DÖNEM: 22 CİLT: 118 YASAMA
YILI: 4
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK
DERGİSİ
96 ncı
Birleşim
2 Mayıs 2006 Salı
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin'in, dünya işçilerinin birlik,
dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs İşçi Bayramına ilişkin gündemdışı
konuşması
2.- Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, Nevşehir ve çevresinde
meydana gelen don olayı ile hastalıklı tohumların ithalinden sonra bölgede
uygulanan patates üretim yasağı dolayısıyla çiftçilerin mağduriyetlerinin
giderilmesi için doğrudan gelir desteği ve mazot desteği primlerinin
ödenmesinin sağlayacağı yararlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker'in cevabı
3.- Mersin Milletvekili Ömer İnan'ın, Mersin'e aşırı göçün ortaya
çıkardığı ekonomik, sosyal ve güvenlik sorunlarına karşı alınması gereken
tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
B) Tezkereler ve
Önergeler
1.- 5487 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 6 ncı maddesinin
Anayasanın 89 uncu maddesine göre bir kez daha görüşülmek üzere geri
gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/1037)
2.- Sayıştay Başkanlığınca, Sağlık eski Bakanı Osman Durmuş hakkında
düzenlenen dosyanın Genel Kurulun bilgisine sunulmasına ve Sayıştay kararı ile
eklerinin milletvekillerinin tetkik ve takdirlerine açılmasının uygun mütalaa
edildiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1038)
3.- (10/41, 170, 177, 263, 295) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonu Başkanlığının, komisyonun görev süresinin bir ay uzatılmasına ilişkin
tezkeresi (3/1039)
4.- Çanakkale Milletvekili İsmail Özay'ın; 4533 Sayılı Gelibolu
Yarımadası Tarihî Milli Parkı Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi
Hakkında Kanun Teklifinin (2/606), doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi
(4/383)
5.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun; Tabiî Afetlerden
Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun Teklifinin (2/358),
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/384)
C) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclıs Soruşturmasi ve Meclıs Araştirmasi Önergelerı
1.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu ve 32 milletvekilinin,
şehirlerarası otobüs taşımacılığı sektöründeki sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/360)
IV.- ÖNERİLER
A) Sıyasî Partı
Grup Önerılerı
1.- (10/250) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin öngörüşmesinin
Genel Kurulun 2.5.2006 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grup
önerisi
2.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine
ilişkin AK Parti Grup önerisi
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin,
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
3.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma
Komisyonu Raporu (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve 17'ye 1 inci Ek)
4.- Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu
(1/277) (S. Sayısı: 1079)
5.- Çankırı Milletvekili Tevfik Akbak'ın; Karayolları Trafik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu
(2/731) (S. Sayısı: 1137)
VI.- SORULAR VE CEVAPLAR
A) Yazili
Sorular ve Cevaplari
1.- Manisa Milletvekili Ufuk ÖZKAN'ın, çocuk suçluluğuna ilişkin sorusu
ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/12633)
2.- İstanbul Milletvekili Halil AKYÜZ'ün, getirilen bir tıbbi cihaza
ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili İsmail ALPTEKİN'in
cevabı (7/13120)
3.- Malatya Milletvekili Süleyman SARIBAŞ'ın, bir inşaat şirketinin
TOKİ'den aldığı işlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/13121)
4.- Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın, temel ihtiyaç maddeleri ile
tarım girdilerinin KDV oranlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı
Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/13124)
5.- İstanbul Milletvekili Mehmet SEVİGEN'in, Maliye Bakanı adına kayıtlı
internet sitesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/13143)
6.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim ÖZKAN'ın, bir pancar kantarına
pancar lifi kurulmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı
Ali COŞKUN'un cevabı (7/13145)
7.- İzmir Milletvekili Bülent BARATALI'nın, İzmir'de bir madencilik
faaliyetine verilen ÇED raporuna ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman
PEPE'nin cevabı (7/13160)
8.- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, kamu sabit sermaye
yatırımlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif
ŞENER'in cevabı (7/13167)
9.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Star Gazetesinin satışına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in
cevabı (7/13168)
10.- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, postayla gönderilen trafik
cezalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/13185)
11.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, bir işadamı hakkındaki bazı
iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/13192)
12.- İzmir Milletvekili Serpil YILDIZ'ın, İzmir Emniyet Müdürlüğüne
yapılacak atamaya ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/13196)
13.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya'da bir mekanda siyasî
faaliyete izin verilmesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir
AKSU'nun cevabı (7/13198)
14.- Tokat Milletvekili Feramus ŞAHİN'in, Halkalı Cem Kültür Evine
yapılan tahsise ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı
(7/13213)
15.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, Özelleştirme
İdaresinin Sarmısaklı'daki taşınmaz devri kararına ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/13217)
16.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza GÜLÇİÇEK'in, Kaynarca Semt
Polikliniği diş protez bölümünün kapatılmasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı
Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/13249)
17.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, tekstil sektörünün
desteklenmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in
cevabı (7/13281)
18.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Merkez Bankası Başkanı atama
kararnamesine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/13336)
19.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Merkez Bankası Başkanı atama
kararnamesine ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız ÖZAK'ın
cevabı (7/13341)
20.- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, sözleşmeli çalıştırılan
personelin prim borçlarını ödemedikleri için yasal takip uygulanan okul
müdürlerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/13345)
21.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, işsizliğe ilişkin sorusu ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/13349)
22.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Türkiye Kalkınma
Bankasındaki görevden alma ve atamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/13365)
23.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, özelleştirme gelirlerinin
kullanımına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ali BABACAN'ın cevabı (7/13389)
24.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, Sarmısaklı Tarım
İşletmesinde gerçekleşen hasata ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali
COŞKUN'un cevabı (7/13481)
25.- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, SPK ile ilgili bazı
iddialara,
-Diyarbakır Milletvekili Muhsin KOÇYİĞİT'in, SPK ile ilgili bazı
iddialara,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif
ŞENER'in cevabı (7/13548, 13552)
26.- Konya Milletvekili Nezir BÜYÜKCENGİZ'in, özelleştirmeler sonucu
geçici işçi olarak istihdam edilen personele ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/13555)
27.- Muğla Milletvekili Ali Cumhur YAKA'nın, özelleştirmeler sonucu
geçici işçi olarak istihdam edilen personele ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/13556)
28.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Türkiye Kupası final maçının
oynanacağı yere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet
Ali ŞAHİN'in cevabı (7/13690)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak beş oturum yaptı.
Karaman Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu, yurt dışında çalışan
vatandaşlarımızın sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere,
Ankara Milletvekili Yakup Kepenek, 23 Nisan ve Mustafa Kemal'in
meşruiyet ve yasallık anlayışına,
Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün, son yıllarda İç Anadolu Bölgesinde
meydana gelen aşırı kuraklık ve mevcut su kaynaklarının bilinçsiz kullanılması
nedeniyle tarımın bitme noktasına gelme tehlikesine karşı alınması gereken
tedbirlere,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın, Bahreyn Temsilciler Meclisi Başkanı
Khalifa Bin Ahmet Al-Dahrani'nin davetine beraberinde bir parlamento heyetiyle
icabetine ilişkin Başkanlık,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Sudan'a yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık,
Tezkereleri kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının:
3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri
alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden;
1 inci sırasında bulunan, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
(1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve 17'ye 1 inci Ek),
2 nci sırasında bulunan, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair 604 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
(1/277) (S. Sayısı: 1079),
4 üncü sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısının (1/1030) (S. Sayısı: 904),
8 inci sırasında bulunan, Çankırı Milletvekili Tevfik Akbak'ın;
Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin
(2/731) (S. Sayısı: 1137),
9 uncu sırasında bulunan, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/1098) (S. Sayısı: 1122),
10 uncu sırasında bulunan, Türkiye İstatistik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1184) (S.
Sayısı: 1142)
Görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından;
Ertelendi.
5 inci sırasında bulunan, Muğla Milletvekili Orhan Seyfi
Terzibaşıoğlu'nun; 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname ile 2985 Sayılı Toplu Konut Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifinin (2/727) (S. Sayısı: 1138),
6 ncı sırasında yer alan, Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/1145) (S. Sayısı: 1112),
Görüşmeleri tamamlanarak, elektronik cihazla yapılan açıkoylamalardan
sonra,
7 nci sırasında bulunan, İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu'nun;
Ulaştırma Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/733) (S. Sayısı: 1135), görüşmelerini müteakiben,
Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
Diğer kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmelerinde de komisyon ve
hükümet yetkililerinin bulunamayacağı anlaşıldığından ve grupların da
mutabakatıyla, 2 Mayıs 2006 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime
19.37'de son verildi.
İsmail Alptekin
Başkanvekili
|
|
Mehmet Daniş |
Türkân Miçooğulları |
|
|
Çanakkale |
İzmir |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
II. - GELEN KÂĞITLAR No: 131
28 Nisan 2006
Cuma
Cumhurbaşkanınca
Geri Gönderilen Kanun
1.- 13.4.2006 tarihli ve 5487 sayılı Sosyal Güvenlik
Kurumu Kanunu ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince
Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi (1/1197)
(Anayasa ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.4.2006)
Tasarılar
1.- Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanun ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/1198) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24.4.2006)
2.- Merkezi Finans ve İhale Biriminin Kuruluşuna
İlişkin Türkiye Hükümeti ve Avrupa Komisyonu Arasındaki Mutabakat Zaptına 1
Nolu Ekin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/1199) (Avrupa
Birliği Uyum; Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28.4.2006)
Teklifler
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz'un; Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/773) (Plan ve Bütçe
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.4.2006)
2.- Bursa Milletvekili Sedat Kızılcıklı'nın; Vergi Usul
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/774) (Plan ve Bütçe
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.4.2006)
3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın; Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi (2/775) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.4.2006)
Rapor
1.- Dilekçe Komisyonu Genel Kurulunun; 31.5.2005
Tarihli ve 6 Sayılı Karar Cetvelinde Yayımlanan ve Kesinleşmiş Bulunan, Bazı
Televizyon Kanallarında Yayınlanan Programların Türk Aile Yapısını, Çocukların
ve Gençlerin Psikolojik Gelişimini Olumsuz Etkilediği ve İlgili İdari Makamlar
Tarafından Bu Programların Yayınının Engellenmesine Yönelik Gerekli Tedbirlerin
Alınmadığı İddialarını İçeren Dilekçelere İlişkin 14 Numaralı Kararı, Bu Karara
Karşı İlgili İdari Makamların Yazıları ve Yapılan İşlemlerin Yetersizliği
Gerekçesiyle İçtüzüğün 119 ve 120 nci Maddeleri uyarınca Konunun Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulunda Görüşülmesine Dair Dilekçe Komisyonu Genel
Kurulu Raporu (5/23) (S. Sayısı: 1144) (Dağıtma tarihi: 28.4.2006) (GÜNDEME)
2 Mayıs
2006 Salı No:132
Meclis
Araştırması Önergesi
1- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU ve 32
Milletvekilinin, şehirlerarası otobüs taşımacılığı sektöründeki sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/360) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/4/2006)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
15.00
2 Mayıs 2006
Salı
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 96 ncı Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline
gündemdışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri 5'er dakikadır. Hükümet bu konuşmalara
cevap verebilir. Hükümetin konuşma süresi 20 dakikadır.
Gündemdışı ilk söz, 1 Mayıs İşçi Bayramı münasebetiyle
söz isteyen Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin'e aittir.
Sayın Çetin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin'in,
dünya işçilerinin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs İşçi
Bayramına ilişkin gündemdışı konuşması
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, 1 Mayıs 1977'de İstanbul'da
Taksim Meydanında yaşamlarını yitiren 37 işçi ve 1 Mayıslarda yaşamını yitiren
tüm emekçileri rahmetle anıyorum.
Değerli arkadaşlarım, dün 1 Mayıstı. 1 Mayısı, dünya
işçileri, birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak, Afrika'dan Amerika'ya,
Asya'dan Avustralya'ya kadar bütün dünyada, dili, dini, ırkı, rengi ne olursa
olsun, her kıtada milyonlarca emekçi, ulusal ve uluslararası taleplerini dile
getirerek kutladılar.
Sendikalar, her 1 Mayısta, barış, demokrasi, insan
hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için uluslararası belgeleri
ulusal istemlerle birlikte haykırırlar; ulusal istemler ile uluslararası
istemleri birleştirir, kaynaştırırlar. Ülkemizde de, küçük istisnalar dışında
dün de öyle oldu.
Türk-İşe, DİSK'e, Hak-İşe bağlı işçiler, kamu çalışanları
konfederasyonlarına bağlı memurlar, meslek odaları mensupları, çiftçiler,
işsizler, toplumun tüm kesimleri hep bir ağızdan istemlerini, tepkilerini,
amaçlarını demokratik bir biçimde dile getirdiler. Bu 1 Mayısta onbinlerce kişi
İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, yurdun dört bir yanında, insanca bir yaşam,
eşitlik, özgürlük, adalet ve barış için yürüdü.
1 Mayıs, işçi sınıfının tüm dünyada birlik ve dayanışma
günü; ama, işçiler, çalışanlar ne birlik içindeler ne de sosyal, siyasal
dayanışma içinde. Öyle olduğu içindir ki, bugün, yüzyirmi yıllık mücadele
sonunda elde ettikleri 8 saatlik çalışma süresinden sonra, emeklilik haklarını
ve kamudaki sağlık haklarını da yitirilmiş bir ortamda kutlayabildiler.
Yine de umutsuz değillerdi dün alanlarda. Gelecekte,
bugün kaybettikleri haklarına erişebilmenin umuduyla, bir bakıma da, biraz
karamsar bir biçimde yürüdüler.
Değerli arkadaşlarım, kabul etmek gerekir ki, AKP
İktidarı döneminde, bütün sağ siyasal iktidarların yaşama geçiremeyeceği kadar
etkisizleştirilen işçi ve kamu çalışanları sendikaları, artık, bir bakıma,
işçilerin önderlik görevlerini de yerine getirip getirmedikleri tartışma
konusu. Bugün, 23 000 000 çalışanın yaklaşık 12 000 000'u örgütlenme
özgürlüğünden yararlanma hakkına sahipken, 3 işçi konfederasyonuna bağlı 700
000 işçi var ise ve 2 800 000 dolayında memurun, ancak, yine, işçiler kadarı,
yani, 700-800 bini 6 konfederasyonda örgütlenebilmişse, Türkiye, çalışma yaşamı
açısından, 1886'lı yıllardaki koşullara yeniden gitti demek hiç de abartılı
olmaz. O günlerde de, çalışanlar, 8 saatlik işgücü talebiyle ve ücretlerinin
bastırılması, ücretlerinin düşürülmesi ile yaşama koşullarının
zorlaştırılmasına karşı hep birlikte tepki koymuşlar ve 1879'da başlayan
mücadeleleri, 1889'da, 8 saatlik işgücü kazanımı ve 1 Mayısın uluslararası
düzeyde birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanacak gün haline 2 nci
Enternasyonalde gelmesiyle son bulmuştu.
O günden bugüne, 1 Mayıslar, hep kutlanagelir; ama,
ülkemizde, 1 Mayıslar, her nedense, bir korku günü, bir gerilim günü, bir tepki
günü olarak anılır. O nedenle de, sık sık, 1 Mayıslarda olaylar yaşanır
ülkemizde. Tabiî ki, bu, bir bakıma da hükümet edenlerin sorunu gibi geliyor.
Değerli arkadaşlarım, hatırlarsınız, bundan onbeş yirmi gün önce, Başbakanın
Danışmanı Sayın Zapsu, ülkemizde bir değerlendirme yaparken "Nevruzu
atlattık, Şemdinli olaylarını atlattık, 1 Mayısı da atlatırsak önümüz
aydınlık" demişti.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çetin, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Yani, bir zihniyet düşünün -ki, o zihniyet iktidarda- 1
Mayısı, bütün dünyada, emekçilerin istemlerini gündeme getirdikleri,
taleplerini açıkça söyledikleri bir ortamda, terör örgütleriyle, terör
günleriyle 1 Mayısı aynı kefeye koyabiliyor ve böyle bir ülkede, ne yazık ki,
işçi sendikalarının, konfederasyonlarının büyük bir bölümü, böyle bir iktidara
destek verebiliyor.
Değerli arkadaşlarım, gelecekte, işçiler, çalışanlar,
gerçekten, ülkemizde emeğin bu kadar horlanmadığı, çalışma koşullarının bu
kadar aşağılanmadığı, kölelik koşullarının yeniden işçilere dayatılmadığı
günleri, yeniden, mücadelelerle elde edeceklerdir, bundan hiç kuşku duymuyorum;
ancak, bu zemini hazırlayacak olanlar da siyasal iktidarlardır, siyasal
partilerdir. Cumhuriyet Halk Partisi, bu konuda, sosyal demokrasinin gereği
olarak, emeğe saygının, emekçiye saygının bir gereği olarak çalışma ortamının
AKP dönemindeki tahriplerini gidermeye kararlıdır ve 1 Mayısı korku günü, gerilim
günü olmaktan çıkartıp yasallaştırmaya da kararlıdır.
Ben, sözlerimi bitirmeden önce, üç yıldan bu yana,
Mecliste birkaç tane teklifin -1 Mayısın tatil günü olarak Mecliste
kararlaştırılma arzusu- komisyonlarda beklemesine rağmen yaşama geçirilmeyişini
üzüntüyle karşılıyorum ve bu talebin, sadece 1 Mayıs günleri, 1 Mayıs
arifesinde değil, 1 Mayıstan sonra, böylesi, 2 Mayıstan sonraki süreçte daha
sağlıklı bir değerlendirmeyle, 1 Mayısın tatil kapsamına alınmasını öneriyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.
Gündemdışı ikinci söz, Nevşehir İli çiftçisinin patates
ekim yasağı ve meydana gelen don olayı nedeniyle uğradığı zararlar hakkında söz
isteyen Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış'a aittir.
Sayın Elkatmış, buyurun.
2.- Nevşehir Milletvekili Mehmet
Elkatmış'ın, Nevşehir ve çevresinde meydana gelen don olayı ile hastalıklı
tohumların ithalinden sonra bölgede uygulanan patates üretim yasağı dolayısıyla
çiftçilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için doğrudan gelir desteği ve mazot
desteği primlerinin ödenmesinin sağlayacağı yararlara ilişkin gündemdışı
konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker'in cevabı
MEHMET ELKATMIŞ (Nevşehir) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkana da, söz verdiği
için teşekkür ediyorum.
Zaman zaman ülkemizde çeşitli afetler olmakta. Bunlar,
can ve mal kaybına sebep olmakta. Deprem, hem can kaybı hem mal kaybına sebep
olmakta; ama, sel, dolu gibi bazı afetlerde, heyelan gibi afetlerde de, yine
hem can kaybı hem mal kaybı oluyor. Maalesef, ülkemizde bunlar çok oluyor;
Allah ülkemizi bu gibi afetlerden korusun.
Geçtiğimiz hafta da, yine, ülkemizde, özellikle İç
Anadolu Bölgemizde çok şiddetli bir don olayı vuku buldu. Bu don olayı
münasebetiyle de, İç Anadolu'da, büyük bir bölümünde, hemen hemen tamamen soğuk
algınlığı oldu, bütün meyveler soğuk aldı. Bundan, tabiî ki, birçok, İç
Anadolumuz da ve -belki Doğu Anadolu'da biraz geç açtığı için zarar az olabilir
ama- hemen hemen bütün yurt da bundan zarar gördü. En fazla zarar gören
illerimizin arasında da Nevşehir İlimiz gelmektedir.
Değerli milletvekilleri, Nevşehir'in bir kısmı patates
ekimiyle iştigal eder, bir kısmı bağcılıkla iştigal eder. Tabiî, meyveler, her
tarafta olduğu gibi, yine, ilimizin her bölgesinde de meyve ağaçları da vardır.
Bir kısmı da pancar ekimiyle iştigal eder. Şimdi, öyle bir soğuk oldu ki,
yaşlılarımızın söylediğine göre, altmış yıldır hiç böyle bir soğuk görmemiştik
dediler.
Gerçekten de, değerli milletvekili arkadaşlarım, ben de
şahsen hiç bu kadar büyük bir tahribat görmemiştim. Akasya ağaçlarının, park ve
bahçelerdeki, trotuarlardaki, caddelerdeki ağaçların soğuk aldığını hem de
kavrulduğunu hiç görmemiştim. Soğuk alırdı; ama, yapraklarını alır, çiçeklerini
alırdı, meyvelerini alırdı; bu sefer, tamamen kuruttu. Özellikle ceviz
ağaçları, dut ağaçları tamamen kuruma noktasına geldi. Nevşehir'in büyük bir
kısmı da, ki, bu, 23 048 hektar alanda bağcılık yapılıyor, bu bağcılık yapılan
alanda da bağlar tamamen kurudu. Öyle ki, üç dört yıl, buradan artık hiçbir
gelir elde edilemez; çünkü, çubukların omacalarını tamamen soğuk aldı. Yeniden,
oradan, kütükten sürerse sürecek; onlar, önümüzdeki yıllarda omaca haline
getirilecek. Asgarî -bağcılıkla iştigal eden, bilen arkadaşlar bilir- üç yıldan
aşağı buralardan meyve alınamaz.
Öyle köylerimiz var ki, bakınız, Nevşehir'in Merkez,
Nar, Çat, Sulusaray, Uçhisar, Kavak, Göreme Kasabalarımız; Alacaşar, Ürgüp'ün
Aksalur, Sofular, Karakaya, Ulaşlı, Çökek, Sarıhıdır, Ortahisar, İbrahimpaşa,
Ayvalı, Bahçeli Köylerimiz ve beldelerimiz; Gülşehir'in Karacaşar,
Yeniyaylacık, Eskiyaylacık, Alkan, Civelek, Yüksekli, Sığırlı, Hacılar;
Acıgöl'ün İnallı, Tatlarin; Hacıbektaş'ın Karaburna, Avanos'un Göynük ve
Özkonak ve Avanos merkezde tamamen bağları soğuk aldığı için buralardaki
vatandaşın başka ekip dikeceği bir şey de yok. Zaten, arazi yapısı itibariyle,
toprak yapısı itibariyle arazinin engebeli olması, toprak yapısının da tamamen
tüften meydana gelmesi dolayısıyla burada bağcılıktan başka bir şey de
yapılamaz. Bağların sökülmesi de mümkün olmadığına göre, buradaki
vatandaşlarımızın ekim dikim yapabileceği, gelir getirebileceği hiçbir şeyleri
yok şu anda ve üstelik de bunlar, hani, bir ümitle -bahar geldi, havalar da
güzel gidiyordu- bağlarını budadılar, çapaladılar, gübrelediler, büyük de bir
masraf yaptılar; ama, üç yıl hiçbir gelir elde edemeyecekler. Tabiî ki, meyve
ağaçları da öyle. Kuruttu iyice; sade çiçeklerini, meyvelerini değil, ağaçların
bütün gözlerini soğuk aldı. Dolayısıyla, burada, artık, bu ağaçların meydana
gelmesi -belki çoğu da kuruyacak- mümkün değil.
Pancarın da ekilenleri, çıkanları soğuk aldı. Onu
ekiyorlar. Ne olur; ikinci bir masraf yapıyorlar. Nitekim ekmeye de başladı
çiftçilerimiz. İkinci bir masraf yaptılar. Orada da bir gelir düşüklüğü
olacağını, dönümde, 1 ton daha az gelir elde edeceklerini ifade ediyorlar.
Geçmişte de soğuk algınlığı oluyordu, don oluyordu,
çeşitli afetler oluyordu; ama, bu afetler de mevzi oluyordu. Bir köyün bir
kısmını alıyordu, bir bölgesini, bir muhitini alıyordu; bazı ağaçları, bazı
meyveleri veya bazı sebzeleri alıyordu; ama, geriye kalan diğer soğuk almayan,
don vurmayan, dolu vurmayan diğer sebzeler, meyveler, ağaçlar kalıyordu.
Onlarla da insanlar geçimlerini temin ediyorlardı; ama, burada ifade ettiğim
gibi, tamamen aldı, hiçbir yeri bırakmadı. Dolayısıyla, vatandaşımızın
mağduriyeti çok büyük.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, Sayın Elkatmış, konuşmanızı
tamamlayınız.
MEHMET ELKATMIŞ (Devamla) - Tabiî, daha önceki birkaç
kez bu kürsüden yaptığımız konuşmada da ve Meclisimizin kurduğu patates
komisyonunda da görüldüğü gibi, raporun müzakeresinde, Türkiye'deki patates
üretiminin yüzde 25'inden fazlasını sadece Nevşehir İli karşılıyor. Burada,
vatandaşımızdan, çiftçimizden direkt kaynaklanmayan, hastalıklı tohumların
yurda girmesi neticesinde, patates hastalığı, patates siğili diye bir hastalık
meydana geldi ve Nevşehir başta olmak üzere -ki, en büyük karantina bizde
uygulanıyor- Nevşehir'in Derinkuyu ve Kaymaklı'nın bazı köylerinde de mevzi
olarak Kaymaklı ve Derinkuyu'nun tamamı karantina altına alındı ki, 133 000
dönüm arazi -ki, Nevşehir yüzölçümü itibariyle bu çok büyük bir rakam-
karantina altına alındı. Onun için, Hükümetimiz, geçen yıl 15 trilyon liralık
bir kaynak ayırmıştı. Yalnız, bu karantinada -Niğde'nin de küçük bir bölgesi,
Ordu İlimizin küçük bir bölgesi de dahildi- 10 trilyon liraya yakın bir
tazminat ödendi. Tabiî ki, bu zararların 10 trilyonlarla filan -ki, o da
zamanında ödenmiyor- karşılanması mümkün değil.
Çiftçinin çok büyük borçları var. Özellikle, TEDAŞ'a şu
andaki borcumuz çok yüksek. Vatandaş bir sıkıntı içerisinde, ne yapacağını
şaşırmış durumda; elektrikleri de kesiliyor. Tabiî, Sayın Bakanımız bugün de
ifade etti görüşmemizde, gerek Sayın Tarım Bakanımız gerekse Sayın Enerji
Bakanımız bu konuda gerekli esnekliği gösteriyorlar; kendilerine huzurlarınızda
teşekkür ediyorum; ancak, tabiî ki, vatandaşın kafası da karışık. Bundan dolayı
da bir mağduriyet var; yani, bizde çifte bir mağduriyet var.
Peki, süremiz kısa olduğu için, Sayın Başkanın da
müsamahasına sığınarak son birkaç önerimizi ifade etmek istiyorum Sayın
Hükümetimiz; Sayın Bakanımız da burada.
Öncelikle, vatandaşın şimdiki bu mağduriyetinin
giderilmesi için doğrudan gelir desteği ve mazot desteği primlerinin acilen
bizde ödenmesi gerekiyor; çünkü, vatandaş, hem masraf yaptı ve soğuk aldı, şu
anda da hiçbir şeyi yok. Bu ödenirse, hiç değilse bu masraflarını karşılar,
borçlarının bir kısmını ödeme imkânı bulur.
Tabiî, bölgemizin daha önce sel felaketine uğrayan
birkısım yerlerde uygulandığı gibi afet kapsamına alınarak gerekli zararların
bir kısmının ödenmesi için çalışmalar yapılmasını hükümetimizden ve sayın
bakanlarımızdan özellikle rica ediyoruz.
Yine, çiftçilerimizin, tabiî ki, kredi borçları var.
Bunlar ödenecek; ama, malum, işte, bu afet dolayısıyla mümkün halde değil. O
bakımdan da, bu kredi borçları, Bağ-Kur borçları ve primlerinin de, hiç değilse
bir yıl, faizlerinin de dondurulmak suretiyle, ertelenmesi talebinde
bulunuyoruz.
Patates siğil hastalığından dolayı, biraz evvel de
ifade ettiğim gibi, ödenen tazminat miktarı çok az; o da zamanında ödenmiyor.
Onun da bir an evvel ödenmesi ve bunun da artırılması gerekiyor; çünkü, çok
fazla bir zarar var.
Malum, Tarım Sigortası Kanununu çıkardık; ancak, bu
kanun, henüz tam manasıyla uygulanmaya başlanmadı. Özellikle bugün itibariyle
ele aldığımızda, don olayını da sigortalar içerisine dahil etmediklerinden dolayı
ve tam da uygulanmadığından dolayı böyle bir mağduriyet var. Tarım Sigortası
Kanununun uygulanmasına hemen her yönüyle başlanılması ve bu konuda
çiftçilerimizin hem eğitilmeleri, uyarılmaları ve desteklenmelerinde zaruret
olduğunu düşünüyorum. Tabiî, üç yılda vatandaşımız bağlarının tamamı…
BAŞKAN - Sayın Elkatmış, lütfen, konuşmanızı
tamamlayınız.
MEHMET ELKATMIŞ (Devamla) - Bitiyorum Sayın Başkanım.
…meyve bahçelerinin en az üç yılda -bu da en az bir
süredir- hiçbir gelir getirecek durumda olmadığından dolayı, bu süre içerisinde
hiç değilse vatandaşlarımızın başka bir işle iştigal edebilmeleri için bir
tedbir düşünmesi gerekir. O da hayvancılık projelerinin bölgemizde
desteklenmesi, ek destek verilmesini bekliyoruz.
Sayın Hükümetimizin bu konularda gerekli çalışmaları
yapacağı inancıyla, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER
(Diyarbakır) - Cevap vermek istiyorum.
OSMAN SEYFİ (Nevşehir) - Sayın Başkanım, bir iki kelime
de ben ilave edebilir miyim?
BAŞKAN - Sayın Seyfi, yerinizden, çok kısa bir açıklama
yapınız.
Buyurun.
OSMAN SEYFİ (Nevşehir) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Sayın Elkatmış
biraz önce ifade ettiler; katılmamam mümkün değil, aynen katılıyorum.
Gerçekten, bir hafta önce gittiğimiz ve Nevşehir'de gördüğümüz bağlar ile bir
hafta sonra gördüğümüz bağlar arasında çok büyük farklar var. Yemyeşil olan
bağlar sanki bir sonbahar gelmiş, sanki bir yangına maruz kalmış gibi simsiyah,
siyahlaşmış. Hasar yüzde 80, yüzde 90 değil, tamamen, yüzde 100'dür.
Biraz önce, Sayın Elkatmış, köylerin ve kasabaların
isimlerini saydı. Buradaki çiftçilerimizin çoğunluğu, sırf bağcılıkla geçimini
temin eden çiftçilerimiz. Bazı bölgelerdeki çiftçilerimiz ise, gerçekten tahıl
tarımıyla uğraşıyor, üç beş dönümlük de bağı var; onları biz önemsemiyoruz;
çünkü, gelirlerinin çoğunu diğer alanlardan, diğer tarımsal faaliyetlerden
temin ediyor; ama, buradaki 25-30 tane köy ki, sırf geçimlerini bağcılıktan
temin eden köylerimizdir. Bunlara, acilen, Hükümetimizin ve devletimizin şefkat
elini uzatması gerekir. Bunu bekliyoruz, kendileri de bekliyor.
Biraz önce de ifade edildiği gibi, 2090 sayılı Kanun
şümulü içerisinde bunlara çare bulmak mümkün değildir. Zira 2090 sayılı
Kanunda, yardım yapılabilmesi için çiftçilerin mal varlığının, bilhassa
ziraatta kullanılan mal varlığının yüzde 40'ından fazlasının zarar görmesini
amir bulunuyor. Bir traktörü veyahut da iki ineği bulunan bir tarım
işletmesinde, bir bağcılık işletmesinde bu yardımın alınması mümkün değildir.
Onun için ya 2090 sayılı Kanunda değişiklik yapılması veyahut da buraların afet
bölgesi ilan edilmesi suretiyle yardımların devam etmesi gerekiyor. Bazı ek
tedbirler de alınabilir. Öncelikle, mesela, şu anda pancar çiftçimiz
şekerpancarını yeniden ekiyor. Bunun tohumlarının artık karaborsaya düştüğü
ifade ediliyor. Bunlar ek bir masraf istiyor. Onun için, doğrudan gelir
desteğinin bir an önce bu bölgede verilmesi, temin edilmesi, afet bölgesine
alınması, çiftçilerimizin, özellikle bağcılıkla uğraşan ve biraz önce söylediğim,
geçimini temin eden, bağcılıktan temin eden çiftçilerimizin Bağ-Kur borçlarının
ertelenmesinin gerektiğini düşünüyoruz. Bunun ilave tedbirlerini de
Hükümetimizin alacağı ümidiyle, hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Seyfi.
Çok kısa bir açıklama da Sayın Ferit Mevlüt
Aslanoğlu'ndan olacaktır.
Buyurun Sayın Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Efendim, saygılar
sunarım.
Sayın Bakanım, Sayın Elkatmış'a cevap verecek; ama,
şunu biz söylemek isteriz, Sayın Kılıç da burada; Malatya'da tek bir meyve, tek
bir sebze kalmadı. Geçtiğimiz çarşamba günü bir dikili meyvemiz kalmadı,
herhangi bir meyve. Yok olduk. Son derece zor durumda insanlarımız, evlerine
ekmek götüremiyor; onun için, Sayın Bakanım, ben biraz sonra konuşacağım; ama,
mutlaka, Sayın Bakanım Sayın Elkatmış'a cevap vereceği için, Malatya'da dikili
bir meyve kalmadı, insanlarımız aç, önlem gerekiyor; bu nedenle, Sayın Bakanıma
bilgi olsun diye, efendim, önce söz aldım; biraz sonra zaten biz… 2090 sayılı
Kanunla ilgili, Sayın Beyefendinin söylediği gibi, bu kanun Türkiye'de
çiftçinin sorununu çözmez. Eğer müsaade ederlerse değişiklik önergemizi burada
kabul edelim, bu insanlara yardım edelim.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.
Sayın Bakanım size söz vermeden önce şunu ifade etmek
isterim ki, bu son hafta içerisinde ben de Kahramanmaraş'a gittiğimde gördüm,
100 000 dönümden fazla arazi üzerinde hem sel ve dolu felaketi oldu hem de
dondan hakikaten sadece Elbistan İlçemizde 45 000 dönüm meyve alanında hiç
meyve falan kalmadı. Bu sözler doğru ve ceviz ağaçları âdeta simsiyah bir
şekilde kesilmiştir, pancarlar yeniden ekiliyor. Arkadaşlarıma katılıyorum, her
yerde, demek ki aynı felaketler oldu.
Bütün insanlarımıza, bütün vatandaşlarımıza geçmiş
olsun dileklerimi iletiyorum. İnşallah sizlerden güzel bir haber bekleyeceğiz.
Buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER
(Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nevşehir Milletvekili
Sayın Mehmet Elkatmış'ın yaptığı gündemdışı konuşmayla ilgili cevap vermek
üzere huzurlarınızdayım ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 26 ve 27 Nisan
2006 tarihlerinde ülkemizin iç kısımları, Batı ve Orta Karadeniz'in iç
kısımları ile Doğu Anadolu'nun kuzey kısımlarında hafif ve orta şiddette don
olayı meydana gelmiştir.
Elimize ulaşan ilk bilgilere göre, Amasya İlimizde 6
ilçede 187 köyde 18 555 dekar alanda yüzde 70-80 oranında meyve ağaçlarının
dondan dolayı zarar gördüğü anlaşılmış. Bursa İlinde İnegöl ve Yenişehir
İlçelerinde keza bir hasar tespit edilmiş. Çankırı İlimizin tüm ilçelerindeki
meyve ağaçlarında ve sebzelerde belli bir oranda yine zarar görülmüş. Eskişehir
İlimizin Mihalgazi ve Sarıcakaya İlçelerinde açıkta ekili domates fidelerinin
yüzde 30-80 oranında zarar gördüğü, etkilendiği… Kayseri İlimizin Yeşilhisar,
Yahyalı ve merkez ilçe ve köylerinde 3 400 çiftçiye ait 50 000 dekar alanda
yine bir zarar söz konusu. Nevşehir İlimizin merkez, Ürgüp, Derinkuyu, Acıgöl,
Gülşehir, Hacıbektaş ve Kozaklı İlçelerinde keza 23 000 hektar civarında bağ,
30 600 hektar alanda şekerpancarı ve 1 086 hektar alandaki meyve bahçesinin
yüzde 90 oranında zarar gördüğü, hububat ekili alanların da keza zarar gördüğü…
Karaman İlimizin merkez ilçesinin 21 köyünde 87 550 dekar alanda yine elma
ağaçlarının yüzde 50 oranında zarar gördüğü… Çorum İlimizin Dodurga İlçesinde 5
köyde 3 500 dekar alanda ceviz ağaçlarının, Oğuzlar İlçesi ve köylerinde 1 020
çiftçi ailesine ait 1 600 dekarda yine ceviz ağaçlarında yüzde 90 oranında
zarar gördüğü; Malatya İlimizin…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - 5 ilçe var.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Arz edeceğim efendim. Bende daha detay bilgileri var.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Peki efendim.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Merkez Akçadağ, Arapkir, Arguvan, Battalgazi, Balaban, Darende, Doğanşehir,
Doğanyol, Hekimhan, Kuluncak, Yeşilyurt'ta muhtelif derecelerde don vuku
bulduğu, özellikle Darende, Kuluncak ve Hekimhan'da zarar oranının yüksek
olarak gözlendiği, kayısı dışındaki meyvelerin de etkilendiği ilk tespitlerden
anlaşılmış; Niğde İlimizin 4 ilçesindeki 40 köyde 8 500 çiftçiye ait 138 975
dekar alanda meyve ağaçlarının yüzde 40 ile 90 arasında zarar gördüğü, bize
gelen ilk bilgilere göre böyle bir zarar teşekkül ettiği görülmüş. Tabiî,
detaylı hasar tespit çalışmaları başlatılmış ve yasa gereği onbeş gün
içerisinde bu hasar tespit çalışmaları tamamlanacak ve bize o zaman daha
detaylı bilgiler gelecek, biz de sizlerle bunu paylaşacağız ve bununla ilgili
gerekli işlemleri yapacağız. Tabiî, öncelikle, bu sahada yaşayan
vatandaşlarımıza, üreticilerimize geçmiş olsun dileklerimi sunmak istiyorum
ulusça.
Bu konuyla ilgili olarak, bildiğiniz gibi, eskiden iki
tane mevzuat vardı Türkiye'de. Bunlardan bir tanesi, 5254 sayılı Muhtaç
Çiftçilere Tohumluk Dağıtımı Yardımı Yapılması Hakkında Kanun idi. Bu tür afet
durumlarında bu kanun kullanılıyor idi. Bu kanun 2001 yılında yürürlükten
kaldırıldı; çünkü, hazine zararı doğuran bu tür faaliyetler, o yasa lağvedilmek
suretiyle ortadan kaldırıldı.
Bunun dışında, 2090 sayılı bizim yine bir kanunumuz
var. 2090 sayılı Kanunda da, eğer çiftçimizin toplam mal varlığının yüzde 40'ı
ve daha fazlası zarar görmüş ise, görülen hasar sebebiyle, diğer mal
varlığından bunu karşılayamayacak durumdaysa, bunlara yardım yapılacağı 2090
sayılı Kanunda öngörülüyor.
Bu arada öncelikle şunu söyleyeyim: 2090 sayılı
Kanunda, 2001 yılından bu yana birtakım borçlar vardı ve biz, bu sene, şu anda,
bu eski borçları ödemeye başladık. 2001 yılını tamamladık. Mersin İlimizdeki
bir iki olay dışında 2002 yılını da tamamladık. Diğerleri de, bu yıl
içerisinde, önemli miktarda, bütçemiz elverdiğince ödenecektir.
Bunun dışında, bu tür oluşacak hasarlara, tabiî
afetlere karşı, bildiğiniz gibi, biz, 14 Haziran 2005 tarihinde bir Tarım
Sigortaları Kanunu çıkardık. Bununla ilgili detay yönetmelik de yılbaşında
çıkarıldı. Biz, bu Tarım Sigortaları Kanunu ile, devlet olarak sigorta
primlerinin yarısını karşılıyoruz. Yani, tabiî afetlere karşı vatandaşımız
ürününü sigorta ettirdiği takdirde, bunun sigorta priminin yüzde 50'sini biz
karşılıyoruz.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sadece sözde Sayın Bakan…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Yok.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Şu anda Malatya'nın hangi ilçesinde
bu uygulama başladı?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Şimdi hepsinde başlıyor.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - 81 ilde, 81 ilçede, o da
küçük ilçelerde bunun uygulaması var; ama, başlamadı bile.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Müsaade edin, açıklayacağım.
BAŞKAN - Sayın Kılıç, lütfen, karşılıklı konuşmayalım.
Buyurun Sayın Bakanım.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Üstelik, söylediğiniz rakamlar da doğru değildir.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Malatya'nın Pötürge
İlçesinde…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Ben, müsaade ederseniz, arz edeceğim. Eğer sizin bir itirazınız varsa, söz
alır, gelir, burada açıklarsınız.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Açıklayacağım zaten.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -
Değerli milletvekilleri, bu karar ile -ki, bu karar 28 Şubat 2006 tarihinde
Resmî Gazetede yayımlandı- dolu afetine karşı sigorta, ülke genelinde bütün
bitkisel ürünlerde ve seralarda uygulanıyor. Dolu… Ana teminata ek olarak,
yangın, heyelan, fırtına, hortum teminatları da paket halinde ek teminat olarak
veriliyor.
İki: Önsoy ve soy kütüklerine kayıtlı süt sığırları ile
kapalı sistemde üretim yapan biyogüvenlik ve hijyen tedbirlerini almış
tesislerde yetiştirilen kümes hayvanlarının hayvan hayat sigortaları yapılıyor.
Üç: Don afetine karşı da sigorta, bu sene, pilot
uygulama olarak Türkiye'deki 90 ilçede yapılıyor; başlatıldı yani. Don
sigortasının bu sene bütün Türkiye'de birden başlatılmamasının sebebi,
meteorolojik risk haritalarının yeteri kadar olmaması ve don afetine karşı
birinci yılda hangi tür hasarların ne düzeyde olacağına dair elde geçmişe ait
yeteri kadar done bulunmaması sebebiyledir; ama, bu 90 ilçedeki uygulama
sonucunda, pilot uygulama sonucunda, önümüzdeki sene, bu, çok daha geniş bir
alana yayılabilecek, belki bütün Türkiye'yi kapsayacak şekilde bütün ürünleri
don afetine karşı sigortalayacak bir mekanizmaya dönüşecektir. Bu poliçeler
uygulamaya bu ay içerisinde girdi.
Bunun dışındaki tabiî afetten zarar görmüş olanlarla
ilgili kesin hasar tespit raporları geldiğinde de, biz, Bakanlar Kurulu olarak,
burada, bu iki mevzuat dışında -yani mevcut 2090'a girenler zaten ondan
istifade edecek, sigorta yaptıranlar keza bu kapsamda değerlendirilecek; bunun
dışında da- Bakanlar Kurulu olarak yapabileceğimiz hangi tür yardımlar varsa,
kesin hasar tespiti raporları bize ulaşınca, onlar da yapılacak. Bunu da ben
bilgilerinize sunmak istiyorum.
Şimdi, tabiî, Sayın Mehmet Elkatmış'ın yine işaret
ettiği hususlarla ilgili patatesteki karantina sebebiyle yapılan çalışmalara
da, ben, izninizle, kısaca değinmek istiyorum:
Nevşehir İlinde 240 500 dekar alanda patates ekilişi
var. Bunun 133 000 dekarı karantinaya tabi. 2004 yılı hasat döneminde yapılan
yumurta survey'leri sonucu Nevşehir İlinin Derinkuyu İlçesinin tamamında ve
Kaymaklı Kasabasında, 2005 yılında, patates ekimi, patates siğili hastalığının
yayılmasının önlenmesi amacıyla, Ziraî Mücadele Kanunu gereğince
yasaklanmıştır. Bakanlığımızca, bu hastalığın görüldüğü yerlerde alternatif
ürünler ile hayvancılığın yaygınlaştırılması çalışmalarına ağırlık verilmiş, bu
konudaki çalışmalar destek kapsamına alınmış; Nevşehir İlimizin merkez,
Derinkuyu, Acıgöl ve Ürgüp İlçelerinde hastalıklı alanlarda patates yerine
tavsiye edilen ürünleri üreten 2 093 üreticimize 2005 yılında yaklaşık 9,9
milyon YTL destek sağlanmıştır. 2005 yılında dört ilçedeki çiftçilerimize 4,1
milyon YTL DGD ödenmiş; alternatif ürün desteği kapsamında, yine, yem bitkileri
ekilişleri dolayısıyla da, 2005 yılında, bu bölgedeki çiftçilerimize 1 000 000
YTL destekleme ödemesi yapılmış; 2005 yılı itibariyle, karantina kapsamına
alınan bölgede oluşan değer kaybının yüzde 86'sı üretim ve destekleme
değerleriyle karşılanmıştır. 2006 yılında alternatif ürün olarak patates ve
aynı familyaya mensup bitkiler ile toprak parçası taşıyacak yumrulu bitkiler,
fide ve fidan gibi üretim materyali dışındaki bitkisel ürünleri yetiştiren
çiftçilere dekar başına 85 YTL destek verilecektir.
Çiftçilerimize, düşük faizli kredi kullandırılması
çalışmaları kapsamında sertifikalı patates üreten üreticilere cari tarımsal
faiz oranından yüzde 50 indirimli işletme ve yatırım kredisi verilmekte.
Nevşehir İlinde don afetinden etkilenen çiftçilerimizin
zararları da, biraz önce arz ettiğim iki mevzuat çerçevesinde karşılanacaktır.
Bunun dışında da, dediğim gibi, yine, Bakanlar Kurulu, hasar tespiti geldikten sonra gerekli çalışmayı
yapacak ve çiftçilerimizin bu sorununu çözme konusunda yardımcı olacaktır.
Ben, hasar gören, zarar gören çiftçilerimize tekrar
geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Sayın Arz, buyurun; çok kısa bir açıklama için.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Sayın Bakanım, 2004 yılı nisan
ayının 4 ünde Doğu Karadeniz'de meydana gelen don afeti sonucu fındıkta büyük
don olayı meydana gelmiştir. Bu don olayının meydana gelmesi sonucunda,
Hükümetiniz, don afetine uğrayacak fındık üreticisine dondan ötürü yardım
yapmaya karar verdiniz; ama, maalesef, bugüne kadar, karar verdiğiniz ücretin
büyük oranını ödemediniz, ne zaman ödeyeceğinizi de açıklamadınız, açıklama da
yapmıyorsunuz. Bu fındık üreticisine dondan gördüğü zarardan ötürü ödeyeceğiniz
afet paralarını ödemeyecek misiniz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER
(Diyarbakır) - Ben cevap verdim, siz duymadınız.
BAŞKAN - Tamam Sayın Bakanım, artık, cevabı, diğer
şekliyle bildirirsiniz.
Gündemdışı üçüncü söz, Mersin İline yapılan göç ve
getirdiği sorunlar hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Ömer İnan'a aittir.
Sayın İnan, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
3.- Mersin Milletvekili Ömer İnan'ın,
Mersin'e aşırı göçün ortaya çıkardığı ekonomik, sosyal ve güvenlik sorunlarına
karşı alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
ÖMER İNAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Mersin'e göç ve göçün getirdiği problemlerle ilgili olarak
Meclisi bilgilendirmek istedim; hepinizi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.
Göç denince akla ilk gelen il -iddialı bir şey; ama-
Mersin. Mersin'den daha fazla göç alan başka bir ilimiz yok. 1970 yılında
Türkiye'nin nüfusu 35 000 000 iken, bugün 70 000 000'a çıkmıştır ve nüfus 2'ye
katlanmıştır; ama, Mersin'in, yine, 1970 yılında merkez ilçe nüfusu 115 000
idi, bugün 700 000, altıya katlanmıştır. Mersin'de, yine, 1970 yılında merkez
ilçede 9 mahalle vardı, bugün 66 mahalle var. Bu 66 mahallenin de 34'ü göçle
gelen insanlardan oluşuyor. Aynı şey Tarsus için de geçerli. Orada da 45
mahalleden 12 tanesi, göçle gelen insanların oluşturduğu mahalleler.
Mersin'de, nüfusun bu kadar büyük artmasına rağmen,
altyapı dahil hiçbir gelişme olmamıştır. Mersin'e göç, Türkiye'nin her yerinden
olmakta, ama, daha çok doğu ve güneydoğu illerimizden gelen insanlar bu
mahalleleri oluşturmaktalar.
Niye bu insanlar Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan
geliyorlar; hepinizin bildiği gibi, birinci sebep PKK terörü, PKK belası. Bunun
dışında bir başka sebep daha var. Devletimiz, güneydoğuda, doğuda güvenli
alanlar oluşturmak için bu insanların göç etmesini bir yerde zorluyor. Tabiî,
doğuda ve güneydoğuda güvenli alanlar oluşurken, Mersin gibi illerde de,
maalesef, güvensiz alanlar oluşturuluyor. Dikkat ederseniz, herhangi bir olay
söz konusu olduğunda, terörle ilgili, organize suçlarla ilgili bir olay söz
konusu olduğunda Mersin hemen gözümüzün önüne geliyor; buradaki olayları
hepiniz televizyonlarda izliyorsunuz. Bu insanların kaybedecek hiçbir şeyi
olmadığı için ya PKK'lı oluyorlar ya hırsız ya kapkaççı veya dolandırıcı
oluyorlar.
Mersin'de asayiş ve terör suçunun işlenme oranı da son
iki yılda oldukça yükseldi; artık, çocuk suçlular, çocuk çeteleri oluşmaya
başladı. Bunun sebebi nedir, bu çocuklar suça niye bu kadar eğilimli; bunu
şöyle sıralayabiliriz:
1- Eğitim seviyesi düşük; bu çocukların eğitim
seviyeleri, ailelerin eğitim seviyeleri düşük.
2- Bu ailelerde işsizlik had safhada.
3- Sokakta çalışma, sokakta yaşama mecburiyeti var.
İki tane Mersin var; bir deniz kenarındaki Mersin, bir
de öteki Mersin. İşte problemler de orada.
Bu insanlarda, maalesef, sosyal ve kültürel uyumu
yakalayamama var, içine kapanık olarak yaşamayı tercih var, dışlanmışlık hissi
var, lüks hayata özenti var; aile yapısı, sevgiden yoksun olma, aileyi
geçindirme mecburiyeti ve bunun getirdiği stres…
Eskiden, münferiden suç işleyen çocukların sayısı azdı.
Ailenin ve çevrenin suç işleyen çocuğa tolerans göstermemesi, cezaların
caydırıcılığı suç işlemeyi önlüyordu. Şimdilerde, aileler çocuklarına sahip
çıkamıyorlar. Ebeveynin yaptığı tek şey, gözyaşı dökmekten ibaret. Çocukların
sahibi ana-baba değil, maalesef, sokak. Çocuklar bütün eğitimlerini sokakta
alıyorlar. İnsanca yaşamanın hiçbir imkânına sahip değiller. Kaybedecek hiçbir
şeyleri yok. Onun için de, kolayca suça itiliyorlar.
Mersin'de en fazla suç işlenen alan, terör ve
kaçakçılık. Elbette, polisin üstün gayretleriyle bu suç işleme oranı azalıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın İnan, konuşmanızı tamamlayınız.
ÖMER İNAN (Devamla) - Polisin üstün gayretleri, gerekli
tedbirlerin zamanında alınması, yüksek duyarlılık, taltif, takdir, eğitim, halk
desteği; bunların hepsi var; bunlarla mücadele ediliyor; ama, maalesef, bunlar
çok zor şartlar altında oluyor. Polis motive değil bu hususta, polisin motive
edilmesi lazım, her açıdan, hem maddî hem manevî açıdan hem de yasalar
açısından polisin motive edilmesi lazım. Polis şunu bilmeli tabiî: Kendisi bir
polis devletinin polisi değil, hukuk devletinin polisi olduğunu bilmeli; ama,
bunun yanında da bu yönde bilinçlendirilmeli; ama, bunun yanında da polisimize
maddî manevî desteği de sağlamamız gerekiyor. Mesela, polis bir delil inceleme
salahiyetine sahip değil şu anda. Avusturya'da bu var. Parmak izi alma imkânına
sahip değil polis. Avusturya'da bu var, bizde yok. Organize suçta bir yakına
haber verme mecburiyeti var. Bu yanlış; bir organize suçta bir yakına haber
verme yanlış bir olay. Hâkim, suç işleyen çocuğun babasından, anasından velayet
yetkisini alıyor, polise teslim ediyor. Polis bu çocuğu ne yapsın?! Neticede
yine sokağa bırakıyor. Yani, altyapısı yok. Çok güzel hasırlanmış bir kanun;
fakat, altyapısı yok.
Şimdi, polisimizin maddî açıdan da desteklenmesi lazım.
Bu polisimizin istediği bir tek şey var: "Aldığımız para emekliliğe
yansıtılsın" diyor. Bunu yapalım hiç olmazsa.
Şimdi, Türk Ceza Kanunu ile CMUK'ta çocuk suçlular için
yeniden gözden geçirilmesi gereken bazı maddeler var, ben onları sıralayacağım:
Türk Ceza Kanununun 30'a 1; 31'e 1, 2, 3; 50'ye 1, 3,
7; 51'e 1; 58'e 5; 62'ye 1, 2; 66'ya 2; 145'e 1; 168'e 2; CMUK'un 100'e 1, 2,
3, 4; 109'a 1, 3; Çocuk Koruma Kanununun 4'e 1; 19'a 1, 5; 21'e 1; 23'e 1; 24'e
1, 2 maddeleri yeniden gözden geçirilmelidir.
Polis, gecenin ilerlemiş bir saatinde, elinde levye,
testere, anahtar, birini yakalıyor; bütün hırsızlık malzemeleri elinde
arkadaşın; ama, etrafı kolluyor şüpheli gözlerle. Ne yapıyor polis bunu;
çocuksa salıveriyor, büyükse de salıveriyor; yapacağı bir şey yok. Bunlar
olmamalı, bunlar düzeltilmelidir.
Çıkardığımız bu kanunlar çok güzel, çağdaş kanunlar;
ama, maalesef, altyapısı hazırlanmadan çıkarıldığı için, sıkıntılarımız var.
Evvela SHÇEK'in, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumunun yeniden
güçlendirilmesi gerekiyor. Ya altyapıyı tam hazırlayıp bu güzel kanunları
uygulayalım veya bu kanunları çocuk suçlular için yeniden düzenleyelim diyorum;
bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın İnan.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup,
bilgilerinize sunacağım:
B) Tezkereler ve Önergeler
1.- 5487 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu
Kanununun 6 ncı maddesinin Anayasanın 89 uncu maddesine göre bir kez daha
görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi
(3/1037)
28/04/2006
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İLGİ: 14.04.2006 günlü,
A.01.0.GNS.0.10.00.02-17668/45474 sayılı yazınız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca 13.4.2006
gününde kabul edilen 5487 sayılı "Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu"
incelenmiştir.
İncelenen Yasanın "Yönetim Kurulunun oluşumu ve
üyeleri" başlıklı 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında,
"Yönetim Kurulu bir karar organı olup, Kurumun en
yüksek karar, yetki ve sorumluluğunu taşır. Yönetim kurulu;
a) Başkan,
b) Başkanın teklifi üzerine Bakan tarafından
görevlendirilen bir başkan yardımcısı,
c) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını temsilen
Bakan tarafından atanan bir üye,
ç) Maliye Bakanlığını temsilen Maliye Bakanı tarafından
atanan bir üye,
d) Hazine Müsteşarlığını temsilen bağlı olduğu Bakan
tarafından atanan bir üye,
e) İşverenleri temsilen seçilecek bir üye,
f) İşçileri temsilen seçilecek bir üye,
g) Kamu görevlilerini temsilen seçilecek bir üye,
h) Kendi nam ve hesabına çalışanları temsilen seçilecek
bir üye,
ı) Kurumundan gelir ve aylık alanları temsilen
seçilecek bir üye,
olmak üzere 10 üyeden oluşur. Başkan, Yönetim Kurulunun
da başkanıdır. Yönetim Kuruluna, Başkanın bulunmadığı hallerde Başkana vekâlet
eden kişi başkanlık eder. Yönetim Kurulu üyesi başkan yardımcısının bulunmadığı
hallerde, Başkan tarafından görevlendirilen başkan yardımcısı Yönetim Kuruluna
katılır."
denilmektedir.
Görüldüğü gibi düzenlemede, Sosyal Güvenlik Kurumu
Yönetim Kurulunun, Kurumun en yüksek karar organı olduğu, en üst düzeyde yetki
kullandığı ve sorumluluk taşıdığı belirtildikten sonra, seçimle gelenler
dışındaki üyelerinin ilgili bakanlarca atanması öngörülmektedir.
Bu düzenlemeyle getirilen yöntemi irdelemeden önce,
yürürlükteki yasalara göre üç sosyal güvenlik kurumu yönetim kurulu üyelerinin
atanma yöntemlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
4958 sayılı Yasanın 6 ncı maddesi uyarınca Sosyal
Sigortalar Kurumu ile 1479 sayılı Yasanın 8 inci maddesi uyarınca Bağ-Kur'un
yönetim kurullarının seçilenler dışındaki üyeleri ortak kararla atanmaktadır.
5434 sayılı Yasada özel kural olmadığından ve 178
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 35 inci maddesinin (A) fıkrası uyarınca
Maliye Bakanlığının bağlı kuruluşları arasında sayıldığından, TC Emekli Sandığı
Yönetim Kurulu üyeleri de, 2477 sayılı "2451 Sayılı Kanunun Kapsamı
Dışında Kalan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usulüne İlişkin Kanun"
uyarınca, yine ortak kararla atanmaktadırlar.
Görüldüğü gibi, incelenen Yasayla hukuksal varlıkları
sona erdirilerek "Sosyal Güvenlik Kurumu" adlı yeni bir kamu
tüzelkişiliği altında birleştirilmek istenilen sosyal güvenlik kurumlarının
yönetim kurullarının, seçimle gelenler dışındaki üyelerinin atamaları ortak
kararla yapılmaktadır.
Oysa, incelenen Yasanın 6 ncı maddesinin birinci
fıkrasında, Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulu üyelerinden,
- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,
- Maliye Bakanlığı,
- Hazine Müsteşarlığı
temsilcilerinin ilgili bakanlarca atanacağı
belirtilmiştir.
Ayrıca, 6 ncı maddede Yönetim Kurulunun oluşumunda yer
verilen bir başkan yardımcısının da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanınca
görevlendirileceği kurala bağlanmıştır.
Bu düzenlemeler, Yönetim Kurulunun seçilmişler
dışındaki dört üyesinin ortak kararname yerine ilgili bakanlarca atanacağını ya
da görevlendirileceğini göstermektedir.
Yasanın 6 ve 7 nci maddelerinin birlikte
incelenmesinden, Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulunun, Kurumun en yüksek
karar organı olarak düzenlendiği, çok önemli ve en üst düzeyde yetki, görev ve
sorumluluklarla donatıldığı görülmektedir.
Buna karşılık, yasada, seçilmişler dışındaki kurul
üyelerinin atanması için, mevcut sistemde olanın tersine bir yöntemle ortak
kararname yerine Cumhurbaşkanının imzasını gerektirmeyen bir yöntem
öngörülmektedir.
a- Çağdaş demokrasilerde, parlamenter sistem ve bu
sistemi yaşama geçirecek erkler ayrılığı ilkesi kabul edilmiş; yürütmenin
iktidar gücü, yasama ve yargı denetimiyle dengelenmeye çalışılmıştır.
Parlamenter demokratik sistemin ve erkler ayrılığının
benimsendiği Anayasamızda da, bağsız koşulsuz ulusun olan egemenliği, yasama,
yürütme ve yargı alanlarında ulus adına kullanacak organlar belirtilmiş; yasama
ve yargının yürütme organı üzerindeki denetim yetkisi ve bu yetkinin kullanılma
biçim ve sınırları çeşitli maddelerde kurala bağlanmıştır.
İktidar gücünün çoğunluk egemenliğine dönüşmesinin
parlamenter demokratik sistemi zedeleyeceğini öngören anayasa koyucu, bununla
yetinmemiş, devletin başı olan Cumhurbaşkanına bir denetim, dengeyi ve uyumu
sağlama görev ve yetkisi vermiştir.
Nitekim, Anayasanın,
- 8 inci maddesinde, yürütme yetki ve görevinin,
Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunca kullanıp yerine getirileceği,
- 104 üncü maddesinde, Cumhurbaşkanının,
Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli
ve uyumlu çalışmasını gözeteceği,
Başbakan ve bakanları atayacağı,
Gerekli gördüğü durumlarda Bakanlar Kuruluna başkanlık
edeceği ya da Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağıracağı,
Kararnameleri imzalayacağı,
- 105 inci maddesinde, Cumhurbaşkanının tek başına
yapacağı işlemler dışındaki tüm kararlarının Başbakan ve ilgili bakanlarca
imzalanacağı,
belirtilmiştir.
Bu kurallar, Cumhurbaşkanının, aynı zamanda yürütmenin
de başı olduğunu, kararnameleri imzalama yoluyla iktidar gücünü denetleyerek,
bu güçle kamu politikalarının oluşması ve uygulanmasında görev alan üst düzey
kamu görevlileri arasındaki dengeyi sağlaması gerektiğini göstermektedir.
Cumhurbaşkanının bu denetim ve dengeleme görev ve
yetkisi, bir siyasal partinin tek başına iktidar olduğu ve yasama organında
çoğunluğu elde bulundurduğu dönemlerde, çok daha gerekli olmaktadır. Çünkü, bu
dönemlerde, özellikle üst düzey kamu görevlileri siyasal güce karşı çok daha
korunmasız kalmaktadır.
b- Anayasanın 8 inci maddesinde, yürütme yetkisi ve
görevinin, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunca kullanılıp yerine getirileceği
belirtilirken, yürütme işlemlerinin hukuksal geçerlilik kazanabilmesi için her
iki tarafın katılmasıyla ortaklaşa yapılması gereği ortaya konulmuştur.
Yine, Anayasanın 105 inci maddesinde, Cumhurbaşkanının,
Anayasa ve diğer yasalarda tek başına yapabileceği belirtilen işlemler
dışındaki tüm kararlarının Başbakan ve ilgili bakanlarca da imzalanacağı kurala
bağlanmıştır. Bu kural, tüm kararlar bağlamında atama kararlarının da
Cumhurbaşkanınca imzalanması gerektiğini göstermesi yönünden önemlidir.
Anayasanın 104 üncü maddesinde, Cumhurbaşkanına kararnameleri imzalama görev ve
yetkisi verilmiş olması da bu yargıyı pekiştirmektedir.
Anayasamızda Cumhurbaşkanına kararnameleri imzalama
yetkisinin verilmesi üç önemli gerekçeye dayanmaktadır. Bunların birincisi,
Cumhurbaşkanının yansızlığı nedeniyle, kararnamelerin, kamu yararına ve kamu
hizmetinin gereklerine uygun olmasının sağlanması ve siyasal emellere hizmet
etmesinin önlenmesi; ikincisi, Cumhurbaşkanına, yürütme alanında hükümete öneri
ve uyarılarda bulunma yetkisini kullanabilmesi için olanak yaratılması;
üçüncüsü de, Cumhurbaşkanının devletin ve yürütmenin başı olması ve devlet
organlarının düzenli çalışmasını gözetme görev ve yetkisiyle donatılmış
bulunmasıdır.
Bu anayasal kurallar karşısında, birer yönetsel işlem
olduğunda kuşku bulunmayan atama işlemlerinden, kurumların karar ve uygulama
düzeneklerinde önemli işlev gören üst düzey kamu görevlilerine ilişkin
olanlarının, hukuksal geçerlilik kazanabilmesi için Cumhurbaşkanınca da
imzalanması anayasal zorunluluktur.
c- Öte yandan, kamu kurum ve kuruluşları ve dolayısıyla
bu kurum ve kuruluşların üst düzey görevlileri, siyasal iktidarın uzmanlık ve
hizmet alanındaki deneyim eksikliğini gidermek ve kendi alanında siyasal
iktidara yardımcı olmak, değişen iktidarlardan kamu hizmetlerinin
etkilenmemesini ve sürekliliğini sağlamakla yükümlüdürler.
Kamu hizmet sürekliliği ile kamu görevlilerinin
güvencesi arasındaki yakın ilişki, kamu politikalarının oluşmasında karar verme
ve bu kararları uygulama konumunda olan üst düzey kamu görevlilerinin atama
güvencesinde kamu yararı bulunduğunu göstermektedir.
Devlet organlarının düzenli çalışması, yönetimde
istikrarın sağlanmasıyla olanaklıdır. Yönetimde istikrar ise, kamu hizmetinin
değişken öğesi olan iktidardaki siyasal partilerle değil, kamu hizmetinin
değişmez öğesi olan kamu görevlilerine sağlanacak "görev
güvence"siyle gerçekleştirilebilecektir.
Cumhurbaşkanının, kamu hizmetlerinde sürekliliği ve
istikrarı sağlayan üst düzey görevlilerin atamalarında imzasının bulunması,
kimi haksız işlemlerin, siyasal nitelikli atamaların önlenmesi ve dolayısıyla
kamu yararı ve kamu hizmetinin gerekleri yönünden de gereklidir.
Anayasamıza göre, yürütmenin iki kanadından birini
oluşturan Cumhurbaşkanı, "yansız" niteliğiyle, siyasal nitelikli
Hükümete karşı kamu görevlisinin güvencesini oluşturmaktadır. Bu güvence, atama
kararnamelerinin Cumhurbaşkanınca imzalanmasıyla yaşama geçirilmektedir.
Nitekim, bu gerekçeler göz önünde bulundurularak,
yukarıda açıklandığı gibi, 4958, 1479 ve 2477 sayılı yasalarda, sosyal güvenlik
kurumlarının ve diğer kamu kuruluşlarının yönetim kurullarının seçilmişler
dışındaki üyelerinin atanmalarının ortak kararnameyle yapılması kurala
bağlanmıştır.
d- Anayasa Mahkemesinin 27.4.1993 günlü, E.1992/37,
K.1993/18 sayılı kararında,
"Parlamenter hükümet sistemi benimsenen Anayasaya
göre, Cumhurbaşkanının yürütmenin başı olarak karşı-imza kuralı gereği
imzalayacağı kararnameler 104 üncü madde uyarınca yürütme alanına ilişkin görev
ve yetkileri ile sınırlı anlaşılmak gerekir."
denilerek, yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanının atama
kararnamelerini, güvence niteliğinde "karşı-imza" kuramı uyarınca
imzalaması gerektiği kabul edilmiştir.
Yüksek Mahkemenin aynı kararında;
"Anayasanın 104 üncü maddesinde Devletin başı
olduğu ve Türk Milletinin birliğini temsil ettiği belirtilen Cumhurbaşkanı, 8
inci maddeye göre de yürütme yetki ve görevini Bakanlar Kurulu ile birlikte
kullanır ve yerine getirir.
Devletin başı olan Cumhurbaşkanı Anayasada yürütme
organı içinde kabul edilmiş ve aynı zamanda yürütmenin de başı sayılmıştır.
Anayasanın 8 inci maddesinde … denilerek yürütme
işlemlerinin hukuksal geçerliliği için her ikisinin de katılmalarıyla ortaklaşa
yapılması gereği çok açık bir biçimde ortaya konulmaktadır.
Başbakan ve tüm bakanların imzaladıkları "Bakanlar
Kurulu Kararnamesi" ile yalnızca Başbakan ve ilgili Bakanın imzasını
taşıyan "müşterek kararname"nin de geçerlik kazanabilmesi için
Cumhurbaşkanı tarafından imzalanması anayasal bir zorunluluktur.
Geleneklere dayalı bir kurallar ve kurumlar düzeni olan
parlamenter sistemde önemli devlet işlemlerinin tümü devlet başkanının
imzasıyla tamamlanır.
Bakanlık üst düzey görevlerine getirilecek bu yüksek
memurlara ilişkin atama işlemlerinin, Anayasada benimsenen parlamenter sistem
gereği yürütme organını oluşturan Adalet Bakanı ve Başbakan ile tarafsız
Cumhurbaşkanının onayına sunulması, Anayasanın 8 inci, 104 üncü ve 105 inci
maddeleri yönünden bir zorunluluktur.
Bakanın yanında, onun uzmanlık ve hizmet alanındaki
deneyim eksikliğini gidermek, bu alanlarda bakana yardım etmek ve değişme
olasılığı fazla olan Bakanların değişmesinden kamu hizmetinin etkilenmemesini
sağlamak üzere bulundurulan; memur statüsü içinde ve hizmet kadrosunda en
yüksek dereceye yükselmiş böylece teknik deneyim sahibi ve uzman kimseler olan
müsteşarlık, müsteşar yardımcılıkları, Teftiş Kurulu Başkanlığı ve diğer
sayılan üst düzey görevlere aynı yöntemle atama yapılabilmesi (Bakanın önerisi
üzerine Başbakan onayı ile), Anayasada benimsenen sistemle bağdaşmamaktadır.
Cumhurbaşkanını böylesine yetkilerle donatıp
güçlendiren, parlamenter hükümet sistemini bütün gerekleriyle uygulamaya koyan,
yürütme yetki ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunca yerine
getirileceğini belirten bu kurallar karşısında, kimi atamalarda
Cumhurbaşkanının imzasına gerek görmemek, Anayasanın 8 inci maddesine aykırılık
oluşturur."
gerekçelerine yer verilerek, Adalet Bakanlığında üst
düzey kamu görevlerine yapılacak atamaların Başbakanın onayı ile
sonlandırılmasına ilişkin yasa kuralı iptal edilmiştir.
Yine, Anayasa Mahkemesinin 19.12.2005 günlü,
E.2005/143, K.2005/99 sayılı kararında, Türkiye İstatistik Kurumunun üst düzey
görevlerine atama yapma yetkisini Kurum Başkanına veren yasa kuralı iptal
edilirken şu değerlendirme yapılmıştır:
"Buna göre, kamu politikasının tayinine katılan,
etkin bir otoriteye sahip olan, kuruluşların amacının gerçekleşmesinde en
önemli yetki ve sorumluluklarla donatılan, planlama, örgütlenme, personel ve
kadrolarını yöneten, denetim ve temsil gibi işlevleri yerine getiren kamu
görevlilerinin, üst düzey yönetici konumunda olmaları nedeniyle bunların
atamalarının da müşterek kararname ile yapılması Anayasal zorunluluktur."
Bu nedenlerle, incelenen Yasanın Sosyal Güvenlik Kurumu
Yönetim Kurulunun seçilmişler dışındaki dört üyesinin atanmasını ortak
kararname kapsamından çıkarıp bakan onayına bırakan 6 ncı madde düzenlemesi,
Anayasayla kabul edilen parlamenter demokratik sistemle, Anayasanın 8, 104 ve
105 inci maddeleriyle bağdaşmamaktadır.
Yayımlanması yukarıda açıklanan gerekçelerle uygun
görülmeyen 5487 sayılı "Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu", 6 ncı
maddesinin Türkiye Büyük Millet Meclisince bir kez daha görüşülmesi için,
Anayasanın değişik 89 ve 104 üncü maddeleri uyarınca ilişikte geri
gönderilmiştir.
Ahmet Necdet Sezer
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir
tezkeresi vardır; okutup bilgilerinize sunacağım.
Buyurun.
2.- Sayıştay Başkanlığınca, Sağlık eski
Bakanı Osman Durmuş hakkında düzenlenen dosyanın Genel Kurulun bilgisine
sunulmasına ve Sayıştay kararı ile eklerinin milletvekillerinin tetkik ve
takdirlerine açılmasının uygun mütalaa edildiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi
(3/1038)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna
Sayıştay Başkanlığının 07/04/2006 tarihli ve
503061/17733 sayılı yazısı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
gönderilen; Sağlık Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü 2002 yılı hesabının
yargılanması sonucu Sayıştay 6 ncı Dairesince alınan 07/03/2006 tarihli ve
D6/2006-11/M.6995 sayılı Kararda;
- 24/03/1988 tarihli ve 3418 sayılı Kanunun 39 uncu
maddesi uyarınca Sağlık Bakanlığına tahsis edilen gelirlerin, sadece sağlık
hizmetlerinin daha iyi yürütülmesi için kullanılması gerekirken, bu gelirlerden
Bakanlığın merkez teşkilatında 657 sayılı Kanuna tabi olarak çalışan personele,
Anayasanın 128 inci ve 657 sayılı Kanunun 146 ncı maddeleri hükümlerine aykırı
olarak, "sosyal yardım ödeneği" adı altında toplam 2 449 783 060 000
lira ödemede bulunulduğu,
- Ödeme yapılması hususunda Saymanın tereddüdüne karşın
Bakan Osman Durmuş'un yazılı olarak sorumluluğu üstlendiği,
- 832 sayılı Sayıştay Kanununda birinci derece ita
amiri olan bakanların sorumluluğunun tespitine ilişkin hüküm bulunmadığından,
Sayıştayca adı geçen Bakana sorgu düzenlenmesi, tebligat yapılması, savunma alınması
ve bu suretle tazmin veya beraat şeklinde hüküm tesisine imkân bulunmadığı,
- Anayasanın "kanunsuz emir" başlıklı 137 nci
maddesi hükmü ile 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununun 13 üncü maddesinin
"Birinci derece ita amiri bulunan bakanların sorumluluklarını tayin Büyük
Millet Meclisine aittir." hükmü karşısında Sağlık eski Bakanı Osman
Durmuş'un sorumluluğunun tespitinin Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirinde
bulunduğundan, gereğinin yapılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına yazılmasına karar verildiği,
ifade edilmektedir.
Bilindiği üzere, 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu,
1924 Anayasasının uygulandığı dönemde yürürlüğe konulmuştur. 1924 Anayasasının
61 inci maddesi ile bu dönemde uygulanan 1927 tarihli Dahili Nizamnamenin 169
uncu ve devamı maddelerinde, bakanlar kurulu üyelerinin malî ve cezaî
sorumluluğu gerektiren fiillerinden dolayı Yüce Divanda yargılanması
öngörülmekteydi. Bu yargılamanın yapılabilmesi için Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bir önerge verilmesi veya adlî yargı merciinin müracaatı
üzerine Meclis soruşturması açılması ve ilgilinin Yüce Divana sevk edilmesi
gerekmekteydi. Ancak 1982 Anayasasının 100 üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 107 nci maddeleri Başbakan veya bakanların Yüce Divanda
yargılanmasını, cezaî sorumluluğu gerektiren fiillerle sınırlandırmış, malî
sorumluluğu bu kapsamın dışında bırakmıştır.
Söz konusu hükümler çerçevesinde, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının anılan Kararla ilgili olarak bir işlemi resen yürütmesi
mümkün bulunmamaktadır.
Bu tezkerenin okutulmasıyla, konu Genel Kurulun
bilgisine sunulmuş olup Başkanlığımızda bulunan Sayıştay Kararı ve ekleri sayın
milletvekillerinin tetkik ve değerlendirmelerine açılmıştır.
Yüce Heyetin bilgilerine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:
C) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclıs Soruşturmasi ve Meclıs Araştirmasi Önergelerı
1.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
Baloğlu ve 32 milletvekilinin, şehirlerarası otobüs taşımacılığı sektöründeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/360)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Kentlerarası otobüs taşımacılığında görülmeye
başlanılan sıkıntıların, ciddî bir krize dönüşmesi beklenilmeden, TBMM'de
tartışılması ve çözümler üretilmesi, ülkemiz ekonomisi açısından zorunlu hale
gelmiş bulunmaktadır.
Özellikle:
a) Akaryakıt fiyatlarındaki sürekli artış,
b) Yedek parça giderleri,
c) Vergiler,
d) Bazı belediyelerin, otobüs firmalarının çalışma ve
tanıtım olanaklarını sınırlaması,
e) Büro kiraları,
f) Otogarlara ödenen ücretler (büro, terminal giriş
ücretleri),
g) İşçi giderleri,
kentlerarası otobüs işletmelerini bir darboğazın
eşiğine getirmiştir .
Bu aşamada, özel havayolu şirketlerinin yarattığı
rekabet, uçak ile ulaşımın parıltılı tanıtımı, otobüs işletmelerinin yeni bir
yolcu kaybına neden olmuştur. Doğal ki, özel havayolu firmalarının daha rahat
ve ucuz taşıma fırsatı sunmaları olumlu bir gelişmedir. Ancak, burada
araştırılması gereken önemli bir husus, havayolu firmalarının bugün sunduğu
olanakların sürekli olup olmayacağıdır .
Ölçüsüz bir rekabet ortamında, karayolu insan
taşımacılığının geriletilmesi ve etkinliğinin azaltılmasından sonra, piyasanın
hangi doğrultuda gelişeceğini tahmin etmek zor değildir. Bugün bulunulan
noktada, havayolu taşımacılığına sağlanan olanakların, karayolu taşımacılığına
hangi ölçüde sağlandığı da araştırılmalıdır .
Akaryakıt fiyatları, vergiler ve benzeri konularda,
kentler arası otobüs işletmelerinin işlemlerinin neler olduğu belirlenmeli ve
gereği yapılmalıdır .
Son bir yıllık süreçte, aralarında iddialı otobüs
şirketlerinin de bulunduğu birçok işletmecinin satın aldıkları otobüslerin
taksitlerini, işçi ücretlerini ve otogar kiralarını ödemekte zorlandıkları,
hatta büyük bir şirketin kapanmak zorunda kaldığı açıklanmıştır.
Ülkemiz turizminin bu yıl yaşamaya başladığı gerileme
belirtileri de, otobüs taşımacılığını etkileyecektir. Bazı otobüs
işletmecilerinin doğrudan ve dolaylı olarak, turist sayısındaki azalmadan
etkileneceği açıktır .
Sektörün içinde bulunduğu dar geçitte çalışanların da
işsiz kalma tehlikesiyle karşılaşmaları, yaşanılması muhtemel olumsuzlukların
boyutlarını genişletmektedir .
Bu nedenlerle;
Kentlerarası otobüs taşımacılığında yaşanılan krizin
hangi nedenlerden oluştuğu ve sektörün yaşadığı sıkıntıların giderilmesi için
neler yapılması gerektiğinin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci ve TBMM
İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması
konusunda gereğini saygılarımla arz ederim.
1.- Feridun
Fikret Baloğlu (Antalya)
2.- Necati
Uzdil (Osmaniye)
3.- Bihlun
Tamaylıgil (İstanbul)
4.- Ali Arslan (Muğla)
5.- Fahrettin
Üstün (Muğla)
6.- Gürol
Ergin (Muğla)
7.- Ufuk Özkan (Manisa)
8.- Abdulaziz
Yazar (Hatay)
9.- Fuat Çay (Hatay)
10.- Sedat Pekel (Balıkesir)
11.- Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
12.- İzzet Çetin (Kocaeli)
13.- Nadir Saraç (Zonguldak)
14.- Mustafa Özyurt (Bursa)
15.- Osman Özcan (Antalya)
16.- Nurettin Sözen (Sivas)
17.- Nail Kamacı (Antalya)
18.- Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
19.- Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
20.- Mehmet Ziya Yergök (Adana)
21.- 0rhan Eraslan (Niğde)
22.- Atila Emek (Antalya)
23.- Bülent Baratalı (İzmir)
24.- Türkân Miçooğulları (İzmir)
25.- Ali Cumhur Yaka (Muğla)
26.- Kemal Sağ (Adana)
27.- Mehmet Kartal (Van)
28.- Tuncay Ercenk (Antalya)
29.- Özlem Çerçioğlu (Aydın)
30.- Uğur Aksöz (Adana)
31.- Ahmet Sırrı Özbek (İstanbul)
32.- Canan Arıtman (İzmir)
33.- Mehmet Mesut Özakcan (Aydın)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel yağların
üretimindeki sorunların araştırılması amacıyla kurulan (10/41, 170, 177, 263,
295) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının komisyonun görev
süresinin uzatılmasına dair bir tezkeresi vardır; okutuyorum:
B) TEZKERELER
VE ÖNERGELER (Devam)
3.- (10/41,
170, 177, 263, 295) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının,
komisyonun görev süresinin bir ay uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1039)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel yağların
üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulan
(10/41, 170, 177, 263, 295) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonumuz;
14.02.2006 tarihinde göreve başlamıştır. Anayasa ve
İçtüzük gereği kendisine verilen üç aylık süre içerisinde çalışmalarını
tamamlayamayan Komisyonumuz, 20.04.2006 tarihinde yaptığı toplantıda aldığı
karar gereğince, 14 Mayıs 2006 tarihinden itibaren bir aylık eksüre istenmesine
karar vermiştir.
Gereğini bilgilerinize arz ederim.
Necdet Budak
Edirne
Komisyon Başkanı
BAŞKAN - İçtüzüğün 105 inci maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan "araştırmasını üç ay içinde bitiremeyen komisyona bir
aylık kesin süre verilir" hükmü gereğince komisyona bir aylık eksüre
verilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup,
oylarınıza sunacağım.
Buyurun.
IV. -
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUP ÖNERİLERİ
1.- (10/250)
esas numaralı Meclis araştırması önergesinin öngörüşmesinin Genel Kurulun
2.5.2006 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grup önerisi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun, 02.05.2006 Salı günü (bugün) yaptığı
toplantısında, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel
Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Haluk Koç
Samsun
Grup Başkanvekili
Öneri: Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin, Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmının 196 ncı
sırasında yer alan, (10/250) esas numaralı Meclis araştırma önergesinin Genel
Kurulun 02.05.2006 Salı günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun önerisinin lehinde iki söz talebi vardır; Osmaniye Milletvekili Necati
Uzdil, Şanlıurfa Milletvekili Vedat Melik.
Sayın Uzdil, buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Sayın Başkanım, değerli
arkadaşlarım; Güneydoğu Anadolu Projesindeki olumsuzluklarla ilgili 9.2.2005
tarihinde verdiğimiz araştırma önergesi hakkında bilgi vermek amacıyla söz
aldım; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, önergemize konu olan GAP, sadece
bölgesel bir proje değil, bir zihniyetin ifadesidir; cumhuriyetimizi
kuranların, Mustafa Kemal Atatürk'ün ileri görüşlülüğünün bir göstergesidir;
Anadolu'ya, Anadolu insanına verilen değerin, doğal kaynaklarımıza sahip
çıkmanın göstergesidir.
Değerli arkadaşlarım, 1936 yılı, genç bir cumhuriyet;
Mustafa Kemal Atatürk, Elektrik İşleri Etüt İdaresini kurdurarak,
akarsularımızdan elektrik enerjisi üretilmesini gündeme getirmiş, Fırat
Havzasını inceletmiştir. 1954 yılında Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
kurulmuştur. Türkiye, 26 havzaya ayrılarak çalışmalar sürdürülmüştür. 1977'de
Fırat ve Dicle Havzalarına ilişkin projeler birleştirilmiş, Güneydoğu Anadolu
Projesi adı altında enerji ve sulama amaçlı bir proje olarak ele alınmıştır.
80'li yıllara geldiğimizde, bugünkü Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep,
Kilis, Şanlıurfa, Siirt ve Şırnak İllerini kapsayan bölgesel kalkınma projesine
dönüştürülmüştür.
Bu projeye göre, toplam 22 baraj, 19 hidroelektrik
santralı yapılacak, bunlarla birlikte 1,7 milyon hektar tarla suya kavuşacak
idi. Sulu tarımla ve tarımsal sanayiyle 3,5-4 milyon insanımıza iş olanağı
yaratılacak idi.
Değerli arkadaşlarım, GAP'ta en önemli konu sulu
tarımdır. Düne kadar bu çalışmalar büyük ölçüde iki bakanlık tarafından
yürütülmüştür. Devlet Su İşleri rezervden, yani barajdan suyu tarlaya
getirecekti. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü -tabiî, bir zamanlar Toprak Su
Genel Müdürlüğü idi- tarla içi altyapı hizmetlerini yerine getirecekti;
bunlardan şu anda sulanan alanlarda en önemlisi drenaj kanalları idi. Araştırma
kuruluşları, üniversite, bölgeye uygun bilimsel araştırmalarını yapacak, bitki
çeşidi yetiştirme tekniği, hayvancılık açısından ırk, barınak, yetiştirme
tekniği açısından gerekli bilimsel çalışmalarını yapacaktı.
Aynı zamanda, bu projenin en önemli örgütlerinden bir
tanesi Çiftçi Eğitim Servisi idi. Bu yatırımların en verimli şekilde
kullanılması için araştırma sonuçlarını ve sulu tarım tekniklerini çiftçiye
aktaracak, onları eğitecekti. Bu eğitime, su tarlaya gelmeden önce
başlayacaktı; çünkü, su tarlaya geldiğinde, suyun kullanımı çok büyük önem
kazanmaktaydı.
Peki, yapıldı mı bu görevler? Su geldi mi? Drenaj
kanalları yapıldı mı? Araştırma sonuçları çiftçiye iletildi mi? Çiftçi
gerçekten eğitildi mi? Bu konuları araştırmak, eksikleri, yanlışları Türkiye
Büyük Millet Meclisi olarak belirlemek gerekmez mi sevgili arkadaşlarım?
Güneydoğu Anadolu Projesi, yani, GAP alanına bakalım:
3,2 milyon hektar proje alanı. 1,7 milyon hektar sulanması öngörülen alan. 1,2
milyon hektar, teknik olarak sulanamayan kuru tarım alanı. Ancak, bir de şu
rakama bakalım: Bugün sulamaya açılan alan yaklaşık 230 000 hektar. 1,7 milyon
hektar, projede öngörülen, sulamaya açılması gereken alan; ama, bugün açılan
topu topu 230 000 hektar. Geride kalan sulanabilir topraklar hâlâ su hasretiyle
yanıp kavruluyor değerli arkadaşlarım.
Projenin maliyeti 32 milyar dolar olarak hesaplanmış.
Bugüne kadar nakdî gerçekleşme yüzde 52. Ancak, sektörel bazda gerçekleşmeye
baktığımızda, tarımdaki gerçekleşme yüzde 21'ler civarında.
Değerli arkadaşlarım, sulama deyince, rahmetli hocamı
anmadan geçemeyeceğim. Prof. Dr. Osman Tekinel, ziraat fakültesinde kültür
teknik hocamızdı. Sulamayı bize o öğretmişti. Onu buradan rahmetle anıyorum.
Değerli arkadaşlarım, "su iki tarafı keskin bir
kılıç" derdi hocamız. "Eğer bu kılıcı iyi kullanırsanız, çok büyük
yararlar sağlarsınız. Bu kılıcı iyi kullanamazsanız, kullanmayı bilemezseniz,
sakatlıklar yaratırsınız; kolunuzu, ayağınızı kesersiniz, güç durumda
kalırsınız" derdi. Gördüğüm kadarıyla GAP'ta bu ikincisi olmuş sevgili
arkadaşlarım. Tarlalarda çoraklaşma başlamış; bu konuda, Harran Ovasındaki,
sulu alandaki çoraklaşmayı arkadaşım size anlatır diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, Şanlıurfa'nın Suruç İlçesi
deyince, eskiden akla pamuk gelirdi. Güneydoğu Anadolu'da pamuğu Suruç tanıtmış
idi. Ancak, gelin görün ki, bugün Viranşehir'de ne kuyu var ne de GAP kanalıyla
getirilmiş sulama suyu var. Viranşehir'de 7 000 tane kuyu var sevgili
arkadaşlarım, Kızıltepe'de 4 000 tane kuyu var. Atatürk Barajını görenleriniz
bilir, dikkat ederseniz, Atatürk Barajının bir tarafı Şanlıurfa'dır, bir tarafı
Adıyaman'dır. Ancak, Adıyaman'da bir dönüm tarla dahi sulanmamaktadır. Orada da
binlerce kuyu var sevgili arkadaşlarım.
Kuyu olursa ne olur; değerli arkadaşlarım, kuyu olursa,
elektrik girer devreye; kuyu olursa, derin kuyudan su çekmek girer ve çiftçiye
1 dekar sulamanın maliyeti 70 000 000 liraya mal olur sevgili arkadaşlarım. Bu
cazibe sulamalarda, projesi uygulanmış yerlerde dekara maliyet 10 000 000 liradır.
Değerli arkadaşlarım, bir de şunu düşünelim…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uzdil, 2 dakika eksüre versem
konuşmanızı tamamlar mısınız?
NECATİ UZDİL (Devamla) - Tamamlarım efendim. Teşekkür
ederim.
BAŞKAN - Peki, buyurun.
NECATİ UZDİL (Devamla) - …elektrik diyoruz, kaçak
elektrik diyoruz. İşte, size gayet rahat uygulanacak çözüm: Sulama projeleriyle
biraz ilgilenelim, kanalları biraz uzatalım, devlet gerekli görevini yapsın,
drenaj kanallarını açalım, boşu boşuna da elektrik tüketimi -lüzumsuz yere-
yapmayalım; çiftçilerimizin maliyeti de düşmüş olur.
Değerli arkadaşlarım, dekara 70 000 000 TL ödeyerek,
dünyanın en pahalı mazotunu kullanarak, ÖTV'li, KDV'li girdileri kullanan benim
çiftçim, nasıl Avrupa Birliği ülkeleriyle, nasıl dünya çiftçileriyle rekabet
edebilsin?! Rekabet için ne lazım; üretim lazım, kalite lazım, en önemlisi de
düşük maliyet lazım.
Değerli arkadaşlarım, benim çiftçim mi beceriksiz;
tarlam mı, toprağım mı kalitesiz; Yunan çiftçisi çok mu akıllı, çok mu
çalışkan?! Düne kadar benden pamuk alan Yunanistan bugün bana pamuk ihraç
etmekte; Yunanistan'dan tekstilimiz için pamuk ithal etmekteyiz.
Değerli arkadaşlarım, Yunanistan'la, Yunanistan
çiftçisiyle benim çiftçimi yarıştırmak için şartları eşit kılması lazım. Bu
görev hükümetlere düşmekte.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uzdil…
NECATİ UZDİL (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Bu görev için tarımda altyapının tamamlanması gerekir.
Tarımda altyapıyı tamamlayacak olan da devlettir, hükümetlerdir.
Gelin, hep birlikte görev yapalım; Türkiye Büyük Millet
Meclisi yurttaşımızla kucaklaşsın, moral bulsun, sorunları gündeme gelsin.
Vatandaş - Türkiye Büyük Millet Meclisi çözüm yolları bulsun. Arayan, aradığını
her yerde, her zaman bulmuştur arkadaşlarım.
Bu duygu ve düşüncelerle sizleri ve cefakâr çiftçi
kardeşlerimi selamlıyor, sabredin ışığa az kaldı diyorum; saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Grup önerisinin lehinde, Şanlıurfa Milletvekili Vedat
Melik...
Sayın Melik, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamındaki Şanlıurfa'nın Akçakale
ve Harran Ovalarındaki taban suyu yükselmesi ve tuzlanma nedenlerinin
araştırılması amacıyla vermiş olduğumuz Meclis araştırması önergesinin gündeme
alınmasıyla ilgili olarak söz almış bulunuyorum; hepinizi, öncelikle
saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, cumhuriyet döneminin en büyük
yatırımlarından biri olarak kabul edilen kısaca GAP dediğimiz Güneydoğu Anadolu
Kalkınma Projesinde yaklaşık 1,8 milyon hektarlık alanda sulama yapılması
amaçlanmaktadır. GAP kapsamında 150 000 hektar sulama alanı olan Şanlıurfa,
Harran Ovalarında 1994 yılında deneme sulamasına başlanmış, 2004 yılı başı itibariyle
de 120 000 hektar alanda, GAP genelinde ise toplam 207 000 hektar alanda sulama
yapılmaktadır; ancak, zaman içinde Harran Ovasının yaklaşık 20-25 bin hektarlık
bölümünde, yani, 200-250 bin dekarlık bölümünde, drenaj ve tuzlulukla ilgili
olarak arazilerde çoraklaşma belirtileri ortaya çıkmaya başlamıştır.
Bu olumsuz durumun, elbette ki, çok çeşitli nedenleri
vardır. Bunları, kısaca, uygun olmayan sulama teknikleri, ana tahliye
kanallarının fonksiyonel çalışmaması, tarla içi drenajın birçok yerde olmaması,
çiftçi eğitimsizliği ve daha birçok şeyi nedenler arasında sıralayabiliriz.
Değerli milletvekilleri, Urfa-Mardin karayolunun
güneyinden Suriye sınırına kadar uzanan Şanlıurfa merkez ilçe ile Harran ve
Akçakale İlçelerinin idarî sınırları içinde kalan, ancak, tarihî Harran
harabeleri nedeniyle kısaca Harran Ovası dediğimiz bölgedeki sulamalardan
kaynaklanan problemlerin temel nedenlerinin başında yanlış projelendirme
gelmektedir. Bundan otuz yıl önce, bütün dünya, açık kanalet sistemiyle
sulamayı terk etmiş, basınçlı borulu sisteme geçmişken, Türkiye'nin en sıcak ve
buharlaşma oranı en yüksek bölgesi olan Harran Ovasında ise sulamalar açık
kanalet sistemi olarak yapılmıştır.
Ayrıca -burada bir şeyi ifade etmek istiyorum- ilgili
kurumlar dışında kamuoyu tarafından fazla bilinmeyen bir konu daha var.
Kamuoyu, zannediyor ki, Harran Ovasındaki sulamalar, 1994'ten itibaren, Atatürk
Barajından alınan suyla başladı. Halbuki, Harran Ovasındaki sulamaların bir
bölümü, yine, GAP kapsamında, aslında, 1995 yılından önce başlamıştır. Nasıl
yapılmaktaydı 1995'ten önce; Devlet Su İşlerinin açtığı kuyularda 12 000
hektar, halk tarafından açılan kuyularda ise yaklaşık 20 000 hektar arazide
sulu tarım yapılmaktaydı. Toplam 32 000 hektar gibi, yani, 320 000 dekar gibi
küçümsenmeyecek miktarda bir arazi sulanmış ve sulama konusunda ciddî bir
tecrübe yaşanmış ve ortaya çıkabilecek sorunlar kısmen görüldüğü halde -esas
sulama sistemi olan kanaletlerin döşenmesini kastediyorum- esas sulama sistemi
tercih edilirken, bu deneyimin gözardı edildiği görülmüştür. Bunun yanı sıra,
Harran Ovasının jeolojik ve hidrojeolojik yapısı bilinmesine, bu konuda, yıllar
önce, hem Toprak Araştırma Genel Müdürlüğü hem de üniversiteler tarafından
hazırlanmış çok önemli raporlar olmasına rağmen, Ovanın drenaj sistemi ciddî
olarak gözardı edilmiştir.
Değerli arkadaşlar, sulama konusuyla ilgili olan herkes
çok iyi bilir ki, sulama sisteminiz nasıl olursa olsun, drenaj sistemi olmadan
o araziler er veya geç elden çıkacaktır. Bu kural, sulama yapılmayan; ama, çok
yağış alan bölgeler için de geçerlidir.
Peki, Harran Ovasında hiç mi drenaj kanalı yoktur;
elbette vardır. Devlet Su İşleri tarafından açılan açık drenaj kanalları; yani,
bizim, tahliye kanalları dediğimiz kanallar vardır. Ayrıca, bu açık tahliye
kanalları da on yıldır, yani, sulamanın başladığından günümüze kadar da hiç
temizlenmemiştir. Yani, on yıldır arazileri sulayacaksınız, on yıldır bu
tahliye kanallarını temizlemeyeceksiniz; peki, tarlalarda biriken suları nasıl
dışarıya atacaksınız?!
Bakın, ilk defa, yani, on yıldır ilk defa, geçen yıl
sonbahar aylarından itibaren tahliye kanallarının temizlenmesine başlanmıştır
ve halen de hızla devam etmektedir. Tahliye kanallarının temizlendiği
bölgelerde de suyun hızla çekildiği gözlenmektedir; ama, bunlar yetersizdir.
Açık drenaj kanallarıyla birlikte, özellikle Harran Ovası gibi toprak yapısına
sahip arazilerde tarla içi drenaj kanalları yapmadığınız sürece sorunu çözmeniz
mümkün değildir. Hal böyleyken, bu konuda konuşan herkes, Ovadaki taban suyu
yükselmesi ve çoraklaşma belirtilerinin tek sorumlusu olarak sadece Harran
çiftçisini göstermektedir.
Elbette ki, sulu tarım ayrı bir kültürdür; bu inkâr
edilemez. Çiftçi eğitimi, sulu tarımın çok önemli bir parçasıdır; ama, bizim
önce sistemimizi gözden geçirmemiz gerekir. Sisteminiz hatalıysa, eksik
yapılmışsa, sistemin yürütülmesi için gerekli makine ve teçhizat elinizden
alınmışsa, o sistemi yürütmenize imkân var mıdır?!
Peki, Urfa'daki Devlet Su İşleri 15 inci Bölge
Müdürlüğünün Harran Ovası tahliye kanallarının temizlenmesinde kullanılmak
üzere bünyesindeki büyük kazıcılar, ekskavatörler şimdiye kadar neredeydi,
hangi bölgeye, niçin gönderilmişti?
Bu arada, bu tahliye kanalları temizlemesi konusu
açılmışken, göreve başlayalı henüz bir yıl dahi olmamasına rağmen, Ovada önemli
çalışmaları başlatan, bu çalışmayla da sorunun nasıl çözümlenebileceğini gözler
önüne seren ve çalışmalarını da halen devam ettiren Devlet Su İşleri 15 inci
Bölge Müdürü ve ekibine de teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyorum.
Değerli arkadaşlar, şimdi, bu konular; yani, Harran
Ovasının şu andaki durumu ve eğer gerçekten tedbir alınmazsa ne hale geleceği,
başta Devlet Su İşleri olmak üzere, konuyla ilgili herkes tarafından
bilinmektedir; ama, bu tedbirleri kim veya hangi kurum alacaktır? Bu sorunun
cevabını vermeden önce, mevcut duruma kısaca bakmak gerektiği kanısındayım.
Devlet Su İşleri, gerçekten, şu anda bile, Türkiye'nin
suyla ilgili her türlü problemine çözüm üretebilecek değerli bürokrat ve
teknokratları bünyesinde barındıran bir kurumdur.
Ancak, Devlet Su İşleri, sulama projeleri yaparken,
tahliye kanallarını; yani, açık drenaj işlerini yapmaktadır. Devlet Su
İşlerinin kuruluş kanununda tarla içi hizmetleri yapma yükümlülüğü yoktur;
yani, Harran Ovasında toprağın altında biriken ve her yıl giderek yükselen
taban suyunu dışarı atacak olan tarla içi drenaj yapma görevi, Devlet Su
İşlerinin görev alanına girmemektedir. Peki, bu kimin görevidir?.. Eskiden bu
işlerle Toprak-Su Müdürlüğü ilgileniyordu. Son yıllarda ise, tarla içi
hizmetler tamamen Köy Hizmetlerine devredilmişti. Zaten, şu anda, Harran
Ovasında, 6 800 hektarlık alanda, yani, 68 000 dekarlık alanda devam eden tarla
içi drenajın yapımı da Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından ihale edilmiş;
ayrıca, 21 000 hektarlık alanın da yapılması için proje hazırlanmıştır. Ancak,
bildiğiniz gibi, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü lağvedilerek, il özel
idarelerine devredilmiştir; fakat, il özel idarelerinin, hepinizin bildiği
gibi, şu andaki olanakları, bu tür makro sorunları çözmek için yeterli
değildir; ne paraları vardır ne teknik imkânları vardır.
Değerli milletvekilleri, GAP, her ne kadar başlangıçta
bölgesel bir kalkınma projesi olarak görülmüşse de, zaman içinde, hem enerji
hem de tarımsal potansiyeli nedeniyle bütün Türkiye'nin doğrudan yararlandığı
bir proje olduğunun farkına varılmıştır. Buna, en basit örnek olarak, Harran
Ovası ve yaylak sulamaları sonucunda, ülkemizin gereksinimi olan pamuk ve mısır
gibi sanayi bitkilerindeki üretim patlamasını gösterebiliriz. Dolayısıyla,
böylesine önemli bir projenin, şu ana kadar, ilk ve en büyük modeli olan
Şanlıurfa, Harran Ovalarının sulanmasında yapılan hataların ve eksikliklerin
tespit edilerek giderilmesi, binlerce yılda oluşmuş, dünyanın bu en verimli
arazilerinin elden çıkmasının önlenmesi gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Melik, lütfen konuşmanızı tamamlayınız;
buyurun.
MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
MEHMET KARTAL (Van) - Sekiz türbinden sadece bir tanesi
çalışıyor Sayın Melik.
MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - Değerli milletvekilleri,
Harran Ovası tek başına bir cevherdir. Birçok ülke böyle bir ovaya sahip olmak
için çok şeylerini feda edebilir. Biz, bunu tartışmıyoruz; ancak, bu Ovanın
sulama projesinde, halen, drenaj dışında da birçok eksiklikleri vardır. Birçok
hata yapılmıştır proje yapılırken. Müteahhitlerin kusurları ve ihmalleri
vardır. O zamanki idarenin de hataları vardır.
Bakın, ben size birkaç basit örnek vererek, durumu daha
iyi ortaya koymaya çalışacağım.
BAŞKAN - Sayın Melik, istirham edeyim… Şimdi, bu
konularla ilgili olarak arkadaşlarımız konuşma… Veyahut da birkaç dakika
içerisinde toparlarsanız çok memnun olurum; çünkü…
MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - 2 dakika, bilemediniz 3
dakika; fazla uzatmayacağım.
BAŞKAN - Tamam; buyurun.
MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - Bakın, birkaç örnek
vermek istiyorum bu konuda, yani, olayın vahametini anlamak için.
Şimdi, Atatürk Barajından, suyu, Harran Ovasına taşıyan
sulama projelerinin tamamlanmasıyla birlikte… Daha sonra da Viranşehir,
Kızıltepe Ovalarına da su verecek olan, adına, Şanlıurfa-Mardin tünelleri
dediğimiz, toplam 52 kilometre uzunluğunda, 2 adet tünel var. Bu tünellerin,
kullanılmaya başlandığı 1995 yılından günümüze kadar, her yıl bakım ve onarımı
yapılmaktadır. Henüz tam olarak bitirilememiş bu sulama projesinin ana unsuru
olan tünellerdeki sorunlar nelerdir?..
Değerli arkadaşlar, bu tünellerde bir çökme olursa, GAP
Projesi diye bir proje kalmaz. Ne Harran Ovasını ne Viranşehir'i ne
Kızıltepe'yi ne Nusaybin'i sulayamazsınız. Bu tüneller, her yıl, Devlet Su
İşleri Bölge Müdürlüğü tarafından bakıma alınıyor. Kanaletleri döşenmemiş veya
kanaletleri tahliyeye bağlanmamış birçok tarla vardır. Sistem de sulama
birliklerine devredildiği için, eksiklikleri tamamlayacak merci yoktur.
Değerli milletvekilleri, Harran Ovasında sulamadan
doğan sorunların milletvekillerince incelenmesi gerekir. Milletvekilleri bu
konuyu yakından incelemelidir ki, Harran Ovasının sorunlarıyla birlikte GAP
Projesinin ülkemiz için önemini, sulama projelerinde en gelişmiş tekniklerin
uygulanmasının topraklarımız için faydalarını, bu tür projelerde sistemin iyi
çalışmamasının nedeninin idareden mi, sistemin kullanıcılarından mı, yoksa,
sistemi belli bir bedel karşılığında kuranlardan mı kaynaklandığını yerinde
görebilmelidir.
22 nci Dönem Parlamentosunda, ülkemizi ve toplumumuzu
ilgilendiren birçok konu hakkında Meclis araştırması yapmak amacıyla
komisyonlar kurulmuştur. Bunların hepsinin de çok faydalı çalışmalar yaptığına
inanıyorum -ki, bazılarının çalışmalarında ben de bulundum- ama, inanın ki,
Akçakale ve Harran Ovalarında sulamadan kaynaklanan sorunların araştırılması
konusu, en az diğerleri kadar önemlidir, belki de hepsinden daha önemlidir. Bu
nedenle, Anayasamızın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bu
konuyla ilgili olarak Meclis araştırması açılmasına karar vermenizi siz değerli
milletvekillerinin takdirlerine sunuyor, Yüce Meclisi saygılarımla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Melik.
Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranmasını
istiyorum.
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunacağım ve karar
yetersayısını arayacağım.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler…
Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur;
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 16.45
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
16.58
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 96 ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
IV.- ÖNERİLER (Devam)
A) Sıyasî Partı
Grup Önerılerı (Devam)
1.- (10/250) esas numaralı Meclis
araştırması önergesinin öngörüşmesinin Genel Kurulun 2.5.2006 Salı günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grup önerisi (Devam)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin
oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı. Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza
sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir; karar yetersayısı vardır.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
2.- Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grup önerisi
2.5.2006
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu, 2.5.2006 Salı günü (bugün) yaptığı
toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Faruk Çelik
Bursa
Grup Başkanvekili
Öneri:
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 350 nci sırasında yer alan 1141
sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 10 uncu sırasına, 287 nci sırasında yer
alan 1019 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 11 inci sırasına, 74 üncü
sırasında yer alan 615 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 12 nci sırasına,
11 inci sırasında yer alan 1043 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 13 üncü
sırasına, 265 inci sırasında yer alan 1007 sıra sayılı kanun tasarısının bu
kısmın 14 üncü sırasına, 51 inci sırasında yer alan 977 sıra sayılı kanun
tasarısının bu kısmın 15 inci sırasına, 50 nci sırasında yer alan 976 sıra
sayılı kanun tasarısının bu kısmın 16 ncı sırasına alınması;
2.5.2006 Salı ve 3.5.2006 Çarşamba günleri sözlü sorular
ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesi, Genel Kurulun 2.5.2006 Salı ile 3.5.2006 Çarşamba günleri
15.00-22.00, 4.5.2006 Perşembe günü 14.00-20.00 saatleri arasında çalışması;
Önümüzdeki hafta yine 9.5.2006 Salı ve 10.5.2006
Çarşamba günleri sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek
kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi ve saat 15.00-21.00, 11.5.2006
Perşembe günü de 14.00-20.00 saatleri arasında çalışması
Önerilmiştir.
BAŞKAN - AK Parti Grubu Önerisi üzerinde söz talebi?..
Grup önerisinin aleyhinde, Anavatan Partisi Grup
Başkanvekili Sayın Ömer Abuşoğlu; buyurun.(Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar)
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bir
Danışma Kurulu yaptık öğlen vakti. Haklı olarak, AK Parti, Meclis
çalışmalarının bu haftaki gündemini belirlemek üzere bir grup önerisi getirdi
ve bir diğer parti CHP de, Cumhuriyet Halk Partisi de bir başka grup önerisiyle
geldi.
CHP'nin teklifi ve AK Partinin teklifi partimizce makul
görüldü ve her iki teklifin de Meclis gündemine alınması konusunda biz görüş
bildirdik Anavatan Partisi olarak. Meclis çalışmalarının verimli ve ülke
meselelerinin aciliyetini de dikkate alarak çalışmasını kapsayan bu her iki
parti, her iki grup önerisi de bizim partimiz tarafından makul karşılandı;
ancak, biraz önce görüşülen CHP Grup önerisi, Meclisin denetim çalışmaları
kapsamında, denetim çalışmaları çerçevesinde, özellikli olan bir konuydu ve
mutlak surette, üzerinde, Meclisin araştırma yapması ve tartışması gereken bir
konuydu.
Bildiğimiz gibi, GAP konusu, Türkiye'nin en önemli bir
konusudur. Gerek kırsal kalkınma gerek bölgesel kalkınma gerek tarımın
geliştirilmesi, modern tarımın bu bölgeye yerleştirilmesi gerek tarıma dayalı
sanayilerin geliştirilip güçlendirilmesi ve bir sanayi altyapısının oluşması
açısından GAP, entegre bir proje olarak, önemini, burada, üzerinde durmaya ve
anlatmaya gerek yok. Bu bakımdan, GAP Projesi çerçevesinde, aksayan, eksik
kalan birtakım hususlar olduğu da gerçek. Bu konulardan birisi de, CHP Grup
önerisinde ifade edildiği gibi, sulama ve bundan kaynaklanan, yanlış sulama
politikaları ve bundan kaynaklanan, arazide tuzlanma ve çölleşmeye yönelik
gelişme istidadı göstermesi üzerine de, bu grup önerisinin, CHP'nin bu grup
önerisinin bir an önce gündeme alınıp, hem bölgenin kalkınmasıyla GAP
Projesinin ülke hizmetinde en yüksek faydayı, en maksimum verimi sağlayacak
tarzda geliştirilmesi ve ilerletilmesi noktasında ve hem de Meclisin çok uzun
zamandan beri fazla üzerinde durmadığı denetim çalışmalarını da
gerçekleştirmesi noktasında, biz, her iki teklifi de kabul ettik; ancak,
İktidar Partisi Grubundan, bu makul öneri, kabul edilmedi ve sadece kendi grup
önerilerinin görüşülmesi ve grup önerileri çerçevesinde Meclis gündeminin
oluşturulması noktasında ısrarcı oldular.
Biz, İktidar Partisinin bu tutumunu pek anlamış
değiliz. Yapılmak istenen işlem, bir taraftan, İktidar Partisi, Meclisin
öncelikli konularını Meclis gündemine getirmek için çaba sarf ediyor, bir
taraftan da, bir başka muhalefet partisi, Meclis çalışmaları içerisinde denetim
faaliyetlerinin de unutulmaması ve denetim faaliyetlerinin de arada sırada
Mecliste yerine getirilmesi noktasında bir grup önerisi getiriyor.
AK Partinin devamlı olarak yaptığı, grup
yöneticilerinin devamlı olarak yaptığı, muhalefetten ne gelirse gelsin, hangi
çerçevede, ne tür teklif gelirse gelsin, bunları görmezlikten gelmek, bunları
reddetmek. Şimdi, muhalefet partileri bu ülkenin yararına, bu ülkenin hizmetine
olacak öneriler getiriyor; fakat, AK Parti tarafından bu reddediliyorsa,
görmezlikten geliniyorsa, Meclis gündemine alınması engelleniyorsa, bu Meclisin
muhalefetsiz bir Meclis çerçevesi içerisinde, muhalefet olmadan Meclisin
çalışmalarını sürdürmesi çerçevesinde AK Partinin bir görüşü, bir eğilimi
ortaya çıkıyor. Demokrasiler, bildiğiniz gibi, iktidarıyla ve muhalefetiyle
birlikte vardır. Muhalefetin olmadığı yerde demokrasi söz konusu değildir.
Öyleyse, muhalefetin isteklerini, muhalefetin taleplerini, muhalefetin sesini
bu Mecliste, mümkün mertebe en azamî düzeyde dile getirmek ve görüşlerini
sunmak noktasında muhalefete fırsat verilmesi gerekiyor; ancak, AK Parti,
sayısal çoğunluğuna güvenerek, muhalefetin kısmen sesini kısmaya yönelik bir
çaba ve gayret içerisinde. Bu bakımdan, bu tutumun hoş karşılanması, bu tutumun
sessiz sedasız geçiştirilmesi mümkün değildir.
Ayrıca, AK Partinin getirdiği grup önerisi, bir de
Meclisin çalışma saatleriyle ilgili. Burada ben, özellikle grup önerilerinin
çerçevesi üzerinde ve aleyhinde konuşacağım. Konuyu fazla dağıtmıyorum, başka
ilgisiz konulara saptırmıyorum; çünkü, Sayın Başkanlar, devamlı ikaz ediyor,
özellikle bu tür Danışma Kurulu önerilerinden sonra çıkan konuşmacıların,
konuyla ilgili, lehte ve aleyhte görüş bildirmelerini istiyor. Ben de o
çerçevede, bu doğrultuda görüşlerimi bildiriyorum.
Meclisin çalışma saatleri İçtüzük tarafından
belirlenmiş durumdadır; ama, AK Partinin bu tür grup önerileriyle, Danışma
Kuruluna getirdiği tekliflerle, Danışma Kurulunda olmayıp Meclise getirdiği bu
tür grup önerileriyle, saat 22.00'ye kadar bir çalışma programı, aşağı yukarı
iki aydan beri sürdürülegelmekte. Eğer, saat 22.00'ye kadar çalışmanın verimli
bir çalışma olduğunu kabul ediyorsanız, burada oturan sayın milletvekileri,
evet, saat 22.00'lere kadar verimli bir çalışma yapılır diyorlarsa, bizim
söyleyeceğimiz bir şey yok; ama, bu konuda İktidar Partisi milletvekillerinin
de şikâyetleri net ve açık. Şikâyetleri nereden belli; saat 18.00'den sonra,
saat 19.00'dan sonra Mecliste, Meclis çalışmalarında bulunan İktidar Partisi
milletvekili sayısı 25-30'u geçmiyor. Ne zaman ki bir yoklama isteniyor, ne
zaman ki bir karar yetersayısı isteniyor, kulislerden, dinlenmede olan,
çalışmaktan yorulmuş, bitap düşmüş İktidar Partisi milletvekilleri koşturarak
Meclis salonuna geliyor. Ya sayıyı bulmakta başarılı oluyorlar yahut da
başarısız olup Meclis ara vermek zorunda kalıyor. Bu çalışma tarzının getirdiği
tabiî sonuç budur.
Siz, bir insanı, saat 15.00'te Mecliste çalışmaya
başlatır, saat 22.00'ye kadar, durmadan ve dinlenmeden, sadece yarım saatlik
bir yemek arasıyla 7 saat çalışmak zorunda bırakırsanız, böyle bir çalışmadan
ne verim elde edilir ne de sonuç elde edilir.
Normal olan ve istenen şudur: Milletvekillerinin…
Burada görüşülen her tasarının ve her maddesinin ilgiyle izlenmesi, kürsüye
çıkan her hatibin dikkatle dinlenmesi ve kanun tasarı ve teklifleri ülke için
neler getiriyor, toplum için ne gibi faydalar sağlıyor, ne gibi kazançlar sağlıyor,
ne gibi düzenlemeler getiriyor; ama, toplumun acaba, varsa, ne gibi
yükümlülükleri söz konusu olacak… Böylelikle, milletvekilleri bunları yakından
dinleyecek, yakından izleyecek, Meclis görüşmelerine, kürsüye çıkan hatiplere
pür dikkat dikkat verecek, dikkat edecek ve böylelikle, verimli ve başarılı bir
Meclis çalışması sürdürülecek; ama, İktidar Partisinin getirmiş olduğu bu grup
önerisiyle, bu hafta, bugün saat 15.00'ten 22.00'ye kadar, yarın saat 15.00'ten
22.00'ye kadar, perşembe günü saat 14.00'ten 20.00'ye kadar; her gün 6-7
saatlik çalışma dönemi.
Böyle bir çalışma döneminde, ne Meclisin başarılı
olması, başarılı bir yasama faaliyeti meydana getirmesi ne başarılı bir denetim
faaliyeti sürdürmesi ne de milletvekillerinin burada görüşülen kanun tasarı ve
teklifleri üzerinde yeterince bilgi ve ilgi sahibi olmaları mümkün değildir.
O bakımdan, ben sesleniyorum AK Partisi grup
yöneticilerine -eğer sohbetten fırsat bulup dinleyebilirlerse- bu tür bir
çalışma tarzı uygun bir çalışma tarzı değil Sayın Başkanım. Daha makul
sürelerle… Meclisin çalışmasını biz de istiyoruz. Meclisin her gün açılıp ve
kapanması yüzbinlerce Yeni Türk Lirasına mal oluyor. O bakımdan, gelin, bunu,
daha verimli çalışabileceğimiz, daha verimli iş üretebileceğimiz bir çalışma
programı içerisinde sürdürelim.
Evet, 15.00 ile 19.00 arasındaki çalışma zamanı belki
kısadır; Meclisin, Türkiye'nin meselelerini kısa zamanda çözecek tasarı ve
teklifleri zamanında yetiştirmesi, yasalaştırması mümkün değildir; ama,
15.00'ten 22.00'ye kadar dediğiniz zaman da, milletvekillerine, gidin, siz,
dışarıda, kulislerde oturun, dinlenmeye, istirahata bakın, buradaki 20-25
milletvekiliyle, sayısal gücümüze de güvenerek biz bu tasarıları geçiririz
diyorsanız; bu, hiç de hoş olmayan, hiç de centilmence olmayan bir davranıştır,
bir tutumdur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Abuşoğlu, konuşmanızı
tamamlayınız.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
Eğer bu tür bir çalışma tarzı zaruretse, gelin, elbirliğiyle
İçtüzüğü değiştirelim, gelin, elbirliğiyle Meclis çalışmalarına daha düzenli
bir seviye getirelim.
O bakımdan, bu yönünü kabul edemeyeceğimiz için; bir,
İktidar Partisinin muhalefet partisi önerilerine kapalı olması; ikincisi de,
Meclis çalışmalarının bu kadar uzun saatlik süreleri kapsayacak olması
dolayısıyla, AK Partinin grup önerisine katılmıyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) - Aleyhinde söz istiyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Aleyhinde, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin Danışma Kurulunda uzlaşma
sağlanamaması üzerine getirdiği grup önerisinin aleyhinde söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle hemen şunu belirtmek
istiyorum: Getirilen çalışma saatleri konusunda benim bir şikâyetim yok. Yani,
saat 22.00'ye kadar çalışıyoruz, 23.00'e kadar çalışıyoruz, bundan benim bir
yakınmam yok, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da bir yakınması yok. Yalnız,
şunu dikkatlerinize sunmak istiyorum: Bu çalışma takvimi, saatler ölçeğinde,
artık, fiilî bir İçtüzük değişikliği haline geldi. Yani, İçtüzüğümüzde
"Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun çalışma saatleri salı,
çarşamba, perşembe günleri saat 15.00-19.00 arasındadır" der. Tabiî,
Danışma Kurulunda alınacak kararla veya Danışma Kurulunda görüş birliği
sağlanamazsa, grup önerileriyle, bu çalışma takvimi genişletilebilir; bunlara
bir itirazım yok. Ne kadar uzatılırsa da, yine bir itirazım olmadığını, ben de,
arkadaşlarım da ifade ediyoruz; ama, gelin, o zaman -bir İçtüzük değişikliği
söz konusu- salı, çarşamba, perşembe günleri saat 15.00 ile 22.00 arasında
toplanır diyelim ve her salı günü, İktidar Partisinin, çalışma saatlerinin
15.00-22.00 arasında olması talebini bir Danışma Kurulunda görüşüp, bir grup
önerisi olarak buraya getirmeyin; bu birinci önerim.
İkincisi, gündem belirlenmesinde tabiî ki İktidar
Partisinin söz hakkı öncelikli olacaktır, gündemindeki yasa tasarılarını veya
tekliflerini, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda öncelikle ele
alınması önerisini getirecektir; bunlara da bir itirazımız yok. Yalnız, sadece
sayısal çoğunluğunuz şu anda mevcut diye, bir tek sizin söylediğinizin Genel
Kurul gündemini oluşturmasını çok olağan karşılayamadığımı ifade etmek
istiyorum. Yani, bunca süredir, Cumhuriyet Halk Partisinin bir Danışma
Kurulunda getirdiği önerinin de birleştirilerek oybirliğiyle bir öneri olarak
buraya getirilmesinin hiç mi imkânı yoktu; bunu ben kendi kendime soruyorum.
Herhalde, bu sorunun sorulması gereken muhataplarından bir tanesi de İktidar
Partisinin grup yöneticileri olsa gerek diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, getirdiğimiz grup önerisi, uzun
zamandır bekleyen, GAP bölgesindeki sulama sorunlarıyla ilgili ve sulamanın
yeterli olmaması dolayısıyla açılan kuyularda kullanılan elektrik ücretlerinin
yöre çiftçisini sıkıntıya soktuğu ve bununla ilgili İçtüzük ve Anayasanın
bizlere tanıdığı yetkiyi kullanarak bir Meclis araştırma komisyonu kurulması
önergesi üzerine idi. Birçok arkadaşım -burada çok az sayıda arkadaş vardı-
karar yetersayısı istendikten sonra, ikinci sefer, hangi konuda, ne için, ne
istendi, kim lehte kullanıyor, kim aleyhte oy veriyor, ne için böyle
davranıyor; bir önbilgi, bir bilgi sahibi olmadan gelip oy kullandılar ve
gündem belirleniyor.
Değerli arkadaşlarım, bir özeleştiri yapalım müsaade
ederseniz. Yasama görevine milletvekili sıfatıyla gereken katkıyı yapabiliyor
muyuz, yapamıyor muyuz; ben, yapamadığımız kanısındayım. Ben, özellikle,
dersini çalışmaya gayret eden bir milletvekiliyim. Diyeceksiniz, sizin görev
sorumluluğunuz var, tabiî ki bileceksiniz; ama, burada önemli yasa tasarıları
ve teklifleri görüşülürken, asgarî olarak, onun içeriği konusunda, ne getirip
ne götürdüğü konusunda -yine grup disiplinine uyabilirsiniz, ama- bir bilgi,
bir önbilgi edinmeniz gerekiyor diye düşünüyorum değerli arkadaşlarım. Bu bir
eleştiri değil, ben de bu çatının altında sizlerle beraber eşit güçte görev
yapan bir milletvekiliyim. Bunu bir özeleştiri olarak getiriyorum; yani,
milletvekilleri burada -deyim seçmeye çalışıyorum, rencide etmemek için
kendimizi- bir noktada, bize getirilen kanun tasarı ya da tekliflerini
bürokrasinin süzgecinden geçmiş, belki, sayın bakanların bile o bürokratik
sürece çok katkı yapamadıkları bir noktadan sonra burası bir onaylama ya da
reddetme makamı oluyor. Böyle bir yasama organını kabul etmek çok güç değerli
arkadaşlarım. Bunu nasıl tashih edebiliriz, neresinden düzeltebiliriz, neresinden
daha işler bir hale getirebiliriz, neresinden milletvekillerinin yasama
görevine katkılarını daha pozitif, daha olumlu bir sürece sokabiliriz, bunu
düşünmemiz gerekiyor. Sanıyorum, bir İçtüzük değişikliği gruplar arasında
görüşüldü; şu anda ne aşamada, bilmiyorum; ama, bu konuda, bence, önlem
alınması gereken önemli bir alandır. Saygınlığımızı kendi kendimize azaltıyoruz
gibi geliyor bana. Bir daha ifade ediyorum; bunu eleştiri olarak değil,
özeleştiri olarak dile getirdim.
Değerli arkadaşlarım, bakın, denetim fonksiyonunun
öneminden bahsetti Sayın Abuşoğlu; katılıyorum. Şöyle diyebilirsiniz; muhalefet
sıralarından daha farklı gözüküyor; bizim iktidar sorumluluğumuz var. Vallahi,
ona bir şey diyemem; ama, bakın, Mecliste kurulmuş, raporunu hazırlamış birçok
araştırma komisyonu sonucu, raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda
görüşmek için sıra bekliyor. Bırakın yeni araştırma komisyonu kurulmasını
değerli arkadaşlarım, birçoğu çalışmış, eksüre almış, raporunu yayımlamış, Yüce
Mecliste bu raporun görüşülmesi için sıra bekliyor. Örnek mi, TMSF'yle ilgili
verilen araştırma komisyonunun raporunun görüşülmesi. Bunu zaman zaman Danışma
Kurulunda Sayın Arınç'a da dile getiriyorum. Sayın Arınç da bu konuda rahatsız,
biliyorum. Hatta, bir haftanın yoğunluklu olarak bu konulara ayrılması talebini
zaman zaman dile getirdi Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlarım, ticarî sır; şimdi bunu
görüşmeyelim… Bu komisyon kurulurken bu kapsam içerisinde konulara giriş
yapacağını bilmiyor muyduk?! Niye bunu görüşmekten kaçınıyoruz, raporu?! Bu,
sizin grubunuza bir eleştiridir; deminki özeleştiriydi; bu, bir eleştiridir.
Niye kurduk bu komisyonu, sonucu nedir, o rapor niye bu çatı altına gelip
tartışılmıyor değerli arkadaşlar?! Kimi rahatsız edeceğiz?! Kimi rahatsız
edeceğiz?! Bizim görevimiz rahatsız etmek değerli arkadaşlarım. Bizler buraya
rahatsız edelim diye gönderildik, sorgulayalım diye gönderildik, eleştirelim
diye gönderildik; sizler de aynı şekilde… Türkiye'nin çanına ot tıkayan, bir
dönemin bir muhasebesini burada rapor halinde görüşmeyeceğiz de ne görüşeceğiz
değerli arkadaşlarım?! Trafik Kanunundaki istiap hadlerini görüşeceğiz,
motosikletin ÖTV artışını görüşeceğiz. Onları da görüşelim; ama, denetim
görevimizi müsaade edin yapalım değerli arkadaşlar. Bu konuda, ben, duyarlılığınızı
istirham ediyorum sayın iktidar milletvekilleri.
Şimdi, bu İktidar Partimizin grup önerisi içerisinde
Avrupa Birliği uyum yasalarıyla ilgili yeni bir paket var, bu paketin, değişik
uluslararası sözleşmelerin onaylanması boyutu var. Bunlardan bir tanesini
huzurlarınıza getireceğim, daha önceki bir konuşmamda da getirmiştim. Birleşmiş
Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı, tek maddelik, yürürlük, yürütmesi de var.
Değerli arkadaşlarım, bu kürsü tanıktır, bu tutanaklar
tanıktır; Sayın Yalçınbayır'ın, Sayın Hacaloğlu'nun verdiği, kamu
çalışanlarının -Türkiye Büyük Millet Meclisi de dahil- tümünün siyasî etik
konusunda bir yasal çerçeveye oturtulması noktasındaki kanun tekliflerini iki
kez buraya getirdik, ikisinde de reddettik. Sonra, Sayın Çiçek bir tasarı
ortaya koydu; çünkü, İktidar Partisinin Grup yöneticileri "biz, bu konuda
geniş bir hazırlık yapıyoruz" demişlerdi. Kamuoyunda, bir ara, gündem
değiştirmek için, benim kanımca, tartışıldı; şu anda rafta değerli
arkadaşlarım.
Biz, kendi etik sorunlarımızı bir yasal çerçeveye
oturtmadan, uluslararası arenaya Türkiye adına neyin garantisini vereceğiz
değerli arkadaşlarım?! Lütfen, bakın, sıra sayısı 1043; merak ederseniz,
lütfen, alın bakın. Ben, bazı kısımlarını söyleyeceğim. Bu ne yaman çelişkidir;
hep beraber bir değerlendirelim.
"Yolsuzluğa Karşı Önleyici Politikalar ve
Uygulamalar" içinde "…hukukun üstünlüğü, kamusal işlerin ve kamu
mallarının düzgün yönetimi, dürüstlük, saydamlık ve hesap verilebilirlik
ilkelerini yansıtan, etkin ve eşgüdümlü yolsuzlukla mücadele politikaları
geliştirilecek..." Nerede yasal çerçevemiz? Yok ve şimdi, biz,
uluslararası bir sözleşmeyi onaylayacağız ve bu, bu haftanın gündemi
içerisinde. Biraz sonra bunun görüşülmesi için oy vereceksiniz değerli
arkadaşlarım.
Bir başkası: "Her Taraf Devlet, yolsuzluğun
önlenmesi amacıyla etkin uygulamaları oluşturmak, teşvik etmek için çaba
gösterir." Bir yasama organı bu teşviki, bu çabayı nasıl gösterir; bir
yasal çerçeve çizerek gösterir. Var mı böyle bir çerçevemiz? Böyle bir
çerçevemiz yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Koç, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.
Buyurun.
HALUK KOÇ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan;
teşekkür ederim.
Bu çelişkiyi dikkatlerinize sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, çok ilginç bir bölüm var.
9 uncu madde; bakın, burada bir (a) fıkrası var. Benim aklıma hemen TÜPRAŞ'ın
14,76'lık ihale bölümü geliyor. Bir bölüm okuyorum: "Potansiyel ihale
katılımcılarının ihale tekliflerini hazırlamalarına ve sunmalarına yeterince
zaman tanıyacak biçimde, ihale davetlerine ve ilgili sözleşme şartlarına
ilişkin olanlar dahil olmak üzere, alım usulleri ve sözleşmeler hakkındaki
bilgilerin kamuya duyurulması." 28 Şubatta TÜPRAŞ'ın 14,76'sı İMKB'ye
bildiriliyor, 1 Martta satış gerçekleşiyor, hafta sonu giriyor, 4 Martta
tamamlanıyor.
Değerli arkadaşlarım, biz bunları yapıyoruz ve şimdi,
bunları yapmayacağım diye uluslararası sözleşmeyi onaylamaya çalışıyoruz. Daha
bizim kendi boyutumuzda bir etik yasamız yok değerli arkadaşlarım. Bu
çelişkileri ben dikkatlerinize sunmak istedim. Avrupa Birliği uyum paketi,
bizden şu takvim içerisinde bunların çıkması isteniyor… Önce dönüp kendi
hanemize bir bakalım. Kendi hanemizin içini düzenleyememişiz, biz mahallenin
düzenine karışıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, ben bu konuları dikkatinize
getirmeye çalıştım ve sözlerimi tamamlarken, bir kere daha, ne yapacaksak
yapalım; ama, milletvekili olmanın temel sorumluluğunu, yasama görevinde etkin
bir biçimde devreye sokacak bir milletvekili eylemliliği içinde olmaya da
gayret gösterelim. Eğer, bu sözlerimden alınan olduysa, onlardan özür
diliyorum.
Hepinizi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım
adına saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre
verilmiş 2 adet doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; ayrı ayrı okutup,
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) TEZKERELER
VE ÖNERGELER (Devam)
4.- Çanakkale
Milletvekili İsmail Özay'ın; 4533 Sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı
Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/606),
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/383)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
(2/606) esas numaralı teklifimin İçtüzüğün 37 nci
maddesine göre doğrudan gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim.
İsmail Özay
Çanakkale
BAŞKAN - Önerge üzerinde, teklif sahibi olarak İsmail
Özay…
Sayın Özay, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
İSMAİL ÖZAY (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 22 nci Dönem milletvekilliği Parlamento çalışmalarında sanırım
en yoğun konu, Gelibolu Tarihî Millî Parkının Türkiye Büyük Millet Meclisinde
ele alınmasıdır.
Yaptığım belirlemelere göre, bu üç yıllık süre
içerisinde, 1 Meclis araştırması, 1 kanun tasarısı, 5 kanun teklifi, 5 gündemdışı konuşmayla Türkiye Büyük Millet
Meclisi gündemi bu konu içerisinde tartışmaya girmiştir.
Değerli milletvekilleri, sadece Türkiye Büyük Millet
Meclisinde değil, ayrıca kamuoyunda da Gelibolu Tarihî Millî Parkı çeşitli tartışmalar
içerisinde yer almaktadır. Ben 5 dakika içerisinde sadece teklifimle ilgili
değerlendirme yapacağım, tartışmalara hiç girmeyeceğim; yani, ne siperlerin
üzerine yapılan otoparkları ne çöken yolları -basına da yansıyan çöken yolları,
alt tarafı 20 kilometrelik bir yoldur- ne Avustralya'nın, Yeni Zelanda'nın
burada yapılan yanlış uygulamalardan dolayı verdiği uluslararası notaları ne
Dışişleri Bakanlığının bir genelgeyle Orman Çevre Bakanlığının burada yaptığı
uygulamaları durdurmaya kalkmasını ne
son dönemde açılan tesislerin çeşitli ihalelerde ayyuka çıkan yolsuzluk
söylentilerini ne de inanç istismarının
yapıldığını gündeme getirmeyeceğim; sadece, burada, bu teklifin içerisinde
insana yönelik düzenlemelerden, hesap gelirlerini artırıcı önlemlerden
bahsedeceğim.
Değerli arkadaşlarım, bu bölgede 10 000 civarında insan
yaşıyor. Şu denilebilir, kişiye özel, çok dar kapsamlı insanları içeren bir
yasal düzenleme belki gereksiz diye bakılabilir; ama, yeni bir anlayış,
yeni bir uygulama teklif etmiyoruz. Bir
kere bu planın uygulanmasında insan motifinin önplana alınması burada yapılan
uzun devreli gelişme plan notunda çok açık, net olarak ortaya çıkmıştır. Burada
yapılan düzenlemeler, bu plan notuna göre yerine getirilmek durumundadır. Bu
plan notunda "burada binlerce ölü askerin, şehitlerin tarihî anısıyla
birlikte, yerleşik nüfusa saygı duyulmalıdır ve düzenlemeler buna göre
yapılmalıdır" denmektedir. Ayrıca, 4533 sayılı Gelibolu Tarihî Millî Parkı
Yasasında, burada yerleşik insanlara yönelik özel hesap vardır.
Sadece bu kavramları geliştirebilme adına,
tekliflerimiz şu noktada toplanmaktadır:
Değerli arkadaşlarım, bu bölgenin nüfusu onbeş yıl
içerisinde yüzde 17 azalmıştır. 1990'lı yıllarda yaklaşık 13 000 insan
yaşarken, 10 000 insan nüfusuna düşmüştür. Buradan insanların göç etmesine
etken olan neden, şüphesiz ki ekonomik ve buradaki düzenlemelerdir. Burada ev
yapma hakkı yoktur; çünkü, imar planları daha oluşturulmamıştır. Peki,
hayvancılık yapsın denebilir, sadece burada tarım yaparak geçinmesin denebilir.
Dam yapma şansına sahip değillerdir; çünkü, imar planı bu noktada oluşmamıştır.
Balıkçılık yapsınlar… Balıkçı barınaklarının yapılma şansı da yoktur.
Burada insanlar kuru ziraat yaparlar. Bununla yetinsin
diyecek olursak, klasik anlamdaki bir kuru ziraatı burada yapabilme imkânına
sahip değildir. 1 kilometre ötedeki insandan daha farklı maliyetler içerisinde
burada ziraat yapabilmektedirler. Örneğin, bir biçerdöver özel arozözle ancak
çalışabilmek durumundadır; çünkü, biçerdöverin egzozundan çıkacak bir
kıvılcımın oluşturduğu yangın, bu bölgede, cezaların 4 katı uygulanmasına neden
olabilmekte ve hasat mevsimindeki biçerdöver çalışmaları bu bölgede daha yüksek
olabilmektedir. Örneğin, tarım yapan insanlar her istediği ilacı tarımsal
anlamda kullanma şansına sahip değillerdir. 1 kilometre ötede kullanabilirler;
ama, Gelibolu Tarihî Millî Parkında, ancak, Orman Bakanlığından izin alarak
ilaç kullanabilirler. Av yasağı vardır. Artık, buradaki yaban hayvanlarının
insafına kalmış bir tarımsal koruma söz konusudur. Örneğin, zeytin dalları
yakılmaz, bunlar park dışına, 50 kilometre dışına çıkarılmak durumundadır.
Buna yönelik önerimiz şudur: 3 üncü maddenin (f)
bendini hiç değiştirmeyerek, sadece şu cümleyi ilave etmek istiyoruz:
"veya millî park içerisinde oturanların ortak olarak kuracakları tarım
işletmelerine veya tarım kooperatiflerine tarım yapma koşuluyla kiralanmak
üzere" hükmü getirilmesini istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, buradaki hazine arazileri, bu
yasa gereği Orman Bakanlığına devredilmektedir. Düz alanlar, tarıma açık
alanlar da Orman Bakanlığı tarafından ağaçlandırılmakta ve giderek tek tip
ormana yöneldiği için, yangınlar da, bu bölgede büyük sıkıntı yaratmaktadır.
Halbuki, buranın çiftçisine, ihtiyaç fazlası olabilen, ağaçlandırılmayacak olan
bölgelerin kiralanması söz konusu olabilir. Bu değişikliği yapmamız halinde
buradaki tarım alanlarının kullanılması, tarıma açılması söz konusu
olabilecektir.
Değerli arkadaşlarım, bir başka yaklaşım…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Özay, konuşmanızı tamamlayınız.
İSMAİL ÖZAY (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
Son önerimiz, 5 inci maddenin (e) fıkrasına yöneliktir.
5 inci maddenin (e) fıkrası, buradaki özel hesabın hangi kaynaklardan
oluşacağına yöneliktir. 4 maddeden oluşmaktadır: Devlet bütçesinden yapılan
aktarmalar, buradan giriş gelirleri, basım-yayın gelirleri ve bağışlardan
kaynaklanmaktadır. Değerli arkadaşlarım, şu ana kadar, 2004 yılı itibariyle
bakılacak olursa, ancak 440 000 YTL bu gelirlerden elde edilmiş, devlet
bütçesinden 12 000 000 YTL buraya katkı verilmiştir. Şimdi, yeni bir gelir
kalemini, hiç devlet bütçesine bir dayanak oluşturmadan bu yasaya (e) maddesi
olarak, bir fıkra olarak ekleyebiliriz. Örneğin, bölgenin adına yönelik birsürü
simgeyi, birsürü ismi, örneğin Gelibolu ismini, abideyi, ticarî amaçlı,
insanlar kullanabilmektedirler. Tabiî ki kullansınlar ticarî amaçlı; ama, bunun
bir bedelinin fona kaynak olarak aktarılması bu fonun daha canlanmasına neden
olabilecektir. Bu anlayış içerisinde bu teklifi gündeme getiriyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu teklifi gündeme getirirken iyi
niyetli bir yaklaşım içerisinde, siyasî perspektiften yola çıkmadan bu teklifi
hazırladık. Çanakkale'de, Adalet ve Kalkınma Partisinden 2 arkadaşım,
Cumhuriyet Halk Partisinden 2 arkadaşım var. Bu teklifi vermeden birbuçuk sene
önce teklifi kendilerine gönderdim. Kendileri, Çanakkale kamuoyunda bunun
olumlu olabileceğini değerlendirdiler; ama, bir ay içerisinde herhangi bir
yanıt gelmeyince, bu teklifi, gündeme, bu çerçeve içerisinde getirme ihtiyacını
hissettim.
Bunun, buradaki ekonomik gelirlerin ve insana yönelik
değerlendirmelerin önünü açması bakımından gündeme alınmasını teklif ediyorum.
Bu konuda tüm arkadaşlarımızın duyarlı olacağına
inanıyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özay.
Önerge üzerinde, Çanakkale Milletvekili Sayın Ahmet
Küçük; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununun
Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında (2/606) esas sayılı Kanun Teklifinin,
37 nci maddeden, Meclis gündemine indirilmesiyle ilgili, teklifimiz üzerine söz
almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle ben, bugün, gündemdışı
konuşmaların önemli bir konusunu oluşturan, ülkemizin dört bir tarafında, tarım
afeti sonucu, iki yıl önceki gibi gene çok büyük zayiatlara uğrayan, zor
durumda kalan tarım üreticilerimize, şahsım ve Grubum adına geçmiş olsun
dileklerimi iletiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bunu, şunun için söylüyorum: Bu
teklif, esas olarak bir bölgeyi, Türkiye'nin gözbebeği olan bir bölgeyi ve bu
bölgede yaşayan, aslında dünyanın en şanslı insanları olması gereken; ama, en
şanssız insanları durumunda kalan, Türkiye'nin sıkıntılarını yaşarken, 4533
sayılı Yasanın getirdiği kısıtları, sıkıntıları da yaşayan, çok zor şartlar
altında yaşamlarını sürdüren, geçimlerini sürdüren, hayatlarını devam ettirmeye
çalışan insanların sorunlarını bir nebze olsun çözmeye yönelik bir yaklaşımdır.
Dolayısıyla, ben, bu yaklaşıma, İktidar Grubunun olumsuz yaklaşacağı, bu
teklifi reddedeceği kanaatinde değilim. Umuyorum, biraz sonra, bu teklifin
gündeme alınmasıyla ilgili teklife İktidar Partisi milletvekilleri de olumlu
yaklaşacaktır. Sonuçta, bu, Türkiye'nin bütçesi için çok önemli rakamları
içermeyen, esas olarak doğru olan; hepimizin, lafa geldiğinde, siyasetini,
lafını çok yaptığımız, Çanakkale Savaşlarıyla, Çanakkale şehitleriyle ilgili
çok konuştuğumuz, bölgede yaşayan 10 000 insanın yaşamını birazcık
kolaylaştıracak ve orada yaşamı biraz olumlulaştıracak, standardı yükseltecek
bir yaklaşıma bir arayış nedeniyle bu teklif verilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, hepimizin bildiği gibi, Çanakkale
savaşlarının, kara savaşlarının meydana geldiği 30 000 hektarlık bu alanda
yaklaşık 10 000 insanımız yaşıyor. İsmail Arkadaşım da ifade etti, hızla nüfus
kaybediyor o bölge. Halbuki, hepimiz istiyoruz, burada yapılan planlama da
ortaya koyuyor ki, öneriyor ki, burası, orada yaşayan insanlarla var olmalı.
Orada yaşayan insanları mutlu ederek, orada bırakarak, orada onların yaşamını
idame ettirmelerini sağlayarak, biz, bölgeyi, millî parkı ihya edebiliriz.
1973 yılında, Millî Park Kanunu, daha doğrusu millî
park ilan edildi bölge; 2000 yılında kanun çıkarıldı; 2002 yılında uzun devreli
gelişme planı uygulamaya konuldu; 90 ıncı yıl etkinlikleri dolayısıyla, hızla,
Hükümet, bölgede birtakım yatırımlar yaparak, ele güne karşı rezil olmayalım
anlayışı içerisinde alelacele…
Aslında, çok tartışılabilir yanları olan; ama, biz,
sırf bölgede ve orada yatan şehitlerin rahatsız olmaması adına birtakım
tartışmaları burada ve Çanakkale'de gündeme getirmedik. Alelacele işler
yapıldı; önce İhale Kanunu değiştirilmeye çalışıldı, ardından Millî Park
Kanununda değişiklik yapılarak alelacele işler yapılmaya çalışıldı. Bir şeyler
oldu -olanlar için her şeye rağmen teşekkür ediyoruz- yollar çöktü, bazen
pirinç levhalar koparıldı, koptu, neyse… Birsürü yanlışlıklar oldu, tartışmalar
oldu. Bunların üzerinde ben de durmak istemiyorum; ama, değerli arkadaşlarım,
bütün bu tartışmaların ve yaşananların içinden o bölgede yaşayan 10 000 insanın
mutluluğu çıkmadı. O, 10 000 insanı mutlu etmenin arayışı içindeyiz.
Bakın, millî park içerisinde halen orman vasfını
kaybetmiş, orman arazisi olmayan, tarım amaçlı kullanılabilecek olan araziler
vardır. Mesela, Alçıtepe Köyünde, 13 000 dönüm, Muharrem Baykan Çiftliği diye
bilinen ve 10 000 dönümü, köylünün büyük mücadelesiyle, hukukî mücadelesiyle
hazineye tescil ettirilen tarım amaçlı kullanılan bir arazi var. Bu arazinin,
Alçıtepe köylüleri, kendilerine, kullanım amaçlı tahsisini istemektedir. Bu
yöredeki insanlar, orada, o köyde yaşayan gençlere veya orada kurulacak bir
kooperatife veyahut da muhtarlığa bunun tahsisiyle, o bölgede, insanların
burada tarım yaparak yaşam kalitelerini yükseltecek bir anlayışla buranın
kullanılmasını istemekte…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Küçük, konuşmanızı tamamlayınız.
AHMET KÜÇÜK (Devamla) - …ama, maalesef, bugünkü yasal
düzenlemeler içinde buna çare bulunmamakta ve burası ihaleye çıkmaktadır.
İhaleye çıkmakta ve bölge dışından hep bildiğimiz büyük bir çiftçi, gelip,
burayı, ihaleyi bir şekilde almakta ve işlemekte ve bölge insanı da
kıskançlıkla burayı izlemektedir.
Değerli arkadaşlarım, Alçıtepe köylülerinin verdiği
hukuksal mücadeleyle burası kazanılmış, hazineye tescil ettirilmiştir. Şimdi,
orayı Alçıtepe Köyüne kullandırmak çok mu lükstür, çok mu zordur?! İşte
yaptığımız bu düzenleme, bu olanağı getiriyor.
Değerli arkadaşlarım, gene benzeri yerler var, zeytin
ekilebilecek yerler var. Yöre, ekolojik açıdan zeytin ekimine çok elverişli bir
bölgedir ve zeytin tarımı yaptırılabilecek, zeytin tarımına tahsis edilebilecek
araziler var, orman vasfını bozmayacak birtakım ağaçlandırmaların
yapılabileceği, köylünün yararlanabileceği yerler var. Bunların yapılması
lazım.
Özel hesap… İsmail arkadaşım bahsetti, özel hesaptan o
yörede yaşayan insanlara bugüne kadar ne aktardık? Özel hesabın kapsamını
genişletmek, gelirlerini artırmak lazım. O yörede Anafartalar ismi, Conkbayırı,
işte, Abide, Gelibolu ismi; bunların hepsi değerlendirilir, ticarî bir metaa
dönüştürülüp, o yörede yaşayan insanların yaşamını güzelleştirecek, yaşamının
kalitesini artıracak gelire döndürülebilir. Bunu getiriyoruz, bunları
getiriyoruz.
O yöredeki insanları mutlu edemezsek, inanın, o
şehitleri, orada yaşayan şehitleri huzurlu edemeyiz. O şehitler hepimizin. Elbette
onlar, bizim bugünlerde ve gelecekte bu ülkede mutlulukla huzur içinde yaşayan
bir nesil sunmak için canlarını verdiler; ama, inanıyorum ki onları en çok
mutlu edecek, o bölgede yaşayan insanları mutlu etmektir. Sıkıntı vardır. O
bölgede yaşayan insanlar, hem Türkiye'nin bilumum sıkıntılarını yaşıyorlar hem
de o bölgede o kanunun kısıtları içerisinde büyük sıkıntı içerisinde yaşıyorlar
değerli arkadaşlarım. Çok görmeyelim.
Bu kanunun gündeme alınmasını kabul edelim, ondan sonra
da görüşülerek kanunlaşmasını sağlayalım. Gündeme almak yetmez. Onu, gündeme
alınan kanunlar raflarında tozlandırmaya da hakkımız yoktur. Zor bir iş
değildir, kolaydır, çaresi vardır. Ayrıca, bu, geliştirilebilir, diğer
milletvekili arkadaşlarımızın görüşleriyle de zenginleştirilebilir. İlle de
bizim verdiğimiz şekilde çıkması dayatması içerisinde değiliz.
Ben, bu vesileyle Yüce Meclisi saygıyla selamlıyor,
gereken katkıyı İktidar Partisi milletvekillerimizin de yapacağı inancıyla,
yöre halkını, yörede bu kanunun çıkmasını dört gözle bekleyen halkımızı ve Yüce
Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Küçük.
Sayın Köşdere, buyurun; kısa bir açıklama…
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Çanakkale Milletvekilleri İsmail Özay ve Ahmet Küçük
Beyin konuşmalarını dinledikten sonra hayretler içinde kalmadığımı ifade
edersem yalan söylemiş olurum.
Şimdi, çıkmış bir kanun var, 4533 sayılı Kanun. İlk
defa, yıllardır ihmale uğramış ve bizim iktidarımızda Çanakkale ve Gelibolu
Yarımadasının yaşamış olduğu mutlu bir tabloyu… Yani, köylüyü sanki bu tablodan
mutsuz gibi göstermek, gerçekten yeteri kadar incelemediği kanaati bizde hâsıl
olmuştur. Biz, İktidar Partisi milletvekilleri olarak, günlerdir ve haftalardır
değil, her hafta sonu gidip bu yöredeki çalışmalarımızı yakinen izliyoruz.
Muhakkak ki, uzun devreli plan çalışması içinde yapılan çalışmalarda
hatalarımız olmuş olabilir. Bu hataları gidermek de bizim aslî görevimizdir.
Şimdi, şehitler diyarı Çanakkale'ye sahip çıkmanın bir
özelliği, sadece konuşmak değil, icraatları bire bir yerinde uygulamaktır. Biz,
İktidar Partisi olarak bunun uygulamasının mutluluğunu halkımızla beraber
yaşıyoruz. Bu anlamda, köylülerin paylaşacağı, tarlaların ekimi biçimiyle
ilgili kuracakları bir kooperatif, kuracakları bir birliktelik var ise, Çevre
ve Orman Bakanlığımıza müracaatları sonucunda, her türlü desteği ve yardımı,
Bakanlığımızın denetim ve kontrolünde vermeye de hazır olduğumuzu ifade
ediyoruz. Biz, bunları, köylerimizi ziyaret ettiğimizde de ifade ettik; ama,
yeni bir kanun teklifi olarak huzura sunmanın, var olan bir kanunun içine bir
madde olarak eklemenin bir anlamı olmadığını ifade ediyorum.
Biz, ne yaptığımızı biliyoruz. Köylülerimizle ilgili,
10 000 kişinin değil, eskiden terk edilmiş ve 10 000'in üstündeki… Şu anda
yaşamın ne kadar mutlu bir çerçeve içinde geçtiğini, yani, gelen
turistlerimizin sayısından anlaşılacağı inancındayım.
Köylülerimiz, şu andaki tarlaların nasıl ekildiğini, o
mutlu bir tarla ekiminin alanını görmekte… İnşallah, hep beraber, biz,
muhalefet partisi milletvekillerini de ben huzurlarınızda davet ediyorum,
beraber gezelim, beraber görelim. Ama, burada, sadece, bir kanun teklifi
veriyorum deyip de, oradaki toplumun amaçlarının dışında talep etmeyi ben
şahsen pek uygun görmediğim kanaatiyle…
Bize söz verdiğiniz için Sayın Başkanım teşekkür
ediyoruz.
Biz, bu konuda çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Varsa bir eksiklik tamamlayacağımızı, muhalefet partisi
milletvekillerinden uyarılar alarak yerine getireceğimi ifade eder, saygılarımı
sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısı istiyoruz.
BAŞKAN - Tamam Sayın Başkanım.
Önerge üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler…
Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur;
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.44
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:
17.55
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 96 ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumu açıyorum.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) TEZKERELER
VE ÖNERGELER (Devam)
4.- Çanakkale
Milletvekili İsmail Özay'ın; 4533 Sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı
Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/606),
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/383) (Devam)
BAŞKAN - Çanakkale Milletvekili İsmail Özay'ın kanun
teklifinin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesinin oylamasında karar
yetersayısı bulunamamıştı; şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar
yetersayısını arayacağım.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler...
Sayın milletvekilleri, Kâtip Üyelerimiz arasında
ihtilaf vardır; onun için elektronik cihazla oylama yapacağım.
Oylama için 4 dakika süre veriyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı
vardır ve önerge kabul edilmemiştir.
İkinci önergeyi okutuyorum:
5.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Tabiî Afetlerden Zarar Gören
Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun Teklifinin (2/358), doğrudan
Gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/384)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
(2/358) esas numaralı kanun teklifimin, İçtüzüğün 37
nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması hususunu saygılarımla arz ederim.
Ferit Mevlüt Aslanoğlu
Malatya
BAŞKAN - Teklif sahibi olarak, Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu; buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, Yüce
Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bahsettiğim yasa, biraz önce
görüşüldü; sayın Nevşehir milletvekillerimizin gündeme getirdiği yasa, 2090
sayılı Tabiî Afet Yasası.
Oradaki konu şu; diyor ki: Tüm malvarlığının yüzde
40'ını kaybederse; evini, traktörünü, damını, arazisini kaybederse… Ama,
ekmek!.. Evini kaybetmemiş; ama, her türlü ürününü kaybetmiş… Ama, diyor ki,
hiç yüzde 40 olmuyor, hep 37'de kalıyor, hep 35'te kalıyor. İşlemeyen bir yasa,
işlemeyen… Ekmeğe muhtaç ediyoruz o insanları.
Burada getirdiğimiz şey şu arkadaşlar; diyoruz ki, evi
barkı; bunlar insanı doyurmuyor; ama, ürününün yüzde 40'ını kaybederse; değerli
milletvekilleri, ürününün yüzde 40'ını kaybederse, bunun yüzde 50'sini verelim;
dediğimiz bu. Demin, sayın Nevşehir milletvekillerinin patatesle ilgili
getirdiği yasada, görüşte olay bu arkadaşlar. Gelin, bu insanlara bu yasayı
değiştirelim ta ki sigorta hizmetleri tüm ilçelerde yürürlüğe girdiği zaman...
Değerli milletvekilleri, buradan, bir kere, Malatya'nın
Darende, Kuluncak, Hekimhan, Akçadağ ve Doğanşehir İlçelerine geçmiş olsun
diliyorum. Dikili ağacımız kalmadı. Değerli milletvekilleri, dikili bir
meyvemizde tek bir şey kalmadı. Bu insanlar ne yiyecek?! Abartmıyorum, o yörede
ne varsa, hangi meyve varsa, ekmeğimiz yok oldu, bu insanların ekmeği yok oldu,
bu insanlar nala, mıha muhtaç; bir torba un alamıyor arkadaşlar.
Değerli milletvekilleri, her şeyimiz dondu. Bu 5
ilçemizde, bir de diğer ilçelerimizde biraz daha az… Ama, her şeyimiz dondu. Bu
yasaya göre bu insanlar ekmek alamayacak, çoluk çocuğunun yüzüne bakamayacak bu
insanlar. Gözümle gördüm, evine un alacak; ağaçları donduğu için, çarşıda kimse
bu insanlara bir çuval un vermedi.
Değerli milletvekilleri, eğer bu yasa kalırsa, bu
insanlara yine bir kuruş yardım edemezsek, hepimizin, acaba, yüreği elverir
mi?! Demin, Nevşehir milletvekilimiz aynen söyledi patateste... Gelin, bu
yasayı, sigorta hizmetleri tüm ilçelerde tam işleyene kadar değiştirelim. Tabiî
afetlerden zarar gören insanlara, mal varlığının değil -tek bir madde
değiştireceğiz sayın milletvekillerim- ürününün yüzde 40'ı giderse; çünkü,
ekmeği ürün veriyor, damı taşı ekmek vermiyor arkadaşlar. Borcu var bu
insanların, traktör almış, traktörün borcunu ödeyemeyecek. O kadar zor durumda
ki bu insanlar, Bağ-Kur prim borçları var, bunları taksitlendirecek.. Neyle
ödeyeceğim diyor. TEDAŞ'a elektrik borçları var, değerli milletvekilleri; neyle
ödeyeceğim diyor. Ziraat Bankasına, tarım krediye borçları var; bir yıl sonra
biz ne yiyeceğiz, bunları neyle ödeyeceğiz diyorlar. Onun için, değerli
milletvekilleri hakikaten, Malatya'da, özellikle bu 5 ilçemizin halkı çoluk
çocuğun yüzüne bakamıyor. Çarşıda, birbirine, artık, nasıl selam vereceklerini
ve özellikle akşam eve gitmek istemiyor bu insanlar değerli milletvekilleri.
Durum bu kadar acı, bu kadar vahim. Olaya bir siyasî olarak, bir siyasetin
hiçbir şeyiyle bakmayın, ekmek olarak bakın, aş olarak bakın, insan olarak
bakın. Bu insanlar içinde partinize oy veren binlerce insan var arkadaşlar. Bu
yöredeki insanların çoğu sizin partinize oy verdi. Değerli milletvekilleri,
onun için, ekmeğe siyaseten bakmayın. Allah, kimseyi, çoluk çocuğuna karşı
boynunu eğmesin. "Akşam, çoluk çocuğumun yüzüne nasıl bakacağım, yine
ekmek istiyorlar" diye benim karşılaştığım en az yüzlerce kişi oldu.
Değerli milletvekilleri, bir kere, bu bölgenin,
doğrudan gelir desteklerine… Hangi bölgede olursa olsun, eğer, dondan, selden
veya başka bir tabiî afete maruz kalmışsa, lütfen beklemeyin.
Demin, Sayın Bakanım dedi ki: "2001 yılının hâlâ
borcunu ödüyoruz." Değerli milletvekilleri, afet olmuş, altı yıl geçmiş,
yeni borç ödüyoruz; böyle siyaset olur mu?! Böyle insan olur mu?! İnsanlığa
böyle bakılır mı arkadaşlar?! Nerede yaşıyoruz?!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Aslanoğlu, konuşmanızı
tamamlayınız.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - İki yıl önce yine
Malatya'da don olayı oldu. Kayısımızın yüzde 70'i gitti arkadaşlar, Malatya'da
üretilen kayısının yüzde… Maalesef, burada, bas bas bağırdık; ama, yüzde 70
ürünümüz gitmesine rağmen, bir kuruş destek olmadınız. O insanların daha gübre
borcu var, o insanların daha mazot borcu var, daha iki yıl önceki borçlarını
hâlâ ödeyemedi arkadaşlar. Malatya ekonomisi durdu. Ayakkabıcı esnafı siftah
edemiyor. Malatya'daki çarşıdaki insanlar birbirinin yüzüne bakıyor. Malatya
ekonomisini yok ettik. İki yıl önceki donun borçları hâlâ duruyor; mazot borcu,
gübre borcu… Bu nasıl bir ülke ki, hâlâ, gübreye yüzde 18 KDV uyguluyoruz?! Ya,
bu insanlar bizim insanlarımız. Bizim ürünümüz; bizim için üretiyor bu
insanlar.
Değerli milletvekilleri, hepinize, insanlarım için
yalvarıyorum, oradaki aç insanlar için yalvarıyorum, onlar bizim insanlarımız.
Eğer, bu yasa böyle kalırsa, maalesef, o insanlara bir kuruş para
ödeyemezsiniz. Gelin, bu insanlara, Türkiye'nin hangi bölgesinde don olmuşsa,
Malatyamın Hekimhanında, Darendesinde, Kuluncakında, Doğanşehirinde,
Akçadağında bu insanlarımıza yardım etmek bizim görevimiz.
İki yıl önce bunu vermediniz; ama, artık, etmeyin,
isyan ederiz biz; bunu açık söylüyorum. Ekmeğimizi elimizden alıyorsunuz. Biz
sizden iane istemiyoruz, biz sizden hibe istemiyoruz. Bu insanların, hep
beraber gidelim, hep beraber, bunların ekmeğini nasıl vereceksek bunu
istiyoruz.
Onun için, sayın milletvekilleri, bugün Malatya'da, yarın
başka bir ilde aynı şeyle karşılaşırsınız. Gelin, bu yasayı değiştirelim, 2090
sayılı Yasayı. Toplam mal varlığının değil, elde ettiği ürünün yüzde 40'ını
kaybetmişse, o ürün bedelinin yüzde 50'sini karşılayayım. Bunu söylemek
istiyorum, bunu söylüyoruz. Bugün benim başıma, yarın sizin başınıza Allah
vermesin, hiç kimseyi Allah aç bırakmasın.
Hepinize saygılar sunuyorum; teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.
Önerge üzerinde, Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç.
Buyurun Sayın Kılıç.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Malatyamızda 25 Nisanı 26 Nisana bağlayan gece bir don olayı
yaşandı. Bu don olayı nedeniyle de Malatya'da, özellikle Hekimhan, Kuluncak,
Darende, Akçadağ ve Doğanşehir İlçelerimiz olmak üzere ürünlerin, kayısı
ürününün büyük kısmı dondan zarar gördü.
Değerli arkadaşlar, bu don sadece kayısıyı vurmadı;
bunun yanında, özellikle Hekimhan yöresinde cevizler de çok büyük zarar gördü.
Malatya'nın 14 ilçesi var; geçen hafta perşembe günü gittim, 11 ilçeyi bizzat
gezdim, 3 ilçenin de ilgililerini çağırdık, Malatya'da görüştüm. Gerçekten,
Malatya'nın durumu, Malatya'daki çiftçinin durumu içler açısı. Sayın Valimizle
görüştük, sayın kaymakamlarımızla görüştük. Tarım İl Müdürlüğümüz, şu anda,
gerekli zarar tespitlerine başladı.
Demin, burada, Sayın Bakan açıklama yaptı, dedi ki:
"Olaydan haberimiz var." Değerli arkadaşlar, bir sayın bakanın
olaydan sadece haberinin olması yetiyor mu?! Aradan bir hafta zaman geçti, bu Sayın
Bakanın işleri çok mu fazlaydı; yani, lütfedip, bir Malatya'ya kadar gitseydi,
Malatya'daki vatandaşlarımızın, çiftçilerimizin bu acılı günlerinde yanlarında
olsaydı, acılarına ortak olsaydı daha iyi olmaz mıydı?! Sadece Sayın Bakan
değil, iktidar tarafından hiçbir yetkili, bu vatandaşlarımızın bu acılı
günlerinde, ne yazık ki, yanlarında yer almadı. Bu da, tüm Malatyalıları
derinden üzüyor; çünkü, bu Malatyalılar sizin partinize çok büyük destek
verdiler. Seçimlerde, Malatya'dan 5 milletvekili çıkardınız değerli arkadaşlar;
bunun karşılığını bu şekilde mi ödeyeceksiniz?!. Seçim olsaydı köy köy
gezecektiniz, seçim olsaydı oy için gidecektiniz; ancak, vatandaşın başına bir
felaket geldiği zaman, o zaman, niye vatandaşın yanında yer almıyoruz.
Maalesef, bu durumlar, bizleri üzüyor değerli arkadaşlar.
Değerli arkadaşlar, ne yazık ki, bu iktidar döneminde,
Malatya'nın başından felaketler eksik olmuyor. Aynı felaketi 2004'te de yaşadı
Malatyalı. 2004'te de ürünleri çok büyük ölçüde zarar gördü; ancak, 2090 sayılı
Yasa kapsamında değerlendirildiği için, Malatyalılara beş kuruş yardım
edilmedi; ancak, aynı kapsamda, bazı bölgelere, özellikle Karadeniz Bölgesine,
fındıktan dolayı, o bölgedeki çiftçilere kısmen yardımcı olundu; ona teşekkür
ediyorum, onlar da bizim insanlarımız; ancak, Malatyalı hemşerilerimizin bir
tek kuruşluk zararı, 2004 yılında, karşılanmadı. Şu anda da yine tespitler
yapılıyor. Eminim ki, yine o tespitlerin sonunda, 2090 sayılı Yasa kapsamında,
tüm malvarlığının yüzde 40'ı yok olmadığı için, bu insanlara, yine yardım
yapılmayacak.
Değerli arkadaşlar, hükümetlerin görevi sorunlara çözüm
bulmaktır. Hükümetler, yasa bu şekilde, yasa elimizi kolumuzu bağlıyor
diyemezler. Sizler buraya, yasanın arkasına saklanmak için gelmediniz. Yeterli
çoğunluğunuz var, çiftçiyle ilgili, vatandaşla ilgili ne gibi olumlu öneri
getirirseniz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de buna destek vermeye
hazırız; ancak, bu noktada, ne yazık ki, yeterli bir çalışma göremiyoruz.
Değerli arkadaşlar, Malatya'daki çiftçinin sorunu
sadece çiftçiyi etkilemiyor, Malatya'da esnaf da çok perişan. 2004'te kayısıyı
don vurdu, 2005'te kayısı fiyatları masrafını bile karşılamadı. O yüzden, 2005
yılında Malatya'da, değerli arkadaşlarım, 2 500 esnaf kepenk kapattı.
Malatya'da yaprak kımıldamıyor. Malatya'da insanların yüzü gülmüyor. Yine…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlayın Sayın Kılıç, buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Sağ olun efendim.
Değerli arkadaşlar, geçen yıl, bu Meclisten çok önemli
bir yasa çıktı, 5363 sayılı Tarım Sigortaları Yasası. Bu yasa çıkarken, biz de
geldik, buradan, bu yasayı desteklediğimizi söyledik, sizlere teşekkür ettik.
Yasa, geçen sene 14.6'da çıktı, yani haziran ayında. Yasayla ilgili yönetmelik
9 uncu ayda çıktı, 2005'in; ancak, yasa çıkarmak yetmiyor değerli arkadaşlar.
2090 sayılı Yasa elimizi kolumuzu bağlıyor diyorsunuz; ancak, şu Meclisten
arkadaşlarımızın desteğiyle çıkardığınız 5363 sayılı Tarım Sigortaları Yasasını
da uygulamıyorsunuz değerli arkadaşlar. Burada, Sayın Bakan, demin, geldi
konuştu. Bu yasayla ilgili, Tarım Sigortası Yasasıyla ilgili Türkiye genelinde
sadece 90 ilçede pilot uygulama yaptıklarını söylüyor.
Peki, değerli arkadaşlar, biz bu yasayı çıkarırken, bu
yasayı Türkiye'nin sadece 90 ilçesinde uygulayın diye mi çıkardık; yasada öyle
bir hüküm var mıydı; yasada yok. Ben yönetmeliği inceledim, yönetmelikte de
yok. Madem uygulamayacaktınız, madem yerine getirmeyecektiniz, bu Tarım
Sigortası Yasasını, değerli arkadaşlar, niye çıkardık?! Bu nedenle, yasaları
çıkarmak değil, uygulamak önemli. Bir de, olaylara bakış açısı önemli, zihniyet
önemli. Zihniyet olarak, acaba, biz, vatandaşın sorunlarına çözüm üretmek için
mi burada bulunuyoruz, yoksa, sadece belli gruplara yönelik mi birtakım
düzenlemeler yapıyoruz; bu, çok önemli değerli arkadaşlar.
Şu anda, arkadaşımın bir kanun teklifi var, çok da
olumlu bir kanun teklifi; çünkü, 2090 sayılı Yasa diyor ki: Tüm mal varlığının
yüzde 40'ı kaybedilirse, ancak o zaman zarar karşılanır. Ancak, bu mümkün değil
değerli arkadaşlar. Bu çiftçinin tüm kayısısı yok olmuş, bir tek yiyecek kayısı
yok bazı bölgelerde. Peki, bu insanın traktörü de mi yok olacak, bu insanın evi
de mi yıkılacak, bu insanın tarlası heyelana mı gidecek, bu, tüm mal varlığının
yüzde 40'ını nasıl kaybedecek?!
BAŞKAN - Sayın Kılıç, lütfen, toparlar mısınız.
MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Bitireceğim efendim.
BAŞKAN - Lütfen…
MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Sağ olun efendim.
Bu nedenle, bu öneriyi lütfen, destekleyelim.
Bunun yanında, değerli arkadaşlar, Malatyalı çiftçiler,
bir an önce 2005 yılından kalan doğrudan gelir desteklerinin ödenmesini talep
ediyorlar; çünkü, çiftçi çok zor durumda, çok mağdur, borçlarını ödeyememiş. Bu
çiftçilerimize düşük faizli kredi temin etmek zorundayız. Başka türlü bu
çiftçinin kendini toparlaması mümkün değil.
Yine, Bağ-Kura, tarım sigortasına, Sulama Birliğine,
TEDAŞ'a bu çiftçilerin borçları var; bunların mutlaka yeniden düzenlenmesi
gerekiyor değerli arkadaşlar. Buradaki değerli milletvekillerinin… Çünkü, bu
sorun iktidar-muhalefet sorunu değil, oradaki bahçesi donan vatandaşlarımızın
hepsi Cumhuriyet Halk Partili de değil, büyük çoğunluğu da belki sizin
partinize oy vermişlerdir. Gelin, bu soruna duyarlı yaklaşalım, arkadaşımızın
kanun teklifini hep beraber destekleyelim, hiç olmazsa bu soruna kısmen çözüm
bulalım.
Bu düşüncelerle, arkadaşlarımın bu kanun teklifine
destek vereceği inancıyla, tümünüze saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Evet, sayın milletvekilleri…
Efendim Hocam?..
HALUK KOÇ (Samsun) - Yok bir şey.
BAŞKAN - Karar yetersayısı mı istiyorsunuz?
HALUK KOÇ (Samsun) - Evet.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler...
HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını
istiyorum.
BAŞKAN - Karar yetersayısını arayacağım.
HALUK KOÇ (Samsun) - Başkanım, 94; ben saydım, onun
için istiyorum.
BAŞKAN - Kabul etmeyenler…
Sayın milletvekilleri, önerge kabul edilmemiştir; karar
yetersayısı vardır.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Ama, bir dakika
ya!.. Kabul edenlere bakmadınız ki Başkanım!
BAŞKAN - Alınan karar gereğince, sözlü soruları ve
diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
Önce, sırasıyla yarım kalan işlerden başlayacağız.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet
Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 3 üncü sırada yer alan kanun teklifinin geri
alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden, teklifin
görüşmelerini erteliyoruz.
4 üncü sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil
ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Tasarının görüşülmesi ertelenmiştir.
1 inci sırada yer alan, Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu raporunun görüşmelerine
başlayacağız.
3.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve
17'ye 1 inci Ek)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Tasarının görüşülmesi ertelenmiştir.
2 nci sırada yer alan, Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair 604 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu raporunun görüşmelerine
başlayacağız.
4.- Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/277) (S. Sayısı: 1079)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Tasarının görüşülmesi ertelenmiştir.
5 inci sırada yer alan, Çankırı Milletvekili Tevfik
Akbak'ın, Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifi ve İçişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
5.- Çankırı Milletvekili Tevfik Akbak'ın;
Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve
İçişleri Komisyonu Raporu (2/731) (S. Sayısı:1137) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Komisyon raporu 1137 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına Çankırı
Milletvekili Tevfik Akbak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir
Milletvekili Hakkı Ülkü, Anavatan Grubu adına Erzurum Milletvekili İbrahim
Özdoğan…
Sayın Tevfik Akbak, buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanununda değişiklik
yapılmasıyla ilgili hazırlamış olduğum kanun teklifim üzerinde sizleri
bilgilendirmek için, AK Parti Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlar, değişikliğini teklif ettiğim 2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile araçların ağırlık ve boyut kontrollerini
yapmak veya yaptırmak ve aykırı görülen hususlar hakkında suç ve ceza tutanağı
düzenleme yetkisi, yaklaşık yirmiüç yıl öncesi, Karayolları Genel Müdürlüğümüze
verilmiştir; ancak, takdir edileceği üzere, günümüz nakliyeciliği, gerek hacim
bakımından gerekse nitelik bakımından, yirmi yıl öncesine göre çok farklı bir
noktaya gelmiştir.
Ülkemizde, son yıllarda, tüm alanlarda olduğu gibi,
nakliye sektöründe de ciddî değişiklikleri ve gelişmeleri birlikte
yaşamaktayız. Bugün, ülkemizde, gayri safî yurtiçi hâsılamızın yaklaşık yüzde
10'u taşımacılıkla ve ulaştırma faaliyetleriyle ilgilidir ve karayolu
taşımacılığının da, toplam taşımacılık faaliyetleri içerisindeki payı üzde
95'tir.
Maalesef, bugün gelinen noktada, geçmişteki yanlış
uygulamalardan, gerekli tedbirlerin zamanında alınmamasından kaynaklanan,
dünyada eşine az rastlanan plansız, sorunlu bir nakliye sektörüyle karşı
karşıyayız ve yine, maalesef, bugün itibariyle ülkemizin ihtiyacının yaklaşık
2,5 kat fazlası yük ve yolcu taşıma aracımız oluşmuş; bunun neticesinde,
sektördeki nakliyeci esnafımız umutsuz ve huzursuzdur. Kaldı ki, tüm dünyada ve
gelişen ülkelerde kara taşımacılığı yerine denizyolları, demiryolları ve
havayolları taşımacılığı geliştirilmiş; özellikle petrol tüketiminde, nakil
vasıta temininde dışa bağlı ülkeler tercihlerini daha ekonomik olan alanlara
kaydırmışlardır. Ne yazık ki, ülkemizde, sektörle ilgili tedbirler zamanında
alınmamıştır.
(x) 1137 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Ülke ekonomisinde önemli bir yer tutan nakliye
sektörünün geldiği bu noktada, Hükümetimiz, Ulaştırma Bakanlığımızın Kara
Ulaştırma Genel Müdürlüğünce sektörü başıboşluktan kurtarmak, geçmişteki yanlış
uygulamalara son vermek, taşıyanın, taşınanın hak ve menfaatlarını disipline
etmek üzere hazırladığımız ve 2003 yılında Yüce Meclisimizin kabul etmiş olduğu
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla, büyük bir
piyasayı ciddî bir düzenlemeye tabi tuttuk, lisans denetimi getirdik,
taşımacıların ve hizmetten yararlananların haklarını, yükümlülüklerini ve
sorumluluklarını belirledik, adil bir rekabet piyasası oluşturmak için
tedbirler aldık, yeni bir sistem oluşturduk. Bu yasayla, gerek yurtiçi gerek
yurtdışı nakliyelerde, Avrupa Birliği normları doğrultusunda yeni düzenlemeler
getirildi. Özellikle milletvekillerimizin de yakinen bildiği gibi,
bölgelerindeki nakliyeci esnafımızın ilk anda tepki gösterdiği K1, K2 gibi
belgelerin alınması yasa gereği istenildi.
Bu düzenlemelerle, taşımada düzen ve güvenin
sağlanması, taşıma işlerinde istihdam edilenlerin nitelikleri, hakları ve
sorumlulukları belirlendi. Burada amaç, sektörü başıboşluktan kurtarmak,
meslekte bir ciddiyet ve ihtisaslaşma temin etmek, mesleğin saygınlığını
artırmak, en önemlisi, sektördeki arz fazlasını, alınan önlemlerle, uzun vadede
azaltmak, piyasayı tedricen yerine oturtturmaktı. Bununla ilgili, Ulaştırma
Bakanlığı yetkililerince sektör temsilcileriyle bilgi alışverişinde bulunuldu,
çok sayıda toplantılar düzenlendi. Asıl amacın, uzun vadede sektörün ve
nakliyeci kesimin lehine olduğu anlatıldı; bu niyetimiz de sektör
yetkililerince anlaşıldı.
4925 sayılı Yasayla bu düzenlemeler yapılırken, ne var
ki, sektörü çok rahatsız eden, ülke ekonomisine zarar veren, yol standardına,
araçlara zarar veren, kayıtdışılığa sebep olan nakliyeci esnafımızın
"istiap haddi" diye adlandırdığı, araçların öngörülenden fazla yük
taşıması hususundaki denetleme ve gerekli tedbirlerin alınması görevi, 2918
sayılı Trafik Kanunumuzla, sözlerimin başında da ifade ettiğim gibi, yaklaşık
yirmiüç yıldır Karayolları Genel Müdürlüğümüze aittir; ama, itiraf edilmeli ki,
mevcut haliyle bu denetimin imkânsızlık ve altyapı eksikliği nedeniyle
gerektiği gibi yapılamadığı da bir gerçektir.
Gereğinden fazla büyüyen nakliye sektörümüzle ilgili bu
hizmetin asıl amacı yol yapmak olan, özellikle hizmet ağını ve hizmet alanını
bölünmüş yol çalışmalarıyla da daha da artıran Karayollarımızdan alınarak, 4925
sayılı Karayolu Taşıma Kanunu çerçevesinde sektörle ilgili düzenlemeler ve
hizmetlerin planlayıcısı olan Ulaştırma Bakanlığımıza ve Kara Ulaştırma Genel
Müdürlüğümüzün yetki ve sorumluluğuna verilmesi bu teklifimizin yasalaşmasıyla
mümkün olacaktır.
Değerli arkadaşlar, bu değişiklikle Karayolları Genel
Müdürlüğü bünyesindeki makine ve teçhizat Ulaştırma Bakanlığımıza devredilecek.
Ulaştırma Bakanlığımız, zaten kontrol etmekle mükellef olduğu nakliyeci
esnafımızın ağırlık ve boyut kontrolünü de üstlenmiş olacaktır. Burada aynı
maksatlı hizmetlerin tek otorite altında toplanması temin edilirken, daha
etkin, daha faydalı olması sağlanacaktır.
Ulaştırma Bakanlığımıza devredilecek makine ve teçhizatla
birlikte, Bakanlığımızın belgeler karşılığında tahsil ettiği fonun da bu
hizmetlerde kullanılmasıyla sağlam bir altyapı tesis edilecek, denetim
hizmetlerinin sağlıklı yürütülmesi, nakliyeci esnafımızın da kazançlı çıkmasına
yardımcı olacaktır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; verdiğimiz kanun
teklifinin komisyon görüşmelerinde, bazı milletvekili arkadaşlarımız, çeşitli
açılardan eleştiriler getirdiler, dediler ki: Karayolları Genel Müdürlüğü bu
denetimleri yapamıyor mu da, yetki alıp, Ulaştırma Bakanlığına veriyorsunuz?!
Takdir edileceği üzere, Karayolları Genel
Müdürlüğümüzün imkânları, teknik altyapısı, personel sayısı ve deneyimi bu
görevin yerine getirilmesi hususunda bir problem oluşturmamakta; ancak, bu
denetim görevi, Karayolları Genel Müdürlüğümüzün, bugünkü gelinen nokta
itibariyle, aslî görevi olmamalıdır. Karayollarının, yol standartlarının
korunması, bozulan yolların onarılması, yeni yolların inşa edilmesi, aslî
görevi ve önceliği olmalıdır.
Karayollarımızın, özellikle iktidarımız döneminde,
hepimizin bildiği gibi, çok önemli ve öncelikli görevleri daha da artmış,
teşkilatı her zamankinden daha da çok çalışmak zorunda bırakmıştır. Zira,
Hükümetimizin kararlılığı ve desteğiyle, Karayolları Genel Müdürlüğümüzün de
gayretleriyle, ülkemizde yaklaşık 7 000 kilometreden fazla bölünmüş yol,
nakliyeci sektörümüzün ve vatandaşımızın hizmetine sunulmuştur. Bu çalışmalar
büyük bir hızla devam etmektedir.
Ayrıca, kara taşımacılığı artık geçmişteki gibi
değildir. Ülkemizin gayri safî yurtiçi hâsılasından da anlaşılacağı gibi,
yasanın çıktığı yıllara göre kıyaslandığında, bugün çok karmaşık ve büyümüş bir
sektör var karşımızda.
Bir başka tenkit edilen husus da muhalefet
milletvekillerince, bazı arkadaşlarımız, bazı eylem ve işlemlerin ayrı ayrı
bakanlıklar tarafından denetlenmesi gerektiği, zira, bakanlıklardan birisinin
ayrıcalıklı bir uygulamaya izin vermesi, bir diğerinin buna müsaade etmemesi
gibi konuları öne sürmüşlerdir. Ayrı birimlerin biri diğerini denetler manasına
gelen tenkitleri olmuştur. Dolayısıyla, kara ulaştırmasıyla ilgili her türlü
planlamayı yapan, hizmetleri yürüten Ulaştırma Bakanlığı var iken, Karayolları
Genel Müdürlüğümüz bu görevine devam etsin dediler.
Arkadaşlar, doğrusu, bunu anlamakta güçlük çekiyorum.
Bu, güvensizlik üzerine kurulan şüpheci bir yaklaşımdır. İnanıyorum ki, aynı
hizmet dalındaki faaliyetlerin ilgili otoritelerce bir çatı altında yürütülmesi
hizmet kalitesini artıracak, bürokrasiyi de azaltacaktır. Arkadaşlarımız,
yersiz ve anlamsız vehimlere kapıldıklarını, yasanın değişen şartlara
uyarlandığını ilerleyen zamanda kendileri de yakinen göreceklerdir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sektörü yakından
takip edenlerin malumu olduğu üzere, her aracın ruhsatında, aracın motor
gücüne, dingil sayısına, tekerlek ebadına göre taşıyabileceği yük miktarı,
yüklü ağırlık miktarı yazılıdır. Örneğin, bir aracın ruhsatında yazan yüklü
ağırlığı 27 000 kilogram ve boş ağırlığı 12 000 kilogram ise, taşıyabileceği
yük miktarı 15 000 kilogramdır. Bu aracın 15 tondan fazla yük alması yasaktır,
15 tondan fazla yük verilmesi de yasaktır. İşte, bu denetim, yapacak olduğumuz
bu değişiklikle, 4925 sayılı Yasayla nakliye sektörünü yeniden yapılandıran,
dizayn eden Ulaştırma Bakanlığına devredilecek, Ulaştırma Bakanlığımız yeni
ekipmanlarla, seyyar kantarlarla 24 saat denetimler yaparak daha verimli bir
hizmeti ortaya çıkaracaktır.
Mevcut yasanın müsaade etmediği, nakliyeci esnafımızın
da arzu etmediği halde bir başkası taşıyor diye 15 tonluk kamyonuna 30 ton
yükleyerek aynı navlunla nakliyecimizin aracının yıpranmasını, yolların
bozulmasını, bozulan araç ve yollardan millî ekonomimizin zarar görmesini,
fazla tonaj karşısında çaresiz kalan kamyoncunun rekabet edebilmesi için
vasıfsız, ucuz yakıt aramasını, yolda kontrolden kaçmak istediği için 30 tonluk
yükü 15 tonluk fatura ile irsaliye düzenlemekle ortaya çıkan kayıtdışılığı ve
onun sebep olacağı vergi kaybını, daha sayamayacağımız birçok zararları yeni
yapılanmayla önlemiş olacağız.
Değerli arkadaşlarım, bu değişiklikle, piyasada arz
fazlası araçların normal yüklerini taşımasıyla en az yüzde 30 ve yüzde 40'lara
varan ilave araca daha imkân çıkacak; diğer ifadeyle, nakliyeci esnafımızın
kazancı artarken kayıtdışılık azalacak ve çok yönlü bir kazanım olacaktır,
yollarımızın daha uzun ömürlü, araçlarımızın daha az yıpranması temin
edilecektir. Bu değişiklikle birlikte yapılacak denetimlerin de artırılmasıyla
sadece nakliyecilere değil, yük gönderenlere de sorumluluk yükleniyor ve cezaî
müeyyideler öngörülüyor.
Değerli arkadaşlarım, sözlerimi tamamlarken kanun
teklifimizin kabulü noktasında siz değerli milletvekili arkadaşlarımın
desteklerini bekliyorum; Yüce Heyetinizin oylarıyla yasalaşacağına inandığım
teklifimizin, nakliyeci sektörümüze, sektörden hizmet alan vatandaşlarımıza,
ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum; sizleri, tekrar, saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akbak.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili
Sayın Hakkı Ülkü…
Sayın Ülkü, buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Çankırı Milletvekili Sayın Tevfik Akbak'ın,
Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, ülkemiz trafik canavarına
yılda 5 000'in üzerinde ölü, yüzbinlerce yaralı, 10 milyar dolarlarla ifade
edilebilecek maddî kayıplar veriyor. Bu açıdan bakacak olursak, Karayolları
Trafik Kanunu, bizim en yaşamsal gündem maddelerimizden birisidir. Yıllık
bilançoları incelediğimiz zaman Karayolları Trafik Kanununun kapsamlı bir
biçimde elden geçirilmesi konusunda herkes hemfikirdir. Hal böyleyken, biz,
Karayolları Trafik Kanunu yerine, kanunda değişiklik öngören bir teklifi
görüşüyoruz, tartışıyoruz; üstelik teklifin gelişi de çok düşündürücüdür.
Sayın milletvekilleri, İçtüzük hükümlerine göre teklif
ya da tasarılar komisyona gelir ve ilgililerin incelemesi için 48 saat bekler.
Milletvekillerine dağıtılır ve 48 saat onların incelemesine sunulur.
Milletvekilleri inceler, eksiğini yanlışlarını bulur, ifade eder, komisyondan
sağlıklı bir şekilde geçmesi için de katkıda bulunur; bu, olması gerekendir;
çok acil durumlar istisna, genel kural böyledir. Ancak, İktidar Grubunun
aciliyet gerektiren durumları genel kural haline getirdiğini üzülerek
görmekteyiz. Bu kanun teklifi de buna çok iyi bir örnek teşkil etmektedir.
Bu kanun teklifi komisyona geldi. Karayolları
temsilcisi olmamasına rağmen, ısrarla görüşülmek istendi. İktidar Grubunun
sağduyulu milletvekilleri ve bizim çabalarımızla hiç değilse alt komisyon
kurulmasını sağlayabildik. Hemen alt komisyonda görüşüldü, tekrar komisyona
geldi ve yıldırım hızıyla geçti. Aynı hızla şu anda Genel Kurulda da
görüşüyoruz.
Değerli milletvekilleri, karayollarında tabelalar
görürüz, ilanlar okuruz; der ki: "Sürat felakettir." Şimdi de ben
öğrenmek istiyorum bu teklifteki sürat niye? Ne yapmak istiyorsunuz? Bu acele
neden? Niye yangından mal kaçırır gibi aceleyle teklifi yasalaştırmak
istiyorsunuz? Niçin? Kim için?
Oysa, bakınız değerli milletvekilleri, 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanununda kapsamlı değişiklikler öngören tasarı ilk kez 19
Ekim 2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuldu. 24 Ekim
2004 tarihinde komisyona havale edildi. 3 Kasım 2004 tarihinde alt komisyon
kuruldu. Bizim de katkılarımızla 9 Haziran 2005 tarihinde çalışmalar
tamamlandı. Tamamlandı; ama, tasarı geri çekildi. 7 Aralık 2005'te yeniden alt
komisyona havale edildi. 8 Aralık 2005 günü komisyona geldi ve komisyonda
görüşülerek kabul edildi. O tarihten beri de Genel Kurulda görüşülmeyi
bekliyor. Yılan hikâyesi gibi uzadıkça uzuyor.
Şimdi, biz ne yapıyoruz; bu kadar çaba harcanmış iken,
bu kadar emek verilmiş ve konu bütünüyle ele alınıp, düzenlenmişken, o tasarıyı
kış uykusuna yatırıp, değişiklik tasarısını görüşüyoruz. Bunun küçük bir
parçasını yasalaştırmaya çalışıyoruz. Oysa, biz, o tasarıyı tartışıyor
olmalıydık. Doğrusunu söylemek gerekirse, bunu anlamakta güçlük çekiyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Akbak'ın
yapmış olduğu değişiklik teklifinin hızı kadar, gerekçeleri de tartışmaya açık.
Teklif, ağırlık ve boyut kontrollerini, araç muayenelerini, muayene
istasyonlarının kontrollerini, idarî para cezası verme yetkisini, karayolları
taşımacılığında gerekli koordinasyonun sağlanması gibi yetkilerin tamamen
Ulaştırma Bakanlığına devredilmesini öngörüyor "yapmak" ya da
"yaptırmak" gibi deyimlerle.
Teklifin alt komisyon raporundaki gerekçesini de
sizlerle paylaşmak istiyorum: "Karayolları Genel Müdürlüğünün ana görevi
olmayan ve kendisini ancak yolların yıpranması bakımından ilgilendiren bu görev
güçlükle yerine getirilmektedir ve görevin yerine getirilmesinde kimi zaman
aksaklıklar olmaktadır. Bunun nedeni, Genel Müdürlüğün sınırlı bütçe olanakları
nedeniyle personel ve donanım eksikliği içinde olmasıdır. Genel Müdürlük,
kaynaklarını ana işlevlerinin yerine getirilmesi için kullanmakta ve kendisi
için tali sayılabilecek bu işe yeterli personel ve kaynak ayıramamaktadır"
denilmektedir.
Değerli milletvekilleri, bundan daha komik bir gerekçe
düşünülemez. Burada, benim, bizlerin anlamakta güçlük çektiğimiz nokta şu: Söz
konusu bu iki bakanlık, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bakanlıkları değil
midir?! Bu iki bakanlığın bütçesinin kaynağı da aynı yer değil midir?!
Bakanlıkların tümünün kaynaklarını aldığı tek bir merkezî bütçe yok mudur?!
Madem söz konusu bakanlığın bütçesinde böyle bir açık vardır, o zaman, bunu dengeleme
yoluna gidersin; personel sıkıntısı varsa, personel istihdam edersin, bakanlığa
merkezî bütçeden yeterli kaynağı ayırırsın olur biter; ama, yok, bunlar
yapılmıyor, başka çözüm arayışları içerisine giriliyor. Yapılmak istenilen,
yapmak istediğiniz değişikliğin esas gerekçesinin maddî kaynak ve personel
olmadığı çok açık. Esas gerekçesi, sayın milletvekilleri, değişiklik teklifinin
2 nci gerekçesinde, karayolu taşımacılığının tek bir otorite tarafından
planlanması gerektiği iddiasıdır. Bu noktada, 1'den çok otoritenin aynı konuda
görevli olmasından duyulan rahatsızlık giderilmiştir. Karayolu taşımacılığı
devasa bir olgudur. Bakanlıkların görev ve yetkilerinin zaman zaman kesişmesi
gayet doğaldır da. Üstelik, yolların bakım, yapım ve onarımında, sorumlu
bakanlığın trafikle ilgili kısmî yetkilerle donatılmış olması da çok normaldir.
Üstelik, 1'den fazla otoriteyle karşı karşıya olmak, kişi ve gruplara
ayrıcalıklı muamele edilmesini de zorlaştırır. İşte, mesele burada
düğümlenmekte.
Değişikliğin esas amacı alt komisyon raporunun 3 üncü
maddesinde açıkça görülmektedir. Sizlere, değişikliğin 3 üncü gerekçesini, 3
üncü maddedeki gerekçesini aynen okuyorum: "Özel sektör açısından
bakıldığında, girişimcilerin aynı alanda 1'den fazla otoriteyle muhatap
olmaları bürokrasiyi artırıcı bir anlam taşıyor. Girişimciler,
sorumluluklarıyla ilgili olarak, tek otoriteyle muhatap olmak istediklerini,
1'den fazla otoritenin farklı uygulamaları nedeniyle güç durumda kaldıklarını
ifade etmektedirler." Bu gerekçeyi tercüme edersek şunu anlarız: Özel
sektör grupları, kendilerine ayrıcalıklı muamele edilmesinin
kolaylaştırılmasını talep etmektedirler. İşte, değişikliğin ana gerekçesi bence
budur. Yani, özel sektör temsilcilerinin Ulaştırma Bakanlığında daha rahat
hareket edebileceklerine olan inançlarıdır. Öyle değil mi Sayın Bakan?
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Doğru!..
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Çünkü, bu durumda, aynı eylem ve
işlemlerin iki ayrı otorite tarafından doğrulanması ve kontrol edilmesi
gerekmektedir. Bakanlıklardan biri ayrıcalıklı uygulamaya izin verse, bir
diğerinin vermeme ihtimali vardır. Ayrıca, bu durumda, bakanlıkların, bir
anlamda birbirlerini denetleyeceği de kuşkusuzdur. Zaten, komisyondaki, gerek
Ulaştırma Bakanlığı elamanları gerekse Bayındırlık Bakanlığı elamanları
"vallahi biz vermek istemiyoruz" diğerleri de "vallahi biz de
almak istemiyoruz" şeklinde ifadelerde bulunmuşlardır biz sorduğumuz
zaman.
Sayın milletvekilleri, yeni düzenleme, bürokrasiyi
azaltmaktan çok, İktidar Grubuna yakın kişilere ayrıcalıklı konum kazandırmaya
yöneliktir gibi geliyor; işte, değişiklik teklifinin aceleyle buraya
getirilmesindeki telaş da budur. Trafikteki ölülerini sayamayan ülkemizde, bazı
özel sektör gruplarına rant sağlamak için, keyfî bir şekilde, yasalarla
böylesine oynamak kabul edilebilir değildir.
Değerli milletvekilleri, zamanımız var, aşağı yukarı
yarısını kullandım. Bu anlamda, bazı değişiklik gerekçelerini de verdik; belki
bazıları kabul edilir, belki bazıları kabul edilmez; ama, o bir tarafa, onları
biraz sonra tekrar görüşürüz.
Dün, bilindiği gibi, 1 Mayıstı. 1 Mayıs, emekçinin
bayramı. Biz de, emekçilerle bir arada bulunmak için İzmir'deki Gündoğdu
Meydanında bulunduk. Her şey gayet güzel gidiyordu. Biz de, Cumhuriyet Halk
Partisinin bayrağı altında bu bayrama katılmıştık. Hava güzel, insanlar en
temiz, en yeni elbiselerini giymişler, kutlama güzel, hiçbir şey yok, şarkılar
söyleniyor, türküler söyleniyor, her şey paylaşılıyor; ama, burada sık sık
-Genel Kurulda- kendilerini savunduğumuz polis arkadaşlardan bazıları -ki, ne
kadar zor durumda çalıştıklarını biliyoruz- durup dururken, oradaki insanların
bir araya gelmesini önlemek, oradaki o güzelliği yok etmek için, ceplerinden
çıkardıkları biber gazını etrafa fırlatıverdiler ve hepimizin dağılmasını
sağladılar. Bundan, tabiî, başta İçişleri Bakanı olmak üzere, giderek tüm
Emniyet yetkililerinin sorumlu olduğunu söylemek lazım. Oysa, bütün dünyada 1
Mayıslar gerçekten de İşçi Bayramı olarak kutlanmakta ve görkemli bir şekilde
kutlanmaktadır. Benim bilebildiğim kadarıyla, 116 ülkede dün gerçekten bayram
vardı; ama, bizim ülkemizde ta eskiden beri, hatta, çokpartili döneme
geçtiğimizden bu yana 1 Mayıs kutlamaları nedense büyük bir gerilime sahne
olmaktadır. Oysa, insanların kendilerini özgürce ifade edebilmelerini
sağlayacak olan ve yılda sadece 1 gün olan böylesi bir bayram kutlamasını
onlara, emekçilere çok görmek… Hele özgürlükçülüğü bizden daha fazla
savunduğunu iddia eden AKP İktidarını, doğrusunu söylemek gerekirse, hiç ama
hiç hoş görülmeyecek bir tavır içerisinde gördüm. Bu nedenle, dünkü
davranışları nedeniyle, o davranışa neden olan kişileri kınıyorum. İşçilerin
bundan sonra böylesi bir durumla karşılaşmayacakları dileklerimle hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ülkü.
Anavatan Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili
İbrahim Özdoğan; buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çankırı Milletvekili Tevfik Akbak'ın,
Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin
geneli üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu
vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, kanun teklifiyle karayolu
taşımacılığında Karayolları Genel Müdürlüğüne verilmiş birkısım yetki ve
görevler Ulaştırma Bakanlığına devredilmektedir. Yine teklifle YTL'ye uyum ve
para cezalarına ilişkin değişiklikler yapılmaktadır. Aynı şekilde, ticarî taşıt
kullanan sürücülerin meslekî yeterlilik şartının kanundan çıkartılması da, bu
teklifle amaç edilmektedir.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin ulaştırma sistem ve
hizmetlerinin, çağın gereklerine uygun geliştirilmesi çok çok önemlidir.
Ulaştırma hizmetleri ve karayollarının
geliştirilmesinde kamu kuruluşları arasındaki yetki ve sorumlulukların
paylaşılması da ayrıca önem arz etmektedir. Çünkü, kamu hizmetleri özü
itibariyle karmaşık ve çok boyutludur. Bir kamu hizmetinin bazen bir bakanlık
tarafından yerine getirilmesi daha yararlı olabilir; ama, bazen bir hizmetin
iki veya üç bakanlık tarafından yerine getirilmesi daha etkin ve daha yararlı
da olabilir. Önemli olan, kurum ve kuruluşlararası koordinasyonun ve uyumlu
çalışmanın sağlanmasıdır.
Hükümetin işi, şikâyet etmek ve düşünmeden kanun
değiştirmek değildir. Hükümetlerin işi, planlı programlı davranmaktır,
basiretli davranmaktır. İçişleri Komisyonu raporunda Karayolları Genel
Müdürlüğü yetkilileri tarafından da bu aktarmanın gerekli olduğunun ifade
edildiği belirtilmektedir. Ancak, hemen sonra, Genel Müdürlüğün yetersiz bütçe
olanakları, personel ve donanım eksikliği gerekçe gösterilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu gerekçelerle böyle bir yetki
devrini yaparsanız, insanların kafasında, haklı olarak, bazı soru işaretleri
oluşturabilirsiniz. Çünkü, bakanlıklar tüm kaynaklarını aynı merkezî bütçeden
almaktadır. Bütçe sıkıntısı varsa, merkezî bütçeden kaynak aktarırsınız,
personel takviyesi yaparsınız, donanım takviyesi yaparsınız. Dolayısıyla,
değişikliğin gerekçesi bu olmamalıdır. Eğer bu yetkileri Ulaştırma Bakanlığına
devrediyorsanız, bunun yararlarının ne olduğunu gerekçede belirtmelisiniz. Bu
kamu hizmetlerinin Ulaştırma Bakanlığınca nasıl yerine getirileceğini, mümkün
olup olmadığını araştırmalısınız. Personeli yeterli midir, deneyimli
çalışanları var mıdır, kamu hizmetinin ifasında bir aksaklık olacak mıdır,
olmayacak mıdır; bütün bunların araştırılması ve ona göre karar verilmesi
gerekmektedir; yoksa, yararlı bir faaliyet varsa, bunun gerekçeleri ortaya
konulmuşsa doğru olanın her zaman arkasında durmuşuzdur, bundan sonra da
Anavatan Partisi olarak durmaya hazırız.
Geleceğimizi ve trafik güvenliğimizi emanet ettiğimiz
karayolları trafik sistemimizin daha düzenli ve sistemli olması gerekmektedir.
Bir yapı düşünün ki, yaptığı yanlışlığı düzeltmek için kanun değişikliği yapmak
zorunda kalınıyor. Kişilerin yanlış yapması anlaşılabilir değerli arkadaşlarım;
ancak, bu yanlışlığın sistem içerisinde sürdürülmesi akıl alır bir şey
değildir. Kanunları yaparken, kanunun, kamu hizmetlerinin sistematiğini bozmamak
gerekir; yani, kaş yapayım derken göz çıkarmamak gerekmektedir; ancak,
ülkemizin trafik ve karayolları sorununu çözmek daha da önemlidir.
Değerli arkadaşlarım, Allah'ın her günü
karayollarımızın yetersizliği yüzünden bu ülkede trafik kazalarına şahit
oluyoruz, onlarca insanımız ölüyor, onlarca insanımız yaralanabiliyor. Bu
kazaların sebep olduğu ölümlere, yaralanmalara, sakatlıklara ve işgücü
kayıplarına, geride bırakılan yetimlere ve kimsesizlere çokça şahit oluyoruz.
Bu, çok vahim bir durumdur.
Şimdi, esas konumuza gelelim. Değerli arkadaşlar,
bilindiği gibi, ülkemizde ağırlıklı olarak karayolu taşımacılığı yapılmaktadır.
Turizm ruhsatıyla çalışan şirketlerden nakliye şirketlerine, kargo
işletmeciliğine kadar karayolu taşımacılığı, malların nakliyesinde ağırlıklı
olarak tercih edildiği gibi, yüzbinlerce vatandaşımız için de ekmek kapısı olma
özelliğini taşımaktadır. Ülkemiz karayollarında ticarî taşımacılığın
çokluğundan kaynaklanan bir yoğunluk mevcuttur. Bu yoğunluk doğru biçimde
organize edilebilmelidir, denetlenebilmelidir, taşımacılıkta düzen ve güvenlik
sağlanmalıdır, hizmetin kalitesi ve standartları belirlenmelidir. Bu da,
devletimizin çok aslî bir görevidir.
Taşımacılıkla ilgili olarak düzenleme yetkisi Ulaştırma
Bakanlığının yetki alanına girmektedir. Karayolu taşımacılığının ülke
ekonomisine doğru biçimde katkı sağlaması Ulaştırma Bakanlığından sorulur.
Zira, konuyla ilgili yetki ve sorumlulukların geneli bu Bakanlıkta
toplanmıştır. Ancak, modern devletin yönetiminde bir kaide vardır, siz, bu
köyün bir muhtarı vardır, her şey ondan sorulur diyemezsiniz. Karayolu
taşımacılığı gibi içinde farklı unsurlar bulunan bir konuda diğer bakanlıklara
bağlı çalışan birimleri ilgilendiren konular mevcut olabilir. Bu birimler de
kendi ilgi ve yetki alanına giren konularda karayolu taşımacılığına yetkileri
nispetinde müdahale ederler. Mesela, karayolu taşımacılığı örneğine bakıyoruz;
konunun geneli üzerinde Ulaştırma Bakanlığı yetkili, fakat -Karayolları Trafik
Kanunu- karayollarında taşımacılık amaçlı bulunan araçların ağırlık ve kilo
kontrollerini yapmak, yasaların belirlediği standartlara uymayanlara cezaî
müeyyide uygulamak yetkisi Karayolları Genel Müdürlüğüne verilmiştir. Bu türden
örnekler çoğaltılabilir. Taşımacılık örneğinde, yine, Maliye Bakanlığı da
karayollarında kendi ilgi ve yetki alanına girecek biçimde varlık
göstermektedir. Bu Bakanlık da, kendine göre, belirlediği bazı standartların
kontrolünü yapmaktadır.
Şimdi, bu Hükümet, çıkmış, karayolu taşımacılığıyla
ilgili tüm yetkileri Ulaştırma Bakanlığında toplayalım... Mesela, Karayolları
Genel Müdürlüğünün elindeki, araç ağırlık ve muayene kontrol yetkisi de
Ulaştırma Bakanlığına geçsin deniyor.
Şimdi, bakıyorsunuz, burada bir bakanlıktan bir
başkasına yetki devri söz konusu. Bu, çocuk oyuncağı bir şey değildir. Bu
devletin organizasyon yapısı; bu, devletin organlarının yetki paylaşımı öyle
her canı isteyenin kafasına göre yapacağı bir şey değildir. Bunun belli
kriterleri olmalıdır. Nedir bu kriterler? Eğer siz, bir bakanlıktan diğerine
yetki devrediyorsanız, başka alternatifiniz kalmamıştır demektir. Mesela,
birden fazla bakanlık aynı konuda müdahil oluyordur, yetki karmaşası olmuştur;
bu da, karayolu taşımacılığını tümden sekteye uğratmıştır. Sizin müdahalenizde
böyle bir durum var mı; yok.
İkincisi, bir bakanlığın ilgili birimi tasfiye
olacaktır. Bu birimin yetkilerinin çalışma alanı daha yakın olan başka
bakanlıktaki farklı bir birime devri daha sağlıklı olacaktır. Peki, böyle bir
durum var mı; maalesef, bu da yok. Bir kamu kurumuna bir konuda yasayla yetki
verilmiştir; fakat, o kurumun, yetkili olduğu alanla uzaktan yakından bir
ilgisi yoktur; vaktiyle yapılan hata geri alınıyordur. Böyle bir durum var mı;
bu da yok.
Karayolları Genel Müdürlüğü, araç ağırlık ve boyut
kontrollerini yapmakla yetkili; nedeni de çok basit; çünkü, Karayolları Genel
Müdürlüğü, karayollarının sıhhatinden sorumludur. Araçların ağırlık ve boyut
kontrolü de, zaten, yolların güvenliği ve karayolu standartlarının muhafazası
için yapılmaktadır.
Peki, burada, AK Partiye soruyoruz: Nedir sizin
derdiniz, niçin böyle bir yetki devrine gerek duydunuz? Diyorlar ki: Efendim,
karayolu taşımacılığında 1'den fazla kamu kurumunun yetkili olması bürokrasiye
neden oluyor; bir de, Karayolları Genel Müdürlüğünün, araç ağırlık ve boyut
kontrolünü sağlıklı biçimde yürütecek bütçesi yok. Değerli arkadaşlar, yapmayın
allahaşkına, çocuk mu kandırıyorsunuz siz! Bu milletin gözünün içine baka baka
söylediğiniz yalanların farkında mısınız?! Burada bürokratik bir karmaşa yok.
Gerek Ulaştırma Bakanlığının gerekse Karayolları Genel Müdürlüğünün yetki ve
sorumlulukları net biçimde belirlenmiş. Ortada bir yetki karmaşası yok ki
bürokrasi olsun. Herkesin görevi belli, yaptığı işler bellidir, kesiştikleri
bir alan yoktur.
Siz diyorsunuz ki, Karayolları Genel Müdürlüğünün,
araçlarda ağırlık ve boyut kontrolü yapacağı yeterli bütçesi yok. Ulaştırma
Bakanlığı bunu yapacak durumda; o zaman, yetkiyi Ulaştırma Bakanlığına
devredelim. Sayın milletvekilleri, birazcık devlet adabı, birazcık bilgi
birikimi olan herkes bilir ki, maliye politikasında, bütçe, kuruma değil, o
kurumun yapacağı hizmete tahsis edilir; yani, Karayolları Genel Müdürlüğüne,
durup dururken, kafadan bir rakamı bütçe olarak tahsis edemezsiniz, bütçeyi
hizmet karşılığı tahsis edersiniz; yani, araç ağırlık ve boyut kontrolünün
sağlıklı yapılabilmesi için takdir edilen bir bütçe vardır. Zaten bütçe
dediğiniz şey kamu kurumunun has yüzüne verilmez; kuruma değil, o kurumun
yapacağı hizmete verilir. Yani, Karayolları Genel Müdürlüğünde bu yetki varken,
bu hizmete karşılık olarak 3 lira ayırayım, Ulaştırma Bakanlığına geçerse 5
lira veririm gibi bir durum olamaz; bu, çok gülünç bir durumdur. Araç ağırlık
ve boyut kontrolüne verilen bütçe yetersizse, bu, merkezdeki bütçe yönetiminin
bir tasarrufudur. (A) kurumuna da geçse bu yetersizlik devam eder (B) kurumuna
da geçse aynı yetersizlik mevzubahistir.
Değerli arkadaşlar, ortaya attığınız gerekçelerin
temelsizliği meydanda. AK Parti Hükümeti, yine göz boyuyor, yine sağ gösterip
sol vurmaya devam ediyor.
Şimdi gelelim bizim kafamızdaki soru işaretlerine. Bu
karayolu taşımacılığına bazı standartlar getiriliyor. Şirket çatısı altında
yeterli sermaye donanımına sahip olmayan taşımacılık yapamayacak; çünkü,
getirilen standartları kendi imkânıyla tutturabilmesi mümkün değil. Tabiî ki,
taşımacılığın yüksek standartlarının olması olumlu bir şeydir; fakat, AK Parti
Hükümeti içinde birileri taşımacılık sektöründe yaşanacak bu dönüşümü istismar
etmek peşinde olabilir; hükümeti de arkasına alan bazı büyük balıklar küçük
balığı da yutacaklar gibi geliyor bize.
Birileri, bir taraftan piyasada pastadan payını
artırmaya çalışırken, bir taraftan da taşımacılıkla ilgili tüm yetkilerin
Ulaştırma Bakanlığında toplanması için elinden geleni yapıyor; çünkü, Ulaştırma
Bakanlığında siyasî nüfuz kullanmak, bu Bakanlığın koridorlarında at oynatmak;
bu birilerine daha kolay geliyor olabilir. Hem piyasada monopole yat, üç beş
firma bir alanı parselle, diğer taraftan hükümet içindeki bağlantılarını
kullan, piyasayı düzenleyenleri de kafaya al, sonra da çık "bütün bunlar
karayolu taşımacılığının hayrı için yapılıyor" de. İşte, tam AK Parti
Hükümetine göre bu bir tertiptir. Nitekim, bunu yapmaya da başlamışlardır.
Bu vesileyle, buradan halkımıza sesleniyoruz; karayolu
taşımacılığından kötü kokular geliyor. Bu kanun teklifini getiren milletvekili
arkadaşımızın da otomotiv ve taşımacılık sektörleriyle yakından ilgilendiğini
biliyoruz.
Sayın milletvekilleri, Meclis siyasetine katılmadan
evvelki hayatımızda çeşitli işlerle meşgul olabiliriz. Ben de serbest ticaretle
uğraştım; ancak, milletvekili olarak buraya geldiğimiz andan itibaren diğer
şapkalarımızı çıkarmalıyız. Burada sorun çözerken devletin ve toplumun
ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düşünmeliyiz. Yoksa, devlet dediğiniz,
tüccar kafasıyla sağından solundan destursuzca mıncıklanan bir oyun hamuru
değildir.
Ben yetkiyi oradan alıp buraya devredeceğim dediğiniz
zaman, peki, niye hemşerim diye sorarlar size değerli arkadaşlar. Vereceğiniz
cevap Anayasaya, bütçe disiplinine, akla, mantığa uygun değilse vay halinize!
İşte, o zaman, bu millet sizi sandığın önünde bekler.
AK Parti Hükümeti, gerçek yüzü ortaya çıkmış bir çıkar
tezgâhıdır ve halkımız bunu görmüştür. Gereği ilk seçimde yapılacaktır. Keser
döner sap döner, bir gün de hesap döner…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Terbiyesizlik yapma!.. Ne demek çıkar tezgâhı?! Terbiyesiz!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Kötü söz sahibinindir… Kötü
söz sahibinindir… (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar; AK Parti
sıralarından gürültüler)
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Terbiyesiz herif!..
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Kötü söz sahibinindir…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Otur yerine! Çıkar tezgâhıymış!.. Ağzından çıkanı kulağın duysun!
BAŞKAN - Sayın Bakanım, buyurun efendim.
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Bakan, ne biçim
konuşuyorsunuz?!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Dingonun ahırı mı burası!.. (Anavatan Partisi sıralarından
gürültüler) Ne demek çıkar tezgâhı?!
RECEP KORAL (İstanbul) - Bir doktora götürün, doktora!
BAŞKAN - Sayın Bakan, lütfen…
Sayın Bakanım, buyurun.
Sayın Bakanım… Sayın milletvekilleri…
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Bakan, bu ne biçim
konuşma?! Sen bir Bakansın!..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Ben ne söylediğimi biliyorum. Çıkar tezgâhıymış!..
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Senin bu sözlerin bir bakana
yakışıyor mu?! Siz çocuk mu azarlıyorsunuz?!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN
(İstanbul) - Terbiyesiz herif!.. Utanmaz herif!..
BAŞKAN - Efendim, Hükümet adına Ulaştırma Bakanı Sayın
Binali Yıldırım hitap edeceklerdir.
Buyurun Sayın Bakanım.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Çankırı Milletvekilimiz
Sayın Tevfik Akbak'ın Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Teklifi münasebetiyle Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekillerim, şimdi, önümüzde, önünüzde
bulunan, görüşülmekte olan bu kanun neyi amaçlıyor, bunu, yüksek
müsaadelerinizle, kısaca özetleyeceğim.
Bildiğiniz gibi, 2003 yılı temmuz ayında bu Parlamento
bir kanun çıkardı ve bu kanun, bu Parlamentonun bütün partilerinin tam bir
ittifakıyla 10 dakikada çıkmış, 42 maddelik bir kanundur. Bu kanunun adı,
Karayolu Taşıma Kanunudur. Yine, bilindiği gibi, yürürlükte olan 2918 sayılı
Karayolu Trafik Kanunu da vardır. İki şeyi birbirinden ayırmak mecburiyetindeyiz.
Karayollarımızda trafik düzeninin sağlanması, trafik işaretlemesinden tutun
trafikle ilgili kurallara riayet edilip edilmediğinin tespiti, kontrolü bir
şeydir; karayolu taşımalarıyla ilgili düzenlemeler, yani, yol üzerinde faaliyet
gösteren araçlarla ilgili her türlü kuralların konması, onların teknik yeterliliklerinin
belirlenmesi, belgelendirmelerinin yapılması, istiap hadlerinin kontrol
edilmesi, fennî muayenelerinin yerine getirilmesi, bu da apayrı bir şeydir.
Birisi altyapı, diğeri altyapının üzerinde sektörün faaliyet göstermesidir. Bu
iki hususu, bir kere, net olarak birbirinden ayırarak ortaya koymamız lazım.
Zaten, Karayolları Trafik Kanunu eskiden beri var olan, uygulanmakta olan bir
kanun; ancak, karayolları taşımacılığı, maalesef, bizim Hükümetimize gelinceye
kadar düzenlenememişti, elli yıldan beri düzenlenemeyen bir alandı.
Dolayısıyla, düzenlenemeyen bu alanda, gelişmeler de çok gelişigüzel olmuş, her
türlü arz-talep dengesi kaybolmuş. Bugün, bu Mecliste olsun, ülkenin her
yerinde, sokaktaki vatandaşımız dahi, giderseniz, karayolu taşımacılığının,
Türkiye'de, bütün taşımacılığın üzerinde, yüzde 90'lar seviyesine ulaştığını ve
bunun beraberinde, ölümleri, yaralanmaları, milyonlarca, milyarlarca dolar bu
ülkeye gelir kaybına sebep olduğunu görüyoruz. Bununla da kalmıyor, yollarımız,
otoyollarımız, uluslararası standartlara göre, yirmibeş yılda bir yenilenmesi
gerekirken, karayollarındaki bu aşırı yüklenme münasebetiyle, sadece kazalar
artmıyor; aynı zamanda, yollarımız da, maalesef, ikibuçuk yıl içerisinde
yenilenmek mecburiyetinde kalınıyor.
Şimdi, bu durumda ne yapmamız gerekiyor; Hükümetimiz,
artık, bu kargaşaya, bu kötü gidişe dur demenin zamanının geldiğini gördü ve bu
Parlamentodan, elli yıldır yapılamayan, el atılamayan, kimsenin cesaret
edemediği bu alana el attık ve Karayolu Taşıma Kanununu, bu Parlamentodan
Anamuhalefet-İktidar Partisi, tam bir ittifakla çıkardık.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Yönetmeliği biz çıkarmadık
Sayın Bakan.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - İki yıl
süren süre içerisinde yönetmeliğimizi de çıkardık.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Siz çıkardınız ama yönetmeliği…
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Efendim…
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Yönetmeliği siz
çıkaramazsınız ki!
TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Bir de siz çıkarsaydınız
yönetmeliği!
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Sayın
Tüzün, güzel güzel gidiyorduk ya şimdi…
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Ama, çok hızlı gidiyorsunuz
Sayın Bakan.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Saplama
yapma; bak, güzel anlatıyoruz ya.
Şimdi, yönetmelik düzenlendi ve yönetmeliğin geçiş
süresi için de, malum, iki yıl süre tanıdık. Bu iki yıl süre içerisinde, hatta,
beş sefer de değişiklik yaptık. Peki, bu değişiklikleri niye yaptık; sektörden
dolayı, sektörden gelen talepler üzerine yaptık.
Şimdi, muhalefet partisinden, komisyondaki
arkadaşlarımızın, tabiî, muhalefet şerhleri var. Dolayısıyla -gayet doğal,
bunda bir şey yok- orada, sayın konuşmacı, Sayın Ülkü de ifade etti.
"Ulaştırma Bakanlığında daha rahat edebileceklerine olan inançlarıdır bu
değişikliğin asıl gerekçesi" diyor. Doğrudur; çünkü, vatandaşın işini
kolaylaştırmak bizim Bakanlığımızın işidir, bizim Hükümetimizin ana hizmet
felsefesini oluşturmaktadır. Bu bakımdan, bu tespit için de, ben, kendilerine
teşekkür ediyorum.
Şimdi, tabiî, bu kanun çıkınca iş bitmiyor.
Yönetmeliklerini yaptıktan sonra bakın ne oldu değerli arkadaşlarım:
"Türkiye'de bu yönetmelik uygulanmaz" dendi, birtakım gayretler
ortaya çıktı; ama, bu yönetmeliğin getirdiği en önemli düzenleme… Sadece
"taşımacı" diye adlandırılan sektörü 14 ayrı gruba ayırdık ve
bunların alt grubuyla toplam 39 tane belge oluşturduk ve bunlar, süresi
içerisinde herkes müracaatını yaptı. 28 Şubat tarihi itibariyle -müracaat eden,
sektördeki gerek kamyoncu gerek lojistikçi gerek uluslararası yolcu taşımacısı
gerek yurtiçi yolcu taşımacısı gerek kargocusu gerek terminalci gerek ambarcı,
aklınıza gelen bütün taşıma sektörünün alt grupları- 335 000 müracaat oldu. Bu 335
000 müracaatın anlamı şu: Ortalama 700 ilâ 800 civarında taşımacımız, ben bu
kanunu onaylıyorum dedi. Bunun oransal miktarı da yüzde 98. Yüzde 2 niye
müracaat etmedi; bunlar da faal olmayan, işletmeciliği, taşımacılığı bırakmış
olanlar.
Şimdi, 15 Mayıs tarihine kadar bu müracaatların hepsi
tasnif ediliyor, bilgisayara aktarılıyor. Bunlar, Bakanlığımızın merkez ve
taşra teşkilatlarında ve Türkiye'nin her tarafındaki 40 adet sanayi ve ticaret
odaları marifetiyle yapılıyor. Bizim her işi merkezden yapalım diye bir
anlayışımız da yok. Onun için, sivil toplum örgütlerine bu yetki devrini
yaptık, bunlar da burada bize yardımcı oluyorlar. 15 Mayıs itibariyle bu
belgelendirme işi de bittikten sonra, artık, uygulama tam anlamıyla başlamış
olacak.
Peki, bununla yetinecek miyiz; gayet tabiî
yetinmeyeceğiz. İkinci adım, işte bu önünüzdeki kanundur değerli arkadaşlar. Bu
kanun, ne AK Partinin durup dururken aklına gelen bir iştir ne bir
milletvekilimizin aklına gelen bir iştir. Bu, 800 000, aileleriyle birlikte 4
000 000 vatandaşımızın yıllardır beklediği bir talebin yerine getirilmesidir.
Bunun böyle bilinmesinde yarar var; çünkü, siz Taşıma Kanununu ortaya
koyacaksınız, bu Taşıma Kanunundan doğan kuralları uygulayamayacaksınız; o
zaman bu beklenti boşa çıkar.
Şimdi yapacağımız iş nedir… Tabiî ki, Karayollarımız
bugüne kadar bu işi yapmaya çalıştı. Onların yaptığı hizmete teşekkür ediyorum;
ama, bir şeyi görmemiz lazım. Türkiye'de, bir yılda tüm taşımacılarımız,
ortalama, kaba bir hesapla 80 000 000 taşıma yapıyor; yurt içinde 80 000 000
taşıma! Peki, bu 80 000 000 taşımanın ne kadarı kontrol edilebiliyor, boyut ve
ağırlığa riayet edilen miktar ne kadar olmuş yurt çapında; ben size rakamı
vereyim: 240 000 tane araç kontrol edilmiş, bunlardan sadece 5 000'i hakkında
işlem yapılmış, bunun karşılığında da 2 trilyon ceza tahakkuk etmiş. İşin
cezasında falan değiliz.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Şoförlerin anası ağlıyor…
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Bunun
anlamı ne Sayın Arz?!
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Şoförlerin anası ağlıyor
cezadan.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Şimdi,
bakın, 80 000 000 araç, yurt içinde, bir yılda sefer yapıyor. Bu 80 000 000
araçtan, sadece 240 000'ini kontrol etmişiz ve 5 000 tanesine işlem yapmışız.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - 20 000'inden de özel ücret
alınmıştır…
BAŞKAN - Sayın Arz, lütfen…
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Şimdi,
ben, bir tespiti orada…
BAŞKAN - Sayın Bakanım, lütfen, Genel Kurula hitap eder
misiniz.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Demek ki,
bu iş yürümüyor. Neden yürümüyor; bu konuda gereken yatırımlar yapılamamış eski
yıllardan beri, bu konuda da ihtisas sahibi eleman istihdam edilememiş. Şimdi
diyoruz ki, bu çarpıklığı ortadan kaldıralım; taşımanın, artık, bir kanunu var,
bu kanuna uygun olarak yönetmeliği de yürürlüğe girmiş; bundan sonra istiap
haddini kontrol edelim ve böylece piyasada taşımacıların aşırı yükleme yapmak
suretiyle kazalara davetiye çıkarmasını önleyelim, haksız rekabeti ortadan
kaldıralım. Olan hadise şudur: Şimdi taşımacıların sayısı talepten fazla; 800
000 taşımacı var, 500 000'i iş bulabiliyor. Ne oluyor; herkes kuyruğa giriyor,
iş alacak. Taşıtan diyor ki: "Arkadaş, 20 ton yerine 35 ton atarsan yükü
veririm." Adam diyor ki: "Yahu, yasak." Diyor ki: "Ben
anlamam, işine gelirse kardeşim." Peki, ne oluyor; arkadaki, iş yok, evine
ekmek götürecek "ağabey, ben götürürüm" diyor. Bununla da yetmiyor,
önüne bir tane boş kâğıt konuyor, imzalattırılıyor, "bir şey olursa, ben
sana götür demedim..." Böyle, biz, nereye varacağız değerli arkadaşlar?!
Bizim vazifemiz, sektörlerin rekabet gücünü artırmak, isteklerini yerine
getirmek, trafik kazalarını azaltmak ve taşımacılık gibi ülkemizin olmazsa
olmaz bütün sektörlerinin lokomotifi olan bu sektörü ayağa kaldırmak,
taşımacılık türleri arasındaki dengeyi sağlayarak kazaları azaltmak, yolların
eskimesinin önüne geçmek. İşte, bunun en temel adımlarından bir tanesi budur.
Bunun altında başka bir şey anlamak mümkün değildir. Ben bunları çok afakî
görüyorum.
Sayın Anavatan Sözcüsü, "efendim, bu işte büyük
balık küçük balığı yutacak" efendime söyleyeyim "burada, bu düzenleme
taşımacılıkla uğraşan iktidar milletvekilinin talebidir" falan gibi,
böyle, akla, izana sığmayacak ve muazzam bir potansiyel olan bu sektörü, âdeta,
getirip, bir iki hayal mahsulü düşünceye mahkûm edecek yaklaşımları da, doğrusu
kınıyorum; bunları da kabul etmemiz mümkün değildir.
Değerli arkadaşlar, lafı fazla uzatmak istemiyorum. Bu,
tamamen teknik bir düzenlemedir ve burada getirilen iş, bunun, çıkarılan
kanunun, uygun olarak hizmetlerin daha kaliteli ve yaygın şekilde verilmesi
amaçlanan bir iştir ve bu, 800 000 sektör temsilcisinin ısrarlı talebidir;
"bize bunu yapmazsanız, çıkacak kanun hiçbir işe yaramaz"
demişlerdir. Bizim, sektöre, vatandaşa verilmiş bir sözümüz vardır. Bu
Hükümetin, bu partinin de en belirgin özelliği, vatandaşına verdiği sözü
geciktirmeden yerine getirmektir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Ben, bu duygularla, hayırlı uğurlu olmasını diliyor ve
bu kanunun görüşülmesinde verdiğiniz, vereceğiniz her türlü katkı için teşekkür
eder, hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, saat 20.00'de
toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma
Saati:19.20
DÖRDÜNCÜ
OTURUM
Açılma Saati:
20.06
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 96 ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
1137 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
5.- Çankırı
Milletvekili Tevfik Akbak'ın; Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/731) (S.
Sayısı:1137) (Devam)
BAŞKAN- Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.
Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştı.
Şimdi, şahsı adına, teklifin tümü üzerinde, Düzce
Milletvekili Fahri Çakır; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşülmekte olan 1137 sıra sayılı Karayolları Trafik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin tümü üzerinde şahsım
adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğinde taşımacılığın
yüzde 48'i karayoluyla, yüzde 41'i denizyoluyla, yüzde 7'si demiryoluyla, kalan
bölümü ise havayolu ve demiryoluyla bu taşımacılık yapılmakta. Türkiye'de ise
taşımacılığın yüzde 95'i karayoluyla, yüzde 3'ü demiryoluyla, kalan bölümü ise
deniz ve havayoluyla yapılmakta.
Dolayısıyla, Avrupa Birliğiyle yapılacak görüşmeler
sürecinde önemli sorunlardan biri, hiç şüphesiz, karayollarında yolcu ve yük
taşımacılığı olacak gibi gözüküyor. Görüşmeler ve tam üyelik sürecinde,
sektörler içinde en büyük sarsıntı ulaştırma sektöründe ortaya çıkacak gibi de
açıkçası görülmekte.
Avrupa Birliğinin ortak ulaştırma politikasının temeli
olan kombine taşımacılık stratejisi gereği denizyollarına ve demiryollarına
öncelik verilerek, karayollarının taşımacılıktaki payı aşamalı olarak
azaltılmış durumda.
Değerli arkadaşlar, Karayollarının aslî görevi,
karayollarının yapımı, bakımı, onarımı, trafiğe açık kalmasını, hiç şüphesiz,
sağlamak. Bunun dışında birtakım görevleri, daha evvelki yaptığımız kanunlarda
da görüldüğü gibi, Ulaştırma Bakanlığına kademeli olarak devretmiş durumdayız.
Ayrıca, ulaşımla ilgili birçok birim de zaten Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde.
Yapılan yasal düzenlemelerle, Ulaştırma Bakanlığımıza görevleriyle ilgili
olarak, ülkemizin ulaştırma sistemi ve hizmetlerinin ihtiyaçlara uygun olarak
tesisi ve geliştirilmesine yönelik birçok görev de verilmiş bulunmakta. Bu
kanun teklifiyle de, Karayollarının iş yoğunluğundan dolayı, bazı görevlerde
aksamalar pekala olabilmekte. Bu sebeple, kanun teklifinde yapılan
düzenlemelerle, bazı görevlerin Ulaştırma Bakanlığına -bu kanun teklifiyle
birlikte- devri öngörülmektedir.
Değerli arkadaşlar, bu kanunun esas amacı, hiç şüphesiz
tonajla alakalı; yani, karayollarında, yaklaşık 800 000 aracın, kamyon,
kamyonet ve TIR'ın, taşıdığı yükün tonajdan fazla olması nedeniyle kazalara
sebebiyet vermesi, karayollarını, viyadükleri, köprüleri, altgeçit ve üstgeçit
gibi birtakım altyapı hizmetlerini tahrip ettiği ve bunlara ilişkin, bu yüksek
tonaja bir uygulama, bir yaptırım getirilerek, bu yaptırımın da Karayollarından
alınıp, iş yoğunluğu nedeniyle, Ulaştırma Bakanlığına, Ulaştırma Genel
Müdürlüğüne verilmesine ilişkin. Dolayısıyla, bu o kadar çok elzem bir konu ki,
elbette ki, taşımacılığın, nakliyeciliğin, karayolu taşımacılığının kendine
özgü, devasa birçok sorunu var; ancak, sorunları da bir taraftan, bir yerden
çözmek lazım. İşte, yapılan iş bu. Evvela, AK Parti Hükümeti, İktidarımız, 22
nci Dönem Parlamentosu, şimdiye kadar kırk yıldır özlemi çekilen Kara
Taşımacılık Kanunu yokken, en azından, Kara Taşımacılık Kanununu evvelce
yaptık. Sorunları, kanunî düzenlemelerle bir taraftan çözmeye başladık; ama,
iddiamız şu değil: Bütün sorunlar çözüldü, taşımacılık ve nakliyecilik rayına
oturdu, her şey güllük gülistanlık elbette ki değil; ancak, bir taraftan çözüm
dedik.
İşte, çözümlerden bir tanesi, bana göre, nakliye
sektörünün sorunlarının içerisinde yüzde 51'i tonajla alakalı. Niye tonajla
alakalı; bu 800 000 tane araç, şu veya bu şekilde 35 000'i de uluslararası
taşıma yapıyor bunun; bu araç sayısı Türkiye'deki iş hacminin çok üzerinde,
fazla sayıda. Bir de üstüne üstlük, istiap haddi denilen, tonaj miktarı denilen
miktarın üzerinde yük yükleme bir alışkanlık. Kontrol yok, denetim yok. Var
olan denetim yetersiz. Ne yapıyor araç sahibi; geliyor, bir şekilde, istiap
haddi, götürme kapasitesi 15 ton iken 30 ton alıyor, 2 tane aracın
götürebileceği yükü alıp, bir noktadan bir başka noktaya götürüyor. Kantar var
mı Karayolları bünyesinde; var. Peki, kantar bir yerde var, birçok yerde yok.
Dolayısıyla, bir yerde tartılıp, birçok yerde tartılmayan bu uygulama
biçiminde, uygulayan ve taşıyan, taşınan, taşıtan herkes bu işten şikâyetçi.
Dolayısıyla, kazalara ciddî anlamda, bu yüksek tonajlı taşıma sebebiyet vermekte.
Kaldı ki, istiap haddinin 2 katı, yani, 10 tonluğa 20 ya da 15'e 30 ton
yükleyen, bir de kayıtdışılığa götürüyor işi. Dolayısıyla, hiçbir kayda, hiçbir
işleme ve vergiye tabi olmadan, biraz da bir keşmekeş tablo içerisinde bu olumsuz
fotoğraf bizzat bu ülkede uygulanageliyor. Nasıl oluyor; şimdi, cezaî
müeyyideler de düzenlendi gerçi bu tasarıyla; ancak, çok ciddî müesseseler
araçlara istiap haddinin üzerinde yük yüklemiyor; ama, öyle bir sektör oluşmuş
ki değerli arkadaşlar, şimdi, bu çok ciddî müesseseler bu araçlara istiap
haddinin üzerinde yük vermediği için, giriyor araç, yükünü yüklüyor istiap
haddi miktarınca, çıkıyor dışarıya; bir başka araç, yine kendi istiap hakkı
kadar yükü tekrar yüklüyor, getiriyor; dışarıda bir sektör oluşmuş, vinç,
alıyor diğerinin üzerine yüklüyor, alıp bu yükü geçip gidiyor. Ondan sonra,
karayollarının, binbir meşakkat ve çileyle, bu masum ve mazlum milletin
vergileriyle birlikte bunca emek verilerek yapılan bu yollar o kadar çok tahrip
oluyor ve yıpranıyor ki, o kadar çok kazalara sebep oluyor ve haksız kazanca
neden oluyor ki, işte bu nedenledir ki, bu kanuna ihtiyaç var, bu sektör bu
kanuna muhtaç; dolayısıyla, disiplin altına alınması lazım; yapılan da budur.
Şimdi, burada bizden evvel konuşan değerli muhalefet
milletvekili arkadaşlarımız, bu meseleyi, bu kadar halka, bu sektöre, 800 000
aracı, yaklaşık 4 000 000 kişiyi direkt ilgilendiren bu konuyu alıp başka
mecralara götürerek, salt muhalefet yapma adına, burada, bu kürsüde bu kanuna
karşı gelmeyi, inanın ki, bu kanunu bir şekilde eleştirmeyi; hatta, eleştirinin
ötesinde tribünlere âdeta mesaj verircesine bir şekilde değerlendirmeyi
açıkçası hiç etik bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla, değerli
arkadaşlar, bu kanuna bu ülke muhtaç, bu kanuna taşıma sektörü hiç şüphesiz
muhtaç. O kadar çok muhtaç ki, bu disiplin o kadar bozulmuş ki, bu nakliyeci
-tırnak içinde söylüyorum- nakliyecilik adı altında değnekçi, simsar ve
çığırtkana teslim edilmiş. Bir şekilde, el altından, hiç de kaydı olmadığı
halde, vergiye tabi olmadığı halde, kontrol ve denetime tabi olmadığı halde, bu
yük işlemlerini, yük alışverişini, araçlara yük verme işini genellikle bunlar
yapıyor. Dolayısıyla, nakliyeci, bunların elinde âdeta esir olmuş durumda; ama,
bu tonaj uygulaması denetimle birlikte uygulanırsa; ancak, tabiî ki, bu
denetimi uygulayacak, hiç şüphesiz, insan unsuru; elbette ki, insanlarımıza,
bunu uygulayanlara fevkalade görevler düşüyor. Ama, ben inanıyorum ki, insanlarımız,
bu denetimi, hak ve hakkaniyet ölçüsünde yerine getirmesi noktasında inşallah
tereddütsüz bunu uygulayacak ve sektörün sorunları, inşallah, bundan sonra
tonaj uygulamasıyla birlikte ciddî anlamda çözülmüş olacak diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, daha evvelce -o kadar çok ilginç
tarafları var ki bu işin- kantar denetimi yapılmış, ama, bu denetim, 24 saate
sâri olmadığı için -8 saat kantar denetimi yapılmış, bazen 16 saat yapılmış- o
denetim esnasında araç oradan geçmeyince, bu denetimden bu araç sahipleri,
dolayısıyla, kenardan köşeden başkaca yolları kullanarak geçmiş ve bu denetim,
asla maksadına ulaşmamış. Peki, şimdi nasıl ulaşacak; şimdi Ulaştırma Bakanlığı
ile Ulaştırma Genel Müdürlüğüyle ulaşacak mı; elbette ki ulaşacak; çünkü,
Karayollarının yoğunluğu, bu işe gerektiği kadar önem veremeyip ve mesaisini
harcayamaması nedeniyle şu ana kadar aksadığı da bir gerçek. Bu sorunun
çözümüne de Ulaştırma Genel Müdürlüğü talip. Dolayısıyla, bütün belgeleri,
bilgileri, şu veya bu şekilde bütün düzenlemeleri yapan Kara Ulaştırması Genel
Müdürlüğü, Ulaştırma Bakanlığı bunu niye yapmasın.
Bir başka gerekçe, efendim özelleştirilecek…
Özelleştirilsin değerli arkadaşlar, bunun özelleştirilmesinde kime ne zarar
var. Eğer benim nakliyeci esnafım, 4 000 000 kişi bundan istifade edecek, yerde
sürünen, âdeta, az evvel tırnak içinde söylediğim belli kimselerin elinde
oyuncak haline gelen nakliyecim ayağa kalkacaksa, alınterini alacaksa,
dolayısıyla, emeğinin karşılığını cebine, kasasına, kesesine koyacaksa, kime ne
zarar var bunda. Yani, bu düzenlemeye karşı çıkmanın mantığını anlamak mümkün
mü değerli arkadaşlar?! O nedenle, taşıma sektörü mutlaka disiplin altına
alınmalı. Bunlardan belki de en önemlisi, en önemlilerinden birisi de, hiç
şüphesiz, uzunluğu, yüksekliği ve beraberinde tonaj uygulamasıdır diye
özellikle düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, bir başka konuya dikkatinizi çekmek
istiyorum. Efendim, işte, Karayollarında yapılsaydı Ulaştırmaya geçmeseydi;
yok, o bakanlık da devletin bu bakanlık da devletin; o zaman, bunun lafını
etmenin maksadı ne? Yani, o bakanlık da devletin bu bakanlık da devletin
bakanlığıysa, bu genel müdürlük de devletin herhangi bir genel müdürlüğüyse, bu
da diğer bir genel müdürlükse, ne fark eder?! Eğer, işi kim iyi yapıyorsa, o
yapılandan, bu millet, bu vatandaş, bu nakliyeci istifade ediyor ise, buna
katkı sağlamak lazım, bunu yapanlara teşekkür etmek lazım.
Değerli arkadaşlar, bakın, o kadar çokbaşlılık var ki
bu işin kontrolünde, bu işe 2 tane kurul, 9 tane bakanlık…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çakır, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
FAHRİ ÇAKIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu işe 2
kurul, 9 bakanlık, 3 genel müdürlük, 2 müsteşarlık, belediyeler ve büyükşehir
belediyeleri dahil… Şimdi, hepimizin malumudur, yolda hep görürüz -hepimiz
araba kullanıyoruz- trafik polisi -İçişleri Bakanlığına bağlı- durdurur aracı;
Maliyenin bir görevlisi vardır, işte, malî açıdan vergi evraklarını sorar;
belediyenin bir zabıtası vardır, görevlisi vardır, işte, kömür mü, şu mu, bu
mu; Orman Bakanlığının görevlisi vardır, işte orman ürünü mü… Değerli
arkadaşlar, bu kadar çok sualle karşı karşıya kalır ki… Durduran da İçişleri
Bakanlığının personeli, devletin polisidir.
Dolayısıyla, bu kadar çokbaşlılığı önlemek adına -bir
tarafta toplayıp- bu yetkilerin, etkin bir şekilde kullanmak üzere, Ulaştırma
Genel Müdürlüğüne verilmesi, tevdi edilmesi kadar doğal, normal, ben başkaca
bir şey görmediğimi ifade ediyor ve bu kanunun, inşallah, sektöre hayırlar getirmesi
temennisiyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Çakır, teşekkür ediyorum.
Şahsı adına ikinci konuşmacı, Erzurum Milletvekili
Mustafa Ilıcalı; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Erzurum deme…
MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Çankırı Milletvekili Sayın Tevfik Akbak tarafından verilen
Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi
üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce,
hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Konuşmama geçmeden önce, bugün, bizim -her ne kadar,
milletvekilim "Erzurum deme" dedi ama- Erzurum için sevinçli bir
günümüzdü. Şükrüpaşa Lisemiz, geçen hafta yapılan İtalya'daki kros
şampiyonasında dünya şampiyonu oldu ve bugün de Sayın Başbakanımız, çok sayıda
bakanımız kabul etti, onore ettiler; şahsım ve milletvekilleri olarak,
Erzurumlular adına, Başbakanımıza, bakanlarımıza teşekkür ediyorum.
Bu işin ilk başlangıcı da, geçen hafta, 23 Nisanda
şehrimizi teşrif eden Sayın Ulaştırma Bakanımız, Telekom, orada, bu lisemize,
tabiî, önemli destek vermişti. İlk aşamada da, Sayın Bakanımızın, orada,
öğrencilerimize, şampiyon atletlerimize vermiş olduğu desteği de -bundan sonra
vereceği birçok destek de var- Erzurum hiçbir zaman unutmayacaktır; bunu, siz
değerli milletvekillerimle, bir Doğu Anadolu milletvekili olarak, bunların da
son derece önemli olduğunu paylaşmak istedim.
Diğer söyleyeceğim konu başlıkları itibariyle ikinci
başlığım ise; bugüne kadar yapılan çalışmalar. Değerli milletvekilleri, ben,
milletvekili olmadan önce ulaştırma dalında çalışan bir öğretim üyesiydim.
Yani, bir an için Millet Meclisi sıralarından, geçmişte yaptığım çalışmalara…
Üniversite öğretim üyesi olarak, değerli öğretim üyeleriyle sempozyumlara,
panellere gittiğimiz zaman -1979'da asistan başladım, 2002 yılında ayrıldım-
ulaştırma hocaları olarak hep ne diyorduk: Türkiye'deki ulaşım türleri arasında
muazzam bir dengesizlik var, hep karayolu lehine gelişiyor. Dengeler arasında
bir çalışma yapılması lazım. Yani, bir ulaşım ana planı çalışması lazım. Başka
ne diyorduk: İşte, çözüm önerileri sıralıyorduk. Hatta, her toplantıda biz
bunları aynı şekilde tekrarlarken, açıkça rahatsız olduğumu da belirtmek
isterim. Taşıma Kanununun çıkması lazım diyordum. Başka ne diyorduk: Yollarda
ağır taşıt fazla, trafik kazaları açısından baktığımız zaman, uluslararası bir
kriter olan 100 000 000 taşıt/kilometreye göre Türkiye'deki ölümlü kazalara
baktığım zaman gelişmiş ülkelerde 1 birim ise, bizde 9 birim, 10 birim, yani,
10 kat daha güvensiz. Ne yapmak lazım; trafik kompozisyonunda ağır taşıt fazla,
ağır taşıt sayısından ziyade de ağır yükler var, bunun muhakkak kontrol
edilmesi lazım. Bunlara bakıyorduk. Başka… Akıllı sistemler kullanılsın -daha
yakın zamanlarda- diyordum. Bütün bunları söylerken…Yine, 2001 yılında bir
Ulaşım Şûrası yapmıştık. Orada, çok sayıda öğretim üyesi, bürokrat, sivil
toplum temsilcisi… Çok farklı dallarda, toplu ulaşımda, finansmanda, şehircilikte…
İşte, ulaşım çokbaşlı, gerek şehirlerarasında gerek şehir içerisinde tekbaşlı
hale getirilmesi lazım diyordum. İşte, bütün bunları söylüyorduk da… O zaman
diyorduk ki: Biz bunları bilim adamları olarak söylüyoruz; ama, bu işi yapması
gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Hükümet. Oradan çıkan sonuçları da,
izleme komiteleri kurarak nasıl Meclise taşırız, nasıl hükümete taşırız
diyordum.
İşte, bütün bunları özet olarak paylaştıktan sonra,
2002 yılında biz milletvekili olarak göreve başlayıp, Sayın Bakanım Ulaştırma
Bakanı olarak başladıktan sonra dakika 1, bütün Türkiye'deki bu konunun, ulaşım
konusunun uzmanı hocaları topluyor, ulaştırma ana plan çalışmasını başlatıyor,
Taşıma Kanunuyla ilgili hareketi yapıyor, tekbaşlılık konusunda birtakım
adımlar atılıyor…
Bizim yine vermiş olduğumuz tekbaşlılıkla ilgili
-değerli Anamuhalefetimizin desteğini de burada söylemeden geçmem mümkün
olamaz, Nurettin Sözen Bey, her seferde ismini geçiyorum- kanunumuza teklif
veriyor, sizler veriyorsunuz.
Şimdi, burada özet olarak, yani, ben, Sayın Bakanım
sizi ve bürokratlarınızı tebrik ediyorum; yani, bizim yıllarca… Beni dinleyen
çok sayıda, benim düşüncemde değil, çok farklı düşüncelerdeki bilim adamlarının
da aynı görüşte olduğu, bu konudaki takdirleri, cuma günü, yine, İstanbul
Teknik Üniversitesinde yapılan bir toplantıda, benim de, Sayın Bakanın da
katıldığı toplantıda bunları paylaşıyoruz. Bunları yapmamız lazım.
Şimdi, hal böyleyken, biz, tabiî ki, buradaki
teklifleri incelerken, buradaki tutanaklara bakarken, değerli muhalefetimin
sözcülerinin konuşmalarını dinlerken, şerhlere bakarken daha fazla katkı
bekliyoruz. Ne olur bunu yanlış anlamayın, daha fazla katkı bekliyoruz.
Şimdi, burada, baktığımız zaman can alıcı nokta ne;
işte, niye Ulaştırma Bakanlığı bunu yapıyor; burada düğümleniyor. Bundan önce,
perşembe günü, yine, tüpgeçitle ilgili bir teklif görüşülürken, orada da niye
Ulaştırma Bakanı, niye Bayındırlık Bakanı?..
Ben, bir kere, hemen şurada şunu söyleyeyim: Yani, bu
yönden baktığımız zaman, burada bir Ulaştırma Bakanı bir başka partiye mi
bağlı, Bayındırlık başka partiye mi bağlı; acaba, bir koalisyon hükümeti mi
bizi yönetiyor, yoksa, koskoca Sayın Recep Tayyip Erdoğan Hükümeti mi
yönetiyor?!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Bütün hükümetler
kocadır!..
MUSTAFA ILICALI (Devamla) - Yani, bu yönde baktığımız
zaman, zaten hepsi hükümetin, bir hükümet politikasıdır, uygulama…
Şimdi, biz, yani, sizden -zamanım çok kısa, trafik çok
önemli- bir dahaki haftada Trafik Güvenliği Haftası var -muhalefetiyle,
iktidarıyla bu yönde yapacağımız çok iş var- iyi bir fırsatımız var,
değerlendirmemiz lazım.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Hocam, koskoca ne demek?!
MUSTAFA ILICALI (Devamla) - Yani, tek başına 357
milletvekili olan, tek başına bir iktidarı var, çok büyük bir Anamuhalefeti
var, çok şanslıyız yani. Biz bu konularda çok mesafe alabiliriz, çok başarılı
bir Bakanlığımız var, bürokratlarımız var.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Siz nasıl anladınız?!
MUSTAFA ILICALI (Devamla) - Yahu, sözümüzü kesmeyin, 3
dakika 59 saniyem var değerli milletvekilleri, çok söyleyeceğim şey var.
Şimdi, hemen geçelim.
Şu anda, Türkiye'deki trafik güvenliği konusunda,
tekrar söylüyorum, mesafe almamız lazım. Bir dahaki hafta Trafik Güvenliği
Haftası. Bu, lafla olmuyor; Trafik Güvenliği Haftası, iki üç gün konuşacağız,
olmayacak. Binlerce kişiyi kaybediyoruz, onbinlerce, yüzbinlerce kişi
yaralanıyor. Bu konuda mesafe almamız lazım; mesafe almamız için de, sorunun
sebeplerini görüp, Meclis olarak ne yapacağız, Hükümetimiz olarak ne yapacağız;
bunlara bakmamız lazım.
Şimdi, ben olaya baktığım zaman, bugün, Türkiye'deki
trafik kazalarındaki en önemli şey, değerli milletvekilleri, ağır taşıt; yani,
iki yönden bakıyoruz, ağır taşıt, aşırı yükleme. Aşırı yüklemenin
taşımacılıktaki boyutunu Sayın Bakanım detaylı bir şekilde aktardı. Ben de
trafik güvenliği konusundaki etkisini inceleyeceğim.
Diğer bir önemli konu; yollarda muazzam bir aşınmaya,
bozulmaya neden oluyor. Değerli milletvekilleri, yani, dingil yükünün yol
üstyapısına vermiş olduğu zarar üstel bir fonksiyonla ifade ediliyor. Şunu size
sadece ifade etmem lazım: 8,2 tonluk standart dingil yerine 16 tonluk bir
dingil geçtiği zaman yoldan, sanki, 24 kere 8,2 tonluk yük geçiyor. Bu dinamik
etki oldukça önemli. Bakanım ifade etti, hizmet ömrü yirmi yıl olan, yirmibeş
yıl olan yolun ömrünü ikibuçuk üçe düşürüyor. Siz bunu pratik olarak yolda
nasıl görüyorsunuz? Sathî kaplamalı yollarımızda belki bir senede iki kere
sathî kaplama yapılıyor. Sıcak karışım sathî kaplamaya göre pahalı olduğu için,
bunu, bazen, tabiî, sıcak yapmamız lazımken sathî kaplama yapıyoruz, yol
maliyeti artıyor, yani, cebimizden fazla para çıkıyor. Bu, yol güvenliği
açısından, yol üstyapısı açısından bu şekilde.
Diğer taraftan, taşımacılar sıkıntı çekiyor; yani,
biraz önce Değerli Bakanım çok güzel ifade etti; birçok taşımacı yük bulamıyor.
Ben size şu örneği vereyim ve hemşerilerimden de -bu manada tebrik ve teşekkür
ediyorum- beni, Erzurum'daki nakliyeciler arıyor, diyor ki: "Ne zaman
ağırlık kontrolünü uygulayacaksınız?" Yani, ben, bunu, Karayollarımla,
Ulaştırma Bakanlığımla da, ilgili bürokratlarıyla paylaştım. Şu düşünceye
bakın; yani, bu işi yapan, en bu konuda da imkânları en az olan bir bölgeden
kamyoncular derneği ağırlık kontrolü yapılmasını istiyor. Peki, ağırlık
kontrolünü yapmamız lazım, trafik güvenliği açısından, yol üstyapı maliyeti
açısından, taşımacılara verdiği zararlar açısından. Bunu kim yapacak? Şimdi,
dönüp dolaşıp, bu konuda; yani, konuşmalarda, sadece, yetki, Bayındırlıkta mı
olsun, Ulaştırmada mı olsun… Şimdi, burada bir ulaşımın tek elde toplanmasına
dair elimizde şu anda mevcut yürürlükte bir yasa olmadığına göre, bunu kim
yapacak? Ulaşım ana planını Ulaştırma Bakanlığı yapıyor. Bunu, Teknik
Üniversite veya diğer üniversitelerdeki hocalarla, 15 000 kilometrelik yol
dahil bu yol neden gerekli; bunun ulaşım etütlerini, Sayın Ulaştırma Bakanımız,
bunları, bürokratları izah ediyor. Başka... Taşıma kanununu kim çıkarıyor;
Ulaştırma Bakanımız çıkarıyor.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Meclis çıkarıyor.
MUSTAFA ILICALI (Devamla) - Kim yönetmeliklerini
yapıyor; yine, yapıyor. Peki, o ulaştırma ana planı strateji çalışmasında ne
deniliyor; değerli, yüzlerce hocamızın yapmış olduğu çalışmada, bu kanunun
yürütülmesi; yani, taşıma kanunuyla ilgili görevi, bunu sürdürmesini
Bakanlığımıza veriyor. Durum böyle olunca, bugün elimizde de tek elde
toplayacak başka bir yasa olmadığına göre, bu işin yapılması, gayet normal
olarak Ulaştırma Bakanlığı tarafından yapılması lazım. Yani, iki cümleyle
altını çizersem, burada bulunan hiçbir milletvekilimiz, ağırlık kontrolü
yapmayalım, gerek yok diyemez buna. Bunun yapılması gerektiği zaten açık,
ortada. Bunu kim yapacak; bunu şu ana kadar… Açıkça şu soruya cevap verebilir misiniz:
Etkin bir şekilde yapılmış mı ağırlık kontrolü bu zamana kadar? Yapılmış
olsaydı, bu kadar kaza olmazdı, bu kadar çok yollarımız çabuk bozulmazdı.
Şimdi, bunu biz ne yapacağız; bunu etkin bir şekilde yapmak mecburiyetindeyiz, ağırlık
kontrolünü. Bu manada da...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ilıcalı, konuşmanızı tamamlar mısınız.
MUSTAFA ILICALI (Devamla) - Hemen tamamlıyorum.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
MUSTAFA ILICALI (Devamla) - Ben şuna inanıyorum ki:
Sayın Ulaştırma Bakanlığımız da, gelişen teknolojide akıllı ulaşım sistemlerini
kullanarak, Hollandalının, Almanya'nın yaptığı gibi, dedektörlerle, hiç yol
kenarına çekmeden, trafiği engellemeden, aşırı yükleri tespit edip, ondan sonra
detay incelemesini yol kenarında yapabileceğini, bu sistemleri getirerek etkin
bir şekilde yapacağını, bu konulara kaynak ayıracağını ve kesinlikle bu etkin
bir şekilde ağırlık kontrolü yaptığımız zaman, yollarımızdaki bozulma azalacak,
yollarımızdaki güvenlik artacak, bu manada yine Uluslararası Yol Güvenlik
Akademisinin ülkemizde yapmak istediği çalışmalar var. Yine, bunda,
Hükümetimiz, İçişleri Bakanımız hassasiyet gösterdi, niyet mektubu imzalandı.
Bu sistemler gelecek, önemli şekilde, ölümlü kazalarda azalma olacak.
Bu arada, tabiî, bu konularda söylenecek çok şey var;
ama, inanın, bizim burada konuşurken koyduğumuz fayda şu manada olmalı; yani,
bir bakanlık, Ulaştırma mı olsun, Bayındırlık mı olsun yerine, bunun
faydalarını ortaya koymamız lazım.
Önümüzdeki hafta da, Sayın Bakanım, şahsınızda
Hükümetimden bir talebimiz var. 2918 sayılı Trafik Kanununda değişiklik
yapılmasına ait hükümet tasarısı şu anda gündemde; yani, komisyonda görüşüldü.
Bunun bir an önce Meclise gelmesini çok arzu ediyorum bir milletvekili olarak
ve Trafik Güvenliği Haftasında, Meclis olarak, böyle bir katkıda bulunalım.
Genel Kurulda, bu konuda yapılması gereken çalışmalar var, o değişiklikleri de
yapalım, ülkemize güzel bir yasa daha kazandıralım. Bu yasayı da, hep beraber,
desteğinizle çıkaralım. Yollarımızdaki trafik güvenliğinin daha fazla artmasını
sağlayalım. Ulaştırma Bakanlığımızın yükü daha fazla artacak, bürokratları daha
fazla yorulacak; ama, bunun üstesinden gelecektir. Ben, burada, bir iltifat
olarak söylemiyorum. Yakından yaptığımız çalışmalarda ortaya koydukları başarı,
ben değil, benim dalımda çalışan her görüşteki öğretim üyesi tarafından takdir
edilmiştir.
Daha fazla zamanınızı alıp, sabrınızı zorlamak
istemiyorum. Bu yasanın ve buna benzer, güvenliğimizi -karayolu güvenliğimizi,
trafik güvenliğimizi- çok olumlu şekillerde, yani, gelişmiş ülkelerin
seviyesine getirecek yasalara iktidarıyla muhalefetiyle destek vereceğimizi
düşünüyorum.
Sizleri, hepinizi saygılarımla selamlıyorum; hayırlı
akşamlar diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ilıcalı.
Sayın milletvekilleri, Anavatan Partisi Grup
Başkanvekili Malatya Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş, bir önceki oturumda,
Grup sözcüsünün konuşması sırasında, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın
Şahin tarafından uygun olmayan birkısım cümleler sarf edildiğini, tırnak
içinde, kendi ifadesiyle "hakaretamiz sözler" söylendiğini belirtmiş
ve tutanakları kendisi almıştır. Ama, 69 uncu maddeye uygun olarak söz
istediğinden, aynı oturum içinde söz vermem gerektiğinden, oturum geçmiştir;
ama, daha sonra, Grubu adına -Sayın Sarıbaş'a ifade ettim- 1 inci madde
üzerinde söz alacak ve bunu ifade edecektir. Ben, bunu, bilgilerinize
sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısının
aranılmasını istiyorum.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Karar yetersayısı…
BAŞKAN - Teklifin maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Teklifin maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yetersayısı yoktur; birleşime 5 dakika ara
veriyorum.
Kapanma
Saati: 20.33
BEŞİNCİ
OTURUM
Açılma Saati:
20.43
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 96 ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
1137 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
5.- Çankırı
Milletvekili Tevfik Akbak'ın; Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/731) (S.
Sayısı:1137) (Devam)
BAŞKAN- Komisyon ve Hükümet yerinde.
Teklifin maddelerine geçilmesinin oylamasında karar
yetersayısı bulunamamıştı.
Şimdi, teklifin maddelerine geçilmesini tekrar
oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.
1 inci maddeyi okutuyorum:
KARAYOLLARI
TRAFİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN
KANUN TEKLİFİ
MADDE 1.- 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları
Trafik Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"c) Ulaştırma Bakanlığı
Ulaştırma Bakanlığının ilgili birimleri bu Kanun ve
diğer mevzuatla verilen hizmetleri yapmak, bu Kanun açısından karayolu
taşımasına ilişkin gerekli koordinasyonu sağlamak, tescile bağlı araçların
muayenelerini yapmak veya yaptırmak, muayene istasyonlarını denetlemek, 35 inci
madde hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında tutanak düzenleyerek idarî
para cezası vermek, bu maddede belirlenen idarî tedbirleri almak, araçların
ağırlık ve boyut kontrollerini yapmak veya yaptırmak ve denetlemek, aykırı
görülen hususlarla ilgili olarak sorumlular hakkında idarî para cezasına dair
tutanak düzenlemek.
Araçların ağırlık ve boyut kontrollerini yapmak üzere
yetkilendirilenler Ulaştırma Bakanlığınca denetlenir ve aykırı hareketi tespit
edilen işletme sahipleri 1.000 Türk Lirası idarî para cezası ile
cezalandırılır. Yetkilendirme konusu işletme şartlarında giderilebilecek
eksiklik olması halinde, işletme sahibine, bu eksiklikleri gidermesi için azamî
onbeş gün süre verilir. Bu süre zarfında eksikliklerin giderilmemesi halinde,
izin belgesi iptal edilir.
Araçların ağırlık ve boyut kontrollerinin yapılması
veya yaptırılması ile ilgili olarak Karayolları Genel Müdürlüğünce verilen
hizmet sürdürülürken kullanılan ve Genel Müdürlüğün diğer hizmetleri ile
ilişkili olmayan bina, arazi, arsa gibi taşınmazlar Maliye Bakanlığınca
Ulaştırma Bakanlığına tahsis; bu görev yürütülürken yararlanılan tesisat ve
teçhizat Ulaştırma Bakanlığına devredilir. Araçların ağırlık ve boyut
kontrollerini yapmak üzere Ulaştırma Bakanlığınca yetkilendirilme yapılması
halinde tahsis edilen taşınmazlar ile devredilen tesisat ve teçhizatın
kullanılması hususunda, Maliye Bakanlığının görüşü alınarak, Ulaştırma
Bakanlığı ile yetkilendirilenler arasında özel hukuk hükümleri gereğince
sözleşme yapılabilir."
BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Bilecek Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz Karayolları Trafik
Kanununun 1 inci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına
söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar, yapmış olduğumuz kanunlar uzun
ömürlü olmayıp, günün ihtiyaçlarına cevap verir nitelikte değildir. Bunun
örneğini yakın zaman içerisinde gördük ve yaşıyoruz. Nakliyeci, kamyoncu
esnafımızın durumu ortada. K1 belgesi, R1 belgesi, R2 belgesi gibi hâlâ
sağlıklı bir şekilde hayata geçirilememiş bu tür belgeler için, vatandaşımız,
kamyoncumuz ve nakliyecimiz trilyonlarca para ödemek zorunda kaldı. Peki, bu
paralar ödendi, sorunlar çözüldü mü?! Hayır, daha da büyüdü.
Bu yönetmelik uygulamaya konduğundan bugüne kadar,
Ulaştırma Bakanlığı Kara Taşıtları Genel Müdürlüğümüz 350 trilyonu geçkin bir
para toplamıştır. Kamyoncu ve nakliyeci esnafımız, gerçekten çok zor şartlar
altında bu paraları ödemiştir. Ancak, bu durumdan her iki kesim de memnun
değildir; bu belgeyi alan kesim de ve alamayan kesim de.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de 500'e yakın kamyoncu…
BAŞKAN - Sayın Tüzün, birkaç saniyenizi rica edeyim.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Genel Kurul
içindeki yüksek sesli konuşmadan dolayı hatibin konuşması anlaşılmıyor.
İstirham ediyorum, lütfen…
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Bir şey değişmedi Başkanım,
aynı gürültü yine geliyor!..
Değerli arkadaşlarım, Türkiye genelinde 495 tane
kamyoncular kooperatifi bulunmaktadır. Bu 500'e yakın kooperatifin içerisinde
261 tanesi sadece R1 belgesi alabilmiştir. Yani, bugün yürürlükte olan bu
yönetmeliğin… Uygulanması gereken bu yönetmelik içerisinde, 261 adet
kooperatifimiz alabilmiştir. Bu, şunu gösteriyor: 500'e yakın nakliyeci
esnafımızın yarısı bunu almış, yarısı da alamamıştır. Dolayısıyla, bu alan
kesim, yönetmeliğin hemen yürürlüğe konmamasından, yani, uygulamaya konmamasından
dolayı şikâyetçidir, alamayan kesim de, zaten, ekonomik sıkıntı çektiğinden
dolayı da sıkıntısı devam etmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz üzere, ülkemizde, yük
taşımasının yüzde 88'i, yolcu taşımasının ise yüzde 96'sı -yani yüzde 100'ü-
karayoluyla yapılmaktadır. Yıllardır, bu sektörde çalışan nakliyecimiz mağdur
olmuş, sorunlarını zaman zaman dile getirmiş; ancak, hâlâ çözüm bulamamıştır.
Buna istinaden, 59 uncu Hükümet, bu konudaki 4925
sayılı Kanunu 10.7.2003 tarihinde bu Meclisten çıkarmış, hem de Parlamentoda
bulunan bütün siyasî partilerin, grupların desteğiyle çıkarmasına rağmen,
ilgili Bakanlık, Ulaştırma Bakanlığı, çıkarmış olduğu bir yönetmelikle, şeklen
ve belki de kasten, bu çıkan kanunu bozmuştur.
Ülkemizin geleceğinde taşıma sektörünün
kurumsallaşması, bireysellikten kurtulması, mesleğe girişin kontrol edilmesi,
taşıma yapan kurumların eğitim, sermaye ve araç yönüyle güçlendirilmesi,
taşımanın belgeye bağlanması ve disiplin altına alınması nakliyecileri
umutlandırmış ve heveslendirmiştir; ama, geldiğimiz noktada, tüm nakliyeci ve
kamyoncu esnafımızın hevesi kursağında kalmıştır.
Bu ülkeye en dürüst vergisini ödeyen, en iyi bir
şekilde vatandaşlık görevlerini yerine getiren kesim nakliyeci ve kamyoncu
esnafıdır; çünkü, bu sektördeki insanlar, saf, temiz ve iyi niyetli
insanlardır. Dolayısıyla, bu sektördeki insanlar hakkını arayamaz
durumdadırlar.
Yıllardan beri gelen tüm hükümetler -buna 58 inci ve 59
uncu Hükümetler de dahil- bu sektöre yüklenmiş, nakliyeci ve kamyoncu
esnafımızın sorununu çözmek yerine sorunlarını da artırmıştır. Ne zaman
hükümetlere para lazım olsa, bütçe açıklarını kapatmak için kamyoncu
esnafımızdan vergi toplamıştır. Bunun örnekleri ortadadır.
Daha önce bu kürsüde yapmış olduğumuz konuşmalarda,
bakanlıklar arasında, maalesef, eşgüdümün olmadığını defalarca söyledik ve
söylemeye de devam ediyoruz. İşte, geldiğimiz bu noktada, bir kez daha
karşımıza çıkmıştır.
Görüşmekte olduğumuz kanun değişikliğiyle, Karayolları
Genel Müdürlüğüne ait birçok yetkiler Ulaştırma Bakanlığına devrediliyor. İyi,
güzel, devredelim; buna, kısmen, karşı çıkmıyoruz. Peki, daha önce ihalesini
yaptığımız, yetkileri Karayolları Genel Müdürlüğüne ait olan araç muayene
istasyonlarının ihaleleri ne olacak? Ulaştırma Bakanlığı, şimdi alacağı
yetkilerle "ben bunun altından kalkamam" deyip, daha önce ihalesi
yapılan araç muayene istasyonlarını da mı devredecek? Muhtemelen de öyle
olacağını düşünüyorum.
Ulaştırma ve İçişleri Bakanlıklarına yoğun bir şekilde
intikal eden dilekçelerden, meslekî yeterlilik belgesi ile taşıt kullanma
belgesinin karıştırıldığı ve trafik ekiplerince, sürücülerden, meslekî
yeterlilik belgesi ibraz edilmesinin istenildiği malumunuzdur. 2918 sayılı
Kanun gereğince Şoförler Odası tarafından verilen ticarî taşıt kullanma
belgelerinin verilmesi durdurulduğundan, Bakanlıktan, acilen, meslekî
yeterlilik belgesi düzenlenmesini talep ettiği de söz konusudur.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Tüzün, Sayın Bakan
dinlemiyor.
BAŞKAN - Sayın Ilıcalı… Sayın Ilıcalı… Sayın Bakanın
dinlemesine fırsat verelim.
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; biz,
bu saymış olduğum nedenlerle, ticarî taşıt kullanan sürücüler için ticarî taşıt
kullanma belgesi bulundurma zorunluluğunun bir an önce uygulamadan kaldırılması
gerekli görüldüğünden, bu düzenleme de yapılmıştır. Değerli arkadaşlar, biz,
nakliyeci ve kamyoncularımızın sorunlarını çözmek için bu kanunları çıkarmadık
mı? Bugün, neden değiştiriyoruz? Demek ki, tutmadı, olmadı, yerine getirilemedi
ve hayata geçirilemedi.
Sayın Bakanımızın, az önce, burada, bu kürsüde yapmış
olduğu konuşmalar gerçekten iyi niyetli. Kamyoncu ve nakliyeci esnafımızın
sorunlarını çözme adına çıkardığımız bu kanunlar, maalesef, uygulamaya
konmamaktadır.
Değerli arkadaşlar, az önce de söylediğim gibi,
Ulaştırma Bakanlığı, Kara Taşıtları Genel Müdürlüğümüz, bu belgelerin alınması
noktasında, 350 trilyondan fazla, kamyoncu ve nakliyeci esnafımızdan para
toplamıştır. Sayın Bakanım, Sayın Genel Müdürüm, bu paralar nereye gitti,
nereye kullanıldı? Gerçekten, nakliyeci esnafımızın sorunlarının çözülmesi
adına mı kullanıldı, yoksa, hükümete bir şekilde borç mu verildi veyahut bir
başka yere mi kullanıldı? Bunun kesin bir açıklamasını sizden duymak istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu kanun, özünde, nakliyeci ve
kamyoncu esnafına gerekli bir kanundur; ancak, uygulamaya konmasında
zorlukların ve sıkıntıların, malumunuz olduğu üzere, devam ettiğini de hep
birlikte biliyoruz.
Bu kanunun uygulanmasında önüne geçmemiz gereken en
önemli sebeplerden bir tanesi de petrol kaçakçılığının önlenmesidir. Eğer biz,
Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tüzün, şahsınız adına söz talebiniz var;
ama, sizden önce konuşmacılar var, gruplar var. Ben size birkaç dakika müsaade
edeyim, konuşmanızı tamamlayın.
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
Eğer biz, bu ülkede, özellikle 59 uncu Hükümet ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, petrol kaçakçılığını önleyemediğimiz
müddetçe, önleyemediğiniz müddetçe, kamyoncu ve nakliyeci esnafımızın
sorunlarının çözülmesi mümkün değildir diye düşünüyorum.
Konuşmamın diğer bölümde devam edeceğini bildiriyor,
şimdilik Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Tüzün, teşekkür ediyorum.
Madde üzerinde, Anavatan Grubu adına, Grup Başkanvekili
ve Malatya Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş; buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)
- Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
görüşülmekte olan 1137 sıra sayılı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda
değişiklik yapan, yasayı değiştiren kanun teklifi üzerinde Grubum adına söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bir önceki oturumda, biraz önce
Sayın Meclis Başkanımızın da ifade ettiği gibi, Anavatan Partisi Grup Sözcüsü
bu kürsüden konuşurken, Bakanlar Kurulu sırasında oturan Başbakan Yardımcısı
Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin, hiç usulde olmadığı halde, bundan önceki
cumhuriyet hükümetlerinin hiçbir zaman tevessül etmedikleri bir eylemde
bulunarak, Grup Sözcüsüne, aynen tutanaktan okuyorum: "Terbiyesiz
herif!.." "Otur yerine!.." "Dingonun ahırı mı burası!.."
Yine devam ediyor: "Terbiyesiz herif!.. Utanmaz herif!.." şeklinde,
bir bakana yakışmayacak, usul ve adabı bilmesi gereken bir bakana yakışmayacak
şekilde, taciz edecek şekilde laf atıyor.
Değerli arkadaşlar, 357 milletvekiline sahip,
Parlamento çoğunluğuna sahip bir İktidarın Başbakan Yardımcısının telaşı ne?
Milletvekili yanlış söz söylemiş olabilir. Burada, kürsüyü yöneten Başkan var.
İçtüzüğümüzün 37 nci maddesi gayet açık; diyor ki: "Kürsüdeki konuşmacı
eğer adaba aykırı üslup kullanırsa başkan uyarır, hatta o oturumdan
çıkarır."
Sayın Başkan burada otururken… Grup sözcüleri var, grup
başkanvekilleri var, cevap verme hakkı var. Nihayet, ondan sonra çıkan Sayın
Ulaştırma Bakanımız bu görüşe katılmadığını, doğru olmadığını, kınadığını da
söyledi; ama, hiç adapta, usulde olmadığı halde, Bakanlar Kurulundaki bir
bakanın kürsüdeki konuşmacıya laf atmasının neyle izah edildiğini bu kürsüden
millete söylemek istiyorum.
Sayın Bakanın bu ilk vukuatı değil. Sayın Bakan ne
zaman gelse, buraya otursa, mutlaka bir tartışmanın, bir gerginliğin konusu
olmuştur. Anladığım kadarıyla, Sayın Bakan oturduğu koltukta rahat değil. Sayın
Bakan, böyle gerginlikler yaratarak, Parlamentonun usul ve adabının dışına
çıkarak, kendisini bir siyasî ideolojinin ya militanı sanıyor ya da o Bakanlık
koltuğunu henüz hazmedemiyor. Bunu, milletimizin dikkatine sunuyorum ve Meclis
Başkanımızdan… Bu sözlerin, bu tutanaktan çıkması lazım; yani, bu Bakanın,
gelip, buradan, bu lafları söylemediğini, yanlış anlaşıldığını ve özür dilemesi
gerektiğini hatırlatması lazım. Böyle bir usul yok. Şimdiye kadar kim bu
Mecliste yanlış söz söylemişse, bu kürsüye çıkmış, ya özür dilemiş ya da o
manada söylemediğini izah etmiştir; ama, Sayın Bakan geldi, adaba yakışmayan
lafları söyledi, ondan sonra da çekti gitti. Şimdi, ben ne diyeyim Sayın
Bakana; ne diyeyim yani?!
Neyse… Bu meseleyi fazla uzatmak istemiyorum, milletin
dikkatine sunmak istiyorum. Yani, bu iktidarın bakanlarının biraz da, artık,
dört yıl sonra, bakan olduklarının idrakine ermeleri gerektiğini; bakan
olduklarını, bu milletin hükümetinin, yürütmenin bir üyesi olduklarını ve
Parlamentonun ahengini, çalışma düzenini bozmaya hakları olmadığını artık
kavramaları gerektiğini düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, tartıştığımız kanunun 1 inci
maddesinde, şimdiye kadar Karayolları Genel Müdürlüğümüz tarafından yapılan,
deruhte edilen bir görevin, bundan böyle, çıkardığımız Karayolu Taşıma Kanunu
çerçevesinde, Ulaştırma Bakanlığımız tarafından yapılmasını veya yaptırılmasını
öngören bir düzenleme. Aslında, düzenlemenin özüne baktığımız zaman, devletin
(A) kurumundan (B) kurumuna geçmiş olmasının bizce de bir sakıncası yok. Daha
koordineli çalışmış olmasının, bu ülkenin nakliyecilerine de faydası olacağını
da düşünüyorum; ancak, biraz önce buraya çıkan AK Parti Grup sözcüleri,
efendim, bu yasayla şöyle düzen gelecek, şöyle kontrol olacak, şöyle rahat
olacak, falan filan dediler. Arkadaşlar, bu yetki zaten vardı; yani, bu yetki,
2918 sayılı Yasayla, zaten Karayolları Genel Müdürlüğümüzün uhdesinde olan ve
şimdiye kadar da, o Genel Müdürlüğümüzün uyguladığı bir yetkiydi. Biz ne
yapıyoruz; bu yetkiyi, Ulaştırma Bakanlığımıza veriyoruz. Neyle veriyoruz;
mevcut Genel Müdürlüğümüzün personeliyle, binasıyla, teçhizatıyla, bu görevi
ifa ederken kullandığı bütün alet edavatla beraber veriyoruz. Şimdi, geçmişte,
eğer üçbuçuk senedir ilgili genel müdürlüğümüz, Karayolları Genel Müdürlüğümüz
bunu yapamadı da, şimdi bir yerden bir yere devir olunca çok daha iyi olabilir
mi; evet, olabilir; ama, geçmişte de yapamadıysa siz yapamadınız; yani, o genel
müdürlük size bağlı, sizin Bayındırlık Bakanlığınızın uhdesinde çalışan bir
genel müdürlük, bu siyasî kadronun, siyasî heyetin siyasî sorumluluğundaki bir
genel müdürlük; dolayısıyla, üçbuçuk sene içerisinde Karayolları Genel
Müdürlüğümüz eğer bu denetimleri yapamamışsa, burada kusuru Hükümetinizde
aramanız lazım.
Ha, şimdi, değerli arkadaşlar, bu ülkenin kamyoncuları…
Geçen haftadan önce Malatya'daydım, Kamyoncular Derneğimize gittim, Kamyoncular
Galericiler Sitemize de gittim. Birer belge çıkardınız Karayolu Taşıma
Kanunundan sonra K1 belgesi, R1 belgesi, R2 belgesi diye, yönetmelikle, resmen
kamyoncu esnafından haraç aldınız. Yani, devlet belge satar mı?! Devlet,
düzenleyen ve denetleyen bir kurumun adıdır, fonksiyonu budur. Düzenleyen ve
denetleyen bir kurumun, zaten taşıma ücretlerinin düşük olduğu, zaten
maliyetlerin, mazotun pahalı olduğu bir ülkede belge satan bir devlet… Yarın
belgenin adını değiştirin bir daha satın. Böyle bir şey olabilir mi?! Yani,
nakliyeci esnafımızı teşvik edeceğimize, evine ekmek götürecek imkânları,
olanakları onlara sağlayacağımıza, tuttuk, bir de kamyoncularımıza, devleti
zengin etmek, devlete para toplamak adına resmen belge sattık. Bu belgelere bu rakamları
koyarken yönetmelikle, bu fiyatları koyarken ölçünüz ne oldu? Hangi kıstaslara,
hangi ölçülere dayanarak (A) belgesine bilmem 11 milyar ve sonra düşürdünüz, R1
belgesine önce bir fiyat, sonra bir fiyata çektiniz; bütün bunların anlamı
neydi arkadaşlar?
Bakın, birçok kooperatiflerimiz, nakliye
kooperatiflerimiz zorda kaldılar. Nakliye kooperatiflerimize üye insanlar,
araçlarını kooperatifin mülkiyetine geçirecek mi geçirmeyecek mi tartışması
içerisinde huzursuz oldular. Bir kamyoncu, örneğin tek dingil bir kamyon, yol
teknik belgesinde istiap haddi, yük istiap haddi 16 ton, 15 ton.
Şimdi, Malatya'dan çıktı kamyoncu, 15 ton, İstanbul'a
götürecek. Yükün fiyatı ucuz, tonu 200 000 lira diyelim veya 200 lira.
Kurtarmıyor. Mazotunu kurtarmıyor. Yoldaki personelin yiyeceğini, iaşesini,
ibatesini kurtarmıyor. Ne yapıyor; 16 yerine işte 20 ton, 22 ton atıyor. O da
biliyor, kamyonu zorluyor, kendi zorda kalıyor, kamyonu yıpranıyor; ama, hiç
değilse, o aradaki farkı kâr olarak evine ekmek parası götürebilir miyim telaşı
içerisinde.
Şimdi, Sayın Bakan biraz önce söyledi, dedi ki:
"Yük istiap haddini düşürür isek, yük bulamayan kamyonculara da yük
buluruz." Bunun yolu bu değil. Yük bulamayan kamyoncular… İşte, kamyoncu
16 ton atarsa yük çoğalmış olur, diğer kamyonlara da yük düşer denilebilir,
mantık, düz mantık olarak böyle gidebilir; ancak, bu yasa daha önce de vardı,
Karayolları Genel Müdürlüğümüzün denetimindeydi, ancak hiçbir zaman uygulamadı.
Hekimhan'ın madeni var, madende kamyonlar yük taşır.
Kooperatifi de var, nakliye kooperatifi. Tonu 300 lira… Şimdi, ne yapacak adam;
26 ton atacak, gece gündüz çalışacak ki, günde kendisine 100 000 000, 50 000
000 bir para kalsın.
Şimdi, siz gidin, Hekimhan'ın o dağında, maden dağında
deyin ki, maden yolunda deyin ki, sen 16 tondan fazla atamazsın, sana ceza
yazacağım. İstediğiniz kadar deyin. Yani, ceza koymakla, kanuna ceza koymakla
hayatın gerçeklerini değiştirme şansımız yok.
Kamyoncu esnafımız perişansa, kamyoncu esnafımız
amortisman ayıramıyorsa, kamyoncu esnafımız lastiğini alamıyorsa… Bir çift
lastik kaç para Sayın Bakanım? Bir kamyona 10 tane lastik, altı ayda bir lastik
değiştirir; bir hesap yapın bakayım, bu kamyoncu bu lastiğe amortisman
ayırabilecek durumda mı?
Şimdi, insanlar niye kamyonculuk yapar? En zor iştir.
Ben yaptım, biliyorum, lisede okurken…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - En zor iştir kamyonculuk.
Lastiğiniz patlasın da bir lastik değiştirin bakayım! Kamyonculuk en zor iştir.
İnsanlar, başka yapacakları iş olmadığı için, alınterini, kol emeğini, hayatını
katarak kamyonculuk yaparlar, çoluk çocuklarına ekmek götürmek için; ekmeği de
götüremezler. Kamyonculuktan zengin olmuş bana bir tane şoför esnafı gösterin;
asla mümkün değil.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Çok, çok…
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Alır borca, üç yıl, beş
yıl çalıştırır kamyonu; borcu ya öder ya ödemez, ya hacze gider kamyon ya evini
satar öder. Sonuçta, iş yapmak adına, yani, boş gezmiyorum, işim var adına bu
işi yapar. Onun için, bu insanlara Hükümetinizin sahip çıkması lazım. Bu
insanların, hakikaten, dağlar kadar sorunları var. Hakikaten, bu insanları, bu
ülkenin yollarının çilekeş insanları… Onların kamyonlarının arkasındaki o
yazılar, "garibin çilesi" falan yazılar, hakikaten, doğrudur.
Türkiye'de, Türk edebiyatında onların çok emeği de vardır o deyişler hakkında.
Hakikaten, o yazıların bir hakkını, bu ülkenin Hükümeti bu insanlara çok
görmemesi lazım diyorum ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sarıbaş.
Şahsı adına, Burdur Milletvekili Sayın Bayram Özçelik;
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 1137 sıra sayılı kanun teklifi üzerinde şahsım adına söz almış
bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla
selamlıyorum.
Ülke ekonomisinin içinde bulunduğu şartlar ve finansman
yetersizlikleri, mevcut kısıtlı kaynakların en etkin ve rasyonel biçimde
kullanılmasını gerektiren kamu yatırımlarına yönelmemizi zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenle, kamunun mevcut kaynaklarıyla belirlenen hedef ve öncelikler
doğrultusunda Acil Eylem Planı kapsamında bölünmüş yolların yapımına karar
verilmiştir.
15 000 kilometrelik bölünmüş yol yapımına
başlanılmasındaki hedef nedir? Trafik güvenliğini artırarak kazaları azaltmak
ve kazalardaki ölüm oranını düşürmek, mevcut kapasite yetersizliklerini
iyileştirerek, taşıt işletme giderlerini seyahat süresinden tasarruf sağlayarak
ekonomiye katkıda bulunmak, sürücülere konforlu bir seyir sağlamak ve Avrupa
ülkelerindeki gelişmiş olan yol ağlarıyla entegrasyonu sağlamaktır.
Acil Eylem Planımız kapsamında ülkemizin ana aksları ve
transit koridorları incelenerek toplam 15 000 kilometre yol öncelikle
belirlenmiştir. Ülkemizin Avrupa ve Asya arasında doğal bir koridor olması
nedeniyle, uluslararası yollara bağlantı sağlayan ve yüksek standartlara sahip
olması gereken 4 000 kilometrelik yol kesimi, uluslararası ağ bütünlüğü
nedeniyle, ikinci öncelikli bölünmüş yol ve trafik kompozisyonu değişiklik
göstermekle birlikte bölünmüş yola dönüştürülmüştür.
2003, 2004 ve 2005 yıllarında bölünmüş yol yapım
çalışmalarında ağırlıklı olarak birinci öncelikli yollarda çalışma yapılmakla
beraber, bölgesel ve uluslararası öncelikler de dikkate alınarak, ikinci ve
üçüncü öncelikli yollarda da çalışmalar sürdürülmektedir.
AK Parti İktidarımızdan önce, bu zamana kadar,
Türkiye'de, yalnızca 3 859 kilometre bölünmüş yol vardı. İktidara geldiğimiz
günden itibaren yapılan çalışmalar sonucunda 2003 yılı başından Aralık 2005
tarihine kadar devlet ve il yollarında toplam 6 700 kilometre bölünmüş yolda
çalışma yapılarak, bunun 5 115 kilometresi asfalt seviyesinde bitirilerek
trafiğe açılmış, 805 kilometresi üst yapı, 830 kilometresi ise toprak tesviye
seviyesinde tamanlanmıştır.
Hükümetimiz, Türkiye genelinde 600 kaza kara noktasını
aydınlatmış. Çalışma yapılan yollarda trafik kazası oranı yüzde 65 oranında,
ölüm oranı da yüzde 94 oranında azalmıştır. Böylece, geçmiş dönemde yapılan
bölünmüş devlet yolu, bölünmüş il yolu ve 1 775 kilometre uzunluğundaki
otoyollarla birlikte bölünmüş yol uzunluğu toplam 11 199 kilometre olmuştur.
Hedefimiz, medeniyet ve kalkınmanın bir göstergesi olan bölünmüş yollarımızın
daha kaliteli ve güvenli olmasını sağlamaktır.
Siz değerli milletvekillerine saygılar sunuyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özçelik.
Şahsı adına, Aydın Milletvekili Ahmet Rıza Acar.
Sayın Acar, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AHMET RIZA ACAR (Aydın) - Sayın Başkan, çok değerli
üyelerimiz, sayın milletvekillerimiz; 1137 sıra sayılı Trafik Kanununda
değişiklik yapılması üzerinde söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygı ve
hürmetle selamlıyorum efendim.
"Her alanda standartları yükseltmek" ve
dolayısıyla "muasır milletler seviyesine ulaşmak" dilimizden düşmeyen
cümlelerdendir. Şimdi de, karayollarıyla alakalı olarak önümüzde, yine,
standartları yükseltmek ve şoför esnafımıza, kamyoncularımıza daha rahat, daha
geniş imkânlar sunmak için yeni bir kanun değişikliğiyle karşınızdayız.
2005 yılında Odalar ve Borsalar Birliğinin yaptığı bir
araştırmaya baktığımız zaman, orada "kazananlar ve kaybedenler" diye
bir çizelge var. Bunların içerisinde taşıma sektörüyle alakalı olarak,
ulaştırma sektörüyle alakalı olarak lojistik firmalarının kazananlar olduğunu,
kamyon sahiplerinin ise, her geçen gün bu organize olanların karşısında
zorluklara düştüklerini ifade ediyor. İşte, Hükümetimiz, böyle bir ortamın
varlığını dikkate alarak, kamyoncu esnafının daha iyi, daha rahat bir zeminde
ve de gelirini artıracak bir şekilde çalışma ortamı yapabilmesi için önünüze bu
değişikliği getirmiştir.
Şimdi, bu değişikliğin neler ihtiva ettiğini Sayın
Bakandan ve diğer tüm konuşmacılardan dinledik; ama, önemli olan şudur: Kamyon
fabrikalarına bakınız, kamyon fabrikalarında sıra olduğunu görürsünüz; bir.
İkincisi: Kamyon sahiplerinin de kamyonlarını yenilemek
için son derece gayret gösterdiklerini, faizlerin düşmesiyle buna imkân
bulduklarını sizler de fark edeceksiniz.
Kamyoncu esnafını korumanın yolu, onun yolunun güzel
yapılması, geniş yapılması, duble olması; iki, kamyonunu rahat bir şekilde,
kolay bir imkânla değiştirebilmesidir diye düşünüyorum.
İşte, Ulaştırma Bakanlığının ve de diğer kurumlarımızın
üç yıldan beri yaptığı çalışmaların semeresini görüyor, hepinizi saygı ve
hürmetle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Acar.
Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemine geçiyorum.
Buyurun Sayın Kepenek.
YAKUP KEPENEK (Ankara) - Sayın Başkan, çok teşekkür
ediyorum.
Aracılığınızla, Sayın Bakanımdan, Karadeniz ikili yolu
konusunda bir son gelişme üzerine bir soru sormak istiyorum: Bu yolun
Çayeli-Ardeşen-Pazar-Fındıklı ve Hopa arasında, 77 kilometrelik bölümünde,
yakın günlerde, Fındıklı İlçesinin Güngören mevkiinde büyük bir göçük oldu ve
347,3 milyon dolarlık bir zarardan söz ediliyor ya da harcamadan söz ediliyor.
Bu yolun henüz yüzde 44'ü tamamlandı ve bu yol davalı. Çok acı bir olay daha
yaşandı, Avukat Cihan Eren yaşamını yitirdi.
Şimdi, birçok ilçede, bu yolun ilçenin içinden
geçmemesi yönünde yargı kararları var. Bir yanlış yapıldı; ama, bu yanlışta
ısrar ediliyor.
Benim sorum şu: Bu yolun en azından davalı bölümlerinin
yapılmaması ve Karadeniz'in dalgaları nedeniyle yüzlerce milyon doların
kaybolmaması için Hükümetimiz bu konuyu yeniden ele almayı düşünüyor mu? Yolun
kimi ilçelerde, ilçeler içinden değil de dışından geçirilmesi yönünde bir
çalışma yapılacak mı? Çünkü, bu yol hem halkı denizden kopardı hem de çevreyi
ve doğayı yok ediyor.
Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kepenek.
Sayın Işık...
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, yetkinin devredilmesiyle birlikte,
Bakanlığınızın etkin bir ağırlık kontrolü yapmasının getireceği ekonomik
avantaj konusundaki değerlendirmenizi almak istiyorum; ülke ekonomisine
katkısını çok özet bir şekilde öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Işık.
Sayın Baloğlu...
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
Sayın Bakandan öğrenmek istediğim şu: Karayolu otobüs
işletmeciliği, kentlerarası otobüs işletmeciliği bir buhranın kapısında.
Uçakların, ucuz uçakların yarattığı bir kaos kara taşımacılığını tehdit ediyor.
Ben şunu öğrenmek istiyorum: Ulaştırma Bakanı olarak, kendisi, Bakanlığı, kara
taşımacılığının sorunlarını çözmek için bir proje hazırladılar mı? Uçaklara
yapılan indirim, uçakların yakıtlarını ucuz temin etmeleri, buna benzer bir
indirimin de denizde sağlanmasının yanında, karayolu ulaştırmacılığında niye bu
imkânlar sağlanmıyor? Bu konuda Sayın Bakanın açıklamasını bekliyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baloğlu.
Sayın Özcan...
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Başkan, aracılığınızla,
Sayın Bakanıma, Antalya ve Mersin karayolu konusundaki çalışmalarınız ne zaman
başlayacak? Artık, yetmiyor mu? Bu turizm bölgesi ve bu ulaşım konusunda
narenciyecilerimizin ve sebzecilerimizin, çiftçilerimizin ulaşımı, artık, bir
arapsaçına döndü. Böyle bir çalışmalarınız var mı? Bunu öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özcan.
Sayın Bakanım, buyurun.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, tabiî, Sayın Kepenek'in sorusu,
sahil yolunda meydana gelen bir çöküntüyle ilgili. Bu konu, Bayındırlık
Bakanlığımız Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen bir projedir. Bu
konuda tüm detayları kendisine aktaracağım ve cevabını vereceğim.
Sayın Ahmet Işık, tabiî, bu yetki devrinin getireceği
avantajlar, ekonomiye katkısından bahsetti. Tabiî, her şeyden önce, ağırlık
kontrollerinin etkin şekilde yapılması, haksız rekabeti önleyecek, yollarımızın
aşınmasına -erken aşınmasına- mâni olacak ve her şeyden önce, trafik
kazalarında hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısında bir azalma
sağlayacaktır. Teşekkür ediyorum.
Sayın Baloğlu "karayolunda otobüs taşımacılığının
içinde bulunduğu sorunlar ve bunlara tedbir düşünülüyor mu" dedi. TOFED
diye adlandırılan, karayolu otobüs taşımacılarının bir araya getirdiği en büyük
üst kuruluşla, bu konuda, birkaç sefer toplantı yaptık ve bunlarla ilgili
birkaç düzenlemeyi de yaptık, birkaç taleplerini de değerlendiriyoruz.
Bunlardan en önemlisi, karayolu taşımacılığında tabanfiyat uygulaması getirdik.
Bu da, haksız rekabeti ortadan kaldıracak, kilometre başına birim fiyat
uygulamasını öngören ve buna göre fiyat tarifesi taşımacıların belirlemesini
sağlayan bir uygulamadır.
Takdir edersiniz ki, hava taşımacılığında yakıttan ÖTV
kaldırma diye bir şey söz konusu değildir. Sadece, bu uygulama, deniz
taşımacılığına yapılmıştır. Bu da deniz taşımacılığımızın yıllardan beri
beklentisiydi, denizlerimizi daha etkin kullanabilmek bakımından yapılan bir
düzenlemeydi. Teşekkür ediyorum.
Sayın Özcan'ın sorusu; tabiî, yine, Bayındırlık
Bakanlığımızın yürüttüğü bir projedir. Ben kendisine konuyu aktaracağım,
gerekli cevabı yazılı olarak ileteceğiz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
1137 sıra sayılı "Karayolları Trafik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına ilişkin" Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin
aşağıdaki şekilde düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Hakkı Ülkü |
Şevket Arz |
Muharrem
Kılıç |
|
|
İzmir |
Trabzon |
Malatya |
|
|
Nurettin
Sözen |
Erdal
Karademir |
Ufuk Özkan |
|
|
Sivas |
İzmir |
Manisa |
Madde 1:
13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"c) Ulaştırma Bakanlığı
Ulaştırma Bakanlığının ilgili birimleri bu Kanun ve
diğer mevzuatla verilen hizmetleri yapmak, bu Kanun açısından karayolu
taşımasına ilişkin gerekli koordinasyonu sağlamak, tescile bağlı araçların
muayenelerini yapmak veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına
yaptırmak, muayene istasyonlarını denetlemek, 35 inci madde hükümlerine aykırı
hareket edenler hakkında tutanak düzenleyerek idarî para cezası vermek, bu
maddede belirlenen idarî tedbirleri almak, araçların ağırlık ve boyut
kontrollerini yapmak veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına
yaptırmak ve denetlemek.
Araçların ağırlık ve boyut kontrollerinin yapılması
veya yaptırılması ile ilgili olarak Karayolları Genel Müdürlüğünce verilen
hizmet sürdürülürken kullanılan ve Genel Müdürlüğün diğer hizmetleri ile
ilişkili olmayan bina, arazi, arsa gibi taşınmazlar Maliye Bakanlığınca
Ulaştırma Bakanlığına tahsis; bu görev yürütülürken yararlanılan tesisat ve
teçhizat Ulaştırma Bakanlığına devredilir. Araçların ağırlık ve boyut
kontrollerini yapmak üzere Ulaştırma Bakanlığınca yetkilendirilme yapılması
halinde tahsis edilen taşınmazlar ile devredilen tesisat ve teçhizatın
kullanılması hususunda, Maliye Bakanlığının görüşü alınarak, Ulaştırma
Bakanlığı ile yetkilendirilen kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile
arasında özel hukuk hükümleri gereğince sözleşme yapılabilir."
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT
(Tekirdağ) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet?..
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Sayın
Başkan, küçük bir açıklamaya izin verirseniz, söyleyip, ondan sonra fikrimizi
beyan edeceğim.
BAŞKAN - Buyurun.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Verilen
önergede, bizim düzenlemeye ilave olarak "bu ölçü, tartı, boyut kontrolünü
Ulaştırma Bakanlığının yapması veya kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarına yaptırması" deniliyor. Burada, esasen, bizim yaptığımız
düzenlemeden tek fark "yapmaktan" sonra "kamu niteliğindeki
meslek kuruluşları"nın ilavesidir.
Halbuki, bizim düzenlememizde "yapmak veya
yaptırmak" şeklinde, daha geniş kapsamlı bir tanımlama yaparak, böylece,
gerek meslek kuruluşu gerek özel teşebbüs gerek başka ilgi duyan herhangi kesim
varsa, bunları dahil etmiş oluyoruz. Dolayısıyla, genel bir düzenleme, özel
hükümleri de ihtiva ettiğinden, bu önergeye ayrıca ihtiyaç olmadığını
düşünüyorum; çünkü, bizim getirdiğimiz düzenleme bunu da kapsamaktadır; bu
nedenle katılamıyoruz.
Arz ederim.
BAŞKAN - Sayın Ülkü, gerekçeyi mi okutayım, konuşacak
mısınız efendim?
HALUK KOÇ (Samsun) - Gerekçe…
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anılan teklifi ile özelleştirme uygulamalarına zemin
hazırlanmaktadır. Kamusal nitelik taşıyan ve bir yasal zorunluluk olan araç
muayene ve araçların ağırlık ve boyut kontrollerini gerçekleştirme
hizmetlerinin Ulaştırma Bakanlığına verilecek "yaptırma" yetkisi ile
kamusal nitelikteki bu hizmetlerin özelleştirilmesine yönelik ince hesaplar
sürdürülmektedir. Bilindiği üzere, 1983'te başlayıp süregiden özelleştirme
uygulamalarında ideoloji özetle "her şey özel sektör içindir; kamunun
dünyada ekonomide en fazla pay sahibi olduğu ülke Türkiye'dir" görüş ve
iddialarına dayanmaktadır.
Oysa, özelleştirme uygulamalarının yoğunlaştığı 1998
yılındaki veriler bile ekonomik hayat içinden devletin payının Amerika'da yüzde
32,3, Avustralya'da yüzde 51,7, İtalya'da yüzde 50,2, Japonya'da, yüzde 35,
Kanada'da yüzde 42,3, İngiltere'de yüzde 41 olduğu halde ülkemizde sadece yüzde
26,6 olduğu gerçeğini gizleyememektedir. (Kaynak: IMF-Economic Outlook 1998-2.
OECD Analytical Databank)
Bu nedenlerle, öncelikle maddenin 2918 sayılı
Kanunundaki mevcut haliyle korunmasını istemekle birlikte, eğer niyet gerçekten
bu hizmetlerin etkin, verimli, ekonomik, kamu yararı esas alınarak ticarî
kaygılardan uzak bağımsız kontrol ve denetim kuruluşlarınca gerçekleştirilerek
devletin yükünü hafifletmek ise araç muayene ve araç ağırlık ve boyut
kontrolleri işinin sadece uzmanlık alanı kapsamında, bilimsel, teknik
uygulamalardaki çok yönlü birikimleri olan ve kamu yararını esas alan,
Anayasanın 135 inci maddesi kapsamında, tanımlanan "kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları" tarafından yapılmasına olanak sağlanması
amacıyla öneride bulunulmuştur.
Bu önerimiz, AB standartlarında bir muayene kuruluşunda
olması gereken TS-EN 45004 standartlarında öngörülen tarafsızlık ve bağımsızlık
kriterine uymaktadır.
Özelleştirme halinde ise, halen yargıda bulunan araç
muayene istasyonlarına ilişkin süreçte görüldüğü gibi bu ilkeye uymayıp araç
ithal edip servisleri ve yedek parça satış birimleri bulunmasına rağmen özel
firmalar yetkilendirilebilecektir. Bildiğiniz gibi bu durum yargıda halen
sürmekte olan bir konudur ve komisyon gerekçelerinin 2 nci maddesinde
belirtildiği "araç muayene istasyonları ile ilgili olarak yapılan ihaleye
kazanan tüzelkişilik ile sözleşme imzalanamamasının" asıl nedeni budur.
Araç muayene ve araç ağırlık ve boyut kontrolleri kamu
alanında kamu eliyle yürütülmesi gereken işlerdir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle Bakanlığın araç muayene
ve araç ağırlık ve boyut kontrolleri işini öncelikle kendisinin yapması; ancak,
destek alması gerektiğinde bu desteği ticarî kuruluşlardan değil kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarından alması amacıyla öneride bulunulmuştur.
Ayrıca, kamusal alandaki işleri ticarî kuruluşlarla
devrettiğiniz durumda ticarî kaygılarla yapılan uygulamaların teklifte yer
aldığı şekliyle 1 000 YTL'lik idarî para cezalarıyla engellemesi mümkün
değildir.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2.- 2918 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin üçüncü
fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Birinci fıkranın (a) bendi hükümlerine uymayanlar
50 Türk Lirası, (c), (g), (h), (i) ve (j) bentleri hükümlerine uymayanlar 100
Türk Lirası, (d) ve (e) bentlerindeki hükümlere uymayanlar 200 Türk Lirası, (b)
ve (f) bentlerine uymayan işletenler 1.000 Türk Lirası, (b) ve (f) bentlere
aykırı yük gönderenler 2.000 Türk Lirası idarî para cezası ile
cezalandırılırlar."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Çanakkale Milletvekili Sayın Ahmet Küçük; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; 1137 sıra sayılı Karayolları Trafik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 2 nci maddesi üzerine
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce
Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bugün burada, Karayolları Trafik
Kanununda, bir süre önce çıkarılmış Trafik Kanununda birtakım değişiklikleri
tartışıyoruz. Tabiî, bu kanunu konuşurken, bu kanunu değerlendirirken, bu
kanunun bünyesi içerisinde Türkiye'nin ulaştırma politikalarını, Türkiye'nin
ulaştırma politikasının altyapılarını, unsurlarını, aktörlerini konuşmak,
değerlendirmek ve sorunları tespit ederek, belki de sorunların, bu anlamda,
çözüm yolları aramanın da bir parçası olarak kullanmak gerektiği kanaatindeyim.
Değerli arkadaşlarım, ulaştırma, dünya kurulduğundan bu
yana, elbette ki, insanların en temel meselesi ve bugün de, dünyada rekabet
edebilmenin, yaşam kalitesini artırabilmenin ve dolayısıyla, yaşam kalitesini
artırabilmenin en önemli yolu da, en iyi ulaştırma politikalarını hayata
geçirmek, iyi entegre etmek politikaları birbirine; ulaştırmanın unsurlarını,
karayollarını, demiryollarını, denizyollarını, havayollarını, boru hatlarını
birbirine iyi entegre etmek ve dolayısıyla, bunun sonucunda, insanlığın
yararına, ülkenin yararına, halkın yararına, sektörün yararına en olumlu
sonuçları bulmak, o ülkenin ekonomisinde de, en rekabet edebilir sonuçlar
ortaya çıkaracak ve dolayısıyla, ülkenin rekabet gücünü artıracaktır.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda,
ilk iş olarak, hepimizin bildiği gibi, ulaştırma meselesine bakarken, önce,
Türkiye gibi büyük coğrafyası olan bir ülkede, öncelikle, sorunu en akılcı
biçimde çözme yoluna gitmiş ve ülkesinin dört bir yanını demir ağlarla örme
arayışına girmiş ve cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan demiryolu miktarı,
maalesef, bugün, hâlâ, hayal bile edemediğimiz boyutlarda.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizin üç tarafı denizlerle
çevrili. Önemli bir deniz ülkesiyiz. Önemli, büyük iki tane yarımadadan oluşan
bir ülkemiz var; ama, denizyollarından, gerek mal taşımacığında gerek insan taşımacılığında,
yeteri kadar faydalanamadığımız bir gerçek. Yine, böyle büyük coğrafyaya sahip
bir ülkede, havayollarını, bugüne kadar, yeteri kadar geliştiremediğimiz ve iyi
devreye sokamadığımız da bir gerçek.
Ancak, yeni yeni, boru hatlarının ülkemizden geçişiyle
birlikte boru hatlarının önemini fark ediyor ve ülkemiz, belki, sevinerek
görüyoruz ki, tam bir enerji terminali haline geliyor boru hatlarıyla.
Dolayısıyla, ulaştırma politikasını değerlendirirken,
tamamen, bütün bu unsurları beraber düşünmek ve bunların birbirine
entegrasyonunu iyi değerlendirmek lazım.
Tabiî, bugün, hâlâ, ülkemizde karayolları çok önemli
bir unsur. Biz, hâlâ, yolcuların yüzde 95 kadarını karayoluyla taşıyoruz, yükün
de neredeyse yüzde 90'lara varan bir miktarını da… Böyle bir büyük coğrafyada,
böyle yüksek bir coğrafyada, karayollarının standardını yükseltmenin bu kadar
zor olduğu bir coğrafyada, hâlâ, karayollarıyla ulaşım sağlamaya çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, var olan durum bu. Bu
durumda en iyisini yapmak lazım. Ülkemiz, bundan sekiz on yıl önceye kadar
yılda 6 000-7 000 kişinin öldüğü trafik kazalarına sahne olurken, yapılan
birtakım iyileştirmelerle, bugün, bu rakamların 3 000-4 000'lere düşmüş olması,
maddî kayıpların bir miktar azalması elbette sevindirici.
Değerli arkadaşlarım, bu Hükümet iktidara geldiğinde en
iddialı söylemi, belki de en iddialı ortaya attığı politika, karayollarının
standartlarını yükseltmeye yönelik duble yol yaklaşımıydı.
Hepimizin hatırlayacağı gibi, Bayındırlık Bakanı, o zamanki
Bayındırlık Bakanımız "Türkiye'de, beş yılda, 15 000 kilometre duble yol
yapacağız" iddiasını ortaya koymuş ve her yıl 3 000 kilometre duble yol
iddiasıyla hemen kolları sıvamış ve gereğini yapmaya başlamıştı. Gerekli
tespitler oldu, trafik yoğunluk ölçümleri yapıldı, öncelikler belirlendi ve
hızla işe başlandı sözde. Üçbuçuk yıl geçti 58 ve 89 uncu Hükümetler
zamanında... O hesapla, bugün, 10 000 kilometre yolun bitmiş olması lazım.
Halbuki, biraz önce, İktidar Grubundan bir arkadaşımızın da söylediği ve
hepimizin bildiği gibi, İktidarın verdiği rakamlara göre bile 5 000 - 6 000
kilometre civarında yol gerçekleştirildiği söyleniyor. Her ne kadar, bu
yollara, tam standartlara uygun duble yol denilemeyecekse de, Hükümetin,
iddiasının ancak yüzde 50'si, 60'ını gerçekleştirebildiği ortaya çıkıyor.
Bakın, 15 000 kilometre duble yol yapma iddianız varsa ve her yıl 3 000
kilometre yapacağım diyorsanız -üçbuçuk yılınız bitmiş- şu anda, en az 10 000
kilometreyi bitirmiş olmanız lazımdı ve ancak, 5 000 - 6 000 kilometrelerden
bahsediliyor. Bunların da ne kadar sıhhatli rakamlar olduğu tartışılır. Bu yolların
standartlara ne kadar uygun yapıldığı tartışılır.
Değerli arkadaşlarım, bugün, yapılan yolların
kalitesini, kalitesizliğini görüyoruz. Bakın, inşaatçılıkta bir şeyi yapmak
kolaydır bir taraftan; ama, eğer bir şeyi doğru yapmamışsanız, eksik
yapmışsanız, yanlış yapmışsanız, sağlam yapmamışsanız, tamiri mümkün değildir.
Bir inşaatı, hele hele bir karayolu inşaatını düzgün bir altyapıya
oturtmamışsanız, yarın, onunla baş edemez, yaptığınız paradan daha çok para
harcar, yarın, sökmeye çalışırsınız. Değerli arkadaşlarım, maalesef, duble yol
inşaatlarında bu kalitesizliği görüyoruz, hepimiz tanık oluyoruz. Satıh kaplama
yapılıyor, ona da saygı duyuyoruz, beton asfalt kullanılamayabilir; ama, satıh
asfalt kaplamasının ne kadar kalitesiz olduğunu ve arabalarımızın, duble
yollarda seyahat ederken ne kadar zor durumlarda kaldığımızı hep birlikte
yaşıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, ben, bu çerçevede, biraz da işi
Çanakkale'ye getirmek istiyorum. Bakın, Türkiye'de 15 000 kilometre duble yol
yapacağım diyen İktidar, Çanakkale'de de hatları belirledi "271 kilometre
duble yol yapacağım" dedi arkadaşlar; 271 kilometre... Neyse, payımıza bu
düştü dedik, bereket versin, teşekkür ederiz. Çanakkale'nin Denizkent
girişinden Biga, Lapseki, Çanakkale, Ezine, Ayvacık, Küçükkuya'ya kadar,
Eceabat'tan da Keşan'a kadar, Çanakkale İl sınırlarında duble yol yapılacaktı.
Değerli arkadaşlarım, şu anda gerçekleşmiş duble yol miktarı sadece 6 kilometredir.
Çanakkale Milletvekili arkadaşlarım burada; her yer berbat, rezalet vaziyette,
her gün yeni trafik kazalarının önünü açacak birtakım salkım saçak, her taraf
dökülmüş vaziyette…
Değerli arkadaşlarım, iyi kötü, Hükümet, 15 000
kilometrenin yüzde 50'si civarında bir realizasyon gerçekleştirmiş; ama,
Çanakkale'de bu, yüzde 2'ler civarındadır. Ayıptır! Çanakkale'nin hakkı, hiç
olmazsa Türkiye ölçülerinde verilmeli ve bu duble yolların, hiç olmazsa, bugüne
kadar 100 kilometresi, 150 kilometresi bitirilmeliydi. Değerli arkadaşlarım,
yapılan sadece 6 kilometredir ve bir tane de köprüdür.
Dolayısıyla, Hükümet bu iddiasına sahip çıkmaya hâlâ
devam ediyorsa, en çok Çanakkale'de sahip çıkmalıdır; çünkü, en çok
Çanakkale'de geri kalmıştır. Durum vahimdir. Sayın Başbakan geldi, gördü.
Gerçekten, Çanakkale, Türkiye'nin en zor ulaşılan ili, karayollarının en lazım
olan ilidir, havaalanlarına en çok uzak olan ildir. Bize en yakın çalışan
havaalanı değerli arkadaşlarım, 350 kilometre; ya İstanbul'a gideceksiniz ya
İzmir'e gideceksiniz, 350 kilometre daha yürüyeceksiniz. Böyle zor şartlarda
Çanakkale'ye gereken önemin verilmesi gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, İktidar Partisinden
arkadaşlarım, burada bu kanuna yeterli katkıyı, gerekli katkıyı alamadıklarını
söylüyorlar. Bu, teknik bir kanun. İktidar Partisi üyeleri şapkayı önüne koyup
düşünmelidir; bu kanunun esası bütün grupların katılımıyla çıkmışken, bugün bu
değişiklik gerçekleşmiyorsa, İktidar Partisi milletvekilleri, İktidar Partisi
Grubu…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Küçük, arkadaşlar, maddeyle ilgili
konuşmanızı tavsiye ediyorlar.
Buyurun.
AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Ben, aynen Bayram Özçelik'in
izinden devam ediyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlarım…
FARUK ÇELİK (Bursa) - AK Partiye ulaşacaksın!..
AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Aynen, o duble yoldan gidiyorum
ben de, duble yoldan devam ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, duble yol büyük bir iddiadır. Bu
iddianın altında bu Hükümet kalmamalıdır; kalırsa, nereye gideceği belli olmaz.
Duble yollarda otoyollardaki gibi hız yapmaya kalkarsanız, başınıza neler
geleceği belli olmaz. Onun için, bu konuda, ben, Hükümeti dikkate çağırıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubuyla, kanunların
yapılmasında, komisyonlarda diyalog kurarken, lütfen, güven veren bir anlayışı
ortaya koymanızı diliyorum. Biz, bu kanuna, o gün gerekli destekli desteği
vermiş, bugün çekincelerimizi ortaya koyuyorsak, demek ki, kanunun
uygulanmasında, yönetmeliklerin hazırlanmasında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
kanunda işaret ettiği bazı duyarlılıkların yerine gelmediği anlaşılmaktadır.
Burada, sadece ceza yazarak, sadece belge çıkarıp bu
belgeleri şoför esnafına satarak, insanların, bu sektörün, taşımacılık
sektörünün içinden, nakliye sektörün içinden tasfiyesine yol açan anlayışları
temel politika yaparsanız, politikanızın temeli yaparsanız, bir gün, bir
bakmışsınız ki, insanlar da sizi ilgisinin dışına doğru atmış ve siyasetin
dışına doğru itilmişsiniz.
Bu dikkat içerisinde davranılacağını umuyor, Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Küçük.
Kara, deniz ve havayollarında trafik güvenliği olması
şarttır; trafik güvenliği olmazsa kazalar olabilir.
Burdur Milletvekili Mehmet Alp.
Sayın Alp, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MEHMET ALP (Burdur) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 1137 sıra sayılı Karayolları
Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin 2 nci maddesi
üzerinde konuşmak üzere şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizde, her yıl, binlerce kişinin ölümüne,
onbinlerce kişinin yaralanmasına ve millî ekonomide büyük zararlar oluşmasına
neden olan trafik kazalarının önlenmesi için, trafikte Avrupa Birliği
standartlarına uyum sağlamayı amaçlayan Karayolları Trafik Kanununda önemli
değişiklikler içeren kanun teklifini görüşmekteyiz. Bu teklifin yasalaşması
durumunda, birçok düzenleme ve yenilikler, uygulamada bir rahatlık getirecek ve
kolaylık sağlayacaktır.
Ülkemizdeki mevcut ulaştırma sistem ve hizmetlerinin
şartlara göre işleyişi, ihtiyaçlara uygun bir şekilde cevap verebilmesi,
gerekli görüldüğünde düzenlemeler yapılması, karayolu taşımacılığı sektörüne
yönelik bütün uygulamalar içindir.
3348 sayılı Ulaştırma Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanunla belirlenen, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanununun,
ayrıca, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Karayolları Genel Müdürlüğüne
verilen çok önemli görev, yetki ve sorumlulukları bulunmaktadır.
Söz konusu kanunlarla, yapılmakta olan bütün görevlerin
etkin ve amacına uygun bir şekilde yürütülebilmesi, zorunluluktan dolayı
yapılan birçok yasal düzenlemeler ve gerekli değişikliklerden beklenen sonucun
alınması, karayolu taşımacılığının daha güvenli, daha düzgün ve daha verimli
hizmet verebilir hale getirilmesini amaçlamaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılacak yeni
yasal düzenleme doğrultusunda, bu teklifin 2 nci maddesine dair görüşlerimiz
şunlardır: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun araçların yüklenmesiyle
ilgili konuları içeren 65 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen,
araçların yüklenmesini düzenleyen yönetmelikte belirtilen ölçü ve esaslara
aykırı olarak, karayolu yapısı ve kapasitesi ile trafik güvenliği bakımından
tehlikeli olabilecek tarzda yükleme yapılması durumunda, günümüz şartlarına
göre idarî para cezaları ve caydırıcı olması gereken uygulamalar konulacaktır.
Bunlar, şunlar: (a) bendindeki 32 100 lira olan para
cezası 50; (b) bendindeki 131 900 olan para cezası, bu bende uymayanlar ve
işletenler için 1 000 Türk Lirası, bu bende aykırı yük gönderenler için de 2
000 TL, (c), (g), (h), (i) ve (j) bentlerindeki 64 700 liralık para cezası ise
100 TL olacaktır, (d) ve (e) bentlerindeki 131 900 TL olan para cezası 200 TL,
(f) bendindeki 64 700 TL para cezası da, bu bende uymayan, işletenler için 1
000 TL, bu bende aykırı yük gönderenler için de 2 000 TL'ye çıkarılmaktadır.
Karayollarındaki trafiğin düzgün seyri açısından, yük
ve yolcu taşımacılığının verimli akışının gerçekleşmesi açısından bu
değişiklikle getirilen idarî para cezaları, ihmal ve ihlallerin caydırıcılığını
sağlayabilecektir. Ayrıca, ülkemizde, kamyon, çekici ve otobüs gibi ağır taşıt
sürücülerinin kazaya karışma oranları Avrupa ülkelerine oranla 3-4 kat daha
fazladır. Bunun nedenlerinin başında, yorgun, dalgın, uykusuz araç kullanımının
yanı sıra, kapasite, tonaj, limit üstü yük ve yolcu taşıması gelir. Bundan
dolayı da bu tür araçlar, yıpranmakta, karayollarındaki asfalt yapısını
bozmakta ve küçük binek araçlarının trafikteki seyir akışını zorlaştırmaktadır.
Bu duygu ve düşüncelerle, sözlerime son verirken, kanun
teklifinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, Yüce Meclisimizi
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Alp.
Sayın milletvekilleri, Komisyon Başkanının bir
açıklaması olacak.
Buyurun.
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT
(Tekirdağ) - Sayın Başkanım, görüşmekte olduğumuz bu 2 nci maddenin ikinci
fıkrasının sondan ikinci sırasında yer alan "bentlere" kelimesinin
"bentlerine" olarak düzeltilmesi gerekiyor.
Arz ederim.
BAŞKAN - Tamam, not alınmıştır, gerekli şekilde tashih
edilecektir.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sadece o kadar mı Sayın Başkan?
Düzeltme o kadar mı sadece?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT
(Tekirdağ) - Bu kadar.
HALUK KOÇ (Samsun) - Başka da çıkacak, onun için.
BAŞKAN - Şahsı adına Konya Milletvekili Sayın Halil
Ürün.
Buyurun Sayın Ürün. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HALİL ÜRÜN (Konya) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 1137 sıra sayılı Çankırı Milletvekilimiz Sayın Tevfik
Akbak'ın, Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifinin 2 nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz teklifin esası
bir yetki devridir ve yerinde bir düzenlemedir. İzah edildi, ifade edildi, bir
kez de ben ifade etmek istiyorum. Hazırladığımız ve Meclisimizden geçirerek
kanunlaştıracağımız düzenlemelerin pratik hayatımızda uygulanabilir olması
gerekir, cezai müeyyidelerin caydırıcı olması gerekir. Dolayısıyla, bu teklifle
bu amaç güdülmekte ve Karayolları Genel Müdürlüğü üzerindeki -Karayolları Genel
Müdürlüğünün yapım ve bakımla alakalı, yollardaki ciddî, yoğun yetkilerinin
üzerine bu yetkinin de kullanımı fazla olduğundan- bu yetkinin Ulaştırma
Bakanlığına devredilmesiyle daha rantabl, daha uygun bir işin yürürlüğe
sokulmasını bu sayede sağlamış olacağız.
Bir kere, Karayolları Genel Müdürlüğü, yolların yapım
ve bakımından sorumlu olduğu için, buradaki yol güvenliği, trafik işaretlerinin
konulması, bakımın daha düzenli halde yapılabilmesi, daha fazla yetkiyi
kaldıramayacak kadar önemlidir.
Burada yeri gelmişken ifade etmek istiyorum, Sayın
Malatya Milletvekili Anavatan Partisi Grup Başkanvekili ifade etti, acaba,
İktidar, bu görevi, üzerinde, Karayolları Genel Müdürlüğü olduğu halde niye
yerine getiremiyor? Bunun cevabını Cumhuriyet Halk Partisinden sözcü
arkadaşımız Ahmet Bey verdi, yol güvenliği açısından ciddî manada kazaların
önlenmiş olması bir büyük başarıdır; ama, biz, bununla da yetinmiyoruz. Daha
sağlıklı olan, yapısal bir değişiklikle bu yetkinin sahibinin isabetli
belirlenmesidir. Bu da, Ulaştırma Bakanlığının bu yetkiyi kullanarak, daha
ciddî bu görevin yerine getirilmesini sağlamaktır.
Ben, bu isabetli görüşün yanında, sizlerle iki önemli
hususu da paylaşmak istiyorum yeri gelmişken. Bir kere, bilindiği üzere, yolcu
taşımasında ciddî kriterler konuldu ve yolcu taşıma güvenliği, bu manada, ciddî
manada yapılıyor; ama, yük taşımacılığında da benzeri somut kriterlerin
konulmasına ihtiyaç vardır; yani, 1 ton ile 10 ton arasındaki yükü taşıma
konusunda kilometre başına bir fiyat konulabilir ve 10 ile 15 ton ve 15 tonun
üzerindeki ciddî fiyatlarda da bir belirleme olur. Böylece, nakliyeci ile
kamyoncu esnafının arasında uygun olmayan pazarlıkların yapılmasına mâni
olunur; ayrıca da, ciddî birtakım vergi kayıpları önlenmiş olur.
Bu vesileyle, ikinci paylaşmak istediğim husus şudur:
Daha önce, yine, bu teklif görüşülürken -Erzurum Milletvekilimiz Mustafa Bey
ifade etti- Karayolları Trafik Kanunu, gerçekten, komisyonlarımızdan geçmiş ve
Meclisimize intikali beklenmektedir. Bence, bu konuda ciddî beklentiler var,
hem karayollarımızın daha güvenli bir şekilde kullanımı açısından hem de
özellikle özel sürücü kursları dahil, bunları ilgilendiren, dolaylı-dolaysız
ilgilendiren birçok vatandaşımızı, sürücü adaylarımızı çok ilgilendirdiği için,
binlerce demiyorum, milyonlarca insanımızı ilgilendirdiği için, bu kanun
tasarısının da, bir an önce Meclisimize intikalinde zaruret vardır.
Ben, bu teklifi hazırlayan değerli arkadaşımız Tevfik
Akbak Beye ve onunla birlikte mesai yapan arkadaşlarımıza ve bunu
kanunlaştırarak, inşallah, bize kazandıracak olan siz değerli üyelere saygılar,
sevgiler sunuyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ürün.
Madde üzerinde soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.
Sayın Altınorak, buyurun.
YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - Sayın Başkanım, sevgili
Komisyon ve Hükümete burada sormak istiyorum. Şu anda görüşmekte olduğumuz 1137
sıra sayılı kanun teklifinin, İçişleri Komisyonunun kabul ettiği metnin 2 nci
maddesinde "2918 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin üçüncü fıkrası
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir" ifadesi var. Maddeyi aynen okuyorum:
"Birinci fıkranın (a) bendi hükümlerine uymayanlar 50 Türk Lirası, (c),
(g), (h), (i) ve (j) bentleri hükümlerine uymayanlar 100 Türk Lirası, (d) ve
(e) bentlerindeki hükümlere uymayanlar 200 Türk Lirası, (b) ve (f) bentlerine
uymayan işletenler 1 000 Türk Lirası, (b) ve (f) bentlere aykırı yük
gönderenler 2 000 Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılırlar."
Az önce Komisyon bir düzeltme yaptı. O düzeltmeyi
yaparken, orada "ve"nin "veya", "veya"nın
"ve"… Noktanın, virgülün yer değiştirilmesi gerekeceği yerde, bana
göre öncelikle şunun yapılması lazım: Şu anda gündemde olan, yaşamda olan para
birimimiz nedir? Ben buraya gelmeden önce bir araştırma yaptırdım. Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunu da yanımda getirdim. Kanun
metni şu anda yanımda ve burada, YTL'nin Türk Lirasına dönüşümüyle ilgili
olarak kesinleşmiş bir hüküm söz konusu değil, tarih belli değil. Fakat, yine,
1137 sıra sayılı kanun teklifinin 6 ncı maddesine geçtiğimizde "Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer" diyor. Bu kanunun yürürlüğe gireceği
tarih 2009 mu, 2010 mu, 2020 mi, 2050 mi, bunu bilmek istiyorum.
Bu cezalar, ilgili milletvekilimizin teklifinde YTL
olarak değerlendirilmiş; fakat, İçişleri Komisyonundan da Türk Lirası olarak
çıkmış. Böyle bir şey olabilir mi?!
Düzeltmenin aslında bu biçimde olmasını düşünüyorum. Bu
iktidarın da, böyle yanlışlıklarla, bu ülkeyi, bundan sonraki süreçte de
götüremeyeceğine inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Özkan, buyurun.
UFUK ÖZKAN (Manisa) - Sayın Başkan teşekkür ederim.
Sayın Bakana şu sorum olacak: Kendi ifadelerinden 80
000 000 aracın yıllık taşıma yaptığını, bunlardan 240 000'inin kontrol edildiğini
ifade etti Sayın Bakan; yani, 333 araçtan 1 tanesini ancak kontrol edebildik
geçmiş dönemde.
Bu kanun teklifi kabul edildikten sonra, bu
kontrolleriniz hangi boyuta çıkacaktır, hangi rakamlara kadar çıkacaktır? Bunun
için Bakanlığınızın ayırmış olduğu bir bütçe var mıdır? Ekbütçe talebinde
bulunacak mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özkan.
Sayın Ülkü, buyurun.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın
Bakana sormak istiyorum: Anayasanın 135 inci maddesi kapsamında kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarından özellikle TMMOB'un Makine Mühendisleri
Odası bu yasayla çok ilgili.
Demin vermiş olduğumuz değişiklik önergesinin neden
reddedildiğini halen anlamış değilim. Kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları, gerek araç muayene istasyonlarıyla ilgili olarak ihaleyi kazanan
ve şu anda tüzelkişilik olarak sözleşme imzalanamamasının sebebi olarak
nitelenen bazı konuları aşmak için yardımcı olmak isterken, siz olaya niçin
böyle baktınız?
Bütün bunlar, kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarına muayene istasyonlarını denetlemek ve yaptırtmak anlamındaki
konuları niçin atlıyorsunuz?
Yine "Maliye Bakanlığının görüşü alınarak
Ulaştırma Bakanlığıyla yetkilendirilen kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarıyla arasında özel hukuk hükümleri gereğince sözleşme
yapılabilir" gibi güzel bir maddeyi niçin reddediyorsunuz?
Ayrıca, LPG'yle ilgili olarak önümüzdeki maddelerde
gelecek olan reasürans şirketleriyle ilgili olarak yine makine mühendislerinin
rolü olması gerekirken niçin bunlara sıcak bakmıyorsunuz; anlamış değiliz.
Ben bunları size sormak istiyorum, cevabını da almak
istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Işık, buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın
Bakana şunu sormak istiyorum: Karayolları taşımacılığında yapılan
düzenlemelerin özünde, Sayın Bakanım, Türk karayolu taşımacılık sektörünü AB'ye
uyarlamak da vardır. Ulusal Programda 16 tüzük ya da direktifle uyum sağlamayı
taahhüt etmiş bulunmaktayız. Geldiğimiz nokta nedir; bunu öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım, 3-4 dakikamız var.
Buyurun efendim, cevaplarını alalım.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Altınorak'ın bahsettiği, tabiî, bu cezaların
neden Türk Lirası olarak zikredildiği... Hatırlarsınız, geçen hafta çıkan Çevre
Kanununda da yine Türk Lirası olarak çıktı.
HALUK KOÇ (Samsun) - Görüşülmediği için efendim…
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Efendim,
şöyle; Çevre Kanunu görüşüldü.
HALUK KOÇ (Samsun) - Maddeler görüşülmedi efendim.
YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) - Maddelerde biz yoktuk.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Efendim,
onun cevabını vermek istiyorum; görüşülmemiş olabilir.
Şöyle söylemekte yarar var: 2005 yılında çıkarılan
Kabahatler Kanununda, cezaların, bundan böyle bir geçici maddeyle -3 üncü
geçici madde- 1 inci geçici maddeyle, Türk Lirası olarak kullanılacağına
amirdir. Neden amir; çünkü, Yeni Türk Lirası, geçici olarak düzenleme yapılmış
bir birimdir; 2007 yılından itibaren tekrar TL'ye dönülecektir. Böyle, durmadan
da kanunlarda değişlik yapmak ihtiyacı olmasın diyerek, daha önce çıkarılan
Kabahatler Kanununda, bu, geçici bir maddeyle, bundan böyle çıkarılacak
kanunlarda her türlü maddî düzenlemelerin, parasal düzenlemelerin YTL'yle
yapılması öngörülmüştür; olay bundan ibarettir. Teknik bir düzenlemedir,
herhangi bir sorun yoktur; yani, bir hata söz konusu değildir. Bu böyle.
İkincisi, Sayın Ufuk Özkan'ın, tabiî, bu kanunla
birlikte denetlemelerin ne kadar artacağı, bunun için ekbütçe ihtiyacı olup
olmayacağı ifade edildi. Benim demek istediğim şu: 1 araç haftada 2 sefer
yapıyor; 800 aracımız var; dolayısıyla, 80 000 000 sefer içerisinde 240 000
kontrol yapılmış. Bunun sebebi ne; yıllardan beri bu kontrol için gerekli
altyapının yapılmamış olması ve bu kontrolün amacına uygun olarak yapılamamış
olması. Bizim amacımız, bu kontrol sayısını, yapacağımız altyapıyı
yaygınlaştırmak suretiyle artırmak; ama, hiçbir zaman yüzde 100'e ulaşmayız.
BAŞKAN - Sayın Bakanım, birkaç saniyenizi rica edeyim,
cevabınızı sıralamak için; çünkü, süremiz tam dolmak üzere. Sadece, sizin cevap
hakkınızı kullanmanız için süre uzatımı alacağım Genel Kuruldan.
Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanın, sayın
milletvekili arkadaşlarımızın sorularını cevaplamasına kadar sürenin
uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Buyurun.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Sayın
Başkanım, maddeyi oylayalım, eğer Genel Kurulun rızası olursa -bitti- yeni bir
maddeden başlayalım.
BAŞKAN - Yarın oylarız Sayın Bakanım, mühim değil.
Buyurun.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Burada,
tabiî, amaç, bütün kontrollerde yüzde 10 hedeftir. Yüzde 10 hedefi tutturmak
için gerekli altyapıyı buna göre ayarlayacağız.
Sayın Ülkü'nün ifade ettiği geçmiş maddeyle ilgili
önergede şunu söylemek istiyorum: Tabiî, bizim buradaki düzenlememiz, meslek
kuruluşlarına veya "özel ticarî kuruluşlar" diye tadat etmek yerine,
genel olarak "yaptırılması" ifadesiyle hepsini kapsamaktadır.
Dolayısıyla, burada, meslek kuruluşlarıyla sınırlı tutmak, rekabet ve eşitlik
ilkesine de aykırı olur. Onun için, genel ifadede hepsi yerini bulmuştur. Kaldı
ki, biz, mesela, bu Karayolu Taşıma Yönetmeliğinde, yaptığımız uygulamada
meslek odalarına yetki verdik; 40 tane odaya yetki verdik. Yani, biz, bu olayı
böyle düşünmesek, bu uygulamayı yapmayız. O bakımdan, burada bir endişeniz
olsun istemiyorum. Bu düzenlemeyle, gereken işlemler yapılmış olacaktır.
Sayın Ahmet Küçük, Çanakkale Milletvekilimiz
"sadece 6 kilometre Çanakkkale'ye yol yapıldı" dedi. Herhalde, bir
unutkanlık olacak; 46 kilometre -şimdi bilgiler bana geldi- biten ve
Çanakkale-Ayvalık, Çanakkale-Lapseki 41 kilometre, Biga-Gümüşçay 5 kilometre
bitmiş. Bundan sonra bitecek olan 100 kilometre, inşaatı devam eden. Türkiye
genelinde de, şu anda biten 5 115 kilometre, yıl sonuna kadar ulaşılacak rakam
7 000 kilometredir. Bu da, neredeyse, İktidar hedefinin yarısıdır.
Bir şeyin bilinmesinde yarar var; Türkiye Cumhuriyeti
kurulduğundan beri yapılmış bölünmüş yol miktarı 3 550 kilometredir,
Hükümetimizin üçbuçuk yılda yaptığı 7 000 kilometredir; tam, bunun 2 katıdır.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Bunun da bilinmesinde yarar var. Vatandaşımız
bizi izliyor. Onun için, rakamları doğru telaffuz etmekte fayda var.
Son soru Sayın Ahmet Işık'ın. Tabiî, bu düzenlemeyle,
Avrupa Birliğiyle ilgili ne değişiklik olacak?.. Ulusal Programda, taşımacılık
sektörü için uyumda öngörülen 16 adet düzenleme var. Bugüne kadar, karayolu
taşımacılığında, 12 düzenlemeyi bitirdik, 4'üyle ilgili, yıl sonuna kadar
tamamlayacağız; ancak, uyum müzakere sürecine bırakmayı istediğimiz 9 tane
düzenleme vardır. Bunu da, üye olduktan sonra yerine getireceğiz. Dolayısıyla,
bu konuda, karayolu taşımacılığıyla ilgili uyum bağlamında düzenlemeler oldukça
ileri seviyededir; ama, ülkemizin menfaatları, taşımacılarımızın menfaatları
gereği, üye olsak dahi, yapmayacağımız bazı düzenlemeler de mevcuttur. Bunu da
ifade etmek isterim.
Hepinize çok teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, çalışma süremiz
dolmuştur.
Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini
sırasıyla görüşmek için, 3 Mayıs 2006 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak
üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati: 22.06