BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
19 Eylül 2006 Salı
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ
(Çanakkale)
----- 0 -----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 7 nci maddelerine göre, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul
Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz,
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin ve 142 milletvekili tarafından Başkanlığımıza verilen önerge üzerine
olağanüstü toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinin 125 nci
Birleşimini açıyorum.
YOKLAMA
BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 3 dakika süre vereceğim.
Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını
bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen sayın üyelerin,
salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen de
sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, teknik personel
aracılığıyla, 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica
ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçiyoruz.
“Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında yer alan
olağanüstü toplantı çağrı önergesini ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının çağrı yazısını okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Avrupa Birliğine katılım sürecine açıklanan Dokuzuncu
Uyum Paketi olarak çıkartılması düşünülen, aşağıda belirtilen kanun tasarı ve
tekliflerini görüşmek üzere Anayasanın 93 üncü Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 7 nci maddesi gereğince 19 Eylül 2006
Salı günü saat 15.00’te Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanmasını arz ve
talep ederiz.
Görüşülecek kanunlar:
1- 1151 sıra sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanun Tasarısı
ile Samsun Milletvekili Cemal Yılmaz Demir’in; Özel Öğretim Kurumları Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (1/1183), (2/743)
2- 1223 sıra sayılı İskân Kanunu Tasarısı ile İskân
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/352), (1/1209)
3- 1193 sıra sayılı Meslekî Yeterlilik Kurumu Kanunu
Tasarısı (1/1211)
4- 662 sıra sayılı Tohumculuk Kanun Tasarısı (1/822)
5- 1/1227 esas numaralı Cumhurbaşkanlığınca bir kez daha
görüşülmek üzere iade edilen Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı
6- Vakıflar Kanun Tasarısı (1/1054)
7- Sayıştay Kanunu Teklifi (1/394)
8- 976 Sıra Sayılı Avrupa Sosyal Şartına Yönelik
Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı (1/967)
9- 977 Sıra Sayılı (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal
Şartının Onaylanmasının Uygun bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/967)
Gerekçe:
Türkiye Büyük Millet Meclisine Gelen Avrupa Birliğine
katılım sürecinde açıklanan 9 uncu Uyum Paketi ile ilgili yasalaşması düşünülen
22 nci Dönem 4 üncü yasama yılının sonunda TBMM’nin
gündeminin yoğun olması nedeniyle çıkarılamayan yasaların bir önce yasalaşması
için Meclisin olağanüstü toplanması talep edilmiştir.
Faruk Çelik İrfan Gündüz
Bursa İstanbul AK
Parti Grup Başkanvekili AK Parti Grup Başkanvekili
Salih Kapusuz Eyüp
Fatsa
Ankara Ordu
AK Parti Grup Başkanvekili AK Parti Grup Başkanvekili
Sadullah Ergin
Hatay
AK Parti Grup Başkanvekili
1- Ayhan Zeynep Tekin Börü (Adana)
2- Vahit Kirişçi (Adana)
3- Ali Küçükaydın (Adana)
4- Abdullah Torun (Adana)
5- Şevket Gürsoy
(Adıyaman)
6- Sait Açba (Afyonkarahisar)
7- Ahmet Koca (Afyonkarahisar)
8- Naci Aslan (Ağrı)
9- Halil Özyolcu (Ağrı)
10- Hamza Albayrak (Amasya)
11- Reha Denemeç (Ankara)
12- Bülent Gedikli (Ankara)
13- Haluk İpek (Ankara)
14- Mustafa Tuna (Ankara)
15- Mustafa Sait Yazıcıoğlu (Ankara)
16- Kenan Altun
(Ardahan)
17- Semiha Öğüş (Aydın)
18- Turhan Çömez (Balıkesir)
19- Hacı İbrahim Kabarık (Bartın)
20- Mehmet Asım Kulak (Bartın)
21- Ahmet İnal (Batman)
22- M. Nezir Nasıroğlu (Batman)
23- Feyzi Berdibek (Bingöl)
24- Mahfuz Güler (Bingöl)
25- Abdurrahim
Aksoy (Bitlis)
26- Zeki Ergezen (Bitlis)
27- Yüksel Coşkunyürek (Bolu)
28- Faruk Anbarcıoğlu (Bursa)
29- Mehmet Atlan Karapaşaoğlu
(Bursa)
30- Şevket Orhan (Bursa)
31- Mehmet Emin Tutan (Bursa)
32- İbrahim Köşdere
(Çanakkale)
33- İsmail Ericekli (Çankırı)
34- Hikmet Özdemir (Çankırı)
35- Ali Yüksel Kavuştu (Çorum)
36- Murat Yıldırım (Çorum)
37- Aziz Akgül (Diyarbakır)
38- Osman Aslan (Diyarbakır)
39- Ali İhsan Merdanoğlu (Diyarbakır)
40- Cavit
Torun (Diyarbakır)
41- İrfan Riza
Yazıcıoğlu (Diyarbakır)
42- Yaşar Yakış (Düzce)
43- Ali Ayağ (Edirne)
44- Zülfü Demirbağ (Elazığ)
45- Şemsettin
Murat (Elazığ)
46- Tevhit Karakaya (Erzincan)
47- Recep Akdağ (Erzurum)
48- Mücahit Daloğlu (Erzurum)
49- Muzaffer Gülyurt (Erzurum)
50- Ömer Özyılmaz (Erzurum)
51- Hasan Murat
Mercan (Eskişehir)
52- Muharrem Tozçöken (Eskişehir)
53- Nurettin Aktaş (Gaziantep)
54- Kürşad Tüzmen (Gaziantep)
55- Sabri Varan (Gümüşhane)
56- Fehmi Öztünç (Hakkâri)
57- Mustafa Zeydan (Hakkâri)
58- Mehmet Mustafa
Açıkalın (İstanbul)
59- İlhan Albayrak (İstanbul)
60- Mustafa Baş (İstanbul)
61- Yahya Baş (İstanbul)
62- Nusret Bayraktar (İstanbul)
63- Alaattin Büyükkaya (İstanbul)
64- Mehmet Beyazıt
Denizolgun (İstanbul)
65- Ekrem Erdem (İstanbul)
66- Ünal Kacır (İstanbul)
67- Hüseyin Kansu (İstanbul)
68- Cengiz Kaptanoğlu (İstanbul)
69- Muharrem
Karslı (İstanbul)
70- Burhan Kuzu (İstanbul)
71- İnci Özdemir (İstanbul)
72- Gülseren Topuz (İstanbul)
73- Nevzat Yalçıntaş (İstanbul)
74- Tevfik Ensari (İzmir)
75- Nükhet Hotar Göksel (İzmir)
76- İsmail
Katmerci (İzmir)
77- Hanefi Mahçiçek (Kahramanmaraş)
78- Mehmet Ceylan (Karabük)
79- Ali Öğüten (Karabük)
80- Zeki Karabayır (Kars)
81- Musa Sıvacıoğlu (Kastamonu)
82- Adem Baştürk (Kayseri)
83- Mustafa Duru (Kayseri)
84- Mustafa Elitaş (Kayseri)
85- Muharrem Eskiyapan (Kayseri)
86- Niyazi Özcan (Kayseri)
87- Taner Yıldız (Kayseri)
88- Ramazan Can (Kırıkkale)
89- Vahit Erdem (Kırıkkale)
90- Murat Yılmazer (Kırıkkale)
91- Veli Kaya (Kilis)
92- Eyüp Ayar (Kocaeli)
93- Nihat Ergün (Kocaeli)
94- Ahmet Büyükakkaşlar (Konya)
95- Özkan Öksüz (Konya)
96- Harun Tüfekci (Konya)
97- Soner Aksoy (Kütahya)
98- Abdullah Erdem
Cantimur (Kütahya)
99- Alaettin Güven (Kütahya)
100- Hüsnü Ordu (Kütahya)
101- Ali Osman
Başkurt (Malatya)
102- Saffet Benli (Mersin)
103- Ömer İnan (Mersin)
104- Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu (Muğla)
105- Medeni Yılmaz (Muş)
106- Mehmet Elkatmış (Nevşehir)
107- Osman Seyfi (Nevşehir)
108- Erdoğan Özegen (Niğde)
109- Hamit Taşcı (Ordu)
110- Enver Yılmaz (Ordu)
111- Durdu Mehmet Kastal (Osmaniye)
112- Mehmet Sarı (Osmaniye)
113- İlyas Çakır (Rize)
114- Hasan Ali
Çelik (Sakarya)
115- Süleyman
Gündüz (Sakarya)
116- Ayhan Sefer
Üstün (Sakarya)
117- Mustafa Çakır (Samsun)
118- Suat Kılıç (Samsun)
119- Mehmet Kurt (Samsun)
120- Musa Uzunkaya (Samsun)
121- Öner Ergenç (Siirt)
122- Öner Gülyeşil (Siirt)
123- Mustafa Öztürk (Sinop)
124- Sabahattin Cevheri (Şanlıurfa)
125- Mahmut Kaplan (Şanlıurfa)
126- Mehmet Atilla Maraş (Şanlıurfa)
127- A. Müfit Yetkin (Şanlıurfa)
128- İbrahim Hakkı Birlik (Şırnak)
129- Abdullah Veli Seyda (Şırnak)
130- Tevfik Ziyaeddin
Akbulut (Tekirdağ)
131- Resul Tosun (Tokat)
132- Asım Aykan (Trabzon)
133- Ahmet Çağlayan (Uşak)
134- Hacı Biner (Van)
135- A. Yekta Haydaroğlu (Van)
136- Cüneyit Karabıyık (Van)
137- Halil Kaya (Van)
138- İlyas Arslan (Yozgat)
139- Mehmet Çiçek (Yozgat)
140- Fazlı Erdoğan (Zonguldak)
141- Köksal Toptan (Zonguldak)
142- Polat Türkmen (Zonguldak)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığından bildirilmiştir
Türkiye Büyük Millet Meclisini; Özel Öğretim Kurumları
Kanunu Tasarısı ile Özel Öğretim Kurumları Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi, İskân Kanunu Tasarısı ve İskân Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, Meslekî Yeterlilik Kurumu Kanunu Tasarısı,
Tohumculuk Kanunu Tasarısı, Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmek üzere geri
gönderilen 15.6.2006 tarihli ve 5521 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu,
Vakıflar Kanunu Tasarısı, Sayıştay Kanunu Teklifi, Avrupa Sosyal Şartına
Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının görüşülmesi için, yeter sayıdaki üyenin
istemi üzerine, Anayasanın 93 üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün
7 nci maddeleri gereğince 19 Eylül 2006 Salı günü
saat 15.00’de olağanüstü toplantıya çağırıyorum.
Sayın milletvekillerinin belirtilen gün ve saatte Genel
Kurul toplantısına katılmalarını rica ederim.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Gündemin 6 ncı sırasında yer
alan tasarı ile ilgili Dışişleri Komisyonu Başkanlığının bir tezkeresi vardır;
okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurul gündeminde bulunan 977 sıra sayılı (Gözden
Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısının İçtüzüğün 88 inci maddesine göre Komisyona geri verilmesini arz
ederim.
Mehmet
Dülger
Dışişleri
Komisyonu Başkanı
BAŞKAN – Tasarı, İçtüzüğün 88 inci maddesi gereğince
komisyona geri verilmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulunun 19.09.2006 Salı günü (Bugün) yaptığı
toplantısında, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun
aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına
sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Prof.
Dr. Haluk Koç
Samsun
CHP
Grup Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun, 19.09.2006
Salı, 20.9.2006 Çarşamba, 21.9.2006 Perşembe günleri, 15.00 – 20.00 saatleri
arasında çalışması önerilmiştir.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin lehinde
söz isteyen, Kemal Anadol… (CHP sıralarından
alkışlar)
İzmir Milletvekili Sayın Anadol,
buyurun.
Süreniz 10 dakikadır.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve
şahsım adına sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi yeterli
imzayla İktidar Partisi Grubu tarafından olağanüstü toplantıya çağrılmıştır.
Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Anadol…
Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen…
Sayın Hatibin konuşması anlaşılamamaktadır; Genel Kurulda
büyük bir uğultu var…
Buyurun Sayın Anadol.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğüne göre İktidar Partisi Grubu yeterli imzayı
toplayarak Türkiye Büyük Millet Meclisini olağanüstü toplantıya çağırmıştır.
Bu, Türkiye’nin karşı karşıya geldiği iç ve dış sorunlar, vahamet boyutuna
ulaşan dış sorunlar dikkate alınırsa, Meclisin tatilden çıkarak toplantı haline
sokulması doğru bir karardır; çünkü, Türkiye’nin iç sorunları, eğitimden
sağlığa, gelir dağılımından cari açığa kadar çok yüksek boyutlara ulaşmıştır.
Dış sorunları ise, başta terör olmak üzere, devletimizin, Türkiye
Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye sokabilecek boyutlara ulaşmıştır.
Böyle bir dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantıya çağrılması doğrudur.
Ancak, toplantıya niye çağrıldık arkadaşlar, ne yapmamız isteniyor, Yüce
Meclisten ne bekleniyor? Buna baktığımızda, çok büyük yanlışlarla karşı
karşıyayız.
Arkadaşlar, Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu en büyük
sorun nedir diye bir anket yapılsa, yüzde 99’a yakın, terör belası ortaya
çıkacaktır. Anadolu’nun dört bir tarafına şehit tabutları gelmekte, yaşlı
anneler, babalar, çocuklar, yetim kalan insanlar, bize, eski terör günlerini
şiddetle, artan bir şiddetle yaşatmaktadır. Ama, Türkiye’nin bu önemli yakıcı
sorununa, Türkiye’yi tehdit eden bu soruna, bu özel gündemde yer verilmemiştir.
Yani, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, bu ülkenin bölünmez bütünlüğü
için Anayasaya göre ant içen milletvekilleri bu olağanüstü toplantıda terörü
konuşmayacağız da neyi konuşacağız arkadaşlar, neyi konuşacağız?! Konuşacağımız
belli. Geçen dönem çıkaramadığınız yasaları, kıyıda köşede kalmış yasaları…
Hatta, bunları aşarak -Genel Başkanımız bugün Grup konuşmasında belirtti
arkadaşlar- Osmanlı İmparatorluğu mağlup olduktan sonra Birinci Dünya
Savaşında, Sevr masasında, Yunanistan hükümetinin 12 talebi var Osmanlı
İmparatorluğuyla ilgili. Bu 12 talebin 11’i, bu masada. Düveli Muazzama
tarafından kabul edilmiş; 7 nci madde hariç. Yunan
taleplerinin 7 nci maddesi nedir biliyor musunuz? Bu
7 nci madde şudur: “Osmanlı hukuk sisteminde hükmü
şahsiyet olmadığı için” diyor o zamanki Yunan Hükümeti “Yunan vakıflarının, Rum
vakıflarının, azınlık vakıflarının…” Pardon, özür dilerim, düzeltiyorum:
“Azınlık vakıflarının hükmü şahsiyeti kabul edilerek, onlara gayrimenkul
iktisap hakkının verilmesi” diyor. Düveli Muazzama devletleri diyor ki: “Bu,
Osmanlı hukuk sisteminde, Türk hukuk sisteminde büyük bir kargaşaya yol açar,
onun için, bu talebi kabul etmek mümkün değildir.” İşte, arkadaşlar, Yunan
Hükümetinin reddedilen 7 nci madde talebi, bugün,
Meclisin gündeminde. Komisyonu topluyorsunuz alelacele, Vakıflar Yasasını
çıkarmak istiyorsunuz. Türkiye sevr günlerine geri
döndürülmek isteniyor. Bunun için olağanüstü toplanıyoruz ve terörü ihmal
ediyoruz, kaçıyoruz. Türkiye'nin sıcak takip hakkı var mı, yok mu? Türkiye
Büyük Millet Meclisinin bir milletvekili olarak, vur-kaç yapan teröristlere
ordumuzun sıcak takip hakkı yerinde duruyor mu, durmuyor mu, uluslararası
anlaşmaların tanıdığı, ben bunu öğrenmek istiyorum; ama, bunu konuşamıyoruz
Mecliste. Bu terör belası nereye kadar gidecek? Bu arabuluculuk müessesi nedir?
Bu koordinatör ne demek, Anayasada var mı koordinatör, var mı? İdare hukukunda,
Türk hukuk sisteminde koordinatörlük müessesi var mı? Bir generali atadılar,
biz de bir general atadık. Şimdi, Barzani çıktı “ben arabuluculuk yaparım”
diye. İşin buraya varacağını çok önce söyledik biz. Barzani arabuluculuk
yapacak; kimle kim arasında yapacak? Amerikalı koordinatörü çağıracak, kendisi,
PKK’yla konuştuklarını ona söyleyecek, o koordinatör de bizim koordinatöre
gelecek, PKK’lılar böyle istemişler, af çıkarın…Siyasî taleplerini sıralayacak.
Bu işin buraya geleceğini söylemiştik; ama, bunları
konuşamıyoruz. Değerli milletvekilleri, iktidarı muhalefeti yok, biz bu
kürsüden yemin ettik, ant içtik ülkenin bölünmez bütünlüğü için; yani, bunları
konuşmayacağız da neyi konuşacağız onu merak ediyorum.
Gündeminiz okundu demin. Türkiye’nin -rica ederim,
elinizi vicdanınıza koyunuz- yakıcı sorunları bunlar mı, bu yasalar mı,
getirdiğiniz bu maddeler mi, bu yasalar mı; hayır, hiç kimse yakıcı sorun
bunlardır diyemez. Yakıcı, hepimizi düşündüren, kuşkulandıran, bütün milleti
derin derin düşündüren, yarın geleceğimiz ne olacak,
Türkiye Cumhuriyeti tehlikede mi değil mi diyen sade vatandaşın, milyonların
sesi, sorusu bu Meclis kürsüsüne gelmez de, böyle, kıyıda kalmış yasalarla,
geçen dönem çıkarılamamış yasalarla, tasarılarla ve ayrıca ulusal güvenliğimizi
tehdit edecek Sevr maddeleriyle bu Meclisin gündemi dolarsa o zaman bizi kimse
affetmez. Bu Meclis böyle bir ayıbın üstünde oturamaz, durmaz, oturmamalıdır,
gündemine hâkim olmalıdır. Bırakalım partizan anlayışlarımızı, parti
bağlarımızı, Türkiye’nin bu yakıcı sorununu dile getiren bir oturum yapalım.
Geçen sene istedik, yine yazdı, terör sorunuyla ilgili
Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdık. Maalesef, sol taraftaki kulisin
dibindeki sütunlara saklandı milletvekilleri çoğunluk olmasın, Meclis açılmasın
diye; Meclis açıldı, ondan sonra içeri girdi arkadaşlarımız.
Şimdi, ben buradan… Ayrıca, bu kadar önemli Türkiye’nin
gündeminde maddeler varken, sorunlar varken, bunları bırakıp bu gündemle
yasaları çıkarmak için de büyük zorlama yapıyorsunuz. İçtüzüğün belirlediği
saatleri aşıyoruz yine. Bir türlü bu huyunuzdan vazgeçmediniz. İstirham ettik,
yalvardık “yapmayın” dedik; hayır, bitinceye kadar veya işte 24.00’e kadar…
“Gündüzün suyu mu çıktı” dedik, en son oturumda söyledim.
Resmî dairelerde mesai 09.00’da başlıyor arkadaşlar,
17.00’de de bitiyor. Yani, ne oluyor anlayamıyorum ben; gece yarıları gayri
sıhhi koşullarda, tıbbî olarak gerçekten sakıncalı koşullarda bu
milletvekillerini zorla çalıştırmak ne anlama geliyor? Gündüzün suyu mu çıktı,
bir daha söylüyorum; hayır. İnadına diretiyorsunuz ve bu sürelerde çalışacağız.
Arkadaşlar, olmuyor; ya Sayın Cumhurbaşkanından geri
dönüyor ya Anayasa Mahkemesi iptal ediyor. O zaman,
sakat çıkan yasalar millete çok pahalıya mal oluyor. Bu Meclisin mesaisi pahalı
gerçekten, yüzlerce, binlerce insan çalışıyor ve bizler uğraşıyoruz,
çalışıyoruz. Bir araştırma, bir inceleme olanağı vermiyoruz milletvekillerine.
O nedenle, ben, evvela rica ediyorum; böyle, Türkiye’nin
gündeminde olmayan ve Türkiye’nin aleyhine çıkabilecek yasaları elimizin
tersiyle bir tarafa itelim, sadece terör olan, Türkiye’nin en büyük tehdidi
olan terörle ilgili bir müzakere yapalım, Meclisin olağanüstü toplanmasının
değerini millet o zaman takdir eder.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Anadol, lütfen
sözlerinizi toparlar mısınız.
1 dakika veriyorum.
Buyurun.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu talebimi yineliyorum.
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Anadol.
Önerinin lehinde üç talep olduğu için kura çektim.
Çekilen kura sonucu, Salih Kapusuz,
Ankara Milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Önerinin lehinde; yanlış
anlamıyorum değil mi?
BAŞKAN – Düzeltiyorum, aleyhinde.
Diğer kuraları da çekiyorum…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Bir
saniye Sayın Kapusuz.
İkinci sıra: Ayhan Sefer Üstün, Sakarya Milletvekili.
Buyurun Sayın Kapusuz.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Yeni dönemin, olağanüstü
toplantı sebebiyle birlikte olduğumuz bu çalışma döneminin, öncelikle ülkemize,
milletimize, Meclisimize ve devletimize hayırlı olmasını Cenabı Hak’tan niyaz
ediyorum. İnşallah, bu toplantıyla birlikte, Türkiye Büyük Millet Meclisi 1
Ekim tarihinde yapacağı çalışma, normal çalışmasıyla birlikte birleşmiş olacak
ve 5 inci Yasama Yılı da bu şekliyle devam edecek olur karara bağlarsak bugün
-ki, bunun kararını alacağız- bu çerçevede yeni dönem de fiilen başlamış
olacak.
Bu çalışma ortamının, elbette, arkadaşlarımız tarafından
bir öneriyle değiştirilmesi isteniyor. Bizim önerimiz henüz daha gelmediği için
ilk öneri olarak, Cumhuriyet Halk Partisi bir teklifte bulunuyor. Bulunduğu
teklif şu; diyor ki: Salı, çarşamba ve perşembe günleri 15.00-20.00 saatleri
arasında çalışılsın. Evet, bir öneridir, Genel Kurul kabul edecek olursa buna
göre çalışırız; değilse -bizim düşündüğümüz önerimiz de biraz sonra gündeme
geleceği için- neyi konuşuyoruz, ne konuşuluyor diye kamuoyunun, milletvekili
arkadaşlarımızın biraz daha konuya vukufatları
açısından açıklık getirmek için bizim önerimizi de gündeme getiriyoruz.
Biz, Dokuzuncu Uyum Paketi olarak, daha önce Hükümetimiz
tarafından ve bizden önceki hükümetler tarafından da süregelen bu süreçle
ilgili olarak çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalardan bir tanesi de Dokuzuncu Uyum
Paketi olarak Hükümetimiz tarafından ilan edildi. Biz, burada ilan edilmiş olan
yasalardan Genel Kurulda olanları, Meclis şayet normal çalışma süresini
tamamlama zamanında yetişseydi, o zaman çıkarmak üzere gündemimize almıştık. O
zaman bitiremediğimiz için, Meclis tatile girdiği için yeni dönemde bunlarla
başlamak istiyoruz.
Buna ilave olarak, bir de, komisyon gündemlerinde, alt
komisyonları tamamlanmış, komisyon gündemine almış, alt komisyon çalışmaları
tamamlanmış, raporu çıkmış, üst komisyon olarak yapılacak çalışmalarla ilgili
olarak, birkaç tane kanun var ki, onların da bu hafta komisyon sürecini
tamamlayarak, gelecek haftaki çalışmalarımızda onları da alalım, Dokuzuncu Uyum
Paketiyle birlikte, biz, ilan edilmiş bu yasaları çıkaralım. Bu çıkarılan
yasalarla birlikte ne olsun; 1 Ekim tarihi itibariyle, müzakereler süreci devam
ederken, Türkiye – Avrupa Birliği arasındaki müzakereler devam ederken,
ilerleme raporunda, bu yasalarda yer alsın. Bu, mutabakat sağlanmış olan,
hususla ilgili bir adım daha atalım, Türkiye, bu konuda, Hükümet olarak, Meclis
olarak, Millet olarak gerekeni yapıyor ve yaptığımızı da orta yere koymak için,
bu çalışmalara karar vermek istiyoruz.
Burayı, bir kez daha ifade etmek isterim ki, bu
çıkaracağımız yasalar Türk Milleti içindir. Geçmişte Sevr ile, başka şeylerle irtibatlandırılmasını adeta doğru bulmak mümkün değil.
Bu konuyla ilgili olarak, değerli meslektaşım, arkadaşım,
burada, Sevr’i, Sevr’in maddelerini, efendim terörü…
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Neresi doğru, Neresindesiniz,
hangi bakımdan? Türk Milleti ile ne alakası var bunun?
Uyum paketi değil, ihanet paketi…
BAŞKAN – Sayın Çakır, lütfen.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bunları dile getiriyor; ama,
konuştuğumuz husus…
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sayın Başkan, görmüyor musunuz;
ihanet paketi bu, uyum paketi değil ki…
BAŞKAN – Sayın Çakır, lütfen.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, o zaman,
Cumhuriyet Halk Partisi bir şeye karar versin…
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, lütfen
Genel Kurula hitap eder misiniz.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Evet, Sayın Başkan, Genel
Kurula hitap ediyorum, arkadaşıma değil.
Lütfen dikkat buyurun, Cumhuriyet Halk Partisi bir şeye
karar versin.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Emredersin!...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Karar vereceği husus; kanaatim
odur ki, Avrupa Birliği sürecinin neresindeler?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Siz neresindesiniz?
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Eğer, siz, böyle derseniz, bu
suali sormak bana bir görev olur. Milletin de bunu bilmesi açısından önemli bir
karar olur. Eğer, siz, yeri geliyor Avrupa Birliğinden yana, yeri geliyor
Avrupa Birliğini Sevr ile, başka şeylerle irtibatlandırsanız,
bu yerli yerinde olmak, düzgün görünmek ve yerinizi tam belirleme noktasında
bir sıkıntı olur.
Ben izah ediyorum değerli arkadaşlar…
NAİL KAMACI (Antalya) – Bizim kendimizden sıkıntımız yok.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Kişilikli yapıda, doğrunun
yanında
NAİL KAMACI (Antalya) – Sizi bekliyoruz.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sen vatanın neresindesin, onu
söyle önce?
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen karşılıklı
konuşmayalım.
Sayın Kapusuz, Genel Kurula
hitap eder misiniz; buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Sayın Başkan, ben, zaten Genel
Kurula hitap ediyorum.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sen vatanın neresindesin, onu
tanımla bir kere önce…
BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri… Sayın Çakır…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Biz, vatanın tam göbeğindeyiz.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeyiz.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Onu söyle sen.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Vatan Parçalanıyor.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Senin kan grubun ne?
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bakınız, bu konuları sizinle
tartışmayı bir tarafa bırakın, konuşmaya bile benim ihtiyacım yok. Vatan,
millet, devlet, Bayrak, mukaddesat, benim kanımda..
GÜROL ERGİN (Muğla) – Neresinde kanında…
SALİH
KAPUSUZ (Devamla) - …canımda, her şeyimde var. (Adalet ve Kalkınma Partisi
sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Bunu sizinle tartışacak
değilim ki, bu Grupta hiçbir arkadaşım da, sizinle, kendisini mukayese bile
etmez, böyle bir mukayeseye ihtiyaç bile duymaz. (AK Parti sıralarından
alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)
Değerli arkadaşlar, ben konuyu izah etmeye çalışıyorum;
ben, konuyu izah etmeye çalışıyorum, dinlemek lütfunda
bulunursanız, herhalde, size yakışanı yaparsınız.
Değerli arkadaşlar, çıkartmak istediğimiz kanunlar
şunlar: Nedir; İskân Kanunu. Komisyonlardan geçmiş. Ben arkadaşlarımdan baktım,
metni de dikkatle takip ettim arkadaşlarımızın muhalefet şerhi var mı diye;
İskân Kanununda muhalefet şerhi yok. Demek ki, mutabakatla çıkartacağımız bir
yasa; yararlı bir yasa, faydalı bir yasa, bir ihtiyacı karşılamaya yönelik bir
adım, doğru bir tasarı. Bunun yasalaşması lazım, biz bunu getiriyoruz.
NAİL KAMACI (Antalya) – Kaç yılında çıkmış, onu söyle!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - İkinci olarak, özel eğitim
kurumları ve öğretim kurumlarıyla ilgili olarak, evet, muhalefetiniz var, karşı
olduğunuz hususlar da olabilir, söyleyeceklerinizden de yeterince istifade
etmek isteriz.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Hiç istifade etmiyorsunuz!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Ancak, bunun da doğru bir yasa
olduğunu, onun için yasalaşmasının gerekli olduğuna inandığımız için gündeme
getirdik. (CHP sıralarından gürültüler)
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Nasıl istifade edeceksiniz; temel
yasa yaparak mı istifade edeceksiniz?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bir diğeri, meslekî yeterlilik
yasası. Değerli arkadaşlar, meslek sahibi olma konusunda, maalesef, Türkiye, 28
Şubatla başlayan bir süreçte meslek liselerine büyük bir darbe vurdu, hâlâ bu
düzeltilemedi. Dolayısıyla, bugün iş hayatının hangisine giderseniz, hangi
sektörünün kapısını çalarsanız çalın, yetişmiş eleman, ara eleman, meslek
sahibi eleman bulmakta zorluk çekiyoruz. Bunun telafi edilmesi lazım. Meslekî
alanlardaki bu gelişmeleri mutlaka teşvik edip, sertifikalarının verilmesi,
yeni meslek sahiplerinin kısa zamanda melekeleri itibariyle kazandırılması gibi
faydalı bir yasa daha var. Bu konuya da itirazınızın olduğunu zannetmiyorum;
doğru bir yasa çünkü. Bunu onun için gündeme aldık. Bu milletin yararına,
işsizlerimizin iş sahibi olabilmesi için bir fırsattır diye düşünüyoruz.
NAİL KAMACI (Antalya) – İş nerede?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bunun yasal düzenlemesi
yapılır, bunu yapmaya çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlar, bir diğer konusu tohumculuk.
NAİL KAMACI (Antalya) – Evet.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Evet, tohumculuk sektörü
açısından bu bir temel yasadır, çok önemli bir adımdır, bunun mutlaka
yasalaşması lazım.
NAİL KAMACI (Antalya) – Yasa kaç yılında çıkmış, kaç
yılında; 2004 yılında çıkmış!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Neden; çünkü, Türkiye’nin
nüfusunun yüzde 35’i, tarım ve hayvancılıkla geçiniyor.
BAŞKAN – Sayın Kamacı, lütfen…
NAİL KAMACI (Antalya) – Yahu, ne konuşuyor; 2004 yılında
yasa çıkmış, şimdi konuşuyor!
BAŞKAN – Lütfen, Sayın Kamacı…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli Arkadaşlar, bu
Tohumculuk Yasası o kadar o kadar önem arz etmektedir ki, bu temel yasa
olmayacak da neyi temel yasa yapacağız?!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Terör, terör…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – İşte, biz, gündeme bunları
aldık. Bu aldığımız gündem çerçevesinde, Sayın Cumhurbaşkanından iade edilmiş
olan ombudsmanlık olarak bilinen bir yasamız var -12
maddesi iade edildi- inşallah onu, 2 tane uluslararası sözleşmemiz var, onu,
Sayıştay Kanunu ki, belki, bir iki noktaya arkadaşlarımızın itirazı vardır,
Sayıştay gibi temel bir konunun, bir kurumun, mutlaka, yeni ihtiyaçlar,
Anayasada yapılan değişiklikler de göz önünde bulundurularak, yeniden
yapılmasına ihtiyaç vardı, bunu yapıyoruz. Bir de son olarak, vakıflarla ilgili,
Vakıflar Yasası, bizde, evet, bir çok alandaki yeni ihtiyaçları karşılamaya
yönelik, çağdaşlaştırmak, yeni yönetim anlayışıyla bu işi biraz daha
demokratikleştirmek, katılımları artırmak kastıyla bir düzenleme daha
yapılıyor. Bu düzenlemenin içerisinde, evet, farklı düşündüğünüz, tenkit
ettiğiniz noktalar da bulunabilir; buna da saygı gösteririz; ama, nihayette,
komisyonda ki yapılan tartışmalar, Genel Kuruldaki katkılardan sonra, Yüce
Genel Kurulun kararıyla yasalaşacak. Elbette, yasama görevini bugüne kadar
başarıyla götürmüş olan bu Meclis, 5 inci yasama yılını da, inşallah,
cumhuriyet tarihinde ilk defa, siz değerli milletvekilleri olarak, 5 inci
yılını da yasama yılı olarak geçiren tek dönem olacaksınız. Bu, sizin için ve
hepimiz için büyük bir şereftir; çünkü, bu millet, çalışanı, çalışan kurumu
saygıyla, sevgiyle bağrına basmaktadır. Dolayısıyla, sizler de, bugün, bu
milletin arasına girdiğinizde, dün, geçmişte olduğu gibi, milletvekillerinin
arada dolaşamadığı, halkla buluşamadığı, kucaklaşamadığı bir dönem değil,
herkesin, saygıyla muamele gördüğü bir dönemde…
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Siz dolaşın bakalım!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – …bu Mecliste bulunmuş olmak,
sizin için de bizim için de, milletimize hizmet etmek bir şereftir diyor, bu
çerçevede, AK Partinin önermiş olduğu grup önerisinin -biraz sonra
tartışılacağı için, öncesinde mecbur kaldığım için ifade ettim- yasalaşmasını
istediğimiz yasaların yasalaşmasını istiyoruz; onun için, her güne, bir ne
koyuyoruz; kanun koyuyoruz. O kanunu, o gün, bitinceye kadar çalışalım diyoruz,
ondan sonrası için de normal çalışma süresinde…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayıp Kapusuz, lütfen…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - ...saat 15.00-20.00 salı,
çarşamba, perşembe günü olmak üzere çalışmalarımızı normal zamanında devam
ettireceğiz. Olağanüstü çalışma kararı aldığımız için de, salı, çarşamba,
perşembe ve cuma günleri olmak üzere, önümüzdeki bu ve gelecek hafta çalışmayı
planlıyoruz. Çalışma saatlerini de, o gün gündeme almış olduğumuz tasarının
bitinceye kadarıdır diye ilan ediyoruz, ona göre çalışmalarımızı planlıyoruz.
Hayırlı olmasını temenni ediyor; saygılar sunuyorum
efendim. (AK Parti sıralarında alkışlar)
YILMAZ KAYA (İzmir) – Geç kaldınız, bekliyor adamlar!..
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kapusuz.
Önerinin lehinde söz isteyen Haluk Koç, Samsun
Milletvekili.
Buyurun Sayın Koç. (CHP sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Önerisinin lehinde söz aldım; hepinizi şahsım ve
Grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, olağanüstü toplantı
çağrısının, Türkiye’yi kuşatan sorunların Türkiye Büyük Millet Meclisinde
görüşülme şansı yakalanması bakımından isabetli olduğunu Sayın Anadol da vurguladı, ben de aynı düşüncedeyim. Yani,
Türkiye’nin gerek uluslararası alanda gerek ekonomisinde gerek tarımında, kendi
toplumunu kendi içinde ilgilendiren temel sorunların insanlarımızı sıkıştırdığı,
bunalttığı bir dönemde ve Türkiye’nin çok ciddî sorunlarla karşı karşıya
kaldığı bir dönemde Parlamentonun tatil yapması ya da
görüşmeden uzak durması, bence, olumsuz bir tabloydu; bu, giderildiği için
teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, doğrudan Sayın Grup Başkanvekili muhatabımın sözlerine dönük bir değerlendirme
yapmayacağım; ama, şunu kabul etmek mümkün değil; yani, biz gerekeni Avrupa
Birliğinin ekim ayı başında yayınlayacağı ilerleme raporu öncesinde, biz,
önümüzdeki ev ödevlerini, gerekeni yapıyoruz şeklinde gözükelim tarzında -o
şekilde anladım ben- bir manzara çizelim; gerisi, nasıl olsa, bu akıntı
içerisinde gidebileceği yere kadar gider dedi ve ondan sonra da, temsil ettiğim
siyasî partinin Avrupa Birliğiyle ilgili süreç noktasında birtakım netlikler
istedi.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Doğru, doğru.
HALUK KOÇ (Devamla) – Sayın Grup Başkanvekili,
dört senedir bu Parlamentoda karşılıklı görev yaptığımız Sayın Grup Başkanvekili, hâlâ Cumhuriyet Halk Partisinin Avrupa
Birliğiyle ilgili ilişkilerde tutumunu anlayamadıysa, o zaman siz burada
bulunmadınız Sayın Kapusuz; biraz uzak kalmışsınız
konuya.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Buradayım, buradayım.
HALUK KOÇ (Devamla) – Bakın, “CHP olarak bir şeye karar
verin” diyorsunuz. Evet, Avrupa Birliği üyeliği Türkiye’nin ulusal bir
politikasıdır. Bu sürecin neresindeyiz?! Bizim bir sıkıntımız yok değerli
arkadaşım, bizim bir sıkıntımız yok; açık ve net söyledik, açık ve net
söylemeye de devam ediyoruz. Ek siyasî koşullar kabul etmeden, Türkiye’nin
önüne eşitlik dışında ek siyasî koşullar getirmeden, eşit şartlarda bir Avrupa
Birliği tam üyelikle sonuçlanacak müzakere sürecinde Cumhuriyet Halk Partisi
açık ve net olarak buradadır. (CHP sıralarından alkışlar)
Tekrar etmemi istiyor musunuz? Anlaşıldı mı; açık ve
net?! Peki, neye karşı Cumhuriyet Halk Partisi?!
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Arkadaşlarınıza anlatacaksınız,
bana değil!
HALUK KOÇ (Devamla) – O sözü ihanet olarak ifade etti, o
sözü niye dile getirdi?!
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – İtiraz edenlere anlatacaksınız.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Yazılı ver de okusun!
HALUK KOÇ (Devamla) – Değerli kardeşim ek siyasî
koşullarla Türkiye’yi ve Türk Milletini tarih önünde töhmet altında bırakan her
türlü siyasî koşula sen “evet” diyor musun, yoksa “hayır” mı diyorsun?!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sevr…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Biraz daha açar mısınız; “ek
siyasî” ne demek?
HALUK KOÇ (Devamla) – Ek koşullar… Bakın, hiçbir…
BAŞKAN – Sayın Koç… Sayın Koç, bir saniye…
HALUK KOÇ (Devamla) – …hiçbir üye olan ülkenin önüne konmayan
ek siyasî koşullar, bugün Türkiye’nin önüne getiriliyor mu; getiriliyor.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Neler, neler?
HALUK KOÇ (Devamla) – Ermeni soykırımının kabulü…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Hiç mümkün mü?! Hayır,
getirmiyorlar.
HALUK KOÇ (Devamla) – …Pontus
soykırımının kabulü, Süryani soykırımının kabulü…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Hiç olacak iş mi?!
HALUK KOÇ (Devamla) – Devam edeyim mi? Kürtlerin ve Alevî
yurttaşlarımızın, ki bu ülkenin kuruluşunda herkesle beraber eşit hak sahibi
olan, bu ülkenin kardeş olan insanlarını birbirinden ayrıştıracak, “siz
azınlıksınız” diyecek statünün kabul edilmesi; ek siyasî koşul değil mi bu?!
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Böyle bir şeyi kabul edecek
kimse yok ki!
HALUK KOÇ (Devamla) – Türkiye’nin uluslararası kontrol altına
alınmak istenen ulusal su havzaları, ek siyasî koşul değil mi bu?!
Sayın Kapusuz, Sayın Kapusuz… Şimdi, sen cumartesi günü İstanbul’da olsaydın da,
Sayın Başbakanın Batı Trakya Türk Dernekleri Federasyonu Kurultayında yaptığı
konuşmayı dinleseydin. Bu konuşmamı doğrudan size inhisar ettirmek istemedim,
odaklamak istemedim…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Edebilirsiniz de…
HALUK KOÇ (Devamla) - …ama, siz bir açıklama istediniz
Cumhuriyet Halk Partisinden; ben de, Grup sözcüsü olarak, size bu görevimi
yerine getiriyorum.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Ben de dinliyorum.
HALUK KOÇ (Devamla) – Sayın Başbakan ne dedi orada
biliyor musunuz? Sayın Başbakan şöyle söyledi: “Evet, önümüzdeki hafta Vakıflar
Yasası gelecek ve ben, Batı Trakya’daki Türk ve Osmanlı vakıfları konusunda
mütekabiliyet arayacağım kardeşim” dedi.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Tamam… Ne var?!.
HALUK KOÇ (Devamla) – Evet… Aç Vakıflar Kanununu, şu anda
komisyonda, 25 inci maddesine bak. Hazreti İsa’ya, Meryem’e dayanan vakıfların
mal varlıklarının tescil edilmesi geliyor. Mütevellilerinin bundan faydalanması
geliyor. Yurt içinde ve yurt dışında şirket kurabilmeleri geliyor.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Okul açmaları geliyor.
HALUK KOÇ (Devamla) - Yurt dışında ve yurt içinde değişik
yerlere üye olmaları geliyor. Ticaret yapabilmeleri geliyor ve ondan sonra da,
ondan sonra da değerli kardeşim, tıpkı Vatikan gibi… Hani, o, çok güzel
sözlerle eleştirdin Papa’yı, katılıyorum…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Benim düşüncelerime katılırsınız
siz…
HALUK KOÇ (Devamla) – Aynı Vatikan gibi, Haliç’in
kıyısında, bir ekümenik, Ortodoks küçük bir din
devletçiği oluşturacaklar.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Rahat ol, rahat… Çok rahat ol…
HALUK KOÇ (Devamla) – Evet, şimdi, bu ihanet mi değil
mi?!.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Tabiî, öyle yaparsanız doğru…
HALUK KOÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu boyutları,
bakın, bundan dört beş ay önce, İstanbul’da, İsveç Konsolosluğunda -ülke de
söylüyorum- bütün bu azınlık vakıflarının bu yasa kapsamı içine girecek
olanlarının temsilcilerinin ev sahibi İsveç Konsolosluğu; toplantı yeri
İstanbul, Türkiye’nin kalbi; konu, hazırlanmakta olan ve çıkacak olan Vakıflar
Yasası. Değerli arkadaşlarım, değerli arkadaşlarım, bunları tartışmayalım mı,
bunları sorgulamayalım mı; burada, eleştirilerimizi dile getirmeyelim mi?!.
Peki, senin yüreğin -siyasî anlamda söylüyorum- niye bunu temel yasa olarak
getirmeyi gerekli görüyor?.. Niye madde madde
tartışılmasını istemiyorsunuz?!.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Yahu, Sayın Başkan…
HALUK KOÇ (Devamla) – Bir 10 dakikada, 10 dakikada, 30
madde üzerinde görüşler söylensin… Değerli arkadaşlarım, size de bir şeyler
söylemek zorundayım.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – İhaneti saklayamazlar…
HALUK KOÇ (Devamla) – Lütfen, Bu, son derece önemli;
lütfen okuyun. Bakın, perşembe günü, saat 11.00’de, Adalet Komisyonunda
tartışılacak, lütfen değerlendirin, lütfen okuyun; lütfen okuyun, lütfen
değerlendirin. Bizim yanıldığımız bir şey varsa, gelin tartışalım, siz yanlış
düşünüyorsunuz, böyle olmayacak deyin ve Sayın Başbakana geri dönmek istiyorum
-cumartesi günkü konuşmasına- ben mutlulukla dinledim, mütekabiliyet arayan bir
Türkiye Başbakanı… Peki, şimdi 25 inci madde ve ona bağlı olan, azınlık
vakıflarının Türkiye’de, bütün mütevellileriyle beraber, şirket kurma, ticaret
yapabilme, yurt dışında çeşitli kuruluşlara üye olabilme…
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Okul açma…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Okul açma, okul…
HALUK KOÇ (Devamla) - …okul açma, her türlü olayı… Peki,
Osmanlı Rumelisinden bugün arta kalanlar bakımından…
Sadece Batı Trakya bağlamında konuşmuyorum, buraya Kosova da dahil, Makedonya
da dahil, Bulgaristan da dahil, Arnavutluk da dahil, bütün bu topraklarda, bu
ecdat yadigârı topraklarda, Osmanlıların ve Türklerin bıraktığı o vakıflar ne
olacak? Nerede mütekabiliyet?! Batı Trakya’da Crowne Plaza Otelinin salonunda mı kaldı orada söylenenler?!
Değerli arkadaşlarım, bunları dile getirmek zorundayız,
bu bizim görevimiz. Onun için, burada, siz …
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Konuşulan şeyler Avrupa
Birliğiyle ilgili…
HALUK KOÇ (Devamla) -
Değerli arkadaşım, sen 10 dakika konuştun, ben ağzımı açıp hiçbir şey
söylemedim.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Ama, Kosova Avrupa Birliği üyesi
değil ki… Alakasız şeylerle irtibat kuruyorsun
Sayın Başkan…
HALUK KOÇ (Devamla) – Şimdi bir 10 dakika daha konuşma
hakkın var, çıkarsın, Haluk Koç şu konularda yanlış söyledi diye ifade edersin.
Sen sorduğun için ben sana dönük açıklama yapıyorum.
Değerli arkadaşlarım, perşembe günü saat 11.00’de gelecek
bu yasa tasarısı, lütfen bunu değerlendirin. Bu bir bağnazlık değil, bu, eşit bir
hak arayışı. Bu, Türkiye’nin içinden bitirilmemesi. Bu, Türkiye’nin ek siyasî
koşullarla cendereye sokulmaması. Bunun, Avrupa Birliğine üyelikle, karşı
olmakla-taraf olmakla ne ilgisi var…
Değerli
arkadaşlarım, şimdi, bakın, tartışmalar sırasında -geçen yasama döneminde- dile
getirmiştik, gün gelecek, siz, bütün yasa tasarılarını temel yasa olarak
getireceksiniz demiştik, anımsıyorsunuz değil mi? Şimdi, 16-18 maddelik Özel
Eğitim Kurumları Yasa Tasarısı iki bölümlük temel kanun olarak geliyor. Açın, İçtüzük
91’i okuyun… Eğer bu konuda ısrar
edilirse, bir usul tartışması açılmasını bile, biz, talep etmeyi düşünüyoruz.
Bütün kanun tasarıları temel kanun. Neden; maddeler okunmayacak -sizi töhmet
altında bırakmak istemiyorum- yoğunluğunuz ya da
yorgunluğunuz nedeniyle o maddelerin neler getirdiğini, neler yükümlediğini tam
değerlendirmeyeceksiniz, bir grup disiplini içerisinde el kaldıracaksınız ve
ondan sonra Türkiye’nin üzerine binen yükü daha sonraki nesiller taşımaya
çalışacak. Temel yasa, sizin gözünüzden, dikkatinizden bazı ayrıntıları kaçırma
için de kullanılıyor değerli arkadaşlar.
Değerli arkadaşlarım, bakın, çok samimi ve açık
söylüyorum…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Niye gülüyorsunuz
Sayın Kapusuz?!
HALUK KOÇ (Devamla) - Samimi ve açık söylüyorum. Yani,
ben, şimdi…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Niye alay
ediyorsunuz?!
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…
HALUK KOÇ (Devamla) – Tartışmayan bir Meclis,
sorgulamayan bir Meclis, toptan onaylama makamı haline dönüştürülen bir Meclis,
bu görevlere indirgenmiş bir Mecli Değerli
arkadaşlarım, ne için yemin ettik biz?! Bunlar için yemin etmedik; ama, bunlara
hepimiz alet oluyoruz.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Ne yaparlarsa yapsınlar ihaneti
gizleyemezler!
BAŞKAN – Sayın Çakır, lütfen…
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Saklayamazlar ihaneti; isterlerse
bir dakikada çıkarsınlar!
BAŞKAN – Sayın Çakır…
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Kendi adına konuş, kendi
adına!..
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Kendi adıma konuşuyorum ben zaten.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Burada ihaneti yapacak kimse yok!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen karşılıklı
konuşmayalım.
HALUK KOÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HALUK KOÇ (Devamla) – Sayın Başkan, toparlamam için bir
dakika izin verir misiniz.
BAŞKAN – Lütfen Sayın Koç, bir dakika…
Buyurun.
HALUK KOÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu temel yasa
olayını, bence -burada da zorlanacaksınız, öyle gözüküyor- grup yasa önerisi
getirin, yeni bir İçtüzük teklifi yapın, artık temel yasaları da gruplar
halinde görüşelim. Bir kişi çıksın, on dakikada bütün o grupta bulunan temel
yasaları ve bölümleri özetlesin, hep beraber el kaldıralım ve yasama yetkimizi,
Anayasa dışında, yürütmeye aktaralım, devredelim, hep beraber de oturalım,
ondan sonra, ne olacak bu memleketin hali diye düşünelim.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koç.
Önerinin aleyhinde söz isteyen Sakarya Milletvekili Ayhan
Sefer Üstün; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Sayın Başkanım, saygıdeğer
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin aleyhinde söz aldım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, yeteri kadar milletvekilinin vermiş
olduğu teklifle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Meclisimizi
olağanüstü toplantıya davet etmiştir, çağırmıştır. Anlaşılıyor ki, bu
toplantımız 1 Ekimle birlikte birleşecek ve bundan sonra Beşinci Yasama Yılına
geçmiş olacağız. Beşinci Yasama Yılının şimdiden hayırlı olmasını temenni
ediyorum.
Yine, görüyorum ki, milletvekillerimiz;
muhalefetten, iktidardan salimen buraya geldik. Yine Allah’a şükrediyorum,
sadece tek bir üzücü olmuştur; Genel Başkan Yardımcımız, Amasya Milletvekilimiz
Sayın Akif Gülle elim bir kaza geçirmiştir; kendisine Allah’tan acil şifalar
diliyorum. Tabiî, bu arada, bir ilçe başkanımız ve bir de belediye başkanımız
Allah’ın rahmetine kavuşmuştur; kendilerine de Allah’tan rahmet diliyorum,
kalanlara başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlar, AK Parti milletvekillerinin vermiş
olduğu teklifle Meclis olağanüstü toplandı. Olağanüstü toplantı, İçtüzüğümüz 7 nci maddesinde düzenlenmiştir. Yani, burada, beşinci
fıkrasında “birleşim yeterli çoğunlukla açılabildiği takdirde, Başkan, ilk önce
çağrı yazısını okutur ve bu toplantıyı gerektiren konu görüşülür”
denilmektedir.
Biraz önce, burada, yeterli çoğunluk olduğu görüldü ve
gündem açıldı. Burada, gündemde neler var. Artık, bizim gündemimizle oynama
imkân ve ihtimalimiz yok. Gündemde 9 adet kanun tasarısı ve teklifi var,
muhtemelen önümüzdeki 2 çalışma haftasını bu kanun tasarılarını görüşmekle
geçireceğiz.
Peki, burada, şu anda üzerinde konuştuğumuz Cumhuriyet
Halk Partisinin Grup önerisine; yani, bu kanun tasarılarının sağa gitmesi, sola
gitmesi, kaydırılması, çıkarılması ve değiştirilmesi imkânı yok. O zaman,
sadece, salı, çarşamba, perşembe günlerinde saat 15.00 ilâ 20.00 arasında
çalışmasını istiyor Genel Kurulun.
Değerli arkadaşlar, gündemimize baktığımızda, sadece bu
hafta görüşülebilme ihtimali olan kanun tasarı ve tekliflerinden, örneğin, Özel
Öğretim Kurumları Kanunu tasarı 16 madde, İskân Kanunu tasarısı 50 madde,
Meslekî Yeterlilik Kanunu tasarısı 33 madde, Tohumculuk Kanunu tasarısı 40
madde ve bunların hepsi önemli kanunlardır.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara)-
Nereye, ne yetiştiriyoruz?!.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla)- Bundan sonra, Meclisimiz, 1
Ekim’den sonra da açık olacağına göre, elbette, muhalefetin de istediği
kanunlar, yine, milletvekillerimizin istediği
teklifler buruda görüşülecektir. O bakımdan, sadece, saat 15.00 ilâ 20.00
arasında; yani, günde 5 saat çalışmakla bu kanun tasarı ve tekliflerinin
bitmesi, kanunlaşması, yasalaşması mümkün değildir.
Biraz sonra, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun da bir
önerisi vardır. Burada, verilen bu öneride, her güne bir kanun tasarısı
konulmuştur, bitimine kadar çalışalım diye söylenmiştir. Madem ki, bu Yüce
Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdık; hiç olmazsa, gündemimizde yer alan ve
değiştirmemiz de mümkün olmayan bu kanun tasarılarının yasalaşması gerektiği
kanaatindeyim. Bu sebeple, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisinin
aleyhinde söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Üstün.
Şimdi, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Sayın milletvekilleri, öneri kabul edilmemiştir.
Anavatan Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine
göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
Öneriyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulunun 19.9.2006 Salı günü yaptığı toplantıda, Siyasî Parti Grupları
arasında oybirliği sağlanamadığından, aşağıdaki Grup önerimizin İçtüzüğün 19
uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederiz.
Saygılarımızla.
Süleyman
Sarıbaş
Anavatan
Partisi Grup Başkanvekili
Öneri:
Genel Kurulun
19.9.2006 Salı günü saat 15.00-20.00, 20 Eylül 2006 Çarşamba ve 21 Eylül 2006
Perşembe günleri ise 14.00-19.00 saatleri arasında çalışması önerilmiştir.
BAŞKAN –
Önerinin lehinde, Sayın Süleyman Sarıbaş, Sayın
Muharrem Doğan ve Sayın Ümmet Kandoğan aynı anda
dilekçe verdikleri için, aralarında kura çekeceğim.
Çekilen kura
sonucu, Sayın Süleyman Sarıbaş, Malatya Milletvekili…
Diğer konuşmacı, Ümmet Kandoğan.
Buyurun Sayın Sarıbaş… (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Anavatan Partisi grup önerisi lehine söz aldım; Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, sözlerime başlarken, yeni bir yasama
yılı her ne kadar 1 Ekimde açılacaksa da, zannediyorum, artık, ara
vermeyeceğimiz için fiilen başlamış sayıldığından yeni yasama yılının
milletimize, devletimize, vatandaşlarımıza hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.
Geçen dönem mütevazı bir grup kurarak geçen yasama
yılında bu Mecliste faaliyet gösteren partimiz, bu dönemde de, milletimizin
hayrına gelen yasalara destek olacak; ama, milletimizin hayrına görmediğimiz
yasalara da muhalefet edeceğiz. Bugün olağanüstü gündem çağrısıyla Avrupa
Birliği uyum yasaları kapsamında iktidar tarafının getirdiği yasalar, aslında,
gerekçeleriyle de, birçoğunun hazırlanış şekliyle de geçmişte Anavatan
Partisinin hazırlayıp bu Meclise gönderdiği, ancak, erken seçimler dolayısıyla
kanunlaşamayıp kadük kalan yasalardır. İşte, İskân
Yasası bunlardan biri. O dönemin Başbakanı Sayın Mesut Yılmaz göndermiş; ama, o
günden bugüne kanunlaşamadığı için bu iktidar tarafından Genel Kurula
getirilmiştir.
Değerli arkadaşlar, mademki sorgulanıyor, biz, tabiî,
Anavatan Partisi olarak Avrupa Birliğine üyelik başvurusunu yapan bir partiyiz.
Dolayısıyla da Türkiye’nin yüzünün batıya dönük olduğunu, çağdaş dünyayla
bütünleşmesi gerektiğini, küresel üretimden pay alma ve büyümesinin batıyla
birlikte olacağını düşünen bir partiyiz. O uğurda da, geçmişten bugüne,
Anavatan Partisi elinden gelen gayreti göstermiştir. Ancak, son dönemlerde,
özellikle iktidarınız döneminde “nasıl olsa her önlerine koyduğumuzu kabul
ediyorlar” anlayışıyla gerek Avrupa Parlamentosunda gerek Avrupa
Komisyonlarında, başka üye olan ülkelere uygulanmayan yeni yeni
şartlar, yeni yeni fasıllar konulmuştur. Nihayet son
Avrupa Parlamentosu kararı da ortadadır. Tabiî, bütün bunlar siyasî
kararlardır. Karşılarında güçlü siyasî meşruiyeti olan, ülkesinin hak ve menfaatını savunan bir iktidar görselerdi bunları masaya
dahi getirmezlerdi; ama, her şeyini Avrupa Birliğine üyeliğe bağlanmış gibi
gözüken; ama, aslında, Avrupa Birliği de, taraftarı olmayan, sadece iktidar
döneminde kendi meşruiyetini milletinden değil, yabancıların desteğinden alma
gayretinde olan bir iktidar görünce, tabiî, birer birer
bunları bu iktidarın önüne dayattılar. Kapılar ardında neler imzalandı
bilmiyorum; ama, Kıbrıs konusunda imzanın atıldığını gayet iyi biliyoruz.
Bu bakımdan, bu Meclis çalışmasında, bu olağanüstü
dönemde, olağanüstü çağrı döneminde gelen yasalara mutlaka katkı sağlayacağız;
mutlaka Vakıflar Yasasında, Özel Öğretim Yasasında çekincelerimizi
arkadaşlarımız dile getirecek; ancak, bu yasaların, bir an önce, kanunlaşmasını
Anavatan Partisi olarak biz de istiyoruz.
İtirazımız şudur: Bu yasalar dört yıllık iktidarınız
döneminde, Meclis çalışmaları döneminde şimdiye kadar çoktan yasalaşmış olması
gerekirdi. Bakın, 5 Ekimde Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu yayınlanacak ki, bu
raporun taslağı zaten hazırlandı. Biz, haziran ayında Meclisi onbeş gün daha çalıştıralım, milletin hayrına lazım gelen
yasaları normal çalışma düzenimiz içerisinde bitirelim derken “hayır, Meclisi
tatile sokacağız” dediniz, bu yasaları bıraktınız. Şimdi, bu saatten sonra, bu
yasalar, elbette milletimizin hayrına olduğu için geçmeli;
bırakın, Avrupa Birliğini bir tarafa. Bu yasalar milletimizin kalkınması,
ülkemizin kalkınması, ülkemizin çağdaşlaşması için de lazımiyet
arz eden yasalar olduğu için mutlaka kanunlaşması lazım; ama, Avrupa Birliği
gerekçesiyle değil, kendi milletimizin ihtiyacı gerekçesiyle kanunlaştırılması
ve buraya getirilmesi gerekirdi.
Değerli arkadaşlar, bu yasaları çıkarsanız bile, 5 Ekim
İlerleme Raporunda belki bir paragraf “Hükümet bu yasaları çıkarmıştır; ama,
uygulamasına bakalım” şeklinde belki iki satırlık bir not düşeceklerdir; ama,
onun dışında göreceksiniz ki, İlerleme Raporu kabul edemeyeceğimiz zehir
zemberek bir rapor olarak bu milletin önüne konacaktır.
Şimdi, çalışma saatlerini değiştirme önerisi verdik. Biz
de biliyoruz ki, AK Parti Grubunun verdiği öneri, bu kanunlar eğer temel kanun
olarak görüşülürse, kısa sürede, maddeler tartışılmadan, görüşülmeden, maddeler
üzerinde müzakere edilmeden kanunlaşacaktır.
Değerli arkadaşlar, demokrasinin en temel kurumu
parlamento; çünkü, yasa yapıyor ve yasa, yaptırım gücü olan bir şey.
Dolayısıyla, hangi metnin, hangi normun, millete hangi yaptırımları esas
kıldığını, milletin vekillerinden saklamanın… Parlamentoyu, müzakereci
demokrasinin dışına atarak, sadece iktidarın talimat buyruklarını yerine
getiren bir kurul olarak ortaya koyarsanız, işte siyasete olan itibarı da
azaltmış olursunuz. Hep söyledim, hep söyleyegeldim
ve inanıyorum ki, benim anlayışıma göre, Parlamento -kanun çıkartmak aslî
görevidir, ama- aslî görevlerinden en önemlisi, milletin temel konularını müzakereci
bir zeminde tartışılan bir mekân olmalıdır. Biz, bugüne kadar, dört yıllık
dönemde, hangi araştırma önergesini, terör olsun, güneydoğu sorunu olsun,
ülkedeki kapkaç olayları olsun, yankesicilik olayları olsun, yani güvenlikle
ilgili konuları, Avrupa Birliğiyle ilgili konuları, dış politikayla ilgili
konuları, Mecliste bir genel görüşmenin konusu yapabildik; maalesef yapamadık.
Yani, aslî görevlerimizden biri olan, müzakereci demokrasinin gereği olan,
ülkenin temel meselelerini tartışma ortamını, bu Mecliste, maalesef bu dönemde
görmedik. Bu dönemde ne gördük; şu kadar yasa çıkaralım, hükümet şunları şunları istiyor, bunları bir an önce temel yasa olarak…
Şimdi -biraz önce Haluk Bey söyledi- “paket yasa” kavramı var; yani, bir
alandaki bütün yasaları bir paket edelim, sadece o paketi görüşelim,
kanunlaştıralım. İktidarın çok daha işine gelir. Bundan sonraki uygulama
herhalde o olacak diye düşünüyorum; ama, olmaması lazım. Olması gereken şey, bu
Meclisin, norm koyan, yasa koyan Meclisin, bu yasaların bütün normlarını tek tek müzakere etmesi, tartışması ve milletin hayrına olup
olmadığını, milletin de hakemliğinde görmesi lazım. Ha, süre olarak “efendim
geç kalıyor.” Bunlar mazeret değil arkadaşlar. Bu Parlamento, doksan yıldır, seksenaltı yıldır onbinlerce
kanun çıkarmış. Temel yasalar mı vardı; hayır, temel yasa kanunu yoktu, 91 inci
madde, İçtüzük böyle değildi; ama, o yasaları bu Meclis çıkarmış, müzakere
ederek çıkarmış. Biz de bunu yapabiliriz; acelemiz ne?! Neyi kaçırıyoruz, neyin
hesabını yapıyoruz?!
Ben, Sayın Meclis Başkanına da söyledim. Hükümet, geçen
hafta, pazartesi günü, toplantıdan sonra, Sayın Hükümet sözcüsü, çıktı “Hükümet
olarak, 19 Eylülde Meclisi olağanüstü toplantıya çağırmayı kararlaştırdık”
dedi. Bu ne demek; bu şu demek: Meclisin toplanma kararını Parlamento değil,
Parlamentonun Başkanı değil, Hükümet kendisi veriyor; yani, yürütme,
Parlamentonun üzerine, temel kurumun üzerine tahakkümünü ilan etmiş. Sayın
Meclis Başkanına, lütfen, Sayın Başkan, görevinizi yapın dedim, Sayın Meclis
Başkanı dedi ki: “Bir basın toplantısında bir muhabir sorar ise, bir gazeteci
sorar ise, cevaplarını vereceğim.” Ben de Başkana şunu söyledim: Sayın Başkan,
her konuda çok konuşuyorsunuz, bunda da sormadan konuşun; yani, bu doğru bir
şey değil, Parlamentonun itibarını korumak, İçtüzük gereği, Sayın Meclis
Başkanının görevi. Böyle şey olur mu; yani, Hükümet, Bakanlar Kurulu
toplantısında, Meclisin hangi gün toplantıya çağrılacağına karar verebilir mi;
talepte bulunabilir Parti olarak. Meclis Başkanı, İçtüzük gereği, uygun gördüğü
bir günde, Meclis Başkanı kendisi çağırır, yetki ona ait; ama, maalesef, bu
dönemde yürütme ile yasamanın her şeyi, dengesi değişti. Hep söyledik, yani, şu
kapıdan girerken hangi görevi yaptığımıza vicdanen rahat mıyız, bir katkı sağladığımız
veyahut da tartıştığımızı düşünüyor muyuz; sadece bir görüntü veriyoruz, sadece
Sayın Başkanlar yoklama alıyor, çoğunluk buluyor. Kanunların maddeleri bile
okunmayacak biraz sonra, 1 inci madde kabul, hayır, 2 nci
madde kabul, hayır… Böyle demokrasi… Zannediyorum, padişahlık zamanında bile,
padişah, divanı toplar, hangi kanunnameleri yayınlayacağını herhalde divana
sorardı. Bunu bile geçti…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, lütfen
toparlar mısınız.
Buyurun.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – O zaman, parlamenter
olmanın, parlamenter görevi yapmanın, milletin vekilliğini yapmanın, milletin
adına beyanda bulunmanın bir anlamı var mı, zaten Hükümet o işi yapıyor. Yani,
daha fazla bir şey söylemek istemiyorum, Parlamentonun saygınlığını bozmak
istemiyorum, mehabetini bozmak istemiyorum; ama, maalesef, ciddî bir parlamento
görüntüsü vermediğimizi düşünüyorum.
Bu duygularla, hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, teşekkür
ediyorum.
Önerinin lehinde söz isteyen Ümmet Kandoğan
Denizli Milletvekili.
Buyurun Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Anavatan Partisinin grup önerisinin lehinde söz aldım.
Bununla ilgili sözlerime başlamadan önce, biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubu adına konuşan değerli milletvekili “28 Şubatta meslek liselerine büyük
darbe vuruldu ve hâlâ bu durum düzeltilmedi” dedi. Şimdi, ben de, buradan,
sayın milletvekilimize ve Meclise sormak istiyorum; dört yıldan beri 360’ın
üzerindeki milletvekilliği çoğunluğuyla iktidar olan bir siyasî partinin
temsilcisi buraya gelip “hâlâ bu mesele düzeltilmedi” diyorsa, bunun hesabını
öncelikle İktidar Partisi ve onun milletvekilleri vermek durumundadır. Sizin
elinizi tutan mı var değerli milletvekilleri?!
Dört yıldan beri iktidardasınız ve bir ara Anayasayı
değiştirecek çoğunluğa sahiptiniz. Niçin dört yıldan beri meslek liseleriyle
ilgili milyonlarca öğrencinin mağdur edilmesi karşısında bir çözüm yolu
bulamıyorsunuz ve burada gelip bir mazeret olarak bunu söylüyorsunuz. Bunu
çözecek olan sizlersiniz. Bunu çözecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
Getirin bu konuyla ilgili önerilerinizi bizler de destekleyelim, meslek liseleriyle
ilgili kangren haline gelen bu yaranın bir an önce çözülmesi için hep beraber
gayret gösterelim.
Efendim, meslekî yeterlilik kurumu kanunu çıkıyormuş, bir
nebze bunu halledecekmiş; okudunuz mu bunu? Neyini halledecek meslek
liselerinin kangren olan yarasının tedavisi için; şunu okudunuz mu değerli
milletvekilleri? Hepinizi bu tasarıyı okumaya davet ediyorum.
Ve yine, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili, vatan,
bayrak, cumhuriyet, ezan, esti, yağdı, gürledi buralarda. Ben şimdi o
milletvekilimize buradan sormak istiyorum, ey sayın milletvekili, Avrupa
Parlamentosunun on gün önce vermiş olduğu karar karşısında niçin esip, yağıp,
gürlemediniz?! Ben bekledim, hem Sayın Başbakandan hem Dışişleri Bakanından hem
de Adalet ve Kalkınma Partisinden gür bir ses çıkar mı diye; yok, herhangi bir
ses çıkmadı.
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başbakan konuştu, Sayın
Başbakan!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Herhangi bir ses çıkmadı.
Bakınız,
Avrupa Parlamentosu kararının içerisinde 70 milyon insanı rencide edecek, tahkir
edecek çok ağır hükümler var. Neredeydiniz o gün?! Bugün buraya geliyorsunuz,
vatan, millet, bayrak, cumhuriyet… Burada bunları söylemek çok kolay. Gelin,
Avrupa Parlamentosu kararının karşısında bunları söyleyin Sayın Kapusuz. Bunları meydanlarda söyleyin. Gelin, burada,
Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden Avrupa Parlamentosunun o
densizliklerini, Türk Milletini bölmeye, parçalamaya çalışan o
kararlarının karşısında gür bir ses
olarak burada gürleyin. Evet, bugüne kadar vermiş oldukları kararlardan çok
daha ağır kararlar var. Hiç Süryanî meselesi gündeme gelmezken Süryanî meselesi
gündeme geldi, Pontus meselesi gündeme geldi değerli
milletvekilleri. Pontus meselesini Avrupa
Parlamentosu bir karar haline getirdi. Biz de Türkiye Cumhuriyetinin bir ferdî olarak bu konuda feryat etmiyorsak,
sesimizi çıkarmıyorsak, bu Avrupa Parlamentosundan bundan sonra çok daha ağır
kararlar, çok daha olumsuz kararlar çıkacak. Ben isterdim ki bugün, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin bu olağanüstü toplantısında söz alan iktidar partisi
milletvekillerinin, öncelikle, bu kürsüden, Avrupa Parlamentosuna gereken dersi
vermelerini bekliyordum; ama, onlar, içpolitika, içsiyaset malzemesi
olacak cümlelerle gelip bu kürsüde
konuşuyorlar.
Değerli milletvekilleri, olağanüstü bir toplantı
yapıyoruz. Olağanüstü toplantıda nelerin görüşüleceği önümüze geldi; ama,
bunların bazıları daha komisyonlarda yeni görüşülüyor. Oradan çıkıp
çıkmayacağı, nasıl çıkacağı belli olmayan kanunları önümüze getirip, olağanüstü
toplantıda görüşülmesiyle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine taşıyorsunuz.
Peki, bugün Türkiye’nin gündemini işgal eden konular
neler; işte demin de söylenmeye çalışıldı, terör meselesi. Terör meselesiyle
ilgili ne zaman bir toplantı yapacağız değerli Adalet ve Kalkınma Partisi
milletvekilleri; ne zaman bu meseleyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine
getireceksiniz allahaşkına?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – 23 üncü Dönemde!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Geçen sene Cumhuriyet Halk
Partisi 19 Eylülde Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdı, bir genel görüşme
yapalım dedi terörle ilgili. Grup Başkanvekiliniz
çıktı dedi ki: “Meclisin açılmasına 11 gün var. Meclis açıldıktan sonra biz bu
konuyu gündeme getireceğiz.” Bir yıl geçti üzerinden değerli milletvekilleri,
sizin terör meselesinin olağanüstü gündemle toplanmasını gerektirecek kadar
hayatî önemi olup olmadığı konusunda tereddütleriniz mi var?
Başbakan üç ay önce dedi ki: “Bu pazartesi günü yapılacak
Bakanlar Kurulu toplantısı çok şeye gebe.” Terörle ilgili söyledi, çok şeye
gebe… Bizde zannettik ki, Bakanlar Kurulu toplantısında o gün terörle ilgili
çok önemli kararlar alacak.
K.KEMAL ANADOL (İzmir) – Düşük olmuş, düşük…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Düşük mü olmuş?! Peki. Sayın
Grup Başkanvekili o gebelik düşükle neticelendi diye
oradan müdahale ediyor.
Ben de bekledim ki, o gün Bakanlar Kurulunda terörle
ilgili çok önemli, çok olağanüstü kararlar alınacak. Yetmiş milyon insan da
bekledi, belki bir çözüme kavuşacak, bununla ilgili Hükümet somut tedbirler
alacak şeklinde bir düşünce içerisine girdi; ama, geldik gördük ki, üç aydan
beri hiçbir şey yok. Çıka çıka ortaya bir koordinatör
çıktı.
Şimdi, yetmiş milyonluk bir ülkeye koordinatörlük görevi
belirli şahıslara verilmesi yakışıyor mu değerli milletvekilleri, yakışıyor mu allahaşkına?! Şimdi, gidecek Amerikalı koordinatör, Kuzey
Irak’ta Barzani’yle görüşecek. Bağdat’a gitmiyor bakınız, koordinatör Bağdat’a
gitmiyor; Kuzey Irak’a gidecek, orada Barzani’yle görüşecek ve hâlâ şehitler
gelmeye devam ediyor, hâlâ şehitler geliyor. Ne zaman bu konu Türkiye Büyük
Millet Meclisinin gündeminde bir genel görüşme haline getirilip Mecliste bu
mesele masaya yatırılacak; hâlâ merak ediyorum.
Şimdi, değerli milletvekilleri, bugün televizyon
ekranlarında vatandaşlara sordular, bütün kanallarda gördüm; Türkiye Büyük
Millet Meclisinden ne bekliyorsunuz, öncelikli olarak nelerin görüşülmesi
lazım. Vatandaşlar kan ağlıyorlar, vatandaşlar perişan bir vaziyette. Geçen
hafta Trabzon’daydım, Karadeniz milletvekilleri burada, fındık için gittim.
Bugün sordum fiyatı, 2,5 milyon.
Değerli milletvekilleri, elinizi vicdanınıza koyunuz, iki
yıl önce 5 milyona, geçen sene 7 milyona satılan fındık, ne oldu da bugün 2,5
milyon liraya kadar düştü; bunun hesabını kim verecek?! Milyonlarca fındık
üreticisi perişan bir vaziyette, kan ağlar halde; bunların derdine kim derman
olacak, kim çözüm bulacak bu fındık meselesine?! Üzüm; sabahleyin sordum
fiyatları. Ben Denizliliyim, Denizli’de üzüm yetiştiriliyor. Beş yıl önce 1,5
milyon liraya satılan kuru üzüm, bugün 1 milyon liraya alıcı bulmuyor,
bulmuyor, kan ağlıyor üzüm üreticileri; ama, bütün girdi fiyatları 2 katı olmuş
o günden beri. Şekerpancarı, geçen sene 0,99, bu sene 0,88; tütün bitmiş,
pamukçu kan ağlıyor; yani, hangi ürüne bakarsanız bakın, millet perişan
vaziyette. Vatandaş diyor ki, bunları görüşün, Meclis öncelikle bu meselelerle
ilgili tedbir alsın, bunlara çare bulsun.
Avrupa Birliği, evet, elbette kabulümüz, elbette Avrupa
Birliğine girme taraftarıyız; bu noktada en samimî olan partilerin başında
Doğru Yol Partisi geliyor; geçmişten günümüze, Avrupa Birliğine girilme
noktasında üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiren bir siyasî parti; ancak,
sadece ilerleme raporunda üç beş iyi cümle yazdırabilir miyiz diye, Meclisi
alelacele olağanüstü toplantıya çağırmanın haklı gerekçelerini geliniz burada
izah ediniz.
Bir de, temel kanun!.. Özel Öğretim Kurumları Kanunu, 16
madde değerli milletvekilleri, 4 de geçici madde var; 20 madde. Bunun neresi
temel kanun olur allahaşkına?! Neresi olur?!.
Dünyanın hiçbir parlamentosunda görülmemiş ölçüde bir temel kanun esprisi
içerisinde bunları getiriyorsunuz. Neye sebep? Konuşulmasın; çünkü,
konuşulursa, muhalefet bir şeyler söyler; ama, ben diyorum ki, bu haliyle bu
geçerse, Sayın Cumhurbaşkanından geri döner. Bakın, buradan izah ediyorum.
Ombudsmanlığı söyledim, Cumhurbaşkanından geri döner; döndü, geldi.
Şimdi, aynı haliyle tekrar getirmeye çalışıyorsunuz.
İşsizlik en önemli problemlerin başında.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kandoğan,
lütfen, tamamlar mısınız.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Toparlıyorum.
Biz söyleyince inanmıyordunuz. Şimdi, Sayın Başbakanının
Meslekî Yeterlilik Kurumu Kanunu Tasarısının genel gerekçesinin altında imzası
var. Diyor ki Sayın Başbakan genel gerekçede: “Türkiye İstatistik Kurumunun
2005 yılı ocak ayı verilerine göre, 15-24 yaş arası kurumsal olmayan sivil
işgücü 12 213 000 kişi olup, bu yaş grubundaki işsizlik oranı yüzde 21,4’tür.”
15 ile 24 yaş arasındaki işsizlik rakamının yüzde 21,4 olduğunu Sayın Başbakan
ilan ediyor. İlan ediyor… İşte, buyurun!.. Dünyanın en büyük işsizlik
rakamlarından biri Türkiye’de ve diyor ki “bu rakam yüzde 11,5 olan genel
işsizlik oranının yaklaşık 2 katıdır.” Yani, yüzde 11,5 işsizlik oranını da
Sayın Başbakan kabul ediyor. “Eğitimli işgücünün işsizlik oranı ise genç
işsizlik oranının da çok üzerindedir.” Yani, eğitimli işgücünün işsizlik oranı
da yüzde 21,4’ün çok üzerindedir diyor. Kim söylüyor? Bu ülkenin Sayın
Başbakanı söylüyor. İşte, işsizlik!.. İşte, hayat pahalılığı!.. İşte, tarım
ürünleri!..
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.
Önerinin aleyhinde söz isteyen Uğur Aksöz,
Adana Milletvekili; buyurun Sayın Aksöz. (CHP
sıralarından alkışlar)
UĞUR AKSÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, hukukun en evrensel ilkesi “hakkın
suiistimalini kanun himaye etmez” ilkesidir. Yani, ortada bir hak varsa ve o
hakkı birileri kullanıyor gibi görünüp de suiistimal ediyorsa, bunu dünyanın
hiçbir yasası ve ülkesi ve hiçbir meclisi himaye etmiyor; ama, bir hukukçu
olarak üzüntüyle ifade edeyim ki, bizim Meclisimiz, İktidar Partisinin hakkın
suiistimalini hep himaye ediyor. Nasıl; şöyle: Bizim İçtüzüğümüz olağanüstü
toplantının şartlarını belirlemiş. Bir meclis neden olağanüstü toplanır;
olağanüstü koşullar, olağanüstü şartlar varsa. Peki, biz bugün niçin toplandık;
azınlık vakıflarına birtakım hakları, kapitülasyonda verilmeyen, silahla, topla
alınmayan hakları burada vermek için. Bunun olağanüstülüğü neresinde -Salih Bey
gülüyorsun da- bunun olağanüstülüğü neresinde?!
Peki, biz niçin toplandık; efendim bu yasalar acil
çıkmalıymış. Peki, yine İktidar Partisine soruyorum: bu yasalar acil
çıkmalıysa, burada bir tohumculuk yasası var, komisyondan çıkış tarihi 2004,
iki yıldır neredeydi İktidar Partisi? Bu kadar acilse, niye bugüne kadar
çıkarmadı? O da yok. Peki; o zaman, bu olağanüstü toplantı hakkını, İktidar
Partisi suiistimal etmiştir, önce burada anlaşalım; ama, Meclisimiz, ilk defa,
belki cumhuriyet tarihinde ilk defa bir olay yaşıyor. Bir parti, benim 360’ın
üstünde sayım var, ben yasa tanımam, hukuk tanımam, hak tanımam, bildiğimi
yaparım diyor; bunu, ilk defa yaşıyoruz; bunu, birçok yasa oylamasında gördük.
Şimdi, bu olağanüstü toplantıyı da, benim çoğunluğum var, diğer partiler
istediği kadar önerge versin, nasılsa ben çoğunlukla geçiririm diyor ve bu
olağanüstü toplantıyı yapmış. Ama, ben isterdim ki, bu olağanüstü toplantıyı,
cumhuriyet tarihinde ilk defa olan, bir camideki linç olayını görüşmek için
yapalım. Ben isterdim ki, insanlar işsizlikten ağlarken, bu işsizlik konusunu
tartışalım. Ben isterdim ki, terör bu kadar can yakarken, şehit aileleri bu
kadar ortalıkta ağlarken, şu terör konusunu konuşalım. Ben isterdim ki, PKK’yı
muhatap yapma gayretindeki dış güçlerin “koordinatörlük” diye bir şey
uydurmasına karşı çıkalım. Bu koordinatörlükle PKK’yı muhatap aldığımızın acaba
farkında mı arkadaşlarımız?! Peki, bütün bunları görüşmedik, bu kadar önemli
konuları bir kenara attık, ne görüşüyoruz arkadaşlar? İşte burada 9 tane kanun.
Bu kanunların hangisi çok acil, hangisini şimdi görüşmezsek büyük problem
çıkar, ülkede çok sorun çıkar, isterseniz bir tartışalım. Bakalım. Değerli
arkadaşlar, İskân Kanunu, Tohumculuk Kanunu, Avrupa Sosyal Şartı; bunlar hep
2004-2005’te görüşülmüş. Yani, aciliyeti yok. Peki, o
zaman hep beraber, milletvekilleri, aynaya bakıp kendimize şu soruyu soralım:
Peki, biz niye toplandık? Bunu bana biri izah etsin. Aciliyeti
olan, ülkenin zararına olan, kıyamet kopan ne var da biz bugün toplandık?!
Geçen dönem Cumhuriyet Halk Partisi “terör can yakıyor, gelin toplanalım”
dediğinde reddettiniz. Peki, şimdi niye toplanıyorsunuz, ne var?! Bir şey var:
Avrupa Birliği emir verdi, o “tak” dedi, siz “şak” deyip yapıyorsunuz. Bu kadar
basittir arkadaşlar. Çünkü, zaten suçüstü yakalandınız.
Bakın, diyorsunuz ki: “Bu görüşülen yasalar Avrupa
Birliği uyum yasalarıdır.” Ha, tamam, zaten itiraf ediyorsunuz; Avrupa
Birliğine uyum için toplandık. Ama, bu gazi Meclis, bu kahraman Meclis, Avrupa
Birliği emretti diye toplanmamalıydı. Beni bu üzdü. Biz ülkemiz için
toplanmalıydık; halkımızın fındık sorununu çözmek için, narenciye sorununu
çözmek için toplanmalıydık. Biz burada dini istismar eden insanların önüne
engel olmak için, şu kutsal dini hak ettiği yere oturtmak için, bir şeyler
yapmak için toplanmalıydık. Biz bütün bunları bıraktık, Avrupa Birliği istedi
diye toplandık. Ben buna üzüntümü belirtiyorum, bir.
İki: Değerli arkadaşlar, yine İktidar Partisi, yine hakkı
suiistimal ederek buraya geldi, diyor ki: “Ben bu yasaları temel yasa olarak
görüşeceğim.” Değerli arkadaşlar, temel yasanın tarifini İçtüzük 91 yapmış. Sağ
olsun, iktidar grubu bunu da okumuyor. Bakın ne diyor İçtüzük 91: “Temel yasa demek, bir hukuk dalını
sistematik olarak bütünüyle değiştiren, genel ilkeler taşıyan yasa demektir.”
Var mı burada böyle bir şey?! Vakıflar Yasası mı bizim hukuk sistemimizi
düzeltecek?!
Peki Salih Bey, sen gene gül. Başka bir şey daha
söylüyorum: “Temel yasa demek, toplumsal yaşamın…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Devamını oku… Devamını oku…
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Devamı bu işte, okuyorum. Öyle
diyeceğini bildiğim için devamını da yazdım. “Temel yasa demek, toplumsal
yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendiren yasalar” diyor. Bu azınlık vakıfları mı
toplumumuzun büyük bir bölümünü ilgilendiriyor?! Demek ki siz, orada da hakkı
suiistimal ederek temel yasa olmayan yasaları temel yasa diye buraya getiriyorsunuz.
Bakın, iki defa hakkı suiistimal ettiniz.
Peki, şimdi bunun yanında üçüncü hakkın suiistimali var.
Değerli arkadaşlar, İçtüzüğümüz gece çalışmayı çok
istisnaî olarak düzenlemiştir. Yani bu Meclis gündüz çalışır, gece çalışmaz. Ne
zaman gece çalışır? Çok önemli yasalar olur, aciliyeti
olur, kamu menfaati olur gece-gündüz sabahlarız. Bunu vaktiyle çok yaptık, gene
yaparız; ama, burada soruyorum: Azınlıklar vakıflarına birtakım haklar
vereceğiz, misyoner okullarını açacağız diye burada geceleri niye sabahlayalım?
Bunun hakkaniyete uygun bir tarafı var mı? Bu da yok. Bu da üçüncü
suiistimaliniz. Üç kere saydığım hakkın suiistimalini yaparak bu İktidar Grubu
ne yapmaya çalışıyor? Biraz evvel Salih Kapusuz dedi
ki: “Şunu yapmaya çalışıyoruz: İlk defa beşinci yasama yılını yaşayan bir
Meclis olacaksınız” dedi. Öyle mi?
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Öyle.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Peki. İlk defa beşinci yasama
yılını yaşayan Meclis belki olacağız; ama, ben de şunu söylüyorum, sözlerimi
şöyle bitiriyorum: AKP Grubu da ilk defa yüzde 40’tan muhalefete düşen bir
parti olma şerefini yaşayacak.
Saygılar sunuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aksöz.
Önerinin aleyhinde söz isteyen İstanbul Milletvekili
Sayın Özdemir; buyurun.
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Anavatan Partisi Grubu Danışma Kurulu önerisi aleyhinde söz
almış bulunuyorum, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği müktesebatı
kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilen kanun tasarıları, Adalet
ve Kalkınma Partisinin Danışma Kurulunun Grup önerisi Türkiye Büyük Millet
Meclisine sunulmuştur. 1223 sıra sayılı İskân Kanunu Tasarısı, 1151 sıra sayılı
Özel Öğretim Kurumları Kanunu Tasarısı, 1193 sıra sayılı Meslekî Yeterlilik
Kurumu Kanunu Tasarısı, 662 sıra sayılı Tohumculuk Kanunu Tasarısının
görüşülmesini öngören Grup önerimiz, gerçekten, ülkemizin acilen yasalaştırmaya
gereksinim duyduğu kanun tasarılarından oluşmaktadır. Bu konuda Sayın Kapusuz açıklamalar yaptığı için ben fazla da vaktinizi
almak istemiyorum, fazla konuya girmeyeceğim.
ANAP Grup önerisine baktığımız da ise, çıkartılması AB
müktesebatınca öngörülen söz konusu kanun tasarılarının yasalaştırma sürecinin
çalışma saatleri açısından mümkün olamayacağı görülmektedir. Bu bakımdan, ANAP
Grup önerisine katılmamız mümkün değildir. ANAP Grubu önerisini doğru
bulmuyoruz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu olarak bu tasarıların
görüşmelerin bitimine kadar sürdürülmesi hususundaki niyetimiz de devam
etmektedir diyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özdemir.
Anavatan Partisi Grup önerisini oylarınıza sunuyorum:
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Karar yetersayısı…
BAŞKAN – Arayacağım Sayın Anadol.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… (AK Parti sıralarından “Var, var”
sesleri)
HALUK KOÇ (Samsun) – Olmadığı Moğolistan’dan da
görülüyor.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, niye acele ediyorsunuz
anlaşılmadı yani.
Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır, öneri
reddedilmiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır okutup oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulunun 19.09.2006 Salı günü (bugün) yaptığı
toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
İrfan
Gündüz
İstanbul
AK Parti Grup Başkanvekili
Öneri:
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler” kısmının 2 nci sırasında yer alan
1223 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 1 inci sırasına alınması,
Genel Kurulun çalışma saatlerinin; 19.09.2006 Salı günü
1223 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar, 20.09.2006
Çarşamba günü 1151 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar
ve 21.09.2006 Perşembe günü saat 14.00’te başlaması ve 1193 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar, 22.09.2006 Cuma günü saat 14.00’te
başlaması ve 662 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar
olması, 26.09.2006 Salı günü ise olağanüstü çağrı gündemindeki diğer işleri
görüşmek üzere saat 15.00’te toplanması,
1151 ve 1223 sıra sayılı kanun tasarılarının İçtüzüğün 91
inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki
cetveldeki şekliyle olması,
Önerilmiştir.
|
1223 Sıra Sayılı İskân Kanunu Tasarısı ve İskân
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/1352,
1/1209) |
|
BÖLÜMLER |
BÖLÜM MADDELERİ |
BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI |
|
1. BÖLÜM |
1 ilâ 24 üncü
Maddeler |
24 |
|
2. BÖLÜM |
25 ilâ 50 nci Maddeler (Geçici 1 ilâ 3
üncü maddeler dahil) |
29 |
|
|
TOPLAM MADDE
SAYISI: |
53 |
|
1151 SIRA SAYILI ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI KANUNU TASARISI VE SAMSUN
MİLLETVEKİLİ CEMAL YILMAZ DEMİR’İN ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI KANUNUNDA
DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ |
|
BÖLÜMLER |
MADDELER |
BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI |
|
1. BÖLÜM |
1 ilâ 10 uncu
Maddeler |
10 |
|
2. BÖLÜM |
11 ilâ 16 ncı Maddeler (Geçici 1 ilâ 4
üncü maddeler dahil) |
10 |
|
|
TOPLAM MADDE
SAYISI: |
20 |
BAŞKAN – AK Parti Grup önerisinin lehinde söz isteyen
İrfan Gündüz, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Gündüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; AK Parti Grubu önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum;
hepinize en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Sözlerime başlamadan önce, yeni eğitim öğretim yılının
da, hem burada okuyan öğrencilerimize, velilerine, aziz milletimize ve
ülkemizin geleceğine hayırlı katkılar sağlamasını diliyorum.
Bu olağanüstü toplantımızın da, yine, milletimizin için,
Meclisimiz için hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.
Değerli arkadaşlar, zaten adı üstünde olağanüstü toplantı
ve bu toplantıda, bir arkadaşımızın söylediği gibi, yani, hükümet Meclisi
olağanüstü toplantıya çağırmamıştır. Hükümet, böyle bir toplantının gerekli
olduğu konusunda Meclis Başkanlığımıza tavsiyede bulunmuş, Meclis Başkanlığımız
da, Grubun önerisini yerinde bularak, böyle bir toplantıyı gerçekleştirmiştir;
önce bunun vuzuha kavuşturulmasını istiyoruz.
Öbür taraftan, bir başka arkadaşımız, Avrupa Parlamentosu
Dışişleri Komisyonu raporu üzerinde yer alan iddialarla ilgili, Türkiye’den, ne
hükümetten ne partiden ne de gruptan yürekli hiçbir ses çıkmamıştır diye
eleştirisini dile getirdi. Konuyla ilgili yine en yürekli çıkışın, bizzat Sayın
Başbakanımızdan, Dışişleri Bakanımızdan geldiğini âlem duydu, dilerse bu
arkadaşımız basını takip etsin. O yüzden, burada, şunu da belirtmek istiyoruz
biz; gerçekten, Türkiye’nin önüne konulacak Avrupa Birliğine giden yolda bizim
diğer ülkelerden farklı ek şartlar ileri sürülerek, Türkiye’nin uzak ya da yakın vadedeki çıkarlarını engelleyecek hiçbir şarta
AK Parti olarak evet demeyiz.
YILMAZ KAYA (İzmir) – Bu yaptığınız ne?!
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla) – Biz, Avrupa Birliğini bir
medeniyet projesi olarak algılıyoruz ve Avrupa Birliği standardında bir
demokrasinin, Avrupa Birliği standardında bir düşünce özgürlüğünün, Avrupa
Birliği standardında bir ekonomik standardın, ekonomik refahın Türkiye’ye
taşınmasına milletimizin layık olduğuna inanıyoruz ve bu konuda da gayet samimî
bir şekilde adımlar atıyoruz.
Şimdi, yani, bunları hangi gerekçeyle olağanüstü toplantı
gündemine taşındı diyorlar. Ki, biz, geçen dönem gerçekten Meclis çok yoğun
çalıştı, hatta yorgun da düştük diyebiliriz; 1 Temmuzdan sarkalım dediğimizde,
o zaman yine muhalefet partilerimizin değerli grup başkanvekilleriyle
de görüşerek bir önceleme yaptık ve Meclisi 30 Haziranda 1 Temmuza sarkıtmadan
tatile sokma zaruretinden kaynaklanan bir gecikme oldu, bir tehir oldu. Ayrıca,
Avrupa parlamentoları tatile girmiş idi. Şu anda Avrupa parlamentoları
faaliyete geçtiler, açıldılar, komisyonlar çalışmalarına başladı. Dolayısıyla,
Avrupa Birliği ilerleme raporunun hazırlanma döneminden önce, geçmiş
hükümetlerin ve bizim Hükümetimizin, Avrupa Birliği dokuzuncu uyum paketinde
taahhüt ettiği yasaları çıkarmak zaruretinden kaynaklanan bir durumdan dolayı
olağanüstü Meclisimizi toplantıya çağırdık.
Şimdi, burada, yine, Avrupa parlamentolarındaki işleyiş
tarzına bakıldığı zaman, esasında bütün yasa tasarılarıyla ilgili her türlü
detay, her türlü ucu açık tartışmalar komisyonlarda yapılır ve Genel Kurula
geldiğinde çok kısa tanıtımlarla ancak tartışılır. Öyle zannediyorum ki, bizim,
Avrupa Birliğine giden trendde aslında Parlamentomuzun da çalışma takviminin,
çalışma sisteminin de Avrupa Birliğine akort edilmesi gerekir, onu da
önümüzdeki dönemlerde görürüz. Ama, burada, temel yasayla ilgili 7 tane gerekçe
göstermiş İçtüzük, 91 inci madde. Sadece bir maddeyi gerekçe göstererek bu
kanunu nasıl temel yasa yaparsınız diyorlar.
Bakın, ben, size… Anayasa Mahkemesinin 2003 tarih 38
sayılı kararında ne diyor? Kapsamlı yasal düzenlemelere ilişkin tasarı ve
tekliflerin, bir, madde sayılarının fazlalığı nedeniyle… Bu bir gerekçe. Bir
başka gerekçe, Genel Kurul çalışmalarının aksamadan yürütülebilmesi için; bir
de, özel görüşme ve oylama usulüne bağlı tutulmalarına gerek duyulabilir. Bir
defa, burada, bizim, bu 9 yasayı sırf 1 Ekimden önce çıkartmamız
gerekliliğinden dolayı olağanüstü toplanmışız. Dolayısıyla, bu yasaları, teker teker, eğer, normal prosedürde ele aldığımız takdirde ki,
bakın, bugün Meclisimiz saat 15 00’te açıldı -iki partimiz, yani, İktidar
Partisi Grubu olarak, biz, bir Danışma Kurulu teklifi verdik; ama, öbürleri de
verdiler- daha, biz, hâlâ, Genel Kurul gündemine gelemedik. Çok kısa bir kanun
diyoruz biz, Özel Öğretim Kurumları Kanunu, 20 madde. Bunu, bir defa, bir
haftada zor çıkartabiliriz normal şartlarda. O yüzden…
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) – Olabilir.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Ne aceleniz var?
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla) – Acelemiz, 1 Ekimden önce,
ilerleme raporundan önce bunların hayata geçirilmesi.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Dört yıldır neredeydiniz o zaman?
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla) - O yüzden, bakın, yine, İçtüzük
91 inci maddede… Sayın Uğur Aksöz dile getirdi
burada; o da, bir maddeyi ele aldı. Burada, kişisel veya toplumsal yaşamın
büyük bir bölümünü ilgilendiren -bu, bir madde, bir gerekçe, ama- kendi alanındaki
özel kanunların dayandığı temel kavramları gösteren, özel kanunlar arasında
uygulamada ahenk sağlayan, düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün ve maddeler
arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğu bulunan, önceki yasalaşma ve
evrelerinde de özel görüşme ve oylama usulüne bağlı tutulma gibi özellikleri
taşıyan kanunlar… Dolayısıyla, bütün bu gerekçeleri dikkate alarak, bizim
amacımız, aslında, muhalefet partilerimizi susturmak değil. Zaten
komisyonlarda, ister iktidar ister muhalefet, orada komisyon üyeleri nezdinde, alt komisyonlarda, üst komisyonlarda enine boyuna
bunların hepsi tartışıldı. Hatta, pek çoğu, belki de hükümetten geldiği
şekliyle değil, komisyondan çıktığı şekliyle buraya gelecek.
YILMAZ KAYA (İzmir) – Genel Kurulu kaldıralım o zaman!
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla) - Dolayısıyla, neticede, kararı,
Genel Kurul verecek; ama, eğer, temel kanun çıkarma hakkı Meclise verilmiş bir
haksa, bu hakkı suiistimal gibi değerlendirmenin doğru olmadığı kanaatini de
huzurlarınızda belirtmek istiyorum.
ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) - Nedir bu o zaman?
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla) - O yüzden, yine, 1 Ekim tarihi
itibariyle Meclisimiz resmen açılacak. Açılacak günden itibaren de Bu Meclis,
Türkiye'nin en sıcak problemlerini, her türlü, terör dahil, Güneydoğu
problemleri dahil, diğer problemler, ekonomik sıkıntılar dahil, cari açık
dahil, onların hepsini, buradan, iktidarıyla muhalefetiyle de gümbür gümbür dillendireceğiz, burada tartışacağız. O yüzden,
bunların hiç kimsesi olmasın… Bu arkadaşlarımızdan ve muhalefet partisine
mensup arkadaşlarımızdan da… Şimdiye kadar, Avrupa Birliğiyle ilgili tüm
reformlar, tüm yasal düzenlemeler iktidar ve muhalefet işbirliği içerisinde
geçti. Bize şimdiye kadar destek veren muhalefete de bu konuda teşekkür
ediyoruz.
Bu dönemde de, bu konuda da sizlerden destek bekliyor, bu
önerimizin kabul görmesini diliyor, hepinize en derin sevgi ve saygılarımı
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gündüz.
Önerinin aleyhinde söz isteyen Denizli Milletvekili Sayın
Ümmet Kandoğan; buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilini dinledik. İlk defa, bir Grup Başkanvekilinden, cari açığın Türkiye Büyük Millet
Meclisinde gümbür gümbür tartışılacağını duyuyoruz.
Bu da bir aşamadır Sayın Gündüz. Biz, iki yıldan beri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde cari açıkla ilgili o kadar çok konuşma yaptık, sizleri bu noktada o
kadar çok uyardık ki, maalesef, bizleri hiç dinlemediniz. Şimdi, ne zamanki,
cari açık geçmiş bir yıldan günümüze 30 milyar dolara ulaştı, ilk 7 aylık cari
açık 20,7 milyar dolar oldu, ayaklarınızın yere bastığını ilk defa görüyoruz ve
bu meselenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmasının ne kadar lüzumlu
olduğunu ilk defa bir Grup Başkanvekilinin de kabul
etmesinden dolayı ben kendilerine şükranlarımı sunmak istiyorum.
Türkiye’nin en önemli meselelerinin başında bu cari açık
meselesi gelmektedir. Niye cari açık meselesi gelmektedir; çünkü, gayri safî
millî hâsılanın yüzde 7’sine ulaşmıştır. Dünyada bu ikinci büyük oran Sayın
Gündüz; birinci İspanya yüzde 8,3, ikinci Türkiye yüzde 7.
Onun için, biz söylüyorduk inanmıyordunuz; ama, ilk defa IMF’den bu konuyla ilgili geçenlerde bir açıklama geldi.
IMF dedi ki: Artık cari açık Türkiye için risk olmaya başlamıştır. Tahmin
ediyorum, siz de, IMF’nin bu direktifinden ilham
alarak, cari açığın, artık, Türkiye’de bir risk oluşturmakta olduğunu görüp,
bunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesini istemeniz olumlu bir
gelişme.
Değerli milletvekilleri, yine, Sayın Gündüz 91 inci
maddeyi, İçtüzüğün 91 inci maddesini burada anlatmaya çalıştı. Ben de okudum
yerimden. Sadece özel öğretim kurumlarıyla ilgili olan temel kanunu orada
kişisel ve toplumun büyük çoğunluğunu ilgilendirene sokabilirsin kişisel olduğu
gibi; ama, onun dışında oradakilerin hiçbirini, bu meseleyi, özel öğretim
kanunlarının temel kanun olma meselesini orada sayılanlarla özdeşleştirmeniz
mümkün değil.
Niye?.. Diyorsunuz ki: 20 madde. Ee,
20 madde olunca biz bunu on günde görüşemeyiz. Ee
görüşemeyelim, ne olur?!
Özel öğretim kurumları sizin söylediğiniz gibi toplumun
çok büyük bir kesimini ilgilendiren bir kanunsa, öyle olacaksa, böyle bir
kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisinden tartışılmadan, görüşülmeden,
konuşulmadan, alelacele geçirmenizin altında yatan sebep ne?
Ben gerekçeyi de okudum. Gerekçe burada. Gerekçeyi
dikkatlice okuyun siz de. Yapılan, gerekçede söylenen, sadece 12 nci maddeye bir kılıf hazırlama gerekçesi. 12 nci madde ne; özel öğretim kurumlarına devam edecek
öğrencilere yapılacak olan devlet katkısı. Gerekçe burada, okuyun. Bütün
meseleniz, bütün gerekçede bahsedilen hususlar 12 nci
maddeyi geçirip hayata sokmak.
Biz, özel öğretim kurumlarına karşı değiliz, sayıları
çoğalsın, artsın; ama, elinizi vicdanınıza koyunuz Sayın Gündüz, bugün özel
öğretim kurumlarına öğrencilerini gönderen ailelerin maddî durumları nasıl,
kimler gönderiyor özel öğretim kurumlarına, kimler gönderiyor? Yüzde 99,9’u
Türkiye’de hayat seviyesi standardı, geliri çok yüksek aileler. Hayır, şimdi, o
1 000 YTL’yle eğer bu öğrenciler, fakir öğrenciler
gidebilecekse hayhay; ama, sizin yaptığınız şey, zaten zengin kesimin
öğrencilerini gönderdiği özel öğretim kurumlarına gidecek öğrencilere, zengin kesime
devletin katkısını, kaynağını aktarmak.
Türkiye’de 7 000’in üzerinde okulda birleştirilmiş sınıf
uygulaması var değerli milletvekilleri, 8 000’in üzerindeki okul ikili eğitim
ve öğretim yapıyor. Siz, devletin imkânlarını, katkılarını devlet okullarında
okuyan yüzde 98 öğrencinin lehine kullanmayıp, sadece belli bir hayat
standardına ulaşmış ailelerin çocuklarına bu kaynakları aktarmaya çalışır ve
bunun da Mecliste görüşülmesini, tartışılmasını engellerseniz, biz, bunun
yanlış olduğunu söyleriz.
Demin de söyledim, şimdi de söylüyorum, bu Özel Öğretim
Kurumları Kanunu Tasarısı mutlaka Sayın Cumhurbaşkanından geri dönecek olan bir
kanun tasarısıdır ve yine, Meclis, olağanüstü toplantı yapan bu Meclis, bu
kanunu boş yere görüşmüş olacaktır; çünkü, Sayın Cumhurbaşkanı, bununla ilgili,
biliyorsunuz, 2003 yılında 10 000 öğrenciyle ilgili buradan geçen bir kanunu
geri göndermiştir.
Şimdi, ombudsmanlık meselesi. O
zaman çıktım, kürsüden söyledim “yok, Anayasada bunun karşılığı yok” dedim.
“Önce Anayasada bir değişiklik yapmadan Kamu Denetçiliği Kanununu buradan
geçirirseniz yanlış yapmış olursunuz” dedim. Tutanaklarda var. Bazı
arkadaşlarımız itiraz ettiler oradan; ama, şimdi gelinen nokta, Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanunu yeniden görüşülmek üzere Sayın Cumhurbaşkanı
tarafından Meclise gönderildi. iddia ediyorsunuz, aynen geçireceksiniz ve sonu
ne olacağı belli olmayan bir hukuk süreci içerisine girilecek. Tıpkı ne gibi;
15 tane üniversitenin açılmasıyla ilgili kanunda olduğu gibi.
Değerli milletvekilleri, İskân Kanunu geliyor. İskân
Kanunu içerisinde TOKİ’ye görev veriyorsunuz, İskân
Kanununun içerisinde TOKİ’ye görev veriyorsunuz.
Ancak, buradan şunu söylemek istiyorum -geçenlerde de burada söyledim, Sayın
Bakan buradaydı, notlarını aldı, çok ciddî iddialarda bulundum; ama, bu
iddialarla ilgili gelip burada bir tek kelime söylenmedi- bakınız, TOKİ’yi İskân Kanunu içerisine yerleştirmeye çalışırken çok
dikkatli olmanız lazım. Bakınız, geçenlerde, Eskişehir’de, TOKİ’nin
yaptırdığı konutlarla ilgili olarak müteahhit ödeme güçlüğü içerisinde durunca,
iş tasfiye edildi. Rakamlara bakınız. Buradan bir iddiada bulunuyorum: İlk ihale, TOKİ’nin
Eskişehir’deki ihalesi kaça verilmişti? Tasfiye edildikten sonra ihale kaça
verildi? Bunun, gelin burada bunun hesabını verin.
TOKİ Başkanı o gün diyordu ki orada “canın cehenneme”
diyordu müteahhide. Aynen bu ifadeler basında ve televizyonda yer aldı. Bir
TOKİ Başkanı, iş yapan bir müteahhide “canın cehenneme” diyemez. Yanlışlıklar
olabilir, hatalar olabilir, kanunî müeyyideleri kullanabilirsiniz; ancak, bir
ihale tasfiye edildikten sonra ikinci ihalenin Eskişehir’de kaça verildiğinin
hesabını lütfen bütün milletvekilleri araştırsın.
Ben aynı iddiayı İzmir’le ilgili de yapmıştım. İzmir’de
feshedilen bir ihaleyle ilgili olarak, yine, orada, davetiye usulüyle, ihalenin
sahibinin ortağına eski fiyatların yaklaşık 4 trilyon lira üzerinde yeni
ihalenin verildiğini bu kürsüden söyledim. İhale tasfiye olmasına rağmen eski
müteahhidin İzmir’de o inşaatlara devam ettiği bütün belgelerle sabit. Siz bunu
nasıl yapabilirsiniz?! İhaleniz feshediliyor, tasfiye ediliyor; ama, aynı
müteahhit tasfiye edilen inşaatları yapmaya devam ediyor. Niçin yapıyor; çünkü,
o ihalenin bir şekilde kendilerine tekrar verileceğini bildiği için yapıyor.
Onun için, lütfen, bu kanunları, buraya getirirken, öyle alelacele temel kanun
esprisi içinde görüşelim, konuşalım, tartışalım, zamanımız ve süremiz yetmiyor
şekildeki ifadelerin arkasına sığınmanın yanlış olduğunu söylemek istiyorum.
Geliniz, bunları, burada tartışalım.
Şimdi, 2005 yılı enflasyonunu, siz yüzde 5 olarak ilan
ettiniz. Memurlara maaş, zam artışlarını yüzde 2.5 artı 2.5 yaptınız. Şimdi, ne
oldu; enflasyon yüzde 10’un üzerinde. Ne oldu, bugüne kadarki kamu
görevlilerinin alacaklarıyla ilgili ne yaptınız? Sayın Bakan da -biraz önce
buralardaydı- Maliye Bakanı ile Sayın Mehmet Ali Şahin anlaşamıyormuş. Ne
olacak, bu memurun günahı ne, kabahati ne? Siz, yüzde 5 enflasyon diyeceksiniz,
enflasyon yüzde 10 - 11 olacak. Önemli kalemlerde, kira artışlarında yüzde 21.5
enflasyon olacak, doğalgazda yüzde 25 olacak, gıda ürünlerinde daha fazla
olacak, memurun içerde yüzde 6 alacağını, bir şekilde gasp edeceksiniz. Memur,
öncelikle, bunların görüşülmesini, konuşulmasını, Mecliste tartışılmasını
istiyor.
O nedenle, değerli milletvekilleri, Meclis olağanüstü
toplantı yapmışken, geliniz, bu temel kanun meselesini yeniden gözden
geçirelim. Bunların içerisinde çok önemli olan kanunlar vardır…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, lütfen
toparlar mısınız; buyurun:
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Toparlıyorum.
Bunların mutlaka Türkiye Büyük Millet Meclisinde
teferruatlı bir şekilde tartışılması gerektiği inancındayım. Özellikle, Özel
Öğretim Kurumları Kanun Tasarısı ile diğer ombudsmanlık
meselesinin yeniden gözden geçirilmesini, bu şekliyle Meclisten geçerse, Kamu
Denetçiliği Kanununun uygulama şansının olamayacağını bir kez daha ifade
ediyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği İnsan Hakları Komisyonu Başkan ve üyeleri,
Meclisimiz İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sayın Mehmet Elkatmış
ile birlikte Yüce Meclisimize teşrif etmişlerdir. Kendilerine Yüce Meclisimiz
adına hoşgeldiniz diyorum. (Alkışlar)
Önerinin aleyhinde söz isteyen İbrahim Özdoğan, Erzurum Milletvekili; buyurun Sayın Özdoğan. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yüce Heyetinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Konuya geçmeden
önce, dün, yeni öğretim yılı başladı; bu vesileyle, öğrencilerimize başarılar
diler ve sevgili öğretmenlerimize de ayriyeten başarı
dilerken, en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum ve ayrıca, önümüzdeki pazar
günü idrak edeceğimiz Ramazanı Şerif münasebetiyle, bu Ramazanın, aziz
milletimize ve Müslüman âlemine hayırlara vesile olmasını da Cenabı Allah’tan
niyaz ediyorum.
Ayrıca, bu vesileyle, bir hissiyatımı da dile getirmek
istiyorum. Papa’nın, Yüce Peygamberimiz Hazreti Muhammed aleyhinde ve yüce
İslam Dini aleyhinde konuşmalarından dolayı, kendisini, en şiddetli şekilde
kınamak istiyorum buradan. Bir Papa’ya bunun yakışmayacağını da buradan
belirtmek istiyorum; çünkü, bütün dünya âlem biliyor ki, İslam demek barış
demektir; dolayısıyla, İslam barış dinidir ve 1 400-1 500 senedir dünyaya barış
iklimini getiren de Yüce İslam dinidir.
Değerli arkadaşlarım, Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi
olağanüstü toplanmış bulunuyor; acaba, neden olağanüstü toplanıyor? Biraz önce
burada konuşan AK Parti Grup Başkanvekili Sayın Prof.
Dr. İrfan Gündüz, geçen yasama yılında Meclisin çok iyi çalıştığından
bahsettiler.
Değerli arkadaşlar, siz buna katılıyor musunuz? (AK Parti
sıralarından “Katılıyoruz” sesleri) Cumhuriyet Halk Partililere soruyorum,
bizim Grup da biliyor; sık sık yoklama istemedik mi,
sık sık karar yetersayısı istemedik mi?! Maalesef, AK
Parti Grubu, yorgun düştüğü için ve belki şahsî işlerini takip ettikleri için,
Meclisin boşu boşuna zamanını ziyan etmişlerdir. Bir meclisin 1 günlük
çalışmasının ne kadara mal olduğunu biliyor musunuz değerli arkadaşlar?
Değerli arkadaşlar, haramdır, günahtır. İnşallah, bu
önümüzdeki yasama yılında, bu halinizi terk edersiniz. Zaten, millet bu
halinizi biliyor. Yaz tatili münasebetiyle, bütün arkadaşlarımız, elbette ki,
bizler de…
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Su mu dökülecek?!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Su aydınlıktır, dolayısıyla…
Su aydınlıktır.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) – Cihazlar bozulur.
BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…
Sayın Özdoğan, lütfen sakin
olun; buyurun.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
Milletimize aktardık. Şimdi, temel yasa olarak
getiriyorsunuz. Yani, şimdi, bakıyoruz İskan Yasası kaç madde; 50, 3 ‘de geçici madde 53 madde.
Değerli arkadaşlar, bunu 2 bölümde görüşüyorsunuz. Şimdi, Meclisimizdeki bu
yazıya baktığımız zaman “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyoruz;
fakat, siz bu maddelerin içeriğini ve onların belki aleyhinde belki lehinde
konuşacak sayın milletvekillerinin görüşlerinden kaçırıyorsunuz.
Demokrasi tarihimize baktığımız zaman, bu Hükümet
döneminde Meclise yapılan baskı, hiçbir dönemde olmamıştır değerli arkadaşlar.
Bunu, sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunun hesabı, millet nezdinde,
sandık nezdinde mutlaka bir gün sorulacaktır.
Milletimizi, aziz ve arif olan milletimizi gafil addetmeyiniz. Yani, Meclis, bu
yüzden dolayı çalışmadı.
Değerli arkadaşlar, Anavatan Partisi olarak, biz, Avrupa
Birliğine girmeyi, özellikle şiddetle istiyoruz. Avrupa Birliği nezdindeki çalışmaların en üst noktada olduğu dönem de,
Anavatan Partisi iktidarı dönemidir. Fakat, Avrupa Birliğine girerken, devlet
ve millet olarak şahsiyetimizden, birliğimizden ve millî onurumuzdan, asla ve
katiyetle taviz vermemeliyiz. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, artık, Avrupa Birliği, maalesef,
Türkiye için çizgiden çıkma noktasına gelmiştir. Bizden, geçmişin olmadık
hesaplarını soruyorlar, sözde Ermeni soykırımını tanıyacaksınız diyorlar.
Avrupa Birliği, çok özür diliyorum, Avrupa Birliği benim pabucumun altına
anlatsın bunu; çünkü, Ermeniler benim dedemi şehit etmişlerdir, bir Erzurumlu
olarak bunu söylüyorum; bunlar yalandır.
Geçen gün televizyonda bir program izliyorum. Bir sayın
profesör diyor ki: “Belki, birkaç ay önce, grip nedeniyle tavukları da telef
ettik, tavukların katliamını da sorarlar.” Ben de katılıyorum değerli
arkadaşlar. Onurumuzla oynatmayalım değerli arkadaşlar; Hükümetten biz bunu istiyoruz.
Bir duygumu daha belirtmek istiyorum. Hükümetin, aslında,
kanaatimce, Avrupa Birliğine girmek gibi bir kaygısı yok, her şeyi Hükümetin
varlığı ve devam etmesi için yapıyor. Yani, Avrupa Birliği için milletin,
millet yok sayılıyor; ama, Hükümetin devamı önplanda
tutuluyor. Millet ne durumda değerli arkadaşlar; millet perişan durumda. Köylü
perişan, esnaf perişan, memur perişan, işsizler ordusu başını almış yürüyor.
İşsizliğe çare getirdiniz mi değerli arkadaşlar, Sayın Hükümet; sayısı azaldı
mı, arttı mı size soruyorum.
İktidara gelmeden önce, Sayın Başbakan, seçim
meydanlarında “üç yıla kadar benden bir şey istemeyin, üçüncü yılın sonunda
cebinize yavaş yavaş bir şeylerin girdiğini
göreceksiniz” diyorlardı. Bugün dördüncü yılın sonuna geldik, cebimize bir şey
girdi mi değerli arkadaşlar?!
Bu sözümü aziz milletimle de paylaşmak istiyorum. Ey aziz
milletim, cebinize ne girdi?! Korkunuzdan elinizi cebinize sokamıyorsunuz;
çünkü, cebinizden bir şeyler eksildi, bir şey girmedi. Akrep var diye, akrep var
korkusuyla elinizi cebinize haklı olarak sokamıyorsunuz; milletimiz bunu
görüyor.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) – Maliye Bakanının eli var
cebimizde!
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – AK Partinin eli var!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, AK Parti
Grup Başkanvekili Sayın Salih Kapusuz,
maalesef, yine, Hükümetin genel tavrı mucibince, timsah gözyaşları burada
döktüler ve 28 Şubat sürecinde meslek liselerine büyük darbe vurulduğu ve bu
meselenin önünün alınmadığı söyleniyor. Zannediyorum ki, Sayın Kapusuz, artık önümüzdeki 2007 Ekim mi olur, eylül mü,
kasım mı, seçim olacak, yavaş yavaş bu mesele
pişirilmeye çalışılıyor. Allahınızı severseniz, AK
Parti Grubu olarak, milletimiz size büyük destek verdi, Anayasayı değiştirecek
büyük çoğunluk verdi; bugüne kadar bunu neden halletmediniz?!
ŞÜKRÜ ÜNAL(Osmaniye) – Zatıâlinizi de seçti gönderdi
buraya.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Neden halletmediniz bugüne
kadar bunu?! Dinî değerleri kullanmayın değerli arkadaşlar; en büyük günah,
dinî değerleri kullanmaktır.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Ya sen
seçilip geldin AK Partiyle beraber.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Ben de geldim; evet, evet…
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Dinî değerleri mi kullandın?!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Sizlere maalesef derdimizi
anlatamadık. AK Partiden ayrılmamızın önemli nedenlerinden birisi de verdiğiniz
sözlerde durmadığınız içindir; bir nedeni de budur değerli arkadaşlar.
Burada, timsah gözyaşları dökmeye hakkınız yoktur, büyük
çoğunluğunuz vardır; gelin, bu özgürlük meselelerini halledelim. Anavatan Partisi
Grubu olarak da, biz, destek vermeye hazırız; birazcık eksiğiniz var, bizimle
tamamlanıyor; sizlere bu konuda hodri meydan diyoruz, destek veriyoruz,
hepinizi en derin saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özdoğan.
Önerinin lehinde söz isteyen, Ankara Milletvekili Sayın
Salih Kapusuz; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
AK Parti Grubunun önerisiyle ilgili değerli milletvekili
arkadaşlarımız birtakım değerlendirmeleri yaparken, aslında, gündemi ve
konuştuğumuz önergeyi değil, bunun dışındaki bütün konuşulacak konuları,
Türkiye’nin ne kadar problemi varsa bunlarla ilgili açıklamaları, burada, bu
vesileyle ifade ettiler. Her şeyden önce, bütün konuşmacılar için
söylemeyeceğim; ama, bazı arkadaşlarımızın birtakım açıklamalarını, doğrudan,
yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, bu Meclis, ya olağan toplantıyla çalışır veyahut da olağandışı; yani,
olağanüstü toplantı. Olağanüstü toplantı demek, ülkede savaş var, olağanüstü
şartlar var, istenmeyen gelişmeler var gibi bir anlayışla toplanmak demek
değildir. Normal tatil ve ara verme süreci içerisinde, Meclis, herhangi bir
konuda yasama görevi yapacaksa, toplanma ihtiyacını duyarsa, böyle bir toplantının adına “olağanüstü toplantı”
denilir. Bunu arkadaşlarımız biliyorlar; ama, takdimleri, üzülerek ifade edelim
ki, hiç böyle olmadı.
Değerli arkadaşlar, biraz önce söyledim, bir kez daha
ifade ediyorum. Toplantı gündemi belli, zaten, çağrı yapılan husus, 9 tane
yasanın burada görüşülmesiyle alakalı.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Onlar yetersiz diyoruz…
Başkaları gelsin yerine diyoruz… Terör gelsin…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Burada… Sayın Başkan, bakınız,
olağanüstü toplantı çağırma yetkisi Cumhuriyet Halk Partisinin de
yetkisindedir; siz de yapabilirdiniz…
ENGİN ALTAY (Sinop) – Gelmiyorsunuz…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Eğer, siz, böyle bir toplantı
talep ettiniz de, o konuları buraya getirdiniz mi?!.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Terörü getirdik; gelmediniz!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Ha, getirmediyseniz…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Geçen sene terörü getirdik;
gelmediniz!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bakınız, sayın vekilim, sayın
başkanım…
ENGİN ALTAY (Sinop) – Şu direğin arkasında
saklanıyordunuz ya Salih Bey!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Size, konuşmak için söylemiyorum; ama, eğer, böyle bir şeye ihtiyaç
duydunuz mu, getirdiniz mi?! Getirmediğinize göre…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Terörü getirdik…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
…bizim getirdiğimiz konuları tartışıyoruz.
ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) – Biz getirdik; siz, gelmediniz…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Demek ki, bu da sınırlı
olduğuna göre, bunu değiştirmek mümkün değil. Diyorsunuz ki -evet, doğru bir
şey söylüyorsunuz- Avrupa Birliği, ulusal bir devlet projesi, hükümetlerin de
üzerinde. Geçmişteki hükümetler de, bugünkü hükümetler de, bu istikamette
çalışmalarını sürdürüyor, gayretlerini devam ettiriyor. Bunu söylerken, Avrupa
Birliğini değil de terörü konuşalım… Değerli arkadaşlar, terörü konuşalım
deyip, tekrar edip duruyorsunuz. Terörle ilgili bir projeniz var mı?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Var… Var…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Niye söylemiyorsunuz?!.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Müzakereye açın, söyleyelim…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Yoksa… Ha, geçmişte bir anlayış
vardı, hatırladım şimdi!..
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Meclis gündemine getirin…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
…yani, söyleyelim de, kopya mı çekelim!..
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yok, yok…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Böyle bir şey mi demek
istiyorsunuz?!.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Toplanalım…
SALİH KAPUSUZ (Devamla)- Değerli arkadaşlar, bakınız,
bazı konular var ki, bu, polemik konusu olamaz, siyaset üstü düşünülmesi lazım.
Birlik, beraberlik, terör, şehitlik gibi temel kavramlar, bu memleketin
günübirlik siyasetinin üzerinde değerlendirilecek, saygı duyulacak, varsa en
ufak bir katkınız vermeye hazır olacağınız ve vermek mecburiyetinde olduğunuz
temel konulardır.
ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) – Terörden rahatsız olmuyor
musunuz Sayın Kapusuz?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Eğer siz, bunu, sadece bir
toplantı vesilesiyle sürekli konuşur konuşur da bir
şey yapmazsanız, o zaman, size bazı sualleri sormak durumunda kalırım; ancak,
değerli arkadaşlar…
YILMAZ KAYA (İzmir) – Nerede konuşacağız, kahvede mi?!.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız,
bir diğer hususu daha ifade edeceğim: Bir arkadaşımız bir siyasî iktidarın
meşruiyet konusunu yabancılarda, Avrupa Birliğinde aradı. AK Parti olarak, bir
milletvekili olarak, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ifade ediyorum
ki, bir iktidarın meşruiyeti millettir. AK Partinin meşruiyeti de Türk
Milletidir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bir başkasıyla biz bunu
tartışmayız, konuşmayız, aramayız, ama, değil mi ki, bu ülkenin, bu milletin,
bu devletin çıkarı varsa, herkesle, en ileri seviyedeki düşmanlarımızla bile,
çıkarımız lehine görüşmeyi, konuşmayı ve ilişkiyi devam ettiririz. Orada da aslolan, ülkemizin çıkarıdır. Onun için, biz, birilerinin
anladığı manada, meşruiyetin kaynağını zinde çevrelerde, yabancı güçlerde,
yabancı sermayede falan arayacak kadar hiçbir zaman küçülmedik!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Ayağını yerden kaldırıyor
musun?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Böyle düşünenler, aynaya
bakmaları lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Ayağını yerden kaldır da
söyle!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir diğer
husus daha ifade edilecek burada zannedersem. Şimdi, Avrupa Parlamentosu… Avrupa
Parlamentosu, siyasî yaptırımı olmayan ve gruplar arasında da mutabakat
sağlayamayan, birçok şeyin konuşulduğu, tartışıldığı, sonra da raflara havale
edilen bir çalışma sistematiğinde çalışır. Bakarsınız, Avrupa Birliğinde
Yeşiller Grubu vardır, bazı konularda ittifak eder; Hıristiyan Demokratlar
vardır, ikiye-üçe bölünür; bakarsınız, başka bir sosyaldemokrat
grup bir konuda farklı düşünür. Onun için, Avrupa Parlamentosunda ne olmuş;
evet, bir raportör Türkiye raporu hazırlamış. Hazırladığı rapor da, doğrusu,
kendisine yakışır bir rapor; bizim tasvip etmemiz mümkün değil; ancak, bu, ne
yapılacak; 26 Eylüldeki toplantıda, o raportörün komisyondaki konuşulan raporu
Genel Kurulda konuşulacak. Diyelim ki, bizim arkadaşlarımız, İktidar ve
muhalefete mensup milletvekillerimiz orada
görevliler, bütün temaslarını, irtibatlarını şimdiden devam ettiriyorlar, bu
yanlışları düzeltmeye kalkıyorlar, çalışıyorlar. Peki, düzelmedi; ne oldu; öyle
bir karar alıp şuraya koydular; ne anlamı var; Türk Milleti için Türk devleti
için hiçbir anlam ifade etmez. Bu konuda da biz devlet olarak, milletvekilleri
olarak, Meclis olarak ne yapıyoruz; her türlü tepkimizi en üst düzeyde vermeye
çalışıyoruz. Elbette bu konularla ilgili olarak… Sözde soykırımlar yıllardan
beri burada tartışılır; ama, bizim kabul etmemiz, böyle olmayan bir şeyi kabul
etmemiz mümkün mü; ama, bakıyorsunuz, işte, bunların içerisinden Liberaller
farklı bir tavır sergiliyor, Yeşiller başka bir şey söylüyor, Hıristiyan
Demokratlar daha başka bir şey söylüyor. Bu kadar farklı şeylerin konuşulduğu
bir platformu, eğer bizim için verilmiş bir karar, mecbur olduğumuz bir husus
gibi görürsek çok yanlış bir şey yapmış oluruz. Böyle bir şeyin bizim nezdimizde, Meclisimizin ve milletimizin nezdinde, Türk Milletinin nezdinde
hiçbir kıymeti harbiyesi yok; olmayan bir şeyi bizden
kimse isteyemez; bunu şiddetle de reddediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, elbette Avrupa Birliğiyle ilgili
olarak hayat devam ediyor, süreç de devam ediyor. Böyle bir şey devam ederken,
ilave talepler gelirse, geliyormuş da… Neymiş o, işte soykırım meselesi ek bir
siyasî talepmiş; kabul eden kim?! Bu millet kabul eder mi; bu Meclis kabul eder
mi; bu Hükümet kabul eder mi; elbette kabul etmez; etmeyeceğimizi Başbakan
olarak en üst düzeyde ifade etti. Sizin bizden bir talebinizin yerine gelmesini
istemiş olmanız, bizim bunu yerine getireceğimiz anlamına elbette gelmez ve
böyle bir şey de yoktur. Bir insanın aklından şüphe etmek lazım. Evet, böyle
bir şeyin kabulü, bu milletin hiçbir vatandaşı tarafından… Efendim, Ermeni
soykırımıymış; buyurun, tarihçilere bırakın, arşivleri açın, onların vereceği
karara herkes şahit olsun dedik. Bu cesareti gösteremeyenler kapalı kapılar
arkasında birtakım girişimlerde bulunuyormuş; kendi meseleleridir diye
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, temel yasa konusunda arkadaşlarımızın
beyanlarına üzüldüm doğrusu. Bu beyanlarını bu İçtüzük değişikliği yapılırken
söylediler. Yetmedi, Anayasa Mahkemesine götürdüler, Anayasa Mahkemesi de bir
karar verdi.
İçtüzüğün açık hükmü ortadayken -Anayasa Mahkemesinin
kararı da açık- herkes tarafından biliniyor olmasına rağmen, hâlâ İçtüzüğü siz
başka amaçlarla kullanabilirsiniz, bu amaçlar için kullanılabilir demek ne
anlama gelir değerli arkadaşlarım.
Şunu unutmayın ki bu Meclisi töhmet altında bırakmayın,
milletvekillerini, şahsiyet olarak, kurumsal olarak, yıpratmayın; her bir
değerli milletvekili arkadaşım, Meclisi de, gündemi de, bilmesi gerekli olan
hususları da biliyor. Zaten bu Meclisin aleyhinde konuşan, yazan, çizen bir çok
rakipleriniz, muhataplarınız var; yetmedi, içeriden, bir de siz, haksız yere
kendi kendinizi böyle bir töhmetle karşı karşıya bırakırsanız, bu da doğru
olmaz kanaatini taşıyorum.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – İnşallah bir dahaki dönem de
söylersiniz bunları!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Bir diğer husus, değerli
milletvekili arkadaşlarım, şu Vakıflar Yasasına değinmek istiyorum.
İstirham ediyorum ya, şu
Vakıflar Yasası yaklaşık 100 maddelik bir kanun. Bildiğiniz gibi, bizim Medeni
Kanunumuzun yürürlüğe girdiği tarihle birlikte dördüncü çeşit vakıf oldu.
Biliyorsunuz, mazbut vakıflar.
Mazbut vakıflar nedir; vakıf zamanında görev yapmış; ama,
onu kuran ve yaşatan aileden hayatta hiçbir kimse kalmamış. Bu vakıflar
görevlerini, mal ve mülklerini idare edecek. Kim yapacak bunu; Vakıflar Genel
Müdürlüğü. Kaç tane bu vakıf; 41 550 tane vakıf ve onların eserleri ve
faaliyetleri. Bu görev Vakıflar Genel Müdürlüğüne aittir. Öncelikle bu vakıflar
için bu yasaya ihtiyaç var. Kendi vakfımıza sahip çıkmaya mecburuz.
İkinci olarak mülhak vakıflar. Şu anda yöneticileri var;
ama, bunların da birtakım ihtiyaçları var. Bu konuda da 300 adet mülhak vakıf
bulunuyor.
Diğer taraftan, cemaat vakıfları var. Bu cemaat
vakıflarının da toplam sayısı 161 tane.
Bir de yeni vakıflar; yani, Türk Medeni Kanununun
kabulüyle başlayan 4 450 tane vakıf var.
Değerli arkadaşlar, bu kadar çok vakfın içerisinde,
sadece…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, lütfen
toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – … cemaat vakıflarıyla ilgili
konuyu öne çıkarmak, bizim yurt içinde ve yurt dışında birçok vakıflarımız -ki,
biraz önce, rakamsal olarak sayılarını da verdim- biliyorsunuz, Osmanlı
döneminde, birkaç görevin haricinde bütün hizmetler vakıflar kanalıyla
yapılırdı. Dış güvenlik, içişleri ve adaletin dışındaki bütün görevler vakıflar
eliyle yapılırdı. Dolayısıyla, Osmanlı sonrası cumhuriyet döneminde bu görev
ise kime verildi; Vakıflar Genel Müdürlüğüne verildi. Güncel olarak, Medenî
Kanunun kabulüyle birlikte, son kurulan vakıflarla birlikte bütün vakıfların
amacı, hayırdır, yardımdır ve bu alanda gayret sarf etmek, sosyal etkinliklerde
bulunmaktır.
Böyle bir kanunla ilgili olarak düzenlemeyi temel bir
düzenleme olarak yapmak, bununla ilgili bu çalışmaları kendi vakıflarımıza
sahip çıkmak için yapmak ne zamandan beri garipsenir oldu ben bunu anlayamadım
doğrusu!..
O konularda da arkadaşlarımız komisyon görüşmeleri
sırasında düşüncelerini, fikirlerini, katkılarını verirler; biz de ona göre,
arkadaşlarımızın fikirlerinden istifade etmeye çalışırız.
Son söz şunu söylüyorum:
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Lütfen, Sayın Kapusuz…
SALİH KAPUSUZ (Devamla)- Tamam Sayın Başkanım.
BAŞKAN- Teşekkür için Sayın Kapusuz,
lütfen…
SALİH KAPUSUZ (Devamla)- Evet, ben de teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
550 000 öğrenci için özel öğretim kurumlarında kapasite
var. Şu anda 250 000 kişilik kapasite kullanılıyor ve yaklaşık 300 000 kapasite
açık. Bu, bir millî servettir. Biz, şayet
250 000…
K. KEMAL ANADOL (İzmir)- Bize diyor “her şeyi konuşuyor.”
Her şeyi konuşuyor!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla)- … 250 000 öğrencimizi bu özel
okullar okutmamış olsaydı, devlet olarak okutacaktık.
BAŞKAN- Sayın Kapusuz, lütfen…
ENGİN ALTAY (Sinop)- Boş kontenjanlar ne olacak, boş
kontenjanlar?.. Boş kontenjanlar millî
servet değil mi?
SALİH KAPUSUZ (Devamla)- Bizim hiçbir… Bu konudaki
katkıları da, tasarıda gözüken katkıları da çıkarıyoruz önergemizle.
Dolayısıyla, özel okullarla ilgili olarak o endişe duyduğunuz, destek veriliyor
gibi iddialarınız ortadan çıkarılmış oluyor.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)- Niye getirmediniz?..
SALİH KAPUSUZ (Devamla)- Ben, AK Parti Grubunun
önerisinin desteklenmesinin yararlı olacağını düşünüyor, doğru bir karar
olduğunu ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Kapusuz.
HALUK KOÇ (Samsun)- Sayın Başkan, bir ufak yanlış
açıklama oldu. Müsaade ederseniz, 69’a göre yerimden kısa bir açıklama yapmak
istiyorum.
BAŞKAN- Sayın Koç, lütfen… Böyle bir usulümüz yok Sayın
Koç; Lütfen…
HALUK KOÇ (Samsun)- Ben, yerimden kısa bir açıklama
yapmak istiyorum:
Avrupa Birliği müzakere çerçeve belgesinde, Avrupa
Parlamentosu kararlarının Türkiye için hukukî bağlayıcılığı vardır. Bir
paragraf içerisinde bu nettir. Sayın Kapusuz böyle
bir şey olmadığını ifade ediyor.
BAŞKAN –
Sözleriniz tutanaklara geçilmiştir Sayın Koç,
teşekkür ediyorum.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
alınan karar gereğince, 1151 sıra sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu Tasarısı
ve Samsun Milletvekili Cemal Yılmaz Demir’in, Özel Öğretim Kurumları Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile 1223 sıra sayılı İskân Kanunu
Tasarısı ve İskân Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı,
İçtüzüğün 91 inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülecektir.
Bu tasarıların
her bir maddesi için, milletvekillerinin talebi üzerine söz kaydı yapılmıştır;
ancak, alınan karar gereğince, tasarılar bölümler halinde görüşüleceğinden,
daha önce maddeler üzerinde alınan sözler işleme konulmayacaktır. Tasarıların
bölümleri üzerinde şahısları adına söz isteyen milletvekillerine istem sırasına
göre söz verilecektir.
Bilgilerinize
sunulmuştur.
Sayın
milletvekilleri, birleşime 15 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.19
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.39
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 125 inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Çalışmalarımıza
devam edeceğiz.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grup Başkanvekilleri Sayın Kemal Anadol ve Sayın Koç’un usul tartışmasıyla ilgili dilekçeleri var.
Ne için usul tartışması istiyorsunuz Sayın Anadol; buyurun, yerinizden…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkanım, değerli
arkadaşlar; talebimiz şu: Şimdiye kadar normal prosedür içinde 87 nci maddeye göre görüşülecek varsayımıyla Divana,
Başkanlığa birtakım önergeler ve söz sıraları verilmiştir. Malum, 87 nci maddeye göre en fazla 7 önerge verilebiliyor. 91 inci
madde uygulanmasına karar verildi; yani, temel yasa hükmüne tabi oluyor artık
bu görüşmeler. Öyle olunca, 87 nci maddenin koşulları
ortadan kalkmış oluyor; yani, yapılan bütün müracaatlar, eski tabirle, keenlemyekündür, yoktur. 91 inci madde kabul edildiğine
göre, yeniden Divanınıza başvuruların olması lazım, yeniden söz sırası
taleplerinin olması lazım. Önergeler de 2’ye indiğine göre; 87’ye göre 7 önerge
verilebiliyor, 91’e göre 2 önerge verilebiliyor; dolayısıyla, sıfırlanmıştır…
BAŞKAN – Sayın Anadol, Tüzüğün
63 üncü maddesine göre usul tartışması açıyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Anadol.
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, 2 nci
olarak da, aleyhte ben konuşmak istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Koç, lütfen dilekçenizi gönderin.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Sayın Başkan, mademki arkadaşlar
aleyhinde söz istiyorlar, ben de tutumunuzun lehinde söz istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Anadol.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, uygulamanız nasıl
olacak; ona göre konuşacağım…
BAŞKAN – Sizin talebiniz lehte mi aleyhte mi?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Benim talebim, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak talebimiz şu: Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şimdi,
İçtüzük -deminden beri tartıştığımız- bir temel yasa ihdas etti, Aralık
2005’ten itibaren uygulanıyor. Malumunuz…
BAŞKAN – Sayın Anadol, önce,
lehinde mi aleyhinde mi söz istiyorsunuz; onu belirleyelim; söz vereceğim…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Efendim, eski işlemlerinizi
devam ettirecekseniz tutumunuzun aleyhinde konuşuyorum. Yok…
BAŞKAN –Buyurun Sayın Anadol,
aleyhte ise buyurun.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) – 91 inci maddeye göre, madde
üzerinde müzakere yok, bölüm üzerinde müzakere var. Ne demiş 91 inci madde:
“Her bölüm üzerinde ancak 2 önerge verilebilir, Anayasaya aykırılık iddiaları
dahil.” Yani, bizim, iki bölüm olduğuna göre yasa, birinci bölüme 2 önerge
verme hakkımız var -tüm Meclisin üyelerinin- ikinci bölüm üzerinde de 2 önerge
verme hakkımız var. Oysa, Meclis karar vermediği için buna –şimdi karar verecek, daha evvel karar
veremez, toplanmadan evvel- 87 nci madde uygulanacak.
Normal, olağan yasa müzakeresi -tasarı ve tekliflerin normal müzakeresini
düzenliyor 87 nci madde- olacak diye, daha çok
İktidar Grubundan arkadaşlar, önergelerini vermişler ve sıraları kapatmışlar.
Ne oluyor o zaman; 7 tane madde başına önerge verilmiş oluyor; yani, her madde
üzerinde milletvekillerinin toplam 7 önerge verme hakları var. Bu haklarını
kullanmışlar ve daha Meclis müzakereye başlamadan sırayı kapatmışlar.
Şimdi, ne oldu; 87 nci madde
kalktı, 87 nci maddenin yerine 91 inci madde
uygulaması geldi, yeni bir durum ortaya çıktı. Şimdi, siz, 91 inci maddeyi 87 nci madde uygulamalarıyla müzakere ettiremezsiniz;
ettirirseniz, İçtüzüğe aykırı olur. 87 nci maddenin
düzenlediği olay, normal tasarı ve tekliflerin, yani temel yasa kapsamı dışında
olan tekliflerin ve tasarıların müzakeresine aittir; onu düzenliyor 87 nci madde. 91 inci madde ise, başka koşulları getirmiş.
Siz, 87 nci maddeyi temel yasanın müzakeresinde
uygularsanız, çok yanlış bir uygulama olur ve gerçekten, siyasî olarak da şöyle
bir durum ortaya çıkar: İktidar Grubu, hem temel yasa getirerek, madde madde,
deminden beri Danışma Kurulu önerileri üzerinde tartıştığımız gibi, çok önemli
çekincelerimiz olan maddelerin tartışılmasını Meclisin elinden alıyorsunuz -o
yetmiyor- temel yasayı oy çoğunluğunuzla kabul ettiriyorsunuz, ondan sonra da
bizim önerge verme hakkımızı gasp etmiş oluyorsunuz. O zaman, bu normal bir
müzakere değil. Bu -çok özür diliyorum Yüce Meclisten- “hasan almaz, basan
alır” mantığıdır. Bunun başka türlü izahı yoktur. Yani, o 7 önergeden 2’sini
işleme koyacaksınız ve bizim önergelerimizi dikkate almayacaksınız.
Dolayısıyla, ben, Başkanlığa, tutumuna katılmadığımı ve doğru işlem yapması
yolunda uyarıda bulunmayı bir görev saydım.
Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Anadol.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Önerge hortumcusu olursunuz.
BAŞKAN – Aleyhte söz isteyen Haluk Koç Samsun
Milletvekili.
Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum, bu
usul tartışmasını açtığınız için teşekkür ediyorum; çünkü, bunu, gerçekten,
bütün gerekçelerini ortaya koyarak, lehinde ve aleyhindeki görüşleri burada
ifade etmek zorundayız.
Bizim görüşümüz şu değerli arkadaşlarım: Şimdi, bakın,
kanun teklif ve tasarılarının görüşülmesi için İçtüzükte 81 inci madde nasıl
görüşüleceğini hükme bağlamıştır. Yine, 87 nci madde
İçtüzükte, bu 81’e göre görüşülecek olan kanun tasarı ve tekliflerinde ne
şekilde önerge verilebileceğini ve bu önergelerin Divan tarafından nasıl kabul
edilebileceğini, sayısını, Anayasaya aykırılık durumunu, çeşitli siyasî parti
gruplarının önerge haklarını, hepsini bir düzen içine getirmiş bulunmaktadır.
Şimdi, bu kanun tasarısı basıldıktan ve sıra sayısı
aldıktan sonra, biliyorsunuz, milletvekillerimiz grup
ve şahıs konuşmaları için müracaatta bulunabiliyorlar; yani, o gün görüşülsün
görüşülmesin. Yine, maddeler üzerinde, demin de vurguladığım gibi, 81 ve 87
bağlantılı önerge haklarını kullanabiliyorlar, önergelerini verebiliyorlar.
Şimdi, bugün, bu aşamaya kadar, bu şekilde, Divan
konuşmaları, şahıs konuşmalarını her madde için ve o maddelerle ilgili önerge
kabulünü yapmıştır, görevini yerine getirmiştir; ama, grup önerilerinde
tartışmaları izlediniz, belki bir usul tartışması daha açılabilir; o usul
tartışması da temel yasa kavramı, kapsamı, tanımı içindir; o, ayrı bir konu.
Belki bundan sonra öyle bir olay gündeme gelebilir.
Şimdi, karşımıza başka bir hukukî gerçek çıkıyor; yani,
87 ve 81’e göre ne konuşmacı tayin etme hakkı kalıyor ne de önerge kabul etme
hakkı kalıyor. Şu andaki fiilî durum, iktidar partisinin grup önerisinin Genel
Kurul tarafından kabul edilmesinden sonra karşımıza çıkan hukukî gerçek, 91
inci maddeye göre ilgili kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine dönüktür.
Peki, bu ne getiriyor; biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesine Cumhuriyet Halk
Partisinin müracaatı oldu İçtüzük düzenlemesinden sonra temel yasa kapsamıyla
ilgili; bunu kısmen kabul etti, kısmen reddetti Anayasa Mahkemesi ve grup
önerisiyle bir temel yasa kabul edilmesi, Genel Kurul oyuyla kabul edilirse
-ki, bugünkü aritmetiğe göre böyle bir olayın olmazlığı yok- bu temel yasa
olarak kabul edilebiliyor; ama, önergelerde, 2 önerge verme hakkını iptal etti,
7 önerge verilebilir dedi; fakat, bununla ilgili gerekçeli kararını aradan bu
kadar süre geçmiş olmasına rağmen -haşa,
bu, Anayasa Mahkemesi için bir eleştiri değil ama, bir tespit, bir durum
değerlendirmesi- yayımlamadığı için 2 önerge verme hakkı şu anda geçerli. Peki,
o zaman, hukuken 81 ve 87’e göre konuşma istemi maddeler üzerinde şahıslar
adına ve önerge verme durumu tamamen ortadan kalkmış oluyor. Yalın gerçek,
yalın hukukî gerçek, bu bir temel yasa olarak görüşülecek, o zaman bölümler hakkında grup ve şahıs
konuşmaları yapılacak ve 2 önerge kabul edilebilecek.
Bizim dünden itibaren konuştuğumuz Kanunlar Kararlardaki
bürokrat arkadaşlarımız, yine bugün Danışma Kurulunda Sayın İrfan Gündüz
katılmıştı İktidar Partisi adına. Danışma Kuruluna Başkanlık eden Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanvekili Sayın İsmail Alptekin’in
Başkanlığındaki toplantıda da ifade ettik. Yani, bu hukukî durumun temel yasa
olarak görüşülme gerçeği karşımıza çıktığı andan itibaren uygulamaya geçmiş
olması.
Yani, söylediğimiz şu: Temel yasa olarak görüşülecek,
karar alındı, nokta. O zaman iki bölüm halinde görüşeceğiz. Tümü için grup ve
şahıs konuşmaları, birinci bölüm ve ikinci bölüm için grup ve şahıs
konuşmaları -ki, bu şahıs konuşmaları
da iki kişidir- o zaman, şu andan itibaren, bu karar alındıktan sonra Divan
tarafından kabul edilmek zorundadır. O zaman her madde için verilmiş 7 önergeyi
geliş sırasına göre mi ayıklayacaksınız? Yani, birisi 10 saniye önce geldi, 15
saniye önce geldi, 2’yle sınırlamak zorundayım, o zaman bu 5 tanesini iade
ediyorum.
Değerli arkadaşlar, böyle bir yasama kavramı olmaz;
tartışmadan, işin derinine inmeden… Hep millet adına, millet yetki verdi
diyorsunuz. Millet size tartışın diye yetki verdi Sayın Kapusuz.
Millet tartışarak doğruyu bulun diye yetki verdi.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Zaten tartışıyoruz.
HALUK KOÇ (Devamla) – Tartışmadan, üstünü kapatarak…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Biraz sonra konuşacağız.
HALUK KOÇ (Devamla) – Üstünü kapatarak çabucak geçelim, ayrıntılar üzerinde tartışmayalım, bir kamuoyu
oluşmasın diye yetki vermedi.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Tartışıyoruz.
HALUK KOÇ (Devamla) – O zaman, siz milletin verdiği
yetkiyi de yanlış anlıyorsunuz. O zaman siyaseten bu
işin faturası kabarıyor. Yani, fındık faturasının üzerine şimdi bu, bu yasaları
milletin gözünden kaçırma faturası da ekleniyor.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Sandıkta buluşacağız!
HALUK KOÇ (Devamla) – Evet değerli arkadaşlarım, Sayın
Başkanın usul tartışması açması konusunda olumlu tavrına teşekkür ettiğimi bir
kere daha ifade ediyorum ve bu hukukî gerçeğin kabul edilerek, bundan sonra,
yani, sizin şu son tutumunuzdan sonra, biz, bundan sonra, bu Beşinci Yasama
Yılında 22 nci Dönemin, hangi kanun tasarı ve
tekliflerinin karşımıza temel yasa olarak geleceğini doğrusu bilmiyoruz; çünkü,
91 inci maddeyi de o kadar çok kendinize özgü, yontarak yorumladınız ki, aynı
bir hekimin her hastalığa çare olarak aspirini tavsiye etmesi gibi, her derde
geliyor bu. Her kapsam, her tanım içerisinde değerlendiriliyor. Her şey temel
yasa olabilir.
O zaman benim size bir önerim daha var. Bakın, Avrupa
Sosyal Şartıyla ilgili bir gözden geçirilmiş rapor var, onaylanma. Onu geri
çekti; ama, gelecek herhalde. Bir tane daha var. bu 3 maddeden, yürürlük, yürütme
dahil. O zaman benim önerim şu: Üç kişinin fazla olur konuşması, bunu da temel
yasa yapın, bir tümü hakkında konuşulur, bir de 3’ü bir bölüm olur, üç kişi
yerine bir kişi konuşur, tasarruf edersiniz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Onu da siz getirin Sayın Koç!
HALUK KOÇ (Devamla) – Tasarruf edersiniz, tasarruf
edersiniz!.. Yani, bu iş, artık, beşinci yılında, biraz, yasama görevi,
kapsamı, tanımı, sorumluluğu -başka sıfat eklemiyorum artık- bakımından artık
su akıtmaya başladı.
AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) – Artık su kaynatıyor, su!
HALUK KOÇ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, Sayın
Başkan; bu söylediğimiz noktalarda, Divanın, sizin başkanlığınızda bir karar
almasını talep ediyoruz ve temel yasa kavramı içerisinde mevcut yasa görüşülme
kararı alındıktan sonra bütün şahıs konuşmalarının yeniden müracaata açık hale
getirilmesini talep ediyoruz ve bütün önergelerin de, şu saatten sonra, sizin
tercihinizle olmayacak bu, 7 önerge varsa eğer bir maddeyle ilgili, bu 7
önergeden 2 tanesini siz nasıl seçeceksiniz, önceliğiniz nedir; geliş saati,
geliş saniyesi gibi bir kavrama sığınmayacaksınız herhalde. Belki çok gerekli
önergeler var içinde, onun gerekli olup olmadığını, gerçekten o yasanın o
maddesine olumlu bir katkıda bulunup bulunmadığını siz nasıl tayin edeceksiniz,
tespit edeceksiniz, değerlendireceksiniz?!
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Önce nasıl yapılıyordu?!
HALUK KOÇ (Devamla) – Bu, sizin için de ağır bir
sorumluluk!
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Önceden de öyle uygulanıyordu,
aynısı.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Olur mu ya?!
HALUK KOÇ (Devamla) – Sizin için de ağır bir sorumluluk!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ben, şimdi bir önerge
verdim yabancı dil için diyelim; bu, faydalı mı değil mi?!
HALUK KOÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım…
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen…
HALUK KOÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ben, herkesi
heyecanlandıracak tonda bir konuşma yapmıyorum. Belki konuşmalarımdan zaman zaman bana kızıyorsunuz, hiç ağza alınmayacak şekilde
hakarete uğradığım da oluyor; bunların hepsini biz göğüsleriz, hepsini biz
göğüsleriz. Burada görev alan ve bu kürsüde Anayasa üzerine, Türkiye
Cumhuriyetinin temel değerleri üzerine yemin eden her milletvekili, her alanda
görevini yapmak zorundadır. Kimse korkmuyor, kimse çekinmiyor, kimse de
çekinmeyecek. Doğruları, ama en doğruları bularak uygulamak zorundayız. Sayısal
çoğunluğunuzla, hukuksal doğruların üzerini lütfen örtmeyiniz. Eğer
söylediklerimiz doğruysa, doğru olarak telakki ediliyorsa Divan tarafından,
Sayın Adalet Bakanı da demin buradaydı, belki bir kısmına tanık olmuştur.
Belki, onun telkinlerine de ihtiyaç duyabilirsiniz. Bu hukuksal doğrular
çerçevesinde Divanın karar alarak, taleplerimiz doğrultusunda temel yasa
görüşmelerinin gündeminin belirlenmesini istiyoruz.
Efendim, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum,
saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koç.
Tutumumun lehinde söz isteyen Sayın Salih Kapusuz, Ankara Milletvekili; buyurun Sayın Kapusuz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Sayın Başkanın da ifade ettiği gibi, Başkanlığın
tutumunun lehinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, değerli konuşmacıları dikkatle dinledim.
Kendilerine göre bir yorum takdim ettiler, saygıyla karşılıyorum; ancak,
uygulama olarak, yapılan faaliyette bir değişiklik yok. Görüştüğümüz tasarı
veyahut da teklif ister temel yasa olarak görüşülsün isterse normal usulle
görüşülsün, bir yasama faaliyetidir. Dolayısıyla, yapmış olduğumuz yasama
faaliyetini de, biz, İçtüzüğümüze göre yapıyoruz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Gensorudaki usulü burada
uygulayabilir misin?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Şimdi, maddeler değişti mi
arkadaşlar? Buraya verilmiş olan tasarı veyahut da teklif normal usulle görüşülse
kaç tane önerge verileceği belli, temel yasa olarak görüşülse ne kadar önerge
verileceği, hangi usulle yapılacağı belli. Maddenin kendisi, bizatihi tasarı
veyahut da teklif olarak, orada bir değişikliğe tabi tutulmuyor. Komisyonlarda
görüşülmüş, aşağıya bir metin iniyor. Bu inen metinle ilgili olarak, siz,
İçtüzüğün 87 nci maddesine göre önerge veriyorsunuz.
Milletvekilleri gruplar olarak değil, fert olarak her bir milletvekilinin,
burada görüşülmeye başlamadan önce, tek milletvekili olarak önerge verme hakkı
var. Şayet, görüşmeler başlamışsa, ondan sonra 5 tane milletvekilinin imzasıyla
önerge verilebiliyor.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sıra kapatma yok!.. Kötüye
kullanıyorsunuz!.. Bütün sıraları kapatıyorsunuz!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Dolayısıyla, demek ki, bu
konuyla ilgili olarak bir değişiklik yok. Peki, biz, bu yasayı temel yasa
olarak görüşmeseydik, verilmiş olan önergeler ne olacaktı?!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Geçerliydi, geçerliydi… Şimdi
değil…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Ha, demek ki, o maddelerle
ilgili önergeler, orada geliş sırasına göre uygulamaya konulacaktı. Şimdi,
konuşmacı arkadaşımız “peki, siz, dakika, saniye farkıyla öne verilmiş
önergeleri neye göre ayıracaksınız” diyor. Eğer,
verilmiş olan önergeler,
normal yasamada,
10 tane önerge verilseydi 7 tanesi işleme konulacaktı; temel yasada, yine 10
tane önerge verilmiş olsa, bu seferde 2 tanesi işleme konulacak; burada bir
değişikliğe ihtiyaç yok ki!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ama hepsini iktidar mı
verecek?! Bizi de biraz dinleyin!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız,
İçtüzük çok açık bu konularla ilgili olarak. Diğer taraftan, aynen…
Bakın, biz, uygulamanın içerisinde yıllardır beraber
çalışmıyor muyuz arkadaşlar; beraber çalışıyoruz. Bu çalışmalarda değişen
sadece ne oldu temel yasayla ilgili olarak; önerge sayısında bir farklılık arz
etti, görüşme usulü değişti; ama, özü itibariyle yasama faaliyeti,
milletvekillerinin hak ve hukukunu koruyor. Yani, bir milletvekili, bağımsız da
olsa, yasa görüşülmeden bir önerge vermiş olsa, peki o arkadaş da şu anda
burada bulunmasa, bu değişiklik yapılırken -bir tek grup değil, bir
milletvekili- o arkadaşımızın hakkını siz hangi hakla elinden alabilirsiniz?!
Yok böyle bir şey!
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Cuma günü kapatmışsınız!..
MUHARREM İNCE (Yalova) – Cumadan kapatmışsınız
önergeleri!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Dolayısıyla, Meclis Genel
Kurulu bir şeye karar vermişse, temel yasa olarak görüşeceğimizden dolayı bir
karar alınmışsa, verilmiş olan önergeler geliş sırasına göre işleme konulur; bu
2 taneyse, 2 tanedir, daha fazlası dışarıda kalır. Eğer, temel yasa değil de,
normal yasa olarak görüşülüyorsa, o zaman da, daha önceki geliş sırasına 7 tane
önerge olarak işleme konulur. Başkanlığın burada yapmış olduğu bir hata söz
konusu değildir, doğru bir uygulama yapmaktadır.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Cuma günü benim
haberim var mıydı?..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Biz, bir kez daha ifade
ediyorum ki, gelen maddeler olduğu yerde duruyor; verilmiş olan önergeler şayet
varsa, orada bekliyor, temel yasa yaparsanız 2 tanesini; değilse, normal
yasamaysa -temel yasa değilse- o zaman da 7 tanesini işleme koymak gibi doğru
bir uygulama yapılmış olur.
Saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Maddeleri kaçırdınız,
önergeleri kaçırıyorsunuz şimdi.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Salih Bey, cuma günü
benim haberim var mıydı?!. Bana Pazar günü haber verdiniz.
BAŞKAN – Sayın Kapusuz,
teşekkür ediyorum.
Sayın Koç, Sayın Anadol, bu
konudaki tutumda herhangi bir değişiklik olmadı.
Sayın milletvekilleri, olağanüstü toplantı çağrı
önergesine konu kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1 inci sıraya alınan İskân Kanunu Tasarısı ve İskân
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar,
Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
İskan
Kanunu Tasarısı ve iskan Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/352, 1/1209) (S.
Sayısı: 1223) (x)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Komisyon Raporu 1223 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı,
İçtüzüğün 91 inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi
kabul edildikten sonra bölümler halinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan
maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.
Tasarının tümü üzerinde AK Parti Grubu adına söz isteyen,
Sakarya Milletvekili Recep Yıldırım.
Sayın Yıldırım, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Yıldırım, süreniz 20 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP YILDIRIM (Sakarya) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1223 sıra sayılı
İskân Kanunu Tasarısı ve İskân Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugüne kadar, ülkemizde göç eden
ailelerin iskânlarının gerçekleştirilmesi ve mevcut millî iskân sorunlarının
çözüme kavuşturulması amacıyla pek çok mevzuat çıkarılarak uygulanmıştır. 1913
yılından bu yana bir nizamname ile ve 53 adet kanun yürürlüğe konularak iskân
sorunlarının giderilmesine çalışılmıştır. İskân sorunlarının derli toplu bir
şekilde ele alınması ise, 21.6.1934 tarihinde yürürlüğe giren 2510 sayılı İskân
Kanunuyla olmuştur. Bu kanuna göre yapılan iskânlar önceleri karşılıksız iken,
29.6.1970 tarihinde yürürlüğe giren 1306 sayılı Kanunla Özel İskân Fonu
kurularak, borçlanma esası getirilmiştir. 2510 sayılı İskân Kanununun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren yaklaşık olarak 182 571 aile iskânlı, 259 000 aile
ise serbest olmak üzere toplam 441 671 aile, nüfus olarak ise 1 650 604 nüfus
göçmen olarak yurdumuza kabul edilmiştir. 2 100 göçebe ailesinin iskânları
yapılarak yerleşik düzene geçmeleri sağlanmıştır.
Yerleri kamulaştırılan 30 000 aile iskân edilerek yıllık işletme ve donatım
kredileriyle desteklenerek üretici hale getirilmiştir. Ayrıca, fiziksel
yerleşimin düzenlenmesi amacıyla kırsal alanda 17 000 aileye konut kredisi
ödenmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2510 sayılı İskân
Kanunu yürürlüğe girdikten sonra 17 ayrı kanunla bazı maddeleri değişikliğe
uğramış, bazı maddeleri tadil edilmiş ve yeni maddeler eklenmiş ise de, iskân
hizmetlerinin belli esaslara göre derli toplu yürütülmesi sağlanmadığı gibi,
yapılan değişiklikler günümüze kadar gelinen süreçte değişen şartlar karşısında
yetersiz kalmıştır. İskân Kanunu yürürlüğe girdiği tarihte, yaklaşık 17 000 000 olan nüfusumuz, bugün 70 000 000’u aşmış bulunmaktadır.
Günümüzde ülke genelinde yapılan barajlar ve diğer ekonomik tesisler nedeniyle
yerlerini terk etmek zorunda kalan ailelerin iskân sorunları giderek ağırlık
kazanmaktadır. Halen iskân çalışmaları sürdürülen 2 646 ailenin yanı sıra 1 100
ailenin iskânı için arsa ve arazi teminine çalışılmakta olup, ayrıca yapımına
başlanmış olan Yusufeli ve Ilısu Barajları nedeniyle
2 ilçe ve 200’ün üzerinde yerleşim biriminin su altında kalmasıyla yerlerinden
ayrılması gereken yaklaşık 100 000 nüfusun iskânı önem taşımaktadır.
Diğer taraftan, kırsal alandaki yerleşimin dağınık
yerleşim ünitelerinden olması nedeniyle, çoğu yerleşim yerinin elverişsizliği
nedeniyle altyapı hizmetlerinin götürülmesinde sıkıntılar yaşanmaktadır.
Ayrıca, yine bu yerleşim yerlerindeki konutların fen, sanat kaidelerine uygun
yapılar olmaması nedeniyle yıkıcı olmayan depremlerde dahi büyük ölçüde can,
mal kaybına neden olmaktadır. Konuyla ilgili Bayındırlık Bakanlığı Afet İşleri
Genel Müdürlüğünün, 2004 yılında, deprem riski altında 5 ilimizde yaptığı
araştırmada, orta büyüklükte bir depremin dahi, yapılarda, ortalama yüzde 70 oranında
kullanılamayacak derecede hasar göreceği tespit edilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayılan bu
olumsuzlukları gidererek, köysel alanların yeniden yapılandırılmasını sağlamak,
terör ve afete ilişkin koruyucu ve çağdaş yerleşim birimleri oluşturmak üzere,
bu kanunun kapsamında konut kredisi ödenmektedir; ancak, ödenek yetersizliği
nedeniyle son yıllarda bu projenin etkin olarak uygulanması mümkün
olamamaktadır.
5286 sayılı Kanunla, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün
kapatılmasıyla iskân hizmetlerinin yürütülmesi Bayındırlık Bakanlığına
verildiğinden, 7.1.2003 tarihinde Başbakanlıkça yeniden Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına sunulan tasarı, güncelleştirilmiş ve 22.6.2006 tarihinde
asıl komisyon olarak Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda kabul
edilmiştir.
Bu kanunla, amaç, kapsam, tanımlar ve göçmenlerin kabulü,
iskân esasları, fiziksel yerleşim düzenlenmesi, iskânda aile, iskân
komisyonları ve iskân tedbirleri, malî hükümler, muafiyetler ile tahsis, devir
ve temlik edilecek arazi ve arsalar, köy tüzelkişiliğine ait arsa ve araziler
çeşitli hükümleri içermektedir.
Ayrıca, baraj, havaalanı ve savunmayla ilgili tesislerin
inşasıyla, tarihî ve tabiat değerlerimizin korunması amacıyla yapılacak
kamulaştırmalar sonucu yerleşim yerlerini terk etmek zorunda kalanların
iskânını, yurt dışından gelen göçmenlerin yanı sıra, güvenlik nedeniyle ortaya
çıkan iskân sorunlarının çözümü, köy yerleşim alanlarındaki iskân
çalışmalarındaki hizmetlerin günün koşullarına göre, belli esaslara bağlanarak
daha süratli yapılmasını ve kırsal alanların daha sağlıklı yerleşim yerlerine
kavuşturulmasını sağlamak üzere mevcut kanunun yeniden ele alınması Avrupa
Birliği uyum süreci açısından da zorunlu hale gelmiştir.
Bu kanun tasarısının milletimize hayırlı olmasını diler,
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.
Tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
isteyen Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Konuyla ilgili olarak Sayın Salih Kapusuz,
AKP Grup Başkanvekili olarak burada yaptığı bir
konuşmada, Parlamentoya hiçbir teklif getirilmediğini, Parlamentonun bu
olağanüstü çalışma döneminde Cumhuriyet Halk Partisinin de böyle bir teklif
getireceğini ifade etti. Aslında, Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin en
önemli ve temel bir sorunu konusunda -terör konusunda- Parlamentoyu olağanüstü
toplantıya çağırmıştı; ama, bütün AKP milletvekilleri karar yetersayısı
bulunmasın diye şu kapının arkasında beklediler ve Sayın Salih Kapusuz buraya geliyor, CHP sıralarına dönerek “siz de
Parlamentoyu olağanüstü toplasaydınız” diyebiliyor ve Sayın Kapusuz
şunu da ifade ediyor: “Efendim, siz bunu yaptınız, terör konusunda bir projeniz
var mı?” Muhalefet olarak hadi diyelim ki bizim projemiz yok, sizin bir
projeniz var mı?!
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Bizim projemiz çok.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Sizin projenizi belirleyen
Amerika, koordinatörü tayin eden Amerika, dayatan Amerika, görüşmeleri sağlayan
Amerika, sizin terör konusunda aldığınız bir karar yok ki! Terör konusunda ne
yapıyorsunuz; Sayın Başbakanın demeçleri var “askerlik yan gelip yatma yeri
değildir” diyor Sayın Başbakan. İşte terör, işte konuşma metni. (CHP
sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Yan gelip yatmıyorlar demek
istiyor.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Evet.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Dolayısıyla, terör
konusunda, kusura bakmayın, siz bize ders veremezsiniz, terör konusunda siz
bize ders veremezsiniz.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Hiçbir konuda, hiçbir konuda…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Terör konusunda eğer ders
verecekseniz, muhatabınız Amerika’dır, gidin Amerika’yla konuşun.
Ayrıca, biz, size şunu da söylüyoruz; siz dediniz ki, biz
hiçbir yerde meşruiyet aramayız. Sayın Başbakan, Parlamentoya gelmeden,
seçimlerden önce Amerika’ya gitti mi, gitmedi mi?
İLYAS ARSLAN (Yozgat) – Sen de gitmişsindir ya!
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben gitmedim; ben bir kamu
görevlisi olarak gittim; ama, ben, kamu görevlisi olarak gittim.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu…
Sayın Kılıçdaroğlu…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Birleşmiş Milletler
toplantısına katıldım; ama…
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – …Sayın Başbakan Amerika’ya
seçimlerden önce gidiyorsa, bir yerlerden icazet almaya gidiyordur, bunun da,
bu gerçeğin de altını çizelim! (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu…
Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen konuyla ilgili konuşur
musunuz.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, çok teşekkür
ediyorum.
Dendi ki; sadece cemaat vakıflarını öne çıkarıyorsunuz bu
yanlıştır, oysa kanunda çok sayıda düzenleme var ve bütün vakıfları
ilgilendiriyor; doğrudur; ama, bizim üzerinde titizlikle durduğumuz cemaat
vakıflarıdır. Türkiye Cumhuriyetinin temellerine kimse dinamit koyamaz. Cemaat
vakıflarını… Bütün parlamenterlerden istirham ediyorum, o maddeler üzerinde
titizlikle dursunlar ve baksınlar. Türkiye’de bazı cemaat vakıflarına, Avrupa
Birliği istedi diye bu koşulları getiremeyiz. Burada okul açacak, üniversite
kuracak, iş hayatına girecek; onların alacağı desteği, bizim, Türkiye
Cumhuriyetinde vatandaşlarımızın kurduğu vakıflar alabilir mi? Onların
arkasında, bütün o grupların, sermaye gruplarının, dinî grupların olduğunu
kimse bilmiyor mu? Devletlerin olduğunu kimse bilmiyor mu? Yunanistan’da bizim
vakıflara yapılanlara acaba ne yapıldı?
HALUK KOÇ (Samsun) – Batı Trakya…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet, Batı Trakya’da.
Değerli arkadaşlar, bu kanun, Sayın İrfan Gündüz ifade
ediyor, diyor ki; 1 Ekimden önce bunu çıkarmak zorundayız. Niçin; ilerleme
raporu çıkacak, ilerleme raporunda bizi eleştiren maddeler biraz az olacak. Biz
bu Parlamentoyu niye topladık arkadaşlar; Avrupa Birliğinin dayatması üzerine
topladık. Dayatıyorlar. Siz diyebilir misiniz bu Parlamentonun özgür iradesi
var? Size diyorlar ki şu tarihte toplanıp şu tarihe kadar bu kanunları
çıkaracaksınız. Siz seçim meydanlarında daha önce IMF’nin
dayattığı kanunları eleştirmediniz mi? Parlamentoya onbeş
günde şu kanunu çıkaracaksınız dediklerinde eleştirmediniz mi? Biz de
eleştirdik. Ama, şimdi, 1 Ekimden önce bunu çıkaracağız diyorsunuz.
Bakın bu kanunun daha enteresan bir öyküsü var. Bu kanun
ilk kez Parlamentoya 10.5.1996 yılında sevk edilmiş. Sayın Mesut Yılmaz
Başbakan. Daha sonra hükümet değişiyor, Sayın Ecevit 5.7.1999’da bunu tekrar
yineliyor. Daha sonra Sayın Başbakan, Sayın Erdoğan 19 Eylül 2006’da tekrar
Parlamentoda bunun görüşülmesini istiyor. 10 Mayıs 1996, 19 Eylül 2006… On
yıldan fazla. Şimdi geldik, 1 Ekime yetişmesi lazım… On yıldır bu Parlamentoda
görüşülmeyen bir kanun 1 Ekime yetişecek diye temel yasa konumuna getirip
buradan bir an önce çıkarcağız diyoruz. Bunun akılla, mantıkla ilgisi var mı
arkadaşlar?
Şimdi, iskân olgusu Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından
çok önemlidir. Kurtuluş Savaşı sonrasında 600 000 kişi konutsuz kalmıştır.
Yunanlılar Ege’yi terk ederken pek çok ili ve ilçeyi, köyleri yakmışlardır. 600
000 kişi konutsuz kalmıştır. 28 Ekim 1923’te, yani cumhuriyetin ilanından bir
gün önce Mustafa Kemal bütün İslam alemine bir bildiri yayınlamıştır,
Türkiye’de iskân sorunu vardır ve bize yardım edin diye. 28 Ekim 1923’te. Bu
kadar önemlidir. Ve ne yapılmıştır o yıllarda? Çıkardım rakamları değerli
arkadaşlar. 7 618 ton gıda dağıtılmıştır konutsuz kalanlara. 22 500 000 çift
büyük hayvan dağıtılmıştır. Yine 27 500 tarım makinesi dağıtılmıştır, kırsal
alanda 19 279 konut yapılmıştır, 6 538 aileye yeni konut verilmiştir, 66 da
yeni köy yapılmıştır. O yılların yoksulluk koşulları içerisinde bunlar
yapılmıştır.
Yardımlara dikkat ettiğiniz zaman sayın milletvekilleri,
sadece kişinin başını sokabileceği bir ev değil, insan onuruyla bağdaşabilecek
bir yaşamı sürdürmesinin koşulları da yaratılmıştır. Örneğin; tarımda ise,
büyükbaş hayvan verilmiştir, tarım makineleri verilmiştir, arsa, arazi
dağıtılmıştır insanın o yeni iskân alanı içerisinde insanî koşullarda
yaşamasını sağlamak için.
Şimdi, geliyorum günümüze değerli arkadaşlar. 21 Ağustos
2006 tarihinde Varto Belediye Başkanının yaptığı bir açıklama var: “1966
yılında Varto’da deprem oldu. Aradan kırk yıl geçti, altını çiziyorum, kırk yıl
geçti, hâlâ, depremin yaraları sarılmış değil. Çoğu insan, şu anda, o ilk
deprem sonrası yapılan prefabrike konutlarda oturuyor” diyor ve şunu söylüyor
Sayın Başkan: “Vatandaşlarımızın yaraları henüz sarılmadı. Her seçim döneminde,
siyasî partiler, seçim propagandalarında, bize deprem konutları yapacağız
demelerine rağmen ve üzerinden kırk yıl geçmesine
rağmen henüz ortada somut bir şey yok.” Kuşkusuz, kırk yılın sorumlusu Adalet
ve Kalkınma Partisi değil, onu biz de biliyoruz; ama, Türkiye’de, iskân
olayına, hükümetlerin, cumhuriyetin ilk yıllarındaki değeri ve önemi vermemelerinden
kaynaklanıyor.
Kocaeli’nde, Yalova’daki büyük depremin yaraları da henüz
sarılmış değil. Orada da bizim çok sorunlarımız var. Yeteri kadar
örgütlenemedik. Bunların sağlanması lazım.
Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, benzer bir olay daha
var. 1992 depremi… Bir gün bir vatandaş bana geldi “ Evimiz yıkıldı, şu ana
kadar yapılmadı.” Bir soru önergesi verdim. Niçin yapılmıyor? Yani, olabilir ya, bizim bilmediğimiz bir gerçek var. Verilen yanıt Sayın
Bakan imzasıyla geldi. Diyor ki: “2005 yılında biz bunları yapacağız.” Şu ana
kadar yapılmış değil “ama yapacağız” diyor. Umuyoruz 2006’da biter. Sormuşum
kaç kişinin konutu yıkıldı ve kaç kişiye böyle ev yapacaksınız; sayı belli
değil. Şimdi, değerli arkadaşlar, bunlar, iskân olgusuna bizim yeteri kadar önem
vermediğimizi gösteren temel belgelerdir, temel bulgulardır.
Şimdi, ben, size, iskân sorunu açısından bizi karşı
karşıya getiren bir başka önemli nokta var, terör olayı var, o konuda size
bilgi sunmak isterim. İçişleri Bakanlığı verilerine göre; terör sorunu
dolayısıyla 3 688 köy ve mezra boşaltılmış, 353 280 kişi göçe zorlanmış,
bunlardan 127 820 kişi köye dönüş projesi kapsamında geri gelmiş; ama, çok
enteresandır, göçüp de geriye dönmeyen 225 468 kişinin ne olduğu belli değil.
Büyük kentlerin varoşlarında yoksulluk ve sefalet içinde yaşıyor bu insanlar.
Şimdi, bakın, yine hiçbir önem verilmemiş; fakat, bu arada, 1 500 kişi “beni
köyümden ettiler” diye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruyor. Bunlardan
24 dava sonuçlanıyor ve 4,8 milyon YTL tazminat ödemek zorunda kalıyor Türkiye
Cumhuriyeti. Hesap yapıyorlar, eğer, tümüne ödenebilirse yaklaşık 14 milyar YTL
edecek Türkiye'nin ödeyeceği tazminat. Ne yapıyor AKP; hemen süratle bir Köye
Dönüş Yasası Parlamentoya getiriyor terörden zarar görenlerin zararını
karşılayacağım diye. 69 832 kişi başvuruyor buna; ama, bu başvuruların sonu
nedir, sonucu nedir, şu ana kadar sağlıklı bir bilgi bize ulaşmış değil.
Şimdi, değerli arkadaşlar, eğer, 1 500 kişi Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine başvurmasaydı, 14 milyar YTL’lik
bir malî sorumlulukla Türkiye Cumhuriyeti karşı karşıya kalmasaydı, AKP bu
tasarıyı getirmeyecekti.Peki, bizim iskân anlayışımız bu mudur acaba?!
Yaklaşık 300 000 insan yerinden, yurdundan, köyünden
edilmiş; ama, biz, bu insanların bırakın zararını karşılamayı, en azından
başlarını sokabilecekleri bir ev dahi bunlara yapmış değiliz. Ne zaman ki
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar veriyor, o zaman AKP Hükümeti süratle bu
tasarıyı Parlamentoya getirip, yasalaştırıyor.
Çok enteresan bir bilgi daha vereceğim size değerli
arkadaşlar. TOKİ’ye veriliyor bu yetki biliyorsunuz,
Toplu Konut İdaresi yapacak bunu. Toplu Konut İdaresiyle ilgili olarak
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunun raporunun sonuç bölümünden bir
bölümü okumak istiyorum size TOKİ’nin ne durumda
olduğunu bilmeniz açısından; 2002, 2003, 2004 yıllarını incelemiş:
“Kurumun gerçekleştirdiği yapım ihalelerinin örnekleme
yoluyla incelenmesi sonucunda;
Bazı yüklenicilerin belgelerinde çeşitli eksiklik ve
aykırılıklar bulunmasına karşın tekliflerinin değerlendirmeye alındığı, buna
karşın belgeleri tamam olan bazılarının ise eksiklik gerekçesiyle değerlendirme
dışı tutulduğu (yani, torpil yapıldığı…),
İhale konusu işlerin duyurusuyla ilgili konularda
yanlışlıklar yapıldığı,
Hâsılat paylaşımlı ihalelerde farklı sözleşmeler
yapılarak yükleniciler arasında farklılık yaratıldığı,
Her ihale için ayrı işlem dosyası düzenlenmesi gerekirken
kimi ihalelerde tek işlem dosyası düzenlendiği…”
Uzun anlatıyor değerli arkadaşlar. Arzu edenler Cumhurbaşkanlığı
internet sitesine girip, bu raporun tümünü
görebilirler orada.
Eğer TOKİ bu kafayı değiştirmeyecekse, iskân sorununa
TOKİ sağlıklı yanıt bulamaz.
Yine, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunun bu
raporunda kuruluşundan bu yana TOKİ’ye başkan olarak
atananların ortalama görev süresinin 14 ay olduğunu da yazıyor siyasetin işin
içine ne kadar bulaştığını göstermesi açısından.
Bu arada değerli arkadaşlar, Bingöl’de de, biliyorsunuz,
son bir deprem yaşandı. Biz de CHP milletvekilleri olarak o bölgeye gittik, AKP’li milletvekili arkadaşlardan da o bölgeye gidenler
oldu. Bir kaymakam, 50 trilyonluk yolsuzluk oldu diye bakanlığa şikâyet ediyor
ve belgeleri gönderiyor ve bu kaymakam aforoz ediliyor arkadaşlar niçin bu
ihbarı yaptın diye. Bu, bir kamu görevlisi. Yolsuzluk olacak, İçişlerine bildirmeyecek; o zaman sormazlar
mı, sen kaymakam olarak burada ne iş yapıyorsun? Bu kaymakamı kara listeye
alıyorsunuz değerli arkadaşlar. Bunun siyasî ahlakla bağdaşır bir yönü olabilir
mi?!
Şimdi geliyorum bir başka şeye: Değerli arkadaşlar bir
olay gazetelere de yansıdı “yeraltında kaçak şehir…”
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) – Kaymakamın ismini versene…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben vereyim size Sayın
Milletvekilim.
“Yeraltında kaçak şehir.” Efendim, iskân konusunda bu
kadar ciddî sorunumuz varken, kaynak sorunumuz varken bir değerli
milletvekilimizin şirketi yeraltında bir kaçak şehir yapıyor, İstanbul’da.
Gazetelere yansıyor tabiî bu. Şöyle: 30 katlı alışveriş ve konut merkezi yapmak
için Büyükşehir Belediyesinden yapı ruhsatı istenmiş; ama, bu yapı ruhsatı yok
şu anda. Kâğıthane Belediyesi de sadece zemini güçlendirme ve istinat duvarı
yapma yetkisi veriyor; ama, yerin altına 10 katlı inşaat yapılıyor, 10 katlı.
Soruyorlar sayın milletvekiline: “Bunu niye böyle yapıyorsunuz, izin aldınız
mı” diyor. Sayın milletvekilinin verdiği yanıt: “Zaten ruhsatı yakında
alacağız.” Yani, iş o kadar garanti ki, ben iktidar milletvekiliyim diyor,
müracaatımı yaptım, ee zaten verecekler, biz
inşaatımıza devam ediyoruz…
Daha garip olan bir şey var değerli arkadaşlar; inşaatı
güçlendirme için. Soruyor... “Ruhsat çıkacak, sonra inşaata başlanacak, şu anda
inşaat yok” diyor sayın milletvekili, “şu anda inşaat yok” diyor. Kardeşine
soruyorlar, kardeşinin verdiği yanıt şu: “’Ruhsatımız var’ mı diyelim?
Evrakımızı hazırlıyoruz. Dediğimiz zaman olmuyor, bürokrasiyi biliyorsunuz;
ama, artık, sonuna geldi, kaçak kat çıkmadık. Göçüğü korumak için bazı yerlerde
1 ya da 2 kat imalat yapmış olabiliriz. Belediye ne
yaptığımızı biliyor.” Şimdi, bu da, parlamenterin kendi iskân sorununu çözmesi;
ama, yasalara aykırı olarak. Siz, yasalara aykırı olarak... Bir milletvekilinin
temel görevlerinden biri, bu Parlamentonun çıkardığı yasalara uymaktır. Eğer,
bu milletvekili, bu yasalara aykırı davranırsa, o zaman, o milletvekilini,
sadece CHP olarak biz değil, elini vicdanına koyan her dürüst milletvekilinin
sorgulaması lazım. (CHP sıralarından alkışlar)
O inşaatın derhal mühürlenmesi lazım. Alacaksın
ruhsatını, adam gibi inşaatını yapacaksın. 10 kat mı inersin, 50 kat mı
inersin, 500 kat mı çıkarsın? Bu ülkede yasalar var. Ama “ben milletvekiliyim,
yasalar önemli değil, ben yaparım, belediye verir, vermezse, ben belediyenin
burnundan getiririm.” Olur mu böyle arkadaşlar?!
Sonra ne oluyor? Çok komik bir şey. Efendim, kaçak
inşaatları yıkmadı diye Bakırköy Belediye Başkanı hakkında soruşturma açıyor
İçişleri Bakanı. Ya, İstanbul’un tamamı kaçak; yani,
bula bula CHP’li belediye başkanını mı buldunuz?
HAMZA ALBAYRAK (Amasya) – İstisnası olabilir mi?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bunun
istisnası olmaz. Kaçak nerede varsa, yasalar neyse, herkes için uygulanmalı;
ama, birileri için uygulanmayıp, birileri için uygulanıyorsa, bu doğru bir olay
değil.
Şimdi, geliyorum bir başka konuya daha değerli
arkadaşlarım. Şimdi, sanki biz kendi sorunumuzu çözdük...
Sağ olsun, Sayın Parlamenter de kendi sorununu çözmüş
zaten. Bu Parlamenterimizin bir görevi daha var. Akaryakıt kaçakçılığıyla
ilgili komisyonun başkanı ve 11 katrilyon lira devletin zarara uğradığını
söylüyor raporunda. Yani, hem yasalara aykırılığı tespit ediyor, 11 katrilyon
liralık bir kamu zararından söz ediyor; ama, sıra kendisine gelince, bütün
bunların hiçbirini görmüyor; çünkü, o beyefendi istisna bir kişi, ona yasalar
çalışmaz, arkasında koskoca Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu var.
MEHMET KARTAL (Van) – Çoğunluğu var.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Belediye Başkanı kendi
partisinden. Benim yasalara uyma gibi bir yükümlülüğüm yok diye düşünüyor büyük
bir ihtimalle.
Şimdi, daha garip olan bir şeyi anlatayım değerli
arkadaşlar. Sanki, biz, Türkiye’de, kendi iskân sorunumuzu çözdük, şimdi,
başkalarının iskân sorununu çözüyoruz. Sayın Maliye Bakanımız İspanya modelini
getirecekmiş; yani, Norveçliler gelecek, belli büyük alanlar ayrılacak, 1 000
konut yapılacak İspanyollara. İspanyollar gelip, orada oturacaklar; yani,
Türkiye’de koloniler oluşacak. İspanyol mahallesi büyük bir koloni, içinde
binalar, evler, yapılar, yüzme havuzları, eğlence merkezleri vesaire; ama,
Türkler giremeyecek; çünkü, İspanyollara ait. Bir başka yerde Almanlar, bir
başka yerde Norveçliler, neymiş koloniler oluşturacakmışız.
Biz, kendi vatandaşımıza konut yapamazken, bu kadar ciddî
kaynak sıkıntıları çekerken, gitmişiz başkalarını, Türkiye’deki alanlara, en
verimli, en değerli alanlara, en güzel alanlara bu kolonileri yerleştireceğiz.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bu doğru bir uygulama
değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu,
lütfen toparlarmısınız, bir dakikalık süre veriyorum;
buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Toparlıyorum Sayın
Başkanım.
Bu doğru bir uygulama değil Sayın Başkan. Sayın
milletvekilleri, bu doğru bir uygulama değil. Doğru uygulama varsa, kişi gelir,
konutunu alır, bir Türk vatandaşıyla beraber yaşayabilir; ama, eğer, bunu belli
koloniler içinde yapacaksanız, bu yanlıştır.
Sevda Tepesini biliyorsunuz değil mi arkadaşlar; Suudi
Kralına sattığımız yer. Şimdi, gidiyoruz, bu Suudi Kralına, orayı imara açmak
için kanun değişikliği hazırlıyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanlığı başlamış,
Suudi Kralına Sevda Tepesini açacağız…
Siz, acaba, Suudi kralına şunu sordunuz mu; arkadaş, sen,
Osmanlının yaptığı Ecyat Kalesini niye yıktın? (CHP
sıralarından alkışlar) Bu soruldu mu? Bunu sorma yüreğini acaba bir parlamenter
yüreğinde taşıdı mı? Sayın Başbakan, bunu söyledi mi, kral geldiği zaman
buraya? Benim Sevda Tepemin üzerinde ev yapacak beyefendi. Sen, benim, Osmanlı
mirasımı, kalemi nasıl yıkarsın?!.. Tarihî eser, Birleşmiş Milletler devreye
giriyor. Hani, yıkıldı diyelim, ne yapılıyor biliyor musunuz; otel yapılıyor.
Osmanlıdan iz bırakmamak için yapılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu,
lütfen.
HALUK KOÇ (Samsun) – Bir dakikada teşekkür edersin.
Sıkboğaz etme, teşekkür edecek.
BAŞKAN – Teşekkür için Sayın Kılıçdaroğlu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri,
hepinize çok teşekkür ediyorum beni dinlediğiniz için. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
Tümü üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen
Muharrem Doğan, Mardin Milletvekili; Sayın Doğan, buyurun. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHARREM DOĞAN (Mardin) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, yeni yasama
yılının, önce Türkiye Büyük Millet Meclisimize, ülkemize ve milletimize hayırlı
ve uğurlu olmasını diliyorum.
Değerli arkadaşlar, görüşülmekte olan 1223 sıra sayılı
İskân Kanununda değişiklik yapılması noktasında, Anavatan Partisinin
görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; öncelikle, Yüce Heyetinizi
ve aziz milletimizi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan bu yasa
tasarısını Anavatan Grubu olarak destekliyoruz; ancak, muhalif olduğumuz bazı
hususlar var, onları da sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı, AKP Hükümetinin hiç
emeği olmayan bir yasa tasarısıdır. Bu yasa tasarısı, Anavatan Partisi
iktidarında Sayın Mesut Yılmaz döneminde hazırlanmış ve sunulduğu için
destekliyoruz; ancak, bu yasa tasarısı normal bir yasa tasarısı olarak önümüze
getirilmesi gerekiyordu, o amaçla hazırlanmıştı; ancak, siz bunu temel yasa
olarak getirdiniz. Dolayısıyla, değerli milletvekillerimizin
görüş ve önerileri de… O hakkı ellerinden aldınız. Bu nedenle, biz buna
karşıyız, bu anlayışa karşıyız.
İkinci husus da şu, karşı olduğumuz husus şu: Bu kadar
önemli bir yasa tasarısı; sosyal boyutu ve getirisi olan bir yasa tasarısını
görüşüyoruz; ama, dört yıldır nerdesiniz, niye dört yıl beklettiniz; bu nedenle
muhalefet ediyoruz.
Değerli arkadaşlar, muhalefet şerhimizi koyduktan sonra,
ben, bu İskân Yasası Tasarısından ziyade, toplu konut uygulamaları üzerinde
durmak istiyorum.
İskân ve iskân politikaları, tarih boyunca çeşitli amaçlarla
kullanılmış ve devletlerin siyasî, askerî ve sosyal yönden güvenliğinin
sağlanmasında önemli rol üstlenmiştir. 1 Mayıs 2006 tarihinde, Bakanlar
Kurulunca kararlaştırılan İskân Fonu Değişikliği Tasarısı, 1934 tarihinde
yasalaşmış olup, zaman zaman bazı maddelerinde
değişiklikler yapılarak yürütülmüştür. Bugün ise, 2510 sayılı İskân Kanununun
ek ve değişiklikleriyle iptal edilerek 50 madde ile 3 geçici maddeden ibaret
yeni bir İskân Yasası Kanunu temel olarak Genel Kurula getirilmiş bulunuyor.
İskân hizmetlerinin yürütülmesinde idarî bir boşluk olduğu, 2510 sayılı İskân
Kanununun bugünün yapısına uygun düşmeyen hükümlerinin varolduğu bir gerçektir;
bunu kabul ediyoruz. Dolayısıyla, İskân Başkanlığının TOKİ Başkanlığına
verilmesi doğaldır. Ancak, iskân sorunlarının derli toplu bir şekilde ele
alınması ve bu Kanun kapsamına giren, göçmenler, mülteciler, göçebeler,
gezginciler ve sorunlu hallerde yerli halktan naklen iskâna tabi tutulanlar
için hizmetlerin sağlanması lazım. 2510 sayılı İskân Kanununa ek 1306 sayılı
Kanun, baraj, havaalanı, savunmayla ilgili tesislerin inşası, tarihî ve
kültürel varlıkların korunması amacıyla, yapılacak kamulaştırmalar sonucu
yerlerini terk etmek zorunda kalanların iskânını daha derli toplu ele alınmalı
ve burada önemli olan kanun değişikliği yapmak değil, yapılan kanun
değişikliğini çağdaş şehircilik planlarıyla hayata geçirmeliyiz.
Burada sunacağım öneri şudur: Özel İskân Fonu
kaynaklarının artırılması, harcamaların günün şartlarına uygun belli esaslara
bağlanması ve hizmetin daha süratli yapılmasını sağlamaktır; çünkü, iskân
hizmetleri belli esaslara göre değil, toplu yürütülmesi sağlanmadığı takdirde,
yapılan değişiklikler ve ekler de yeterli olmayacaktır.
Değerli milletvekilleri, mevcut yerleşim altyapıya ve
planlı bir yerleşime sahip olmadıkları gibi, her gün yapılan ilavelerle daha da
bozuk ve salaş bir yerleşim ortaya çıkmaktadır.
Köysel alandaki yapıların çoğu iptidai tarzda
yapıldığından, tabiî afetlerin en büyüğü olan depreme dayanmamakta, büyük
ölçüde can ve mal kaybına neden olmaktadır. Bu nedenle, iskân yapımında,
önceden tedbir alınarak depreme dayanıklı yapılar yapılmalı, can ve mal
kaybının önlenmesi için tedbirler alınmalıdır.
Zira, bir ülkenin büyük ve parlak geleceği, altyapısı iyi
ve şehircilik anlayışıyla hazırlanmış bir projeye bağlıdır. Elbette, bu
politikalar, geleceğe umutla bakan güçlü bir devletin en temel koşuludur.
Bugün, ülke kaynakları sıralanırken ilk sıraya beşerî
kaynaklar alınmamakta ve verimli kullanılamamaktadır.
Japonya’da ekonomik faaliyetlerin en temel girdileri olan
petrol, demir, kömür ve diğer yeraltı zenginliklerin yüzde 90’ı dışarıdan
geliyor. Buna karşın, Japonya, bugün dünyanın ikinci büyük ekonomisidir.
Şüphesiz, bunun altında, Japon beşerî kaynaklarının verimli kullanılması
yatmaktadır. Tabiî ki, iskân politikalarını akılcı ve kararlı uygulamak hükümet
olmayı gerektirir. Bunda ise, ancak iskân politikalarında kişilerin ve
grupların çıkarlarını değil, genel kamu yararını esas aldığınızda başarılı
olabilirsiniz. Sadece kanunları değiştirmekle akılcı iskân politikaları
üretemezsiniz; akılcı iskân, çevre dostu projeler üretmekle olur. Ilısu Barajı yapıldığı takdirde, oniki
bin yıllık tarih ve medeniyet su altında kalacak ve Türkiye’nin karşı karşıya
kalacağı en büyük iskân sorunu meydana gelecektir. Bununla ilgili bir projeniz
veya bir tedbirinizin olmadığını düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, baraj yapıldığı
zaman, biliyorsunuz ki, birçok kamulaştırmayı, birçok yerleşim alanlarını da
içine alma zorunluluğu var. Ben, bir mühendis olarak, bu Ilısu
Barajıyla ilgili size bir öneri sundum; tekrar, ben, İskân Yasası görüşüldüğü
için ve bu yasa tasarısı çok önemli olduğu için, bir daha dikkatinize sunmak
istiyorum. Ilısu Barajı, 11 milyar metreküp su
tutacak; bugün, hali hazırda Dicle üzerinde kurulan barajlarda şimdiye kadar
ancak 4 milyar metreküp su tutulabilmiştir. 11 milyar metreküp suyu Ilısu Barajı toplayacak, geriye kalan 5 milyar metreküp de
Cizre Barajına veya başka baraja kalacaktır; Çünkü, Dicle’nin yılda elde
edebildiği su hacmi 20 milyar metreküp sudur; dolayısıyla, Hasankeyf’i
su altında bırakmaya hiç kimsenin gücü yetmez; çünkü, orası 12 000 yıllık tarih
ve kültür kokuyor. Tarih ve kültür kokan bir yerleşimi su altında tutmanın ne
gereği vardır?!. Çünkü, uygulamak istediğiniz proje, 1958 yılındaki teknolojiye
göre hazırlanmış bir projedir. Ben diyorum ki, Hasankeyf’i,
5 kilometrelik bir alan içerisinde, tabiî şekliyle bırakalım; onun önünde, Suçeken barajını yapalım ve Ilısu
Barajını da yapalım; ama, Hasankeyf’i de kurtaralım
diye bir öneri sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, bu sunduğum öneriyi, siz de, dikkatli
bir şekilde, uzmanlara, Türkiye’nin teknisyenlerine sunduğunuz takdirde, bizim,
Anavatan Partisi olarak, ne kadar haklı olduğumuzun farkına varacaksınız;
çünkü, bakın, burada amaç olan ne: Yılda 3 833 000 000
kilovat/saat enerji üretimiyse, bu benim sunduğum öneride de aynı enerjiyi elde
ediyoruz; maliyet aynıdır. Ilısu Barajı yapıldığı
takdirde… Ki, biz, buna karşı değiliz, Anavatan Partisi olarak, geçmişi büyük
hizmetlerle dolu olan bir partiyiz ve çok büyük barajlar da yaptık ve hayata
geçirdik; ancak, biz, 12 000 yıllık tarihin ve kültürün sular altında
boğulmasına da karşıyız.
Şimdi -benim sunduğum- Suçeken
barajı yapıldığı takdirde, yılda 1,2 milyar kilovat/saat enerji üretimi
sağlanacak. Ilısu Barajının kotunu düşürdüğümüz
takdirde, ki, Hasankeyf’in kotu 485’te başlıyor, Ilısu Barajının tabanı ise 400 metredir, arada 85 metre kot
farkı vardır. Eğer, bu kot farkına bağlı kalarak, o suyu toplarsak, değil 11
milyar metreküp suyu, 9 milyar metreküp su gibi, böyle bir hacim ele alırsak,
ki, 2,4 milyar kilovat/saat enerji elde ediyoruz. İkisinin toplamı 3,6 milyar
kilovat/saat enerji eder. Bunun parasal değeri, DSİ yetkilileri 300 000 000 dolar gibi rakamlar söylüyorlar, o da doğru değildir,
gerçek değildir; 1 kilovat/saati satabileceğiniz fiyat 3 senttir, hesap
ettiğiniz zaman, yılda 108 000 000 dolar eder.
Değerli milletvekilleri, Ilısu
Barajı 1,2 milyar euroya mal olacak; ama, benim
söylediğim, Anavatan Grubunun teklifi olan iki baraj yapıldığı takdirde
maliyeti 1,44 milyar eurodur; ama, bunun getirisi
nedir; ben, o getiriyi de size arz edeceğim.
Değerli arkadaşlar, bir kere her şeyden önce, Ilısu Barajı mevcut projeye göre yapıldığı takdirde, 1
ilçeyi, 4 beldeyi, 95 köyü ve 99 mezrayı, kısmen veya tamamen su altında
bırakacaktır. Şimdi, burada meydana gelecek iskân sorunları, kamulaştırma
bedelleri, zaman kaybı ve parasal değer olarak, bunu, hele hele
12 000 yıllık tarihi hiçbir zaman geri getiremeyiz; ama, biz, büyük Türkiye
olarak yüzlerce baraj yapabiliriz ve bu mümkündür. Siz baraj yapmak istiyor
musunuz; enerji mi üreteceksiniz? Enerji üretimi sadece sudan değil, enerji
elde etme yolları çok. Enerjiyi sudan elde edebilirsiniz, rüzgârdan elde
edebilirsiniz, güneşten elde edebilirsiniz, kömürden elde edebilirsiniz, doğalğazdan da elde edebilirsiniz.
Değerli milletvekilleri, amaç hizmet ve bölgeyi
kalkındırmaksa, size sunabileceğimiz, Anavatan Partisi olarak, daha 8-9 tane
önerimiz var.
Lütfen, bu Ilısu Projesi
üzerinde hassasiyetle durunuz. Orada Zeynel Bey Türbesi, Elrızk
Camii, Büyük Cami ve Ulu Cami gibi tarihe mal olmuş kültürel varlıklarımızın
korunması çok önemlidir. Bir barajın ömrü en fazla kırk yıldır, elli yıldır;
ama, bir Hasankeyf’i 400 000 yılda geri getirmek
mümkün değildir. Dolayısıyla, Ilısu Barajını da
gündeme getirdikten sonra ve bu kamulaştırma olsun…
Daha başka bir şey söyleyeyim size, o da dikkatinizi
çeksin diye söylüyorum. Son zamanlarda, tabiî, bu Ilısu
Barajının yapılacağını anlayan bazı menfaatçıların
-hatta, AK Partiye yakındır diye ihbarlar geliyor- su altında kalacak yerlerde
şimdiden ağaç diktikleri ve ileride kamulaştırma yapılacağı sırada o ağaçların
parasını büyük miktarda tahsil edeceklerini ve
devleti soyacaklarını da şimdiden
bilgilerinize sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, biraz önce söylediğim sözlerin altını
çizerek tekrar ediyorum. Bu tür önemli kanunları yeterli hazırlık yapmadan ve
geçmiş tecrübelerden yararlanmadan çıkarmak sorunları çözmez. Kanunları
çıkarmaktan daha önemli olan şey, kanunları uygulama gücüne sahip olmaktır;
yani, iktidar olmaktır. Ancak, ne yazık ki İktidar Partisi olarak Meclisteki
büyük çoğunluğunuza rağmen, milletimizin size verdiği krediyi kullanamadınız. Yeterli
çalışma yapmadan çıkardığınız birçok temel kanunda, aradan bir yıl dahi geçmeden değişiklik yapmak zorunda kalıyorsunuz. Artık
yadırgamıyoruz; çünkü, bu husus sizin temel özelliğiniz olmaya başladı.
Nitekim, bu tasarıda da aynı hataları yapmakta olduğunuzu birazdan tek tek anlatacağım.
Değerli milletvekilleri, Hükümet, özel sektör ve
kooperatifleri desteklemek yerine, bizzat komünist ülkelerde görülen konut
yapımına soyunmuştur; ama, duble yollar dökülüyor, birçok yerlerde müteahhitler
işi bırakıp gitti; halen, siz, bu yetkileri de TOKİ’ye
devrediyorsunuz. Konut yapmak değil amaç, ihaleler yaparak kendi yandaşlarınıza
rant sağlamaktır, kusura bakmayınız.
Herkesin bildiği gibi, TOKİ İdaresi rahmetli Turgut
Özal’ın Anavatan iktidarında kurulmuştur.
Biraz sonra tekrar görüşlerimi belirtmek üzere
huzurlarınıza geleceğim. Zamanınızı almak istemiyorum.
Tekrar Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. Teşekkür
ediyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.
Tümü üzerinde, şahsı adına söz isteyen Kayseri
milletvekili Niyazi Özcan.
Sayın Özcan, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Sayın Özcan, süreniz 10
dakikadır.
NİYAZİ ÖZCAN (Kayseri)- Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz İskân Kanunu Tasarısı ve İskân Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz
almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüce Heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Bugüne kadar, müteakip kereler geçmiş hükümetler
tarafından tasarı olarak Meclise getirilip de, yasalaştırılamamış bu tasarı,
sosyal boyutu büyük önem arz eden bu tasarı, bizim dönemimizde yasalaşma
aşamasına getirilmiştir.
Bu tasarı, özü itibariyle, göçmen olarak kabul edilen
Türk soylu kişiler ile göçer vatandaşlarımızı kapsamaktadır.
Sayın milletvekilleri, Türk soyunun doğudan başlattığı
göç binlerce yıl sürmüş, değişik zamanlarda kurulan imparatorluklarla Asya ve
Avrupa kıtaları üzerinde çok geniş alanlara yayılmıştır. Osmanlı
İmparatorluğunun gerileyişiyle zor durumda kalan soydaşlarımız Anadolu’ya büyük
çapta göç etmek zorunda kalmışlar ve halen bu göçler zaman zaman
devam etmektedir.
1913’ten bu yana bir nizamname ve 53 kanun yürürlüğü
konulmuştur. Bunlardan iskân sorununun derli toplu ele alınması, 1934’te
yürürlüğe giren 2510 sayılı Yasayla olmuştur.
2510 sayılı Kanunla, iskânlar karşılıksız olarak
yapılmaktaydı. Zaman içinde, bu yolla yeterli hizmetler verilemedi. 1970
yılında 2510 sayılı Kanuna Ek 1300 sayılı Kanunla bir fon kurularak borçlanma
esası getirildi.
Değişen dünyada hem nüfus hem ekonomik olarak büyüyen
ülkemizde bu yasa hükümleri yeterli ihtiyaca cevap veremez oldu. 2510 sayılı Kanun
yürürlüğe girdiğinde ülke nüfusunun 17 000 000, ek
1306 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiğinde ülke nüfusumuzun 35 000 000 olduğu, bugün ise 73 000 000’a ulaşan nüfusumuzla,
yerleşim alanlarının yeterli olmayışından, çağdaş ve modern yaşamın getirdiği
yerleşim planlarının yapılması ihtiyacı, böyle bir yasanın çıkarılmasını ve
2510 sayılı İskân Kanununda değişiklik yapılmasını elzem kılmıştır.
Sayın
milletvekilleri, diğer taraftan, köylerimizin ekonomik, sosyal ve kültürel
olarak hızla kalkındırılması, kırsal nüfusun ulusal kalkınma düzeyinde orantılı
ve dinamik bir denge içinde olmasını sağlamak için böyle bir yasal düzenlemeye
ihtiyacı vardır.
İşte bu
çerçevede, Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı olmayanların göçmen olarak
kabul edilmeyeceklerini, münferit göçmenlerde usul ve esasların belirlenmesini,
toplu göçmen kabulünün düzenlenmesini, Türk soyundan olmanın ve Türk kültürüne
bağlılığın tayin ve tespiti, iskân yardımlarının esaslarının belirlenmesi,
kamulaştırma esaslarının hükme bağlanması, merkezî iskân komisyonu ile mahallî
iskân komisyonlarının oluşumu ve görevlerinin düzenlenmesi, proje kredisi,
borçlandırma, devir, takyit, geri alma, borçlandırmasız hizmetler, kamulaştırma
bedelleri, gümrük muafiyetlerinden yararlanma gibi hususlar, yine, bu kanun
çerçevesinde düzenlenmektedir.
Ayrıca,
Bulgaristan’dan zorunlu göçe tabi tutulan, ülkemize yerleşmek isteyen Türk
soylu kişilere, bu kanun çerçevesinde, Türkiye’ye konut alanında öncülük yapan,
personeli ve çalışanlarıyla yüksek deneyime sahip olan uzman kuruluşumuz Toplu
Konut İdaresine de görevlendirebilme yetkisi Başbakana verilmektedir.
Bu hususta Sayın Ümmet Kandoğan’ın
ve Sayın Muharrem Doğan Beylerin konuşmalarına bir açıklık getirmek istiyorum.
Sayın Kandoğan, TOKİ’nin Eskişehir’deki ihalesinin tasfiye edildiğini
söyledi. İlgili ihale tasfiye değil, feshedilmiştir. İlgili müteahhidin
teminatına irad kaydedilmiştir. Diğer zarar ziyan
için de hukukî yola gidilmiştir. Bu konuda TOKİ’yi
suçlamanın hiçbir manası yoktur. TOKİ, bizim çıkardığımız ihale kanunları
çerçevesinde çalışmaktadır. Yaptığı 150-200 000 konut ihalesi ve 400’ü aşkın
ihale de yapmış olması ve bunların içinde bir tanesini cımbızla çekerek
projenin aksamasını bahane etmek, böyle güzel çalışan bir kurumu karalamak ya da çamur atmak hiç de ne bize ne de muhalefete
yakışmaktadır. Eğer, siz bunları göze alırsanız, bugüne kadar 158 000 aile TOKİ’nin yaptığı konutlarda oturmaktadır; bunları koyacak
yer bulamazsınız siz.
Bunları konuşacağımıza, biz, bugün, geçmiş dönemlerde
hizmet yapıp da Yüce Divanda yargılananları konuşsak çok daha faydalı olur diye
düşünüyorum ve bu duygularla Yüce Heyetinizi saygılarla selamlıyorum; bu
yasanın da ayrıca milletimize ve göçmenlerimize hayırlı olmasını diliyorum,
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.
Şahsı adına söz isteyen Zülfü Demirbağ,
Elazığ Milletvekili…
Sayın Demirbağ, buyurun,
süreniz 10 dakikadır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 1223 sıra sayılı İskân Kanunu Tasarısı ve İskân Kanununda
Değişiklik Yapılmasıyla İlgili Kanun Tasarısıyla ilgili görüşlerimi belirtmek
üzere şahsım adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle yeni yasama yılının
hayırlı olmasını temenni eder, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Kıymetli arkadaşlar, İskân Kanunu üzerinde 1996 yılından
bu yana, demin de arkadaşımızın belirttiği üzere, önceki hükümetler döneminde
çalışmalar yürütülmesine rağmen bir türlü yasalaşma imkânı bulunamamıştır.
Bugün, biz, burada, binlerce insanımızı ve idarî şemada birçok bakanlığı ve
genel müdürlüğü ilgilendiren bir konuyu tek çatı altında toplamayı amaçlayan
İskân Kanunu Tasarısını görüşüyoruz. Ben, öncelikle, tasarının seyriyle ilgili
Yüce Heyetinizi bilgilendirmekte yarar görüyorum.
Bakanlar Kurulunca 20 nci
Dönemde 15.2.1996 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmiş olan
İskân Kanunu Tasarısı yasama döneminde sonuçlandırılamayıp İçtüzüğün 77 nci maddesine göre hükümsüz
sayılmış. Yine, 21 inci Yasama Döneminde 8.7.1999 tarihinde tekrar
Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş ve aynı şekilde dönem içerisinde
kanunlaşmayınca, komisyonlarda görüşülmesine rağmen, İçtüzüğün 77 nci maddesine göre hükümsüz sayılarak bu kez 13.1.2003
tarihinde (1/352) esas numarasıyla esas komisyon olarak Plan Bütçe Komisyonuna,
tali komisyon olarak da komisyonumuz ve İçişleri Komisyonuna havale edilen tasarı
3.5.2006 tarihinde İçtüzüğün 34 üncü maddesi uyarınca esas komisyon olarak
komisyonumuza, tali komisyon olarak da Plan Bütçe ve İçişleri Komisyonuna
havale edilmiştir.
Söz konusu tasarıyla Bakanlar Kurulunca 22 nci Dönemde 17.5.2006 tarihinde Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına sunulan ve Başkanlıkça 24.5.2006 tarihinde esas komisyon
olarak komisyonumuza havale edilen (1/1209) esas numaralı İskân Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı komisyonumuzun 8.6.2006 tarihli 49
uncu Birleşiminde Bayındırlık, Maliye, İçişleri, Adalet, Millî Savunma,
Dışişleri, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Toplu
Konut İdaresi ve Hazine Müsteşarlığı temsilcilerinin katılımıyla incelenmiş, altkomisyona havale edilmiş, daha sonra altkomisyonumuzda
görüşüldükten sonra yukarıda zikredilen ilgili bakanlık ve kurum yetkililerinin
katılımıyla 20.6.2006 tarihinde toplanan komisyonumuzca tasarı mevcut haliyle
getirilmiştir.
Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlar; göçlerin ve iskân
sorunlarının tarihî seyrine bir baktığımızda, Türk soyunun doğudan başlattığı
göç binlerce yıl sürmüş, Asya, Avrupa kıtaları üzerinde çok geniş alanlarda,
muhtelif zamanlarda kurulan imparatorluklarla yayılmıştır. Yayılma
imparatorluğun genişleme devrinde de sürmüş, gerek Osmanlı İmparatorluğunun
gerileyişi ve gerekse diğer alanlarda kalan soydaşların zor durumlarda
kaldıkları zaman Anadolu’ya büyük göçler olmuş ve halen de zaman zaman olmaktadır. Göç edenlerin iskânlarının
gerçekleştirilmesi ve işte mevcut millî iskân sorunlarının halli amacıyla pek
çok mevzuat çıkarılıp uygulanmıştır.
İskân hizmetlerinin ilk organizasyonu 1872 yılında
Muhacirin Komisyon Alisi adı altında kuruluş tarafından başlatılmış, daha sonra
2510 sayılı İskân Kanunu yürürlüğe girdikten sonra, bunu takip eden kanunlarda
bazı maddeleri birkaç defa değiştirilmiş, bazı maddeleri tadil edilmiş, yeni
maddeler ilave edilmiş, ayrıca maddeler getirilmiştir. 2510 sayılı Kanunda
değişiklik yapan bir kanunun bazı maddeleri, daha sonra başka bir kanunla
tekrar değişikliğe uğratılarak yeni çözüm yolları aranmıştır.
İskân hizmetlerinin belli esaslara göre derli toplu
yürütülmesi sağlanamadığı gibi, yapılan değişiklikler ve ekler de yeterli
olamamıştır. 2510 sayılı İskân Kanunu yürürlüğe girdiği tarihten itibaren,
Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya, Yunanistan, Çin, Türkistan ve diğer
ülkelerden iskânlı göçmen olarak 182 571 aileden 714 605 nüfus gelmiş ve
bunların ihtiyaçları karşılanarak iskânları sağlanmıştır. İskân yardımı almadan
serbest göçmen olarak gelen 259 100 aile 935 000 nüfusla kabul edilerek serbest
göçmen muameleleri tamamlanmıştır. Toplamda, geldikleri tarih itibariyle, 2005
yılı sonuna kadar 441 670 aileden 1 650 604 nüfus ülkemize kabul edilmiştir. Bu
kanuna dayanılarak memleket içerisinde göçebe hayatı yaşayan 1 071 göçebe
ailesi ile yerinde kalkındırma imkânı olmayan ve başka bir yerde iskânı gereken
ormaniçi köylerden 256 ailenin iskânları
sağlanmıştır.
Ayrıca, millî güvenliğimizin tehlikeye düştüğü
dönemlerde, bazı illerde çok sayıda aile ve nüfus memleketin uygun bölgelerinde
mecburî iskâna tabi tutulmuştur. Bunların bilahara
çıkarılan kanunlarla serbest bırakılmaları sonucu eski yerlerinde veya civar
illerde yeniden iskânları yapılmış, halen bu durumdaki 150 ailenin iskânı uygun
şekilde sağlanamamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere
2510 sayılı İskân Kanununa göre yapılan iskânlar karşılıksız olarak
yapılıyordu. Kaynakların yeterli olmayışı iskân yapma imkânını güçlendirdiğinden,
29.6.1970 tarihinde yürürlüğe giren 2510 sayılı İskân Kanununa ek 1306 sayılı
Kanunla bir fon kurularak borçlanma esası getirilmiştir. Borçlanmayla yapılan
iskân bedeli vadelerle, taksitler halinde geriye dönüşlüdür. Devletçe büyük
çapta yapılan ve yapılacak olan pek çok tesisin inşa alanlarında kalan ve
taşınmazları kamulaştırılan çok sayıda ailenin iskânına çözüm yolunun bulunması
gerekmektedir.
Ayrıca, köysel alanda mevcut yerleşim birimlerinin
bazılarının uygun bir yerleşme yapısına sahip olmadıkları, bazılarının çok
dağınık bir yapıya sahip oldukları, bazılarının gelişme alanlarının
bulunmadığı, pek çoğunun ise modern bir yerleşim planına sahip olmaması
nedeniyle gelişigüzel yayıldığı görülmektedir. 1306 sayılı Kanunla bir ölçüde
sözü edilen problemlere çözüm sağlayıcı hükümler getirilmiş, ancak, bu da
yeterli olmamıştır. Bu kanunla, karşılaşılan bu sorun çözülecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz hükümet olarak
ortaya bir program ve iddia koyduk ve 2007 sonunda yolsuz, susuz köyümüz
kalmayacak. Bunu da, bugün itibariyle 2 milyar TL’ye ulaşan ödenekle zamanından
önce tamamlayacağımız kanaati hâsıl olmuştur.
ATİLLA KART (Konya) – Siz hükümet değilsiniz.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Meclisle icrayı karıştırdın
sen.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Bu yazın da hepinizin olduğu
gibi bizler de yurt sathında köylerimizi gezdik, biz de kendi ilimizde
köylerimizi gezdik. Gerçekten KÖYDES Projesi kapsamında ciddî icraatların,
ciddî hizmetlerin yapıldığını gördük.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Köylere gidemediniz. Köylerde
çay ısmarlamadılar size.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Burada köylerimizin,
köylülerimizin son derece memnun olduğunu da tespittik ettik.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Bari köylüyü ağzına alma!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Tabiî, şimdi, konuyla alakasız
hep siz konuşacak haliniz yok, biraz da biz konuşalım.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Kahvehaneye oturamadınız,
kahvehaneye.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Ama, yanlış konuşuyorsun.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Niye yanlış konuşalım ki?!
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Meclis ile yürütmeyi
karıştırdın.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Vakit az olduğu için sana
cevap vermeyeyim, sonra kuliste cevap vereyim.
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) – Cevabın varsa köylüye ver.
BAŞKAN – Sayın Demirbağ, lütfen
Genel Kurula hitap eder misiniz.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Şimdi, getirmiş olduğumuz
kanunla da, köylerimizde veya başka yerde iskân sorunlarının giderilmesi temin
edilecektir. Öte yandan, Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesine ilişkin
taahhütlerimiz arasında yer alan bu tasarının kanunlaşmasıyla iskân konusunda Avrupayla aynı mevzuata kavuşmuş olacağız.
Esas itibariyle bu kanun, Türk soylu kişilerin, yani,
göçmenlere, göçebelere, yerleri kamulaştırılanlara, millî güvenlik nedeniyle
iskân edilenlere, köylerin toplulaştırılması sonrası iskân edileceklere tek
elden ve süratli hizmet edecek diğer yasal düzenlemelerin bir araya
toplanmasıyla yepyeni bir temel kanun niteliği taşımaktadır. Halen, Toplu Konut
İdaresi Başkanlığı iskâna ilişkin çalışmalarını hızla yürütmektedir. Bu
kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte bu
çalışmalar süratle bitirilecek ve bundan sonraki çalışmalar da daha düzenli ve
kolay yürütülebilecektir. Toplu Konut İdaresi
Başkanlığı kendisine tevdi edilen bu görevler çerçevesinde, göçmen
konutlarına ilişkin proje, yapım, kontrol, hak sahibi seçimi, tahsis ve dağıtım
gibi görevlerini ifa etmekte olup, tasarıyla da bu yönde düzenleme
yapılmaktadır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Demirbağ, lütfen
toparlar mısınız.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – 1 dakika
süre veriyorum.
Buyurun.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Diğer taraftan 2510 sayılı Kanunun ek 34 üncü
maddesi uyarınca yapılan ve hak sahiplerine tahsis edilen konutların kanunun
amacı dışında kullanıldığı ya da terk edildiği için
hak sahibi olmayanlar tarafından kullanıldığı veya işgal edildiği
görülmektedir. Oysa hak sahibi olmasına rağmen henüz konut edinememiş göçmenler
mevcut olup, tasarıyla, kanuna aykırı kullanıldığı tespit edilen konutların
göçmenlerin hizmetinde kullanılmak üzere tapu kayıtlarının iptalinin ve Toplu
Konut İdaresi Başkanlığı adına tescilinin mahkemeden istenmesi de
öngörülmektedir.
Ben teknik detaylara girmedim, zamanın kısa olması
nedeniyle atladım. Ülkemize ve milletimize bu kanunumuzun hayırlı olmasını
temenni eder, hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirbağ.
Şimdi, 20 dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.
Soru sorma süresi 10 dakikadır.
Sayın Kaptan, buyurun.
OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, bir süre önce
Türkiye’yi ziyaret eden Suudi Arabistan Kralı Abdullah’a, İstanbul Boğaziçi’nde
sit alanı olan, yapı yasağı olan Sevda Tepesinin
imara açılması için Başbakanın söz verdiği doğru mudur?
İkinci soru, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının bu
konuda, Kral Abdullah ile Başbakanın bu konudaki görüşmesi sonucunda verilen
sözün yerine getirilmesine dönük bir açıklama mıdır Belediye Başkanının bu
konuda bir çalışma yapıyoruz demesi, bu görüşmenin sonucuna mı bağlıdır?
Üçüncü soru, bu türlü imtiyazlı bir imara açma işlemi
Anayasaya ve yasalara aykırı değil midir?
Dördüncü soru, bu türlü uygulamalar, bundan sonraki yasal
olmayan, ussal olmayan, kamu yararı olmayan uygulamalara emsal teşkil etmeyecek
midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaptan.
Sayın Küçükaşık…
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Sayın Bakanım, nisan ayında
meydana gelen Karaköy yangınında, Karaköy
konutları ihale edildi. Şu anda 102 konutun inşaatı devam ediyor; fakat, TOKİ’nin ihale ettiği firmalarda acaba altyapı, ev, tandır
ve diğer ortak idareler niçin ayrıldı? Ayrıca, metrekare birim maliyetinin ne
olduğunu sormak istiyorum.
İkincisi, yarın Sayın Başbakan tarafından Hasanağa TOKİ Konutlarının hak sahiplerine anahtar teslim
edilecek. 1 584 tane konut üç aydan beri teslim edilmedi. Bize yüzlerce faks
geldi, mail de geldi. Burada, insanların hemen hemen
tümünün doğalgazı yok, eğitim yok, okulu yok, içmek için suları yok, toplutaşıma araçları yok, güvenliği sağlayacak herhangi bir
şekilde güvenlik birimi yok, şu anda, halihazırda elektriği yok ve herhangi bir
şekilde alışveriş yapacakları herhangi bir alışveriş merkezi yok. TOKİ, yarın,
Sayın Başbakanın önderliğinde burada anahtar teslim edecek; insanlar burada
nasıl oturacak, kışı nasıl geçirecek?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Küçükaşık.
Sayın Tüzün…
Sayın Aslanoğlu, buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Başkanım, bu yasanın 1 inci maddesinde birtakım
tarifler getirilmiş. Bir de buraya mekânsız vatandaş tarifini getirirsek çok
daha iyi olur. Türkiye’de oturup hiç mekânı olmayan insanları da böyle bir
yasayla eğer kapsama alırsak çok daha iyi olur.
Benim sorum şu: Malatya’nın Pötürge,
Kale ve Doğanyol İlçeleri birinci derece deprem
kuşağı. 2005 yılından beri, yani, 2004, 2005 ve bu yıl olan depremlerde, hâlâ,
500 kişinin evi kesinlikle yapılmadı. Bu insanlar, geçen kış dışarıda yattılar.
Yine, bu 500 insanımız, acaba, bu kış da dışarıda mı yatacak? Kesinlikle iki
yıldır,hâlâ, Bayındırlık Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü bu insanlara
hiçbir cevap vermiyor. Bu insanlar, acaba, bu kış da dışarıda mı kalacak?
Yine, köyde oturan vatandaşa ilçe merkezinde toplukonut veriyorsunuz. Bu insanlar ilçeye gelmek
istemiyor ve bu toplukonutlar hep boş. Köydeki
insanlar kendi bahçesinde oturmayı yeğliyorsa, acaba, bu vatandaşlara toplukonuta verdiğiniz masraf kadar, kendi evini yapmak
için neden bir yardım etmiyorsunuz?
Tabiî, bir başka olay da, yine, Malatya’da yapılan toplukonutlarda, kesinlikle, musluğu takılmayan, kapısı
açık, kilidi olmayan evler teslim edildi. Acaba, Toplu Konut hak sahiplerine ev
teslim ederken, müteahhitlerle anlaşması bu mu?! Yani, suyu olmayan, musluğu
olmayan –affedersin- lavabo taşı olmayan evleri teslim ederken, acaba, devlet
vatandaşına yalan söyler mi?! Maalesef, yolu yok, yolağı yok, suyu akmıyor,
hâlâ ilgilenmiyorlar, vatandaşlar perişan. Devlet vatandaşı kandırmaz.
Maalesef, Malatya’da teslim edilen konutlarda, devlet vatandaşı kandırdı.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.
Sayın Tüzün…
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakana bu TOKİ
hakkında bir sorum var.
Toplu Konut İdaresi, bildiğiniz gibi, sosyal hizmet amaçlı
kurulan bir kuruluştur, düşük gelir sınıfındaki insanlarımızı ev sahibi yapmak
amacıyla yola çıkmıştır; ancak, geldiğimiz noktada, amacının dışına çıkmış, kâr
amaçlı bir kuruluş olmuştur. Özellikle, illerde kurulan toplukonut
projeleri çok düşük miktarda müteahhitlere ihale edilmiş ve yüksek miktarlarda
satışı yapılmıştır. Örneğin -bir ilde vereceğim bir örnek- 644 konutu Toplu
Konut İdaresi, Eskişehir’de, müteahhide 21,7 trilyona verirken, Toplu Konut
İdaresi, bu 644 konutu 55 trilyon liraya satmıştır. Yani, bir daireyi Toplu
Konut 20 milyara, 22 milyara mal ederken, 40 milyar gibi, yüzde 100 kâr
oranıyla satmasının gerekçesi nedir?
Diğer bir sorum ise; özellikle bu tür ihaleleri alan
müteahhitler o bölgede esnaftan yapmış olduğu alışverişini şu anda ödeyememektedirler.
Yine, o bölgede yapılmış olan inşaatlarda çalışan işçilerin paraları
ödenmemektedir. Yani, müteahhit, bu konuda iflas ettiğini söyleyip konkordato
çekip bölge insanına olan borçlarını ödememektedir. Toplu Konut İdaresi bu
konuda ne düşünmektedir? Bu alacaklılara, bölgede bekleyen alacaklılara ne tür
bir vaatte bulunulacaktır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Öymen, buyurun.
ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakana, bu uyum paketiyle ilgili genel bir soru,
bir de, bugün görüşülmekte olan yasayla ilgili bir soru sormak istiyorum.
Genel sorum şudur: Bir yıl önce Avrupa Birliği ilerleme
raporunu kabul etmişken ve orada Hükümetimize yönelik çok ciddî eleştirilerde
bulunulmuşken, Hükümet, bu uyum paketini getirmek için niçin bu kadar
gecikmiştir?
İki: Orada yer alan, milletvekili dokunulmazlığının
kaldırılması gibi, genel yargı reformu gibi, Adalet Bakanının ve Müsteşarının,
Hâkim ve Savcılar Kurulunda bulunması durumunun düzeltilmesi gibi, eğitim, sağlık,
tarım vesaire alanlarda pek çok eleştiri ve beklenti dile getirilmişken, niçin,
Hükümet bunların hemen hemen hiçbirine uyum paketinde
yer vermemiştir?
Madde üç: Acaba, Hükümet, Meclise sunduğu yasadaki bazı
hükümlerin Lozan Antlaşmasının 46 ncı maddesini
deldiğinin farkında mıdır? Lozan Antlaşmasının 46 ncı
maddesi, Türkiye’deki Rum azınlığı ile Batı Trakya’daki Türk azınlığı arasında
tam bir eşitlik öngörmektedir. Oysa, şimdi, İstanbul’daki Rum vakıflarına tek
taraflı tavizler verilmekte, buna karşılık Batı Trakya’daki Türk vakıfları 1967
Yunan darbesinden bu yana kayyımlar tarafından idare edilmektedir, hiçbir
etkileri yoktur.
Bu yasayla ilgili sorum şu: Deprem tehdidi altında
bulunan İstanbul ve diğer illerimizde kaç kamu binasının muhtemel bir depremde
yıkılacağı tespit edilmiştir; Hükümet, bunlardan kaçını yıkıp yenisini
yapmıştır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öymen.
Soru sorma süresi tamamlanmıştır.
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)
– Sayın Başkanım, soru yönelten değerli milletvekili arkadaşlarımızın
sorularına cevap vermeye çalışacağım. Soru soran arkadaşlarımızın gündeme
getirdiği konulardan bir bölümüyle ilgili şu anda yanımda kâfi bilgi olmadığı
için, hemen peşinen ifade edeyim ki, bu sorulara daha sonra yazılı olarak cevap
vereceğim.
Sayın Kaptan, Suudi Arabistan Kralı Abdullah’a imara
açmak için İstanbul’daki bir alanın söz verip vermediğini ifade etti,
“imtiyazlı bir imara açma Anayasaya aykırı olmaz mı” diye de bir soru
yönelttiler. Sayın Başbakanın Suudi Arabistan Kralına bir yerin imara açılması
konusunda söz verip vermediği konusunu bilmiyorum. Tabiî, Sayın Başbakanın
Suudi Arabistan Kralıyla yapmış olduğu görüşmede bulunmuş değilim; ancak, şunu
biliyorum: Bir yerin imara açılmasına Başbakanlar karar vermiyor, o taşınmaz
hangi belediye sınırları içerisinde ise o belediye meclisleri karar verir. O
bakımdan, konu eğer bir ilçe belediyesini ilgilendiriyorsa, bu ilçe belediyesi
de metropol bir ilçeyse, kuşkusuz ki, o ildeki konu, İstanbul’u
ilgilendirdiğine göre, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin görev alanına
giren bir konudur. Herhangi bir yerle ilgili, bu yerin sahibi vatandaş da
olabilir, yabancı biri de olabilir, imara açılıp açılmaması konusunun muhatabı Büyükşehir
Belediye Meclisidir. Bu konuda bir karar verildi mi, verilmedi mi; şu anda bir
bilgi sahibi değilim.
Sayın Küçükaşık, sanıyorum,
bugün veya yarın Sayın Başbakan Bursa’ya gidecek, Sayın Başbakanımızın Bursa
ziyareti var; Bursa’da bazı açılışlar yapacak. Açılışlardan bir tanesi de toplu
konutla ilgili. Sayın Küçükaşık’ın sorduğu herhalde
bitmiş olan toplu konutlarla ilgili anahtar teslim töreni vesilesiyle bu
konutlarla ilgili eksiklikler var. İşte, alışveriş merkezleri yok, ulaşım
imkânları yok diye bir soru yönelttiler.
Ben şunu biliyorum ki, Türkiye’nin muhtelif yerlerinde
Toplu Konut İdaresinin bitmiş olan konutlarının teslim törenlerine bizzat ben
de katıldım. Gittiğim her yerde, memnuniyetle ifade edeyim ki, son derece
modern konutlarla karşılaştım, çevre düzenlemeleriyle karşılaştım. Kendilerine
anahtar teslim ettiğim vatandaşlarımızın memnuniyetini gördüm. O bakımdan,
Bursa’da da bunun aksi bir durumun olacağı kanaatinde değilim. Gidip görmedim.
O bakımdan, Bursa’ya, vatandaşlarımızın kira öder gibi konut almalarını
sağlayacak bir yatırım yapılmışsa, Bursa milletvekili olarak Sayın Küçükaşık’ın önce bundan çok büyük bir memnuniyet duyması
gerekir. Çünkü, Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesi de kiraların
diğer ürünlere nispetle en çok artıyor olması ve bütçelere de en büyük yükün bu
kira artışlarından geldiği gerçeğidir. O halde, bu konuda, yapılması gereken;
Türkiye’nin konut açığını kapatmaktır. Türkiye’nin, şu anda, 2 500 000 konuta
ihtiyacı vardır. Toplu Konut İdaresi bunun 2007 yılı sonuna kadar, ancak yüzde
10’unu yapabilecektir, 250 00 konut.
Dolayısıyla, bu konut açığının kapatılması konusunda
Toplu Konut İdaresi öncü bir rol oynuyor, yüzde 90’ını da, mutlaka, tabiî ki,
hür teşebbüs, müteahhitlerimiz bunları yapmak ve Türkiye’nin konut açığını
kapatmak durumundadır; ama, Toplu Konut İdaresinin üç, dört yıldır çok önemli
bir işlev yerine getirdiğini belirtmek istiyorum. Eksiklikler aksaklıklar
varsa, bunların çok ciddî boyutta olduğu kanaatinde değilim, mutlaka bunlar da
telafi edilir.
Bize, vatandaşlarımızdan, Toplu Konut İdaresinden konut
alan vatandaşlarımızdan, şu ana kadar, demin arkadaşlarımın dile getirdiği
aksaklık eksiklikler… Mesela, Sayın Aslanoğlu,
efendim öyle şeyler söylediniz ki, sular akmıyor, efendim işte musluklar
takılmamış, kapısı açılmıyor, lavabolar döşenmemiş; yani, bunu biraz mizah
olarak değerlendirdiğimi ifade etmek istiyorum. Bakın, böyle bir şey olmaz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ama, Sayın Bakan, ben
gördüm ben…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) – Böyle bir şey olmaz… Sayın Aslanoğlu,
bakın, böylesine son derece iyi çalışan, iyi üretim yapan ve milletimizin de
takdirini toplamış olan Toplu Konut İdaresini sırf muhalefet yapacağız diye,
burada, acımasızca eleştirmenin hiçbir anlamı yoktur. Sizin önce teşekkür
etmeniz lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞU (Malatya) –Teşekkür başka, eksik
başka, yapmayın lütfen…
BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen karşılıklı konuşmayalım,
Genel Kurula hitap edelim.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) – Bakın, bu Toplu Konut İdaresi, 1987’li yıllarda, rahmetli Özal’ın
Başbakan olduğu dönemde, isabetle kurulmuş olan bir teşkilattır. Biz, göreve
geldiğimiz güne kadar Türkiye’de 40 000 konut üretebilmiştir; ama, biz, 4
yılda, şu ana kadar 200 000 konut ürettirdik bu Toplu Konut İdaresine. Önce
bunu bir takdir etmeniz lazım, bizi tebrik etmeniz lazım, hatta alkışlamanız
lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ama, siz gelip burada, musluğu takılmamış,
lavabo, bilmem nesi yoktur, bunlar çok komik, yani vatandaşların da tebessüm
edeceği ifadelerdir, kusura bakmayın…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, ben
gördüm.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) – Kusura bakmayın… Beraber gidelim. Sayın Aslanoğlu
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Haydi, gidelim
buyurun… Açın sorun…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) – Sayın Aslanoğlu, efendim, bakın, bitmiş,
TOKİ’nin teslim edeceği, teslim programına aldığı…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ettiği… Ettiği…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) – Tamam…
O zaman, Türkiye’nin herhangi bir yerine, ben de programa
alacağım, sizi de yanıma alacağım, beraber gidelim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Efendim, ben Malatya
örneği veriyorum, başka yer örneği vermiyorum.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) – Beraber gidelim efendim, beraber gidelim… Böyle bir şey olmaz,
mümkün değil. Ben, Toplu Konut İdaresinin ne kadar ciddî çalıştığını yakinen biliyorum; çünkü, birçok törenlerine katıldım, o
evleri bizzat inceledim. Böyle, lavabosu olmayan, musluğu takılmamış bir yeri,
yani, vatandaşa teslim eder mi bir Toplu Konut İdaresini, böyle ciddî bir kurum!
Lütfen, lütfen… (AK Parti sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) – Sayın Bakan, törenlerle bu
işler olmuyor!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Şimdi, arkadaşlarımızın, tabiî, Sayın Aslanoğlu
bir soru sordu: “Mekânsız vatandaşları
da koyalım yasanın 1 inci maddesine” dediniz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Evet.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Önerge verin, Genel Kurul kabul ederse, konur.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Önerge veremiyoruz.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) – Peki, peki…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Veremiyoruz…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Verirsiniz efendim, niye veremeyeceksiniz.
Sayın Tüzün dediler ki: “Bu
Toplu Konut İdaresi amacının dışına çıkmıştır, yüzde 100 kârla daireleri
satıyor.”
Nerde satıyor, nerde satmış yüzde 100 kârla?! Toplu Konut
İdaresi, kâr amacı gütmeyen, Türkiye’de vatandaşın konut sorununu çözme
konusunda öncü rol oynayan bir kamu kuruluşudur.
Şimdi, bazı yerlerde –ki, Eskişehir’de oldu- müteahhitten
kaynaklanan bir gecikme oldu; ama, bu sorun çözüldü. Hatta, bir yıla yakın
süredir, eski, başlayan müteahhit işçilerin de parasını ödeyemediği için, orada
işçiler uzun süre, birkaç ay inşaattan ayrılmadılar. Yeni ihale yapıldı,
tasfiye edildi, yeni müteahhit orada işe başlayamadı; ama, dün ben kendisini
bir vesileyle aramıştım Sayın Erdoğan Bayraktar’ı. “İşçiler çıktı, paraları
ödendi ve şu anda yeni müteahhit de başladı; yıl sonuna kadar gecikmiş olan,
Eskişehir’deki bu toplukonutlar da sahiplerine,
vatandaşlarımıza teslim edilecektir” dendi.
Evet, zaman zaman, çok az da
olsa bu tür sorunlarla karşılaşabiliyoruz; ama, bunları çözmek için de geceli
gündüzlü bir çalışma içerisindeyiz.
Sayın Öymen’in sorduğu son
derece değerli sorulara, zamanım dolduğu için yazılı olarak cevap vereceğim.
Kendisine, duyarlılığı nedeniyle teşekkür ediyorum; Sayın
Başkanım size de teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.
Sayın Kandemir…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Kandoğan…
BAŞKAN – Kandoğan;
düzeltiyorum.
Sayın Kandoğan, Sayın Özcan’ın konuşması sırasında sataşma nedeniyle söz
istemiştiniz.
Buyurun.
3 dakika süre veriyorum.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Kayseri Milletvekilimiz Sayın Niyazi Özcan’ın
şahsımla ilgili söylemiş olduğu sözlere cevap vermek için huzurlarınızdayım.
Ben, öncelikle şunu ifade etmek istiyorum, tutanaklarda
da vardır: Benim Toplu Konut İdaresine bakışımın nasıl olduğunu, ben, bu
kürsüden açıkladım, kendilerine teşekkür ettim, bu hizmetlerin güzel hizmetler
olduğunu bu kürsüden söyledim. Ancak, bunları söylemem, Toplu Konut İdaresinde,
varsa, yapılan yanlışlıkları buradan dile getirmeme engel değil.
Şimdi, ben, Eskişehir örneğini verdim, Sayın Bakan da
söylediler. Eskişehir’de ihale fesholdu. 21 trilyondu yapılan ilk ihale,
fesholuncaya kadar müteahhide 11 trilyon ödendi. Fesholduktan sonra ihale
yeniden yapıldı davetiye usulü, 15 trilyona yeni müteahhide verildi; toplam 26
trilyon. Başlangıçta yapılan ihale 21 trilyon, yeni yapılan ihale 26 trilyon;
yani, bu vatandaşın cebinden 5 trilyon lira fazla para harcama çıkıyor. Niye
çıkıyor; oradaki müteahhit bu işi niye yapamadı, şundan yapamadı: Siz, bu
ihaleleri anahtar teslim yapıyorsunuz. Bu vatandaşlar sizlere güvendi, inandı.
2005 yılı içerisinde siz dediniz ki “enflasyon yüzde 5 olacak.” Müteahhitler de
sizlere güvendiği için bu ihalelere girdiler, anahtar teslim ihale aldılar.
Ancak, 2005 yılı içerisinde demir ve çimento fiyatları yüzde 50’ye varan
oranlarda arttı. Bunlar anahtar teslim ihale aldıkları için, bu yeni
fiyatlardan dolayı bu inşaatları bitiremez hale geldiler; benim söylemek
istediğim bu.
Bu işin çözülmesi için, Hükümetin, mutlaka, bu noktada
bir tedbir alması lazım. Bakınız, buradan uyarıyorum: Önümüzdeki günlerde
onlarca yeni müteahhit, TOKİ’den ihale almış,
inşaatları devam eden müteahhitlerin işleri bitirmeleri son derece zor, niye
zor; demin söylemiş olduğum sebeplerden dolayı zor. O nedenle, sizlere güvenip
anahtar teslimi bu inşaatları alan müteahhitlerle ilgili olarak bu ortaya çıkan
fiilî durumun mutlaka ele alınıp, bununla ilgili ne yapılabilir, nasıl bir
çözüm yolu bulunabilir meselesinin mutlaka araştırılması lazım. Bakınız, şu
anda, icrada olan onlarca müteahhit var; ben, müteahhitler adına konuşmuyorum;
ama, bu inşaatların bir an önce bitirilebilmesi… Tekrar ediyorum bunlar güzel
hizmetler, bu inşaatların artarak devam etmesi lazım; Türkiye’deki büyüme
rakamlarını etkileyen en önemli faktörlerden birisi, Türkiye’de inşaat
alanındaki bu hızlı ilerlemeden kaynaklanan bir büyüme söz konusudur. Bununda
altını çiziyorum; ancak, tekrar ediyorum ki, sizlere güvenen ve anahtar teslim
bu ihaleleri alan müteahhitlerle ilgili olarak mutlaka bu yeni durumun gözden
geçirilmesi lazım.
Bir endişem daha var; artık son zamanlarda bu ihaleler o
ilçede de olsun, bu milletvekilinin bölgesinde de olsun diyerek…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Hemen tamamlıyorum.
BAŞKAN – Sayın Kandoğan,
lütfen; teşekkür…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Son cümlemi söyleyeyim Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Yanlış yer seçimleri söz
konusu olmaya başlamıştır. Demin Sayın Kemal Kılıçdaroğlu
da ifade etti; Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulunun bu konularla ilgili
raporları vardır. Ben, buradan bir uyarı görevi yapmak istiyorum, bir ikaz
görevimi yapmak istiyorum; bu hizmetlerin devam etmesi lazım; ama, bu
hizmetlerle ilgili en küçük bir şaibenin olmaması da hepimizin arzusudur.
Ben, bu nedenle, Sayın Özcan’ın
benim şahsımla ilgili o düşüncelerinin son derece yanlış olduğunu, bu
inşaatlarla ilgili görüşlerimin olumlu olduğunu; ancak, aksayan ve eksik olan
hususların da bir an önce tamamlanması gerektiğini ifade ediyor, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.
.- İskan Kanunu Tasarısı ve iskan Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma
ve Turizm Komisyonu Raporu (1/352, 1/1209) (S.Sayısı: 1223)__________(Devam)
BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Karar yetersayısının aranmasını
istiyorum.
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… (AK Parti
sıralarından “var, var” sesleri)
Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur;
birleşime saat 20.15’e kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati:
19.33
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 20.19
BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 125 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
1223 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
- İskân Kanunu
Tasarısı ve iskân Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/352, 1/1209) (S. Sayısı: 1223) ----- (Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Tasarının maddelerine geçilmesinin
oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.
Şimdi, tasarının maddelerine geçilmesini
tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Tasarının maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.
Şimdi, Birinci
Bölümün görüşmelerine başlıyoruz.
Birinci Bölüm 1 ilâ 24 üncü maddeleri kapsamaktadır.
Birinci Bölüm üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Parlakyiğit.
(CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Parlakyiğit.
CHP GRUBU ADINA MEHMET PARLAKYİĞİT (Kahramanmaraş) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1223 sıra sayılı İskân
Kanunu Tasarısı ve İskân Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının Birinci Bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum; öncelikle Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyetinde iskân
sorunlarının ayrıntılı olarak ele alınması, 21.06.1934 tarihinde yürürlüğe
giren 2510 sayılı İskân Kanunuyla olmuştur. Bu kanunun kapsamına, göçmenler,
mülteciler, göçebeler, gezginciler ve sorunlu hallerde yerli halktan naklen
iskâna tabi tutulanlar girmektedir.
21.06.1934 tarihinde yürürlüğe giren 2510 sayılı bu
kanunla, Bulgaristan, Yugoslavya, Yunanistan, Romanya, Çin, Türkistan ve diğer
ülkelerden iskânlı göçmen olarak 182 571 aileden gelen 714 605 nüfusun
iskânları sağlanmıştır. Ayrıca, iskân yardımı almadan serbest göçmen
niteliğinde gelen 258 032 aileden 932 922 nüfusun serbest göçmen muameleleri
tamamlanmıştır. Yine, 2510 sayılı İskân Yasası kapsamında, yurt içinde göçebe
hayatı yaşayan 1 071 aileyle birlikte, yerinde kalkındırma imkânı olmayan ve
başka bir yerde iskânı gereken orman içi köylerden 256 ailenin iskânları
sağlanırken, ülke güvenliğinin tehlikeye düştüğü dönemlerde de, bazı illerde
çok sayıda aile ve nüfus, yurdun uygun bölgelerinde zorunlu iskâna tabi
tutulmuşlardır.
Değerli
milletvekilleri, 2510 sayılı İskân Kanununa göre yapılan iskânlar karşılıksız
olarak yapılıyordu. Bu yöntemin yeterli olmayışı karşısında, 29.6.1970
tarihinde yürürlüğe giren 2510 sayılı İskân Kanununa ek 1306 sayılı Kanunla bir
fon kurularak yapılan iskân bedellerinin belli vadelerle, taksitler halinde
geriye dönüşünü amaçlayan borçlanma esası getirilmiştir.
Devletçe büyük
çapta yapılan ve yapılacak olan pek çok tesisin yapı alanlarında kalan ve
taşınmazları kamulaştırılan çok sayıda ailenin iskânına çözüm yolunun bulunması
gerekmektedir. Ayrıca, köysel alanlarda mevcut yerleşim birimlerinin
bazılarının uygun bir plana uymaması, çoğunlukla da gelişigüzel yapılması
dikkate alındığında, bu çıkmazlar zaman içerisinde çözüme bağlanmaya
çalışılmıştır.
1934 yılında
yürürlüğe giren 2510 sayılı İskân Kanununa, zaman içerisinde hızla artan ülke
nüfusu ve değişen şartlar karşısında ihtiyaçlara cevap veremeyince, değişik
tarihlerden günümüze kadar 16 kez eklemeler ve düzenlemeler getirilmiş; ancak,
yeterli sonuç yine alınamamıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; İskân Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte takriben 17 000 000 olan nüfusumuz, bugün 70 000 000’u aşmış bulunmaktadır.
Planlı kalkınma döneminde yapılan barajlar ve diğer ekonomik tesisler nedeniyle
yerlerini terk etmek zorunda kalan nüfusun iskân problemi, gün geçtikçe daha da artarak devam etmektedir. Barajların,
havaalanlarının ve savunmayla ilgili tesislerin inşası, tarih ve tabiat varlıklarının korunması amacıyla
yapılacak kamulaştırmalar sonucu yerlerini terk etmek zorunda kalanların
iskânı, Özel İskân Fonu kaynaklarının artırılması ve Özel İskân Fonundaki
harcamaların günün şartlarına uygun belli esaslara bağlanması, köysel alanın
daha sağlıklı yerleşim planlarına kavuşturulması için mevcut kanunların yeniden
ele alınması zorunluluğu gün içerisinde gündeme gelmiştir. İskân Kanununun
günün koşullarına göre yeniden düzenlenmesi gereği, sırasıyla, 10.5.1996
senesinde Sayın Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı döneminde hazırlanan ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına arz edilen tasarıyla gündeme taşınmış; ancak,
ilgili tasarı o hükümet döneminde kanunlaşamamış; bunu takiben, aynı
gerekçelerle, İskân Kanunu Tasarısı 5.7.1999 tarihinde Başbakan Sayın Bülent
Ecevit hükümeti döneminde, bunu takiben de 7.1.2003 tarihinde Başbakan Sayın Abdullah
Gül hükümetlerince Türkiye Büyük Millet Meclisine arz edilmiş, ancak, bugüne
kadar kanunlaşması mümkün olmamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on yıl önce ele
alınan, ancak bugünlerde Genel Kurulda görüşülmeye başladığımız ilk İskân Yasası,
50 esas ve 3 geçici maddeden oluşan ve 8 bölümde değerlendirmeye alınan, 1934
yılından bugüne taşınan iskân sorunlarını düzenlemeyi amaçlayan çok geniş
kapsamlı bir kanun tasarısıdır. İçerdiği bölümleri itibariyle Birinci Bölümde
amaç, kapsam ve tanımlar; İkinci Bölümde göçmenlerin kabulü, göçmen olarak
kabul edilmeyecekler; Üçüncü Bölümde iskân esasları, iskân yardımları; Dördüncü
Bölümde fiziksel yerleşim düzenlemesi, fiziksel yerleşim; Beşinci Bölümde
iskânda aile, iskân komisyonları, iskân tedbirleri, iskânda aile kabul
edilecekler; Altıncı Bölümde malî yükümlülükler, Yedinci Bölümde muafiyetler,
gümrük muafiyetlerinden yararlanma; Sekizinci Bölümde çeşitli hükümler, tahsis,
devir ve temlik edilecek arazi ve arsalar konusu gündeme gelmektedir.
53 maddeyi kapsayan bu sekiz ana bölüm dışında, geçici 1
inci maddeyle, Başbakanın Bulgaristan’dan zorunlu göçe tabi tutulup Türkiye’ye
gelerek yerleşmek isteyen soydaşlarımızın iskânla ilgili bu kanun çerçevesinde
alınacak kararların koordinasyonunu ve yapılacak konutların tahsis ve
dağıtımında tapu tescili ile borçlandırma konularında Toplu Konut İdaresi
Başkanlığının görevlendirilmesi de yasaya sokulmaya çalışılmaktadır. 2510
sayılı Yasada bu görevlendirme bir bakanın şahsında yapılıyordu. Yeni tasarıyla
getirilmek istenilen yetki değişikliğinin hangi nedenle yapıldığı konusunda
endişe duyuyoruz.
Değerli milletvekilleri, on yıllık bir hazırlık
döneminden ve üç ayrı hükümetin aynı tasarıyla ilgili çalışmalarının sonunda
bugün görüştüğümüz İskân Kanunu Tasarısı önemi itibariyle madde madde ayrıntılı olarak Genel Kurulda değerlendirildikten
sonra yasalaşmalıdır. Tasarının aciliyetine ve
gerekliliğine Anamuhalefet Partisi olarak biz de
inanıyoruz; ancak, tasarıyı hazırlayan bürokratlar, değerlendirmeye alan
Bakanlar Kurulu ve ilgili komisyon üyelerinin dışında inceleme ve içeriğini
anlama zamanı bulamayan Genel Kurulumuzun büyük çoğunluğudur. Böylesine önemli,
53 maddelik bir tasarıyı temel yasa gerekçesiyle iki bölümde, sanki iki
maddelik bir tasarı gibi görüşerek Genel Kurul onayından geçirmek, hiç de etik ve şık olmayan bir davranış biçimidir. Daha açıkçası, milletvekillerimizin yasama özgürlüklerine açık bir
müdahale şekli arz etmektedir. Her zamanki anlayışınızla, olupbitti mantığıyla
aceleye getirilerek incelemeden çıkarılmaya çalışılan bu tasarı, gönül isterdi
ki, milletvekillerimizin ayrıntılı çalışmaları sonucu
yasalaşsın.
Her şeye rağmen, yasanın, ülkemize ve ulusumuza hayırlı
olması en büyük dileğimdir.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Parlakyiğit.
Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen
Mardin Milletvekili Sayın Muharrem Doğan; buyurun. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHARREM DOĞAN (Mardin) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1223 sıra sayılı yasa
tasarısının kanun değişikliği üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; tekrar Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, ben, sözlerime Sayın Başbakan
Yardımcımız Mehmet Ali Şahin Beyin sözüne cevap vererek başlamak istiyorum.
Sayın Mehmet Ali Şahin Bey -keşke burada olsaydı da- şöyle bir laf
kullandı “200 000 konut ürettik” dedi.
Bu doğru bir şey değildir, yanlış; çünkü, elimde TOKİ’nin
belgesi var, TOKİ’nin rakamları burada. Dolayısıyla,
bu yansıtmıyor.
EYÜP AYAR (Kocaeli) – Devam edenler var…
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Hayır, bitmiş olanlar…
Şimdi, devam edenler olabilir. Sayın Bakanımı, ben,
burada, yalancı çıkarma gibi böyle bir şeyim yok, asla olamaz. Sayın
Bakanımızın sözlerine de saygı duyuyorum. Herhalde böyle bir şey olabilir.
Mevcut ihale edilenler, inşaat halinde olanlar, onlar dahil olabilir; ama, şunu
bilmenizi istiyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, sadece rahmetli Turgut
Özal döneminde, 1984 yılında 149 947 konut üretebilmişti.
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Ondokuz
yılda 43 000 konut…
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Hayır, burada rakam var…
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Ondokuz
yılda 43 000…
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Efendim, bakın, bu TOKİ’nin bize verdiği…
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – O TOKİ rakamı değil…
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Hayır efendim…
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Ondokuz
yılda 43 000…
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Efendim, 149 947 konut…
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Hayır… Hayır…
Ondokuz yılda 43 000 konut…
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Hayır,
bakın, burada, geliyor,1985’te 87 000 küsur, 1986’da 157 000…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen…
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Ondokuz yılda 43 000 konut…
BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekili…
Sayın Doğan, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz.
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Efendim, ben, bu bilgileri TOKİ’den aldım ve TOKİ’nin
rakamları burada mevcut.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Desteklenen konut sayısıdır,
kooperatif sayısı…
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – yani, şimdi, siz… Yani,
gerçeklerden kaçınmayalım değerli arkadaşlar.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Vahit Erdem burada. Vahit
Erdem’e sorun.
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Şimdi, rahmetli Turgut Özal bu
TOKİ’yi kurmuştur, Anavatan kurmuştur.
SELAMİ UZUN (Sivas) – CHP’liydin sen o zaman, CHP’liydin…
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Şimdi, CHP’li olmak olmamak
önemli değil. Elbette Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin en büyük
partilerinden bir tanesidir. Şu anda oturduğunuz partinin de babası Cumhuriyet
Halk Partisidir, bütün partilerin babası Cumhuriyet Halk Partisidir. (CHP
sıralarından alkışlar) Cumhuriyet Halk Partisinden gelmiş olabilirim. Ben,
Cumhuriyet Halk Partisiyle iftihar duyuyorum; ama, ben -tamamı burada- millete
hizmet etmek için buradayım ve bir inanıştan dolayı buradayım. O ayrı benim…
Yani, öyle oldu. Ben, burada, şu anda Anavatandayım ve Anavatan Partisinde bir
nefer olarak onurlu bir mücadele veriyorum. (Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar) Dolayısıyla, ben, burada, gerçekleri yansıtmaya çalışıyorum.
Bakın, değerli arkadaşlar, önemli olan gerçeklerdir.
Şimdi, yine, Anavatan döneminde şurada var. Sadece 1984 yılında şehit aileleri
için 10 000 adet konut üretilmiştir. Şimdi, sizin dört yıllık döneminize
geliyorum. Şehit ve malul aileleri için üretebildiğiniz konut sayısı 1 633’tür.
Burada, gerçek, bugüne kadar dört yıllık iktidarınız döneminde 8 464 tane konut
üretebildiniz. Ben, burada, TOKİ’nin, Toplu Konut
İdaresinin başarısız olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
AHMET YENİ (Samsun) – Ona kimse inanmaz.
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Biraz evvel Niyazi Bey
konuşurken TOKİ’ye şöyledir böyledir dediler; ama,
ben TOKİ’nin başarısız olduğunu, eğer, rahmetli
Turgut Özal ve Anavatan iktidarını da mukayese edersek, çok başarısız olduğu
bir gerçek, burada gerçek.
Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, kimin ne yaptığı, kimin
ne kadar başarılı olduğu Yüce Türk Milletinin vicdanında var, takdiri de Büyük
Türk Milleti yapacaktır, seçimler geldiği zaman her şey ortaya çıkacaktır.
Bunun için, kim ülkemiz için bugüne kadar ne hizmet ettiyse Allah razı olsun
diyorum; ama, şunu söylemek istiyorum, zaman zaman,
özellikle Sayın Başbakanımız bu sözü çok kullanıyor: “Halka hizmet Hakka
hizmettir.”
Değerli arkadaşlar, keşke, Adalet ve Kalkınma Partisi bu
anlayışı da bir şiar edinerek bunu gerçekleştirmiş olsaydı, emin olun bu
kürsüden size teşekkür edecektim; ama, ne yazık ki, bu söz, sadece ve sadece
Anavatan Partisine ve Anavatan Partisini kuran rahmetli Turgut Özal’a
yakışıyor. Lütfen, bu “halka hizmet Hakka hizmettir” sözünü bir daha
kullanmayınız; çünkü, bakın, sizin yaptıklarınızı ben burada belgelerle
anlatmaya çalışıyorum.
Başka bir şey anlatacağım size. Değerli arkadaşlar,
özelleştirmeye karşı değiliz. Özelleştirmenin de mucidi rahmetli Turgut
Özal’dır, Anavatandır. Biz de gelseydik, sizin yaptığınızı yapacaktık; ama,
yerine koyacaktık, bir şeyler koyacaktır, daha fazlasını yapacaktık. Siz, 19
milyar doları ne yaptınız? Bakın, Telekomu sattınız
ve iftiharla diyorsunuz ki, şu kadara sattık, bu kadara sattık; ama, ne
yaptınız biliyor musunuz -burada elimde belge var- değerli arkadaşlar, Telekomu satarken, köylere artık, telefon hizmetleri
gitmiyor. Niye gitmiyor; -satarken yaptığınız sözleşmelerde var- bir fon
çıkardınız, gelirin yüzde 1’ini evrensel hizmetler kapsamında diye.
Şimdi, değerli arkadaşlar, siz diyorsunuz ki, yolu
olmayan, suyu olmayan köy kalmayacaktır. Peki katılıyorum, bizim de hedefimiz
odur; ama, bizim hedefimiz bir köye yol yapacaksın, su getireceksin… Ama, elektriğini
vermeyeceksin, telefonu vermeyeceksin; çünkü, değerli arkadaşlar, insanlığın en
temel paylaşımı altyapıdır. Eğer bir altyapıyı sağlayamazsanız, biz orada iskân
yaptık deme hakkına sahip değilsiniz.
Şimdi, elimde bir mektup var ve mektubun cevabı var.
Şimdi, Mardin’in Kızıltepe Şenyurt Salkım Köyü
Muhtarı yazıyor. Kime yazıyor; Ulaştırma Bakanlığı Haberleşme Genel Müdürlüğü
ve ben burada mektubu okumak istemiyorum zaman almamak için. Sadece Sayın Genel
Müdür Vekilimizin verdiği cevabı okuyorum: “İlgi yazınız incelenmiş olup,
telekomünikasyon altyapısı olmayan köyler listesinde olan köyünüze telefon
altyapısı Başkanlığımızca evrensel hizmet kapsamında yaptırılacaktır.
Bilgilerinize rica ediyorum.” Ama, ne zaman yapılacak?
Şimdi, siz Avrupa Birliğine bizi götürmeye
çalışıyorsunuz. Avrupa Birliğindeki ülkelerde hiçbir köyde, telefonu olmayan,
elektriği olmayan köy yok ki. Yani, şimdi, siz bir köyü telefonsuz
bırakacaksınız, telefon hizmetlerini götüremeyeceksiniz, herhalde sizin
niyetiniz diyor ki, herkeste para var bizde olduğu gibi, herkes cep telefonu
kullansın diyorsunuz. Cep telefonu kullanan olabilir; ama, baz istasyonları da
kuramadınız. Yani, şimdi, nasıl orada telefon kullanabilecek? Yani, bu
eksikleriniz var, bunları kabul ediniz.
Lütfen, ben, burada Sayın Bakanımdan, Sayın Müsteşarımdan
rica ediyorum, Sayın Haberleşme Genel Müdürümüze destek veriniz. Bu köyümüze
derhal telefonu bağlayınız. Telekomünikasyonu sattınız. Telekomünikasyon artık
telefon hizmetlerini yapmayacak. Ancak, bu kapsamdan dolayı Sayın Müsteşarımı
burada yakaladığım için başka bir şeye girmek istiyorum. Bakın, eskiden
köyodaları vardı; şimdi, köy konağı… Şimdi, siz ne yaptınız; köyler arasında
ayrım yapıyorsunuz, size oy verenlerin köylerinin konaklarına ödenek ayırdınız, bitirmeye çalışıyorsunuz; ama, diğer taraftan,
size oy vermeyenler…
AHMET YENİ (Samsun) – Herkes oy veriyor.
MUHARREM DOĞAN (Devamla) - …veya az oy veren köylerin de,
köy konaklarını yarıda bıraktınız. Subasmanları
bitmiş…
Sayın Müsteşarım, Mardin’de, yani, il başkanına…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Doğan, lütfen, tamamlar mısınız.
1 dakika süre veriyorum; buyurun.
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Bitiriyorum efendim.
…AKP il başkanına telefon mu ediliyor veya başka yolla mı
bilgi veriliyor, bize 20 köyün adını verin diyorlar. 20 köyün adı veriliyor;
ama, diğer köyler, köy konakları, subasman
seviyesinde durmuş vaziyette; bu da bir ayrıcalıktır, bu da bir
vicdansızlıktır. Ben, bu yaklaşan Ramazana ve sizin inancınıza yakıştıramıyorum.
Lütfen, ayırım yapmayalım, köy seçmeyelim, bu sevdadan vazgeçelim. Bütün köy
konaklarını bitireceksek bitirelim ve hepsini de hizmete sunalım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.
Bölüm üzerinde, şahsı adına söz isteyen, Erdal Karademir, İzmir Milletvekili.
Buyurun Sayın Karademir. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
ERDAL KARADEMİR (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1223 sıra sayılı
İskân Kanunu Tasarısı ve İskân Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının birinci bölümü hakkında şahsım adına söz aldım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı, bildiğiniz gibi,
53 maddeden oluşuyor ve bu yasa tasarısı, 1996 yılından bugüne kadar, değişik
sefer Büyük Millet Meclisine getirilmiş, ama, görüşülmemişti. Sizler, böyle bir
yasa tasarısını ve sizler de dört yıldan beri iktidarsınız, bu dört yıl içinde
bir türlü gündeme getirmediniz; ama, 53 maddelik bir yasa tasarısını temel yasa
biçiminde ortaya koyarak, bu çok önemli farz ettiğimiz yasanın içeriğinde,
maddelerinde, gerçekten Türkiye’yi ilgilendiren, olumlu veya olumsuz
ilgilendiren bir konuda tartışma ve söz söyleme hakkımızı da elimizden aldınız.
Şimdi, düşünüyorum, 5 dakikalık bir kısa konuşmada 25
maddeyi, sadece maddelerin başlıklarını okumaya kalksam, herhalde yetişmeyecek
demektir. Böyle bir kanun tasarısının bu şekilde görüşülmesini, biz, tabiî,
kabul etmiyoruz, doğru da değil.
Peki, bunu neden böyle yapıyorsunuz arkadaşlar?! Niçin,
böyle, herkesin gözünün önünde, milletvekillerinin, sizlerin önünde,
vatandaşların önünde, böylesi madde, madde tartışmamız gereken, toplum için
yararlı olduğuna inandığımız veya yararsızlıklarını Türk toplumuyla paylaşmamız
gerekirken, neden kaçırıyorsunuz?!
AKP İktidarının, ne yazık ki, birçok konuda olduğu gibi,
bu yasa tasarısında halktan kaçırdığı birçok şey var. Onun için, bu anlayışı,
ben, şahsım adına, gerçekten utanç verici görüyorum. Bu Meclisin yasalarını,
her maddesini çok açık şekilde, bütün milletvekillerinin bütün düşüncelerini
açık şekilde koymasına, tartışmamız gerektiğine inanıyorum. Elbette, bunu
tartışamayacağımızı biliyorum; ama, bir şeyi söylemek istiyorum.
Bildiğiniz gibi, siz, bir ton, Türkiye’deki yönetimin ve
birçok olayları gizli yapıyorsunuz, gizli mutabakatlar yapıyorsunuz. Bunun bir
örneği var; şimdi, 2003 yılı nisan ayında, Sayın Abdullah Gül, Dışişleri
Bakanımız, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’la Dışişleri Bakanlığında bir görüşme yapıyor. Bu
görüşmede, ikibuçuk sayfa süren bir mutabakat belgesi
hazırlanıyor ve 9 maddeden oluşuyor ve bu maddelerden bir tanesi çok ilginç;
diyor ki, “Türkiye, kendi güvenliği dahi olsa, sınırdışı
ve Kandil Dağına hareket düzenleyemez. Yurt içinde düzenlenebilecek
hareketlerde ABD’ye bilgi verir ve ondan izin alır.”
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Okundun mu sen onu?!
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Değerli arkadaşlarım…
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Okundun mu?!.
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – İtiraz etmeyin, bu gizli… Ben
soruyorum… Bakana soruyorum, böyle bir belge imzalandı mı, imzalanmadı mı?
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Okundun mu onu sen?!
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Bu açıklamayı Türkiye’nin
Hava Kuvvetlerinde generalliğe yükselmiş bir kişi…
KEMALLETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Okudun mu?..
BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen…
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – …televizyon kanallarında
iddia etti; neden Hükümet cevap vermedi?
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Herkesin cevap vermeme
özgürlüğü var.
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Vermiyor! Ben de öğrenmek
istiyorum bir vatandaş olarak, bir milletvekili olarak öğrenmek istiyorum.
ALİM TUNÇ (Uşak) – Öğrenmişsin!..
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Efendim, öğrenmiş değilim.
Böylesi bir iddia var, herkesten gizleniyor. Böyle bir belge var mıdır, yok
mudur?
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Temel yasadan
bahsediyorsun…
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Efendim, temel yasa… Bakınız,
gizli yapılan anlaşmalarla Türkiye yönetiliyorsa eğer, artık, bu Mecliste
tasarıların görüşülmesi söz konusu olamaz! Niye görüşeceğiz?!
Bakınız, Büyük Ortadoğu Projesi diye bir proje var
arkadaşlar. Abdullah Gül ne dedi: “Biz, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin
stratejik ortağıyız.” Demedi mi arkadaşlar?! ABD Dışişleri Bakanı Beyrut’ta
açıklama yaptı, Ortadoğu’nun yeniden haritaları çizilmelidir dedi ve bundan
sonra ne oldu…
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Haritacılara cevap ver!..
A. İSMET ÇANAKCI (Ankara) – İsim ver, isim!
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Evet arkadaşlar, vereceğim şimdi.
Şimdi, bakın, bundan sonra ne oldu. ABD’nin Silahlı
Kuvvetler Dergisinde bir harita yayımlandı; biliyorsunuz değil mi arkadaşlar.
BAŞKAN – Sayın Karademir…
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Basınımıza yansıdı.
BAŞKAN – Sayın Karademir…
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Burada, Türkiye sınırları,
coğrafî sınırları…
BAŞKAN – Sayın Karademir,
lütfen, bölüm üzerinde konuşur musunuz.
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, eğer bunları
konuşamazsak, yasaları konuşamayacağız. Yarın, bizim milletvekillerimiz…
BAŞKAN – Konuşabilirsiniz Sayın Karademir;
ama, bölüm üzerinde konuşacaksınız. Lütfen…
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Tamam, özet…
NAİL KAMACI (Antalya) – Bölüm üzerinde konuşuyor Sayın
Başkan.
A. İSMET ÇANACI (Ankara) – Acele etme
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… Lütfen, sayın milletvekilleri…
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Şimdi arkadaşlar, bu
haritada, bizim Güneydoğudan Trabzon’a kadar bir sınır Türkiye coğrafyasından
kopartılıyor, özgür Kürdistan ismi veriliyor…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Peki, Hükü