DÖNEM:
22 CİLT: 120 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
105 inci Birleşim
23 Mayıs 2006 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Kütahya Milletvekili Alaettin
Güven'in, Kültür ve Turizm Bakanlığının Destinasyon Projesi ve Kütahya tanıtım
günlerine, ülke kalkınmasında itici güç olan turizmin önemine ilişkin
gündemdışı konuşması
2.- Tekirdağ Milletvekili Erdoğan
Kaplan'ın, Hükümetin uyguladığı tarım politikasının Tekirdağ ve çevresindeki
olumsuz etkileri ile Saray İlçesinde kurulması planlanan termik santralın
meydana getirebileceği çevre kirliliğinin tarım alanları üzerinde yaratabileceği
muhtemel zararlara ilişkin gündemdışı konuşması
3.- Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri
Akbulut'un, Lahey'de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesinin, barışın korunması
ve sürdürülmesi, savaşların önlenmesi konusunda oynayabileceği etkin role; bu
nedenle, gerekli işlemlerin tamamlanarak Roma Statüsüne ve Uluslararası Ceza
Mahkemesi sistemine bir an önce dahil olunmasının önemine ilişkin gündemdışı
konuşması
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Anavatan Partisi Grup Başkanvekili ve
Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın, Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/687), doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergesi (4/389)
2.- İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü'nün,
Büyükşehir Belediyesi Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin
(2/691), doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/390)
IV.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Malatya Milletvekili Ahmet Münir
Erkal'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/799) (S. Sayısı: 1161)
2.- İstanbul Milletvekili Yahya Baş'ın
yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa
ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu (3/800) (S.
Sayısı: 1162)
3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
4.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
5.- Türkiye Hükümeti ile Avrupa Uzay
Ajansı Arasında Dış Uzayın Barışçıl Amaçlarla İncelenmesi ve Kullanılması
Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/956) (S. Sayısı: 908)
6.- Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/1181) (S. Sayısı: 1180)
V.-
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUP ÖNERİLERİ
1.- 663 sıra sayılı araştırma komisyonu
raporunun Genel Kurulun 30.5.2006 Salı günkü birleşiminde görüşülmesine ilişkin
CHP Grup önerisi
2.- Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grup önerisi
VI.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in,
Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın, konuşmasında, Partisine sataşması
nedeniyle konuşması
VII.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, mal
rejimi sözleşmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in
cevabı (7/13149)
2.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S.
KESİMOĞLU'nun, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sorumlu tutulduğu bazı
olaylara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/13156)
3.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Rusya'daki bir fuara katılım olmamasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/13425)
4.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
askerî hastanelere girişte başörtülü ziyaretçilere yönelik uygulamaya ilişkin
sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/13590)
5.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
bürokratların imza yetkisiyle ilgili bir ifadesine ilişkin Başbakandan sorusu
ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/13632)
6.- İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, Ankara-Gölbaşı-Karagedik beldesinde kurulması planlanan Teknokente
ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/13634)
7.- Ordu Milletvekili İdris Sami
TANDOĞDU'nun, SSK'nın bazı ilaçlar için yaptığı harcamalara ilişkin sorusu ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/13648)
8.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
işsizlik sigortası uygulamasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/13649)
9.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
TMSF Başkanının bir açıklamasına ve TMSF'nin Hazineye maliyetine,
Bir Yunan işadamının ülkemizdeki
girişimlerine,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/13651, 13652)
10.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
tarım ürünlerindeki ve girdilerdeki fiyat artışlarına,
- Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un, çeltik
ve pirinçteki tarife kontenjanı uygulamasından vazgeçilmesine,
- Iğdır Milletvekili Yücel ARTANTAŞ'ın,
Atatürk Orman Çiftliğinin yönetimine,
- Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un
Ağrı'daki bir hayvancılık kooperatifine yapılan yardımlarla ilgili iddialara,
- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
Iğdır Kâzım Karabekir Tarım İşletmesine,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/13678, 13679, 13680, 13681, 13682)
11.- Manisa Milletvekili Ufuk ÖZKAN'ın,
MKE'nin Ankara-Yenimahalle'deki tesislerinin müzeye dönüştürülüp
dönüştürülmeyeceğine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un
cevabı (7/13691)
12.- Manisa Milletvekili Ufuk ÖZKAN'ın,
MKE'nin Ankara-Yenimahalle'deki tesislerinin satışa çıkarılmasına ilişkin
sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/13692)
13.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
Kamu İhale Kanununda değişiklik yapılmasına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu
ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/13693)
14.- Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in,
TBMM'deki otopark sorununa ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanvekili İsmail ALPTEKİN'in cevabı (7/13925)
15.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, özel kalem müdürlüğüne yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/13969)
16.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, özel kalem müdürlüğüne yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/13977)
17.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, özel kalem müdürlüğüne yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/13984)
18.- Muğla Milletvekili Gürol ERGİN'in,
Türk Bayrağını resmeden bir tabloya ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanvekili İsmail ALPTEKİN'in cevabı (7/14177)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
14.00'te açılarak üç oturum yaptı.
Birinci Oturum
Elektronik cihazla
yapılan yoklamada Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı
anlaşıldığından, saat 15.10'da toplanmak üzere, Birinci Oturuma 14.08'de son
verildi.
|
Ali
Dinçer |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Mehmet Daniş |
Ahmet Gökhan Sarıçam |
|
|
Çanakkale |
Kırklareli |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
İkinci ve Üçüncü Oturumlar
TBMM Genel Kurulu saat
15.14'te açıldı.
Oturum Başkanı TBMM
Başkanvekili Sadık Yakut, Danıştaya yapılan saldırıyı kınayan ve saldırıda
hayatını kaybeden 2. Daire Başkanının ailesine başsağlığı, yaralılara acil
şifalar dileyen,
İstanbul Milletvekili
Yaşar Nuri Öztürk, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı
münasebetiyle, Danıştay 2. Dairesi Başkanı ve üyelerine yapılan silahlı
saldırıyı kınayan gündemdışı,
Birer konuşma yaptılar.
İstanbul Milletvekili
Ekrem Erdem ve 105 milletvekilinin, Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın
nedenleri ile toplumsal birlik ve beraberliğimiz üzerindeki etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/365) Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası
geldiğinde yapılacağı bildirildi.
TBMM Başkanı Bülent
Arınç'ın Arnavutluk Meclis Başkanı Jozefina Topalli'nin davetine, beraberinde
bir Parlamento heyetiyle icabetine,
Bazı milletvekillerinin
belirtilen sebep ve sürelerle izinli sayılmalarına,
İlişkin Başkanlık
tezkereleri kabul edildi.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan,
Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S.
Sayısı: 305), görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden,
2 nci sırasında bulunan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin (1/1030) (S. Sayısı: 904),
3 üncü sırasında bulunan,
Türkiye Hükümeti ile Avrupa Uzay Ajansı Arasında Dış Uzayın Barışçıl Amaçlarla
İncelenmesi ve Kullanılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair (1/956) (S. Sayısı: 908),
4 üncü sırasında bulunan,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Kaman Kalehöyük
Arkeoloji Müzesinin Hibe Yoluyla Yapımına İlişkin Nota ve Görüşme
Tutanaklarının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/1185) (S. Sayısı:
1141),
8 inci sırasında bulunan,
İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerini Korumaya Dair Sözleşmenin Oluşturduğu
Denetim Mekanizmasının Değiştirilmesine İlişkin 14 No.lu Protokolun
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/1022) (S. Sayısı: 1007),
9 uncu sırasında bulunan,
(Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair (1/968) (S. Sayısı: 977),
Kanun Tasarılarının
görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından,
Ertelendi.
5 inci sırasında bulunan,
Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/1129) (S. Sayısı: 1019),
6 ncı sırasında bulunan,
Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in; Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/249) (S. Sayısı:
615),
Yapılan görüşmelerden,
7 nci sırasında bulunan,
Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/1072) (S. Sayısı: 1043), görüşmelerini
müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan,
Sonra, kabul edilip kanunlaştıkları
açıklandı.
23 Mayıs 2006 Salı günü
saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 16.19'da son verildi.
|
|
|
|
|
Sadık
Yakut |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Ahmet Gökhan Sarıçam |
Mehmet Daniş |
|
|
Kırklareli |
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
No.: 145
II.- GELEN KÂĞITLAR
22 Mayıs 2006 Pazartesi
Tasarı
1.- 3046 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
(1/1208) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.5.2006)
Teklifler
1.- Sivas Milletvekili Osman Kılıç'ın; Köy Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/792) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16.5.2006)
2.- Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin'in; Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/793) (Plan ve Bütçe ile Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
11.5.2006)
3.- Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın; Ermeni Soykırım
Yalanlarının Cezalandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/794) (Dışişleri ve
Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.5.2006)
4.- Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali ile Kırıkkale Milletvekili
Murat Yılmazer'in; 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/795) (İçişleri
ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.5.2006)
Raporlar
1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti
Arasında Haritacılık Alanında Eğitim, Teknik ve Bilimsel İşbirliğine Dair
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/1128) (S. Sayısı: 1181) (Dağıtma tarihi: 22.5.2006)
(GÜNDEME)
2.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Macaristan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ekonomik İşbirliği
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/1132) (S. Sayısı: 1182) (Dağıtma tarihi: 22.5.2006)
(GÜNDEME)
3.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti, Mısır Arap Cumhuriyeti Hükümeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti
Arasında Turizm Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1143) (S. Sayısı: 1183) (Dağıtma
tarihi: 22.5.2006) (GÜNDEME)
4.- Çoğaltılmış Fikir ve
Sanat Eserlerini Derleme Kanunu Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor Komisyonu Raporu (1/1205) (S. Sayısı: 1186) (Dağıtma tarihi: 22.5.2006)
(GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergesi
1. - Mersin Milletvekili Hüseyin GÜLER'in, Atatürk'ün doğduğu evi
ziyaretiyle ilgili bir iddiaya ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1703)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/5/2006)
Yazılı Soru Önergeleri
1. - Gaziantep Milletvekili Abdulkadir ATEŞ'in, ABD Merkezi Haberalma
Örgütüne ait uçakların havaalanlarımızı kullanıp kullanmadığına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14178) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/4/2006)
2. - Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Vakfı mütevelli heyetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14179) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
3. - Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, bazı kamu kurum ve
kuruluşlarının görev zararlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14180) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
4. - Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, yatırım projelerinde
kullanılan dış kredilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14181)
(Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
5. - İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Hakkâri'de yapılan ihalelere
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14182) (Başkanlığa geliş tarihi:
4/5/2006)
6. - Afyonkarahisar Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE'nin,
Afyonkarahisar'da yapılan ihalelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14183) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
7. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, AK Parti Adıyaman İl
Kongresine öğrencilerin katılımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14184) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
8. - Antalya Milletvekili Atila EMEK'in, AK Parti Adıyaman İl
Kongresine öğrencilerin katılımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14185) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
9. - İzmir Milletvekili Türkan MİÇOOĞULLARI'nın, AK Parti Adıyaman İl
Kongresine öğrencilerin katılımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14186) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
10. - Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın,
Bingöl-Karlıova'da TOKİ'nin aldığı araziye ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14187) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
11. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, TRT
İzmir Bölge Müdürlüğüne yönelik bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14188) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
12. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, BOTAŞ'ın
kurduğu bir şirketteki personel istihdamına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14189) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
13. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Ailenin
Korunmasına Dair Kanunda yapılmak istenen bir değişikliğe ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14190) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
14. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, dış
borçlanmaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14191) (Başkanlığa
geliş tarihi: 4/5/2006)
15. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, AK Parti il kongrelerinde kamu araçlarının kullanıldığı
iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14192) (Başkanlığa
geliş tarihi: 4/5/2006)
16. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, özürlü,
hükümlü ve terör mağduru istihdamına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14193) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
17. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
Başbakanlık Müsteşarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14194)
(Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
18. - Burdur Milletvekili Ramazan Kerim ÖZKAN'ın,
Burdur-Bucak-Seydiköy'ün köy içi yollarının onarımına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14195) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
19. - Burdur Milletvekili Ramazan Kerim ÖZKAN'ın,
bakanların AK Parti il kongrelerine katılmalarına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/14196) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
20. - İzmir Milletvekili Serpil YILDIZ'ın, emekli
aylıklarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14197) (Başkanlığa
geliş tarihi: 5/5/2006)
21. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Dinç
Bilgin'in "28 Şubat Süreci"yle ilgili bir açıklamasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14198) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
22. - Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN'un,
Ankara Büyükşehir Belediyesinin Çin'den granit ithal edeceği iddiasına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14199) (Başkanlığa geliş tarihi:
5/5/2006)
23. - Bilecik Milletvekili Yaşar TÜZÜN'ün, kamu
kurum ve kuruluşlarının Bilecik'te açtıkları ihalelere ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14200) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
24. - Edirne Milletvekili Nejat GENCAN'ın, Toplu
Konut İdaresinin Edirne'deki faaliyetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14201) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
25. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
Atatürk'ün doğduğu evi ziyaretiyle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/14202) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
26. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
Korkut Özal'ın sahibi olduğu iş merkezine kaçak kat yapıldığı iddiasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14203) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
27. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, AK
Parti Adıyaman İl Kongresine öğrencilerin katılımına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/14204) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
28. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı mütevelli heyetlerine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14205) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
29. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
Başbakanlık Müsteşarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14206)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/5/2006)
30. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
Iğdır'dan Nahcıvan'a geçişlerde alınan harca ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14207) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/5/2006)
31. - Mersin Milletvekili Ersoy BULUT'un, AK Parti
Adıyaman İl Kongresine öğrencilerin katılımına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14208) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/5/2006)
32. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, AK Parti Diyarbakır İl Kongresine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/14209) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/5/2006)
33. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan'da şiddetli yağıştan meydana gelen afete ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14210) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
34. - İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in,
İzmir-Çeşme otoyolunun bir bölümündeki ücretlendirmeye ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/14211) (Başkanlığa geliş tarihi:
5/5/2006)
35. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, atık su ve
evsel nitelikli katı atık arıtma tesislerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14212) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
36. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya-Çumra
Şeker Fabrikasının atık sularının çevreye zarar verdiği iddialarına ilişkin
Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/14213) (Başkanlığa geliş
tarihi: 5/5/2006)
37. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in,
İzmir-Kemalpaşa-Ulucak Köyünde orman görevlilerinin köylüleri tartakladığı
iddiasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/14214)
(Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
38. - Mersin Milletvekili Ersoy BULUT'un,
Mersin-Kazanlı Beldesindeki sanayi tesislerinin çevreye etkilerine ilişkin
Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/14215) (Başkanlığa geliş
tarihi: 5/5/2006)
39. - Muğla Milletvekili Fahrettin ÜSTÜN'ün,
Muğla-Köyceğiz-Ekincik Köyündeki "2B" arazilerinin tahsisine ilişkin
Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/14216) (Başkanlığa geliş
tarihi: 8/5/2006)
40. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Dinç
Bilgin'in Etibank'ın devri ile ilgili iddialarına ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/14217)
(Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
41. - Zonguldak Milletvekili Harun AKIN'ın, Filyos
Vadisindeki yerleşim birimlerinin ekonomik kalkınmasına yönelik projeye ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) yazılı soru
önergesi (7/14218) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/5/2006)
42. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Gaziantep Çimento Fabrikasının bir ihalesine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/14219) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/5/2006)
43. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
engelli ve özürlü personel istihdamına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/14220) (Başkanlığa
geliş tarihi: 4/5/2006)
44. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, futbol
liglerinde yaşanan şiddet olaylarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/14221) (Başkanlığa
geliş tarihi: 5/5/2006)
45. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, bir
kitabın yazarı olduğu iddia edilen TRT Genel Müdür Yardımcısına ilişkin Devlet
Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/14222) (Başkanlığa geliş
tarihi: 5/5/2006)
46. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
TRT'nin yaptığı kurum içi sınavla ilgili iddialara ilişkin Devlet Bakanından
(Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/14223) (Başkanlığa geliş tarihi:
5/5/2006)
47. - Eskişehir Milletvekili Mehmet Vedat
YÜCESAN'ın, 6/5/2006 tarihinde TRT yayınlarında meydana gelen kesintiye ilişkin
Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/14224) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/5/2006)
48. - Tekirdağ Milletvekili Erdoğan KAPLAN'ın,
Tekirdağ-Saray'daki linyit sahasında termik santral kurma çalışmalarına ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14225) (Başkanlığa
geliş tarihi: 4/5/2006)
49. - Burdur Milletvekili Ramazan Kerim ÖZKAN'ın,
Burdur-Tefenni-Çaylı Köyünün gölet ihtiyacına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14226) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
50. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Kura
Nehrinde taşkın önleme çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14227) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
51. - Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, Çan
Linyit İşletme Müdürlüğüne ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14228) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/5/2006)
52. - Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN'un,
İstanbul-Tuzla Belediyesince yeni evli çiftlere dağıtıldığı iddia edilen bir
kitaba ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14229) (Başkanlığa
geliş tarihi: 4/5/2006)
53. - Ankara Milletvekili Yılmaz ATEŞ'in, Ankara
Büyükşehir Belediyesinin bulvar ve caddelerdeki ağaçlandırma çalışmasına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14230) (Başkanlığa geliş
tarihi: 8/5/2006)
54. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, Kuzey
Irak'taki yönetimin Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki vatandaşlara yönelik bazı
faaliyetlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14231)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/5/2006)
55. - İstanbul Milletvekili Halil AKYÜZ'ün,
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Müdürlüğüne yapılan atamaya ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/14232) (Başkanlığa geliş tarihi:
2/5/2006)
56. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, Millî
Eğitim eski Bakanı Mustafa Necati'nin evinin kiralanmasına ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/14233) (Başkanlığa geliş tarihi:
4/5/2006)
57. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya'daki bir antik kentin aydınlatmadan doğan elektrik borcuna
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/14234) (Başkanlığa
geliş tarihi: 5/5/2006)
58. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, AK Parti Adıyaman İl Kongresine öğrencilerin katılımına ilişkin
Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14235) (Başkanlığa geliş
tarihi: 5/5/2006)
59. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan'daki bir köy ilköğretim okulunun lojman ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14236) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
60. - Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün,
Tekirdağ-Çerkezköy-Kapaklı Beldesindeki sağlık kuruluşlarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14237) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/5/2006)
61. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, sosyal
güvenlik kuruluşlarının ilaçlı stent
bedelini karşılamamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14238) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/5/2006)
62. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
hastaneye verilen senedi ödeyemeyenlerin hapse girdiği iddiasına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14239) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/5/2006)
63. - Balıkesir Milletvekili Orhan SÜR'ün, Türkiye
Jokey Kulübünün kiraladığı AOÇ arazisi üzerinde gerçekleştirmek istediği bir
tasarrufa ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14240) (Başkanlığa geliş tarihi:
4/5/2006)
64. - Muğla Milletvekili Fahrettin ÜSTÜN'ün, doğal
afetlerden zarar gören çiftçilere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14241) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/5/2006)
65. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Konya-Çeltik-İshakuşağı Köyündeki Hazine arazilerine ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14242) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/5/2006)
66. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMO'da
yapılan bazı personel görevlendirmelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14243) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/5/2006)
67. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, sözde
Ermeni soykırımı ile ilgili Fransa'da hazırlanan tasarıya ilişkin Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/14244) (Başkanlığa
geliş tarihi: 4/5/2006)
68. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
engelli ve özürlü personel istihdamına ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet AYDIN)
yazılı soru önergesi (7/14245) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/5/2006)
69. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Emekli
Sandığının bazı tıbbi ürünler için yaptığı ödemelere ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14246) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/5/2006)
70. - Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın,
Ankara-Çubuk-Saray Rehabilitasyon Merkezinde yaşanan bir olaya ilişkin Devlet
Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru önergesi (7/14247) (Başkanlığa geliş
tarihi: 9/5/2006)
71. - Gaziantep Milletvekili Abdulkadir ATEŞ'in,
THY'nin bir Yönetim Kurulu üyesinin pilotluk yaptığı iddiasına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/14248) (Başkanlığa geliş tarihi:
9/5/2006)
Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri
1. - Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, Antalya Kültür Merkezinde
düzenlenen bir programa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13513)
2. - Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, Diyarbakır'da yaşanan
olaylara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13514)
3. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, medyaya yönelik bazı
ifadelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13515)
4. - İstanbul Milletvekili Mehmet SEVİGEN'in, SEKA Kent Parkı 1. Etap
ihalesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13517)
5. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, kredi kartı faizlerine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13520)
6. - Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, ABD'nin İskenderun Limanında
incelemelerde bulunduğu iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13521)
7. - Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, Maliye Bakanının mayınlı
sınır arazilerinde incelemelerde bulunduğu iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/13522)
8. - Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, kamu bankalarına borcu
olan küçük ve orta ölçekli işletme sahiplerine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/13523)
9. - Manisa Milletvekili Hasan ÖREN'in, Merkez Bankasının belirlediği
kredi kartı faiz oranlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13524)
10. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
2003-2005 yılları arasında yapılan yatırımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/13525)
11. - İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun,
İzmir'de Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait bir arazinin kiralanmasına ve
Konak Piyer İskelesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13526)
12. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, sözleşmeli
personelin, memur kadrolarına atanmasına imkân sağlayan kanun tasarısına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13527)
13. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Gelir
Vergisi Kanununda yapılan değişikliğe ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13528)
14. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza GÜLÇİÇEK'in,
İstanbul-Sultanbeyli'de yapılmak istenen cemevine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/13529)
15. - Malatya Milletvekili Süleyman SARIBAŞ'ın,
Karadeniz Sahil Yoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13532)
16. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, bazı
yol yapım çalışmalarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13533)
17. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, Celal
Bayar Üniversitesi Yuntdağı kampusünün bağlantı yollarına ilişkin Bayındırlık
ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/13534)
18. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Ankara-Mamak çöplüğüne ve hayvan itlafı iddialarına ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13535)
19. - Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün,
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkındaki çalışmalara ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13536)
20. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, çevre
düzeni planı için başvuran belediyelere ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13537)
21. - Ankara Milletvekili Yılmaz ATEŞ'in,
Ankara'nın Mamak ve Altındağ ilçelerindeki hayvan itlafı haberlerine ilişkin
Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13538)
22. - İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Kıbrıs
Rum Kesimi uçak ve gemilerinin kabulü konusunda taviz verilip verilmeyeceğine
ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi
(7/13539)
23. - İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, KKTC'de
üretilen ürünlerin Güney Kıbrıs'tan ihraç edileceği iddialarına ilişkin
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/13540)
24. - İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, AB'nin
KKTC'ye mali yardımı konusundaki tutuma ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/13541)
25. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, ABD'nin
İskenderun Limanında incelemelerde bulunduğu iddialarına ilişkin Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/13542)
26. - İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, ABD'nin
İskenderun Limanında askeri tesis kurmak istediği iddiasına ilişkin Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/13543)
27. - İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa
ELEKDAĞ'ın, Japonya ile imzalanan Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesinin hibe
yoluyla yapılmasına yönelik anlaşmaya ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/13544)
28. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF Başkanının
bazı açıklamalarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Abdullatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/13546)
29. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF
aleyhine Polonya'da dava açılıp açılmadığına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Abdullatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/13547)
30. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bazı
İmar Bankası mudilerine yapılması gereken ödemelere ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/13549)
31. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Star
Gazetesinin satışına ve çalışanlarının durumuna ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/13550)
32. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF'nin
Telsim ihalesine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif
ŞENER) yazılı soru önergesi (7/13551)
33. - Malatya Milletvekili Süleyman SARIBAŞ'ın,
TMSF'nin uygulamalarına ve denetimine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/13553)
34. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya'nın yüzme havuzu ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/13557)
35. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya'da yapılacak yüzme yarışmalarına ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/13558)
36. - Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün, örnek
davranışlarda bulunan vatandaşların ödüllendirilmesine ilişkin Devlet
Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/13559)
37. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, TRT
2'de yayınlanan bir programın yayından kaldırılmasına ilişkin Devlet Bakanından
(Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/13560)
38. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
Devlet bankalarından verilen kredilere ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN)
yazılı soru önergesi (7/13562)
39. - Mersin Milletvekili Mustafa ÖZYÜREK'in,
tedavülden kaldırılan banknotlara ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN)
yazılı soru önergesi (7/13563)
40. - Kars Milletvekili Selami YİĞİT'in,
Yap-İşlet-Devret ve Yap-İşlet modelleriyle yapılan enerji yatırımlarına ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13567)
41. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in,
Yortanlı ve Çaltıkoru barajları inşaatlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13568)
42. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in,
Sayıştay'ın Yap-İşlet-Devret yöntemiyle yapılan elektrik santralleriyle ilgili
raporuna ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13569)
43. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in,
Yeşilkavak Barajının yapımına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13570)
44. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in,
Zeytinçay Göletinin yapımına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13571)
45. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Ankara'daki hayvan itlafı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13572)
46. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S.
KESİMOĞLU'nun, Malkoçlar sınır kapısının açılmamasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13574)
47. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan'daki
bir köyün yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13576)
48. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Erzurum Valisi ile görüşmek isteyen köylülere yapılan müdahaleye
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13577)
49. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya-Alanya-Süleymanlar Köyünün yol ve su ihtiyacına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13578)
50. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
terkin edilen vergi borçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13583)
51. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
yatırım teşviki uygulamalarının sonuçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13584)
52. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, Manisa
Vergi Dairesi Başkanlığı hizmet binasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13585)
53. - İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, bir
şehit ailesine verilen tazminat ve bağlanan maaşa ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13586)
54. - Gaziantep Milletvekili Abdulkadir ATEŞ'in,
elektrik dağıtım bölgelerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13588)
55. - Mersin Milletvekili Mustafa ÖZYÜREK'in, bazı
konularda ABD ile ilişkilere ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13589)
56. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
Avustralya ve Yeni Zelanda ziyaretine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13591)
57. - Hatay Milletvekili Fuat ÇAY'ın, bir ders
kitabındaki Türkiye haritasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13593)
58. - Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un,
Samsun-Alaçam Öğretmeneviyle ilgili bazı iddialara ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13594)
59. - Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in,
Ankara'daki bir sosyal bilimler lisesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13595)
60. - İstanbul Milletvekili Güldal OKUDUCU'nun,
okullarda yaşanan şiddet olaylarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13596)
61. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in,
Manisa-Salihli'deki bazı okulların derslik ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13598)
62. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in,
Manisa-Salihli'deki bir ilköğretim okulunun derslik ihtiyacına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13599)
63. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in,
Manisa'daki bazı okulların ek bina ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13600)
64. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, şehit öğretmenlere Devlet
Övünç Madalyası verilmesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13601)
65. - Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, bazı
ihalelerle ilgili iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13602)
66. - İzmir Milletvekili Canan ARITMAN'ın,
Düzce'deki aile hekimliği pilot uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13603)
67. - Mardin Milletvekili Muharrem DOĞAN'ın, Mardin
İlinin sağlık kuruluşu ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13604)
68. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in,
İstanbul-Beykoz Çocuk Göğüs Hastalıkları Hastanesinin taşınmasına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13606)
69. - Ankara Milletvekili Yılmaz ATEŞ'in,
Ankara'nın Gölbaşı İlçesindeki toprakların kanser riski taşıdığı iddiasına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13607)
70. - Ankara Milletvekili Ersönmez YARBAY'ın,
Ankara'nın Gölbaşı İlçesi topraklarındaki asbeste ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13608)
71. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in,
Manisa'daki bazı hastanelerin kapasitesinin artırılmasına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13609)
72. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, Manisa-Salihli'deki
Sağlık Meslek Lisesinin ve sağlık ocaklarının hizmet binası ihtiyacına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13610)
73. - İstanbul Milletvekili Lokman AYVA'nın,
bilinmeyen numaralar (118) hattına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13617)
74. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
THY'deki personel hareketlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13618)
75. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, TCDD
santralının bekleme melodisine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13619)
76. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, Manisa
Merkezinden geçen demiryolu hattının güvenliğine ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13620)
77. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in,
Manisa'da SSK ve BAĞ-KUR'un hizmet binası ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13623)
No.:
146
23 Mayıs 2006 Salı
Raporlar
1.- Türkiye Cumhuriyeti
Devleti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Devleti Arasında Telif Hakları ve İlgili
Diğer Fikri Haklar Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1151) (S.
Sayısı: 1184) (Dağıtma tarihi: 23.5.2006) (GÜNDEME)
2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti
ile Sırbistan ve Karadağ Bakanlar Kurulu Arasında Gelir ve Servet Üzerinden
Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1176)
(S. Sayısı: 1185) (Dağıtma tarihi: 23.5.2006) (GÜNDEME)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.05
23 Mayıs 2006 Salı
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 105 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri,
gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz,
Kültür ve Turizm Bakanlığının Destinasyon Projesi ve Kütahya tanıtım günleri
hakkında söz isteyen, Kütahya Milletvekili Sayın Alaettin Güven'e aittir.
Buyurun Sayın Güven. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Kütahya
Milletvekili Alaettin Güven'in, Kültür ve Turizm Bakanlığının Destinasyon
Projesi ve Kütahya tanıtım günlerine, ülke kalkınmasında itici güç olan
turizmin önemine ilişkin gündemdışı konuşması
ALAETTİN GÜVEN (Kütahya)
- Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Kültür ve Turizm
Bakanlığımızın Destinasyon Projesi, bir anlamda yol haritası diyebileceğimiz bu
projenin ilk pilot uygulaması olan, tarih, kültür, termal, doğa, Aizanoi,
sağlık, Zeus, Amazon Lahdi, Frig Vadisi, Ezop, Evliya Çelebi, uygarlık, Germiyan
Beyliği, Hayme Ana, Devlet Hatun, şehzadeler başkenti, çini, porselen, gümüş,
sim-sırma, bor, kömür, elmas, Mevleviliğin ikinci başkenti, Gediz, Porsuk,
Murat Dağı, Domaniç Ormanları, konaklar, Dumlupınar "Ordular, ilk
hedefiniz Akdeniz'dir. İleri" motifleriyle bezenen, toprağı ile ateşin ve
suyun coşkulu diyarı Kütahyamızın tanıtım günleri hakkında, kısa da olsa
sizleri bilgilendirmek amacıyla gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; küreselleşen dünyada turizm, değişik kültürlerin
birbirlerini gerçek anlamda tanımalarını sağlamak suretiyle, ülkelerin ortak
bir anlayış çerçevesinde buluşmalarına imkân tanıyan önemli bir araç işlevi
görmektedir. Bu işlev, bizim özkültürümüzün de özünü ifade eden "tanış
olalım, biliş olalım, işleri kolay kılalım" özdeyişiyle de birebir
örtüşmektedir. Turizmin anafikri de tanımak, tanışmak, tanıştırmak, etkileşim,
kültürlerarası iletişim olması yönüyle
oldukça önemli olsa gerektir. Bu, kalkınmaya giden yoldur. Bu, mutluluğun
kapısını aralamak ve açmaktır.
Turizm sektörü, kalkınma
sürecinin itici gücü olup, 40'ın üzerinde sektörü doğrudan ve dolaylı olarak
etkilemektedir; küresel sermayeye yüzde 10 oranında katkı sağlamakta, 200 000
000'un üzerinde istihdam imkânı oluşturmaktadır.
Türkiye turizminin son
yıllarda büyük aşamalar kaydetmesinden büyük memnuniyet duymaktayız. Turizmde,
2004 yılında yakaladığı yüzde 25'lik artışla Avrupa'nın en hızlı büyüyen pazarı
olan Türkiye, 2005 yılında, yüzde 21 büyüme oranıyla bu başarıyı sürdürmüş,
2004 yılında ağırladığı 18 000 000 yabancı turist sayısını, 2005 yılında 21 000
000'un üzerine çıkarmayı başarmıştır. Turizmde yakalamış olduğumuz bu ivme,
2006 yılında da artarak devam edecektir.
Sayın Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; henüz değerlendirilmeyen kültür ve turizm
potansiyelimizi ortaya çıkararak tanıtımını yapmak, ülkemizin kalkınma
sürecindeki ivmesini yükseltmek, istihdamı ve yatırım imkânlarını artırmak,
ülke turizmini daha sağlıklı bir yapıya kavuşturmak amacıyla, kamu, özel sektör
ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği yapması zorunludur. Bu
işbirliklerinden biri de sahip olduğumuz tarihî ve kültürel potansiyelin
değerlendirilmesi amacıyla öncelikle yerel düzeyde gerçekleştirilen destinasyon
projeleridir.
Bugüne kadar, Kütahya
başta olmak üzere, yurdumuzun 11 bölgesinde gerçekleştirilmiş olan destinasyon
çalışmalarıyla, Türkiye'de kültür ve inanç turizmi, sağlık ve termal turizmi,
kongre turizmi, ekoturizm, dağcılık, mağara ve kış sporları gibi çeşitli
alanlarda turizmin geliştirilmesini hedeflemekle birlikte, kültür
varlıklarımızın restorasyonu, yatırımın teşviki, personelin eğitimi
sağlanmakta, kültür ve turizm alanındaki projelere ulusal ve uluslararası fon
bulma yöntemleri ve tanıtım faaliyetleri yürütülmektedir.
Bu genel çerçeve
kapsamında, zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları, termal kaynakları, el
sanatları, uygarlıklar ve tarihsel özellikleriyle önemli bir turizm
potansiyeline sahip bulunan Kütahyamızda bir pilot uygulama
gerçekleştirilmektedir.
24 Mayıs 2006 tarihinde;
yani, yarın başlayacak olan, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kütahya Valiliği,
Kütahya Belediyesi, Dumlupınar Üniversitesi ve Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası
ile çeşitli sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün işbirliği çerçevesinde
çeşitli etkinliklerin yürütüleceği Kütahya tanıtım günleri düzenlenmiştir.
Yarın başlayacak ve 5
günlük özel programı takiben bir ay sürecek olan Kütahya tanıtım ve indirim
günlerinde, her türlü üründe yüzde 43'ten yüzde 70'e varan indirim uygulanarak,
diğer tüm kentlere örnek olacak bir uygulamanın gerçekleştirilmesi
hedeflenmektedir.
Tüm Türkiye'nin davetli
olduğu Kütahya'ya, bu dönemde gelecek olan ziyaretçiler, daha düşük fiyatla
alışveriş, daha düşük fiyatla tatil, ücretsiz kültür gezisi ve halka açık
aktiviteler ile ücretsiz eğlence avantajına sahip olacaklardır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun,
konuşmanızı lütfen tamamlayın.
ALAETTİN GÜVEN (Devamla)
- Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; siz, çok değerli
kâşiflerini bekleyen Kütahyamız, binlerce yıllık tarihinde uygarlıkların
kesişme noktası olmuş, antik çağda Friglere, daha sonra, Roma, Bizans,
Germiyanoğulları ve Osmanlı Devletine ev sahipliği yapmıştır.
Dünyanın ilk antik
borsası ve dünyadaki en sağlam korunabilmiş Zeus Tapınağının bulunduğu
Çavdarhisar İlçemizdeki Aizanoi, bugün ikinci Efes olma yolundadır.
26 Mayıs Cuma günü, 57
ülkenin diplomatik temsilcileri, Devlet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Kültür ve
Turizm Bakanlığı, İMKB, TURSAB, TOBB gibi kurumların katılımıyla, TRT ve ulusal
televizyon kanallarının canlı yayınlarıyla, borsanın açılışı yapılacaktır.
Ayrıca, dünyadaki ilk
toplu iş sözleşmesi, 13 Temmuz 1766'da Kütahya'da imzalanmış, dünyanın en
sağlam kalmış Amazonlar Lahdi Kütahya'da olup, masal kahramanı Ezop, Kütahya'da
yaşamıştır. Avrupa ve dünyadaki ilk ve tek çini müzesi Kütahya'dadır. Evliya
Çelebi Kütahyalıdır. Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi'nin büyükannesi
Hayme Ana'nın türbesi, Domaniç İlçemizin Çarşamba Köyündedir. Macar millî
kahramanı Kossuth'un Macar Anayasasını kaleme aldığı sürgündeki evi buradadır.
Tarihî dokusunu korumuş konaklar, tarihin tanıkları olarak ziyaretçilerini
beklemektedir. Türkiye'nin en önemli çini ve porselen merkezi Kütahya'dadır.
Kütahya'daki termal kaynakları binbir derde devadır. Ilıca bölgesindeki Harlek
tesisleri, ülkemizin en iyi SPA, yani, suyla tedavi yöntemi merkezi
seçilmiştir. Yine, Kütahya, Türk ve dünya askerlik tarihinin en büyük zaferinin
kazanıldığı yer olarak, Zafertepe, Çalköy ve Dumlupınar'la zengin bir kültürel
mirasa sahiptir.
Sayın Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; tüm Türkiye'nin davetli olduğu Kütahyamıza 24 Mayıs
- 24 Haziran tarihleri arasında sizleri bekliyoruz. Kütahyamız sizlerle
tanışmaktan büyük keyif alacaktır derken, tüm Kütahyalı hemşerilerimiz adına,
başta Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Kültür ve Turizm
Bakanımız Sayın Atilla Koç ve Hükümetimiz üyelerine teşekkür ve saygılarımı arz
ederken, bana bu fırsatı veren Meclis Başkanımıza, Yüce Meclisimizin siz
değerli üyelerine ve yüce milletimize en derin saygı ve selamlarımı sunar,
teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Güven.
Gündemdışı ikinci söz isteği,
Tekirdağ İlinde yapılması düşünülen termik santralla ilgili olmak üzere,
Tekirdağ Milletvekili Sayın Erdoğan Kaplan'a aittir.
Buyurun Sayın Kaplan.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
2.-
Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın, Hükümetin uyguladığı tarım
politikasının Tekirdağ ve çevresindeki olumsuz etkileri ile Saray İlçesinde
kurulması planlanan termik santralın meydana getirebileceği çevre kirliliğinin
tarım alanları üzerinde yaratabileceği muhtemel zararlara ilişkin gündemdışı konuşması
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Tekirdağ'ın Saray İlçesinde kurulması planlanan termik
santralla ilgili gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla
selamlarım.
Hepinizin bildiği gibi,
Trakya bölgemiz ve o bölgenin en önemli illerinden birisi olan Tekirdağ,
tarımın en yoğun yapıldığı bölgemizdir. Tekirdağ ve Trakya bölgemiz, verimli
arazisiyle, ülkemiz buğday üretiminin yüzde 20'sini, ayçiçek üretiminin ise
yüzde 75'ini sağlamaktadır. Hükümetin IMF dayatmaları nedeniyle uyguladığı
tarım politikası tarımı âdeta yok etmektedir. Trakya'da tarım bitmektedir,
buğday üretimi gerilemektedir, kanola ve ayçiçeği üretilen alanlar
azalmaktadır. Hükümet, çiftçiyi aç bırakmıştır. Yeri gelmişken ifade edeyim;
Sayın Başbakan, Tarım Kongresinde çiftçilerin gözünün içine baka baka, gübre
desteğinin, ilk, kendi Hükümetleri döneminde başladığını ifade etmiştir
"ilk biz başlattık" demiştir. Çiftçiler ve o toplantıda bulunan Genel
Başkanımız Sayın Deniz Baykal bu iddianın doğru olmadığını ifade etmiştir. 1997
yılında çıkan bir Bakanlar Kurulu kararı, Sayın Başbakanın doğruyu
söylemediğini ortaya koymaktadır. Bu Bakanlar Kurulu kararını, Sayın Başbakana,
ben, doğruyu söylemesi için Trakya çiftçisi adına gösteriyorum. Karar da buradadır,
Resmî Gazete kararı buradadır. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Başbakan
futbolu seviyor. Gösterelim ki, bir daha ofsayta düşmesin. Gübre destekleri,
ilk, AKP döneminde başlamamıştır. AKP döneminde başladığı iddia olunan gübre
desteği ise doğrudan gelir desteği paralarından kesilerek yapılmıştır; onu da
zamanında vermiyorsunuz. Az önce, Mucur-Karacalı Köyünden Bekir Çavuş
"doğrudan gelir desteğini alamadık" diye feryat ediyor telefonda.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; uyguladığı ekonomik program ve tarım politikasıyla çiftçiyi aç
bırakan AKP, şimdi, Tekirdağ İlinin Saray İlçesinde kurmayı planladığı termik
santralla çiftçimizi öldürmek niyetindedir. Ben, Saray eski Belediye
Başkanıyım. Her hafta sonu Tekirdağ'da, Tekirdağ'ın ilçelerinde, köylerindeyim.
Saray'da, Tekirdağ'da termik santral kurulması kararı korkuyla, endişeyle
karşılanmıştır. Türkiye Kömür İşletmelerinin internet sitesinde ihalenin 20
Haziranda yapılacağı bildirilmektedir. Yine, ilanda, ihalenin kamu ihale
mevzuatı çerçevesinde yapılmayacağı, kurumun kendi ihale mevzuatı çerçevesinde
yapılacağı ifade edilmektedir. Bu ihale sürecinin ne kadar şeffaf olacağı
ortadadır. Yatağan tecrübesi önümüzdedir; termik santral atıklarının,
küllerinin çevreye, insana, tarıma hangi zararları verdiği ortadadır. Yatağan
Termik Santralından kaynaklanan kirliliğin tarım toprakları, ormanlar, bitki
örtüsü, tarım ürünleri, hatta mermer ve sac maddeler için bile zararlı olduğunu
belirten uzmanlar… Bu kirlilik, su kirliliği gibi, akarsu hattı boyunca gitmiyor;
tüm Akdeniz ve Egeyi etkiliyor. Hava kütleleri rüzgârın yönüne göre geniş bir
alana dağılıyor; bunu sınırlayamazsınız. Birinci derecede turizm yatırımlarının
olduğu bir bölgede 3 tane, yan yana, kirlilik saçan termik santral bulunuyor.
Yani "bindiğiniz dalı kesiyorsunuz" diyen uzmanlara niye kulak
tıkıyorsunuz?! Termik santralların çevreye olası etkilerinin ve zararlarının
büyüklüğü tartışılamaz; ancak, termik santralların kirletici atıklarını istenen
limitlerde tutabilen arıtma tesisleri ve teknolojileri mevcuttur. Her türlü
atığın arıtılması yoluyla termik santralın çevreyi kirletmeden temiz çalışması
sağlanabilir; fakat, Türkiye'nin gerçeğine, bugüne kadar faaliyetini sürdüren
termik santrallara baktığımızda, bu teknolojinin hiçbirinin tam olarak kullanılmadığını
ve termik santralın çevreyi sürekli tahrip ettiğini görüyoruz.
Termik santralın
bacasından çıkan, bitki örtüsünü en çok etkileyen gazlar, kükürt dioksit ve
azot oksittir.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Sayın Bakan dinle, Sayın Bakan!..
ERDOĞAN KAPLAN (Devamla)
- Kükürtdioksit, bitkiler üzerinde doğrudan etkilerinin yanında, asit
yağmurlarına neden olarak, topraktaki asitleşmeyi artırmakta; dolayısıyla,
bitki örtüsü ve kalitesinin giderek yok
olmasına neden olmaktadır.
Bölgenin yaşadığı çevre
sorunları hepimizin malumudur. Ergene Nehri zehir saçmaktadır. Üçbuçuk yıllık
İktidarınız döneminde Ergene Nehrinin saçtığı zehirle ilgili somut bir adım
atmadınız. Şimdi ise, zehir saçacak, çevreyi, doğayı, tarımı yok edecek termik
santral kurma peşindesiniz.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bu bölgede termik santral kurulmasına ilişkin ÇED raporu
alınmış mıdır? Arıtma tesisi kurulmasına ilişkin ihale şartnamesinde bir
düzenleme bulunmakta mıdır? Bunların takipçisi olacağız.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ERDOĞAN KAPLAN (Devamla)
- Ayrıca, Tekirdağ'da bulunan kömür sahasında termik santral kurulması
talebinin Malezyalılardan geldiğine ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Malezya'dan
teknik bir heyetin geldiği, bu heyet için Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından
bir bilgi notu hazırlandığını biliyoruz. Sayın Başbakan bizi yanlış bir şekilde
sermaye ırkçısı olmakla suçlamasına rağmen, biz, ülkemize yabancı sermaye
gelmesine karşı değiliz; ama, biz, oyunu aldığımız, vekâletini aldığımız
milletimizin, Tekirdağlıların, Saraylıların geçimini, dirliğini, sağlığını, bu
ülkenin tarımını, çevresini, doğasını, ormanını her şeyden, herkesten daha çok
düşünürüz.
İlçemizdeki Malezyalılara
sesleniyorum: Termik santral kuracağız diye bu bölgeyi Yatağan'a
çeviremezsiniz. Tarım sorunları, çevre sorunları ortaya çıkarsa, kanser
vakaları artarsa, bunun hesabını sizden sorarız. Bu kararı verenler, mezarında
bile rahat uyuyamaz. Gelecekte hesap vermek istemiyorsanız, alternatif enerji
üretim modellerine yönelmeniz gerekmektedir. Rüzgârı enerji üretiminde
kullanmalıyız. Trakya bölgesi, rüzgâr enerjisi için en uygun bölgelerimizden
biridir. Ayrıca, Tekirdağ İl Genel Meclis üyelerinin oybirliğiyle almış olduğu
karar elimdedir.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Başbakanımız, partinin ileri gelenleri hep diyor ki: "Yerel
yönetimler… Yerel yönetimlere yetki verelim." İşte, Tekirdağ İl Genel
Meclisi üyelerinin almış olduğu karar elimde, AKP'lilerin oybirliğiyle almış
olduğu karar. AKP'li üyelerin de imzaları var bunda. Siz, kendi örgütünüzü
dinlemiyorsunuz; ama, yaptığınız bütün işler böyle; çünkü, siz acemisiniz. Çok
çabuk geldiniz, çok da çabuk gidiyorsunuz! Yolunuz açık olsun! Siyasî mevta
oldunuz bile!
AHMET YENİ (Samsun) - Siz
kendinize bakın!..
ERDOĞAN KAPLAN (Devamla)
- Siyaset mezarlığında yeriniz hazır! Kendinize dikkat edin. Giderayak, hiç
olmazsa, bu kötülüğü Trakya'ya yapmayın.
Hepinizi sevgiyle,
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Kaplan.
AHMET YENİ (Samsun) - Siz
kendinize bakın!..
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Çok az kaldı, altı ay sonra yoksunuz.
AHMET YENİ (Samsun) - Siz
kendi işinize bakın!..
BAŞKAN - Gündemdışı
üçüncü söz isteği, uluslararası ceza mahkemeleri hakkında olmak üzere, Erzurum
Milletvekili Sayın Mustafa Nuri Akbulut'a aittir.
Buyurun Sayın Akbulut.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
3.- Erzurum
Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, Lahey'de bulunan Uluslararası Ceza
Mahkemesinin, barışın korunması ve sürdürülmesi, savaşların önlenmesi konusunda
oynayabileceği etkin role; bu nedenle, gerekli işlemlerin tamamlanarak Roma
Statüsüne ve Uluslararası Ceza Mahkemesi sistemine bir an önce dahil
olunmasının önemine ilişkin gündemdışı konuşması
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye'den 4 milletvekiliyle birlikte, 3 ile 5 Mayıs tarihleri arasında
Uluslararası Ceza Mahkemesiyle ilgili olarak Lahey'de bulunduk. Orada mahkemenin
başkanı, başsavcısı, yazı işleri müdürüyle Hollanda Dışişleri ve Adalet
Bakanlığı yetkilileriyle, bazı milletvekilleriyle ve eski Yugoslavya
Uluslararası Ceza Mahkemesinin Türk Hâkimi, ülkemizden, Mehmet Güney Beyle
görüşmeler yaptık. Bu görüşmeler ışığında Uluslararası Ceza Mahkemesi hakkında
bazı bilgiler sunacağım.
Değerli milletvekilleri,
Uluslararası Ceza Mahkemesi veya Ceza Divanı, Birleşmiş Milletlerin girişimiyle
1998 yılında Roma'da toplanan diplomatik konferansta alınan kararlarla kurulmuş,
dünyadaki ilk bağımsız, kalıcı ve sürekli uluslararası ceza mahkemesidir.
Dünyada barışı ve adaleti
sağlamak, çatışmalara ve cezasızlığa son vermek, millî mahkemeleri harekete
geçirmek ve gelecekte potansiyel suçluları caydırmak amacıyla kurulan bu mahkemenin
kuruluş metni, Roma Statüsü olarak anılmaktadır.
Roma Statüsü, katılımcı
60 ülkenin onayıyla 1 Temmuz 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Statüye taraf
olan devlet, öngörülen suçlar bakımından Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargı
yetkisini kabul etmiş sayılmaktadır. Çek Cumhuriyeti dışında Avrupa Birliğine
üye ülkelerin tamamı statüye taraftır ve en son Meksika'nın da katılımıyla
taraf ülke sayısı 100'e ulaşmıştır.
Uluslararası Ceza
Mahkemesi, İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan Nürnberg ve Tokyo Askerî
Mahkemeleri gibi, keza eski Yugoslavya veya Ruanda Uluslararası Ceza
Mahkemeleri gibi geçici, olaya özgü ve özel mahkeme değil, aksine, bağımsız,
kalıcı ve sürekli bir mahkemedir. Diğer taraftan, galip tarafın mağlup tarafı
yargılaması gibi bir durum da söz konusu değildir.
Hollanda'nın Lahey
Şehrinde bulunan bu mahkemeye, kendi ulusal meclislerinin 2/3 oy çoğunluğuyla
seçilmiş 18 yargıç atanmıştır. Yargıç atamasında dünyanın ana hukuk
sistemlerinin temsiline, eşit coğrafî temsile, kadın-erkek hâkim dengesine ve
aynı ülkeden iki üye olmamasına özen gösterilmiştir.
Roma Statüsü,
Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargılayacağı suçları, uygulanacak usul
kurallarını ve mahkemenin yapısını belirleyen 128 maddeden ibaret bir hukuk
belgesidir. Mahkemenin görev alanı, soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş
suçları ve saldırı suçlarıdır. Uluslararası Ceza Divanının yargı yetkisi, millî
mahkemelerin yargı yetkisini tamamlayıcı niteliktedir; yani, millî mahkemenin
işlenen suçla ilgili olarak yargılama yapması halinde Uluslararası Ceza
Divanının yargı yetkisi söz konusu olmayacaktır; ancak, ilgili devlet yargılama
yapmıyorsa, yargılama yapabilecek durumda değilse, göstermelik yargılama
yapıyor veya göstermelik ceza veriyorsa, Uluslararası Ceza Mahkemesi o zaman devreye
girecektir.
Mahkeme, 1 Temmuz 2002
tarihinden sonra işlenen suçlara bakmaktadır. Ömür boyu hapis, otuz yıla kadar
hapis, para cezası veya müsadere kararı verebilmektedir. Yalnız gerçek kişileri
yargılayabilen mahkemenin, devletleri veya kurumları yargılamak gibi bir
yetkisi söz konusu değildir. Uluslararası Ceza Mahkemesi, suçun Statüye taraf
bir ülkede işlenmesi veya sanığın taraf devletin vatandaşı olması halinde yer
bakımından yetkilidir. Mahkemenin yargı yetkisini kullanabilmesi için ya Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyinin konuyu Divana sunmuş olması veya bir devletin
başvuruda bulunması ya da başsavcının kendiliğinden dava açmaya karar vermiş ve
öndava dairesinin onayını almış olması gerekir.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsünün görüşmelerine iştirak
etmiş olmakla beraber Statüyü imzalamamış ve henüz katılmamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Devamla) - Sayın Başbakanımızın 2004 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisinde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin Uluslararası Ceza Divanı Roma
Statüsüne yakın bir tarihte taraf olacağını beyan etmiş olması, Avrupa Birliği
ülkeleri ile Statünün evrensel bir boyut kazanmasını arzu eden diğer ülkelerin
Türkiye'den beklentisini artırmıştır. Bu konuda uluslararası camiada büyük bir
beklenti mevcuttur.
Anayasanın 38 inci
maddesinde 2004 yılında yapılan değişiklikle Uluslararası Ceza Divanının yargı
yetkisi kabul edilmiş; yine, 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren Türk Ceza
Kanununda Statü kapsamındaki soykırım ve insanlığa karşı suçlara yer
verilmiştir. Bu, olumlu bir gelişmedir; ancak, Anayasanın 6, 9 ve 83 üncü
maddelerindeki egemenlik, yargı yetkisinin kullanılması ve yasama
dokunulmazlığı gibi konularda da ilave düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.
Diğer yandan, özellikle
tamamlayıcılık ilkesinin aleyhte kullanılmasının önlenmesi bakımından Statüde
belirtilen tüm suçların Türk Ceza Kanununda veya Askerî Ceza Kanununda da yer
alması dikkatle değerlendirilmelidir.
Ülkemiz, demokratik
standartları, çağdaş değerlere verilen önem ve mevcut hukuk sistemiyle Roma
Statüsüne taraf olan devletlerin çoğundan daha iyi durumdadır. Bölgesinde
güçlü, etkin ve diğer ülkelere örnek olacak Türkiye'nin, Statüye taraf olması,
üye ülkeler bakımından büyük önem taşımaktadır.
Uluslararası Ceza
Mahkemesi, barışın korunması ve sürdürülmesi ve savaşların önlenmesi konusunda
etkin rol oynayacak önemli bir mahkemedir. Kısa bir zaman içinde uluslararası
hukukun bir parçası ve etkili kurumlarından biri olacaktır. Bu nedenle, gerekli
işlemlerin tamamlanarak, Roma Statüsüne ve Uluslararası Ceza Mahkemesi
sistemine bir an önce dahil olunmasını diliyor, bu vesileyle hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Akbulut.
Sayın milletvekilleri,
gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi gündeme geçiyoruz.
"Başkanlığın Genel
Kurula Sunuşları" vardır.
Anayasa ve Adalet
Komisyonu üyelerinden kurulu karma komisyonun, bazı sayın milletvekillerinin
yasama dokunulmazlıkları hakkında 2 adet raporu vardır; sırasıyla okutup,
bilgilerinize sunacağım:
IV.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.- Malatya
Milletvekili Ahmet Münir Erkal'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması
hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden
kurulu Karma Komisyon Raporu (3/799) (S. Sayısı: 1161) (x)
(x) 1161 S. Sayılı
Basmayazı tutanağa eklidir.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Basın yoluyla hakaret
suçunu işlediği iddia olunan Malatya Milletvekili Ahmet Münir Erkal hakkında
düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık tezkeresi
ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, Karma Komisyonumuzun 3 Mayıs
2006 tarihli toplantısında görüşülmüştür.
Karma Komisyonumuz isnat
olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Malatya Milletvekili Ahmet Münir Erkal
hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun
bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
|
|
|
Burhan Kuzu |
|
|
|
İstanbul |
|
|
|
Komisyon Başkanı ve üyeler |
Karşı Oy Yazısı
Anayasanın 83 üncü
maddesinin ikinci ve sonraki fıkralarında kurala bağlanan yasama
dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin sorumsuz ve cezasız kalmaları için
değil, görevlerini her yönden özgür, bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini
sağlamak için öngörülmüştür. Yasama sorumsuzluğundan farklı olarak
dokunulmazlık, nispî ve geçici nitelikte bir ayrıcalıktır.
Gerek kapsamı ve
kaldırılma usulü gerek uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle yasama
dokunulmazlığı, TBMM'nin saygınlığını zedeler bir kurum haline gelmiştir. Kamu
yararı dikkate alınarak milletvekillerine görevlerinin gereği tanınmış bir
ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının, kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesi, bir
hukuk devletinde asla kabul edilmesi mümkün olmayan bir husustur.
Kamu yararıyla
açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve dolayısıyla "temiz toplum"
özlemi aleyhine sergilenen bu ayrıcalıklı durumun ortadan kaldırılması için
gereken Anayasa değişikliğinin şu güne kadar gerçekleştirilememiş olması
karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak "hakkında dokunulmazlığının
kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının TBMM
tarafından derhal kaldırılması" kalmıştır. Bu aynı zamanda
dokunulmazlığının kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma hakkından bir
an önce yararlanabilmelerine de imkân verecektir.
Yukarıda açıklanan
nedenlerle Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonun,
kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi
yolundaki kararına katılmıyoruz.
|
|
Oya
Araslı |
M. Ziya
Yergök |
Feridun
Ayvazoğlu |
|
|
Ankara |
Adana |
Çorum |
|
|
Sezai
Önder |
Feridun
Baloğlu |
Mehmet
Küçükaşık |
|
|
Samsun |
Antalya |
Bursa |
|
|
Muharrem
Kılıç |
Uğur
Aksöz |
Atilla
Kart |
|
|
Malatya |
Adana |
Konya |
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
İkinci raporu okutuyorum:
2.- İstanbul Milletvekili Yahya Baş'ın yasama
dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve
Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon raporu (3/800) (S.
Sayısı: 1162) (x)
(x) 1162 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görevi kötüye kullanmak
suçunu işlediği iddia olunan İstanbul Milletvekili Yahya Baş hakkında
düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık tezkeresi
ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, Karma Komisyonumuzun 3 Mayıs
2006 tarihli toplantısında görüşülmüştür.
Karma Komisyonumuz isnat
olunan eylemin niteliğini dikkate alarak İstanbul Milletvekili Yahya Baş
hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun
bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
|
|
|
|
Burhan
Kuzu |
|
|
|
|
İstanbul |
|
|
|
|
Komisyon
Başkanı ve üyeler |
Karşı Oy Yazısı
Anayasamızın 83 üncü
maddesinin ikinci ve sonraki fıkralarında kurala bağlanan yasama
dokunulmazlığı; yasama organı üyelerinin sorumsuz ve cezasız kalmaları için
değil, görevlerini her yönden özgür, bağımsız ve endişesiz yerine getirmelerini
sağlamak için öngörülmüştür. Yasama sorumsuzluğundan farklı olarak
dokunulmazlık, nispî ve geçici nitelikte bir ayrıcalıktır.
Gerek kapsamı ve
kaldırılma usulü gerek uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle yasama
dokunulmazlığı, TBMM'nin saygınlığını zedeler bir kurum haline gelmiştir. Kamu
yararı dikkate alınarak milletvekillerine görevlerinin gereği tanınmış bir
ayrıcalık olan yasama dokunulmazlığının, kişisel bir ayrıcalığa dönüşmesi, bir
hukuk devletinde asla kabul edilmesi mümkün olmayan bir husustur.
Kamu yararı ile
açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti ve dolayısıyla "temiz toplum"
özlemi aleyhine sergilenen bu ayrıcalıklı durumun ortadan kaldırılması için,
gereken Anayasa değişikliğinin şu güne kadar gerçekleştirilememiş olması
karşısında, başvurulabilecek tek yol olarak, "hakkında dokunulmazlığının
kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının TBMM tarafından
derhal kaldırılması" kalmıştır. Bu aynı zamanda dokunulmazlığının
kaldırılması istenen milletvekillerinin savunma hakkından bir an önce
yararlanabilmelerine de imkân verecektir.
Yukarıda açıklanan
nedenlerle Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonun,
kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi
yolundaki kararına katılmıyoruz.
|
|
Oya Araslı |
M. Ziya Yergök |
Feridun Ayvazoğlu |
|
|
Ankara |
Adana |
Çorum |
|
|
Sezai Önder |
Feridun Baloğlu |
Mehmet Küçükaşık |
|
|
Samsun |
Antalya |
Bursa |
|
|
Muharrem Kılıç |
Uğur Aksöz |
Atilla Kart |
|
|
Malatya |
Adana |
Konya |
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup
oylarınıza sunacağım:
V.-
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUP ÖNERİLERİ
1.- 663
sıra sayılı araştırma komisyonu raporunun Genel Kurulun 30.5.2006 Salı günkü
birleşiminde görüşülmesine ilişkin CHP Grup önerisi
23.5.2006
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun
23.5.2006 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasî parti grupları arsında
oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu
maddesi gereğince Genel kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
|
|
|
Haluk
Koç |
|
|
|
|
Samsun |
|
|
|
|
Grup
Başkanvekili |
Öneri:
663 sıra sayılı Araştırma
Komisyonu raporunun Genel Kurulun 30.5.2006 Salı günlü birleşiminde görüşülmesi
önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin
lehinde, İstanbul Milletvekili Sayın Bihlun Tamaylıgil.
Sayın Tamaylıgil, süreniz
10 dakika.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen 663 sıra
sayılı Meclis araştırma raporunun görüşülmesiyle ilgili önergenin lehine söz
almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Evet, bu rapor, aslına
bakarsanız, yılan hikâyesine dönmüş olan bir rapor. Türkiye, 1990'lı yıllardan
itibaren 2001 kriziyle şiddetlenen bir bankacılık krizi dönemini hızlı, ağır ve
faturası ödenmesi açısından son derece yüksek boyutlara ulaşmış bir süreç
geçirdi. Bu sürecin yaşanmasından sonra 2002 seçimlerinin akabinde yeni bir
dönem, bu dönem içinde ortaya çıkan uygulamalar ve o uygulamalar içinde de
bankacılık krizi veya bankacılıkta yaşanan kriz tarihinin en acı örneği ortaya
çıktı.
Baktığımızda beyanlara,
bütçe konuşmalarına, AKP'li arkadaşlarım "bizim dönemimizde hiçbir bankaya
bir el konuş söz konusu olmadı, bankacılık problemi yaşanmadı" diye bir
beyanla karşımızdalar; ama, görüyoruz ki, 8,5 katrilyonluk bir el konma ve bu
el konma sürecinin yanlış yönetimi, ne yazık ki, sizin döneminizde gerçekleşti.
Şimdi, bu rapor ne zaman
hazırlandı, hangi süreçte hazırlandı, niçin hazırlandı? İşte o dönemden sonra,
2 tanesi AKP milletvekili arkadaşımız Sayın Ergün Dağcıoğlu'nun araştırma
önergesi teklifi, 3 tanesi de CHP'li -birisi bana ait olmak üzere- 3
arkadaşımın araştırma önergesi teklifleri birleştirildi, bir araya getirildi ve
bir komisyon kurulması kararlaştırıldı. 13 Ocak 2004 tarihinde çalışmaya
başlayan bu komisyon, raporunu yaz aylarında tamamladı, yani, bundan tam iki
sene önce ve iki sene geçmesine rağmen, içeriğindeki konuların ağırlığı ve
önemine rağmen, nedense, ne hikmetse, bu raporun Meclis Genel Kuruluna gelip
görüşülmesi istenmedi, görüşülmedi. Bu dönemde Türkiye için çok önemli olan
Bankacılık Kanunu yeniden, baştan, sil baştan yazılarak değiştirildi; ama, bu
rapor görüşülmedi. Krizin faturasını taşıyan kurumların üzerinde 50 milyar
doların üzerinde bir hazine yükü ortaya çıktı, yine bu rapor görüşülmedi. 20'yi
aşkın banka el konma sürecini yaşadı, Türkiye'nin Hazinesine bugünü ve
yarınıyla ortaya koyduğu fatura hesaplanıp, tespit edilip, nedenleri
araştırılma amacıyla ortaya konmadı.
Neden bu raporu
görüşmekten çekindik arkadaşlar? Biz bunu defaatle dile getirdik; Meclis
Başkanlığına dile getirdik, komisyonun başkanına dile getirdik; ama, olmaz
bahanelerle bu komisyonun raporunun görüşülmesi ertelendi. Daha bugüne kadar…
Bugüne kadar ki, başta Sayın Meclis Başkanı olmak üzere, bu raporun görüşülmesine
taraftar iken, "bu rapor üzerinde hazırlıklı değiliz" yaklaşımıyla
hâlâ görüşülmesinin ertelenmesinin temelinde ne yatmaktadır? Bunun içerisinde
açıklanan, önerilen ve tavsiye edilen başlıklar veya tespitler kimi ne ölçüde,
neden rahatsız etmektedir? Neden burada halkın, yarınki yaşayacak gençliğin ve
çocuğun üzerine borç yükü çıkarmış olan faturanın beraberce inceleme imkânı
Yüce Meclise tanınmamaktadır?
Bakınız, bu raporun
içeriğinde ve önerilerinde çok önemli gerçekler var. Bunlar, Türkiye'nin 80'li
yıllardan itibaren yaşadığı finansal sürecin ana hatlarını ortaya koyuyor;
yaşanan krizlerdeki görev ihmali veya sorumluluğu olanları resmî tespitlerle
ortaya koyuyor.
Bu komisyon, çalışmasını
yaparken 22 uzmanla beraber çalıştı; bu komisyon, görev bölümüyle, detaylarda
en ince noktaya kadar tespitlerini ortaya koydu; ama, hâlâ bu komisyonun raporu
görüşülmemek üzere bir direniş, bir karşı duruş var ve bu rapor, iş işten
geçtikten sonra görüşülse kimin ne işine yarayacak! Yani, biz, birer
milletvekili olarak, orada altı yedi ayımızı boşuna mı harcadık?! Bu millet,
milletin vekili olarak bizlerden cevap beklerken boşuna mı bekledi?! Neden biz
bunu görüşmekten çekindik? Neden bankacılık düzenlemesi yapılırken buradaki
tespitler dile gelmedi?
Bakın, burada, kamu
bankalarından tutun özel bankalara çok önemli tavsiyeler var, finans
sektöründeki tüm kurumlarla ilgili tavsiyeler var; kredi kartı konusu
diyorsunuz, tavsiyeler var. Bunlar gecikti; ama, 2004, yani iki sene önce
tespit edilmiş gerçeklerdi. Bugün, hâlâ, buradaki gündem konusunu oluşturan
İmar Bankası konusunda binlerce vatandaşımız mağdur durumdadır. Bu mağduriyet,
alınan hukuk kararlarına rağmen devam ettirilmektedir. Danıştayın aldığı kararı
uygulamamak… Bildiğiniz gibi, bir ay önceden off-shore hesaptan mevduata
dönmüşler için Anayasa Mahkemesinin iptal kararını dikkate almayan, bunların
tasarruflarını, üç yıldır yaşadıkları ağır mağduriyete rağmen, haklarını ve
kaynaklarını ödemeyen bir irade, herhalde bunun içerisinde yapılan tespitlerin
doğruluğundan bir noktada çekiniyor diye düşünüyorum. Neden ödenmemiştir?
Baştan neden vazgeçilmiştir? Devletin adına güvenerek hazine bonosu almış
binlerce vatandaşımız… "Efendim, hayır..." Son gece karar verdiniz, o
insanlar mağdur. Efendim, mevduata geçmiş… "Hayır..." Acaba, bunlar
muvazaalı mı? Bunlar, teknik olarak bankacılık sisteminin içinde yer almış
bütün işlemleri gerçekleştirmiş yatırımcı. Sizin, hukukun da "ödeyin"
dediği bir noktada hâlâ beklemeye ne hakkınız var?! Bakın, hukuktan, hazine
bonosundan mevduata dönmüş olanların ödenmesi gerekliliği kararı çıktı ve
ödemesi başladı. Peki, hazine bonosunun olduğunu o zaman için kabul ediyorsunuz
da, neden, şimdi, gerçekten elinde makbuzla hazine bonosu olduğunu
ispatlayanlar için bir yasal düzenlemeden kaçınılıyor veyahut hukukun
emrettiği, hukukun çizdiği yönden gidilmekte neden geri adım atılıyor, ne
bekleniyor, kim bekleniyor, niçin bekleniyor? Burada, mevduat sahibi olan
mağdur binlerce vatandaş, inanır mısınız, çocuğunu okulundan aldı. Şimdi
düşkünlerevinde yatan binlerce emeklimiz var. Hiç bunlar sizin vicdanınızı
sızlatmıyor mu? Bunların arayışları, bunların soruşları, bunların yalvarışları
hiç mi dikkatinizi çekmiyor? Ve bu insanlar, aldıkları hukuk desteğine rağmen,
yürütmenin, ne yazık ki, uygulama engeliyle karşı karşıyalar. Artık,
gecikmeden, hukukun emrini, hukukun gereğini yerine getirme zamanıdır. Onun
için, bu komisyon ve bu komisyon içindeki raporlarda gelişme süreci vardır,
bunların değerlendirilmesi lazım.
Bakınız, bu ülkede
bankalara el kondu. Bankaların iştiraklerinin küçük yatırımcıları vardı. Kaç
kişidir biliyor musunuz; tam 220 000 vatandaştır. Bu 220 000 vatandaş bu
süreçten mağdur oldu. Bankalara el konuldu, başkalarına satıldı; ama, küçük
yatırımcı, hâlâ, duvara astığı hisse senetleriyle başbaşa bırakıldı. Biz bunlar
için önerge verdik "hayır" dendi.
Peki, Çukurova, Kepez
imtiyaz hakları alındı; onların küçük yatırımcısı ne oldu?! Ama,
"Çukurova, Kepez" derseniz, bizim yetkili kurumumuzun başındaki kişi
"siz Uzancısınız" diyor. Hayır, biz, yatırımcıdan, halktan, küçük
tasarruf sahibinden yana olarak, onları korumak ve onların hakkını aramak için
mücadele ediyoruz. Bu ne biçim anlayıştır?! Bu ülkede güven, güven, güven...
İşte, güvenin ne kadar önemli olduğunu bir haftadır görüyoruz!..
AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ)
(Adana) - Oraya gelmeyelim, oraya gelmeyelim…
BİHLUN TAMAYLIGİL
(Devamla) - …en ufak bir güvensizlikte hangi sonuçların yaşandığını görüyoruz,
hukukun aldığı kararlara uymanın ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Bakın,
biraz önce hukuktan, yine önemli bir karar, sizin yürütme eyleminizle ilgili
bir karar çıktı, bilir misiniz bilmiyorum; TÜPRAŞ'la ilgili yüzde 14,76'lık
hisse satışı hukukta iptal oldu. Hem hukukun gerektirdiği, aldığı kararları
uygulamamak hem de hukukun gereğine uygun yürütmeyi gerçekleştirmemek ne derece
doğrudur, ne derece mantıklıdır, kimin yararınadır, kimin menfaatinedir, bunu
sizin değerlendirmenize sunuyorum.
Artık bu rapor
görüşülmeli. Bu rapor içinde, dediğim gibi, kredi kartı mağdurları var; bu
raporun içinde, o daha önce görüştüğümüz, Almanya'da, inançlarıyla, Avrupa'da…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BİHLUN TAMAYLIGİL
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(Devamla) - …yurt dışında tasarruflarıyla mağdur olmuş, biliyorsunuz, komisyon
raporunu görüşüp hâlâ hazır olan kanunî düzenlemelerini Meclisten
geçiremediğimiz insanların hakları var. Burada, babalar gibi satılacak kamu
bankalarının hakları ve gereklilikleri var. Gelin, bunları konuşalım. Türkiye'nin
ekonomisi kısa dönemli hareketlerle değil, orta ve uzun vadeli stratejik
planlama, risk yönetimiyle güçlü olacaktır. Bunun da gerçeklerini tespit etmiş,
emeklerini vermiş bir komisyon çalışmasını hiçe sayarak, görüşmekten kaçınarak
ortaya konulan bir tavır, gerçek anlamda bizi şaşırtmaktadır. İki sene oldu,
iki sene artık bitti ve artık, Meclisimizin çalışma süresi de bitiyor. Burada
bizden cevap bekleyen, çalışma bekleyen halkımıza sunacağımız tespitlerimizin
yanı sıra, biraz da bizim emeklerimize, burada çalışan uzmanlar ve
milletvekillerinin emeklerine saygılı olunmasını talep ediyorum.
Yüce Meclisi bu
duygularla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Tamaylıgil.
Aleyhte söz isteği,
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan…
Buyurun Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. Bu
haftaki çalışmalarımızın milletimiz ve memleketimiz için hayırlara vesile
olmasını temenni ediyorum.
Bugün önümüzde iki grup
önerisi var; şu anda görüşmekte olduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi,
biraz sonra da Adalet ve Kalkınma Partisi Grup önerisini konuşacağız. Ancak,
Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisine baktım, daha sonra da Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanlığının bu haftaki gündemle ilgili milletvekillerine
dağıttıkları çizelgeye baktım; Adalet ve Kalkınma Partisi, kendi kafasından,
Meclisin de iradesini hiçe sayarak bu haftaki gündemi belirlemiş değerli
milletvekilleri. Salı günü neler görüşülecek, çarşamba günü neler görüşülecek,
perşembe günü neler görüşülecek ve salı, çarşamba, perşembe günleri hangi
saatlerde çalışılacağı belirlenmiş. Salı günü 15.00-21.00, çarşamba
15.00-21.00, perşembe 14.00-20.00 saatleri arasında çalışma tespit edilmiş ve bu
yayımlanmış, bütün milletvekillerine duyurulmuş.
Şimdi biz ne yapacağız;
biraz sonra Adalet ve Kalkınma Partisi Grup önerisi gelecek, Meclisin iradesi
hiçe sayılarak… Zaten, bu bastırılmış, dağıtılmış, bu hafta da neler
görüşüleceği, konuşulacağı belirlenmiş. Yani, biraz sonra bizim yapacağımız bir
formalite ameliyesi. Onun dışında yapacağımız hiçbir şey yok.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Başka türlü nasıl olacak?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Şimdi, Sayın Akbulut, yani, bunu bir hukukçu olarak nasıl söyleyebiliyorsunuz?!
Bu haftaki gündemi belirlemişsiniz. Biraz sonra, buraya öneri olarak
getiriyorsunuz ve oylanacak bu. Siz, daha Meclisin iradesi olmadan dün bunu
bastırıp dağıtırsanız, bunu Mecliste nasıl görüşüp konuşacaksınız?!
Belirlemişsiniz; neler konuşulacak, hangi saatler içerisinde çalışılacağı
belli. Onun için, Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin hiçbir kıymeti
harbiyesi yok. Biraz sonra AK Parti milletvekili oylarıyla reddedilecek ve…
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Başka türlü nasıl olacak? Nasıl olacak?..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Belirlemişsin gündemi, gündemin içerisinde bu yok Akbulut.
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
siz Genel Kurula hitap edin.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Yani, böyle bir anlayış olabilir mi?! Meclisin iradesinin üzerine ipotek
konulma söz konusu olabilir mi?! Siz Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin…
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Meclisten karar aldıktan sonra mı bastıracağız?
BAŞKAN - Sayın Akbulut,
lütfen müdahale etmeyin.
Siz de Genel Kurula hitap
edin.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- …bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmeyeceği yolunda zaten bir
karar içerisindesiniz.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Ne biliyorsunuz?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Benim, Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin aleyhinde çıkıp söz almamın
sebebi zaten bu.
Değerli milletvekilleri,
çok yoğun bir haftayı yaşadık. Türkiye'de çok enteresan, çok hızlı gelişmeler,
değişmeler oluyor. Bakınız, bu İktidar işbaşına geldiğinde, iki dönem, üç dönem
bu İktidar devam eder denilirken, bugün, bakın, bütün Türkiye'de, artık, erken
seçim konuşuluyor. Bu Hükümetin 2007 yılını çıkaramayacağı yolunda kamuoyunda
ortak bir kanaat oluşmuş ve bu ortak kanaat oluştuktan sonra, artık, siz,
Türkiye'de hükümet olamazsınız, iktidar olamazsınız. Hep söylüyoruz, şeklen
iktidarsınız; ama, muktedir olamadığınızı bütün Türkiye biliyor ve artık, 2007
yılı sonuna kadar bu Hükümetin gitmeyeceği, gidemeyeceği de çok açık ve net bir
gerçek olarak karşımızda. Bütün göstergeler, artık, bu Hükümetin tükendiğini,
bittiğini gösteriyor.
İşsizlik rakamlarıyla
ilgili, Sayın Başbakan, buraya geldi, dedi ki, yüzde 9,1; kürsüden söyledi. Ben
yerimden, Sayın Başbakan, işsizlik rakamlarıyla ilgili bu ayki rakama
inanmayın, itibar etmeyin, yıl sonuna bakın demiştim ve söylediğimiz gerçek
oldu; yüzde 10,3, ocak ayı yüzde 11,8, şubat ayı yüzde 11,9… Ne zaman düşecek
bu işsizlik arkadaşlar?!
Türkiye büyüyor
diyorsunuz, kalkınıyor… Ya, bunun bir göstergesi olur; yani, bu kalkınmanın,
büyümenin bazı ortaya çıkardığı gerçekler olur; işsizlik de bunlardan bir
tanesidir. Siz, Türkiye İstatistik Kurumunun rakamlarını üç sefer revize eder,
büyümeyi yüzde 7,6'ya getirirseniz, onun karşılığındaki işsizlik rakamı, şubat
ayı ortalaması olarak, yüzde 11,9 olarak karşımıza çıkar.
Bakınız, biraz önce
TÜPRAŞ'la ilgili bir bilgi internet ortamına düştü. Benim 20 tane konuşmam var,
hepsini getiririm; TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76'sının satışının yanlış olduğunu,
peşkeş çekilme olduğunu ifade eden 20 tane konuşmam var. İşte, Ankara 12. İdare
Mahkemesinin kararı, Ofer'e satılan yüzde 14,76'lık hissenin satışını iptal
ediyor. 20 kez bununla ilgili geldim, burada konuşma yaptım; bunun yanlış
olduğunu, peşkeş çekilme olduğunu, devletin, halkın değerlerinin birilerine
peşkeş olarak sunulduğunu ifade ettim. İşte, idare mahkemesinin kararı
karşımızda…
Cari açıkla ilgili belki
20 konuşmam var burada. Şimdi, cari açıkla ilgili, Hükümet, Sayın Babacan
açıklama yapıyor, revize ettiklerini söylüyor. Yani, 30 milyar dolarlar
seviyesine ulaşacak bir cari açığın bu sene söz konusu olması gündemde.
Şimdi, uzun zamandan beri
diyordunuz ki: "Sıcak parayla cari açığı finanse ediyoruz." Ama, Türk
ekonomisinin ne kadar kırılgan olduğu, işte, son on gündeki ekonomik
gelişmelerle ortaya çıktı. Devletin, on gün içerisinde, bir anda, dolar
cinsinden borçları yüzde 15 seviyelerde arttı. Yarın bunun altından nasıl
kalkacağınızı, geliniz, bu kürsülerden açıklayınız. "Kamu borç yükünün
millî gelire oranı düştü" şeklinde Sayın Başbakan konuşmalar yapıyordu.
Gelsin, bu on günlük değerlendirmeyi, Sayın Başbakan, bu kürsülerden yapsın.
"Kişi başına gelir 5
000 dolar" diyordunuz; şimdi kaça düştü? Kâğıt üzerinde yükselip
düşmelerle Türk ekonomisinin bir yere gelmeyeceğini artık anlamanız lazım.
Onbeş gün önce diyordunuz ki: "Kişi başına düşen gelir 5 000 dolar."
Şimdi, Türk parası dolar karşısında yüzde 15 değer kaybetti, indi 4 500 dolara.
Bir yüzde 15 daha olması gereken yere geldiğini düşününüz, kişi başına düşen
gelir Türkiye'de 3 000 dolarların altına düşecek arkadaşlar.
MUSTAFA DURU (Kayseri) -
Sen de sevin!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Yani, kamuoyunun karşısına geçip, halkın karşısına geçip, kişi başına düşen
gelirin 5 000 dolar olduğunu söylediğinizde, biz diyorduk ki, Türk parası dolar
karşısında yüzde 50 seviyesinde değerlidir. Şimdi, oradan da, arkadaşlarımız,
ben bunu söyleyince itiraz ediyorlardı "paramızın değer kazanmasından
rahatsız mı oluyorsunuz" diyorlar. Şunun altını çizmek lazım arkadaşlar,
şunu iyi bilmemiz lazım: Bir ülkenin parasının değerlenmiş olmasından mutlu
olunması söz konusu değildir; önemli olan, paranın olması gereken yerde
olmasıdır. Şimdi, Çin parası Amerikan Doları karşısında yüzde 40 değersiz.
Şimdi Çin yandı, yıkıldı mı?! Tam tersine, Çin, büyük bir mutluluk duyuyor
parasının Amerikan Doları karşısında yüzde 40 daha az değerli olmasından. Niye;
çünkü, ihracat yapıyor; ithalatı pahalı hale geldiği için Çin, 128 milyar dolar
cari fazla veriyor. Şimdi, Amerika da dolarının düşük olmasından memnun. Onun
için, değerli arkadaşlar, Türk parasının olması gerektiği yerde olması gerekir.
IMF'yle, bakınız, yeni
görüşmeler yaptınız. Bu yapılan görüşmede, IMF size kızdı, bağırdı, çağırdı,
gitti ve arkasından Türkiye'de -dün gördünüz- borsalar ne hale geldi! Sayın Başbakan gelip, bu kürsüden her zaman diyordu
ki: "Borsa 48 000." Ben de şimdi Sayın Başbakana soruyorum: Borsa
kaça düştü Sayın Başbakan? Bugün 36 000. Yani, borsadaki bu tür inmelerle
çıkmalarla Türk ekonomisinin iyiye gittiğini anlatmaya çalışan, ilk defa
Türkiye'de, bir Başbakan görüyoruz.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye'nin gündemine artık erken seçim girmiştir. Ben, hafta sonu, Mersin'de,
Kayseri'de, Aksaray'da, Karaman'daydım. Vatandaşlar, artık -gittiğimiz her
yerdeki vatandaş- sandığın önüne gelmesini istiyor. Mersin'de gördüm; köylü,
çiftçi perişan -Ayaş'ta köylülerle sohbet ettim- bahçelerine gittik,
gösterdiler; narenciye yerlerde sürünüyor arkadaşlar. Karadeniz'de fındık 3 500
000'e düşmüş. Gittiğimiz her yerde çiftçi ve köylünün feryatları göğe
yükseliyor. Siz, bu kadar perişan ettiğiniz tarım kesiminin, tarım kesiminden
ayrılıp şehirlere göç etmesinden dolayı şehirlerdeki işsizlik rakamlarının
nasıl yükseldiğini çok iyi görüyorsunuz.
Esnaf kan ağlıyor,
perişan. Ocak, şubat ayında 98 000 esnaf kepenk kapatmış, 2005 yılında 256 000
esnaf kepenk kapatmış; 2001 krizinde bile görülmeyen oranda çek, senetler geri
dönüyor. Böyle bir ortamda, böyle, Türkiye'nin gündeminin çok yoğun olduğu bir
ortamda…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Son cümlelerimi söylüyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- …Meclisin gündemini de çok iyi belirlememiz lazım. Halkın gündemi ne ise,
Meclisin gündeminin de o olması lazım. Halkın gündeminde, kredi kartları
borçlarının -dün gazetelerde hepiniz okudunuz- geçmişe göre yüzde 50
seviyesinde arttığı söz konusu. Ben, Kredi Kartları Kanunu burada görüşülürken
konuşmalar yaptım, bunun yanlış olduğunu söyledim ve bugün bu yanlışlık
karşımızda durmaktadır.
Bağ-Kur prim borçlarının
yeniden yapılandırılması… Allahaşkına, rakamları açıklayın, biz de görelim,
millet de görsün! Vatandaşlarımız, Bağ-Kur prim borçlarının yeniden
yapılandırılması noktasında çok ciddî sıkıntılar içerisinde.
Bütün bu ortamda IMF de
diyor ki "harcamalarınızı kısacaksınız" ve Sayın Maliye Bakanımız,
Sayın Babacan da "başüstüne" diyerek, sağlık harcamalarının olması
gerekenin yüzde 151 üzerinde olduğunu ifade ederek, öncelikle buralarda bir
kısıntı içerisine gireceklerini ifade ediyor.
O nedenle, ben, bugün,
Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerimizin biraz sonra reddedileceğini bildiğim
için…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son
cümlenizi alayım.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- …bu Grup önerisinin aleyhinde söz aldım; ama, getirilen bu teklif, Türkiye
için son derece önemli, mutlaka görüşülmesi, konuşulması, tartışılması ve çözüm
bulunması gereken son derece önemli bir konudur, yüzbinlerce insanı
ilgilendiren bir konudur. Ancak, karşı çıkmamdaki sebep, biraz sonra Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup önerisinin kabul edileceği ve Cumhuriyet Halk Partisi
Grup önerisinin reddedileceğini kesinlikle bildiğim için aleyhte söz aldım.
Bu duygu ve düşüncelerle,
Yüce Heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kandoğan.
Önerinin lehinde, Malatya
Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu.
Buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Saygıdeğer Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
2002 seçimlerinde, tüm siyasîler, bu ülkede yaşanan yağmanın, hortumun, her
şeyin biteceğini ve yapanların ceza göreceğini meydanlarda halka vaat ettiniz;
herkes vaat etti. Bu Meclis açıldı, 21.10.2003 tarihinde, Meclisten Sayın Ergün
Dağcıoğlu, Sayın Bihlun Tamaylıgil, Sayın Ali Rıza Bodur, Sayın Yakup Kepenek
ve arkadaşlarımızın dört ayrı Meclis araştırması önergesini 21.10.2003
tarihinde kabul ettik ve bu Komisyon kuruldu. Komisyon, raporunu 8.7.2004
tarihinde teslim etti, 8.7.2004. Yani, hemen hemen iki yıl önce; yani, geçtiğimiz,
bir önceki dönem, Meclis kapanmadan; yani, iki dönem önce, kapandığı tarihte
teslim ettik ve bu rapor basıldı. Yaklaşık 600 sayfalık rapor. Bu, bir emek.
Arkadaşlar, o zaman, bu
komisyonu niye kurdunuz, niye kurdurdunuz, niye bu raporu görüşmüyoruz?
Birbirimizle alay mı ediyoruz?! Niye bizi çalıştırdınız? Niye, halka, biz bu
suçluları bulacağız, sonuna kadar gideceğiz, sonuna kadar hesap soracağız
dediniz? Nerede?! İki yıl geçti arkadaşlar, iki yıl. Yani, iki yıl geçti… Yani,
bunun manasını anlamakta, bilmekte hakikaten zorluk çekiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye'de 21 bankaya el konuldu. Bu raporda, bizim katılmadığımız, çok eksik
olarak gördüğümüz yönler de var. Sayın Tamaylıgil, Sayın Sağ, Sayın Ali Rıza
Bodur; Cumhuriyet Halk Partisinin komisyon üyelerinin bir karşı oy yazımız var,
bunların da görüşülmesi lazım diye; ama, maalesef, dikkate alınmadı. Bunlar,
geçmişe ve geleceğe ışık tutacak. Ama, bir rapor doğmuştur, her şeyine
katılmadığımız halde bir rapor ortaya çıkmıştır. Burada Türk finans sisteminin
çok büyük olaylarını aydınlatıyor bu rapor. Neden kaçınıyoruz?
Şimdi, TMSF'nin manası şu
arkadaşlar: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu; bu Fon yıllardır vardır, yıllardır,
taa bankacılık sistemi kurulduğundan beri. Her banka, buraya, tasarruf mevduatı
kadar belli bir prim öderdi veya bir sigorta güvencesi primi öderdi yıllar
yılı. Bu Fon hemen hemen Türk bankacılığında hiç kullanılmadı, hep bir birikim
oldu. Bu Fonun amacı, sadece tasarruf mevduatını sigorta eder. Ancak, size bir
rakam vereceğim: 21 bankaya el konuldu. Bunların tümünün, tümünün, bu
bankaların tümünün, sadece, yasa gereği, tasarruf mevduatları ödenseydi, bunun
bize tüm yükü 11 katrilyon olacaktı arkadaşlar. Hani diyoruz ya "40
katrilyon yük getirildi" bu yanlış kullanıldı. Tasarruf mevduatı
sigortasının tek sigorta ettiği faktör tasarruf mevduatıdır. Yıllarca ne
ödendi; tüm yabancıların ithalat alacakları. Ne ödendi; ticarî mevduatlar. Ne
ödendi; burada kimin ne alacağı varsa ödendi; yani, bu yasa, gerçek işleviyle
kullanılmadı. Daha sonra diyoruz ki: "40 katrilyon devlete yük
geldi."
Arkadaşlar, bu yasayı
gününde uygulasaydık, zamanında uygulasaydık, Sayın Deniz Baykal'ın 1999'da
söylediği gibi, o gün uygulansaydı bu yasa, o günkü maliyet 2,5 katrilyon
olacaktı arkadaşlar.
Değerli arkadaşlarım,
peki, her şeyi ödediniz, 20-21 bankadan, 20'sinden hepsini ödedik. Peki, bu
İmar Bankası müşterilerinin, onların mudilerinin suçu ne? Hakikaten bunu
anlamak, bunu içimize sindirmek... Hakikaten anlamıyorum. Her türlü parayı
ödediniz, her türlü. Yani, kimin havale alacağı var, kimin off-shore alacağı
var hatta devlet talimatıyla -devlet talimatıyla- off-shore alacaklarının
bazıları bir önceki uygulamada ödendi arkadaşlar. Kamunun resmî talimatı var
"ödeyin bu off-shore alacaklarını" diye.
Peki, bunlar ödendi. İmar
Bankası mudilerinin ve İmar Bankası hazine bonosu sahiplerinin suçu ne
arkadaşlar?! Türkiye'de hangi müşteri bir bankaya gidip de şunu sormuştur:
Senin hazine bono satış yetkin var mı, yok mu?!
Arkadaşlar, bir âdet
vardır, bir uygulama vardır. Ben... Hepiniz bankaya girip çıkıyorsunuz;
hanginiz sordunuz?! Burada müşterinin hatası ne?! Tabiî, bir tek, mağdur olan,
İmar Bankası ve devlet; İmar Bankası mudileri… Hakikaten -hakikaten- bunu
anlamak mümkün değil arkadaşlar.
Değerli arkadaşlar,
tabiî, burada, bu rapor ortaya çıktı. Bizim en çok itiraz ettiğimiz konu,
sadece bir bacak, bankalar bacağı ele alındı.
Arkadaşlar, bu olaylar
1983'lerden gelmektedir. Hiçbir zaman kamu bacağı irdelenmedi, hiçbir zaman…
Suçlu, kim varsa, hesabını soralım; ama, suçluyu sadece finans kesiminde
aradık; ama, bunun, unutmayın ki, bir de kamu bacağı var.
1983 yılından beri 64
üncü maddede olan bankalar var, 1983 yılından beri; 1983 yılından beri 64 üncü
maddede olan bankalar bilinmesine rağmen, her yıl bunların murakıp raporu
olmasına rağmen, bu konuda hiçbir önlem almayan, bu konuda hiçbir yaptırım
uygulamayan, bu konuda suçlu ile suçsuzu ayırmayan kamunun kabahati yok mu?!
Ama, maalesef, bu raporda, kamu bacağı hiç dikkate alınmadı arkadaşlar ve hep,
suçluların yanına kâr kaldı arkadaşlar.
64 üncü maddede olmak ne
demek biliyor musun; munzam karşılık ve disponibiliteyi, Merkez Bankasına,
devletin izniyle yatırmıyorsun. Her banka yatırıyor; sana, devletin izniyle, 64
üncü madde olduğu için, malî bünyeyi güçlendir diye yatırtmıyorlar. Ama, o
günün Türk bankacılığında, o günün faizleri yüzde 100, yüzde 150; düşünün bu
insanların sağladığı çıkarı! Ama, bunu bilen kamu, bunu bilen kamu otoritesi
hesap sormadı arkadaşlar!
Onun için, bu rapor, Türk
bankacılığının geleceği içindir. Bu raporu, mutlaka -kimseyle alay etmeyelim-
önce kendimize saygımız gereği… Hep, burada, her gün, ilk Meclisin açıldığında,
tek konuştuğumuz konu buydu. Halka saygımız varsa, o insanlara saygımız varsa,
bu raporu bir an evvel konuşmamız lazım arkadaşlar. Aksi halde, bu Meclis,
halka karşı bir saygısızlık yapmış olur; çünkü, seçim meydanlarında, hepimizin,
sizlerin, bizlerin tek söylediği konuydu.
Değerli arkadaşlarım, bir
de, adil olalım adil. Hakikaten, İmar Bankası mudilerine yaptığınızı -çok
değerli arkadaşlarım var- vicdanınıza yedirebiliyor musunuz?! Gayri yasal bir
şey varsa, hiç kimsenin parasını ödemeyelim. Ama, Türkiye'de, kamunun yükü, 45
milyar dolara ulaştı diyoruz; ama, yine, söylüyorum, sadece, Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonundan gerçek anlamıyla ödenmiş olsaydı, kamuya getireceği yük 11 katrilyondu
arkadaşlar. Nerede aradaki 29 katrilyon fark arkadaşlar? Nereden kaynaklandı,
nereden geldi? O açıdan, İmar Bankası mudilerini, bir kez daha, hepinizin
vicdanına sunuyorum. Hanginiz, bankaya gittiğinizde, bu bankanın bir yerinde
asılı, hazine bonosu satış yetkisi var mı yok mu diye sordu arkadaşlar! Böyle
bir uygulama yok Türk bankacığında arkadaşlar. Sadece, İstanbul Menkul
Kıymetler Borsasından veya SPK'dan izin alır, dosyasında kalır arkadaşlar. O
zaman kamu görevini yapmadı; yani, kamunun görevini yapmadığı bir şeyde, her
gün sayfa sayfa hazine bonosu ilanı çıkardığı zaman, kamu görevini yapmıyor ve
ondan sonra da, bu insanlara, hakikaten, bu hak değil arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, kamunun elinde her bankanın bilançosu vardır,
her bankanın murakıp raporu vardır. 2001 yılı öncesinde, bankaların, bankalar
mevduatlarını hangi bankalara yatırdıklarına bakın; bu süreçte, o bankaların
çok önemli bir kısmının bankalar mevduatı hep off-shore'larındaydı. Bunu, kamu
biliyordu; ama, maalesef… Suçlu kim varsa, hesap soralım. Bu arada da, suçluyu
ve suçsuzu aynı kefeye koyduk arkadaşlar. Birçok mağdur insan yarattık,
insanların onuruyla oynadık. Yazıktır buna arkadaşlar.
Değerli arkadaşlarım,
tekrar ediyorum; bu Meclis iradesinin halka karşı saygısı varsa… Seçim
meydanlarında bir tek bununla yatıldı bununla kalkıldı "hortumu
keseceğiz…" Nerede?!. Nerede?!.. Hortum iki yıldır bekliyor arkadaşlar;
daha da çok bekler!
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Aslanoğlu.
Aleyhte son söz isteği,
Hatay Milletvekili Sayın Sadullah Ergin.
Buyurun Sayın Ergin.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin,
663 sıra sayılı araştırma komisyon raporunun, 30.5.2006 günlü Meclis
birleşiminde görüşülmesine yönelik grup önerisi aleyhine söz aldım; bu
vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu
rapor, bilindiği gibi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun çalışmasıyla ilgili,
Türkiye'deki batık bankaların tasfiyesi sırasında izlenen yol ve yöntemlerle
ilgili, her iki grubun talebi üzerine kurulan komisyonun çalışmalarını
özetleyen bir rapor.
Bu komisyonun kurulması
için, hem Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin hem de AK Partili
milletvekillerinin talebi var ve beraberce çalışıldı, uzunca bir emekten sonra
bu rapor şu anda basıldı; ama, henüz dağıtılmadı. Tabiî, dağıtılmasıyla beraber
görüşülme zarureti var İçtüzük gereğince. Dolayısıyla, bugün saat 12.30'da
Danışma Kurulu toplantısına gittiğimizde, toplantı salonuna girinceye kadar,
biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Danışma Kurulu toplantı talebinin içerisinde
ne var, doğrusu, onu bilmeden toplantıya gittik.
HALUK KOÇ (Samsun) - Üç
haftadır konuşuluyor, Sayın Bülent Arınç söylüyor, üç haftadır Danışma Kurulunda
konuşuluyor; hâlâ "haberim yok" diyorsunuz.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Âdeta, bahtınıza ne çıkarsa der gibi…
HALUK KOÇ (Samsun) - Üç
haftadan beri… Gelen arkadaşlarına sor.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- …Danışma Kurulu toplantısında, 663 sıra sayılı araştırma komisyon raporunun
görüşülmesine yönelik bir taleple karşılaştık. Burada, biz bu raporun
görüşülmesine karşı değiliz…
HALUK KOÇ (Samsun) - Hep
öyledir zaten!..
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Bu rapor hazırlanırken kendi milletvekillerimizin emeği var, altında imzaları
var. Ancak, Danışma Kurulu çalışma yöntemine yönelik benim bir şeklî itirazım
olacak; o da şu: Biz, AK Parti Grubu olarak, bir sonraki hafta çalışacağımız
konularla ilgili, gerek Anavatan Partisi Grubuna gerek Cumhuriyet Halk Partisi
Grubuna, cuma günleri, en geç, önümüzdeki hafta çalışmayı düşündüğümüz
konularla ilgili bir bilgi veriyoruz. Bunu umumiyetle kendi internet sitemizde
de yayımlıyoruz ve grup başkanvekilleri arasında bir diyalogla bunu çözmeye
çalışıyoruz…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Koptu o, koptu!..
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Bazen Danışma Kurulunda uzlaşma sağlanıyor; ama, bazen de uzlaşamadığımızda
gelip Genel Kurul huzurunda bunları gündeme taşımaya çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
keşke, bize, bunlar, bir gün önce, iki gün önce veya Danışma Kurulu toplantısı
istendiğinde, bir saat önce gelmiş olsa, biz de buna yönelik birtakım
istişarelerimizi yapar ve belki, bunu Danışma Kurulunda uzlaşıyla bitirme
şansına kavuşabilir idik; ama, şimdi, huzurlarınıza grup önerileriyle geldik,
bundan da çok mutlu olmadığımı ifade ediyorum, Meclisin en az 1,5-2 saati bu
şekildeki tartışmalarla geçiyor.
Şimdi, bu komisyona
başkan olarak vazıyet eden arkadaşımızın, bu komisyon raporuyla ilgili birtakım
çekinceleri var, bunu izale etmeye çalışıyoruz. İçtüzüğün 105 inci maddesinin
son fıkrasında bir cümle var; bu cümleye göre "devlet sırları ile ticarî
sırlar Meclis araştırması kapsamının dışında kalır." Bu komisyon,
çalışmalarını yapıp raporunu tanzim ederken, gerek BDDK'dan gerek TMSF'den ve
devlet bankalarından, kamu bankalarından ciddî miktarda bilgiler aldı ve bu
rapor içerisinde bunları işledi. Bu raporun yayımlanması esnasında, dağıtılması
anında aleniyet kesp edecek, hakları haleldar olacak unsurlar var mıdır,
birkısım bankalar, birkısım tüzelkişiler zarar görür mü, görmez mi; bununla
ilgili bir dizi temaslar yapılıyor ve bu temaslar biter bitmez, en kısa sürede,
bu raporun Meclis Genel Kurulunda görüşülmesi için, bizler de gayret
göstereceğiz; ancak, bu raporun AK Parti tarafından görüşülmesinin engellenmek
istendiği yönündeki ithamları kabul etmemiz mümkün değil. Zira, bu komisyon,
bizim katkımızla kuruldu; Komisyon Başkanı AK Partili; komisyon üyeleri beraber
çalıştılar ve altında imzaları var.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- İmzanıza sahip çıkmıyorsunuz, sözünüze sahip çıkmıyorsunuz.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- İnşallah, en kısa sürede, bu komisyon raporunu, bu Genel Kurulda beraberce
görüşeceğiz; bunu, en yakında göreceksiniz.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Aradan iki sene geçmiş!..
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Sayın Başkan, iki yıldır niye görüşülmüyor; gerekçeniz var mı?!
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Rapor hazırlanalı iki sene olmuş!..
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Ben, bu arada, bu kürsüden, bu Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi aleyhinde
söz alan Değerli Kandoğan'ın beyanlarına bir iki cümleyle cevap vermek
istiyorum; o da şudur: AK Parti Hükümetinin, muktedir olmadığı, mevcut yapıyı
2007'ye taşıyamayacağı ve en kısa sürede seçim olacağı yönündeki beyanları
vardı. Ayrıca, grup önerisinden girip, Türkiye'nin bütün dertlerine deva olacak
açıklamalar yaptı; girmediği konu kalmadı, gerek siyasî gelişmelerden gerek
ekonomik, iktisadî gelişmelerden. Ancak, ben, şunu ifade edeyim: 2002 Kasımında
AK Parti Hükümeti kurulduktan itibaren, her yıl, bu ülkede, erken seçim olacak
diye dedikodular söylenir, birtakım siyasîler seçim olacağı ümidiyle bunları
dile getirirler; ancak, bunların birçoğu da, bunu söylemekle beraber, seçimin
olmasını arzu etmezler. Bunu, ikili görüşmelerimizde de birçok arkadaşımız
bizimle paylaşır.
Değerli arkadaşlar, AK
Parti Hükümetinin üçbuçuk yıllık politikalarını eleştirirken "ülke yandı
bitti, kül oldu" edasında söylenen sözleri kabul etmemiz mümkün değildir.
Hele, bu sözleri sarf edenler, insanları 38-40 yaşında emekli ederek, ülkenin
sosyal güvenlik sistemini felç edenler ise, sosyal güvenlik kurumlarının
aktueryal dengelerini perişan edenler ise, bu sözü söyleyenler "falanca
parti ne veriyorsa, ben, 5 puan fazlasını vereceğim" deyip, popülist
politikalar izleyenler iseler, "her kişiye 2 anahtar vereceğiz, her
vatandaşımıza 2 anahtar vaat ediyoruz" diyenler iseler, yine "ben, bu
ülkeyi beşyüz günde düzlüğe çıkaracağım" deyip milletten oy alıp, bütün bu
vaatlerinde doğru çıkmayanların bugünkü temsilcileri iseler…
HÜSNÜ ORDU (Kütahya) -
Adı "Doğru Yol Partisi" mi?!
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- …bunların, üçbuçuk yıldır bu
ülkedeki, daha önceki dönemlerin kamburunu kaldıran AK Parti İktidarına ve
Grubuna söz söylemeye hakları yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bugün, AK Parti Hükümeti
ve AK Parti Grubu, geçmiş dönemlerdeki kötü yönetimlerin kamburlarını bir bir
tasfiye ediyor. Batık bankaların zararlarını, vatandaşların mağduriyetini AK
Parti İktidarı giderdi. Bunun yanında, daha önce kesilen Tasarruf Teşvik Fonlarındaki
14,5 katrilyonluk çalışanların parasını bu Hükümet, bu İktidar ödüyor. Şu anda,
konut edindirme yardımlarının ödeme planları yapılıyor. Dolayısıyla, geçmiş
yıllarda vatandaşın sırtına yüklenen kamburları tek tek, bu Grup, bu Grubun
içerisinden çıkan Hükümet gideriyor arkadaşlar. Onun için, elimizi vicdanımıza
koyacağız ve hakkı teslim edeceğiz.
Değerli arkadaşlar, biraz
önce bahsettiğim teknik gerekçelerle, Cumhuriyet Halk Partisinin Grup önerisine
katılamadığımızı ifade ediyorum; ama, en kısa sürede, 663 sıra sayılı araştırma
komisyon raporunu görüşeceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Ergin.
Grup önerisi üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, öneriyi…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısı…
BAŞKAN - ...oylarınıza
sunacağım ve karar yetersayısı arayacağım.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre vermiş olduğu öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kâtip Üyeler arasında
ittifak sağlanamadığından, oylama işlemini elektronik cihazla yapacağız.
Oylama için 4 dakika süre
vereceğim.
Vekâleten oy kullanacak
sayın bakanların, vekâleten oy kullandıklarını yazılı olarak Başkanlığımıza
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, karar yetersayısı vardır ve grup önerisi kabul edilmemiştir.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır;
okutup, oylarınıza sunacağım:
2.-
Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK
Parti Grup önerisi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu, 23.5.2006
Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, siyasî parti grupları arasında oybirliği
sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
|
|
|
|
Salih
Kapusuz |
|
|
|
|
Ankara |
|
|
|
|
Grup
Başkanvekili |
Öneri:
Gündemin Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının 355 inci sırasında yer
alan 1180 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 4 üncü sırasına, 344 üncü
sırasında yer alan 1147 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 6 ncı sırasına
alınması, 23.5.2006 Salı ve 24.5.2006 Çarşamba günleri sözlü sorular ile diğer
denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi,
Genel Kurulun 23.5.20056 Salı ve 24.5.2006 Çarşamba günleri 15.00-21.00
saatleri arasında, 25.5.2006 Perşembe günü ise 14.00-20.00 saatleri arasında
çalışması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin
lehinde, Hatay Milletvekili Sayın Sadullah Ergin; buyurun.
SADULLAH ERGİN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; AK Parti Grubumuzun grup önerisinin lehinde söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, grup önerimizin
içeriği itibariyle sadece 2 tane talebimiz var Genel Kuruldan. O da, denetim
konularının görüşülmemesi ve 1180 sıra sayılı tasarının gündemin 4 üncü
sırasına, 1147 sıra sayılı tasarının da gündemin 6 ncı sırasına çekilmesine
dair bir talebimiz var. Bunların içeriği de… 1180 sıra sayılı tasarı,
Başbakanlık Teşkilat Kanununda değişiklik öngören bir tasarıdır; Başbakanlıkta
terörle mücadeleyi koordine edecek ve koordinasyonu daha da güçlendirecek bir
tasarıdır. Bunu, önemine binaen gündemin ön sıralarına çekmeyi arzu ettik.
Diğeri de bir uluslararası sözleşmenin ön sıraya çekilmesi.
Gündemde, zaten,
uluslararası sözleşmelerin onayına dair kanun tasarılarımız var. Çarşamba ve
perşembe günleri de gündemdeki tasarıların görüşülmesi, inşallah,
tamamlanacaktır.
Değerli arkadaşlar, yeni
yapılacak olan İçtüzükte, Meclis Genel Kurulunun, bu şekildeki, Danışma Kurulu
ya da grup önerileriyle bu kadar işgal edilmemesi için de yeni bir düzenlemeye
ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz. Haftanın hemen hemen üç günü, burada, Danışma
Kurullarıyla ya da grup önerileriyle Meclisin çok kıymetli çalışma vakitlerini
fazlaca işgal ettiğimizin farkındayız. Bundan sonraki süreçte, yine uzlaşma
yollarını arayacağız; ama, mecbur kaldığımız oranda da grup önerileriyle Genel
Kurul huzuruna geleceğiz.
Bu arada, bir önceki grup
önerisinin tartışmaları sırasında yöneltilen bir eleştiriye de değinmek
istiyorum. Bizim Grubumuzun basıp milletvekillerimize dağıtmış olduğu gündem,
muhtemel gündemdir, öngörülen gündemdir. Dolayısıyla, Danışma Kurulu önerisi ya
da grup önerileri bu Genel Kurulda kabul edilmeden şu taslakların bir anlamı
olmayacak; ama, Genel Kurula gelen milletvekillerimizin, bugün ne görüşeceğiz,
görüşülmesi öngörülen konular nelerdir diye merak etmesi karşısında, bu
gündemler basılıp dağıtılıyor. Bunu sadece biz yapmıyoruz; bilebildiğim
kadarıyla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu da, kendi milletvekillerine, o günkü
gündemi, muhtemel gündemi basıp dağıtıyor. Bunun, Meclis iradesine ipotek
koymakla ya da Meclis Genel Kurulunun iradesini hiçe saymakla bir ilgisi yok.
Tamamen, bir öngörünün milletvekillerimizle paylaşılmasıdır.
Grup önerimizin lehinde
oy kullanmanızı talep ediyor; Muhterem Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Ergin.
Aleyhte, Samsun
Milletvekili Sayın Haluk Koç.
Buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
önerisinin aleyhinde söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
üzülerek bir durumu tespit etmek istiyorum, o da şudur: Dördüncü yasama yılını
tamamlamaya az bir süre kala, üzülerek söylüyorum, İktidar Partisi ile
Parlamentodaki Anamuhalefet Partisi grupları arasında çalışma mutabakatı, en
azından uzlaşma yolunda bir arayış zemini bulunması tamamen ortadan kalkmış
görünmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
bunu, siz değerli milletvekili arkadaşlarıma bazı gerçekliğiyle anlatmak
durumundayım. Şimdi, bakın, 12-13 haftadır bu Parlamento, en önemli
görevlerinden birisi olmasına rağmen, denetim işlevini yerine getirmiyor. Bu,
önemli bir eksikliktir; bunu bir kenara koyuyorum.
Ben, Sayın Ergin'in
"efendim, haberimiz yoktu, saat 12.30'da Danışma Kurulu toplanıyor, oraya
gittiğimizde öğreniyoruz" sözüne bir açıklama getirmek istiyorum. Çoğunuz,
İktidar Partisinin Grup Yönetim Kurulunda görevli değilsiniz. Çoğunuz, siz de
buraya gelip, buradaki konuşmalar çerçevesinde neler olduğunu bittiğini
çıkarmaya çalışıyorsunuz, şifre çözmeye çalışıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım,
manzara öyle değildir. Bakın, bugünkü bu TMSF'yle ilgili raporun görüşülme
önerisinden önce… Sayın Kapusuz buradaydı, gitti…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Buradayım.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Burada.
Geçen hafta Danışma
Kuruluna Sayın Kapusuz katıldı, ben de beraber; Sayın Arınç, Meclis Başkanı
yönetti ve Sayın Arınç'ın sözüdür bu...
Arkadaşlar, iki yılı
geçti, bu rapor bitti. İçtüzükte şimdi "ticarî sır" diye sığındığı
noktayı, Sayın Meclis Başkanı, Meclis bürokratları aracılığıyla ilgili
bakanlıklarla görüşerek böyle bir konunun olmadığını, bunun artık görüşülmesi
gerektiğini; artık, Meclisin itibarı açısından bunun aşılması gerektiğini ifade
etti. Yani, ilk defa nasıl karşılaşıyorsunuz Sayın Ergin?! Sizin, Kapusuz'la
aranızda hiç diyalog yok mu?!
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Danışma Kurulunda getiriyorsunuz...
HALUK KOÇ (Devamla) - Siz
mi söylemiyorsunuz Sayın Kapusuz?!
Bir sağırlar diyaloğu var
arada ve ondan sonra "bizim haberimiz yoktu!.."
Değerli arkadaşlarım,
geçen hafta da aynısını yaşadık. Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda üye
arkadaşlar var burada; ellerini vicdanlarına koysunlar ve söylesinler.
Gümülcine Müftüsüyle, oradaki tek Türk ve Müslüman milletvekilinin -Batı
Trakya'dan bahsediyorum- komisyonu ziyaretinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi
heyetinin o bölgede tekrar bir inceleme yapmasından önce bir genel görüşme
açılmasının karara bağlandığı ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ben bunu görev
bilerek, genel görüşmeyi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına verdiğimi ve
aradan iki ay geçtikten sonra, ziyaretin gerçekleşmesine bir ay kala bunu
buraya getirdiğimizde "bizim haberimiz yok!.."
Değerli arkadaşlarım,
böyle grup yönetimi olur mu?! Ve ondan sonra, suçlu benim, haber vermiyorum!..
Her şey açık; her şey komisyonlarda, Meclis Başkanının huzurunda gerçekleşiyor.
Değerli arkadaşlarım,
zeytin… Sayın Karapaşaoğlu komisyonda şimdi. Sayın Karapaşaoğlu'nun yüzünü ben
çok iyi hatırlıyorum o gün, kendi önergesini reddettirdiniz Sayın
Milletvekiline. Narenciye, fındık… Fındık, aynı.
Değerli arkadaşlarım,
yapmayın, ne olur… Yani, sayısal çoğunluğunuz var, tamam; biz muhalefetteyiz,
tamam. 3'e 1 oranındayız; ama, yapmayın; uzlaşma diye, hep bizim dediğimiz
olacak, senin hiçbir değerin yok, senin hiçbir hakkın yok, gündemi ben
belirlerim!.. "Internet sitesinden bak" diyor. Üç dört haftadır
görüşmüyoruz grup başkanvekilleriyle, değerli arkadaşlarım; çünkü, bir grup
başkanvekili bir grup başkanvekiline "seviyesiz" derse, bir grup
başkanvekili bir diğer grup başkanvekiline "klinik vaka" derse,
nesini görüşeceğim değerli arkadaşlar ve burada mutabakat yok ve hemen
zeytinyağı gibi üste çıkmak!.. "Bunlar bizi oldubittiye getiriyorlar; bizim
bunlardan haberimiz yok!.." Hepsinden haberiniz var! Niye paylaşmıyorsunuz
grubunuzla?! Niye yanlış bilgi veriyorsunuz?!
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Niye azarlar gibi konuşuyorsun ya?!
HALUK KOÇ (Devamla) - Siz
grup başkanvekili olun da size dönüp bakayım, size dönüp bakayım; sen kendi
işine bak!
Evet, değerli
arkadaşlarım, şimdi, uzlaşma içinde çalışma dönemi maalesef bitmiştir, maalesef
bitmiştir. Üzülerek söylediğimi baştan da söyledim.
Bakın, 18 Mayıs günü
Türkiye acı bir sahne yaşadı, Türkiye acı bir sahne yaşadı ve Sayın Ali Topuz
-Grup Başkanvekili görevini sürdürüyor- Sayın Salih Kapusuz'la görüştü. Bugün
Meclisi toplamayalım dedik, bir duyarlılık var Türkiye'de. "Hayır efendim,
savaş zamanında bile Meclis toplanmıştır" dedi.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, Sayın Ali Topuz, Sayın Abdullah Gül'ü aradı; toplantıdaydı; Sayın
Abdüllatif Şener'i aradı, Abdüllatif Şener kendileriyle görüştükten sonra döndü
-bunları bilin diye söylüyorum- "Sayın Şener şunu söyledi: "Benim iyi
niyetli telkinlerime rağmen böylesi bir karşılığı bulamadım Sayın Topuz"
dedi. Ne oldu; iki tane, üç tane kanun çıkardınız Cumhuriyet Halk Partisi
olmadan. Ne oldu, ne oldu?! Millî Eğitimle ilgili iki kanun ve bir de
uluslararası yolsuzlukla mücadele konusundaki bir uluslararası sözleşmenin
onayı... Ne oldu değerli arkadaşlarım?! Cumhuriyet Halk Partisi konuşmadı,
tartışmadık, çabucak geçti! Belki, içinizden demişsinizdir: "Ne de güzel
oldu canım!" Bu, parlamenter teamüllere, geleneklere pek uygun değil Sayın
Kapusuz. Üzülerek tespit ediyorum bunları ve bunları diğer arkadaşlarımla da
paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu,
"yeni duyduk, şimdi haberimiz oldu" manzarasını lütfen yapmayın.
Bunların hepsini… Bakın, söylüyorum…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Açıklayacağım…
HALUK KOÇ (Devamla) -
Yarın, Sivas-Divriği Ulu Camiin onarılmasıyla ilgili kanun teklifinin öne
alınmasıyla ilgili Danışma Kurulunda öneri getireceğim. Şimdi burada herkes
duysun diye söylüyorum. Daha önceki tutanaklarda da "bunu, biz, daha sonra
ele alacağız" demiştiniz. Şimdiden söylüyorum; Sayın Ergin, perşembe günü
assubayların özlük haklarıyla ilgili kanun teklifinin öne alınmasını
getireceğim.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Getirdiniz; reddetti Genel Kurul.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Hayır, hayır; öne alınmasını…
SALİH
KAPUSUZ (Ankara) - Hayır; öne alınması geldi ve reddedildi. Tekrar getirmek
istiyorsunuz…
HALUK KOÇ (Devamla) -
Tekrar getireceğim. Çünkü, sözleriniz var: "Biz, bu işin üzerine el
atıyoruz...” Meclis Başkanının da sözü var: "Benim babam da assubay
-rahmetli- geçen dönemdeki sözlerim var; bunun üzerine gidilmeli." Siz de
burada söz verdiniz: "Komisyonlarda biz bunu ele alacağız…" Ama,
hepsi burada kalıyor değerli arkadaşlarım; hiçbir şeyin arkasını
getirmiyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bu
tespiti üzülerek yaptım; fakat, diyalogsuzluğun, bundan sonra bu Parlamentonun,
artık, yasama, denetleme, yükümlü olduğu bütün görevlerde yaşlandığını
gösteriyor. Bu Parlamento artık kendi kendini tekzip ediyor, bizi yenileyin
diyor, yenileyin diyor, yenileyin diyor.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya)
- Sine-i millet sizi bekliyor!
HALUK KOÇ (Devamla) - Siz
gidersiniz de, döneceğin belli olur mu Sayın Vekilim, onu bilmiyorum.
Döneceğin… İnşallah, dönersin. Allah yardımcın olur, inşallah, dönersin.
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Sakarya) - Millet sizi bekliyor!..
HALUK KOÇ (Devamla) - O
köylüye derdini anlatırsın, o esnafa derdini anlatırsın, o sıkıntı çeken insana
derdini anlatırsın, o dış politikada Türkiye'yi sürüklediğiniz sıkıntılı
girdapları anlatırsın.
Bakın, uluslararası
anlaşma gelecek, nükleerle ilgili, Amerika'yla ilgili. Orada, İsrail'e ses
çıkartmayan Amerika'nın, İran'a ne türlü yaptırımlarda bulunduğunun
nedenlerini, niçinlerini anlatırsın. Anlatırsın; yeniden seçilir, yeniden
gelirsin!
Saygılarımı sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Koç.
Lehte, Ankara
Milletvekili Sayın Salih Kapusuz; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. AK Parti Grubunun önerisi üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar, son
dönem itibariyle, Meclise verilmek istenilen hava, Meclis çalışmalarındaki
tutunulan tavır ve davranışlar, herhalde öncelikli olarak sizlerin, daha sonra
da kamuoyunun dikkatlerinden kaçmıyor kanaatini taşıyorum. Meclis çalışma
saatlerini mümkün mertebe belirli bir seviyede tutmaya ve çalışmaları da buna
göre götürmeye çalışırken, dikkat ederseniz, her hafta ve her gün, özellikle
-İçtüzük hükmüdür, haklarıdır, yapabilirler- İçtüzüğün 37 nci maddesine göre
verilmiş olan kanun teklifleri aşağıya indiriliyor -olabilir- her gün Danışma
Kurulu talep ediliyor ve bunun peşinden, Meclis çalışma saatlerine şöyle bir
dikkat edecek olursanız, asgarî 2 veyahut da 3 saat bu vesileyle zaman kaybı oluyor.
Bu bir kayıptır-değildir; tartışmak için söylemiyorum, İçtüzükte yeri yoktur da
demiyorum; ama, bir hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum… Ondan sonra da
arkadaşımız buraya çıkıyor, mutabakattan bahsediyor, diyaloğun son bulduğundan
bahsediyor!..
Değerli meslektaşım,
şöyle bir hatırlayın; geçirdiğimiz dört yasama dönemi içerisinde, her konuda ve
her gün, mümkün mertebe önceleri sizinle, eğer bir teklifimiz, bir önerimiz,
bir değişikliğimiz varsa, hafta sonu itibariyle veyahut da hafta başında en geç,
sizlerle bugüne kadar paylaşarak gelmedik mi?!
HALUK KOÇ (Samsun) - Son
zamanlarda diyorum.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Her konuda, her türlü, ne yapmak istediğimizi, hatta araştırma önergelerinde,
evet, bu araştırma önergesini görüşeceğiz, ama, arkadaşlarımızla
değerlendirdik, bu konuda komisyon kurmayı uygun bulmadığımıza varıncaya kadar
her türlü Meclis çalışmalarını sizlerle beraber dizayn etmeye, beraber
düzenlemeye, beraber çalışmaya gayret sarf ettik. Yani, bunu…
HALUK KOÇ (Samsun) - Son
iki üç ayı diyorum.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Siz, son iki üç ay içerisinde önce bir kendi tutumunuza bakacaksınız.
MEHMET KARTAL (Van) - Van
Gölünün kirliliğiyle ilgili 200 tane imza verdik!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Yani, değerli arkadaşlar, böyle, kamuoyunda bir olayı gündeme alarak her şeyi
tersyüz edip çok farklı göstermek, takdim etmek doğru bir şey değil.
İddianıza geliyorum…
Evet, Danışma Kurulunda, geçen hafta değil ondan önceki hafta, bu konuyu bir
vesileyle gündeme getirdiniz; dediniz ki: "Bu rapor görüşülsün."
Meclis Başkanı da orada görüşülmesi konusunda ifade etti; ama, ben kabul
etmedim. Böyle bir şeyi kabul etmiş olsak, zaten beraber getirecektik. Sonra,
Sayın Koç, bu Komisyon Başkanı Halil Aydoğan Bey, başta şahsınızı, Kemal Anadol
Beyi ziyaret ederek, bunun neden görüşülmesinde sakınca gördüğü hususları
sizlerle paylaşmadı mı?!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Benimle değil.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Evet, efendim, sizinle de paylaştı.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Hayır…
HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) - Hayır, sizinle de paylaştım.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Bakınız, arkadaşımız burada. Ben paylaştığını biliyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Meclis Başkanı "hiçbir ticarî sır kapsamına girmiyor" dedi.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Başka bir şey efendim.
HALUK KOÇ (Samsun) - Niye
kurdunuz bu komisyonu?!
HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) - Paylaştım…
HALUK KOÇ (Samsun) - Niye
kurdunuz bu komisyonu?!
HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) - Ben kurmadım.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Bunun üzerine, siz, iki üç ay öncesi gündeme getireceğiniz bu konudan
vazgeçmiştiniz. Haa, gelmeyecek, görüşülmeyecek diye bir endişe de taşımıyoruz.
Getiririz, görüşürüz, karar veririz beraber çalışma noktasında. Şurada Meclisin
dört haftası kaldı tatile gitmeden önce. Dört hafta öncesinde bu memleketin çok
öncelikli ve acil görüşülmesi gerekli olan yasal düzenlemeler ve çalışmalar
var. Bugün, Avrupa Birliğiyle ilgili, çıkıyor mensubu olduğunuz partinin
üyeleri, efendim, işte, reformculuğunuz durdu mu, geri adım mı atılıyor, niye
bir aktivite yoktur diye yeri geliyor tenkit ediyor. Hükümetimiz Dokuzuncu Uyum
Paketini ilan etti. Bu doğrultuda çalışmalar hem komisyonlarımızda hem Genel
Kurulumuzda devam ediyor.
Değerli arkadaşlar, bu
Genel Kurul, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iktidarıyla muhalefetiyle
Türkiye'nin en çok çalışan en şeffaf kurumudur. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Yani, bu kurumu çalışmıyor gibi takdim edecek bir yolu izlemek
veyahut da bu anlama gelecek ifadeler kullanmayı, doğrusu, ben uygun
bulmuyorum.
Peki, bu sizin
önerdiğiniz hususlar çalışılır mı; elbette çalışılır, zaten çalışılması
konusunda bir irademiz var, bu komisyonu da beraber kurmuşuz.
Değerli arkadaşlar, bir
başka hususu daha söylemek isterim ki, o da şu: Bu Meclisin açık veyahut da
kapalı tutulma meselesi. Evet, o gün de buraya çıktım, bu kürsüden, o melun
saldırıyı nefretle, şiddetle kınadık ve sizlerle beraber, bulunması gerekli
olan her yerde AK Parti milletvekilleri, İçişleri Bakanlığında bulundu,
Danıştayda bulundu, Kocatepe'ye de gitti. Bu görevlerimizi yaparken Meclisin
açık durmaması için bir sebep yok ki. Meclisin çalışmasını durdurmanın illa da
bir mecburiyet olduğunu orta yere çıkaracak bir olay yok ki. Zaten anarşistlerin, teröristlerin ve bu tip çete
üyelerinin, bu tip katillerin istediği şey buraları inkıtaa uğratmaktır.
Aksine, buraları inadına açık tutmak… Savaş döneminde bile, savaş idare
edilirken, bu Meclis, her türlü konuyu, sosyal, siyasî ve askerî konuları
tartışan bir Meclistir, gazi bir Meclistir. (AK Parti sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) - Ne
ilgisi var bunların?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Peki, bir olay oldu diye… İlk defa yaşamadık bu olayı. Böyle bir olayı bahane
ederek…
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Olay dediğin ne senin?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - … bu Meclisi, bugün eğer bu
vesileyle kapatırsanız, başka vesilelerle de kapatmak isteyenler çıkabilir;
ama, her zaman için demokrasiden yana, laiklikten yana, cumhuriyetten yana,
milletten yana tavrı olan bu iktidarın, bu partinin size bırakacağı hiçbir şey
yok; bundan da emin olabilirsiniz! (AK Parti sıralarından "Bravo"
sesleri, alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) -
Ayağını kaldırma, ayağını!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Evet, değerli arkadaşlar, bu Meclisteki yapılan çalışmalar çok açık ve net.
Elbette, muhalefetin de, muhalefet partilerinin de birçok konuda uzlaşarak,
razı olduğu, bazen razı olmadığı çalışma sistematiği olarak bugüne kadar
gelmiştir. Siz ne kadar germek isterseniz isteyin, biz hem diyaloğa açığız hem
de germeye karşıyız, uzlaşmadan yanayız.
Ben bu önerinin… Biraz
önce de arkadaşım, bir uluslararası anlaşmanın geriden öne çekilmesi,
Başbakanlıkla ilgili bir tasarının ön sıraya çekilmesiyle ilgili bir düzenleme
olduğunu izah etti; bir kez daha ifade ediyorum. Buna karşı çıkılacak bir şeyin
de olduğunu zannetmiyorum; ama, siz, bir önceki reddedilen önergeyle ilgili
olarak yine buraya gelip ilgisiz ve alakasız bir konuyu buraya taşıdınız;
bununla zaman geçirmiş olduk. Bu konularla ilgili olarak biz her şeyi açık,
samimî ve şeffaf bir şekilde yapmaya devam edeceğiz.
Saygılar sunuyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Kapusuz.
Sayın milletvekilleri,
aleyhte, Sayın Mehmet Eraslan ve Sayın Ümmet Kandoğan söz istediler. Aynı anda
müracaatları olduğu için…
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
İkisi beraber gelsin Sayın Başkan.
BAŞKAN - …biz kura
çekiyoruz, şans hangisine çıkarsa.
Evet, Sayın Eraslan…
Buyurun, aleyhte söz
isteğiniz var.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
AK Parti Grubunun vermiş
olduğu önerinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım ve grup önerisine baktığımız
zaman, iki kanun tasarısının öne alınması, sözlü soruların ve denetim işlerinin
görülmemesi var.
Tabiî ki, Türkiye Büyük
Millet Meclisine gelen bütün kanun teklifleri, tasarıları önemlidir; öne
alınabilir, öne çekilebilir ve görüşülebilir; fakat, her hafta, özellikle salı
günü yapılan grup önerilerinde, denetim görevinin ve sözlü soruların
görüşülmemesi gerçekten bizleri üzüntüye sevk ediyor. Her bir milletvekili, bu
Yüce Parlamentonun her bir üyesi, millet adına, ülke adına, sektörel bazda
birtakım sorular soruyor ve İçtüzüğün kendisine tanıdığı hakkı kullanarak
denetim görevini yapmak istiyor; ama, gerçekten, her hafta; ama, her hafta, aylardan
beri, hatta yıllardan beri, sözlü soruları görüşmeyelim, denetim işlerini
görmeyelim der isek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aslî bir görevini, aslî
bir icraını bir tarafa itmiş, bir tarafa bırakmış ve bu noktadaki icrayı
yapmamış oluruz diye düşünüyorum. Bundan sonraki haftalarda, milletvekillerinin
sözlü sorularının cevaplandırılmasını ve denetim görevlerinin yerine
getirilmesini temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bu
grup önerisine bakıyorum; bir de, araziye bakıyorum, taşraya bakıyorum, illere
bakıyorum, beldelere bakıyorum, köye bakıyorum, esnafa bakıyorum, memura
bakıyorum, kamu kesimine bakıyorum, kamuda çalışanlara bakıyorum, yetmişüç
milyon ülke insanına bakıyorum ve acaba, gelen bu Grup önerisi, bu milletin
hangi yarasına çare üretecek diye düşünüyorum ve her hafta gelen Danışma Kurulu
önerilerinin veya grup önerilerinin içinin boş olduğunu görüyorum. İçinin boş
olduğunu görüyorum; çünkü, sorunlar devam etmekte ısrar ediyor. Ekonomide bir
kırılganlık ve ekonomide bir sorun var, gençliğin istihdam sorunu var, bu
ülkede yaşayan kadınların sorunu var, bu ülkede çalışan kamu kesiminin
sorunları var, köylünün, çiftçinin büyük sorunları var, tekstilcinin sorunları
var, esnafın, KOBİ'lerin, yatırımcının, üreticinin sorunları var ve ihracatçının
sorunu var, yüksek girdi maliyetleri var, katlanılması mümkün olmayan düşük
aylıklar, düşük ücretler var ve bu sorunlar her geçen gün artarken, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin gündemi bu olması gerekir iken, bakıyorum, milletin
gündemiyle, arazinin gündemiyle, Türkiye'nin güvenlik sorunu gündemiyle,
Türkiye'nin sosyal sorunlar gündemi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi
arasında maalesef uçurumlar var.
Şimdi, bu sorunlar ne,
soracak olursanız; bir defa, değerli arkadaşlar, siyaseti, kendi çıkarlarımız,
kendi siyasî ikbal kaygılarımız mantalitesiyle, kültürüyle yapmamamız
gerekiyor. Siyaset, ulvî bir görevdir, kutsal bir görevdir; ama, siyaset,
Türkiye'nin menfaatları ve bu ülkede yaşayan aziz milletin menfaatları
doğrultusunda ve onların içinde bulundukları sıkıntıları, ıstırapları yok etme
noktasında gayret gösterilerek eğer siyaset yapılır ise, işte o zaman, siyaset,
kutsal bir görev, ulvî bir görev ve manalı bir görev olur. Aksi takdirde, eğer
her şey yolunda deyip, koltuğumuza oturup, arkamızı da yaslayıp; hiç kimsenin
şikâyet etme hakkı yoktur, her şey mükemmel, Türkiye düzlüğe çıkmıştır, aziz
milletimiz büyük bir refah içerisinde yaşamaktadır mantalitesiyle yaklaşır
isek, doğruları görme noktasında büyük bir zafiyete düşmüş oluruz demektir. Dolayısıyla,
yanlışlıkları, eksiklikleri, zafiyetleri ve toplumun sorunlarını var olarak
kabul etmek, siyaseten büyük bir erdemliliktir diye düşünüyorum. Eğer böyle
yapmaz isek, siyaset kurumu ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığı ile
Türkiye Büyük Millet Meclisinin durumu ile milleti birbirinden uzaklaştırırız,
devlet ile milleti birbirinden uzaklaştırırız, siyaset kurumu ile milleti
birbirinden uzaklaştırırız ve milletin Parlamentoya duyduğu güveni, maalesef,
azaltmış oluruz diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar,
bakın, dışticaret açığı 2001 yılında 10 milyar dolar. Bakın, bu rakamlar benim
rakamlarım değil. Bunlar devletin rakamları, resmî rakamlar, sayın
bakanlarımızın yazılı soru önergelerimize cevaben verdiği. Bakın, bir
kırılganlıktan bahsediyorum ve sadece birkaç rakam vereceğim. 2001 yılında
dışticaret açığı 10 milyar dolarmış, 2002 yılında 15,5 milyar dolar. Şimdi, bu
dışticaret açığının düşmesini biz temenni ederdik ve bunu, gerçekten, ayağa
kalkarak, ayakta da alkışlardık ve bunun da bir erdemlilik olduğuna inanan ve
iman eden insanlardanız; fakat, dışticaret açığı 2001 yılında 10 milyar dolar,
2002 yılında 15 milyar dolar iken, 2005 yılı sonu itibariyle 42,9 milyar
dolara, 43 milyar dolar düzeylerine gelmiştir. Bu bir sorun mudur; bu bir sorundur.
Bu sorunun çözümleri de vardır. Bu sorunların çözümü, yatırım, üretim ve
ihracat modelini, ekonomik modelini bu ülkede var etmektir, KOBİ'leri, esnaf ve
sanatkârları, yatırımcıyı, üreticiyi teşvik etmektir, girdi maliyetlerini
düşürmektir ve global pazarda, dünya pazarında kendi insanımızı, kendi
üreticimizi yarışır hale getirmektir. Yapılacak olan budur; ama, bakıyoruz,
olmuyor.
Değerli arkadaşlar, kısa
vadeli dışborçların artış oranına bakıyoruz; 2003 yılında 23 milyar dolar, 2004
yılında 31,8 milyar dolar, 2005 yılında 36,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiş
ve maalesef, kısa vadeli dışborçlarımızın artış oranı, aynen dışticaret açığı
gibi, her geçen ay, her geçen yıl artmıştır; bu da, bizim kamburumuzdur,
maalesef, bizim ekonomimizin, Türk ekonomisinin büyük bir ıstırabıdır diye
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, cari
açığa baktığımız zaman, 2001 yılında 3,4 milyar dolar ve gelmişiz 2005 yılının
sonuna, 22,9 milyar dolar. Bunlar, sayın bakanlarımızın bizlere vermiş olduğu,
yazılı soru önergelerimize vermiş olduğu cevaplardır. Peki, niye, bugün cari
açık -2005 yılı sonu itibariyle- 22,9 milyar dolar oldu; bunu düşünmek, ilgili
bakanların veya Bakanlar Kurulunun veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin veya
özellikle siyasî iktidarın görevi değil midir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, yine,
Devlet Planlama Teşkilatının ve Hazinenin vermiş olduğu verilere bakıyoruz;
içborç 2002 yılında 91 milyar dolarken, 2006 yılının ocak, şubat ayı dahil
185,3 milyar dolar düzeyine gelmiştir. Toplam dışborç stokumuza bakıyoruz; 2002
yılında 130 milyar dolarken, maalesef, 2005 yılı sonu itibariyle 170 milyar
dolar düzeylerine gelmiştir.
Evet, ihracatımız
artmaktadır; ama, ithalatımızın ihracatımızın 2 misli artmasından dolayı,
dışticaret açığı, ekonomimizi kırılganlığa sürüklemektedir ve cari açık, gayri
safî millî hâsılanın yüzde 7'sidir. Bu bir kırılganlıktır, bu bir krizdir, bu
bir tehlikedir, bu bir alarmdır, kırmızı çizgidir. 2002 yılında Arjantin'deki
kriz yüzde 6,5'le olmuştu. Yani, bizde cari açık, gayri safî millî hâsılanın
yüzde 7'si. Arjantin'de 6,5 iken, maalesef, ekonomik kriz yaşanmış. Ve
Türkiye'de 3,6 iken 2000 ve 2001 yıllarında ekonomik krizler yaşanmış. 2001
yılında 4,9'la ekonomik kriz yaşanmış; ama, geldiğimiz gün itibariyle cari açık
gayri safî millî hâsılanın yüzde 7'si dolaylarındadır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MEHMET ERASLAN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, artık, kulağımızı millete vermek durumundayız. Artık,
siyasî irade olarak, siyasî iktidar olarak kulağımızı millete vermek
durumundayız ve milletin taleplerini, arzularını, milletimizin
hassasiyetlerini, her noktadaki hassasiyetlerini; uluslararası politikada,
güvenlikte, terörle mücadelede, ekonomide, geçimsizlikte, açlık, yoksulluk,
fakru zaruret içerisinde yaşayan milletin gündemini Türkiye Büyük Millet
Meclisine taşımak durumundayız.
OECD ülkeleri içerisinde
gelir dağılımı adaletsizliğinde şampiyonuz. En üst gelir grubu daha zengin olur
iken, en alt gelir grubunun geliri her geçen gün düşmekte ve makas
açılmaktadır. Bu ülkede zengin daha zengin; yoksul, fakir ve sefalet içerisinde
yaşayan insanlar da, maalesef, daha fakir olma yolundadır ve 18 000 000 kişi
yoksulluk içerisindedir. 1,5 milyon insanımızla…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim, lütfen,
son cümlenizi söyleyin; ben eksüre verdim.
MEHMET ERASLAN (Devamla)
- Toparlıyorum Sayın Başkan.
18 000 000 insanımız
yoksulluk sınırında yaşıyor, 1,5 milyon insanımız, maalesef, açlık sınırının
altında yaşama gayreti içerisindedir ve tarımda 1,5 milyon insanımız istihdam
bulmuş iken, maalesef, 1,5 milyonun üzerinde insanımız tarım sektöründe işini,
maalesef, kaybetmiştir. İşsizlik oranı her geçen gün artarken, maalesef,
işsizlerimizin sayısı, kayıtlı, resmî verilere göre 2 800 000 kişidir. İşte
bunlar milletimizin gündemi, milletimizin sorunları, milletimizin siyasî
iktidardan, AK Parti Hükümetinden çözmesini beklediği, bir an önce çözüme
kavuşturulmasını beklediği sorunlardır. İşte milletin gündemi buysa, ben de
diyorum ki, bundan sonra gelecek Danışma Kurulu veya grup önerilerinin
içerisinde, lütfen, bunlar olsun ve hep beraber bunları, millet adına, Türkiye
adına, daha çağdaş, daha modern bir ülke var etmek adına yapalım diyorum ve
hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Eraslan.
Sayın milletvekilleri,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre vermiş
olduğu önerisi üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi öneriyi oylarınıza
sunacağım: Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş 2 adet doğrudan gündeme alınma
önergesi vardır; ayrı ayrı okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-
Anavatan Partisi Grup Başkanvekili ve Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın,
Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin
(2/687), doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/389)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
26.1.2006 tarihinde Yüce
Başkanlığa sunulan ve 6.2.2006 tarihinde ilgili komisyonlara havale edilen
(2/687) esas numaralı Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkındaki
Kanun Teklifim, havale edildiği Anayasa Komisyonunda süresi içerisinde
görüşülmediğinden kanun teklifimin İçtüzüğün 37 nci maddesi uyarınca doğrudan
gündeme alınması hususunu arz ederim.
26.04.2006
Saygılarımla.
Süleyman Sarıbaş
Malatya
BAŞKAN - Önerge üzerinde,
teklif sahibi olarak, Malatya Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş; buyurun.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bundan yaklaşık üç
ay önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdiğimiz ve komisyonlarda
görüşülmeyen (2/687) sıra sayılı Siyasî Partiler Kanununda değişiklik yapan
kanun teklifim üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce konuşan Adalet
ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Sayın Kapusuz, efendim, kanun
tekliflerini 37'ye göre Genel Kurula indiriyorlar, bu vesileyle de Meclisin 1-2
saatini boşa harcıyorlar şeklinde bir ifade kullandı. Öncelikle bu ifadenin, bu
Meclis çatısı altında kullanılmaması gereken bir ifade olduğunu söylemek
istiyorum.
Değerli arkadaşlar, ne
yapacaktık?! Bir kanun teklifi vermişiz, milletvekili olarak en tabiî hakkımız.
Hele hele son günlerde tartıştığımız birçok olayın sebebinin sivil siyasetin
meseleleri çözememesi noktasına dayandırıyorsak, sivil siyaseti yapılandıran
Siyasî Partiler Kanunundaki demokratik görmediğimiz maddelerin değiştirilmesi
lehine verdiğimiz bir kanun teklifini, siz çoğunluk partisi olarak komisyona
almıyorsanız, çoğunluk partisi olarak komisyonlarda görüşmüyorsanız, daha
doğrusu mevcut Siyasî Partiler Yasasını antidemokratik bulmanıza rağmen ve
yıllardır bu kanunun bazı maddelerinin, hakikaten bu toplumun yapısıyla
uyuşmadığını, siyasî partileri genel merkez hegemonyası altında, lider sultası
altında inlettiğini düşünmenize rağmen komisyonda tartışmıyorsanız, bu
tekliflerimizi 37'ye göre buraya indirmekten başka ne yolumuz var, hangi
yöntemimiz var?! Bu demokratik hakkımızı, bu hukukî hakkımızı, bu kanunî
hakkımızı kullandık diye Meclisi tıkamayla, Meclis çalışmalarını tıkamayla
suçlanmak kadar acı bir şey olamaz. Biz, milletvekili olarak en tabiî
hakkımızı, öncelikle bu Parlamentoda bulunan bütün arkadaşlarımızın
milletvekili olarak en tabiî haklarını kullanması gerekir; biz de bunu
yapıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
teklifimiz 15 maddeden oluşuyordu. Genel gerekçemiz şu: Sivil toplum
örgütlerinin yeterince gelişmediği bir ülkede, maalesef, temel sorunların
çözümü de, adresi de siyasî partilerdir. O halde, siyasî partiler, memleket
meselelerinin çözümünde en önemli anayasal kurumlarımız, demokrasinin
vazgeçilmez unsurları olduğuna göre, bütün toplumu bu siyasî partilerin
faaliyetlerine katma; yani, katılımcı, çoğulcu bir sistemi getirmemiz
gerektiğini hepimiz bilmekteyiz.
Bugünkü Siyasa Partiler
Kanunumuza baktığımızda, örnek vereyim: Hiç kimse istediği partiye gidip üye
olma hakkına sahip değil; yani, partinin il ve ilçe teşkilatları -herhangi bir
parti, hangi parti olursa olsun- istediklerini üye yapıp, istediklerini
yapmamakta serbestler. Daha başkası, partilerin merkezleri, istedikleri
teşkilatları, il ve ilçe teşkilatlarını, istedikleri gibi feshetme, istedikleri
gibi kendileri eleştiri noktasında eleştiri aldıkları takdirde kapatma, yok
sayma hakkına sahipler. Böyle antidemokratik bir yapı olur mu?!
Daha başka bir şey var:
Bir siyasî partinin birçok delegesi kongre istese bile, mevcut siyasî partiler,
tüzüklere tanıdığı bu yetkileri, hele hele tüzüğü yapan genel başkanlar,
yaptıran genel başkanlar, oranları da yükselttikleri takdirde kongre istemek
mümkün değil. Yani, partinin merkez yürütme organları, genel başkanlığı, idare
kurulları yanlış da gitse, delegelerin birçoğu, en az yarıya yakını
"kongre" demediği müddetçe kongreyi toplama hakkına da sahip değil.
Şimdi, bu antidemokratik
yapıyı ortadan kaldırmak için Siyasî Partiler Kanunumuzun değişmesi gereken
acil maddeleri var. Siyasî partilerin gelirleri denetlenemiyor, siyasî
partilerin siyasette kullandıkları mal varlıkları denetlenemiyor, siyasî
partilerde pozitif ayrımcılık yok; yani, kadınlarımız için, gençlerimiz için
bir pozitif ayrımcılık öngören bir düzenleme yok.
Başka ne yok: Siyasî
partilerin merkez kararlarında ve icra organlarında görev alanların mal
beyanlarını açıklamalarını düzenlemek gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Siyasî partilerin merkez kararlarında, icra organlarında görev
alanların devletin kamu kurumlarının yönetim, denetim kurulu üyeleri olmamaları
gerekiyor. Bütün bunların yeniden düzenlenmesi gerekip, Siyasî Partiler
Kanunumuzun yapısının şeffaflaşması, vatandaşın katılımcılığına, vatandaşın
çoğulculuğuna açık olması gerekirken, bugünkü yapı içerisinde tamamen genel
başkanların ve merkez karar icra organlarının sultası altında merkezi içe dönük
bir yapı haline getirilmiş. Peki, demokratik bir ülkede sivil toplum örgütleri
de yeteri kadar gelişmemiş ise, bizim, aslında, önemle üzerinde durmamız
gereken konu, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasî partilerimizi
vatandaşın rahatlıkla gelip katılabileceği bir yapıya kavuşturmamız ve bu
yapıdan umut beklenir hale getirmemiz lazım. Vatandaş, siyasî partilere ve
siyasîlere bugün soğuk bakıyorsa, uzak duruyorsa…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim,
konuşmanızı lütfen, tamamlayın, son cümlenizi rica edeyim.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - …siyasetçiye güvenemiyorsa bu yapıların içerisine giremediği, bu
yapıları denetleyemediği, bu yapıların içerisinde karar verme organlarını
etkileyemediği içindir. İşte, bizim kanun teklifimiz, 15 maddeden ibaret bu
kanun teklifimiz. Asıl amacı, siyasetin şeffaflaşması; asıl amacı, halkın
siyasete katılımının sağlanması, çoğulculuğun sağlanması; asıl amacı, lider ve
genel merkez icra organları sultasından siyasî partilerin kurtarılmasına
yöneliktir. Ben biliyorum ki, bütün milletvekili arkadaşlarım, bunun böyle
olduğunu, partilerinin içinde de bunun böyle olduğunu, bunun değişmesi
gerektiği kanaatini taşımaktadırlar.
Bu yasa teklifimizin gündeme
alınmasını Yüce Heyetinizden saygıyla arz ediyorum. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Sarıbaş.
Bir milletvekili
sıfatıyla, Iğdır Milletvekili Sayın Dursun Akdemir.
Buyurun. (Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Sayın Başkan, Anavatan Partisi…
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Siyasî Partiler Kanununda değişiklik
yapılması hakkındaki 26.1.2006 tarihli ve (2/687) esas sayılı kanun teklifimiz
üzerinde, milletvekili olarak, Anavatan Partisi milletvekili olarak söz almış
bulunmaktayım. Yüce Meclisi ve siz değerli milletvekillerini saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
siyasîler ve siyasî partiler, demokrasinin olmazsa olmaz ana unsurlarıdır. Dolayısıyla,
parlamenter demokrasiyle yönetilen bir ülkede olması gereken her şey var, ama,
peki, hâlâ neden ülkemizde demokrasinin işleyişinde sorunlar var? Neden halk
siyasîlere güvenmiyor? Halkın devlet kurumlarına duyduğu güvende, yani siyaset
bilimi literatüründeki politik kültüre göre, neden Türkiye Büyük Millet Meclisi
ve siyasî partiler hep en sonda? Halkın siyasî partilere katılımı neden az?
İşte bu sorulara cevap vermek için, bağımsız seçilen bir milletvekili olarak,
neden böyle olduğunu açıklayan bazı konulara girmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
siyasî partiler, sistemimizin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasî partiler
sorunları çözmek için, çare için vardır; ama, maalesef, halk siyaset kurumuna
güvenmiyor, siyasal sistem meşruiyet bunalımı içindedir, siyaset kurumu kendisi
sorun haline gelmiştir; dolayısıyla, çözüm üretememektedir.
Değerli arkadaşlar,
partilerin iç işleyişi demokratik değildir; lider sultası baskısı altındadır,
dolayısıyla, antidemokratik kurallar işlemektedir. Halkın sağduyusu temsil
edilememekte ve halk, olması gereken yerde olamamaktadır. Yani, siyaset, bir
bakıma halka kapalı gibidir. Sürekli yolsuzluk iddiaları siyasî ortamı kokuşmuş
duruma getirmiştir. Siyaset ve siyasetçiye böylece güven kaybolmuştur. Güçler
ayrılığı ve hukukun üstünlüğü işlemiyor arkadaşlar. 12 Eylülün getirdiği
sınırlı siyaset, siyaset-toplum etkileşimine negatif yönde tesir etti. Siyasî
parti, böylece, seçmen tabanından koptu. Siyasî partiler yönetimindeki lider
sultası, patronaj ve popülizm sayesinde halktan koptu. Türkiye Büyük Millet
Meclisi, yani, bu Yüce Meclisimiz, verimli çalışamıyor, etkin olamıyor, adil ve
şeffaf bir yasama ve denetim görevini yeterli yapamaz durumda.
Öncelikli sorun, iktidarı
ve siyaseti demokratikleştirme sorunudur. Milletin, vekili ile kendisi arasında
temsil sıkıntısı var. Sistemde demokratik ve şeffaf bir işleyiş
oluşturulamamakta. Demokrasi, seçim ve temsilden çok, siyasî irade, çoğulculuk
ve katılım ister; aslında, bunlar gerçekleşemiyor. Meşruiyet halk iradesine
dayanmıyor. Siyasî rekabet sorunludur. Siyaset, halkın müzakere ve katılımına
açılamamaktadır tam. Anayasa, Seçim Yasası ve Siyasî Partiler Yasası, kapsamlı
bir yeniden yapılanma istiyor. Siyasetin demokratikleşmesi için bunlar şarttır.
Siyasî kadroların siyaset
yönetim ve biçimi sorunludur. Partilerin programlarında demokratikleşme
taahhüdü vardır; ama, yerine getirilmiyor. Hükümet, Acil Eylem Planında ve
Hükümet Programında, çağdaş, şeffaf ve demokratik bir siyasal sistem sözü
verdi. Değerli arkadaşlar, bu sözü yerine getiremediniz. Bu nedenledir ki,
Anavatan Partisi olarak, Siyasî Partiler Kanununda değişiklik yapılması
konusunda bir çalışma yaptık.
Değerli
arkadaşlarım, bir ülkede, siyasetin doğru işlemesi, türlü altyapıyı sağlamak
tek başına yeterli olmamaktadır. Neredeyse doksan yıllık cumhuriyet dönemi
siyasî hayatımızın yanlış işleyişindeki aksaklıkları ortadan kaldırmak ve
siyaseti geniş halk kitlelerine yaymak için bu şekilde bir kanun teklifi
verdik.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
DURSUN AKDEMİR (Devamla)
- Bu kanun teklifimiz neler getirecek; Sayın Başkan müsaade ederse bana,
anlatmak istiyorum, çok önemli bir konu; dolayısıyla, sizlerin de
arzuladığınızı biliyorum. Bu nedenle, bir, genel merkezin teşkilatlardaki hegemonyası
ve lider sultası ortadan kalkacak, siyasî parti ile toplum arasında etkileşim
ve iletişim artacak, siyaset-yolsuzluk bağının koparılması mümkün olacak.
Dolayısıyla, bunları gerçekleştirmek için, kanun teklifimizin dikkate
alınmasını arzu ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
siyasî partilerin çağdaş devletteki rolü ve önemi üzerine "Siyasî
Partiler" adlı kitapta Duverger şöyle bir sonuca varıyor: "Partisiz
bir rejim, doğum, servet ya da mevki bakımından seçilmiş yönetici elitlerin
sürekliliğini sağlar. Halktan bir adamın, yönetici oligarşiye girebilmek için,
büyük bir çaba göstermesi, burjuva eğitiminin basamaklarını tırmanarak, doğduğu
sınıfla temasını sağlamak içindir."
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akdemir,
son cümlenizi rica edeyim; eksüre verdim, maksat hâsıl oldu.
DURSUN AKDEMİR (Devamla)
- Sayın Başkan son sözümü söylüyorum.
Bu nedenle, değerli
milletvekillerinin tümüne buradan, Yüce Meclisin çatısı altından sesleniyorum,
Anavatan Partisinin vermiş olduğu yasa teklifini, Siyasî Partiler Kanunundaki
değişiklik teklifini kabul etmeleri kendilerinin ve Türkiye'nin geleceğine
hayır getirecektir. Bu nedenle, teklifimizin kabulünü arz ediyorum Yüce
Meclisten ve hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Akdemir.
Önerge üzerindeki
konuşmalar tamamlanmıştır.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Şimdi önergeyi
oylarınıza sunacağım, karar yetersayısı istenmiştir, karar yetersayısını da
dikkate alacağım.
İçtüzüğün 37 nci
maddesine göre, Sayın Süleyman Sarıbaş tarafından verilmiş olan yasa teklifinin
gündeme alınması önergesini oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir ve karar yetersayısı vardır.
Şimdi, ikinci önergeyi
okutuyorum:
2.- İzmir
Milletvekili Hakkı Ülkü'nün, Büyükşehir Belediyesi Kanununa Bir Ek Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/691), doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergesi (4/390)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
25.1.2006
tarihinde Başkanlığınıza sunduğum (2/691) esas numaralı "Büyük Şehir
Belediye Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkındaki" kanun teklifim,
6.2.2006 tarihinde sevk edildiği TBMM Plan Bütçe Komisyonunda, TBMM İçtüzüğünün
37 nci maddesine göre 45 gün içinde gündeme gelmediği için, söz konusu madde
uyarınca teklifimin doğrudan Genel Kurulun gündemine alınmasını arz ve teklif
ederim.
Hakkı Ülkü
İzmir
BAŞKAN - Teklif sahibi
olarak İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü; buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 25 Ocak 2006 tarihinde yapmış olduğum
başvuru, Büyükşehir Belediyesi Kanununa bir ek madde eklenmesi ve bu eklenme
sonucunda da bazı mağduriyetlerin giderilmesine ilişkindir.
Konu ve bugünkü durum
şudur, biraz açıklayayım isterseniz: 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi
Kanununun 7 nci maddesi büyükşehir belediyelerinin görev, yetki ve
sorumluluklarını belirler. Birinci fıkrasının (v) bendi aynen şöyledir:
"Sağlık merkezleri, hastaneler, gezici sağlık üniteleri ile yetişkinler,
yaşlılar, engelliler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal
ve kültürel hizmetleri yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak,
meslek ve beceri kazandırma kursları açmak, işletmek veya işlettirmek, bu
hizmetleri yürütürken üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, kamu
kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak." Yani, kısaca,
büyükşehir belediyeleri hastane kurar ve işletir denmektedir. Türkiye'de Sağlık
Bakanlığına ait 900'e yakın hastane -ayrıca, daha sonra tüm sağlık ocakları da
dahil edilerek- 209 sayılı Yasaya göre dönersermaye işletmesi kurmuşlardır.
Üniversitelere ait 52 hastane de, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci
maddesine göre, dönersermaye işletmesine sahiptir.
Büyükşehir belediyelerine
ait iki hastane vardır; biri Ankara'ya ait, biri de İzmir'e ait. Bu
hastanelerimizin, dönersermaye işletmesi kurmalarına olanak verecek yasaları
yoktur. Bu durum, çeşitli çelişkilerin yanında, her yönden açık bir eşitsizlik
yaratmaktadır. Dönersermaye işletmesi olmadan bir hastanenin verimli
işletilemeyeceği inkâr edilemez. Öyle bir gerçek olmalı ki, Sağlık Bakanlığı
tüm hastaneleri kırkbeş yıldır böyle işletmekte, hatta, sağlık ocaklarına kadar
yayılmaktadır bu. Hal böyleyken, yerel yönetimlerin yataklı tedavi hizmetlerine
ciddî bir katkısının olabilmesi ve belediye hastanelerinin malî açıdan
belediyeye fazladan yük getirmeden varlıklarını sürdürebilmeleri için,
dönersermaye işletmesi olanaklarından faydalanabilmesi gerekmektedir.
Sayın Bakan, 5 Eylül 2005
tarihinde, bir dergiye -ki, adı Medimagazin- yaptığı açıklamalarında
"bizim, Hükümet olarak, planlamalarımızda, performansa dayalı ödeme
sisteminin sona erdirilmesi diye bir şey yok. Dolayısıyla, bizim
hastanelerimizde de, üniversitelerde de kârsız işletme mantığı biçiminde bu
uygulamalarımız devam edecek" demektedir. Ancak, büyükşehir belediye
hastaneleri halen bu uygulamanın dışında kalmaktadır.
Kaldı ki, Anayasanın 56
ncı maddesinin üçüncü bendinde "devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh
sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi
artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden
planlayıp hizmet vermesini düzenler" denmektedir. Sağlık Bakanlığı
hastanelerinde çalışan bir doktor, bir hemşire ya da bir çalışan, performansa
göre, emeğinin takdir edilen karşılığını alırken, çok iyi işletilse de,
büyükşehir belediye hastaneleri çalışanları bundan mahrum bırakılmaktadır.
Öte yandan, hastanelerin
tamamının gelecekte büyükşehir belediyelerine devri söz konusuyken ve bu
hastaneler dönersermaye işletmesine sahipken, büyükşehir belediyelerimize ait
hastanelerde bu eksikliğin giderilmesi ve eşitliğin sağlanması bir zorunluluk
olmaktadır.
Büyükşehir
belediyelerinin yerel yönetim olarak hastane kurmalarında sağlığa katkı
yönünden sayısız yararlar vardır; bu nedenle, teşvik de edilmelidir. Büyükşehir
Belediye Yasası da hastane kurulmasını ve çokyönlü sağlık hizmeti verilmesini
öngörmektedir.
Bir İzmir Milletvekili
olarak örnek vermek gerekirse, her şeye rağmen, İzmir Büyükşehir Belediyesi
Eşrefpaşa Hastanesi, yasada tanımlandığı şekilde görevlerini yerine
getirmektedir. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan ailelerin de güvencesi olmuştur.
2005 yılı içinde 4 500 yeni aile kayda alınmış, yıl içinde 22 560 kişi tedavi
edilmiştir. Yine ilköğretim okulu öğrencilerinde sağlık taraması ve aileleriyle
birlikte parazit tedavisi yapılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - 10
000 öğrenciyi kapsayan Hepatit B taraması yapılmış ve ailelere gerekli
eğitimler de verilmiştir. Ayrıca, kadın sağlığına yönelik çeşitli eğitim ve
taramalar da yapılmıştır. Bunlar, bir yerel yönetimin sağlığa azımsanmayacak
katkılarıdır. Eğer bunlar dikkate alınırsa, herhalde, iki büyükşehir
belediyesinin bu istemleri yerine getirilecektir, iki büyükşehir belediyesinde çalışan
doktorların ve diğer sağlık elemanlarının da içinde bulunduğu bu mağduriyetleri
giderilmiş olacaktır.
Yasaya olumlu
bakacağınıza inanıyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Ülkü.
Bir milletvekili
sıfatıyla, Sayın Nurettin Sözen, Sivas Milletvekili.
Buyurun efendim.
NURETTİN SÖZEN (Sivas) -
Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; konuşmama başlamadan evvel
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İzmir Milletvekili Sayın
Ülkü'nün yasa önerisi üzerinde görüşlerimi bildireceğim; ancak, o konuya
dönmeden önce, sağlıkla ilgili bazı konulara Yüce Meclisin dikkatini çekmek
istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
bugünkü basın bildirilerinden, haberlerinden öğrendiğimize göre, IMF'nin
yaptığı çalışma sonucunda, bütçenin 4,5 milyar dolar açık verdiğini ve bu
açığın büyük bir bölümünün de Sağlık Bakanlığından kaynaklandığını öğrenmiş
bulunuyoruz.
Henüz, sağlık sigortası
-2007 Ocağında hizmete girecek sağlık sigortası- başlamadan evvel verilen bu
açığın, önümüzdeki yıllarda çok daha fazla olacağı anlaşılmaktadır. Bu, plansız
bir gelişmenin, plansız bir çalışmanın ürünüdür kuşkusuz.
Bir başka çizgi, bir
başka nokta, aile hekimliği olayıdır. Geçen hafta arkadaşlarımla beraber
Düzce'de yaptığım incelemede gördüm ki, Düzce'de yapılan bu aile hekimliği
çalışması başarısız bir şekilde sonuçlanmıştır. Üstelik, bu başarısız sonuçlara
karşın, uygulama daha da yaygınlaştırılmaktadır. Başarısızlığın bir tek küçük
örneğini size sunmak isterim: Düzce'de hizmet veren 104 hekimin sadece 1 tanesi
aile hekimi uzmanıdır. Bildiğiniz gibi, Uzmanlık Yönetmeliğine göre,
yasalarımıza göre, değişik dallarda uzmanlıklar var. Aile hekimliği de bir
uzmanlık dalıdır uygulamada. Şu anda, Düzce'de hizmet veren 104 hekimden sadece
1 tanesi aile hekimi uzmanıdır. Oysa, bu hizmetin ancak aile hekimi uzmanları
tarafından verileceği de açıktır.
Bir ara, pratisyen
hekimlerin aile hekimliği uzmanı gibi çalıştırılması düşüncesi söz konusu oldu
ise de, bu pratisyen hekimlerin yetiştirilmesi; yani, aile hekimi yerine
istihdamı konusunda hiçbir girişimde bulunulmamıştır, hiçbir uygulama, hiçbir
çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla, bu yasa da halkımıza hizmet vermekten
uzaktır. Yeniden ele alınması, yanlışın neresinden dönülse kârdır anlayışıyla,
yeniden aile hekimliğinin düzenlenmesi gerekmektedir. Altyapı yapılmadan,
sağlık ocaklarında muayene ve tedavi için asgarî gerekli tıbbî araç ve gereci
temin etmeden verilecek bir hizmetin, sağlık hizmetinin yeterli olmayacağı
açıktır.
Değerli arkadaşlarım, bir
başka nokta, yabancı hekim konusu. Doğuda ve güneydoğuda eksik olan hekim
hizmetini veya hekimlerin eksik oluşu dolayısıyla düşünülmüş bu çözüm de, gayri
ciddî bir çözümdür. Öyle zannediyorum ki, bu çözüm "sağlık köyü"
denilen ve muhtemelen Arap sermayesiyle kurulacak, beş yıldızlı hastaneler ve
göstermelik olarak istihdam edilecek Amerikan hekimleri için, Amerika'dan
gelecek olan hekimler için düşünülmüş bir çözüm olsa gerek; yoksa, doğuda,
güneydoğuda, yörenin kültürünü bilmeden, yaşamını bilmeden, koşullarını
bilmeden, geleneklerini bilmeden, Türkçe bilmeden, bir yabancının burada hizmet
vermesi mümkün değildir. Bu bir aldatmacadır. Bu da, halkı aldatmaktan
vazgeçmek ve işin gerçeğine dönmek gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bir
başka çizgi -hep beraber basından izledik- bundan bir ay evvel, doğum ücretini
ödemediği için bir aile hapse girmişti; Sağlık Bakanlığının aracılığıyla
hapisten kurtulmuştu. Yani, insanların, ücretsiz olarak, herkesin eşit sağlık
hizmeti aldığı gerçeği ortada durmaktadır, doğru değildir, gerçek değildir.
İnsanlar, aynı şekilde, bu karmaşık sistemde yeteri kadar sağlık hizmeti
alamamaktadır. Koruyucu hekimlik de, aynı şekilde, istenilen düzeyde değildir.
Sonuç olarak, eşit işe
eşit ücret konusunda da -bugünkü öneride de söz konusu olduğu gibi-
hekimlerimiz, aynı hizmeti vermesine karşın, aynı ücreti almamaktadırlar. Aynı
bina içerisinde, 657 sayılı Yasaya dayalı çalışan hekimler olduğu gibi,
sözleşmeyle çalışan hekimler vardır. Dolayısıyla, iki farklı uygulamada, iki farklı
koşulda hekim görev yapmaktadır. Kaldı ki, bu sözleşmeli hekimler, iş
güvenliğine sahip değildir, ailelerinin geleceğini planlayamamaktadırlar.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
NURETTİN SÖZEN (Devamla)
- Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun.
NURETTİN SÖZEN (Devamla)
- Dolayısıyla, böylesine farklı "eşit işe eşit ücret" ilkesinden
uzaklaşan uygulamalara da son vermek gerekmektedir.
Yakın tarihimizde, hekim
ihtiyacını karşılamak için yapılmış uygulamalar vardır. Cumhuriyet tarihimizde,
tüberküloz mücadelesi gibi, trahom mücadelesi gibi, sıtma mücadelesi gibi
mücadelelerde, Türk hekimi bu yörelere koşmuş ve toplumun bu sağlık hizmetini
başarıyla yerine getirmiştir. Yeniden örnekler aramaya, uygulamalar aramaya
gerek yok. Tarihten alınacak bu dersler ve uygulamalarla, doktor açığı
kolaylıkla karşılanabilir.
Son olarak, zorunlu
hizmet hakkında da bir iki cümle söylemek istiyorum. Biliyorsunuz, zorunlu
hizmet, hiçbir meslek grubuna uygulanmayan bir uygulamayı hekimlere uygulama
yöntemidir. Pratisyen hekimler, uzman hekimler, altı yıllık eğitim yetmiyormuş
gibi, dört yıllık, beş yıllık ihtisas süresi yetmiyormuş gibi…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim,
tamamlar mısınız konuşmanızı.
NURETTİN SÖZEN (Devamla)
- Tamamlıyorum efendim.
…ihtisas süresi
sonucunda, bir de Sağlık Bakanlığından kura çekerek, istemediği halde belli
yörelerde görev yapmaktadırlar. 1980 yönetiminin getirdiği bu uygulama, önce,
hükümet tarafından kaldırılmış; fakat, altı ay sonra, tantanayla kaldırılan bu
yasa tasarısı, tekrar geri getirilmiştir.
Özetle söylüyorum ki,
Türkiye'de, sağlık hizmetleri tam bir karmaşa içindedir, yeniden masaya
yatırılıp yeniden kararlar alınması gerekmektedir.
Belediye hekimliği
konusunda Sayın Ülkü'nün görüşlerine katılıyorum. Eşit işe eşit hizmet
anlayışıyla, belediye hastanelerinde, özellikle büyükşehir belediyesi
hastanelerinde de dönersermaye işletmesi kurulmalıdır. Bunu teminen verilen
yasaya Genel Kurulun desteğini bekliyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum
efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Sözen.
Sayın milletvekilleri,
İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü tarafından verilen ve İçtüzüğün 37 nci
maddesine göre doğrudan gündeme alınması istenen kanun teklifinin gündeme
alınmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir; teklif gündemde yerini alacaktır.
Sayın milletvekilleri,
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.36
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.46
BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Türkan MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince,
sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmına devam ediyoruz.
IV.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim
Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1 inci sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu
gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2 nci sırada yer alan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin
Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
3 üncü sırada yer alan,
Türkiye Hükümeti ile Avrupa Uzay Ajansı Arasında Dış Uzayın Barışçıl Amaçlarla
İncelenmesi ve Kullanılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
5.- Türkiye Hükümeti ile Avrupa Uzay Ajansı Arasında Dış
Uzayın Barışçıl Amaçlarla İncelenmesi ve Kullanılması Konusunda İşbirliği
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/956) (S. Sayısı: 908) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Geçen birleşimde,
tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.
Şimdi, 1 inci maddeyi
okutuyorum:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE AVRUPA UZAY AJANSI ARASINDA
DIŞ UZAYIN BARIŞÇIL AMAÇLARLA İNCELENMESİ VE KULLANILMASI
KONUSUNDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN
BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1.- 15 Temmuz 2004
tarihinde Ankara'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Avrupa Uzay
Ajansı Arasında Dış Uzayın Barışçıl Amaçlarla İncelenmesi ve Kullanılması
Konusunda İşbirliği Anlaşması"nın onaylanması uygun bulunmuştur.
(x) 908S. Sayılı Basmayazı 17.5.2006 tarihli 103 üncü
Birleşim Tutanağına eklidir.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Tacidar Seyhan, Adana
Milletvekili.
Buyurun Sayın Seyhan.
Sayın Seyhan, süreniz 15
dakikadır.
CHP GRUBU ADINA TACİDAR
SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Tabiî, cumhuriyetten bu
yana, havacılık ve uzay konusunda, Türkiye, birçok şey yapmaya çalıştı; ancak,
Mustafa Kemal "istikbal göklerdedir" demesine rağmen, Türk Hava
Kurumu dışında, havacılık alanında faaliyetleri desteleyecek bir kurum, maalesef
kurulamadı.
Gerçekten, bugün, çok
özlediğimiz uzay kurumu, gündemde olmasına rağmen, ne geçmiş hükümetler
döneminde ne bu Hükümet döneminde gündeme alınmadı. Eğer, siz, uzay kurumunu
kurmazsanız, bu işbirliği, işbirliği olmaktan çıkar değerli arkadaşlar. Neden
çıkarı da size anlatmak istiyorum.
Bakın, ben, uzay
konusunda 10 kişiye sordum uzay deyince aklınıza ne geliyor dedim; çok acıdır,
4 tanesi "Mustafa Topaloğlu" dedi, 5 tanesi "ufo" dedi, 1
tanesi "karadelik" dedi. Demek ki, biz, yeterli bilgilendirme
yapamamışız. Bu, biraz kara mizah oldu; ama, hakikaten gülünecek bir şey.
Değerli arkadaşlar, bir
işbirliği nasıl olur: Teknolojik açıdan, sınaî açıdan bir dengeniz olur;
ar-ge'niz, yüksek teknolojiniz, rekabet gücüne ulaşacak dengede olur; bir
işbirliğine girersiniz ve o işbirliğinde kendi teknolojik birikiminizi farklı
teknolojik bilgilerle özdeşleştirir, bir çalışma yaparsınız. Bu, karşılıklı
bilgi transferidir, bilgi işlemedir, bilgiyi öne çıkarma, bilgi yönetmedir;
ama, sizin bir birikiminiz yoksa, siz uygulayıcı olmaya mahkûmsunuz. Bu know
how da değil.
Elbette, biz, bu tasarıya
karşı değiliz. ESA, ABD'den sonra dünyadaki en güçlü ikinci kuruluş. Avrupa
Konseyi ve Avrupa Birliğiyle organik bir bağı yok bu kuruluşun; ancak, 13
Avrupa Birliği ülkesi ve ayrıca Avrupa Birliğine üye olmayan 2 ülke bu
kuruluşun temsilcileri, üyeleri arasında. Türkiye'nin de, bu işbirliğine
gitmesi zarurîdir; ancak, Türkiye'nin burada zarar görmemesi için çok ciddî
çalışmalar yapması lazım.
Bakın -bu kanun çerçevesinde-
sismolojik araştırma yapmak için bu kanun çok önemli; bu, bir. İkincisi, yeni
enerji kaynaklarının tespiti; üçüncüsü, telekomünikasyon; dördüncüsü, uydular.
Genel çalışma alanı içerisinde bu var. Bir; telekomünikasyonu, maalesef,
özelleştirdik gitti. Telekomünikasyonun uydularının da, çok yüksek ücretlerle
Türkiye tarafından kiralandığını biliyoruz. Sismolojik araştırmaya
baktığımızda, biz, daha çok denizlerimizde ve karada bu araştırmaları
yapıyoruz. Ama, uydular vasıtasıyla yapılan ve Türkiye'yi de çok ilgilendiren
bir diğer araştırma daha var; Türkiye'de jeofizik etüdü yapılıyor; yani,
Türkiye'deki maden kaynakları, Türkiye'deki petrol rezervleri, artık, uzaydan
fotoğraflarla tespit ediliyor; mümkün olduğu kadar hassas fotoğraflar alınarak,
yanılgı payı yüzde 10'lara kadar düşürülüyor değerli arkadaşlar. Böyle bir
dünyada bizim yapmamız gereken şu: Öncelikle, enstitü niteliğinde değil, bir
uzay kurumunun, araştırma geliştirme niteliğinde kurulması şart. Türkiye de,
uzay kurumu, ESA'yla bu ilişkileri, bu örgütlenmeleri sürdürürken, yapması
gereken bir diğer şey de, özel sektörü ve üniversiteleri bu çalışmaların
içerisine katmak. Türkiye, şimdi, sadece TÜBİTAK'la giriyor buna. Türkiye
Bilimsel Araştırma Kurumunun bugüne kadar yapmış olduğu çalışmaları hiç
yadsımıyorum ve küçümsemiyorum, çok ciddî çalışmalar yaptı; inanın, savunma
stratejisi konularında ve savunma araştırmaları konusunda öyle ciddî
araştırmalar yaptı ki, elde ettiği sonuçlar, bugün, dünyayla baş edecek
ölçüdedir; bunu geliştirmek lazım. Askerî sır niteliğinde olduğu için, neler
olduğunu ben burada açıklamıyorum; ama, biliyorum ki, savunma alanında,
dünyanın en ciddî araştırmalarını yapan ülkelerden biri konumuna getirdi bizi;
bu bir başlangıç.
Eğer, siz, özel sektörü
de, üniversiteleri de bu işin içine katmak istiyorsanız, önce, gayri safî millî
hâsıladan ve genel gelirden ar-ge'ye ayrılan payı yükseltmeniz lazım. Bugün,
ar-ge'ye ayrılan pay yeterli değildir arkadaşlar. Özel sektörün ar-ge'ye
katılımı için, sınaî alanda bir teşvik sistemi oluşturmak zorundasınız;
gerekirse, özel sektörün yapmış olduğu ar-ge yatırımlarını vergiden düşerek ya
da onları, kamu kurumlarındaki ar-ge çalışmalarına dolaylı yoldan katarak,
Türkiye'nin, hem uzay alanında çalışmalarını hem de yüksek teknoloji üretimi
alanında çalışmalarını artırabiliriz.
En önemli konulardan biri
de şudur değerli arkadaşlar: Yüksek teknoloji, maalesef, üretmiyoruz.
Türkiye'nin, sanayide, bugün, içinden çıkılmaz bir konuma gelmesinin temel
nedeni budur. Biz, 30 ton buğday ithal ediyoruz, yerine, çok küçük modüller
alıyoruz, bilişim modülleri alıyoruz; yani, bir çiftçinin elindeki arazisine
verdiği emeği, robot makineden çıkan küçük bir elektronik modülle eşdeğer hale
getiriyoruz. Böyle bir ülkenin, millî gelirde Avrupa'yla dengeli bir gelir
düzeyine ulaşması ya da sanayide Avrupa'yla rekabet edebilmesi mümkün değildir.
Bunu yapabilmenin en güzel yolu, uzay araştırmalarının artırılması, ar-ge'nin
geliştirilmesi, ar-ge geliştirildikten sonra ülkemizi yüksek teknolojiye
kavuşturabilecek yatırımların, yatırım alanlarının oluşturulması şarttır.
Elbette ki, geçmiş
hükümet dönemlerinde de, bu Hükümet dönemlerinde de, Türkiye'de teknoparklar
kurulmuştur. Bu teknoparklarda, hem bilişim alanında hem yüksek teknoloji
alanında değişik çalışmalar ve araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar
çerçevesinde Türkiye'nin geldiği nokta, küçümsenecek bir nokta değildir; ama,
şu anda bulunduğumuz durum, Avrupa'yla veya Amerika'yla rekabet düzeyi
tartıldığında, hiç de iç açıcı değildir; sadece, Türkiye'yi bir üst noktaya
taşımıştır; ama, bizim rekabet şansımızı, halen, yok konumda olmaktan bir türlü
çıkaramamıştır değerli arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlar, bir
önemli konu da, ulusal yazılım. Eğer, siz, uzay ve uzay bilimleri konusunda bu
ülkeyi ileri safhaya taşımak istiyorsanız, mutlaka, bu ülkenin ulusal yazılım
ihtiyacını gidermek zorundasınız. Her yıl, milyarlarca dolar, sadece yazılıma
para ödüyoruz ve Türkiye, kendi ulusal yazılımını geliştirmiyor. Hepimizin
makinesinde Windows'lar, Excel'ler, Word'ler, bunlara paralel çalışan birçok
paket programlar kullanılıyor. Bunların, güvenlik açısından ülkeye tehdit
oluşturduğu açıktır. Her ne kadar bu yazılım programlarının kaynakları
(source) Genelkurmay Başkanlığına verilse
dahi, Türkiye, bir yazılım tehdidi altındadır. Hindistan, kendi ulusal
yazılımını oluşturarak, yıllık yazılım ihracatını 6 milyar dolara çıkarmıştır;
ama, Türkiye'nin bu alanda bulunduğu durum, bulunduğu nokta, gerçekten çok
üzücü ve çok karamsardır. Her ne kadar, KDV'ler yazılım sektöründe düşürülmüş
olsa dahi, önemli bir atılım yaratabilecek devlet teşviki olmadığından, yazılım
sektörümüz, birkaç önemli firmanın yüklenmesiyle belli noktalara kadar ancak
taşınabilmiştir.
Değerli arkadaşlar, bunu
yapabilmek için, kamunun, stratejik açıdan -her ne kadar liberal ekonomiyi
düşünse de- kendi yazılım firmalarını, kendi teknolojisini geliştiren firmaları
da destekleyecek önlemler alması lazım; bunları yaşatmak zorundayız. Eğer, siz,
kamu ihalelerinde kendi ulusal firmalarınıza öncelik tanıyamazsanız, eğer, siz,
kamu ihalelerinde ihale şartnamesinde bir yabancı firmayı tarif ederseniz,
ülkemizde yazılım yapan veya yüksek teknoloji üreten firmaların kendi
ekonomileriyle kendilerini geliştirmelerinin önünde en büyük engel olursunuz;
kamu eliyle sektör engellemedir bunun adı. Bu, çok teknik bir konu olabilir;
ama, yalın anlatmaya çalışıyorum. Bu sektörlerin kendilerini geliştirebilmeleri
için, mutlaka, kamuda, ulusal sanayiciye ve ulusal yazılım sektörüne özel bir
alan ayrılması lazım. Sayın Başbakan, her defasında "yazılım sektörü ve
ileri teknoloji alanlarında ulusal sanayici ve yatırımcı desteklenecektir,
ulusal yatırımcı Türkiye'nin birinci tercihi olacaktır" demesine rağmen,
biz, yazılım sektörünün büyük bir bölümünü yabancı firmalara bağlı kalacak
halde yönlendiriyoruz, Türkiye'deki yazılım firmalarını sıkıntılı hale
sokuyoruz.
Kaldı ki, uzay
araştırmalarına şöyle bir göz atın. Girişte -uzaydan anladığımız söz konusu
olunca- bir şey dikkatimizi çekti değerli arkadaşlar; artık, Türkiye'nin
"uzay" deyince uçağın dışına çıkması lazım. Uzay, Türk Hava Yolları
değildir. Uzay, F-16'lar değildir. Uzay, sadece yolcu taşımacılığı da değildir.
Uzay, yerdeki teknolojinin uzaydan hareketlendirilebilmesi, yönetilebilmesidir.
Uzay, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki hem kimyasal hem sosyolojik hem yerküre
açısından bilimsel değerlendirmelerin pekiştirildiği bir genel çalışma alanı
olmalıdır. Uzay, ekonomimizin geliştirilebilmesi için insangücüne dayalı
sektörler dışında, elektronik sektörlerin yönetilebileceği, yönlendirilebileceği,
barışçıl amaçlarla insan yararını gözeten çalışmaların yapılacağı yegâne hedef
olabilmelidir.
Uzay deyince, sadece cep
telefonlarımızı algılıyoruz. Uzay deyince, sadece kablosuz interneti
algılıyoruz. Uzay deyince, televizyonları algılıyoruz. Uzay, bunun dışında bir
şeydir. Artık, yer kabuğuna yönelik her tür araştırma; deprem, sismik; her tür
araştırma uzaydan yapılabiliyor. Bir tuşla, oturduğunuz yerin haritasını
görebiliyorsunuz. Bir tuşla, sektörel yapılanmaları, turizm yoğunluğunu
görebiliyorsunuz. Bir tuşla, tüm dünyadaki silahlanmaları, silahlanan
bölgelerin konuşlandığı yeri görebiliyorsunuz ve bir tek tuşla dünyada
istediğiniz yeri vurabiliyorsunuz. Hem güvenlik açısından hem ekonomik açıdan
hem sosyal açıdan uzay dediniz mi, biraz durup geriye yaslanacaksınız.
"Göklerin hâkimi dünyanın hâkimidir" demekle kalmayın; uzayın hâkimi
dünyanın hâkimidir. İnsanlık için de kullanacaksak uzayda var olacaksınız.
Silahlanma açısından yeryüzü kaynıyor; neredeyse, artık, uluslararası tekeller
uzayı bir silah mezarlığı, silah yönlendirme mezarlığı haline getirdiler,
deneylerin yapıldığı yerler haline getirdiler; ama, biz, uzayı bir dünyanın
koordinasyon merkezi gibi görerek, barışçıl amaçlarla kullanılabilecek bir
cennet, bir kaynak gibi değerlendirmek zorundayız, insanlığın yararına sunmak
zorundayız. Bunu yapabilmek için dengeli işbirliği şarttır.
Bakın, dengeli işbirliği
yoktur tezimi bir şeyle açıklayayım. Şimdi, biz, savaş uçaklarında yıllardır
bağırdık; F-16'ların modernizasyonu, F-16'ların imal edilmesi, Türkiye'de
yapılması falan filan... Arkadaşlar, bu saydıklarımızın hepsi hikâye. Yabancı
şirketler, çantasıyla geliyor, F-16 montajını yapıyoruz, çantasını alıp gidiyor
ne teknolojimiz var ne teknolojiye katılımımız var. Ne de bundan bir know how
almışız biz; böyle bir şey yok. Elbette Türkiye'de yapılması iyidir, bazı
parçaların üretilmesi iyidir; ama, bu, teknolojiyi aldığımız, algıladığımız
anlamına gelmez. Onu anlatmaya çalışıyorum. Teknolojiyi algılayabilmenin tek
yolu, ar-ge'yle teknolojiye ulaşmanızdır. Hâlâ Türkiye'nin önünde bir
tıkanıklık var. Sanki, teknolojiyle iktidarlar küsmüş, teknolojinin önünü
tıkamış. Hâlâ Türkiye'de bir ithalat açığı varsa, bunun nedeni, yüksek
teknolojiye ulaşamamaktır. Siz, yüksek teknolojiye ulaşmadığınız sürece, yurt
içinde hangi ekonomik, sosyal, kültürel tedbirleri alırsanız alın, hangi
reformları uygularsanız uygulayın, bu ülke, ithalat-ihracat arasında ciddî bir
açık vermeye devam edecektir.
Değerli arkadaşlar,
buradan, ilgili Bakanlığa seslenmek istiyorum: Lütfen, bu uzay kurumunu kurun,
Türkiye'de ar-ge'yi destekleyin, kamu kurumlarındaki payı artırın, özel sektöre
ar-ge teşviki verin -önerilerimi sıralıyorum- uzay araştırmaları yapan bütün
kuruluşların vergilendirmelerini yeniden gözden geçirin; özel sektör,
üniversiteler, TÜBİTAK ve diğer kamu kuruluşları arasında, uzay teknolojileri
arasında işbirliği yapacak yeni bir kurumsal düzenleme kurun; bunu organize
edecek kurum olarak da, Türkiye uzay kurumunu bir an önce var edin. Eğer
Türkiye uzay kurumu kurulmazsa, biz, önümüzdeki dönemler, önümüzdeki yıllar
bunu konuşmaya devam edeceğiz; fakat, çocuklarımız da, buradan gelen malî ve
sosyal yükün faturasını ödemeye devam edecek.
Hepinizi saygılarımla
selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Seyhan.
Madde üzerinde şahsı
adına söz isteyen Vahit Erdem, Kırıkkale Milletvekili... (AK Parti sıralarından
alkışlar)
VAHİT ERDEM (Kırıkkale) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benden önceki değerli Cumhuriyet Halk Partisi
sözcüsü üzerine söz aldım; birkaç hususu, eski bir Savunma Sanayii Müsteşarı
olarak sizlerle paylaşmak istiyorum.
Uzay sanayii, pahalı bir
sanayi, çok yüksek teknolojiyi gerektiriyor. Bir ülkenin, tek başına, Amerika
Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Rusya seviyesinde bir uzay sanayiini
kurmasının mümkün olmadığını evvela ifade etmek istiyorum. Türkiye de, bu
çerçevede, uzay sanayiinin pahalılığını, yüksek teknoloji gerektirdiğini
dikkate alarak 80'li yıllardan itibaren bu alanda önemli mesafeler katetmiştir.
Kısaca birkaç konu
üzerinde duracağım. Biliyorsunuz, TUSAŞ bu maksatla kuruldu (Türkiye Uzay
Sanayii Firması) ve bu firmanın altında Türk Uçak Sanayii, Türk Motor Sanayii
Eskişehir'de, Ankara'da Türk Uçak Sanayii kuruldu ve Ankara'dakinde 180,
birinci etapta 120, ikinci etapta 80 F-16 üretildi. Biraz evvelki arkadaşımızın
konuştuğu gibi "efendim, Amerika'yla müşterek konsorsiyum da geldi, bu
uçaklar üretildi, çantayı aldı gitti!.." Öyle bir şey yok. Sadece bir
genel müdür Amerikalıydı, dört beş yıl Amerikalı genel müdür bu uçak sanayiinin
başında bulundu. Sonra, bugünden değil, epey yıldan beri Türk uçak
sanayiilerinin hepsinin başında Türk genel müdürler mevcut. Çalışan
mühendislerin hepsi de Türk. Orada bir kabiliyet gelişti; orası hem eğitim hem
üretim hem teknolojik merkez haline geldi. Hatta, Mürtet'teki F-16
tesislerinde, Türk yapımı, benim de müsteşarlığım zamanında, Türk dizaynı, daha
doğrusu, uçak projelendirildi. Yalnız, bir uçağı üretmek, dizayn etmek kolay,
dünya pazarında yer almak, onun pazarlamasını yapmak kolay değil; karşımızda
dev firmalar var. Eskişehir'deki motor fabrikası, bugün, çeşitli ülkelerle
konsorsiyum içerisinde ihracat yapıyor. Aynı şekilde, Mürtet'teki uçak
sanayiinde 50'nin üzerinde CASA uçakları, nakliye uçakları üretildi.
Yazılım son derece
önemli, belirttiği gibi arkadaşların. 80 öncesi, bizim savaş uçaklarının
yazılımı dışarıdan geliyordu. Şunu söyleyeyim: Uçağı satın alabilirsiniz. Eğer,
yazılımı satın alıyorsanız, siz, dost ve düşman belirleyemezsiniz. Hangi
yazılımı almışsanız, o yazılım size hangi dostu, hangi düşmanı belirliyorsa,
siz ancak onunla savaşabilirsiniz. Öyleydi Türkiye… Türkiye'de -belki
arkadaşımızın haberi yok- bilhassa savunma sanayiinde yazılım şirketi var.
Bugün, biz, kendi yazılımımızı yazıyoruz, F-16'larımıza yüklüyoruz; kimi dost
tayin etmişsek, kimi düşman tayin etmişsek… Bu yazılımlar tamamen Türkiye'de
yapılıyor.
Tabiî, bunların yeterli
olduğunu söylemek istemiyorum. Daha da bu konularda atılım yapmak gerektiği
kanaatindeyim. Bilhassa, imalat konusunda, Türkiye, konsorsiyumlar vasıtasıyla
bu teknolojiye girmek durumunda ve girmiştir. Mesela, geleceğin büyük uçağı
dediğimiz ve sonradan ismi değişerek Avrupa stratejik nakliye uçağının
konsorsiyumunda Türkiye. Önemli miktarda pay sahibi olarak, konsorsiyumunda,
400M dediğimiz Airbus uçağı 2012'de imalatı tamamlanarak hizmete, uçuşa
başlayacak. Türk uçak sanayii bu konsorsiyumun içerisinde. Yani, öyle fazla da
küçümsemeyelim. 1980'lerin ortasından, hatta 80'lerin başından itibaren bugüne
kadar Türkiye uzay sanayiinde, uçak sanayiinde büyük mesafe kat edildi.
Elmadağ'da roket fabrikası var; onu da uzay sanayii sayabiliriz. Türkiye roket
üretecek kabiliyette bugün; belli mesafelerde -şimdi, onun detayına burada
girmek istemiyorum- roket üretecek de kabiliyette.
Onun için, gayet tabiî,
önümüzde kat etmemiz gereken daha çok mesafeler var. Biz çok iyiyiz, vesaire
demek istemiyorum; ama, gelinen mesafeyi de görmemiz gerektiği kanaatindeyim.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Erdem.
VAHİT ERDEM (Devamla) -
Sayın Başkan, bir iki cümleyle tamamlıyorum.
Bu anlaşma da, zaten
mevcut Hükümetin uzay sanayiine verdiği önemin bir sonucudur. Bu anlaşmayla da,
Türkiye, TÜBİTAK'la ve diğer araştırma müesseseleriyle bu alanda yeni
projelere, yeni araştırmalara gireceği kanaatindeyim.
Bu duygularla, Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Erdem.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Madde üzerinde soru-cevap
işlemi yapılacaktır.
Sayın Coşkunoğlu'nun soru
sorma talebi var.
Sayın Coşkunluğu,
buyurun.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Teknik bir sorum var
Sayın Bakana, aracılığınızla.
Bu, uzayın barışçıl
amaçla kullanılmasına ilişkin bir anlaşmayı tartışıyoruz. Uzayın birçok
amaçlarla birçok yönde kullanımı, aslında, barışçıl olmayabiliyor da, askerî
amaçlarla da olabiliyor; bunu biliyoruz. Bunlardan bir tanesi -ki, bu anlaşma
kapsamı içerisindedir; örneğin, jeodezi- 2 nci maddenin 2 nci fıkrasının (b)
bendinde ifade edilen alanda… Jeodezi ülkemizde bu konuyla ilgili çalışmalar
Harita Genel Komutanlığınca yürütülür.
Şimdi, eğer, biz, bu
anlaşma çerçevesi içerisinde bir araştırma yaparsak, jeodeziyle ilgili bir
çalışma yürütülürse, Avrupa Uzay Ajansı, siz, bunu, Harita Genel Komutanlığı
için yapıyorsunuz diye bir iddiayla gelecek olursa -yani, barışçıl amaçlarla
yapmıyorsunuz- nerede, nasıl bu gibi sorunlar hallolacak; ben, bunu göremedim.
Bu konuda yardımcı olursanız memnun olurum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Başka soru?..
Yok.
Sayın Bakan, buyurun.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilimizin isabetle
tespit ettiği gibi, Harita Genel Komutanlığımız, bu konuda Türkiye'de en
bellibaşlı çalışmayı yapan kurumumuzdur. Harita Genel Komutanlığı, askerî bir
kuruluş olmakla beraber, mutlaka askerî amaçlı çalışmamaktadır, hizmetlerinin
çok büyük bir kısmı sivil amaçlıdır. Bütün Türkiye'de kullanılan haritaların
aslı da orada yapılmaktadır. Jeodezi çalışmaları da hem askerî amaçlı hem sivil
amaçlıdır. Bu anlaşma çalışmaları yapılırken Harita Genel Komutanlığının da
görüşü alınmıştır. Herhangi bir çalışmasını engelleyecek bir husus olmadığı
gibi, yarın hem Avrupa Birliği bakımından hem de uluslararası anlaşmalar
bakımından Harita Genel Komutanlığı herhangi bir sıkıntıya girmeden
çalışmalarını bu anlaşmadan sonra da devam ettirecektir.
Arz ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Soru-cevap işlemi
tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısı istiyoruz.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunacağım, aynı zamanda karar yetersayısı da arayacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2.- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Uşak
Milletvekili Osman Coşkunoğlu.
Buyurun Sayın Coşkunoğlu.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 15 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA OSMAN
COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
teknik konuda bir anlaşmanın, uzayın barışçıl amaçlarla incelenmesi ve
kullanılması konusundaki Avrupa Uzay Ajansıyla aramızdaki anlaşmanın
onaylanmasına ilişkin yasa tasarısını görüşüyoruz.
Bu uzay konusunun önemi
belirtildi. Zaten bu önem nedeniyle ve birçok teknolojiyi kapsaması amacıyla,
nedeniyle de olsa, Sayın Başbakan uzay araştırmaları konusunu himayesi altına
aldı.
Bunlar sevindirici
girişimler; tabiî uluslararası anlaşma. Avrupa Uzay Ajansı, bu arada
Amerika'yla, Amerika NASA'yla rekabet içerisinde olan çok iddialı bir kuruluş.
Bu anlaşma bizi Avrupa Uzay Ajansına üye yapmayacak. Bu anlaşma beş yıllıktır.
Bu beş yıl içerisinde işler arzu edildiği gibi gelişirse, ondan sonra üyelik de
söz konusu olacaktır. İddialı bir alanda, iddialı bir anlaşma ve Sayın Başbakan
da, bu alanı, bu bilim ve teknoloji alanını himayesi altına aldığını söylüyor.
Bunları sevindirici
buluyoruz; fakat, izin verirseniz, bu sevindirici gelişmeyi bazı kuşkularla
karşılamamız için de yeterli neden var. Bunlardan bir tanesini somut
gelişmeleri size açıklayarak ifade etmeye çalışacağım. Bu anlaşmanın ve uzaya
verildiği iddia edilen önemin gerçekten içten ve ciddiye alınmış bir girişim
olup olmadığı konusundaki bazı tereddütlerimi ifade etmek amacıyla bazı
gelişmeleri söyleyeceğim.
Bilim ve Teknoloji Yüksek
Kurulundan başlayalım, Sayın Başbakanın
başkanlığında toplanan. Bu Bilim Teknoloji Yüksek Kurulunun 10 uncu
toplantısında, ülkemizde yeni alanların açılması ve yüksek kalkınmanın
yakalanması hedefiyle önemli bir atılım kararı alındı ve bu hedef doğrultusunda
Sayın Başbakan da, temel öncelikli alanlardan biri olarak uzay araştırmaları
konusunu himayeleri altına aldı; bu, 10 uncu toplantıda oldu. 10 Mart 2005
tarihinde yapılan 11 inci Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısında ise
ulusal uzay araştırma programı kararı alındı; bu, 10 Mart 2005'te. 10 Mart
2005'te alınan kararda aynen şöyle deniyor, önümde karar metni: "Ulusal
uzay araştırmaları programı koordinasyonunun, ulusal kurum ve kuruluşlarla
birlikte ve tam bir eşgüdüm içinde TÜBİTAK tarafından yapılmasına…" Şimdi,
bu, Sayın Başbakanın başkanlığını yaptığı Bilim Teknoloji Yüksek Kurulunda
alınmış karar; TÜBİTAK tarafından eşgüdüm yapılacak. Bunun tarihi, 10 Mart
2005.
Bundan bir yıl sonra,
2006 yılında, Sayın Başbakan -ki, Bilim Teknoloji Yüksek Kurulunda bu
görüşmeler devam ederken- bir açıklama yapıyor; aynen okuyorum: "Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Türksat Anonim Şirketi bünyesinde ulusal uydu ve uzay
teknolojileri merkezi kurulmasını hedeflediklerini bildirdi."
Şimdi, bir, TÜBİTAK'ın
eşgüdümünden söz ediliyor, zaten bu anlaşmayı da Avrupa Uzay Ajansı ile Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetini temsilen yapan TÜBİTAK'tır. Derken, Sayın Başbakan birden
Türksat Anonim Şirketi içerisinde bir ulusal uydu ve uzay teknolojileri merkezi
kurulmasını hedeflediklerini bildiriyor. Yeni bir merkez, uzayla ilgili. Bu
arada, bütün bunlar olurken, TÜBİTAK bir rapor yayımlıyor Ocak 2005'te ve bu
raporunda aynen şöyle diyor bir noktada: "Ülkelerin uzay politikaları,
ülke kurumları arasında tam bir eşgüdüm sağlanarak belirlenmektedir. Belirlenen
politikaların koordinasyonu ve uygulamaları, genellikle ülkelerin uzay
ajansları tarafından yürütülmektedir" Burada, Türkiye'de bir uzay
ajansının veya -buna kurum diyelim- Türkiye uzay kurumunun kurulması yönünde
öneri var. Nitekim, 20 Ocak 2004 tarihinde, Millî Savunma Bakanlığı tarafından
bakanlıkların görüşüne sunulmuş bir yasa tasarısı vardır. Bu yasa tasarısı da,
Türkiye Uzay Kurumunun kurulması içindir; ancak, Maliye Bakanlığı, bu yasa
tasarısını -şu veya bu nedenle, aslında, nedeni de belli, ifade edilmiş, belli
demeyeyim, ifade edilmiş bir neden var da, işte, Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısını bekleyelim gerekçesiyle- Türkiye Uzay Kurumunun kurulması için
hazırlanan Millî Savunma Bakanlığının sunduğu yasa tasarısını bekletmektedir.
Ortada, şimdi, bir
TÜBİTAK var bu eşgüdümü sağlayacak. Derken, uzayı çok önemseyen Sayın
Başbakanın, bunu himayesi altına alan Sayın Başbakanın, yeni bir kurum kurma,
merkez kurma Türksat içerisinde demeci ve niyeti var, hedefi var, hedef
şeklinde açıklıyor. Bütün Avrupa Uzay Ajansına üye ülkelerin her birinin ulusal
uzay kurumları var; Türkiye'ye geldikleri zaman, biz kiminle muhatap olacağız
diye merak eden uzay kurumları var. Türkiye'nin de uzay kurumu kurması
bekleniyor; fakat, ortada böylesine farklı kurumlar, kuruluşlar ve bir keşmekeş
var; bu, son derece rahatsız edici bir durum. Olayı ciddiye almak…
Bakın, size, bu konuyla
ilgilenen kuruluşları okuyayım, uzayla ilgilenen:
Uydu
telekomünikasyonunda, Ulaştırma Bakanlığı ve Türk Telekom; vakıa, şimdi, uydu
ayrıldı, Türksat.
Uyduyla meteorolojik
çalışmalarda, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ilgileniyor.
Astronomi ve uzay bilimlerinde,
üniversiteler var, TÜBİTAK var.
Uydu geliştirme ve uzay
teknolojilerinde, TÜBİTAK var, sanayi kuruluşları var; biraz önce sayın
konuşmacının da ifade ettiği, TAI gibi, TUSAŞ gibi sanayi kuruluşları var. Yer
istasyonu kurma ve işletmede Türksat var. Bunlar önde gelen kuruluşlar. Birçok
farklı kuruluş uzay araştırmalarıyla ilgileniyor. Bunların eşgüdümünü
sağlayacak bir kurumsal yapı ihtiyacı defalarca ifade edilmiş durumda, aslında
ifade etmeye de gerek yok. Konuyu ciddiye alan her ülkede bir uzay kurumu
kurulmuş; ama, Türkiye'de, bu kurumsal yapılanma bu kadar yıl içerisinde belli
bir sonuca varacağına, tam tersine, farklı yönlere bir gidişat içerisindeyiz.
Şunu da eklemeden
edemeyeceğim: Benden önceki sayın konuşmacının söylediği gibi, Türkiye'de,
gerçekten, uzay araştırmaları ve bu teknolojide çok yeterli bir insangücü ve
teknoloji altyapısı vardır. Zaten, Avrupa Uzay Ajansının bizimle bu anlaşmayı
yapmayı kabul etmesi, kendilerinin Türkiye'ye gelip, bizim altyapımızı, gerek
insangücü gerek teknoloji altyapımızı incelemesinin sonucunda olmuştur.
TÜBİTAK'ı incelemişlerdir, üniversiteleri incelemişlerdir. Bu incelemenin
sonucunda, Türkiye'yi uzay araştırmaları konusunda son derece yeterli
bulmuşlardır. Bunu da tekrar vurgulamadan edemiyorum; çünkü, biliyorsunuz,
Sayın Başbakan, sık sık, bizim üniversitelerimizi, TÜBİTAK'ı, geçmiş yönetimi
de yetersiz bulduğunu ifade ediyor. Bu uluslararası kuruluşlar, en azından,
bizim gibi, Sayın Başbakanla aynı fikirde değil. Bunu ifade eden
üniversitelerimizi, TÜBİTAK'ımızı suçlayan Hükümetin, bu arada, bir uzay
kurumunu, yani bu eşgüdümü sağlayacak bir kurumu kurma ciddiyetini ve
çalışmasını da gösterememiş olduğunu üzüntüyle ifade ederim.
Gelelim, bir diğer
karışık konuya, hâlâ netleşmemiş konuya: Uydular, tabiî sadece uzayla ilgili
değil, uydular, bir ülkenin kenar köşesine, kablonun gidemediği yerlere
internet hizmeti götürmek için de kullanılıyor. "2005 yılı sonuna kadar
bütün okullara internet götüreceğiz" demişti Sayın Millî Eğitim Bakanı. Şimdi,
bırakın dağlık yöreleri, uzak yöreleri, Uşak'ta, batıda bir il olarak -benim
kendi seçim bölgemde- hâlâ internet hizmetinin, ADSL hizmetinin olmadığı
okullar var. Bunu Sayın Millî Eğitim Bakanına söylediğim zaman, bana
"telekom altyapısının olduğu her yere götüreceğimizi söylemiştik"
dedi. Telekom altyapısı yok. Peki, kim sağlayacak bunu; bir açıklama yapılıyor:
"Biz, wifi denilen kablosuz teknolojiyle" yapacağız. Sonra deniliyor:
"Wimax, yeni teknoloji çıktı, onunla yapacağız." O yeni teknolojinin
standardı bile yok. Ondan sonra başka bir açıklama yapılıyor: "Uyduyla
yapacağız" Ee, bir karar verilsin, bir şekilde yapılsın! Yoksa, bu,
sayısal uçurum dediğimiz, belli kitlelerin, zaten gelir dağılımından mağdur
durumda olan kitlelerin bilgiye erişim olanaklarını, internet olanaklarını da
sınırlamış oluyoruz. Zaten internet pahalı, bir de bu keşmekeş "uyduyla mı
yapacağız, kablosuz mu yapacağız" keşmekeşi içerisinde, maalesef,
Anadolumuzun birçok yerindeki okulumuz hâlâ internete erişim konusunda
sıkıntılıdır; bu da diğer bir keşmekeş. Bunların hallolmamış olmasını, hiçbir
şekilde, ama hiçbir şekilde, yani, en azından "şu şekilde yapacağız"
diye karar verilmemiş olmasını, hiçbir mazeretle açıklamak mümkün değildir.
Böylesine teknik ve ciddî bir konuda, bu konudaki girişimleri -başta söylediğim
gibi- sevindirici olarak bulmamız için, bu girişimlerin yüzeysel -sadece böyle
hoş geldiği için kavramlar, uzay teknolojisi gibi- değil de ciddîye alındığını
görmemiz için, bunun gerekli kurumsal altyapıyla ve gerekli kararlarla da
gerçekleştirilmiş olmuş olması gerekirdi. Bu anlaşma iki sene önce imzalandı,
iki sene sonra Meclise geliyor. Dört beş senedir söz konusu ve hâlâ gerekli
altyapı, kurumsal altyapı sağlanamamıştır. Hepiniz bunu kabul edeceksiniz ki,
doğru dürüst bir eşgüdüm olmazsa, istediğiniz kadar para yatırın, teknoloji
alın, işgücü birikimi sağlamaya çalışın, doğru dürüst bir yönetim olmadığı
sürece bunların başarıya ulaşması mümkün değildir.
Dolayısıyla, burada, bu
anlaşmayı ve tasarıyı, tabiî, olumlu görüyoruz; fakat, ciddîye alınması için ve
göstermelik olmasını önlemek için, uzay politikalarını üretecek, üretilen
politikalar üzerinde programlar geliştirecek, kısa, orta ve uzun dönem planlar
hazırlayacak, bu planları zaman cetvellerine bağlayarak uygulayacak, uygulamaları
izleyerek denetleyecek, yönetecek ve teşvik edecek bir Türk uzay kurumunun
kurulmasının bir an önce gerçekleştirilmesini diliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Coşkunoğlu, buyurun.
OSMAN COŞKUNOĞLU
(Devamla) - Bağlıyorum Sayın Başkan, son cümlelerim.
Bakın, anlaşmanın 3 üncü
maddesinin 1 inci fıkrasında "her iki taraf, bu anlaşmanın uygulanmasıyla
ilgili eylemleri koordine etmek için bir temas noktası belirleyecek…"
Temas noktası… Tamam, resmen burada TÜBİTAK deniliyor; ama, Sayın Başbakan
başka açıklamalar da yapabiliyor.
Bu anlaşmanın -tekrar
söylüyorum- hayırlı olmasını dilerim. Önemli bir konudur; fakat, bu önemli
konuyu hak ettiği bir ciddiyet içerisinde Hükümetin ele almasını diler,
hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Coşkunoğlu.
Madde üzerinde soru-cevap
işlemi yapılacaktır.
Sayın Kepenek, buyurun.
YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanımdan,
aracılığınızla, şu soruyu yanıtlamasını istiyorum: Ülkemizde
"kurumsallaşma" kavramının az gelişmiş olduğu, kurumsallaşmanın
yetersiz kaldığı biliniyor Sayın Bakanım. Diğer taraftan da, aynı işi üstlenen
çok sayıda kurum olunca, yetki karmaşası ortaya çıkıyor ve doğru dürüst sonuç
alınamıyor. Böyle iki gerçek var. Bu durumda, yalnızca uzay araştırmalarıyla
ilgili yeni bir kurumsal yapılanmaya gitmeyi düşünüyor musunuz ve kurumlar
arasında dağılmış olan, bölük pörçük olan uzay araştırmalarını tek bir çatı
altında toplayarak bir kurumsal yapı oluşturacak mısınız?
Çok teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kepenek.
Başka soru yok.
Sayın Bakan, buyurun.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkanım, Sayın Kepenek de takip
etmişlerdir; bir uzay kurumu çalışmaları var. Ancak, bu, uzay çalışmalarının
düzenlenmesiyle alakalı. Yoksa, uydu çalışmaları iki ayrı şekilde gelişiyor:
Bir, gözetleme uydusu, ki, tamamıyla ayrı karakterdedir; diğeri haberleşme
uydusu. Gözetleme uydusu çok daha sınırlı kabiliyeti olan, yerden uzaklığı daha
sınırlı olan bir uydudur ve nitekim TÜBİTAK tarafından, bugün, 12,5 metre
çözünürlükte atılmıştır ve bu uydu halen görev yapmaktadır. Şimdi, TÜBİTAK,
çözünürlüğü daha küçük bir uydu üzerinde çalışmaktadır. Millî Savunma Bakanlığı
olarak da biz buna destek veriyoruz.
Ayrıca, bizim, gözetleme
uydu ihalemiz var. Bunda da Türk firmalarını teşvik ediyoruz. Ancak, haberleşme
uydusu Ulaştırma Bakanlığının üzerinde durduğu ve Türksat'ın çalışmalarını
yaptığı bir uydu çalışmasıdır. Bunun kabiliyeti, kapasitesi ve elbette fiyatı
ona göre yüksektir. Bu bakımdan, tek bir kurum altında belki düzenleme
toparlanabilir; ama, biraz evvel Vahit Beyin de belirttiği gibi, üretimle
ilgili hususlar, ihtisaslaşmaya dayalı olarak, gerek bizim, HAVELSAN gerek TAI
ve diğer kuruluşlar tarafından TÜBİTAK'ın koordinasyonunda ayrıca
yapılmaktadır. Şunu belirtmek, belki daha uygun olur: Geçen sene TÜBİTAK'a
verilen 450 trilyonluk para bu sene artırılarak devam ettirilmiştir ve bunun
önemli bir bölümü de uzay çalışmalarında harcanmaktadır.
Arz ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3.- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan;
buyurun.
CHP GRUBU ADINA TACİDAR
SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Adalet ve Kalkınma
Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grupları adına konuşan iki konuşmacıyı da
dikkatle dinledim. Hepimizin ortak bir söylemi var, uzay araştırmalarına önem
verilmesini söylüyoruz. Nedense, ben, teknik olarak eksiklikleri dile
getirdiğimde İktidar Partisi bir alınganlık gösteriyor; ama, bunu bir
alınganlık çerçevesinden çıkarmak lazım. Biz bir katkı koymaya çalışıyoruz
değerli arkadaşlarım. Burada ortaya koyduğumuz her şey, Türkiye'nin
gerçeklerine dayalı. Adalet ve Kalkınma Partisi sayın sözcüsü konuşmasına şöyle
başladı, ben çok üzüldüm: "ABD, Avrupa çapında bir uzay sanayii
kurulamaz" dedi.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, eğer bir işi yapacaksanız önce iddianız olacak. Bunu, kurulamaz
dediğiniz zaman… Siz erksiniz, siz iktidarsınız, gelin şuraya, allahaşkına, bu
konudaki hedefinizi söyleyin; ne yapacaksınız, bu teknolojiyi hangi boyutta
görüyorsunuz, uzay kurumunu kuracak mısınız, nasıl ilişkilendireceksiniz,
teknik yapılanma nasıl olacak, bunu özerk yapılanma içerisinde özel sektörle
nasıl ilintili hale getireceksiniz, bunu bize anlatın. "Türkiye'de TAI
var, TUSAŞ var" diyerek bu işin içinden çıkamazsınız. Eğer iddianız
olmazsa, bir işi becermeniz mümkün değil. Siz yapacaksınız bunu, siz
iktidarsınız. Biz burada önerilerimizi söyleyeceğiz, siz de uzaya nasıl
baktığınızı söyleyeceksiniz. Gelin, lütfen, söyleyin, bu konuda ne
yapacaksınız? Bizim önerilerimizden hangisini yerine getireceksiniz? Beş yıl
içerisinde, on yıl içerisinde ya da onbeş yıl içerisinde Türkiye, uzay
harcamaları ve uzay yatırımları konusunda ne yapacak, uzaya bakış açısını nasıl
değerlendirecek? Sayın Coşkunoğlu da söyledi, bu, bir üyelik anlaşması değil;
bu, sadece bir işbirliği anlaşması. Birkaç şeyi birbirine karıştırmayın lütfen.
"Türkiye'de yazılım yok" dediğimizi söylüyorlar; öyle bir şey
demedik. Türkiye'de yazılım var, yazılımı destekleyin, ar-ge'yi destekleyin,
önünü açın, Türkiye'deki yetişmiş insan gücünü değerlendirin dedik.
Arkadaşlar, bakın,
Türkiye'de her şey farklı anlaşılıyor. 1987 yılında, bundan tam ondokuz yıl
önce ilk bilgisayar şirketini kuranlardan biri benim; ben kurdum ve ilk
bilgisayar montajını yapan üç firmadan biriyim. Case geliyordu, mainboard
geliyor, CPU geliyor, ram geliyor, power supply geliyor, monitör geliyor
keyboard geliyor, mause geliyor, VGA card geliyor, faks modem eternet kartı
geliyor, birleştiriyorum. Türkiye'de bilgisayar montajı yapıldı. Nereden
geliyor bu, hepsi yurt dışından geliyordu. Tabiî onu öğrendik, bu bir şey, bu
bir aşama. Ondan sonra, Türkiye'de yapay, driver, keyboard, mouse, hatta, sonra
biz kendimiz case'leri Türkiye'de üretmeye başladık küçük bir atölyede, boy
attık, power supply'leri üretmeye başladık; bunların hepsi bir aşama.
Ben bu işin içerisinden
geldim; yazılımı biliyorum. Türkiye'de 1987 yılında ilk yöneylem yazılımını
yapanlardan biriyim. Yazılım altyapım var. Lütfeder girerseniz bilgisayara,
hangi yazılımlarda imzam olduğunu görürsünüz. Ben Türkiye'de bu işe emek veren
biriyim; ama, benim arkamdan gelen geçler var. Ben, onlar için; ben, Türkiye
için didiniyorum. Hâlâ, savunma sanayiinde ciddî yazılım yapan firmalar var.
Hâlâ, benim yazılımlarım devam ediyor bu ülke için; ama, bir gerçek var.
Lütfen, araştırıyorsanız iyi araştırın. Biz yazılım yaparken dahi kullandığımız
bizim yerli yazılımımızın kullandığımız altyapısı yabancı. Yabancı bir
altyapıda yazılım ürettiğim sürece bunu güvenlik açısından sakıncasız göremem.
Eğer, Türkiye, kendi yazılımını kendi yazılım altyapısıyla yaparsa o zaman,
ben, bu Türkiye yazılımda bir yere ulaşmıştır diyebilirim.
Bakın, bir Hindistan
örneğini verdim. İddianızı büyük koyun. Hindistan, Türkiye'de yazılım sektörü
başladığında yazılımın hiçbir noktasında yoktu; ancak, on yıl içerisinde
Hindistan, dünyanın yazılım devleri arasına girdi. Bunu küçümsemeyin; ama, bir
iddiaları vardı. Hâlâ iddiaları ne biliyor musunuz; yılda 50 milyar dolarlık
yazılım ihracatı yapabilmek. Bu iddia Hindistan'ın. Türkiye'nin iddiası nedir;
biz, ABD ve Avrupa çapında bir uzay sanayii kuramayız. Ee, iddiada teslimiyet
var. Böyle bir şeyi söylerseniz kuramazsınız. Hedefinizi koyacaksınız.
Koyduğunuz hedefi burada tartışalım.
Değerli arkadaşlar
"F-16 çantayla geldi, çantayla gitti diyor sayın vekil" dedi. O
konudaki görüşümü de…
Değerli arkadaşlar, ben,
montajdan bahsetmiyorum, ben, onun başındaki genel müdürden de bahsetmiyorum.
Bizim yetişkin insangücümüz var. Biz, teknolojiden bahsediyoruz, biz, rekabet
gücünden bahsediyoruz. Türkiye'ye ne zaman teknolojiyi getirirsiniz, o
teknolojinin muadilini üretirsiniz veya teknolojik olarak geliştirecek
altyapıyı kurarsınız, o zaman benim burada eleştirim biter. Bu, sadece sizin
göreviniz değil, bu, bizim de görevimiz. Bizim görevimiz olduğu için buradan
size sesleniyoruz, onun için katkı koymaya çalışıyoruz. Bunu, bir icraatın
alternatifi oluşturulmadan yapay bir eleştiri olarak değerlendirmeyin. Türkiye
büyük bir ulus. Türkiye'nin en zeki, en yetişmiş bilim adamları dünyadaki uzay
sanayiilerinde çalışıyorlar; bir şey çıkarın, bu dökümü alın, Türkiye'nin
nerelere geldiğini görürsünüz.
Onun için, şunu görmek
lazım, tekrarlıyorum: Türkiye'deki sınai yatırımlarını küçümsemeyin,
Türkiye'deki yazılımcıları küçümsemeyin, Türkiye'deki bilgi birikimini, bilgi
yükünü küçümsemeyin; Türkiye'nin hem Avrupa'yla hem Amerika'yla baş edecek
bilgi birikimi var. Aynı tartışma yanlış bir şekilde nükleer enerjide de
yapılıyor. Nükleer enerjide, silahlanma konusunda "Avrupa aldı gitti, atom
bombası yapılır-yapılamaz" tartışması herkes tarafından konuşuluyor.
Arkadaşlar, iddiası olan
varsa, 3 tane bilim adamı söylerim, çıkar televizyona, Türkiye'deki mevcut
teknolojiyle atom bombasını nasıl imal edeceğini gösterir herkese. Bu, o kadar
büyük bir şey değil. Türkiye'de bu bilgi birikimi var; ama biz bunu tasvip
edemeyiz, hiçbir noktada. Bizim teknolojiyi kullanım amacımız, Cumhuriyet Halk
Partisinin de, Türkiye'deki tüm siyasî partilerin de amacı, Atatürk'ün
"yurtta sulh cihanda sulh" ilkesine dayanmalıdır. Barışçıl amaçlarla
kullanımını öngörmelidir hem uzayın hem nükleer teknolojinin.
Bizim buradaki
eleştirimiz, Türkiye'deki teknoloji birikiminin, Türkiye'deki bilgi birikiminin
doğru kurumsal yapı kurulmamasından kaynaklanan, doğru bir ekonomik, siyasî
vizyon oluşturulmamasından kaynaklanan eksikliğidir. Bu eksikliğin giderilmesi
siyasî bir tavır, siyasî bir çerçeveyle son bulur. Siz eğer uzay kurumunu
kuramaz halde olursanız, uzayda şuraya geleceğiz diyemezsiniz. Bugün burada
sadece uzay kurumunun kurulmasını değil, uzay kurumunun vizyonunu
tartışmalıydık. Bizim isteğimiz, bizim yönlendirmemiz ve bizim tavsiyemiz
budur.
Elbette yapılması lazım.
Buna ekonomi ayrılmıyor mu; ayrılıyor, ama, bu ekonomiyle hiçbir yere
gidemeyiz. Küçük küçük denetim ve gözlemevleriyle veya küçük küçük uzaydan
tespit yapmalarla biz uzay teknolojisinde yarışamayız, doğru. Ama, kendi
söylediğimizle çelişiyoruz; hem ABD'yle baş edemeyiz diyoruz, Avrupa'yla uzay
teknolojisinde…
Değerli arkadaşlar, ısrar
ediyorum ve tekrar ediyorum: TÜBİTAK'ın savunma alanında yapmış olduğu
ar-ge'lerden büyük bir çoğunluğu dünyayla rekabet edebilecek güçtedir. Hatta,
kendi alanında dünyanın en üstün teknolojilerinden biri üretilmiştir. Bunu
açıklamak, benim… Sayın Bakan biliyordur Savunma Bakanı, bilgi alıyordur. Bu,
benim işim değil. Bu bilgi var, bu birikim var; bu hacmin genişletilmesi lazım;
ondan feryat ediyorum. Bunun artırılması lazım. Bunun yöntemini de söyledim.
Kamunun ar-ge'ye ayırdığı pay yükseltilmeli, özel sektörün ar-ge işbirliği
kurumsal yapıyla kurulmalı, üniversiteler bu işin içerisine direkt katılmalı,
buradaki bilim adamları değerlendirilmeli, hem araştırmaları hem özlük hakları
açısından desteklenmelidir. Bunu yapmadığınız sürece, Türkiye'de, hem sanayide
kaçışı sağlarsınız hem bilgi kaçışını, transferini sağlarsınız hem de
Türkiye'yi yüksek teknolojide ezik ve buruk bir noktada bırakırsınız. Bizim
hedefimiz budur.
"Türk dizaynı
yapılıyor havacılıkta" diyor; doğru. Türkiye'nin amacı, Türk dizaynını
yapmak değil arkadaşlar. Daha önce, burada bir yanlış konuşma daha oldu:
"İşte, Intel, CPU yapıyor, bilgisayar teknolojisinde öyle bir yere vardı
ki, biz, rekabet gücümüzü kaybettik…" Doğru, kaybettik; ama, bizim, bu
alanda çalışma yapmayacağımız anlamına gelmez ki. Know how'la mı yaparsınız,
nasıl yaparsanız yapın, Türkiye buna ekonomi harcasın, getirsin, Türk
mühendisleri üzerinde çalışsın, ona bir muadil üretebilmek için devlet desteği
verelim. Biz ne zamana kadar devam edeceğiz değerli arkadaşlar; yani, biz,
yazılımımızı hep yabancı teknoloji üzerine yapmak zorunda mıyız?! Biz, yazılımı
nerede yapıyoruz; başka bir devletin yazılım altyapısında. Biz, yazılımı nerede
yapıyoruz; bir başka ülkenin ürettiği teknoloji üzerine yapıyoruz yazılımı.
Yazılımla doldurarak, küçük küçük lokal yazılım şirketlerini destekleyerek,
birkaç kurumsal yapı içerisinde, Türkiye'nin Silahlı Kuvvetlerine yazılım
üreterek -F-16, Apache vesaire- Türkiye'nin yazılım ve donanımını yeterli
seviyeye getirdiğimizi söyleyebilir miyiz?! Yapmayın, ne olur! O zaman, ben de,
1987'de kendimi bilgisayar üretmiş sayardım; böyle bir şey yok, böyle bir şey
yok.
Bakın, bu teknolojiye
nasıl ulaştık; televizyon teknolojisi geldi; ondan sonra, ilk monitörü üreten
Vestel olmadı mı; Vestel, monitörü üretti; ama, Vestel, monitörü ürettikten
sonra -biraz reklama girecek, ilgili kurumun ismini keseyim- monitörü üretmekle
kalmadı değerli arkadaşlar, birçok dünya televizyonuna birçok DVD'ye, birçok writer'a Vestel
yazılım satıyor, Vestel, teknoloji satıyor. Değerli arkadaşlar, bu,
küçümsenecek bir şey değil. Aldı, değerlendirdi ve satıyor. Uzay alanında da bunu
yapmak mümkün.
Tekrar ediyorum
yöntemimi: Bu eleştirim iddia konusundaydı. Bilgiyi alın, bilgiyi işleyin,
bilgiyi geliştirin, bilgiyi sunun; bilgiyi yatırıma dönüştürün. Çağdaş dünya
bunu gerektirir. İki şeyi çok önemsiyoruz: Birisi, timing; zamanlama. Önce
davranırsanız gerekli teknolojik altyapıyı oluşturamadan bir zihinsel yorgunluk
meydana getirirsiniz. Geç davranırsanız diğer teknolojileri yakalayamazsınız,
zamanında davranmak zorundasınız.
21 inci Yüzyılda,
ikincisi, marketing. Pazarlama anlamında marketing demiyorum. Benim
marketing'ten anladığım sunuştur. Elinizdeki bilgiyi ve teknolojiyi
sunamazsanız dünyada rekabet gücünü kaybedersiniz. Bilgiyi alın, değerlendirin, büyütün, besleyin ve sunun;
ama, doğru sunun, kendi emeğinizi kısa sürede katmadeğere dönüştürün ve
bunların yatırım kurumlarını ve muhataplarını kurun.
Az önce arkadaşım
söyledi, yetkileri dağıtılmış birkaç kurumla bu iş olmaz. Eğer bu işi
yapacaksanız, bir kurumun önderliğinde bu işleri yürütmek zorundasınız.
TÜBİTAK'ı da, üniversiteleri de, iş sektörünü de, tüm gelişmelerini, hatta,
Genelkurmaya bağlı sanayi kuruluşlarını da, yazılım yapan kuruluşları dahil bu
kurumla bilgi alışverişi sağlayabilecek, burada teknolojileri geliştirebilecek
bir üstyapı içerisinde barındırmak zorundasınız. Bunu yapmazsak, birdolu
bilgisiz insana, Türkiye'de uzayı da, nükleer enerjiyi de tartıştırırız ve
bunun altından kalkamayız.
Son birkaç sözüm de
nükleer enerjiye; bu alanda bilgi sahibi olan birdolu arkadaşım var. Aynı hata,
bakın, nükleer enerjide yapılıyor. Nükleer enerji… Bugün Türkiye'de ne
tartışılıyor biliyor musunuz; Sinop'a nükleer santral kurulursa Türkiye nükleer
teknolojiyi elde edecek! Yok böyle bir şey arkadaşlar. Yüzde 100 nükleer teknoloji dış kaynaklıdır. Biz,
sadece bir teknolojiyi getireceğiz. Bir
nükleer teknolojiyi getirmekle kalmayacağız, aynı zamanda nükleer atık
teknolojisini de dışarıdan getireceğiz. Bir reaktör kurulması reaktörün
işletilmesi değildir, o teknolojiye sahip olunmasıdır. Burada ar-ge'yi, bu
konuda araştırma geliştirmesini yapmasını ayrı değerlendirmeliyiz, bir
sistemin, bir modelin, bir hizmet anlayışının Türkiye'ye getirilip
oturtulmasını ayrı değerlendirmeliyiz. Eğer, biz, Türkiye'de araştırma
geliştirme diye hazır teknolojilerin transferine önderlik edersek, bu konuda
bir adım atamayız. Atamadığımız adımın hesabını çocuklarımız bizden sorar.
Beni dinlediğiniz için
teşekkür ediyor, kanunun ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Seyhan.
Madde üzerinde, şahsı
adına söz isteyen, Kırıkkale Milletvekili Sayın Vahit Erdem.
Buyurun Sayın Erdem. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
VAHİT ERDEM (Kırıkkale) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzay sanayii bir polemik konusu değil;
yani, ben, arkadaşımıza, Sayın Seyhan'a herhangi bir şey için söylemiyorum.
Ben, biraz evvelki konuşmamda, Türkiye, uzay sanayiine nasıl başladı, çok kısa
olarak, 5 dakika içerisinde, böyle bir konuşma yapacağımı da… Hazırlıklı olarak
da gelmiş değilim, kısaca özetledim.
Şimdi, Türkiye'de uzay
sanayiinde, son yirmi yıl içinde diyeyim, epey mesafe katedildi; bunu
küçümsemek mümkün değil. Türkiye uçak üretiyor; savaş uçağı üretiyor, nakliye
uçağı üretiyor, bir uçak dizayn etti; bunlar, önemli.
Artı, sivil sektörü
bilemem; ama, savunma sanayiinde, savunma sektöründe, öyle, altyapısı
yabancının falan değil, source code'u da kendinin olmak üzere… Evet, bilerek
konuşuyorum, ben bilmediğim konuda konuşmam. Bilmediğim konuda konuşmam.
Türkiye, kendi tehditlerine göre, kendi tehdit değerlendirmelerine göre
yazılımını yapan, kendi savaş uçaklarına, kendi dost-düşman tanımlamasını
yapacak verilerle beraber, kasetlerini, yazılımını yapan bir şirkete sahiptir;
bunu halen yapıyor. Tabiî ki, bunun daha da geliştirilmesi lazım, özel sektörümüzde
de geliştirilmesi lazım, ayrı mesele. Onun için, yani, yapılanları küçümsemek
doğru değil; ama, daha ileri sanayie, daha, bu konuda yüksek teknolojilere,
büyük üretimlere girmek gayet tabiî hedefimiz.
Yalnız, müsaade edin de,
benim söylediğim sözü tekrarlayayım, yine aynı şeyi söylüyorum, ben Türkiye'yi
küçümsemek için söylemiyorum; bugün, Amerikan ölçüsünde, ona benzer bazı
ülkeler ölçüsünde uzay sanayiini kurmak mümkün değil. Bakın, Amerika'nın
stealth dediğimiz, radara yakalanmayan uçağı için, Amerika, 3 firmaya 5'er
milyar dolar araştırma verdi. Bunlardan birini seçti ve bugünkü stealth
dediğimiz, beheri 500 000 000 dolar olan uçakları yaptı. Bunlar çok… Uzay
sanayiinin sonu yok, çok büyük bir sanayi. Gayet tabiî, Türkiye kendi çapında
bu sanayie girmiştir, geliştirmelidir.
Benim demek istediğim şey
şu: Hardware dediğimiz, üretimde ve geliştirmede uluslararası konsorsiyumlarla
bunu yapmak durumundadır ve doğru da bir yolda Türkiye şu anda. Nitekim, F-16
uçağı konsorsiyumla yapılmıştır, CASA uçakları konsorsiyumla yapılmıştır, yeni
üretilmesi söz konusu olan, 2012 yılında üretime geçecek olan Airbus 400 uçağı
yine Avrupa konsorsiyumuyla beraber yapılacak. Joint Strike Fighter dediğimiz,
Amerikan teknolojisi veya bilmiyorum, Euro Fighter -Sayın Bakanımız burada-
yeni savaş uçağına Türkiye yine konsorsiyumlara girecek. Bu uçakları tek başına
üreten bir ülke, artık, Amerika hariç, mevcut değil.
Bakın, Avrupa Birliği,
Avrupa, Euro Fighter'ı yaptı, satamıyor. Bugün onlar da belki JFC dediğimiz uçağa
dönecek. Onun için, neyi yapabileceğimizi, neyi yapamayacağımızı iyi
planlamamız lazım; altından kalkacağımız bir sanayi, altından kalkacağımız bir
teknolojiyle iştigal etmemiz lazım. Benim söylemek istediğim bu. Yoksa,
hedefimiz yok, Türkiye hiçbir şey yapamaz diye, ben böyle bir ifadede
bulunmadım. Hedefimiz de var, nereye gitmek istediğimizi de gayet iyi
bildiğimiz kanaatindeyim.
Yazılım konusu önemli,
dediğiniz doğru. Yazılım büyük yatırım da gerektirmiyor, tamamen insan
yetiştirmeyle ilgili. Yazılım konusunda üniversitelerimizde de gayet iyi
yetişen gençlerimiz var. Bu konuda organizasyonlarımızı geliştirmemiz lazım,
devletin desteğini artırmamız lazım, özel sektörün araştırma geliştirme
fonlarını desteklememiz lazım, yazılımın daha da yaygınlaştırılması ve dışarıya
yazılım satan bir ülke haline gelmemiz gerekir; bunda tamam, bunda hemfikirim.
Bu konuda yapılacak çok daha önemli işler var. Yoksa, uzay sanayiinin
boyutlarını iyi belirlememiz lazım geldiğini ben ifade etmek istiyorum.
Yalnız, şunu tekrar ifade
edeyim bu işin başlangıcında olan bir kişi olarak: Uzay sanayiinin altyapısı
Türkiye'de hazırlanmıştır, çok sayıda insan yetiştirilmiştir. Efendim, yabancı
teknoloji geldi, çantasıyla üretti, geri gitti… Bu, yanlış bir tabirdir, tekrar
ediyorum, öyle bir şey yok. Ne...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Erdem,
buyurun.
VAHİT ERDEM (Devamla) -
...çantasında götürdü ne çalışan mühendisleri götürdü. Zaten, çalışan -tekrar
ediyorum- bir Amerikalı genel müdürdü, 2-3 tane müşavirdi, onlar da gitti,
şimdi kimse kalmadı; çalışanlar tamamen Türk mühendisleri. Buna benzer pek çok
diğer sanayi tesislerini de sayabiliriz. Bunların hepsi Türkiye'de kaldı; yani,
altyapı var, üretim kabiliyeti de var, konsorsiyumlara girecek üretim
kabiliyetlerimiz de var; ama, yazılım konusunda daha planlı, daha programlı,
daha destekli bir hedefe doğru yönelmemiz gerektiğini de, ben de ifade
ediyorum. Hükümetimizin, bu konuda, zannediyorum, daha gayret göstereceğini, bu
anlaşma, bu sözleşmeyle de, uzayın barışçıl amaçlarla kullanılması konusunda
daha etkin olarak uluslararası arenada yer alacağına inanıyorum.
Bu duygularla, yeniden
teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Erdem.
Madde üzerinde soru-cevap
işlemi yapılacaktır.
Sayın Coşkunoğlu,
buyurun.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan…
Sayın Bakana,
aracılığınızla, bir soru sormak istiyorum. Aslında, belki, tam olarak
anlaşmayla ilgili değil; ama, biraz önce Sayın Bakan da söz etti iki tip
uydudan; o, senkronize, yörüngede dolanan uydu, bir de alçak yörünge, yer
gözlem uydularından söz ettiler. Şimdi, bu uydular, tabiî, farklı da olsa,
bunların üretim teknolojileri arasında… Yani, aynı yerde üretilebilecek,
üretilebilen uydular.
Şimdi, Türksat, anladığım
kadarıyla, uydu üretimi konusunda inisiyatif alıyor durumda veya misyonuna
eklemiş durumda. Peki, Millî Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı
ile bir eşgüdüm var mı bu konuda Sayın Bakan?
BAŞKAN - Başka soru?..
Yok.
Sayın Bakan, buyurun.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Aslında, Türksat, bir
operatör olarak kuruldu. Dünyada da, operatör ile imalatçı ayrı. Ancak, başka
kuruluş olmadığı için Ulaştırma Bakanlığına bağlı, kararnamede, imalatla ilgili
bazı yetkiler de verildi.
Şimdi, burada yapılan iş;
bizim TAI ile -uzay sanayiindeki en temel üretim kuruluşumuz- TÜBİTAK'ın
koordinesinde müşterek çalışma yapılacaktır.
Şimdi, her ne kadar,
teknoloji itibariyle, gözlem uydusu ile haberleşme uydusunda çok müşterek
taraflar varsa da, en temel ayırım, haberleşme uydusunun çok daha uzaklara
atılması sebebiyle, roket sistemindeki daha etkin bir roketin kullanılmasından
kaynaklanmaktadır; bu da masrafı artırmaktadır. Ayrıca, haberleşme uydusunun
teknolojisi aynı olmakla beraber, haberleşmenin icap ettirdiği ilave cihazlar
onun daha büyük olmasını gerektirmektedir. Böylece, esasta bir olmakla beraber,
gerek fırlatım bakımından gerekse kabiliyet bakımından, masrafı artırıcı temel
farklılıklar ortaya çıkmaktadır.
Ancak, burada kesin bir
işbirliği olacağına itimat etmenizi isterim ve TAI de, burada, üretimdeki bütün
kabiliyetini ortaya koyacaktır.
Arz ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
3 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Tasarının tümü
açıkoylamaya tabidir.
Açıkoylamanın şekli
hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açıkoylamanın elektronik
oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oylama için 3 dakika süre
vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden
yardım istemelerini, bu yardıma rağmen
de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3
dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy
kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını,
oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını,
yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Hükümeti ile Avrupa Uzay Ajansı Arasında Dış Uzayın
Barışçıl Amaçlarla İncelenmesi ve Kullanılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının oylama sonucunu
açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı 286
Kabul 286 (x)
Tasarı kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır.
4 üncü sıraya alınan
Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri
ile Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlayacağız.
6.- Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1181)
(S. Sayısı: 1180) (xx)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Komisyon raporu 1180 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Sayın Başkan, önce ben konuşabilir miyim?
BAŞKAN - Sayın Kesimoğlu,
Sayın Sarıbaş söz almak istiyor eğer müsaade ederseniz.
MEHMET S. KESİMOĞLU
(Kırklareli) - Peki Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tasarının tümü
üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen, Süleyman Sarıbaş, Malatya
Milletvekili.
Bir saniye Sayın Sarıbaş.
Sayın milletvekilleri,
Genel Kurulda büyük bir uğultu vardır; lütfen…
Buyurun Sayın Sarıbaş.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Başbakanlık Teşkilatı
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde, Anavatan Partisinin
görüşlerini arz etmek üzere yüksek huzurlarınızdayım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
getirilen tasarı, tahmin ediyorum, bundan birkaç ay önce, Genelkurmay
Başkanlığımızın da bir açıklamasında, Başbakanlıkta terör konusunda bir
koordinasyon merkezi kurulması noktasındaki bir arzuyu yerine getirmek üzere
getirilmiş bir tasarıdır.
(x) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın
sonuna eklidir.
(xx) 1180 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Tasarıyla, Başbakanlıkta,
Başbakanlığın görevleri arasına iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele
konusunda bir görev verilmekte ve bu görevi şu ana kadar bir
"başkanlık" şeklinde yürüten birimin, bundan böyle bir "genel
müdürlük" olarak teşkilatlanması ve güvenlikle uğraşan diğer devlet
birimleri arasında koordinasyonu, eşgüdümü sağlaması öngörülmektedir.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye, uzun yıllardır terörü yaşayan, teröre karşı çok kayıp vermiş, teröre
karşı çok bedel ödemiş bir ülkedir. Daha bundan birkaç gün önce, Türkiye
Cumhuriyetinin temel kurumlarından biri olan Danıştayımız da bir terör
saldırısına maruz kaldı. Türkiye, hakikaten, geriye doğru baktığımızda 30 000
insanını bölücü teröre, bir o kadar olmasa da birçok aydınını başka terörlere,
başka amaçlı terörlere kurban vermiş, bu uğurda 100-150 milyar dolar hesap
edilen maddî bedel ödemiş, yatırıma dönüşmesi gereken, halkının refahına
dönüşmesi gereken kaynaklarını bu terörü kurutmaya harcamış bir ülkedir.
Şimdi, deniyor ki,
dünyanın her tarafında terör var, bizde de var; ama, değerli arkadaşlar,
bizdeki terörün amacı farklıdır. Bizde, eskiden beri, cumhuriyet kurulduğu
günden bugüne kadar iki türlü terör algılaması, iki türlü tehdit algılaması
yapılmış. Bunlardan birisi ayrılıkçılık, bölücülük, bir diğeri de irtica, yani,
cumhuriyetin temel değerlerini ortadan kaldırmaya matuf eylemlerdir.
Değerli arkadaşlar,
elimde devletin istatistikleri var. Türkiye, son üç yılda, yani Hükümetinizin
iktidarı döneminde bir suçlar ülkesi olmaya başladı. Elimdeki istatistiklere
göre, 2002 yılında yaklaşık olarak 210 000 civarında 215 000 civarında olan
mala karşı olan cürümler, asayiş cürümleri, 2004 yılında 353 000'e… 2005 yılı
istatistiklerini yayınlayamadı Emniyet Müdürlüğümüz; çünkü, yasaklandı, bu
aşırı artış, toplumda karanlık bir tablo çizen artış fark edilmesin diye;
ancak, yazılı sorarsanız veriyorlar; ama, internet sitelerine koymadılar.
Tahmin ediyorum, 2005 yılı sonu itibariyle de 400 000 civarında mala karşı
cürüm, 2 000'in üzerinde de terör olayı ülkede meydana gelmiştir. Bu, şunu
göstermektedir: Mevcut Hükümetin siyaset etme anlayışı, mevcut Hükümetin ülkeyi
yönetme anlayışı, maalesef, teröre endeksli değildir.
Değerli arkadaşlar,
İktidarın ne seçim programında ne de seçim bildirgesinde olmamasına rağmen,
daha iktidarlarının birinci yılında, eve dönüş yasası adı altında bu
Parlamentoya getirilen ve çıkarılan yasayla, yaklaşık 3 000'e yakın çeşitli terör
örgütü mensupları veya sempatizanları cezaevlerinden tahliye edilmiş, halkın
arasına gönderilmiştir. Bir kere Hükümet, ta o andan itibaren terörle ciddî
mücadele etmeyeceğini, ciddî mücadele etme yeteneğinin bulunmadığını…
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş,
bir saniye…
Sayın milletvekilleri…
Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda büyük bir uğultu var; Sayın Hatibin
konuşması anlaşılamamaktadır.
Buyurun Sayın Sarıbaş.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, terörü tartışıyoruz; siz gürültü yapabilirsiniz,
terör sizi ilgilendirmeyebilir; çünkü, zaten, teröre Hükümetiniz de, siz de,
bakış açınız da, zihniyetiniz de, tiynetiniz de, her şeyiniz belli; istediğiniz
kadar gürültü yapın; ama, ben, bu ülkenin insanlarının yüreğini yakan, ciğerini
dağlayan terörü konuşuyorum.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Yanlış yapıyorsun Sayın Başkan!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Eğer, biraz vatan sevginiz, biraz hassasiyetiniz varsa, bu konuları
dinlersiniz.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Yakışık almıyor Başkan!..
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)
- Hiç el kaldırmayın… Hiç el kaldırmayın… Bakın, bu ülkede insanlar
katlediliyor, bu ülkede polisler ölüyor, bu ülkede askerler ölüyor; ama, siz,
sanki, bu memleketin sorumlu vatandaşları değilmiş gibi, hâlâ, gürültü etmeye
devam ediyorsunuz. Dinlemeyi öğreneceksiniz önce!
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Kütahya) - Dinliyoruz.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Önce dinlemeyi öğreneceksiniz.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Kütahya) - Dinliyoruz zaten!
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş…
Lütfen…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Üçüncü defa uyardı Başkan.
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) -
Dinleyecek değerde bulmuyoruz.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Değerli arkadaşlar…
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, her gün, bu ülkenin, Anadolu’nun her köşesine
şehitler gidiyor, Anadolu'nun her köşesine şehitler gidiyor. Anadolu insanı,
bugün, bu ülke nereye gidiyor diye kaygı içerisinde. Anadolu insanı endişeyle
kalkıyor, Anadolu insanı endişeyle yatıyor. Kim yaptı bunu?! Kim yaptı bunu?!
2002 yılında bu ülkede sıfır terör vardı. 210 000'de aldığınız mala karşı
cürüm, bugün 400 000'e çıkmış. İstanbul'da, büyükşehirlerde, Ankara'da, sokağa
çıkan kadınlarımız, sokağa çıkan yaşlılarımız, emeklilerimiz, acaba ne zaman
soyulacağım, acaba evim ne zaman hırsızların tacizine maruz kalacak diye uyku
uyuyamıyor. En çok satan şey, güvenlik şirketlerinin, alarm şirketlerinin
malları; ama, siz, hâlâ bu işin vahametini, hâlâ bu işin millet üzerindeki
teyakkuzunu anlamış durumda değilsiniz. Anlamış durumda değilsiniz…
Arkadaşlar, önemli
hadiseler yaşıyoruz ve önemli günlerden geçiyoruz. Önemli günlerden geçiyoruz;
çünkü, daha bir hafta evvel, bu ülkede yer yerinden oynadı.
SONER AKSOY (Kütahya) -
Her gün önemlidir.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Her gün önemli değildir; ülkenin meseleleri çözüldüğü günler önemli
günlerdir.
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş,
lütfen, Genel Kurula hitap edin.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Ama, sizin, anlaşıldığı kadarıyla, bu ülkenin meseleleriyle
yakından uzaktan ilginiz ve alakanız yok.
HÜSNÜ ORDU (Kütahya) -
Aklını başına al!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Belki de, korkarım ki, bu tür hadiselerle gerginlik ortamlarının
yaratılmasını partinizin menfaatına gördüğünüz için, bu davranışlar belki de
hoşunuza gidiyor...
SONER AKSOY (Kütahya) -
Hadi ordan!..
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - …bu eylemler belki de hoşunuza gidiyor.
SONER AKSOY (Kütahya) -
Hadi ordan!..
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Çünkü, bu ülkeyi bu duruma siz getirdiniz.
HASAN ANĞI (Konya) -
Başkan, çok ayıp ettin…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Bu gerginlikleri bu ülkede siz yarattınız, bu ülkenin kurumları ve
kuruluşları arasında kavgayı siz başlattınız.
HÜSNÜ ORDU (Kütahya) -
Aklını başına al!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Bugün, Anayasa Mahkemesiyle kavgalısınız, askerle kavgalısınız,
Danıştayla kavgalısınız, YÖK'le kavgalısınız. (AK Parti sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN - Lütfen sayın
milletvekilleri…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Kavgalı olmadığınız bir kurum var mı?!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Var mı kavgalı olmadığınız bir kurum?! (AK Parti sıralarından
gürültüler)
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Var mı kavgalı olmadığınız bir kurum?! Millet seyrediyor…
HÜSNÜ ORDU (Kütahya) -
Sayın Vekilim, millet seni seyrediyor!
AHMET RIZA ACAR (Aydın) -
Ağzı olan konuşuyor!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Herkes biliyor ki, bu ülkenin bütün kurumları arasında…
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş…
Sayın Sarıbaş…
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)
- …koordinasyonu sağlaması gereken, huzuru sağlaması gereken, barışı sağlaması
gereken, yönetim sorumluluğu sahibi olan Başbakan olması gerekirken, Başbakan
bir haftadır ülkede yok.
AHMET RIZA ACAR
(Aydın) - Ağzı olan konuşuyor!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)
- Ülkede yok bir haftadır… Ülkede herkes bir beyanda bulunuyor, ülkede
vatandaşın kafasını karıştıracak olaylar yaşanıyor, beyanlarda bulunuluyor;
ama, ülkenin Başbakanı Cezayir'de, Arabistan çöllerinde keyif çatıyor! (AK
Parti sıralarından gürültüler) Keyif çatıyor!..
AHMET RIZA ACAR (Aydın) -
Hadi oradan!.. Hadi oradan!..
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Millet bunları görüyor.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) -
Hadi oradan!..
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Sizin teröre karşı hassasiyetinizi de millet buradan seyrediyor!
(AK Parti sıralarından gürültüler)
Değerli arkadaşlar, böyle
birbirimize bağırmakla bu işler çözülmez. Her şey, istatistikler burada var,
istatistikler burada. 400 000'e çıkmış, mala karşı cürüm.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) -
Hadi oradan!..
ASIM AYKAN (Trabzon) -
Hedef saptırma, bırak şimdi!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Gasp, hırsızlık, sahtekârlık 400 000. Faili meçhulün oranı yüzde
70…
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - … yüzde 28'ini yakalamışsınız.
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Ne olmuş peki?! Ne olmuş?!
Niye bağırıyorsunuz? Yalan mı?! (AK Parti sıralarından gürültüler)
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Başkanım… Başkanım…
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş,
bir saniye…
Sayın milletvekilleri,
lütfen…
ASIM AYKAN (Trabzon) -
Efendim, Başbakana hakaret edemez…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Başbakanın yurt dışına gittiğini söylemek hakaret mi?!
BAŞKAN - Bir saniye Sayın
Milletvekili, lütfen…
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına hakaret edemez…
BAŞKAN - Grup
Başkanvekili çıkar, cevap verir Sayın Milletvekili…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Ben hakaret etmiyorum, Başbakanın nerede olduğunu söylüyorum.
BAŞKAN - AK Parti Grup
Başkanvekili çıkıp cevap verir.
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Başbakana hakaret edemez kimse… Dünyayı geziyor, oynamaya gitmedi…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Keşke şu dünyayı gezmese de, biraz Türkiye'yi yönetse!
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Türkiye Cumhuriyeti adına gidiyor.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Biraz Türkiye'yi yönetse!
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Bu vatan için gitti.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Sözlerinin, laflarının nereye vardığını, nereleri rencide ettiğini,
ülkede nasıl gerginlik yarattığını düşünse biraz!
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Ayıp, ayıp!.. O Başbakan yüzünden buradasın şimdi. O Başbakan olmasa sen
burada olamazdın!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi,
siz ne derseniz deyin, istatistikler elimizde, devletin istatistikleri de
elimizde. Son, 2005 yılında Türkiye'de mala karşı işlenen cürümün sayısı 400
000. Bunun sadece yüzde 28'inin sanıkları bulunmuş, yüzde 72'sinin faili meçhul
olmuş. Yani, ülkede, Anadolu'da, büyük şehirlerimizde, kentlerimizde,
insanların, her gün hırsızlığa karşı, gaspa karşı, işlenen bu mala karşı
cürümlere karşı, ülkemizin bir başka bölgesinde, her gün askerlerimizin,
polislerimizin, güvenlik kuvvetlerimizin şehit olma tehlikesi, endişesi
yaşadığımız yalan mı?! Yani, bunlar yalan mı?!
Türkiye, bugün, 2002'nin
Türkiyesi olmadığı; artık, Türkiye'de aklısalim her vatandaşın, acaba terör
bugün ne yapar, acaba bugün bu ülkede bir hadise olur mu olmaz mı diye
endişeyle yatıp kalktığı yalan mı?
Acaba, Türkiye'de, belli
kesimlerin, Türkiye nereye gidiyor, bu hadiselerin önünü nasıl alırız, şu
milleti kamplara bölme, milleti kamplaştırma, kutuplaştırmadan nasıl
vazgeçeriz, nasıl aklısalim davranırız… Hele hele, bu Hükümet, şu particilik
etme anlayışından, benim adamım-senin adamın, bizimkiler-sizinkiler
anlayışından, toplumun tamamını kucaklayan sorumluluk sahibi bir yapıya ne
zaman kavuşur diye endişe etmiyor mu bu millet? Biz de bunu tartışıyoruz.
Buraya siz getirdiniz; bu ülkeyi, bu tartışma ortamına, bu gerilim ortamına, bu
kamplaşma ortamına siz getirdiniz. Niye getirdiniz; bizim adamlarımız dediniz,
sizin adamlarınız dediniz, bu ayırımı siz yaptınız.
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Biz öyle bir şey demedik.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Böyle bir şey demediniz de, bu Başbakanlık Müsteşarını "bizim
adamımız" diye, bu devletin cumhuriyet, demokratik değerlerine karşı
beyanda bulunan bir insanı… (AK Parti sıralarından "bizim adamımız
değil" sesleri)
Sizin adamınız değil de,
niye, hâlâ, ısrarla, devletin bütün kurumları kabul etmezken ve Türkiye'de de
demokrasi kurumlar arasındaki bir yetki paylaşımından ibaretken tutmaya devam
ediyorsunuz, ısrar ediyorsunuz da, sonra biz yapmıyoruz diyorsunuz?!
CAVİT TORUN (Diyarbakır)
- Seni de adamımız diye getirdik; ne oldu?!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Hem yapacaksınız, hem eylemlerinizle "efendiler",
"beyler" diyeceksiniz, herkesi suçlayacaksınız; hem getirdiğiniz
kadrolarla cumhuriyetin temel değerlerini yok etmeye matuf insanları yetkili
olarak…
AHMET RIZA ACAR (Aydın) -
Hadi oradan!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - …atanmış olarak değil, yetkili olarak tutmaya devam edeceksiniz,
hem herkese laf kavuşturmakta, kürsüde konuşanlara da laf atmakta mahir
olacaksınız…
AHMET RIZA ACAR (Aydın) -
Hadi oradan!
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Hakaret etme!
BAŞKAN - Sayın Acar,
lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - …hâlâ burada gerginliğe devam edeceksiniz, ondan sonra da bu ülkeyi
yönetme sorumluluğuna müdrik bir iktidarmış gibi caka satacaksınız, öyle mi?!
Millet bunları görmeyecek!..
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Hakaret etme, kendi grubuna bak!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Millet bunları görmeyecek!..
Milletin sizden beklediği
şey, aklısalimi başınıza toplamanızdır.
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Hakaret etme hakkına sahip değilsin!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Bakın, bu davranışlarınızla hâlâ akıllanmadığınız, aklı salimi
başınıza toplamadığınız, şapkayı önünüze koyup düşünmediğiniz anlaşılmakta.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) -
Yüzde 5'sin, yüzde 5!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Çünkü, siz, kendi çevrenizden, kendi ekseninizden dışarı
çıkmadığınız için; çünkü siz, o mahrem teşkilatlarınızın içinde yaşadığınız
için, bütün Türkiye'yi sizin zannediyorsunuz. Bir sokağa çıkın bakalım; bu
halkın yüzde 75'i sizin gibi düşünmüyor. Bu halkın yüzde 75'i, sizin bu
cumhuriyetin değerleriyle de ilginizin
olmadığını… (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Aslan…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - …biz laikliğe inanıyoruz demekle de laik olmadığınızı, o konuda
dahi takıyye yaptığınızı…
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) -
Sen kendin oraya gelmedin, unutma!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - …sizin devlet yönetiminizde kurumlar arasında diyaloğa değil, sizin
devlet yönetiminizde kurumlar arasında kavgadan rant sağlayan bir siyasî
anlayışa sahip olduğunuzu bu ülkenin yüzde 75'i görüyor, idrak ediyor ve kaygılanıyor.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) -
Sekiz defa gittiniz, dokuz defa geldiniz.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Sizin varlık sebebiniz, bu ülkenin kaygılanma sebebi haline geldi.
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Sakarya) - Rahatsız mı oldunuz?!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)
- Sizin yapacağınız hiçbir şey yok, iktidarınızı da kaybettiniz. Bu saatten
sonra, yani, 18 Mayıstan sonra, siz, bu ülkenin sadece iktidar görüntüsü veren
siyasî bir heyetisiniz, asla muktedir bir iktidar değilsiniz. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
Bunu siz, hayır
diyeceksiniz, bağıracaksınız… Zaten, sizin bu hayır demeleriniz ve
bağırmalarınız, iktidar olmadığınızın işareti. (AK Parti sıralarından
gürültüler) Eğer kendinizden emin
olsanız, eğer zaten iktidar olma bilincinde olsanız, iktidar olmanın
ağırbaşlılığı ve sorumluluğu içinde olursunuz. Bu sorumluluk, bu ağırbaşlılığın
olmadığı dahi, panik havanız, laf yetiştirme kaygınız, zaten, iktidar
olmadığınızın, iktidarınızın muktedir olmadığının açık kanıtı ve delilidir.
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Hakaret etme! Hakaret edersen, cevabını alırsın.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Hiç konuşmayın… Hiç konuşmayın…
Değerli
arkadaşlar, bu teklif, sizin teklifiniz zannediyorsunuz; ama, Genelkurmay
Başkanlığının, bundan altı yedi ay evvel "Başbakanlıkta bir koordinasyon
merkezi kurulmalıdır" şeklindeki beyanıyla ortaya çıktı. Buna da aslında
direndiniz, o zaman "gerek yok böyle bir koordinasyon kurumuna" falan
dediniz; ama, olaylar öyle bir gelişti ki, yapmak zorunda kaldınız. Bundan
sonra sizin buraya getirdiğiniz her türlü teklif ve tasarı, sizin kendi
düşünceniz, özgün iradeniz falan değil, Terörle Mücadele Yasası da dahil olmak
üzere, sizin elinize tutuşturulan, verilen ve sizin de günü kurtarmak adına,
iktidarın sefasını, nemasını sürmek adına, belli dönem bu nemadan faydalanmak
adına mecbur kalıp getirdiğiniz ve fayda umduğunuz tasarılar. Yoksa, sizin
kendi kafanızdan ürettiğiniz, hakikaten, milletin huzurunu, refahını, milletin
güvenliğini, milletin geleceğe yönelik millî kaygılarını ortadan kaldıracak bir
projeniz, bir gelecek öngörünüz yok ki.
Sayın Bakan burada. Sayın
Bakana kırk defa söyledik; bu Kerkük ne oluyor dedik, bu millî meselelerimiz ne
oluyor dedik. Bakın, bu terörün altında yatan ana gaye, işte, orada olmadığınız
içindir. O olayları okuyamadığınız, o bölgedeki küresel sistemin yapmak
istediklerini okuyamadığınız, onlara dahil olamadığınız, sadece kenardan
gözetleyen ve yalvaran sıfatıyla bulunduğunuz için, bu olaylar Türkiye'de
artmaya başladı. Küresel güçler, işte böyle gelirler, bu eylemleri yaparlar; bu
eylemleri yaparlar, Türkiye'yi karıştırırlar; Türkiye'de kamplaşmanın,
Türkiye'de insanları birbirine karşı dindar-dindar olmayan, laik-laik olmayan
şeklinde kamplaşmalarla Türkiye'yi bir kargaşanın içine sürüklerler. Siz de
bunlara sadece seyirci kalan bir heyet olarak görevinizi yaptığınızı,
sorumluluğunuzu yaptığınızı zannedersiniz; böyle bir şey yok. Türkiye, 90'lı
yıllarda da Kuzey Irak'ta hadiseler yaşadı; ama, 90'lı yıllarda, o olayları
küresel sistemle beraber algılayan, yöneten bir Özal vardı. Bugün, Özal'ın
varlığını, Özal'ın o olayları anlamaktaki pratik zekâsını, gelecek öngörüsünü
hepiniz yakinen arar duruma geldiniz. Ne oluyor Kuzey Irak'ta; Kuzey Irak'ta
Kandil Dağında PKK eğitim kampını devam ettiriyor. Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti,
hukukî altyapısıyla tanınmasa bile kurulmuş durumda. Kuzey Irak'ta, bir türlü,
ticarî ilişkiler dünyayla gelişiyor; bankasını kurmuş, parasını basmış,
pasaportunu vermiş; siz "kırmızı çizgilerimiz" deyin, durun. Sayın
Bakana buradan soruyorum: Var mı hâlâ böyle bir kırmızı çizginiz Sayın Bakan?!
Yani, parasını basacak, pasaportunu yapacak, bayrağını asacak, parlamentosunu
oluşturacak, anayasasında "bölgesel başkan" adı altında bir oluşumu
sağlayacak; ondan sonra, siz "bizim Kuzey Irak'ta kırmızı çizgilerimiz
vardır, olmazsa olmazlarımız vardır" diyeceksiniz. Siz, Kandil Dağındaki
PKK'nın varlığını hâlâ orada sürdürmesine bir anlam veremeden, yani, bir
cesaretle üzerine gidemeden, bunu bir savaş sebebi sayamadan, bunun
uluslararası sistemle beraber sorgulamasını yapamadan siyasî heyet olarak
iktidar olduğunuzu söylüyorsanız, sadece, siz, teşkilatlarınıza ve
yandaşlarınıza söylersiniz, başka kimseye söyleyemezsiniz.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) -
O sıralar boş!..
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Gelecek dönem dolar inşallah. Sizler de burada olmayacaksınız; onu
da siz biliyorsunuz.
HASAN ANĞI (Konya) - Çok
beklersiniz!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Çünkü, bu millet, sağduyunun yanında. Bakın, bu millet, bu toplumun
gerilmesini asla istemiyor. Bu millet, toplumun kamplara bölünmesini, dindar
olan-olmayan, laik-laik olmayan şeklinde kamplara bölünmesini istemiyor.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) -
Dinleyen yok sizi!..
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Korkma, öyle bir şey yok!
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Bu millet sağduyuyu istiyor, bu millet aklıselimi istiyor, bu
millet huzuru istiyor, bu millet refahı istiyor. Bu millet, millî değerlerinin
yabancılara peşkeş çekilmesini de asla istemiyor; onurunu istiyor, haysiyetini
istiyor; Başbakanın Amerika'dan randevu almak için İsrail üzerinden rica
etmesini asla istemiyor. Bu millet, Kuzey Irak'taki kırmızı çizgilerinin,
Kerkük'teki, Musul'daki kırmızı çizgilerinin yerle bir edilmesini asla
istemiyor. Bu millet, Kıbrıs'ın, Kıbrıs davasının millî bir dava olduğunu
istiyor; bu millet, Kıbrıs davasının bu milletin onuru, haysiyeti olduğunu
istiyor. Bu millet, Avrupa Birliğine de girmek istiyor, çağdaşlaşmak istiyor;
bu millet zenginleşmek istiyor, bu millet refah istiyor, bu millet hakça
bölüşüm istiyor. Ne yaptınız; hakça bölüşüm mü yaptınız?! Bu ülkede terörün ana
sebeplerinden bir tanesi de hakça bölüşümün, adil bölüşümün olmaması.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş,
lütfen toparlar mısınız.
Buyurun.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.
Millî gelirin, işte,
bakıyorsunuz, en son, alt grup, yüzde 10, yüzde 6'sını alıyor; halbuki ilk
baştaki yüzde 10, millî gelirin yüzde 23'ünü alıyor.
Peki, bu adil olmayan
düzende insanların -terörist demeyeyim, ama- hırsızlık yapmaması için,
sahtekârlık yapmaması için veyahut da kapkaç yapmaması için bir sebep var mı?
18 000 000 aç insan var olduğunu, sizin elinizde bulunan devletin İstatistik
Kurumu yayınladı. Şimdi, siz, 18 000 000 insanı bu gerginlikle, insanları
birbirlerine düşürmekle mi refaha kavuşacaksınız?! 18 000 000 insanı, devletin
kurumları arasında kargaşa, kavga yaratarak mı refaha kavuşturacaksınız?! 18
000 000 insana aşı, işi, bu iktidar yönteminizle, bu siyaset anlayışınızla,
grup toplantınıza getirdiğiniz üniformalı kadınlarla mı becereceksiniz?! Bunu
sormak lazım burada.
Saygılar sunuyorum.
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Üniforma değil onlar, haysiyetli Türk kadınları. Hakaret edemezsin…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - O kafayı değiştirmeniz lazım, derhal değiştirmeniz lazım.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Sarıbaş.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Ergin.
RECEP YILDIRIM (Sakarya)
- Haysiyetli Türk kadını onlar.
BAŞKAN - Bir saniye Sayın
Ergin.
Sayın milletvekilleri,
lütfen…
Sayın Ergin, buyurun.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
ANAP sözcüsü, Grup Başkanımıza, Başbakanımıza ve Grubumuza yakışıksız laflar
söylemiştir. Sataşma nedeniyle söz talep ediyorum.
BAŞKAN - Ne söyleyerek
yakışıksız laf söyledi Sayın Ergin?!
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU
(Çorum) - Daha ne diyecek "çöllerde geziyor" dedi!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen… Biz, burada İçtüzüğün gereğini yapıyoruz; İçtüzük
gereğince sormak zorundayız.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Sizi bile konuşturmuyorlar Sayın Başkan, görüyorsunuz değil mi?!
BAŞKAN - Lütfen…
Buyurun Sayın Ergin. Ne
söyledi Sayın Ergin?
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sayın Başbakanın Arabistan çöllerinde gezerken ülkede asayiş olayları olduğunu…
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Olay sırasında Arabistan çöllerinde değil miydi Sayın Başbakan?!
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Bizim, terör olaylarını umursamadığımızı, bu Grubun ne bilgisinin ne
reflekslerinin terörle ilgili bir tasa taşımadığı şeklinde laflar söyledi. Bu
nedenle, sataşma gerekçesiyle söz istiyorum.
BAŞKAN - Peki, sataşma
neresinde, Sayın Ergin, bunun? (AK Parti sıralarından gürültüler)
Lütfen sayın
milletvekilleri…
NAİL KAMACI (Antalya) -
Bunlar da hiç eleştirilmiyor kardeşim!
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sayın Başkanım, AK Parti Grubunun, terör diye bir derdi olmadığını, bu
faaliyetlerden tasalanmadığı şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Bunların hepsi
haksız beyanlardır efendim.
BAŞKAN - Sayın Ergin,
kısa bir açıklama…
Buyurun; sataşma
gerekçesiyle, buyurun.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Ne sataşması var Sayın Başkan?! Allahaşkına bir şey yok ya! Bunlara da bir şey
söylemeyecek miyiz yani?!
BAŞKAN - Sayın Ergin, 3
dakika süre veriyorum.
Buyurun.
VI.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Hatay
Milletvekili Sadullah Ergin'in, Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın,
konuşmasında, Partisine sataşması nedeniyle konuşması
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Peki Başkanım.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Değerli Hatip, üslup itibariyle Genel Kurulu
hareketlendiren, maalesef, geren bir üslup kullandı.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Ara sıra iyidir ama böyle.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Dinleseydiniz kullanmayacaktım.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Başbakanımıza, Grubumuza yönelik çirkin sözler sarf etti.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Keşke dinleseydiniz!
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Ben, bu çirkin sözleri, üslubu beyan aynıyla insandır diyorum, aynen
kendisine iade ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK Partinin getirmiş
olduğu kadrolarla ülkeyi germekte olduğunu ifade ettiler. Maalesef,
getirdiğimiz kadrolar içerisinde siz de varsınız Sayın Hatip. Maalesef, sizi de
getirdik biz bu Meclise.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Yanlışlarınızı çabuk gördük Allah'a çok şükür.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanımız şu anda Arabistan çöllerinde gezmiyor.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Siz de görün diye söylüyoruz.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Ama, Sayın Grup Başkanvekili, Anasol-M Hükümetinin yerinden kıpırdamayan,
uluslararası temas yapamayan yapısının bugün de devam etmesini arzu ediyor zannediyorum.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Bugünkünden daha onurlu bir dışpolitika vardı.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Biz geçmiş dönemdeki aksamaları bu dönem telafi etmek üzere, Hükümetimiz,
Dışişleri Bakanımız, Sayın Başbakanımız gecesini gündüzüne katıp dünyayı fellik
fellik geziyorlar.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Gecesini gündüzüne katıp ülkeden kaçıyor.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Bu ülke için geziyorlar, Türkiye için geziyorlar.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Olaylardan kaçıyor, sorumluluktan kaçıyor.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Dolayısıyla, Sayın Başbakanın yurt dışında olması, buradaki sorumlu
olanların, Hükümetin gerekeni yapmadığı anlamına gelmez. Sayın Başbakanımız
olaylar cereyan ettiğinde buradaydı, gerekli eylemlere karşı tedbirler alındı,
hiçbir dönemde olmadığı bir serilikte failler yakalandı, bağlantılar çıkarıldı.
Telaş etmeyin, Hükümet tüm unsurlarıyla işbaşında ve bu güçlü grup o Hükümetin
arkasında.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Ergin.
Sayın milletvekilleri,
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.29
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.42
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Türkan MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
1180 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
IV.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
6.-
Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri
ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1181) (S. Sayısı: 1180) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının tümü üzerinde
söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Sayın
Mehmet Kesimoğlu'na aittir.
Buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA MEHMET S.
KESİMOĞLU (Kırklareli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakanlık
Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının tümü hakkında şahsım ve
Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri,
geçtiğimiz hafta, Danıştayımız bir saldırıya uğradı; Danıştay Başkanımız ve
dört üye yaralandı; bir üye, Mustafa Yücel Özbilgin yaşamını kaybetti. Yaşamını
kaybeden üyenin ailesine başsağlığı diliyorum, hastanede şifa bekleyen üyelere
de şifa diliyorum. Meclisin, millî
iradenin yansıdığı yerden, bu kürsüden de, Danıştayımıza yapılan bu saldırıyı
şiddetle kınıyorum. Tetiği çeken ve tetiği çektirenler bilmelidirler ki, laik,
demokratik, sosyal hukuk devleti sonsuza kadar yaşayacak; hiçbir güç bunu
engelleyemeyecek.
Sayın milletvekilleri,
Danıştayımıza yapılan bu saldırı cumhuriyet tarihinin en önemli terör
eylemidir. 138 yıllık bir geçmişe sahip Danıştayımız ilk kez böyle bir
saldırıya uğradı. Menemen olayından sonra cumhuriyetin değerlerine yönelik en
büyük saldırı, bu saldırıdır.
ASIM AYKAN (Trabzon) -
Yanlış…
MEHMET S. KESİMOĞLU
(Devamla) - Ancak, bilinmelidir ki, yapılan bu saldırı, cumhuriyetin
değerlerine daha çok sıkı sıkıya sarılma ortamını oluşturdu. Hükümetimizin
terörle mücadele konusundaki yaklaşımını ben şahsen doğru bulmuyorum, ciddî
bulmuyorum. Sadece, günü kurtarmaya yönelik, perakende bir yaklaşım içerisinde
olduklarını biliyorum.
Bu saldırının temelinde,
Danıştay 2. Dairenin şubat ayında vermiş olduğu kararla ilgili olarak, Sayın
Başbakanın, sayın üyelerin yaptığı açıklamalardan sonra, ülkede ulusal yayın
yapan bir gazete, resimleriyle birlikte bu daire üyelerini afişe etti, hedef
gösterdi "işte o üyeler" diyerek. Hükümet terörle mücadele ettiğini
ifade etti; ama, devletin yargıçları hedef gösterilirken hiç kimse de bu
gazeteye, gazetenin sahiplerine, ne yapıyorsun sen kardeşim demedi. Ne hukuk
işledi ne de terörle mücadele konusunda ciddî bir adım atıldı. Hükümetten tek
ses çıkmadı. Ne zaman ses çıktı; bir can yok oldu, dört üye yaralandı.
Böyle bir terörle
mücadele olabilir mi değerli arkadaşlarım?! Tepki verilmezse, hukuk
işletilmezse, terörle mücadele gerçekleştirilebilir mi?!
Başka önemli bir nokta:
Danıştayımız 3 kez yazılı başvuruda bulunuyor, Danıştay binasının çevresinin
güvenliğinin sağlanması konusunda; ama, sağlıklı bir yanıt alınamıyor. Ayrıca,
yine basından biliyoruz ki, koruma talep ediliyor; ama, koruma talebi Valilikçe
kabul görmüyor.
Daha da vahimi, bence
daha da vahimi, sayın milletvekilleri, onbinlerce kişi bu cenaze törenine
koşuyor, cumhuriyetin değerlerine sahip çıkıyor, bu saldırıyı lanetliyor,
kınıyor; ama, Sayın Başbakan Antalya'da kavşak açılışında...
Daha önce örneklerini de
gördük, geçtiğimiz eylül ayında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, terörle
mücadeleyi konuşalım istedik; ama, Sayın Başbakan yine Mecliste yoktu,
Karadeniz gezisindeydi.
Şimdi, ben öğrenmek
istiyorum, acaba, Sayın Başbakan ve AKP Grubu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu
mu küçümsüyor; millî iradenin yansıdığı Parlamentoyu mu önemsemiyor; yoksa,
terörle mücadeleyi mi önemsemiyor?!
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Alt komisyona üye bile vermiyorsunuz ya, terörle mücadelede…
MEHMET S. KESİMOĞLU
(Devamla) - Herhalde, Karadeniz gezisi, terörle mücadeleden daha önemliydi...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Ayrı ayrı şeyler!
MEHMET S. KESİMOĞLU
(Devamla) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi de, Başbakanlıkla ilgili
bir tasarıyı görüşüyoruz. Bu tasarıya göre de, Başbakanlığın görevlerinin
arasına, iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele konusunda görevli
kuruluşlar arasında gerekli koordinasyonu sağlama görevi verilecek; bu
tasarıyla da, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü kurulacak.
Ben, bununla ilgili
değerlendirmelere girmeden önce, İçişleri Bakanlığının durumuyla ilgili bir
durum tespiti yapmak istiyorum sayın milletvekilleri. İçişleri Bakanlığı,
bölücü terörün yoğunlaştığı 1990-1999 döneminde, terörizmle ilgili, bir anlamda
fiilî patronluğunu, Türk Silahlı Kuvvetlerine bırakarak, iç güvenlik
olaylarının ve güçlerinin yönetiminde muktedirliği konusunda şüphe
uyandırmıştır. Ayrıca, Bakanlığın terörizmle mücadeledeki pasifliği, bu
mücadelenin faturasının Türk Silahlı Kuvvetlerine çıkarılması ve Türk Silahlı
Kuvvetlerinin AB'nin hedefi olması sonucunu yaratmıştır.
Yani, sayın
milletvekilleri, Bakanlık, Türkiye'nin iç güvenlik sorunları ve stratejisiyle
ilgili olarak da, yıllardan beri aktif bir siyaset izlememiş, bu konudaki
inisiyatifi iç güvenlik güçlerine bırakmıştır. Hal böyle olunca da, güvenlik
güçleri, Parlamentoya hesap vermekle sorumlu olan sivil siyasî makamdan
bağımsız davranma alışkanlığı içerisine girmişlerdir. Bakanlık, son on yıldan
bu yana, Türkiye'nin yönetimi ve AB'yle entegrasyon sürecinde yeniden
yapılandırılması konusunda söz söyleyebilme ve politika belirleyebilme
fonksiyonunu da önemli ölçüde yitirmiştir. Avrupa Birliğince Bakanlığa
yöneltilen soruların muhatabı Başbakanlıktaki bazı makamlar ve Emniyet Genel
Müdürlüğü olmaya başlamıştır.
Bir başka önemli nokta da
şudur sayın milletvekilleri: Kamu yönetimi ile yerel yönetimlerin yeniden
yapılandırılması ve Kalkınma Ajansının kurulması gibi Bakanlığın görev alanını
doğrudan ilgilendiren konularda tüm hazırlıkların Başbakanlıkta
gerçekleştirilmesi, nihaî kararların aynı makamda verilmesi, haklı olarak, İçişleri
Bakanlığı ne yapıyor, ne iş yapıyor sorusunu gündeme getirmiştir.
Sayın milletvekilleri,
AKP İktidarının merkezî devleti tasfiye ve yerel yönetimleri siyasal yerinden
yönetime dönüştürme projesiyle atbaşı yürütülen mülkî idareyi yok etme süreciyle
ilgili olarak da İçişleri Bakanlığının herhangi bir tavır ve politikası
maalesef yoktur.
Bakanlık, taşra yönetim
sorumluluğunu da, kamu reformu esprisi içinde, giderek siyasal yerinden
yönetimlere dönüşen belediye ve il özel idarelerine devretmiş gibidir.
Sonuçta, bugün, İçişleri
Bakanlığı, bakanların kişisel politikalarını merkezde yürütmek ve yönetmekle
sorumlu ve işlevi itibariyle de âdeta gereksiz bir kuruluş konumuna düşmüştür,
düşürülmüştür. Bu, son derece yanlıştır değerli arkadaşlarım.
Yani, sayın
milletvekilleri, İçişleri Bakanlığı, doğal ve doğru bir konumda değildir.
Çağdaş üniter devletlerde taşra yönetimi, iç güvenlik ve terörizmle mücadele
görev ve sorumluluğu, Parlamentoya karşı sorumluluğu olan sivil otoriteye
aittir. Bu otorite de, devletin yapılandırılmasına göre İçişleri ve Adalet
Bakanlıklarıdır. Ayrıca, çağdaş hiçbir devlet, sıkıyönetim, iç savaş ve bir
başka ülkeyi işgal durumları hariç olmak kaydıyla, iç güvenlik ve terörizmle
mücadele sorumluluğunu düzenli ordusuna devretmemiştir. En aşırı kabul
edilebilecek İrlanda'da, IRA örneğinde dahi, İngiliz ordu birlikleri, iç
güvenlik güçlerine yardımcı pozisyonuyla görev almışlardır. Türkiye'de de
hiçbir iktidarın, iç güvenlik görev ve sorumluluğunu, iç güvenlik güçlerine,
terörle mücadele görev ve sorumluluğunu da Türk Silahlı Kuvvetlerine
devrederek, faturayı da bu ulusal güçlere ödetme ve bu yolla bazı çevrelere
şirin gözükme lüksü yoktur.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; İçişleri Bakanlığımızın mevcut konumu, iç güvenlik ve terörizmle
mücadelenin Bakanlığın sorumluluk alanı dışına çıkarılmasının ve bu
fonksiyonlarının Başbakanlık bünyesine alınmasının gerekçesini hiçbir şekilde
oluşturamaz; çünkü, çağdaş devletlerin hiçbirisinde, iç güvenlik güçleri
doğrudan Başbakanlığın kuruluş ve denetiminde olmadığı gibi, tamamı bağımsız
kamu otoriteleri olarak yapılandırılmalarına ilişkin örnek de yoktur. Bu
nedenle, yapılması gereken, İçişleri Bakanlığını çağdaş ve iç güvenlik ve
terörizm tehditlerini karşılayabilecek bir şekilde yeniden yapılandırmaktır;
geçmişte benzeri sıkıntılar yaşayan İspanya ve Fransa gibi ülkelerde de
sorunlar bu yöntemlerle çözümlenmiştir; ancak, bu anlayışı ve anlayışın
örneklerini AKP İktidarında görmenin mümkünü de yoktur değerli arkadaşlarım.
İktidar, bilinen örneklerin tamamen tersine bir çözüm yolunu, bu tasarıda
olduğu gibi, gündemimize taşımıştır. Bu açıdan, İktidarın, Başbakanlık Kuruluş
Yasasını değiştirerek, iç güvenlik ve iç istihbaratın yönetimini, kurulması
öngörülen Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğüne fiilen devretmeye yönelik
çalışmaları fazlasıyla dikkat çekmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
siyasal iktidarın bu projesi, hiçbir şekilde, terörizmle mücadelede bugün
sıkıntısı çekilen koordinasyon sorununu çözmeye yönelik değildir ve aksine,
görünen zamanın dışında, çok daha farklı sonuçların elde edilmesi
planlanmaktadır. Şu anda, ülke ekonomisi tamamen Başbakanlığın kontrolü
altındadır. Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünün kurulmasıyla, kamu düzeni ve
kamu güvenliği de doğrudan Başbakanlığın kontrolüne geçecektir. Bu hiç doğru
bir yaklaşım değildir. Hal böyle olunca, Başbakanlık, toplumsal yaşamın önemli
bütün boyutlarını tek başına düzenleyen bir otorite olacaktır.
Sayın milletvekilleri,
tasarı bir başka açıdan, yeni bir güvenlik yapılanması oluşturmakta, yeni bir
iç güvenlik hukuku yaratmaktadır. Yasa tasarısıyla, 3152 sayılı İçişleri
Bakanlığı Teşkilat Kanunu ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununa göre iç güvenlik
ve terörizmle mücadelenin genel sorumluluğunu taşıyan İçişleri Bakanlığı ile il
ve ilçelerde aynı alanın sorumluları olan vali ve kaymakamlar hukuken ve fiilen
Başbakanlığın bu Genel Müdürlüğünün denetim ve kontrolüne alınmaktadır. Bu
sonucun anlamı açıktır sayın milletvekilleri. Bugüne kadar Türk bürokrasisinin
ve mülkî idarenin, Türkiye Cumhuriyetinin varlığına, birliğine ve bütünlüğüne
yönelik olarak oluşturduğu hassasiyetler doğrultusunda kullanılan iç güvenlik
ve terörizmle mücadeleye ilişkin yetkiler, bu tasarının yasalaşmasıyla
birlikte, siyasî temayüllere de daha açık bir biçimde kullanılabilecektir.
Bir başka önemli nokta
şudur sayın milletvekilleri: Halen Türkiye'nin en önemli ve güncel sorunu olan
iç güvenlik ve terörizmle ilgili istihbarat ve koordinasyon yetkilerinin,
kurulması öngörülen Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğüne verilmesi, bu sorunların
Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı seviyesinden bir genel müdürlük
seviyesine, iç güvenlik ve terörizmle mücadelenin siyasal sorumluluğunun da
bürokratik sorumluluk konumuna indirgenmesi demektir. Daha da açık bir deyişle,
iç güvenlik ve terörizmle mücadelenin sivil muhatabı hukuken Başbakan, ancak,
fiilî muhatabı Başbakanlığın bir genel müdürü olacaktır. Böylece, psikolojik
olarak da hem dünya ve hem de ülke kamuoyunda, iç güvenlik ve terörizm
sorunlarının göründüğü kadar önemli olmadığı, bir genel müdürlük seviyesinde de
halledilebileceği imajı yaratılacaktır.
Sayın milletvekilleri,
tasarı birtakım teknik ayrıntıları da gözler önüne sermektedir. İç güvenlik
veya terörizme yönelik önemli operasyonların düzenlenmesi, duyum ve bilgilerin
alınması, değerlendirilmesi ve operasyonel istihbarat güvenlik birimlerine
aktarılmasını gerektirir. Böylece daha ilk adımda, ülkedeki iç güvenlik
birimleri, istihbarat açısından Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğüne
bağlı hale gelecektir. İç güvenlik ve terörizmle mücadelenin fiilî sivil
muhatabı ve yöneticisinin genel müdür seviyesinde olması, ciddî bir temsil
sorununu oluşturmaktadır. Bence AKP İktidarı, bu yöntemle, nihaî bir amaç olan
tekli iç güvenlik ve terörizmle mücadele yapılanmasına ulaşmak istemektedir.
Yani, iç güvenlik ve terörizmle mücadelenin sadece polise bırakılması
amaçlanmaktadır. Bu da eksiktir, yanlıştır; beraberinde çok ciddî sorunları da
getirecektir.
Sayın milletvekilleri,
fiilî olarak oluşacak soyutlanma durumu, Avrupa Birliğine uyum müzakereleri
sırasında, iç güvenlik ve terörizmle ilgili konularda Güvenlik İşleri Genel
Müdürlüğünün tek muhatap olarak kabulü sonucunu da yaratacaktır. Böylece, biraz
önce de ifade ettiğim konularda, siyasal iktidar tarafından, bir türlü istendiği
gibi kırılamayan İçişleri Bakanlığı bürokrasisinin, Jandarma Genel
Komutanlığının ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin ulusal direnci, yaratılacak yeni
iç güvenlik hukuku ile ortadan kaldırılmış olacaktır.
Sayın milletvekilleri,
saymış olduğum bu gerekçelerle tasarıya karşı oy vereceğimizi ifade ediyor,
Yüce Heyetinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kesimoğlu.
Gruplar adına üçüncü
konuşma, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın
Osman Nuri Filiz…
Buyurun Sayın Filiz. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
OSMAN NURİ FİLİZ (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
1180 sıra sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinize saygılar
sunarım.
Türkiye Cumhuriyeti
idaresine düşen en önemli görev, devletin bağımsızlığını ve egemenliğini
korumasıdır. Anayasanın 5 inci maddesi, Türk Milletinin bağımsızlığını ve
bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumayı
devletin temel görevlerinin başında saymıştır. Devletler önceleri dışa karşı
güvenliklerini millî savunma ve silahlı kuvvetlerle sağlamışlardır. Ancak,
bugün bir devletin bağımsızlık ve bütünlüğünün sadece silahlı kuvvetlerinin
geleneksel faaliyetleriyle sağlanamayacağı görülmüş ve millî savunma kavramı
yanında, ülkenin bağımsızlık ve bütünlüğüne yönelik iç ve dış tehlikelerden
korunmaya yönelik millî güvenlik kavramı geliştirilmiştir.
Güvenlik, bireylerin can
ve mallarına zarar verebilecek tehdit ve tehlikelerin ortadan kaldırılması
anlamına gelir. Ülkemizde iç güvenliği kolluk kuvvetleri (polis ve jandarma)
dış güvenliği Türk Silahlı Kuvvetleri sağlamaktadır.
Türkiye'nin coğrafî
konumu güvenlik konularını ülkemiz için daha da önemli hale getirmektedir.
Türkiye'nin uzun vadeli güvenliği, ülkemizin bir bütün olarak ekonomik
kalkınmasını gerçekleştirmesinden geçer. Çağdaş dünyada her güvenlik ihtiyacı,
demokratik sistemle uyum içinde karşılanmaktadır. Biz de güvenliği demokrasi
içinde sağlamaya çalışıyoruz.
Gerek dış gerekse iç
güvenlik meselelerinin ele alınmasında, güvenlik kurumları ile siyasi otorite sürekli
diyalog ve uyum içerisinde olmalıdır. Güvenlik birimleri arasında koordinasyonu
sağlayan birim de Başbakanlıktır. İşte, Başbakanlık Kanununda yapılan
değişiklikle ilgili tasarıyla bu koordinasyonun daha etkin bir biçimde
sağlanması amaçlanmaktadır.
Başbakanlıkta güvenlikle
ilgili çalışmaların tarihi sürecine bir bakacak olursak: Başbakanlıkta önceleri
böyle bir makam yoktu. 1970'li yıllarda, özellikle dönemin Başbakanı,
başbakanları daha doğrusu, bir güvenlik müşaviri tayin ediyor, güvenlikle ilgili
koordine işlerini bu zat vasıtasıyla yürütüyordu. Bunlar zaman zaman
genelgelerle sağlanmıştır.
Mesela, ilk olarak 13
Ekim 1975 yılında, 6489 sayılı olur ile bir Güvenlik İşleri Müşavirliği kurulmuştur. Daha sonra, 27 Eylül 1977 tarih
ve 5105 sayılı iç genelgeyle bu müşavirlik kaldırılmış, bu görev, bu
müşavirliği yürütecek Kanun ve Kararlar Tetkik Dairesine bırakılmıştır.
Yukarıda bahsi geçen iç
genelgeyle görevleri Kanunlar ve Kararlar Tetkik Dairesi Başkanlığına devredilen Güvenlik İşleri
Müşavirliği, 17 Ekim 1977 tarihinde tekrar kurulmuştur.
27 Şubat 1982 tarih ve
8/4334 sayılı Bakanlıkların Yeniden Düzenlenmesi ve Çalışma Esasları Hakkında
Kararnameye bağlı Başbakanlık merkez teşkilatı şemasında böyle bir birim bulunmamaktadır.
8 Haziran 1984 tarih ve
203 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede ve 10 Ekim
1984 tarih ve 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanunda yapılan
değişiklikle Güvenlik İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Güvenlik İşleri Başkanlığı
kurulmuştur. Güvenlik İşleri Başkanlığı… Böylece, Başbakanlığın güvenlikle
ilgili koordine işleri bu Başkanlığa verilmiştir.
Güvenlik İşleri
Başkanlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinden, Genelkurmay
Başkanlığından, sıkıyönetim komutanlıklarından ve bakanlıklardan gelen devletin
güvenliğiyle ilgili bilgi, rapor ve yazıları toplamak, incelemek, bu konuda
yazışmalar yapmak, Anayasa düzenini yıkmaya yönelik ve haber yayınları
değerlendirmek amacıyla kurulmuştur.
3056 sayılı Kanunun 12
nci maddesine göre, Güvenlik İşleri Başkanlığının görevleri şunlardır… Bu
Başkanlık veya bu Güvenlik İşleri ilk defa kurulmuş değil, yirmi yıldır bu
Güvenlik İşleri Başkanlığı vardır ve bu koordinasyon görevini de yapıyor.
Muhalefet sözcüleri, dikkat ederseniz, bu daire ilk defa kuruluyor veya
İçişleri Bakanlığının görevleri buraya devrediliyor gibi bir intiba uyandırmaya
çalışmışlardır. Halbuki, 3056 sayılı Kanunun 12 nci maddesinde Güvenlik İşleri
Başkanlığından… Aynen okuyorum: "İç ve dış güvenlik işleriyle ilgili kuruluşlarla
temas etmek ve bunlar arasında koordinasyon sağlamak. İç ve dış güvenliği
ilgilendiren konularda inceleme ve araştırmalar yapmak ve yaptırmak, bunları
değerlendirmek ve tekliflerde bulunmak. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal ilan
edildiği dönemlerde bunun sekreteryasını yapmak ve makamca verilen görevleri
yapmak" şeklinde sıralanmıştır.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Bir de yasayı oku…
OSMAN NURİ FİLİZ
(Devamla) - 3056 sayılı Yasada var…
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Bir de şimdiki yasayı oku; burada "yürütmek" diyor,
orada "koordinasyon" diyor. Yani, farkı bilelim de, ona göre
konuşalım.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Afyonkarahisar) - Burada farklı, farklı…
BAŞKAN - Müdahale
etmeyelim…
OSMAN NURİ FİLİZ
(Devamla) - Güvenlik İşleri Başkanlığı vardır ve devam ediyor ve bunun
görevleri de tadat edilmiştir.
BAŞKAN - Sayın Filiz,
siz, Genel Kurula hitap edin.
OSMAN NURİ FİLİZ
(Devamla) - Burada yeni getirilen bir şey, Güvenlik İşleri Başkanlığı, Güvenlik
İşleri Genel Müdürlüğüne dönüştürülmüştür. Yeni bir kadro ihdas edilmemiştir.
İçişleri Bakanlığının güvenlikle, iç güvenlikle ilgili görevlerinden buraya
getirilen bir şey yoktur. Elbette, her konuda olduğu gibi, bir bakanın sorumlu
olduğu konulardan Başbakan da sorumludur. Dolayısıyla, Başbakanlık bu koordineyi
sağlamakla mükelleftir. Ekonomide, sosyal işlerde ve diğer konularda nasıl
koordineyi sağlıyorsa, bu iç ve dış güvenlik konularında da, terörizm
konularında da, elbette, Başbakanlığın bir koordinasyon birimi olmalıdır ve
gereklidir.
Ben, yıllardır, Başbakanlıkta
çalıştım. Bu Başbakanlığa, her taraftan bilgi ve belgeler gelir. Bir zamanlar,
olağanüstü hal bölgesinin sekreteryası hizmetlerini yaptım. O gizli belgeler,
oradan oraya, ordan oraya gitmiştir; ama, böyle bir birimi, 3046 sayılı Kanunla
getirilmiş, şimdi, daha da geliştirilerek, 3056 sayılı Kanunda gerekli
değişiklik yapılarak Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü kurmakla buraya daha
dinamizm sağlanmıştır. Dolayısıyla, terörizm olsun, iç ve dış güvenlik
konularında olsun, daha etkin mücadele için, böyle bir genel müdürlüğün
kurulması zarureti doğmuştur.
Güvenlik İşleri Genel
Müdürlüğünün görevlerine gelince:
Başbakanlığın, iç
güvenlik, dış güvenlik, terörle mücadele konularında görevli kuruluşlarla
ilişkilerini yürütmek, gerektiğinde bu kuruluşlar arasında koordinasyonu
sağlamak.
İç güvenlik, dış güvenlik
ve terörle mücadeleyi ilgilendiren konularda inceleme, araştırma ve toplantılar
yapmak, yaptırmak, bunları değerlendirmek ve tekliflerde bulunmak.
Sıkıyönetim ve olağanüstü
hal ilan edilen bölgelerde, sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilanına esas olan
konularda bilgileri derlemek, değerlendirmek ve bu konularda bu koordinasyonu
sağlamak.
Görevleriyle ilgili
konularda kamuoyunu bilgilendirici çalışmalar yapmak.
Görevleriyle ilgili
konuları teşkil eden konularda sekreterya hizmetlerini yürütmek ve makamca
verilen diğer görevleri yapmak.
Anayasamızın 117 nci
maddesine göre, millî güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt
savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar
Kurulu sorumludur.
Yine, Anayasamızın 112
nci maddesine göre, Başbakan, Bakanlar Kurulu başkanı olarak, bakanlıklar arası
işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir.
Güvenlikle ilgili konularda, hükümetin siyasetinin yürütülmesi ve bu konularda
koordinasyonun sağlanması hususunda Başbakana teknik destek hizmeti sunmak
görevi ile güvenlikle ilgili kurumlar arasında koordinasyon sağlama görevi,
Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanlığına verilmiştir.
Terör örgütü ve bölücü
unsurların iç ve dış desteklerini keserek, millî birlik ve bütünlüğümüzü bozucu
faaliyetlerini önlemek amacıyla, bakanlar ve üst düzey yetkililerden oluşan
Terörle Mücadele Yüksek Kurulu kurulmuştur. Terörle Mücadele Yüksek Kurulunda
alınan kararların, koordine, kontrol ve uygulanmasını takip etmek, sonuçlarını
değerlendirmek, alınması gereken ilave tedbirleri belirlemek, yine, bu
sekreterya işlerini yapmak üzere Güvenlik İşleri Başkanlığı
görevlendirilmiştir.
Diğer taraftan, iç ve dış
güvenlikle ilgili sorunların teşhisi, bu sorunlara çözüm önerilerinin
geliştirilmesi amacıyla, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünün görev alanıyla
ilgili konularda akademik çevreler, sivil toplum kuruluşları, kamuoyunun
katkısının sağlanması, paneller, konferanslar, sempozyumlar düzenlenmesi, birim
uzmanları tarafından araştırma, incelemeler yapılması ve sonuçlarının makama
sunulması, kamuoyuyla paylaşılması düşünülmektedir.
Tasarıyla, Güvenlik
İşleri Başkanlığının yukarıda belirtilen görevleri ile iç güvenlik, dış
güvenlik ve terörle mücadele konularında da daha etkin bir koordinasyonun
sağlanması amacıyla Güvenlik İşleri Başkanlığı yerine Güvenlik İşleri Genel
Müdürlüğü kurulması Hükümetimizce öngörülmektedir.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; ülkemizin güvenliğinin sağlanması, yalnızca kolluk
kuvvetlerine bırakılmasıyla ülkenin iç ve dış güvenliği sağlanamaz. Toplumun
bütün kesimleri güvenlik konusunda duyarlı olması gerekir.
Vatandaşların, şüpheli
davranışları, zamanında kolluk kuvvetlerine bildirmesi; istihbarat teşkilatının,
bilgileri, ivedi bir şekilde ilgili mercilere intikal ettirmesi; kolluk
kuvvetlerinin istihbarat ve vatandaşlardan gelen bilgileri hemen
değerlendirmesi; adliyenin güvenlikle ilgili davaları daha hassas ve daha
süratli neticelendirilmesi; anayasal ve sivil toplum kuruluşlarının güvenlik
konusunda daha duyarlı olması gerekmektedir. Yani, herkese, güvenlik konusunda
bir sorumluluk düşmektedir. Bu sorumluluğu da yerine getirmek zorundayız
iktidarıyla muhalefetiyle.
Sonuç itibariyle,
ülkemizin bağımsızlık, bölünmez bütünlüğü, cumhuriyet ve demokrasinin korunması
konusunda birlik ve beraberlik içinde olmak zorundayız.
Bu tasarının, ülkemize
hayırlı uğurlu olmasını diler; hepinize saygılar sunarım. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Filiz.
Sayın milletvekilleri,
gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Hükümet adına söz isteği
var.
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcımız Sayın Abdullah Gül; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
DIŞİŞLERİ BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Anayasamızın 117 nci maddesine göre, millî güvenliğin
sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından,
Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Bakanlar Kurulu sorumludur.
Hükümetimiz, iş başına
geldiği günden beri, ülkemizin gerek iç güvenliğinin gerekse dış güvenliğinin
sağlanması hususunu birinci öncelik olarak ele almıştır ve buna büyük bir özen
göstermekteyiz; çünkü, her şeyin temeli güvenlikten geçmektedir. Güvenliğin
olmadığı bir yerde diğer başarıları temin etmek de zordur, eğer diğer başarılar
varsa onlar da gölgelenir. O bakımdan, Hükümetimiz bu bilinç içerisindedir ve
bu konulara çok önem vermekteyiz. Ortaya çıkan risk ve tehditler değerlendirilip
gerekli önlemler ivedilikle alınmaktadır. Bildiğiniz gibi, Hükümetimiz, bu
önlemleri alırken, demokratikleşme ve insan hakları standartlarının
yükseltilmesi yönündeki reform çalışmalarına da bir yandan hız vermektedir.
Dolayısıyla, güvenlik ve özgürlük dengesi sürekli göz önünde tutulmaktadır.
Bunun altını özellikle çizmek istiyorum; çünkü, bir ülkenin güvenliği sadece
askerî veya polis gücüyle değil, aynı zamanda demokratik olgunluğuyla da
ilgilidir. O bakımdan, Türkiye'deki demokrasinin güçlenmesi, derinleşmesi,
çağdaş demokrasilerin seviyesine çıkması, temel hak ve özgürlüklerin, yine,
çağdaş demokrasilerdeki gibi teminat altına alınmasına çok önem veriyoruz.
Bunun terörle mücadele boyutu olduğu içinde önem veriyoruz; çünkü, bu şekilde,
terörü ve teröristleri izole edip, onların kitlelerle, halkla olan ilişkilerini
koparıyorsunuz ve dolayısıyla, terörle mücadele de daha kolaylaşıyor ve onların
eline herhangi bir fırsat, onların eline herhangi bir gerekçe de vermemiş
oluyorsunuz. Dolayısıyla, bu dengeleri gözeterek bu tedbirleri alıyoruz.
Demokratikleşme konusunda
attığımız önemli adımlar, Türkiye'nin iç ve dış güvenliğinin sağlanması
noktasındaki kararlılığımızı kesinlikle azaltmayacaktır. Bunları, birbirine zıt
değil, tam tersine, birbirini tamamlayıcı unsurlar olarak görüyoruz. Nitekim,
güvenlikle ilgili konularda, kurumlar arasında koordinasyon sağlama görevini
daha etkin bir şekilde yerine getirmek üzere bu tasarıyı Türkiye Büyük Millet
Meclisine getirdik.
Tasarıyla, Başbakanlığın
görevlerine, iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele konusunda görevli
kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlama görevi eklenmekte, iç ve dış güvenlik
ile terörle mücadele konularında koordinasyonun daha etkin şekilde sağlanmasını
teminen, Başbakanlık ana hizmet birimlerinden Güvenlik İşleri Başkanlığı
kaldırılarak, var olan -biraz önce, değerli arkadaşımızın da burada söylediği
gibi- Güvenlik İşleri Başkanlığını kaldırarak, bu, bir genel müdürlük haline
getirilmektedir. Dolayısıyla, bu tasarıyla yaptığımız en önemli değişiklik,
Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünün kurulmasıdır.
Amacımız, güvenlikle
ilgili kurumlarımıza bir yenisini eklemek değildir. Bunun da altını, özellikle,
çizmek istiyorum. Yine, değerli milletvekili arkadaşımız, Cumhuriyet Halk
Partisinden, bu konuya çok değindiği için açıklık getirmek istiyorum; yeni bir
güvenlik teşkilatı kurmuyoruz. Bu yaptığımızla, polisin, Genelkurmayın,
istihbarat teşkilatlarının görevlerini buraya aktarma gibi bir şey söz konusu
değil. Hepsi, kanunlardan ve kendilerine verilen yetkilerden doğan bütün
yetkilerini ve otoritelerini sonuna kadar, tabiî ki kullanacaklardır.
Dolayısıyla, amacımız, güvenlikle ilgili yeni bir kurum kurmak demek değildir.
Var olan kurumlarımız görevlerini yerine getirmeye devam edeceklerdir. Bu konuda
herhangi bir değişiklik de söz konusu değildir. Anayasamızın 112 nci maddesi
"Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak, bakanlıklar arasında
işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir"
hükmünü haizdir. Bu çerçevede, güvenlikle ilgili kurumlar arasında
koordinasyonun, etkin ve Anayasamıza uygun bir şekilde sağlanması da amaçlanmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yeni tehditlerle mücadele, pek çok kurumun ortaklaşa ve uyumlu
çalışmasını gerekli kılmaktadır. Yeni tehditler, yeni dönemlere göre hep ortaya
çıkmaktadır. Şunu kimse unutmasın ki, küreselleşen dünya, teknolojinin ilerlemesi birçok yeni imkânları getirirken,
refahı artırırken, hayatımızı kolaylaştırırken, aynı şekilde, tehditleri de
artırmaktadır. Bu tehditler, sadece Türkiye için değil, bütün küresel anlamda,
dünyada, uluslararası planda geçerlidir. Dolayısıyla, modernleşmenin,
teknolojik gelişmenin avantajlarını kullanırken, bir taraftan da, onun
dezavantajları da kötü niyetlilerin elinde gelişmektedir. Dolayısıyla, bütün
bunlara karşı da tedbir almak zorundayız.
Ülkenin tüm ilgili
aktörlerinin katılımıyla, güvenliğin her boyutunu içeren kapsamlı bir strateji
geliştirilmesi, tabiî ki son derece
önemlidir bundan dolayı. Ulusal güvenlik siyasetinin uygulanması, birçok devlet
kuruluşunun birlikte çalışmasını da gerektirmektedir. Koordinasyonun önemi
buradan ortaya çıkmaktadır. Yeni oluşturulacak güvenlik işleri genel
müdürlüğünde, daha nitelikli ve konunun uzmanı kadrolar istihdam edilerek, bu
konuda ülkemizin ihtiyacı karşılanmaya çalışılacaktır. Bir kez daha altını
çizmek istiyorum: Buraya çok sayıda uzman, buraya çok sayıda güvenlikle ilgili
insanlar oluşturularak yeni bir güvenlik birimi çıkmayacaktır ortaya; tam
tersine, çok dar, ama, çok nitelikli, koordinasyonu sağlayabilecek nitelikli
kişiler istihdam edilecektir buraya.
Diğer taraftan, iç ve dış
güvenlikle ilgili sorunların teşhisi ve bu sorunlara çözüm önerilerini
geliştirmek amacıyla, yine, bu birim toplantılar yapacaktır, sempozyumlar
yapacaktır, paneller yapacaktır ve gerçekten, bu konuda uzman olan kişilere,
çalışmalar, raporlar hazırlatacaktır. Dolayısıyla, bütün bu kurumun hedefi
budur ve yeni bir güvenlik teşkilatı değil; mevcutlar arasındaki koordinasyonu
ve işbirliğini en iyi şekilde yapmaya yönelik olacaktır.
Değerli arkadaşlarım,
bunları yapmak zorundayız; çünkü, yeni şartlara göre kendimizi yenilemek
zorundayız. Aslında, Başbakanlık teşkilat yapısına baktığınızda, eskiden çok
hantal bir yapı vardı. Hatta, siz milletvekili arkadaşlarım çok iyi bilirsiniz;
Başbakanlığa gittiğinizde, sanki bir icracı bakanlığa gitmiş gibi, koridorları
tıklım tıklım insan dolu olurdu.
Seçimlerden sonra
Hükümetimizi kurduğumuzda, ilk Hükümeti, 58 inci Hükümeti kurduğumuzda, benim
Başbakanlığımda, ilk yaptığımız iş, Başbakanlıktaki birçok kurumu ilgili
bakanlıklara dağıtmak ve Başbakanlığı bir koordinasyon merkezi haline getirmek
oldu. Dolayısıyla, işler orada değil, orası koordine edecek, Sayın Başbakan,
herkesi, bütün bakanlıkları koordine edecek.
Bu anlayış içerisinde
olan bir Hükümet olarak, biz, orada, yeni yapıların oluşmasını, bütün diğer
bakanlıkların görevlerini üstlenmek, istihbarat teşkilatlarının görevlerini
üstlenmek gibi bir şey, zaten hiçbir zaman düşüncemizde olmamıştır; tam
tersine, onları, ilgili bakanlıklara, ilgili kurumlara dağıtarak, işi daha da
etkin hale getirmek olmuştur. Dolayısıyla, bunun bilinmesini özellikle
istiyorum.
Tabiî ki, Türkiye'de
huzurun bozulmasını isteyen, Türkiye'de kargaşanın çıkmasını isteyen,
Türkiye'de tekrar enerjimizi kendi kendimize harcamamızı isteyen kötü niyetli
insanlar da olacaktır ve vardır. 73 000 000'luk bir ülkeyiz. Dolayısıyla, böyle
bir ülkede, marjinal düşünceler, akımlar, eylemler ve bu fikirdeki insanlar
olacaktır; bunlar, bazen eyleme de dönüşecektir ve dönüşmektedir de. Bunun için
zaten bu kurumlara ihtiyaç vardır.
Değerli arkadaşlar,
bizlere düşen ise, başta Hükümet olmak üzere, hepimiz, bu huzuru ve istikrarı
nasıl devam ettiririz. Biz, Hükümet olarak, 73 000 000'un Hükümetiyiz. Bize oy
versin, oy vermesin; bizi beğensin, beğenmesin; biz, bütün vatandaşlarımızın
hükümetiyiz ve dolayısıyla, huzuru tesis etmek, istikrarı muhafaza etmek, her
şeyden önce bizim görevimizdir ve biz bunu arzu ederiz ve bunun için uğraşırız;
çünkü, Türkiye'nin kaybettiği çok yıllar vardır. 1970'li yılları hatırlayın;
kendi evlatlarımız, iyi düşünceli insanlar nasıl kamplara ayrıldı ve nasıl
binlerce, kendi evlatlarımızı kaybettik. 1980'li yılları hatırlayın; 80'lerin
sonunu, 90'ların başını hatırlayın ve yine, 90'ların sonundaki istikrarsızlık
dönemlerini hatırlayın. O zaman, bütün birikmiş olan enerjimizi kendi
kendimizle uğraşarak harcadık. Bütün
dünya mesafe alıp ilerlerken, dünya yeniden yapılanırken, Sovyetler
çöküp Avrupa yeniden şekil alırken, biz, ne yazık ki o fırsatları
değerlendiremedik, hep kendi kendimizle uğraştık ve kendi kendimizle enerjimizi
yok ettik. Tabiri caizse, yılanın soktuğu delikten, bu millet, bir kez daha,
iki kez daha, üç kez daha aynı acıyı hissedecek ve onu tadacak hali yoktur.
Dolayısıyla, biz, ülkemizde kötü niyetlilerle mücadele etmek için kurumlarımızı
güçlendirirken, diğer yandan da, şüphesiz ki, siyasetçiler olarak, Meclis
olarak, Hükümet olarak, bütün partiler olarak da üstümüze düşeni yapmamız
gerekir.
Şunu unutmayın ki,
değerli arkadaşlar, son olaylar, aslında demokrasiye karşıdır, demokrasiyi
hedef almıştır ve hepimiz -iktidar partisi olalım, muhalefet partisi olalım-
zemin kaybederiz, eğer demokrasi Türkiye'de zayıflarsa. Önce hepimiz bunun
bilinci içinde olmamız gerekir. Danıştaya yapılan saldırı da bu amaçla
yapılmıştır. Tabiî ki, hepimiz hedef alınmışızdır, devletimiz hedef alınmıştır;
devletimizin temel ilkeleri, cumhuriyetimizin temel ilkeleri, laiklikten,
hukukun temel ilkelerinden tutun da her şeyi hedef alınmıştır; ama, bu hedefe
demokrasiyi zedeleyerek ulaşmak istemişlerdir.
Bu olay ortaya
çıktığında, Hükümetimiz bunu çok ciddî bir şekilde takip etmiştir. Herhangi bir
kriminal olay olarak bakmamışızdır bu olaya, Danıştaya saldırıya. Danıştaya
saldırı, ilk günden itibaren çok ciddî bir şekilde Hükümet tarafından takip
edilmiş, ilgili bakanlarımız ve ilgili kurumlarımızla, Başbakanlıkta devamlı
toplantı halinde olunmuştur ve neticede, polisimizin ve diğer güvenlik
birimlerimizin gerçekten olağanüstü çalışmaları ve fedakârlıklarıyla olay da
çözülmeye başlamıştır. Önce, tabiî ki, Danıştayda bu saldırı işlendikten sonra,
yine, polisimizin, kendisi hedef alınması ve kendisine kurşun sıkılmasına
rağmen failin üstüne atlayarak, gerçekten, canını âdeta siper ederek önce
katili yakalaması ve daha sonra da polis teşkilatımızın olağanüstü çabasıyla
tek tek çözülmeye başlanmıştır. Eğer, bu çözülmemiş olsaydı, bugün hepimiz çok
farklı şeyleri konuşuyor durumdaydık, gazetelerin manşetleri de çok farklıydı,
Türkiye'ye de çok farklı bakılıyordu; ama, olayın içine karışanlar, bilfiil
olayı yapanlar ve onların alt bağlantılarının hepsi toparlanmıştır. Onların,
şimdi, üst bağlantıları da tek tek ortaya çıkarılmaya başlanmıştır. Muhakkak
ki, kim suçludur, kim suçlu değildir; bunları mahkemeler neticeye
bağlayacaktır; ama, polisin yaptığı şey, kendi teknik imkânlarıyla, bugünkü
imkânlarla, en modern imkânları kullanarak bütün bağlantıları, bütün ilişkileri
ortaya çıkarmak, çözmek ve bunları savcılığa ve tabiî ki mahkemeye iletmektir.
Ortaya çıkan şey şudur ki, hedef, demokrasidir; size açıkça söylüyorum burada.
Onun için, hepimiz, iktidar-muhalefet, muhalefet dışındaki partilerimiz, hep
beraber, önce bu zeminin muhakkak sağlam olması hepimizin birinci görevi olması
gerekir ve bunu yaparken de, hepimizin soğukkanlı bir şekilde… Çok tecrübeli
bir ülkeyiz; başımızdan 70'li yıllar, 80'li yıllar geçti. Dünyada neler oldu;
bunları hepimiz biliyoruz. Bu acıları da hep beraber hissettik. Bundan dolayı,
şimdi, soğukkanlılıkla olayları değerlendirip, soğukkanlılıkla, kim olursa
olsun, ne olursa olsun, nereden gelirse gelsin, bunların üzerine elbirliği
içerisinde varmak olması gerekir görevimiz; şimdi bunu yapıyoruz.
Acılar, şüphesiz ki,
çekiliyor, ateşler düştüğü yeri yakıyor diye bırakmamamız gerekir. Bu açıdan,
kaybettiğimiz değerli hâkimimize -tabiî ki, bir kez daha ailesine başsağlığı
diliyoruz- Allah'tan rahmet diliyoruz; yaralı olan hâkimlerimize, hepsine acil
şifalar diliyoruz; ama, arkadaşlarımdan şunu bilmelerini isterim ki, Hükümet,
bunu, basit bir olay olarak görmemiştir. İlk olduğu andan itibaren, bunu,
devletimize, bütün halkımıza, Türkiye'deki istikrara karşı yapılmış bir olay
olarak görmüştür, arkasında kim olursa olsun. Dolayısıyla, böyle bir yaklaşım
içerisinde de faillerin hepsi ortaya çıkartılacaktır.
Değerli arkadaşlar,
düşünün, Türkiye'de istikrar kaybolsa, Türkiye'de tekrar enerjimizi birbirimize
harcamaya başlasak, bundan kim zarar görür; bundan hepimiz, İktidar Partisi de,
muhalefet partileri de, halk da, hepimiz zarar görürüz, bütün kurumlarımız da
zarar görür burada. Önce, hepimiz, bu bilinç içerisinde hareket etmeliyiz.
İkincisi, düşünün ki,
biz, son kaçmış treni âdeta yakaladık Avrupa Birliğinde. Eski Sovyet bloku
ülkeleri bile Avrupa Birliğine üye oldular. O dönemlerde biz elimizi acele
tutmadık. Acele tutmuş olsaydık, bizler, bugün, kim bilir nerelerde olacaktık.
Şimdi, düşünün ki, Avrupa Birliği sürecini biz askıya alsak, biz kendimiz
zedelesek, reformları biz kendimiz çıkaramaz hale gelsek, kendi yaptığımız
reformlardan geriye gitsek, bundan kim zarar görecek? Bundan herkes zarar
görecek; sermaye de zarar görecek, fakir de zarar görecek, köylü de, çiftçi de,
memur da, herkes zarar görecek ve hepimizin itibarı zedelenecek. Dolayısıyla,
böyle bir sorumluluk içerisinde yine hepimizin hareket etmesi gerekir.
Türkiye'de, tekrar
söylüyorum, rejim düşmanları da vardır, laiklik düşmanları da vardır, hukuk
düşmanları da vardır. Türkiye'de, bunlar, muhakkak ki var; ama hepimizin görevi
nedir: Bunları izole etmek -bölücüler vardır- bunların hepsini izole etmek,
bunlarla en iyi şekilde mücadele etmek. Bunlarla en iyi şekilde mücadele
etmenin yolu da, ülkemizde çağdaş demokrasinin şartlarını oluşturmak,
Türkiye'deki demokrasiyi kökleştirmek, Türkiye'deki şeffaflığı daha ileri
düzeye götürmek, Türkiye'de hukukun üstünlüğünü çok daha fazla pekiştirmek,
temel hak ve hürriyetlerimizi çok daha garanti altına almaktır. Böyle olunca,
zaten, ekonomik kalkınma, refah otomatik olarak gelecektir, bunun üstüne inşa
edilecektir.
Ben, bu düşüncelerle, hepinize
saygılar sunuyorum. Bu getirdiğimiz kanun, aslında, mevcut olan Başbakanlıktaki
yapının biraz daha değiştirilmesiyle ilgilidir. Güvenlik Birimleri Dairesi
Başkanlığını genel müdürlük haline getirmek istiyoruz ki, daha nitelikli
insanları orada istihdam edebilelim; çünkü, bu koordinasyonun sağlanmasında
onlara ihtiyaç var diye.
Hepinize teşekkür
ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Bakan.
Şahısları adına söz
istekleri var.
İstanbul Milletvekili
Sayın Muharrem Karslı, buyurun.
Süreniz 10 dakika. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
MUHARREM KARSLI
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Teşkilatı
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkındaki Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair 1180 sayılı Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına
söz almış bulunuyorum; hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Benden önceki
konuşmacılar kanunun mahiyeti hakkında gereği kadar teknik bilgiler verdiler.
Ben şu husus üzerinde durmak istiyorum: Sanayileşen ülkelerde suç oranı ve suç
eğilimleri hızla artmaktadır. Bu, İngiltere'deki sanayi devrimi esnasında da
böyle olmuştur, Amerika'da da böyle olmuştur, memleketimizde de, maalesef,
böyle oluyor; çünkü, sanayileşme aile bağlarını zayıflatıyor, inançları
zayıflatıyor, insanları yerinden yurdundan ediyor, göçlere sebep oluyor; bunlar
da, aynı zamanda, işsizlik meydana getiriyor.
Türkiye'de, bütün Avrupa
ülkelerinde olduğu gibi, belli bir işsizlik oranı var, yüzde 10 ile 12 arasında
dalgalanan bir oranda devam ediyor. Bu, Almanya'da da aynıdır -Almanya'da da
işsizlik oranı yüzde 12'dir- İngiltere'de de aynıdır; ama, oralardaki
sebeplerle bizdeki sebepler farklıdır. Almanya'da büyüme hızı sıfır, ekonomi
büyümüyor, büyümeyen ekonomide yeni istihdam alanları açılamadığı için işsizlik
önlenemiyor; ama, Türkiye'de ekonomi hızla büyüdüğü halde, yine, o oranda bir
işsizlik var; işsizliği hızla aşağıya doğru çekmek pek de mümkün olamıyor.
Türkiye'deki işsizliğin
sebepleri arasında kronik ve yapısal sebepler var, bir de konjonktürel sebepler
var. Kronik ve yapısal sebepler başlıca göçler. Türkiye'nin doğusundan batısına
göçler devam ediyor, hızla devam ediyor. Türkiye'de nüfus hızla artıyor.
Türkiye'de nüfus artış hızı yüzde 1,8 yıllık olarak. Çin'de bile bizim yarımız
kadar; yani, 0,8-0,9 civarında bir artış var. Ülkemizde hâlâ hızlı nüfus artışı
var. Bu hızlı nüfus artışı aynı zamanda göçlere sebep oluyor, doğudan batıya
göçler oluyor, köyden şehre göçler oluyor. Köyünde birkaç dönüm tarlasında kıt
kanaat karnını doyuran vatandaşımız, büyükşehirlerden birinin varoşlarına gelip
yerleştiği zaman hemen işsiz sınıfına yazılıyor.
Konjonktürel sebepler de
şunlar: Bir defa, Türkiye, 2001 yılında çok büyük, şiddetli bir kriz geçirdi.
Bu kriz sonucunda pek çok fabrika kapandı. Pek çok fabrika kapandı, kapanmayan
pek çok fabrika da makinelerini söküp Bulgaristan'a, şuraya buraya götürüp
orada faaliyete başladılar. Dolayısıyla, bunların çalışanları da işsiz kaldı.
Şimdi şu anda sağlamaya çalıştığımız büyüme hızıyla öncelikle bu 2001 krizinin
yarattığı işsizliği telafi etmek zorundayız. Aynı zamanda artan nüfusa
istihdam bulmak zorundayız. Doğudan
batıya göç eden insanlara iş bulmak zorundayız. Köyden şehre göç eden insanlara
iş bulmak zorundayız. Bir taraftan da enflasyonla mücadele etmek zorundayız.
Bugüne kadar, otuz yaşında olan enflasyonumuzla çeşitli hükümetler mücadele
etmek iddiasında bulundular. Enflasyonu belli bir seviyeye kadar bazıları
indirdiler; mesela, rahmetli Turgut Özal 24 Ocak kararlarından sonra enflasyonu
yüzde 42'lere çekti; fakat, orada kaldı. Hiçbir hükümet enflasyonu yüzde
7-8'lere kadar düşürmek imkânını bulamadı. Neden bulamadı; bunun sebebi şu:
Enflasyonla mücadele edilen bir memlekette enflasyonla mücadele öncelikle bütçe
açıklarını kapatmakla yapılır, devlet yatırımlarında israfı önlemekle yapılır,
gereksiz yatırımları durdurmakla yapılır, bütçe açıklarını ve harcamaları
kısmakla yapılır. Bütün bunlar da ülkedeki para sirkülasyonunu azalttığı için
bir durgunluğa sebep olur; durgunluk da işsizliğe sebep olur.
İşte, memleketimizde
yaşanan konjonktürel işsizlik sebepleri içinde en önemlisi de enflasyonla
mücadeledir.
Bildiğiniz gibi işsizlik,
işsiz kitleleri meydana getiriyor ve bu işsiz kitleler de suça daha fazla
eğilimli oluyor; ama, bir taraftan da memleketimizde yatırımlar hızla
çoğalıyor, devlet yatırımları 2002 yılında 6 katrilyon liradan bugün 27
katrilyon liraya çıkarılmıştır son bütçemizde. Ayrıca, özel sektör yatırımları
65 katrilyonla bağlanmıştır 2005 yılında ve gelen yabancı sermaye de, şimdiye
kadar gelen toplam yabancı sermayenin 2 katına ulaşmış bulunuyor. Dolayısıyla,
işsizlik konusunda geleceğe ümitle bakmak imkânımız var; ama, suç suçtur, terör
terördür. Bunlarla da ayrıca mücadele etmek gerekiyor.
Bir ülkede gerilim
politikası hiçbir zaman iktidarların işine yaramaz. Gerilim daima muhalefetin
işine yarar ve muhalefetin teşvik ettiği bir şeydir. Bir iktidarın gerilim
yaratması, kendi bindiği dalı kesmesi demektir; çünkü, gerilim yaratıldığı
zaman memlekete, kavga, gürültü, kaos, bunalım içinde yaşayan bir ülkede
kararsız seçmenler bakar ki "yahu, şu memlekette hiçbir iş doğru
yürümüyor, işler yolunda değil, her şey karmakarışık; demek ki, bu memleket iyi
yönetilmiyor, kötü yönetiliyor" diye kararsız seçmenlerin etkilenmesi
mümkündür ve muhalefetlerin gerilim politikası da kararsız seçmenlerin oylarını
almaya yöneliktir ve Türkiye'de de, maalesef, bu yapılıyor. Yoksa, bir Danıştay
olayının arkasında Hükümetin bulunması katiyen mantıkî bir şey değil.
Eğer, geçen bütçe müzakerelerinde
muhalefet liderlerini dinlediyseniz, hatırınızda kaldıysa, o zaman daha, ülkede
gerilim, gelecek seçimlere kadar şiddetli bir gerilim ve bunalım politikasının
uygulanacağını sizler de fark etmişsinizdir. Ben, fark ettiğim için, milletvekili
olarak, seçim bölgemdeki ilçe toplantılarında hep bunları anlattım, yılbaşından
beri bunları anlatıyorum ve kendilerini, teşkilatımızı, bu gerilim
politikalarına kapılmamaları ve sükûnetlerini muhafaza etmeleri için
uyarıyorum; ama, her geçen gün, biraz daha haklı çıktığımı, maalesef,
görüyorum.
Bir Danıştay olayı, daha
beş dakika geçmeden, Hükümetin üstüne yıkılmak istendi ve şimdi, bakıyoruz,
soruşturma ilerledikçe, Danıştay olayının arkasından ne çapanoğulları çıkıyor,
ne Susurluk'u kaldı ne sauna mafyaları kaldı. Onun için, böyle durumlarda,
hemen olayın üzerine balıklama atlamak yerine, biraz bekleyip olayın mahiyetini
anlamak, yapılacak en doğru bir harekettir.
Bu kanunla, biraz evvelki
konuşmacılar yeteri kadar anlattılar sanıyorum, terörle mücadele, suçla
mücadele, iç ve dış güvenlik meseleleri, bir genel müdürlüğün, Başbakanlığa
bağlı bir genel müdürlüğün görev alanına terk edilmiyor. Bu genel müdürlüğün
görevi, sadece koordinasyondur. Yoksa, terörle mücadeleyi, suçla mücadeleyi,
yine ilgili kurumlar yapmaya devam edecektir. Sadece, bu koordinasyon görevini,
şimdiye kadar Güvenlik İşleri Başkanlığı adı altında bol kadroyla yürüten
teşkilatın yerini, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü adı altında, reforme
edilmiş, daha etkin hale getirilmiş, daha iyi çalışır hale getirilmiş, daha
nitelikli elemanlarla teçhiz edilmiş yeni bir teşkilat almaktadır; bütün olay
budur.
Bu teşkilatın,
ülkemizdeki suç ve terörle mücadelede verimli ve başarılı olmasını diliyor,
hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Karslı.
Şahsı adına ikinci söz
isteği, Sivas Milletvekili Sayın Selami Uzun'un.
Buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
SELAMİ UZUN (Sivas) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1180 sıra sayılı tasarı hakkında şahsım
adına konuşuyorum.
Terörle mücadele
konusunda kurumlararası koordinasyonun daha etkin ve hızlı yerine getirilmesi
için, Başbakanlık ana hizmet birimlerinden olan Güvenlik İşleri Başkanlığının,
Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü şekline dönüştürülmesinden ibarettir. Ayrıca,
Başbakanlığın görevleri arasına, iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele
konusunda görevli kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlama görevi
eklenmektedir. Kurumlararası güvenlikle ilgili koordinasyonun görevlendirilmesine
ihtiyaç duyulmaktadır tabiî ki. Güvenlikle ilgili kurumların görevlerini yerine
getireceği, bu konuda herhangi bir değişikliğin söz konusu olmadığı,
Başkanlığın Genel Müdürlüğe dönüştürülmesinin temel amacının daha nitelikli ve
konunun uzmanı bir kadronun oluşturulması ve az sayıda, daha uzman personelle
hizmet üretmek olduğunu bilmenizi istiyorum. Bu konuda, ülkenin ihtiyaçlarını
karşılayacak en iyi yapılanmaya gidilmesinin amaçlandığı görülmektedir. Bu
Genel Müdürlüğün görev alanıyla ilgili olarak oluşturulacak kurulların
sekreterlik görevini yapması da öngörülmektedir.
Bu tasarının, aslında,
güvenlik sorunlarının çok konuşulduğu bugünlere denk gelmesi, iyi bir
tevafuktur. Unutulmaya başlanan terör, yine, zorla, zorlayarak gündemin ön sıralarına
itilmektedir. Terörü besleyen koşullarda düzelme olmadığı ve uluslararası
alanda ortak mücadele için bir altyapı oluşturulmadığı sürece, her ülke terörle
kendi başına mücadele etmek durumunda kalmaktadır. Ayırımsız olarak, bütün
terör eylemlerinin hedefi devlet ve bu milletin kendisidir, toplumun huzur ve
istikrarıdır, temel hak ve özgürlüklerdir; halbuki, bizim için özgürlük
esastır.
Dünyadaki terör
örgütlerinin çalışma şekli ve yapıları ve hedef alanlarına baktığımızda, hemen
tüm terör örgütleri dışarıdan destek bulmaktadır; ülke olarak biz bundan çok
mustaribiz. Yani "senin teröristin, benim teröristim" gibi ifadeleri
ya da kavramları zaman zaman kullanmak zorunda kalıyoruz; bunun sebebi,
uluslararası koordinasyonsuzluktur. Batı'nın bazı ülkeleri, Türkiye'ye karşı
eylem yapan terör örgütlerine hâlâ sempatiyle bakmaktadırlar. Ülke içinde ise,
bazı yetkili ve sorumlu kurumların başındakiler veya siyasî partilerin
başındaki bazı başkanlar "senin protestocun-benim protestocum"
ayırımı yapmaktadırlar; bu, üzücü bir durum olmasına rağmen, gerçektir. Bugün
beni protesto eden, bana küfür edenlerin, yarın kime küfür edeceğini
bilemezsiniz. Geçmişte darbeye maruz kalanların, bugün bir şeylerin hevesli
görülmesi çok anlamlıdır ve ibretlik bir olaydır. Sana yapılınca kötü, ötekine
yapılınca alkışlanacak; üzücü bir durumdur. Onun için, gerçekten, dünyada
güvenlik konusunda ülkelerin tedbir alıp koordinasyon sağlaması gerekiyorken,
içeride buna daha çok ihtiyacımız var, gerçek bir koordinasyona ihtiyacımız
var. Ülkenin terörden kurtarılması için, hedef birliğine, söylem birliğine,
yani halk deyişiyle ağızbirliğine ihtiyaç vardır; bu, böyle biline. Bugün biz
iktidarız, yarın başkaları olur. Bugün bana, yarın sana: Onun için, bu ülkeye
kastetmek isteyen katillere teslim olmayalım.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Uzun.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısı istiyoruz.
BAŞKAN - Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunacağım ve talep üzere, karar yetersayısı arayacağım.
Şimdi, tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmış olduğundan maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yetersayısı
bulunamamıştır; birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma saati: 20.48
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.57
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
1180 sıra sayılı Kanun
Tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
IV.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
6.-
Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri
ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1181) (S. Sayısı: 1180) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet
yerinde.
Tasarının maddelerine
geçilmesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı; şimdi, oylamayı
tekrar yapacağım ve karar yetersayısı arayacağım.
Tasarının maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir ve karar yetersayısı vardır.
Sayın milletvekilleri,
çalışma süremiz dolmuştur.
Alınan karar gereğince,
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 24 Mayıs 2006 Çarşamba
günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
İyi akşamlar diliyorum.
Kapama Saati : 20.58