DÖNEM: 22 CİLT: 143 YASAMA
YILI: 5
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK
DERGİSİ
45’inci
Birleşim
27 Aralık 2006 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1.-
Tunceli Milletvekili Vahdet Sinan Yerlikaya'nın, Elâzığ-Tunceli kara
yolunda 7 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olan trafik
kazasına ve Mazgirt ilçesi Akpazar beldesi yatılı bölge okulunda
meydana gelen cinsel istismar olayına ve bu tür olayların tekrarının
önlenmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündem dışı konuşması
2.-
Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, yaklaşan Kurban Bayramı ve
yeni yıl münasebetiyle 2006 yılının genel bir değerlendirmesine
ilişkin gündem dışı konuşması
3.-
Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay'ın, Gazi Mustafa Kemal ve Sivas
Kongresi üyelerinden oluşan heyetin 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelişinin
87'nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
B) GENSORU, GENEL
GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.-
Çorum Milletvekili Feridun Ayvazoğlu ve 41 milletvekilinin, su
kaynaklarının korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/409)
2.-
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 47 milletvekilinin,
kayısı üretimindeki ekonomik değer kaybının ve kayısı üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/410)
IV. - KANUN TASARI
VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı:
305)
2.-
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
3.-
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti
Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının
Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu
(1/1115) (S. Sayısı: 1147)
4.-
Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Mali Sektöre Olan Borçlarının
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/1267) (S. Sayısı: 1312)
5.-
15/11/2006 Tarihli ve 5556 Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu,
Telsiz Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme
Tezkeresi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu
(1/1268) (S. Sayısı: 1276)
6.-
Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin; Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından
Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun Teklifi
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/875) (S. Sayısı: 1254)
7.-
Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin; 15/11/2000 Tarihli ve 4603 Sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim
Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/901) (S. Sayısı: 1278)
V. - ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU
ÖNERİLERİ
1.-
Çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu
önerisi
VI. - OYLAMALAR
1.-
Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Mali Sektöre Olan Borçlarının
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısına verilen oyların
sonucu
VII. - SORULAR VE
CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR
VE CEVAPLARI
1.-
Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Gümrük Müsteşarlığındaki yolsuzluk
iddialarının soruşturulmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/18769)
2.-
Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan'daki kamu binalarının
depreme dayanıklılıklarına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Faruk Nafız ÖZAK'ın cevabı (7/18872)
3.-
Yozgat Milletvekili Mehmet ERDEMİR'in, Yozgat il merkezinde Karayolları
Genel Müdürlüğünce yapılan alt geçite ilişkin sorusu ve Bayındırlık
ve İskân Bakanı Faruk Nafız ÖZAK'ın cevabı (7/18874)
4.-
Eskişehir Milletvekili Cevdet SELVİ'nin, Eskişehir çevre yolu projesine
ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız ÖZAK'ın cevabı
(7/18876)
5.-
Tekirdağ Milletvekili Erdoğan KAPLAN'ın, Cine 5'in TMSF'ye devrinden
sonraki yönetimine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/19021)
6.-
Balıkesir Milletvekili Turhan ÇÖMEZ'in, Lübnan'da Türk askerlerinin
konuşlandığı bölgede radyoaktivite saptandığı iddiasına ilişkin
sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/19106)
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
TBMM
Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.
Uşak
Milletvekili Ahmet Çağlayan, İstiklal Marşı şairi Mehmet Âkif Ersoy'un,
ölümünün 70'inci yıl dönümünde, edebiyatçı kişiliğine ve eserlerine,
Kars
Milletvekili Zeki Karabayır, Sarıkamış Harekâtı'nın 92'nci yıldönümü
münasebetiyle,
Konya
Milletvekili Mustafa Ünaldı, Konya Numune Hastanesinde meydana
geldiği iddia edilen ve bazı gazete ve televizyonlarda yayımlanan
habere ilişkin,
Gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Denizli
Milletvekili Mustafa Gazalcı ve 40 milletvekilinin, Necip Hablemitoğlu
cinayetinin araştırılması (10/407),
Denizli
Milletvekili Mustafa Gazalcı ve 42 milletvekilinin, küçük dokumacı
esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi (10/408),
Amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun
bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacakları
ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Malatya
Milletvekili Miraç Akdoğan'ın, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun
bilgisine sunuldu.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın, Sudan Millî Meclisi Başkanı
Ahmet İbrahim Al Taher'in resmî davetine beraberinde Parlamento
heyetiyle icabetine ilişkin Başkanlık,
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın:
Ürdün'e,
İran'a,
Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in Suriye'ye,
Sanayi
ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un Pakistan'a,
Yaptıkları
resmî ziyaretlere katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık,
Tezkereleri,
Gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının 399'uncu sırasında yer alan 1276 sıra sayılı geri gönderme
tezkeresinin bu kısmın 5'inci sırasına, 389'uncu sırasında yer
alan 1254 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin bu kısmın 6'ncı sırasına,
401'inci sırasında yer alan 1278 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin bu kısmın
7'nci sırasına, 402'nci sırasında yer alan 1305 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın
bu kısmın 8'inci sırasına, gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve
bastırılarak dağıtılan 1312 ve 1314 sıra sayılı tasarı ve teklifin
ise 48 saat geçmeden bu kısmın 4 ve 12'nci sıralarına alınmasına ve
diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel
Kurulun 26/12/2006 Salı ve 27/12/2006 Çarşamba günkü birleşimlerinde
sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesine,
26/12/2006 Salı günkü birleşiminde kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesine, 28/12/2006 Perşembe günkü birleşiminde ise sadece
sözlü soruların görüşülmesine; Genel Kurulun; 26/12/2006 Salı ve
27/12/2006 Çarşamba günleri 15.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını
sürdürmesine; Genel Kurulun 4/1/2007 Perşembe günü çalışmamasına
ilişkin AK Parti Gurubu önerisi, yapılan görüşmelerden sonra,
Kabul
edildi.
Gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının:
1'inci
sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi'nin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce
geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden;
2'nci
sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin (1/1030) (S. Sayısı: 904),
3'üncü
sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik
Devletleri Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına
Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine
İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/1115)
(
Kanun
Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel
Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
4'üncü
sırasında bulunan, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Mali
Sektöre Olan Borçlarının Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun
Tasarısı'nın (1/1267) (S.Sayısı: 1312) tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanarak 4'üncü maddesine kadar
27 Aralık 2006 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak
üzere, birleşime 20.07'de son verildi.
İsmail Alptekin
Başkan
Vekili
|
|
Yaşar Tüzün |
Mehmet Daniş |
|
|
Bilecik |
Çanakkale |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
|
|
Türkân
Miçooğulları |
Ahmet Gökhan
Sarıçam |
|
|
İzmir |
Kırklareli |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
No.: 57
II. - GELEN KÂĞITLAR
27 Aralık 2006 Çarşamba
Teklifler
1.-
Konya Milletvekili Ahmet Işık'ın; Türk Bayrağı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/919) (İçişleri Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20.12.2006)
2.-
Samsun Milletvekili Mustafa Çakır'ın; Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/920) (Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
22.12.2006)
Rapor
1.-
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve 14 Milletvekili ile Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat Melik ve 21 Milletvekilinin; 2510 Sayılı
İskan Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifleri ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/824,
2/859) (S. Sayısı: 1315) (Dağıtma tarihi: 27.12.2006) (GÜNDEME)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.-
Çorum Milletvekili Feridun AYVAZOĞLU ve 41 Milletvekilinin, su
kaynaklarının korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/409) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/12/2006)
2.-
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt ASLANOĞLU ve 48 Milletvekilinin,
kayısı üretimindeki ekonomik değer kaybının ve kayısı üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/410) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/12/2006)
27 Aralık 2006 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
15.05
BAŞKAN: Başkan Vekili
İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Mehmet
DANİŞ (Çanakkale), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN
- Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45'inci Birleşimi'ni açıyorum.
Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline
gündem dışı söz vereceğim.
Birinci söz, gündem dışı, Mazgirt ilçesinde meydana
gelen olayla ilgili olmak üzere, Tunceli Milletvekili Sayın Sinan
Yerlikaya'ya aittir.
Buyurun Sayın Yerlikaya. (Alkışlar)
Süreniz beş dakika.
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1.- Tunceli Milletvekili Vahdet Sinan Yerlikaya'nın, Elâzığ-Tunceli
kara yolunda 7 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olan
trafik kazasına ve Mazgirt ilçesi Akpazar beldesi yatılı bölge
okulunda meydana gelen cinsel istismar olayına ve bu tür olayların
tekrarının önlenmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündem
dışı konuşması
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Tunceli) - Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, dün, Elâzığ'dan Tunceli'ye giden bir minibüsümüzün
Kovancılar Nişankaya semtinde uçuruma yuvarlanması sonucu 7 vatandaşımız
hayatını kaybetmiştir, 7 vatandaşımız yaralanmıştır. Hayatını
kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına
başsağlığı dileklerimi sunuyorum; yaralı hemşehrilerime de Allah'tan
şifalar diliyorum, geçmiş olsun dileklerimi kendilerine takdim
ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bu yolumuz, maalesef,
Elâzığ-Tunceli yolu Kovancılar ilçesine kadar duble yol olarak yapıldı,
ama, Kovancılar'dan sonra bir elli-elli beş kilometrelik yolumuz
kaldı; duble yol olmuş olsaydı, bu acılar yaşanmayacaktı. Gerek Sayın
Valimiz gerek biz ilimizin milletvekilleri olarak, sayın bakanlara,
Bayındırlık Bakanımıza bu durumu söyledik, ilettik. 10 trilyonluk
bir ödenekle bu yol pekâlâ yapılacaktı, ancak, kaldı gitti. Bugün bu
acıyı hep beraber, yeni yıl öncesi, Kurban Bayramı öncesi yaşıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, ilimizde yine çok üzücü,
hepimizi üzen, yine derinden de düşündüren bir olay oldu geçen gün. Mazgirt
ilçemizin Akpazar beldesinin yatılı bölge okulunda bir cinsel istismar
olayı vuku buldu. Bu olaydan ötürü üç öğrenci tutuklandı, dört öğrenci
koruma altına alındı. Sayın Valimizin talebi üzerine, bölgeye,
Millî Eğitim Bakanlığınca iki müfettiş gönderildi. Müfettiş arkadaşlar
şu anda bölgede inceleme yapıyorlar. İdari ve adli bir biçimde soruşturmalar
yürüyor.
Değerli arkadaşlar, bu olay Tunceli'de ilk defa
oluyor, Tunceli tarihinde bu tür olaylara hiç rastlamak mümkün değildir.
Yani, öyle ki, bizim bütün kazalarımızda cezaevleri kapatıldı,
bir tek ilimizde bir cezaevi kaldı. Tunceli, suç oranı itibarıyla,
ülkemizin geneli düşünüldüğünde çok, çok alt sıralarda yer almaktadır,
bu tür olaylar hemen hemen hiç yoktur. Öyle töre cinayetleri, efendim
kan davaları, bu tür şeyler pek yoktur, ama ne yazık ki YİBO'daki bu
olay gayet tabii bütün vatandaşlarımızı, bütün Tuncelili hemşehrilerimi
çok derinden üzdü.
Değerli arkadaşlarım, bu olay, bize, yatılı bölge
okullarını, yani YİBO'ları bir daha gözden geçirme, bir daha elden
geçirme gibi bir görev yüklüyor. Biliyorsunuz, yatılı bölge okulları
kırsal kesimin en temel eğitim yuvalarıdır.
Değerli arkadaşlarım, bu eğitim yuvalarında,
genelde Doğu ve Güneydoğu'da boşaltılmış, kapatılmış okulların talebeleriyle,
parçalanmış ailelerin çocukları, yetim ve öksüz ailelerin çocukları,
buna benzer eğitim imkânı bulamayan
vatandaşlarımızın çocukları genelde eğitim görür, sekiz yıllık
eğitimini burada tamamlar.
Şimdi, böyle olunca da bu okulların ne kadar önemli
bir yer tuttuğunu hep beraber görüyoruz. Ancak, bu okullarımızda
yıllardan beri söylediğimiz sıkıntılar hâlâ devam ediyor değerli
arkadaşlarım. Ne yazık ki, bu okullarımızda, hâlâ müdür görevini
asaleten yürüten müdürler değil, vekaleten yürüten müdürler vardır,
bunlar da yeni gelen öğretmen arkadaşlardır, deneyimsizdirler. Dolayısıyla,
okulda öyle bir disiplini, oradaki düzeni sağlamak pek mümkün görünmüyor.
O nedenle, sıkıntının başı burada arkadaşlar.
Tabii, ayrıca bu okullarımızda, özellikle Doğu
ve Güneydoğu'daki bu YİBO'larda, ne yazık ki, öğrenciler, eğitim teknolojisinden
de yararlanmamaktadırlar.
Rehberlik ve danışmanlık görevini yürüten öğretmenler
alanlarında yetersiz bulunmakta, deneyimsiz bulunmakta, zaten
birçok okulumuzda da asil, yani asaleten rehber ve danışman öğretmenlik
görevi yapan arkadaşlar bulunmamaktadır.
Değerli arkadaşlar, yatakhaneler yaş grubuna
göre değil, karışık bir şekilde yürütülmektedir, yerleştirilmektedir.
Oda sisteminden çok koğuş sistemiyle bu yatakhaneler görevini görmektedir.
Ayrıca da ister koğuş olsun ister oda olsun, buradaki öğrenciler
haddinden fazla sıkıştırılarak, yataklar fazla sıkıştırılarak
öğrenci alınmaktadır ki, bu da çok tehlikeli, işte bu tür sonuçlar
ortaya çıkmaktadır.
Zaten, sosyal faaliyetleri orada bulmak mümkün
değildir. Yani, koğuşlarda, odalarda kalan öğrenci sayılarının
fazlalığı bir yana, bu spor tesisleri, sanat kolları, buna benzer
sosyal alan olanakları çok azdır. Çocuklar, âdeta orada üvey evlat muamelesi
görmektedirler.
Yine, banyolar yetersiz, yemekhane şartları çok
yetersizdir. Yemekler altı-on dört yaş grubuna göre tanzim edilmiş
veya yapılmış yemekler değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Sayın Başkan,
önemli bir konu, sizden birkaç dakika rica ediyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Devamla) - Çok teşekkür
ediyorum, hakikaten önemli bir konu. Bütün arkadaşların bu konuyu
çok önemsediklerini de biliyorum.
Zaten, bitlenme ve uyuz hastalıkları da sık sık buralarda
kendini göstermektedir.
Öğrenciler, velileriyle istedikleri zaman iletişim
kuramamaktadırlar, dolayısıyla, psikolojik olarak sıkıntı yaşamaktadırlar.
Düşünün, yedi yaşında, altı yaşında, sekiz yaşında bir çocuğun, velisiyle,
öğrencisiyle haftalarca, aylarca iletişim kuramamasının ne kadar
zor bir olay olduğunu hep beraber biliyoruz, görüyoruz arkadaşlar.
Kırtasiye malzemeleri yetersizdir. Çoğu okullarımızda
bilgisayar ve fakslar hâlâ bulunmamaktadır değerli arkadaşlarım.
Okullarımızın bakım ve onarımı da yetersizdir. Buraya
ait ödenekler de zamanında gitmediği için, zaman zaman yakacak sıkıntısı
dahi kendini göstermektedir. Kış günleri özellikle çocukların bundan
şikâyetçi oldukları, bize gelen şikâyetler arasındadır.
Gıda ve giyecek ihalelerinde yolsuzluklar zaten
her zaman var. Okulların bakım ve onarımı çok yetersiz bir düzeyde.
Yine, taşıma araç sayısı çok yetersizdir, bazı okullarımızda hiç
taşıt yoktur. Etüt dersleri, hem az hem yetersiz bir seviyededir. Ödenekler,
hem yeterli değil hem zamanında bu illerimize gönderilmemektedir.
Öğretmenlerin çalışma koşulları çok ağırdır. Gündüz
derse giren öğretmen, gece nöbet almaktadır. Düşünün, yirmi dört saat
sürekli görev yapan öğretmen arkadaşlar vardır. Bu görevlerine
karşı, bu öğretmenlerimiz, sadece, haftada altı saat bir ders ücreti
almaktadırlar.
Tabii, yine öğretmenler bir görev daha yapıyor
orada. Orada, kaloriferci, doktor, hemşire, şoför gibi hizmetli
şeyleri çok azdır veya bazılarında hiç yoktur. Öyle okullarımız
vardır ki değerli arkadaşlarımız, öğretmen, aynı zamanda şoförlük
yapmaktadır, aynı zamanda o öğrencisi rahatsızlandığı zaman doktorluk
yapmaktadır. Eğer acil bir durum varsa, eğer varsa orada kendi özel arabasıyla
öğretmen, bunları, en kısa, sağlık kurumuna götürmektedir. Bunun
gibi pek çok sıkıntılar vardır.
Değerli arkadaşlar, bu sıkıntıları gözden geçirerek
yeni baştan ele alalım. Dün, Sayın Bakanımızın, bana göre, yani beni
sevindiren bir cümlesi oldu: "Yeniden bir seferberlik ilan etme"
dedi. Çok doğru, hakikaten, bu işin siyaseti yoktur, bu işin partisi
yoktur. Bu ilkokullarımızda, özellikle bu sekiz yıllık YİBO'larda
bir seferberlik ilan etmenin zamanıdır. Bunları tepeden tırnağa
kadar elden alarak bu sıkıntıları çözmemiz gerekiyor. Buna ait ödeneklermiş,
bütçeymiş, bunları bir yana bırakarak, ne gerekiyorsa yapmamız gerekiyor.
Bu öğrencilerimizin günlük beslenmelerini yeterli hâle getirmek
lazım, yemeklerini çeşitlendirmek lazım. Öğrencilerin, okulda,
velileriyle, aileleriyle iletişim sağlaması, haberleşme sağlaması
için ücretsiz telefon ve buna benzer iletişim imkânları sağlamamız
gerekmektedir. Yine, öğrencilerin sosyal faaliyet yapma imkânlarını
artırmamız lazım. Tiyatro, sinema gibi sanatsal eserler, oyunlar
orada göstermek gerekiyor, spor faaliyetlerini önemsemek lazım,
bu imkânlara öğrencilerimizi kavuşturmamız lazım.
Yani, kısacası, YİBO'ların fiziksel koşullarını
iyileştirelim, ders ve araç gereçlerini çoğaltalım. Bu yerlere, deneyimli,
asaleten müdür olarak, gerçekten deneyimi olan müdür arkadaşları,
on yıllık, on beş yıllık öğretmenlerimizi buraya sevk edelim ki, buralar
gerçek bir rahatlamaya kavuşmuş olsun.
Bir de, değerli arkadaşlarım vali ve kaymakamlarımıza
çok büyük, önemli görev düşüyor. Değerli arkadaşlar, valiler ve kaymakamlar
buraları sürekli göz önünde tutmalıdırlar, sık sık ziyaret etmelidirler,
gece gündüz, hele gece baskın yapmalıdırlar, oraya gidip bir incelemelidirler:
Gerçekten nöbetçi var mı, çocuklar rahat yatabiliyor mu, yatakhaneler
nasıl? Bunlara çok büyük görev düşüyor. Bu yapılırsa, en azından oradaki
idareciler olsun, oradaki yöneticiler olsun, korkusundan da olsa,
çekincelerinden de olsa, devamlı, sürekli bu öğrencileri göz önüne
almak durumunda kalırlar. Bunları hep beraber çözeceğiz inşallah.
Bu, hepimizin sorunudur.
Bu konuşmamdan dolayı Sayın Başkana teşekkür
ediyorum, verdiği süreden dolayı. Ayrıca, bütün ulusumuzun, vatandaşlarımızın
yeni yılını kutluyorum, idrak ettiğimiz Kurban Bayramlarını da
kutluyorum. Hepinize esenlikler ve iyi tatiller diliyorum.
Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yerlikaya.
Gündem dışı ikinci konuşma isteği, yeni yıl ve
Kurban Bayramı münasebetiyle Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya'ya
aittir.
Buyurun Sayın Uzunkaya. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
2.- Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, yaklaşan Kurban Bayramı
ve yeni yıl münasebetiyle 2006 yılının genel bir değerlendirmesine
ilişkin gündem dışı konuşması
MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan ve değerli
milletvekilleri; idrak etmekte olduğumuz Kurban Bayramı ve yeni
yılın değerlendirilmesi üzerine gündem dışı söz almış bulunuyorum.
Bu vesileyle, mümtaz heyetinizi ve şahsınızda aziz milletimizi
saygıyla selamlıyorum.
Aynı zamanda, bugün 27 Aralık 2006 Çarşamba, bundan
tam yetmiş yıl evvel, 27 Aralık 1936 tarihinde, darı bekaya üful eden,
Safahat mübdisi, İstaklal Marşımızın münşisi, millî mücadelemizin
eşsiz kahramanlarından, ölümsüz şair, şiir ve neşideleriyle ummanları
gönüllere taşıyan, Kur'an bülbülü, vatan, bayrak ve insan sevgisinin
şahsında ölümsüzleştiği merhum Mehmet Âkif'in ölüm yıldönümüdür.
Şairin "Ağlarım, ağlatamam; hissederim söyleyemem/
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım." dediği gibi, kalpten
geçen duygu, ona duyulan sevgi ve onu ifade etmedeki acziyet, zannediyorum
ki, en iyi yukarıdaki mısralarla ortaya konuyor.
Birinci Meclise Burdur Mebusu olarak intihâb edilen
millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'a karşı, 22'nci Dönem Meclisi milletvekilleri
ve 59'uncu Cumhuriyet Hükûmeti olarak, onun adını verdiğimiz Burdur
Mehmet Âkif Üniversitesini kurmakla mütevazı bir kadirşinaslık
borcunu ödemenin mutluluğu içerisindeyiz. Bu vefa örneğini sergileyen
başta Hükûmetimize, Meclis Başkanımıza, iktidar ve muhalefetiyle
yüce Meclisimize şahsım ve milletimiz adına teşekkür etmeyi bir
borç biliyor, merhum şairimizi bir kere daha rahmetle, mağfiret dileklerimizle
yâd ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esasen
bugünkü gündem dışı söz talebimin konusu, 31 Aralık 2006 Pazar günü
idrak edeceğimiz Kurban Bayramı ve aynı gece gireceğimiz yeni bir
yılın değerlendirilmesine esas teşkil edecek geride bırakmakta
olduğumuz 2006 yılının bir muhasebesidir.
Sayın Başkan ve aziz milletimin mümtaz temsilcileri;
seksen altı yıllık ömrüyle, ordu kuran, kahramanlık destanları, İstiklal
Savaşı'yla İstiklal Marşı yazan, cumhuriyet rejimini demokrasi
ve özgürlüklerle taçlandıran yüce bir Meclisin değerli üyeleri
olarak, her birimiz, üzerimize tevdi edilen millet emanetini aziz
milletimizin dünya milletler camiasındaki onuruna yaraşır bir şekilde
temsil etmek durumunda ve hatta mecburiyetindeyiz. Temsil ettiğimiz
73 milyonluk aziz milletimizin en akıllı, en zeki ve bu işe en layık
insanları olduğumuz için değil, kaderin bir cilvesi ve belki fıtratın
iktizası ilahî bir imtihanın gereği olarak bu yüce çatı altındayız.
İstiklal Marşımızdaki "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme,
tanı/Düşün altında binlerce kefensiz yatanı." mısralarında
ifade edilen bu toprakların altındaki binlerce değil, milyonlarca
kefensiz yatan şehitlerimizle ebediyete göçen binlerce milletvekilini, ilk Meclisten bugüne kadar hizmet verip
sadece zabıtlarda isim, hizmet ve konuşmalarına şahit olduğumuz
ve bugün kendilerini minnet, rahmet ve şükranla yâd ettiğimiz şahsiyetlerin
ebediyet yolculuk kervanına elbette bir gün biz de katılacağız. Öyleyse,
yeni bir yıla, hatta 23'üncü Dönem milletvekilliği seçimlerinin
yapılacağı önemli bir hesaplaşma ve hesap verme senesine girerken,
her birimiz ve hatta aziz milletimizin tüm fertleri, geçen bir yılın
ve bir ömrün ciddi bir muhasebesini yapmak, yeni bir yıla mübarek
Kurban Bayram'ında girmenin şuur uyanıklığı içerisinde olmamız gerekir.
Bu çatı ve esasen gök kubbe altında yapılan hiçbir
iş ve sarf edilen hiçbir söz yoktur ki, onlar zapturapt altına alınmasın,
sahibine ciddi bir sorumluluk getirmesin. Öyleyse Bâki'nin dediği
gibi;
"Avazei bu âleme Davut gibi sal,
Bâki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş" dedirtecek…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayın.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - ...güzel bir ses, güzel
bir soluk, güzel bir nefes ve güzel bir iz bırakmadan daha güzel ne
olabilir?
Sevgili kardeşlerim, öyleyse, öncelikle biz ve
saniyen insan olma erdem ve şuurunu taşıyan tüm fertleriyle aziz
milletimiz, bu çok, ama çok ciddi nefis muhasebesini yaparak, hem
mübarek Kurban Bayramımızı hem de yeni bir yılımızı idrak etmeliyiz.
Hz. Ömer'in yönetim anlayışının, merhum Âkif'in Safahat'ında
mısralaşan, "Kenar-ı Dicle'de bir kurt kapsa koyunu/ Gelir de adli
ilahî Ömer'den sorar onu" şuuru içerisinde olmak, bütünüyle bu
Parlamentonun ve içinden çıkan Hükûmetimizin kaçınılmaz sorumluluğudur.
Üstat Necip Fazıl'ın, "Ağlayın aşinasız, sessiz
can verenlere/ Otel odalarında, otel odalarında…" mısralarında
terennüm ettiği otel odalarından vazgeçtik, "kimsesiz, sessiz
sedasız, sokak ortalarında, sokak ortalarında" diyebileceğimiz
sayısız gencimizi, kapkaç, cinayet, içki, uyuşturucu ve akla hayale
gelmedik tarzda kaybettiklerimiz ve hâlâ kaybetmekte olduklarımızı
düşünmek, onlar için ağlamak değil, onları, bu terütaze yavrularımızı
düştükleri her türlü olumsuz girdaptan kurtarmak bizim asli vazifemizdir,
asla kaçınamayacağımız ve mutlaka hesabını vereceğimiz mesuliyetimizdir.
Sevgili kardeşlerim, 2005 yılı resmî kayıtlarına
göre -ki, resmî olmayan veriler çok daha fazlasını ifade ediyor-
903,9 milyon litre alkollü içki tükettiğimizi ortaya koyuyor. Bunun
anlamı nedir? Her bir tankerin 25 bin litre içki yüklendiğini düşünürseniz,
tam 36.156 tır dolusu alkol… Her bir tır'ın 18 metre uzunluğu göz önünde
bulundurulursa, toplam 650 bin metre, bir diğer ifade ile 650 kilometre
peş peşe dizilmiş bir alkol konvoyu ve tüketimi… Yani, Ankara'dan
Edirne'ye veya Samsun'dan İstanbul'a kadar kesintisiz bir tır filosu
yüklü alkolü ülke olarak tüketmişiz.
Geçen yıl fert başına 12,5 litre, bu yılın 7'nci ayının
sonu itibarıyla da 8 litre alkol tüketen ülkemiz, başta TV kanalları
olmak üzere çöküşü hızlandıran her türlü olumsuzluğa artık,
"dur!" demenin zamanının geldiğini idrak etmek zorundayız.
Sağlığımızı ve millet olarak geleceğimizi tehdit
eden sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının gittikçe yaygınlaştırılması,
resmî birçok programın, hatta birkısım resepsiyon ve anma programlarının
alkollü içkilerle tertip edilmesinin çağdaşlık göstergesi, ilericilik
simgesi olarak tanımlanması, hatta ortaöğrenim kurumlarına varıncaya
kadar mezuniyet baloları ve bazı programlarının alkollü içkilerle
kutlanıyor olması, yeni bir yılın ilk saatlerine akıl tutulmasının
ana amillerinden olan alkollü içeceklerle girilmesinin bir zaruretmiş
gibi sayılması, bizi içerisinde bulunduğumuz toplumsal buhrana
sürükleyen ana amildir.
BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, konuşmanızı tamamlar
mısınız.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Milletimizi felaketlere sürükleyen "niçin"leri
başka yerlerde değil, kendi yaptıklarımız, hayatımızın içindeki
yanlışlarda aramalıyız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisteki
üslubumuz, konuşma adabımız, birbirimize karşı olan sevgi, saygı,
hoşgörü ve tahammülsüzlüğümüz, iyi veya kötü alışkanlıklarımız
aynen toplumumuza da sirayet etmektedir. Filhakika, biz, o toplumun
içinden çıktık, bir anlamda milletin aynasıyız. Tıpkı ilk Meclisin
mebuslarından Tahir Efendi'nin kendisini intihâb eden seçmenlerine
söylediği gibi. Tahir Efendi, seçim bölgesine gidiyor ve tıpkı bugün
olduğu gibi, seçmenleri tarafından zaman zaman eleştiriliyor. Şikâyetlere
cevap vermek üzere diyor ki Tahir Efendi: "Beyler, sizler bizi
seçtiniz, yani müntehipsiniz, seçicilersiniz. Biz de seçildik, bize
de müntehap derler. Seçilip gönderildiğimiz yere Meclis, yani müntehebunileyh
denir. Sizin yaptığınız bu işe de intihap denir. İntihap ise Arapça'da
"nuhbe," kelimesinden gelir. Nuhbe kaymak demektir. Sütün
üstünde süt kaymağı, şapın üstünde de şap kaymağı vardır. Siz ne iseniz
meclisiniz odur. Beyler, beni böyle anlayın."
Evet, bizler toplumun kaymak tabakası değiliz, ancak
özünün süzülüp Parlamentoya yansıyan aynasıyız. 2007 yılı, daha
seviyeli…
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Başkan, camide vaaz
verir gibi, ne bu ya? Başkan, burası cami değil ya!
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Nedir bu ya!
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - …olgun ve milletimizin
özüne yaraşır bir temsil anlayışıyla geçirilmelidir. Ne cumhurbaşkanlığı
seçimini ne de 4 Kasım 2007'deki genel seçimleri gerilim hattına
çekmek…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Bu, herkesi alkolik yaptı
ya!
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Sanki aklı başında
insan yok burada!
BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, lütfen konuşmanızı tamamlayın.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Yeter Başkan ya!
BAŞKAN - Çok, sürenizi, aştınız, son cümlelerinizi
söyler misiniz.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkanım, bitiriyorum,
zaten son cümlelerim.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Git camide ver!
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Nedir bu ya senin yaptığın!
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Arkadaşlar, ben, sizi
rahatsız edecek hiçbir şey söylemediğimi zannediyorum.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Ne demek canım! Herkesi
alkolik yaptın!
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Ama rahatsız edici bir
şey varsa Sayın Grup Başkan Vekili Anadol burada.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sizin iktidarınızda
arttı. Ayıp ya!
BAŞKAN - Efendim, siz konuşmanızı tamamlayın lütfen.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Ne cumhurbaşkanlığı
seçimini…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Cami avlusu mu burası
ya?
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - …ne de 4 Kasım 2007'deki
genel seçimleri gerilim hattına çekmek, toplum içerisinde kutuplaşmalara
meydan vermek, hukukun ve Anayasa'mızın tanımladığı yetki ve sorumluluklar
dışında sokak ve taşkınlıklarda çözüm aramak hiç kimseye yarar sağlamaz.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Bizi niye bir dakika
fazla konuşturmuyorsun Başkan? Ona o kadar fazla müsamaha gösteriyorsunuz.
Bu olacak şey değil, yeter ya!
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sami Bey, nezaketli olmanızı
bir tabip olarak size tavsiye ederim. Herhâlde benim söylediklerim
en çok sizi ilgilendirir.
BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, lütfen, son cümlenizi
alacağım.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Nerede görülmüş bu kadar
ya, hayret ya!
BAŞKAN - Gerekli müsamahayı gösterdim, son cümlenizi
rica edeyim.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Ayıp ya!
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Siyaset yapanların empatiye,
kendilerini karşıdakilerin yerine koymaya ihtiyacı var. Bunu
yaptığımız ve hukuka saygılı olduğumuz anda birbirini incitecek,
gönül kıracak, karşılıklı sevgi ve saygıyı zedeleyecek en küçük
bir olumsuzluğa meyden vermeden arzu edilen sonuçlar istihsal edilebilir.
YILMAZ KAYA (İzmir) - Sayın Başkan, ne alakası var
Kurban Bayramı'yla? Hayret bir şey ya!
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Kendimize ait hipotezlerle
beynimizde kurguladığımız hükümleri hukukun…
GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Ne ilgisi var Sayın Uzunkaya?
BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, bakın, konuşmanızı keseceğim
artık, son cümlelerinizi rica ediyorum.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - …ve yasamanın önüne koyarsak,
devlet ve rejimimizi o zaman tehlikeye atmış oluruz.
Bu duygu ve temennilerle, idrak etmekte olduğumuz
Kurban Bayramı'mızla yeni yılımızın hayırlı olmasını diliyor,
sizleri ve yüce milletimizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.
Oysaki, ben, size ve hepimiz için söylenmesi gereken
bir kısım şeyleri söylediğimi düşünüyorum, ama ne yazık ki, CHP aynı
CHP, CHP'liler aynı CHP'liler.
Saygılar sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, teşekkür ederim.
MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) - Ne ilgisi var?
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - CHP'nin adını ağzına bile
alma!
BAŞKAN - Gündem dışı üçüncü konuşma, Atatürk'ün Ankara'ya
gelişiyle ilgili olmak üzere, Ankara Milletvekili Sayın Eyyüp Sanay'a
aittir.
Buyurun Sayın Sanay.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Musa Bey, keşke siz de eskisi
gibi olsaydınız, iktidara gelmeden önceki gibi olsaydınız.
3.- Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay'ın, Gazi Mustafa Kemal ve
Sivas Kongresi üyelerinden oluşan heyetin 27 Aralık 1919'da Ankara'ya
gelişinin 87'nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
EYYÜP SANAY (Ankara) - Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri…
MUSA UZUNKAYA (Samsun) - CHP aynı CHP ama, keşke
siz de eskisi gibi olsaydınız.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, dinleyelim hatibi.
EYYÜP SANAY (Devamla) - Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; 27 Aralık 1919'da Gazi Mustafa Kemal ve Sivas Kongresi
üyelerinden oluşan Heyeti Temsiliye'nin Ankara'ya gelişinin seneidevriyesi
münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
19'uncu yüzyılda fikrî, siyasi, ekonomik ve askerî
açılardan büyük sarsıntılar yaşayan Osmanlı Devleti, 20'nci yüzyılın
ilk çeyreğinde ise önce Trablusgarp Savaşı, arkasından Balkan bozgunuyla
geniş ülke topraklarını kaybetmiştir. Sonrasında ise âdeta bir oldubittiyle
kendisini Cihan Savaşı'nın içinde bulmuştur. Amansız, zor savaş yıllarının
ardından müttefikleriyle birlikte mağluplar arasında anlaşma masasına
çağrılmıştı. Aslında bu bir anlaşma değil, âdeta paylaşma hesabıydı.
Ancak işgalciler, Çanakkale'yi geçilmez eden, Kafkaslar'dan Yemen'e
kadar kahramanlık destanları yazdıran bu milletin esarete boyun
eğmeyeceğini hesaba katmamışlardı. Oysa bu milletin esir edilemeyeceği
tarihin her dönemine ait belgelerle sabitti. Bu defa da farklı olmayacaktı.
Çünkü işgalciler karşısında millet suskun kalmamış, yurdun dört bir
yanında müdafaa-i hukuk cemiyetleri kurulmuştu. İstanbul'dan hareketle
Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu'da kurtuluş mücadelesinin
fitilini ateşlemişti. Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi, millî
mücadele örgütlenmesinin önemli birer aşamasını oluşturmuştu. Sivas
Kongresi'nde amansız manda ve himaye tartışmalarından sonra Anadolu
ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri birleştirilmiş, kurtuluş
mücadelesinin aynı merkezden sevk ve idare edilmesi kararlaştırılmıştı.
Ayrıca, kurtuluş mücadelesini yürütmek üzere
bir temsil heyeti oluşturulmuştu. Uzun bir değerlendirme yapan heyet
üyeleri, stratejik konumu nedeniyle Ankara'yı merkez olarak belirlemişlerdi.
Sivas'tan yola çıkan heyet-i temsile üyeleri ve Mustafa Kemal Atatürk,
27 Aralık 1919 Cumartesi günü Ankara'ya ulaşacaktı. Ancak, Mustafa
Kemal Paşa ve temsil heyetinin Sivas'tan Ankara'ya gelmek üzere yola
çıktığı haberi duyulunca, coşkulu bir karşılama programı hazırlanmış,
3 bin atlı ve 40 bini aşkın yayayla Dikmen sırtlarında toplanan Ankaralı
seğmenler ve Ankaralılar, bu önemli misafirlerini bayram coşkusu
ile karşılamışlardı.
Vali Vekili Yahya Galip Bey ile Kolordu Komutanı
Ali Fuat Paşa, Gölbaşı'na kadar giderek heyeti ilk karşılayanlar
olmuştu.
Dikmen sırtlarında toplanan her yaştan Ankara
halkının bayram sevinci içerisindeki sıcak ilgisi, temsil heyetini
fazlasıyla memnun etmişti.
Ayrıca, Ankara halkının kurtuluş mücadelesine
olan inancı, özverili fedakâr desteği takdire şayandı.
27 Aralık 1919, Ankara halkı sevinç, heyecan ve
coşku içerisinde, Kurtuluş Savaşı'nın öncüleri heyet-i temsile
üyeleri Ankara'daydı artık ve kurtuluş mücadelesi Ankara'dan sevk
ve idare edilecektir.
29 Aralık 1919'da temsil heyetince yayınlanan bir
tebliğle, bütün mebusların Ankara'da toplanması duyuruldu. Yurdun
dört bir yanından gelip Ankara'da toplanan temsilcilerden oluşan
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin idare merkezi de Ankara
olarak ilan edildi.
Ankara halkı, esnafı, tüccarı, zanaatkârı, işçisi,
köylüsü ve her dereceden memuruyla…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
EYYÜP SANAY (Devamla) - Sayın Başkan, bitmek üzere.
BAŞKAN - Efendim, konuşmanızı lütfen tamamlayın.
EYYÜP SANAY (Devamla) - … kurtuluş heyeti ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi Hükûmetine, maddi ve manevi desteğini en üst
seviyede fedakârca devam ettirmiştir.
27 Aralık 1919'da heyet-i temsilenin Ankara'ya gelişinin
yıl dönümü münasebetiyle, Kurtuluş Savaşı'mızın mimarlarını,
aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi ve her aşamada emeği
geçen atalarımızı hürmetle, saygıyla, rahmetle yâd ederken, yorgun,
yorucu ve biraz da kırıcı geçen bütçe görüşmelerinin ardından,
dünden yarına her zaman ülke ve millet olarak birlik ve beraberlik
ihtiyacı içinde olduğumuzu unutmamalıyız.
"Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;/Toplu
vurdukça yürekler, onu top sindiremez." diyen millî şairimiz Mehmet
Âkif Ersoy'u da, ölümünün seneidevriyesi münasebetiyle rahmetle
anarken, heyetinizi saygıyla selamlar, bu vesileyle, Kurban Bayramı'nızı
ve yeni yılınızı tebrik ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sanay.
Sayın milletvekilleri, gündem dışı konuşmalar
tamamlanmıştır, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge
vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.
B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
ÖNERGELERİ
1.- Çorum Milletvekili Feridun Ayvazoğlu ve 41 milletvekilinin,
su kaynaklarının korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/409)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gelişmekte olan ülkeler kalkınma çabası içinde
genellikle çevre korumacılığını göz ardı etmekte, doğal kaynaklarını
dikkatsizce kullanarak, gerek dünyada gerekse ülkemizde su ihtiyacı
gittikçe artarken, su kaynakları kirlenmekte ve tükenmektedir. Maalesef
Türkiye'mizde de denizlerimiz, göllerimiz, çay, dere, nehirlerimizden
oluşan akarsularımız ile yer altı sularımız, evsel, tarımsal ve endüstriyel
atıklar ile sürükle olarak kirletilmektedir.
Çevrenin korunması ve çevre kirliliği problemi,
kirliliğin kaynağı olan ülke ile sınırlı kalmamakta dünya üzerinde
varolan diğer devletleri ve insanları da etkilemekte ve ilgilendirmektedir.
Bunun için çevre ile ilgili bir takım devletler
arası düzenlemelerin yapılması da zorunluluk olduğundan dolayı,
çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi için birtakım
devletlerarası çalışmalar da yapılmalıdır.
Ülkemiz, üç tarafının denizlerle kaplı olması,
nehir, göl, ırmak ve jeotermal doğal su kaynaklarımızın bulunması
ile de şanslıdır. Bu kaynakların doğru kullanılması için de devlet
acil çözümler almalıdır. Vatandaşlarımızı bu konuda bilinçlendirmek
ve geleceğe yatırım için ilköğretim okullarında başlayan eğitimle
de buna kaktı sağlamalıyız.
Ekolojik dengenin sağlıklı olması veya olmaması
tüm canlıları olumlu veya olumsuz şekilde etkilemektedir. 21'inci
yüzyılda gelişen ve modernleşen dünyamızda, ülkemiz de payına düşeni
almaktadır. Dört mevsimi yaşayan, bundan dolayı birçok bitki örtüsüne
sahip olan ülkemiz bunu su kaynaklarından sağlıyorsa bunun da canlı
yaşamını baştan sona kadar ilgilendirmesi nedeniyle, toplumumuza
ve devletimize büyük sorumluluklar yüklediği açıktır.
Bu konuyla ilgili devletin tüm birimlerinin bir
an önce harekete geçirilmesi ve araştırılması ile yok olmaya yüz
tutan su kaynaklarımızın, çevrenin ve ekolojik dengenin tüm olumsuzluklarından
etkilenmesinin önlenmesi için, bilimsel ve toplumsal tedbirlerin
alınması amacıyla, Anayasanın 98. maddesi, TBMM İçtüzüğünün 104.
ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve
teklif ederiz.
1- Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
2- Uğur Aksöz (Adana)
3- Abdulaziz Yazar (Hatay)
4- İdris Sami Tandoğdu (Ordu)
5- Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
6- Nadir Saraç (Zonguldak)
7- Harun Akın (Zonguldak)
8- M. Akif Hamzaçebi (Trabzon)
9- Rasim Çakır (
10- Osman Özcan (
11- Ali Cumhur Yaka (Muğla)
12- Gürol Ergin (Muğla)
13- Necati Uzdil (Osmaniye)
14- Atila Emek (Antalya)
15- Ahmet Yılmazkaya (Gaziantep)
16- Mehmet Ziya Yergök (Adana)
17- Yakup Kepenek (Ankara)
18- Muharrem Kılıç (Malatya)
19- Mustafa Gazalcı (Denizli)
20- Erdal Karademir (İzmir)
21- Nail Kamacı (Antalya)
22- Feridun Fikret Baloğlu (Antalya)
23- Osman Kaptan (Antalya)
24- Zeynep Damla Gürel (İstanbul)
25- Mehmet Işık (Giresun)
26- Mehmet Sefa Sirmen (Kocaeli)
27- Yüksel Çorbacıoğlu (Artvin)
28- Abdurrezzak Erten (İzmir)
29- Mehmet Vedat Melik (Şanlıurfa)
30- Nurettin Sözen (Sivas)
31- Sıdıka Sarıbekir (İstanbul)
32- Hasan Ören (Manisa)
33- Yılmaz Kaya (İzmir)
34- Ali Arslan (Muğla)
35- Mehmet Küçükaşık (Bursa)
36- Orhan Eraslan (Niğde)
37- Mehmet Semerci (Aydın)
38- Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)
39- Nezir Büyükcengiz (Konya)
40- Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
41- Özlem Çerçioğlu (Aydın)
42- Tuncay Ercenk (Antalya)
Gerekçe:
Doğal su kaynaklarımızın korunmasında önemli
bir faktör olan arıtma tesislerinin kurulmaması ya da kurulduktan
sonra çalıştırılmaması sonucunda denizlerimiz ve iç sularımız
olumsuz yönde etkilenmekte ve giderek bu kaynaklarımızın yok olmasına
sebebiyet verilmektedir.
Bu durum Anayasanın 56. maddesinde Çevre Hakkı
adı altında düzenlenmiştir. Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede
yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak
ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.
Anayasamız çevre hakkını; devletin ödevi, vatandaşın ödevi ve herkesin
hakkı olarak üç açıdan düzenlemiştir.
Toplumumuz için, denizlerimiz ve iç sularımızın
durumu çevre sağlığının önemli bir göstergesidir. Nehir ve dereler
de kırsal alan çevresi niteliğinin gelişmesine yardımcı olan ve
ekolojik dengeyi sağlayan doğanın canlılara bahşettiği en bedelsiz,
karşılıksız hediyesidir. Kısacası su hayattır.
Örneğin, özellikle atık sularda bulunan organik
maddelerin, sulama kaynaklarına karışması ile özellikle yeşil tüketilen
sebzelerin beslemesi ve bunun sofralara gelmesinin, ne büyük sorunlara
yol açmakta olduğu inkâr edilemez. Sadece tek bir örnekle açıklanan
sorunun büyüklüğü bile ürkütücü boyuttadır. Bunun için en kısa zamanda
acil, orta ve uzun vadeli kesin sonuçlara ulaşacak çözümler alınması,
ülke ve toplum sağlığını rahatlatacak politikalar geliştirilmesi
gerekmektedir.
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer önergeyi okutuyorum:
2.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 47 milletvekilinin,
kayısı üretimindeki ekonomik değer kaybının ve kayısı üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/410)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Dünya kuru kayısı pazarının %90'lık kısmına ülkemizin
hakim olmasına karşın ülke olarak, aktif pazarlama ve finansal destek
politikalarının uygulanmaması nedeniyle yabancı alıcıların
oyuncağı hâline gelerek ülkemizin önemli ölçüde gelir kaybına uğratıldığı
açık ve net bir şekilde ortaya çıkmıştır.
Yıllardır 2500-3000 $/ton olan kayısı fiyatları
özellikle son 4 yılda giderek aşağıya doğru gelmiş ve ton başına
1200-1500 $'a alıcı bulabilmektedir.
Kayısı üreticilerinin, gübre, mazot ve işçilik
gibi giderleri her yıl artmasına karşın, satış fiyatlarındaki gerileme
Türk ekonomisi ve üreticiler açısından önemli kayıplara neden olmaktadır.
Özellikle son 4 yıldır hükümet tarafından birlikler
ve özellikle kayısı birlik kendi kaderlerine terk edilmiş, her türlü
finansal destekten yoksun bırakılmıştır. Türkiye olarak, yıllardır
250-300 milyon dolar arasında olan kayısı ihracatı 100 - 120 milyon
dolar seviyelerine gerilemiştir.
Kayısı fiyatlarında ülkemizin uğradığı 150
milyon dolarlık gelir kaybı, hükümetin tarımsal ürünlere ve kayısı
birliğin kendi kaderlerine terk etmesinden dolayı oluşmaktadır.
Özellikle yabancı kayısı ithalatçılarının Türkiye'de
kayısı ürününe hiçbir desteğin olmadığını ve özellikle kayısı sezonunda
hiçbir finansal desteğin olmadığını çok iyi bilmektedir. Mazot,
gübre ve işçilik giderleri nedeniyle üreticilerin ürünlerini elden
çıkarmak zorunda olduklarını da yabancı alıcılar çok iyi bilmektedir.
Sonuçta yok pahasına üretici tarafından satılan ürünleri
1200-1500 $ arasında satın alan yabancı alıcılar bu ürünü tüm dünyaya
6-8 bin Euro olarak satmaktadırlar. Ülkemiz insanının çok büyük güçlükle
ürettiği ürünümüzden dolayı yabancı alıcı ve diğer ülkeler 300-400
milyon Euro kazanmaktadır.
Dünya kuru kayısı üretiminin % 90'lık kısmına sahip
olan ülkemizde Malatya ise bu üretimin % 80-85'lik kısmını üretmektedir.
Yaklaşık 60 bin aile, 250 bin kişinin en önemli geçim kaynağıdır. Ayrıca,
Malatya ekonomisinin en temel dinamosudur. Bu nedenle; sadece
üreticinin değil, tüm Malatya'nın geçim kaynağıdır. .
Kayısı fiyatlarındaki aşırı düşüş nedeniyle
Malatya ekonomisi ve üreticiler çok önemli sorunlar yaşamaktadır.
Ayrıca, 2004 ve 2006 yıllarında meydana gelen tabii
afetler nedeniyle 2004 yılında % 60'lık, 2006 yılında ise % 40'lık rekolte
yok olmasına karşın üreticilerin içerisinde bulunduğu zor koşullar
nedeniyle fiyatlar hızla düşmektedir. 2004 yılında yaşanan tabii
afet nedeniyle hükümet tarafından hiçbir destek verilmemiş, 2006
yılında ise oluşan 60 milyar YTL kayba karşın 13 milyar YTL'lik bir destek
sağlanmıştır. 2 yılda oluşan tabii afet nedeniyle üretici önemli ölçüde
borçlanmış, satın aldığı mazot, gübre, ilaç bedellerini ödeyememiştir.
Ayrıca, kendilerinin ve aile bireylerinin ihtiyaçlarını
karşılayamaz ve her gün icra dairelerinden çıkamaz duruma gelmişlerdir.
Üretici birlikleri, ülkemizde üreticilerin dayanışması
ve pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi, üreticinin korunması,
üreticiye ihtiyacı olan finansmanın sağlanması ve ülke kaynaklarının
en iyi şekilde değerlendirilmesi amacıyla kurulmuştur. Ancak· bu
birliklere yıllardır uygulanan politikalar nedeniyle siyasetçilerin
arka bahçesi gibi görülmüş, üretici ve ülke menfaatlerinin korunması
yerine siyasetçilerin günlük politikalarının bir aracı hâline
getirilmeye çalışılmış ve halen de hükümet tarafından aynı politikaya
yönelik uygulamalar devam ettirilmektedir. Ayrıca hükümet tarafından
kendi kontrolünde olmayan bir yönetime sahip birliklere ise yok etme
politikası uygulanmaktadır.
Son 4 yıldır ise bu birlikler tamamen kaderlerine
terk edilmiştir.
Hükümet olmak, ülke kaynaklarının en rantabl değerlendirilmesini
sağlamaktır. Üretici birliklerinde yaşanan sorunlara tamamen seyirci
kalınmış ve üretici kaderine terk edilmiştir.
Kayısıbirlik tarımsal satış kooperatifi ise hükümetin
uyguladığı yok etme politikalarından nasibini almıştır. Son 4
yıldır sorunlarının çözümü için hiçbir destek verilmemiş ve kapatılmak
için her türlü çaba sergilenmiştir.
Kayısı üreticisi artık kendi kaderi ile başbaşa
bırakılmıştır. Ayrıca, Ziraat Bankası tarafından hiçbir finansal
destek verilmemektedir. Bugün 1200-1500 $/ton olan kayısı fiyatlarının
nerelere gideceğini bilerek yok etme politikaları uygulanmaktadır.
Kayısı üreticisi, Malatya ekonomisi ve Türk ekonomisinin
uğradığı büyük kayıp, hükümetin uyguladığı yok etme politikalarından
kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle Anayasamızın 98. Maddesi ve İç Tüzüğümüzün
104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla
arz ve teklif ederiz.
1- Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
2- Muharrem Kılıç (Malatya)
3- Şevket Arz (Trabzon)
4- Harun Akın (Zonguldak)
5- İsmet Atalay (İstanbul)
6- Halil Akyüz (İstanbul)
7- Mehmet Duyan (İstanbul)
8- Atila Emek (Antalya)
9- Nezir Büyükcengiz (Konya)
10- İzzet Çetin (Kocaeli)
11- Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
12- Uğur Akyüz (Adana)
13- Mehmet Işık (Giresun)
14- Özlem Çerçioğlu (Aydın)
15- Osman Özcan (
16- Nadir Saraç (Zonguldak)
17- Orhan Ziya Diren (Tokat)
18- Nail Kamacı (
19- Birgen Keleş (İstanbul)
20- Tuncay Ercenk (
21- Sinan Yerlikaya (Tunceli)
22- Feridun Fikret Baloğlu (
23- Oya Araslı (
24- Mehmet Uğur Neşşar (Denizli)
25- Hasan Güyüldar (Tunceli)
26- Ali Kemal Kumkumoğlu (İstanbul)
27- Yakup Kepenek (
28- Mehmet Ziya Yergök (
29- Necati Uzdil (Osmaniye)
30- Mustafa Gazalcı (Denizli)
31- Erdal Karademir (İzmir)
32- Osman Kaptan (Antalya)
33- Yılmaz Kaya (İzmir)
34- Zeynep Damla Gürel (İstanbul)
35- Mehmet Sefa Sirmen (Kocaeli)
36- Yüksel Çorbacoğlu (Artvin)
37- Mehmet Vedat Melik (Şanlıurfa)
38- Abdurrezzak Erten (İzmir)
39- Nurettin Sözen (Sivas)
40- Sıdıka Karabekir (İstanbul)
41- Hasan Ören (Manisa)
42- Ali Arslan (Muğla)
43- Mehmet Küçükaşık (Bursa)
44- Orhan Eraslan (Niğde)
45- Mehmet Semerci (Aydın)
46- Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)
47- Ahmet Yılmaz Kaya (Gaziantep)
48- Abdulaziz Yazar (Hatay)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Her iki önerge de gündemde yerini alacak ve Meclis
araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince
sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı
ve Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin,
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1'inci sırada yer alan kanun teklifinin
geri alınan maddeleri ile ilgili komisyon raporu gelmediğinden
teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2'nci sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı:
904)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3'üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti
ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi
Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin
İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri
Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım
Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/1115) (S. Sayısı: 1147)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4'üncü sırada yer alan, Küçük ve Orta Büyüklükteki
İşletmelerin Mali Sektöre Olan Borçlarının Yeniden Yapılandırılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.- Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Mali Sektöre Olan
Borçlarının Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1267) (S.Sayısı: 1312) (x)
BAŞKAN - Hükûmet ve Komisyon yerinde.
(x) 1312 S. Sayılı
Basmayazı, 26/12/2006 tarihli 44’üncü Birleşim Tutanağına eklidir.
Geçen birleşimde, 4'üncü madde üzerinde gruplar
adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı.
Şimdi söz sırası, şahsı adına Kütahya Milletvekili
Sayın Hasan Fehmi Kinay'a aittir.
Buyurun Sayın Kinay. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; KOBİ'lerin Mali Sektöre Olan Borçlarının Yeniden
Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Tasarısı'nın 4'üncü maddesi üzerinde
şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu bu vesileyle saygıyla
selamlıyorum.
Meclis Genel Kurulumuz, yoğun bir bütçe maratonu
ardından ülkemizin ihtiyaç duyduğu kanunları görüşmeye devam etmektedir.
Söz almış olduğum tasarının 4'üncü maddesi, KOBİ'lerle bankalar
arasında yapılacak çerçeve anlaşmalarını damga vergisi ve harçtan
muaf tutmaktadır, banka ve sigorta muameleleri vergisinden muaf
tutmaktadır, hakeza, Kaynak Kullanımı Destekleme Primi'nden muaf
tutmaktadır.
Teşvik ve ihracatla ilgili taahhüt süreleri de
kanunla birlikte uzatılmaktadır.
Krediler için teminat ve iştirake dönüşmesi gibi,
firmanın aktiflerini yeniden değerlendirmesi hususunda SPK tarafından
yetkilendirilmiş kişi ve kuruluşlara değerlendirme yetkisi de
tanınmaktadır.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz
yasa, yaklaşık 40 bin civarında KOBİ'ye çifte bayram yaşatacak niteliktedir.
Esasen, yasanın getirdiği iktisadi etkiler 40 bin KOBİ'den öteye
geçecektir. Zira, her bir KOBİ başlı başına bir dünya olarak görülmelidir.
Özellikle, 300 bin civarında istihdam sağlayacaktır. Türkiye'de sigortalı
iş yerlerinin ortalama çalıştırdıkları istihdama baktığımızda
yaklaşık 7 işçi istihdam ettikleri görülmektedir. Yaklaşık 40 bin
civarında iş yerinin çalıştıracağı, istihdam edeceği işçi sayısının
300 bin civarında olacağı beklenmektedir.
İkinci olarak, her bir işletme aynı zamanda bir tedarik
yapma zorunluluğu yaşayacaktır. Dolayısıyla bu, mevcut işletmelerimize
yeni bir pazar imkânı, pazar olanağı, piyasa olanağı açacaktır. Bu
da ulaştırma sektöründen ara mal üretimine kadar, ticaret dünyasına
kadar birçok sektörü hareketlendirecektir.
Üçüncü olarak, bankalar, ilişkileri bozulan firmalarla
yeniden bir kredi ilişkisine girebilecektir. Bunlar dışında, bankalar
dışında, TEDAŞ, OSB'ler, belediyeler, doğal gaz dağıtımını yürüten
firmalar, tahsili mümkün olmayan alacaklarını yeniden tahsil
imkânı bulacaktır.
Bir başka açıdan baktığımızda, Maliye ve SSK kurumları
da yine tahsil etmekte zorlandıkları alacakları yeniden yirmi
dört ay vadeyle tahsil etme imkânı bulacaktır.
Kanunun adı bu anlamda her ne kadar "mali sektöre
olan borçların yeniden yapılandırılması"nı taşıyor ise de bu
doğrultuda İstanbul Yaklaşımı'ndan ayrılmaktadır. Bildiğiniz gibi,
İstanbul Yaklaşımı'nda, TEDAŞ gibi, belediyeler gibi, OSB yönetimleri
gibi, su borçları gibi, elektrik borçları gibi unsurlar yer almamaktaydı
kanun kapsamı içerisinde, oysa bu Anadolu Yaklaşımı içerisinde
yer almaktadır.
Türkiye gerçeklerine ve firma gerçeklerine son
derece uygun bir şekilde tasarlanmıştır kanun ve AK Parti İktidarının
da bu anlamda firmalara, reel sektöre titizlikle yaklaştığının
bir işareti olarak da bu kanun çerçevesi içerisinde yapılan düzenlemeleri
gösterebiliriz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda,
iktidarıyla muhalefetiyle, son derece önemli katkılar sağlanmıştır
kanun içerisine. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği -Sayın Zafer
Çağlayan- Plan ve Bütçe Komisyonunda da bir konuşma yaparak yürütmüş
olduğumuz çalışmalarla ilgili katkılarını ortaya koymuştur. Bu
doğrultuda da iş dünyası adına kendilerine teşekkürlerimizi arz
ediyoruz.
Değerli arkadaşlar, İstanbul Yaklaşımı son derece
sınırlı kalmıştır. Bunun muhtelif sebepleri vardır. Ama, iki sebebi
burada ifade etmekte yarar var. Her şeyden önce, bankalar, bu konuda
yeteri kadar hazırlıklı değildi. Diğer açıdan ve daha önemlisi,
Türkiye ekonomisinin mevcut koşulları, o dönemde, krizin yaşandığı
dönemde koşulları, İstanbul Yaklaşımı'yla sağlanan mali sektördeki
yeniden yapılandırma imkânına yeteri kadar firmanın ilgi göstermeyişine,
bundan daha önemlisi bankaların ilgi göstermeyişine neden olmuştur.
2001 yılı kriziyle, malumlarınız olduğu üzere, peş peşe 22 bankaya
el konmuştur. Dolayısıyla, böyle bilançoları bozulmuş bir sektörün,
yeniden yapılandırma imkânı verecek geniş bir KOBİ sınıfına, yeniden
yapılandırma imkânı verecek finansal desteği bulması elbette beklenemezdi.
Değerli milletvekilleri...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASAN FEHMİ KİNAY (Devamla) - Sayın Başkanım, kısa
bir süre daha rica ediyorum.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
HASAN FEHMİ KİNAY (Devamla) - Şu anda görüştüğümüz
kanundan yararlanacak KOBİ'lerimiz gerçekten şanslıdır. Bakınız,
İstanbul Yaklaşımı'nın uygulandığı günlerde faiz oranları yüzde
60-70 seviyesindeyken, şimdi yüzde 20'ler seviyesine düşmüştür. Anadolu'da
yaklaşık 49 ilde Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Kanunu yürütülmektedir
ve bu Kanun'la birlikte istihdam üzerindeki yükler hafifletilmektedir,
elektrik enerjisine indirim desteği sağlanmaktadır. Enflasyon oranı
yüzde 30'lardan tek haneli rakamlara düşmüştür. Döviz kurları istikrar
içerisinde düşmüştür. Bankalar kredi vermeye daha isteklidir. Zira,
devlet bu piyasadan çekilmiştir, daha az borçlanmaktadır. Türkiye'nin
ihracat imkânı yüzde 100'ün üzerinde artmıştır. Türkiye ekonomisi
istikrarlı bir şekilde büyüme sürecine girmiştir. Elektrik fiyatlarına
zam yapılmamıştır. Kurumlar ve gelir vergisi oranları, KDV oranları
önemli ölçüde indirilmiştir. Türkiye'nin dört bir yanına, çok önemli
bir girdi olan doğal gaz ulaştırılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim, konuşmanızı tamamlar mısınız.
HASAN FEHMİ KİNAY (Devamla) - Özellikle KOBİ'lerin
rekabet gücü büyük ölçüde artırılmıştır. Geçmişle mukayese edilmeyecek
ölçüde, bugün KOBİ'lerimiz rekabet gücünü artırmıştır.
İşte, görüşmüş olduğumuz yasanın bugün ortada
olan konjonktür nedeniyle işlerliği, İstanbul Yaklaşımı'yla mukayese
edilemeyecek ölçüde etkin olacaktır.
Buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, iktidarıyla,
muhalefetiyle görevini ifa ettiğini tekrar vurgulamak istiyorum.
AK Parti, Acil Eylem Planı'nda vermiş olduğu taahhütlerden birini
daha yerine getirmiştir. AK Parti, Türkiye fotoğrafına bir bütün
olarak bakmaktadır. İleriye koşarken ayağı tökezleyenleri unutmamıştır,
unutmayacaktır. AK Parti, enkaz edebiyatı yapmadan enkazları bir
bir temizlemektedir. Unutmayınız ki değerli arkadaşlar, AK Parti döneminde
bir kriz yaşanmamıştır, sadece krizlerin sonuçlarını temizlemek
mecburiyetinde kalmıştır.
Bu doğrultuda, Genel Kurulun sağladığı destekle,
KOBİ'lerimize, yasayla birlikte tekrar Türkiye ekonomisinde yeniden
işlev sağlamalarını temenni ediyorum.
Kurban Bayramı'nızı ve yaklaşmakta olan yeni yılınızı
bu vesileyle tebrik ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kinay.
Şahsı adına ikinci konuşma, Kayseri Milletvekili
Sayın Taner Yıldız.
TANER YILDIZ (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; teknik bir madde olan 4'üncü madde üzerinde söz almış
bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Çerçeve anlaşmalarını Bankalar Birliğinin, yönetmelikleri
BDDK'nın ve ikili anlaşmaları da işletmelerle beraber banka ve finans
kurumlarının oluşturduğu ve bunu düzenlediği bir kanun tasarısı
üzerinde konuşuyoruz.
Plan ve Bütçede, alt komisyonda sanayi odaları,
ticaret odası, bütün sivil toplum örgütleri, ticaret borsalarıyla
beraber hazırladığımız bir kanun tasarısı üzerinde görüşlerimizi
değerlendiriyoruz.
İşletmeler niçin böyle bir yapılandırmaya ihtiyaç
hissettiler? İşletmelerin, işletme içi ve işletme dışı sebepleri
ve gerekçeleri olduğunu düşünüyoruz. İşletme içi sebepler malum;
kötü işletmecilik, açık pozisyona düşmek, profesyonellikten uzak
olmak gibi değerler var. İşletme dışı sebepler ise; döviz, faiz, enflasyon
gibi.
Enflasyon deyince, bütçe görüşmeleri sırasında
bir arkadaşımız şunu söyledi: "Enflasyon düşüyor, niye düşüyor
enflasyon? Enflasyon vatandaş için mi düşüyor?"
Değerli arkadaşlar, enflasyon yükselirken vatandaş
sıkıntı çekiyor mu? Çekiyor. İnliyor mu? İnliyor. Peki, nasıl oluyor
da düşerken vatandaş rahatlamıyor, vatandaş için olmuyor? Var mı
böyle bir şey, var mı böyle bir çifte standart? Yiğidin hakkını yiğide
vermek lazım. Yükselirken sıkıntı doğuran enflasyon düşerken de rahatlık
sağlar, vatandaşımız da bunu hisseder ve bilir. En son yaptığımız
araştırmalarda, asgari ücret açısından baktığımızda, bir markette
bulunan 20 bin kalem üzerinden yüzde 1'lik birim olan 200 kalem üzerinde
yapılan araştırmada, bir asgari ücretlinin alım gücü olarak en fazla
işgal ettiği ve kullanılabilirliği yüzde 20 olan bir kalem üzerinde
yapılan araştırmada, dört yıl öncesine göre, asgari ücret tabanında
100 liralık malzeme alan bir asgari ücretli, bugün 149 liralık malzeme
alabiliyor, dört yıl içerisindeki yüzde 58'lik enflasyona rağmen.
Neyse, konumuza dönelim.
4'üncü madde, bu kanun ile işletmelerin hangi mali
yükümlülüklerden istisna edileceğini düzenlemektedir. Aynı zamanda
yapılandırma sözleşmeleri ile teşvik belgeleri sürelerinin uzatılmasını
da metne almıştır. İlgili kanunlara istinaden, işletmeler, damga
vergisi ve harçlardan istisna edilecek, çerçeve anlaşmaları ve
sözleşmelerdeki alacaklı bankaların yapacakları tahsilattan
banka ve sigorta muameleleri vergilerinden istisna edilecek, işletmelerimizin
kullandıkları krediler Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu'ndan istisna
edilecek ve ayrıca, diğer fon ve mali yükümlülüklerden istisna edilecektir.
Bankaları özendirici bir hüküm olarak da, edinilen varlıkların elden
çıkarılması hâlinde de istisna uygulanacaktır. Önemli bir düzenleme
ise, işletmeler, sözleşme hükümlerinin yerine bu şekilde getirilmemesi
hâlinde dahi, ödenmesi gereken vergi, resim ve harçlardan istisna
edilecektir. Aynı şartlar, alacağın hukuki yollardan tahsilinde
de ödenecek vergi, resim ve harçlar için de geçerli olacaktır, yani,
istisna edilecektir. Tahsilinden vazgeçilen tutarlar, banka ve finans
kurumları için değersiz alacak, borçlu için ise vazgeçilen alacak
olarak kayıt altına alınacaktır. Tabii, karşılık ayrılan kısım hariç
tutulmak kaydıyla, yani, 100 liralık bir borç var, donuk kredi veya
şüpheli alacak hâline gelmiş, diyelim ki, yüzde 20'si özel karşılık
olarak ayrılan kısmı olsun, yüzde 80'lik kısmına bu dediğimiz konu
uygulanacak. Bu fıkra da, özellikle bankalar için, özendirici bir
madde olarak konuldu.
Bütün bu anlattığımız işlemler gerçekleşmese
dahi, istisna edilen, saydığımız vergi, resim ve harçlar geri alınmayacaktır.
Söz konusu sözleşmelere göre borçları yapılandırılan KOBİ'lerin
teşvik belge ve ihracat taahhüt süreleri, sözleşme süresi kadar
uzatılmış sayılacaktır. Örneğin, ihracat taahhüdünü zamanında
kapatamamış olan işletmelerin yükümlülükleri, bankalara rücu
ederdi, İstanbul Yaklaşımı'nda böyleydi, şimdi ise firma, borcun yüzde
5'ini aşan bir ödeme yapmışsa bankaya rücu etmeyecek; bu da aynı şekilde,
bankalar için özendirici bir madde olarak kondu.
Son fıkrada ise, borçlu lehine bir düzenleme yapıldı.
Yapılandırmaya giren borçlu işletmelerin varlık ve yükümlülüklerinin
değerinde olmadığı kanaati oluşursa borçlu tarafından ve yeniden
değerlendirme isteyebilecek, bu değerlendirme, kurul veya SPK tarafından
yapılacak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen, konuşmanızı tamamlayın efendim.
TANER YILDIZ (Devamla) - Burada, alt komisyonda
çalışma yaparken, TOBB'un, özellikle de sanayi odası ve ticaret odası
yetkilisi arkadaşlarımızın, borçluların ilgili bulunduğu şehirlerdeki
ticaret odası veya sanayi odası değerlendirme grubu tarafından
değerlendirme yapılmasını talep ettiler. Ancak, bu şekliyle kanun
tasarısına dercedildi, böylesinin daha uygun olduğu kanaatine
varıldı.
Bu kanunun, sıkıntıda olan bütün işletmelere,
ilgili işletmelere rahatlık getirmesini diliyorum. Vatandaşlarımızın
da Kurban Bayramı'nı kutluyor ve hayırlı yıllar temenni ediyorum.
Saygılarımla. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldız.
4'üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
MEHMET
ERASLAN (Hatay) - Karar yeter sayısı istiyorum.
BAŞKAN
- Maddeyi oylarınıza sunuyorum ve karar yeter sayısı arayacağım:
Birleşime
beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.03
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.15
BAŞKAN : Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 45'inci Birleşimi'nin İkinci Oturumu'nu açıyorum.
1312 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
4'üncü maddenin oylamasında karar yeter sayısı
bulunamamıştı. Şimdi, maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar
yeter sayısı arayacağım.
Maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde
kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.
5'inci maddeyi okutuyorum:
Yürürlük
MADDE 5- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe
girer.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Bilecik
Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Küçük ve Orta Büyüklükteki
İşletmelerin Mali Sektöre Olan Borçlarının Yeniden Yapılandırılması
Hakkında Kanun Tasarısı'nın 5'inci maddesinde söz almış bulunuyorum.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de KOBİ'ler ülke
ekonomisinin temelini oluşturmaktadır. Ancak, ülkemizde KOBİ'lere
gereken önemin verilmemesi, art arda yaşanan ekonomik krizler, ciddi
bir KOBİ stratejisinin bulunmaması gibi etkenler sonucunda, bugün
gelinen noktada, Türkiye'de KOBİ'lerin çok ciddi sorunlarla karşı
karşıya olduğu bir gerçektir. Özellikle AKP İktidarında ve iktidar
döneminde KOBİ sorunları maalesef had safhaya gelmiştir. Kapatılan
kepenk sayısı ve protestolu senetler, maalesef rekor seviyeye çıkmıştır.
Ardı ardına yükselen vergiler, zaten kazanamayan esnafımızı ve
KOBİ'mizi maalesef canından bezdirmiştir. Küçük esnafımız yok sayılmıştır.
Yaşama şansı tanınmamıştır. Daha önce izlenen ve KOBİ'lerce üretilebilecek
ya da üretilen ürünlerin kamu iktisadi teşekküllerince üretilmesi
sonucu, yıllar boyu KOBİ'ler ülkemizde gereken ilgiyi göremedi
ve paralelinde gelişme sağlayamadı, ancak 1980'li yıllarda, özellikle
Avrupa'da KOBİ'lere verilen önemin artması ve yine, özellikle 1983
yılında AB tarafından KOBİ yılı ilan edilişi, ülkemizde de etkisini
gösterdi. Bunun yanı sıra geliştirilen ihracata dayalı kalkınma
modelinde yaşanan bazı tıkanıklıkları aşmak için, KOBİ'lere verilen
önem artırıldı.
Öncelikle KOBİ'lerin en büyük sorunu, bildiğiniz
gibi finansman sorunlarıdır ve bunun mutlaka çözülmesi lazım. Sonrasında
ise teknolojik donanım konusunda modernizasyona geçilmesi gerekir.
Kalifiye eleman ihtiyacının giderilmesi gerekir. KOBİ'lerin kurumsal
bir kimlik kazanması gerekir. Verimliliğin maksimize edilmesini
sağlayıcı metotların uygulanması ve profesyonel yönetim gibi
bir dizi önlemler alınması gerekir.
Değerli arkadaşlarım, bugün geldiğimiz noktada,
hepimiz KOBİ'lerin nasıl büyük zorluklarla karşı karşıya olduğunu
biliyoruz. Bunun, izlenen genel ekonomi politikasının bir uzantısı
olduğunun farkındayız. Türkiye, maalesef, bugün borca çalışan, faize
çalışan bir ekonomi anlayışının yönetimi içerisindedir ve bu durum,
Türkiye'deki sorunların, sıkıntıların kaynağını oluşturmaktadır.
Buna karşı gerekli platformlarda etkili mücadeleyi hep beraber
yapmalıyız. Türkiye'de insanların faiz altında ezildiği, devlet
ekonomisinin borç altında bunaltıldığı, çalışanın, üretenin, vergi
yoluyla, harç yoluyla, ÖTV yoluyla ve hatta KDV yoluyla birikimini
faize ödediği, sıcak paranın saltanat kurduğu, emeğin, çalışmanın
ve girişimcinin gözden düşürüldüğü bir tablonun içindeyiz. Sıcak
paranın egemenliğindeki ekonominin yerine alın terinin, emeğin,
çalışmanın gelip hakim olduğu bir ekonomiyi hep beraber sağlamak
zorundayız ve bunu mutlaka gerçekleştirmeliyiz.
Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı, keşke
5084 sayılı teşvik kapsamına alınan illerden önce çıksaydı. Bildiğiniz
gibi, bu kanunda 1.500 doların altında olan illeri, 36 ili ilk önce
çıkarmıştık, buna Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de destek verdik.
Ancak, daha önce, bilinmeyen sebeplerden dolayı 13 ilin daha buna
ilave olması, teşvik kapsamında uygulanacak illerin bu noktada
gerekli katkıyı ve desteği görmemesi en büyük kaybımızdır. Keşke,
bizler, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak 5084 sayılı Teşvik Kanunu'ndan
önce bu kanunu çıkarsaydık diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, KOBİ'lerin ülkedeki varlığı,
gücü çok daha fazladır. Ama maalesef, geldiğimiz noktada hepsi birer
hasta olmuştur. Hepsi bu hastalıktan gerçekten rahmetli olmuştur,
ölmüştür.
Değerli arkadaşlarım, dünyada tıbbın, bilimin,
tekniğin ve tabiatın her türlü soruna, sıkıntıya ve sağlık sorununa
çözümü vardır, ama ölüme böyle bir çözümü söz konusu değildir. O nedenle,
KOBİ'ler gerçekten batmıştır, iflas etmişlerdir, ölmüşlerdir.
Şimdi, bizim buradan çıkaracağımız bu kanun bir
reçete yerine geçmeyecektir ve KOBİ'ler eskisi gibi olduğu sağlık
güvencesine kavuşmayacaktır. Yani, bu kanun belki de bir nebze olsa
iyileştirmeye sebebiyet verecek, ama, gerçek anlamda sıkıntıya
düşen KOBİ'lerin, iş yerini kapatan bu esnafımızın derdine çözüm
bulmayacaktır.
Değerli arkadaşlarım, yine, KOBİ'ler üzerinde,
AB standartları belgeleri almaları konusunda, özellikle TSE, ISO
9000, ISO 9002 gibi, HACCP gibi belgeler maalesef kontrol yapılmamaktadır.
Bu belgeler çok ciddi ve tutarsız bir şekilde, gerek büyük esnafa gerekse
KOBİ'lere verilmektedir. Bu verildikten sonra, denetim mekanizması
yerine getirilmemektedir. Yani, bu belgeleri veren başta Türk
Standartları Enstitüsü, yine, ISO 9000 gibi, ISO 9002 gibi belge alan
firmaların, aldıktan sonra da denetlenmesi ve kontrol edilmesi gerekiyor.
Dolayısıyla, diğer AB ülkelerinde bu belgeleri alan firmaların
Türkiye'ye gelip nasıl diğer fabrikaları, KOBİ'leri denetim yapıyor
ise, bizim de, Türkiye Cumhuriyeti'nde bu belgeleri veren firmaların
aynı denetimi yapması mutlak gereklidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
yine, önemli bir konuya değinmek istiyorum: Bu konuda, KOSGEB ve KOBİ'yle
ilgili, Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı KOSGEB'den bir bürokratın
burada bulunmaması, bu kanuna verilen önemsizliğin en büyük göstergesidir.
Dolayısıyla, KOSGEB'in, burada bulunan bir genel müdürlüğün, Türkiye
Cumhuriyeti bakanlığına bağlı bir genel müdürlüğün bir bürokratının
böyle bir önemli kanunda Mecliste bulunmayışı da büyük bir eksikliktir
diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, yine, KOBİ'lerin, gerçekten,
en büyük düşmanı, hepinizin bildiği gibi Çin malıdır. Çin malının
dünya pazarına hâkim olması ve elbette, Türkiye üzerinde Çin malının
çok düşük fiyatlarda satılması, tüketiciyi maalesef Çin malına
doğru sevk etmektedir. Bu konuda, Hükûmete ve özellikle Bakanlığa
büyük görev düşmektedir, yani, Çin malının Türkiye'ye gelişiyle gerekli
kriterlerin yeniden belirlenmesi gerekmektedir. En önemlisi, Çin
malının böylesine dünya pazarına hâkim olduğu bir dönemde, iktidarın,
mutlaka ama mutlaka, lobilerin değil, KOBİ'lerin iktidarı olması
gerekir. Eğer, istihdamı, üretimi, ihracatı, Türkiye'nin en büyük
ekonomi dengesini bugün ülkemizde KOBİ'ler yerine getiriyorsa
bunların mutlaka korunması ve kollanması da iktidar tarafından
gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.
Evet, bizim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak da ilk
yapacağımız, iktidara geldikten sonra ilk yapacağımız işlerden
bir tanesi de esnaf ve KOBİ bakanlığı olacaktır. Esnafımızın ve KOBİ'lerin
gerektiği, hak ettiği yere gelebilmesi için böyle bir bakanlığı
kuracağız ve bu sorunların çözümüne çare arayacağız.
Değerli arkadaşlarım, yine, bu dönem, 22'nci Parlamento
Döneminde uygulanan yanlışlardan bir tanesi de nakliyeci ve kamyoncu
esnafımıza yapılan haksızlıklardır. Özellikle Ulaştırma Bakanlığı
Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından, Kara Taşıtları Genel Müdürlüğü
tarafından K1, R1 belgelerinin kamyoncular kooperatiflerine ve
nakliyeci esnafına uygulanan belgelerin büyük tutarlar karşısında
alınmasına rağmen, bugün yürürlüğe girmemesi ve bunların kontrol
edilmemesi, esnaf ve KOBİ'ler açısından da büyük bir eksiklik olarak
görülür.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Yine, 59'uncu Hükûmetin
yapmış olduğu en büyük yanlışlıklardan bir tanesi de KOBİ ve esnaf
önderlerine âdeta "Siz bizden değilsiniz." denilerek seçme
ve seçilme yasağı getirmesidir.
Yine, önemli konulardan biri, Türkiye'nin gündeminde
olan, Türkiye Halk Bankasının özelleştirilmesi konusu. Bugün İktidarın
programına baktığımızda, 2007 yılı bütçesine baktığımızda bu kapsam
içinde olduğunu düşünüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Halk Bankası, esnafa
ve esnaf ve sanatkâra ve en önemlisi KOBİ'lere destek veren, katkı veren
ve bu amaçla Atatürk tarafından kurulan bir bankadır. Böyle bir bankanın
yaşamına devam edebilmesi için, bu kaynakları destekleyebilmesi
için, bu bankanın aynı şartlar dâhilinde mutlaka özelleştirilmesi
gerekir ve özelleştirilme maddelerinden bir tanesi geçmişteki işlevini
yerine getirecek şekilde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlayın efendim.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
… ve Türkiye Halk Bankası bu kapsam doğrultusunda
eğer -hiç özelleştirilmesini elbette istemiyoruz ama- özelleştirilecekse
bile bu maddelerin özelleştirme şartlarından bir tanesinin mutlaka
olması gerekir diye düşünüyorum.
Evet, aslında, Türkiye'deki esnaf ve sanatkârın ve
KOBİ'ler hakkında söylenecek çok şey var, ama, en önemlisi, KOBİ'lerin
en büyük sıkıntı duyduğu konulardan bir tanesi, bildiğiniz gibi
enerji fiyatlarıdır, kotaların kalkmasıdır, piyasalardaki nakit
sıkıntısı ve artan ithalat âdeta KOBİ'leri iflas noktasına getirmiştir.
Bu konuda da Hükûmetin gerekli önlemleri almasını öneriyorum.
KOBİ Çalışma Grubu tarafından KOBİ Strateji ve
Eylem Planı adı altında bir strateji geliştirme çalışması yapılmıştır.
Yani, sizin iktidarınız döneminden, 2002 yılından önce böyle bir
çalışma komisyonu kuruldu, ancak, bu komisyon ciddi anlamda görevini
yerine getirmemektedir.
Son olarak şunu söylüyorum: Önümüzdeki yıllarda
bankacılık kesiminde Basel-2 kriterlerinin tam olarak uygulanmaya
başlanacağı, bu durumda kredi için başvuran KOBİ'lerin hesap ve kayıt
sistemindeki kaynaklanan nedenlerle büyük sıkıntı yaşayacaktır.
O nedenle, Basel-2 kriterleri bu uygulamaya geçmeden önce de bu önlemlerin
alınması gerekmektedir.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, bütün, ölen bir insanın
veya ölen bir kurumun yeniden dirilemeyeceğine göre, yeniden canlandırılamayacağına
göre, en azından şu anda hasta olan KOBİ'lerin sağlıklarına kavuşabilmesi
için uygulanabilecek bir reçete olumludur.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de bu kanuna
destek veriyoruz, katkı veriyoruz ve bu kanunun, ülkemize ve KOBİ'lere,
esnafımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum ve yaklaşmakta
olan, öncelikle Kurban Bayramımızı ve yeni yılınızı kutluyor, yüce
Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Tüzün.
Şahsı adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet
Eraslan.
Buyurun.
MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
KOBİ'lerimizle ilgili bizim de çok önemsediğimiz
kanun tasarısının lehinde olacağımızı, olumlu oy kullanacağımızı
başta ifade etmek istiyorum.
Tabii ki, KOBİ'lerimizin, Avrupa Birliği ile Türkiye
konumlarını değerlendirdiğimiz zaman, işletme sayısı açısından
Avrupa Birliğinden daha fazla, istihdam payı açısından yüzde 63,5
-Avrupa'da yüzde 62- üretim payı açısından Avrupa Birliği ülkelerinde
yüzde 40 üretim payına sahip iken KOBİ'lerimizin Türkiye'de yüzde
38 üretim payına sahip olduklarını görüyoruz. Ama, Avrupa Birliği
ülkelerinde toplam kredilerden aldıkları pay yüzde 45 dolaylarındayken,
bizde, yüzde 4, yüzde 5 aralığında düşük seviyede kaldığını müşahede
ediyoruz. Bu konunun, tekrar, yeniden irdelenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Toplam 1 milyon 800 binin üzerinde KOBİ faaliyeti
olarak, işletme faaliyeti olarak, gerçekten, ülke sathına yayılmış
olan KOBİ'lerimizin 1 ila 9 kişi çalıştırdığını ve küçük ölçekli
KOBİ'ler olduğunu görüyoruz. Bu küçük ölçekli KOBİ'lerimizin, kredi
bazında, Halk Bankasından almış olduğu kredilere baktığımızda,
1996'da yüzde 41, 1997'de yüzde 34 Halk Bankasından kredi kullanır iken
2002 yılında; 2003 yılında, 2004, 2005 ve 2006 yılının ilk yarısında
Halk Bankasından aldıkları kredilerin oranının düştüğünü, Sayın
Bakanımız, yazılı soru önergesine vermiş olduğu cevapta bizlere
söylemektedir.
Değerli arkadaşlar, önemli olan… Evet, doğrudur,
yani, 2000, 2001 krizleri ve seçim sonrası sıkıntıya düşen, ekonomik
sıkıntıya düşen KOBİ'lerimizin borçlarının mali güçlükler sebebiyle
yeniden yapılandırılması önemli. Buna katılıyoruz, olumlu oy kullanacağız.
Ama, önemli olan, aslolan, KOBİ'lerimizin rekabet gücünün artırılması
ve sürdürülebilir bir iyileşmeyle onları buluşturmaktır.
Borçlarını erteliyoruz, yeniden yapılandırıyoruz.
Peki, bu, her şey mi demek? KOBİ'lerimizin bütün sorunlarının esnaf
veya sanatkârlarımızın bütün sorunlarının, tamamen çözülmesi anlamına
mı geliyor? Hayır. Var olan hastalığın, var olan ekonomik sıkıntının,
var olan ödeyememezliğin bir süre ertelenmesi ve borçların yeniden
yapılandırılmasıdır. Oysaki, vergi oranlarının yeniden yapılandırılması
ve Türkiye'nin yeni vergi reformunu çıkarması gerekmektedir. Mevcut
vergi oranlarıyla, global piyasada KOBİ'lerimizin mücadele etme
ve rekabet gücünü elde etme imkânı yoktur.
Enerji fiyatları hâlâ yüksektir. Avrupa Birliği
ülkelerinde, 3-4 sent enerji fiyatıyken, Türkiye'de, KOBİ'lerimizin,
esnafımızın, sanayicimizin, tekstilcimizin, yatırımcımızın
kullandığı enerji bedeli 10-11 sent dolaylarındadır. SSK primleri
hâlâ çok yüksek.
Bakın, bunların, işte, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kuruluna getirilmek suretiyle, çözüme kavuşturulması gerekiyor.
Bir işverenin işçi için ödemiş olduğu vergi ve stopaj, asgari ücret
tutarına yakın bir tutardır ve önemli bir girdi maliyetidir SSK
primleri, vergiler ve stopajı. Enerji fiyatları düşürülmelidir,
Avrupa Birliği standardına getirilmelidir, SSK primleri düşürülmelidir.
Akaryakıt fiyatları, Avrupa Birliği ülkelerinde 55 sent iken, bizde
akaryakıt fiyatları 1,5 doların üzerindedir ve gerek enerji gerek
akaryakıt çok önemli girdi maliyetleridir. 5084 sayılı Teşvik Kanunu,
yeniden, Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmelidir ve yeniden
irdelenmelidir. Sektörel ve bölgesel teşvik uygulamasına, Türkiye'nin,
bir an önce geçmesi gerekmektedir, aksi takdirde, haksız rekabet,
olabildiğince artmaya devam edecektir.
KOBİ'lerimizin ara elemanı sıkıntısı vardır. Ara
elemanı sıkıntısı noktasında, özellikle Millî Eğitim Bakanlığının,
mesleki ve teknik eğitime geçmesi gerekmektedir. Avrupa Birliği
ülkelerinde mesleki ve teknik eğitim yüzde 70 dolaylarında iken,
Türkiye'de yüzde 20, yüzde 25 dolaylarındadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MEHMET ERASLAN (Devamla) - Mesleki ve teknik eğitime,
Türkiye'nin, yeniden önem vermesi gerekmektedir ve ara elemanı sıkıntısı,
sanayicimizin ve KOBİ'lerimizin gerçekten yapısal sorunu hâline
gelmiştir.
Çin malları, ülke pazarını, iç pazarı, esnaf ve
sanatkârımızı ve KOBİ'lerimizi kasıp kavurmuştur. Çin malları ithalatına,
kati surette, acilen kota uygulanmalıdır, bir an önce kota uygulanmak
durumundadır; aksi takdirde, iç pazarımızın, Çin malları karşısında,
her geçen gün mağdur olmalarının önüne geçilemeyecektir.
Uzun vadeli ve düşük faizli krediler kullandırılmalıdır.
Kullandırılan kredinin faizleri ise -eğer destek veriyor isek KOBİ'lerimize,
eğer finansal destek, finansal öncülük yapıyor isek- enflasyon oranının
üzerinde olmamalıdır. Eğer, enflasyon, ülkede, yüzde 8 ise, yüzde 6
ise, yüzde 9 ise ve bunun böyle olduğunu düşünüyor isek, kullandırılan
kredi faizlerinin enflasyon oranıyla eş değer olması gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Eraslan, selamlama cümlenizi rica
ediyorum.
MEHMET ERASLAN (Devamla) - Toparlıyorum Sayın
Başkan.
Değerli arkadaşlar, KOBİ'lerimiz, istihdama,
üretime çok ciddi katkı sağlamaktadır ve Türkiye ekonomisinin bel
kemiğidir, temel taşıdır. Bakın, İstatistik Kurumu dün açıkladı,
623 bin kişi açlık sınırının altında ve aç; diğer taraftan, 14 milyon
700 bin insanımız yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Asgari ücret
403 bin olarak belirlendi, artış oranı sadece yüzde 5,5. 22,5 milyon
lira bir artış öngörüldü. Bu asgari ücretle insanlarımızın yaşama
şansı bulunmamaktadır. Emeklilere, 2007 için öngörülen zam yüzde 5
oranındadır ve 20-25 milyon gibi çok cüzi bir artışla onları mutlu
etmek çok zor bir koşuldur, durumdur.
Ne yapmak lazım? KOBİ'lerimiz, eğer, istihdam alanları
ise, eğer katma değer sağlayan, ama, ülke ekonomisine de ciddi manada,
özellikle istihdam manasında önemli katkılar sağlayan, esnaf ve sanatkârımız
ve KOBİ'lerimiz ise, rekabet gücünün artırılması ve global piyasada
onların var olması için bu öngördüğümüz tedbirlerin acilen alınması
gerekmektedir ve özellikle esnaf ve sanatkârlarımızı, ciddi manada
sıkıntıya sokan ve onları etkileyen grossmarket ve süpermarketlerin,
büyük mağazaların şehir dışına çıkarılması gerekmektedir.
BAŞKAN - Sayın Eraslan, lütfen, konuşmayı tamamlayalım.
MEHMET ERASLAN (Devamla) - Bu önerilerimizi yapar
iken, bu kanuna olumlu oy kullanacağımızı, fakat yeterli olmadığını
vurguluyoruz ve Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Eraslan.
Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
6'ncı maddeyi okutuyorum:
Yürütme
MADDE 6- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Ufuk Özkan. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA UFUK ÖZKAN (Manisa) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlarım, 1312 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın
6'ncı maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum. Şahsım
ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, dün öğleden sonra başlayan
bu görüşmeler, KOBİ'lerin tanımını, önemini ve ülkemiz için gerçeğini
gözler önüne serdi ve hepinizle paylaştık.
Gerçekten, sahip çıkılması gereken gerçek üreticilerimizin
içinde barındırdığı KOBİ'ler, 1980'li yıllardan bu yana, bölgemizde
yaşanan savaşlar, küresel ekonomik krizler ve dalgalanmalar yanında
basiretsiz yöneticilerin, hükûmetlerin krizlerinin ekonomimizi
kırılgan hâle getirdiğini, kırılgan bir yapıya taşıdığını, maalesef,
görüyoruz.
Kırılgan bu yapının içinde, küçük ve orta boy işletmelerimizin,
KOBİ'lerimizin, gerçekten çok zor duruma geldiğini de hepimiz biliyoruz.
Dünden beri bunları paylaştık. Faizin anormal dalgalanması, dövizin
anormal dalgalanmaları, ekonomik dalgalanmalarla birlikte bunların
alevlenmesi, istihdam üzerindeki ağır vergi yükü, merdiven altı
üretimin ve kayıt dışının inanılmaz bir boyutlara ulaşması ve bundan
doğan haksız rekabet, maalesef, KOBİ'lerimizi, gerçekten, son derece
güç ve zor şartlar altında çalışmaya mahkûm etmiş ve bugün batma noktasına
getirmiştir. Global krizlerin, ulusal krizlerin, bölgesel krizlerin
ağırlıkla yaşandığı ve 2000-2001 yıllarında, 2000 Kasım, 2001 Şubat
ayında yaşanan krizlerle, gerçekten, KOBİ'lerimiz, bugün içinde bulunduğu
durumu, hak etmediği durumu yaşar duruma geldi.
Bu yıl, Hükûmetiniz zamanında, mayıs ayında yaşanan
anlamsız bir kriz, anlamsız bir gerginlik ortamı, yine, faizde bir
dalgalanmaya sebep oldu, faizleri yüzde 13'lerden yüzde 22'lere taşıdı
ve bugün, hâlâ bu seviyelerde devam etmekte ve yine mayıs ayındaki
dövizdeki dalgalanma, yine, küçük ve orta boy işletmelerimizi,
gerçekten, son derece güç durumların içine soktu.
Merkez Bankası Başkanı "dövizle kazanmayan,
dövizle borçlanmasın" derken, aslında son derece doğru bir sözü
söyledi, fakat, dövizle borçlanmamak mümkün değil. Makine alacaksınız,
hammadde alacaksınız, imalat yapacaksınız, stok yapacaksınız, ihracat
yapacaksınız veya iç piyasaya malınızı satacaksınız tahsilatı
bekleyeceksiniz.
Değerli arkadaşlarım, bu aşamanın neresinde
olursa olsun, bir kriz ortamı meydana gelse ya da mayıstaki gibi bir
suni kriz ortamını yaratsanız, KOBİ'lerimiz, gerçekten, son derece
güç şartlar altına aynı anda girebiliyorlar. Kredi kullanan KOBİ'lerimiz,
vadeli mal alan veya satan KOBİ'lerimiz krizi hemen bekliyor ve kapısında
görüyor.
Değerli arkadaşlarım, bu kanunla sağlanacak
imkânlar, gerçekten, faizde indirimin, anaparada indirimin, vadede
uzatmanın, yani, borcun yeniden yapılandırılmasının önemini görüyoruz.
Aslında, buna, daha çok destek verilmesini de hepimiz buradan tavsiye
ediyoruz. KOBİ'lerimizin tekrar üretime başlaması, tekrar çalışabilmesi
gerçekten çok önemli. Yeni kredi verilebilmesi ve KOBİ'lerimizin
tekrar makinelerini çalıştırabilmeleri, yeni istihdam alanları
yaratabilmeleri, yeni katma değer vergisi yaratabilmeleri, ihracata
vereceği destek ve ülkemize vereceği destek, hiç kimse tarafından
küçümsenemez. Ama, bu konularda, daha samimi ve daha yapıcı önlemleri
almak mecburiyetindeyiz.
Değerli arkadaşlarım, İstanbul Yaklaşımı adı
altında, 322 şirketimize, bu yaklaşımı öne koyarak ekonomimize
bir katkı sağlarken ve hız kazandırırken, keşke, 70 bin KOBİ'yi ilgilendiren
bu kanun tasarısını daha önce gündeme getirebilseydik. Fakat, seçim
yılının yaklaşması, KOBİ'lerin de ne kadar öne çıktığını sizin gözünüzde
canlandırıyor. Bunu, bir seçim yatırımı olarak da algılamakta bir
mahzur görmüyorum.
Geçen yıl, kuş gribinde, bir sıkıntı, bir problem
yaşandı. Bu problemden dolayı, bu sektörde uğraşan sanayicilerimiz,
işverenlerimiz, büyük firmalar, Sayın Maliye Bakanının da bu sektörün
içinde bulunmasından dolayı, krizlerini, sıkıntılarını kısa sürede
atlatabildiler. Demek ki, krizin hemen atlatılabilmesi için, Maliye
Bakanının uğraştığı sektörlerde uğraşmak doğru bir yatırım gibi
geliyor.
Değerli arkadaşlarım, ekonomik krizlerin, hiç
suçu olmayan, sadece üretime destek vermeye çalışan, istihdama
destek vermeye çalışan, ülkesine katma değer vergisi kazandıran,
vergi kazandıran bu işletmelerimizin, sadece basiretsiz hükûmetlerin
yanlış kararlarından dolayı sıkıntıya girdiğini ve son derece
ciddi bir yıpranma içine girdiğini biliyoruz. Bunlar yetmezmiş gibi,
faizdeki, dövizdeki dalgalanmalar, bir de bürokratik engellerin
ve bürokrasinin, KOBİ'lerimizi, hem kuruluş aşamasında hem çalışma
aşamasında son derece ciddi bir şekilde sıkıntıya ve zorlamaya
soktuklarını biliyoruz. Avrupa Birliği fonlarının veya Dünya
Bankası fonlarının KOBİ'lerimize duyurulması aşamasında Hükûmetimizin
ya da gerekli organlarımızın yeterince çalışmadığını tespit etmemizin
doğru olacağına inanıyorum. Bu tür fonların, basın yoluyla toplumumuza,
KOBİ'lerimize duyurulmasının doğru olacağını düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, KOBİ'lerin tarihi,
13'üncü yüzyılda kurulan ahilik sistemine kadar uzanmaktadır. 1933
yılında, esnaf ve küçük sanayicinin kredi gereksinimini gidermek
için Halk Bankası kurulmuştur. Fakat, gelin görün ki, şimdi, siz, özelleştirmeye,
Halk Bankasını satmaya çalışıyorsunuz. Oysa, Halk Bankası, kuruluş
ilkelerine bağlı olarak çalışmalı veya esnaf ve KOBİ bankası olarak
faaliyetlerini sürdürmeli. Borçları yapılanacak KOBİ'lerin 26
bin tanesinin Halk Bankasına borcunun olduğunu düşünürsek, Halk
Bankasının esnaf bankası olmasının ya da kamu bankası olmasının
önemini de burada vurgulamış oluruz.
Değerli arkadaşlarım, bu kanun yasalaşacak ve
destek veriyoruz. Bu kanunla, borçlu KOBİ'lerimiz borçlarını yapılandıracak.
Haddizatında, şu anda, KOBİ'lerimizin borçlarını yeniden yapılandırabilmesi
için bu kanuna ihtiyacı yok, bankalarla karşı karşıya gelip bu borçlarını
yeniden yapılandırabilirler. Ama, bu kanunla, tekrar bir yaptırım
olarak, bankalara "bunu yapmak mecburiyetindesiniz" ya
da "borcu yapılandırmak mecburiyetindesiniz" gibi bir
mecburiyetimiz de söz konusu değil.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KOBİ'lerin
rekabet gücünü geliştirmemiz gerektiğini bütün arkadaşlarımız
söylediler. Uzak Doğu ülkeleri, Avrupa Birliği ülkeleri ya da
Çin'e karşı, bilhassa enerji konusunda, yatırım indirimleri konusunda
ve istihdamdaki vergi yükünün azaltılmasında KOBİ'lerimizin desteklenmesi
gerektiğine inanıyorum. Bu destekle,
-Anadolu'da atıl kalmış potansiyelimiz var; bu potansiyelimiz,
yarım kalmış yatırımlar, açılmış ama çalıştırılamamış KOBİ'lerimiz,
fabrikalarımız- ekonomik krizden batmış, terör veya buna benzer unsurlardan
dolayı şu anda işletilemeyen KOBİ'lerimizin, tekrar çalışmaya
başlaması söz konusu olacak. Daha çok destek vermemiz gerektiğine
inanıyorum.
Bunun dışında, doğru yatırımın, doğru yerde ve
doğru sektörle yapılmasının, bu konuda da Hükûmetimizin, devletimizin
çalışmalar yapması gerektiğine inanıyorum. Bölgelerin ve sektörlerin
iyi analiz edilmesi gerektiğine, araştırma yapılmadan, hiçbir şekilde,
bunlar için bir öngörü sahibi olmamamız gerektiğine inanıyorum. Ar-ge
yatırımları için, KOBİ'lerimize, maksimum desteğin verilmesi gerektiğine
inanıyorum.
Değerli arkadaşlarım, KOBİ'lerin ulusal sınırlar
ötesindeki pazarlara erişebilmeleri için, mutlaka, hükûmetler tarafından
gerekli araştırmaların yapılması gerekir. Dışişleri Bakanlığının
ya da dış ticaret müsteşarlarımızın, bu konuyu, önemli bir işten
saymasını ve bilhassa dış ticaret temsilcilerimizin, bu konuda
gerekli çalışmaları yapmalarını tavsiye ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, dün, Sayın Milletvekilimiz
Erdoğan Özegen arkadaşımız, altı dakika, AKP Hükûmeti döneminde
neler yapıldığını anlattı; çiftçi borçlarının yeniden yapılandığını,
esnaf borçlarını, SSK, Bağ-Kur borçlarını, Vergi Barışı Kanunu'nu
ve çiftçilerin elektrik borçlarının taksitlendirildiğinden bahsetti.
Değerli arkadaşlarım, bu taksitlendirmeye rağmen, esnafımız hâlâ
sıkıntı içindeyse, Başbakan, bütçe açılış konuşmasında 40 bin esnafın
şu anda zor durumda olduğunu ve borçlarının yapılandırılması gerektiğini
ifade ediyor ise, bölgemizde, Manisa'da, sulama elektrik borcundan
dolayı evlerinin elektriği kesilen köylerimiz var ise, biz, maalesef,
bu vermiş olduğumuz destekleri doğru veremediğimizi, bu ülkede
sıkıntı çeken insanların sıkıntı çekmeye devam ettiğini göstermiş
oluyoruz.
Her şeye rağmen, bu kanunla, 70 bin KOBİ'miz 1,7 katrilyonluk
bir borcu yeni baştan değerlendirecekler, yapılandıracaklar ve
ödemeye çalışacaklar. Bu ödemeye çalışan KOBİ'lerimize ve borçlu
olanlarımıza, bundan önce yaptığınız gibilerini yapmayalım; daha
çok destek olabilmenin ve bunları üretime katabilmenin gereğini
yapalım.
Değerli arkadaşlarım, bu, önemli bir kanun tasarısı.
Bu önemli kanun tasarısına, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler
de destek veriyoruz. Çalışan arkadaşlarımıza, bu kanuna destek
veren odalarımıza, borsalarımıza, milletvekili arkadaşlarımıza
teşekkür ediyorum. Fakat, önemli olan, bunun amacına ulaşabilmesi,
üreten, üretmek isteyen KOBİ'lerimize gerekli desteğin verilebilmesi.
Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısını konuşarak,
mutabık kalınarak ve bugün faydalarını anlatarak geçirebiliyorsak,
burada toplumsal ve…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
UFUK ÖZKAN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu kanun tasarısı böyle geçiyor ise, burada, ortak
bir aklın ortaya konduğu söylenir. Yani, gerçek ihtiyaç sahipleri
dinlenmiş, ihtiyaç tespit edilmiş, yapılması gerekenler tespit
edilmiş, odalarımız dinlenmiş, bürokratlarımız dinlenmiş, muhalefet
olarak Cumhuriyet Halk Partisi dinlenmiş, katkıları kabul edilmiş
ve bu kanun tasarısı karşımıza gelmiş.
Ufak tefek eksiklerine rağmen, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak bu kanun tasarısına "evet" diyeceğimizi
ifade ediyorum; Kurban Bayramı'nın ülkemize huzur, yeni yılın da
mutluluklar getirmesini temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Özkan.
Şahsı adına, Çankırı Milletvekili Sayın Tevfik
Akbak.
Buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; dünden bu tarafa görüşmüş olduğumuz 1312 sıra sayılı
Küçük ve Orta Büyüklükteki -kısa adıyla KOBİ'lerle ilgili- İşletmelerin
Malî Sektöre Olan Borçlarının Yeniden Yapılandırılması Hakkında
Kanun Tasarısı'nın, bugün, artık, son noktasına geldik. Ben, bu vesileyle
sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu tasarı, 2000 Kasım ve 2001
Şubat krizlerinde, kapanmış, sıkıntıya girmiş, ödeme zorluğu içerisine
girmiş KOBİ'lerin, yeniden ekonomimize kazandırılması maksadıyla,
iktidar partimizce ve buna destek olan muhalefet partimizle beraber
hazırlanmış bir tasarıdır.
Buradaki amacımız, hem ödeme sıkıntısı içerisinde
olan KOBİ'lerin bu sıkıntısını gidermek, ama, bunun yanı sıra, alacağını
alamayanın alacağının tahsilinde, orada çalışan, evine iş, aş götüren
insanlarımızın yeniden işini kazanması adına gerçekten çok önemsiyoruz.
Evet, belki, gecikmiş gibi düşünebiliriz, ama
imkânlar buna elverdiği için bugün zamanıdır diye düşünüyorum. Bunun
benzeri, 2002 yılında İstanbul Yaklaşımı olarak geçmişte yapılmıştır.
Mutlaka onun da faydası olmuştur. Ama, inşallah, bu çıkarmış olduğumuz
yasa, KOBİ'lerle ilgili daha önceki "İstanbul yaklaşımından"
daha fazla, daha katkı sağlayacağına inanıyorum.
Burada, arkadaşlarımız, yasanın yürürlüğe girdikten
sonra getireceği kolaylıkları, -borç ödemeyle alakalı ve onların
492 sayılı Kanun'a göre ödeyeceği harçlarla alakalı- banka ve sigorta
muameleleri vergilerinden muaf olduğunu ve Kaynak Kullanım Destekleme
Fonu'ndan da muaf olduğunu izah ettiler. Ben, bu detaya, çok fazla
girmek istemiyorum.
Değerli arkadaşlar, bu yasa, 31/10/2006 tarihine
kadar günü gelmiş, ödenemeyen borçları kapsıyor ve bu tasarıyla ilgili
KOBİ'lerin, tekrar, tanımında bir değişiklik yapılmıştır. Ki,
Hükûmetimiz… Özellikle, reel sektörün bir can damarı gibi olan, gerçekten,
ticaret ve sanayimiz içerisindeki payı yüzde 95'e kadar yükselen,
toplumumuzun her kesimini yakından ilgilendiren çok önemli bir
sektörün sıkıntısını, inşallah, özellikle bu bayram arifesinde gidermiş
olmak bu yüce Meclise nasip olacak. 40 bine yakın KOBİ'nin bu yasadan
istifade edeceğini umuyoruz. Tabii, gönül isterdi ki, bu verilen
imkânların, bu sağlanan imkânların daha fazlasını verebilseydik.
İktidarımız döneminde, KOBİ'lere, gerçekten,
geçmiş iktidarlarda yapılamayanların çok ötesinde destek verilmiştir.
Evvela, 2003 Kasım sonrası ülkemizde oluşan güven ve istikrarın,
tüm KOBİ sektörüne, küçük ve orta ölçekli işletmelere çok yararı
olmuştur. Biz, bu bağlamda -geçmişte, KOBİ'lerin sigorta borçlarının
ödenmesiyle alakalı, vergi borçlarının ödenmesiyle alakalı destekler,
bu Mecliste, gene sağlandı; ancak, tabii, bu gelinen son nokta, bizim
dönemimizin bir günahı, bir ayıbı değil, ama- bunu düzeltmek elbette
bu Meclisin vazifesidir diye düşünüyoruz. Tabii, burada muhalefet
partisi değerli sözcüleri, âdeta, KOBİ'lere yeterli desteğin verilemediği
ya da verilmediği gibi bir iddiada bulunuyorlar.
Değerli arkadaşlar, ülkemiz, bir değişim ve gelişimi
yaşıyor. Biz, bunu, her vesileyle ifade ediyoruz. Türk Hava Yollarındaki
bir gelişim, Türk demiryollarındaki bir gelişim, takdir edersiniz
ki, onun karşıtı olan bir sektörde de bir sıkıntıya sebep olacaktır. Bugün,
uçak fiyatlarının 150 milyonlardan 60 milyonlara düştüğü bir yerde,
elbette, otobüs sektörü ya da trenin daha fazla yük taşıdığı bir dönemde
kamyoncu sektörü zarar görecektir. Bu değişim kaçınılmazdır. Bunu,
kamyoncu sektörü zarar görecek ya da otobüsçü sektörü zarar görecek
diye hava yollarının gelişimini ihmal etmek, demir yollarının gelişimini
ihmal etmek mümkün değildir, doğru da değildir.
Bizim, tabii, günlümüz, bütün esnafımızın en iyi
durumda olmasından yana. Yalnız, imkânlar ne kadar elverirse biz bunları
kullanıyoruz. Hani, tabiri caizse "az veren candan, çok veren
maldan" derler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
TEVFİK AKBAK (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.
Devraldığımız dönemde ülkenin ne hâlde olduğunu,
hepimiz, yakinen biliyoruz. Sadece, ben, KOBİ'lere yapmış olduğumuz
net bir desteği sizlerle paylaşmak istiyorum. KOSGEB'in kurulduğu
1990 yılından 2002 yılına kadar, KOBİ'lere, toplam 20 milyon dolar
destek sağlanmışken, dönemimizde -ki üç yıllık dönemde- yaklaşık,
bu oran, bu miktar 233 milyon dolara çıkmıştır.
Yine, KOSGEB, İhracat Destek Kredisi Protokolü
kapsamında, üç kamu bankasından, yaklaşık 6.639 KOBİ'ye 602 milyon
kredi kullandırmıştır. Yine, ihracatı geliştirme noktasında, KOBİ'lere
faizsiz kredi temin edilmiştir. Bunu, küçük ve orta ölçekli işletmelerimiz
yakinen bilmektedir. Biz, imkânlarımızı, bu milletimizin ticaret
erbabına, sanayicisine, esnafına kullandırmak istiyoruz ve…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayın.
TEVFİK AKBAK (Devamla) - …bunu da, aziz milletimiz
yakından takip etmektedir.
Böylesi hayırlı bir yasanın, muhalefetin ve iktidarın
ittifak ettiği bu güzel yasanın, inşallah, KOBİ'lere bir bayram hediyesi
olmasını diliyorum. Umudumuz o ki, KOBİ'ler de bundan istifade etmek
için, karşılıklı rıza içerisinde bu anlaşmaya ilgi gösterirler.
Ben, bu vesileyle, yaklaşan Kurban Bayramı'nı ve
idrak edeceğimiz yeni yılın, milletimize, esnafımıza ve tüm insanlığa
hayırlar getirmesini temenni ediyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akbak.
Şahsı adına ikinci konuşmacı, Kayseri Milletvekili
Sayın Mustafa Elitaş. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkanım, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İki gündür, bu yasa üzerinde, gerçekten, çok güzel
tartışmalar ve ortaya konulan güzellikleri arkadaşlarımız ifade
ettiler.
Ümit ediyorum, bu, 40 bin civarındaki KOBİ, Türkiye
ekonomisine çok büyük katkı sağlayacaktır, bunlara verilen can suyuyla
birlikte. 40 bin KOBİ'de, 1 kişi istihdam edilse 40 bin kişi eder, 10
kişi istihdam edilmesine imkân sağlasak 400 bin kişi istihdam eder.
Bu yasaya katkı veren tüm değerli arkadaşlarıma
teşekkür ediyor, yasanın, hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyor,
bayramınızı tebrik ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Elitaş.
Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
6'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Genelini oylamadan önce, İç Tüzük'ün 86'ncı maddesine
göre, lehte olmak üzere, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Bu kanun tasarısı, biraz sonra, hepimizin kabul
oylarıyla kanunlaşacaktır; memleketimize, milletimize ve KOBİ'lerimize
hayırlar getirmesini temenni ediyorum.
Yalnız, bu kanun tasarısı üzerinde konuşan milletvekillerimizi
dinleyince, özellikle iktidar partisi milletvekillerini, bu kanun
tasarısı ile sadece 2000 ve 2001 yıllarında çok zor duruma düşmüş KOBİ'lerle
ilgili bir düzenleme şeklinde ortaya konuldu. Ancak geçen bu süre
içerisinde KOBİ'lerimiz Türkiye'de daha iyi duruma geliyor mu? Mevcut
KOBİ'lerimizin 2002 yılından sonra durumlarında iyileşme mi var,
yoksa bu KOBİ'lerimizde ciddi manada bir geriye gidiş mi var? Bir kere
bunu da masaya koymak lazım. Ben iddia ediyorum ki, eğer uygulanan
ekonomik politikalar bu şekilde devam edecek olur ise, önümüzdeki
yıllarda benzeri bir kanunu daha Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine getirme ihtiyacı olabilir.
Şimdi, bir milletvekilimiz ısrarla şunu söylüyor:
Döviz kurları düşüyor, Türk parası değerleniyor. Bunu iftiharla
söylüyor.
Değerli milletvekillerimiz, şimdi, bir ülkenin
parasının değerlenmesi veya değer kaybetmesi ekonomik şartların
ortaya çıkardığı bir durumdur. Yani öyle şartlar olabilir ki, siz
döviz kurunuzun yükselmesinden memnun olmayabilirsiniz, şartlar
onu gerektirebilir.
Şimdi, Çin parası yuan Amerika dolarına karşı
yüzde 40 daha değerli. Şimdi bütün Çinlilerin oturup ağlaması lazım. Yani
değerli olmasından dolayı oturup ağlaması lazım veya Amerikalıların
son derece üzülmesi lazım. Niye? Amerikan doları Çin parası karşısında
değer kazanıyor ama bunun karşılığında öyle bir tablo ortaya çıkıyor
ki, Çinliler yuanın dolar karşısında değer kaybetmesinden mutlular.
Niye? İhracatları artıyor. Çin'in müthiş bir ihracat potansiyeli
ortaya çıkıyor. Tam tersine, Amerika da doların yuan karşısında
değer kazanmış olmasından dolayı, ucuz Çin mallarından dolayı da
Amerikan ekonomisinde ciddi manada bir tıkanıklık var.
Şimdi Türkiye'de dolar değer kaybediyor diye KOBİ'lerle
ilgili bir kanun görüşülürken bunu söylerseniz, yanlış yaparsınız.
Niye? KOBİ'lere sorun, şu anki sıkıntılarının en büyük sebeplerinden
birisi, Türk parasının aşırı değerli olmasıdır. Aşırı değerli olmasından
dolayı, KOBİ'lerimiz, ihracatçılarımız, ihracat yapma noktasında
ciddi sıkıntılarla karşı karşıya, tam tersine de, Türkiye bir ithalat
cenneti olma yolunda hızla ilerlemektedir. Onun için, önemli olan,
dövizinizin, paranızın olması gerektiği yerde olmasıdır.
Şimdi, elimde, bakınız, Denizli Sanayi Odası Başkanının
bir açıklaması var. Denizli'de bir anket yapmışlar ve Denizli sanayicisinin,
bütün olumsuzluklara rağmen direnmeye devam ettiğini söylüyorlar.
Sanayi Odası Başkanı şunu söylüyor: "Mevcut Denizli sanayisinin
direnmeye çalışmasının, ayakta kalmaya çalışmasının arkasında
Hükûmetin en ufak bir katkısı yoktur. Bu sözümün altına yüz kere imza
atarım. Ne girdi maliyetlerinde ne istihdam üzerindeki yükte ne de
dünyayla rekabet etme noktasında bu Hükûmetin, sanayiciye, KOBİ'lere
bir tek olumlu katkısı olmamıştır." Denizli Sanayi Odası Başkanı
bunu söylüyor. Geçen, Denizli'de, Denizli Ticaret Odasının 80'inci
kuruluş yıl dönümünü yaptık ve Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı
geldi, orada dedi ki: "Biz dayak yiyoruz. Bizi dövüyorlar."
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı, bunu, Denizli'de, sanayicinin
önünde, basın ve televizyonun huzurunda söyledi. Odalar ve Borsalar
Birliği Başkanı dayak yediğini söylerse, siz de buraya gelip KOBİ'lerin
iyiye gittiği şeklinde açıklamalarda bulunursanız, aradaki bu çelişkiyi
gelip buralarda açıklamak lazım.
Türkiye'deki ilk 1.000 büyük şirketle ilgili açıklamalar
yayınlandı 2005 yılının. İlk 250'si kârlarını artırmış, 250'si başa
baş noktada, üçüncü 250'si ve son 250'si geçmiş yıllarındaki kârlarının
altında, zarar ediyorlar, ilk 1.000 büyük şirket.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Türkiye'de kârlarını
en fazla artıran bir kesim var, bankacılık sektörü. Bakınız, rakamlar
meydanda.
Onun için, değerli milletvekilleri, şimdi, zamanında
yapılırsa, seçim döneminin gelmesine on aylık bir süre var. Ne
olur, dün de söyledim, sanayicinin, KOBİ'lerin önünü açacak, onlara
dünyayla rekabet yapma imkânını sağlayacak tedbirlerin burada mutlaka
alınması lazım.
İşte, Sayın Maliye Bakanı dün açıklamada bulundu,
elektrik enerjisinden TRT payının mutlaka kaldırılması lazım. Kayıt
dışıyla ilgili ciddi manada mücadele yapılması lazım. Enerji fiyatlarıyla
ilgili tedbir alınması lazım. Teşvik Kanunu'yla ilgili olarak, bu
Kanun'un aksayan ve eksik yönlerinin yeniden gözden geçirilmesi
lazım.
Ben, bu duygularla, bu kanunun KOBİ'lerimize,
Türk ekonomisine hayırlara vesile olmasını diliyor, KOBİ'lerimizin
içinde bulunduğu şu anki sıkıntıların da bir an önce çözülmesi
için gereken tedbirlerin alınmasını istirham ediyorum.
Oyumun renginin de olumlu olduğunu belirtiyor,
sizleri saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.
Aleyhte olmak üzere, Denizli Milletvekili Sayın
Mustafa Gazalcı.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 1312 sıra sayılı Yasa Tasarısı üzerine kişisel
söz aldım. Tümünüzü saygıyla selamlıyorum.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Aleyhte mi söz aldın?!
MUSTAFA GAZALCI
(Devamla) - Benim aleyhte oluşum, var olan duruma bu yasadan daha
öte bir destek getirilmesine ilişkindir. Bu, iyidir, yeterli değildir.
Yani, küçük ve orta işletmelerin borçlarının yeniden yapılandırılması
bir geçici merhemdir, bir geçici kolaylıktır. Ama, asıl, KOBİ'lerin
içinde bulundukları soruna gerçek bir tanı koymak için verilmiş
araştırma önergelerinin gündeme alınıp, KOBİ'lerin sorunlarının
gerçek olarak ortaya konulması gerekir. Aksi hâlde, kolaycı ve ucuz
bir tutumla, sonuca, fotoğrafa bakıp, eh biz bunların borçlarını
bir yeniden yapılandıralım, birkaç yıl sonra aynı çareye yeniden
başvururuz…
Değerli arkadaşlar, bu kesim, üreten kesim; bu kesim,
Türkiye'de bir temel kesim, yanında insan çalıştıran bir kesim.
Bakın, bütçe dolayısıyla burada arkadaşlar dile
getirdi. Türkiye'de çok çarpık bir gelir dağılımı var. Nüfusun yüzde
20'si yüzde 44 bir gelire sahip. En alttaki yüzde 20'lik nüfus ise gelirin
yüzde 6'sına sahip.
Şimdi, KOBİ'ler, az çok ayakta kalmaya çalışan,
bir iki kişiyi de yanında çalıştıran üreticiler ve kesimdir. Onun
için, bu kesimin sorunları böyle pansuman tedavisiyle geçiştirilemez.
Gerçek olarak sorunlar ortaya konmalı ve kalıcı çözümler getirilmelidir.
Aksi hâlde, biz, Hükûmetin başından beri izlediği bu politikayı yine
birkaç yıl sonra yinelemek zorunda kalırız. Madem bu işe başlandı,
yani, toplum kesimlerinin birçoklarının borçları yeniden yapılandırılıyor…
Örneğin, daha öğrenciyken kredi almış çocuklar var, bugün birçok faizler
omuzlarına binmiş, iş de bulamamış ve henüz onlarla ilgili bir yapılandırma
olmadı.
Ama, benim asıl burada söz alışım: Değerli arkadaşlar,
Denizli bir dokuma kentidir. Bakın, öyle yerlerimiz var ki bizim Denizli
merkez dışında, örneğin, bir Buldan, Babadağ, Kızılcabölük, yüzde
100'ü dokumacılıkla uğraşır, her evin altında bir tezgâh vardır. Bu tezgâh, yalnız, kara tezgâh, ağaç
tezgâhı değil, makine tezgâhı değil, en modern tezgâhları evinin altına
kurmuştur borçlanarak ve fason dokurlar bu tezgâh sahipleri. Gece
sabahlara kadar çalışırdı benim öğretmenlik yaptığım yıllarda,
oralarda; her evin altında bir tezgâh
sesiyle büyürdü çocuklar; ama, son yıllarda bu tezgâhlar sustu.
Bakın, yalnız Buldan'da 4 bin tezgâh vardı, 200 tezgâh kaldı arkadaşlar.
Pazartesi günleri Denizli'de dokuma pazarı kurulur.
Bu dokuma pazarında bir haftalık üretimler oraya gelir. Dışarıdan
esnaf gelir, düğün yapacak insanlar gelir, oradaki ürünleri götürür;
havlusunu, çarşafını, masa örtüsünü… Ama, son zamanlarda, buradaki
pazar yerinin bedelini ödeyemez duruma geldi oradaki dokumacı
esnafı ve tezgâhlar hurdacıya gitti.
Söylediler ki, değerli arkadaşlar: "Biz, hurda
iplik kullanıyoruz artık, duyun bizim sesimizi." Sayın Ali Coşkun
geldi -Sanayi Bakanı- dokumacılarla bir toplantı yaptı. Tabii, o,
esprili bir şekilde, "Ben sizdenim, zaten sanayiciyim, bu Bakanlık
gelip geçer." falan deyip, fıkra anlatarak, şakaya vurarak sorunları
geçirdi.
Değerli arkadaşlar, bakın, büyük kuruluşlar küçük
kuruluşlarla yaşar. Eğer siz dalları budakları keserseniz, 100 kişi
çalıştıran, 500 kişi çalıştıran, 1.000 kişi çalıştıran yerler de susar.
O tezgâhlar sustuğu zaman Türkiye susar. Bakın, Çin'den gelen mallarla
uğraşırken, bir de yanlış teşvikle mücadele etmektedirler. Biz geldik
geleli burada diyoruz ki: "Yapmayın arkadaşlar, bu bölgeler
arası bir teşvik değil; bu, bazı gelişen sektörleri ve KOBİ'leri öldürme
teşviki."
Şimdi Afyon'a, Uşak'a teşvik var, güzel; ama, Denizli'de
yok. Arada bizim öyle yerlerimiz var ki...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Örneğin, Çardak'ta
bir tekstil yeri var, bir organize sanayi var, hemen 10 kilometre
ötesinde teşvik var, burada yok. Tekstili orada yaptığınız zaman yararlanıyorsunuz,
burada yaptığınız zaman köstekleniyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, gelin, bunu sektöre yapalım,
ürüne yapalım diye birçok kez söyledik.
Bir de, meslek edindirecek, eğitimi, üretim yapacak,
bu KOBİ'lerle özdeşleştirecek bir biçime getirelim. Bakın, YİBO'larda,
yatılı bölge okullarında bu tür uygulamalara gidilebilir değerli
arkadaşlar. Hem oradaki sorunları önleriz hem de o çocukları meslek
edinecek bir biçimde yetiştirebiliriz.
Böyle geçici önlemlerle değil, gerçekten kalıcı
önlemlerle, araştırma biçiminde bunları ele alalım ve bir daha onlar
buradan borçlarımız taksite bağlansın, faizleri silinsin diye değil,
alnının teriyle ürettiğinin karşılığını alsın, insan gibi yaşasın
ve yanındakine de…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım,
bir cümleyle teşekkür edeceğim.
Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısıyla kısmi
bir iyilik gelmektedir; yetersizdir, köklü çözümler alınmalıdır diyorum.
Ben de, yaklaşan bayramı ve yeni yılınızı kutluyorum.
Hepinize
saygılar sunuyorum.
Teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
- Teşekkür ederiz Sayın Gazalcı.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya
tabidir.
Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Oylama için dört dakika süre vereceğim. Bu süre
içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım
istemelerini, bu yardıma rağmen
de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen
dört dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica
ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar
var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve
kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine,
oylama için öngörülen dört dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum ve oylamayı başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Mali Sektöre Olan Borçlarının
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı'nın yapılan
açık oylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı : 270
Kabul :
270 (x)
Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır;
hayırlı olmasını diliyorum.
5'inci sırada yer alan, 15/11/2006 Tarihli ve 5556
Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim
Kanunu, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78
ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve Anayasanın
89'uncu ve 104'üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlıyoruz.
5.- 15/11/2006 Tarihli ve 5556 Sayılı Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme
Tezkeresi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu
(1/1268) (S. Sayısı: 1276)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
Birleşime beş dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.
Kapanma Saati: 17.21
(x) Açık oylama kesin
sonuçlarını gösteren tablo Tutanağın sonuna eklidir.
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.38
BAŞKAN: Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 45'inci Birleşimi'nin Üçüncü Oturumu'nu açıyorum.
6'ncı sırada yer alan, Samsun Milletvekili Ahmet
Yeni'nin, Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli
Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu'nun görüşmelerine başlıyoruz.
6.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin; Kamu Sermayeli Bankalar
Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair
Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/875) (S. Sayısı:
1254) (x)
BAŞKAN - Hükûmet ve Komisyon yerinde.
Komisyon Raporu 1254 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi. (CHP sıralarından
alkışlar)
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu sermayeli bankalar
tarafından yürütülen faiz destekli kredi uygulamalarına ilişkin
kanun teklifinin tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Sözlerime başlarken hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de
çiftçinin kredi ihtiyacının karşılanması amacıyla Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası ve esnafın veya daha geniş bir ifadeyle, küçük ve orta
boy işletmelerin kredi ihtiyacının karşılanması amacıyla da Türkiye
Halk Bankası kurulmuştur. Her iki banka da, bildiğiniz gibi, kamu
sermayeli bankalardır. Bu iki banka, 2002 yılında çıkarılan bir yasa
uyarınca özelleştirme kapsamına alınmıştır. AKP Hükûmeti öncesindeki
hükûmetin gündeminde olan iki bankanın özelleştirilmesi şimdiki
hükûmetin de gündemindedir.
2002 yılında çıkmış olan yasa, bu bankaların statülerini,
münhasıran esnafın veya çiftçinin kredi ihtiyacının karşılanması
olmaktan çıkarmış veya ağırlıklı olarak amacın bu olmasından çıkarmış,
ekonominin diğer bankalarıyla aynı statüde, aynı şekilde faaliyet
göstermesi hedeflenmiştir.
Bu iki banka da özelleştirme kapsamında olunca,
ileride, çiftçiye ve esnafa bu bankalar kanalıyla açılan kredilerin
aksamaması için, Bakanlar Kurulunun görevlendireceği bankalar
kanalıyla da -kamu veya özel banka olabilir bunlar- bu kredilerin
verilebilmesi için bu teklif düzenlenmiştir, teklifin düzenlediği
konu budur.
Değerli milletvekilleri, gerek çiftçinin, üreticinin
desteklenmesi gerekse esnafın, KOBİ'lerin desteklenmesi deyince,
bu destekleri çok kısaca değerlendirmek istiyorum. Bu gruplara,
yani çiftçiye, üreticiye ve KOBİ'lere verilen destekleri iki gruba
ayırabiliriz:
Birincisi, birinci grup: Bütçeden verilen destekler.
İkinci grup: Saydığım bankalar eliyle, piyasa faizinin
altında bir faizle kredi verilmesi suresiyle yapılan destekler.
(x) 1254 S. Sayılı
Basmayazı tutanağa eklidir.
Bütçeden verilen desteklere baktığımızda, gerek
tarım kesiminde üreticilere verilen desteğin gerekse KOBİ'lere
ve esnafımıza verilen desteğin, bu Hükûmet döneminde bir artışa konu
olmadığını görüyoruz. Bu konuda, ben, sizlerin dikkatine bir iki rakam
sunmak istiyorum. Tarımsal desteklere bütçeden ayrılan payların
büyüklüğüne baktığımızda, bu payın rakamsal tutarının 2002 yılında
2,2 milyar YTL olduğunu görüyoruz. 2006 yılında 4,8 milyar YTL'ye ulaşan
bu rakamın, 2007 yılında da 5,2 milyar YTL'ye ulaşmasının hedeflendiğini
görüyoruz.
Değerli milletvekilleri, vermiş olduğum bu rakamlar,
özellikle 2002 yılı rakamları, Bakanlar Kurulunun 1 Kasım 2006 tarihli
Resmî Gazetede yayımlamış olduğu 2007 yılı programında yer alan rakamlardır.
Bunu, özellikle söylüyorum, çünkü Bakanlar Kurulunun 2002 yılı tarımsal
desteğine ilişkin olarak karara bağlamış olduğu bu rakam, Sayın Maliye
Bakanı tarafından daha düşük olarak açıklanmaktadır. 2002 yılındaki
rakam ne kadar düşük olursa, AKP Hükûmeti döneminde verilen destek o
kadar artmış gözükecek çünkü, Sayın Bakanın esas itibarıyla yaklaşımı
budur. 2002 yılı tarımsal destek tutarı, bütçeden, 2,2 milyar
YTL'dir; bu, 2007 yılı programında yer alan rakamdır. Aynı rakam, yine,
bu Parlamento tarafından, bu Meclis tarafından 2003 yılı sonunda
kabul edilmiş olan kesinhesap kanununda da yer almaktadır. Buradan
şuraya gelmek istiyorum: 2002 yılı rakamıyla 2007 yılı tarımsal
destek rakamını kıyasladığımızda, her ikisinin de gayrisafi
millî hasılanın yüzde 0,8'i düzeyinde olduğunu görüyoruz, yani,
üreticiye bütçeden verilen destekte bir artış yoktur; esas olan kıyaslama
gayrisafi millî hasılaya oran olarak yapılan kıyaslamadır, o da,
bunu göstermektedir. Hatırlayacaksınız, tarımsal üretim konusunda,
Hükûmetin kabul edip, Resmî Gazetede yayımladığı strateji, tarımsal
desteğe ayrılacak olan kaynaklar gayrisafi millî hasılanın yüzde
1'inden az olamaz hükmü getirilmiştir. Bu hüküm, esasen, Avrupa Birliğine
uyumun şartlarından da biridir. Yani, Avrupa Birliğine uyum bağlamında,
Hükûmetin Resmî Gazetede yayımlayarak vermiş olduğu söze, bizzat
Hükûmetin kendisi uymamaktadır.
Tarımsal destek bağlamında, Karadeniz Bölgesi'ne
yönelik olarak da bir konuyu sizlerin dikkatine sunmak istiyorum:
2004 yılında meydana gelen don felaketi nedeniyle, fındık üreticisinin,
hâlen 252 milyon YTL, yani, 250 trilyon Türk lirası tutarında bir alacağı
bulunmaktadır. Bu alacağın 2005, 2006 ve 2007 bütçelerine konulması
için Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok uğraştık, Sayın Maliye Bakanına,
bu konuda, muhtelif önergeler verdik, sorular yönelttik; ancak, 252
trilyon liralık bu ödeneği bütçeye koyma imkânını, maalesef bulamadık.
Burada, bütçenin tümü üzerinde, iktidar grubu adına pazartesi günü
söz alan Karadeniz Bölgesi'nden bir milletvekili arkadaşımız,
Hükûmetin tarım politikasını ve fındık politikasını överken, o politikayı
sahiplenirken, fındık üreticisinin 252 trilyon liralık üç yıldır
ödenmeyen alacağı konusunda ses çıkarmamasını çok ilginç buluyorum.
Bunu, fındık üreticilerinin takdirine bırakıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KOBİ'lere
bütçeden verilen desteklere baktığımızda durum şudur: KOSGEB diye
bir kuruluşumuz var biliyorsunuz. KOSGEB, küçük ve orta boy işletmelerin
teknolojik yeniliklere uyumunu sağlamak, rekabet güçlerini artırmak
ve ekonomiye olan katkılarını yükseltmek amacıyla kurulmuş olan
bir kuruluşumuz. Dolayısıyla, KOSGEB'e, esnafı desteklemek üzere
bütçeden aktarılan kaynakların büyüklüğü önem taşımaktadır.
2006 yılı bütçesine baktığımızda, 2006 yılı bütçesinde,
KOSGEB bütçesinde yer alan rakamı söylüyorum: KOSGEB bütçesinde
209,9 milyar YTL'lik bir bütçe olduğunu görüyoruz. Bu bütçenin, Ekim
2006 sonu itibarıyla ancak yüzde 22'sinin kullanıldığını, yüzde
78'inin kullanılmadığını görüyoruz. KOSGEB'e verilen ödenekler,
KOSGEB'e verilen bütçe, KOBİ'lerin desteklenmesi içindir. KOBİ'lerin
desteklenmesi için verilen bütçenin önemli ölçüde, Ekim 2006 tarihi
itibarıyla kullanılmamış olması dikkat çekicidir. Sanıyorum faiz
dışı fazla uygulaması nedeniyle Hükûmetin 2006 yılında harcamaları
kısma yönündeki faaliyeti, kararı, sonuçta KOSGEB eliyle esnafa,
KOBİ'lere kullandırılacak, aktarılacak kaynakları da olumsuz etkilemiştir.
2007 bütçesine baktığımızda, KOSGEB bütçesinin
2006 yılı bütçesine göre artış oranının da ancak yüzde 5'ler düzeyinde
olduğunu görüyoruz, 5 küsur, yüzde 6'nın altında.
Değerli milletvekilleri, bütçe üzerinde, yine,
pazartesi günü iktidar grubu adına konuşan arkadaşımız, AKP
hükûmetlerinin en önemli icraatının bütçeleri küçültmek olduğunu
ifade etti. Bütçe büyüklüğü, bu Hükûmet döneminde azalmıştır. Bunu
şöyle açıklıyor arkadaşımız: Bütçeler ekonomiden kaynakları çekerler,
yeniden ekonomiye aktarırlar; bütçenin görevi budur. Dolayısıyla,
ekonomiden çekilen kaynağın büyüklüğü ne kadar az olursa, bütçe o
kadar etkin olur veya kamu, ekonomi üzerinde o kadar yük oluşturmaz
şeklinde bir anlayışa dayanıyor. Tabii "bütçenin ekonomideki
payını, büyüklüğünü küçülttük" cümlesi, devletin küçültülmesi,
daha doğrusu devletin ekonomik faaliyetlerden elini çekmesi bağlamında
sunuluyor.
Değerli arkadaşlar, gerçek durum, yani, olması
gereken duruma kıyasla Türkiye'deki durumu kıyasladığımızda sunulan
tablonun doğru olmadığı, gerçekçi olmadığı, Avrupa Birliği ülkeleri
ile kıyasladığımızda, üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliğinde
bile böyle bir uygulamanın olmadığını görüyoruz. Bunu da size rakamlarla
sunmak istiyorum.
İktidar grubu adına konuşan arkadaşımız 2002 yılında
yüzde 42 oranında olan bütçenin gayrisafi millî hasılaya olan oranının
2006 yılı sonu itibarıyla yüzde 31,2'ye indiğini söyledi. Avrupa
Birliğindeki durum nedir diye baktığımızda, euro bölgesine, euroyu
kullanan ülkelere baktığımızda durumun şu olduğunu görüyoruz:
Genel yönetim bütçe harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya
oranı 2000 yılında yüzde 47,9'dur. Bu oran 2004 yılında yüzde 47,7'ye gelmiştir.
Yani, bindeler düzeyinde ifade edilecek bir azalma ve bu azalma da
esas itibarıyla faiz giderlerindeki düşüşten kaynaklanmaktadır.
Yani, küçültülen bütçe, gerçekte, biraz önce örneğini verdiğim gibi,
KOBİ'lere olan desteğin azalması veya tarımsal üreticilere, tarım
sektörüne verilen desteğin azalması, bütçeden pay alan kesimlere
verilen desteğin, aktarılan kaynakların azalması anlamına gelmektedir.
Hem bütçeyi küçülteceksiniz hem de bütçeden pay alan kesimlerin desteğini
artırdık diyeceksiniz; bu, mümkün değil.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KOBİ'ler
bütün ekonomiler için çok önemli kurumlardır, sadece Türk ekonomisi
için değil, ülkemiz için değil, gelişmiş ülke ekonomilerine, gelişmekte
olan ülke ekonomilerine baktığımızda, KOBİ'lerin bütün ekonomilerde
önemli bir ağırlığının olduğunu görüyoruz. Bu ülkelerde genel olarak
istihdamın üçte 2'sini KOBİ'ler sağlamaktadır.
Yine, KOBİ'ler, bu ülkelerde genel olarak işletmelerin,
sayısal olarak işletmelerin yüzde 95'inden fazlasını sağlamaktadır.
Toplam katma değerdeki paylarının yine üçte 1'ler veya dörtte 1'ler
düzeyinde olduğunu görüyoruz, dünya ortalaması veya gelişmekte
olan ülkeler ortalamasını söylüyorum. İstihdamdaki payının, yine,
biraz önce söylediğim gibi üçte 2'ler düzeyinde olduğunu dikkate
alırsak, yarattığı katma değer, ekonominin toplamı içerisinde daha
az olmakla birlikte, dörtte 1'ler düzeyinde olmakla birlikte, istihdamın
üçte 2'sini sağladığı için, bütün dünya ekonomilerinin vazgeçilmez
bir kurumudur KOBİ'ler.
Bizim ekonomimize baktığımızda, işletmelerin
yüzde 99,5'unun KOBİ tanımında olduğunu görüyoruz. Biliyorsunuz,
çalıştırdığı işçi sayısı yıllık olarak 250'den az olan, bilanço toplamı
ya da yıllık cirosunun toplamı 25 milyon YTL'den az olan işletmeler,
bizim hukukumuzda, bizim uygulamamızda KOBİ sayılmaktadır. Bu
çerçevede, işletme sayısının yüzde 99,5'unu KOBİ'ler oluşturuyor.
İstihdama baktığımızda, Türkiye'deki istihdamın
yaklaşık dörtte 3'ünü KOBİ'lerin sağladığını görüyoruz. Yine, Türkiye'deki katma değerin yaklaşık dörtte 1'ini
-dörtte 1'inden biraz daha fazla belki- KOBİ'lerin sağladığını görüyoruz.
İstihdamdaki ağırlığının, payının son derece önemli olduğunu görüyoruz.
KOBİ'ler, küçük işletmeler, küçük veya orta boy
işletmeler, bu özelliği belki bazı açılardan kendileri için dezavantaj
oluştursa da, bu özellik, aynı zamanda onların birçok alanda avantajı
konumuna gelmektedir. Talepteki değişime, siparişlerdeki değişime
hemen ayak uydurabilirler, çünkü esnek bir üretim yapısı vardır. Girişimciliği
teşvik eden, girişimci olmak isteyen kişileri teşvik eden bir yapıya
sahiptir. Büyük işletmelere ara malı temin ederler. KOBİ'siz bir ekonomiyi
gerçekten düşünmek mümkün değildir. KOBİ'lerin en büyük güçlüğü nedir
diye baktığımızda, KOBİ'lerin en büyük güçlüğü küreselleşme karşısında
karşı karşıya kaldıkları onların önüne gelen rekabet eşitsizliği.
Gelişmekte olan ülke ekonomileri, özellikle Çin ve Hindistan'ın çok
ucuz maliyetlerle üretim yapmaları, bizim KOBİ'lerin en büyük dezavantajıdır.
Esasen, bizim ekonomimizin genel olarak dezavantajıdır. Ama yine,
özelde de KOBİ'lerin bir dezavantajıdır.
Yine, baktığımızda, Türk lirasının bugünkü konumunun
bütün işletmeler için olduğu gibi KOBİ'ler için de önemli bir dezavantaj
teşkil ettiğini görüyoruz. Yeni Türk lirası, KOBİ'lerin bırakın
dünya pazarlarına açılmayı, dünya pazarlarına açılmış olan KOBİ'lerimizi
zaten olağanüstü zorlamaktadır. Yine, dünya pazarlarına açılmayıp,
Türkiye'deki küreselleşmenin etkisiyle, dünya ticaretinin önündeki
engellerin kalkmasıyla, Türkiye'de sadece iç piyasaya üretim yapan
KOBİ'leri de zor duruma düşürmektedir.
Değerli Türk lirası, değerli yeni Türk lirasının
konumunu iyi değerlendirmek gerekir değerli arkadaşlar. Yaklaşık
üç hafta kadar önce Amerikan Hazine Bakanı Çin'e gitti. Çünkü,
Çin-Amerika dış ticaretinde Çin'in parasının değer kaybetmesi, doların
Çin parası karşısında değerlenmesi Çin-Amerika dış ticaretinde
Amerika'yı zorlamaktadır. Çin'in önünü açan Çin parasının değer kaybı,
Amerika'nın önünü kapamaktadır. Yani, zaman zaman, bazı sayın bakanlarımız,
değerli yeni Türk lirasını "güçlü Türk lirası" olarak isimlendiriyor.
Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; bunun,
cebimizdeki paranın daha çok şeyi satın aldığı anlamına gelen
bir yanı yoktur. Bu, tam tersine bizim ekonomimizi son derece zor
duruma sokmaktadır.
Değerli milletvekilleri, KOBİ'lerin önündeki
bir mesele de şudur: KOBİ'ler… Biraz önce bir yasa kabul ettik, KOBİ'lerin
banka sistemine olan borçlarının yeniden yapılandırılmasına
ilişkin bir yasa.
Değerli milletvekilleri, dünyada bankacılık
kuralları değişiyor. Bütün ülkelerin merkez bankalarının bir araya
gelerek oluşturdukları bir kurum var, kısa adı BIS (Bank for International
Settlements). Yani, bu örgütün aldığı kararlar, bu kurumun aldığı
kararlar, bütün dünyada tek bir bankacılık
kuralı olmasını sağlama yönünde. Bankacılığın kuralları her ülkede
aynı olsun, kredi açmanın kuralları her ülkede aynı olsun yaklaşımını
getiriyor. Bu kurallar, Avrupa Birliğinde 2007 yılında uygulanacak,
bizde de 2008 yılında uygulanacak. Bunun KOBİ'ler açısından önemi
şudur: Bu kurumun getirmiş olduğu birtakım kriterler var, ölçüler
var, kurallar var. Bunlardan birincisi, Basel I Kriterleriydi. Bankaların
sermaye yeterliğini düzenliyordu, bankaların sahip olacağı sermaye
şu oranlarda olmalıdır şeklinde. Bunu geçiyorum, konumuzla ilgisi
yok. Ancak, Basel II Kriterleri dediğimiz kriterler, 2008'de uygulanacak
olan kriterler, kredi riskinin ölçülmesinde daha farklı kurallar
getiriyor. Kredi riskinin şu andaki ölçümünde bankalar farklı kurallar
uygulayabiliyorlar. Bir bankanın riskli gördüğü bir müşteriyi,
bir KOBİ'yi, bir başka banka riskli görmeyebilir. Bir başkasının kredi
faizi, bir başka bankada farklı olabilir. Birinde daha yüksek olabilir,
birinde daha düşük olabilir; ancak, bu kriterler, sözünü ettiğim
Basel II Kriterleri uygulanmaya başladığı anda, bu kredi riski bütün
bankalar tarafından aynı olacaktır. Bunun KOBİ'ler açısından önemi,
kredi maliyeti artacaktır.
Değerli milletvekilleri, bu çok önemlidir. KOBİ'lerin
kayıt sisteminin yeterli olmayışı, KOBİ'leri gerçekten, bu yeni
kurallar karşısında oldukça zor duruma düşürecek, zaten işletme
sermayesi yetersiz olan KOBİ'ler, bu kurallar karşısında daha pahalı
kredi kullanmayla karşı karşıya kalacaklardır. Yani, biraz önce
kabul ettiğimiz yasayla, KOBİ'lerin, eğer bankalar isterlerse taksitlendirilecek
olan donmuş veya şüpheli hâle gelmiş kredi borçları 2008'den itibaren
tekrar karşımıza gelebilir. Bunu önlemek için, KOBİ'lere, bu süreçte,
Hükûmet tarafından onları destekleyecek bir programın, projenin uygulamaya
konulması gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Aksi takdirde,
KOBİ'ler son derece zor durumda kalacaklar, kredi kullanmakta oldukça
zorlanacaklardır. KOBİ'leri bu yönden 2008'e kadar hazırlamak, desteklemek
gerekir diye düşünüyorum.
Teklif, başlangıçta da belirttiğim gibi, esnafa
ve çiftçiye verilecek krediyi, bu bankalardaki kamu payı yüzde
50'nin altına düşse bile, bir başka banka vasıtasıyla veya yine elde
kalmış olan kamu bankaları vasıtasıyla desteklemeyi hedefliyor,
bütçe kaynaklarıyla desteklemeyi hedefliyor, yani, var olan uygulama
devam etsin diyor daha doğrusu. Yoksa, verilen desteklerde herhangi
bir artış yok, var olan uygulamanın devamını öngörüyor. Bu çerçevede
baktığımızda teklifin adının kapsamla çeliştiğini görüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Kanun adında
bir değişiklik gerekiyor, çünkü, özelleştirme sonrasında özel bankalar
eliyle de bütçe kaynakları kullanılmak suretiyle yapılacak olan
uygulama varsa, artık, kanunun adının kamu sermayeli bankalar
eliyle kredi kullandırılması, düşük faizli kredi kullandırılması
olarak isimlendirmek çok doğru değil diye düşünüyorum.
Sözlerimi burada bitiriyorum, hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.
Teklifin tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, Afyonkarahisar
Milletvekili Sayın Halil Aydoğan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımsal üretimin, esnaf
ve sanatkârların desteklenmesi amacıyla kamu sermayeli bankalar
tarafından yürütülmekte olan düşük faizli kredi kullandırma uygulamalarının
özelleştirilme sonrasında da devam ettirilmesine yönelik 1254 sıra
sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli
Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun Teklifi'yle ilgili olarak, Adalet
ve Kalkınma Partisi Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisimizi ve
siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.
15/11/2001 tarihli ve 4603 sayılı Kanun'un 3'üncü
maddesi gereğince yayınlanan Bakanlar Kurulunun 2/5/2001 tarih ve
2001/2380 sayılı kararnamesinin eki kararın 1'inci maddesi ile Türkiye
Halk Bankası Anonim Şirketince esnaf ve sanatkârlara, genç ve kadın
girişimcilere kullandırılmış olan kredilere 1/3/2001-31/12/2001 tarihleri
arasında geçerli olmak koşuluyla yüzde 55 oranında faiz uygulanacağı
hüküm altına alınmış olup Bakanlar Kurulunun 27/12/2005 tarihli ve
2005/9841 sayılı Kararname'sinin eki kararın 1'inci maddesiyle de
Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketince esnaf ve sanatkârlar kredi ve
kefalet kooperatifleri kefaletiyle esnaf ve sanatkârlara kullandırılmış
olup bakiyesi 2006 yılına devreden kredilere 1/1/2006-31/12/2006 tarihleri
arasında -bu tarihler dâhil- geçerli olmak üzere bu kararın 3'üncü
maddesi uyarınca belirlenen gösterge faiz oranının uygulanacağı,
bankaca esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri kefaletiyle
esnaf ve sanatkârlara bir yıla kadar -bir yıl dâhil- vadeli olarak
1/1/2006-31/12/2006 tarihleri arasında -bu tarihler dâhil- bankacılık
usul ve esasları çerçevesinde kullandırılacak kredilere de bu kararın
3'üncü maddesi uyarınca belirlenen gösterge faiz oranının uygulanacağı,
kararın 3'üncü maddesinde ise gösterge faiz oranının, bankanın kooperatif
kredilerine özgü kaynak maliyeti dikkate alınarak belirlediği
cari faiz oranının 2005 yılı bakiyesi 2006 yılına devreden krediler
için yüzde 75'i, 2006 yılında açılacak krediler için yüzde 65'i kadar
olacağı hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda esnaf ve sanatkârların
desteklenmesi amacıyla düşük faizli kredi kullandırılması 4603
sayılı Kanun'a, Bütçe Kanunu'na ve Bakanlar Kurulu kararına göre
yürütülmektedir.
4603 sayılı Yasa'nın 4'üncü maddesinde yer alan,
bu Kanun'un bankalar hakkında sermayelerindeki kamu payı yüzde
50'nin altına düşünceye kadar uygulanacağına dair hüküm nedeniyle
kamu sermayeli bankaların özelleştirilmeleri sonucunda düşük
faizli kredi kullandırılmasına ilişkin hükmün dayanağı ortadan
kalkmaktadır.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonundan Genel Kurula sevk edilen
Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi
Kullandırılmasına Dair Kanun Teklifi ile kamu sermayeli bankalar
tarafından yürütülen faiz destekli kredi kullandırılması uygulamalarına,
bankaların sermayelerindeki kamu payının yüzde 50'nin altına düşmesi
hâlinde de devam edeceği, buna yönelik usul ve esasların Bakanlar Kurulu
tarafından belirleneceği, bankaların faiz destekli kredi uygulamalarından
dolayı doğacak gelir kayıplarının ilgili yıl merkezî yönetim bütçesine
tahsis edilecek ödenekle sınırlı olmak üzere hazinece avans olarak
ödeneceği hüküm altına alınmaktadır. Söz konusu kanun teklifinin
yasalaşması hâlinde, kamu bankalarımızdaki kamu payının yüzde
50'nin altına düşmesi hâlinde de faiz destekli kredi kullandırılması
uygulamasına devam edilecektir.
AK Parti İktidarı döneminde, esnaf ve sanatkârlara
TESKOMB aracılığıyla Halk Bankası kaynaklarından kullandırılan
kredilerin faiz oranları yüzde 59'dan yüzde 13'e indirilirken kredi
limitleri de 5 milyar TL'den 25 milyar TL'ye çıkarılmıştır. Kredi verilmesinde
aranan şartlardan biri olan Bağ-Kur'un prim borcu bulunmaması şartı
da esnaf ve sanatkârlarımızın isteği doğrultusunda kaldırılmıştır.
Kooperatiflerin takip oranı yüzde 60'dan yüzde 100'e çıkarılırken,
bloke oranı da yüzde 10'dan yüzde 1'e düşürülerek, esnaf ve sanatkârlarımızın
almış oldukları krediden daha fazla yararlanma imkânı getirilmiştir.
Esnaf ve sanatkârlarımıza kullandırılan kredi
miktarı sürekli artmakta olup, esnaf ve sanatkârlarımıza 2002 yılında
kullandırılan kredi miktarı 153 milyon YTL iken, bu miktar 2003 yılında
684 milyon YTL'ye, 2004 yılında 1 milyar 213 milyon YTL'ye, 2005 yılında
1 milyar 495 milyon YTL'ye ve 17 Kasım 2006 itibarıyla da 1 milyar 900
milyon YTL'ye yükselmiştir. Dolayısıyla, 2003-2006 Kasım arasında
toplam 5 milyar 292 milyon YTL kredi kullandırılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası da kuruluş
gayesine uygun olarak, kurulduğu günden bugüne kadar topladığı
kaynakları uygun koşullarla ülkemiz çiftçisinin hizmetine sunan,
yetişmiş personeli ve tarımsal bankacılık konusundaki deneyimiyle
her zaman çiftçimizin yanında yer almış ülkemizin tek bankasıdır. Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası, uzun yıllardan bu yana sadece kendi
kaynaklarından kredi kullandırmakla yetinmeyip, hükûmetler tarafından
bütçe kaynaklarından çiftçilere sağlanan fon kaynaklı kredilere
de aracılık etmektedir. Ziraat Bankası, üstlendiği bu misyonunun
gereği olarak, ülke ekonomisinin genel yapısına paralel olarak,
yıllar itibarıyla, ülkemiz çiftçisine kullandırdığı kredi miktarını
özellikle 2003 yılından sonraki dönemde gerek miktar gerekse oransal
olarak sürekli artırmıştır.
2002 yıl sonu itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankasının kendi kaynaklarından kullandırdığı kredi miktarı 227
milyon YTL seviyesinde iken, bu tutar 22/12/2006 tarihi itibarıyla
yaklaşık 14 kat artarak 3 milyar 467 milyon YTL seviyesine ulaşmış
bulunmaktadır. Bunun yanında Ziraat Bankasının tarımsal kredilere
uyguladığı cari faiz oranı 2002 yıl sonu itibarıyla yüzde 59 iken,
bugün üreticilere yıllık yüzde 7 ile yüzde 13,3 arasında faiz oranı
uygulanmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası düşük faizli
kredi kullandırma uygulamaları kapsamında hâlen organik tarımsal
üretime yıllık yüzde 7, iyi tarım uygulamalarına yönelik üretime
yine yüzde 7, sertifikalı tohum, arpa, buğday üretimine yüzde 7,
damızlık süt sığırcılığına yüzde 7, kanatlı sektörüne yönelik biyogüvenlik
yatırımlarına yüzde 7, tarımsal sulama yatırımlarına yüzde 7,
tarımsal ar-ge'ye yüzde 10,5, kontrollü örtü altı yetiştiriciliğine
yüzde 10,5, tıbbi aromatik bitki yetiştiriliciliğine yüzde 10,5,
tarımsal mekanizasyona yüzde 12,25, su ürünleri yetiştiriciliğine
yüzde 12,25, diğer işletme ve yatırım kredilerine yüzde 13,13 faiz
oranlarıyla kredi kullandırmaktadır. Bu kapsamda, Ziraat Bankasınca,
2004 yılında 48.413 üreticiye 413 milyon YTL, 2005 yılında 174.634 üreticiye
1,9 milyar YTL, 22/12/2006 tarihi itibarıyla ise 236.257 üreticiye 2,7
milyar YTL olmak üzere toplam 459.304 üreticiye 5,01 milyar YTL sübvansiyonlu
kredi kullandırılmaktadır.
Sözlerime son verirken, bu kanunun, Meclisimizce
de uygun görüldüğü takdirde ülkemize, milletimize hayırlı olmasını
diliyor, yüce Meclisin Saygıdeğer Başkan ve üyelerini, tekrar, saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Aydoğan.
Anavatan Partisi Grubu adına, Gaziantep Milletvekili
Sayın Ömer Abuşoğlu.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının
adını, şöyle, başlığını bir kısaca okumak istiyorum: "Samsun
Milletvekili Ahmet Yeni'nin Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından…"
diye devam ediyor.
Kanunu teklif eden kişinin, bu kanunu hangi gerekçelerle
teklif ettiğini gelip burada açıklaması beklenirdi, ama teklif ettiği
kanuna dahi burada sahip çıkamıyor.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Yurt dışında, burada yok.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - O bakımdan, bu eksikliği
dile getirme zaruretini hissediyorum.
Her ne kadar iktidar partisi sözcüsü kanunun gerekçelerini
ve gerekliliğini burada ifade etti, ama, Sayın Yeni'nin teklifine
sahip çıkarak, niçin bir tasarı şeklinde değil de bir teklif şeklinde
bunun gündeme getirildiğini mutlak surette açıklaması gerekirdi.
O bakımdan, bunun arkasından da görüşülecek aynı şekilde yine Sayın
Yeni'nin bir teklifi var. O kanuna da, o teklifine de, durum öyle gösteriyor
ki, sahip çıkamayacak, bunun gerekçelerini açıklayamayacak.
Burada ciddi bir iş yapıyoruz. Dolayısıyla, bu
ciddiyet doğrultusunda milletvekillerinin kendileri tarafından
teklif edilmiş tekliflerine sahip çıkmaları gerekir. Aksi takdirde,
milletvekilinin kendi teklifi değil de, iktidar tarafından eline
tutuşturulmuş, sadece imzalayıp verdiği bir teklif olarak değerlendirme
zarureti, gereği ortaya çıkmaktadır.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Sayın Başkan, Sayın Yeni zorunlu
olarak yurt dışında bulunuyor bugün, o vesileyle burada değil.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim.
Şimdi, bu tasarı, kamu bankaları tarafından düşük
faizli kredilendirme yoluyla desteklendirilen belli kesimlerin
bu desteklenmeye devamını sağlamak amacıyla düzenlenmiş bir teklif.
Bu teklife niçin gerek duyuluyor? Kamu bankaları zaman içerisinde
özelleştirilecek -biraz sonra görüşeceğiz, Halk Bankasının, Ziraat
Bankasının özelleştirilmesiyle ilgili süre uzatılmasına yönelik
bir kanun teklifi daha görüşülecek- böylelikle, ileride kamu bankaları
özelleştirildiği zaman bu bankalara Hükûmet tarafından görev olarak
verilen belli sektörlere, belli kesimlere destekli, düşük faizli
kredi verme görevi boşta kalmış oluyor ve bu görev, bir şekliyle, mutlak
surette birileri tarafından -bu özel kesim bankaları olabilir, kamu
bankaları olabilir- yerine getirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde,
çiftçi gibi, küçük esnaf, sanatkâr gibi, KOBİ'ler gibi -küçük, orta
işletmeler gibi- kesimlerin desteklenme imkânı ortadan kalkıyor. Böylelikle,
kamu bankaları özelleştirilmiş olsa dahi, bu kanunun getirdiği
imkânlar çerçevesinde bu destek, özel bankalar aracılığıyla da yapılabilme
imkânı ortaya çıkıyor. Gayet güzel. Mantık olarak, felsefe olarak getiriliş
itibarıyla oldukça tutarlı bir mantığa sahip.
Ancak, özel sektör bankacılığıyla kamu kesimi
bankacılığını birbirinden ayırmak lazım. Özel kesim bankacılığı,
bankacılık kurallarını katı kuralları ve çerçevesi içerisinde
uygulamaya mecburdur. Aksi takdirde, ortaya çıkacak zarar ve kayıpların
getireceği zararları sermaye sahibinin veya sermayedarların
üstlenmesi zarureti, üstlenmesi mecburiyeti çıkar, ama, kamu bankacılığında
herhangi bir zarar söz konusu olacak olursa, özellikle kamu bankalarına
verilen, hükûmetler tarafından verilen görevlerin icrası sonucunda
bir zarar ortaya çıkacak olursa, bu zararın telafisi bütçeden bir
şekilde karşılanabilir ve bu bakımdan kamu bankacılığı ile özel
sektör bankacılığı birbirinden ayrı özelliklere, ayrı çalışma
şartlarına sahiptir.
Şimdi, biz diyoruz ki: Bu kanun yürürlüğe girdiği
zaman, özel kesim bankacıları da tarım kesimine, çiftçilere yönelik
kredileri versin, aradaki ortaya çıkacak faiz farkını da devlet
avans olarak bunlara ödesin. Çünkü, maddelerde bu da var "avans
olarak bunlara ödenir" diyor. Ancak, mesele burada değil, mesele,
bir özel bankaya veya bu görevi üstlenmiş olan bir özel bankaya çiftçi
gittiği zaman Ziraat Bankasında karşılaştığı muameleyle karşılaşacak
mı? Problem burada yatıyor. Elbette, özel bankanın müşterisine verdiği
değer, müşterisine verdiği önem bir kamu bankasına göre fark edebilir.
Mesele burada değil, mesele, kredilendirilebilir olarak görülüp
görülmemesinden, kredi verilmesinde uygulanan standartların ne
ölçüde karşılanıp karşılanmayacağı noktasından kaynaklanıyor.
Böylelikle, özel bankalar kredilendirme işlemini daha katı kurallar
içerisinde gerçekleştirirken, karşılığında isteyecekleri ipotekleri,
isteyecekleri karşılıkları kendi standartlarına göre isterken,
belki de çiftçimiz büyük ölçüde özel bankaların sağladığı -kredi
destekli de olsa, faiz destekli de olsa- kredilerden istifade etme
imkânını elde edemeyeceklerdir. Böylelikle, Ziraat Bankasının
çiftçileri desteklemede gösterdiği başarı ve kapsam, bu görevin
bir özel bankaya verilmesi hâlinde ortaya çıkmayabilecektir. Rahatlıkla
Ziraat Bankası standartlarında gidip kredi alabilen bir çiftçi,
bir başka özel bankadan aynı standartlarda, aynı mal varlığıyla, aynı
ipoteklerle bu krediyi elde edememe riskiyle, tehlikesiyle karşı
karşıya kalacaktır. Dolayısıyla, kamu bankalarının özelleştirilmesiyle
ortaya çıkacak bu açık, bu kanunun getirdiği özel bankalara görevin
tevdi edilmesi suretiyle karşılanamayacaktır. Öyleyse, buradan
ne çıkıyor? Biraz sonraki tasarıda belki üzerinde duracağız, mutlak
surette, kamu kesiminin elinde bu görevleri yürütmek üzere kalması
gereken belli bir bankacılık sisteminin söz konusu olması gerekir.
Bu tür görevleri kamu adına yürütecek, kamunun verdiği görev şeklinde
bu görevi üstlenecek kamu bankalarının mutlak surette varlığına
ihtiyaç duyulabilecektir. Bundan dolayı, özel sektör bankacılığının,
hiçbir zaman, kamu kesimi bankacılığının yürüttüğü görevi aynı
çerçevede ve aynı kapsamda yürütmesi beklenemez ve ortaya çıkacak
mağduriyetler de çiftçi kesimi açısından olabilir, küçük esnaf ve
sanatkâr açısından olabilir, Halk Bankasının yürüttüğü çerçevede
krediler veya KOBİ'lerin desteklenmesi noktasında ortaya çıkan
krediler olabilir. Bu kapsamda, devlet, istediği sektörü istediği
şekilde destekleme imkânını bu kanunla elde etme imkânına sahip olmayacaktır.
Ama, günümüz şartları bu kesimlerin mutlak surette desteklenmesi
ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Bir kere, mesela, Halk Bankasının
kredi verdiği kesimlere baktığımız zaman, esnaf ve sanatkârlar, küçük
ve orta büyüklükteki işletmeler büyük ölçüde. Şimdi bunları biz
özel kesim bankacılığının katı kuralları içerisine attığımız zaman,
bir kere, bu kesimlerin yoğun dünya rekabeti çerçevesinde gerek
iç piyasada ve gerekse de dış piyasada rekabet imkânlarının geliştirilmesini
amaçlamamız lazım ki, bu hedef, gelişen dünya ticareti şartlarında
oldukça önemli bir hedeftir. Mutlak surette bu kesimlerin desteklenmesi
gerekir. Çünkü, bu sektör, ürünlerini hem iç piyasaya yönelik hem
de dış piyasaya yönelik üretmektedir, ihracata yönelik üretim yapmaktadır
bunların çoğu. İç piyasaya yönelik dediğimiz zaman, serbest ticaret
şartlarının geçerli olduğu, giderek serbest ticaretin daha yaygın
hâle geldiği dünya şartlarında, iç piyasaya üretim yapan bu sektörlerin,
küçük esnaf ve sanatkârın, küçük işletmelerin, orta boy işletmelerin
mutlak surette iç piyasamızda yabancı malların rekabetine karşı
korunması gerekir. Serbest ticaret şartlarını kabul etmişiz, karşılıklı
anlaşmalar imzalamışız. Öyleyse, gümrük vergileri yoluyla bunları
koruyabilme imkânımız yok, ticaret kısıtlamaları getirerek bunları
koruyabilme imkânımız yok. Öyleyse, elimizde koruyabilecek çok az
sayıda araç kalıyor ki, bunlardan birisi de bu sektörlerin üretim
aşamasında düşük faizli kredilerle desteklenmesidir. Biz bunu
özel sektör bankacılığına tevdi ettiğimiz zaman, bir kere, bu destekleme
ameliyesi, destekleme işlemi, bihakkın, istenildiği ölçüde ve
çerçevede yerine getirilemeyecek demektir.
Bu sektörlerin, ileriye yönelik olarak daha büyük
işletmeleri, büyük kuruluşları oluşturması açısından belli bir
süre mutlak surette desteklenmesi gerekir ki dünün -şöyle bir ülkemiz
sanayi gelişim tarihine baktığımızda- küçük esnaf ve sanatkâr çerçevesi
içerisinde ekonomik faaliyetini sürdüren, belli bir aşama, belli
bir desteklemeden sonra küçük ve orta büyüklükte işletmeye, bir
sonraki aşamada da büyük işletmeler şekline dönüşerek Türk sanayi
yapısının oluştuğunu görüyoruz. Öyleyse, bugün, esnaf ve sanatkâr,
kendi atölyesinde esnaf ve sanatkâr tipi üretimle üretim gerçekleştiren
bu kesimin, daha büyük sermayeye geçiş, daha büyük işletmeye geçiş
aşamasında mutlak surette desteklenmesi ihtiyacı vardır. Düşük
faizli kredilerin de bunda önemi yadsınamaz, önemi göz ardı edilemez.
Öyleyse, bu aşamadaki desteğe ihtiyaç gösteren türden destekler
de, böylelikle bu sistemin, kamu bankacılığının veya kamu bankaları
tarafından üstlenilen görevlerin özel sektör bankacılığına devredilmesiyle
burada da ciddi bir aksama meydana gelecektir. Bu bakımdan, tüm bu
olumsuzlukları dikkate aldığımızda, özel kesim bankacılığına verilen
destekleme emri veya destekleme görevi, bugünkü kamu bankacılığı
tarafından gerçekleştirilen şartlar çerçevesinde yürütülemeyeceği
açıktır ve iyi niyetli gerçekleştirilen bu düzenleme bile, amaca
yeteri kadar hizmet etmeyecektir.
Tabii, uluslararası rekabet içerisinde korunması
gereken bu kesimlerin sadece düşük faizli kredilerle desteklenmesi
yoluyla bu gücü sağlayabilmeleri mümkün değil, buna benzer şekilde
takip edilen genel iktisat politikalarının da mutlak surette buna
destek vermesi gerekir. Siz, bir taraftan düşük faizli kredilerle,
devlet desteğiyle bu kesimleri ayakta tutmaya çalışacaksınız,
üretim maliyetlerini düşük tutmaya çalışacaksınız, ama bir taraftan
da aşırı değerlenmiş kurla, aşırı değerlenmiş kurun devamına izin
vererek bu kesimlerin ihracatına ve aynı zamanda bu kesimlerin
iç piyasada rekabet etmesi gereken yabancı ürünlere bir avantaj
sağlamış olacaksınız. İki boyutta ortaya çıkan ve birbiriyle çelişen
bu husus, işte günümüzde küçük ve orta boy işletmeler, esnaf ve sanatkâr
tipi üretim yapan işletmelerin karşısında en büyük handikaplardan
birini oluşturmaktadır. Bugün her kesimde, sadece belli sektörlerde
değil, birçok sektörde, özellikle tekstilde olmak üzere birçok sektörde,
bu düşük kurun ortaya koyduğu rekabet dezavantajı büyük ölçüde
şikâyetlere sebep olmaktadır ve Hükûmetin buna getirdiği hiçbir çare,
hiçbir çözüm söz konusu değildir.
Bugün Çin malları iç piyasamızı istila ediyor
ve yerli üreticiler bu mallarla rekabet edemiyorsa, Amerika nasıl
şikâyet ediyorsa, Çin'in parasının mutlak surette revalüe edilmesi
gereğinden bahsediyorsa, Türkiyede aynı şekilde, Türk sanayicisi
de, Türk üreticisi de iç piyasada Çin'in parasının olduğundan daha
düşük değerlenmesinin, yani Çin'in bile bile kendi parasının değerini
düşük tutmasının sonuçlarından mustariptir, bundan olumsuz şekilde
etkilenmektedir.
Bir taraftan Çin, bile bile parasının düşük değerli
olmasına göz yumuyor, bizim siyasetçilerimiz ise, bizim ekonomi
yönetiminden sorumlu kişilerimiz ise, bunu, sanki bir övünme vesilesi
olarak, bu durumun zıddını övünme vesilesi olarak gelip burada,
kürsülerde ifade ediyorlar. Övünülen konu, bugün Türk sanayicisinin,
Türk üreticisinin belini büken rakipleri karşısında, gerek iç piyasada
ve gerekse dış piyasalarda rekabet gücünü ortadan kaldıran, âdeta,
bunları rekabetsizliğe mahkûm eden bir unsur, bir faktör olarak çalışmaktadır.
Düşük faizli kredilerle, destekli faizli kredilerle verdiğiniz
ve ortaya çıkan avantaj, kurun bu şekilde aşırı değerlenmiş olmasından
tümüyle ortadan kaldırılmakta ve böylelikle, sanki hiç destek verilmemiş
gibi bir piyasa şartı, piyasa ortamı meydana gelmektedir. Öyleyse,
esnaf ve sanatkârı, küçük işletmeyi -büyük işletme de dâhil olmak üzere-
düşük faizli kredilerle desteklemek ne kadar önemliyse, bunların,
gerek ihracatında ve gerekse iç piyasada ithal mallara karşı korunmasında
kurun olması gereken gerçekçi seviyede olması o ölçüde önemlidir.
Eğer siz bunu görmezlikten gelir, döviz kurunun olması gereken gerçekçi
denge kuruna gelmesine yönelik tedbirleri almazsanız, bugün geçerli
piyasa faiz haddinin yüzde 50'siyle destekleme ihtiyacı ortaya
çıkarsa, yarın bu yüzde 50'lik avantaj dahi yetmeyecek, aradaki bu
farkı, faiz desteğini, faiz avantajını daha da artırma zarureti
ortaya çıkacaktır.
Bir taraftan otomatik bir şekilde ekonomiyi, iç
piyasayı dışarıya karşı ve yerli üreticiyi de yabancı piyasalardaki
rakiplerine karşı koruyabilecek bir mekanizmayı otomatik çalıştırabilen
döviz kurunu gerçekçi seviyeye çıkartmazken, bir taraftan da devamlı
olarak bütçeden sübvansiyonlarla, üreticileri düşük faizlerle
desteklemeye devam edersiniz ve giderek de destekleme zarureti
her geçen gün daha da artar. Öyleyse, bu desteklemeler ne kadar önemliyse,
aynı şekilde döviz kurunun ortaya çıkardığı bu mahzuru ortadan
kaldırmak üzere alınması gereken tedbirleri almak da Hükûmetin boynunun
borcudur.
Ha, Hükûmet şunu diyebilir: Ben, döviz kurunun aşırı
değerlenmesiyle borçlarımı rahat ödüyorum. Bir tek bu avantajı
var. Hükûmet, bu avantajını dikkate alarak, sanayicinin, esnafın,
ihracatçının zor şartlar altında dünya piyasalarında rekabet etmesine
göz yumuyor, bile bile bunu kabul ediyor demektir. Eğer bugün sanayicimiz
gerek iç piyasada ve gerekse dış piyasalarda rakipleriyle rekabet
edemez, rekabet avantajını her geçen gün biraz daha kaybeder duruma
geliyorsa, yarın Hükûmetin kurların aşırı değerlenmesinden sağladığı
avantajı sağlayamama tehlikesiyle karşı karşıya kalacak, çünkü
vergi verebilecek kesim ortadan kalkacaktır. Bu bakımdan, bir taraftan
desteklemeleri sürdürürken bir taraftan da ekonominin kurallarını
kendi içerisinde, kendi kuralları çerçevesinde oynayacak zemini
de oluşturmak bu Hükûmetin boynunun
borcudur. Bu kur meselesini görmezlikten gelemezsiniz, bu kur meselesini
hafife alamazsınız. Aynı zamanda, bu kur meselesi, ekonominin
krizlerle karşı karşıya kalma riskini de devamlı olarak artırmaktadır.
Onun için, Hükûmet olarak ekonomiyi bir bütün olarak algılamak ve ekonomi
içerisindeki otomatik mekanizmanın işleyişine ne kadar çok imkân
verecek olursak, o ölçüde ekonomi kendi kuralları içerisinde daha
rahat oynayabilecektir.
Denilebilir: "Biz döviz piyasalarına müdahale
etmiyoruz." Döviz piyasalarına müdahale edilmiyor; ama, dış
kaynakların, çok serbest ve aşırı bir şekilde Türkiye'ye girişine
müsaade edilerek -ki, dünyanın hiçbir ülkesinde dış kaynaklar bu
serbestiyette bir ülkeye giriş çıkış yapamaz- buna göz yumularak
döviz kurunun aşırı değerlenme şartları oluşturuluyor ve bu da,
hükûmetin üzerine bir yanlışlık olarak, hükûmetin politikalarındaki
yanlışlık olarak, sorumluluğunu üzerine bindirdiği bir husus olarak
karşımıza çıkıyor.
Öyleyse, döviz kurunun aşırı değerlenmesine
yol açan tedbirleri almakla, otomatik sistem içerisinde bile, serbest
kur sisteminde bile döviz kuru kendiliğinden yukarıya doğru çıkacaktır,
yukarıya doğru fırlayacaktır. Bundan hiç gocunmamak lazım. Bir ülkenin
kendi parasının değer kaybetmesinden hiç gocunmamak lazım. Hele
ülkenin şartları, üretim şartları, dış ve iç piyasa şartları bunu
gerektiriyorsa, ülke parasının değer kaybetmesi gerektiği hâlde
bunun gerçekleşmesine mâni olunuyorsa, ülke adına zarar veren bir
sistem çalıştırılıyor, böyle bir mekanizmaya göz yumuluyor demektir;
iktisadın bunu affetmesi, böyle bir işleyişi affetmesi mümkün değildir.
Günü gelir, birikenlerin tamamını toptan çıkarır. Bunlar da ekonomik
kriz olarak adlandırılır. Öyleyse, bu tür krizlere meydan vermemek
ve hazırlıklı olmak noktasında, ekonominin genelinde alınması gereken
her türlü tedbiri -ki, bunlar muhalefet sözcüleri tarafından her
fırsatta dile getirilmektedir- alma, Hükûmetin bu konuda üzerine
düşen görevi daha hassasiyetle yerine getirme zarureti bulunmaktadır.
Zamanımın da dolması itibarıyla bundan sonraki
kanunun da kısmen konumuzla alakalı olması dolayısıyla ben sözlerimi
burada bitiriyor, hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Abuşoğlu.
Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1'inci maddeyi okutuyorum:
KAMU SERMAYELİ BANKALAR TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN FAİZ DESTEKLİ
KREDİ KULLANDIRILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
MADDE 1- (1) Tarımsal üretimin, esnaf ve sanatkarların
desteklenmesi amacıyla, kamu sermayeli bankalar tarafından yürütülen
faiz destekli kredi kullandırılması uygulamalarına, bankaların
sermayelerindeki kamu payının % 50'nin altına düşmesi hâlinde de
devam edilebilir. Bu durumda uygulamanın süresini, usul ve esaslarını,
denetimini ve uygulamayı yönetecek olan bankayı ve/veya bankaları
belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.
(2) Bakanlar Kurulunca belirlenecek özel ve/veya
kamu sermayeli banka veya bankaların faiz destekli kredi uygulamalarından
dolayı doğacak gelir kayıpları; bu amaçla ilgili yıl Merkezi Yönetim
Bütçesinde öngörülecek ödenekle sınırlı olmak üzere, Hazinece
avans olarak ödenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2'nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe
girer.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3'üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Teklifin tümünü oylarınıza sunmadan önce, İç
Tüzük'ün 86'ncı maddesine göre, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Konuşmuyorum efendim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Hayırlı olmasını diliyorum.
NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) - Hayırlı olsun da,
ben söz istemiştim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Hocam, şu anda görüşeceğimiz teklif
üzerinde sizin söz talebiniz; değerlendireceğiz.
Sayın milletvekilleri, yedinci sırada yer alan,
Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin 15/11/2000 tarihli ve 4603 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim
Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
7.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin; 15/11/2000 Tarihli ve 4603
Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/901) (S. Sayısı: 1278) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.
1278 sıra sayısıyla komisyon raporu bastırılıp,
dağıtılmıştır.
Şimdi, teklifin tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi.
Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1278 sıra sayılı Kanun Teklifi'ne
ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade
etmek üzere söz aldım. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ayrıca, yaklaşan Kurban Bayramı ve yeni yıl nedeniyle
siz sayın milletvekillerinin ve tüm vatandaşlarımızın bayramını
ve yeni yılını kutluyorum, herkesin sağlık ve huzur dolu bir bayram
ve yeni yıl geçirmesini diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz
kanun teklifi 2002 yılında çıkarılmış olan 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Emlak Bankasının
özelleştirilmesini amaçlayan bir kanunda değişiklik yapılmasını
düzenliyor.
(x) 1278 S. Sayılı
Basmayazı Tutanağa eklidir.
2002 yılında çıkmış olan ve kamu bankalarının yeniden
yapılandırılarak özelleştirilmesini amaçlayan bu kanun, bu konuda
Hükûmete iki yıllık bir süre vermişti. Süre 25 Ocak 2000 tarihinde başladı.
İki yıllık süre sona erdikten sonra, şimdiki Hükûmetimiz döneminde
bu süre beş yıla çıkarıldı ve beş yıllık süre de 25/11/2005 tarihinde
sona erdi.
Bakanlar Kurulunun bu süreyi yarısına kadar uzatma
yetkisi bulunmaktadır. Ancak, Bakanlar Kurulu da bu konuda bir uzatma kararı
almış değil. Yani, kamu bankalarının özelleştirilmesinde kanunun
hükûmete vermiş olduğu süre 25 Kasım 2005 tarihinde sona ermiştir. Bu
süre uzatımını da, mevcut AKP Hükûmeti yasayla yapmıştır. Ama, yasanın
vermiş olduğu süre bitmiş olmasına rağmen, Bakanlar Kurulu da süre
uzatımı yönünde herhangi bir karar almamış olmamasına rağmen, sanki
süre bitmemiş gibi, Hükûmet, kamu bankalarının, özellikle de Halkbankın
özelleştirilmesi işlemlerine devam etmiştir. İşte, bu işlemlerin,
Danıştay tarafından, "kanunda öngörülen sürenin bitmiş olması"
gerekçesine dayanılarak iptal edilmesi üzerine, bu teklif ilgili
milletvekili arkadaşımız tarafından hazırlanmış, yasama organına
gelmiş ve bugün de Genel Kurulda görüşmesine geçmiş bulunuyoruz.
Aslında, doğru olan, bu teklifi, teklif olarak değil,
Hükûmetin bir tasarı olarak buraya getirmesiydi. Ancak, ilginç olan
nokta, kanunun vermiş olduğu süre bitmiş olmasına rağmen, sanki süre
bitmemiş gibi, Hükûmetin, kanunu bir kenara bırakarak özelleştirme
işlemine devam etmesidir. Bunu, hukuk devleti açısından çok ilginç
bir örnek olarak sizlerin ve vatandaşlarımızın takdirine sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, bu teklifle değerlendirilmesi
gereken ana konu, gerçekte, Hükûmetin özelleştirme politikası ve
özelde de banka sistemindeki politikası ve bankacılık sisteminin
bugünkü durumudur.
Bankacılık sistemine yoğun bir yabancı ilgisinin
olduğunu görüyoruz. 2001 krizinden sonra, yabancılar Türkiye'deki
bankalara olağanüstü ilgi göstermiş ve Türkiye'de, yabancı bankaların,
yabancı sermayeli, daha doğrusu sermayesinde yabancı payı olan
banka sayısı artmış, toplam bankacılık sisteminde de yabancıların
sermayedeki payı olağanüstü ölçüde yükselmiştir. Olağanüstü ölçüde
diyorum, iki yıl öncesinde yüzde 10'ların altında olan bu pay, şimdi,
İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında yabancıların sahip olduğu
banka hisse senetleriyle birlikte yüzde 36'ya gelmiştir.
Türkiye'nin tasarruf açığı var. Tasarruflarımız
kalkınmak için gerekli kaynağı bize sağlayamıyor. Bu nedenle, Türkiye'nin
doğrudan yabancı yatırımlara ihtiyacı var, Türkiye'nin kaynak ihtiyacı
var. Tabii ki, bu kaynağın, yetmediği takdirde yurt dışından gelmesi
de son derece doğaldır değerli milletvekilleri. Bu konuda yadırganacak
herhangi bir şey yok. Tam tersine, Türkiye, Türkiye'de istihdam yaratacak
yabancı sermayeyi, doğrudan yabancı yatırımı özendirecek, teşvik
edecek iyi bir, uygun bir yatırım ortamını da yaratmak zorundadır. Bunda
hiç tereddüt yok. Ancak, bankacılık sistemindeki yabancı yatırımını,
yabancı payını biraz önce sözünü ettiğim çerçevedeki yaklaşımdan,
doğrudan yabancı yatırım yaklaşımından ayrı olarak değerlendirmenin
daha uygun olduğunu düşünüyorum. Yani, yabancı sermaye gelsin,
doğrudan yabancı yatırım gelsin de hangi alana gelirse gelsin, yaklaşımını
doğru bulmuyorum. Bunu sakıncalı buluyorum, Türkiye'nin kalkınması
açısından sakıncalı buluyorum.
Nedeni şudur değerli milletvekilleri: Türkiye'deki
pay yüzde 35'e geldi dedim, 35-36'larda. Bu pay giderek yükseliyor, daha
da artacak. Yarın Halkbankın özelleştirilmesiyle -muhtemelen yabancıların
alacağı varsayımıyla konuşuyorum tabii ki- bu pay biraz daha yükselecek,
başka özel bankaların satılmasıyla daha da yükselecek. Buna sevinmemek
gerekir. Bunun üzerinde biraz ciddi şekilde durmak gerektiğini düşünüyorum.
Yabancılar neden ilgi gösteriyor? Birincisi
şu: Türkiye'de kriz sonrasında banka fiyatları düştü. Ne kadar toparlanmış
olsa da, Türk ekonomisi, ne kadar fiyatlar yükselmiş olsa da, hâlâ,
uluslararası ölçülere vurduğumuzda, Türkiye'deki bankalar, diğer
ülkelerdeki, gelişmiş ülkelerdeki veya gelişmekte olan ülkelerdeki
bankalarla kıyasladığımızda oldukça ucuz. Türkiye'nin pazarı, pazar
genişliği, diğer ülkelerle olan ilişkisi dikkate alındığında, bunun
çok daha önemli olduğu, bu ucuzluk keyfiyetinin çok daha önemli olduğu
ortaya çıkacaktır. Yabancılar neden geliyor veya bizim bankalarımız
-kamu bankalarını bir kenara bırakıyorum- bizim müteşebbisimizin
sahip olduğu bankalardan bizim müteşebbisimiz niye çekiliyor? Bunun
da üzerinde durmak gerekir. En son çıkan Bankalar Yasası'nın bu konuda
rijit bazı hükümler taşıdığını unutmayalım; bankacılık yapmanın,
artık, o kadar kolay bir iş olmadığını unutmayalım; örneğin, geri
dönmeyen kredilerde banka yetkililerinin zimmet suçuna kadar varabilecek
bir suçlamayla karşı karşıya kaldığını unutmayalım. Bizim müteşebbisimizin
Türkiye'deki bankalardan çekilmesinin, sahip olduğu bankaları
yabancılara satmasının gerekçelerinden biri de budur.
Bizde şu an yabancı payının yüzde 35-36 düzeyinde
olduğunu ifade ettim. Avrupa Birliğinde, euro bölgesinde bu oran
yüzde 16'dır, daha düşüktür. Gelişmekte olan ülke ekonomilerine
baktığımızda, özellikle Avrupa'nın doğu ve güneydoğusunda olan Avrupa
ülkelerine baktığımızda, onlarda bizden daha yüksek oranlar olduğunu
göreceğiz değerli milletvekilleri. Ancak, genellikle yapılan,
bu ülkeler ile Türkiye'nin oranını kıyaslamak suretiyle sonuca
varmaktır; bunu doğru bulmuyorum. Bu bizi mutlaka doğruya götürecektir
şeklindeki bir yaklaşım değildir. Biz ülkenin kendi şartlarını dikkate
almak zorundayız. Küreselleşme, sermayenin önündeki engellerin
kalkması, artık, sermayenin coğrafi sınırları tanımaması, çok rahat
ülkeden ülkeye gidebilmesi, bu sermayeye yeni pazarlar yaratıyor,
yeni pazarlar sermaye buluyor ve uygun bulduğu yerde, uygun bulduğu
şirketleri, bankaları satın alıyor. Türkiye'ye gelen yabancı sermaye
de, bankalarda bu şekilde, bu nedenle yoğunlaşıyor.
Peki, bankacılık sektöründe yabancı payının bu
kadar artmasının ne gibi dezavantajları var? Yani, "yabancı
gelmesin" derken, sadece, ulusal duygularımızı okşayalım,
ulusal gururumuz nedeniyle "gelmesin" şeklindeki bir yaklaşımı
ortaya koymayı doğru bulmuyorum, böyle yaklaşmamak gerekir. Konuya
yine ekonomi açısından yaklaşmak istiyorum. Şu nedenle sakıncalı
olabilir: Bakın, KOBİ'lerin banka sistemine olan borçlarının yeniden
yapılandırılmasına ilişkin bir kanun tasarısını kabul ettik.
2001 krizi sonrasında da, "İstanbul Yaklaşımı" olarak isimlendirilen,
yine Türkiye'deki büyük şirketlerin banka sistemine olan borçlarını
yeni bir yapıya, yeni bir vadeye kavuşturan bir kanunu kabul etmiştik.
Toplam 6 milyar dolarlık bir sorunlu kredi, 2002 yılında çıkan İstanbul
Yaklaşımı Kanunu ile yeniden taksitlendirildi, yeniden vadelendirildi,
yeni bir yapıyla, o kredi borçları banka sistemine ödenebilir hâle
getirildi.
Ancak, o yaklaşım içerisinde yer alan bankalara
baktığımızda, bir tane yabancı banka olduğunu göremeyiz değerli
milletvekilleri. Yani, ülkenin sorunları, ülke ekonomisinin sorunları,
reel sektörün sorunları, yabancı bankalar için, Türkiye'deki yerleşiklerin
veya kamunun sahip olduğu bankalar kadar önemli değildir, onların
önceliğinde olmayabilir. İstanbul Yaklaşımı uygulaması bize
bunu göstermiştir.
Yine, KOBİ'lerin kredilendirilmesi yabancı bankaların
önceliği olmayabilir. İşte, Halkbank, bu konuda, bir kamu bankası
olarak bu görevi yürütmüştür. Halkbank elden çıktıktan sonra, bunu,
Hükûmet diyor ki: "Ben bütçeye ödenek koyacağım, o şekilde esnafı
destekleyeceğim." Diyebilirsiniz. Şüphesiz, bununla da sonuca
ulaşmak mümkün tabii ki, ancak, hemen elinizde, bütçede ödenek olacak,
hemen bankaya aktaracaksınız, banka bunu hemen kullanacak, açacak.
Bunların o kadar çabuk, pratik sonuçlar vereceğini düşünmeyelim.
Ama, onun ötesinde, KOBİ'nin kredilendirmesi yabancı bankaların önceliği
olmayabilecektir.
Bizim müteahhitlik sektörümüz son derece güçlüdür,
büyüktür. Müteahhitlik sektörümüzün yurt dışında almış olduğu
ihaleler nedeniyle bir teminat mektubu sorunu vardır. Yine, bu bizim
bankalarımızın, belki de hazinenin öncülüğüyle, kamu bankalarının
öncülüğüyle çözülebilecek, çözülebilen bir sorundur.
Bankacılık sistemindeki yabancı payının yükselmesi
karşısında bu sorunun nasıl çözüleceğini ben sizlerin takdirine
sunuyorum. Bu kadar kolay çözülmeyebilir. Biz, ne olursa olsun satalım,
yabancılar da gelsin alsın yaklaşımı yerine, bizim müteşebbisimizin
bu sektörden çıkmasını önleyecek, bu sektörde kalmasını özendirecek
tedbirleri uygulamaya koysak daha iyi olur diye düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, şimdi, tasarı, Halkbankın
özelleştirilmesinin önündeki engeli aşıyor, süreyi uzatıyor,
Hükûmet verilen süreyle, kanunun tanımış olduğu, sona eren beş yıllık
süreyi, bu teklif on yıla çıkarıyor. Hükûmet rahat nefes alacak.
Hükûmetin 2007 yılı programına göre de, 2007 yılında Halkbankın satılması
planlanıyor. 2007 yılında Halkbankın yanında şeker fabrikaları,
elektrik dağıtım şirketleri, Milli Piyango gibi kuruluşlar özelleştirilecek.
Bu özelleştirmelerden Hükûmet tam 11 milyar dolarlık bir gelir bekliyor.
Halkbank da bunun içerisinde -yanılmıyorsam- 4 veya 5 milyar dolar
bir büyüklüğe sahip; tahmin tabii ki, özelleştirme sonrasında rakamın
ne olacağını bilemiyoruz.
Değerli milletvekilleri, ben bu noktada Hükûmetin
özelleştirme uygulamasını çok kısaca değerlendirmek istiyorum.
Özelleştirme, felsefe olarak yanlış bir felsefe değildir. Özelleştirmeden
amaç, ekonomide kaynakları daha verimli kullanmaktır ve vatandaşın
refahını artırmaktır. Kamu ekonomide üretim faaliyetinde bulunmazsa,
ekonomideki bütün kurumlar serbest rekabet ortamı içerisinde faaliyet
gösterirse, sonuçta ürünlerin, hizmetlerin fiyatları düşer, düşen
fiyatlar vatandaşın gelirini artırır, vatandaş daha ucuza alır
her şeyi. Anlamı budur. Ancak, Hükûmetin özelleştirmesinde bu felsefenin
ikinci plana atıldığını görüyorum. Amaç, sadece ve sadece, kamu
açıklarını ve cari açığı kapamak olmuştur. Yani, "Satalım, sattıktan
sonra o piyasada rekabet olmuş mu, fiyatlar düşmüş mü?" bu,
Hükûmetin ilgi alanında değil. Bu nedenle doğru bulmuyorum ve bakın,
özelleştirme sonrasında bizim sattığımız şirketler genellikle yabancılara
gitmektedir. Yani, yabancılar gelsin tabii, yabancılar özelleştirmeden
şirket de alabilir. Ama, biz, doğrudan yabancı yatırımın Türkiye'ye
gelip yeni yatırım yapmasını istiyoruz, istihdam yaratmasını istiyoruz.
Bakın, 2005 yılında Ekim ayı sonu itibarıyla Türkiye'ye
gelen doğrudan yabancı yatırımın tutarı, toplam 15,3 milyar dolar.
Bunun 2,5 milyar doları sadece gayrimenkul alımı için gelmiştir. Diğerleri,
büyüklük sırasıyla şöyle: Vodafon 4,5 milyar dolar, Petrol Ofisi 1
milyar dolar, Finansbank 2,7 milyar dolar, Denizbank 2,4 milyar dolar,
Mey İçki 810 milyon dolar, Lalapaşa Çimento 167 milyon dolar, Cevahir
Alışveriş Merkezi 422 milyon dolar, Şekerbank 265 milyon dolar, Tekfenbank
182 milyon dolar, Adabank 29 milyon dolar. Daha çoğaltıyorum. Yani,
doğrudan yabancı yatırım Türkiye'ye geliyor, ama, sadece, şirketleri
satın almaya veya şirketlerin hisselerini satın almaya geliyor;
istihdam yaratan, yeni sermaye, yeni yatırım yapan bir sermaye göremiyoruz.
2005 rakamı da öyle. 2005 rakamı 9,7 milyar dolar.
Bunun 1,8 milyar doları gayrimenkul, diğerleri de yine belirttiğim
şekilde -sayabilirim, ama, saymaya gerek yok- belli şirketlerin yabancılar
tarafından satın alınması şeklinde olmuş.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'ye, Gölcük'te yatırım
yapan Forddan sonra istihdam yaratan yabancı yatırım gelmemiştir.
Bak, Hyundai gelecekti, gelmedi, alamadık, gitti.
Şimdi amaç, Hükûmetin politikası "Özel sektör
olsun, kamu sektörü olsun, elindeki varlıkları çıkarsın, biz cari
açığımızı kapatalım, kamu açığını kapatalım." Bu doğru değil.
Piyasaya bakalım. Piyasa ne oluyor, piyasada rekabet var mı, piyasada
istihdam artıyor mu, işsizlik azalıyor mu? Bunların hiçbirinde
olumlu gelişme görmüyoruz.
Bankacılık sektörünün durumuna geldiğimizde
durum şu: Bankacılık sektörü, 2001 krizi sonrası olumlu düzenlemeler
yapıldı tabii ki, mesafeler alındı, 2001 krizi sonrasındaki durumdan
şimdi çok daha iyi bir noktaya geldi. Ama, gelmiş olduğumuz nokta bile,
gelişmekte olan ülkelerle -gelişmiş ülkelerle kıyaslamıyorum-
gelişmekte olan ülkelerle kıyasladığımızda bile çok düşük. Avrupa
Birliğine yeni üye olan on ülkeyle kıyaslıyorum bankacılık sektörünün
göstergelerini. Toplam aktifler, toplam mevduat, toplam krediler,
konut kredileri, hepsinde, hepsinin büyüklüğü, gayrisafi yurt içi
hasılaya oranı bunların, AB'ye yeni üye olan on ülkenin altında. Bu,
çok üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Yine, Türkiye'deki reel sektörün yurt dışından
kullandığı krediye gelmek istiyorum. Bu, yine bizim bankacılık
sektörünün bir sorunudur. Türkiye'deki özel sektörün Ekim 2006 sonu
itibarıyla yurt dışından kullandığı dövizli borç tutarı 111 milyar
dolardır değerli milletvekilleri. 2002 yılı Aralık ayına kıyasla
tam yüzde 149 oranında bir artış demektir bu. Bunun alt kalemlerine
baktığımızda, 111 milyar doların yaklaşık 41,1 milyar doları finans
kesimi tarafından kullanılmış. Finans dışı, yani özel sektör, reel
sektör tarafından kullanılan kredi ise 69,8 milyar dolar. Bu 69,8 milyar
dolarlık kredi kullanımı üzerinde durmak istiyorum. Neden bizim
özel sektörümüz yurt dışından kredi kullanıyor?
Değerli arkadaşlar, birçok neden sayabiliriz
burada, ancak önemli bir neden, Türkiye'de kredi maliyetleri yüksektir.
Yani, sadece faiz değil, faizi bir kenara koyuyorum, faizin üzerine
"aracılık maliyetleri" dediğimiz, devletin kredilerden
almış olduğu veya döviz işlemlerinden almış olduğu vergilerin
toplamı yüksektir. Bu yükseklik nedeniyle bizim özel sektörümüz
yurt dışından kredi kullanmaktadır. Kullanılan kredinin toplamı
2006 Ekim sonu itibarıyla 69,8 milyar dolardır. Peki, bizim özel sektörümüz
Türkiye'deki bankalardan ne kadar kredi kullanmıştır buna bakalım:
64,3 milyar dolar. Yani, yurt dışından kullandığı krediden daha azını
Türkiye'deki bankalardan kullanıyor bizim özel sektörümüz. Bu, çok
önemli, bankacılık sektörünün çok önemli bir sorunudur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Sayın Başkan,
müsamahanızla toparlıyorum.
Bunun mutlaka önlenmesi, yani aracılık maliyetlerinin
düşürülmesi, bizim özel sektörümüzün Türkiye'deki bankalardan
kredi kullanmasının özendirilmesi gerekir, aracılık maliyetlerinin
düşürülmesi gerekir.
Yine, bankacılığımızın önemli bir sorunu, reel
sektör firmalarının, özellikle KOBİ'lerin kayıt dışı, yapıları gereği
kayıtlı işlemleri azdır. Bu da kredi maliyetlerini ve kredi işlemlerini
oldukça güçleştirmektedir. Vade uyumsuzluğu vardır. Yani, toplanan
kaynakların, mevduatın vadesi üç ay dolayındadır. Toplanan üç aylık
kaynaklarla uzun vadeli krediler verilmesi oldukça güç, krediyi
pahalı hâle getiren bir işlemdir. Bu, yine ekonomide sağlanacak istikrarla,
faizlerin düşürülmesiyle sağlanacak olan bir husustur.
Değerli milletvekilleri, bir diğer sorun da…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Konuşmanızı toparlar mısınız.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Toparlıyorum
Sayın Başkan.
…bankacılık kesiminin serbest sermaye miktarı
fazla yüksek değildir. Demirbaş ve gayrimenkul gibi varlıklara bankalar
önemli bir varlık bağlamıştır. Esasen, sermaye yetersizliği, sermaye
yetersizliği nedeniyle de doğrudan yabancı yatırımlar, yabancılar
Türkiye'ye gelmektedir. Bu da, yine, bankacılık sektörümüzün son derece
önemli bir sorunudur.
Ben, sözlerimi burada toparlıyorum, sözlerimi
bitiriyorum.
Teklif, bu sözünü ettiğim sorunların üzerinde
durmuyor. Esasen, kapsamı itibarıyla da üzerinde durma şansı yok.
Ancak, Hükûmetin bu sorunlar üzerinde durmayı bir kenara bırakarak,
mutlaka ve mutlaka kamu bankalarının özelleştirilmesi, öncelikle
de Halkbankın özelleştirilmesi konusuna böyle yaklaşmasını ve bunu
bir öncelik konusu yapmasını kesinlikle doğru bulmadığımı ifade
ediyorum ve tasarıya Cumhuriyet Halk Partisi olarak olumsuz oy vereceğimizi
söyleyerek sözlerimi bitiriyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.
AK Parti Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın
Mustafa Elitaş. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) -
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
1278 sıra sayılı, 15/11/2000 Tarihli ve 4603 Sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim
Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine görüşlerimi
bildirmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 25/11/2000 tarihindeki Resmî
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4603 sayılı biraz önceki
bahsettiğim Kanun, daha önce iki yıllık süreyle çıkarılmış, ardından
Hükûmetimiz zamanında bunun süresi uzatılmış, en son 25/11/2005 tarihi
itibarıyla yürürlükte kalması ifade edilmiş.
27 Aralık 2005 tarihinde, Özelleştirme Yüksek Kurulunun,
bu bankaların artık özelleştirilebilecek hâle gelmesiyle ilgili
görüş beyan etmesi ve bu görüşe istinaden yapılan Danıştaya başvuruyla
birlikte süre geçimi dikkate alınarak bu özelleştirme sürecinin
kanuni düzenlemesinin altyapısı eksik olduğundan dolayı özelleştirilmesine
müsaade etmemesini kapsamakta. Şu anda kabul edeceğimiz, oylarınızla
destekleyip kabul edeceğimiz bu yasa tasarısıyla birlikte, kanun
maddesindeki geçen beş yıllık süre on yıla çıkarılıyor. Demek ki,
Kasım 2000 tarihinde ortaya çıkan yasanın uygulanma süresi 2010
yılına kadar süre alınmış olunuyor. Bu süre içerisinde, zaten, Özelleştirme
Yüksek Kurulunun da Ağustos 2008 tarihine kadar bu bankaların özelleştirilmesiyle
ilgili, Mayıs 2008 tarihine kadar özelleştirilmesinin tamamlanmasıyla
ilgili karar verilmiş.
Değerli arkadaşlar, Halk Bankasının özelleştirilmesi,
Köy Hizmetlerinin kapatılıp daha değişik fonksiyonlarla özel idarelerinin
etkin hâle getirilmesi, bana, 1999 yılının 18 Mart seçimlerini hatırlattı.
Biliyorsunuz, 1999 yılı 18 Mart seçimlerinde üçlü bir koalisyon olma
şartını yüce Milletimiz sandıkta işaret etti ve Anavatan Partisi,
Milliyetçi Hareket Partisi, Doğru Yol Partisi koalisyon için bir
araya geldiler. Hemen hemen, yanlış hatırlamıyorsam, mayıs ayının
sonunda bu koalisyon noktasında kararlaştırdılar. Kamuoyunda bir
ay süren bu koalisyon pazarlıkları içerisinde esas öne çıkan iki unsur
vardı. Bunlardan bir tanesi, bir partinin genel başkan yardımcısının
koalisyon ortağı olmak istediği diğer partiyle ilgili "12 Eylül
öncesindeki yaptığı hareketlerle içime sindiremiyorum." diye
ortaya çıkması ve o camiayı gerçekten ayağa kaldırması, sanki, koalisyon
ortaklığı birdenbire bitiyor şeklinde algılandı, ama, bunun altında
yatan esas temel kamu bankalarının hangi parti tarafından idare
edileceği noktasındaydı.
Bakınız değerli arkadaşlar, Emlak Bankası bir
partinin idaresindeydi, Halk Bankası yine aynı partinin idaresinde,
Vakıflar Bankası diğer partide, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
başka bir partideydi. Koalisyonun asıl temeli, olması gereken temeli
bu bankaların kimler tarafından idare edileceğiyle ilgiliydi ve
yine, bunun dışında bakanlıklar vardı, önemli bakanlıklar vardı. Zamanında
Türkiye'de çok önemli noktada siyaset yapmış bir siyasi partinin genel
başkanının asıl hedefi "Eğer Hükûmet oluyorsanız Köy Hizmetlerini
almak zorundasınız." diye şartı buydu. Koalisyonsanız, Köy Hizmetleri
sizde olmalıydı. Niye? Köylüyle, onlarla yapılacak hizmetleri en
güzel şekilde yapıp, bir manada göz boyayıcı şekilde yapıp, onların
oyuna talip olabilirdin ve nitekim, yine, 18 Nisan 1999 seçimlerindeki
pazarlığın temellerinden biri de buydu. Bayındırlık Bakanlığı
bir partiye, Tarım Bakanlığı yine aynı partiye… Enerji Bakanlığı
da çok önemli bir bakanlıktı. "Enerji Bakanlığı bende olmazsa
olmaz." diye ifade edilip koalisyon pazarlıklarının esas unsuruydu.
Enerji Bakanlığının başına bir avukat getirildi. 1999 seçimlerinden
önceki Enerji Bakanı olan bakan, koalisyon pazarlığı içerisinde
yine aynı şekilde Enerji Bakanlığına getirildi.
Şimdi değerli arkadaşlar, geldiğimiz noktaya
bakın: 58'inci ve 59'uncu Hükûmet ne yaptı?
Bir: Millete dedi ki: "Ben popülizm yapmayacağım.
Halk için halka uygun neyse onu yapacağım." dedi ve bütün siyasi
imkânları kullanma, siyasi rant sağlama imkânlarını olduğu gibi devretti.
Köy Hizmetlerini kapattı. KÖYDES
projesiyle… Köy Hizmetlerinin yaklaşık 2 katrilyon lira, 1,5 katrilyon
lira gibi civarında bütçesi vardı, ancak bunun yüzde 10'luk kısmı
yatırım bütçesiydi. 150-200 trilyon liralık kısmı köylüye, milletimize
hizmet olarak transfer edilebilirdi. Ama, 2005 yılı, 2006 yılında, 2
katrilyon liralık, vatandaşa hizmet götürüldü. Muhalefet sözcüleri
de bu hizmetin zaten yapıldığı konusunda herhangi bir şekilde olumsuz
görüşleri yok. Bu hizmet yapıldı.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Hangi hizmet?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ama, hizmetin kalitesinde
veya dağıtılması noktasında şikâyetleri var.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Hizmetin yapıldığını
kim söyledi?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bunların denetim noktasında
-Sayıştay denetiminde midir, değil midir şeklinde denetimleri
var- 2 katrilyon liralık hizmetin gittiğini, bu Parlamentoda bulunan,
hatta 73 milyon Türk milleti bunun hizmet olarak döndüğünü algıladı
ve değerli arkadaşlar, şu andaki, üzerinde görüştüğümüz yasa, AK
Parti İktidarından önceki hükûmetlerin koalisyon pazarlıklarını
ellerinden bırakmayacakları en önemli siyasi rant malzemelerini
halka devretmeyi öngörüyor, özelleştirmeyi öngörüyor.
Bakın, Halk Bankasının yaptığı, 2002'den bugüne
kadarki yaptığı gerçekleşmeler hakkında birkaç rakam vermek istiyorum.
Halk Bankasının 2002 yılından bu sene 2006 Aralık sonu itibarıyla
nakdî kredilerinde yüzde 800'lük artış ortaya çıkmış. Bu kredilerin
takip oranı binde 6'ya düşmüş. Sektör ortalaması yüzdeliklerle ifade
edilen bir ortalama.
Düşünebiliyor musunuz bundan önceki dönemde,
süreçte bankalar -hükûmetler, Merkez Bankasına para bastırmaktan
çekinip… Çünkü, çok eleştiriliyordu- kamu bankaları, biraz önceki
saydığım kamu bankaları vasıtasıyla kaynak transfer ediliyordu
ve bunlar görev zararı olarak yazılıyordu. Nitekim, 2000 yılının
sonunda 22 milyar dolarlık görev zararı yazıldı. 1995-2000 yılı, beş
yıllık süre içerisinde, beş altı yıllık süre içerisinde yaklaşık
22 milyar dolarlık görev zararı yazıldı. Niye? Rant temin edebilmek
için. Ama, bu kaynaklar, çiftçiye, köylüye, üretimi artırmak için, onların
refah seviyelerini uygun bir noktaya getirebilmek için harcansaydı
amenna, fakat, bunların hiçbiri olmadı; çünkü, tarım sektörünün,
hayvancılık sektörünün 1990 yılından bugüne kadar, 2000 yılına kadar
geldiği durum ortada.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Bugünkünden daha
iyiydi Sayın Elitaş.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Değerli arkadaşlar,
Halk Bankasının 2002 yılından bugüne kadarki aktif büyüklüğünde
yüzde 100'lük artış ortaya çıkmış. 2002 yılındaki ödenmiş sermayesi
yaklaşık 100 trilyon lira artırılmış. Kredilerinin, kullandırdığı
kredilerinin yüzde 55'i KOBİ'lere olmuş. Yüzde 55 KOBİ'lere kredi
verirken, bu kredilerin binde 6'lık kısmı takibe düşmüş. Yani, Halk
Bankası, artık olumlu bir bankacılık yapıyor ve kaynaklarını çok
güzel bir şekilde değerlendirdiğinden dolayı, alıcılara, en azından,
yüksek bir fiyatla alma noktasında zihinlerinde bir düşünce oluşmasına
imkân vermiş oluyor.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Böyle değerli bir bankayı
niye satıyorsunuz o zaman?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Değersiz bir bankayı
değerli hâle getirdik.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Madem bu hâle gelmiş,
güçlü bir hâle gelmiş, niye satıyorsunuz? Çalıştırsanıza…
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Değersiz bir bankayı
değerli hâle getirdik.
Bakın, Sayın Abuşoğlu, 2002 yılında Halk Bankasının
iflasını önlemek için, Halk Bankası aktiflerini büyütmek amacıyla
kamudan kâğıt verdiler.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Bunların hepsini biliyoruz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Aktiflerini, bankanın
rasyolarının…
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Şu anda güçlenmiş, çalışsın
bırakın.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bankanın rasyolarının
çok alt seviyeye düşmesini engellemek için, Bankalar Kanunu'na uygun
hâle getirebilmek için, hazine kâğıtları verilir.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sadece ona değil, başkalarına
da verildi, özel bankalara da verildi…
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bugün Halk Bankası
kârlı bir banka hâline gelmiştir.
2006 yılı sonu itibarıyla, Halk Bankası, 850 trilyon
lira, 850 milyon YTL kâr edecek. Aktif büyüklüğüne öz sermaye kârlılığı
yüzde 23,6, sektör ortalaması yüzde 20. Bütün bankalar, piyasa sistemindeki,
banka sistemindeki olumsuz bankaların çıktığını, 2002 yılında el
konulan bankaların çıktığını ve rasyoları tutan, öz sermaye rasyoları
tutan bankaların piyasada kaldığını düşünürsek, Halk Bankasının
şu andaki performansı öz sermaye kârlılığı noktasında baktığımızda,
sektör ortalaması yüzde 20 civarındayken Halk Bankasınınki yüzde
23,6'ya çıkmış, aktif kârlılığı da yüzde 2,5, sektör ortalaması yüzde
2.
Değerli arkadaşlarım, bu şunu gösteriyor ki,
Halk Bankasının artık aktifi süslenmiş hazine kâğıtlarıyla olumlu
gösterilen aktif olmaktan çıkmış, kaliteli bir aktif hâline gelmiş.
Kaliteli aktifi olan bankaların da alıcılarının herhâlde o banka
hakkında hesaplarını yaparken, en iyi fiyatı nasıl veririm diye
düşünmeleri mecburiyeti ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum.
Biraz önce kabul edip görüştüğümüz yasa, Halk Bankası
gibi bankaların özelleştirilmesinden sonra bunların destekleyeceği
kurumların, sistemin, sektörün desteklenmesinde devlet desteğinin
yasal teminatı, yasal dayanağı olsun diye, biraz önce değerli arkadaşlarımızın
ifade ettikleri gibi, kamudan bu sektörlere, tarım, KOBİ gibi sektörlere
destek imkânı sağlanmasıyla ilgili bir yasayı kabul ettik. Bu da bir
önceki yasanın devamı niteliğinde. Ümit ediyorum, burada değerli
arkadaşlarımızın olumlu destekleri, oylarıyla kabul edilecek ve
yasa, inşallah, bu yıl hayata geçecek, yürürlüğe girecek diye ümit
ediyorum.
Tekrar, mübarek Kurban Bayramı'nızı tebrik ediyorum,
yeni yılınızın hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.
Anavatan Partisi Grubu adına, Gaziantep Milletvekili
Sayın Ömer Abuşoğlu.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda görüştüğümüz tasarı,
kamu bankaları dediğimiz Halk Bankası, Ziraat Bankası gibi bankaların
özelleştirilmesinde belli bir tıkanıklığın giderilmesine yönelik
bir kanun teklifi. Aynı şekilde, biraz önce olduğu gibi, Sayın Ahmet
Yeni'nin teklifi ve teklifin sahibi burada yok, gerekçelerini bizim
yeteri kadar kendisinden dinleme imkânımız yok.
Burada birkaç husus var ön plana çıkan, üzerinde
dikkat çekilmesi gereken. Bunlardan birincisi, şu andaki mevcut
durumla, Halk Bankasının özelleştirilme çalışmalarıyla, buna
imkân veren kanunun süresinin bitmiş olması. Çıkarılan kanun 2000
yılında beş yıllık bir süre öngörmüş fakat, süre dolduğu hâlde sanki
ortada özelleştirmeyle ilgili bir tasarı varmış gibi, bir kanun,
bir mevzuat varmış gibi bu çalışmalar devam ediyor, ama bu kanun çıkarılırsa
Hükûmetin önündeki bu engel ortadan kaldırılmış olacak.
İkincisi, bu bankanın blok olarak satılacağının
ve böyle bir satışın, böyle bir özelleştirmenin tercih edildiği yolunda
çeşitli açıklamalar var. Bu bir tercihtir, ama buradaki esas hedef
yabancıya satıştır. Siz her ne kadar "Biz yabancıya satmak istemiyoruz.
Türk özel sektörü de bu ihaleye girmekte serbesttir, dilediği fiyatı
verir, ihaleyi almak isteyebilir." deseniz bile, bu, fiilen
imkânsız hâle gelmiş durumda. Çünkü, özel sektör kendi sahip olduğu
bankaları bile satıyor ve yabancılar Türk bankacılık sistemi içerisindeki
paylarını giderek artırıyorlar. Bu satışın sebebi nedir? Özel kesim
bankacılığı niçin yavaş yavaş bankacılık yapmaktan imtina ediyor,
kaçınıyor? Niçin, Türk özel sektörünün imtina ettiği, kaçındığı
bir sektöre yabancılar koşarak geliyor? Bu hususun üzerinde dikkatle
durmak lazım.
Siz bankacılık mevzuatını değiştirmişsiniz,
bankacılık sistemini çok sağlam temeller üzerine oturtalım ve bankacılık
üzerinden yapılan her türlü gayrimeşruluğu ve yolsuzluğu engelleyelim
amacıyla bir mevzuat çalışması yapmışsınız ve ortaya çıkan mevzuat
Türk özel sektörünü bankacılık yapmaktan
âdeta korkar hâle getirmiş. Sebebi: İşte, banka yöneticilerinin,
banka kurucularının herhangi bir kötüye gidiş sonrasında, herhangi
bir ekonomik kriz sonrasında bankanın taahhütlerini yerine getiremez
hâle gelmesi veya kredilerin ödenememesinden dolayı ortaya çıkan
bir zorluk ve sıkıntı döneminde yöneticilerin mal varlıklarına
kadar varıp, bu kamu alacakları şekline dönüşecek olan artık, sistemi
çalışır halde tutmak. Bundan dolayı Türk özel sektörü bankacılık
yapmaktan yavaş yavaş kaçınıyor, çünkü, Türk ekonomisi krizlere biraz
da gebe ekonomi, her zaman için kriz ihtimali olan bir ekonomi.
Hükûmet her ne kadar diyorsa ki: "Biz aldığımız
tedbirlerle kriz ihtimalini ortadan kaldırdık." Hayır, kaldırmadınız.
Kriz ihtimali Türk ekonomisinin her an yakasına yapışabilecek
bir ihtimal, çünkü, ekonomimiz kendisi kriz üreten bir mekanizmaya,
bir yapıya sahip. Ancak, alınan tedbirler krizlerin hafif geçiştirilmesine
yol açıyor. Kriz ihtimalini ortadan kaldırmıyor, ama, krizlerin çeşitli
kesimleri etkileme derecesini, şiddetini azaltıyor. O bakımdan,
bu kriz ihtimali olduğu sürece Türk özel sektörü bankacılık yapmaktan
kaçınıyor ve elindeki bankaları yabancılara satıyor.
Ha,
yabancılara satarken de Türk özel kesimi çok mu masum? Onlar da masum
değil. Onların da bu işe hile karıştırdıkları, süte su karıştırdıkları
hususlar var, ama, biz işin o yönüyle fazla ilgilenmiyoruz. Bir yanda
alıcı, bir yanda satıcı. Alıcının da satıcı kadar, hileyi yapan kadar
gözünü açması lazım, ikisi arasında gerçekleşen bir olay. Biz işin o
hususuna değinmiyoruz. Ama, krizi unutmayın. Daha üzerinden altı
ay geçmedi. Mayısı, haziranı yeni yaşadık. Aman ha "krizi unuttuk"
demeyin! Kriz her an için aklınızda bulunsun ve almanız gereken tedbirleri
de o ihtimali dikkate alarak alın. Unutursanız, en büyük zarar, bu
ülkeye verilecek en büyük zarar krizi unutmaktır, kriz dönemlerini
unutmaktır. Yavuz Sultan Selim'in resimlerini bilirsiniz, kulağında
küpe vardır. Bir siyasetçinin kriz ihtimalini kulağına küpe yapması
lazım, öyle gezmesi lazım ki, ülkeyi öyle bir dertle baş başa bırakmasın.
Aman haa, çok tehlikeli krizi unutmak.
Gelelim
bankacılık kesimine: Halk Bankasını da muhtemelen yabancılar satın
alacak, çünkü, yerliler kendi bankalarını bile elden çıkarıyorlar.
Ne olacak bu durumda? Türk bankacılık sistemi üzerinde yabancıların
payı, hâkimiyeti giderek artacak.
Para
nedir bilir misiniz, finansman? Bir ekonominin genelini örten bir
örtüdür, tek başına bir anlam ifade etmez, ama, bir ekonomiyle bütünleştiği
zaman ekonominin bir örtüsüdür, klasik iktisatçılar öyle der. Para
bir tül gibidir, tüm ekonomiyi örter. Bu örtünün bir kısmını yabancıya
devrettiğiniz zaman, o ölçüde de ekonominin risklere karşı, tehlikelere
karşı korunmasını yabancının inisiyatifine vermiş olursunuz. Buna
benim gönlüm razı değil. Yabancıların Türk ekonomisi üzerindeki
kontrol ve yönlendirme imkânını giderek büyütmelerine benim gönlüm
razı olmuyor, sizinki oluyorsa onu bilemem, o sizin sorumluluğunuz.
Ayrıca,
bir başka ifadeyle anlatayım size paranın ekonomi için ne olduğunu.
Para, ekonominin damarlarında dolaşan kan gibidir. Kan olmayınca,
kan akımı yeterli olmayınca, organların çalışması mümkün olmaz,
hatta hayatiyetin devamı imkânı ortadan kalkar. Siz, bankacılık
sisteminde yabancı payını artırdığınız zaman ne yapmış oluyorsunuz?
Vücuda kan akışını sağlayan çeşitli damarlardaki birtakım vanaları
yabancıların eline teslim ediyorsunuz. Diyebilirsiniz, yabancılar
da Türkiye'deki bankacılık mevzuatı çerçevesinde görev yapmak,
bankacılık yapmak zorundalar, aksi takdirde, kanun, yargı yakalarına
yapışır. 2001 krizini yaşadık. 2001 krizinde gerçekleşen olay şuydu:
Birtakım yabancılar, kayda kuyda girmeden Türkiye'nin öngördüğünün,
mevzuatın öngördüğünün dışında birtakım bankacılık işlemleriyle
Türkiye'den çok kısa sürede büyük sermaye kaçışları imkânını sağladılar.
Buyurun, vardı elinizde bankacılık imkânı, bankacılık mevzuatı, niçin
engel olamadınız? Engel olunamıyor demek ki. Uluslararası sermayeyle
belli ölçülerde kendi iç mevzuatınızla başa çıkamıyorsunuz demek
ki zaman geldiğinde. O gün hangi çerçevede olduysa, gelecekte de
aynı çerçevede bu bankaların kontrolü veya kontrol dışındaki işlemleri
mutlak surette gerçekleşebilir, böyle bir imkân her zaman için vardır.
Bu
bakımdan, bankacılık sistemi içerisindeki yabancı payının artırılmasına
yönelik her adımın dikkatle izlenmesi gerekir. Ben ülkemi seviyorum,
ben milletimi seviyorum.
İBRAHİM
KÖŞDERE (Çanakkale) - Hepimiz seviyoruz, biz de seviyoruz.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Öncelikli olarak ülkemin ve milletimin çıkarlarını
bu kürsüden dile getirmek durumundayım. Sırf muhalefet yapmış olmak
için bu kürsüden konuşulmaz. Gözettiğimiz ilk hedefimiz, ülkemizin
çıkarlarıdır ve bunların korunmasına yönelik ne tür tedbirlerin
alınması gerektiğidir. Hükûmetin bu konuda getirdiği tedbirlerde
varsa eksiklik, onu dile getirmek de bizim görevimizdir.
Biraz
önce Sayın Elitaş, koalisyon dönemleri ve ortaya çıkan kriz yıllarında
birtakım ekonominin özelliklerinden bahsetti ve "Halk Bankası
şu anda çok güçlü bir banka hâline geldi." dedi. Bu durumda yapılacak
bir tek işlem kalıyor Halk Bankası için. Çünkü, şu anda önümüzde Halk
Bankasının özelleştirilmesi var. Ziraat Bankası henüz Hükûmetin
gündeminde yok, ama, 2007 yılı içerisinde o da gündeme gelecek, onu
da satmak zorunda kalacaklar. Niçin? Türkiye'ye öyle bir sermaye
akışı oldu ki üç dört yıldan beri, bu sermaye akışını, bu borç artışını,
sadece kamunun değil, aynı zamanda özel sektörün borcu şeklinde ortaya
çıkan bu borç birikimini konvertibl para sisteminde, konvertibl
bir düzende kendi millî varlıklarınızı ancak satarak karşılayabilirsiniz.
O güne kadar birikmiş servetinizi, o güne kadar birikmiş tüm varlıklarınızı
rehin olarak bir tarafa ayırmak zorunda kalırsınız konvertibl para
sisteminde. Bunun hiçbir engeli yoktur, buna hiçbir mania yoktur.
Size borç veren kesimler, günü geldiğinde elinizde avucunuzda ne
varsa size ait olan her şeyi alıp götürebilme hakkına sahiptir, buna
dur deme imkânınız kalmamıştır. Geçerli olan ekonomik sistemin, geçerli
olan, yürürlükte olan ekonomik düzenin bize ne gibi sorumluluklar
yüklediğini, bu mekanizmanın hangi çerçevede işlediğini bilmemiz
lazım. Konvertibl para sisteminde dediğiniz zaman borçluysanız müzelerinizdeki
sanat eserlerinin bile sizde kalacağı hakkında bir garantiniz yoktur;
varsa, birisi çıksın "böyle bir garantimiz vardır" desin.
Hayır. Borçlarınız karşılığında günü geldiğinde elinizde millî
servet olarak, millî değer olarak ne varsa satmak zorunda kalırsınız,
ne varsa vermek zorunda kalırsınız. İşte 2001 yılında karşınıza çıkan
kriz. İnsanlar bundan ders almadıysa, bundan daha büyüğü bunların
karşısına çıkabilecektir, çıkabilme ihtimalini unutmamaları
gerekir.
Halk
Bankasının bugün ulaştığı seviye itibarıyla özelleştirmenin dışında
başka bir alternatifi daha vardır, onu da söylemeden geçemeyeceğim.
Kamu teşebbüsleri -Türkiye'nin sanayileşmesinde gerek iktisadi
teşebbüsler ve gerekse bankacılık sistemi, finans sistemi içerisindeki
kamu teşebbüsleri- bu ülkenin sanayileşmesinde ve kalkınmasında
çok büyük fonksiyonlar göstermiştir. Ama, ne yazık ki, bu güzide kuruluşlar
zaman içerisinde birazcık siyasetçinin, birazcık da bürokratın
elinde çarçur edilmiştir. Bundan geçmiş her türlü siyasi iktidar ve
bu iktidarlar döneminde görev yapmış her türlü bürokrat şu veya bu
şekilde katkıda bulunmuştur. Buradan demek istediğim, yamalı pantolonlarla
dolaşıp da bu kuruluşları tesis ettiği dönemlerde Türkiye, bundan
çok daha bağımsız bir ekonomik sisteme sahipti. Bugün o şartlarda
yapılan kuruluşlara, tesislere biz bugünün şartlarında sahip çıkamıyoruz.
Niçin? Bir taraftan musallat olmuş, bir taraftan bürokrat musallat
olmuş. Olmamış diyen varsa çıksın. Kamu teşebbüsleri devamlı zarar
eder haldeyse bunun iki sebebi vardır biri siyasetçidir, biri bürokrattır.
Bir de sistemin kendi içerisinde ürettiği zararlar vardır, ona diyecek
bir şeyimiz yok, ama, siyasetçi ve bürokratın suçunu ve katkısını
ihmal etmemek lazım. Öyleyse, mevcut tesisler üzerinden, elimizde
kalanlar üzerinden siyasetçi ve bürokratın tasallutunu ortadan
kaldırdık mı bu teşebbüsleri kamu teşebbüsü olarak elimizde tutabilme
imkânımız var.
Halk
Bankasını madem 2002 yılından bu yana çok güçlü hale getirdiniz, öyleyse,
özelleştireceğiniz yerde özerk hale getiriniz, bu yapısıyla devamının
imkânını sağlayınız, altyapısını sağlayınız bir yabancıya satılmasın.
Çünkü, özelleştirildiği zaman diyorsunuz ki: "Yabancı satın
alsın." Çünkü, yabancı kaynağa ihtiyacınız var. İktidara geldiğinizden
bu yana yüzde 70 oranında, gerek kamunun ve özel kesimin, yani, ekonominin
bir bütün olarak borcu büyümüş. Bu borçları ödemek için ne yapmak lazım?
Eldeki avuçtakini satıp savmak lazım. Siz satmazsanız yarın gelir
birisi alır, gırtlağınıza basar alır bunları. Öyleyse, yabancıya
satıp birazcık yabancı kaynak bulmak lazım. Tercihiniz o yönde, ekonominin
zorunluluğu da o yönde. Yabancıya satacağımız yerde…
HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Sizin düşünceniz ne?
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Sizin düşünceniz de aynı, farklı bir şey değil.
Özerkleştirin
diyorum, özerkleştirin, mevcut güçlü yapısını koruyabilecek bir
sistemi, bir mekanizmayı getirin buraya hep beraber elbirliğiyle
çıkaralım.
SİNAN
ÖZKAN (Kastamonu) - Özelleştirmeyi başlatan ANAP değil miydi?
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Efendim, bu, özelleştirme. Farklı bir şeyden bahsediyorum
ben. Bankacılık sisteminin büyük çoğunlukla yabancıların eline geçtiği
bir sistemden, bir özelleştirmeden bahsediyorum. Yarın çiftçinize,
yarın esnaf ve sanatkârınıza… Bunu Jhon satın aldığı zaman bu bankadan
içeri girebilecek mi esnafınız? Bu bankadan içeri girebilecek mi
çiftçiniz?
ZEYNEP
KARAHAN USLU (İstanbul) - Niye giremesin? Girememesi için ne sebep
var?
SİNAN
ÖZKAN (Kastamonu) - Yasal düzenleme yapılmış.
CAVİT
TORUN (Diyarbakır) - Bankalar hapishane mi Allah aşkına?
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Standartları farklı, standartları farklı,
evet.
ZEYNEP
KARAHAN USLU (İstanbul) - İnsaf edin ya!
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) - Hocam, özelleştirmeyi savunan bir partidensin.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Efendim, özelleştirmeye karşıtlık değil bu.
Ben, başka şeylerden bahsediyorum.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) - CHP'ye çok yakın komşusun, onlarla aynı şeyi söylüyorsunuz.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Lütfen, benim söylediğimi anlayıp da anlamamazlıktan
gelmeyin, sözlerimi çarptırmak yoluna gitmeyin.
HALİDE
İNCEKARA (İstanbul) - Sözleriniz duygusal.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Duygusal değil efendim, çok mantıklı, çok gerçekçi
bir görüş buradaki.
HALİDE
İNCEKARA (İstanbul) - Bilim adamısınız, bilimsel realiteden bahsedin.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Biraz önce kanun çıkardık, ne dedik: "Faiz
destekli kredileri özel bankacılık da verebilsin, özel bankacılığı
da devlet bu noktada görevlendirsin." Hans'ın veya John'un sahip
olduğu herhangi bir bankaya, Hükûmet, gitti "çiftçiye yönelik
böyle bir kredi uygulaması yapacağım, bunda görev üstlenir misin?"
dedi. O da "şu şu standartlarda ben görev üstlenirim" diyebilir
veya "ben, bu konuya, netameli bir konu, ben bu konuya girmem"
diyebilir. Onun ortaya koyduğu standartlarla çiftçinize kredi verdiğiniz
zaman çiftçiniz acaba alabilecek mi? Bugün birçok banka, çiftçiye
"git, memur kefil getir, öyle krediyi vereyim" diyor. Olmuyor
mu bunlar? Oluyor. Yarın daha ağır şartları isterse çiftçiden, çiftçi
nasıl kredi alacak? Esnaf ve sanatkâr özelleştirilen Halk Bankasının
kapısından nasıl içeriye girme cesaretini gösterecek?
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) - Bu görev zararları çiftçiye, esnafa…
ZEYNEP
KARAHAN USLU (İstanbul) - Niye bu kadar olumsuz öngörülerde bulunuyorsunuz?
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Efendim, bakın, o görev zararları çok daha geniş
bir perspektifte, bir çerçevede değerlendirilmek gerekir. O, ayrı
konu, o konuya hiç girmeyelim.
ZEYNEP
KARAHAN USLU (İstanbul) - Bütün öngörüleriniz olumsuzluk içeriyor.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Efendim, bir öngörüde bulunmuyorum ben.
ZEYNEP
KARAHAN USLU (İstanbul) - Öngörü bunlar, spekülatif ve olumsuz.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Ben, öngörüde bulunmuyorum. Ben, size, bir sistemden
bahsediyorum.
BAŞKAN
- Sayın Abuşoğlu, siz Genel Kurula hitap edin; değerli arkadaşlar,
siz de müdahale etmeyin.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Türk bankacılık sisteminin, giderek yabancıların
hâkim olduğu bir sistem hâline gelmesinden bahsediyorum.
AFİF
DEMİRKIRAN (Batman) - Avrupa Birliğine girdiğimiz zaman sermaye
zaten sistemde çalışacak.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Efendim, Avrupa Birliğine falan girdiğimiz
yok zaten, bırakın…
AFİF
DEMİRKIRAN (Batman) - Ne demek girmeyeceğiz?
HALİDE
İNCEKARA (İstanbul) - Girmek istemiyor musunuz?
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) - Özal, boşa mı müracaat etti o zaman?
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Girdiğimiz yok diyorum, almıyorlar zaten. Almıyorlar
zaten…
ZEYNEP
KARAHAN USLU (İstanbul) - Alıyorlar, alıyorlar, siz yanlış biliyorsunuz.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) - Yani, rahmetli yanlış mı yaptı?
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Alıyorlar, alıyorlar diyerek…
BAŞKAN
- Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Devamla) - Bakın, bizleri Avrupa Birliğine alıyorlar diyerek
avunmak ayrı, Avrupa Birliğine gireceğiz diyerek taviz vermek ayrı.
Avunabilirsiniz, buna herhangi bir engeliniz yok, ama, Avrupa Birliğine
giriyoruz diyerek kesinlikle taviz vermeyin, o yola girmeyin.
O
bakımdan, konumuzu fazla da saptırmadan, Halk Bankasının özelleştirilmesi
meselesi, bugüne kadarki olan diğer kuruluşların, kamu iktisadi
teşebbüsleri gibi kuruluşların özelleştirilmesine benzemez;
farklı özellikleri, farklı hususiyetleri olan bir konudur, farklı
bir ortamda değerlendirilmesi gerekir. Benim ifade etmeye çalıştığım
bu.
Neticede,
oy verip karar verip bunu gerçekleştireceksiniz, ama, benim söylediğim
bu hususları kesinlikle gözden uzak tutmayın.
Hepinize
saygılar sunuyorum.
BAŞKAN
- Teşekkür ediyoruz Sayın Abuşoğlu.
Sayın
milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:
19.31
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:
19.40
BAŞKAN: Başkan Vekili
İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Yaşar
TÜZÜN (Bilecik), Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)
BAŞKAN
- Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45'inci
Birleşimi'nin Dördüncü Oturumu'nu açıyorum.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutuyorum:
V. - ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1.- Çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma
Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No: 28 27/12/2006
Genel Kurulun; 27/12/2006 tarihli 45'inci Birleşiminde
çalışma süresinin Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler kısmının 9'uncu sırasına kadar olan işlerin tamamlanmasına
kadar olmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca
uygun görülmüştür.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
|
|
Eyüp Fatsa |
Kemal Anadol |
Muzaffer Kurtulmuşoğlu |
|
|
AK Parti Grubu Başkan Vekili |
CHP Grubu Başkan Vekili |
Anavatan Partisi |
|
|
|
|
Grubu Başkan Vekili |
BAŞKAN - Danışma Kurulu önerisi üzerinde söz isteği
yok.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.
Şimdi 1278 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
7.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin; 15/11/2000 Tarihli ve 4603
Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/901) (S. Sayısı: 1278) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Sayın Kandoğan, siz, Mehmet Bey'e mi devrediyorsunuz?
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Evet efendim.
BAŞKAN - Tamam.
Şimdi, teklifin tümü üzerinde, şahsı adına, Hatay
Milletvekili Sayın Mehmet Eraslan.
Buyurun Sayın Eraslan.
MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Bu teklif, 4603 sayılı kanunla yapılan düzenleme
uyarınca, yeniden yapılandırma ve hisse satış işlemleri için tanınan
süre, gerekçede, 25/11/2005 tarihinde sona ermiştir diyor ve bu süre
içerisinde, 4603 sayılı Kanun'un amaçlarından birini oluşturan yeniden
yapılandırma süreci tamamlanmış olup özelleştirme süreci ise
hâlen devam etmekte olduğundan -Halk Bankasının özelleştirilmesiyle
ilgili, ona atıfta bulunuluyor- anılan kanunun süresinin uzatılmasıyla
ilgili bir kanun teklifi.
Değerli milletvekilleri, özelleştirmeler mutlaka
olacaktır, satışlar mutlaka olacaktır; fakat, bu satışlarda, önceliğin
yerli sermayeye tanınması önemli bir konudur diye düşünüyoruz. Özelleştirme
yapılır iken, cumhuriyetin kazanımları, milletimizin kazanımları,
73 milyon ülke insanının on yıllar boyunca oluşturmuş oldukları bu
kazanımların özelleştirilmesi doğru yapılmalıdır, kârlı yapılmalıdır.
Bir defa, Halk Bankasının özelleştirilmesine kati
suretle karşı olduğumu ifade etmek istiyorum. En azından, Halk Bankasının
özelleştirilmesinin ve satışının, yabancı sermayeye değil, yerli
sermayeye yönelik yapılmasının, ulusal çıkarlarımız ve menfaatlerimiz
açısından da daha doğru olacağı kanaatindeyim.
Özelleştirmeler yapılırken, satışlar yapılırken,
gerçekten, kârlı mahiyette ve doğru mahiyette satışlar olarak Türk
tarihine geçmelidir düşüncesindeyiz.
Bakın, TÜPRAŞ satılırken, 28 Şubat 2005 tarihinde,
Ofer-Kutman ikilisi, Global Menkul Değerler adlı şirket, Özelleştirme
İdaresi Başkanlığına müracaat ediyor, TÜPRAŞ'a ait hisselerin bir
kısmını belli bir fiyattan alacağını söylüyor.
Bakın, bu, çok önemli bir mevzu. Özelleştirmenin
nasıl yapılması gerektiğini, biz, burada ifade ederken, nasıl yapılmaması
gerektiğini de, yine, TÜPRAŞ'ın satışında, gerçekten, önemli bir örnek
olarak, burada teyit ediyoruz. Aynı gün tüm işlemler tamamlanıyor,
firma müracaat ediyor; TÜPRAŞ'ın hisselerinin alınmasına ilişkin
müracaatlar, işlemler bir gün içerisinde tamamlanıyor.
Acaba, vatandaşımız, devletin kurum ve kuruluşlarının
hangisinde, bir günde, iş ve işlemlerini bitiriyor? Ben, onu, sizin
takdirinize sunuyorum.
Kurumun özelleştirilmesi gündeme geldiğinde,
TÜPRAŞ'ın, İMKB'deki TÜPRAŞ hisselerinin değeri anormal bir yükseliş
gösteriyor. Bunun sonucunda, altı aylık bir süreden sonra, firma,
752 milyon dolar kâr elde ediyor.
Değerli arkadaşlar, TÜPRAŞ'ın 14,76'sını yüzde 10
iskontoyla. -hisseler, tabii, o zaman 17 milyon liraydı- 15 milyon
400 bin liraya satılıyor TÜPRAŞ'ın her bir hissesi. Bir hafta sonra her bir hissenin fiyatı
22 milyon lira oluyor. Bir hafta içerisinde, 150 milyon dolar kâr elde
ediliyor firma tarafından.
Şimdi, bunun irdelenmesi gerekiyor. Bunlar cumhuriyetin
kazanımları, bunlar milletin kazanımları. Özelleştirme kapsamında
olan kamu iktisadi teşebbüsleri ve bankalar özelleştirilirken,
değerleri nispetinde satılmıyor, değerleri nispetinde özelleştirilmiyor.
Bizim itirazımız buraya. Bir satış yapılıyor, bir haftada 150 milyon
dolar kâr elde ediliyor, altı ayda 752 milyon dolar kâr elde ediliyor.
Bakın, daha sonra, TÜPRAŞ'ın yüzde 65,76'lık bölümü
-bakın burası çok önemli, TÜPRAŞ'ın yüzde 65,76'lık bölümü- 1 milyar
300 milyon dolara satılıyor. Sayın Bakanımız da o zaman çıktı, dedi
ki: "Çok güzel bir satış oldu, kârlı bir satış oldu. Bu satışta hiçbir
şey yok." Petrol İş Sendikası, bu satışı yargıya götürüyor ve
yargı bu satışı iptal ediyor, yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Daha
sonra, tekrar, TÜPRAŞ'ın satışı söz konusu oluyor ve yüzde 51'lik bölümü
4 milyar 140 milyon dolara satılıyor.
Arkadaşlar, bir Sayın Bakanımız "Kârlı bir satıştır."
diyor ise ve yüzde 65,76'lık bölümü, TÜPRAŞ'ın, sadece 1 milyar 300 milyon
dolara satılıyor ise ve yargı bunu iptal ediyor ise, aradan kısa bir
süre sonra, sadece yüzde 51'lik bölümü -yüzde 65,76 değil, sadece
yüzde 51'lik bölümü- 4 milyar 140 milyon dolara satılıyor ise, ben,
bunu, yani, nereye, neye sığdıracağımı bilemiyorum.
Az önce Sayın Elitaş dedi ki: "Halk için, halka
uygun ne ise onu yapacağız." Peki, halk için, halka uygun olan satış
bu mu? Ben, Petrol İş Sendikasına teşekkür ediyorum yargıya götürdüğü
için. Yargının hassasiyeti de çok önemli ve burada, en az, Türk ekonomisine,
bu satışın iptaliyle 4 milyar dolar kârın elde edildiği apaçık ortadadır.
Değerli arkadaşlar, bakın, Doğu ve Güneydoğu illerinde
kamu iktisadi teşebbüsleri kati surette satılmamalıdır. Özelleştirme,
her şeyi satmak değildir; cumhuriyetin kazanımlarını, milletimizin
kazanımlarını, kamu iktisadi teşebbüslerini, devletin bankalarını,
her şeyi satmak değildir özelleştirme. Özelleştirme yapılır iken,
Türkiye'de, özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde, sosyoekonomik
açıdan değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir. Bakın, bölgesel
gelişmişlik farkları vardır, bunlar, göz önünde bulundurulmalıdır,
bölgede terör meselesi vardır. Seksen yıldan beri, doksan yıldan beri,
yüz yıldan beri oluşturduğumuz birtakım kurumsal yapılarımız hep
satılıyor ve o satıştan sonra, orada çalışanlar çıkarılıyor ve zaten
işsizlik oranı her geçen gün artar iken, Doğu ve Güneydoğu illerimizde,
maalesef, insanlarımız, bu özelleştirmeler ve bu satışlar akabinde
büyük bir mağduriyete uğruyor. Bu gelişmişlik farkları göz önünde
bulundurulmalıdır, bölgenin sosyoekonomik sorunları göz önünde
bulundurulmalıdır. Özellikle, her geçen gün, bize büyük sorun olan
terör olayları artış gösterir iken, o bölgedeki KİT'lerin, Kamu İktisadi
Teşebbüslerinin özelleştirilmesi konusuna çok daha duyarlı bakılmalıdır
düşüncesindeyim.
Diğer taraftan, Galataport'a baktığımız zaman
yine aynı. Kırk dokuz yıllığına yap-işlet-devret modeli uygulanıyor
ve bakınız, ilk üç yılı hiç ödemesiz, ilk beş yılında 7 milyon 418 bin
euro ödenecek, ilk on yılda ödenecek para 34 milyon euro, yirmi yılda
ödenecek para ise -yap-işlet modeliyle kırk dokuz yıllığına- 152 milyon
euro. Bakın, 100 bin metre karelik arsaya 151.652 metre karelik inşaat
yapılacak, ama, yirmi yılda ödenecek para, sadece 152 milyon euro. Bu
152 milyon euro, 151 bin metre karenin değil, 50 bin metre karenin, İstanbul
gibi bir yerde 50 bin metre karenin parası değildir. Böyle bir özelleştirme,
böyle bir satış, böyle bir anlaşma uygun değildir.
Kuşadası'na bakıyoruz, yine, orada da aynı sorun
var. Kuşadası'nda, yönetmelikler çıkarılıyor, özel kanunlar çıkarılıyor
ve çok ilginçtir, çok ilginçtir, bakın, 7 bin metre karelik dolgu alanı
oluşturuluyor Kuşadası'nda, inşaata müsait hâle getiriliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ERASLAN (Devamla) - 7 bin metre karelik dolgu
alanı oluşturulduktan sonra inşaata müsait hâle getiriliyor. Yargı
kararları bu değişikliği engelliyor. Bunun üzerine, ihaleye hukuki
boyut kazandırmak için, Bakanlık, Kıyı Kanunu Yönetmeliği'nde değişiklik
yapıyor. Bu arada, ihaleyi kazanan grup, 90 milyon euroya karşılık,
Ege Denizi'ni kiralama anlaşması yapıyor ve denizi doldurmaya
başlıyor. Bakanlığın bu konuyla ilgili yapmış olduğu plan değişikliği
Danıştay tarafından iptal ediliyor. Danıştay iptal kararını ortadan
kaldırmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi özel kanun çıkarıyor ve
bu kanun Anayasa Mahkemesine götürülüyor.
Telekom 6,5 milyar dolara özelleştirildi. 1994
yılında, Telekomun yüzde 51'lik bölümü 19,5 milyar dolara özelleştirildi,
satıldı. Ama, o zaman, Anayasa Mahkemesine götürüldü ve o zaman,
Türkiye'nin iç borcu 19,5 milyar dolardı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ERASLAN (Devamla) - Bitiriyorum, bitiriyorum…
BAŞKAN - Efendim, son cümlenizi rica ediyorum.
MEHMET ERASLAN (Devamla) - 1994 yılında 19,5 milyar
dolar Türk ekonomisinin borcu var iken, o zamanki rakamla, Telekom
19,5 milyar dolara satılıyordu, satılan parayla bizim iç borcumuz
ödeniyordu. Ama, maalesef, 6,5 milyar dolara satılan Telekom, 175
milyar dolar olan Türk ekonomisinin yüzde 5'ini dahi karşılayamayacak
durumdadır.
İşte, satışlar yapılırken, özelleştirmeler yapılırken,
milletimizin kazanımları, cumhuriyetimizin kazanımları ve 73
milyon ülke insanının hakkı olan bu kurumsal kimliklerin satışında,
çok daha duyarlı hareket edilmesi gerekmektedir, hesaplı hareket
edilmesi gerekmektedir; her şeyi satalım, her şey satılsın mantığıyla
hareket edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Yeniden, Halk Bankasının,
Ziraat Bankasının satımı, özelleştirilmesi vesaire gibi konuların
ele alınması gerektiğini ilgili Bakanımızdan istirham ediyorum
ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Eraslan.
Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nevzat
Yalçıntaş. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) - Çok teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Sizin, adalet ve hukuk anlayışınız sayesinde
söz alabildim; çünkü, İç Tüzük'ün maddeleri, yönetimlerimizin işleyişi
vesaire sonunda, gerçekten, söz almak bir maharet hâline gelmiştir.
Size teşekkür ediyorum.
Efendim, bazen, burada, benim şahsen şaşırdığım
durumlar ortaya çıkıyor. Şimdi, şu kanun, ekonominin temel kanunu
sayılabilecek bir konuyla doğrudan doğruya ilişkili; bütün bir
ekonomiyi ilgilendiriyor, ekonomi idaresini ilgilendiriyor. Fakat,
sadece, bir arkadaşımızın, çok değerli bir arkadaşımızın kanun
teklifi olarak geliyor. Yani, beklenir ki, teoride, Hükûmet böyle
bir şey getirsin, Hükûmetimiz, bunu, neden… Peki, kanun teklifi yapma
hakkı hepimizin yok mu? Var. Fakat, bu kadar temel bir meselede,
herhâlde, Hükûmetle iştira edilmiş olmak gerekir; çünkü, idare onların
omzunda ve eldeki bütün donelere, -devletin, Hükûmetin, bakanlıkların
sahip olduğu, o kadar çok done vardır ki, böyle bir kanuna evet diyebilmek
için -ona da sahip olması lazım gelir. Ben, bu on yıllık süreye aykırı
konuşuyor değilim; ama, meselenin başka bir özü var, o da, doğrudan
doğruya özelleştirme politikasıyla ilgili. Keşke özelleştirmeden
sorumlu aziz kardeşimiz, Bakanımız da burada olsaydı.
Özelleştirme, neden 1970'lerden sonra bütün dünyanın
gündemine girdi? Sebep basit: Ekonomi idaresinin, özellikle işletmelerin
rasyonel çalıştırılabilmesi, her alanda verimliliğin realize
edilebilmesi, yani, emek verimliliği, ham madde verimliliği, sermaye
verimliliği, say gitsin ve sonunda da böyle bir şartları tahakkuk
eden işletmelerin kaynak meydana getirmesi. Ona "yaratma"
diyorlar, ama, biz, o kelimeyi kullanmak yerine, kaynak meydana getirip
ekonomiye yeni hızlar, yeni yatırımlar sağlanması... Şimdi, bu da
serbest piyasa ekonomisinin gereği, çünkü, rekabeti de bu rasyonalite
ve verimlilik dışında, tam rekabet şartlarını da doğurur. Biz de,
elbette, böyle bir şeyden kaçınamazdık.
Bunun, başarılı örnekleri var. Başarılı örneklerin
başında, hiç şüphesiz, İngiltere geliyor, ama, Thatcher İngiltere'si;
yani, ekonomide muhafazakâr, liberal olan bir yerde özelleştirme
yapılıyor.
Ben -zamanımız herhâlde dar oluyor, hemen Türkiye'ye
geliyorum- Turgut Bey zamanında, Thatcher'dan da örnek alarak, buna
girildi ve bizler de bu işin içerisinde olduk. Ne bakımdan? Odalar
Birliği Yüksek İstişare Kurulu Başkanıydım. Aziz kardeşimiz de
orada, çok kıymetli bir araştırmacı olarak, Ömer Abuşoğlu, senelerce
çalıştı. Bizim, bu işin içine girmemizin sebebi, bir taraftan ülkeyi
idare eden Başbakan, yani, rahmetli Turgut Bey'in arzusu, isteği, beraber
çalışmış senelerce; öbür taraftan da Yüksek İstişare Kurulu -ve yarı
resmî bir kuruluştu Odalar Birliği, bakanlar, ilgili genel müdürler,
bu istişare toplantılarının ilk sıralarında oturan arkadaşlarımızdı-
Maliye Bakanı, ekonomiden sorumlu diğer bakanlar, umumları gelir,
istişare orada yapılırdı. Özelleştirme o zaman çıktı ve o zaman,
bunu geliştirmek imkânları ele alındı. Kavramsal ve uygulamadaki
aksaklıklar vardı. Bu aksaklıkların giderilebilmesi için, meseleleri
düşünerek, adımını attığı yerin sağlam olduğunu bilerek götürülmeye
çalışıldı. Cerrahi bir müdahale yapılırken, bu… Özelleştirme cerrahi
müdahaledir. Çünkü, Ahmet'in, Mehmet'in hızar fabrikası özelleştirilmiyor,
devletin binlerce kişi çalıştıran ana sektörlerinden, demir çeliğinden
tutun, işte petrolünden vesairesine kadar, onlar özelleştiriliyor.
O zaman, cerrahın elindeki bisturi o damarlarda bir şey yaparken
ana atardamarları kesmemesi lazım. O yüzden, yabancı şirketler filan
fizibilite etüt safhasında çalıştırılır. Yabancı şirkete vermek
diye bir ön yargı yoktur. Onun için, yavaş gitti, şimdi hızlı gidiyor.
Sevinebiliriz, fakat, tamiri zor hatalar yapmamak, rizikoyu artırmamak
şartıyla. Kılı kırk yararak gitmek durumundayız. Toptancı bir görüş…
Buna toptancı görüş… Uzun düşündüm, ettim, ne desem?.. "Fanatik"
desem, çok ağır bir kelime. "Gözü kapalı" desem, o da biraz
insafsız olabilir -eh, bir orta yol bulalım- Toptancı bir görüşle buna
gitmek bizi ağır vebal altına sokar. Bu, içimizden bir arkadaşın görüşü
olarak geldi, Hükûmet görüşü değil. O zaman şuradaki arkadaş, hepimizin
tek tek sorumluluğu altında.
Burada kaç kişi var? Kaç kişiyiz? Ben biraz evvel
saydım; biz, iktidar partisi, büyük parti 34-35 kişi. Belki şimdi koridordan
arkadaşlar girmiştir…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Teklif sahibi de burada
yok Hocam.
NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) - Seyahatteymiş, sordum.
Dolayısıyla, biz o kadarız, 40 kişi olmuyoruz. İşte, ana muhalefet
partimiz de 5 kişi gözüküyor. 6… Pardon, affedersiniz. Tunceli burada
da, siz orada… Nihayet, diğer arkadaşlarımız da belli. Yani, hepimizi
toplasanız şurada 50 kişiyi bulmuyoruz.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) - Dışarıda arkadaşlar
çok.
NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) - Evet, dışarıdakiler
burada sayılmaz ki. Siz bizzat söylüyorsunuz: "Dışarıdakiler…"
Ben de zaman zaman dışarıda oluyorum.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) - İhtiyaç için dışarıya
girip çıkılıyor Hocam.
NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) - İstediği kadar gelsinler
sayı 70'i bulmaz aziz kardeşim. Yani, bunu da zapta geçiriyorum. Bu
karar alınacak. "Ekseriyet var mı?" Var. "Kabul edenler…
Etmeyenler…" Ama, böyle bir sayısal içinde alınacaktır. Muhalefet
de bir zaaf gösteriyor. Muhalefet de, haydi 20 kişi lazım, ayağa
kalk... Yok. 5 kişi de orada. Şimdi, bu kadar hayati, önemli bir şeyde
biz burada şimdi bütün bir geleceği bağlayan bir şey… Peki, bizim buradaki
hassasiyetimiz nedendir? Ben, çok sık söz alan bir arkadaşınız değilim,
o yüzden Sayın Başkanıma rica ettim, lütfetti, veriyor. Çünkü, bankacılık
sektörü özelleşmiyor Türkiye'de, bankacılık sektörü yabancılaşıyor.
Şu andaki nispet yüzde 40'ı buldu. Müzakereleri yapılanlarla bunlar
çok yakında... Yani, biz belki seçim meçim ayrabına vardığımız zaman
yüzde 50'ye yaklaşacak. Bu, finans sektörünün, dış ekonomik odaklarının
eline geçmesidir, merkezlerin eline geçmesidir. Çünkü, aynı şekilde
biliyorsunuz borsada varlar.
Şimdi, ben böyle deyince, hayatını gelişmeye,
Planlama yıllarında, üniversitede ders vermiş bir insana, bir arkadaş
çıkıyor "Hocam, siz yabancı sermaye karşı mısınız?" Bunu
söyleyecek, zihninden geçen arkadaşlara bir gerçeği hatırlatayım:
Anayasa Mahkemesi 6224, bunu iptal vesairine gidince, o zaman yabancı
sermaye, rahmetli Turgut Bey "Hocam, bir sen ancak ikna edebilirsin.
Anayasa Mahkemesine git, özel bir toplantı yap." Bir çok yakın akrabam
üyeydi, ona rica ettim, dedim: Geleyim anlatayım, başka ülkeler ne
yapıyor, İspanya ne yapıyor, İrlanda ne yapıyor yabancı sermayeyi
çekmek için, başkaları ne yapıyor; bedava arsa, bedava enerji denecek
kadar ucuz, vesaire; anlatayım, bunun iptaline gitmeyin, bizim yabancı
sermayeye ihtiyacımız var. Gittik, anlattık. Turgut Bey belki -rahmetli- alerji
çeker diye kendisi gitmedi. En az benim kadar biliyordu. Ve değişti
onların da görüşü ve Yabancı Sermaye Kanunu'nun en önemli maddelerini
iptal etmekten tevakki ettiler, çekildiler. Bunu, hemence bana,
geçen sefer de burada bir arkadaş kalktı, "Arkadaş, siz yabancı
sermayeye karşı mısınız?" Buna fazla girmiyorum, şahsileşebilir iş.
Şimdi, özelleştirmede yabancılaştırma olunca
ne olur? Yabancı, sadece iç sermayedeki lükratif, sadece ve sadece
kâra dönük zihniyetle çalışmaz. Onlar aynı zamanda kendi ülkeleri…
Onlar büyük kuruluşlardır. Saymayayım bu kuruluşları, çoğunuz biliyorsunuz.
Kendi ülkelerinin ekonomik politikalarının da, kendi piyasalarının,
kendi tüccarlarının, kendi sanayilerinin, kendi dış politika sistemlerinin
yürütücüleridir. Zannediyor muyuz ki, falanca filanca bankayı,
biz, Yunan sermayesine verdik. Oh, ne âlâ, onlar çalışacak, biz çalışacağız,
el ele vereceğiz. Hayır, kritik noktada, o, Yunanistan'ın ve bizi
çevreleyen diğer problemlerin hâllinde kendi lehlerine bir unsur
olarak ortaya çıkacaktır. Ayrıca, şimdi söz konusu olan iki banka,
yani, birisi Halk Bankası, birisi Ziraat. Efendim, Ziraata şimdilik
el sürmedik.
Arkadaşlar, hepimizin tecrübesi var, el sürülecektir
ve bu girişimler, Anayasa'nın sosyal niteliğine de aykırıdır, çünkü,
bu bankalar, hepimizin bildiği gibi, birisi esnaf, halkımızın şu
kadarını temsil ediyor, öbürü çiftçi. Ne diyor Anayasa: Sosyal gruplar,
alt gelir gruplarının…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) - Sayın Başkan, biliyorum,
belki suistimal ediyorum, ama, ben, hayati bir nokta üzerinde durduğumu
zannediyorum. Lütfen, bana biraz müsaade edin.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) - Bu iki sosyal gruba
karşı devletin koruyucu kanatlarıdır, Halk Bankası öyledir, Ziraat
da öyledir. Elden çıktı ve yabancıların eline geçti. Eh, devletimiz,
biraz evvel kabul etti, biz de para vereceğiz oraya bütçeden, ne kadar
para bulabilirsek. Ucuz kredi versin vesaire… Bu, fevkalade inandırıcılığı
zor bir mekanizmadır.
Peki, bu özelleştirmede gözümüzü kapayarak -yine
"fanatik" kelimesini kullanmak istemediğimden- böyle
şeylere gidersek, neler olabiliyor? Olanları görün. İşte, birincisi,
biz, alkollü içkiyi üreten işletmeleri özelleştirdik. Sabahki celsede
-hah, Hocamız buradadır- rakamları verdi alkol tüketiminde. Siz
zannediyor musunuz ki, bu alkol tüketiminin bu kadar artması, sadece
turizm sektöründeki patlamadan? Hayır, iç tüketim artıyor. Sadece
bizim üniversitelerimize gelin ve alkolizmle mücadele eden klinikler
var bizde, oradaki insanları görün, hem de entelektüel insanlar
bir kısmı, ne hâllere düşmüşler? Sosyal devlet böyle şeyi kabul edemez.
Hele, bizim, muhafazakâr demokrat diyoruz kendimize ve böyleyiz,
buna da inanıyoruz. Ondan sonra, biz, alkolü serbest bırakıyoruz.
Özel sektöre vermek, serbest bırakmak… Orada rekabet, orada ilan, reklam
ve orada teşvik vardır. Bugün hâlâ iktisadi devlet teşekkülleri,
KİT, vesaire, çıkardıkları neşriyatlarla onlar teşvik ediyorlar. Ben
kürsüye getirip, bunları, size, ilanları göstermek istemiyorum
veyahut da işte uğraştık, didiştik, burada hepinizin de hassasiyetiyle
televizyonlarımızın ve arkasından radyolarımızın, gazetelerimizin
yüzde 100 yabancı sermayeye esir olmaması için kanunun 2'nci maddesinde
değişiklik yapıldı ve ben de gazetede teşekkür ettim Hükûmete, sevk
etmedi.
Peki ne oldu? Bir Türk tabiiyetine girme mekanizmasını
kullanan Amerika menşeli bir firma, tekrar, değiştirerek aldı ve
ondan sonra da dünya çapında, çoğunuzun çok yakinen bildiği bir
tröst alan Murdoch ve onun firmasına kaydırma. Ecel oldu -Cenabıhakk'ın
yazdığı bir şey- devredemeden filan -Allah rahmet eylesin, hepimizin,
onun günahlarını affetsin- vefat etti. Şimdi öğreniyoruz ki, bu
hissenin de, yine, yabancılara kullandırılması için bir başka mekanizmayla,
yine, orayla ilişkili bir hanımefendiye bu hisseler geçiyor. Yani,
kapıdan giremeyen arkayı dolaşıyor, arka kapılarda, mutfak kapılarından
falan girmeye çalışıyor.
Bunu açtım RTÜK'teki muhterem arkadaşımıza, Başkanla
konuştum, "Başkan ne oluyor? Meclis zabıtlarını okumuyor musunuz?
Gönderilen kanundaki, Hükûmetin büyük bir anlayışla ve isabetle,
bu 2'nci maddeyi çıkardığını görmüyor musunuz? Nasıl hâkim hisse verilebilir
yabancılara?" Bunu bu kürsülerde izah etmişiz. Benim izahım
şart değil. Cumhurbaşkanlığından dönmüş. Cumhurbaşkanından her dönen
şey doğrudur demiyorum, beni öyle bir şeyde düşünmeyin, ama, bazı
doğruları da vardır.
Peki, bu kanun hâlen böyle dururken, yüzde 25'ten
fazla veremezken, Amerika menşeli ve oranın sermayesi olan birisi,
sonra bir başkasına aldırtma, yani, eski tabirle hileişeriye, kanunun
etrafından dolaşma… Bana verdiği cevap bir bakıma tutarlı, bir bakıma
çok düşündürücü: "Hocam, ben de biliyorum, ama, bize verilen evraklar
üzerine muamele yapma, bana gelen dokümanlar üzerine ben RTÜK Başkanı
olarak yapabilirim."
Bu örnekleri niçin verdim? Burada da bu işin özü
yanlıştır. On seneye ben de el kaldırırım, on senede… Hiç olmazsa
sonradan gelenler, gelecek dönem gelenler, gelecek dönem bakan
olanlar, bu komisyonlarda yer alanlar… Bizim önümüzde hiç olmazsa dönem
var, beş seneye ilaveten, bir beş sene, iki sene oldu, beş sene oldu,
bir beş sene daha eklenir de, bir
refleksiyon, bir düşünme payı olur. Belki bu büyük rizikoları görürler.
Nasıl teslim ediyoruz bir ülkenin finans sistemini yabancıların
eline? Bu, bu demektir. Para, para gelsin. Para her yerde…
BAŞKAN - Efendim, konuşmanızı toparlar mısınız.
NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) - Efendim, son cümlemle
Sayın Başkanım toparladığımı zannediyorum, her şey para değil. Her
şey, birtakım insanlarımızın cebine girecek miktarların artması
değil. Bu memlekette ne aç var, ne susuz var. Cenabıhak hepimizin
rızkını veriyor, verecektir, kalbimiz o tarafa doğru yönelik olsun. Böyle satmakla değil, yapmakla övünelim.
Satacağımız şeyler var, satıyoruz, onun müdafaasını yapan bir arkadaşınızım.
Hayır, yapmakla… Ne yapmışız, ne devrediyoruz?
Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yalçıntaş.
Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
1'inci maddeyi okutuyorum:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ZİRAAT BANKASI, TÜRKİYE HALK BANKASI ANONİM
ŞİRKETİ VE TÜRKİYE EMLAK BANKASI ANONİM ŞİRKETİ HAKKINDA
KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
MADDE 1- 15/11/2000 tarihli ve 4603 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi
ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunun 2'nci maddesinin
(2) numaralı fıkrasında yer alan "beş yıl" ibaresi "on
yıl" olarak değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Abdulkadir Ateş. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; gecenin bu saatinde hepinize saygılar
sunuyorum.
Aslında bu maddede görüş bildirmek istemiyordum,
ama, ANAP Grubu adına konuşma yapan değerli arkadaşımızın konuşmasından
sonra bazı konuların netliğe kavuşmasını istediğim için bu konuşmaya
gerek duydum. Ama, yine konuşmama başlamadan önce, bir konuda
diğer muhalefet partisi milletvekillerimize ve muhalefet partilerine
teşekkür etmek istiyorum. Yine, biraz önce Hocamızın yapmış olduğu
konuşmadan sonra da kendisine teşekkür etmek istiyorum.
Demek ki bir doğru oluyor. Bu doğruları, gerek iki
muhalefet partisinin belirtmiş olduğu doğruları, gerek Sayın Hocamızın
belirtmiş olduğu doğruları, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz yıllardan
beri söylüyoruz. Nihayet zaman geldi, Cumhuriyet Halk Partinin bu
doğruları, diğer arkadaşlarımız, diğer siyasi partiler tarafından
da hatta, AKP'nin, iktidar partisinin herhâlde bir bölümü tarafından
da destek görmeye başladı. Bunun için ben teşekkür ediyorum arkadaşlarımıza.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) - Arada bir doğru söylüyorsunuz.
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım,
bu konu, aslında işte küçük bir teklif şeklinde bir arkadaşımızın
getirmesiyle halledilmeyecek kadar çok ciddi bir konu. Bu konu,
özelleştirmeyle ilgili olduğu gibi, Türkiye finans sisteminin geleceğine
de ilişkin bir konu.
Şimdi, biz, hep Cumhuriyet Halk Partisi olarak
özelleştirmeye ideolojik olarak bakmadığımızı söyledik. Özelleştirmenin,
Türkiye veya ülke gerçekleriyle uyum içerisinde yapılması lazım
geldiği, yani, bir yerde pratik olması geldiği, Türkiye ihtiyaçlarını
göz önüne almamız lazım geldiğini düşünerek bunu hep biz savunduk
ve ona göre tavrımız da özelleştirmeyle ilgili hep böyle olmuştur.
Şimdi, buraya geldiğimizde, bu konuya geldiğimizde,
yani, sıra sayısı 1278 sayılı Teklif'e geldiğimizde durum değişiyor.
Bu, sadece Ziraat Bankasının özelleştirilmesi veyahut da Halk Bankasının
özelleştirilmesi olayı değil. Ziraat Bankasını özelleştirirseniz
sorunların ne olacağını hepimiz biliyoruz. Gerek tarım kesiminde
çalışan insanlarımız gerekse hayvancılık alanında çalışan vatandaşlarımızın
bir destekten yoksun kalacağını biliyoruz. Aynı şekilde, Halk Bankasıyla
ilgili de esnafımızın, KOBİ'lerin ne duruma düşeceğini de ayrıca
biliyoruz. Şimdi, bunun ötesinde bir gelişme var Türkiye'de, ben
özellikle onu vurgulamak istiyorum.
Son iki yıl içinde, bankacılık sektöründe bir özelleştirme
değil, bir yabancılaşma hareketi var, önemli olan nokta bu. Şimdi,
baktığınız zaman, son iki yıl içerisinde, bizim, toplam on beş yerli
sermayeli bankamız yabancılaştırılmış, sayısı on beş! Bunun bazılarında
hisse senetleri oranları vesaireleri farklı, ama, yabancılaştırılmaya
açılan ve yabancılaştırılan, yabancının elini soktuğu banka sayımız
on beşi bulmuş. Şimdi, eğer bu yasa geçtiği takdirde, Halk Bankasının
da hemen yabancılaştırılacağı -ki, el altından bunlar söyleniyor,
duyuyoruz, o da olduğu takdirde- bunun daha büyük boyutlara ulaşacağını
görmekteyiz.
Şimdi, bu durumda ne oluyor Türkiye'de diye, biraz
da ben açmak istiyorum. Biliyorsunuz, Türkiye'de ne var? Piyasa yapıcısı
diye yeni bir sistem oluşturmaya çalışıyoruz. Bu piyasa yapıcılarının
içerisinde Türkiye'de on iki adet banka var, on iki adet. Bunların bir
tanesi İş Bankası, bir tanesi Ziraat Bankası, Vakıfbank ve Halk Bankası
olmak üzere, dört yerli bankamız şu anda kalmış durumda. Yani, piyasa
yapıcısı dediğimiz on iki bankanın sadece dört tanesine biz hükmedebiliyoruz.
Özel-kamu ayırmıyorum burada. Şimdi, siz, Halk Bankasını da özelleştirdiğiniz
takdirde, özellikle de yabancılaştırdığınız takdirde, piyasa yapıcısı
sisteminin içerisinde elimizde kala kala kaç banka kalacak? Üç
adet banka kalacak. Buna gönlünüz razı oluyor mu? Piyasa yapıcılığının
ne olduğunu ben burada anlatmaya çalışmayacağım sizlere, zamanımız
da yok o konuda, ama, bunun çok tehlikeli olduğunu benden önceki konuşmacı,
Değerli Hocamız da söyledi, bir kere de ben tekrar etmek istiyorum.
Bunun yanında, bizim bir de Bankacılık Düzenleme
ve Denetleme Kurulu Başkanlığımız var. Bu Başkan bir ifadede bulundu.
Ne zaman bulundu? Daha yeni, 7 Kasım 2006 tarihinde. Ne diyor bakın:
"Türkiye Bankalar Birliğinin başında mistır bilmem kimin bulunmasını
istemiyorum." Şimdi biz bu yasayı kabul etmekle onun yolunu
belli ölçüde açıyoruz demektir.
İkinci bir olay, değerli arkadaşlarım, Türkiye
bu deneyimi daha önce de yaşadı. Daha önce "Yabancı banka"
demiyorduk, daha önce "Galata bankerleri" diyorduk bunun
adına. Galata bankerlerinden bu ülkenin, Türkiye ekonomisinin neler
çektiğini sanıyorum benden daha iyi bilirsiniz.
Bunu da geçiyoruz, bakıyoruz dünyadaki uygulamalara.
Bizim değerli grup temsilcimiz, sözcümüz buraya çıktığında da belirtti:
Doğu bloku ülkelerinde ve Güney Amerika ülkelerinde bu iş had safhada
istismar edilmiş büyük ülkeler tarafından. Oranlarını vermek istemiyorum.
Kimisinde yüzde 90, kimisinde yüzde 95 oranında finans sistemi yabancıların
eline geçmiş bu ülkelerde. Ama, bakıyoruz, gelişmiş AB ülkelerinde
ise durum çok farklı. Mesela, Fransa'da ve Avusturya'da bu yüzde 19, Danimarka'da
yüzde 17, Hollanda'da yüzde 11, İspanya'da yüzde 10, İtalya'da yüzde
8, Almanya'da yüzde 5. Üstelik, değerli arkadaşlarım, hani Avrupa
Birliği ülkeleri sermayenin serbest dolaşmasından yanadır, ama,
ne yapıyorlar bu konuda? Avrupa Birliğinin tüm uyarılarına rağmen,
İtalya, Fransa, Almanya, bankacılık sektörüne yabancıların girişini
resmî olmasa da, gayriresmî olarak kısıtlamaktadır. Diğer bir deyişle,
örneğin İtalya, tezgâh altından, yabancıların banka almasını engellediği
gerekçesiyle Avrupa Birliği tarafından uyarılmıştır. Şimdi aynı
şey Fransa'da söz konusudur, Almanya'da söz konusudur. Almanya'da piyasa
sisteminde banka sahipliğinde binde 1 oranında sermayede bir değişiklik
olduğunda, Almanya Hükûmeti bu konuya ciddi olarak bakmaktadır. Ama,
bizde öyle mi? Biraz önce söylediğim gibi, on beş yerli sermayeli
banka iki sene içerisinde yabancılaştırılmış.
Yine bakıyoruz, bu konuda, özellikle işi ifrata
kaçıran kurumlardan bir tanesi TMSF, TMSF'nin katkısı. TMSF, Sitebank,
Adabank, Yapı Kredi Bankası gibi bankaları olduğu gibi yabancı
sermayeye açmış ve onların eline teslim etmiştir, onlara kolaylıklar
sağlamıştır bunun ötesinde.
Tabiatıyla, konulardan önemli noktalarından
bir tanesi de, şimdi bakıyoruz, neden yabancı bankaları çekmeye
çalışır ülkeler diye baktığımızda da, bir tanesi, kriz dönemlerinde,
güya, bu yabancı bankalar, kriz olan ülkeye, bulundukları ülkeye
dışarıdan kaynak transfer ederek krizi daha katlanılabilir hâle getirmeye
veya krizi önlemeye çalıştıkları iddia edilir; ama, biz Arjantin'e
baktığımızda, Arjantin'de kriz patlak verdiğinde bunun tam tersinin
olduğunu, yabancı bankaların orada koku alarak, birkaç hafta içerisinde
milyarlarca pesoyu dövize çevirerek yurt dışına kaçırdığını ve
Arjantin'deki krizin daha da derinleşmesine neden olduklarını biliyoruz.
Bu, kanıtlanmış; bu, hesaplarda ortaya çıkmış. Şimdi, demek ki bu
doğru değil.
Yabancı kökenli bankaların bir kötü tarafı daha
var; kredi kullandırma uygulamaları ve alışkanlıkları yerli bankalardan
çok farklı. Yabancı bankalar, daha çok o ülkedeki çok büyük sermayeyle,
yani riski az kuruluşlarla temasa geçiyor, kredi ilişkisine girebiliyor.
Bir de, eğer o ülkede, bulunduğu ülkede yabancı yatırımlar, yabancı
şirketler varsa işlerini onlarla görüyor. Geriye ne kalıyor? KOBİ'ler
kalıyor, küçük işletmeler kalıyor. Bunlara baktığı falan yok; çünkü,
bunlar riskli alanlar, yani verdiği kredinin dönüşümde zorluk çıkarabilecek
alanlar, bunlar unutuluyor. Şimdi, tabiatıyla da, bu bir ülke ekonomisinin
gelişmesinde, büyümesinde ve ülkedeki gelir dağılımının daha
adil hâle gelmesinde önemli bir eksiklik olarak karşımıza çıkıyor.
Yine, değerli arkadaşlarım, konuya baktığımızda,
birçok ülkede millî sermayenin yerli sermaye elinde kalabilmesi
için özel gayret gösteriliyor ve bunu bizim de göstermemiz lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla) - Biz, yabancıya hiçbir
şey verilmesin demiyoruz. Ne öneriyoruz biz? Bakalım -Almanya'daki
gibi bir oran tespit edilsin- acaba Türkiye'deki piyasa sisteminin,
piyasanın yüzde kaçını benim ekonomim, bizim ekonomimiz tolere
edebilir, yabancı sermayeyi tolere edebilir. Bunun mutlaka bir çalışmasının
yapılması lazım ve o oranın tutturulabilmesi, muhafaza edilebilmesi
için de ciddi bir gayret gösterilmesi lazım gelir diye düşünüyoruz.
Bu konuda biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir
araştırma önergesi verdik. Bankacılık sistemimizdeki bu yabancılaşma
olayının Türkiye ekonomisini zedeletmeden, hangi oranlarda veya
hangi oranlara kadar yapılabilmesiyle ilgili Meclisin bu konuya
el atmasını istiyoruz. Bu konuda vermiş olduğumuz araştırma önergesinin
hepimize yararlı olacağını ben düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla) - Sayın Başkan, müsaade
ederseniz hemen bitiriyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla) - Hükûmetimize de yol
gösterecektir. Bizim finans kurumlarındaki yerli sermayemiz için
de bir katkısı olacağını düşünüyorum.
Sayın Başkanım, bu çalışmayı hep birlikte yapmayı
diliyorum ve AKP Grubundan ve diğer muhalefet partisi gruplarından
da bu araştırmaya destek vermelerini, bu araştırmanın ön plana çekilmesini
istiyorum. Zaman çok geçmeden "eyvah ne yaptık" deme durumuna
düşmeden, bu araştırmanın yapılıp Türkiye gerçeklerine uygun, sermaye
piyasasında kimin, neye sahip olması lazım geldiğinin kararının
verilmesi lazım geldiğine inanıyoruz.
Şunu da belirtmek istiyorum:
Hiç merak etmeyin arkadaşlar, 2010 yılına kadar
-bu yasa teklifi yasalaşırsa- bu yasanın ömrü olmayacak. Bu yasanın
ömrü, sadece 2007 yılının sonuna kadar olacak; çünkü, inşallah 2007
yılının sonunda yapılacak seçimlerle Cumhuriyet Halk Partisi başa
gelecek ve bu maddeyi biz iptal edeceğiz.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ateş.
Anavatan Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili
Sayın Hüseyin Güler. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin)
- Sayın Bakan, değerli milletvekili arkadaşlar; bu kanun teklifi
üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, bu kanun teklifi o kadar hassas ki, aslında,
biraz sorgulandığında hepimizin vicdanının sızladığı bir dönem,
gerek kanun teklifini sunan arkadaşın olmayışı gerekse özelleştirmeden
sorumlu Sayın Bakanın olmayışı; ne enteresan! Yani, ne Hükûmet sahip
çıkıyor ne iktidar. Bu kanun teklifi niye geçiyor? Sayın Bakan buradaydı,
kaçma ihtiyacı duydu. Herhâlde, günah keçisi olarak da Sayın Turizm
Bakanını bıraktılar. Çünkü sorgulamaktan çok, sargılamaktan çok
işin hassasiyetini, vahametini, Sayın Nevzat Hocam'ı da dinledikten
sonra, bir hekim olarak bu ülkenin geleceği korkusu içerisine girdim.
Biz, Anavatan olarak özelleştirmeden yanayız;
ama, işin sadece mülkiyet satışından yana değil. Türkiye'de bankacılık
sektörünün nasıl batırıldığını Sayın Genel Başkanım Erkan Mumcu,
bütçe görüşmesinde ve basın açıklamasında sunduğu gibi, aynı şeyin
altını biz de çizeceğiz. Bankacılık sisteminin yabancılaştırılmasını,
dünyada oluşan örneklerini eğer bu toplum göremiyorsa tecrübenin
tarifini bir derece hatırlatmam lazım. Tecrübe, hayatta yenilen
olumsuzlukların toplamı. Peki, niye başkalarının tecrübelerinden
faydalanmıyoruz? Bu kadar gelişmiş ülkeler, Amerika da dahil olmak
üzere, özel, daha doğrusu bankacılık sektöründeki yabancılaşma
oranı yüzde 10'ları bulduğu zaman SOS işareti verirken, bizdeki bu
kadar pervasızlık, bu kadar boş vermezlik neden?
Yabancı sektörün yarattığı iki boyut var: Katma
değer ve istihdam yaratmasına evet, müteşebbis ruhuyla gelmesine
evet.
Türkiye'de iki boyut da işlemekte: Biri, kredi
kartları ve ikincisi de kredi kartlarındaki faizin yüksekliği,
ikincisi ise devlet tahviline yatırdığı yatırımla beraber, asıl
en önemlisi, Türkiye'deki sıkıntısı sistemin tıkanıklığına yol
açabilecek stratejik önemi, unsurlarını içermesi. Halk Bankası ve Ziraat Bankası olarak
algılamamak lazım. Çiftçinin sıkıntılarını burada sizinle paylaşmak
istemiyorum, esnafın sorunlarını sizinle paylaşmak istemiyorum;
çünkü, saatler yetmez. Ama, bir sistem için en önemli olan stratejik unsurlardan
biri bankacılık sektörünün bu kadar yabancılaşmasına göz yumulmasını
ya da duyarsızlaşmasını anlamakta zorluk çekiyorum.
Gelin,
sağduyunun hâkim olmasını istiyorsanız bir an önce bu kanun teklifini
geri çekelim. 70 kişilik değil… 70 de yok Sayın Hocamın dediği gibi,
30-40 kişinin vereceği evet oylarıyla bu teklif kanunlaşmasın.
Eğer, sağduyu ve bilimin, aklın, mantığın kuralları ağır basacaksa,
Genel Kurulun bir daha bu süreci iyi sorgulamasına fırsat verin.
AKP'lilere
sesleniyoruz: Adaletiniz ve vicdanınız varsa bu teklifi geri çekin,
bir an önce. Sizin içinizden bir Hocamız, Sayın Nevzat Yalçıntaş altını
çizdi, diğer konuşmacı arkadaşlarım da çizdi, hepsinin altına imza
atarız.
Bu
yüzden, sistemin tıkanıp ve yarınlarında sıkıntı görmemesi için…
Biraz ağır konuşacağım; ama, rejim… Rejim kaygısı dediğiniz nedir
arkadaşlar? Sadece işin sosyal yönü değil, aynı zamanda sistemin
tıkanıklığıdır. Eğer, kamu kendi anlamında üretemiyorsa, sağlıklı
kitleler ve toplum değerlerini ve sistemin kıymetini bilecek unsurlardan
yoksunsa, yapacağı en büyük boyutlardan bir tanesi de… İşte, Irak,
burnumuzun dibinde; komşumuz, yaşanılan bunca acı ve sıkıntılar.
Üretmeyen toplumun geleceği karanlık. Hep altını da çizdiğimiz
nokta bu. Bu yüzden, bankacılık sektörü, Türkiye'de, eğer, sistemin
önemli bir ana motoru olarak algılanmıyorsa üzülürüz bundan.
Biz,
Anavatan olarak her zaman özelleştirmeden… Ama, özelleştirmenin ruhuna
uygun bir şekilde… Müteşebbis ve rekabeti artıracak, katma değer
üretecek, istihdamı yaratacak, çok boyutlu olarak algılamak… Yoksa,
sadece mülkiyet satışı olarak algılamayın. Bu yüzden, Türkiye'deki
sistem içerisinde küresel sermayenin, ulusal sermayenin dahi direnemediği
bir ortamda, bunlara zemin hazırlamak…Bana göre, bu sistemin yarınları
için korku ve kaygıyla bakılması gerekir diye düşünüyoruz.
Hepimizin
ortak derdi millî menfaatlerimiz. Geçmişimizde, daha doğrusu, sizin
iktidar döneminizde özelleştirmeyle övündüğünüz en önemli parçalardan
biri bankacılık sektörüne aktarılan pay ve yaratılan sıkıntının
da SOS verdiği bu işaretleri dahi almamaktan yoksunsunuz. Ama bunun,
içinizde sağduyunun hâkim geleceğini düşünüyoruz.
Sektör
bazındaki sıkıntılar tabii ki birçok boyutuyla yansıyacak enerji
veya diğer sektördeki alanlara da. Bugün çiftçimizin, köylümüzün
iştiraklerinde veya müteşebbis olarak yatırım yapmak isteyen
-Türkiye'deki genç müteşebbisler de dahil olmak üzere- bu süreç içerisinde
finans boyutundaki sektör sadece yapacağı tek şey var burada, pazar
payı yaratmak. Sizin üretiminizden çok, tüketmenizi sağlayacak.
Yani küresel sermayenin topyekûn Türkiye üzerindeki yaratacağı
pazar payı olarak üzerinizdeki hâkimiyeti daha da kurmak. Biz de diyoruz
ki… Bugün sağduyunun, aklın ve mantığın ağır basması gerektiğine
inanıyoruz.
Bu
kanun niye yılbaşı öncesi çıkartılma ihtiyacı duyuldu? Anayasa
Mahkemesinin iptal gerekçesi var. Yani kanun tanımaz ve yasa tanımaz
bir anlayışınız olarak değil de, daha çok iddia, biz bildik, biz yaparız
mantığından uzak durun. Biraz vicdanınız, biraz yüreğiniz, biraz
da beyniniz, lütfen, bu işe ne kadar evet diyor? Yani grup başkan vekillerinin
sadece eveti mi? Hükûmetin arkasında olmadığı bir kanun teklifi ve
kamuoyunun da aydınlatılmadığı bir dönemde önemsizmiş gibi görünen
bir süreç.
Aslında,
tabii ki sanatçılarımızla ilgili de kanun teklifinin çıkması gerektiğine
inanıyoruz Anavatan olarak. Elimizden geldiği kadar sadece kamuoyunu
aydınlatmayı görevimiz olarak algılıyoruz ama, o kanun teklifinin
çıkması için bu kanun teklifi geri çekilir ve o da öyle çıkmış olur.
Sağduyunun
hâkim olması gerektiğine inanıyorum. Bu seslere lütfen kulak verin.
İçinizin elvermediğini, vicdanınızın rahat olmadığını çok iyi
biliyoruz. Yine de, burada kendi içinizde hemfikir bile olmadığınız
ve sağduyunun hâkim olacağına inancım tam.
Biraz
çiftçimizin, biraz köylümüzün banka sektörlerindeki faiz oranlarına
değinmeyeceğim. Geçmişinde enflasyonun altında, daha çok reel
faizin yüzde 50'si… Her zaman müteşebbis teşvik edilirken -esnafıyla,
çiftçisiyle- bu ülkede dünya sektöründe rekabet koşulları yaratırken,
böyle bir ortamda, bırakın, bireysel anlamda mağduriyetleri içimize
bir derece sindireceğiz; ama, gelin görün ki, finans sektörü tamamıyla
teslimiyetin en önemli parçalarından biri.
Hep
söyledik, IMF'ye söz verdiniz ve yerine getirmek için gereğini yapıyorsunuz.
Bu kadar… IMF'den zaman zaman gelip burada tafra atarken… Biz anti
IMF'ci olarak sorgularken… Gelin, duruş gösterin, biz de sizin samimi
olup olmadığınıza inanalım. IMF'nin her dayattığı sürece, lütfen,
evet demeyin. Kamu vicdanının… 2006 yılı sonunda ülkenin temeline dinamit koymayın.
Bu ülkede, kurumsal anlamda sağlıklı ve millî menfaatleri de göz
önünde bulundurduğumuzda, bu kanun teklifini… Sizden tek ricamız
var; çünkü, Meclisin iradesini, tamamıyla, siz, ipotek altına alır
kadar belirleyicisiniz. Grubunuzun istemediği en ufak bir kanun
teklifi görüşülmüyor. Bunun da günahı sizin olacaktır AK Partililer.
Bunun hesabını, tabii ki, biz Anavatan olarak soracağız.
Yeri,
zamanı, koşulları geldiğinde özelleştirmenin önü açılsın, hemfikiriz.
Ama, mülkiyet satışı… Sadece müflis bir esnaf gibi varını yoğunu
satmak anlamı çıkmaz. Birçok kurumu sattınız ne oldu? Borç alabildiğine
yine yükseldi. Biraz. mirasyedi gibi davranıyorsunuz. Bu ülkenin
süreç içerisindeki birikimlerini bir anda satmayın.
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) - 2000 yılında bunları Anavatan aldı.
HÜSEYİN
GÜLER (Devamla) - Anavatan her zaman özelleştirmenin yanında. Özal
dönemindeki yaratılan katma değeri unutmayın. Hepiniz biraz hafızalarınızı,
biraz…
MUSA
UZUNKAYA (Samsun) - Bu da 2000 yılındaki kararlar.
HÜSEYİN
GÜLER (Devamla) - … süreçle ilgili olarak söylüyoruz. Diyoruz ki:
Bu ülkede millî menfaatleri koruyacak, ulusal duruşumuzu gösterecek
güçlerden yoksun kalmayalım.
Bu
doğrultuda kavgalar güçlerle olur. Uluslararası alanda onurlu duruşun
için, senin gerek finans sektörün gerek ekonominin diğer alanları
ve özellikle de, tabii ki, sosyal bir devletin anlayışı gereği, birçok
boyutuyla dik durmayı gerektirir. Ama, görüyorum ki, bu konudaki
ısrarınız hâlâ devam ediyor.
Kendinizi
neyle avutuyorsunuz, anlamıyorum. Herhâlde sığındığınız tek bir
şey var; sadece bilgisizliğe sığınıyorsunuz ve verilen her şeyin
doğru olduğuna inanıyorsunuz. Grubum böyle yaptıysa, buna evet demek
bana düşer gibi bir mantık var.
Her
şeye düz mantıkla bakılmaz, konjonktürel düşünmek zorundasınız.
Türkiye'deki ekonomik sürecin ve sistemin ilerleyebilmesi için finans
boyutunu göz ardı etmeyin. Burada saatlerce sayabileceğimiz,
sistemin bir sürü tıkanıklığına rağmen, ana motor sayabileceğimiz
bir finans sektörünü göz ardı etmeyin. Yabancılaştırmayın…
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Beş yıldan on yıla çıkarıyoruz.
HÜSEYİN
GÜLER (Devamla) - "Beş yıldan on yıla çıkıyor…" Çok masum bir
şey değil arkadaşlar, çok masum değil.
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Karar almışsınız.
HÜSEYİN
GÜLER (Devamla) - Şahıslar adına gelin söz alın, burada, beş yılla on
yıl arasındaki farkın ne olduğuna…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN
GÜLER (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN
- Buyurun.
HÜSEYİN
GÜLER (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
…biz
de inanalım.
Beş
yılla on yıl… Sizin için bu rakamlar çok mu anlam ifade etmiyor?
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Beş yılı siz almışsınız, on yıla biz çıkarıyoruz.
HÜSEYİN
GÜLER (Devamla) - Yani, arkadaşlar, bakın, konjonktürel, konjonktürel…
Bugünkü koşullarda yüzde 10'un üzerinde, büyük bankaların bile…
İsim vermem ne kadar bilemiyorum, İş Bankası, Akbank… Akbank dahi dayanamazken
banka sektöründe, yüzde 20'sini, biliyorsunuz, Citibanka verdi.
Bu kadar direniş gücü gösteren büyük bankalar dahi direnemezken,
biz, alıp "buyurun, havuduyla yiyin" demek... Yani, beş yılla,
on yılla mı avutacaksınız kendinizi? O zaman Nevzat Hocam'dan ders
alın lütfen ve sizi aydınlatsın. Biz ikna edemiyorsak, içinizdeki
bir arkadaşınız ikna etsin. Ama, anlama gibi derdiniz yok.
Tekrar
altını çiziyoruz: Özelleştirmeye Anavatan olarak her zaman
"evet" dedik. Ama, bugünkü koşullarda, daha önceki kamu bankalarının…
Kim alacak bu bankayı, haydi söyler misiniz lütfen? Gelin… Kim alacak?
Hangi, Türkiye'deki, özel sektör veya millî burjuva dediğimiz hangi
sektör gelip alacak bu bankaları?
ZÜLFÜ
DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Almayacaksa mesele yok.
HÜSEYİN
GÜLER (Devamla) - Almayacak işte, yabancılar alacak. Senin için
dert değil, senin için kaygı değil. Yani, ülkenin tüm değerlerini…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN
GÜLER (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN
- Efendim, son cümlelerinizi rica edeyim. Ek sürenizi verdim.
HÜSEYİN
GÜLER (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Aslında,
tabii, bu kanunun çok önemli olduğunun tekrar tekrar çizmek istiyoruz
altını. Bu sürece kaygı duymayan AK Partilileri kamuoyuna şikâyet
ediyorum ve içindeki sağduyuyu da göz ardı ederek. İçimizdeki sağduyunun
sesine kulak verdik ve bu konuda da geri çekin dedik. Beş yıl, on yıl
meselesi değil; yeri gelir, Türkiye'deki koşullar müsait olduğunda,
Ziraat Bankası da, Halk Bankası da -bu konuda gereken altyapısı hazırlandıktan
sonra- özelleştirilir. Ama, bundan önceki, özel sektörün yabancılaşması
sonucundaki tehlikeyi sizlerle paylaşmak istiyoruz, ama, kulak
tıkamaya niyetiniz devam ediyor, anlaşıldı. Tabii ki bunu kamuoyu
unutmayacak. Türkiye'nin eğer… Bunun sıkıntıları sonra yansıyacaktır,
istihdamdaki, işsizlikteki… İşte, dünkü, TÜİK'teki açıklamaları
gördük. Türkiye'deki açlık sınırının neyle ölçüldüğünü, asgari
ücretin ne olduğunu, yani, nasıl, nereye gittiğimizi lütfen iyi
hatırlayın, beyninize kazıyın diyoruz.
Bu
kanunun şu boyutları içerisinde hayırlı olmadığını düşünüyoruz.
Bir an önce, bizim tek ricamız AK Parti Grubundan, ak olmanız için, altını
da çiziyorum, bu kanun teklifini geri çekersiniz ve bizler de sizlere
minnettarlık duyarız.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
- Teşekkür ederim Sayın Güler.
Sayın
Kandoğan, söz isteğiniz var mı?
ÜMMET
KANDOĞAN (Denizli) - Evet efendim.
BAŞKAN
- Buyurun.
ÜMMET
KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri
saygıyla selamlıyorum. Sayın Hocam Nevzat Yalçıntaş'a da şükranlarımı
sunuyorum, çok güzel, anlamlı bir konuşma yaptılar. Hem Meclisin nasıl
çalışması gerektiği şeklinde hem de bu kanunla ilgili çok veciz konuşmalarından
dolayı kendilerine teşekkür ediyorum. Benzeri bir konuşmayı… Bu,
televizyonların satışıyla ilgili olarak, yine bu Mecliste, bilge
kişiliğiyle çok güzel bir konuşması olmuştu. O bakımdan, o konuşmasından
dolayı da kendilerini tebrik etmek istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, dünyanın yaşadığı bir gerçek bu özelleştirme.
Dünyanın bütün ülkelerinde uygulanan ve özellikle, yıllarca Doğu
bloku ülkelerinde şiddetle karşı çıkılan; ancak, onların da demokratikleşmesinden
sonra, onların da ilk başvurdukları, müracaat ettikleri bir uygulama.
Biz,
Doğru Yol Partisi olarak özelleştirmenin yanındayız, karşısında
değiliz. Bunu çok açık ve net bir şekilde ifade etmek istiyorum. Ancak,
özelleştirmelerle ilgili olarak bugün iktidar sıralarında oturup,
bakanlık koltuklarında oturanlar, Türk Telekom'un özelleştirilmesinde
Anayasa Mahkemesine yapılan müracaatta -Anayasa Mahkemesinin
kararına herhangi bir söz söylemiyorum, o günkü Anayasaya uygun
olmayabilir ama- itiraz gerekçesinde, Türkiye'nin bağımsızlığının
tehlikeye düşürüldüğünü söyleyen, bugünkü iktidar mensubu bakanlar
ve grup başkan vekilleri var. Siz özelleştirmeye o gün o şekilde karşı
çıkacaksınız bugün... Özelleştirmelere bizim itirazımız yok; ancak,
yapılan özelleştirmelerin şaibeli olmasına itirazımız var ve endişe
ediyoruz yapılan özelleştirmelerden.
Ben,
geçen gün, Sayın Bakanıma, Sayın Maliye Bakanıma buradan sordum.
TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76'sının satışını mahkeme iptal etti, iptal etti
bu satışı, ama şimdi o kararı uygulayamıyoruz değerli milletvekilleri,
o kararı uygulayamıyoruz.
HÜSEYİN
TANRIVERDİ (Manisa) - Niye uygulamıyoruz?
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Niye uygulamıyoruz Sayın Milletvekilim, söyleyeyim
sana.
HÜSEYİN
TANRIVERDİ (Manisa) - Neyi söyleyeceksiniz?
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Ama sordun.
HÜSEYİN
TANRIVERDİ (Manisa) - Hayret bir şey ya!
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Sordun, "Niye uygulamıyoruz?" diye
sordun, ben de sana söyleyeyim.
HÜSEYİN
TANRIVERDİ (Manisa) - Uygulanacak.
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Çünkü, bu 14,76'sını, siz, bir günde, bakınız,
bir günde, müracaat, onay, satış kararını verdiniz. İhale yapmadınız,
ihaleye çıkarmadınız, sattınız, Ofer'e sattınız.
HÜSEYİN
TANRIVERDİ (Manisa) - Nereden biliyorsunuz?
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Ben biliyorum, işte, bütün millet biliyor. Senin
bilmemen... Çok garipsedim Sayın Milletvekili, yani, siz bunu nasıl
bilmezsiniz, merak ediyorum. Şimdi isminizi de vermeyeyim de millet
duymasın Sayın Milletvekilim. Yani, enteresan.
ŞEVKET
ARZ (Trabzon) - Bir de emeği temsil ediyor; bir de emeği temsil ediyor!
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi, 14,76'sını 15,4 YTL'den sattınız, 15,4
YTL'den sattınız. Şimdi ne kadar? 25 YTL.
ASIM
AYKAN (Trabzon) - Ondan önce ne kadardı?
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Geliyorum.
25
YTL. 2 YTL de kâr payı dağıttı bu şirket, TÜPRAŞ, 27 YTL. Kaça sattınız?
15;27'ye kadar ne var? 12; yüzde 80. Yüzde 80, bunu alanlar, şimdi kâr etti
bir yılda, ama mahkeme de bu satışı iptal etti.
ASIM
AYKAN (Trabzon) - Ondan önce TÜPRAŞ ne kadardı?
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi geriye alamıyorsunuz.
ASIM
AYKAN (Trabzon) - Ümmet Bey, ondan önce ne kadardı TÜPRAŞ?
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Ondan önce de, söyleyeyim.
Şimdi,
bakınız, TÜPRAŞ'ın yüzde 65,76'sını siz sattınız, 1 milyar 300 milyon
dolara sattınız. Siz... Ertesi gün ben itiraz ettim, "olmaz"
dedim, basın toplantısı yaptım. Maliye Bakanı bana cevap verdi, dedi
ki: "TÜPRAŞ'ı bu sattığımız fiyat, 1 milyar 304 milyon dolar çok
iyi fiyat."
ASIM
AYKAN (Trabzon) - Piyasa böyle kardeşim.
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Piyasası olur mu? Rekabet ortamı sağlanmadı
orada. Bizim itirazımız buna.
ASIM
AYKAN (Trabzon) - Olur mu öyle şey?
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - İki firma girdi, birinde kaldı. Rekabet ortamı
sağlanmadı.
Ne
oldu? İptal edildikten sonra yeniden ihale yapıldı, 4 milyar 140 milyon
dolar… 2 milyar 800 milyon dolar fazlaya gitti, hem de yüzde 14,76 eksiğiyle.
O zaman yüzde 65,76'sıydı, daha sonraki satış yüzde 51. Bizim itirazımız
buna, bizim endişemiz bu. Yapılan satışlar…
Telekom…
Geçen gün de söyledim. Kurumlar vergisini yüzde 30'dan yüzde 20'ye önce
indirseydiniz…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ASIM
AYKAN (Trabzon) - O hesabı iyi yapacaksınız.
HÜSEYİN
GÜLER (Mersin) - İşportacı gibi sattılar.
ASIM
AYKAN (Trabzon) - Yüzde 15, onu görünce 4 milyara gitti ama. Onu iyi hesap
edin.
HÜSEYİN
GÜLER (Mersin) - Onunla bir ilgisi yok.
ASIM
AYKAN (Trabzon) - Ona iyi dikkat edin arkadaşlar, yanlış yapıyorsunuz.
BAŞKAN
- Buyurun.
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri…
Şimdi,
bakınız Asım Aykan Bey, ne kadar bu konulara ilgisiz olduğunuz o konuşmayla
anlaşılıyor. Bir kere, 14,76'sı daha sonra satıldı. Onu dahi bilmiyorsunuz.
ASIM
AYKAN (Trabzon) - İkinci ihaleden sonra satıldı.
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Hayır efendim… İşte, onu…
ASIM
AYKAN (Trabzon) - Tabii…
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Efendim, 4 milyar 140 milyon dolar, daha önce satıldı.
HASAN
ÖREN (Manisa) - Ümmet, öğretmen misin sen?
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Yani, efendim, bilmiyorsun, konuşuyorsun Sayın
Aykan. Evet…
ASIM
AYKAN (Trabzon) - Bu Parlamentoda sadece sen biliyorsun, başka kimse
bilmiyor!
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Söylüyorum işte, yanlış biliyorsun. Yanlış biliyorsun,
oradan da itiraz ediyorsun.
Değerli
milletvekilleri… Değerli milletvekilleri…
HÜSEYİN
TANRIVERDİ (Manisa) - Sen bilerek konuş.
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Ben bilerek konuşuyorum. Bakınız, ben burada
hangi rakamı söylemişsem altına imzamı atıyorum.
ASIM
AYKAN (Trabzon) - Dersine iyi çalış.
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - 400 tane konuşma orada Sayın Aykan, girersin,
incelersin. Varsa bir itirazın, benim söylediğim konuşmalara, yaptığım
konuşmalara, rakamlara itirazın varsa gelirsin.
ASIM
AYKAN (Trabzon) - Dersine iyi çalış.
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi, değerli milletvekilleri, bakınız, niye
bankalarımız yabancıların ilgisini çekiyor? Burada kredi kartlarını
da konuştuk. O zaman çıktım ben, dedim ki… Kredi kartlarıyla ilgili
faiz oranlarını belirleme yetkisini Merkez Bankasına verdik. Ben
itiraz ettim.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
- Sayın Kandoğan, rica ediyorum son cümleleriniz için.
ÜMMET
KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlelerim, tamam.
Kredi
kartı faizleriyle ilgili faizleri belirleme yetkisini Merkez
Bankasına verdik. 545 milletvekilinden bir tek ben itiraz ettim. Bu
yanlıştır, Merkez Bankası, bankaların baskısı altında kalır, faiz
oranlarını yüksek belirler dedim. İtiraz ettiniz. Şimdi, Merkez Bankası,
biliyorsunuz, belirli araklıklarla bu yetkiyi kullanıyor, yeni
kullandığı 5,63. Şimdi, 5,63. Siz, "Türkiye'de enflasyon yüzde
10" diyorsunuz. Kredi kartı faizlerinin akdi faiz oranları
5,73, aylık faiz, gecikme faizi 6,15. Tatlı kârlar var. Bu paralar, çok
cazip geliyor yabancı bankalar için.
O
nedenle, geliniz, özelleştirmeye evet; ancak 70 milyon insanın ihtiyacı
olan ve memleketimiz için çok hayati önemi haiz olan özelleştirmelerde,
hep beraber, daha dikkatli olalım diyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN
- Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan
Konuşmalar
tamamlanmıştır.
Soru-cevap
faslına geçiyorum.
Sayın
İncekara, buyurun efendim.
HALİDE
İNCEKARA (İstanbul) - Çok teşekkür ediyorum.
Efendim,
ben hem konuşmacıların bütün görüşlerine, tabii ki, saygı duyarak
katılmak istiyorum. Lakin, Sayın Bakanımdan cevap istiyorum ki,
kanun görüşmesi, sanki AK Partinin bir teklifi var ve AK Parti, özelleştirmekle
ilgili, bu iki bankanın özelleştirmesiyle ilgili bir refleks göstermiş
ve bunun karşısında sosyal demokrat tabanın temsilcileriyle, ANAP
Grubunun temsilcileri bir refleks göstermektedir. Bu kanun teklifinin
altında, beş yıl önce hangi partilerin imzası vardır?
Ben,
bildiğim kadarıyla bu imza sahiplerinden birisi ANAP'tır, birisi
sosyal demokrat tabanın temsilcisi DSP'dir. Diğeri de…
K.
KEMAL ANADOL (İzmir) - Kim? CHP var mı?
HALİDE
İNCEKARA (İstanbul) - Efendim, CHP olmayabilir, ama hepimiz biliyoruz
ki, zaten DSP'nin tabanı da, bugünkü CHP'nin tabanı idi.
K.
KEMAL ANADOL (İzmir) - Yok… Yok…
HASAN
ÖREN (Manisa) - Saadet Partisinin tabanı gibi, değil mi?
BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) - Millî Nizam Partisinin tabanı gibi.
BAŞKAN
- Efendim, siz sorunuzu sorun efendim.
HALİDE
İNCEKARA (İstanbul) - Evet, ben devam edeyim.
…ve
hepimizin bildiği gibi, millî söylemlerini her yerde duyduğumuz
MHP'nin imzası vardır. Ben, kayıtlara geçmesi ve tekrar duyulması
açısından, bu, aslında bizim sadece devamı için bir karar vereceğimiz
kanunun altında hangi partilerin imzası olduğunu Sayın Bakanımdan
istiyorum.
Bu
arada, ANAP Grubundan Hüseyin Bey "AK Partinin duruşuna ve ak
söyleme yakışır bir tavır sergileyin." dedi.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, böyle bir usul var mı, soru sorarken
muhalefet partisinin konuşmasına cevap vermek?
HALİDE
İNCEKARA (İstanbul) - Bu, bir kara leke midir ve Anavatan Partisi,
miras aldıklarını kendine bir kara kambur olarak mı görmektedir?
Teşekkür
ediyorum.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Çıkıp kürsüde konuşsun.
HASAN
ÖREN (Manisa) - Sayın Başkan, bu konuşmayı kürsüde yapsa olmaz mı?
BAŞKAN
- Ben anlayamıyorum sizin, tabii, müdahalenizden. Ben bir defa soruyu
anlayayım da sizin itirazınız doğru mu yanlış mı bir göreyim. Doğrusu
ben anlayamıyorum.
HÜSEYİN
GÜLER (Mersin) - Sormuyor ki, nereden anlayacaksınız?
HASAN
ÖREN (Manisa) - Soru sormuyor ki, nasıl anlayacaksın?
BAŞKAN
- Sayın İncekara, açık ve net rica ediyorum sorunuzu. Bitti mi?
HALİDE
İNCEKARA (İstanbul) - Efendim sordum.
Birincisi,
bu kanun teklifinin altında hangi parti gruplarının imzası vardır?
BAŞKAN
- Hangi bakanların imzası var?
İkincisi?
HALİDE
İNCEKARA (İstanbul) - İkincisi, tekrar sorumu Sayın Bakanıma soruyorum,
çünkü, konuşmalarda "AK Partinin akına yakışmaz, bu kara lekeye
bulaşmayın." gibi bir ifade kullandı. Bu leke bizimle başlamış
mıdır, yoksa, bizden önce o grupların imzası mı vardır bu karanın altında?
Teşekkür
ediyorum.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Şimdi cevap vereceğiz.
HÜSEYİN
GÜLER (Mersin) - Şimdi cevabını alacaksın.
BAŞKAN
- Teşekkür ederim, sağ olun.
Sayın
Torun…
CAVİT
TORUN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, Sayın Bakanım; 4603 sayılı Kanun'u
getirdim, önümde. Bu Kanunun yayım tarihi 15/11/2000. Kanunun 1'inci
maddesi aynen şöyle: "Bu kanunun amacı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketinin (bankalar) çağdaş bankacılığın ve uluslararası
rekabetin gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye hazırlanmalarını
sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmaları ile hisse satışlarına
ilişkin düzenlemelerin ve hisselerin tamamına kadarının özel hukuk
hükümlerine tabî gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesidir."
diyor. Kanunun 2'nci maddesinin son cümlesi de şöyle:
BAŞKAN
- Efendim, siz sorunuzu sorun, yani, kanunu okumayın bize.
CAVİT
TORUN (Diyarbakır) - Son cümlesi şöyle: "Bu süre beş yıl içinde
tamamlanır." diyor. "Bakanlar Kurulu bu süreyi bir defaya
mahsus olmak üzere yarısı kadar uzatabilir" diyor.
O
dönemde bu kanunun çıkarılmasına vesile olan hükûmetin içerisinde
kimler vardı? Bu sorunun cevabını arz ediyorum, istiyorum efendim.
BAŞKAN
- Teşekkür ederim.
ÖMER
ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Biz cevap verelim size. Sizin Hükûmete sormanıza
gerek yok. Kürsüdeyken sorsaydınız cevap verirdik.
BAŞKAN
- Sayın Güler, buyurun.
HÜSEYİN
GÜLER (Mersin) - Sayın Başkan, sizin aracılığınızla…
Önce
Sayın Bakan hoş geldi diyelim. Önce, inşallah bizi aydınlatır bu kanun
teklifi...
Birinci
sorum: Dünyadaki gelişmiş ülkeler diyebileceğimiz, Amerika,
Fransa, Almanya gibi ülkelerde banka sektöründeki yüzde oranını
bizimle paylaşır mı?
İkincisi:
Fransa'da bir bankanın yabancıların eline geçmesindeki gösterdiği
reaksiyonu nasıl değerlendiriyor?
Üçüncüsü:
Bu kanun içinize siniyor mu, sinmiyor mu? Aydınlatırsanız sevinirim.
BAŞKAN
- Teşekkür ediyorum.
Sayın
Bakan, buyurun.
MALİYE
BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Sayın
İncekara "Bu kanunun çıkarılması sırasında hangi partiler
bu kanunun altına imza attı?" diye sordu. Kanun 2000 yılında çıkarıldı,
ama, hangi partiler vardı, onu, müsaade ederse, Sayın İncekara'ya yazılı
olarak bildirmek istiyorum.
BAŞKAN
- Teşekkür ederim.
MALİYE
BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Torun'a da yazılı olarak
bildireyim.
BAŞKAN
- Teşekkür ederim.
Sayın
Güler'e?
MALİYE
BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Son soru olarak…
ŞEVKET
ARZ (Trabzon) - Ona da yazılı…
HASAN
ÖREN (Manisa) - Ayıp olmasın.
MALİYE
BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Diğerlerini yazılı olarak bildireceğim,
ama "İçine siniyor mu, sinmiyor mu?" diye bir soru sordu.
Şimdi,
tabii, ANAP Grubundan birisinin bunu bize sormaması lazım. Yani,
bu, büyük bir talihsizlik. Sayın rahmetli Turgut Özal zamanında başladı
bu özelleştirme ve özelleştirmenin ruhu o zaman konuldu. Yani, bu
"İçine siniyor mu sinmiyor mu?" lafı doğrusu çok yanlış bir
soru. İçimize çok iyi siniyor ve Türkiye'nin geleceği için, Türkiye'nin
güveni için, Türkiye'nin istikrarı için işte bu kanunların bir an önce
çıkarılması lazım. "Demirperde gerisi" dediğimiz o eski
ülkelerde bile bu özelleştirmeler yapıldı, bitirildi.
HÜSEYİN
GÜLER (Mersin) - Beş yıldır neredeydiniz Sayın Bakan, zihniyet buysa
madem?
MALİYE
BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Devam ediyoruz. O zamanki yapılanları
bir görün, bir de son zamandaki yapılan… Yirmi seneye yakın zamanda
8 milyar dolar özelleştirme yapılmış, dört senede 18 milyar dolar
özelleştirme yapılmış.
HASAN
ÖREN (Manisa) - Babalar gibi satarsanız 16 milyar dolar da yapar!
MALİYE
BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Evet, evet.
HASAN
ÖREN (Manisa) - Ama, değerinde satmıyorsun hiçbir şeyi. Değerinde
satmıyorsun…
BAŞKAN
- Sayın Ören…
Teşekkür
ederiz Sayın Bakan. Maksat hasıl olmuştur.
MALİYE
BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Herkesin gözü önünde satış yapıyoruz
biz. Bir kere, bir tane Allah'ın kulu da çıkıp, ben bu ihaleye girdim,
hakkım yendi diyen bir kişi yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HASAN
ÖREN (Manisa) - İhaleye sokmuyorsunuz insanları.
MALİYE
BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bir kişi yoktur.
BAŞKAN
- Teşekkür ederiz Sayın Bakan.
HASAN
ÖREN (Manisa) - Pamuklu Mensucata git, Manisa'ya; mahkeme kararı
ne? 48 trilyon. 3 trilyona sattınız. Hangi ihale… Size yazık…
ÖMER
ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN
- 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum ve karar yeter sayısı arayacağım:
Maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı bulunamamıştır.
Birleşime
beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:
20.53
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
21.02
BAŞKAN: Başkan Vekili
İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Harun
TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN
- Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45'inci
Birleşimi'nin Beşinci Oturumu'nu açıyorum.
1278
sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
Komisyon
ve Hükûmet yerinde.
Teklifin
1'inci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi,
1'inci maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı
arayacağım.
1'inci
maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı bulunamamıştır.
Birleşime
beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:
21.03
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati:
21.11
BAŞKAN: Başkan Vekili
İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Harun
TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN
- Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45'inci
Birleşimi'nin Altıncı Oturumu'nu açıyorum.
1278
sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
Komisyon
ve Hükûmet yerinde.
Teklifin
1'inci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi,
1'inci maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı
arayacağım.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Sayın
milletvekilleri, kâtip üyeler arasında ihtilaf olduğundan elektronik
cihazla oylama yapacağım.
Oylama
için üç dakikalık süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen
arkadaşlarımızın personelden yardım istemelerini rica ediyorum
ve oylamayı başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN
- Sayın milletvekilleri, bu oylamada da karar yeter sayısı bulunamadığından,
alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini sırasıyla görüşmek
için, 28 Aralık 2006 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi
kapatıyorum, size iyi geceler diliyorum.
Kapanma Saati:
21.16