DÖNEM: 22         YASAMA YILI: 4

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT: 116

 

85 inci Birleşim

6 Nisan 2006 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat'ın, Avukatlar Günü münasebetiyle, avukatların sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı

2.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik'in, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, Hazreti Peygamberin kişiliğine ilişkin gündemdışı konuşması

3.- Bursa Milletvekili Abdulmecit Alp'in, Bursa'nın fethinin 680 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

B) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Belçika Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Francois Roelants Du Vivier ve beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı ve 54 milletvekilinin, okullardaki şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/356)

2.- Anavatan Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu ve Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın, okullarda meydana gelen şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/357)

D) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin'in, Türkmenistan'ın Başkenti Aşkabat'ta yapılacak olan "Altın Asırda Türkmen Kadınlar" konulu uluslararası konferansa Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1022)

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)

3.- 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Yargıtay Başkanlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1105) (S. Sayısı: 1075)

4.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve 17'ye 1 inci Ek)

5.- Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/277) (S. Sayısı: 1079)

6.- Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1145) (S. Sayısı: 1112)

7.- Türkiye Cumhuriyeti ile Güney Afrika Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1099) (S. Sayısı: 1013)

8.- Muğla Milletvekili Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu'nun; 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 2985 Sayılı Toplu Konut Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/727) (S. Sayısı:1138)

9.- Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 23/2/2006 Tarihli ve 5462 Sayılı Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Adalet Komisyonu Raporu (1/1180) (S. Sayısı: 1136)

10.- İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu'nun; Ulaştırma Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/733) (S. Sayısı: 1135)

11.- Çankırı Milletvekili Tevfik Akbak'ın; Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/731) (S. Sayısı: 1137)

12.- Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Kalite Yönetimi, Denetim ve Karantina Genel İdaresi Arasında Sanayi Ürünlerinde Kalite ve Güvenliğe İlişkin Danışma ve İşbirliği Mekanizması Tesis Edilmesine Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1112) (S. Sayısı: 1084)

VI.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, ebe bulunmayan sağlık ocaklarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/11832)

2.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya'da Emekli Sandığı bölge müdürlüğü kurulmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/11226)

3.- Isparta Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in, sosyal yardım zammına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/12402)

4.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, genel ekonomik verilere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/12467)

5.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, marker ihalesinin iptaline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/12496)

6.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, vergi mevzuatındaki değişikliklere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/12551)

7.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, kuş gribine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/12569)

8.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Bilim Araştırma Vakfı ve Millî Değerleri Koruma Vakfına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12608)

9.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Ayasofya Camii envanterindeki eserlere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12624)

10.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Ayasofya Vakfiyesinin tahribata uğradığı iddiasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12625)

11.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, tarım dışı araçlar için kullanılan arazilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/12714)

12.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TOKİ inşaatlarında kullanılan malzemelere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12731)

13.- Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün BİLGEHAN'ın, kadınların işgücüne katılımına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/12750)

14.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, engelli personele ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/12751)

15.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünde görevli bazı bürokratlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12775)

16.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Badminton Federasyon Başkanlığı seçimlerine ve İran'daki bir turnuvaya ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12776)

17.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Devlet Tiyatroları Ankara Yeni Sahne Salonunun kapatılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12817)

18.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya'ya gelen turist sayısının azalmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12818)

19.- Antalya Milletvekili Tuncay ERCENK'in, turizm sektöründeki sorunlara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12820)

20.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Side Turizm Danışma Müdürlüğünün personel ihtiyacına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12826)

21.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, Başbakanın oturduğu evlerle ilgili beyanname verilip verilmediğine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/12829)

22.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, su kaynaklarının araştırılmasına ve balık türlerinin korunmasına,

- İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, şap hastalığına,

- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Süt Sığırcılığı Projesi kapsamında dağıtılan ineklere,

- Samsun Milletvekili İlyas Sezai ÖNDER'in, hububat üreticilerinin desteklenmesine,

- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, bazı illerdeki narenciye üretimine ve ticaretine,

Narenciye üretimine ve ticaretine,

Narenciye üreticisinin sorunlarına ve desteklenmesine,

- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, çiftçi kayıt sistemine kayıt yaptırmamış olanlara destekleme primi ödenmemesine,

- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Ankara Büyükşehir Belediyesinin ithal ettiği ağaçlarda hastalık çıktığı iddiasına,

- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Müsteşarı ile ilişkilerine,

- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, engelli personele,

- Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, sertifikalı tohum kullanan çiftçiler ile kütlü pamuk üreticilerinin desteklenmelerine,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/12884, 12885, 12886, 12887, 12888, 12889, 12890, 12891, 12892, 12893, 12894, 12895)

23.- İstanbul Milletvekili Lokman AYVA'nın, özürlü personele ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili İsmail ALPTEKİN'in cevabı (7/13119)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak dört oturum yaptı.

Amasya Milletvekili Mustafa Sayar'ın, büyük kentlerde, çocukların yasadışı işlerde kullanılmasının önlenmesine, işsizliğin yol açtığı asayiş sorununa ilişkin gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Mehmet Aydın cevap verdi.

Uşak Milletvekili Alim Tunç,

Ordu Milletvekili İdris Sami Tandoğdu,

Kanser Haftası münasebetiyle, koruyucu sağlık tedbirlerinin önemine, çevre faktörlerinin bu hastalık üzerindeki etkisine ve kanserojen maddelerle mücadele için alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin ve 44 milletvekilinin, 1999 yılında meydana gelen depremlerde orta hasar gören binaların onarım ve güçlendirme çalışmalarında karşılaşılan sorunların (10/354),

Denizli Milletvekili Mehmet Uğur Neşşar ve 45 milletvekilinin, verem hastalığındaki son durumun (10/355),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacakları ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

(10/254, 258) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker'in Avustralya ve Yeni Zelanda'ya,

Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız Özak'ın Pakistan'a,

Yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkereleri, kabul edildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Kuruluşunun 86 ncı yıldönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması ve günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2006 Pazar günü saat 14.00'te toplanmasına, bu toplantıda yapılacak görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına, siyasî parti grupları başkanlarına ve grubu bulunmayıp da Mecliste üyesi bulunan siyasî partilerin milletvekili olan genel başkanlarına 10'ar dakika süreyle söz verilmesine, bu toplantıda başka konuların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisinin;

5.4.2006 tarihinde dağıtılan ve aynı tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan bazı girişimcilere holding adı altında gerçekleştirilen izinsiz halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının neden ve sonuçlarıyla bu süreçte SPK'nın sorumluluğunun araştırılması amacıyla kurulan (10/16, 262) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 1061 sıra sayılı raporunun gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer almasına ve görüşmelerinin 11.4.2006 Salı günkü birleşimde yapılmasına; Genel Kurulun, 11.4.2006 Salı ve 12.4.2006 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesine; 11.4.2006 Salı günkü birleşiminde gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alan 1061 sıra sayılı raporun görüşmelerinin ardından kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; Genel Kurulun 11.4.2006 Salı günü 15.00-22.00, 12.4.2006 Çarşamba günü 15.00-21.00 ve 13.4.2006 Perşembe günü 14.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisinin ise, yapılan görüşmelerden sonra;

Kabul edildiği açıklandı.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden;

1 inci sırasında bulunan, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve 17'ye 1 inci Ek),

2 nci sırasında bulunan, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair 604 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (1/277) (S. Sayısı: 1079),

4 üncü sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısının (1/1030) (S. Sayısı: 904),

Görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

5 inci sırasında bulunan, Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/1166) (S. Sayısı: 1114), görüşmeleri tamamlanarak,

6 ncı sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ile Makedonya Cumhuriyeti Arasında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/1023) (S. Sayısı: 939), görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra,

Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

7 nci sırasında bulunan, 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Yargıtay Başkanlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/1105) (S. Sayısı: 1075), tümü üzerinde bir süre görüşüldü.

6 Nisan 2006 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 20.53'te son verildi.

 

 

 

 

Nevzat Pakdil

 

 

Başkanvekili

 

 

Mehmet Daniş

Ahmet Küçük

 

Çanakkale

Çanakkale

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye


                  No:                           117

II.- GELEN KÂĞITLAR

6 Nisan 2006 Perşembe

 

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI ve 54 Milletvekilinin, okullardaki şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/356) (Başkanlığa geliş tarihi: 31/3/2006)

2.- Anavatan Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Gaziantep Milletvekili Ömer ABUŞOĞLU ve Malatya Milletvekili Süleyman SARIBAŞ'ın, okullarda meydana gelen şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/357) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/4/2006)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

6 Nisan 2006 Perşembe

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

Kâtip Üyeler: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri 5'er dakikadır. Hükümet konuşmalara cevap verebilir. Hükümetin konuşma süresi 20 dakikadır.

Gündemdışı ilk söz, Avukatlar Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat'a aittir.

Sayın Özpolat, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat'ın, Avukatlar Günü münasebetiyle, avukatların sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı

MEHMET ALİ ÖZPOLAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bir gün gecikmeyle de olsa, söz verdiği için, Sayın Başkana teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

1958'de yapılan temsilciler toplantısında baroların tek çatı altında toplanması ve 5 Nisanın da Avukatlar Günü olması karar altına alınır. Barolar Birliği, 1987'de bu kararı uygulamaya koyar. O günden sonra, 5 Nisan, avukatların ve yargının sorunlarının tartışıldığı bir gün olarak özel günler arasında yerini alır. Dolayısıyla, 5 Nisan, sadece avukatların değil, tüm hukukçuların günüdür.

Avukatlık, kutsal ve saygın bir meslektir. Hak arama özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının güvencesidir. Yasa metinlerinde avukatın yargının kurucu unsuru olarak tanımlanması da bundandır. Baroların ve avukatların bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının teminatıdır. Ancak, bugün ülkemizde savunma makamı pek çok sorunla karşı karşıyadır. Zaman zaman yapılan düzeltmelerle avukatların hakları geliştirilse de, çoğu kâğıt üzerinde kalıyor, yasayla verilenler yönetmelikle geri alınıyor. Hâlâ, avukatlık kimliği bazı kurumlarca resmî belge olarak sayılmıyor; dosya incelemelerinde engellerle karşılaşılıyor. Oysa, avukat, görevini yaparken onur kırıcı davranışlara maruz kalmamalıdır. Özellikle, cezaevi, adliye girişleri ile müvekkille görüşme koşulları, bu mesleğin önemine uygun şartlarda olmalıdır. Meslek içi eğitim, sosyal güvenlik ve diğer özlük sorunları kalıcı çözümlere  kavuşturulmalıdır. Hukuk eğitimi çağdaş standartlarda olmalıdır. Stajyer avukatlar stajları boyunca sosyal güvenlik haklarından yararlanmalıdır. Büyük yolsuzlukların ülkeyi kuşattığı günümüzde işleri daha da zorlaşan kamu avukatları, yeterli özlük haklarına ve bağımsızlığa sahip olmalıdır.

Yasal düzenlemeler yaparken baroların görüş ve taleplerinin yeterince dikkate alınmaması, uygulamada çeşitli sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. CMK uygulamalarından doğan sorunlarla savaşmak da, yine avukatlara düşmüştür. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunuyla, barolar tarafından görevlendirilen avukatlarda ve onların hizmetlerinde önemli bir artış olmuştur; ancak, baroların ödeneklerinde aynı oranda artış olmamıştır. Bu nedenle, avukatlar ücretlerini alamamaktadır. Bu ay itibariyle ödenek tükenmiştir. Barolar, sorunun çözülmemesi halinde, bu hizmeti durdurmak zorunda kalacaklarını açıklamışlardır.

BAŞKAN - Sayın Özpolat, bir beş saniyenizi rica edebilir miyim…

B) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Belçika Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Francois Roelants Du Vivier ve beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, şu anda Genel Kurulumuzu Belçika Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Francois Roelants Du Vivier ve beraberindeki heyet teşrif etmiş bulunuyorlar; kendilerine, Yüce Meclis adına "hoş geldiniz" diyorum. (Alkışlar)

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat'ın, Avukatlar Günü münasebetiyle, avukatların sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (Devam)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özpolat, devam ediniz.

MEHMET ALİ ÖZPOLAT (Devamla) - Uzlaşma uygulamalarının hayata geçirilmesinde bazı belirsizlikler görüldüğü de barolardan aldığımız sorunlardır. Avukatlar, tüm bu sorunlarından olumsuz biçimde etkileniyorlar. Dolayısıyla, sorunları sadece yasa metinlerinde değil, altyapısını oluşturarak, uygulamada da çözmek gerekiyor. Hukuksuzluğun toplumu kuşatmasına engel olmak istiyorsak, öncelikle savunma mesleğinin haklarını ve saygınlığını korumak zorundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargının birikmiş sorunları, avukatların da sorunlarıdır. Ülkemizin gündemi, ne yazık ki, yargı bağımsızlığını zedeleyen gelişmelerle doludur. Bugün, yargının siyasallaştırılması girişimleri tarihî zirvededir. Siyasî içerikli iddianamelerle hukuk devleti dinamitlenmektedir. Yargı bağımsızlığı, darbe dönemlerinde bile bu denli tehlike altında olmamıştır.

Herkes şunu bilmelidir ki, adalete güvenin zedelendiği bir ülkede toplumsal güvenlik ve barış da tehlikededir.

Avukatların istekleri de diğer yargı mensuplarıyla aynıdır. Siyaset yargıdan derhal elini çekmelidir. Yargı üzerinden cumhuriyetin kurumlarıyla hesaplaşmaya son verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özpolat, bugün, Avukatlar Günü münasebetiyle, bir avukat olarak sizlere pozitif ayırımcılık uygulayacağım.

Buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

MEHMET ALİ ÖZPOLAT (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yargı mensuplarını kendi memurları haline getirmek ve kadrolaşma hevesinden vazgeçilmelidir.

Yargının sorunları, ilgili kesimlerin demokratik katılımıyla, devrimsel nitelikte bir reform kapsamında ele alınmalıdır.

Yapılması gerekenler bunlardır; ancak, Avukatlar Gününde, Sayın Başbakan, bir sürpriz yaparak, laik hukuk sisteminin simgesi olan Danıştayı hedef alan talihsiz sözler söylemiştir. Başbakana göre Danıştay, ülke için yapılan işlerin önünde bir engelmiş. Biz de diyoruz ki, ülkenin gelişmesinin önünde bir engel var; ama, o Danıştay değil. İyi ki Danıştay var da, sizin hukukdışı işlemleriniz oradan dönüyor. Ya Danıştay olmasaydı?!

Biz, Danıştaya da, Yargıtaya da, Anayasa Mahkemesine de, ülkenin dört bir yanında onurla görev yapan tüm yargı mensuplarına da güvenmeye devam edeceğiz. Onların varlığı, çağdaş hukuk devletinin güvencesidir. 1930 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün bu Meclisin kürsüsünde seslendiği gibi, "Adliyemizin güven duyduğumuz yüksek gücü sayesinde cumhuriyet, yazgısı olan gelişmeyi izleyecek ve çeşitli şekil ve kılıktaki saldırılara karşı vatandaşın hukukunu ve ülkenin düzenini koruyacaktır."

Tüm meslektaşlarımın Avukatlar Gününü kutluyor; Yüce Meclisi, tekrar, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özpolat.

Gündemdışı konuşmaya, Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek cevap vereceklerdir.

Sayın Bakanım, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla bütün avukatlarımızın, değerli meslektaşlarımın bugününü kutluyorum,  başarılı yıllar temenni ediyorum.

Biraz evvel de burada ifade edildiği gibi, 1987 yılından bugüne kadar 5 Nisan, Avukatlar Günü olarak Türkiye'de  kutlanmaktadır. Bu avukatlar günü münasebetiyle avukatlığın önemi ve bu mesleğin sorunları, zorlukları bir taraftan konuşulurken, öbür taraftan da hukuk devleti, hak ve özgürlükler, savunma hakkı ve buna bağlı birkısım konular da Türkiye'de gündeme getirilmekte, böylece, Türkiye'de hukuk bilincinin oluşmasına bu gün vesilesiyle de tekrar temas etme fırsatı bulunabilmektedir.

Savunma hakkı en temel haklardan bir tanesidir. Bu, hem bizim hukuk metinlerimizde, Anayasamızda hem de evrensel metinlerde çok açık bir şekilde ifade edilmiştir. Savunma hakkı, aynı zamanda adil yargılanma hakkının da vazgeçilmez bir parçasıdır. Dolayısıyla, bu iki hak yan yana geldiği zaman, Türkiye'de hukuk devleti kavramının anlatımı, anlaşılması da daha kolay olabilecektir.

Biz şuna inanıyoruz ki, savunma hakkının olmazsa olmaz şartı hukuk devleti ilkesidir. Bu ilke,  bütün uygar, demokratik rejimlerin temel özelliğidir. Bir toplumun huzur ve mutluluk içinde yaşaması, büyük ölçüde, adalet işlerinin düzenli yürütülmesine, her ferdin hukukî muhatabı kim olursa olsun haksızlığa uğraması halinde hakkına en kısa sürede kavuşacağına inanması ve bu hakkın kendisine teslim edilmesiyle mümkündür.

Anayasanın 36 ncı maddesinde "herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir" denilmektedir. Bu Anaysa kuralına göre herkes bizzat yargı mercilerine başvurarak dava açabilmekte, takip yapabilmekte, aleyhine açılan dava takiplerini kendisi sürdürebilmekte ve savunmasını yapabilmektedir. Aynı düzenleme, Avukatlık Yasasının 35 inci maddesinde de savunma hakkının bir gereği olarak yer almaktadır.

Günümüzde avukatlar da, insanların hukuksal sorunlarının çözümünde görev almakta, onu savunmakta, diğer yandan da, yargının kurucu unsuru olarak, bağımsız savunma makamının temsilcileri olarak kamu hizmeti yapmaktadırlar. İnsanlar, hiç şüphesiz, değişik sebeplerle, kendini savunurken bir başkasının yardımına ihtiyaç duydukları takdirde, hukukun karmaşık yapısı içinde hak kaybına uğramamak için bu işin uzmanı sayılan avukatlara kendisini temsil ettirmektedir. Diğer yandan, yargıçların çabuk ve sağlıklı karar vermelerinde avukatların çok önemli katkılarının olduğunu da kabul etmemiz gerekmektedir. Bu açıdan baktığımızda, avukatları, sadece savunma mesleğini icra eden kişiler değil, meslek mensupları değil, aynı zamanda hukukun uygulanmasında en önemli katkıyı sağlayan ve hukukun üretilmesinde de önemli çabaları olan bir meslek ve meslek mensupları olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bundan dolayıdır ki, yargılamanın kurucu unsuru olarak avukatların telakki edilmesi bu anlamda doğru bir tespittir.

Hiç şüphesiz, Türkiye'de, yargının sorunları olduğu gibi, onun bir parçası olarak avukatların da birçok sorunları vardır. Bu sorunların çözümü noktasında, elbirliğiyle bir çaba içerisinde, gayret içerisinde olmamız gerektiği de ortadadır. Biz, göreve geldiğimiz günden bu tarafa, hem barolarla hem onların üst kuruluşu olan Türkiye Barolar Birliğiyle çok yakın bir ilişki içerisindeyiz; her vesileyle, her fırsatla görüşüyoruz. Dün akşam da, Ankara'da bu kutlamalara katılmak suretiyle, onların sevincini paylaşmış olduk, böyle bir imkânı bulduk.

Şüphesiz, bu mesleğin Türkiye'de en iyi şekilde görevini yerine getirebilmesi bakımından, günün ihtiyaçlarına uygun yeni düzenlemelerin yapılması gerektiği ortadadır. Bu ihtiyaç, bizim tarafımızdan kendilerine de iletilmiştir. Tamamı hukuk adamı olan baroların ve avukatların, doğru olanı, kendi yasalarını kendilerinin hazırlamalarıdır; Parlamento olarak da bizim bu taslağın buradan yasa olarak geçmesinde kendilerine yardımcı olmamızdır. Bu isteğimizi, bu talebimizi, bu mutabakatımızı kendilerine her vesileyle ifade ettik. Dolayısıyla, ben de eski bir avukat olarak, bu meslekte görev yapmış bir insan olarak, bu isteğimizi ve bu desteğimizi verebileceğimizi kendilerine ifade ettik. Ümit ederiz ki, Türkiye Barolar Birliği, günün ihtiyaçlarına ve mesleğin sorunlarının çözümüne yönelik bir yasa taslağını kısa sürede hazırlama imkânını bulur ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk ettiğimizde, iktidar ve muhalefetiyle, böyle bir önemli düzenlemeyi gerçekleştirebiliriz diye düşünüyoruz. Bu talebimiz, bu iyi niyetimiz kendilerine de müteaddit defalar iletilmiştir.

Bu mesleğin birçok zorlukları var; mesleğe girişten tutun, özlük haklarına varıncaya kadar, sosyal güvenceye varıncaya kadar, çok sayıda sorunları var. Bunların bir kısmını belki Avukatlık Yasasıyla, bir kısmını da başka yasal düzenlemeler içerisinde ortadan kaldırmak mümkün olabilecektir.

Bir de, son günlerde bir iki konu var, bunlara da açıklık getirmek istiyorum, bugünkü basında da yer alıyor. Bildiğiniz gibi, hep beraber yürürlüğe koyduğumuz 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasıyla ilgili olarak birkısım değerlendirmeler bugün basında da yer alıyor.

Şimdi, buradaki temel problem şudur: Eğer, biz, hükümet olarak bir yasayı çıkardıysak, bunun kaynağı var. Burada, problem kaynak sorunu değildir. Esas problem… Dün, hem Maliye Bakanlığıyla görüştük, müteaddit defalar, Türkiye Barolar Birliği yöneticileri, Sayın Başkan başta olmak üzere, hem bizim Bakanlığımızda hem de Maliye Bakanlığında bazı toplantılar yaptık. Yasal düzenleme gerektirecek hususlar varsa, onları birlikte düzenliyoruz; taslağı birlikte hazırladık zaten.

İkincisi, ödemelerdeki zorluk, kaynak yokluğundan ziyade, bunun prosedüründen kaynaklanıyor. Tabiatıyla, adil yargılama hakkının bir gereği olarak, hem mağdurlara müdafi tayini hem çocuk yaşının yükseltilmesi sebebiyle bunun getirdiği birkısım yükler, özürlülere müdafi tayini başta olmak üzere, geçmiş yıllara nazaran ceza muhakemesi uygulamasından kaynaklanan bir artışın söz konusu olduğu doğrudur; ancak, bunun karşılığı, şu veya bu şekilde devlet bütçesinde vardır. Tabiatıyla, esas mesele, bunun ödenmesindeki problemden kaynaklanıyor. Şimdi bizden istenen… Bugün basında da var; deniliyor ki: "2006 yılı bakımından 150 trilyon lira civarında bir ödeneğe ihtiyaç var." Kendileri de biliyor. 2005 yılı itibariyle toplam alacakları 48 trilyondu; Sayın Başkan bize müracaat ettiler, biz de gerekli teşebbüsü yaptık. Bu para ilk defa defaten ödenmiştir. Yine, geçtiğimiz günlerde 14 trilyon bir aktarma daha yapılmıştır. Şimdi maliyenin söylediği şey şudur: Biz bu ödemeyi yaparız; ancak, bu talebin bir belgeye dayalı olarak yapılması lazım. Yani, (A) barosu benim bu işten dolayı bilfarz 4 trilyon 750 milyar alacağım var diyorsa, bunu bir belgeye, bir müstenidata bağlaması lazım, bir dayanağı olması lazım ki, devletin bütçesinden para harcanırken, para verilirken bu evraka dayalı olarak verilmesi gerekecektir. Dolayısıyla, dün, hem Türkiye Barolar Birliği Sayın Başkanıyla yaptığımız görüşmede hem Maliyeyle, ilgili görüşmelerimizde, bunlar, bir araya gelmek suretiyle bu problemi çözeceklerdir. Burada, kaynak sorunundan ziyade, ödemelerin şeklinin bir yere bağlanması, bir usule bağlanmasıyla ilgili düzenleme söz konusudur.

İkincisi, 1993 yılından beri bu ödemeler yapılmaktadır; ancak, bu ödemelerin ne ölçüde bu maksat için kullanıldığıyla ilgili de doğru dürüst bir denetim yapılamamıştır. Bu da, yine, barolarımızın samimî olarak yaptığımız toplantılardaki değerlendirmeleridir. Dolayısıyla, bir taraftan bu ödemeler yapılırken, öbür taraftan, devletin verdiği paranın maksada mahsus harcandığını belgelemeleri ve bununla ilgili, icap ediyorsa, bir denetim mekanizmasının kurulması da, geldiğimiz şartlar icabı, ortaya çıkan yeni bir ihtiyaç olarak gözüküyor. Bunun da, tek başına Maliye Bakanlığı veya tek başına Adalet Bakanlığı olarak değil, bir meslek örgütü olarak Türkiye Barolar Birliğiyle oturulup, bir arada, bir uzlaşma içerisinde bunların gerçekleşmesi ve düzenlenmesi gerekmektedir. Bunda da bir tereddüt yok, bir mutabakat var. Ümit ediyorum ki önümüzdeki günler içerisinde hem ödemenin şeklinin tayini ve düzenli akışı sağlayabilmek açısından hem de söylediğim zaruretler açısından bir düzenleme ihtiyacı olabilecektir. Bunu da kısa süre içerisinde Parlamentomuzun önüne getirmiş olacağız.

Bu vesileyle, tekrar, değerli meslektaşlarımızın, avukatlarımızın bu gününü kutluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Tekrar, biz de, avukatlarımızın gününü kutluyoruz ve Sayın Bakanımıza, yaptığı bu açıklamalardan dolayı da teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, gündemdışı ikinci söz, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle söz isteyen Burdur Milletvekili Bayram Özçelik'e aittir.

Sayın Özçelik, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik'in, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, Hazreti Peygamberin kişiliğine ilişkin gündemdışı konuşması

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Hazreti Peygamberin doğumuyla, insanlık için yepyeni bir gün, aydınlık bir devir açılmıştır. Hazreti Adem'le başlayan tevhid inancı yeniden canlanmış, cehalet ve sapık inançlara kararan ruhlar, bu doğuşla aydınlığa kavuşmuştur.

Bir fazilet güneşi ve hidayet meşalesi olan Peygamberimizin doğumu, Allah'ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu husus Kur'an-ı Kerim'de şöyle ifade buyurulmaktadır: "And olsun ki Allah, müminlere ayetlerini okuyan, onları kötülüklerden temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur."

Hazreti Peygamberimiz anılırken akla ilk gelen, onun, Kur'an-ı Kerimle övülmüş olan yüksek ahlakıdır. Onu Allahuteala terbiye ettiği için, bir insanda bulunması düşünülebilen güzel huy ve davranışların daha mükemmeli onda toplanmıştı. Ahlakının güzelliğine ve her yönüyle güvenilir olduğuna düşmanları bile hayrandı. Daha gençliğinde halk arasında "el emin, güvenilir kimse" olarak tanınmıştı.

Hazreti Muhammed'in yeryüzünü şereflendirmesi; kâinat çapında bir vaka ve yer-gök adına en büyük bir hadise olduğu gibi, aynı zamanda insanlığın da yeniden dirilişi sayılır. O, elindeki cihanları aydınlatan, o nurefşan mesajıyla, dünyayı yeniden göklere göre tanzim edeceği, varlığın perde arkası hakikatlerine tercüman olacağı, eşya ve hadiselere yeni tefsir ve yeni yorumlar getireceği güne kadar varlık bütünüyle manasız, ruhsuz, birbirinden kopuk, birbirine yabancı gibiydi. Bu kara yalnızlıkta insanlar ise, her an başka bir ayrılıkla inleyen birer yetim, birer mazlum, birer mağdur vaziyetindeydi. O'nun neşrettiği nur sayesinde birdenbire karanlıkların büyüsü bozuldu, şeytanlar bozguna uğradı, eşyanın mahiyeti değişti; tahripler tamire dönüştü, inkırazlar da onarım hazırlığı şekline girdi; dünya üzerindeki konup göçmeler, gelip gitmeler birer resmigeçit halini aldı; doğumlar birer toy, düğün, ölümler birer şebi arûs oldu.

Hazreti Ahmedi Mahmudu Muhammed Mustafa'nın ışığı başlarımızı okşamaya başladığı günden itibaren, ruhlarımızda ebedi yok olmanın tesiri kırıldı, hicranla çarpan sinelere dost ikliminden vuslat müjdeleri geldi, ulaştı. Bütün bir insanlık olarak biz hepimiz, O'nun gönüllerimize üflediği hayat sayesinde kendimizi idrak edip eşya ile münasebete geçebildik; özümüzdeki cevherleri değerlendirip, benliğimizdeki sonsuzluk ufkunu sezebildik. O olmasaydı, ne ruhumuzdaki bu derinlikleri kavrayabilir ne de kabirden geçip sonsuzluğa uzanan bu yolu ve bu yolculuğu bu kadar şirin görebilirdik. Gönüllerimize aşku heyecan salan O, gözlerimize ışıklar çalan O ve bizleri ebedler ülkesine seyahata hazırlayan yine O'dur.

Hazreti Muhammed'in bu uzun ve sırlı yolculukta bulunduğumuz sahil itibariyle, bizim için bir kaptan, varacağımız âlem itibariyle bir mihmandar ve şefaatçı ise, bizim de O'na karşı birkısım sorumluluklarımız vardır ve bu mevzuda lakayt kalmamız da mümkün değildir; ama, ne gariptir ki, bizler asırlardan beri bu ışık insan ve O'nun nurlu mesajına karşı hep lakayt kalmışızdır. Lakayt kalmak bir yana, çok defa saygısız davranmışızdır.

Peygamberimizi sevmek demek, onun sünnetine uymak ve onu hayata geçirmektir. Allahuteala'nın sevgisine ve mağfiretine mazhar olmanın tek yolu, O'nun sevgili Peygamberinin sünnetine uymaktır. Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "(Ey Muhammed) de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın."

En küçük anlaşmazlıkların kavgaya dönüştüğü, güçlülerin zayıfları ezdiği, adalet duygusunun örselendiği, kuvvet ile hikmet arasındaki irtibatın koptuğu, tabiatın hoyratça kullanıldığı ve kirletildiği, akıl almadık sapkınlıkların görüldüğü, insanların asude, rahat bir hayat yaşama özlemi duyduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) - Diyalog, hoşgörü ve tolerans eksikliği, farklılıklara karşı tahammülsüzlük ve farklılıklarla barış içinde bir arada yaşama konusunda yaşanan sorunlar gündelik hayatımızı doğrudan etkiler hale gelmiştir. Böyle bir ortamda, Hazreti Muhammed'in, insanları kardeş yapan, insana sırf insan olduğu için değer veren, nefret olan yere sevgiyi, kuşku olan yere inancı, ümitsizlik olan yere ümidi, karanlık olan yere aydınlığı, üzüntü olan yere sevinci ikame eden barış ve rahmet yüklü mesajına daha çok ihtiyaç duyulmaktadır.

Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellemin tertemiz imajı bazı çevrelerce fena halde kötüleniyor, sözleri bağlamından koparılarak çarpıtılıyor, sünneti etrafında kuşkular uyandırılmaya çalışılıyor. Hayatı boyunca barış için çabalamış, asırlardır kanlı bıçaklı kabileleri barıştırmış, kendisini taşlayanlara en küçük kötü söz dahi söylememiş, güçlü iken alçak gönüllü ve merhametli olmayı başarmış o büyük insanı, savaş peygamberiymiş gibi takdim etme çabalarına büyük bir üzüntüyle tanıklık etmekteyiz. Maalesef, Hazreti Peygamberi doğru tanıma fırsatı bulamamış bazı İslam mensupları da söz ve eylemleriyle bu yanlış takdime fırsat veriyorlar; ancak, nereye dayandırılırsa dayandırılsın, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, bu, Hazreti Peygambere ve O'nun ikibuçuk milyarı bulan mensuplarına büyük bir haksızlıktır. Kur'an O'nun için her şeydi, hava idi, su idi, zırh idi, kale idi, burç idi ve burçlarda dalgalanan bayrak idi. O, Kur'an'la soluklanır, onunla bulutlar gibi göklere kadar yükselir, onunla rahmet damlaları gibi yeniden yerdeki varlıkların imdadına koşar, onunla zulmetlerle savaşır, onunla şerlerden ve şerirlerden korunur ve onunla gürler ve onunla ışık olur, her yana yağardı.

Hazreti Muhammed'in beyanlarında namaz, oturup kalkan, insana arkadaş ve yoldaş olan, onun yalnızlığını gideren ve ışığıyla onun yollarını aydınlatan; Hazreti Muhammed'in beyanlarında abdest, can gibi, kan gibi insanın damarlarında dolaşan, ırmaklar gibi onun kapısının önünde akan, akıp, akıp, her türlü isi, pisi temizleyen; Hazreti Muhammed'in beyanlarında ezan, kamet, serviler gibi boy atıp salınan, ses şoku yapıp şeytanların ödünü koparan ve bir güzel koku olup namaza gidenlerin ruhlarını saran; Hazreti Muhammed'in beyanlarında zekât, sadaka, tıpkı birer köprü gibi birbirinden kopmuş yığınları bir araya getiren, sağlam bir lehim gibi parçaları bütünleştiren; Hazreti Muhammed'in beyanlarında oruç, bir kalkan gibi sahibini koruyan, onun cennete girmesi için cennet surlarında sırlı bir kapı haline gelen, inananlara kevserler sunan; Hazreti Muhammed'in beyanlarında hac, bir terzi gibi yırtıkları yamayan, bir gassal gibi lekeleri yıkayan ve umumî bir meşveret meclisi gibi bütün inananları bir araya getiren; Hazreti Muhammed'in beyanlarında cihat, bir fedai gibi göğsünü gerip cehenneme giden yolları kapayan, bir teşrifatçı gibi cennet yollarını açıp, insanlara buyur eden ve şefkatli bir baba gibi inat edenleri zincirlere vurup, firdevslere doğru sürükleyen; Hazreti Muhammed'in beyanlarında zikir, dua, telsiz, telefon gibi Yaradan'la yaratığı birbiriyle buluşturan, birbiriyle konuşturan; Hazreti Muhammed'in beyanlarında emri bilma'rûf nehyi anil-münker; birer trafik memuru gibi, birer kapıcı gibi yol başlarını, kapı önlerini tutup, yoldan geçip geçmeme, kapıdan içeriye girip girmeme işlerini idare eden; Hazreti Muhammed'in beyanlarında sıla-i rahim, bir anne gibi kucağını açıp bekleyen, insanlarla davalaşan, onlarla konuşan, vaatlerde bulunan, inhiraf edecekleri endişesiyle onları tehdit eden, yakasından tutup hırpalayan bir canlı motif haline gelir ve dinleyenleri âdeta büyüler.

Evet, O'nun, bütün bu hususları bir kanaviçe gibi tasviri, tasvirde kullandığı malzemenin özellikleri; beyanındaki hareket, işaret, resim ve musiki gücü, bütün edebî sanatları yerli yerinde kullanması, her biri başlıbaşına birer yorum isteyen konulardır.

"Dünya neye malikse O'nun vergisidir hep,

Medyun O'na cemiyeti, medyun O'na ferdi;

Medyundur O masuma bütün bir beşeriyet,

Ya Rab, mahşerde bizi bu ikrar ile haşret!"

Bu duygu ve düşünceyle, Kutlu Doğumun hepimize, aziz milletimize ve bütün Müslüman kardeşlerimize mübarek olmasını ve Peygamberimizin şefaatine bizi mazhar kılmasını Cenabı Hakktan niyaz ediyorum.

Siz değerli milletvekillerine saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özçelik.

Kutlu Doğum Haftasının milletimize ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini Cenabı Hakktan niyaz ediyorum.

Gündemdışı üçüncü söz, Bursa İlinin fethinin 680 inci yılı münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Abdulmecit Alp'e aittir.

Sayın Alp, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

3.- Bursa Milletvekili Abdulmecit Alp'in, Bursa'nın fethinin 680 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

ABDULMECİT ALP (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa'nın fethinin 680 inci yılı münasebetiyle gümdemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Kayı Aşiretinin göç yolculuğu, dünya tarihinin en hayrete değer bir olayını gerçekleştirmek üzere kararlılıkla hedefe odaklanmıştır. Orta Asya'dan başlamıştır, binlerce çadırlık göç kafilesinden Anadolu'ya ulaşan 400 çadırlık Kayı Aşireti, ilk noktadan beri gözünü bir hedefe dikmiş ve büyük bir ideali gerçekleştirmiştir.

Niyetiyle yola çıkmıştı; peygamber müjdesi olan, dünyanın gözbebeği Bizans'ın Başkenti İstanbul'a istikamet müjdelenen fetihti aslında. Yoksa, nereye gideceği, nerede konaklayacağı, nereyi yurt edineceği bilinmeyen, rüzgârın estiği tarafa giden, hedefsiz ve rotası belli olmayan bir kalabalık asla değildi. Bu meyanda, 1326 yılında, Orhan Gazi, Bursa'yı fethetti ve Bursa'nın fethi, Osmanlı Beyliği için bir dönüm noktası oldu. Bursa, 1335 tarihinde Osmanlı Devletinin ilk başkenti oldu.

Yapılan bu fetihler, sadece bir kenti alma ve ona hâkim olma mücadelesinden ibaret değildir. Osmanlı, fetihlerini, yüce bir gaye ve bir ideale ulaşmak için hedeflemiştir. Bu sebeple, İstanbul'dan önce yapılan en büyük fetih, Bursa fethidir. Nitekim, Bursa'nın fethine giden yolda, Dinboz mevkiinde tekfurlarla yapılan savaşta zafer kazanan gazilere seslenen Osman Bey "kimsenin malına, canına kast olunmayacak. Maksadımız, gelip geçmek değil, kök salıp, yurt tutmak ve buraları atlama taşı olarak kullanmaktır. Kale muhafızları olarak kalacaklara sesleniyorum; bulunduğunuz beldeleri imar ediniz, ahalinin ihtiyaçlarını gideriniz, merhamet ve şefkatle muamele ediniz" şeklinde tavsiyelerde bulunmuştur. "Adalet üzere olunuz ki, sizi sevsinler, sizlere değer versinler" diye buyurmuştur. "Osmanlı İmparatorluğu kuruluşu, beşer tarihinin en hayrete değer ve en büyük vakalarından biridir" der bir Batılı tarihçi.

Kayı Aşiretinden yavaş yavaş Osmanlı Devletine doğru giden yolda Bursa'nın fethi, İstanbul'a giden yolun son durağı olacaktı. Yaklaşık dokuz yıllık bir muhasaradan sonra, Osman Bey, idareyi, oğlu Orhan Beye vermişti, "Bursa'nın, senin elinle fethini görmek isteriz" vasiyetini göstermişti. Vasiyetimiz şudur demişti Orhan Gazi'ye: "Bizim kavgamız, mihnetle kuru kavga değil; davamız, cihana hükmetme davası değil; davamız, bütün bunlardan çok daha mukaddes olan ilahî kelimetullah davasıdır. Adil ol, merhametli ol, dinin emirlerinden sapma, istişareye ehemmiyet ver; ama, ehliyle istişare et; var git, Bursa'yı fetheyle" diyerek, görevi devretmiştir. Bunun üzerine, Orhan Bey, bir tarafta kılıç kuvvetini temsil eden Turgut Alp ve Köse Mihal, diğer tarafta, manevî kuvvetin sembolü Şeyh Edebali'nin torunu Ahi Hasan ile Şeyh Mahmut olduğu halde Bursa'nın önüne gelmiştir. İşte, Osmanlı'nın yüzyıllarca dengede gitmesinin sırrı, Orhan Gazi'nin, iki taraftaki dengede saklıdır. Bir tarafta maddî güç, harp gerekleri, öbür tarafta maneviyat erleri. Yani, madde ve mana dengede olarak Bursa'yı fethe muvaffak olmuştur.

Ne zaman ki bu denge bozuldu, Osmanlı'nın dengesi de bozuldu. Dengesi bozulan ne olursa olsun, hızını kesmeye ve en sonunda durmaya ve yıkılmaya mahkûmdur.

Osmanlı Devleti demek… Osmanlı, adalet demekti, insanlık demekti, yüce hedef ve büyük ideal demekti. Osmanlı, bir aşiret değil, misyonunu bilen, vizyon sahibi, Şeyh Edebali'nin rüyasındaki büyük çınar ağacının manevî gölgesinde medeniyet iklimi yaşatmayı hedefleyen, gözüpek, kahraman, aklı ve kalbiyle beraber hareket eden kâmil insanlar topluluğuydu.

Bu itibarla, insanın, geçmişe hatıraları ve tecrübeleriyle bağlı olduğu gibi, şimdiki zamanı yaşar ve gelecekle ilgili tasavvurları, planları, endişeleri ve emelleri vardır. Osmanlı bizim geçmişimiz, cumhuriyet bugünümüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Alp, konuşmanızı tamamlayınız.

ABDULMECİT ALP (Devamla) - İnşallah, tam demokratik, kalkınmış, hür, medenî dünyayla entegre olmuş müreffeh Türkiye Cumhuriyeti ise geleceğimiz olacaktır.

Bursa hakkında söz edilebilecek çok şeyler vardır: Hanları, hamamları, Yeşil Türbesi, Uludağ'ı, Ulu Camii, kestane şekeri, iskender kebabı, ipek havlusu ve şeftali bahçeleriyle, ülkemizin cennet köşelerinden bir köşedir. Bu cennet köşeyi bize emanet eden, ecdadımıza ve Çanakkale'de doğusuyla, batısıyla el ele, gönül gönüle vererek bu ülkeyi bize emanet eden büyüklerimize ve dün Şırnak'ta şehit olan ve mertebelerin, makamların en yüksek makamı olan şahadet şerbetine erişen güvenlik güçlerimize Yüce Allah'tan rahmet diler, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Alp, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin 2 önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum :

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı ve 54 milletvekilinin, okullardaki şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/356)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son zamanlarda yurdun her yerindeki ilk ve ortaöğretim okullarında şiddet olayları yaşanmaktadır. Olaylar, sıradan disiplin olayları sınırını aşarak kaygı verici boyutlara tırmanmıştır. Yalnızca son iki ayda olaylar nedeniyle, 9 öğrenci yaşamını yitirmiş, 35 öğretmen ve öğrenci yaralanmıştır.

İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 2005 yılı verilerine göre, İstanbul'da "0-11 yaş arası 868 kız ile 379 erkek çocuğun, 12-18 yaş arası 1 369 kız ile 12 656 erkek çocuğun suç işlediği saptandı. Suçlu çocukların yüzde 63'ü ilköğretim okulu ya da hâlâ devam eden çocuklar. Çocukların yüzde 12'si lise öğrencisi" olduğu açıklanmıştır.

Öğrenciler arasındaki şiddet olayları zaman zaman okul sınırlarını aşarak sokaklara taşmıştır. Kimi okullarda çetelere rastlanmıştır. Bu yüzden normal eğitim öğretim aksamaktadır.

Veliler, öğretmenler, kamuoyu bu şiddet olaylarından kaygı duyarken Milli Eğitim Bakanlığı "bir iki olayı fazla büyütmeyin" diyerek bir genelgeyle bu olayları geçiştirmeye çalışmaktadır.

Geçen yıllarda öğretmen sendikalarının anketler ve araştırmalar sonucu yaptığı uyarılar dikkate alınıp  köklü önlemler alınmamıştır.

Okullardaki ikili öğretim, birleştirilmiş, kalabalık sınıf öğretimi, eğitimin niteliğini düşürmektedir. Ayrıca, okullarda yeterince rehberlik hizmeti de verilmemektedir. Yine okullarda öğrencilerin boş zamanlarını değerlendirebileceği, spor salonları, kütüphaneler, laboratuarlar, oyun alanları, çok amaçlı merkezler yeterince yoktur. Bu yüzden sosyal etkinlikler yapılamamaktadır.

Okulların her zaman toplum yaşamına örnek olacağı yerde, şiddet olaylarına sahne olması geleceğimiz açısından kaygı vericidir. Okullar, çocukların ve gençlerin nitelikli eğitim alarak yetişeceği, iyi alışkanlıklar kazanacağı, yerler olmalıdır.

Çocuklar, gençler ülkemizin geleceğidir. Onların okullarda sağlıklı ve güven içinde olması, nitelikli eğitim almaları sağlanmalıdır.

Okullardaki şiddet olaylarının toplumsal, ekonomik, kültürel boyutunun irdelenmesi ve gerekli önlemlerin alınabilmesi için Anayasanın 98 inci maddesine, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddesine göre Meclis araştırması açılmasını dileriz.

Saygılarımızla.

1.- Mustafa Gazalcı

(Denizli)

2.- Enver Öktem

(İzmir)

3.-Abdurrezzak Erten

(İzmir)

4.- Vezir Akdemir

(İzmir)

5.- Uğur Aksöz

(Adana)

6.- Hüseyin Ekmekcioğlu

(Antalya)

7.- Mehmet Ziya Yergök

(Adana)

8.- Ali Oksal

(Mersin)

9.- Feridun Ayvazoğlu

(Çorum)

10.- Mehmet Semerci

(Aydın)

11.- Abdulkadir Ateş

(Gaziantep)

12.- Yücel Artantaş

(Iğdır)

13.- Mustafa Yılmaz

(Gaziantep)

14.- Erdal Karademir

(İzmir)

15.- Mehmet Yıldırım

(Kastamonu)

16.- Mevlüt Coşkuner

(Isparta)

17.- Gürol Ergin

(Muğla)

18.- Ali Kemal Kumkumoğlu

(İstanbul)

19.- Ali Kemal Deveciler

(Balıkesir)