DÖNEM: 22       CİLT: 119       YASAMA YILI: 4

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

101 inci Birleşim

11 Mayıs 2006 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

                                                      Sayfa    

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Sivas Milletvekili Osman Kılıç'ın, Anneler Günü münasebetiyle, ailenin temeli olan annelere çağdaş eğitimin bütün imkânlarını açarak onları toplum hayatına doğrudan katmanın önemine ilişkin gündemdışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Ersoy Bulut'un, Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle, tarım sektörünün sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu'nun, Hemşireler Haftası münasebetiyle, hemşirelerin psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlarına ve bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- 5489 sayılı ve 19.4.2006 tarihli Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun bazı maddelerinin, Anayasanın 89 uncu maddesine göre bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1054)

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/945) (S. Sayısı: 825)

VI.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, gençlerin zararlı alışkanlıklardan korunmasına yönelik Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/13137)

2.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza GÜLÇİÇEK'in, bazı köylere ibadethane yapımına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet AYDIN'ın cevabı (7/13284)

3.- Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, serbest bölgelere ve yatırım teşviklerine,

- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Merkez Bankası başkanı atama kararnamesine,

- İzmir Milletvekili K. Kemal ANADOL'un, karışım zeytinyağı ihracatına,

- İzmir Milletvekili Türkân MİÇOOĞULLARI'nın, zeytincilik politikasına,

Karışım yağların ihracatının serbest bırakılmasına,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/13374, 13375, 13376, 13377, 13378)

4.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, TRT'deki bazı uygulamalara ve alınan kararlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/13380)

5.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, ilaç sahteciliğine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/13469)

6.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, görevden alınan ve atanan personele ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili İsmail ALPTEKİN'in cevabı (7/13512)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak beş oturum yaptı.

Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle, Bilecik'te meyve fidanlarını etkileyen don afetinden sonra zarar gören çiftçilerin sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere,

Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı, Karayolları Güvenliği ve Trafik Haftası münasebetiyle, ülkemizde trafik güvenliğinin artırılmasının önemine, trafik kazalarının azaltılması için alınması gereken tedbirlere,

Kırşehir Milletvekili Hüseyin Bayındır, Kırşehir çiftçilerinin sorunlarına ve çözüm önerilerine,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın Makedonya Cumhuriyetine,

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un Rusya Federasyonuna,

Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın Afganistan'a,

Yaptıkları resmî ziyaretlere katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkerelerinin;

AK Parti Grubunun:

Gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 1154 sıra sayılı kanun tasarısının, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 7 nci sırasına, 24 üncü sırasında yer alan 825 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 358 inci sırasında yer alan 1152 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına alınmasına; 16.5.2006 Salı ve 17.5.2006 Çarşamba günleri sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; Genel Kurulun 10.5.2006 Çarşamba günü gündemin 7 nci sırasındaki işin bitimine kadar, 16.5.2006 Salı ile 17.5.2006 Çarşamba günleri 15.00-21.00, 18.5.2006 Perşembe günü 14.00-20.00 saatleri arasında çalışmasına ilişkin önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra,

Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 1099 sıra sayılı Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin tekriri müzakeresine ilişkin Hükümet talebinin, İçtüzüğün 89 uncu maddesine göre yerine getirilmesine dair önerisinin,

Kabul edildikleri açıklandı.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden,

4 üncü sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısının (1/1030) (S. Sayısı: 904), görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından,

Ertelendi.

5 inci sırasında bulunan, Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/1133, 1/1074) (S. Sayısı: 1099), görüşmeleri tamamlanarak,

7 nci sırasına alınan, Merkezî Finans ve İhale Biriminin Kuruluşuna İlişkin Türkiye Hükümeti ve Avrupa Komisyonu Arasındaki Mutabakat Zaptına 1 Nolu Ekin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/1199) (S. Sayısı: 1154), görüşmelerini müteakiben,

Elektronik cihazla yapılan açıkoylamalardan sonra;

1 inci sırasında bulunan, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve 17'ye 1 inci Ek),

2 nci sırasında bulunan, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair 604 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili (1/277) (S. Sayısı: 1079),

6 ncı sırasında bulunan, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/1098) (S. Sayısı: 1122),

Kanun Tasarılarının, görüşmelerini müteakiben;

Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, İzmir Milletvekili Türkân Miçooğulları'nın, konuşmasındaki bazı kısımların yanlış anlamalara meydan vermesini ortadan kaldırmak amacıyla,

İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz'ün konuşmasına karşılık, CHP Grubunun bu konudaki görüşlerini belirtmek üzere,

Birer açıklamada bulundular.

11 Mayıs 2006 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 22.47'de son verildi.

                       

Sadık Yakut

 

 

 

Başkanvekili

 

 

Bayram Özçelik

Yaşar Tüzün

 

Burdur

Bilecik

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

Ahmet Gökhan Sarıçam

 

 

Kırklareli

 

 

Kâtip Üye

 

 

 

     No.: 139

II. - GELEN KÂĞITLAR

11 Mayıs 2006 Perşembe

Cumhurbaşkanınca Geri Gönderilen Kanun

1.- 19.4.2006 Tarihli ve 5489 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi (1/1206) (Anayasa ile Plan ve Komisyonlarına)  (Başkanlığa geliş tarihi: 10.5.2006)

Teklif

1.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın; 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 41 inci Maddesinin (b) Fıkrasının Değiştirilmesi ile İlgili Kanun Teklifi (2/785) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.5.2006)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.00

11 Mayıs 2006 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

 

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101 inci Birleşimini açıyorum.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, görevli personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı yoktur.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 14.11


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.21

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN - Yapılan açılış yoklamasında toplantı yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yeniden, elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Anneler Günü münasebetiyle söz isteyen Sivas Milletvekili Osman  Kılıç'a aittir.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK Parti sıralarından alkışlar)

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Sivas Milletvekili Osman Kılıç'ın, Anneler Günü münasebetiyle, ailenin temeli olan annelere çağdaş eğitimin bütün imkânlarını açarak onları toplum hayatına doğrudan katmanın önemine ilişkin gündemdışı konuşması

OSMAN KILIÇ (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anneler Günü münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Toplumun temeli aileye, ailenin temeli ise annenin varlığına bağlıdır. Toplumların meydana gelerek yeşermesi ve bir medeniyet oluşturabilmesi annenin yuva kurmasına dayanır. Kadın-erkek, bütün insanlık âlemi, kutsal varlık anneye şükran borçludur. İnsan hayatının devamı için yeni nesilleri dünyaya getiren anne, bu vasfıyla, bereketin, yaşamın ve fedakârlığın sembolü olmuştur.

Doğumla başlayan uzun bir süreçte, insanoğlunu besleyip büyüten, terbiye eden anneler, haklarının ödenmesi mümkün olmayan abidelerdir. Yavrusunun sağlıklı bir şekilde büyümesi ve hayırlı bir insan olması için her türlü fedakârlığa katlanan annelerimiz, bizim yegâne hazinemizdir.

Yaşamımızın her döneminde, bütün sıkıntılarımızda ilk aklımıza gelen, yürekten çağırdığımız, fedakârlığına, sıcaklığına en fazla ihtiyaç duyduğumuz annelerimiz değil midir.

Dünyanın en güvenli ve sıcak mekânı anne karnından hayata merhaba diyen insan, yine, kendisini anne kucağının sıcaklığına bırakıyor ve ilk besinini saf anne sütünden alıyor. Bu yüzdendir sanıyorum, dünyanın en güzeline âşık olan insan, anne gibi yar bulamıyor ki "Ana başta taç imiş/ Her derde ilaç imiş/ Bir evlat pir olsa da/ Anaya muhtaç imiş" diyor.

Nasıl demesin ki; doğumundan itibaren çocuğu besleyip büyüten, iyi bir insan olarak topluma armağan eden, bize hayat veren annelerimiz, aynı zamanda, bizim ilk öğretmenlerimizdir.

Şefkat pınarı yürekleri ve tertemiz elleriyle çocuğunu büyüten anne, aynı zamanda, çocuğun gördüğü ilk insan modelidir. Doğruluğu, dürüstlüğü, temizliği, çalışmayı, insanlara sevgi ve saygıyı, çocuk, önce annesinden görmektedir. Çocuğun, küçük yaşta görerek, yaşayarak öğrendiği bu ahlak eğitimi, onun zihnine kazınarak, bir ömür boyu karakterini şekillendirmektedir.

Son zamanlarda toplumumuzun maruz kaldığı kapkaç, taciz veya saldırı gibi birtakım olumsuz hareketler incelendiğinde, bu fiilleri işleyen kesimin iyi bir aileye sahip olmadıkları görülecektir. Birtakım sebeplerle anneden mahrum olan veya varlığı halinde de ahlak eğitimini kazanmamış çocuklar, birtakım suç örgütlerinin malzemesi olarak, huzursuzluk potansiyeli haline gelmektedir.

Köklü ve  kalıcı davranış biçimlerinin, küçük yaşta, aile ortamında, özellikle anne tarafından başlatılması gereği eğitim bilimlerinin temel kaidesi olduğuna göre, modern yaşamın çocuklarımıza sunduğu olumsuz tavırlardan onları korumak ve ahlaklı bir insan olarak toplum hayatına kazandırmak için, annelerimize, bilimsel verilere uygun davranış biçimlerini, eğitim öğretim formasyonunu kazandırmamız gerekmektedir. Özellikle taşrada iyi eğitilmemiş anneleri göz önüne alarak, çocuk-anne iletişimini modern anlamda yeniden düşünmek, yeniden planlamak gereği vardır.

Bu anlamda, Millî Eğitim Bakanlığımız ve AÇEV işbirliğiyle, halk eğitim merkezlerimiz aracılığıyla yürütülen Anne Çocuk Eğitimi Programının, çok büyük bir eksikliğe çare olduğunu ve eğitim noktasında büyük başarılar kazandığını yakinen biliyorum. Bu sebeple, AÇEV sorumlularını ve programı yürüten öğretmenlerimizi yürekten kutluyor, programın daha da yaygınlaştırılmasının gereğine inanıyorum.

Sağlıklı ve akıllı nesiller yetiştirmek ve böylece bir toplum kurmak, ancak, annelerin sağlıklı, eğitimli olmasına bağlıdır. Bunun için, bugünün ve yarının annelerinin modern eğitim almalarının yolunu açmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kılıç, lütfen toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

OSMAN KILIÇ (Devamla) - Teşekkür ederim.

Yüzyıllar boyunca oluşan millî kültürümüzü yakından tanıyan ve özümseyen, bu bilgilerle bütünleştirilen yeni nesiller, toplum için huzur ve zenginlik kaynağı olacaktır. Dolayısıyla, böyle bir nesli yetiştirecek annelerin eğitim almalarını dehşet verici bir ayırımla yasaklamak, onları çağdaş hayatın gereklerini elde etme imkânlarından mahrum bırakarak, toplumun dışına itmek, milletini sevenlerin, ülkenin geleceğini düşünenlerin kabul edebileceği bir davranış biçimi değildir. Zira, eğitim kurumlarında veya bu görevi yürüten insanlarda  değişiklik yapma imkânımız vardır; ama, çocuğun içinde yaşadığı aileyi, anne ve babayı değiştirme imkânı bulunmadığına göre, anneyi modern anlamda iyi eğitimli bir öğretmen, aile yuvasını bir okul, oturma odasını bir sınıf gibi görmek hem aile mutluluğunu  hem de nesillerimizin aydınlığını sağlayacaktır.

Sonuçta, toplum hayatının refahı ve sefaleti, insan faktörüne bağlıdır. İnsanımızın eğitimli ve ahlaklı olması, toplumumuzun huzuru ve mutluluğu demektir. Annelerimize gereken saygı ve sevgiyi gösteren bir medeniyete mensup olmaktan gurur duyuyoruz. Kimi zaman kahramanlar doğuran ve yetiştiren annelerimiz, kimi zaman Kurtuluş Savaşımızın cephe gerisinin kahramanları olarak, dünya medeniyeti ölçeğinde haklı bir üne kavuşmuştur. Cenneti, anaların ayakları altında gören bir inancın, bir kültürün mensubu olarak annelerimiz, her gün bizim baş tacımızdır. Bugün ise, ihmal etmenin aksine, annelere ve anne adaylarına çağdaş eğitimin bütün imkânlarını açarak, onları toplum hayatına doğrudan katmak zorunluluğumuz vardır.

Sözlerimi tamamlarken, fedakârlığın, sevginin, şefkatin, kısaca, hayatın pınarı anneleri bu mutlu günlerinde kutluyor, şükranlarımı arz ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Gündemdışı ikinci söz, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Ersoy Bulut'a aittir.

Buyurun Sayın Bulut.

2.- Mersin Milletvekili Ersoy Bulut'un, Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle, tarım sektörünün sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

ERSOY BULUT (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle, gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti ve bizleri izleyen değerli halkımızı, cefakâr çiftçilerimizi saygıyla selamlıyorum; bu arada, tüm annelerin de Anneler Gününü kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, millî gelirimize, dış ticaretimize, istihdama, kısacası, topyekûn iktisadî hayatımıza verdiği katkı ve gıda güvenliğimizi sağlaması açısından tarım, ülkemiz için hayatî önemi haizdir; ancak, bu önemli sektöre gereği gibi destek verilmemektedir. Üreticinin durumu, ne yazık ki, iç açıcı değildir, perişandır.

Türkiye İstatistik Kurumunun yayınladığı yoksulluk rakamlarına göre kırsal kesimin hali çok kötüdür. Bu rakamlara göre, kırsal kesimde yaşayanların yüzde 2,36'sı, yani, 640 000 kişi açlık sınırının altında yaşamaya mecbur kılınmıştır. Bunun açık ifadesi, ayakta duracak hali olmamak, bir süre sonra da ölmek demektir.

Yine, kırsalda yaşayanların yüzde 40'ı, yani, 10 846 000 kişi yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. İşsizliğin had safhada olduğu, 10 000 000 işsizin bulunduğu bir ülkede istihdamın yüzde 40'ını sağlayan tarım sektörü, IMF, Dünya Bankası, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri istedi diye verecekleri üç beş kuruş borç karşılığında yok edilirse, ülkenin hali ne olur!

Görüştüğüm çiftçi örgütleri ve çiftçiler "Son yıllarda, tarım alanında yaşanan sıkıntılar, üreticiyi ne ekeceğini bilemez hale getirdi. Ne eksek zarar ediyoruz, tarımda uygulanan yanlış politikalar ve desteklerin yetersizliği bizi yok olma noktasına getirdi. Gerçekten üreten sektördük, üretemez duruma geldik" demektedirler.

Ülkemizde üretim maliyetleri çok yüksektir; çünkü, üretim girdilerini, yani, mazotu, gübreyi, tarımsal mücadele ilacını, vesaireyi pahalıya almakta, ürününü ise beklediği fiyata satamamaktadırlar. Türkiye Ziraat Odaları Birliğinin bir çalışmasında, son bir yılda tarımsal girdilerde ortalama fiyat artışı yüzde 16 iken, tarımsal girdilerdeki bu yüzde 16'ya karşı tarım ürünlerinde fiyat artışı ortalama yüzde 3'tür. Ürün bazında son bir yıldaki fiyat gerilemesi ise mısırda yüzde 22, narenciyede yüzde 27, kayısı ve şeftalide yüzde 50 ila 79 oranında olduğu ifade edilmektedir. Bu haliyle, çiftçimiz, birçok ürününü maliyetinin altında satmak zorunda bırakılmaktadır.

Bugün dünyanın en lezzetli yemeklik ve turfanda kayısısını üreten Mersin'in Mut İlçesinin çiftçileri ne yapacağını şaşırmış durumdadırlar. Ekonomisi büyük oranda kayısı üretimine dayanan Malatya üreticisinin de, son günlerde yaşanan don nedeniyle uğradıkları zarar tespitinin bir an önce yapılarak mağduriyetlerinin giderilmesi gerekir. Son bir yılda, 1 500 000 çiftçi ailesi çiftçiliği bırakmak zorunda bırakılmıştır.

Hükümete sesleniyorum: Gelin, çiftçinin kullandığı tüm tarımsal girdilerde KDV'yi sıfırlayalım; sıfırlayalım ki, 2005 yılı içinde hesaplanan 2,1 milyar YTL KDV ödentisi çiftçinin cebinde kalsın; bugün yaşadığı yüksek maliyet, düşük fiyat cenderesinden kurtulsun; ürettiği ürün tarlada, serada; meyvesi, narenciyesi dalında kalmasın.

Doğrudan gelir desteği ise, bir yıl gecikmeli olarak, ancak 2 taksitte ve iş işten geçtikten sonra ödenebilmektedir. 2006 yılına geldik, 2005 yılı doğrudan gelir desteği ödemelerinin ne zaman ve ne miktarda yapılacağı henüz belirlenmiş değildir. Yetersiz olan tarımsal desteklerin bir de zamanında ödenmemesi, çiftçiyi, tefeciye ve banka faizine mahkûm kılmıştır. Bugün, üretici, borcunu ödeyebilmek için traktörünü ve tarlasını satmak zorunda bırakılmıştır. Çiftçinin karasabanına koştuğu 2 öküzünden 1'ini vergi karşılığı aldıkları için zamanın başbakanını, zamanın bakanlarını ve valiyi azarlayan bir Atatürk bugün yok ki!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bulut, lütfen, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

ERSOY BULUT (Devamla) - Çiftçi, şimdi, traktörünü ve tarlasını elden çıkarıyor, ama, kılı kıpırdayan yok.

Geçen hafta, Mersin'de 8 kilogram greyfurtun 1 Yeni Türk Lirasına satıldığına tanık oldum; içim sızladı. Ülkemizde, Mersin ve Antalya'da muz yetiştiricileri, Dünya Ticaret Örgütü kararlarından dolayı endişe içerisindedirler. İthalattan alınan verginin azaltılması durumunda, muz üreticisi ve yan faaliyet kolları bundan olumsuz etkilenecektir. Bu nedenle, buradan bir kez daha sesleniyorum: Muz, stratejik ürünler kapsamına alınmalıdır. Bu sektörde, 100 000 aile, ortalama 400 000 kişi istihdam edilmektedir. Şayet, muz, stratejik ürünler listesine girmez, gümrük vergileri vesaireyle korunmaz ise, bölge için felaket olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, gerek tarımda ve gerekse diğer sektörlerde, araştırma geliştirme faaliyetlerinin önemi büyüktür. Tarımda araştırma geliştirme faaliyetlerini yürütmek üzere tarımsal araştırma enstitüleri kurulmuş ve ülke tarımında, kısıtlı olanaklarıyla, önemli çalışmalar yapmışlardır. Gelinen günde araştırma enstitülerinin imkânlarının iyileştirilmesi ve daha iyi araştırmalar yapmalarının teşvik edilmesi gerekirken, 2004 yılı içinde, Afyon Kocatepe Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Manisa Tavuk Hastalıkları ve Aşı Üretim Enstitüsü, Bursa İpek Böcekçiliği Araştırma Enstitüsü, Bodrum Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü, İslahiye Bağcılık Araştırma Enstitüsü kapatılmıştır. Mersin İlimiz Erdemli İlçesinde bulunan Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü de, turizmi teşvik amacıyla, kapatılmanın eşiğindedir. Turizm amaçlı kullanılmak üzere, böyle köklü bir araştırma enstitüsünün kapatılması, yöreye, yöre çiftçisine ve Türk tarımına yapılabilecek en büyük kötülüktür. Sayın Turizm Bakanına da, turizm yatırımları için uygun alanlar varken, elinizi, Türkiye'nin cennet koylarından ve Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünden çekiniz diyorum.

Değerli arkadaşlarım, başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere bütün ülkelerde, yabancılara ya mülk satışı yasaktır ya da sınırlı ve sadece konut içindir. Ülkemizde yabancıların mülk edinmeleri mümkün kılındığı için, sınırlarımızdaki tarım arazileri, kıyılarımız, İsrailliler, Suriyeliler, İngilizler, Yunanlılar, Almanlar, Hollandalılar ve Ermeniler tarafından kapış kapış satın alınmaktadır. Tapu dairelerinin önü yabancılarla doludur. Bu tehlikeli gidişe dur demezseniz, hem vatan toprağımız yabancıların eline geçecek hem de çiftçilikle uğraşanların, yani, çiftçilerin toprakları elden gidecektir. Yabancıların yoğun şekilde Türkiye'de mülk edinmeleri, gelecekte, toprak bütünlüğümüz yanında siyasî bütünlüğümüzü de zedeleyecektir. Bu  durum karşısında, silahla teslim alınamayan Türkiye, arazi satın alınarak, yani parayla teslim alınmak mı istenmektedir?!

Çiftçi kardeşlerim, sizin silahınız yok, sizin bir tek silahınız var; o da, seçim sırasındaki sandıklar. Bu sandığa sahip çıkarsanız, en iyi şekilde o silahınızı kullanmış olursunuz.

Sizlere ve bizi izleyen değerli halkımıza, cefakâr çiftçilerimize en içten duygularla saygı sunuyorum; allahaısmarladık.

Teşekkür ederim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bulut.

Gündemdışı üçüncü söz, Hemşireler Haftası münasebetiyle söz isteyen, Ankara Milletvekili Muzaffer Kurtulmuşoğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Kurtulmuşoğlu. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

3.- Ankara Milletvekili Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu'nun, Hemşireler Haftası münasebetiyle, hemşirelerin psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlarına ve bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin gündemdışı konuşması

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan, bugün iki tane haftayı birden kutluyoruz; birisi, anneler günü. Anneler, geleceğimizin güvencesi olan çocuklarımızın iyi şekilde yetişmeleri için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan anneler; toplumumuzun en değerli varlıkları olan, ömrümüzde bizi belki de karşılıksız seven tek varlık olan tüm annelerimizin Anneler Gününü kutluyorum, hepsine saygılar sunuyorum.

Bu arada, 12 Mayıs Hemşireler Günüdür. 12 Mayıs Florence Nightingale'in doğum günüdür ve doğum günü dolayısıyla da, 12 Mayıs, dünyada Hemşireler Günü olarak kutlanmaktadır.

Hemşirelik mesleğinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. 12 Mayıs, dünyada hemşirelerin annesi olan Florence Nightingale'in doğum günü münasebetiyle burada bulunuyoruz.

Sayın milletvekilleri, sağlık, hayatın her döneminde tüm önemini koruyan temel ihtiyaçlardan biridir. Bu ihtiyaca cevap veren personel içinde en önemli meslek gruplarından birisi de hemşireliktir. Hemşirelik, güç çalışma şartlarını gerektiren, özveri, sabır, hoşgörü gerektiren zor bir meslektir. Hemşirelik, insanî ihtiyaçlardan doğan, insan hayatıyla yakından ilgili bir meslektir. Bu yönü düşünüldüğünde, hemşirelerin hem eğitim açısından hem psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan desteklenmesi gereken bir meslek grubu olduğunu açıkça görmekteyiz.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'de hemşireler sağlık hizmeti verirken, ekip üyelerinden biri olarak, önemli bir yere sahiptirler. Buna rağmen, hemşireler, hak ettiği değeri görememektedirler. Çağdaş sağlık hizmetlerini bilimsel ilkelere göre sunabilmek için, ortalama 3 hastaya 1 hemşire standart olarak alınmalıdır. Hemşire sayısının yetersizliği, ülkemiz için büyüyen bir sorundur. 3 hastaya en az 1 hemşire düşmesi gerekirken, ülkemizde 10 veya 16 kişiye 1 hemşire düşmektedir. Kanser, kalp hastaları, acil servisler gibi, yoğun bakım, rehabilitasyon üniteleri gibi hizmetler için ise bu oran daha da önem kazanmaktadır.

Eğitim düzeyinin farklılığı, çalışma yaşamında yetki ve sorumluluklara yansımıyor. 1996 yılında kapatılan sağlık meslek liseleri, 2001 yılında tekrar açıldı. Hemşirelerin üniversite düzeyinde eğitim talepleri dikkate alınmadı. Oysa, şu anda, dünyada ortaokul sonrası lise eğitimiyle yetinen ülke bulunmamaktadır. 1954 yılında çıkarılan 6283 sayılı Hemşirelik Kanunu, hemşirenin değişen ve yapmakta olduğu rol ve işlevlerini kapsamıyor. Hemşirelerin mesleklerini isteyerek veya severek uygulayabilmeleri için, hemşirelik mesleğiyle ilgili yasalar, günün şartlarına uygun hale getirilmelidir. Avrupa Birliği süreciyle birlikte hızla uyum yasaları çıkarılırken hemşirelik yasasının gündemde olmaması, çıkan yasaların ülkemiz sağlık ihtiyaçlarını yansıtmaması ciddî bir sorundur.

"Sağlıkta dönüşüm" adıyla yürütülen politikalar, hemşirelerin de içinde bulunduğu sağlık çalışanlarını oldukça olumsuz düzeyde etkilemiş ve halen de etkilemeye devam etmektedir.

Yirmibeş yıldır hemşirelerin aylık ücretleri 500 dolara dahi ulaşamamaktadır. Dönersermaye gibi ekgelir olanaklarının yaratılması da bir çözüm değildir; çünkü, bu gelir emekliliğe yansımadığı için, hemşireler ciddî sıkıntılar çekmektedirler.

Ayrıca, ülkemizde erkek hemşirelerin sayılarının çok az olması ve hemşireliğin kadınlara özgü bir meslek olarak algılanması da mesleğin gelişimini olumsuz etkilemektedir.

Sayın milletvekilleri, Türk Hemşireler Derneğince, hemşire, ebe ve sağlık memurları meslekten memnuniyeti için bir araştırma yapılmıştır. Bunlardan, ancak, yüzde 42'si mesleğinden memnun, yüzde 58'i mesleğinden memnun olmadığını göstermiştir. Bu memnuniyetsizliklerin nedenleri ise; ücret yetersizliği...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kurtulmuşoğlu, lütfen, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Görev, yetki ve sorumluluklarının belli olmaması, risk fazlalığı, görev dışı işlerde çalıştırılması, meslekte ilerleyememe, toplumun mesleğe yönelik olumsuz yaklaşımı, yoğun çalışma temposu, yardımcı sağlık personeli olarak değerlendirilmesi, fazla çalışma, istenilen branşta çalışamaması gibi… Bunlar, hemşirelerin zorluk çektiği durumlardır.

Sayın milletvekilleri, hemşirelerimizin sorunlarının çözümü için de hemşirelerimize; yıpranma payı verilmelidir. İş yüküne göre dahiliye, yoğun bakım ünitelerinde ve cerrahi kliniklerinde çalışan hemşirelere farklı dönersermaye katkı payı ödenmelidir. Sağlık hizmeti sunan personele ait ulaşım servisleri verilmelidir. İnsana değer veren, yapılan işe saygı duyan yönetim anlayışı uygulanmalıdır. Gelişmiş Batı ülkelerinin standartları uygulanmalıdır. Hemşirelik, bağımsız bir meslek sayılmalıdır. Sağlık personeli açığının kapatılması, taşeron firma yerine, kadrolu personelin istihdam edilmesi, eşit işe eşit ücret ilkesinin geçerli olması şarttır. İnsanca yaşanır, adaletli bir ücret ve çalışma koşulları... Fazla çalışma ve angaryaya son verilmelidir. Akademik kariyer yapabilme imkânı sağlanmalı, cinsiyet ayırımına son verilmeli. 24 saat açık kreş ve gündüz bakımevleri açılmalı. Fiilî hizmet süresi zammı uygulaması ve sendikal haklar tanınmalı, siyasal baskılara son verilmelidir. Öyle anlaşılıyor ki, sağlık reformu, söylemlerle değil, düşünce devrimi geçirmiş, sonra da sağlık hizmetlerinin yönetimine talip olmuş insanların gerçekleştirebileceği bir iştir.

Konuşmamı tamamlarken, onlar, bu ülkenin kentlerinde, kasabalarında, köylerinde, mezralarında, hastanelerinde, dispanserlerinde, sağlık ocaklarında, sağlık evlerinde görevli 80 000 sağlık emekçisi. Onlar, bu toplumun çocuklarına, kadınlarına, yaşlılarına, engellilerine, yoksul ve çaresiz insanlarına, sağlıklı ve hasta  bireylerine büyük bir özen ve şefkatle sağlık hizmeti vermeye çalışan bir meslek mensuplarıdır. Onlar, ameliyathanelerde, yoğun bakım servislerinde, acillerde, ambulanslarda, bazen günde 24 saat, bazen aralıksız 32 saat, çoğunlukla ayda 8-10 nöbet tutan çalışan sağlıkçılar. Onlar, bütün bu hizmetleri, olağanüstü düşük ücretlerle, olağanüstü kötü çalışma koşullarında, olağanüstü yorucu mesai saatlerinde yürütmeye çalışan olağanüstü özverili insanlar. Onlar, biz hekimlerin en yakın çalışma arkadaşları.

Bütün hemşirelerimizin Hemşireler Haftasını yürekten kutluyor; Yüce Meclise ve tüm halkımıza saygılarımı sunuyorum.

Hürmetlerimle. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kurtulmuşoğlu.

Gündeme geçiyoruz.

Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım.

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- 5489 sayılı ve 19.4.2006 tarihli Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun bazı maddelerinin, Anayasanın 89 uncu maddesine göre bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1054)

                                       10. 5.2006

Türkiye Büyük Millet  Meclisi Başkanlığına

İlgi : 25. 4.2006 günlü, A.01.0.GNS.0.10.00.02-10377/31449 sayılı yazınız.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca 19.4.2006 gününde kabul edilen 5489 sayılı "Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu" incelenmiştir.

1- Yasa ile, devlet memurları ve diğer kamu görevlileri, hizmet akdine dayalı  ücretle çalışanlar, tarımsal işlerde ücretle çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ve tarımsal alanda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş ayrı emeklilik rejiminin, aktüeryal olarak hak ve yükümlülüklerin eşit olacağı tek emeklilik rejiminde buluşturulması amaçlanmaktadır.

Yasa, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından yararlanacak kişileri, işverenleri, sağlık hizmeti sunucularını, bu yasanın uygulanması yönünden gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzelkişilerini ve tüzelkişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları kapsamaktadır.

Yasada, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası yönünden kişileri güvenceye alacak düzenlemeler yapılmaktadır. Bu bağlamda, yasada, sigortalardan yararlanacak kişiler ve sağlanacak haklar, bu haklardan yararlanma koşulları, finansman ve karşılanma yöntemleri belirlenmekte, sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişine ilişkin ilke ve yöntemlere yer verilmektedir.

Yasanın incelenmesine geçilmeden önce, Anayasada, Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri arasında sayılan sosyal devlet ilkesi ve herkes için öngörülen sosyal güvenlik hakkı üzerinde durulması gerekmektedir.

Anayasanın 21 inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, ulusal dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş; "sosyal devlet" niteliği, Türkiye Cumhuriyetinin temel nitelikleri arasında sayılmıştır.

Madde gerekçesinde belirtildiği gibi, sosyal devlet, çalışan, ancak, çalışması karşılığı elde ettiği ürün ile mutlu olabilmek için tasarladığı maddî ve manevî değerlere ulaşamayan kişilere yardımcı olmayı ilke edinen devlettir.

Sosyal devlet, bireyin huzur ve gönencini gerçekleştiren ve güvenceye alan, kişi ve toplum arasında denge kuran, emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma yaşamanın kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, ekonomik ve malî önlemleri alarak çalışanları koruyan, işsizliği önleyici ve ulusal gelirin adalete uygun bir biçimde dağılmasını sağlayıcı önlemleri alan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmeye kendini yükümlü sayan, hukuka bağlı devlettir.

Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin tüm kararlarına egemen olan görüşe göre de, sosyal devletin görevi, kişinin doğuştan sahip olduğu onurlu bir yaşam sürdürmesini, maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirmesi için gerekli koşulları, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği, yani sosyal adaleti, sosyal gönenci, sosyal güvenliği ve toplumsal dengeyi sağlamaktır.

Sosyal devlette sosyal güvenlik sistemi, yalnızca aktüeryal hesaba dayanan bir düzenek olarak oluşturulamaz. Sosyal güvenliği salt aktüeryal denge olgusu düşüncesiyle oluşturmak, "sosyal devlet" ilkesini savsaklamak anlamına gelir ki, bunu, Anayasanın 2 nci maddesiyle bağdaştırmak olanaksızdır.

Devletin "sosyal" niteliği, aktüeryal denge ile sosyal devlet ilkesi arasında uyum sağlanmasını; sosyal güvenlik sisteminden kaynaklanan açıkların, başka bir deyişle sosyal güvenlik yükünün gerektiğinde devletçe karşılanmasını zorunlu kılar.

Ayrıca, hukuk devletinin amaç edindiği kişinin korunması da, toplumda sosyal güvenliğin, sosyal gönencin ve sosyal adaletin sağlanmasıyla gerçekleştirilebilmektedir.

Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer verilen sosyal hukuk devleti ilkesi uyarınca, toplumda yoksul ve gereksinim duyan insanlara devletçe yardım yapılarak, onlara insan onuruna yaraşır asgarî yaşam düzeyinin sağlanması, böylece, sosyal adaletin ve sosyal devlet ilkesinin gerçekleşmesine elverişli ortam yaratılması gerekmektedir.

Sosyal devletin görevleri arasında yer alan insan onuruna yaraşır asgarî yaşam düzeyinin sağlanması, herkese çalışma olanağı yaratılması, çalışanlara adaletli ve dengeli ücret verilmesi ve çalışamayacak durumda olanların sosyal güvenlik önlemleri ile korunması anlamını taşımaktadır.

Sosyal güvenliğin de içinde bulunduğu sosyal hakların devletçe tanınmış olması yeterli değildir. Bu hakların gerçekleşmesi için devletin olumlu edimde bulunması, sosyal güvenlik alanında oluşturulacak kural ve kurumların da, Anayasanın sözüne ve özüne, bu bağlamda sosyal hukuk devleti ilkesine uygun olması zorunludur.

Uluslararası hukuk belgelerinde ve çağdaş anayasalarda olduğu gibi, Anayasamızda da sosyal güvenlik hakkına, "Temel Haklar ve Ödevler" bölümünde "sosyal ve ekonomik haklar" arasında yer verilmiştir.

Anayasanın 60 ıncı maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu; devletin, bu güvenliği sağlayacak gerekli önlemleri alıp örgütü kuracağı belirtilmiştir.

Maddede, sosyal güvenlik, bireyler yönünden "hak", devlet yönünden "ödev" olarak öngörülmüştür. Anayasa koyucu, devleti yalnızca sosyal güvenliği sağlayacak önlemleri almak ve gerekli örgütü kurmakla görevlendirmemiş, aynı zamanda bunu devletin yükümlülüğü olarak görmüştür.

Öte yandan, Anayasanın 5 inci maddesinde, kişilerin ve toplumun gönenç, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.

Sosyal güvenlik hakkının, yurttaşların sosyal durumu ve gönenciyle ilgilenen, onlara insanlık onuruna yaraşır asgarî yaşama düzeyi sağlayan, "sosyal devlet"in gereği ve zorunlu sonucu olduğu tartışmasızdır.

Sosyal güvenlik, geliri ne olursa olsun bireylere belirli sosyal riskler karşısında ekonomik güvence sağlanmasını, onun kimi zararlara uğrama olasılığına karşı korunmasını, sosyal zararların tehlikeleri karşısında bireyin ekonomik yönden güçlü kılınmasını gerektirmektedir.

Çağdaş toplumlarda, bu niteliğiyle sosyal güvenliğin sağlanması bireylerin geleceklerini güvence altına almaya, mutluluğunu, huzurunu ve gönencini sağlamaya yönelik etkinliklerin en önemlilerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Sosyal güvenliğin işlevlerinin yerine getirilmesini amaçlayan kurallar ve kurumların tümü sosyal güvenlik sistemini oluşturmaktadır. Toplumsal dayanışmanın kurumsal duruma getirilmesini anlatan sosyal güvenlik sistemi, devletin, Anayasanın 60 ıncı maddesi gereğince kurmakla görevli ve yükümlü olduğu sosyal güvenlik örgütü ile yine devletin sosyal güvenliği sağlamak için alacağı önlemlerin tümünü kapsamaktadır.

Öte yandan, Anayasanın 65 inci maddesinde, devletin sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği gibi, devlet, yurttaşlar için hak, kendisi için ödev olan sosyal güvenliği sağlama görevini yerine getirirken, sosyal sigortacılığın teknik gereklerine uygun kimi sınırlamalar yapabilirse de, sosyal güvenlik hakkını kullanılamayacak duruma getiren önlemler alamaz.

Nitekim, Anayasanın 65 inci maddesinde, devlete sosyal hakları malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde gerçekleştirme olanağı tanınırken, "bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözetme" koşulu da konulmuştur.

Yine, Anayasa Mahkemesinin 23.2.2001 günlü, E.1999/42, K.2001/41 sayılı kararında belirtildiği gibi, sosyal güvenlik sisteminde yapılan değişikliklerin, hukuk devletinde olması gereken hukuk güvenliğini zedelemeyecek biçimde "adil, makul ve ölçülü" olması zorunludur.

Bu yaklaşım, emekli olabilmek için öngörülen prim ödeme gün sayısı, prime esas aylık tutarı ve prim oranı, emekliliğe hak kazanabilme ile emekli aylığına hak kazanmada yaş sınırları, yaşlılık aylığı bağlama oranı, yaşlılık aylığı hesaplama yöntemi, aylıklarda sağlanacak yıllık artış tutarı ve sağlık gibi konularda getirilen kuralların adil, makul ve ölçülü olmasını gerektirmektedir.

Yasanın genel olarak maddeleri incelendiğinde sosyal güvenlik sistemindeki kimi konular yönünden "adil, makul ve ölçülü" olma ölçütünün gözetilmediği görülmektedir. Aşağıda, bu konulara ve buna ilişkin gerekçelere ayrıntılarıyla yer verilmiştir.

a- Yasanın 28 inci maddesinde, 01.01.2007'den sonra sigortalı kapsamına girenlere, kadın için 58, erkek için 60 yaşını doldurmuş olmaları ve en az 9 000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş bulunması koşuluyla aylık bağlanacağı belirtilmektedir. Yaş sınırı, 1.1.2036'dan başlayarak kadınlar için 1.1.2048'e, erkekler için 1.1.2044'e kadar artırılıp, 65'e yükseltilmektedir.

Ülkemizde ortalama yaşam süresinin 66 yıl olduğu gözetildiğinde, yasayla, tüm sigortalılar yönünden emekli aylığı bağlama yaş sınırının, zaman içinde de olsa 65'e yükseltilmesi; sürekli çalışma olanağı işverenin inisiyatifinde olan sigortalılar yönünden de prim ödeme gün sayısının          9 000'e çıkarılmasının, gelecek kuşakların emeklilik hakkına kavuşmasını olanaksız kılacağı, bu niteliğiyle adil, makul ve ölçülü olmadığı açıktır.

İşçiler için prim ödeme gün sayısının 7 000'den 9 000 güne çıkarılması, Türkiye gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi, esnek çalışmanın, sendikasızlaştırmanın, kayıtdışı çalıştırmanın ve yoğun işsizliğin yaşandığı ülkemizde 9 000 prim ödeme günü gerçekçi görünmemektedir.

Üstelik, emekli olabilme yaşı ile aylık bağlama yaşı arasındaki kimi durumlarda uzun yılları içeren fark da ölçüsüzlüğün bir başka göstergesidir. Örneğin, 1.1.2007 gününde, 18 yaşındayken sosyal sigorta kapsamına giren, 43 yaşında emekli olma hakkı kazanan bir sigortalı, ancak 22 yıl sonra, 65 yaşında aylığa hak kazanabilecektir.

Yukarıda da belirtildiği gibi, yasanın 28 inci maddesinde, emeklilik yaşının, 1.1.2007 gününden sonra ilk kez sigortalı olacaklar yönünden kadın için 58, erkek için 60 olarak belirlenmesine karşın, bu yaş koşulu, 2036 yılından başlayarak kademeli olarak artırılmakta ve emeklilik yaşı 65'e yükseltilmektedir.

Bu düzenlemeye göre, kadın için 58, erkek için 60 yaşını 1.1.2036 gününden önce dolduramayan sigortalılar, emeklilik yaşını kademeli olarak yükselten kurala bağlı olacak ve bunun sonucunda, kendisine emekli aylığı bağlanabilmesi için 65'e kadar uzanan yaşları beklemek zorunda kalacaklardır. Ayrıca, yine bu durum nedeniyle, aynı gün işe başlayan ve prim ödeme süreleri eşit olan farklı yaşlardaki sigortalılar, yaşlılık aylığına aynı yılda hak kazanamayacaklardır.

Başka bir anlatımla, yasanın 28 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 1.1.2007'den sonra ilk kez sigortalı olanlar için öngörülen kadın için 58, erkek için 60 yaş sınırı, ancak sırasıyla 30 ve 32 yaşlarında göreve başlayanlar yönünden geçerlidir. Yaş küçüldükçe, 2036 yılından sonra artırılan yaş sınırı nedeniyle bekleme süresi artmaktadır. Örneğin, 1. 1.2007'de sigorta kapsamına giren bir kadın sigortalı 30 yaşında ise 58 yaşına ulaştığı 2035 yılında; 18 yaşında ise, 65 yaşına ulaştığı 2054 yılında yaşlılık aylığına hak kazanabilecektir.

b- Yasanın 80 inci maddesinde, prime esas kazançlar düzenlenmiştir. Maddede, basamak sistemi kaldırılması nedeniyle Bağ-Kura bağlı sigortalılar ile tüm ödemeler keseneğe bağlı tutulacağı için TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden önemli değişiklikler getirilmektedir.

Yasanın 80 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasındaki düzenleme ile, Bağ-Kur sigortalıları yönünden basamak sistemi kaldırılmakta; aylık prime esas kazançların, prime esas günlük kazanç alt sınırı ile üst sınırı arasında kalmak koşuluyla kendilerinin bildirecekleri günlük kazancın otuz katı olacağı belirtilmektedir.

80 inci maddenin birinci fıkrasında, TC Emekli Sandığı iştirakçisi olanların aylık prime esas kazançlarının belirlenmesinde yapılan ödemelerin tümünün brüt tutarlarının göz önünde bulundurulacağı öngörülmektedir. Oysa, bugünkü sistemde zam ve tazminat ödemelerinin yasada hesap biçimi belirtilen sınırlı tutarı emeklilik keseneğine bağlı tutulmaktadır.

Ayrıca, yasanın 82 nci maddesinde, tüm sigortalılar yönünden, prime esas kazancın hesaplanmasında alt ve üst sınır getirilmişken, 46 ncı maddesinde, kamu görevlilerinin prime esas kazançlarının saptanmasında 82 nci maddedeki üst sınırın aranmayacağı belirtilmiştir. Böylece, kamu görevlilerinin tüm aylık gelirlerinden prim kesintisi yapılması olanaklı kılınmıştır.

Bu durumda, TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden, çalışanlar için prim oranı yüzde 14'e düşürülmesine karşın, prime esas matrahın artması nedeniyle görev aylıklarında azalma olması kaçınılmazdır.

Bunun içindir ki, yasanın geçici 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasında, eski ve yeni matrahlar arasındaki farka ilişkin sigorta priminin iki yıl süreyle kurumca karşılanması öngörülmüştür. Böylece, görev aylıklarındaki azalma iki yıl ertelenmiş olmaktadır.

c- Yasanın 29 uncu maddesinde, aylık bağlama oranının, toplam prim ödeme gün sayısının her 360 günü, yani her yıl için 2015 yılı sonuna kadar yüzde 2,5; 2016 yılından başlayarak yüzde 2 olduğu belirtilmiştir.

Yine maddede, aylık bağlama oranının yüzde 90'ı geçemeyeceği de kurala bağlanmıştır.

Bugün için aylık bağlama oranı, Sosyal Sigortalar Kurumu ile Bağ-Kura bağlı sigortalılar yönünden her yıl için ortalama yüzde 2,6; TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden ise 25 yıl için yıllık yüzde 3, sonraki yıllar için yıllık yüzde 1'dir.

Ayrıca, bugünkü sistemde TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden aylık bağlama oranında üst sınır yüzde 100'dür.

Aylık bağlama oranının düşürülmesinin daha az emekli aylığı anlamına geleceği, bu durumun, çalışanların emeklilik statüsü yönünden olumsuz bir gelişme olacağı açıktır.

d- Yasanın 29 uncu maddesinde, yaşlılık aylığının, ilgilinin ortalama aylık kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımıyla hesaplanacağı belirtilmiştir.

"Ortalama aylık kazanç" ise, sigortalının her yıla ilişkin prime esas kazancının, kazancın ilişkin olduğu yıldan başlayarak aylık istem gününe kadar geçen yıllar için, her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek bulunan kazançlar toplamının, itibarî hizmet süresi ile fiilî hizmet süresi zammı dışında, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesiyle hesaplanan ortalama günlük kazancının 30 katı olarak tanımlanmıştır.

Yaşlılık aylığının bağlanmasında "ortalama aylık kazanç"ın esas alınması, bugün için Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı sigortalılar yönünden önemli yenilik getirmemektedir.

Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalıları yönünden eski ve yeni sistem arasındaki fark, ilkinde prime esas kazanç, her takvim yılı itibariyle Türkiye İstatistik Kurumunca açıklanan tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayri safi yurtiçi hâsıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı arttırılarak, emekli olunan güne kadar güncelleştirilmekte iken, bu kez güncelleştirme işinin "güncelleştirme katsayısı" esas alınarak yapılmasından ibarettir.

Getirilen kural, Bağ-Kur sigortalıları ve özellikle TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden önemli yenilik içermektedir.

Yasayla Bağ-Kura bağlı sigortalılar yönünden basamak sistemi kaldırılarak, bunların prime esas günlük kazanç alt sınırı ile üst sınırı arasında kendilerinin bildireceği günlük kazancın prime esas alınması öngörülmüş; dolayısıyla bunların yaşlılık aylıklarının hesaplanması yöntemi de değiştirilmiştir.

Yaşlılık aylığının hesaplanması yönteminde en köklü değişiklik TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden yapılmıştır.

TC Emekli Sandığı iştirakçilerinin emekli aylıklarının nasıl hesaplanacağı 5434 sayılı Yasanın 41 ve ek 70 inci maddelerinde gösterilmektedir. Bu maddelere göre, emekli aylıkları; memur aylık katsayısı, emekli olunan günde bulunulan emeklilik keseneğine esas derece ve kademe göstergesi, çalışma yaşamı boyunca elde edilen en yüksek ekgösterge, kıdem aylığı, taban aylığı, zam ve tazminat ödemeleri varsa yasada gösterilen oranın, en yüksek devlet memuru aylığının brüt tutarına uygulanması suretiyle hesaplanan emeklilik tazminatından oluşmaktadır.

Ayrıca, 5434 sayılı Yasanın ek 68 inci maddesine göre de, makam tazminatı ile yüksek yargıçlık tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde bulunduktan sonra emekliye ayrılanlara, bulundukları en üst görevin makam, yüksek yargıçlık, temsil ve görev tazminatları emekli aylıklarına eklenmektedir.

Özetle, TC Emekli Sandığı iştirakçilerinin emekli aylıklarının hesaplanmasında, iştirakçinin bulunduğu en son görevinin ayrılığı ve yapılan ödemelerin brüt tutarları göz önünde bulundurulmaktadır. 

Oysa, yasada, TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden de yukarıda açıklanan yöntem benimsenmiştir. Bu yöntem uyarınca, devlet memurunun, göreve başladığı yıllarda daha düşük olan aylık öğeleri üzerinden hesaplanan prime esas kazançları yaşlılık aylığının belirlenmesinde de dikkate alınacak ve sonuca etkili olacaktır.

Bu durumun, yaşlılık aylığı bağlama oranının da düşürüldüğü göz önünde bulundurulduğunda, kamu görevlilerine bağlanacak yaşlılık aylıklarının bugüne göre daha düşük olmasına yol açacağı ortadadır.

Günümüzde uygulanan emekli aylıklarının, insan onuruna yaraşır asgarî yaşama düzeyini sağlamaktan uzak olduğu gözetildiğinde, bu tutarları daha da azaltan yeni kuralın adil, makul ve ölçülü olmadığı; emeklilerin ulusal gelirden hak ettikleri payı almalarını sağlayamayacağı açıktır.

Ayrıca, yasanın geçici 2 nci maddesinde, çalışanların 1. 1.2007 gününe kadar sosyal güvenlik kurumlarına bağlı geçen süreleri için yaşlılık aylıklarının eski kurallara, bugünden sonraki sürelerine ilişkin yaşlılık aylıklarının yasa kurallarına göre hesap edilerek her iki tutarın toplamının yaşlılık aylığını oluşturacağı belirtilmiştir ki, bu konunun, özellikle aynı görevde çalışmış ve çalışmakta olanların emekli aylıkları ile ölenlerin dul ve yetimlerinin aylıkları arasında fark oluşturacağı; bu farkın, eşitlik ilkesine aykırı olduğu ve adaletsizlik yaratacağı açıktır.

e - Yasanın 55 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, bu yasaya göre bağlanan gelir ve aylıkların, her yılın ocak ve temmuz ödeme günlerinden geçerli olmak üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumunca açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirleneceği kurala bağlanmış; geçici 1 inci maddenin beşinci fıkrasında da, bu kuralın bağlanmış aylık ve gelirler için de uygulanması öngörülmüştür.

Oysa, 5434 sayılı Yasanın ek 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında, yasalarla yapılacak değişiklikler sonunda aylık tutarlarında oluşacak yükselmelerin, aynı rütbe, kadro unvanı ve dereceden bağlanmış bulunan emekli, adi malullük, vazife malullüğü, dul ve yetim aylıklarına da uygulanması esası getirilmiştir.

Bu düzenleme, 25. 8.1999 günlü, 4447 sayılı Yasanın 24 üncü maddesiyle değiştirilerek, yasanın yürürlüğe girdiği 8.9.1999'dan önce emekli, adi malullük, vazife malullüğü ile dul ve yetim aylığı alanların bu aylıklarının, yasanın yürürlüğe girdiği günden; yasanın yürürlüğünden sonra bağlanacak emekli, adî malullük, vazife malullüğü  ile dul ve yetim aylıklarının ise, bağlandığı günden sonraki ilk memur aylık artış gününden başlayarak her ay bir önceki aya ilişkin Türkiye İstatistik Kurumunca açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi değişim oranına göre belirlenmesi öngörülmüştür.

Görüldüğü gibi, önceki ve sonraki emekliler arasındaki gelir farkını giderecek düzenlemeye, 4447 sayılı Yasa döneminde olduğu gibi yasada yer verilmemiştir. Bu durum, bir yandan emeklilerin ulusal gelirden hak ettikleri payı almalarına engel olacak, öte yandan da, aynı görevi yapmış önceki ve sonraki emekliler arasında, hakkaniyete aykırı biçimde gelir farkı yaratacaktır.

Anayasa Mahkemesinin 4447 sayılı Yasaya ilişkin 23.2.2001 günlü, E.1992/42, K.2001/41 sayılı kararında,