BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati : 14.03
8
Haziran 2006 Perşembe
BAŞKAN:
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Mehmet DANİŞ (Çanakkale)Yaşar TÜZÜN (Bilecik),
-----0-----
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113 üncü
Birleşimini açıyorum.
BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.
Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını
görevli personel aracılığıyla 5 dakika süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı sayısı vardır,
görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündemdışı
söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, 5233 sayılı Terör ve Terörle
Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun Diyarbakır İlindeki
2 yıllık uygulama sonuçlarıyla ilgili söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Aziz
Akgül’e aittir.
Buyurun Sayın Akgül. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AZİZ AKGÜL (Diyarbakır) - Muhterem Başkanım, değerli
milletvekilleri; bilindiği gibi, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan
Zararların Karşılanması Hakkında Kanun 17 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe
girmiştir. Söz konusu Kanun, bir dönem terör sebebiyle oluşan yaraların
sarılması açısından büyük bir önem taşımaktadır.
Ülkemizde çok sayıda vatandaşımız doğdukları ve
yaşadıkları topraklardan terör yüzünden ayrılmak zorunda kalmış, aradan geçen
süre zarfında bakımsızlıktan evleri yıkılmış, arazilerini ekemez olmuşlar,
ağaçları kurumuş ve birçok vatandaşımız da hayatını kaybetmiştir.
İşte, bu Kanun Hükümetimiz tarafından çıkarıldıktan
sonra, vatandaşların bu yaralarının sarılması yolunda çok ciddî ve somut bir
adım atılırken, devletimiz şefkatli yüzünü bölge insanımıza açık ve net bir
şekilde göstermiştir.
Dünyanın pek çok ülkesinde çeşitli sebeplerle insanlar
yerlerinden ve yurtlarından olmuşlardır; ancak, Türkiye gibi çok az ülke
doğrudan ve çözüme yönelik böyle bir somut adım atmıştır.
Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak da illerimizde başta
valiler olmak üzere, vali yardımcılarımız ve ilçe kaymakamları fedakârca
çalışmışlardır. Vatandaşların zararının tespiti için kurulan zarar tespit
komisyonları, bazen at sırtında bazen yaya olarak, zor arazi şartlarında,
ulaştıkları köy ve mezralarda vatandaşlarımızın zararını tespit ederek, bunun
ödenmesine imkân sağlamışlardır. Bu tespitler sayesinde, gece geç saatlere
kadar çalışıp geceyi de ücra bir mezrada, mağarada geçiren Diyarbakır
İlimizdeki komisyonlarımızın bu fedakârlıkları, gerçekten, şahsım olarak beni
çok duygulandırmıştır.
Yapılan bu çalışmalar kısa zamanda meyvesini vermiş ve
bazı vatandaşlarımız tarafından Türkiye aleyhine AİHM nezdinde açılan davalar,
5233 sayılı Yasanın etkin bir iç hukuk yolu olduğu gerekçesiyle Türkiye’ye iade
edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekilleri, bu ne ifade ediyor biliyor
musunuz; bu, Türkiye’nin yaklaşık 20 milyar avro tazminat yükünden kurtulmasını
ifade ediyor; bu, Türkiye’nin dış dünyadaki itibarının korunmasını ve kendi
vatandaşı tarafından şikâyet edilen bir ülke olmaktan kurtarılmasını ve kendi
vatandaşının sorununu kendi ülkesinde çözebildiğini ifade ediyor.
Diyarbakır İlinde, mahkemelerde görülen, derdest olmuş
dava sayısı 10 000 civarındadır. Bu 10 000 dava, sayıları belki 100’ü bulan
savcı ve hâkimler tarafından görülmekte ve onlar tarafından verilen bu kararlar
temyiz sırasında da yeniden incelemeye tabi tutulmaktayken, sadece
Diyarbakır’da 37 000’i bulan dosyaların, bu ildeki 3 vali yardımcısı
başkanlığında kurulan komisyonlar tarafından çözülmeye çalışılmasını büyük bir
fedakârlık olarak görüyorum. Bu bakımdan, Sayın İçişleri Bakanımıza, ülkemizin
dış itibarının korunmasını, ülke ekonomisinin milyarlarca avro yükten
kurtarılmasını sağlayan ve vatandaşlarımızın zararlarının tazmini yolunda
gayret gösteren mülkî idare amirlerimizi maddî ve manevî olarak
ödüllendirmesini teklif ediyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, bazı kimselerin dile
getirdiği gibi, bu Yasa, Avrupa Birliğini memnun etmek ya da AİHM’de açılan
davalar yüzünden çıkarılmamıştır. Bunun en büyük delili de şudur: Bu Yasadan
sadece AİHM’e müracaat edenler ya da müracaat etme şansı olanlar
yararlanmamaktadır. Herhangi bir vatandaş, zaman aşımı yüzünden AİHM’e dava
hakkını kaybetmiş olsa dahi, bizim çıkardığımız bu Yasayla, illerde kurulan
zarar tespit komisyonlarına müracaat edebilmekte ve eğer zarar tespit edilirse,
kendilerine tazminat ödenmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Akgül, buyurun.
AZİZ AKGÜL (Devamla) – Bu kanunla devlet ile vatandaşımız
arasında oluşturulan uçurumlar kaldırılmış, devlet şefkat elini vatandaşına
uzatmış ve vatandaşlarımız da, uzatılan bu ele aynen karşılık vermiştir.
Vatandaşlar, bizzat, avukatları aracılığıyla, yazılı ve görsel basında
zararlarının karşılandığı gerekçesiyle, duydukları memnuniyetleri dile
getirmişlerdir. Bizzat, köylerinde kendilerini ziyaret eden ve kendileriyle
röportaj yapan medya mensupları da, bu durumu müşahede ederek sayfalarında şu
başlıklara yer vermişlerdir:
6 Ağustos 2005 tarihinde: “Cumhuriyet Gazetesinde,
Diyarbakır Valiliği köylülerle sulhname imzaladı.” 6 Ağustos 2005 tarihinde
Zaman Gazetesinde: “Diyarbakır’da terör tazminatı olan 275 kişi, AİHM’den
davasına geri çekti.” 5 Ağustos 2005 tarihinde Hürriyet Gazetesinde: “Devletle
terör mağdurları anlaştı, dosyaları AİHM’den çekiliyor.” Yine, Hürriyet
Gazetesinde: “Türkiye, 20 milyar euro tazminattan kurtuldu.” 19 Ocak 2006 Vatan
Gazetesinde ise: “AİHM’in adres gösterdiği komisyonları harıl harıl çalışıyor.”
Söz konusu yasanın, uygulama süresi Temmuz 2006’da sona
ermektedir. Anayasa uyarınca vatandaşların müracaat süresi 28 Aralık 2005
tarihinden itibaren bir yıl uzatılmış; ancak, komisyonların karar verme süresi
ise, uzatılmamıştır. Bu sürede, bir yıl daha uzatılmalıdır.
Bunun gerekçelerini ise, şöyle arz edebilirim: Bu Kanun,
17 Temmuz 2000 tarihinde yürürlüğe girdikten ancak üç ay sonra ilgili
yönetmelik çıkarılmış ve Kanunun ağırlıklı olarak uygulanacağı doğu ve
güneydoğu illerinde kış mevsiminin girmesiyle, bahar gelinceye kadar, yaklaşık
dokuz ay hiçbir uygulama yapılamamıştır. Uygulamanın hızlı işlemesi, kuşkusuz
önemli bir kaygı olsa da; önemli olan, başvuruların hakkaniyete uygun olarak
değerlendirilmesidir.
Bu nedenle, komisyonların süre baskısı altında alelacele
karar vermesini önlemek ve vatandaşların zararlarının hak kaybına uğramayacak
şekilde tespit edilmesine imkân sağlamak için 17 Temmuz 2006 tarihinde dolacak
karar verme süresi bir yıl daha uzatılmalıdır.
Yine, bu kanunu taşrada uygulayan ve değişik pratik
çözümler bulan idarecilerimizin bu bilgi ve yönetimleri değerlendirilerek,
ortak bir uygulama genelgesine dönüştürülmesi, iller arasında aynı tarz zarara
uğrayan vatandaşların farklı tazminatlar alması şeklindeki sakıncaları ortadan
kaldıracaktır.
Değerli milletvekilleri, kanunun uygulanmasında
yeknesaklığın olabildiğince sağlanması amacıyla uygulayıcı durumda olan
idarecileri cesaretlendirici ortak uygulama genelgeleri hazırlanmalıdır.
Bu vesileyle saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akgül.
Gündemdışı konuşmaya Hükümet adına İçişleri Bakanı Sayın
Abdülkadir Aksu cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Diyarbakır Milletvekili Sayın Prof. Dr. Aziz
Akgül arkadaşımızın, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların
Karşılanması Hakkındaki Kanunun, iki yıllık Diyarbakır uygulaması sonuçları
konulu gündemdışı konuşması üzerine söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce
Meclisin siz değerli üyelerini en içten saygılarımla selamlıyorum ve
arkadaşımıza da teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere, Türkiye uzun yıllar
boyunca, başta bölücü terör örgütü olmak üzere terör örgütlerinin hedefi
olmuştur. Ülkemizin bekasına, huzur ve güvenliğine, bütünlüğüne yönelen bu
terör saldırıları vatandaşlarımızın malına ve canına da kastetmiştir. Bu
mücadele sırasında büyük maddî ve manevî kayıplar ortaya çıkmış,
vatandaşlarımız da mağdur olmuşlardır.
Bu gerçekten yola çıkan Hükümetimiz, 5233 sayılı Terör ve
Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunu sizlerin
tasvibi, onayıyla çıkararak 27.7.2004 tarihinden itibaren yürürlüğe sokmuştuk.
Yine, bu kanuna dayalı olarak hazırladığımız uygulama yönetmeliği de 20.10.2004
tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Değerli arkadaşlar, her zaman ifade ettiğim gibi, biz,
asayişin sağlanmasında en önemli kamusal dinamiklerden birisinin de güvenlik
tedbirlerinin sosyoekonomik politikalarla desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz.
İşte, bu nedenle, güvenlik politikalarını sosyal politikalarla dengeli bir
şekilde yürütme gayreti içinde olduğumuzu ifade ediyoruz. Çıkardığımız bu
kanunî düzenleme de bu politikamızın bir gereğidir. Elbetteki yaptığımız bu
kanunî düzenlemeler, sosyal hukuk devleti anlayışımın ve hiçbir ayırıma tabi
olmaksızın, zarar gören vatandaşımızın daima yanında olma, derdiyle dertlenme,
sıkıntılarını en hızlı şekilde giderme, devletimizin şefkat elini gecikmeksizin
vatandaşımıza uzatma yönündeki samimiyetimizin bir gereğidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sizin de
bildiğiniz gibi, 5233 sayılı Kanunla terör eylemleri veya terörle mücadele
kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarara uğrayan gerçek kişiler ile
özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları sulhen karşılanmaktadır.
Yaptığımız söz konusu kanunî düzenlemelerden hemen sonra vatandaşlarımızın
başvuruları alınmaya başlanmıştır. Mayıs 2006 sonu itibariye yapılan başvuru
sayısı 194 353; ancak, bugüne kadar karar verilen başvuru sayısı 26 880 olup,
bunlardan 17 593 başvuru sahibinin zararının karşılanması yönünde yetkili
komisyonlarca karar verilmiştir. Bu kanun kapsamında yapılacak ödemeler için
Bakanlığımın 2006 yılı bütçesine 25 milyon YTL, yani 25 trilyon ödenek
konulmuştur. Bu ödeneğin tamamının kullanılması üzerine, ilave olarak da 20 trilyon daha ödenek talep edilerek,
bunun için kullanılmak üzeredir. Ayrıca 2005 yılında aktarılan yaklaşık 25
milyon YTL, 25 trilyon Türk Lirası da, bu ödeneklerde, bugüne kadar
vatandaşlarımıza ödenmiş ve yaklaşık 70 trilyon ödenek, bu maksatla, illerimize
aktarılmıştır. Gönderilen bu ödenekler, zarar tespit komisyonları kararları
doğrultusunda, hak sahiplerine derhal ödenmektedir. 08.06.2006 tarihî
itibariyle, 43 milyon 483 bin 377 Yeni Türk Lirası ödeneğe daha ihtiyaç
duyulmakta olup, bu miktar da Maliye Bakanlığımızdan talep edilmiştir.
Türkiye genelinde olduğu gibi, Sayın Milletvekili
arkadaşımın da gündeme getirdiği Diyarbakır İlimizde de, 5233 sayılı Yasa,
büyük bir gayret ve başarıyla uygulanmaktadır. Bugüne kadar, Diyarbakır İl
Zarar Tespit Komisyonlarından 4712 başvuru dosyası karara bağlanmıştır. Bu
dosyalarla ilgili olarak, 18 milyon 602 bin 64 YTL ödenek bu ilimize tahsis
edilmiş ve hak sahiplerine ödenmesi gerçekleştirilmiştir.
5233 sayılı Kanun uygulaması dışında, ayrıca,
vatandaşlarımızın zaman zaman uğradığı zararlar, Başbakanlık Acil Destek Fonu,
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Genel Müdürlüğü ve benzeri kaynaklar
kullanılarak da karşılanmıştı.
Yine, son zamanlarda, bildiğiniz gibi, bölücü terör
örgütünün tahrikleri sonucu bölgede meydana gelen olaylarda, ev, işyeri, araç
ve benzeri eşya ve malları zarar gören masum vatandaşlarımızın da uğradıkları
zararlar tespit edilerek, yaraları en kısa sürede sarılmıştır. Bu kapsamda,
örneğin, 28-31 Mart 2006 tarihleri arasında Diyarbakır İlimizde meydana gelen
olaylarda, ev, işyeri, araç ve benzeri eşya ve malları zarar gören
vatandaşlarımıza, biraz önce arz ettiğim rakamların dışında, Başbakanlık Acil
Destek Fonundan 238 727 078 YTL, yani, toplam 238 727 000 000 temin edilerek,
Diyarbakır’daki esnafımıza, oradaki insanlarımıza ödeme yapılmıştır. Aynı
şekilde, Batman, Kızıltepe ve diğer il ve ilçelerde de bu ödemeler yapılmıştır.
Hükümetimiz, son olaylarda, konuya en yüksek seviyede
eğilmiş, devletimiz her türlü imkânlarıyla vatandaşımızın yanında yer almış,
bölücü terör örgütünün tahriklerinin boşa çıkarılması sağlanmıştır.
Vatandaşlarımızın zararlarının karşılanması noktasında, Hükümetimizin bu hassas
ve müşfik tutumunu her zaman sürdürmekte kararlı olduğumuzu da bir kez daha
bildirmek zorundayım.
Bu tutumumuzun yansıması olarak, vatandaşımızın
uygulamadan memnuniyetini ve sulhname imzalanması yönündeki istekliliğini,
ülkemizin diğer yörelerinde olduğu gibi, özellikle doğu ve güneydoğu illerimizde
de müşahede etmekteyiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 5233
sayılı Kanunla, terör ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler
nedeniyle zarara uğrayan vatandaşlarımızın maddî zararlarının, ulusal ve
özellikle uluslararası yargı mercilerine gidilmeksizin hızlı, etkin ve adaletli
bir şekilde sulhen karşılanması amaçlanmıştır. Kanunun etkin bir içhukuk yolu
olarak hızlı ve etkili bir şekilde uygulanması -ki, biraz evvel değerli
milletvekili arkadaşım da belirtti- özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde
ülkemiz aleyhine açılan ve terör nedeniyle uğranılan zararlar ile köye dönüş
konulu davaların ülkemiz lehine sonuçlanması açısından da büyük önem
taşımaktadır. İl zarar tespit komisyonlarının yoğun çalışmaları ve 5233 sayılı
Yasanın titizlikle uygulanması sonucunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ele
aldığı bir pilot davada yasayla getirilen sulhname usulünü içhukuk yolu olarak
tanımış ve yaklaşık 1 500 başvuruyu bu gerekçeyle de reddetmiştir. Bu ret
kararıyla, uluslararası platformlarda ülkemiz çok önemli bir prestij elde
etmiştir. Ülkemiz, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince hem de Birleşmiş
Milletlere bağlı ilgili kuruluşlarca örnek olarak gösterilmeye başlanmıştır.
Zarar tespit komisyonlarının daha etkin ve hızlı
çalışmasının sağlanması, uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesi için
valiliklerin görüşleri de dikkate alınarak Bakanlığımızca hazırlanan 5233
sayılı Kanunla ilgili değişiklik tasarısı da, yine, Yüce Meclisimizde sizlerin
oyuyla kabul edilerek, 28.12.2005 tarihinde yasalaşmıştır. Söz konusu bu
değişiklikle, komisyon çalışmalarının daha etkin ve verimli çalışması için
birtakım tedbirler getirilmiş; bunların yanı sıra, zarar gören başvuru
sahiplerinin sulhname tasarısını imzalamak üzere yirmi gün içinde gelmesini
düzenleyen süre, gecikmeden dolayı meydana gelen problemlerin giderilmesi için,
otuz güne çıkarılmış; başvuru sahibi veya yetkili temsilcisiyle sulhname
imzaladıktan sonra, önceki kanunî düzenlemeden farklı olarak, en geç üç ay
içinde ödeme yapılması kararlaştırılmış; yine, zarar tespit komisyonlarının
mevcut düzenlemede sadece Bakanlık tarafından denetlenmesini öngören hükme
ilaveten, valiliklerce de denetlenmesine imkân tanınmış. Yine, kanunun
yürürlüğe girdiği 28.7.2004 tarihinden itibaren, bir yıl içinde ilgili valilik
ve kaymakamlıklara başvurulmaması halinde, oluşan mağduriyetlerinin önüne
geçmek amacıyla, mevcut düzenlemede bir yıl olan başvuru süresinin bir yıldan
iki yıla çıkarılması öngörülmüş; bu, yasayla temin edilmiş. Yine, terörden
zarar gören kamu görevlileri ya da mirasçılarının başvurularını düzenleyen
kanunun geçici 2 nci maddesindeki bir yıllık başvuru süresi de, oluşabilecek
mağduriyetlerin önüne geçebilmek için iki yıla çıkarılmış ve bunun gibi, önemli
yasal düzenlemeler bu değişiklikle yapılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; il zarar
tespit komisyonlarına çok yüksek sayıda başvuru yapılması, bütün olağanüstü
gayretlere rağmen, işin özelliği gereği, başvuru dosyalarının tamamlanmasının
belli bir süre alması, birkısım bilgi ve belgenin başvuru sahipleri tarafından
zamanında komisyonlara ulaştırılmaması gibi sebepler, mevcut başvuruların,
yasada belirlenen iki yıllık sürede bitirilmesini imkânsız kılmaktadır. Bu
gerekçeyle, Bakanlığımca yeni bir yasa değişikliği çalışması başlatılmış olup,
en kısa süre içerisinde, Yüce Meclisimize, sizlerin huzurlarına getireceğiz ve
desteklerinizi bekleyeceğiz.
Sonuç olarak, 5233 sayılı Kanunda yaptığımız ve yapmak
istediğimiz değişikliklerle, terör ve terörle mücadeleden dolayı kayba uğrayan
vatandaşlarımızın zararlarını, gecikmeye mahal vermeksizin, en kısa süre
içerisinde ve adil bir şekilde karşılamaya çalışıyoruz. Bu çalışmamızda,
şimdiye kadar, küçümsenmeyecek ölçüde başarılı neticeler elde edilmiştir. Bunu
yaparken de, komisyonlarda çalışan kamu görevlilerimizin, bilirkişilerin,
ilgili diğer sivil kişi ve kuruluşların gösterdiği gayreti ve fedakârlığı da,
başta valilerimiz olmak üzere, huzurlarınızda takdirle anıyorum ve yine, bu
konuyu gündeme getiren değerli milletvekili arkadaşım Sayın Aziz Akgül’e de,
gösterdiği bu duyarlılık için teşekkür ediyor, hepinize tekrar en derin
saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Gündemdışı ikinci söz, Balıkesir İli Dursunbey İlçesinde
meydana gelen maden kazası hakkında söz isteyen, Balıkesir Milletvekili Orhan
Sür’e aittir.
Buyurun Sayın Sür.
ORHAN SÜR (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; geçtiğimiz hafta
bugün, Balıkesir’in Dursunbey İlçesinin Odaköy’ünde yaşanan bir üzücü maden
kazası nedeniyle söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz hafta bugün, bu
saatlerde, Dursunbey’in Odaköy’ünün çok yakınındaki bir maden ocağında 57 maden
işçisi yerin altına inmeye hazırlanıyordu ve saat 16.00’da yerin altına
indiler. Yaklaşık ikibuçuk saat sonra, çok üzücü bir kaza meydana geldi. Bu
kazada, yaşları 18 ile 34 arasında değişen 17 insanımızı kaybettik. Gerçekten
çok acı bir kaza.
Bu kaza haberi alınır alınmaz, bizler de, Anamuhalefet
Partisi olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Genel Merkezimizin
görevlendirdiği arkadaşlarımızla beraber ve o bölgenin milletvekilleri olarak
hemen bölgeye hareket ettik. Elbette, Hükümetimiz de o bölgeye hareket etmişti.
Sayın Bakanımız, kaza haberini alır almaz, bölgeye helikopterle gitmişti.
Bizler, bir kısmımız cenazelere yetişemedik; çünkü,
Ankara-İstanbul arasındaki mesafenin uzaklığı cenazelere yetişmemize olanak
kılmadı; ama, Balıkesir’de bulunan arkadaşımız Sedat Pekel cenazelere
katıldılar. Bizler, Abdurrezzak Erten, Halil Ünlütepe, Nadir Saraç, Orhan Sür,
Ali Kemal Deveciler ve Balıkesir Cumhuriyet Halk Partisi örgütü olarak,
Cumartesi günü, bu kazada hayatını kaybeden arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin
ailelerine başsağlığı dilemek için onların köylerini gezdik. Bu kazada,
Dursunbeyin Süleler Köyünden 2, Kavacık Köyünden 2, Hamzacık Köyünden 2,
Odaköy’den 2, Meydançayırı’ndan 1, Gölcük’ten 1, Kızılöz’den 3, Delice Köyünden
4 tane vatandaşımız, maalesef maden şehidi oldular.
Değerli arkadaşlarım, kazanın olduğu ocak, daha önceleri
açık ocak olarak işletmedeydi; bundan iki yıl kadar önce kapalı ocak haline
getirildi ve iki yıldır, yaklaşık yerin 120 metre ile 200 metresi arasında,
buradan kömür çıkarılmakta.
Yeraltı kömür işletmeciliği yapan ocak, yüksek risk
içermektedir. Sorumluların yeterli güvenlik önlemini alıp almadıkları, risk
değerlendirmelerinin yeterli olup olmadığı, henüz net olarak ortaya
konulmamıştır. Durumun tespiti ve kazanın nedeninin en doğru şekilde
belirlenmesi, ocak içinde yapılacak inceleme ve araştırma yapacak uzman
bilirkişinin raporuyla belli olacaktır.
Hal böyle iken, Sayın Bakanımız, hiçbir inceleme, hiçbir
araştırma yapılmadan, televizyonlarda yayınlanan canlı yayında, bu tür
olayların dünyanın her yerinde meydana geldiğini, bunların her yerde
yaşandığını, olağan bir olay gibi tarif edilebileceğini; yani, kaderciliği
tarif etmiştir.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, hızlı tren kazası oluyor,
takdiri ilahi diyoruz. 17 vatandaşımız maden kazasına kurban gidiyor, kaderci
yaklaşıyoruz. Böyle yaklaşımlarla bu ülkeyi çağdaş bir ülke haline getirmemiz
olası mı; mümkün değil.
Bence, Sayın Bakanımızın, oraya, nasıl kaza olur olmaz
gitmesinde gösterdiği hassasiyet gibi, kazanın bundan sonraki gelişimini de
yargıya bırakması, bu işi uzmanlarına bırakması gerekirdi. Oradaki insanlara,
elbette, kazanın “kor düştüğü yeri yakar” örneğinde olduğu gibi, acıyla kıvranan
ailelere, yakınlara baş sağlığı dilemesi, onların devlet olarak yanında olduğunu
belirtmesi bence yeterliydi. Zaten, bu ocakları işleten işletmecinin de Sayın
Bakanımızın korumasına gereksinimi yok. Sevdiğimiz, saydığımız bir kişidir
kendisi; bir hata, bir yanlışı varsa, elbette, o da kabullenecektir; ama,
bakın, değerli arkadaşlarım; şimdi, madencilerle konuştuğunuzda şöyle bir
gerçek var: Eğer bir yerde bir grizu patlaması olmuşsa, bu madende yeterince
havalandırma yok demektir. Eğer yeterince havalandırma olsaydı, zaten metan
gazı birikmez, dışarı atılır ve bu patlama gerçekleşmezdi. Yeterince
havalandırma olmaması bile, bazı şeylerin ters gittiğinin göstergesidir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Sür, buyurun.
ORHAN SÜR
(Devamla) - Kaldı ki, daha sonra öğreniyoruz ki, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığımız tarafından, 11 Ekim 2005 tarihinde, yani kazadan yaklaşık
altıbuçuk ay kadar önce, bu madende bir araştırma yapılmış ve kullanılan
makine, teçhizat ve elektrik donanımının yeraltı kömür ocakları için
mevzuatıyla belirlenen niteliklere uygun olmadığı saptanmış, maden uyarılmış,
uyarılar yerine getirilmemiş, 142 milyar lira ceza kesilmiş; ama, bir daha
takip edilmemiş. İşletme, zor koşullar altında üretim yapıyor ve ölenlerimiz
çok genç, daha 18 yaşında delikanlılar var. O gün işe başlamışlar, o gün; işe
başlıyor, ikibuçuk saat sonra, maden kazasında şehit oluyor.
Değerli
arkadaşlarım, bir daha bunlar yaşanmasın. Bir daha bunların yaşanmaması için
hangi önlemler alınması gerekiyorsa, bunlar alınmalı. Bakın, son üç yılda,
Dursunbey kazasından önce, Aşkale’de, Ermenek’de, Küre’de, İskilip’de, Gediz’de
57 tane maden işçimizi şehit verdik. Bundan sonra bu şehitleri vermeyelim.
Bunlar kader değil, değerli arkadaşlarım; kazalar, kader değil.
Değerli
arkadaşlarım, Balıkesir ve ülkemizin çeşitli yerlerinde, böyle, denetimi
gerekince yapılmayan yüzlerce maden ocağı var. Buralarda, binlerce
vatandaşımız, canlarını ortaya koyarak ekmek parası kazanmaya çalışıyorlar.
Bakın, Dursunbey, Balıkesir’in, Türkiye’nin en batısındaki il olan Balıkesir’in
en geri kalmış ilçesi. Orada yaşayan bu
insanlar 500-600 milyon liralık bir maaş için kendi yaşamlarını toprak altında
riske atıyorlar. Şimdi, buradan hükümete seslenmek istiyorum: 2002 yılında
yapılan seçimlerde bu ilçede yüzde 57 oy aldınız. Lütfen, gidin, bir yollarını
görün. 1980 öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında KUP (Köye Ulaşım
Projesi) sırasında yapılan yollar aynen duruyor, hiçbirinde asfalt yok,
traktörsüz o yollardan geçmek olası değil. Değerli arkadaşlarım, bu insanlara
borcunuz var. Bu insanlardan aldığınız oyun gereğini, lütfen, yerine getirin.
Dursunbey gibi geri kalmış yerlerde yaşayan köylerde insanlarımızın yarınlardan
umudu yok. Bu insanlara umut olmak, bu insanlara umut vermek bu Meclisin
görevi. Bu görevi yerine getirmezsek bir daha o köylere, o beldelere giremeyiz
diye düşünüyorum.
Allah bir daha bu ülkenin insanını, bu maden kazalarıyla,
böyle elim kazalarla karşılaştırmasın. Ben, kazada ölen vatandaşlarımıza
Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı ve sevgi ve saygılarımı
sunuyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sür.
Gündemdışı üçüncü söz, Çukurova’da tarım ve buğday
pazarlamasındaki sorunlar hakkında söz isteyen Osmaniye Milletvekili Necati
Uzdil’e aittir.
Buyurun Sayın Uzdil.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Sayın Başkanım, değerli
arkadaşlarım; öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum. Ayrıca, bütün
olanaklarını zorlayarak bana konuşma olanağı yaratan Sevgili Başkanıma da
teşekkür ediyorum. Değerli arkadaşlarım, yirmi gün Çukurova’da kaldım. O
nedenle, gelir gelmez gündemdışı söz istedim; bugün almış olmanın da
mutluluğunu yaşıyorum.
Arkadaşlar, üç konuda sizlere bilgi vermek istiyorum.
Bunlardan bir tanesi; değerli arkadaşlarım, haberiniz var mı acaba, Türkiye’de
uçakla tarla ilaçlanması yasaklandı. Duydunuz mu, Türkiye’de tarımda
teknolojinin kullanılması yasaklandı. Evet, Tarım Bakanımızın oluruyla
yasaklandı. 26.5.2006 tarihinde Tarım Bakanlığımız böyle bir olur aldı. Tabiî,
bunu duyunca, hayretler içinde kalmamak mümkün değil. Tarım Bakanlığı, çiftçilerin
önderi, çiftçilerin babası olması gereken bir kuruluş, tarım sahalarında böyle
bir olur alma şansını bulabilmiş.
Değerli arkadaşlarım, şu anda Çukurova’da karpuz tarlayı
kaplamış durumda. Karpuz ilaçlanacak; neyle ilaçlayacağız?! Tarım Bakanı bunu
bilmiyor diyelim, Ziraî Mücadele Karantina Genel Müdürlüğünü de kapattık,
Koruma Kontrol Genel Müdürü denilen bir bürokratımız da mı bilmiyor veya o
Genel Müdürlükte çalışan tarım uzmanları da mı bilmiyor?! Ama, sormazsanız,
tabiî ki, haberiniz bile olmaz değerli arkadaşlarım.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Haberimiz var; siz bilmiyorsunuz!
NECATİ UZDİL (Devamla) - Biz, çiftçi olarak, biliyoruz,
yer aletleriyle ilaçlamanın etkili olduğunun bilincindeyiz. Ayrıca, yer
aletleriyle ilaçlamanın, tarım konusunda, mücadele konusunda ucuz olduğunu da
biliyoruz. Biliyoruz; ama, 2 metre boyundaki mısırı, 1,5 metre boyundaki pamuğu
yer aletleriyle, gücümüz yettiğince ilaçlıyoruz; gücümüz yetmediği yerde, o
aletlerle ilaçlama yapamadığımız zamanlarda da uçağa müracaat ediyoruz,
teknolojiye müracaat ediyoruz. Biz, çiftçi olarak, aptal mıyız, daha fazla para
ödeme hevesinde miyiz; yoksa, yer aletlerinin daha ucuz olduğunu, daha etkili
olduğunu bilmediğimizi mi zannediyorsunuz?!
Değerli arkadaşlarım, maalesef, Tarım Bakanı yok, burada
gördüğüm Çukurovalı arkadaşlarım da yok, tarımla ilgili bir vatandaş da
göremiyorum.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Tarım Bakanı burada oturuyor!
NECATİ UZDİL (Devamla) – Ama, şurada görüyorum ki, Çevre
Komisyonumuzun Başkanı var; onun da ne söylendiğinden, tahmin ederim, haberi
yok.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Tarım Bakanı orada oturuyor!
NECATİ UZDİL (Devamla) – İyi, hoş gelmiş Tarım Bakanım;
ama, çıksın, öyleyse, buradan, 26.5.2006’da bu oluru nasıl aldığını anlatsın
lütfen.
Değerli arkadaşlarım, ikinci konu şu: Sizler burada yasa
çıkardınız. Sizlerin oyuyla çıktı. Maalesef, biz burada yoktuk; ama, Çevre
Komisyonunda bir değişiklik yapıldı. Bu değişiklik için ben de uğraş verdim
gittim orada milletvekili olarak.
Değerli arkadaşlarım, Çukurova’da ikinci ürün diye bir
şey var, buğdaydan sonra ikinci bir ürün ekilir. Bu ürünü ekmek için benim
çiftçim zamanla yarışır, zamanla. Evet, ikinci ürünü ekmek için bir gün çok
önemlidir. Bunu bilim adamlarından öğrendik. Bir saat önemlidir ikinci ürün
ekmek için; ama, maalesef, ikinci ürün ekilen yerlerde valilere de anız yakma
konusunda yetki verilmiş, plan hazırlanması istenmiş. Yalnız Çukurova’da, Adana
Valisi de, Osmaniye Valisi de, maalesef, yasanın bu maddesine uymamaktadır
sevgili arkadaşlarım. Yasanın bu maddesini, kısaca, sizlere de okumak
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Çevre Yasasının geçici 1 inci
maddesi (c) bendi: “Anız yakılması, çayır ve mer'aların tahribi ve erozyona
sebebiyet verecek her türlü faaliyet yasaktır. Ancak, ikinci ürün ekilen
yörelerde valiliklerce hazırlanan eylem plânı çerçevesinde ve valiliklerin
sorumluluğunda kontrollü anız yakılmasına izin verilir.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Uzdil, lütfen, toparlar mısınız.
Buyurun.
NECATİ UZDİL (Devamla) – Tamam, toparlıyorum efendim.
Değerli arkadaşlarım, bu madde komisyonda görüşüldü. Şu
anda, siz, çiftçiye yemek yeme diyebilir misiniz, su içme diyebilir misiniz,
insana nefes alma diyebilir misiniz?! Tarlasını ekecek çiftçi. Şu anda
yasakladılar; ama, yine de yaktılar. Kontrolsüz yakarsanız sorunlar çıkar,
çevreye zarar verirsiniz.
Değerli arkadaşlarım, bu konuyu da burada noktalamak
istiyorum.
Üçüncü konumuz, değerli arkadaşlarım, buğday hasadı,
buğday pazarlaması. Çukurova’da bu işler var. Kısa kesmek istiyorum. Açın,
Adana milletvekilleriniz açsın, Osmaniye milletvekilleriniz açsın, lütfen kendi
arkadaşlarına sorsun. 355 lira bizim buğdayımız sevgili arkadaşlarım. Pandadır,
kırmızı, yarı sert buğdaydır. 355 lira fiyat verilmiştir; geçen sene 332 000
lira idi. Değerli arkadaşlarım, bir önceki sene kaç liraydı; bir önceki sene de
352 000 liraydı sevgili arkadaşlar. Biz 255 liraya razı değilken, bu fiyatı
tutturabilmek için hükümetin yapması gereken şey var sevgili arkadaşlarım.
Çiftçi zannettiğiniz gibi, sizin görmediğiniz gibi zengin, sermayesi var olan
kişiler değil. Çiftçi, borcunu ödeyecek hasattan sonra. Çiftçi, ikinci ürün
için gidip girdi temin edecek değerli arkadaşlarım. Peki, siz, fiyatın yarısı
onbeş gün sonra, yarısı da bir ay sonra derseniz tüccar ne yapar; sizin 255
lira dediğinize 310-320 lira…
Değerli arkadaşlarım, sayın millet vekillerim, lütfen
açın sorun, Osmaniye’ye, Adana’ya sorun, 275 lira dediğiniz buğday, şu anda 345
lira sevgili arkadaşlarım. Lütfen…
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – 375…
NECATİ UZDİL (Devamla) – 375 lira denilen, 345 lira
sevgili arkadaşlarım.
Lütfen, Tarım Bakanımız bu ülkede en çok kitleye hitap
eden bir bakanlık; bakanlığıyla ilgilensin, bu kürsüde çiftçilerin sözü,
çiftçilerin dili olsun. Bugüne kadar Tarım Bakanı var mı yok mu, neredeyse bir
senedir unuttuk sevgili arkadaşlarım. Tarım Kanunu çıktı, temel yasa dedik,
burada konuşmadan çıkardık.
Değerli arkadaşlarım, buradan Tarım Bakanıma
sesleniyorum, lütfen, çiftçilerle ilgilen. Lütfen, onlara babalık yap, yoksa
biz burada bunu daha yüksek sesle duyuracağız.
Değerli arkadaşlarım, sizleri sevgi ve saygıyla
selamlıyorum. Çiftçi arkadaşlarıma sabırlar diliyorum. Bu işi düzeltecek
sizlersiniz çiftçi arkadaşlarım, önünüze sandık gelecek, ışık gözüktü.
Değerli arkadaşlarım, bu duygularla sizleri sevgi ve
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzdil.
Gündemdışı konuşmaya, Hükümet adına, Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap vereceklerdir; buyurun Sayın Eker. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır)
– Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Osmaniye Milletvekili Sayın Necati
Uzdil’in gündemdışı yaptığı konuşmaya cevap vermek üzere huzurlarınızdayım ve
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Necati Uzdil bahsederken, teknolojiden, yüksek
teknolojiden, tarımdan ve ziraî mücadeleden ve ziraî mücadelede yüksek
teknolojinin kullanılmamasından yakındı. Eğer, bunu ziraat mühendisi bir
meslektaşım olan Sayın Necati Uzdil söylememiş olsaydı, bir başkası söylemiş
olsaydı, doğrusu yadırgamayacaktım, belki cevap da vermeyecektim. Ancak, bir
ziraat mühendisinin, sektör bütünlüğü içerisinde, biyoloji ilminin kurallarının
farkında olarak konuşması gerekiyor.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Yasakladınız mı, yasaklamadınız
mı; lütfen…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Bakın, bakın…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Yasakladık deyin, doğru yaptım
deyin o zaman.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Biz, ne yaptıysak, ne yapıyorsak, bu alanla ilgili olarak doğru yapıyoruz.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Değiştireceksiniz, değiştirmek
zorundasınız.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Şimdi, size, örnekleriyle de bunu anlatacağım izin verirseniz.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Tarım Bakanısın.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Değerli vekillerim, değerli milletvekilleri, Türkiye 1930’lardan itibaren süne
mücadelesi yapmıştır. 1960’lı yılların başından itibaren de uçakla havadan
mücadele yapmıştır; ama, ne kadar etkin mücadele yapılırsa yapılsın, bu
mücadelede hiçbir zaman emgili dane oranı yüzde 4’ün altına düşürülmemiştir.
Bu, şu demektir: Yani, 100 tane buğday tanesinin 4 tanesi, muhakkak surette
tahrip edilmiştir süne böceği tarafından.
Şimdi, biz, Hükümete geldikten sonra, uçakla mücadeleye
son verdik ve yer aletleriyle mücadeleye geçtik ve Türkiye’de…
NECATİ UZDİL (Adana) – Mısırı nasıl ilaçlayacaksın,
mısırı?!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
…buğdayda emgili dane oranı…
NECATİ UZDİL (Adana) – Mısırı nasıl ilaçlayacaksın Sayın
Bakanım?!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Emgili dane oranı…
NECATİ UZDİL (Adana) – Diyarbakır’da buğdayı ilaçladın…
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) – Ya bir dinle, dinle!
NECATİ UZDİL (Adana) – …Çukurova’da, 2 metre boyundaki
mısırı nasıl ilaçlayacaksın; onu söyle!
ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Canım herkes seni dinlemek zorunda
değil ya! Sabırla dinle de öyle konuş!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Sayın Başkan…
Necati Bey, ben, sizin…
NECATİ UZDİL (Adana) – Konuşma bilgisi var mı; ben, süne
mi dedim?!
BAŞKAN – Sayın Uzdil… Sayın Uzdil, lütfen…
ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Dinlemeyi öğren ya!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Siz, uçakla…
NECATİ UZDİL (Adana) – Biz biliyoruz merak etmeyin, siz
öğrenin! Hem de bildiğiniz işe karışın.
BAŞKAN – Sayın Uzdil, lütfen…
Buyurun Sayın Bakan.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Konuşmasını bildiğiniz gibi
dinlemesini de bilin ya!
NECATİ UZDİL (Adana) – Bileceksin, öğreneceksin!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Şimdi, değerli arkadaşlar…
ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Biz, senin gibileri çok öğrettik
dinlemeyi!
NECATİ UZDİL (Adana) – Öğreneceksin daha…
BAŞKAN – Sayın Ergenç, lütfen, karşılıklı konuşmayalım.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Değerli arkadaşlar…
NECATİ UZDİL (Adana) – 2 metrelik mısırı ilaçlayacaksın!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, uçakla yapılan mücadelede, emgili dane oranının yüzde 4’ün
altına düşürülmediğini söyledim. Bunun anlamı şudur değerli arkadaşlar:
Türkiye’nin 21,5 milyon ton buğday rekoltesi var ve bu, tam 1 000 000 ton
buğday kaybına tekabül ediyor. Yer aletlerine geçtikten sonra, Türkiye’de
emgili dane oranı buğdayda yüzde 0,5’e düşmüştür; yüzde 1 değil, yüzde yarım.
Şimdi, yüzde 4’lük bir ürün kaybı, 1 000 000 tondur. Bizim uçakla mücadeleyi
terk edip yer aletleriyle mücadeleye geçişimiz sayesinde, Türkiye, buğday
üretiminde 1 000 000 ton kazanmıştır yıllık. Artı, buğdayın kalite sorunu
aşılmıştır ve Türkiye, bu dönemde artık bu kaliteli buğday ithal etme
ihtiyacından kurtulmuştur.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Ben buğdayı mı sordum?!.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Şimdi, müsaade eder misiniz…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Buğdayı anlatmadım Sayın
Bakanım…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Oraya geliyorum…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Pamuk dedim, karpuz dedim,
mısır dedim…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla)
- Bakın, siz…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Buğdayı anlatmadım…
SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkan…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Sabredin… Sabredin… Sabredin…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Buğdaya karşı çıkmadım…
SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkan, dinleyemiyoruz
Sayın Bakanı… Lütfen…
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) – Arkadaş bir dışarı çıksa da,
rahat dinlesek!..
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Olur, çıkalım!..
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, karşılıklı
konuşmayalım.
Sayın Bakan, buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Şimdi, değerli …
SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkan, izin verir misiniz…
BAŞKAN – Lütfen, Sayın Milletvekili…
SONER AKSOY (Kütahya) – Hayır, Sayın Başkan…
BAŞKAN - Siz de yapıyorsunuz Sayın Milletvekili…
Buyurun Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Şimdi, değerli milletvekilleri, buğdayla bu kadar olumlu
netice alındıktan sonra, dünyada, bütün gelişmiş ülkelerde uygulanan yöntemi,
uygun yer aletleriyle bu mücadelenin yapılmasını, biz, Türkiye’deki bütün
ürünlerde uygulama kararı aldık ve uçak şirketlerini de, diğer ilgili
kuruluşları da, biz, geçen sene de, ondan önceki sene de, artık, uçakla
mücadele yapılmayacağı hususunda onları resmen bilgilendirdik, tedbir alınsın
ve artık, buna göre uygulama yapılsın diye. Dolayısıyla…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Yönlendirin o zaman…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Biz yönlendiriyoruz Sayın Uzdil, sizin haberiniz yok. Sizin haberiniz yok…
AHMET İNAL (Batman) – Bir rahat ver Allahaşkına ya!
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Dert benim kardeşim, dert senin
değil!..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Eğer, siz, gerçekte…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Dert benim, senin değil ki!..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Yok…
Bakın, dün de… Biz, sürekli, çiftçilerle iç içeyiz,
devamlı üreticilerle de iç içeyiz; hem üreticilerin örgütlenmesine hem…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Hasat bayramı bile yapamadılar…Nasıl
çiftçilerle iç içesiniz?!
SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkan, izin verir misiniz…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Hasat bayramı bile yapamadılar…
SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Lütfen, Sayın Aksoy…
SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkan, dinleyemiyoruz…
BAŞKAN – Sayın Aksoy, oturur musunuz lütfen…
SONER AKSOY (Kütahya) – Oturduğu yerden konuşuyor…
BAŞKAN – Sayın Aksoy, burayı siz idare edecek değilsiniz,
lütfen, oturun.
SONER AKSOY (Kütahya) – Ama, siz, görevinizi
yapmıyorsunuz Sayın Başkan…
BAŞKAN – Siz hatırlatacak değilsiniz bana…
SONER AKSOY (Kütahya) – Ben hatırlatırım efendim…
BAŞKAN – Sayın Uzdil…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Tamam efendim… Ben, sorduğum
soruyu dinlemek istiyorum…
BAŞKAN – Lütfen…
SONER AKSOY (Kütahya) – Ama, biz dinleyemiyoruz…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Sen ne sordun ki?!
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Şimdi, değerli arkadaşlar, gerek karpuzda gerek pamukta
gerek mısırda, biz, önceden, uçakla mücadele yapılmayacağına dair ilgilileri,
geçen sene de, önceki sene de, 2002 yılında da uyardık. Dolayısıyla, şu anda da
arkadaşlarım orada, yerinde inceleme yapıyorlar; gerçekte ne kadar alan şu anda
böyle bir ihtiyaçla karşı karşıya, bu ihtiyaç tespit edilip buna göre de
gereken yapılacak.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Teşekkür ediyorum.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Bugüne kadar, biz, Türk çiftçisinin en verimli şekilde, çevreye en duyarlı
şekilde, çevreye en az zarar verecek şekilde, en uygun tarım teknik ve
teknolojilerini kullanması yönünde gerekli bütün çalışmaları yaptık, bundan
sonra da titizlikle bunu yapmaya devam edeceğiz.
Şimdi, tarımın dünyadaki en önemli özelliği, tarımın
sürdürülebilir nitelikte yapılmasıdır. Bunu hesaba katmadığınız zaman çevre
felaketlerine yol açarsınız ve artık bir daha o ürünü asla ekemez hale
gelirsiniz. Onun için, anız yakma işi de, kimyasal ilaçların kullanılması işi
de…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Yasayı siz çıkardınız, siz!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …
bu çerçevede ele alınması gereken bir husustur.
BAŞKAN – Sayın Uzdil…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) –
Üçüncü konuya gelince; şimdi, tabiî, buğdayla ilgili fiyatlardan bahsedildi. Değerli
milletvekilleri, biz, Toprak Mahsulleri Ofisi olarak müdahale fiyatımızı tespit
ederken, bunu incelerken, Türkiye’nin bütün üretim bölgelerinde maliyet
çalışması yapıyoruz ve bunu da, bütün çiftçi kuruluşlarıyla, çiftçi
örgütleriyle, ilgili üniversitelerin ziraat fakülteleriyle, onların hepsinin
görüşünü alarak yapıyoruz, bu sene de öyle yaptık.
Bakın, Türkiye’de, bizim Hükümetimiz döneminde, tarımda
daha önceden verilmemiş olan destekler devreye girdi, daha önceden verilmemiş
olan primler devreye girdi. Bizim, 321 000 lira ortalama buğday maliyetinin
yüzde 32,6’sını sadece destek bakımından, biz, üreticilerimize ödüyoruz.
Dolayısıyla, 321 000 lira maliyeti olan 1 kilogram buğdayın zaten yüzde 33’ü
destek olarak ödeniyor, başında.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Kim yapmış?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Yani, bu, şu demektir: 321 000 liralık maliyet, esasen, 200 küsur bin liraya
düşüyor.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – 385 lira…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -Ayrıca,
verdiğimiz fiyat da, bu sene için tespit ettiğimiz müdahale fiyatı da
üreticileri memnun etmiştir.
Şimdi, sayın milletvekilimiz “Osmaniye milletvekiliyim”
diyor; ama, Osmaniye Ziraat Odasının düşüncelerinden habersizdir. Dün, Osmaniye
Ziraat Odası Başkanı, milletvekilimizi arayarak, bana telefonla teşekkürlerini
iletmiştir buğday fiyatları sebebiyle.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Onu aday yaparsınız aday!
Cumali Doğru da öyle diyor; onu da aday yaparsınız!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla)
-Cumali Doğru da, dün, 25 kişilik bir çiftçi heyetiyle gelip, burada, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde, bize, Hükümet olarak, teşekkür etmiştir, Adana
Çiftçiler Birliği Başkanı ve Çukurova’nın çiftçileri. Dolayısıyla, bunlar sizin
şahsî görüşlerinizdir. Bizim, şahısları, özellikle de muhalefet partisi
milletvekilimizi kişisel olarak illa mutlu etmek gibi bir gayretimiz olsa da,
bundan netice alamayacağımızı biliyoruz; onun için de, böyle bir gayretin
içerisinde değiliz.
Ben, Türk çiftçisine, Türk çiftçisinin her zaman yanında
olduğumuzu ve olacağımızı, Hükümet olarak, bütün imkânları bunun için
kullandığımızı ve kullanacağımızı bir kere daha teyiden ifade ediyorum ve Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Havadan ilaçlamayı serbest
bırakacaksın; elin mahkûm!
BAŞKAN – Sayın Uzdil, lütfen…
Sayın Yıldırım, söz talebiniz var; niçin söz
istiyorsunuz? Sayın Yıldırım, lütfen ayağa kalkar mısınız; niçin söz istiyorsunuz?
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Sayın Başkanım, yarın 9
Haziran. 9 Haziran, İnebolu’nun kurtuluş yıldönümü, 85 inci yıldönümü. Bununla
ilgili bir gündemdışı söz istemiştim; ancak, yoğunluk nedeniyle gerçekleşmedi.
BAŞKAN – Sayın Yıldırım, yerinizden çok kısa bir açıklama
yapmanız için 2 dakika süre veriyorum.
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Buyurun.
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
9 Haziran 1921 tarihinde ulusumuzun Kurtuluş Savaşını
verdiği günlerde İstanbul’dan cephaneler İnebolu’ya geliyordu, İnebolu’dan da
“Ya İstiklal Ya Ölüm” mücadelesiyle erkeklerimiz cephede savaşırken,
İnebolulular, çocuklar, ihtiyar kadınlar olmak üzere, kağnılarla İnebolu, Küre,
Kastamonu, Çankırı İstiklal Yoluyla Kocatepe’ye kavuşturuluyordu. Ulu Önder
Mustafa Kemal Atatürk “gözüm Sakarya’da, kulağım İnebolu’da” diyordu.
İşte, 9 Haziran 1921 tarihinde, Yunan silahlı
kuvvetlerine bağlı devriye gemileri bombalarla İnebolu’yu bu lojistik destekten
mahrum etmek için saldırıyordu. İnebolu halkının azimli ve kararlı
mücadelesiyle Yunan gemileri püskürtülmüş, püskürtülmüş ve İnebolu’ya yapılan
topçu ateşleri de geriye püskürtülmüştür. 9 Haziran 1921 tarihinde yapılan bu saldırı
geriye püskürtülerek… Türkiye Büyük Millet Meclisinin de 1924 tarihinde almış
olduğu 66 nolu kararıyla, İnebolu Mavnacılar ve Kayıkçılar Loncasına Türkiye
Büyük Millet Meclisi beyaz şeritli İstiklal Madalyasıyla ödüllendirilmiştir.
BAŞKAN – Sayın Yıldırım, teşekkür ediyorum, lütfen…
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Bitiriyorum efendim.
Biz, İnebolu’nun 9 Haziran şeref ve kahramanlık gününü
kutluyoruz ve İnebolu önüne “yigit” sözcüğünün eklenmesi için kanun teklifini
verdik. Bütün Türkiye Büyük Millet Meclisinden de, bu “yiğit” sözcüğünün önüne eklenmesini
önümüzdeki günlerde bekliyoruz.
Saygılar sunuyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN –Sayın Yıldırım,teşekkür ediyorum.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma
Komisyonun bazı sayın milletvekillerinin yasama dokunulmazlıkları hakkında 2
adet rapor vardır, sırasıyla okutup bilgilerlinize sunacağım.
Okutuyorum :
1.-
Konya Milletvekili Abdullah Çetinkaya’nın
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/936) (S.
Sayısı: 1174)(x)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Telefonla tehdit suçu işlediği iddia olunan Konya Milletvekili Abdullah Çetinkaya
hakkında düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık
tezkeresi ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, Karma
Komisyonumuzun 3 Mayıs 2006 tarihli
toplantısında görüşülmüştür.
Karma Komisyonumuz isnat olunan eylemin niteliğini
dikkate alarak Konya Milletvekili Abdullah Çetinkaya hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine arz edilmek üzere
Yüksek Başkanlığa saygı ile sunulur.
Burhan
Kuzu
(İstanbul)
Komisyon
Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı :
Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci ve sonraki
fıkralarında kurala bağlanan yasama dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin
sorumsuz ve cezasız kalmaları için değil, görevlerini her yönden özgür, bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini
sağlamak için öngörülmüştür. Yasama sorumsuzluğundan farklı olarak
dokunulmazlık, nispi ve geçici nitelikte bir ayrıcalıktır.
Gerek kapsamı ve kaldırılma usulü gerek uygulamadaki
aksaklıklar nedeniyle yasama dokunulmazlığı, TBMM’nin saygınlığını zedeler bir
kurum haline gelmiştir. Kamu yararı dikkate alınarak milletvekillerine
görevlerinin gereği tanınmış bir ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının,
kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesi, bir hukuk devletinde asla kabul edilmesi
mümkün olmayan bir husustur.
Kamu yararı ile açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve dolayısıyla “temiz toplum” özlemi aleyhine
sergilenen bu ayrıcalıklı durumun ortadan kaldırılması için, gereken Anayasa değişikliğinin şu güne
kadar gerçekleştirilememiş olması karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak
“hakkında dokunulmazlığın kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının TBMM tarafından derhal kaldırılması” kalmıştır. Bu, aynı zamanda dokunulmazlığının
kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma hakkından bir an önce
yararlanabilmelerine de imkân verecektir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa ve Adalet Komisyonu
üyelerinden kurulu Karma Komisyonun, kovuşturmanın milletvekili sıfatının sona
ermesine kadar ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
Oya Araslı M. Ziya
Yergök Feriden
Ayvazoğlu
Ankara Adana Çorum
Mehmet Küçükaşık Feridun Baloğlu Sezai Önder
Bursa Antalya Samsun
Muharrem Kılıç Uğur Aksöz Atilla
Kart
Malatya Adana Konya
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer raporu okutuyorum:
2.- Edirne
Milletvekili Nejat Gencan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu
Karma Komisyon Raporu (3/955) (S. Sayısı: 1175) (x)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Hizmet nedeni ile emniyeti suiistimal suçunu işlediği
iddia olunan Edirne Milletvekili Nejat Gencan hakkında düzenlenen Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılmasına Dair Başbakanlık Tezkeresi ve eki dosya
hakkındaki Hazırlık Komisyonu Raporu, Karma Komisyonumuzun 3 Mayıs 2006 tarihli
toplantısında görüşülmüştür.
Karma Komisyonumuz isnat olunan eylemin niteliğini
dikkate alarak Edirne Milletvekili Nejat Gencan hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine arz edilmek üzere
Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan
Kuzu
İstanbul
Komisyon
Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci ve sonraki
fıkralarındaki kurala bağlanan yasama dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin
sorumsuz ve cezasız kalmaları için değil, görevlerini her yönden özgür,
bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini sağlamak için öngörülmüştür. Yasama
sorumsuzluğundan farklı olarak dokunulmazlık, nispî ve geçici nitelikte bir
ayrıcalıktır.
Gerek kapsamı ve kaldırılma usulü gerek uygulamadaki
aksaklıklar nedeniyle yasama dokunulmazlığı, TBMM’nin saygınlığını zedeler bir
kurum haline gelmiştir. Kamu yararı dikkate alınarak milletvekillerine
görevlerinin gereği tanınmış bir ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının,
kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesi, bir hukuk devletinde asla kabul edilmesi
mümkün olmayan bir husustur.
Kamu yararıyla açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve
dolayısıyla “temiz toplum” özlemi aleyhine sergilenen bu ayrıcalıklı durumun
ortadan kaldırılması için gereken Anayasa değişikliğinin şu güne kadar
gerçekleştirilememiş olması karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak
“hakkında dokunulmazlığının kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının TBMM tarafından derhal kaldırılması” kalmıştır. Bu, aynı
zamanda dokunulmazlığının kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma
hakkından bir an önce yararlanabilmelerine de imkân verecektir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa ve Adalet
Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği
sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
Oya Araslı M. Ziya
Yergök Feridun
Ayvazoğlu
Ankara Adana Çorum
Mehmet Küçükaşık Feridun Baloğlu Sezai Önder
Bursa Antalya Samsun
Muharrem Kılıç Uğur Aksöz Atilla
Kart
Malatya Adana Konya
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi
vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım:
7 Haziran 2006
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kuruluna
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç’ı temsilen, Moldova Parlamentosu
Başkanı Eugenia Ostapciuc’un davetine icabet etmek üzere TBMM Başkanvekili Ali
Dinçer’in, beraberinde bir Parlamento heyetiyle, Moldova’ya resmî ziyarette
bulunması, Genel Kurulun 9 Mayıs 2006 tarihindeki 99 uncu Birleşiminde kabul
edilmiştir.
Anılan Kanunun 2 nci maddesi uyarınca, heyetimizi
oluşturmak üzere siyasîi parti gruplarınca bildirilen isimler Genel Kurulun
bilgilerine sunulur.
Bülent
Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
İsim Listesi
Musa Uzunkaya (Samsun)
Sabahattin Cevheri (Şanlıurfa)
Mehmet Nuri Saygun (Tekirdağ)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin bir önerge vardır;
okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Genel olarak madencilik, özelde kömür madenciliği, doğası
gereği içerdiği riskler nedeniyle özellik arz eden bilgi, deneyim, uzmanlık ve
sürekli denetim gerektiren dünyanın en ağır iş kollarından birisidir. Kaldı ki,
bu deneyim ve uzmanlık, uzun yılları hatta nesilleri gerektirmektedir.
Son yirmibeş yıldır kamunun sürekli küçültülmesi,
faaliyet alanlarının daraltılması ile ekonomik etkinlik ve verimliliğin
sağlanacağı teziyle uygulamaya çalışılan girişimler sonucu, ülkemiz madencilik
sektörü yarı yarıya küçültüldüğü gibi, ulaşılan tüm bilgi ve deneyim birikimi
de adeta yok edilmektedir.
Ülkemiz madencilik kuruluşlarındaki mevcut birikimin yok
edilerek, madencilik üretiminin yetersiz, donanımsız ve de deneyimsiz kişi ve
kuruluşlara bırakılması, bu yapılırken bir yandan birçok yetersiz kişilerin
atamaları ve kamusal denetimin iyice gevşetilmesi birtakım maden kazalarının
kaçınılmaz olmasına neden olmaktadır.
Böylesi zor ve riskli bir işkolunda çalışanların sağlığı
ve güvenliği, alınacak önlemler ve yapılacak yatırımlar son derece önemlidir.
Ülkemizdeki madencilik sektöründe meydana gelen maden
kazalarının ana nedenlerinden biri, iş güvenliği ile ilgili gerekli
yatırımların yeterince yapılmamış olması olmasıdır. Kısa sürede yüksek bir kâr
sağlamak amacıyla yapılan üretim projeleri, hızlı ve yüksek kazanç için üretim
zorlamaları maden kazalarına davetiye çıkarmaktadır.
Madencilik faaliyetleri; işletme yönteminden – tahkimat
sistemine, havalandırmadan – kazı teknolojisine, nakliyatından – cevher
zenginleştirmeye, personel istihdamından - eğitimine ve fizibilite etüdünden –
yatırıma kadar bir bütün olarak düşünülmelidir. Bunların tümünden yapılacak
iyileştirmelerle, iş güvenliği ve sağlığı standartlarının yükseltilebileceğini,
yatırımlara ayrılan pay azaldıkça işçi sağlığı ve iş güvenliğine yapılacak
yatırımların payının azaldığı bilinmektedir.
Türkiye’de metalürjik taşkömürünün üretildiği ve adeta
kömürle özdeşleyen Zonguldak’ta Türkiye Taşkömürü Kurumunda 1941 yılından
bugüne toplam 3 712 ölüm ve 373 484 yaralanma olayı yaşanmış, 1992 yılından
bugüne rödevanslı sahalarda oluşan kazalarda ise, 81 yurttaşımız yaşamını
kaybetmiştir.
Ayrıca, geçtiğimiz üç yıllık dönemde, sadece Aşkale,
Ermenek, Küre, İskilip ve Gediz’de meydana gelen kazalarda 57 maden işçimiz
yaşamını yitirmiştir.
En son 2 Haziran 2006 tarihinde Balıkesir İli Dursunbey
İlçesi Odaköy hudutları içinde özel şirkete ait bir maden ocağında meydana
gelen ve 17 maden işçimizin ölümüyle sonuçlanan maden kazası ile, diğer maden
kazalarına neden olay sorunların ve alınması gereken önlemlerin ortaya konması
için Anayasamızın 98 inci, İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince
bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.
1. Nadir Saraç (Zonguldak)
2. Abdurrezzak
Erten (İzmir)
3. Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
4. Mustafa Özyurt (Bursa)
5. Vezir Akdemir (İzmir)
6. Yavuz Altınorak Kırklaleri)
7. Hasan Ören (Manisa)
8. Özlem Çerçioğlu (Aydın)
9. Ali Rıza
Gülçiçek (İstanbul)
10.Mehmet Nuri Saygun (Tekirdağ)
11.Mehmet Boztaş (Aydın)
12.Hakkı Ülkü (İzmir)
13.Nuri Çilingir (Manisa)
14.Canan Arıtman (İzmir)
15.Mehmet Ziya Yergök (Adana)
16.Kemal Sağ (Adana)
17.V. Sinan Yerlikaya (Tunceli)
18.Nail Kamacı (Antalya)
19.Osman Kaptan (Antalya)
20.Feridun Fikret Baloğlu (Antalya)
21.Mehmet Semerci (Aydın)
22.Muharrem İnce (Yalova)
23.Mehmet Işık (Giresun)
24.Hasan Güyüldar (Tunceli)
25.Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
26.Ali Kemal Deveciler (Balıkesir)
27.Mehmet Küçükaşık (Bursa)
28.Mevlüt Çoşkuner (Isparta)
29.Ali Cumhur Yaka (Muğla)
30.Rasim Çakır (Edirne)
31.Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
32.Sedat Pekel (Balıkesir)
33.Orhan Sür (Balıkesir)
34.Harun Akın (Zonguldak)
35.Nurettin Sözen (Sivas)
36.Ufuk Özkan (Manisa)
37.Mustafa Erdoğan Yetenç (Manisa)
38.Nejat Gencan (Edirne)
39.Mehmet S. Kesimoğlu (Kırklareli)
40.Erdoğan Kaplan (Tekirdağ)
41.Enis Tütüncü (Tekirdağ)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulunun 08.06.2006 Perşembe günü (bugün)
yaptığı toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği
sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Haluk Koç
Samsun
CHP
Grubu Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 207 nci sırasında yer
alan 826 sıra sayısının, bu kısmın 10 uncu sırasına alınması önerilmiştir.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Önerisinin lehinde
söz isteyen, Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Malatya Milletvekili; buyurun Sayın
Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, Yüce
Meclisin çok değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bundan tam üçbuçuk yıl önce, bu
Mecliste grubu olan partilerden Adalet Kalkınma Partisi, CHP’den oluşan 15 tane
arkadaşımızla birlikte, otuz yıldır kadro kanunu olmayan İnönü Üniversitesi
için kadro kanunu teklifi verdik. 1976 yılında kurulmuş bir üniversitedir İnönü
Üniversitesi ve Turgut Özal Tıp Merkezi, Türkiye’de kadro kanunu olmayan tek
üniversitedir. Değerli milletvekilleri, bu öneriye, bu kanun teklifine her üç
partiden, grubu olan üç partiden arkadaşlarım imza koymuştur ve iki yıllık bir
süreçten sonra Plan-Bütçe Komisyonumuzdan 24.2.2005 tarihinde geçmiştir. Yani,
birbuçuk yıl önce geçmiştir ve kanun, birbuçuk yıl önce basılmasına rağmen,
hâlâ, bekletiliyor.
Değerli milletvekilleri, bu üniversite bizim
üniversitemiz. Bu üniversitede sizin çocuklarınız da okuyor, bu üniversitede
Türkiye’nin her tarafından gelen çocuklarımız, yeğenlerimiz, kardeşlerimiz
okuyor. Sadece Malatyalı çocuklar okumuyor bu üniversitede. Kadro kanunu
olmayan bir üniversitede nasıl hizmet verebilirsiniz?! Ayrıca, Turgut Özal Tıp
Merkezine yaklaşık 200 milyon dolar bir yatırım yapılmış. Bu yatırım
yapılmasına rağmen, burada 1 000 kişi, temizlik şirketi adı altında, 1 000 tane
arkadaşımız, ebemiz, hemşiremiz, röntgen teknisyenimiz, bu arkadaşlarımız,
temizlik şirketinde hizmet vermektedir.
Değerli arkadaşlarım, yılda 250 000 hasta tedavi ediliyor
burada. Bakın, bir daha söylüyorum, yılda 250 000 hastaya bakılıyor ve yılda
yaklaşık 15 000 tane ameliyat yapılıyor. Şu anda, 26 ameliyathanemiz bitmesine
rağmen kadro olmadığı için 10 ameliyathaneyi açamıyoruz ve teslim edilen birkaç
kattaki yaklaşık 250 yatağı ödenek olmadığı için, kadro olmadığı için 250
yataklık bölümleri hizmete açamıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, hasta bizim çocuklar bizim. Bu,
nasıl bir anlayıştır; ben, bu anlayışı takdirlerinize sunuyorum. Bu benim…
Hayır efendim, Maliye Bakanım, Maliye Bakanlığım iki yıl önce onayını verdi.
Millî Eğitim Bakanlığı Yükseköğretim Genel Müdürlüğünde norm kadroya bakın, bu
üniversitenin norm kadrosu 3 000 öğretim görevlisi arkadaşlar. Arkadaşlar, biz,
burada 1 100 öğretim görevlisiyle 20 000 çocuğumuza hizmet vermek istiyoruz,
hizmet veriyoruz şu anda
Değerli arkadaşlar, bundan birkaç ay önce 15 yeni
üniversite kuruldu. Bu 15 yeni üniversiteyi kurarken, o ilin milletvekillerinin
sevinçlerini, hakikaten yüzlerinden okuyordum; iktidarı-muhalefeti, herkes el
ele verdi. Tabiî, ilim yuvası, bu üniversiteler, bizim üniversitemiz. Biz,
tabiî, Türkiye’de, her ilde bir üniversite olmasını çok arzu ederiz; ama,
mevcut üniversitelere, acaba, aynı duyarlılığı gösteriyor muyuz ve o
üniversitelere burada kadro verilirken, yeni açılacak daha 3 fakülteli
üniversitelere 1 100 kadro verdik arkadaşlar.
Malatya İnönü Üniversitesinin 8 fakültesi ve 20 meslek
yüksekokulu var arkadaşlar. Diş hekimliği fakültesinin izni 5 yıl önce
çıkmasına rağmen, arkadaşlar, kadro olmadığı için ve ödenek olmadığı için, diş
hekimliği fakültesini açamıyoruz. Çok zor koşullarda açılan eczacılık fakültesi
ve güzel sanatlar fakültesi, çok zor koşullarda, tıp fakültesinin içinde hizmet
vermeye çalışıyor arkadaşlar.
Arkadaşlar, biz, burada, bizim için bir şey istemiyoruz.
Bizim çocuklarımız için istiyoruz, hastalarımız için istiyoruz değerli
arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlarım, Millî Eğitim Bakanlığı
Yükseköğrenim Genel Müdürlüğünde 3 000 norm kadro gösterilmesine rağmen, acaba,
bunu niye esirgiyoruz. Defalarca burada gündeme getirdik, defalarca, 3,5
yıldır, hakikaten, bu Meclisteki herkesle görüştüm, herkese rica ettik; “bu,
bizim Malatyamızın, sadece Malatyamızın meselesi değil” dedik. Bu, sizin
çocuklarınızın da meselesi; ama, her nedense, her nedense, bilemiyorum, itildi.
Bugün, yine, Grup Başkanvekiliyle gittik; ama, her seferinde ötelendi. Neden
getirilmiyor?
Değerli arkadaşlarım, Malatya bizim, bu çocuklar sizin,
bu çocuklar bizim. Ben rica ediyorum; bu kanun teklifi, her 3 partiden 15 tane
arkadaşın imzası var. En azından, ortak konsensüs sağlanmış bir şeye, yani
biraz saygı gösterelim arkadaşlar. Demek ki had safhada, demek ki büyük sorun
var burada. Bu kadar haykırıyoruz, günlerdir haykırıyoruz; ama, neden
haykırıyoruz, çocuklarımız için, hastalarımız için haykırıyoruz değerli
arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlarım, burada iki Cumhurbaşkanımızın ismi,
Sayın İnönü ve Sayın Özal. Yani, en azından, Sayın İnönü ve Sayın Özal adına kurulmuş
“İnönü Üniversitesi” ve “Turgut Özal Tıp Merkezi” birazcık saygımız varsa ve
onları bırakın, bu çocuklarımız hepinizin çocuğu. Ağrı’dan, Kars’tan, Van’dan,
Balıkesir’den, Manisa’dan, Türkiye’nin her tarafından geliyor bu çocuklar,
bunlar sizin çocuklarınız arkadaşlar. Neyi esirgiyoruz, niçin esirgiyoruz?
Bu üniversiteye, özellikle Turgut Özal Tıp Merkezine, bu
sene, sıfır yatırım verildi; yani, yatırım için sıfır para verildi arkadaşlar;
bir hastane neyle döner arkadaşlar?! Orada oluşan dönersermayenin, 1 100
tanesini “temizlik şirketi” adı altında verilen insanlara veriyoruz, bir
şirkete ödeniyor yani. Üniversitenin dönersermayesinin en önemli kısmı, orada
çalışan arkadaşlarımıza gidiyor.
Değerli arkadaşlarım, 1 hemşire normal kadrolu, 3-5
hemşire de, eğer, temizlik şirketi adı altında görev yaparsa, bu hastanede
sosyal barış olur mu arkadaşlar, bu hastanede hastalara iyi bakılır mı?! Ben,
hastalarım için, ben çocuklarım için istiyorum. Bu üniversite, Malatyamın
üniversitesi.
Onun için, değerli arkadaşlarım, bu kanunun, bu yasama
döneminde -üçbuçuk yıl oldu- bu yasama döneminde, sizlerin himmetleriyle, illa,
5 inci sıraya alınsın demiyoruz, bu hafta olmasın; yani, İktidar Partisi
Grubunun belirlediği gündemi… Bugüne alın demiyoruz arkadaşlar; gelecek hafta
ve bir sonraki hafta, Meclis tatil olmadan, himmet edersiniz.
Ben, burada, hakikaten, bu konuda çok yoruldum ve bu
konuda, artık, tek söyleyecek söz bulamıyorum; çünkü, niçin olmuyor, niçin
verilmiyor, hâlâ, anlamakta güçlük çekiyorum. Eğer, Türkiye’de, bir Meclis,
kendi çocuklarını düşünmüyorsa, kendi hastalarını düşünmüyorsa, insanlar
perişan oluyorsa, buna duyarsız kalıyorsa, hakikaten söyleyecek söz
bulamıyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum; teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.
Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:
15.25
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 15.35
BAŞKAN :
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER
: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
______0______
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 113 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.
BAŞKAN – Şimdi, CHP Grup önerisinin lehinde söz isteyen
Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç; buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 12.3.2003 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi Malatya
Milletvekilleri olarak Mevlüt Aslanoğlu ve ben, yine Adalet ve Kalkınma
Partisinden Ali Osman Başkurt arkadaşımız, Anavatan Partisinden Süleyman
Sarıbaş arkadaşımız, yine İktidar Partisinden Fuat Ölmeztoprak, Cumhuriyet Halk
Partisinden Mehmet Sevigen, Gülsün Bilgehan, Erdoğan Yetenç, yine AKP’den
Nükhet Hotar, Anavatan Partisinden Hüseyin Özcan, yine AKP’den İbrahim Özal,
İlhan Albayrak, Anavatan Partisinden Miraç Akdoğan, CHP’den Yakup Kepenek ve
Zeynep Damla Gürel’le beraber 15 milletvekili, Malatya İnönü Üniversitesinin
kadro kanununun çıkarılmasıyla ilgili bir kanun teklifi verdik. Bu kanun
teklifimizde, 250 akademisyen, 878 de diğer personel için talepte bulunmuştuk;
ancak, bu talebimiz, daha sonra Plan ve Bütçe Komisyonunda 250 akademik kadro,
450 de diğer personel olmak üzere 700 kadro olarak kabul gördü. Bu kabulden
sonra da, yani, 20.5.2005 tarihinden bu yana da, bir yılı aşkın süre geçtiği
halde, hâlâ, bu kadro kanunuyla ilgili Mecliste bir gelişme olmadı.
Değerli arkadaşlar, Malatya İnönü Üniversitesi, 1976-1977
öğretim yılında eğitim öğretime başladı; 9 fakültesi, 3 enstitüsü, 2
yüksekokulu, 10 meslek yüksekokulu, 11 araştırma merkezi, 5 bölüm başkanlığıyla,
ülkemizin ve Malatyamızın gözbebeği olan bir üniversitedir ve bu
üniversitemizde 20 000’e yakın öğrencimiz eğitim öğretim görmektedir. Değerli
arkadaşlar, ancak, yeterli kadro olmadığından, yeterli kaynak sağlanmadığından,
üniversitemiz büyümekte sıkıntı çekmektedir. Nitekim, üniversitemizde diş
hekimliği fakültesinin de kurulmasına karar verilmesine rağmen, henüz, kadro ve
kaynak sıkıntısı nedeniyle bu fakülte de açılamamaktadır.
Değerli arkadaşlar, üniversitemizi komşu illerin
üniversiteleriyle kıyasladığımızda, örneğin, bir Fırat Üniversitesiyle, Erciyes
Üniversitesiyle, Dicle Üniversitesiyle kıyasladığımızda, hem kadro olarak hem
öğrenci sayısı olarak eşdeğer durumda olmalarına karşılık, Malatya İnönü
Üniversitesinin kadrolarının daha az olduğunu görmekteyiz. Peki, değerli
arkadaşlar, bu Malatya’ya yapılan, Malatya İnönü Üniversitesine yapılan bu
haksızlığın nedeni nedir acaba? Yani, Malatya’ya karşı bu haksızlık niçin
yapılıyor? Malatya’ya karşı, Adalet ve Kalkınma Partisi Malatya’dan yeterli
desteği almadı mı acaba; öyle mi düşünüyoruz?! Yeterli desteği de aldı. Hatta,
bu teklif, sadece Cumhuriyet Halk Partisinin teklifi de değil. Bu, bir anlamda,
ortak, şu anki, Mecliste grubu bulunan tüm partilerin ortak bir önerisi
mahiyetinde; ancak, bir türlü, maalesef, bir destek göremiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Malatyamızdaki Turgut Özal Tıp
Merkezine yaklaşık 400 trilyon lira para harcandı; ancak, şu anda tam
kapasiteyle çalışamıyor. Demin arkadaşımız da belirtti, 26 tane ameliyathaneden
16 tanesi şu anda faal, 10 tanesi faal değil, yatak kapasitesi düşük çalışıyor.
Buna rağmen, 2005 yılında 250 000’e yakın hasta tedavi oldu, 10 000’in
üzerinde, 15 000’e yakın hasta ameliyat oldu.
Değerli arkadaşlar, bu hizmetler yapılırken, İnönü
Üniversitesinde Tıp Merkezinde hizmet yapılırken, kimsenin siyasî görüşü
sorulmuyor, sen hangi partidensin denilmiyor, ki, zaten, bu mümkün de değil.
Peki öyleyse, yeterli kaynak sağlansa, yeterli kadro verilse, o Tıp Merkezinde
daha çok hasta tedavi görecek, daha çok ameliyat yapılacak. Bunları niçin
esirgiyoruz değerli arkadaşlar?!
Yeterli kadro ve kaynak sağlanmayınca, Tıp Merkezinin
ihtiyaçları, yani kadro ihtiyaçları, yardımcı personel ihtiyaçları temizlik
şirketi bünyesinde sağlanıyor; temizlik şirketi bünyesinde sağlık memuru
çalıştırılıyor, temizlik şirketi bünyesinde hemşire çalıştırılıyor, laborant
çalıştırılıyor. Belki bu çok yasal da değil; ancak, zorluktan kaynaklanıyor.
Peki, şunu diyebilir misiniz: Arkadaş, sen bu şirket bünyesinde eleman
çalıştırma. Peki ne yapsın? Şu anda 1 000’e yakın eleman çalışıyor. Peki, o
zaman, Tıp Merkezinin kapısına kilit mi vurulsun, Malatyamızın hastaları o
zaman nerede tedavi olsun değerli arkadaşlar?! Yani, böyle bir mantıksızlık
olamaz. Ancak, bazı arkadaşlarımız, hem bir taraftan Üniversitemizin kadro
kanununu engellemeye çalışıyorlar, bir taraftan da diyorlar ki, temizlik ve
ilaçlama ihalesi adı altında çalıştırılacak işçilerin temizlik ve ilaçlama
işlerinde çalıştırılmayıp, büyük çoğunluğunun hemşire, laborant, şoför, teknisyen,
sekreter, garson, aşçı, güvenlik görevlisi, ve saire yardımcı sağlık hizmetlerinde çalıştırılmaları yasal
değil diyorlar. Bununla ilgili de rektörle ilgili araştırma önergesi
istiyorlar.
Peki değerli arkadaşlar, buna tek kelime söylenebilir
“pes” denebilir. Bir taraftan, üniversitenin kadrosunu kısacaksın, bir taraftan
üniversiteye kadroyu esirgeyeceksin, bir taraftan da üniversite, zorunlu olarak
kendi personelini döner sermaye kaynaklarından sağlamaya çalışınca da
diyeceksin ki, bu üniversite niye yasadışı işlem yapıyor?
Değerli arkadaşlar, bunu da anlamakta gerçekten
zorlanıyoruz.
Değerli arkadaşlar, artık, Malatyalının bu soruna
tahammülü kalmadı; çünkü, bu sorun Malatya’nın eğitimini etkiliyor, Malatya’nın
sağlığını etkiliyor, Malatya’nın ekonomisini etkiliyor. Eğer yeterli kadro
sağlanırsa, şu anda 20 000 öğrenci varsa, yeni fakülteler açılacak, bu öğrenci
sayısı 25 000’e, 30 000’e çıkacak. Yine, akademik personel olarak, diğer
personel olarak arttığı zaman, Malatya’nın ekonomisine katkı sağlayacak değerli
arkadaşlar. Oysa, biz ne yapıyoruz; eğitim üzerinden, sağlık üzerinden politika
yapmaya çalışıyoruz. Oysa, gerek sağlık sistemimizi gerekse eğitim sistemimizi
politik amaçlarımıza alet etmeyelim değerli arkadaşlar. Bundan sadece Malatya
değil tüm ülkemiz zarar görür. Bu anlayışı, mutlaka, bırakmamız gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, hangi siyasî parti görüşünden olursa
olsun, şu anda tüm Malatyalılar bu kadro kanununun çıkarılması için tek yürek
olmuş durumda.
Değerli arkadaşlar, eğer bu kadro kanununa engel
olursanız, bunun hesabını zor verirsiniz. Bu, fazla bir şey değil. 3 gruptan da
arkadaşlarımızın imzası olan bir kanun teklifi.
Yine, Plan ve Bütçe Komisyonunda -teşekkür ediyorum
destek olan arkadaşlarımıza- İktidar Partisinden arkadaşlarımız da destek
vererek, Plan ve Bütçe Komisyonundan da bunu geçirdiler; ancak, şu anda, eğer
bu kanunu engellerseniz değerli arkadaşlar, Malatya’ya gerçekten yazık etmiş
olursunuz. Malatya’ya iyilik yapmış olmazsınız.
O hastanede, o tıp merkezinde sadece Cumhuriyet Halk
Partililer tedavi görmüyor. Oraya giden hastalara, sen hangi partidensin
denilmiyor veya oradaki okuyan öğrencilerin veya öğrencisi okuyan vatandaşların
siyasî görüşü sorulmuyor. Böyle bir kuruma siyasî anlayışla yaklaşmak yanlış
olur.
Hepinizden tekrar istirham ediyoruz; bu konuyu biraz daha
sağlıklı düşünelim, bu konuyu biraz daha kısır çekişmelerden, kişisel
ilişkiler…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kılıç, buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Devamla) – …veya birilerine kızarak,
birileriyle ilişkimiz bozuk diye, birilerinin siyasî düşüncesini, görüşünü
benimsemiyoruz diyerek o üniversiteyi cezalandırma anlayışına gidersek, yanlış
yapmış oluruz. Kişiler, kurumları bağlamaz. Kişiler gelip geçicidir; ancak,
kurumlar bakidir. Biz, kurumları hedefliyoruz.
Ben, şu anda Yüce Meclisin çatısı altında bulunan değerli
milletvekillerimizin bu olaya olumlu yaklaşacaklarına inanmak istiyorum; çünkü,
bu olay, bir siyaset konusu değil, bu olay bir eğitim kurumunun konusu, eğitim
kurumlarının sorunlarını çözme konusu.
Eğer o kadro kanunu çıkarsa, kadrolar sağlanırsa,
üniversitemiz de döner sermaye kaynaklarından 1 000’e yakın elemana para
ödüyor, o zaman o döner sermaye kaynaklarını başka ihtiyaçlara kullanarak,
üniversitemizin daha rahat çalışması için imkân sağlanır.
Bu düşüncelerle, olumlu oy vereceğiniz düşüncesiyle, Yüce
Heyeti saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.
Grup önerisi aleyhinde söz isteyen, Ümmet Kandoğan,
Denizli Milletvekili.
Buyurun Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN
(Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz aldım.
Malatya’da bir
üniversitenin bir derdine derman olmaya çalışan bir kanun teklifinin niye
aleyhinde söz alınır, onu açıklamaya çalışıyorum.
Şimdi, Sayın
Meclis Başkanvekilimiz de, bir grup bir öneri getirdiğinde, uygun olanı,
lehinde konuşmaları o grup önerisini getiren partiye bırakmak lazım gelir
şeklinde bir düşünce içerisindeler. Ben de, Sayın Meclis Başkanvekilimizin o
düşüncesine saygı duyarak, lehinde bir müracaatta bulunmadım; onu, Cumhuriyet
Halk Partili milletvekillerimize bıraktım; ancak, önergenin aleyhine olmamın
sebebi sadece bundan kaynaklanmıştır; onu, öncelikle, Türkiye Büyük Millet
Meclisindeki milletvekillerimize ve Malatya’da bizi izleyen vatandaşlarımıza
duyurmak istedim. (AK Parti sıralarından “Konuşmak zorunda mısın” sesi)
Konuşmak
zorundayım. Onu kim söyledi, duymadım; ama, ben, bu meseleyle ilgili konuşmak
durumundayım. Niye konuşmak durumundayım; şundan: Çünkü, bu önerinin altında,
Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin de imzası var.
BAŞKAN – Sayın
Kandoğan…
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla) – Yani, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri ile Adalet ve
Kalkınma Partisi milletvekilleri, birlikte, bir önergenin, bir teklifin altına
imza atmışlar ve Bütçe Plan Komisyonundan, Adalet ve Kalkınma Partisi
milletvekillerinin çoğunlukta olduğu Bütçe Plan Komisyonundan da geçmiş,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiş. Şimdi iki tane
milletvekilimizi dinledik Malatyalı, feryat ediyorlar; haklı olarak feryat
ediyorlar; ameliyathanelerin kapalı olduğundan bahsediyorlar. Şimdi, bir
milletvekili olarak bu konuda bir duyarlılık gösteriyorsak, bundan niye
rahatsız oluyorsunuz?! Bu mesele, hepimizin meselesidir. Milletvekilleri…
BAŞKAN – Sayın
Kandoğan… Bir saniye Sayın Kandoğan
OSMAN KILIÇ (Sivas) – Nereden biliyorsunuz rahatsız
olduğumuzu?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – İtiraz etti oradan.
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, Başkanlığa verdiğiniz dilekçeyi
okuyorum: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına. Cumhuriyet Halk Partisi
Grup önerisinin aleyhinde söz istiyorum. Gereğini arz ederim. Saygılarımla.
Ümmet Kandoğan. Denizli Milletvekili.”
Buyurun Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Doğru; ben de onu anlatmaya
çalışıyorum Sayın Başkan. Niçin aleyhinde istedim; yani, bir milletvekili
olarak, Malatya Üniversitesindeki bir sıkıntının halledilmesi meselesine bir
milletvekili niye itiraz etsin?! Biraz sonra sizin milletvekilinizi de dinleyeceğiz,
aleyhinde. Bakalım, sizin milletvekiliniz ne söyleyecek? Şimdi, oradan
söylüyorsunuz da, sayın Malatya AK Parti milletvekili gelecek, burada
konuşacak. Aleyhinde söz istedi. Dinleyeceğiz hep beraber; aleyhinde bir şey
söyleyecek mi, söylemeyecek mi.
Şimdi, değerli milletvekilleri, bakınız, ben daha önce
de, Malatya Üniversitesiyle ilgili ben daha önce de konuştum. Burada bir
sıkıntı var arkadaşlar, burada bir problem var; bu problemin çözülmesi lazım.
Siz, Malatya Üniversitesi rektörünün icraatlarından memnun olmayabilirsiniz,
beğenmeyebilirsiniz, oradaki çalışmalardan siz huzursuzluk duyabilirsiniz;
benim onlara saygım var. Ama, o konu farklı, Malatya Üniversitesinin sağlıklı
bir şekilde hizmet yapmasının önündeki engelleri kaldırmak farklı. Bunu
kaldırırsınız. Sizin probleminiz varsa, Malatya Üniversitesiyle ilgili
sıkıntılarınız varsa, orada yanlış bir şeyler oluyorsa onu da hep beraber
çözeriz. Zaten bir komisyon var, çalışıyor. Onunla ilgili bir sıkıntı varsa,
Türkiye Büyük Millet Meclisi, biz, zaten onun gereğini yapacağız. Ondan dolayı
bir endişe içerisinde olmayın; ama, altında imzanız var, Bütçe Plandan geçmiş,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiş. Alıyor onu arkadaşlarımız
öncelikli olarak, bir sıkıntının giderilmesiyle ilgili, Türkiye Büyük Millet
Meclisi gündemine bugün taşımak istiyorlar. Buna da saygı duymak lazım. Ama,
bakınız, değerli milletvekilleri, şimdi, bu haftanın gündemini salı günü
belirledik. Salı günü neler görüşüleceğini burada oyladık, kabul ettik. Şimdi, haftanın
son çalışma günü bugün. Yurt dışındaki öğrencilerin mağduriyetiyle ilgili bir
kanun teklifi var. Hepimiz üzerinde mutabıkız. Bizler de destekledik. Burada
330’un nasıl sağlandığını hepiniz biliyorsunuz. Buna rağmen, biz, sonuna kadar
bu kanun teklifinin burada kanunlaşması için gayret sarf ettik. Ancak, bugün
gelinen noktada, bakıyoruz, bir önerge, bir geçici madde… Bugün biraz sonra
görüşülecek olan kanun teklifinin içerisine bir geçici madde sokuşturmuşsunuz.
Ne olacak bu geçici maddeyle?! Çok teferruatına girmek istemiyorum; ancak, bu
geçici maddeden dolayı 1 300 kişi, yıllardan beri bu kanun teklifinin burada
kanunlaşmasını bekleyen insanlar, belki, bu geçici maddenin bunun içerisine
yerleştirilmiş olmasından dolayı, meselelerin çözümü belki çok gecikecek. Yani,
bunu niye yapıyorsunuz?! Bizim bu kadar samimî olarak desteklediğimiz bir kanun
teklifinin içerisine, 330 oy gereken bir kanun teklifinin içerisine niçin bunu
yerleştirmeye çalışıyorsunuz?! Geçmişte yaptınız, Sayın Cumhurbaşkanından geri geldi.
Bugün niye o kanun teklifini, çok masum bir şekilde Türkiye Büyük Millet
Meclisinin huzuruna getirilen bir kanun teklifinin içerisine bunu
yerleştiriyorsunuz?!
Şimdi, bakınız, benim de bir kanun teklifim var; birbuçuk
yıldan beri bekliyorum değerli milletvekilleri, birbuçuk yıldan beri;
memurların disiplin affı… Bugün bunu görüşemeyeceğiz, görüşülmeyecek bugün.
Haftaya da bu 330 gerektiği için bulamayacağınızı söyleyeceksiniz; belki,
Meclis kapanıncaya kadar bu disiplin affıyla ilgili hüküm Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündeminden çıkacak. Şimdi, 25 000 memurumuz yıllardan beri,
aylardan beri bu kanunun buradan geçmesini istiyor; onu da yapamayacağız bugün.
İşte, saat 4 oldu; üç saatlik bir çalışma süremiz var.
Değerli milletvekilleri, o nedenle, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemini yaparken hangi konuların görüşülmesi lazımgeldiği hususu
burada tartışılırken, ne olur, Meclisin en verimli nasıl çalışacağını hesap
ederek, o şekilde bir Meclis çalışma programını bizlerin önüne getiriniz ve
Meclis hızlı bir şekilde çalışsın. Bu kanun teklifleri, tasarıları, bir an
önce, burada kanunlaşsın. Malatya Üniversitesinin meselesi de hallolsun,
disiplin affı meselesi de hallolsun, yurtdışındaki üniversite öğrencilerinin
harçlardan dolayı tekeffül ettikleri paraları ödeyememekten dolayı ortaya çıkan
bu durum da önlensin; ama, ne yazık ki, Meclisin üzerinde sanki gizli bir el,
Meclisi çalıştırmamak, çıkacak olan kanun tekliflerinin önünü nasıl keserizin
hesabını yaparak Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini yapmaya çalışmanın,
mantıklı ve haklı bir gerekçesi yok.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Şimdi ne önemli şeyler
söyledin!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi, değerli milletvekilim,
bakınız, oradan konuşmak çok kolay, oradan konuşmak çok kolay…
BAŞKAN – Sayın Akbulut, lütfen…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ama, gelin, buradan söyleyin o
zaman onu.
Dün, bu yurt dışındaki öğrencilerle ilgili bütün
maddelerde konuştunuz mu?! Grup adına konuşmuyorsunuz, grup adına
konuşmuyorsunuz; ama, şahıs adına iki konuşmanın tamamını yaptınız bütün
maddelerde, geçici maddelerde. Madem bu kanun teklifi bir an önce çıkmalıydı,
madem dün bu kanun teklifi buradan geçmeliydi, niçin, her maddesinde ikişer
konuşma yaptınız, grup adına konuşma yapmadınız?! Sebep belli, sebep Ümmet
Kandoğan, Ümmet Kandoğan’ı konuşturmayacaksınız. Cumhuriyet Halk Partisinin
Grubu var konuşuyor, Anavatanın Grubu var konuşuyor, engelleyemiyorsunuz; ama,
şahıs adına Ümmet Kandoğan bu kürsüye gelip konuşmasın diye, oradan
milletvekillerini zorla, itekleyerek bu kürsüye çıkarıyorsunuz arkadaşlar. Ben,
dün gördüm burada “ben çıkmayacağım” diyor milletvekili, yok, sen çık. Çıkıyor
buraya milletvekilimiz “kanun tasarısı” diyor, okumamış çünkü, okumamış değerli
milletvekilleri “kanun tasarısı” diyor. Teklif ile tasarı arasındaki farkı
bilmeyen bir milletvekilini arkadan iterek kürsüye gönderirseniz, burada
sağlıklı bir çalışma yapmanız mümkün olmaz değerli milletvekilleri.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Önemli şeyler söyledin
değil mi?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Ben, çok önemli şeyler
söylüyorum.
Bakınız, benim bütün konuşma tutanaklarım orada; çok
önemli şeyler söylüyorum.
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, lütfen, Genel Kurula hitap eder
misiniz…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ben, kanun tekliflerinin
desteklenmesi gereken yerlerde desteğimi yapıyorum; ama, çekincelerim olduğu
yerleri de burada gelip söylüyorum ve çekincelerimin ne kadar haklı olduğunu,
konuştuğum Cumhurbaşkanından geri dönen kanunlar, Anayasa Mahkemesinden geri
dönen kanunlar, Ümmet Kandoğan’ın ne kadar haklı konuşmalar yaptığını çok açık
ve net bir şekilde ortaya koyuyor sayın milletvekili. Buraya gelip, sadece bir
hakkı suiistimal eden milletvekillerine söyleyeceksin sen onu. Buraya gelip,
sadece gerekçe okuyan, kendinden bir şey katmayan milletvekillerine
söyleyeceksiniz onu. Arkasından zorla itilerek kürsüye çıkarılan
milletvekillerini söyleyeceksiniz onu. O nedenle…
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, hiçbir milletvekilini tahkir
etme hakkınız yok. Lütfen…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Ben şunu söylüyorum… O, benim
şahsî görüşüm.
BAŞKAN – Söz istediğiniz konuyla ilgili konuşur musunuz.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Burada, dün, arkasından
İteklenerek kürsüye çıkarılan milletvekilleri oldu Sayın Başkan. “Ben
konuşmayacağım” dediği halde, zorla konuşturulup… Tutanakları getireceğim,
konuşan milletvekillerinin, burada, o kanunla ilgili ne söylediğini okuyacağım
biraz sonra.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) – Kim o milletvekili?
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Önergeyle ilgili ne
söyledin şimdi?!
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, lütfen, teşekkür için açıyorum.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Çıkıp boş boş
konuşuyorsun.
BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…
MURAT YILDIRIM (Çorum) – Sen de hakaret ediyorsun!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Hiç hakaret etmiyorum.
MURAT YILDIRIM (Çorum) – Ne yapıyorsun?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Ben, burada, bir hakkın
suiistimal edilmesini anlatıyorum. Peki, grup adına niye konuşmuyorsunuz da…
RECEP KORAL (İstanbul) – Sana ne!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Soruyorum… Soruyorum… Grup
adına niye konuşmuyorsunuz da, şahıs adına iki milletvekilini
konuşturuyorsunuz?!
RECEP KORAL (İstanbul) – Sana ne!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Evet… Evet, ben biliyorum.
RECEP KORAL (İstanbul) – Sana ne!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Niye yapıyorsunuz; sırada ben
varım çünkü, sırada ben varım. Ben takip ediyorum. Ben hasbelkader burada
ayrılmışsam Meclisten, o anda burada değilsem, o maddedeki kişisel konuşmaları
yapmıyorsunuz; çünkü, Ümmet Kandoğan burada yok. Ben bunu takip ediyorum.
Yüzlerce örneği var. Getireceğim tutanakları, göstereceğim.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Sen kimsin be!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri,
korkunun ecele faydası yok, korkunun ecele faydası yok. Burası milletin
kürsüsü. Siz hiç kimseyi susturamazsınız.
Bakınız, son icraatlarınızda konuşanları nasıl susturmaya
çalıştığınızı bütün millet çok yakından takip ediyor; ama, Ümmet Kandoğan’ı
susturamayacağınızı ifade ediyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Grup önerisinin aleyhinde söz isteyen Münir
Erkal, Malatya Milletvekili.
Buyurun Sayın Erkal. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; grup önerisinin aleyhinde CHP’nin söz aldım; Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, burada, değerli arkadaşlarımızı dinlerken
gerçekten üzüntü duyuyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin seviyesinin bu
noktalara çekilmesi, gerçekten üzüntü verici. Bir taraftan Yüce Meclis
diyeceksiniz, bir taraftan da değerli milletvekillerimizi tahkir ederek…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Tahkir yok!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – … zorla itiliyorsunuz
tarzında, iradesine ipotek koyacaksınız, yorum yapacaksınız.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Yapacağım tabiî.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Siz bir hakkın
suiistimalini bile anlatırken bu hakkın suiistimalini…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Aleyhinde ne söyleyeceksiniz
şimdi?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) –… başka birine hakaret
ederek ifade edemezsiniz. Bir kere, bu korkunç derecede büyük bir hata.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Hiç hakaret etmedim.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Bu Meclisin seviyesiyle
orantılı bir şey.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Tutanaklar meydanda.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Lütfen sakin olun dinleyin.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Siz de sakin olun.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Lütfen, sakin olun
dinleyin. Hakkın suiistimali, Meclisimizin değerli milletvekillerine onları
tahkir ve tezyif noktasına çekerek mi ifade edilir?!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Evet, arkasından iterek
çıkarıyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, lütfen…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Hakkın suiistimali varsa,
burada bunun gerekçelerini doğru dürüst izah edersiniz size de kamuoyu, hem
bizi dinleyin bu ülkenin kamuoyu hem de
değerli Meclis hak verir.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Aynen öyle!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Ama, milletvekillerine bu
tarzda bir davranış…
İkincisi konuşuyorsunuz 10 dakika, ben not alıyorum acaba
ne dedi cevap verilecek diye. Öneri aleyhinde konuşuyorsunuz, aleyhinde bir şey
söylemiyorsunuz; yani, bu nasıl bir yapıdır?!
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Konuşmak için konuşma!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Bu nasıl bir zihniyettir?!
Tamamen içi boş bir konuşmayı burada sadece popülizm kokan… Yani, değerli
arkadaşlar, 3 Kasım 2002 tarihi popülizmin siyasî mezarlığa gömüldüğü tarihtir;
bunu iyi bilin. (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Siz ne söyleyeceksiniz
aleyhinde?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Bakın, bu popülizmi yapanlar barajda boğuldular, Meclis
dışı kaldılar. Dikkat ediniz lütfen…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Siz ne söyleyeceksiniz
aleyhinde?
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Artık, biraz reel siyaset
yapmayı, rasyonel siyaset yapmayı öğreneceksiniz.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Siz ne söyleyeceksiniz
aleyhinde merak ediyorum.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Öğreneceksiniz burada bunu.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Buyurun aleyhinde ne
söyleyeceksiniz?!
BAŞKAN – Sayın Erkan, bir saniye…
Sayın Kandoğan, aleyhe söz isteniz ve bir hakkı kötüye
kullanarak hiçbir laf etmediniz; lütfen, oturunuz yerinize. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, siz değil
misiniz…
BAŞKAN – Lütfen…
Oturur musun Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Yani, böyle itham edemezsiniz.
BAŞKAN – Oturur musunuz yerinize. Ederim… Oturun
yerinize.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – İtham edemezsiniz böyle.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Erkal.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Dün söz söylediniz kürsüde lehe konuşma
talebinde bulunmayın diye.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Erkal.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekili
arkadaşlarım, birtakım burada değerlendirmeler yapılıyor üniversite hakkında…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Siz, Malatya Üniversitesini
söyleyin.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – …bir arkadaşımız çıkıyor
diyor ki, otuz yıldır kadro kanunu yok. Yahu insan bir mesele hakkında
konuşurken biraz bilgi sahibi olur.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kendi bildiğini konuş
be, Yalan mı söylüyoruz?!
BAŞKAN – Lütfen Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kendine gel!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Kes sesini…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Yok, kadro kanunuymuş…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Doğru dürüst ifade et
burada…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkanım…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Dinleyeceksin bunu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sen kendini ifade et!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Dinleyeceksin beni…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sataşmak için mi çıktın?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Dinleyeceksin…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kendini bil de konuş
biraz.
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Kadro Kanunu yok diyecek…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ayıp!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – İnsan utanır. Gider Maliye
Bakanlığını, Bütçe Malî Kontrol Genel Müdürlüğünü arar, der ki: Üniversitenin
kadro kanunu var mı, yok mu? O zaman cevabınızı alırsınız. Belki, bir daha da
buralara gelip oturamazsınız.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – 4 dakikadır ne söylüyorsun
allahaşkına!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Bir daha da gelip
oturamazsınız!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – 4 dakika oldu ne söyledi bu
arkadaş?!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Niye önerdi o kanunu Maliye
Bakanı?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar,
üniversitemizin kadro kanunu var.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sen niye rahatsız
oluyorsun?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Kadro kanunu çıkmış ve şu
anda 300 öğretim üyesi burada görev yapıyor.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Peki, Maliye Bakanlığının
yazısına ne diyorsun?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Bunu bile bile, kalkıp da
“kadro kanunu yok” diye, böyle buram buram popülizm kokan ve cehalet kokan bir
davranışı burada sergilemeniz, gerçekten utanç vericidir.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkanım, yani, bu kadar
da olmaz!
ABDURREZZAK ERTAN (İzmir) – Hakaret ediyor!
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) – Ayıp!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu
arkadaşımız, Cumhurbaşkanımızın ismini vurguluyor; diyor ki: “Burası Turgut
Özal Tıp Merkezidir.” Ben soruyorum, lütfen, bu değerlendirmeyi yaparken, İnönü
Üniversitesi uygulamalarını hiç gündeme getiriyor musunuz? (Gürültüler)
10-15 senedir Turgut Özal Tıp Dergisi adıyla çıkan
dergiden, bu üniversitenin başındaki kişi “Turgut Özal” adını çıkaracak,
silecek, atacak. Ben, 10 kere Malatya basınında bunu gündeme getireceğim, cevap
vermeyecek ve bu arkadaş bir tek gün, bunu iddia edenler, çıkıp da “yahu,
Sekizinci Cumhurbaşkanımızın hatırasını yâd etmek yerine, onu onore etmek
yerine rencide ediyorsunuz” deyip, hesap sormayacak; ama, buraya geldiğiniz
zaman…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kapatalım o zaman!
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Buraya geldiğiniz zaman,
seçmene selam mantığıyla bu davranışları sergileyeceksiniz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – 250 000 hasta var
kapıda.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Bu nasıl aleyhte konuşma Sayın
Başkan!
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, oturur musun lütfen.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Bu nasıl konuşma!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ayıp ya!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi,
biz, Hükümetimiz olarak, AK Parti Hükümeti olarak hep bilimsel bir tarzda,
objektif bir tarzla üniversitelerimize destek olduk. Üniversitemizin
potansiyelinin en yüksek seviyeye gelmesi için gayret gösterdik. Şu anda da,
üniversitemizin hem kadro konusunda hem diğer işler konusunda bütün işlerini
takip ediyoruz. Çok yakın bir dönemde, bir iki ay önce, geçici işçilerimizin
-300’ün üzerinde- problemi olduğunu, bizzat kendim, geçen Genel Kurulda yine
konuştum ifade ettim. Kendim takip ederek ve Sayın Maliye Bakanımızla görüşerek
-ona buradan teşekkür ediyorum- olurunu alarak, 300 arkadaşımızın vizesini
çıkardık ve işe başlattık. Yani, şimdi, bu husustaki tavrımızın ne kadar nötr
olduğu, gerçekçi olduğu, üniversiteye yakın olduğu ortadadır; ama, bir
taraftan, üniversitedeki uygulamalara bakıyorsunuz, gerçekten evlere şenlik;
yani, Sayıştay raporları geliyor, vahim iddialarla dolu. Vahim iddialarla dolu
Sayıştay raporları geliyor.
YAKUP KEPENEK (Ankara) – O, yargıya gider, senin işin
değil!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Şimdi, bunlar gündeme
taşındı ve çalışma bir taraftan sürdürülüyor.
Diğer bir taraftan bakıyorsunuz, üniversite halkla
bütünleşmiş değil. Bugün, Muharrem Bey diyor ki…
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Siz, üniversiteye gittiniz mi
Sayın Erkal?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – …siz, Malatyalılardan tepki
görürsünüz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Üniversiteye gittin
mi?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Eğer öyleyse, gelin,
beraber bir gezelim sizinle beraber de… Bana gelen mesajlar, bak üç klasör
orada duruyor…
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Üniversiteye hep beraber
gidelim!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Hiç gittin mi?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Sakin olacaksınız… Sakin
olacaksın, dinlemeyi öğreneceksin!
ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın) – Parmağını indir!.. Saygılı ol!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Beraber gidelim!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Dinlemeyi öğreneceksin,
dinlemeyi öğreteceğiz biz size… (CHP sıralarından gürültüler)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Beraber gidelim!
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Dinlemeyi öğreneceksiniz!
ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın) – Parmağını indir!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Tam popülizm kokan bir konuşma
yapıyor Sayın Erkal.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Beraber gidelim!
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, niçin sabredemiyorsunuz?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar…(CHP
sıralarından gürültüler)
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Aleyhinde bir şey söylesene
bir daha!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Aleyhinde bir şey söylesene!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayın
Cumhurbaşkanımız, Turgut Özal Tıp Merkezini planlarken, ben, bütün süreçlerin içindeydim;
vakfı kurulurken içindeydim Harbiye Orduevinde, para toplanırken içindeydim;
mütevelli heyeti üyesiyim, bütün süreçlerin içindeydim ve Özal Tıp Merkezi
kurulurken Sayın Cumhurbaşkanımızın hedefi, Ortadoğu’ya hitap edecek bir tıp
merkezi kurmaktı, Turgut Özal Tıp Merkezini. 124 000 metrekare kapalı alanı
var, 300 tane yoğun bakım ünitesi var, 30’a yakın ameliyathanesi var. Şimdi
gelinen nokta nedir: Üniversite hastanesi olmaktan öteye gidememiştir. Bugün,
bunu yönetenler, üniversiteyi yönetenler, önce bunun hesabını versin.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Parası belli, bütçesi belli!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ne alakası var?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Rahmetli Cumhurbaşkanımızın
hedefiyle niçin çakışmadıklarının hesabını versin.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ne alakası var?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Önce, bunun hesabını verin
siz! Bunun hesabını verin! (AK Parti sıralarından alkışlar)
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ne alakası var bu önergeyle
bunun?! Sen kadroyu verirsen iyi çalışır orası!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar,
üniversitedeki uygulamalara bakıyorsunuz; rektör, işçilerin parasını ödemiyor
zamanında, bunlara çıkışlar veriyor, zorla istifa ettiriyor. Sağlık-İş
Sendikası mahkemeye veriyor, 4 trilyon zarara uğratıyor; basın mensuplarının
orada var.
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Erkal, Samsun’da da aynısı
oldu, bir şey çıkmadı bundan, bir şey çıkmadı!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – 200 milyarlık ana para 1,5
trilyona çıkıyor…
HALUK KOÇ (Samsun) – Boşa kürek çekiyorsunuz, boşa!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – …ve üniversite 1,3 trilyon
zarar ediyor. Görevini kötüye kullanmaktan…
HALUK KOÇ (Samsun) – Samsun’da yaptınız aynısını, rezil
oldunuz!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) –Hocam bir dakika…
HALUK KOÇ (Samsun) – Hocam yok!.. Hocam yok!...
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ver o zaman kadroyu!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Görevini kötüye
kullanmaktan ve üniversiteyi zarara uğratmaktan…
HALUK KOÇ (Samsun) – Samsun’da yaptın aynısını, hiçbir
şey çıkmadı.
BAŞKAN – Sayın Koç, lütfen…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Hocam, sakin olacaksınız,
bu kadar sinirlenmeyin!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Kadroyu ver o zaman!
HALUK KOÇ (Samsun) – İtham edemezsin, kimseyi itham
edemezsin!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Kadroyu verin işte!
HALUK KOÇ (Samsun) – yazıktır!.. Ayıplıyorum,
ayıplıyorum! Kınıyorum…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Şimdi, Rektör, görevini
kötüye kullanmaktan, üniversiteyi zarara uğratmaktan …
HALUK KOÇ (Samsun) – Üniversitelerle uğraşmaktan vazgeç…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – … mahkemeye veriliyor; YÖK
soruşturma izni vermiyor.
HALUK KOÇ (Samsun) – Hiçbir şey çıkmadı o Sayıştay
raporundan… Samsun’da da yaptın aynısını…
BAŞKAN – Sayın Koç, lütfen…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Rektörün, şu anda, Malatya
halkının hassasiyetleriyle en küçük bir bütünlüğü yok.
HALUK KOÇ (Samsun) – Hadi, çıkarın, getirin o raporu!..
Hadi, getirin!..
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Malatya halkının
değerlendirmeleriyle en küçük bütünlüğü olmayan böyle bir yapı, Malatya halkı
tarafından reddediliyor.
HALUK KOÇ (Samsun) – Rezil oldunuz, rezil!.. Hadi
ordan!..
GÜROL ERGİN (Muğla) – Ali Dibo!..
BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım,
üniversitede öğretim üyesi alımlarına bakıyorsunuz, elimizde örnekler var,
ciddî belgeler var. Bakıyorsunuz, alımlarda, adrese teslim ilanlar var. Öyle
bir ilan yapılıyor ki, diyor ki mesela “üniversitede çalışmamış olmak!..”
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ofer’e yapıldığı gibi mi…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Bir isim verilirken,
üniversitede çalışmamış olmak…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ofer’e verildiği gibi mi Sayın
Erkal?!.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – … ve adrese teslim…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ofer’e verildiği gibi mi?!.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Siz alışkınsınız bunlara…
Siz alışkınsınız bunlara…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ofer’e verildiği gibi mi?!.
BAŞKAN – Sayın Kandoğan…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ofer’e verildiği gibi mi?!.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Siz bilirsiniz, siz
alışkınsınız…
BAŞKAN – Sayın Kandoğan…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ofer’e verildiği gibi mi?!
BAŞKAN - Sayın Kandoğan…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Siz alışkınsınız, siz
bilirsiniz bunları…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Evet… Ofer’e verdiğiniz gibi
mi verdiniz?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Adrese teslim ihaleler
yapılıyor ve maalesef, bu antidemokratik yapı üniversitede devam ediyor.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ofer’e verdiğiniz gibi mi?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Elimde…
İLYAS SEZAİ ÖNDER (Samsun) – Düzeltin o zaman!..
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Şimdi, bazı milletvekili
arkadaşların…(CHP sıralarından gürültüler) Bazı milletvekili arkadaşların,
Malatya İnönü Üniversitesiyle… (CHP sıralarından gürültüler)
Bir dakika değerli arkadaşlar…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ofer gibi mi?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ofer gibi…
BAŞKAN – Sayın Kandoğan…
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Her taraf yolsuzluk dolu!..
Kokuşmuşsunuz!..
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Sayın Başkan, bu tarzda
konuşmam mümkün değil.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Erkal.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ofer gibi mi olmuş?!
OSMAN KILIÇ (Sivas) – Ümmet, seni buraya getirenlere
saygılı ol!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ben saygılıyım her zaman…
OSMAN KILIÇ (Sivas) – Buraya getiren millete saygılı ol…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Merak etme, merak etme…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Sayın Başkan, arkadaş çok
agresif davranıyor…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar,
uygulamalara bakıyorsunuz, buradaki Malatya uygulamalarında üniversitenin
bilimsel potansiyeli artırılacağı yerde, akademik potansiyeli artırılacağı
yerde, bir beyanat geliyor. İşte, bakıyorsunuz, 4.3.2005’te, İnönü Üniversitesi
Senatosu orduyu göreve davet ediyor, “gelin, Türkiye’de birtakım şeyler var,
gelin müdahale edin” diyor. Bu antidemokratik yapı, maalesef, Türkiye’nin
başına bela bir yapıdır.
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Van’da ne oldu?!
YAKUP KEPENEK (Ankara) – Konuya gel…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – İşte, diğer taraftan,
bakıyorsunuz, başka bir beyanat… Burada, gündemde, Avrupa Birliğine…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Erkal, lütfen, toparlar mısınız.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Sayın Başkan, konuşmamın
tümü bu şekilde geçti.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Şu kanun teklifinin aleyhinde
birkaç cümle söyle de, öğrenelim!
BAŞKAN – Lütfen, Sayın Erkal..
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – …üye olmak adına çıkarılan
uyum yasaları devam ediyor, diyor ki, Atatürk’ün kurmuş olduğu Türkiye
Cumhuriyetinin bu yasalarla yıkılması amaçlanmaktadır. Siz böyle bir yaklaşımı,
böyle bir zihniyeti…
MUHARREM DOĞAN (Malatya) – Bu yüzden mi kadro kanunu
çıkarmıyorsunuz?
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Bu, İnönü Üniversitesinin
Senato kararıdır.
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Aferin o senatoya, alkışlamak
lazım.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Bu okuduğum, İnönü Üniversitesinin
senato kararıdır.
Şimdi, değerli arkadaşlar, böyle bir yapıyı gündeme
getireceksiniz, tamamen, üniversitede güzellikleri yetiştirmek adına,
gençlerimize gerçekten bilimsel hedeflere ortaya koymak adına, Malatya’daki bu
akademik potansiyeli, KOBİ’lerle, organize sanayiyle, işadamlarıyla buluşturmak
adına bunu kullanmanız gerekirken, Turgut Özal Tıp Merkezini Ortadoğu’ya şifa
dağıtacak bir merkez haline getirmeniz gerekirken, alacaksınız hadiseyi başka
bir yere saptıracaksınız, ideolojik bir körlükle hareket edeceksiniz…
MUHARREM DOĞAN (Malatya) – Sensin kör olan!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) - … ve maalesef, bu
yaklaşımla da, bu bayatlamış sloganları kullanarak Malatya’yı üzeceksiniz,
Malatya kamuoyunu rencide edeceksiniz. Ben on yıl Malatya Belediye Başkanlığı
yaptım, 4-5 tane rektörle çalıştım.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – En kötü dönemiydi
Malatya’nın.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Her türlü, her görüşten
rektör geldi.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Senin derdin rektörle mi
kardeşim?!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Ama, hiçbirisiyle,
yaptığımız çalışmalarda bir diyalog noksanlığımız olmadı, meseleleri görüştük…
YAKUP KEPENEK (Ankara) – Rektör başka, kadro başka!
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Reklamı bırak, konuya gel!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – … ve en büyük yardımı
Malatya İnönü Üniversitesine Malatya Belediyesi yapmıştır. Suyunun
getirmesinden, yeşil alanından, otobüs duraklarına kadar, benim dönemimde
yapıldı.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Görevin o!..
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Reklam yapıyorsun!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Hatta, dışarıdan gelen
hocalara villa yapılması için taahhütlerde bulunduk biz Malatya Belediyesi
olarak.
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Senin derdin rektör!
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) - Tabiî, bu hadiseleri…
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Çok iyi anlatıyorsun kendini, çok
iyi… Reklam yapıyorsun…
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Hayır reklam değil, bir
yerel yönetimin Malatya İnönü Üniversitesine yaklaşımıdır; ama, siz Malatya’nın
gerçeklerinden bihaber olduğunuz için bu espriyi anlayamazsınız, buna muhatap
olamazsınız.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Su vermeyeceksin su!..
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, netice
olarak şunu söylemek istiyorum; İnönü Üniversitemiz ve Turgut Özal Tıp
Merkezimiz bizim için her türlü değerin üstündedir, onu en yüksek seviyeye
taşımak bizim aslî görevimizdir.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bravo!..
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Taşıyamazsınız, taşıyamazsınız,
üniversiteyle kavgalısınız siz.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Ama, bu yaklaşımın doğru
zamanda yapılması gerekiyor.
BAŞKAN – Sayın Durgun, lütfen…
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Doğru zaman ne zaman?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Erkal, lütfen; teşekkür için açıyorum.
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Bitiriyorum.
Bu yaklaşımın doğru zamanda yapılması gerekiyor.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – O zaman hangi zaman?
AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla) – Zamanı gelince, İnönü
Üniversitesinin kadrosu da, diğerleri de en uygun şekilde
gerçekleştirilecektir; ama, burada, bu hususta destek verenlerin, Malatya’nın
gerçekleriyle ve hassasiyetleriyle, altını çiziyorum, Malatya’nın
hassasiyetleriyle lütfen bütünleşmeniz gerektiğini vurguluyorum.
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erkal.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan… Sayın
Başkan… Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkanım, beni
cehaletle suçlamıştır.
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, tutanakları getirteceğim…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Çok açık Sayın Başkan, yani,
tutanağı getirtmeye gerek yok.
BAŞKAN – Başkanlığı siz mi yönlendireceksiniz Sayın
Kandoğan?!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Yani “cehalet” dediğini
duymadınız mı?! Duymadınız mı yani bunu?!
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Bize hakaret etti; söz talep
ediyorum.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Yani, bunu duymadınız mı
allahaşkına?!
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, ayağa kalkar mısınız. Söyleyin…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – “Cehalet” lafını duymadınız
mı?
BAŞKAN – Tutanakları getirtip inceleyeceğim.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ya ne gerek var; duymadınız
mı?!.
BAŞKAN – Duymadım Sayın Kandoğan sizin gürültünüzden.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Tamam, duymadıysanız, o zaman
tamam.
BAŞKAN – Sizin gürültünüzden duymadım.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Siz dinlemiyorsunuz o zaman
demek ki!
BAŞKAN – Oturur musun lütfen!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Konuşmacıyı dinlemiyorsunuz
demek ki!
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Kılıç, buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Söz talep ediyorum efendim.
BAŞKAN – Niye Sayın Kılıç?
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – İdeolojik körlükle suçladı,
hakaret etti; söz talep ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Kılıç, Sayın Aslanoğlu’na da bildirdim,
tutanakları getirtip inceleyeceğim, ona göre değerlendireceğim.
Teşekkür ediyorum.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Hâlâ ne tutanağı Sayın Başkan?!.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Sarıbaş.
YAKUP KEPENEK (Ankara) – Yani, çok açık…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye…
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Mevcut kanun teklifinde
imzam var. Biraz önce anlatılanlar ile görüşmekte olduğumuz, yani, gündeme
almak istediğimiz kanun teklifi arasında hiçbir alaka yok.
BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, yerinizden 1 dakikalık kısa
bir açıklama yapmanız için mikrofonunuzu açıyorum.
Buyurun
Sayın Sarıbaş.
SÜLEYMAN
SARIBAŞ (Malatya) – Sayın Başkan, bu kanun teklifinin altında benim de imzam
var. Biraz önce konuşan arkadaşımızın rektörle olan şahsî meselesine veya şahsî
kaprislerine bu kanun teklifi heba edilmemeli.
ÜMMET
KANDOĞAN (Denizli) – Bravo!
SÜLEYMAN
SARIBAŞ (Malatya) – Üniversitenin ne rektörüyle, ne rektörünün uygulamalarıyla
hiçbir ilgisi yok bu kanun teklifimizin. Orada bir hastanemiz var. Devlet 250
000 000 dolar para harcamış, o hastaneye laboratuarlar yapmış, ameliyathaneler
yapmış. 250 yatak, sırf ebe, hemşire kadrosu olmadığı için hâlâ kapalı duruyor,
açılamıyor 2 senedir.
Şimdi,
rektör şu olur, bu olur, siyasî görüşü de beni ilgilendirmiyor, uygulaması da; ama,
o hastane Malatya’nın hastalarına hizmet veriyor.
Bizim
teklifimiz, bu hastanenin ebesi, hemşiresi, kadrosu tamam olsun; çünkü, o rektörün
babası, annesi ameliyat olmayacak, onlar tedavi edilmeyecek, Malatya’nın hasta
insanları tedavi edilecek.
Maliye
Bakanlığımızın uygun görüşü var, kadroyu yetersiz bulmuş. Sayın Mehmet Ali
Şahin’in, bu kadroya, elzemdir, ihtiyacı var diye yazısı var; ama, tahmin
ediyorum Sayın Münir Bey, ne Maliye Bakanının yazısını, ne Mehmet Ali Şahin’in
yazısını ne de kanun teklifinin içeriğini okumamış, tamamen rektörle olan şahsî
kaprisini kürsüye yansıttı.
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum.
SÜLEYMAN
SARIBAŞ (Malatya) – Diyor ki: “Üniversiteye su verdim.” Elbette vereceksin;
belediye reisisin. Yani, üniversite susuz mu olacak?!.
BAŞKAN
– Teşekkür ederim Sayın Sarıbaş.
SÜLEYMAN
SARIBAŞ (Malatya) – Ben teşekkür ediyorum efendim.
BAŞKAN
– Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri
reddedilmiştir.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkanım, oturum bitiyor bak. Sayın
Başkanım, bu oturumda söz vermezseniz geçiyor bizim hakkımız.
BAŞKAN
– Sayın Aslanoğlu, lütfen oturur musunuz.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ama…
BAŞKAN
– Lütfen oturur musunuz Sayın Aslanoğlu.
Gündemin
“Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere’nin; Gelibolu
Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN
– 1 inci sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili
komisyon raporu gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2
nci sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
2.-
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
BAŞKAN
– Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
3
üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik
Devletleri Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım
Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.
X Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti
Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının
Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1115) (S.
Sayısı: 1147)
BAŞKAN
– Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
4 üncü sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan
Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile
Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifi ve Cumhuriyet
Halk Partisi Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Haluk Koç ile İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun 8.4.1929 Tarihli ve 1416 Sayılı Kanun ile
4.11.1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde Eklenmesi Hakkında
Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan
Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile
Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili
Samsun Milletvekili Haluk Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun; 8.4.1929 Tarihli ve 1416
Sayılı Kanun ile 4.11.1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/754,
2/693) (S. Sayısı: 1143) ---(x)
BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Teklifi geçici madde eklenmesine ilişkin bir önerge
vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1143 sıra sayılı Kanun Tasarısına
aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
İdris Naim Şahin Mahmut Kaplan Abdulmecit Alp
İstanbul Şanlıurfa Bursa
Mustafa Dündar İrfan Gündüz
Bursa İstanbul
Geçici Madde 1.- Bu Kanunun yayımı tarihine kadar memur
temsilcileri ile toplu iş sözleşmesi akdederek veya meclis, encümen, kurul ya
da idari merci kararına dayanılarak, mahalli idareler ve bağlı kuruluşları
personeline çeşitli adlar altında ek ödemede bulunan kamu görevlileri hakkında
idari, adli veya mali yönden herhangi bir yargılama ve takibat yapılmaz,
başlatılmış olanlar işlemden kaldırılır. Daha önce bu fiille ilgili olarak
kesinleşmiş olan mahkumiyet hükümleri de, ilgililere geri ödeme sonucu
doğurmaksızın bütün sonuçlarıyla
birlikte ortadan kaldırılır.
BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) – Salt çoğunluğunun tespit edilmesini
arz ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Koç, her ne kadar uygulamada yoksa da…
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, İçtüzük madde 87 açık.
BAŞKAN - …Sayın Komisyonun salt çoğunlukla katılıp
katılmadığına bakacağız.
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim “uygulamada yok”
diyemezsiniz; İçtüzük madde 87 çok açık.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Geçici…
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, geçici ve ek madde ayırımı
yapılmıyor.
BAŞKAN – Sayın Koç, niye Sayın Milletvekiliyle karşılıklı
konuşuyorsunuz; siz söylediniz, ben de bakacağım?!
HALUK KOÇ (Samsun) – O karışıyor da onun için.
BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA
(Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, salt çoğunlumuzu tespit etmemiz gerekiyor;
müsaade ederseniz…
Salt çoğunlumuz vardır, katılıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Komisyon ellerini kaldırır mı?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA
(Afyonkarahisar) – Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Hükümet önergeye katılıyor mu?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, gerekçe mi okunacak?
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Gerekçe okunsun Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum…
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında
usul tartışması açılmasını istiyorum; çünkü, bir madde tesis ediliyor.
BAŞKAN – Buyurun okuyun.
Gerekçe:
Konu hakkındaki uygulamada idare ve Sayıştay dahil, yargı
makamlarının duraksamalı ve farklı karar uygulamaları bulunmaktadır.
Uygulamadaki farklılıkları gidermek ve 9.7.2004 tarihli ve 5215 sayılı Belediye
Kanununun, teklif edilen bu değişikliğin benzeri geçici 4 üncü maddesinin
Cumhurbaşkanlığı makamı tarafından geri gönderme gerekçesinde, haklarında
kesinleşmiş yargı kararı bulunanlar açısından ifade edilen “hukuk devleti ve
eşitlik” ilkelerine uygunluk sağlamak üzere bu maddenin düzenlenmesi gerekli
olmuştur.
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan…Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Koç, açacağım.
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, oylamadan önce açmanız
lazım.
BAŞKAN – Ama, önergeyi okuttum, oylayayım, ondan sonra
açacağım Sayın Koç!
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, oylamadan önce açmanız
lazım Sayın Başkan.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Niye efendim?! İşlem başladı
efendim.
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, ben Başkanla konuşuyorum;
lütfen!..
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Lütfen efendim…
HALUK KOÇ (Samsun) – Sen de Başkana söyle.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Söyleme hakkımı elimden alacak
değilsin herhalde Sayın Koç!
HALUK KOÇ (Samsun) – Gel beraber söyleyelim.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Ben de burada bir şey
söyleyeceğim.
HALUK KOÇ (Samsun) – Gel canım, gel, sinirlenme, gel
şöyle. Gel gel… Gel, beraber söyleyelim.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Allah Allah!
HALUK KOÇ (Samsun) – Gel canım, sinirlenme. Hak arıyoruz
sadece. Gel, söyle, sen de söyle. Gel, sinirlenme. Ben sinirleniyor muyum; bak,
gayet rahatım. Gel.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Çizgiyi geçme, şuraya gel.
HALUK KOÇ (Samsun) – Gel, bak, şu çizgiye kadar yer var,
gel.
Sayın Başkan…
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Koç… Lütfen oturur musunuz…
Oturun lütfen.
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, oylamaya geçmeden usul
tartışması açılmasını istiyorum.
BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun)
– Efendim, takdir hakkınız yok bu konuda, İçtüzüğü hatırlatıyorum.
BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz.
15.1.1997, 25.8.1999, 7.6.2000 ve 11.5.2001 tarihli
görüşmelerde geçici madde eklenmesi önergeye işlem olarak uygulanmıştır. Aynı
zamanda, Tüzüğün 87 nci maddesi “görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu
kanunun, komisyon metninde bulunmayan, ancak tasarı veya teklif ile çok yakın
ilgisi bulanan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt
çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılır”
hükmüne rağmen, aynı zamanda, 87’nin birinci fıkrası “bir maddenin
değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında, milletvekilleri,
esas komisyon veya Hükümet değişiklik önergeleri verebilir.”
Salt çoğunluk istendi, Komisyon salt çoğunlukla geldi
Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, madde eklenir deniliyor.
BAŞKAN – Buna rağmen...
HALUK KOÇ (Samsun) – Bir madde eklendiği zaman -temel
yasa görüşmüyoruz- görüşülmeyen madde kanun maddesi olmaz.
BAŞKAN – Buna rağmen, önergeyi oylatıp, usul tartışması
açacağım. Ne söyleyecekseniz, buyurursunuz.
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, Sayın Başkan, önergeyi
oylatmadan önce açmanız gerekir. Usul tartışmasının amacı bu. Bu konuda usul
tartışması istiyoruz.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Oylanamayacağını söylemek için
usul tartışması yapıyoruz. Oldubitti yapıp, ondan sonra usul tartışması ne işe
yarar?
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, on dakika ara verin,
isterseniz, bürokratlarla görüşün konuyu.
BAŞKAN – Sayın
Koç, aynı zamanda, 29.11.2000 tarihinde de usul tartışması yapılarak...
HALUK KOÇ (Samsun) – Suiemsal emsal olmaz Sayın Başkan.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Oylamaya geçilmiştir Sayın
Başkan. Uygulamalar da orta yerde, İçtüzük de açıktır.
BAŞKAN – Sayın Koç, oylamayı yaptıktan sonra usul
tartışmasını açacağım.
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, yanlış yapıyorsunuz.
İstirham ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Koç, neye itiraz ediyorsunuz?!
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, istirham ediyorum.
BAŞKAN – Açacağım
usul tartışmasını.
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, anlamı kalmıyor. Bir hakkı
kullanıyoruz.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Usul tartışmasının bir anlamı
kalmıyor ki!
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, yapamazsınız! Sayın
Başkan!.. Sayın Başkan, olmaz bu! Sayın Başkan!.. (CHP sıralarından gürültüler
ve sıra kapaklarına vurmalar)
BAŞKAN – Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
(CHP sıralarından gürültüler ve sıra kapaklarına vurmalar)
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, yanlış yapıyorsunuz!
BAŞKAN – İşaretle
yapılan oylamada önerge kabul edilmiştir.
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, yanlış
yapıyorsunuz! Kötü teamül yaratıyorsunuz!
BAŞKAN – İçtüzüğün 92 nci maddesine göre, af ilanını
içeren değişiklik önergesinin kabulü için gerekli beşte 3 çoğunluğun tespiti
için şimdi önergenin oylaması açıkoylama suretiyle tekrarlanacaktır.
Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oylama için 3 dakika süre vereceğim.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, lütfen, pusulayla oy
kullanacakların, teker teker okunarak, salonda bulunup bulunmadığının tespitini
arz ediyorum.
(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)
BAŞKAN – Pusula
veren sayın milletvekillerinin Genel Kuruldan ayrılmamalarını rica ediyorum.
(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)
(CHP ve AK Partili
bir grup milletvekili kürsünün önünde toplandı)
HALUK KOÇ (Samsun) – Hayır… Hayır… Sayın Başkan,
alamazsınız efendim!
BAŞKAN – Sayın Koç... Lütfen…
GÜROL ERGİN (Muğla) –Sayın Başkan, buna hakkınız yok.
Geçti kardeşim geçti…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen kürsü önünü terk
eder misiniz?!.. Lütfen sayın milletvekilleri… Grup Başkanvekilleri de dahil…
(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Teklifine eklenen geçici madde 1’in açık oylama sonucu:
Kullanılan oy
sayısı: 358
Kabul: 320
Ret: 38
(X)
(CHP
sıralarından alkışlar)
Anayasanın af
için aradığı 330 sayısı bulanamadığı için, önerge reddedilmiştir.
ATİLLA KART (Konya) – Tasarıyı
katlettiniz, katlettiniz!
BAŞKAN – Teklifin eski 9 uncu
maddesini 10 uncu madde olarak okutuyorum:
MADDE
10- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Oya Araslı, Ankara
Milletvekili?.. Sayın Araslı yok.
Şahsı adına söz
isteyen Mücahit Daloğlu, Erzurum Milletvekili?..
Recep Garip
Adana Milletvekili?..
Haluk Koç,
Samsun Milletvekili.
HALUK KOÇ
(Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hafta başından beri iyi
niyetle görüştüğümüz ve tasarının tümünden başlayarak, geçici madde 53’teki bazı üyelerimizin
çekincelerini belirtmelerine rağmen, çok geniş bir kesimin, ailelerinin ve
onların kefillerinin karşı karşıya oldukları maddî sorunları çözecek bu yasa
tasarısını, bu maddeyi de barındıran bu yasa tasarısını, iyi niyetle Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu olarak destekledik. Bazı eleştirilere de maruz kaldık. Ama,
geçen aralık ayından itibaren yaşanan bir süreci, ben, dikkatlerinize sunmak
istiyorum.
Biliyorsunuz, bu torba yasa, Sayın Maliye Bakanını da ilgilendiren bir
affı da kapsayarak getirilmişti Aralık 2005’te. O zaman karşı çıkmıştık, bu
duyarlılığı sergilemiştik. Aynı günün akşamı bir Anayasa oylaması vardı ve
orada destek vermek için bu bölümün çıkartılmasını talep etmiştik.
Sayın Abdullah Gül, Başbakan Vekili olarak, Sayın Deniz
Baykal’ı Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde ziyaret etmişti ve o
toplantıdan çıkan sonuç üzerine de, akşam, Anayasa değişikliğine, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu olarak destek vermiştik.
Değerli arkadaşlarım, daha sonra, bu yurtdışında mastır
ve doktora yapan öğrencilerimizin, çeşitli nedenlerle, bunların bir kısmında
sıkıntılı nedenler de olabilir, bunun altını çizerek ifade ediyoruz; ama,
çoğunda, bu ülke için katkıda bulunmak isteyen, bir şekilde bir sıkıntıyla
karşı karşıya kalmış gençlerimizin, ailelerinin ve onlar adına kefil olanların
çok yüklü borç faizi altında ezilmelerini önlemek için, biz, Plan ve Bütçe
Komisyonunda, Sayın Kılıçdaroğlu, bütçe tasarısı görüşülürken bununla ilgili
bir düzenleme talep etmişti, reddetmiştiniz.
Değerli arkadaşlarım, daha sonra, yine, ben ve Sayın Kılıçdaroğlu,
sadece bu konuyu düzenleyen, bu gençlerimizin ailelerinin sorunlarını
halletmeye dönük bir yasa teklifi hazırladık. Kırkbeş gün komisyonda
görüşülmedi, 37 nci maddeden buraya getirdik. “Biz bunu düzelteceğiz” dediniz,
onu reddetmiştiniz. Sonuçta bu geldi, pazartesiden itibaren görüşülüyor.
Değerli arkadaşlarım, bakın, bu komisyonda görüşülürken,
şu anda getirdiğiniz ve 330’u sağlayamadığınız bu geçici madde, ek madde… Yani,
Sayın Başkan, bir usul tartışması dahi açılmasını oylamadan önce kabul etmedi
ve getirdiğiniz bu ek geçici maddeyle, acaba, ne yapmak istediniz ve bu gece,
dün, 23.00’te getirildi, 23.30’da getirildi. Burada, benim önümde kanun
külliyesi yok değerli arkadaşlarım. Bunun görüşüleceği yer komisyondur,
komisyon teknik bir gruptur. Yani, bunun ne getirdiği ne götürdüğü, Sayın
Cumhurbaşkanı tarafından, Belediye Kanunu görüşülürken ne gerekçeyle ne iade
edildi; bunun tartışılacağı yer, uzman arkadaşların
bulunduğu komisyondur, işin mutfağı
odur. Bu arada alelacele bir önerge getirerek, bizleri de, daha önce
görüştüğümüz maddeleri de zor durumda bırakmak hangi akla hizmettir, merak
ediyorum. Bunları, lütfen kendi içinizde değerlendirin diye söylüyorum değerli
arkadaşlarım. Yani, ahlakdışı siyaset yapmakla dahi suçlandık, geçen salı günü…
Çok yerinde, kısa, kimseyi üzmeyecek bir cevapla geçiştirdim.
Değerli arkadaşlarım, iyi niyetle destek vermeye
çalıştık. Her zaman olduğu gibi, son dakikada bir değişiklik; neyin ne
getirdiği belli değil, açıklama fırsatı yok, konuşma fırsatı yok, değerlendirme
fırsatı yok ve ondan sonra, bunu da buraya ekleyiverelim canım, bu da geçsin bu
arada… Bunu kabul etmek mümkün mü değerli arkadaşlar?! Niye komisyona
getirmediniz, bu önergeyi verenler? Kim
kurtulmak istiyor burada? Birçok kişinin sıkıntısı olabilir, belki bir
ihtiyaçtır; ama, bunun, teknik olarak tartışılacağı, gerekçelerinin
hazırlanacağı yer komisyon aşamasında olsa, burada ekleme tarzında değil de,
komisyonda görüşülen teklifin içinde bu hazmedilerek gelse daha iyi olmaz mıydı
değerli arkadaşlar? Söylediğimizi, ne olur yabana atmayın ve bu konuda bir
özeleştiri yapmanız gerekiyor ve burada oylama yapılırken, hiçbirimizin nöbet
tutmasını gerektirecek bir durum yok. Birbirimize güvenimizi sarsıyoruz değerli
arkadaşlarım. İlk defa karşılaşmıyoruz bu durumla; esnaf yasasında son dakikada
mutabakat bozuldu, yine bir geçici madde eklediniz, geçici madde 2, meşhur.
Daha önce, Sayın Özyürek Grup Başkanvekiliyken, böyle bir gece yarısı
teklifiyle, alelacele, canım bir şey yok, bir şey yok… İyi niyet, karşılıklı
güven…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Devamla) – … ve Sayın Özyürek son derece güç
durumda kaldı kamuoyu önünde.
Değerli arkadaşlarım, birbirimize karşı güven erozyonunu
artıracak davranışlardan kaçınmalıyız diyeceğim; ama, artık, Parlamento dönem
sonuna geldi. Üzülüyorum, güvenimizi yitirdik. Sayın Dülger çok üzüldüğünü
söyledi -Sayın Dülger orada- geçen gün, benim “bir uzlaşma sıkıntısı yaşıyoruz
Grup yönetiminde” deyince. Yani, bir başka örneğiyle daha karşı karşıyız. Güven
kaybı son derece önemli bir durum. Ben, üzüntülerimi bildiriyorum ve
eleştirilerimi, lütfen, doğru değerlendirin diye size ricada bulunuyorum.
Bu arada, iyi niyetle, televizyon başında, hem
aileleriyle hem kendileriyle hem kefilleriyle maruz kaldıkları ağır borç
yükünün yeniden yapılandırılması için beklentide olan gençlerimizden ikisine
özellikle teşekkür ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür için Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Devamla) – Bitiriyorum.
Türk Burslar Birliği Başkanı Sayın Devrim Eren ve yine
Sayın Levent Yanık, oluşturdukları sivil toplum baskısıyla, hem İktidar grubuna
hem muhalefet grubuna sorunlarını anlatma başarısı gösterdiler. Bu, önemli bir
gelişmedir. Hiç olmazsa, bundan bu olumlu payı çıkaralım. “Biz mağduruz”
dediler, bu mağduriyetlerini anlattılar; ama, onların mağduriyetini çözmek
için, araya, başkalarını kurtarmak pahasına birtakım şeyler sıkıştırma
uyanıklığını gösterdik. Burada, tekrar üzüntümü bildiriyorum. Bu gelişmelere
sebep olanları da, arkadaşlar, müsaade edin, bu kelimeyi kullanayım, açık bir
kelimeyle, kınıyorum.
Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koç.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Denizli Milletvekili
Ümmet Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Salı gününden beri hepimizi yakından ilgilendiren ve
merakla bu kanun teklifinin buradan yasalaşmasını bekleyen binlerce mağdur
öğrencimiz için çalışıyoruz. Dün gece geç vakitlere kadar Türkiye Büyük Millet
Meclisi çalışmasını sürdürdü ve bu kanun teklifi üzerinde İktidar ve muhalefet
mutabakat sağladılar. Hepimiz, elbirliğiyle, bu kanun teklifinin bir an önce
kanunlaşmasını istedik ve hep olumlu oy kullandık; ancak, biraz önce Türkiye
Büyük Millet Meclisinde karşılaştığımız manzara, bizleri son derece üzmüştür;
çünkü, son anda, bir geçici madde önergesiyle bu kanunun içerisine
yerleştirilmeye çalışılan bir hususun, bizler tarafından kabul edilmesinin
mümkün olmadığının altını çizmek istiyorum.
Öyle tahmin ediyorum ki, Meclisin büyük çoğunluğunun bu
geçici maddenin nelere ihtiva ettiğinin farkında olmadığı inancındayım; çünkü,
bu geçici maddeyle öyle bir şeyi kabul ediyoruz ki değerli milletvekilleri,
bunu sizlere okumak istiyorum: “Yapılan işlemlerle ilgili olarak, kamu
görevlileri hakkında, adlî, idarî ve malî yönden herhangi bir yargılama ve
takibat yapılamaz.”
Burası padişahlık mı? Ne münasebet! İdarî, adlî ve malî
bir takibat ve yargılama yapılamaz. Niye yapılamazmış? Türkiye bir hukuk
devleti. Eğer hukuka, kanuna aykırı bir şekilde bir işlem yapan bir Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı varsa, hiçbir kimse, Türkiye Büyük Millet Meclisi de
dahil olmak üzere “bunlarla ilgili idarî, malî, adlî yargılama ve takibat
yapılamaz”ı nereden getiriyoruz değerli milletvekilleri? Biz bu yetkiyi nereden
alıyoruz? Böyle bir yetki olabilir mi? Her türlü suçu işleyeceksiniz, her türlü
yanlışlığı yapacaksınız, sonra buraya geleceksiniz; idarî, malî, adlî takibat
yapılamayacak.
YAHYA BAŞ (İstanbul) – Hangi suç, önünü oku!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Arkası var… Geliyor, arkası
var: “Başlatılmış olan işlemler kaldırılır.” Yani, bunlarla ilgili bir işlem
yapılıyorsa, bunları da kaldıracağız, herhangi bir işlem yapılmayacak. Sonra?
Sonra -burası da önemli- daha önce bu fiille ilgili olarak kesinleşmiş olan
mahkûmiyet hükümleri de -eğer mahkûmiyet hükmü de varsa- ilgililere geri ödeme
sonucu doğurmaksızın, bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıracağız.
Mahkûmiyeti de ortadan kaldırıyoruz.
YAHYA BAŞ (İstanbul) – İyi oku! İyi oku!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Şimdi, değerli
milletvekilleri, geliniz, bakınız, böyle bir düşünceniz varsa, bunu, bu
kanun teklifleri görüşülürken, geliniz, orada deyiniz ki, bizim böyle bir düşüncemiz
var, böyle bir geçici madde ilave etmek istiyoruz. Orada yapın, orada koyun;
ama, gelip, burada, muhalefetin de uzlaştığı ve olumlu oy verdiği bir teklifin
içerisine bunu alelacele yerleştirmeye çalışıyorsanız, burada yanlış
yapıyorsunuz. Yangından mal mı kurtarmaya çalışıyorsunuz arkadaşlar?! Yani,
böyle bir mesele varsa, bunun, burada çok ciddî bir şekilde tartışılması lazım.
Kimsenin bilmediği, içinde ne olduğu milletvekilleri tarafından bilinmeyen bir
geçici maddenin burada oylanarak alelacele geçirilmesinin altında yatan
sebepleri, gelin, burada izah edin, bizi de ikna edin. Böyle bir geçici madde
geliyor; çıkın bu kürsüye, deyin ki, biz, şu, şu, şu sebeplerle, böyle bir
geçici maddeyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna getirdik, bunun, şu, şu
sebeplerle çıkması lazım, sizlerin de desteğini istiyoruz diye, gelin, bizi
ikna edin. Kimsenin haberi yok; dün akşam, 23.30’da, böyle bir geçici madde
önerisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine geliyor. Böyle bir Meclis
çalışması son derece yanlış, değerli milletvekilleri. Biri de, Grup
Başkanvekili imzası. Yani, böyle bir şey varsa, geliniz, diğer grupların
başkanvekilleri burada; onlarla bir müzakere edin, görüşün, konuşun, tartışın,
onların desteğini almaya çalışın.
Demin de
söyledim, şimdi de söylüyorum; bakınız, çok haklı bir kanun teklifi, belki bu
nedenle buradan geçmeyebilecek değerli milletvekilleri. Bu kanun teklifinin
çıkmasını bekleyen öğrencilerimiz, binlerce öğrencimiz belki bundan dolayı
mağdur olabilecek; çünkü, siz, anlaşmayı bozdunuz. Bu anlaşmanın içerisinde,
sadece, bu öğrencilerle ve…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Kandoğan, buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN
(Devamla) - …hurda araçlarla ve tapu harçlarıyla ilgili hususlar derç edilmiş
ve onlarla ilgili de, iktidar ve muhalefet mutabakat sağlamış ve bu geçici
maddeye gelinceye kadar da, hepimizin destekleriyle bu iş buraya kadar geldi;
ama, benim şimdi korkum, endişem odur ki, bu kanun teklifini bekleyen binlerce
öğrencimizin belki mağdur olma ihtimali ortaya
çıktı. O nedenle, ben özellikle iktidar partisinden istirham ediyorum. Bu tür
meseleleri uzlaşarak, bu tür meseleleri tartışarak, bu tür meseleleri daha
önceden görüşerek, konuşarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine
getirilmesi gerektiği inancımı ifade ediyor ve Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.
Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.
Sayın Kepenek, buyurun.
YAKUP KEPENEK (Ankara) – Çok teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Maliye Bakanının burada olmasından da yararlanarak…
Yıllardır sürüncemede kalan iki üniversitemizin kadro sorununu -biri Malatya
İnönü, öbürü de Eskişehir Osmangazi Üniversiteleri- bir türlü çözüme
kavuşturamadık. Sayın Bakanım, yeni üniversiteler kuruyoruz, onlara binlerce
kadro tahsis ediyoruz; ama, bu iki üniversitemizin, yani, Malatya ve özellikle
de Osmangazi Üniversitesinin kadro kanunları ne zaman çıkacaktır? Hükümetimizin
bu konudaki tutumu nedir? Bunu öğrenmek istiyorum.
Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kepenek.
Sayın Bakan, buyurun.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
Sayın Kepenek’in Eskişehir Osmangazi ve Malatya İnönü
Üniversitelerinin kadrolarıyla ilgili sormuş olduğu suale cevabım şöyle: Şimdi,
bildiğiniz gibi, kadro, bizim Başbakanlıkta Devlet Personel ve orası da Sayın
Başbakan Yardımcımız Mehmet Ali Şahin’e bağlı. Bize de bu konularda vize olarak
gelir, Maliye Bakanlığına da; yani, Maliye Bakanlığı… Onun kadroları birlikte
baştan yapılır; ama, birlikte çalışılır, oradan gelir bize, ondan sonra biz de
vizelerini uygun görürüz veya görmeyiz. Bu konuda, müsaade ederseniz, ben
tekrar Sayın Mehmet Ali Şahin’le de konuşayım ve size bu konuda gerekirse
yazılı olarak da bilgi vereyim Sayın Kepenek.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
YAKUP KEPENEK (Ankara) – Yasa meselesi bu daha çok.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Yani, biz,
üniversitelerimize yardımcı olma şeyiyle çalışıyoruz. Yani, bu kadar
üniversite, hepsi oluyor da, bu niye olmuyor?! Bir şey var; bir bakarız.
MEHMET KARTAL (Van) – Van Üniversitesini de dahil edin
Sayın Bakanım.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Peki…
BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Ben teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, Sayın Erkal’ın konuşması
sırasındaki sataşma sebebiyle yerinizden 2 dakika söz veriyorum; buyurun; yeni
bir sataşmaya mahal vermemek üzere.
Buyurun Sayın Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkanım, bu Yüce
Meclis çatısı altında bir milletvekilinin, bu Meclis çatısı altında bir başka
hangi milletvekili arkadaşımı cehaletle suçlamasını kınıyorum. Bu, sadece benim
için değil; bu Meclis çatısı altında hiçbir milletvekili arkadaşım, bir başka
milletvekili arkadaşımı cehaletle suçlayamaz ve ben, bir Malatya Milletvekili
olarak bunu bir Malatya Milletvekilinin söylemesinden dolayı da özür diliyorum
tüm Meclisten. Benim istediğim, sadece 450 tane İnönü Üniversitesinde temizlik
kadrosunda çalışan ebe, hemşire, KPS Sınavından verilmek üzere, kadronun
istenmesidir. Bu cehaletse, ben, bunu, Malatya adına, İnönü Üniversitesi adına
şerefle kabul ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.
10 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi 11 inci madde olarak okutuyorum:
MADDE 11.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Konuşmuyorum…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kapusuz.
Şahsı adına söz isteyen Mücahit Daloğlu yerine, Sayın
Kapusuz konuşacaktır.
Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şu anda, Türkiye Büyük Millet Meclis gündeminde olan bir
teklifle ilgili olarak, sona yaklaştığımız bir anda, birtakım yerine oturmayan,
doğru olmayan değerlendirmeler yapıldı. Dolayısıyla, Gruptaki arkadaşlarımızın,
değerli milletvekillerimizin, konunun biraz daha açıklığa kavuşması açısından
bazı hususları bilmesinde fayda var.
Bildiğiniz gibi, kamu alacaklarının terkiniyle ilgili
olarak, bu Meclis iki yıldan beri uğraşıyor. İsmi üzerindedir, bunun adı aftır.
Af da adresi belli olan bir iştir. Burada gizli kapaklı yapılan hiçbir şey yok.
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) – Son anda geliyor…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Son anda gelmesini de
açıklayacağım değerli arkadaşlar.
Biliyorsunuz, yasama faaliyetleriyle ilgili olarak
“esrarengiz bir el, Meclisin üzerinde bir el” gibi itham eden değerli
milletvekili arkadaşlarımızı, ben, bu Parlamento çatısı altında bulunan herkes
adına özür dilemeye davet ediyorum. Bu Parlamentonun üzerinde bir el, bir güç
hiçbir zaman olmamıştır ve olamayacaktır da. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bu Parlamento gece gündüz çalışır; çalışma konusu bile,
maalesef ama, bindiği dalı kırarcasına, kesercesine değerlendirmelere tabi
tutulur.
HALUK KOÇ (Samsun) – Komisyonda görüşüldü dedim… Ne
ilgisi var?!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu
getirdiğimiz ek madde nedir? Daha önce de bu tartışıldı, birkaç kez de gündeme
geldi. Gelen husus şudur: Türkiye Büyük Millet Meclisi, Belediye Kanununu
çıkarırken ve 330 olarak bilinen, şu anda gündemde yarım kalan işler olarak
bekleyen kamu alacaklarının terkiniyle ilgili tasarının bünyesinde de vardır.
Belediye başkanlarımız, sadece İstanbul değil, Türkiye’nin muhtelif
yerlerindeki belediye başkanlarımız, kendinde çalışan kamu işçilerinin
memurlardan çok yüksek ücret aldığı gerçeğinden hareketle, ikramiye olarak
veyahut da ek ücret olarak birtakım takviyelerle destekler yapmışlardır.
Şimdi, siz, bir belediye başkanı olarak veyahut da
belediyeyi yöneten insanlar olarak, oradaki çalışan memurunuzu düşünmüşsünüz,
cebinize cukkanıza indirmemişsiniz. Ne yapmışsınız; doğrudur, açık hüküm
olmamasına rağmen, siz ödeme yapmışsınız. Kime yapıyorsunuz bu ödemeyi;
çalışanlara yapıyorsunuz, memura yapıyorsunuz, onlara veriyorsunuz.
Dolayısıyla, bununla ilgili ödenmiş olan paraların, biz, burada, sorumlularını
affediyoruz. Gizli bir şey değil. Affediyoruz, af… Çünkü, Anayasa, bize, 330
çoğunlukla bu yetkiyi vermiş. Sadece ceza mahkemelerinde hüküm giymiş insanları
affetmek, af değil ki, kamunun alacağından vazgeçmek de aftır. Dolayısıyla,
burada gizli kapaklı, utanacağımız hiçbir şey yok. Kabul edersiniz,
desteklersiniz veyahut da desteklemezsiniz, o sizin bileceğiniz iş.
Olay şu: Değerli arkadaşlar, dün, biz, burada, bir ilave
daha yaptık. İlave neydi; 1954’ten bugüne kadar özellikle petrol piyasasında
kur farkı ödenmesi devam etmiş; ancak, 1995, 1996 ve 97 yıllarında Sayıştayın
yaptığı bir teftiş sonucu o dönemdeki yöneticiler sorumlu tutulmuş. Bizimle
alakası yok. Ama, toplam miktar, yanlış hatırlamıyorsam, 6 000 000 dolar
yaklaşık, kamu çalışanına ne çıkarılmış; zimmet çıkarılmış. Bunu bu insanların,
kamu çalışanının ödeme şansı var mı; yok. Başbakanlık Teftişe gitmiş bu konu,
yanlış olduğu belli olmuş; ama, düzeltmek imkânı yok, Sayıştayın raporunu
ortadan kaldırmak imkânı yok. Geçmiş iktidarlar döneminde de, bizim dönemimizde
de bu konu gündeme geldi; ama, bir türlü çıkarılamadı. O da, terkin edilecek
olan alacaklarla ilgili tasarının içerisinde var. Dün arkadaşlarımıza söyledim.
Sağ olsunlar, onlar da “peki, bu konuyu biz de biliyoruz, yardımcı olalım” dediler
ve dün ilave ettik.
Bu teklifi hazırlayan bizler, arkadaşlar, zannedersem, 5
madde olarak teklifi yukarıya gönderdik; ama, Plan Bütçe Komisyonunda, bu ve
benzeri ihtiyaçlar buraya ilave edildi, 13 maddeye çıktı. Elbette, biz,
yukarıda ilave edilmiş olsaydı, bu önerge yukarıda konmuş olsaydı belki daha
şık, daha uygun olur diyebilirsiniz ve doğru da olabilir; ama, söyleceğim şey
sadece şudur: Orada yapılmamış olanları burada ilave etme imkânı var mı; var.
Komisyonumuz çoğunluğunu sağladı, Genel Kurul da kabul ederse yasalaşır,
yasalaşmazsa da kıyamet kopmaz. Sonuç
olarak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kapusuz lütfen toparlar mısınız.
Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) – Evet.
Cumhurbaşkanının bu yasayı iadesinde iki gerekçesi vardı
değerli milletvekilleri; bir tanesi, “330 oy arayacaksınız” dedi. Çünkü,
Belediye Yasasına koymuştuk o zaman. 330’la geçirmediğimiz için, 330’la
yasalaştırmadığımız için o zaman iade olarak birinci gerekçesi buydu.
İkinci gerekçesi de, “yargı kararlarında eşitlik ilkesine
uygun olarak mahkûm olanlar veyahut da bu konuda karar almış olanları dışında
tutuyorsunuz; onları da içine koymanız lazım” diyordu ki, şu andaki önergede bu
da mevcuttur. Yani, bizim yapmak istediğimiz şey çok açıktır; belediyelerimizin
kendi çalışanlarına ek olarak ödemelerden çıkartılmış olan zimmetin sorumluları
tarafından yükümlülüğünü ortadan kaldırmak, affetmektir.
Benim bu konuyla ilgili olarak size arz edeceğim husus
budur. Burada yanlış yapılan bir şey yoktur. Ama, Genel Kurulda 330 bulunur,
bulunmaz, bu Genel Kurulun takdiridir. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, teşekkür ediyorum.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Adana Milletvekili
Recep Garip?.. Sayın Garip konuşmuyor, vazgeçti.
Samsun Milletvekili Haluk Koç yerine, Ankara Milletvekili
Oya Araslı…
Buyurun Sayın Araslı. (CHP sıralarından alkışlar)
OYA ARASLI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. 1143 sayılı Kanunun görüşmekte
olduğumuz maddesi üzerinde şahsım adına görüşlerimi bildirmek üzere söz almış
bulunuyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bu konuşmayı
yapmak niyetinde değildim; ama, benden önce, verilmiş olan bir önergenin
değerlendirilmesi münasebetiyle yapılan konuşmaları duyunca söz almak
ihtiyacını duydum.
Değerli arkadaşlarım, af, aslında, yapısı itibariyle
yasama organının çıkardığı af, yargının yetkisine bir müdahaledir; ama, Anayasa
bu yetkiyi Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiği için, Türkiye Büyük Millet
Meclisi, kendine Anayasanın verdiği bir yetkiyi kullanıyor durumunda olduğu
için, bunu artık bir yargıya müdahale olarak mütalaa etmiyoruz; ama, ne zamana
kadar? Eğer, bu af sıklıkla kullanılırsa, yerli yersiz, her nedenle
kullanılırsa, o zaman akıllara, yargı organlarının işlevsiz kaldığı, yasama
organının verdiği kararı ortadan kaldırdığı için artık işlevine itibar
edilmediği, işlevinin itibarını kaybettiği bir konuma düşer.
Onun için, dünyanın her ülkesinde, af yetkisi verilen
parlamentolar, bu yetkiyi fevkalade özenle ve fevkalade kıskanç bir biçimde
kullanırlar. Yerli yersiz kullanmak yoluna gitmezler. Ne zaman kullanırlar;
yasa düzeninde çok büyük değişiklikler olduğu zaman, bir olaya bakış açısı
değiştiği zaman, ortaya çıkan birtakım haksızlıkları gidermek amacıyla veya
toplumsal boyutta büyük mağduriyetler olduğu zaman bunu gidermek amacıyla
kullanırlar; ama, ben, son zamanlarda, Parlamentoda, gereken gerekmeyen her
konuda af yetkisinin kullanılıyor olduğunu gördüm ve mantık çok ilginç.
Biraz önce Sayın Kapusuz, Değerli Milletvekili
Arkadaşımız, buraya çıktı “yani, bu para saçılmış mı, birilerinin keyfi için mi
kullanılmış; ihtiyaç sahiplerine verilmiş” dedi. Olabilir; ama, bu,
parlamentonun yargının verdiği kararları etkisiz kılmak veya yargıyı yetkisiz
hale getirmek -bu olayda- için yeterli bir sebep değil. Herkes birtakım hukuka
aykırı fiilleri, iyilik olsun diye de yapabilir; ama, bu, Parlamentonun af
yetkisini kullanmak için, bence, sizler için farklı olabilir; ama, bence yeterli
değildir. Eğer af yetkisini Parlamento bu şekilde kullanırsa, vatandaşların
hukuka uymasını sağlamakta epeyce zorlanırız diye düşünüyorum.
İyi niyet, her zaman, hukuka aykırı hareketin mazur
görülmesi için sebep değildir, hukuk kurallarına uyacaksınız ve bir şeyi daha
belirtmek istiyorum; eğer, burada amaç, cebine üç beş kuruş giren kamu
çalışanlarını korumak ise ve onlara bu imkânı sağlayanları birtakım takiplerden
kurtarmak ise, bu, çözüm değil; çünkü, bu amaçla, bu yasanın yürürlüğe girdiği
tarihten sonra da birtakım ödemeler yapılacak. Bizim, çalışanın üç beş kuruş,
toplusözleşme yaparak aldığı üç beş kuruşta, Cumhuriyet Halk Partisi olarak ve
kişisel olarak benim, Oya Araslı olarak, hiçbir alıp veremediğimiz yok. Biz,
isteriz ki, herkes, daha iyi geçinebilmesine yetecek kadar parayı,
toplusözleşmeyle kayıt altına almak imkânına sahip olsun.
Eğer niyetiniz bu ise değerli arkadaşlar, Anayasada
değişiklik yaparak, bunu çok daha sağlam bir biçimde sağlayabilirsiniz. Getirin
teklifi, burada, kamu çalışanlarının toplusözleşme hakkını tam manasıyla
güvence altına alalım, sorunu kökünden çözelim; ama, getirmek istediğiniz bu
af, çalışanı değil, ona kanunsuz olarak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OYA ARASLI (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Araslı.
OYA ARASLI (Devamla) – …ödeme yapanı korumaya, ödeme
yapmış olanı kurtarmaya yönelik bir düzenlemedir, çalışanı kurtarmaya yönelik
bir düzenleme değildir. Neyi getirdiğimizi, neyi amaçladığımızı bilelim.
Teklifin gerekçesinde bir şeyler söyleniyordu. Bu
söylenenlerden biri de, Cumhurbaşkanı, eşitsizlik nedeniyle bunu ikinci kere
görüşülmek üzere iade etmiş, o nedenle, biz, bu eşitsizliği ortadan kaldıracak
bir genişlemeyi sağladık, hakkında verilmiş kesin yargı bulunanları da affın
kapsamına aldık idi; ama, bir şey unutulmuş. O zaman, Cumhurbaşkanının önüne
konulan metinde, hukuka aykırı suç teşkil eden fiiller getirilen affın dışında
idi, burada öyle bir kayıt yok. Üstelik, öyle bir düzenleme yapılmış ki, yalnız
bu hukuka aykırı ödemelerden dolayı değil, neredeyse, bu konumda bulunan
kişilerin işlediği her türlü suçtan dolayı da adlî, malî, idarî takibatın önüne
bir set çekilmiş. Okumak isteyen, getirilen düzenlemeyi bu şekilde
anlayabiliyor, bu şekilde yorumlayabiliyor. Eğer, bir belediye başkanı olarak,
toplusözleşme nedeniyle birtakım ödemeler yapmış iseniz, bu konumda bulunmuş
iseniz, işlediğiniz başka bütün suçlardan dolayı da takipsizlik imkânı sağlıyor
şeklinde de bu madde okunabiliyor. Neyi reddettik ve Cumhuriyet Halk Partisinin
neyi reddetmesi istendi, neyin reddedilmesi istendi Cumhuriyet Halk Partisi
tarafından, bu iyice açıklığa kavuşsun diye, ben bu sözü aldım. Herkes, ne
getirilmek istendi, kimin lehine getirilmek istendi ve Cumhuriyet Halk Partisi
de neyi önlemek istedi, bunu çok iyi anlasın diye bu sözü aldım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
OYA ARASLI (Devamla) – Selamlayacağım Sayın Başkan.
Ve bir usulsüzlüğe de değinerek sizlerin huzurundan
ayrılacağım.
Usul tartışmaları, oylama yapılmadan önce açılır; çünkü,
oylanacak mevatla ilgili bir usulsüzlüğe yöneliktir. Eğer, açılacak usul
tartışmasında oylanacak mevadın oylanmaması gerektiği doğrultusunda bir olay
ortaya çıkacak olursa, bir durum ortaya çıkacak olursa, Divan ne yapacaktır;
yapılan oylamanın sonuçlarını mı iptal edecektir? Usul tartışmaları, bu nedenle
oylama yapılmadan önce yapılır; oylama yapılmadan önce yapılması, aklın,
mantığın, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.
Beni dinlediğiniz için ve bana gösterdiği müsamaha için,
sizlere ve Sayın Başkana teşekkürlerimi sunuyorum.
Saygılarımı sunarım. (CHP Sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Araslı.
Teklifin 11 inci maddesinin oylamasının açıkoylama
şeklinde yapılmasına dair önerge vardır; önergeyi okutup imza sahiplerini
arayacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan teklifin 11 inci maddesinin oylamasının
açıkoylama şeklinde yapılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.
Faruk Çelik?.. Burada.
Ünal Kacır?.. Burada.
Mahmut Göksu?.. Burada.
Soner Aksoy?.. Burada.
Mehmet Özyol?.. Burada.
Cevdet Erdöl?.. Burada.
Afif Demirkıran?.. Burada.
Fahri Keskin?.. Burada.
Seracettin Karayağız?.. Burada.
Mustafa Demir?.. Burada.
İnci Özdemir?.. Burada.
İsmail Bilen?.. Burada.
Asım Aykan?.. Burada.
Bayram Özçelik?.. Burada.
Murat Yıldırım?.. Burada.
Sabri Varan?.. Burada.
Altan Karapaşaoğlu?.. Burada.
Tayyar Altıkulaç?.. Burada.
Mehmet Ceylan?.. Burada.
Recep Garip?.. Burada.
BAŞKAN – Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını
alacağım.
Açıkoylamanın
elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Alınan karar
gereğince, açıkoylama elektronik cihazla yapılacaktır.
Oylama için 5
dakika süre veriyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylamaya devam edildi)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Pusula yok Sayın Başkan, bitti.
BAŞKAN – Sayın Anadol, lütfen…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Olmaz ama efendim, bitti.
BAŞKAN – Sayın Anadol, burada, pusulaları alan ve sayan
Cumhuriyet Halk Parti Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün.
Lütfen…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Efendim, ona söylüyorum, süre
geçti.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Süre geçti efendim.
BAŞKAN – Alan yok ki Sayın Anadol, neye itiraz ediyorsun,
anlaşılmıyor.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Niye süre verdiniz Sayın Başkan?
BAŞKAN – Gelmiyor ki pusula, alan yok diyorum, onu
söylüyorum size.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Niçin süre verdiniz?
(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, pusula gönderen
sayın milletvekillerinin salonda bulunup bulunmadıklarını arayacağım.
Sayın Maliki Ejder Arvas?.. Burada
Sayın Lokman Ayva?.. Burada.
Sayın Zeki Ergezen ?..
Sayın Dengir Fırat?.. (CHP sıralarından “yok” sesleri)
Yok.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Sahte, sahte!.. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Ali Osman Başkurt, Malatya Milletvekili?.. Burada. BAŞKAN – Sayın Mevlüt Çavuşoğlu,
Antalya Milletvekili?..
GÜROL ERGİN (Muğla) – Sahte, sahte!.. Yazıklar olsun. (AK
Parti sıralarından gürültüler)
AGAH KAFKAS (Çorum) – Ne sahtesi?!.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Var mı burada?!
AGAH KAFKAS (Çorum) – Kimsin sen yahu?!
GÜROL ERGİN (Muğla) – Konuşma!..
AGAH KAFKAS (Çorum) – Sen konuşma! (AK Parti ve CHP
sıralarından karşılıklı atışmalar)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen…
ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) – Neresi sahte?! İşte burada.
Sahte sizsiniz!
ERDAL KARADEMİR (İzmir) – Yeni gelmiş. Sen mi imzaladın,
verdin?!
BAŞKAN - Sayın Gürsoy Erol?.. Burada.
Sayın Nükhet Hotar Göksel?.. Yok.
ERDAL KARADEMİR (İzmir) – Yok işte! Niye itiraz
ediyorsunuz?!
GÜROL ERGİN (Muğla) – Hem suçlu hem güçlüsün; bir de
bağırıyorsun ya! Sahtecilik yapıyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Mehmet Fehmi Uyanık?.. Burada.
GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın grup başkanvekili, bana bakıp
duruyorsun, olmayan kişi için imza atıp oraya göndermek ayıp değil mi?!
Yakışıyor mu?!
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Otur be!.. Otur be yerine!..
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Sana ne ya!.. Sana ne!.. Otur
yerine!..
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Kimsin sen!.. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Terbiyesiz sensin!.. Kim o?! Kim
o terbiyesiz diyen?!
AGÂH KAFKAS (Çorum) – “Terbiyesiz” lafını ben demedim.
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Ne diyorsun sen; adam mısın ya?!
BAŞKAN – Sayın Durgun lütfen… Lütfen Sayın Durgun…
GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Kabadayı mısın sen!..
FARUK ÇELİK (Bursa) – Sen nesin kardeşim?! Sen kimsin
yahu?!
ERDAL KARADEMİR (İzmir) – Hem suçlusunuz hem güçlü olmaya
çalışıyorsunuz!
GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Grup başkanvekilisin, ayıp değil
mi ya!.. (AK Parti sıralarından gürültüler) Yahu sahtecilik yapacaksın, her
türlü şeyi yapacaksın bir de kabadayılık yapacaksın; olacak şey mi ya?! Çok
oluyorsunuz artık ha?! (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Gel gel!.. Terbiyesiz!..
GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Yeter yeter!.. Çık bakayım,
çık!.. Erkeklik varsa çık!.. (AK Parti sıralarından “gel, gel” sesleri) Kabadayı
mısın sen lan!.. (AK Parti ve CHP sıralarından
karşılıklı laf atmalar)
ZEYİD ASLAN (Tokat) – Gel lan!..
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Hepinizle başa çıkarım,
hepinizle!.. (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 11 inci maddesinin açıkoylama
sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy
sayısı : 343
Kabul : 343 (x)
Madde kabul
edilmiştir. (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Birleşime 5
dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.27
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 17.37
BAŞKAN :
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER
: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
______0______
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 113 üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
1143 sıra sayılı Kanun Teklifinin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
335. X Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan
Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile
Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili
Samsun Milletvekili Haluk Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun; 8.4.1929 Tarihli ve 1416
Sayılı Kanun ile 4.11.1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/754,
2/693) (S. Sayısı: 1143) ---- (Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Teklifin tümünün oylanmasından önce, ne yönde oy
kullanacağını belirtmek üzere, lehinde söz isteyen Faruk Çelik, Bursa
Milletvekili.
Buyurun Sayın Çelik. (AK Parti sıralarından alkışlar)
FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; salı, çarşamba, perşembe günü, takriben üç gündür, çok önemli
düzenlemeler içeren yasa teklifi üzerinde, AK Parti Grubunun Grup
Başkanvekilleri olarak bizlerin verdiği teklif üzerinde görüşmelerin sonuna
gelmiş bulunuyoruz.
Bu yasa teklifiyle, yurtdışındaki öğrencilerle ilgili,
öğrencilerin borçlarıyla ilgili çok önemli düzenlemeler, binlerce öğrencimizin,
doktora öğrencimizin beklentilerine cevap verecek düzenlemeyi, buradan, biraz
sonra geçireceğiz.
Ayrıca, hurda araçlarla ilgili çok önemli bir
düzenlemeyi, önemli bir sorunu da ortadan kaldırıyoruz ve yine kadastro
harçlarıyla, bir harç değil bir haraç mantığıyla alınan bu haksız harçların
alınmamasıyla ilgili de, gerçekten çok önemli bir düzenleme, milyonları
ilgilendiren bir düzenlemeyi buradan geçiriyoruz.
Vakıf kiracılarının problemleriyle ilgili bir
düzenlemeyi... Hâsılı, milyonları ilgilendiren konularla ilgili çok ciddî
düzenlemelerle ilgili, Meclisimiz, çok önemli mesailerini harcamıştır.
Burada biz uzlaşmanın tabiî ki devam etmesini isteriz,
isterdik; ama, ortada, gerçekten, sanki bugün bir şey ortaya çıkmış gibi bir
değerlendirme yapıldı. Bu değerlendirmeyi doğru bulmadığımızı ifade ediyorum.
Dün akşamdan itibaren, bugün teklife ilave edilmesini istediğimiz bir madde…
Ki, gayet açıktır. Bu madde, bildiğiniz gibi, 5215 sayılı Yasanın geçici 4 üncü
maddesi olarak buradan geçti; fakat, Cumhurbaşkanımız, bu düzenlemede, bununla
ilgili mahkûm olanlarla ilgili bir eksiklik görüyor. Cumhurbaşkanımız, bunun
biraz daha genişletilmesi talebiyle, bu maddeyi geri gönderiyor. Yani, burada
yapılan; Cumhurbaşkanımızın geri göndermesi taleplerine uygun bir düzenlemedir
bu madde. Bu madde yeni de ortaya çıkmış bir şey değil. O talep doğrultusunda,
Grubumuz olarak, bunu gruplarla değerlendirdik ve Anavatan Grubuna ben buradan
teşekkür ediyorum; Sayın Sarıbaş bunu aldı, değerlendirildi ve haklı bir talep
olduğu, doğru bir düzenleme olduğu, Cumhurbaşkanımızın talebi doğrultusunda bir
düzenleme olduğu konusunda görüş beyan ederek imzalarını attılar.
Aslında, Cumhuriyet Halk Partisi yetkilileri de bu
konuyla ilgili yaşanan sorunu çok iyi biliyorlar. Şu anda -bakın, ben Bursa
Milletvekiliyim- Cumhuriyet Halk Partisine mensup bir belediye başkanımız,
memurlara, halen, yine, ödeme, ek ödeme yapmaya devam ediyor. Bu sorun geçmiş
belediye başkanlarını da ilgilendiriyor. Buna da bir nokta koyma zarureti
vardı.
Bu kadar haklı, bu kadar doğru bir düzenlemeyi çok farklı
noktalara çektik ve anlamsız uzlaşmaz noktalara taşıdık Genel Kurulu. Bu pek
hakkaniyet ölçülerine uymamıştır diye düşünüyorum; ama, şunu ifade ediyorum:
Değerli arkadaşlar, AK Parti Grubu olarak bu düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine getirdik, AK Parti Grubu olarak da bu düzenlemeyi biraz
sonra burada yasalaştıracağız.
Tüm kesimlere ve milletimize hayırlı olması temennisiyle,
hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.
Teklifin bazı maddeleri af içerdiğinden tümünün
oylamasını açık oylama şeklinde yapacağız.
Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını
alacağım.
Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde
sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu
yardıma rağmen de sisteme giremeyen
üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise,
hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve
soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5
dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Teklifinin açık oylama sonucu:
Kullanılan oy
sayısı: 344
Kabul: 344
(X)
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Böylece, teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Malîye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan teşekkür konuşması
yapacaktır.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Sayın Başkan,
çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli üyeler; Sayın Grup
Başkanvekillerimizin verdiği teklifle, bugün, çok önemli bir yasayı kabul etmiş
bulunuyorsunuz. Maliye Bakanlığı olarak, bazı kamu alacaklarında önemli
değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikler, ülkemizin geniş halk kesimlerini
ilgilendiren, onların problemlerini çözen ve büyük haksızlıkları çözen bir
yasaydı. Bu bakımdan, ben, bunu, kabul eden, kabul oyu veren herkese teşekkür
ediyorum ve böylece, ülkemizin çok önemli problemlerini çözen Sayın Türkiye
Büyük Millet Meclisine ve siz sayın üyelerine saygılarımı arz ediyorum, tekrar
teşekkürlerimi sunuyorum; sağ olun efendim, var olun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Yalnız, Başkanlık Divanına teşekkürü unuttunuz; Teşekkür
ediyorum.
ERDAL KARADEMİR (İzmir) – Sayın Bakan, muhalefete de
teşekkür etmediniz.
BAŞKAN – 5 inci sırada yer alan Ankara Milletvekili Eyüp
Sanay ve 7 Milletvekilinin; Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
5. Ankara Milletvekili
Eyyüp Sanay ve 7 Milletvekilinin; Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/800) (S. Sayısı: 1195)
(xx)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Komisyon raporu 1195 sıra sayısıyla bastırılıp,
dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Hakkı Ülkü, İzmir Milletvekili.
Sayın Ülkü, buyurun.
Süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; Ankara Milletvekili Sayın Eyyüp Sanay ve 7 Milletvekilinin;
Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Anayasa Mahkemesine, iptal ve yürütmeyi
durdurma istemiyle yaptığımız bir başvurunun, Anayasa Mahkemesinin de bu yönde
oybirliğiyle karar vermesi sonucunda, Dernekler Kanununda oluşan bir boşluğu
gidermek üzere verilmiştir.
Kuşkusuz, yasa yapma sürecinde gerçek anlamda yer almayı,
görüşlerimizin Meclis çoğunluğu tarafından dikkate alınmasını ve buradan daha
sağlıklı yasalar çıkarılmasını bizler de isteriz. Hele ki, yasa yapma konusunda
bu kadar çok hata yapan, Anayasayı ihlal eden bir Meclis çoğunluğu varken;
fakat, maalesef, işte bu kanun teklifinde de olduğu gibi, Anayasa Mahkemesinin
kararlarıyla yasaları düzeltmek mümkün oluyor.
Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, 5253 sayılı
Dernekler Kanunu, sivil örgütlenmenin önünü açacak, devletin sivil toplum
üzerindeki müdahalelerini azaltan birçok yenilikler getirmektedir.
Nitekim, 2005 İlerleme Raporunda, Avrupa Birliğinin, bu
çıkarılan 5253 sayılı Dernekler Kanununu olumlu olarak değerlendirmesinin
temelinde de, sivil toplum örgütlerine devlet müdahalesinin azaltılması ve
bunların sağlam bir temele oturtulması var.
Zira, bugüne kadar, toplam 166 245 dernek kurulan
Türkiye’de, 30 962’si mahkeme kararıyla, 23 330’u genel kurul kararıyla
feshedilmiş olup, 206 dernek mahkeme kararıyla kapatılmış, 30 990’ı ise
kendiliğinden dağılmıştır. Dolayısıyla, yaşayan, etkin ve etkili bir sivil
toplum oluşması Türkiye için bir zorunluluktur. Avrupa Birliği raporlarına
göre, Türkiye’de bugün, nüfusa oranlandığında, en az 300 000 sivil toplum örgütü olması gerekiyor; ama,
üzerinde değişiklik yapmak üzere görüştüğümüz kanun öyle hazırlanmış ve öyle
bir emrivakiyle Meclisten geçirilmişti ki, bir yandan, devletin, özgür bir
sivil toplum adına müdahaleleri azaltılırken, bir yandan da, işte bu
görüştüğümüz maddede olduğu gibi, kısıtlayıcı, caydırıcı, aşırı merkeziyetçi
hükümler de yer almış bulunmaktadır.
Kanunun 27 nci maddesinde, kamu yararına çalışan
dernekler düzenlenmektedir. Bu maddenin üçüncü fıkrasında ise, bu derneklerin
denetlenmesine ve dernek üyeleri ile görevlilerinin görevden uzaklaştırılmasına
ilişkin hükümler yer almaktadır. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin konusu
olan 27 nci maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesinde ise kamu yararına çalışan
derneklerde görev alan üyeler veya ilgili personelin ağır hapis veya para
cezasını gerektiren suçlar işlediğinin tespit edilmesi halinde, geçici bir
tedbir olarak, İçişleri Bakanınca görevden uzaklaştırılabileceği belirtiliyor.
Sonra, görevden uzaklaştırılanların yerlerine, kesin hükme kadar, öncelikle
dernek üyelerinden olmak üzere görevlendirme yapılacağı hükme bağlanıyor.
Görevden uzaklaştırılanların yerlerine, İçişleri
Bakanlığı tarafından bir görevlendirme yapılması, çok açık şekilde, örgütlenme
özgürlüğüne, temel haklara ve sivil toplumun oluşturulabilmesine aykırı bir
düzenlemedir. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi de, işte bu aykırılığı
gidermek üzere verilmiştir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; AKP yöneticileri, her
ne kadar, iktidarın başından beri, her söze “Avrupa Birliği kriterleri” diye
başlayıp “Allah’tan korkun” diye bitirseler de, ortaya çıkan düzenlemelerde, ne
demokratikleşmeden ne temiz toplumdan ne güçlü yerel yönetimlerden eser var.
Nitekim, işte bu kanun teklifiyle düzeltilmek istenen konu, derneklerin,
merkezden, İçişleri Bakanlığından bir müdahaleye uğramasını ortadan kaldırmak
amacını taşımaktadır.
Öncelikle şunu belirtelim ki, kamu yararına çalışan
derneklerde ağır ceza gerektiren suçların işlendiğinin tespit edilmesi halinde,
bu derneklerde görev alanların geçici olarak görevden uzaklaştırılması, zaten,
kamu yararı ve hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir; fakat, bunların
yerlerine görevlendirme yapmak için İçişleri Bakanının yetkili olması, hem
temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasını sınırlandırmakta hem de dernek kurma
hürriyetinin özünü ihlal etmektedir; çünkü, dernek organlarında görev alanların
yerlerinin herhangi bir nedenle geçici veya devamlı olarak boşalması halinde,
boşalan yerler için nasıl seçim yapılacağı her derneğin tüzüğünde yer alması
gereken bir konudur. Zaten, 5253 sayılı Dernekler Kanununun 4 üncü maddesinin
(f) bendinde de bu belirtilmiştir. Burada, yönetim ve denetim kurullarının
görev ve yetkileri, ne suretle seçileceği, asıl ve yedek üye sayısının
dernekler tüzüğünde belirtileceğine dair bir hüküm bulunmaktadır. Dolayısıyla,
derneğin tüzüğünde belirtilen usullere göre, görevden uzaklaştırılan üyelerin
yerine tüzükte gösterilen usullerle yenisinin belirlenmesi gerekirken,
öncelikle dernek üyelerinden olmak üzere, İçişleri Bakanınca görevlendirme
yapılması, İçişleri Bakanının dernek işlerine ve dolayısıyla, dernek kurma
özgürlüğüne açıkça müdahale etmesi anlamına gelmektedir.
Nitekim, Anayasanın 33 üncü maddesinde de güvence altına
alınmış olan dernek kurma özgürlüğünü ihlal eden bu hükmün iptali ve yürürlüğün
durdurulması için, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 19 Ocak 2005 tarihinde
Anayasa Mahkemesine başvurduk. Anayasa Mahkemesi de 5 Ocak 2006 günü
oybirliğiyle aldığı kararla söz konusu hükmün iptaline ve yürürlüğün
durdurulmasına karar verdi.
Görüşmekte olduğumuz teklif, görevden uzaklaştırılan
dernek organları için İçişleri Bakanınca görevlendirme yapılması yerine dernek
merkezinin bulunduğu ilin valisinin, Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre,
dernek merkezinin bulunduğu yerdeki sulh hukuk
mahkemesinden kayyum atanması istenmesini ve mahkemenin de, bir hafta içinde,
öncelikle dernek üyeleri arasından görevden uzaklaştırılanların sayısı kadar
kayyum atanmasına karar vermesini öngörmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği
ülkelerinde bugün dernek sayıları milyonlarla ifade edilirken, bu ülkelerdeki
nüfusun büyük bir çoğunluğu sivil toplum örgütlerinde görev alarak, devletin
işini ciddî bir biçimde kolaylaştırmaktadır.
Nitekim, Almanya’da 2 100 000, Fransa’da 1 470 000 dernek
bulunmaktadır. Fransa ve Almanya’da her 40 kişiye bir dernek düşmektedir. Amerika
Birleşik Devletlerinde ise 1 200 000 dernek bulunuyor, bu ülkede her 15
Amerikalıdan bir tanesi bu tür kuruluşlarda çalışıyor. Bir sektör olarak sivil
toplum örgütleri, Amerika Birleşik Devletlerinde, bankacılık, teknoloji ve
hatta, kamu sektörü kadar önemli bir ağırlığa sahip. Hatta, İsveç için denilir
ki, İsveç’in nüfusu 8 500 000’dir; ama, örgütlü insan sayısı 32 000 000’dur.
Yani, bu demektir ki, bir kişi en az 4 tane derneğin, 4 tane sivil toplum
örgütünün üyesidir; bu da, Türkiye'de 80 557 adet derneğin faaliyet gösteriyor
olmasının ne kadar az olduğunu bizlere hatırlatmaktadır. Yani, Türkiye'de her
866 kişiye bir dernek düşmektedir.
Demokrasimizin de, bu anlamda Avrupa ve ABD’ye göre geri
kalmasına neden olan sivil toplum örgütlenmesindeki bu yetersizliğin altında,
hiç kuşkusuz ülkemizde iktidara gelen baskıcı yönetimlerin de çok büyük
etkileri vardır; fakat, bakıyoruz, demokratikleşme ve yerelleşme nutuklarıyla
iktidara gelen AKP İktidarında çıkan 5253 sayılı Düzenleme de, tam olarak bu
baskıcı ve merkeziyetçi yapıyı değiştirebilmiş değildir.
Yasanın 32 nci maddesindeki ceza hükümleri içinde öyle ağır para
ve hapis cezaları yer alıyor ki, bu şartlar altında, derneklerde etkin görev
almak ya da dernek kurmak, gerçekten cesaret isteyen bir iş haline getirilmiş
durumda.
Bu cezaların
düzenlenmesi, olası istismarların önüne geçmek için tabiî ki bir zorunluluk
olabilir; fakat, basit idarî işlemler için bile,
100 000 000’dan 6 milyara kadar cezalar, 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezaları ve
buna benzer hükümler, ortada, özellikle kamu çalışanlarının sivil toplum
örgütlenmeleri içinde etkin olarak yer almasını imkânsız hale getirmektedir.
Vatandaşları, hemşeri derneklerinde görev almaktan bile caydıracak hükümler
vardır bu yasada. Dolayısıyla, bu düzenlemelerle, dernek sayısını Türkiye’de 80 000’den 300
000’e çıkarmak, bu duruma göre imkânsız görünmektedir.
Yasanın bu
şekilde çıkmış olmasının en önemli nedeni, tabiî ki, hükümetin, birçok yasada
olduğu gibi, doğru dürüst konuşulmadan, tartışılmadan, son dakika golleriyle,
Mecliste bir gece yarısı çıkarılmış olmasıdır. Nitekim, kanun çıktıktan sonra,
Cumhurbaşkanı tarafından, çok haklı gerekçelerle iki maddesi Meclise geri
gönderilmiş; fakat, aynen, olduğu gibi kabul edilmiştir. Bu maddelerden biri,
10 uncu maddedeki, derneklerin, siyasî partilerden, sendikalardan, işveren
kuruluşlarından nakdî ve aynî yardım alabilmesi ve bu kuruluşlara, siyasî
partilere yardım yapılabilmesini düzenleyen hüküm; bir diğeri ise, 21 inci
maddedeki, derneklerin, yurt dışındaki bütün kişi, kurum ve kuruluşlardan aynî
ve nakdî olarak yardım alabilmesini düzenleyen hükümdü. Maalesef, aynen kabul
edilerek geçti bu hükümler; sanki, günün yapılmış olan dolandırılıcılığı
unutulmuş gibi.
Böylece, yurt
dışından derneklere, derneklerden siyasî partilere doğru giden saadet zinciri
kurulmak isteniyor; fakat, Anayasa Mahkemesi, 10 uncu maddedeki “siyasî
partiler” ifadesinin yürürlüğünü, Cumhuriyet Halk Partisinin başvurusu üzerine
durdurmuştu. Esas hakkındaki kararı da henüz vermiş
değildir. Yardım alıp verme konusunda şimdilik siyasî partiler yok. Öte yandan,
bu kanunda, bu kanunun özünde, gönüllü kuruluşlar olan derneklerin
yöneticilerine ücret ödenebileceğine dair bir düzenleme de getirildi, 13 üncü
maddeyle.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ister vatan
sevgisi diyelim, ister hayırseverlik diyelim, isterse dayanışma diyelim ve
hatta insan hakları diyelim; bu işlerin temelinde, yani, dernekçilik işlerinin
temelinde gönüllülük vardır, idealizm vardır. Dolayısıyla, yöneticilerin ücret
almasına dair düzenleme, sivil toplum anlayışının ruhuna aykırıdır. Böyle bir
düzenleme, Türkiye gibi bir ülkede, çok büyük bir ihtimalle, derneklerin kendin
pişir kendin ye kurumlarına dönüşmesine neden olacaktır. Nitekim, Avrupa
Birliği fonlarının da bu iştahları kabarttığı bir gerçektir. Bu arada, bugün
Türkiye’deki 80 000 derneğin 14 500’ünün cami ve Kur’an kursu derneği olduğunu
hatırlatmakta yarar görüyorum. Bu derneklerin ramazan aylarında teravih
çıkışlarında ve cuma günleri “camiye yardım” adı altında para topladığı ve
genellikle makbuz vermediklerini biliyoruz, yaşıyoruz. Şimdi, getirilen bu
düzenlemeyle, bu dernekler de hem yönetim hem de denetim kurulu üyelerine maaş
verebilecekler. Şimdi, siz, Türkiye’deki 77 000 camide nasıl hummalı bir
dernekleşme faaliyeti olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz bu duruma göre?
Derneklerin hem yönetim hem de denetim kurulu üyeleri ücretli hale getirilirse
nasıl bir iç denetim sistemi ortaya çıkacağı çok büyük kuşku yaratmaktadır.
Sonuç olarak, Avrupa Birliği, demokratikleşme, güçlü
sivil toplum derken, idealist amaçlarla kurulan ve gönüllülerce ayakta tutulan
derneklerin ücretli kişilerce yönetilen büyük para akışlarına köprü olabilecek
kurumlar haline getirilmesi için gerekli tüm koşullar AKP iktidarınca sağlanmış
durumdadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir başka önemli
konu da görüştüğümüz teklifin ilgili olduğu maddede düzenlenen kamu yaranına
çalışan dernek statüsüdür. Bu statü, mali ayrıcalıklar yanında derneklere bir
kamu gücü tanımaktadır. Bu nedenle, çok önemli ve üzerinde çalışılması ve daha
eşitlikçi, daha şeffaf hale getirilmesi gereken bir konudur. Türkiye’de uzun
yıllardır bu konunun sivil toplum örgütleri arasında bir eşitsizlik yarattığı,
kamu yararına çalışan dernek statüsünü belirten kriterlerin sonucunda Bakanlar
Kurulu kararı gerektiği için işlevsiz kaldığı çok sık dile getirilmektedir.
Bugün, Türkiye’de, kamu yararına çalışan dernek sayısı
450 civarındadır. 58 inci ve 59 uncu AKP Hükümetleri döneminde 13 derneğe bu
statünün verilerek vergi indirimlerinden ve muafiyetlerinden yararlandırılmış
olduğunu görüyoruz. Bunların içinde
Tüketici Hakları Derneği, Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği,
Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Derneği, Sağlıklı Bebekler İçin Elele Derneği
gibi ulusal çaplı ve ulusal amaçlı dernekler bulunduğu gibi, Samsunspor Kulübü
Derneği, Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Kimse Yok mu Dayanışma
ve Yardımlaşma Derneği, Sultanahmet Camii Koruma ve İhya Derneği gibi
kuruluşlar da yer almaktadır.
Yani, sonuç olarak, 80 000 derneğin yaklaşık 450’si kamu
yararına çalışan dernek statüsünde; geriye kalanlar, yani, yaklaşık 75 000
civarındaki olanları da bu statüye tabi değil. Tabiî, bu derneklerin kamu
yararına çalışmadığı anlamına gelmiyor. Sadece, bu statünün bu şekilde düzenlenmiş olmasının
getirdiği bir sakatlık var ortada. Fakat, sonuçta, bu statüyü gerekli
kriterleri taşımalarına rağmen alamayan ve bunun nedenini de bilemeyen birçok
dernek bulunmaktadır. Bu nedenle, özellikle bu statüdeki derneklere tanınan muafiyetler,
vergi indirimleri ve destekler nedeniyle bu konuda ciddî sıkıntılar ve
adaletsizlikler oluşmaktadır, adaletsizlikler yaratılmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu yararına
çalışan dernek statüsü Fransa’da da mevcuttur; fakat, orada, bir derneğin kamu
yararına çalışıyor sayılabilmesi için, en az üç yıldır faaliyette bulunuyor
olması şartı ve Fransız Danıştayının onayı aranmaktadır. İngiltere’de
siyasetten tamamen uzak tutulan yürütme organı içinde bir komisyon bu görevi
yapmaktadır. Bu komisyon, siyasî eğilimlerden uzak tutularak, Parlamento
tarafından kabul edilen bir kanunla yetkilendirilmiştir. Komisyon, siyasî
açıdan bağımsızdır ve gönüllüler arasından seçilmiş 5 komiserden oluşmaktadır.
Birçok başka Avrupa ülkesinde kamu yararı statüsü,
sonuçta, malî ayrıcalıklar yarattığı için, bu statüyü alacak dernekler, vergi
makamlarınca belirlenmektedir. Fakat, Türkiye’de en son düzenlemelerden sonra,
5253 sayılı Yasanın 27 nci maddesiyle “kamu yararına çalışan dernek statüsünün,
ilgili bakanlıkların ve Maliye Bakanlığının görüşü üzerine, İçişleri
Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla tespit edileceği” hükme
bağlanmış bulunmaktadır; yani, tamamen hükümetin elinde olan bir yetki ve
bundan dolayı da tamamen siyasî inisiyatif belirleyici olmaktadır.
Bugün vergi muafiyeti tanınan yaklaşık 260 vakıf
bulunmaktadır. Bu vakıflara vergi indirimi sağlanması için, Maliye Bakanlığı üç
dört yıl süren yoğun araştırmalar yapmakta, vakıflar bir şirketi inceler gibi
incelenmekte, ondan sonra bu muafiyetleri kazanmaktadır. Oysa, derneklerde kamu
yararına çalışan dernek statüsü, çok kısa bir sürede, ister istemez, iktidar
partilerinin tercihlerine ve eğilimlerine açık bir şekilde belirlenmektedir.
Bugün, yasaya göre, bir derneğin kamu yararına çalışan
derneklerden sayılabilmesi için gerekli kriterler, en az bir yıldan beri
faaliyette bulunması ve derneğin amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere
giriştiği faaliyetlerin topluma yararlı sonuçlar verebilecek nitelikte ve
ölçüde olmasıdır. Kamu yararına çalışan dernek statüsünün yarattığı
ayırımcılığı ve eşitsizliği daha da derinleştiren bu düzenleme ise, Yine, 27
nci maddedeki “kamu yararına çalışan derneklerin mallarına karşı suç
işleyenler, devlet malına karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır” hükmüdür.
Ortaya çıkan tablo, tamamen Hükümetin inisiyatifiyle, gerekli diğer koşullarda
uygunsa, kimi derneklerin hem malî hem idarî açıdan devlet olanaklarını çok
büyük ölçüde kullanmasına imkân sağlamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Bitiriyorum, az biz şey kaldı.
BAŞKAN – Sayın Ülkü, buyurun.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şimdilerde pek dile getirilmiyor; ama, iktidarın ilk üç yılı
Avrupa Birliğine uyum, demokrasi, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü,
yerelleşme, merkeziyetçilikten kurtulma gibi nutuklar atmakla geçti. Bu sırada
Türkiye’de ne yapıldığına bakıyoruz; demokrasi ve yerelleşme dediniz; fakat,
daha fazla merkeziyetçilik ve daha fazla yasaklar çıktı; temiz toplum, temiz
siyaset nutukları attınız, yolsuzluklar daha da arttığı gibi,
dokunulmazlıklardan vazgeçemeyeceğiniz ortaya çıktı. Belki biraz önce bir af
çıkartsaydınız, sonra dokunulmazlıklar gelir miydim onu bilemiyorum. Yani,
toplumsal ve siyasal alana ilişkin olarak verdiğiniz neredeyse her söz, tam
karşıt uygulamalarla geçmiştir.
Avrupa ve Amerika’dan sonra Türkiye’de en önemli
toplumsal güç haline gelmeye çalışan sivil toplum örgütleri, yürütme, yargı ve
medyadan sonra beşinci güç, kamu ve özel kesimden sonra üçüncü sektör olarak
tarif edilmektedir. Dolayısıyla, hem demokratik düzenimizin gelişmesi adına hem
de önemli toplumsal sorunların doğrudan doğruya, yine, toplumsal örgütlenmeler
aracılığıyla çözülmesine olanak verilecek olan adımları atmak Türkiye’yi
ulaşmak istediği hedeflere taşıyacak en önemli politikalardan birisi olacaktır.
Nitekim, başta kadın derneklerimiz hem kadın hakları adına hem kadınlarımız
üzerindeki ataerkil baskıların önüne geçebilmek adına kız çocuklarımızın eğitim
olanaklarına sahip olması için çok önemli çalışmalar yapmaktadır. Bu noktada,
başta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve onun çok değerli Sayın Başkanı Türkan
Saylan olmak üzere, bugün Türkiye’de yoksulluğun ve eğitimsizliğin önüne
geçmeye çalışan tüm sivil toplum örgütlerine teşekkür etmek, biz Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyeleri için bir borçtur diye düşünüyorum ve hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ülkü.
Tümü üzerinde AK Parti Grubu adına söz isteyen Ankara
Milletvekili Nur Doğan Topaloğlu.
Buyurun Sayın Topaloğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA NUR DOĞAN TOPALOĞLU (Ankara) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 5253 sayılı Dernekler Kanununun 27 inci
maddesinin üçüncü fıkrasıyla ilgili değişiklik teflimiz üzerinde konuşmak için
huzurunuzdayım; hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
Hakkı Bey biraz önce ayrıntılı bilgiler verdi, kendine
özgü görüşlerini de bildirdi; elbette, onun kendi takdirleridir. İptal edilen
dernek fıkrası ile yeni getirilen esasları da vurguladı; ama, yine de tekrar
etmekte yarar görüyorum, fazla vaktinizi almak istemiyorum.
Dernekler Kanununun 27 nci maddesinin üçüncü fıkrasında
kayyum tayin etme yetkisi eskiden İçişleri Bakanlığı -valiler- üzerinde iken,
Anayasa Mahkemesine gidince, Anayasa Mahkemesi 27 nci maddenin üçüncü fıkrasını
iptal etmiştir; Medenî Kanun hükümlerine göre kayyum tayinini esas almayı
belirlemiştir. O karar üzerinden de tam beş ay, üç gün geçmiş bulunmaktadır.
Aslında biz bu teklifi getirmeyecektik. Kapsamlı bir
dernekler kanunu tasarısı son şeklini almak üzereydi; ancak, baktık ki, tatil
yakın, süre uzayacak, dernekler üzerinde, organları üzerinde işlem yapılan,
görevden alınanlar olursa idarenin eli kolu bağlanacak. Eski bir idare mensubu
olduğum için, aynı zamanda onbuçuk yıl Danıştayda kamu yararına çalışan
dernekleri değerlendiren, inceleyen de birisi olduğum için, çok pratik bir
yolda, sekiz arkadaşımızla birleştik, nihayet
dedik ki, madem ki, Anayasa Mahkemesinin kararı 27 nci madde üçüncü
fıkrasında, kayyum tayini yetkisini mahallî sulh hukuk mahkemesine veriyor. Biz
ona göre bir teklifte bulunalım dedik. Bu teklifi sizin huzurunuza onun için
getirdik.
Ben daha fazla vaktinizi almak istemiyorum. Bu, Anayasa
Mahkemesinin kararını uygulamak olduğu gibi, idareye de esneklik sağlayacak,
kapsamlı bir kanun tasarısının ileride görüşülmesine de imkân verecek, çelişki
de olmayacak. Ondan dolayı takdirlerinize sunuyor, saygılarımı tekrar arz
ediyorum. (AK Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topaloğlu.
Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen, Süleyman
Sarıbaş, Malatya Milletvekili; buyurun Sayın Sarıbaş.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) –
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Ankara Milletvekilimiz Eyyüp
Sanay Beyin ve 7 milletvekili arkadaşının sunduğu kanun teklifi, 1195 sıra
sayılı kanun teklifi üzerine Anavatan Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, teklifi, biz de Anavatan Partisi olarak
olumlu karşılıyoruz. Bir lazımiyeden kaynaklanan bir durum. Özellikle kamu
yararına görev yapan derneklerimizde görevden uzaklaştırma gibi, ceza alma gibi
durumlarda bir boşluk doğmaması için, sulh yargıcının izniyle kayyum ataması,
en azından hukukî sonucu belli olana kadar, yargılama sonucu belli olana kadar
bir kayyum atanmasını öngören bir teklif.
Ben, çok fazla zamanınızı almayacağım; ancak, dernekler
deyince, geçenlerde bir gazetede, dergide gördüm, Avrupa fonlarından veya
değişik fonlardan, birçok dernek, ne amaçla olduğu belli olmayan paralar almış.
Listeyi de gördüm. Acaba, bu paraların nerelere harcandığı denetleniyor mu?
Şimdi, biz biliyoruz ki, birçok örgütler, birçok
dernekler, kendilerini toplumun yararına çalışan dernek göstermek suretiyle,
Avrupa fonlarına, değişik fonlara -hatta misyonerlik faaliyeti yapanlar bile
var bunların içerisinde- başvurarak paralar alıyorlar. Para alabilirler;
dernekler elbette sivil toplum örgütlerinin en başta gelenlerindendir. Ancak,
devlete düşen bir görev de var; bu paraların nereye harcandığını, yararlı mı,
yoksa vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne, ülkenin ilerlemesine,
insanlarımızın birbirlerine düşürülmesi için nifak tohumları saçan amaçlara mı
tahsis edilip edilmediğini, bakanlığımızın çok iyi denetlemesi lazım ve
mutlaka, bu paraların, kuruşuna kadar faturayla nerelere gittiğini bilmemiz
lazım; çünkü, aksi takdirde, yabancılar, kendilerine göre kurdurdukları
derneklere yardım etmek suretiyle, Türkiye içerisinde bir huzursuzluğu, bir
karışıklığı ve ülkenin birçok meselesinde kendi etkilerini hissettirmek gibi
amaçlara da tahsis edebilirler. İyi niyetli de olabilir, kötü niyetli de
olabilir; ancak, mutlaka bunların devletimiz tarafından denetlenmesi gerekir.
Bir Dernekler Genel Müdürlüğümüz zannediyorum kuruldu; ancak, denetleme
noktasında bir soru önergesi vermiştik, şu ana kadar cevap alamadık. O
derneklerin isimlerini, ne kadar para aldıklarını da göndermiştim; nerelere
harcadıklarını, ne amaçla harcadıklarını, biz, milletvekili olarak görmek istiyoruz.
Bunu da, Sayın Bakanıma burada arz ediyorum. Fazla zamanınızı çalmadan, bu
kanunu desteklediğimizi beyan ediyorum.
Biraz önceki, kanunlaşan kanun teklifinin de, ülkemizde
milyonlara bir kolaylık getirdiğini, birçok sıkıntıları kaldırdığını, biz, Anavatan
Partisi Grubu olarak, baştan beri, o teklifin hiçbir tartışmasına girmeden
olumlu oy verdiğimizi ve sonuçta milletimize hayırlı bir düzenlemeyi, sırf
muhalefet etme adına en ufak bir engelleyici ortamda, beyanda bulunmadığımızı,
Yüce Milletimize de belirtmek istiyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum arkadaşlar. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sarıbaş.
Şahsı adına söz isteyen, Recep Garip, Adana Milletvekili…
Buyurun Sayın Garip. (AK Parti sıralarından alkışlar)
RECEP GARİP (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; 1195 sıra sayılı Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifinin tümü üzerinde şahsım adına söz aldım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Dernekler, çağdaş dünyada olduğu gibi, ülkemizde de çok
önemli sivil toplum örgütleri olarak karşımıza çıkar. Elbette ki, ekonomiden
eğitime, bölgesel ve ulusal kalkınmaya kadar, toplum içi ya da toplum dışı,
yani ulusal ve uluslararası nitelik arz edebilecek birçok faaliyetleri
üstlenirler. Kamu yararı gözetilerek kurulan dernekler, ülke ve toplumumuzun
gelişiminde önemli projeleri de hayata geçirme imkânını sağlamış olur.
Ülkemizde, kamu yararına kurulmuş yaklaşık 471 dernek
faaliyet göstermektedir; ancak, yine ülkemizde, genel anlamda 173 848 derneğin
kurulduğunu, bunlardan 80 757’sinin faaliyetlerini sürdürdüğünü, 85 488’inin faaliyetinin sona
erdiğini de görüyoruz. 30 962’si mahkeme kararıyla, 23 330’u genel kurul
kararıyla da feshedilmiş derneklerimiz mevcuttur.
Yine, 30 990
dernek kendiliğinden dağılmış, çalışamaz duruma gelmiş, 206 dernek de mahkeme
kararıyla yine kapatılmıştır. Bu derneklerden sadece 14 392’si İstanbul’da, 7
403’ü Ankara’da, 3 766’sı da İzmir’de bulunmaktadır.
Maliye ve İçişleri Bakanlığının eşzamanlı yürüttükleri
denetimler sonucunda, kimi dernek lokalleriyle alakalı çarpıcı gerçekler de gün
yüzüne çıkarılmıştır.
Yasa gereği, hâkim kararı olmadan polisin giremediği,
masum isimler altında faaliyet gösteren bu tür lokallerin kumar oynatmaktan
esrar bulundurmaya kadar birçok illegal faaliyetin üssü durumunda olduğu tespit
edilmiştir. Yani, sivil toplum örgütü olarak dernekler, zaman zaman bu tür
yanlışlıkları yapmaktadır. İstanbul’daki 2 300 dernek lokaline yapılan seri
denetimler sonucunda 26’sı, kumar oynatmak, esrar bulundurmak ve çevreyi
rahatsız etmek, üyesi dışındaki kişileri içeriye almak gibi kurallara aykırı
hareket etmekten dolayı kapatılmıştır. Yani, sivil toplum örgütlerindeki
derneklerin çok önemli görevleri var; ancak, bu görevler içerisinde suiistimal
edilen taraflarını da, mutlak surette, halkımızın bilmesinde yarar görmekteyim.
Kayıtları detaylı incelediğimiz zaman, birçok derneğin,
usulsüzlük ve çeşitli suç unsurlarını bünyesinde taşıdığı için kapatıldığını
görmekteyiz, birçoğu da zayıf yapılarından dolayı kendiliğinden kapanmıştır.
Neredeyse, kurulan derneklerin yarıya yakını kapatılmış ya da kendiliğinden,
kurul kararıyla feshedilme durumunda kalmıştır. Olaya bu açıdan baktığımızda,
sosyal içerikli kamu yararına yönelik derneklere olan ihtiyacın ne denli önemli
olduğunu da elbetteki görüyoruz. Toplumsal kalkınmaya, toplumsal kaynaşmaya,
toplumsal birlik ve beraberliğe en önemli ivme kazandıran kurumları elbetteki
dernekler ve vakıflardır. Ülkeleri güçlü kılan, bünyesinde, güçlü sivil toplum
örgütlerinin, demokratik bir yapı içinde varlıklarını sürdürmeleri, sosyal,
kültürel ve ekonomik alanlara kadar birçok konuda faaliyet göstermeleri, kamu
yararına projeler üretmeleridir. Ayrıca, bu tip projeleri desteklemek amacıyla
Avrupa Birliği kendi bünyesinde özel bir fon oluşturmuş, özellikle sosyal,
kültürel alanlarda yapılan projelere malî yardım yapmaktadır ve yapılmaya devam
ediliyor.
Bilindiği üzere, derneklerin, kamu yararına çalışan
dernekler statüsünde değerlendirilmesi için kimi şartların yerine getirilmesi
gerekmektedir; en az bir yıl süreyle faaliyette bulunması, kamu yararına
çalışmalar ortaya koyması, ilgili bakanlığın teklifi, Danıştayın onayı ve
Bakanlar Kurulu kararıyla ancak mümkün olmaktadır.
Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde
hazırlanarak yürürlüğe konulan, 3 Ağustos 2002 tarih ve 4771 sayılı Kanunun 3
üncü maddesiyle 2908 sayılı Dernekler Kanununun 46 ncı maddesinde yapılan
değişikle, derneklerle ilgili hizmetleri yürütmek üzere İçişleri Bakanlığı
bünyesinde Dernekler Dairesi Başkanlığının kurulması ve aynı Kanunun 73 üncü
maddesinde yapılan değişiklikle de, İçişleri Bakanlığınca, derneklere ilişkin
iş ve işlemleri yürütmek, hizmetleri görmek üzere illerde valilikler, ilçelerde
de kaymakamlıklar bünyesinde derneklerle ilgili bir birim oluşturulması hükmü
getirilmiş. Gerçekleştirilen yasal düzenlemeler, bu alanda yapılacak
çalışmalara ivme katmıştır. Olumlu yapılanmaların ardından kamu yararına
çalışan dernek sayısının artmasını elbette ki hepimiz ümit etmekteyiz. Bu
konuda sivil toplum örgütlerimizin, ülkemizin her alanda çağdaş normları daha
kısa sürede yakalamasını projeleriyle destek vermesini ve önemli katkılar
yapmasını elbette ki diliyoruz. Dernek faaliyetleri bir gönül işidir, yürek
işidir, aş işidir, topluma hizmet işidir. Bu nedenle, yürekli insanlarımız
mutlaka bu ülkeye hizmetin kervanında yerini almalıdır.
Avrupa Birliği sürecine girdiğimiz şu günlerde
derneklerimizin çeşitli sivil toplum örgütlerimizin köklü, kalıcı çözümler
üretmesi sosyal değişimleri ve ekonomik kalkınmayı olumlu etkileyeceği
şüphesizdir. Dernekler Yasasıyla devletimiz sivil toplum kuruluşlarıyla
dernekçilik konusunda işbirliği içine girmiştir. Devletimiz dernek kurulmasını
kolaylaştırıp özendirirken, sivil toplum kuruluşlarına dernek kuruluşu sırasına
rehberlik hizmetleri de elbette ki verilmektedir. Bu çerçevede, kamu yararına
faaliyet gösteren derneklerde, herhangi bir sebeple suç unsuru oluştuğunda,
görevden alınan üye ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun 27 nci maddesinin üçüncü
fıkrasının son cümlesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesiyle bir
boşluk olmuş ve ilgili kanunun 27 nci maddesinde meydana gelen yasa boşluğunu
doldurmak amacıyla görevden uzaklaştırılan dernek üye ve görevlilerinin
yerlerine kimlerin atanacağı konusunda boşluk oluştuğundan, bu tür bir
yaptırımla karşılaşan derneklerin işleyişinde güçlüklerle karşılaştırılmaması
için böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu için bugün bu madde üzerinde
çalışmaktayız.
Derneğin merkezinin bulunduğu ilin valisi, görevden
uzaklaştırılma kararının derneğe bildirilmesiyle eşzamanlı olarak, görevden
uzaklaştırılan organların yerlerine, Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre,
dernek merkezinin bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesinden kayyum atanması
istenir. Mahkeme, bir hafta içinde, özellikle dernek üyeleri arasından görevden
uzaklaştırılanların sayısı kadar kayyum atanmasına karar verir ve bu kararda,
kayyumun görev ve yetkileri ile dernek tarafından kayyuma verilecek ücret de
belirtilir. Kayyumun görevi, dava sonucu verilen hüküm kesinleşinceye kadar devam
eder. Çeşitli nedenlerle boşalan bu kayyumların yerine, aynı usulle yeni kayyum
atanır düzenlemesi getirilmektedir.
Değerli arkadaşlar, bu düzenlemeyle, İçişleri Bakanı
tarafından görevden uzaklaştırılan dernek organlarının yerine, hangi şartlarla,
kimlerin görevlendirileceği açıkça belirlenerek, kamu yararına çalışan
derneklerde yönetim boşluğu meydana gelmesi, böylece, önlenmiş olacaktır.
Temennimiz, elbette ki, bu tür suiistimallerin
olmamasıdır. Kamu yararına çalışan derneklerimizin, ülkemizin aydınlık geleceği
ve refahı için büyük projeler üretmesini gönlümüz arzu etmektedir. Elbette ki,
sivilleşme, derneklerle ve sivil toplum örgütleriyle yaşanmaktadır. Bir ülkenin
kalkınması, çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşması, barışın, huzurun, güven ve
istikrarın tesisiyle mümkündür.
Bu inancın ve anlayışın hepimizde var olduğunu düşünüyor,
yasanın hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Garip.
Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Mücahit Daloğlu…
MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum) – Konuşmayacağım Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Haluk Koç, Samsun Milletvekili?..
HALUK KOÇ (Samsun) – Konuşmayacağım.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koç.
Ümmet Kandoğan, Denizli Milletvekili?..
Mehmet Eraslan, Hatay Milletvekili?..
Hakkı Ülkü, İzmir Milletvekili?..
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – Konuşmayacağım.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ülkü.
Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
DERNEKLER
KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
MADDE 1- 4/11/2004
tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun 27 nci maddesinin üçüncü fıkrasının
son cümlesi madde metninden çıkarılmış ve maddeye üçüncü fıkrasından sonra
gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Dernek merkezinin
bulunduğu ilin valisi, görevden uzaklaştırılma kararının derneğe
bildirilmesiyle eş zamanlı olarak, görevden uzaklaştırılan organların yerlerine;
Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre dernek merkezinin bulunduğu yerdeki sulh
hukuk mahkemesinden kayyum atanmasını ister. Mahkeme bir hafta içinde,
öncelikle dernek üyeleri arasından görevden uzaklaştırılanların sayısı kadar
kayyum atanmasına karar verir ve bu kararda kayyumun görev ve yetkileri ile
dernek tarafından kayyuma verilecek ücret de belirtilir. Kayyumun görevi dava
sonucu verilen hüküm kesinleşinceye kadar devam eder. Çeşitli nedenlerle
boşalan bu kayyumların yerine, aynı usulle yeni kayyum atanır.”
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına ve şahsı adına söz isteyen Nurettin Sözen; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA NURETTİN SÖZEN (Sivas) – Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; 1195 sıra sayılı Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay ve 7
Milletvekilinin Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifinin 1 inci maddesi üzerinde Partim adına düşüncelerimi sunacağım; bu
sunuştan önce hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bu yasanın komisyon
süreciyle ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum.
Bu yasa tasarısı komisyonumuzda 31.5.2006 Çarşamba günü
görüşüldü. Doğal olarak, çarşamba gününden iki gün önce 5 maddelik davetiye
gönderildi. Bu 5 madde de kuşkusuz görüşüldü. Ayrıca, 5 maddeden sonra ek bir
kanun tasarısı davetiyesi gönderildi, bir gün önce, yani, 24 saat önce.
Yetmiyormuş gibi, bu kanun tasarısı, bunların görüşülmesinden sonra toplantı
sırasında gündeme getirildi. Arkadaşlarımız 24 saat evvel bir tasarının ek
gündem olarak gönderilmesini eleştirirken, bu yasayla karşılaştık ve hiç
haberimiz olmadan ve aynı oturumda karşı karşıya kaldığımız için de, Cumhuriyet
Halk Partili komisyon üyeleri toplantıyı terk etti.
Değerli arkadaşlar, bizim, komisyonda sıklıkla
karşılaştığımız ve Genel Kurulun da artık, neredeyse olağan uygulaması olan bu
durum, biçimsel olarak İçtüzüğü zorlayarak uydurulsa bile İçtüzüğe, etik olarak
doğru değildir, uzlaşma kültüründen uzaktır, demokratik değildir ve de
parlamenter çalışmalarının etkinliğini, saygınlığını ve de verimliliğini
olumsuz etkilemektedir.
Değerli arkadaşlarım, sivil toplum örgütleri,
demokrasilerde, siyasal partiler yaşamımızda çok önemli kuruluşlardır. Gelişmiş
çağdaş toplumlarda sivil toplum örgütleri giderek ağırlıklarını artırmaktadırlar.
Kuşkusuz, dernekler yanında, sendikalar, odalar, kooperatifler, platformlar
sivil toplum kuruluşlarıdır.
Eskiden baskı grubu diye adlandırılan bu önemli gruba,
şimdi sivil inisiyatif veya sivil toplum kuruluşları diyoruz. Ülkemizde sadece
80 000’e yakın, 79 269 dernek olduğu ve en az her dernekte 100 üye olduğu
varsayılırsa, sadece sivil toplum kuruluşlarının, yani, derneklerin 8 000 000
insanı ilgilendirdiği söylenebilir. Bu da, kuşkusuz, demokrasimiz için,
huzurumuz için, kalkınmamız için, toplum düzenimiz için ve demokrasimiz için
önemli bir gerçektir.
Sivil toplum örgütlerinin, kuruluşlarının en iyi
tanımlarından biri şudur: Toplum yararına çalışan, demokrasinin gelişmesine
katkıda bulunan, kâr amacı gütmeyen, devletten ayrı hareket edebilen;
bireylerin ortak amaç ve hedeflerine bakıldığında ise, siyasî iradeyi ve
yönetimi kamuoyu oluşturmak suretiyle etkileyebilen bir örgütlenme türüdür.
Sivil toplum kuruluşlarının işlevlerini de şöyle
özetleyebiliriz: Toplum için de, toplum çıkarları için de kamuoyu oluşturarak,
bireylerin taleplerinin dile getirilmesini sağlamak. Temel bazda projeler
üretmek. Bu projelere kaynak aktarımını sağlamak. Uygulamaya geçirerek, eğitim,
sosyal, refah ve istihdam konularında hükümet politikalarına paralel ya da alternatif
sorumluluklar üstlenmek. Çoğulcu, katılımcı bir toplum yapısının oluşmasını
sağlamak. Çoğulcu, katılımcı kültüre dayalı yönetim deneyi edinmiş bireylerin
yetişmesini sağlamak.
Bu amaçlara yönelik çalışma yapan sivil toplum
kuruluşlarının ise, açıklık ve saydamlığa, dürüstlük ve tutarlılığa, topluma
hizmet anlayışına ve yardımseverlik anlayışına karşı duyarlı olması
gerekmektedir. Avrupa Birliği bu konularda yoğun çalışmalar yapmaktadır. Genel
olarak, Avrupa Birliği programlarında, ülke genelinde özellikle yerel bazda
sivil inisiyatiflerin yaygınlaştırılması amaçlanmaktadır; kurulmuş olan sivil
toplum kuruluşlarının kapasitesinin arttırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca, sivil
toplum kuruluşları arasında işbirliği ve ortaklığı teşvik etme çalışmaları yapılmaktadır.
Dernekler Kanununun ülkemizde geçmişine göz atarsak şu
aşamaları görüyoruz: Dernekler hukuku, Osmanlılar döneminde, 1908’de İkinci
Meşrutiyetin ilanıyla başlıyor. Daha sonra -ki, 1924, 1961 ve 1982’de- dernek
kurma hakkı anayasalarımızda kabul görüyor. 1908’de hak Anayasada yer aldıktan
sonra 1909’da Cemiyetler Kanunu çıkarılıyor. Bu Yasa, 1912 ve 1923’te
değişikliklere uğruyor. 1926’da Medenî Kanunun yürürlüğe girmesiyle liberal
dernekler hukuku düzenlemesi hayatımıza giriyor. 1961 Anayasası, dernek kurma
hakkını kişinin temel hakları ve özgürlükleri kapsamında düzenlemiştir. 1971
muhtırası ise, maalesef, dernekler hukukunda önemli kısıtlamalara neden
olmuştur.
1972 tarihli, 1630 sayılı Dernekler Kanunu, aslında, bir
kısıtlamalar düzenlemesidir. “Cemiyet” sözcüğü yerine ilk kez “dernek” sözcüğü
kullanılmış olsa dahi, bu kısıtlamalar 12 Eylül 1980’e kadar sürdürülmüştür. Bu
tarihten sonra, 2908 sayılı Kanunda eskisine nazaran çok büyük değişiklikler
yer almıştır. Dışilişkiler kısıtlanmış, denetlemeler artırılmıştır. AB süreci
ise sivil toplumsal gelişmenin önünü açıyor. Düzenlemelerle, AB ülkelerindeki
ulusal hukukların uygulanması hedeflenmektedir.
Mevcut Yasamız, bu gelişmeler ve AB hedefleri karşısında
bazı aksaklıkları içermektedir.
Öncelikle, cezalar ağırdır. Bu durum derneklerde görev
almayı caydırmaktadır.
İki: Onay makamı olarak iki ayrı makam gösterilmektedir
ve bu da karışıklığa neden olmaktadır. Dernekler masası veya noterlik gibi iki
makamda defterler onaylanmaktadır. Bizim tercihimiz noterler tarafından
onaylanması yönündedir.
Üye sayısı 100’ü aşan derneklerde yönetim kurulu ve
denetleme kurulu üyelerine ücret ödenmesi dernek amaçlarına aykırıdır ve de
geleneğimizde de yoktur. Şu andaki yasanın 13 üncü maddesinde.
Yine, aynı şekilde, derneklerin, dış ülkelerden bağış
alması ve de siyasî partilere bağış yapıp, bağış alabilmesi son derece
sakıncalıdır; hem Anayasanın 69 uncu maddesinin onuncu fıkrası hem de Siyasî
Partiler Yasasının 66 ncı maddesine aykırıdır.
Son olarak, yükseköğrenim gençliği veya gençliğin
örgütlenmesiyle ilgili konulardaki düşüncelerimi sunmak istiyorum. Ülkemizde,
bütün kesimler ve katmanlar örgütlenmiş olmasına karşın, yükseköğrenim gençliği
ve genel anlamda gençlik; yani, işçi gençlik, tarımcı gençlik, ziraatçı gençlik
örgütlenmemiş durumdadır. Üniversitelerin bazılarındaki etkisiz öğrenci
temsilciliği, bazı vakıf üniversitelerindeki öğrenci dekanlığı veya
platformlar, istenilen düzeydeki örgütlenmeler değildir; yani, örgütlenmeler
genel anlamda yetersizdir. Sivil toplum örgütleri demokratik toplumsal
yapımızın vazgeçilmez örgütleridir. Dernekler ise, sivil toplum örgütlerinin en
önemli bölümünü oluşturuyor. Bana göre ise, yükseköğrenim dernekleri ve gençlik
örgütleri ise, derneklerin en etkin bölümünü oluşturmaktadır. Gençliğin ve de
yükseköğrenim gençliğinin örgütlenmediği demokratik toplumlarda, masanın bir
ayağı yok demektir. Kaldı ki, tarihimizde gençliğin örgütlenmesi çok eskidir.
İkinci Meşrutiyet dönemine kadar uzanıyor. Bazı kesitler sunuyorum zamanınızı almamak
için. Örneğin: Talebe-i Hukukîye Cemiyeti 1910 yılında kurulmuştur ve genel
sekreteri -daha sonra çok iyi tanıdınız- Şeyh-ül Muharririn dediğimiz Burhan
Felek’tir; Darülfunun Talebe Cemiyeti 1910’da kurulmuştur, Türk Ocağı 1912’de
kurulmuştur, Türk Gücü Cemiyeti 1913’de kurulmuştur. Ülke sınırlarının dışında
dahi Türk öğrenciler örgütlenmişlerdir, 1909 ve 1919 tarihleri arasında. O
zamanki tüzüğe göre amaç şöyle anlatılmıştır: “Öğrenci yaşamında bilim
düşüncesinin ve toplumsal birliğin gelişmesine hizmet ve öğrenci sorunlarının
çözümünde katkı” olarak belirtiliyor o günkü tüzüklerde. Millî Kongre adı
altında bir ortak çalışma 29 Kasım 1918 tarihinde.
Dernekler var, partiler var ve diğer kuruluşlar -52 adet
kuruluş- var; Çiftçiler Cemiyeti, Matbuat Cemiyeti, Tıp Mezunları Cemiyeti,
Radikal Avam Fırkası, Himayei Etfal Cemiyeti. Bütün bunlar, bir birlik
oluşturarak, o zamanki toplumsal bütünlüğümüzü, toplumsal birliğimizi sağlamak
için çalışmışlardır. Bunun da başkanı, göz doktoru Esat Işık Paşadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Sözen, buyurun.
NURETTİN SÖZEN (Devamla) – 19 Mayıs 1919’da, Türk Ocağı,
bütün öğrenci kuruluşlarıyla işbirliği yaparak, Fatih Mitingini düzenlemiştir.
23 Mayıs 1919’da Sultanahmet Mitingi de bu şekilde düzenlenmiştir. 12 Nisan
1922’de Darülfünun ve Mekatibi Aliye Cemiyeti Merkeziyesi, yani, Üniversite ve
Yüksekokullar Talebe Birliği kurulmuştur. 12 Nisan 1922’de kurulan Üniversite
ve Yükseköğrenim Öğrenci Birliği 1924’te Millî Türk Talebe Birliğine
dönüşmüştür. İlk başkanı ise, daha sonra Millî Eğitim Bakanı olarak tanıdığınız
Dr. İbrahim Öktem’dir. Eski Millî Eğitim Bakanı aynı zamanda Türk Talebe
Cemiyeti Başkanıdır. Tahsin Bekir Balta ise Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti
Başkanıdır.
Bu dernekler sadece Türkiye’de faaliyet
göstermemişlerdir; 1926’da Roma’daki kongreye katılmışlardır, 1927’de
Paris’teki, 1928’de Budapeşte’deki uluslararası öğrenci kongrelerine
katılmışlardır. 1933’te, Millî Türk Talebe Birliği, Millî Eğitim Bakanlığı
yapmış Tevfik İleri’nin başkanlığında yeniden kurulmuştur ve bozkurt amblemi ve
rozeti o tarihte; yani, 1933’te Millî Türk Talebe Birliğinin rozeti haline
gelmiştir. 1944’te İleri Gençlik Birliği, 1946’da Türk Kültür Ocağı, 1947’de
Türk Gençlik Teşkilatı,
1950’de Milliyetçiler Federasyonu adı altında
birleşmişlerdir. 1946’da Türkiye Gençler Derneği, 1946’da İstanbul Yüksek
Tahsil Gençlik Derneği, 1948’de Türkiye Millî Talebi Federasyonu, Can Kıraç’ın
genel başkanlığında kurulmuştur. 1952’de ise, Millî Gençlik Komitesi
kurulmuştur. Millî Gençlik Komitesinin içerisinde Türkiye Millî Talebe
Federasyonu, Kadınlar Birliği, Yeşilay Gençlik Kolları, Türk Devrim Ocakları
yer almakta idi ve daha sonra bu kuruluşlar Türkiye Millî Gençlik Teşkilatı
olmuştur.
Özetle, dileğimi ifade etmek istiyorum: Bu büyük
toplumumuzun, ulusumuzun, devletimizin tüm yükseköğrenim öğrencileri, Türk
gençliğinin ulusal ve uluslararası alanda temsil edilmesi gerekmektedir.
Meclisin, Hükümetin, YÖK’ün bu konuda üzerine düşeni
yerine getirmesi gerekmektedir. Yanlış anlaşılmasın; bu kuruluşları kamu
organları, hükümetler kursun demiyorum. Sadece, bu kuruluşun, oluşumun önündeki
engellerin kaldırılması yeter. Gerekirse, hükümetin, bu kuruluşlara mekan
tahsisi de kuşkusuz yararlı olacaktır.
Demokrasimizin bu eksiğinin de en kısa zamanda
tamamlanacağı umuduyla hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sözen.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Recep Garip;
buyurun Sayın Garip.
RECEP GARİP (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; görüşmüş olduğumuz derneklerle ilgili yasanın hayırlar
getireceğini düşünüyorum; çünkü, sivil toplum örgütü olarak, derneklerimiz,
Türkiyemize son derece önemli hizmetler veriyorlar. Bu maddenin mutlak suretle
gerekliliğine inanıyor, olumlu olacağını düşünüyorum; hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Garip.
Şahsı adına söz isteyen Erzurum Milletvekili Mücahit
Daloğlu; buyurun Sayın Daloğlu.
MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Dernekler Kanunumuzla ilgili Muhalefet Partimizin ve AK Parti
Grubunun görüşlerini burada dinledik. Sivil toplum örgütü olarak yararlarına
biz de inanıyoruz. Bu yasanın milletimize ve derneklerimize hayırlı olmasını
temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Daloğlu.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Madde 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz isteyen Hakkı Ülkü, İzmir Milletvekili; buyurun Sayın Ülkü. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; demin, gerçi söyleyeceklerimizi söyledik; ama, bu biraz
önce söylediklerimin içerisinde, bir yasanın nasıl çıkarılacağına ilişkin bazı
aksaklıkları özellikle söylememiştim. Yani, bir yasa çıkarılırken, işte, ilgili
komisyonlarda tartışılır, tartışıldıktan sonra Genel Kurula gelir, Genel
Kurulda gerektiği kadar tartışılır ve ondan sonra da ilgili yerlere gönderilir,
onaylanır ya da onaylanmaz.
Şimdi, geçenlerde, geçen hafta, şu anda tartıştığımız bu
yasa teklifi, İçişleri Komisyonuna nasıl geldi, nasıl geçti, ondan bahsetmek
istiyorum.
Çarşamba günüydü. Yapılacak komisyon toplantısından bir
hafta önce komisyon toplantısının gündemi gelmişti, onları görmüştük; bazı
maddeler başka bazı konular vardı. Hepsini görüşürken, önce bir başka yasa
geldi, hadi, onu dedik ki, yani, 48 saat öncesi gelmesi gerekiyor; ama, hadi,
bir daha olmasın… Neyse, onu görüşürken bir süre sonra bir baktık ki, toplantı
esnasında geldi bu. Başkan da dedi ki, yani, Komisyon Başkanı, âdeta yani: “O
da bir şey mi, ben şimdi tekrar bir şey daha getiriyorum yanınıza, önünüze.”
Gerçekten getirdi, Dernekler Yasası dedi, değişiklik dedi. Biz de, “vallahi,
biz böyle bir şey ortak olmayız” deyip bıraktık, hepimiz protesto ettik,
bıraktık; çünkü, herhangi bir tartışma olanağı yoktu, görüş bildirmek için bir
zamanımız yoktu, ders çalışmamız yoktu.
Bütün bunlara rağmen, demin burada yaklaşık 20 dakikalık
bir konuşmayla, Sayın Nurettin Sözen’in de bir o kadar konuşmasıyla, bu yasaya
olumlu baktığımızı da aşağı yukarı belirtiyoruz. Zira, geçmiş yasa ile bu yasa
arasında olumlu şeyler var.
Nedir onlar: İşte, evvelce, dernek kurma hakkında 15 ile
18 yaş, 12 yaş gibi yaşlar yoktu, şimdi, çocuk derneklerine üye olabilmek gibi
bir şans doğdu. Evvelce, şube genel kurullarının en az 15 gün önce bitirilmesi
zorunluluğu vardı, şimdi, iki ay. Evvelce, temsilcilik açabilme hakkı yoktu,
şimdi, var. Evvelce, denetim konusunda bazı aksaklıklar vardı, şimdi, onlar
kaldırıldı. Yardımlar, işbirliği yapmalar Anayasa Mahkemesi tarafından kesin
karar verilinceye kadar şimdilik durdurulmuştur; ama, daha sonraki zamanlarda
neler olur bilmiyorum. Dernek görevlilerinin ücretleri, zaten, ana konumuz. O
ücretlerin doğru olmadığı düşünüyoruz, baştan beri onu söylüyoruz.
Basımevlerinde de sorumluluk vardı. Basımevlerindeki sorumluluğu 15 gün
içerisinde mülkî idare amirliğine bildirme zorunluluğu getirilerek çözümlenmiş.
Beyanname verme yükümlülüğü de öyle. Her yıl gelir ve gider işlemlerini nisan
ayı sonuna kadar beyan etmeleri kuralı getirildi derneklere ve 24 saat önceden
bildirilme şartı, mesai saatleri içerisinde bildirilme şartı getirildi. Kolluk
kuvvetlerinin yetkisi, eskiden dernekler paldır küldür aranırken, şimdi o
kaldırıldı, hâkim kararı, üstelik de, yazılı olması koşuluyla hâkim kararı
getirildi. Mülkî idare amirinin de yazılı emri bulunacak. Bunlar hep olumlu
şeyler tabiî, geçmiş dernekler yasasına göre. Taşınmaz mal satın almaları ve
satmaları serbest bırakıldı. Genel kurul toplantısı ve organlara seçilenlerin
idareye bildirilmesinde 7 gün olan süre, 30 güne çıkarıldı. Genel kurul
toplantısı öncesi yapılması gereken bildirimler yürürlükten kaldırıldı. Bunlar
hep birer demokratik açılım. “Topluma yararlı sonuçlar” ifadesi konuldu kamuya
yararlı dernekler konusunda. Onun kıstasları, ölçütleri, nesnel ölçütleri nedir
bilemeyiz; ama, görülecektir uygulamalarda. Dernek adları konusunda eskiden
Bakanlar Kurulu yetkiliydi, yani, “Türk, Türkiye, millî, cumhuriyet, Atatürk,
Mustafa Kemal” gibi kelimelerin, dernekleri başına getirilmesi konusunda;
şimdi, bu, Bakanlar Kurulundan alınıp İçişleri Bakanlığına devredildi. Bütün
bunlardan sonra da, Dernekler Yasası yürürlüğe girme aşamasında girdi de işte 2
maddesinin iptali söz konusu oldu.
Şimdi, daha önce, burada yapılan, Genel Kurulda yapılan
tartışmalar esnasında, eğer, söylediklerimiz “Cumhurbaşkanlığından dönecektir,
sonra Anayasa Mahkemesine gidecektir, sonra tekrar gelecektir, sonra tekrar
tartışılacaktır; bunlar da zaman kaybına neden olabilecekler” gibi ikazlarımız
dinlenmiş olsaydı, şimdi, bu maddeyle, bugün, burada oyalanmayacaktık. Ama, tüm
yasalarda olduğu gibi, ne yazık ki, bu yasada da, AKP Hükümeti, AKP İktidarı,
yine aceleci davranmıştır, yine, tartışma ortamını yeteri kadar
özgürleştirmemiştir. O nedenle, böylesi gecikmelere sahne olmaktadır zaman
zaman Genel Kurul. O gecikmeleri de hatırlatmadan geçmeyelim dedik.
Bu vesileyle, bu Dernekler Yasasının hayırlı olmasını
diliyoruz. Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ülkü.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Recep Garip,
Adana Milletvekili.
Buyurun Sayın Garip.
RECEP GARİP (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz maddeyle ilgili çok fazla söylenecek bir
detay yok; ancak, derneklerimiz, bilindiği üzere, kültürden sanata, sağlıktan
çevreye, tiyatrodan sinemaya, sokak çocuklarına, hayvanları korumaya,
kanaryadan bilime, velhasılı cemiyetteki bütün alanlarla ilgili birçok
dernekler kuruluyor ve hizmet etmeye devam ediyorlar. Dolayısıyla, bu yasanın
bu şekliyle hayırlar getirmesi dileklerimle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Garip.
Şahsı adına söz isteyen, Mücahit Daloğlu, Erzurum
Milletvekili.
MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; toplumumuzun ihtiyaç duyduğu ve sosyal alanların tümüne ihtiva
eden alanlarda derneklerimiz örgütlenip, faaliyet gösteriyorlar. Biz de
bunların hepsine teşekkür ediyor, hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyoruz.
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Daloğlu.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE
3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Halil Ünlütepe, Afyonkarahisar
Milletvekili.
CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE
(Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer üyeler; 1195 sıra sayılı, Dernekler
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 3 üncü maddesi üzerinde
söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüştüğümüz bu kanun teklifiyle,
5253 sayılı Dernekler Kanununun 27 nci maddesine, üçüncü fıkrasından sonra
gelmek üzere bir fıkra eklenmektedir. Dernekler Kanununun 27 nci maddesi, kamu
yararına çalışan dernekleri düzenlemektedir. Bilindiği gibi, kamu yararına
çalışan dernekler, İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla
tespit edilir.
27 nci maddenin üçüncü fıkrası,
derneklerin denetlenmesini, dernek üyeleri ile görevlilerinin görevden
uzaklaştırılmalarını düzenlemektedir.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla
birlikte, görevden uzaklaştırılan dernek üye ve görevlilerinin yerlerine
kimlerin atanacağı konusunda ve nasıl atanacağı konusunda boşluk oluştuğundan,
bu tür bir yaptırımla karşılaşan derneklerin işleyişinde güçlükler yaşanacağı
inancıyla bu yasal düzenlemeye gidilmiştir.
Hukuk devleti, her şeyden önce,
hukukun üstünlüğünü kabul eden ve koruyan devlettir. Dernek faaliyetlerinin
sınırını, Anayasa kuralları belirlemektedir. Öncelikle, yaptığımız yasada,
Anayasa kurallarına uyarlılık daima önplanda tutulmalıdır.
Hepinizin de bildiği gibi, Dernekler Kanunu, 12 Eylül 1980 tarihinden sonra yeniden
düzenlenmiş, ortamın getirdiği baskıcı, sorgulayıcı ve şüpheci düşüncenin
izleri etkin bir şekilde yer alan 2908 sayılı Yasa kabul edilmiştir. Bu yasanın
çeşitli maddeleri üzerinde, demokratikleşmeye paralel olarak, zamanla
değişiklikler yapılmış ve en sonunda, 4 Kasım 2004 tarihinde 5253 sayılı
Kanunla, Dernekler Yasası, Avrupa Birliği giriş süreci etkisiyle yeniden
düzenlenmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunca, bu yasanın yardım ve
işbirliğini düzenleyen 10 uncu “dernek görevlileri ve ücretleri” başlıklı 13
üncü ve “kamu yararına çalışan dernekler” başlıklı 27 nci maddelerinin bazı
kısımlarının iptali için Anayasaya aykırılık savıyla, yürütmeyi durdurma
istemli olarak, Anayasa Mahkemesinde dava açılmıştır. Yürütmeyi durdurma istemleri Yüksek Mahkemece kabul
edilmiş, 27 nci maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesinin, açtığımız dava
dilekçesinde gösterilen gerekçelerle, Anayasaya aykırılığı Anayasa Mahkemesince
de kabul edilerek, yasanın son cümlesi iptal olmuştur.
Değerli arkadaşlar, çağdaş demokrasilerde sivil toplum
örgütleri, dernekler önemli bir baskı organıdır, demokrasi ve örgütlenmenin
temelidir. İnsanlar, hükmî şahıslar bir
araya gelerek dernek kurar ve kamuoyu oluştururlar. Bir ülkede, sivil toplum
örgütleri kamuoyu oluşturmada etkin olabiliyorsa, toplumun belirli kesimini
ilgilendiren konularda karar oluşturulurken, politika üretilirken, yasal
düzenlemeler yapılırken, siyasî irade, bu sivil toplum örgütlerinin düşüncelerini
alıp değerlendirebiliyorsa, o ülkede demokrasi kültürünün olgunlaştığından söz
edilebilir. Zaten, bu şekilde, kamuoyunda tartışılarak kabul edilen yasa, karar
ve politikalar da kamuoyunda tasvip görür.
Burada, bir şeyi belirtmek istiyorum, benden önceki konuşmacı
arkadaşlarım da değindi. Peki, bu kanun teklifi ve tasarıları hazırlanırken,
siyasî iktidar demokratik olgunluk içinde hareket etmiş midir? Sivil toplum
örgütlerinin düşüncelerini alıp dinlemiş midir? Değer vermiş midir? Maalesef,
buna pek olumlu bir yanıt veremeyeceğim. Bırakın, sivil toplum örgütlerinin
düşüncesini almayı, değerlendirmeyi, muhalefetin düşüncelerine bile tahammül
edilememiştir.
Niçin derseniz, öncelikle şundan bahsetmek istiyorum.
5253 sayılı Dernekler Yasası; yani, Kasım…
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, bir saniye…
Sayın milletvekilleri, çalışma süremiz tamamlanmıştır;
ancak, son madde görüşüldüğü için, teklifin görüşülmesinin tamamlanmasına kadar
çalışma süremizin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Buyurun Sayın Ünlütepe.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
5253 sayılı Dernekler Kanunu, siyasî iktidarca,
Hükümetçe, tasarı olarak, 12 Temmuz 2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına gönderilmiş. 40 maddelik bir yasa. 13 Temmuz 2004 günü; yani,
ertesi günü ilgili komisyona gönderilmiş ve ilgili komisyon, saat 17’de bu yasa
tasarısını görüşmek üzere komisyonu toplantıya çağırıyor. Aynı yasa, iki gün
sonra ve Meclisin son çalışma günü olan 16 Temmuz günü Genel Kurula
getiriliyor, Genel Kurulda da görüşmeden kaçırılarak kabul ediliyor.
Bir komisyon başkanı, öncelikle komisyon üyelerinin
çalışabilme ortamını sağlamak zorundadır. Bir yasa teklifi, komisyon üyeleri
inceleyebilme fırsatı bulamadan, o komisyonda eğer o yasa teklifi
görüşülüyorsa, komisyon başkanı, önce kendi üyesi olan komisyon üyelerine saygı
duymuyor diye görüyorum.
Peki, bundan ders alınmış mı; hayır. Bugün görüştüğümüz
bu yasa tasarısı da -Sayın Ülkü de biraz önce bahsetti- Komisyon üyeleri
inceleme fırsatı bulamadan, Komisyon üyelerine bu yasa taslağı gönderilmeden,
toplantı anındayken, beyler, bunu da kabul edelim… Komisyon Başkanı ve siyasî
iktidar, acaba, parlamenterleri, onama makamı mı görüyor?! O parlamenterin,
hele hele komisyon üyesinin, o yasa teklifini inceleyebilme hakkını niye gasp
ediyor?! Böyle bir komisyon başkanı olmaz! Önce, komisyon başkanı, o olanağı, o
ortamı sağlamak zorunda.
Peki, bundan
vazgeçtik; bu yasa teklifi milletvekillerince getirilmiş. Aynı gün Türkiye
Büyük Millet Meclisine geliyor, aynı gün komisyona. Pek çok saygıdeğer
milletvekili kanun teklifi verdiniz, hepimiz de… Bunların hiçbiri, komisyon
gündemine gelip, o, İçtüzükte belirtilen süre içinde incelenmiyor; ama, bu,
sanki bir sürat hızıyla, Meclis Başkanlığı, Komisyon Başkanlığı, süre tanımadan
komisyonda görüşün ve Genel Kurula getiriliyor.
Ben, öncelikle,
bu yasa teklifini veren değerli milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Uygulamadan dolayı yasada boşluk doğacak diye biz bunu hazırladık diyor. Peki,
bu değerli milletvekillerimizin aklına bu yasadaki boşluk gelirken, saygıdeğer
hükümete, İçişleri Bakanlığının bürokratları, böyle bir yasa teklifini niçin
hazırlama ihtiyacı duymadılar?! Yani, oluşmuş teknokrat bir kadro bunu
düşünemiyor, değerli 7 milletvekilimiz bunu düşünüyor. Öncelikle, onları
kutlamak istiyorum; ama, acaba öyle mi; onda da tereddütlerim var. Niçin
derseniz; aynı gün, o tasarı, Komisyona geldiğinde, hükümetin temsilcisi aynen
şunu söylüyor… Onu inceleme fırsatı bulmuş demek ki; sayın hükümet temsilcisi
ya çok zeki -ki, bizim bürokratlarımız çok zekîdir, buna inanıyorum- onu
inceleme fırsatı bulmuş ve aynen şunu söylüyor: “Görevden uzaklaştırma yetkisi
veriyordu; Anayasa Mahkemesi görevden uzaklaştırma yetkisini değil, uzaklaştırılanlar yerine, yeni atama
yetkisini iptal etti; yani, görevden uzaklaştırmayı yerinde buldu.” Nasıl
incelediniz, ne zaman incelediniz?! Acaba, Komisyonca, Bakanlığa bu yasa
taslağı daha mı önce gönderildi; yoksa, şimdiye kadarki uygulamalarda olduğu
gibi, Bakanlık hazırlayıp, onu, birtakım milletvekillerinin teklif olarak mı
sunma ihtiyacı duydu?!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, lütfen toparlayabilir misiniz;
buyurun.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Şahsım adına da var Sayın
Başkanım.
Bu, yanlış bir uygulamadır. Eğer hükümetin tasarısıysa,
hükümet tasarısına sahip çıkmalıdır; eğer değerli milletvekillerimizin
teklifiyse -ki, onlara teşekkür ediyorum- hükümetin İçişleri Bakanlığının
düşünemediği bir olayı, değerli 7 milletvekilimiz düşünüyor; o zaman, onları
kutlarken, Sayın Bakanımın da bürokratlarını bu konuda ikaz etmesi gerektiğini
de belirtmeden geçemeyeceğim.
Şimdi, tartışılmadan, görüşülmeden, katılım sağlanmadan
yasayı görüşüyoruz. Halbuki, bu görüştüğümüz kanun maddesi sivil toplum
örgütleri. Parlamentonun katkısından uzak kaldığınız bir ortamda, sivil toplum
örgütlerinin düşüncesine değer verilir mi derseniz, onun takdirini, siz değerli
parlamenterlere bırakmak istiyorum.
Sevgili arkadaşlar, bu, işte, tartışmadığınız, katılımı
sağlayamadığınız, yeterince inceleyemediğiniz anda, bu Parlamento çok çalışmış
gibi gözükebilir; ama, yasalar, ya Anayasa Mahkemesinden…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, sizden önce de şahsı adına söz
isteyen arkadaşlar var; buyurun.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Ben, sözüme biraz sonra tekrar
devam edeceğim.
O zaman, yasalar, ya Sayın Cumhurbaşkanından veya Anayasa
Mahkemesinden geri dönüyor. İşte, biz, çıkardığımız bir yasayı ikinci sefer
görüşüyoruz, devlete yük oluyoruz. İnceleyemediğimiz, hukuk araştırması
yapamadığımız zaman, hem kendimizi yoruyoruz hem de, açıkçası, sınıfta kalan
bir parlamento durumuna düşüyoruz.
Konuşmama, şahsım adına devam edeceğimden dolayı,
şimdilik ara veriyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünlütepe.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Adana Milletvekili
Sayın Recep Garip; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
RECEP GARİP (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; evet, görüştüğümüz derneklerle ilgili yasanın son konuşmalarını
yapıyoruz. Burada çok fazla üzerinde durulmasını gerekli görmüyorum; ama, bir
kayyım ataması olacak. Bununla ilgili bir değişikliktir; dolayısıyla, bu, gerekli. Bütün dernekler
için gerekli ve sivil toplum örgütlerinden bahsediyoruz, demokratikleşmeden
bahsediyoruz ve hep öteden beri, nedense, gelen yasaların hiçbir tanesinin
üzerinde çalışılmadan gelindiği söyleniyor. Böyle değil; her türlü çalışmalar
yapılıyor, bütün tedarikler yapılıyor ve buraya geliyor.
Yasanın hayırlı olmasını diliyorum. Saygılar sunarım. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Garip.
Şahsı adına söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın
Mücahit Daloğlu…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Konuşmuyor Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Daloğlu.
Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç?.. Yok.
Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan?..
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Konuşmayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.
Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Eraslan?..
Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe;
buyurun.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli
üyeler; kaldığım yerden devam etmeye
çalışacağım ve kısa tutacağım.
Tabiî, o yeterince araştırma yapılmadan çıkartılan bu
yasa, Anayasa Mahkemesince, Cumhuriyet Halk Parti Grubunun açtığı her iki
davada da öncelikle yürütmeyi durdurma kararı verdi ve bugün görüşülmüş yasayı
da iptal etti. Büyük bir ihtimalle, 10 ve 13 üncü maddelerde de iptale gidecektir.
Bu, yeterince komisyonlarda tartışılmamanın getirdiği bir eksiklik, yeterince
Parlamentoda tartışma ortamı yaratılmadan yapılan bir işlemin sonucu olarak
yorumlamak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bu kanunun 4 üncü maddesinde aynen
şöyle söylüyor: “Her derneğin bir tüzüğü bulunur. aşağıda gösterilen hususların
da belirtilmesi zorunludur” diyor. Bunun (f) bendinde, ne şekilde, ne suretle
seçileceği belirtilmektedir.
Şimdi, sivil toplum örgütlerinde önemli olan husus, iç
dinamizmdir. Bu dernekler, Anayasamızın İkinci Kısmında “Temel Haklar ve
Ödevler” bölümünde yer almıştır, yani “Temel Haklar ve Ödevler” bölümünde; onun
İkinci Bölümünde “Kişinin Hakları ve Ödevleri” kısmında değerlendirilmiştir,
önemli bir yeridir. Temel hak ve özgürlüklere müdahale, hukukun üstünlüğünü ve
hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz; önce bunu kabul etmek zorundayız.