BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati :
15.00
7 Haziran 2006
Çarşamba
BAŞKAN :
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER .
Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
-----0-----
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci
Birleşimini açıyorum.
BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.
Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını
görevli personel aracılığıyla 5 dakika süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
vardır ve görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı
söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, üniversitelerimiz ve YÖK uygulamaları
hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’ya aittir.
Buyurun Sayın Uzunkaya.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; rektör atamaları ve YÖK’ün icraatları üzerinde gündemdışı söz
almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasal kurum ve
kuruluşların hiçbirisinin diğerinin alternatifi…
BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, bir saniye…
Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda büyük bir uğultu
var, sayın hatibin konuşması anlaşılamamaktadır.
Buyurun Sayın Uzunkaya.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Değerli milletvekilleri,
anayasal kurum ve kuruluşların hiçbirisinin diğerinin alternatifi, karşıtı ve
görev alanı dışındaki bir sahayı kullanım hakkı olmadığı gibi, kuvvetler
ayrılığı prensibinin de, kuvvetlerin birbiriyle didişmesi, sürtüşmesi, kavgası,
anayasal hakkı olmadığı halde diğerlerinin sorumluluğunu bigayri hakkın
tecavüzü de değildir. Millî iradenin tecelligâhı olan Yüce Parlamento, doğrudan
gücünü haktan alan ve ona hesap veren bir kurum olmak itibariyle Anayasa ve
yasalar çerçevesinde yasama ve yürütme görevini ifa ederken, elbette diğer
anayasal kurum ve kuruluşlarla ciddî bir uyum içinde hareket etmelidir ve
etmektedir de. Nitekim, mevcut Seçim Kanunu çerçevesinde 3 Kasım 2002’de şekillenen
Parlamento, Anayasayı değiştirecek ciddî çoğunlukla bir iktidar çıkarmış, kendi
taahhütlerinin olması ötesinde, aziz milletin beklentisi olan çok ciddî
sorunlarını, temel insan hakları, din ve vicdan özgürlüğü bağlamındaki
taleplerini karşılamak için sandıkta sağlanan mutabakatın, yani, toplumsal
mutabakatın yanında kurumsal mutabakat aranması nezaketini, Hükümetin ve Sayın
Başbakanımızın kurumlar arası mutabakat talebini hâlâ birkısım kurumlar
algılayamamış, anlayamamış, bunun Hükümet tarafından sunulan bir zeytin dalı
olduğu idrakine varamamışsa bunun kusurunu kimde aramak gerekir, doğrusu merak
ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde iş dünyasıyla ilgili bir önemli
derneğin “Hükümet gerilim ve bizden-sizden ayrımı yapıyor” ifadesini anlamak bu
bağlamda hiç mümkün değildir. Bir Başbakan ve Anayasayı değiştirecek Parlamento
çoğunluğu arkasında olan Hükümetin, gücünü kullanarak, yasal düzenlemelere
girmeden kurumsal mutabakat talebini araması hangi izan ve şuurla gerilim
olmakla ifade edilebilmektedir?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1992 yılında
kurulan yeni üniversitelerin rektörleri hangi şekil ve usul çerçevesinde
atanmışsa, aynı usul ve çerçevede 5467 sayılı Kanunla kurulan 15 yeni
üniversitemizin rektörlerinin atanması öngörülmüştür. Hükümetin teklifi,
Çankaya’nın onayı aynı Anayasa ve hukuk çerçevesinde 90’ların başında ortaya
konulan uygulama hüsnükabul görmüş, ne değişmiştir ki, bugün kanun çıktığı
andan itibaren YÖK, Çankaya ve bir kısım kurum ve çevreler böyle bir atamanın
siyasî olacağı mülahazasıyla itiraz layihaları, beyanatlar, hatta tahrik edici
açıklamalar yapma gereğini duyabilmişti.
Değerli arkadaşlar, ben, bir kıyas olması bakımından
nazarlarınıza, ıttılanıza iki belgeyi arz etmek istiyorum. Bunlardan birisi
3826 sayılı Kanundur; yayımı tarihi 7.7.1992’dir. Çok iyi hatırlayacak o gün
Parlamentoda bulunan bir kısım milletvekilleri. Hatta, bazı partilerin genel
başkanları o gün iktidar ortağı ve sorumluluğu içerisindeydi. O günkü rektör
atamalarıyla ilgili söz konusu olan tarihte ve 21277 sayılı Resmî Gazetede
yayımlanan Kanunun geçici maddesindeki hükmüyle, yine 3.1.2006 tarihinde; yani,
bu Parlamento ve Hükümet döneminde çıkarılan Kanun ile yapılan atama teklifi
arasında bir ibare farklılığı var mıdır, bilgilerinize arz için söylüyorum.
Aynen deniyor ki, 92’deki değerlendirme, yasa metni:
“Yeni kurulan devlet üniversite ve yüksek teknoloji enstitülerinin kurucu
rektörleri iki yıl için Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanın önereceği üç isim
arasından Cumhurbaşkanınca atanır.” Bu, 92’de değerli Parlamentomuzda bulunan
değerli genel başkanların da o gün hükümet ortaklığı ve sorumluluğu taşıdığı
bir dönemdeki çıkan yasadır. Bizim; yani, 3.1.2006’da çıkardığımız ve bugün
Anayasa Mahkemesinden…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - …henüz gerekçesi açıklanmamış
olan bir nedenle iade edilen yeni 15 üniversite rektörünün atanmasıyla alakalı
bu 15 il ve Türkiye; hatta, onların bağlantıları olan üniversitelerde mezuniyet
günleri geldiği halde çocukların nasıl mezun olacağı tartışmaları, basını
kaotik bir ortama dönüştürüp tartışır hale getiren bu olayda bizim
çıkardığımız; yani, bu Yüce Parlamentonun çıkardığı yasa metni, ikisini yan
yana koyarsanız “teknoloji enstitüsü hariç -ki, bunların içinde yoktu- bu
Kanunla kurulan üniversitelerin kurucu rektörleri iki yıl için Millî Eğitim
Bakanı ve Başbakanın önereceği üç isim arasından Cumhurbaşkanınca atanır”
denmektedir. Allahaşkına, soruyorum, insafınıza, izanınıza, anlayışınıza,
idrakinize, ıttılaınıza arz ediyorum, her iki yasanın metinleri arasındaki fark
nedir? Anayasa Mahkemesi aynı Anayasa Mahkemesi, Anayasal kurumlar aynı
Anayasal kurumlar, Meclis aynı Meclis, aynı Meclisin içinde hatta bazı
vekillerin, bugünkü iktidarın çoğunluğunun bulunmadığı bir zeminde
muhalefetteki çok değerli milletvekillerinin bazılarının bulunduğu ve hükümet
ortaklığını o günkü şartlarda üstlendiği, hatta liderlerinin bulunduğu bir
zeminde bu olayın bugün 15 ilimizde ve 15 üniversitede, ama onların bağlı
fakülteleriyle birçok üniversitemizi ilgilendiren ortamda bir kaos oluşturmanın
ve “bu böyle olmaz” mantığının hangi iradeyle ortaya konduğunu iktidarıyla
muhalefetiyle aziz milletin de idrakine takdim etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, YÖK, kendisini siyaset makamının
yerine, üzülerek söylüyorum, koymuş, hiçbir siyasî partinin, siyasî ve yıpratma
amaçlı muhalifi olan bir partiyi yapamayacağı kadar ağır isnat ve iftiralarda
da, üzülerek söyleyeyim, bulunabilmiştir. Bunların en bariz örneğinden birisi
-vaktim yok, okuyamıyorum- Sayın YÖK Başkanvekili İsa Eşme’nin ikinci ayın 18’i
2006 tarihinde Reuters Ajansına verdiği bir açıklamadır ki, bir hilkat garibesi
açıklamaktır, İngilizce metni de buradadır. Bu kadar garip bir açıklamayı yapan
YÖK Başkanvekilinin…
NAİL KAMACI (Antalya) – İngilizce’yi bırak, Türkçe’yi oku
da anlayalım.
BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri!..
MUSA UZANKAYA (Devamla) – Efendim, Türkçe’si de basında
var, İngilizce’si de…
Değerli arkadaşlar, bu anlayış şunu ortaya koymaktadır:
Elbette YÖK Başkanı veya Başkanvekili siyasal içerikli açıklamalar yapabilir;
ama, o makamda bulunduğu sürece değil. Gelir burada iktidar veya muhalefet
partisinde yer alabileceği bir yer bulur, istifa eder, görevi diğer siyasîler
gibi siyasî yaklaşım olur. Ama bu tür çirkin isnatlarda bulunmaya hakkı yoktur
ki, o ifadeyi ben burada kullanmaktan teeddüp ediyorum.
MEHMET IŞIK (Giresun) – Neden ısrar ediyorsunuz? Bu
ısrarınız ne?
MUSA UZANKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız,
Batı ülkelerinde, hatta ABD ve bazı Uzakdoğu ülkelerinde YÖK benzeri bir
kuruluş olmamakla beraber, bu tür koordinatör kurumlara ve rektörlüğe atama
usulleri nasıl cereyan etmektedir…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, teşekkür için, lütfen… Yeteri
kadar fazla…
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Kısaca alıntı yaptığım kaynağın
Ordinaryüs Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın, bu eserinde, günümüzde rektör seçimi
ve atama krizleriyle alakalı değerlendirmesini ıttılaınıza arz ediyorum ve
okumanızı tavsiye ederim. Sayın İhsan Doğramacı, tüm Batı üniversitelerinde
hangi tür rektör ataması olduğunu beyan ediyor. Burada bütün belgeleriyle var.
Bizdeki atama usulüne benzer ne Avrupa ülkelerinde ne Amerika’da ne de Japonya
ve daha açığı, ilk 500 dünya üniversitesini içinde bulunduran ülkelerin hiçbirisinde
böyle bir atama usulü yok. Ancak, bu 500 üniversite içerisine üniversite
koyamayan Türkiye’dir ki, böyle bir
-üzülerek söyleyeyim- bağnazlık mantığı içerisinde rektör ataması
yapabilmekte, hatta, geçtiğimiz günlerde, Dumlupınar Üniversitesindeki bir
öğretim görevlisi, 36 yıldır üniversitede hocalık yapan, Evrim ve Yaratılış
Teorisiyle ilgili kitabı 16 yıldır üniversitelerde okutulduğu halde “dünya
dönüyor” diyenleri mahkûm eden Galileo mantığıyla, bu Hoca Efendiyi de, Prof.
Dr. Adem Tatlı Hocayı da kapının önüne koyabilmiştir.
Değerli arkadaşlar, Galileo’i şu veya bu şekilde infaz
edilmiş olabilir; ama, dünya dönüyor ve dönmeye devam edecektir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunkaya.
NAİL KAMACI (Antalya) – Sayın Başkan, üçbuçuk yıllık
dönem içerisinde, siz, üç kere hiç uzatmadınız daha. Bugün, ilk defa,
gündemdışı konuşmalarda 3 dakika uzattınız.
BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen oturur musunuz.
NAİL KAMACI (Antalya) – Oturmam.
BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz sayın milletvekili.
NAİL KAMACI (Antalya) – Hayır efendim…
Bu tutumunuz hakkında…
BAŞKAN – Sayın Kamacı…
NAİL KAMACI (Antalya) – Hayır efendim…
Tutumunuz yanlıştır; onu uyarmak istiyorum.
BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz Sayın Kamacı.
NAİL KAMACI (Antalya) – Çünkü, benim de konuşmalarımda, 1
dakikayı geçirmediniz.
BAŞKAN – Gündemdışı ikinci söz, uyuşturucu kullanımının
yaygınlaşması hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’e aittir.
Buyurun Sayın Ersin. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bugün, aynı konuda iki üç ay önce huzurunuza gelmiştim ve
ihtiyaç olduğu için, vicdanım rahat etmediği için iki üç ay önce gündeme
getirdiğim sorunu sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, ilköğretim sıralarına kadar indiği
bilinen ve toplumu çürüten uyuşturucu sorunu, maalesef, bir çığ gibi büyüyerek
üstümüze geliyor. Bugün sokaklar ve caddelerde can ve mal güvenliği yoksa,
bunun önemli nedenlerinden biri de uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmış
olmasıdır; çünkü, uyuşturucu maddeler sadece kullananın bedenine zarar vermekle
kalmıyor, aynı zamanda başka suçların da tetikleyicisi durumunda.
Değerli milletvekilleri, üç yıldan beri bu uyuşturucu
konusunda çalışıyorum. Bu sürede bağımlılarla, onların aileleriyle, sokakta
uyuşturucu madde satanlarla ve emniyetten görevli kişilerle, yetkili kişilerle
görüşmeler yaptım.
Değerli milletvekilleri, görünen şudur: Sadece polisiye
önlemlerle uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasının önüne geçmek mümkün
değildir. Kuşkusuz, polisiye önlemler gerekli; ama, bazı başka önlemler alarak
bu mücadeleyi sürdürmek lazım. Öncelikle yapılması gereken, kuşkusuz, pazarı
daraltmak, uyuşturucu tacirlerinin hedefi olan çocuklarımızın ve gençlerimizin
uyuşturucu madde kullanmanın kendi bedenlerinde, ailelerinde ve toplumda ne tür
sorunlara neden olduğuna ilişkin bilgilendirilmeleri ve bilinçlendirilmeleri
gerekir.
Değerli milletvekilleri, yine, bu çalışmalarım sırasında
öğrendim, bazı polis şefleri, müdürleri, meslekte başarılı olmak için, bu
anlamda başarılı görünmek ve yükselmek için uyuşturucu baronlarıyla pazarlıklar
yaparak sipariş operasyonlar yapıyorlar. Bu yolla elde edilen uyuşturucuların 5
misli de piyasaya sürülüyor. Örneğin, bir yılda, eğer 1 ton uyuşturucu madde
ele geçirilmişse, bilin ki 5 ton da piyasaya sürülmüştür. Böylesine ciddî ve
önemli bir tehlikeyle karşı karşıyayız sayın milletvekilleri.
Değerli arkadaşlarım, bakın, 13 Ocak 2004 tarihinde bir
araştırma önergesi verdim. Önergem burada. Bu önergemin konusu, gençlerimiz ve
çocuklarımız arasında gittikçe yaygınlaşan uyuşturucu kullanımının nedenleri
ile buna karşı alınması gereken önlemlerin tespiti ve uyuşturucu bağımlılarının
tedavisinde karşılaşılan sorunların da tespiti ve çözümlerinin bulunması için
bir araştırma önergesi açılmasını istedim; 13 Ocak 2004 tarihinde. Bu önergem…
Bu önergeden sonra, uzunca bir süre gündeme alınmayınca bu konu, geçen yıl,
daha doğrusu geçtiğimiz eylül ayında, İzmir’de, eşim ve üniversite öğrencisi
iki kızımla birlikte, bu araştırma önergesinin bir an önce ele alınması için
Meclisi göreve çağıran bir imza kampanyası başlattık ve üç günde 46 085 imza
topladık değerli arkadaşlarım. Anne babalar son derece de tedirgin.
Keza, bununla da yetinmedim, o imzaları alıp Meclise
getirdim -ki, imzalar halen odamda- Sayın Meclis Başkanımızla yüz yüze ve
telefonla olmak üzere iki kez görüşme yaptım. Sayın Başkan, Meclis Başkanımızın
bu konuda ne kadar duyarlığı olduğunu biliyorum ve bir çaba içinde olduğunu da
biliyorum; ama, sonuç alamadım. Keza, AKP’nin grup başkanvekilleriyle, bazı
arkadaşlarımızla, bazı grup başkanvekilleriyle görüştüm, bu sorunun bir an önce
ele alınması için ricalarda bulundum; ama, bir türlü sonuç alamadım. Konuşmalar
yaptım Mecliste, basın toplantısı yaptım, Anayasanın ve Meclis İçtüzüğünün bir
milletvekili olarak bana verdiği bütün yetkileri kullandım; ama, maalesef,
Meclis bürokrasisini açmak mümkün değil. Şu an, aradan yirmisekiz ay geçtikten
sonra, bu Meclis araştırma önergem, gündemin 114 üncü sırasında bekliyor. Ekim
ayında 117 nci sıradaydı, sekiz ayda ancak üç sıra ilerleyebildi değerli
arkadaşlarım; sekiz ayda üç sıra ilerleyebildi, yirmisekiz ayın sonunda 114
üncü sıraya gelebildi.
Değerli arkadaşlarım, bir araştırma önergesinin görüşülme
süresi, şu Meclis aritmetiği içinde, toplam 90 dakikadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ersin, lütfen tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
AHMET ERSİN (Devamla) – Bu Meclis, Van Gölü canavarını
araştırma komisyonunu kurdu geçtiğimiz yıllarda; ama, 73 milyon insanımızı
ilgilendiren, çocuklarımızı, gençlerimizi tehdit eden böyle önemli bir sorunu
ele almak için, yirmisekiz aydan beri, bu Meclis, 90 dakikasını harcamadı ve
yine bu Meclis, Sami Ofer’e kıyak yapacak yasaları, Unakıtan yasalarını
görüşmek için gece yarılarına kadar çalıştı; ama, yirmisekiz aydan beri,
kadın-erkek, genç-ihtiyar 73 milyon insanımızı ilgilendiren bu önemli sorunu
ele alabilmek için, yirmisekiz aydan beri, 90 dakikasını ayıramadı; 90 dakikayı
bu soruna ayırmadı değerli arkadaşlarım.
Değerli milletvekilleri, dolayısıyla, insan ister istemez
düşünüyor; ya, bu Mecliste uyuşturucu baronlarının lobisi mi var, nedir? Niçin
bu olay, bu sorun, bu önemli sorun, bu kadar süreden beri ele alınmıyor?
Anlamak mümkün değil.
Değerli arkadaşlarım, yirmisekiz ayda, kaç çocuğumuzun,
kaç gencimizin uyuşturucu tacirlerinin tuzağına düştüğünü biliyor muyuz; bunu
bilen var mı? Ve eğer, bu araştırma önergesi bir an önce ele alınsaydı,
görüşülseydi ve komisyon kurulsaydı, tespit edilecek ve hayata geçirilecek
öneriler ve önlemlerle, acaba, kaç çocuğumuz, gencimiz uyuşturucu tacirlerinin
tuzağına düşmekten kurtarılabilirdi, bunu bilen var mı?
Değerli arkadaşlarım, ertelenmeye tahammülü olmayan,
canım bir ara bakarız adam sendeciliğine tahammülü olmayan önemli bir sorunla
karşı karşıyayız. Çocuklarımız tehlikede, çocuklarımız ve gençlerimiz tehdit
altında.
Hiç kimse, benim başıma gelmez, benim çocuğumun başına
gelmez demesin değerli arkadaşlarım; Geçmişte yaşanan örnekleri biliyoruz.
Neden bu kadar duyarsız kalınıyor bu soruna bilemiyorum. Yani, Türkiye’nin
kalbi olan, Türkiye’nin sorunlarını çözmekle yükümlü olan, insanlarımızın,
yaşayanlarımızın, vatandaşlarımızın, halkımızın sorunlarını çözmekle yükümlü
olan bir Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 73 000 000 vatandaşımızı
tedirgin eden, çocuklarımızı, gençlerimizi tehdit eden böylesine önemli bir
sorunu yirmisekiz aydan beri niçin ele almadı, neden yirmisekiz aydan beri 90
dakikasını bu soruna ayırmadı, anlamak mümkün değil.
Değerli arkadaşlarım, umarım, bundan sonraki günlerde, bu
uyuşturucu sorununu, 73 000 000 insanımızı ilgilendiren, tedirgin eden bu
önemli ve ciddî sorunu bir an önce ele alırız. Meclisimiz, Türkiye Büyük Millet
Meclisimiz bu sorunu artık ertelemez, bir an önce ele alır…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ersin, lütfen…
AHMET ERSİN (Devamla) – Teşekkür edip bitireceğim.
…komisyonu kurar ve bu sorunu, gittikçe yaygınlaşan bu
uyuşturucu kullanımına karşı alınması gereken önlemleri tespit eder.
Sayın Başkana bana bu fırsatı verdiği için teşekkür
ediyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ersin.
Gündemdışı üçüncü söz, Mersin İlindeki göç sorunu ve
çözüm önerileri hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Hüseyin Güler’e
aittir.
Buyurun Sayın Güler.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar;
Türkiye’nin temel sorunlarından bir tanesi de göç sorunu. Bunlardan da en büyük
nasibini alan; ama, olumsuz nasibini alan illerimizden bir tanesi de Mersin.
Zaten, bu sorun, sadece bir Mersin’in sorununu içermiyor;
çünkü, başta Güneydoğu Anadolu olmak üzere, birçok illeri de beraberinde
kapsamakta, etkilemekte ve Türkiye, Mersin üzerinden de, ciddî anlamda olumsuz
etkilenmekte.
Mersin’de, 1940’tan itibaren, sürekli, nüfus artışı,
Türkiye ortalamalarının -yaklaşık- hep üzerinde olmuştur. 1980 sonrası yaklaşık
850 000 olan Mersin nüfusu, bu süre içinde, 2005 yılında yaklaşık 2 000 000
nüfusa ulaşmıştır. Buna baktığımızda, Mersin’deki bu yoğun artışın ve her
şehrin taşıma kapasitesi olduğu gibi Mersin’in de taşıma kapasitesi göz önüne
aldığımızda beraberinde ciddî sorunlar doğurmaktadır. Bugün, kontrolsüz göç
sosyal patlamalara ve çeşitli işsizlik gibi kültürel değerlerin de yozlaştığı
bir sürece ciddî anlamda olumsuz etki yaratmaktadır.
Mersin’e göçün en önemli ortak noktaları şunlar:
1-
Düzenli
gelirlerinin olmaması.
2-
Eğitim düzeyinin
düşük olması.
3-
Çok çocuklu
olunması, yani nüfus olarak yoğun bir aile ortamına girmesi.
4-
Daha önce şehirde
yaşamış olmamaları.
Böyle, 4 ortak özellikle baktığımızda,
Mersin Merkez ve Tarsus İlçemiz başta olmak üzere 64 mahallemizin Mersin
Merkezde, 34’ü getto diyeceğimiz bu mahallelerden oluşmakta. İkincisi,
Tarsus’ta da, aynı şekilde, yaklaşık 45 mahallesinden 12’sinde böyle mevcut.
Tabiî ki, göçün sosyal yaşama etkileri
de var. Yoğun göç sonucu, işsizlik, çarpıcı kentleşme, eğitim, sağlık
hizmetlerinde yetersizlik ve aile bütünlüğünün bozulması gibi sosyal sorunlarla
beraber, göçle gelen nüfusun büyük bir bölümünün eğitim düzeyinin düşüklüğü ve
vasıfsız iş gücü durumunda olması, kentle uyumlarını zorlaştırmış, bunun
sonucunda kutuplaşmalara sebep olmuştur.
Yaşanan bu yoğun göç dalgası nedeniyle,
şehrin sosyal dokusu bozulmuştur. Gerek altyapısı gerek üst yapısı dediğimiz
kamu kurumlarının hizmetteki aksamaların ve kalitenin düşüklüğü, Mersin’de
ciddî sosyal patlamalara vesile olmuştur.
Bugün, bu soruna fırsat bulduğumuz da,
bu kısa aralık içerisinde, çözüm önerilerimiz olacaktır. Göçle gelenlerin kente
uyumu için bugüne kadar çeşitli mikro çalışmalar, projeler yapılmış; ancak,
ihtiyacı karşılamada yetersiz kalınmıştır. Göçle gelenlerin oluşturduğu mahallelerde
altyapı eksikliği, sağlık, aile planlaması, halk eğitimi ve meslek eğitimi
konularında eğitim merkezlerinin oluşturulmaması, istihdamı artırıcı
yatırımların artırılmaması ve Bu bölgede yaşanan kısır döngü süreci
değerlendirdiğimizde, çözüm önerilerimize temennimiz, tabiî ki bu çözüm
önerilerine önce Hükümetin, yani, siz AKP’lilerin; ama, baktığımızda, bu soruna
bir yürütme olarak ne kadar duyarlılığını, inşallah, temennimiz, sorunlarda
çözüm önerilerinde katkısıyla göreceğiz; ama, bizler var gücümüzle sorunları
sizlerle paylaşırken, kamuoyu yaratılmasını da dikkate alırken, Meclisin
gündeminde yürütmenin ağırlığını hissediyoruz. Bu tür konular sanki o kadar
önemsizmiş gibi, çözüm önerilerimize dahi kulak tıkamaya devam ettiniz.
Bugün soruna çözüm için, bölgemize, Hükümetin ekonomik ve
sosyal içerikli eylem planları yürürlüğe bir an önce konulmalı. Sosyal içerme
ve kalkınma ajansları gibi, somut projelerde Mersin İline öncelik verilmelidir.
Daha önce Millî Güvenlik Kurulunun kararında da Mersin, öne alınması gereken,
önce değerlendirilmesi, teşvik gibi birçok kamusal anlamda hizmetin kalitesinin
yükseltilmesi için dikkate alınması illerin başında algılandı.
Türkiye’nin potansiyel sorunları açısından baktığımızda,
Mersin’de çıkan en ufak bir kıvılcım Türkiye’yi etkilemektedir. Bu doğrultuda,
sosyal içerme ve kalkınma ajansları gibi somut konularda temennimiz, birazdan
inşallah, Hükümet yanıt verirse -vereceğini de zannetmiyoruz; çünkü, muhatap
olma gibi bir derdi yok, böyle bir sorunu yok- bu konuları da Mersin halkına
müjde olarak verir, biz de kendilerini alkışlarız, burada da saygıyla baş tacı
ederiz.
Ülkemize içgöç ana merkezlerinde yaşanan sosyal uyum
sorunlarını hafifletmek ve gelenlerin kentle sosyal entegrasyonunu hızlandırmak
için Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin kontrolünde, Avrupa Birliği malî
yardımlarıyla desteklenen sosyal içerme projeleri uygulamaları başlamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Güler, buyurun.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
Birinci etapta, 12,5 milyon eurolu bütçeli olarak
Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep ve Erzurum illerinde 2006 yılında başlatılmış
ve 24 ay sürecek.
Bugün ikinci etap dediğimiz 36 milyon euroluk bütçesi
olacak şekilde de, 2007 yılında başlatılmak üzere yeni ikinci bölge illeri
diyebileceğimiz, bunların arasında İstanbul, Ankara, İzmir gibi illerin yanına
Mersin’in de mutlaka alınması gerekmektedir.
Mersin’in temel sorunlarından biri işsizliktir.
İstihdamın artırılacağı ve özellikle, bölgenin lojistik sürecini de göz önünde
bulundurduğumuzda, istihdamı artıracak teşvik planlarının bir an önce bölgesel
ve endüstriyel alanlarda da seçici bir boyutla öne alınmalıdır. Bu projelerin
hayata geçirilmesi için Mersin İlinin altını tek olarak çiziyoruz, Avrupa
Birliği fonlarından ve ulusal destekli hükümet bütçelerinde de göz önünde
bulundurarak, bunun öne alınması ve Mersin’in dikkate alınması gerekmektedir.
Bunlara duyarlılığınızı göstereceğinizi, inşallah, görürüz. Ama, göreceğimizden
de şüphemiz yok. Mersin’de en ufak bir bayrak krizi tüm Türkiye’yi sarstı. Bu
Mersin sahipsiz kaldı sayenizde. AKP’nin ikinci adamı, yani, Genel Başkan
Yardımcısı da Mersin’in milletvekili olmasına rağmen. Başta limon gibi,
narenciye üreticilerinin sorunlarına kaldınız, çözmediniz. Kentsel dönüşüm
projelerinin, getto projelerinin çözümü için duyarsız kaldınız. Eğitim
sürecinde öncelik olmasına rağmen birçok alanda kamusal barışı bozdunuz.
Temennimiz Mersin’e sahip çıkılması; ama, bizler şunu
söylüyoruz: Mersin sahipsiz değil. Bizler, her türlü alanda Mersin’in
sorunlarını yapıcı çözüm önerileriyle beraber kamuoyuyla paylaşacağız. AKP’nin
ve başta da hükümetin duyarlılığını bekliyoruz. Mersin’de ciddî anlamda
geçtiğimiz günlerde, yine, bir patlama olayı oldu, çünkü, her an müsait. Ben
burada tekrar Mersin halkına geçmiş olsun diyorum. Bir an önce faillerinin de
bulunması ve kamu vicdanının rahatlatılması gerekmekte. Potansiyel tehlike
olarak Mersin ele alınmamalı. Kendi içine bunca göçü almalarına karşın barış
içerisinde yaşayan Mersin halkının huzurunu bozmak isteyen kesimlere de asla
izin verilmemeli; ama temennimiz, Mersin’e projeler bazında sahip çıkılması.
Kamu imkânlarının, öncelikli olarak, Mersin’e aktarılması ve bu sosyal
projelerin bir an önce hayata geçirilmesi ve Avrupa Birliği fonundan ikinci
etap illerin kapsamı içerisine Mersin’in de alınması gerekmektedir. 2007 yılına
kısa bir süre kaldı. 2007 yılında, herhalde, sizin iktidarınız olmayacak, bu
doğrultuda da, inşallah, bu bize kısmet olacak ve bunu Mersin olarak da…
SABRİ VARAN (Gümüşhane ) – Öyle bir şey de ki, kendin
inan!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Gerekenin en iyisini yapacağız.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güler.
Gündemdışı konuşmaya, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir
Aksu cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Mersin Milletvekilimiz Sayın Dr.
Hüseyin Güler arkadaşımızın “Mersin’de göç sorunu ve çözüm önerileri” konulu
gündemdışı konuşması üzerine söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce,
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Özellikle, ülkemizde, 1980 ve 90’lı yıllarda, çeşitli
nedenlerle yaşadıkları yerleri terk ederek kentsel merkezlere doğru bir göç
hareketi olmuştur. Mersin de bu göçü önemli ölçüde alan illerimizin başında yer
almaktadır. Kentlerimizin taşıma kapasitesinin düşüklüğünden dolayı, bu nüfus,
gecekondu mahallelerinde, sağlıksız çevre şartlarında ve konutlarda yeterli iş
ve gelir imkânlarından yoksun olarak yaşamak durumunda kalmışlardır. Yaşanan bu
göçün, isteksiz, ani ve hızlı gerçekleşmesi, göçün yaratabileceği sorunları
daha da artırmıştır. Bu nüfus hareketliliğinin neden olduğu sorunları en
şiddetli yaşayanlar, göç etmek zorunda kalan insanlar olmakla birlikte, göç
hareketinin hedefi konumundaki kentler ve bu kentlerde yaşayan insanlar da, göç
olaylarından olumsuz etkilenmiş ve her kesim için kentle ilgili yaşam sorunları
artmıştır. Köyden kente göç edenlerin vasıfsız olan işgüçleri dolayısıyla,
karşı karşıya oldukları en temel sorun işsizlik olmuştur. Çoğunlukla genç ve bu
yönüyle işgücüne, ekonomik ve sosyal yaşama dinamik bir katkı sağlayabilecek bu
nüfus, kentsel yaşamın gerektirdiği şartlara uyum sağlayamadıkları için,
kentlerin sorunları daha da artmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
ülkemizde az gelişmiş yörelerden gelişmiş yörelere doğru seyreden içgöçün, Doğu
ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri başta olmak üzere, İç Anadolu ve Karadeniz’den
de Batı bölgelerine doğru olduğu görülmektedir. Ülkemizde yaşanan yoğun içgöçün
nedenlerine bakıldığında, başlıca belirleyici faktörlerin kırsal kesimdeki
hızlı nüfus artışı, kentlerin sosyal, kültürel ve ekonomik yönlerden çekiciliği,
terörden kaynaklanan güvenlik sorunları, coğrafî şartlar ve tabiî afetler
olduğu görülmektedir. Ülkemizin karşı karşıya kaldığı içgöç olgusunun, göç alan
bölgelerde ve büyük kentlerde, geçen zaman içerisinde, ekonomik ve
sosyokültürel, fizikî, asayiş ve kamu düzenine ilişkin önemli sorunlara yol
açtığı da muhakkaktır. Göç edilen yerlere uyum sorunu, kültür çatışması ve
ekonomik yetersizlikten kaynaklanan sosyal dışlanmışlık olgusu, hemşericiliği
ve belli bir yöreye aidiyet duygusunu öne çıkarmaktadır. Varoşlarda
yaşayanların sürekli bir iş ve sosyal güvenceye sahip olmaması, geçici ve
niteliksiz işlerle geçimlerini sağlamak zorunda kalmaları, kayıtdışı ekonomi ve
marjinal sektörlerin artmasına da neden olmaktadır. Göç eden ailelerin kentte
karşılaştıkları sosyal ve ekonomik sorunlar aile yapısını da olumsuz
etkileyerek, aile içi şiddet, ihmal, istismar ve ailelerin parçalanmasına sebep
olmakta ve beraberinde, çocukları sahipsiz ve korumasız duruma düşürmekte ve
sokağa itmektedir.
İçgöç, önemli bazı fizikî sorunlara da yol açmaktadır;
şehirlerde hızlı ve dengesiz nüfus artışı önplana çıkmaktadır. 1950-2000
yılları arasında Türkiye nüfusu yaklaşık 3 kat artarken, İstanbul, Ankara ve
Mersin İllerinin şehir nüfusları 10 kat artmıştır.
Elbette ki, iç göçün bir başka olumsuz sonucu da, asayiş
ve kamu düzenine ilişkin problemlere yol açmasıdır. Gerek ekonomik ve sosyal
nedenlerle gerekse güvenlik ve başka nedenlerle yaşanan göç olgusunun önüne
geçebilmek, yaşanmış göç olaylarının neden olduğu sorunlarla baş edebilmek için
yapılması gereken çok şeyler olduğu muhakkaktır. Ancak, bütün bunların
yapılması bütçe imkânlarıyla ilgilidir ve yılların birikimiyle oluşan bu
sorunların çözümü, uzun zaman alacak çalışmaları da gerektirmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Hükümet olarak, biz, güvenlik
politikalarını sosyal politikalarla dengeli bir şekilde yürütme gayreti içinde
olduğumuzu müteaddit defalar belirttik. Gelir dağılımının iyileştirilmesi ve
yoksullukla mücadele politikalarının başarılı olabilmesi için, Hükümetimiz
kurulur kurulmaz, Acil Eylem Planı hazırlayarak, gelir dağılımı ve yoksullukla
mücadele alanında önemli uygulamaları hayata geçirmiştir.
59 uncu Cumhuriyet Hükümeti olarak, bir taraftan, yatırım
teşvikleri, vergi muafiyetleri gibi uygulamalarla göç veren bölgelerde yeni iş
sahaları açmaya, tarım sektöründeki desteklemelerle, insanların topraklarından
göç ederek başka yerlere gitmelerinin önüne geçmeye, diğer taraftan da, çeşitli
nedenlerle göç etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın içinde yaşadıkları güç
yaşam şartlarını iyileştirmek ve onların kentsel hayat şartlarına uyum
sağlayabilmeleri konularında da çeşitli çalışmalar yapmaktayız.
Genel ekonomik kalkınma programlarının yanında, çok
önemli çalışma ve projeleri, Hükümetimiz, kararlılık ve titizlikle
uygulamaktadır.
Bu kapsamda, Toplu Konut İdaresi Kanununda yapılan
değişiklikle, TOKİ’ye, gecekondu alanlarının dönüşümüne yönelik projeleri
destekleme ve kredilendirme yetkisi verilmiştir. Yine, mahallî idare reformu
kapsamında çıkan kanunlarla, yerel yönetimlerimize, kentsel dönüşüm ve gelişim
projeleri uygulama yetkisi verilmiştir. Yine, Türk Ceza Kanununda, imar
kirliliğine neden olma fiili suç olarak tanımlanmış ve cezaî yaptırıma
bağlanmıştır. Özel koruma ihtiyacı olan veya suça karışan çocuklarla ilgili
olarak, çocuk adalet sisteminin esas ve usullerinin düzenlenmesi amacıyla Çocuk
Koruma Kanunu çıkarılmıştır. Yine, ayrıca, başta güvenlik olmak üzere, çeşitli
nedenlerle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden göç eden, köylerinden
ayrılan ailelerden gönüllü olarak geri dönmek isteyenlerin, kendi köyleri
civarında veya arazisi müsait başka yerlerde iskân edilmeleri ve gerekli sosyal
ve ekonomik altyapının tesisiyle, bu yerleşmelerde sürdürülebilir yaşam
şartlarının sağlanması amacına yönelik olarak da, 1994 yılında uygulama konulan
Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi başlatılmıştır. 2000 yılından bugüne
kadar, proje için, Köye Dönüş Projesi için, genel bütçe, il özel idareleri
bütçeleri ve sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları aracılığıyla toplam 52
117 377 YTL, yani, 52 117 377 000 000 para harcanmıştır. Yine, 2005 yılı
haziran ayında başlatılan KÖYDES Projesiyle de, bütün ülke genelinde, yolu
olmayan, sağlıklı içme suyu olmayan köy bırakılmaması kararlaştırılmış ve bu
proje de, büyük bir başarıyla yürütülmektedir. Geçtiğimiz yıl 200 trilyonun
üzerinde para harcandı. Bu yıl, 2006 yılı bütçesine de 2 katrilyon –Maliye
Bakanlığı bütçesine- ödenek ayrıldı.
Yine, değerli arkadaşlarım, 5302 sayılı İl Özel İdaresi
Kanunuyla, iş yapma fikri olup, küçük bir başlangıç sermayesine ihtiyacı olan
yoksul vatandaşlarımıza, il özel idarelerince mikrokredi verilmesi imkânı
getirilmiş, il özel idareleri, belediye ve sivil toplum kuruluşları
işbirliğiyle, Diyarbakır, Van, Şanlıurfa ve Batman gibi illerde bunun uygulanmasına da başlanmıştır.
Ayrıca, yine, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan
Zararların Karşılanması Hakkında Kanununun uygulanmasına yönelik çalışmalarla,
terörle mücadeleye ilişkin yürütülen faaliyetler kapsamında zarar gören
vatandaşlarımızın da maddî zararları karşılanmaktadır. Bu kanun kapsamında,
bugüne kadar, komisyonların almış olduğu kararlar çerçevesinde 49,6 trilyon
maddî zarar ödemesinde bulunulmuştur, 20 trilyonun ödemesi de yapılmak
üzeredir.
Yine, hepimizin bildiği Kuzey Ankara Girişi Kentsel
Dönüşüm Projesiyle, kuzey Ankara girişindeki gecekondu bölgesinin fiziksel
durumunun ve çevre görüntüsünün geliştirilmesi ve çağdaş bir kent görünümü
kazandırılması amaçlanmaktadır.
Yine Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından yürütülen bu
çalışmalar ve buna ilaveten dar gelirli ve yoksul vatandaşlarımızın konut
sahibi yapılabilmesi ve kentlerimizin çağdaş bir görünüme kavuşturulması da
hedeflenmektedir ve TOKİ, gerçekten, bu konuda başarılı çalışmalar yapmaktadır.
Ben de kendilerini tebrik ediyorum, kutluyorum.
Yine, Dünya Bankası desteğiyle yürütülen Sosyal Riski
Azaltma Projesiyle, Türkiye nüfusunun en yoksul kesimine yönelik gelir ve
istihdam sağlanması ile temel sağlık ve eğitim hizmetlerinin iyileştirilmesi
çalışmaları da sürdürülmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıfları aracılığıyla ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın ekonomik ve sosyal
yönden güçlendirilmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinden daha etkili
yararlanabilmesi maksadıyla, 2005 yılında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak
“Çeşitli Proje ve Sosyal Yardımlar” adı altında yaklaşık 2 milyar YTL -2
katrilyon Türk Lirası- tutarında bu vatandaşlarımıza hizmet sunulmuştur. 2006
yılında da aynı nitelikteki faaliyetlere devam edilmektedir. Bu kapsamda,
sağlık yardımı, eğitim yardımı, kömür yardımı ve ücretsiz ders kitabı yardımı
da devam etmektedir. Bu yıl, inşallah, lisede okuyan öğrencilerimize de
ücretsiz kitap yardımını başlatacağız.
Öte yandan, yine, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğü aracılığıyla da yaşamlarını en düşük düzeyde dahi
sürdürmekte güçlük çeken kişi ve aileler, herhangi bir sosyal hizmet kuruluşu
bünyesine dahil edilmeden kendi aile ortamında aynî, nakdî yardımlarla da
desteklenmektedir.
Az gelişmiş yörelerin ekonomik yönden kalkınmasına,
mahallî imkân ve potansiyelin değerlendirilerek yeni istihdam imkânları
oluşturulmasına ve böylece işsizlik ve yoksulluğun azaltılmasına yönelik olmak
üzere, bildiğiniz gibi, 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki
Kanunuyla bölge illeri birinci derecede teşvik kapsamına alınmıştır.
Bu çalışmaların semeresini istihdam oluşturarak almaya
başladık. Bu kapsamda, örneğin, sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki 9
ilimizde 110’u proje, 114’ü inşaat, 56’sı üretim aşamasında olmak üzere, toplam
280 sanayi tesisi çalışmaları devam etmektedir.
Yine, iç göçün yavaşlatılması için, Sekizinci Beş Yıllık
Kalkınma Döneminde, kamu yatırım tahsisleri içinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu
Bölgelerinin payı devlet tarafından özel olarak desteklenerek, yüzde 11,5’ten
yüzde 15,8’e yükseltilmiştir.
Bütün bu çalışmalara ek olarak, ülkemizde yaşanan iç
göçün yol açtığı ekonomik, sosyal, kültürel ve fiziki sorunlar ile asayiş ve
kamu düzenine ilişkin sorunların çözümü amacıyla, Bakanlığımın
koordinatörlüğünde ilgili bakanlık ve kurumlarca da müşterek bir çalışma
yürütülmektedir ve bu konu üzerinde hassasiyetle Hükümetimiz tarafından
durulmaktadır.
Görüldüğü üzere, gelişmekte olan her ülkenin karşı
karşıya olduğu iç göçün sebep olduğu sorunların çözümüne ve olumsuz etkilerinin
azaltılmasına yönelik çalışmalarımız, Hükümet olarak kararlılıkla
sürdürülmektedir ve değerli arkadaşıma da şunu ifade ediyorum; biz, hem Mersin
hem bütün illerimizle ilgileniyoruz, sahip çıkıyoruz, değerli arkadaşım
endişelenmesin.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; merkezî
idarelerimiz, valiliklerimiz, belediyelerimiz, yatırımcılarımız, sanayici ve
işadamlarımız büyük bir özveri ve şevkle, bu konularda açılım yapmak üzere
devamlı gayret göstermekteyiz.
Ben hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, bir şey söyleyebilir
miyim?
BAŞKAN – Buyurun Sayın Ersin.
AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce kürsüde
ben uyuşturucu sorununu konuştum. Sayın Bakanın ilgisi alanına giren bir
konuydu. Burada olduğu halde, uyuşturucu konusunda, uyuşturucuyla mücadele
konusunda, neden acaba Meclisi bilgilendirmedi?
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Not hazırlanmamış önüne.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) – Hayır, ben
geldikten sonra…
BAŞKAN – Sayın Ersin, o tamamen Sayın Bakanın takdiridir.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu karma
komisyonun, bazı sayın milletvekillerinin yasama dokunulmazlıkları hakkında iki
adet rapor vardır; sırasıyla okutup, bilgilerinize sunacağım.
1.-
Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz’ün
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/922) (S.
Sayısı: 1172) (x)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Yasak yerde silâh taşıma suçunu işlediği iddia olunan
Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz hakkında düzenlenen yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık tezkeresi ve eki dosya
hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, karma komisyonumuzun 3 Mayıs 2006 tarihli
toplantısında görüşülmüştür.
Karma komisyonumuz isnat olunan eylemin niteliğini
dikkate alarak Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz hakkındaki kovuşturmanın
Milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine arz edilmek üzere
Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan Kuzu
İstanbul
Komisyon Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci ve sonraki
fıkralarında kurala bağlanan yasama dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin
sorumsuz ve cezasız kalmaları için değil, görevlerini her yönden özgür,
bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini sağlamak için öngörülmüştür. Yasama
sorumsuzluğundan farklı olarak dokunulmazlık, nispî ve geçici nitelikte bir
ayrıcalıktGerek kapsamı ve kaldırılma usulü gerek uygulamadaki aksaklıklar
nedeniyle yasama dokunulmazlığı, TBMM’nin saygınlığını zedeler bir kurum haline
gelmiştir. Kamu yararı dikkate alınarak milletvekillerine görevlerinin gereği
tanınmış bir ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının, kişisel bir ayrıcalığa
dönüşmesi, bir hukuk devletinde asla kabul edilmesi mümkün olmayan bir
husustur.
Kamu yararı ile açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve
dolayısıyla “temiz toplum” özlemi aleyhine sergilenen bu ayrıcalıklı durumun
ortadan kaldırılması için gereken Anayasa değişikliğinin şu güne kadar
gerçekleştirilememiş olması karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak,
“hakkında dokunulmazlığının kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının TBMM tarafından derhal kaldırılması” kalmıştır. Bu, aynı
zamanda dokunulmazlığının kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma
hakkından bir an önce yararlanabilmelerine de imkân verecektir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa ve Adalet
Komisyonları üyelerinden kurulu karma komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği
sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
Oya Araslı M.
Ziya Yergök Feridun
Ayvazoğlu
Ankara Adana Çorum
Sezai Önder Feridun
Baloğlu Mehmet Küçükaşık
Samsun Antalya Bursa
Muharrem Kılıç Uğur Aksöz Atilla Kart
Malatya Adana Konya
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer raporu okutuyorum:
2.- Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve
Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/932) (S.
Sayısı: 1173) (x)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Hakaret suçunu işlediği iddia olunan Antalya Milletvekili
Deniz Baykal hakkında düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair
Başbakanlık tezkeresi ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, karma
komisyonumuzun 3 Mayıs 2006 tarihli toplantısında görüşülmüştür.
Karma komisyonumuz isnat olunan eylemin niteliğini
dikkate alarak Antalya Milletvekili Deniz Baykal hakkındaki kovuşturmanın
milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine arz edilmek üzere
Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan Kuzu
İstanbul
Komisyon Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci ve sonraki
fıkralarında kurala bağlanan yasama dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin
sorumsuz ve cezasız kalmaları için değil, görevlerini her yönden özgür,
bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini sağlamak için öngörülmüştür. Yasama
sorumsuzluğundan farklı olarak dokunulmazlık, nispî ve geçici nitelikte bir
ayrıcalıktır.
Gerek kapsamı ve kaldırılma usulü gerek uygulamadaki
aksaklıklar nedeniyle yasama dokunulmazlığı, TBMM’nin saygınlığını zedeler bir
kurum haline gelmiştir. Kamu yararı dikkate alınarak milletvekillerine
görevlerinin gereği tanınmış bir ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının,
kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesi, bir hukuk devletinde asla kabul edilmesi
mümkün olmayan bir husustur.
Kamu yararıyla açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve
dolayısıyla “temiz toplum” özlemi aleyhine sergilenen bu ayrıcalıklı durumun
ortadan kaldırılması için, gereken Anayasa değişikliğinin şu güne kadar
gerçekleştirilememiş olması karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak
“hakkında dokunulmazlığının kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının TBMM tarafından derhal kaldırılması” kalmıştır. Bu, aynı
zamanda dokunulmazlığının kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma
hakkından bir an önce yararlanabilmelerine de imkân verecektir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa ve Adalet
Komisyonları üyelerinden kurulu karma komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği
sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
Oya Araslı M. Ziya Yergök Feridun Ayvazoğlu
Ankara Adana Çorum
Sezai Önder Feridun Baloğlu Mehmet Küçükaşık
Samsun Antalya Bursa
Muharrem Kılıç Uğur Aksöz Atilla
Kart
Malatya Adana Konya
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin bir önerge vardır;
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Bir bölümü ekli gerekçede belirtilen nedenlerle, 3.
5.2004 tarihinde Batman İlimizde meydana gelen patlamanın, halen devam etmekte
olan patlama tehlikesi nedenlerinin ve bu tehlikenin önlenebilmesi için
alınması gereken önlemlerin tespiti için, Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105
inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim.
1- Yılmaz Kaya (İzmir)
2- Mustafa Gazalcı (Denizli)
3- Erdal Karademir (İzmir)
4- Harun Akın (Zonguldak)
5- Bülent Baratalı (İzmir)
6- Ali Oksal (Mersin)
7- Türkân Miçooğulları (İzmir)
8- Feridun Fikret Baloğlu (Antalya)
9- Uğur Aksöz (Adana)
10- Hasan Ören (Manisa)
11- N. Gaye Erbatur (Adana)
12- Hakkı Ülkü (İzmir)
13- Ufuk Özkan (Manisa)
14- İsmail Özay (Çanakkale)
15- Mehmet Sevigen (İstanbul)
16- Erol Tınastepe (Erzincan)
17- Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
18- Osman Özcan (Antalya)
19- Yakup Kepenek (Ankara)
20- Kemal Sağ (Adana)
21- Mehmet Ziya Yergök (Adana)
22- Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
23- Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
24- Nurettin Sözen (Sivas)
25- Mehmet S. Kesimoğlu (Kırklareli)
26- Nadir Saraç (Zonguldak)
27- Mustafa Özyurt (Bursa)
28- Mehmet Mesut Özakcan (Aydın)
29- Özlem Çerçioğlu (Aydın)
30- Abdurrezzak Erten (İzmir)
31- Gökhan Durgun (Hatay)
32- Muharrem Kılıç (Malatya)
33- Ali Cumhur Yaka (Muğla)
34- İsmail Değerli (Ankara)
35- Atila Emek (Antalya)
36- Osman Kaptan (Antalya)
37- Abdulaziz Yazar (Hatay)
Gerekçe:
Batman İlimizin Şirinevler ve Cumhuriyet Mahallerinde
bulunan Toptancılar Sitesi ve civarında 3.5.2004 tarihinde büyük bir patlama
meydana gelmiş ve bu patlama neticesinde birçok işyeri büyük hasar görmüş, 3
vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 20 vatandaşımız da yaralanmıştır.
Patlamaya neden ise, iki mahallenin altına sızan petrol
türevinin yağışların artması sonucu su seviyesinin yükselmesi ve petrol
türevinin suya göre daha hafif olması nedeniyle yüzeyde sıkışmasıyla basıncın
artması ve buhar haline gelmesiyle, gaz tarzındaki bu işlenmiş petrol türevinin
ısıl bir maddenin temasıyla tutuşup yanmaya başlaması, yanma etkisiyle kapalı
alanlarda da sıcaklık ve basıncın artması sonucu patlamanın meydana gelmesi
gösterilmektedir.
Patlamadan sonra bölgede yapılan teknik incelemelerde
yoğun bir yakıt buharı kokusu tespit edilmiş ve bundan yola çıkılarak yapılan
ölçümlerde 2 195 ppm doğalgaz, 2 301 ppm benzin, 1 607 ppm LPG değerleri
bulunmuştur.
Batman Valiliği tarafından kurulan komisyon, çevredeki
benzin istasyonlarından, çok yakında olan TÜPRAŞ Batman rafinerisinden ve
TÜPRAŞ-NATO boru hattından sızıntı olabileceği ihtimalini de göz önüne alarak,
söz konusu tesislerin yakınan kuyular açarak numuneler almış, komisyonun
tespitlerine göre de, benzin istasyonlarından ve TÜPRAŞ- NATO boru hattının
bulunduğu bölgelerden bir sızıntının olmadığına karar verilmiştir; ancak,
TÜPRAŞ Batman rafinerisinin yakınlarında açılan kuyulardan alınan numunelerde
işlenmiş petrol türevine rastlanmış ve patlamanın olduğu toptancılar sitesinden
kod olarak daha yüksekte olan, rafineriden daha alt seviyede bulunan bölgeye
doğru sızıntının ve akışın olduğu tespit edilmiştir.
Patlamandan önce, toptancılar sitesindeki bu sızıntı
hakkında yerel Batman Postası Gazetesi 31.3.2003 tarihinde haber yapmış,
sitedeki bir işyerinde, işyeri sahibi ve Sanayi ve Ticaret Müdürlüğünden iki
yetkili tespit yapmış ve sızıntının olduğuna dair 1.4.2003 tarihinde bir
tutanak tutmuşlardır. Buna rağmen, bu girişimler sonuç vermemiş, hiçbir önlem
alınmasına yetmemiş ve ne yazık ki söz konusu patlama meydana gelmiştir.
Vatandaşlarımızın ve SS Batman Toptan Gıda ve İhtiyaç
Maddeleri Kooperatifi Başkanlığının, Başbakanlık ve çeşitli bakanlıklar
nezdindeki, sorunun çözümüne ilişkin başvuru ve talepleri ne yazık ki sonuçsuz
kalmıştır.
Yerel Batman Gazetesi, patlamanın olduğu günden beri
aralıksız her gün olayı “Bugün 744 üncü gün, hâlâ benzinin kaynağı bulunamadı”
şeklinde haber yapmakta ve olayı gündemde tutmaya, yetkililerin dikkatini
çekmeye çalışmaktadır; ama, maalesef, sorun yine de sahipsiz kalmaya devam
etmektedir.
Olayın diğer boyutu da, işyerleri büyük hasar gören
-patlamanın şiddetinin 10 büyüklüğündeki bir depreme eşit olduğu
söylenmektedir- vatandaşlarımızın işyerlerindeki hasar ve uğradıkları zararın
tazmini için kendilerine faizli olarak ve sadece 7,5 milyar TL gibi bir kredi
önerilmesidir. Bu bile, olayın ciddîye alınmadığının bir göstergesidir.
Bu arada, Batman Şirinevler ve Cumhuriyet Mahallelerinin
altında giderek artan bir benzin sızıntısı devam etmekte olup her an büyük bir
facianın gerçekleşmesi beklenmektedir. Öyle ki, bodrum katlarından, hiçbir ek
çalışmaya gerek duyulmadan rafine benzin alınıp bidonlara doldurulabilmektedir.
Bu somut olay bile, tehlikenin ne denli büyük boyutta olduğunu göstermektedir.
Sızıntının olduğunun tespitinden 38 ay, patlamadan 25 ay
gibi bir zaman geçmesine, vatandaşlarımızın Başbakanlık dahil birçok makama
başvurmalarına rağmen, şimdiye kadar zararın tazmini ve tehlikenin önlenmesi
yolunda hiçbir adım atılmadığından mağduriyet ve tehlike devam etmektedir.
Bu nedenle, olayın nedenlerinin ve bir daha aynı acı
olayın yaşanmaması için ne gibi tedbir alınmasının tespiti için Anayasanın 98,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını
saygılarımla arz ederim.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
1 genel görüşme önergesi vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Okullarımızda yaşanan şiddet olayları, boyutları, alınan
ve alınabilecek önlemler konusunda Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 102 ve 103 üncü
maddeleri uyarınca genel görüşme açılmasını arz ve teklif ederiz.
1 – Muharrem İnce (Yalova)
2 - Berhan Şimşek (İstanbul)
3 – Kemal Sağ (Adana)
4 – Bülent Baratalı (İzmir)
5 – Mustafa Gazalcı (Denizli)
6 – Muharrem Kılıç (Malatya)
7 – Yakup Kepenek (Ankara)
8 – Türkan Miçooğulları (İzmir)
9 – Mehmet Ziya Yergök (Adana)
10 – Erdal Karademir (İzmir)
11 – Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
12 – Uğur Aksöz (Adana)
13 – Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
14 – Mehmet S. Kesimoğlu (Kırklareli)
15 – Harun Akın (Zonguldak)
16 – Oya Araslı (Ankara)
17 – Abdurrezzak Erten (İzmir)
18 – Ali Oksal (Mersin)
19 – Feridun Fikret Baloğlu (Antalya)
20 – Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
21 – Hasan Ören (Manisa)
22 – N. Gaye Erbatur (Adana)
23 – Hakkı Ülkü (İzmir)
24 – Ufuk Özkan (Manisa)
25 – İsmail Özay (Çanakkale)