DÖNEM:
22 CİLT: 120 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
106 ncı Birleşim
24 Mayıs 2006 Çarşamba
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.-
YOKLAMA
IV.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk'ün,
Dünya Süt Günü münasebetiyle, gıda güvenliği ile sağlıklı nesiller
yetiştirebilmek için süt tüketiminin artırılmasının önemine ilişkin gündemdışı
konuşması
2.- Ordu Milletvekili İ. Sami
Tandoğdu'nun, Karadenizli fındık üreticilerinin mağduriyetine, fındık
ihracatının artırılmasında karşılaşılan problemlere ilişkin gündemdışı
konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı
3.- Diyarbakır Milletvekili Mehmet Fehmi
Uyanık'ın, ülkede birlik, beraberlik ve hoşgörünün sağlanması için siyasîlere
düşen görevlere ilişkin gündemdışı konuşması
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Şanlıurfa Milletvekili Mahmut
Yıldız'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/820) (S. Sayısı: 1163)
2.- Düzce Milletvekili Fahri Çakır'ın
yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa
ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu (3/821) (S.
Sayısı: 1164)
3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
4.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
5.- Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/1181) (S. Sayısı: 1180)
VI.-
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUP ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin CHP Grup önerisi
VII.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın,
İstanbul Milletvekili Ali Kemal Kumkumoğlu'nun, konuşmasında, Partisine ve
Genel Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması
2.- Samsun Milletvekili Haluk Koç'un,
Eskişehir Milletvekili Fahri Keskin'in, konuşmasında, İzmir Milletvekili K.
Kemal Anadol'un ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine
atfetmesi nedeniyle konuşması
VIII.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
bazı davalarla ilgili kamu görevlilerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet
Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/13299)
2.- İzmir Milletvekili K. Kemal ANADOL'un,
adlî yardım kapsamında hizmet veren avukatların ücretlerine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/13331)
3.- Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un,
2003'ten itibaren Hatay'da yapılan ihalelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı
Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/13830)
4.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, özel kalem müdürlüğüne yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı
(7/13986)
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
15.00'te açılarak dört oturum yaptı.
Birinci Oturum
Kütahya Milletvekili
Alaettin Güven, Kültür ve Turizm Bakanlığının Destinasyon Projesi ve Kütahya
tanıtım günlerine, ülke kalkınmasında itici güç olan turizmin önemine,
Tekirdağ Milletvekili
Erdoğan Kaplan, Hükümetin uyguladığı tarım politikasının Tekirdağ ve
çevresindeki olumsuz etkileri ile Saray İlçesinde kurulması planlanan termik
santralın meydana getirebileceği çevre kirliliğinin tarım alanları üzerinde
yaratabileceği muhtemel zararlara,
Erzurum Milletvekili
Mustafa Nuri Akbulut, Lahey'de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesinin, barışın
korunması ve sürdürülmesi, savaşların önlenmesi konusunda oynayabileceği etkin
role; bu nedenle, gerekli işlemlerin tamamlanarak Roma Statüsüne ve
Uluslararası Ceza Mahkemesi sistemine bir an önce dahil olunmasının önemine,
İlişkin gündemdışı birer
konuşma yaptılar.
Malatya Milletvekili
Ahmet Münir Erkal'ın (3/799) (S. Sayısı: 1161),
İstanbul Milletvekili
Yahya Baş'ın (3/800) (S. Sayısı: 1162),
Yasama
dokunulmazlıklarının kaldırılmasına gerek bulunmadığı hakkında Anayasa ve
Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu karma komisyon raporları Genel Kurulun
bilgisine sunuldu.
663 sıra sayılı araştırma
komisyonu raporunun Genel Kurulun 30.5.2006 Salı günkü birleşiminde
görüşülmesine ilişkin CHP Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul
edilmediği,
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 355
inci sırasında yer alan 1180 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 4 üncü
sırasına, 344 üncü sırasında yer alan 1147 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı
sırasına alınmasına; 23.5.2006 Salı ve 24.5.2006 Çarşamba günleri sözlü sorular
ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesine; Genel Kurulun 23.5.2006 Salı ve 24.5.2006 Çarşamba günleri
15.00-21.00; 25.5.2006 Perşembe günü ise 14.00-20.00 saatleri arasında
çalışmasına ilişkin AK Parti Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra,
kabul edildiği;
Anavatan Partisi Grup
Başkanvekili ve Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın, Siyasî Partiler
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/687), doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul
edilmediği;
İzmir Milletvekili Hakkı
Ülkü'nün, Büyükşehir Belediyesi Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun
Teklifinin (2/691), doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesinin, yapılan
görüşmelerden sonra, kabul edildiği;
Açıklandı.
Saat 17.45'te toplanmak
üzere, Birinci Oturuma 17.36'da son verildi.
|
İsmail Alptekin |
|
|
|
TBMM
Başkanı Vekili |
|
|
|
|
Bayram Özçelik |
Türkân Miçooğulları |
|
|
Burdur |
İzmir |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
İkinci Oturum
TBMM Genel Kurulu saat
17.46'da açıldı.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan,
Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S.
Sayısı: 305), görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden,
2 nci sırasında bulunan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısının (1/1030)
(S. Sayısı: 904), görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından,
Ertelendi.
3 üncü sırasında bulunan,
Türkiye Hükümeti ile Avrupa Uzay Ajansı Arasında Dış Uzayın Barışçıl Amaçlarla
İncelenmesi ve Kullanılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/956) (S. Sayısı: 908), görüşmeleri
tamamlanarak elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra, kabul edilip
kanunlaştığı açıklandı.
4 üncü sırasına alınan,
Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/1181)
(S. Sayısı: 1180), tümü üzerinde bir süre görüşüldü.
Hatay Milletvekili
Sadullah Ergin, Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın, konuşmasında,
Partisine sataşması nedeniyle bir açıklamada bulundu.
Saat 19.40'ta toplanmak
üzere, İkinci Oturuma 19.29'da son verildi.
|
Sadık Yakut |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Bayram Özçelik |
Türkân Miçooğulları |
|
|
Burdur |
İzmir |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
|
|
|
|
Üçüncü ve Dördüncü Oturumlar
TBMM Genel Kurulu saat
19.42'de açıldı.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 4 üncü
sırasına alınan ve görüşmelerine devam olunan Başbakanlık Teşkilatı Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/1181) (S. Sayısı: 1180), tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlandı.
24 Mayıs 2006 Çarşamba
günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 20.58'de son verildi.
|
İsmail Alptekin |
|
|
|
TBMM
Başkanı Vekili |
|
|
|
|
Bayram Özçelik |
Türkân Miçooğulları |
|
|
Burdur |
İzmir |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
|
|
|
|
No.: 147
II.- GELEN KÂĞITLAR
24 Mayıs 2006 Çarşamba
Tasarılar
1.- İskân Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
(1/1209) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.5.2006)
2.- Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/1210) (Avrupa Birliği Uyum; Millî
Savunma ve Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2006)
3.- Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanunu Tasarısı (1/1211) (Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; Avrupa Birliği Uyum; Plan ve Bütçe ile Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
17.5.2006)
Teklifler
1.- İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in; Milletler Arası İddia İtham
ve Saptırmalara Karşı ve Çeşitli Ülkelerin Gerçekleştirdikleri Mezalimler ve
Soykırımların Tanınması ve Anma Günlerinin Tesisi Hakkında Kanun Teklifi
(2/796) (Dışişleri ve İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
16.5.2006)
2.- Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın; Uzman Jandarma Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/797) (Millî Savunma ile Plan ve
Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.5.2006)
Rapor
1.- Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu'nun; Orman Kanununun 2 nci
Maddesine 1 Fıkra Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonu Raporu (2/632) (S. Sayısı: 1187) (Dağıtma tarihi: 24.5.2006)
(GÜNDEME)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.05
24 Mayıs 2006 Çarşamba
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106 ncı Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri,
gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, 21
Mayıs Dünya Süt Günü münasebetiyle söz talebinde bulunan Aydın Milletvekili
Sayın Ahmet Ertürk'e aittir.
Efendim, bu konuda, Sayın
Ahmet Gökhan Sarıçam ve Sayın Bayram Özçelik de söz isteğinde bulundular. Süt
Günü, gerçekten önem arz ediyor; ama,
Sayın Ahmet Ertürk'e takdir ettik hepsinin adına.
Buyurun Sayın Ertürk.
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Aydın
Milletvekili Ahmet Ertürk'ün, Dünya Süt Günü münasebetiyle, gıda güvenliği ile
sağlıklı nesiller yetiştirebilmek için süt tüketiminin artırılmasının önemine
ilişkin gündemdışı konuşması
AHMET ERTÜRK (Aydın) -
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 21 Mayıs Dünya Süt Günü dolayısıyla
gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Sayın Başkana, bu sözü verdiği için çok
teşekkür ederim.
Gerçekten, bütün dünyada,
süt, her geçen gün daha ehemmiyetle, daha önemle gündeme taşınmakta, bilhassa
geleceğimiz olan çocuklarımız için fevkalade önem arz etmektedir.
Yurt dışında, Amerika'da,
Avrupa'da, gelişmiş ülkelerde, süt konusunda, gerek billboard'larda gerek
yazılı ve görsel basında, çok yoğun bir şekilde, bu, sütün içilmesi,
tüketilmesi yönünde büyük programlar, büyük reklam kampanyaları yapılmaktadır;
ama, maalesef, ülkemizde, bu konuda çok etkili bir çalışma olduğunu
söyleyemeyiz. Sadece, biz, üretim yönünden büyük çalışmalar ve çabalar
harcamaktayız; Tarım Bakanlığımız ve TÜGEM Genel Müdürlüğümüz marifetiyle, süt
üretimimizi dünya standartlarına yükseltmek bakımından yoğun çabalar ve
desteklemeler yapılmaktadır. Ancak, tüketim yönünden aynı çalışmalar yoktur;
çünkü, bu konuda Bakanlığımızın çalışmalarının ötesinde, bilhassa sütü üreten
firmaların, fabrikaların ve tüketici kurum ve kuruluşların yoğun çalışmalar
yapması gerekmektedir.
Dünyada "süt
bıyığı" gibi, çeşitli, insanlara hoş gelen enstantanelerin ötesinde,
ülkemizde, maalesef "okul sütü", "anne sütü" gibi projeler
Bakanlığımız ve Hükümetimiz tarafından gündemde tutulmaya çalışılmaktadır.
Bunun dışında, Avrupa
Birliği müzakerelerinde de, en sıkı ve en sert konunun tarım olacağı ve tarımda
da hayvancılık gibi gerçekten çok çetrefilli gibi görünen ve kayıt içine
aldığımız takdirde de sorunun üstesinden gelebileceğimiz süt konusunda bir dik
duruş sergilemeliyiz diye düşünüyorum.
Gıda güvenliğinde
gerçekten en önemli ve ehemmiyet arz eden konuların başında da süt gelmektedir.
İneğin memesinden sağılan sütün ta çocuklarımıza ulaştırılıncaya kadar -hem
soğuk zincir kurulması aşamasında hem de çok kısa zamanda mikrobakterilerin
üreme ortamı sütte çok fırsat bulduğu için- bu konuda, gıda güvenliği konusunda
da Bakanlığımızın yoğun çalışmaları vardır. Gerek sağım makineleri
desteklerinde gerekse soğutma tankı desteklerinde, Tarım Bakanlığımız, 2006
yılı programlarında etkili çalışmalar içerisine girmiştir.
Son günlerde, bir de
bakıyoruz ki, gerçekten, süt üretimindeki Bakanlığımızın bu çalışmalarının
yanında, akaryakıtla uğraşan tüccarlarımız, tacirlerimiz, esnaflarımız,
kuyumcularımız, sarraflarımız, büyük müteahhitlerimiz hayvancılık yapmaya heves
etmektedirler. 500 başlık, 1 000 başlık işletmeler kurma yönünde,
Bakanlığımıza, biz milletvekillerine, elbette sizlere çok büyük talepler
gelmektedir. Bu konuda, gerçekten, hayvancılık teşvikleri şu an çok iyi bir
noktadadır. Ancak, bunların, mutlaka derlenip toplanması lazım; çünkü,
tüketimle örtüşmediği müddetçe, fazla üretimde sıkıntılar yaşayabiliriz.
Yalnız, biz Türkler, süt
içme alışkanlığımız çok yüksek olmasa da, sütü, yoğurt olarak, dondurma olarak
ve ayran olarak tüketmeyi seven bir milletiz. O bakımdan, dünya ölçütlerinde,
her ne kadar, içme sütü bakımından biz biraz gerilerde kalsak da, yoğurt, ayran
ve dondurma tüketimimizle, biz de, dünya milletleri içerisinde eşdeğer seviyede
bir süt ürünü tüketme fırsatı bulabilmekteyiz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hayvancılık konusundaki desteklemelerden de üç beş cümleyle
söz etmek istiyorum. Gerçekten, gerek kaba yem teşvikleriyle gerek süt
teşvikleriyle gerekse sunî tohumlama teşvikleriyle ve sunî tohumlamadan doğan
buzağıların da kayıt altına alınması yönündeki teşvikleriyle, bugün, Tarım
Bakanlığımız, bu zor ve meşakkatli işi yapan çok değerli çiftçilerimize ve
ürettiği sütlerle bu toplumun protein ihtiyacını karşılayan değerli
üreticilerimize fırsatlar ve açılımlar vermektedir. Gerçekte, hayvancılık, son
yıllarda altın yıllarını yaşamaktadır. Süt üreten insanlar, yetiştirdikleri
otlarla hayvanlarını beslemekte ve sağdıkları sütlerden, doğan buzağılarından,
damızlık hayvanlarına kadar pek çok konuda desteklemeler ve teşvikler
alabilmektedirler.
Bütün bunların ötesinde,
protein açısından gerçekten çok ehemmiyetli olan sütü… Biz de, çocuklarımıza,
gerçekten yarının geleceği olan ve Türkiye'nin geleceğinde çok etkili görevler bekleyen
çocuklarımıza, süt tüketimi konusunda, yol göstermek zorundayız.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim,
konuşmanızı tamamlayın lütfen.
AHMET ERTÜRK (Devamla) -
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Eğer, çocuklarımıza, daha
çok süt tüketimi konusunda, biz, anneler, babalar olarak, onlara örnek
çalışmalar yapabilirsek, sağlıklı nesiller yetiştirme konusunda bu en önemli
ürün, en önemli protein kaynağı olan ürünü… Bilhassa kadınlarımız için
-kalsiyum konusunda da- ve biz erkekler için de, belli yaşlara geldikten sonra
da mutlaka tüketilmesi gereken bu ürünün tüketimi yönünde yoğun çalışmalar,
gayretli çalışmalar bizleri beklemektedir. En azından, biz, milletvekilleri,
toplumun örnek kişileri olarak, bu süt tüketimi konusunda biraz daha ehemmiyet
ve gayret göstermeliyiz diyorum.
Bu gayretlerimizin ve
çabalarımızın sonucunda, çok sağlıklı nesillerle, geleceğimizin Türkiyesini
yaşatacak olan çocuklarımıza iyi fırsatlar sağlayabiliriz düşünceleriyle, tüm
Türkiyemize, ülkemize ve dünyaya Dünya Süt Gününün kutlu olmasını diliyorum,
hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Ertürk.
Gündemdışı ikinci söz
isteği, Karadeniz'deki fındık üreticisinin mağduriyeti konusunda olmak üzere,
Ordu Milletvekili Sayın İdris Sami Tandoğdu'ya aittir.
Buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Yalnız, Sayın Tandoğdu,
bu usulü... (AK Parti sıralarından "şov yapma" sesleri, gürültüler)
Ben rica ediyorum, bu
fındıkları alalım.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Sayın Başkanım, arkadaşlarımız görsünler. (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Görüyorlar
zaten...
AHMET YENİ (Samsun) -
Olur mu öyle şey?!
BAŞKAN - Ben rica
ediyorum, onu alalım.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Fındık üreticisinin mağduriyetini...
BAŞKAN - Onu gördüler
zaten. Ben rica ediyorum size.
Alsın arkadaşlar.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Getir yiyelim şunu ya! Getir biz yiyelim!
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) - Burası işporta pazarı değil ki kardeşim! Burası işporta pazarı
değil ki!
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
ben rica ediyorum; kürsünün altına koyun efendim.
(AK Parti sıralarından
"şov yapma" sesleri)
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) - Oldu olacak, dağıt!..
AHMET YENİ (Samsun) - Şov
yapmana gerek yok! Şov yapmana gerek yok!..
BAŞKAN - Buyurun efendim.
2.- Ordu
Milletvekili İ. Sami Tandoğdu'nun, Karadenizli fındık üreticilerinin
mağduriyetine, fındık ihracatının artırılmasında karşılaşılan problemlere
ilişkin gündemdışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un cevabı
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Şovla alakası yok.
AHMET YENİ (Samsun) - Şov
tabiî.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Aklınızı peynir ekmekle yemediniz. Biz fındıkla yiyoruz aklımızı.
Lütfen... (AK Parti sıralarından gürültüler)
Sayın milletvekilleri,
lütfen, terbiyenizi takınmanızı rica edeceğim. Burada şovluk bir şey yok.
Lütfen efendim... Lütfen... Lütfen...
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
O söz yanlış!
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Ya, her şeye kızıyorsunuz!
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
siz konuşmanıza başlayın efendim; buyurun. Lütfen…
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, her şeye kızıyorlar. Fındığın nesine kızıyorlar;
fındık fındıktır!..
TEVFİK AKBAK (Çankırı) -
Çuvalla getir!
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU
(Çorum) - "Terbiyenizi takının" denilmez!
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Versinler fındığın parasını o zaman.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Ben, bölgemin geçim kaynağı olan fındığın mağduriyetini ortaya
koymaya çalışıyorum. Mağdurdur!.. Bu fındığı tanımanızı istiyorum.
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) - Tanıyoruz…
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Tanımıyorsunuz… Bu fındık, çarşıda 28 000 000 liraya yiyorsunuz,
köylüden 3,5 milyon liraya alınıyor.
TEVFİK AKBAK (Çankırı)
- Kim alıyor?
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Sizler alıyorsunuz. Sizler sahip çıkmadığınız için bu hale
gelmiştir. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
siz Genel Kurula hitap edin; lütfen…
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) - Sayın Tandoğdu, yarın, ayakkabıcıların sorunlarını getirirken,
ayakkabıyı getirip kürsüye mi koyacaksınız?!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, müdahale etmeyelim.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Koyabilirsiniz… Elma ile armutları toplamaya çalışmayın; lütfen…
Siz, şu anda, elma ile armudu topluyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
siz Genel Kurula hitap edin.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Ağlamayana meme vermiyorsunuz; kendinizden olmayanlara
bakmıyorsunuz.
BAŞKAN - Bakın, sürenizi
kullanmış oluyorsunuz.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Sayın Başkan, özür dilerim… Özür dilerim…
BAŞKAN - Buyurun… Buyurun
efendim…
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Bugün, Karadeniz Bölgesinin çilesi hiç bitmeyen fındık köylüsünün
fındıkla olan sorunlarını…
SONER AKSOY (Kütahya) -
Sayın Başkan böyle olmaz!.. (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Efendim, onu da
ben takdir edeyim. Lütfen… Müdahale etmeyin.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - …bana yalvarışlarını, yakarışlarını, Türkiye Büyük Millet
Meclisindeki AK Partili milletvekili arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum; onun
için buradayım ve bunları dile getirmek için sizden yardım istiyorum.
Yüce Meclisi saygıyla da
selamlıyorum.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Diyarbakır) - Biz de sizi selamlıyoruz.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Teşekkür ederim.
Bugün, burada, özellikle,
Ordu, Giresun, Samsun, Trabzon, Bolu, Düzce milletvekillerine, Karadeniz
Bölgesi halkına, fındık köylüsüne seslenmek istiyorum. Millî ürünümüz olan
fındığın politika içerisinde yok edilişi, fındık köylüsünün hiçe sayılması…
Onların sorunlarını duymazdan gelen, kulağını tıkayan AK Partili milletvekillerine
seslenmek istiyorum; bakanlara seslenmek istiyorum, Başbakana seslenmek
istiyorum.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Duymaz, duymaz… Başbakan sağır ve dilsiz!
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Fındık köylüsü kan ağlarken, patranırken, çırpınırken, bırakın,
eski fındığı -2005 fındığını- 2006 fındığının ne olacağı karanlık, ne fiyatla
satılacağı belli olmamışken, AK Partinin bölge milletvekilleri, AKP'nin değerli
milletvekilleri nasıl yatağında yatıyor, anlamak mümkün değil! Hz. Ali'nin
"bugün Allah için ne yaptınız" sözüne karşılık, ben de, bölgemin
milletvekillerine şunu soruyorum: Fındık için ne yapmışlar? Ne yapmışlar?..
İşte, gelenleri görüyoruz. Lütfen, bu sorularıma da cevap verilmesini istiyorum
kendilerinden.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Diyarbakır) - Ben sizi seviyorum.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Sizler, fındığın nasıl toplandığını; yani, bölge milletvekilleri
fındığın nasıl toplandığını iyi bilirler. Sabahın ilk saatlerinde, Sabah
Ezanıyla bahçeye girilir, 30 derece sıcakta, nem ve rutubet içerisinde,
analarımızla, bacılarımızla, kardeşlerimizle, gelinlerimizle ve amelelerle o
fındık toplanırken, çuvallanırken, heye konurken, harmana giderken,
harmanlanmasını iyi bilirler. O fındığın ne kadar büyük emek sarf edilerek,
şehre indiğini, çarşıya indiğini iyi bilirler ve biz, o bölgenin
milletvekilleri, aynı topraklarda doğduk, aynı coğrafyada büyüdük, fındıkla
doğduk, fındıkla sünnet olduk, fındıkla okuduk, fındıkla doktor olduk, fındıkla
milletvekili olduk, bakan olduk ve fındıkla da öleceğiz. Kefenimizi fındık
parasıyla alacağız ve mezarımız da fındık bahçesinde olacaktır. Belki, burada
olanlar, o günleri unutmuş olabilirler, belki o günlerin sıkıntılarını bir
kenara koymuş olabilirler; ama, şu anda, Karadeniz’deki, Ordu’daki ve diğer
bölgelerdeki fındıktan geçimini sağlayan halk, aynı şeyleri yaşıyor; o fındıkla
doğuyor ve o fındık bahçesinde yaşıyor ve ölüyor. Lütfen, bölgenin
milletvekillerinin hassasiyetini ve hassasiyetinin halka sirayet etmesini
istiyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; çocukluk yıllarımızda ailelerimiz, çerezlik
fındıklar biriktirirlerdi, o fındıklar ambarlarda beklerdi; annelerimiz, bize,
sofralarda, yemeklerden sonra, okula giderken, zihinlerimiz açılsın diye o
fındığı yedirirlerdi. Ama, inanır mısınız, o ambarda, o fındığı fareler yerdi
ve artan fındıkları, özellikle, annemiz seçer, bize yedirirdi.
Şimdi, Karadeniz
Bölgesinde 8 000 000 insanın geçim kaynağı olan fındığı kimler yiyor biliyor
musunuz; bu, 8 000 000 kişi, bir tane, Başbakanımızın, başdanışmanı ile sekiz
on tane fındık tefecisiyle baş edemiyor ve küme düşmüş durumdadır. (CHP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Karadeniz köylüsü, mağlup
olmuştur, yenilmiştir ve küme düşmüştür. Peki, bunların acısını, bunların
sıkıntısını kimler halledecek?
Arkadaşlar, bugün aldığım
fındık fiyatı 4 700 000 lira.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
size 2 dakika eksüre veriyorum.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
5 dakika… Müdahaleler var Sayın Başkan.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Bundan on gün evvel, Sayın Genel Başkanımızın orada yapmış olduğu
mitingden sonra, görkemli mitinginden sonra fındık fiyatlarında hareket
başladı, ağırlaştı ve bugün 4 700 lira; 4 700 000 lira eski fiyatla söylüyorum.
Arkadaşlar, sizin
bilmenizi istiyorum, AKP Grubunun bilmesini istiyorum, çok önemli. Avrupalının,
fındıkla, fındık fiyatıyla bir sorunu yok. Avrupalı bizden fındığı 8 000 000
liradan, 10 000 000 liradan alıyor. Arada beş on tane tefeci var; bunları
aşamıyoruz biz. Şu anda, Türkiye'deki fındık ihracatçısı başkanı, Avrupa'daki
ithalatçıyla ortak. Ne fiyatla gönderirsen alırım diyor; ama, bizimkiler 8 000
0000 liradan fındığı aldırmıyor ve Fiskobirlik'i mağdur etmekle ve
Fiskobirlikteki 7 000 000 lira belirlenen tabanfiyatla bir kişi fındığını satamamıştır.
Şimdi, ben size soruyorum
-buradaki arkadaşlarımın da her biriyle tartıştık- bölge milletvekillerine
sesleniyorum: Bundan üç dört ay önce bölgede seçim yapıldı. O seçimde 11 tane
milletvekili, hatta, eski Bakanımız da vardı. Seçimden bir gün evvel, Ordu
televizyonlarında ve Giresun televizyonlarında 240 000 seçmeni olan, üyesi olan
Fiskobirlik grubuna, Fiskobirlik delegelerine "eğer bizim listemize oy
verirseniz, Fiskobirlik'e para veririz" dediler.
Sevgili arkadaşlar, evet,
mimiklerinizden anlıyorum ki, yanlış söylediğimi zannediyorsunuz. Bu sözlerim
doğrudur; burada, tanık olan arkadaşlarımız da vardır ve Fiskobirlik yönetimini
kaybettikten sonra Fiskobirlik'e beş kuruş para verilmedi ve Fiskobirlik'ten
köylünün 171 trilyon alacağı var. Bunu nasıl ödeyeceğiz, nasıl ödeyeceksiniz?!
(AK Parti sıralarından gürültüler)
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) - Satsın, satsın!.. Depolarındaki fındığı satsın!
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Şu anda, zaten, geçmiş fındık, geçmişteki fındık, yani, 2005
fındığından umudunu kesmiş olan bu Karadenizli vatandaşım, fındık köylüm, 2006
fındığını düşünüyor.
HALUK KOÇ (Samsun) - Niye
satsın?!. Millet aç, bağırıyor orada ya!
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - 2006 fındığı ne olacak? (AK Parti sıralarından gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) -
Satsın…
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Nereye?.. (AK Parti ve CHP sıralarından gürültüler)
Sevgili arkadaşlarım,
olduğunuz yerde söz atmakla… Çözüm getiriyorum ben size; çözüm getiriyorum.
BAŞKAN - Arkadaşlar,
lütfen, müdahale etmeyelim.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Size bir şey söylüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
mikrofonu açıyorum, konuşmanızı tamamlayın lütfen.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan, bitiriyorum efendim.
1,5 milyar dolar
malvarlığı olan, deposunda 60 000 ton fındığı olan bir kuruluşa, bir banka, 250
trilyon, 300 trilyon kredi vermez mi arkadaşlar. (AK Parti sıralarından
gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) - İş
Bankası versin ya!.. (CHP sıralarından gürültüler)
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Efendim…
AHMET YENİ (Samsun) - İş
Bankası versin.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sen konuşma!..
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - İş Bankasıyla bunun ne alakası var?! Çok ayıp ediyorsunuz!
(Gürültüler)
11 tane, İş Bankasının
yönetim kurulunda 4 tane Cumhuriyet Halk Partilinin… (AK Parti sıralarından
gürültüler)
Ama, çok ayıp
ediyorsunuz…
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, müdahale etmeyelim.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Çok ayıp ediyorsunuz… (AK
Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Müdahale
etmeyelim…
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Bunu, aynı şekilde, o masum, her umut…
HALUK KOÇ (Samsun) - Ne
biliyorsun İş Bankasını sen?!
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) - Biz de biliyoruz…
BAŞKAN - Sayın Koç,
lütfen…
AHMET YENİ (Samsun)
- Ben biliyorum… Sen anlamazsın…
BAŞKAN - Sayın Yeni…
Sayın Yeni…
HALUK KOÇ (Samsun) - Ne
biliyorsun?!. Güya bankacısın sen!.. Hadi oradan, faizsiz bankacı…(CHP ve AK
Parti sıralarından gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) - Ben
bankacıyım.
HALUK KOÇ (Samsun) - Ne
bankacısı?! Faysalcısın sen… Sen, Faysalcısın…
BAŞKAN - Sayın Koç…
HALUK KOÇ (Samsun) - Aç
bıraktınız, aç!.. Milleti aç bıraktınız!..
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Sayın Başkan, Sayın Başkan… Siz, fındığı tanımıyorsunuz, onun için
fındığı buraya getirdim, bu fındığa bakın lütfen, tanıyın bunun çilesini.
Düyunu umumiyenin, Osmanlı'nın borcunu ödeyen, millî ürün olan bu fındığı bu
hale getirdiğiniz için utanmanız gerekirken, haksız yere, bilmeden konuşmanızı
anlamak mümkün değil.
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
son cümlelerinizi rica ediyorum.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Geceleyin yatağınızda nasıl uyuyorsunuz, bunu anlamak mümkün değil.
Ama, ben, fındık
köylüsüne de dargınım; buradan onlara da sesleniyorum: Bu denli
tepkisizliklerini, bu denli ilgisizliklerini… Yalnız bana yakınmalarından da
şikâyetçiyim.
1969 yılında, üniversite
yıllarında, öğrenciyken -o zaman Ticaret Bakanlığı belirliyordu fiyatları- 1969
yılında, 1 kamyon fındığı, biz, E-5 Karayoluna dökerek, o zamanki şartlarda, o
zamanki koşullarda fındık tabanfiyatını yüzde 100 zamlandırmıştık. O işte
önderliği yapan eski Belediye Başkanı Fikri Sönmez'i, gururla, onurla anıyorum
burada.
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
son cümlenizi alıyorum.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - O nedenle, bu toplumda…
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
son cümlenizi rica ediyorum.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
EYÜP FATSA (Ordu) - Kimse
kalmadı o dönemden Sayın Doktor.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Ama, Sayın Eyüp Fatsa, beni buradan fazla konuşturmayın.
EYÜP FATSA (Ordu) -
Konuş; ama, doğru şeyleri konuş…
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Benim fındık fabrikam yok,
benim fındık fabrikam yok.
EYÜP FATSA (Ordu) - Doğru
konuş…
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Ben doğruyu konuşuyorum; siz de ayıp ediyorsunuz. Benim fındık
fabrikam yok. Verdiğiniz sözleri, bölge halkına, yerine getirin, yerine
getirmenizi istiyorum.
EYÜP FATSA (Ordu) - Doğru
konuş…
BAŞKAN - Efendim,
karşılıklı konuşmayalım, lütfen…
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - 2006 fındığının mağduriyetini ortadan kaldırın.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Tandoğdu.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Sayın Bakan, fındık önünüzde dursun da ona göre cevap verin.
BAŞKAN - Görevliler
alacak onu, görevliler alacak.
Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri,
gündemdışı konuşmaya Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Ali Coşkun cevap
verecektir.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ordu
Milletvekili Sayın Doktor Sami Tandoğdu'nun fındık üreticisinin mağduriyetine
ilişkin gündemdışı konuşmasına huzurunuzda teşekkür etmek isterdim; ancak,
cidden çok üzüldüm. Lütfen, muhalefet partisi olarak sizin sözlerinize saygı
duyuyoruz, her şeyi kavga haline getirmeyin; bir.
İkincisi, biz, İktidar
olarak, bu milletvekilleri utanacak hiçbir şey yapmadı; aynen size iade
ediyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar, CHP
sıralarından gürültüler)
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Sayın Bakan, ben utanılacak hiçbir şey yapmıyorum; ben, halkımın…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Otur yerine! (CHP sıralarından gürültüler)
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Bakan gibi konuş!..
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
lütfen, dinleyin…Lütfen, dinleyin…
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Sayın Bakan, geçen sefer 20 dakika konuştun, fındık üreticisiyle ilgili hiçbir
şey söylemedin!
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Ben utanılacak hiçbir şey yapmadım!
MEHMET DANİŞ (Çanakkale)
- Dinlemesini öğren!
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
lütfen, dinleyin!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Otur yerine, otur! Cevabını alacaksın. Kavgayla bir yere
gidemezsiniz. (CHP sıralarından gürültüler)
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Böyle bakan olur mu?!
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
lütfen yerinize oturun!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Sayın Başkanım… (CHP sıralarından gürültüler)
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Sayın Bakan fındık üreticilerinin…
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
lütfen yerinize oturur musunuz. Eğer yerinize oturmazsanız, birleşime ara
vereceğim.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Sayın Başkanım, eğer Büyük Millet Meclisinin
saygınlığına saygısı varsa, milletvekili olarak arkadaşlarıma
"utanın" demesini geriye alır, almıyorsa kendisi utanır. Tekrar
söylüyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Ben utanılacak bir şey söylemedim! Utanacak olan insanlara söylüyorum bunu!
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
lütfen, oturun yerinize.
Sayın Bakan, buyurun siz
konuşmanıza devam edin.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Bakan gibi konuş orada.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere, fındık, dünyada
belirli bölge ve coğrafî alanların yaşam tarzıyla özdeşleşen, o bölgelerde
yaşayan insanların kültürü, sosyal ve ekonomik yapısı üzerinde derin izler
oluşturan nadir ürünlerden birisidir. (CHP sıralarından gürültüler)
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Okuma, okuyarak cevap verme! Biliyorsan yüreğinle konuş,
yüreğinle! Sen fındığı tanımazsın! Eline verdikleri yazıyı okuma…
BAŞKAN - Değerli arkadaşlar…
Sayın Bayındır… Değerli arkadaşlar… Parlamenter demokrasinin ve
milletvekilliğinin birinci şartı dinlemektir.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Arkadaşlar, bağırarak bir yere gidemezsiniz, kavga
ederek demokrasiyi yaşatamazsınız, vazgeçin şu huyunuzdan, vazgeçin, size saygı
duyalım.
BAŞKAN - Lütfen,
dinleyelim…
Sayın Bakan, siz buyurun.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Sayın Bakan, geçen sefer 20 dakika konuştunuz, hiçbir şey söylemediniz!
BAŞKAN - Efendim, siz bir
dinleyin, lütfen, dinleyin!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Dinler misiniz!..
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - 20
dakika konuştunuz geçen sefer, hiçbir şey söylemediniz.
BAŞKAN - Sayın
Milletvekili, kaç dakika konuştuğunu siz nereden biliyorsunuz?!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin şerefli bir bakanı
olarak, bir muhalefet partisi milletvekilinin sorusuna cevap veriyorum; biraz
saygılı olun.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Cevap vermiyorsunuz!.. Okuyarak cevap verme, biliyorsan yüreğinle
konuş.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakan, siz konuşmanıza devam edin.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Doğu Karadeniz Bölgemizin geleneksel ürünü olarak
bilinirken, üretim alanlarına yayılması sonucunda…
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)
- Eline yazmış vermişler, burada, okuyorsun…
BAŞKAN - Sayın Bayındır,
eğer, dinlemek istemiyorsanız, kapı orada… Buyurun…
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Dinlerim Sayın Başkan... Dinlerim...
BAŞKAN - Rica ederim…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Batı Karadeniz Bölgesi içinde değer kazanan fındık, bu
bölgelerde yaşayan 250 000 fındık üreticisi ile 50 kooperatif bünyesinde, çok sayıda vatandaşımızın, doğrudan veya
dolaylı olarak ana geçim kaynağını oluşturduğunun bilinci içindeyiz.
YILMAZ KAYA (İzmir) -
Hangi ansiklopediden aldın Sayın Bakan?!.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Öte yandan, Karadeniz Bölgemizde, fındık eksenli bir
ticaret ve sanayi de oluşmuştur. Fındığın bölge ekonomisine olduğu kadar, ülke
ekonomisine de önemli katkıları bulunmaktadır. Nitekim, ülkemiz, dünya fındık
üretiminde ortalama yüzde 75'lik, dünya fındık ticaretinde yüzde 80'lik payla
ilk sırayı almaktadır. Dünya kabuklu fındık üretiminin 700-800 bin ton, iç
fındık tüketiminin ise 300-350 bin ton arasında gerçekleştiği dikkate
alındığında, ülkemiz, rekoltenin yüksek olduğu yıllarda, dünya tüketimini tek
başına karşılayabilecek durumdadır. Onun için, bizim Hükümetimizden önce,
fındık ağaçlarının sökülmesi karara bağlanmıştır. O zaman, arkadaşların sesinin
çıktığını ben hatırlamıyorum; ama, biz, fındık ağaçlarını söktürtmedik.
Bölge ve ülke
ekonomisindeki önemi nedeniyle fındık, her zaman hassasiyetle ele alınmış ve bu
ürüne yönelik uygulama ve politikalar da, bu hassasiyete uygun olarak
belirlenmiştir. Yakın zamana kadar yürütülen uygulamalara baktığımızda, ihracat
gelirlerinin belirli bir seviyenin altına düşmemesi, piyasada istikrarın
sağlanması ve üreticinin mağduriyetinin önlenmesi gerekçeleriyle fındık, devlet
müdahalelerine konu olmuştur. Bugün duyduğumuz sıkıntı buradan
kaynaklanmaktadır; çünkü, devlet, maalesef, tütünü almış yakmış, çayı almış
dökmüş, fındığı almış yağlığa yollamış, zararını Hazineden karşılamış.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Yok öyle bir şey…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Bir dakika…
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Yok öyle bir şey…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Kayıtlı olarak kalmış; o yükü, biz, şimdi temizliyoruz.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Parasını Hazineye aldınız, Hazineye; ödemediniz köylüye.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Artık bu millet, fındık yemeyen insanın verdiği
vergiyle…
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Parasını Hazineye verdiniz, Hazineye... Ödemediniz köylüye!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - …oradaki zararları kapatma durumunda değil.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Parayı Hazineye aldınız, ödemediniz!.. Onu da söyle, kaç trilyon aldınız
Hazineye, fındık üreticisinin yağlarından, fındığından, onu söyle…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Uygulamaya konulan ekonomik istikrar tedbirlerinin
sonucu olarak…
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Onu söyleyeceksin, öyle değil mi?!
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın
Arz, bu kadar yalan konuşulmaz!..
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Sen yalan konuşuyorsun!.. Çık söyle, konuş orada…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - 1994 yılından itibaren…
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın
Bakanı dinle!..
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Saz çalıyor, bir şey söylemiyor!..
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - … tarım satış kooperatiflerinin alım yaptığı ürünlerde
ve bu arada, fındıkta devlet destekleme alımlarına son verilmiştir. 1994
yılından beri neredesiniz arkadaşlar?! 1994 yılından beri, devlet, bu kararı
vermiş.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Donda söz verdiğiniz paraları ödeyin!.. Söz verdiğiniz paraları!..
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Dinle!.. Dinleyin de öğrenin, öğrenin!..
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Dinliyoruz; sen, bugün için bir şey söylemiyorsun, geçmişten konuşuyorsun…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Değerli arkadaşım, olayı dinle, öğren, ondan sonra
tenkitlerini yap…
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Biliyorum, biliyorum, ben fındıkçıyım…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Bilmeden konuşuyorsun ya da fındıkçısın, menfaatını
düşünüyorsun!..
MEHMET IŞIK (Giresun) -
Sayın Bakan, 2002'de siz değil miydiniz meydanlarda…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - 1994 yılından itibaren, Fiskobirlik alımları, Destekleme
ve Fiyat İstikrar Fonu kaynaklarından sağlanan kredilerle gerçekleştirilmiştir.
4572 sayılı Kanun 2001 yılında çıkmış, biz çıkarmadık. Başlatılan yeniden yapılandırma
uygulamalarıyla, Fiskobirlik ve bağlı kooperatiflerin de içinde bulunduğu tarım
satış kooperatifi ve birliklerinin demokratik kooperatifçilik ilkeleri
doğrultusunda özerk ve malî yönden güçlü, tabandan tavana doğru sağlıklı bir
örgütlenmeye sahip, piyasa şartlarında ekonomik etkinlik ve verimlilik ilkeleri
çerçevesinde faaliyetlerinin sürdürebilir bir yapıya kavuşturulması amaçlanmış
bu yasayla. Biz çıkarmadık yasayı…
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
İki yıl da kredi verdi onlar, siz vermediniz… Onlar hep kredi verdiler bu
yasayı çıkardıkları halde, Fiskobirlik'e…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Aziz arkadaşım, dinler misin lütfen!..
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Dinliyorum sizi, iyi dinliyorum…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Hayır, dinler misin lütfen!..
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
İyi dinliyorum sizi.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Hayır, dinler misin lütfen!.. Bitireyim, ondan sonra…
BAŞKAN - Sayın Bakan, siz
devam edin efendim.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Böyle bir yapıya kavuşturulması için, Yeniden
Yapılandırma Kurulu çalışmalarını yapmış, birçok birliği bu yapılandırmanın
dışına aktarmıştır. Bu amaçla, uygulamaya konulan yeniden yapılandırma programı
dahilinde, birlikler üzerinde çalışmalar devam etmektedir.
Fiskobirlik'e, bu
kapsamda personel tazminatlarının karşılanması için -iyi dinleyin, fazla personel için- 19 trilyon lira kaynak
aktarılmıştır, kıdem tazminatları için.
Birliğin ekonomik ve
verimli bir işletme halinde faaliyet gösterebilmesi için teknik yardım
sağlanmış, ayrıca, Fiskobirlik'in yağlık zararlarının DFİF borçlarından mahsup
edilmesi imkânı getirilmiştir. Böylece, Birliğin sağlıklı bir malî yapıya kavuşması
ve fındık piyasasında üreticileri temsilen etkin bir aktör olarak yerini
alabilmesi için gerekli adımlar atılmış bulunmaktadır.
Bu çerçevede -burayı,
lütfen iyi dinleyin- 31.12.2005 tarihi itibariyle, bizim Hükümetimiz, 2005
tarihi sonunda, artık, 1994 yılından beri sürüncemede bırakılan ve
Fiskobirlik'in üzerinde borç olarak kalan, Hazine tarafından karşılanmış konuyu
temizledi.
133 trilyon lira
tutarındaki köprü kredi hesabı; 1.5.2000 öncesi kullandırılan ve bakiyesi 1
katrilyon 163 trilyon lira olan kredileri, 1.5.2000 sonrası kullandırılan ve
bakiyesi 167 trilyon lira olan yine DFİF kredileri; her sene krediyi almış,
karşılığını ödememiş.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Bütün tarım ve kredi kooperatiflerine uyguladınız bunu, sadece ona değil.
HASAN ÖREN (Manisa) -
Hepsine uygulandı.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Lütfen, dinle!.. Lütfen…
ŞEVKET ARZ (Trabzon ) -
Bunları çok dinledik.
BAŞKAN - Sayın Şevket
Arz…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Mahsup ve terkin işlemleri…
BAŞKAN - Sayın Bakanım,
bir dakika müsaade eder misiniz.
Sayın Arz, niye,
müdahalede ısrar ediyorsunuz?!
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Eksik söylüyor, eksik!..
BAŞKAN -
Karadenizlisiniz, bu işin içindesiniz, siz de biliyorsunuz bu olayları.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Eksik söylüyor.
BAŞKAN - Ama, muhalefet
olmak, bazı gerçekleri illâki, reddetmek anlamına gelmez arkadaşlar. Dinleyin;
beğenmediğiniz kısımlar varsa, bunu sorarsınız, soru hakkınız var; ama,
durmadan müdahale ediyorsunuz. Size yakışmıyor yani. Rica ediyorum…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Sayın Başkan, bakın dinliyoruz. Hangi gerçeklerden bahsediyorsunuz?
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
ben, size…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - 2 Ocak 2006; yani, bu yılın içinde…
BAŞKAN - Sayın Bakan, bir
dakikanızı rica edebilir miyim.
Bakın, Sayın Tandoğdu,
Türkiye'nin önemli meselesidir, söz istediniz, bu meseleyi tartışmaya açtınız.
En yetkili bakan burada cevap veriyor; ama, bakın, en önemli cümleler
tartışmaların arasında kayboluyor. Bunu yapmayalım, rica ediyorum…
Buyurun.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Kendi kendini savunur Sayın Bakan, siz niye savunuyorsunuz Sayın Başkan?!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, yalnız, siz taraf olarak konuşuyorsunuz. "Bu gerçekleri
niye anlamak istemiyorsunuz" şeklinde bir hitap, Meclis Başkanvekiline
yakışan bir hitap değil. Böyle bir şey olabilir mi Sayın Başkan; siz taraf
olarak görüyorsunuz kendinizi!
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Otur yerine!
BAŞKAN - Onu takdir etmek
size mi kaldı Sayın Kandoğan?! Oturun yerinize!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Hayır, öyle bir şey olabilir mi Sayın Başkan!
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Otur yerine! Otur!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Evet, ben milletvekili olarak söylüyorum!
BAŞKAN - Devam edin…
Yapacağınız bir şey varsa yaparsınız. Oturun yerinize!.. Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Böyle bir şey olabilir mi Sayın Başkanım!
BAŞKAN - Oturun
yerinize!. Cumhuriyet Halk Partisinin avukatlığı size mi kaldı. Oturun lütfen!
Buyurun.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, gerçeklerden neden korkuyorsunuz?
Gerçekleri neden dinlemiyorsunuz?
BAŞKAN - Sayın Bakan, siz
anlatın; dinlemeyen dinlemez.
YILMAZ KAYA (İzmir) -
Gerçekleri söylemiyorsunuz, okuyorsunuz!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Ben gerçekleri anlatıyorum, gerçekleri öğrenin, yine
tenkit edin.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Yalnız, bir soru soracağım Sayın Bakan siz bitirdikten sonra; sizden rica
ediyorum doğru cevap verin.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Vereceğim efendim, sabırlı olun.
BAŞKAN - Efendim,
dinleyelim; beğenmediğiniz, tatmin olmadığınız kısımlar olursa, sorarsınız.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, konuşmamı bitireyim, tekrar soru
sorun, tekrar cevap veririm. Ben sizin gibi acul değilim, sizin gibi sabırsız
değilim! Yeter ki siz öğrenin! (CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Buyurun efendim,
siz devam edin…
YILMAZ KAYA (İzmir) -
Ayıp oluyor Sayın Bakan!
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Fındık üreticisini perişan ettiniz, perişan...
BAŞKAN - Sayın Arz, rica
ediyorum…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, mahsup ve terkin işlemlerini, 2 Ocak
2006 tarihi itibariyle, bu Hükümet gerçekleştirmiş olup, 1,5 katrilyon lira
Fiskobirlik'in borcu silinmiştir arkadaşlar. Karadenizlinin teşekkür etmesi
lazım. Bu 1,5 katrilyon lirayı, benim doğulum, güneydoğulum, batılım, herkes
ödedi, vergisinden ödedi. Fındıkçıların zararını ödedik, 1,5 katrilyon lira.
HASAN ÖREN (Manisa) -
Yüzde 90'ı faiz onun. Siz de biliyorsunuz yüzde 90'ının faiz olduğunu. Devlet
olarak faiz işlettiniz verdiğiniz paraya.
BAŞKAN - Lütfen, efendim,
dinleyelim…
Devam edin efendim.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Buna ilave olarak, Pamukbank ve Yapı Kredi Bankasıyla
olan mahkemedeki konusunu tamamen
Hazine üzerine alarak, 313 trilyon lira borcu da, Hazine, ihraç edilen özel
tertip iç borçlanma senetlerini bankaya vererek, Fiskobirlik'i bu mahkemeden ve
borçtan da kurtarmıştır.
HASAN ÖREN (Manisa) -
Sayın Bakanım, bu 1,5 katrilyonun ne kadarı faiz, lütfen, açıklayın. (AK Parti
sıralarından "faiz de borçtur" sesleri)
BAŞKAN - Sayın Bakan, siz
anlatın, siz devam edin efendim…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Efendim, cevap vereyim.
Bu, faiziyle beraber 480
trilyon lirayı geçmişti; Hazine bankalarla anlaştı, 313 trilyon liraya
anlaştılar ve Fiskobirlik'in borcunu üzerine aldı, kapattı.
HASAN ÖREN (Manisa) - 1,5
katrilyon ne oldu?.. 1,5 katrilyon diyordunuz, şimdi 300 trilyona indiniz!
BAŞKAN - Sayın Ören, o
söylediği başka, öbürü başka kalem, ayrı kalemler. Bakın, ben dinliyorum, siz
de dinleyin…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, o zaman siz konuşun orada! Olur mu canım!
YILMAZ KAYA (İzmir) - Siz
söz alın, gündemdışı konuşun!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- O zaman siz geçin oraya Sayın Başkan!
BAŞKAN - Sayın Bakan,
şimdi, bir yanlışlığa meydan vermeyelim. Bir 1,5 katrilyondan bahsettiniz, bir
de Pamukbanktan. Bunu bir daha anlatın da biz de anlayalım, yanlış görmeyelim…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, siz müdahale etmek zorunda değilsiniz!
BAŞKAN - Efendim,
müdahale etmeyin!.. Sayın Grup Başkanvekili, size de uymuyor bu!..
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Fındık üreticisi…
BAŞKAN - Ama, siz… Ben
bile anlayamıyorum işi, o kadar gürültü var ki!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, tercüme ediyorsunuz, tercüme etmek mi sizin göreviniz?
BAŞKAN - Sayın Ören soru
soruyor; 330'mu, 1,5'mi? İşte, cevap versin.
HASAN ÖREN (Manisa) -
İşte o kadar!
BAŞKAN - Efendim, versin,
bu imkânı sağlıyorum işte size; ama, dinleyin lütfen.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Sayın Başkanım, konuşmam bitmeden hiçbirine cevap
vermiyorum.
HASAN ÖREN (Manisa) -
Hadi buyurun!.. Siz de şimdi kalkın, doğruları dinleyin deyin…
BAŞKAN - Sayın Bakan,
lütfen, konuşmanızı tamamlayın.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Sayın Bakanım, konuşmanızın bitmesini bekliyorum.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Efendim, 1,5 katrilyon lira borç silindikten sonra,
ilaveten bankalarla olan mahkemelik konusunda da, 313,6 trilyon liraya
anlaşılarak Hazine bono vermiş ve onu da silmiştir. Dolayısıyla, 1,8 katrilyon
lira borç ocak ayında silinmiştir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HASAN ÖREN (Manisa) -
Anapara ne kadar anapara?
YEKTA HAYDAROĞLU (Van) -
Türkçe söylüyor, Türkçe!..
HASAN ÖREN (Manisa) -
Fiskobirlik'in kullandığı para ne kadar?
BAŞKAN - Siz devam edin
efendim.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Evet.
Efendim, Dünya
Bankasıyla, bizden önce, 2000'li yıllarda yapılmış ARIP Projesi çerçevesinde,
artık yeniden yapılandırmanın dışına çıkarılan ve borçları ödenen hiçbir tarım
satış birliğine, artık, DFİF'ten, o yıl için para verilmemesi anlaşmada var,
bizden önce yapılan anlaşmada.
Dolayısıyla,
Fiskobirlikle oturuldu, anlaşıldı, protokol yapıldı, Fiskobirlik Başkanının
imzasıyla, Hazinenin imzasıyla, dolayısıyla, Yeniden Yapılandırma Kurulunun
imzasıyla. Bu borçların silinmesiyle bir müdebbir tüccar gibi, bilançosunun
tertemiz hale getirilmesi sağlandı.
Şimdi, ben, bir ricada
bulunacağım. Fiskobirlik, fındığı yüksek fiyatla almışsa ve bundan dolayı müstahsilini korumaya çalışmışsa,
sonra fındıkta oynamalar dolayısıyla elindeki fındığı satmakta ve aldığı
fındığın yarısını ödemiş -170 trilyon lira- gerisini ödemekte sıkıntı çekmişse,
bankalardan da kredi alamamışsa, bunda Hükümetin ne günahı var arkadaşlar?!
YILMAZ KAYA (İzmir) -
Çok, çok…
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Ne günahı var?!
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Alamazsın diyen, Başbakanın Başdanışmanı değil mi?!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Kaldı ki…(CHP sıralarından gürültüler)
Efendim, dinler misiniz…
Kaldı ki, biz iktidara
geldiğimiz zaman, hatırlarsınız, Genel Başkanımız daha başbakan olmadan, 150
lira ilaveyle
2 000 liranın altına
düşürmeyeceğim dedi, herkes tenkit etti. Yani, biz geldiğimizde fındık 2 000
liraydı, enflasyon tekli rakamlara indiği halde, fındık 6 000 lirayı geçti.
Biliyorsunuz, şu anda 4 000 lira civarında. Dolayısıyla, zaten, müstahsil
memnun. Bu işi, kavgayı götüren, ihracatçılar, aracılar ve birkısım müstahsil.
Dolayısıyla, bu kavgaya Hükümeti alet etmeyin, içine itmeyin, beraber çözelim
meseleyi.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Başdanışmanınız orada; nereden kuvvet alıyor bunları söylerken?!
BAŞKAN - Siz devam edin
efendim.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Şimdi, Fiskobirlik, ayrıca, tarım kredi kooperatifleri
anlaşma yaptı; oradan, isteyen müstahsil, kredi alarak tarım kooperatif
birliklerinden, Fiskobirlikten alacağını temlik etmektedir, orada da bir
rahatlama gelmiştir. Bundan sonra, tamamen, Fiskobirlik'in aracı olarak,
piyasayı düzenleyici olarak yapacağı alımlar veyahut da satımlarla, bu iş
kendisini sağlayacaktır. Dolayısıyla, burada gereksiz yere münakaşa etmek
hiçbir şey sağlamaz. Tekrar söylüyorum: ARIP anlaşmaları çerçevesinde, bu,
Dünya Bankası kredileriyle karşılandığı için, şu anda Hazine, Fiskobirlik'e
herhangi bir para veremiyor; çünkü, verdiği paraları şimdiye kadar geriye
alamamış. O şartla sildi, aşağı yukarı 1,8 katrilyon lirayı.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Diğer
birliklere veriyorsunuz Sayın Bakanım.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Dolayısıyla, sizin alacağınız varsa, gider, orayla
konuşursunuz, burada değil.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Diğer birliklere kredi veriyorsunuz...
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Buna ilaveten, biliyorsunuz, Yüce Meclisten çıkan,
lisanslı depoculuk konusuyla, inşallah, seneye, bütün tarım ürünlerinde,
lisanslı depoculuk da devreye girecek ve bu sıkıntılar büyük ölçüde halledilmiş
olacaktır.
Yine, fındık ticaretinin
sağlıklı yapıya kavuşması için, biz, birlikler özerk hale geldiği halde,
Bakanlık olarak, milyonlarca insanımızı ilgilendirdiği için, ilgimizi,
korumamızı üzerlerinden eksiltmiyoruz; ancak, yıllarca devletin yaptığı
yanlışlıkları şimdi düzeltirken bize sahip çıkmanız lazım arkadaşlar.
MEHMET IŞIK (Giresun) -
Size niye sahip çıkalım?!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Çünkü, lütfen, kimse, ihracatçının, müstahsilin veya
aracı kuruluşların menfaat çatışması içine Hükümeti çekmesini ve siyasî rant
aracı olarak bunu kullanmasını, lütfen, içimize sindirmeyelim.
MEHMET IŞIK (Giresun) -
İnsaf! Millet açlıktan ölüyor, siz "siyasî rant" diyorsunuz Sayın
Bakan! Böyle bakmayın bu meselelere.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Dolayısıyla, artık, ömründe fındık bile yememiş insanın
verdiği vergiyle fındık zararını karşılayacak bir devlet yapısına sahip
değiliz; bunu tütünde de yapamayız. Bunları unutun.
İLYAS SEZAİ ÖNDER
(Samsun) - Sayın Bakan, 252 trilyon lira don zararlarını ödemediniz.
MEHMET IŞIK (Giresun) -
Vatandaşın alacağı var daha.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Artık, her kuruluş, üzerindeki yükleri aldıktan sonra
tarım satış kooperatifleri müdebbir tüccar gibi hareket etme durumundadır.
Piyasadaki dalgalanmalar, ihracatçı ile bankacının, bankacı ile müstahsilin
kavgasına Hükümeti ortak etmeyin.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri,
gündemdışı üçüncü söz isteği, ülkede birlik ve beraberliğin, hoşgörünün
sağlanması ve bu konuda siyasîlere düşen görevler konusunda olmak üzere,
Diyarbakır Milletvekili Sayın Mehmet Fehmi Uyanık'a aittir.
Buyurun Sayın Uyanık. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
3.-
Diyarbakır Milletvekili Mehmet Fehmi Uyanık'ın, ülkede birlik, beraberlik ve
hoşgörünün sağlanması için siyasîlere düşen görevlere ilişkin gündemdışı
konuşması
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Diyarbakır) - Çok değerli milletvekili arkadaşlar, doğrusu, bu gerginlik
atmosferi içerisinde ben de ne konuşacağımı karıştırmış vaziyetteyim. İşin
doğrusunu söylüyorum size. Bu gerginlikler bizi hiçbir yere götüremez. Biz ne
istiyoruz birbirimizden?! Bir kızılderiliyle, bir sarı deriliyle, bir siyah
deriliyle veya dünyanın herhangi bir köşesinden bir beyaz deriliyle mükemmel
bir şekilde diyalog kuruyoruz, dostluklar kuruyoruz, birbirimizi misafir
ediyoruz. Yani, CHP kim, AK Partili kim, Anavatanlı kim, Doğru Yollu kim?! Biz
hepimiz bu toprağın, bu ülkenin çocuklarıyız yahu! Yani, ben, anlayamadım…
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Mağdur olanlar var hocam!..
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Doğrudur, Karadeniz insanı için fındık fevkalade önemli bir
mahsuldür.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Mağdur durumda…
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Ama, şimdi, kalkıp, bir fındık meselesi yüzünden Yüce Meclisi
karıştırmanın bir âlemi var mı?!
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - 8
000 000 insanın sorunu…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
8 000 000, 8 000 000!..
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Siz bana müsaade ederseniz…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Müdahale etmiyoruz.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Ben, arkadaşlarıma da söylüyorum, onlara da hitap ediyorum; değerli
AK Partili arkadaşlar, niye Değerli Hatibimizi dinlemediniz?! (CHP sıralarından
alkışlar) Karadeniz çocuğu, fındık üreticisi, fındıkçının dertlerini dile
getirmek istedi, mağduriyetini dile getirmek istedi. Bundan tabiî ne olabilir
ki yahu! (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET IŞIK (Giresun)-
Size yakışan da budur Fehmi Bey.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Peki, şimdi, değerli Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlar, siz,
zaten, laf atmayı bir itiyat haline getirdiniz. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Âdeta, bir İçtüzük maddesi haline getirdiniz yani.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) -
Değil efendim.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Bunlara ne lüzum var?!
Ümmet Kandoğan, tahmin
ederim, sen, Cumhurbaşkanlığına adaysın. Onun için, Cumhuriyet Halk Partilileri
müdafaa etmeye çalıştın.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Ben, hakkı müdafaa ediyorum.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Merak etme, böyle bir düşüncen varsa, benim reyim senindir; hiç
merak etme... İkide birde ortalığı germenin -Ümmet Kandoğan kardeşim, sen beni
iyi tanırsın, ben seni daha iyi tanırım- ikide birde birbirimize düşmenin hiç
kimseye bir faydası yoktur. Ben, bu gergin havayı dağıtmak, izale etmek için…
HARUN AKIN (Zonguldak) -
Efendim, öğretmenlik yapmayalım, orası kürsü.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Sana teşekkür ediyorum; çünkü…
HARUN AKIN (Zonguldak) -
Gerek yok, burada herkes aklı başında milletvekili.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - …tahammül edemediğiniz noktayı biliyorum, mesleğinizi elinizden
alıyorum çünkü. Hep siz öğretmenlik yapacak değilsiniz. Müsaade edin bana…
Müsaade edin… Ne konuşacağımı daha bilmiyorsunuz.
HARUN AKIN (Zonguldak) -
Burası ciddî bir yer.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Tıpkı 18 Mayıs 2006 günü Danıştaya yapılan tecavüzde olduğu gibi,
henüz ortalık toz duman iken, henüz hadiseler hakkında hiçbir netlik yok iken,
kalktınız, burada, Meclisi allak bullak ettiniz.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)
- Katillere tepki göstermeyelim mi?!
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Fail meçhul, kimin ne yaptığı belli değil henüz; ilk günü
söylüyorum…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Mehmet Ali Şahin nereden biliyordu?!
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Efendim, ilk günü söylüyorum. Müsaade edin… Müsaade edin… Sözümü
kesmeyin… Ben sizi seven insanım.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Sayın Uyanık konuşmasını tamamlasın. Lütfen, dinleyelim…
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Ben sizi seven insanım. Cumhuriyet Halk Partili olmazsanız kim
olursanız olun, ben sizi seviyorum. Sizden sevgi de beklemiyorum, onu size
bırakıyorum. Bırakın konuşalım. Bu obstrüksiyonun ne manası var, kime ne
faydası var?!
Şimdi, bu gerginliği
dağıtmak üzere, müsaade ederseniz, her ne kadar fizik olarak, tıbben mümkün
olmamakla beraber, size bir şey söyleyeyim, biraz ütopik; ama, düşünmesi bile
fevkalade tatlı. Ben küçücük yüreğimi dörde böldüm, dörtte 1'ini Cumhuriyet
Halk Partili arkadaşlarıma verdim, dörtte 1'ini ANAP'lı arkadaşlarıma verdim,
dörtte 1'ini de tek başına kalan Ümmet Kandoğan kardeşim, Doğru Yol adına ona
verdim…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) -…müsaade ederseniz, AK Partisine kalsın gerisi.
Şimdi, size tavsiye
ederim, siz de yüreğinizi dörde bölün ve aynı şekilde, benim yaptığım gibi,
hepimize dörtte 1'ini dağıtmaya çalışın ki, bir konsensüse varalım; yani, bu
Yüce Meclisin huzurunu ne benim ne sizin, ne sizin, ne sizin, hiç kimsenin
hakkı yoktur... Bir de üstelik bu gerginlikler Yüce Meclisimizin profilini de
düşürüyor; onu da size söylemiş olayım.
Şimdi, esas konuya
geliyorum.
BAŞKAN - Sayın Uyanık,
daha yeni mi geliyoruz şimdi esas konuya?!
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Sayın Başkanım, beni biraz tolere etmeniz lazım; çünkü, ben sık sık
konuşmayan bir insanım. Beni biraz tolere etmeniz lazım.
Şimdi, 18 Mayıs 2006 günü
Danıştayımız, vahşiyane, son derece hırçın ve menfur bir hadiseye muhatap
olmuştur. Bu menfur hadise sırasında yüksek bir hâkimimiz vefat etmiş ve diğer
hâkimlerimiz çeşitli şekillerde yaralanmışlardır. Vefat eden yüksek hâkimimizin
ailesine başsağlığı diliyorum, yaralı yüksek hâkimlerimize de geçmiş olsun
diyorum. Bu hadise, aslında Danıştaya sıkılan bir kurşun değil. Bu hadise,
Hükümetimize ve hele hele henüz filiz
halinde olan demokrasimize sıkılmıştır.
İSMET ATALAY (İstanbul) -
Cumhuriyete sıkılmamış mıdır?
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Cumhuriyeti de katıyorum, cumhuriyeti de katıyorum.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Laikliğe?..
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Laikliği de katıyorum; ama, sizin düşündüğünüz laiklik anlayışı
bakımından ben farklı düşünüyorum.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Bizimki anayasal laiklik.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Ben, Attila İlhan'ın
"Hangi Laiklik" dediği bir kitabı var; tavsiye ederim onu okuyun. (AK
Parti ve CHP sıralarından karşılıklı konuşmalar) Orada bir konsensüs temin
edelim ve laikliğin de belli bir çerçevesini çizelim. Hepimiz o çerçeveye
saygılı olalım. Şimdi, şu anda, kalkıp laikliği ortaya sokmanın anlamı yok.
BAŞKAN - Sayın Uyanık,
siz yine hoşgörü üzerinde durun.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Soruyor, cevap veriyorum.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Şimdi, bu hadisede…
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Soruyor, sormasın bana o zaman.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Arkadaşlar, bana müsaade
edin. İsterseniz, ben susmasını da bilirim. Siz olgunluğunuzu gösterin.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Partidaşınız da aynı şekilde…
BAŞKAN - Sayın Uyanık,
toparlar mısınız.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Hayır, ben gösteriyorum.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Siz olgunluğunuzu gösterin.
Şimdi, bu hadisede
polisimize son derece müteşekkirim. Polisimiz anında, hiç gecikmeksizin olaya
müdahale etmiş, katili yakalamış, derdest etmiş ve lüzumlu yerlere kadar
götürmüş, oraya mahkûm etmiştir.
Diğer yanı itibariyle de,
herhangi bir istismara mahal vermemek için, anında katilin biyografik durumu
deşifre edilmiş ve kimin bu hadiseyi yaptığı ortaya çıkarılmıştır net bir
şekilde. Aksi halde, neredeyse hadise günü, bu iş, Danıştayımıza, hepimizin
Danıştayı olan bu anayasal kuruluşumuza yapılan tecavüzün faili olarak,
neredeyse, biraz vicdanlı düşünürsek, AK Partiyi göstermiş olacaktınız. Bu,
büyük bir haksızlıktı. Meydana çıkmıştır kimlerin bizim Danıştayımıza tecavüz
ettiği. Kimin katil olduğu deşifre edilmiştir. Bu olayda, çok değerli
polisimize şükran borçluyum, kendilerine teşekkür ediyorum huzurlarınızda.
BAŞKAN - Efendim,
toparlar mısınız konuşmanızı.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Peki Değerli Başkanım. Zaten büyük bir zamanım geçti; arkadaşlar da
sağ olsunlar konuşturmak istemediler. Özet olarak buydu benim söyleyeceğim.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Uyanık, sağ olun.
MEHMET FEHMİ UYANIK
(Devamla) - Ve, ben bir konsensüs için Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımın
yanına gidiyorum. Onların yanına oturacağım; ama, bu temelli değil, ben misafir
olarak aranıza geliyorum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Uyanık.
Sayın milletvekilleri,
gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Anayasa ve Adalet
Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonun, bazı sayın milletvekillerinin
yasama dokunulmazlıkları hakkında 2 adet raporu vardır; sırasıyla okutup,
bilgilerinize sunacağım.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.-
Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Yıldız'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması
hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden
kurulu Karma Komisyon Raporu (3/820) (S.Sayısı:1163) (x)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Sahte belge ve bilgileri
kullanmak suretiyle devleti dolandırmak, haksız kazanç sağlamak suçunu işlediği
iddia olunan Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Yıldız hakkında düzenlenen yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık tezkeresi ve eki dosya
hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, Karma Komisyonumuzun 3 Mayıs 2006 tarihli
toplantısında görüşülmüştür.
Karma Komisyonumuz isnat
olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Yıldız
hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun
bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan
Kuzu
İstanbul
Komisyon
Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasanın 83 üncü
maddesinin ikinci ve sonraki fıkralarında kurala bağlanan yasama
dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin sorumsuz ve cezasız kalmaları için
değil, görevlerini her yönden özgür, bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini
sağlamak için öngörülmüştür. Yasama sorumsuzluğundan farklı olarak
dokunulmazlık, nispî ve geçici nitelikte bir ayrıcalıktır.
Gerek kapsamı ve
kaldırılma usulü gerek uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle yasama
dokunulmazlığı, TBMM'nin saygınlığını zedeler bir kurum haline gelmiştir. Kamu
yararı dikkate alınarak milletvekillerine görevlerinin gereği tanınmış bir
ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının, kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesi, bir
hukuk devletinde asla kabul edilmesi mümkün olmayan bir husustur.
Kamu yararıyla
açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve dolayısıyla "temiz toplum"
özlemi aleyhine sergilenen bu ayrıcalıklı durumun ortadan kaldırılması için
gereken Anayasa değişikliğinin şu güne kadar gerçekleştirilememiş olması
karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak "hakkında dokunulmazlığının
kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının TBMM
tarafından derhal kaldırılması" kalmıştır. Bu aynı zamanda
dokunulmazlığının kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma hakkından bir
an önce yararlanabilmelerine de imkân verecektir.
Yukarıda açıklanan
nedenlerle Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonun,
kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi
yolundaki kararına katılmıyoruz.
|
Oya Araslı |
M. Ziya Yergök |
Feridun Ayvazoğlu |
|
|
|
Ankara |
Adana |
Çorum |
|
|
Sezai Önder |
Feridun Baloğlu |
Mehmet Küçükaşık |
|
|
Samsun |
Antalya |
Bursa |
|
|
Muharrem Kılıç |
Uğur Aksöz |
Atilla Kart |
|
|
Malatya |
Adana |
Konya |
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
İkinci raporu okutuyorum:
2.- Düzce Milletvekili Fahri Çakır'ın Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve
Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu (3/821) (S.
Sayısı: 1164) (x)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Kaçakçılıkla Mücadele
Kanununa muhalefet suçunu işlediği iddia olunan Düzce Milletvekili Fahri Çakır
hakkında düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık
tezkeresi ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, Karma
Komisyonumuzun 3 Mayıs 2006 tarihli toplantısında görüşülmüştür.
Karma Komisyonumuz isnat
olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Düzce Milletvekili Fahri Çakır
hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun
bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan
Kuzu
İstanbul
Komisyon
Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasanın 83 üncü
maddesinin ikinci ve sonraki fıkralarında kurala bağlanan yasama
dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin sorumsuz ve cezasız kalmaları için
değil, görevlerini her yönden özgür, bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini
sağlamak için öngörülmüştür. Yasama sorumsuzluğundan farklı olarak
dokunulmazlık, nispî ve geçici nitelikte bir ayrıcalıktır.
Gerek kapsamı ve
kaldırılma usulü gerek uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle yasama
dokunulmazlığı, TBMM'nin saygınlığını zedeler bir kurum haline gelmiştir. Kamu
yararı dikkate alınarak milletvekillerine görevlerinin gereği tanınmış bir
ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının, kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesi, bir
hukuk devletinde asla kabul edilmesi mümkün olmayan bir husustur.
Kamu yararı ile
açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve dolayısıyla "temiz toplum"
özlemi aleyhine sergilenen bu ayrıcalıklı durumun ortadan kaldırılması için
gereken Anayasa değişikliğinin şu güne kadar gerçekleştirilememiş olması
karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak, "hakkında dokunulmazlığının
kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının TBMM
tarafından derhal kaldırılması" kalmıştır. Bu aynı zamanda
dokunulmazlığının kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma hakkından bir
an önce yararlanabilmelerine de imkân verecektir.
Yukarıda açıklanan
nedenlerle Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden Kurulu Karma komisyonun,
kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi
yolundaki kararına katılmıyoruz.
|
|
|
|
|
|
|
Oya Araslı |
M. Ziya Yergök |
Feridun Ayvazoğlu |
|
|
Ankara |
Adana |
Çorum |
|
|
Sezai Önder |
Feridun Baloğlu |
Mehmet Küçükaşık |
|
|
Samsun |
Antalya |
Bursa |
|
|
Muharrem Kılıç |
Uğur Aksöz |
Atilla Kart |
|
|
Malatya |
Adana |
Konya |
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Sayın Başkanım, izin verirseniz, bu iki konu hakkında yapılan,
Başkanlık Divanı tarafından yapılan açıklamada tarafsızlığın ihlali söz konusu
olmuştur. Bu konuda Başkanlık Divanının tutumuyla ilgili söz talep ediyorum.
Eğer izin verirseniz, açıklama yapacağım.
BAŞKAN - Hangisiyle
ilgili?..
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Efendim, iki milletvekili hakkında niteleme yaparken taraflı
davranılmıştır, bu konuda açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN - Bizim mi?..
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Evet, Divanın açıklamasıyla ilgili.
BAŞKAN - Hangi
açıklama?.. Biz bir açıklamada bulunmadık.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Efendim, yapılan sunuştaki taraflılığı ortaya koymak istiyorum.
Nereden geldi bilmiyorum; ama, sonuç olarak Divanın açıklamasıdır, bu konuda
söz talep ediyorum 63 üncü maddeye göre.
BAŞKAN - Zabıtları
getirteyim… Ben öyle bir şeyin farkında değilim.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Efendim, farkında değilsiniz; ama…
BAŞKAN - Bize yazılı
olarak gelen metni okuyoruz biz burada.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Evet, ben bu konuda söz talep ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Getirteyim,
bakacağım…
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup
oylarınıza sunacağım.
VI.-
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUP ÖNERİLERİ
1.-
Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin CHP Grup önerisi
24.5.2006
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 24.5.2006
Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz
ederim.
Saygılarımla.
Haluk
Koç
Samsun
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi gündeminin, Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler kısmının 311 inci sırasında yer alan 1089 sıra sayısının bu kısmın 4 üncü
sırasına alınması önerilmiştir.
BAŞKAN - Öneriyle ilgili,
Sivas Milletvekili Sayın Nurettin Sözen lehinde söz istemiştir; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
NURETTİN SÖZEN (Sivas) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Sivas-Divriği Kazasında, Ulucami diye bilinen,
atalarımızdan bize miras kalmış çok önemli bir kültür değeri vardır. Bu,
sadece cami de değildir; 1228 yıllarında yapılmış bu camiin yanında, dönemin
şahının kızı tarafından yapılan aynı zamanda bir darüşşifa vardır. Bu darüşşifa
daha sonraları medreseye dönüşmüştür; yani, sözünü ettiğimiz kültür varlığı,
bir camidir, bir hastanedir, bir üniversitedir. Bu cami, dünyada eşine
rastlanılmayan mimarî özelliklere sahiptir taş oymacılığı bakımından, ahşap
oymacılığı bakımından, mimarî estetiği bakımından ve o dönemde kadın-erkek
eşitliği açısından büyük önem taşımakta ve UNESCO tarafından, yurdumuzda
bulunan bu tarihî değerlerden en önemlisi olarak kabul edilmektedir; ancak ne
var ki, bu tarihî değer taşıyan çok önemli kültür varlığımız atalarımızdan bize
kalmış; sadece bizim değil, insanlığın bir değeri olarak kabul ettiğimiz Ulu Cami
ve yanındaki darüşşifa, bugün harap olmakla karşı karşıyadır.
Yaklaşık üç ay kadar
önce, İktidar Partisinin de duyarlılığıyla, bu konuda verdiğimiz yasa tasarısı
gündeme alınmış idi; ancak, gelişmeler gösterdi ki, uzadıkça harabiyet
artacaktır, cami daha da zor bir şekilde ayakta durması mümkün olacaktır. O
bakımdan, yine yüksek hoşgörünüzle, duyarlılığınızla, ilginizle ve de
katkınızla yasamızı bir an evvel konuşmak ve yasalaştırmak istiyoruz.
İstediğimiz şey -bu onarımın- usulüne uygun bir şekilde, bilimsel yöntemlerle,
çağdaş yöntemlerle ve uzun vadeli bir bakıma, bir restorasyona tabi tutmak;
çünkü, sadece camii restore etmek yetmiyor; etrafında gecekondular mevcuttur,
etrafında kanalizasyon ve diğer kanalların zarar vermesi söz konusudur, çevre düzenlemesine
ihtiyaç vardır ve de restorasyona ihtiyaç vardır. Ancak, tarihine baktığınız
zaman camiin, geçmiş yıllarda çok sağlıksız ve bu tarihî değerleri ortadan
kaldıran restorasyonlar yapılmıştır. Örneğin, abanoz ağacından yapılmış,
1200'lü yılların oymasını temsil eden minber iskele olarak kullanılmıştır
restorasyonda. Arka tarafta yapılan istinat duvarları… Her milimetresi taş oyma
olan bu değerin istinat duvarları içinde kalması durumuyla karşı karşıya
kalınmıştır. Yapılmış olan elektrik tesisatı siyah kablolar halinde dışarıda
durmakta ve her an bir kontakla bu büyük değer ortadan kalkma tehlikesiyle
karşı karşıyadır. Halılar İstanbul Halı Müzesine getirilmiştir, avizesi Sivas
Müzesine kaldırılmıştır; yani, bu tarihî varlık kimliğini kaybetmek üzeredir.
Bir an evvel, daha da büyük kayıplara uğramamak için bir yasa teklifimizle,
bunun onarılmasını, Hükümetin, Maliye Bakanlığının sürekli ödenek ayırmak
suretiyle, olması gereken düzeye gelmesini talep etmekteyiz.
Ünlü Profesör Kuban,
Ulucami için demektedir ki -elli yılını Ulucami için hasretmiş bir hoca-
"mümkün olsa da Ulucami, bir heykel gibi müzeye kaldırılabilse; mümkün
olsa da Ulucami, bir cam fanus içine alınsa ve bütün dış etkenlerden
korunabilse, bu büyük sanat eseri, bu büyük değer gelecek kuşaklara da
ulaşabilse." Ama, maalesef, bu istemlerin yerine getirilmesi mümkün değil;
ancak, çağımızda yapılabilecek tek şey, bir laboratuvar çalışması yaparak,
altyapı çalışması yaparak, çağdaş restorasyon ustalarıyla görüşerek, bilimsel
kurullar oluşturularak burayı restore ettirmek gerekmektedir.
Şu kadarını ifade edeyim
ki, 2003 yılında Bakanlar Kurulunun Sivas'ta toplanması dolayısıyla 2,3 trilyon
tahsisat ayrılmış olmasına karşın, o tarihten bu yana özel idare bu rutin
ihaleyi gerçekleştirememiştir; yani, ihalesi yapılamamıştır. 5 kez ihaleye
çıkılmış olmasına karşın, henüz proje ihalesi bile yapılamamıştır. Bu kadar,
UNESCO'nun üç önemli eserden biri saydığı bu büyük eserin 12 nci, 13 üncü
Yüzyıldan günümüze kadar yaşamış bu eserin gelecek kuşaklara aktarılmasını eğer
uygun görüyorsanız, o zaman bu yasa önerimizin bir an evvel görüşülmesine
destek veriniz; bir an evvel görüşelim, Genel Kurulun katkılarıyla yasamızı
geliştirelim ve Parlamentonun bir eseri olarak, belki de Parlamento
Başkanlığına bu restorasyonu devretmek suretiyle bu büyük varlığı yaşatalım,
geliştirelim.
Yasamız "Divriği
Ulucamisi ve Şifahanesinin Korunması ve Çevresinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun
Teklifi" başlığını taşımaktadır. Bu, oylarınızla, yine gündeme alınmakta
gösterdiğiniz anlayış ve duyarlılıkla bugün de destek verirseniz ilk fırsatta,
yani, 4 üncü sırada bu yasa teklifimizi görüşürüz ve bu büyük eseri kurtarmış
oluruz.
Bu anlayışı ve
duyarlılığı göstereceğiniz inancıyla, hepinizi yeniden saygılarımla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Sözen.
Aleyhte, Denizli
Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu konu, daha önce, bu kanun teklifini
veren milletvekillerimizin… Kırkbeş günlük bekleme süresi geçtikten sonra bu
teklifin doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alınmasıyla ilgili
görüşmeleri daha önce burada yapmıştık. Buradan şunu söylemek istiyorum: Bu
kanun teklifi kırkbeş günlük süre içerisinde ilgili komisyonlara sevk
edilmemiştir; yani, bu kadar önemli olan, Sivas için, son derece anlamlı olan
bir konuyla ilgili verilen kanun teklifi ilgili komisyona alınmadığı, komisyonda
görüşülmediği için, teklif sahibi milletvekillerimiz bunun Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine doğrudan alınmasıyla ilgili bir teklifle, bir önergeyle
gelmişlerdir.
Şimdi, bakıyoruz, Adalet
ve Kalkınma Partisi bu önerinin aleyhinde söz aldılar. Demek ki, bu kanun
teklifinin bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesinin mümkün
olamayacağı çok açık ve net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Adalet ve Kalkınma
Partisi niçin bunun aleyhinde söz istediler ve niçin bugün Türkiye'nin
gündemine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine alınmasını istemiyorlar?
Ama, çok kısa süre
öncesine kadar bakacak olursak, Adalet ve Kalkınma Partisi için bu tür konular,
mevzular son derece hassas mevzulardı. Özellikle başörtüsü meselesi,
imam-hatipler meselesi, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından Türkiye'nin
gündeminde hep sıcak tutulan konulardı. Ama, bakın, bugün, artık, bu meseleler,
gündemden tamamen çıkarılmış sayın milletvekilleri.
Sayın Başbakan Yardımcısı
Mehmet Ali Şahin'in bir açıklaması var bugün. Bütün gazetelerde,
televizyonlarda yer aldı. "Efendim, başörtüsü meselesi Türkiye'de yüzde
1,5 insanı ilgilendiren bir meseledir" diyor Sayın Mehmet Ali Şahin.
Peki, bu meselenin,
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelmeden önce Türkiye'de kimler tarafından
sıcak tutulduğunu, cami önlerinde o genç kızlarımızın el ele tutuşup, halkalar,
zincirler halinde nasıl Türkiye'nin gündeminde bu meselenin sıcak tutulduğunu,
bunları kimlerin teşvik ettiğini sizler bilmiyor musunuz?
Bugün ne oldu ki, artık,
cami gibi son derece kutsal bir mekânın onarılmasıyla ilgili çok haklı bir
isteğin Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alınmasıyla ilgili niçin aleyhte
söz alma ve bunun Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alınmasının önünde bir
engel olarak durmaya çalışıyorsunuz?
Değerli milletvekilleri,
bakınız, bunlarla ilgili, işte, Sayın Meclis Başkanı Arınç'ın "başörtüsü
sorunu namus borcumuz…"
ORHAN TAŞ (Sivas) - Bunun
o konuyla ne alakası var?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Evet, Sayın Meclis Başkanının meydanlarda söylemiş olduğu bir konu.
ORHAN TAŞ (Sivas) - Bunun
öneriyle ne alakası var?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Ama, bugün, geliyorsunuz, artık, bu mesele, Türkiye'nin yüzde 1,5'ini
ilgilendiren bir meseleymiş…
ORHAN TAŞ (Sivas) - Ne
alakası var?!.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- O zaman, deyin ki, biz bu meseleyle uğraşmıyoruz, bu mesele bizim
gündemimizde yok, bu meseleyi çözmek istemiyoruz; gelin bunu söyleyin ve bunu
söyleyin ki, Türkiye'de, bu işten mağdur olan, mustarip olan insanlarda da, bu
İktidar döneminde bu meselenin çözülemeyeceğine olan inanç hâkim olsun;
onlardan, bu İktidarla bu meselenin çözüleceğine olan inanç ortadan kalksın.
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
konunuza gelir misiniz.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Konuma geliyorum; yani, ben, niye AK Parti buna karşı; onu anlatmaya
çalışıyorum.
BAŞKAN - Efendim, onunla
bu konunuzun ne ilgisi var?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Çok ilgisi var.
BAŞKAN - Nasıl ilgisi
var?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Yani, ben şunu söylemek istiyorum…
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sen niye karşısın?! Niye aleyhinde söz aldın?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Şunu söylemek istiyorum: Bakınız, cami gibi kutsal bir mekânın onarılması ve
tamir ettirilmesiyle ilgili çok haklı bir konu Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine geldiğinde, Adalet ve Kalkınma Partisinden bir milletvekili arkadaşım
-biraz sonra söyleyecek bunu- aleyhte söz almış…
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sen de aleyhte söz aldın!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- "Bunu bugün 4 üncü sırada görüşmeyelim" diyecek.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sen de aleyhte söz aldın!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Ben de diyorum ki kendilerine, bugüne kadar bu meseleler üzerinden siyaset
yapan, milletin değerleriyle oynayan bir partinin temsilcileri, bugün, cami
noktasında bile bir geri duruş sergiliyorlarsa, bunun hesabını milletin önünde
vermek mecburiyetindeler. Benim söylediğim bu Sayın Başkanım.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sen niye aleyhte söz aldın; onu söyle!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Ben şunun için söylüyorum aleyhte…
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Niye aleyhte söz aldın sen?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Ben şunun için söylüyorum aleyhte…
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sen de karşı mısın?!.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bakınız, bu mesele…
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
konuya gelir misiniz.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Geliyorum, konuya geliyorum.
Bu mesele, kırbeş gün
geçmiş olmasına rağmen, komisyona sevk edilmemiş; yani, iyi niyet olsa, bu
kanun teklifi ilgili komisyona sevk edilir; sevk edilmemiş.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sevk edilmiş de görüşülmemiş.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Evet, görüşülmemiş.
Peki, sizin verdiğiniz
kanun teklifleri alelacele komisyonlara gelip, oradan Türkiye Büyük Millet
Meclisine gelirken bir şey olmuyor da, muhalefet partisi milletvekilinin vermiş
olduğu bir kanun teklifinin niçin komisyonda görüşülmesini sağlamıyorsunuz?
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Karşıtlığını söyle Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Ben şunun için söylüyorum: Bu meseleye sıcak bakmıyorsunuz. Bu mesele,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmeyecek. Cumhuriyet Halk Partisine
onu söylüyorum; AK Partinin kanaati böyle olmuş olmasına rağmen, bu meselenin
çözülmeyeceğini bilerek bunu Meclis gündemine getirdiklerine itiraz ediyorum;
benim söylemek istediğim bu. Yani, geçmişte sahip çıktığınız bütün değerler,
bugün önünüze geldiğinde, ona sırt çevirmenizin haklı, makul ve mantıklı bir
gerekçesi varsa, geliniz, bunu burada açıklayınız.
Bakınız, imam-hatip
liseleriyle ilgili dördüncü imtihan yılı, 19 Haziranda imtihan yapılacak.
Yıllarca bunu istismar ettiniz. Dördüncü yıl… Üniversite imtihanına giren
imam-hatip liseleri ve dolayısıyla meslek liseleri, düz liseliler karşısında
son derece mağdur. Bunun çözümüyle ilgili ne yaptınız? Bunu meydanlarda bir
istismar vesilesi kıldınız. Bunun üzerinden oy topladınız, oy aldınız.
ORHAN TAŞ (Sivas) - Siz
yaptınız...
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Cami önlerinde başörtülü öğrencileri tahrik ettiniz.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Siz yaptınız...
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Ama, bugün, iktidar mevkiinde olan, 357 milletvekili olan bir iktidar
"artık, başörtüsü meselesi Türkiye'nin yüzde 1,5'ini ilgilendirir"
diyorsa, burada durup düşünmemiz lazım.
Mehmet Ali Şahin şunu
söylüyor…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Suudi Arabistan'a gönderiyorsunuz.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Ben ona da karşıyım. Ben onu ilk gün söyledim. Bu ülkenin başörtülü
öğrencileri Türkiye'deki üniversitelerde okumalılar.
AHMET KOCA
(Afyonkarahisar) - Baban kızıyor.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bunu, ben, burada net bir şekilde söylüyorum. Bununla ilgili bir Anayasa
değişikliğiniz varsa, getirin, ben onu desteklemeye hazırım, Parti olarak
desteklemeye hazırız, getirin. Niye getirmiyorsunuz? Niye getirmiyorsunuz?
İmam-hatip lisesi meselesini, meslek lisesi meselesini niye çözmüyorsunuz?
AHMET KOCA (Afyonkarahisar)
- Baban kızıyor.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Gelin, çözün.
AHMET KOCA
(Afyonkarahisar) - Baban kızıyor.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Şimdi, bakınız…
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
siz Genel Kurula hitap edin, lütfen.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Kişilerin bu konuyla ilgili konuşmaları bizi bağlamaz. Ben, burada, Doğru Yol
Partisi adına konuşuyorum. Bununla ilgili bir öneriniz varsa, getirin, biz
sonuna kadar desteklemeye hazırız. Üniversiteler özgür mekânlardır.
İnançlarını, fikirlerini, kılık kıyafetlerini, orada, öğrenciler özgürce
seçmeliler. Oralar özgür alanlardır. Oralarda başörtüsünün serbest olması
lazım. Biz Parti olarak bunu söylüyoruz. Eğer, sizin de gücünüz varsa, belli
yerlerden çekinmiyor ve korkmuyorsanız, 357 milletvekiliniz var, getirin bir
kanun tasarısını, teklifini, biz de burada, Mecliste sizlerle beraber
destekleyelim, burada halledelim; ama, işsizlik birinci sıradaymış… O konuda da
tebrik ediyoruz sizleri, tebrik ediyorum. Yani, üçbuçuk yıllık İktidarınız
sonunda Türkiye'deki işsizliği birinci mesele haline getirmişseniz, bundan da
utanılacak bir durum ortaya çıkmış demektir İktidarınız açısından; yani,
utanmanız gereken bir durumu, başörtüsü meselesini bir kenara bırakmak için
"işsizlik meselesi Türkiye'nin birinci sırası…" Çözün, çözün, engel
mi var; işsizlik meselesini çözmek istediniz de sizin önünüzde, bir engel mi
çıktı değerli milletvekilleri?!. Çözün. Çözemezsiniz, çözemeyeceksiniz; çünkü,
sizin ekonomi anlayışınız, bu meselelere bakış açınız ve sadece bir iki makro göstergeye
yoğunlaşmış olmanızdan dolayı işsizlik meselesinin Türkiye'de çözülmesinin
mümkün olmadığını artık sizler de biliyorsunuz.
Kaldı ki, çözecek
zamanınız da kalmadı. İşte, bu sene seçim yılı. Ekim, kasım ayında
göreceksiniz; artık, 2007 yılına kadar bu İktidarı taşımanız mümkün değil.
Biraz önce fındık… Sayın
Bakan ne söyledi allahaşkına burada, ne söyledi? Biz Trabzon'da fındık
mitingi yaptık, 30 000 kişiyle fındık
mitingi yaptık. O vatandaşlar niye toplandılar oraya, niçin geldiler, seçim
yokken, seçime belli bir süre kala, altı yedi ay kala 30 000 insan Trabzon
Meydanında niçin fındık mitinginde bir araya geldi? Eğer, fındıkta problem
yoksa bu Karadeniz halkı niye feryat ediyor, niye feryat ediyor?!.
SADULLAH ERGİN( Hatay) -
Her şeyi konuştun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Yani, allahaşkına, Sayın Grup
Başkanvekili, Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Samsun feryat ediyor. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla )
- Ben üç sefer gittim oraya, yeni geldim oradan…
AHMET RIZA ACAR (Aydın) -
Yalnız, Samsun milyonluk şehir.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Vallahi, gücünüz varsa, bir miting de siz yaparsınız Trabzon'da, Trabzon
mitingine ne kadar insan geliyor görürsünüz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kandoğan.
Lehte, ikinci söz isteği,
Çorum Milletvekili Sayın Feridun Ayvazoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)
FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önce, Divriği Ulucamisi ve
Şifahanesinin Korunması ve Çevresinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Teklifi
verilmiş idi. Bu kanun teklifinin, bugün verilen önergeyle, öne alınması
şeklinde, görüşülmesini talep etmiş bulunuyoruz.
Öncelikle, Sivas İli
Divriği İlçesinin kanun teklifine konu edilen Ulucamii ve Şifahanesinin ne
anlam taşıdığını, bunun gündemde ne yer etmesi gerektiğini sizlere anlatmanın
bir görev olduğunu düşünerek huzurlarınızdayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Sözü edilen ve kanun
teklifine konu yapılan Ulucami ve Şifahanesi sekizyüz yıllık bir geçmişe sahip.
Buranın, 1228 yılında, Mengücekoğullarından Hükümdar Süleyman Şah oğlu Ahmed
Şah tarafından yaptırıldığı ve bu şekilde yıllardan beri hizmet veren; ancak,
Osmanlı döneminden sonra da buranın, özellikle son zamanlarda iyice korunmaya
muhtaç durumda ve bizleri üzmesi gereken konuma geldiği gerçeğini de anlatmak
zorundayız.
Değerli arkadaşlar,
gerçekten, 13 üncü Yüzyılda yapımı gerçekleştirilen ve o günden bugüne kadar
ibadethane, cami olarak hizmet veren ve hemen yanı başındaki yapıtlarıyla
buranın medrese şeklinde hizmet verdiği, yine, o yıllarda ve devamında ruh
hastaları için şifa dağıtan bir yer olarak, külliye şeklinde adlandırıldığı ve
tarihe bu şekilde geçtiği gerçeğini de vurgulamak istiyorum.
1985 yılında, burası,
UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış bir yer değerli
arkadaşlarım; ama, son zamanlarda, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi
İktidarı döneminde gündeme getirilen, buranın zaman zaman yapılmaya çalışılan
ihalelerinin buraya çözüm üretmediği, burayı çözüme kavuşturmadığı da bir
gerçektir. Bu ihalelerle, gerçekten, tarifi eğer uygun ise, o kadar uydurma, o
kadar bilimden uzak, tarihî kökeninden uzak bir şekilde, yapıtın temeline,
amacına aykırı bir şekilde -ihale sonucu- yapımlar, inşaatlar sürdürülmüş ki,
gerçekten, bunları anlatmanın bizlere burada üzüntü verdiğini de sizlere
söylemek durumundayız.
Mimarîsi, estetiği,
kültürel ve evrensel değeriyle, gerçekten, gözümüz gibi bakılması gereken bir
yer; ama, maalesef, zamanında şehir dışında kalmış olan bir yer, daha sonra
-ki, Türkiye'nin acı gerçeği olan çarpık kentleşme sonucu orada da kendini
gösterdiği gibi- buranın, çarpık bir şekilde kentleşmesiyle şehir içinde kalmış
olması, etrafının gecekondularla donatılmış olması ve hemen yanı başında imam-hatip
lisesinin bulunması ve oradaki öğrencilerimizin masumane bir şekilde, oranın
bakımsızlığını görmek suretiyle, buranın işe yaramaz bir yer olduğu intibaına
kapılarak, orada, maalesef, top oynayarak, o külliyenin, o sanat eserinin,
tarihe karşı dirençle dayanan, dayanmak isteyen o güzelim eserin yok olmasına,
maalesef, bizler, şu anda gözümüzün ucuyla bakıyoruz.
Değerli arkadaşlar, daha
önce bu teklife Meclisten verilen olumlu oylar sonucu bu aşamaya kadar
gelindiğini biliyoruz. Ancak, şimdi, gerçekten hepimize düşen bir görev var.
Eğer, bu görevi, sizlerin, buranın, zamanında, insanlarımıza, Müslümanlara
hizmet veren bir cami olarak, eğitim veren, ruh hastalarına şifa dağıtan bir
yer olarak, buraya vereceğiniz olumlu oyların, tarih önünde de, bir şekilde,
bizlere düşen sorumluluğu yerine getirmek olacağını, sizlere düşen sorumluluğu
yerine getirecek olacağını da unutmayalım.
Bu nedenle, buranın, bir
külliye olarak, bir tarihî miras olarak, daha önce, nasıl ki, Kazakistan'da,
Ahmet Yesevî Türbesi'nin bakımsızlığının, daha sonra yapılan çalışmalarla, şu
anda dünya tarihinde kültür mirası olarak önümüzde duruyorsa, bir örnek olarak
bu varsa, buranın da -Sivas'ın Divriği İlçesinde- aynı şekilde olabilmesinin
hiçbir şekilde kaçınılmaz olduğunu bilmeliyiz.
Turizmin bir ülke için ne
derece önemli olduğunu hepimiz biliyoruz; ama, bir baktığımızda, üçbuçuk yıllık
İktidarınızda, turizmin, Anadolu'daki bu tarihî miraslara sahip çıkmadan
yeşertilebileceğine, geliştirilebileceğine dönük olmak üzere de hiçbir çalışma
yapılmadığını görüyoruz. Anadolumuza bakıldığında, Çorumundan, Sivasından,
Tokatından, Amasyasına kadar, bütün Anadolu'da, tarihe dayalı, 5 000 yıllık, 7
000 yıllık medeniyetlerin var olduğu gerçeği karşısında... Ama, maalesef, ne
Hitit medeniyetlerine ne de Eti medeniyetlerine olsun, asırlara dayanan
medeniyetlerin beşiği olan Anadolu'daki bu turizm atıl bırakılmıştır,
bakılmamıştır, yeşertilmemiştir. Sadece ve sadece deniz kentlerine turizmin
gündemde tutulduğunu hepimiz görmekle, bunun Anadolu'ya yansıtılmamış olması
da, bizleri üzen ayrı bir gerçektir.
Adalet ve Kalkınma
Partisi olarak, eğer, önümüze gelen bu teklifin, bizler tarafından, sizler
tarafından, olumlu bir şekilde gündeme getirilmesinden uzak bir tavır
sergilersek, bilmiyorum; ama, yarın bir gün -Cumhuriyet Halk Partisi tarafından
getirilen bu teklifin- manevî değerlerimizin başında olan camie bu İktidar
tarafından verilen değerin ne şekilde olup olmadığını sizler nasıl hesap
verirsiniz, onu bilemeyiz.
Ama, sayın
milletvekilleri, geliniz, hep birlikte, buraya kalıcı bir çözüm bulalım. Kalıcı
bir çözüm bulmanın yolu da, şimdiye kadar hep yapılagelen; ancak, kalıcı çözüme
kavuşturulmayan, ihaleler sonucu yine o eksiklikleri giderilmeyen Ulucamiin bu
şekilde kalmaması için, harabe olarak tarihte çürüyüp yok olmaması için, bu
değerli varlığımızın kalıcı olarak çözüme kavuşturulması amacıyla, 3 maddelik
bir teklife olumlu oy vermenizi bizler bekliyoruz. Biz, sadece, burada,
milletvekilleri olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kanun teklifini veren
arkadaşlarımız olarak beklemiyoruz; bunu, Sivaslılar bekliyor, Divriğililer
bekliyor, bütün Anadolu'daki geçmişe dönük tarihimize sahip çıkmak isteyen
bütün insanlarımız bekliyor. Turizmin adına, manevî değerlerimizin adına
verebileceğiniz, vereceğiniz oyla, biz, bunları, burada ispat edelim diyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle,
kanun teklifimizin görüşülmesi hususundaki Cumhuriyet Halk Partisinin olumlu
oylarının yanında, sizlerin de olumlu oylarınızı görmek istiyoruz.
Hepinize saygılar,
sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Ayvazoğlu.
Aleyhte, Sivas
Milletvekili Sayın Selami Uzun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SELAMİ UZUN (Sivas) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sivas'ta, Ankara'da ve diğer yerlerde
bizi izleyen hemşerilerim, Divriği'den bizi izleyen hemşerilerim; hepinize
sevgi ve saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Tabiî, Ulucami
konuşuluyor; Ulucami konuşulmadan önce Divriği'yi konuşmadan geçemeyeceğim.
Onun için, ben biraz da Divriği'den bahsetmek istiyorum. Divriği'nin, Sivas'ın
en güzel ilçelerinden birisi olduğunu biliyoruz; 109 köyü var, bir belediye
merkez, 15 000 nüfusu, köyleriyle beraber 25 000 civarında insan yaşamaktadır.
Yazın, bu, tabiî, farklılaşmaktadır.
Divriği'de demir madeni
çıkmaktadır. 1938 yılında resmen işletmeye açılmış olan Divriği madenlerinde
yıllık 1 000 000 ton pelet, 800 000 ton parça demir cevheri üretilmektedir;
İskenderun ve Karabük Demir-Çelik Fabrikalarını beslemektedir. 800 civarında
çalışanı vardır. Biz gelmeden önce, maden neredeyse bitmiş ve kapanmış
vaziyetteydi. Maden ayağa kaldırılarak özelleştirilmiş ve OYAK'a satılmıştır.
Divriği'ye, Sivas
üzerinden, iki yerden karayolu bağlantısı vardır; bir Zara İlçesi üzerinden,
bir de Kangal İlçesi üzerinden. Yol 180 kilometre ve çok virajlı bir yoldur.
Divriği'yi Malatya'ya bağlayacak olan Arapkir yolu devam etmekte olup, bu yıl
ayrılan ödenek 4,5 trilyondur. Köy hizmetleri için, Köylere Hizmet Götürme
Birliği ve özel idare tarafından, bu yıl ayrılan ödenek 4 trilyon 200 bindir.
20 kilometrelik birinci kat asfalt, 12 kilometrelik ikinci kat asfalt…
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
İcraatın içinden programından bahsediyorsun Sayın Selami Uzun.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Sevgili arkadaşlar, icraatın içinden programı gibi oluyor da, şimdiye kadar
Divriği bu parayı hiç görmemişti, ilk defa görüyor. KÖYDES Projesinden Sivas'a
ayrılan 40 trilyonun onda 1'i Divriği'ye ayrılmıştır. Sivas'ta, 16 ilçe ve bir
de merkez olmak üzere 17 birim vardır. Onun için, bunları söylemek zorundayım.
Yani, Divriği'yi, sadece bir cami olarak değil de, toptan düşünmek zorundayız,
insanlarıyla beraber düşünmek zorundayız, köyleriyle beraber düşünmek
zorundayız, madeniyle beraber, Ulucamiiyle beraber Divriği'yi bir bütün olarak
düşünmek zorundayız. 27 köy yolu stabilizesi, 10 köy yolu sanat yapısı, 45
birime içmesuyu, 12 köye kanalizasyon, 10 köye de köy içi düzenlemesi
yapılacaktır bu sene.
Divriği bizim
gözbebeğimizdir. İnsanları, gerçekten eşi bulunmazdır. Gurbete çıkmışlar, Ankara'ya,
İstanbul'a, İzmir'e, Mersin'e, Antalya'ya, Malatya'ya göçmüşler. Ekmeklerini
emekleriyle kazanan insanlardır Divriğililer.
Madenin bitmesi
tehlikesine karşı, Divriği'nin turizmine daha çok önem vermemiz gerektiğini
anladık ve önem vermekteyiz ve bunu yaptık. Bu amaçla, tur şirketleri
programlarına aldırdık Divriği'yi. Divriği'ye, turlar, şirketler turist
götürüyorlar. Geçen yıl Turizm Haftasının açılışında, Sivas'ta 200 öğrenciyle
beraber Divriği'ye trenle ben gittim. Bugün en önemli ihtiyacı, gerçekten, iyi
bir oteldir, konaklama yeridir Divriği'nin.
Divriği'nin, tabiî,
birtakım sorunları da vardır; içmesuyu sorunu vardır, yetersizdir; ama,
Divriği'nin çalışkan bir belediyesi vardır. Divriği'de barış ortamı vardır;
doğasıyla, insanlarıyla, Divriği ayrı bir cevherdir.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Öbür ilçelere haksızlık ediyorsunuz.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Divriği konaklarının restorasyonu da devam etmektedir. Ankara Divriği Kültür
Derneği eğer bizi izliyorlarsa, onlar, Divriği için bizim nasıl can attığımızı
gerçekten bilmektedirler.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Sivas'ın diğer ilçelerine haksızlık yapıyorsunuz.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Divriği'de oturan arkadaşlarım da, onlar için nasıl çırpındığımızı
bilmektedirler. Ben, buradan herkesi, mutlaka Divriği'yi bir kere görmeye davet
ediyorum, Türkiye'deki bütün insanları... Divriği, görülmesi gereken,
Türkiye'deki çok ender yerlerden birisidir.
Çok kıymetli
arkadaşlarım, şimdi gelelim Ulucamie. Ulucami, arkadaşlarımız tarihini
anlattılar, ben anlatacak değilim Divriği Ulucamii ve Şifahanesi, 1228 yılında
Mengücekoğulları tarafından yapılmıştır. Mimarı, sanatçısı, yaptıranları hepsi
bellidir. Cami vardır, şifahane vardır. O şifahanede, ki, su sesiyle insan
tedavisi, müzikle insan tedavisi yapılmıştır zamanında. Bu kadar ileri bir
medeniyettir ve bir de türbe vardır; yaptıranın türbesi, camide. Cami, çok
özellikli bir camidir. Şu anda camiin süslemeleri öyle bir özelliğe sahiptir
ki, bu süslemeler, hiçbir desen bir deseni tekrar etmez; ama, devamıdır ve o
mermerler, o desenler kumaş gibi işlenmişlerdir. Şifahanenin bezeme programı,
Türk ve İslam sanatı tarihinde çok özel bir yere sahiptir. Bu ünik bezeme
programı, taş işçiliğinin kusursuzluğu ve simgesel ikonografik içeriğiyle
olağanüstüdür.
Sevgili hemşerilerim
-ben, Divriğili hemşerilerime sesleniyorum- birtakım dedikodularla hareket
etmesinler, Divriği Ulucamide ne yapılması gerektiğini biliyoruz.
Ulucami projesi,
restorasyon ihalesi 4 defa yapıldı ve 4'ünde de, bu camii ben yaparım
diyebilecek bir müteahhit çıkmadı. Biz, geldiğimizden bu tarafa bu iş için
çabalıyoruz. Hükümetimiz tarafından 2,5 trilyona yakın para gönderildi. Para,
şu anda, hâlâ, Sivas'ta; ama, 4 tane ihale yapıyorsun, Türkiye'de hiçbir tane
restorasyon yapan müteahhit "gelip burayı ben yaparım" diyemiyor,
cesaret edemiyor. Camiin özelliği dolayısıyla bu restorasyon ihalelerine
katılan olmadı; ama, şimdi, yeni girişimlerimiz sonucunda, Divriği'de
-28.6.2004 tarihi- Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü ve
Sivas Valiliğinin arasında protokol imzalandı.
Bu protokol gereğince
tanımlanan çalışma grupları, Yürütme Kurulu, Bilimsel Danışma Kurulu ve Teknik
Komisyon oluşturuldu. 28.2.2006 tarihinde Kültür Bakanı Atilla Koç'un da
katılımıyla bir araya geldi ve önemli kararlar aldı.
4 defa ihaleye çıkılıp
ihale edilemeyen Divriği Ulucami ve Darüşşifa röleve, restütisyon ve
restorasyon projelerini hazırlama işi bir kenara bırakıldı ve Bakanlık
makamının 2006 tarihli oluruyla, 21.3.2006 tarihli oluruyla "Anıt Eser
Kurulu" oluşturuldu. Yani, bu, sırf Divriği Ulucami için oluşturuldu.
Anıt Eser Kurulunda
kimler var arkadaşlar, bakıyoruz, Anıt Eser Kurulunun toplantı tutanağından,
altındaki imzaları okuyoruz: Vakıflar Genel Müdür Yardımcısı, Kültür Varlıkları
ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı, Sivas Valisi, Divriği Kaymakamı, ODTÜ
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömür Bakırer, ODTÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Madran,
İTÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yegan Kahya, Sivas Kültür ve Tabiat Varlıkları
Koruma Kurulu Başkan Yardımcısı Burhan Bilget.
Arkadaşlar, bu kurul,
Divriği Belediye Başkanı ve ÇEKÜL Vakfı, öğretim üyeleri, Sivas Valisi, Kültür
Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğünden oluşuyor. Bu kurul, sadece Divriği
Ulucami için kuruldu ve bundan sonra yetkili bu Kurul.
Arkadaşlar, şimdi, Ümmet
arkadaşımız konuştu, konuştu, gitti; istismar edecek bir şey bırakmadı artık,
her şeyi istismar etti, etti; Divriği Ulucamii de istismar ediyor şimdi; bir de
başörtü meselesini istismar ediyor. Bu konu, istismar edilecek konu değildir.
Bu, bizim kültür varlığımızdır, tabiat varlığımızdır. Biz istismar için
yapmıyoruz. Kanun teklifi de başımızın üstüne. Divriği için bir kanun teklifi
veriliyor, ben karşı çıkacağım; böyle şey olur mu?!
Ama, ben, bir şeye
dikkatinizi çekmek istiyorum arkadaşlar. Kanunda diyor ki:
1- Amacı,
2- Bilimsel danışma
kurulu,
3- Kamulaştırma ve diğer
ödenekler, bakım…
Arkadaşlar, bu kanun,
sadece bilimsel ve danışma kurulu… Biz icra yapıyoruz, biz restorasyon ihalesi
yapacağız. Bu kanunla bir şey yapılmaz ki! Bu kanunun görevlerini yerine
getirecek zaten Anıt Eser Kurulu kurulmuş. Sivas'ta Anıtlar Kurulu da var şu
anda. Daha önce Anıtlar Kurulu Kayseri'deydi, işlemler biraz zor yürüyordu;
şimdi Anıtlar Kurulu Sivas'a da kuruldu; ama, Divriği için ayrıca Anıt Eser Kurulu
kuruldu. Buna gerek yok ki. Yani, sanki, biz camiin restorasyonuna karşı
çıkıyormuşuz gibi konuşuyor arkadaşımız oradan. Camiin restorasyonuna karşı
çıkan yok. Biz, icraat yapıyoruz, biz iş yapmıyoruz. Onun için, arkadaşlar, bu
kanun bir kere yetersiz. Başımın üstünde kanununuz, Divriği de başımın üstüne,
emrinizde; ama, bu kanun yetersiz. Danışma Kurulu var…
NURETTİN SÖZEN (Sivas) -
Konuşalım hep beraber.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Konuşuyoruz işte; iyi oluyor, Divriği'yi konuşuyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Burada eksiklikler önergeyle düzeltilir.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
İstimrar etme hiçbir konuyu! Hiç istismar etme!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Düzeltiriz önergeyle.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Önergeyle düzelecek hiçbir şey yok; zaten yapılıyor gereken.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Düzeltiriz, düzeltiriz eksikse.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Sen konuştun, sen sonra konuşursun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Eksikse düzeltilir önergeyle.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Şimdi, arkadaşlar, bu Anıt Eser Kurulu karar almış, kararında diyor ki: Önce,
toplu olarak, çevre düzenlemesi dahil, restorasyonu dahil, istimlakleri dahil,
hepsiyle beraber ihale edilen toplu ihale… 4 kere ihale yaptık; baktık, olmadı.
O zaman biz ne yapıyoruz; ayırıyoruz. Önce, Acil Eylem Planı yapıldı.
NURETTİN SÖZEN (Sivas) -
Beş kere, beş…
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Beş kere diyor hocam. Önce Acil Eylem Planı yapıldı. Anıt Eser Kurulu, Acil
Eylem Planında, Divriği Ulucamiin -burada toplantı tutanağında var- Acil Eylem
Planını çıkarmış; diyor ki: Önce şunları şunları yapalım; biz, toplu ihale
yapamadık, ayıralım... Acil nedir? Divriği'ye gidince, Divriği'de belediye
başkanıyla da konuşsanız, orada bir esnafla da konuşsanız, camiin din
görevlileriyle de konuşsanız, size acilini söylüyorlar hemen oradan. Çatı tamir
edilmiş daha önce, aceleyle… Arkadaşlar, bu çok önemli. Üstün körü yapılan
restarasyonları, Divriği'ye gidenleriniz varsa görürsünüz; betonları almışlar,
camiye sıvamışlar, o açık yerlere sıvamışlar, öyle çirkin, öyle acayip, öyle
kötü bir şey olmuş ki, insanın içi sızlıyor ve restorasyon yapıyoruz diye,
geçmişte çatı yapmışlar camii koruyalım diye, orijinal çatı kaybolmuş ve bu
çatı camie baskı yapıyor şimdi. Yani, aceleyle, üstün körü bir şey yaparsak
eğer, bu da camie zarar veriyor; geçmişte yapıldığı gibi. O zaman aceleye
getirmek istemiyoruz.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Acele etmeyelim!..
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Ben, buradan Divriğililere de sesleniyorum: Divriğili hemşerilerim, bu iş
aceleye gelmez.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Kanun çıkaralım o zaman…
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Gerçekten, bu iş teknik bir konudur.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- 1 dakika geçti Sayın Başkan.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Arkadaşlar, kanuna ihtiyacımız yok bizim bu işi yapmak için. Her şey mevcut,
mevzuat yeterli; Anıtlar Kurulunun Mevzuatı, Kültür Bakanlığının mevzuatı,
Vakıflar Genel Müdürlüğünün mevzuatı yeterli. Vakıflar Genel Müdürlüğünün de
para derdi yoktur. Burada demişiz ki: "Ödenekleri Maliye Bakanlığı gönderir."
Bizim para sıkıntımız yok ki. Para sıkıntısı yok.
NURETTİN SÖZEN (Sivas) -
Üç yıldan beri ihale yapamıyorsunuz.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Teknik mesele hocam. Hocam, teknik
mesele. Sen bana bir tane kulak burun boğaz ameliyatı yaptıramazsın; ben anlamam
o işten. Teknik mesele bu. Bu konu, teknik bir konudur. Onun için; Acil Eylem
Planı belirlenmiş. Çatıdan akan sular duvarlara vuruyor, rutubet yapıyor, onun
öncelikle bir olukla alınması lazım; ama, Anıtlar Kurulundan bir izin çıkmadan
bir çivi çakamıyorsunuz ki arkadaşlar. Türkiye'nin sıkıntısı bu. Anıtlar
Kurulundan bir izin çıkmadan, o suyun altına, şöyle bir, cam levha bile
koyamazsın, koyamıyorsun. Ondan sonrası…
BAŞKAN - Sayın Uzun,
toparlar mısınız.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Toparlıyorum Sayın Başkan.
Ondan sonra, camiin
arkasında baskı yapan kısım var. Oradan da rutubet alıyor cami. Camiin
içerisine girdiğiniz zaman, böyle, rutubeti görüyorsunuz, cami etkileniyor
buradan. O arka nasıl alınacak, onunla ilgili kararlar almışlar. Yani, araç kullanmadan,
yani, tarihî kazı yapar gibi, böyle, süpürgelerle, küreklerle o toprağın
alınması gerekiyor.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Bırak artık şu lafı ya, çocuğa mı konuşuyorsun?! Allah Allah!
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Arkadaşlar, burada, toplantı tutanağında var ve Anıt Eser Kurulu, konuyu ele
almıştır ve en kısa sürede de, Divriği Ulucamiin restorasyonu bitirilecektir ve
Divriği halkına ve Türkiye'ye kazandırılacaktır arkadaşlar.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Sayın Başkanım, fazla bu ama…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, 3 dakika…
BAŞKAN - Sayın Uzun, son
cümlenizi alıyorum. Gereken süre verilmiştir; mesele de anlaşıldı.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Evet, arkadaşlar, mesele anlaşılmıştır. Yani, benim demek istediğim, bu kanun bir şey içermiyor. Bu kanun bir danışma
kurulu içeriyor, Maliye Bakanlığından ödenek talep ediyor. Bizim, kanuna
ihtiyacımız yok; çünkü, kanun var, yeteri kadar mevzuatımız var. Paraya da
ihtiyacımız yok, Vakıflar Genel Müdürlüğü 1 111 tane eseri açtı geçenlerde,
Başbakanımız Adana'dan düğmeye bastı, eserler toplu olarak açıldı.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Kimseye müsaade etmiyorsunuz Sayın Başkan, 4 dakikayı geçti…
BAŞKAN - Sayın Uzun, son
cümlenizi rica ediyorum.
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Tamiratta paraya da ihtiyacımız yoktur. Öyleyse arkadaşlar, sabra ihtiyacımız
var, tekniğe ihtiyacımız var. Teknik olarak ben bu işi yaparım diyen varsa,
aranızda da varsa, öyle bir mimar varsa…
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Ben yaparım…
SELAMİ UZUN (Devamla) -
Buyur gel, gel, Sivas'a gel; sana verelim restorasyon işini, sen yap.
Sevgiler, saygılar
sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Uzun.
Sayın milletvekilleri,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş önergesi
üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Bunca yıldır iktidarsınız, bir camii onaramıyorsanız.
BAŞKAN - İzin verir
misiniz, oylamaya geçiyorum.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum:
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısı istiyorum.
BAŞKAN - Karar
yetersayısı arayacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler…
Sayın milletvekilleri,
Divandaki Kâtip Üye olan arkadaşlarımız sayımda anlaşamamışlardır; elektronik
cihazla oylama yapacağım.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun önerisini oylayacağım. 4 dakika süre veriyorum.
Oylamayı başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, karar yetersayısı vardır ve önerge reddedilmiştir.
Alınan karar gereğince
sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına devam ediyoruz.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1 inci sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu
gelmediğinden teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2 nci sırada yer alan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin
Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
3 üncü sırada yer alan,
Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri
ile Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
5.- Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1181)
(S. Sayısı: 1180) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Geçen birleşimde
tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.
Şimdi, 1 inci maddeyi
okutuyorum:
BAŞBAKANLIK TEŞKİLATI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN
DEĞİŞTİRİLEREK KABULÜ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1- 10/10/1984
tarihli ve 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 2 nci maddesine aşağıdaki
(i) bendi eklenmiştir.
"i) İç güvenlik, dış
güvenlik ve terörle mücadele konusunda görevli kuruluşlar arasında
koordinasyonu sağlamak."
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü.
Buyurun Sayın Ülkü. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA HAKKI
ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sıra sayısı 1180 olan,
Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanlığının kaldırılması ve yerine Güvenlik
İşleri Genel Müdürlüğü kurulmasına ilişkin kanun tasarısı hakkında, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; yasa tasarısı, bir nevi Terörle Mücadele Yasasının öncesinde
getirilmiş olan bir tasarıdır. Biz, bir alt komisyon oluşturularak bu tasarının
daha sağlıklı çıkması yönünde öneride bulunmuştuk; ancak, komisyon çoğunluğu
bizde olmadığından dolayı, önerimiz reddedildi. Her neyse… "Terör"
sözcüğünün anlamı üzerinde biraz durmak istiyorum.
1789 Fransız Devrimi,
siyasî idamlarla dolu olarak geçmiştir. Sözcük, o zaman ortaya çıkmış bir
sözcüktür. Yani, yoğun, keskin, üstün korku, bir politik grubun üstünlük
sürdürmek veya üstünlüğe kavuşmak için şiddet kullandığı bir dönemdir. Bu
döneme "terör" denilebilir. Bir başka tanımla "savaş ve
diplomasiyle elde edilemeyen sonuçları elde etmek için yapılan şiddete dayalı
eylemlerdir" diye tanımlanabilir. Bazı uzmanlara göre "bir azınlığın
iradesinin dehşet yoluyla millî iradeyi kabul ettirmeye çalışmasıdır."
"Totaliter bir silah, bir strateji olup millî hâkimiyetin tecelli ettiği
demokrasileri yıkmak isteyerek ulusal egemenliğin düşmanlığını temsil
eder" diye de tanımlanabilir. Ansiklopedik bilgilere göre de, sürekli
korku altında tutmak amacıyla, kaçırmalar ve cinayet işleme eylemleri ile
şiddet hareketleri "terörizm" olarak tanımlanır. Bir başka tanıma
göre "bir siyasî silah veya politika olarak korkutmak veya itaat ettirmek
için terör döneminde dehşetin kullanılması terörizmdir" denmektedir. Genel
kabul gören bir başka görüşe göre de "terörizm, bir örgütün kabul ettiği
politikasının mevcut hükümetlerce uygulanmasını sağlamak için yasadışı şiddet
kullanılmasıdır."
12 Nisan 1991 tarihinde
kabul edilen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu "Terör tanımı"
başlığı altında ve 1 inci maddesinde "Terör, cebir ve şiddet korkutma,
yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin
niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek,
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve
Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak
veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç
ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte
mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü yöntemlerdir"
diye tanımlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu uzun tarifleri niçin yaptım? Türkiye'de güvenlik alanında
ciddî zafiyetler olduğu bir gerçek. Başta PKK terörü kaynaklı olmak üzere,
Türkiye, onbinlerce vatandaşını teröre kurban vermiştir. Bu anlamda, özellikle
güvenlik gibi hayatî bir konuda ülkemizin bulunduğu coğrafî koşulları, sahip
olduğu komşuları ve stratejik konumunu dikkatli bir biçimde takip ederek ve
tartarak, biçerek adım atmamız gereklidir.
Güvenliğin sağlanmasından
Bakanlar Kurulu sorumludur. Dolayısıyla, Başbakan, Bakanlar Kurulunun Başkanı
olarak bizzat uygulayıcı ve sorumlu olarak bunun başındadır. Bundan dolayı,
zaten var olan bir eşgüdümün ayrı bir düzenlemeyle yeniden yapılmasına niçin
ihtiyaç duyulmuştur, anlamak mümkün değil.
Ayrıca, karar almaya
yetkili olmayan, sadece görüş belirten Millî Güvenlik Kurulu, bu anlamda,
zaten, görüşleri oluşturup Başbakanlığa göndermektedir. Nihaî sorumluluk
Bakanlar Kurulundadır. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Başbakanlığa
bağlıdır. Öyleyse neden böylesine bir yasaya gereksinim vardır?
Bir hatırlatma yapmak
istiyorum. Türkiye'de Seçim Yasası ve Siyasî Partiler Yasası değişiklikleri
vakit kaybedilmeden yapılmalıdır, bu Parlamentodan çıkarılmalıdır. Bakın, bu
Seçim Yasasından kaynaklanan sistem sayesinde sadece yüzde 25 oyla iktidar olan
AKP, âdeta bu kesime karşı sorumluymuş gibi davranmaktadır, her ne kadar
Dışişleri Bakanı dünkü konuşmasında farklı bir şey söylemiş olsa bile. Aslında,
Dışişleri Bakanı, dün, burada, hatırlayacaksınız, kendi yumuşak üslubuyla bazı şeyler
söyledi, hepimiz de dinledik. Anayasamızın 112 nci maddesinin bazı cümlelerini
hatırlatarak, Başbakanlığı, kendisinin Başbakanlığı dönemindeki 58 inci
Hükümette "Başbakanlıktaki birçok kurumu ilgili bakanlıklara dağıtmak ve
Başbakanlığın bir koordinasyon merkezi haline getirilmesini sağlamak birincil
görevimdi" dedi ve bunu yaptığını, bu icraatı yaptığını belirtti. Şimdi,
1970'li yılları ve kampları hatırlattı, "son olaylar, aslında demokrasiye
karşıdır, demokrasi hedef alınmıştır" dedi, Danıştaya yapılan saldırıyı da
bu amaca bağladı, güzel de söyledi. Mesela "hepimiz hedef alınmışızdır,
devlet hedef alınmıştır, devletin temel ilkeleri, cumhuriyetin temel ilkeleri,
laiklikten, hukukun temel ilkelerinden tutun da her şey hedef alınmıştır" dedi,
"ama, bu hedefe, demokrasiyi zedeleyerek ulaşmak istemişlerdir" dedi.
Bunlara katılmamak mümkün değil; ancak, 12 Eylül öncesinde binlerce gencimiz
öldürülürken o zamanki sorumlular da, Çorum'da, Sivas'ta, Kahramanmaraş'ta
toplu katliamlar yapılırken, ülke kan gölüne dönüşmüşken aynı şeyleri söyleyip,
"bana, sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz" diye de cümleler
sarf ediyordu. Sayın Dışişleri Bakanını dün dinlerken bunlar aklıma geldi.
Danıştay, okul geliş
gidişlerinde türban takan bir öğretmenin anaokuluna müdür olmasını sakıncalı
bulduğunda, Dışişleri Bakanı, 11 Şubat 2006 tarihinde Suudi Arabistan'a
giderken, Esenboğa Havaalanında, Danıştayın bu kararını yanlış ve tehlikeli
gördüğünü ifade etmiş, "doğrusu, bunu kaygıyla karşılıyorum ve hayretler
içinde kaldığımı ifade ediyorum" demiştir. Başbakan da aynı günlerde,
belki de aynı gün, Danıştaya hitaben: "Efendi, bu iş sizin işiniz değil,
ulemanın işidir. Bunlar evin içine de
karışacaklar. Türkiye yol geçen hanı değildir. Biz iktidar olarak iş
yapıyoruz, yargı engelliyor. Bu böyle gitmez. Ya bize uyacaklar ya da uyanlarla
gideriz" dedi.
Cumhuriyet Gazetesine
bomba atılıyor. Başbakan: "Bizim de binalarımızı bombaladılar, kimse tepki
göstermiyor, bunlar yazılıp çizilmiyor" diyor. Daha geçen hafta Mecliste
türban gösterisi yapılıyor, "o
giysiler, o yöre kadınlarımızın yerel giysileridir" deniliyor. Meclis
Başkanı da bunlardan aşağı kalır mı; hem 23 Nisanda burada konuşan bir
delikanlıyı çocuk muamelesi yaparak konuşturtturuyor hem de Danıştaya yapılan
saldırının hemen arkasından saldırganın cezaî ehliyetinin olup olmadığının
araştırılmasını istiyor. Adalet Bakanı basın toplantısında, kendisine yönelik
bir saldırı girişimini hatırlatıp, kimsenin ona geçmiş olsun telgrafı
göndermediğini belirtiyor.
Dün, AKP'li bir
arkadaşımız burada kürsüde konuşurken, bizi âdeta gerilim yaratmakla
suçluyordu. Oysa, kaçak Kur'an kursları ile türbanı gündemde tutarak, YÖK'le
kavga ederek, Cumhurbaşkanına amacını aşan bazı saldırılarda bulunularak, Anayasa Mahkemesine
"gerekirse kaldırırız" diyerek ülkedeki tüm yerleşik kurumlarla
kavgayı kendilerine şiar edinenler, Danıştaya yapılan saldırıdan sonra -ki, 2.
Daire Başkanına bu vesileyle Allah'tan rahmet diliyor ve yaralılara da acil
şifalar diliyorum- bunların…
AHMET IŞIK (Konya) -
Üyesi, Başkanı değil.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla)
- …bunların olabileceğini, sorumlu
insanlar olarak düşünmeliydiler.
Şimdi, Sayın Bakan…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Sayın Ülkü, düzeltin; Sayın Başkanı değil…
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Düzeltiyorum, Danıştay üyesi diye düzeltiyorum.
Sayın Bakan bu konulara
hiç girmedi dün, hep Danıştay olayından sonraki konulara değindi. Danıştay
olayı olduktan sonraki konulara değinmek, öncesini hatırlatmamak ya da
hatırlamamak veya bilerek söylememek, bana Temel'in bir fıkrasını hatırlattı.
Temel Trabzon'da cinayet
işliyor. Gemiye biniyor, İstanbul'a doğru yola çıkıyor. Sinop'ta veya şurada
burada gemi duruyor. Temel cinayet işliyor…
AHMET YENİ (Samsun) -
Temel cinayet işlemez.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Evet, işlemiş o gün.
...İstanbul'a indiği
zaman tutuklandığında, hâkimin karşısına çıktığında Temel'e hâkim soruyor
"filanca kişiyi öldürmüşsün, ne diyorsun bu konuda. Gemiye binip gelmişsin
buraya" diyor...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, şu fıkra bitsin, müsaade edin.
BAŞKAN - Efendim, son
cümlelerinizi rica edeyim.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Tamam Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
… Temel, gemide çay
içtiğini, arkadaşlarıyla sohbet ettiğini, Sinop'ta durduğunu, arkadaşlarıyla
yemek yediğini, bol bol sohbet ettiğini, gemide yeni dostlar edindiğini
söylüyor. Hâkim "onları bırak bırak, sen İstanbul'a gel" diyor.
"Yok ya, Hâkim Bey, enayi miyim ben İstanbul'a geleceğim. Geleyim de beni
idam edin değil mi" diyor.
Yani, dün, burada
konuşulan konular ve Sayın Dışişleri Bakanının açıklaması, ne yazık ki,
Danıştay öncesi ve sonrasını ihtiva etmediğinden dolayı yarım kalmıştır ve
Temel'in fıkrasına dönmüştür. Öncesini anlatmış olsa idi ve nasıl birtakım
insanların kışkırtıldığını da söylemiş olsa idi, belki, Temel'in fıkrasını
anlatma gereği de duymayacaktık. O zaman, şu andaki zanlılar, tutuklananlar,
daha bir objektif olarak tarafımızdan, Meclis tarafından değerlendirilecek ve
buna göre kamuoyu da karar verecek idi. Hükümetinizin gerilim yaratıp, sonra ah
vah yapması, herhalde kimseyi tatmin etmemiştir diye düşünüyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Ülkü.
Şahısları adına,
Kastamonu Milletvekili Sayın Musa Sıvacıoğlu; buyurun efendim. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
MUSA SIVACIOĞLU
(Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1180 sıra sayılı
Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci
maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bu değiştirilmek
istenilen kanunun mehazı, 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamedeki bir değişikliği içeriyor. Bu kanunun 2 nci maddesinde,
Başbakanlığın görevleri arasında, bakanlıklar arasında işbirliğini sağlamak,
hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetmek, Anayasa ve kanunlarla
verilen hizmetleri yerine getirmek maksadıyla gerekli tedbirleri almak, devlet
teşkilatının düzenli ve müessir bir şekilde gelişmesini temin edecek
prensipleri tespit etmek, hükümet programı ve kalkınma planları ile yıllık
programların uygulanmasını takip etmek gibi -bu kanunun 2 nci maddesinde-
Başbakanlığın görevlerini sayıyor.
Burada getirilmek istenen
değişiklikte, bunlara ilaveten (i) bendi ekleniyor. Burada getirilen hüküm,
"iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele konusunda görevli
kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak" olarak, böyle bir değişiklik
getiriliyor. Hem Anayasamız hem de Başbakanlığın teşkilat ve görevleri
hakkındaki 3056 sayılı Kanunla paralel bir düzenleme getirilmek isteniyor.
Bütün bakanlıklar içinde, zaten, diyelim, Adalet Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun, İçişleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun ve diğer bakanlıkların da, Anayasanın amir hükmü gereğince tüm
bakanlıklar için birer teşkilat kanunları var. Burada getirilen hükümde,
Başbakanlığın görevleri arasına yeni bir hüküm getiriliyor.
Evet, ülkemiz, uzun
zamandan beri terör belasıyla boğuşmaktadır. Bu da, ülkemizin madden ve manen
ağır bedeller ödemesine neden olmaktadır. Sosyal ve ekonomik yapımız bu nedenle
bozulmakta, ülkemizde güvensiz bir ortam oluşturmaya çalışılmaktadır. Terörden
nemalananlar, hiçbir zaman, terörün bitmesini istememektedirler. Terör ortamı
içinde, terörü önleyecek otorite devredışı bırakılarak karışıklık senaryoları
da sahnelenmek istenmektedir. Türkiye üzerinde emeli olan tüm odakların teşvik
edileceği karmaşa ve kaosun ülkemizi bölüp parçalamaya çalışacağı üzerinde
düşünmek ve bu durumun farkında olarak gerekli tedbirleri almak gerekmektedir.
Ülkemizde uzunca bir süreden bu yana sahnelenmek istenen oyun, etnik veya
mezhebî temele dayalı, laik-antilaik çekişmesinin körüklenmesidir.
Demokratik bütün
ülkelerde olduğu gibi, terörün her türüyle mücadele etmek, devletin
vazgeçilmez, devredilmez ve ertelenemez görevlerindendir. Terörle etkin
mücadele etmek, devlet açısından hem meşru savunma hakkı hem de vatandaşlarına
karşı bir yükümlülüktür. Terörle mücadelede bütün kurumlar ve kişiler, devletin
yanında ve terörün her türlüsünün karşısında yer almak zorundadırlar.
Terör, hiçbir zaman, hak
aramanın bir yolu olarak kabul edilemez. Terörü hak aramanın bir yolu gibi
mazur göstermeye yönelen davranışları da anlayışla karşılamak mümkün değildir.
Devletin, kendisini bölmeyi ve terörü meşru göstermeyi amaçlayan düşünceleri
yasaklamak yanında, bunları savunanları cezalandırmak hakkına da sahip olduğu
unutulmamalıdır.
Bu tarzdaki düşünce ve
fiillere karşı hoşgörü, demokrasinin bir gereği olarak kabul edilemez.
Ülkemizde anarşi, terör ve bölücü olayları önleyebilmek bakımından etkili bir
istihbarat, etkili bir haberleşme, toplumsal olaylara göre yetiştirilmiş
güvenlik gücü ve çabuk karar veren yargı mekanizmasıyla, hukukun içinde kalarak
kamu ve toplum düzenini sağlamak en başta gelen amaç olmalıdır. Terörle
mücadelede alınacak bütün tedbirlerin, insan haklarını zedelemeden ve hukukun
üstünlüğünü bir kenara bırakmadan, hür parlamenter demokratik rejim içinde
aranıp bulunması esas olmalıdır. Terörle mücadele de, bu çerçevede, demokratik
hukuk kuralları ve meşruiyet içinde kesintisiz ve etkin bir şekilde
yürütülmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim,
konuşmanızı, lütfen, tamamlayın.
MUSA SIVACIOĞLU (Devamla)
- Bütün bunlarla birlikte, terörle etkin bir mücadele bakımından, Türkiye'nin,
güvenli ve kapsamlı raporlar ışığında derin analizlere, çok ince ve çok boyutlu
politikalara, fayda ve risk hesabı iyi yapılmış çok ihtimalli, alternatifli
stratejilere ihtiyacı olduğu da açıktır. Dış kaynaklı tehlikeleri belirleme ve
bu konuda gerekenleri yapma konusunda ısrarlı olunmalı; ancak, bu çabalar,
kendi içimizdeki yanlışlıkları ve eksiklikleri de hızla gidermede ve böylece
terörün istismar edebileceği ortamları ortadan kaldırmada bizi asla yolumuzdan
da alıkoymamalıdır.
Bu duygularla, tasarının
hayırlı olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Sıvacıoğlu.
Şahsı adına ikinci söz
isteği, Ankara Milletvekili Sayın Nur Doğan Topaloğlu. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
NUR DOĞAN TOPALOĞLU
(Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili kardeşlerim; 1180 sıra sayılı,
Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri
ile Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının 1 inci maddesi üzerinde konuşmak
için huzurunuzdayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
dün, Sayın Başbakan Yardımcımız ve Dışişleri Bakanımız başta olmak üzere, Sayın
Milletvekilimiz Osman Filiz de, teşkilatta, uzun süre Başbakanlıkta çalışmış
birisi olarak, bu kanun tasarısının niçin hazırlandığını detaylarıyla izah
ettiler. Bunları tekrar etmek gereğini duymuyorum. Ben, uzun süre idarecilik
yapmış birisi olarak, onların değinmediği bir hususa değinerek, sizlerin fazla
vaktini almak istemiyorum.
Bu kanun hükmünde
kararnameye eklenen fıkrayla, Başbakanlığın bir dairesi genel müdürlük haline
getiriliyor. Bu ne demektir; iç güvenlik, dış güvenlik ve terör konusunda daha
etkili, daha yetkili, daha üst düzeyde bir genel müdürlük kuralım, bununla
mücadeleyi daha iyi yapalım isteniyor. Koordinasyon o kadar önemli ki, bizim en
çok üzerinde durduğumuz, yerel yönetimlerle ilgili kanunlarda da düzenlediğimiz
konulardan birisidir. Biliyorsunuz, yerel yönetimlerde ruhsat verirken birkaç
makamdan onay alınırdı. Biz onu 1'e irca ettik. Burada da diyoruz ki:
Koordinasyonu yapalım. Çünkü, diğer icraatlarla güvenliğin, terörün arasında
fark vardır. Terörde bilhassa, gecikilirse, önlem almak büyük maliyetlere sebep
olabilir, zayiatlara sebep olabilir. Hukukî bir deyim vardır: "Tehirinde
mazarrat vardır" denilir. Onun için, biz bu "koordinasyon"
kelimesini ekleyerek, aynı zamanda bir daire başkanlığını genel müdürlük haline
getirerek mücadeleyi daha etkin hale getirmek istiyoruz. Yoksa, tenkit edilecek
bir konu değil. Ben isterdim ki, umardım ki, bu konu daha verimli hale
getirilecek, daha iyi netice alınacak. Teşekkür beklerken, sitemlerle,
tenkitlerle karşılaştık.
Yine, Değerli
Milletvekilimiz Hakkı Bey Temel fıkrasını anlattı. Sayın Başbakan Yardımcımızın
konuşmasından, Anayasanın 112 nci maddesinden bahsetti, sitemlerini belirtti
de, Danıştayda cereyan eden olaydan sonra cenaze merasiminde, bilhassa Kocatepe
Camiinde meydana gelen olayları da hiç olmazsa telin etseydi, ben "oradaki
noksanlığı da vurguladı" der, ona teşekkür ederdim. Bunu da hatırlatmakta
fayda görüyorum. Bu bakımdan da beni mazur göreceğini umuyorum.
Yine, bir değerli
kardeşimiz, 12 Eylül öncesinde güvenlik hizmetlerinin Silahlı Kuvvetlere
verildiğini söyledi. Halbuki Anayasamızın 112 nci maddesi Başbakanın
görevlerini saymıştır. Buna bağlı olarak, İçişleri olsun, Millî İstihbarat
olsun, Millî Savunma olsun, diğer birimler olsun, hepsinin koordinatörlüğü
Başbakanlıktadır. Daha yetkili, daha etkili bir kişinin oraya getirilmesiyle,
mücadele daha iyi yapılsın istenmiştir. Bu kadar basit olan kanun tasarısı
bundan dolayı bir fıkra olarak hazırlanıp huzurunuza getirilmiştir.
Evet, bir alt komisyon
kurmayı uygun görmedik; çünkü, konu koordinasyondan ibaretti, ondan dolayı biz
bununla yetindik. Bugün de onu bir kere daha vurguluyorum.
Bir de şunu belirtmek
istiyorum: Bu koordinasyon o kadar önemli ki, diğer olaylarda gecikmenin fazla
sakıncası olmayabilir; ama, bunun gecikmesi, hakikaten -bir kere daha tekrar ediyorum-
büyük maliyetlere sebep olabilir.
Bir de, koordinasyon
olmadığı takdirde, birden fazla yetkili makamlar faaliyete geçiyorlar, canla
başla çalışıyorlar, bir netice alamıyorlar, amacına yeterli zamanda
ulaşamıyorlar. Bazen de birbirleriyle çeliştiği için, hizmeti götüremiyorlar,
sonuçlandıramıyorlar. Bu neye benziyor biliyor musunuz; bir misal vermek
istiyorum: Fizik kanunu vardır, iki zıt kuvvet bir cismi çekerse cisim yerinde
sayar. Koordinasyon olmazsa, ayrı ayrı cephelerden mücadele edenler ne yaparlar;
yerinde saymasına sebep olurlar.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
NUR DOĞAN TOPALOĞLU
(Devamla) - Ondan dolayı, buradaki yapılan konu, etkinliği artırmak, sonuca
daha kısa zamanda gitmek, verimli olmaktır, başka bir art niyet yoktur. Bunu
belirtiyorum.
Bir de şu hususu bir kere
daha huzurunuzda belirteyim: Evet, Danıştayda elim bir olay olmuştur. Orada
rahmetli olan kardeşim benim otuziki yıllık arkadaşımdır. Onun acısını içinizde
en çok duyan benim; kaymakamlığında tanırım, müfettişliğe biz aldık, valilik
yaptık, Danıştayda dörtbuçuk yıl beraber çalıştık. Hakk'ın rahmetine kavuştu;
kendisine rahmet diliyorum, ailesine de sabırlar ve başsağlığı diliyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Topaloğlu.
Sayın milletvekilleri,
madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Maddeyle ilgili
1 önerge vardır. Şimdi, önergeyi okutup, işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1180
sıra sayılı Yasanın 1 inci maddesine eklenen (i) bendinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ederim.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu
Malatya
(i) İç güvenlik, dış
güvenlik ve terörle mücadele konusunda görevli kuruluşlar arasında koordinasyon
sağlamak ve sorunları ekonomik açıdan irdelemek.
BAŞKAN - Önergeye
katılıyor mu Sayın Komisyon?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, katılamıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Hükümet
katılıyor mu?
DEVLET BAKANI NİMET
ÇUBUKÇU (İstanbul) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Önergesinin
gerekçesini kendisi açıklayacak Sayın Aslanoğlu.
Buyurun efendim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; burada verdiğimiz
önerge şu: Biz, hep, olaylara polisiye tedbirlerle bakıyoruz. Ekonomik
özgürlüğü olmayan toplumlar, kişiler, kurumlar hep sorun yaratır. Terörü sadece
polisiye tedbirlerle önlemek yerine, hiçbir zaman bunun ekonomik bacağına
bakılmıyor; söylemek istediğim bu. Eğer biz terörü önleyeceksek, mutlaka terör
olayına, terör olayı olan bölgelere, terörün mutlak ekonomik birtakım
ayrıntılarına girmemiz gerekiyor, bunu söylemek istiyorum. Sadece polisiye
tedbirlerle olmaz bu işler; ama, maalesef, olayın bu boyutuna hiç bakmıyoruz.
Ben iddia ediyorum, polisiye tedbirlerle terör olayı çözülmez. Eğer, toplumun,
Başbakanlıkta kurulan bir koordinasyon kurumu… Bu kurumun olaylara geniş açıdan
bakması lazım, olaylara büyük pencereden bakması lazım. Koordinasyonu her
tarafıyla birlikte yapması… Sadece iç güvenlik ve dış güvenlik birimleriyle
koordine etmek yetmez arkadaşlar.
Arkadaşlar, şunu söylemek
istiyorum: Terörü yok etmenin önemli bir yolu da ekonomik çözümlerden geçer;
ekonomik çözümü olmayan hiçbir terör olayını önleyemezsiniz.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Bu kanunla olmaz o.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Ben, burada, birkaç örnek vereceğim: 25 Nisanda Malatya'da bir don
olayı oldu. Duyarlı olmamız lazım. Birtakım olayları… 25 Nisan, yarın 25 Mayıs;
bir ay geçti. Bir Allah'ın kulu "ne oluyor" demedi, bir Allah'ın kulu
"siz aç mısınız" demedi. Bu insanlar ne yiyecek? Yiyecek ekmeği yok
bu insanların arkadaşlar, yiyecek ekmeği yok diyorum. Bir çuval un alamıyor.
Buna duyarlı olmamız lazım. Bu tür olaylarda, eğer, biz, ekonomik birtakım
şeylerde duyarlı olmazsak, birtakım olayları önleyemeyiz.
Yine söylüyorum, duyarlı
değil; bir aydır, bir ay geçti aradan, bir Allah'ın kulu gidip de "siz ne
yapıyorsunuz" demedi arkadaşlar.Yazık değil mi bu insanlara, yazık değil
mi?!. Adamın her şeyi gitmiş, kayısısı gitmiş, kirazı gitmiş, yiyecek ekmeği
yok; çarşıdan bir tane ekmek alamıyor, bir tane, arkadaşlar. Bu kadar vahim bir
konu…
Siz, şimdi, bu konularla
hiç ilgilenmeyeceksiniz… Bari doğrudan gelir desteğini… Arkadaş, cebinden
vermiyorsun… Bu tür insanlara, Niğde'de patatesleri donan arkadaşlarıma, hiç
değilse, kardeşim, bunu ödüyoruz, avans ödeyin bu insanlara yahu, yemek için
avans ödeyin. Şimdi, hiçbir önlem almayacaksın, hiçbir şey yapmayacaksın, ondan
sonra "ben terör önleyeceğim."
Arkadaşlar, olmaz… Terörü
mutlaka ekonomik koşullarla, ekonomik önlemlerle… Desteklemek zorundayız…
Güneydoğuda da bu böyle, her tarafta bu böyledir arkadaşlar. Ben, Başbakanlıkta
kurulan bu koordinasyon merkezinin mutlaka bu konuyla ilgili olmasını
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir
ay geçti… Bu, Malatya Tarım İl Müdürlüğünün resmî raporu, Tarım Bakanlığımın
elinde var. 14 000 tane aile yüzde 100 sıfıra gelmiş sıfıra. "Yiyecek ekmeği
yok" diyor bu rapor. Yahu, bir Allah'ın kulu çıksın da "nedir"
desin ya; yani, kaderine terk edilmiş bir yer mi Malatya?! Bir Allah'ın kulu
çıksın ya, bir Allah'ın kulu! Biz, bir şey istemiyoruz, doğrudan gelir
desteğini verin ki, bu insanlar çarşıdan ekmek alsın. Başka bir şey
istemiyoruz; ama…
TEVFİK AKBAK (Çankırı) -
Konuştuğunuz konuyla ekmeğin ne alakası var?!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Beyefendi, siz, hâlâ böyle bakarsanız… Terör ve ekmek, kardeşim.
Terörü… Lütfen, sen kendi bildiğini kendine sakla, kendi bildiğini kendine
sakla.
TEVFİK AKBAK (Çankırı) -
Şimdi, bununla ne alakası var?!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Ya kardeşim, kendi bildiğini kendine sakla sen, gel burada konuş.
Ben, terörün ekmekle çözüleceğine inanıyorum.
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
siz Genel Kurula hitap edin.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Sayın Başkan, niye laf atıyorlar devamlı?!
TEVFİK AKBAK (Çankırı) -
Biz konuşmuyoruz, iş yapıyoruz, iş!
BAŞKAN - Sayın Akbak,
lütfen…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Benim mantığım, siz, insanlara ekmek vermeksizin, insanlara
ekonomik çözüm bulmadan terörü önleyemezsiniz diyorum. Bu kadar açık ve net;
anlamıyorsan bir daha anlatayım.
Hepinize saygılar
sunuyorum.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri,
Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Şimdi, maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1 inci madde kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- 3056 sayılı
Kanunun 7 nci maddesinin (f) bendi ile Kanunun ekindeki cetvelde yer alan
"Güvenlik İşleri Başkanlığı" ibareleri "Güvenlik İşleri Genel
Müdürlüğü" şeklinde değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, madde üzerinde, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Kemal
Kumkumoğlu; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL
KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz kanun tasarısının 2 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
böyle bir düzenlemenin yapılıyor olması, aslında, güvenlik konusundaki
ihtiyaçlarımızın, taleplerimizin arttığının, güvenlik sorununun giderek daha
fazla yeni önlemler alma ihtiyacı gösteren bir noktaya doğru taşındığının
kabulü anlamına gelmektedir.
Şimdi, acaba, sorun
burada mıdır? Yani, Türkiye'de terör, iç ve dış güvenliğimizi tehdit eden
olumsuzluklar, yasal birtakım eksiklikler nedeniyle mi engellenememektedir?
Yoksa, burada, gerçekten çok daha derinlerde olması gereken, özellikle
Hükümetin ve İktidar Partisine mensup milletvekilleri başta olmak üzere bütün
Parlamentonun ve ilgili kuruluşların sorunların çözümü noktasındaki
aksaklıklarla ilgili olarak yeniden bir değerlendirme yapmalarının bir
zorunluluk olduğu tespitinden mi sorunu çözebilmek mümkündür diye bakmamız
lazım.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, bakın, dış güvenlik diyoruz. Nedir dış güvenliğimizi tehdit eden
unsurlar? Neyi kastediyoruz? Kıbrıs'ta birsürü olumsuzluk yaşanıyor. Bütün
tavizlerimize rağmen Kıbrıs'ta bugün Türklerle bir arada yaşamayı reddeden bir
anlayış tek başına iktidara gelmeyi başarmıştır. Ve bu Kıbrıs'ın bu haliyle resmen
benimsenip kabullenilmesini veya onun tanınması anlamına gelebilecek
uygulamaları, Avrupa Birliği başta olmak üzere dünyanın birçok merkezi bizden
talep etmektedir.
Şimdi, bu kuracağımız
koordinasyon kurulu bu anlamda nasıl bir işlev üstlenecek? Bu genel müdürlük ne
iş yapacak bu anlamda? Hükümetin bugüne kadar yapamadığı hangi eksikliği telafi
edecek?
Doğumuzda, Irak'ta,
giderek İran'da ve bütün Ortadoğu'yu kuşatan bir anlayışla bir gerilim, hatta
savaş yaygınlaşmaya ve hızla ülkemizi tehdit eder boyutlara ulaşma noktasına
doğru geliyor. Kuzey Irak'ta, resmen ilan edilmemiş bir Kürt devleti kuruldu
kurulacak; her şeyi var, sadece tanınması kalmış. Şimdi, bu oluşturacağımız
yeni kurum, acaba, doğumuzda oluşan bu tehdidi, Türkiye'yi içerisine alacak, her
an içerisine alabilecek bu tehdidi engelleme noktasında ne yapacak?
Değerli arkadaşlarım,
bakın, Dışişleri Komisyonu Başkanımız burada. Bir Büyük Ortadoğu Projesi var.
Dışişleri Komisyonu Başkanımız bir konuşmasında -aynen ifade ediyorum- dedi ki:
"Bu senaryoyu biz yazmadık, rolleri de biz dağıtmıyoruz. Bize, prenses
rolü de verebilirler, prensesin hizmetkârı rolü de." Aynen kullandığı
ifadeler ezberimden böyledir; açıp, metinlerinden kendisi bakabilir,
hatırlamıyorsa. Rolümüzü bilebildik mi Sayın Dışişleri Komisyonu Başkanımız?!
Burada, Bakanlığı
temsilen çok ilgisiz bir Bakanımız duruyor; ama, sonuçta, Hükümeti temsilen
burada. Şimdi, ben, Sayın Bakandan sormak istiyorum: Büyük Ortadoğu Projesi
içerisinde, Türkiye'nin pozisyonu ve konumu nedir? Bu Büyük Ortadoğu Projesi
dediğimiz ve Dışişleri Bakanlığına verdiğim soru önergesinde, "geniş
Ortadoğu girişimi, söz konusu coğrafyada barış, istikrar, kalkınma ve refahı
hedef alan uzun vadeli bir dönüşüm projesi olarak gelişmektedir. Genel
hedefleri itibariyle olumlu değerlendirdiğimiz bu girişim çerçevesinde bir
barış, istikrar ve refah kuşağı oluşturmak isteyen ülkemizin Ortadoğu
vizyonuyla uyumludur…" Bu vizyonu bilen, bu vizyonla bizim uyumumuzdan
tereddütü olmayan bir tek milletvekili var mı değerli arkadaşlarım?! Büyük
Ortadoğu Projesinin içerisinde Türkiye'nin tek başına mı, parçalı bir Türkiye
olarak mı yer alıp almayacağını bilen Dışişleri Komisyonu Başkanı, milletvekili
veya Hükümet adına Sayın Bakan, bir tek kişi var mı?!. Şuraya gelip, arkadaş, haksızlık
yapma, bu Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Türkiye tek parçalı olarak ve
bugünkünden daha güçlü olarak yer alacaktır diyebilecek, bu bilgiye sahip kimse
var mı değerli arkadaşlarım?!.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Ne demek parçalı Türkiye?!.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Evet, Büyük Ortadoğu Projesinin, Sayın Dışişleri Komisyonu
Başkanının söylediği gibi, o rolü biz yazmadık, o oyunu. Oyunu yazanların oraya
nasıl bir Türkiye koyduğunu bilen var mı? Hangi milletvekilinin bu konuda
bilgisi var? Hiç, bir gün, bir Dışişleri yetkilisi, bir Dışişleri Bakanı,
Başbakan, konuyla ilgili bir tek kişi gelip, bu Parlamentoya, arkadaşlar, Büyük
Ortadoğu Projesi şöyle bir projedir, burada bizi şöyle bir gelecek bekliyor
diye bir tek konuşma… Büyük Ortadoğu Projesiyle ilgili, Dışişleri Bakanlığı,
bizim, uyumludur, doğrudur, Türkiye için yararlıdır diye düşündüğümüz bu
projeyle ilgili, bu Meclise, bir tek gün, bir tek bilgi verdi mi? Ne yapacak bu
oluşturacağımız yeni kurul?
İçeriye bakalım. Ne var
içeride bizi tehdit eden unsurlar?.. Millî Güvenlik Siyaset Belgesinde
deniliyor ki: "Türkiye'yi tehdit eden en önemli unsurlar bölücülük ve dinî
esaslara dayalı anlayışlar üzerinden siyaset yürütmektir." Ne yapıyoruz
biz?.. Mesela, bölücülük konusunda, bölücülük konusu gündeme geldiğinde,
Hükümetten sağlıklı, hepimizin yüreğini rahatlatabilen bir anlayış, bir
yaklaşım, bir ifade duyabiliyor muyuz? Herkes eleştiriyor. Her yerde başka bir
şey söyleniyor; Diyarbakır'a gidildiğinde başka bir şey, Sögüt'e gidildiğinde başka
bir şey söyleniyor.
Değerli arkadaşlarım,
uyum yasaları çerçevesinde, bu Parlamento, iktidarıyla muhalefetiyle, oybirliği
ve anlayış birliği içerisinde, Türkiye'de çok farklı etnik yapılardan oluşan;
ama, bu milletin her biri aslî birer unsuru, parçası olan bütün yapılar için,
yapılabilecek her türlü yasal düzenlemeyi yapmıştır. Gelinen sınır, yasal
düzenleme anlamında artık bundan sonra yapılacak olan en alt düzeydeki uygulama
veya yasal düzenleme, anadilde temel eğitim veya federatif yapıyı da olabilir
mi noktasında, artık, tartışmaların yapılabileceği bir süreçtir. Şimdi, bu
cesaretle, arkadaş, Türkiye'de, biz… Hangi etnik yapıdan olursa olsun, her
yurttaşımızın, kendi kültürünü, dilini, geleneğini, göreneğini, yaşam tarzını,
yaşam biçimini, müziğini, folklorunu sonsuza kadar yaşatabilmek ve
geliştirebilmek adına çağdaş bir devletin alması gereken bütün önlemleri
almıştır. Artık bundan sonra yapılabilecek her yeni adım, her ileri adım,
Türkiye'de birliği, beraberliği, bütünlüğü değil; giderek, birliği, beraberliği
tehdit eden, sabote eden, onun içine, onun altına dinamit koyan birtakım
düzenlemelerden ibarettir. Artık, sınır, bu düzenlemelere gelmiştir diyebilen
bir tek hükümet yetkilisini şu kürsüden dinlediniz mi değerli arkadaşlar?! Veya
Başbakan Diyarbakır'a gittiğinde veya bir başka bölgemize gittiğinde, bunu
seslendirebildi mi değerli arkadaşlar?!
Bir başka noktaya
gelelim: Dinî esaslara dayalı siyasetten kaynaklanan terör ve tehdit.
Değerli arkadaşlarım, çok
şey tartışılıyor bugünlerde. Danıştaya yapılan saldırıyı çok konuştuk. Ben de,
o saldırıyı şiddetle, nefretle kınıyorum. Kaybettiğimiz Değerli Hâkim Mustafa
Yücel Özbilgin'e rahmet diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum, bütün
milletimize başsağlığı diliyorum; yaralananlara geçmiş olsun diyorum.
Ama, değerli
arkadaşlarım, bakın, şimdi, Yargıtay bir karar vermiş. Başbakanlık Müsteşarıyla
ilgili olarak Yargıtaya gidilmiş bir davada. "Bana hakaret edildi"
iddiası var Başbakanlık Müsteşarının. Nedir iddia; birisi ona "şeyhülislam"
demiş, bir eski asker. Mahkemeye veriyor, diyor ki bana hakaret etti. Yargıtay
karar veriyor; diyor ki, siz bu cumhuriyetin değerlerine bu ifadelerinizle inanmadığınızı gösterdiğiniz için, bu, size
hakaret sayılmaz.
Değerli arkadaşlarım, bu
insan ne münasebetle Başbakanlık Müsteşarlığında duruyor?! Siz, hem onu orada
tutup hem "bizim bu işlerde hiç alakamız yoktur; bize önyargıyla
bakıyorsunuz; siz niyet mi okuyorsunuz kardeşim" biçiminde bize, bütün bu
birikimlerin sonucunda en son Danıştaya yöneltilmiş olan saldırı karşısında,
bardağı taşıran son damla olması nedeniyle sokaklara taşan yüzbinlerce
yurttaşımızın ortaya koyduğu tepkiye, sanki, sadece o güne ait bir tepkiymiş
gibi ne diye tavır alıyorsunuz?
Bakın, Başbakan diyor ki:
"Bu ülkede dindarlara siyaset yaptırtmak istemiyorlar."
Bu ne demek değerli arkadaşlarım, hiç düşündünüz
mü bunu? Dindarlık…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Dindarlık siyasî bir
kimlik midir?! Nerede siyaset yapacak dindarlar?.. Başbakanın anlayışına göre,
dindarların, bir merkezde dindarlar olarak toplanıp, dindarlar olarak siyaset
yapması lazım. Başbakanın anlayışına göre Cumhuriyet Halk Partisinde dindarlar
siyaset yapamaz, Başbakanın anlayışına göre ANAP içerisinde dindarlar siyaset
yapamaz, Başbakanın bu anlayışına göre MHP içerisinde dindarlar siyaset
yapamaz… Niye; çünkü, bu yaklaşımdan, bu anlayıştan ancak böyle bir ifade
çıkıyor. Dindarlar nerede siyaset yaparlar; AKP içerisinde siyaset yaparlar.
EYÜP FATSA (Ordu) -
Nerede bu ifade?!
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu ifadelerin "bizim partimize oy
vermeyenler patates dinindendir" ifadesinden ne farkı var?!
Kim bu soruya cevap
verecekse -İktidar Partisi adına sataşmadır diye de söylenebilir- çıksın
buraya, bu sorunun cevabını versin?
SEDAT KIZILCIKLI (Bursa)
- Kime soruyorsan cevabını o versin! Soruyu kime soruyorsun Beyefendi?!
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Bu anlayışın, bu yaklaşımın, insanları "dindarlar-dindar
olmayanlar" diye parçalayarak…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Son cümlem…
…"dindarlara siyaset
yaptırmak istemiyorlar" diyerek, dindarları, dindarlığı, inancı bir siyasî
kimliğin en önemli nüvesi ve birleştirici unsuru olarak gören bir Başbakan
olursa değerli arkadaşlarım ve buna uygun bir Hükümet olursa ve Parlamento da
bunların hiçbirisini tartışmadan, değerlendirmeden, yukarıdan geldi, ne
geldiyse biz de kabul edelim anlayışıyla benimser ve buradan çoğunlukla çıkarırlarsa,
siz burada hangi yasal düzenlemeyi yaparsanız yapın, ne dış tehdidi ne iç
tehdidi, ne dışarıdan Türkiye'ye yönelen terörü ne içeriden Türkiye'ye,
cumhuriyetin niteliklerine dönük saldırıları engelleyemezsiniz.
Çare, cumhuriyetin temel
niteliklerini sahiplenerek, demokrasinin temel niteliklerini sahiplenerek bu
ülkeye ve bu ülkenin bütün birimlerine, yurttaşlarımızın beklentilerine ve
söylemlerine, muhalefet partisinin, devletin diğer kurumlarının ve birimlerinin
sesine kulak vererek, Türkiye'nin ortak vicdanını seslendiren bir anlayışla
iktidarı yürütmeye çalışmaktır.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Kumkumoğlu.
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın
Başkan…
RASİM ÇAKIR (Edirne) -
Herhalde sorularına cevap alacaksın Kemal…
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın
Başkan, söz istiyorum; Sayın Kumkumoğlu, Sayın Başbakanı ve Partimizi zan
altında bırakacak, gerçeği yansıtmayan ifadelerde bulunmuştur.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Hangisi olduğunu, hangisinin zan altında bıraktığını söylesin
Sayın Başkan.
EYÜP FATSA (Ordu) -
Müsaade ederseniz…
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Yani, Başbakanın söylemediği neyi söylemişim ben Sayın Başkan,
önce onu söylesin!
BAŞKAN - Bakacağım Sayın
Fatsa.
RECEP KORAL (İstanbul) -
Daha neyine bakacaksınız allahaşkına?!
BAŞKAN - Şahsı adına,
Konya Milletvekili Sayın Hasan Anğı…
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) -Neyi söylemişim; onu söylesin.
BAŞKAN - Bakacağım.
RECEP KORAL (İstanbul) -
Sataşma olduğunu kendi söylüyor Sayın Başkan!
EYÜP FATSA (Ordu) -
Konuşmacı diyor ki, Sayın Başkan, "size sataşıyorum, çıkın cevap
verin" diyor, siz diyorsunuz ki, tutanaklara bakacağım!..
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Anğı. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HASAN ANĞI (Konya) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair -1180 sıra sayılı- Kanun Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde
söz almış bulunuyorum; Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu tasarının,
Başbakanlığın görevleri arasına, iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele
konusunda görevli kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlama görevi eklediği,
tasarının tümü üzerinde ve 1 inci madde üzerindeki konuşmalarda detaylı bir
şekilde dile getirildi.
2 nci maddeyle de, iç ve
dış güvenlik ile terörle mücadele konularında Başbakanlığın daha etkin bir
şekilde rol almasını teminen, Başbakanlık ana hizmet birimlerinden Güvenlik
İşleri Başkanlığı kaldırılarak, yeni bir ana hizmet birimi olarak, güvenlik
işleri genel müdürlüğü kurulmaktadır. Bu yeni yapılanma ve etkin
koordinasyonla, ülke güvenliğinin ve huzurunun artacağına inanıyoruz.
İç ve dış destekli legal
örgüt görüntülerinin arkasında illegal ilişkilerle işlenen örgütlü suçların son
günlerde nerelere geldiğini birlikte izlemekteyiz. Yakın tarihimizde de benzer
pek çok olayları yaşamış milletimiz, bu tür Olaylara karşı sağduyuyla hareket
etmiş ve hep sonucunu beklemiş, çoğu zaman ise faili meçhul kalmıştı. Şimdi
ise, yeni bir dönem yaşanmakta. Olayın failleri yakalanmış, ilişkileri ise, tek
tek çözülmeye devam etmektedir. Bundan sonra, karanlık ilişkilerin ve karanlık
düşüncelerin son bulması, kimsenin buna niyetlenmemesi, bundan medet ummaması,
hepimizin ortak dileğidir.
2 nci maddedeki bu
ifadelere, benden önce konuşan Değerli Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü
arkadaşımızın, meselenin, pek çok, kopuk kopuk, önünü görmeden, ortasından veya
sonundan aldığı başlıklarla, getirilen dış güvenlik, iç güvenlik ve terörle
mücadele etkin ve koordinasyonlu çalışmasına dönük eleştirilerinin hiçbirine
katılmak mümkün değil. Türkiye'de iç ve dış güvenliğin sağlanması, terörle
mücadeleyle ilgili kurum ve kuruluşlar ortada. İcracı yapılar buradayken,
koordinasyon görevinin verildiği Başbakanlığa dönük, Başbakanlık Müsteşarına
dönük ve buradaki milletvekili arkadaşlarımıza dönük ifadelerin hiçbiri şık
olmamakta.
Cumhuriyet, hepimizin
kazanımı, sadece bir grubun veya bir kesimin değil; sadece birilerinin bu
kazanımlar üzerinden siyaset yapma hakkını elde ettiği bir düzen değil. Buna
karşı herkesin saygılı olması... (AK Parti sıralarından alkışlar)
Getirilmiş bu
düzenlemenin kurumların ihtiyacından kaynaklandığı gerçeğini de hepiniz
biliyorsunuz, hepimiz bilmekteyiz. Gündemi germek adına, geçen haftaki, ilk,
çarşamba günkü konuşmalarda ortaya koyduğunuz gerilimin sonradan yerini nereye
bıraktığının hırçınlığıyla burada tekrar ifadeler devam ediyor.
AHMET YENİ (Samsun) -
Yüzleri kızarmıyor.
HASAN ANĞI (Devamla) -
Bunu son derece yadırgıyorum. O gün de, burada, Grup Başkanvekiliniz hadiseyi
nelere benzetmişti; ama, nereye doğru gittiğini hep birlikte izliyoruz.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Ne farkı var?!
HASAN ANĞI (Devamla) -
Nereye kadar gitmişse, bundan cumhuriyet ve demokrasi yara almadan çıkacak.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Niye Başbakanlık Müsteşarı, hâlâ, yargı kararına rağmen, orada
oturuyor; onu söyle!
HASAN ANĞI (Devamla) -
Ona siz karar vermeyeceksiniz.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Hayır, onu söyle!
HASAN ANĞI (Devamla) - Bu
iktidar, bu iradeyi ortaya koyar.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Niye devam ettiriyor; onu söyle yani…
HASAN ANĞI (Devamla) -
Hangi şartlarda, nereye, neyi atayacağını…
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - O zaman, bir şey deme. Eğer, ona da bir şey demiyorsan, daha bir
şey deme; tamam.
RECEP KORAL (İstanbul) -
Bak, bu, sataşma işte.
BAŞKAN - Siz devam edin
efendim.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - O zaman, ortaya konuş madem.
HASAN ANĞI (Devamla) - Bu
Hükümetin iradesi ortada. Keşke, bu samimiyet içinde, herkes, bütün gayretini
gösterse de, Meclisimizden bu yasaları çok daha hızla çıkarıp, ülkenin huzur ve
sükûnuna hep birlikte katkıda bulunabilsek.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Ortalık kan gölüne döndü; sen ne huzurundan bahsediyorsun!
HASAN ANĞI (Devamla) -
Tasarının milletimize ve devletimize hayırlar getirmesini diliyorum.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Kan gölüne döndü ortalık! Danıştay basıldı; sen huzurdan bahsediyorsun!
HASAN ANĞI (Devamla) -
Kan üzerinden siyaset yapmaya kimsenin hakkı var mı?! O acı herkesi bürümüştür.
Bunun üzerine de, Hükümet, yapması gereken her adımı atmıştır, üstünü de
örttürmemiştir.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Nerede atmıştır canım!
HASAN ANĞI (Devamla) -
Oradaki güvenlik zafiyetinin kimden kaynaklı olduğunu da bugün basında
izliyorsunuz, görmektesiniz.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Kılıf onlar, kılıf…
HASAN ANĞI (Devamla) -
Hiç kusura bakmayın. Meseleyi doğru koyalım, bunun üzerinde de doğru siyaset
yapalım.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Bu meselenin sorumluluğu sizde.
HASAN ANĞI (Devamla) -
Ben, tasarının hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Anğı.
Şahsı adına ikinci söz
isteği, Kastamonu Milletvekili Sayın Sinan Özkan. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
SİNAN ÖZKAN (Kastamonu) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde şahsım adına söz
aldım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Burada 2 nci maddeyle
yapılan, aslında, teknik bir düzenleme. Zaten Başbakanlık bünyesinde var olan
Güvenlik İşleri Başkanlığı bu maddeyle kaldırılıyor ve yerine, Güvenlik İşleri
Genel Müdürlüğü getiriliyor.
Bu, elbette ki,
Hükümetimizin terörle mücadeledeki kararlılığının bir işaretidir. Yani, burada
"acaba, son zamanda terör olayları arttı da, bundan dolayı mı bu
değişikliğe gerek duyuldu" gibi birtakım ifadeler seslendirildi. Ancak,
malumunuz olduğu üzere, Türkiye, sahip olduğu jeopolitik, jeostratejik önemi
itibariyle, her zaman, maalesef, terörden nasibini almıştır; bu, terör
belasıyla, tarih içerisinde, her zaman, mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu,
bugüne has, düne has bir şey değildir; önümüzdeki dönemde de, böyle bir risk
her zaman vardır. Bu, terörle mücadele konusunda, her zaman üzerine düşen…
Bizim birimlerimiz vardır; Emniyet Teşkilatımız vardır, Jandarma Teşkilatımız
vardır, Millî İstihbarat Teşkilatımız vardır, iç ve dış güvenlik birimleri olarak; Türk Silahlı Kuvvetleri vardır. Burada
yapılan şey; bu, terörle mücadele birimleri, iç ve dış güvenlik birimlerinin
görevlerini yürütürken ortaya çıkan koordine ve işbirliğini sağlama ihtiyacını
daha iyi düzeyde, daha seviyeli yerine getirme gayretidir. Bu, zaten daha önce
yapılmaktadır, Başbakanlık bunu yerine getirmektedir. Şimdi, artık, bu, genel
müdürlük seviyesinde yapılacaktır. Artık, bu birimlerin üst düzey görevlileri,
Başbakanlıktaki toplantılarda ya da Başbakanlıkla muhatap olduklarında, oradaki
bürokratlarla, bir başkanla değil, bir genel müdürle muhatap olacaklardır.
Bunda kimseyi rahatsız edecek bir husus olmaması gerekir diye düşünüyorum.
Yine, bu kanunla, 249
tane, Başbakanlıkta var olan kadro iptal edilerek, yerine, 6 tane kadro ihdas
edilmektedir. Bunun anlamı şudur: Buradaki hantal yapılanma ortadan
kaldırılmakta; ama, bu koordinasyon sağlama noktasında, iç ve dış güvenlik
birimleri ve terörle mücadele birimleri arasındaki koordinasyonu sağlama
noktasında, alanında uzman, işini bilen personel burada istihdam edilecek ve bu
koordinasyon, işbirliği daha etkin, daha verimli, daha sağlıklı temin
edilecektir. Burada yapılan iş tamamen budur.
Ben bu tasarının hayırlı
olmasını temenni ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özkan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Madde üzerindeki
konuşmalar tamamlanmıştır; ancak, AK Parti Grup Başkanvekili Sayın Fatsa,
sataşmadan bahisle söz istemiştir. İçtüzüğün 69 uncu maddesine göre, herhangi
bir sataşmaya meydan vermemek kaydıyla, gerekli açıklamalarda bulunmak üzere
kendisine söz veriyorum.
Buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
VII.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Ordu
Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, İstanbul Milletvekili Ali Kemal Kumkumoğlu'nun,
konuşmasında, Partisine ve Genel Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, biraz
önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bu kürsüde konuşan Sayın Kumkumoğlu,
biraz, görüşmekte olduğumuz tasarının da dışına çıkarak, bazı konuları,
Partimize mal etmek, Partimizin Sayın Genel Başkanına ve Başbakana mal etmek
suretiyle ifade etti.Ben, bu konularla ilgili bazı hususları sizlerle ve
kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye 73 000 000'dur. Bu ülkede, farklı etnik kökenden gelen, farklı inanç
yapısından gelen, farklı coğrafî bölgeden gelen insanlar vardır ve bunların
tamamı 73 000 000 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını oluşturur. Bu 73 000 000
insan içerisinde, kalbinde ve gönlünde bu ülke için sevgisi, sevdası, aşkı,
heyecanı olan, inancı, fikri, etnik kökeni, coğrafî bölgesi ne olursa olsun, bu
ülkenin onurlu, şerefli bir vatandaşıdır. Bilgisi ve birikimi, bu millete
verebileceği, dağarcığında da, hizmet adına, bilgi adına birikimi varsa, onu
da, başta siyaset olmak üzere her zeminde, her mekânda verme hakkına sahiptir.
Bunu yapmak için de, kimseden ne izin almasına ne de icazet almasına gerek
yoktur. Bu, onun, en tabiî vatandaşlık hakkıdır.
Dolayısıyla, bu insan
dindar olabilir, farklı şeylerde de olabilir, hatta hiç inanmıyor da olabilir;
ama, bu, onun siyaset yapmasına engel olmamalıdır, olamaz.
Biz, Parti olarak, AK
Parti olarak, her zeminde ifade ettik, dedik ki, biz, bu ülkenin geçmişte çok
sıkıntı çektiği, çok acı çektiği şu üç konuyu siyasetimizin malzemesi
yapmayacağız ve asla, bunlara sarılarak da siyaset yapmayacağız.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Sürekli bunu yapıyorsunuz, başka bir konunuz yok ki!
EYÜP FATSA (Devamla) -
Bir kere daha bunları burada ifade etmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi açık
ve net olarak ifade ediyorum ki, biz, asla inanca dayalı, inanç
milliyetçiliğine dayalı bir siyaset yapmayacağız dedik ve bugün de bunun
arkasındayız. (CHP sıralarından gürültüler)
Müsaade edin…
İZZET ÇETİN (Kocaeli) -
Güldürme beni!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Yazıklar olsun size!
EYÜP FATSA (Devamla) -
İkincisi, etnik milliyetçiliğe, bölgesel milliyetçiliğe dayalı siyaset
yapmayacağız dedik ve yapmadık da. (CHP sıralarından gürültüler)
Bakın, değerli
arkadaşlar, konuşmalarımı ciddîye almıyor olabilir veya konuşmalarımla istihza
edebilirsiniz; sizi de, beni de kamuoyu dinliyor ve bunun değerlendirmesi
kamuoyuna aittir.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Bir fırsat verin de, bir 5 dakika tartışalım bu konuyu burada.
EYÜP FATSA (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, bir diğer husus, Yargıtay, Başbakanlık Müsteşarıyla
alakalı, bir şikâyet üzerine bir karar vermiştir. Bakın, bir kere daha burada
ifade etmek istiyorum, hukukçu arkadaşlarımız var, bir kararı, yargının vermiş
olduğu kararı reddetmek başka bir şeydir, tartışmak başka bir şeydir.
Reddetmezsin, kabul edersin; ama, verilen kararı tartışabilirsin.
YILMAZ KAYA (İzmir) -
Danıştayı tartıştığınız gibi, değil mi!
EYÜP FATSA (Devamla) -
Verilen kararın…
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Ofer'i de tartışacağız!
EYÜP FATSA (Devamla) -
Ya, arkadaşlar, bu dünya ülkeler ailesi içerisinde, yaklaşık 200 ülke
içerisinde biz de varız, bizden başka da demokratik, laik devletler vardır.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Bilimsel düzeyde tartışacağız ama…
EYÜP FATSA (Devamla) -
Müsaade edin… Müsaade edin… Lütfen, lütfen, lütfen… Rahatsız olmayın.
Şimdi, eğer, bir insanın
geçmişte iddia edilen bir düşünceden dolayı, bak, geçmişte kendisine iddia
edilen ve izafe edilen bir düşünceden dolayı…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- "Arkasındayım" diyor!..
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Kendisi,
"arkasındayım" diyor!.. Çarpıtmayın lütfen! "Arkasındayım"
diyor; onu söyleyin.
EYÜP FATSA (Devamla) -
Müsaade edin…Çarpıtmıyorum
Eğer, ona hakaret etmek
bir hak doğuruyorsa, bakın, burada olan ve olmayan birçok milletvekili
arkadaşımızla alakalı, geçmişte…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
EYÜP FATSA (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkan, son cümle… Son cümlemi veriyorum.
BAŞKAN - Son cümleleriniz
lütfen.
EYÜP FATSA (Devamla) -
Geçmişte, siyasî yelpazenin en sağından en soluna kadar çok aşırı uçlarda görev
almış, yer almış arkadaşlarımız var. Şimdi, biz, bugün, geçmişte bu insanlar,
bu aşırı uçlarda görev almıştır diye, bunlara vatan hainidir diye veya
bölücüdür diye, şudur budur diye ithamda bulunma hakkını kendimizde mi bulmalıyız?!
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Adam diyor ki: "Ben, o gün ne dediysem bugün de
arkasındayım."
EYÜP FATSA (Devamla) -
Lütfen… Lütfen… Arkadaşlar… Arkadaşlar…
BAŞKAN - Sayın
Kumkumoğlu, siz konuştunuz. Lütfen…
EYÜP FATSA (Devamla) -
Arkadaşlar, lütfen… Lütfen… Bakın, olayları iyi görmek, meseleleri iyi almak,
iyi anlamak lazım. Aksi takdirde, konuşulan şeyler, olan-olmayan şeyler
üzerinde birbirimize karşı bir siyasî mücadele yapacaksak, inanın, önce
kendimize sonra da bu ülkeye yazık ederiz. Bu ülkeye yazık ederiz.
BAŞKAN - Sayın Fatsa,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
EYÜP FATSA (Devamla) -
Dolayısıyla, herkes, ama herkes, ağzından çıkan söze dikkat etmelidir.
FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum)
- Başta Sayın Başbakan!
EYÜP FATSA (Devamla) -
Ağzından çıkan sözün nereye gittiğini, ne manaya geldiğini, toplumsal barışa ne
kadar katkı sağlayıp sağlamadığını da görmesi lazım.
Ben, bir kere daha altını
çizerek söylüyorum: Bu ülkede, kalbinde, gönlünde, bu ülkeye karşı, bu millete
karşı, sevgisi, sevdası, aşkı, heyecanı, bilgisi, birikimi olan insan, inancı,
düşüncesi, fikri, etnik kökeni ne olursa olsun, her zeminde bu ülkeye hizmet
etme imkânı ve hakkı vardır; kimse de bunu elinden alamaz, almaya da güç
yetiremez.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Fatsa.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Sayın Başkan… Sayın Başkan… Sayın Başkan…
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
5.- Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1181)
(S. Sayısı: 1180) (Devam)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, 2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısı istiyoruz.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Karar yetersayısı istiyoruz.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Lütfen, rica ediyorum Sayın Başkan…
BAŞKAN - Maddeyi oylarken
karar yetersayısı da arayacağım.
Sayın Kumkumoğlu, lütfen,
otururun.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Ama, doğru değil. Hiç olmazsa burada bir şeyi açıklamak…
BAŞKAN - 2 nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum; karar yetersayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler…
Kâtip üyeler arasında
mutabakat sağlanamadığından, işarî oylamayı elektronik oylama cihazıyla
yapacağım ve 4 dakika süre vereceğim.
Oylamayı başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı
vardır ve madde kabul edilmiştir.
Birleşime 5 dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 18.01
Açılma Saati: 18.12
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 106 ncı Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
1180 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)Ê
5.- Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1181)
(S. Sayısı: 1180) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 3 üncü
maddesini okutuyorum:
MADDE 3- 3056 sayılı
Kanunun 12 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde
de-ğiştirilmiştir.
"Güvenlik İşleri
Genel Müdürlüğü:
MADDE 12- Güvenlik İşleri
Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Başbakanlığın, iç
güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele konusunda görevli kuruluşlarla
ilişkilerini yürütmek, gerektiğinde bu kuruluşlar arasında koordinasyonu
sağlamak.
b) İç güvenlik, dış
güvenlik ve terörle mücadeleyi ilgilendiren konularda inceleme, araştırma ve
toplantılar yapmak, yaptırmak, bunları değerlendirmek ve tekliflerde bulunmak.
c) Sıkıyönetim veya
olağanüstü hâl ilan edilen bölgelerde, sıkıyönetim veya olağanüstü hâl ilanına
esas olan konularda bilgileri derlemek, değerlendirmek ve bu hususlarda
koordi-nasyonu sağlamak.
d) Görevleri ile ilgili
konularda kamuoyunu bilgilendirici çalışmalar yapmak.
e) Görevleriyle ilgili
konularda teşkil edilen kurulların sekreterlik hizmetlerini yürütmek.2
f) Makamca verilen benzeri
görevleri yapmak."
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Çorum Milletvekili Sayın Feridun
Ayvazoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA FERİDUN
AYVAZOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
1180 sıra sayılı tasarıyla ilgili olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, böyle bir
tasarının hangi amaca dönük olduğunu ve neyi değiştirmek istediğini, gerçek
amacının ne olduğu hususunda, yasadan yola çıkarak, sizlere sunmanın bir görev
olduğunu düşünüyorum.
3056 sayılı Kanunla,
Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanun, 10.10.1984 tarihinde yürürlüğe girmiş ve bugüne kadar
uygulanagelmiştir. Amacına bakıldığında, bu amacın 1 inci maddede sayıldığı
gibi "bakanlıklar arasında işbirliğini sağlamak, hükümetin genel
siyasetinin yürütülmesini gözetmek, devlet teşkilatının düzenli bir şekilde
işlemesini temin etmek" şeklinde, Anayasaya da atıf yapmak suretiyle
belirtilmiştir.
Anayasamızın 112 nci
maddesinde Başbakanın görevleri sayılmaktadır ve sorumluluklar
belirtilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu
tasarının 3 üncü maddesinde ise, tasarının genel gerekçesinde de belirtildiği
gibi, sadece ve sadece buradaki değişiklik "Güvenlik İşleri Genel
Müdürlüğü" olarak değiştirilen bir tabirdir. Bunun hemen yanı başında da
dış ve iç güvenlik tabirlerinin hemen yanında terör ibaresinin yer almasıdır.
Değerli arkadaşlarım,
başkanlığın, genel müdürlük olarak değiştirilmiş olması, teknik yönden,
Anayasanın, gerçekten 112 nci maddesinde Sayın Başbakana verilmiş bulunan
görevler arasındaki görevlerle uyuşup uyuşmadığı konusundaki Anayasaya
aykırılık durumununda düşünülüp tartışılması gerekir diye, bunu ifade etmek
istiyorum öncelikle.
Esas değerlendirilecek
konu ise, burada terör tabirinin bu tasarıda yer almasıdır ve genel gerekçeye
bakıldığında, sözümona bakanlıklar arasındaki koordinasyonun sağlanması
suretiyle, iç ve dış güvenliğin sağlanması açısından ve terörün önlenmesi
açısından, böyle bir yasa değişikliğinin görüşülüp karara bağlanması,
yasalaşması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Bütün tasarıların,
kanunların gerekçelerine bakıldığında, şimdiye kadar olduğu gibi, Adalet ve
Kalkınma Partisinin bütün tasarılardaki gerekçesi hep ideal olmuştur, hep
amacının çok iyi niyetlere dönük olduğu yazılmıştır; ama, buna rağmen, biz,
üçbuçuk yıldan beri, her tasarının gelişinde, her görüşmede, gerçek amacın,
idealinizdeki amacın, getirmek istediğiniz yasalarla gerçekleşmeyeceği
noktasında, sizleri uyarageldik; ama, maalesef, gördük ki, bizlerin, Cumhuriyet
Halk Partisi olarak, Anamuhalefet Partisi olarak yapmış olduğumuz uyarılar,
sizler tarafından gerçekten hiç nazara alınmadı, kale alınmadı.
Bunu biz nerelerde gördük
değerli arkadaşlarım; bunu biz, terörü önlemek adına, dağdaki teröristi şehre
indirmek adına, sözümona "Eve Dönüş Yasası" adı altında getirdiğimiz
yasada görüşmeler sırasında dile getirdik. Böyle bir yasayla, sizin
arzuladığınız, terörün önlenmesinin mümkün olmadığını dile getirdik. Bununla,
böyle bir yasayla, cezaevindekileri dışarıya çıkarmak; ama, dağdaki,
hasbelkader, o insanlarımızın, oralarda, terörist olarak adlandırılarak, orada,
dağda terörist şeklinde, askerlerimizi, polislerimizi şehit edenleri şehre
indirmenin, evlerine döndürmenin mümkün olmadığını söylemiştik; ama, geldik
gördük ki bugünlere, öyle bir yasadan, şimdiye kadar, masumane bir şekilde
faydalanabilecek hiçbir kimse hemen hemen çıkmamıştır.
Bununla ilgili olarak,
son günlerde artan terör olaylarının bilimsel açıdan araştırılması, siyaseten,
ekonomik yönden araştırılması için Cumhuriyet Halk Partisi tarafından 15 Eylül
2005 tarihinde Sayın Genel Başkanımız tarafından istenilen genel görüşme
isteğiyse, maalesef, 19 Eylülde reddedilmiştir ve devamında, yine, terörü
önlemek adına "Terörle Mücadele Yasası" adı altında bir tasarı
getirilmek istendi; böyle bir tasarıyla ise, 6 ncı maddede çok konuşulduğu
gibi, gerçekten, olayların özüne inildiğinde, bu maddenin, terör örgütünün
kurucularına ve yöneticilerine gizli bir af getirdiğini Cumhuriyet Halk Partisi
olarak dile getirmemiz ve bunu kamuoyuyla paylaşmamız sonucu da böyle bir
tasarı, şu anda, Hükümet tarafından, ne olduğu belirsiz bir şekilde, alt
komisyona sözümona verilmek suretiyle uyumaya ve uyutmaya terk edilmiş
durumdadır ve yine Yargıtaya güvenlik görevlisi alınmasıyla ilgili, 30 güvenlik
görevlisi alınmasıyla ilgili olmak üzere bir tasarı getirildi. Biz, bu tasarıya
Cumhuriyet Halk Partisi olarak olumlu oy verdik; ama, olumlu oy verirken şunu
söylemiştik sayın milletvekilleri: Biz bu tasarıya olumlu oy veriyoruz; ama,
bu, şunu gösteriyor. Yargıtaya, en yüksek dereceli mahkememize, eğer, güvenlik
açısından 30 tane güvenlik görevlisiyle bunların korunmasının mümkün
olabileceğini söylüyorsanız, iddia ediyorsanız, tamam, biz bu tasarıya olumlu
oy veriyoruz; ama, bu, sizin, AKP olarak, âcizlik belgenizin bir itirafıdır
diyerek olumlu oy vermiştik. Gün geldi ve bunlar gösterdi ki, bizim o söylediklerimizin
gerçeği ortaya çıktı ve maalesef hepimizi, bütün ülkeyi yasa boğan ve şimdiye
kadar hiçbir şekilde, katliama dönüşecek bir biçimde, Danıştayımıza, en büyük
yargı organlarımızdan birisine bir saldırı gerçekleştirildi, katliam yapıldı ve
böyle bir katliamda ise yine Adalet ve Kalkınma Partisinin, İktidarın âcizliği
ortaya çıktı.
Biz bunları hep söyledik;
ama, Sayın Başbakan tarafından ve bu işlerden, İktidarın sorumluluğunu, siyasî
sorumluluğunu taşıyan Adalet ve Kalkınma Partisinin İktidarının temsilcisi,
Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı tarafından bu sorumluluk hiçe sayılmak
istendi. Neredeyse, böyle bir sorumluluğu kendi İktidarında görmeyerek,
kendisinde görmeyerek bir başkalarını sanki komplonun içinde imiş gibi
göstermeye çalıştı ve geldik, gördük ki, o gün Danıştaya yapılan o hain saldırı
sonucu şehit olan o büyük insan, yargıcın cenazesinde Adalet ve Kalkınma
Partisini, bırakınız o topluluk hiçbir şekilde de organize olmadan; ama,
kendiliğinden organize duruma gelmiş bulunan o topluluk tarafından sayın
bakanlara yapılan o saldırıları oturup sayın bakanların, Adalet ve Kalkınma
Partisinin düşünmesi gerekir. Sorumlu olarak o topluluğu göremeyiz; sorumlu
olarak bu duruma getiren, üçbuçuk yıldan beri tek başına iktidar olarak yürüten
Hükümeti sorumlu olarak görmek zorundayız ve düşününüz değerli milletvekilleri,
hepimizi üzmesi gereken, sizleri oturup derin derin düşündürmesi gereken öyle
bir toplulukta organize olmamış, kendiliğinden, insanların hislerini ortaya
dökebilmek için toplanmış olan öyle bir topluluktan Türkiye Cumhuriyetinin
Başbakanına "katil Başbakan" diye bağırılmıştır. Elbette, böyle bir
tabire hepimiz üzülüyoruz; ama, neden böyle bir tabiri Sayın Başbakan duymazdan
gelmiştir, görmezden gelmiştir?! Oturup da kendi kendisini bir özeleştiriye
tabi tutmaksızın suçlu aramaya çalışmıştır. Kendisinin dışında, İktidarının
dışında suçlu aramaya çalışmıştır. Bir oturunuz, Sayın Başbakan, kendi
kendinize özeleştiri yapınız. Danıştayın vermiş olduğu karardan sonra…
FATMA ŞAHİN (Gaziantep) -
Siz de kendinize yapın…
AHMET YENİ (Samsun) -
Çete yakalandı, yakalandı…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
FERİDUN AYVAZOĞLU
(Devamla) - Danıştaya yapılan o saldırıdan çok önce Sayın Başbakanın çıkıp da
dairenin vermiş olduğu karardan sonra "biz bundan sonra bizimle
gitmeyeceklerle gitmeyiz, bizimle gideceklerle yola devam ederiz" demenin
sorumluluğunun nerelere kadar uzayabileceğini nasıl görmezsiniz?! İşte,
görmezseniz, maalesef, bu olaylardan siz kendinizi sorumluluktan
kurtaramazsınız.
AHMET YENİ (Samsun) -
Çeteden söz etsene, çeteden…
FERİDUN AYVAZOĞLU
(Devamla) - Elbette, meydana gelen olayın kim tarafından, kimler tarafından
yaptırılıp yaptırılmadığı ayrı bir olaydır; ama, bütünün içerisinde
değerlendirildiğinde, bu olaylara kim sebebiyet vermiştir, hangi sorumlu ve
sorumlular sebebiyet vermiştir. Bunun araştırıldığında da tek bir cevap ve
muhatap vardır; bunun tek sorumlusu da, Adalet ve Kalkınma Partisinin
İktidarıdır.
Değerli milletvekilleri,
bu âcizliğin faturasını bu insanlarımız çekmek zorunda değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
FERİDUN AYVAZOĞLU
(Devamla) - Sayın Başkan, bitiriyorum.
BAŞKAN - Son cümlenizi
rica ediyorum.
FERİDUN AYVAZOĞLU
(Devamla) - Elbette, Diyarbakır İlimizdeki devletin âcizliğinde gazete
muhabirciliğiyle olayı anlatan bir İçişleri Bakanıyla, böyle bir tasarıyla,
koordinasyon yapılsa ne olur yapılmasa ne olur?!
Sayın milletvekilleri,
son olarak şunu ifade etmek istiyorum: Unutmayalım ki ve buna inanalım ki,
doksan yıla yakındır ve ilelebet yaşayacağımız cumhuriyeti hepimiz
sindireceğiz.
Yüce Meclisten iç ve dış
odakların oyunlarına alet olanlara da sesleniyoruz: Tarihte, asırlar öncesi ve
günümüzde, ne asmayla ne kesmeyle ne derisini yüzmekle ne yakmakla ne
bombalarla parçalanmakla ne kurşunlarla öldürülen, katledilen, şehit edilen
haklı aydınlık güçler, hiçbir zaman yok olmayacaktır, her gün yeniden
doğacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle,
bu tasarının amaca hizmet etmediğini bildirmek istiyoruz ve ret oyu
vereceğimizi bildirerek, Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Ayvazoğlu.
Madde üzerinde şahsı
adına söz isteği var.
Erzurum Milletvekili
Sayın Ömer Özyılmaz, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
esasen, çok teknik bir konuda üzerinde çok fazla tartışma yapılmadan, çok
rahatlıkla kısa bir süre içerisinde kabul edeceğimiz bir yasa tasarısını
görüşüyoruz; ama, ne yazık ki, iki gündür konuyla ilgisi olmayan birsürü
konular burada gündeme getirildi, bu kanun tasarısıyla ilgili olmayan her şey
aşağı yukarı konuşuldu. Hükümetin üçbuçuk yıllık icraatını çok ters bir şekilde
anlatma girişimlerine sahne oldu burası. Esasen, bu, bir paniğin, bir
sıkıntının eseridir. Muhalefette böyle bir sıkıntı var. Artık ne yapacağını
nereye el atacağını bilemiyor. Bazen bakıyorsunuz Diyarbakırspora el atıyor,
bazen bakıyorsunuz bir başka yere el atıyor. Şimdi de hiç ilgisi olmayan
şeylerle buralarda gündem oluşturulmaya çalışılıyor.
Şunu söyleyeyim: Üçbuçuk
yıldır, Hükümetimiz, ülkemizde çok ciddî bir değişimi başlatmış ve
yürütmektedir. Şimdiye kadar halkımızın tamamını sadece Hükümetten gelecek
birtakım yardımlara endeksleyen anlayış Türkiye'de artık değişti, değişiyor.
Türkiye'de, Hükümetimiz, halkımızın gücüyle beraber kalkınmaya ve gelişmeye
başlamıştır, ülkemiz bu şekilde geliştirilmektedir.
Bakınız, Hükümetimiz daha
geldiği ilk günden beri, başta Değerli Başbakanımızın öncülüğünde, ülkemizdeki
bütün yolsuzlukları, hırsızlıkları, hortumları ortadan kaldırdı, faizi düşürdü,
enflasyonu düşürdü, dövizi belli bir noktaya çekti, ülkemizdeki bu rant ekonomisini
ortadan kaldırdıktan sonra ülkemizde yatırım atağına başlandı.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Bu, bir ay önceki konuşma.
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
2004-2005 yıllarında, hepimizin bildiği gibi, 45-50'şer milyar dolarlık yatırım
yapıldı bu ülkede. Bundan öncesinde böylesi yoktu. Şimdi, bu ülkede artık
sadece sanayiciler ve işadamları değil, emin olun köydeki insanlar da yatırıma
başladılar. Size örnek vereyim. Erzurum'da şu anda 3-4 tane çok büyük kapsamlı
hayvancılık tesisleri kurulmaya başlandı.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Nerede?! Nerede?!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Köylü aç, aç, Ömer Abi!.. Köylü aç!..
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Artık, esnafımız da, küçük sanayicimiz de, bunların hepsi harekete geçtiler,
ülkemizde hazırlamış olduğumuz bu yatırım ikliminin tesiriyle insanımız
yatırıma başladı ve bilesiniz ki, artık sizden veya bir başkasından gelecek üç
beş kuruşu beklemiyor insanlarımız, kendi gücünü ortaya koymaya başladı.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Hocam, ayrı ülkelerde mi yaşıyoruz?!
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Hükümetimizin oluşturduğu bu yatırım ikliminin sayesinde kendi gücünü ortaya
koymaya başladı ve halkımız kendi gücüyle kalkınıyor.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Bravo!..
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Bakınız, üçbuçuk yılda millî gelirde 2 kat birden gelişme olduysa, bu
kolaylıkla olmadı. Bunu bilesiniz arkadaşlar. Dolayısıyla, Hükümeti, Hükümetin
yaptıklarını, zannetmeyin ki, buradan, birkaç cümleyle örteceksiniz.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Kâğıt üzerinde vatandaşın geliri artıyor; ama, cebinde bir şey var mı?!
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Güneş balçıkla sıvanmaz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Malatya'ya gidelim, Malatya'ya!
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Güneş balçıkla sıvanmaz.
Malatya'da… Ben seninle
beraber oradaydım. 100 tane işadamının, orada, nasıl yatırım yaptığını… Mevlüt
Bey, seninle beraber oradaydım, değil mi?!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Şimdi halka gidelim, köylüye gidelim köylüye, köylüye!
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Bak benim dediğim, Malatya'da daha çoğu var. Beraberdik orada ama...
Yatırımcıların o heyecanını görmüştünüz; ama, üç yıl öncesinde Malatya'da bu
yoktu Mevlüt Bey. Bunu siz de biliyorsunuz, aziz dostum.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Çok iyi yaptıysanız seçime gidelim.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Üç yıl önce olan fabrikaları kapattınız.
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Türkiye'nin her tarafında artık, yatırım, yatırım, yatırım ve üretim başladı.
Hamdolsun, bu sizin için de iyidir arkadaşlar.
NAİL KAMACI (Antalya) -
İşsizlik niye artıyor; niye işsizlik artıyor?
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Öte yandan, size, bakın bazı rakamlar vereyim…
NAİL KAMACI (Antalya) -
İşsizlik niye artıyor?
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Bazı rakamlar vereyim…
NAİL KAMACI (Antalya) -
Adam aç…
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Değerli arkadaşlar -memur maaşlarında- biz iktidara geldiğimizde 328 000 000
olan en düşük memur maaşı, şu anda 680 000 000'a çıkmış.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Memur, açlık sınırında, açlık…
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Ortalama, kamu işçisinin maaşı 1 012 000 000'dan, 1 570 000 000'a çıkmış; yüzde
85 artış var. Tarım sigortalısının aylığı 66 000 000'dan, 234 000 000'a çıkmış.
Muhtar aylıkları, -bakın, sürekli istismar edilen insanlar- biz geldiğimizde 98
000 000'du onların maaşı, şu anda 250 000 000'a çıkmış.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Primleri ne kadar, primleri?..
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla)
- Asgarî ücret, 184 000 000'dan 380 000
000'a çıkmış.
Bakınız, Hükümetimizin en
önemli icraatlarından birisi…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Teşekkürler Sayın Başkan.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Hayal dünyanız çok geniş.
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği şu zorunlu tasarruf sahiplerinin paraları
alınırdı, kesilirdi; ne olduğu ne olacağı hiç belli değildi. Bakın, AK Parti
Hükümetimiz bunu da ele aldı ve şu anda, bugünlerde, bu iş de bitirilmek
üzeredir; 10,7 katrilyon Türk Lirasını halkımıza, memurlarımıza dağıttı. Bunu,
hepiniz biliyorsunuz.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
İşsizlik arttı, yoksulluk arttı; başarınız bu!
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Esnaf kredilerine gelince; esnafı kalkındırmak ve yeniden daha da ciddî
yatırımlara yöneltmek için esnafa verilecek kredi faizlerini…
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Esnaf kepenkleri kapattı; hangi esnaftan bahsediyorsun?!
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
…yüzde 60'tan, yüzde 59'dan, yüzde 15'e düşürdük ve bilesiniz ki, 2002'de 147
trilyon verilmişti esnafa kredi olarak, halbuki, o günden bugüne 3,5 katrilyon
lira kredi olarak verilmiş; ama, yüzde 59'la değil, yüzde 20'yle, yüzde 15'le
bu krediler verilmiştir.
Tarım ve hayvancılıkta da
aynı noktaya geldik. Bakınız, bugün, hayvancılığı geliştirmek için değerli
arkadaşlar…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Sayın Başkanım, toparlıyorum.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Konuya gelsin, konuya…
BAŞKAN - Toparlamayın
efendim, son cümlenizi rica ediyorum.
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Peki, teşekkürler.
Şunu söyleyeyim, bugün
ülkemizde faiz yüzde 15'lere düşmüş; ama, hayvancılıkta yüzde 8'dir faizi,
kredilerin. Ülkemizde hayvancılık, göreceksiniz, iki üç sene içerisinde çok
ciddî atılımlar içerisine girecek…
GÖKHAN DURGUN (Hatay) - O
kadar ömrünüz yok ki!
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
…ve yeniden, inşallah, küçük ve büyükbaş hayvanlardan oluşan sürülerin
ülkemizde dolaştığını hep birlikte göreceğiz.
Dolayısıyla, son cümle
olarak şunu söylüyorum: Sakın, buraya gelip, zannetmeyin ki, belli cümleleri
söylüyoruz diye halkımız bunu dinliyor ve bizim dediğimiz gibi olacak. Öyle
olsaydı arkadaşlar, işte anketlerdeki durumlarınızı görüyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Özyılmaz,
lütfen, son cümlelerinizi rica ediyorum. Lütfen…
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla) -
Eğer öyle olsaydı halkımız size prim verirdi diyor ve bu kanunun hayırlı
olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özyılmaz.
Şahsı adına, madde
üzerinde ikinci söz isteği, İstanbul Milletvekili Sayın Ünal Kacır'a aittir.
Buyurun Sayın Kacır. (AK
Parti sıralarında alkışlar)
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz
almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri,
tasarıyı okuduğumuzda görüyoruz ki, Başbakanlıkta zaten kurulu bulunan Güvenlik
İşleri Başkanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğüne dönüştürülmekte ve
görevleri biraz daha geliştirilmektedir. Sadece iç güvenlik ve dış güvenlikle
ilgili kuruluşlarla temas etmek ve bunlar arasında koordinasyonu sağlamak
görevi bulunan Güvenlik İşleri Başkanlığı, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğüne
çevrilirken, Başbakanlığın içgüvenlik, dışgüvenlik ve terörle mücadele
konusunda görevli kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek, gerektiğinde bu
kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak görevi verilmektedir. Yine, bu
konularda, inceleme, araştırma ve toplantılar yapmak, yaptırmak, bunları
değerlendirmek ve tekliflerde bulunmak görevi de verilmektedir.
Sayın Aslanoğlu'nun daha
önce vermiş olduğu bir önerge vardı ki, bu işin ekonomik boyutunun da
incelenmesi görevinin verilmesi idi. Aslında, bu görev içinde bu da vardır,
mevcuttur; çünkü, terörün bütün boyutlarıyla incelenmesi, araştırılması, bu
hususlarda toplantılar yapılması sırasında, bu boyut da mutlaka gündeme gelecek
ve bu hususta gerekli tedbirler de oluşturulacak ve tekliflerde de
bulunulacaktır.
Yine, Terörle Mücadele
Yüksek Kurulu diye bir kurul kurulmuştur. Sayın Bakanlarımızdan ve üst düzey
yöneticilerimizden oluşan bu kurulun ve buna benzer kurulması muhtemel
kurulların sekreterya hizmetlerini de bu genel müdürlüğümüz yürütecektir.
Ayrıca, bu genel
müdürlüğümüze verilen görevlerden bir tanesi de, görevleriyle ilgili konularda
kamuoyunu bilgilendirici çalışmalar yapmaktır.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; az önce konuşan arkadaşlarımızın da söylediği gibi, çok teknik
bir konu üzerinde görüşme yapıyoruz; ama, bu görüşmeyi yaparken, geçtiğimiz
günlerde hepimizi üzüntüye gark eden Danıştayımıza vaki saldırı gündeme
getirilmekte ve burada, Hükümetimizin sorumlulukları konusunda irdelemelerde
bulunulmakta ve Hükümet burada suçlanmaktadır.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Cinayetlerden kim sorumlu?! Elbette Hükümet sorumlu olacak. Başka birinin
sorumluluğu mu?! Muhalefetin sorumluluğu değil.
ÜNAL KACIR (Devamla) - Bu
konularda haksızlık yapmamak gerekir. Elbette ki, Hükümet, Türkiye'deki genel
güvenlik konularında sorumludur.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Asayişten sorumlu İçişleri Bakanlığıdır.
ÜNAL KACIR (Devamla) -
Ancak, Danıştaya yapılan saldırıda binanın iç güvenlik işlerinin özel bir
güvenlik şirketi tarafından yapılmakta olduğunu ve bu konudaki bilgileri
basından öğreniyoruz, görüyoruz. Bu konularda ne kadar eksiklik vardır; bunlar,
zamanla ortaya çıkarılacaktır, çıkacaktır ve hepimiz bunları yakinen, daha
yakinen görmüş olacağız.
Danıştayımızın verdiği
kararlar karşısında, bu kararların eleştirilmesinin bu konulara sebep olduğu
şeklindeki yorumlara da katılmak mümkün değildir.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Niye 5. Daireye değil de 2. Daireye o zaman?
ÜNAL KACIR (Devamla) -
Elbette ki, yargının verdiği kararlar eleştirilebilir; ama, hiçbir eleştiri bu
şekilde bir netice doğurmamalıdır, doğuramaz. Zaten, yapılan tetkiklerde,
incelemelerde görülmüştür ki, bir şebekenin, bir çetenin faaliyetinin
neticesinde bu ortaya çıkmış bir olay, üzücü olay. Bu, farklı bir şekilde de
çıkabilirdi, münferit de olabilirdi veya belki…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ÜNAL KACIR (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Evet, bütün bunlar, zaman
içerisinde, bütün detaylarıyla ortaya çıkacak ve hepimiz, durumu daha yakinen
göreceğiz.
Bu konular üzerinden
siyaset yapmanın doğru olmadığı kanaatimi arz etmek istiyorum. Kan üzerinden
siyaset bizlere yakışmaz.
Ben, bu vesileyle, şehit
edilen yargıcımıza Allah'tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum.
Yaralı yargıçlarımıza şifalar diliyorum.
Evet, burada bazı
konuşmacılar, bilhassa Cumhuriyet Halk Partiden konuşma yapan arkadaşlarım
iktidarı eleştirirken, sonunda, Sayın Kumkumoğlu "çare" dedi;
zannettim ki "çare Cumhuriyet Halk Partisi" diyecek; ama, herhalde
onun da ümidi yok "çare Cumhuriyet Halk Partisi" diyemedi, keşke
diyebilseydi. Biz, bu kulvarda yarışmak istiyoruz, demokrasi kulvarında
yarışmak istiyoruz…
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Sandık gelince yarışacaksınız!
İZZET ÇETİN (Kocaeli) -
Demokrasiye gücün yetmez!
ÜNAL KACIR (Devamla) - …
ve demokrasi kulvarında da sizlere başarılar diliyoruz. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Kacır.
Sayın milletvekilleri, 3
üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
III. - YOKLAMA
(CHP sıralarından bir
grup milletvekili ayağa kalktı)
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, yoklama yapılmasını talep ediyoruz.
BAŞKAN - Sayın Koç, liste
veriyor musunuz?
HALUK KOÇ (Samsun) -
Hayır; söylüyorum; Türkân Hanım yazdırıyor.
BAŞKAN - Yazalım.
Sayın Koç, Sayın Durgun,
Sayın Çilingir, Sayın Kılıç, Sayın Gülçiçek, Sayın Keleş, Sayın Araslı, Sayın
Özyürek, Sayın Öymen, Sayın Özkan, Sayın Çetin, Sayın Arıtman, Sayın Ayvazoğlu,
Sayın Kamacı, Sayın Erbatur, Sayın Yergök, Sayın Sarıbekir, Sayın Özkan, Sayın
Ercenk, Sayın Tandoğdu, Sayın Özcan, Sayın Eraslan, Sayın Küçükaşık, Sayın Sağ,
Sayın Aslanoğlu.
Maddenin oylamasından
önce bir yoklama talebi vardır.
Yoklama için 5 dakika
süre veriyorum. Adlarını okuduğum sayın milletvekillerinin elektronik cihaza
girmemelerini rica ediyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
5.- Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1181)
(S. Sayısı: 1180) (Devam)
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4- 3056 sayılı
Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
"İptal ve ihdas
edilen kadrolar:
EK MADDE 8- Ekli (1) ve
(2) sayılı listelerde yer alan kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Ka-nun
Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Başbakanlıkla ilgili bölümünden
çıkarılmış, ekli (3) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname-nin eki (I) sayılı cetvelin Başbakanlıkla ilgili
bölümüne eklenmiştir."
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ziya Yergök;
buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET
ZİYA YERGÖK (Adana) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan
1180 sıra sayılı kanun tasarının 4 üncü maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına görüş ve düşüncelerimi belirtmek üzere söz almış
bulunuyorum; Yüce Meclisimizi ve Yüce Milletimizi saygıyla selamlayarak
sözlerime başlamak istiyorum.
Sayın milletvekilleri,
görüşmekte olduğumuz tasarıyla, Başbakanlığın görevleri arasına, iç güvenlik,
dış güvenlik ve terörle mücadele konusunda görevli kuruluşlar arasında
koordinasyon sağlama görevi eklenmekte ve Başbakanlık Güvenlik İşleri
Başkanlığı yerine Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü kurularak, böylece, güvenlik
ve terörle mücadele konularında Başbakanlığın daha etkin bir şekilde rol
almasının amaçlandığı ifade edilmektedir.
Üzerinde söz almış
olduğum 4 üncü maddeyle de, 3056 sayılı Kanuna iki ek madde eklenmektedir. Bu
ek maddelerle de, kadrolarla ilgili düzenlemeler yapılmakta, bazı kadrolar
iptal edilmekte, bazı kadrolar ihdas edilmekte ve Güvenlik İşleri Genel
Müdürlüğünün 2006 malî yılı harcamalarına ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır.
Ancak, hemen belirtmek
isterim ki, sadece yasal düzenlemelere gidilerek, yeni görev tanımları
yapılarak ve yeni birimler kurularak, terörle mücadelede iç ve dış güvenlik
konularında daha etkin bir mücadeleyi gerçekleştirmek mümkün değildir. Bunun
için, her şeyden önce, güçlü bir irade, kararlı bir mücadele ve bunları
uygulayacak liyakate, yeteneğe, bilgiye ve birikime göre oluşturulmuş kadrolara
ihtiyaç vardır. Ancak, AKP İktidarının, bürokrasinin bir numaralı isminden
başlayarak, liyakate ve yeteneğe dayalı olmayan, yandaşlık ve partizanlık
anlayışına dayalı kadrolaşma politikaları bu konudaki en büyük zafiyeti
oluşturmaktadır.
Bugün ülkemizin karşı
karşıya bulunduğu birçok önemli sorun arasında güvenlik konusu ve terör olgusu
çok önemli bir yer tutmaktadır. Terör, ülkemizin birliğini, huzurunu, barışını,
güvenliğini, ekonomisini, refahını ve demokrasisini tehdit etmektedir.
İnsanlarımız günlük yaşamlarında da çok ciddî güvenlik sorunuyla karşı karşıya
kalmakta, sadece sokaktaki insanlarımızın değil, en güvenli, en korunaklı
sitelerde bile vatandaşlarımızın can güvenliği ve mal güvenliği tehdit altında
bulunmaktadır. Bunda, işsizlik, yoksulluk gibi sosyal sorunların yanında,
güvenlik personelinin sayısal yetersizliği, eğitim eksikliği gibi nedenleri de
sayabiliriz. Asıl sorun ise yönetim zaafıdır; ancak, partizan kadrolaşmadan başka
bir hesabı olmayan bugünkü İktidar, ne yazık ki, bu sorunlara çözüm
üretememektedir.
İnsanlarımızın günlük
yaşamını çekilmez kılan sokak terörünün, kapkaç terörünün dışında ülkemiz için
daha büyük tehdit oluşturan iki terör olgusu daha bulunmaktadır. Bunlardan
birincisi, bir uygarlık atılımı, bir çağdaşlık projesi olan cumhuriyetimizi
hedef alan ve laik hukuk düzenini değiştirmeyi amaçlayan dinci terördür. Son
günlerde meydana gelen ve Cumhuriyet Gazetesini hedef alan bombalama olayları
ile Danıştaya yönelen ve bir yargıcımızın yaşamını yitirmesi ve dört
yargıcımızın yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı saldırıyı bu bağlamda
değerlendirebiliriz. Bu arada, Hükümetin, henüz konuyla ilgili soruşturma
sonuçlanmadan birtakım komplo teorilerine bel bağlayarak konuyu başka yöne
çekme çabalarını da, hayretle ve ibretle izlemekteyiz. Hiçbir sonuç bu
olayların meydana gelmesinde Hükümetin sorumluluğunu ve zafiyetini ortadan
kaldıramaz.
Başbakanın, kendisinin de
katıldığı toplantıda Danıştay Başkanının "verdiğimiz kararlar nedeniyle
hedef gösteriliyoruz, tehdit ediliyoruz" şeklindeki konuşmasının nasıl
bulunduğunun sorulması üzerine "bu tür konuşmaları her yıl
dinliyoruz" demesi ve Cumhuriyet Gazetesine yapılan saldırıların sorulması
üzerine de "bize de saldırıyorlar, ne olmuş" şeklindeki beyanı henüz
unutulmadı ve bu beyanlar, toplumun hafızasında bütün canlılığıyla durmaktadır.
Başka acı bir örnek de,
Başbakan Yardımcısının, saldırıda hedef gösteren dinci gazete ile bombalı
saldırıya uğrayan Cumhuriyet Gazetesini aynı kefeye koyan açıklamalarıdır. Bu
açıklamaları kınıyorum.
Sayın milletvekilleri,
ülkemizin karşı karşıya bulunduğu bir başka terör olgusu da, devletin
tekliğini, ülkenin tümlüğünü ve ulusun birliğini hedef alan ve yıllardır
ülkemizi kana bulayan bölücü terör olgusudur. Yıllardır, iç bütünlüğümüzü, iç
barışımızı ve kardeşliğimizi bozmaya, ülkemizi bölmeye yönelik bu terör
yüzünden binlerce insanımız yaşamını yitirmiş, şehit olmuştur. Günümüzde de
bölücü terör artarak devam etmekte, ülkemizin dört bir yanına her gün şehit
cenazeleri gelmektedir. Ne yazık ki, bugüne kadar Hükümet, bölücü terörün
önlenmesi konusunda da etkin ve yeterli çözümler üretememiştir. Hiçbir işe
yaramayacağı, yararlı değil zararlı olacağı yönündeki tüm uyarılarımıza rağmen,
Amerika istiyor diye, Eve Dönüş Yasası, Topluma Kazandırma Yasası çıkarılmış.
Ne yazık ki, dağdaki teröristler eve dönmemiş, bu yasadan yararlanarak
cezaevinden çıkan kimi teröristler dağa dönmüştür. Yani, dağdaki teröristler
topluma kazandırılmamış, eldeki birkısım terörist örgüte kazandırılmıştır. Bu,
Hükümetin tam bir fiyaskosudur. Bu fiyasko ortadayken, Hükümet, terör örgütünün
kurucusuna ve yöneticisine etkin pişmanlıktan yararlanma imkânı getiren yeni
bir terörle mücadele yasa tasarısını Meclise taşıyarak yeni bir hayal kırıklığı
yaratmış ve haklı tartışmalara neden olmuştur.
Değerli milletvekilleri,
yeri gelmişken, konuyla ilgili bir hususu da hatırlatmakta ve bu konuda
hafızalarımızı tazelemekte yarar olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu, 15 Eylül 2005 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
başvurarak bir süreden beri yaşanan terör olayları ve bu süreçte Türkiye'nin
sürüklenmeye çalışıldığı tehlikeli çatışma ortamına ilişkin konuların Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda değerlendirilmek üzere genel görüşme
açılması talebinde bulunmuştur. Bu genel görüşme önerisinin gerekçesinde,
terörün, toplumsal bir boyut kazanmaya başladığı, bu durumun hızla yaygınlaşma
eğilimine girebileceği, bu yeni terör aşamasının masum vatandaşlarımızı taraf
haline getirme gayreti ve planını açıkça ortaya koyduğu belirtilmiş, yaşanan
terörün ardındaki siyasî projenin net ve açık olduğuna dikkat çekilmiş,
ayrılıkçı terör hareketinin ve dayandığı siyasî projenin taleplerini demokrasi
çerçevesine oturtmasını hiçbir hukuk devletinin kabul etmesinin
düşünülemeyeceği belirtilmiştir.
Ayrıca, irticaî terör
örgütlerinin, İstanbul ve Ankara'nın merkezinde, Atatürk'e, laik cumhuriyete
açıkça küfredebildiği, rejime karşı meydan okudukları ve kendi yaşam biçimlerini
ülkenin geneline dayatmaya çalıştıklarına dikkat çekilerek, bu toplumsal
kargaşa ve çatışmanın önüne geçilebilmesi için gerekli önlemlerin Türkiye Büyük
Millet Meclisinde tartışılması istenmiştir. Ancak, İktidar Partisi, önce,
Meclisin toplanmasını engellemeye çalışmış, Cumhuriyet Halk Partisi
milletvekillerinin eksiksiz katılımı ve İktidar Partisi dışındaki diğer parti
milletvekillerinin ve bağımsız milletvekillerinin desteğiyle Meclisin açılması
sağlanınca, o aşamada Genel Kurula katılan İktidar Partisi milletvekilleri,
terörle ilgili genel görüşme açılmasının reddi yönünde oy kullanarak, ülkemiz
açısından tarihî bir fırsatın kaçırılmasına neden olmuşlardır. Terör
olaylarının daha da boyutlandığı günümüzde, İktidar Partisinin o günkü
tutumunu, bir kez daha, kamuoyunun ve yüce milletimizin dikkatine ve
takdirlerine sunuyorum.
Sonuç olarak şunu
belirtmek istiyorum ki, terör örgütü başının, bölücübaşının, nasıl oluyor da
bulunduğu cezaevinden eylem talimatı verdiğinin ve örgütü yönettiğinin
kendisine sorulması üzerine "demokrasi budur" diyebilen bir
Başbakanın yönettiği ülkede, siz hangi yasal düzenlemeyi yaparsanız yapın,
Başbakanlığın görevlerine hangi ilavede bulunursanız bulunun, hangi kadroyu
ihdas ederseniz edin, terörle mücadelede başarılı olunamaz, başarılı bir sonuç
alınamaz.
Bunu üzülerek ifade
ediyor ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Yergök.
Madde üzerinde, şahısları
adına söz istekleri var.
Aydın Milletvekili Sayın
Semiha Öyüş; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SEMİHA ÖYÜŞ (Aydın) -
Sayın Başkan, değerli üyeler; 1180 sıra sayılı yasa tasarısının 4 üncü maddesi
üzerinde, şahsım adına söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Başbakanlık Teşkilat
Kanunu ilk kez 1984 yılında yürürlüğe girdi. Başbakanlıkta "Güvenlik
İşleri" başlığı altında yapılan çalışmalara bakıldığında, 13 Ekim 1975
tarihinde bir olurla Güvenlik İşleri Müşavirliği görevlendirilmesi yapıldığı
görülür. Daha sonra, Kanunlar Kararlar Tetkik Dairesine görev verilmiş; fakat,
bu Kurum, 1977 yılında Güvenlik İşleri Başkanlığı olarak yasal dayanağa
kavuşmuştur. Bugün ise, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü olarak
düzenlenmektedir.
Görüşülmekte olan
tasarıyla, ülkemizin yaşadığı sıkıntılı günlerin bertaraf edilmesi için
devletin en ideal şekilde yapılanması ve ihtiyaçlar doğrultusunda düzenlemeye
gidilmektedir. Ülkemizin huzuru ve istikrarının devamlılığı, hepimizin, her
şeyden önce gelen isteğidir. Gelişen dünyada artan refah düzeyiyle paralel
olarak gelişen demokrasi ve hukuk düzenine karşıt ve terörizmi destekleyenlerin
karşısında mücadele edebilmenin şartlarının oluşturulması gerekliliği açıktır.
Geçen hafta yaşadığımız
menfur olay, hepimiz, bütün kurumlarımız hedef alınarak yaşandı, bunu nefretle
kınıyorum. Hayatını kaybeden yargıcımıza rahmet, ailesine başsağlığı, yaralı
yargıçlarımıza acil şifalar diliyorum.
Sayın Başkan, değerli
üyeler; demokrasinin zayıflatılmasına asla izin vermeyiz. Bütün kurum ve
kuruluşlarımızla, sağduyu sahibi olarak, onurlu duruşumuzu sürdürmeliyiz diye
düşünüyorum.
Görüşülmekte olan yasa
tasarısının 4 üncü maddesiyle getirilen düzenleme bakımından ise, Başbakanlık
güvenlik görevlileri sayısına baktığımızda, zaman içerisinde 700'lerden 3
000'lere kadar arttığını görüyoruz, 300'ün üzerinde ise geçici görevli personel
çalışıyor. Bu nedenle, kadrolarının bir kısmı iptal edilerek mevcut hantallığın
önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Başbakanlığın görevleri arasında, iç ve dış
güvenlikle ilgili ve teröre karşı yoğun bir koordinasyon yapma zorunluluğu
vardır. Kurumlar arasındaki evrak trafiğinin önemli bölümü Güvenlik İşleri
Genel Müdürlüğünce yerine getirilecektir. Bu bakımdan, daha nitelikli kişilerin
de göreve getirilmesi olanak dahilinde olacaktır.
Dünyada ve Türkiye'de
terör nedeniyle güvenlik endişeleri giderek artmaktadır. Bu nedenle,
Başbakanlıkta kurumsal kapasitenin artırılması gereğine paralel olarak bu
düzenleme yapılmaktadır.
Ülkemizin istikrarını
hedef alan olayların üstüne kararlılıkla gitmek ve yaşanan acıların tekrar yaşanmaması
için yapılan bu yasal düzenlemenin olumlu olduğu kanaatindeyim.
Bu düşüncelerle, hayırlı
olmasını diliyor ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.(AK parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Öyüş.
Şahsı adına, madde üzerinde,
ikinci söz isteği, Tokat Milletvekili Sayın Zeyid Aslan…
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Yok.
BAŞKAN - Şahsı adına,
Adana Milletvekili Sayın Ziya Yergök?.. Yok.
Sayın Ümmet Kandoğan,
buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. Divan
Kâtibinin de bütün gayretlerine rağmen bir konuşma hakkı elde ettiğim için de kendimi şanslı hissediyorum ve Sayın Meclis Başkanvekilime
de, bu noktada Divan Kâtibini uyarmasını da özellikle kendisinden istirham
ediyorum.
Değerli milletvekilleri,
son derece önemli bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Bu kanun tasarısı, terörle
mücadele noktasında kurumlar arasındaki bir koordinasyonu sağlama düşüncesinden
yola çıkılarak hazırlanmış bir kanun tasarısı; ancak, sadece bunu yapınca, bunu
halledince, bu kanun tasarısını burada geçirince terörle mücadele noktasında
çok önemli mesafeler katedileceği inancı sizlerde mevcutsa, peşinen bu inançtan
vazgeçmeniz lazım geldiğini özellikle belirtmek istiyorum. Terör meselesi, öyle,
1 maddelik kanun tasarıları ve teklifleriyle üstesinden gelinebilecek bir
hadise değildir, çok şümullü bir hadisedir. O nedenle, bu noktada çıkması
gereken daha başka kanunların, alınması gereken başka tedbirlerin de mutlaka
birlikte alınması lazım geldiği inancındayım.
Şimdi, son günlerde,
özellikle Hükümet yetkililerinden…
MUSTAFA BAŞ (İstanbul) -
Teklifini söyle, teklifini!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Ben, 100 tane teklif söylerim Sayın Milletvekilim. 100 tane teklif; ekonomik,
sosyal, kültürel, psikolojik, güvenlik, koordinasyon… Aklınıza ne gelirse 100
tane şey söylerim; ama, ben deminden beri izliyorum, gelen milletvekillerimiz 1
tane, terörle ilgili, mücadeleyle ilgili bir şey söylediler mi burada?!
Erzurum Milletvekilimiz
gelmiş, Erzurum'daki yatırımlardan, Türkiye'deki büyük yatırımlardan
bahsediyor. Türkiye'de bu kadar yatırım varsa 11,9 işsizlik nasıl çıkıyor
arkadaşlar; yani, nasıl anlatıyorsunuz bunu?! 11,9 işsizlik, 150 milyar dolar
içborç, dışborç artmış, cari açık 25 milyar dolar, dışticaret açığı 45 milyar
dolar, gelir dağılımı bozulmuş, köyden kente doğru müthiş bir göç var…
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) -
Şimdi söyleyeceğim…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Yani, Türkiye'de o kadar, gelir dağılımında büyük bozulmalar var ki,
ekonomide o kadar ciddî sıkıntılar var ki… Türkiye yatırım cenneti olmuş!.. Ya
allahaşkına, yatırım cenneti ise, ocak-şubat aylarında 98 000 esnaf niye kepenk
kapattı arkadaşlar?!
RECEP GARİP (Adana) -
Günlerden beri aynı şeyleri söyleyip duruyorsun!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Yani, bu kadar güzel yatırımlar varsa Türkiye'de, geçen sene 256 000 esnaf
niye kepenk kapattı Sayın Garip, gelin burada onu açıklayın?!
RECEP GARİP (Adana) -
Yeni şeyler söyle, aynı şeyleri tekrarlayıp durma!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- 2,5 milyar YTL'lik çek, senet niye protesto edildi, ekonomi bu kadar iyiye
gidiyorsa?! Eğer durum böyleyse ya sizde yanlışlık var ya Türkiye'de yanlışlıklar var.
Değerli milletvekilleri,
şimdi, böyle günlerde, Hükümet yetkilileri, hemen, terörle ilgili meseleler
gündeme geldiğinde, "bir taraflardan düğmeye basıldı…" Diyarbakır'da
hadiseler oluyor, Hükümet yetkilileri, "Türkiye üzerinde oyunlar var,
düğmeye basıldı…" Şemdinli'de hadise var, "düğmeye basıldı…"
Son, Danıştaydaki hadise var, "düğmeye basıldı…" Ee, düğmeye
basıldıysa, bu düğmeye basanı bulun arkadaşlar. Niye bulmuyorsunuz, elinizden
tutan mı var, engel olan mı var?! Şemdinli hadiseleri oldu, Sayın Başbakan
"ucu nereye kadar giderse gitsin" dedi, Sayın Savcı da, Başbakanın bu
sözü üzerine atladı, Türkiye genelini içine alacak bir fezleke hazırladı, ondan
sonra Sayın Savcı yerinde yok! Niye gitmediniz?! Şemdinli'nin ucu nereye
dokundu, nereye kadar geldi, belli mi?
Şimdi, olay oluyor, 4
saat sonra, Mehmet Ali Şahin, Sayın Başbakan Yardımcısı burada diyor ki:
"Bütün hissiyatımla söylüyorum, sürprize hazırlıklı olun." Yani,
allahaşkına, olayın üzerinden 4 saat geçmiş, bir Başbakan Yardımcısı, olayın
failinin şu veya bu olabileceği yönündeki düşüncesini nasıl bir sürpriz olarak
gelip burada söylüyor?! Yani, bir kesimden çıkarsa normal, öbür kesimden
çıkarsa sürpriz. Bir başbakan yardımcısı bunu nasıl söyleyebilir?!
Meclis Başkanı aynı gün
açıklama yapıyor "bu olay türban meselesiyle ilgili bir olay
değildir" diyor. Meclis Başkanı söylüyor arkadaşlar. Senin görevin mi?!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Doğru söylüyor.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Nereden almış bu bilgiyi Meclis Başkanı?! Olayın üzerinden daha 4 saat
geçmiş, Meclis Başkanı, bu olayın türbanla ilgisi olup olmadığı bilgisini
nereden almış?! Kulağına birileri mi fısıldadı, Mehmet Ali Şahin ile Meclis
Başkanının kulağına birileri bir şey mi fısıldadı?!
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Danıştay yazı yazıyor "koruma tedbirlerini artırın" diyor, 4 tane
yazısı var. Koruma tedbirleri artırılmıyor. Koruma tedbiri istiyor türbanla
ilgili kararı veren 2. Daire, iki ay sonra, çağırmalı korumayla ilgili yazı
gönderiyorlar.
Şimdi, Danıştay
Başkanının 10 Mayıstaki konuşması önümde duruyor. "Biz hedef gösteriliyoruz"
diyor Danıştay Başkanı "hedef gösteriliyoruz" diyor ve bunun
üzerinden sekiz gün geçiyor, niçin tedbir alınmıyor?
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Hedef belli olsa ne olur?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bu cinayeti işleyen, Cumhuriyet Gazetesine saldırıyor -üçüncü saldırı o
hafta- güpegündüz, alenî bir vaziyette, kameraların olduğu bir yerde, yüzünü de
gizleme ihtiyacı duymadan, aynı katil, orayı bombalıyor. O gün, orada
yakalanmış olsa, üç gün sonra bu hadise olmayacak. Nerede tedbirler? Niçin tedbir
alınmıyor?! Sonra da çıkıyorsunuz: "Bu olay Hükümete karşı",
"düğmeye basıldı", "erken seçim", "Cumhurbaşkanlığı
seçimi..."
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Doğrudur!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Hayalet taşlıyorsunuz. Sizin elinizi tutan bir kuvvet mi var?
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son cümlenizi
rica edeyim.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Son cümlelerim Sayın Başkan.
Sizin elinizi tutan bir
güç mü var?! Gidin üzerine, yakalayın, ortaya çıkarın, ucu nereye kadar
gidiyorsa gitsin, bulun, ortaya koyun! Ama, bütün bu olaylardan sonra, Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanı cenaze törenine gidemiyor. Niye gidemiyor?!
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- İşi var Antalya'da!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Niye gidemiyor?! İşi mi var?!
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Antalya'da işi var!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Öyle mi?! Siz onu öyle mi yorumluyorsunuz?!
Bir Başbakan, bir cenaze
törenine, halktan korkusuna gidemiyor.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Biz vardık orada!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Niçin gidemiyor? Niçin gidemiyor? Çünkü, bakınız, Sayın Başbakan, şu
cümleleri söylemeseydi, o cenaze törenine giderdi; bakınız, ne diyor:
"Danıştayda birçok engelle karşı karşıyayız, ya bunu aşacağız ya da bunu
anlayanla yürüyeceğiz." Bir Başbakan... Arkadaşlar "sorumlu mevkide
olanların sorumlu olması lazım gelir" diyordu ya, işte, sorumlu olması
gereken Sayın Başbakanın hiç söylememesi gereken bir cümle. Siz bu cümleleri
yaparsanız, Danıştaya da sonra saldırı olursa, siz, siz...
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
rica ediyorum, son cümleniz...
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- ...siz, o cenaze törenine gidemezsiniz. Siz, herkesin oyunu alamazsınız; ama,
oyunu alamadığınız kesimlerin rızasını almak mecburiyetindesiniz.
Ben, bir milletvekili
olarak, oradaydım, üzüldüm; Sayın Adalet Bakanı, ikişer, üçer basamak merdiven
atlayarak, halktan kaçtı.
Değerli milletvekilleri,
onun için, sorumlu mevkide olanların sorumluluklarının idraki içerisinde olması
gerektiğine inanıyor, bu kanunun hayırlı olmasını diliyorum ve çıkması gereken
bir kanundur, koordinasyonun sağlanması gereken bir noktada, bu boşluğu
dolduran bir kanundur.
Bu vesileyle, hepinizi
saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kandoğan.
Madde üzerindeki
konuşmalar tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum...
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısı...
BAŞKAN - Karar
yetersayısı arayacağım.
Kabul edenler... Kabul
etmeyenler...
Karar yetersayısı
bulunamamıştır, birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.13
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.23
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ
(Konya))
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 106 ncı Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
1180 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
5.- Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1181)
(S. Sayısı: 1180) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 4 üncü
maddesinin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı. Şimdi, 4 üncü maddeyi
tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısı arayacağım.
4 üncü maddeyi kabul
edenler… Kabul etmeyenler…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, acele etme, bir saysınlar efendim.
BAŞKAN - Evet, yeniden
oyluyorum.
Maddeyi kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir ve karar yetersayısı vardır.
Geçici 1 inci maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1- Güvenlik
İşleri Genel Müdürlüğünün 2006 yılı harcamaları, 5437 sayılı 2006 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanununun ilgili hükmüne göre yeni bir düzenleme yapılıncaya
kadar, Başbakanlığın 2006 yılı bütçesinde yer alan Güvenlik İşleri Başkanlığına
ait ödeneklerden karşılanır.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek.
Buyurun Sayın Özyürek.
(CHP sıralarından alkışlar)
10 dakika süreniz.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz tasarı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu
örgüte niçin ihtiyaç oldu; Sayın Abdullah Gül'e -Plan ve Bütçe Komisyonuna o
katılmıştı- iki kez sordum, dün buradaki konuşmasını da tutanaklardan okudum,
bir ayrıntılı bilgiye rastlamadım.
Hatırlayacaksınız, altı
yedi ay önce, Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlıkta bir birim kurulması yönünde
talepte bulunmuştu. O zaman "böyle bir birime ihtiyaç yok" denilmişti
ve konu, unutturulmuştu; ama, ne olduysa, bundan bir ay önce böyle bir
tasarıyla, yani, koordinasyonu sağlayacak bir genel müdürlük kurulması üzerine
harekete geçilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, Hükümet, iç ve dış güvenlik,
özellikle terör konusundaki tırmanıştan rahatsız olmuş, kendisine Genelkurmayın
getirdiği bu teklifi şimdi kabul etmek zorunda kalmıştır; fakat, marifet odur ki,
bu tip talepler yapıldığında, konu enine boyuna incelenip zamanında karar
vermektir. Yoksa, altı ay sonrasını, yedi ay sonrasını göremeyen bir iktidarın,
terörle nasıl mücadele edeceğini herkes sormaya başlar.
Değerli arkadaşlarım, bu
Genel Müdürlük kuruluyor, koordinasyon için kurulduğu burada yazılıyor; ama,
bazı konular açık değil. Acaba, Jandarma Genel Komutanı -güvenlikten sorumlu,
önemli bir komutan- bu Genel Müdüre mi muhatap olacaktır, sorunlarını bu Genel
Müdürle mi görüşecektir? Genelkurmay Başkanı, bir sorunu olduğu zaman bu Genel
Müdüre mi muhatap olacaktır? Şimdi, devlet düzeninde belli kurumların yeri var,
önemi var; bunların yerini ve önemini gözeten bir düzenleme yapamazsanız bir
kargaşayı beraberinde getirirsiniz. Şimdi, bu tasarıda bu konuların açıklığa
kavuşturulması lazım.
Değerli arkadaşlarım, bu
Genel Müdürlük, Başbakanlık hiyerarşisi içinde Başbakanlık Müsteşarına bağlı;
yani, şu andaki Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'e bağlı. Biliyorsunuz, Millî
Güvenlik Kurulunun hazırlayıp Bakanlar Kurulunun kabul ettiği Millî Siyaset
Belgesine göre Türkiye'yi tehdit eden iki tehlike var: Bunlardan birisi irtica,
ikincisi bölücülük. Bunu ben söylemiyorum; bunu, Bakanlar Kurulu, kabul ettiği
resmî belgede söylüyor.
Şimdi, Ömer Dinçer,
Başbakanlık Müsteşarı, kurulacak olan bu Genel Müdürlüğün de bağlı olacağı
Müsteşar, 1995 yılında yayımladığı bir makalede diyor ki: "Laikliğin,
cumhuriyetin, milliyetçiliğin zamanı, modası geçmiştir; bunların yerini, İslamî
esasa göre bir yeniden yapılanma almalıdır." Burada söylendi
"hepimizin gençliğinde farklı düşünceleri olabilir; zaman içinde bu
düşünceler değişir" denildi. Sayın Müsteşar, o yazdığı makalenin
"bugün de aynen arkasındayım" demeseydi, bizim burada bunu
konuşmamıza gerek olmazdı; ama, Sayın Müsteşarın, hem "bugün de
arkasındayım" beyanıyla hem de Yargıtayın son kararıyla, Anayasanın temel
ilkelerini savunmayan bir kimse olduğu yargı kararına bağlanmıştır. Şimdi, en
büyük tehlike olan irticaa karşı laikliğe inanmayan bir müsteşar nasıl mücadele
edecek?! Ona bağlı olan Genel Müdürlük bu konuda ne yapacak değerli
arkadaşlarım?! Yapacağımız işlerin, kuracağımız ilişkilerin önünü arkasını
düşünmek zorundayız. O bakımdan, artık, o Yargıtay kararından sonra ve Sayın
Müsteşarın -daha sonra hiçbir demecinde buna rastlamadık- "ben geçmişte o
görüşleri savunmuştum; hatta, arkasında olduğumu söylemiştim; ama, şimdi,
farklı düşünüyorum" diye bir açıklaması da olmadığına göre, bu Genel
Müdürlük, bir sorun olduğu, bir irtica tehdidi olduğu noktasında bir rapor verdiğinde,
herhalde Sayın Müsteşar "ne demek, laikliğe karşı bir tehdidi ben kabul
etmiyorum" diyecektir.
Değerli arkadaşlarım,
devlet hayatı böylesine fantezileri kaldırmaz. Ömer Dinçer ayrılır, bir sade
vatandaş gibi oturur, konuşur, söyler, dinler, farklı görüşler ileri sürebilir;
ama, bürokrasinin en tepesindeki insan irticaı bir tehdit olarak görmüyorsa, o
kişi orada durmamalıdır, duramamalıdır. O kişiyi hâlâ bu görevde tutmanın büyük
sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk da onu orada tutan, ısrarla o görevde tutan
Sayın Başbakana aittir. Sayın Başbakanın, gecikmeden, Ömer Dinçer'i bu
görevden, müsteşarlık görevinden kesinlikle ayırması gerekir.
Değerli arkadaşlarım…
ZÜLFÜKAR İZOL (Şanlıurfa)
- Sayın Başkan, konumuz Müsteşar mı, yoksa kanun mu?
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Efendim?..
ZÜLFÜKAR İZOL (Şanlıurfa)
- Konumuz Sayın Müsteşar mı, yoksa kanun mu?
BAŞKAN - Sayın Özyürek,
siz, konuşmanıza devam edin lütfen.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Kurulan Genel Müdürlük, Müsteşara bağlı bir genel müdürlük.
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) -
Başbakanlığa…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Ben anlattım; genel müdür, laikliği ve Anayasanın temel ilkelerini savunmayan
birisi, onlara inanmadığını söyleyen birisi. Onlara…
BAŞKAN - Sayın Özyürek,
siz, lütfen, bu konuları… Esas konunuza gelin.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Sayın Başkan, bundan daha…
BAŞKAN - Kişiler üzerinde
durmayın, burada olmayan kişiler üzerinde durmayın. Lütfen…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Şimdi, kişi değil, bir genel müdürlük
kuruyorsunuz, Meclisi işgal ediyorsunuz.
BAŞKAN - Siz, yasayı,
yasanın ruhunu anlatın burada, düşüncelerinizi anlatın.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Ruhunu anlatıyorum. Kanun
getiriyorsunuz, bu kanuna göre kurduğunuz genel müdürlüğü bağladığınız
Müsteşar, irticaı tehdit olarak görmüyor. Bunu burada anlatmayacağız da nerede
anlatacağız?!
BAŞKAN - Efendim, biz
kurumları konuşacağız, şahısları değil Sayın Özyürek.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Ama, bu kurumun başında o şahıs var. Bunu görmezden gelemeyiz.
BAŞKAN - Efendim, o
konuyla ilgili varsa bir düşünceniz, onun mekanizması bu maddeyi görüşme
sırasında değil.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Bunu görmezden gelemeyiz.
GÖKHAN DURGUN (Hatay) - O
şahsı, getir, kurumun başına koy; tartışma!..
BAŞKAN - Lütfen, siz,
maddeye gelin efendim.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Evet, ben görüşlerimi anlatıyorum ve
Sayın Başkan, uyarınıza üzüldüm. Tam konuyla irtibatlı noktadan anlatıyorum.
Burada ne hikâyeler dinliyoruz. Bir arkadaşımız çıktı "Erzurum'da ne kadar
önemli kalkınma hamlesi var" dedi; hiç sözünü falan kesmediniz. Bu çifte standardınızı da, doğrusu,
yadırgadığımı ifade etmek istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Özyürek,
siz tecrübeli bir bürokratsınız. Kendini savunamayacak, parlamenter olmayan, bu
konuyla direkt ilgisi olmayan kişileri ismen burada ifade etmeniz çok doğru
olmuyor.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Sayın Başbakan gelir, cevabını verir.
BAŞKAN - Siz, maddeye
dönün efendim.
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkan, Hükümet savunacak! Savunma cesareti varsa, yüreği varsa savunsun.
GÖKHAN DURGUN (Hatay) - O
kurumun başında kim var?!
RAMAZAN TOPRAK (Aksaray)
- Kendini savunamayan insanlara sataşma uygun mu?!
ATİLLA KART (Konya) -
Dürüst olun, dürüst!..
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Dürüstlüğü sizden mi öğreneceğiz?!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Şimdi, değerli arkadaşlarım…
ATİLLA KART (Konya) -
Tuluat yapmayın daha fazla… Tiyatro oynamayın…
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Tuluatı yapan sizsiniz. Ne ayıp şey!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Şimdi, değerli arkadaşlarım… Değerli arkadaşlarım, herkesin hangi durumda
olduğunu, Başbakanın gelip bu konuda cevap verme hakkı olduğunu, bunun
sorumluluğunun…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- İzin verir misiniz…
ATİLLA KART (Konya) -
Tuluat yapmaya devam edeceksiniz, ondan sonra bir de hâlâ konuşacaksınız.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Sayın Başbakanın burada gelip cevap verme şansının olduğunu hepiniz
biliyorsunuz.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, tam, güvenliği konuştuğumuz bir dönemde, daha önceki başkanlığın
adı "İç ve Dış Güvenlik Dairesi Başkanlığı"ydı, iç, dış güvenlik,
şimdi, "Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı" oluyor. Öyle anlaşılıyor
ki, Hükümet, artık, terörü Türkiye'nin olmazsa olmaz konularından biri olarak
görüyor; yani, terör belasını defedecek, ortadan kaldıracak bir programı
olmadığı anlaşılıyor. Bunu, artık, bir ünitenin adını da öyle koymak suretiyle,
terörü, Türkiye'nin temel konularından biri olarak şey ediyor.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye gerçekten çok kritik günlerden geçiyor. Danıştaya yönelik siyasî
katliam Türkiye'de çok tartışılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Toparlıyorum…
BAŞKAN - Konuşmanızı,
lütfen, tamamlayın efendim.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Şimdi, öyle bir bilgilendirme var ki, daha olay olur olmaz, başta Meclis
Başkanımız olmak üzere, hemen suçluyu aklama, işte, şahıs açıkça "ben,
bunu, türban kararı nedeniyle bu cinayeti işledim" demesine rağmen, hayır
"türban nedeniyle işlememiştir…"
MURAT YILDIRIM (Çorum) -
Benim oğlum bina okur, döner döner aynı şeyi okur.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Ne alakası var?!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Hayır, kendisi açıkça bu nedenle işlediğini söylemiştir.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Hayır…
ZEKİ KARABAYIR (Kars) -
Aynı şeyleri söylüyorsunuz…
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Siz niye üzerinize alınıyorsunuz?!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Söylemiştir… Söylemiştir…
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Yok öyle bir şey!..
ASIM AYKAN (Trabzon) -
Nereden çıkıyor bu?!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Söylemiştir… Tutanakları getirir gösteririm size. (AK Parti sıralarından
gürültüler)
Peki, niçin işledi
değerli arkadaşlarım?!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, müdahale etmeyelim.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Niye gocunuyorsunuz? niye gocunuyorsunuz?!
ZEKİ KARABAYIR (Kars) -
Yalan söylüyorsunuz!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Niçin işlemiştir peki?
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Niçin işlemiştir?
BAŞKAN - Sayın Özyürek…
Sayın Özyürek, son cümlelerinizi rica ediyorum, lütfen…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- İstikrarı bozmak için…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Şimdi… Peki, istikrarı bozmak için, istikrarı bozmak için başka kurum mu yok,
başka kişi mi yok; niçin 2. Daire seçilmiştir; başka daire mi yok?!
MURAT YILDIRIM (Çorum) -
Aynı şeyleri söylüyorsunuz, ayıp, ayıp!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- O şahıs açıkça söyledi ve Sayın Başbakan dedi ki o 2. Daire kararından sonra:
"Efendi, bu senin işin değil, bu Diyanetin işi."
MURAT YILDIRIM (Çorum) -
Komployu siz yaptırıyorsunuz, siz söylüyorsunuz.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Şimdi…
BAŞKAN - Sayın Özyürek…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- "Komplo, komplo…"
Değerli arkadaşlarım,
diyorsunuz ki, işte, o, bir yüzbaşı var, o yüzbaşı derin devletin adamı; onunla
bunun irtibatı var. Peki, siz..
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Öyle diyen var mı; bir tane var mı?!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Hep bunu söylüyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Özyürek…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Siz, dört yıldır…
BAŞKAN - Sayın Özyürek…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim nasıl
bitiriyorsunuz, 3 dakika geçti, daha…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Bitiriyorum.
BAŞKAN - Bakın, siz
sonunu getirmiyorsunuz ki.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Sayın Başkan, hayır, hayır, 3 dakikamı zaten siz kullandınız.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Sayın Başkan, 5 dakikası zaten müdahaleyle geçti.
BAŞKAN - Ben müdahale edenleri ikaz ediyorum. Arkadaşlar…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Hayır, hayır, siz kullandınız zaten
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Ama, sürenin
bitmesine arkadaşlarımızın müdahalesi de sebep oluyor. Arkadaşlar, Başkanlığa
yardımcı olun.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Ünal,
lütfen, oturun, yapmayın bunu.
Sayın Özyürek, son
cümlelerinizi alıyorum, kapatacağım mikrofonu.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Bitiriyorum Sayın Başkan.
Şimdi, bu örgüt
Susurluk'la ilgili… Dört yıldır iktidarda değil mi bu Hükümet?
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Evet.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Niçin peşine düşmemiş? Diyor ki, Sayın Başbakan "Susurluk dosyasını da
açarız." Dört yıldır niye açmıyorsunuz?! Böyle bir suç vardı, böyle bir
eksik vardı, niçin açmıyorsunuz?!
BAŞKAN - Sayın Özyürek,
teşekkür ediyorum.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- İlle bir Danıştay üyesinin öldürülmesi mi gerekiyordu Susurluk dosyasını
açmanız için?
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum efendim. Başkanlığı selamlarsanız…
Teşekkür ederim.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, böyle, suçu ona buna atarak "ortada bir komplo
var…"
BAŞKAN - Sayın Özyürek…
Sayın Özyürek, teşekkür ediyorum, sağ olun.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- "…bu komplonun içinde Deniz Baykal var" diyerek kurtulamazsınız. Bu
komplo iddiasını ispatlayın. Bu komplo iddiasını ispatlamayanlar müfteridir.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özyürek.
Şahısları adına söz
isteği var.
Adana Milletvekili Sayın
Recep Garip; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
RECEP GARİP (Adana) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1180 sıra sayılı yasanın
geçici 1 inci maddesi hakkında şahsım adına söz aldım; hepinize saygılar
sunuyorum.
Başbakanlık Teşkilatı
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısını görüşüyoruz. Bilindiği gibi, son
dönemlerde ülkemizdeki terör olaylarındaki artma eğilimine paralel olarak,
terörle mücadele konusunda kurumlararası koordinasyonun daha etkin ve hızlı
yerine getirilmesi gereği hepimiz tarafından malum. Bu nedenle bu yasa üzerinde
çalışmalar yapıldı, hazırlıklar yapıldı ve bugün burada konuşmuş olduğumuz yasa
biraz sonra oylanarak hayata geçmiş olacak.
Elbette ki, kurulması
öngörülen genel müdürlüğün dış ve iç güvenlik ile terörle mücadele konularında
ilgili kurumlar arasındaki koordinasyonu sağlayabilmesi ve genel müdürlüğün
uzmanlarla desteklenmesi gerektiği hepimiz tarafından malum. Güvenlikle ilgili
kurumların görevlerini yerine getireceği, bu konuda herhangi bir değişikliğin
söz konusu olmadığı, Başkanlığın genel müdürlüğe dönüştürülmesinin temel amacının,
daha nitelikli ve konunun uzmanı bir kadronun oluşturulması, az sayıda
personelle hizmet üretmek olduğu, bu konuda ülkenin ihtiyaçlarını karşılayacak
en iyi yapılanmaya gidilmesi amaçlandığı görülmektedir.
Değerli arkadaşlar, biraz
önceki konuşmacı ve daha önceki konuşmacı arkadaşlarımın ifadelerindeki kimi
konuları dinlediğimiz zaman, ülkenin zor zamanlarından, kritik zamanlarından
bahsedilirken, kritik ortamlarda ifadeleri düzgün söylemek gerekir, daha doğru
söylemek gerekir.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Önce Başbakana söyleyeceksin, Başbakana...
RECEP GARİP (Devamla) -
Halkın birliğini ve beraberliğini sağlayacak ifadeler gerektirir. Ülkenin
önündeki, seçimle işbaşına gelmiş, bu kürsüde özgürce konuşabilen insanların,
ülkenin daha çok birliğine ve beraberliğine yönelik konuşmalar yapması gerekir
diye düşünüyorum. Danıştayla ilgili yaşanan olayı, elbette ki, Türk Ulusunun,
yetmişüç milyonun hepsi telin etmiştir; elbette ki, hepimiz kınıyoruz; ancak, o
gün yapılan siyasal partilerin açıklamaları, Türkiye'de birlik ve beraberliği
sağlayan kesimleri zan altına alabilecek, hemen olayın akabinde açıklamalar
başlamış ve …
OSMAN ÖZCAN (Antalya) -
Sizsiniz başlatan!
RECEP GARİP (Devamla) -
…bu, çok tersine çevrilerek, sonuçlar her gün açıklanarak hepimiz tarafından
izlenmeye devam ediyor.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Ne tersine?! Cinayet var mı yok mu ortada?! Neyin tersine?! Hayret bir şey!
RECEP GARİP (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan Yardımcımız Mehmet Ali Şahin Beyin
açıklamasındaki "sürprizlere hazır olun" cümlesi, ne var ki, doğru
çıkmıştır.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Hangisi?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Elbette ki, ölümler üzerinde… (CHP sıralarından gürültüler)
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Hâkim kararı mı çıktı?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, ölümler üzerine asla politika yapamazsınız, asla…
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- O Bakan onu nereden öğrendi?!
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Görmeyelim, duymayalım!..
RECEP GARİP (Devamla) -
Ülkenin birlik ve beraberliğinin en önemli noktalarından bir tanesi bu tür
olaylardır. Bu olaylarda teennili olmak gerekir diye düşünüyorum ya da Mehmet
Ali Şahin Beyin söylediğinin tam tersi çıkmış olsaydı, neler yazılır, neler
söylenirdi, bunları düşünmek bile, aslında, istemiyorum. Bu tür zamanlarda,
gelin teennili olalım, gelin temkinli olalım, gelin tedbirli olalım. Bu konuda,
ne konuştuğumuzu, ne zaman, neyi söylememiz gerektiği konusunda, çok daha
dikkatli olmamız gerektiği konusunda, her birimizin bu ulusun önünde
durduğumuzu bilmek gerekiyor. Ateşe körükle gitmeyelim. Kürsüye çıkıp aynı
şeyleri söyleme yerine, gelin, yeni şeyler söyleyelim. Ulusun önünü açabilecek,
ufkumuzu açabilecek konuları gündeme alalım.
Terörün dini yoktur, dili
yoktur, ülkesi yoktur. Terörle mücadele, ülkemizde değil, bütün dünya ülkelerindeki
ortak problemlerdendir. Gelin, isterseniz, dünya ülkelerindeki, büyük dünya
devletleriyle, terör örgütlerinin tamamıyla isimlerini belirleyelim, bütün
dünya ülkeleriyle beraber, ortak deklarasyon yayınlayalım, altına imzalar
atalım ve bütün uluslar olarak ortak strateji üretelim, ortak hareket edilsin
ve bütün terör örgütlerine karşı, dünya ülkeleri ortak hareket etsin. Bunu
sağlayalım.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Buna karşı olan yok ki zaten!
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
RECEP GARİP (Devamla) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yani, ortak strateji,
ortak mücadele, ortak hareketlilik sağlanmalıdır diye düşünüyorum.
Öyle zamanlar vardır ki,
bazı konularda siyaset yapılması asla mümkün olmaz. Bunlardan bir tanesi ülke
birliğidir, ülke savunmasıdır. Ölüm olayları gibi konular, asla bunun üzerinden
siyaset yapamazsınız. Ülke çıkarlarının bulunmuş olduğu noktada asla siyaset
yapılamaz. Dolayısıyla, siyaset de yapılmamalıdır. Onun için, bir olay, bir
hadise, istenilmeyen bir olay çıktığı zaman, ortak bilinçle, ortak akılla,
siyasetçinin önünde duran insanların mutlak surette ortak söz birliği yaparak,
ortak olarak hareket etmenin çok daha doğru olduğunu düşünmekteyim. Bu nedenle,
ne var ki, muhalefet partisi ya da partileri, arkadaşlarımız, hani Anadolu
insanları söylerler…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
RECEP GARİP (Devamla) -
…mal bulmuş Mağribî gibi işin üzerine gitmek, çullanmak tabirlerini asla
yakıştırmıyorum; ama, böyle bir hal arz ediyor sizin söylemleriniz.
BAŞKAN - Sayın Garip,
konuşmanızı tamamlayın lütfen.
RECEP GARİP (Devamla) -
Gelin, bunu yapmayın.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Sen yakıştırmıyorsun, söylemek istemiyorsun da, söylüyorsun yani!
RECEP GARİP (Devamla) - Gelin,
bunu yapmayın.
GÖKHAN DURGUN (Hatay) -
Ne demek istedin?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Dolayısıyla…
HASAN ÖREN (Manisa) -
Bunları söyledikten sonra bizden nezaket bekliyorsun!..
RECEP GARİP (Devamla) -
Dolayısıyla…
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Sözünü geri alsın…
RECEP GARİP (Devamla) -
Bakın, tekrar, bir kez daha yineleyerek, tekrar ederek, sözlerimi tamamlıyorum.
ATİLLA KART (Konya) -
Sorumluluk Sayın Garip, sorumluluk…
BAŞKAN - Sayın Garip, son
cümlenizi rica ediyorum.
RECEP GARİP (Devamla) - Terör
konusu toplumların ortak problemidir, bütün ülkelerin ortak problemidir,
ülkemizin de ortak problemlerinden bir tanesidir.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Teröristbaşını affediyorsun ya!
RECEP GARİP (Devamla) -
Bu konuda yapılması gereken tavır, tarz, ortak hareket etmeyi gerektirir, akıl
bunu gerektirir.
Dolayısıyla, Güvenlik
İşleri Genel Müdürlüğünün 2006 yılı harcamaları, 5437 sayılı 2006 yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanununun ilgili hükmüne göre yeni bir düzenleme yapılması
öngörülüyor. Başbakanlığın 2006 yılı bütçesinde yer alan Güvenlik İşleri
Başkanlığına ait ödeneklerin karşılanmasından bahsedilmektedir.
Yasanın hayırlar
getirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Garip.
Şahsı adına ikinci söz
isteği, Konya Milletvekili Sayın Ahmet Işık.
Buyurun Sayın Işık. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1180 sıra sayılı, Başbakanlık Teşkilatı
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının geçici 1 inci maddesi üzerinde
şahsım adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
işbu tasarıyla, Başbakanlığın görevleri arasına, iç güvenlik, dış güvenlik ve
terörle mücadele konusunda görevli kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlama
görevi eklenmektedir. İç ve dış güvenlik ile terörle mücadele konularında
Başbakanlığın daha etkin bir şekilde rol alması amaçlanıp, Başbakanlığın ana
hizmet birimlerinden olan Güvenlik İşleri Başkanlığı kaldırılarak, yeni bir ana
hizmet birimi olarak Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü kurulmaktadır. Başkanlık
yapısı genel müdürlüğe dönüştürülerek, yeni ve etkin çerçeveye kavuşturulmaktadır.
İşlevsel olmayan kuruluşların tasfiyesi veya uygun birimlere dönüşümü
sağlanarak, yapılandırmadaki yetki ve görev paylaşımı da kapsamlı hale
getirilmiş olmaktadır. Genel Müdürlüğün operasyonel düzeyde esneklikleri
artırılırken, stratejik yönetim anlayışı gerçekleştirilmiş olacaktır.
Son yıllarda belirgin
hale gelen strateji açığı ve güven açığını kapatmak, yaşanan olumsuz süreci
tersine çevirerek hantal birimler daha etkin yapıya dönüştürülüp performansları
artırılmış olacaktır.
Değerli milletvekilleri,
tasarının geçici maddesinde ise, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünün 2006 yılı
harcamalarının yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar Başbakanlığın 2006 yılı
bütçesinde yer alan Güvenlik İşleri Başkanlığına ait ödeneklerden karşılanması
öngörülmektedir.
Değerli milletvekilleri,
görüşmekte olduğumuz tasarının yasalaşmasıyla terörle mücadelede etkin bir
mesafe katedileceğine yönelik düşünce ve temennisiyle Yüce Genel Kurulu tekrar
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Işık.
Sayın milletvekilleri,
geçici madde 1 üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısı istiyoruz.
BAŞKAN - Karar
yetersayısı arayacağım.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir, karar
yetersayısı vardır.
Birleşime 15 dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 19.52
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.10
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 106 ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
1180 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
5.- Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1181)
(S. Sayısı: 1180) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 5 inci
maddesini okutuyorum:
MADDE 5.- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Niğde Milletvekili Sayın Orhan Eraslan;
buyurun.
CHP GRUBU ADINA ORHAN
ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer
üyeleri; 1180 sıra sayısıyla görüşülmekte olan yasa tasarısının 5 inci maddesi
üzerine söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlarım.
Değerli arkadaşlarım,
görüşmekte olduğumuz tasarı, iç ve dış güvenlik güçlerinin ve terörle mücadele
konusunda görevli birimlerin arasında koordinasyon yapmak için bir genel
müdürlük kurulmasıyla ilgili bir tasarı. Şimdi, tabiî, bunun teknik düzeyde
çeşitli tartışmaları olabilir; ama, bu yasa tasarısı görüşüldüğünden beri
dikkatle izlemeye çalıştım; çok vahim, önemli hatalar yapıldı, bazı konulara
değinme gereği doğuyor kendiliğinden.
Önce, terör nedir değerli
arkadaşlarım? En kaba tanımıyla, bir amacı tahakkuk ettirmek ya da bir neticeyi
elde etmek amacıyla şiddetin kullanılmasına "terör" deniliyor. Şimdi,
terör eylemleri kişinin temel hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırdığı için,
hukuk devletinin en esaslı inkârıdır. Yani, terör ile hukuk asla bir arada
olamaz. Bu bağlamda, "haklı terör", "masum terör",
"yararlı terör" gibi tanımlamalar olamaz. Bunu öncelikle belirleyelim
değerli arkadaşlarım.
Şimdi, kabaca, terör
ikiye ayrılır; çete terörü, çıkar amaçlı terör ve siyasal amaçlı terör. Siyasal
amaçlı terör de, bizim ülkemizde, bölücü terör, irticaî terör ve ideolojik
amaçlı terör biçiminde alt başlıklara ayrılıyor. Millî güvenlik siyaset
belgelerimizde ülkemiz için en büyük tehlike "bölücü terör" ve
"irticaî terör" olarak adlandırılıyor.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, terör, birçok hukuk devletinin, birçok ülkenin sorunu olduğu gibi bizim
de ülkemizin ciddî bir sorunudur. Bu nedenle, terörle ciddî bir biçimde
mücadele edilmesi gerekir. Terörle ciddî biçimde mücadele edebilmek için önce
doğru bir fotoğrafı çekmemiz lazım, kesiti doğru algılamamız lazım; terör ne
durumda ülkemizde, hangi seviyededir, biz ne yapıyoruz, ne yapmamız gerekir...
Değerli arkadaşlarım, ne
yazık ki, burada, İktidar Partisi grubundan değerli milletvekili arkadaşlarım,
neredeyse Türkiye'de terör yok gibi takdim etmeye çalıştılar; ama, ne yazık ki,
bu Hükümetin döneminde terör, daha önce görülmemiş boyutlara vardı. İki
noktanın altını çizmek istiyorum anlaşılsın diye, bunları unutmayın. Kimden
gelirse gelsin terörle mücadele etmek gerekir; ama, iki nokta terörün boyutu
konusunda size fikir verir sanıyorum.
Birisi, değerli
arkadaşlarım, Diyarbakır olayları. Terör, önceden görülmemiş bir boyuta geldi,
çoluk çocuğu da kullanarak, birsürü insanı da kullanarak. Merkezî devletin
temsilcisi olan ilin valisi, orada, bir terör örgütüyle bağlantılı olduğu
hakkında iddiaları bulunan belediye başkanının yardımına muhtaç oldu. Bu çok
önemli bir şeydir. Yani, bir şey oldu orada arkadaşlar, egemenliği devletin
valisi kullanamadı, egemenliği teröre yakınım diyen belediye başkanı kullandı,
ondan destek alınmak durumunda kalındı. Bu, kırılgan bir noktadır, önemli bir
noktadır düzey olarak. Bunu doğru tespit etmemiz lazım doğru çözümler için.
Doğru tespit yapamazsak doğru çözümler bulamayız. Birincisi bu.
İkincisi ve daha vahimi,
değerli arkadaşlarım -terörün pirini Hasan Sabbah olarak biliriz, haşhaşi
tarikatının lideri- Hasan Sabbah'tan bu yana tüm dünya üzerinde Danıştay
katliamı gibi bir terör olmamıştır. Danıştayda yapılan katliam, değerli
arkadaşlarım, orada öldürülen kişilerin niteliği, sayısı, eylemin biçimi değil.
Daha önce de terör amaçlarıyla çeşitli savcılarımız katledildi, hâkimlerimiz
katledildi, çok değerli bilim adamlarımız, yazarlarımız katledildi. Bunların
hepsi bu ülkenin, bu insanların büyük kaybı; ama, Danıştay katliamının bir
farkı var değerli arkadaşlarım. Başkentin göbeğinde, görevinin başında bir
daire -görevinin başında- müzakere yaparken, adalet dağıtırken, karar verirken,
devlet adına Anayasada yazılı egemenliği, millet adına hüküm kurma egemenliğini
kullanırken, bir dairenin başkan ve üyeleri kurşuna dizildi. Bu, nitelik olarak
korkunç bir şeydir. Bizzat kendisi çok vahimdir. Kimin yaptığı değil, eylemin
bizzat kendisi çok vahimdir. Hasan Sabbah'tan bu yana dünyanın hiçbir ülkesinde
bir daire, bir yüksek mahkeme basılarak -şu örgüt bu örgüt, orasını
önemsemiyorum, bizzat eylemin kendisi vahim- böyle bir şey yapılmış değil
arkadaşlar. Bunun için, önce işi doğru tespit etmemiz gerekir, hangi inançta
olursanız olun doğru tespit etmemiz gerekir. Kaldı ki, bizim Peygamberimizin
bir hadisi şerifi var, "adaletle geçirilen bir saat altmış sene ibadetten
üstündür" der. Adalet dağıtılan bir yerde, adaletle ilgili görüşmeler
yapılırken basılarak kurşuna dizilme olmuştur. Eylemin kendisi çok vahimdir.
Yargı güvenliği ortadan kaldırılmıştır, millet adına yargı egemenliğini
kullanma ortadan kaldırılmıştır. Şimdi, bunu görmezden gelerek farklı
yaklaşımlarla, kimi arkadaşlarımız -kusura bakmasınlar- yani, bir iktidar
grubu, bir şey içerisinde, bir arınma duygusu içerisinde.
Arkadaşlar, burada bir
pişkinlikle geçiştirilecek bir durum yok. Bilinmesi gerekir. Bunu bilemezsek,
bunun cevabını veremeyiz. Yani, efendim, biz, işte bakın, neler çıktı
arkasından, işte, vay derine gitti, bilmem şuraya gitti… Hatta, bir arkadaşımız
çok vahim bir şey söyledi: "Ne yapalım canım, Danıştayın özel güvenliği de
gerekli tedbiri almamış."
Arkadaşlar, bu eylemi
hangi terörist grup yaparsa yapsın, bundan sorumlu olan Türkiye Cumhuriyeti
Hükümetidir, siyasî sorumlusu. Zimbabwe Hükümeti mi sorumludur, affedersiniz?!
Kim sorumludur? Böyle bir şey olabilir mi?! Ha, önce burada zaaflar nedir,
doğru tespiti yapacaksınız, doğru fotoğrafı ona göre…
Şimdi, burada, değerli
arkadaşlarım, terörist saldırısı oldu, Sayın Meclis Başkanımız, tarafsız olacak
bir mevkide, birden avukatlık günlerini hatırladı ve çok vahim, kırılgan…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Kaç saat sonra?..
ORHAN ERASLAN (Devamla) -
Bir dakika…
…açıklamalar yaptı.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Kaç saat sonra?..
ORHAN ERASLAN (Devamla) -
Bir dinleyin lütfen… Dinleyin lütfen…
Arkasından, peşi peşine,
benzer şeyler… Daha sonra, sayın bakanların, şu anda Hükümet sıralarında oturan
Sayın Bakan da dahil, vahim açıklamaları arkadaşlar, vahim açıklamaları… Bu
anlayışla, terörizmle mücadele edilemez, terörle mücadele edilemez. Terörle
mücadelenin çok daha ciddî olduğunu görmek gerekir ve tespit etmek gerekir.
Şimdi, terörle mücadele
etmek için, öncelikle siyasî kararlılık gerekir arkadaşlar. Ayak
sürümeyeceksiniz, herhangi bir grubu, herhangi bir terörist anlayışı himaye
eder davranış içerisine girmeyeceksiniz, onları bağışlayacak yasaları
çıkarmayacaksınız, yeşil ışık yakmayacaksınız. Bunların örneğini yaşadığımız
için söylüyorum. Eve Dönüş Yasasından tutun, şimdi alt komisyonda bekleyen
Terörle Mücadele Yasasına kadar, bir terörist grubu himaye etme anlayışıyla
hareket edilmesi, ne yazık ki, terörle mücadelede önemli bir zaaftır. Bir
terörle mücadele konseptiniz olacak ve mutlaka, önleyici kolluk hizmetlerini
yapacaksınız.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ORHAN ERASLAN (Devamla) -
Sayın Başkan, toparlıyorum.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ORHAN ERASLAN (Devamla) -
Şimdi, son elim olayda, değerli arkadaşlarım, şöyle bir değerlendirin: Katliamı
gerçekleştiren terörist, daha önce, Cumhuriyet Gazetesine üç defa bomba atılma
olayının faili olmuş, kameraya yakalanmış; Kadıköy eylemlerinde kameraya
yakalanmış, fail olmuş; Diyarbakır eylemlerinde kameraya yakalanmış, fail
olmuş; ama, enteresandır, hiç üzerine düşülmemiş profesyonel bir terörist. Bu
şekilde, himaye ederek, silahlı, silahsız örgüt, şu amaçla terör yapıyor, bu
amaçla terör yapıyor, bunun amacı işte bizim ideallerimize yakın, şudur, budur
diyerek mücadele yapamazsınız. Terörün her türü birbirinin aynısıdır ve her
türünün ucunu takip ettiğinizde, dış ülkelerin servislerine dayanır, başka bir
yere dayanmaz. Bunu rahmetli Uğur Mumcu defalarca yazdı ve o uğurda da bir
hayat kaybetti.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Eraslan,
lütfen, son cümlenizi rica edeyim.
ORHAN ERASLAN (Devamla) -
Tamam Sayın Başkan.
Şimdi, suçla etkili
mücadele edebilmek, suça sempatiyle bakmamayı gerektirir. Önümüzdeki görevler
ve ülkemizin terörde geldiği boyut, etkili mücadelenin yapılmasını ve gerçeğin
doğru şekilde saptanmasını gerektirir. Terörle mücadele konsepti, kesin olarak,
terörle, nereden gelirse gelsin ve kim olursa olsun, şekli de ne olursa olsun
mücadele yapmayı gerektirir. Birisi kurşun kullanıyor, birisi domuz bağı
kullanıyor, silah kullanana terörist diyelim, domuz bağı kullanana terörist
demeyelim anlayışıyla hazırlayacağınız yasa tasarılarıyla terörle mücadele
edemezsiniz. Terörü doğru anlamak lazım. İnşallah, bu çabalarımız boşa gitmez.
Hükümetimizin terörle
mücadele karnesinin kırık olduğunu ve başarısız olduğunu kabul etmeniz,
başarmanız için atacağınız en önemli adımdır. Buradaki başarısızlığı kabul
etmeden başarıyı yakalayabilme şansınız yoktur. Her ne kadar övgüler de
düzseniz şöyle yaptık böyle yaptık diye, bu kırıklığı görmek durumundasınız.
Hepinize saygılar,
sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Eraslan.
Madde üzerinde, şahsı
adına, Eskişehir Milletvekili Sayın Fahri Keskin; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1180 sıra sayılı kanun
tasarısı hakkında şahsî görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım.
Bu tasarıyla,
Başbakanlığın görevleri arasına, iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele
konularında görevli kuruluşlar arasında koordinasyon sağlanması eklenmektedir.
Burada yeniden ihdas edilen bir durum yoktur. Güvenlik İşleri Başkanlığı
yerine, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü kurulmaktadır.
Bu meyanda, değerli
arkadaşlarım, terörün her türlüsünü lanetliyoruz. Terörde hayatını kaybeden
vatandaşlarımıza da Allah'tan rahmetler diliyoruz. Şunu her zaman göz önünde
bulunduralım: Bu ülkede cumhuriyetimizin 40 yılını terör alıp götürmüştür.
Evet, tam 40 yılını terör götürmüştür. Biz bu terörle kaybettiğimiz yılları
ararken, diğer emsal devletler, emsal milletler uzun mesafeler almıştır.
1965-1969 yılları arasında bizim kalkınmışlık düzeyimiz komşumuz İngiltere'yle
aynı idi; bugün onlar nerede, bizler neredeyiz! Milyonlarca dolar burada kaynak aktarılmıştır teröre, bunlar
hebaya gitmiştir. 30 000 civarında vatan evladını kurban vermişizdir. Ülkeyi ve
bizi bunlar hep geri bırakmıştır. Kan ve terör üzerine siyaset yapmak bizlere
yakışmaz. Terörün hedefi, hepimiz tarafından bilinmelidir ki, demokrasinin
ortadan kaldırılması ve ülkedeki istikrarın bozulmasıdır. Ülkedeki istikrarın
bozulmasından da en çok zarar görecek ve etkilenecek İktidardır. Vatandaşlar
bunu bilmelidir ki, bizler yok olduğumuz zaman burada başkaları da yok olacaktır. Terör, acımasızdır; insanları renk,
din ve cinsiyet yönünden fark gözetmeden katleder. Bizim dinimiz ve inancımızda
insanları katletmek yoktur. Öyle ki,
yakın tarihimize bakın; verdiği kararların ne derece eleştirilere uğramasına
rağmen Salim Başol, Ömer Altay Egesel kendi sıcak yataklarında ölmüştür ve
ülkenin en değerli üç evladını idama götüren bu hâkimler sıcak yataklarında
ölmüştür. Türk Milleti, terörist değildir; ama, terör, örgüt işidir. Bunun bir
örgüt işi olduğunu 8 saat sonra ortaya koymak ve bununla ilgili Meclisi
bilgilendirmek yanlış olmasa gerektir; fakat, bazı arkadaşlarımızın tutum ve
davranışlarını da hayretle karşılıyorum. Dün Anavatan Partisi adına konuşan
Süleyman Sarıbaş'ın tutanaklara geçen ifadelerinin, ANAP'ın ne şekle geldiği
yönünden ibret vesikası olarak tekrar tekrar incelenip, araştırılıp, saklanması
lazım.
Terör hadisesinin olduğu
gün de, Sayın Kemal Anadol'un, burada, heyecanla, bir memnuniyetle, yani, zil
takmış oynarcasına bunu ifade etmelerini de hiçbir zaman kabul edemiyorum, yadırgıyorum…
(CHP sıralarından "Ooo" sesleri, gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Keskin…
Sayın Keskin…
FAHRİ KESKİN (Devamla) -
Üzüntü duyması lazımdı. Eğer üzüntü duyduğunu belirtseydi, cenaze töreninde
bizim arkadaşlarımıza karşı saldırı olmazdı.
UFUK ÖZKAN (Manisa) -
Sayın Başkan, üzüntümüzü herkes biliyor, o konudaki hassasiyetimizi de...
BAŞKAN - Sayın Keskin,
lütfen, bu konulardaki sözünüzü tavzih edin. Hiç kimse terör konusunda
memnuniyet duymaz…
UFUK ÖZKAN (Manisa) -
Kimse zil takıp oynamaz, sözünü geri alsın Sayın Başkan.
BAŞKAN - …bu Parlamentoda
böyle bir milletvekili de yoktur.
FAHRİ KESKİN (Devamla) -
Tavrını yadırgıyorum, tavrını yadırgıyorum; bunu ifade etmek için söylüyorum.
UFUK ÖZKAN (Manisa) -
"Zil takıp oynadı" sözü ağır bir sözdür, lütfen geri alsın Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Ama, bunu,
lütfen, bu maksatla söylemediğinizi tavzih edin.
UFUK ÖZKAN (Manisa) -
Sayın Başkan "zil takıp oynama" sözü, lütfen, tutanaklardan
çıkarılsın, özür dilesin.
FAHRİ KESKİN (Devamla) -
Yani, Kemal Anadol'un o gün çıkıp da, üzüntü yerine, heyecanla bize
yüklenmesini yadırgıyorum.
BAŞKAN - Efendim, o da
üzüntüdür, o da üzüntüdür.
FAHRİ KESKİN (Devamla) -
Bu amaçla kullandım, başka bir amacım yoktur.
UFUK ÖZKAN (Manisa) -
Sayın Başkan "zil takıp oynadı" sözünü geri alsın.
BAŞKAN - Sayın Keskin
"ben, bu maksatla bu sözü ifade etmedim" deyin, mesele bitsin.
FAHRİ KESKİN (Devamla) -
Hayır, onu söylüyorum zaten.
BAŞKAN - Efendim, benim
dediğim gibi… Lütfen…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
"Maksadı aşmıştır" de.
FAHRİ KESKİN (Devamla) -
Orada bizim arkadaşlarımıza, cenaze törenindeki arkadaşlarımıza bu tavır da
etkili olmuştur saldırıda bulunulmasına. Bizim, hep beraber, tek yumruk halinde
buna beraber cevap vermemiz lazım.
Gaffar Okan'ın, efendim
Eşref Bitlis'in, efendim Uğur Mumcu'nun failleri nerede? Bunlar bulunmadı; ama,
bizim İktidarımız döneminde bunlar aniden yakalandı ve hepsi ortaya çıkarıldı.
Bu da büyük bir başarıdır. Teröre bu kadar ciddî yaklaşım içerisinde…
UFUK ÖZKAN (Manisa) -
Necip Hablemitoğlu ne oldu?! Hablemitoğlu sizin zamanınızda öldürüldü; ne oldu
katili?!
FAHRİ KESKİN (Devamla) -
Hepsi bulunacaktır, hepsi bulunacaktır.
BAŞKAN - Sayın Keskin,
lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
FAHRİ KESKİN (Devamla) -
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Keskin.
UFUK ÖZKAN (Manisa) -
Sayın Başkan, "zil takıp oynama" sözünü lütfen geriye alsın.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, kısa bir açıklama yapmama müsaade eder misiniz?
BAŞKAN - Sayın Koç,
sözünü geri aldı, "bu maksatla söylemedim" dedi zaten.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Tutanaktan da çıkması lazım.
BAŞKAN - Yani, bunun
için…
HALUK KOÇ (Samsun) - Ben
tahrik etmeyeceğim efendim. Kısa bir açıklama yapayım, müsaade edin; çünkü, şu
anda, Grup Başkanvekilimiz Kemal Anadol'a, burada olmadan, hak etmediği tarzda
birtakım ifadelerde bulunulmuştur. Müsaade edin, kısa bir açıklama yapayım
efendim.
BAŞKAN - Yani, siz, Kemal
Anadol'un konuşmasının geri aldığı söz çerçevesinde olmadığını mı ifade etmek istiyorsunuz?
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, hayır; geri aldığına dair bir şey yok burada. Tutanaklardan çıkması
lazım.
BAŞKAN - Efendim "bu
maksatla söylemedim" diyor.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, yapmayın! Sayın Başkan, yapmayın!
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Tutanaklardan düzeltilmesi için diyorum ki, orada Kemal Anadol'un tavrını
yadırgadığımı ifade etmek için söyledim.
UFUK ÖZKAN (Manisa) -
Aynı yere geliyor Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim, bu
maksatla…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Yoksa, başka bir maksadım yoktur. O da bizim gibi sorumluluk duygusu
içerisinde hareket edip kınasaydı, üzüntülerini belirtseydi, dışarıda vuku
bulan hadiseler olmazdı. Başka bir anlamı yok.
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkan, bir mantığı var mı bunun?!
UFUK ÖZKAN (Manisa) -
Daha sorumlu davrandı, daha sorumlu
davrandı.
ATİLLA KART (Konya) - Bir
mantığı var mı bu konuşmanın?!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sadece bu konuyu
açıklamak üzere Sayın Koç; bir tartışmaya meydan vermeyelim.
Buyurun.
VII.- AÇIKLAMALAR
VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- Samsun
Milletvekili Haluk Koç'un, Eskişehir Milletvekili Fahri Keskin'in,
konuşmasında, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un ileri sürmüş olduğu
görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, biraz önce konuşan Sayın Fahri
Keskin'in bu ifadelerini heyecanına veriyorum. Elinde bir metin olmadan, düz
bir konuşma üslubu içerisinde, o heyecan içerisinde birtakım ifadeleri, çok
farklı anlamlara çekilecek yönde kullandığına inanıyorum.
Sayın Kemal Anadol'un,
olayın hemen sonrasında, o gün dile getirdiği konu -daha ne yapabilsin- bir
üzüntü konusudur, üzüntüsünü ifade etmiştir. Yani, burada "zil takıp
oynamak" gibi birtakım benzetmeler yapmak, bence, kastını aşan
ifadelerdir, kastını aşan ifadelerdir.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Kastını aşmıştır.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Şimdi, burada, Sayın Başbakanın, Genelkurmay Başkanımızın açıklamasından sonra
söylediği bir sözü, herkesin, başta yine Sayın Başbakanın ve diğer tüm yetkili
konumda olan kişilerin örnek alması gerekir. O da nedir; siyasîlerin,
söyledikleri ifadelerden nelere sebep olabilecekleri konusunda sorumluluk
duymaları ve onun gereğini yerine getirmeleri talebidir.
Tabiî, burada bir
özeleştiri de olduğuna ben inanıyorum, bir özeleştiri olduğuna da inanıyorum.
Sayın Gül burada, Sayın Gül'ün de bu özeleştiriyi yaptığına inanıyorum; Sayın
Çelik burada, Sayın Çelik'in de bundan sonra özeleştiri yapacağına inanıyorum.
Bunlar önemli olaylardır, sonuçta "özendirmek" tabirini
kullanmıyorum; ama, belirli siyasî tartışma konularını, çok keskin taraf olarak
ifade etmek, belirli gözü dönmüş insanlara, belirli noktaları, belirli
hedefleri önlerine getirmek, âdeta gizli bir teşvik yaratma sonucu
doğurmaktadır. Bunlar hoş ifadeler değil.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, bak, tersinden bir yaklaşım, tersinden bir yaklaşım; konuyla
alakalı değil yaptığı açıklama.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Bunlar hoş ifadeler değil. Bir özeleştiri yapılması gereğini söylüyorum ve
Sayın Keskin'in de bu ifadelerinin, bir kere daha, yüksek sesle, tutanaktan
çıkarılması için -bir kere daha- ben, Başkanlık Divanından rica ediyorum.
Saygılarımla. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Koç.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
5.- Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1181)
(S. Sayısı: 1180) (Devam)
BAŞKAN - Madde üzerinde,
şahsı adına ikinci söz isteği, İstanbul Milletvekili Sayın Recep Koral?.. Yok.
Niğde Milletvekili Sayın
Orhan Eraslan?.. Yok.
Denizli Milletvekili
Sayın Ümmet Kandoğan?.. Yok.
Hatay Milletvekili Sayın
Mehmet Eraslan?.. Yok.
Madde üzerindeki
konuşmalar tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 6- Bu Kanun hükümlerini
Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart.
Buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA ATİLLA
KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının
6 ncı maddesiyle ilgili olarak, Grubum adına söz almış bulunmaktayım; Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
cumhuriyet dönemi anayasalarımıza göre, Başbakanlık, aslında, ne bir yürütme
organı ne de bir idarî makamdır. Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı
sıfatıyla, siyasî görev ve yetkilere sahiptir. Her bakan, kendi bakanlığının
görev alanında en üst idarî makam, tek yetkili ve sorumlu olarak, devlet
tüzelkişiliğinin bir birimini temsil eder.
Ancak, cumhuriyetin
başından bu yana, birtakım kanunlar veya tezkerelerle, tüzelkişiliği olan veya
olmayan bazı hizmet birimleri Başbakanlığa bağlanmıştır. Böylece, Başbakanlık
da, öteki bakanlıklar gibi, kendisine bırakılan birtakım kamu faaliyet ve
hizmetlerinden sorumlu yürütme organı haline gelmiştir; fiilî olarak böyle bir
süreç yaşanmıştır.
Anayasamızın 112 nci
maddesi, bilindiği üzere, Başbakanın, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak,
bakanlıklar arasında işbirliğini sağlayacağını ve hükümetin genel siyasetinin
yürütülmesini gözeteceğini düzenlemiştir. Bu düzenlemenin sonucu olarak da,
3056 sayılı Teşkilat Yasasının 2 ve 4 üncü maddelerinde, Başbakanlığın ve
Başbakanın görev, yetki ve sorumlulukları düzenlemesi yapılmıştır. Teşkilat
Yasasının 5 inci maddesinin son fıkrasında da Başbakanlık Müsteşarıyla ilgili
bir düzenleme yapılmıştır. Bu maddede, son fıkrada, Müsteşarın, görev ve
hizmetlerinden dolayı Başbakana karşı sorumlu olduğu çok açık bir şekilde ifade
edilmiştir.
Yani, burada, oturumu
yöneten Sayın Meclis Başkanının ifade ettiği gibi, Müsteşarın gıyabında yapılan
bir eleştiri söz konusu değil. Müsteşar doğrudan Başbakana karşı sorumlu olduğu
için, Müsteşara yönelik eleştiriler, doğrudan Başbakana ve Başbakanlığa
yöneltilmiş demektir. Dolayısıyla, bu noktada bir açıklama yapılmak gerekiyorsa,
bir savunma yapılmak gerekiyorsa, Hükümet adına burada kim hazırsa, kalkar,
burada cevabını verir. Dolayısıyla, bu anlamda, biz, Müsteşarlığa yönelik
olarak eleştirilerimizi yapmaya devam edeceğiz.
Bütün bu düzenlemelerdeki
ortak amaç, devlet idaresinde etkinliğin sağlanması, görevlerin tam ve verimli
bir şekilde, zamanında yerine getirilmesini temin etmektir. Başka bir özet
ifadeyle, Başbakanın temel görevi, anayasal kurumlar arasındaki koordineyi
sağlamaktır. Başbakanın temel varlık sebebi budur.
Yine -devam ediyorum-
parlamenter sistemlerde, başbakanın, bakanlar kurulunun başkanı olarak, kurul
üzerinde büyük bir otoritesinin bulunduğu da bir vakıadır. Parlamenter sistemin
gelişimiyle birlikte, başbakan, çoğunluk partisi lideri sıfatıyla, başkanlık
sistemindeki başkanın dahi kısmen sahip olmadığı yetkilere sahip bulunmakta ve
cumhuriyet hükümetleri, bu sebepledir ki, başbakanın ismiyle anılmaktadır.
Geldiğimiz aşamada,
Türkiye'deki tabloda da, bu durumu bütün unsurlarıyla görüyoruz değerli
arkadaşlarım. Daha da ötesini, 59 uncu Hükümet… Bakın, şu ayırımı yaparak ifade
ediyorum; 58 inci Hükümet demiyorum, 59 uncu Hükümet döneminde, daha da ötesini
görüyoruz. Nedir o; yasamaya tahakküm etmek isteyen, yargıya ise müdahale eden
bir anlayışla karşı karşıyayız. Türkiye'nin şu andaki temel sorununun bu
noktada yoğunlaştığını üzülerek ve kuşkuyla ifade ediyorum.
Bu anlayış ve uygulama
sebebiyledir ki, sistemin parti devleti veya başbakancı parlamenter rejim
niteliğine dönüştüğünü görüyoruz. Öyle ki, Sayın Başbakan, Adalet ve Kalkınma
Partisinin grup toplantısında, milletvekillerini bazı davranışları sebebiyle
azarlayabilmekte ve devamında da "bizim sevk ettiğimiz kanunları birtakım
önergelerle değiştirmeye çalışıyorsunuz, biz bunları okuyarak hazırlamıyor
muyuz" diyebilmektedir. Oysa, yapılması gerekenin -demokrasi terbiyesi ve
demokrasi kültürünün gereği olarak ifade ediyorum- Sayın Başbakanın
milletvekillerine "tasarıların virgülüne bile dokunmayın" demek
yerine, "komisyonlara ve Genel Kurula devam edin, varsa yanlışları
düzeltin, düzeltmeye çalışın" demesi olduğu gayet açıktır.
Mecliste oylaması yapılan
bazı kanunların, bırakın Mecliste tartışılmasını, tasarıların bürokratik
aşamadaki hazırlanması sürecinde bile gerekli özenin gösterilmediğini, Cumhurbaşkanlığı
inceleme aşamasında, tasarıların bu noktada, yani, maddî hata noktasında iade
edildiğini biliyoruz.
İşte, değerli
arkadaşlarım, çok net olarak ifade ediyorum, çok özet olarak ifade ediyorum ki,
Türkiye'de bugün yaşanan sorunun temeli, Başbakan sorunudur; çok açıkça ifade
ediyorum. Yukarıda, Anayasa ve Teşkilat Yasasının ilgili maddelerinde
düzenlemesi yapılan görevleri yapmak yerine, devletin yargıya yönelik görev ve
sorumluluklarını dahi kendi kontrolüne almak isteyen bir anlayışla karşı
karşıyayız. Bunları biraz daha somut örnekleriyle anlatmak istiyorum.
Bakın, Danıştay olayına
bir başka boyutuyla girmek istiyorum. Danıştay olayının, değerli arkadaşlarım,
bir adlî boyutu var, bir de siyasî boyutu var. Adlî boyutu nedir; bu olayın
arkasında kimler var, hangi örgüt var, her neyse, bunu araştırmak, bunu tespit
etmek adlî makamların görevidir, adlî mercilerin görevidir. Bizim burada yasama
organı olarak, Hükümet olarak bu noktada, hiçbir şekilde, delillerin
karartılması, delillerin yönlendirilmesi anlamına gelecek bir beyan ve ilişki
içinde olmamamız gerekir. Tekrar ifade ediyorum, o, adlî mercilerin görevidir.
O eylemin arkasındaki tetikçi kim, organizatör kim, onu adlî merciler tespit
edecek. Bizim tartışacağımız nokta nedir; bizim tartışacağımız nokta şu: Bu
olayın siyaseten sorumlusu kim, siyaseten bu noktada bu iklimi kimler
hazırladı, siyaseten kim cesaretlendirici bir tavır içinde oldu, kim teşvik
edici bir tavır içinde oldu, kim himaye edici bir tavır içinde oldu? Bunu
sorgulamamız gerekiyor, bizim bu noktada değerlendirme yapmamız gerekiyor.
Bunu değerlendirdiğimiz
zaman, bakın değerli arkadaşlarım, koruma ve güvenlik zafiyeti konusundaki
değerlendirmeye uzun boylu girmek istemiyorum. Burada, dört defa resmî yazışma
yapıldığını, talepte bulunulduğunu görüyoruz. Buna rağmen, yakın ve sürekli
korumanın verilmediğini biliyoruz.
HACİ BİNER (Van) -
Yapmayın… İçişleri Bakanı açıkladı.
ATİLLA KART (Devamla) -
Başbakan olarak, Hükümet olarak, temel sorumluluğumuz ne; bakıyoruz, Danıştayın
ilgili kararının, 2. Dairenin o kararının içeriğinin bile kamuoyuna yanlış
aksettirildiğini görüyoruz ve Türkiye, üç aydır, dört aydır, bu kararın içeriği
üzerine bir gerginlik yaşıyor.
Nedir o kararın içeriği;
o kararın içeriği, sizlerin ve Başbakanın zaman zaman ifade ettiği gibi, okul
dışında, yani, kamusal alan dışında türbanın takılması değil, okul içinde de
türbanın takılması söz konusu; kararda bu tespit ediliyor. Dolayısıyla,
kamuoyunu yanıltacak bir şekilde "vay efendim, özel hayata da mı karışacaksınız",
"bunlar dışarıda da kıyafete karışacaklar", "efendi",
"ulema" tabirleri yaptığınız zaman, bu değerlendirmeleri
kullandığınız zaman orada ne oluyor; orada şu oluyor: Siz, eleştiri falan
yapmıyorsunuz; siz, orada, hakaret boyutlarına varan bir değerlendirme
yapıyorsunuz. Daha da ötesini söyleyeyim; siz, orada, aslında, anayasal
kurumların meşruiyetini tartışmaya açıyorsunuz, hedef gösteriyorsunuz, anayasal
kurumu…
BAŞKAN - Sayın Kart,
lütfen, konuya gelir misiniz, maddeye gelir misiniz…
ATİLLA KART (Devamla) -
Sayın Başkan, tasarı ve maddenin özü nedir; Sayın Başbakanın anayasal kurumlar
arasındaki koordineyi sağlama görevinden söz ediyoruz.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Hiç alakası yok!
ATİLLA KART (Devamla) -
Tasarının özü bu, esası bu, günümüzdeki tartıştığımız konunun esası da bu.
SİNAN ÖZKAN (Kastamonu) -
Saptırma!
ATİLLA KART (Devamla) -
Saptırılacak bir şey yok. Biraz cesur olun, biraz dürüst olun, biraz sorgulama
yapın, biraz özeleştiri yapın.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sonuna kadar dürüstüz. Nasıl böyle söylersiniz! Sayın Kart, bakın, biraz önceki
sözünüzün nereye gittiğine dikkat edin. Biz sonuna kadar dürüstüz, bundan
kimsenin şüphesi yok.
ATİLLA KART (Devamla) -
Bakın, şimdi, siz siyaseten dürüst değilsiniz; sorun zaten bu.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Evet, siyaseten daha dürüstüz, sizden daha dürüstüz.
ATİLLA KART (Devamla) -
Siyaseten dürüst değilsiniz; sorunun esası bu, olayın esası bu.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Bakın, şu konuşma tarzınız, maddeyle alakası bile olmadığını gösteriyor.
BAŞKAN - Sayın Kart,
bakın, biraz önce, bir milletvekili arkadaşımızın sözünün bu Parlamentoda
yanlış olduğunu ifade ettim. Sizin bu sözünüz de yanlış. Bu, siyasî
münasebetlere, partilerarası ilişkiye ve Parlamento Genel Kurulundaki üsluba
uygun değil. Lütfen, sözünüzü hem tavzih edin hem de konuşmanızı tamamlayın.
Mikrofonu açıyorum.
ATİLLA KART (Devamla) -
Herhalde, siyasetin özünde, temelinde ne vardır; söylemler ile icraatların
tutarlı olup olmaması noktasında burada icraat yapıyoruz veya eleştiri
yapıyoruz.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) -
Eleştiri yaparsınız; ama, hakaret hakkınız yoktur.
ATİLLA KART (Devamla) -
Ben, gayet açık diyorum ki; söylemleriniz ile icraatlarınız tutarlı değil, bu
noktada dürüst değilsiniz diyorum.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
O zaman, senin duyuların yeterli değil.
ATİLLA KART (Devamla)
- Değilsiniz; gayet açık bir şekilde
söylüyorum. Tekrar ifade ediyorum; söylemleriniz ile icraatlarınız tutarlı
değil. Bu noktada, bu anlamda dürüst değilsiniz.
AGÂH KAFKAS (Çorum) -
Yani, senin gibi!..
ATİLLA KART (Devamla) -
Sizin kişiliğinize yönelik bir değerlendirme yapmıyorum…
AHMET YENİ (Samsun) -
Partimize yapıyorsun…
ATİLLA KART (Devamla) -
…söylem ve icraatlarınıza yönelik değerlendirme yapıyorum.
BAŞKAN - Efendim,
konuşmanızı tamamlar mısınız…
ATİLLA KART (Devamla) - O
sebeple, bu konuyu başka türlü değerlendirmek… Bu nedir; özeleştiri yapma
cesaretinizin olmadığını gösteriyor. Sorunun esası bu zaten.
Şimdi, bu noktada, bakın,
olayın esası ne; olayın esası, sizin anayasal kurumlara ve yargıya bakış
açınız. İki ay evvel veya kırkbeş gün evvel İstanbul Adliyesi servisine yapılan
saldırı… Adalet Bakanının ilk açıklaması neydi: "Efendim, biz her yargıç
ve savcı için özel koruma mı tahsis edeceğiz?!" Ee, şartlar
gerektiriyorsa, onu da yaparsın.
BAŞKAN - Sayın Kart, son cümlenizi alabilir miyim…
ATİLLA KART (Devamla) -
Biz neyi talep ediyoruz; diyoruz ki, adliyeye servis tahsis edin diyoruz,
koruma tahsis edin diyoruz.
HACi BİNER (Van) - Adalet
Bakanına yapılan eylem hakkında bir şey söylediniz mi?!
ATİLLA KART (Devamla) -
Onun için, Türkiye'nin gelinen noktada temel sorunu, Başbakanın ve Başbakanın
oluşturduğu kadroların Türkiye'yi yönetme ehliyeti ve kültüründen uzak olması.
Bu noktadaki temel sorun, maalesef üzülerek ifade ediyorum, kifayetsiz ve
muhteris kadroların, bu yönetim anlayışının değişmesi gerekiyor.
BAŞKAN - Sayın Kart,
teşekkür ediyorum; son cümlenizi almış oluyorum.
Teşekkür ediyorum.
ATİLLA KART (Devamla) -
Bu düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Şu
yaptığın konuşmayı tutanaklardan bir incele, siyasî dürüstlüğünü gör.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, AK Parti Grubu adına…
BAŞKAN - AK Parti Grubu
adına, Ankara Milletvekili Sayın Salih Kapusuz; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Başından beri, bakanımız,
sözcü arkadaşlarımız ve yazılı metin, Başbakanlık bünyesinde var olan bir
çalışmanın, bir görevin biraz daha güçlenmesi adına, daire başkanlığı
seviyesinden genel müdürlük seviyesine çıkartmakla ilgili bir düzenleme
yapıyoruz. Bu düzenlemenin özü, esası bu. Zaten Başbakanlığın böyle bir görevi
var. Daha koordinasyonun yerinde, daha seviyeli, daha üst düzeyde kabiliyetli
insanların çalıştırılması noktasında bir düşünce var; buna yönelik bir tasarı
var.
Değerli arkadaşlar, biz,
kendi Grubumuzdan bile, amacı aşan bir söz olduğu zaman, onun düzeltilmesini
istiyoruz. Sayın Kart'ın düzeltilmesi gerekli olan asıl sözü şudur: "Eğer,
siz, bir yargılama yapmıyorsanız, fikrinizi söylersiniz yasayla ilgili olarak.
Zaten, bunun kararını millet veriyor." İnşallah, 2007 Kasımında gideceğiz,
herkes boyunun ölçüsünü milletin kantarında tartacak ve alacak ölçüsünü; onu
göreceğiz orada. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ATİLLA KART (Konya) -
Tabiî, tabiî…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Bunun kararını, kim daha çok samimî, kim daha verdiği sözlerde duruyor; bugüne
kadar yapılanlar itibariyle de bunu çok iyi, vatandaşımız ölçtü biçti, sandıkta
da cevabı verecek. O zamana kadar sabırlı olun, sabırlı olun; ama, bir husus
var ki değerli arkadaşlar, bu kürsüde bu yasal çalışmalar yapılırken, bir
hususu, ben, bütün arkadaşlarımdan, iktidar muhalefet farkı gözetmeksizin,
istirham ediyorum; o da şu: Bu çalışmanın, özü itibariyle, şekli itibariyle
İçtüzüğe uygun bir şekilde mutlaka yapılması lazım. Bu amacın dışında, farklı
şeyleri, buraya, burada nasıl olsa bir konuşma hakkım vardır diye, taşımanın
doğru olduğu kanaatini taşımıyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Erzurum'daki hayvancılık da dahil…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Hepsi dahil, hiç ayırım yapmıyorum; yani, İçtüzükteki asıl amaç neyse, bu yasal
çalışmalarla ilgili olarak, ona uygun konuşmaların yapılması, buranın önemi ve
ağırlığıyla da mütenasip düşer diye düşünüyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Tutanaklarda çok örnek var!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Onun için, ben, sadece ve sadece şunu ifade ederek sözlerimi kapatıyorum: Evet,
bu Bakanlar Kurulunun bu konuda bu şekliyle yetkilendirilmiş olması doğru bir
karardır. Bu Bakanlar Kurulu, bunu en iyi şekilde yürütecektir; ama, değerli
arkadaşlarımızın farklı şekilde söyleyecekleri yer varsa, ilgili yasal
çalışmalar sırasında, o konuda, teknik konuda konuşmalarını yapsınlar.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Hepsini kapsar…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Ama, ilgi ve alakasız konuları buraya taşıyarak, terörle ilgili olarak yürütme
maddesinde, yürürlük maddesinde, yürürlük tarihinde bunu kullanmak pek doğru
değildir diye düşünüyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kapusuz.
Şahsı adına, madde
üzerinde, Samsun Milletvekili Sayın Ahmet Yeni...
AHMET YENİ (Samsun) -
Vazgeçtim…
BAŞKAN - Vazgeçti…
Şahsı adına, Erzurum Milletvekili
Sayın Ömer Özyılmaz.
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; aslında, ben bir iki önemli konu üzerinde
duracaktım; fakat, zaman darlığından dolayı onlarla ilgili konuşma yapmıyorum.
Kanunun hayırlı olmasını
diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özyılmaz.
Konya Milletvekili Sayın
Kart, konuşacak mısınız?
ATİLLA KART (Konya) -
Hayır efendim.
BAŞKAN - Denizli
Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan?.. Yok.
Hatay Milletvekili Sayın
Mehmet Eraslan?.. Yok.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
6 ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
İçtüzüğün 86 ncı
maddesine göre, lehte, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan?.. Yok.
Aleyhte, İstanbul
Milletvekili Sayın Hasan Aydın; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Efendim, teşekkür ederim; fazla zaman yok zaten, 5 dakika.
Şimdi, ben, burada,
arkadaşlarıma bir şey ifade etmek isterim. Yasalar görüşülürken sadece teknik
yanıyla değil -çünkü, yasalar, toplumu yönetmek için, yaşamda uygulanmak
içindir- onun organik yanlarını, teorik yanlarını, pratik yanlarını da
irdeleyerek, kavranmasına, yaşamda iyi işlemesine de katkı yapmak gerekir.
Şüphesiz ki, bu,
konumuzla doğrudan ilintili; yani, Türkiye'de son olaylar, elbette,
Türkiye'deki yaşayan vatandaşlarımızın tamamını üzmüştür. Bu olayların ortaya
çıkış nedenlerini irdelemeden, bu noktada, herkesin, öncelikle kendisine iğneyi
batırma cesareti göstermeden bundan sonraki gelişmeleri önlememiz de mümkün
olmaz.
Türkiye'de demokrasiden
söz ediyoruz, demokrasinin tehlikeye girebileceğinden söz ediyoruz; ama,
Türkiye'de demokrasinin, laikliğin, cumhuriyetin birlikte işlenmesi gereken
değerler olduğu kısmını biraz eksik bırakıyoruz.
Şimdi, arkadaşlar, saat
geç oldu, zamanınızı almayayım; ama, birkaç tane şeyi söylemek istiyorum,
birkaç sefer burada söyledim. AK Parti Türkiye'de vatandaşlara birkaç noktada
güven verememektedir. Şimdi, bu nedir; mesela, ben şahsen düşünüyorum, diyorum
ki, sizin teorik olarak söylemiş olduklarınızla pratik olarak söylemiş
olduklarınız arasında şöyle bir fark var: Belediyeleri ele aldığınızda, yani,
yönetimi ele geçirdiğinizde, kendi yaşam biçiminizi, kendi düşünce biçiminizi
orada uyguluyorsunuz. Türkiye'nin geleneklerinden farklı olarak, Türkiye'nin
yaşanmışlıklarından, yetmişbeş yıllık, seksen yıllık cumhuriyet tarihinden
farklı olarak zayıf noktalarda toplumun desteğini alabileceğinizi düşündüğünüz,
tepkinin az olabileceğini düşündüğünüz noktalardan başlayarak kendi yaşamınızı
dayatıyorsunuz. Ankara'daki işyerlerinin, restoranların işleyişi ile
İzmir'dekiler arasında hiç benzerlik yok. Şimdi, yüz yüze bakıyoruz... Şimdi
bunu yapıyorsunuz. Peki, karşıdaki
düşünüyor, ne oluyor; kendi yaşam biçimini getirip dayatıyor.
Şimdi, Türkiye'de bir sorun var, tartışılıyor; bir
şey sürekli tartışılıyor ise, kasıtlı ya da iyi niyetli, hiç fark etmiyor, bir
sorun var Türkiye'de. Bir türban sorunu tartışılıyor. Türkiye'de bu noktada bir
hassasiyet var, taraflarca bir hassasiyet var. Siz, bir ülkenin iktidarı olan
bir parti olarak böyle bir hassas noktada Grup toplantınıza Çin Halk
Cumhuriyetinin eski Başbakanı Mao Ze Dung'un tek tip elbiselerine benzer
elbiseleri giydirip Türkiye televizyonunun önüne çıkarırsanız, doğru bir şey
yapmıyorsunuz arkadaşlar.
TEVHİT KARAKAYA
(Erzincan) - Sizin yaptığınız doğru değil!
HASAN AYDIN (Devamla) -
Bakın, doğru bir şey yapmıyorsunuz. Tek tip, hepsinin elbiseleri aynı,
Eskişehir'den gelmişler, başörtüleri aynı; bu doğru değil.
SERACETTİN KARAYAĞIZ
(Muş) - Yöresel kıyafet o!
HASAN AYDIN (Devamla) -
Peki, başka bir şey söyleyeyim, demokrasilerde insanlar istedikleri gibi yaşama
haklarına sahiptirler.
AGÂH KAFKAS (Çorum) -
Sizin Gruba girerken elbiselerini çıkarıyorlar mı?
HASAN AYDIN (Devamla) -
İzin ver Agâh Bey.
Ama, demokrasilerde,
topluca insanları bir ortak yaşam biçimine zorlama hakkına sahip değilsinizdir.
SERACETTİN KARAYAĞIZ
(Muş) - Siz zorluyorsunuz…
HASAN AYDIN (Devamla) - Söyleyeceğim,
söyleyeceğim…
Şimdi efendim,
Türkiye'de, -Türkiye tarihi öyle bir tarihtir ki- kadın ve erkek, tarlada, savaşta, evde, millî Kurtuluş Savaşında,
Osmanlı savaşlarında hep birlikte olmuştur ve hatta, Türkiye tarihini
incelediğiniz zaman daha çok da anaerkildir.
Arkadaşlar, şimdi şunu
merak ediyorum, bizim annelerimize, bacılarımıza, kardeşlerimize, ayaklarının
altında cennetin olduğuna inandıklarımıza, siz kendi kongrenizde
haremlik-selamlık diye bir şey yaparsanız…
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Ne
alakası var?!
HASAN AYDIN (Devamla) -
…bu hangi ülkenin demokrasisinde var; bir tane örnek verin, bana bir tane,
dünyada demokratik olup, kadın ve erkek eşitliğini savunan…
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Hasan Bey…
HASAN AYDIN (Devamla) -
…özgürlükleri savunan bir ülke örnek veriniz ki…
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Hasan Bey…
HASAN AYDIN (Devamla) -
…bir salonun içerisinde kadınlar ve erkekler yan yana oturamıyor; böyle bir şey
olabilir mi arkadaşlar? (AK Parti sıralarından gürültüler)
Değerli arkadaşlarım, demokrasilerde…
ABDULLAH VELİ
SEYDA(Şırnak) - Ne alakası var!
BAŞKAN - Müdahale
etmeyelim Sayın Hatibe. Lütfen…
HASAN AYDIN (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, ben bu konuda samimiyim.
AHMET YENİ (Samsun) -
İstediğin yere git otur!
HASAN AYDIN (Devamla) -
Bana tepki gösterebilirsiniz; ama, ben, bu konuda, sizin kendi cephenizden
değil, sizin başka cephelerden nasıl bakıldığı noktasında bir iletişim
ihtiyacının olabileceği sorumluluğumla bunları söylemeye çalışıyorum. Bunu
ayırıyorsunuz.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Sen CHP'nin kongresine giremiyorsun daha, bırak haremliği-selamlığı.
HASAN AYDIN (Devamla) -
Herkes istediği yere oturur-oturmaz meselesi olarak söylemiyorum, ben ortaya
çıkan resmi söylüyorum değerli arkadaşlarım.
Bakınız, Türkiye'de, çok
ciddî olarak AK Parti İktidarının, Adalet Kalkınma Partisinin bazı noktalarda
güven verme ihtiyacı çok açık bir biçimde ortadadır. Nedir bu?
Değerli arkadaşlarım,
gerçekten kızmayın. Şimdi, değerli bürokratımız çıkmış…
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Kızacak şeyler söylüyorsun Hasan Bey, nasıl kızmayalım?!
HASAN AYDIN (Devamla) -
Kız kardeşim… kız kardeşim…
Adam kalkmış, demiş ki
bürokrat: "Türkiye Cumhuriyetinin laiklik felsefesine karşıyım…"
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Bak gördün mü, mikrofon bile razı olmadı!
BAŞKAN - Sayın Aydın, son
cümlelerinizi rica ediyorum.
HASAN AYDIN (Devamla) -
Tamam efendim. Toparlıyorum Sayın Başkanım, arkadaşlarımızın sabrını
zorlamayacağım.
"…Türkiye
Cumhuriyetinin laiklik değerlerine karşıyım." Bu konuda bazı teoriler
üretmiş.
AHMET YENİ (Samsun) -
Sarıgül öyle mi diyor?!
HASAN AYDIN (Devamla) -
Ortada son derece açık seçik, anlaşılır bazı cümleler var. Bu cümlelerinin
tersini bir tek gün ifade etmemiş. Yani, açıkça, dürüstçe laikliğe karşı
olduğunu söyleyen bir adam, arkadaş, toplumun bütün kesimleri tarafından,
toplumun yargısı tarafından tespit ve tescil edildiği halde nasıl durabiliyor
orada?!
AHMET YENİ (Samsun) -
Sarıgül ne diyor?!
BAŞKAN - Sayın Aydın…
HASAN AYDIN (Devamla) -
Bitiriyorum efendim.
BAŞKAN - Bunun maddemizle
ve yasanın geneliyle bir ilgisi yok.
HASAN AYDIN (Devamla) -
Sayın Başkan, çok ilgisi var; ama…
BAŞKAN - Ben sizden son
cümlenizi alacağım, zaten gereğinden fazla süre verdim.
HASAN AYDIN (Devamla) - Sayın
Başkanım, peki çok teşekkür ederim.
AHMET YENİ (Samsun) -
Sarıgül ne diyor, Sarıgül?!
HASAN AYDIN (Devamla) -
Ben arkadaşlarıma şunu söylüyorum, arkadaşlarıma diyorum ki: İster samimî
algılayın, ister algılamayın, Türkiye'nin bu noktada bazı güven problemlerinin
çözümüne ihtiyacı vardır. Bu sorumluluk da, iktidarı yöneten sizin Partinize
düşmektedir.
Hepinize iyi akşamlar
diliyorum, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Aydın.
Sayın milletvekilleri…
MUSTAFA BAŞ (İstanbul) -
Oyunun rengini söylemedi.
BAŞKAN - Aleyhte söz
aldığını başta ifade ettik; herhalde, rengini o şekilde ifade etmiş oluyor.
Tasarının tümünü
oylarınıza sunacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın milletvekilleri,
çalışma saatimiz tamamlanmak üzeredir. Bu nedenle, kanun tasarı ve tekliflerini
sırasıyla görüşmek için, 25 Mayıs 2006 Perşembe günü, alınan karar gereğince
saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum. İyi akşamlar diliyorum.
Kapanma Saati : 20.58