BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati :
15.00
7 Haziran 2006
Çarşamba
BAŞKAN :
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER .
Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
-----0-----
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci
Birleşimini açıyorum.
BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.
Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını
görevli personel aracılığıyla 5 dakika süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
vardır ve görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı
söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, üniversitelerimiz ve YÖK uygulamaları
hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’ya aittir.
Buyurun Sayın Uzunkaya.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; rektör atamaları ve YÖK’ün icraatları üzerinde gündemdışı söz
almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasal kurum ve
kuruluşların hiçbirisinin diğerinin alternatifi…
BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, bir saniye…
Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda büyük bir uğultu
var, sayın hatibin konuşması anlaşılamamaktadır.
Buyurun Sayın Uzunkaya.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Değerli milletvekilleri,
anayasal kurum ve kuruluşların hiçbirisinin diğerinin alternatifi, karşıtı ve
görev alanı dışındaki bir sahayı kullanım hakkı olmadığı gibi, kuvvetler
ayrılığı prensibinin de, kuvvetlerin birbiriyle didişmesi, sürtüşmesi, kavgası,
anayasal hakkı olmadığı halde diğerlerinin sorumluluğunu bigayri hakkın
tecavüzü de değildir. Millî iradenin tecelligâhı olan Yüce Parlamento, doğrudan
gücünü haktan alan ve ona hesap veren bir kurum olmak itibariyle Anayasa ve
yasalar çerçevesinde yasama ve yürütme görevini ifa ederken, elbette diğer
anayasal kurum ve kuruluşlarla ciddî bir uyum içinde hareket etmelidir ve
etmektedir de. Nitekim, mevcut Seçim Kanunu çerçevesinde 3 Kasım 2002’de şekillenen
Parlamento, Anayasayı değiştirecek ciddî çoğunlukla bir iktidar çıkarmış, kendi
taahhütlerinin olması ötesinde, aziz milletin beklentisi olan çok ciddî
sorunlarını, temel insan hakları, din ve vicdan özgürlüğü bağlamındaki
taleplerini karşılamak için sandıkta sağlanan mutabakatın, yani, toplumsal
mutabakatın yanında kurumsal mutabakat aranması nezaketini, Hükümetin ve Sayın
Başbakanımızın kurumlar arası mutabakat talebini hâlâ birkısım kurumlar
algılayamamış, anlayamamış, bunun Hükümet tarafından sunulan bir zeytin dalı
olduğu idrakine varamamışsa bunun kusurunu kimde aramak gerekir, doğrusu merak
ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde iş dünyasıyla ilgili bir önemli
derneğin “Hükümet gerilim ve bizden-sizden ayrımı yapıyor” ifadesini anlamak bu
bağlamda hiç mümkün değildir. Bir Başbakan ve Anayasayı değiştirecek Parlamento
çoğunluğu arkasında olan Hükümetin, gücünü kullanarak, yasal düzenlemelere
girmeden kurumsal mutabakat talebini araması hangi izan ve şuurla gerilim
olmakla ifade edilebilmektedir?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1992 yılında
kurulan yeni üniversitelerin rektörleri hangi şekil ve usul çerçevesinde
atanmışsa, aynı usul ve çerçevede 5467 sayılı Kanunla kurulan 15 yeni
üniversitemizin rektörlerinin atanması öngörülmüştür. Hükümetin teklifi,
Çankaya’nın onayı aynı Anayasa ve hukuk çerçevesinde 90’ların başında ortaya
konulan uygulama hüsnükabul görmüş, ne değişmiştir ki, bugün kanun çıktığı
andan itibaren YÖK, Çankaya ve bir kısım kurum ve çevreler böyle bir atamanın
siyasî olacağı mülahazasıyla itiraz layihaları, beyanatlar, hatta tahrik edici
açıklamalar yapma gereğini duyabilmişti.
Değerli arkadaşlar, ben, bir kıyas olması bakımından
nazarlarınıza, ıttılanıza iki belgeyi arz etmek istiyorum. Bunlardan birisi
3826 sayılı Kanundur; yayımı tarihi 7.7.1992’dir. Çok iyi hatırlayacak o gün
Parlamentoda bulunan bir kısım milletvekilleri. Hatta, bazı partilerin genel
başkanları o gün iktidar ortağı ve sorumluluğu içerisindeydi. O günkü rektör
atamalarıyla ilgili söz konusu olan tarihte ve 21277 sayılı Resmî Gazetede
yayımlanan Kanunun geçici maddesindeki hükmüyle, yine 3.1.2006 tarihinde; yani,
bu Parlamento ve Hükümet döneminde çıkarılan Kanun ile yapılan atama teklifi
arasında bir ibare farklılığı var mıdır, bilgilerinize arz için söylüyorum.
Aynen deniyor ki, 92’deki değerlendirme, yasa metni:
“Yeni kurulan devlet üniversite ve yüksek teknoloji enstitülerinin kurucu
rektörleri iki yıl için Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanın önereceği üç isim
arasından Cumhurbaşkanınca atanır.” Bu, 92’de değerli Parlamentomuzda bulunan
değerli genel başkanların da o gün hükümet ortaklığı ve sorumluluğu taşıdığı
bir dönemdeki çıkan yasadır. Bizim; yani, 3.1.2006’da çıkardığımız ve bugün
Anayasa Mahkemesinden…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - …henüz gerekçesi açıklanmamış
olan bir nedenle iade edilen yeni 15 üniversite rektörünün atanmasıyla alakalı
bu 15 il ve Türkiye; hatta, onların bağlantıları olan üniversitelerde mezuniyet
günleri geldiği halde çocukların nasıl mezun olacağı tartışmaları, basını
kaotik bir ortama dönüştürüp tartışır hale getiren bu olayda bizim
çıkardığımız; yani, bu Yüce Parlamentonun çıkardığı yasa metni, ikisini yan
yana koyarsanız “teknoloji enstitüsü hariç -ki, bunların içinde yoktu- bu
Kanunla kurulan üniversitelerin kurucu rektörleri iki yıl için Millî Eğitim
Bakanı ve Başbakanın önereceği üç isim arasından Cumhurbaşkanınca atanır”
denmektedir. Allahaşkına, soruyorum, insafınıza, izanınıza, anlayışınıza,
idrakinize, ıttılaınıza arz ediyorum, her iki yasanın metinleri arasındaki fark
nedir? Anayasa Mahkemesi aynı Anayasa Mahkemesi, Anayasal kurumlar aynı
Anayasal kurumlar, Meclis aynı Meclis, aynı Meclisin içinde hatta bazı
vekillerin, bugünkü iktidarın çoğunluğunun bulunmadığı bir zeminde
muhalefetteki çok değerli milletvekillerinin bazılarının bulunduğu ve hükümet
ortaklığını o günkü şartlarda üstlendiği, hatta liderlerinin bulunduğu bir
zeminde bu olayın bugün 15 ilimizde ve 15 üniversitede, ama onların bağlı
fakülteleriyle birçok üniversitemizi ilgilendiren ortamda bir kaos oluşturmanın
ve “bu böyle olmaz” mantığının hangi iradeyle ortaya konduğunu iktidarıyla
muhalefetiyle aziz milletin de idrakine takdim etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, YÖK, kendisini siyaset makamının
yerine, üzülerek söylüyorum, koymuş, hiçbir siyasî partinin, siyasî ve yıpratma
amaçlı muhalifi olan bir partiyi yapamayacağı kadar ağır isnat ve iftiralarda
da, üzülerek söyleyeyim, bulunabilmiştir. Bunların en bariz örneğinden birisi
-vaktim yok, okuyamıyorum- Sayın YÖK Başkanvekili İsa Eşme’nin ikinci ayın 18’i
2006 tarihinde Reuters Ajansına verdiği bir açıklamadır ki, bir hilkat garibesi
açıklamaktır, İngilizce metni de buradadır. Bu kadar garip bir açıklamayı yapan
YÖK Başkanvekilinin…
NAİL KAMACI (Antalya) – İngilizce’yi bırak, Türkçe’yi oku
da anlayalım.
BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri!..
MUSA UZANKAYA (Devamla) – Efendim, Türkçe’si de basında
var, İngilizce’si de…
Değerli arkadaşlar, bu anlayış şunu ortaya koymaktadır:
Elbette YÖK Başkanı veya Başkanvekili siyasal içerikli açıklamalar yapabilir;
ama, o makamda bulunduğu sürece değil. Gelir burada iktidar veya muhalefet
partisinde yer alabileceği bir yer bulur, istifa eder, görevi diğer siyasîler
gibi siyasî yaklaşım olur. Ama bu tür çirkin isnatlarda bulunmaya hakkı yoktur
ki, o ifadeyi ben burada kullanmaktan teeddüp ediyorum.
MEHMET IŞIK (Giresun) – Neden ısrar ediyorsunuz? Bu
ısrarınız ne?
MUSA UZANKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız,
Batı ülkelerinde, hatta ABD ve bazı Uzakdoğu ülkelerinde YÖK benzeri bir
kuruluş olmamakla beraber, bu tür koordinatör kurumlara ve rektörlüğe atama
usulleri nasıl cereyan etmektedir…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, teşekkür için, lütfen… Yeteri
kadar fazla…
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Kısaca alıntı yaptığım kaynağın
Ordinaryüs Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın, bu eserinde, günümüzde rektör seçimi
ve atama krizleriyle alakalı değerlendirmesini ıttılaınıza arz ediyorum ve
okumanızı tavsiye ederim. Sayın İhsan Doğramacı, tüm Batı üniversitelerinde
hangi tür rektör ataması olduğunu beyan ediyor. Burada bütün belgeleriyle var.
Bizdeki atama usulüne benzer ne Avrupa ülkelerinde ne Amerika’da ne de Japonya
ve daha açığı, ilk 500 dünya üniversitesini içinde bulunduran ülkelerin hiçbirisinde
böyle bir atama usulü yok. Ancak, bu 500 üniversite içerisine üniversite
koyamayan Türkiye’dir ki, böyle bir
-üzülerek söyleyeyim- bağnazlık mantığı içerisinde rektör ataması
yapabilmekte, hatta, geçtiğimiz günlerde, Dumlupınar Üniversitesindeki bir
öğretim görevlisi, 36 yıldır üniversitede hocalık yapan, Evrim ve Yaratılış
Teorisiyle ilgili kitabı 16 yıldır üniversitelerde okutulduğu halde “dünya
dönüyor” diyenleri mahkûm eden Galileo mantığıyla, bu Hoca Efendiyi de, Prof.
Dr. Adem Tatlı Hocayı da kapının önüne koyabilmiştir.
Değerli arkadaşlar, Galileo’i şu veya bu şekilde infaz
edilmiş olabilir; ama, dünya dönüyor ve dönmeye devam edecektir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunkaya.
NAİL KAMACI (Antalya) – Sayın Başkan, üçbuçuk yıllık
dönem içerisinde, siz, üç kere hiç uzatmadınız daha. Bugün, ilk defa,
gündemdışı konuşmalarda 3 dakika uzattınız.
BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen oturur musunuz.
NAİL KAMACI (Antalya) – Oturmam.
BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz sayın milletvekili.
NAİL KAMACI (Antalya) – Hayır efendim…
Bu tutumunuz hakkında…
BAŞKAN – Sayın Kamacı…
NAİL KAMACI (Antalya) – Hayır efendim…
Tutumunuz yanlıştır; onu uyarmak istiyorum.
BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz Sayın Kamacı.
NAİL KAMACI (Antalya) – Çünkü, benim de konuşmalarımda, 1
dakikayı geçirmediniz.
BAŞKAN – Gündemdışı ikinci söz, uyuşturucu kullanımının
yaygınlaşması hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’e aittir.
Buyurun Sayın Ersin. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bugün, aynı konuda iki üç ay önce huzurunuza gelmiştim ve
ihtiyaç olduğu için, vicdanım rahat etmediği için iki üç ay önce gündeme
getirdiğim sorunu sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, ilköğretim sıralarına kadar indiği
bilinen ve toplumu çürüten uyuşturucu sorunu, maalesef, bir çığ gibi büyüyerek
üstümüze geliyor. Bugün sokaklar ve caddelerde can ve mal güvenliği yoksa,
bunun önemli nedenlerinden biri de uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmış
olmasıdır; çünkü, uyuşturucu maddeler sadece kullananın bedenine zarar vermekle
kalmıyor, aynı zamanda başka suçların da tetikleyicisi durumunda.
Değerli milletvekilleri, üç yıldan beri bu uyuşturucu
konusunda çalışıyorum. Bu sürede bağımlılarla, onların aileleriyle, sokakta
uyuşturucu madde satanlarla ve emniyetten görevli kişilerle, yetkili kişilerle
görüşmeler yaptım.
Değerli milletvekilleri, görünen şudur: Sadece polisiye
önlemlerle uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasının önüne geçmek mümkün
değildir. Kuşkusuz, polisiye önlemler gerekli; ama, bazı başka önlemler alarak
bu mücadeleyi sürdürmek lazım. Öncelikle yapılması gereken, kuşkusuz, pazarı
daraltmak, uyuşturucu tacirlerinin hedefi olan çocuklarımızın ve gençlerimizin
uyuşturucu madde kullanmanın kendi bedenlerinde, ailelerinde ve toplumda ne tür
sorunlara neden olduğuna ilişkin bilgilendirilmeleri ve bilinçlendirilmeleri
gerekir.
Değerli milletvekilleri, yine, bu çalışmalarım sırasında
öğrendim, bazı polis şefleri, müdürleri, meslekte başarılı olmak için, bu
anlamda başarılı görünmek ve yükselmek için uyuşturucu baronlarıyla pazarlıklar
yaparak sipariş operasyonlar yapıyorlar. Bu yolla elde edilen uyuşturucuların 5
misli de piyasaya sürülüyor. Örneğin, bir yılda, eğer 1 ton uyuşturucu madde
ele geçirilmişse, bilin ki 5 ton da piyasaya sürülmüştür. Böylesine ciddî ve
önemli bir tehlikeyle karşı karşıyayız sayın milletvekilleri.
Değerli arkadaşlarım, bakın, 13 Ocak 2004 tarihinde bir
araştırma önergesi verdim. Önergem burada. Bu önergemin konusu, gençlerimiz ve
çocuklarımız arasında gittikçe yaygınlaşan uyuşturucu kullanımının nedenleri
ile buna karşı alınması gereken önlemlerin tespiti ve uyuşturucu bağımlılarının
tedavisinde karşılaşılan sorunların da tespiti ve çözümlerinin bulunması için
bir araştırma önergesi açılmasını istedim; 13 Ocak 2004 tarihinde. Bu önergem…
Bu önergeden sonra, uzunca bir süre gündeme alınmayınca bu konu, geçen yıl,
daha doğrusu geçtiğimiz eylül ayında, İzmir’de, eşim ve üniversite öğrencisi
iki kızımla birlikte, bu araştırma önergesinin bir an önce ele alınması için
Meclisi göreve çağıran bir imza kampanyası başlattık ve üç günde 46 085 imza
topladık değerli arkadaşlarım. Anne babalar son derece de tedirgin.
Keza, bununla da yetinmedim, o imzaları alıp Meclise
getirdim -ki, imzalar halen odamda- Sayın Meclis Başkanımızla yüz yüze ve
telefonla olmak üzere iki kez görüşme yaptım. Sayın Başkan, Meclis Başkanımızın
bu konuda ne kadar duyarlığı olduğunu biliyorum ve bir çaba içinde olduğunu da
biliyorum; ama, sonuç alamadım. Keza, AKP’nin grup başkanvekilleriyle, bazı
arkadaşlarımızla, bazı grup başkanvekilleriyle görüştüm, bu sorunun bir an önce
ele alınması için ricalarda bulundum; ama, bir türlü sonuç alamadım. Konuşmalar
yaptım Mecliste, basın toplantısı yaptım, Anayasanın ve Meclis İçtüzüğünün bir
milletvekili olarak bana verdiği bütün yetkileri kullandım; ama, maalesef,
Meclis bürokrasisini açmak mümkün değil. Şu an, aradan yirmisekiz ay geçtikten
sonra, bu Meclis araştırma önergem, gündemin 114 üncü sırasında bekliyor. Ekim
ayında 117 nci sıradaydı, sekiz ayda ancak üç sıra ilerleyebildi değerli
arkadaşlarım; sekiz ayda üç sıra ilerleyebildi, yirmisekiz ayın sonunda 114
üncü sıraya gelebildi.
Değerli arkadaşlarım, bir araştırma önergesinin görüşülme
süresi, şu Meclis aritmetiği içinde, toplam 90 dakikadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ersin, lütfen tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
AHMET ERSİN (Devamla) – Bu Meclis, Van Gölü canavarını
araştırma komisyonunu kurdu geçtiğimiz yıllarda; ama, 73 milyon insanımızı
ilgilendiren, çocuklarımızı, gençlerimizi tehdit eden böyle önemli bir sorunu
ele almak için, yirmisekiz aydan beri, bu Meclis, 90 dakikasını harcamadı ve
yine bu Meclis, Sami Ofer’e kıyak yapacak yasaları, Unakıtan yasalarını
görüşmek için gece yarılarına kadar çalıştı; ama, yirmisekiz aydan beri,
kadın-erkek, genç-ihtiyar 73 milyon insanımızı ilgilendiren bu önemli sorunu
ele alabilmek için, yirmisekiz aydan beri, 90 dakikasını ayıramadı; 90 dakikayı
bu soruna ayırmadı değerli arkadaşlarım.
Değerli milletvekilleri, dolayısıyla, insan ister istemez
düşünüyor; ya, bu Mecliste uyuşturucu baronlarının lobisi mi var, nedir? Niçin
bu olay, bu sorun, bu önemli sorun, bu kadar süreden beri ele alınmıyor?
Anlamak mümkün değil.
Değerli arkadaşlarım, yirmisekiz ayda, kaç çocuğumuzun,
kaç gencimizin uyuşturucu tacirlerinin tuzağına düştüğünü biliyor muyuz; bunu
bilen var mı? Ve eğer, bu araştırma önergesi bir an önce ele alınsaydı,
görüşülseydi ve komisyon kurulsaydı, tespit edilecek ve hayata geçirilecek
öneriler ve önlemlerle, acaba, kaç çocuğumuz, gencimiz uyuşturucu tacirlerinin
tuzağına düşmekten kurtarılabilirdi, bunu bilen var mı?
Değerli arkadaşlarım, ertelenmeye tahammülü olmayan,
canım bir ara bakarız adam sendeciliğine tahammülü olmayan önemli bir sorunla
karşı karşıyayız. Çocuklarımız tehlikede, çocuklarımız ve gençlerimiz tehdit
altında.
Hiç kimse, benim başıma gelmez, benim çocuğumun başına
gelmez demesin değerli arkadaşlarım; Geçmişte yaşanan örnekleri biliyoruz.
Neden bu kadar duyarsız kalınıyor bu soruna bilemiyorum. Yani, Türkiye’nin
kalbi olan, Türkiye’nin sorunlarını çözmekle yükümlü olan, insanlarımızın,
yaşayanlarımızın, vatandaşlarımızın, halkımızın sorunlarını çözmekle yükümlü
olan bir Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 73 000 000 vatandaşımızı
tedirgin eden, çocuklarımızı, gençlerimizi tehdit eden böylesine önemli bir
sorunu yirmisekiz aydan beri niçin ele almadı, neden yirmisekiz aydan beri 90
dakikasını bu soruna ayırmadı, anlamak mümkün değil.
Değerli arkadaşlarım, umarım, bundan sonraki günlerde, bu
uyuşturucu sorununu, 73 000 000 insanımızı ilgilendiren, tedirgin eden bu
önemli ve ciddî sorunu bir an önce ele alırız. Meclisimiz, Türkiye Büyük Millet
Meclisimiz bu sorunu artık ertelemez, bir an önce ele alır…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ersin, lütfen…
AHMET ERSİN (Devamla) – Teşekkür edip bitireceğim.
…komisyonu kurar ve bu sorunu, gittikçe yaygınlaşan bu
uyuşturucu kullanımına karşı alınması gereken önlemleri tespit eder.
Sayın Başkana bana bu fırsatı verdiği için teşekkür
ediyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ersin.
Gündemdışı üçüncü söz, Mersin İlindeki göç sorunu ve
çözüm önerileri hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Hüseyin Güler’e
aittir.
Buyurun Sayın Güler.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar;
Türkiye’nin temel sorunlarından bir tanesi de göç sorunu. Bunlardan da en büyük
nasibini alan; ama, olumsuz nasibini alan illerimizden bir tanesi de Mersin.
Zaten, bu sorun, sadece bir Mersin’in sorununu içermiyor;
çünkü, başta Güneydoğu Anadolu olmak üzere, birçok illeri de beraberinde
kapsamakta, etkilemekte ve Türkiye, Mersin üzerinden de, ciddî anlamda olumsuz
etkilenmekte.
Mersin’de, 1940’tan itibaren, sürekli, nüfus artışı,
Türkiye ortalamalarının -yaklaşık- hep üzerinde olmuştur. 1980 sonrası yaklaşık
850 000 olan Mersin nüfusu, bu süre içinde, 2005 yılında yaklaşık 2 000 000
nüfusa ulaşmıştır. Buna baktığımızda, Mersin’deki bu yoğun artışın ve her
şehrin taşıma kapasitesi olduğu gibi Mersin’in de taşıma kapasitesi göz önüne
aldığımızda beraberinde ciddî sorunlar doğurmaktadır. Bugün, kontrolsüz göç
sosyal patlamalara ve çeşitli işsizlik gibi kültürel değerlerin de yozlaştığı
bir sürece ciddî anlamda olumsuz etki yaratmaktadır.
Mersin’e göçün en önemli ortak noktaları şunlar:
1-
Düzenli
gelirlerinin olmaması.
2-
Eğitim düzeyinin
düşük olması.
3-
Çok çocuklu
olunması, yani nüfus olarak yoğun bir aile ortamına girmesi.
4-
Daha önce şehirde
yaşamış olmamaları.
Böyle, 4 ortak özellikle baktığımızda,
Mersin Merkez ve Tarsus İlçemiz başta olmak üzere 64 mahallemizin Mersin
Merkezde, 34’ü getto diyeceğimiz bu mahallelerden oluşmakta. İkincisi,
Tarsus’ta da, aynı şekilde, yaklaşık 45 mahallesinden 12’sinde böyle mevcut.
Tabiî ki, göçün sosyal yaşama etkileri
de var. Yoğun göç sonucu, işsizlik, çarpıcı kentleşme, eğitim, sağlık
hizmetlerinde yetersizlik ve aile bütünlüğünün bozulması gibi sosyal sorunlarla
beraber, göçle gelen nüfusun büyük bir bölümünün eğitim düzeyinin düşüklüğü ve
vasıfsız iş gücü durumunda olması, kentle uyumlarını zorlaştırmış, bunun
sonucunda kutuplaşmalara sebep olmuştur.
Yaşanan bu yoğun göç dalgası nedeniyle,
şehrin sosyal dokusu bozulmuştur. Gerek altyapısı gerek üst yapısı dediğimiz
kamu kurumlarının hizmetteki aksamaların ve kalitenin düşüklüğü, Mersin’de
ciddî sosyal patlamalara vesile olmuştur.
Bugün, bu soruna fırsat bulduğumuz da,
bu kısa aralık içerisinde, çözüm önerilerimiz olacaktır. Göçle gelenlerin kente
uyumu için bugüne kadar çeşitli mikro çalışmalar, projeler yapılmış; ancak,
ihtiyacı karşılamada yetersiz kalınmıştır. Göçle gelenlerin oluşturduğu mahallelerde
altyapı eksikliği, sağlık, aile planlaması, halk eğitimi ve meslek eğitimi
konularında eğitim merkezlerinin oluşturulmaması, istihdamı artırıcı
yatırımların artırılmaması ve Bu bölgede yaşanan kısır döngü süreci
değerlendirdiğimizde, çözüm önerilerimize temennimiz, tabiî ki bu çözüm
önerilerine önce Hükümetin, yani, siz AKP’lilerin; ama, baktığımızda, bu soruna
bir yürütme olarak ne kadar duyarlılığını, inşallah, temennimiz, sorunlarda
çözüm önerilerinde katkısıyla göreceğiz; ama, bizler var gücümüzle sorunları
sizlerle paylaşırken, kamuoyu yaratılmasını da dikkate alırken, Meclisin
gündeminde yürütmenin ağırlığını hissediyoruz. Bu tür konular sanki o kadar
önemsizmiş gibi, çözüm önerilerimize dahi kulak tıkamaya devam ettiniz.
Bugün soruna çözüm için, bölgemize, Hükümetin ekonomik ve
sosyal içerikli eylem planları yürürlüğe bir an önce konulmalı. Sosyal içerme
ve kalkınma ajansları gibi, somut projelerde Mersin İline öncelik verilmelidir.
Daha önce Millî Güvenlik Kurulunun kararında da Mersin, öne alınması gereken,
önce değerlendirilmesi, teşvik gibi birçok kamusal anlamda hizmetin kalitesinin
yükseltilmesi için dikkate alınması illerin başında algılandı.
Türkiye’nin potansiyel sorunları açısından baktığımızda,
Mersin’de çıkan en ufak bir kıvılcım Türkiye’yi etkilemektedir. Bu doğrultuda,
sosyal içerme ve kalkınma ajansları gibi somut konularda temennimiz, birazdan
inşallah, Hükümet yanıt verirse -vereceğini de zannetmiyoruz; çünkü, muhatap
olma gibi bir derdi yok, böyle bir sorunu yok- bu konuları da Mersin halkına
müjde olarak verir, biz de kendilerini alkışlarız, burada da saygıyla baş tacı
ederiz.
Ülkemize içgöç ana merkezlerinde yaşanan sosyal uyum
sorunlarını hafifletmek ve gelenlerin kentle sosyal entegrasyonunu hızlandırmak
için Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin kontrolünde, Avrupa Birliği malî
yardımlarıyla desteklenen sosyal içerme projeleri uygulamaları başlamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Güler, buyurun.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
Birinci etapta, 12,5 milyon eurolu bütçeli olarak
Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep ve Erzurum illerinde 2006 yılında başlatılmış
ve 24 ay sürecek.
Bugün ikinci etap dediğimiz 36 milyon euroluk bütçesi
olacak şekilde de, 2007 yılında başlatılmak üzere yeni ikinci bölge illeri
diyebileceğimiz, bunların arasında İstanbul, Ankara, İzmir gibi illerin yanına
Mersin’in de mutlaka alınması gerekmektedir.
Mersin’in temel sorunlarından biri işsizliktir.
İstihdamın artırılacağı ve özellikle, bölgenin lojistik sürecini de göz önünde
bulundurduğumuzda, istihdamı artıracak teşvik planlarının bir an önce bölgesel
ve endüstriyel alanlarda da seçici bir boyutla öne alınmalıdır. Bu projelerin
hayata geçirilmesi için Mersin İlinin altını tek olarak çiziyoruz, Avrupa
Birliği fonlarından ve ulusal destekli hükümet bütçelerinde de göz önünde
bulundurarak, bunun öne alınması ve Mersin’in dikkate alınması gerekmektedir.
Bunlara duyarlılığınızı göstereceğinizi, inşallah, görürüz. Ama, göreceğimizden
de şüphemiz yok. Mersin’de en ufak bir bayrak krizi tüm Türkiye’yi sarstı. Bu
Mersin sahipsiz kaldı sayenizde. AKP’nin ikinci adamı, yani, Genel Başkan
Yardımcısı da Mersin’in milletvekili olmasına rağmen. Başta limon gibi,
narenciye üreticilerinin sorunlarına kaldınız, çözmediniz. Kentsel dönüşüm
projelerinin, getto projelerinin çözümü için duyarsız kaldınız. Eğitim
sürecinde öncelik olmasına rağmen birçok alanda kamusal barışı bozdunuz.
Temennimiz Mersin’e sahip çıkılması; ama, bizler şunu
söylüyoruz: Mersin sahipsiz değil. Bizler, her türlü alanda Mersin’in
sorunlarını yapıcı çözüm önerileriyle beraber kamuoyuyla paylaşacağız. AKP’nin
ve başta da hükümetin duyarlılığını bekliyoruz. Mersin’de ciddî anlamda
geçtiğimiz günlerde, yine, bir patlama olayı oldu, çünkü, her an müsait. Ben
burada tekrar Mersin halkına geçmiş olsun diyorum. Bir an önce faillerinin de
bulunması ve kamu vicdanının rahatlatılması gerekmekte. Potansiyel tehlike
olarak Mersin ele alınmamalı. Kendi içine bunca göçü almalarına karşın barış
içerisinde yaşayan Mersin halkının huzurunu bozmak isteyen kesimlere de asla
izin verilmemeli; ama temennimiz, Mersin’e projeler bazında sahip çıkılması.
Kamu imkânlarının, öncelikli olarak, Mersin’e aktarılması ve bu sosyal
projelerin bir an önce hayata geçirilmesi ve Avrupa Birliği fonundan ikinci
etap illerin kapsamı içerisine Mersin’in de alınması gerekmektedir. 2007 yılına
kısa bir süre kaldı. 2007 yılında, herhalde, sizin iktidarınız olmayacak, bu
doğrultuda da, inşallah, bu bize kısmet olacak ve bunu Mersin olarak da…
SABRİ VARAN (Gümüşhane ) – Öyle bir şey de ki, kendin
inan!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Gerekenin en iyisini yapacağız.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güler.
Gündemdışı konuşmaya, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir
Aksu cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Mersin Milletvekilimiz Sayın Dr.
Hüseyin Güler arkadaşımızın “Mersin’de göç sorunu ve çözüm önerileri” konulu
gündemdışı konuşması üzerine söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce,
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Özellikle, ülkemizde, 1980 ve 90’lı yıllarda, çeşitli
nedenlerle yaşadıkları yerleri terk ederek kentsel merkezlere doğru bir göç
hareketi olmuştur. Mersin de bu göçü önemli ölçüde alan illerimizin başında yer
almaktadır. Kentlerimizin taşıma kapasitesinin düşüklüğünden dolayı, bu nüfus,
gecekondu mahallelerinde, sağlıksız çevre şartlarında ve konutlarda yeterli iş
ve gelir imkânlarından yoksun olarak yaşamak durumunda kalmışlardır. Yaşanan bu
göçün, isteksiz, ani ve hızlı gerçekleşmesi, göçün yaratabileceği sorunları
daha da artırmıştır. Bu nüfus hareketliliğinin neden olduğu sorunları en
şiddetli yaşayanlar, göç etmek zorunda kalan insanlar olmakla birlikte, göç
hareketinin hedefi konumundaki kentler ve bu kentlerde yaşayan insanlar da, göç
olaylarından olumsuz etkilenmiş ve her kesim için kentle ilgili yaşam sorunları
artmıştır. Köyden kente göç edenlerin vasıfsız olan işgüçleri dolayısıyla,
karşı karşıya oldukları en temel sorun işsizlik olmuştur. Çoğunlukla genç ve bu
yönüyle işgücüne, ekonomik ve sosyal yaşama dinamik bir katkı sağlayabilecek bu
nüfus, kentsel yaşamın gerektirdiği şartlara uyum sağlayamadıkları için,
kentlerin sorunları daha da artmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
ülkemizde az gelişmiş yörelerden gelişmiş yörelere doğru seyreden içgöçün, Doğu
ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri başta olmak üzere, İç Anadolu ve Karadeniz’den
de Batı bölgelerine doğru olduğu görülmektedir. Ülkemizde yaşanan yoğun içgöçün
nedenlerine bakıldığında, başlıca belirleyici faktörlerin kırsal kesimdeki
hızlı nüfus artışı, kentlerin sosyal, kültürel ve ekonomik yönlerden çekiciliği,
terörden kaynaklanan güvenlik sorunları, coğrafî şartlar ve tabiî afetler
olduğu görülmektedir. Ülkemizin karşı karşıya kaldığı içgöç olgusunun, göç alan
bölgelerde ve büyük kentlerde, geçen zaman içerisinde, ekonomik ve
sosyokültürel, fizikî, asayiş ve kamu düzenine ilişkin önemli sorunlara yol
açtığı da muhakkaktır. Göç edilen yerlere uyum sorunu, kültür çatışması ve
ekonomik yetersizlikten kaynaklanan sosyal dışlanmışlık olgusu, hemşericiliği
ve belli bir yöreye aidiyet duygusunu öne çıkarmaktadır. Varoşlarda
yaşayanların sürekli bir iş ve sosyal güvenceye sahip olmaması, geçici ve
niteliksiz işlerle geçimlerini sağlamak zorunda kalmaları, kayıtdışı ekonomi ve
marjinal sektörlerin artmasına da neden olmaktadır. Göç eden ailelerin kentte
karşılaştıkları sosyal ve ekonomik sorunlar aile yapısını da olumsuz
etkileyerek, aile içi şiddet, ihmal, istismar ve ailelerin parçalanmasına sebep
olmakta ve beraberinde, çocukları sahipsiz ve korumasız duruma düşürmekte ve
sokağa itmektedir.
İçgöç, önemli bazı fizikî sorunlara da yol açmaktadır;
şehirlerde hızlı ve dengesiz nüfus artışı önplana çıkmaktadır. 1950-2000
yılları arasında Türkiye nüfusu yaklaşık 3 kat artarken, İstanbul, Ankara ve
Mersin İllerinin şehir nüfusları 10 kat artmıştır.
Elbette ki, iç göçün bir başka olumsuz sonucu da, asayiş
ve kamu düzenine ilişkin problemlere yol açmasıdır. Gerek ekonomik ve sosyal
nedenlerle gerekse güvenlik ve başka nedenlerle yaşanan göç olgusunun önüne
geçebilmek, yaşanmış göç olaylarının neden olduğu sorunlarla baş edebilmek için
yapılması gereken çok şeyler olduğu muhakkaktır. Ancak, bütün bunların
yapılması bütçe imkânlarıyla ilgilidir ve yılların birikimiyle oluşan bu
sorunların çözümü, uzun zaman alacak çalışmaları da gerektirmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Hükümet olarak, biz, güvenlik
politikalarını sosyal politikalarla dengeli bir şekilde yürütme gayreti içinde
olduğumuzu müteaddit defalar belirttik. Gelir dağılımının iyileştirilmesi ve
yoksullukla mücadele politikalarının başarılı olabilmesi için, Hükümetimiz
kurulur kurulmaz, Acil Eylem Planı hazırlayarak, gelir dağılımı ve yoksullukla
mücadele alanında önemli uygulamaları hayata geçirmiştir.
59 uncu Cumhuriyet Hükümeti olarak, bir taraftan, yatırım
teşvikleri, vergi muafiyetleri gibi uygulamalarla göç veren bölgelerde yeni iş
sahaları açmaya, tarım sektöründeki desteklemelerle, insanların topraklarından
göç ederek başka yerlere gitmelerinin önüne geçmeye, diğer taraftan da, çeşitli
nedenlerle göç etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın içinde yaşadıkları güç
yaşam şartlarını iyileştirmek ve onların kentsel hayat şartlarına uyum
sağlayabilmeleri konularında da çeşitli çalışmalar yapmaktayız.
Genel ekonomik kalkınma programlarının yanında, çok
önemli çalışma ve projeleri, Hükümetimiz, kararlılık ve titizlikle
uygulamaktadır.
Bu kapsamda, Toplu Konut İdaresi Kanununda yapılan
değişiklikle, TOKİ’ye, gecekondu alanlarının dönüşümüne yönelik projeleri
destekleme ve kredilendirme yetkisi verilmiştir. Yine, mahallî idare reformu
kapsamında çıkan kanunlarla, yerel yönetimlerimize, kentsel dönüşüm ve gelişim
projeleri uygulama yetkisi verilmiştir. Yine, Türk Ceza Kanununda, imar
kirliliğine neden olma fiili suç olarak tanımlanmış ve cezaî yaptırıma
bağlanmıştır. Özel koruma ihtiyacı olan veya suça karışan çocuklarla ilgili
olarak, çocuk adalet sisteminin esas ve usullerinin düzenlenmesi amacıyla Çocuk
Koruma Kanunu çıkarılmıştır. Yine, ayrıca, başta güvenlik olmak üzere, çeşitli
nedenlerle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden göç eden, köylerinden
ayrılan ailelerden gönüllü olarak geri dönmek isteyenlerin, kendi köyleri
civarında veya arazisi müsait başka yerlerde iskân edilmeleri ve gerekli sosyal
ve ekonomik altyapının tesisiyle, bu yerleşmelerde sürdürülebilir yaşam
şartlarının sağlanması amacına yönelik olarak da, 1994 yılında uygulama konulan
Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi başlatılmıştır. 2000 yılından bugüne
kadar, proje için, Köye Dönüş Projesi için, genel bütçe, il özel idareleri
bütçeleri ve sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları aracılığıyla toplam 52
117 377 YTL, yani, 52 117 377 000 000 para harcanmıştır. Yine, 2005 yılı
haziran ayında başlatılan KÖYDES Projesiyle de, bütün ülke genelinde, yolu
olmayan, sağlıklı içme suyu olmayan köy bırakılmaması kararlaştırılmış ve bu
proje de, büyük bir başarıyla yürütülmektedir. Geçtiğimiz yıl 200 trilyonun
üzerinde para harcandı. Bu yıl, 2006 yılı bütçesine de 2 katrilyon –Maliye
Bakanlığı bütçesine- ödenek ayrıldı.
Yine, değerli arkadaşlarım, 5302 sayılı İl Özel İdaresi
Kanunuyla, iş yapma fikri olup, küçük bir başlangıç sermayesine ihtiyacı olan
yoksul vatandaşlarımıza, il özel idarelerince mikrokredi verilmesi imkânı
getirilmiş, il özel idareleri, belediye ve sivil toplum kuruluşları
işbirliğiyle, Diyarbakır, Van, Şanlıurfa ve Batman gibi illerde bunun uygulanmasına da başlanmıştır.
Ayrıca, yine, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan
Zararların Karşılanması Hakkında Kanununun uygulanmasına yönelik çalışmalarla,
terörle mücadeleye ilişkin yürütülen faaliyetler kapsamında zarar gören
vatandaşlarımızın da maddî zararları karşılanmaktadır. Bu kanun kapsamında,
bugüne kadar, komisyonların almış olduğu kararlar çerçevesinde 49,6 trilyon
maddî zarar ödemesinde bulunulmuştur, 20 trilyonun ödemesi de yapılmak
üzeredir.
Yine, hepimizin bildiği Kuzey Ankara Girişi Kentsel
Dönüşüm Projesiyle, kuzey Ankara girişindeki gecekondu bölgesinin fiziksel
durumunun ve çevre görüntüsünün geliştirilmesi ve çağdaş bir kent görünümü
kazandırılması amaçlanmaktadır.
Yine Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından yürütülen bu
çalışmalar ve buna ilaveten dar gelirli ve yoksul vatandaşlarımızın konut
sahibi yapılabilmesi ve kentlerimizin çağdaş bir görünüme kavuşturulması da
hedeflenmektedir ve TOKİ, gerçekten, bu konuda başarılı çalışmalar yapmaktadır.
Ben de kendilerini tebrik ediyorum, kutluyorum.
Yine, Dünya Bankası desteğiyle yürütülen Sosyal Riski
Azaltma Projesiyle, Türkiye nüfusunun en yoksul kesimine yönelik gelir ve
istihdam sağlanması ile temel sağlık ve eğitim hizmetlerinin iyileştirilmesi
çalışmaları da sürdürülmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıfları aracılığıyla ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın ekonomik ve sosyal
yönden güçlendirilmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinden daha etkili
yararlanabilmesi maksadıyla, 2005 yılında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak
“Çeşitli Proje ve Sosyal Yardımlar” adı altında yaklaşık 2 milyar YTL -2
katrilyon Türk Lirası- tutarında bu vatandaşlarımıza hizmet sunulmuştur. 2006
yılında da aynı nitelikteki faaliyetlere devam edilmektedir. Bu kapsamda,
sağlık yardımı, eğitim yardımı, kömür yardımı ve ücretsiz ders kitabı yardımı
da devam etmektedir. Bu yıl, inşallah, lisede okuyan öğrencilerimize de
ücretsiz kitap yardımını başlatacağız.
Öte yandan, yine, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğü aracılığıyla da yaşamlarını en düşük düzeyde dahi
sürdürmekte güçlük çeken kişi ve aileler, herhangi bir sosyal hizmet kuruluşu
bünyesine dahil edilmeden kendi aile ortamında aynî, nakdî yardımlarla da
desteklenmektedir.
Az gelişmiş yörelerin ekonomik yönden kalkınmasına,
mahallî imkân ve potansiyelin değerlendirilerek yeni istihdam imkânları
oluşturulmasına ve böylece işsizlik ve yoksulluğun azaltılmasına yönelik olmak
üzere, bildiğiniz gibi, 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki
Kanunuyla bölge illeri birinci derecede teşvik kapsamına alınmıştır.
Bu çalışmaların semeresini istihdam oluşturarak almaya
başladık. Bu kapsamda, örneğin, sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki 9
ilimizde 110’u proje, 114’ü inşaat, 56’sı üretim aşamasında olmak üzere, toplam
280 sanayi tesisi çalışmaları devam etmektedir.
Yine, iç göçün yavaşlatılması için, Sekizinci Beş Yıllık
Kalkınma Döneminde, kamu yatırım tahsisleri içinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu
Bölgelerinin payı devlet tarafından özel olarak desteklenerek, yüzde 11,5’ten
yüzde 15,8’e yükseltilmiştir.
Bütün bu çalışmalara ek olarak, ülkemizde yaşanan iç
göçün yol açtığı ekonomik, sosyal, kültürel ve fiziki sorunlar ile asayiş ve
kamu düzenine ilişkin sorunların çözümü amacıyla, Bakanlığımın
koordinatörlüğünde ilgili bakanlık ve kurumlarca da müşterek bir çalışma
yürütülmektedir ve bu konu üzerinde hassasiyetle Hükümetimiz tarafından
durulmaktadır.
Görüldüğü üzere, gelişmekte olan her ülkenin karşı
karşıya olduğu iç göçün sebep olduğu sorunların çözümüne ve olumsuz etkilerinin
azaltılmasına yönelik çalışmalarımız, Hükümet olarak kararlılıkla
sürdürülmektedir ve değerli arkadaşıma da şunu ifade ediyorum; biz, hem Mersin
hem bütün illerimizle ilgileniyoruz, sahip çıkıyoruz, değerli arkadaşım
endişelenmesin.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; merkezî
idarelerimiz, valiliklerimiz, belediyelerimiz, yatırımcılarımız, sanayici ve
işadamlarımız büyük bir özveri ve şevkle, bu konularda açılım yapmak üzere
devamlı gayret göstermekteyiz.
Ben hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, bir şey söyleyebilir
miyim?
BAŞKAN – Buyurun Sayın Ersin.
AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce kürsüde
ben uyuşturucu sorununu konuştum. Sayın Bakanın ilgisi alanına giren bir
konuydu. Burada olduğu halde, uyuşturucu konusunda, uyuşturucuyla mücadele
konusunda, neden acaba Meclisi bilgilendirmedi?
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Not hazırlanmamış önüne.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) – Hayır, ben
geldikten sonra…
BAŞKAN – Sayın Ersin, o tamamen Sayın Bakanın takdiridir.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu karma
komisyonun, bazı sayın milletvekillerinin yasama dokunulmazlıkları hakkında iki
adet rapor vardır; sırasıyla okutup, bilgilerinize sunacağım.
1.-
Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz’ün
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/922) (S.
Sayısı: 1172) (x)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Yasak yerde silâh taşıma suçunu işlediği iddia olunan
Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz hakkında düzenlenen yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık tezkeresi ve eki dosya
hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, karma komisyonumuzun 3 Mayıs 2006 tarihli
toplantısında görüşülmüştür.
Karma komisyonumuz isnat olunan eylemin niteliğini
dikkate alarak Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz hakkındaki kovuşturmanın
Milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine arz edilmek üzere
Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan Kuzu
İstanbul
Komisyon Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci ve sonraki
fıkralarında kurala bağlanan yasama dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin
sorumsuz ve cezasız kalmaları için değil, görevlerini her yönden özgür,
bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini sağlamak için öngörülmüştür. Yasama
sorumsuzluğundan farklı olarak dokunulmazlık, nispî ve geçici nitelikte bir
ayrıcalıktGerek kapsamı ve kaldırılma usulü gerek uygulamadaki aksaklıklar
nedeniyle yasama dokunulmazlığı, TBMM’nin saygınlığını zedeler bir kurum haline
gelmiştir. Kamu yararı dikkate alınarak milletvekillerine görevlerinin gereği
tanınmış bir ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının, kişisel bir ayrıcalığa
dönüşmesi, bir hukuk devletinde asla kabul edilmesi mümkün olmayan bir
husustur.
Kamu yararı ile açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve
dolayısıyla “temiz toplum” özlemi aleyhine sergilenen bu ayrıcalıklı durumun
ortadan kaldırılması için gereken Anayasa değişikliğinin şu güne kadar
gerçekleştirilememiş olması karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak,
“hakkında dokunulmazlığının kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının TBMM tarafından derhal kaldırılması” kalmıştır. Bu, aynı
zamanda dokunulmazlığının kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma
hakkından bir an önce yararlanabilmelerine de imkân verecektir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa ve Adalet
Komisyonları üyelerinden kurulu karma komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği
sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
Oya Araslı M.
Ziya Yergök Feridun
Ayvazoğlu
Ankara Adana Çorum
Sezai Önder Feridun
Baloğlu Mehmet Küçükaşık
Samsun Antalya Bursa
Muharrem Kılıç Uğur Aksöz Atilla Kart
Malatya Adana Konya
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer raporu okutuyorum:
2.- Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve
Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/932) (S.
Sayısı: 1173) (x)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Hakaret suçunu işlediği iddia olunan Antalya Milletvekili
Deniz Baykal hakkında düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair
Başbakanlık tezkeresi ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, karma
komisyonumuzun 3 Mayıs 2006 tarihli toplantısında görüşülmüştür.
Karma komisyonumuz isnat olunan eylemin niteliğini
dikkate alarak Antalya Milletvekili Deniz Baykal hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine arz edilmek üzere
Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan Kuzu
İstanbul
Komisyon Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci ve sonraki
fıkralarında kurala bağlanan yasama dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin
sorumsuz ve cezasız kalmaları için değil, görevlerini her yönden özgür,
bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini sağlamak için öngörülmüştür. Yasama
sorumsuzluğundan farklı olarak dokunulmazlık, nispî ve geçici nitelikte bir
ayrıcalıktır.
Gerek kapsamı ve kaldırılma usulü gerek uygulamadaki
aksaklıklar nedeniyle yasama dokunulmazlığı, TBMM’nin saygınlığını zedeler bir
kurum haline gelmiştir. Kamu yararı dikkate alınarak milletvekillerine
görevlerinin gereği tanınmış bir ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının,
kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesi, bir hukuk devletinde asla kabul edilmesi
mümkün olmayan bir husustur.
Kamu yararıyla açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve
dolayısıyla “temiz toplum” özlemi aleyhine sergilenen bu ayrıcalıklı durumun
ortadan kaldırılması için, gereken Anayasa değişikliğinin şu güne kadar
gerçekleştirilememiş olması karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak
“hakkında dokunulmazlığının kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının TBMM tarafından derhal kaldırılması” kalmıştır. Bu, aynı
zamanda dokunulmazlığının kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma
hakkından bir an önce yararlanabilmelerine de imkân verecektir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa ve Adalet
Komisyonları üyelerinden kurulu karma komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği
sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
Oya Araslı M. Ziya Yergök Feridun Ayvazoğlu
Ankara Adana Çorum
Sezai Önder Feridun Baloğlu Mehmet Küçükaşık
Samsun Antalya Bursa
Muharrem Kılıç Uğur Aksöz Atilla
Kart
Malatya Adana Konya
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin bir önerge vardır;
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Bir bölümü ekli gerekçede belirtilen nedenlerle, 3.
5.2004 tarihinde Batman İlimizde meydana gelen patlamanın, halen devam etmekte
olan patlama tehlikesi nedenlerinin ve bu tehlikenin önlenebilmesi için
alınması gereken önlemlerin tespiti için, Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105
inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim.
1- Yılmaz Kaya (İzmir)
2- Mustafa Gazalcı (Denizli)
3- Erdal Karademir (İzmir)
4- Harun Akın (Zonguldak)
5- Bülent Baratalı (İzmir)
6- Ali Oksal (Mersin)
7- Türkân Miçooğulları (İzmir)
8- Feridun Fikret Baloğlu (Antalya)
9- Uğur Aksöz (Adana)
10- Hasan Ören (Manisa)
11- N. Gaye Erbatur (Adana)
12- Hakkı Ülkü (İzmir)
13- Ufuk Özkan (Manisa)
14- İsmail Özay (Çanakkale)
15- Mehmet Sevigen (İstanbul)
16- Erol Tınastepe (Erzincan)
17- Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
18- Osman Özcan (Antalya)
19- Yakup Kepenek (Ankara)
20- Kemal Sağ (Adana)
21- Mehmet Ziya Yergök (Adana)
22- Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
23- Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
24- Nurettin Sözen (Sivas)
25- Mehmet S. Kesimoğlu (Kırklareli)
26- Nadir Saraç (Zonguldak)
27- Mustafa Özyurt (Bursa)
28- Mehmet Mesut Özakcan (Aydın)
29- Özlem Çerçioğlu (Aydın)
30- Abdurrezzak Erten (İzmir)
31- Gökhan Durgun (Hatay)
32- Muharrem Kılıç (Malatya)
33- Ali Cumhur Yaka (Muğla)
34- İsmail Değerli (Ankara)
35- Atila Emek (Antalya)
36- Osman Kaptan (Antalya)
37- Abdulaziz Yazar (Hatay)
Gerekçe:
Batman İlimizin Şirinevler ve Cumhuriyet Mahallerinde
bulunan Toptancılar Sitesi ve civarında 3.5.2004 tarihinde büyük bir patlama
meydana gelmiş ve bu patlama neticesinde birçok işyeri büyük hasar görmüş, 3
vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 20 vatandaşımız da yaralanmıştır.
Patlamaya neden ise, iki mahallenin altına sızan petrol
türevinin yağışların artması sonucu su seviyesinin yükselmesi ve petrol
türevinin suya göre daha hafif olması nedeniyle yüzeyde sıkışmasıyla basıncın
artması ve buhar haline gelmesiyle, gaz tarzındaki bu işlenmiş petrol türevinin
ısıl bir maddenin temasıyla tutuşup yanmaya başlaması, yanma etkisiyle kapalı
alanlarda da sıcaklık ve basıncın artması sonucu patlamanın meydana gelmesi
gösterilmektedir.
Patlamadan sonra bölgede yapılan teknik incelemelerde
yoğun bir yakıt buharı kokusu tespit edilmiş ve bundan yola çıkılarak yapılan
ölçümlerde 2 195 ppm doğalgaz, 2 301 ppm benzin, 1 607 ppm LPG değerleri
bulunmuştur.
Batman Valiliği tarafından kurulan komisyon, çevredeki
benzin istasyonlarından, çok yakında olan TÜPRAŞ Batman rafinerisinden ve
TÜPRAŞ-NATO boru hattından sızıntı olabileceği ihtimalini de göz önüne alarak,
söz konusu tesislerin yakınan kuyular açarak numuneler almış, komisyonun
tespitlerine göre de, benzin istasyonlarından ve TÜPRAŞ- NATO boru hattının
bulunduğu bölgelerden bir sızıntının olmadığına karar verilmiştir; ancak,
TÜPRAŞ Batman rafinerisinin yakınlarında açılan kuyulardan alınan numunelerde
işlenmiş petrol türevine rastlanmış ve patlamanın olduğu toptancılar sitesinden
kod olarak daha yüksekte olan, rafineriden daha alt seviyede bulunan bölgeye
doğru sızıntının ve akışın olduğu tespit edilmiştir.
Patlamandan önce, toptancılar sitesindeki bu sızıntı
hakkında yerel Batman Postası Gazetesi 31.3.2003 tarihinde haber yapmış,
sitedeki bir işyerinde, işyeri sahibi ve Sanayi ve Ticaret Müdürlüğünden iki
yetkili tespit yapmış ve sızıntının olduğuna dair 1.4.2003 tarihinde bir
tutanak tutmuşlardır. Buna rağmen, bu girişimler sonuç vermemiş, hiçbir önlem
alınmasına yetmemiş ve ne yazık ki söz konusu patlama meydana gelmiştir.
Vatandaşlarımızın ve SS Batman Toptan Gıda ve İhtiyaç
Maddeleri Kooperatifi Başkanlığının, Başbakanlık ve çeşitli bakanlıklar
nezdindeki, sorunun çözümüne ilişkin başvuru ve talepleri ne yazık ki sonuçsuz
kalmıştır.
Yerel Batman Gazetesi, patlamanın olduğu günden beri
aralıksız her gün olayı “Bugün 744 üncü gün, hâlâ benzinin kaynağı bulunamadı”
şeklinde haber yapmakta ve olayı gündemde tutmaya, yetkililerin dikkatini
çekmeye çalışmaktadır; ama, maalesef, sorun yine de sahipsiz kalmaya devam
etmektedir.
Olayın diğer boyutu da, işyerleri büyük hasar gören
-patlamanın şiddetinin 10 büyüklüğündeki bir depreme eşit olduğu
söylenmektedir- vatandaşlarımızın işyerlerindeki hasar ve uğradıkları zararın
tazmini için kendilerine faizli olarak ve sadece 7,5 milyar TL gibi bir kredi
önerilmesidir. Bu bile, olayın ciddîye alınmadığının bir göstergesidir.
Bu arada, Batman Şirinevler ve Cumhuriyet Mahallelerinin
altında giderek artan bir benzin sızıntısı devam etmekte olup her an büyük bir
facianın gerçekleşmesi beklenmektedir. Öyle ki, bodrum katlarından, hiçbir ek
çalışmaya gerek duyulmadan rafine benzin alınıp bidonlara doldurulabilmektedir.
Bu somut olay bile, tehlikenin ne denli büyük boyutta olduğunu göstermektedir.
Sızıntının olduğunun tespitinden 38 ay, patlamadan 25 ay
gibi bir zaman geçmesine, vatandaşlarımızın Başbakanlık dahil birçok makama
başvurmalarına rağmen, şimdiye kadar zararın tazmini ve tehlikenin önlenmesi
yolunda hiçbir adım atılmadığından mağduriyet ve tehlike devam etmektedir.
Bu nedenle, olayın nedenlerinin ve bir daha aynı acı
olayın yaşanmaması için ne gibi tedbir alınmasının tespiti için Anayasanın 98,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını
saygılarımla arz ederim.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
1 genel görüşme önergesi vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Okullarımızda yaşanan şiddet olayları, boyutları, alınan
ve alınabilecek önlemler konusunda Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 102 ve 103 üncü
maddeleri uyarınca genel görüşme açılmasını arz ve teklif ederiz.
1 – Muharrem İnce (Yalova)
2 - Berhan Şimşek (İstanbul)
3 – Kemal Sağ (Adana)
4 – Bülent Baratalı (İzmir)
5 – Mustafa Gazalcı (Denizli)
6 – Muharrem Kılıç (Malatya)
7 – Yakup Kepenek (Ankara)
8 – Türkan Miçooğulları (İzmir)
9 – Mehmet Ziya Yergök (Adana)
10 – Erdal Karademir (İzmir)
11 – Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
12 – Uğur Aksöz (Adana)
13 – Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
14 – Mehmet S. Kesimoğlu (Kırklareli)
15 – Harun Akın (Zonguldak)
16 – Oya Araslı (Ankara)
17 – Abdurrezzak Erten (İzmir)
18 – Ali Oksal (Mersin)
19 – Feridun Fikret Baloğlu (Antalya)
20 – Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
21 – Hasan Ören (Manisa)
22 – N. Gaye Erbatur (Adana)
23 – Hakkı Ülkü (İzmir)
24 – Ufuk Özkan (Manisa)
25 – İsmail Özay (Çanakkale)
26 – Mehmet Sevigen (İstanbul)
27 – Erol Tınastepe (Erzincan)
28 – Osman Özcan (Antalya)
29 – Hüseyin Ekmekçioğlu (Antalya)
30 – Nurettin Sözen (Sivas)
31 – Nadir Saraç (Zonguldak)
32 – Mustafa Özyurt (Bursa)
33 – Mehmet Mesut Özakcan (Aydın)
34 – Özlem Çerçioğlu (Aydın)
35 – Orhan Eraslan (Niğde)
36 – Gökhan Durgun (Hatay)
37 – Ali Cumhur Yaka (Muğla)
38 – Abdulaziz Yazar (Hatay)
39 – İsmail Değerli (Ankara)
40 – Atila Emek (Antalya)
41 – Osman Kaptan (Antalya)
Gerekçe:
Son yıllarda çeşitli nedenlerle ilk ve orta öğretim
okullarımızda ölüm ve yaralamalarla sonuçlanan çok sayıda olaylar olmaktadır ve
hemen her gün okullarımızdan bu konuyla ilgili haberin yazılı ve görsel basında
yer aldığını görmekteyiz. Konuyla ilgili olarak, başta Sayın Başbakan ve Millî
Eğitim Bakanı olmak üzere yetkililerin yaptıkları açıklamada, konunun
abartıldığı, gazete ve televizyonların olayları haber yapmasının aslında
olayları teşvik edici olduğu gibi açıklamalar yapılmıştır. Daha da olumsuzu,
olaylara karışan öğrenci sayısının genel öğrenci sayısının içindeki oranı
verilerek, olaylar küçümsenmektedir. Bu nedenle, bu yaklaşımı benimsemiş bir
anlayışın bu olayların önüne geçmesi, gerekli önlemleri alması noktasında
çeşitli kuşkular oluşmuştur.
Örneğin, şiddet içeren, yaralama ve ölümle sonuçlanan
olayların bu öğretim yılındaki sayılarına ilişkin tam bir envanter henüz
çıkartılmamıştır. 2,5 milyondan fazla öğrencinin bulunduğu İstanbul İlimizdeki
olaylara ilişkin İl Millî Eğitim Müdürü, bu öğretim yılında meydana gelen olay
sayısının 7-8 olduğu gibi garip bir açıklamada bulunmuştur. Halbuki, sadece bu
ay içinde basına yansıyan bu tür olay haberleri bu sayının çok üzerindedir.
Resmî olmamakla birlikte, ocak ayından 31 Mart tarihine kadar sadece
İstanbul’da tespit edilen olay sayısı 11’dir ve bu olaylardan 2’si ölümle
sonuçlanmıştır. Ülke genelinde ise 100’den fazla olay aynı zaman diliminde
gerçekleşmiştir ve ölümle sonuçlananların sayısı 10’a yakındır.
Konuyla ilgili çeşitli sivil kuruluşların ve
üniversitelerimizin yaptığı araştırmalar ise daha vahim veriler içermektedir.
İstanbul’da 3 483 lise ikinci sınıf öğrencisiyle yapılan bir araştırmaya göre,
öğrencilerin yüzde 22’si bıçak, çakı, benzeri kesici alet taşıyor. Ateşli silah
taşıyanların oranı ise yaklaşık yüzde 10 olarak saptanmıştır. Araştırmaya göre,
hayatı boyunca en az bir kez birini yaralayanların oranı ise yüzde 26.
Sorunun çözümü noktasında, başta aileler olmak üzere tüm
toplumun duyarlı olması ve her türlü bilgiyle donatılması öncelikli bir görev
olması gerekir. Bakanlığın, belli bir duyarlılıkla olayların gündeme
getirilmesinden, gazete ve tv’lerde haber yapılmasından değil, tam tersine
duyarsızlıktan şikâyet etmesi gerekir.
Genel görüşme açılmasına ilişkin önergemizin kabulüyle, olayların
bütün boyutlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde tartışılması,
kamuoyumuzun ve Meclisimizin aydınlatılmasına büyük katkı sağlayacağına
inanmaktayız.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve genel görüşme açılıp
açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç’ın resmî konuğu olarak ülkemizi ziyaret
etmekte olan
Lübnan Başbakanı Sayın Fuad Siniora ve beraberindeki
heyet şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunmaktadırlar. Kendilerine Yüce
Meclisimiz adına hoş geldin diyorum. (Alkışlar)
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulu, 7.6.2006 Çarşamba günü (bugün)
toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Haluk Koç
Samsun
Grup Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin “Genel Görüşme ve
Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 146 ncı sırasında
yer alan (10/197) esas numaralı Meclis araştırma önergesinin görüşmesinin,
Genel Kurulun 7.6.2006 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi lehinde söz
isteyen Tacidar Seyhan, Adana Milletvekili.
Buyurun Sayın Seyhan. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Seyhan, süreniz 10 dakikadır.
TACİDAR SEYHAN (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Tarih 4.6.2004. Öneriyi veren Sayın Hanefi Mahçiçek ve bu
önerinin altında 21 Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşımın imzası
var. Öncelikle bu arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Son derece önemli bir
konu. Türkiye’de esnaf, sanatkârın yükü her geçen gün artmaktadır. Bu yükü
hafifletmek ve Türk esnaf, sanatkârının sorunlarını gidererek Avrupa Birliği
süreci içerisinde uyum sağlamak, Avrupa Birliği ülkeleriyle eşit çalışma
düzeyine getirmek ve bunların rekabet gücünü artırmak esas alınmıştır ve çok
mutlu olduğum tespitleri de bu arkadaşlar önergelerine başlık yapmışlar,
çeşitli ve değişikliklerle kısa sürede uyum sağlama sorunu vardır Türk
esnafının demişler; katılıyorum. Bölgelerarası dengeli gelişmeyi sağlamak
zorundayız, bunun da araştırılması lazım demişler; katılıyorum. Nitelikli
elemanların yetişmesine katkıda bulunuyor, bunun da araştırılması lazım diyorlar;
katılıyorum. Gelir yelpazesi içerisinde orta sınıfın rolü ve denge unsurudur
diyorlar arkadaşlarımız; katılıyorum. Bunların hepsine katılıyorum.
Katılmadığım bir şey var. Türk esnafı bu kadar zor
durumdayken, bu önergeyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirmeyen,
almayan siyasî iradenin bakış açısına katılmıyorum arkadaşlar. Böyle bir şey
olmaz. Bunlar sizin arkadaşlarınız. Bir emek vermişler. Bu, bir yıllık, altı
aylık bir konu değil. İki yıl önce vermiş bu arkadaşlarımız bu önergeyi. Her koşulda
esnafın sıkıntısı tartışılıyor, Sanayi Bakanı burada esnafın sorunlarını ve
çözüm önerilerini anlatıyor; ama, bir grup -ki, üçte 2 çoğunluğa sahip- kendi
arkadaşlarının verdiği önergeyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine
getirmekten kaçınıyor. Burada, ciddî bir eleştirim var değerli arkadaşlarım.
Eleştiriyi ve siyasî yanını bir kenara bırakıyorum.
Bakın, size, dikkatle, teknik olarak, içinde bulunduğu sıkıntıyı anlatayım
esnafın. Elimde bir belge var. Bu belge resmî. Bu belgede, işyeri açma izni
alan ve izni terk eden esnafların sayısı var.
Değerli arkadaşlar -geçen yılın tamamını söylüyorum-
geçen yılın ilk dört ayında esnaf sicilinde kaydını sildiren esnaf sayısı 37
000, ilk dört ayında, marta kadar. Değerli arkadaşlar, bu yılın ilk dört ayında,
geçen yılın 35 000’ine karşılık olarak 174 000 esnaf işyerini terk etmiş,
bırakmıştır. Bu, ciddî bir sorun.
Değerli arkadaşlar, bir kötü gidiş de şurada: Hepsini
teknik olarak inceledim. 2004 yılına kadar sorun yok. Açılan esnaf sayısı 100
ise, 80 tane kapanmış; yani, bir gelişme görülüyor. Her zaman kapanan esnaf
sayısı açılan esnaf sayısından daha az; ama, 2005 yılında denge tersine
dönüyor. 146 000 işyeri açılıyor 2004’te, 92 000 kapanıyor. 2004’te de sorun
yok; ama, 2005’te 196 000 açılıyor, 282 000 kapanıyor. Demek ki, esnaf zor
durumda.
2006’ya geliyoruz, 35 000 açılıyor, 174 000 kapanıyor.
Kaç ay içinde; dört ay içerisinde. Bu dört ayın rakamı, geçen yılın tamamının
rakamına eşit. Demek ki, bir zorluk var, bir şey, bir sinyal var.
Bizim yapmamız gereken, bu duruma bizi getiren nedenleri
araştırmak ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bunu değerlendirmek, yasal olarak
bu çözüm önerilerini Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşımaktır.
Değerli arkadaşlar, Meclis araştırması içerisinde değerlendirilmesi
gereken esnafın sorunlarını kısmen burada dile getirmek istiyorum:
Esnafların talepleri, yaşayabilecekleri,
gelişebilecekleri ve hatta, büyüyebilecekleri sağlıklı ortamların kendilerine
hazırlanmasıdır. Sağlıklı bir çalışma ortamı istiyorlar bu arkadaşlarımız. Biz,
esnaflarla ilgili hangi konuyu gündeme getirirsek getirelim, burada da sosyal
boyutu öncelikli kılmak zorundayız; çünkü -Türkiye’de 5 000 000’un üzerinde
esnaf var, toplam 25 000 000 kişiyi ilgilendiriyor- Türkiye’deki sosyal boyutun
büyük bir bölümünün esnaflarla alakalı olduğunu da unutmamalıyız.
Değerli arkadaşlar, burada birinci sıkıntı vergi. Esnaf
üzerinde, eşit gelir dağılımını sağlayamadığımızdan, çok ciddî bir vergi yükü
var. Bizim araştırmalarımızda vergi yükü temel alınmalıdır.
İkincisi; dünyanın her yerinde, gelişmiş ülkelerde dahi
asgarî geçim indirimi var. Gerçi, burada, çok kazanan esnaflar, az kazanan
esnaflar diye ayırmamız çok zor olduğundan bir sıkıntı çekebiliriz; ama, asgarî
geçim indiriminin mutlaka uygulamaya sokulması gerekir. Sanayi Bakanımızı da,
Maliye Bakanımızı da bu konuda uyarıyorum.
Bir de, Maliye Bakanlığımız basit usulde vergi koydu.
Nihaî olarak, nitelik olarak vergide bütünlüğü sağlamak, denetimi tek elden
yapmak ve vergi adaletini yaygınlaştırmak, kaçağı engellemek amacıyla bu
sebeplerle vergi koydu. İlk anda, bu, uygulamada Türkiye’yi rahatlatacak
görünüyor idi. Ama, değerli arkadaşlar, Türkiye’de, şehrin merkezindeki büyük
esnaf ile biz, taşrada, bakkaliyesine 4 tane yağ, 2 tane Sana yağı, 3 tane süt
koymuş bakkalı, rafına 4, 5 tane telefon kılıfı koymuş esnafı, oradaki berberi
aynı sınıfa soktuk. Öyle bir vergi yükü altına getirdik ki bunları, basit
usuldeki vergide rahat yaşayabilme olanağını bulamayan insanları işlerini terk
edecek duruma soktuk. Bu kapanmaların en büyük nedeni budur. Zor geçinen, açlık
sınırında bir kazancı olan ve mahallesinde tek işi, alınteri, ekmeği, işyeri
olan insanların, yeni bir vergilendirme sistemiyle gelir düzeyi tespit
edilerek, gelir dilimleri tespit edilerek yeni bir yöntemle mutlaka ayrılması
lazım. Basit usulde vergi kaldırılarak getirilen vergi sistemi sorunu
çözmemiştir, sorunu ağırlaştırmıştır; ama, dargelirliyi, kazanamayanın sorununu
ağırlaştırmıştır ve bunlar kazanamadıkları gibi, çok yüksek muhasebe ücretleri
ödemek zorunda kalmışlardır. Kendilerinin defter tasdiki konusunda ciddî
yükümlülükleri var; defter tasdiklerini yapamayacak, onaylatamayacak kadar
büyük bir vergi yükü altına sokulmuşlardır. Bunlar üzerine uygulanan vergi
teşviklerinden, koşulların ağırlığı nedeniyle esnaf-sanatkâr yararlanamaz hale
gelmiştir. Türkiye’de, bu ortaya çıkan -kapanan, açılandan çok ise- sorunun en
büyük kaynakları budur. Biz hâlâ bakıyoruz, biz ekonomik dengeye bakıyoruz. Biz
bu kadar durum ortadayken, Meclis araştırması açılmayıp evlerimize gidersek,
esnafın içerisine çıkarsak, esnaf bunun hesabını bize sokakta sorar. Onun için,
mutlaka, esnaflarımızı, en büyük gayreti, bu ülkede istihdam yaratmak, sanayi,
teknoloji ürünlerini sunmak, onları geliştirmek, rekabet piyasasına sokmak ve
alın teriyle kazandıkları parayı adil bir biçimde devlete vergi vermek iken ve
bu toplumun yükünü çeken insanlar iken, ezecek ve ezilebilecekleri konumda
bırakmak, bizi her zaman sokakta sıkıntıya sokacaktır. Bu ülke bizim. Eğer
esnafı rahatlatamazsanız, üretimdeki insanı da rahatlatamazsınız; esnafı
rahatlatamazsanız, bu ülkenin dış ilişkilerde rekabet gücünü de
sağlayamazsınız; eğer esnafı rahatlatamazsanız, meslekî eğitimde gelişmeyi
sağlayamazsınız; çünkü, esnaf bir gelişmenin merkezidir. Hem meslekî eğitime
öncelik verilmeli hem de esnafın varlığı korunarak, bu eğitimin pratikte
sağlanmasının yolu açılabilmelidir.
Kayıtdışı ekonomiyle mücadeleye gelince, Türkiye’nin en
büyük sorunu, tabiî, kayıtdışı ekonomisidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Seyhan, buyurun.
TACİDAR SEYHAN (Devamla) – Bir dakika içerisinde
tamamlıyorum.
Nasıl yoksullukla, yolsuzlukla mücadele ediyorsak,
tepeden tavana, tavandan en aşağıya kadar yolsuzluğun üzerine gidilmeli, vergi
tabana yayılmalı ve kesinlikle kayıtdışının önüne... KDV’lerde indirim
yapılarak, tüketim malzemelerinin büyük bir çoğunluğunda vergi adaleti
sağlanarak kayıtdışı önlenebilmelidir.
Bir de şuna dikkat çekmek istiyorum: Arkadaşlar, bu
hipermarketler sorunu bir türlü çözülmüyor, Meclis gündemine gelmiyor. Belki bu
araştırma önergesinde onu da sağlayacağız. Hipermarket sorunu çözülmeden,
esnaf-sanatkârın sorunu çözülemez. Avrupa Birliği ülkelerinde dahi uygulanan
standartların hiçbiri bugün ülkemizde uygulanamıyor. Orada hep yabancı
markalar... Ankara’nın göbeğinde, gidin mağazalara bakın, Ankamall’a bakın,
Ankamall’da açılan firmaların büyük bir çoğunluğu yabancı firmalar. Kendi
mallarını teşhir ediyorlar ve satıyorlar. Onlar da olsun; ama, Türk sanayicisi
kendi malını satacak yer bulamıyor; Türkiye’deki esnaf, burada, Kızılay’ın
göbeğinde malını satamıyor. İnsanlar alışveriş merkezlerine taşınır oldu.
Mutlaka alışveriş merkezlerinin standardı belirlenmeli,
küçük esnafın kendi geçimini sağlayabileceği koşullar yaratılmalıdır. Bunu
yapabilmek için, mesafe koşullarını, eğitim koşullarını, ticarî koşulları,
kredilendirmeyi, vergi sisteminin yapılandırılmasını sağlayabilmek için
yapmanız gereken, sağlıklı, adaletli bir araştırmayı ortaya koymak ve bunu
oluşturacak kanun tekliflerini Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmektir.
Biz, bunu hazırlayan arkadaşlarınıza teşekkür ediyoruz.
Mustafa Kemal’den bu yana, Türk esnafı, hiçbir zaman kötü duruma düşmemiştir.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, esnafın daha kötü duruma düşmesine göz
yummayacağız. Sizden ricamız, esnafın sorunlarını birlikte araştırma konusunda
gündeme alınma teklifimize onay vermenizdir. Bu, cumhuriyetin bize verdiği
sorumluluktur; bunun gereğini yerine getirelim.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Seyhan.
Grup önerisi lehinde söz isteyen Rasim Çakır, Edirne
Milletvekili.
Buyurun Sayın Çakır. (CHP sıralarından alkışlar)
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Grup
önerisi lehinde söz almış bulunuyorum; önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli Kahramanmaraş Milletvekili Hanefi Beyin ve
arkadaşlarının vermiş olduğu, Avrupa Birliği sürecinde, entegrasyon sürecinde
esnafın sorunlarıyla ilgili Meclis araştırması isteyen önerge -az önce
arkadaşım da ifade etti- iki yıldır gündeme gelmemiş. Ben, öncelikle, bu
arkadaşlara teşekkür etmek istiyorum; ama, bugün de, bu önergenin bir an önce
görüşülüp, bir komisyonun kurulup, bu konuda, Meclis olarak üzerimize düşen
görevleri yapmamız gerekir diye düşünüyorum; çünkü, küreselleşme, sermaye
birikimindeki hızlılık ve teknolojideki korkunç değişim, maalesef, esnafı ve
çiftçiyi derinden etkiliyor; ama, buna rağmen, gelişmiş ülkelerin hiçbirisi
esnafından ve çiftçisinden vazgeçmiyor, onun bir şekilde toplum içerisinde
ticaretine, yaşamına devam edebilmesinin koşullarını yaratmaya gayret ediyor;
çünkü, Türkiye’de toplam yapılan üretimin yüzde 98’ini esnaf ve küçük
işletmeler yapıyor; çünkü, Türkiye’de toplam istihdamın yüzde 45’ini esnaf ve
küçük işletmeler sağlıyor; çünkü, Türkiye’de toplam üretimin yüzde 37’sini
esnaf ve küçük işletmeler yapıyor. Buna rağmen, esnaf ve küçük işletmeler,
Türkiye’de toplam kullanılan kredinin yüzde 3 ile 4’ünü kullanıyor; yani, bu
kadar kıt kaynaklarla, bu kadar büyük imkânları veren, 3 500 000’i kayıtlı,
büyük bir camianın sorunlarına, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak sorunlarına
çözüm aramayacağız da, neye çözüm arayacağız?!
Ben olayı size teknik boyutuyla değil; ama, basit bir
şekilde izah etmek istiyorum. Hepinizin ayağında bir çift ayakkabı var. Bu
ayakkabı, Türkiye’de kimler tarafından üretiliyor; esnaflar tarafından
üretiliyor. Bu süreci size biraz açıklamak istiyorum. Ayakkabı öncelikle deriden
imal ediliyor, öncelikle hayvan üreticilerimiz, çiftçilerimiz ürettikleri
büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarını değerlendirerek, oradan geçimini sağlıyorlar.
O deriyi alan, hayvanı kesen kasap, deriyi satıyor tabakhanelere, oradan bir
geçim sağlıyor. Tabakhaneler deriyi işliyor; kösele yapıyor, deri yapıyor,
oradan bir sürü insan geçim sağlıyor. Deri, ayakkabı atölyelerine geliyor,
kesimcisi, modelisti, stilisti, aksesuar üreteni, kalıp üreteni, ayakkabının
tabanını üreteni… Bakın, ne kadar geniş bir yelpazeye yayılıyoruz ve tezgâhta
bütün bunlar birleşiyor. Sayacısı, kesicisi, ayakkabının sayası dikiliyor,
monte ediliyor, kalıba giriyor, sonra, temizleyeni, parlatanı, süsleyeni…
Ayakkabının kutusunu üreten mukavva fabrikası; o kutuya matbaa desen veriyor,
çantası yapılıyor ve atölyeden o ayakkabı toptancıya gidiyor. Toptancı veya
çalıştırdıkları ekmek yiyor, oradan perakendeciye gidiyor ve perakende
mağazasında, bizler gidiyoruz, beğendiğimiz ayakkabıyı satın alıp giyiyoruz;
ama, size bu kısacık zamanda anlattığım süreçte milyonlarca esnaf katkı
veriyor, emek veriyor, alınteri veriyor ve karşılığında da geçimini sağlıyor;
ama, maalesef, toplam üretim potansiyeli 200 milyon çift olan ayakkabı
esnafının gücü, yani, Türkiye nüfusunun 3 katına ayakkabı giydirebilecek
durumda olan esnafımızın gücü, maalesef, son yıllarda her gün atölye kapatmak,
kepenk kapatmakla geçiyor. Neden; çünkü, dışarıdan gelen, haksız rekabetle
gelen ithal ürünlerden dolayı.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, soruyorum size, bu
milyonlarca insanı, binlerce, yüzbinlerce aileyi bu sektörden dışarıya
çıkardığımız noktada bu insanlar ne yapacaklar?!
Ayakkabıcı esnafı diğer esnaflar gibi sanatkâr
insanlardır, ince ruhlu insanlardır, kimisi Çerkestir, kimisi Lazdır, kimisi
Kürttür, kimisi Alevîdir, kimisi Sünnîdir, kimisinin hanımının başı açıktır,
kimisinin kapalıdır, türbanlıdır; ama, hepsi nahif insanlardır, üretken
insanlardır, duygusal insanlardır. Ayakkabıcı esnafı, ayakkabı derisinin ve
yapıştırıcısının kokusunu duymadan yaşayamaz, ölür. Diğer esnaflar farklı mı;
bakkal esnafı farklı mı, sanayideki kaportacı esnafı, boyacı esnafı, motor
tamirci ustası farklı mı? Hepsi aynıdır. En gelişmiş ülkelerde olduğu gibi
bizim de esnaftan ve çiftçiden vazgeçmek gibi bir lüksümüz yoktur ve Türk
esnafını yabancı esnafa peşkeş çekmek gibi bir lüksümüz kesinlik olmamalıdır.
Eğer, bu ülkede uzun yüzyıllar boyunca hür ve bağımsız yaşamak istiyorsak, o
zaman esnafımızın sorunlarını inceleyip, araştırıp, onların sorunlarına çözüm
üretmek, Yüce Meclisimizin en birinci görevleri arasındadır.
Ben, iki yıl önce verilmiş olan bu önergeyi çözüm
bulunsun amacıyla verilmiştir diye kabul ediyorum. Veren arkadaşları kutluyorum
ve bu önergeyi veren arkadaşların da siyaset adına değil, siyaset yapmak için
değil, samimî olarak verdiklerine inanarak ve onların da sizlerin
arkadaşlarınız olduğunu bilerek, lütfen, oturduğunuz koltuklarda yapacağınız
şey çok basit: Sadece elinizi kaldırmak. Bu elinizi kaldırın ki, 3,5 milyon
esnaf ve 20 milyon esnafa bağlı olarak yaşayan insanların, biraz umudu
yeşersin, biraz ülkenin geleceğiyle ilgili umutları, beklentileri büyüsün. Ben,
Yüce Meclisin bu anlayışta olduğuna inanıyorum. Böyle bir anlayışı bizlerle
paylaşacağınıza inanıyorum. Bugüne kadar, ülkenin sorunlarına yönelik, ciddî
sorunlarına yönelik, Cumhuriyet Halk Parti Grubu olarak bir sürü Meclis
araştırma önergeleri vermiş olmamıza rağmen, hepsini reddettiniz; Cumhuriyet
Halk Partisi verdi diye reddettiniz, muhalefetten geliyor diye reddettiniz;
önemsemediniz; ama, bu önerge sizden geliyor, bu önerge sizin arkadaşlarınızdan
geliyor. Biz de, Cumhuriyet Halk Partisi olarak. sonuna kadar, esnafın
sorunlarının ve bu önergenin yanındayız, destekçisiyiz, gece gündüz demeden,
var gücümüzle bu komisyonda çalışma azmi içerisindeyiz. Lütfen, sizler de bu
önergeye bizlerle beraber evet deyin ve ülkenin umudunu, pırıltısını, bir az
olsun hiç olmazsa açabilelim.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, Sayın Başkanıma
teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Çakır.
Grup önerisinin aleyhinde söz isteyen, Niyazi Pakyürek,
Bursa Milletvekili.
Buyurun Sayın Pakyürek. (AK Parti sıralarından alkışlar)
NİYAZİ PAKYÜREK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ben de, Cumhuriyet Halk Partimizin verdiği önergenin aleyhinde
söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi, saygıyla selamlıyorum.
Aslında, bazılarınız şunu şöyle düşünebilir: Bu önergenin
aleyhinde olmak, esnafın sorunlarını görüşmeye mani olmak. Kesinlikle böyle bir
şeyin olmayacağını, hepiniz takdir edersiniz. Aslolan şu: Dün Meclisin çalışma
programını yapmıştık. Önümüzde 13 maddelik bir kanun tasarısı var. Fevkalade
önemli olduğunu hepimiz biliyoruz, takdir ediyoruz. Önce bu kanun bitmesi
gerektiğini bildiğim için, önemsediğim için, bu önergeye karşı görüşümü
söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, tabiî ki, esnafın sorunları hep var
idi, bundan sonra da olacaktır; çünkü, bir işin içindeyseniz, bu işin kendine
has sorunları olacaktır. Bu sorunların kaynağını, siz, sadece, bir yere
meylederek ya da sadece bir yere bakarak çözemezsiniz. Bunun iktisadî tarafı
vardır, ekonomik tarafı vardır, bunun kredi tarafı vardır, bunun pazar tarafı
vardır, hatta, bunun, rekabet tarafı vardır. Bütün bunları toplarsınız, bunları
harman edersiniz, ondan sonra oturursunuz, esnafla ilgili yapmamız gerekeni
oturur, analiz eder ve yapmaya çalışırız.
Değerli arkadaşlarım, esnafın sorunlarına AK Parti
yeterince eğilmiştir bugüne dek. Esnafın çok yüksek faizlerle aldığı kredileri
ve çok düşük miktarda aldığı kredileri, yine, AK Parti Hükümetinde, 2 katrilyonun
üzerine çıkan bir miktarda ve çok düşük faizlerle almaya başlamıştır. Bunu
esnafımız gayet iyi bilmektedir.
Elbette ki, vergi yükleri, aslında, kimi esnafın üzerinde
fazla; ama, kimi esnafın üzerinde sanıldığı kadar fazla değil; çünkü, o vergide
yeterli bir adalet sağlanamamıştır.
Bir de, aslında, esnafımızın sayısının ne olduğunu bugüne
kadar net rakamlarla bilmiş değiliz. Kimimiz 5 milyon dedi, kimimiz 3,5 milyon
dedi; ama, vergi kayıtlarına bakıyorsunuz farklı, oda kayıtlarına bakıyorsunuz
farklı, sicil kayıtlarına bakıyorsunuz farklı. Bu itibarla, aslında, bunların
da bir araya getirilip, net miktarı, net rakamı görmemiz lazım.
Yine, esnafla ilgili yapmamız gereken belki en güzel şey
de, bir planlama getirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Bir mahallede 3 tane
bakkal var. Bir amca emekli oluyor, geliyor, 4 üncü bakkalı açıyor. Ondan
sonra, hepsi birden zarar etmek zorunda kalıyor. Belki, böyle bir planlama da
olduğunda, esnafımızın işlerinin çok daha rahat gidebileceğini söyleyebiliriz.
Ben, konuşmama son verirken, dediğim gibi, dün, bu
Meclisin çalışma programı belli olmuştur. Bu çalışma programının devam etmesi
gerektiğine inanıyorum. Bu itibarla, bu önergeye karşı oy kullanacağımı
söylemek istiyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Pakyürek.
Önerinin aleyhinde söz isteyen Bursa Milletvekili Faruk
Çelik; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin aleyhinde söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, bir farklı durum var; bu Danışma Kurulu önerisiyle
Cumhuriyet Halk Partisi, Grubumuzdan arkadaşlarımızın önerisinin, esnaf
sorunlarını içeren araştırma önergesinin gündeme alınması talebini gündeme
getirdiler. Bu, bir farklılık arz ediyor, birazdan buna temas edeceğim; ama,
öncelikle şunu ifade etmek istiyorum ki, esnafın sorunu, esnafın sorunları
önemlidir, hep önemli olmuştur, bundan sonra da önemini koruyacaktır; çünkü,
esnaflar, gerçekten toplumun belkemiğini, omurgasını oluşturuyorlar;
“ortadirek” diye tabir edilen bu kesimi ihmal etmek, gözardı etmek mümkün
değildir; hele hele AK Parti İktidarı için böyle bir şey söz konusu olamaz.
Şimdi, “cumhuriyet tarihi boyunca esnaflar yürümediler”
dendi; esnaflarımız, yürüdüler, caddelere döküldüler, kasalarını attılar,
kepenklerini indirdiler; ama, o dönemin olumsuzluklarını AK Parti İktidarının
devraldığını da hepimiz biliyoruz. Kepenklerin indirildiği, esnafın cumhuriyet
tarihinde ilk olarak sokağa döküldüğü bir dönemin kapanmasıyla yeni bir döneme
geçildi; böyle bir esnafı devraldı AK Parti İktidarı, bunu gözden kaçırmamak
gerekiyor.
Peki, devraldıktan sonra neler yaptık; kısaca bunlara
değinmek istiyorum. Az önce arkadaşımız ifade etti, görevi devraldığımızda
yüzde 59’larda olan esnaf kredi faizleri yüzde 13’e çekildi; kredi kullanan
esnaf sayısı 101 000’lerden, 231 000’lere çıktı; kredi miktarı 23 kat artarak
3,5 katrilyon liraya ulaştı. 598 000 esnaf, dönemimizde, tekrar iş hayatına
döndü. Esnaf kredi borçlarını yeniden yapılandırdık. Vergi yükünü azalttık ve
Kurumlar Vergisi, bildiğiniz gibi, 33’lerden, şimdi, 20’lere indirildi. Sağlık,
eğitim ve bazı mal ve hizmetlerde KDV oranları yüzde 1’lere çekildi. KOBİ’lere
destek açısından bakacak olursak, oniki yıl içerisinde, 1990 ile 2002 yılları
arasında sadece 4 100 KOBİ’ye 20,5 milyon dolar destek sağlanırken, 2003-2005
dönemimizde 49 500 KOBİ’ye 248 500 milyon dolar destek sağlanmıştır. KOBİ
kuruluşlarındaki bürokratik engeller ortadan kaldırıldı; 48 kalem 5’e çekildi.
Son üç yılda elektriğe zam yapılmadığını hepimiz biliyoruz ve ayrıca,
esnaflarımızı direkt ilgilendiren, “esnaf yasası” diye bilinen, 507 sayılı
Yasa, geçen yıl, yine, bu Mecliste kabul edilerek, esnafımız, yeni, modern bir
yasaya kavuşturuldu.
MEHMET YILDIRIM
(Kastomonu) – Anayasadan döndü.
FARUK ÇELİK (Devamla) – Daha çok, Bakanlık bünyesinde,
Sanayi Bakanlığı bünyesinde, e-esnaf ve sanatkâr veri tabanı hazırlanmaya
başlandı. Bu çerçevede söyleyeceğim çok konular var.
Az önce, Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan
arkadaşımız, burada, bazı rakamlar verdi. Bu rakamların doğru olmadığını
özellikle belirtmek istiyorum. Şimdi, deniyor ki: “2004 yılının sonuna kadar
işler çok iyiydi, 2005 yılında, esnafta olumsuz gelişmeler oldu” diyor ve
rakamlar veriliyor. Bu rakamlar doğru değil. Neden doğru değil; Şu açıdan:
Kayıtlı esnaf sayısı Türkiye’de 6 105 000, kayıtlı esnaf, güncelleme
neticesinde… Bildiğiniz gibi, 2005 yılında esnaf seçimleri, oda seçimleri
yapıldı. Bunun neticesinde, e-esnaf projesi çerçevesinde yapılan
çalışmalarda 6 105 000 kayıtlı esnaftan
elimizde kalan, yani, fiilî olarak şu anda görevine devam eden, işini yapan
esnaf sayısı 1 849 333. Siz, kapanma ve açılmayı 6 000 000’a göre yaparsanız,
elde edeceğiniz netice yanlıştır, varacağınız netice de yanlıştır; ama, ben
size rakam veriyorum, bu güncelleme neticesinde ortaya çıkan rakamı veriyorum:
2006’nın altı ayında, açılan esnaf 130 158, kapanan esnaf 72 980. 2005 yılında,
güncelleme neticesinde, kapanan esnaf 19 000, açılan esnaf 62 000. Dolayısıyla,
bu rakamlar… Halen güncelleme devam ediyor, onu da açık söyleyelim. Halen,
ilgili bakanlık ve ilgili genel müdürlükte bu ciddî çalışmalar yapılırken,
burada yüzeysel rakamları alıp değerlendirmenin doğru olmadığını vurgulamak
istiyorum.
Konuya gelince, değerli arkadaşlar, bu gündeme getirilen
araştırma önergesinin… Meclisin gündeminin ne kadar önemli olduğunu, ne kadar
yoğun olduğunu -üç grup var burada- üç grup da, dün, konuşmalarında açık bir
şekilde ifade ettiler; yani, görüştüğümüz yasa tasarısının, aflar içeren yasa
teklifinin ne kadar önemli olduğuna hepimiz iştirak ediyoruz. Çok önemli olan
bu teklifi görüşelim derken, bunun önüne, bu Danışma Kurulu önerisiyle bu
araştırma önergesini getirdiğiniz zaman, bir tek izahı vardır; Meclisin
gündemini tıkamaya dönük, süreci uzatmaya dönük, toplumun
menfaatına dönük yasalarla ilgili
çalışmaları biraz daha ötelemeye dönük bir anlayış ortaya çıkıyor ki, buna
arkadaşların katılmadığı düşüncesindeyim. Bir yanlışlığın eseri bu
getirilmiştir. Bir alışkanlığın eseri olarak, bu önergenin getirildiği
düşüncesindeyim.
Kaldı ki, Sayın Baykal “sağa açılalım, sağa açılmamız
lazım” diye son haftalarda önemli bir mesaj veriyor.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Ne alakası var?!
FARUK ÇELİK (Devamla) – Gündemle ilgili.
MUHARREM İNCE (Yalova) – “Sağa açılalım” demedi
“sağdakiler gelsin” dedi. Karıştırma öyle bir şey demedi.
FARUK ÇELİK (Devamla) – Efendim, sağa açılacaksın ki,
sağdakiler gelsin. Açmadan gelir mi?
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Öyle demedi. Önce bir dinleyin,
anlayın.
FARUK ÇELİK ( Devamla) – Şimdi, burada, bakın, şunu
söylüyorum:
Bu önergeyle ilk olarak sağa açıldınız.
MUHARREM İNCE (Yalova) – Bizim partimiz adına sen niye
konuşuyorsun?!
FARUK ÇELİK(Devamla)-
Sağa açılıyorsunuz; yani, AK Parti Grubuna mensup arkadaşlarımızın
verdiği bir önergeyi getireceğinize, bakın, size örnek veriyorum, Niğde
Milletvekili Orhan Eraslan Beyin vermiş olduğu esnaflarla ilgili araştırma
önergesi var; onu getirseydiniz.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Onu da siz getirin.
FARUK ÇELİK (Devamla) – Onunla birlikte getirseydiniz.
Veya, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin Beyin ve 25 arkadaşının vermiş olduğu bir
önerge var, yine esnaflarla ilgili, o önergeyi getirseydiniz veya bizim
önergeyle birlikte talepte bulunsaydınız.
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Siz de sola açılın, sola!..
FARUK ÇELİK (Devamla) – Ayrıca, İzmir Milletvekili Sayın
Vezir Akdemir ve Tekirdağ Milletvekili Nuri Saygun Beyin teklifleri var, bu
teklifler de esnafların sorunlarına dönük tekliflerdir. Kendi grubunuza ait
teklifleri değil de AK Parti Grubunun vermiş olduğu teklifi gündeme getirmeniz
ne derece etiktir; ne derece ahlakîdir; ne derece doğrudur; onu sizin…
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Ne alakası var?! Belki onu kabul
edersiniz diye getirdik. Belki kabul edersiniz, sizin teklifiniz.
FARUK ÇELİK (Devamla) – Meclis uygulamaları çerçevesinde
böyle bir araştırma önergesini Meclisin gündemindeki konuları buraya
getirebilirsiniz; ama, grubunuza mensup arkadaşlarınızın taleplerini
görmezlikten gelerek, grubumuza dönük araştırma önergesini getirmenizi,
doğrusu…
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Onları nasıl olsa reddediyorsunuz,
bunu belki kabul edersiniz diye getirdik.
BAŞKAN – Sayın Çakır, lütfen…
FARUK ÇELİK (Devamla) – … yalnız biz değil, milletimizde,
inanıyorum ki, anlamakta zorlanıyor.
Ben, bu çerçevede, son olarak şunu söylüyorum: Esnaflar
kimin ne yaptığını, kimin ne ettiğini biliyorlar. Dün, Ankara’nın meydanında
da, büyük bir salonda, esnafların, AK Parti Genel Başkanını, Başbakanını nasıl
karşıladığını hep beraber gittik orada, gördük, izledik.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Boynu bükük esnafların! Başbakan
hiçbir müjde veremedi! Boynu bükük döndüler esnaflar memleketlerine!
FARUK ÇELİK (Devamla) – Ben, herkesin yerinde sağlam
durmasının, Türk demokrasisine, Türk siyasetine çok ciddî katkı sağlayacağı
düşüncesindeyim. Herkes yerinde sağlıklı durmalı ve o çerçevede politika
geliştirmeli.
Türkiye'de, maalesef, şu anda, sol ayakla ilgili, solla
ilgili bazı sıkıntıların olduğunu herkes çok iyi biliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelik.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) – Siz, sol parti de kurarsınız
zaten!
FARUK ÇELİK (Devamla) – Ben, sola sahip çıkarak
Cumhuriyet Halk Partisinin, Türkiye'de, her şeyin, siyasetin daha da
normalleşmesine büyük katkı sağlayacağı inancındayım ve sağ soldan ziyade,
herkesi ve Anamuhalefeti sağduyuya davet ediyor; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz de millî görüşe sahip çıkarsanız,
daha ciddî bir iş yapmış olursunuz. Gömleği çıkarmayın ama!..
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemiyle ilgili olan grup
önerisinin görüşülmesinin ahlakî sınırlar içerisinde olmadığı yorumunu yaptı
Sayın Başkanvekili…
FARUK ÇELİK (Bursa) – Hayır!
HALUK KOÇ (Samsun) – Müsaade ederseniz, kısa bir açıklama
hakkını kullanmak istiyorum.
BAŞKAN –Sayın Koç, Sayın Başkan Grup Başkanvekili olarak,
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz aldı ve konuştu; ancak,
sizin söylediğiniz sözü “ahlakî değildir” sözünü sarf etmedi “ne derece ahlakî…
HALUK KOÇ (Samsun) – Sarf etti efendim.
(AK Parti sıralarından “ne derece ahlakîdir dedi”
sesleri)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Çelik’in ne
konuştuğunu biliyoruz biz. Hatırlatmanıza da gerek yok.
Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) – Ben, sataşma…
BAŞKAN – Hayır, lütfen, ne için söylüyorsunuz? Ben
konuşmayı dinledim yani.
HALUK KOÇ (Samsun) – Türkiye Büyük Millet Meclisinde
Anamuhalefet Partisinin görevini yapması ahlakî mi, değil mi? Öyle bir şey olur
mu Sayın Başkan! Bu konuda cevap hakkımı kullanmak istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Koç, burada hak kullanacak bir şey yok ki.
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, ben, grup başkanvekili…
BAŞKAN – Şimdi, grup önerisini getirdiniz; iki
arkadaşımız 25 dakika konuştu, söyleyeceklerini de söyledi; ama…
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Koç, bakın, Başkanlık Divanının burada
görevi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu çalıştırmak. Şimdi, hem
İktidar hem de Muhalefet Partisi milletvekillerinin…
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, şimdi, bakın…
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Koç…
…her konuşandan sonra karşı gruptan arkadaşlarımızın
sözüne biz müsaade edersek, Meclis çalışmaz. Lütfen ama…
HALUK KOÇ (Samsun) – Efendim, o her konuşma için mutat
bir davranış değil ki.
Sayın Başkan, bakın, burada sorumluluğunu bir yönetici
olarak üstlendiğim gruba, siyasî parti grubuna karşı, Sayın Grup
Başkanvekilinin belki tam hesap edemeyerek bir ifadesi olmuştu. Bu konuda kısa
bir cevap hakkı istiyorum.
BAŞKAN – Lütfen, yerinizden, kısa bir açıklama.
Buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, hemen öncelikle şunu belirteyim:
Bakın, çalışma saatleri olarak 15.00-24.00 konuldu. Dün, burada, 330’u
tamamlayamadığınız sürece, Cumhuriyet Halk Partisinden oturuma katılan üyelerin
“evet” oyu verdiğini biliyorsunuz, olumlu konuştuğumuzu da biliyorsunuz; ama,
müsaade edin, haklarımızı kullanalım.
Şimdi, burada, ahlakî bir çalışma yapılıp yapılmadığı
konusundaki değerlendirmeye gelince, sayın muhatabımın böyle bir
değerlendirmeye, böyle bir yargıda bulunmaya hakkı var mı yok mu; ben, bunu
sizlere sormak istiyorum.
Burada, İçtüzüğün anamuhalefet partisine verdiği bir
hakkı kullanıyoruz; yani, siz, siyaseten bunun karşısında olabilirsiniz.
Burada, esnafların, siz, çok iyi durumda olduğunu söylüyorsunuz, neredeyse
mutluluktan uçacaklarını söylüyorsunuz. Biz de birtakım sıkıntıların olduğunu
söylüyoruz ve burada ifade ettiği araştırma önergelerinin konularını söylemedi.
Onlar hep mevziî konular.
Sayın Hanefi Mahçiçek’e ben pazartesi günü telefon ettim,
sizin Grubunuza da bilgi verdim. Burada Sayın Mahçiçek’in önergesi ve iki
arkadaşımla konuşurken, kendisine teşekkür ettiler ve burada imzası bulunan 21
kişiye de teşekkür ettiler. “Avrupa Birliğine entegrasyon sürecinde Türk
esnafının sorunlarını araştıralım” diyen bir önerge; yani, bu kadar hafife
alınmaması gereken bir konu. Bunu reddedebilirsiniz; ama, esas ahlakî olan bu
konuda… Ben, eğer buradalarsa bu arkadaşlarıma duyurmak istiyorum: Sayın Hanefi
Mahçiçek –ki, kendisi benim sevdiğim, saydığım birisidir; eski Kahramanmaraş
Belediye Başkanı- Mahmut Uğur Çetin, Osman Kılıç, Nevzat Doğan, Süleyman
Gündüz, Cahit Can -hepsini söylemiyorum- 21 arkadaşın, bunu siz reddederken bu
oylamaya katılmamaları ya da katılırlarsa el kaldırmamalarıdır. Esas ahlakî olan
budur.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koç.
FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, müsaade
ederseniz bir hususu arz etmek istiyorum.
BAŞKAN – Lütfen Sayın Kandoğan, oturur musunuz yerinize.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Müsaade ederseniz Sayın
Başkan…
BAŞKAN – Etmiyorum Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Bir hususu arz etmek istiyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Lütfen, böyle bir şey olmaz ki Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Tutumunuzla ilgili Sayın
Başkan. Müsaade edin… Açıklamamı dinleyin lütfen…
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, lütfen oturur musunuz…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Tutumunuzla ilgili bir
açıklama yapmak istiyorum Sayın Başkanım; niçin söz vermiyorsunuz?!
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisini
oylarınıza sunuyorum…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkanım… Sayın
Başkanım…
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, yazılı müracaat eder misiniz…
Değerlendiririm.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Müsaade edin… Beni bir dinleyin
ama!
BAŞKAN – Niye dinleyeceğim Sayın Kandoğan?!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Efendim, bir şey söylemek
istiyorum.
BAŞKAN – Tüzükte böyle bir hüküm yok ki Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Var efendim… Bir şey
söyleyeceğim.
Şimdi, Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkanım, lütfen, bir
hususu arz etmek istiyorum müsaade ederseniz.
BAŞKAN – Kabul etmeyenler…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Öneri reddedilmiştir.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkanım, müsaade
ederseniz bir hususu arz etmek istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Kandoğan…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - İki cümleyle efendim.
BAŞKAN – Her sayın milletvekili, burada, istediği zaman
söz isteyemez.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Ama çok önemli bir şey.
BAŞKAN – Yazılı verin Sayın Kandoğan; değerlendireceğim.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Efendim, müsaade ederseniz…
BAŞKAN – Etmiyorum Sayın Kandoğan; lütfen oturun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – O zaman tutumunuzla ilgili 63
üncü maddeye göre tartışma açılmasını istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, yazılı müracaat edin,
değerlendireceğim.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – O zaman yazılı müracaat
edeceğim.
BAŞKAN – Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini
görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere’nin; Gelibolu
Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN – 1 inci sırada yer alan kanun teklifinin geri
alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden, teklifin
görüşmelerini erteliyoruz.
2 nci sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
BAŞKAN – Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
3 üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına
Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3. X
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında
Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması
İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1115) (S. Sayısı: 1147)
BAŞKAN – Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
4 üncü sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan
Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile
Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili
Samsun Milletvekili Haluk Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun;
8.4.1929 Tarihli ve 1416 Sayılı Kanun ile 4.11.1981 Tarihli ve 2547 Sayılı
Kanuna Birer Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe
Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Bursa
Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile Hatay Milletvekili
Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Haluk
Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun; 8.4.1929 Tarihli ve 1416
Sayılı Kanun ile 4.11.1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/754,
2/693) (S. Sayısı: 1143) (x)
BAŞKAN – Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Geçen birleşimde teklifin 2 nci maddesine bağlı geçici 53
üncü maddesi üzerindeki görüşmeler ve önerge işlemleri tamamlanmıştı.
Şimdi, teklifin geçici 53 üncü maddesini oylarınıza
sunacağım. Ancak, oylamanın açıkoylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge
vardır; önergeyi okutup, imza sahiplerini arayacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun teklifinin 2 nci maddesine bağlı
geçici 53 üncü maddesinin açıkoylama şeklinde oylanmasını arz ederiz.
Mustafa Elitaş, Kayseri?.. Burada.
Murat Mercan, Eskişehir?.. Burada.
Hacı Turan, Kırşehir?.. Burada.
Murat Yıldırım, Çorum?.. Burada.
Harun Tüfekci, Konya?.. Burada.
Yekta Haydaroğlu, Van?.. Burada.
Fikret Badazlı, Antalya?.. Burada.
Bülent Gedikli, Ankara?.. Burada.
Ahmet Koca, Afyonkarahisar?.. Burada.
Mehmet Sekmen, İstanbul?.. Burada.
Muharrem Karslı, İstanbul?.. Burada.
Tayyar Altıkulaç, İstanbul?.. Burada.
Ahmet Büyükakkaşlar, Konya?.. Burada.
Hasan Ali Çelik, Sakarya?.. Burada.
Semiha Öyüş, Aydın?.. Burada.
Fatma Şahin, Gaziantep?.. Burada.
Bayram Özçelik, Burdur?.. Burada.
Mehmet Salih Erdoğan, Denizli?.. Burada.
Mehmet Ceylan, Karabük?.. Burada.
İbrahim Köşdere, Çanakkale?.. Burada.
Adem Baştürk, Kayseri?.. Burada.
Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını
alacağım.
Açıkoylamanın
elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Alınan karar
gereğince, açıkoylama elektronik cihazla yapılacaktır.
Oylama için 5
dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik
personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen
üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca,
vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy
kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan
oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bazı
Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 2 nci maddesine
bağlı geçici madde 53’ün açıkoylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı: 372
Kabul: 369
Ret: 1
Çekimser: 2(X)
Böylece, geçici 53 üncü madde kabul
edilmiştir.
Sayın Kandoğan, talebinizi inceledim,
değerlendirdim. Grup önerisi aleyhinde söz istediğinizi ve 2’den fazla şahıs
istediği için kura çekilmesini belirtiyorsunuz; ancak, 2’den fazla talep olduğu
takdirde, Başkanlıkça, geliş sırasına göre ve zamanına göre söz verilmektedir.
Eğer, aynı anda müracaat edilirse kura çekilmektedir. Şimdiye kadar,
Başkanlığımızın uygulaması budur. Dolayısıyla talebiniz yerine
getirilememiştir.
Teşekkür ediyorum.
Birleşime 5 dakika ara veriyorum
sayın milletvekilleri.
Kapanma Saati: 17.05
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 17.16
BAŞKAN:
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
1143 sıra sayılı Kanun Teklifinin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
335. X Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri
Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile Hatay Milletvekili
Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Haluk
Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu’nun; 8.4.1929 Tarihli ve 1416 Sayılı Kanun ile 4.11.1981
Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/754, 2/693) (S. Sayısı: 1143) ---- (Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Teklifin 2 nci maddesine bağlı geçici 54 üncü maddeyi
okutuyorum:
"GEÇİCİ
MADDE 54- Bu Kanun uyarınca mecburi hizmet karşılığı yurt dışına
gönderilenlerden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, borcunun
tamamını ödemeden veya mecburi hizmetini tamamlamadan vefat edenlerin borç
yükümlülükleri ortadan kalkar. Buna bağlı olarak, borçlunun kendisi,
mirasçıları ve kefilleri hakkındaki her türlü borç yükümlülükleri ortadan
kaldırılır ve her türlü borç takibi işlemlerine son verilir."
BAŞKAN - Madde
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Sivas Milletvekili
Nurettin Sözen.
Sayın Sözen, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Sözen, süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA NURETTİN SÖZEN (Sivas) –Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Teklifi üzerinde ve de geçici madde 54 üzerinde Partimin görüşlerini sunacağım.
Bu sunuşu yapmadan evvel hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bu madde, bu Kanun uyarınca mecburî hizmet karşılığı
yurtdışına gitmiş; ancak, bu ilgili madde yasalaşmadan evvel vefat etmiş
şahısların borçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin bir maddedir.
Dolayısıyla, bu madde son derece insanî düşüncelerle ve duygularla
hazırlanmıştır. Vefat etmiş bir şahsın borcunun ortadan kaldırılması kadar
doğal bir olay da yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu bu maddeye olumlu
bakmaktadır ve olumlu oy verecektir.
Değerli arkadaşlarım, bu oturumda yapılan konuşmalarda
yeni kurulan üniversiteler ve YÖK’le ilgili eksik ve yanlış bilgiler verildi;
bunu vesile ederek, Meclisin yanlış bilgilenmesini de önlemek amacıyla, o
konuda grup adına konuşma yapmış bir milletvekili olarak bu yanlışları
düzeltmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, yeni kurulan 15
üniversitenin rektörlerinin Millî Eğitim Bakanı ve Başbakan tarafından
Cumhurbaşkanına önerilmesi hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir ve şu
anda gerçekten bu üniversite mensupları ve bu üniversitede çalışanlar,
asistanlar, hocalar, öğrenciler sıkıntılı bir durumla karşı karşıyadırlar.
Ancak, 29.12.2005 tarihli yaptığım konuşmada böyle bir sıkıntılı durumun
doğacağını bildirmiştim; yani, bu şekliyle, eğer, yasa çıkarsa 2547 sayılı
Yasaya ve Anayasanın ilgili maddelerine aykırı hükümler ihtiva ettiğini,
tasarının, bildirmiştim. Cumhurbaşkanı geri gönderecek demiştim, geri gönderdi,
Anayasa Mahkemesi iptal edecektir demiştim, etti.
Değerli arkadaşım, burada konuşma yapan arkadaşım 1992
yılı uygulamalarıyla şimdiki uygulamalar arasında ilişki kurmaktadır. Buna da o
zaman yanıt vermiştim ve kötü emsal, emsal olmaz, o bir yanlıştır ve
dolayısıyla o yanlışta ısrar etmemek gerekir demiştim ve nitekim öyle oldu, kötü
emsal emsal olmadı ve yasa iptal edildi.
Bir başka gerçek var, ki bunu konuşan arkadaşım kuşkusuz
çok iyi bilecektir, Anayasa Mahkemesi, önüne gelen dosyalar hakkında karar
verir. Anayasa Mahkemesine başvurma hakkı olan tüzel ve özel kişiler talepte bulunurlar,
Anayasa Mahkemesi de bu talepleri inceler ve görüşlerini ifade eder. “Niçin o
zaman Anayasa Mahkemesi karar vermedi de şimdi iptal ediyor” sorusu abesle
iştigaldir. Çünkü, o zaman Anayasa Mahkemesine yasanın iptali yönünde herhangi
başvuru yapılmamıştır. Bu kez başvuru yapıldığı için de Anayasa Mahkemesi iptal
etmiştir.
Size bilgisizce, ilgisizce veya belli amaçlarla bu
yasanın hazırlandığını kanıtlayan bir başka gerçeği ifade edeyim: 15
üniversiteden 6 tane üniversitenin, yani, Tekirdağ Üniversitesinin 36 öğretim
üyesi, Düzce’nin 22 öğretim üyesi, Uşak Üniversitesinin 7 öğretim üyesi ve Ordu
Üniversitesinin de 7 öğretim üyesi vardır. Millî Eğitim Bakanlığı ile YÖK’ün
yaptığı yazışmalar sonucunda 6’dan fazla öğretim üyesi olduğu takdirde rektör seçileceği
bildirilmiştir. Yani, bu gerçeğe rağmen, 7 kişiyle rektör seçilebilmiş olmasına
rağmen, Hükümet, bu 5-6 üniversiteyi de 15 üniversiteye dahil ederek tümünde
birden rektör seçimlerinde Millî Eğitim Bakanının ve de Başbakanın tayin-atama
zincirine dahil olmasını tasarıda öngörmüştür. Kuşkusuz bu öngörü Anayasaya
aykırıdır. Çünkü, atama zincirine siyaset adamları dahil olmuştur. Oysa,
Anayasamız ve 2547 sayılı Yasa üniversitelerin rektörlerinin atanmasını belli
koşullara bağlamış ve siyaset dışı organlar tarafından atanacağı ifade
edilmiştir. Dolayısıyla, burada söylenenlerin hiçbiri doğru değildir. Gerçek şu
ki, o yasa, bilerek veya bilmeyerek, yanlış hazırlanmıştır, Anayasaya aykırı
hazırlanmıştır ve de şu anda bir boşluk vardır. Yapılacak şey, öncelikle 6
üniversitenin hemen toplanarak rektörünü seçmesidir. Geri kalan 9 üniversite
için de, yasalara ve Anayasaya uygun olarak, YÖK’ün önerisiyle ve usullerine
uygun bir şekilde rektör atanması gerekmektedir. Bunun bir an evvel yapılması,
kuşkusuz, 15 üniversiteyle, o kentlerle, yükseköğrenimimizle, halkımızla,
toplumumuzla, ulusumuzun sorunlarıyla çok yakın ilgilidir. Bu düzeltmeyi yapma
ihtiyacını hissettim.
Hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sözen.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Eskişehir
Milletvekili Sayın Murat Mercan; buyurun.
HASAN MURAT MERCAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; geçici 54 üncü madde, benden önceki hatibin de
söylediği gibi, gerçekten, yurt dışında öğrenim yaparken vefat eden, borcunu
ödeyemeyen, öğretim üyesi olma yolunda emek harcayan şahısların borçlarının
silinmesiyle alakalı. Gerçekten, hepimizin çok gururla kabul edebileceği kutsal
bir görev olarak hepimiz bunu almamız gerekiyor.
Yurt dışında doktora yapan ve Türkiye’nin bilim ve
teknolojisine katkıda bulunmak için çoluğundan çocuğundan, kimi zaman,
anasından, memleketinden, o memleketinin güzel kokusundan ayrı kalan
arkadaşlarımız, gerçekten, büyük bir özveriyle çalışmalarını yapmaktadırlar. Bu
arkadaşlarımız, sadece Türkiye’de değil, dünyadaki meslektaşlarıyla rekabet
ederek o çalışmalarını yapmaktadır. O çalışmaları yapan kişilerden birisi
olarak, bu arkadaşlarımızın ne kadar özveriyle çalıştıklarını, gece gündüz Nasıl
tez hazırladıklarını gayet iyi bilen bir arkadaşınız olarak, gerçekten, bu
konudaki bu maddeye verdiğimiz destekten dolayı ve bu maddede konuşmuş olmaktan
dolayı büyük bir sevinç duyuyorum.
Bir başka hususa da değinmek zorundayım. Burada, benden
önceki konuşmacı 15 üniversiteyle ilgili birtakım sözler söyledi. Yine, ben,
dünyada birçok ülkedeki uygulamalara bakıyorum, Amerikasından Avrupasına,
Japonyasına, Güney Koresine kadar, bütün dünyada, özellikle gelişmiş olan
ülkelerde, üniversite açmak, yeni üniversiteler kurmak ve bu üniversiteleri
sonuna kadar desteklemek sadece siyasetçinin değil, tüm toplumun bir görevi
olarak öne çıkıyor.
Kimi üniversiteler araştırmada, geliştirmede çok ön
planda oluyorlar, Yale gibi, Harward gibi, MIT gibi, kimi üniversiteler ise,
daha çok, orta dereceli yönetici, eleman yetiştirmek için, akademik ağırlığı
olmayan; fakat, eğitim ağırlığı olan bir yapıda oluyorlar. Bu nedenle,
Türkiye'de yeni açılacak üniversiteleri hepimizin desteklemesi lazım. Belki ilk
aşamada bu üniversiteler öğretim ağırlıklı olacaktır; ama, uzun vadede,
araştırmada ve geliştirmede yeterli kaynaklar ayrıldığı zaman çok büyük
çalışmaları da olabilecektir.
Ben, Türkiye'ye 1992 yılında geldiğim zaman, Bilkent
Üniversitesinde öğretim üyesi olarak başladığım zaman Bilkent Üniversitesinin
iki ya da üç tane binası vardı. Bugün, fizik laboratuarları, dünyanın en
gelişmiş fizik çalışmaları, kimya çalışmaları, elektronik çalışmaları için
gerekli olan laboratuarlar bu üniversitede var. Gönlüm arzu ediyor ki, yeni
kurmuş olduğumuz, bu Meclisin oylarıyla kurulmuş olan bu 15 üniversitemizde de
bu çalışmalar olsun. Bu çalışmaları yaparken de, biz siyasetçilerin hiçbir
hesap kitap yapmadan, hiçbir önyargı içinde olmadan bu üniversitelere ciddî
destekler vermemiz lazım.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Eskilere çok destek
verdiniz maşallah, buna da destek vereceksiniz!
HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Bundan sonra da bu
üniversitelere, ben, bütün arkadaşlarımızın büyük destek vereceğine inanıyorum;
çünkü, şuna eminim: Bugün ulusların rekabetçi üstünlükleri, ülkelerin rekabetçi
üstünlükleri elde ettikleri teknolojide ya da sahip oldukları kapitalde
değildir, ulusların rekabetçi üstünlükleri insan kaynağının kalitesindedir.
Hepimizin en birinci görevi, insan kaynağımızın o dinamik, o genç, o güzel
insan kaynağımızın, ve hepimize gurur veren insan kaynağımızın kalitesini
yükseltmektir.
Bu konuda yapacağımız çabaların, on yıl sonra, yirmi yıl
sonra, yüz yıl sonra hepimize bir şekilde geri döneceğinden hepimizin emin
olması lazım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Mercan.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Adana
Milletvekili Sayın Recep Garip.
Buyurun Sayın Garip. (AK Parti sıralarından alkışlar)
RECEP GARİP (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; dünden bu yana görüşmeye devam ettiğimiz 1143 sıra sayılı
değişikliklerle ilgili, kanun tasarılarıyla ilgili görüşmelerimizi
sürdürüyoruz.
Geçici madde 54, biraz önce Murat Mercan’ın konuşmasında
da ifadelendirdiği gibi, bu kanun uyarınca mecburî hizmet karşılığı yurtdışına
gönderilenlerin, bir şekliyle madde yürürlüğe girmesinden önce borcunu tamamını
ödemiş ya da ödemeden veya mecburî hizmetini tamamlayamadan vefat etmiş
olanlarla ilgili bir çalışma.
Güçlü devlet, mutlak surette halkına sahip olan
devlettir; güçlü devlet, kendi halkını yurtiçinde ve yurtdışında muhafaza eden,
koruyan ve kollayan devlettir; aynı zamanda, güçlü devlet, halkının birlik ve
beraberliğini sağlayan, hakkı üstün tutan ve hukukun herkese eşit manada
uygulanmasını sağlayan devlettir.
Bu bakışla bakıldığı zaman, bir şekilde mağdur olmuş
olan, yurtdışında tahsilini yaparken ya da görev yaparken, bunların
ödemeleriyle ilgili bu sıkıntının halledilmesi konusunda devletimiz bir
âlicenaplık göstermektedir. Bilim yuvalarının problemleri mutlak surette tehir
edilemez ve asla tehir edilmemelidir.
En önemli hizmet, elbette ki insana yatırımdır, insan
beynine, insana yatırımdır. Bu anlamda yapılmış olan bütün yatırımlar, bir şekilde,
bu ülkenin tarihsel derinliğine, geleceğine dair ciddî olarak katkıda bulunacak
olan değerlerdir. Üniversitelerimiz, bu anlamda, ulusumuzun en önemli belirgin
özelliklerinden, yapılarından bir tanesidir. Burada öğretilen öğretiler ve
evrensel insanlık bilgileri için yapılabilecek her türlü hizmet ve yatırım,
onların ekonomik sıkıntı ve hukuksal problemlerinin, mutlak surette, bir an
evvel halledilmesi için hep beraber çaba harcamaktayız. Dolayısıyla, bu ülke
aşkına, bilim ve insanlık aşkına ilim tahsil ederken vefat etmiş olan ilim
erbaplarına bu iyilik mutlak surette yapılmalıdır.
Bu nedenle, değerli arkadaşlar, yeni bilgiler öğrenmek,
yeni araştırmalar yapmak, insanlığa bir şeyler bırakmak adına verilen
gayretleri ve bu doğrultuda hayatını kaybetmiş olan bilim insanlarıyla ilgili
böyle bir geçici maddenin tartışılıyor olmasını faydalı görmekteyim.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Garip.
Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:
17.32
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 17.39
BAŞKAN:
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
1143 sıra sayılı Kanun Teklifinin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
335. X Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan
Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile
Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili
Samsun Milletvekili Haluk Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun; 8.4.1929 Tarihli ve 1416
Sayılı Kanun ile 4.11.1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/754,
2/693) (S. Sayısı: 1143) ---- (Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Teklifin 2 nci maddesine bağlı Geçici Madde 54 üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, Geçici Madde 54’ü oylarınıza sunacağım.
Ancak, oylamanın açıkoylama şeklinde yapılmasına dair
önerge vardır; önergeyi okutup, imza sahiplerini arayacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1143 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2 nci
maddesine bağlı Geçici 54 üncü maddenin açık oylama şeklinde yapılmasını
saygılarımızla arz ederiz.
BAŞKAN
– Salih Kapusuz, Ankara?.. Burada.
İsmail
Bilen, Manisa?.. Burada.
Recep
Garip, Adana?.. Burada.
Sabri
Varan, Gümüşhane?.. Burada.
Özkan
Öksüz, Konya?.. Burada.
Mustafa
Ilıcalı, Erzurum?.. Burada.
Fahri
Keskin, Eskişehir?.. Burada.
Muharrem
Tozçöken, Eskişehir?.. Burada.
Resul
Tosun, Tokat?.. Burada.
Nusret
Bayraktar, İstanbul?.. Burada.
Muharrem
Karslı, İstanbul?.. Burada.
Mehmet
Tekelioğlu, İzmir?.. Burada.
Cüneyit
Karabıyık, Van?.. Burada.
Kenan
Altun, Ardahan?.. Burada.
Yüksel
Kavuştu, Çorum?.. Burada.
Cavit
Torun, Diyarbakır?.. Burada.
Afif
Demirkıran, Batman?.. Burada.
Mustafa
Nuri Akbulut, Erzurum?.. Burada.
Fikret
Badazlı, Antalya?.. Burada.
Niyazi
Pakyürek, Bursa?.. Burada.
Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını
alacağım.
Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Alınan karar gereğince, açıkoylama elektronik cihazla
yapılacaktır.
Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde
sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu
yardıma rağmen de sisteme giremeyen
üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise,
hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve
soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5
dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Teklifinin 2 nci maddesine bağlı geçici 54 üncü maddenin açık oylama sonucu:
Kullanılan oy
sayısı: 338
Kabul: 337
Çekimser: 1 (X)
BAŞKAN – Böylece, geçici 54 üncü madde kabul edilmiştir.
Şimdi, çerçeve 2 nci maddeyi geçici maddeleriyle birlikte
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE
3- 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa aşağıdaki geçici
madde eklenmiştir.
"GEÇİCİ
MADDE 34- 78 inci maddeye göre yurt dışına gönderilenlerden, bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihten önce, eğitimin her hangi bir aşamasında istifa etmiş
olmaları nedeniyle kadrolarıyla ilişikleri kesilenler, sürelerinin bitiminde
mecburi hizmetlerini tamamlamak üzere görevlerine başlamayıp çekilmiş
sayılanlar, görevlerine başlayıp da yükümlü bulundukları mecburi hizmetini
bitirmeden görevlerinden ayrılanlar, mecburi hizmetle yükümlü bulundukları süre
içerisinde memurluktan çıkarılmış olanlar ile yükümlü bulundukları mecburi
hizmetini bitirmeden mecburi hizmetin devredilmesine imkân bulunmayan başka bir
göreve geçmiş olanlardan haklarında borç takibi işlemi devam edenler, bu
maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içerisinde başvurmaları halinde,
kendilerine döviz olarak yapılmış olan her türlü masraflar için, imzaladıkları
yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi hükümleri dikkate
alınmaksızın ve ilgililere ödeme yapma sonucunu doğurmaksızın, kendilerine
döviz olarak yapılmış olan her türlü masraflar için;
a)
Bunlardan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 34 üncü maddesinin yürürlüğe
girdiği 5/8/1996 tarihinden sonra yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil
kefalet senedi alınanlar hakkında, anılan maddenin ikinci fıkrası hükümlerine
göre bu Kanunun yayımı tarihinden önceki süreler için faiz uygulanmaksızın
hesaplama yapılır.
b)
5/8/1996 tarihinden önce yüklenme
senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınanlar hakkında, ilgili
adına fiilen ödemenin yapıldığı tarihteki T.C. Merkez Bankasınca tespit ve ilan
edilen efektif satış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek bulunacak tutar
ile bu tutara sarf tarihinden bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen
süre için 1/1/2006 tarihinden geçerli olmak üzere tespit ve ilan edilen kanuni
faiz işletilerek hesaplama yapılır. Ancak, bu hükümlere göre hesaplama
yapılması sonucunda borçlunun aleyhine bir durum ortaya çıkması halinde (a)
bendi hükümleri uygulanır.
Hesaplanan
borç miktarı, ilgilinin durumu ve ödettirilecek meblağ dikkate alınarak azami
beş yıla kadar taksitlendirilebilir. Bunların daha önce ödemiş oldukları tutar
ile mecburi hizmetlerinde değerlendirilen sürelere isabet eden tutar, anılan
madde uyarınca belirlenecek tutardan düşülür.
Bu
Kanun uyarınca mecburi hizmet karşılığı yurt dışına gönderilenlerden, bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, borcunun tamamını ödemeden veya
mecburi hizmetini tamamlamadan vefat edenlerin borç yükümlülükleri ortadan
kalkar. Buna bağlı olarak, borçlunun kendisi, mirasçıları ve kefilleri hakkında
her türlü borç yükümlülükleri ortadan kaldırılır ve her türlü borç takibi
işlemlerine son verilir."
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz isteyen Yakup Kepenek, Ankara Milletvekili.
Buyurun Sayın Kepenek. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) – Çok teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 1143 sıra
sayılı yasa teklifi üzerine, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak
üzere söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken, yine, bu konuyla ilgili bir noktaya
değinmeden geçemeyeceğim. Değerli arkadaşlar, Hükümet Sözcümüz, sürekli olarak,
kurumlararası çatışmanın olmaması gerektiğini, cumhuriyetin kurumlarının
birbirlerini yıpratmaması gerektiğini doğru olarak söylüyor.
Ancak, gündemdışı konuşma yapan değerli arkadaşımız,
Samsun Milletvekilimiz Musa Uzunkaya, burada, YÖK Başkanvekiliyle ilgili kimi
açıklamalarda bulundu. Değerli arkadaşlar, ve o açıklamaları, siyaset yapmak ya
da çirkin isnat ya da hilkat garibesi açıklama olarak niteledi. Ben,
konuşmanın, o açıklamanın hem İngilizce hem Türkçe metinlerini inceledim; size
içtenlikle şunu söyleyeyim ki, YÖK Başkanvekili Sayın Eşme’nin açıklamasında ne
siyaset var ne de hilkat garibesi bir şey var. Sayın Uzunkaya içeriğini
vermeden bir kişiye ve ona bağlı olarak bir kuruma saldırıda bulundu, o sözleri
değiştirerek burada açıkladı ya da söyledi ve Yüce Meclise, kanımca, gerçekleri
değil yanlış bilgileri aktardı. YÖK Başkanvekili laiklikle ilgili bir şeyler
söylüyor, bazı şeyler söylüyor, görevini yapıyor; ama, başka bir şey daha
yapıyor: Şimdiki YÖK sisteminin merkeziyetçi tutumunun, girişimciliği,
gelişmeyi ve değişimi engelleyen bir özellik taşıdığını söylüyor hepimizin, her
bilim insanının, her doğru kişinin söylemesi gerektiği gibi.
Değerli arkadaşlar, bu konu ayrıca ilgili yerlerde,
yargıda, başka yerde halledilir. Burada, biz, bu teklifle, lisans ve doktora
eğitimi görmek üzere 1416 sayılı Yasa uygulamasıyla yurt dışına giden
kişilerin, arkadaşlarımızın borçlarına ödeme kolaylığı getiriyoruz ve mecburî
hizmetleriyle ilgili düzenlemeler yapıyoruz. Bir bakıma, bir anlamda af
yasasıdır bu; zaten, Genel Kuruldaki sayısal gereklilik de bunu gösteriyor.
Değerli arkadaşlar, önce şunu söyleyeyim; biz, CHP Grubu
olarak bu düzenlemeye olumlu bakıyoruz, bu doğru bir düzenlemedir; ancak,
halkın parasıyla yurt dışına eğitim görmeye gönderilenlerin hangi nedenlerle
başarısız olduklarını, bunların sayılarını, bunların hangi üniversiteye
gittiklerini ve Neden başarılı olamadıklarını bilmek de en doğal hakkımızdır;
çünkü, burada, söz konusu olan, bu yoksul halkın parasıdır. Kaç kişi
gönderilmiştir? Bu kişiler neden belli üniversitelerde yığılmıştır? Bu kişileri
gönderen siyasetçilerin -YÖK başkanıysa YÖK başkanı, Eğitim Bakanıysa Eğitim
Bakanı- bu süreçte, bu uygulamada, hiçbir
kusuru yok mudur? Bunlar, bu işin gerçek sorumluları nerededir? Bu yasa
gerekçesiyle ve bunların, gönderilen ve başarısız olduğunu itiraf ettiğimiz bu
arkadaşlarımızın sırtından, şu veya bu şekilde çıkar sağlayan kesimler -siyasî
anlamda söylüyorum- var mıdır, yok mudur? Bunların sayısı ne kadardır? Şimdi,
Yüce Meclisin, öncelikle, bu noktalarda bilgi sahibi olması, değerlendirme
yapabilmesi için gerekirdi. Bu konularda bilgi verilmemesi, kanımca, çok büyük
bir eksikliktir.
Değerli arkadaşlar, bugünlerde, yeni bir ders yılı sona
eriyor, okullarda şiddet, ortaöğretimde özellikle, aşırı boyutlara ulaşıyor,
üniversiteye giriş süreci başlıyor ve toplum, çoğu zaman olduğu gibi, eğitimle
yoğruluyor, onunla yoruluyor. Neden yoruluyor; şunun için yoruluyor değerli
arkadaşlar: Eğitim bir bütündür ve dört yılı aşkın bir süredir Millî Eğitim
Bakanlığını yürütmekte olan Sayın Çelik, bu bütünü tümüyle algılayıp, onun
anaokulundan, okulöncesinden başlayan, üniversite sonrasına uzanan bir
bütünlüğünü ve süreçlerini yakalayabilmiş değildir. O bütünlük içinde bir
programlama yoluna gidebilmiş değildir. Yine, o bütünlük içinde, eğitimin
sorunlarıyla ilgili, ne burada, bütün isteklerimize, araştırma önergelerimize
rağmen doğru dürüst bir çalışma yapılabilmiştir ne de kamuoyuna düzgün bilgi
verilebilmiştir.
Ben, bu genelin eksiğini söyledikten sonra konumuza
gelmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, yükseköğretimin yükünü, yüzde 95
oranında devlet üniversiteleri çekiyor. Oysa, Millî Eğitim Bakanlığı, bir
taraftan -15, 10, neyse- yeni üniversite kurmaya çabalarken ve bugün de bunu
konuştuk burada, diğer taraftan, var olan 54 dolayındaki devlet üniversitesine
üvey evlat muamelesi yapıyor -bunu birkaç kez söyledim- kadro vermiyor, genç
öğretim üyesi alma olanaklarını, imkânlarını yok ediyor, üniversiteler yaşlı
öğretim üyelerinin huzurevine dönüşüyor. Bunu yapmaya hakkınız yoktur. Bu,
Türkiye’nin geleceğine kurşun sıkmaktır. Bu, Türkiye’nin geleceğini
karartmaktır. Bu, doğru değildir. Bakın
ne oluyor, kadro vermeyince... Teknik ve uzmanlık kadroları da verilmiyor,
akademik kadrolar da verilmiyor ve ülke yükseköğretimi büyük zarar görüyor, geleceği
kararıyor yükseköğretimin.
Burada bir nokta daha var. Yurtdışına gönderilen ve bugün
de söz konusu ettiğimiz öğrencilerle ilgili olarak bir noktaya değineyim: Yurt
dışındaki eğitimin, yıllık, kişi başına tutarı, bölümüne göre, üniversitesine
göre, mesleğine göre, 25 000 ila 45 000 dolar arasındadır. Türkiye’nin önde
gelen üniversiteleri, çoğu kez, Hükümete, YÖK’e başvurarak, bu paranın dörtte
1’i, beşte 1’i, belki onda 1’iyle aynı kalitede eğitimin, doktora eğitiminin,
yükseklisans eğitiminin ülkemizde verilebileceğini kanıtladılar bilimsel
olarak, söylediler; ama, dört yıldan beri, bu Hükümet, bu konuda bir tek adım
atmadı. Üniversiteye nitelikli öğretim üyesi yetiştirme işi askıya alındı, bir
yana bırakıldı ve başka bir şey daha yapıldı; personel rejiminde düzelme
olmadığı için, doğru dürüst bir ücret ödeme sistemi olmadığı için ve devlet
üniversitelerindeki öğretim üyeleri, geçimlerini sağlamak için haftada 25-45
saat gibi, bir araştırmacının, bir öğretim üyesinin taşıyamayacağı yükü
sırtlamak zorunda kaldıkları için, Türkiye yükseköğretimi devlet
üniversitelerinde çöküntüye sürükleniyor. Bunu, burada birkaç kez dile
getirdim, Sayın Bakanın istifasını da istedim buradan; ama, bu konularda,
maalesef, hükümetin herhangi bir davranışı, kıpırdaması, olumlu adımı gündeme
gelmedi.
Bakın, söylenmesi gereken önemli bir şey daha var.
Yükseköğretimin gelişmesinde, oluşmasında, öğretim işi ile araştırma işi ve
toplumsal görevi yerine getirme işi üçlüsü bir bütünlük gösterir. Türkiye
yükseköğretiminde, üzülerek belirteyim, bu bütünlük bir türlü
sağlanamamaktadır; bu dönemde de sağlanamamaktadır. Oysa, bilgi toplumundan söz
ediyoruz.
Değerli arkadaşlar, bilgi, toplumun gerçek sermayesidir.
Anadolu’da güzel bir laf var “akıl başta sermaye” derler. Bu, bugünkü bilgi
üretimi ve araştırma kavramına tam olarak oturmaktadır; ama, yine, üzülerek
belirteyim, Millî Eğitim Bakanlığının uygulamaları ve bu yasayla yapıldığı
gibi, konuya, soruna ucundan, kenarından, günlük…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kepenek.
YAKUP KEPENEK (Devamla) – Tamamlıyorum. Çok teşekkür
ederim.
… günlük yaklaşımlarla, geçici önlemlerle çözüm
bulunamayacağı çok açıktır. Bu yaklaşımların, bu uygulamaların, bu yapılanların
bilimsellikle de uzaktan yakından ilgisi yoktur; ülkenin gelişimiyle de
yakından uzaktan ilgisi yoktur. Bir şeyle daha ilgisi yoktur; ülkenin beyne
dayalı, araştırmaya dayalı, geliştirmeye dayalı gücünü, gizil gücünü,
potansiyelini güçlendirecek hiçbir etkisi, hiçbir katkısı yoktur. Türkiye, düzenli
bir biçimde, bu arkadaşlarımızdan; yani, şimdi affettiğimiz arkadaşlarımızdan
da başlayarak, acaba, tersine bir beyin göçü programını, benim üç yıl önce
burada önerdiğim gibi uygulasaydı, Türkiye üniversitelerinin durumu çok daha
iyi olmaz mıydı? Ama, yapmadınız, yapamadınız.
Bir başka konu daha var. Yine, geçmişte, bu ülkenin kimi
üniversitelerinde, sıradan yüksek lisans ve doktora uygulamalarına gidilmiştir,
öğretim üyesi kalitesi önemli ölçüde geriletilmiştir. Bu geriletmeyi
düzeltecek, yeniden Türkiye üniversitelerini çalışır, işleyen, özerk,
demokratik, üretken yapıya kavuşturacak düzenlemeleri, yasal düzenlemeleri
hiçbir gün buraya getirmediniz. Şimdi, bütün bunları yapmadan üniversite
sorununu konuşuyoruz ve o zaman eksikli kalıyoruz, yetersiz kalıyoruz.
Değerli arkadaşlar, bilgi, yerli üretildiği zaman anlam
kazanır. Türkiye toplumunu yarınlara taşıyacak olan, Türkiye toplumunu dünyada
güçlendirecek olan ürettiği bilgidir ve bu bilgi üretiminin yeri de, yıllardır
hırpaladığımız, silkelediğimiz, ezmeye uğraştığımız üniversitelerdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YAKUP KEPENEK (Devamla) – Bunun devam etmesine olanak
yoktur. Toplumun geleceğini güçlendirmenin yolu üniversiteyi güçlendirmekten
geçiyor ve bu alanın, bu işin, esas olarak kamusal olduğunu, bunun devletin bir
görevi olduğunu bilmekten geçiyor.
Şimdi, bu çerçevede, Türkiye'nin bilimsel bilgiye
susamışlığı, hem devlet kadrolarında hem iş dünyasında hem turizmden tarıma,
sanayie, madenciliğe kadar tüm alanlarda ihtiyacı bilinmektedir, görülmektedir.
Doğru dürüst bir meslekî eğitim yoktur, doğru dürüst bir insan planlaması
yoktur ve Türkiye üretici sektörleri, hizmet sektörleri, nitelikli personel
yetersizliğiyle kıvranıyor. Bir tarafta bir işsizler ordusu, bir tarafta onu
birleştiremeyen, bütünleştiremeyen bir yapı… Bunun düzeltilmesi gerekiyor;
umarım, bu çalışmalar buna yardım eder.
Hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Kepenek.
Madde üzerinde
şahsı adına söz isteyen Mehmet Tekelioğlu, İzmir Milletvekili…
Buyurun Sayın
Tekelioğlu.
MEHMET S.
TEKELİOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; ele aldığımız madde, gene, yurt dışına, 657 sayılı Kanuna
bağlı olarak gönderdiğimiz kimselerle ilgili. Onların faiz borçlarının affı,
bir önceki maddelerde olduğu gibi, yani, 1416 ve 2547’de olduğu gibi, eşitliği
sağlama adına, benzer şekilde, faiz borçlarından vazgeçiliyor ve asıl
paralarının ödenmesiyle ilgili hükümler getiriyor.
Değerli
arkadaşlarım, bu arada, Sayın Hocam Yakup Kepenek Bey bazı konulara dokundu.
Onun görüşlerinin kimisine, tabiî ki katılıyorum. Özellikle, demokratik
üniversite talebini burada yineledi; ona, ben de elbette ki katılıyorum; ancak,
şunu unutmayalım ki, bizim, üniversitelerle ilgili düzenleme taleplerimiz
birden fazlaydı. Bunların hiçbirinde, biz, Cumhuriyet Halk Partisinin anlamlı
bir desteğini göremedik; aksine, statükoyu muhafaza edici, mevcut kanundaki
düzenlemeleri yeterli görücü bir anlayışı burada müşahede etmiş olduk, bunu
söylemek istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bu vesileyle söylemek istediğim birkaç nokta daha var. Dün gece
burada bir tartışma oldu ve bu tartışmada, Sayın Keleş dedi ki: “Hak
etmeyenleri biz devlet memuru yapıyoruz” dedi. Bunun üzerine, beni, yurt
dışından, çok sayıda, bu konuyla ilgili arkadaşlarımız aradılar. Söyledikleri
şu; diyorlar ki: “Biz, zaten, yurt dışına gönderilirken -özellikle 2547’ye tabi
olarak gidenler söylüyorlar- biz, zaten devlet memurluğu hakkını kazanmıştık, bir üniversitede biz araştırma görevlisiydik;
dolayısıyla, biz bu hakkı zaten elde etmiştik; ama, arada başka kopukluklar
oldu; şimdi, döndüğümüz zaman bizim bu memuriyeti, yani, sınav aranmaksızın
memur olma şartımızda herhangi bir sıkıntı yoktur; çünkü, hiçbir kurumdan yurt
dışına gönderilen birisi geri dönünce yeniden sınava tabi tutulmuyor” diyerek
bu haklı temennilerini iletmemi istediler. Ben de bunu burada iletiyorum ve
bunu çok haklı buluyorum.
Değerli arkadaşlarım, üniversitelere ayrılan payla ilgili
olarak burada yeniden bazı sözler söylendi. Şunu unutmayalım ki, bizim
hükümetimiz iktidara geldikten sonra üniversitelere ayrılan paylar sürekli
olarak artmıştır. Size çok basit iki tane rakam vermek istiyorum, çok basit iki
rakam vermek istiyorum.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) – Ne payı artmış ya?!
MEHMET S. TEKELİOĞLU (Devamla) – Lütfen şu rakamları
dinler misiniz?
GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Biliyoruz o rakamları!
MEHMET S. TEKELİOĞLU (Devamla) – Bakın, 2002 yılında
konsolide bütçeden üniversitelere ayrılan pay yüzde 2,69 iken, hemen bir yıl
sonra biz bunu yüzde 3,33’e çıkarmışız ve her yıl da periyodik olarak, bu,
sürekli olarak artış göstermiş. Aynı şekilde, üniversitelerde öğrenci başına
yapılan harcama 2 000 dolarken, biz bunu kısa süre içerisinde, 2005 yılında, 3
000 dolara çıkarmışız; bunlar rakamlar. Benzer şekilde, üniversitelere ayrılmış
olan yahut da araştırma-geliştirmeye ayrılmış olan payları, araştırma fonlarını
çok önemli rakamlara çıkardık ve benim bildiğim kadarıyla, 2005 yılında, bu,
bütün toplamıyla birlikte 550 trilyon gibi bir rakamı ifade ediyor. Değerli
arkadaşlarım, önemli olan bu rakamlardır. Dolayısıyla, bu rakamlara bakarak
konuşmak lazım. Ben, Yakup Hocaya katılıyorum; dedi ki: “Üniversiteler ülkenin
geleceğidir.” Elbette… Buna katılıyorum tabiî ki. Ancak, unutmayalım ki, burada
tek yanlı çabalar sonuç vermedi. Dolayısıyla, bu çabaları hep birlikte ele
alıp, hep birlikte ileriye götürmemiz gerekiyor.
Tabiî ki, burada, Yüksek Öğretim Kuruluna da düşen çok
önemli görevler vardır. Ülkenin böyle problemleri varken, eğer, önümüze makul
tekliflerle gelinirse Türkiye Büyük Millet Meclisi, elbette ki, bunları
değerlendirir; ama, unutmayalım ki, değişime direnen bir YÖK anlayışı, bütün bu
yaklaşımlardan, bu çözüm arayışlarından uzak kalır. Dolayısıyla, bu tür
hususları konuşurken bu noktalara da dikkat etmemiz gerekiyor. Mesela, öğretim
üyesi yetiştirme işinde, doğrusunu isterseniz, Yüksek Öğretim Kurulunun
hazırlayıp da bu Hükümete teklif olarak getirdiği hiçbir şey yoktur; hele hele geri
dönmüş hiçbir şey yoktur.
Değerli arkadaşlarım, bunları konuşurken, lütfen, genel
hükümlerden yola çıkmak yerine, önümüze müşahhas şeyler alarak konuşalım. Tabiî
ki, burada, üniversitelerle ilgili, yani, yükseköğretimle ilgili düzenlemeleri
konuşurken buna verilip verilmeyen önem konusunda şunu da hepimizin göz önüne
alması lazım. Unutmayalım ki, biz, 15 tane yeni üniversite kurduk ve maalesef,
şimdi benim aklımda değil; ama, buraya çok önemli bir kadro tahsisi yapmış
olduk. Bütün bunlar Türk yükseköğretiminin gelişmesi için gösterilmiş olan
gayretleri ortaya koyuyor. Takdir edersiniz ki, 15 yeni üniversite içerisinde
zaten birtakım fakülteleri olan, bölümleri olan yerler vardı; dolayısıyla da,
bu üniversitelerin daha da geliştirilmesi, bu sayının daha da artırılması
gerektiğini de düşünüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, ben, bu duygular içerisinde kanunun
hayırlı olmasını temenni ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen,
Osmaniye Milletvekili Sayın Şükrü Ünal; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 1143 sıra sayılı kanun teklifinin 3 üncü maddesi üzerinde söz
almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi, bu vesileyle, saygıyla selamlıyorum.
Yurt dışında doktora yapmış veya yapacak olup daha sonra
mağdur duruma düşmüş olan binlerce insanın, insanımızın mağduriyetini giderecek
olan bu kanun tasarısının 3 üncü maddesi, bu arkadaşlarımız açısından büyük
önem arz etmektedir. Bu maddeyle, mesleklerine ait öğrenimini bitirerek devlet
memurluğuna alınmış memurlardan, mesleklerine ait hizmetlerde yetiştirilmek
üzere, dış memleketlere gönderilenlerin borçları yapılandırılmaktadır. Buna
göre, 1996’dan sonra senet imzalayanların senetleri dikkate alınmayacak ve bu
kanunun yürürlüğünden önceki dönemler için faiz uygulanmayacaktır. 1996’dan
önce senet imzalayanlar için ise, kendilerine yapılan masraflar için 1.1.2006
tarihinde ilan edilen kanunî faiz uygulanacak. Hesaplanan borç miktarı, beş yıla
kadar taksitlendirilecektir ve ayrıca, en önemlisi, bu kanun yürürlüğe girmeden
önce ölenlerin borçları da ortadan kaldırılacak ve silinecektir.
Ben, bu kanunun mağduriyeti giderilecek olan bütün
insanlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor; bu vesileyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.
Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutup işleme
alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1143 sıra sayılı Yasanın 3 üncü
maddesinde belirlenen üç aylık başvuru süresinin altı ay olarak belirlenmesini
arz ederiz.
Saygılarımızla.
Ferit Mevlüt Aslanoğlu
Gökhan Durgun Nuri Çilingir
Malatya Hatay Manisa
Orhan Ziya Diren Feramus Şahin
Tokat Tokat
BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Hükümet?..
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, konuşacak mısınız?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Konuşacağım efendim.
BAŞKAN – Buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Buradaki gerekçemiz şuydu: Üç aylık bir süre veriliyor.
Bu insanlar yurt dışında oturuyor çoğu; yani, burada üç ay içinde gelemeyen
olursa, yıllar sonra böyle bir olanağa kavuşuyorlarsa, hiç değilse bu
arkadaşlarımızın yıl sonuna kadar, yani, altı aylık bir süre istiyoruz. Yani,
işleri gereği birtakım sorunları olabilir, izinlerini kullanmış olabilirler.
Buradaki süreç, üç ayı, altı ay yapmak istedik. Tüm mesele buydu. Bu önergeyi
bu amaçla verdik. Avustralya’da, Amerika’da, dünyanın her tarafında bir sürü
insan var. Bu açıdan bu önergeyi verdik.
Değerli arkadaşlarımız, tabiî, burada deminden beri hep
üniversitelerimiz konuşuluyor. Bazen hayretler içinde kalıyorum. Ben, biraz
önce, Sayın Murat Mercan Beyefendi ve Sayın Recep Garip Beyefendinin, yaptığı
konuşmalara, hakikaten ağızlarından bal damlıyor, ne güzel konuştular ya; ama,
diyorum ki, acaba ben bu Mecliste yaşamıyor muyum, ben üçbuçuk yıldır bu
Mecliste değil miydim. Yani, üniversitelerimiz, kadro vermek… Bunlar ne kadar
güzel şeyler. Destek olmak. Ama, beyler, beyler, üçbuçuk yıldır, otuz yıldır
kadro kanunu olmayan Malatya İnönü Üniversitesinin kadro kanununu birbuçuk
yıldır Plan Bütçe Komisyonundan çıkmasına rağmen, her nedense buraya
getirmeyeceksin, ondan sonra da çıkıp diyeceksin ki, ya biz üniversitelerimize
hep destek veriyoruz.
Değerli arkadaşlarım, ya gerçekçi olalım ya gerçekleri
konuşalım. Olmuyor… Olduğumuz gibi olalım.
Değerli arkadaşlar, hakikaten bunu anlamak mümkün değil.
Otuz yıldır kadro kanunu yok. Bu, hepimizin üniversitesi. Bu üniversitedeki
çocuklar, 20 000 çocuk Denizli’den, İzmir’den, Türkiye’nin her tarafından
çocuklarımız okuyor. Bu üniversitede 24 tane ameliyathanenin 16 tanesini
açamıyoruz. Bu üniversitede izni olan 3 tane fakülteyi açamıyoruz. Benim
çocuğum okumuyor orada, hepimizin çocuğu okuyor arkadaşlar. Ne olursunuz… Hakikaten
üzülüyorum, çok güzel konuşuyorsunuz, çok güzel sözler söylüyorsunuz; ama,
diyorum ki, acaba ben başka bir ülkede mi yaşıyorum, başka bir Mecliste mi
çalışıyorum?! Bu Meclis iradesinden üstün mü arkadaşlar, neden getirilmiyor?
Çıksın bir tanesi bunun cevabını versin. Hayır, getireceğiz. Bundan daha
önemli, benim çocuklarımın, benim hastalarımın geleceğinden daha önemli bir şey
var mı arkadaşlar; 20 000 tane çocuğun geleceğiyle oynamak, yılda 250 000
hastanın sağlığıyla oynamaktan başka bir şey değil midir bu arkadaşlar?!
Değerli arkadaşlarım, takdiri hepinizin vicdanına
bırakıyorum. Ya çıkıp üniversiteler bizim, bu üniversitelerde hepimizin çocuğu
okuyor demeyeceğiz yahut da otuz yıldır kadro kanunu olmayan bir üniversiteye
destek vermek hepimizin görevidir arkadaşlar. Burası hepimizin arkadaşlar. 14
yeni üniversite kuruyoruz. Her bir üniversiteye 1 100-1 200 tane yeni kadro
verdik arkadaşlar. Peki, nedir
arkadaşlar, bizim günahımız ne, bir günah mı işledik?!
Değerli arkadaşlarım, yarın getireceğiz bu kanunu, ben
hepinizin takdirine bir kez daha sunacağım. Hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Sayın
Aslanoğlu, teşekkür ediyorum.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Teklifin 3 üncü maddesinin oylamasının açıklama oylama
şeklinde yapılmasına dair önerge vardır; önergeyi okutup, imza sahiplerini
arayacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
1143 sıra sayılı kanun teklifinin 3 üncü maddesinin oylamasının açıkoylama olarak
yapılmasını saygıyla arz ve talep
ederiz.
Faruk Çelik, Bursa?..
Burada.
İsmail Bilen, Manisa?.. Burada.
Recep Garip, Adana?.. Burada.
Recep Koral, İstanbul?.. Burada.
Cüneyit Karabıyık, Van?.. Burada.
Alaettin Güven, Kütahya?.. Burada.
Kerim Yıldız, Ağrı?.. Burada.
Halil Özyolcu, Ağrı?.. Burada.
Fikret Badazlı, Antalya?.. Burada.
Nusret Bayraktar, İstanbul?.. Burada.
Kenan Altun, Ardahan?.. Burada.
Muharrem Karslı, İstanbul?.. Burada.
Cavit Torun, Diyarbakır?.. Burada.
Ziyaeddin Akbulut, Tekirdağ?.. Burada.
Öner Ergenç, Siirt?.. Burada.
İlhan Albayrak, İstanbul?.. Burada.
Zekeriya Akçam, İzmir?.. Burada.
Recep Yıldırım, Sakarya?.. Burada.
İdris Naim Şahin, İstanbul?.. Burada.
Adem Baştürk, Kayseri?.. Burada.
Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını
alacağım.
Açıkoylamanın
elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Alınan karar
gereğince, açıkoylama elektronik oylama cihazıyla yapılacaktır.
Oylama için 5
dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik
personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen
üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten
oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını,
oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy
pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bazı
Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 3 üncü
maddesinin açıkoylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı: 344
Kabul: 343
Çekimser: 1(*)
Böylece, 3 üncü madde kabul
edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE
4- İlgili trafik sicilinde adlarına
kayıt ve tescilli bulunan motorlu kara taşıtlarını; bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren 31/12/2006 tarihine kadar ilgili yönetmelik hükümleri
gereğince kayıt ve tescillerinin silinmesi ve hurdaya çıkarılması suretiyle il
özel idarelerine bedelsiz olarak teslim eden gerçek ve tüzel kişilerden, bu
Kanunun yayımlandığı tarih itibariyle yük ve yolcu taşımacılığı dışında bilanço
esasına göre defter tutmayı gerektiren başkaca ticari veya mesleki faaliyetten
dolayı mükellefiyeti bulunmayanların, hurdaya çıkarılan taşıta ilişkin olarak
tahakkuk etmiş ve ödenmemiş olan motorlu taşıtlar vergisi ile bu vergiye
ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezaları terkin edilir. İl özel
idarelerinin, bu kapsamda teslim aldıkları hurda taşıtların satışından elde
ettikleri kazançları ile bu faaliyetlerle ilgili olarak yapılan işlemler ve
düzenlenen kağıtlar her türlü vergi, resim ve harçtan müstesnadır.
Motorlu
kara taşıtlarını noter satış senedi ile iktisap edip ilgili trafik tescil
kuruluşunda adlarına kayıt ve tescil ettirmemiş olan ve bu Kanunun yayımlandığı
tarih itibariyle yük ve yolcu taşımacılığı dışında bilanço esasına göre defter
tutmayı gerektiren başkaca ticari veya
mesleki faaliyetten dolayı mükellefiyeti bulunmayan gerçek ve tüzel kişiler, bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/12/2006 tarihine kadar kayıt ve
tescil işlemlerini tamamlayarak bu maddenin öngördüğü diğer şartları da yerine
getirmeleri halinde bu madde hükmünden yararlanabilirler. Hurdaya çıkarılacak
taşıt üzerine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine
göre tatbik edilmiş olan hacizler kaldırılır. Uygulamaya ilişkin usul ve
esaslar Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca belirlenir.
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz isteyen, Adana Milletvekili Kemal Sağ.
Buyurun Sayın Sağ.
CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 1143 sıra sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu teklifin 4 üncü maddesiyle bazı
güzel uygulamalar getiriliyor. Önce bir maddeyi açıklamak istiyorum. Madde
hükmüne göre, trafik sicilinde adlarına kayıt ve tescilli bulunan motorlu kara
taşıtlarının 31.12.2006 tarihine kadar kayıt ve tescillerinin silinmesi ve
hurdaya çıkarılması halinde ne yapılacağını düzenleyen bir maddeyle karşı
karşıyayız.
İkinci olarak; yine bu maddede, hurdaya çıkarılan bu
araçların il özel idarelerine bedelsiz olarak teslimini öngörüyor.
Üçüncü temel nokta: Hurdaya çıkarılan taşıtların taşıta
ilişkin olarak tahakkuk etmiş veya ödenmemiş olan Motorlu Taşıtlar Vergisi ve
bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezalarının terkini
hükme bağlanmaktadır.
Dördüncü noktada, motorlu kara taşıtlarını noter satış
senediyle iktisap edip ilgili trafik tescil kuruluşunda adlarına kayıt ve
tescil ettirmemiş olanlara, 31.12.2006’ya kadar bu araçları trafiğe kayıt ve
tescil işlemlerini tamamlama durumunda bu Kanundan yararlanma imkânı
verilmektedir.
Değineceğim son nokta bu maddeye ilişkin olarak: Hurdaya
çıkarılacak taşıtlar üzerinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü
Hakkında Yasa gereğince tatbik edilmiş bulunan hacizler var ise, yasa tasarısı
bu hacizlerin de kaldırılmasını öngörmektedir; yani, beş ana noktada bu madde
hüküm getiriyor.
Değerli arkadaşlar, bu maddenin üç olumlu yönünü önce ben
belirtmek istiyorum. Birincisi, hurda araçların piyasadan ve trafikten
çekilmesi olayıdır. Gerçekten, ülkemizde çok yaşlı, eski, göze hoş görünmeyen
birçok araç trafikte seyretmektedir ve bu bana göre gelişmiş ülkelerle
kıyaslandığı zaman doğru bir şey de değildir. Bu açıdan güzel bir uygulama
getiriliyor.
İkinci güzel olay: Vergi idaresi ile trafik idaresi
arasındaki mevcut birçok ihtilaf dosyası bu yasayla rafa kaldırılmış olacaktır.
Bu da güzel bir şeydir. Üçüncü olay ise, yine trafik ve vergi dairesi
kayıtlarında bir rahatlama sağlayacak ve gerek trafik gerekse vergi dairesi
personeli, bu işe bakanlar tabiî ki, daha bir rahat ortamda daha iyi görev
yapma imkânına sahip olacaklardır.
Ancak, bu maddenin olumsuz birkaç yönünü de belirtmeden
geçemeyeceğim tabiî ki.
Birinci eleştireceğim husus değerli arkadaşlar,
vazgeçilen verginin Hazine alacağı olmasına rağmen hurda araçların il özel
idaresine teslim edilmesidir ve satış gelirlerinin de yine özel idare
tarafından irat kaydedilmesi olayı vardır.
Değerli arkadaşlar, burada benim eleştireceğim nokta
şudur: Vergi ve benzeri alacaklar genel bütçeyi ilgilendiren alacaklardır,
Hazineyi ilgilendiren alacaklardır; ancak, siz bu araçların gelirlerini özel idareye
bırakırsanız burada farklı bir durum ortaya çıkacaktır, genel bütçenin bir
alacağını özel bütçeye irat kaydetme imkânı getiriyorsunuz. Bu, bana göre doğru
bir şey değildir. Bana göre, bu araçların özel idareye değil, Maliyeye, TASİŞ’e
ya da Millî Emlake devri gerekirdi ve bu araçların gelirlerinin de yine genel
bütçeye irat kaydı gerekirdi. Bana diyebilirsiniz “efendim, biz, özel idareye
gelir imkânı sağlıyoruz.” Olabilir. Ama, bana göre genel teamüle uygun bir
uygulama değildir.
İkinci eleştireceğim husus, trafikte kaydı bulunan hurda
araçların tamamını tasfiye imkânı getirmemekte, bir de ayrıca ben arkadaşlarla
konuştum, gerçi bu eleştirimi yersiz buldular ama, bu yasada yaş sınırı veya
kısıtlaması getirilmemiştir.
Üçüncü nokta, noter satış senediyle iktisap edilen ve
trafik tescil işlemlerini yaptırmayarak belki de vergi kaçakçılığı yapmış olan
insanları bir bakıma affediyor olacaksınız. Bu da dikkatle izlenmesi gereken
bir husus.
Dördüncü eleştireceğin nokta değerli arkadaşlar, vergi
aslı, gecikme zammı ve gecikme faizine af getiriyorsunuz ve bunu da, nitelikli
çoğunluk aradığınıza göre, zaten biliyorsunuz. Biz affa karşı olduğumuz için,
ben bu eleştiriyi getiriyorum; çünkü, af yasaları, her zaman, dürüst ve
zamanında yasalara uygun şekilde görevini ifa eden vatandaşlar için, bir
bakıma, cezalandırma olmaktadır; bilakis, zamanında görevini ifa etmeyen
vatandaşlarımız için de, bir bakıma, maalesef, ödüllendirme olmaktadır. Bunun
da, artık, vazgeçilmesi gereken bir husus olduğunu belirtmek istiyorum.
Ayrıca, belki de yurda kaçak olarak girmiş ve belki de
bazı suçlara karışmış araçların da, bir bakıma, aklanması anlamına gelen bir
tasfiye işlemi yapılmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bir taraftan, kamu alacaklarını
terkin ederek, büyük ölçüde af anlamına gelecek, birilerini, bir şeyleri
aklayacak bir yola gidiyorsunuz; ama, öte yandan, bazı gazeteci ve siyasîlerin
banka hesaplarına illegal yollardan giren ve yalan, yanlış bilgilerle kamuoyunu
yanıltmaya çalışan birtakım provokatörlere ses çıkarmayarak, bir şekilde,
onları kollamış oluyorsunuz. Bu konuda izlenen politika, bize göre, doğru
değildir değerli arkadaşlar. Olsa olsa, bu, Sayın Başbakanın ifade ettiği gibi,
bir dezenformasyondur. Lütfen, hukukî gereğini derhal yapmalısınız. Eğer bunu
yapmazsanız, bir gün, hukuk, hepimize, hepinize lazım olabilir değerli
arkadaşlar.
Hepsi bir yana, bizim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak
aylardan beri söylediğimiz, vatandaş perişan, vergisini ödemekte zorlanıyor,
uygulamalarınız iyi yolda değil, ekonomi çıkmaza sürükleniyor ve benzeri
söylemlerimizi bu yasa teklifiyle bir bakıma pekiştiriyorsunuz. Şöyle ki: Bu
maddeye ilişkin gerekçede aynen şöyle söyleniyor: Özellikle kamyon ve kamyonet
sahiplerinin taşıtlarını çalıştıramadıklarını ve vergi borçlarını ödeyemediklerini
kanun tasarısına gerekçe olaraktan almışsınız.
Değerli arkadaşlar, bu gerekçe ne anlama geliyor? Siz
bunu iktidar olma anlayışınızla belki görmeyebilirsiniz; ama, bunun anlamı,
ekonomik sıkıntıdır. Vatandaşlarımız da, artık, bunu çok iyi anlamaya başlamıştır,
zamanı gelince de, bunu, sandıkta cevaben gösterecektir değerli arkadaşlar.
Ayrıca, dün görevli olduğum KİT Komisyonunda bir olaya
tanık oldum. O da şu: 2002 yılı sonunda çiftçi borçları 228 trilyon lirayken,
2006 Mayıs itibariyle 2,5 katrilyon olmuştur borçları, yani, şu anda…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KEMAL SAĞ (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlayacağım.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Sağ.
KEMAL SAĞ (Devamla) – Şu anda 396 000 çiftçi Ziraat
Bankasına borçlu durumdadır. Değerli arkadaşlar, bunu kredilerin artışı olarak
da yorumlayabilirsiniz; ama, ben böyle yorumluyorum.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Sayın Sağ, vadesi
geçen borç değil, verilen kredi miktarı.
KEMAL SAĞ (Devamla) – Şimdi, şu dört noktayı tekrar
ediyor ve sözlerimi bitiyorum değerli arkadaşlar.
Bu maddeyle, Hazine alacağına af getirilmiş; ama, özel
bütçeli özel idareye irat kaydedilmiştir.
İkincisi, tasfiye edilecek araçlar için bir yaş sınırı
getirilmemiştir.
Üçüncüsü, noterden yapılan satışlar vergi dairesine tescil
olmasa da resmileştirilmiş olacaktır ve özellik taşıyan bazı haciz ve
kısıtlamaların bu yasayla da hükümsüz kalması söz konusu olacaktır.
Değerli arkadaşlar, sözlerimi tamamlarken bu eksikleri
dikkate almanızı tavsiye ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sağ.
Madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen
Mardin Milletvekili Sayın Muharrem Doğan.
Buyurun Sayın Doğan. (Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHARREM DOĞAN (Mardin) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı kamu alacaklarının tahsil ve
terkinine ilişkin hurdaya çıkmış motorlu kara taşıtlarının kayıt ve tescilinin
silinmesi, 31.12.2006 tarihine kadar tahakkuk etmiş Motorlu Taşıt Vergileri
gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezalarının terkinini düzenleyen yasa
tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde görüş belirtmek üzere Anavatan Grubu adına
söz almış bulunuyorum; öncelikle, Grubum ve şahsım adına sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Hükümet bu tasarıyı teşvik
amaçlı bir yasa olarak önümüze getirmişse de, ticarî bir anlayışı esas
almaktadır. Bu yasa tasarısını hazırlayanlar ülkenin gelişimini göremiyorlar,
ülkenin bölgesel yapısını ve bölgeler arası gelişmişlik farkının nasıl
giderileceğinden haberdar değillerdir. Bu yasa tasarısı masa başında
hazırlanmış, sağlıksız, yetersiz ve sosyal boyutu yoktur. Hurdaya çıkan
araçların yaş sınırı tespit edilmemiştir. Bölge gezilmemiştir. Hangi kriterlere
göre düzenlenmiştir belli değildir.
Maliye Bakanlığınca, bu yasadan yararlanacak motorlu kara
taşıt sayısının ülke genelinde 16 000 civarında belirlenmesi doğru değildir.
Geçmiş hükümetler döneminde doğu ve güneydoğu bölgelerimizde ekmeğini Habur
Gümrük Kapısından çıkaran; ancak, kısa mesafedeki sınır ticareti kesildiğinden
hurda haline gelmiş araç sayısının 150 000’in üzerinde olduğu şoförler
odalarınca tespit edilmiştir. Değerli arkadaşlar, hurdalık araç sayısının 16
000 veya 150 000 olması önemli değildir. Önemli olan husus şudur: Bu araçların
hepsi hurdalık mı, bu araçları hurda haline getiren nedenler nelerdir,
yapılması gereken şey ve kalıcı çözüm nedir?
Her şeyden önce, AKP, 30 Eylül 2002’de seçim kampanyasını
Cizre’de başlatarak, Sayın Erdoğan “bizi iktidar yapın, 4 Kasım günü Habur
Gümrük Kapısını sınır ticaretine tamamen açacağız” sözünü vermiştir. Bu söze
itibar eden tüm bölge nakliyecileri, varını yoğunu ortaya koyarak bir araç
sahibi oldu. Ancak, verilen sözler yerine getirilmedi, ne Habur Gümrük Kapısı
serbest ticarete açıldı ne de Nusaybin Gümrük Kapısı uluslararası hale
getirildi. Hâlâ, sınır ticaret merkezleri kurulamadı. Bu nedenle, bölgemizde
işsiz kalan 120 000 civarında araç, ekonomik ömrünü doldurmadan, yağmurdan ve
güneşin altında çürüyerek hurdalık haline gelmiştir. Şimdi diyorsunuz ki, Taşıt
Vergisi, KDV, Gelir Vergisi borcunuz var, getirin aracınızı, bedelsiz, il özel
idarelerine teslim edin. Bu adaletsizlik dünyanın neresinde var?! Adalet ve
kalkınma anlayışınız bu olmamalıdır.
Değerli milletvekilleri, doğu, güneydoğu bölgelerimizin
ekonomik hayatı komşu ülkelerimiz Irak ve Suriye’yle olan ticarete bağlıdır; bu
da, Habur Gümrük Kapısı ve Nusaybin Gümrük Kapısından geçer. Geçmişte, bölge
nakliyecilerinin maddî imkânları olmadığından, ucuz ve eski model araçlarla
gıda maddesi ve inşaat malzemelerine karşılık, Irak’tan getirmiş oldukları
motorini, her ne kadar tekelci zihniyetle hareket etmiş ve TPIC’e satarak
geçimlerini sağlamaya çalışmışlarsa da, yüksek oranda işsizliği önleyerek, bölgeye
çeşitli ekonomik gücü bu hurdalık araçlarla kazandırmışlardır.
Ama, siz ne yaptınız; sınır ticaretinden nafakasını
çıkaran nakliyecilerimizin ekmeğini kestiniz, gümrüklerden sorumlu bakanımız
deri tanıtımını yaparken sizler alkışladınız, sınır ticaret merkezlerini
kuramadınız, Habur Gümrük Kapısını sınır ticaretine kapattınız, bölgedeki
işsizlik ve göçü yüzde 50 artırdınız.
Değerli milletvekilleri, Maliye Bakanlığı, ekonomik
ömrünü doldurmadan çürüyen bu araçlara, çalışsa da çalışmasa da, her ayda KDV
ve her üç ayda bir geçici beyanname mecburiyeti getirmiştir. Her yılın mart
ayında yıllık Gelir Vergisi beyannamesi verilmesi de zaten mecburidir. Böylece,
nakliyecilerimiz, hurdaya çıkmış araçlarına, çalışmadıkları halde, muhasebeci
ücreti de vermek zorunda bırakılmıştır.
Görüştüğümüz yasa bu şekliyle geçerse, cumhuriyet
tarihinde ilk defa, devlet, nakliyecilerimizin araçlarını vergi alacaklarına
karşılık gasbetmiş olacaktır.
Değerli arkadaşlar, Allah’ın bir emri var “zorlaştırıcı
olmayın, kolaylaştırıcı olunuz” diye. Anavatan Partisi Grubu olarak, bu
konudaki önerimiz şudur: Bu araçların yaş sınırı ve kasko değerleri
belirlensin, sonra, birikmiş borçları, faiz vesaire alacakları mahsup edilsin
ve düşülsün, alacağı kalmışsa, araç sahibine iade edilsin. Yoksa, mağdur
olanlar ile mağdur olmayanı ayırt edemezsiniz; çünkü, bazıları borcunun bir
kısmını ödemiş, bir kısmı da hiç ödeme yapamamıştır. Örneğin, araç değeri 10
milyar TL ise, devlete olan borcu da 6 milyar TL ise, 4 milyar araç sahibine
iade edilmelidir; ama, bu yasada iade yoktur. Geçmişte olduğu gibi, Habur
Gümrük Kapısı’ndan günlük geçiş yapan araç sayısı en az 3 000’lerin
üzerindeydi, bölgenin ekonomik kalkınmasında hayatî önem taşıyordu; bunu
sağlamalısınız.
Hükümetin hiçbir bahanesi kalmamıştır. Duble yollarla
övünüyorsunuz; ama, Habur, Kızıltepe, Viranşehir, Şanlıurfa arası duble yol
çalışmalarınız yok. Yarıda bırakılması, bölgelerarası gelişmişlik farkının
giderilmesi noktasında bir ciddiyetin olmadığını göstermektedir.
Türkiye’nin her bir bölgesi aynıdır ve eşittir. Ülkenin
her bir bölgesi, yoklukta değil varlıkta, fakirlikte değil zenginlikte rekabet
etmelidir. Bu anlayışı sağlamak zorundayız. Varlık içinde yokluk çekmek Doğu ve
Güneydoğu Bölgelerimizin makûs kaderi olmamalıdır. Yapamazsanız, bunu yapacak,
anavatanın Anavatanı vardır.
Değerli milletvekilleri, cumhuriyet tarihinde, Mardin’de,
ilk defa, bir Başbakanımızın sıkıntı çektiğine, vatandaşlardan tepki gördüğüne
şahit olmak, Mardin Milletvekili olarak beni çok üzmüştür. Partiçi demokrasilerin
bir gün genel başkanlara da lazım olacağı unutulmamalıdır.
Doğu ve Güneydoğu nasıl kalkınıp gelişebilir sorusunu,
nasıl daha çok kalkındırıp geliştirebiliriz anlayışıyla hedefler
belirlenmelidir. Kalkınma projeleriyle cesur adımlar atılmalıdır. AKP Hükümeti,
dört yıllık iktidarında, işsizliği ve yoksulluğu yenecek hiçbir adımı atamadı.
3 Kasım 2002 seçimlerinde sıfır terör ve 9 000 000 işsiz devraldınız. Bugün
terör tırmanıyor, işsiz sayısı 9 000 000’dan 11 000 000’a çıktı. Sayın Başbakan
4 Haziran 2006 tarihinde Şırnak ve Mardin’i ziyaretlerinde helikopter yerine
karayolunu tercih etseydi, yolların durumunu ve yol kenarında çürüyen hurdalık
araçları yakından, daha iyi görme fırsatını bulacaklardı.
Sayın milletvekilleri, bölgemizin insanı, gururuyla oynanarak,
okula giden, yardıma muhtaç öğrenci annelerine ve babalarına sadaka gibi
verilen parayı istemiyor. Bölgenin insanı, balık yemesini değil, balık
tutulmasının öğretilmesini istiyor. İş istiyor, ticaret yapmak istiyor; sınır
ticareti yaparak, alınteriyle kazanmak istiyor.
Geçmiş hükümetler döneminde yapılan devlet hastanelerini
gün hastanesine çevirmenizi istemiyoruz. Hayırsever iş adamlarımız tarafından
protokolle yaptırılan sağlık ocaklarını kapatmayınız. Aksi takdirde hayırsever
iş adamlarını da kaçırmış olacağız.
Bu yasa tasarısı 25.12.2005 tarihinde 904 sıra sayısıyla
13 üncü Birleşimde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Doğan, lütfen toparlar mısınız; buyurun:
MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Torba yasası dediğimiz yasanın
birkaç maddesi geçtikten sonra tasarı geri çekildi; dolayısıyla, bu madde
görüşülmedi. Sekiz ay sonra aynı madde görüşülüyor. Bu arada, geçen sekiz ayın
vergileri, cezaları ve faizleri de nakliyecilerimizden tahsil ediliyor. Bu bir
haksızlıktır. Devlet toplum için vardır, atıl durumdaki araçların vergilerini,
faizleriyle birlikte araç sahiplerinden tahsil etmek vicdanen çok ağırdır.
Değerli milletvekilleri, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimiz
birer hazinedir. Bu hazineye varacak yollardan biri de, ilgi ve şefkattir,
devletin yatırımlarıdır, daha önemlisi eğitimdir. Girişimcilerimizin önü
açılmalıdır. Bölgeye özel teşvik kredisi çıkarılmalıdır.
Hükümet, iktidara geldiğinde GAP’ın tarımdaki gerçekleşme
oranı yüzde 12 idi, halen aynıdır. Bu oran yüzde 80’e getirildiği takdirde, 4
000 000 işsize iş imkânı doğacaktır. Bunu yapamıyorsanız; ama, Allah’ın
izniyle, Anavatan İktidarında GAP’ı tamamlayacağız. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
Sözlerime son verirken, 4 üncü maddenin, verdiğimiz
önerge doğrultusunda düzeltilmesi ve nakliyecilerimizin lehine hayırlar
getirmesini diler; Yüce Meclise ve sizlere saygılarımı arz ederim.
Teşekkür ediyorum. (Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Şükrü Önder,
Yalova Milletvekili; buyurun Sayın Önder. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ŞÜKRÜ ÖNDER (Yalova) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 4 üncü maddesi hakkında söz aldım;
sizleri saygıyla selamlıyorum.
Gerçekten, bu 4 üncü madde, vatandaşlarımız için son
derece önemli bir madde. Özellikle uygulamada trafik şubedeki personeli ve
vatandaşlarımızı büyük sıkıntıya sokan bir konunun çözülmesi gündemde.
İnşallah, bu tasarı kanunlaştığı takdirde vatandaşlarımız büyük ölçüde nefes
alacaklardır; çünkü, geçmişte yapılan uygulamalarda, hurdaya çıkarılan
araçların mutlaka vergi borcu silinmesi gerekiyordu; hatta ve hatta, trafik
yönünden tespit, motor ve şase tespit numaraları isteniyordu. Bu, vatandaşımız
için büyük bir sıkıntıydı. Bu tasarı gerçekleştiği takdirde bu tür sıkıntılar
bertaraf edilmiş olacak.
Sayın Sağ’ın ve Sayın Doğan’ın konuşmalarında da
değindiği gibi, özellikle maddenin son derece yararlı olduğunu ifade ettiler;
ancak, bazı konularda eleştiri getirdiler. Yani, özellikle getirilen
eleştiriler, hurdaya devredilen araçların neden özel idareye verildiğini Sayın
Sağ ifade etti. Doğrudur, geçmişte bütün hurdaya ayrılan araçlar Millî Emlake
veriliyordu; ancak, özel idareye verilmek suretiyle, özel idareye bir gelir
getirilmesi değerlendirmiştim.
Yaş sınırı konusunda bir kısıtlama getirilmedi; çünkü,
vatandaş, mülk sahibi olduğu aracını istediği yaşta, istediği şekilde
devredebilme imkânına sahip. Araç yeni olabilir; fakat, geçirmiş olduğu kazadan
dolayı tamamen hurdaya çıkacak vaziyette olabilir ve bu nedenle hurdaya
çıkarması gerekebilir.
Yine Sayın Sağ’ın, özellikle bunların, çiftçiler için pek
yararlı olmadığını söyledi ve iktidar döneminde çiftçi borçlarının arttığını
ifade ettiler.
Saygıdeğer milletvekilleri, ben kısa bir rakam vermek
istiyorum. 2002 yılında Türk çiftçisine verilen kredi miktarı 228 trilyon
tutarındayken, 2005’te verilen 2 katrilyon 75 trilyondur ve bugün tarlalarımıza
gidip baktığımızda, çiftçilerimizin çoğunun traktörlerinin yeni model olduğunu
görmekteyiz ve bununla da gurur duymaktayız.
Yine, Sayın Doğan konuşmasında “keşke, Sayın Başbakanımız
Mardin’e gelirken, Şırnak’a gelirken karayoluyla gelseydi, yollardaki hurda
araç mezarlığını bir görseydi” dediler. Ben eminim ki, onlar hurda araç mezarlığı
değil; gümrük kaçakçılığından, mazot kaçakçılığından dolayı müsadere edilen
araçlardır. Hurda araçlar hiçbir zaman için yolun kenarına park etmez, şahıs
istediği yere götürüp park edebilir.
Saygıdeğer milletvekilleri, gerçekten, bu yasanın yürürlüğe
girmesi vatandaşlarımızın yüzünü güldürecektir. Özellikle, terkin edilen
borçlar sayesinde, maddî durumu yerinde olmayan vatandaşlarımız büyük imkânlara
kavuşacaklardır.
Yasanın hayırlı olması dileğiyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Önder.
Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen İbrahim Hakkı
Birlik, Şırnak Milletvekili…
Buyurun Sayın Birlik. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İBRAHİM HAKKI BİRLİK (Şırnak) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşülmekte olan 1143 sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil
ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 4 üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz
almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinize saygılarımı sunarım.
Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, bu madde, trafik
sicilinde adlarına kayıtlı ve tescili bulunan motorlu kara taşıtlarını,
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2006 yılının sonuna kadar, ilgili
yönetmelik hükümleri gereğince kayıt ve tescillerin silinmesi ve hurdaya
çıkarılmasını, aynı zamanda, 6183 sayılı amme alacaklarının tahsil ve usulü
hakkında ilgili hükümlere göre tatbik edilmiş olan hacizleri de kaldırmaktadır.
Özellikle Şırnak İlimizde hurdaya ayrılan araçların vergi borçları açısından
son derece önem taşımaktadır. Şırnak ve güneydoğunun belkemiği durumundaki
Habur Sınır Kapısında 1995-2002 yılları arasında yapılan fiber depolu mazot
ticaretinden 55 000 araç bilfiil yararlanırken, bunu aile fertleriyle
çarptığımızda 2 000 000 insanın ekmeği ve iş istihdamı demekti. Bunu, Şırnak’a
indirgediğimiz zaman bu rakam 14-15 bin araç ve 200-250 bin nüfusa yakın iş
istihdamı ve ekmek kapısıydı. 2002 yılında bu araçlar safdışı bırakılarak araç
sahibi ve şoförleriyle birlikte 50 000 insanın işine son verilmiş oldu. Bu
araçlar yol kenarlarında ve ekin tarlalarında birer hurda yığını haline geldi.
Vergi dairelerinde onbinlerce insan borç sahibi oldu. Bunların tamamı bir ara
tek gelir kaynağı olan Habur Sınır Kapısının mazot ticaretine kapanmasıyla
oluşmuştur. Bu kanunla, hurda yığınları, böylece, çözüme kavuşmuş olacaktır.
Sayın milletvekilleri, seçim bölgem olan Şırnak İlinde
hurdaya ayrılan araç sayısı yaklaşık olarak 9 500 adet olup ve bunların 11
trilyona yakın vergi borcu birikmiştir; yani, Şırnak’taki veya başka bir
yerdeki vatandaşımızın da aynı şekilde bu hurda arabasını satmaya kalktığı
zaman eline geçecek olan parayla vergisinin üçte 1’ini bile
karşılayamamaktadır.
Sorunları çığ gibi büyümüş olan güneydoğu ve Şırnak
İlimizin ekonomik hamleye ihtiyacı vardır. Şimdi, bu vatandaşların araçları çalışmıyor;
haliyle, gelir de getiremiyor. Üzerlerine araçların kayıtlı olması nedeniyle
sağlık ihtiyaçlarını karşılamak için yeşil karttan da yararlanamamaktadırlar.
Zamanında aile fertlerinin, bu araçları alabilmek için, ziynet eşyalarına kadar
satarak taşımacılığa yatırdılar. Malum, sınır ticareti, bizim bölgemizde yok
denecek kadar az olması, bu yoksulluğu tetiklemektedir. En azından, bu araçlar
üzerlerinden vergi düşerse, hiç olmazsa, yeterince mağdur durumda bulunan
insanlarımıza sosyal yardım fonlarından sağlık ve gıda yardımları
yapılabilecektir. Araçların kayıt ve tescillerinin silinmesi ile hurdaya
çıkarılacak vergiyle ilgili gecikme zammı dahil vergi borçlarının kaldırılması
bölge insanını rahatlatacaktır. Bu kanunla, inşallah, esnafımız rahat bir nefes
alacaktır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; adına araç
bulunanlara, ülke ekonomisi açısından da, bölge halkının işsizlik ve
istihdamına yardımcı olunması amacıyla, bu araçların peşine sayılıp, uygun
ödeme koşuluyla, yeni araç sağlanabilmesinin fevkalade yararlı olacağını
düşünmekteyim.
Aracı olup da trafikten düşüm yapmak isteyenlere, vergi
borçları sorulmaksızın, kayıtların silinmesiyle ve bu araçların tamamının vergi
borçlarına bir sefere mahsus af getirilmesi, bölge halkının refaha kavuşmasında
büyük rol oynayacaktır.
Şimdiden seçim bölgemdeki vatandaşların teşekkürlerini bu
kürsüden hepinize… Herkese teşekkür ederim. Uzun zamandır zor durumda kalan ve
nerede ise geçim sıkıntısı yüzünden evine ekmek götüremeyen ve bu yüzden âdeta
bunalıma giren insanlarımızı huzura kavuşturacak olan bu kanunun milletimize
hayırlı olmasını dilerken, Sayın Başbakanımızın Şırnak İlimizin ikinci olağan
kongresine katılmasından dolayı, Şırnaklıların göstermiş olduğu ilgiden dolayı
tüm Şırnaklılara buradan şükranlarımı arz ederim.
Bu yasanın hayırlı olmasını diler, hepinize saygı ve
selamlarımı sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Birlik.
Madde üzerinde 2 adet önerge vardır; önergeleri önce
geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre işleme
alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
1143 sıra sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 4 üncü maddesinin ilk fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
Muharrem
Doğan Hüseyin Özcan Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu
Mardin Mersin Ankara
Reyhan
Balandı Süleyman Sarıbaş Dursun Akdemir
Afyonkarahisar Malatya Iğdır
“İlgili trafik sicilinde adlarına
kayıt ve tescilli bulunan motorlu kara taşıtlarını; bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren, 31/12/2006 tarihine kadar ilgili yönetmelik
hükümleri gereğince kayıt ve tescillerinin silinmesi ve hurdaya çıkarılması
suretiyle il özel idarelerine teslim eden gerçek ve tüzel kişilerden, bu kanunun yayımlandığı tarih itibariyle yük ve yolcu
taşımacılığı dışında bilanço esasına göre defter tutmayı gerektiren başkaca
ticarî veya meslekî faaliyetten dolayı mükellefiyeti bulunmayanların, hurdaya
çıkarılan taşıta ilişkin olarak tahakkuk etmiş ve ödenmemiş olan Motorlu
Taşıtlar Vergisi ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi
cezaları, bu araçların kasko değerleri belirlendikten sonra kasko değerleri
üzerinden mahsup edilerek düşülür. Bilahara geri kalan para, araç sahibine iade
edildikten sonra terkin işlemleri yapılır.
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum ve işleme alıyorum.
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1143 sıra sayılı teklifin 4 üncü
maddesinin sonuna eklenmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Adlarına kayıtlı ve tescilli motorlu kara taşıtı
bulunanlardan, Motorlu Kara Taşıt Vergisi borucu olanların üç aylık sürede
ilgili vergi dairesine başvurdukları takdirde bu borçları aylık üç eşit takside
bölünerek yapılandırılır. Gecikme cezaları terkin edilir.
Ayrıca trafik cezası borcu olanların herhangi bir
müracaata gerek duyulmaksızın bu borçları da terkin edilir.”
Muzaffer
Remzi Kurtulmuşoğlu Muhsin
Koçyiğit Süleyman Sarıbaş
Ankara
Diyarbakır Malatya
Muharrem
Doğan Serpil Yıldız
Mardin
İzmir
BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Hükümet?..
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Doğan, konuşacak mısınız?
MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Evet…
BAŞKAN – Buyurun. (Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar)
MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; verdiğimiz önerge üzerinde, tekrar, karşınızdayım; sizleri
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, lütfen, bölgemizin yapısını bilmeyen
arkadaşlarımız bilmeden konuşmasınlar. Biraz önce Yalova Milletvekilimiz Sayın
Önder, Mardinlilerin hiç hak etmediği bir laf kullandı. Ben kendisini buradan
kınıyorum. Mardin halkı dürüst ve namusludur, cefakârdır, vatanseverdir ve
vergi rekortmenleri yaratmıştır. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Hiçbirisi kaçakçılık yapmamıştır, kaçakçılıktan da ekmeğini haram etmemiştir.
Dolayısıyla, sayın milletvekilimiz, yol boyunca hurda haline gelmiş araçların
kaçak yakıttan dolayı müsadere edildiğini ifade etti. Böyle bir şey yoktur,
asla ve asla yoktur. Benim söylediğim budur.
Biraz önce de konuşmamda şunu anlatmıştım değerli
arkadaşlar, bizim bölgemizin yapısını bizler biliyoruz. Burada Şırnak
milletvekilleri var, Mardin milletvekilleri var, Diyarbakır milletvekilleri
var, Siirt milletvekilleri var, Batman, Urfa milletvekilleri var, hepsi var
burada; onlar neden konuşmasınlar; onlara neden sormuyorsunuz; onlar niye
itiraz etmiyorlar; biz sizin işinize karışıyor muyuz? Bu bizim bölgeyle ilgili
bu mesele çok önemli bir meseledir. Haksızlığa uğramış bu arkadaşlarımız, bu
nakliyecilerimiz… Neden hatanızı kabul etmiyorsunuz?
Habur Gümrük Kapısından dolayı kaynaklanan bu olumsuz
durum dikkate alınmamıştır. Dikkate alınmadığı için yapılan tespitler… Ben
Maliye Bakanlığı yetkilileriyle görüştüm “Türkiye genelinde 16 000 civarında
var” dedi. Ben, gel sana, sadece Mardin’de şoförler odasında kayıtlı, tespitli
57 000 araç olduğunu tespit edeyim dedim. O zaman hayretle baktı. Neden kabul
etmiyorsunuz değerli arkadaşlar?
Şimdi bu insanlar geçmişte, eski araç aldılar, maddî
güçleri yetmiyordu… Irak’a yerli mal götürüyorlardı, inşaat götürüyordu, tuğla
götürüyordu, kireç götürüyordu, pirinç götürüyordu, makarna götürüyordu, un
götürüyordu ve oradan mazot getiriyordu. Getirdiği mazotu da resmî olarak
vergisini ödeyerek TPIC’e veriyordu, devlet alıyordu.
Şimdi, siz bu ekmeği kestiniz, bu kapıyı kestiniz, karşı
geliyorsunuz; bu olur mu değerli arkadaşlar?! Lütfen, lütfen zorlaştırıcı
olmayın, kolaylaştırıcı olalım. Bakın, bu yasa tasarısı 25 Ekim 2005 tarihinde
torba yasası adı altında buraya gelmişti, gündeme gelmişti, 6 madde geçtikten
sonra geri çekildi. Eğer, bu madde o zaman geçmiş olsaydı, belki, mağdur sayısı
en az 20 000 olacaktı. Bu şansı da kaybetti bu nakliyecilerimiz. Şimdi, bunları
kazanmak bizim görevimiz değil mi değerli arkadaşlar; yani, bunları ekonomiye
kazandırmak, bunların mağduriyetlerini gidermek, bizim görevimiz değil mi?
Şimdi, örnek veriyorum: Bir araç, değeri 10 milyar; ama,
şu anda devlete olan borcu 4 milyar; ama, 4 milyarı ödeyemiyor, aracını da
hurdaya çıkaramıyor, resmî işlem yapamıyor; ama, biz, bu yasaya göre diyoruz
ki: Kardeşim, ne olursa olsun getir aracını, bedelsiz olarak il özel idaresine
teslim et ve git. Bu bir haksızlık değil mi değerli arkadaşlar?
Burada, sayın Mardin milletvekillerimiz var, Siirt
milletvekillerimiz var, Şırnak milletvekillerimiz var, Urfa milletvekillerimiz
var. Karşıysa, yanlış konuşuyorsam, lütfen, çıksınlar yalanlasınlar. Lütfen
yardımcı olalım. Bu benim özel meselem değildir. Bu, ülkenin meselesidir. Bizim
meselemizdir. Çözmemiz gereken, en baştaki görevlerimizden bir tanesidir bu.
Lütfen…
Ben, bu önergeyi bu sebeple verdim, vicdanınıza arz
ediyorum. Beni dinlediğiniz için tekrar sevgi ve saygılarımı arz ediyorum.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutup, işleme alıyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
1143 sıra sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 4 üncü maddesinin ilk fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
Muharrem Doğan (Mardin) ve arkadaşları.
“İlgili trafik sicilinde adlarına
kayıt ve tescilli bulunan motorlu kara taşıtlarını; bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren, 31/12/2006 tarihine kadar ilgili yönetmelik
hükümleri gereğince kayıt ve tescillerinin silinmesi ve hurdaya çıkarılması
suretiyle il özel idarelerine teslim eden gerçek ve tüzel kişilerden, bu
kanunun yayımlandığı tarih itibariyle yük ve yolcu taşımacılığı dışında bilanço
esasına göre defter tutmayı gerektiren başkaca ticarî veya meslekî faaliyetten dolayı mükellefiyeti bulunmayanların hurdaya
çıkarılan taşıta ilişkin olarak tahakkuk etmiş ve ödenmemiş olan Motorlu
Taşıtlar Vergisi ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi
cezaları, bu araçların kasko değerleri belirlendikten sonra kasko değerleri
üzerinden mahsup edilerek düşülür. Bilahara, geri kalan para araç sahibine iade
edildikten sonra terkin işlemleri yapılır.”
BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Hükümet?..
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutayım, konuşacak mısınız?
MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) – Konuşacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Koçyiğit, sizin imzanız yok önergede.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Biraz önceki önerge, Sayın
Başkan, hangi önerge, anlaşılmadı ki.
BAŞKAN – Sayın Özcan, Sayın Kurtulmuşoğlu, Sayın Sarıbaş,
Sayın Akdemir, Sayın Balandı.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Biraz önce Muharrem Beyin
konuştuğu önerge bu önergeydi; sıra sayıları karıştı.
BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, önergede Sayın Doğan’ın imzası
vardı; ancak, imza sahipleri, bir önceki önergedeki imzaları okuyorum: Sayın
Kurtulmuşoğlu, Sayın Koçyiğit, Sayın Sarıbaş, Sayın Doğan, Sayın Yıldız.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Sayın Başkan, iki önergeyi
de okuttunuz. Ondan sonra, hangi önergeyi konuşturduğunuzu anlamadık. Onun
için, biz, biraz önce Muharrem Beyin konuştuğu önerge, o önergeydi. O zaman, o
ikinci önergeyi…
BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, lütfen, önergeleri ben sırasıyla
okuttum, aykırılıklarına göre işleme aldım ve işleme alacağımı da baştan
söyledim.
Şimdi, Sayın Özcan, Sayın Kurtulmuşoğlu, Sayın Sarıbaş,
Sayın Akdemir, Sayın Balandı.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Tamam, gerekçeyi okutun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Hurdaya çıkmış araçlar çalışmadıkları halde,
nakliyecilerimiz muhasebeci ücreti de vermek zorunda bırakılmışlardır. Ayrıca,
bu araçlar ekonomik ömrünü doldurmadan işsizlikten, yağmurdan ve güneşin
altında çürüyerek hurda haline gelmişlerdir; yani, bu araçların sahipleri,
zaten çalışamadıkları için borçlarını ödeyememişlerdir. En az 100 000
civarındaki araç sahibinin vergi borçlarına karşılık araçların il özel
idarelerine terkini işlemleri için vermelerinin mağduriyetlerini gidermeyeceği
açıktır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Teklifin 4 üncü maddesinin oylamasının açıkoylama
şeklinde yapılmasına dair önerge vardır; önergeyi okutup imza sahiplerini
arayacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
1143 sıra sayılı kanun teklifinin 4 üncü maddesinin
oylamasının açıkoylama şeklinde yapılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.
İsmail Bilen?.. Burada.
Recep Garip?.. Burada.
Mehmet Tekelioğlu?.. Burada.
Fikret Badazlı?.. Burada.
Nusret Bayraktar?.. Burada.
Muharrem Karslı?.. Burada.
Kenan Altun?.. Burada.
Cavit Torun?.. Burada.
Vahit Kiler?.. Burada.
Fatma Şahin?.. Burada.
Gülseren Topuz?.. Burada.
Mehmet Alp?.. Burada.
Nevzat Yalçıntaş?.. Burada.
Recep Koral?.. Burada.
Osman Kılıç?.. Burada.
Ahmet Kambur?.. Burada.
İbrahim Köşdere?.. Burada.
Şerif Birinç?.. Burada.
Güldal Akşit?.. Burada.
Ziyaeddin Akbulut?.. Burada.
BAŞKAN – Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun
kararını alacağım.
Açıkoylamanın
elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Alınan karar
gereğince, açıkoylama elektronik cihazla yapılacaktır.
Oylama için 5
dakika süre veriyorum.
Bu süre
içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini,
bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için
öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca,
vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy
kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan
oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bazı
Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 4 üncü
maddesinin açıkoylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı: 348
Kabul: 340
Ret: 3
Çekimser: 5(*)
Böylece, 4 üncü madde kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, birleşime saat 20.30’a kadar ara
veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.26
DÖRDÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 20.30
BAŞKAN:
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
1143 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
335. X Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan
Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile
Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili
Samsun Milletvekili Haluk Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun; 8.4.1929 Tarihli ve 1416
Sayılı Kanun ile 4.11.1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/754,
2/693) (S. Sayısı: 1143) ---- (Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Teklifin 5 inci maddesini okutuyorum:
MADDE
5- 1/1/2004 tarihinden önce yapılan kadastro yenileme işlemleri dolayısıyla 492
sayılı Harçlar Kanununa göre harç tahakkuk ettirilmez. Tahakkuk ettirilmiş
ancak tahsil edilememiş olan harçlar ile bunlara ilişkin vergi cezaları ve
fer'i alacaklar terkin edilir. Tahsil
edilmiş tutarlar, mükelleflerin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
bir yıl içinde yazılı başvuruları üzerine red ve iade edilir. Bu maddenin
uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz isteyen Erdal Karademir, İzmir Milletvekili.
Buyurun Sayın Karademir.
CHP GRUBU ADINA ERDAL KARADEMİR (İzmir) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1143 sıra sayılı kanun teklifinin 5
inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi
saygıyla selamlarım.
Teklifin genel gerekçelerinden de açıklandığı gibi, 492
sayılı Harçlar Kanununun “Re’sen yapılan işlemler” başlıklı 126 ncı maddesi,
herhangi bir istek olmaksızın re’sen yapılacak işlemlere ait harçların, bu
kanunda aksine hüküm yoksa, lehine işlem yapılan kişilerden alınacağını
belirttiğinden, yapılan kadastro yenileme işlemleri harca tabi tutulmuştur.
Danıştay 9. Dairesince verilen 16.6.2004 tarihli ve 2003/3696 esas sayılı
kararıyla, söz konusu harçların 492 sayılı Harçlar Kanununda ayrıca
düzenlenmediğini, 2859 sayılı Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenilenmesi
Hakkında Kanunun verdiği yetkiye dayanarak düzenlenen Tapulama ve Kadastro
Paftalarını Yenileme Yönetmeliğinin 28 inci maddesine göre, kadastro yenileme
işlemlerinden harç alınmayacağı belirlenerek, alınan yönetmeliğin yürütmesinin
durdurulmasına Danıştay karar vermiştir.
Kanun teklifinin genel gerekçelerinden de görüldüğü gibi,
Danıştay 9. Dairesinin bu kararına karşı tapu idaresi ve vergi dairelerince
yapılan itirazlar, Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulunun 1.10.2004 tarihli
200/30 sayılı kararıyla kabul edilmemiş ve Danıştay 9. Dairesinin söz konusu
kararı onaylanmıştır. Bu doğrultuda kadastro yenileme işlemlerinin 2004
yılından itibaren harç kapsamından çıkarılması ve 2004 yılından önceki işlemler
için tahakkuk ettirilmiş harç alacaklarının terkin edilmesi gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, 2859 sayılı Tapulama ve Kadastro
Paftalarını Yenilenmesi Hakkında Kanun, teknik nedenlerle yetersiz kalan,
uygulama niteliğini kaybeden veya eksikliği görülen ve en az bir mevki ve ada
biçimindeki zemindeki sınırları gerçeğe uygun şekilde göstermediği tespit
edilen tapulama ve kadastro paftalarını içermektedir. Yani, yenileme yasası,
bir kamu hizmetinin olması gerektirdiği şekilde yerine getirilmemesi ya da
eksik veya yanlış getirmiş olması sonucunda tekrarlanan bir çalışmadır. Oysa,
devlet, yanlış ya da eksik olarak gerçekleştirdiği bir önceki tapu ve kadastro
hizmetlerinin karşılığını harç olarak vatandaşlardan almıştır.
Değerli arkadaşlarım, Tapulama ve Kadastro Paftalarının
Yenilenmesi Hakkındaki Kanunla yapılan şudur: Doğru olarak yapılması
gerekirken, değişik nedenlerle doğru yapılmayan, teknik nedenlerle yetersiz
kalan, uygulama niteliğini kaybeden veya eksikliği görülen, dolayısıyla
düzenlemesi gereken zorunlu bir hizmettir. Bunun içindir ki, bu hizmet
karşılığında harç alınması yanlıştır. Bu yasa teklifi, yapılan bu yanlışlığı
düzeltmektedir.
Değerli arkadaşlarım, peki, bu yanlışlık yasal bir boşluktan
mı kaynaklanmıştır; hiç şüphe yok, hayır. Aksine, bilinçli bir yaklaşım, yani,
hükümetin ve bürokrasinin halkı sömürü aracı olarak görme yaklaşımının bir
ürünüdür; çünkü, 492 sayılı Harçlar Kanununun 58 inci maddesinde kadastro
işlerinde adlarına tescil yapılanların tapu ve kadastro harçlarını ödemekle
mükellef oldukları hükme bağlanmış olmasına karşın, aynı yasanın “Harçtan
Müstesna Tutulan İşlemler” başlıklı 59 uncu maddesinin ( c) bendinde,
ilgililerin kusurları olmaksızın tapu ve kadastro idareleri tarafından
yapılacak hataların tashihleri harçlardan muaf tutulmaktadır. Dolayısıyla,
Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenilenmesi Hakkındaki Kanun,
gerçekleştirilen hizmetin yetersiz kalması, uygulama niteliğini kaybetmesi veya
hizmette eksikliklerin görülmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Buna
rağmen, eksik hizmet görülen, kullanılabilirliği olmayan, çalışma yürüten kamu
kurumları, buna rağmen, yaptıkları eksik ve yanlış çalışmalarının vergisini ve
harcını yasaya rağmen almakta, hatta, vatandaşın yargıda aradığı ve kazandığı
kazanımına dahi itiraz edebilmektedir. Danıştay 9. Dairesince verilen karara
itiraz bunun bir göstergesidir.
Değerli arkadaşlarım, Danıştay 9. Dairesinin kararı
doğrultusunda teklifle getirilmek istenilen “kadastro işlemlerinin
yenilenmesinden harç alınmaz” hükmü yerinde bir düzenlemedir; ancak, bu,
yeterli değildir. Bilindiği gibi, 3402 sayılı Kadastro Yasasının kadastro harcı
ve tahakkukuna ilişkin 36 ncı maddesi, bir tesis kadastrosunun yapımında
“kadastrosu yapılan taşınmaz mallara, Emlak Vergisi son beyan dönemi esas
alınarak 492 sayılı Harçlar Kanununa ekli 4 sayılı tarifede gösterilen
oranlarda, kadastro harcı tahakkuk ettirilir” hükmünü içermektedir.
Değerli arkadaşlarım, bilindiği üzere, kadastronun amacı
Türk Medenî Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmaktır. Kadastro, yasasındaki
amacının yanı sıra, yalnızca kişilerin değil kamunun taşınmazlarının da güvence
ve denetim altına alan, kamu ve toplum yararına bir mülkiyet anlayışını esas
alan, ülkenin doğal kaynaklarının korunmasını ve uygun kullanımını amaçlayan,
ülke, bölge ve kent ölçeğinde planlı kalkınmaya gerekli verileri kullanma ve
işlemeye hazır bulunduran merkezî yönetimin ve yerel yönetimlerin
gereksindikleri bilgileri kapsayan, teknolojik gelişmeleri, jeodezi
uygulamalarını uyarlayan, mekânsal bilgi sistemlerinin kurulmasına temel olan
toplumsal ve hukukî bir süreçtir; dolayısıyla, yapılan çalışmalar bir kamu
hizmetidir. Bu çalışmalar bir kamu hizmetidir. Bu anlamda kadastro hizmeti,
devletin olmazsa olmaz görevlerinden biridir.
Değerli arkadaşlarım, bu anlamda kadastro yenileme
işlemlerinden alınmayacak harçlar gibi, yapılan işlemlerin bir kamu hizmeti
olduğu göz önünde tutularak, kadastronun gerçekleştirildiği bir tesis
kadastrosundan da harçların muaf tutulması doğru bir gelişme olacaktır. Zaten,
pratikte bu harçlar da yeterli derecede tahsil edilememekte ve zamanaşımına
uğramaktadır.
Değerli arkadaşlarım, tapu ve kadastro harçlarına ilişkin
bir başka düzenlemeden sizleri bilgilendirmek istiyorum. Bilindiği gibi,
31.12.2004 tarihli ve 25687 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 5281 sayılı Vergi
Kanununun YTL Uyumu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunun
26 ncı maddesiyle ifade edilen, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 84
üncü maddesinde yer alan çeşitli harçlara ait tarifelerin 2/b maddesinde “ifraz
ve tevhid harçları” olarak yayımlanmıştır. Bu tarifede ifraz ve tevhid harçları
“belediye ve mücavir alan sınırları içi parselasyon amaçlı, belediye ve mücavir
alan sınırları dışı tarımsal amaçlı uygulamalar” olarak tanımlanmamış ve her
iki uygulama tek kalemde birleştirilmiştir.
Buna göre, belediye mücavir alan sınırları içerisindeki
imar uygulamasına yönelik ifraz ve tevhid harçları ile belediye mücavir alan
sınırları dışındaki tarımsal amaçlı ifraz ve tevhid harçları aynı tutulmuştur.
Oysa, kırsal kesimde bulunan taşınmazların alanlarının miktar olarak büyüklüğü
ve taşınmaz değerin kentsel alanlara göre düşük olması, tarımsal amaçlı ifraz
ve tevhidlerde en az tarife uygulansa bile, taşınmazın değerine yakın harçlar
oluşturmaktadır. Bu durum, vatandaşı yasal işlemleri yerine getirmekten
uzaklaştırmakta, tarımsal arazilerin gayri resmî bölünmesine neden olmaktadır.
Ortaya çıkan bu fiilî durum, çağdaş beklentileri ve günümüzdeki bilgi teknolojilerinde
ortaya çıkan gelişmeleri ve toprağa ilişkin verilerin güvenirliliğini tartışır
hale getirmektedir. Yine bu durum, Türk Medenî Kanununun öngördüğü tapu
sicilinin kurulması ve çağdaş kadastronun oluşmasıyla çelişmektedir. Bununla
birlikte, halen Avrupa Birliğine uyum çalışmaları kapsamında yürütülmekte olan
çiftçi kayıt sistemi, tarım bilgi sisteminin kurulması yönündeki yürütülmekte
olan çalışmaları da olumsuz yönde etkilemektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu olumsuzluğu gidermek için,
23.5.2005 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir kanun teklifi
verdim. Ne yazık ki, bugüne kadar bu teklif komisyonlarda gündeme alınmadı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Karademir, buyurun.
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Bu yaklaşım, AKP İktidarının,
muhalefet milletvekillerinin hazırladıkları yasa tekliflerine yönelik bakışının
olumsuzluğunu ortaya koymaktadır.
Değerli arkadaşlarım, AKP İktidarı, ülkenin ilk telsis
kadastrosunun 2006 yılı sonu itibariyle bitirileceğini hedeflemektedir. Bu
hedefe ulaşmak için kadastro çalışmalarının özel sektör eliyle yapılmasının
yasal zemini hazırlanmış ve çalışmalar bu doğrultuda devam etmektedir. Kadastro
bilgilerinin güvenilir olması ve güncel tutulması, taşınmaz mülkiyetine sağlıklı
devlet güvencesi vermekle eşdeğerdir. Bu özellikleri korunmayan taşınmaz
bilgilerine kadastro demek doğru değildir, kadastro tanımının özüne aykırıdır;
çünkü, kadastro bilgilerinin güvenilirliği sağlanamamış ya da zaman içinde
kaybolmuşsa, taşınmaz mülkiyetinde devlet güvencesi teknik yönden zaafa düşmüş
demektir. Bu nedenle, kadastroda temel ilke, bilgilerin sağlıklı üretilmeleri
ve yaşatılmaları, diğer bir deyişle, kadastro planlarının ilk alımlarındaki
durumları ile tekrar araziye uygulama kabiliyetinin korunmasıdır.
Ancak, kadastronun bu hassas durumuna karşılık, Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğünün ihale usulüyle yaptığı kadastro çalışmalarında
gerekli özenin gösterilmediği, idarenin ihale şartnamesinin ihlal edilmesine
göz yumduğu, yaşanan bu ihlallerin yapılan çalışmaları ve mülkiyet sorununu
daha karmaşık hale getirdiği, dolayısıyla, çalışmaları sona eren ve devam eden
işlerin hukukî sonuçlarının sosyal olaylara neden olabileceği, tarafımıza gelen
bilgi ve şikâyetlerden anlaşılmaktadır. Kadastro çalışmalarında, idarenin,
kadastroyu ne pahasına olursa olsun bitirelim anlayışıyla, ihale şartnamesine
uyulmadan işlerin yürütülmesinin kural haline getirilmesi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, kişisel söz
hakkım da vardı.
BAŞKAN – Ancak, hem AK Parti hem de Anavatan Partisi
Grubu adına grup konuşmaları var. Teşekkür için açıyorum.
Buyurun.
ERDAL KARADEMİR (Devamla) – Peki, teşekkür ediyorum.
Biraz sonra görüşmek üzere... (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Karademir.
Madde
üzerinde AK Parti Grubu adına söz isteyen Mehmet Emin Tutan, Bursa Milletvekili.
Buyurun
Sayın Tutan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK
PARTİ GRUBU ADINA MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 5 inci
maddesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, kadastro çalışmaları esnasında, devlet tarafından, bir defaya mahsus
olmak üzere kadastro harcı alınmaktadır. Amaç, yapılmış olan bu kamu hizmetine,
bir defaya mahsus, vatandaşın katkısını sağlamaktır.
Ancak
bu kamu hizmetinin teknik nedenlerle yetersiz kalması, uygulanabilirliğini yitirmesi,
eksikliğinin görülmesi veya zemindeki sınırların gerçeğe uygun olmadığının
tespit edilmesi gibi hallerde kadastro yenileme işlemleri yapılmaktadır ve
yapılan bu işlemler 1983 yılından beri sürdürülmektedir.
Bir
taşınmazda ancak bir defaya mahsus kadastro faaliyeti gösterilebilir. Kadastro
yenileme çalışmaları ise, hatalı yapılan kamu hizmetinin düzeltilmesi amacına
yöneliktir.
Değerli
arkadaşlar, Bursa İlindeki kadastro paftalarının yenilenmesi işlemleri, Türkiye’de,
ilk pilot uygulama olarak, 1998’de başladı. Bursa il merkezinde toplam 174
mahalle ve köyde bu çalışmalar tamamlandı, büyük bir kısmı ve komşu ilçelerin
kadastro paftaları yenilendi. Bursa’nın da aralarında bulunduğu toplam 19
ilimizde 2003 yılına kadar yapılan tapu ve kadastro yenileme çalışmaları
yapılmış, sonrasında da harçlar tahakkuk ettirilmiştir. Bursa Defterdarlığı, bu
çalışmalara dayanarak, binlerce kişi için, tapu ve kadastro harcı mükellefiyeti
harcı doğduğu gerekçesiyle, haklarında muhtarlıklara bildirim yapmıştır.
Az
önce konuşan muhalefet sözcüsü arkadaşım olayın hukukî boyutunu anlattı.
Yasada, çok açık bir şekilde, değerli arkadaşlar, kadastronun bir defaya mahsus
alınacağı yazılıyor; ancak, Maliye Bakanlığı, 1985 yılında çıkardığı bir yönetmeliğe dayanarak -buna
özellikle dikkatinizi çekiyorum- kadastro yenileme faaliyetlerinden de harç
almaya başlamış ve vatandaşlar da -özellikle Bursa özelinde konuşuyorum- bir
sene, iki sene sonra bunlardan haberdar oluyorlar ve olay bizlere intikal etti.
Bursa kamuoyu bu konuyla çok fazlasıyla meşgul oldu.
Ödeme zamanı gelmiş, vergi aslının neredeyse üç katı
cezayla, gecikme zammıyla muhatap oldu vatandaşlarımız ve bunun üzerine
Hükümetimiz, bildiğiniz gibi, değerli arkadaşlarım, 1.1.2004 tarihinde
yürürlüğe giren 5035 sayılı Kanunun 36 ncı maddesiyle çok açık bir şekilde şunu
yazdı: “1.1.2004 tarihinden itibaren kadastro yenilenmesinden harç alınmaz “ Ve
daha sonra -arkadaşımın da söylediği gibi- Danıştay 9 uncu Dairesi,
yanılmıyorsam, 2004 yılının 6 ncı ayında, bu hükmü iptal etti.
Tabiî, sorun şuydu: 1.1.2004’ten itibaren yenileme harcı
alınmayacak; ama, daha önce alınanlar ne olacak? İşte, görüştüğümüz bu 5 inci
madde, bunu ortadan kaldırıyor.
Ben kısaca teklifi size aktarmaya çalışayım: Daha önce
alınması şart olan harçları, yönetmeliğe göre alınan harçları, Hükümetimiz ve
bu Parlamento, 1.1.2004 tarihi itibariyle kaldırdı. İşte, eskiler ne olacak;
problem oydu. Bu teklifle de, ona, çözüm getiriyoruz. Bu kamu alacaklılarını
da, geriye dönük af niteliğinde olduğundan, bu şekilde, bu torba yasanın
içerisine soktuk.
Yasa tahakkuk ettirilmiş, ancak tahsil edilmemiş olan
harçlar ile bunlara ilişkin vergi cezaları ve feri alacakların tahsilinden
vazgeçiyor. Tahsil edilmiş olan tutarlar, mükelleflerin bu kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yazılı başvurusu üzerine, gecikme
zamlarıyla birlikte, ret ve iade ediliyor. Yine, bu maddenin uygulanmasına
ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirleniyor.
Değerli arkadaşlar, Bursa’da, şu an itibariyle
defterdarlıktan aldığım, Gelir Başkanlığından aldığım rakama göre, 88 ve 29
parsel, yaklaşık 200 000 şahıs bu uygulama dolayısıyla mağdur olmuş. Halen,
vergi aslı olarak 12 trilyon 177 milyar, gecikme zamlarıyla birlikte bu rakam
yaklaşık 48 trilyondur. Gerçekleşecek olan bu çözümle, bütün bu 12 trilyon harç
ve 36 trilyon gecikme zammı tamamıyla silinecek, ayrıca, önceden alınmış olan
harç, asıl, borç ve cezalarıyla gayrimenkul sahiplerine aynen geriye
ödenecektir. Bu yasayla, bir mağduriyetin giderilmesi söz konusudur.
Bu duygu ve düşüncelerle, çıkacak olan yasanın hayırlı
olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tutan.
Madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen
Selami Yiğit, Kars Milletvekili; buyurun Sayın Yiğit.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SELAMİ YİĞİT (Kars) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 5 inci
maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, maddeyle ilgili
değerlendirmelerden önce, ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşıyan tapu
ve kadastro konusunda bazı saptamaları bilgilerinize sunmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, kadastro, bir ülkenin toprak
bütünlüğünün ve çağdaş kimliğinin simgesidir. Ülke topraklarımızın bir
envanterini çıkarmamışsanız, neyin nerede, kime ait olduğunu bilmiyorsanız,
geleceğe dönük olarak hiçbir ekonomik ve sosyal planlamayı yapamazsanız, çağdaş
kentler oluşturamazsanız, doğal kaynaklarınıza, tabiat ve kültürel
değerlerinize sahip çıkamazsanız, ormanlarınızı ve sahillerinizi koruyup
gelecek kuşaklara aktaramazsınız.
Tapu ve kadastro anlayışı önümüzdeki yıllarda yalnızca
vatandaşların değil, kamunun taşınmazlarını da denetim ve güvence altına alan,
doğal kaynakların korunması ve uygun kullanımını hedefleyen, planlı kalkınmaya
yönelik verileri kullanmaya hazır bulunduran, merkezî ve yönetimlerin ihtiyaç
duydukları bilgileri kapsayan çok amaçlı bir perspektife ulaşacaktır.
Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği Harita ve
Kadastro Mühendisleri Odasının bu yıl mayıs ayında düzenlediği Kadastro
Kongresi sonuç bildirgesine göre, ülkemizde, bugüne kadar, kentsel alanlarda
yüzde 97, kırsal alanlarda ise yüzde 71 oranında ilk tesis kadastrosu
gerçekleşmiştir. Tapuda kayıtlı 55 000 000 parsel mevcuttur. Bunların yüzde
23’ünün ise kadastrosu yapılmamıştır. Kadastrosu yapılan köy ve mahallelere ait
yaklaşık 485 000 pafta üretilmiştir. Kırsal alan, kent ve bölge planlamalarının
yapılması, imar uygulamalarının çağdaş biçimde gerçekleştirilmesi, kentsel
dönüşüm ve arazi toplulaştırmalarının uygulanması, ancak tapu ve kadastro
sisteminin doğru bir biçimde güncelleştirilmesi ve bilgisayar ortamına
aktarılmasına bağlıdır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’de tapu kayıtlarının
otomasyona geçmemesi nedeniyle kara para hareketlerini izlemekte
zorlanmaktadır. Kara paranın en önemli adreslerinden biri de gayrimenkul
piyasasıdır. Kadastro işlemlerinin otomasyona geçmesi için tahminî 150 000 000
dolara ihtiyaç vardır. Oysa, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğümüzün bütçesi bu
duyulan ödenekleri karşılamaya müsait değildir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde mevcut tapu ve
kadastronun yeni teknolojilere göre uygun biçimde güvenilir hale getirilmesi
için yaklaşık üçte 2’sinin yenilenmesi gerekmektedir. Bu yenileme işlemleri
için ise 1 milyar dolarlık ek kaynağa ihtiyaç vardır. Ne yazık ki, geçmiş
yıllarda tapu ve kadastro çalışmalarının gerektirdiği gibi yürütülememesi
nedeniyle, toprak, bazı suç çetelerinin önemli bir rant kapısı haline dönüşmüş,
kamunun taşınmazları önemli ölçüde talan edilmiştir. Tapu ve kadastro
çalışmalarında ortaya çıkan aksaklıklar nedeniyle hâlâ bu talan sürmektedir.
2/b diye bilinen orman arazilerinin satışından tutun, son olarak, sahil
şeridimizdeki ilçelerde imar planları yetkisinin belediyelerden alınmasına
yönelik girişimlerin altında da sağlıklı bir tapu kadastro çalışmasının
yapılmaması yatmaktadır.
Kültür ve tabiat varlıkları açısından dünyanın en zengin
ülkelerinden birisiyiz; ama, bu varlıkların tespiti ve tescili, SİT alanlarının
uluslararası standartlarda envanterinin çıkarılması konusunda çok büyük
eksikliklerimiz vardır. Yarın, çok geç kaldık demek istemiyorsak eğer, zengin
kültür ve tabiat varlıklarımızı gelecek kuşaklara da aktarmak istiyorsak,
talanın durması için acil olarak kentsel tapu ve kadastro bilgilerinin
güncelleştirilmesi gerekmektedir. Bir yandan kuruluş kadastrosunu tamamlamaya
uğraşırken, bir yandan mevcut kadastronun üçte 2’sini yenileme çalışmaları için
gerekli kaynak bulunmalı ve çalışmalara derhal başlanmalıdır.
Sayın Bakana şuradan şu soruyu sormak istiyorum:
Ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşıyan bu kadastro güncelleme ve
yenileme çalışmaları için ne kadar bir kaynak ayrılmıştır? Yenileme ve
güncelleme çalışmalarında ne kadar yol alınmıştır?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde durmak
istediğim bir başka konu, arazilere ilişkin açılan davalardır. Önümüze gelen
yasa teklifinin 5 inci maddesi de, aslında, açılan bu arazi davalarının bir
bölümüyle ilgilidir. Millî Emlak Genel Müdürlüğünde 800 000 dava
açılmıştır. Bu davaların çoğu mülkiyet
ve kadastro davalarıdır. Bu davaların uzun sürmesi, adalete olan güveni
sarstığı gibi, çok büyük ölçekli maddî kayıplara da neden olmaktadır. Halen
Osmanlı toprak kayıtlarına ilişkin açılmış binlerce dönüm arazi davaları devam
etmektedir. Davalardan bir bölümü de kadastro yenileme işlemlerine ilişkindir.
Harçlar Kanununun 126 ncı maddesi “Re’sen Yapılan İşlemler” başlığını taşımakta
ve kadastro yenileme işlemleri sonrasında bu işlemlere ilişkin harçların lehine
işlem yapılan kişilerden alınmasını öngörmektedir. Kadastro yenileme
işlemlerinin ülkemizin geleceği açısından hayatî önem taşıdığı ortadayken, bu
işlemlerin önünü kesen bir yasal düzenleme yapılması garip bir çelişkidir.
Nitekim, bu çelişki daha sonra fark edilmiş, 5035 sayılı Kanunun 36 ncı
maddesiyle kadastro işlemlerinin yenilenmesinden 1 Ocak 2004 tarihinden
itibaren harç alınmayacağı düzenlemesi getirilmiştir; ancak, bu kez de 1 Ocak
2004 tarihinden önceki kadastro yenileme işlemlerinden harç alınması dava
konusu olmuştur. Danıştay 9. Dairesi, 16 Haziran 2004 tarihli kararıyla, bu
çelişkiye son vermiş, kadastro yenileme işlemlerinden harç alınmayacağını hükme
bağlamıştır. Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulunda da onaylanan bu karar
doğrultusunda, artık kadastro yenileme işlemlerinden harç alınmamakta, 2004
yılından önce başlatılmış bulanan harç tahsilat işlemleri durdurulmuş
bulunmaktadır.
Şimdi görüştüğümüz teklifin bu maddesi de, ihtilafların
ortadan kaldırılmasına yönelik Danıştay kararının yasalaştırılmasına
ilişkindir. 2004 tarihinden önce yapılmış kadastro yenileme işlemlerinden
dolayı tahakkuk eden, ancak tahsil edilemeyen harçlar ile bunlara ilişkin
cezaların tahsilinden vazgeçilmesine ilişkin yeni ihtilafların ortaya çıkmasını
önleyecek bu düzenlemeyi desteklerken, kadastro yenilenmesi çalışmaları için
gerekli ödeneğin sağlanarak bu çalışmaların hızlandırılmasını temenni ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yiğit.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Bursa
Milletvekili Sedat Kızılcıklı. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SEDAT KIZILCIKLI (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 1143 sıra sayılı
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 5 inci
maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; öncelikle, Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Evet, Bursa’nın da içinde bulunduğu 19 ilde, 1998 ve 2003
yılları arasında, Bursa’da da Osmangazi, Yıldırım, Nilüfer İlçelerinde 174
mahallede ve köyde 88 029 adet parselde kadastro yenileme çalışmaları yapıldı
ve yine, 2859 sayılı Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenilenmesi Hakkında
Kanun ve Uygulama Yönetmeliği 21 Mart 1985 tarih/22334 sayılı Resmî Gazetede
yayımlanan 28 nci maddesinde, yenileme yapılan taşınmaz mallar için kadastro
harcı tahakkuk ettirileceği belirtildiğinden, bu yapılan çalışmalara ilişkin
harç tahakkuk ettirildi. Bunlar postayla, zarfla gönderilmedi, mahalle
muhtarlıklarında askıya çıkarılmak suretiyle tebliğ edildi. Bu da yasaldı.
Ancak, bu muhtarlıklarda çıkarılan askılarda gayrimenkule ilişkin bilgiler
vardı, bulunduğu mahal vardı, harç matrahı vardı ve harcın tutarı vardı.
Dolayısıyla, buralardaki vatandaşlar adına bir tebliğ gelmediği için, birçok kimse
harcını ödemedi, ödeyemedi, çok az insanlar ödemek durumunda kaldı, geri
kalanlar hep gecikmek zamlarıyla karşı karşıya kaldılar. Sadece Bursa’da, bu,
yaklaşık 150 000 kişiyi ilgilendiren büyük bir problem haline dönüştü. Daha
sonra, yine, bu konuda Meclisin yaptığı çalışmalar neticesinde, 492 sayılı
Kanuna ekli 5035 sayılı Kanunun 36 ncı maddesiyle, 1.1.2004 tarihinden geçerli
olmak üzere kadastro işlemlerinin yenilenmesinden harç alınmaz hükmü getirildi;
yani, yönetmeliğin ortadan kaldırılması için bir kanun değişikliği yapıldı ve
yenilemelerden dolayı da harç tahakkuk ettirilmez noktaya gelindi; ancak,
içinde Bursa’nın da bulunduğu birçok ilde 2004’ten önce yapılan çalışmalardan
dolayı, maalesef, oradaki sıkıntı devam etti. Bu arada, 16 Haziran 2004 tarihinde
Danıştay, bunlarla ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdi; ama, problem yine de
çözülmedi, ortada, muallakta kaldı.
Şimdi, bugün görüştüğümüz 1143 sayılı Yasanın 5 inci
maddesiyle, 2004’ten önce yapılan yenileme işlemlerinden de harç alınmaması için
bir hüküm getiriyoruz ve bu problemi kökünden halletmiş oluyoruz. Yine, bu
arada, ödeyenlerden de, harcını ödeyenlerden de bunların, bu alınan
miktarların, paraların iade edilmesi şekliyle gerçekten bu problemi ortadan
tamamen kaldırmış oluyoruz.
Bakın, sadece Bursa’da, bu iş, anapara olarak 12
trilyondu; ancak, gecikme zamlarıyla beraber vatandaşa yüklenen meblağ yaklaşık
48 trilyondu. Tabiî ki, bunlar haksız bir para olduğu için, kanuna, yasaya
dayanmayan bir işlem olduğu için bunun ortadan kaldırılması gerekiyordu. İşte,
sadece Bursa’da yaklaşık 150 000 kişiyi ilgilendiren ve 48 trilyon tutarındaki
bu meblağ bu maddeyle ortadan kaldırılıyor ve büyük bir problem çözülüyor.
Ben, bu problemi çözmek için büyük adım atan Türkiye
Büyük Millet Meclisine, Maliye Bakanlığına çok teşekkür ediyorum. Bu yasada
emeği olan herkese çok teşekkür ediyorum. Başta Bursalılar olmak üzere
problemli olan tüm vatandaşlarımıza hayırlı uğurlu olması temennisiyle, sevgi
ve saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kızılcıklı.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Adana Milletvekili
Recep Garip?.. Yok.
İzmir Milletvekili Erdal Karademir?..
Sayın Karademir, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ERDAL KARADEMİR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan 1143 sıra sayılı kanun teklifinin 5 inci
maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, biraz önceki konuşmamda da
belirtmiştim, bu kanun teklifini olumu buluyoruz, bir yanlışı düzeltiyor; ama,
hazır söz kadastrodan açılınca, özellikle AKP iktidarının Türkiye’deki ilk
telsiz kadastrosunun 2006 sonu itibariyle bitirileceğinin öngörülmesi olumlu
bir adım; ama, -bunu yaparken özel sektör imkânlarıyla bu çalışmalar yapılmaktadır-
yapılan bu çalışmalarda bize gelen intikaller şudur ki, birçok denetimsizlik ve
şikayetler söz konusudur.
Değerli arkadaşlarım, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün
ihale usulüyle yaptığı kadastro çalışmalarında gerekli özenin gösterilmediği,
idarenin ihale şartnamelerinin ihlal edilmesine göz yumduğu, yaşanan bu
ihlallerin yapılan çalışmaları ve mülkiyet sorununu daha karmaşık hale
getirdiği; dolayısıyla, çalışmaları sona eren ve devam eden işlerin hukukî
sonuçların sosyal olaylara neden olabileceği, tarafımıza gelen bilgi ve
şikâyetlerden anlaşılmaktadır.
Kadastro çalışmalarında, idarenin kadastroyu ne pahasına
olursa olsun bitirelim anlayışıyla, ihale şartnamesine uyulmadan işlerin
yürütülmesinin kural haline getirilmesi, başta serbest harita ve kadastro
mühendislerini hak etmedikleri ithamla karşı karşıya bırakmakta ve yüklenici
olarak kadastro çalışmalarını üstlenen harita ve kadastro sektörünün de
geleceğini riske atmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu çalışmalarda, devletin güvencesi
anlamına gelen, Osmanlıdan beri yürürlükte olan ve yaşamını sürdüren tapu
kayıtlarının tescil krokisi olan ve mahkeme kararıyla alınmış olan tapu
kayıtlarının çeşitli bahanelerle uygulanmadığı iddia edilmektedir. Bu
iddiaların, ihale edilen işlerin bir an önce bitirilmek istenmesinden
kaynaklandığı söylenmektedir.
Yine, kadastro tespitlerinde verasete iştirak ve
intikallerin sorgulanmadığı ve yapılan tespitlerde tapu kayıtlarının
uygulanmadığı; dolayısıyla, kadın mirasçılardan erkekler lehine hak
kaçırılmalarının yaşandığı şikâyetleri tarafımıza ulaşmaktadır.
Değerli arkadaşlar, kadını yok sayan, kadının haklarını
görmezlikten gelen bu tür uygulamaların AKP İktidarı döneminde artması, AKP
İktidarının kadına bakış politikasından mı kaynaklanmaktadır; bu soruların yanıtları
kamuoyuna açıklanmalıdır.
Yine, bu çalışmalarda, Alevî ve Bektaşi inancına sahip
vatandaşlarımızın yaşadığı köylerde yapılan kadastro çalışmalarında, ihale
şartnamesine uygun davranılmadığı; ayrıca, kimi çalışanlar tarafından “bırakın,
yanlış da olsa boş verin; mahkemede çözsünler” denildiği şikâyetleri
gelmektedir. Bu tür olumsuz uygulamaların peşinde olacağımızı bu kürsüden
kamuoyuna ilan ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, askerliğini yapan, vergisini
ödeyen, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyetine sadık kalmış, yurttaşlık
sorumluluğunu aksatmadan bugüne kadar sürdüren bu vatandaşlarımıza karşı AKP
İktidarının bakış açısı anlaşılamamaktadır.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Böyle bir şey olabilir mi ya?!
ERDAL KARADEMİR (Devamla) - AKP İktidarı, bu ülkenin kadınından
erkeğine, küçüğünden yaşlısına, doğulusundan batılısına herkesin, her kesimin
hükümeti olduğunu asla unutmamalıdır ve AKP İktidarını, Anayasanın eşitlik
ilkesine uymaya, toplumun bütün kesimlerine ve aynı sorumlulukta yaklaşmaya
davet ediyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karademir.
Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutup, işleme
alıyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
1143 sıra sayılı kanun teklifinin 5 inci maddesinin
aşağıda yazılı şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim. Saygılarımla.
Ertuğrul Yalçınbayır
Bursa
“MADDE 5 – Kadastro yenileme işlemleri nedeniyle tahakkuk
ettirilmiş ancak tahsil edilememiş olan harçlar ile bunlara ilişkin vergi
cezaları ve feri alacaklar terkin edilir. Tahsil edilmiş tutarlar,
mükelleflerin başvuruları üzerine yasal faizi ile birlikte ret ve iade edilir.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca
belirlenir.”
BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) –
Katılamıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Hükümet?..
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
Sayın Yalçınbayır, konuşacak mısınız?
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Evet efendim.
BAŞKAN – Buyurun. (Alkışlar)
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir hukuk devletidir. Hukuk
devleti olmanın gereği, idarenin her türlü eylem ve işleminin her safhada
hukuka uygun olması gerekir. Parlamenter sistemi benimseyen cumhuriyetimizde,
yasamanın, yürütmenin ve yargının görevleri bellidir. Vergi almak, vergi
koymak, Türkiye Büyük Millet Meclisine ait bir yetkidir. Bu yetkiyi, hiçbir
makam kullanamaz; ancak, 1995 yılında çıkarılan bir yönetmelikle, bu yetki
kullanılmış, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisi gasp edilmiştir. 1995’ten
beri, bu sürmüştür. Bu olay, özel olarak incelenmesi gereken bir olaydır. Olay
tarafımıza intikal ettiğinde oluşturduğumuz lobi, bundan hiçbir çıkarı olmayan
Bursa Barosu Hukuksuzluk ve Yolsuzluk Komisyonu, Bursa Muhtarlar Derneği ve
Bursa’daki basınla işbirliği içinde, bir lobi faaliyeti içinde yürütülmüştür.
Antrparantez, Türkiye’de, lobi faaliyetlerinin açıklığı ilkesi belirlenmeli,
kişisel lobi faaliyetleri suretiyle hukuka aykırı işlemlerin yapılmasına fırsat
verilmemelidir.
Değerli milletvekilleri, sözde kadastro yenileme harcı
diye bir harç yoktur. Sözde!.. Böyle bir harç yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi
abesle uğraştırıldı. 5035 sayılı Kanunla, kadastro harcı alınamayacağı hükme
bağlandı. Kanunu değiştirme yetkisi içinde bulunan Türkiye Büyük Millet
Meclisi, sorarım, hangi kanunda var olan kadastro yenileme harcını değiştirdi?
Buradaki grupların sözcülerine bakıyorum, hiçbirisi bunlara değinmiyor. İşin
şekli fevkalade önemli. Bu harç değildi. Bu bir haraçtı. Haraç almak devlete
yakışmaz. Haraç almak yürütmeye yakışmaz.
Değerli milletvekilleri, bu konudaki hak arama özgürlüğü
sonuna kadar kullanıldı ve söke söke bu hak alınıyor, alınacak da. Gerçekten,
iyi bir yönetim, iyi bir idare, hiç bu düzenlemelere gerek olmaksızın, ne
yasamanın ne de yönetmelikle birtakım düzenlemelere gerek olmaksızın, mahkeme
kararının bağlayıcılığı sonucu bu harç madem alınamayacak, aldığım harçları ret
ve iade ediyorum diye karar alırdı. Bunları biz niye yapamıyoruz? Niye
yönetimlerimizin kalitesi hâlâ bu şekilde? Biz, bu şekildeki anlayışla Avrupa
Birliğine girebileceğimizi mi düşünüyoruz?!
Değerli milletvekilleri, bunun adı “af” değildir.
Anayasanın 87 nci maddesi, özel ve genel af ilanı hususunda,Türkiye Büyük
Millet Meclisine nitelikli oy çoğunluğuyla bunu kabul etme yetkisini vermiştir.
Bu bir lütuf değildir, bu bir ihsan değildir, bu bir haktır. Özür dilenmesi
gereken bir durum var. Bu özrü, başta Maliye Bakanlığı olmak üzere tüm yönetim
dilemelidir; ama, halkımız sessiz, 500 000’e yakın kişi, kendisinden haraç
alınıyor, meydanlar bomboş. Basında, sadece yerel basın var. Haklarımızı arama
konusunda duyarlılık göstermezsek, bir gün, çok önemli haklarımız da gidebilir.
MEHMET NURİ AKBULUT (Erzurum) – Halkı tahrik ediyorsun.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Ben, halkı tahrik
etmiyorum. Tahrik de ettim, kanuna karşı gelmelerini de söyledim; çünkü,
özünde, bu af, açık hukuka aykırıydı ve mahkeme kararıyla da belliydi, apaçık
hukuka aykırı.
Kanunlarımızda kadastro yenileme harcı diye bir harç yok.
Bu durumda ne yapmak lazım?! Bu durumda, alınan paraların, şüphesiz ki teklifte
olduğu gibi, ret ve iadesi, terkini gerekir; ama, bunlar için, biz niye bir
senelik hak düşürücü süre kullanıyoruz?! Haraç alınan bir işte bir senelik hak
düşürücü süre olur mu; geniş zaman içinde alın. Haraç alınan paranın, haraç
alırken faiziyle alıyorsunuz da…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Yalçınbayır, lütfen, toparlar mısınız.
Buyurun.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – … öderken, paralellik
ilkesi gereği niye bunu faiziyle birlikte ödemiyorsun?! Gerçek barış burada.
Burada, biz, birçok af konusunu düzenledik. Devlete borçlu olanların borçlarını
yeniden yapılandırdık, yeni fırsatlar, yeni imkânlar verdik; ama, bu işi üç
senedir sürüncemede bıraktık. Getirilen niteliksiz işlemlerle hâlâ devam etti.
Bunun, faiziyle birlikte ret ve iadesi gerekir, süresiz olması gerekir.
Ve ben buradan Antalyalılara, Bursalılara ve diğer bütün
sözde kadastro yenileme harcı ödeyenlere, 1995’ten beri bunu ödeyenlere
sesleniyorum. İdare zaman zaman sizin haklarınızı böyle sınırlandırabiliyor.
Lütfen uyanık olun, haklarınızı arayın. Eğer “faizsiz ödenir” hükmü çıkarsa,
lütfen onu yargıya da taşıyın. Artık devlet ile birey kanun önünde eşittir.
Kanun önünde eşitlik gereği, nasıl faiziyle alıyorsan, o şekilde faiziyle
ödeyeceksin.
Ben, teklifimin hukuka uygunluğunu iddia ediyorum. Hukuka
uygunluk her türlü eylem ve işlemin en önemli garantisidir, denetimidir.
Bu düşüncelerle, umarım teklifimiz kabul edilir.
Bu arada, ancak bu şekilde söz alabilme imkânı
bulabildim. Değerli grup yöneticileri bunları böyle takdir etmiş olabilirler.
Bunları çok söylediğimi biliyor olabilirler; ama, sözüm var daha söyleyecek.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalçınbayır.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Teklifin 5 inci maddesinin oylamasının açıkoylama şeklinde
yapılmasına dair önerge vardır; önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
1143 sıra sayılı kanun teklifinin 5 inci maddesinin
oylamasının açıkoylama olarak yapılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.
İsmail Bilen, Manisa?.. Burada.
Recep Koral, İstanbul?.. Burada.
Ali Sezal, Kahramanmaraş?.. Burada.
Şükrü Ünal, Osmaniye?.. Burada.
Halil Özyolcu, Ağrı?.. Burada.
Kerim Yıldız, Ağrı?.. Burada.
Sabri Varan, Gümüşhane?.. Burada.
Agâh Kafkas, Çorum?.. Burada.
Asım Kulak, Bartın?.. Burada.
Fahrettin Poyraz, Bilecik ?.. Burada.
Mehmet Yüksektepe, Denizli?.. Burada.
Ali İbiş, İstanbul?.. Burada.
Yüksel Çavuşoğlu, Karaman?.. Burada.
Recep Garip, Adana?.. Burada.
Atilla Başoğlu, Adana?.. Burada.
Mustafa Duru, Kayseri?.. Burada.
İrfan Gündüz, İstanbul?.. Burada.
Eyyüp Sanay, Ankara?.. Burada.
Hakan Taşcı, Manisa?.. Burada.
Ahmet Koca, Afyonkarahisar?.. Burada.
BAŞKAN – Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun
kararını alacağım.
Açıkoylamanın
elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Alınan karar
gereğince, açıkoylama elektronik cihazla yapılacaktır.
Oylama için 5
dakika süre vereceğim.
Bu süre
içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini,
bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için
öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca,
vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy
kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan
oy pusulasını, yine oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) – Sayın Başkan, oylarını pusulayla verenlerin isimlerini okumanızı
istiyorum.
BAŞKAN – Pusula
veren sayın milletvekilleri lütfen Genel Kuruldan ayrılmasınlar, isimleri
okunacaktır.
Oylama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 5 inci maddesinin açıkoylama
sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy
sayısı : 343
Kabul : 341
Ret : 2(x)
Böylece, teklifin 5 inci maddesi kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:
21.27
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 21.32
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale),
Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
-----0----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 112 nci Birleşiminin
Beşinci Oturumunu açıyorum.
1143 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri
Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile Hatay Milletvekili
Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Haluk
Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu’nun; 8.4.1929 Tarihli ve 1416 Sayılı Kanun ile 4.11.1981
Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/754, 2/693) (S. Sayısı: 1143)
(Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Teklifin 6 ncı maddesini okutuyorum:
MADDE
6- Mazbut vakıflara ait taşınmazların kiralanması dolayısıyla 1/1/2004
tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak yapılan kira ödemeleri üzerinden, bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren gelir (stopaj) vergisi tarhiyatı
yapılmaz. Bu dönemlere ilişkin olarak beyan üzerine veya ikmalen ya da re'sen
tarh ve tahakkuk ettirilen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla
tahsil edilmemiş olan vergiler ile bu vergilere uygulanan vergi cezaları,
gecikme faizleri, gecikme zamları terkin edilir. Bu konuda açılmış olan davalar
sürdürülmez; tahsil edilmiş tutarlar, mükelleflerin bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yazılı başvuruları üzerine red ve iade
edilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca
belirlenir.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart?.. Yok.
AK Parti Grubu adına, Tokat Milletvekili Sayın Resul
Tosun; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
RESUL TOSUN (Tokat) – Sayın Başkan, benim şahsım adına da
söz talebim vardı, birleştirelim…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Tosun.
AK PARTİ GRUBU ADINA RESUL TOSUN (Tokat) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri ve televizyonları başında, 29 000 civarında, bu
maddenin yasalaşmasını bekleyen vakıf kiracıları; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
1143 sıra sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Teklifiyle, yüzbinlerce mağdur vatandaşımızın
mağduriyetini gidererek, çıkardığımız yasaların hemen hemen en önemlilerinden
ve insanlarımızı, doğrudan doğruya, dün, bugün, yarın, hemen sevindirecek çok
önemli bir kanunu görüşmekteyiz.
Bu kanunun 6 ncı maddesi, mazbut vakıf kiracılarının
stopaj vergileriyle ilgilidir. Nedir mazbut vakıflar?
Değerli arkadaşlar, vakıflar, mülkiyetleri itibariyle, üç
kısma ayrılıyorlar. Mazbut vakıflar, mülhak vakıflar, esnaf ve cemaat
vakıfları. Mazbut vakıflar, mütevellisi ölmüş, hayatta kimsesi kalmamış, vakfı
idare edecek nesli kesilmiş ve on yıl süreyle de yöneticisiz kalmış vakıflar
sahipsiz kaldığı için Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlanıyor. Mazbut vakıflar
bunlar. Mazbut vakıfların gayrimenkullerindeki kiracılar, bu kira bedeli
olarak, her ay belli bir miktarı ödüyorlar. Devlet mallarının kirası doğrudan
Hazineye gelir olarak kaydedildiği için devlet malının kira bedellerinden
stopaj vergisi; yani, Gelir Vergisi alınmıyor. Zaten kendisi doğrudan Hazineye
girdiği için gelirdir, gelirin geliri olmaz. Mazbut vakıflar da 2003 yılına
kadar böyle değerlendirilmiş, doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından
temsil edildiği, yönetildiği için devlet malı gibi telakki edilmiş ve bunlardan
stopaj vergisi alınmamış, uygulanmamış.
Ancak, Vergi Yasasında “derneklerin ve vakıfların kira
gelirlerinden stopaj vergisi alınır” hükmüne binaen, 2003 yılında bazı
müfettişler gelmişler, Danıştayın, bu konuda, 1977’de, stopaj vergisinin
tahakkuk ettirilmemesi, tarhiyatının yapılmaması istikametinde verdiği bir
karara rağmen, bu kanundan hareketle “bütün derneklerin ve vakıfların kira
gelirlerine stopaj uygulandığına göre, bu mazbut vakıfların kiralarına da
stopaj vergisi uygulanmalıdır” diyerek, 2003 yılında, binlerce vakıf
kiracısına, geriye dönük olarak stopaj vergisi tahakkuk ettirilmiş ve bu geriye
dönük olarak tahakkuk ettirildiği için de, gecikme zammı, gecikme faizi,
gecikme cezası… 100 lira kira veren bir vakıf kiracısının, kirasını ödediği
halde, bir yöneticinin yanlış yorumlamasından kaynaklanan, yorumundan
kaynaklanan bu mağduriyetinden dolayı -100 lira kira veren bir kiracımızın- 10
milyar, 20 milyar borcu, hatta, 100-150 milyar liraya kadar stopaj borçları
tahakkuk ettirilmiş ve bu kiracılar…
Bir de şu yönü var tabiî; Türkiye’nin dört bir tarafında
var, benim seçim bölgem olan Tokat’ta da var: Bu dönemde, stopajın ödenmediği
dönemlerde, bizim kiracılarımız, hem Vakıflar Bölge Müdürlüğüne hem Maliyeye
müracaat ederek “biz kira ödüyoruz, stopaj gerekiyorsa stopaj ödeyelim” diye
müracaat etmelerine rağmen, hem Vakıflardan hem Maliyeden “sizin stopaj ödemeniz gerekmez” cevabı aldıkları
için stopaj vergisi ödememişler. Fakat, 2003 yılında gelen bu bazı müfettiş
arkadaşlarımız “bu diğer dernekler ve vakıflarda olduğu gibi, mazbut vakıfların
kiracıları da stopaj vergisi ödemek zorundadır” diyerek, geriye yönelik böyle
bir borçlandırma çıkarmışlar ve binlerce vatandaşımız, müstecirimiz haksız yere
mağdur edilmiş, borca sokulmuş, icra gelmiş, haciz gelmiş, yurt dışına çıkamaz
olmuşlar.
İşte, bu noktada, 22 nci Dönem Türkiye Büyük Millet
Meclisi konuya el atmış, 2003 yılının sonunda bir düzenleme yaparak, 5035
sayılı Kanunun 48’e 4/(d) maddesiyle hukuka aykırı bu uygulamaya son vererek,
1.1.2004 tarihinden itibaren, mazbut vakıfların da, aynen devlet mallarında
olduğu gibi, stopaj vergilerinden muaf tutulması istikametinde kanunu
çıkarmışız ve 2000-2004 tarihinde 25334 sayılı Resmî Gazetede yayınlayarak
sorunu kökten çözmüşüz; ancak, geriye yönelik olarak tahakkuk ettirilmiş olan
binlerce vakıf kiracısının tahsilatı Maliyeye intikal ettiğinden, bunlar da
icra, haciz, efendim yurtdışı yasağı gibi devam ettiğinden, bu binlerce vakıf
kiracımız, bu borç yükü altında ezilmişler, bugüne kadar mağdur olmuşlardır.
İşte, değerli arkadaşlar, bugün, bu Kanunun, 6 ncı
maddesinde, bu vakıf kiracılarının uğradıkları mağduriyeti ortadan kaldıran bir
düzenleme yaparak, 29 000 civarında vakıf kiracısını sonuna kadar bu sorundan
kurtarmış oluyoruz.
Bu 6 ncı madde neler getiriyor? Değerli arkadaşlar, 6 ncı
madde, öncelikli olarak, 1.1.2004 tarihinden önceki kira ödemelerine, gelir
stopaj vergisi tarhiyatının yapılmayacağını öngörüyor, şimdi oylayacağımız
madde.
İkinci olarak, 1.1.2004 tarihinden önce tahakkuk
ettirilen ve halen tahsil edilmemiş olan vergiler. Bu vergilere uygulanan
cezalar, gecikme faizleri, gecikme zamları, bunların tamamının terkinini
gerçekleştiriyoruz ve kiracılarımızı bu yükten kurtarmış oluyoruz artı bu
konuda açılmış davalar var.
Üçüncü olarak, bu madde, bu konuda açılmış davaların
sürdürülemeyeceğini ve düşürüleceğini ve ortadan kaldırılacağını hükmediyor,
getiriyoruz.
Dördüncü olarak da, bu arada, tabiî, bazı kiracılar,
kiralarının bedelinin bir kısmını ödemişler. Şimdi, biz, tamamını burada
affederken, ödemişleri cezalandırmamak için bugüne kadar, eğer, bu vergilerden
tahsilat yapılmışsa, kiracının bir yıl içinde yazılı müracaatları üzerine, o
tahsil edilmiş bedellerin de, ret ve iadesini, bu Kanunla, bu maddeyle
gerçekleştiriyoruz ve 29 000 civarında vakıf kiracımızı ilgilendiren sorunu,
hem ortadan kaldırıyoruz hem de 2003 yılında geriye yönelik olarak beş yıllık
haksız bir borç tarhiyatı, borç tahakkuku, ettirilen borçları da ortadan
kaldırmış oluyor, vakıf kiracılarını böylece rahatlatmış oluyoruz.
Ben, bu yasa, daha iki sene önce aslında hazırlanmıştı;
ancak, iki defa buraya geldi, her ikisinde de değişik nedenlerle yasalaşamadan
geri dönmüş oldu.
Bu yasanın hazırlanmasında, öncelikle, vakıfların
kendisine bağlı olduğu Devlet Bakanı Başbakan Yardımcımız Mehmet Ali Şahin
Beye, ben özellikle -o dönemde bizzat ben fiilen çalıştığım için- gösterdiği
ilgiden, alakadan dolayı, ayrıca, Maliyeyle de alakalı olduğu için Değerli
Bakanımız Kemal Unakıtan Beyefendiye, Maliye Bakanımıza, yine Plan Bütçe
Komisyon üyelerinin tamamına, Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün hukuk bürosuna,
Maliye Bakanlığımızın, anlayışlı davranışlarından dolayı, bürokratlarının
tamamına…
HALUK KOÇ (Samsun) – Yedi ceddine…
RESUL TOSUN (Devamla) - …ve bu maddenin son şeklini
almasında -şu anda bir de anjiyo ameliyatı geçirdiği için kendisine de geçmiş
olsun dileklerimizi iletiyoruz- Mehmet Ergun Dağcıoğlu Milletvekilimizi
özellikle burada şükranla anmak istiyorum ve son olarak, bu maddeyi, tekrar
kanun teklifi içerisinde Meclise sevk eden AK Partimizin değerli grup
başkanvekilleri Bursa Milletvekilimiz Faruk Çelik, Ankara Milletvekilimiz Salih
Kapusuz, İstanbul Milletvekilimiz İrfan Gündüz, Ordu Milletvekilimiz Eyüp
Fatsa, Hatay Milletvekilimiz Sadullah Ergin Beylere, bu yasaya mutabakat,
muvafakat gösteren, başta CHP olmak üzere, Anavatana ve diğer temsilcisi
bulunan partilerimize ve oy verecek olan siz değerli milletvekillerimize,
kiracılar adına teşekkür ediyor, vakıf kiracılarımıza da hayırlı olsun diyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tosun.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili
Atilla Kart; Sayın Kart, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşülmekte olan 1143 sıra sayılı tasarının 6 ncı maddesi
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, mazbut vakıflara ait taşınmazların
kira ilişkilerinden doğan Gelir Vergisinin tarhiyatı, vergi cezası, gecikme
faizi ve gecikme zamlarıyla ilgili bir maddeyi Genel Kurul gündeminde
tartışıyoruz. Getirilen bu düzenlemeyi esas itibariyle olumlu gördüğümüzü hemen
ifade ediyorum. Bu aşamada, vakıfların genel sorunlarıyla ilgili olarak bir
değerlendirme yapmayı sorumluluk anlayışımızın gereği olarak gördüğümü hemen
ifade ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi -Sayın Resul Tosun
da biraz evvel ifade ettiler, ben bunu biraz daha sistematik bir şekilde açmak
istiyorum- mazbut vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilmektedir. Mülhak
vakıflar ise mütevellileri tarafından yönetilen ve yönetimi vakfedenlerin
soyundan gelenlere şart edilmiş olan vakıflardır. Cemaat vakıflarının durumu
ise daha bir özellik göstermektedir. Bu vakıflar, vakfiyeleri olup olmadığına
bakılmaksızın, Vakıflar Kanunu gereğince tüzelkişilik kazanmış Türkiye’deki
gayrimüslim cemaatlere ait olan vakıflardır. Görüşülmekte olan tasarı
açısından, mazbut vakıfların durumu önem kazanıyor. Mevcut mevzuatımıza göre,
mülhak vakfın yöneticisi kalmamışsa, belirli bir süre sonra yargı kararıyla bu
vakıf mazbut vakıf haline gelmektedir; yani, Vakıflar Genel Müdürlüğünün çatısı
altına girmektedir. Tespitlerimize göre, 41 550 civarında mazbut vakıf vardır.
Bunların içerisinde, geçmişte, cemaat vakfı olarak değerlendirebileceğimiz
vakıf sayısı ise 100 civarındadır. Mazbut vakıfların 220 000 000 metrekaresinin
işgal altında olduğunu, bu işgalle ilgili olarak 2003-2004 yıllarında çıkarmış
olduğumuz, 22 nci Yasama Döneminde çıkarmış olduğumuz 4916 sayılı Yasayla 36
000 şagıl yönünden (işgal eden yönünden) uzlaşma ortamının yaratıldığını
biliyoruz. Ancak, bu yasada da, yani, 4916 sayılı Yasada da yine eksik bir
düzenleme yapıldığı içindir ki, bu tasarıyla, bu eksikliği gidermeye
çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, geldiğimiz süreçte, Avrupa Birliği,
kazbutiye alınmış vakıfları; yani, mazbut vakıf aşamasına gelen, bu sürece
giren vakıflar yönünden “bunları devletin yönetiminden çıkarın; aksi halde,
devlet dine müdahale ediyor” diyerek Türkiye’ye karşı bir tavır içinde. İşte,
geldiğimiz durumda, geldiğimiz aşamada, acaba gerçek durum nedir; Türkiye Büyük
Millet Meclisi olarak bunları tartışmamız gerekiyor, bunları bilmemiz
gerekiyor.
Bakın değerli arkadaşlarım, cemaat vakıflarıyla ilgili
düzenlemenin Avrupa Birliği sürecinde Türkiye için en önemli, en temel
konulardan birisi olduğunu artık görmemiz gerekiyor. Burada temel sorun, cemaat
vakıflarının 1936’dan sonra edindikleri mülkler ile el konulan vakıfların
yönetiminin Vakıflar Genel Müdürlüğünden iade edilmesini talep etmesinden
kaynaklanıyor. Gelinen süreçten sonra cemaat vakıfları 1936 yılından sonra
bağış ve vasiyet yoluyla elde ettikleri mülklerin kendilerine geri verilmesini
istiyorlar. Kanunen ve fiilen bir hizmeti kalmadığı gerekçesiyle mazbut vakıf
sınıfına ayrılan vakıfların genel müdürlük tarafından yönetilmesine karşı
çıkıyorlar. Üçüncü şahıslara satılmış vakıfların iadesini talep ediyorlar. Geri
verilemeyecek durumdaki vakıflar için ise, yani, üçüncü, dördüncü, beşinci
şahıslara intikal eden vakıflar için ise tazminat talep ediyorlar. İhtilafın
esası bu noktada düğümleniyor değerli arkadaşlarım. Bu talepler karşısında, bu
ihtilaflar karşısında Hükümet olarak nasıl bir tavır içindeyiz, nasıl bir
çalışma içindeyiz; bunu değerlendirmemiz gerekiyor.
Bakın değerli arkadaşlarım, 2002 -yani, 22 nci Yasama
Döneminden söz ediyorum- yılı sonu ve 2003 yıllarında vakıfların her türlü
yollarla gayrimenkul edinebilmelerinin yolunu uyum yasalarıyla açtık. Bunu çok
iyi hatırlamamız gerekiyor, bilmemiz gerekiyor; ancak, yeni ve kompleks
ihtilafların doğacağı düşüncesiyle şöyle bir kısıtlama getirildi: “Kanunen veya
fiilen hayrî bir hizmeti kalmamış vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından
yönetilir” şeklinde mevcut olan hüküm, bu yeni uyum yasalarında da korundu
değerli arkadaşlarım. Doğru bir düzenleme yapıldı, yapılması gereken bir
düzenlemeydi bu.
Bu gelişmeden sonra, hükümetin mazbut vakıfların geri
verilmesine ilişkin düzenlemeye gitmemesi üzerine, 120 civarındaki azınlık
vakfı, 1 300 gayrimenkulun kendilerine iadesi için, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine başvurdu. Hükümet, bu noktada, 2003 yılında mülk konusunda yeni
düzenlemelere gidildiğini, 116 cemaat vakfının 2 234 gayrimenkul yönünden
başvuruda bulunduğunu, kayıt başvurusunda bulunduğunu, Vakıflar Genel
Müdürlüğünün ise, 424 talep yönünden olumlu cevap verdiğini AİHM’e bildirdi.
Cemaat vakıfları, gelinen bu aşamada da, hükümetin bu cevabını, bu karşılığını
yeterli görmediler, tatminkâr görmediler.
İş, bu aşamadan sonra, Danıştay 10. Dairesine intikal
etti değerli arkadaşlarım. Danıştay ne dedi; şunu söyledi Danıştay: Vakıflar
Genel Müdürlüğünün kesintisiz olarak faaliyetlerine devam eden gayrimüslim
cemaat vakıflarının yönetimine el koyamayacağını tespit etti; yani, yeni bir
ölçü getirdi. Hangi vakıflar iade edilebilir, hangi vakıflar iade edilemez; bu
noktada çok temel bir ölçüyü getirdi Danıştay 10. Dairesi. Hükümet, Danıştay
10. Dairesinin bu kararını, bu gerekçesini esas alarak, o gerekçe
doğrultusunda, vakıfların, yani, iadesi yapılmayan bu vakıfların faaliyetleri
kesintiye uğradığı için genel müdürlüğün yönetiminde muhafaza edildiğini doğru
bir şekilde ifade etti.
Değerli arkadaşlarım, hükümetin genel tablo geldiğimiz
aşamada bu. Bu tespitler, gerek yargı aşaması gerek Hükümetin bu noktadaki
yaklaşımının genel çerçevesiyle doğru olduğunu, yerinde olduğunu ifade ediyorum.
Genel tablo bu; ancak, geldiğimiz aşamada, geldiğimiz süreç içinde, diğer
birçok konuda olduğu gibi, cemaat vakıfları konusunda da sürece ve olaylara,
Hükümetin, hâkim olamadığını ve öngörülü davranamadığını görüyoruz, bu noktada
tavır koymadığını, bu ilkeleri Avrupa Birliği sürecinde anlatamadığını ve
uygulamaya sokamadığını görüyoruz.
Bakın, vakıflar kanunu tasarısının -şu anda vakıflar
kanunu tasarısı, biliyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde
komisyonlarda görüşülüyor- 12 nci maddesinin birinci fıkrasıyla şöyle bir
düzenleme getiriliyor. Bu noktada, Hükümeti, bu aşamada, muhalefet sorumluluğu
ve anlayışımızın gereği olarak uyarmak gereğini duyuyorum. Ne getiriliyor bu
tasarıda değerli arkadaşlarım; sevgili arkadaşlarım, dikkatinize sunuyorum,
takdirlerinize sunuyorum. Hükümet diyor ki bu tasarıda, “vakıflar mal
edinebilirler, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilirler” şeklinde
bir değişiklik yapıyor. Bu değişiklikle, cemaat vakıflarının mal
edinmelerindeki kısıtlamalar bütünüyle kaldırılıyor ve Medenî Kanun
hükümleriyle kurulan vakıflarla eşdeğer bir statüye getiriliyor değerli
arkadaşlarım.
Cemaat vakıflarıyla ilgili düzenlemenin Lozan Anlaşmasına
ve halen yürürlükte olan 2762 sayılı Vakıflar Kanunundaki hükümlere sadık kalınarak
yürütülmesi gereğini önemle ifade ediyoruz. Bu çerçevede, haklı olarak şu soru
akla gelebilir: Bu vakıfların, yani, cemaat vakıflarının mal edinme haklarını
mevcut yasa ve Lozan Anlaşmasıyla sınırladığımız takdirde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Şahsınız adına konuşma sürenizi ilave ettim;
buyurun.
ATİLLA KART (Devamla) – …bu kısıtlamayı yaptığımız
takdirde cemaat mensuplarının, -cemaat vakıfları değil- diğer yasal amaç ve
ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağız; haklı olarak bu soru gündeme geliyor.