bu coğrafyayı iyi tanıyan
ve iyi bilen birisi olarak söylüyorum, bu son perde, bu topraklarda
asla huzur getirmeyecek. Ne yapılırsa yapılsın, hangi tedbir alınırsa
alınsın, Kerkük'te bir iç savaş kaçınılmaz olacak ve yıllar boyu bunun
önüne hiç kimse geçemeyecek.
Değerli arkadaşlarım, Irak'ın kuzeyi, bizim
için, ulusal güvenliğimizi direkt olarak tehdit eden bir hüviyete
bürünmüştür. Sadece yeni oluşturulan veya oluşturulmaya çalışılan
düzen değil ya da savaş veya kaosun oluşturduğu ortam değil, burada
yuvalanmaya çalışan veya varlığını sürdüren PKK'dan da bahsetmek
istiyorum.
Dost ve müttefik Amerika, bugüne kadar, ne yazık
ki, bu yapılanmayla ilgili atması gereken adımları atmamıştır.
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Hükûmet… Hükûmet, atmayan…
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Kurulan Terörle Mücadele
Koordinatörlüğü…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çömez, buyurun devam edin. Konuşmanızı
tamamlayınız.
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Teşekkür ederim.
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sizi tebrik ediyorum.
Atmayan, Hükûmet!
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Dinlerseniz sonuna kadar,
iyi şeyler duyacaksınız Hüseyin Bey. Lütfen, sabredin.
Kurulan Terörle Mücadele Koordinatörlüğü de
rasyonel, sonuç alıcı ve kalıcı adımlar atmak yerine, halkın umutlarını
ve meşgul edilmesini koordine eden bir yapıya dönüşmüştür. Merak
ediyorum, 11 Eylül saldırılarından bir gün sonra NATO'nun 5'inci maddesini
işleterek Afganistan'a birlik gönderilmesini sağlayan Amerika,
Kuzey Irak'taki bölücü örgütün adı PKK değil de El Kaide olsaydı, acaba
aynı şeyi mi yapardı? Yani, 30 bin kişiyi katleden bölücü örgütü
emekli bir generali atayarak mı tasfiye etmeye çalışırdı? Ben, bir
milletvekili olarak bu kurumun ne yaptığını ve bugüne kadar hangi
sonuçları aldığını bilmiyorum, ama, Kuzey Irak'ı yakından tanıyan
birisi olarak, yapılması gerekenleri çok iyi biliyorum.
Kandil Dağı'na giden tüm yollar kesilmeli, PKK'nın
gözcü kulübeleri yok edilmeli. Terör örgütünün özellikle Avrupa
merkezli para kaynakları kurutulmalı ve bunun için istihbarat paylaşımı
yapılmalı. Terör örgütüne giden gıda, mühimmat, ilaç ve silah yardımlarının
önü kesilmeli. Herhâlde roketatarların, Stinger füzelerinin, C4 ve
A4 patlayıcılarının ve diğer silahların örgütün barındığı mağaralarda,
kendilerince imal edildiğini kimse iddia etmiyor. PKK'nın bizzat organize
ettiği uyuşturucu trafiği -ki, bu Afganistan'dan başlayıp Avrupa'ya
kadar uzanıyor- mutlaka engellenmeli. İnternet, GSM, telsiz, telefon,
tüm iletişim ağları çökertilmeli ve televizyon bağlantıları kesilmeli.
Dünya medyası önünde boy gösteren, açıklamalar yapan örgütün çete
başları tüm taleplere rağmen hâlâ iade edilmemiştir. Bunların iadesi
derhâl sağlanmalı ve tüm istihbari bilgiler zamanında ve doğru bir
şekilde paylaşılmalı. Örgütün araziye inen elemanları hâlen KDP ve
KYP'nin ofislerinden lojistik destek alıyor, para temin ediyor; hasta
ve yaralıları bu ofisler marifetiyle tedavi ediliyor ve kendilerine
iş bulunuyor. Bunların mutlaka önüne geçilmeli, Talabani ve Barzani'nin
bölücü örgüt yöneticileriyle temasları mutlaka kesilmeli. Birleşmiş
Milletler tarafından uzun süre desteklenen Mahmur Kampı, ki, bölücü
örgütün üyeleri hâlâ burada barınmaktadırlar. Bunların mutlaka
Türkiye'ye iadesi sağlanmalı.
BAŞKAN - Sayın Çömez, lütfen, son cümlenizi alayım
efendim.
Buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
bunların hiçbirisi gerçekleşmedi ve diliyorum ki önümüzdeki dönemde
bunların gerçekleşmesi için ciddi adımlar atılır.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Geçti, daha önce olmalıydı.
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Sözlerimi noktalarken,
Irak'ın bizim için çok özel bir coğrafya olduğunu bir kez daha hatırlatmak
istiyorum.
Tarih bağımız, din kardeşliğimiz, komşuluğumuz,
akrabalığımız ve ortak kültürel değerlerimizin olduğu bu coğrafyaya
bizim çok yakın ilgimiz ve çok yakın bir dostluğumuz vardır.
Türkiye, Anadolu'nun Türk'leşmesinden iki buçuk
asır önce Türk damgasının vurulduğu bu coğrafyaya çok, ama çok hassastır.
Sayın Başbakanın dün Kerkük'le ilgili ortaya koyduğu hassasiyet
de son derece önemlidir ve muhataplarınca iyi okunmalıdır.
Buram buram Türk kokan, Anadolu kokan bu bölgeler
yüreğimizden bir parçadır ve orada atılacak yanlış adımlar bizi
çok, ama çok rahatsız eder.
Ben, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı
altından bizleri, Türkmeneli Televizyonu marifetiyle seyreden
Kerkük'teki bütün Türkmen kardeşlerimize kucak dolusu, yürek dolusu
sevgilerimi sunuyorum ve hepimizin yüreğinin, muhabbetinin,
dostluğunun onlarla beraber olduğunu tekrar ifade ediyor, saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Herhâlde Hükümet bir yanıt
verecektir bu konuşmaya.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çömez.
Gündem dışı üçüncü söz, son dönemde Türkiye ve Suriye
arasında yaşanan gelişmeler ve iş birliği hakkında söz isteyen Karaman
Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu'na aittir.
Sayın Çavuşoğlu buyurun efendim.
3.- Karaman Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu'nun, Türkiye ile Suriye
arasında yaşanan gelişmeler ve iş birliğine ilişkin gündem dışı konuşması
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Karaman) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; esasında benim yapacağım bu konuşmanın,
kısmen de olsa güncelliği kaybolmuş olmasına rağmen, aralık ayının
ikinci haftasında bir talepte bulunmuştum; ancak, bugün kısmet oldu.
Bu bakımdan bazı noktalar, eğer günü geçmişse kusura bakmayın diyorum,
şimdiden kendilerinizden özür diliyorum.
Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan Bey'le birlikte
6 Aralık 2006 tarihinde Suriye'ye resmî bir gezi gerçekleştirilmiştir
ve AB kapsamında 8-10 Aralık 2006 tarihleri arasında yine Suriye'de
yapılan ve Suriye Dostluk Grubu Başkanı olarak benim de bizatihi
katıldığım bir toplantı olmuştur.
Ayrıca, 2006 Mayıs ayında Şam'da "İstanbul Günleri"
adı altında ciddi çalışmalar yapılmış ve nihayette -biraz sonra detayına
gireceğim- 18-23 Aralık tarihlerinde İstanbul'da "Şam Günleri"
adı altında iki ülkenin yerel yönetimleri arasında iş birliği başlamış,
milletleri kaynaşmış, ticari alışveriş zuhur etmiş ve böylece hem
kültürel hem siyasi hem de ticari gelişmeler olmuş ve son dönemde
Türkiye ve Suriye arasında yaşanan gelişmeler ve iş birliği hakkında
böylece bir gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu noktadan, Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanım ve değerli milletvekili arkadaşlarım;
ülkemiz, bütün komşularıyla, bildiğimiz dış politika çerçevesinde,
iyi ilişkileri sürdürmeyi prensip etmiştir. Komşularımızla siyasi,
ticari ve sosyokültürel ilişkilerimizi de geliştirerek, komşu
ve dost ülkelerle hiç problem olmaksızın hareket etmeyi esas almış
ve bu atmosferde, bu bölgede güçlü ve itibarlı ülke konumumuzu sürdürmeyi,
teşkil etmeyi ve böylece bölgenin bir barış denizi olmasını şiar
edinmişizdir.
Orta Doğu, uluslararası politikada hep krizlerle
anılmıştır. Oysa, üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen Orta Doğu,
19'uncu yüzyılın sonundan beri çok büyük siyasi istikrarsızlık, kaos
ve krizler içerisindedir. Yaşadığımız son Irak savaşı -biraz önce
değerli dostum birtakım açıklamalar yaptı- bunun en büyük bir göstergesidir.
Sadece Irak değil… Tabii, Irak deyince, Kerkük'teki gelişmeleri hiçbir
zaman görmemezlikten gelemeyiz ve bu noktada da, gerekse Türk milleti
ve gerekse de Türkiye'nin ne kadar önemsediğini, burada, ben, ilgili
makamlara ve ilgili kimselere bir hatırlatma yapmak istiyorum. Dolayısıyla,
Filistin, Lübnan ve diğer ülkeler de istikrarsızlığın ve kaosun eşiğine
getirilmiştir. Ancak, çok merak ettiğim bir husus ise, bu Filistin'de
dönen olaylar, kimler, nasıl oynadığını bir türlü anlayamıyorum. Bunun
cevabını hep birlikte aramamız gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden,
bölge ülkelerinin ortak hareketine ve iş birliğine şiddetle ihtiyaç
vardır. Küreselleşen dünyada bölgesel iş birlikleri gittikçe önem
kazanmaktadır.
Ayrıca, terörün uluslararası bir kimlik kazandığı
günümüzde ülkelerin terör karşısında ortak hareket etmesi de son
derece önem arz etmektedir. Ülkemiz açısından yıllarca hem can ve
hem de maddi kayıplar vermemize neden olan bölücü örgütün bölgede
barınmaması ve faaliyette bulunmaması için bölge ülkelerinin ortak
çalışması son derece önemlidir. Stratejik dostlarımız veyahut da
diğer AB'li dostlarımızın bu noktada Türkiye'ye hassasiyet göstermesini
bu kürsüden ben tekrar duyurmak istiyorum.
Suriye ile ülkemiz arasında kısa zamanda tesis
edilen karşılıklı anlayış, diyalog ve iş birliği ortamı sayesinde,
ilişkiler birkaç yıl öncesiyle kıyaslanamayacak kadar ileri bir
seviyeye gelmiştir. Karşılıklı üst düzey ziyaretlerin bu süreçte
önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Özellikle ticaret, ekonomi,
gümrük alanındaki iş birliklerinin yanı sıra, her iki ülkenin belediyeleri,
üniversiteleri ve sivil toplum kurumları arasında bilgi ve teknoloji
transferi yapılarak komşu ve dost iki ülkeye yakışan seviyelere
de ulaşılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim.
Suriye'yle iş birliğimizin daha da geliştirilmesi,
ülkelerimizin, halklarımızın çıkarlarının yanı sıra, bölgede
barış, istikrar ve iş birliği ortamının güçlendirilmesine de şüphesiz
hizmet edecektir. Özellikle, Türkiye ve Suriye arasındaki mevcut
iş birliği ve diyaloğun daha da ileriye götürülmesi yönünde belediyeler,
iş dünyası ve diğer alanlarda olduğu gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi
ve Suriye Halk Meclisi tarafından ortaklaşa atılabilecek somut
adımların belirlenmesine de imkân sağlanmış ve sağlanacaktır da.
Sayın Başkan ve değerli milletvekili arkadaşlarım;
gerek iki ülke arasında gerekse de bölgesel iş birliğinin karşılıklı
olarak artırılması, Adana mutabakatı çerçevesinde güvenlik iş
birliğinin artırılması, enerji ve doğal gaz anlaşmaları, ortak
petrol arama ve pazarlanması, sınır ticareti ve serbest ticaret anlaşması
ile 1 Ocaktan itibaren 2007'de devreye girmiş olmasından dolayı, gelişmelerin,
2,5 milyarın üzerinde ticaret hacminin hedeflenmesi, yeni banka
şubelerinin açılması veya özel bankalara imkân sağlanması gibi,
iki ülke arasında sınır geçişlerinin kolaylaştırılması, Asi Nehri'ne
bir an önce baraj yapılması, Dicle ve Fırat'tan adil bir şekilde yararlanılması,
mayınlı bölgelerin temizlenerek tarıma ve turizme açılması, AB
çerçevesinde ortak standardizasyon çalışmaları hızlı bir şekilde
devam etmektedir.
İki
ülke arasında sınır ve benzeri konuların çözüme kavuşturulması,
serbest ticaret anlaşmasının imzalanması, Gaziantep'te konsolosluğun
açılması, parlamenterlerimizin vizeyle uğraşmaksızın sadece pasaportlarıyla
kapılardan geçmesi memnuniyet verici gelişmelerdir. Ancak, Sayın
Abrash'ın, Suriye Halk Meclisi Başkanının talebi çok dikkate caniptir.
Türk Hükûmetinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkan her ne kadar
kanun varsa, bu kanunların kendilerine ulaştırılması, böylece,
yeni yapacakları kanunlarda Türkiye'nin uyguladığı sistemleri
uygulama talebinde bulunmaları bizi son derece memnun etmiştir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Toparlıyorum efendim.
BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu, toparlama değil de,
son cümlelerinizi alayım efendim.
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Son cümlelerim.
BAŞKAN - Buyurun.
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim
efendim.
Türk firmalarının, serbest ticaret anlaşmasının
sağlayacağı uygun imkânlar çerçevesinde, Suriye üzerinden Orta Doğu
ve Afrika ülkelerindeki Arap serbest ticaret alanlarına da girebileceği
gibi, Arap firmalarının da, gümrük birliğine üye olan Türkiye üzerinden
bütün Avrupa ülkelerine girebilmesine imkân sağlayacaktır. İki
ülke arasında halen 700 milyon doları bulmayan ticaret hacmi, bu anlaşmanın
yürürlüğe girmesiyle çok kısa zamanda 1,5 milyar civarında, 1 milyarı
aşacak noktaya gelecektir.
Sözlerime son verirken, yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir
tezkeresi vardır; okutup bilgilerinize sunacağım.
Buyurun.
B) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- İspanya Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı ve beraberindeki
parlamento heyetinin ülkemizi ziyaretinin TBMM Başkanlık Divanınca
uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1182)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
TBMM Başkanlık Divanının 28 Haziran 2006 tarih ve
113 sayılı Kararı ile İspanya Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı
ve beraberindeki parlamento heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin
konuğu olarak resmî temaslarda bulunmak üzere ülkemizi ziyareti
uygun bulunmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanun'un 7'nci maddesi gereğince
Genel Kurulun bilgisine sunulur.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Başbakanlığın Anayasa'nın 82'nci maddesine göre
verilmiş 2 adet tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
Buyurun.
2.- Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız Özak'ın Hindistan'a
yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/1183)
08.01.2007
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafiz Özak'ın,
"Birinci Asya-Pasifik Bakanlar Konferansı"na katılmak üzere
bir heyetle birlikte 13-17 Aralık 2006 tarihinde Hindistan'a yaptığı
resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin
de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu
Kararı'nın sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasa'nın 82'nci maddesine göre gereğini arz
ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
LİSTE
Mehmet Sarı Gaziantep Milletvekili
Mehmet Yıldırım Kastamonu Milletvekili
Niyazi Özcan Kayseri Milletvekili
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yeter sayısı…
BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısını
arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı
yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 14.49
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.13
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 48'inci Birleşimi'nin İkinci Oturumu'nu açıyorum.
Başbakanlık tezkeresinin oylamasında karar yeter
sayısı bulunamamıştı.
Şimdi tezkereyi yeniden oylarınıza sunacağım
ve karar yeter sayısını arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir,
karar yeter sayısı vardır.
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan,
yok ama.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, Meclisi idare
ediyorsun, dükkân değil.
BAŞKAN - İzzet Bey, lütfen…
ATİLA EMEK (Antalya) - Oldubitti olur mu ya, Sayın
Başkan?
BAŞKAN - Başbakanlığın, Anayasa'nın 82'nci maddesine
göre verilmiş tezkereleri vardır; ayrı ayrı okutup, oylarınıza
sunacağım.
3.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Letonya'ya yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi
(3/1184)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
28-29
Kasım 2006 tarihlerinde Riga'da gerçekleştirilen NATO Devlet ve Hükümet
Başkanları Zirvesi'ne katılmak üzere, bir heyetle birlikte Letonya'ya
yaptığım resmi ziyarete ekli listede adları yazılı milletvekillerinin
de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu
Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82'nci maddesine göre gereğini arz
ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
LİSTE
Egemen Bağış İstanbul Milletvekili
Vahit Erdem Kırıkkale Milletvekili
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yeter sayısının
aranmasını istiyorum.
BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunup, karar yeter
sayısını arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler….
Kâtip üyeler kendi aralarında ihtilaf etmişlerdir,
elektronik cihazla oylama yapacağım.
Oylama için üç dakikalık süre veriyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı
vardır, tezkere kabul edilmiştir.
Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini
görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin,
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1'inci sırada yer alan kanun teklifinin
geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden
teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2'nci sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı:
904)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3'üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükûmeti Arasında Yayılmanın
Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması
İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri
Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım
Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/1115) (S. Sayısı: 1147)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4'üncü sırada yer alan, Samsun Milletvekili Ahmet
Yeni'nin; 15/11/2000 Tarihli ve 4603 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
4.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin; 15/11/2000 Tarihli ve 4603
Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/901) (S. Sayısı: 1278) (x)
BAŞKAN - Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Geçen birleşimde 1'inci maddenin oylamasında
kalınmıştı.
Şimdi, 1'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
2'nci maddeyi okutuyorum.
MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu.
Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz on dakika.
(x) 1278 S.Sayılı
Basmayazı 27/12/2006 tarihli 45'inci Birleşim Tutanağına eklidir.
CHP
GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bu Parlamentonun kabul
edeceği önemli yasalardan birisi olacak bu. Bu yasa eğer Adalet ve
Kalkınma Partisinin oylarıyla kabul edilir ve bir yabancı şirkete
Türkiye'nin önemli bir bankası da satılırsa bankalardaki yabancıların
hissesi yüzde 50'ye tırmanmış olacak. Hiçbir Avrupa Birliği ülkesinde
olmayan bir rakam değerli arkadaşlar. Bankacılık sisteminin özellikle
ulusal kimliği hemen hemen çok önemlidir. Bir Fransız bankasının…
NAİL KAMACI (Antalya) - Sayın Başkan, duyamıyoruz.
BAŞKAN - Sayın arkadaşlar, lütfen hatibi dinleyelim.
Sayın milletvekilleri…
Buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, bu
kadar önemli bir konunun özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerince
dinlenmemesi ve bu konuda getirdiğimiz eleştirilere yanıt verilmemesi,
aslında, Parlamentonun işlevinin Hükûmet kanadında ne ölçüde yerine
getirildiğinin de takdirini bizi dinleyen yurttaşlarımıza bırakıyorum.
Türk bankacılık sistemi ulusal kimliğini yitirmek
üzeredir değerli arkadaşlar. Bunu ben söylemiyorum. Bunu bu ülkede
görev yapan namuslu bürokratlar söylüyor. Bu ülkede görev yapan sadece
kamuya ait bürokratlar değil, bu ülkede görev yapan, özel sektörde
bankacılık yapan genel müdürler söylüyor. Bu kadar büyük bir sisteminin
yabancıların eline bırakılmasının çok ciddi sakıncalar doğurduğu
söyleniyor.
Bakın, değerli arkadaşlar, Özelleştirme Yasası'nda
önce bir düzenleme yaptınız, değer tespit rakamlarının kamuoyuna
açıklanmasını geciktirdiniz. Bu, yaptığınız birinci olay.
Arkasından, önemli bir şey daha yaptınız: Özelleştirme
Yasası'nda bazı önemli kuruluşların özelleştirilmesinde altın
hisse vardı, bankacılık açısından bunu da kaldırdınız. Ne demektir
bu? "Biz satalım da kim alırsa alsın." Böyle bir anlayış olabilir
mi arkadaşlar? Böyle bir anlayışı, bana söyleyin, "Almanya'da
var, Fransa'da var, İtalya'da var, Portekiz'de var, İspanya'da, Amerika'da
var, Japonya'da var" deyin, söz veriyorum, ben de burada çıkıp sizin
bu anlayışınızı savunacağım. O ülkeler yurtsever değil mi, o ülkelerde
bankacılık sistemi yok mu, o ülkelere de yabancı sermaye gelmesin
diye teşvik yasaları çıkarılmıyor mu?
Arkadaşlar, nasıl olur böyle bir şey? Bakın, ben,
size, IMF'ye verilen niyet mektubunu açıklamak istiyorum. En son niyet
mektubu, 21'inci madde: "Özelleştirme İdaresi Halk Bankasının
özelleştirme sürecinden resmen sorumlu kılınmıştır. Detaylı bir
takvimi de içerecek bir ihale duyurusu yakın gelecekte yapılacaktır.
(Ön koşul)" Ön koşul, arkadaşlar. Devam ediyor: "Hâlihazırda
hazırlanan takvime göre, satış işleminin Mayıs 2007 sonuna kadar
tamamlanması beklenmektedir." Bu da yapısal kriter.
Değerli arkadaşlar, IMF'yle ilişkilere saygı gösteririz
de, IMF'yle teslimiyete saygı gösteremeyiz. Hele hele IMF'ye teslim
olan bir hükûmete Türkiye Cumhuriyeti'nden hiçbir yurttaşın saygı
göstermemesini istiyorum.
Böyle bir anlayış olabilir mi arkadaşlar? Bakın,
ben size bir bankanın genel müdürünün konuşmasından, yaptığı açıklamadan
bir bölümü okumak istiyorum. Arzu edenler Aksiyon dergisine bakabilirler:
"Yabancı bankalar finansal kriz dönemlerinde işlerini bırakıp
gidiyorlar. Dünyada bunun örnekleri var. Ölçek avantajları kullanarak
daha kaliteli müşterilere yöneliyorlar. Ulusal ekonominin küçük
ölçekli işletmelerine kredi açmakta isteksiz davranıyorlar.
Kriz dönemlerinde kredi arzını sınırlıyorlar."
Kim söylüyor bunu arkadaşlar? Bu ülkede bankalardan
sorumlu bürokrat arkadaş söylüyor bunu. Sizlerden istirham ediyorum:
Kriz dönemlerinde paranın hangi bankalarla yurt dışına çıktığını
öğrenebilirsiniz, hangi bankalarla paraların gittiğini öğrenebilirsiniz.
En yüksek faizi almak için de hangi bankalarla bu paranın Türkiye'ye
geldiğini öğrenebilirsiniz. Sizler iktidar milletvekilisiniz.
Bizler bunu öğrenebiliyoruz, ama, sizler de öğrenebilirsiniz. Ekonominin
kimlere ve nerelere teslim edildiğini artık bilmeniz lazım, görmeniz
lazım.
Halk Bankasını devrediyorsunuz. Bakın, dört tane
büyük banka bu Halk Bankasının içine dâhil edilmiştir. En son Pamukbankla
Halk Bankası güçlendirilmiştir. Daha genç bir kadroya sahip olması
sağlanmıştır. Halk Bankası, bugün, esnafımızın, sanatkârımızın bir
anlamda teminatıdır; para alıyor. Büyük bankaların, büyük ölçekli
bankaların küçük esnafa kredi açmakta isteksiz davrandığını bu
ülkenin bürokratları söylüyor, bankacılıktan sorumlu olan bürokratları
söylüyorlar. Ama, buna karşın, bakın, Halkbankın blok satışına karar
verildi. Yüzde 49 da değil, yüzde 99'unun satılmasına karar verildi.
Çok daha önemli bir konu var arkadaşlar: Özelleştirme
İdaresinin yaptığı bütün ihaleler şaibelidir, bütün ihaleler kamuoyunda
tartışılmıştır. Halk Bankasını teslim ediyorsunuz Özelleştirme
İdaresine.
Değerli arkadaşlar, Özelleştirme İdaresi, acaba,
bu konuda, Halk Bankasının değer tespitini kamuoyuna açıklayabilecek
mi? Pamukbankı aldıktan sonra değer tespit raporunu kamuoyuna
açıklayabilecek mi? Açıklayamayacak. Kim alacak? Alıcısı da aşağı
yukarı belli. Bir İspanyol firmasından söz ediliyor. Halk Bankasının
yüzde 99'unu Türkiye'de satın alacak bir sermaye grubu yok. Kim alacak?
Yabancılar alacak. Bütün esnaf, sanatkâr kayıtlarında tek bilgi sahibi
olacak, en geniş bilgiye sahip olacak.
Değerli arkadaşlar, böyle bir yapıyı görebilir
misiniz? Bakın, ben, sizin, bugünkü Hürriyet gazetesinde yarım sayfa
bir ilan var arkadaşlar, o ilana dikkatinizi çekmek istiyorum. Telekom'un
özelleştirilmesinden sonra, bakın, daha, çok kısa bir süre geçti,
verilen ilan:
"1) Türk Telekom'un yeni tarifesi vatandaşlar
için zam demektir." diyor. Elektrik dağıtım ihalelerinden niçin
vazgeçildiğine de geleceğim biraz sonra, vaktim olursa.
"2) Türk Telekom'un yeni tarifesi haksız rekabete
yol açacaktır." diyor.
"3) Türk Telekom, Telekomünikasyon Kurumunun
onayını almaksızın yeni tarifesini kamuoyuna duyurmuştur."
diyor.
Özelleştirmede temel noktalardan birisi de, sağlıklı
bir rekabet ortamını sağlayabilmekti. Yüzde 50'nin, yüzde 60'ın,
hatta Sayın Ali Babacan'a göre… "Bankacılık sistemimin tamamının
yabancılara verilmesinin hiçbir sakıncası yoktur." diyor. Kim
bunu söylüyor? Türk hazinesinden sorumlu olan bakan söylüyor. Bana
bu şekilde konuşan Amerikan hazinesinden bir bakan gösterebilir
misiniz? Liberalizmin şampiyonu olan bir ülkede, bir bakan bunu
söyleyebilir mi? Ama, siz bütün bunları söyleyebiliyorsunuz. Kim
adına söylüyorsunuz değerli arkadaşlar? Bakanlar kimin adına konuşuyorlar?
Türkiye Cumhuriyeti adına mı konuşuyorlar? Evet, yasal olarak öyle.
Ama, acaba bir anket yapsalar, Türk bankacılık sisteminin yüzde
100'ünün yabancılara devrini kaç tane Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı
isteyecektir. Böyle bir anlayışı kabul etmiyoruz arkadaşlar.
Bakın, değerli arkadaşlar, Halk Bankasının başarılı
görev yaptığını söyledik. Acaba Halk Bankası yöneticileri, Halk
Bankasının özelleştirilmesini istiyorlar mı? İki yılda özelleşecekti,
özelleşemedi; beş yıla çıkardınız, özelleşemedi; şimdi, on yıla
çıkarıyorsunuz, IMF dayattığı için.
Değerli arkadaşlar, IMF'nin desteğiyle nereye
kadar gideceksiniz siz? IMF'nin desteğiyle gittiğiniz geldiğiniz
yer belli değil mi? 1 milyon yoksul yarattınız IMF'nin desteğiyle. Onlara
kömür dağıtarak, onların oyunu alabilirsiniz, ama, bunlar gerçekleri
ortadan kaldırmaz ki. Yoksulluk edebiyatı yaparak oy aldınız. Kime
hizmet ediyorsunuz değerli arkadaşlar? Yabancı sermayeye hizmet
ediyorsunuz. Gelsin Citibank burada banka kursun, izin verelim, teşvik
verelim, gelsin kursun, istihdam yaratsın, vergi de vermesin. Ama,
hazır, olanı satıyorsunuz.
Bakın, çok basit bir örnek anlatacağım değerli
arkadaşlar: Telekom'u 6,5 milyar dolara özelleştirdiniz. Bir mini
kriz çıktı, krizin faturası ne oldu biliyor musunuz arkadaşlar? Hiç
merak eden arkadaşımız oldu mu acaba? 18 milyar dolar. Hem Telekom
gitti, üstüne 9 milyar dolar da para gitti ve şimdi, biz, bakın, Halk
Bankasını özelleştireceğiz. Bir yabancı firma gelecek, Halk Bankasının
yüzde 99'unu alacak. Eleman mı istihdam edecek, küçük esnafa kredi mi
açacak? Küçük esnafı vahşi kapitalizmin eline teslim ediyorsunuz
arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Belki bazı arkadaşlarımız
diyebilir ki: "Efendim, KOSGEB'in kaynakları var, KOSGEB bu konuda…
Kaynak yaratırız, onlar kredi açarlar." KOSGEB'in 300 trilyonluk
kaynağını kestiniz, KOSGEB şu anda kısır vaziyette, teşvik yapamaz
vaziyette, teşvik veremez vaziyette. Peki, o zaman esnaf ve sanatkârı
ne yapacaksınız? Esnaf ve sanatkârı bu noktaya taşımak, acaba, gerçekten,
vicdanen el kaldırıldığı zaman doğru olacak mı? Bunu hep beraber
sorgulamamız lazım değerli arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için hepinize saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Anavatan Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili
ve Grup Başkan Vekili Ömer Abuşoğlu.
Sayın Abuşoğlu, buyurun. (Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar)
ANAVATAN
PARTİSİ GRUBU ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; üzerinde tartıştığımız tasarı sadece Halk Bankası
değil, aynı zamanda Ziraat Bankasının özelleştirilmesiyle ilgili
daha önce verilen, daha önce kanunlaşan bir tasarının süresinin
tamamlanması, süresinin bitmesi ve bu süre içinde de özelleştirmenin
gerçekleşmemiş olması dolayısıyla süre uzatımıyla ilgili bir tasarı.
Bayramdan önceki görüşmelerinde, konunun geneli ve 1'inci maddeyle
ilgili görüşmelerde, Anavatan Partisi Grubu olarak konu üzerindeki
görüşlerimizi açıkladık. Fakat, iktidar partisinin o günkü oturumdaki
sayısı itibarıyla yetersiz olması dolayısıyla, benzer görüşleri
bir kere daha dile getirip, iktidar partisi milletvekillerinin
konuya vukufiyyetini ve konuyla ilgili bilgilerini yeniden tazeleme
gereği ortaya çıktı; çünkü, iktidar partisi milletvekilleri, bu
konuyu, sadece herhangi bir kurumun özelleştirilmesi kapsamında
değerlendiriyorlar ve buradan ellerine sanki bir fırsat geçmiş,
mal bulmuş Mağribî gibi Anavatan Partisine saldırma fırsatını da
elde ettiklerini zannediyorlar.
Evet, bu bankaların özelleştirilmesiyle ilgili
tasarı, daha önceki kanun Anavatan Partisinin de ortak olduğu koalisyon
döneminde çıkarıldı ve buradan, iktidar milletvekilleri diyor
ki: Anavatan Partisi özelleştirmeye karşı mı? Anavatan Partisi
özelleştirmeye karşı değil, ama servet satışına, millî varlıkların
yabancılara satışına karşı. Özelleştirme söz konusu olduğu zaman,
özelleştirmenin kendine has bir mantığı var, kendine has bir felsefesi
var ve uygulama mekanizması var. Bu mekanizmada, o kurum özelleştirilirken,
aynı zamanda ülke ekonomisine en fazla faydayı sağlayacak bir
tarzda özelleştirilmesi gerekir. Burada, iktidarın özelleştirme
politikalarından bu faydanın şimdiye kadar ortaya çıktığını göremiyoruz.
İkinci
bir husus: Bu banka blok olarak satılacak, hazırlıklar öyle ve şimdiye
kadar da herhangi bir yerli sermaye grubu bu bankanın özelleştirilmesinde
ihaleye gireceğini ve katılacağını deklare etmiş, bildirmiş değil.
Öyleyse, bu bankaya da yabancılar talip olacak. El altından edindiğimiz
bilgilere göre, özelleştirilecek grup ve satılacak ülke dahi belirlenmiş
durumda. Bırakalım bunu -dedikodudur diyebilirsiniz- ama her
hâlükârda, Hükûmetin politikası yabancılara satmak noktasında. İşte,
bu noktada -biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan sayın
milletvekilinin de belirtmiş olduğu gibi- yabancılara satış gerçekleştirildiğinde,
Türk bankacılık sisteminin büyük ölçüde yabancı hâkimiyetine ve
yabancı güdümüne gireceğini görüyoruz. Zaten, mevcut yapı itibarıyla
yabancılara satılan bankaların toplam bankacılık sistemi içerisindeki
payı oldukça riskli, Türkiye açısından, Türk ekonomisi açısından
oldukça riskli bir boyuta, bir konuma geldiğini biliyoruz. Bu satışla
birlikte bu pay daha da büyüyecektir, daha da artacaktır ve Türk finans
kesimi içerisinde yabancıların payının artmış olmasının ne anlama
geldiğini, sadece biz değil, sadece muhalefet değil, aynı zamanda,
geçen, bayramdan önceki oturumda, sayın iktidar partisi milletvekili
de, Sayın Yalçıntaş Hocamız da bizzat ifade etti.
Bizim
dikkati çekmek istediğimiz, dikkatinize bir kere daha getirmek
istediğimiz husus burada, herhangi bir bankanın özelleştirilmesi,
bir başka kurumun özelleştirilmesine benzemez. Bu kurumlar, finans
piyasasında faaliyet gösteren kurumlar, uluslararası, çok uluslu
şirket olabilir, bir tek ülkeye bağlı bir banka grubu veya finans grubu
olabilir. Burada önemli olan, bu kurumların özelleştirmesini gerçekleştirip
ihaleyi kazanan şirketlerin, sadece kendi politikalarını değil,
aynı zamanda kendi ülkelerinin millî politikalarını, millî çıkarlarını
da takip ederek, faaliyet gösterdikleri ülkelerde, millî politikaları
ve millî çıkarları doğrultusunda faaliyet gösterme eğilimine girebilmeleridir.
Bu bakımdan, yabancılar bankacılık sistemi üzerinde paylarını artırdıkça,
Türk ekonomisi giderek daha fazla yabancı güdümüne, daha fazla yabancı
hâkimiyetine girmiş olacaktır.
2001
krizini, daha hafızalarımızda, unutmadık. Bu krizin bu kadar derin
ve Türk ekonomisini bu kadar köklü etkilemiş olmasının sebepleri
arasında yabancı fonların Türkiye'ye giriş ve çıkışının ne kadar
etkili olduğunu, konuya hâkim olan kişiler bizzat yakından bilmektedir.
Böylelikle, herhangi bir kriz aşamasına gelindiğinde, Türk ekonomisi
herhangi bir kriz tehlikesi, kriz tehdidiyle karşı karşıya geldiğinde,
bu krizlerin daha da derin olması, yabancı bankacılık sisteminin
eliyle çok rahat bir şekilde gerçekleştirilebilecektir. Kendi
-içerideki- alacağımız tedbirlerle bu krizi hafifletme ve geçiştirme
imkânımız olsa bile, yabancı bankaların bu konudaki gösterecekleri
gayret ve çaba, bu krizin derinleşmesine, kökleşmesine ve Türk ekonomisinin,
âdeta, bir anda dizlerinin üstüne çökmesine sebep olacaktır.
Bir
kere daha söylemek istiyoruz: Özelleştirme, kendi mantığı ve kendi
felsefesi içerisinde gerçekleştirilirse makuldür, ama, bir varlık
satışı şekline dönüştürülürse ve üstelik yabancılara satış ön
plana çıkar ve yabancılara satış tercih edilir noktaya gelecek
olursa, buradan doğacak riskler, bu tasarının yasalaşmasına parmak
kaldıracak olan AK Parti Grubunun üstlenemeyeceği, kaldıramayacağı
bir yük şekline dönüşecektir. Böylece, bir tarihî sorumlulukla bugün
karşı karşıyasınız.
Halk
Bankasının özelleştirilmesine evet, ama yabancıya satışına hayır.
Bu tasarı yasalaştığı zaman, yabancıya satışı engelleyecek herhangi
bir unsur, herhangi bir husus yoktur. Öyleyse, yabancıya satışın yolunu
açmak üzere kaldıracağınız her parmak, sizi de gelecek nesiller ve
çocuklarınız karşısında sorumlu duruma getirecektir. Bırakın muhalefet
partisi sözcülerini, iktidar partisi sözcülerine ve bu konuda
kendi içinizde hassasiyet gösteren arkadaşlarınızın sesine kulak
verin. Elbette, Türk ekonomisi için özelleştirme acil bir hâle gelmiş
olabilir. Hükûmetin iş başına geldiğinden bu yana gerçekleştirmiş
olduğu politikalarla çıkarmış olduğu borç stokunun seviyesi bu
tür özelleştirmeleri acil hâle getirmiş olabilir. İktidarınızın
devamını temin açısından bu özelleştirme çok zaruri ve acil hâle gelmiş
olabilir, ama, bunun millî sermaye özelleştirme çerçevesinde düşünülmesinde
fayda var. Bir kere daha ikaz etmek görevimiz. Bu tasarı yasalaştığı
zaman, yabancıya satışın önünde hiçbir engel olmadığı için, müşterisi
de hazır olduğu için, doğrudan doğruya, Halk Bankası yabancıya satılacaktır.
Buradan, Halk Bankasından bugüne kadar kredi almış
küçük ve orta ölçekli işletme sahiplerine de seslenmek istiyorum.
Yarın, özelleştirilecek bu bankanın kapısından girmekte zorluk çekebilirsiniz,
buradan kredi temin etmekte zorluk çekebilirsiniz. Ha, tasarı içerisinde
var, Hükûmet gerekçede diyor ki: Hükûmet, belli bir bankayla bu kesimlere
yahut desteklemek istediği kesimlere destekli krediler vermek
üzere bankalarla anlaşma yoluna gidebilir. Bu, çiftçi olabilir,
küçük esnaf olabilir, küçük sanayici olabilir, orta ölçekli sanayici
olabilir. Ama, her bankanın kendine has bir kredilendirme, kredi verme
politikası vardır. Yabancıların bizim hassasiyetle üzerinde durduğumuz
sektörlerin geliştirilmesinde ne kadar hassasiyetle duracağını
şimdiden sizlerin takdirlerine sunuyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Abuşoğlu, konuşmanızı tamamlayınız.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - O bakımdan, burada kaldıracağımız
parmak Türkiye'nin finans kesiminin geleceği açısından çok önemli
bir işlev görecektir ve vereceğiniz oyları bir kere daha düşünerek
vermenizi temin noktasında bu maddede söz aldım.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Hükûmet adına, Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan.
Sayın Bakan, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın
Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli üyeler; burada bir değerli
arkadaşımızın vermiş olduğu teklifi görüşüyoruz. Bu teklif de
özelleştirmeyle ilgili, yani bankalarla ilgili. Ama, işin esas özelleştirme
politikalarıyla ilgili şimdiye kadar çok arkadaşımız konuşmalar
yaptılar, fikirler ileri sürdüler. Yalnız, biz geldiğimizden beri,
AK Parti hükûmetleri olarak, hatta gelmeden de önce bir şeyi açıkça
belirledik: Biz geldiğimiz zaman özelleştirme yapacağız, dedik. Özelleştirmeyi
niçin yapacağız, onu da belirttik, ama, ben bir kere daha, müsaade
ederseniz, sizin bilgilerinize bu konuyu arz etmek istiyorum, bilgileri
tazelemek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bir defa, bir ülkenin gelişebilmesi
için o ülkede rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisinin işlemesi
lazım. Rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisini eğer siz ülkede
işletemezseniz, o ülkede gelişme olması mümkün değildir. İşte,
bakın, daha önce "Demirperde gerisi" dediğimiz bir blok
vardı, en sonunda onlar da bu işten vazgeçtiler, gittiler; ne Demirperde
kaldı ne bloklar kaldı. Şimdi, herkes… Çünkü, gelişen ekonomilere
baktığınız zaman, kendisini, kendi halkının refah seviyesini yükseltmiş
ülkelere baktığınız zaman, orada muhakkak surette tam rekabete
dayalı serbest piyasa ekonomisi söz konusudur.
Şimdi, bunu yapmak için, ben bu işin birazını yaparım,
birazını yapmam, şuraya kadar yaparım, şuraya kadar yapmam, dediğiniz
zaman bu iş olmuyor. Oyunu kendi kuralına göre kurmanız lazım. Yoksa,
Türkiye'ye gelip de ne Avrupa Birliği ne IMF ne başka uluslararası
kuruluşlar, şunu yapacağım, bunu yapacağım, bilmem ne, kimse dayatma
peşinde değil, ama, Türkiye'nin, kendi menfaatlerini kendisinin
düşünmesi lazım. Türkiye'nin kendi menfaatini başka hiç kimse düşünmez,
kendisinden başka hiç kimse düşünmez. O zaman, şapkayı önümüze koyacağız,
Türkiye'nin menfaati nerede, ona bakacağız ve birçok reformların
yapılması lazım. Yapısal reformlar bir ülke için niçin lazım? Birçok
başarılar elde ettik: Enflasyonda başarı elde edildi, kamu borçlarında
başarı elde edildi, faizlerin indirilmesinde başarı elde edildi,
sürekli büyümenin, istikrarlı büyümenin yakalanmasında başarı
elde edildi.
CANAN ARITMAN (İzmir) - Cari açıklar…
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Fakat,
o başarıların kalıcı olabilmesi için, yapısal reformların muhakkak
surette yapılması lazım. Bu yapısal reformların başında da -hani,
vergi reformu gibi, sigorta reformu gibi, bankacılık reformu gibi,
başında da- özelleştirme gelir değerli arkadaşlar. Eğer biz bu özelleştirmeyi
yapmazsak, kamu kaynakları, daha önce olduğu gibi, maalesef, çok
heder edilmiş olur, kalkınma yolunda değil, kalkınmama yolunda kullanılmış
olur.
Bakınız, şimdi, bizim geçmiş 2000, 2001 krizlerinde
ülke nerelere düştü. Yani, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük
küçülmesini gördük. 3 bin dolarlardı, 2.100 dolarlara kadar düştü
millî gelir. Bizim bu getirdiğimiz ekonomik politikalar sayesinde,
yapısal reformlar sayesinde, şimdi 5.500 dolarlara çıktı millî gelir,
dört sene gibi kısa bir zamanda. Millet, devlet hayatında dört sene
uzun bir zaman değildir, ama, demek ki dikkatli politikalar, uygun
politikalar takip ederseniz böyle başarılar elde ediyorsunuz.
Şimdi, özelleştirme bunlardan bir tanesi. Özelleştirme…
Bütün ülkeler yapmış, özelleştirmeyi yapmış bitirmişler. Hatta, o,
eskiden "Demirperde gerisi" dediğimiz ülkeler de yaptı
bitirdi. Biz, şimdi, yirmi seneden beri konuşuyoruz: Özelleştirme,
özelleştirme… Bizim iktidarımız döneminden önce, yapıla yapıla
8 milyar özelleştirme yapıldı. Bizim zamanımızda, dört senede sadece
Özelleştirme İdaresi 18 milyar dolar yaptı. Diğer kuruluşlarımızı
da -TMSF, Ulaştırma Bakanlığı- kattığımız zaman 28 milyar dolarlık
özelleştirme yaptı bu Hükûmet. Bu özelleştirmeyi yaptığın zaman verimlilik
öyle sağlanıyor. Yoksa, devlete sen süt fabrikası bırakırsan, devlet
yem fabrikası yaparsa, devlet kâğıt fabrikasıyla, bilmem, alüminyum
fabrikasıyla uğraşırsa bu iş olmuyor. Devlet sanayici olamaz, mümkün
değil. Tabına aykırı bir defa.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Bankacılık Sayın Bakan,
bankacılık.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bankacılık…
Bankacılık da yapamaz devlet. Bankacılık yapabilmesi için… Bakınız,
geçmiş dönemde devamlı kamu kaynaklarının kullanılması sırasında
suistimaller olmuştur. Yolsuzluklar orada oldu. Duydunuz mu siz,
Garanti Bankasında yolsuzluk yapıldı, Akbank'ta yolsuzluk yapıldı,
duydunuz mu öyle bir şey? Olmaz.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Olur Sayın Bakan,
olur.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Özel
sektörde olmaz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - İmar Bankası…
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi,
bakınız, Avrupa Birliğine…
NAİL KAMACI (Antalya) - Sayın Bakan, yirmi tane
banka var.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bir dakika
dinleyin canım. Ben sizi dinliyorum bütün gün. Dinleyin.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…
Sayın Kamacı, lütfen…
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi,
biz, Avrupa Birliğine girmeye kalkıyoruz. Avrupa Birliğiyle de
müzakereler yürütüyoruz. Avrupa Birliğine baktığınız zaman hiçbir
ülkesinde "buradaki bankayı yabancı banka alır, alamaz, yerli
banka alır" diye böyle bir şey yok, böyle bir tahdit yok.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Yüzde kaç? Yüzde kaç banka orada?
BAŞKAN - Sayın Arz, lütfen efendim.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi,
onu söylüyorum: Fransa'da kamu bankası sıfır, yok.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Yabancı kaç, yabancı?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Dinleyin
beni. Fransa'da yok. İtalya'da yok, yok, kamu bankası yok. İsveç'te yok,
İngiltere'de kamu bankası yok, Amerika'da yok.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Yabancı ne kadar, onu söyleyin.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Dinleyin
beni. Meksika'da yok Meksika'da, Meksika'da yok. Bakın da gelin Allah
aşkına yani. Haa, Avrupa Birliğine girmeye kalkıyoruz değil mi?
Avrupa Birliğine üye olacağız. Buraya hiçbir Avrupa… (CHP sıralarından
gürültüler)
ATİLA EMEK (Antalya) - Avrupa Birliğine girmek
için Türkiye'yi satalım mı?
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, saygıdeğer arkadaşlarım,
böyle bir üslup yok.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Ya, şu
duruma bakın Allah aşkına! Ya, bırakın Allah aşkına! Bakın şimdi,
dinleyin, dinleyin gerçekleri konuşuyorum.
BAŞKAN - Saygıdeğer arkadaşlar, lütfen…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Bakan, yabancı payını
soruyorlar, yabancı payını.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Yabancı paylarını da
söyle Sayın Bakan, ülkelerinkini söyle.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi,
yabancı paylarını söyleyeyim, madem öyle:
Polonya'da yüzde 67,6…
NAİL KAMACI (Antalya) - Yahu bırak Polonya'yı!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Niye
bırakayım canım yahu? Polonya bugün senden ileri.
NAİL KAMACI (Antalya) - Fransa'yı söyle.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Çekoslovakya'da
yüzde 94,8 yabancı payı. Ha, buyur…
MEHMET IŞIK (Giresun) - Fransa'yı söyle.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Fransa'da ne kadar, Fransa'da?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Macaristan'da
yüzde 80,4…
MEHMET IŞIK (Giresun) - Bırak yahu şimdi!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Fransa'da
falan zaten öyle şart yok ki. İsteyen istediğini alıyor, isteyen istediğini
alıyor. (CHP sıralarından gürültüler)
MEHMET IŞIK (Giresun) - Kaç? Kaç?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Oranı kaç, oranı?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Hâlâ,
siz, şimdi, kamu payına "efendim, şu kadar bırakalım, öteye…"
Yapacaksanız yapacaksınız, yapmayacaksanız yapmayacaksınız.
Bir sisteme, ya inanırsınız ya inanmazsınız. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Biz, AK Parti Hükûmeti olarak buna inandık ve yapıyoruz arkadaş.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Geçiniz bunları Sayın
Bakan, geçiniz.
MEHMET IŞIK (Giresun) - Almanya'da yüzde 5.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Ha, siz
gelirsiniz, o zaman özelleştirmeyi durdurursunuz. Öyle "orayı
o kadar yapayım, burayı bu kadar yapayım…" Öyle kıvırma yok arkadaş.
Ya yaparsın ya yapmazsın. Özelleştirmeye ya karşısındır ya özelleştirmeyi
istersin. "O kadar istemem de bu kadar isterim. Orasını istemem,
burasını isterim." Yok öyle numara. Ya istersin ya yaparsın. Yok
öyle şey.
ATİLA EMEK (Antalya) - Hesabını vereceksin!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi
değerli arkadaşlar, özelleştirme fevkalade önemlidir.
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - IMF'nin bakanı!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bir ülkede
özelleştirme yapılmazsa o ülke yapısal reformlarını tamamlamamış
şeklinde bakılıyor.
NAİL KAMACI (Antalya) - Kandırmaca bunların hepsi.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Serbest
piyasa ekonomisinin olmadığı ortada oluyor. Değerlendirmeler
çok fazla. Eskiden kalmış öyle vahşi kapitalizm, bilmem ne gibi görüşleri
burada tekrar lütfen serdetmeyin.
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - IMF'nin memurusun!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Dünya
nerede, ona bir bakın. Sağınıza solunuza bakın. Ufkunuzu geniş tutun.
Burada dar kalıplar içerisinde Türkiye'yi kimsenin idare etmeye
hakkı yoktur. Bakınız, doğru politikalar Türkiye'yi nereye getirdi.
Bilgilerinize arz ediyorum, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Ben size saygı maygı
sunmuyorum.
NAİL KAMACI (Antalya) - Sizin gibi düşünenler
bu ülkeyi bu hâle getirdi Sayın Bakan.
BAŞKAN - Şahısları adına, Kütahya Milletvekili
Alaettin Güven.
Sayın
Güven? Yok.
Samsun
Milletvekili Ahmet Yeni.
Buyurun Sayın Yeni. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ŞEVKET
ARZ (
HÜSEYİN
BAYINDIR (Kırşehir) - Yürüyüşüne bak! Seni Yüce Divan kapısında
böyle yürüteceğiz.
BAŞKAN - Sayın Bayındır, lütfen…
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Küçücük Bakan!
BAŞKAN - Arkadaşlar… Bir dakika…
AHMET YENİ (Samsun) - Vaktim geçiyor Sayın Başkan.
BAŞKAN - Şimdi, buraya çıkan hatiplerin de sözlerine
dikkat etmesi lazım, ama iktidar partisinden veya bakan veya başka
bir kişi çıktığı zaman başka bir gruptan izin alacak veya onlar müsaade
ederse konuşacak diye İç Tüzük'te falan böyle bir şey yok. Lütfen…
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Sayın Başkan, eli cebinde duruyor,
niye uyarmadınız?
BAŞKAN - Burada elini cebine sokmayan kaç tane
adam var acaba, çıkınca şöyle bir bakın bakayım. Lütfen…
Arkadaşlar, her birimizin diğerine saygı göstermesi
lazım.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yalnız, Sayın Bakan
"şu Grubun hâline bak" diye Grubu küçük düşüremez.
BAŞKAN - Sayın Anadol, biraz önce Sayın Kılıçdaroğlu
konuşması sırasında "Bir tek vatandaş var mı bu Hükûmetten razı?"
diye burada söyledi. Herkes
size tahammül ediyor, istirham ederim. Olmaz böyle bir şey!
K.
KEMAL ANADOL (İzmir) - "Şu Grubun hâline bak" diyemez.
BAŞKAN - Lütfen…
Buyurun Sayın Yeni.
AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'min yürürlük maddesi
olan 2'nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan
önce yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum ve öncelikle milletimizin
geçmiş Kurban Bayramı'nı ve yeni yıllarını da kutluyorum.
Değerli arkadaşlar, kanun teklifim görüşülmeye
başlandığında ben yurt dışındaydım. Bunu bazı arkadaşlar gündeme
getirmişler, ama sonuç itibarıyla ben de kanun teklifime yetişmiş
oldum.
Sayın Başkan, kıymetli üyeler; daha önceden vermiş
olduğum kanun tekliflerim ile ilgili olarak muhtelif zamanlarda
huzurlarınızda söz aldım ve açıklamalarda bulundum. Belki mesleğimin
bankacı olması hasebiyle bu konuşmalarımın hemen hepsinde ekonomiye,
dolayısıyla paraya ve para yönetimine atıfta bulundum. Ekonomik
alanda kalkınmış ve dış bağımlılığı minimize edilmiş bir Türkiye
hedefimize, partilerimiz ne olursa olsun, öyle ümit ediyorum ki,
hep birlikte üyesi bulunduğumuz bu yüce Meclisin çatısı altında
ortak çaba ve ortak sinerjiyle ulaşabileceğiz. Elbette ki, yaptığımız
çalışmaların, şahsımın Ahmet Yeni olarak gündemimize getirdiğim
tüm bu yasa tekliflerimin mihenk taşı Türkiye'dir ve ortak geleceğimizdir.
Sayın Başkan, değerli üyeler; bankacılık sektöründe
1999 yılı sonuna gelindiğinde, kamu bankaları, belirli sektörlere
yapılan destekleme politikalarının temel uygulayıcısı konumuna
getirilmiş, diğer taraftan da kârlılık ve etkinlik ilkelerinden
uzaklaştırılmışlardır. Kamu bankalarının bütçe kısıtları sebebiyle
tahsil edemediği birikmiş görev zararları, alacaklarının yarattığı
finansman, likidite ihtiyacının oluşturduğu baskı, para piyasalarında
ortaya çıkan yüksek faiz hadlerinin belirleyicisi olmuştur.
Kasım 2000 ve Şubat 2001'de yaşanan mali krizin ardından,
mali sektörün yeniden yapılandırılması süreci başlatılmış ve bu
bağlamda, kamu bankalarının yeniden yapılandırılması öncelikle
ele alınmıştır. Yeniden yapılandırma programı, 25/11/2000 tarih ve
4603 sayılı Kanun uyarınca, bu bankaların özelleştirilmesi hedefi
çerçevesinde başlatılmış ve ilk adım olarak, bu bankaların yönetim
kurullarına, kamu bankalarını yeniden yapılandırma ve özelleştirmeye
hazırlama yetkisi verilmiştir.
Diğer yandan, tarımsal üretimin, esnaf ve sanatkârların
desteklenmesine yönelik olarak düşük faizli kredi kullandırılması
uygulamaları, bugüne kadar 4603 sayılı Kanun'a tabi kamu sermayeli
bankalar tarafından, 4603 sayılı Kanun'a, bütçe kanununa ve Bakanlar
Kurulu kararına dayalı olarak yürütülmektedir. Bu doğrultuda,
esnaf ve sanatkârlara yönelik düşük faizli kredi uygulamasını kamu
adına Halk Bankası, tarımsal kredilendirme işlevini de Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası kamu niteliği olarak yürütmüştür.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4603 sayılı
Kanun'a tabi bankalar, sektördeki bankalarla rekabet edebilmeleri
ve çağdaş bankacılığın gereklerinden olan müşteri odaklı ve kâr
amaçlı olarak faaliyet gösterebilmeleri ve değerliklerini artırabilmeleri
için kamu sermayeli olmalarından kaynaklanan kısıtlamaları gidermek
üzere yeniden yapılandırılmış ve ekonomik programa uygun bir şekilde
özelleştirmeye hazır hâle gelmeleri söz konusu olabilmiştir, ancak,
uygulamada özelleştirme sürecini olumsuz etkileyebilecek birtakım
sıkıntılar da yaşanmıştır.
4603 sayılı Kanun'la yapılan düzenleme uyarınca
yeniden yapılandırma ve hisse satış işlemleri için tanınan beş yıllık
süre 25/11/2005 tarihinde sona ermiştir, ancak, bu süreç içerisinde
4603 sayılı Kanun'un amaçlarından birini oluşturan yeniden yapılandırma
süreci sonlandırıldığı hâlde özelleştirme süreci ise henüz tamamlanamamıştır.
Bu ihtiyaç doğrultusunda özelleştirme sürecinin tamamlanabilmesi
için, anılan Kanun'un 2'nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
"beş yıllık" sürenin uzatılması ihtiyacı doğmuştur.
Bu itibarla, bugün gündeminizi oluşturan kanun
teklifimle, 25/11/2000 tarihli ve 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak
Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesinin iki numaralı
fıkrasında yer alan "beş yıl" ibaresinin "on yıl" olarak
değiştirilmesi hususunu değerlendirmelerinize sunmuş bulunmaktayım
ve bu konuda desteklerinizi talep ediyorum.
Madde üzerindeki sözlerime son verirken, yüce
Meclisin Başkan ve üyelerini saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Şahsı adına Kütahya Milletvekili Alaettin Güven.
Sayın Güven, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - Sayın Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; 1278 sıra sayılı, Samsun Milletvekili
Ahmet Yeni Arkadaşımızın, Ziraat Bankası ve Halk Bankasının özelleştirilmesiyle
ilgili, daha önce yapılmış ve devam edecek, yenilenecek özelleştirmeyle
ilgili kanun teklifi üzerinde, şahsım üzerine, 2'nci madde üzerinde
söz almış bulunuyorum.
Özelleştirmenin ne anlama geldiği… Yirmi iki yıllık
bir serüven, on üç hükûmetin ilgi alanı içinde olan özelleştirmeyi AK
Parti Hükûmeti gündemine almış, devam ediyor. Milletimizin, halkımızın
menfaati için gereklidir. Bu konunun yürürlük maddesi üzerinde fazla
söylenecek bir şey yok.
Kanunun hepimize hayırlı uğurlu olmasını temenni
eder, saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Söyleyeceğiniz hiçbir
şey yok, bunun için mi çıktınız!
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Satmanın neresi halkın menfaatine!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerinde
on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Evet, yine arkadaşlarıma birer dakika süreyle,
sırası itibarıyla söz vereceğim.
Sayın Torun, buyurun efendim.
CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, Sayın Bakanım;
görüşmekte olduğumuz 1278 sıra sayılı kanun, 4603 sayılı Kanun'un
2'nci maddesinin ikinci fıkrasındaki beş yıllık sürenin on yıla çıkarılmasını
öngörüyor. 4603 sayılı Kanun, 15/11/2000 tarihinde, Anavatan, DSP ve
MHP'nin iktidarda bulunduğu sırada çıkarıldı. Buna göre, Ziraat
Bankası, Halk Bankası ve Emlak Bankası kanunlarında değişiklik yapılmasını
ve bu bankaların özelleştirmeye hazırlanmasını öngörüyordu. Hazırlık
süreci bitmediği için şimdi bu teknik anlamdaki kanunu çıkarıyoruz.
Sorularım şunlar: AK Partinin iktidara geldiği
sırada bu iki bankanın görev zararı ne kadardı? Bu kamu bankalarının
görev zararlarından hangi hükümetler sorumludur? Bu bankaların
görev zararlarının giderilmesi için Hazineden bu dört yıllık iktidarınız
döneminde ne kadar kaynak aktardınız? Bu bankalar kamu bankası olmasaydı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
- Teşekkür ederim Sayın Torun.
Sayın
Ateş.
ABDULKADİR
ATEŞ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
4603
sayılı Yasa'yla birlikte yaklaşık 15 bin personel, Ziraat Bankası
ve Halk Bankasından başka kurumlara atanmıştır. Bunun üzerine açılan
davalarda İdari Dava Daireleri Kurulu, Bakanlar Kurulunun bu yetkisini,
bu çıkarmış olduğu kararı durdurmuştur. Buna rağmen, 3/4/2006 günü
bankalara bir tebligat yapılmış ve buna rağmen bankalar 2.300 personeli
göreve başlatmıştır, mahkeme kararı olmasına rağmen. Şimdi, bu durumda
bu tür uygulamalar bir kere devam edecek midir? Mahkeme kararları
neden uygulanmamaktadır? Bunların yanıtını istiyorum.
Bir
de bunun yanında, kamu bankalarının özelleştirilmesi gerekçesiyle
diğer kurumlara gönderilen personelin unvan ve statü kaybı dışında
hakları nasıl telafi edilecektir? Bunları öğrenmek istiyorum.
BAŞKAN
- Teşekkür ederim Sayın Ateş.
Sayın
Sağ…
KEMAL
SAĞ (Adana) - Sayın Başkanım, bu Mecliste 30 Mayıs günü bir gündem dışı
konuşma ile Halk Bankasının sorununu ben gündeme taşımıştım, ama,
o gün iktidar partisinden bir sayın bakan çıkıp da bu konuya cevap
vermediği gibi, daha sonra bir yazılı cevap dahi sunmadılar. Bugün,
ben o gün sorduğum birkaç soruyu tekrar etmek istiyorum Sayın Başkanım,
aracılığınızla.
1)
Geçmişe göre bugün çok daha iyi bir durumda olan Türkiye Halk Bankası
neden satılmak istenmektedir?
2)
Bankanın satılmasından sonra, kuruluşundan bu yana tarihsel işlevi
olan, esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ kuruluşlarını finansal destekleme
görevini bundan böyle kim, hangi kuruluş yürütecektir?
3) En önemlisi, bu banka kime satılacaktır? Bugün
Türkiye'de bankacılık sektöründe yabancıların payı yüzde 25'in
üzerine çıkmıştır. Bu gidişle…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sağ.
Sayın Tütüncü…
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Birinci sorum: Bankacılık sektöründe yabancı
payı şu anda yüzde 35,5. Devlet Bakanı Sayın Babacan sorduğumuz bir
soruya "Yüzde 100'ü de yabancıların elinde olabilir." dedi.
Sayın Maliye Bakanımız bu konuda ne düşünüyor? Sistemde yabancılaşma
oranı yüzde 100'e kadar olsun mu diyor?
İki: Halk Bankasının ya da Ziraat Bankasının yabancıların
eline geçmesi durumunda, kâr etmeyi ve kendi ulusal çıkarlarını
öncelikle gözetmeyi düşündüğü bilinen yabancı sermayenin, Türkiye'nin
esnaf ve sanatkârını ya da çiftçisini düşünmesi mümkün müdür? Mümkünse,
ne derece mümkündür?
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tütüncü.
Sayın Işık…
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, gerekçede, kanun teklifinin gerekçesinde,
çok kısa bir bölümünü okumak istiyorum: "Çağdaş bankacılığın
gereklerinden olan müşteri odaklı ve kâr amaçlı olarak faaliyet gösterebilmeleri
ve değerliklerini artırabilmeleri için kamu sermayeli olmalarından
kaynaklanan kısıtlamaları gidermek üzere yeniden yapılandırılmıştır."
ifadesi var. Buradaki sormak istediğim şey şu: Kâr eden kuruluşlar
satılıyor, özelleştiriliyor, ifadesi var, eleştirisi var. Aslında,
mefhumu muhalifinden düşünecek olursak, zarar eden kuruluşların
satılması mı esastır, yoksa zarar eden kuruluşların kâr eder hâle getirilerek
mi özelleştirilmesi esastır? Özelleşmenin mantığı, ana unsuru nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım, buyurun.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın
Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Torun'un sorusu, AK Parti iktidara geldiği
zaman, bu bankaların görev zararları ne kadardı, diye söylediniz,
ne kadar bir para aktarılması söz konusu oldu? Şimdi, bir de yeni,
bu AK Parti iktidarları zamanındaki durum ne oldu, onları bize soruyorsunuz.
Şimdi, o görev zararları ne kadardı, onlar, elimde
şu anda hemen bilgiler yok. Fakat, onları size yazılı olarak ben bildireyim,
ama, şu anda bir şey söylemem mümkün değil. Yalnız, arkadaşlarımın
şu anda verdiği bana nota göre, Halk Bankası artı Ziraat Bankasının
Nisan 2004 itibarıyla toplam görev zararı… Pardon, 2001 sonu itibarıyla
görev zararı, 22,9 katrilyon lira.
ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) - Kim yemiş bunları?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Yani,
çok başarılı bir şey yapılmış, görev zararı, 22,9 (!)
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Şimdi ne kadar? Şimdi
yok mu zarar?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bunlar,
tabii, Hazineden uzun vadeli kâğıtlarla finanse edildi. Şimdi, AK
Parti Hükûmeti zamanında görev zararı yok. AK Parti zamanında, yalnız
2005 yılı -Sayın Genel Müdürden aldım şimdi- kârı 1,8 katrilyon lira;
1,8 milyar YTL kârı oldu Ziraat Bankasının, yalnız Ziraat Bankasının.
Halk Bankasının da aynı şekilde, onun da kârı var.
FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Onun için mi satılıyor
Sayın Bakan!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın
Ateş "Bankalar mahkeme kararı olmasına rağmen personel alımı
yaptı, yapıyor, buna devam edilecek mi?" diyor. Hayır, ben şimdi
tekrar Ziraat Bankasına da sordum, mahkeme kararından sonra herhangi
bir personel alımı söz konusu değil. Onu özellikle belirtiyorum.
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - Ama aldınız…
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - İşte,
Ziraat Bankasının Genel Müdürü burada yani.
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - 2.300 personel alındı
Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ama,
isterseniz yazılı olarak da sorabilirsiniz. Yazılı olarak da ayrıca
cevap verebilirim.
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - Lütfen… Yanlış söylüyorlar
çünkü.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın
Sağ bir soru sordu; bir defa, bir durum tespiti yaptık, geçmişe göre
Halk Bankasının durumu daha iyi, dedi. Evet, daha iyi, çünkü, daha
iyi idare ediliyor, daha iyi prensiplerle idare ediliyor. Ama, şimdiye
kadar, değerli arkadaşlar, ne çıktıysa, bu bankaların kamu kaynaklarının
kullanılması sırasında sıkıntılar çıkmıştır bu milletin başına.
İşte, görev zararını biraz önce açıkladım. Yani, diğer özel bankalarda
bu söz konusu değil.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - İmar Bankası… Yolsuzluk
olmadı mı? Egebank…
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi,
değerli arkadaşlar, KOBİ'lerin desteklenmesi için, burada, bu kanundan
önce bir kanun kabul ettik. O kanuna göre, Halk Bankası, özelleşmesine rağmen,
KOBİ'lerin desteklenmesine yine devam edecektir. KOBİ'lerin desteklenmesi
o bankaya, bu bankaya bağlı da değil. Halk Bankasının elindeki portföyü
öyle diye Halk Bankası otomatikman yapıyor. Halk Bankasının KOBİ'lere
yapmış olduğu destekleme dolayısıyla kaybı olan faizi biz bütçeden
karşılıyoruz. Ben hangi bankaya onu karşılayın desem, onu karşılayacak.
Faiz kaybı olduğu zaman vermesi gereken faiz ne, KOBİ'leri desteklemesi
dolayısıyla uğradığı faiz kaybı ne, o faiz kaybını biz bütçeye
ödenek olarak koyuyoruz ve onu bütçeden kendilerine fark olarak ödüyoruz;
dolayısıyla, onlar da o işi yapıyorlar. O kimin elinde olsa, o parayı
ben ona verdikten sonra, faiz farkını verdikten sonra her banka bunu
yapar. Kaldı ki, Halk Bankası da buna devam edebilsin diye bir kanun da
çıkardık. Yani, yeni, bu yılbaşından önce o kanunu çıkardık burada
sizlerin oylarıyla, hepiniz biliyorsunuz.
Şimdi burada, yalnız "Kime satılacaktır?"
lafı söz konusu. Ondan dolayı ben fevkalade… Burada şartlar belli.
Şartname ortaya konuluyor. Buraya kim iştirak ederse, bu ihaleyi
kim kazanacaksa ona satılacaktır. O gayet tabii. Yani, bunu sormaya
bile lüzum yok.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Adı belli, Dubai şeyhleri!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Hatta,
biz şimdiye kadar olmamış derecede şeffaf uygulamalar yapıyoruz.
Televizyonlardan herkese ilan ediyoruz. Herkes orada safha safha
takip ediyor nasıl yapılıyor bu diye.
BAŞKAN - Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum. Süremiz
doldu.
Madde üzerinde bir adet önerge vardır. Önergeyi
okutup işleme alacağım.
T.B.M.M. Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1278 sıra sayılı yasanın 2.
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Ferit Mevlüt Aslanoğlu Mustafa
Özyurt Enis Tütüncü
Malatya Bursa Tekirdağ
İsmet Atalay Halil Akyüz
İstanbul İstanbul
Madde 2 - Bu yasa 5/11/2007 tarihinden itibaren yürürlüğe
girer.
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar)
- Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükûmet?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.
Serbest rekabetten bahsedildi. Acaba serbest rekabet,
ülkede olan kurumların, yerli ve yabancı bankaların dövizi 1.400
liradan getirip üç yıl sonra gene aynı fiyatla, kârını üzerine koyarak
göndermek serbest rekabet midir?
Bu ülkedeki yerli bankaların bir maliyetleri
var. Ama, siz, bastırılmış kuru uygulayacaksınız, gelen sermayeye
daha düşük kurdan daha sonra kâr transferinde kullanacaksınız, bunun
adı serbest rekabet olacak...
Değerli arkadaşlarım, ulusal sanayi, ulusal finans
sektörü açısından son derece… Yoksa, rekabet olmalı. Kimse rekabet
olmayan… Bu ülkede artık rekabeti herkes kabul ediyor; ama, aynı
oyuncularla, aynı koşullarda olmalı serbest rekabet.
Sayın Bakanım, siz Tekeli 1 milyar 300 milyon dolara
satmadınız mı? Satmadınız mı? Peki, daha sonra bunu iptal etmediniz
mi? Siz TÜPRAŞ'ı yine aynı fiyata satmadınız mı? Bunlar bu ülkenin
değerleri değil miydi? Peki, dönüp hâlâ "Biz başarılı bir özelleştirme
yaptık." deme cesaretini nasıl gösteriyorsunuz, bilemiyorum.
Görev zararından bahsedildi. Arkadaşlar, ziraat
Bankası ve Halk Bankasının görevleri vardır. Ziraat Bankasının görevi
zirai finansman yapmak, Halk Bankasının görevi esnafı ve KOBİ'leri
finanse etmektir. Acaba, esnafa verilen zirai kredilerden dolayı
bu görev zararları ne kadardır? Lütfen birbirimizi kandırmayalım.
Bu görev zararları yüksek fiyatla Hazineyi finanse etmek için ve
blok verilen krediler zamanında… Blok yüksekti. Blok olarak çok büyük
rakamlarla verilen düşük faizli kredileri finanse etmek için oluşturulmuştur.
Bu görev zararında ne esnafın ne köylünün tek kuruşluk günahı yoktur
arkadaşlar.
Bir kere, lütfen, bunu böyle bilelim. Tabii, bu ülkede
üretimden yana olan herkese saygı duyarız. Kim üretim için bir çivi
çakıyorsa, üretime yönelik -yabancı sermaye olur, yerli sermaye
olur- herkes saygı duyar; ama, siz ülkenin birtakım kaynaklarını
"serbest rekabet" adı altında eğer gelip sadece…
Peki, şunu soruyorum Sayın Bakanım: "Halk
Bankası yabancılara satılmayacak" diyebiliyor musunuz? "Halk
Bankası yabancılara satılmayacak" diyebiliyor musunuz?
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Sipariş o, adresi de belli,
Dubai şeyhlerine.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Haa, bunu bir
kere…
Arkadaşlar, bir ülkede üretime yönelik finansman
kaynağı olmazsa, o ülkenin ulusal ekonomisi çöker. Benim ricam: Bu
ülke bizim… Bir tane yabancı sermaye -son beş yılda 60 milyar dolar
gelmiş- bana söyleyin, ilinizde ve Türkiye'de herhangi bir üretim
yapmak için, ülkede bir şey üretmek için, ülkede bir katma değer yaratmak
için bir tek kuruşluk yabancı sermaye gelmiş mi arkadaşlar?
Değerli arkadaşlar, sadece ithalatın finansmanını
yapıyoruz ve sadece bu yabancı bankalar, ağırlıklı olarak kredili
kredi kartı finanse etmeye geliyor yüzde 80 faiz almak için. Enflasyonun,
hani yüzde 9 diyoruz ya, yüzde 10 diyoruz ya, reel faizin yüzde 12 olduğu
bir ülkede, yüzde 80, eğer kredili kredi kartı kullananlar insanlara,
hâlâ bu bankalar faiz tahakkuk ettiriyorsa, bu bankalar balıklama
atlayarak gelir, çünkü bir yılda getirdiği parayı alıp gidiyor arkadaşlar.
Değerli arkadaşlar, yine bu kurumlarımızdan 15
bin arkadaşımız atıldı, 15 bin arkadaşımız başka kurumlara gönderildi.
Mahkeme kararı olmasına rağmen bu arkadaşlarımızın yasal hakları
verilmiyor. Bu arkadaşlarımızın hepsi perişan. Ben hassaten rica
ediyorum… O günden bu yana, uzun süredir çalışmasına rağmen, mali
açıdan ve kademe açısından tek kuruşluk ve herhangi bir kademe atlatılmaksızın
bunlar, sürgün yeri gibi kullanılıyor bu arkadaşlarımız. Bu arkadaşlarımız,
bu bankalara kötülük yapmadı, hepsi yıllarca emek verdiler. Onun
için, Hükûmetin, bu konuda bir kez daha, özellikle bu bankalardan gönderilen
15 bin kişinin tekrar… Bu ülke insanıdır, bizim insanımızdır, bunları
lütfen "bir tarafa attım" gibi kullanmayın.
Hepinize saygılar sunarım, teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.
Önergeyi oylarınıza…
III. - YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa
kalktı)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yoklama istiyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Önergenin oylamasından önce bir yoklama
talebi vardır.
Yoklama talebinde bulunan sayın milletvekillerinin
isimlerini tespit edeceğim: Yaşar Tüzün, Orhan Diren, Mustafa Özyurt,
Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Kemal Anadol, Mustafa Özyürek, Oya Araslı,
Mehmet Işık, Atila Emek, Şevket Arz, Abdulkadir Ateş, Nail Kamacı, Hüseyin
Ekmekcioğlu, Ali Rıza Gülçiçek, Ufuk Özkan, Enis Tütüncü, Halil Tiryaki,
Halil Ünlütepe, Hüseyin Bayındır, Salih Gün, Tuncay Ercenk.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, önergenin
oylamasından önce yoklama işlemini gerçekleştireceğim.
Ayağa kalkarak isimlerini yazdırmış olan milletvekili
arkadaşlarımızın sisteme girmemelerini rica ediyorum.
Yoklama için dört dakikalık süre veriyorum ve
yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter
sayısı vardır.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
4.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin; 15/11/2000 Tarihli ve 4603
Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/901) (S. Sayısı: 1278) (Devam)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3'üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek.
Buyurun Sayın Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın
Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Ziraat
Bankasının ve Halk Bankasının özelleştirilmesiyle ilgili tasarı
hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım, bu teklifle hem Ziraat
Bankasının hem Halk Bankasının yabancılaştırılmasını görüşüyoruz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ayakta herkes Sayın Başkan,
duyamıyoruz.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Evet, arkadaşlar, şu
sıra bir yoklama yok nasıl olsa, rahat rahat kulise gidebilirler.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, saygıdeğer arkadaşlarım;
lütfen…
Buyurun Sayın Özyürek.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Şimdi, burada hep
"özelleştirme" diye konuşuldu. Aslında, olay, bir yabancılaştırmadır,
çünkü, işte, Sayın Bakan dedi ki: "Şartnameye göre bu ihaleler
yapılacak. Kimin alacağını biz önceden nereden bilelim." Ama,
yoğun ve yaygın bir söylenti var ki, bu Halk Bankasını, bir yabancı
banka gelip alacak; bunu herkes biliyor.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Kim?
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Uzun zamandır söyleniyor.
Bir İspanyol firması olduğu söyleniyor. İnşallah doğru değildir.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Yabancı alabilir de,
hangi yabancı, belli değil işte.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Evet, merakınızı da
gidereyim, bir İspanyol bankası alacakmış.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sabancı değil, yabancı…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Neyse, çok yabancı
sayılmaz, Akdeniz ülkesi.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sabancı da alır canım.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Vermiyorsunuz, yabancıya
veriyorsunuz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Parayı bassın, alsın.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
Sayın Bakan geldi, burada, özelleştirmenin faziletini anlattı. Türkiye
bu tartışmaları çok önceleri yaptı değerli arkadaşlar. Özelleştirme
nedir, ne değildir, nasıl olması lazım, bunların hepsi yapıldı, konuşuldu.
Ama, özelleştirilecek kuruluşlar var, özelleştirilmemesi gereken
kuruluşlar var. Ziraat Bankası ve Halk Bankası özelleştirilmemesi
gereken kuruluşlardandır; çünkü, bu bankalar ihtisas bankalarıdır,
kendilerine kanunla verilmiş çok önemli görevler vardır ve bu görevleri
uzun zamandır başarıyla yerine getirmişlerdir.
Burada görev zararlarıyla ilgili konular gündeme
getiriliyor. Görev zararlarıyla, bu bankaların ve bu bankalardan
kredi alan çiftçinin, esnafın ilgisi yoktur. O, bütçeyi denk gösterebilmek
için, bütçeden ödemesi gereken görev zararlarını ödemeyen hükûmetlerin
özrüdür, kabahatidir, yanlışıdır.
Şimdi, öyle bir noktaya gelindi ki, bir mirasyedi
mantığıyla elde avuçta ne varsa teker teker satılıyor ve bu satış
bir yapısal dönüşüm gibi takdim ediliyor.
Şimdi, yapısal dönüşüm nedir? Siz, kayıt dışı ekonomiyi
önleyecek bir kanun çıkarır ve başarıyla uygularsanız, bu bir yapısal
dönüşümdür. Sizin çıkardığınız gibi değil, ama gerçek anlamda çalışanların
hakkını, hukukunu koruyan bir sosyal güvenlik reform yasasını çıkarır
uygularsanız, bu bir yapısal dönüşümdür. Ama, sizinki gibi, çalışanların
hakkını elinden alan, sonuç itibarıyla da elinize yüzünüze bulaştırdığınız
o kanunu çıkarmak bir yapısal dönüşüm değildir.
Şimdi, öncelikle, bu bankalar, hem Halk Bankası
hem Ziraat Bankası çiftçiye ve esnafa hizmet etmek üzere kurulmuş
çok önemli ulusal kuruluşlarımızdır. Bu kuruluşların zaman zaman
yönetiminde sorunlar olmuştur. Ama, eğer bir iktidar orayı partizan
amaçlarla kullanmazsa, oraya eşini dostunu yerleştirmek için o kuruluşları
istismar etmezse, bu kuruluşlar, geçmişte de görüldüğü gibi, rahat
rahat kâr edebilirler.
Şimdi, kâr eden bir kuruluşun, Ziraat Bankasının
2005 yılı kârının Sayın Bakan 1,8 katrilyon olduğunu -eski rakamla-
söylediler.
Ne olacak bunu bir yabancı satın aldığı zaman? Bu
kârdan vergiyi ödeyecek, vergi sonrası kârın tamamını dilerse transfer
edebilecek. Eskiden kamuya kalan, içeride kalan, ulusal olan bir
kârımız, şimdi bütünüyle yabancıların eline geçecek. Bunu kârlılıkla,
bunu rasyonellikle izah etmek mümkün değil.
Şimdi, özelleştirme nerede yaparsınız? Mesela,
işte, artık özel sektörün çok başarıyla yapmakta olduğu ayakkabı
sanayisi gibi, tekstil sanayisi gibi konularda özelleştirme yapabilirsiniz.
Ama, bankacılık gibi bütünüyle ekonomiyi kontrol eden bir sistemi
yabancıların kontrolüne veremezsiniz. Şu anda bankalarımızın toplamının
payının yüzde 35'i yabancıların eline geçmiştir. Bu şekilde Halk
Bankasını, diğer bazı bankaları da özelleştirdiğiniz ve dolayısıyla
yabancılaştırdığınız zaman yüzde 50'yi aşan bir payın yabancıların
eline geçtiğini göreceksiniz.
Banka sistemi bir ekonominin kılcal damarları
gibidir. Onu özelleştirdiğiniz, onu yabancılaştırdığınız zaman
ekonominin tümünü kontrol edersiniz. Yani, geldiğimiz noktada bankalar
tümüyle yabancıların eline geçecek ve yabancılar bizim ekonomimize
bütünüyle hâkim olacak. Ama, AKP açısından bunun bir sakıncası yok.
Çünkü, onlar, artık sermayenin ulusalı, uluslararasısı olmaz, diyorlar.
Sermaye sermayedir, kim ki getirir parayı yatırır, bankayı alır gider,
biz ona bir şey demeyiz, diye, bunu açık seçik Ali Babacan Plan ve Bütçe
Komisyonunda ifade etmiştir.
Oysa, diğer gelişmiş ülkeler bu konuda böyle cömert
davranmıyorlar. Sayın Bakan ısrarlara rağmen söylemedi ama ben söyleyeyim:
Almanya'da bankacılıkta yabancıların payı yüzde 5'ten ibarettir
değerli arkadaşlarım. Pek çok gelişmiş ülkelerde bu oran çok daha
düşük. Mesela, İtalya'da yüzde 8'dir, İspanya'da yüzde 10'dur, Hollanda'da
yüzde 11'dir, Danimarka'da yüzde 17'dir, Avusturya ve Fransa'da -ki, gelişmiş
ülkelerin içinde en yüksek olanlar onlardır- yüzde 19'dan ibarettir.
Siz bize, artık, henüz gelişmemiş, gelişmesini tamamlayamamış ülkelerden
misal verirseniz, bu inandırıcı olmaz.
Değerli arkadaşlarım, Halk Bankasında esnafımızın,
Ziraat Bankasında çiftçimizin bütün bilgileri depolanmıştır. Şimdi
bu bankaları yabancılaştırdığınız zaman, o bilgileri de yabancıların
eline vermiş olacaksınız.
Şimdi, bu bankalarda, bankacılıkta altın hisse
de olmuyor; çünkü, bu konuda bir kanun çıkardınız, altın hisseyi
kaldırdınız. O nedenle, yabancı birisi gelip aldığı zaman, Halk
Bankası bütünüyle, artık, yabancının kontrolünde olacak. Esnafa
bunun kredi vermesi söz konusu değil.
Sayın Bakan diyor ki: "Bütçeden ben kaynak aktarırım,
o da kullandırır." Şimdi, bir ihtisas bankası niçin kuruluyor?
Dünyanın her yerinde var, sadece Türkiye'de değil. Esnaf için kurulmuş
bir bankayı siz devreden çıkaracaksınız, ilgisiz bir bankaya kaynak
aktarmak suretiyle ona kredi verdireceksiniz. Bu, olacak iş değil.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanın
bir açıklaması oldu, dedi ki: "Seçim öncesi biz elektrik dağıtımını
özelleştirmek istemiyoruz, çünkü onlar zam yapacaklar ve bu zammın
faturası da bize çıkacak." Peki, özelleştirme demek bir anlamda
halka zam olarak mı yansıyor? Siz bu bankaları özelleştirdiğiniz zaman,
yabancılaştırdığınız zaman, bunun kredi maliyetleri son derece
yükselecek ve bunun faturası da halka çıkacak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özyürek, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Onun için, geliniz,
bu yanlıştan dönelim, yıllardır bu ülkenin esnafına, sanatkârına
büyük hizmet vermiş olan, bu ülkenin çiftçisine, tarım kesimine büyük
hizmetler vermiş olan bu bankaları özelleştirmekten vazgeçelim, kamunun
denetiminde etkin bir şekilde çalışmalarını sağlayalım ve buradan,
Cumhuriyet Halk Partisi adına da bir uyarı yapmak istiyorum: Bu bankaları
seçim öncesi satın almak isteyen firmalar, bankalar, yabancılar
hesaplarını çok iyi yapsınlar. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında,
bu bankalar özelleştirilirse, yabancılaştırılırsa, Cumhuriyet
Halk Partisi bu bankaları tekrar geri alacak ve kamuya kazandıracaktır.
Bu uyarıyı da yapmak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Anavatan Partisi Grubu adına Muzaffer
Kurtulmuşoğlu, Grup Başkan Vekili, Ankara Milletvekili…
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; 1278 sıra
sayılı Kanun Tasarısı hakkında Anavatan Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.
"Bugüne kadar, özelleştirme yapıldı, 28 milyar
dolar para kazandık." dedi Sayın Maliye Bakanı. Hayırlı olsun.
Bu arada, tabii, 26 tane bankadan aşağı yukarı 14'ünü yabancılar aldı,
satılan bankalardan. Tabii ki, gelişmekte olan ülkelerde yabancı
sermayeye ihtiyaç vardır. Bizim de vardır yabancı sermayeye ihtiyacımız.
Ama, düşünün ki, bu 26 bankadan 14 tanesini yabancı aldığına göre,
bu Halk Bankasını ve Ziraat Bankasını da yabancıların alma olasılığı
çok daha fazla.
Ha, bu demek değil ki yabancı sermayenin ülkemize
gelmesi için bir gayret sarf etmiyoruz. Elbette ki gelsin. Gelsin yabancı
sermaye de ülkemize yatırım yapsın, iş sahası açsın, aş sahası açsın,
biz de istihdam sahası bulalım, işsizlerimize iş bulalım. Bundan
güzel bir şey olur mu?
Peki, ben soruyorum şimdi: 28 milyar dolar paranın,
satılan bankalardan veya özelleştirmeden alınan 28 milyar dolar parayla
ülkede hangi yatırımı yaptık?
FİKRET BADAZLI (Antalya) - Çok.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Hangi fabrikaları
yaptık?
Bakınız, zamanında rahmetli Atatürk dedi ki:
"Halk bunları yapamaz, buna parası yetmez, şunları şunları devlet
yapsın, sonra halka versin, ama, biz, onun yerine, yenilerini yapalım."
Şu Atatürk'e bakın, bu ülkeye bakın! Bu ülkenin, geçmiş, Atatürk'ten
sonra, 1938'den beri insanlarına bakın, acaba ne kadar yatırım yaptılar,
sattıklarıyla ne aldılar? Sadece bu iktidardan bahsetmiyorum,
geçmiş iktidarları da söylüyorum. Ama, bu iktidar kadar satan, sattığını
borca veren, faize veren bir iktidar görmedim.
Sevgili arkadaşlarım, bu Halk Bankası kime kredi
veriyor? Esnafa, yani KOBİ'lere, küçük esnafa kredi veriyor. Bankacılar
çok iyi bilir bunu, gülümsemelerinden de belli, bazen büyük tüccarlara
verirlerdi, ama, esnafın bankası bu, küçük esnafın bankası. Onu, bunun
elinden alırsan, benim esnafımın, yarın tesadüfen yabancının eline
geçerse -o yabancı elbette ki kâr etmek için bu bankaya aldı, kâr edecektir-
yarın küçük esnafa mı verecek krediyi, acaba, büyük holdinglere mi
verecek? Tabii ki, holdingler kredi almayacak mı? Alacak tabii, neden
almasın. Ama, esnaf ne olacak? Bugün kepenk kapatan esnafım ne olacak?
Bugün 200 bin esnaf kepenk kapamışsa, yarınlarda bu 300 bin olacak veya
esnaf bitecek, büyük marketler tüneyecek; tünediği gibi, daha fazlası
tüneyecek.
Gelelim Ziraat Bankasına: Kimin bankası? İsmi
üzerinde, Ziraat Bankası, çiftçinin bankası, çiftçiye kredi veren,
çiftçiye destek veren, esnafa destek vermeye çalışan bir banka.
Sayın Bakan dedi ki: "2002'den sonra bankalarımız,
bu bankalarımız zarar etmedi." Teşekkür ederim Sayın Bakana.
Demek ki, istense bu bankalar zarar etmeyebiliyormuş.
FARUK ÇELİK (Bursa) - Kim yönetiyor?..
AHMET YENİ (Samsun) - Bizim yönetimimizde.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Ee, şimdi,
etmediğine göre, bundan sonra da bu düzen devam edeceğine göre, yarın
siz gidersiniz biz gelsek zarar mı ettireceğiz bu bankalara?
YAHYA BAŞ (İstanbul) - Nasıl olsa gelemeyeceksiniz.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Niye ettirelim?
Doğruyu bulduktan sonra, doğru tektir, doğruyu hiçbir kimse şaşırmaz.
Matematikte de böyledir bu.
RESUL TOSUN (Tokat) - Partiyi sattığınız gibi
bankayı da satarsınız siz. (AK Parti sıralarından gülüşmeler)
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Şimdi, sevgili
arkadaşlarım, oralardan gülmek kolay; ama, kendinizi esnafın yerine
koyun, ziraatçının yerine koyun, çitçinin yerine koyun da öyle
gülmeye bakınız. Buradan siz gülerken, benim köylümün o kahveden
size ne dediğini acaba biliyor musunuz? Benim kulaklarım duyuyor
ne dediğini ve hissediyorum. Çünkü, ben, onların içinden geliyorum,
o halkın içinden geliyorum. O
halkla her gün beraberim, hastasıyla beraberim, ustasıyla beraberim,
esnafıyla beraberim, çiftçisiyle beraberim. Oradan geliyorum.
Ben bir ilim adamı, doktorum ama, köylüyüm, o köylüyü çok iyi biliyorum.
Öyle, burada nutuk çekmek için köylü olduğumu söylemiyorum, Giresun'un
köyündenim. Ama, bir şey söylüyorum: Benim esnafım yanıyor, benim
çiftçim yanıyor. Benim ziraatçım yanarken, buranın elinde kalmış
iki tane bankayı satmasak ne olur, kâr ettiğine göre? Peki, soruyorum:
Bu 28 milyar dolardan kaç kilometre demir yolları yaptınız? Atatürk'ten
sonra, Atatürk devrinden sonra 6 kilometre demir yolundan sonra,
1938'den beri 10,5 kilometre yol yapılmış, demiryolu yapılmış.
RECEP
KORAL (İstanbul) - Eskişehir-İstanbul…
MUZAFFER
R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - "Yatırdım" de bana, "şuraları
yapıyoruz, işte demir yoluna önem verdim, onu yapacağım" de.
"Şuraya fabrika yaptım" de.
AHMET
IŞIK (
MUZAFFER
R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Yaptınız, Ankara-İstanbul'u gördük.
Onu karıştırma, onu gördük, yüzünüze, gözünüze bulaştırdınız.
AHMET
IŞIK (
MUZAFFER
R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Tabii ki edecek. Yaptığınızda, buradan,
onun teşekkürünü ederim, merak etmeyin. Ama, yapın, yapın! Bu insanlara
aş bulun, aş verin, iş bulun, iş! Benim insanım açlıktan üzülüyor.
Sen, burada, devletin elinde kalmış iki tane bankası, günlerdir bu
bankayı "satacağım, satarım…" Sat, ne olacak, onu da sat da
bitir! Şeye benzer: Bir babanın malı mülkü dolu, miras bırakmış evladına,
o evlat gelmiş, hepsini, üstüne katacağı yerde, daha geliştireceği
yerde, daha modern iş yapacağı yerde, malını yücelteceği yerde,
satmış, satmış, yemiş… Ne olmuş? Müflis olmuş. İşte, eğer, siz, bu özelleştirmeyi
gereği gibi değerlendiremezseniz, yanlış yönde bu aldığınız paraları
harcarsanız, bu ülkeyi iflas ettirirsiniz. Ama, bu ülkeyi, benim
hiçbir vatandaşımın, hiçbir milletvekili arkadaşımın iflas ettirmek
için bir lüksü yoktur, öyle bir kanaati de yoktur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
- Sayın Kurtulmuşoğlu, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MUZAFFER
R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Ama, beş senede satamadık efendim biz
bu bankaları, ya, beş sene daha bulalım, illa satalım değil, illa
bu bankaları, madem beş senede, daha modernleştirelim, daha güzelleştirelim.
Bugünkü kârının 2 milyar dolar veya 1,8 milyar dolar olduğunu söyleyen
Sayın Bakan, bunu 5 milyar dolara çıkaralım, hatta 10 milyar dolara
çıkaralım. Burada iftiharla bunu söyleyin, ben de, size, ülkem adına,
şahsım adına, buradan teşekkür edeyim diye düşünüyorum.
Hepinize
saygı sunuyorum, hoşça kalınız. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Şahsı adına, Kütahya Milletvekili Alaettin Güven.
Sayın Güven, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Teşekkür etmek için mi çıkıyorsunuz
arkadaşlar?
BAŞKAN - Sayın Güven, Genel Kurula hitap ediniz.
Buyurun.
ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - Biz, milletçe teşekkür
etmesini, bir de özür dilemesini becerebilsek çok mesafe katederiz.
Ben, hep teşekkür ediyorum.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım;
1278 sıra sayılı Teklif'in yürürlük maddesiyle -kim yürütür- ilgili
söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben, fazla sözlerimi uzatmayacağım. Burada söylenmiş,
bu konunun özeti olan, hem de bu konu üzerinde söz söyleme hakkı en
iyi ona yakışır diye düşündüğüm ve kimdir diye bir soru sorarak, bir
okumak istiyorum: "Bakınız, Türkiye, bizden önce, tam yirmi iki
yıl özelleştirmeyi konuştu. İş dünyası, bilim adamları, siyasetçiler,
gece gündüz özelleştirmeyi konuştu; muhalefet de konuştu. Bizden
önceki tam 13 hükûmetin değişmez gündem maddesi oldu. Sonuç neydi? Sadece
8 milyar dolarlık özelleştirme yapılabildi ve bu, Özelleştirme İdaresinin
harcamalarına bile yetmiyordu. Biz, dört yılda 18 milyar dolarlık
özelleştirme gerçekleştirdik." sözünün kime ait olduğunu, bu
konuyla ne kadar ilgili olduğunu size bırakıyorum.
Değerli arkadaşlar, "devlet" kelimesinin
fonetiğiyle devletin görevi arasında çok güzel bir ilişki vardır. Devlet,
otorite, yönetir, metot, proje hazırlar, birileri de onu uygular. İşte,
burada, bu kanunla biz, özelleştirmeyi yaparak, devletin asli görevi,
hantallıktan kurtularak, üretimden vazgeçerek, özel teşebbüse, yani
özel kabiliyete ve yeteneğe önem vererek, ülkenin kalkınmasını
sağlayan bir organizmadır, bir yapıdır. Bu kanunla, bu özelliğini,
ulu orta, devlet, gündeme getirecek, görevini yerine getirecek.
"Özelleştirmeden gelen paralar nereye gitti?.."
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - IMF'ye…
ALAETTİN GÜVEN (Devamla) - KÖYDES'e 2 katrilyon
ayrıldı, harcandı; köylümüz gülüyor. 2 katrilyon 300 trilyon yine
ayrıldı, yine yüzü gülecek milletimizin. Öyleyse, bu özelleştirme
yapılmalı.
Özelleştirme, aynı zamanda, milletin bahtının
ve vatanın güzelleşmesidir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Şahsı adına Samsun Milletvekili Ahmet Yeni.
Sayın Yeni, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; kanun teklifimin 3'üncü maddesi üzerinde söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle, bir kez daha yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Biraz evvel CHP sözcüsü, CHP iktidara gelirse,
özelleştirilen bankaları geri alacaklarmış… Buna kimlerin güleceğini
ben bilemem, ama "köprüyü sattırmam" denen zihniyetin hâlâ
değişmediğini, hâlâ yerinde durduğunu, halkımız açık seçik bir daha
görmüş durumda. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, bu Ziraat Bankası, Halk Bankası
ve Emlak Bankasının özelleştirme kanun çalışması DSP, MHP ve ANAP döneminde
gündeme geldi ve kanunlaştı. Yani, sanki bugün özelleştirilecekmiş
gibi konuşuluyor. O gün karar alan arkadaşlar içerisinde, bugün
Cumhuriyet Halk Partisi arasında olan arkadaşlarımızın da olduğunu
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, Aralık 2002-Aralık 2006 dönemi
Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarında, bankacılığa bakış açısının
değiştiği ve bunun sonuçlarının izlendiği bir dönem olmuştur. Daha
verimli ve kârlı bir yapıyı amaçlayan bir strateji yürütülmüş, rekabetçi
piyasanın içinde olabilmek için, bankaların, mukayeseli olarak
güçlü olduğu alanlara yönelik politikalar üretilmiştir. Diğer taraftan,
bu politikaları desteklemek üzere, etkin bir aktif-pasif yönetimiyle
kâr marjı korumaya çalışılmış, ticari ve bireysel kredilere canlılık
kazandırılmıştır. İhtiyaç fazlası gayrimenkuller satılmış, ayrıca
genel giderlerde önemli ölçüde tasarruf sağlanmıştır ki, KİT Komisyonu
üyesi olarak da bu bankaları denetlediğimizde, bunu açık bir şekilde
görüyoruz.
Tüm bunların yanı sıra, iktidarımız döneminde
uygulanagelen para ve insan yönetimindeki verimlilik, özelleştirme
kapsamındaki kamu bankalarının performanslarına da yansıtılmış,
bunun neticesinde de, aktif büyüklükte elde edilen net kâr oranlarında,
tarımsal, ticari, bireysel kredilendirme oranlarında da ciddi artışlara
ulaşılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özelleştirme
kapsamındaki Ziraat Bankasının ve Halk Bankasının performansları,
kârlılık, verimlilik ve hizmet kalitesi bakımından AK Parti döneminde
böylesine önemli bir oranda artış göstermişken, bazıları çıkıp da
bu bankaları neden sattığımızı elbette soracaktır. Hatta, daha
dün ana muhalefet lideri Sayın Baykal, daha ihale süreci başlamamışken,
Halk Bankasının alıcısının belli olduğunu söylüyor. Sayın Baykal'dan,
bildiği bir şey varsa, bu Meclisin çatısı altında bunu açıklamasını
istiyoruz. Aksi hâlde, kendisi birçok insanı itham etmiş, zan altında
bırakmış olacaktır.
Ekonomi, kendi kuralları dâhilinde işler. AK Parti
İktidarının özelleştirme politikalarının ne olduğu ve iktidara
geldiğinde neleri uygulayacağı parti programımızda ve seçim beyannamemizde
açıkça belirtilmiştir. Biz, ekonomi ve özelleştirmeyle ilgili programımızı
taahhütlerimizden sapma olmaksızın uyguluyoruz ve sonuna kadar
da uygulamaya devam edeceğiz. Bizim tek gayemiz, özelleştirilecek
olan tüm KİT'lerin en yüksek değerinde alıcı bulabilmesi ve Hazineye
o oranda kaynak aktarabilmesidir. Bu düşünceyle, sadece özelleştirme
kapsamındaki kamu bankalarını değil, satılacak olan tüm KİT'leri
daha verimli, daha rantabl ve daha cazip bir hâle getiriyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partimizin
özelleştirme konusundaki kararlı çalışmaları ve uygulamaları
neticesinde, özelleştirme kapsamında 3, kapsam ve programda 12 olmak
üzere toplam 15 kuruluş bulunmaktadır. Hükûmetimizin bu konuya yaklaşımı,
bir an önce bu uygulamaların tamamlanması yönündedir.
Özelleştirme uygulamalarının başlatıldığı tarihten
bugüne kadar elde edilen toplam tutar yaklaşık 26 milyar ABD doları
düzeyindedir. Bu gelirin 17,6 milyar ABD dolarına tekabül eden kısmı
ise 2003 yılından bu yana gerçekleştirilen özelleştirme uygulamaları
ile elde edilmiştir. Bu demektir ki, yirmi iki yılda yapılan özelleştirme
uygulamalarının üçte 1'i yirmi yıllık dilimde, üçte 2'lik dilimi
de son üç yılda gerçekleştirilmiştir. Ümit ediyorum ki, kanun teklifimin
yasalaşmasıyla birlikte, bu süreç, biraz daha gecikmeli olsa da,
Özelleştirme Yüksek Kurulunun kararlaştırdığı Ağustos 2008'den önce
tamamlanabilecektir.
Sözlerime son verirken, bir kez daha yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz.
Sayın Işık, buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, 2003-2006 arası özelleştirmede elde
edilen, ulaşılan rakam 17,7 milyar dolar. 1985 ila 2002 yılları arasında
ise, on yedi yılda 8 milyar dolarlık özelleştirme gerçekleştirilmiş.
Bu bağlamda şunu öğrenmek istiyorum: Son dönemde
ülkemizin rekabet gücünün artması ve toplam ekonomideki verimlilik
artışında ve de doğrudan yabancı sermayenin ülkemizi yüksek oranda
tercihinde özelleştirmenin katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Tüzün…
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım. Aracılığınızla Sayın Bakana bir sorum olacak.
Bildiğiniz üzere, istihdamın yüzde 61'ini KOBİ'ler
sağlıyor. Yani, böylesine, işçilik oranı, istihdam oranı yüksek
olan KOBİ'ler, tüm Türkiye genelinde kullanılan kredilerin ise yüzde
3'ünü kullanabiliyorlar.
Bu konuda, geçtiğimiz ay içerisinde KOBİ'lerle
ilgili yeni bir düzenleme yaptık, kamuya, devlete olan borçlarının
yeniden yapılandırılması konusunda. Ancak, KOBİ'lere kaynak aktarımı
konusunda herhangi bir yapılanma yapılmadı.
Şimdi, sorum Sayın Bakana şu: Özellikle Halk Bankası
aracılığıyla KOBİ'lere yeni bir kaynak aktarımı söz konusu mu? İstihdamın
yüzde 61'ini sağlayan KOBİ'ler ekonomik olarak çok sıkıntı içerisinde
ve kullanılan kredi oranı yüzde 3 olduğu için, bu konuda bir çalışması
var mı Sayın Bakanın?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Güler…
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın Bakanıma iki tane sorum var: Bu, bir özelleştirme
mi, yabancılaştırma mı?
İkincisi ise, baba baba satabildiğiniz kadar
satmaya çalışıyorsunuz, ama buna rağmen borcunuz artmakta. Müflis
esnaftan farkınız nedir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Torun…
CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, Sayın Bakanım;
biraz önce sorduğum sorulara verdiğiniz cevapta, 2001 yılı itibarıyla
Ziraat Bankasının görev zararının 21,5 milyar dolar olduğunu söylediniz.
Bu bankaların görev zararını, hazine bonosunu kasalarına koymak
suretiyle karşılamasaydınız, batan diğer bankalar gibi Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonuna devredilmeleri ve doğal olarak iflaslarına
mı karar verilecekti?
Devletimiz, AK Parti İktidarı zamanında, yaptıkları
büyük zarar sebebiyle, peynir, yağ, dana eti satmaktan vazgeçti. Para
satmak ile bunları satmak arasında ne fark var? Buna göre, milletin
parasını ona buna peşkeş çekip, adını bankacılık olarak koymak hâlâ
daha mı az tehlikeli?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım, buyurun.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın
Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Işık'ın sorduğu, 2003-2006 yılında yapılan
özelleştirmelerle yahut da AK Parti döneminde yapılan -daha doğrusu-
özelleştirmeler ile daha önceki yapılan, on yedi yıldaki özelleştirmelerin
farkını ortaya koyduktan sonra, Türkiye'nin ekonomisindeki ilerlemede
özelleştirmenin katkısını sordu.
Tabii, ben, daha önce Genel Kurula sunumumda da
bunu arz ettim. Bir defa, özelleştirme, yapısal bir reformdur, ülkenin
ekonomisinde yapısal reform olarak nitelendirilir. Onun için, AK
Parti olarak biz, daha hükûmete gelmeden önce, Parti Programımıza
bunu yazdık. Yani, burada, biz, özelleştirmeleri büyük çapta gerçekleştireceğiz
dedik.
Eğer bir ülkede özelleştirmeyi gerçekleştirirseniz,
o zaman, o ülkedeki serbest piyasa ekonomisinden bahsedebilirsiniz,
serbest rekabetten bahsedebilirsiniz. Yoksa, bazı kuruluşlar devletin
elinde, bazı kuruluşlar özel sektörün elinde; devletin elinde olan
kuruluşlar, sürekli surette, vergi alınırken de ona göre düşünülüyor,
efendim, gümrük vergisi alınırken ona göre düşünülüyor, diğer konularda
ona göre bir ayrıcalık yapılıyor. Orada bir tam rekabetten bahsedilemiyor.
İkincisi, bankacılık konusunda… Bankacılık konusunda,
şu anda, devletin bankalara olan... Halk Bankası, Ziraat Bankasındaki
çalışan arkadaşlarımız, yönetimde bulunan arkadaşlarımız fevkalade
fedakârane çalışıyorlar, her türlü riski üzerlerine alarak çalışıyorlar.
Neden? Bir krediyi bir yere verebilmek için. Vermezsen kimse bir şey
demiyor. Vermezsen "Niye vermedin?" diyen yok. Ama, verirsen
on tane müfettiş orada bekliyor, her gün. Her gün bakın, gidin bir genel
müdürlüğe, efendim, BDDK'nın müfettişi, onun müfettişi, bunun müfettişi,
hepsi orada. Bir
şey yaptın mı, o inceleniyor; yapmazsan bir şey incelenmiyor. O durumda o yönetici
nasıl iş yapabilir? Nasıl o riski alacak? İkide bir haklarında dosya,
ikide bir haklarında mahkeme, ikide bir soruşturma. Bu şartlar altında
bu arkadaşlar görev yapıyorlar ve bu kadar da kârlı duruma getiriyorlar.
Kârlı duruma getirmelerinin sebebi ne? Kârlı duruma getirmelerinin
sebebi de şu: Artık siyasilerin emrinden kurtardık oraları. Eskiden
oturuyorlardı, "falan tanıdığa şu kadar kredi çıkar, fişman tanıdığa
şu kadar kredi çıkar..."
Biraz önce bir milletvekili arkadaşım geldi burada.
Bilirkişilik yapmak için kendisini çağırmışlar. 11 milyon dolar
Halk Bankasından vaktinde birisi kredi almış. Kredinin karşılığında
gösterdiği teminatlar: Yalınayak köyünde 100 dönüm arazi, bilmem
neresinde 2 tane daire. Be birader, topla topla topla 200 bin dolar etmez.
Köyü satsan o kadar etmez. Neden? Çünkü, o tarihte kimse siyasi iktidar
veyahut da elinde bulunduran, emri vermiş: "Efendim, buna krediyi
ver." Onları kaldırdık biz arkadaş. Ondan dolayı kâr ediyor bu
bankalar.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - YİMPAŞ'a kim
emir veriyor Sayın Bakan? Hangi siyasetçi?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Efendim?
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - YİMPAŞ da batıyor…
BAŞKAN - Sayın Baloğlu…
MURAT YILDIRIM (Çorum) - Ne alakası var?
BAŞKAN - Sayın Bakanım, Genel Kurula hitap ediniz.
Buyurun.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Yani,
şimdi, öyle bir şey konuşuyorsunuz ki…
BAŞKAN - Sayın Bakanım, siz Genel Kurula hitap etmeye
devam edin.
MURAT YILDIRIM (Çorum) - Ne ilgisi var? Dam üstünde
saksağan vur beline kazmayı!
ATİLA
EMEK (Antalya) - YİMPAŞ'ı duyunca niye heyecanlanıyorsun?
BAŞKAN
- Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım, Sayın Bakanı
dinleyelim.
Sayın
Yıldırım, Sayın Bakanın konuşması engellenmesin.
Buyurun
Sayın Bakan.
MALİYE
BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Değerli arkadaşlar, bakınız,
şimdi, bir diğer soru vardı: İşte, KOBİ'lerin kredileriyle ilgili
olarak ne yapıyor bu?
Değerli arkadaşlar, KOBİ'lerin kredileriyle ilgili
olarak…
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) - YİMPAŞ'la ilgisi
olanlar var…
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Değerli
arkadaşlar, KOBİ'ler bugün ucuz kredi alıyorsa, bu ucuz krediyi KOBİ'lere
sağlayan Hükûmettir, Halk Bankası değildir. Aradaki faiz farkını
Hükûmet olarak ödüyoruz biz. Hangi bankaya ödesek o banka KOBİ'lere o
krediyi seve seve verecek. Aman bana verin diye kapıda geziniyorlar
hepsi. Kaldı ki Halk Bankası, bu KOBİ'lere bu kredilere devam edecek,
kim gelirse gelsin burada devam edecek. Benim köylüm, benim çiftçim
diye burada karşılıklı konuşuluyor. O köylünün, o çiftçinin nasıl
kredi aldığını bilen yok. O aradaki farkı Hükûmet olarak biz ödüyoruz.
Hangi banka olsa, Ziraat Bankasına da ödersek o da ödeyecek, Halk
Bankasına ödersek de o da ödeyecek, İş Bankasına ödersek o ödeyecek.
Bunu Hükûmet yapıyor, bunun bilincinde olalım. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Bakanım, yeni kaynak
var mı, yeni kaynak?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Eğer
çiftçi bugün ucuz kredi alıyorsa, bu, Hükûmet tarafından veriliyor. Çiftçi
bugün, KOBİ bugün ucuz kredi alıyorsa bu Hükûmet tarafından yapılıyor.
UFUK ÖZKAN (Manisa) - Çiftçi mi kaldı, çiftçi mi
kaldı? Tütüncü mü kaldı, pamukçu mu kaldı?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Hükûmetin
yaptığını bankalarla karıştırmayın. Bankam gitti, bu iş bitti. Bu
Hükûmet giderse bu iş biter. Hükûmete bakın, Hükûmete, Hükûmet yapıyor
bunu. (AK Parti sıralarından alkışlar)
UFUK ÖZKAN (Manisa) - Çiftçi bitti Sayın Bakan,
çiftçi battı.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Çiftçiye,
biz geldiğimizde 1,8 milyar bütün destekleriyle, primleriyle verilen
para o. Bizim zamanımızda verdiğimiz 5 milyar… Şeyi yeni kabul ettik
daha, 2007'yi… 5 milyar 250 milyon, çiftçiye veriyoruz, destek veriyoruz.
UFUK ÖZKAN (Manisa) - Çiftçi sadaka istemiyor,
ürününün karşılığını istiyor.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Bayılttınız,
çiftçi bayıldı.
UFUK ÖZKAN (Manisa) - Sadaka istemiyor çiftçi,
alın terini istiyor.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Soruyoruz
yani, aradaki farkı görün. Burada çeşitli hesaplar… "Yabancılaştırma
mı, özelleştirme mi?" Değerli arkadaşlar, burada biraz önce konuştum.
Avrupa Birliğine biz müzakere ediyoruz, oraya girmek için müzakere
ediyoruz. Avrupa Birliğinin hiçbir ülkesinde bu banka yalnız yerliye
satılır, bu banka yalnız yabancıya satılır diye bir hüküm yok.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Fransa, Almanya'daki
pay, yabancı payı?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bunu
bilin, bunu bilin. Hangi birliğe gireceksiniz? Avrupa Birliğine.
Avrupa Birliği nasıl, bunu bilin ya, bir okuyun, bir bakın, bir gezin.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) - Duyamıyorum,
duyamıyorum! Sayın Bakan, duyamıyorum, bir daha söyler misiniz!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bakınız,
İtalya'da bir banka satışı dolayısıyla, Merkez Bankası Başkanı,
yalnız yerli bankaya dair bir niyet belirttiği için, görevden istifa
etmek mecburiyetinde kaldı.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - İtalya'da yabancı payı
kaç, bankada?
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) - Ya, seni görenler
bizi almaz zaten Avrupa Birliğine!
BAŞKAN - Sayın Bakanım, süremiz doldu. Diğer soruları…
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Şimdi,
nereye gireceğimize bir bakın, onların şeylerine bakın. Buraları
gelişmiş ülkeler, gelişmemiş ülkeleri misal vermiyorum ben size.
BAŞKAN - Sayın Bakanım, süremiz doldu, isterseniz
yazılı cevap verin.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Oldu.
Peki,
teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.
FERAMUS
ŞAHİN (Tokat) - Ya, bırak Başkan…
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Soruların hiçbirine cevap
almadık.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan,
bir tek soruyu yanıtladı, o da iktidar partisinden; muhalefetin
sorularına cevap vermedi.
BAŞKAN - Madde üzerinde bir adet önerge vardır.
Önergeyi okutup işleme alacağım.
Buyurun.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1278 sıra sayılı Yasa Teklifinin
3'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
"Madde 3 - Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür."
|
|
Abdulkadir Ateş |
|
Kemal Kılıçdaroğlu |
|
Şevket Arz |
|
|
Gaziantep |
|
İstanbul |
|
Trabzon |
|
|
|
Salih Gün |
|
Mustafa Özyürek |
|
|
|
|
Kocaeli |
|
Mersin |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ
(Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükûmet?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Ateş. (CHP sıralarından alkışlar)
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, her şeyden önce, şu
özelleştirme ile yabancılaştırmayı biraz açıklamak istiyordum,
ama, bu önergenin gerekçesi şu: Şimdi, yabancılaştırıyorsunuz,
hiç olmazsa, yabancılaştırılırken devletin haysiyetini koruyalım
diye, ilgili bakanlık yabancılaştırsın diye bir önerge verdim, ama,
şimdi, konuyu biraz daha açalım burada.
Sayın Bakan, şimdi "Özelleştirme mi, yabancılaştırma
mı?" diyorsunuz ve bizim söylemlerimiz maalesef çarpıtılıyor.
Şimdi "özelleştirme" dediğimizde, yerli sermayenin de bir
payı olabilir, yerli sermaye de olabilir, ama "yabancılaştırma"
dediğinizde konu çok farklı. Şimdi, baktığınız zaman siz Türkiye'deki
sisteme, Türkiye'deki bankacılık sisteminin şu anda yüzde 36'sı yabancılar
tarafından kontrol ediliyor.
Şimdi, Avrupa'ya baktığınızda, tabii, Patagonya'ya
bakarsanız, Estonya'ya bakarsanız veya İberya'ya bakarsanız farklı
olabilir. Lütfen, Türkiye'yi bu ülkelerle karşılaştırmayınız. Bir
Estonya'da yüzde 100'ü yabancılaştırılmış olabilir bir bankanın,
bankacılık sisteminin, ama, Türkiye'de bunu biz istiyor muyuz, böyle
bir şeyi arzuluyor muyuz? Hele hele Osmanlı döneminde "Galata
Bankerliği"nden ağzı yanmış bir ülke olarak bunu tasvip edebilir
miyiz? Bunun üzerinde düşünelim diye söylüyoruz.
Şimdi, geliyorum Avrupa'ya, Avrupa Birliğine. Evet,
Avrupa Birliğinde sermayenin serbest dolaşımıyla ilgili herhangi
bir kısıtlama yok, ama, Sayın Bakan, siz biliyor musunuz, daha birkaç
yıl önce Almanya ve İtalya, Avrupa Birliğinden, bu konuda, yani,
bankaların yabancılaştırılması konusuyla ilgili ihtar aldığını
biliyor musunuz? Almanya'da, Almanya sadece bankacılık sisteminin
yüzde 5'i yabancıların elinde, İtalya'da bu biraz çıkmış yüzde 8'i ve
gerek İtalya gerek Almanya el altından, masa altından yabancı sermayenin
bankacılık sistemine girmesiyle ilgili çok ciddi ve uyanık politikalar
izliyor. Evet, bir yasayla buna hayır demiyor, ama, ne yapıyor? El altından
birtakım düzenlemelerle yabancı sermayenin bankacılık sisteminde
belli bir oranda kalmasını arzuluyor. Türkiye'de biz de bunu istiyoruz.
Biz diyoruz ki, hep birlikte gelin çalışalım, karar verelim, Türkiye
ekonomisi için, Türkiye gerçekleri için yabancılaştırma, bankacılık
sisteminin yabancı sermaye payının bir kararını verelim diyoruz.
Ona göre de, Avrupa'da nasıl yapıyorsa birtakım ülkeler, biz de onu
uygulayalım diyoruz. Lütfen, buraya gelip, CHP'yi özelleştirme düşmanı
vesaire gibi göstererek siz yaparsınız, biz yaparıza giremeyiz.
Şimdi, özelleştirmede de bir özellik var. Bazı kurumlar
var ki, stratejik önemleri nedeniyle bunları kamuda tutmak zorundayız.
Bu iki kurumdan ikisi bugün çıkaracağımız veya süresini uzatacağımız
yasayla ilgili. Birisi Ziraat Bankası, birisi Halk Bankası. Biz
diyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu iki banka köklü banka,
Türkiye'nin, Türkiye ekonomisi için ve halkımızın ihtiyaçları
için kamunun elinde kalması veya en azından yerli sermayenin burada
hâkim olması için önemlidir diyoruz.
AHMET YENİ (Samsun) - Geri alacak mısınız?
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla) - Doğru olan bu, ama siz
bilmiyorsunuz bunu. Bilmeden buraya geliyorsunuz, elinize ne yazılı
kâğıt verdiyse okuyorsunuz.
AHMET YENİ (Samsun) - Geri alacak mısınız, geri?
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla) - Yapmayın bunu, bunu
yapmayın. Bu, Türkiye'nin lehine bir olay değildir diye düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün, Türkiye bankacılık
sektörü çok değil, 20-25 milyar dolarlık ekstra bir yabancı yatırımıyla
tümüyle yabancıların eline geçebilecek bir duruma gelmiştir. Yüzde
36 yabancı payı var. Bunun borsaya kota edilenler, hisseler de katıldığında
bu oran daha yüksek. 20-25 milyar ekstra bir yatırımla, yabancı yatırımıyla
bankacılık sistemini kaybetmekle karşı karşıya kalacağız. Bunu
hiçbirimizin, içimizde hiçbirimizin kabul edebileceğini ben zannetmiyorum.
Bu nedenle de akıllı olmak durumundayız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu özelleştirme,
yani 4603 sayılı Yasa'nın bir önemli konusu da aslında kamu bankalarında
mağdur edilen personelle ilgili, ama zaman olmadığı için bunları
detaylı tartışamıyoruz. 32 bin personel, 4603 sayılı Yasa'nın çıkarılmasıyla
ve uygulamalarıyla mağdur edilmiştir. Bunlar mağdur durumdayken…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ateş, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın
Başkanım.
İdari Dava Daireleri Kurulunun 22/12/2005 tarihinde
vermiş olduğu karar var. Bu karar ne? 2004 yılında çıkarılan Bakanlar
Kurulu kararıyla kamu bankalarında personel alımına ilişkin daha
önce getirilmiş olan sınırlamalar bu Bakanlar Kurulu kararıyla
kaldırılıyor. Şimdi sizin dışarıda mağdur ettiğiniz 32 bin insan
olacak, siz geleceksiniz, ilan vereceksiniz, o ilanla bankalara,
özellikle Halk Bankası ile Ziraat Bankasına personel alacaksınız
ve bunların sayısı da 2.300 olacak. Hem bu insanlara maaş ödeyeceksiniz,
onlara yararlı bir görev vermeyeceksiniz, bu bankalarda tutacaksınız,
fakat aynı zamanda da yeni personel deneyimsiz, bankacılık sistemini
bilmeyen personel alacaksınız. Bunlar kabul edilebilir uygulamalar
değildir. Bu nedenle biz diyoruz ki: Bu Yasa'nın süresinin uzatılmasına
ilişkin vereceğimiz kararı yeniden gözden geçirelim diyoruz, artı,
bunun yanı sıra da eğer bu karar devam edecekse Bakanlar Kurulunu
bu işe bulaştırmayın diyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yeter sayısı…
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar
yeter sayısını arayacağım.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler…
Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati : 17.11
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.26
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 48'inci Birleşimi'nin Üçüncü Oturumu'nu açıyorum.
1278 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine
devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
3'üncü madde üzerinde verilen önergenin oylamasında
karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve
karar yeter sayısını arayacağım.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum…
III. - YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa
kalktı)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yoklama istiyoruz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Geçtik Başkanım!
BAŞKAN - Evet, maddenin oylanmasından önce yoklama
talebi vardır.
Kemal Anadol, Harun Akın, Ufuk Özkan, Orhan Diren,
Ramazan Özkan, Yılmaz Kaya, Mehmet Işık, Ali Rıza Gülçiçek, Abdulkadir
Ateş, Osman Özcan, Ali Kemal Deveciler, Nail Kamacı, Mevlüt Aslanoğlu,
Mahmut Duyan, Mustafa Özyurt, Yaşar Tüzün, Sedat Pekel, Hüseyin Ekmekcioğlu,
Atila Emek, Sayın Erbatur, Halil Ünlütepe, Sayın Gün, Sayın Kepenek,
Sayın Güyüldar, Sayın Parlakyiğit.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, yoklama
için dört dakika süre veriyorum.
İsmini yazmış olduğumuz arkadaşların yoklamaya
girmemelerini istirham ediyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter
sayısı vardır.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
4.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin; 15/11/2000 Tarihli ve 4603
Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/901) (S. Sayısı: 1278) (Devam)
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Tümünün oylamasından önce…
Sayın Yeni, konuşacak mısınız siz?
AHMET YENİ (Samsun) - Hayır Sayın Başkan.
BAŞKAN - Aleyhte, Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan.
Buyurun Sayın Eraslan.
Süreniz beş dakika.
MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bakın, 1994 yılında, şubat ayında Telekom'un özelleştirilmesiyle
ilgili -Anayasa Mahkemesine başvuran- şu an iktidar kanadında,
iktidar grubu sıralarında oturan milletvekilleri ve iktidarda
şu an bakanlık yapan birtakım isimler, Anayasa Mahkemesine iptal
için dava açıyorlar. Telekom, o zaman 19,5 milyar dolara özelleştiriliyor
idi.
Tabii ki, Anayasa Mahkemesine açılan dava gerekçesinde
bakın ne deniliyor: "Mondros Mütarekesi'yle Osmanlı Devleti'nin
bütün haberleşme birimlerine el konması, dört yıllık yenilgiyle
biten bir savaştan sonra ve ancak işgal kuvvetlerinin fiilî müsaderesiyle
olmuşken, bu yetkiyi, altın tepsi içinde -Telekom'un özelleştirilmesi,
yabancılara bu yetkiyi altın tepsi içerisinde sunmakla eşdeğer
tutuluyor- sunma anlamı taşıyan bir düzenleme, ulusal bağımsızlıktan
bile bile vazgeçme ve sömürgeleşmeyi kabul etme -Bakın, ulusal bağımsızlıktan
vazgeçme ve sömürgeleşmeyi kabul etme- anlamına gelir." Bu,
gerekçede yazıyor, 94 yılında Anayasa Mahkemesine açılan davada.
Ve devam ediyor: "Türk milletinin bağımsızlığını korumakla görevli
olanların, devletin ekonomik bağımsızlığını sağlamak üzere kurulmuş
devlet tekellerini satmasının, Türkiye'yi, ekonomik, dolayısıyla
siyasal açıdan bağımlılaştıracağı ortadadır." Şimdi, muhalefetteyken,
şu an iktidar kanadında milletvekilliği yapan, bakanlık yapanlar,
19,5 milyar dolara Telekom özelleştirilecek iken ve Türkiye'nin iç
borcunun tümü, o zaman, 19,5 milyar dolar iken ve Telekom'un özelleştirilmesiyle
Türkiye'nin iç borcunun tamamının ödendiği bir dönemde, bu tür gerekçelerle,
özelleştirme felsefesine ve mantığına karşı çıkan bir anlayışın,
şu an, Halk Bankasının satılmasını çok ciddi manada destekler tavır
içerisine girmesini ben tutarlılık olarak görmüyorum.
Ama, biz bunu söylemiyoruz. Biz "özelleştirme
olmalıdır" diyoruz. Muhalefette iken bir türlü, iktidarda iken bir
türlü konuşmanın anlamı yoktur. Siyaset, böyle olmaz, böyle olmamalıdır;
Türkiye'nin ve ülkenin menfaatleri ne ise o yönde olmalıdır.
Küresel rekabetin olduğu bir dönemde ve liberal
ekonomilerin temel esas olarak kabul edildiği bu dönemde özelleştirme
doğrudur, özelleştirme yapılmalıdır. Devlet, asli vazifesine
dönmelidir; asli vazifesini yerine getirir iken mal ve hizmet üretiminden
uzaklaştırılmalıdır. Ama, Halk Bankası satılmamalıdır.
Sayın Bakanım diyor ki: "Biz faiz farkını veririz."
E peki nasıl anlaşacaksınız? Özel sektöre girdikten sonra özel sektörün
olacak. Sizin anlaşamama durumunuz da var, onlarla anlaşamama gibi
bir tehlikeyle de karşı karşıya kalacaksınız. Yani, notere gidip
"ne dersek onu yapacaksınız" şeklinde size bir taahhüt mü
veriyorlar? Özelleştirmede öyle bir mantık olur mu?
Evet, KOBİ'ler buradan kredi alıyor, çiftçiler buradan
kredi alıyor; ama, o zaman nasıl bir hâl alacağı gerçekten tartışılır.
Bir ekonomik dalgalanmada, yabancı bankalar,
fonlarını, paralarını yurt dışına aktarma noktasında çok rahat
hareket edebilirler. Bunun da irdelenmesi, düşünülmesi gerekir
diye düşünüyorum.
Sayın Bakanımız diyor ki: "Serbest piyasa
ekonomisinde özelleştirme yapacağız." Doğrudur, Türkiye'de
özelleştirme yapılmalıdır, mantık doğru bir mantıktır. "Oyunu
kendi kurallarında oynayacağız" diyor. Allah aşkına sizlere
soruyorum: Daha önce TÜPRAŞ'ın yüzde 65,76'sı 1.300 milyon dolara satılır
iken ve yargıdan döner iken, ikinci satışta TÜPRAŞ'ın yüzde 51'lik bir
bölümü 4 milyar 140 milyon dolara satılırken doğru bir satış mıydı?
Doğru bir satış olmadığı hâlde Sayın Bakanımız "kârlı bir satış"
demişti ve bu özelleştirme mantığını, Sayın Bakanım sizlere soruyorum:
Buna ne cevap vereceksiniz, buna ne diyeceksiniz, ben çok merak ediyorum.
Bizleri izleyen yüce milletimiz de bunu çok merak ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Eraslan konuşmanızı tamamlayınız,
buyurun, ek bir dakikalık süre size.
MEHMET ERASLAN (Devamla) - Ben, burada, Petrol-İş
Sendikasına teşekkür ediyorum, yargının duyarlılığına teşekkür
ediyorum, en az 3,5-4 milyar dolar, bu iptalden, Türk ekonomisinin kazancı
olmuştur; her ne kadar, Sayın Bakanımız "Bu satış doğru bir satıştır
ve kârlı bir satıştır." demiş olmasına rağmen.
Özelleştirme yapılmalıdır, ama, özelleştirme
şeffaf olmalıdır. Bir şeyi verirken ne zaman vereceğinizi, ne zaman
özelleştireceğinizi, Türkiye'nin sosyal şartları, Türkiye'nin ekonomik
şartları, Türkiye'nin güvenlik şartları ve ulusal şartları göz önünde
bulundurularak hangi kurumun ne zaman özelleştirileceği konusu
masaya yatırılmalıdır ve ayrı mülahaza edilmelidir. Ama,
"her şeyi satalım…" İyi, her şeyi satıyoruz, satalım. Borçlarımız
ne oluyor, artıyor mu eksiliyor mu? Artıyor, her geçen gün artıyor.
Her şeyi satıyoruz, gayrimenkul de satıyoruz, KİT'leri de satıyoruz,
cumhuriyetin ve milletin kazanımlarını satıyoruz; ama, bu millet,
artık, sata sata hiçbir yere ulaşamayacağının farkına varmıştır
ve bu noktadaki politikalar yeniden irdelenmeli ve yeniden masaya
yatırılmalıdır diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, görüşmeler tamamlanmıştır.
Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır,
hayırlı olmasını diliyorum.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, 5'inci
sırada yer alan, 15/11/2006 Tarihli ve 5556 Sayılı Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince
Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi
ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine
başlıyoruz.
5.- 15/11/2006 Tarihli ve 5556 Sayılı Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme
Tezkeresi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu
(1/1268) (S. Sayısı: 1276) (x) (xx)
BAŞKAN - Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Komisyon Raporu 1276 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Kanunun tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Bursa Milletvekili Mustafa Özyurt, AK Parti Grubu adına
Trabzon Milletvekili Aydın Dumanoğlu, Anavatan Partisi Grubu adına
Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir; şahısları adına, Kütahya Milletvekili
Alaettin Güven, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, Samsun Milletvekili
Haluk Koç, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan ve Hatay Milletvekili
Mehmet Eraslan.
İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Bursa
Milletvekili Mustafa Özyurt'a aittir.
Sayın Özyurt, buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz
1276 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun görüşlerini sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum.
Bu bağlamda, hepinizi, en içten saygılarımla selamlarım.
(x) 1276 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa
eklidir.
(xx) Kanun’un ilk
görüşmeleri 14/11/2006 tarihli 18'inci ve 15/11/2006 tarihli 19'uncu
birleşimlerde yapılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, bilebildiğim kadarıyla,
Parlamento tarihinde bir ilke imza atıyorsunuz ve şu anda bu ilke
tanıklık yapıyorsunuz. Çünkü, 15 yeni üniversitenin kurulması
hakkında, atanacak olan rektörler konusundaki kanunu, Parlamentomuzda,
tam dördüncü kez görüşüyoruz. Bu da, Hükûmetin, bu işte samimi olmadığını gösteren
en belirgin kanıt. Eğer, Hükûmet, gerçekten, Türkiye'de 15 tane yeni
üniversiteyi kurmak isteseydi, tam bir yıl önce Parlamentodan geçmiş
olan bu kanunla, önce Cumhurbaşkanından geri dönen, sonra Anayasa
Mahkemesinden geri gelen, sonra, tekrar, bir iki kelime cambazlığıyla
tekrar buraya gelen ve Cumhurbaşkanınca tekrar geri gönderilen bu
tasarıyı 4 kere görüşmezdik ve Hükûmet, sorun üretmez, çözüm üretir,
bir yol bulur ve bu üniversitelerin rektörlerinin şimdiye kadar
atanması için elinden gelen gayreti gösterirdi. Ama göstermemiştir.
Tam tersine, Hükûmet, her seferinde bir sorun çıkarmıştır karşınıza,
her seferinde bir sorun üretmiştir ve bugün de yine bir sorunla karşı
karşıyayız.
Değerli arkadaşlarım, az evvel söylediğim gibi,
tam kelimenin anlamıyla kelime cambazlığı yapılmaktadır. Bundan
önceki tasarılarda, hükûmet tasarısında "Başbakan ve Millî Eğitim
Bakanının önereceği kişiler arasından Cumhurbaşkanınca seçilir."
denilmişti -araya, YÖK çıkarıldığı için o tekrar, yeniden ele alındı-
YÖK devreye sokuldu, ama, bu sefer de -biraz sonra anlatacağım- yine
bir cambazlık yapılarak "YÖK'ü nasıl devre dışı bırakırız?",
bunun çok güzel projesini hazırladı arkadaşlar ve huzurunuza da
getirmiş bulunuyoruz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Yükseköğretim Kurulu
da dörtte 3 çoğunlukla uzlaşsın -1 arkadaşı- seçsin 6 kişiyi göndersin.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Sayın Başkanım, kusura
bakmayın, laf attığınız için söylüyorum, siz iktidarsınız, çözüm
üretirsiniz…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Ürettik işte!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - …sorun yaratmazsınız.
Siz, sorun yaratıyorsunuz. Sorun yaratmasanız, bu kanun tasarısı
4 defa bu Parlamentoya, 4 defa huzurlarınıza gelir mi? Yani elinizi
vicdanınıza koyun, söyleyin, deyin ki, biz sorun üretmiyoruz, çözüm
üretiyoruz deyin. Yapmayın!
Değerli arkadaşlarım, tartıştığımız teklifin,
yasanın 1'inci maddesi, yani bundan tam bir yıl önce, yaklaşık olarak
bir yıl önce burada görüştüğümüz tasarının 1'inci maddesi "Bu
Kanunla kurulan üniversitelerin kurucu rektörleri, iki yıl için,
Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanın önereceği üç isim arasından Cumhurbaşkanınca
atanır." kuralını getirmişti.
Anılan yasa, yeni kurulan üniversitelerin kurucu
rektör adaylarının Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanın önermesini,
üniversitenin bilimsel ve yönetsel özerkliğiyle bağdaşmadığı
için Yükseköğretim Kurulunu devre dışı bıraktığı için, Cumhurbaşkanınca,
önce geriye gönderildi ve burada tekrar görüştük.
Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanı bunu geri
gönderirken, daha önce Yükseköğretim Kanunu, yani, 2547 sayılı Kanun'un
bir maddesine dayanarak diyor ki: "Yükseköğretim Kurulunu
devre dışı bırakamazsınız." Bu, Anayasa maddesi, ayrıca onu
da söyleyeyim. Anayasa'ya göre de kesin hüküm olduğu için, rektör
atamalarında Yükseköğretim Kurulu devre dışı bırakılamaz. Ama,
buraya getirilen hükûmet tasarısında YÖK devre dışı bırakıldığı
için, Cumhurbaşkanı, tasarıyı geri göndermişlerdi.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Anayasa'nın hangi maddesine
göre?
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - 131 ve 130, evet...
Şimdi, arkadaşlar, Cumhurbaşkanının geri gönderme
gerekçesini eğer Sayın Arkadaşım okumuş olsaydı, 89 ve 104'üncü maddeleri
uyarınca, Cumhurbaşkanının gerekçesinde bunlar açıkça, uzun uzun
anlatılmıştı, oradan okuyabilirlerdi; ama, okumamışlar, ben kendilerine
söyleyeyim.
Değerli arkadaşlarım, bunun üzerine, bu tasarıyı,
burada tekrar konuştuk ve hiçbir değişiklik yapmadan gönderdik. Sayın
Cumhurbaşkanı onayladı ve arkasından, hem Sayın Cumhurbaşkanı hem
de biz Anayasa Mahkemesine götürdük. Anayasa Mahkemesi de bunun
böyle olmayacağını söyleyip, iptal etti ve iptal gerekçesi de önünüzdedir.
Bu sefer, Hükûmet, başka bir cambazlık düşündü, artık,
bunu Hükûmet tasarısı olarak getirmeyelim, dedi. Ne yapalım? Sayın
Millî Eğitim Komisyon Başkanının bir teklifi olarak karşımıza çıktı.
Bunu, daha evvel de söylemiştim burada: Bir üniversite öğretim üyesi
olarak, Sayın Millî Eğitim Komisyonu Başkanından… Üniversite özerkliğine,
bana göre, tam böyle bodoslama, karşısından bir darbe vurduğu için,
Sayın Cumhurbaşkanı, bu teklifi tekrar geriye gönderdi, yeniden
geriye gönderdi ve geriye gönderme gerekçesinde de, neden gönderdiğini,
niçin bu teklifin geçmemesi gerektiğini uzun uzun da anlattı arkadaşlar.
Şimdi, geri gönderme gerekçesinde, daha doğrusu;
buradan geçen teklifte, sanki, YÖK'ü işin içine katıyormuş gibi olsak
da, buraya, küçücük bir yerleştirme yapıldı. Denildi ki: Adayların
seçiminde Yükseköğretim Kurulunun dörtte 3 çoğunluk gibi, çok yüksek
oranda bir nitelikli çoğunluk istedi maddede. Bunun olamayacağını
ve bu dörtte 3 çoğunluğun kolay kolay sağlanamayacağını, Sayın
Millî Eğitim Bakanımız da biliyorlar, Sayın Komisyon Başkanımız da
biliyorlar. Bunun böyle olamayacağı bellidir.
METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) - Sabih Kanadoğlu öyle
söylemiyor.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Çünkü, Yükseköğretim
Kurulunun kompozisyonu bellidir arkadaşlar. Yükseköğretim Genel
Kurulunun kompozisyonu şöyledir: Üç yerden üye almaktadır. Birincisi
Cumhurbaşkanının atadığı 7 üye, ikincisi Üniversitelerarası Kurulun
atadığı 7 üye, üçüncüsü de hükûmetin atadığı 7 üyedir.
Bu koşullarda, hükûmet taraflısı olan, hükûmet tarafından
atanmış olan üyelerin hükûmet gibi hareket edeceklerini düşündü sayın
iktidar ve dediler ki: Nasıl olsa bunlar bir araya gelemezler ve bu
nitelikli çoğunluğu hiçbir zaman da bulamazlar.
İşte, işin cambazlık tarafı burası. Bu yapılınca…
Eğer, bir ay içinde, YÖK Genel Kurulu, rektör adaylarını belirleyip
de Cumhurbaşkanına sunamazsa otomatikman YÖK devre dışı kalacak
ve doğrudan doğruya Millî Eğitim Bakanı üç adayı Cumhurbaşkanının
önüne sunacaktır. Böylece, Yükseköğretim Kurulu bu işte devre dışı
bırakılmış oluyor. Bu, güzel bir cambazlık, tebrik ediyorum kendilerini;
hakikaten iyi bir cambazlık, iyi bir oyun.
Ama, yanıldıkları bir taraf var. Daha önce, Anayasa
Mahkemesi bu iptal gerekçesini gönderirken bunları uzun uzun anlattı
ve Yükseköğretim Kurulunun devre dışı kaldığı hiçbir yasanın geçerli
olamayacağını açıkça ortaya koydu. Siz, bütün buna rağmen, Yükseköğretim
Kurulunu devre dışı bırakarak bu işin geçeceğini zannediyorsunuz.
Yine geçmeyecektir. Buradan geçse de, biz, bu yasayı Anayasa Mahkemesine
götüreceğiz ve Anayasa Mahkemesi de bunu iptal edecek.
Şimdi, arkadaşlar, bu samimi ve içten dileğimi
söylüyorum: Hakikaten, Hükûmet, bu 15 üniversitenin kurulmasını
istemiyor. Gerçekten istemiyor. İstese, dediğim gibi, bir yıl içinde
arkadaşlar buna bir çözüm üretirdi. Ne kadro vermiş ne bütçeye yatırım
koymuş… Lafa geldiği zaman bütçede diyor ki: "Efendim, 500 milyar
koyduk." Arkadaşlar, 500 milyarla Ankara'da, İstanbul'da daire
alamıyorsunuz, nerede üniversite açacaksınız?
Hükûmetin istediği şu: Benim dediğim rektör olmazsa
o bütçedeki para, 500 milyar kalır, başınızın çaresine bakın, dersiniz.
Eğer benim dediğim rektör olursa ha, o zaman kesenin ağzını açarım. Bunu
açık söyleyin, niye saklıyorsunuz? Deyin ki, arkadaşlar, biz bu 15
üniversitenin açılmasını istemiyoruz.
Ben, size, şurada rakamlar vereyim. Arkadaşlar,
bunu, daha evvel bütçe müzakereleri sırasında da söyledim, ama,
üzülüyorum. Hitit Çorum Üniversitesi: 3.074 öğrencisi var, 6
fakültesi var, 11 meslek yüksekokulu var, 1 yüksekokulu var ve 4 tane
profesörü var, 6 tane doçenti var. Giresun'da,
1 tane profesör ve doçent yok.
HASAN
AYDIN (Giresun) - Var, var.
MUSTAFA
ÖZYURT (Devamla) - Neyle açıyorsunuz üniversiteyi sorarım size
ya? 1 tane profesör buluyorsunuz bir yerden, şuraya seni atıyorum
diyorsunuz, ondan sonra, tamam, profesör var diyorsunuz. Bununla
üniversite mi olur?
Eğer
iktidar samimi olsa arkadaşlar, önce şu kadroları tamamlar, der
ki, şuraya bu kadroyu veriyoruz, bu kadar buraya veriyoruz ve öğretim
üyelerini doldurduktan sonra der ki, tamam, biz bu üniversiteleri
açmak istiyoruz.
SALİH
KAPUSUZ (
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Hayır efendim, hayır
Sayın Başkanım.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Herhâlde!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Ama, iktidar karşı. Ben, bunun samimi olmadığına
inanıyorum. Eğer samimi olsa, açmak istese bu kadroları doldurur;
altyapısını yapar, ondan sonra da rektör atamasını da bu kadar sürüncemede
bırakmaz, bugüne kadar bu işi çözer. Çözmediniz. Çözmemenizin nedeni de samimi olmadığınızdandır,
onu söyleyeyim.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Samimi olmayan sizsiniz,
siz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Samimi olsanız arkadaşlar,
bir şeyi 4 kere buraya getirir misiniz? Düşünün bir, iktidar olarak.
Gelir, dersiniz ki, nedir hatamız, şunu çözelim, buna bir hâl çaresi
bulalım, bir çözüm bulalım. Öyle değil.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Çözümü ne? Size verelim,
siz çözün!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Evirip çevirip getiriyorsunuz
buraya, bunu getiriyorsunuz karşımıza arkadaşlar.
Ben burada, bu üniversitelerin -açılmayan- halkına
seslenmek istiyorum ve o üniversitelerde okuyan çocukların ailelerine
seslenmek istiyorum. Gerçekten, iktidar, oralarda üniversite açılmasını
istememektedir. İstese bu işi çözer, bu işi bugüne kadar bal gibi
bitirirdi, bitirmek istemiyor arkadaşlar.
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Yanlış...
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Yanlış, doğru, işte
şey ortada.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Şimdiye kadar nasıldı,
onu bir izah eder misiniz, şimdiye kadar üniversiteleri...
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Burdur Mehmet Âkif Ersoy
Üniversitesi kuruldu, tabelası asıldı, çalışıyor.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Arkadaşlar, bir yere
tabelayı asmakla üniversite kurulmaz. Ziraat fakültesinin tabelasını
söktünüz, yerine Burdur Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesi tabelasını
astınız. Bununla üniversite mi oldu diyorsunuz? 4 tane profesörü
var Burdur'un.
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - 11 bin tane öğrencisi
var.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Evet, 11 bin tane öğrencisi
var, doğru; ama, 4 tane profesörünüz var, 6 tane doçentiniz var. Bununla
mı üniversite oluyorsunuz? Öğrenciyi doldurmuşsunuz, ne olacak?
Öğrenciyi istediğiniz yere doldurun, eğitimi vermedikten sonra,
öğretimi vermedikten sonra, neresi bunun üniversite?
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Beyefendi, biz, üniversiteleri
kurduk, siz neyi konuşuyorsunuz?
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Efendim?..
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Üniversiteleri
kurduk.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Üniversiteyi kurdunuz,
ama, rektör atayamadınız, bir yıldır rektör atayamadınız.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Üniversiteler kuruldu.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Efendim, üniversite
kurulur, ama, rektör atamadıktan sonra üniversite, üniversite olmaz.
Hocanız yok.
ALİM TUNÇ (Uşak) - Var, var, hocamız var.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - 4 tane hocanız var.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Üniversite kurmak turşu
kurmaya benzemez.
MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) - Kurulan üniversitelerin
rektörlerini şimdiye kadar kim atıyordu ki, söyler misiniz?
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Değerli arkadaşlar,
lütfen bildiğiniz şeyleri söyleyin. Üniversite, rektörlerini,
üniversite öğretim üyelerini kendisi seçer, ondan sonra Yükseköğretim
Kuruluna gider ve onu da cumhurbaşkanı atar. Anayasa maddesi aynen
şöyle der.
MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) - O, eski üniversiteler
için, yeniler için böyle bir şey yok.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Hocam, sen anlat, bilen
de konuşuyor, bilmeyen de konuşuyor.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Efendim, üniversitenin
yenisi, eskisi olmaz, üniversite üniversitedir.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Hayır, bu çok açık.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Hiç öyle değil. Anayasa'nın
hiçbir maddesinde yeni üniversitede şöyle rektör seçilir, eskisinde
böyle seçilir diye bir madde yok.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Kurucu rektörü konuşuyoruz
Hocam.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Siz, canınızın istediğini
yapmak istiyorsunuz, keyfinizin istediği gibi...
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Rektörün nasıl atanacağını
konuşuyoruz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - ...istediğinizi yapmak
istiyorsunuz. İstediğiniz kadar söyleyin, kadrolaşmak istiyorsunuz,
kuşatmak istiyorsunuz, üniversiteleri kuşatmak istiyorsunuz.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Hayır, hayır...
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Çünkü, üniversite rektörü
benden olursa benim istediğimi yapar, benim istediğim genel sekreteri
atar, benim istediğim kadrolaşmayı yapar diyorsunuz. (AK Parti sıralarından
gürültüler)
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Hayır.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Gelin, şundan vazgeçin,
hiç değilse üniversiteyi serbest bırakın, üniversite özerk bir kurumdur.
Yarın, öbür gün bunları önünüze getirirler, koyarlar.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Özerkleştirmek istiyoruz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Ayrıca, şunu söyleyeyim:
Ben bir eski üniversite öğretim üyesiyim. Herhâlde, şu yaşadığımız,
4 defadır karşımıza gelen şunu, yarın, öbür gün, üniversite anlatılırken
veya parlamento tarihi anlatılırken söyleyecekler, diyecekler
ki: "AKP İktidarı döneminde, bir tasarı, bir teklif, iki kelime
öne, iki kelime arkaya alınarak, arkadaşlar, 4 kere Türkiye Büyük
Millet Meclisinin huzuruna getirilmiştir."
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Başka neyi söyleyecekler
Hocam?
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Bununla övünebilirsiniz,
bununla övünün.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Başka bir şey daha
söylenecek.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Bu kadar fuzuli işgal
ettiğinizle, bu kadar fuzuli bir iktidar olduğunuzla övünebilirsiniz.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Hocam, başka bir şey
daha söyleyecekler.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Muhalefetin, ne kadar…
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Müsaade ederseniz,
kürsü burası, canınız çektiği zaman, kalkar, gelir konuşursunuz. Ben
istediğimi söylerim burada.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Kürsüden doğruları
söyleyin, doğruları. Doğruları konuşun kürsüden, biz dinleriz sizi.
Çarpıtmayın her şeyi. Her şeyi çarpıtıyorsunuz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Hiçbir şeyi çarpıtmıyorum
arkadaşlar, hiçbir şeyi çarpıtmıyorum. Söyleyeyim…
BAŞKAN - Sayın Özyurt…
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Kastamonu: Bakın arkadaşlar,
7.089 öğrencisi var, 4 fakültesi var, 14 bölümü var, 3 meslek yüksekokulu
var; 2 tane profesörü var, 2… Rektör ve rektör yardımcısı atayamayacaksınız,
2 tane profesörü var.
Rize: 5.426 öğrenci, 5 fakülte, 14 bölüm, 1 yüksekokul,
3 meslek yüksekokulu, 2 profesör, 4 tane doçent. Bununla mı üniversite
yapacaksınız? Bu mu üniversite şeyiniz?
İçinizde üniversite okuyanlar vardır, çoğunluğunuz…
Bir ana bilim dalında, yani, eski deyimle, bir kürsüde en az 3-4 tane
profesör olur. Bir profesör izne gitse yerine koyacağınız adam yok.
Sayın Millî Eğitim Bakanı, buna da, kalksa, deseydi ki şurada:
"Ben şu kadar kadro verdim, işte, bu kadar altyapı açtım, üniversiteye
şu kadar para tahsis ettim, ama, üniversite açamadım." Bunu söyleyebilir
ve gerçekten, üniversite açılmamıştır. Kastamonu'daki Orman Fakültesinin
tabelası sökülmüş, üzerine "Kastamonu Üniversitesi" yazılmıştır.
Bununla üniversite olmaz. Yapmayın arkadaşlar, komik oluyoruz!
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Helal olsun, bir senedir engellediniz!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Ha, engelleyen sizsiniz,
biz engellemedik.
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Bir senedir engellediniz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Hayır… Biz, yasal yolu
seçtik ve bununla övünüyoruz. Biz, yasal, anayasal hakkımız neyse
onu kullanıyoruz. Siz, eğer, siz iktidar olsaydınız ve gerçekten üniversite
açılmasına taraftar olsaydınız, gelirdiniz, bizimle beraber bu
işi çözerdik. Hiç bunun için inatlaşmanıza gerek yok.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - İşte, el kaldırıyoruz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Bunu, ben değil arkadaşlar,
Türkiye'nin en çok satan gazetesinin baş yazarı söyledi. Bu bir inatlaşma
değil, bu bir kötü niyet. Yüzünüze karşı söyledi, isterseniz veririm.
Bu bir inatlaşma değil, bu bir kötü niyet, bu bir samimiyetsizlik. Üniversiteyle
oyun oynuyorsunuz, üniversiteyle alay ediyorsunuz "Böyle üniversite
kurduk." diye.
Bakın, bunlar, bir gün önünüze konur. Bir gün bunları
anlatırlar, derler ki… AKP İktidarının yapmış olduğu bu tasarının,
bu teklifin 4 kere buraya gelmesi, bana göre züldür, ayıptır. Bunu
çözerdik arkadaşlar ve dediğim gibi, şu saydığım 15 üniversitede
okuyan öğrenciler, aileleri ve o şehirdekiler sizden çözüm bekliyor.
Siz çözüm üretmiyorsunuz. Siz tıkanıklık yaratıyorsunuz. İşi çözmüyorsunuz,
hep sorun yaratıyorsunuz arkadaşlar…
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - CHP'li genel sekreter
atanınca oluyor değil mi!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Arkadaşlar, CHP'li genel
sekreter atıyor diye buradan laf atmak kolay. CHP'li genel sekreter
demiyorum ben size, üniversite rektörü atayın diyorum. Eğer, üniversite
rektörü ile üniversite genel sekreterini karıştırıyorsanız, size
söyleyecek bir şeyim yok. Üniversite genel sekreteri ayrıdır, üniversite
rektörü ayrıdır.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Bilmiyorduk, iyi ki, söylediniz!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Aferin, öğrendiğiniz
için kutluyorum sizi, tebrik ediyorum, hiç değilse bunu yapmışım. Size
bunu öğretebildiysem ne mutlu bana. Yıllardır, hiç değilse, ders anlatmaktan
bıkmıştım, şurada, birkaç kelimeyle size bir şey öğrettim. Kendimi
kutluyorum bu bakımdan, tebrik ediyorum!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Üniversite mezunu olmadığımız
için bilmiyoruz!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Arkadaşlar, gelin, bu
işi polemiğe dökmeyin. Bakın, dediğim gibi, bu işi polemiğe dökmeyin.
Gerçekten samimi olsanız, çözmek isteseniz çözersiniz.
Bakın, Yükseköğretim Kurulu 4 tane üniversitenin
rektörünü Cumhurbaşkanına sundu: Ordu, Tekirdağ, Düzce ve Uşak ve
bugünlerde, öğrendiğim kadarıyla -bugün veya dün- Burdur Mehmet
Âkif Üniversitesinin rektör adayı da Yükseköğretim Kurulundan Cumhurbaşkanının
onayına sunulmuştur.
Bakın, yavaş yavaş bu yolda yürüyor.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Anayasa'yı çiğniyor.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Anayasa'ya falan aykırı
değil arkadaşlar. Cumhurbaşkanı…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Anayasa'ya aykırı.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Hayır, efendim, Anayasa'ya
aykırı değildir. Cumhurbaşkanının yetkisi, üniversite rektörünü
seçmek ve atamaktır. Yalnızca atamak değil, yanlış düşünüyorsunuz.
Anayasa'yı açın, öyle yazar: "Üniversite rektörünü seçer ve
atar." Onun için, Cumhurbaşkanının önüne 2 tane aday getiremezsiniz.
Cumhurbaşkanının seçme hakkı vardır, onların arasından birini seçecektir
ve atayacaktır. O bakımdan…
FİKRET BADAZLI (Antalya) - En az oy alanı…
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Ve burada arkadaşlar,
getirip siyasi iktidarın ille bunun içine girmesinden ne amaç güdüyorsunuz,
onu anlamıyorum.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Siz niye giriyorsunuz?
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Arkadaşlar, bakın,
biz, 1946'da üniversite özerkliği geldiğinden beri, her zaman, üniversite
hocalarımız seçimle gelmiştir. Bir tek, 12 Eylülden sonra gelen dönemde
bir kesinti olmuştur ve onun arkasından hemen gelen dönemde hep seçimle
gelmiştir.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - En az oy alanlar gelmiştir.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - En az oy alır, en çok oy
alır, o ayrı; o, Cumhurbaşkanının hakkıdır, ona kimse bir şey söyleyemez,
o, devletin başıdır, en az olanı seçer veya en çok alanı seçer. Seçme
ve atama yetkisi onundur.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Seçim yapmadan atasın o
zaman.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - İster seçer ister seçmez,
ama, dediğim gibi, madem yasa ona bu hakkı vermiş, o da bunu kullanacaktır
değerli arkadaşlarım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Bitiriyorum Sayın
Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Özyurt, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Sayın Başkanım, kusura
bakmayın, arkadaşlar çok fazla polemiğe girdikleri için, ben de onları,
biraz bilgileri artsın istedim, bu konuda eksiklerini tamamlamalarını
istedim.
O bakımdan, ama, şu kadarını söyleyeyim: Bu gittiğiniz
yol yanlış bir yoldur, er veya geç, bu, Anayasa Mahkemesinden dönecektir.
Tekrar, bunu, burada görüşeceğiz. O zaman da eğer Sayın Grup Başkanım
bana izin verirse, bunu, beşinci defa karşınıza geldiğimde söyleyeceklerimi
söylerim.
Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür
ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Verdik gitti.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Ders bitti.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
AK Parti Grubu adına Trabzon Milletvekili Aydın
Dumanoğlu.
Sayın Dumanoğlu, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ AYDIN DUMANOĞLU (Trabzon)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurulunca 15/11/2006 günü kabul edilen 5556 Sayılı Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Kamu Mali Yönetimi
ve Kontrol Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun ve Anayasa'nın 89 ve 104'üncü maddeleri uyarınca
Cumhurbaşkanlığı makamınca bir daha görüşülmek üzere Meclise gönderilen
Yasa hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
Çok değerli arkadaşlar, Türkiye'de mutlaka üniversiteler
kurulması gerekir. Bundan sonra da yeni yeni üniversiteler kurulacaktır.
Şu anda, yeni kurulan üniversitelerle ülkemizde 68 tane üniversite
mevcuttur.
YAKUP KEPENEK (Ankara) - Devlet üniversitesi.
ALİ AYDIN DUMANOĞLU (Devamla) - Nüfusumuzun 73
milyon olduğunu düşünürsek 1 milyondan fazla insana, ülkemizde,
1 üniversite düşmektedir. Hâlbuki dünya ortalamasına baktığımız
zaman, dünyada her 500 bin kişiye ortalama 1 üniversite düşmektedir.
Avrupa Birliğinin ortalamasına baktığımız zaman ise, ortalama
olarak her 250 bin nüfusa 1 üniversite düşmektedir. Amacımız, Avrupa
Birliği standartlarına ulaşmak olduğuna göre, demek ki, ülkemizde,
Avrupa Birliği standartları için daha 300'e ulaşan sayıda üniversitelerin
açılması mutlaka gereklidir. Biraz sonra, bunların neden açılması
gerektiğini vurgulayacağım, yasaların içerisine girmeden önce.
Türkiye'de, görüldüğü gibi, 1 milyondan fazla insana
1 üniversite düşen üniversiteler sayesinde bizim üniversiteleşme
oranımızda da, gerek Avrupa Birliği açısından gerekse akademik yayınlar
açısından dünya standartları bakımından gerilikler vardır.
Bakın, Avrupa Birliğinde, Türkiye'deki üniversite
yaşında olan 5 milyondan fazla insanımız vardır. Hâlbuki, bu nüfusun
ise sadece ve sadece 1 milyon 900 bin kişisi üniversitelerde okumaktadır.
Dolayısıyla, bu oran ise yüzde 28'lerdedir örgün eğitimde. Hâlbuki,
çağdaş dünya normlarına baktığımız zaman, Amerika'da bu rakam yüzde
82, Avrupa Birliği ülkelerinde ise yüzde 55'in üzerindedir. Bir toplumda
üniversiteleşme oranı, o toplum içindeki dinamiklerin harekete
geçirildiği bir nokta olarak kabul edilmektedir. Onun için de, Türkiye'deki
üniversitelerin sayısının da mutlaka, mutlak surette artırılması
gerekmektedir.
Diğer yandan, yeni kurulan üniversitelerin uygun
bir eğitim biçiminde yönetilmesi dünyanın her tarafında da tartışılmaktadır.
Şunu açıkça görmekteyiz: Dünyada kurulmuş olan üniversitelerin
rektörleri ve yönetimi atama biçimi, daha doğrusu bizim de kanunumuzun
esasında oluşan bu sistem, dünya açısından ilgilendiğimiz zaman,
Anglosakson sistemlerinde, üniversite rektörlerinin, genellikle
atamayla geldiğini de görmekteyiz. Hatta, dünyanın sayılı ilk 200
üniversitesini değerlendirdiğimiz zaman, bu üniversitelerin tümüne,
rektörlerinin, atama yoluyla geldiğini de görmekteyiz.
Üniversitelerin görevlerinden bir tanesi, toplumun
bilimsel yapısını geliştirerek dünya standartlarına ulaşmak olduğuna
göre, ülkemiz açısından da bir değerlendirme yaparsak şunu görmekteyiz:
15 bin civarında olan senelik yayın, daha doğrusu 7.500 civarında
olan senelik yayın son dört sene içerisinde artarak 15 bin civarına
ulaştığı için de, Türkiye'deki eğitim, üniversitelerimizin düzeyi,
dünya standartları açısından, 25'lerden 19'uncu sıralara inmiştir.
Bu da, son dört yıl içerisindeki, bu iktidarın, belki araştırma ve geliştirmeye
yapmış olduğu yatırımların, 2002'ye göre tam 30 kat daha artırılmasından
kaynaklanmış olduğunu açık olarak ifade edebiliriz.
Şimdi, üniversiteler yeni kurulacağına göre,
sistemlerin de açık olarak belirtilmesi lazım. 1982'de çıkarılmış
olan 2547 sayılı Yasa'da, üniversitelerin rektörlerinin atanması
tamamen Cumhurbaşkanına bırakılmıştır ve 1982 Anayasası'nda da ve
1982'de çıkmış olan 2547 sayılı Yasa'da da, YÖK'e, hiçbir zaman yer verilmemiştir.
Dolayısıyla, üniversite rektörlerinin atanması, 1982'den 1992'ye
kadar, ülkemizde, tamamen Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılmıştır;
daha doğrusu, atamayla yapılmıştır. Bu, Anayasa'nın da amir emridir.
Şimdi, 1992'de çıkartılmış olan yeni bir düzenlemeyle
-daha doğrusu o gün, o sene kurulmuş olan 21 tane üniversite, ilk defa
kurulmuş olan üniversitelerdir- o yıl çıkartılan, 1992'de çıkartılmış
olan 3826 sayılı Yasa'yla, Üniversite Yasası'nda bir değişiklik yapılarak,
üniversite rektörlerinin, kurulmuş olan üniversite rektörlerinin,
mevcut rektörün daveti üzerine, üniversitedeki profesörler arasından,
üniversitedeki üyelerin, üniversite öğretim üyelerinin, en çok
oy alan 6 kişi YÖK'e gönderilmiş, YÖK bunu 3'e indirmiş, bu 3 kişi de
Cumhurbaşkanına giderek, bunların arasından, Cumhurbaşkanı, Anayasa'nın
130'uncu maddesine göre, 3 tane rektör adayından 1 tanesini seçerek,
atamıştır. Yeni kurulan üniversiteler için bir düzenleme yapılarak...
Çünkü, bu kural, mevcut ve gelişimini tamamlamış olan üniversiteler
için doğruydu; ancak, gelişmesini tamamlamamış olan üniversiteler
için yapılacak olan işlem şuydu: Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanca
seçilmiş olan 3 tane aday Cumhurbaşkanına gidiyor ve bunlardan 1 tanesini
de Cumhurbaşkanı atıyordu. Dolayısıyla bu işlem, 1992 yılından itibaren
günümüze kadar uygulanmış olan bir sistemdir ve hiçbir zaman, bu Yasa'nın
Anayasa'ya aykırılığı da tartışılmamıştır. Bu Yasa'yla, bugün Anayasa'ya
aykırı olduğu söylenen bu Yasa'yla, o gün 21 tane üniversite, daha
sonra 2 tane daha, yeni kurulmuş olan Gaziosmanpaşa Üniversitesi
ve Sakarya Üniversitelerinin de rektörleri aynı sistemle atanmıştır.
Dolayısıyla, 23 tane üniversite rektörü Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanın
önerisi üzerine, 3 aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilerek
atanmıştır ve bu üniversiteler bugün gelişmişler, hatta bugün kuracak
olduğumuz bu 15 tane üniversiteden bazıları o gelişmiş olan üniversitelerin,
o gün kurulan, 1992'de kurulmuş olan üniversitelerin bazı fakültelerini
de içerisine alacak şekilde kurulmaktadır. Daha doğrusu, bunların
doğurduğu yeni üniversiteler içerisindedir.
Değerli arkadaşlarım, üniversiteler için bir
gerçeği iyi bilmek lazım; o da şu: Üniversiteler kurulduğu sene gelişemezler,
gelişmesi de mümkün değildir. Türkiye'de ilk defa 1933'te İstanbul
Üniversitesi, 1946'da Ankara Üniversitesi ve 1948'de de İstanbul
Teknik Üniversitesi kurulmuştur. 1955'te de Karadeniz Teknik Üniversitesi
kurulmuştur.
Bakın, 1955'te Karadeniz Teknik Üniversitesi kurulurken,
bir tane bile öğretim üyesi yoktu. İstanbul Üniversitesinden, İstanbul
Teknik Üniversitesinden getirilen biri üniversitede rektörlük
yapmıştır, 9 tane de idari personeli vardı. İki sınıflı bir ilkokulda
90 tane öğrencisiyle başlamıştır ve bugün geldiği noktada 3 tane
üniversite doğurmuş ve öğrenci sayısı 47 bine ulaşmıştır. O gün, daha
sonra kurulmuş olan Hacettepe ve Orta Doğu Teknik Üniversitelerine,
hepimiz, bu ülkede "baraka üniversiteleri" dendiğini de
biliyoruz. Ama, o üniversitelerin hocaları da eksikti, binaları
da eksikti, öğretim üyeleri de eksikti. Ama, ne yazık ki, bugün, gündemimizde…
Her 2 üniversite de ülkemizin pırlanta müesseselerinden birer tanesidir.
Onun için, üniversitelerin gelişmesi akşamdan sabaha olan bir gelişme
değildir, en az iki neslin üniversite üzerinden geçmesi lazım ki,
akademik hayat, akademik erklik ve görüşler, akademik yapı olgunluğa
ulaşsın ve sistemine kavuşsun.
Bakın, 1955'te kurulmuş olan bu Karadeniz Teknik
Üniversitesinde şu anda 700'e yakın kadro vardır, ama, 1.000'den fazla
öğretim üyesi yetişerek başka üniversitelere gitmiştir. Bu, üniversitelerin
akademik eleman yetiştirmek için fonksiyonlarını ne şekilde gördüğüne
de tipik bir örnektir. Daha sonra, hemen akabinde kurulmuş olan Atatürk
Üniversitesinde de aynı yapının olduğunu görmekteyiz. Binlerce
öğretim üyesi Atatürk Üniversitesinden ayrılarak çeşitli üniversitelerde
hoca olmuşlardır.
Bakın, başka bir tipik örnek daha size vermek istiyorum.
1992 yılında kurulmuş olan üniversitelerde 7 tane orman fakültesi
vardı, 7 yeni orman fakültesi ve Türkiye'de de sadece 2 tane orman
fakültesi vardı, birisi İstanbul Üniversitesinde, bir tanesi de
Karadeniz Teknik Üniversitesinde. Bütün bu 7 tane fakültenin dekanları
ve diğer öğretim üyeleri, bu 2 tane fakültemizden ayrılarak o üniversitelere
gitmişlerdir. Memleketin bir köşesindeki hizmet öteki köşesindeki
kadar kutsal olduğuna inanıldığı için, bu arkadaşlarımız bu üniversitelere
gitmiştir.
Dolayısıyla, üniversitelerin kurulması hâlinde
hemen olgunluğa kavuşacak diye bir düşünceyi beslemek fevkalade
yanlıştır. Bundan sonra da, Türkiye'de, dediğim gibi, hiç değilse Avrupa
normları için 300'e ulaşan bir üniversite kurmamız lazım.
Bakın, şunu göz ardı edemeyiz: Değerli arkadaşlar,
bugün, ülkemizde, evet, 68 tane yeni üniversite vardır ve devletimizin
bunlara ayırmış olduğu bütçeden pay 6,6 milyar yeni Türk lirasıdır.
Bazılarımız şunu diyor: Üniversitelerimizin
imkânı yok. Ama, geriye dönüp şöyle bir değerlendirme yapalım. Üniversitelerde
yeterince yer olmadığı için, hemen hemen herkes çocuğunu üniversiteye
göndermeden önce kurslara göndermektedir. Acaba, bu kurslara, üniversitelerde
az yer var diye, bu üniversite sınavlarını kazanmak için halkın ödediği
para ne kadardır biliyor musunuz arkadaşlar? Tam 8 milyar yeni Türk
lirası, maksimum olarak. Minimum bazda, bu 2,5 milyar yeni Türk lirasıdır.
Ortalamasını alsak 5 milyar yeni Türk lirası eder ki, bu da, şu anda
devletimizin üniversitelere ayırmış olduğu paraya hemen hemen
denktir.
Bunların da ötesinde, 70 bine yakın Türk genci başka
ülkelerde eğitim öğretim almaktadır. Bunların da her birinin ortalama
olarak, eğer 20 bin dolar harcadığını minimum olarak düşünürsek, bu
da 1,4 milyar dolar yapar ve 2,2 milyar yeni Türk lirasıdır bu ve bunların
her ikisini toplarsak, gördüğünüz gibi, 7,5 milyar yeni Türk lirası
bir ödeme bu memleketten, vatandaşlardan üniversitedeki çocuklarına
eğitim öğretim yaptırmak için harcanmaktadır. Bu para, şu anda devletimizin
üniversitelere harcamış olduğu paradan daha fazladır. Bunu güzel
değerlendirdiği zaman, mutlaka, üniversitelerin sayısının artırılması
için de büyük bir kaynak oluşturacağı da muhakkaktır.
Diğer yandan değerli arkadaşlarım, acaba, mevcut
olan Yasa doğru mudur yanlış mıdır tartışması sürüp gidiyor. Bakın,
biz, bu olaya çözüm getirmek için daha önceden kullanılmış olan, kullanılagelen,
tam on dört yıldır kullanılagelen bir yasayla işlemlerimizi yürütmek
istedik, mevcut olan üniversitelere rektör atamak istedik. Ne yazık
ki, Anayasa Mahkemesinden "bu, Anayasa'ya aykırıdır" diye
döndü. Gerekçesi de, üniversitelerin planlanmasında esas görevi
yüklenmiş olan YÖK'ün bu işlem içerisine dâhil olmamasıdır.
Değerli arkadaşlar, dünya standartlarını bilirsek
sorunların çözülmesi çok basit. Söylemiş olduğum gibi, Anglosakson
sisteminde seçimle üniversite rektörleri atanmamaktadır. Bu üniversitelerde
özerklik yüzde yüz durumundadır, kıta Avrupa'sındaki üniversitelere
nazaran. Yani, seçimle rektör getirmiş olan üniversiteler karşılaştırıldığı
zaman, Anglosakson üniversiteleri, ki, üniversite rektörü atamayla
gelmektedir, özerklik yüzde yüz olarak kabul edilmektedir.
Dolayısıyla, burada seçim sistemi, evet, demokraside
bir sistemdir, ama mutlaka da doğru yol değildir. Eğer seçim mutlaka
doğru olsaydı, o zaman, genel müdürlerin, genel müdürlüklerde çalışan
işçiler tarafından atanması söz konusu olabilirdi, ama öyle bir
sistem yoktur. Önemli olan, seçici olan kurulun etkin olarak görev
yapmasıdır.
Değerli arkadaşlar, bizim burada getirmiş olduğumuz
düzenleme şudur: Yeni kurulan üniversitelerin rektörlerini,
adaylarını, 6 adayı YÖK belirleyecek -yalnız, bunu belirlerken
dörtte 3 çoğunluk gerekiyor- bir ay içerisinde bu adayları belirleyecek.
YÖK'ün belirlemiş olduğu 6 tane aday arasından, Millî Eğitim Bakanı
bunları 3'e indirecek ve bu 3 aday Cumhurbaşkanına gidip, Cumhurbaşkanı
tarafından, 3 taneden 1 tanesi seçilerek atanacak.
Burada itiraz edilen konu şu: Dörtte 3 çoğunluk
yasalara aykırıdır. Hangi yasaya aykırıdır? Bakın, 2547 sayılı
Yasa'nın 6'ncı maddesinde, YÖK'ün toplanması için 14 tane üyenin mevcut
olması gerekiyor, 21 tane üyeden 14 tanesi. Zaten, YÖK'ün yapısında,
hepinizin bildiği gibi, 7 tane üyeyi Cumhurbaşkanı, 7 tane üyeyi
Üniversitelerarası Kurul, 7 tane üyeyi de hükûmet atamaktadır. Ancak,
eğer Cumhurbaşkanının 7 tane atadığı üniversite rektörlükleri,
Üniversitelerarası Kurula üniversite rektörünün önerdiği adayı
seçtiğine göre, demek ki, Üniversitelerarası Kurulda seçilmiş
olan 14 tane aday üzerinde de Cumhurbaşkanının etkisi var demektir.
Dolayısıyla, 7-7-7'den oluşan bu yönetimin, demek ki siyasi iktidar
burada söz konusu olmasından ötürü, demek ki, üniversitelerin yönetiminde
mutlaka siyasi otorite etkisini göstermesi demektir. Bizim getirmiş
olduğumuz sistemde, YÖK 16 tane üyeyle karar vermesi gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, eğer bu yanlışsa, neden
biz, sadece ve sadece basit çoğunluğa tabi olarak, dayanarak seçimlerimizi
yapmıyoruz, atamaları yapmıyoruz veyahut da kararları vermiyoruz?
Biliyorsunuz, bu Mecliste, sadece salt çoğunluğun dışında, üçte 2
çoğunlukla da yapılacak olan işler vardır. İşlerin önemi bunu gerektirir.
Mesela, Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi; bazı durumlarda 330 milletvekili
gerekli. Demek, işlerin önemi nedeniyle bu miktarlar artırılabiliyor.
Değerli arkadaşlar, diğer bir konu, üniversite
rektörleri. Bakın, istenen üniversite rektörlerinin şu andaki gelişmiş
olan, kuruluşunu tamamlamış olan sistemler üniversitelerdeki gibi
seçmektir. Bunun da doğruluğu çok tartışılabilir. Değerli arkadaşlar,
bakın, üniversite rektörleri seçimi olduğu zaman bütün öğretim
üyelerini dolaşırlar. Üniversitelerde, normal büyüklükteki bir
üniversitede 130 tane makam vardır. Çoğu kere bu makamlar bu seçimlerde
söz konusu olur ve bazıları da üniversite rektörlerini aday belirleme
işleminde, bazıları, bakarsınız, 4 tane, 3 tane aday oyları almış,
geriye kalan 6 tane aday olması lazım, 3 tane de birer oy almış… Bunların
arasından kuralar çekilir, 3 tane birer oy almış aday da YÖK'e gider.
YÖK, isterse, bu 1 tane oy almış olan kişiyi, Cumhurbaşkanına, atanmak
ve seçilmek üzere gönderebilir. Bunun demokratik yanla, katılımcılıkla
ne ilişkisi var, ne ilgisi var? Bunu kabul etmek bile, bence, bir üniversite
sistemi için fevkalade yanlıştır.
Değerli arkadaşlar, bu sistem çıktığı zaman 2547
sayılı Yasa'nın yazılmasında çok etkili olan akademisyenler ve yöneticilerin
bir kısmı üniversitelerdeki görevinden ve YÖK'teki görevinden ayrılmışlardı,
bunu protesto etmek için. Bu, fevkalade yanlış bir yoldur. Seçim ya
üniversitede başlar ve biter veyahut da bitmez, atama yapılır. Dünyanın
hiçbir tarafında üniversite rektörlük seçimi diye 6 tane adayın
üniversite öğretim üyeleri tarafından belirlenip YÖK'e gönderildiği
hiçbir sistem yoktur. Ya atamayla gelmiştir yahut da seçim orada bitmiştir.
Onun için, dolayısıyla, bu sistemi benimsemek fevkalade yanlıştır.
Diğer bir kurul, YÖK'teki adaylar…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Dumanoğlu, konuşmanızı tamamlar
mısınız.
Buyurun lütfen.
ALİ AYDIN DUMANOĞLU (Devamla) - …YÖK Yönetim Kurulunu
oluşturmuş olan kişiler devlet tarafından seçilmiş olan, gerek Cumhurbaşkanı
gerek Üniversitelerarası Kurul gerekse de Hükûmet tarafından seçilmiş
olan kişiler. Bunların görevi YÖK Yönetim Kurulu toplantılarına
katılmaktır. Ben, bunları… Daha az insanla katılma yapmak fevkalade
yanlıştır. Bunun görevi budur, görevlilerine bu verilmiştir. Dolayısıyla,
daha az adamla toplantı yapılsın… 14 kişiyle toplantı yapılıp 7 kişinin
oyuyla kararların verilmesi kadar yanlış bir şey yoktur. Bu yanlış
olduğu için de, bakın, 22 tane üniversite rektörünün -eğer gazetedeki
bilgiler yanlış değilse, düzenlenmemişse- uluslararası düzeyde
bir tek bile yayını olmayan kişiler rektör olarak atanmıştır. Bilim
üreten kurumların başına sıfır yayını olan kişiler atanamaz, atanmamalıdır.
Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Anavatan Partisi Grubu adına, Iğdır Milletvekili
Dursun Akdemir.
Sayın Akdemir, buyurun efendim. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA DURSUN AKDEMİR (Iğdır)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1276 sıra
sayılı 15/11/2006 Tarihli ve 5556 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince
Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi
ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu üzerinde
Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle,
yüce heyetinizi ve milletimizi şahsım ve Anavatan Partisi Grubu
adına saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bugün burada
görüştüğümüz yasa nedir, bir hikâyesine dönecek olursak; bir yıldan
fazla bir zamanı 15 yeni kurulan üniversiteye rektör atamak üzere
bu Meclis harcadı, Cumhurbaşkanlığı mesai harcadı, Anayasa Mahkemesi
mesai harcadı, komisyonlarda bu kadar zaman harcandı. Acaba bu yasa
neydi?
30/12/2005 tarihinde ve 5447 sayı ile 15 yeni üniversite
kurulmasıyla ilgili Kanun'un 1'inci geçici maddesinde kurucu rektör
atamasının Millî Eğitim Bakanı ve Başbakan tarafından Cumhurbaşkanına
önerilmesi ve 1 öğretim üyesinin, profesörün rektör ataması konusu
idi. 3 kişiden 1'ini Cumhurbaşkanı seçecekti. Bu yasa bu şekilde getirilince,
baştan karşı olunmuş muhalefet olarak, bunun böyle getirilmesinin
sonuç vermeyeceği söylenmişti ve nitekim tam on üç ay oldu, bu konuyu
çözemedik.
Bir kez daha görüşülmek üzere Cumhurbaşkanımız
geriye gönderdi Türkiye Büyük Millet Meclisine. Kanunun, üniversite
rektörlerinin hükûmet tarafından belirlenecek adaylar arasından
Cumhurbaşkanınca atanmasını düzenleyen geçici 1'inci maddesini,
Cumhurbaşkanımız Anayasa'ya aykırı buldu ve Meclise geri gönderdi.
Yüce Meclis de AK Partinin çoğunluğuyla, iktidar gücüne güvenerek
Anayasa'yı, Cumhurbaşkanını ve muhalefeti dikkate almadan aynen
geri gönderdi, 1/3/2006 tarihinde geri göndermiş oldu.
Değerli arkadaşlar, bu kadar uyarı var, Cumhurbaşkanı
uyarıyor ve "Anayasa'ya aykırı" diyor. Cumhurbaşkanımız,
bahse konu düzenlemede Anayasa'ya aykırılığı açıkça gördüğü için
Anayasa Mahkemesine dava açtı ve açılan dava üzerine Anayasa Mahkemesi
de 17/5/2006 tarihinde iptal etti. Biz, Anayasa Mahkemesinin bu yasayı
iptal edeceğini düşündüğümüz, bildiğimiz için ve daha önce Cumhurbaşkanının
geriye gönderdiği sırada, Mecliste görüşüldüğü sırada öneride
bulunduk ve o zaman önerdiğimiz an rektör atamasıyla ilgili konu
şuydu: YÖK, 6 profesör tespit eder, Millî Eğitim Bakanına bildirir,
Başbakan ya da Millî Eğitim Bakanı 3 tanesini seçer -ki, hükûmettir,
Millî Eğitim Bakanı da seçebilir Başbakan adına- Cumhurbaşkanına
bildirir ve Cumhurbaşkanı da bu 3 kişiden birisini atardı. Biz, bunu,
taa bir yıl önce, on bir ay önce söyledik, fakat, dikkate alınmadı. Anayasa
Mahkemesi iptal etmeden önce, ben, bir kanun teklifi verdim
05/04/2006'da -bu demin anlatmaya çalıştığım kanun teklifini de, Anayasa
Mahkemesi iptal edecek- Hükûmeti uyarmak ve bir çözüm getirmek içindi.
Maalesef, dikkate alınmadı, Anayasa Mahkemesi iptal etti, Hükûmetin
inatlaşması devam etti. Bu inatlaşma sonucunda, Anayasa Mahkemesinin
vermiş olduğu bu kararın sonucunda, 05/11/2006 tarihinde ve 5556 sayıyla
bir yasa çıkarıldı, yani, yaklaşık olarak iki buçuk ay kadar önce.
Bu Kanun'da getirilen durum neydi? Aynen şöyle,
maddeden: "Bu Kanunla kurulan üniversitelerin kurucu rektörleri,
iki yıllığına Yükseköğretim Genel Kurulu tarafından, bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde üye tam sayısının
¾ çoğunluğuyla belirlenecek profesör adaydan; Millî Eğitim Bakanınca
onbeş gün içinde seçilerek Cumhurbaşkanına üç aday bildirilir ve
Cumhurbaşkanınca bunlar arasından birisi seçilir. Yükseköğretim
Genel Kurulunca aday belirleme işlemi bir ay içinde sonuçlandırılamadığı
takdirde Millî Eğitim Bakanı tarafından belirlenecek üç kurucu
rektör adayı Cumhurbaşkanına sunulur."
İşte, tam burada sıkıntı var. Bir ay içerisinde
bunun gerçekleştirilemeyeceği kesin, daha önce söylenmişti ve
dolayısıyla, gerçekleşmeyecek bir şeyin üzerinde ısrar edildi, geçildi.
Hatta, ben, o zamanki konuşmamda, Sayın Komisyon Başkanı Tayyar Altıkulaç'a
hatırlatmıştım ve Millî Eğitim Bakanımıza hatırlatmıştım.
Verdiğimiz kanun teklifinde 6 üyeyi, biz, zaten
o zaman önermiştik; neden dikkate almadınız? Ve o zaman Kanun görüşülürken,
şu anda bile görüşülürken çözüm getirecek bir kanun teklifi üzerinde
durulmuyor. Yine, aynı şekilde hiçbir değişiklik yapılmadan komisyondan
geçirildi ve önümüze getirildi.
Bu değişiklikle biz neleri düşünmüştük? Yükseköğretim
Kurulunun tespit edeceği 6 aday arasından Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanın
uygun bulduğu 3 tanesi seçiliyor ve bunun birisi Cumhurbaşkanınca
rektör yapılıyordu kurucu rektör olarak. Bu, Yükseköğretim Kurulu
tarafından belirlenen aday seçiminde, daha önce kamuoyunda ya da
üniversitelerde keyfîlikle aday tespiti yapılıyor şeklindeki tenkitleri
ortadan kaldırmak ve tarafsız bir yaklaşımı hâkim kılmak içindi bu
önerimiz. Yeni kurulan üniversitelerin oluşumunda özellikle emeği
bulunan ve ilgili birimleri yeterince tanıyan kurucu üniversitenin
kadrolu öğretim üyeleri arasından seçilmesi önerilmişti.
Buradaki amaç şuydu: Kurucu üniversiteler eğer
yeni kurulan bir üniversitenin fakülte, yüksekokul ya da enstitülerini
kurmuşsa, kurucu üniversitenin öğretim üyelerinin rektör olmuş
olması, kurumu daha iyi tanıdığından, kısa sürede bu üniversitenin
gelişimi gerçekleşir ve eksikleri tamamlanır şeklinde kanun teklifimizde
gerekçeleriyle vardı.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, kanımca,
yeni kurulan üniversiteler ile toplumda ekonomik, sosyal, kültürel
hakların gelişimini amaç edinen ve bunun gerçekleştirilmesi bakımından
topluma karşı sorumlu olan siyasetin -iktidarı burada kastetmek
istiyorum- kurucu rektörlerin belirlenmesinde devre dışı bırakılması
doğru değildir.
Değerli arkadaşlarım, bu cümleme dikkat ederseniz,
buradan şunu vurgulamak istiyorum: Demokratik bir sistem içerisinde
seçimle başa gelen bir hükûmetin hakkı olmalı. İşte, hakkı olmalı
nerede? O nedenle, muhalefet milletvekili olarak benim önerdiğim
yasada diyordum ki: YÖK tespit eder, Millî Eğitim Bakanlığına bildirir.
YÖK'ün tespit etmesi, ya kendisi tespit eder ya da kurucu üniversite
öğretim üyeleri arasından o üniversite tespit eder. İşte, burada
Millî Eğitim Bakanına bildirmesi, üniversitenin tespit ettiği 6
adaydan 3'ünü Millî Eğitim Bakanının seçmesi uygun olmaz mı? Neden
kendi kurduğumuz, şimdiye kadar bugünlere gelen üniversitelerimizin
seçeceği adayları Millî Eğitim Bakanı kabul etmesin? Biz, bundan yanayız.
Anavatan Partisi olarak görüşümüz, siyasetin, sorumluluk altına
giriyorsa, üniversitelerin rektörlerinin atamasında bu şekilde
devre dışına bırakılmaması, devre içine alınması gerektiğini
vurgulamak üzere bu örneği burada verdim.
Ama, Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
şimdiye kadar, bu kurulan 15 üniversiteye rektör atama konusunda
gördüm ki, iktidar kafasına koyduğu bir şeyi yapmaya çalışıyor. Doğru
ya da yanlış olarak değil, yanlış olan şeyde de ısrar ediyor, çünkü daha
önce kendisi teklif etmişti, ilk kanunda diyordu ki: Başbakan,
Millî Eğitim Bakanı, 3 tanesini YÖK'e bildirir. YÖK Cumhurbaşkanına
bildirir, oradan atanır. Öyle bir teklif getirilmişti, geri çekildi.
Önergeyle Sayın Tayyar Altıkulaç'ın getirmiş olduğu, şu anda tartıştığımız
kanun geldi, o getirilen teklifi değiştirdi. Dolayısıyla, siyaset
gene kendi elinizde devre dışı ediliyordu. Halbuki demokratik ülkelerde
siyaset sorumluluk altında ise, herhangi bir kuruma bütçesinden
ayırdığı bir mali kaynağın o kurumlar kanalıyla ya da iktidar kanalıyla
ya da devletin herhangi bir kurulu kanalıyla denetlenmesi gerekir.
Verilen paralar nereye gitti? Amaca uygun kullanıldı mı? Ülkenin
geleceğine bir gelecek yatırımı oldu mu?
Değerli arkadaşlar, biraz önce konuşan AKP sözcüsü
Değerli Hocamız da burada üniversite sayılarının yetersiz olduğundan
söz ettiler. Ben daha önceki konuşmamda aynı şekilde söz etmiş, bugün
Amerika Birleşik Devletleri'ni göz önünde bulundursanız 3 bin ila 4
bin üniversite olduğunu söylemiştik ve Türkiye'nin de bu rakamlar
göz önünde bulundurulacak olursa 300 ila 400 üniversiteye sahip olması
gerektiğini vurgulamıştık, ama nerede! Dört yıldır iktidardasınız,
üniversite öğretim üyesi sayısını artırmak için hangi gayreti gösterdiniz?
Gösterilmedi.
Bugün 30 binin üzerinde, Türkiye'de, öğretim üyesi
var. 2010 yılında ihtiyacımız tam 50 binin üzerindedir. 2015 yılında
bu ihtiyaç 75 bine yaklaşıyor. Eğer Avrupa Birliğine girecek ve Avrupa
Birliği düzeyinde ülkenin üniversiter yapısını geliştireceksek,
bu sayıya ihtiyacımız var.
Şu anda acaba genç kadro kaç tanedir? Doçent veya
profesör adayı ya da yardımcı doçent adayı kaç tane doktoralı üniversite
öğretim üyesi adayı var? Sayı yeterli değildir. Tabii, bu sayıların
bir an önce karşılanması gerekir, ama, buna rağmen 15 üniversitenin
kuruluşunda biz de muhalefet olarak destek verdik. Hatta, kurulmuş
olan bu 15 üniversitenin 2'si benim verdiğim kanun teklifiyle kurulmuştur,
ama, siz iktidar olarak, bir yılda 15 rektörü atayamadınız ve atayacak
yasayı çıkaramadınız. Bu nedenle, buradan, Türk milletine AKP'yi
şikâyet ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bu bilimsel özerklik konusu
-Anayasa Mahkemesinin gerekçesinde ileri sürdüğü- gerçekten üzerinde
durulması gereken bir konudur. Üniversite, gerçek anlamda fikirlerin
hür ve serbestçe tartışıldığı, hatta, aykırı fikirlerin ortaya
atılarak, doğruları bulmak üzere fikir çatışmalarının yaratılması
gereken, fikir fırtınalarının yaratılması gereken ortamdır,
ama, bugün üniversitelerde emir komuta zinciri içerisinde bazı işler
gidiyor.
YÖK Yasası'nın tenkit edilecek yanı çoktur ve değiştirilmesi
için AK Parti olarak siz seçim meydanlarında söz vermiştiniz, YÖK'te
reform yapacaktınız. Ama, maalesef, geldiniz, çalışmaya başladınız,
aradan dört yıl geçti, değil üniversitede reform yapmak, yeni üniversite
-yasası- kurabilmek, 15 üniversiteye rektör atama konusunda tıkandınız.
Bunu, kamuoyuna, halka nasıl anlatırsınız?
O nedenle, muhalefetin de sivil toplum örgütlerinin
de, Türkiye Cumhuriyetinin Anayasa'sını da ve Cumhurbaşkanının
da uyarılarını dikkate almak ve yanlışta ısrar etmemek gerekiyor.
Bugün, burada, sayısal çoğunluğunuzla, baştan beri yanlış olarak
üzerinde ısrar ettiğiniz görüşte ısrar etmenizin anlamı yoktur. Gelin,
dörtte 3 çoğunluğu buradan kaldırdığınız anda, benim de vermiş olduğum
kanun teklifi de hemen hemen eş anlamdadır, sadece, ben, dört yıllık
bir süre önermiş oluyorum. Buradaki dört yıllık süreyi önermiş olmamın
nedeni de şudur: Kurulmakta olan bir kurum, gelişimini tamamlayabilmek
için, yöneticisinin sürekli olması gerekir. İki yıl süre içerisinde,
eksik bırakarak ayrılmak durumunda kalacak bir rektör, o dört yıllık
süreyi de ekleyelim, dörtte 3 oranındaki çoğunluğu ortadan kaldıralım
ve kurucu üniversitelerin öğretim üyeleri arasından da adaylar belirleyerek
bu rektörlerin atamasını sağlayalım.
Yani, zincir, halka güzel kurulmuş oluyor, üniversite
devreye giriyor, kuran üniversite. Hükûmet, siyasi sorumluluk almış,
ekonomik destek veriyor, üniversitelerin sayısını çoğaltmak zorunda,
öğretim üyelerinin sayısını yetiştirmek üzere üniversitelere
imkân, kaynak ayırmak zorunda. Burada, sorumluluk alan hükûmete de
YÖK'ün tespit ettiği 6 adaydan 3 tane seçme hakkını vermek, yiğidin
hakkını vermektir, hükûmetin hakkı da o olsun. Ama, Cumhurbaşkanımız
da bu seçilen 3 profesörün arasından 1 tanesini de kurucu rektör
olarak seçsin ve dört yıl kalsın başta. Böyle olunca, kurulmakta olan
üniversiteler gelişimini tamamlayacaktır ve tekrarlıyorum,
inatta fayda yoktur, inatta fazla direnmenin bu ülkeye fayda getirmeyeceği
kesindir.
Değerli arkadaşlar, burada, bilindiği gibi, bu
teklifte, kurulan 15 üniversitenin kurucu rektörlerinin -YÖK
dâhil edilmiş olsa da- karar almasını zorlaştıracak düzenlemeler
var içinde; bu dörtte 3 oranındaki oran. Sayın Hocam 3/4'ü savundu; az
katılım olarak seçim sağlanmış olacak, ama, burada, diğer taraftan,
muhalefet olarak ben de diyorum ki, Hükûmet, YÖK teşkilatlanmasında,
sayısıyla ağırlık denge kurarak atamayı engelleyecektir, dolayısıyla
iş askıda kalacak ve Millî Eğitim Bakanına dönecek, Millî Eğitim Bakanının
kararıyla atanmış olacak. Ee, burada da hakkaniyet olmuyor. O zaman,
siyaset tam anlamıyla üniversiteye hâkim olduğunda üniversitede
o özerk tartışma, hür tartışma, bilimsel araştırmayı ortaya çıkarma
özgürlüğü, serbestliği ve cesareti ortadan kalkmış oluyor. O nedenle,
bu önerinin dikkate alınmasını ben teklif etmek istiyorum.
Ayrıca, daha önemlisi, daha önce verdiğim bir
tekliften açıkça yararlandığı hâlde Hükûmet, Millî Eğitim Bakanı çıkıp
bu kürsüden açıkça demeli ki, böyle bir teklif vardı, Komisyon Başkanı
bize gönderdi, ama, biz bundan faydalandık ya da faydalanmadık. Bu
konuşmamda bir cevap bekliyorum Millî Eğitim Bakanından.
Zaman aşırı derecede kaybolmuştur. Hükûmet olarak,
dört yıllık iktidarınız döneminde zamanı iyi yönetemediniz. Zamanın
iyi yönetilememesi, ülkenin geleceğine hazırlık yapması gereken
genç neslin yetiştirilmesinde büyük eksikliğiniz nedeniyle, öğretim
üyesi açığının… Yeni kurulmakta olan üniversitelere yetmeyeceği
gibi, bundan sonra kurulması gereken, giderek sayıları artırılarak
kurulması gereken üniversitelere de hazırlık yapılmadığından,
bu eksiklik içerisinde, Hükûmet olarak başınızı elinizin arasına
koyup düşünmeniz gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğine girerken
önemli bir sorun olarak önümüzde duruyor. Yükseköğretim kurumlarının
özerkliği ve akademik özgürlük hakkındaki Lima Bildirgesi'ni burada
tekrar hatırlatmak istiyorum. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin
40'ıncı yıldönümünde Dünya Üniversite Servisi bir açıklama yaptı.
Bu açıklamada üniversite ve akademik kuruluşlar o ülke insanlarının
ekonomik, sosyal, kültürel, temel ve politik haklarının yaşama geçirilmesini
takip etmekle yükümlü kılınmıştır. Dolayısıyla, bu konunun çözüme
kavuşturulabilmesi için bir an önce, söylediğim anlamda getirdiğimiz
kanun teklifinin dikkate alınması… Çünkü, Cumhurbaşkanına giderse
tekrar Meclise geri gönderilecek ve zaman yine heba olacaktır.
O nedenle, getirmiş olduğum kanun teklifimin de
Yüce Meclis tarafından bu yasa teklifiyle beraber değerlendirilerek
yeniden gözden geçirilmesi ve zaman kaybının engellenmesi adına,
kanun teklifimin desteklenmesini yüce heyetinizden bekliyor,
Türk milletini ve yüce Meclisi, siz değerli milletvekillerini saygıyla
selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akdemir.
Şahsı adına Kütahya Milletvekili Alaettin Güven.
Sayın Güven, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - Sayın Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; 1276 sıra sayılı, Cumhurbaşkanınca
bir daha görüşülmek üzere geri gönderilen Yükseköğretim Kurumları
Teşkilat Kanunu ve Yükseköğretim Kanunu üzerine şahsi görüşlerimi
açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım;
üniversiteler, Orta Çağda, Doğu ve İslam dünyasında, daha sonra Batı'da
toplumsal gelişmenin, medeniyetin ve kültürün gelişmesinde önemli
görevler üstlenen kurumlar olagelmiştir. Üniversiteler, kurulmasıyla,
hem Doğu hem de Batı'da sosyal, ekonomik gelişmelerle beraber yeni
teknolojilerin ortaya çıkmasını, belli bir refah düzeyine ulaşılmasını,
keşifleri ve bilimsel devrimleri doğurmuştur.
Ülkemizde var olan üniversitelere ilave olarak
yeni üniversiteler kurulması, bilimsel ve teknolojik gelişme
için zorunluluktur. Yeni bir eğitim yuvası açılması, bu alana yatırım
yapılması geleceğe yapılacak en önemli yatırımdır.
Ülkemizde yeni üniversitelerin kurulması konusunda
herkes -iktidarıyla muhalefetiyle- ama herkes hemfikirdir; Türkiye'de
mevcut üniversite sayısının az olduğu ve mutlak surette yeni üniversiteler
açılması konusunda da birlik ve beraberlik içinde çalışmaktadır.
Ülkemizde 2006-2007 eğitim-öğretim yılında 68'i
devlet, 25'i vakıf olmak üzere 93 üniversite bulunmaktadır. Üniversitelerimizde
12 bine yaklaşan profesör, 6 bine yaklaşan doçent, 15 bine yaklaşan
yardımcı doçent olmak üzere 32 bin öğretim üyesi görev yapmaktadır.
Yine ülkemizde, 2006 yılında ÖSS sınavına giren
1 milyon 730 bin 850 gencimizin 1 milyon 327 bin 980'i açıkta kalmıştır.
Yani, her 100 öğrenciden sadece 4'ü üniversiteli olabilmiş. Üniversite
kapılarında yığılmayı ortadan kaldırabilmek için yeni üniversitelerin
kurulması kaçınılmaz olmuştur.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım;
üniversite, toplumun temel taşlarından biridir, en önemlilerindendir.
İnsan için beyin neyse, toplum için üniversite odur. Toplumun hafızası,
idraki, muhakemesi ve esası üniversitede doğar, üniversitede gelişir,
orada büyür ve orada beslenerek yaşar.
Zihnî hayatın biricik kaynağı olan üniversiteler,
düşüncenin yuvalandığı mekânlardır. Bilim olarak üniversitede doğan
zihin verileri, toplumun bütün katmanlarına düşünce olarak yayılır.
Üniversite, toplumda meydana gelen düşünceleri bilimin gelişmesi
için kültür alanı olarak kabul eder. Düşünürler, toplumu aşan, üniversitenin
de aşırı çekingenliği ve kuralcılığıyla hür ufuklarını bağlamayan
büyük yeteneklerdir. Üniversite, ihtisasla kişiliğin, ahlak ve
idealizmin, dünyayı bilip anlamanın ve yönetmenin yollarını arayanların
odağı olduğu gibi, geçmişten gelip geleceğe giden bin yıllık bilim
ocağı olma bilincinin mayalandığı bir yer olma özelliğindedir de,
hep öyle olmuştur.
Üniversitenin iç hürriyetini kaybetmemesi ve
yozlaşmaması için liyakatli ve ehliyetli öğretim görevlilerine
ihtiyaç vardır. Belki, bugün, üniversitenin en büyük açmazlarından
biri insan unsuruna dayalı kalite yoksulluğu olsa gerek. Üniversiteler,
her şeyden önce amacını iyi tespit etmelidir. Bunun için bir yandan
devletin ve toplumun ihtiyacı olan uzman kişileri yetiştirirken,
bir yandan da yetiştirenleri yetiştirmek, öbür yandan da bilim yapmak
üniversitelerimizin üç esaslı görevidir.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Türkiye, ülkemiz genç ve dinamik bir nüfusa sahiptir. Okul öncesi
ilk, orta, yüksek ve yaygın eğitimde 19 milyona yakın öğrencimiz
var. AK Partinin iktidarı boyunca en öncelikli meselesi hep eğitim
olmuştur, öyle olmaya devam edecektir, çünkü, adaletin, kalkınmanın
ve gelişmenin temelinde eğitim; haksızlığın, geri kalmışlığın temelinde
ise cehalet ve yanlış eğitim vardır. AK Parti İktidarının temel hedefleri
arasında olan insan merkezli, toplumun ihtiyaçlarına ve çağdaş uygarlık
gereklerine uygun eğitim sisteminin gerçekleşmesi yolunda büyük
ilerlemeler kaydedilmiştir. AK Parti, iktidarı boyunca genel bütçeden
en büyük payı Millî Eğitim Bakanlığına ayırmıştır. 2007 yılında bütçeden
Millî Eğitim Bakanlığına 21 milyar YTL, YÖK'e -Yükseköğretim Kurumuna-
6 milyar YTL ödenek ayrılmıştır. 1961-62 öğretim yılında 1.700 öğrenciye
öğrenim kredisi vermekteyken, bugün bu sayı 800 bine ulaşmıştır. Ayrıca
öğrencilerimizin iaşelerini ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere,
2002 yılında 45 YTL olan burs ve öğrenim kredisi aylık miktarı, 2007
yılında 150 YTL'ye yükseltilerek yüzde 233'lük bir artış sağlanmıştır
ve yeni kurulacak üniversitelere bu kanunla belirlenen şartlarda
yöneticilerin atanmasıyla eğitim ve öğretime büyük katkı sağlanacak
kanaatlerimi sizlerle paylaşırken, saygı ve selamlarımı iletiyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güven.
Şahsı adına ikinci konuşmacı Yozgat Milletvekili
Bekir Bozdağ.
Sayın Bozdağ, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz Sayın Cumhurbaşkanının
geri gönderme tezkeresi ve esasında da bu tezkerenin müstenidi
olan Anayasa Mahkemesi kararı üzerinde şahsi görüşlerimi açıklamak
üzere söz aldım.
Şimdi, Anayasa Mahkemesi kararı ve Sayın Cumhurbaşkanımızın
geri gönderme gerekçeleri birlikte incelendiği takdirde, ortada
Anayasa'ya aykırı bir yorumun, Anayasa'ya rağmen yapılmış bir değerlendirmenin
olduğu tartışmasızdır bence. Neden?
Bir: Yeni kurulan üniversitelerin kurucu rektörlerinin
atanmasıyla ilgili Anayasa'da hiçbir hüküm yoktur, hiçbir hüküm yoktur.
Peki, 2547 sayılı Yasa'da bir hüküm var mıdır? Orada da herhangi bir
hüküm yoktur. Anayasa'da olmayan bir hükme müsteniden böylesi bir
değerlendirmeyi Cumhurbaşkanlığının yapması veya Anayasa Mahkemesinin
değerlendirmesinde esas alması, Anayasa'nın 153'üncü maddesine aykırılık
da teşkil eder, Anayasa Mahkemesi açısından.
Bakın, Anayasa'nın 130'uncu maddesi diyor ki:
"Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri,
bunların atanmaları esas ve usulleri kanunla düzenlenir." Anayasa
bunu söylemiş mi? Arkasından, bununla kalmamış Anayasa Mahkemesi,
bakın, Anayasa Mahkemesi de diyor ki: "Yeni kurulan üniversitelerde
görevde bulunan rektörün söz konusu olmaması ve 2547 sayılı Yasa'nın
13'üncü maddesinde yer alan kurallar çerçevesinde rektör adaylarında
aranacak şartlar ve benzeri konularda maddi ve hukuki imkânsızlık
nedeniyle, bu konuda Meclis düzenleme yapabilir ise de…" diyor
ve bu boşluğu doldurmak için Meclisin düzenleme yapabileceğini
Anayasa Mahkemesi iptal kararında kabul etmiş. Peki, Anayasa'ya
bakıyorsunuz, Cumhurbaşkanının üniversitenin rektörlerini seçme
ve atama yetkisini düzenleyen hükmüne baktığınızda ve diğerleriyle
beraber değerlendirdiğinizde ne çıkıyor ortaya? Cumhurbaşkanının
seçme ve ataması dışında, Anayasa'da, rektörlerin, hem kurulmuş hem
de yeni kurulan üniversitelerin atamasıyla ilgili hiçbir hüküm
yok. Sadece 2547 sayılı Yasa var, oranın da 13'üncü maddesi var. Peki,
Anayasa ne diyor? Anayasa'nın ilgili maddesi diyor ki: "Kanunla
belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde atama işlemini… Cumhurbaşkanı
seçer ve gerçekleştirir." Peki, bunun arasında, YÖK'ün devrede
olduğu veya başka birilerinin devrede olduğu bir sistemden Anayasa
bahsediyor mu? Bahsetmiyor. Anayasa Mahkemesi bahsediyor mu? Bahsetmiyor.
Bu alan kime ait? Yasa koyucuya ait. Yasa koyucu bu takdir hakkını
kullanmış mı? Kullanmış ve yasayı düzenlemiş. Cumhurbaşkanının seçeceği
rektör adaylarının nasıl belirleneceğini düzenlemiş mi? Düzenlemiş.
Burada Anayasa'ya aykırılık var mı? Yok. Ne var? Anayasa'ya uyum var.
Peki, burada ikinci bir soru soruyorum, o da şu:
YÖK'ün devrede olmasını düzenleyen açık bir hüküm Anayasa'da var mı?
Zira, Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Bu boşluğu doldurmak yasa
koyucunun görevidir. Ancak bu boşluğu doldururken rektörlerin
atanmasıyla ilgili konuda YÖK'ün devre dışı bırakılması Anayasa'ya
aykırıdır." diyor, Anayasa Mahkemesinin kararı.
Ben şimdi Anayasa'yı okudum, ilgili bölümleri. Arıyorum,
arıyorum, nerede bu yazıyor? Hangi maddede yazıyor? Neresinde yazıyor?
Kurucu rektörlerin atamasında YÖK'ün devrede olmasını öngören
bir düzenleme var mı?
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Var.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Yok. Bakın, onu sadece
ben söylemiyorum, bu, Anayasa Mahkemesi kararında da söyleniyor.
Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Bu konuda her ne kadar Anayasa'da
bir hüküm yoksa da yasa koyucunun rektör atamasında YÖK'ü devre dışı
bırakması Anayasa'yla bağdaşmaz." Nereden çıkardık bunu? Bu yorumu
nereden çıkardık? Ona bakıyoruz, o yorum nereden çıkıyor? Anayasa'nın
bilimsel özerklikle ilgili düzenlemesinin içerisinden çıkarılıyor.
Diyor ki Anayasa: "Üniversiteler kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel
özerkliğe sahiptir." Bu bilimsel özerkliğin içerisinde de ne
vardır diyor Anayasa Mahkemesi? Rektörlerin atamasında YÖK'ün devrede
olması vardır diyor. Neden? Çünkü bu bunun gereğidir diyor.
Ben şimdi bakıyorum, nereden çıkarılıyor burada?
Bilimsel özerklik… Anayasa Mahkemesi ondan bahsediyor ama idari
özerklikten bahsetmiyor. Sayın Cumhurbaşkanının yorumunda da, Anayasa
Mahkemesinin yorumunda da idari özerklik var. Gerekçeyi okuyorum
1982 Anayasası'nın, orada yok. Maddeye bakıyorum, Anayasa maddelerine,
orada da yok. Şimdi, bakıyorum, buradan özerklik çıkarılıyor. Nasıl
çıkarılıyor, ben onu anlamadım.
1961 Anayasası'nın 120'nci maddesinde idari özerklik
var, 1982 Anayasası'nda yok. Unutulmuş mu? Değil, hayır. Yasa koyucu
böyle tercih etmiş. Arkasından yine Anayasa'nın ilgili maddesinde
diyor ki: "Üniversiteler devletin gözetim ve denetimi altında
faaliyette bulunur." Hem Anayasa bunu söyleyecek hem de siz, buradan,
kalkıp idari özerklik çıkaracaksınız; çıkmaz bu. Ha, ben idari özerklikten
yanayım; ama, yorumla, zorlamayla, Anayasa'yı tersinden okumayla
buradan idari özerklik çıkmaz.
Bilimsel özerkliğe bakmak lazım. Anayasa'da bilimsel
özerklik de yok. Ne var? Bilimsel özerkliğin adı var. Kendi var mı? Kendi
tatilde, yok. Şu anda da yok. Neden yok? Bakın, Anayasa ne yapmış: Yükseköğretim
Kurulunu kurmuş, üniversiteleri zapturapt altına almayı ona görev
vermiş. Yükseköğretim Kurulu karar veriyor; şurada ne olacak, burada
ne olacak, kim nasıl gelecek, kim nasıl gidecek, hangi kitaplar, hangi
müfredatlar nasıl okutulacak, nasıl seslendirilecek, bunların düzenini
yapıyor. Bir defa, hür ve gür bir ortamda bilimsel özerkliğin üniversitelerde
yaşadığını söylemenin imkânı yok. Daha geçenlerde, bir üniversitemizde,
bir profesör, kanaatini açıkladı diye işinden oldu. Siz, insanların
akademik geleceklerini ön kabullerle önlerseniz, sen benim arzu
ettiğim gibi değildir diye engellerseniz, güvenmezseniz, önünü
tıkarsanız, bilimsel özerkliği katledersiniz. Bugün, bizim gelip
bunu tartışmamız lazım. Bilimsel özerkliği üniversitelere verecek
sistemi biz nasıl kurarız, bunun üzerinde durmamız lazım. Ama, biz,
henüz Anayasa bilimsel özerkliği tam vermemiş, idari özerklik yok;
hem onun yanına idari özerkliği koyuyoruz, bilimsel özerkliğin içerisinde
de bunu çıkarıyoruz. Önce, bir, bilimsel özerkliği getirip koyalım.
Peki, ne var? Orada bir ilginç husus daha var, o da
şu: Deniliyor ki: "Üniversitenin, Yükseköğretim Kurulunun seçeceği
rektör adaylarını dörtte 3 çoğunlukla ataması Anayasa'ya aykırı. Bu,
işi güçleştirir, zorlaştırır, imkânsızlaştırır." Arkasından,
Sayın Cumhurbaşkanı da diyor ki: "Bu konudaki karar yeter sayısını
belirlemek her ne kadar yasa koyucunun takdirinde ise…" Anayasa'da
yer almayan birtakım genel hukuki kriterler koyarak, yasa koyucunun
takdir yetkisine müdahale ediyor. "Sen bunu takdir edemezsin."
Ya, biz şimdiye kadar ne diyoruz? Diyoruz ki, bunları, daha fazla insanlar
bir araya gelsin, seçsin, uzlaşsın, kaynaşsın, kötü mü olur? Şimdi,
Yükseköğretim Kurulunun üyelerini kim atıyor? Tamamını Cumhurbaşkanı
atıyor, tamamını. Bakanlar Kurulunun seçtiği üyeleri de Cumhurbaşkanı
onaylamazsa atamıyor. Orada bulunan üyelerin tamamı bu ülkenin
üniversitelerinde kariyer yapmış, bütün sınavları aşa aşa gelmiş,
alnının teriyle profesörlüğü, orayı hak etmiş insanlar. Siz, onların
bir kısmına güveneceksiniz, bir başkasına güvenmeyeceksiniz.
"Ben sana güvenmiyorum…" "Biz ve ötekiler…" Bu bakışı,
bizim, Anayasa yorumuna yansıtmamız, anayasal değerlendirmenin
içine koymamız yanlış. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Öte yandan, bakın, bir başka garabet: "Efendim,
Bakanın devrede olması yanlış…"
Yahu, bu Bakan kim? Türkiye Cumhuriyeti devletinin
bakanı değil mi Millî Eğitim Bakanı?
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Öbürü kim? Türkiye Cumhuriyeti
devletinin Başkanı.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Arada olmasının ne sakıncası
var? Diyor ki: "Böyle olursa üniversiteler siyasete terk edilmiş
olur."
Peki, değerli dostlarım, değerli arkadaşlar,
ben, yine, Anayasa'ya bakıyorum, döndüm okuyorum. Hepimizin okuması
lazım. Diyor ki… Bakanlar Kurulu Yükseköğretim Kuruluna üye atar
diyor mu? Diyor. 2547 sayılı Yasa da bunun nasıl olacağını düzenliyor
mu? Düzenliyor. Bakanlar Kurulu siyasi bir organizasyonun somut
şekli değil mi? Evet. O zaman Yükseköğretim Kuruluna üye atarken siyaset
karışmıyor mu? Karışıyor. Peki, neden bilimsel özerklik, idari
özerklik zedelenmiyor?
Öte yandan, ben, yine anlamadım. Bu Anayasa yine burada
duruyor, Anayasa Mahkemesi yine orada duruyor, Sayın Cumhurbaşkanımız
yine aynı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Bir daha oku… Bir daha oku…
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Bir daha oku… Bir daha
oku…
BAŞKAN - Sayın Bozdağ, mikrofon kapandı, 1 dakikalık
süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız lütfen, teşekkür ediniz.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - 1992 yılında 22 üniversite,
1995'te de başka üniversiteler kuruldu. O zaman DYP-SHP Hükûmeti vardı.
O zaman onları Millî Eğitim Bakanı, Başbakanın önerisiyle Sayın
Cumhurbaşkanı bu atamayı yaptığında bilimsel özerklik, idari özerklik
tatilde miydi? Anayasa tedavülden mi kalkmıştı? (AK Parti sıralarından
alkışlar) Cumhurbaşkanının veto yetkisi yok muydu? Neden onlar
atarken mübah, AK Parti böyle bir tasarruf yaptığı zaman mübah değil?
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Zihniyet farkı var.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakın, burada bir hususun
altını çizip, huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum. O da şu: Anayasa Mahkemesi
bu konuda karar verirken, verdiği kararda… Kararı eleştirme hakkım
var. Diyor ki Anayasa'nın 153'üncü maddesi: Anayasa Mahkemesi kararları
Resmî Gazete'de hemen yayımlanır, herkesi bağlar. Yasama, yürütme,
yargı, herkesi bağlar, amenna. Ama, Anayasa'nın 153'üncü maddesinin
ikinci fıkrası bir başka hüküm daha söylüyor, diyor ki: "Anayasa
Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya
bir hükmünü iptal ederken…"
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kabul edildi)
BAŞKAN - Sayın Bozdağ…
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bir cümle Sayın Başkanım,
son cümlem.
BAŞKAN - Buyurun, bir cümle.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Anlaşılsın diye, uygun
görürseniz.
"…kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya
yol açacak biçimde hüküm tesis edemez."
Bu karar, Anayasa Mahkemesinin kararı, kanun koyucu
gibi hareketle, Anayasa'da, rektör atamasında YÖK'ün devrede olmamasına
rağmen YÖK'ü devreye sokarak yeni bir uygulamaya esas teşkil edecek
şekilde verilmiş bir karardır, Anayasa'nın 153'üncü maddesindeki
belirlemeye ve sınırlamaya da aykırıdır.
BAŞKAN - Sayın Bozdağ, teşekkür edebilir miyim size.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Yapılan düzenleme Anayasa'ya
uygundur.
Hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bozdağ, teşekkür ederim.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birleşime
beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.01
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.06
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 48'inci Birleşimi'nin Dördüncü Oturumu'nu açıyorum.
1276 sıra sayılı Kanun'un görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi Kanun'un tümü üzerinde soru-cevap işlemi
yapacağız.
Sayın Ateş? Yok.
Kanun'un tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
1'inci maddeyi okutuyorum:
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNU, YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU,
KAMU MALÎ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU, TELSİZ KANUNU İLE 78 VE 190
SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI
HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN
Kanun No. 5556
Kabul Tarihi: 15/11/2006
MADDE 1- 1/3/2006 tarihli ve 5467 sayılı Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Kamu Malî Yönetimi
ve Kontrol Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78 ve 190 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun geçici 1
inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 1- Bu Kanunla kurulan üniversitelerin
kurucu rektörleri, iki yıllığına Yükseköğretim Genel Kurulu tarafından,
bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde üye
tam sayısının ¾ çoğunluğuyla belirlenecek altı profesör adaydan;
Millî Eğitim Bakanınca onbeş gün içinde seçilerek Cumhurbaşkanına
sunulan üç aday arasından Cumhurbaşkanınca seçilir ve atanır. Yükseköğretim
Genel Kurulunca aday belirleme işlemi bir ay içinde sonuçlandırılamadığı
takdirde Millî Eğitim Bakanı tarafından belirlenecek üç kurucu
rektör adayı Cumhurbaşkanına sunulur."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen Engin Altay, Sinop Milletvekili.
Sayın Altay, buyurun.
Sayın Altay, süreniz on dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bugün, çalışan gazetecilerimizin
günü ve bayramı. Bütün çalışan gazetecilerimizin, bu anlamlı gününü
kutluyor, başarılar diliyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ne acıdır
ki, cumhuriyetin Parlamentosunda, Atatürk'ün kurduğu, Ulusal Kurtuluş
Savaşı'mızı yöneten Parlamentoda Atatürk'e hakarete "kanaat
açıklamasıdır" diyebilen bir parlamenterle görev yapıyoruz.
Bundan üzüntü duyuyorum, hicap duyuyorum. Bunu, yüce heyetimize
üzüntüyle bildiriyorum. Bu memlekette Atatürk'e hakaret etmek
"kanaat açıklamasıdır" diye geçiştirilemez. Bunu, bu Parlamentonun
bir üyesi yapıyorsa, ona da bunu hiç yakıştıramıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yılan
hikâyesine dönen bir kanunu görüşüyoruz. Kanunu görüşmeden önce,
Hükûmetinizin ve Partinizin ısrarla inatlaştığı, artık birbirlerini
tanımama noktasına getirdiği Yükseköğretim Kuruluyla ilgili
de ben de bir iki şey söylemek istiyorum. Hepimizin bildiği gibi Yükseköğretim
Kurulu, 12 Eylül cuntasının getirdiği Anayasa'nın bir ürünüdür. Bir
vakıadır, doğrudur. Üniversitelerimizin bilimsel, akademik, yönetsel
özerkliğinin önünde bir büyük sıkıntıdır, doğrudur ve o günün şartlarında,
12 Eylül şartlarında, cici çocuklar yetiştirmek üzere, tek tip, prototip
insan yetiştirmek üzere tesis edilmiş bir kurumdur, doğrudur. Sayın
Doğramacı ve Sağlam dönemlerinde bu iklimi daha ağır hissedilen
Yükseköğretim Kurulu, Gürüz ve Teziç dönemlerinde bu iklimden her
ne kadar bir parça kurtulmaya çalışmışsa da, bu 12 Eylül ikliminden
Yükseköğretim Kurulunun bütünüyle kurtulduğunu söylemek mümkün
değildir.
Kişisel olarak şunu da söyleyeyim, bu cümlem kişiseldir,
Yükseköğretim Kurulunun Ankara Üniversitesiyle arasında yaşananları
ben, bir eğitimci olarak kabul edemiyorum, doğru bulmuyorum. Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ankara'nın ve Türkiye'nin referansıdır,
bir güzide kuruluştur. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığına,
geleneklere ve kurallara aykırı olarak yapılan atama kabul edilemez.
Yükseköğretim Kurulunun Ankara Üniversitesinin ve onun Tıp Fakültesinin
uyumlu iklimini bozmaya yetkisi olabilir, ama hakkı yoktur. YÖK'ün
tutumu karşısında üniversite camiasının, yüzlerce üniversite öğretim
üyesinin duyarlı tepkisini, YÖK üyelerinin bir an önce dikkate almasını
temenni ediyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Meclisimiz
30 Aralık 2005'te, burada, 15 ilimize yeni üniversite kazandırmaya
yönelik bir kanun çıkardı. 30 Aralık 2005, bugün 10 Ocak 2007. "Demirbank
hayırlı işler diler." diye bir reklam vardı, size de hayırlı işler!
Bir yıl on ay geçti ve bu yüce Parlamento ve onun içinden çıkmış Hükûmet,
siyasi irade, 15 yeni üniversiteye rektör atamak için hukuki bir süreç
ve yol bulamadı. Süreç ve yol bulmak şöyle dursun, bu Hükûmet ve AKP Grubu,
Anayasa'yla, anayasal kurumlarla inatlaşmayı ve didişmeyi sürdürdü.
Bu üniversiteleri kurarken getirdiğiniz şekilde "Hükûmetin
önereceği 3 aday arasından 1'ini Cumhurbaşkanı atasın." dediniz,
size dedik ki: Olmaz, yanlıştır, doğru değildir. Cumhurbaşkanı geri
gönderdi. İnadınızda ısrar ettiniz. Olayı bir hatırlayalım, unutan
arkadaşlarımız var, bir yılı aşkın bir olayı konuşuyoruz. Yeniden
ısrar ettiniz, gene olmaz dedik, Anayasa Mahkemesi duvarına çarptınız
ve hukuksuzluğunuzu kendiniz tescil ettiniz.
Daha sonra… Bu yaptıklarınız üniversitelerin
bilimsel ve yönetsel özerkliğine aykırıydı. Anayasa'da YÖK'le ilgili
bir tanımlama var. Biraz önce bir arkadaşımız Anayasa'yı öyle bir
yorumladı ki, bence tersten okudu. Anayasa böyle yorumlanmaz. Ve
inadınızı ısrarla sürdürdünüz. Bir kanun teklifi getirdiniz. Kanun
teklifini, burada yanlışlığını görüp, apar topar bir önergeyle değiştirdiniz
ve bu getirdiğiniz ilk kanun teklifi devlet protokolüne uymaz dedik,
neredeyse Millî Eğitim Bakanlığını YÖK'e bağlıyordunuz. Aynı oturum
içinde bu trajik yanlıştan döndünüz ve bu defa, çok etik olmayan, çok
ahlaki olmayan bir teklifle Meclisin huzuruna geldiniz: YÖK 6 adayı
belirleyecek dörtte 3 çoğunlukla ve Millî Eğitim bunu 3'e indirip
Köşk'e gönderecek. Hiç uymaz dedik, bunun adı şark kurnazlığıdır dedik,
gene dinlemediniz, gene gitti ve bu da Köşk'ten geri döndü.
Sayın milletvekilleri, 2547 sayılı Yükseköğretim
Yasası'nın 6'ncı maddesinin (b) fıkrasının son bendi genel kurul toplantı
yeter sayısının 14, kararların da katılanların oy çokluğuyla alınacağını
karara bağlamışken, siz burada -bir sürü de içinizde anayasacı
var, hukukçu var- kanuna aykırı kanun yapıyorsunuz. Bu getirdiğinizin
tam adı budur. Bu, kanuna aykırı kanundur. Böyle bir şey olmaz. Bu yanlıştır.
METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) - Kanuna aykırı kanun
olmaz.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, kanunsuz kanunla
önümüze geldiniz.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Kanunlar Anayasa'ya
aykırı olmaz.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Dörtte 3 çoğunlukla Yükseköğretim
Kurulunun aday belirlemesinin mümkün olmadığı bir realite. Bunu,
hiçbir şey olmazsa oradaki üye dağılımı bellidir. YÖK'ü tıkayacaksınız,
bir ay süre. Tehdit: İşine geliyorsa 16 kişiyle uzlaş, anlaş. Ee, yoksa?
Ben hallederim. Devlet yönetiminde böyle bir şey olabilir mi? Dünyanın
hangi ülkesinde anayasal kuruluşlar arasında böyle tilki kurnazlığıyla
iş görülür, iş götürülür? Bu ayıptır, ayıp! Bu ayıptır!
METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) - Sabih Kanadoğlu'na soracaksın
onu!
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, Türkiye'nin hangi
yüksek kurulunda, hangi özerk kurulunda dörtte 3 şartı var. Bu Kanun
geçen görüşülürken söyledim. Şimdi, bu Parlamento salt çoğunlukla
Cumhurbaşkanı seçecek ve bunu ısrarla, inatla savunuyorsunuz. Sonuçları
ayrı.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Bu inat değil,
azim!
ENGİN ALTAY (Devamla) - Sonuçları ayrı. Biliyoruz
azminizi! Niyetinizi de biliyoruz, merak etmeyin! Sonuçları ayrı.
MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Mardin) - Niyet okuyucusu
musun?
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, bu Parlamentoda…
Kim o "Niyet okuyucusu musun?" diyen? Kim
o?
BAŞKAN - Sayın Altay, lütfen…
MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Mardin) - Ben, ben.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Okuyayım mı şunları, okuyayım
mı?
BAŞKAN - Sayın Altay, lütfen… Sayın Altay… Sayın
Altay…
ENGİN ALTAY (Devamla) - Okuyayım mı? (AK Parti sıralarından
"oku, oku." sesleri)
BAŞKAN - Lütfen sayın milletvekilleri…
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, bu Parlamentoda
Türkiye'nin yedi yılına damgasını vuracak Cumhurbaşkanını salt
çoğunlukla seçeceksiniz, YÖK'e de diyeceksiniz ki: Dörtte 3'le seçiyorsan
seç. İnanın ahlaki değildir. Edep sınırlarının üzerindedir bu teklif
bu şekliyle.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Edep dersi mi vereceksin
burada!
ENGİN ALTAY (Devamla) - Evet, öyledir! Öyledir!
Öyledir!
Biz, burada, çok doğal olarak art niyet arıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Altay, bir saniye.
Sayın Altay, sizi Tüzük gereği temiz bir dille konuşmaya
davet ediyorum. Lütfen…
ENGİN ALTAY (Devamla) - Sayın Başkanım, burası
Meclisin kürsüsü. Elbette temiz bir dille konuştuğumu ben zannediyorum.
Bu Kanun etik değil diyorum.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Senin konuşman da
etik değil.
FATMA
ŞAHİN (
BAŞKAN
- Sayın Altay, Meclis kürsüsünde hakaret etme hakkı yok hiçbir sayın
milletvekilinin.
ENGİN
ALTAY (Devamla) - Ben bu Kanun'un etik olmadığını söylüyorum Sayın
Başkan. Bu benim düşüncem. Ben bunu burada söyleyemeyeceksem, Sinop
halkı beni buraya niye gönderdi? (AK Parti sıralarından gürültüler)
Böyle şey olur mu?
Şimdi,
bakın, hukukçu olmaya gerek yok…
BAŞKAN
- Sayın milletvekilleri, lütfen…
ENGİN
ALTAY (Devamla) - …bu Kanun'u buradan geçireceksiniz ve Anayasa
Mahkemesinden dönecek.
Geçen,
Sayın Komisyon Başkanım açıklamış, Meclisin dakikası şu kadar lira
diye, Sayın Altıkulaç. Yazık değil mi? Bir yıl on aydır, bir yıl on aydır
bu cumhuriyet, bu devlet, bu Hükûmet, bu Parlamento kurduğu 15 tane
üniversiteye rektör atamanın şeklini ortaya koyamadı. Bu, Parlamentonun
bir eksikliği değil midir? Çıkar kanunu, git hukuk duvarına çarp,
dön geri, inat, bir daha… Bu, doğru değildir. Demokrasi, bir uzlaşı
rejimidir, bir uzlaşı kültürüdür. Bunun tesis etmesi lazım. Bu inat niyedir! Yani,
sekiz yaşındaki çocuğa bu tasarıyı gösterseniz "hoş değil"
der. Dörtte 3 çoğunluklar, bilmem neler, bir aylık süre tahditleri…
Ee, olay bu. Getirdiğiniz budur. Bizim de bunu yememizi mi bekliyorsunuz?
Yani, bu ülkede hâlâ… Çok şükür, bu ülke hâlâ hukuk devletidir. Bu devletin
nitelikleri, yapısı, cumhuriyetin kurulduğu gün onu kuranların
düşündüğü gibidir ve şüphesiz, öyle de kalacaktır. Ama ben diyorum ki,
ben diyorum ki: Bu inada gerek yok. Bu işin doğrusu var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Altay, lütfen toparlar mısınız.
Buyurun.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Bu işin doğrusu bellidir.
Bu inada gerek yoktur. Ya Anayasa'nın 130 ve 131'inci maddelerini değiştirirsiniz
ve istediğiniz gibi bu işi dizayn edersiniz ya da bu Anayasa'ya uyacaksınız.
Bu ikisinin dışında başka bir seçeneğiniz yok, başka bir yolunuz
yok. Koskoca partinin, iktidar partisinin saygıdeğer milletvekillerisiniz
ve 15 il, üniversite kuruldu diye Aralık 2005'te sevinç naraları
atan 15 il halkı da sizden hukuka uygun bir iş yaparak bu işi düzeltmenizi
istiyor. Siz, güya 2005'te 15 üniversite kurdunuz, 2006'da da benim seçim
bölgem Sinop'un da dâhil olduğu 10 ilde daha üniversite kuracaktınız.
2006 bitti, 2007'den bir ayı bitirdik, siz kurduklarınıza rektör atayamadınız.
Bu doğru değildir.
AHMET YENİ (Samsun) - Atayacağız.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Sizi sağduyuya davet ediyorum,
aklınızı başınıza alın.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Altay.
Madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz
isteyen Hüseyin Güler, Mersin Milletvekili.
Sayın Güler, buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; Kanun üzerine
Anavatan Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, konuşulan şeye çok gerek de yok. Yaklaşık
bir yıl bir ay beceremediğiniz bir YÖK Kanunu'nun bir parçası olan 15
üniversiteye rektör atamasının, maalesef, sıkıntısını yaşıyoruz.
Şimdi, eğer bu ülkede 1,5 milyonun üzerinde, yaklaşık 1 milyon 800
bin öğrencinin yaşadığı sıkıntı da üniversiteler kapılarında dururken,
15 üniversiteyle hayallerini kurdurduğunuz o öğrencilere dayattığınız
bu sıkıntıyı anlamakta zorluk çekmiyoruz, çünkü, inadınız inat.
Biz de diyoruz ki: Bu ülkenin temel sorunu bu 15
üniversitenin rektörünü atamak değil. Asıl sorun, YÖK sorunu. Siz
de şikâyet ettiniz, ama, ne adım attınız? Orada dur. İşin şov kısmına gelince,
işin gösteriş kısmına gelince "varız" diyorsunuz. Bu ülkenin
temel sorunu, YÖK sorununun, tekrar, çağdaş ülkelere yakışacak,
demokratik bir üniversitenin alt yapısını yaratacak yeniden bir
YÖK reformu. Ama, YÖK'ün nasıl kurban edildiğini tarih unutmayacaktır.
Bu yüzden de, bilimsellikten uzak, özerklikten uzak, mali ve idari
özerklikten uzak bir üniversite yapısının 15 rektörünü atasanız ne
olacak, ne çözümlenir! Siz buraya lise açmıyorsunuz, buraya bakkal
dükkânı açmıyorsunuz. Eğer bu ülkede sistemle barışık ve sistemin
kendi özerk yapısı içerisinde sorunu çözmek ve uzlaşı kültürünü
dayatmaksa, buna saygı duyarız, biz de "evet" deriz Anavatan
olarak, ama, niyetiniz, amacınız üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek.
15 üniversitede, yakında da seçim süreci içerisinde, o gittiğiniz
bölgelerde üniversitelerini biz kurduk diye övüneceksiniz. Ama,
rektörlerin atanmamasının hesabını nasıl vereceksiniz? Tabii
ki, bu ülkede anlatacağınız çok şey de yok aslında. Sadece kullanacağınız
iki üç unsur var.
MEVLÜT AKGÜN (Karaman) - Oralar da…
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - İnanın yok. Sohbetini
yaparız hep beraber, kuliste de yaparız. Bu ülke, hesabını da sizden
soracak. Eğer YÖK reformunu bu ülkeye… Anayasa'yı değiştirecek bir
çoğunlukta olmanıza rağmen bu konuda bir tane samimi adımınızı
görmedi bu toplum. Bunların unutulacağını mı zannediyorsunuz?
Tabii ki niyetiniz, üniversitelerde, sadece,
sıradan, sorgulamayan, üretmeyen ve daha çok biat eden bir üniversite
yapısına sadece hizmet etmek. Ne olacak 15 üniversitenin rektörünü
atamakla? Kadrolaşacağınızı mı zannediyorsunuz? 15 üniversitede,
tabii ki, bugün sistem içerisinde niyetiniz kadrolaşmak. Hatta, bazen
bu işin dozunu da aşmış, parti devletine doğru yöneldiğinizin de
göstergesi ortada. Dışişleri Komisyonu…
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Hiç yakışmıyor vallahi
size.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Hatırlayın. Yok canım,
hatırlatacağım size. Hayır, hatırlatalım. Avrupa Birliğinin sürecini
siz kendi parti binanızda, genel merkezinizde yapmadınız mı? Neye
niyet? "Biz iktidar partisiyiz, istediğimiz yerde yaparız."
Niyet o.
Kısaca, sistemi germeye niyetiniz olmamalı.
Bu ülkenin uzlaşıya, sağduyuya ihtiyaç olduğu bir dönem. Önümüzde
Cumhurbaşkanlığı gibi bir seçim sürecinde sizin karşınızda da dayatmalar
var. Üçte 2 çoğunluk… Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Samimiyete
davet ediyoruz. Bir tarafta öyle, öbür tarafta "hayır, biz seçeriz"
derseniz, bu çelişkinizi kimseye anlatamazsınız. O zaman düzenin
gerginleşmesine bir vesile olursunuz. Bu ülkenin kaybedeceği ne
zamanı ne de maddi imkânı var. İşte, her şey ortada. Yapabildiğiniz
süreç belli. Üniversitelere, maddi anlamda, olanak dışı koşullar
içerisinde, sadece lise bazında eğitim sürecine katkıda bulunacaksınız,
ondan sonra üniversite deyip işin havasını atacaksınız. Yapmayın.
Bugün dünyadaki ilk 500 üniversite içerisinde
bir tane Türk üniversitesinin olmadığını biliyor musunuz?
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Biz biliyoruz.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Beş yıldır iktidardasınız,
bu konuda ne yaptınız? Mesele orada. İşe gelince, işin sorgulamasına…
Adres, iktidarsınız. Her alanda iktidarsınız. Bunu birilerinin
hatırlatması gerekmiyor. Türkiye'deki özerkliğin yapısını çözecekseniz
buyurun, Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğu verdi bu halk. Niye değerlendirmediniz?
YÖK'ü kaldırın, yeniden bir reform yapın… Oraya gelince durun. Çünkü,
kullanacağınız bir arka bahçe var. Seçim döneminde de onları kullanacaksınız.
Tabii ki, AK Partili yıllar kayıp yılları. Hepimiz
bundan bilinçaltımıza kazıdık. Türkiye'nin yaşadığı gerek üniversite
sorunları açısından bakıyoruz. 150 YTL'ye çıkarttığınız öğrenci
bursları. Peki harçları kaç paraya çıkarttığınızı hatırlatır mısınız?
Asgari ücretin, yoksulluğun, sefaletin ne olduğunu benden iyi bilirsiniz.
ALİM TUNÇ (Uşak) - Onun için de kredi veriyoruz.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - 150 YTL'yle kaç öğrenciye
kredi veriyorsunuz Sayın Alim Tunç, açıklar mısınız burada?
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - İsteyen her öğrenciye
harç kredisi veriyoruz.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Yapmayın ya!
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Harç kredisi isteyen
herkese veriliyor.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Ben size, bana başvuran,
üniversitede burs alamayan öğrencilerin listesini getiriyorum,
lütfen çözün. O zaman ben sizi yürekten alkışlayacağım. Listeler
var bizde. Liste var.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Her isteyen harç
kredisi alıyor.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Harç, tabii borçlanma,
harç. Türk'üm, doğruyum, borçluyum. Üniversite öğrencisini şimdiden
borçlandırın, doğru.
Amaç, arkadaşlar, sistemi tümünden aksayan yönleriyle…
Tabii ki üniversiteler de bundan payını almakta. Üniversite gerek
sanayi ve gerekse toplumsal sürecin içinde bir kopukluk dönemini
yaşıyor. Hepimiz hemfikiriz. Ama, bu konuda sizi sağduyuya, samimiyete
davet ettik. Beş yıl boyunca hiçbir adım, somut bir adım konusunda atmadınız.
Burada, hassas olan konular dâhil olmak üzere, en ufak bir sağlıklı,
ülkeyi huzura kavuşa… Ve aklın ve bilime hizmet edecek bir zemin yaratmadınız.
Ha, tabii ki 15 tane üniversitenin rektörü… Bu dördüncü konuşmamız,
dördüncü. Gene gelecek, o zaman da süreniz yetmeyecek arkadaşlar,
süreniz. Bir daha bu yasayı çıkarmaya süreniz yetmeyecek.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Siz olmayacaksınız,
ama milletvekilleri olacak.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Evet, biz Anavatan olarak,
üniversite öğrencileri başta olmak üzere YÖK'ün reformundan yanayız.
İkincisi: Üniversitenin temel olan sorunlarından
biri üniversitede sınavlarda ve özellikle üniversitedeki ÖSS sınavının
kaldırılmasından yanayız. Eğitimde eşitlik, rekabet ve verimliliğin
önünü açmak için varız Anavatan olarak. Ama, bu konuda da sizler AKP
olarak üniversite gençliğine verdiğiniz değer ortada. Bu konuda
net bir, somut bir adım atmadınız. Yurt sorunu had safhada, öğretim
elemanı sorunu had safhada. Allah aşkına sorar mısınız, göç yolunda
düzelir mantığından ne zaman kurtulacaksınız? Allah akıl vermiş,
fikir vermiş, birilerinin tecrübelerinden niye faydalanmıyorsunuz?
Göç yolunda düzelir, klasik bir mantık, ama sağlıklı bir mantık değil.
Buna rağmen yine de ders almıyorsunuz. Çünkü, dördüncü görüşmemiz.
Bu ülkede yargının, bu ülkede diğer kurumların varlığını göz ardı
ettiniz. "Biz Anayasa'yı değiştirecek çoğunluktayız, biz bildiğimizi
okuruz" masalına herhâlde kendiniz de inandınız, ama gördük ki,
bu kanun yine duvara toslayacak, yine toslayacak.
İşte, reform diye sattığınız kamuoyuna genel
sağlık sigortası ve özellikle genel sağlık sigortası konusunda
yaptığınız ortada yine. Ne oldu? İnanın, yargı size hizmet ediyor.
Eğer o aksaklıklar ortaya çıksa, halk, tüm çıplaklığıyla bu olumsuzlukları
daha net görecektir ve genel sağlık sigortasını da işte 1 Temmuza
kadar ertelediniz, onu da erteleyeceksiniz tekrar. Yani, yasayı
bile yaparken, sizlere direktifler verenler, sizlere görev verenler,
özellikle bürokrasi de dâhil olmak üzere, IMF de dâhil olmak üzere,
bunları dahi beceremediniz.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - "Beceremediniz"
değil "başaramadınız." Doğru Türkçe…
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Hayır, beceremediniz.
Başarı, bir bilgi ister, bir vizyon ister, bir iddia ister ve engel…
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Başaramadınız…
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Ne var engel, başaramayacağınız
engel? İktidarsınız arkadaşlar, iktidar. Önünüzde yasal engeller
varsa, burada zaten sağduyuyla yanınızdayız.
İkincisi: Avrupa Birliği, IMF ve dış güçler de
dâhil olmak üzere, hep yanınızdaydı. Ne oldu? Size burada binlerce
örneğini sayacağımız bir süreç var, ama, şu üniversite konusunda
yapamadınız ya da bilemiyorum, yüreğiniz mi yetmedi, yoksa birileri
talimat mı vermedi, yoksa hiç mi niyetiniz olmadı bu üniversite reformu
konusunda, YÖK reformu konusunda. Şuraya gelip dimdik duruş gösterseydiniz,
biz de sizin yanınızda olsaydık Anavatan olarak…
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Hep öyle dediğinizde,
sonradan boşa çıkıyor.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Evet, bir somut adım atın
da… Ondan sonra bu halkı germekten uzak durun. Yeniden kurumlar arası
bir gerginlik, Cumhurbaşkanlığı gerginliği… Bu halkı germeye ne ihtiyacınız
var arkadaşlar? Bu ülkenin sorunları yetmez mi? Avrupa Birliği sürecinde
duvara tosladınız, Kıbrıs konusunda -Kıbrıs burnumuz dibinde- ve
kader birlikteliği yaptığımız bir Kıbrıs konusunda yine duvara
tosladınız. Irak…
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Hangi duvara tosladık?
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - O duvar görünmez duvar
değil, o halkın duvarı; eni sonu size hatırlatacak, kendinize gelin
diyecek. O dört gözle merak ettiği seçim sandığını halk dört gözle
bekliyor.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Geçen seçimde tosladığınız…
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Geriye sayım başladı,
geriye sayım. Biz, Anavatan olarak, net olarak söyledik: Bu ülkenin
sağduyuya, akla, mantığa hizmet etmesi gereken bir parlamentoya
ihtiyaç var. Gerekirse özveriyle uzlaşıyla, gerekirse sağduyuyla
bu ülkenin tüm temel sorunlarında, inanıyoruz ki Anavatan olarak
biz üzerimize düşeni yapacağız.
Temel bir nokta da, YÖK reformu.
2) Üniversite sınavlarının kaldırılması.
3) Eğitimde eşitlik.
4) Rekabetin ve verimliliğin olduğu bir eğitim
anlayışı.
Sorarım size, Türkiye'de hâlâ üniversite gençliğinin
yarınlar hakkında neler düşündüğünü hiç merak ettiniz mi? Türkiye'nin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Güler, lütfen, toparlar mısınız.
Buyurun.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Üniversite gençliği
dediğimiz bizim gençliğimiz, en verimli, en avantajlı olduğumuz
gençlik bile, Türkiye için yarınlarında çok kere nadir ve yine dışarı
beyin göçü, yine dışarıda hayaller kurma ve siz AKP olarak bu hayalleri
kararttınız, ama, biz diyoruz ki Anavatan olarak, merak etmeyin, geriye
sayım başladı, AKP'den kurtuluş yılları, kurtuluş günü az, az kaldı.
Bu doğrultuda, bu heyecan ve inançla beraber halkın sağduyusu ortada.
İnanıyorum ki biz Anavatan olarak gerekeni yapacağız, halkın takdiriyle
karşı karşıya geleceğiz, ama, siz AKP'nin yüzde 70'i gelmeyeceksiniz.
Ondan hemfikirim, yüzde 70'i; ama, biz Anavatan olarak yüzde yüz geleceğiz.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Sizin gittiğiniz
yere gelmeyeceğiz, bu konuda endişeniz olmasın.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Ve bu ülkede net olarak
söylüyoruz, ülkenin sorunlarının çözümü çok kolay ve çözümsüz değil.
Lütfen ülkeyi germeyin ve bu kurumlar arası kavgadan medet ummayın.
Ülkenin sağduyuya ve hoşgörüye ihtiyaç olduğu bir dönemdir ve bu
doğrultuda, biz Anavatan olarak, her türlü yasal zeminde kamu yararına,
ülkemin menfaati doğrultusunda hizmet etmeye hazırız.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Rüya âleminde konuşuyorsun.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Hepinize saygılar sunarım.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güler.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Hasan Aydın,
Giresun Milletvekili.
Sayın Aydın, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
HASAN AYDIN (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan kanun teklifi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, konu üzerinde, kanun üzerinde,
kanun teklifi üzerinde enine boyuna konuşuldu, tartışıldı. Ben
çok fazla konuşmak istemiyorum, vaktinizi de almak istemiyorum.
Ancak, ilimde üniversite kurulmuş bir milletvekili olarak Giresun
sokaklarında dolaşırken vatandaş bana şunu soruyor: "Milletvekili,
Hasan Bey, 1992 yılında 24 tane üniversite kurulmuş, bunun rektörlerini
o zamanın hükûmeti atamış. Peki, o zamandan bu tarafa Anayasa'da bir
değişiklik oldu mu? Kanunlarda bir değişiklik oldu mu? Anayasa'nın
130 ve 131'inde bir değişiklik oldu mu? Yoksa, bunu, birileri keyfî
olarak engelliyor mu?" diye soruyor. Ben de cevap olarak fazla
bir şey bulamıyorum ve diyorum ki, bu işi engelliyenlerin cezası
sandıkta verilecekse sandıkta verilecek, vicdanlarda cezalandırılacaksa
vicdanlarda cezalandırılacak. Vatandaş bu değerlendirmemize de
katılıyor.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Giresun'da fındık soruyorlardır,
fındık.
HASAN AYDIN (Devamla) - Vatandaş bir başka konu
daha soruyor bana, diyor ki: "Peki, 6 tane profesör önerilecek
YÖK tarafından. Bu profesörler başka ülkelerden mi getirilecek…"
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Hasan Bey, köylerde ne
soruyorlar size?
HASAN AYDIN (Devamla) - "…yoksa bu insanların
herhangi bir sakıncası mı var, yoksa bu insanlara profesörlük verilmiş
de peki bu işi hak etmemişler mi?" diye bana vatandaş soruyor. Ben
yine buna cevap bulamıyorum (AK Parti sıralarından "Bravo"
sesleri, alkışlar) ve diyorum ki: Değerli vatandaşlarım, bu insanlar,
bu ülkenin üniversitelerinde eğitim öğretim görmüşler ve profesörlük
unvanını almışlar, ama bazı kafalarda vehimler var, bazı kafaların
arkasında art niyetler var. Dolayısıyla bunun için engelleniyor,
diyorum vatandaşlarıma.
Ayrıca, biraz önce, Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü
burada konuşurken şunu söylüyor: "Üniversite kurulmasını AK
Parti İktidarı engelliyor, milletvekilleri engelliyor." Bunun
kadar yanlış bir değerlendirme olmaz, çünkü üniversiteler 16 Mart
2006 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlandı, kuruldu. Ancak, rektörlerin
atanmadığını hep beraber görüyoruz, fakat, işlevler devam ediyor,
çünkü -yine YÖK'ün işgüzarlığı diyelim- tedviren bir görevlendirme
yapıldı: 3 tane üniversiteye 1 tane rektör… Şimdi, işin kolayını
bulduk, bundan sonra 3 tane ile ya da 4 tane ile 1 vali atayalım, işi
kolayca çözümleyelim, bu mantıkla eğer bu konuya yaklaşırsak değerli
kardeşlerim.
Yine bir başka değerlendirme: "Giresun Üniversitesinin
hiç profesörü yok." Değerli kardeşlerim, doğru değil. 6 tane
profesör Giresun Üniversitesinde görev yapıyor ve bir taraftan
-biraz önce belirtildiği gibi- 4 tane üniversitenin rektörü göreve
atandığı gibi, bir taraftan da yeni rektörleri göreve atamayla ilgili
çalışmalar da bir taraftan devam ediyor. 6 tane profesör var Giresun
Üniversitesinde, 1 tane doçent doktor var, 32 tane yardımcı doçent
doktor var, 7 tane yeni göreve başlayacak yardımcı doçent arkadaşımız
var, ayrıca, önümüzdeki günlerde profesör, doçent, yardımcı doçent
atamasıyla ilgili ilanlara da çıkılacak.
Burada eksik olan bir şey var. Nedir o eksik olan
şey? İşler biraz ağır ve aksak yürüyor. İşler ertelendi ve bunun sıkıntısını
da üniversiteler kurulurken bayram yapan 15 ildeki insanlarımız
yaşıyor. Dolayısıyla, bu işte bir engel olmadığını bütün arkadaşlarımız
izah ettiği gibi, ben de aynı düşünceler içerisindeyim ve bizim yaptığımız
şey Anayasa'ya uygundur ve bunun bir an önce çözümlenmesi gerekir
diyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aydın, lütfen toparlayın.
HASAN AYDIN (Devamla) - Bu işin gecikmesinin, ülkemiz
üniversitelerine, 15 tane yeni üniversiteye çok büyük sıkıntılar
doğurduğunu ifade etmek istiyorum…
MUHARREM İNCE (Yalova) - Hasan Bey, fındıkçılarla
konuşabiliyor musun?
HASAN AYDIN (Devamla) - …ve inşallah, kısa süre
içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımız bu kanun teklifini onaylar ve
üniversitelerimiz işlerliğe kavuşur diye düşünüyor, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Alim Tunç,
Uşak Milletvekili.
Buyurun Sayın Tunç. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİM TUNÇ (Uşak) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
5/11/2006 Tarihli ve 5556 Sayılı Yükseköğretim Kurumları Kanunu'nun
1'inci maddesi üzerine, şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce
heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, birçok arkadaşımız burada
görüşlerini ifade etti. Ben de kurulan 15 üniversiteden biri olan
Uşak Üniversitesi, Uşak ilinin milletvekili olarak, bu konuda şahsım
adına görüşlerimi bildirmek istiyorum.
Üniversiteler, bir ilde gelişmeyi, eğitimi, kültürü
ve sosyal yaşantıyı geliştiren, güzelleştiren ve illerin ve ülkenin
gelişmesinde önemli yer tutan eğitim öğretim kurumlarıdır. Tabii
ki, bazı konuşmacıların söylediği gibi, bazı ülkelerde bu sayılar
binlerle ifade edilirken, bizim ülkemizde henüz daha yüze ulaşamaması
büyük üzüntü vermektedir. Ancak, bunun sebebi, şu an için 15 üniversiteyi
kurmuş olmamıza rağmen, rektöründe bu kadar çaba sarf ederken, süre
geçerken, 10 yeni üniversitenin kurulmasıyla ilgili, 15 Kasımda
yanılmıyorsam, Millî Eğitim Bakanlığının YÖK'e yazdığı yazıya hâlâ
cevap verilmemesi… Bu 10 ilimizi de ben şöyle bir hatırlatmak istiyorum:
Karaman, Ağrı, Sinop, Siirt, Nevşehir, Karabük, Kilis, Çankırı, Artvin
ve Bilecik. 14 Kasımda, buralarda üniversite kurulmasıyla ilgili
Millî Eğitim Bakanlığının YÖK'e yazısı var, henüz daha bir cevap verilmiş
değil.
Yine, bazı üniversitelerimizde profesörler,
doçentler, yeteri kadar öğretim üyesi olmadığı söyleniyor. Ben,
buna da katılmıyorum, çünkü, eğer amaç üzüm yemek olsaydı, şimdiye kadar,
burada, öğretim üyeleri eksik olanlar çok rahat tamamlanabilirdi.
Uşak'ta 6 tane profesör var, 4 tane doçent doktor var, 52 tane de yardımcı
doçent var ve 90'ın üzerinde öğretim üyesi var. Bizim Uşak ilimiz belki
diğer illere göre biraz daha şanslı, ama, bütün 15 tane üniversitemiz
aslında bu şansa sahip olabilir, amaç üzüm yemekse eğer. YÖK bu konuda
gerekli çalışmaları, girişimleri yaparsa, çok rahatlıkla bunun
üstesinden gelineceği inancındayım.
Değerli arkadaşlar, yine, üniversitelerde yapılan
-ben hekim olduğum için- Tıpta Uzmanlık Sınavı diye bir sınavla, bugüne
kadar, öğretim üyesi olacak arkadaşlar, uzmanlık yapacak arkadaşlar,
akademisyen olacak arkadaşlar çok rahatlıkla, merkezî sınavla, hiçbir
adaletsiz durum olmadan, rahatlıkla kadrolarını almaktadır. Aslında,
tüm üniversitelerde, tüm fakültelerde, tüm birimlerde bu önerilebilir
ve hepsi merkezî sınavla yapılarak bu kadrolaşmalar da önlenebilir.
Değerli arkadaşlar, yine, bir sözcü dedi ki
"Anayasa'yı tersten okuyorsunuz." Vallahi Anayasa'yı amuda
kalkarak okuyan bir başsavcının sözlerinin arkasına sarılarak,
onu savunarak gelen arkadaşlarımıza, ben bu ifadelerini yadırgadığımı
söylemek istiyorum.
Yine, bir taraftan "İhtilal Anayasası"
diyeceksiniz, öbür taraftan da "Aman, bu YÖK Yasası değişmesin"
diyerek ona sarılacaksınız! Ben bunları anlamakta zorluk çekiyorum,
vatandaşımız da zorluk çekiyor.
Yine, YÖK Yasası'nı siz hazırlayıp getirin, biz
destek çıkalım dedik, ona da "hayır" dediniz. Biz hazırlayalım,
destek çıkın; "Hayır, istemezük" felsefesi!
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Biz evet dedik Alimciğim,
karıştırmayalım.
ALİM TUNÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, son olarak,
ben, sözlerimi şöyle tamamlamak istiyorum, daha önce de söylemiştim.
Yine, sözcü "Sizin ne demek istediğinizi, niyetinizi ben biliyorum,
niyetinizi ben okuyabiliyorum." diyor. Ben, bu ülkede, bu iktidarın
halkın dediklerini yaparak, halkın isteklerini yerine getirerek
iktidarda kalacağına, bundan sonra da kalacağına inanıyorum,
ama, bu ülkede, niyet okuyuculuğu yapanlara halk asla bu iktidarı
göstermeyecektir.
Hepinize saygılar sunuyorum. Yeni üniversitelerimiz,
inşallah rektörlerimiz de hayırlı olsun diyorum, saygılar sunuyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.
Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi
yapılacaktır. Soru sorma süresi beş dakikadır.
Sayın Akdemir, buyurun.
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, Sayın Millî
Eğitim Bakanına aracılığınızla sorularımı soruyorum.
1) Hükûmet olarak 2010 yılına kadar kaç öğretim üyesi
yetiştirmeyi planladınız?
2) Beyin göçü Türkiye'de geleceğimizi tehdit
eden önemli bir olgudur. Beyin göçünü engellemek için yaptığınız
planlar nelerdir?
3) Araştırma görevlilerine, yardımcı doçentlere,
doçentlere ve profesörlere ve diğer üniversite personeline maaş
ve özlük hakları konusunda hangi iyileştirmeleri getirmeyi düşünüyorsunuz?
4) Üniversiteye öğretim üyesi adayı hazırlamak
için ortaöğretim kurumlarında getirdiğiniz teşvikler nelerdir?
5) Iğdır Ziraat Fakültesi Bakanlar Kurulu kararıyla
kuruldu. Şimdiye kadar kadro ve ödenek konusunda bir gelişme olmadı.
Ne zaman kadro ve ödenek vermeyi düşünüyorsunuz?
Ayrıca, üniversitelerde tutulu bulunan kadroları
ne zaman…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akdemir, teşekkür ediyorum.
Sayın Ateş, buyurun.
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Sayın Bakana samimi olarak sormak istiyorum.
Dördüncü keredir bu konuyu biz burada tartışıyoruz. Eğer cidden bu 15 üniversitenin
bir an önce faaliyete geçmesi isteniliyorsa, bu inat niye? Bir.
İkincisi: Eğer Cumhurbaşkanıyla bir mücadeleniz
varsa, bu mücadeleyi başka platformda yapmayı düşünüyor musunuz?
Birinci sorum bu.
İkinci sorum: 12/12/2006 tarihinde 3910 sayılı bir
tebliğ gönderdiniz, bir yazı gönderdiniz bütün kurumlara ve bu kurumlarınızın,
okulların, çalışanların maaş ve diğer ödemelerinin bankalar aracılığıyla
yapılabilmesi için maaş ödeme protokolleri düzenlenmesi istendi.
Bu protokole göre, bankaların, yapılan maaş ödemelerinin dışında
kurumlara "promosyon" adı altında ayni ve nakdî ek maddi
imkânlar sunması istenmektedir. Bu uygulamaya ilişkin dayandığınız
yasal bir düzenleme var mıdır? Bir. Var ise bu yasal düzenleme ne şekilde
işlemektedir? İki.
Üçüncü sorum…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ateş, teşekkür ediyorum.
Sayın Coşkunoğlu, buyurun.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Aracılığınızla Sayın Bakana… 15 Kasım 2006'da
tekrar bu Yasa görüşülürken ve yürütme maddesi sırasında bir soru
sormuştum. Gerçekten bu Yasa'yı yürütmeye koyabileceğinizi zannediyor
musunuz? Ve arkasından gecikmeleri nasıl savunabiliyorsunuz? Zaten
dört yıl gecikmiş bir durumla karşı karşıyayız, örneğin Uşak Üniversitesi
söz konusu olunca.
O zaman Sayın Bakan yasamanın görevi… "Biz
yürütmek için gayret gösteriyoruz, siz yürütmemek için gayret gösteriyorsunuz.
Bu tavrı da milletin ferasetine havale ediyorum." demiştiniz.
Milletin ferasetini sırf "rektörü biz atayacağız" şeklindeki
kararlı diyeyim, ben daha kibar bir terim kullanayım, kararlı bir
davranışın halktaki, milletteki tepkisini ben ölçtüm, siz de ölçebildiniz
mi? Bir.
İki: TÜBİTAK, aynı kararlı davranış diyeyim yine,
aynı kararlı davranış sonucu dava ehliyeti olmayan bir kurum durumuna
düştü ve…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
Sayın Aslanoğlu, buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakanım,
iki yıldır şöyle diyorsunuz: "Mevcut üniversitelerin kadrolarında
çalışıyoruz, derhâl getireceğiz." Artık ben bunu insanlara anlatmakta
zorlanıyorum. Bir: Deminden beri vicdan… Bazı kafalarda başka hesaplar
var. Acaba hangi vicdan? Malatya İnönü Üniversitesinin sizin Bakanlığınızın,
Maliye Bakanlığının, Devlet Personel Dairesinin oluru, Plan Bütçe
Komisyonunun oluru, her şey olmasına rağmen, iki yıldır hep bizi kandırıyorsunuz.
"Getirdik, getireceğiz." Diğer üniversitelerle ilgili
kadro kanunu getirecek misiniz, yoksa sizin kitabınızda Malatya
İnönü Üniversitesi kafanızdan silinmiş midir?
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN- Sayın Aslanoğlu, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, buyurun.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Akdemir'in
"2010 yılına kadar kaç öğretim üyesi yetiştirmeyi düşünüyorsunuz?"
şeklinde bir sorusu var.
Malumunuz, bütün üniversitelerimizin bünyesinde
araştırma görevlisi kadroları vardır ve bu araştırma görevlisi
kadroları, öğretim üyesi yetiştirilmek üzere üniversitelere tahsis
edilir. Anayasal olarak ve 2547 sayılı Yasa'ya göre, öğretim üyesi
-aslında- yetiştirme işi, birinci derecede, Yükseköğretim Kurulunun
ve yükseköğretim kurumlarının işidir. Biz bu konuda, gerek personel
gerekse finans olarak gerekli her türlü desteği verdik, bundan sonra
da vermeye devam ediyoruz.
Bakın, sadece, biraz önce "dava ehliyetini
yitirmiş" diye nitelendirdiği, Sayın Ateş'in nitelendirdiği
TÜBİTAK, 5.200 öğrenciye master ve doktora yaptırmak üzere burs veriyor
değerli arkadaşlar. Burs ne kadar biliyor musunuz? Master öğrencisine
1.250 YTL, doktora öğrencisine 1.500 YTL burs veriyor TÜBİTAK, 5.200
öğrenciye.
Millî Eğitim Bakanlığı, yurt dışına her yıl 1.000
öğrenci göndererek, yurt dışında master ve doktora eğitimi yaptırmak
üzere 2006 yılında bir program başlattı, 2007 ve müteakip yıllarda devam
edecek ve bu, 5 bin kişiyi yetiştirmeye yöneliktir.
Bir taraftan üniversitelerin bünyesindeki araştırma
görevlisi kadroları, bir taraftan TÜBİTAK'ın yetiştirdikleri,
burs verdikleri, bir taraftan Millî Eğitim Bakanlığının yurt dışına
gönderdikleriyle birlikte, aslında, bu ülkede, ciddi anlamda bir
öğretim üyesi yetiştirme gayreti, faaliyeti var.
Biraz önce değerli arkadaşlarım da ifade ettiler.
Değerli arkadaşlar, hiçbir üniversite kurulduğu gün veya ertesi
yıl Harvard olmaz. Hacettepe Üniversitesi, biraz önce değerli arkadaşlarım
söylediler, Orta Doğu Teknik Üniversitesi kurulduğu zaman
"baraka üniversitesi" diye alaya alındılar.
Şimdi, benim anlamadığım bir şey var. Burada arkadaşlarımızın
üzerinde durduğu bir husus var: "Efendim, otuz günde YÖK anlaşma
sağlayamazsa Millî Eğitim Bakanlığına geçecek. Bu baştan biliniyordu."
deniyor.
Bakın, ben size çok benzer bir emsal karar söyleyeyim:
832 sayılı Sayıştay Kanunu'na göre, bildiğiniz gibi, Sayıştay Genel
Kurulu, eksik olan üyeliklerinin seçimini yapmak üzere, biliyorsunuz,
Plan ve Bütçe Komisyonuna 4 üye gönderir, Plan ve Bütçe Komisyonu
2'ye indirir ve Genel Kurula 2 kişi gelir. Eğer Sayıştay Genel Kurulu
otuz iş günü içerisinde bunu yapamazsa bütün yetki Plan ve Bütçe Komisyonuna
geçiyor. Daha önce sanki emsali olmayan hukuk dışı bir şeymiş gibi
burada anlatıldı. Bunu yadırgadığımı ifade etmek istiyorum.
Şimdi, beyin göçü meselesine gelince değerli
arkadaşlarım: Biz, aslında yurt dışına gönderdiğimiz öğrencilerin
Türkiye'ye dönmesini arzuluyoruz. Ama, yurt dışına gönderdiğimiz
öğrencilerin bir kısmı yurt dışındaki üniversitelerde öğretim
üyeliği bulup kalıyorlarsa, onlar, devletimizin kendilerine vermiş
olduğu bursu, vermiş olduğu bütün parayı yasal faiziyle birlikte
geri veriyorlar. Ama, bizim bütün çabamız, onları Türkiye'ye getirmek;
üniversitelerimizde eğer gerçekten akademik özerklik ortamı oluşturabilirsek,
o beyin göçünü de önlemiş oluruz.
"Öğretim üyelerinin özlük haklarında nasıl
iyileştirmeler yaptınız?" Bu süreç içerisinde bunu hepiniz izlediniz,
gördünüz. Yapılan, öğretim üyelerine, devlet memurlarına ve her
kesime yapılan iyileştirmeler ortadadır. Bunların detaylarına
girmek istemiyorum.
Sayın Ateş'in biraz önce ifade ettiği şey: Değerli
arkadaşlarım, biz, 15 üniversiteyi, bu Hükûmet kendi iradesiyle kurmuştur
ve bunlar kurulmuştur. Şu anda fiili olarak bu illerimizde, 15 vilayetimizde
bu üniversiteler kurulmuştur. Daha geçenlerde 1.150 kadro kullanılmak
üzere bu üniversitelerimize gönderilmiştir. Toplam 31 bin kadro
tahsis edilmiştir buralara. Ayrıca, profesör ve doçent kadroları
kesinlikle herhangi bir izne tabi olmadan atanabilecek durumdadır.
Bunlar biliniyor. "Profesör yok" diye arkadaşlarımız ısrar
ediyorlar.
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Bakan, zaman bitiyor,
özlük hakları?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Affedersiniz,
profesör atandı da, profesör davet ettiniz, ilanı verdiniz de buna
mâni olan mı oldu? Bunun önünde herhangi bir engel söz konusu değil
ki.
Bir başka şey: Bu promosyonlarla ilgili olarak,
biz gönderdiğimiz genelgede, bu promosyonların hangi yetkiye ve
hangi yasaya dayalı olduğunu da ifade ettik Sayın Ateş. Dedik ki…
Bugüne kadar hep nasıl yapılıyordu? Hepsi kuruma kalıyordu. Biz
dedik ki:"Yüzde 70'ini öğretmenlere, eğitim çalışanlarına verin,
yüzde 30'unu da eğitimde kullanmak üzere harcayın." dedik. Bunda
bir anormallik yok.
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - Hangi hukuka dayandınız
Sayın Bakan?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın
Coşkunoğlu'nun sorusuna gelince: "Dört yıllık bir gecikmeniz
var Uşak Üniversitesiyle ilgili olarak." Siz, tecrübeli bir siyasetçisiniz.
Bugüne kadar Uşak'ta bir üniversite kurma işini, sizin ortağı olduğunuz,
destek verdiğiniz hükümetler niçin yapmadı? Uşak'a üniversiteyi
AK Parti Hükûmeti kurmuştur.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ne zaman ortak? Kimle ortak
olduk?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Uşak'a
üniversiteyi AK Parti Hükûmeti kurmuştur. Bunu bilmenizi istiyoruz.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Biz de destek verdik Sayın
Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Diğer taraftan,
diğer taraftan, değerli arkadaşlar, bu…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakan, süre tamamlandı.
Buyurun, son sözlerinizi alalım.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Cevabını
veremediğim arkadaşlarımıza da yazılı olarak cevap vereceğiz.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, süremiz tamamlandığı
için, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 11 Ocak
2007 Perşembe günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati:
19.53