DÖNEM:
22 CİLT: 116 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
86 ncı Birleşim
11 Nisan 2006 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMALAR
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GündemdIşI Konuşmalar
1.- Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, Kutlu Doğum
Haftası münasebetiyle, Hazreti Peygamberin kişiliğine ilişkin gündemdışı
konuşması
2.- Balıkesir Milletvekili Orhan Sür'ün, Balıkesir'e bağlı
köylerin sorunlarına ve bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin gündemdışı
konuşması
3.- Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaplan'ın, Şanlıurfa'nın
düşman işgalinden kurtarılışının 86 ncı yıldönümünde, ilin ekonomik ve sosyal
sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
B)
Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ
1.- Anavatan Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri
Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu ve Malatya Milletvekili Süleyman
Sarıbaş'ın, kamu kurum ve kuruluşlarındaki yolsuzluk iddialarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılma-sına ilişkin önergesi (10/358)
V.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil ve 31
milletvekili ile Bursa Milletvekili Şevket Orhan ve 30 milletvekilinin, bazı
girişimcilerce holding adı altında gerçekleştirilen izinsiz halka arz yoluyla
tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının neden ve sonuçlarıyla bu
süreçte SPK'nın sorumluluğunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi üzerine
kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/16, 262) (S. Sayısı:1061)
2.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim
Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
3.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin
Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
4.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma
Komisyonu Raporu (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve 17'ye 1 inci Ek)
5.- Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu
Raporu (1/277) (S. Sayısı: 1079)
6.- Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1145) (S. Sayısı:
1112)
7.- Muğla Milletvekili Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu'nun; 190
Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 2985 Sayılı
Toplu Konut Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (2/727) (S. Sayısı:1138)
VI.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA
İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in, Erzurum
Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın, konuşma-sında partisine ve şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
VII.- SORULAR VE CEVAPLAR
A)
YazIlI Sorular ve CevaplarI
1.- Muğla Milletvekili Ali Cumhur YAKA'nın, Muğla'nın Datça
İlçesindeki elektrik kesintilerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/12268)
2.- İzmir Milletvekili Bülent BARATALI'nın, İzmir'de ABD ve
NATO kaynaklı bazı faaliyetler yürütüldüğü iddialarına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Millî Savunma Bakanı M.Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/12279)
3.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, yenilenebilir
enerji projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet
Hilmi GÜLER'in cevabı (7/12296)
4.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, genel ekonomik
verilere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif
ŞENER'in cevabı (7/12467)
*Ek cevap
5.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir firmanın gümrük
beyannamelerini yanlış beyanla doldurduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/12484)
6.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Hanak Kompresör
İstasyonunun gaz türbinlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/12507)
7.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, yoksullukla
mücadeleye ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12619)
8.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, TOKİ'nin Bingöl
deprem konutları ihalesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12620)
9.- Muğla Milletvekili Fahrettin ÜSTÜN'ün, bir gazete ve
televizyon kuruluşunun hisselerinin halka arz girişimine ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/12628)
10.- Samsun Milletvekili Musa UZUNKAYA'nın, İstiklal Marşı
Şairinin anılmasına ve Hacettepe kampusundaki kaçak yapılaşmaya ilişkin sorusu
ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12640)
11.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, THY'nin yer
hizmetleri ihalesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı
(7/12648)
12.- Muş Milletvekili Şerif ERTUĞRUL'un, Muş Havaalanına
ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/12692)
13.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Kyoto Protokolünün
imzalanmamasının nedenine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman
PEPE'nin cevabı (7/12694)
14.- Zonguldak Milletvekili Harun AKIN'ın, TÜBİTAK'ın,
görevine son verdiği özürlü bir personele ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12712)
15.- Manisa Milletvekili Hasan ÖREN'in, Gediz Nehrindeki
kirlilikle mücadeleye yönelik bir projeye ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman
Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/12755)
16.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Telsimin satışına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in
cevabı (7/12763)
17.- İzmir Milletvekili Serpil YILDIZ'ın, Eximbank ile
ilgili bir iddiaya ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/12764)
18.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, engelli personele
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in
cevabı (7/12765)
19.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF'ye AK Parti
Genel Merkezinden Telsimin satışıyla ilgili bir faks gönderildiği iddiasına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı
(7/12771)
20.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, şans oyunlarından
yapılan kesintilere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12774)
21.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, engelli personele
ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı
(7/12795)
22.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya'da atıl
durumdaki tarihî yerlere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla
KOÇ'un cevabı (7/12816)
23.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya'daki bir
ören yerinin elektriğinin kesilmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Atilla KOÇ'un cevabı (7/12819)
24.- Antalya Milletvekili Atila EMEK'in, Türk turizmindeki
tanıtım sorunlarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un
cevabı (7/12822)
25.- İzmir Milletvekili Canan ARITMAN'ın, yurt dışına
çıkarılmış tarihî eserlerin geri alınmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12825)
26.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, engelli personele
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12827)
27.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, mayınlı
arazilerin temizlenmesinde izlenen usule ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/12836)
28.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, hazine adına tescil
edilen mera ve tarım arazilerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/12837)
29.- Artvin Milletvekili Yüksel ÇORBACIOĞLU'nun, vekil
öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin
ÇELİK'in cevabı (7/12852)
30.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Mercedes-Benz
firması ile ilgili ihbara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in
cevabı (7/13075)
31.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, mayınlı
arazilerin temizlenmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın
cevabı (7/13095)
32.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, TRT 2'de
yayınlanan bir tekzip metnine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın
cevabı (7/13174)
33.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının yaptığı yardımlara ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/13175)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
14.00'te açılarak üç oturum yaptı.
Genel Kurulu ziyaret eden
Belçika Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Francois Roelants Du Vivier ve
beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denildi.
İstanbul Milletvekili
Mehmet Ali Özpolat'ın, Avukatlar Günü münasebetiyle, avukatların sorunlarına ve
alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşmasına, Adalet Bakanı Cemil
Çiçek cevap verdi.
Burdur Milletvekili
Bayram Özçelik, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, Hazreti Peygamberin
kişiliğine,
Bursa Milletvekili
Abdulmecit Alp, Bursa'nın fethinin 680 inci yıldönümüne,
İlişkin gündemdışı birer
konuşma yaptılar.
Denizli Milletvekili
Mustafa Gazalcı ve 54 milletvekilinin, okullardaki (10/356),
Anavatan Partisi Grubu
adına Grup Başkanvekilleri Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu ve Malatya
Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın, okullarda meydana gelen (10/357),
Şiddet olaylarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu;
önergelerin gündemdeki yerlerini alacakları ve öngörüşmelerinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Gaziantep Milletvekili
Fatma Şahin'in, Türkmenistan'ın Başkenti Aşkabat'ta yapılacak olan "Altın
Asırda Türkmen Kadınlar" konulu uluslararası konferansa Türkiye Büyük
Millet Meclisini temsilen katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
3 üncü sırasında bulunan,
Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S.
Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden;
1 inci sırasında bulunan,
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve
17'ye 1 inci Ek),
2 nci sırasında bulunan,
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
Dair 604 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (1/277) (S. Sayısı: 1079),
4 üncü sırasında bulunan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısının (1/1030)
(S. Sayısı: 904),
6 ncı sırasında bulunan,
Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının
(1/1145) (S. Sayısı: 1112),
8 inci sırasında bulunan,
Muğla Milletvekili Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu'nun, 190 Sayılı Genel Kadro ve
Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 2985 Sayılı Toplu Konut Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/727) (S. Sayısı: 1138),
10 uncu sırasında
bulunan, İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu'nun, Ulaştırma Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifinin (2/733) (S. Sayısı: 1135),
11 inci sırasında
bulunan, Çankırı Milletvekili Tevfik Akbak'ın, Karayolları Trafik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin (2/731) (S. Sayısı: 1137),
Görüşmeleri, ilgili
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
5 inci sırasında bulunan,
190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki
Cetvellerin Yargıtay Başkanlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının (1/1105) (S. Sayısı: 1075), görüşmeleri tamamlanarak,
9 uncu sırasında bulunan
ve Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen, 23/2/2006
Tarihli ve 5462 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun (1/1180) (S. Sayısı: 1136), yapılan
görüşmelerden sonra,
7 nci sırasında bulunan,
Türkiye Cumhuriyeti ile Güney Afrika Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden
Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel
Olma Anlaşmasının (1/1099) (S. Sayısı: 1013),
12 nci sırasında yer
alan, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı ile Çin Halk
Cumhuriyeti Kalite Yönetimi, Denetim ve Karantina Genel İdaresi Arasında Sanayi
Ürünlerinde Kalite ve Güvenliğe İlişkin Danışma ve İşbirliği Mekanizması Tesis
Edilmesine Dair Protokolün (1/1112) (S. Sayısı: 1084),
Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarılarının, görüşmelerini müteakiben elektronik
cihazla yapılan açıkoylamalardan sonra;
Kabul edilip
kanunlaştıkları açıklandı.
11 Nisan 2006 Salı günü
saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 20.59'da son verildi.
Nevzat Pakdil
Başkanvekili
|
|
Ahmet
Küçük |
Ahmet
Gökhan Sarıçam |
|
|
Çanakkale |
Kırklareli |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
Mehmet Daniş
Çanakkale
Kâtip Üye
No.: 118
II.- GELEN KÂĞITLAR
7 Nisan 2006 Cuma
Rapor
1.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Tasarısı;
5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu
Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında 17/06/1994 Tarihli ve 4006 Sayılı
Kanun ve Anayasanın 89 uncu Maddesi Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi; 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı
Kanununa Beş Ek Madde ile Üç Geçici Madde Eklenmesi Hakkında 18/01/1990 Tarihli
ve 3602 Sayılı Kanun ve Anayasanın 89 uncu Maddesi Gereğince Cumhurbaşkanınca
Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi; Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı;
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarıları; İzmir Milletvekili Hakkı Akalın ve 39 Milletvekilinin; 5434 Sayılı
Emekli Sandığı Kanununun 32 nci Maddesine Bir Bent Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi; İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in; 1479 Sayılı Bağ-Kur Yasasının
Ek-20. Maddesinin 1. Fıkrasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi;
İzmir Milletvekilleri Bülent Baratalı ile Türkan Miçooğulları'nın; Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi; Kayseri Milletvekili Muharrem Eskiyapan ve 12 Milletvekilinin; 506
Sayılı Kanunun, 2422 Sayılı Kanunun 10 uncu Maddesi ile Değişik 73 üncü Maddesi
ve 16 ncı Maddesi ile Değişik Ek 17 nci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi; İzmir Milletvekilleri Türkan Miçooğulları ile Bülent
Baratalı'nın; Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Mersin
Milletvekili Mustafa Özyürek ve 26 Milletvekilinin; 1479 Sayılı Esnaf ve
Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun
Sosyal Güvenlik Destek Primi Başlıklı Ek Madde 20'nin Yürürlükten
Kaldırılmasına İlişkin Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu
ve 27 Milletvekilinin; 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek ve 8
Milletvekilinin; Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanunu ve Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi;
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın; 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve
Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve
23 Milletvekilinin; 08.06.1949 Tarihli ve 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı
Kanunu, 17.07.1964 Tarihli ve 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 02.09.1971
Tarihli ve 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Mersin
Milletvekili Mustafa Özyürek ile 30 Milletvekilinin; 24.05.1983 Tarihli ve 2829
Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin
Birleştirilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması ve Bu Kanuna Geçici İki
Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi; Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan'ın;
08.06.1949 Tarih ve 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekili Samsun Milletvekili Haluk Koç'un; 5434 Sayılı Emekli Sandığı
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Adana Milletvekili Zeynep Tekin Börü'nün;
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi; Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 13 Milletvekilinin;
5434 Sayılı Emekli Sandığı Yasasının 32. Maddesine 01.06.1967 Tarihli ve 875
Sayılı Yasa ile Eklenen (G) Bendinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
ile İçişleri; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/1008, 1/8, 1/14, 1/408, 1/568, 1/571, 1/574, 2/79, 2/151, 2/152,
2/156, 2/196, 2/208, 2/301, 2/313, 2/322, 2/335, 2/423, 2/459, 2/558, 2/593,
2/654) (S. Sayısı: 1139) (Dağıtma tarihi: 7.4.2006) (Gündeme)
Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri
1. - Mardin Milletvekili Muharrem DOĞAN'ın, TESK Genel Kurulunun
toplantı yerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12260)
2. - Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, Çanakkale'de ağır kış
şartlarının yol açtığı sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/12265)
3. - Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, Muğla-Kayadibi Köyündeki
zeytinlik alanın yakınında kurulan taş ocağına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/12266)
4. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, devredilen Köy Hizmetleri
Genel Müdürlüğünün personel ve taşınırlarının durumuna ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/12272)
5. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, İstanbul-Çamlıca'da
satılan arazilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12275)
6. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Adana Büyükşehir
Belediyesine yeni bağlanan belde ve köylere götürülen hizmetlere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12277)
7. - Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün, kamu avukatları ile hukuk
müşavirlerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali
ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/12289)
8. - Şanlıurfa Milletvekili Turan TÜYSÜZ'ün, Rus doğalgazının kesilmesi
ihtimaline yönelik tedbirlere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12295)
9. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, doğalgazın kesilmesi
riskine ve enerji santrallerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12297)
10. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, özel halk
otobüsü taşımacılığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/12300)
11. - İstanbul Milletvekili Bihlun TAMAYLIGİL'in,
İstanbul-Fatih Belediyesinin uyguladığı bir ankete ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12302)
12. - Ordu Milletvekili Kazım TÜRKMEN'in, Ordu
İlindeki okulların sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12308)
13. - Şanlıurfa Milletvekili Turan TÜYSÜZ'ün, döner
sermaye gelirlerinin değerlendirilmesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12310)
14. - Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, doktorların
mecburi hizmet görevlerine başlatılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12311)
15. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, bir
özel hastaneyle ilgili iddialara ve sağlık alanındaki bazı önlemlere ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12312)
16. - Denizli Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın,
özel hastanelerde sigortalılara verilen hizmete ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12313)
17. - Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un,
Hatay'daki sağlık kuruluşlarının iyileştirilmesine ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12314)
18. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
DHMİ'nin kalibrasyon uçağı alım ihalesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12324)
19. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bitlis'teki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12338)
20. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bitlis'teki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12339)
21. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bitlis'teki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12340)
22. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bitlis'teki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12341)
23. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bitlis'teki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12342)
24. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bitlis'teki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12343)
25. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bitlis'teki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12344)
26. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Bingöl'deki
bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12345)
27. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bingöl'deki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12346)
28. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bingöl'deki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12347)
29. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bingöl'deki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12348)
30. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bingöl'deki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12349)
31. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bingöl'deki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12350)
32. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bayburt'taki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12351)
33. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bayburt'taki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12352)
34. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bayburt'taki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12353)
35. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Batman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12354)
36. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Batman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12355)
37. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Batman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12356)
38. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Batman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12357)
39. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Batman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12358)
40. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bartın'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12359)
41. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bartın'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12360)
42. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bartın'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12361)
43. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Bartın'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12362)
44. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Amasya'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12363)
45. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Amasya'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12364)
46. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Amasya'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12365)
47. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Amasya'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12366)
48. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Amasya'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12367)
49. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Amasya'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12368)
50. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Amasya'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12369)
51. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Aksaray'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12370)
52. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Aksaray'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12371)
53. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Aksaray'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12372)
54. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Aksaray'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12373)
55. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Aksaray'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12374)
56. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Aksaray'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12375)
57. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Aksaray'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12376)
58. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ağrı'daki
bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12377)
59. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ağrı'daki
bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12378)
60. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ağrı'daki
bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12379)
61. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ağrı'daki
bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12380)
62. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ağrı'daki
bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12381)
63. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ağrı'daki
bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12382)
64. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ağrı'daki
bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12383)
65. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ağrı'daki
bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12384)
66. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Adıyaman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12385)
67. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Adıyaman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12386)
68. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Adıyaman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12387)
69. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Adıyaman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12388)
70. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Adıyaman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12389)
71. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Adıyaman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12390)
72. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Adıyaman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12391)
73. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Adıyaman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12392)
74. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Adıyaman'daki bazı sağlık kuruluşlarının personel sayısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12393)
75. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
gayrimenkul yatırım ortaklıklarında mütekabiliyet esasının aranıp aranmadığına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12396)
76. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın,
Millî Eğitim Bakanlığının Dünya Bankası ile hazırladığı bir projenin ihalesine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12397)
77. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya'nın Finike İlçesine yeni bir liman ve marina yapılıp
yapılmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12400)
78. - Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın,
Uludağ Millî Parkına yönelik projelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/12403)
79. - Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın,
Uludağ Millî Parkındaki işletmelere ve çeşitli çalışmalara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/12404)
80. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, bazı soru
önergelerinin cevaplandırılmamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/12409)
81. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, bir
hukuk bürosuna verilen işlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/12410)
82. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Rus
doğalgazının bedelinin bir kısmının mal karşılığı ödenmesiyle ilgili
düzenlemeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12412)
83. - Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in, Ortadoğu
Yaşlanma Kongresine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12413)
84. - Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
İstanbul Depreme Hazırlık Projesi Direktörlüğüne yapılan atamaya ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12415)
85. - İstanbul Milletvekili Güldal OKUDUCU'nun, bir
taşınmaz satışıyla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/12417)
86. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, güneş tutulmasına yönelik tanıtım faaliyetlerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12418)
87. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya'da dağıtılan kömürün hava kirliliğine etkisine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12420)
88. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Bolu Dağı geçişindeki işletmelerin desteklenmesine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12421)
89. - Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, cam
sanayinin desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12423)
90. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, AB
mevzuatında İslama hakaretin cezai müeyyidesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/12424)
91. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, elektrik
santralleriyle ilgili yargı kararlarının uygulanmadığı iddiasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12425)
92. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Ceza ve
Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanundaki bir değişiklik önerisine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12427)
93. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, tıp
fakültesi olan üniversitelere sağlık harcamaları için ödenek ayrılmamasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12429)
94. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Türkiye
Teknoloji Geliştirme Vakfına aktarılan kaynağa ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/12430)
95. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, şeker
üretimi ve tüketimi ile kaçakçılığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/12431)
96. - İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun,
istisnaî memuriyet kadrolarına ve yapılan atamalara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/12432)
97. - Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, bazı
mesleklerdeki işsizlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12437)
98. - İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın,
tekstil sektörünün desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/12439)
99. - İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın,
tekstil sektörünün desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/12440)
100. - Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun,
kamudaki kadın üst düzey yöneticilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/12441)
101. - Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa SİRMEN'in,
limanlardaki kılavuzluk hizmetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/12445)
102. - Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in,
Genelkurmay Başkanlığının verdiği soruşturma izinlerine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/12446)
103. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, kamu
lojmanlarının tahsis kriterlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/12447)
104. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, AB'ye
üyelik sürecindeki bazı protokollere ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/12463)
105. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Türk
firmalarının AB yargı sürecini işletmelerine ilişkin Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/12464)
106. - İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, AB
ülkelerindeki yabancılara yönelik olumsuz gelişmelere ilişkin Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/12465)
107. - İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Milli
Takımın İsviçre maçı ile ilgili bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/12471)
108. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, cari
işlemler açığına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi
(7/12476)
109. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, İMKB
cirosunda yabancı şirketlerin payına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN)
yazılı soru önergesi (7/12478)
110. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, doğalgaz
tüketimine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/12494)
111. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
Gazprom'un doğalgaz dağıtımıyla ilgili bazı iddialara ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/12495)
112. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Rusya
ve İran'la yapılan doğalgaz anlaşmalarındaki tazminat yükümlülüğüne ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/12497)
113. - Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın,
kurulması düşünülen nükleer santrallere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12498)
114. - Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın,
Beypazarı trona rezervlerinin işletilmesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12499)
115. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, Samsun'daki
mobil termik santralleri kuran şirketle ilgili iddialara ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/12500)
116. - Bartın Milletvekili Hacı İbrahim KABARIK'ın,
2005 yılında Bartın İline ayrılan ödeneğe ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12501)
117. - İzmir Milletvekili Bülent BARATALI'nın,
Samsun-Ceyhan petrol boru hattı ön yeterlilik başvurusuna ilişkin Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/12502)
118. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
güvenlik cihazlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12503)
119. - İzmir Milletvekili Serpil YILDIZ'ın, enerji
kaynaklarına ve enerji politikasına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12504)
120. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Ankara
Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğünün BOTAŞ'a olan borçlarına ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/12505)
121. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
Azerbaycan Doğal Gaz Alım Satım Sözleşmesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12506)
122. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi idarecilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12508)
123. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'da katı atık geri dönüşüm çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12509)
124. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'nın bir köyünün su ve elektrik sorununa ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12510)
125. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, İl
Özel İdaresi Genel Sekreterlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12511)
126. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Belediye Meclisinin faaliyetlerine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12512)
127. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Adana
hafif raylı taşımacılık sistemi inşaatına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12513)
128. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S.
KESİMOĞLU'nun, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığının
denetimine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12514)
129. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
Adana'daki çarpık kentleşmeye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/12515)
130. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, çocuk ve
gençlerdeki suçluluk oranına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/12516)
131. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, verilen
silah ruhsatlarına ve silahla meydana gelen olaylara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12519)
132. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya
Dokuma Fabrikasının makine ve malzeme bedelinin tespitine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12520)
133. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
büyükşehir belediyelerinin kaldırım ve bordür çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12521)
134. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın,
Konya'da bir gazetecinin saldırıya uğradığı iddiasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12522)
135. - İstanbul Milletvekili Mehmet SEVİGEN'in,
Konya'da bir gazeteciye saldırıldığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12523)
136. - Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in,
Ankara-Çayyolu'ndaki bir trafik denetimine ve asayiş olaylarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/12524)
137. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 2006 yılı bütçesine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12525)
138. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'daki bir orkinos çiftliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12526)
139. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
internet kafelerin denetimine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/12527)
140. - Ankara Milletvekili Zekeriya AKINCI'nın,
Ankara-Altındağ Belediyesiyle ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12528)
141. - Isparta Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in,
Isparta Belediye Başkanı hakkındaki iddialara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12530)
142. - Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, aranan
bir şahısla ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/12531)
143. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, müdür
atamalarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12553)
144. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin,
Yalova'da ehliyet sınavlarında görevlendirilen öğretmenlere ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12555)
145. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin,
Bakanlık aleyhine açılan davalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12556)
146. - Antalya Milletvekili Hüseyin EKMEKÇİOĞLU'nun,
bazı karnelerde Atatürk fotoğrafının olmadığı iddiasına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12557)
147. - Bartın Milletvekili Hacı İbrahim KABARIK'ın, 2005 yılında Bartın İline ayrılan ödeneğe ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12558)
148. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun,
üniversitelerin döner sermaye gelirlerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12559)
149. - Bursa Milletvekili Mustafa ÖZYURT'un, usta
öğreticilere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12560)
150. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Açıköğretim Lisesinin ikinci dönem kayıtlarına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/12561)
151. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa'daki
bir köy ilköğretim okulunun öğretmen ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12562)
152. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya'nın bir köyündeki öğretmen lojmanına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12563)
153. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
hastanelerin sosyal güvenlik kuruluşlarından alacaklarını tahsil edememesine
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12565)
154. - Şanlıurfa Milletvekili Turan TÜYSÜZ'ün, özel
hastanelerden yararlanan sigortalılara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12566)
155. - Şanlıurfa Milletvekili Turan TÜYSÜZ'ün,
SSK'nın depolarında kalan ilaçlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12567)
156. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
üniversite hastanelerinin kamu kurumlarından alacaklarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12568)
157. - Ordu Milletvekili Kazım TÜRKMEN'in, Ordu
İlinde sağlık hizmeti sunumundaki sorunlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12570)
158. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Kumluca
Devlet Hastanesinin ihtiyaçlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12572)
159. - Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın,
hastanelerin eczanelere olan borçlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12573)
160. - Bartın Milletvekili Hacı İbrahim KABARIK'ın,
2005 yılında Bartın İline ayrılan ödeneğe ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/12574)
161. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
güvenlik cihazlarının radyoaktif etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12575)
162. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, sosyal
güvenlik kurumlarının sağlık harcamalarına ve SSK hastanelerinin devrine
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12576)
163. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Karayolu
Taşıma Yönetmeliği hazırlanırken sivil toplum kuruluşlarının görüşünün alınıp
alınmadığına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/12590)
164. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Kara
Ulaştırması Genel Müdürlüğünün hazırladığı plaka tahdidi ile ilgili tebliğe
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/12591)
165. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
DHMİ'nin kalibrasyon uçağı alım ihalesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı
soru önergesi (7/12595)
166. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
Nevşehir-Kanlıca Beldesindeki tren istasyonunun kapatılmasına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/12596)
167. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
karayollarındaki altyapı eksikliğine ve AB'nin Türk kara taşıtlarına uyguladığı
kotaya ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/12597)
168. - Bartın Milletvekili Hacı İbrahim KABARIK'ın,
2005 yılında Bartın İline ayrılan ödeneğe ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/12603)
No: 119
11 Nisan 2006 Salı
Tasarı
1.- Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/1187) (Adalet Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 10.4.2006)
Teklif
1.- Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, Ordu
Milletvekili Eyüp Fatsa, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, İstanbul
Milletvekili İrfan Gündüz ile Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in; Bazı Kamu
Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifi (2/754) (Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor; İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.4.2006)
Meclis Araştırması Önergesi
1.- Anavatan Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Gaziantep
Milletvekili Ömer ABUŞOĞLU ve Malatya Milletvekili Süleyman SARIBAŞ'ın kamu
kurum ve kuruluşlarındaki yolsuzluk iddialarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/358) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/4/2006)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:15.00
11 Nisan 2006 Salı
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 86 ncı Birleşimini
açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN - Elektronik
cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika
süre vereceğim.
Sayın milletvekillerinin
oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini; bu süre
içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır
bulunan teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen
üyelerin ise, yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla 5 dakikalık
süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Kutlu
Doğum Haftası münasebetiyle söz isteyen Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'ya
aittir.
Buyurun Sayın Uzunkaya.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL
KURULA SUNUŞLARI
A)
GündemdIşI Konuşmalar
1.- Samsun
Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, Hazreti
Peygamberin kişiliğine ilişkin gündemdışı konuşması
MUSA UZUNKAYA (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün "Kutlu Doğum" diye
tavsif edilen ve 1989 yılından beri, bir hafta olarak, Diyanet İşleri
Başkanlığı öncülüğünde ülke çapında icra edilen Peygamber Efendimiz
aleyhisselâtı vesselâmın doğum ve hayat düsturunu ihtiva eden Kutlu Doğum Haftası,
dünyayı teşriflerinin 1 435 inci yılı münasebetiyle gündemdışı söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle, O'nu bize ve tüm insanlığa rahmet olarak gönderene
hamd, O'na binlerce salat ve sizlere de, O'nun nurlu yolundan ayrılmayanlara da
selam ve saygılar sunuyorum.
Muhterem Başkan, değerli
milletvekilleri; Hazreti İbrahim'in soyu, İsmail'in torunlarından,
Abdulmuttalib'in oğlu Abdullah'ın yetimi, Amine Hanımın öksüzü, Mekke'nin ve
tüm kâinatın tebessüm eden gülü, sevgililer sevgilisi, Hazreti Hatice'nin ve
zevcatı mutahharatın vefalı eşi, Ehlibeytin annesi, annelerin güneşi Hazreti
Fatıma'nın babası, Kureyş'in ve âlemi insaniyetin medarı iftiharı Ebul Kasım
Hazreti Muhammed Efendimiz, miladî 571 yılında Mekke'de doğmuştur. Dünyayı
teşriflerinden önce babasını, 6 yaşında annesini, 8 yaşındayken dedesini
kaybetmiş, gün olmuş çoban olmuş, gün olmuş dürüst ve güvenilir bir tacir ve
ticaret kervanlarının kavurucu güneşlerinin bulutu, kazancın bereketi,
emniyetin timsali, sadakatin, ahde vefanın, dostluk ve kadirşinaslığın incisi,
sorun ve kabile kavgalarının sulh ve barış sembolü, hâkim ve hakem olmanın,
sözüne güven, can, mal ve namusu emniyetle teslimde tereddüt edilmeyen
sonsuzluğun Muhammedül Emini, 40 yaşında vahyin muhatabı, risaletin penahı,
Nebiyyi Ümminin aldığı ilk vahyin "Oku Rabbinin adıyla ki, O seni bir
nutfeden yaratmıştır. Oku, bilesin ki, Rabbin ikram ve kerem sahibidir. O Allah
ki (insana) kalemle yazmayı ve insana bilmediğini öğretti" hükmüne dikkat
buyurunuz.
Değerli milletvekilleri,
bu ne büyük mesaj, bu ne büyük bir din ve bu ne büyük bir mazhariyettir ki,
ümmî, okuma ve yazması olmayan bir Peygambere ilk hitabı "oku" olacak
ve o dinin nebisi de "beşikten mezara kadar ilim isteyiniz, öğreniniz,
araştırınız, hatta Çin'de de olsa ona ulaşınız" buyuracak. O ne yüce
evrensel ve çağlar üstü bir mesaj ki "hiç bilenlerle bilmeyenler bir mi
olur" diyecek. O ne kuşatıcı bir değerler silsilesidir ki Allah'ı gerçek
anlamda anlayıp tanıyan, O'na hakkıyla yönelenlerin alimler, bilginler olduğunu
haykıracak.
Onun içindir ki şair
"Kitapsızlar, kitapsızlar/Kalem ağlar kitapsızlar/Son kitabın ilk
emrine/Düşman oldu kitapsızlar" derken, ilme, ilim adamına, ilim
müesseselerine düşmanlığın, cehaletin, karanlığın eseri olduğunu haykırıyor.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu sınırlı zaman içerisinde Hazreti Muhammed'i benim burada
size anlatmam, onun devlet adamlığı, aile reisliği ve nübüvvetine dönük
yönlerini ifade etmem elbette mümkün değildir.
O'nu daha dünyaya
gelmeden haber verip, müjdeleyen "ben gideyim ki, o müjdeci ve kurtarıcı
gelsin" diyen İsa Mesih'in sözünde olduğu gibi, peygamberler zincirinin en
son halkası olarak Kur'an'ın beyan ettiği hatemülenbiyayı nice şairler, nice
mütefekkirler, siyaset ve devlet adamları, ister ona inansın ve isterse inanmasın
hakkı teslim sadedinde, O'na karşı olan hayranlıklarını gizlememiş ve O'nu
daima övmüşlerdir.
Şair Hasan Bin Sabit'in
"ben bu şiirimle Hazreti Muhammed'i övmüş olmuyorum; bilakis onun ismiyle
şiirimi güzelleştiriyorum" derken, gönüller sultanı Mevlana, asırlar sonra
"ben yaşadıkça Hazreti Kur'an'ın kölesiyim; ben Hazreti Muhammed'in
üzerinde yürüdüğü yolun toprağıyım" diyor, Hacı Bektaş Veli ise
"muhabbetten Muhammed oldu hâsıl, Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl"
derken, her muhabbetin Hazreti Muhammed'le güzelleşeceğini söylüyor.
Çağlar boyu O'nu
tanıyanlar, anlayanlar, koklayanlar, bir parça olsun insanlıktan nasibi olanlar
O'na karşı hep takdir ifadelerini kullanmış, O'nun büyüklüğünü teslim
etmişlerdir. Mütevazı kişiliği, bir devlet başkanı değil sıradan bir halk gibi
davranması, gerektiğinde keçi sağıp söküğünü dikmesi, batılı birçok
mütefekkirin hayranlığını cezbetmiştir. Hiç kimseye hakaret etmemiş, hiçbir
değeri aşağılamamış…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Uzunkaya.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) -
…Allah'ın birliği konusunda bütün insanlığı sevgi, barış ve vahdaniyete
çağırmıştır.
Nitekim, Kur'an-ı Kerim
"onların Allah'ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da, haddi
aşarak, bilgisizce sizin Rabbinize, Allah'a küfrederler" diyor.
Başkalarının inanç ve değerlerine hakaret etmeyi bindörtyüz küsur yıl evvel
yasaklarken, çağdaş Batılılar ve özellikle Danimarka'da yaşanan "karikatür
krizi" diye isimlendirilen hadisede Hazreti Muhammed'e ve O'nun şahsında birbuçuk
milyarlık İslam alemine yapılan hakareti, hem Danimarka'nın hem de çağdaş,
sözümona, medenî Avrupa ülkelerinin bir ayıbı olarak sayıyor, protesto ediyor,
Taif'te ayaklarını ve vücudunu kanlar içerisinde bırakan saldırgan Taif halkı
için ancak bir rahmet peygamberinin söyleyebileceği "Ya Rab, bu kavme
hidayet et, bunlar, benim hak peygamber olduğumu bilmiyorlar, bilselerdi böyle
yapmazlardı" dediği gibi, biz de bu toplumu, içinde yaşadığımız
coğrafyayı, içinde yaşadığımız bölgeyi, ülkem dahil, kan gölüne çevirmek
isteyenlere hidayet diliyoruz, kurtuluş diliyoruz.
Muhterem Başkan, değerli
milletvekilleri; şimdi, sizlerle Müslüman ve Müslüman olmayan düşünür,
mütefekkir, filozof, devlet ve siyaset adamlarının bir Hadisi Kutsî'de
"sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" buyurulan Hazreti Muhammed
hakkındaki övgü sözlerini, onu takdir ifadelerini kısaca arz ederek konuşmamı
bitirmek istiyorum.
Gazi Mustafa Kemal
"Muhammed'i, bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak
gayretine kapılan bu gibi cahiller, O'nun yüksek şahsiyetini ve başarılarını
asla kavrayamamışlardır, anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş
bir derviş Uhud Muharebesinde en büyük bir komutanın yapabileceği bir planı
nasıl düşünür ve tatbik edebilirdi. Tarih hakikatleri tahrif eden bir sanat
değil, belirten ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askerî dehası kadar
siyasal görüşüyle de yükselen o Yüce Nebiyi cezbeli bir derviş gibi tasvire
yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu harp
sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına
bakmayarak, galip düşmanı kovalamaya kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde
Müslümanlık diye bir varlık görülmezdi" diyor. Yine, Mustafa Kemal
"O, Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca
insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat, sonuna kadar O
ölümsüzdür" diye, yine O'nu bize öyle tanımlıyor. "Büyük bir inkılap
yapan Hazreti Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak O'nun ortaya koyduğu
fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir" diyor Gazi Mustafa Kemal.
Değerli arkadaşlar,
Tolstoy, İslam Peygamberi hakkında şunları söylüyor: "Muhammed, her zaman,
Evangelizmin, yani Hıristiyanlığın üstüne çıkıyor. O, insanı Allah saymıyor ve
kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah'tan başka ilahı yoktur
ve Muhammed O'nun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur" diyor
Tolstoy.
Yine, Goethe "Şiir
ve Hakikat" isimli eserinde, o çağlarda ve batı dünyasındaki insanlara,
İslamı ve Hazreti Muhammed Efendimizi, insanlık âlemine yazdığı
"Mahomet-Dırama" başlıklı bir piyes adı altında, vahdaniyet
sınırlarını, yani tek Allah inancını, Hıristiyanların, teslis, Allah'ı üç
olarak tanıma inancına karşı işleyerek, mukavemetle mücadele göstermiştir.
Yine, Goethe
"Muhammed'in Nağmesi" başlıklı yazdığı eserinin temel taşı olarak,
Peygamberimizi, en büyük devlet adamı, en büyük yönetici olarak tarif ediyor.
Lamartine "felsefe,
hitabet, dinî hayat, hukuk, devlet nizamı, fikirlerin fethi, hayal ve hurafeden
arınmış akla dayanan bir inanç sisteminin kurulması bakımlarından önder ve
yirmi dünyevî, bir ruhanî imparatorluğun kurucusu olan insandır Hazreti
Muhammed" diyor. "İnsan büyüklüğünün ölçülebileceği bütün
standartlara göre ondan daha büyük bir insan var mıdır" diye
"Türklerin Tarihi" adlı eserinde Lamartine bu gerçeği itiraf ediyor.
Prens Bismark'sa
"ben, bütün semavî kitapları tetkik ettim. Tahrif olmaları sebebiyle,
insanlığın mutluluğu için aradığım hakikati ve hikmeti bulamadım; fakat,
Hazreti Muhammed'in Kur'an'ını bütün kitapların üstünde gördüm. Her kelimesinde
bir hikmet buldum. İnsanlığın saadetine hizmet edecek Kur'an gibi bir başka
eser yoktur. Böyle bir eser, insan sözü asla olamaz. Bunu Muhammed'in sözüdür
diyenler, ilmin gerçeklerini inkâr etmiş olurlar. Kur'an'ın Allah kelamı olduğu
apaçık bir hakikattir" diyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uzunkaya,
lütfen…
MUSA UZUNKAYA (Devamla) -
Bitiriyorum, iki üç satır kaldı, müsaadenizle…
İSMET ATALAY (İstanbul) -
10 dakika geçti; artık, 20 dakika mı konuşacaksınız, ne olacak!..
MUSA UZUNKAYA (Devamla) -
Yine, Bismark, aynı Prens Bismark "Senin asrında yaşamadığımdan dolayı çok
üzgünüm Ey Muhammed. Kur'an Allah'ın kitabıdır. İnsanlık senin gibi bir
kabiliyeti bir defa görmüş ama bir daha asla göremeyecektir. Senin huzurunda
kemali hürmetle ve muhabbetle eğilirim" derken, Bismark, Peygamberimize
olan hayranlığını bu şekilde ifade ediyor.
Değerli arkadaşlar,
keşke, dünya bu Batılı mütefekkirler kadar, hatta, İslam dünyasının aydınları
Hazreti Muhammed'i bunlar kadar tanımış olsalardı. O'na binlerce salat ve
selam, sizlere saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Uzunkaya.
MUHARREM İNCE (Yalova) -
Bütün CHP'liler cennetlik zaten! Cehennem azabını bu dünyada AKP'liler
sayesinde CHP'liler yaşıyor.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Uzunkaya.
Gündemdışı ikinci söz,
Balıkesir İline bağlı köylerin sorunları hakkında söz isteyen Balıkesir
Milletvekili Orhan Sür'e aittir.
Buyurun Sayın Sür. (CHP
sıralarından alkışlar)
2.-
Balıkesir Milletvekili Orhan Sür'ün, Balıkesir'e bağlı köylerin sorunlarına ve
bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin gündemdışı konuşması
ORHAN SÜR (Balıkesir) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli
arkadaşlarım; Balıkesir İlinin köylerinin sorunları hakkında şahsım adına söz
almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu
konuya girmeden önce, dün, 10 Nisanın bu ülke için çok büyük bir önemi var. 10
Nisan 1928, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin laik bir niteliğe kavuşturulmasının
78 inci yıldönümü.
Bu değişiklik teklifini
veren İsmet İnönü ve arkadaşları acaba gerekçede ne yazdılar. Gerekçenin
başında şu deniyor değerli arkadaşlarım: "En gelişkin devlet şeklinin laik
ve demokratik cumhuriyet olduğu karşı çıkılmaz bir gerçektir." Maalesef,
yıllardır laikliği dinsizlik olarak yorumlayanlar, keşke bu gerekçeyi
okusalardı, devamında gelen sözcükleri okusalardı da o sözcükleri
kullanmasalardı. Bakın, o gerekçenin devamındaki birkaç cümleyi sizlere iletmek
istiyorum. "Dinlerin, devleti idare edenler ile edeceklerin elinde bir
alet olmaktan kurtuluş güvencesidir" diyor gerekçe. "Bu değişimle,
insanlığın manevî mutluluklarını üstlenen din, başkalarının eli değmeden,
vicdanlarda yüce konumunu kazanarak, Allah ile kişi arasında kutsal bir ilişki
haline girmiş olacaktır" diyerek devam ediyor. Çağdaşlığın bu en önemli
adımını ülkemizde gerçekleştiren başta İsmet İnönü olmak üzere, o Mecliste, bu
yasanın, bu şeklin oluşmasını sağlayan milletvekillerimizi saygıyla anıyor,
ebediyete göçenlere Hak'tan rahmet diliyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
bizler de, hepimiz, seçim bölgelerimizi ve ülkenin her yerini geziyoruz.
Özellikle son bir ay içinde seçim bölgem Balıkesir'de, mümkün olduğunca, çok
köye ulaşmaya çalıştım; ama, bu ülkede, köylerde yol sorununu, su sorununu,
elektrik sorununu yok ettik diye övünenlerin, gelip, Türkiye'nin en batısındaki
bir il olan Balıkesir'in köylerine gitmesini istiyorum. İnanıyorum ki, hayal edemeyecekleri
şeylerle karşılaşacaklar. Yollar berbat, ulaşım imkânsız, birçok köyde elektrik
kesilmiş, sular akmıyor…
Bakın, değerli
arkadaşlarım, Balıkesir'in 900 civarında köyü var ve bu 900 köyün tam 255
tanesinde, su kullanımı amacıyla, su pompalarında kullanılan enerji nedeniyle,
TEDAŞ'a olan borcu nedeniyle, bu pompalar kapatılmaya başlandı. 255 köyün
yaklaşık yüzde 30'unda, yani, 75 civarında köyde şu anda su pompaları
çalışmıyor; yani, köylerimizde, artık, sular akmıyor, çocuklar okullara gidemiyor.
Cumartesi günü Balıkesir İvrindi'nin Soğanbükü Köyüne gittiğimde, kadınlar
isyan ediyordu, isyan, değerli arkadaşlarım. Üç milletvekili olarak, iki
arkadaşımla beraber bu köyü ziyarete gittik. "Çocuklar evde hasta yatıyor,
okula gönderemiyoruz" diyorlar. Bu çağda, 2006'nın Türkiyesinde,
Türkiye'nin en batısındaki bir ilin bir köyünde çocuklar, sadece sular akmadığı
için okula gönderilemiyor; insanlar isyan halindeyse "5 000 dolar gelir
seviyesine ulaştık, çağ atladık" diyenlerin o köyleri bir gezmesini istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
köylü yok olmuş. Bugünün Türkiyesinde köylü perişan. Ne ektiyse emeğinin
karşılığını alamadı. Buğday eken perişan, bamya eken perişan, domates eken
perişan; pancar eken de, tütün eken de zaten yok oluyor. Süt, sudan ucuz.
Sındırgı İlçemizin
Yaylabayır Beldesini, Işıklar, Umurlar, Süller Köylerini dolaştım. İvrindi'nin
Büyük Yenice Beldesinde, geçen cumartesi, bir kahve toplantısının mitinge
dönüştüğünü gördüm. Eğer basit bir kahve toplantısı mitinge dönüşebiliyorsa,
köyde gerçekten büyük sıkıntı var demektir arkadaşlar. Seçim öncesi verilen
sözler tutulmamış. "Tütünde kotayı kaldıracağım" diyenler, bunu
söyleyerek köy köy dolaşanlar, şimdi o köylere gidemiyor. Tütün üreticisi
perişan.
Büyük Yenice'de,
konuşmalarımızı dinlerken kalabalığın ortasında bir dalgalanma oldu.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sür,
buyurun.
ORHAN SÜR (Devamla) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Bir baktık, bir köylü
vatandaşımız, sırtına bir balya tütün almış, geldi, kalabalığın ortasına attı.
Üzeri perişan. Ayağında bir lastik ayakkabı var, paramparça. Bir ayağında çorap
var, bir ayağında çorap yok. Ağlamaklı bir sesle dedi ki: "İşte, biz bu
haldeyiz. Benim evde üç tane nüfusum var, ben o nüfusa nasıl bakacağım?"
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, İsmail Ece isimli bu vatandaşımıza seçim öncesi verilen sözler
yerine getirilsin. "Kotayı kaldıracağım" deyip Tekeli satmaya
kalkanlar, tütün üreticisini yabancı tekellerin elinde oyuncak haline
getirenler, önümüzdeki günlerde o köylere giremeyecekler. Köylü bar bar
bağırıyor; ama, köylü bittikten sonra, onların girmesi, girmemesi bizi
ilgilendirmiyor. Biz, köylümüzün ayağa kaldırılmasını istiyoruz. Üstü başı
perişan haldeki insanların, çoluğunun çocuğunun rızkını nasıl kazanacaklarını,
nasıl yaşayacaklarını bilmelerini istiyoruz. Eğer bir ülkede bir ürünün ekimini
bu şekilde kaldırıyorsanız, o ürünün yerine neyin ekileceğini, o köylünün nasıl
geçineceğini, o köylünün geleceğinin garantide olduğunu o köylüye
anlatmalısınız ve o köylüye göstermelisiniz.
Değerli arkadaşlarım,
tütün, pancar, bunlar, maalesef, gerçekten ülkemizde büyük sorunlar; ama, son
günlerde, başka ürünlerde de başka oyunlar oynanmaya başladı. Örneğin, çeltikte
bir oyun oynanıyor, çeltikte. Amerika Birleşik Devletlerine giden hazineden
sorumlu bakanımız, Amerika'daki baskılara sanırım dayanamadı ve birdenbire,
çeltikte ithalatı serbest bıraktığını açıkladılar.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, Türk köylüsü mü önemli Amerika Birleşik Devletlerinin köylüsü mü
önemli? Anlaşılan, bu hükümete göre, Amerika Birleşik Devletleri köylüsünün
geleceği, onun ürettiği malın para etmesi daha önemli ki, birdenbire böyle bir
karar alındı. Tabiî, isyanlar çıktı; çeltik fabrikaları isyan etti, üreticiler
isyan etti. Şimdi deniliyor ki… "Hayır, biz, artık, ithalat
yapmayacağız" sözleri verilmeye çalışılıyor; ama, köylü soruyor:
"Acaba, bu ithalatın altında, hangi bakan oğlunun veya kızının bir çıkarı
var?" Çünkü, böyle iddialar da var.
Şimdi, biraz önce
söylediğim gibi, değerli arkadaşlarım "geliri 5 000 doların üzerine
çıkardık" diye övünüyoruz "enflasyon düştü" diye övünüyoruz;
ama, köyde düşen enflasyon değil, köyde düşen, yere serilen köylü. Enflasyonun,
5 000 doların ona hiçbir etkisi yok; o yok olmuş, bitmiş. Bu köylüyü ayağa
kaldırmadığımız takdirde, bu ülke insanını mutlu kılamayız. O nedenle,
köylümüze sahip çıkmak zorundayız.
Köylü, vatanı korumak
için dağda ölecek asker lazım olduğunda mı aklınıza gelecek diye sormak
istiyorum. O nedenle "tütün, pancar kotalarını kaldıracağız" diyerek
iktidara geldiniz, bu köylü, sizi bu
şekilde iktidara getirdi; ama…
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Öyle bir şey söylenmedi.
ORHAN SÜR (Devamla) -
Dediniz… Dediniz… Bu sözler, bu sözler
bizim bölgemizde çok söylendi, her köyde söylendi. Şimdi, bu sözleri
verip de yerine getirmeyenleri, o köylü, ilk seçimde sandığa gömecektir.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Sür.
Gündemdışı üçüncü söz,
Şanlıurfa İlinin kurtuluş yıldönümü münasebetiyle söz isteyen, Şanlıurfa
Milletvekili Sayın Mahmut Kaplan'a aittir.
Buyurun Sayın Kaplan. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
3.-
Şanlıurfa Milletvekili Mahmut
Kaplan'ın, Şanlıurfa'nın düşman
işgalinden kurtarılışının 86 ncı yıldönümünde, ilin ekonomik ve sosyal
sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa)
- Evvela, Kutlu Doğum Haftasının tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini
diliyorum.
Polis Haftasının Emniyet
Teşkilatımıza hayırlar getirmesini diliyorum.
Şehit olan askerlerimize
Tanrı'dan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; 11 Nisan gününün Şanlıurfa'nın düşman işgalinden kurtuluşunun 86
ncı yıldönümü olması münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Şanlıurfa, eski çağlardan
beri doğu ile batının buluşma noktasının en hareketli ve en önemlisi olmuş,
doğu ile batı dünyasını kültür ve ticaret bakımından birbirine bağlayan eski ve
önemli yollar sisteminin bir düğüm noktası olarak parlak bir medeniyet
seviyesine ulaşmış kentlerin kurulmasını hazırlamıştır.
Yapılan arkeolojik
kazılarda dünyanın en eski tapınağına ve Anadolu'nun en eski heykel atölyesine
rastlanmıştır. Ortaya çıkarılan tapınakla, Şanlıurfa'nın, günümüzde olduğu
gibi, binlerce yıl önce de bir inanç merkezi olduğu anlaşılmıştır. Birçok
medeniyeti bağrında barındırmış olan Şanlıurfa, birçok peygamberin burada
yaşamış olmasından "peygamberler şehri" olarak anılmaktadır. Nuh tufanından
sonra yeryüzünde kurulan ilk 7 yerleşim merkezinin ilki ve önemlisidir.
Şanlıurfa, bu özelliğiyle, tarihin derinliklerinden getirdiği manevî atmosferi
günümüze kadar taşımıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Kurtuluş Savaşı döneminde Şanlıurfa ve çevresi mütarekenin
kapsamı dışında kalmasına rağmen, Mondros Mütarekesinin 7 nci maddesi bahane
edilerek, 7 Mart 1919 tarihinde İngilizler tarafından işgal edilmiştir.
İngilizler, işgal süresince aşiretleri birbirine düşürmeye çalışmışlar; ancak,
başarılı olamamışlardır. Nihayet, İngiltere ile Fransa arasında yapılan
anlaşmayla, Şanlıurfa Fransa'nın payına düşmüştür. Böylece, Şanlıurfa, yedi ay
altı günlük İngiliz işgalinden sonra, 30 Ekim tarihinde Fransızların işgaline
terk edilmiştir. İşgal karşısında birlik olan Şanlıurfalılar, 7 Şubat günü,
Fransızlara, 24 saat içinde şehri boşaltmaları için ültimatom vermişlerdir.
Kabul edilmeyince, şehre girerek, Fransızları yerleştikleri yerlerde
kuşatmışlardır. Suruç, Akçakale ve diğer ilçelerden aşiretlerin de
katılmasıyla, düşman kuvvetinin çok üzerinde bir kuvvet olmasına rağmen,
savaşanların düzenli birlik disiplininden uzak olmaları yüzünden, bu kuşatma,
hem uzamış hem de çok kayıp verilmiştir. Erzakları tükenen ve çok zayiat veren
Fransızlar, Carabulus ve Mürşitpınar'dan bekledikleri yardımlar Suruçlular
tarafından engellenince, Şanlıurfa'dan şerefle ayrılmanın yollarını aramaya
başlamışlardır. Fransızlar, Ermenileri aracı yapmak istemişse de, Ermeni
cemaati buna yanaşmamıştır. Bunun üzerine, Fransızlar, Amerikan Yetimevi
yöneticisiyle bağlantı kurmuşlar, Şanlıurfalılarla yapılan görüşme sonucunda
birtakım şartlarla Şanlıurfa'dan çıkmayı kabul etmişlerdir. Suruç yolundan
Carabulus'a doğru hareket eden Fransızların şehri terk ediş şekli Şanlıurfalılar
tarafından sindirilememiştir. Gece Fransızların geçecekleri yol üzerinde, Akabe
Boğazında mevzilenen aşiret kuvvetleri, Fransızlarla gün doğuşuna kadar
çatışmışlardır. Silah seslerinin duyulması üzerine bütün şehir halkı Akabe
mevkiine koşmuştur. 3 saat süren çatışma sırasında Şanlıurfalılar çok kayıp
vermiş, Fransızların kaybı ise 296 ölü ve 67 yaralı olmuştur. 140 kadar Fransız
esir edilerek Şanlıurfa'ya getirilmiştir.
O günden bugünlere
kadar söylenen türkülerde "vurun
Urfalılar, namus günüdür" sözü sıkça terennüm edilir. Şanlıurfalı,
istiklal ve hürriyeti namusla eşdeğer olarak kabul etmiştir. Şanlıurfa'nın
kaderini belirleyen ve şehre yıllar sonra "şanlı" unvanını kazandıran
zafer 11 Nisan 1920 günü elde edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23
Nisan 1920'de açıldığı düşünüldüğünde, Şanlıurfa'nın kurtuluş tarihi oldukça
anlam taşımaktadır. Bu tarih, cumhuriyete, kurtuluşa ve özgürlüğe doğru
yürüyüş, işgale, esarete ve emperyalizme karşı haykırışın ifadesidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; geçmişte düşman işgaline karşı başkaldırıp, Kurtuluş Savaşının
meşalesini yakan Şanlıurfalı, bugün ekonomik ve sosyal sorunlarla
boğuşmaktadır. Yakın siyasî tarihimize kadar koalisyonlarla idare edilen
hükümetler, maalesef, çok kötü ve istikrarsız yönetimle, ülkemizi, ekonomik,
sosyal ve siyasî krizlere sürüklemişlerdir. Bunun neticesinde, tüm yurt sathı
olumsuz etkilenmiştir; özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve dolayısıyla
Şanlıurfa da olumsuz etkilenmiştir; halkımız ekonomik ve sosyal yönden harap ve
bitap düşmüş, işsizlik ve yoksulluk insanımızı karamsarlığa sürüklemiştir.
İnsanımız, geçimini sağlamak için mevsimlik göçer işçi olarak, büyük illere,
tarım alanlarına çalışmaya gitmektedir. Oysa, verimli topraklara sahip olan
ovalarımız, GAP'ın merkezi konumunda olmasına rağmen, sulama projelerinin
uygulamaya geçirilemeyişi ve ilgisizlikten dolayı susuz kalmış ve çölleşmiştir.
Çölleşen topraktan dolayı verimli tarım yapamayan insanımız, işsizlik, aşsızlık
sonucu, şehir merkezlerine yoğun göçü yaşamaktadır. Yoğun göçlerden dolayı,
kentsel sorunlar ve dolayısıyla sosyal sorunlar, çözülemeyecek boyutlara
ulaşmıştır. Bu durum, özellikle çocukların eğitimi ve gelişimini olumsuz
etkilemekte ve sosyal yara gitgide büyümektedir.
28 Mart 2004 yerel
seçimlerinde, halkımız, 59 uncu Cumhuriyet Hükümetimize, tüm Türkiye genelinde
olduğu gibi, Şanlıurfamızda da güvenoyu vermiş, hükümet politikalarımızı
onaylamıştır. Hükümetimiz halkımızın bu teveccühüne olumlu cevap vermekle
birlikte, hükümetimize düşen, Şanlıurfamızın yatırım bekleyen projelerini
hayata geçirmesidir. Şanlıurfa, gerçek anlamda, ekonomik ve sosyal alanda
ikinci bir kurtuluşu, işte o zaman yaşayacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Şanlıurfamızın yiğit evlatları, geçmişte düşman işgaline son
vererek, Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasına zemin hazırlamıştır. 19 Mayıs
1919'da Gazi Mustafa Kemal Paşanın önderliğinde Samsun'da yakılan millî
kurtuluş meşalesi, Şanlıurfa'da en iyi şekilde anlamını bulmuştur. O günlerde
Şanlıurfalı şehit ve gazilerinin kahramanlıklarından dolayı kendisine Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarafından verilen "şanlı" unvanını, Türkiye
Cumhuriyetiyle birlikte, ilelebet koruyacaktır.
O gün kahramanlıklarıyla
bizlerin bugünlere gelmesini sağlayan aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi
ve emeği geçenleri minnetle anıyorum. Allah, devletimize ve milletimize bir
daha böyle kurtuluş günleri yaşatmasın, bir daha İstiklal Marşı yazdırtmasın
dua ve dileklerimizle, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum; bütün
Urfalıların kurtuluş bayramını kutluyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kaplan.
Sayın Öğüt, söz talebiniz
var; hangi konu hakkında?
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) -
Efendim, ünlü yazar Ümit Kaftancıoğlu'nun ölüm yıldönümü nedeniyle bir açıklama
yapmak istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Öğüt. Kısa bir açıklama yalnız…
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) -
Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Ardahan'ın Hanak İlçesi
Saskara -bugünkü adıyla, Koyunpınarı- Kö-yünde 1935 yılında doğmuş Ümit
Kaftancıoğlu -ünlü yazarımız- TRT'de çok büyük, ünlü programlar yapmış.
Dönemeç, Yelatan, Tek Atlı Tekin Olmaz, Tüfekliler, Köroğlu Kolları, Çarpana,
İstanbul Allak Bullak, Hakullah eserle-riyle ün kazanan bu yazarımız,
yapımcımız, ne yazık ki, yirmialtı yıl önce bugün, insanlıkdışı belli gruplar
tarafından, Türkiye'nin bölünmesini isteyen gruplar tarafından katledilmiş ve
öldürülmüştür. Bunu kınıyoruz; kınıyorum. Tüm insanlık adına, Ümit
Kaftancıoğlu'na Allah'tan rahmet, ailesine başsağlığı, Türk Milletine de sabır
diliyorum.
Teşekkür ederim; sağ
olun.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Öğüt.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Meclis araştırması
açılmasına ilişkin bir önerge vardır; okutuyorum:
B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI
Önergelerİ
1.-
Anavatan Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Gaziantep Milletvekili Ömer
Abuşoğlu ve Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın, kamu kurum ve
kuruluşlarındaki yolsuzluk iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/358)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Yolsuzluklarla mücadele
edeceği söylemiyle iktidara gelen AKP İktidarının gerek bakanlıklara bağlı kamu
kurum ve kuruluşları gerekse AKP'li belediyeler ve bunlara bağlı kuruluşlar ile
il özel idarelerindeki yolsuzluk iddiaları kamuoyu gündeminde yoğun bir şekilde
tartışılmaktadır. Son günlerde siyaset ile ticaretin beraber anıldığı
gözlemleniyor. Hatay, Çorum, Eskişehir, Isparta ve Amasya başta olmak üzere
birçok ilimizde belediyeler, il özel idareleri ile bakanlıkların taşra
teşkilatlarındaki kamu ihalelerinde yolsuzluk, usulsüzlük, kayırmacılık, nüfuz
ticareti ve partizanlık had safhaya ulaşmıştır.
Ekli gerekçede de
açıklanan tüm bu iddiaların araştırılıp açıklığa kavuşturulması ve
sorumlularının saptanması, yolsuzlukların nedenlerinin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
|
|
Ömer Abuşoğlu |
Süleyman Sarıbaş |
|
|
Gaziantep |
Malatya |
|
|
Anavatan Partisi Grup Başkanvekili |
Anavatan Partisi Grup Başkanvekili |
Gerekçe:
Eskişehir'de Odunpazarı
ve Tepebaşı Belediyelerinde ihale yolsuzluğu belgeleriyle ortaya çıktı. Çorum
Belediyesinde "çek yolsuzluğu" iddiaları gizlenemeyecek kadar ayyuka
çıktı. Isparta Belediye Başkanının yetkileri yolsuzluk ve usulsüzlük yaptığı
gerekçesiyle elinden alındı. Yaptığı yolsuzluklar ve usulsüzlükler ile ilgili
gazetelerde günlerce yayın yapıldı. Belediye Başkanı, haberi yazan gazetecileri
odasına çağırdı ve onları hastanelik edinceye kadar dövdü. Adana Havutlu
Belediye Başkanı zimmet ve görevi kötüye kullandığı iddiası ile yargılanmaya
başlandı. Amasya Belediye Başkanının belediye ihalelerini belediye meclis
üyelerine vererek yolsuzluk yaptığı öne sürüldü. Hatay'da halk arasında
yolsuzluk şirketi anlamına gelen "Ali Dibo Şirketi" kurulduğu, gazete
manşetlerine yansıdı. Bir siyasî partinin Grup Başkanvekilinin el yazısını
taşıyan belge başta olmak üzere Ali Dibo'culara ihale dağıtıldığı iddiaları
diğer tüm belgelerle ortaya kondu. 271 ihalenin bu ildeki bir parti mensupları
arasında paylaştırıldığı belgelendi. Sağlık Bakanlığının Ankara İl Müdürlüğünde
sarf malzemesi alımında yolsuzluk yapıldığı devletin resmî belgelerine girdi.
Yine, Sağlık Bakanlığının Müsteşar Yardımcısının eşinin ortağı olduğu şirket
aracılığıyla otomasyon projesinde trilyonluk yolsuzluk yapıldığı iddiaları
gazete manşetlerine taşındı.
Başta yukarıdaki örnekler
olmak üzere, hem tüm bakanlıkların taşra birimleri ile belediye ve il özel
idarelerinde benzeri iddialar kamuoyu nezdinde yoğun bir şekilde
tartışılmaktadır.
Başbakan Sayın Recep
Tayyip Erdoğan, yolsuzluklarla ilgili olarak "burnuma pis kokular
geliyor" diye, âdeta, yerel yönetimler, bakanlıkların taşra birimleriyle
ilgili bu iddiaları doğruladı. Dahası, bu sözler, iddiaların var olduğunun
Sayın Başbakan tarafından hissedildiğinin ve ancak, sadece "kokusunu
duyulabildiğinin", yolsuzlukların hesabının sorulması noktasında ise,
somut bir adım atamadığının da itirafı gibidir. 23.3.2006 tarihinde Vatan
Gazetesinde yer alan bir haberde Sayın Başbakanın, kendisine bazı yolsuzluklar
hakkında bilgi veren bir milletvekiline "Senin söylediğin devede kulak,
daha büyük olaylar var” dediği yolunda bir haber yer aldı. Sayın Başbakanın
bildiği, fakat, açıklamadığı "devede kulaktan büyük" yolsuzluklar
olduğu da bu sözlerle anlaşılıyor.
Milletvekillerinin
bakanlara "yolsuzluk mektubu" yazdığı, grup içi gensoru
mekanizmasının işletilmesi isteklerinin yoğunlaştığı da görülmektedir. Tüm
bunlar gösteriyor ki, yürütme erki, yolsuzlukları önleme görevini yerine
getirmemektedir.
Bu nedenlerle, TBMM,
toplum vicdanını yaralayan, toplumumuzda onarılması güç arızalar meydana
getiren bu yolsuzluk iddialarına el atmalıdır. Özellikle, merkezî denetimin
etkisinin yeterli olamadığı düşünülen, yerel yönetimlerdeki, bakanlıkların
taşra birimlerindeki yolsuzluk iddialarının TBMM tarafından incelenmesi
gerektiğine inanıyoruz. Toplum yapısını zedeleyen yolsuzlukların tespiti,
yolsuzlukların kaynağının ve sebebinin saptanmasını, yapılan yolsuzlukların
faillerinin ortaya çıkarılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesinin
devreye girmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini
alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Gündemin "Özel
Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.
Bu kısmın 1 inci
sırasında yer alan bazı girişimcilerce holding adı altında gerçekleştirilen
izinsiz halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının
neden ve sonuçları ile bu süreçte SPK'nın sorumluluğunun araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/16, 262) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonunun 1061 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeye
başlıyoruz.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.-
İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil
ve 31 milletvekili ile
Bursa Milletvekili Şevket Orhan
ve 30 milletvekilinin, bazı girişimcilerce holding adı altında gerçekleştirilen
izinsiz halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının
neden ve sonuçlarıyla bu süreçte SPK'nın sorumluluğunun araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi üzerine kurulan Meclis Araştırması Komisyonu raporu (10/16, 262) (S.
Sayısı:1061) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
İçtüzüğümüze göre, Meclis
araştırması komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz hakkı,
önerge sahibine aittir. Daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre siyasî
parti grupları adına 1'er üyeye, şahısları adına 2 üyeye söz verilecektir.
Ayrıca, istemleri halinde, Komisyon ve Hükümete de söz verilecektir.
Bu suretle, Meclis
araştırması komisyonu raporu üzerindeki genel gö-rüşme tamamlanmış olacaktır.
Konuşma süreleri,
Komisyon, Hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahipleri
ve şahıslar için 10'ar dakikadır.
Komisyon raporu 1061 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Rapor üzerinde söz
isteyen sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Algan
Hacaloğlu, İstanbul Milletvekili. Grupları adına; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil, Anavatan Partisi Grubu adına
Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu, AK Parti Grubu adına Konya Milletvekili
Özkan Öksüz. Şahısları adına; Kütahya Milletvekili Erdem Cantimur, Konya
Milletvekili Nezir Büyükcengiz.
(x) 1061 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
İlk söz sırası, önerge
sahibi olarak Sayın Algan Hacaloğlu'na aittir.
Buyurun Sayın Hacaloğlu.
(CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Hacaloğlu, süreniz
10 dakikadır.
ALGAN HACALOĞLU
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; her iki grubun vermiş olduğu
önergeler çerçevesinde kurulmuş olan araştırma komisyonunun hazırlamış olduğu
rapor üzerinde, önerge sahiplerinden biri olarak söz almış bulunuyorum;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye, son yirmibeş yılda önemli soygun ve vurgun olaylarına tanık olmuştur.
1980'li yıllardaki banker faciası, sonraki, takip eden dönemlerdeki hayalî
ihracat vurgunları, son dönemlerdeki, 1990'lı yıllar ve yakın döneme değin,
banka vurgunları, kredi hortumlamaları bunların bir bölümüdür. Bu süreç içinde,
1990'lı yılların ortasından itibaren, bir farklı nitelikte, bir farklı
çerçevede soygun olayı oluşmuştur. Burada, diğerlerinden farklı olarak,
yurttaşlarımızın, özellikle yurt dışında emeklerini, alın terlerini, göz
nurlarını ortaya koyarak on yıl, onbeş yıl, yirmi yıl biriktirdikleri paraları
"faiz haramdır; gel, bunu, bize ver, bize yatır, sana, döviz üzerinden
asgarî yüzde 20, yüzde 25 nema sağlayalım" sözlerine kanarak, paralarını
veren yurttaşlarımızın, üzerinden geçen yıllara rağmen, ne anaparalarını ne de
söz verilen nemaları alamadıkları, kısa tanımıyla "İslami holdingler
vurgunu" olarak tanımlanan süreç yaşanmıştır.
Zamanımın kısa olduğunu
biliyorum; konu çok kapsamlı. Bu çerçeve içinde, ben, bilinen şeyleri tekrar
etmeyeceğim; ancak, bu süreç içinde, asgarî 5 milyar euro, bizim gözlemlerimize
göre 10 milyar euroya kadar tırmanabilecek olan bir kaynak; yaklaşık 500 000
insanımızı mağdur eden bir süreç. Buna, maalesef ve maalesef, ülkeyi
yönetenler, bugüne kadar göz yummuşlar, ortaya çıkan haksızlık, hukuksuzluk,
nitelikli suç kapsamı içinde, nitelikli yolsuzluk kapsamı içinde ele alınması
gereken bu konuyu, bir şekilde geçiştirmişlerdir.
Değerli arkadaşlarım, şu
anda, tabiatıyla, ben, önce, bu konuda, bu araştırma önergesine öncülük etmiş
olan arkadaşlarıma, özellikle Bihlun Hanıma teşekkür ediyorum. Bugün dahi
fakslar geldi; milyonlar, bugün, Avrupa'da "sizi izlemekteyiz" diyor.
Bugün, "bu Yüce Meclis çatısı altında, bu soygun, bu vurguna dur denilsin,
mağduriyetler giderilsin, hak, hukuk tesis edilsin" deniliyor. Konu,
tabiî, karmaşık. Konuda, kuruluşlar, gerçekten -yani, kuruluşlar olarak
tanımladığım "İslamî holding" tanımı içinde- önemli bölümü, şu anda,
buharlaşmış, gitmiş, bitmiş, paralarla yok olmuş; diğerleri ise, sahip olarak
gözüken kişilerin emrinde, keyfinde yönetilir vaziyette. Özellikle İç Anadolumuzda,
Konya'da, Karaman'da kökleşmiş olan kuruluşları hâlâ sürdürerek, hâlâ bu asrın,
bu 20 nci Yüzyılın, bence, insanın insana yaptığı en büyük vurgunlardan biri;
yani, diğerleri… Hakikaten, gerçekten, inanç kullanılarak, Allah'ın adı
kullanılarak, özellikle millî görüş ve Süleymancı camilerde, cuma günleri,
oraya giderek, bugün, en büyük holdingin başında olan -ismini veriyorum,
Kombassan; çünkü, elimde belgeler var, elimizde belgeler var- bilfiil
kendilerinin giderekten para istedikleri, topladıkları ve gereğini
yapmadıkları… Sahte belgelerle, geçersiz belgelerle toplanan bu paralar,
gerçekten, ciddî bir mağduriyeti ortaya koymuştur.
Şimdi, artık, buna
"dur" demek, çözümler oluşturmak zorundayız. Öncelikle, bu kurumları,
bugün -ayakta kalanları ifade ediyorum- ayakta kaldığı ifade edilenleri ve
batmış gözükenleri ve var olup da yok olanların tümünde yönetici konumunda
olanların hepsi, bu kuruluşları yönetme vasıflarını yitirmişlerdir. Bunlar
hakkında, tümü hakkında, takip işlemi başlatılmalıdır.
Tabiatıyla, ayakta
kalmakta olan kuruluşların, ekonomiye katkılarını sürdürebilmek, bunların
yöneticiler nedeniyle, içine düşürüldükleri konum nedeniyle yok olup
gitmelerinin önüne geçmek için belirli önlemlerin de alınması gerekiyor. Derhal
başlatılacak olan hukukî işlemler paralelinde, kamunun garantisi altında bir
bankalar konsorsiyumu oluşturulmalı, geçerli belgeler çerçevesi içinde, tüm bu
kurumlara ait değerler, belgeler, dolayısıyla mülkiyet, gönüllülük temelinde bu
kuruma devri sağlanmalı, karşılığında akitler imzalanmalı doğal olarak ve bir
yıl içinde, bu süreç, gönüllülük temelinde belirli bir noktaya getirilip, sonra
bu kurumların yeniden yapılanması ve sermaye piyasasına kayıtları
gerçekleştirerek yapının normalleştirilmesi sağlanmalı ve sonra, ikinci yılın
sonunda, gerekli sermaye piyasası işlemleri, kamuya, topluma, ekonomiye
açılarak, kendilerine verilmiş olan haklarını devretmiş olanların, buradan,
sermaye piyasası üzerinden, isterlerse, haklarını, piyasa kuralları içinde,
belirli bir, geçmişe dönük, kabul edilebilir cüzî bir faiz de dikkate alınarak
geri ödenmesi, alınması ve piyasanın işlerliği içinde bu kuruluşlara diğer
destekler de sağlanarak, bu kuruluşların hayatiyetlerini, işlevlerini
sürdürmeleri hedef alınmalıdır.
Tabiî, burada aracılar
var, yüzde 3-5 komisyonlarla aracılık edenler var. Burada, üçüncü kişiler var,
bu şirketlerin sahiplerinin yanında. Tüm bunlar suçludur, tüm bunlar hesabını
vermelidir. Tümünün, şirket sahibi olarak gözükenler dahil, o, sizlerin
bilmediğiniz, bizim komisyon üyesi olarak dinlediğimiz, ama, kayıtlarda mevcut
olan açıklamaları yapanları, burada onları ben açıklamıyorum; o sorumsuz
açıklamaları yapanlar da dahil olmak üzere, herkes hesabını vermeli, herkes
kayıpları, devletin kayıplarını, bu yurttaşların kayıplarını kendi özel
emvalinden, kaynağından, ailesinin, üçüncü kişilerin kaynağı üzerinden
vermelidir.
Değerli arkadaşlarım,
yani, süremin de bittiğini görüyorum; ancak, size, bu çerçeve içinde sözlerimi
bir hoşluk içinde bitirmek istiyorum. Size, bu süreçte mağdur olmuş olan bir
ozanın üç kıtasını okumak istiyorum. Bence, herkes bundan bir ders almalı.
BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu,
lütfen, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla)
- Toparlamaya çalışıyorum, bitireceğim şimdi.
Üç yıllık milletvekilliği
dönemimde ilk defa bir şiiri okuyorum; lütfen, izninizi rica ediyorum.
"Gurbetçi 'yandım
Allah' diye yanıp tutuşurken,
Sizler, altınızda lüks
Mercedesler, gezip dolaşırken,
Antalya, Alanya,
Kuşadası'nda zevkinizle uğraşırken,
Yazıklar olsun size,
gurbetçi saçını başını yolup, ağlaşırken.
Cami cami, cemiyet
dolaşıp topladınız paraları,
O zamanlar ne güzeldi,
biliyordunuz buraları,
Unuttunuz gurbetteki
amcalar, ağabeyler, dayıları,
İlaç değil, merhem değil,
tuz biber bastınız yaralara.
Elbet bir gün ilahî
mahkeme kurulacak,
Fakir fukara, emekli,
yetimin hakkı sorulacak,
Melekler şahit, Cenabı
Allah hâkim, binlerce kişi davacı,
Haşim'den, Dursun'dan
hesap sorulacak." (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, son
sözüm, Sayın Başbakana: Son otuz yıldır ülkemizde bir siyaset anlayışı gelişti.
Parti kapandı, yenisi açıldı; o kapandı, yenisi açıldı ve en son gelinen
noktada aynı millî görüş yapısı içinde bir siyaset, dünyamızda kendi
etkinliğini gösterdi. Bu tartışmakta olduğumuz sürecin de, o siyasî anlayışın
genel felsefesini oluşturan "faiz haramdır" noktasından güç aldığı
biliniyor. O süreçte dile getirilen adil düzenin, adil düzen kavramının sonuçta
büyük bir vurguna temel olduğunu, aldığını biliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür için,
lütfen, Sayın Hacaloğlu…
ALGAN HACALOĞLU (Devamla)
- Sayın Başbakan, şimdi, Merkez Bankasına bir başkan aramaktayız. Çok gecikti.
Sizden bir kez daha istirham ediyoruz, lütfen… Faiz haramdır, faizsiz bankacılıkla
yoluma devam ederim anlayışıyla Merkez Bankasına eğer bir başkan atamaya
kalkarsanız, Merkez Bankasına faizsiz bankacılık kılıfı geçirirseniz, biliniz
ki, bundan ekonomimiz, bundan Türkiye zarar görecektir.
EYÜP FATSA (Ordu) - Ne
alakası var Sayın Hacaloğlu?!
ALGAN HACALOĞLU (Devamla)
- Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Hacaloğlu.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Bihlun Tamaylıgil; buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BİHLUN
TAMAYLIGİL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şahsım ve Bursa Milletvekili değerli arkadaşım tarafından,
Şevket Orhan tarafından verilen araştırma önergesi sonucu kurulan komisyonun
raporu üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi bildirmek üzere
huzurlarınızdayım; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Evet, tabiî, bugün
baktığımız zaman, 2006 Nisan ayındayız. Bu araştırma önergesinin veriliş
tarihini şöyle bir sorguladığımızda, tarih, 2003 Ocak ayı, Ocak ayının 7'si.
Yani, aradan, yaklaşık üç yılı geçmişiz de, dördüncü yılı kovalıyoruz; öyle bir
süreç geçiriyoruz ve bu süreçte ne yaptık; üç buçuk yılı geçirdik. Çözüm
aşamasında yapılacak başlıklar var mıydı; evet, vardı. Var ki, bu raporu
hazırladık. Raporun arkasına da çözüm olarak önerilerimizi koyduk ve bu
öneriler üzerinde fikir birliği oluşturduk. Biz, gruplar olarak, daha etkin,
daha açılımcı olabilecekleri de ekledik. Demek ki, yapılacaklar vardı. Peki,
neden üçbuçuk yıl bekledik?! Neden bu üçbuçuk yıl boyunca, başta, çoğunluğu
yurt dışında yaşamakta olan vatandaşlarımız olmak üzere… Ve hepsi şu anda,
büyük bir çoğunlukla bizi seyrediyor; bizim burada yapacağımız görüşmelerin, bu
görüşmeler sonunda çıkacak olan sonuçların kendileri için bir ışık yakmasını
bekliyor. Umut ediyorum, üçbuçuk yıl ertelediğimiz ve çözümü olabileceğine
karar verdiğimiz bu konuda, bugünkü görüşmelerin akabinde, tüm
vatandaşlarımıza; yani, Almanya'da, Belçika'da, Hollanda'da, Avusturya'da,
Fransa'da yaşayan tüm vatandaşlarımıza; onun yanında, ülkemizin çok farklı
illerinde bizden bu konuda yapıcı çözüm
bekleyen tüm vatandaşlarımıza bir gelecek umudu vereceğiz; umudu değil, umutla
kalmayacak, çözüm hedefi vereceğiz.
Evet, biz, bir araştırma
komisyonu daha kurmuştuk; yine bundan üç yıl önce, 2003 yılında, Türkiye'nin en
büyük bankacılık krizi yaşandığı zaman. Ne oldu; araştırma komisyonu çalıştı,
ek süreler aldı, rapor yazdı. Raporun içinde yine holdingler vardı, izinsiz
halka arz vardı. Ne oldu; "yerimiz dar, görüşemiyoruz, zamanımız yok,
getiremiyoruz…" Ondan sonra, Bankacılık Yasası çıkardık, finansal
piyasaları düzenlemek üzere çalışmalar yaptık; ama, o komisyon raporu rafa bile
kalkmadı, komisyonun üstünde, omzunda asılı kaldı. Şimdi, bugün de bir komisyon
raporu -şanslı- geç de olsa görüşülüyor. Neden gecikti diye baktığınızda; biz,
yanlış mı söylemiştik diye düşünüyorum; hayır, çok net, çok doğru teşhisler
konulmuştu. Birileri, Türkiye'deki hukuk devletinin gerektirdiği hukukî
düzenlemelere uygun hareket etmemiş. Birileri, bu halkın değerlerini,
inançlarını ve o inançlar uğruna feda ettiği varlıklarını alıp kullanmış.
Bunlara seyirci mi kalınması gerekiyordu?! Peki, seyirci kalınmasını gerektiren
başka nedenler mi vardı?! Bu seyirci kalınmasını hazırlayan dönemin içinde,
acaba, rolü olan bizlerden birileri de mi vardı?!
Şimdi, o süreci geçirdik,
üçbuçuk yıl içinde daha neler oldu neler. Biz, komisyon olarak, 2005'in mayıs
ayında faaliyete başladık ve faaliyetimiz mayıs ayında başladı. O süreçte,
2004'te bir görüşür gibi olduk; ama, değerli grup başkanvekillerinden bir
tanesi, Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkanvekillerinden bir tanesi, 2004
yılının mayıs ayında dediler ki: "Bir hafta duralım, bir hafta sonra biz
de bir önerge verelim, sizinle beraber görüşelim, araştırma önergesini de kabul
edelim, başlayalım." Sene 2004, bir hafta oldu bir yıl, geldik 2005'e. Bir
yıl sonra, nasıl olduysa, tabiî, birtakım holdinglerle ilgili, hani, meşhur
"üstüne su içelim" olayının başlamasıyla kendini gösteren holdingle
beraber işleyen yargı süreci, olayın biraz daha vahametini ortaya koydu galiba
ve akabinde komisyon kuruldu mayısta. Arkasından, Meclis tatil oldu. Meclis
tatil olduğu zaman -bizim Araştırma Komisyonu Başkanımız burada- yazın da biraz
çalışalım, çünkü, vakit geçirmeye… Gerçekten, bizim öyle bir lüksümüz yok
dedik; ama, olmadı. Aralık ayına geldik, aralık ayında çalışmalarımız bitti.
Bugün neredeyiz; nisanda. Biz, komisyonun açılması için ikibuçuk sene, raporun
görüşülmesi için dört ay bekledik. Peki, raporun içeriğinde önerilen acilen
yapılması gereken kanunî düzenlemeler için kaç ay bekleyeceğiz? Burada hep
beraber diyor muyuz ki, yarından itibaren önerilen tüm başlıklarda yasal
çalışmaları başlatacağız? Burada değerli bakanlarımız var. İnşallah,
bakanlarımız da bu yönde eğilimlerini ortaya koyarlar; çünkü, bugün görüşülen
Araştırma Komisyonu raporu fotoğrafı çekmekte. Çekilen fotoğrafın üzerinden
yasamanın şart olan yükümlülükleri var. Bunların yapılması gerekiyor. Bunları
ortaya koymak, bunları bir an önce gerçekleştirmek ve bizden, gerek Türkiye'de
gerek yurt dışında haber bekleyen, çözüm için umut bekleyen vatandaşlarımıza o
umudu net olarak sunmak zorundayız.
Şimdi, bakıyoruz -bu
olayı, tabiî, sürekli tekrarladık, sürekli Türkiye'nin gündeminde nasıl
olduğunu anlattık- bu olayda taraflar vardı. Bu taraflar da, olayın oluşmasıyla
ilgili yaşanan süreçte, başta bakıldığı zaman, çok kararlı, Türkiye'nin
menfaatına olacak bir süreç işletiyor gibi gözükmüştü; çünkü, 80'li yılların
başında kâr-zarar ortaklığı, çok ortaklı şirketler yapılanımı için bir zemin
hazırlanmıştı. Niye; Türkiye, kendi vatandaşlarının var olan sermaye
birikimleri, tasarruf birikimlerini üretime kaynak yaratacak şekilde kullansın,
biz gidip de gerek dış bağımlılık gerek ekonomik bağımlılık durumuna
-bugünlerde düştüğümüz gibi- düşmeyelim, vatandaşlarımızın yaratmış olduğu
güçle, dünyaya karşı bir büyük hamle yapalım düşüncesi vardı; ama, bu düşünce
birilerine öyle bir ilham kaynağı oluşturdu ki, bundan yaklaşık bir sene önce,
hatırlayınız, bir televizyon kanalında, yine, adı geçen bu holdinglerden -yani,
isimleri belli, burada 78 tanesi yazılı- bunların içlerinden en güçlü olan
holdingin yönetim kurulu başkanı Hollanda'ya gidiyor, bir camiin- artık, sosyal
tesis mi; çünkü, oralarda sosyal tesis ve ibadet mekânları birbirine çok yakın,
ki, ibadet mekânı; -görüntüde öyle gözüküyor- ekonomik örgütlenme temelinde
siyasî hedefler vererek, oradaki var olan kişilere bir yönlendirme yapıyor.
Bunu, gözümüzle, kulağımızla hepimiz işittik, gördük. Akabinde ne oluyor; bir
ezan okunuşu ve oradaki yetkili kişi ve para almaya giden kişi, "durun
canım, önce başka işimiz var; onu halledelim, daha sonra dinî vecibemizi yerine
getiririz" diyor. Bu bize neyi gösteriyor; çok açık bir şekilde hedeflenen
bir olumlu tabloyu, dinî duyguları kullanarak, dinî inançları, yeri gelip
yükümlülük noktasında olanları ikinci plana atarak ticarete alet etmeyi
getiriyor.
Peki, ne diyor bu kişi:
"Ticarî imkânlarla üretim mekanizması kurulmasının ötesinde, bizim bir
medya kuruluşuna ihtiyacımız var." Hedef ne; burada, tasarrufu bol olan
kişinin tasarrufunu kullanıp, bir yerde üretken ve etkileyen zemin hazırlayarak
Türkiye Cumhuriyetinin geleceğiyle ilgili yönlendirici politikalar oluşturmak.
Peki, başarılı oluyor mu; tabiî; çünkü, yanda, o kuruluşun, -ki, Almanya'ya
gittiğimiz çalışma sırasında, yine bu süreç içinde etkin görevler almış bir
kişinin yazmış olduğu kitabı da tarafıma ulaştı ve belgeleriyle var- nasıl
buralarda odalar kiralandığı, odaları kiralamak için hangi yeterliliklere sahip
olunması gerektiği, hangi işadamı çevrelerinin icazetinin alınması veyahut
millî görüş… Hani, sizin gömleğini çıkardığınız görüş var ya, o görüşün
temsilcilerinden kimlerin olması gerektiği veya onların icazet verip vermediği
holdingler olup olmadığı önplana çıkmış.
Şimdi, bakıyoruz, ortada
rakam, 90'lı yıllardan itibaren yavaş yavaş artmış ve yapılan işlem ne?..
Söylüyorum; 1980'li yılların başında bir de 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu
var, bu kanunun getirdiği düzenlemeler var. Bu düzenlemeler ne diyor: Eğer, bir
şirketi halka açacaksan, gel kardeşim, yükümlülüklerin bunlar; bunları yerine
getir, kaydını yaptır, halka açıl. Hisse senetlerinin aracılığını mı
yapacaksın, onun da kanunî düzenlemeleri var; gel bunları da yerine getir.
Bunlardan sonra, sen bu işlemi de yapabilirsin, izne tabi olarak.
Peki, bu, sayıları 70,
kimi kaynaklarda 90, kimi kaynaklarda daha fazla şirketler ne yapmış: Ben, ne
kanun tanırım, ne kural tanırım. Benim bir hedefim var, ona hizmet ederim.
Topladım paraları; nasılsa bir para var, ben bunu kullanırım. Oo, böyle zengin,
böyle kaynak!.. Fışkırıyor bu paralar. Ne gerek var kurala, ne gerek var
hukuka! Bu zihniyette giden bir süreç…
Peki, ne olmuş; bu kural
ve hukuka uygunlukla ilgili denetim mekanizmalarının oluşması nasıl olabilirdi;
bunlardan haberdar olmak gerekiyordu. Neden oldu, nasıl oldu; böyle bir sürecin
işlediği… Peki, 1990 ve 2000, hatta 2000 sonrasındaki krize kadar haberdar olma
imkânı var mıydı?! Alan memnun veren memnun. Çünkü, hedefler çizilmiş, olayın
içinde bir taraftan siyaset, bir taraftan ekonomi, bir taraftan millî duygular,
bir taraftan dinî duygular, milliyetçilik duyguları kullanılmış. Tabiî ki,
orada yaşayan vatandaşlarımız öyle bir halde ki… 1960'larda gittiğinde dişine
kadar muayene etmişler, "sen işe yararsın, gel çalış" demişler. Kuzey
illerinde -gittiğinizde, çoğunuz gidiyorsunuz- eyaletlerde, madenlerde bütün
günlerini vermişler, diğer ağır şartlarda, en ağır şartlarda çalışmışlar ve bu
kişiler toplumdan izole olmuşlar. Niye; sosyal entegrasyonu sağlayamamışlar
gittiği ülkede, dilini konuşamamış. Bir zaman ailesinden ayrı kalmış, ailesini
sonra yanına getirmiş. Yeni bir nesil oluşmaya başlamış. İçsel problemler
yaşıyor. Bir taraftan da, ülkesine dönecek, bir bakıyorsunuz, son yirmi
yirmibeş senede Türkiye'de ekonomi, yaşam şartları… Yok canım, ben kalayım da,
en azından Türkiye'deki akrabalarıma sahip çıkarım, gelecek aileme sahip
çıkarım; bu arada, tasarruflarımı biriktiririm, ben de bunlardan belli bir
gelir sağlarım düşüncesindedir.
Şimdi, ne olmuştur; bir,
işçi şirketleri, arkasından bankerlik krizi, arkasından bankacılık, bir de
tabiî, üstüne üstlük, Merkez Bankası ve Dresdner Bank olayı daha da
güvensizliğe düşmüş; o boşlukta, belli sosyal mekânlarda kutsal değerlerini
daha da çok yaşayarak bir araya gelmiş insanlar, çevrelerinde etkin hocalar,
etkin bilirkişiler, yönlendiren temsilci kimliğindeki bilirkişilerle bu yolun
içine girip paralarını vermişler. Ha, yüksek getiri taahhüdü olmamış mı; olmuş.
Kim bu ülkede, ben yüksek getiriyi reddediyorum diyebilir ki! Yani,
baktığınızda, batan Uzanların yüksek teklifine Petkim'i bizim hükümetimiz de
sattı. Yani, farklı bir şey yok; yüksek getiri her zaman bir beklenti
oluşturuyor. Kaldı ki, inandığı, bildiği, güvendiği insanlar, git sen burada
paranı değerlendirirsin demişler ve sonuçta, ne yazık ki, oluşan saadet
zinciri, sıcakparayla kaynayan süreci bitirince kopmuş ve ondan sonra şikâyet
başlamış.
İşte o noktadan sonra, bu
şikâyetler, hukuka ve kurala, kanuna uygunsuzluğun denetim ihtiyaçlarını daha
da artırmış; ama, bunun öncesinde, taa 1996'larda, birtakım medya; ki, bu
holdinglerin işlettiği bir yöntem de, birtakım televizyon kanalları ve medya
organları, gazeteler kanalıyla reklamlar yapmak, onlara sponsor olmak veya bir
kanal probleme mi düştü, hadi hep beraber toplanalım, nasıl kurtarırız da devam
ederiz formülasyonları yapmak. Bu kanalı biliyorsunuz, biz de biliyoruz; çünkü,
ilk o görüntü, kimin, hangi kanalı, ne şekilde götürdüğünü biliyor.
Peki, dönem dönem hangi
yerel yönetimlerle birtakım ilişkiler olmuştur; hangi kaynaklar sağlanmış,
nerelere gitmiştir veya bu kişiler, topladıkları bu paralarla, vaat ettikleri
gibi, jet fabrikaları, motosiklet fabrikaları, hatta hatta, Amerika'yı da
geçerek füze fabrikaları kurmuşlar mıdır; hayır. Bu paralar birilerine
aktarılmış, yanlış yönetim zafiyetleri kendini inanılmaz derecede göstermiş,
gelen o kaynak, bir anda insanların aklını başından da almış. Bir holding
yöneticisi anlatıyordu, tutanaklarda da vardır... Ben gittim; çünkü, insanlar,
yaşanan süreçlerde, tasarrufunu saklama imkânında güvensizlik oluşunca, yeni
kaynaklar aramışlar. Ne yapmışlar, biliyor musunuz; sedirlerin altında, karkas
etlerin içinde paralar tutulmuş ve o gün, o inandırıcı güç, onların yanına
gelip de "ey kardeşim, din kardeşim, ben bunu bunu yapacağım, geleceğin bu
olacak, ailen iş bulacak, Türkiye kalkınacak, zaten dinimizde faiz de haram,
ver parayı, geleceği hiç merak etme" ve oradan çıkarılan paralar, gitmiş.
Ne gitmiş; geçmiş de gitmiş, gelecek de gitmiş.
Şimdi, ne yapılabilirdi;
hukuken baktığınız zaman, birtakım hukukî yöntemler kullanılmış; ancak,
Türkiye'de… Yani, geçen süreci değerlendirdiğinizde, gerek sermaye piyasası
mevzuatı açısından gerek 2000 yılında çıkarılan 4616 sayılı bu Erteleme Kanunu
açısından gerekse Ticaret Kanunuyla beraber ve orada oluşturulan… Ki, 1999
yılında da bir komisyon oluşturulup bu konuda antant kalınarak, birlikte
kalınarak ne yapılacağı da tartışılmış. Düzenlemeler yapılmadığı için, bugün,
karşımızda ağır bir mağdur ordusu var.
Şimdi, mağdur ordusu için
ne yapılabilir, mağdurlar için ne yapılabilir? Bugün, Almanya'da, sokakta o
insanlar, biliyor musunuz! Yani, artık, sesimiz duyulsun diyorlar. Hak, vicdan,
adalet bu sesi duymayı gerektirir; çünkü, o insanlardan bazılarıyla, biz…
Burada bizim komisyon arkadaşlarımız var; gittik. Hepsi aynı şeyi yaşadılar,
benim yaşadığım şekilde. Bir yaşlı amca, karşıma gelip de "karım kanserden
öldü, memleketime gönderip cenazesini gömdürecek param bile kalmadı, gittim bir
yerlerden borç para almak için yalvardım" dedi. Yani, kulun hakkını bu
kadar yemeye kimin hakkı var arkadaşlar?! Bu hakkı yiyenden hesap sormak,
bizlerin görevi değil mi?! Şimdi, biz, bir komisyon çalışması sonunda tavsiyeler
ortaya koyduk. Bir tanesi; burada, gerçekten, vekâlet, temsilci yöntemi
kullanarak gidilen bir süreç var. Bu holdingler kaç tanedir, kaç ortağı vardır,
ne kadar para yatırmışlardır, bunların hepsinin net olarak tespit edilmesi
gerekiyor. Bu tespitte de, ilgili bakanlıklar ve kuruluşlar tarafından bir
heyetin oluşturulması şart. Bunun ötesinde, burada sorumluluğu olan kişilerden,
yönetim zafiyeti veya bu duruma gelinen noktada oluşan eksikliklerin
sorumlularından da, bu sorumlulukları nispetince hesap sorulması gerekiyor.
İkinci bir nokta, bu
kişilerin çoğunluğu genel kurullara katılamıyor; yani, şirketlere ortak
olmuşlar, başvurduklarında "ee, sen ortaksın, Ticaret Kanunu gereği sana
zaten para ödeyemeyiz" diye, bahaneler konuşuluyor; ama, ortaklığın adı
var, kendi yok. Herkes, belli bir çevreyle o şirketleri idare ediyor; ama,
milyonlarca, binlerce vatandaşın -milyonlara vardı; çünkü, aileleriyle beraber
milyonları aştı bu rakam- bu kişilerin söz hakkı yok. Genel kurullar,
aralık-ocak; hepimiz biliyoruz, yurt dışından o tarihte gelme imkânı var mı,
hepsi de çalışıyor. Ondan sonra, yüzde 3 - yüzde 10 arasında bir nisapla ikinci
toplantılarda karar almak ve insanları karar merciinin dışında tutmak. Karar
merciinin içinde tutulması gerekiyordu; zaten raporumuz içinde de bunları
veriyoruz.
Diğer taraftan, bu
kişileri yönlendiren, temsilci olsun, medya kuruluşu olsun, kim olursa olsun,
bunların, bu süreçteki katkıları veya bu süreci hızlandıran etkileri, bunların
hepsinin belirlenmesi ve bunlardan da, bu katkıları oranında hesap sorulması
gerekiyor. Bunların araştırılması gerekiyor.
Ne büyük bir kötülüktür,
biliyor musunuz ki, biz, milyarca euro para yurt dışında var derken, hep, yurt
dışındaki vatandaşımızı zor anın kurtarıcısı görmüşüz. Onlara, Türkiye'nin iç
borçlanması, dış borçlanması problem olduğunda "gel vatandaş, getir
paranı" denilmiş. Türkiye'de rejim veya hükümet veyahut Türkiye'nin
geleceğiyle ilgili planlar yapılmış, onların etkilenebileceği başlıklar bulunup
"gel vatandaş" denilip yanına gidilmiş. Bugün baktığınızda, o
vatandaş, artık "ben gelmem" diyor. "Benim için bir şeyler
yapın, benim güvenimi tazeleyin ki, ben, artık, Türkiye için bir şeyler
yapayım" diyor. Halihazırda…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tamaylıgil,
lütfen toparlar mısınız.
Buyurun.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(Devamla) - Halihazırda, o vatandaşlar, birçok sıkıntıyla… Ne yaptık biz; geçen
sene, bir anda sosyal güvenlik primlerini artırdık, 2 dolardan 5 dolara. O
insanlar ülkelerine geliyorlar, yollarda, sürekli bir haraç altında kalıyorlar;
hiçbir şey yapmıyoruz. O insanlar, bütün gururlarını ezecek birtakım
vatandaşlık sorgulamalarıyla karşı karşıya kalıyorlar; biz yine onları
kaderleriyle baş başa bırakıyoruz. Ve o insanlar çifte vatandaşlık uğruna
birçok problem yaşıyorlar; yine tek başına kaderleriyle baş başa bırakıyoruz.
Artık böyle bir kader, böyle tek başına bırakma süreci işlememeli arkadaşlar.
Olayın genel hatları ve
olayda yaşanan süreç belli. Bu süreçten sonra yapılması gereken hukukî çalışmalar
belli. Bunun tamamlayıcısı, acilen yasa çıkartmaktır. Ticaret Kanununda… 2003
yılında Sermaye Piyasası Kurulu bir kanun teklifi veriyor Başbakanlığa -Burada
Sayın Abdüllatif Şener Yok, Sayın Bakanım Atilla Bey var- Abdüllatif Şener Bey
biliyor. Niye gelmedi bu kanun?.. O zamandan adım atılması gerekiyordu. Yok,
gelmedi, bekliyoruz. Şimdi, bir an önce Sermaye Piyasası Kanununda…
Ve şu da var: Bakın, bu
olaylar bugünden sonra alacağınız tedbirlerle çözülmez. Geriye gidilecek. Biz
kamunun alacağı için 5020'yi çıkarttık. Biraz da halkı, düştüğü durumu dikkate
alarak… Burada devletin bir sorumluluğu yoktur; ama, sorumluluğu olanların da,
hesap verme… Zamanaşımı süresini geriye çekmekte fayda vardır. Nereye çektik;
biz, 20 yıla çektik. Burada da bir geriye çekişin acil olarak gerekliliği
vardır. Paranın kullanımı olarak nerelerde, ne şekilde, nerelere transfer
edildiğinin tespitine gerek vardır. Buradaki hesaplarda kimlerin etkin rolü
olduğunun, bunun içinde nitelikli dolandırıcılık varsa, bunların tespitine
ihtiyaç vardır ve bir an önce kanuna ihtiyaç vardır. Yani, üçbuçuk seneyi
kaybettik, bundan sonraki süreyi kaybetmeyelim değerli arkadaşlar ve bizden
cevap bekleyen binlerce vatandaşımıza çarelerimizi iletelim.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Tamaylıgil, lütfen…
Teşekkür için açıyorum;
buyurun.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(Devamla) - Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.
Ve şunu burada söylemek
istiyorum: Biz, bazıları gibi, birilerinin önünde diz çöküp dinî referans
yaratmayız arkadaşlar; ama, biz, vatandaşlarımızın dini, mezhebi ne olursa
olsun, inanışlarının eğitime, adalete, siyasete ve ticarete alet edilmesini de
kabul edemeyiz, karşı dururuz. Biz, şeriat uğruna canları alınanların hakkını
koruruz; ama, yine, inanışları uğruna, geleceği ve geçmişi çalınmış olanların
da haklarının alındığı güne kadar yanında olacağız, bu konunun takipçisi
olacağız.
Hepinizi saygı ve
sevgiyle selamlıyorum. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Tamaylıgil.
Anavatan Grubu adına söz
isteyen, Gaziantep Milletvekili Sayın Ömer Abuşoğlu; buyurun.
Süreniz 20 dakikadır
sayın Abuşoğlu.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşmekte olduğumuz Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerinde Grubum adına
söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kamuoyunda
"holdingler" olarak anılan ve büyük ölçüde yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımızın mağduriyetine yol açan belli bir dönem uygulamanın ne ölçüde
bir mağduriyeti ortaya çıkardığı ve son durumlarının ne olduğu noktasında
komisyon raporunun belli ölçüde bir çalışması var. Bu komisyonun kurulması ve
çalışması, bu raporu hazırlaması, elbette konunun boyutlarını gözler önüne
sermek açısından oldukça yararlı olmuş.
Ancak, raporun ve
dolayısıyla da komisyon çalışmalarının eksik yönleri var. Burada, birtakım, o
ölçüde komik ve o ölçüde ciddî suçlamalar ve ciddî durumlar var ki, komisyon,
bunları yapanlar, bunları gerçekleştirenler hakkında ne gibi bir işlem
yapılması gerektiği konusunda da fazla konuyu irdelememiştir. Yani, bu yönüyle,
komisyon, belli ölçüde, konuyu araştırmaktan ziyade, geçiştirmek ve bu konunun
Meclis gündeminde de "işte, araştırıldı, komisyon çalışmasını yaptı,
komisyon raporu yazıldı ve görüşüldü" denilerek, mevzuun, konunun
kapatılmasına yönelik belli bir eğilim de ortaya sermektedir. Bunu da
belirtmekte fayda var.
Üzerinde durduğumuz konu,
eğer sayın milletvekilleri inceleyecek olurlarsa göreceklerdir ki, komisyon
raporunun gerçekten komik tarafları var. Aynı zamanda, belli yönleri dikkate
alındığı zaman, organize dolandırıcılık şebekesi hüviyetinde mütalaa
edilebilecek, nitelendirilebilecek yönleri var. Ayrıca, siyasetçiyi de suçlayan
yönleri var. O holdinglerin kurucusu, hatta, bir holding, bir şirket kurucusu
bir kişi, siyasetçiler hakkında şunları söylüyor; bunu okumadan geçmeyeceğim:
"Suçun üçte 1'inin siyasetçiler…" Niçin siyasetçilerinmiş suç;
"bu holdinglere gereken kanunî altyapıyı kurmadan kuruluş izni verenlere
ait olduğu…" Sen kalkıp -hangi amaçla olduğunu ben tartışmayacağım- bir
holding kuracaksın, insanların millî hislerini, dinî inançlarını, duygularını,
yıllardan beri gurbette memleket hasretiyle yaşıyor olmasının getirdiği bir
ortamda kullanacaksın, ellerinden parayı yüksek kâr vaadi sunarak alacaksın ve
ondan sonra da diyeceksin ki, suçun üçte 1'i siyasîlerin… Niçin; bu şirketler
için gerekli kanunî altyapıyı düzenlemeden bu şirketlerin kurulmasına meydan
vermiş… A adam, şirketi sen kurmuşsun, bu şirketi sen kurmuşsun, insanların
elinden paralarını almışsın, getirmişsin, nerede, ne şekilde kullandığın belli
olmayacak şekilde bu paraları değerlendirmişsin ve ondan sonra siyasîlere suç
atacaksın, "suçun üçte 1'i siyasîlerin…" Daha yetmiyor, devam ediyor
komisyondaki ifadesinde bu adam, bu zatı muhterem, temelde şirket
yöneticilerinin tamamının suçlu olmadıklarını, dolandırıcılık niteliğinde
işlerin içinde olan bu kişilerin suçlu olmadıklarını, SPK'nın ve bu holdinglere
kuruluş izni veren siyasetçilerin suçlu olduğunu ifade etmiştir ve komisyon da,
bu adamın bu laflarını dinleyerek kayda değer bulmuş ve buraya aktarmıştır.
Evet, birtakım siyasetçiler, birtakım siyasîler suçludur. Bugün, o suçlu
siyasîlerin arasında halihazırda bu Meclis çatısı altında bulunanlar da vardır.
Hangileridir bunlar; bu kurulan holdinglerin, bir kısmı dolandırıcılık şebekesi
şeklinde çalışan organizasyonların adına gidip yurt dışındaki
vatandaşlarımızdan para toplanmasına aracılık eden siyasîlerindir suç ve
maalesef, bunlardan bazıları, birkaçı -onlar kendilerini gayet iyi bilirler-
bugün, bu Meclisin çatısı altında milletvekili sıfatıyla oturmaktadırlar.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Ensesi kalınlar!..
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
O bakımdan, araştırma komisyonunun niçin bu konuyu derinlemesine yeteri kadar
incelemediğini, zannedersem fazla tartışmaya gerek yok.
Bu organizasyonların bir
kısmı gerçekten iyi niyetli bir başlangıç içerisinde gerçekleşmiş olabilir,
sadece bir kısmı; ama, gerek profesyonel yönetici olmamaları gerek konuyla
ilgili mevzuata vâkıf olmamaları ve gerekse de zaman içerisinde dürüstlüklerini
yitirmiş olmaları dolayısıyla bir kısmını belli bir kenara bırakalım. Ortaya
çıkan belli bir zarar var ve halihazırda mevcut olan tesislerin gerçek
sahiplerince işletilmesi, profesyonel yöneticiler eliyle işletilmesi şekliyle
kurtarılabilecek olanlar var; ama, bunlardan birçoğu gayrifaal. Şirket
kurulmuş, aynı kişiler bir başka ad altında bir başka holding daha kurmuşlar;
aynı kişiler farklı farklı holdingler kurarak paralar toplamışlar. Siz,
bunlara, böyle bir sistemde işleyen düzene iktisadî nitelikte bir organizasyon
nitelemesi yapabilir misiniz?! Ortada apaçık organize bir suç var, organize bir
dolandırıcılık şebekesi türemiş; hatta, yeri gelmiş ortaklar birbirlerine
düşmüşler, şirketin toplanan paralarının ortaya çıkardığı nemalardan
kaynaklananları paylaşmak noktasında birbirlerine düşmüşler, birbirlerini
suçlamışlar, birbirleri hakkında -burada raporda da var- şikâyette
bulunuyorlar. O bakımdan, üzerinde konuşulan konu, oldukça karmaşık ve oldukça
çetrefil bir çerçevede.
Raporda, yine, benzer
şekilde -benim, okuyunca çok komiğime gitti- bir şirket yöneticisi diyor ki
-bir televizyon şirketinden bahsediyor- Kanal 7 televizyonunun hem kendilerine
ait olduğunu hem de olmadığını…Şirket, bir televizyon kanalı kurmak noktasında
herhalde birtakım fonlar ayırmış, bu fonlar kullanılmış. Dolayısıyla, bu
kanalın kendilerine ait olması gerektiğini vurguluyor; fakat, hemen arkasından
da ilave ediyor, hem de bize ait olmadığını… Bu kanal ya size aittir ya da size
ait değildir.
Televizyona ait tüm mal
varlığının kendilerine ait olduğunu; ancak, işletmesinin kendileri tarafından
yapılmadığını ifade etmiş. Böyle komik bir şey olur mu ticarî hayatta, iktisadî
hayatta? Şirket sizinse, şirketin mal varlığı sizinse, bunu, ya kira karşılığı
bir başka kuruluşa kiraya verirsiniz yahut da bunu satarsınız. Bu şirket
yöneticisi, hâlâ, buradaki oluşan metanın, televizyon yayıncılığında kullanılan
metanın ve televizyon yayını yapan kuruluşun kendilerine ait olup olmadığını da
bilmeyecek derecede de bu işlerin dışında ve bu adam şirket yönetiyor ve bu
adam, insanların alınterini toplayarak, sizlere para kazandıracağım vaadiyle,
gör ki, onların hangi atmosferde hangi duygularını istismar etti. Bu insanların
ellerinden paralarını alıyorlar; fakat, sahip oldukları mal varlığının
kendilerine ait mi, ait olmadığını da bilemeyecek derecede de bu işin
dışındalar.
O bakımdan, konu, sadece
araştırma komisyonunun raporunu vermesiyle bitecek ve burada kapanılacak bir
konu değildir. Belli bazı yönleri dikkate alındığında, özellikle organize bir
şekilde dolandırma amaçlı birtakım fiillerin de olduğu burada gerçek, bunlar
dikkate alınarak doğrudan doğruya bu gibi şirketlerin kurucularının ve
yöneticilerinin savcılığa suç duyurusuyla beraber gönderilmesine ihtiyaç
vardır. Bu yönüyle de komisyon bu çalışmalarını yeteri kadar yerine
getirememiştir.
Aynı şekilde, şirket
yöneticilerinin, karşılıklı olarak, SPK'yı, Sermaye Piyasası Kurulunu ve
Sermaye Piyasası Kurulu yöneticilerinin de şirketlere yönelik birtakım
suçlamaları var. Elbette, SPK üzerine düşen görevi zaman içerisinde yeterince
yapmamış olabilir; ama, bu noktada, bence, suçlanılabilecek en son kuruluş
SPK'dır, Sermaye Piyasası Kuruludur. Çünkü, bir şirketin yöneticisinin "işte,
biz mevzuatı bilmiyorduk, fakat, SPK bizi zamanında uyarmadı" gibi bir
şeyin arkasına sığınması mümkün değildir. Bir kere, şirket yöneticisinin
öncelikle ticaret hukukunun, Ticaret Kanununun kendileriyle ilgili olan
yönlerini, Sermaye Piyasası Kanununun kendileriyle ilgili olan yönlerini bilmek
veya bilen adamları da yanında istihdam etmek mecburiyeti vardır. Düşünün siz,
bir bakıma 5 milyar euro, bir bakıma da bunun 2 katı, 10 milyar euroluk bir
fondan bahsedilmektedir, bu fonların yönetiminden bahsedilmektedir ve bu
fonları yöneten, şu veya bu ölçüde yöneten kişilerin, biz mevzuatı yeterince
bilmiyorduk, SPK bizi uyarmadı gibi gayet masumane bir tavır içerisine
girmeleri bence bunların suçunu ve bunların yükünü hafifletmez.
Ben, konu üzerinde fazla
konuşmayacağım, fazla durmayacağım; ama, insanlar şu an için şunu soruyorlar:
Bizim giden paralarımız ne oldu? Bizim, bu paraların üzerine bir bardak soğuk
su mu içmemiz gerekiyor? Şirketlere ortak olduklarına dair ellerinde birtakım
makbuzlar var; fakat, bu makbuzların veya ellerindeki değişik adda da olsa
belgelerin karşılık ihtiva etmesi gereken şirketlerin bir kısmı ortada yok,
gayrifaal, bir kısmı aktif çalışan durumda. O bakımdan, bu insanların
mağduriyetinin giderilmesi, bu şirketlerin ekonomiye kazandırılmasından çok
daha öncelikli bir konu olarak ele alınması gerekir; çünkü, şirketlerin
ekonomiye kazandırılması, yeniden yapılandırılması… Burada, raporda, bazı
şirket yöneticilerinin "işte, bize de bir Anadolu yaklaşımı uygulansın;
biz, tekrar, kârlı birer şirket haline getirelim" gibi birtakım talepleri
var. Böyle bir yöne gidildiğinde, zaman daha da uzayacak; insanlar, buralara
ödedikleri alınterlerini, bir ömür boyu gerçekleştirdikleri birikimlerini elde
etme noktasında, gerisin geriye alabilme noktasında, yine, bir ümitsizlik
içerisinde olacaklardır. Bunun için, öncelikle, tasfiye edilebilecek, para
getirebilecek, değer ifade edebilen şirketlerin tasfiye edilip, halihazırda,
belli olan, ellerinde belgesi olan ortakların haklarının iadesi, benim için en
acil bir konudur. Eğer bu şirketlerin ekonomiye kazandırılması gerekiyorsa,
satılsın. Yeni alacak sahipleri, ekonomiye kazandırmak noktasında, bankalarla
mı anlaşıyor, hükümetle mi anlaşıyor veya Anadolu yaklaşımı veya bir başka
yaklaşım gibi yaklaşım içerisinde mi şirketleri rehabilite ediyorlar; orası
beni fazla ilgilendirmiyor; ama, beni en önce ilgilendiren, bir ömür boyu,
insanların, kıt kanaat geçinmek uğruna gerçekleştirdikleri birikimlerini, bir
an önce, tekrar geri ellerine teslim etmek, bunların mağduriyetlerine son
vermek ve bu insanları rahatlatmak gerekiyor. Bu, yurt dışında çalışan
işçilerimizin, yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın başına gelen tek bir olay
değil. Bir zaman da, işçi şirketleri vardı. İşçi şirketleri kanalıyla da, bu
insanların tasarrufları, Türkiye'nin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunulacak
diye Türkiye'ye getirilip, işçi şirketleri halinde değerlendirildi; ama, sonuç,
büyük bir fiyasko ve bu insanlar açısından da çok büyük bir hayal kırıklığı.
Bu, ikinci bir darbedir. O bakımdan, insanların, ekmek paralarını kazanmak,
hayatlarını garanti altına almak amacıyla, yıllarca vatan hasreti çekerek,
evlat, uşak hasreti çekerek yıllarca biriktirdikleri bu tasarruflarının acilen
kendilerine yeniden döndürülmesini sağlayacak bir sistemin kurulması ve bu
sistemin kurulmasına da önayak olacak şekilde, hükümetin, gerekli kanunî
düzenlemeler, yasal düzenlemeler neyse, bir an önce Meclisin önüne getirmesi
gerekmektedir.
Bir başka husus daha var
son olarak değineceğim. Buradan bazı insanlara sesleniyorum: Siyasetinize,
ticaretinize, Allah için, Allah'ın adını karıştırmayın. Bu millet, dinin, hem
siyaset uğruna hem ticaret uğruna istismarından çok çekmiştir, çok yara
almıştır. Belki, bundan en fazla yarayı, din adına ortaya çıkan insanlardan
daha ziyade, dinin kendisi almıştır, dinin değerleri almıştır. Bu insanlara
sesleniyorum bir kez daha: Lütfen, ticaretinizde, siyasetinizde dini
kullanmaktan vazgeçin, dinî referanslardan uzak durun; çünkü, neticede iyi
niyetle yola çıkılmış olsa da, sonuçta, insanlar şeytana uyup, yollarını
şaşırabiliyorlar; bu durumda da, kalan, o insanlar üzerinde leke değil, kalan,
dindarlar üzerinde, dini hayatının bir parçası haline getiren gerçek dindarlar
üzerinde, kötü izler oluyor.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Abuşoğlu.
AK Parti Grubu adına,
Konya Milletvekili Özkan Öksüz; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti Grubu
adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle hepinize saygılarımı sunuyorum.
Yıllarca ülkemizin
kanayan yarası durumunda olan ve birkısım holdingler tarafından mağdur edilen,
yüzbinlerle ifade edilen vatandaşlarımızın durumlarının bu Meclis tarafından
araştırılması, alınacak önlemlerin belirtilmesi, bu amaçla bir araştırma
komisyonu kurulması önemli bir başarıdır. Çünkü, bizden evvelki parlamentolar
ve hükümetler, bu tür olayların üzerine gidemedikleri gibi, bu işlerin yapılmasına
da göz yummuşlardır.
Türkiye'de, özellikle,
yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın birikimlerini nasıl değerlendirecekleri
ilgiyle izlenmiştir. Bu birikimlerin ülkemize getirilerek ülke kalkınmasına
kanalize edilmesi, geçmişte bu ülkeyi yöneten pek çok hükümetlerin hedefleri
haline gelmiştir. Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası, bu amaçla kurulmuştur.
Ayrıca, işçilerimizin bir araya gelerek şirket kurmaları ve Türkiye'ye yatırım
yapmaları teşvik edilmiştir. Bu teşvikler sonrasında ülkemizde birçok işçi
şirketi kurulmuştur ve bunların başında da kendi yöremde, 1970 yılında Kulusan,
adıyla kurulan şirket, kaymakamlığın öncülüğünde dört yıl gibi kısa bir sürede
kendisini amorti etmiştir. Bundan sonra da küçük şirketler bunu izlemişlerdir.
Şu anda Salina adıyla, daha önceki Cihankur Fabrikası da bu şekilde kurulmuş ve
işçilerimizin gayretleriyle kurulmuş şirketlerdir.
Ülkemizde çok ortaklı
şirketlerin yapılanması, daha çok 1980'li yıllardan sonra başlamıştır. Kurulan
bu şirketlerin bir kısmı, gerçek, aralarında yardım yaparak vatandaşlarımıza iş
imkânı sağlamışlardır. Bir kısmı ise, bu işin istismarına gitmişlerdir. O
dönemlerde ülkemizin dışarıdan gelecek paraya ihtiyacının olması, yurt
dışındaki vatandaşlarımızın birikimlerinin Türkiye'ye çekilmek istenmesi
sebebiyle, bu durumlara hükümetler tarafından ses çıkarılmamış ve göz
yumulmuştur.
Türkiye ekonomisi, geride
bıraktığımız on onbeş yıl boyunca bankacılık ve finans sektöründe yaşanan
krizler ile izinsiz halka arz yoluyla ağırlıklı olarak yurt dışından sermaye
transferi sağlayan bazı holdinglerin yol açtığı sorunlar nedeniyle ciddî ölçüde
sarsılmıştır. Piyasalar, reel sektörün ihtiyaç duyduğu fonları sağlamada güçlük
çekmiş, ülke ekonomisinin ihtiyaç duyduğu yabancı sermaye girişi de yaşanan bu
olumsuzluklardan etkilenmiştir.
Araştırmalarımıza konu
olan holdinglerdeki sıkıntılar, 1995 yılından başlayarak bugüne kadar artarak
devam etmiştir. Bugün itibariyle aşağı yukarı 300 000 mağdur, 5 milyar dolar
civarında da yok olan bir kaynak bulunmaktadır.
Holdinglerin ülkemiz
ekonomisinde bir sorun olarak ortaya çıkmasında ve holdinglere para yatırmak
suretiyle insanların mağdur olmasında temel üç sorun var: Bunlardan biri
holdinglerin kendisidir. İkincisi holdinglere para yatıran ortaklardır.
Üçüncüsü de devletin kuruluşları, SPK ve Hazinedir. Bunların üçünü de ayrı ayrı
tahlil etmek istiyorum arkadaşlar.
Bu tür şirket
yöneticileri, özellikle yurt dışındaki vatandaşlarımızın birikimlerini
çekebilmek için, yurt dışında, gazete, radyo, televizyonlar kanalıyla reklam
kampanyaları açmıştır. Reklam kampanyalarında insanlarımızın vatan sevgisi ve
dinî duygularına hitap etmişlerdir. Gerçekleştirmeyi düşündükleri projeleri
abartı olarak anlatmışlardır. Hatta, bunların bir kısmı "biz araba
üretiyoruz, biz helikopter üretiyoruz" diyerek ve değişik slayt
gösterileriyle, oradaki vatandaşlarımızı kandırarak ellerindeki paraları
almışlardır.
Maddî imkânların
gelişmesi, boş zamanlarının çoğalması, kısmen de dinî bilgilerinin artması,
gurbetçilerimizi haram ve helale dayalı çok dikkat eder duruma getirmiş ve
elinde avucunda birikmiş parasını faizsiz nasıl değerlendirebilirim diye
düşünmüştür. Faizin İslam inancına göre haram olması nedeniyle yastık altına
attıkları veya ziynet eşyası olarak tuttukları birikimlerini faizsiz bir
sistemde değerlendirmek istemişlerdir.
Gurbetçilerimizin bu
durumundan yararlanmak isteyen birkısım şirketler, kâr-zarar ortaklığı şeklinde
yapılandıkları, elde ettikleri kârları, yüksek kârla dağıttıklarını ifade
ederek vatandaşlarımızın birikimlerini çekmeye çalışmışlar, hatta hatta, 25 000
dolara kadar para yatıranları umreye, 50 000 dolara kadar para yatıranları da
hacca götürme vaatleriyle para toplamışlardır.
Şirket ve holdingler,
şirketleşme aşamasında para toplama işlerini temsilcileri vasıtasıyla
yapmışlardır. Parayı toplayan temsilcilere topladıkları paranın bir kısmını
komisyon olarak vermişlerdir. Bu nedenle, toplanan paralar, daha merkeze
gelmeden eksiltilmiştir. Özellikle, yurt dışında toplanan paralar Türkiye'ye
bankacılık sistemiyle değil kurye yoluyla getirilmiş, paralar bavullarla
taşınmıştır. Holding temsilcileri, genellikle, dürüst, samimî ve saf insanlar
olup, büyük çoğunluğu sadece para toplamak için kullanıldıklarının, bataklar
başlayınca halkın kendilerinden hesap soracaklarının farkında bile değillerdi.
Gerek yurt içinde gerek
yurt dışındaki vatandaşlarımızın birikimlerini çekme yolunda şirketler arasında
bir yarış başlamıştır. Tanınmış ve halka mal olmuş birçok isim ve simayı,
yanlarındaymış ve destekliyormuş gibi göstererek para toplamışlardır. Tasarruf
sahiplerine, hem döviz bazında hem de sabit oranlarda kâr payı taahhüdünde
bulunmuşlardır. Bankalar dövize yüzde 5-10 verirken, bunlar yüzde 25 ile 30
arasında kârlar vaat etmişlerdir. Böylece, şirketler arasında da para toplama
yarışı başlamıştır.
Bu paraları toplayabilmek
için, dinî cemaatlerden, hemşerilik duygularından, vakıflardan, camilerden,
medya kuruluşlarından, lokallerden, spor kulüplerinden faydalanmışlardır.
Halkın elindeki menkul ve gayrimenkulleri sattırarak bünyelerine dahil
etmişlerdir. Piyasalara göre yüksekçe, çok yüksek -sözümona- kâr paylarını,
cami ve derneklerde, insanların gözü önünde, dolu çantaları açarak dağıtmaya
başlamışlardır.
Şimdi, Köln'e biri
geliyor, elindeki çantalarla bir derneğe geliyor, bu paraları dağıtmak istiyor;
kâr paylarınız. Kâr payınız ne kadardır; 10 000 mark. Diyor ki: "O kâr
payı dursun, al 40 000 mark daha, 50 000 markı daha benim hesabıma
geçirin." Yani, bu şekilde paralar toplanmış. 1 bavulla para dağıtılırken,
10 bavul dolusu paralar toplanmıştır, bu şekilde bir mekanizma işlemiştir.
Birkısım insanlar, gerçek
anlamda yatırım yapmak, ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunmaktan ziyade,
yurtdışı ve yurt içindeki vatandaşların birikimlerini toplayarak, bir saltanat
sürme amacına yönelik olarak şirket ve holdingler kurmuşlardır. Bu işin
istismarını yapan şirket ve holdingler, toplamış oldukları paraları kayıt içine
almamışlardır. Vatandaşlara, hisse senedi olarak, hukukî geçerliliği olmayan
evraklar vermişlerdir. Hatta, hatırlıyorum, arkadaşlarla beraber gittiğimizde,
Hollanda'da, bir vatandaşımız, 432 000 guldeni bir kalemde vermiş. Elinde nasıl
bir evrak var; arkadaşlar, tahsilat makbuzu. Üzerinde herhangi bir holdingin
veya kurumun ismi yok. Tahsilat makbuzuyla 432 000 guldeni vermiş. Tahsil eden:
M.Kılıç. Başka bir şey yok; elinde başka bilgi, belge de yok. Yani, saf,
oradaki vatandaşlarımız bu şekilde kandırılmışlardır.
Yeri yurdu belli olmayan
bir şirkete, holding, A.Ş. unvanı verilmiş holdingin, aslında hiç olmayan 7-10
şirketi varmış gibi göstererek, para toplamışlar. Birkısım holdingler kendi
bünyesinde ürettikleri veya pazarladıkları araç ve gereçleri yüzde 50 indirimlerle bu ortaklarına vermişler.
Ortaya çıkan mağduriyetin
nedenlerinden biri de, yıllardır biriktirmiş olduğunu, gerçek olarak araştırma
yapmadan şirket ve holdinglere teslim eden vatandaşlarımızın kendisidir;
kendileri de, bu konuda, bana göre, mesuldürler. Yaşadıkları ülkelerde faizler
yüzde 2, yüzde 3 iken, bunlar, yüzde 30, yüzde 35'lere kanarak bu parayı
vermişler. Düşünebiliyor musunuz; 100 000 markı yatırıyor, o 100 000 mark
ertesi sene 130 000 mark, ertesi sene 160 000 mark, üç sene sonra 200 000 mark
gibi bir rakam tutuyor. Aslında, kâğıt üzerinde, kendilerine verilen bir para
da yok.
Önceden bu sisteme
girmiş, yüksek kâr payı almış vatandaşların da teşvikiyle hızlanan para toplama
yarışında, gelir makbuzu ve hatta, boş bir kâğıt üzerine yazılan üç beş
satırlık yazı karşılığında binlerce döviz para toplanmıştır. Babalarına ve en
yakın akrabalarına emanet vermeyen insanlar, Türkiye'deki şirketlerin Avrupa
temsilcilerine, milyonlarla ifade edilen dövizleri, belge niteliğinde teslim
etmişlerdir.
Birkısım vatandaşlarımız,
sadece birikimlerini yatırmakla kalmamış, bu tatlı kârdan daha kazançlı
çıkabilmek için, bulundukları ülkenin bankalarından faizle paralar çekerek bu
holdinglere yatırmışlar, daha sonra da bu paraları ödeyememişler ve bu paralara
kefil olan ahbap ve dostları da haciz altına girmişlerdir.
Şirketlerin kuruldukları
ilk yıllarda para yatıran insanlar, paralarını sermaye eklemeyerek çekmişlerse,
bunlar kârlı durumdaydılar. En fazla zararlı ise, en son para yatıranlar
olmuştur; anaparalarını alamadıkları gibi, kâr da hiç almamışlardır.
İşçilerimizin büyük bir
kısmı da, çalışmış olduğu yerlerden kıdem tazminatlarını alarak -80 000-100 000 gibi rakamları alarak- işlerinden ayrılmışlar,
bu holdinglere, daha tatlı kârlar gelir diye para yatırmışlar; ne yazık ki,
sonunda, hem işlerinden olmuşlar hem paraları gitmiş.
Mağduriyetin üçüncü ayağı
ise devlet. Burada en büyük rolü, SPK ve Hazine... İşçi dövizleri, daima,
ülkemiz açısından önemli bir girdi olarak görülmüş, gurbetçilerimizin bu
konudaki cömertliklerine rağmen, ülke içine giren milyarlarca para kaynağının
sistem içerisinde doğru yol almaları konusunda, devlet, yapması gereken
düzenlemeleri yapmamıştır. Türk Ticaret Kanunu esaslarına göre kurulan şirket
ve holdingler yeteri kadar denetlenmemiştir, denetlenen şirket ve holdingler
arasında ise ayırımcılıklar yapılmıştır.
Devlet, halkın faizsiz
fon ve ortaklıklarda para değerlendirme arzusunu görmezlikten gelmiştir.
Günümüzde Citibank ve
Conversbank gibi birkısım bankalar Müslüman müşterilere yönelik faizsiz fonlar
oluşturmuşlardır. Türkiye Cumhuriyetinde bazı unsurları bırakınız faizsiz borsa
veya fon kurmayı, faizsiz kelimesine bile alerji duyulmaktadır.
Faizsiz fonlarda para
değerlendirerek, kazanç elde etme arzusunu başlangıçta dikkate almayanlar, bazı
uyanıkların çıkıp, bu fonları resmî veya gayriresmî yol ve yöntemlerle toplayıp,
birtakım yatırımları yaptıklarını ve bu fonlarla, her ne kadar kötü de
yönetilse, bazı başarılar elde ederek, güç almaya başladıklarını görünce, karşı
önlem alma gereği duyulmuştur.
İlk adım olarak,
gurbetçimize rotasını çizmekte yardımcı olması gereken kurumlar, bu
holdinglerle alakalı hususlarda, maalesef ilk müdahaleyi yapmakta
gecikmişlerdir. İyi niyetlerle kurulmuş ve ticarî olarak önemli bir yol
katetmiş şirketlere karşı, çeşitli politikacılar ve bürokratların olumsuz
davranışları, bu sistemde dürüstçe iş yapan şirket ve holdingleri de batma
noktasına getirmiştir.
28 Şubat sürecinde,
ülkemizde, insanların ve ticarî kuruluşların renklere göre kategorilere
ayrıldığını hepimiz biliyoruz. Hatta kara listeye alınan firmaların isimleri
belirlenerek, bu firmalarla ticaret yapılmaması bile istenmiştir. Bu firmaların
haklı taleplerini yerine getirmemişlerdir. Ben, size, bir iki örnek vereyim:
Kombassan, Petlas'ı satın aldı, Devlet Özelleştirmeden satın aldı. Devlet
Özelleştirmeden satın aldıktan sonra da burada bir madde vardı "30 000 000
dolar tevsi yatırım yapılacaktır" diye. Bu tevsi yatırımı yapabilmesi için
teşvik belgesi gerekiyordu. Teşvik belgesine müracaat edildi, teşvik belgesi
verilmedi ve burada çok önemli bir hususu dile getirmek istiyorum: Türkiye
Cumhuriyetinde ilk defa bir teşvik belgesi verelim mi vermeyelim mi diye
Başbakana yazı yazıldı arkadaşlar. Bir yere teşvik belgesi verelim mi
vermeyelim mi diye Başbakana yazı yazıldı. Onu ben size şu anda şey yapayım.
Başbakan bu yazıyı alıyor, o zamanın Başbakan Yardımcısına söylüyor "bunu
inceleyin" diyor. 28.4.2004 tarihli yazıda, Recep Önal şunu diyor:
"Mevzuatta aranan şarta aykırı bir durum olmaması nedeniyle, söz konusu
yatırımın teşvik belgesine bağlanması hususu, takdir ve tensiplerinize arz
olunur."
Arkadaşlar, bu şirkete
teşvik belgesi verilmedi. Bu şirket, Kombassan tarafından Abdülkadir Özcan
AŞ'ye satıldı ve bu şirket şu anda teşvik belgesi aldı. Bakın, yani, burada
sorumlu iki ayak değil, üçüncü bir ayak da var.
Bakın, bir örnek daha
vereceğim. Konya Ladik'te "KOMPEN" adı altında meşhur bir fabrika var
Kombassan'ın. Bu, cam üretiyor ve aynı zamanda pencere üretiyor. Buraya bunlar
tevsi yatırım yapmak istiyorlar ve teşvik belgesine başvuruyor, teşvik belgesi
verilmiyor. "Acaba, bize mi verilmiyor" deniyor. Arkasından, tabela
şirketi aynı yerde olan bir tabela şirketiyle başvuruyorlar. O tabela şirketine
-öbürüne vermiyorlar- 35 000 000 dolarlık bir teşvik belgesi veriliyor
arkadaşlar. Bunlar bu şekilde engellendi. Hatta, şunu söyleyeyim: 1997'den beri
Kombassan ve YİMPAŞ sermaye artırımlarını gerçekleştirememişlerdir. Burada, ben
şirketleri savunmuyorum; bu şirketlere para yatıran insanlar var, ben bu
insanları savunuyorum ve hâlâ da, bu şirket artırımları gerçekleştirememiştir
arkadaşlar. Yani, bunları da göz önünde bulundurmak lazım.
Bugün YİMPAŞ ve
Kombassan, elindeki malı mülkü, gayrimenkulü -bizim yaptığımız incelemelerde-
aşağı yukarı, parayı, yatıranların parasını karşılayabilecek durumdadır; ama,
bunların üzerine yürürsek, az bir parayla şey yapılır, yüzde 25'ini bile
ödeyemez durumda olabilirler. Buna da dikkatlerinizi çekiyorum arkadaşlar.
Bazı girişimlerce holding
adı altında gerçekleştirilen, izinsiz, halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin
mağdur olmalarında Sermaye Kurulunun şeyini söyledik. Sermaye Kurulu yaşanan
süreci iyi yönetememiştir. Sermaye Piyasası Kurulu, bu süreçte kurulduğunu ve
ortak toplamaya başladığını çeşitli basın ve yayın kuruluşlarıyla bildiren
şirketler hakkında işin başından itibaren önleyici ve engelleyici tedbirleri
almamıştır. Sermaye piyasasını düzenleme ve denetleme görevini haiz Sermaye
Piyasası Kurulu, belli bir büyüklüğe gelmiş şirket ve holdinglere yol gösterici
şekilde davranamamış, âdeta, onları oyalamıştır. Şirketlerle ilgili olarak, görev
alanına girmeyen konularda birkısım devlet kurumlarını da ihbarda bulunmuştur.
Bakın onu da size göstereyim, belgesi var bende. Şimdi, zamanın SPK Başkanı,
Hazine ve Dışticaret Müsteşarına bir yazı yazıyor, diyor ki: "Resmî
Gazetenin şu şu sayılı yazısında Kombassan Holding AŞ'nin, sermayesini kontrol
ettiği ve yönetiminde bulunduğu Kombassan Gıda ve şu şu şirketine
Müsteşarlığınızca 5 ayrı teşvik belgesi verildiği görülmüştür. Teşvik belgesi
verilmesi hususunun Müsteşarlığınızca yeniden değerlendirilmesini ve bu
kapsamdaki şirket taleplerinin de bu çerçevede değerlendirilmesi uygun olacağı
düşünülmektedir." Bunu SPK, Hazineye yazıyor, Hazine cevap veriyor:
"Anılan şirkete 7.7.1997 tarihinde un, kepek, yem, bakliyat ambalajlaması
konusunda 5 ayrı yatırım teşvik belgesi düzenlenmiştir. Yatırımın termin süresi
sona ermediğinden ve yatırım teşvik belgesi mevzuatına aykırı bir durum
oluşmadığı bu aşamada yatırım teşvik belgelerinin iptalini gerektirecek bir
husus bulunmamaktadır." Bakın, arkadaşlar, bunların hepsi bir belgedir.
Yani, burada üç ayaktan bahsetmiştik: Bir, sorumsuzca para yatıran
ortaklarımız; iki, bu parayı hovardaca kullanan bazı şirketler; üç, şimdiki
saydığım şirketler…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Öksüz,
lütfen, tamamlayabilir misiniz sözlerinizi.
Buyurun.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) -
Tamamlıyorum Başkanım.
Şimdi, öyle bir süreç
işlendi ki, paralar geliyor yurt dışından, alışılmış… Hatta, ben size şunu da
söyleyeyim: En çok paralar 28 Şubattan sonra bu şirketlere akmıştır. Bu
şirketler bu süreci o kadar çok güzel kullanmışlar ki, daha önce 1,5; 1 000 000
dolarsa bundan sonra 5 000 000, 4 000 000 dolarlara ulaşmış. Bu para akışı
devam ederken, Sermaye Piyasası Kurulu da bu şirketlere sermaye artırım izni
vermeyince, bu şirketlerin hepsi gayri resmî şirketler kurmaya başlamışlar;
ikinci, üçüncü, dördüncü şirketler. Paralar, bu ayaklarla gelmişler. Ondan
sonra bu paraların bir kısmı da, maalesef, yurt dışında yatırımlara gitmiştir.
Şimdi Romanya'da bir rulman fabrikası var, 5 000 kişi çalıştırıyor ve burayı
Kombassan alıyor ve bunların bir kısmı da gidip Amerika'da yatırım yaptı.
Tabiî, bu yatırımları değerlendirmek, nasıldır, ona girmek istemiyorum. Yimpaş
aynı şekilde yurt dışında bazı yatırımlar yaptı ve bunların, birsürü, şu anda
mağdur olan insanlarımız var. Bu insanlarımızın mağduriyetinden kurtulması
lazım. Bununla ilgili bizim raporumuzda önerilerimiz var; bu önerilerin dikkate
alınması lazım. Demin Abuşoğlu da söyledi, İstanbul girişimi gibi bir şey
kurulabilir.
Benim burada birkaç tane
daha önerim olacak bu SPK şeyiyle ilgili olarak:
Çokortaklı şirketlerin
tanımı yapılarak toplantı ve karar nisaplarında kolaylaştırıcı düzenlemeler
getirmek lazım.
İkincisi, bunlarla
ilgili, konsolosluklardan tasdikli veya noterden tasdikli vekâletname
istenmesin. Yani, zaten bu vekâletname çok paraya mal olduğundan dolayı
gitmiyor, oraya vekâlet vermiyor, vekâlet vermediğinden dolayı da, bu
şirketlerin toplantıları sönük geçiyor veya yapılamıyor.
Değer artışlarının
sermayeye eklenmesine izin verilmelidir. Kuruluş sermayesini ve sermaye
artışlarının döviz cinsinden belirlenmesine izin verilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) -
Başkanım, bitiriyorum; bir iki önerim var.
BAŞKAN - Teşekkür için
buyurun Sayın Öksüz.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) -
Çokortaklı halka açık şirketler -sermayelerinin belirli bir kısmı için, örneğin
yüzde 10- kendi hisse senetlerini satın alabilmeli ve bu senetleri tekrar ihraç
edebilmelidir.
Çokortaklı şirketler tarafından
ihraç edilen nama yazılı hisse senetleri için de, Türk Ticaret Kanununun 368
inci madde hükmünde yer alan taahhütlü mektup şeyi kaldırılmalıdır, davet
kaldırılmalıdır. Halka açık şirketler statüsüne tabi olunması için gerekli
asgarî ortak sayısı 250'den 500 veya 1 000'e çıkarılmalıdır.
Uygun konjonktür ve
altyapı oluşturularak, bölgesel nitelikli borsalar kurulmalıdır. Çokortaklı 6
şirket de çeşitli teşvik usulleriyle desteklenmelidir.
Arkadaşlar, burada, şu
anda bu şirketlerin 97 tanesini ben tespit ettim. Aşağı yukarı 8-9 tanesi
ayakta. Hiç olmazsa, bu 8-9 şirketi kurtarabilmenin yollarını aramamız lazım.
Zaten, öbürlerinin çoğu tabela şirketleri, parayı almışlar. Şu anda yaptığımız
araştırmalarda gönderdiğimiz mektuplar bile bize geri geldi; çünkü, böyle bir
şirket buralarda yok. Ortada olan Kombassan, Yimpaş, İttifak Holding gibi
şirketleri kurtarmamız lazım.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Öksüz.
Şahsı adına söz isteyen,
Kütahya Milletvekili Abdullah Erdem Cantimur. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Cantimur, süreniz
10 dakikadır.
Buyurun.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet
Meclisinde grubu bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi
milletvekillerinin önergeleriyle, geçmiş yıllar içerisinde bazı girişimcilerin
holding adı altında gerçekleştirdikleri izinsiz halka arz yoluyla tasarruf
sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının neden ve sonuçlarıyla bu süreçte SPK'nın
sorumluluğunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun yapmış olduğu çalışmalar ile Araştırma
Komisyonu sonuç raporu üzerinde, şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce
Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
yaklaşık dört ay süren bir zaman içerisinde, Araştırma Komisyonu Başkanı ve üye
milletvekilleriyle birlikte sürdürdüğümüz çalışmalarımız, başta Meclis
Araştırması Komisyonunda olmak üzere, yurt içinde ve yurt dışında temaslar
şeklinde yapılmıştır. Bu süreçte, 78 holding, şirket yöneticileri dinlenmek
üzere komisyona çağrılmış, bunlardan 44 tanesine ulaşılamayarak çağrı
mektupları geri gelmiştir.
Çalışmalar süresince 24
toplantı yapılmış, yapılan toplantılarda bazı ticaret ve sanayi odası
başkanları, 2 eski ve yeni Sermaye Piyasası Kurulu başkanı, çağrımıza cevap
veren ve komisyonumuza bilgi vermek isteyen holding ve şirket yöneticileri,
yine, komisyonumuza müracaat ederek bilgi vermek isteyen mağdurlar ile mağdur
dernekleri temsilcileri ve Almanya, Belçika, Avusturya ve Hollanda'da yurt
dışındaki vatandaşlarımızla toplantılar düzenlenerek çok detaylı bir çalışma
yapılmıştır.
Özellikle komisyonun
kuruluş amacının özünde neyin olduğunu kısaca ifade etmek gerekirse, öncelikle,
bu holdinglerin izinsiz halka arz yapmalarının araştırılması, bu arz
neticesinde, yurt içinden ve yurt dışından sayıları 400 000'i bulan
vatandaşlarımızın hangi saiklerle para yatırdıklarının ortaya konulması,
tasarruf edip paralarını bu şirketlere yatıran insanımızın mağduriyetinin
giderilebilmesi için ne gibi çözüm önerilerinin bulunabileceği, SPK'nın bu
süreç içerisinde, görevini ilgilendiren konularda ne gibi çalışmalar yaptığı
hususları ana hatlarıyla komisyonumuzun çalışma alanını oluşturmuştur.
Yapılan çalışmalarda
görülmüştür ki, bu holdinglerin veya şirketlerin bir kısmı halen faaliyetlerine
devam etmektedir, bir kısmına ise ulaşmak bile mümkün olamamıştır.
Faiz dışında gelir
getiren alanlara yatırım yapmak isteyen, ancak, malî piyasaları ve alternatif
yatırım araçlarının getirilerini yakından takip edecek bilgi birikimine sahip
olmayan veya malî piyasaları takip edemeyecek olan ve ellerindeki paraları,
yıllarca, altın ve gayrimenkul gibi çok verimli olmayan alanlarda değerlendirmeye
çalışan özellikle yurt dışındaki vatandaşlarımız, tasarruflarını, söz konusu
holding ve şirketlere yatırmışlardır.
Vatandaşlarımızın para
yatırmalarındaki en önemli etkenler: Faizsiz kazanç olması, ülkemizde
yatırımların artması, yüksek oranda kâr payı verilmesi ve istedikleri zaman
paralarını kendilerine geri verme taahhüdünün olmasıdır. Söz konusu şirketlerin
yüzde 30'lara varan yüksek oranda kâr payı taahhüt etmeleri ve paralarını
istedikleri zaman alabileceklerini ifade etmeleri, bir süre, bu zincirin bu
şekilde devam etmesini sağlamış, hatta, şirketlerin daha fazla para
toplamalarının yolunu açmıştır.
Bu şekilde çok fazla para
toplanmaya başlayınca birçok şirket kurulmuş ve bu kurulan şirketler de,
özellikle yurt dışındaki vatandaşlarımızdan para toplamaya başlamışlardır.
Şirket sayısı arttıkça, şirketler arasında, daha fazla kâr taahhüdünde bulunup
daha fazla para toplamanın, âdeta, bir yarışı başlamıştır.
Şirketler tarafından
toplanan bu sıcakpara, bir yandan kâr payı olarak ortaklara dağıtılırken bir
yandan da çok verimli olmayan alanlara yatırım yapılmaya başlanmıştır.
Başlangıçta iyi
niyetlerle kurulan, ülke kalkınmasında gerçekten önemli bir rol oynayan, istihdamı artıran bu
şirketlerin kâr payı yarışı, verimli olmayan alanlara yatırım yapılması ve
gerçek bilanço kârlarının dağıtılması yerine toplanan paralardan kâr payı
dağıtılmaya başlanması şirketlerin malî yapılarını bozmuş, sıcakpara girişinin
bitmesiyle de, söz konusu şirketlerin bir kısmı çalışamaz duruma gelmiş, bir
kısmı ise küçülme yoluna gitmek zorunda kalmıştır.
Kurulmuş olan bu zincir,
esasen, sıcakpara girişinin devam etmesi halinde devam edebilecek; ancak, bir
süre sonra, yine de, tıkanacak bir zincirdir. Bir şirkete ortak olmak, bu
şirketin faaliyetlerinden doğan kâr payını almak, şirketin hissesini üçüncü bir
kişiye satmak elbette mümkündür; ancak, istendiği zaman şirketteki hissenin
şirket tarafından alınması veya paranın ortağa ödenmesi, yasal olarak elbette
ki mümkün değildir, ancak, borsada işlem gören şirketlerin hisselerinin borsada
işlem görmesi ve alınıp satılması mümkündür.
Sisteme sıcakpara
girişinin olduğu bir dönemde -yanlış da olsa- işleyen bu sistem, ortakların
paralarını geri almak istemeleriyle tıkanan bir sistemdir. Kaldı ki, ortak
paralarının arsaya, makineye, hammaddeye bağlandığı düşünülürse, şirket veya
holding bu paraları nasıl verecektir? Elbette ki, hem yasal olarak hem de
şirketlerin malî yapısı açısından, bu, mümkün değildir.
Komisyon çalışmaları
sırasında, holdinglere para yatıran vatandaşlarımızın ciddî ölçüde mağduriyet
yaşadıklarını ve meseleye çözüm bulunmasını istediklerini; vatandaşlarımızın
birçoğunun yirmi otuz yıllık veya bir ömür birikimlerini kaybetmekle
kalmadıkları, birçok vatandaşımızın, geleceklerini ipotek altına alarak, bankalardan
çekmiş oldukları kredileri holdinglere verdiklerini; vatandaşlarımızdan
bazılarının, holdingler tarafından toplanan paraların bir kısmını devletin
kendilerine ödemesini, bir kısmının şirketlerin tasfiye edilerek geriye kalanın
kendileri arasında pay edilmesini, bir kısmının ise paralardan vazgeçtiklerini,
ancak paraları toplayanların hak ettiği cezayı çekmelerini istediklerini,
vatandaşlarımızın bir kısmının ise "kâr-zarar ortaklığı olarak paramızı
verdik, zarar ettiyse biz de zarara ortağız" dediklerini müşahede etmiş
bulunmaktayız.
Toplanan paraların
miktarı da dikkate alındığında, yürürlükteki mevzuatın yetersiz olması
sebebiyle, izinsiz halka arzla
yeterince mücadele edilemediği de bir gerçektir. Özellikle 4616 sayılı
Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun, kişiler hakkında açılan kamu
davalarının tamamının ertelenmesine sebebiyet vermiştir. Bunun sonucu olarak,
izinsiz halka arz suretiyle fon toplama faaliyetini sürdüren şahıslar hakkında
cezaî tedbirler uygulanamadığından, daha fazla fon toplanmıştır.
Holding veya şirketlerin
sermaye artırımlarının belli bir usulü vardır. Sermaye artırımı ve hisselerin
halka arzı için SPK'dan izin alınması ve alınan izin çerçevesinde halka arzın
gerçekleşmesi gerekmektedir; ancak, görülmektedir ki, şirketlerin halka arzda
izin almamaları, alınsa bile, fon toplama işinin 365 gün yapılıyor olması,
halka arz esnasında belli oranlarda kâr taahhüdünde bulunulması, istenildiği
anda paraların kârlarıyla birlikte geri verilebileceğinin sözlü olarak taahhüt
edilmesi, şirketlerin SPK kaydına uygun hareket edemeyeceklerinin en önemli
göstergelerinden bir tanesidir. Nitekim, SPK kaydında olan holdingler hakkında,
kayda girdikten sonra dahi, bu nedenlerle defalarca suç duyurusunda
bulunulmuştur.
Komisyonumuzun görev alanı
1990'lı yıllardan günümüze kadar yüzlerce şirketi ilgilendiren, yüzbinlerce
vatandaşımızın para yatırdığı…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Cantimur,
lütfen, tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Devamla) - Tamam Başkanım.
… toplamı kesin olarak
tespit edilememekle birlikte, 5 milyar avro civarında paranın, değişik
yörelerde, farklı faaliyet alanlarında, çok da iktisadî olmayan bir şekilde
yatırımlarda kullanılmasını kapsayan geniş bir konudur. Konunun, onbeş yılı
aşkın bir geçmişi, bu noktaya gelmesinde rol oynayan birçok faktörü, birçok
kişi ve kurumu ilgilendiren yönleri bulunmakta; kısacası, hem kapsamlı hem de
karmaşık olduğu görülmektedir.
Holdingler tarafından
komisyonumuza iletilen çözüm önerileri de dikkate alınarak, aşağıdaki öneriler
huzurunuza getirilmiştir:
Sermaye Piyasası
Kanununda ve Ticaret Kanununda düzenlemeler yapılmalı,
Toplanan paraların ve
ortaklık yapısının belirlenmesi,
Ortakların genel kurula
katılımlarının kolaylaştırılması,
Faaliyeti olmayan
şirketlerin tasfiyesi,
Hukukî sürecin
etkinleştirilmesi,
Halka arz edilmiş
sayılabilmek için gerekli olan ortak sayısının 500'e çıkarılması,
Şirketlerin belli
şartlarda kendi hisselerini alıp satabilmelerinin sağlanması,
Sermayesi döviz cinsinden
ortaklıklar kurulabilmesi,
Holdinglerin
kuruluşlarıyla ilgili yükümlülükler ve sınırlamalar getirilmesi,
KOBİ borsasının
kurulması,
Yatırımcıların korunması
açısından vatandaşlarımızın bilgilendirilmesi,
Daha etkin denetim
yapılması,
Faaliyetlerine devam
edebilen şirket ve holdinglerin, yatırımcıların haklarının korunması adına
faaliyetlerini sürdürmesi sağlanmalıdır.
Yüce Heyetinizin bu
esaslar çerçevesinde önemli kararlar alacağını umuyor, bu komisyon çalışmalarımızın
mağdur vatandaşlarımız için hayırlara vesile olmasını diliyor; hepinizi
saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Cantimur.
Şimdi, Komisyon adına söz
isteyen, Ankara Milletvekili Telat Karapınar.
Buyurun Sayın Karapınar.
(10/16, 262) ESAS
NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI TELAT KARAPINAR (Ankara) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; (10/16 ve 262) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonu raporuyla ilgili söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bu komisyon, yurt dışında
ve yurt içinde, gerçekten yüzbinleri ilgilendiren bir konuyla ilgili kuruldu ve
dört aylık süreç içerisinde de çok yoğun bir çalışma ve gayret sarf etti.
Ben, bu süreçte, yeri
gelmişken, bizimle birlikte çalışan komisyon uzmanlarımız Yüksel Kızıltaş,
Necip Topuz, Ahmet Tekin, İlker Evin, Mehmet Dünşen'le birlikte, komisyonumuza
katkılarını esirgemeyen komisyon üyesi arkadaşlarımıza da teşekkür etmeyi bir
borç biliyorum.
Bu olay neydi, bu holdingler
neydi; bu olay, işçi şirketleri veya küçük yatırımcıların tasarruflarıyla belli
kuruluşları kurma olayı, 1960'ların sonlarında başladı ve küçük tasarruf
sahiplerinden toplanan paralarla -ki, bunun ilk ayağı yurtdışı da değil yurt
içinde kurulan şirketlerdi Özkan Beyin de söylediği gibi- 1960'ların sonunda
böyle bir yol açıldı Türkiye'de; ancak, birçoğu başarısızlıkla sonuçlandı.
Ender olarak, birkaç tane, başarılı şirket kuruldu ve bunun, daha sonra,
1980'lerin sonlarına doğru, aynı durumda şirketler, bu sefer, yine, yurtiçi ve
yurtdışı ayağı da olarak kurulmaya başlandı. Bunlar, daha önce YİMPAŞ'ta
gördüğümüz gibi küçük kooperatifler şeklinde ve daha sonra da, diğer, 78 tane
-bizde adı olan, bize bildirilen, 78 tane- holding adı altında kurulan şirkette
tezahür etti.
Türkiye'nin geçirmiş
olduğu süreçte, bunlar, yurt dışında ağırlıklı olarak faaliyet göstermeye
çalıştılar bu şirketler -ki, 78 tane ifade ettim- bunlar 61 holding olarak
kuruldu; ancak, izinsiz halka arz yapan, yani, izinsiz olarak halktan para
toplayan firmaların sayısı 78. Bunların 17 tanesi, diğer, aynı holdinglere
bağlı olarak kurulan şirketler. Bunların bir kısmı, gerçekten, olumlu işler
yapmak amacıyla kuruldu ve olumlu işler de yaptı; ancak, şunu hiçbir zaman göz
ardı etmemek gerekiyor: Bunlar- ilk kuruluş anından itibaren yasal dayanaktan
yoksundu, yaptıkları eylem suç teşkil ediyordu. Niye; çünkü, halka arz
yapabilmek için Sermaye Piyasası Kuruluna kaydının yapılması gerekiyordu. Bu
şirketlerin tamamı, ilk kuruluş aşamasında kanunsuz olarak kuruldu, kanunsuz
olarak para topladı. Kuruluşu kanunî olabilir; ancak, para toplama eylemi
kanunsuzdu. Onun için de, bu şirketler, yine, yapamayacaklarını bile bile
vatandaşa dediler ki: "Arkadaşlar, ey vatandaş, biz, sizin paranızı
istediğiniz zaman vereceğiz." Ancak, Türkiye Cumhuriyeti yasaları, bir
şirketin kendi hissesini geri alabilmesini yasaklıyordu. Bunu biliyorlardı,
bilmiyorlardı; ama, verdikleri sözün Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre yerine
getirilmesi mümkün değildi.
Daha sonra ne oldu; bu
şirketler, olağanüstü diyebileceğimiz tarzda çalışmalar yapıyormuş gibi
kendilerini gösterdiler. Hatta, bizim komisyonumuza gelen bilgilerden bir
tanesi "işte, biz helikopter fabrikasını kurduk, uçuruyoruz,
helikopterlerimiz de bunlar" diye veya diğer birkısım fabrikaları video
kameraya çekerek "bu fabrikalar bizim fabrikalarımız; faaliyettedir"
diye göstererek, tamamen yalan beyanlara dayanan bir şekilde vatandaşı
kandırarak vatandaştan para toplamışlardı.
Bu şirketlerin şimdiki
durumu ne: Benden önce konuşmacı olarak konuşan arkadaşlarımız söyledi; 78 tane şirket, 61 holdinge bağlı 78 şirket…
Biz, 61 holdingin 61'ine de davetiye çıkardık; 44 tanesi bilâtebliğ
döndü, adreste bulunamadığından. Yani, bugün, ortalamaya vurduğumuz zaman, bu
şirketlerin yüzde 75'inin tabelası bile mevcut değil. 17 tanesinin tebligatı
yapıldı. Biz de, bir kısmını, müracaat edenleri, davetiyemize uyanların
tamamını dinledik, tamamıyla görüştük, önerilerini aldık ve raporumuzda da
değerlendirdik.
Bu işin en üzücü ayağı,
tabiî ki, vatandaş ayağı. 300 000, 400 000, 500 000 tespit edilmesi mümkün
olmayan bir rakam var ortada. Bunun da nedeni şu: Bir kişi 5 tane şirkete, 5
tane holdinge para vermiş; ancak, bizim tahminlerimize göre 200-250 bin aileyi ilgilendiren bir konu.
Bu, 250 000 aile; ama, bizim özellikle Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımız
ataerkil aile yapısından halen kurtulamadıkları için, bir ailede kaç kişi varsa
çalışabilecek vaziyette, herkes çalışıyor; neticede, para ailenin reisinde
toplanıyor ve bu ailenin reisi de, bu paraları götürüp bu holdinglere veriyor.
Dolayısıyla, bir ailenin on yıllık, yirmi yıllık, otuz yıllık birikimleri bir
anda buharlaşıyor, yok oluyor, uçuyor. Bunun neticesinde, intiharlar,
boşanmalar, aile içi kavgalar, psikolojik bunalımlar, aklını yitirenler,
cezaevine düşenler gibi çok olumsuz bir durum meydana çıkıyor ve yurt dışında
yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye'ye olan güveni, Türkiye Cumhuriyeti Devletine
olan güveni, vatandaşlarına olan güveni onarılmaz bir şekilde zarar görüyor.
Bizim yurt dışında yapmış
olduğumuz çalışmalarda edindiğimiz izlenimlerden bir tanesi de, oradaki
vatandaşımız şaşkın vaziyette. Parası olanlar var, bir şeyler yapmak
istiyorlar; ancak, Türkiye'ye güvenmiyorlar. Çünkü, başlarına, daha önce bir
Merkez Bankası faciası, daha sonra da bir holdingler, yani, bizim araştırma
komisyonumuzun konusuyla ilgili holdingler faciası gelmiş ve vatandaşımız,
büyük oranda, birikimlerini bunlara kaptırmış.
Şimdi, bize düşen,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak -ki, komisyon raporumuzda bu mevcut- bu
vatandaşımızın güvenini tekrar kazanıp, vatandaşı devletine güvenen bir hale
getirmek, bu güven bunalımını aşmaktır.
Şimdi, biz, komisyon
çalışmalarımız neticesinde birkısım önerilerde bulunduk.
Bunlardan birincisi,
mevzuat önerileri. Bazı girişimcilerce holding adı altında gerçekleştirilen
izinsiz halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açan ve bu
konuda kurulan araştırma komisyonunun faaliyet alanına giren holdinglerle
ilgili bundan sonraki süreci yönetecek, yönlendirecek bir kanuna ihtiyaç
bulunmaktadır.
İkinci önerimiz, toplanan
paranın ve ortaklık yapısının belirlenmesi. Yine, Özkan Beyin konuşmasına
atıfta bulunacağım. Paralar toplanmış, hiçbir belgeye bağlı değil, vatandaşın
elinde geçerli bir belge yok. İşte, imzası okunan, nereye verildiği belli
olmayan bir beyaz kâğıt.
Artı, yine, yeri
gelmişken söyleyeyim, yurt dışında para toplama işi o hale gelmiş ki zamanla,
bir tane aracı, komisyoncu tabir edebileceğimiz vatandaş, gelmiş, şehrin
birisinden parayı toplamış -1 000 000 euro, 2 000 000 euro, 300 000 euro, 500
000 euro- ondan sonra gitmiş, holdinglerle pazarlık yapmış, demiş ki
"bende 500 000 euro var, ne kadar komisyon vereceksin?" İşin
vahametini anlatmak açısından ben bu olayı anlattım. Gerçekten, oradaki
vatandaşlarımız, yani, hak etmediği şekilde kandırılmış ve hak etmediği şekilde
mağdur edilmiş. Bunun için öncelikle bir komisyon kurulabilir veya çeşitli kamu
kuruluşları bu işle görevlendirilebilir. Vatandaşlarımızın buraya müracaatla,
ellerindeki belgelerle, öncelikle, bu holdinglerin ortaklık yapısının
belirlenmesinin problemin çözümünde çok önemli bir rol oynayacağı bizim
komisyonumuz tarafından kabul edilmiştir.
İkinci olarak,
vatandaşlarımızın en büyük şikâyetlerinden bir tanesi -yurt dışında yapmış
olduğumuz incelemelerde- holding genel kurullarına katılmakta zorlandıkları,
hatta katılmalarının mümkün olmadığı ve holdinglerin de, özellikle genel kurul
toplantılarını vatandaşın katılamayacağı, yurt dışında çalışan işçilerimizin
katılamayacağı zamanlara denk getirerek gerçekleştirdikleri ve bu nedenle, çok
küçük bir çoğunlukla -ki, kendi ellerinde olan çoğunlukla- genel kurullarını
yaparak istedikleri kararları alabildiğiydi. Bu konuyla ilgili de bizim
tavsiyemiz, yine, ortakların oy kullanma haklarının kolaylaştırılması şeklinde;
gerekirse internet yardımıyla gerekirse vekâletnamelerden ücret alınmadan
vatandaşın oy kullanmasının sağlanması önerilerimiz arasında yer aldı.
Demin de söylediğim gibi,
biz 61 şirkete tebligat yaptık buyurun bilgilerinizi, önerilerinizi alalım
diye. 44 tanesi bilatebliğ döndü; yani, bu 44 şirket tabela şirketi bile değil,
artık, tabelası bile yok. Faaliyeti olmayan bu şirketlerin tasfiyesi, en
azından vatandaşın da, alabilecekse, kalmışsa bir şey, cüzi miktarda da olsa
alması, kalmamışsa da umudunu kesmesi diye düşünüyoruz.
Hukukî sürecin
etkinleştirilmesi; ki, önemli bir öneri olduğunu düşünüyoruz. Geçmiş yıllarda
gerek SPK gerekse Sanayi Ticaret Bakanlığı denetim elemanlarınca yapılan
inceleme ve denetlemeler sonucu düzenlenen raporların çoğunun cumhuriyet
başsavcılıklarına gönderildiği; ancak, yargılamanın çok uzun sürdüğü
anlaşılmıştır. Bu süreçte, 4616 sayılı Yasa,
23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçların ertelenmesini
kararlaştırmıştır. Davaların etkin ve hızlı sonuçlandırılabilmesi için gerekli
tedbirler alınmalı, bu kapsamda ihtisas mahkemelerinin kurulması ve hukukî ve
cezaî ihtilafların da bu mahkemeler tarafından sonuçlandırılmasının bu konunun
çözümünde önemli bir etken olacağı
kanaatindeyiz.
Yine, Sermaye Piyasası
Kurulunun yetkisi altına giren, ki, daha önce 100'ü geçtiği takdirde ortak
sayısı SPK'nın görevine giriyordu, Kurul kaydı gerekiyordu; daha sonra bu
250'ye çıkarıldı. Bu 250 sayısının da yeterli olmadığını ve SPK kaydına
alınabilmesinin gereği olarak 500 ortak sayısını geçtikten sonra Kurul kaydına
alınması gerektiği öneri şeklinde bildirildi.
Yine, konuşmamda
söyledim, Ticaret Kanunumuza göre bir anonim şirketin, sermayesi halka arz
edilmiş bir şirketin, kendi sermayesini vatandaştan satın alması, kendi
hisselerini vatandaştan satın alması bizim yasalarımıza göre mümkün değil. Bu
durumun da, hazır Ticaret Kanununda düzenlememiz komisyonlarda göz önüne
alınarak, anonim şirketlerin, sermayesi halka arz edilen şirketlerin
vatandaştan hisselerini belli oranlarda satın alınabilmesine yol açılmasının bu
mağduriyetin giderilmesi açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.
Yine, bu holdinglerin
-tabi ki, bizim şu anki dönemde geçerli değil ama- geçmiş dönemde Türk
parasının döviz karşısında erimesinden dolayı, vatandaşın, yurt dışında çalışan
vatandaşlarımızın da Türk Lirasına güvenmemesinden dolayı bu şirketlere döviz
bazında ortak olmaları vatandaş açısından biraz daha çekici olmuştur. Şu anda,
Türk parasına güven gelmiştir, hatta, dövize güvensizlik başlamıştır; ancak,
yine de sermayesi döviz cinsinden şirketlerin kurulmasına izin verilmesinin,
yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın tasarruflarının değerlendirilmesi
açısından önemli olduğunu ve gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bu konu da, bu şekilde
raporlarımızda yer almıştır.
Yine "muvazaalı
işlemlerin takibi" başlıklı bir konumuz var. Şirketlerin hâkim ortakları,
yöneticileri, bunların yakınları ve temsilcilerinin geçersiz, muvazaalı
işlemleri ile üçüncü kişilerin mülkiyetine ve kullanımına geçirilen tüm mal ile
hak ve alacakların seri bir şekilde takibini mümkün kılacak yasal düzenlemeler
yapılmalıdır.
Bu holdinglerin büyük
çoğunluğu -ki, şu anda tabela holdingi olarak kalanların çoğunluğu- vatandaştan
topladıkları parayı bir şekilde kendileri veya kendi yakınları üzerine
geçirerek, vatandaşın mağduriyetine sebep olmuştur. Bu konunun önlenebilmesi
için de, bu konunun çözümlenebilmesi için de, biz, vatandaşımız dilinde, halk
dilinde hortum yasası diye bilinen 5020 sayılı Yasanın bu tür şahıslar hakkında
da uygulanmasına, yine raporumuzda yer verdik. Bunun da, vatandaşımızın
tasarruflarının korunması açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.
Yine, yurt dışındaki
vatandaşlarımızın bu kadar mağdur olmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi,
vatandaşımızın bilgisiz olmasıdır. Yoksa, hiç kimse 300 000, 500 000 markı bir
imza karşılığı, bir kâğıt parçası üzerine yazılan ve hatta birçoğunda da imza
olmayan belge karşılığı kimseye teslim etmez. Bu konuda yurtdışı
temsilciliklerimize çok büyük görev düşmekte, vatandaşımızı bilinçlendirme
açısından, yurtdışı temsilciliklerimizin biraz daha gayretli, biraz daha
istekli çalışması gerekmektedir.
Yine ayrıca, yurt dışında
olup da, halen tasarrufu bulunup ülkesine tasarruflarını getirmek isteyen
vatandaşlarımıza da yol gösterici nitelikte veya onların tasarruflarını
değerlendirecek yeni oluşumların sağlanmasının, özellikle şu anki mevcut durum
açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.
Bu paralar toplanırken
-siyasî parti grupları adına konuşan konuşmacılarımız da söyledi- birkısım
dinî, millî duygular istismar edilmiş. Sadece dinî, millî değil, vatandaşın
nezdinde değeri olan tüm kutsal duygular istismar edilmiş. Bu, sadece, işte
İslamî yönden de değil, yine holdinglerden bir tanesinin -bu, basında da çıktı-
yöneticisi diyor ki: Ben, işte, falanca partiye, şu anda Mecliste bulunmayan
partinin birine mensubum. Bunun isminin İslamî holding olarak değerlendirilmesi
veya yeşil sermaye olarak değerlendirilmesinin de çok doğru olmadığı
kanaatindeyim.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Karapınar,
lütfen, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
(10/16,262) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI TELAT KARAPINAR (Devamla) - Burada
vatandaş istismar edilirken, doğrudur, birçok duyguları kullanılmıştır, kutsal
duyguları kullanılmıştır; ancak, bu duyguları kullananlar, o kutsal duyguları
kullananlar, o duygulara sahip insanların birçoğu, o duygulara sahip insanlar
değil, o görüşe sahip olan insanlar değil. Bunu da yine bildirmek istiyorum.
Yine, Sayın Abuşoğlu,
konuşmasında, bunların tasfiye edilmesi gerektiğini söylemişse de, tasfiye
edilmesi gerekenler var; ancak, bunların halen millî ekonomiye büyük oranda
katkıda bulunanları da olduğu için, bunların tasfiye edilmesi halinde
vatandaşın çok çok daha mağdur olacağını biz düşünüyoruz; çünkü, haraç mezat
mallarını sattığımız zaman, belki şu anda yüzde 10'u, yüzde 15'i, yüzde 20'yi
karşılar; ama, o zaman bu oranın çok çok daha aşağılara düşeceğini düşünüyoruz.
Ben, fazla da vaktinizi
almak istemiyorum. Konuşmama burada son verirken, katkısı bulunan tüm
arkadaşlarımıza ve bize bu fırsatı verdiği için Meclis Başkanlığımıza teşekkür
ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Karapınar.
Şimdi, Hükümet adına,
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Abdüllatif Şener konuşacaklardır.
Buyurun Sayın Şener. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
izinsiz halka arz faaliyetinde bulunan şirketlere ilişkin 1061 sıra sayılı
Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki görüşlerimizi belirtmek üzere
huzurlarınızdayım; hepinize saygılar sunuyorum.
Bildiğiniz gibi, bu
raporun ortaya çıkmasına neden olan araştırma önergeleri 29.3.2005 tarihinde
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmüştü ve Genel Kurulun 842
sayılı kararıyla, önergelerde belirtilen hususların araştırılmasına karar
verilmişti.
8'i AK Partiden, 4'ü
Cumhuriyet Halk Partisinden olmak üzere, 12 üyeden oluşan komisyon,
çalışmalarını yurt içinde ve yurt dışında sürdürmüş, neticede, yoğun bir
mesaiden sonra, 1061 sıra sayılı bu söz konusu rapor komisyon çalışmalarıyla
ortaya çıkmıştır.
Raporda durum tespiti
yapılmıştır ve öneriler geliştirilmiştir. Bu yoğun çalışmaları nedeniyle, Sayın
Komisyon Başkanına ve üyelere ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Aslında, konu doğrudan
doğruya SPK mevzuatına aykırı olarak vatandaşlardan para toplayan bazı
şirketlerle ilgilidir. Bildiğiniz gibi, ülkemizde 1980'li yıllardan itibaren
kurulan bu çok ortaklı şirketler, kuruldukları tarihlerde kayda değer bir
büyüme gösterememişlerdir; ancak, daha sonra, 1990'lı yıllarda, yurt dışındaki
Türk işçilerinden topladıkları fonlarla gelişim kaydetmişlerdir. Çok ortaklı
şirketler, özellikle İç Anadolu Bölgesinde kurulmuş ve ticaret unvanlarında
"holding" ibaresini sıklıkla kullanmışlardır.
Hisse senetlerini ihraç
veya arz etmek isteyen anonim ortaklıkların, hisse senetlerinin kayda alınması
için Sermaye Piyasası Kuruluna başvurmaları gerekmektedir. İzinsiz halka arz,
Sermaye Piyasası Kurulu kaydına alınmaksızın, hisse senedi satışını ve ortak
olma vaadiyle para toplanmasını ifade etmektedir. Bununla beraber, özellikle
1990'lı yıllarda, birkısım şirket, yasal prosedüre uymadan, Sermaye Piyasası
Kurulu kaydına aldırmadan, hisse senedi adı altında çeşitli belgeler
karşılığında ya da ortak yapma vaadiyle, yatırımcılardan para toplama yoluna
gitmiştir.
Hisse senetlerinin halka
arz yöntemleri Sermaye Piyasası Kurulu Kanununda düzenlenmiştir. Sermaye
Piyasası Kanununun 4 üncü maddesinde, ihraç ve halka arz olunacak sermaye
piyasası araçlarının Kurula kaydettirilmesinin zorunlu olduğu hükme
bağlanmıştır. Sermaye Piyasası Kanununun 4 üncü maddesine aykırılık, kanunun
47/A-4 maddesinde cezaî yaptırıma bağlanarak, sorumlular hakkında iki yıldan
beş yıla kadar hapis ve ağır para cezası öngörülmüştür.
Merkezleri İç Anadolu
illerinde bulunan birkısım şirketlerin, kanunun bu açık hükmüne rağmen, Kurula
kayıt yükümlülüğünü yerine getirmeksizin sermaye artırımı yaptırdıkları veya
mevcut paylarını, çoğunluğu yurt dışında yerleşik vatandaşlara sattıkları ve
karşılığında, döviz bazında yüksek getiri vaat ettikleri tespit edilmiştir.
Sermaye piyasası
mevzuatında suç olarak tanımlanmış olan izinsiz halka arz fiilinin
gerçekleştirilmesi şu şekilde olmaktadır: Şirketler tarafından Türkiye'de de
para toplanmasına karşın, toplanan paranın büyük kısmı Avrupa'da çalışan
vatandaşlarımızdan elde edilmiştir. Toplanan paralar çoğunlukla şirket
yöneticileri tarafından taahhüt edilen sermaye olarak yasal kayıtlara
aktarılmakta, yasal kayıtlarda şirket ortağı olarak 20 ile 40 kişi arasında
kişi görülmekle birlikte, gerçekte binlerce ortak bulunabilmektedir. Yurt
dışında yaşayan temsilciler aracılığıyla paralar toplanmakta, ev ev dolaşan
temsilciler tarafından, kendisinden para alınan kişilere makbuz ve benzeri
kâğıtlar verilmektedir. Her temsilcinin sorumlu olduğu bir bölge tespit
edilmekte ve temsilciler orada alt temsilciler atamaktadır.
Şirketler tarafından,
genellikle, vatandaşlarımızın yoğun olduğu bölgelerde ve mekânlarda şirketlerin
tanıtımı ve hisse satışı yapılmaktadır. Temsilciler tarafından toplanan paralar
daha sonra kuryeler aracılığıyla ülkeye sokulmakta, bu süreçte bankalar ve
benzeri malî kurumlar kullanılmamaktadır. Ülkeye kuryeler vasıtasıyla fiziken
getirilen paralar şirket yasal kayıtlarına ya hiç geçirilmemekte ya da eksik
geçirilmekte; hesaba geçirilenler ise, genellikle borç olarak kaydedilmektedir.
Şirketler tarafından
Alman Markı bazında yüzde 20-40 arasında kâr payı taahhüdünde bulunulmaktadır.
Söz konusu şirketlerin 1990'larda sayısının artmasıyla beraber, artan rekabetle
birlikte, söz konusu kâr payı taahhüdü yüzde 50'lere kadar çıkmıştır. Şirketler
nezdinde Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan denetimlerde, kâr payının
şirketin olağan faaliyetlerinden kaynaklanmadığı, ponzi finansmanı denilen,
borcun alınan yeni borçla kapatılması suretiyle; yani, önce ortak olanlara kâr
paylarının, sonra ortak olan yeni yatırımcılardan tahsil edilen paraların
dağıtılması esasına dayandığı anlaşılmaktadır.
Şirketlerin hisse
senetlerinin ikincil piyasası, yine şirketlerin kendileri tarafından
oluşturulmakta ve şirket hisse senetlerini alan yatırımcılara, daha sonra, ellerindeki
hisse senetlerini satmak istediklerinde, bu hisse senetlerinin, daha önce
şirket tarafından deklare edilen fiyattan satın alma garantisi verilmektedir.
Çok ortaklı şirketlerin,
daha çok, Türkiye'nin diğer illere göre daha az kalkınmış şehirlerde yatırım
yaptıkları, söz konusu yatırımların yurt içinde ve yurt dışında yaşayan yöre
halkından toplanan paralarla finanse edildiği, şirkete kendi yöresinin
kalkınması için yatırım yapmak üzere para veren şahısların kendilerinin veya
çocuklarının, yatırımın tamamlanmasını müteakip şirket tarafından işe alınma
garantisi verildiği belirlenmiştir.
Söz konusu şirketlerin
faaliyetlerinden bağımsız olarak kâr edip etmediklerine bakılmaksızın kâr payı
dağıtmaları, toplanan paraların verimli alanlara kanalize edilmemesi ve
2000-2001 yıllarındaki devalüasyonla beraber ortaklarına verdikleri yüksek kâr,
geri alma garantisi gibi taahhütleri yerine getirmedikleri ve malî yapılarının
hızla zayıfladığı görülmüştür.
Çok ortaklı şirketlerin
genel olarak işleyişleri bu şekilde olmakla beraber, yatırımcıların, kötü
niyetli kişilere karşı korunabilmesi için bilgilendirme ve yaptırımlar aslî
öneme sahiptir.
Bu kapsamda, Sermaye
Piyasası Kurulu tarafından söz konusu şirketlere karşı yapılan denetimler ve
vatandaşlarımızın bilgilendirilmesine yönelik şunlar yapılmıştır: Mevzuata
aykırı faaliyetleri nedeniyle Sermaye Piyasası Kurulunca mevzuata aykırı
şekilde izinsiz olarak halka arz yapan 78 adet şirket denetlenmiş ve bu
denetimler sonucunda Sermaye Piyasası Kurulu tarafından 141 kanuna aykırı fiil
nedeniyle 131 suç duyurusunda bulunulmuştur. 21.12.2000 tarih ve 4616 sayılı 23
Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartlı Salıverilmeye Dava ve
Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından
yapılan 131 suç duyurusundan 42'si ya da bir başka deyişle yaklaşık üçte 1'i
ertelemeye uğramıştır. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan ilk suç
duyurularının mahkemelerde karara bağlanmadan ertelenmesi ile suçluların
cezalandırılmaması, cezaî yaptırımların caydırıcılığını ve Sermaye Piyasası
Kurulunun yaptırım gücünü önemli ölçüde azaltmıştır.
Sermaye Piyasası Kurulu,
yürüttüğü denetim çalışmalarının yanı sıra, izinsiz halka arz fiilinin
ağırlıklı olarak yurt dışında gerçekleşmesi ve yurt dışında çalışan
vatandaşlarımızın hedef alınması nedeniyle Sermaye Piyasası Kurulu 1997
yılından itibaren gerek bilgilendirme ve uyarı ilanları gerekse denetimler
sonucunda ulaşılan tespitlerle ilgili olarak şirket bazında bilgilendirme ve
uyarı ilanları yapmıştır.
Bunun yanı sıra, Sermaye
Piyasası Kurulu tarafından yatırımcıların bilgilendirilmesi amacıyla, yurt
içinde ve yurt dışında, özellikle söz konusu holdinglere yatırım yapan
kişilerin ağırlıklı olarak yaşadığı şehir ve ülkelerde bilgilendirme toplantıları
yapılmıştır. Yapılan tüm denetim ve bilgilendirme faaliyetlerine rağmen,
şirketler tarafından para toplama faaliyetlerine devam edilmiştir. Bu durumun
sebepleri ise şunlardır: Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan denetimler
ve bilgilendirme ilanları üzerine, yatırımcılar tarafından, Sermaye Piyasası
Kuruluna hitaben yazılan mektuplarda, söz konusu ilanlar nedeniyle hakarete
varan boyutlarda bir tepki gösterilmiş olup, yazılı basında da, Sermaye
Piyasası Kuruluna, şirketlere yönelik işlemleri nedeniyle büyük ölçüde bir
tepkide bulunulmuştur. Şirketlerin, vatandaşlarımızın manevî duygularına
yönelik tanıtım ve satış faaliyetlerinin bu duruma önemli katkısı
bulunmaktadır.
İzinsiz halka arz yapan
şirketlerde temel sorunlardan bir diğeri, toplanan paranın şirket kayıtlarına
hiç yansıtılmaması ya da eksik yansıtılmasıdır. Bu şirketlerde para toplama
faaliyeti büyük ölçüde temsilciler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir.
Şirketle çoğu zaman organik bağı olmayan temsilciler tarafından gerçekte ne kadar
para toplandığı ve bunun ne kadarının şirket yasal kayıtlarına aktarıldığı
tespit edilememektedir. Şirket kayıtlarının temsilcilik sistemi nedeniyle
yetersiz ve güvensiz olması, toplanan paranın tespitinde malî sistem içindeki
para hareketlerine başvurulmasını gerektirmektedir; ancak, izinsiz halka arz
yapan şirketlerde para toplama ve nakit faaliyetleri, tamamen malî sistemin
dışında, fiziken kuryeler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Aynı şekilde,
toplanan paralar karşılığında yatırımcılara verilecek makbuz, hisse senedi,
benzeri belgeler de kuryeler kullanılarak nakledilmektedir. Nitekim, geçmişte
sınır kapılarında bavul içinde büyük miktarda nakit yakalanmıştır.
Şirket tarafından
toplanan paraların yasal kayıtlara aktarılmaması ve kayıtlarının düzensiz
olması, çoğunlukla şirketler tarafından toplanan paranın yasal olmayan ikinci
kayıtların tutulmasına yol açmıştır. Yatırımcılardan ulaşan belgeler, şirket
bürolarında ulaşılabilen belgeler, ikinci kayıtları içeren bilgi, belge ve
bilgisayar kayıtları gibi dokümanlar üzerinde yapılan çalışmalarla bu ikinci
kayıt hususuna ilişkin tespitler yapılmaktadır.
Şirket kayıtlarının
yasaya aykırı tutulmasının, eksik ve güvensiz olmasının belki en önemli sonucu
ve yatırımcı mağduriyetine yol açan nedenlerden bir diğeri, toplanan paralar
üzerinde hak sahibi olan kişilerin sayısının ve kimliğinin de tespit
edilememesidir. Toplanan paralar yasal prosedüre uygun olarak sermayeye
eklenmediği için, para toplanan kişiler de ortak sıfatıyla kayıtlara
geçmemektedir. Bu bağlamda, şirketin pay defterine çoğunlukla gerçek hak
sahipleri değil, temsilciler ortak olarak kaydedilmektedir.
İzinsiz halka arz yapan
şirketlerin sisteme dahil edilerek, hem bu şirketlerin ekonomiye kazandırılması
hem de para topladıkları kişilere, ödedikleri paraların karşılığında hisse
senedi verebilmesinin temini için, anılan şirketlerin Sermaye Piyasası Kurulu
kaydına geçirilmesi zorunludur. Bu bağlamda, denetimler sonucunda ulaşılan
tespitler çerçevesinde veya ortak sayısı, yasal sınırı olan 250 ortak sayısının
aşılması nedeniyle, resen Sermaye Piyasası Kurulu kaydına girmek için başvuran
şirketler, yasal muhasebe kayıtlarını sunamamakta, toplanan paranın tutarı ve
hak sahiplerini tam ve doğru olarak Sermaye Piyasası Kuruluna ibraz
edememektedirler. İbraz edilen bilgi ve belgelerle Sermaye Piyasası Kurulu
tespitleri arasında hem paranın tutarı hem de hak sahiplerinin sayısı
bakımından büyük tutarsızlıklar ortaya çıkmaktadır.
İzinsiz halka arz yapan
şirketlerin kullandıkları temel yöntem, toplanan para karşılığında, faaliyet
kârıyla bağlantısı olmayan yüksek getiri vaat edilmesidir. Toplanan para
karşılığında verilen makbuz veya hisse senetlerinin fiyatı şirket yönetimince
belirlenmekte, bu belgeleri satmak isteyen yatırımcılar şirket yönetimlerine
başvurmakta, yönetimin belirlediği fiyat üzerinden, yine belirlenen kişilere
devir yapılmaktadır. Şirket yöneticileri, hisse senetlerinin ekonomik kurallara
göre değerlendiği ve fiyatın oluştuğu borsa sistemine girmekten bilinçli olarak
kaçınmaktadırlar. Yatırımcı da, yatırımının gerçek değerini bilmemekte, şirket
yönetimince belirlenen birim pay başına değeri kabul etmektedir. Şirketin
paylarının değerlemesi yapılmamakta, kârlılık, nakit akımı, özkaynak
verimliliği gibi, şirket faaliyetlerine dayanarak belirlenmesi gereken pay
başına değer, çoğunlukla çeşitli endekslere dayanılarak belirlenmektedir.
İzinsiz halka arz yapan
şirketlerin kayda alınarak, yatırımcı kitlesinin mağduriyetinin
giderilebilmesi, şirketlerin de ekonomiye kazandırılabilmesi amacıyla, bu
şirketlerin topladıkları paranın ve gerçek hak sahiplerinin tespiti talebiyle
Kurul tarafından ticaret mahkemeleri nezdinde davalar açılmıştır. Tespit davası
sırasında şirketlerin mal varlığının korunması için, şirket mal varlığı
üzerine, Sermaye Piyasası Kurulunun talebi üzerine, mahkemelerin kararıyla
tedbir uygulanmıştır; ancak, bir kısmı halen sürmekte olan bu davaların
çoğunluğunda mahkemelerce tayin edilen bilirkişiler de yasal kayıtların
bulunmaması veya eksik, yanlış ve yanıltıcı olması nedeniyle bir tespit
yapamamış ve davaların çoğunluğu tespit talebinin reddedilmesiyle
sonuçlanmıştır.
Tüm bu açıklamalar
göstermektedir ki, izinsiz halka arz fiilinin büyük kısmının yurt dışında
gerçekleşmesi, şirketler tarafından toplanan paranın kayıt altına alınmaması,
konunun siyasî, dinî, millî, hemşerilik, arkadaşlık gibi istismara açık
boyutlarının bulunması, 4616 sayılı Kanun nedeniyle cezaların ertelenmesi ve
adlî sürecin uzunluğunun uygulanmaya çalışılan yaptırımların caydırıcılığı ve
etkisini azaltması Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan denetim ve
bilgilendirme faaliyetlerinin etkisini azaltmıştır. Sermaye Piyasası Kurulunun
şirketler nezdinde yaptığı denetimlerde ulaştığı tespitler ile şirket beyanları
arasında büyük tutarsızlıkların bulunması, gerçek hak sahiplerinin ve toplanan
para tutarının şirket yetkililerinin işbirliği olmadan tam ve doğru olarak
tespit edilememesi ve mahkemelerin de bu konuda herhangi bir tespit hükmüne
ulaşamaması şirketlerin gerçek ortaklık yapısının mevcut düzenlemelerle
belirlenemeyeceği sonucunu doğurmuştur.
Bu kapsamda, çok ortaklı
şirketler tarafından toplanan para tutarının ve gerçek hak sahiplerinin tespiti
konusunda özel hükümler içeren bir yasa taslağı Sermaye Piyasası Kurulu
tarafından hazırlanmış ve bu taslak Başbakanlığa sunulmuştur.
Özet itibariyle, bu tip
şirketlere para yatıran yatırımcıların karşılaştıkları riskler konusunda bilinç
seviyeleri Sermaye Piyasası Kurulunun düzenlediği bilgilendirme ve tanıtım
programları sayesinde her geçen gün artmakla birlikte, sorun devam etmektedir.
İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan araştırma komisyonu, yapmış
olduğu çalışmayla, hazırlamış olduğu Meclis araştırma komisyonu raporuyla çözüm
önerileri geliştirmiştir ve bu çözüm önerileri dikkate alınmak suretiyle,
geldiğimiz noktada, konuyla bağlantılı olarak, yapılması gerekenlerin ne
olabileceği ortaya konulmuş bulunmaktadır.
Bu çözüm önerilerinin
birincisi, mevzuatla ilgilidir; yani, yeni bir yasal düzenleme hazırlanmalıdır
demektedir bu rapor ve bu yasal düzenlemede, mutlaka, bazı hususların bulunması
gerektiğine vurgu yapılmaktadır. Belirttiğim gibi, bu konuda, Başbakanlıkta
mevcut bir taslak da vardır. Bu taslak metin ile komisyon raporundaki önerilen
hususlar birlikte gözden geçirilmek suretiyle, bu taslağın daha da
olgunlaştırılması sağlanılacaktır ve Bakanlar Kuruluna, tasarı haline
dönüştürülmesi için, gönderilecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakan,
lütfen, tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Diğer taraftan, KOBİ borsalarının
kurulması önerilmektedir ki, bu konudaki çalışmalar da tamamlanmak üzeredir.
Ayrıca, soruşturmaların
başlatılmasıyla ilgili öneriler var.
Kamu kuruluşları
tarafından araştırma yapılmasıyla ilgili, bilgilendirmeyle ilgili, daha etkin
denetimlerle ilgili ve evrak tevdiiyle ilgili öneriler yer almaktadır.
Tüm bu konularda ilgili
kamu kuruluşları ve Sermaye Piyasası Kurulu, raporu tekrar ciddiyetle
okuyacaktır; hükümet olarak, buradaki önerilerin takip edilmesine
çalışılacaktır.
Ben, tekrar, böyle yoğun
bir çalışmayla bu raporu hazırlayan komisyon üyelerimize ve ilgi gösteren
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerimize teşekkür ediyor, hepinize saygılarımı
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Şahsı adına söz isteyen,
Konya Milletvekili Sayın Nezir Büyükcengiz; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Konya)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1061 sıra sayılı
(10/16, 262) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerinde görüş
ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için söz aldım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Hem raporla ilgili hem de
seçim bölgem Konya'yla yakından ilgili olduğu için, tekrara kaçmadan, benden
önce konuşan arkadaşlarımın söylediklerini tekrar etmeden, burada dile
getirilmeyen bazı hususları da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, 22
nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülen en önemli
araştırma komisyonu raporlarından birisini görüşüyoruz, bana göre en önemli
olanlarından bir tanesi. Bu nedenle, önergeyi hazırlayarak, başlangıçta Meclis
Başkanlığına sunan değerli arkadaşım, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Bihlun
Tamaylıgil'e, burada, bu komisyonda çalışan, özellikle uzman arkadaşlara,
bürokratlara, partilerimizin değerli komisyon üyelerine ve siyasî parti
temsilcilerimize, Komisyon Başkanına teşekkür ediyorum.
Önergenin veriliş tarihi
7 Ocak 2003. 29 Mart 2005'te önerge Genel Kurulda görüşüldü; yani, iki yıl iki
ay sonra Genel Kurul gündemine getiriliyor ve görüşülüyor önerge. Bugün 11
Nisan 2006, raporu görüşüyoruz; yani, önerge verilişinden üç yıl üç ay sonra
burada rapor düzenlenmiş ve Genel Kurulda görüşülüyor. üç yıl üç aydan beri de,
bu önergenin verildiği günden bu zamana kadar mağdur olan, sayıları yaklaşık
milyona varmış vatandaşımız bekliyor ve biraz evvel konuşan arkadaşlarımızın da
ifade ettiği gibi, 78 tane holdingin topladığı, bize göre 10 milyar euro, bu
arada, bu üçbuçuk yıl içerisinde biraz daha buharlaşıyor, kayboluyor,
kayboluyor. Böyle bir çalışma, acaba, demokratik parlamenter rejimle yönetilen
başka bir ülkede var mıdır diye düşünüyorum. Üçbuçuk yıldan beri bekletilen bir
önerge ve sonuçta, dağ fare doğuracak!.. Üzüntüyle ifade ediyorum.
Aslında, hükümetin bu
konuyu çözme gibi bir iradesi varsa, böyle bir komisyonun çalışmasının sonucunu
beklemeye de ihtiyaç yok; ama, o irade, maalesef, yok.
Biraz evvel konuşan
arkadaşlarımızı hep birlikte dinledik. Burada, bu yöntemle bu insanları
kandırarak toplanan paralarını kaptıran kişilerin sorununu çözmek için bir
çalışma yapılıyor; ama, üzülerek şunu ifadedeyim ki, değerli arkadaşım, Adalet
ve Kalkınma Partisi sözcüsü, sanki, bu sorunun çözümü değil de, sanki, onlar
adına değil de, bu yanlış yöntemle para toplayan ve milyonlarca insanı mağdur
eden holdinglerin temsilcisiymiş gibi burada onları savundu; üzüntü duydum.
Komisyon çalışmaları esnasında 78 tane
holdingin kurulduğunu, bunlardan da 54 tanesinin Konya'da olduğunu tespit
ettik. Neden 54 tane holding bir yerde kurulmuş?..
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, ülkemizde bazı bölgeler, bazı şehirler, bazı kasabalar vardır ki,
aynı sektörde birçok insan vardır, birçok kuruluş vardır, birçok şirket vardır.
Örneğin; Uşak'ta battaniyecilik gelişmişir, Babadağ'da tekstilcilik
gelişmiştir, Gaziantep'te halıcılık, kilimcilik gelişmiştir; Konya'da da
holdingcilik gelişti 1990'lı yıllarda. Neden gelişti acaba; çok cazip olduğu
için gelişti. Baktı insanlar, bir tane emekli öğretmen çıkmış, ben bir holding
kuruyorum demiş, sırtına Konya Şeker Fabrikasının çuvallarını vurmuş, yurt
dışına gitmiş, çeşitli argümanları kullanmış, din unsurunu kullanmış,
milliyetçilik unsurunu kullanmış, yüksek kâr vaadi vermiş, paraları toplamış
getirmiş ve o şirketlerin kuruluşundaki teminatı bile, o topladığı paralarla
yapmış, cebinden 1 kuruş çıkmamış.
Tabiî, Konya'daki
birkısım açıkgözler de bunu gördüğü için, yahu, işte, falanca hoca çıktı,
falanca kişi çıktı, Devlet Su İşlerinden emekli olan falanca kişi çıktı, şimdi
paraya para demiyor, trilyonların içerisinde, milyar dolarlarla uğraşıyor diye,
öyle bir kolaycılık içerisinde, arka arkaya, işte, bu holdingleri kurmaya
başlamışlar. Paraları topladılar ve -benim seçim bölgemde olduğu için- birçok
insan da bu nedenle mağdur oldu. İşin hiçbir ciddiyeti yok. O nedenle, acaba 54
tanesinin neden Konya'da olduğunu merak ediyorsanız, bana göre, birçok sektörde
böyle birbirinden görerek para kazanma alışkanlığı edinen birçok yerde, işte,
Konya'da da bu holdingcilik revaçtaydı o dönemde, onun için birbirinden görerek
holding sayısı fazlalaştı; ama, şimdi baktığımız zaman ayakta kalan hiçbiri
yok.
Değerli arkadaşlarım,
burada konuşan birkısım arkadaşlarımız, başlangıçta iyi niyetle bunun yapıldığını
ifade ettiler. Niyet -ben her zaman söylüyorum- soyut bir kavramdır, soyut bir
kavram. Geldiğimiz nokta itibariyle bu işin iyi niyeti falan kalmamıştır. Eğer,
geldiğimiz noktada bu holdingler başarısız olmuşlarsa, sayıları milyona varan
insanımıza zarar vermişlerse, ben, onun niyetinin iyi olduğunu kesinlikle ifade
edemem.
Bu model, bir kere
-başlangıçtan itibaren bunu savunuyoruz- bizim bünyemize uygun bir model
değildir, Türkiye'nin bünyesine uygun bir model değildir, yanlış bir modeldir.
Bizde bu şekilde para kazanılarak bugüne kadar örnek olmuş herhangi bir kurum
yoktur. Bana göre hepsi kötü niyetlidir, hiçbir tanesi iyi niyetle
kurulmamıştır. Hiçbir tanesi ayakta kalmadığına göre de… Yani, iyi niyetle
kurulmuş olsa, hiç olmazsa örnek verecek şekilde 3-5 tanesi ayakta kalır.
Değerli arkadaşlarım,
ayakta kalıyor gibi görünenlerin temelinde yatan unsur çok büyük paralar
toplamasından kaynaklanıyor. 50 000 000 mark veya 80 000 000 dolar toplayanlar
bu paraları hemen aldıkları gün bitirmişler; almışlar, iç etmişler,
kaybolmuşlar ortadan; ama, çok büyük paralar toplayanlar, 3 milyar, 2 milyar
euro civarında para toplayanlar bir kısmını bitirmişler, büyük bir kısmını
bitirmişler, büyük bir bölümünü, dörtte 3'ünü bitirmişler, geriye kalan dörtte 1'iyle
bir şeyler gösteriyorlar ortada, sanki ayakta kalmış gibiler. Aslında, toplayıp
hesabını yaptığınız zaman, bu ayakta gibi görünenlerin, bazı arkadaşlarımızın
iyi niyetli diye tanımladıkları holdinglerin de, kesinlikle, ortaklarına olan
vecibelerinin beşte 1'ini dahi yerine getirecek güçleri yok, yaşadığımız gerçek
bu. O nedenle, çok kesin ve acil tedbirlerin alınmasına ihtiyaç var.
Çok büyük yanlışlıklar
yapılmış. O günkü hükümetlerin büyük dahli var, yanlışı var. Şimdiki AKP
Hükümetinin, yabancı sermaye gelsin de nasıl gelirse gelsin efendim, ister
Ofer'den gelsin ister soferden gelsin, ister Hariri'den gelsin ister maririden
gelsin dediği gibi, o günkü hükümetler de, yurt dışında çalışan işçilerimizin
dövizlerinin Türkiye'ye gelebilmesi için, aman şu dövizler bir gelsin de nasıl
gelirse gelsin diye, bu tür kötü niyetli ve dolandırıcı holdinglerin bu
paraları kapmalarına seyirci kalmışlar. Burada çok büyük yanlışlık var. Bu
yanlışlık bugüne kadar da düzeltilmemiş, hâlâ da böyle bir irade görünmüyor, yok; göremedik, şimdiye kadar böyle
bir irade görülmedi. Bu hükümet kurulalı üçbuçuk yıl oldu, üçbuçuk yıldır,
istenseydi -her gün binlerce yurttaşımız bu konudaki şikâyetini dile getiriyor-
bugüne kadar bu sorun çözüme kavuşurdu diye düşünüyorum.
Bu holdinglerin hiçbiri
yasalara uygun hareket etmemişlerdir. Laik cumhuriyetin yasalarını içine
sindirip kabul etmeyen kişilerin, o ülkenin, o laik cumhuriyetin yasalarının
olanaklarından da faydalanmaya hakları yoktur. Burada eleştiri getiren
arkadaşıma bunu söylemek istiyorum. Siz, bu ülkenin yasalarını içinize sindirip
kabul etmeyeceksiniz. Sen bu kadar parayı nasıl kazanıp da bana vereceksin diye
soranlara, efendim, laik cumhuriyete vergi verilmez, biz vergi ödemeyeceğiz,
biz, bu ülkeye, bu devlete karşı vecibelerimizi yerine getirmeyeceğiz,
kazandığımız paranın tamamını sizlere dağıtacağız; onun için, biz, dövize yüzde
40, yüzde 45, yüzde 50'ye kadar kâr verebileceğiz diye, bu insanlarımızın
parası dolandırılmıştır ve üzerine yatılmıştır. Çok büyük kötü niyetlerle
hareket edilmiştir ve bu paralar, aslında, mülk satın alınırken...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - 1
katrilyona kadar vergi vermişlerdir.
BAŞKAN - Sayın
Büyükcengiz, lütfen, toparlar mısınız.
NEZİR BÜYÜKCENGİZ
(Devamla) - ...bazı fabrikalar satın alınırken, devralınırken, bu paralar, 3
katına, 5 katına, o mülklerin fiyatları yüksek biçimde, anlaşılarak, muvazaalı
biçimde harcanmıştır. Bu paraların gittiği yer belli. Aslında, gittiği yer
falan yok, toplayan kişilerin cebinde duruyor bu paralar; ama, ortada
görünmüyor. Bu şekilde, 10 liralık mal 50 liraya alınmıştır, 10 lirası sahibine
ödenmiştir, 40 lirası cepte kalmıştır. Konya'da -biz çok iyi biliyoruz- bu
paralar toplandığı zaman, bir holdingin yönetim kurulunun başkanının önüne,
iflas eden bütün fabrikaların sahipleri sıraya girmişlerdir "benimkini de
al" diye. Yıllardan beri, babasından, dedesinden kalan o birikimleriyle
yaptırdığı fabrikayı çalışıp işletemeyen, para kazanamayan kişiler iflas etmişler,
gelecek, o, yurt dışından toplayıp gelen, hazır paranın üzerine oturan kişi,
çok büyük bir ticarî dehayla, onları satın alıp çalıştıracak ve onları
ekonomiye kazandıracak! Böyle bir şeye inanabiliyor musunuz!..
Değerli arkadaşlarım,
gezdik, komisyon üyesi olarak, her tarafa gittim. Anadolu'nun bir ilinde -size
iki tane çarpıcı örnek vermek istiyorum- kampus gibi bir alanı çevirmişler ve
girişine, içine, birçok da bazı ufak tefek tesisler yapmışlar; tavukçuluk
tesisi yapmışlar, birkaç tane fabrika yapmışlar, hiçbiri çalışmıyor. Bir tanesi
yüzde 10 kapasiteyle çalışıyor ve en çarpıcısı ne, biliyor musunuz; karayolu
üzerinde, girişinde, kampusun girişinde -abartmış olmayayım ama- Kocatepe Camii
büyüklüğünde bir cami yapmışlar. Karşı olduğum için söylemiyorum; kırın yüzünde
öyle bir camiye niye ihtiyaç var? Var; neden ihtiyaç var biliyor musunuz;
oradan gelip geçenler görecek "bunların yaptırdığı cami bu kadar büyük
olursa, efendim, bunların paralarının hesabı bilinmez" diye getirip herkes
parayı oraya atacak.
İkincisi, yine
Anadolu'nun büyük bir ilinde bir hizmet binası. 25 katlı, 30 000 metrekare
inşaat üzerine kurulmuş ve 25 katın 15 katı, güya, idare binası olarak
kullanılıyor; altında süpermarket var, 10 katı altı seneden beri boş, altı
yıldır boş. Onu niye yaptırmış; bu binayı görsünler, bu gökdeleni, gelen
görsün; efendim, bunların böyle bir binası varsa, bize para versin.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Büyükcengiz, lütfen...
Teşekkür için, buyurun.
NEZİR BÜYÜKCENGİZ (Devamla)
- İzninizle, bitiriyorum efendim.
Şimdi, bu şekilde çarçur
edilmiştir; yazık edilmiştir bu insanlara.
Bu komisyonun kuruluş
amacı, mağdur olan yurttaşlarımızın sorunlarına çözüm bulma komisyonudur. Bu
komisyonun amacı, bu insanlara zarar veren kişileri aklamak değildir; bu
komisyon, aklama komisyonu değildir. Kesinlikle, burada bu holdingleri savunan
arkadaşlarımın yanlış düşündüğünü ifade etmek istiyorum; yanlış düşünüyorlar.
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) -
Holdingleri savunma yok ki burada.
NEZİR BÜYÜKCENGİZ
(Devamla) - Efendim, savunuldu biraz evvel.
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) - Bu
holdingleri savunan yok.
NEZİR BÜYÜKCENGİZ
(Devamla) - Biraz evvel, savunan arkadaşımızı hep beraber dinledik!..
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, bunlara "sen ne iş yaparsın" diye sorulduğu zaman "biz
her şeyi yaparız…" İnşaat çivisi satmaktan tekstil üretimine, serada çiçek
yetiştirmekten uçak lastiği imalatına, turizm işletmeciliğinden tank üretimine,
domates, salatalık satmaktan kâğıtçılığa ve sonunda, üçkâğıtçılığa kadar her
şeyi yaptılar! Her şeyi yaptılar arkadaşlar... (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, burada, çözüm
bulmak üzere çalışmalar yaptık; ama, çözüm bulunabileceği kanısında değilim.
Hükümetin böyle bir iradeye sahip olduğu görüşünde değilim; bunu göremiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
NEZİR BÜYÜKCENGİZ
(Devamla) - Sayın Başkanım, 3 dakika daha izin verirseniz bana…
BAŞKAN - Lütfen, Sayın
Büyükcengiz… İki defa sürenizi uzattım.
NEZİR BÜYÜKCENGİZ
(Devamla) - Lütfen, Sayın Başkan…
BAŞKAN - Hayır...
Teşekkür için açacağım
Sayın Büyükcengiz.
NEZİR BÜYÜKCENGİZ
(Devamla) - Bu çözümün bulunacağı kanısında değilim ve ben, aslında, yurt
dışındaki gezilere de katıldım; orada
da, gittiğimiz her yerde, yurttaşlarımıza, çok fazla umutlu olmamalarını, bu
paraları artık geriye alamayacaklarını -her gittiğim yerde- ifade ettim. Bu
inancımı, tekrar, huzurlarınızda ifade ediyorum.
Komisyonun raporunun,
inşallah, çözüm getirmesi dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Büyükcengiz.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Sayın Başkanım, arkadaşımız, bana atfen "holdinglerin sözcüsü gibi
konuşmuştur" diye bir…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
İsim söylemedi efendim.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
"AK Parti Grup sözcüsü söyledi" dedi; yani, isim vermedi; ama, AK
Parti Grubu adına ben konuştum burada. Lütfen… Düzeltmem lazım.
BAŞKAN - Lütfen, Sayın
Öksüz, yerinize oturur musunuz.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Ben herhangi bir
şey görmedim Sayın Öksüz.
Bazı girişimcilerce
holding adı altında gerçekleştirilen izinsiz halka arz yoluyla tasarruf
sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının neden ve sonuçlarıyla bu süreçte
SPK'nın sorumluluğunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca
kurulmuş bulunan (10/16, 262) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu
üzerindeki genel görüşme tamamlanmıştır.
Sayın milletvekilleri,
birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.15
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 18.35
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86 ncı Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince,
sözlü sorular ve diğer denetim konularını gö-rüşmüyor ve gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz.
Önce, sırasıyla, kalan
işlerden başlayacağız.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
2.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim
Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kanun İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 3 üncü sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu
gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
4 üncü sırada yer alan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin
Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
Yarım kalan işlerle
ilgili işlem tamamlandığından, şimdi, kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşmelerine 1 inci sıradan itibaren devam edeceğiz.
1 inci sırada yer alan, Türk
Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu
raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
4.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma
Komisyonu Raporu (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve 17'ye 1 inci Ek)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
2 nci sırada yer alan,
Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
Dair 604 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Millî Savunma Komisyonu raporunun
görüşmelerine başlıyoruz.
5.- Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu
Raporu (1/277) (S. Sayısı: 1079)
BAŞKAN- Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
5 inci sırada yer alan,
Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
6.- Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1145) (S. Sayısı:
1112)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
6 ncı sırada yer alan,
Muğla Milletvekili Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu'nun; 190 Sayılı Genel Kadro ve
Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 2985 sayılı Toplu Konut Kanununda
Değişiklik Yapılması hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
7.- Muğla Milletvekili Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu'nun; 190
Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 2985 Sayılı
Toplu Konut Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (2/727) (S. Sayısı:1138) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Komisyon raporu 1138 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde söz
isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ali Kemal Kumkumoğlu, İstanbul
milletvekili?.. Yok.
AK Parti Grubu adına
Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu, Muğla milletvekili; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerime başlamadan önce, son günlerde yaşadığımız terör eylemlerinde
kaybettiğimiz değerli şehitlerimizi, şehit yarbayımız, hemşerim Muğlalı Alim
Yılmaz'ı saygıyla anıyorum. Terör odaklarını bir şekilde, şöyle veya böyle
destekleyen bazı kurum ve kuruluşları buradan lanetliyorum.Şehit evlatlarımıza
Allah'tan rahmet diliyor, kederli ailelerine sabır ve metanet diliyorum.
190 sayılı Genel Kadro ve
Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 2985 sayılı Toplu Konut Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi hakkında AK Parti Grubu adına söz
almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yüce Meclisimizin de bildiği gibi, tüm değerli milletvekillerimizin
bildiği gibi, kaliteli bir yaşamın vazgeçilmezi olan konut ihtiyacı, hiç
şüphesiz, insan haklarının en temel, vazgeçilmez şartlarından biridir. Bu
çerçevede, hükümetimiz, iktidara geldiği günden bu yana, Başbakanlık Toplu
Konut İdaresi Başkanlığıyla el ele vererek vatandaşlarımızın bu temel
ihtiyacını karşılamak için canla başla çalışmaktadır. Bu uğraşım içerisinde
amacımız, konut sıkıntısını vatandaşımızın sırtında bir kambur ve kâbusu
olmaktan çıkarmaktır; özellikle dargelirli vatandaşımızı, başını sokacak tek
göz ev hayalinden kurtararak ufkunu genişletmek ve yetişen evlatlarıyla
birlikte yarınlara daha aydınlık bakar hale getirmektir.
Ne mutlu ki, hayallerini
genişleten, planlarını uzun vadeli yapacak doğrultuda imkânlara sahip olan bir
Türkiye'de yaşama şansına sahip bireyler olmayı başardık ve geleceğimizin
önündeki sisi kaldırarak güvenli ve başı dik bir biçimde hedeflerimizi çizmeye
başladık. İşte, bu hedeflerin başında da, biraz önce bahsettiğim gibi,
yıllardır kira derdiyle, karda kışta sokakta kalma korkusuyla yaşayan
vatandaşlarımız, verilen imkânlarla, çoluk çocuk, rahat ve güvenli bir ev, yuva
sahibi olma seviyesine erişti.
(x) 1138 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bakınız, Türkiye'nin sahip olduğu hızlı nüfus artışı ve her
geçen gün artan kentleşmeyle birlikte konut ihtiyacına cevap verebilmek ve
yapılan üretim doğrultusunda yeni istihdam alanları yaratabilmek maksadıyla
kurulan Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, Hükümetimizin acil eylem planı
perspektifi içerisinde başlatılan konut seferberliğinde konut üretimi, planlı
bir şekilde yapılacak olan kentleşmeyi birlikte ele alarak 6 Ağustos 2003 tarih
ve 4966 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle, 2958 sayılı Kanunla tanımlanan
sorumluluk alanı genişletilerek yeni görevler üstlenmiştir. Bunlara kısaca
değinecek olursak, bu görevleri arasında, konut sektörüyle ilgili şirketler
kurmak, kurulmuş olan şirketler ve finans kurumlarına iştirak etmek, bireysel
ve toplukonut kredisi vererek, planlı bir kentleşmenin oluşmasını sağlamanın
yanında, tarihî doku ve yöresel mimarinin korunmasını sağlamak, yurtiçi ve
dışı, doğrudan veya iştirakleri aracılığıyla projeler geliştirerek, konut,
altyapı ve sosyal uygulamaları hayata geçirmek, idareye kaynak sağlamasını
temin için kâr amaçlı projelerde yer almak, yurdumuzda, ne yazık ki, sıkça
rastlanan ve mağduriyetlere yol açan, doğal afet alanlarında ve sosyal
donatıları altyapılarıyla birlikte inşa etmek, teşvik etmek ve desteklemek.
İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesinde yer alan, konutun bir insan hakkı olduğu ve Birleşmiş Milletler
Habitat gündeminin ana temalarından olan "herkese yeterli konut"
prensiplerinin yanı sıra, Anayasamızda bu sorunların çözümü hususunda devletimizin
alacağı tedbirler, tüm değerli milletvekillerinin malumudur. Anayasamızın
"Konut hakkı" başlığı altındaki 57 nci maddesinde ele alındığı üzere
"devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını karşılayacak
tedbirleri alır; ayrıca, toplukonut teşebbüslerini destekler" ifadesiyle,
bu konunun önemini vurgulamıştır.
Toplu Konut İdaresi,
kuruluşundan 2002 yılı sonuna kadar geçen 19 yıllık sürede, Toplu Konut
Fonunda, imkânlarıyla, Emlak Bankasından devralınan 7 852 konutla toplamda 43
145 konut yaptırabilmiştir.
Hükümetimiz, acil eylem
planının "sosyal politikalar" başlığı altındaki 44 üncü maddesiyle,
yerel yönetimlerle işbirliği sağlanarak, kentlerimizdeki gecekondulaşmanın
önlenmesi ve mevcut gecekondu alanlarının dönüştürülmesi, 45 inci maddeyle de
dargelirlilerin kira öder gibi ve kısa sürede ev sahibi olmalarının sağlanması
hedeflenmiştir. Hükümetimiz, bu tedbirlerle, ekonominin canlandırılmasını,
üretimin artırılmasını ve işsizliğin azaltılmasını hedeflemiştir.
Ülkemizde, Türkiye
İstatistik Kurumu ve Devlet Planlama Teşkilatı verilerine göre yenileme,
dönüşüm ve nitelikli konut üretimi tarzında olmak üzere 2,5 milyon civarında
acil konut ihtiyacı olduğu tespit edilmiştir.
Bugünkü ekonomik
koşullarda, fakir, dargelirli vatandaşlarımızın uygun fiyatlarla nitelikli
konut sahibi olmaları mümkün olmamaktadır. Bu da beraberinde, kaçak, plansız,
niteliksiz yapılaşmayı ve gecekondulaşmayı getirmektedir.
Bununla birlikte,
ülkemizde konut üretimi açısından bölgesel farklılıklar da görülmekte olup, az
gelişmiş bölgelerimizde nitelikli konut üretimi konusunda acil konut ihtiyacı
görülmektedir. Toplam 81 il merkezi ile bu illere bağlı ilçelerle birlikte 900
noktada 400 000 konut programı yapılmıştır. 2006 yılı sonuna kadar 200 000,
2007 sonuna kadar ise 250 000 konuta başlanılması ve büyük bir bölümünün
tamamlanması hedeflenmektedir. Bu kapsamda, bugüne kadar 78 il ve bu illere
bağlı 177 ilçede, 448 şantiyede toplam 166 000 konutun ihaleleri tamamlanmış ve
büyük kısmının inşaatları başlamıştır. Ayrıca, 118 bölgede yaklaşık 105 000
konutluk uygulama da ihale aşamasındadır. 2006 başı itibariyle bu konutlardan
yaklaşık 60 000'i tamamlanma aşamasında olup, 2006 sonuna kadar 100 000 konutun
tamamlanması planlanmaktadır.
Toplu Konut İdaresi
Başkanlığı, 2003 yılından itibaren "tamamlama kredisi" vermek
suretiyle yarım kalan kooperatiflerin tamamlanmasını da hedeflemiştir. Bu
kapsamda, Ocak 2003'ten itibaren verilen kredilerle 40 000 konut bitirilmiş, 15
695 konuta ise kredi verilmiştir. Sadece konut yapmayan, yaşanabilir yerleşim
birimleri oluşturan Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, konutlarla birlikte
projelendirilen sosyal donatılar kapsamında, 128 ilköğretim okulu, 35 lise -ki,
toplam 163 okul, 3 410 derslik- 17 anaokulu, 110 ticaret merkezi, 25 spor
salonu, 29 sağlık ocağı, 7 hastane, 25 kütüphane, 97 ibadethane, 1 santral
binası ihaleleri gerçekleştirmiş, inşaatları başlatılmıştır. Yine, TOKİ
uygulamalarında çevre düzenleme işleri kapsamında, yaklaşık 1 000 000 ağaç
dikimi ve 2 000 000 çalı peyzajı yapılmaktadır. Bu projelerin kontrolörlüğünün
sağlanması için 110 000 konutluk müşavirlik ihaleleri gerçekleştirilmiştir.
Konut seferberliği kapsamında satışa sunulan 106 000 konuttan 90 000 konut inşaat aşamasında satılmış olup,
vatandaşlarımız, üretilen konutlara büyük bir ilgi göstermektedirler.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hükümetimizle birlikte Türkiye, artık, rantiye sahası olmaktan
çıkmış, yeniden yapılanan, vatandaşına yeni imkânlar sağlayan bir şantiye alanı
haline gelmiştir. Burada, toplukonutta emeği geçen herkese ayrı ayrı
şükranlarımı sunuyorum. Üzerinde görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifi
çerçevesinde, yapılan bu hizmetlerin ve harcanan emeklerin amacına ulaşması ve
vatandaşımızın yüzünün gülebilmesi için, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı
tarafından yapılanların ihtiyaç sahiplerine bir an evvel ulaştırılabilmesi ve
ödeme planlarının makul seviyelerde kalabilmesi için maliyetlerin düşürülmesi
ve sürat kazandırılması büyük önem arz etmektedir. Bu amaçla, Belediye
Gelirleri Kanunu ve İmar Kanunundaki düzenlemeler emsal alınarak, bu
düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca, bu kadar yoğun bir şekilde çalışarak,
ülkemizin dört bir yanındaki inşaat sahalarıyla vatandaşımıza hizmet götüren,
yuva sahibi yapmak amacında olan Toplu Konut İdaresi Başkanlığı bünyesinde
görev alacak yeni arkadaşlarımız sayesinde, daha çok, daha güçlü, verimli ve
hızlı çalışacak olan kurum, aşılacak olan evrak ve kırtasiye -ki, bu yaklaşık
20'ye yakın evraktır- yüküyle de çok daha hızlı bir şekilde hizmetlerine
başlayıp devam edebilecektir.
Değerli arkadaşlarım,
kanunun çıkışından sonra, yasalaşmasından sonra, ülkemize, milletimize hayırlı
olmasını diliyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Sayın
Terzibaşıoğlu, teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen, Ali Kemal Kumkumoğlu, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Kumkumoğlu.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL
KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz yasa tasarı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
tasarıyı geçen hafta görüşecektik; ancak, bu haftaya ertelendi. Merak ettim,
acaba ne var, niye ertelendi diye, hemen salı günü yeniden gündeme alınınca. Bu
arada, Sayın Başbakan bir açıklama yaptı; vatandaşa müjde anlamında, kira öder
gibi, aylık 100 YTL taksitlerle vatandaşları konut sahibi edeceğine ilişkin bir
açıklama yaptı. Sanıyorum, o açıklama yapılsın, bu düzenlemeyi ondan sonra
görüşürüz noktasındaki bir yaklaşım bu düzenlemenin ertelenmesine vesile oldu.
Değerli arkadaşlarım…
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Yalan mı açıklaması?!
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Elbette, böyle bir açıklama var da… Şimdi, size, mesela, bu arada,
benim de bulduğum başka belgeleri, bilgi sahipi olmanız açısından sunmak
istiyorum.
Bakın, şu anda
gecekondularda yaşayan yurttaşlarımıza, Millî Emlakın -Pendik'in Kurtköyünde,
Sülüntepesinde, Kartal'ın değişik mahallelerinde- gönderdiği tebligatlardan
size birkaç örnek okumak istiyorum bu arada. Ecri misil gelmiş
vatandaşlarımıza. Hani, o 100 YTL taksitle ev sahibi yapacağınız vatandaşlar
var ya, o vatandaşlara ecri misil gönderilmiş.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Yeni bir uygulama değil ki, öteden beri geliyor.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - 7 208 000 000, 6 172 000 000, 2 828 000 000, 4 904 000 000, 1 440
000 000… Daha burada sayısız örnekler var. Binlerce yurttaşımız, şu anda,
sadece İstanbul'da bu ecri misil problemiyle karşı karşıya; yani, Sayın
Başbakan "100 YTL aylık taksitle size ev yapacağım" dediği
vatandaşlardan, şimdi, 2,5 milyar lira ile 15 milyar lira arasında ecri misil
istiyor. "20 milyar liraya sizi ev sahibi yapacağım" dediği
vatandaşlardan, şimdi, ortalama 10 milyar lira ecri misil talebi var sizin
hükümetiniz aracılığıyla yapılan uygulamalar sonucunda.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Hayır, eskiden var o.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, tabiî, Sayın Başkanın, bu açıklamaları
yaparken, konut problemiyle ilgili olarak Türkiye'de yaşanan göç sorununun
yarattığı problemlerle ilgili olarak, sanayileşme sürecinin konut problemine
getirdiği sorunlarla ilgili olarak nasıl sığ bir yaklaşım içerisinde olduğunu
bir vesileyle görmüş olduk. Sizi iktidara taşıyan o kentlerin varoşlarını,
şimdi, "ur", "kentleri sarmış habis", orada yaşayan
insanları da "işgalci" diye ifade eden yaklaşımları Sayın Başbakanın
ağzından duymak, doğrusu, beni hayretlere düşürdü.
Değerli arkadaşlar,
İktidar Partisinin, AKP'nin gecekondu sorununa ilişkin tek yaklaşımı, bunlar
durup dururken köyden kente geldiler ve buralarda bizim de bir arazimiz olsun,
bir yer çevirelim, bir yer kapatalım anlayışıyla sahiplenip kapattığı yerler
midir?! Sizin Bakanınız, uyduruk birtakım evraklarla, belgelerle, kendisi 50
dönüm yer kapatırken, o işgalci olmuyor; ama, kimsesiz, garip bir vatandaş,
işsizliğin yarattığı problemler nedeniyle büyük kentlere göç ettiğinde ilk
yapacağı iş başını sokacak bir yer bulabilmek olduğu için, gidip, kimden
bulabilirse, mafyaysa mafya, oradaki, işte, o alanı işgal etmiş kişilerse o
kişiler, o kişilere para vererek, başını sokabilecek, 100 briketle, 200
briketle, 2 tenekeyle yapmış olduğu gecekondusu, onu, oralarda, büyük kentlerin
etrafında, urları yaratmış unsurlar ve oralarda işgalci pozisyonuna mı sokuyor
değerli arkadaşlar?! Şimdi, siz, şu ifadeleri, yarın, gidip bu gecekonduda
yaşayan yurttaşların içerisinde tekrar kullanabilecek misiniz?! Şimdi, bu
gecekonduların var olduğu bölgelerde yaşayan ve o bölgelerde seçmenleri olan
milletvekili arkadaşlarımız o gecekondu bölgelerine gittiklerinde, orada
yaşayanlara, sizi gidi işgalciler sizi, siz bu büyük şehirlerin etrafını sarmış
bir ursunuz diyecek mi?! Bu nasıl bir anlayıştır?!
Değerli arkadaşlarım,
sanayici arkadaşlarımız var içinizde; bizim içimizde de var, sizin içinizde de
var. Büyük kentlerin etrafını sarmış gecekondular -bunların içerisinde elbette
bunu istismar edenler vardır; ama, büyük çoğunluğu- devletin sosyal bir devlet
olarak, sanayileşmenin yaratacağı sorunları önceden görüp, tespit edip, ona
dönük önlemler almamış devlet olarak, yurttaşımızın ve sanayinin ihtiyaçları
doğrultusunda ortaya çıkmış olan bu göçün büyük kentlere taşıdığı
yurttaşlarımızın, kendiliğinden buldukları bir çözümdür ve Türkiye'nin bugün
sanayileşmede gelmiş olduğu noktada, şimdi, Sayın Başbakanın
"işgalci" diye tarif ettiği "büyük kentlerin etrafını sarmış,
kuşatmış ur" diye tarif ettiği bu gecekondularda yaşayan insanlarımızın,
yurttaşlarımızın çok ciddî katkıları vardır; çünkü, bunlar, büyük şehirlere göç
ettiklerinde, gelip, büyük şehirlere yerleştiklerinde, büyük şehirlerin
varoşlarına yerleştiklerinde ilk yaptıkları iş, kendilerini kırsal alandan
büyük şehirlere göç etmiş sanayi işçileri olarak bulmuş olmalarıdır.
Dolayısıyla, Türkiye'de, aslında, gecekondularda yaşayan yurttaşlarımıza, Sayın
Başbakanın ifadeleriyle, olağanüstü biçimde haksızlık yapılmıştır. Bunu,
oralarda yaşayan yurttaşlarımız adına kabul etmek, kabullenmek mümkün değildir.
Devlet kendi üstüne düşen sorumluluğun gereklerini yerine getirmediği için,
vatandaş, kendiliğinden birtakım çözüm arayışları içerisine girmiştir. Hatta,
devlet, denilebilir ki, gecekondu arazilerinin işgal edilmesine, kendisi, orada
vatandaşın 200 briketle yapabileceği gecekonduyu ona verme cesaretini gösteremediği,
bunu kendine yakıştıramadığı için, vatandaşın oralardaki arazileri bir şekilde
işgal etmesine "hadi, arazi bizden; üstüne de o ne yaparsa yapsın"
biçiminde bir anlayışla müsaade etmiştir. Yoksa, devlete rağmen, vatandaşın
gidip, büyük kentlerin etrafındaki devlete ait arazileri işgal etmiş olmasını
kabullenmek hiçbir şekilde mümkün değildir. Burada, devletin bu işe bir göz
yumması kesinlikle söz konusudur.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, elbette, buralardaki yapılaşmayı bizim, bugün, geçerli, sahiplenen ve
savunan bir anlayışla bu işe yaklaşmamız mümkün değildir. Bunlar, büyük
kentlerin etrafındaki ur değildir, buradaki insanlar sadece, burada yaşayan
insanlarımız sadece rant elde etmek için gelip, bu gecekondu arazilerini işgal
etmiş insanlar değildir; ama, bugünkü gecekondulaşma mantığını da,
insanlarımızın bu ilkel koşullarda yapılmış gecekondular içerisinde yaşamasını
da sahiplenmemiz ve savunmamız mümkün değildir. Elbette, bir kentsel dönüşüme
kesinlikle ihtiyaç vardır.
Peki, kimdir Türkiye'de
kentsel dönüşümün muhatabı; herkes; TOKİ muhataptır, büyükşehir belediyeleri
muhataptır, Bayındırlık Bakanlığı muhataptır, Turizm, Kültür Bakanlığı
muhataptır; herkes bu işin muhatabıdır.
Değerli arkadaşlarım, bu
muhataplığı mutlaka bir birime indirmek zorunluluğumuz vardır. Peki, uygulamaya
muhatap olanlar aynı uygulamayla karşı karşıya mıdırlar; hayır. Ankara'da başka
bir uygulamayla karşı karşıyadırlar, İstanbul'da başka bir uygulamayla karşı
karşıyadırlar, Ankara'nın Mamak'ında başka bir uygulamayla karşı karşıyadırlar,
havaalanı yolunda başka bir uygulamayla karşı karşıyadırlar; İstanbul'un
Kadıköyünde başka bir uygulamayla karşı karşıyadırlar, İstanbul'un Pendik'inde,
Kurtköy'ün Sülüntepesinde başka bir uygulamayla karşı karşıyadırlar.
Ankara'nın Dikmen
Vadisinde gecekondusu olan her vatandaşa, onun bundan sonraki yaşamında ona
önemli rahatlıklar sağlayabilecek konutlar verilmiştir. Ankara'da, şimdi,
havaalanı güzergâhı üzerinde, havaalanı yolu üzerinde yapılmış olan
gecekondularda yaşayan yurttaşlarımıza, daha geçen hafta, burada, onlarla
ilgili yaptığımız düzenlemede, arkadaşlarımız "her birine ayda 200 milyon
kira yardımı, her birine şu kadardan şu kadar metrekareye kadar konut"
diye buradan ifade etmişlerdir; ama, aynı hükümet döneminde, mesela, Pendik'in
Sülüntepesinde, insanlar daha sabahleyin uyanmadan, gece uykularında iken,
yirmi yıllık konutlarından, konutları başlarına yıkılırcasına, kendilerini,
çocuklarını zor dışarı atar bir anlayışla konutları yıkılmış ve kendilerine
sadece enkaz bedeli verilmiştir. Şimdi, bu, nasıl bir uygulamadır; hangisi
sizsiniz değerli arkadaşlarım; havaalanı
yolunda konutu yıkılacak
kişiye bir daire, dairesi
kendisine teslim edilinceye kadar 200 000 000 lira kira yardımı yapan mı
sizsiniz; yoksa, Pendik'in Sülüntepesinde, daha uykuda iken çocukları,
konutları ancak insanların kendi canlarını dışarı atacak biçimde eşyalarıyla
birlikte başlarına yıkan yapı mı sizsiniz; siz hangisisiniz?! Bu anlamda da bir
tutarlılık söz konusu değil.
Değerli arkadaşlarım,
büyük kentlerimizin etrafında, sadece İstanbul'da 80 000 gecekondu var. 80 000
gecekondu, oradaki yurttaşlarımızın direnmesine rağmen, rızası alınmamasına
rağmen, bu kentsel dönüşüm projeleri kapsamı içerisine alınamaz. Eğer,
gerçekten bu konuda samimiysek önce yapmamız gereken şey, bir defa, buradaki
hukukî altyapıyı oluşturmaktır. Neye göre biz buralarda uygulama yapıyoruz;
belediye başkanlarının inisiyatifine göre; sanki onlar kendi ceplerinden bir
şey dağıtıyorlar, babalarının kesesinden bir şey dağıtıyorlar gibi. Kimi yerde
alabildiğine cömert, kimi yerde alabildiğine gaddar; kimi belediye başkanı
alabildiğine cömert, kimi belediye başkanı alabildiğine gaddar. Arazinin çok
yüksek rant edeceği yerlerde gecekondu yapmış olan vatandaşlarımıza karşı
yapılan uygulama farklı; ama, daha kenarlarda, arazinin daha az rant getireceği
yerlerde gecekondu yapmış olan vatandaşlarımıza karşı yapılan uygulama
alabildiğine farklı.
Değerli arkadaşlarım,
TOKİ de dahil olmak üzere, kentsel dönüşüm projeleri noktasında eğer bir samimî
yaklaşım içerisindeysek, gerçekten kentlerimizin dönüşmesini istiyor ve talep
ediyor isek, gerçekten insanlarımızın insanca koşullarda yaşayabileceği bir
kent yapısı içerisinde onların da yaşamasını sahiplenip savunuyorsak, ilk
yapmamız gereken şey, bu işin hukukî altyapısını oluşturmaktır. Türkiye'de,
bugün, özelleştirmede olduğu gibi, bu kentsel dönüşüm projesinde de hiçbir
hukukî altyapı yoktur. TOKİ'ye yetki veriyoruz. TOKİ, verdiğimiz yetkiyi neye
göre kullanıyor; TOKİ'nin…
FİKRET BADAZLI (Antalya) -
Uzlaşıyla.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Uzlaşı; yani, hukukî bir altyapı yok. Uzlaşı; uzlaşı olmadığı yerde
ne oluyor; yani "uzlaşamadık, yıkacağım, jandarma gelsin; işte,
kepçelerle, dozerlerle burayı biz kaldırıyoruz." Sayın Başbakanın dediği
gibi "bunlar işgalcidir, sökün atın işgalcileri" dediği zaman ne
oluyor?
RECEP KORAL (İstanbul) -
Kanun var, kanun.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - "Sökün atın" dediği zaman sökülüp atılıyor değerli
arkadaşlarım. Kim bunlar; bizim insanlarımız. Sayıları kaç; milyonlarca.
Değerli arkadaşlarım, 40
tane gecekonduyu yıkmak için 5 000
jandarmayı bir araya getirip veya binlerce polisi, jandarmayı bir araya
getirip, günlerce orada önlem alıp, sanki bir işgali ortadan kaldırmaya veya
devlete karşı bir ayaklanmayı ortadan kaldırmaya gidiyor gibi oraya gitmek
durumunda kalıyorsunuz.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Var mı böyle bir örnek? Bu olay nerede?..
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Sizin, dönüştürme iddiasını taşımak zorunda olduğunuz sayılar
yüzbinlerle ifade ediliyor.
Değerli arkadaşlarım, 40
gecekondu için bile bu denli büyük önlemlerin alındığı, alınmak zorunda
kalındığı bir süreçte, bunun hukukî altyapısı oluşturulmadan, oradaki
yurttaşlarımızın, bir sosyal dönüşüm sürecinin sonucunda zorunlu olarak kırsal
alandan, tarımsal alandan kentlere sanayi işçisi olarak göç etmiş olan
yurttaşlarımızın zorunlu konut ihtiyaçlarını çözebilme adına kendilerinin
bulduğu bir çözüm önerisidir. Dolayısıyla, burada "senin tapun yok, ne
yapalım… Sen, şimdi, ne halin varsa… Git buradan" diyerek, bu sorunu, bu,
yüzbinlerce gecekondunun ve milyonlarca yurttaşımızın yaşadığı bu alanlardaki
sorunları böylece çözmemiz mümkün değildir. Peki, böyle çözmeye kalktığımızda
ne oluyor; böyle çözmeye kalktığımızda, TOKİ'de olanlar oluyor. Ne oluyor
TOKİ'de?..
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Hiçbir şey olmuyor.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun raporları var, diyor ki;
TOKİ -işte, bu, sizin söylediğiniz anlaşma, vesaire yöntemleriyle- Türkiye'nin
en değerli bölgelerindeki en değerli arazileri yüzde 27'yle yüzde 35 arasında
değişen rakamlarla, güya kat karşılığı değil, bir başka isim bulunmuş buna;
ama, sonuçta, yüzde 27 ile yüzde 35 arasındaki rakamlara, Toplu Konut İdaresi,
kendi kontrolündeki, kendi elindeki en değerli arazileri, daha önce yüzde
55'lerle, 60'larla, 65'lerle, o, hiç beğenmediğimiz süreçler içerisinde
müteahhitlere verilmiş olan arazilerde, arsaların bitişiğinde, şimdi yüzde 27
ile yüzde 35 arasındaki rakamlarla, Toplu Konut İdaresi, işte, o sizin
söylediğiniz modellerle, yöntemlerle arazilerini veriyor ve Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulu üyeleri, bununla ilgili rapor tutuyorlar. Hemen ardından başka
girişimler söz konusu ediliyor. Bize, Plan ve Bütçe Komisyonunda bunları
söylediğimizde; efendim, Cumhurbaşkanı Denetleme Kurulu da buraya geldi diye,
birtakım eksik, yanlış bilgiler verildiğini daha sonradan öğrenmiş oldum.
Burada, kurul üyeleri üzerinde baskı yapılıyor, kurul üyelerinin içerisinden…
İşte, her zaman olduğu gibi, hani, işte, Başbakanı bir davadan kurtarmışsa bir
hâkim, o, işte, Yargıtaya gidiyor, savcıysa çok önemli bir ilin başsavcılığına
geliyor; burada da, bu anlamda katkı yapan çalışanlarımız önemli ölçüde taltif
edilmişler, terfi ettirilmişler, ekonomik anlamda çok daha iyi katkılar elde
edebilecekleri alanlarda görevlendirilmişler.
Dolayısıyla, değerli
arkadaşlarım, kurumlar bir gün iyi insanlarla yönetilirler, bir gün kötü
insanlarla yönetilirler. Biz, kurumları yöneten insanların iyi niyetinden yola
çıkarak, bugün bu görevi yapan arkadaşlarımız iyi niyetli de olabilirler, ama,
biz, kurumları yöneten arkadaşlarımızın iyi niyetinden yola çıkarak,
milyonlarca yurttaşımızı ilgilendiren bu devasa sorunun çözümü noktasında o iyi
niyete dayalı birtakım çözümleri çözüm önerisi olarak göremeyiz. Bizim
görevimiz, herkes için geçerli olan, bugün, gecekonduda yaşayan her yurttaşın
kendisi için yarın "evet, bizim bölgemizde de dönüşüm projesi
uygulanacak" dendiğinde, söylendiğinde kendisini nasıl bir akıbetin
beklediğini biliyor olması ve gönül rahatlığı içerisinde, gönüllü olarak bu
dönüşüm projesine fiilen kendisinin de katılmasını sağlayabilecek altyapıyı,
hukukî altyapıyı, vatandaşımızı memnun edebilecek, vatandaşımızı bu çözümün
içerisine sokabilecek bir altyapıyı bizim oluşturup kamuoyuna sunmamız lazım.
Aksi halde, biz burada havanda su döveriz. Yapabileceğimiz en ileri şey, en
değerli arazilerimizi, şu anda arsa piyasasında da, inşaat piyasasında da bir
canlılık olduğu için, en değerli arazilerimizi yok pahasına birilerine vermek
olur; ama, o yok pahasına vermek karşılığında bile bugün bir şeyler alabiliriz.
Ama, değerli
arkadaşlarım, eğer, sen, gerçekten milyonlarca konutu dönüştürme iddiası içinde
isen, o zaman, her zaman, verdiğin arazinin karşılığında, sana oradan daha
fazla -ne kadar bedavaya vermiş olursan ol- gelir elde edebileceğin bir süreç,
bir sonuç ortaya çıkmaz. Yakında, bir doyum noktasına ulaşır bu piyasa; ama,
milyonlarca yurttaşımız, hâlâ, kentsel dönüşüm projelerine ihtiyacı olan bir
anlayışla, yaklaşımla gecekondularda yaşamaya devam ediyor olabilirler. O
zaman, biz, gerçekten, bu projeyle ilgili bir ciddî yaklaşım içerisindeysek,
zamanla, bu sürece, bizim, bütçeden belki katkı yapmamızın bir ihtiyaç olarak
ortaya çıktığı dönemler de karşımıza gelecektir.
Şimdi, TOKİ anlatıyor
"biz kârlıyız" diyor. Kime bu kadar araziyi bedava versen, herkes bu
kadar araziyle gidip bu işi yapsa, kâr eder; hiçbir şey yapmana lüzum yok.
İstanbul'un neresinde bir arsan varsa, git, hangi müteahhide verirsen ver, sana
yüzde 50 pay veriyor. Yani, bunu bir marifetmiş gibi "kâr ettik, kârlı
çalışıyoruz, kârlı uğraşıyoruz…"
Ne yapıyorsun Sayın TOKİ,
yaptığınız şey ne; milyon dolarlara daire satıyoruz. Henüz İstanbul'da kaç
gecekonduyu dönüştürebildiniz?! Henüz İstanbul'da gecekonduda yaşayan kaç
vatandaşımızı gönüllü olarak bu uygulamanın kapsamı içerisine alarak, onların
da bu uygulama içerisinde gönüllü olarak yer tutup, hem daha modern, daha
çağdaş evlere taşınmasını sağladınız hem de orada kentsel dönüşüm projesinin
gereklerini yerine getirebildiniz?! Henüz böyle bir uygulama yok. Ne yapıyoruz
şimdilik; milyon dolarlara villa satıyoruz. Yüzde 30'la, daha önce yüzde 60'la
verilmiş yerlerde araziler veriyoruz müteahhitlere.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kumkumoğlu,
lütfen, tamamlar mısınız.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Toparlayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - O müteahhitler, televizyonlara ve gazetelere en fazla reklam veren
kuruluşlar olarak gündemdeler; dolayısıyla, her ne hikmetse, buralardaki
yolsuzluklar üzerine medyanın, basın yayın organlarının gitmesi de bir şekilde
mümkün olmuyor. Böyle bir saadet zinciri kurulmuş; TOKİ, arazileri veriyor,
müteahhitler milyon dolarlara inşaatlar yapıp daireler satıyorlar. Basın yayın
organları, en yüksek düzeyde reklamları bu kuruluşlardan alıyor, dolayısıyla,
buralarda yaşananların ve yapılanların üzerine gitmiyor, gidilmiyor; Sayın
Başbakan da buradan açıklama yapıyor: "Aylık 100 YTL karşılığında
vatandaşa konut vereceğim."
Değerli arkadaşlarım,
tekrar başa dönüyorum. Elbette versin; ama, öyle, vatandaşın ağzına bir parmak
bal çalarak bu işler olmaz. Eğer, bu konuda samimiysek, önce, bu gecekondularda
yaşayan milyonlarca yurttaşımızın bu dönüşüm projeleri karşısındaki konumunun,
pozisyonunun ne olacağını yasal olarak bir çerçeveye bağlayacak. İçinizde
belediye başkanlığı yapmış arkadaşlar var, bir tanesi karşımda duruyor,
gecekondusu olan da bir bölgede. Çıksın şu kürsüden söylesin; böyle bir altyapı
oluşturulmadan, İstanbul'da, gecekondularla ilgili dönüşüm projesi hayata
geçirilebilir mi; geçirilemez. Ne yapabilirsin?..
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Hem soruyorsun hem cevap veriyorsun.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Burada söylesin o zaman, oradan söylesin, geçirilebilir desin,
söylesin.
RECEP KORAL (İstanbul) -
Zaten geçiriliyor hayata.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Geçirilemez. Nerede mesela?..
RECEP KORAL (İstanbul) -
Her yerde geçiriliyor.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Havaalanı yolunda.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)
- Yani, siyasî mecburiyet içerisinde arkadaşımız bunu söylüyor; ama, tabiî, bu
kadar baskıdan sonra…
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Muğla) - Biraz sonra okuyacağım.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen…
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Bu kadar baskıdan sonra…
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Havaalanı yolu…
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Havaalanındakine, bak, oradakine bir şey verdin.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- 7 000 tane.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Bir şey verdin. Oradakine bir şey verdin. Neyle veriyorsun?! Sen
kendi cebinden, babanın kesesinden bir şey mi dağıtıyorsun belediye başkanı?!
Sen, bu kamunun malını kamuya veriyorsun.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Muğla) - Cebinden mi verecekti?!
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Ne olacaksa, ne verecekse, onu bura belirleyecek. Burada bunun
hukukî altyapısını kuracağız, oluşturacağız…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞOĞLU
(Muğla) - Anlaşmayla yapılması daha iyi ya.
BAŞKAN - Sayın
Kumkumoğlu, lütfen, teşekkür için, buyurun.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Tamam Başkanım.
Burada bunun hukukî
altyapısını kuracağız, oluşturacağız ve vatandaş ne olduğunu, yarın başına
nelerin gelebileceğini bilecek ve bu sorunları, bu çerçevede, söylenilen
çerçevede, ancak bu altyapıyı oluşturarak çözebiliriz.
Bu yasayla talep
edilenler, aslında, TOKİ'nin uygulamada fiilen hayata geçirdiği şeyler.
Arkadaşlarım, sanıyorum, daha sonra maddeler üzerindeki görüşmelerde, bu
maddelerin ayrıntısıyla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade
edecekler.
Beni dinlediğiniz için
hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kumkumoğlu.
Anavatan Partisi Grubu
adına söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan.
Buyurun Sayın Özdoğan.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)- Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; 1138 sıra sayılı, 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname ile 2985 Sayılı Toplu Konut Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım.
Değerli arkadaşlar, bu
konudaki fikirlerime geçmeden önce, eli kanlı PKK terör örgütünce şehit edilen
subaylarımıza ve askerlerimize Cenabı Allah'tan rahmet, yaralılara da acil
şifalar diliyorum.
Değerli milletvekilleri,
öncelikle hemen vurgulamak isterim ki, katrilyonların telaffuz edildiği bir
kurumun 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasının kapsamı dışına
çıkarılması ve bütçesinin Parlamentoya getirilmemesi uygulamasının
değiştirilmesi gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri,
ülkemizde nüfus hareketleri ve buna bağlı olarak konut ihtiyacını ortaya koyan
sağlıklı istatistikî bilgiler mevcut değildir. Devlet İstatistik Enstitüsü
tarafından belediyelerden toplanan yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin
belgelerine ilişkin bilgilerin, yapı kullanma izin belgesi alınmadan iskân
edilmiş binaların toplam binaların yüzde 50'sinden fazlasını oluşturduğu veya
ruhsatsız gökdelenlerin yapılabildiği bir ortamda, hiçbir istatistikî değer
bulunmamaktadır.
Aynı şekilde, son nüfus
sayımı olan 2000 yılı sayımına ilişkin tüm bilgiler -örneğin mahalle bazında
sosyoekonomik veriler gibi- henüz bütünüyle işlenerek kamuoyunun bilgisine
sunulmamışken, kentlerin şu anki nüfuslarının ne olduğunu, önümüzdeki dönemde
ne olacağını kim tahmin edebilir ki?! Hal böyleyken, bir kentin konut
ihtiyacının ne olduğu gibi sorulara nasıl sağlıklı cevaplar verilebilir ve ülke
çapında nasıl sağlıklı bir konut planlaması yapılabilir?! Daha vahimi, TOKİ,
hangi sağlıklı kriterlere göre inşaatlarını yapmaktadır? Ayrıca, büyük şehir ve
tüm ilçe belediyelerinin konut ve konut ağırlıklı dönüşüm projelerine
soyundukları ve bu yolda kamu kaynaklarını seferber ettikleri bir ortamda,
kentlerimizin nitelik ve nicelik olarak konut ihtiyacıyla ilgili herhangi bir
araştırmaya dayalı ve üzerinde hemfikir olunmuş bir rakam bulunmamaktadır. Bu
durum, herhangi bir konuda hemfikir olmaktan çok daha önemli bir husustur;
çünkü, zaten kısıtlı olan kamu kaynaklarının ihtiyaca uygun şekilde kullanımı
veya çarçur olması, gerçek durumun doğru bir şekilde bilinmesiyle doğrudan
ilgilidir. Bu itibarla, konutta kentsel dönüşüm ve inşaat sektörünün daha
sağlıklı olması için yapılması gerekenlerin iyi bilinmesi gerekir.
Şimdi, sizlere, Anavatan
Partisinin konut sorunundaki çözümlerinden bahsetmek istiyorum.
Beş yıllık kalkınma
planları kâğıt üzerinde kalan kararlar olmaktan çıkarılmalı, fizikî planlarla
desteklenmelidir. Bugüne kadar büyük bir vurdumduymazlıkla ihmal edilen ülkesel
fizikî planlama ve bölgesel planlama çalışmalarına zaman geçilmeden
başlanılmalı, kentsel gelişmelerin üst ölçekli plana bağlı olarak
gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır. İşlevsel olarak bir bütünlük arz eden
yerleşim alanları ve bölgeleri metropolitan bölge olarak planlanmalı, bölge
içindeki konut alanı-çalışma alanı ilişkileri ile ulaşım ve altyapı kararları
birlikte ele alınarak düzenlenmelidir. Bu kapsamda, yönetsel sınırlara bağlı
olarak sürdürülen planlama anlayışı ile buna bağlı yetki düzenlemelerinden en
kısa sürede vazgeçilmelidir. Sayıları her geçen gün artan, teknik ve ekonomik
açıdan güçsüz, dışsal her türlü baskıya açık, ama, yetkisi sonsuz yeni
belediyeler kurulmasına son verilmelidir.
Her tür zeminde yapı
yapılabilir türünden, ülke gerçeklerini gözardı eden anlayış terk edilmelidir.
Planlamaya yön gösterecek nitelikte ve içerikte jeolojik etüt çalışmaları ve
zemin etütleri yapılmalı ve yer seçim kararlarında bu etütlere mutlaka uyulmalıdır.
Kent planlama bilimine
aykırı ve tamamen rant amaçlı talan politikalarının aracı haline getirilen
imarcılık zihniyetinden vazgeçilmelidir. Gerçek ve çağdaş anlamıyla planlama
kararlarını plancıların verdiği, kamu yararına özerk çalışma yapacak planlama
yapısının kurgulanması gereklidir. Karar verme konumundaki tüm teknik kadrolar,
politik ve ekonomik baskılardan kurtarılmalıdır.
Kentlerin yer seçimine
ilişkin kararları, bilimsel veriler ve etütlere dayalı olarak, yalnızca konunun
eğitimini almış şehir plancılarının vermesi sağlanmalıdır.
Şehir planlama meslek
alanı ve yetkileri, kamu kurumlarında dosya inceleme ve düzenlemeyle geçen
memuriyet yıllarının sonrasında verilen ikramiye konumundan çıkarılmalıdır.
Tüm yurt çapında mevzi
imar planı kavramı ve buna göre yapılaşmalar terk edilmelidir. Planlamalar kent
bütününe yönelik yapılmalı, yeni gelişme yatırım talepleri bu bütüncül plan
üzerinde birden fazla gerekçeye dayanarak yapılabilecek revizyonlarla
karşılanma ya da reddedilme yoluna gidilmelidir.
Planlar, fiilî durumların
kâğıt üstüne işlenmesi şeklinde değil, kentleşme eylemine yol gösterici
içerikte olmalıdır.
Sanayi yer seçimi
kararları sermaye sahibinin seçimine bağlı olmaktan çıkarılmalı, ülke çapında
kalkınma ve düzenli gelişme amaçlı programlara dayalı sanayi planları
planlaması gerçekleştirilmelidir.
Ülkemizin tüm kıyılarının
işgali ve yok edilmesi anlamına gelen, deprem sonrasında da büyük can
kayıplarının yaşanmasına neden olan ikinci konut, yazlık konut yapılaşmaları
durdurulmalıdır. Bu tür yapılaşma talepleri engellenmeli, ikinci konut kavramı,
gerek yasa, yönetmelik ve gerekse var olan her ölçekteki plandan
çıkarılmalıdır.
Yerel yönetimlerin
yetkileri artırılmalı, teknik eleman eksiklikleri kısa sürede giderilmeli, planlamaların
ve yapılaşmaların denetimleri, kamu adına, kamu eliyle yapılmalıdır. Planlama
ve uygulamada kamu yararı ve meslek etiği ilkeleri esas alınmalıdır.
Deprem sonrasında bir
felaketin ortaya çıkmasında sorumluluk sahibi olan kurumların eski alışkanlıklarıyla
sürdürdükleri çalışmalar sonucunda yer seçimleri yapılan gerek geçici ve
gerekse kalıcı iskân alanlarının yer seçimleri, bilimsel verilerin tümü
değerlendirilerek, yeniden değerlendirilmelidir. Aceleyle yapılan yer
seçimlerinin yeni felaketlere neden olabileceği düşünülerek, çok geç olmadan
gerekli önlemler alınmalıdır.
Deprem bölgesinde ve
ülkenin tüm kıyılarında yasadışı deniz dolgularına son verilmelidir. Hiçbir
zemin etüdü yapılmadan enkaz yığılması yapılan heyelan riskli alanlarda, yeni
bir felaket yaşanmadan, yapılan dolgular durdurulmalıdır acilen.
Değerli milletvekilleri,
şimdi ise, Sayın Başbakanın sürekli övdüğü, fakat, gerçekte, büyük bir
plansızlık, ileride yeni -banker facialarına benzer- konut facialarına yol
açacak, fonlaması yapılmamış, finans problemleri nedeniyle inşaatların duracağı
kesin olan TOKİ uygulamalarından bahsetmek istiyorum. Örneğin, Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulunun, Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığının
Ataşehir'deki binlerce konut içeren 4 inşaat ihalesi başta olmak üzere, 7
ihalesiyle ilgili hazırladığı ve 2004 Aralık ayında tamamlanan raporda
"önümüzdeki iki üç yıllık zaman aralığında, şirket bünyesinde kalması
gereken yaklaşık 1 katrilyon 105 trilyon lira tutarındaki kamusal servetin,
kaynak geliştirme projelerinin amacına aykırı olarak, haksız ve örtülü kazanç
şeklinde yüklenici firmalara aktarılacağı ve bu tutarda kamu zararı oluşacağı
tahmin edilmektedir" denilmiştir.
Emlak Gayrimenkul Yatırım
Ortaklığı Anonim Şirketinin kendi özkaynaklarını kullanarak yaklaşık 2,1
katrilyon toplam kâr elde edeceğinin belirtildiği raporda, ayrıca, Emlak
Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Anonim Şirketi yöneticilerinin ve yapılan
ihalelerin Başbakanlık Teftiş Kurulu veya Sermaye Piyasası Kurulu tarafından
birlikte soruşturması istenmiştir.
Yine, TOKİ hakkında da
benzer iddialarla sunulan bir rapor olduğu bilinmektedir. Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulu ise, ihaleleri Başbakanlık Teftiş Kurulu ve Sermaye Piyasası
Kurulunun birlikte soruşturmasını gerekli görmüştür. Ayrıca, usul, kamuyla
ilgili inceleme ya da soruşturmalarla ilgili benzer sorunlar TOKİ'nin yıllık
raporlarında da bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri,
TOKİ gibi kurumlarda kamu zararı katrilyonluk değerlerle tespit edilmişken,
inşaatların devam etmemesi gerekmektedir. Konutları satın alan vatandaşların
soruşturmadan haberleri olması, usulsüzlüklerin kesinleşmesi ve ihalelerin
iptal edilmesi halinde, şirketlerin isteyeceği tazminatların kimin cebinden
ödeneceğinin de önceden bilinmesi gerekmektedir. Dahası, TOKİ ihalelerinde
tespit edilen sorunlar nelerdir, kamu zararı ne kadardır, Türkiye'nin her
yerinde yeni konutlar yaptıran TOKİ ve Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına
halk bundan sonra nasıl güvenecektir? Bunların da cevaplarının verilmesi
gerekmektedir.
Yolsuzluk iddialarıyla
ilgili soruşturmalar tamamlanıp, ihaleler iptal edilse de, iş işten geçmiş ve
belki de inşaatların büyük kısmı tamamlanmış olacağından, bu konuların açıklığa
kavuşturulması elzemdir.
Değerli milletvekilleri,
ülkemizde, yaklaşık olarak, 1,5
katrilyonluk konut ihtiyacı bulunmaktadır ve ülkemizde asıl dargelirlilerin,
yani fakir fukaranın evi yoktur. TOKİ'nin asıl yapması gereken ise, bir model
oluşturarak ve örnek uygulamalar yaparak fiyatları aşağıya çekmek, özel
sektörün gitmediği bölgelerde konut üretimi yapmak, belediyelerle işbirliği
yaparak gecekondu dönüşümlerini gerçekleştirmek ve böylece, düzenli kentleşmeye
katkı sağlayarak, dar ve orta gelir sahibi grubun kira öder gibi ev sahibi
olmasını sağlamaktır.
Yalnız, kentsel dönüşüm
öyle kolay bir iş değildir. TOKİ ve özellikle de Bayındırlık Bakanlığı ve
belediyelerin dikkat etmesi gereken çok önemli hususlar da bulunmaktadır.
Bilindiği üzere, büyük şehirleri yaşanmaz hale getiren plansızlığın önüne
geçmek ve çağdaş yerleşmeler oluşturmak amacıyla üretilen kentsel dönüşüm
projeleri son dönemde hız kazanmıştır. Dahası, herkesçe bilindiği gibi
"kentsel dönüşüm" kavramı, son yasal düzenlemelerin de etkisiyle,
günümüzde kent planlamasının en önemli konusu haline gelmiştir. Birçok belediye,
şu veya bu ölçekte, gecekondu alanlarının iyileştirilmesinden başlayıp,
uluslararası sermayenin veya gayrimenkul yatırım ortaklıklarının dahi ilgisini
çeken büyük projelere kadar uzanan bir yelpazede projeler hazırlamaktadır. AB,
Dünya Bankası ve benzer uluslararası kredi kuruluşları ve bankacılık sistemi,
bu projelerin finansmanına yönelik girişimlerde bulunmaktadırlar. Dolayısıyla,
bu projelerin karar verme aşamasında yapılacak yanlışlıkların veya proje
aşamasında olabilecek yanlışlıkların faturası, kentlerimiz ve kentliler
açısından çok pahalıya mal olabilir.
Her ölçekte gündeme
getirilen kentsel dönüşüm projelerinin ortak özellikleri nedir diye
bakıldığında, yeni bir sosyal ve ekonomik ilişki sistematiği öngörmeleri, uzun
vadeli makro planlardan, nâzım planlarından bağımsız olarak düşünmeleri, genel
olarak iyileştirmeyi değil, yıkıp yeniden yapmayı esas almaları ve bütün
bunları ekonomik olarak yapılabilir kılmak için kentsel rantı artırmaya ve
artan bu rantın yeniden paylaşımının örgütlenmesine yönelik olduğunu
görmekteyiz.
Bu durumda, bu tür
projelerin yapılacağı alanlardaki mülkiyet yapısına ve öngörülen plan ve
projelerin içeriğine, yani, öngörülen değişimin niteliğine bakmak
gerekmektedir.
Bu araziler kimindir?
Hangi süreçte nasıl el değiştirmişlerdir veya değiştirileceklerdir? Artan bu
rantın birilerinin cebine girmesi söz konusu ise, kimin cebinden çıkacaktır?
Yani, hangi toplumsal sınıflardan hangi toplumsal sınıflara kaynak aktarımı söz
konusu olacaktır? Kısacası, artan ranttan kim pay alacak, karşılığı kimler
tarafından ödenecektir? Yeniden yapılacak altyapının maliyetinin kimler
tarafından, hangi süreçlerde, nasıl karşılanması öngörülmektedir? Altyapı
projelerinin finansmanı konusunda uluslararası kredi kuruluşlarının payı nedir?
Belediyelerin mevcut gelirleriyle bu kredilerin geri ödenmesini sağlamaları söz
konusu mudur? Ödenemediği takdirde ne olacaktır? Bu soruları cevap
bulunmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, bu
tip projeleri özendirmek adına, öncelikli olarak, projeyi vatandaşa doğru ve
anlaşılır şekilde anlatmak gerekir. Daha sonra ise, projede vatandaşların
hakları nedir, ne verilecek, ne isteniyor; bunları açık şekilde, bıkmadan,
yorulmadan defalarca anlatmak, zeminde gecekonduları tek tek gezerek diyalog
kurmak, karşılıklı fikir alışverişi yapmak, daha sonra da anlaşmaya çağırmak ve
anlaşma isteklerinin her safhasında vatandaşa yardımcı olmak gerekmektedir.
Projelerin kendilerine getireceği yararı anlatmak, ikna etmek ve rızasını
alarak projeleri gerçekleştirmek daha şık olur.
Değerli milletvekilleri,
kentlerde yeni arsa üretmek kolay bir iş değildir. Var olan arsaların üzerinde
inşa edilen konutların arsa payı çok yüksek bir orana ulaşmaktadır. Diğer
yandan, kentsel dönüşüm projelerinin süratle geliştirilmesi ve uygulanması,
ancak ilgili kurum ve kuruluşların yetki, görev ve koordinasyonunun, projenin
özelliklerine göre özel olarak belirlendiği hukukî düzenlemelerle mümkün
olabilecektir. Nitekim, ülkemizde bu tür özel projeler, özel hukukî
düzenlemeler yapılarak gerçekleştirilmiştir.
Şimdi, tabiî, bir de
olayın istismar boyutları var. Birazdan TOKİ'deki yolsuzluklara da değineceğim;
ama, ilkönce, AK Partinin bazı işlerinden bahsedeceğim.
Biliyorsunuz, geçtiğimiz
aylarda bazı AK Partili belediyelerin, proje ve yapı denetiminde çok güzel bir
şekilde organize işler çevirdiğini öğrendik. Eskişehir-Odunpazarı ile diğer merkez ilçesi Tepebaşı'nın AK
Partili belediyeleri hakkında yolsuzluk şikâyetleri yapılmıştır. İki belediyede
görevli imar komisyonu başkanları ve belediye meclis üyelerinin ortağı
oldukları yapı denetim şirketine iş yaptırıp bedelini kendi belediyelerinden
onay vererek tahsil ettikleri ortaya çıkmıştır. İmar komisyonu başkanı ve
meclis üyelerinin ortağı oldukları Eskişehir Anadolu Yapı Denetim Limitet
Şirketinin, iki belediyede en fazla iş yaparak en çok gelir elde eden firma
olduğu ortaya çıkmıştır.
Şimdi, başka örnekler
vermek istiyorum: Isparta Belediye Başkanının yetkileri, yolsuzluk ve
usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle elinden alınmıştır. Yaptığı yolsuzluklar ve
usulsüzlüklerle ilgili, gazetelerde günlerce yayın yapılmış, Belediye Başkanı,
haberi yazan gazetecileri odasına çağırmış ve onları hastanelik edinceye kadar
dövmüştür.
Adana-Havutlu Belediye
Başkanı, zimmet ve görevi kötüye kullandığı iddiasıyla yargılanmaya başlanmıştır.
Amasya Belediye
Başkanının, belediye ihalelerini belediye meclis üyelerine vererek yolsuzluk
yaptığı öne sürülmüştür.
Hatay'da, halk arasında
yolsuzluk şirketi anlamına gelen "Ali Dibo" şirketi kurulduğu gazete
manşetlerine yansımış, bir siyasî partinin
grup başkanvekilinin…
BAŞKAN - Sayın Özdoğan,
lütfen, yasayla ilgili konuşur musunuz!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Yasayla ilgili konuşuyorum.
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) - Ne alakası var?!
BAŞKAN - Lütfen, Sayın
Özdoğan!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Yani, bunlarda sorun var Sayın Başkan.
Teşekkür ediyorum.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Muğla) - Ne alakası var?!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- El yazısını taşıyan belge başta olmak üzere Ali Dibo'culara ihale dağıtıldığı
iddiaları, diğer tüm belgelerle ortaya konulmuştur. 271 ihalenin AK Parti
mensupları arasında paylaştırıldığı belgelenmiştir.
Değerli milletvekilleri,
toplukonuttaki bir diğer önemli husus ise, devletin ve özel sektörün eşgüdümlü
hareket etmesi, yasal boşlukların ve belirsizliklerin ortadan kaldırılması gibi
önemli konulardır. Yani, mortgage gibi yasal düzenlemelerin ve TOKİ'nin
planlamalarının, yaklaşık 324 alt sanayii olan ve ülke kalkınmasında sektör
olarak çok…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Özdoğan; lütfen toparlayabilir misiniz.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
… ve ülke kalkınmasında
çok önemli bir yeri olan, ivme kazandıracak ancak durumda olmaları
gerekmektedir bu inşaatların. Zaten, bu hükümet de, yatırımlara pay ayırmadığı
için, hükümet programında da belirtildiği üzere, duble yol ve toplukonut
projelerine ağırlık vererek, genel büyüme rakamlarıyla oynamaktadır.
Değerli milletvekilleri,
bu arada, TOKİ satışlarından elde edilecek gelirlerin, yasa yürürlüğe girdikten
sonra mortgage kapsamında değerlendirilmesi oldukça uygun olacaktır; çünkü, bu
model, alt gelir grupları ve yoksullara yönelik uzun vadeli tek finansman
uygulamasıdır. Ayrıca, TOKİ modelinin sürekliliğinin sağlanması, ipotekli konut
finansman modelindeki ikincil piyasa ayağının geliştirilmesi açısından da büyük
önem taşıyacaktır. Dahası, TOKİ tarafından gerçekleştirilen konut satışlarının,
kredi kuruluşları kullanılarak, konut finansmanı sistemi aracılığıyla finanse
edilmesi imkân dahilindedir. Bu arada, TOKİ projelerinden konut satın alan
kimselere vadeli satışlar yerine peşin satış yapılması, ancak, konut kredisi
kullanma imkânının getirilmesiyle, tüketicilerin yeni konut finansmanı
sisteminden yararlanabilmeleri mümkün olacaktır. Bu çerçevede, konut
alıcılarının TOKİ tarafından kredi kuruluşlarına yönlendirilmesi veya
vatandaşlara, TOKİ tarafından, kredi kuruluşlarıyla yapılan anlaşmalar
dahilinde kredi kullandırılması mümkün olabilecektir.
Değerli milletvekilleri,
apayrı bir dünyada yaşamak, TOKİ'nin fonlamasına çok yardımcı olmaz.
Türkiye'de, çok ciddî, ipoteğe dayalı bir menkul kıymet piyasası olacaksa, TOKİ
de likiditeden faydalanmak için bu işin içine girmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen, teşekkür
için Sayın Özdoğan…
Buyurun.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Böylece, hem daha ucuz
hem de daha şeffaf bir fonlama sağlanabilir. Ayrıca, TOKİ'nin çok ciddî bir
arsa portföyü vardır ve TOKİ de, fonlama anlamında daha çok arsa portföyünü
kullanmaktadır. Bu nedenlerle, TOKİ'nin bu sisteme entegre olması
gerekmektedir.
Değerli arkadaşlar, diğer
düşüncelerimizi maddeler üzerinde konuşacağız.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Anavatan Partisi ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Özdoğan.
Sayın Koral, söz
talebiniz vardı; ne için istiyorsunuz?
RECEP KORAL (İstanbul) -
Sayın Başkanım, Cumhuriyet Halk Partili sözcü, iki sefer beni işaret etmek
suretiyle, kendi söylediklerine katılmamama rağmen katılıyormuşum imajını
verdi; düzeltmek istiyorum. (CHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Düzeltti, düzeltti…
BAŞKAN - Lütfen sayın
milletvekilleri…
Sayın Koral, yerinizden
kısa bir açıklama; buyurun.
RECEP KORAL (İstanbul) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; biraz evvel ifade ettiğim gibi, kentsel
dönüşümle alakalı uygulamalar, burada, bu TOKİ Kanunu görüşülürken çok farklı
olarak ele alındı. Gecekonduların neden yapıldığından neden yıkıldığına kadar
çok geniş bir şekilde konular işlendi.
Ancak, kentsel dönüşüm
uygulamalarıyla ilgili olarak şu son döneme baktığımızda, Belediye Kanununda,
İmar Kanununda, Gecekondu Kanununda, kentsel dönüşüm projeleri uygulamalarında,
gecekondu sahiplerine ve diğer hak sahiplerine bugüne kadar yapılan uygulamalarda
asla bir mağduriyet söz konusu olmamıştır. TOKİ'nin yaptığı uygulamalarda,
bırakın hak sahipliği olanların mağdur olmasını, dargelirli olan, diğer konut
ihtiyacı olan insanlara da insanca yaşayabileceği konutlara sahip olma imkânı
getirmiştir.
AK Partili belediyelerle
TOKİ uygulamaları, bugüne kadar hiçbir gecekondu sahibini evsiz bırakmadığı
gibi, modern bir konuta da kavuşturma imkânı sağlamıştır.
Benim kanaatim bu
şekildedir. Düzeltilmesini istiyor; saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Koral.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Ergin.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Anavatan Partisi Grubu adına konuşan hatibin, Hatay'da yapılan birtakım
ihalelerle ilgili, Ali Dibo şirketi kurmakla
ve bununla ilgili olarak bir siyasî partinin grup başkanvekilinin de bu
işe karıştığına dair bir beyanı olmuştur. Sataşmadan dolayı cevap hakkı
kullanmak istiyorum Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sataşma
nedeniyle, buyurun Sayın Ergin. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Kısa bir açıklama Sayın
Ergin, buyurun.
VI.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Hatay
Milletvekili Sadullah Ergin'in, Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın,
konuşma-sında partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması
SADULLAH ERGİN (Hatay) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yaklaşık iki aydan beri,
ulusal bir gazetemizin köşesinde çıkan bir haberden sonra, iki aydır yayınlar
yapılıyor. Hatay'da yapılan ihalelerin önemli bir kısmının AK Parti teşkilatı
mensuplarına dağıtıldığı, bu dağıtımda şahsımın da belirleyici olduğu, başrolde
olduğu, kendi el yazımla yazdığım bir talimatın buna da delil olarak ortaya
konulduğu ifade edilmiştir.
Bugün, Anavatan Partisinin
iki değerli sözcüsü, bunu tekraren -bir önceki konuşmada da diğer grup
başkanvekilimiz- bahsetti.
Değerli arkadaşlar, ben,
bu haberlerle ilgili, çıktığı andan itibaren bir basın toplantısı yaptım ve bu
haberlerin doğru olmadığını ifade ettim. Adı geçen yazıda ismi olan 3 tane
şahsın, bahsedilen hastanede hiçbir iş almadığını resmî belgelerle ortaya
koyduk.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Akrabaları aldı!..
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Artı, bu iddiayı gündeme getiren bürokratın o hastanede dörtbuçuk ay görev
yaptığını, o dörtbuçuk ay dışında… Ki, bu dörtbuçuk aylık süre, 2004 yılındaki
dörtbuçuk aydır; dikkatinizi çekiyorum, o bürokrat 2004 yılında dörtbuçuk ay
çalışmıştır o doğumevinde. Şimdi, belge diye ortaya koyduğu şey, 2006'nın
şubatında ortaya çıkarılan bir yazıdır. İsmi geçen kişiler de, o hastanede,
bırakınız o dörtbuçuk ayı, AK Parti işbaşına geldiğinden bu yana, kırk ayı
aşkın süredir, bir tek kuruşluk alışveriş yapmamışlar.
Bunun üzerine, Kamu İhale
Kurumu, o gazete haberinde adı geçen kişileri, kendisi de 4 kişi ilave etmek
suretiyle, 19 ismi Hatay'a soruyor, diyor ki: "Bu 19 ismin Hatay'daki
resmî kurumlardan almış olduğu işlerin listesini bize gönderin."
Hatay Valiliği bir
çalışma yapıyor. Bu çalışma sonunda, o 19 isme, bu kurumlarda 271 adet iş
verildiğine dair bir liste gönderiyor.
Şimdi, gazete şöyle
manşet çekiyor: "Hatay'daki bütün işleri AKP'liler almış. 3'ü 5'i hariç,
tamamını AK Partililer almış."
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- 271 az mı?!
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Şimdi, sorduğu kişiler zaten AK Partinin yönetiminde olan kişiler. Gelecek
cevabın başka isimlerden müteşekkil olması imkânı yok. Ahmet'i, Ali'yi, Veli'yi
sormuşsun; gelen cevapta da Ahmet, Ali, Veli var.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Yetmez mi, daha ne söyleyecekler?!
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Ha, şimdi, oraya geliyorum değerli arkadaşlarım.
Şimdi, bu kurumlar,
sorulan kurumlar 5 751 tane ihale yapmışlar. 5 751 iş yapmışlar. Bu 5 751 iş
içerisinde, AK Partililerin aldığı söylenen iş 266.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Az mı?!
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- 5 700'ünü de verselerdi!
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Müsaade edin…
Oran itibariyle yüzde
4,6.
Gazetenin attığı manşet
ne: "3'ü 5'i hariç, tamamını AKP'liler aldı" diye manşet çekiyor.
Şimdi, burada, çok büyük
bir haksızlık ve yanıltma var. Bu haksızlık ve yanıltma üzerine…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- İhale bedelinin yüzde kaçı?
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Onun da hesabı yapılabilir.
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) - Esas önemli olan o zaten!
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- …ben, Ankara mahkemelerinde tekzip için müracaat ettim ve her iki gazetenin
manşet haberleriyle ilgili iki tane tekzip kararı çıktı.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Kaç liralık ihale almış bu 271 kişi?
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, bunun hesabını, kitabını, muhasebesini oturur yaparsınız;
ama, ben, size, KİK'in sormuş olduğu, 6-7 tane kurumdan bu 19 kişinin aldığı
işlerin sayısını söylüyorum…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayı değil, bedel kaç lira?
BAŞKAN - Lütfen Sayın
Anadol…
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Elbette… Oturun, hesap edin.
Bu kurumların yapmış
olduğu 5 751 işten yüzde 4,6'sını almış bunlar.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Tebrik ederim!..
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, burada, şimdi ben, listeleri çıkarır sayarım.
BAŞKAN - Sayın Ergin…
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Allah gözünüzü doyursun; hepsini istiyordunuz herhalde!
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- AK Partili belediyeden, Cumhuriyet Halk Partisi belediye başkan adaylarının,
meclis üyelerinin, MHP'lilerin, DYP'lilerin, ANAP'lıların…
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- "ANAP" değil, Anavatan…
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Ayıptır, günahtır!.. Bu insanların almış olduğu bu işlerde, bakınız, sizin
partinizden de var, ANAP'tan da var, Doğru Yol'dan da var, MHP'den de var.
GÖKHAN DURGUN (Hatay) -
Açıklayın, açıklayın.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
CHP'li kim var?!
GÖKHAN DURGUN (Hatay) -
CHP'li kim varsa, açıklayın!
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Burada, bir usulsüzlük iddiası var mı?!
AHMET IŞIK (Konya) -
Yasal bir şey.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Bir haksızlık iddiası var mı? Bir yolsuzluk iddiası var mı?!
Bakınız, Sayın Deniz
Baykal kendi Parti Grubunda konuşurken bir şey ifade etti.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Sayın Başkanım, toparlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Ergin,
lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeden teşekkür eder misiniz; lütfen…
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Yok, sataşma yok; Sayın Baykal'ı tasdik anlamında bir şey söyleyeceğim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
"Deniz Baykal" dedi, sataşma oldu Sayın Başkan…
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Sataşmadım. Sayın Baykal'ın sözünü destekleyen bir şey söyleyeceğim. Sayın
Baykal kendisiyle ilgili iddialara cevap verirken Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunda, şunu söylüyor: "Değerli arkadaşlarım, akıl var, mantık var.
Saygıdeğer bir insan, makine mühendisleri odası, bu konularda en duyarlı, en
ahlaklı insanlardan biri. Ben yine aynı anlayışta olduğumu söylüyorum. Çıkıp
bizim hakkımızda bir şey söylüyorsunuz ya; hiç vicdan yok mu sizde; hiç hak,
adalet duygusu yok mu sizde?! Söylediğini kanıtla, göster, yapılmış özel bir
muameleyi, özel bir işlemi kanıtla, göster; var mı bir şey?!"
Sayın Baykal kendisiyle
ilgili çıkan haberlere karşı, Grubunda böyle serzeniyor ve şikâyet ediyor. Ben
de Sayın Baykal'ı bu serzenişinde haklı bulduğumu ifade ediyorum. Doğru
söylüyor; ama, şimdi, aynı şekilde, bir gazete haberi ve bu gazete haberinin
doğru olmadığı yönünde açıklamalarımız var, gelen resmî belgeler var, Hatay
Valiliğinin yaptığı açıklamalar var. Ayrıca, bir şey daha var: Bu haberleri
yapanlar, KESK'e bağlı Sağlık Emekçileri Sendikasını arıyor, Hatay'daki...
BAŞKAN - Sayın Ergin,
lütfen…
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Son cümlem Sayın Başkan.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Grup adına mı konuşuyor!
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- "Hatay'da sağlık sektöründe bu kadar yolsuzluk iddiaları var. Yahu,
sendika olarak sizin de mensuplarınız sağlık kurumlarında çalışıyor, bu
yolsuzluklarla ilgili bir rapor yazın da bize gönderin" deniyor. Sağlık
Emekçileri Sendikası Hatay Şubesi oturuyor, bir raporu kaleme alıyor ve ilgili
gazeteciye gönderiyor ve burada diyor ki: "Üç yılda, bahsi geçen müteahhit
firmalara verilen ihaleler konusunda Devlet İhale Kurumu şartnamelerine
uygunluk içerisinde yapıldığı, yolsuzluk ve kayırmacılık konusunda herhangi bir
bulguya rastlanmadığı görülmüştür. Ayrıca, AKP İktidarının göreve geldiği
günden bu yana, ülkenin her yerinde kadrolaşma çalışmaları ilimizde de yoğun
bir şekilde yaşanmaktadır" diyor bu sendikacı arkadaşlarımız. "Bu
süreçte göreve gelen İl Sağlık Müdürünün de göreve gelmesi bizleri
kaygılandırmışsa da, zaman içerisinde objektif, tarafsız ve adil yönetimi bu
kaygılarımızı azaltmıştır” diye.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Hangi sendika o?
BAŞKAN - Sayın Meral,
lütfen…
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- … KESK'e bağlı Sendika, rapor da yazmış.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, buradan, bu kürsüden, gelip gelip bunu buraya getiren arkadaşlarıma şunu
ifade ediyorum: Lütfen, burada, şayet bir ahlaksızlık varsa, bir yolsuzluk, bir
hukuksuzluk varsa, hep beraber üzerine gidip kafasını ezelim; ama, ne olur,
insanların onurunu, haysiyetini, hiçbir belgeye, bilgiye dayanmadan, sadece bir
cümlenin yarısını alarak bu şekilde infaz etmeye kalkarsak, inanınız, yarın her
birimiz için…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Maliye Bakanının yaptığı o değil miydi; "4 trilyon" dedi, 4 milyar
çıktı!
BAŞKAN - Sayın Anadol,
lütfen…
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Yarın, her birimiz için bu şekilde ithamlarla karşılaşmak mümkün. Kaldı ki,
bu haberleri yapanlarla ilgili biz mahkeme kararlarımızı aldık, bundan sonra
tazminat süreçleri de devam edecek ve mücadelemiz yargı alanında devam edecek.
Ben Muhterem Heyetinizi,
Sayın Başkanımı ve değerli milletvekili arkadaşlarımı bilgilendirme ihtiyacı
içinde bunları aktardım.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, birleşime 20.30'a kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.50
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.33
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86 ncı Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
1138 sıra sayılı kanun
teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
7.- Muğla Milletvekili Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu'nun; 190
Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 2985 Sayılı
Toplu Konut Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (2/727) (S. Sayısı: 1138) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Teklifin tümü üzerinde,
şimdi, söz sırası, şahsı adına, Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali'ye
aittir.
Buyurun Sayın Sali. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
ALİ OSMAN SALİ
(Balıkesir) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; 1138 sıra sayılı yasa
teklifiyle ilgili olarak huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, konut
ihtiyacını karşılayacak tedbirleri almak, toplukonut teşebbüslerini desteklemek,
1982 Anayasasına göre devletin görevi. 80'li yıllarda, 1984 yılında,
hatırlarsınız, Toplu Konut İdaresi, Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi
olarak kuruldu, sonra, Toplu Konut olarak ismi kısaltıldı, daha doğrusu kamu
ortaklığı faaliyetlerinden ayrıldı.
Sonraki yıllarda, yakın
geçmişte, Konut Müsteşarlığı kuruldu, Toplu Konut İdaresi, bu müsteşarlığın
bağlı kuruluşu haline getirildi. Yakın geçmişte, tekrar, biz, Konut
Müsteşarlığını lağvettik, iptal ettik, efendim, Arsa Ofisini kapattık, bunun
yerine, tekrar, Toplu Konut İdaresi faaliyetlerine devam etti. Teşkilat, tarihî
olarak bu şekilde. Fonksiyon olarak toplukonut faaliyetleri 1980'li yıllardan
itibaren nasıl yürüdü dersek ve hafızalarımızı tazelersek şu ortaya çıkıyor:
İlk başlarda kooperatiflere kredi desteği sağladı Toplu Konut İdaresi. Bir ara
kendi başına yine doğrudan şirketlerle üretim yolunu tercih etti. Bir ara yine
altyapısı tamamlanmış arsa üretip vatandaşlara satmasının daha uygun olup
olmayacağı tartışıldı, ama, bu konuya fazlaca girilmedi. Son durum itibariyle,
Toplu Konut İdaresi, benden önceki arkadaşlar da izah ettiler, bir yandan
doğrudan konut üretiyor, diğer yandan da belediyelerle işbirliği halinde
toplukonut ve kentsel dönüşüm projelerini uygulamaya devam ediyor.
Yoğun bir faaliyet
içerisinde çalışmalarını sürdüren teşkilatın vatandaşlarımız açısından
faaliyetlerinin önemli olduğu aşikârdır. Bu duygu ve düşüncelerle kanun
teklifinin hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Sali.
Şahsı adına söz isteyen
Osman Nuri Filiz, Denizli Milletvekili.
Buyurun Sayın Filiz. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
OSMAN NURİ FİLİZ
(Denizli) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Toplu Konut Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi hakkında söz almış bulunuyorum; hepinize
saygılar sunarım.
Anayasanın "sosyal
ve ekonomik haklar ve ödevler" başlığı altında yer alan 56 ncı maddesinde
"herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir"
hükmü yer almaktadır. Bu çerçevede, ilkönceleri 1980'li yıllarda Toplu Konut
İdaresi kurulmuştur, toplukonutu idare etmek üzere kurulmuştur; fakat, bunun
gelir kaynakları tamamen bütçe kaynaklı olduğu için, yeterli kaynak temin
edilemediği için, maalesef, istenilen seviyede konut üretememiştir. Daha sonra,
1984 yılında Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi kurulmuş ve bu,
kurulduğundan itibaren, gerçekten, başarılı bir çalışma yapmıştır. Bu dönem içerisinde
yaklaşık 944 konut üretmiş ve bunun büyük bir kısmını, 920 civarındaki konutu
tamamen kredilendirmiştir. Diğer konutlar, Emlak Bankasından devraldığı
konutlardır. Dolayısıyla, ondokuz yıl içerisinde, toplam 950 civarında konut
üretimi sağlanmıştır.
Bizim dönemimize gelince,
özellikle Toplu Konut İdaresi büyük bir atılım içerisinde. Toplu Konut İdaresi,
özellikle, her yöreye her vatandaşa hizmet ederek, bir taraftan kentsel
dönüşümü sağlayarak, bir taraftan tabiî afetler sonucu evsiz ve yurtsuz kalan
insanlara konut yaparak, sosyal donatılarla birlikte, modern şehirlerin
kazanılmasını sağlamaktadır. Ben, bunu, kendi ilimde görüyorum. Denizli'de
kentsel dönüşümün çok güzel bir örneği yaşandı ve yaşanıyor da. Bugün, üretilip
teslim edilen konutlar, gerçekten, o gecekondu halkını sevindirmektedir. Yine,
7 000 nüfuslu Kale İlçemizde, Kale İlçemizin görünümünü değiştiren, gerçekten,
404 konut üretildi. Gerçekten, ilçemizin görümünü değiştirdi.
Yine, Honaz İlçemizde 400
civarında konut üretimine başlanıyor. Yine, Irlıganlı Beldesinde 400 civarında
konut üretimi yapılmaktadır. Yani, Toplu Konutun girdiği yerlerde, gerçekten,
bir şehirleşme, bir görünüm, her şeyiyle değişiklik arz ediyor. Bu başarısından
dolayı, başta Toplu Konut İdaresini tebrik ediyorum, başarılar diliyorum.
Bu kanun teklifinin
hayırlı, uğurlu olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Filiz.
Teklifin tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Niye acele
ediyorsunuz?!. Arayacağım Sayın Anadol.
Maddelere geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Karar yetersayısını arayacağım. Kabul
etmeyenler…
Sayın milletvekilleri,
karar yetersayısı yok; birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.40
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.51
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86 ncı Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
1138 sıra sayılı kanun
teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
7.- Muğla Milletvekili Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu'nun; 190
Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 2985 Sayılı
Toplu Konut Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (2/727) (S. Sayısı: 1138) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Teklifin maddelerine
geçilmesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.
Şimdi, teklifin
maddelerine geçilmesini tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını
arayacağım.
Teklifin maddelerine
geçilmesini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı vardır;
maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE
TOPLU KONUT KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN
TEKLİFİ
MADDE 1.- Ekli (1) sayılı
Listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel
Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (III) sayılı Cetvelin
Toplu Konut İdaresi Başkanlığına ilişkin bölümüne eklenmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Adana Milletvekili Sayın
Tacidar Seyhan.
Buyurun Sayın Seyhan.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA TACİDAR
SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Ben, bu kanunun geneliyle ilgili bir farklı çerçeve
getirmek istiyorum size. Değerli arkadaşlar, Toplu Konut İdaresi, geçmişten bu
yana, konut üretmek, ürettiği konutla dar gelirlileri konut sahibi yapmak, afet
vesaire durumunda devletin o bölgedeki politikalarını yürütmek için kurulmuş
bir kuruluş. Ancak, bu görev ve sorumluluğu yerine getirirken, şehrin konumunu
ve burada kamu yararını sonuna kadar gözeten bir politika da bunun ana hedefi;
ancak, bunu yapabilmesi için bir kurumun, genel yapısı itibariyle enstitü
niteliğinde çalışabilecek kadrosunun ve yapılanmasının olması lazım.
Neler yapılacak, bakın,
ben, eksiklikleri dile getireyim: İnşaat maliyetlerinin analiz edilmesi,
projelerin, satış ve pazarlama tekniklerinin araştırılması, yüklenici firmayla
maliyet ekspertizlerinin yapılması, elde edilen, kamudan ayrılan ve ödemeler
kısmında elde edilen kaynağın katılımcı lehine verimli kullanılmasını sağlamak;
bunların hepsi TOKİ'nin görevidir diyoruz.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, pratiğe bir baktığımızda bu mu işliyor… Arkadaşım diyor ki, biz
bunun hepsini yapıyoruz. Sayın Başkan da burada; kimsenin şahsıyla ilgili bir
şey söylemiyoruz. Türkiye geneline şöyle bir baktığınız zaman, lütfen, gidin,
deprem konutlarına bir bakın. Artık, bir bürokrat, bir bilim adamı kanunu bir
senede yapıyor, bir siyasetçi kanunun açığını bir dakikada buluyor, Türkiye
buraya geldi. Tenzih ediyorum; yani, şu anda birine yönelik bir şey
söylemiyorum. Amaç, kanunda açık bulup keyfiyet kazandırmaksa, bunu, biz,
maalesef, Türkiye'de en ince ayrıntısına kadar yapıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
deprem konutlarına bir bakın allahaşkına!.. Yüklenici firmaya, TOKİ,
anlaşmasını yapmış, vermiş, TOKİ'nin işi bitmiş. Yüklenici firma taşerona
vermiş. Taşeronun taşeronu da var bu ülkede. Denetleme mekanizması kim? Önemli
olan işin yapılması. Siz, TOKİ'nin yaptığı konutlara, özellikle deprem
konutlarına bakın -Adana'ya da yapıldı konutlar- bir incelediğinizde,
başlangıçta çok güzel, boyalı -değerli milletvekili arkadaşım da burada- iki
sene sonra konuta gidin, inanın dökülüyor. Neden; çünkü, yüklenici firma birim
maliyetlerinin çok altında konutu yaptırmış. Bir de, bu işler yapılıyor diyor.
Peki, bu sonuç nasıl çıktı ortaya? Değerli arkadaşlar, bu sonuç nasıl çıkıyor?
Bakın, bir kere, ilçe
merkezlerine göre bir planlama yapması TOKİ'nin, ellerindeki arsayı
değerlendirmesi son derece yanlış. Kent nereye gidiyorsa, sosyal yapı nasıl
bütünlük kazanacaksa, TOKİ'nin toplukonut projelerini ona göre yapması lazım.
Örnek il Adana; Adana'da, belediye, Çatalan Barajı'ndan su getirdi. Su
getirince, yerden aldığı, pompayla aldığı suyu, artık, çıkarmaz oldu, kapattı o
istasyonları, Adana'da yeraltı su seviyesi yükseldi. Dolayısıyla, konutların,
aşağıda, tarım arazisinde kalan konutların, yeraltı suyu seviyesi yükselince,
zemin katları su altında kalmaya başladı. Yarım metre-1 metre, konutların
içerisinde su var değerli arkadaşlar. Şehir kuzeye gelişiyorsa, Toplu Konut
İdaresinin görevi, bir ilçede kendine ayrılan, var olan alanı yapmak değil;
şehri oraya geliştiriyorsa, kanununda değişiklik yapacak, enstitü gibi
çalışacak, insanları oraya taşıyacak.
Az önce bir arkadaşım
dedi ki: "Demografik yapı öyle ise veya yoksul insanın bulunduğu yerde,
ille müteahhidin yaptığı yere değil, müteahhidin yapmadığı yere hizmet
götürsün."
Değerli arkadaşlar, bizim
amacımız, sosyal, kültürel bütünlük değil mi; yani, kültürel eğitimini
tamamlamaya doğru yönlendirilmiş arkadaşlarımızı alıp, kültürel olarak en üst
seviyeye çıkarmayı, şehrin en iyi yerinde yaşatmayı hedeflemek zorunda değil
miyiz; o zaman, böyle bir felsefeyle yola çıkarsak, gecekondunun toplukonutunu
gecekondu merkezinde yaparsak, kentin gelişim merkezlerini yine gecekonduda
oturan insanların bulunduğu yerden ayırırsak, bunlar arasındaki sosyal
farklılığı nasıl kaldıracağız? Böyle sosyal devlet anlayışı olur mu?!
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Muğla) - Öyle olmuyor zaten.
TACİDAR SEYHAN (Devamla)
- Böyle olmuyor... Nerede olmuyor?! Ben uzayda mı yaşıyorum?!
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Muğla) - Evet, uzayda yaşıyorsunuz!..
TACİDAR SEYHAN (Devamla)
- Benim kentimde, kalmış orada konut, öbür tarafa gelişmiş, kuzeye gelişmiş
-işte, orada benim arkadaşım duruyor- şehir kuzeye gelişmiş, Toplu Konut, tam
tersi yerde götürmüş konutlarını yapmış.
Değerli arkadaşlar, yani,
bir yere bakmadan söylemiyorum; burada kişiye yönelik bir eleştiri ya da kuruma
yönelik bir eleştiri yok; birlikte doğru yapmaya çalışıyoruz. Eğer bunu
yapacaksa, fizibilitesinin doğru yapılması lazım.
Bir de yetkilendirmeye
bakın değerli arkadaşlar. Bakanlar Kurulu bile... Hazine arazilerinin tahsisi
Bakanlar Kurulunun kararına bağlı. Çok iyi olabilir, mükemmel çalışabilir bu
kurulun yöneticileri, başkanları; onların şahsıyla alakalı bir şey yok; ama,
burada, kurul başkanının o kadar büyük yetkisi var ki, salahiyeti var ki, diğer
kurumlar arasında farklılık yaratılıyor. Türkiye'de, bir paralellik sağlanmak
zorunda.
Deniliyor ki:
"Belediyelerle beraber, kentleşmenin sağlanması için çalışmalar
yapılmalıdır." Yapılmalıdır; ama, Toplu Konut İdaresi, en gelişmemiş
belediyeyle, gidip, bir çalışma içerisine girerse; yani, belediyenin genel
yapısını ayağa kaldırmak, burada yeni siyasî rantlar yaratabilmek için oraya
konutu tahsis etmeye çalışırsa, şehrin gelişen bölgelerinden halkı
uzaklaştırırsa, birini kırsal kesimin insanı, birini şehir merkezinin insanı
haline dönüştürürse, buradaki sosyal dengesizliği nasıl kapatacağız? Bırakın;
kaliteyi bir kenara bırakıyorum.
Bir de şuna dikkat edilmiyor:
Bütün konutları inceledim, en az yüzde 60'ında şehrin genel altyapısı tali
kılınmış değerli arkadaşlar. Şehir, diyelim, kuzeye gelişiyor; büyükşehir
belediyeleri, şehir oraya doğru geliştiği için, altyapıyı, kolonları oraya
doğru yapmış, diğer tarafta, teknik altyapı, kanalizasyon, su şebekesi
kaldıracak düzeyde değil. Oraya biz yapıyoruz 5 000 konut. Konutu yapan Toplu
Konut İdaresi mükemmel dahi yapsa, ana artere akınca, şehirde problem başlıyor.
Suyu veremediği zaman nehre doğru, yine, geliyor, o süzeklerden, su, yaptığımız
toplukonutların içinden çıkmaya başlıyor.
Değerli arkadaşlar,
şehrin altyapısını düşünmeyecekseniz, şehrin su dağıtım şebekesini
düşünmeyecekseniz tek başına, nehre akıncaya kadar takip etmeyecekseniz… Toplu
Konut İdaresinin başında oturup "bu insanlar burada oturuyor, konuta
ihtiyacı var; verelim konutu, orada kalsınlar" diyerek teknik çalışma
yapılmıyor.
Bizden kadro isteniyor.
Burada kadro cetveli var. Değerli
arkadaşlar, bu kurum -benim şahsî görüşüm- enstitü niteliğinde yeniden
yapılandırılmalıdır. Bu kuruldaki kararlar, bireysel yetkiden çıkarılıp, teknik
kararlar haline getirilmelidir. İhale Yasasında verme yetkisi vardır, yoktur, o
olur; bu olur diye bunu tartışmıyorum. Hep birlikte, bu kurulu tartışılır
olmaktan çıkarmak zorundayız; şeffaf, saydam bir hale çekmek zorundayız. Eğer,
bunu yapmazsak, Türkiye'de iki kurum çok tartışılır: Birincisi, Bayındırlık,
İmar, İskân ve buna bağlı kuruluşlar, TOKİ gibi, inşaat yapan kuruluşlar.
İkincisi, Enerji Bakanlığı. Biz, bu bakanlıkları elli yıldır tartışıyoruz.
O halde, iki kurum
bünyesinde olan kuruluşların hepsini şeffaf, saydam, enstitü niteliğinde
bilimsel çalışan ve aldığı kararları bireysel yetkiyle değil, toplumsal iradeye
dönüştürebilecek bir yapıya çevirmemiz lazım. TOKİ'nin bugünkü yapısı buna
müsait değil. TOKİ'nin parasını nasıl değerlendireceği konusunda -halktan
topladığı parayı- bir açıklık yok, istediğini yapıyor. Yüklenici firmayla
anlaşmasında kâr, zarar, denetim yetkisine bakıyorsunuz, burada bir açıklık yok.
Her şey iyiydi de -arkadaşım "iyi" diyor- değerli arkadaşlar,
Başbakanlık Denetleme Kurulu, bu kadar iddiayı nereden buldu?! Nereden buldu;
ben mi yazdırdım?!
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Muğla) - Ben, onu, şimdi anlatacağım.
BAŞKAN - Sayın
Terzibaşıoğlu, lütfen…
TACİDAR SEYHAN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar böyle bir şey varsa…
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Muğla) - Şimdi anlatacağım…
TACİDAR SEYHAN (Devamla)
- Karşılıklı konuşmayalım lütfen.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Seyhan,
buyurun.
TACİDAR SEYHAN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, burada, bir de atamalara değinmek istiyorum. Atamalarda
şu veya bu yöntem kullanılabilir. Az önce söylediğim gibi, bilim adamının bir
yılda yaptığının açığını bir günde siyasetçi bulur. Daha önce, TAEK'te, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu
görüşülürken, onunla ilgili bir kanun görüşülürken belirtmiştim; kurum, kendi
personeliyle ilgili bir statüyü kendisi bildiriyor "ben bu nitelikte
eleman alacağım, sınavla alacağım" diyor ve ilk ihlal eden kurum.
Burada yapmak istenilen
şu: Niteliği siz koyuyorsunuz, o çerçeveyi siz çiziyorsunuz. Bari, kurumlarınız
ya da kurullarınız arasında dengesizliği siz yaratmayın. Yabancı dil
değerlendirme sınavı sonucu istiyorlar; hiç yabancı dil sınavına girmemiş kişi
işe alınıyor. Bu, doğru bir yaklaşım tarzı değil. Kimsenin şahsına
söylemiyorum. Eğer, biz, liyakat yerine siyasallaşmayı hedef alırsak,
Türkiye'de, işin içinden çıkılmaz bir hal alırız. Sizden ricam budur.
Hassas bir kurum olduğu
için, TOKİ'nin, hepimiz birlikte çalışarak, yeniden yapılandırılması, yeniden
değerlendirilmesi, TOKİ içerisinde teknik düzeyde yeni kurulların kurulması
için, alt bölümlerin açılması için çaba göstermemiz lazım. Bunu yapmadığımız
sürece, Türkiye kentleşme projesine en büyük baltayı TOKİ vurmuş olur.
Beni dinlediğiniz için
teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Seyhan.
Madde üzerinde şahsı
adına Ali Osman Sali, Balıkesir Milletvekili; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
ALİ OSMAN SALİ
(Balıkesir) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; 1138 sıra sayılı yasa
teklifinin 1 inci maddesiyle ilgili olarak huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Toplu
Konut İdaresi, bildiğiniz gibi, taşrası olmayan küçük bir teşkilatımız. Bu
teşkilatımızın toplam 194 kadrosu var, 176'sı dolu, 18 tanesi de boş; çeşitli
sınıflarda boş kadroları da var.
Değerli arkadaşlar, Toplu
Konut İdaresi, konut üretmenin dışında başka ek görevler de üstlenmiş durumda.
Bunları, şöylece sıralayabiliriz: Türkiye Emlak Bankasının bankacılık dışındaki
görevleri Toplu Konut İdaresine geçti. Konut Müsteşarlığının -kaldırılan Konut
Müsteşarlığının- görevleri de yine bu Başkanlığımıza geçti. Arsa Ofisinin
görevleri, keza, bu Başkanlığımıza geçti. Yine, göçmen konutlarının
koordinasyon görevi de bu Başkanlığımızda. Yani, çok çeşitli görevleri olan bir
Başkanlığımız. Mevcut 194 kadro; 18'i boş, 176'sı dolu. Bu kadrolarla bu işleri
yürütmesi tabiatıyla mümkün görünmüyor, mümkün değil. O bakımdan da, 4 yönetici
-3'ü daire başkanı, 1'i başkan yardımcısı- 10 uzman idarî gruptan, 18 uzman
teknik gruptan, 2 uzman yardımcısı idarî grup, 2 uzman yardımcısı teknik grup,
4 tane de müşavir avukat kadrosu veriyoruz. Nihayetinde, kadro veriyoruz, bu
kadrolar ihdas edildiğinde hemen eleman alınacak değil. Yine, bildiğiniz gibi,
bütçe kanununda da, bu yıl merkezî idarenin, taşra kuruluşlarıyla beraber
merkezî idarenin alacağı eleman sayısı da belli.
Tabiî, bu kadar
çeşitlenmiş ve farklılaşmış görevleri yürütecek Başkanlığın, kadro ihdası
yanında eleman almasına da imkân sağlanması gerekir. Bildiğim kadarıyla,
efendim, bu seneki kadrolar dağıtıldı, bu seneye de bir faydası olmayacak; ama,
ümit ediyorum ki, 2007 senesinde ihtiyaçlarını daha kolay karşılayabilir diye
düşünüyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Sali.
Madde üzerinde şahsı
adına söz isteyen Sayın Seyfi Terzibaşıoğlu, Muğla milletvekili; buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan, hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce söz alan Sayın
Kumkumoğlu, birkaç defa, Sayın Başbakanımız, geçtiğimiz günlerde yaptığı
konuşmada, bu gecekondu mahalleriyle ilgili bir sıfat kullandı "urlaşmış
bölgeler" dedi…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Başbakan dedi, Başbakan!..
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Sayın Başbakanımız…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
O söyledi.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Evet, Sayın Başbakanımız "urlaşmış bölgeler" dedi, ur
haline gelmiş bölgeler. Buradan, ben de teyit ediyorum ve aynı cümleyi ben de
kullanıyorum. Evet, çünkü, bugüne kadar, rahmetli -65-70 yılları arasında senatörlük
yapan- Muğla Senatörü Haldun Menteşeoğlu'nun İmar İskân Bakanlığı yaptığı
dönemde yaptığı konutların dışında, rahmetli Özal'ın kooperatiflere verdiği
kredilerin dışında, Türkiye'de, bu konuya, konut kredisine el atan hükümet
olmadı.
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)
- Haksızlık yapma!.. Bir bakanlık kuruldu bu konuda.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Evet, böyle…
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)
- Konut bakanlığı kuruldu…
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Ben iyi biliyorum bunları, ben iyi biliyorum.
BAŞKAN - Sayın
Terzibaşıoğlu, lütfen, Genel Kurula hitap eder misiniz!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Yasa çıktı yahu!..
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Bakın, bugüne kadar 47 000 konut yapılmış; biz, bir yılda 160 000
konutun sözleşmesini yapmışız, bunun 90 000 adedi satılmış.
Bakın, değerli
arkadaşlarım, bizim, gecekondularda oturan vatandaşlarımızı küçümsemek gibi bir
tutumumuz olamaz. Biz, iktidara gelirken "kimsesizlerin kimsesi
olacağız" diye geldik. Biz, o kimsesizlerin kimsesiyiz, onların derdinden
biz anlarız (AK Parti sıralarından alkışlar)
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
Belli, belli!..
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Biz, Kadıköy'ü köy zanneden, halkı da halk otobüsünde gören
insanlardan değiliz. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar [!])
Teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bakın, enstitü kurulmasından, enstitü şeklinde çalışılmasından bahsediyor
arkadaşlarımız. Toplu Konut İdaresi enstitü şeklinde çalışıyor. Halkın
ihtiyaçları araştırılarak bu konutlar yapılıyor.
Bakın, Muğla'da, biz, 880
konut yapıyoruz, yani Toplu Konut İdaresi yapıyor. Bu konutların 100 tanesini
belediyemize verdik -ki, Muğla Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisinin
belediyesidir- bu konutların tanesini 75 milyar liradan sattığını düşünürsek…
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
Peki, gecekonduda kim alabilir 75 milyara?!
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Muğla'da gecekondu yok.
Muğla'daki insanlar,
Muğla'da konut ihtiyacı olan insanlar bugün sırada bekliyorlar. Belki birinci
etap bittikten sonra ikinci etap yapılacak.
Geçtiğimiz günlerde,
Ankara'da, gündelik işlerde çalışan bir karı-koca yanıma geldiler; ben yardımcı
oldum onlara.
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
Alabildi mi?
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Aldılar.
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
Neyle aldılar; hangi parayla aldılar yahu?!
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Evet, kıyıda köşede biriktirdiklerini sattılar, kollarındaki
bilezikleri sattılar…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Oğlunun sünnetinde altın gelmiş!
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) -… peşinatını yatırdılar, aldılar.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Oğlunun sünnetinde altın gelmiş!
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Aldılar...
Ama, Toplu Konut İdaresi,
pahalı konutlar da satıyor; gelir paylaşımı sistemiyle çalışıyor.
Bakın, Toplu Konut
İdaresiyle ilgili "ne kadar kâr ediyor, zarar ediyor…" Hayır, zarar
falan ettiği yok. 250 000 konut yapıldığında -ki, bunun 160 000'i, biraz önce
söylediğim gibi, ihale edilmiş durumdadır- 16 katrilyon hâsılat temin edilecek.
Bunun 9 katrilyonu masraftır; geriye kalan 7 katrilyon kâr edecek; bunu da,
başka konutlar yapmak için kullanacaklar.
Değerli arkadaşlarım,
bakın, buradan, ben, 7 arsanın değerlerini okuyacağım; yüzde kaç kazanılmış,
bunları da göreceksiniz.
İstanbul'da 31 ada
arsanın ekspertiz değeri 3,5 milyon YTL.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Semt söyleyin, semt!.. Bilelim nerede olduğunu.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Bakın… Dinleyin bir defa, dinleyin. İtirazınız varsa, öbür maddede
onların cevabını veririm ben.
Gelir payı karşılığı,
satış ihalesi sonucu alınacak satış bedeli, yani idarenin alacağı hâsılat payı,
10,3 milyon YTL'dir, gelir payından sonra. 1864 arsanın ekspertiz değeri 109
milyon YTL'dir; gelir payı neticesinde alacağı bedel 135,9 milyon YTL'dir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Terzibaşıoğlu, lütfen tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, hulasasını söylüyorum: Ekspertiz raporlarına
göre 412,2 milyon YTL'lik arsalar, değerlendirme sonunda 770,6 milyon YTL gelir
payı elde edilmiş olacaktır.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Yüzde kaç?..
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Devamla) - Bu da demek oluyor ki, Toplu Konut İdaresi kâr ediyor, ettiği
kârdan yeni konutlar yaparak halkımızın ihtiyacına sunuyor.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Terzibaşıoğlu.
Madde üzerinde, 10 dakika
süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. Soru sorma süresi 5 dakikadır.
Sayın Ülkü, buyurun.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) -
Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: Deniliyor ki
bize gelen sıra sayısında "gecekondu dönüşümü kapsamında 70'i aşkın
belediyeyle müşterek proje başlatıldığı ve bunların 40'ında uygulamaya
geçildiği…"
Tabiî, bunların
içerisinde bölgesel, bölgelere göre, illere göre dağılımı bir kenara bırakırsak
eğer, kendi yöremden örnek vereyim: Evet, toplukonut yapılmaya başlandı. 25
dekarlık eğitime ayrılmış bir alan eğitim alanı olmaktan çıkartıldı, yerine bir
başka eğitim alanı konmadan buhar olup uçtu orası ve yerine, şimdi,
toplukonutlar yapılmakta. Üstelik de, bu toplukonutların 6 kat olması
gerekirken, hiçbir kimseden izin almaksızın 10 katlı toplukonutlar
yapılmaktadır. Bunu, ne zemin etüt raporları kabul eder ne de bir başka
bilimsel kurul bunu kabul eder. Neden böylesi bir uygulamaya gidiliyor? Bunu
sormak istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Ülkü,
lütfen, sorunuzu sorar mısınız.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) -
Sordum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Öğüt, buyurun.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) -
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma soru
sormak istiyorum.
1- Maliye Bakanlığının,
milletvekilleri lojmanlarını Toplu Konut Dairesine devrettiğini duyduk; doğru
mu? Devretmişse, orada, herhangi bir proje çalışması var mı; ne gibi bir
çalışma yapmayı düşünüyorsunuz?
2- Özellikle doğu ve
güneydoğuda Toplu Konutun yapmış olduğu projelerin eksikliğini görüyoruz. Büyük
bir talep olmasına rağmen, İstanbul ve büyük şehirlere daha çok, yoğun
yapılıyor; ama, başta Ardahan olmak üzere, toplukonut talebi olmasına rağmen,
niçin doğu ve güneydoğuya Toplu Konut konut yapmıyor?
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Öğüt.
Sayın Bakan, buyurun.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletvekili
lojmanlarının, Toplu Konut İdaresine, arsalarıyla birlikte devredildiği
doğrudur; çünkü, bu işin Türkiye'deki en uzman kuruluşu olan Toplu Konut
İdaresi, milletvekili lojmanlarının kurulu olduğu arsanın değerlendirilmesini
en iyi yapabilecek, devletin yegâne kuruluşudur.
Doğu ve güneydoğudaki
illerde daha fazla toplukonut projesi yapılmasıyla alakalı Sayın Ensar Öğüt
Beyin sormuş olduğu soru: Doğu ve güneydoğu illerindeki Toplu Konut İdaresinin
yapmış olduğu projeler… Bütün illerde bu projeler yapılıyor; yani, Doğu ve
Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, toplukonut projesi olmayan bir tek il bile yok.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) -
Biraz daha fazla yapılsın diyorum, demek istediğim o.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Şunu söyleyeyim: Tabiî, şu anda Toplu Konut İdaresinin
Türkiye genelindeki uygulamalarına baktığımız zaman, 78 il, 179 ilçe, 450 tane
şantiyesi var. Bu, gerçekten çok ciddî bir rakam. Elbette ki, onlar, belli bir
plan dahilinde, arz ve talep doğrultusunda yapılacak olan projelerdir. Ama,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, şu anda, Toplu Konut İdaresinin projeleri
süratli bir şekilde devam ediyor; bir kısmının satışı belli oranda
gerçekleşmiş, bir kısmının inşaatı başlamış, bir kısmının inşaatı bitmek üzere.
İzmir'deki bir eğitim
tesisine ait olan arsa, 22 dönümlük arsanın…
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - 25…
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Evet, 25 dönümlük bir arsanın toplukonut arsası haline
dönüştürülerek, Toplu Konut marifetiyle 10 katlı, 12 katlı bloklar yapıldığından
bahsedildi. Tabiî, bu doğru değil. Bu
imar değişikliği, plan değişikliği belediye tarafından yapılan bir değişiklik.
Bir de şunu söyleyeyim:
Tabiî, Toplu Konut İdaresinin İzmir'de, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Cumhuriyet
Halk Partili bir belediyeyle ortak projeleri var.
Toplu Konut İdaresi, bu
gecekondu dönüşüm ve…
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) -
Sayın Bakan, Aliağa İlçesi.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Şimdi, müsaade ederseniz sözlerimi tamamlayayım.
Toplu Konut İdaresinin,
Türkiye'deki belediyelerle ortak proje yürütürken, belediyelerin partilerine
göre değil bölgenin ihtiyacına göre proje ürettiğinin ve bu projeleri hayata
geçirdiğinin altının çizilmesinde fayda olduğunu ifade ediyorum ve teşekkür
ediyorum.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) -
Cevap değil ki bu, Sayın Bakan.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Madde üzerinde 1 adet
önerge vardır.
Okutup, işleme alıyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1138
sıra sayılı Yasanın 1 inci maddesine eklenen ekli (1) sayılı listede yer alan
GİH uzmanlarının THS uzmanlarına eklenmesini arz ederiz.
Saygılarımızla.
|
|
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
Osman Kaptan |
Vezir Akdemir |
|
|
Malatya |
Antalya |
İzmir |
|
|
Mehmet Vedat Yücesan |
|
Mehmet Sevigen |
|
|
Eskişehir |
|
İstanbul |
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) - Katılamıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
gerekçeyi mi okutayım?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Hayır, konuşacağım efendim.
BAŞKAN - Buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
hiç düşündünüz mü; okul, hastane, sağlık ocağı gibi inşaatlar yapılıyor
Türkiye'de, değişik bakanlıklar ihale ediyor.
Şimdi, benim cehaletime
bağışlayın, inşaatçı değilim; bazı kurumlar metrekaresi 180 000 000'a ihale
ediyor, bazı kurumlar metrekaresi 200 000 000'a ihale ediyor, bazı kurumlar 300 000 000'a, bazı kurumlar
500 000 000'a ihale ediyor. Bağışlayın, benim cehaletime bağışlayın; yani,
devletin hiçbir kademesinde, hiçbir yetkili çıkıp da, acaba, bunun içini yaldızla mı yapıyor
metrekaresini 500 000 000'a ihale eden, diye kimse bir ses çıkarmıyor mu?
Hakikaten merak ediyorum.
Okul; belli, projesi
belli. Ben 8 tane okul yaptırdım, dilenerek. Belli, bunun maliyeti belli,
metrekare fiyatı belli. Tek tip bir proje; 12 derslik, 8 derslik, 12 derslik,
16 derslik... Belli, arkadaşlar, bunun metrekare fiyatı belli; ama, kamunun,
örneğin, ben biliyorum Toplu Konut İdaresinin ihale ettiği okulları; değişik
illere göre, metrekaresi 185 000 000, 220 000 000 maksimum
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)
- Değişik semtlere göre.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Peki, değişik yörelerde… 240 000 000 var bazı yörelerde. Peki, bazı
bakanlıklara bakıyorum, sağlık ocağının metrekaresi 385 000 000, 400 000 000.
Millî Eğitim Bakanlığına bakıyorum… Hakikaten, ben, bunu anlamakta güçlük
çekiyorum. Onun için, kamunun, bazı ihtisas isteyen işlerini tek bir merkez
kontrolüne mi veriyorsunuz, yoksa, onlar mı yapacak; ben, bunu, hakikaten
dikkatlerinize sunuyorum.
Tabiî, hâsılat paylaşımı…
Sayın Seyfi Terzibaşıoğlu Beyefendi söyledi. Ben dedim, yer söyleyin bana. O
yerleri ben size söyleyeyim: İstanbul Ataköy, İstanbul Bahçeşehir. Ha,
buralarda yüzde 60, artık, bugünün koşullarında yüzde 60 mal sahibine
veriyorlar.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Muğla) - Yüzde 80 var.
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
Yüzde 20 değil mi?!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Yani, arsa sahibine yüzde 70 veriyorlar.
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
İstanbul'da yüzde 20 idi. Sayın Maliye Bakanı yüzde 20 diyor.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Onun için, hâsılat paylaşımı yerine, senin arsanı vermek yerine,
orada Toplu Konut kendi yapsın, bir başkasının arsasını alsın, yüzde 30
verecekse, yüzde 30 onlara versin.
ERDAL KARADEMİR (İzmir) -
Dubai kulelerini yüzde 20'yle verdiler.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, rakamsal değil, yüzde 70; arsanın maliyet
fiyatıyla değil. Bugün, arsanın maliyet fiyatının yarattığı katmadeğer, o,
sizin arsa fiyatınızın 5 katıdır Sayın Terzibaşıoğlu.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Muğla) - Onlar, ihaleye çıkmış iki defa, müşteri çıkmamış arsalardır.
BAŞKAN - Sayın Terzibaşıoğlu,
lütfen…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Beyefendi, konjonktür, o tespit edilen arsa fiyatının 5 katıdır
diyorum.
TEVFİK AKBAK (Çankırı) -
Cehaletine veriyoruz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Peki…
Bir başka olay: Şimdi,
kurumlarla hiç paslaşmıyoruz. Yani, örneğin, polislerimiz… Lojman yapımını
durdurduk, lojman yapmıyoruz. Öğretmenlerimiz, polislerimiz, düşük ücret alan
birsürü kamu görevlimiz var -örneğin, Silahlı Kuvvetlerimizde, örneğin emniyet
müdürlüğümüzde- ama, bunu lojman olarak değil, lojman olarak yapmıyorsunuz.
ORHAN SEFİ TERZİBAŞIOĞLU
(Muğla) - Toplu Konut, parasıyla yapıyor bunu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Toplu Konutun bu kurumlarla, özellikle o ile tayin edilen insanlar
ev arıyor ve aldığı maaşın yarısından fazlasını kira olarak veriyorlar.
Yetmiyor; özellikle, polis arkadaşlarımız, öğretmen arkadaşlarımız ev bulmakta
çok büyük güçlük çekiyorlar arkadaşlar, özellikle büyük illerde ve il
merkezlerinde. Bu açıdan, özellikle kamu görevlilerimizin -lojman demiyorum artık-
bu ihtiyaçları, bu kurumlarla öncelikle giderilmelidir.
Tabiî, bir başka konu:
Burada, demin bir milletvekilimiz bahsetti; özellikle illerde yapılan -Muğla
gibi, Malatya gibi yerlerde yapılan- bu toplu konut alanlarında ilin konumu,
özellikle sosyoekonomik çevre, bunlar çok dikkate alınmıyor. Sırf hazine
arazisi orada var diye, özellikle yoğun bir trafik yükü veriliyor. Mutlak,
bunların da dikkate alınması gerekiyor.
Hepinize saygılar
sunuyorum.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Aslanoğlu.
Önergeyi oylarınıza…
III.- Y O K L A M A
(CHP sıralarından bir
grup milletvekili ayağa kalktı)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.
BAŞKAN - Arayacağım Sayın
Anadol.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Tek kişi kalkmakla olmaz, şu anda 20 kişi yok ayakta.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayarsınız…
BAŞKAN - Önce, isimleri
alacağım:
Sayın Anadol, Sayın
Yücesan, Sayın Öğüt, Sayın Sevigen, Sayın Keleş, Sayın Özyürek, Sayın
Ekmekcioğlu, Sayın Emek, Sayın Aslanoğlu, Sayın Ülkü, Sayın Seyhan, Sayın
Önder, Sayın Gün, Sayın Bayındır, Sayın Tamaylıgil, Sayın Hacaloğlu, Sayın
Kaptan, Sayın Özcan, Sayın Özakcan, Sayın Akdemir, Sayın Karademir.
Yoklama için 5 dakika
süre veriyorum.
Adlarını okuduğum sayın
üyelerin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklamaya başlandı)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sayın Başkan, kâğıtlar okunacak mı?
(Elektronik cihazla
yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
toplantı yetersayısı yoktur; birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati : 21.33
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 21.41
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86 ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN - Teklifin 1 inci
maddesi üzerinde verilmiş olan önerge oylanmadan önce yapılan yoklamada
toplantı yetersayısı bulunamamıştı; bu nedenle, yeniden yoklama yapacağım.
Yoklama için 3 dakika
süre veriyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı yoktur.
Alınan karar gereğince,
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 12 Nisan 2006 Çarşamba
günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 21.45