DÖNEM:
22 YASAMA
YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT: 116
85 inci Birleşim
6 Nisan 2006 Perşembe
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III. -
YOKLAMALAR
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali
Özpolat'ın, Avukatlar Günü münasebetiyle, avukatların sorunlarına ve alınması
gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in
cevabı
2.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik'in,
Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, Hazreti Peygamberin kişiliğine ilişkin
gündemdışı konuşması
3.- Bursa Milletvekili Abdulmecit Alp'in,
Bursa'nın fethinin 680 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
B) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1.- Genel Kurulu ziyaret eden Belçika
Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Francois Roelants Du Vivier ve
beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı
ve 54 milletvekilinin, okullardaki şiddet olaylarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/356)
2.- Anavatan Partisi Grubu adına Grup
Başkanvekilleri Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu ve Malatya Milletvekili
Süleyman Sarıbaş'ın, okullarda meydana gelen şiddet olaylarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/357)
D)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin'in,
Türkmenistan'ın Başkenti Aşkabat'ta yapılacak olan "Altın Asırda Türkmen
Kadınlar" konulu uluslararası konferansa Türkiye Büyük Millet Meclisini
temsilen katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1022)
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
3.- 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Yargıtay Başkanlığına Ait
Bölümünde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/1105) (S. Sayısı: 1075)
4.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve
17'ye 1 inci Ek)
5.- Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ve Millî
Savunma Komisyonu Raporu (1/277) (S. Sayısı: 1079)
6.- Özel Tüketim Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/1145) (S. Sayısı: 1112)
7.- Türkiye Cumhuriyeti ile Güney Afrika
Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi
Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1099) (S.
Sayısı: 1013)
8.- Muğla Milletvekili Orhan Seyfi
Terzibaşıoğlu'nun; 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname ile 2985 Sayılı Toplu Konut Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/727) (S. Sayısı:1138)
9.- Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 23/2/2006 Tarihli ve 5462 Sayılı
Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile
Adalet Komisyonu Raporu (1/1180) (S. Sayısı: 1136)
10.- İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan
Uslu'nun; Ulaştırma Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm Komisyonu Raporu (2/733) (S. Sayısı: 1135)
11.- Çankırı Milletvekili Tevfik Akbak'ın;
Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve
İçişleri Komisyonu Raporu (2/731) (S. Sayısı: 1137)
12.- Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Dış
Ticaret Müsteşarlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Kalite Yönetimi, Denetim ve
Karantina Genel İdaresi Arasında Sanayi Ürünlerinde Kalite ve Güvenliğe İlişkin
Danışma ve İşbirliği Mekanizması Tesis Edilmesine Dair Protokolün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/1112) (S. Sayısı: 1084)
VI.- SORULAR
VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
ebe bulunmayan sağlık ocaklarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın
cevabı (7/11832)
2.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'da Emekli Sandığı bölge müdürlüğü kurulmasına ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/11226)
3.- Isparta Milletvekili Mevlüt
COŞKUNER'in, sosyal yardım zammına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/12402)
4.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
genel ekonomik verilere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/12467)
5.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
marker ihalesinin iptaline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/12496)
6.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
vergi mevzuatındaki değişikliklere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/12551)
7.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, kuş
gribine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/12569)
8.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Bilim Araştırma Vakfı ve Millî Değerleri Koruma Vakfına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı
(7/12608)
9.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun,
Ayasofya Camii envanterindeki eserlere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12624)
10.- Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, Ayasofya Vakfiyesinin tahribata uğradığı iddiasına ilişkin sorusu
ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12625)
11.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
tarım dışı araçlar için kullanılan arazilere ilişkin Başbakandan sorusu ve
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/12714)
12.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
TOKİ inşaatlarında kullanılan malzemelere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12731)
13.- Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün
BİLGEHAN'ın, kadınların işgücüne katılımına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/12750)
14.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
engelli personele ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/12751)
15.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in,
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünde görevli bazı bürokratlara ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12775)
16.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in,
Badminton Federasyon Başkanlığı seçimlerine ve İran'daki bir turnuvaya ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı
(7/12776)
17.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Devlet Tiyatroları Ankara Yeni Sahne Salonunun kapatılmasına ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12817)
18.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'ya gelen turist sayısının azalmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12818)
19.- Antalya Milletvekili Tuncay
ERCENK'in, turizm sektöründeki sorunlara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12820)
20.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Side Turizm Danışma Müdürlüğünün personel ihtiyacına ilişkin sorusu ve Kültür
ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12826)
21.- İzmir Milletvekili Erdal
KARADEMİR'in, Başbakanın oturduğu evlerle ilgili beyanname verilip
verilmediğine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı
(7/12829)
22.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
su kaynaklarının araştırılmasına ve balık türlerinin korunmasına,
- İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın,
şap hastalığına,
- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Süt Sığırcılığı Projesi kapsamında dağıtılan ineklere,
- Samsun Milletvekili İlyas Sezai
ÖNDER'in, hububat üreticilerinin desteklenmesine,
- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, bazı
illerdeki narenciye üretimine ve ticaretine,
Narenciye üretimine ve ticaretine,
Narenciye üreticisinin sorunlarına ve
desteklenmesine,
- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün,
çiftçi kayıt sistemine kayıt yaptırmamış olanlara destekleme primi
ödenmemesine,
- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
Ankara Büyükşehir Belediyesinin ithal ettiği ağaçlarda hastalık çıktığı
iddiasına,
- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Müsteşarı ile ilişkilerine,
- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
engelli personele,
- Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın,
sertifikalı tohum kullanan çiftçiler ile kütlü pamuk üreticilerinin
desteklenmelerine,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/12884, 12885, 12886, 12887, 12888, 12889,
12890, 12891, 12892, 12893, 12894, 12895)
23.- İstanbul Milletvekili Lokman
AYVA'nın, özürlü personele ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanvekili İsmail ALPTEKİN'in cevabı (7/13119)
TBMM Genel Kurulu saat
15.00'te açılarak dört oturum yaptı.
Amasya Milletvekili
Mustafa Sayar'ın, büyük kentlerde, çocukların yasadışı işlerde kullanılmasının
önlenmesine, işsizliğin yol açtığı asayiş sorununa ilişkin gündemdışı
konuşmasına, Devlet Bakanı Mehmet Aydın cevap verdi.
Uşak Milletvekili Alim
Tunç,
Ordu Milletvekili İdris
Sami Tandoğdu,
Kanser Haftası
münasebetiyle, koruyucu sağlık tedbirlerinin önemine, çevre faktörlerinin bu
hastalık üzerindeki etkisine ve kanserojen maddelerle mücadele için alınması
gereken önlemlere ilişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Kocaeli Milletvekili
İzzet Çetin ve 44 milletvekilinin, 1999 yılında meydana gelen depremlerde orta
hasar gören binaların onarım ve güçlendirme çalışmalarında karşılaşılan
sorunların (10/354),
Denizli Milletvekili
Mehmet Uğur Neşşar ve 45 milletvekilinin, verem hastalığındaki son durumun
(10/355),
Araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini
alacakları ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
(10/254, 258) esas
numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan,
başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi Genel
Kurulun bilgisine sunuldu.
Tarım ve Köyişleri Bakanı
Mehmet Mehdi Eker'in Avustralya ve Yeni Zelanda'ya,
Bayındırlık ve İskân
Bakanı Faruk Nafız Özak'ın Pakistan'a,
Yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkereleri, kabul edildi.
Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Kuruluşunun 86 ncı yıldönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk
Bayramının kutlanması ve günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla Genel
Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23
Nisan 2006 Pazar günü saat 14.00'te toplanmasına, bu toplantıda yapılacak
görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına, siyasî parti grupları
başkanlarına ve grubu bulunmayıp da Mecliste üyesi bulunan siyasî partilerin milletvekili
olan genel başkanlarına 10'ar dakika süreyle söz verilmesine, bu toplantıda
başka konuların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisinin;
5.4.2006 tarihinde
dağıtılan ve aynı tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan bazı girişimcilere
holding adı altında gerçekleştirilen izinsiz halka arz yoluyla tasarruf
sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının neden ve sonuçlarıyla bu süreçte
SPK'nın sorumluluğunun araştırılması amacıyla kurulan (10/16, 262) esas
numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 1061 sıra sayılı raporunun gündemin
"Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer almasına ve
görüşmelerinin 11.4.2006 Salı günkü birleşimde yapılmasına; Genel Kurulun,
11.4.2006 Salı ve 12.4.2006 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile
diğer denetim konularının görüşülmemesine; 11.4.2006 Salı günkü birleşiminde
gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alan 1061 sıra
sayılı raporun görüşmelerinin ardından kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesine; Genel Kurulun 11.4.2006 Salı günü 15.00-22.00, 12.4.2006
Çarşamba günü 15.00-21.00 ve 13.4.2006 Perşembe günü 14.00-21.00 saatleri
arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisinin ise,
yapılan görüşmelerden sonra;
Kabul edildiği açıklandı.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
3 üncü sırasında bulunan,
Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S.
Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden;
1 inci sırasında bulunan,
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve
17'ye 1 inci Ek),
2 nci sırasında bulunan,
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
Dair 604 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (1/277) (S. Sayısı: 1079),
4 üncü sırasında bulunan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısının (1/1030)
(S. Sayısı: 904),
Görüşmeleri, ilgili
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
5 inci sırasında bulunan,
Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Tasarısının (1/1166) (S. Sayısı: 1114), görüşmeleri tamamlanarak,
6 ncı sırasında bulunan,
Türkiye Cumhuriyeti ile Makedonya Cumhuriyeti Arasında İşbirliği Protokolünün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/1023) (S. Sayısı:
939), görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra,
Kabul edilip
kanunlaştıkları açıklandı.
7 nci sırasında bulunan,
190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki
Cetvellerin Yargıtay Başkanlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının (1/1105) (S. Sayısı: 1075), tümü üzerinde bir süre görüşüldü.
6 Nisan 2006 Perşembe
günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 20.53'te
son verildi.
|
|
|
|
|
|
Nevzat
Pakdil |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Mehmet Daniş |
Ahmet Küçük |
|
|
Çanakkale |
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
No: 117
II.- GELEN KÂĞITLAR
6 Nisan 2006 Perşembe
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI ve 54 Milletvekilinin,
okullardaki şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/356)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31/3/2006)
2.- Anavatan Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Gaziantep
Milletvekili Ömer ABUŞOĞLU ve Malatya Milletvekili Süleyman SARIBAŞ'ın,
okullarda meydana gelen şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/357)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3/4/2006)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
6 Nisan 2006 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
Kâtip Üyeler: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Ahmet Gökhan SARIÇAM
(Kırklareli)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri 5'er
dakikadır. Hükümet konuşmalara cevap verebilir. Hükümetin konuşma süresi 20
dakikadır.
Gündemdışı ilk söz,
Avukatlar Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Ali
Özpolat'a aittir.
Sayın Özpolat, buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat'ın, Avukatlar Günü münasebetiyle,
avukatların sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı
konuşması ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı
MEHMET ALİ ÖZPOLAT
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Nisan Avukatlar Günü
nedeniyle gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bir gün gecikmeyle de olsa, söz
verdiği için, Sayın Başkana teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
1958'de yapılan
temsilciler toplantısında baroların tek çatı altında toplanması ve 5 Nisanın da
Avukatlar Günü olması karar altına alınır. Barolar Birliği, 1987'de bu kararı
uygulamaya koyar. O günden sonra, 5 Nisan, avukatların ve yargının sorunlarının
tartışıldığı bir gün olarak özel günler arasında yerini alır. Dolayısıyla, 5
Nisan, sadece avukatların değil, tüm hukukçuların günüdür.
Avukatlık, kutsal ve
saygın bir meslektir. Hak arama özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının
güvencesidir. Yasa metinlerinde avukatın yargının kurucu unsuru olarak
tanımlanması da bundandır. Baroların ve avukatların bağımsızlığı, hukukun
üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının teminatıdır. Ancak, bugün ülkemizde savunma
makamı pek çok sorunla karşı karşıyadır. Zaman zaman yapılan düzeltmelerle
avukatların hakları geliştirilse de, çoğu kâğıt üzerinde kalıyor, yasayla
verilenler yönetmelikle geri alınıyor. Hâlâ, avukatlık kimliği bazı kurumlarca
resmî belge olarak sayılmıyor; dosya incelemelerinde engellerle karşılaşılıyor.
Oysa, avukat, görevini yaparken onur kırıcı davranışlara maruz kalmamalıdır.
Özellikle, cezaevi, adliye girişleri ile müvekkille görüşme koşulları, bu
mesleğin önemine uygun şartlarda olmalıdır. Meslek içi eğitim, sosyal güvenlik
ve diğer özlük sorunları kalıcı çözümlere
kavuşturulmalıdır. Hukuk eğitimi çağdaş standartlarda olmalıdır. Stajyer
avukatlar stajları boyunca sosyal güvenlik haklarından yararlanmalıdır. Büyük
yolsuzlukların ülkeyi kuşattığı günümüzde işleri daha da zorlaşan kamu
avukatları, yeterli özlük haklarına ve bağımsızlığa sahip olmalıdır.
Yasal düzenlemeler
yaparken baroların görüş ve taleplerinin yeterince dikkate alınmaması,
uygulamada çeşitli sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. CMK
uygulamalarından doğan sorunlarla savaşmak da, yine avukatlara düşmüştür. 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanunuyla, barolar tarafından görevlendirilen
avukatlarda ve onların hizmetlerinde önemli bir artış olmuştur; ancak,
baroların ödeneklerinde aynı oranda artış olmamıştır. Bu nedenle, avukatlar
ücretlerini alamamaktadır. Bu ay itibariyle ödenek tükenmiştir. Barolar,
sorunun çözülmemesi halinde, bu hizmeti durdurmak zorunda kalacaklarını
açıklamışlardır.
BAŞKAN - Sayın Özpolat,
bir beş saniyenizi rica edebilir miyim…
B) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1.- Genel
Kurulu ziyaret eden Belçika Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Francois
Roelants Du Vivier ve beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz"
denilmesi
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekilleri, şu anda Genel Kurulumuzu Belçika Senatosu Dış İlişkiler
Komisyonu Başkanı Francois Roelants Du Vivier ve beraberindeki heyet teşrif
etmiş bulunuyorlar; kendilerine, Yüce Meclis adına "hoş geldiniz" diyorum.
(Alkışlar)
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR (Devam)
1.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat'ın, Avukatlar Günü münasebetiyle,
avukatların sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı
konuşması ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (Devam)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Özpolat, devam ediniz.
MEHMET ALİ ÖZPOLAT
(Devamla) - Uzlaşma uygulamalarının hayata geçirilmesinde bazı belirsizlikler
görüldüğü de barolardan aldığımız sorunlardır. Avukatlar, tüm bu sorunlarından
olumsuz biçimde etkileniyorlar. Dolayısıyla, sorunları sadece yasa metinlerinde
değil, altyapısını oluşturarak, uygulamada da çözmek gerekiyor. Hukuksuzluğun
toplumu kuşatmasına engel olmak istiyorsak, öncelikle savunma mesleğinin
haklarını ve saygınlığını korumak zorundayız.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yargının birikmiş sorunları, avukatların da sorunlarıdır.
Ülkemizin gündemi, ne yazık ki, yargı bağımsızlığını zedeleyen gelişmelerle
doludur. Bugün, yargının siyasallaştırılması girişimleri tarihî zirvededir.
Siyasî içerikli iddianamelerle hukuk devleti dinamitlenmektedir. Yargı
bağımsızlığı, darbe dönemlerinde bile bu denli tehlike altında olmamıştır.
Herkes şunu bilmelidir
ki, adalete güvenin zedelendiği bir ülkede toplumsal güvenlik ve barış da
tehlikededir.
Avukatların istekleri de
diğer yargı mensuplarıyla aynıdır. Siyaset yargıdan derhal elini çekmelidir.
Yargı üzerinden cumhuriyetin kurumlarıyla hesaplaşmaya son verilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özpolat,
bugün, Avukatlar Günü münasebetiyle, bir avukat olarak sizlere pozitif
ayırımcılık uygulayacağım.
Buyurun, mikrofonunuzu
açıyorum.
MEHMET ALİ ÖZPOLAT
(Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Yargı mensuplarını kendi
memurları haline getirmek ve kadrolaşma hevesinden vazgeçilmelidir.
Yargının sorunları,
ilgili kesimlerin demokratik katılımıyla, devrimsel nitelikte bir reform
kapsamında ele alınmalıdır.
Yapılması gerekenler
bunlardır; ancak, Avukatlar Gününde, Sayın Başbakan, bir sürpriz yaparak, laik
hukuk sisteminin simgesi olan Danıştayı hedef alan talihsiz sözler söylemiştir.
Başbakana göre Danıştay, ülke için yapılan işlerin önünde bir engelmiş. Biz de
diyoruz ki, ülkenin gelişmesinin önünde bir engel var; ama, o Danıştay değil.
İyi ki Danıştay var da, sizin hukukdışı işlemleriniz oradan dönüyor. Ya
Danıştay olmasaydı?!
Biz, Danıştaya da,
Yargıtaya da, Anayasa Mahkemesine de, ülkenin dört bir yanında onurla görev
yapan tüm yargı mensuplarına da güvenmeye devam edeceğiz. Onların varlığı,
çağdaş hukuk devletinin güvencesidir. 1930 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün bu
Meclisin kürsüsünde seslendiği gibi, "Adliyemizin güven duyduğumuz yüksek
gücü sayesinde cumhuriyet, yazgısı olan gelişmeyi izleyecek ve çeşitli şekil ve
kılıktaki saldırılara karşı vatandaşın hukukunu ve ülkenin düzenini koruyacaktır."
Tüm meslektaşlarımın
Avukatlar Gününü kutluyor; Yüce Meclisi, tekrar, saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özpolat.
Gündemdışı konuşmaya,
Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek cevap vereceklerdir.
Sayın Bakanım, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK
(Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla bütün avukatlarımızın, değerli
meslektaşlarımın bugününü kutluyorum,
başarılı yıllar temenni ediyorum.
Biraz evvel de burada
ifade edildiği gibi, 1987 yılından bugüne kadar 5 Nisan, Avukatlar Günü olarak
Türkiye'de kutlanmaktadır. Bu avukatlar
günü münasebetiyle avukatlığın önemi ve bu mesleğin sorunları, zorlukları bir
taraftan konuşulurken, öbür taraftan da hukuk devleti, hak ve özgürlükler,
savunma hakkı ve buna bağlı birkısım konular da Türkiye'de gündeme
getirilmekte, böylece, Türkiye'de hukuk bilincinin oluşmasına bu gün
vesilesiyle de tekrar temas etme fırsatı bulunabilmektedir.
Savunma hakkı en temel
haklardan bir tanesidir. Bu, hem bizim hukuk metinlerimizde, Anayasamızda hem de
evrensel metinlerde çok açık bir şekilde ifade edilmiştir. Savunma hakkı, aynı
zamanda adil yargılanma hakkının da vazgeçilmez bir parçasıdır. Dolayısıyla, bu
iki hak yan yana geldiği zaman, Türkiye'de hukuk devleti kavramının anlatımı,
anlaşılması da daha kolay olabilecektir.
Biz şuna inanıyoruz ki,
savunma hakkının olmazsa olmaz şartı hukuk devleti ilkesidir. Bu ilke, bütün uygar, demokratik rejimlerin temel
özelliğidir. Bir toplumun huzur ve mutluluk içinde yaşaması, büyük ölçüde, adalet
işlerinin düzenli yürütülmesine, her ferdin hukukî muhatabı kim olursa olsun
haksızlığa uğraması halinde hakkına en kısa sürede kavuşacağına inanması ve bu
hakkın kendisine teslim edilmesiyle mümkündür.
Anayasanın 36 ncı
maddesinde "herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına
sahiptir" denilmektedir. Bu Anaysa kuralına göre herkes bizzat yargı mercilerine
başvurarak dava açabilmekte, takip yapabilmekte, aleyhine açılan dava
takiplerini kendisi sürdürebilmekte ve savunmasını yapabilmektedir. Aynı
düzenleme, Avukatlık Yasasının 35 inci maddesinde de savunma hakkının bir
gereği olarak yer almaktadır.
Günümüzde avukatlar da,
insanların hukuksal sorunlarının çözümünde görev almakta, onu savunmakta, diğer
yandan da, yargının kurucu unsuru olarak, bağımsız savunma makamının
temsilcileri olarak kamu hizmeti yapmaktadırlar. İnsanlar, hiç şüphesiz,
değişik sebeplerle, kendini savunurken bir başkasının yardımına ihtiyaç
duydukları takdirde, hukukun karmaşık yapısı içinde hak kaybına uğramamak için
bu işin uzmanı sayılan avukatlara kendisini temsil ettirmektedir. Diğer yandan,
yargıçların çabuk ve sağlıklı karar vermelerinde avukatların çok önemli
katkılarının olduğunu da kabul etmemiz gerekmektedir. Bu açıdan baktığımızda,
avukatları, sadece savunma mesleğini icra eden kişiler değil, meslek mensupları
değil, aynı zamanda hukukun uygulanmasında en önemli katkıyı sağlayan ve
hukukun üretilmesinde de önemli çabaları olan bir meslek ve meslek mensupları
olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bundan dolayıdır ki, yargılamanın
kurucu unsuru olarak avukatların telakki edilmesi bu anlamda doğru bir
tespittir.
Hiç şüphesiz, Türkiye'de,
yargının sorunları olduğu gibi, onun bir parçası olarak avukatların da birçok
sorunları vardır. Bu sorunların çözümü noktasında, elbirliğiyle bir çaba
içerisinde, gayret içerisinde olmamız gerektiği de ortadadır. Biz, göreve
geldiğimiz günden bu tarafa, hem barolarla hem onların üst kuruluşu olan
Türkiye Barolar Birliğiyle çok yakın bir ilişki içerisindeyiz; her vesileyle,
her fırsatla görüşüyoruz. Dün akşam da, Ankara'da bu kutlamalara katılmak
suretiyle, onların sevincini paylaşmış olduk, böyle bir imkânı bulduk.
Şüphesiz, bu mesleğin
Türkiye'de en iyi şekilde görevini yerine getirebilmesi bakımından, günün
ihtiyaçlarına uygun yeni düzenlemelerin yapılması gerektiği ortadadır. Bu
ihtiyaç, bizim tarafımızdan kendilerine de iletilmiştir. Tamamı hukuk adamı
olan baroların ve avukatların, doğru olanı, kendi yasalarını kendilerinin
hazırlamalarıdır; Parlamento olarak da bizim bu taslağın buradan yasa olarak
geçmesinde kendilerine yardımcı olmamızdır. Bu isteğimizi, bu talebimizi, bu mutabakatımızı
kendilerine her vesileyle ifade ettik. Dolayısıyla, ben de eski bir avukat
olarak, bu meslekte görev yapmış bir insan olarak, bu isteğimizi ve bu
desteğimizi verebileceğimizi kendilerine ifade ettik. Ümit ederiz ki, Türkiye Barolar
Birliği, günün ihtiyaçlarına ve mesleğin sorunlarının çözümüne yönelik bir yasa
taslağını kısa sürede hazırlama imkânını bulur ve Türkiye Büyük Millet
Meclisine sevk ettiğimizde, iktidar ve muhalefetiyle, böyle bir önemli düzenlemeyi
gerçekleştirebiliriz diye düşünüyoruz. Bu talebimiz, bu iyi niyetimiz
kendilerine de müteaddit defalar iletilmiştir.
Bu mesleğin birçok
zorlukları var; mesleğe girişten tutun, özlük haklarına varıncaya kadar, sosyal
güvenceye varıncaya kadar, çok sayıda sorunları var. Bunların bir kısmını belki
Avukatlık Yasasıyla, bir kısmını da başka yasal düzenlemeler içerisinde ortadan
kaldırmak mümkün olabilecektir.
Bir de, son günlerde bir
iki konu var, bunlara da açıklık getirmek istiyorum, bugünkü basında da yer
alıyor. Bildiğiniz gibi, hep beraber yürürlüğe koyduğumuz 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Yasasıyla ilgili olarak birkısım değerlendirmeler bugün basında da
yer alıyor.
Şimdi, buradaki temel
problem şudur: Eğer, biz, hükümet olarak bir yasayı çıkardıysak, bunun kaynağı
var. Burada, problem kaynak sorunu değildir. Esas problem… Dün, hem Maliye
Bakanlığıyla görüştük, müteaddit defalar, Türkiye Barolar Birliği yöneticileri,
Sayın Başkan başta olmak üzere, hem bizim Bakanlığımızda hem de Maliye
Bakanlığında bazı toplantılar yaptık. Yasal düzenleme gerektirecek hususlar
varsa, onları birlikte düzenliyoruz; taslağı birlikte hazırladık zaten.
İkincisi, ödemelerdeki
zorluk, kaynak yokluğundan ziyade, bunun prosedüründen kaynaklanıyor.
Tabiatıyla, adil yargılama hakkının bir gereği olarak, hem mağdurlara müdafi
tayini hem çocuk yaşının yükseltilmesi sebebiyle bunun getirdiği birkısım yükler,
özürlülere müdafi tayini başta olmak üzere, geçmiş yıllara nazaran ceza
muhakemesi uygulamasından kaynaklanan bir artışın söz konusu olduğu doğrudur;
ancak, bunun karşılığı, şu veya bu şekilde devlet bütçesinde vardır.
Tabiatıyla, esas mesele, bunun ödenmesindeki problemden kaynaklanıyor. Şimdi
bizden istenen… Bugün basında da var; deniliyor ki: "2006 yılı bakımından
150 trilyon lira civarında bir ödeneğe ihtiyaç var." Kendileri de biliyor.
2005 yılı itibariyle toplam alacakları 48 trilyondu; Sayın Başkan bize müracaat
ettiler, biz de gerekli teşebbüsü yaptık. Bu para ilk defa defaten ödenmiştir.
Yine, geçtiğimiz günlerde 14 trilyon bir aktarma daha yapılmıştır. Şimdi
maliyenin söylediği şey şudur: Biz bu ödemeyi yaparız; ancak, bu talebin bir
belgeye dayalı olarak yapılması lazım. Yani, (A) barosu benim bu işten dolayı
bilfarz 4 trilyon 750 milyar alacağım var diyorsa, bunu bir belgeye, bir
müstenidata bağlaması lazım, bir dayanağı olması lazım ki, devletin bütçesinden
para harcanırken, para verilirken bu evraka dayalı olarak verilmesi
gerekecektir. Dolayısıyla, dün, hem Türkiye Barolar Birliği Sayın Başkanıyla
yaptığımız görüşmede hem Maliyeyle, ilgili görüşmelerimizde, bunlar, bir araya
gelmek suretiyle bu problemi çözeceklerdir. Burada, kaynak sorunundan ziyade,
ödemelerin şeklinin bir yere bağlanması, bir usule bağlanmasıyla ilgili
düzenleme söz konusudur.
İkincisi, 1993 yılından
beri bu ödemeler yapılmaktadır; ancak, bu ödemelerin ne ölçüde bu maksat için
kullanıldığıyla ilgili de doğru dürüst bir denetim yapılamamıştır. Bu da, yine,
barolarımızın samimî olarak yaptığımız toplantılardaki değerlendirmeleridir.
Dolayısıyla, bir taraftan bu ödemeler yapılırken, öbür taraftan, devletin
verdiği paranın maksada mahsus harcandığını belgelemeleri ve bununla ilgili,
icap ediyorsa, bir denetim mekanizmasının kurulması da, geldiğimiz şartlar
icabı, ortaya çıkan yeni bir ihtiyaç olarak gözüküyor. Bunun da, tek başına
Maliye Bakanlığı veya tek başına Adalet Bakanlığı olarak değil, bir meslek
örgütü olarak Türkiye Barolar Birliğiyle oturulup, bir arada, bir uzlaşma içerisinde
bunların gerçekleşmesi ve düzenlenmesi gerekmektedir. Bunda da bir tereddüt
yok, bir mutabakat var. Ümit ediyorum ki önümüzdeki günler içerisinde hem
ödemenin şeklinin tayini ve düzenli akışı sağlayabilmek açısından hem de söylediğim
zaruretler açısından bir düzenleme ihtiyacı olabilecektir. Bunu da kısa süre
içerisinde Parlamentomuzun önüne getirmiş olacağız.
Bu vesileyle, tekrar,
değerli meslektaşlarımızın, avukatlarımızın bu gününü kutluyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Tekrar, biz de,
avukatlarımızın gününü kutluyoruz ve Sayın Bakanımıza, yaptığı bu
açıklamalardan dolayı da teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, gündemdışı ikinci söz, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle söz
isteyen Burdur Milletvekili Bayram Özçelik'e aittir.
Sayın Özçelik, buyurun
efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
2.- Burdur
Milletvekili Bayram Özçelik'in, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, Hazreti
Peygamberin kişiliğine ilişkin gündemdışı konuşması
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle
gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi en içten sevgi ve
saygılarımla selamlıyorum.
Hazreti Peygamberin
doğumuyla, insanlık için yepyeni bir gün, aydınlık bir devir açılmıştır.
Hazreti Adem'le başlayan tevhid inancı yeniden canlanmış, cehalet ve sapık
inançlara kararan ruhlar, bu doğuşla aydınlığa kavuşmuştur.
Bir fazilet güneşi ve
hidayet meşalesi olan Peygamberimizin doğumu, Allah'ın bütün insanlara en büyük
nimetlerinden birisidir. Bu husus Kur'an-ı Kerim'de şöyle ifade
buyurulmaktadır: "And olsun ki Allah, müminlere ayetlerini okuyan, onları
kötülüklerden temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber
göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur."
Hazreti Peygamberimiz
anılırken akla ilk gelen, onun, Kur'an-ı Kerimle övülmüş olan yüksek ahlakıdır.
Onu Allahuteala terbiye ettiği için, bir insanda bulunması düşünülebilen güzel
huy ve davranışların daha mükemmeli onda toplanmıştı. Ahlakının güzelliğine ve
her yönüyle güvenilir olduğuna düşmanları bile hayrandı. Daha gençliğinde halk
arasında "el emin, güvenilir kimse" olarak tanınmıştı.
Hazreti Muhammed'in
yeryüzünü şereflendirmesi; kâinat çapında bir vaka ve yer-gök adına en büyük
bir hadise olduğu gibi, aynı zamanda insanlığın da yeniden dirilişi sayılır. O,
elindeki cihanları aydınlatan, o nurefşan mesajıyla, dünyayı yeniden göklere
göre tanzim edeceği, varlığın perde arkası hakikatlerine tercüman olacağı, eşya
ve hadiselere yeni tefsir ve yeni yorumlar getireceği güne kadar varlık
bütünüyle manasız, ruhsuz, birbirinden kopuk, birbirine yabancı gibiydi. Bu
kara yalnızlıkta insanlar ise, her an başka bir ayrılıkla inleyen birer yetim,
birer mazlum, birer mağdur vaziyetindeydi. O'nun neşrettiği nur sayesinde
birdenbire karanlıkların büyüsü bozuldu, şeytanlar bozguna uğradı, eşyanın
mahiyeti değişti; tahripler tamire dönüştü, inkırazlar da onarım hazırlığı
şekline girdi; dünya üzerindeki konup göçmeler, gelip gitmeler birer resmigeçit
halini aldı; doğumlar birer toy, düğün, ölümler birer şebi arûs oldu.
Hazreti Ahmedi Mahmudu
Muhammed Mustafa'nın ışığı başlarımızı okşamaya başladığı günden itibaren,
ruhlarımızda ebedi yok olmanın tesiri kırıldı, hicranla çarpan sinelere dost
ikliminden vuslat müjdeleri geldi, ulaştı. Bütün bir insanlık olarak biz
hepimiz, O'nun gönüllerimize üflediği hayat sayesinde kendimizi idrak edip eşya
ile münasebete geçebildik; özümüzdeki cevherleri değerlendirip, benliğimizdeki
sonsuzluk ufkunu sezebildik. O olmasaydı, ne ruhumuzdaki bu derinlikleri
kavrayabilir ne de kabirden geçip sonsuzluğa uzanan bu yolu ve bu yolculuğu bu
kadar şirin görebilirdik. Gönüllerimize aşku heyecan salan O, gözlerimize
ışıklar çalan O ve bizleri ebedler ülkesine seyahata hazırlayan yine O'dur.
Hazreti Muhammed'in bu
uzun ve sırlı yolculukta bulunduğumuz sahil itibariyle, bizim için bir kaptan,
varacağımız âlem itibariyle bir mihmandar ve şefaatçı ise, bizim de O'na karşı
birkısım sorumluluklarımız vardır ve bu mevzuda lakayt kalmamız da mümkün
değildir; ama, ne gariptir ki, bizler asırlardan beri bu ışık insan ve O'nun
nurlu mesajına karşı hep lakayt kalmışızdır. Lakayt kalmak bir yana, çok defa
saygısız davranmışızdır.
Peygamberimizi sevmek
demek, onun sünnetine uymak ve onu hayata geçirmektir. Allahuteala'nın
sevgisine ve mağfiretine mazhar olmanın tek yolu, O'nun sevgili Peygamberinin
sünnetine uymaktır. Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "(Ey
Muhammed) de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin
ve günahlarınızı bağışlasın."
En küçük anlaşmazlıkların
kavgaya dönüştüğü, güçlülerin zayıfları ezdiği, adalet duygusunun örselendiği,
kuvvet ile hikmet arasındaki irtibatın koptuğu, tabiatın hoyratça kullanıldığı
ve kirletildiği, akıl almadık sapkınlıkların görüldüğü, insanların asude, rahat
bir hayat yaşama özlemi duyduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla)
- Diyalog, hoşgörü ve tolerans eksikliği, farklılıklara karşı tahammülsüzlük ve
farklılıklarla barış içinde bir arada yaşama konusunda yaşanan sorunlar
gündelik hayatımızı doğrudan etkiler hale gelmiştir. Böyle bir ortamda, Hazreti
Muhammed'in, insanları kardeş yapan, insana sırf insan olduğu için değer veren,
nefret olan yere sevgiyi, kuşku olan yere inancı, ümitsizlik olan yere ümidi,
karanlık olan yere aydınlığı, üzüntü olan yere sevinci ikame eden barış ve
rahmet yüklü mesajına daha çok ihtiyaç duyulmaktadır.
Hazreti Muhammed Sallallahu
Aleyhi Vesellemin tertemiz imajı bazı çevrelerce fena halde kötüleniyor,
sözleri bağlamından koparılarak çarpıtılıyor, sünneti etrafında kuşkular
uyandırılmaya çalışılıyor. Hayatı boyunca barış için çabalamış, asırlardır
kanlı bıçaklı kabileleri barıştırmış, kendisini taşlayanlara en küçük kötü söz
dahi söylememiş, güçlü iken alçak gönüllü ve merhametli olmayı başarmış o büyük
insanı, savaş peygamberiymiş gibi takdim etme çabalarına büyük bir üzüntüyle
tanıklık etmekteyiz. Maalesef, Hazreti Peygamberi doğru tanıma fırsatı
bulamamış bazı İslam mensupları da söz ve eylemleriyle bu yanlış takdime fırsat
veriyorlar; ancak, nereye dayandırılırsa dayandırılsın, hangi gerekçeyle
yapılırsa yapılsın, bu, Hazreti Peygambere ve O'nun ikibuçuk milyarı bulan
mensuplarına büyük bir haksızlıktır. Kur'an O'nun için her şeydi, hava idi, su
idi, zırh idi, kale idi, burç idi ve burçlarda dalgalanan bayrak idi. O,
Kur'an'la soluklanır, onunla bulutlar gibi göklere kadar yükselir, onunla
rahmet damlaları gibi yeniden yerdeki varlıkların imdadına koşar, onunla
zulmetlerle savaşır, onunla şerlerden ve şerirlerden korunur ve onunla gürler
ve onunla ışık olur, her yana yağardı.
Hazreti Muhammed'in
beyanlarında namaz, oturup kalkan, insana arkadaş ve yoldaş olan, onun
yalnızlığını gideren ve ışığıyla onun yollarını aydınlatan; Hazreti Muhammed'in
beyanlarında abdest, can gibi, kan gibi insanın damarlarında dolaşan, ırmaklar
gibi onun kapısının önünde akan, akıp, akıp, her türlü isi, pisi temizleyen;
Hazreti Muhammed'in beyanlarında ezan, kamet, serviler gibi boy atıp salınan,
ses şoku yapıp şeytanların ödünü koparan ve bir güzel koku olup namaza
gidenlerin ruhlarını saran; Hazreti Muhammed'in beyanlarında zekât, sadaka,
tıpkı birer köprü gibi birbirinden kopmuş yığınları bir araya getiren, sağlam
bir lehim gibi parçaları bütünleştiren; Hazreti Muhammed'in beyanlarında oruç,
bir kalkan gibi sahibini koruyan, onun cennete girmesi için cennet surlarında
sırlı bir kapı haline gelen, inananlara kevserler sunan; Hazreti Muhammed'in beyanlarında
hac, bir terzi gibi yırtıkları yamayan, bir gassal gibi lekeleri yıkayan ve
umumî bir meşveret meclisi gibi bütün inananları bir araya getiren; Hazreti
Muhammed'in beyanlarında cihat, bir fedai gibi göğsünü gerip cehenneme giden
yolları kapayan, bir teşrifatçı gibi cennet yollarını açıp, insanlara buyur eden
ve şefkatli bir baba gibi inat edenleri zincirlere vurup, firdevslere doğru
sürükleyen; Hazreti Muhammed'in beyanlarında zikir, dua, telsiz, telefon gibi
Yaradan'la yaratığı birbiriyle buluşturan, birbiriyle konuşturan; Hazreti Muhammed'in
beyanlarında emri bilma'rûf nehyi anil-münker; birer trafik memuru gibi, birer
kapıcı gibi yol başlarını, kapı önlerini tutup, yoldan geçip geçmeme, kapıdan
içeriye girip girmeme işlerini idare eden; Hazreti Muhammed'in beyanlarında
sıla-i rahim, bir anne gibi kucağını açıp bekleyen, insanlarla davalaşan,
onlarla konuşan, vaatlerde bulunan, inhiraf edecekleri endişesiyle onları
tehdit eden, yakasından tutup hırpalayan bir canlı motif haline gelir ve dinleyenleri
âdeta büyüler.
Evet, O'nun, bütün bu
hususları bir kanaviçe gibi tasviri, tasvirde kullandığı malzemenin
özellikleri; beyanındaki hareket, işaret, resim ve musiki gücü, bütün edebî
sanatları yerli yerinde kullanması, her biri başlıbaşına birer yorum isteyen
konulardır.
"Dünya neye malikse
O'nun vergisidir hep,
Medyun O'na cemiyeti,
medyun O'na ferdi;
Medyundur O masuma bütün
bir beşeriyet,
Ya Rab, mahşerde bizi bu
ikrar ile haşret!"
Bu duygu ve düşünceyle,
Kutlu Doğumun hepimize, aziz milletimize ve bütün Müslüman kardeşlerimize
mübarek olmasını ve Peygamberimizin şefaatine bizi mazhar kılmasını Cenabı
Hakktan niyaz ediyorum.
Siz değerli
milletvekillerine saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özçelik.
Kutlu Doğum Haftasının
milletimize ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini Cenabı Hakktan niyaz
ediyorum.
Gündemdışı üçüncü söz,
Bursa İlinin fethinin 680 inci yılı münasebetiyle söz isteyen Bursa
Milletvekili Abdulmecit Alp'e aittir.
Sayın Alp, buyurun
efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
3.- Bursa
Milletvekili Abdulmecit Alp'in, Bursa'nın fethinin 680 inci yıldönümüne ilişkin
gündemdışı konuşması
ABDULMECİT ALP (Bursa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa'nın fethinin 680 inci yılı
münasebetiyle gümdemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Kayı Aşiretinin göç
yolculuğu, dünya tarihinin en hayrete değer bir olayını gerçekleştirmek üzere
kararlılıkla hedefe odaklanmıştır. Orta Asya'dan başlamıştır, binlerce çadırlık
göç kafilesinden Anadolu'ya ulaşan 400 çadırlık Kayı Aşireti, ilk noktadan beri
gözünü bir hedefe dikmiş ve büyük bir ideali gerçekleştirmiştir.
Niyetiyle yola çıkmıştı;
peygamber müjdesi olan, dünyanın gözbebeği Bizans'ın Başkenti İstanbul'a
istikamet müjdelenen fetihti aslında. Yoksa, nereye gideceği, nerede
konaklayacağı, nereyi yurt edineceği bilinmeyen, rüzgârın estiği tarafa giden,
hedefsiz ve rotası belli olmayan bir kalabalık asla değildi. Bu meyanda, 1326
yılında, Orhan Gazi, Bursa'yı fethetti ve Bursa'nın fethi, Osmanlı Beyliği için
bir dönüm noktası oldu. Bursa, 1335 tarihinde Osmanlı Devletinin ilk başkenti
oldu.
Yapılan bu fetihler,
sadece bir kenti alma ve ona hâkim olma mücadelesinden ibaret değildir.
Osmanlı, fetihlerini, yüce bir gaye ve bir ideale ulaşmak için hedeflemiştir.
Bu sebeple, İstanbul'dan önce yapılan en büyük fetih, Bursa fethidir. Nitekim,
Bursa'nın fethine giden yolda, Dinboz mevkiinde tekfurlarla yapılan savaşta
zafer kazanan gazilere seslenen Osman Bey "kimsenin malına, canına kast
olunmayacak. Maksadımız, gelip geçmek değil, kök salıp, yurt tutmak ve buraları
atlama taşı olarak kullanmaktır. Kale muhafızları olarak kalacaklara
sesleniyorum; bulunduğunuz beldeleri imar ediniz, ahalinin ihtiyaçlarını
gideriniz, merhamet ve şefkatle muamele ediniz" şeklinde tavsiyelerde
bulunmuştur. "Adalet üzere olunuz ki, sizi sevsinler, sizlere değer
versinler" diye buyurmuştur. "Osmanlı İmparatorluğu kuruluşu, beşer
tarihinin en hayrete değer ve en büyük vakalarından biridir" der bir
Batılı tarihçi.
Kayı Aşiretinden yavaş
yavaş Osmanlı Devletine doğru giden yolda Bursa'nın fethi, İstanbul'a giden
yolun son durağı olacaktı. Yaklaşık dokuz yıllık bir muhasaradan sonra, Osman
Bey, idareyi, oğlu Orhan Beye vermişti, "Bursa'nın, senin elinle fethini
görmek isteriz" vasiyetini göstermişti. Vasiyetimiz şudur demişti Orhan
Gazi'ye: "Bizim kavgamız, mihnetle kuru kavga değil; davamız, cihana
hükmetme davası değil; davamız, bütün bunlardan çok daha mukaddes olan ilahî kelimetullah
davasıdır. Adil ol, merhametli ol, dinin emirlerinden sapma, istişareye
ehemmiyet ver; ama, ehliyle istişare et; var git, Bursa'yı fetheyle"
diyerek, görevi devretmiştir. Bunun üzerine, Orhan Bey, bir tarafta kılıç
kuvvetini temsil eden Turgut Alp ve Köse Mihal, diğer tarafta, manevî kuvvetin
sembolü Şeyh Edebali'nin torunu Ahi Hasan ile Şeyh Mahmut olduğu halde
Bursa'nın önüne gelmiştir. İşte, Osmanlı'nın yüzyıllarca dengede gitmesinin
sırrı, Orhan Gazi'nin, iki taraftaki dengede saklıdır. Bir tarafta maddî güç,
harp gerekleri, öbür tarafta maneviyat erleri. Yani, madde ve mana dengede
olarak Bursa'yı fethe muvaffak olmuştur.
Ne zaman ki bu denge
bozuldu, Osmanlı'nın dengesi de bozuldu. Dengesi bozulan ne olursa olsun,
hızını kesmeye ve en sonunda durmaya ve yıkılmaya mahkûmdur.
Osmanlı Devleti demek…
Osmanlı, adalet demekti, insanlık demekti, yüce hedef ve büyük ideal demekti.
Osmanlı, bir aşiret değil, misyonunu bilen, vizyon sahibi, Şeyh Edebali'nin
rüyasındaki büyük çınar ağacının manevî gölgesinde medeniyet iklimi yaşatmayı
hedefleyen, gözüpek, kahraman, aklı ve kalbiyle beraber hareket eden kâmil
insanlar topluluğuydu.
Bu itibarla, insanın,
geçmişe hatıraları ve tecrübeleriyle bağlı olduğu gibi, şimdiki zamanı yaşar ve
gelecekle ilgili tasavvurları, planları, endişeleri ve emelleri vardır. Osmanlı
bizim geçmişimiz, cumhuriyet bugünümüz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Alp, konuşmanızı tamamlayınız.
ABDULMECİT ALP (Devamla)
- İnşallah, tam demokratik, kalkınmış, hür, medenî dünyayla entegre olmuş
müreffeh Türkiye Cumhuriyeti ise geleceğimiz olacaktır.
Bursa hakkında söz
edilebilecek çok şeyler vardır: Hanları, hamamları, Yeşil Türbesi, Uludağ'ı,
Ulu Camii, kestane şekeri, iskender kebabı, ipek havlusu ve şeftali
bahçeleriyle, ülkemizin cennet köşelerinden bir köşedir. Bu cennet köşeyi bize
emanet eden, ecdadımıza ve Çanakkale'de doğusuyla, batısıyla el ele, gönül
gönüle vererek bu ülkeyi bize emanet eden büyüklerimize ve dün Şırnak'ta şehit
olan ve mertebelerin, makamların en yüksek makamı olan şahadet şerbetine erişen
güvenlik güçlerimize Yüce Allah'tan rahmet diler, Yüce Meclisi saygıyla
selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Alp,
teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri,
gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Meclis araştırması
açılmasına ilişkin 2 önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum :
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Denizli
Milletvekili Mustafa Gazalcı ve 54 milletvekilinin, okullardaki şiddet
olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/356)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Son zamanlarda yurdun her
yerindeki ilk ve ortaöğretim okullarında şiddet olayları yaşanmaktadır.
Olaylar, sıradan disiplin olayları sınırını aşarak kaygı verici boyutlara
tırmanmıştır. Yalnızca son iki ayda olaylar nedeniyle, 9 öğrenci yaşamını
yitirmiş, 35 öğretmen ve öğrenci yaralanmıştır.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünün
2005 yılı verilerine göre, İstanbul'da "0-11 yaş arası 868 kız ile 379
erkek çocuğun, 12-18 yaş arası 1 369 kız ile 12 656 erkek çocuğun suç işlediği
saptandı. Suçlu çocukların yüzde 63'ü ilköğretim okulu ya da hâlâ devam eden
çocuklar. Çocukların yüzde 12'si lise öğrencisi" olduğu açıklanmıştır.
Öğrenciler arasındaki
şiddet olayları zaman zaman okul sınırlarını aşarak sokaklara taşmıştır. Kimi
okullarda çetelere rastlanmıştır. Bu yüzden normal eğitim öğretim aksamaktadır.
Veliler, öğretmenler, kamuoyu
bu şiddet olaylarından kaygı duyarken Milli Eğitim Bakanlığı "bir iki
olayı fazla büyütmeyin" diyerek bir genelgeyle bu olayları geçiştirmeye
çalışmaktadır.
Geçen yıllarda öğretmen
sendikalarının anketler ve araştırmalar sonucu yaptığı uyarılar dikkate
alınıp köklü önlemler alınmamıştır.
Okullardaki ikili
öğretim, birleştirilmiş, kalabalık sınıf öğretimi, eğitimin niteliğini
düşürmektedir. Ayrıca, okullarda yeterince rehberlik hizmeti de
verilmemektedir. Yine okullarda öğrencilerin boş zamanlarını değerlendirebileceği,
spor salonları, kütüphaneler, laboratuarlar, oyun alanları, çok amaçlı
merkezler yeterince yoktur. Bu yüzden sosyal etkinlikler yapılamamaktadır.
Okulların her zaman
toplum yaşamına örnek olacağı yerde, şiddet olaylarına sahne olması geleceğimiz
açısından kaygı vericidir. Okullar, çocukların ve gençlerin nitelikli eğitim
alarak yetişeceği, iyi alışkanlıklar kazanacağı, yerler olmalıdır.
Çocuklar, gençler
ülkemizin geleceğidir. Onların okullarda sağlıklı ve güven içinde olması, nitelikli
eğitim almaları sağlanmalıdır.
Okullardaki şiddet
olaylarının toplumsal, ekonomik, kültürel boyutunun irdelenmesi ve gerekli
önlemlerin alınabilmesi için Anayasanın 98 inci maddesine, TBMM İçtüzüğünün 104
ve 105 inci maddesine göre Meclis araştırması açılmasını dileriz.
Saygılarımızla.
|
1.- Mustafa Gazalcı |
(Denizli) |
|
2.- Enver Öktem |
(İzmir) |
|
3.-Abdurrezzak Erten |
(İzmir) |
|
4.- Vezir Akdemir |
(İzmir) |
|
5.- Uğur Aksöz |
(Adana) |
|
6.- Hüseyin Ekmekcioğlu |
(Antalya) |
|
7.- Mehmet Ziya Yergök |
(Adana) |
|
8.- Ali Oksal |
(Mersin) |
|
9.- Feridun Ayvazoğlu |
(Çorum) |
|
10.- Mehmet Semerci |
(Aydın) |
|
11.- Abdulkadir Ateş |
(Gaziantep) |
|
12.- Yücel Artantaş |
(Iğdır) |
|
13.- Mustafa Yılmaz |
(Gaziantep) |
|
14.- Erdal Karademir |
(İzmir) |
|
15.- Mehmet Yıldırım |
(Kastamonu) |
|
16.- Mevlüt Coşkuner |
(Isparta) |
|
17.- Gürol Ergin |
(Muğla) |
|
18.- Ali Kemal Kumkumoğlu |
(İstanbul) |
|
19.- Ali Kemal Deveciler |
(Balıkesir) |
|
|