BİRİNCİ OTURUM

  Açılma Saati : 15.00

     7 Haziran 2006 Çarşamba

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER . Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşimini açıyorum.

 

 

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla 5 dakika süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır ve görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, üniversitelerimiz ve YÖK uygulamaları hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Uzunkaya.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; rektör atamaları ve YÖK’ün icraatları üzerinde gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasal kurum ve kuruluşların hiçbirisinin diğerinin alternatifi…

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda büyük bir uğultu var, sayın hatibin konuşması anlaşılamamaktadır.

Buyurun Sayın Uzunkaya.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, anayasal kurum ve kuruluşların hiçbirisinin diğerinin alternatifi, karşıtı ve görev alanı dışındaki bir sahayı kullanım hakkı olmadığı gibi, kuvvetler ayrılığı prensibinin de, kuvvetlerin birbiriyle didişmesi, sürtüşmesi, kavgası, anayasal hakkı olmadığı halde diğerlerinin sorumluluğunu bigayri hakkın tecavüzü de değildir. Millî iradenin tecelligâhı olan Yüce Parlamento, doğrudan gücünü haktan alan ve ona hesap veren bir kurum olmak itibariyle Anayasa ve yasalar çerçevesinde yasama ve yürütme görevini ifa ederken, elbette diğer anayasal kurum ve kuruluşlarla ciddî bir uyum içinde hareket etmelidir ve etmektedir de. Nitekim, mevcut Seçim Kanunu çerçevesinde 3 Kasım 2002’de şekillenen Parlamento, Anayasayı değiştirecek ciddî çoğunlukla bir iktidar çıkarmış, kendi taahhütlerinin olması ötesinde, aziz milletin beklentisi olan çok ciddî sorunlarını, temel insan hakları, din ve vicdan özgürlüğü bağlamındaki taleplerini karşılamak için sandıkta sağlanan mutabakatın, yani, toplumsal mutabakatın yanında kurumsal mutabakat aranması nezaketini, Hükümetin ve Sayın Başbakanımızın kurumlar arası mutabakat talebini hâlâ birkısım kurumlar algılayamamış, anlayamamış, bunun Hükümet tarafından sunulan bir zeytin dalı olduğu idrakine varamamışsa bunun kusurunu kimde aramak gerekir, doğrusu merak ediyorum.

Geçtiğimiz günlerde iş dünyasıyla ilgili bir önemli derneğin “Hükümet gerilim ve bizden-sizden ayrımı yapıyor” ifadesini anlamak bu bağlamda hiç mümkün değildir. Bir Başbakan ve Anayasayı değiştirecek Parlamento çoğunluğu arkasında olan Hükümetin, gücünü kullanarak, yasal düzenlemelere girmeden kurumsal mutabakat talebini araması hangi izan ve şuurla gerilim olmakla ifade edilebilmektedir?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1992 yılında kurulan yeni üniversitelerin rektörleri hangi şekil ve usul çerçevesinde atanmışsa, aynı usul ve çerçevede 5467 sayılı Kanunla kurulan 15 yeni üniversitemizin rektörlerinin atanması öngörülmüştür. Hükümetin teklifi, Çankaya’nın onayı aynı Anayasa ve hukuk çerçevesinde 90’ların başında ortaya konulan uygulama hüsnükabul görmüş, ne değişmiştir ki, bugün kanun çıktığı andan itibaren YÖK, Çankaya ve bir kısım kurum ve çevreler böyle bir atamanın siyasî olacağı mülahazasıyla itiraz layihaları, beyanatlar, hatta tahrik edici açıklamalar yapma gereğini duyabilmişti.

Değerli arkadaşlar, ben, bir kıyas olması bakımından nazarlarınıza, ıttılanıza iki belgeyi arz etmek istiyorum. Bunlardan birisi 3826 sayılı Kanundur; yayımı tarihi 7.7.1992’dir. Çok iyi hatırlayacak o gün Parlamentoda bulunan bir kısım milletvekilleri. Hatta, bazı partilerin genel başkanları o gün iktidar ortağı ve sorumluluğu içerisindeydi. O günkü rektör atamalarıyla ilgili söz konusu olan tarihte ve 21277 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Kanunun geçici maddesindeki hükmüyle, yine 3.1.2006 tarihinde; yani, bu Parlamento ve Hükümet döneminde çıkarılan Kanun ile yapılan atama teklifi arasında bir ibare farklılığı var mıdır, bilgilerinize arz için söylüyorum.

Aynen deniyor ki, 92’deki değerlendirme, yasa metni: “Yeni kurulan devlet üniversite ve yüksek teknoloji enstitülerinin kurucu rektörleri iki yıl için Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanın önereceği üç isim arasından Cumhurbaşkanınca atanır.” Bu, 92’de değerli Parlamentomuzda bulunan değerli genel başkanların da o gün hükümet ortaklığı ve sorumluluğu taşıdığı bir dönemdeki çıkan yasadır. Bizim; yani, 3.1.2006’da çıkardığımız ve bugün Anayasa Mahkemesinden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - …henüz gerekçesi açıklanmamış olan bir nedenle iade edilen yeni 15 üniversite rektörünün atanmasıyla alakalı bu 15 il ve Türkiye; hatta, onların bağlantıları olan üniversitelerde mezuniyet günleri geldiği halde çocukların nasıl mezun olacağı tartışmaları, basını kaotik bir ortama dönüştürüp tartışır hale getiren bu olayda bizim çıkardığımız; yani, bu Yüce Parlamentonun çıkardığı yasa metni, ikisini yan yana koyarsanız “teknoloji enstitüsü hariç -ki, bunların içinde yoktu- bu Kanunla kurulan üniversitelerin kurucu rektörleri iki yıl için Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanın önereceği üç isim arasından Cumhurbaşkanınca atanır” denmektedir. Allahaşkına, soruyorum, insafınıza, izanınıza, anlayışınıza, idrakinize, ıttılaınıza arz ediyorum, her iki yasanın metinleri arasındaki fark nedir? Anayasa Mahkemesi aynı Anayasa Mahkemesi, Anayasal kurumlar aynı Anayasal kurumlar, Meclis aynı Meclis, aynı Meclisin içinde hatta bazı vekillerin, bugünkü iktidarın çoğunluğunun bulunmadığı bir zeminde muhalefetteki çok değerli milletvekillerinin bazılarının bulunduğu ve hükümet ortaklığını o günkü şartlarda üstlendiği, hatta liderlerinin bulunduğu bir zeminde bu olayın bugün 15 ilimizde ve 15 üniversitede, ama onların bağlı fakülteleriyle birçok üniversitemizi ilgilendiren ortamda bir kaos oluşturmanın ve “bu böyle olmaz” mantığının hangi iradeyle ortaya konduğunu iktidarıyla muhalefetiyle aziz milletin de idrakine takdim etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, YÖK, kendisini siyaset makamının yerine, üzülerek söylüyorum, koymuş, hiçbir siyasî partinin, siyasî ve yıpratma amaçlı muhalifi olan bir partiyi yapamayacağı kadar ağır isnat ve iftiralarda da, üzülerek söyleyeyim, bulunabilmiştir. Bunların en bariz örneğinden birisi -vaktim yok, okuyamıyorum- Sayın YÖK Başkanvekili İsa Eşme’nin ikinci ayın 18’i 2006 tarihinde Reuters Ajansına verdiği bir açıklamadır ki, bir hilkat garibesi açıklamaktır, İngilizce metni de buradadır. Bu kadar garip bir açıklamayı yapan YÖK Başkanvekilinin…

NAİL KAMACI (Antalya) – İngilizce’yi bırak, Türkçe’yi oku da anlayalım.

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri!..

MUSA UZANKAYA (Devamla) – Efendim, Türkçe’si de basında var, İngilizce’si de…

Değerli arkadaşlar, bu anlayış şunu ortaya koymaktadır: Elbette YÖK Başkanı veya Başkanvekili siyasal içerikli açıklamalar yapabilir; ama, o makamda bulunduğu sürece değil. Gelir burada iktidar veya muhalefet partisinde yer alabileceği bir yer bulur, istifa eder, görevi diğer siyasîler gibi siyasî yaklaşım olur. Ama bu tür çirkin isnatlarda bulunmaya hakkı yoktur ki, o ifadeyi ben burada kullanmaktan teeddüp ediyorum.

MEHMET IŞIK (Giresun) – Neden ısrar ediyorsunuz? Bu ısrarınız ne?

MUSA UZANKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız, Batı ülkelerinde, hatta ABD ve bazı Uzakdoğu ülkelerinde YÖK benzeri bir kuruluş olmamakla beraber, bu tür koordinatör kurumlara ve rektörlüğe atama usulleri nasıl cereyan etmektedir…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, teşekkür için, lütfen… Yeteri kadar fazla…

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Kısaca alıntı yaptığım kaynağın Ordinaryüs Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın, bu eserinde, günümüzde rektör seçimi ve atama krizleriyle alakalı değerlendirmesini ıttılaınıza arz ediyorum ve okumanızı tavsiye ederim. Sayın İhsan Doğramacı, tüm Batı üniversitelerinde hangi tür rektör ataması olduğunu beyan ediyor. Burada bütün belgeleriyle var. Bizdeki atama usulüne benzer ne Avrupa ülkelerinde ne Amerika’da ne de Japonya ve daha açığı, ilk 500 dünya üniversitesini içinde bulunduran ülkelerin hiçbirisinde böyle bir atama usulü yok. Ancak, bu 500 üniversite içerisine üniversite koyamayan Türkiye’dir ki, böyle bir     -üzülerek söyleyeyim- bağnazlık mantığı içerisinde rektör ataması yapabilmekte, hatta, geçtiğimiz günlerde, Dumlupınar Üniversitesindeki bir öğretim görevlisi, 36 yıldır üniversitede hocalık yapan, Evrim ve Yaratılış Teorisiyle ilgili kitabı 16 yıldır üniversitelerde okutulduğu halde “dünya dönüyor” diyenleri mahkûm eden Galileo mantığıyla, bu Hoca Efendiyi de, Prof. Dr. Adem Tatlı Hocayı da kapının önüne koyabilmiştir.

Değerli arkadaşlar, Galileo’i şu veya bu şekilde infaz edilmiş olabilir; ama, dünya dönüyor ve dönmeye devam edecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunkaya.

NAİL KAMACI (Antalya) – Sayın Başkan, üçbuçuk yıllık dönem içerisinde, siz, üç kere hiç uzatmadınız daha. Bugün, ilk defa, gündemdışı konuşmalarda 3 dakika uzattınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen oturur musunuz.

NAİL KAMACI (Antalya) – Oturmam.

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz sayın milletvekili.

NAİL KAMACI (Antalya) – Hayır efendim…

Bu tutumunuz hakkında…

BAŞKAN – Sayın Kamacı…

NAİL KAMACI (Antalya) – Hayır efendim…

Tutumunuz yanlıştır; onu uyarmak istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz Sayın Kamacı.

NAİL KAMACI (Antalya) – Çünkü, benim de konuşmalarımda, 1 dakikayı geçirmediniz.

BAŞKAN – Gündemdışı ikinci söz, uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’e aittir.

Buyurun Sayın Ersin. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün, aynı konuda iki üç ay önce huzurunuza gelmiştim ve ihtiyaç olduğu için, vicdanım rahat etmediği için iki üç ay önce gündeme getirdiğim sorunu sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ilköğretim sıralarına kadar indiği bilinen ve toplumu çürüten uyuşturucu sorunu, maalesef, bir çığ gibi büyüyerek üstümüze geliyor. Bugün sokaklar ve caddelerde can ve mal güvenliği yoksa, bunun önemli nedenlerinden biri de uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmış olmasıdır; çünkü, uyuşturucu maddeler sadece kullananın bedenine zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda başka suçların da tetikleyicisi durumunda.

Değerli milletvekilleri, üç yıldan beri bu uyuşturucu konusunda çalışıyorum. Bu sürede bağımlılarla, onların aileleriyle, sokakta uyuşturucu madde satanlarla ve emniyetten görevli kişilerle, yetkili kişilerle görüşmeler yaptım.

Değerli milletvekilleri, görünen şudur: Sadece polisiye önlemlerle uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasının önüne geçmek mümkün değildir. Kuşkusuz, polisiye önlemler gerekli; ama, bazı başka önlemler alarak bu mücadeleyi sürdürmek lazım. Öncelikle yapılması gereken, kuşkusuz, pazarı daraltmak, uyuşturucu tacirlerinin hedefi olan çocuklarımızın ve gençlerimizin uyuşturucu madde kullanmanın kendi bedenlerinde, ailelerinde ve toplumda ne tür sorunlara neden olduğuna ilişkin bilgilendirilmeleri ve bilinçlendirilmeleri gerekir.

Değerli milletvekilleri, yine, bu çalışmalarım sırasında öğrendim, bazı polis şefleri, müdürleri, meslekte başarılı olmak için, bu anlamda başarılı görünmek ve yükselmek için uyuşturucu baronlarıyla pazarlıklar yaparak sipariş operasyonlar yapıyorlar. Bu yolla elde edilen uyuşturucuların 5 misli de piyasaya sürülüyor. Örneğin, bir yılda, eğer 1 ton uyuşturucu madde ele geçirilmişse, bilin ki 5 ton da piyasaya sürülmüştür. Böylesine ciddî ve önemli bir tehlikeyle karşı karşıyayız sayın milletvekilleri.

Değerli arkadaşlarım, bakın, 13 Ocak 2004 tarihinde bir araştırma önergesi verdim. Önergem burada. Bu önergemin konusu, gençlerimiz ve çocuklarımız arasında gittikçe yaygınlaşan uyuşturucu kullanımının nedenleri ile buna karşı alınması gereken önlemlerin tespiti ve uyuşturucu bağımlılarının tedavisinde karşılaşılan sorunların da tespiti ve çözümlerinin bulunması için bir araştırma önergesi açılmasını istedim; 13 Ocak 2004 tarihinde. Bu önergem… Bu önergeden sonra, uzunca bir süre gündeme alınmayınca bu konu, geçen yıl, daha doğrusu geçtiğimiz eylül ayında, İzmir’de, eşim ve üniversite öğrencisi iki kızımla birlikte, bu araştırma önergesinin bir an önce ele alınması için Meclisi göreve çağıran bir imza kampanyası başlattık ve üç günde 46 085 imza topladık değerli arkadaşlarım. Anne babalar son derece de tedirgin.

Keza, bununla da yetinmedim, o imzaları alıp Meclise getirdim -ki, imzalar halen odamda- Sayın Meclis Başkanımızla yüz yüze ve telefonla olmak üzere iki kez görüşme yaptım. Sayın Başkan, Meclis Başkanımızın bu konuda ne kadar duyarlığı olduğunu biliyorum ve bir çaba içinde olduğunu da biliyorum; ama, sonuç alamadım. Keza, AKP’nin grup başkanvekilleriyle, bazı arkadaşlarımızla, bazı grup başkanvekilleriyle görüştüm, bu sorunun bir an önce ele alınması için ricalarda bulundum; ama, bir türlü sonuç alamadım. Konuşmalar yaptım Mecliste, basın toplantısı yaptım, Anayasanın ve Meclis İçtüzüğünün bir milletvekili olarak bana verdiği bütün yetkileri kullandım; ama, maalesef, Meclis bürokrasisini açmak mümkün değil. Şu an, aradan yirmisekiz ay geçtikten sonra, bu Meclis araştırma önergem, gündemin 114 üncü sırasında bekliyor. Ekim ayında 117 nci sıradaydı, sekiz ayda ancak üç sıra ilerleyebildi değerli arkadaşlarım; sekiz ayda üç sıra ilerleyebildi, yirmisekiz ayın sonunda 114 üncü sıraya gelebildi.

Değerli arkadaşlarım, bir araştırma önergesinin görüşülme süresi, şu Meclis aritmetiği içinde, toplam 90 dakikadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ersin, lütfen tamamlayabilir misiniz.

Buyurun.

AHMET ERSİN (Devamla) – Bu Meclis, Van Gölü canavarını araştırma komisyonunu kurdu geçtiğimiz yıllarda; ama, 73 milyon insanımızı ilgilendiren, çocuklarımızı, gençlerimizi tehdit eden böyle önemli bir sorunu ele almak için, yirmisekiz aydan beri, bu Meclis, 90 dakikasını harcamadı ve yine bu Meclis, Sami Ofer’e kıyak yapacak yasaları, Unakıtan yasalarını görüşmek için gece yarılarına kadar çalıştı; ama, yirmisekiz aydan beri, kadın-erkek, genç-ihtiyar 73 milyon insanımızı ilgilendiren bu önemli sorunu ele alabilmek için, yirmisekiz aydan beri, 90 dakikasını ayıramadı; 90 dakikayı bu soruna ayırmadı değerli arkadaşlarım.

Değerli milletvekilleri, dolayısıyla, insan ister istemez düşünüyor; ya, bu Mecliste uyuşturucu baronlarının lobisi mi var, nedir? Niçin bu olay, bu sorun, bu önemli sorun, bu kadar süreden beri ele alınmıyor? Anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, yirmisekiz ayda, kaç çocuğumuzun, kaç gencimizin uyuşturucu tacirlerinin tuzağına düştüğünü biliyor muyuz; bunu bilen var mı? Ve eğer, bu araştırma önergesi bir an önce ele alınsaydı, görüşülseydi ve komisyon kurulsaydı, tespit edilecek ve hayata geçirilecek öneriler ve önlemlerle, acaba, kaç çocuğumuz, gencimiz uyuşturucu tacirlerinin tuzağına düşmekten kurtarılabilirdi, bunu bilen var mı?

Değerli arkadaşlarım, ertelenmeye tahammülü olmayan, canım bir ara bakarız adam sendeciliğine tahammülü olmayan önemli bir sorunla karşı karşıyayız. Çocuklarımız tehlikede, çocuklarımız ve gençlerimiz tehdit altında.

Hiç kimse, benim başıma gelmez, benim çocuğumun başına gelmez demesin değerli arkadaşlarım; Geçmişte yaşanan örnekleri biliyoruz. Neden bu kadar duyarsız kalınıyor bu soruna bilemiyorum. Yani, Türkiye’nin kalbi olan, Türkiye’nin sorunlarını çözmekle yükümlü olan, insanlarımızın, yaşayanlarımızın, vatandaşlarımızın, halkımızın sorunlarını çözmekle yükümlü olan bir Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 73 000 000 vatandaşımızı tedirgin eden, çocuklarımızı, gençlerimizi tehdit eden böylesine önemli bir sorunu yirmisekiz aydan beri niçin ele almadı, neden yirmisekiz aydan beri 90 dakikasını bu soruna ayırmadı, anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, umarım, bundan sonraki günlerde, bu uyuşturucu sorununu, 73 000 000 insanımızı ilgilendiren, tedirgin eden bu önemli ve ciddî sorunu bir an önce ele alırız. Meclisimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisimiz bu sorunu artık ertelemez, bir an önce ele alır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ersin, lütfen…

AHMET ERSİN (Devamla) – Teşekkür edip bitireceğim.

…komisyonu kurar ve bu sorunu, gittikçe yaygınlaşan bu uyuşturucu kullanımına karşı alınması gereken önlemleri tespit eder.

Sayın Başkana bana bu fırsatı verdiği için teşekkür ediyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ersin.

Gündemdışı üçüncü söz, Mersin İlindeki göç sorunu ve çözüm önerileri hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Hüseyin Güler’e aittir.

Buyurun Sayın Güler.

 

 

 

 

 

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; Türkiye’nin temel sorunlarından bir tanesi de göç sorunu. Bunlardan da en büyük nasibini alan; ama, olumsuz nasibini alan illerimizden bir tanesi de Mersin.

Zaten, bu sorun, sadece bir Mersin’in sorununu içermiyor; çünkü, başta Güneydoğu Anadolu olmak üzere, birçok illeri de beraberinde kapsamakta, etkilemekte ve Türkiye, Mersin üzerinden de, ciddî anlamda olumsuz etkilenmekte.

Mersin’de, 1940’tan itibaren, sürekli, nüfus artışı, Türkiye ortalamalarının -yaklaşık- hep üzerinde olmuştur. 1980 sonrası yaklaşık 850 000 olan Mersin nüfusu, bu süre içinde, 2005 yılında yaklaşık 2 000 000 nüfusa ulaşmıştır. Buna baktığımızda, Mersin’deki bu yoğun artışın ve her şehrin taşıma kapasitesi olduğu gibi Mersin’in de taşıma kapasitesi göz önüne aldığımızda beraberinde ciddî sorunlar doğurmaktadır. Bugün, kontrolsüz göç sosyal patlamalara ve çeşitli işsizlik gibi kültürel değerlerin de yozlaştığı bir sürece ciddî anlamda olumsuz etki yaratmaktadır.

Mersin’e göçün en önemli ortak noktaları şunlar:

1-     Düzenli gelirlerinin olmaması.

2-     Eğitim düzeyinin düşük olması.

3-     Çok çocuklu olunması, yani nüfus olarak yoğun bir aile ortamına girmesi.

4-     Daha önce şehirde yaşamış olmamaları.

Böyle, 4 ortak özellikle baktığımızda, Mersin Merkez ve Tarsus İlçemiz başta olmak üzere 64 mahallemizin Mersin Merkezde, 34’ü getto diyeceğimiz bu mahallelerden oluşmakta. İkincisi, Tarsus’ta da, aynı şekilde, yaklaşık 45 mahallesinden 12’sinde böyle mevcut.

Tabiî ki, göçün sosyal yaşama etkileri de var. Yoğun göç sonucu, işsizlik, çarpıcı kentleşme, eğitim, sağlık hizmetlerinde yetersizlik ve aile bütünlüğünün bozulması gibi sosyal sorunlarla beraber, göçle gelen nüfusun büyük bir bölümünün eğitim düzeyinin düşüklüğü ve vasıfsız iş gücü durumunda olması, kentle uyumlarını zorlaştırmış, bunun sonucunda kutuplaşmalara sebep olmuştur.

Yaşanan bu yoğun göç dalgası nedeniyle, şehrin sosyal dokusu bozulmuştur. Gerek altyapısı gerek üst yapısı dediğimiz kamu kurumlarının hizmetteki aksamaların ve kalitenin düşüklüğü, Mersin’de ciddî sosyal patlamalara vesile olmuştur.

Bugün, bu soruna fırsat bulduğumuz da, bu kısa aralık içerisinde, çözüm önerilerimiz olacaktır. Göçle gelenlerin kente uyumu için bugüne kadar çeşitli mikro çalışmalar, projeler yapılmış; ancak, ihtiyacı karşılamada yetersiz kalınmıştır. Göçle gelenlerin oluşturduğu mahallelerde altyapı eksikliği, sağlık, aile planlaması, halk eğitimi ve meslek eğitimi konularında eğitim merkezlerinin oluşturulmaması, istihdamı artırıcı yatırımların artırılmaması ve Bu bölgede yaşanan kısır döngü süreci değerlendirdiğimizde, çözüm önerilerimize temennimiz, tabiî ki bu çözüm önerilerine önce Hükümetin, yani, siz AKP’lilerin; ama, baktığımızda, bu soruna bir yürütme olarak ne kadar duyarlılığını, inşallah, temennimiz, sorunlarda çözüm önerilerinde katkısıyla göreceğiz; ama, bizler var gücümüzle sorunları sizlerle paylaşırken, kamuoyu yaratılmasını da dikkate alırken, Meclisin gündeminde yürütmenin ağırlığını hissediyoruz. Bu tür konular sanki o kadar önemsizmiş gibi, çözüm önerilerimize dahi kulak tıkamaya devam ettiniz.

Bugün soruna çözüm için, bölgemize, Hükümetin ekonomik ve sosyal içerikli eylem planları yürürlüğe bir an önce konulmalı. Sosyal içerme ve kalkınma ajansları gibi, somut projelerde Mersin İline öncelik verilmelidir. Daha önce Millî Güvenlik Kurulunun kararında da Mersin, öne alınması gereken, önce değerlendirilmesi, teşvik gibi birçok kamusal anlamda hizmetin kalitesinin yükseltilmesi için dikkate alınması illerin başında algılandı.

Türkiye’nin potansiyel sorunları açısından baktığımızda, Mersin’de çıkan en ufak bir kıvılcım Türkiye’yi etkilemektedir. Bu doğrultuda, sosyal içerme ve kalkınma ajansları gibi somut konularda temennimiz, birazdan inşallah, Hükümet yanıt verirse -vereceğini de zannetmiyoruz; çünkü, muhatap olma gibi bir derdi yok, böyle bir sorunu yok- bu konuları da Mersin halkına müjde olarak verir, biz de kendilerini alkışlarız, burada da saygıyla baş tacı ederiz.

Ülkemize içgöç ana merkezlerinde yaşanan sosyal uyum sorunlarını hafifletmek ve gelenlerin kentle sosyal entegrasyonunu hızlandırmak için Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin kontrolünde, Avrupa Birliği malî yardımlarıyla desteklenen sosyal içerme projeleri uygulamaları başlamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Güler, buyurun.

HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Birinci etapta, 12,5 milyon eurolu bütçeli olarak Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep ve Erzurum illerinde 2006 yılında başlatılmış ve 24 ay sürecek.

Bugün ikinci etap dediğimiz 36 milyon euroluk bütçesi olacak şekilde de, 2007 yılında başlatılmak üzere yeni ikinci bölge illeri diyebileceğimiz, bunların arasında İstanbul, Ankara, İzmir gibi illerin yanına Mersin’in de mutlaka alınması gerekmektedir.

Mersin’in temel sorunlarından biri işsizliktir. İstihdamın artırılacağı ve özellikle, bölgenin lojistik sürecini de göz önünde bulundurduğumuzda, istihdamı artıracak teşvik planlarının bir an önce bölgesel ve endüstriyel alanlarda da seçici bir boyutla öne alınmalıdır. Bu projelerin hayata geçirilmesi için Mersin İlinin altını tek olarak çiziyoruz, Avrupa Birliği fonlarından ve ulusal destekli hükümet bütçelerinde de göz önünde bulundurarak, bunun öne alınması ve Mersin’in dikkate alınması gerekmektedir. Bunlara duyarlılığınızı göstereceğinizi, inşallah, görürüz. Ama, göreceğimizden de şüphemiz yok. Mersin’de en ufak bir bayrak krizi tüm Türkiye’yi sarstı. Bu Mersin sahipsiz kaldı sayenizde. AKP’nin ikinci adamı, yani, Genel Başkan Yardımcısı da Mersin’in milletvekili olmasına rağmen. Başta limon gibi, narenciye üreticilerinin sorunlarına kaldınız, çözmediniz. Kentsel dönüşüm projelerinin, getto projelerinin çözümü için duyarsız kaldınız. Eğitim sürecinde öncelik olmasına rağmen birçok alanda kamusal barışı bozdunuz.

Temennimiz Mersin’e sahip çıkılması; ama, bizler şunu söylüyoruz: Mersin sahipsiz değil. Bizler, her türlü alanda Mersin’in sorunlarını yapıcı çözüm önerileriyle beraber kamuoyuyla paylaşacağız. AKP’nin ve başta da hükümetin duyarlılığını bekliyoruz. Mersin’de ciddî anlamda geçtiğimiz günlerde, yine, bir patlama olayı oldu, çünkü, her an müsait. Ben burada tekrar Mersin halkına geçmiş olsun diyorum. Bir an önce faillerinin de bulunması ve kamu vicdanının rahatlatılması gerekmekte. Potansiyel tehlike olarak Mersin ele alınmamalı. Kendi içine bunca göçü almalarına karşın barış içerisinde yaşayan Mersin halkının huzurunu bozmak isteyen kesimlere de asla izin verilmemeli; ama temennimiz, Mersin’e projeler bazında sahip çıkılması. Kamu imkânlarının, öncelikli olarak, Mersin’e aktarılması ve bu sosyal projelerin bir an önce hayata geçirilmesi ve Avrupa Birliği fonundan ikinci etap illerin kapsamı içerisine Mersin’in de alınması gerekmektedir. 2007 yılına kısa bir süre kaldı. 2007 yılında, herhalde, sizin iktidarınız olmayacak, bu doğrultuda da, inşallah, bu bize kısmet olacak ve bunu Mersin olarak da…

SABRİ VARAN (Gümüşhane ) – Öyle bir şey de ki, kendin inan!

HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Gerekenin en iyisini yapacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güler.

Gündemdışı konuşmaya, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Mersin Milletvekilimiz Sayın Dr. Hüseyin Güler arkadaşımızın “Mersin’de göç sorunu ve çözüm önerileri” konulu gündemdışı konuşması üzerine söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle, ülkemizde, 1980 ve 90’lı yıllarda, çeşitli nedenlerle yaşadıkları yerleri terk ederek kentsel merkezlere doğru bir göç hareketi olmuştur. Mersin de bu göçü önemli ölçüde alan illerimizin başında yer almaktadır. Kentlerimizin taşıma kapasitesinin düşüklüğünden dolayı, bu nüfus, gecekondu mahallelerinde, sağlıksız çevre şartlarında ve konutlarda yeterli iş ve gelir imkânlarından yoksun olarak yaşamak durumunda kalmışlardır. Yaşanan bu göçün, isteksiz, ani ve hızlı gerçekleşmesi, göçün yaratabileceği sorunları daha da artırmıştır. Bu nüfus hareketliliğinin neden olduğu sorunları en şiddetli yaşayanlar, göç etmek zorunda kalan insanlar olmakla birlikte, göç hareketinin hedefi konumundaki kentler ve bu kentlerde yaşayan insanlar da, göç olaylarından olumsuz etkilenmiş ve her kesim için kentle ilgili yaşam sorunları artmıştır. Köyden kente göç edenlerin vasıfsız olan işgüçleri dolayısıyla, karşı karşıya oldukları en temel sorun işsizlik olmuştur. Çoğunlukla genç ve bu yönüyle işgücüne, ekonomik ve sosyal yaşama dinamik bir katkı sağlayabilecek bu nüfus, kentsel yaşamın gerektirdiği şartlara uyum sağlayamadıkları için, kentlerin sorunları daha da artmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizde az gelişmiş yörelerden gelişmiş yörelere doğru seyreden içgöçün, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri başta olmak üzere, İç Anadolu ve Karadeniz’den de Batı bölgelerine doğru olduğu görülmektedir. Ülkemizde yaşanan yoğun içgöçün nedenlerine bakıldığında, başlıca belirleyici faktörlerin kırsal kesimdeki hızlı nüfus artışı, kentlerin sosyal, kültürel ve ekonomik yönlerden çekiciliği, terörden kaynaklanan güvenlik sorunları, coğrafî şartlar ve tabiî afetler olduğu görülmektedir. Ülkemizin karşı karşıya kaldığı içgöç olgusunun, göç alan bölgelerde ve büyük kentlerde, geçen zaman içerisinde, ekonomik ve sosyokültürel, fizikî, asayiş ve kamu düzenine ilişkin önemli sorunlara yol açtığı da muhakkaktır. Göç edilen yerlere uyum sorunu, kültür çatışması ve ekonomik yetersizlikten kaynaklanan sosyal dışlanmışlık olgusu, hemşericiliği ve belli bir yöreye aidiyet duygusunu öne çıkarmaktadır. Varoşlarda yaşayanların sürekli bir iş ve sosyal güvenceye sahip olmaması, geçici ve niteliksiz işlerle geçimlerini sağlamak zorunda kalmaları, kayıtdışı ekonomi ve marjinal sektörlerin artmasına da neden olmaktadır. Göç eden ailelerin kentte karşılaştıkları sosyal ve ekonomik sorunlar aile yapısını da olumsuz etkileyerek, aile içi şiddet, ihmal, istismar ve ailelerin parçalanmasına sebep olmakta ve beraberinde, çocukları sahipsiz ve korumasız duruma düşürmekte ve sokağa itmektedir.

İçgöç, önemli bazı fizikî sorunlara da yol açmaktadır; şehirlerde hızlı ve dengesiz nüfus artışı önplana çıkmaktadır. 1950-2000 yılları arasında Türkiye nüfusu yaklaşık 3 kat artarken, İstanbul, Ankara ve Mersin İllerinin şehir nüfusları 10 kat artmıştır.

Elbette ki, iç göçün bir başka olumsuz sonucu da, asayiş ve kamu düzenine ilişkin problemlere yol açmasıdır. Gerek ekonomik ve sosyal nedenlerle gerekse güvenlik ve başka nedenlerle yaşanan göç olgusunun önüne geçebilmek, yaşanmış göç olaylarının neden olduğu sorunlarla baş edebilmek için yapılması gereken çok şeyler olduğu muhakkaktır. Ancak, bütün bunların yapılması bütçe imkânlarıyla ilgilidir ve yılların birikimiyle oluşan bu sorunların çözümü, uzun zaman alacak çalışmaları da gerektirmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Hükümet olarak, biz, güvenlik politikalarını sosyal politikalarla dengeli bir şekilde yürütme gayreti içinde olduğumuzu müteaddit defalar belirttik. Gelir dağılımının iyileştirilmesi ve yoksullukla mücadele politikalarının başarılı olabilmesi için, Hükümetimiz kurulur kurulmaz, Acil Eylem Planı hazırlayarak, gelir dağılımı ve yoksullukla mücadele alanında önemli uygulamaları hayata geçirmiştir.

59 uncu Cumhuriyet Hükümeti olarak, bir taraftan, yatırım teşvikleri, vergi muafiyetleri gibi uygulamalarla göç veren bölgelerde yeni iş sahaları açmaya, tarım sektöründeki desteklemelerle, insanların topraklarından göç ederek başka yerlere gitmelerinin önüne geçmeye, diğer taraftan da, çeşitli nedenlerle göç etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın içinde yaşadıkları güç yaşam şartlarını iyileştirmek ve onların kentsel hayat şartlarına uyum sağlayabilmeleri konularında da çeşitli çalışmalar yapmaktayız.

Genel ekonomik kalkınma programlarının yanında, çok önemli çalışma ve projeleri, Hükümetimiz, kararlılık ve titizlikle uygulamaktadır.

Bu kapsamda, Toplu Konut İdaresi Kanununda yapılan değişiklikle, TOKİ’ye, gecekondu alanlarının dönüşümüne yönelik projeleri destekleme ve kredilendirme yetkisi verilmiştir. Yine, mahallî idare reformu kapsamında çıkan kanunlarla, yerel yönetimlerimize, kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulama yetkisi verilmiştir. Yine, Türk Ceza Kanununda, imar kirliliğine neden olma fiili suç olarak tanımlanmış ve cezaî yaptırıma bağlanmıştır. Özel koruma ihtiyacı olan veya suça karışan çocuklarla ilgili olarak, çocuk adalet sisteminin esas ve usullerinin düzenlenmesi amacıyla Çocuk Koruma Kanunu çıkarılmıştır. Yine, ayrıca, başta güvenlik olmak üzere, çeşitli nedenlerle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden göç eden, köylerinden ayrılan ailelerden gönüllü olarak geri dönmek isteyenlerin, kendi köyleri civarında veya arazisi müsait başka yerlerde iskân edilmeleri ve gerekli sosyal ve ekonomik altyapının tesisiyle, bu yerleşmelerde sürdürülebilir yaşam şartlarının sağlanması amacına yönelik olarak da, 1994 yılında uygulama konulan Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi başlatılmıştır. 2000 yılından bugüne kadar, proje için, Köye Dönüş Projesi için, genel bütçe, il özel idareleri bütçeleri ve sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları aracılığıyla toplam 52 117 377 YTL, yani, 52 117 377 000 000 para harcanmıştır. Yine, 2005 yılı haziran ayında başlatılan KÖYDES Projesiyle de, bütün ülke genelinde, yolu olmayan, sağlıklı içme suyu olmayan köy bırakılmaması kararlaştırılmış ve bu proje de, büyük bir başarıyla yürütülmektedir. Geçtiğimiz yıl 200 trilyonun üzerinde para harcandı. Bu yıl, 2006 yılı bütçesine de 2 katrilyon –Maliye Bakanlığı bütçesine- ödenek ayrıldı.

Yine, değerli arkadaşlarım, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunuyla, iş yapma fikri olup, küçük bir başlangıç sermayesine ihtiyacı olan yoksul vatandaşlarımıza, il özel idarelerince mikrokredi verilmesi imkânı getirilmiş, il özel idareleri, belediye ve sivil toplum kuruluşları işbirliğiyle, Diyarbakır, Van, Şanlıurfa ve Batman gibi illerde bunun uygulanmasına  da başlanmıştır.

Ayrıca, yine, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanununun uygulanmasına yönelik çalışmalarla, terörle mücadeleye ilişkin yürütülen faaliyetler kapsamında zarar gören vatandaşlarımızın da maddî zararları karşılanmaktadır. Bu kanun kapsamında, bugüne kadar, komisyonların almış olduğu kararlar çerçevesinde 49,6 trilyon maddî zarar ödemesinde bulunulmuştur, 20 trilyonun ödemesi de yapılmak üzeredir.

Yine, hepimizin bildiği Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesiyle, kuzey Ankara girişindeki gecekondu bölgesinin fiziksel durumunun ve çevre görüntüsünün geliştirilmesi ve çağdaş bir kent görünümü kazandırılması amaçlanmaktadır.

Yine Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından yürütülen bu çalışmalar ve buna ilaveten dar gelirli ve yoksul vatandaşlarımızın konut sahibi yapılabilmesi ve kentlerimizin çağdaş bir görünüme kavuşturulması da hedeflenmektedir ve TOKİ, gerçekten, bu konuda başarılı çalışmalar yapmaktadır. Ben de kendilerini tebrik ediyorum, kutluyorum.

Yine, Dünya Bankası desteğiyle yürütülen Sosyal Riski Azaltma Projesiyle, Türkiye nüfusunun en yoksul kesimine yönelik gelir ve istihdam sağlanması ile temel sağlık ve eğitim hizmetlerinin iyileştirilmesi çalışmaları da sürdürülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları aracılığıyla ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın ekonomik ve sosyal yönden güçlendirilmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinden daha etkili yararlanabilmesi maksadıyla, 2005 yılında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak “Çeşitli Proje ve Sosyal Yardımlar” adı altında yaklaşık 2 milyar YTL -2 katrilyon Türk Lirası- tutarında bu vatandaşlarımıza hizmet sunulmuştur. 2006 yılında da aynı nitelikteki faaliyetlere devam edilmektedir. Bu kapsamda, sağlık yardımı, eğitim yardımı, kömür yardımı ve ücretsiz ders kitabı yardımı da devam etmektedir. Bu yıl, inşallah, lisede okuyan öğrencilerimize de ücretsiz kitap yardımını başlatacağız.

Öte yandan, yine, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü aracılığıyla da yaşamlarını en düşük düzeyde dahi sürdürmekte güçlük çeken kişi ve aileler, herhangi bir sosyal hizmet kuruluşu bünyesine dahil edilmeden kendi aile ortamında aynî, nakdî yardımlarla da desteklenmektedir.

Az gelişmiş yörelerin ekonomik yönden kalkınmasına, mahallî imkân ve potansiyelin değerlendirilerek yeni istihdam imkânları oluşturulmasına ve böylece işsizlik ve yoksulluğun azaltılmasına yönelik olmak üzere, bildiğiniz gibi, 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Kanunuyla bölge illeri birinci derecede teşvik kapsamına alınmıştır.

Bu çalışmaların semeresini istihdam oluşturarak almaya başladık. Bu kapsamda, örneğin, sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki 9 ilimizde 110’u proje, 114’ü inşaat, 56’sı üretim aşamasında olmak üzere, toplam 280 sanayi tesisi çalışmaları devam etmektedir.

Yine, iç göçün yavaşlatılması için, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Döneminde, kamu yatırım tahsisleri içinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin payı devlet tarafından özel olarak desteklenerek, yüzde 11,5’ten yüzde 15,8’e yükseltilmiştir.

Bütün bu çalışmalara ek olarak, ülkemizde yaşanan iç göçün yol açtığı ekonomik, sosyal, kültürel ve fiziki sorunlar ile asayiş ve kamu düzenine ilişkin sorunların çözümü amacıyla, Bakanlığımın koordinatörlüğünde ilgili bakanlık ve kurumlarca da müşterek bir çalışma yürütülmektedir ve bu konu üzerinde hassasiyetle Hükümetimiz tarafından durulmaktadır.

Görüldüğü üzere, gelişmekte olan her ülkenin karşı karşıya olduğu iç göçün sebep olduğu sorunların çözümüne ve olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik çalışmalarımız, Hükümet olarak kararlılıkla sürdürülmektedir ve değerli arkadaşıma da şunu ifade ediyorum; biz, hem Mersin hem bütün illerimizle ilgileniyoruz, sahip çıkıyoruz, değerli arkadaşım endişelenmesin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; merkezî idarelerimiz, valiliklerimiz, belediyelerimiz, yatırımcılarımız, sanayici ve işadamlarımız büyük bir özveri ve şevkle, bu konularda açılım yapmak üzere devamlı gayret göstermekteyiz.

Ben hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, bir şey söyleyebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ersin.

AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce kürsüde ben uyuşturucu sorununu konuştum. Sayın Bakanın ilgisi alanına giren bir konuydu. Burada olduğu halde, uyuşturucu konusunda, uyuşturucuyla mücadele konusunda, neden acaba Meclisi bilgilendirmedi?

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Not hazırlanmamış önüne.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) – Hayır, ben geldikten sonra…

BAŞKAN – Sayın Ersin, o tamamen Sayın Bakanın takdiridir.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu karma komisyonun, bazı sayın milletvekillerinin yasama dokunulmazlıkları hakkında iki adet rapor vardır; sırasıyla okutup, bilgilerinize sunacağım.

 

 

        

1.- Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz’ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/922) (S. Sayısı: 1172) (x)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yasak yerde silâh taşıma suçunu işlediği iddia olunan Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz hakkında düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık tezkeresi ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, karma komisyonumuzun 3 Mayıs 2006 tarihli toplantısında görüşülmüştür.

Karma komisyonumuz isnat olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz hakkındaki kovuşturmanın Milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.

                                                   

        Burhan Kuzu

                                                        İstanbul

                                           Komisyon Başkanı ve üyeler

 

Karşı Oy Yazısı

Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci ve sonraki fıkralarında kurala bağlanan yasama dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin sorumsuz ve cezasız kalmaları için değil, görevlerini her yönden özgür, bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini sağlamak için öngörülmüştür. Yasama sorumsuzluğundan farklı olarak dokunulmazlık, nispî ve geçici nitelikte bir ayrıcalıktGerek kapsamı ve kaldırılma usulü gerek uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle yasama dokunulmazlığı, TBMM’nin saygınlığını zedeler bir kurum haline gelmiştir. Kamu yararı dikkate alınarak milletvekillerine görevlerinin gereği tanınmış bir ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının, kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesi, bir hukuk devletinde asla kabul edilmesi mümkün olmayan bir husustur.

Kamu yararı ile açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve dolayısıyla “temiz toplum” özlemi aleyhine sergilenen bu ayrıcalıklı durumun ortadan kaldırılması için gereken Anayasa değişikliğinin şu güne kadar gerçekleştirilememiş olması karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak, “hakkında dokunulmazlığının kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının TBMM tarafından derhal kaldırılması” kalmıştır. Bu, aynı zamanda dokunulmazlığının kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma hakkından bir an önce yararlanabilmelerine de imkân verecektir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu karma komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.

      

Oya Araslı                  M. Ziya Yergök                  Feridun Ayvazoğlu

   Ankara                           Adana                                                   Çorum

Sezai Önder                  Feridun Baloğlu                  Mehmet Küçükaşık

  Samsun                     Antalya                                        Bursa

Muharrem Kılıç                    Uğur Aksöz                                    Atilla Kart

   Malatya                        Adana                                       Konya

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer raporu okutuyorum:

 

 

2.- Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/932) (S. Sayısı: 1173)  (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hakaret suçunu işlediği iddia olunan Antalya Milletvekili Deniz Baykal hakkında düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık tezkeresi ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, karma komisyonumuzun 3 Mayıs 2006 tarihli toplantısında görüşülmüştür.

 

Karma komisyonumuz isnat olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Antalya Milletvekili Deniz Baykal hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.

 

               Burhan Kuzu

             İstanbul

           Komisyon Başkanı ve üyeler

Karşı Oy Yazısı

Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci ve sonraki fıkralarında kurala bağlanan yasama dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin sorumsuz ve cezasız kalmaları için değil, görevlerini her yönden özgür, bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini sağlamak için öngörülmüştür. Yasama sorumsuzluğundan farklı olarak dokunulmazlık, nispî ve geçici nitelikte bir ayrıcalıktır.

 

Gerek kapsamı ve kaldırılma usulü gerek uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle yasama dokunulmazlığı, TBMM’nin saygınlığını zedeler bir kurum haline gelmiştir. Kamu yararı dikkate alınarak milletvekillerine görevlerinin gereği tanınmış bir ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının, kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesi, bir hukuk devletinde asla kabul edilmesi mümkün olmayan bir husustur.

Kamu yararıyla açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve dolayısıyla “temiz toplum” özlemi aleyhine sergilenen bu ayrıcalıklı durumun ortadan kaldırılması için, gereken Anayasa değişikliğinin şu güne kadar gerçekleştirilememiş olması karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak “hakkında dokunulmazlığının kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının TBMM tarafından derhal kaldırılması” kalmıştır. Bu, aynı zamanda dokunulmazlığının kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma hakkından bir an önce yararlanabilmelerine de imkân verecektir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu karma komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.

 

  Oya Araslı      M. Ziya Yergök       Feridun Ayvazoğlu

 

Ankara      Adana        Çorum

Sezai Önder       Feridun Baloğlu       Mehmet Küçükaşık

Samsun  Antalya         Bursa

Muharrem Kılıç Uğur Aksöz   Atilla Kart

Malatya     Adana         Konya

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin bir önerge vardır; okutuyorum:

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bir bölümü ekli gerekçede belirtilen nedenlerle, 3. 5.2004 tarihinde Batman İlimizde meydana gelen patlamanın, halen devam etmekte olan patlama tehlikesi nedenlerinin ve bu tehlikenin önlenebilmesi için alınması gereken önlemlerin tespiti için, Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

1- Yılmaz Kaya                  (İzmir)

2- Mustafa Gazalcı                  (Denizli)

3- Erdal Karademir                  (İzmir)

4- Harun Akın                  (Zonguldak)

5- Bülent Baratalı                  (İzmir)

6- Ali Oksal                  (Mersin)

7- Türkân Miçooğulları                  (İzmir)

8- Feridun Fikret Baloğlu                  (Antalya)

9- Uğur Aksöz                  (Adana)

10- Hasan Ören                  (Manisa)

11- N. Gaye Erbatur                  (Adana)

12- Hakkı Ülkü                  (İzmir)

13- Ufuk Özkan                  (Manisa)

14- İsmail Özay                  (Çanakkale)

15- Mehmet Sevigen                  (İstanbul)

16- Erol Tınastepe                  (Erzincan)

17- Hüseyin Ekmekcioğlu                  (Antalya)

18- Osman Özcan                  (Antalya)

19- Yakup Kepenek                  (Ankara)

20- Kemal Sağ                  (Adana)

21- Mehmet Ziya Yergök                  (Adana)

22- Feridun Ayvazoğlu                  (Çorum)

23- Halil Ünlütepe                  (Afyonkarahisar)

24- Nurettin Sözen                  (Sivas)

25- Mehmet S. Kesimoğlu                  (Kırklareli)

26- Nadir Saraç                  (Zonguldak)

27- Mustafa Özyurt                  (Bursa)

28- Mehmet Mesut Özakcan                  (Aydın)

29- Özlem Çerçioğlu                  (Aydın)

30- Abdurrezzak Erten                  (İzmir)

31- Gökhan Durgun                  (Hatay)

32- Muharrem Kılıç                  (Malatya)

33- Ali Cumhur Yaka                  (Muğla)

34- İsmail Değerli                  (Ankara)

35- Atila Emek                  (Antalya)

36- Osman Kaptan                  (Antalya)

37- Abdulaziz Yazar                  (Hatay)

 

Gerekçe:

Batman İlimizin Şirinevler ve Cumhuriyet Mahallerinde bulunan Toptancılar Sitesi ve civarında 3.5.2004 tarihinde büyük bir patlama meydana gelmiş ve bu patlama neticesinde birçok işyeri büyük hasar görmüş, 3 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 20 vatandaşımız da yaralanmıştır.

Patlamaya neden ise, iki mahallenin altına sızan petrol türevinin yağışların artması sonucu su seviyesinin yükselmesi ve petrol türevinin suya göre daha hafif olması nedeniyle yüzeyde sıkışmasıyla basıncın artması ve buhar haline gelmesiyle, gaz tarzındaki bu işlenmiş petrol türevinin ısıl bir maddenin temasıyla tutuşup yanmaya başlaması, yanma etkisiyle kapalı alanlarda da sıcaklık ve basıncın artması sonucu patlamanın meydana gelmesi gösterilmektedir.

Patlamadan sonra bölgede yapılan teknik incelemelerde yoğun bir yakıt buharı kokusu tespit edilmiş ve bundan yola çıkılarak yapılan ölçümlerde 2 195 ppm doğalgaz, 2 301 ppm benzin, 1 607 ppm LPG değerleri bulunmuştur.

Batman Valiliği tarafından kurulan komisyon, çevredeki benzin istasyonlarından, çok yakında olan TÜPRAŞ Batman rafinerisinden ve TÜPRAŞ-NATO boru hattından sızıntı olabileceği ihtimalini de göz önüne alarak, söz konusu tesislerin yakınan kuyular açarak numuneler almış, komisyonun tespitlerine göre de, benzin istasyonlarından ve TÜPRAŞ- NATO boru hattının bulunduğu bölgelerden bir sızıntının olmadığına karar verilmiştir; ancak, TÜPRAŞ Batman rafinerisinin yakınlarında açılan kuyulardan alınan numunelerde işlenmiş petrol türevine rastlanmış ve patlamanın olduğu toptancılar sitesinden kod olarak daha yüksekte olan, rafineriden daha alt seviyede bulunan bölgeye doğru sızıntının ve akışın olduğu tespit edilmiştir.

Patlamandan önce, toptancılar sitesindeki bu sızıntı hakkında yerel Batman Postası Gazetesi 31.3.2003 tarihinde haber yapmış, sitedeki bir işyerinde, işyeri sahibi ve Sanayi ve Ticaret Müdürlüğünden iki yetkili tespit yapmış ve sızıntının olduğuna dair 1.4.2003 tarihinde bir tutanak tutmuşlardır. Buna rağmen, bu girişimler sonuç vermemiş, hiçbir önlem alınmasına yetmemiş ve ne yazık ki söz konusu patlama meydana gelmiştir.

Vatandaşlarımızın ve SS Batman Toptan Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Kooperatifi Başkanlığının, Başbakanlık ve çeşitli bakanlıklar nezdindeki, sorunun çözümüne ilişkin başvuru ve talepleri ne yazık ki sonuçsuz kalmıştır.

Yerel Batman Gazetesi, patlamanın olduğu günden beri aralıksız her gün olayı “Bugün 744 üncü gün, hâlâ benzinin kaynağı bulunamadı” şeklinde haber yapmakta ve olayı gündemde tutmaya, yetkililerin dikkatini çekmeye çalışmaktadır; ama, maalesef, sorun yine de sahipsiz kalmaya devam etmektedir.

Olayın diğer boyutu da, işyerleri büyük hasar gören -patlamanın şiddetinin 10 büyüklüğündeki bir depreme eşit olduğu söylenmektedir- vatandaşlarımızın işyerlerindeki hasar ve uğradıkları zararın tazmini için kendilerine faizli olarak ve sadece 7,5 milyar TL gibi bir kredi önerilmesidir. Bu bile, olayın ciddîye alınmadığının bir göstergesidir.

Bu arada, Batman Şirinevler ve Cumhuriyet Mahallelerinin altında giderek artan bir benzin sızıntısı devam etmekte olup her an büyük bir facianın gerçekleşmesi beklenmektedir. Öyle ki, bodrum katlarından, hiçbir ek çalışmaya gerek duyulmadan rafine benzin alınıp bidonlara doldurulabilmektedir. Bu somut olay bile, tehlikenin ne denli büyük boyutta olduğunu göstermektedir.

Sızıntının olduğunun tespitinden 38 ay, patlamadan 25 ay gibi bir zaman geçmesine, vatandaşlarımızın Başbakanlık dahil birçok makama başvurmalarına rağmen, şimdiye kadar zararın tazmini ve tehlikenin önlenmesi yolunda hiçbir adım atılmadığından mağduriyet ve tehlike devam etmektedir.

Bu nedenle, olayın nedenlerinin ve bir daha aynı acı olayın yaşanmaması için ne gibi tedbir alınmasının tespiti için Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

1 genel görüşme önergesi vardır; okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Okullarımızda yaşanan şiddet olayları, boyutları, alınan ve alınabilecek önlemler konusunda Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca genel görüşme açılmasını arz ve teklif ederiz.

1 – Muharrem İnce                   (Yalova)

2 - Berhan Şimşek                  (İstanbul)

3 – Kemal Sağ                  (Adana)

4 – Bülent Baratalı                   (İzmir)

5 – Mustafa Gazalcı                  (Denizli)

6 – Muharrem Kılıç                   (Malatya)

7 – Yakup Kepenek                  (Ankara)

8 – Türkan Miçooğulları                  (İzmir)

9 – Mehmet Ziya Yergök                  (Adana)

10 – Erdal Karademir                  (İzmir)

11 – Feridun Ayvazoğlu                   (Çorum)

12 – Uğur Aksöz                  (Adana)

13 – Halil Ünlütepe                  (Afyonkarahisar)

14 – Mehmet S. Kesimoğlu                  (Kırklareli)

15 – Harun Akın                  (Zonguldak)

16 – Oya Araslı                  (Ankara)

17 – Abdurrezzak Erten                  (İzmir)

18 – Ali Oksal                  (Mersin)

19 – Feridun Fikret Baloğlu                  (Antalya)

20 – Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  (Malatya)

21 – Hasan Ören                  (Manisa)

22 – N. Gaye Erbatur                  (Adana)

23 – Hakkı Ülkü                  (İzmir)

24 – Ufuk Özkan                  (Manisa)

25 – İsmail Özay                  (Çanakkale)