DÖNEM:
22 CİLT: 114 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
80 inci Birleşim
28 Mart 2006 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I.-
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMA
IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL
KURULA SUNUŞLARI
A)
Gündemdişi Konuşmalar
1.- Bursa Milletvekili Zafer Hıdıroğlu'nun, Dünya
Kütüphaneler Haftası münasebetiyle, toplumların gelişmesi ve yükselmesinde
okuma alışkanlığının yaygınlaştırılmasının önemine ilişkin gündemdışı konuşması
2.- Mardin Milletvekili Mahmut Duyan'ın, Karayolu
Taşımacılık Kanununun uygulanması sonrasında görülen aksaklıklar ile
taşımacılık sektöründe yaşanan sıkıntılara ve GAP bölgesindeki enerji sorununa
ilişkin gündemdışı konuşması
3.- Osmaniye Milletvekili Mehmet Sarı'nın, Osmaniye İli
Düziçi İlçesinin düşman işgalinden kurtarılışının 86 ncı yıldönümünde, ilin
teşvik kapsamına alınmasını müteakiben ilçedeki ekonomik ve sosyal gelişmelere
ilişkin gündemdışı konuşması
B)
Tezkereler ve Önergeler
1.- Finlandiya Meclis Başkanı Paavo Lipponen'in davetlisi
olarak Finlandiya'ya resmî ziyarette bulunacak olan Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın beraberindeki Parlamento heyetini oluşturmak
üzere gruplarınca isimleri bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık
tezkeresi (3/1004)
2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti
Arasında Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesinin Hibe Yoluyla Yapılmasına İlişkin
Nota, Görüşme Tutanakları ve Müzakere Kayıtlarının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/1173) geri gönderilmesine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/1005)
3.- Ordu Milletvekili Enver Yılmaz'ın, İcra ve İflas
Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması ve Kanuna Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair (2/725) esas numaralı kanun teklifini geri aldığına ilişkin
önergesi (4/378)
4.- Bazı milletvekillerinin, belirtilen sebep ve sürelerle
izinli sayılmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1006)
5.- Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un İsrail'e yaptığı
resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi
(3/1007)
C)
Gensoru, Genel Görüşme, Meclıs Soruşturmasi ve Meclıs Araştirmasi Önergelerı
1.- İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü ve 30 milletvekilinin,
yabancı dil öğretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/350)
2.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun
Milletvekili Haluk Koç'un, Suriye ve Irak sınırlarındaki arazilerin mayınlardan
temizlenmesi ve kullanımı konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi
(8/26)
V.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun
Milletvekili Haluk Koç'un, milletvekilleri lojmanlarında Mustafa Güngör'ün
öldürülmesinin aydınlatılması ve sorumluların belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu
(10/185) (S. Sayısı: 1056)
2.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim
Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
3.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin
Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
4.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma
Komisyonu Raporu (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve 17'ye 1 inci Ek)
5.- Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu
Raporu (1/277) (S. Sayısı: 1079)
6.- Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı; Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1133,
1/1074) (S. Sayısı: 1099)
7.- Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında Türkiye
Cumhuriyetinin Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyetindeki Avrupa Birliği Polis
Misyonuna (EUPOL-PROXIMA) Katılımına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri ve Dışişleri Komisyonları
Raporları (1/944) (S. Sayısı: 846)
8.- Tokat Milletvekili Mehmet Ergün Dağcıoğlu'nun; Gelir
Vergisi Kanunu ve 6183 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/673) (S. Sayısı: 1081)
VI.- SORULAR VE CEVAPLAR
A)
YazIlI Sorular ve CevaplarI
1.- Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün, kamu lojman ve
sosyal tesislerinin mülkiyetinin TOKİ'ye devredilip devredilmeyeceğine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/12261)
2.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, aynı içerikli soru
önergesine ve bilgi edinme başvurusuna verilen cevaplara ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı
(7/12263)
3.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Star Gazetesinin
satışına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/12269)
4.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, işçi
emeklilerine verilecek zamma ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/12270)
5.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, danışmanı
hakkında basına yaptığı bir açıklamaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12273)
6.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, 2006 yılında
kamuya alınacak personele ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12290)
7.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, bazı gençlik ve
spor il müdürlüklerine yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12291)
8.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, Emniyet
Genel Müdürünün yurt dışı seyahatlerine ve hakkındaki Şemdinli olaylarıyla
ilgili iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/12299)
9.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya Mevlana ve
Etnografya Müzeleriyle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12304)
10.- Adana Milletvekili Mehmet Ziya YERGÖK'ün, müze
yönetimiyle ilgili çalışmalara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla
KOÇ'un cevabı (7/12305)
11.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, cep telefonu
kullanımındaki bazı hizmetlere ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/12323)
12.- Diyarbakır Milletvekili Muhsin KOÇYİĞİT'in, THY'nin
bilet değişikliğinde aldığı ek ücrete ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/12325)
13.- Adana Milletvekili Mehmet Ziya YERGÖK'ün, Dokuzuncu Beş
Yıllık Kalkınma Planı çalışmalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/12328)
14.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Hasankeyf'teki tarihî birikimin korunmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12401)
15.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, bazı okulların
mezunlarına ve kurum değiştiren Diyanet İşleri Başkanlığı personeline ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet AYDIN'ın cevabı (7/12405)
16.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, tarım ürünleri
ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı
(7/12406)
17.- Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in, MGK Genel
Sekreterinin yargıya yönelik beyanına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12422)
18.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, bazı tarım ve
hayvancılık ürünlerinin ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı
Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/12435)
19.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, işgücüne ve
oluşturulan istihdama ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/12436)
20.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İstanbul'daki bir
koruma kurulu üyeliğine yapılan atamaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Kültür ve
Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12442)
21.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, İşsizlik Sigortası
Fonuna ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/12460)
22.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, bazı spor
federasyonlarına özerklik için baskı yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12472)
23.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, spor yönetiminde
düşünülen yeniden yapılanmaya ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12473)
24.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Rusya'dan doğalgaz
alımına,
- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, ihraç ürünlerinde
yerli girdi kullanımının teşvikine ve ihracattaki sorunlara,
- Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, ithal ürünlerde
aranan TSE onay belgesine,
- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, evcil ve egzotik
hayvan ithalatına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı
(7/12480, 12481, 12482, 12483)
25.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, sinema
sektörünün desteklenmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla
KOÇ'un cevabı (7/12532)
26.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, güneş
tutulmasına yönelik tanıtım faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12539)
27.- Bartın Milletvekili Hacı İbrahim KABARIK'ın, 2005
yılında Bartın İline ayrılan ödeneğe ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Atilla KOÇ'un cevabı (7/12541)
28.- Bursa Milletvekili Mustafa ÖZYURT'un, Devlet Opera ve
Balesinin yevmiyeli sanatçılarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Atilla KOÇ'un cevabı (7/12542)
29.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, İstanbul'daki
bir koruma kurulu üyeliğine yapılan atamaya ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12543)
30.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Devlet Opera ve
Balesindeki yevmiyeli sanatçılara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Atilla KOÇ'un cevabı (7/12544)
31.- İstanbul Milletvekili Mehmet SEVİGEN'in, İstanbul'daki
bir koruma kurulu üyeliğine yapılan atamaya ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/12545)
32.- İstanbul Milletvekili Mehmet SEVİGEN'in, pastörize
yumurta üreticiliğine,
- Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, Manisa'da tabiî
afetten zarar gören çiftçilere yapılan ödemelere,
- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Bursa
İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsünün kapatılmasına,
- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, kuş gribine yönelik
önlemler ile köy tavukçuluğuna,
- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, kaçak tohumlara,
- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Hatay'da kuş gribine
karşı alınacak önlemlere,
- Bartın Milletvekili Hacı İbrahim KABARIK'ın, 2005 yılında
Bartın'a ayrılan ödeneğe,
- Şanlıurfa Milletvekili Turan TÜYSÜZ'ün, kuş gribinin
tavukçuluk sektörüne etkilerine ve köy tavukçuluğuna,
- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, tarımsal kalkınma
kooperatiflerine damızlık hayvan satışı yapan şirketlerin denetimine,
- Kırşehir Milletvekili Hüseyin BAYINDIR'ın,
şekerpancarındaki kota uygulamasına,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi
EKER'in cevabı (7/12580, 12581, 12582, 12583, 12584, 12585, 12586, 12587,
12588, 12589)
33.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, mobil cihaz kayıt
sistemi ihalesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı
(7/12592)
34.- Manisa Milletvekili Hasan ÖREN'in, karayolu
taşımacılığındaki belge harçlarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/12601)
35.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, bazı ürünlerdeki
KDV oranının indirilmesiyle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve
Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/12612)
36.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, SPK'nın karar
almada yaşadığı sorunla ilgili yazısına,
SPK Başkanı ve üyeleri arasında bazı sorunlar olduğu
iddialarına,
İlişkin Başbakandan soruları ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/12724, 12725)
37.- İzmir Milletvekili Hakkı AKALIN'ın, medyaya yönelik
bazı ifadelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/12732)
38.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun bazı hükümlerine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/12735)
39.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Maliye
Bakanı hakkındaki iddialar kapsamında basına yönelik açıklamasına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/12737)
40.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, SPK Başkanlığının
Kurul üyeleri hakkındaki yazısına,
SPK yönetimi ile ilgili bazı iddialara,
SPK'nın gönderdiği bir yazıya,
SPK'nın gönderdiği yurt dışı toplantılarla ilgili yazılara,
SPK'nın yurt dışındaki bazı toplantılarla ilgili yazısına
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/12766, 12767, 12768, 12769, 12770)
41.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, TÜİK'in
belirlediği açlık ve yoksulluk sınırı miktarlarına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/12778)
42.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, TRT'de
yayınlanan programlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı
(7/12779)
43.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, TRT'nin
hazırladığı bir belgeselin yayından kaldırıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/12780)
44.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, engelli personele
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/12781)
45.- Şanlıurfa Milletvekili Turan TÜYSÜZ'ün, Anadolu
Ajansına alınan personele ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın
cevabı (7/12782)
46.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, çocuklarının
ticarî faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı
(7/12839)
47.- İstanbul Milletvekili Mehmet SEVİGEN'in, kızının Telsim
ihalesiyle ilgili görüşme yaptığı iddiasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/12840)
48.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, pastörize ve
likit yumurtadaki KDV indirimine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/12841)
49.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, verem
hastalığına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/12876)
50.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, engelli personele
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet AYDIN'ın cevabı (7/12907)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
14.00'te açılarak üç oturum yaptı.
Bursa Milletvekili Zafer
Hıdıroğlu, Uluslararası Irk Ayırımıyla Mücadele Gününe,
Şanlıurfa Milletvekili
Mahmut Yıldız, Güneydoğu Anadolu Projesi tamamlandığında, bölgenin tarım
sektörüne sağlayacağı yararlara,
İlişkin gündemdışı birer
konuşma yaptılar.
Bursa Milletvekili
Mustafa Özyurt'un, tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanan sıkıntılara ve
alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşmasına Sanayi ve Ticaret
Bakanı Ali Coşkun cevap verdi.
Kütahya Milletvekili
Abdullah Erdem Cantimur'un (6/1656, 6/1657 ve 6/1658) esas numaralı sorularını
geri aldığına dair önergesi okundu; soruların geri verildiği bildirildi.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İstanbul
Milletvekili Ali Topuz ve Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, uygulanan ekonomi
politikalarının esnaf ve sanatkârlara olumsuz etkileri konusunda genel görüşme
açılmasına ilişkin önergesi (8/25) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin
gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 331
inci sırasında yer alan 1099 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 7 nci
sırasına, 23 üncü sırasında yer alan 846 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci
sırasına, 12 nci sırasında yer alan 1081 sıra sayılı kanun teklifinin 9 uncu
sırasına, 340 ıncı sırasında yer alan 1114 sıra sayılı kanun tasarısının 10
uncu sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül
ettirilmesine; 22.3.2006 tarihinde dağıtılan ve aynı tarihli gelen kâğıtlarda
yayımlanan milletvekilleri lojmanlarında Mustafa Güngör'ün öldürülmesinin
aydınlatılması ve sorumluların belirlenmesi hakkındaki (10/185) esas numaralı
Meclis Araştırması Komisyonunun 1056 sıra sayılı raporunun, gündemin "Özel
Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer almasına ve görüşmelerinin
28.3.2006 Salı günkü birleşimde yapılmasına; Genel Kurulun; 28.3.2006 Salı ve
29.3.2006 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim
konularının görüşülmemesine, 28.3.2006 Salı günkü birleşimde gündemin
"Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alan 1056 sıra sayılı
raporun görüşmelerinin ardından kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine;
Genel Kurulun; 28.3.2006 Salı günü 15.00-22.00, 29.3.2006 Çarşamba günü
15.00-21.00 ve 30.3.2006 Perşembe günü 14.00-21.00 saatleri arasında
çalışmalarını sürdürmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi,
Kabul edildi.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
3 üncü sırasında bulunan,
Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S.
Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden;
1 inci sırasında bulunan,
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve
17'ye 1 inci Ek)
2 nci sırasında bulunan,
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
Dair 604 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (1/277) (S. Sayısı: 1079)
4 üncü sırasında bulunan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısının (1/1030)
(S. Sayısı: 904),
Görüşmeleri, ilgili komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
5 inci sırasında bulunan,
Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve 4 Milletvekilinin, Türk Tabipleri Birliği
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili
Kemal Kılıçdaroğlu ve 35 Milletvekilinin, 23.1.1953 Tarihli ve 6023 Sayılı Türk
Tabipleri Birliği Kanununun 3224 Sayılı Yasa ile Değişik 60 ıncı Maddesinin
Birinci Fıkrasının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/672, 2/604) (S.
Sayısı: 1069), görüşmeleri tamamlanarak,
8 inci sırasında bulunan,
Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 9 Milletvekilinin, Tütün, Tütün
Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması
ile Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046
Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/722) (S.
Sayısı: 1113), yapılan görüşmelerden sonra,
Kabul edilip
kanunlaştıkları açıklandı.
28 Mart 2006 Salı günü
saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 20.56'da son verildi.
Ali Dinçer
Başkanvekili
|
|
Bayram
Özçelik |
|
Harun
Tüfekci |
|
|
Burdur |
|
Konya |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
No: 108
II. - GELEN KÂĞITLAR
24 Mart 2006 Cuma
Teklif
1.- İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu'nun; Ulaştırma
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi (2/733) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.3.2006)
No: 109
27 Mart 2006 Pazartesi
Teklifler
1.- Diyarbakır
Milletvekili Aziz Akgül'ün; Vatandaşlık Geliri Verilmesi Hakkında Kanun Teklifi
(2/734) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.3.2006)
2.- Diyarbakır Milletvekili Aziz Akgül'ün; Bölgesel Asgari Ücretin
Uygulanmasına İlişkin Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi (2/735) (Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.3.2006)
Tezkere
1.- Eskişehir
Milletvekili Mehmet Ali Arıkan'ın; Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1003) (Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.3.2006)
Sözlü Soru Önergeleri
1. - Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, tekstil sektöründeki kriz
beklentisine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1682) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23/2/2006)
2. - Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, tekstil sektöründeki
politikalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1683) (Başkanlığa geliş
tarihi: 8/3/2006)
Yazılı Soru Önergeleri
1. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, Maliye Bakanı hakkındaki
iddialarla ilgili bir beyanına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13041) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/3/2006)
2. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, doğalgaza yapılan zamlara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13042) (Başkanlığa geliş tarihi:
3/3/2006)
3. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Irak'ta hayatını kaybeden
Türk vatandaşlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13043)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3/3/2006)
4. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, bazı makro ekonomik
verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13044) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3/3/2006)
5. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Akdeniz Üniversitesinin
döner sermaye gelirlerinin bloke edilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/13045) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
6. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Maliye Bakanı hakkındaki
iddialar ile ilgili bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13046) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
7. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, bazı kamu personeline ek ödeme
yapılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13047) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/3/2006)
8. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, bazı kamu kurumlarındaki
kadın bürokrat ve diğer personele ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13048) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
9. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, mason localarına ve
denetimine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13049) (Başkanlığa geliş
tarihi: 6/3/2006)
10. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
İstanbul'daki Dudullu Tüneli inşaatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13050) (Başkanlığa geliş tarihi: 7/3/2006)
11. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Ulusa
Sesleniş programına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13051)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
12. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
milletvekillerinin ulusal stratejik konsept hakkında bilgilendirilmesine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13052) (Başkanlığa geliş tarihi:
8/3/2006)
13. - İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, çiftçi
borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13053) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
14. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, araç
kiralama uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13054)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
15. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın,
Avasköy Su Kemerinin korunmasına ve yakınındaki konut kompleksi inşaatına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13055) (Başkanlığa geliş tarihi:
8/3/2006)
16. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, bazı
şirketlerin aldığı kamu ihalelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13056) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/3/2006)
17. - Tunceli Milletvekili V. Sinan YERLİKAYA'nın,
mayınlı arazilerin temizlenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/13057) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/3/2006)
18. - Malatya Milletvekili Süleyman SARIBAŞ'ın,
bazı firmaların aldığı TOKİ ihalelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/13058) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/3/2006)
19. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Adalet
Teşkilatını Güçlendirme Vakfı araçlarının haciz ve keşiflerde kullanımına
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13059) (Başkanlığa geliş
tarihi: 6/3/2006)
20. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bazı
iddianamelerin basında yer almasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13060) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
21. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Kemal
Derviş'in Türk ekonomisi hakkında değerlendirme yapmasına ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13061) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
22. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
infaz koruma memurlarının özlük haklarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13062) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
23.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Van
Cumhuriyet Başsavcısı hakkında soruşturma açılıp açılmadığına ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13063) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/3/2006)
24. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
kadınların işgücüne katılımına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13064) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
25. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
Bursa'daki bir fabrika yangınında hayatını kaybeden işçilere ilişkin Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13065) (Başkanlığa geliş
tarihi: 6/3/2006)
26. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
tekstil ve hazır giyim sektöründeki istihdama ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13066) (Başkanlığa geliş tarihi:
6/3/2006)
27. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
işsizliğe ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13067) (Başkanlığa geliş tarihi: 7/3/2006)
28. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, SSK
şeflik sınavına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13068) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/3/2006)
29. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF'ye
devredilen bankaların kamuya maliyetine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/13069) (Başkanlığa
geliş tarihi: 3/3/2006)
30. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, BDDK
eski yöneticileri hakkında İmar Bankasından dolayı açılan davalara ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) yazılı soru
önergesi (7/13070) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
31. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, AB
fonlarından yararlanan yerel yönetimlere ilişkin Devlet Bakanından (Ali
BABACAN) yazılı soru önergesi (7/13071) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
32. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, AB
sürecinde yabancı dil öğretimine ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı
soru önergesi (7/13072) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
33. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
"Gençliğin AB'ye Bakışı" araştırmasının sonuçlarına ilişkin Devlet
Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/13073) (Başkanlığa geliş
tarihi: 6/3/2006)
34. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, mısır
ithalatına ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi
(7/13074) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
35. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Mercedes-Benz firması ile ilgili ihbara ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad
TÜZMEN) yazılı soru önergesi (7/13075) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
36. - Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun,
sokakta yaşayan çocuklara yönelik çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Nimet
ÇUBUKÇU) yazılı soru önergesi (7/13076) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/3/2006)
37. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
kadınların işgücüne katılımına ilişkin Devlet Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı
soru önergesi (7/13077) (Başkanlığa geliş tarihi: 7/3/2006)
38. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya
Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu İl Müdürü hakkındaki bir iddiaya ilişkin
Devlet Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru önergesi (7/13078) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/3/2006)
39. - İzmir Milletvekili Serpil YILDIZ'ın,
belediyelerin kadın ve çocuk korunma evi hizmetlerine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13079) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/3/2006)
40. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, AB
fonlarından yararlanan belediyelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13080) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
41. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, İzmir'in
Aliağa İlçesinde imara aykırı yapılaşmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13081) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
42. - Ankara Milletvekili Zekeriya AKINCI'nın,
Ankara'nın Altındağ İlçesinde artan nüfusun gerektirdiği hizmetlere ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13082) (Başkanlığa geliş tarihi:
6/3/2006)
43. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, palmiye
ağacı satın alan belediyelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13083) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
44. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İSKİ
ihaleleri ile ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13084) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
45. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in,
Ankara-Altındağ Belediyesiyle ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13085) (Başkanlığa geliş tarihi: 7/3/2006)
46. - Ankara Milletvekili Yılmaz ATEŞ'in, Ankara
Büyükşehir Belediyesi otobüslerine, metro çalışmalarına ve Mamak çöplüğüne
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13086) (Başkanlığa geliş
tarihi: 8/3/2006)
47. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
kütüphanelere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13087) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
48. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'da bazı tarihi yerlerin elektriklerinin kesilmesine ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13088) (Başkanlığa geliş tarihi:
6/3/2006)
49. - Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in, Resim
ve Heykel Müzesinin bakım ve onarımına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13089) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
50. - Giresun Milletvekili Mehmet IŞIK'ın,
uluslararası bir organizasyonda gösterilen sözde Ermeni iddiaları konulu filme
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13090) (Başkanlığa
geliş tarihi: 7/3/2006)
51. - Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, Marmaris
Aktaş'ta yapılan imar planı değişikliğine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13091) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
52. - Samsun Milletvekili İlyas Sezai ÖNDER'in,
Samsun Atatürk Kültür Merkezinin İlkadım Belediyesine devrine ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13092) (Başkanlığa geliş tarihi:
8/3/2006)
53. - Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün,
Tekirdağ'daki vergi uygulamalarıyla ilgili iddialara ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13093) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/2/2006)
54. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, turizm
bölgelerinde yabancıların taşınmazlarını kiraya vermesine ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13094) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/3/2006)
55. - Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, mayınlı
arazilerin temizlenmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13095) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/3/2006)
56. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, temel
gıda maddelerine uygulanan KDV oranına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13096) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
57. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bazı
harcamaların bütçeleştirilmediği iddialarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13097) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
58. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Ankara'daki taksici esnafının mali sorunlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13098) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
59. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Citibank'ın vergi borcunun terkin edildiği iddiasına ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13099) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
60. - Sivas Milletvekili Nurettin SÖZEN'in, Sivas
Demir Çelik İşletmelerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13100) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
61. - Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, vergi
mükelleflerinin matrah artırımına zorlandığı iddialarına ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13101) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
62. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, ders
kitabı hazırlayan yayınevleri ve kitap inceleme komisyonlarına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13102) (Başkanlığa geliş tarihi:
3/3/2006)
63. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, yabancı
dil öğretimine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13103)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
64. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'daki bazı okul arazileri üzerindeki tahsisin kaldırıldığı iddiasına
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13104) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/3/2006)
65. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın,
biyoloji kitaplarında yaradılış kuramına yer verilmesine ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13105) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
66. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Görevde
Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğine ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13106) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
67. - Eskişehir Milletvekili Mehmet Vedat
YÜCESAN'ın, Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğine ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13107) (Başkanlığa geliş tarihi:
8/3/2006)
68. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın,
Açık Öğretim Lisesi Yönetmeliğindeki değişikliğe ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13108) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/3/2006)
69. - Bursa Milletvekili Mustafa ÖZYURT'un,
Bursa'daki öğretmen ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/13109) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/3/2006)
70. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
sosyal güvenlik kurumlarına bağlı hastaların özel hastanelerden yararlanma
şartlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13110) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/3/2006)
71. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
Fatsa Verem Savaş Dispanserinin ihtiyaçlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13111) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
72. - Denizli Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın,
sağlık meslek liselerine öğretmen atamalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/13112) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/3/2006)
73. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, tarım
ürünleri ithalatına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13113) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/3/2006)
74. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, kamuya
personel alımlarında uygulanan yaş sınırlamasına ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/13114)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
75. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Antalya 2
nci Dış Hatlar Terminalinin işletme süresine ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/13115) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
76. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, şeker
kotasına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/13116)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
77. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TSK
içinde mason olup olmadığına ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/13117) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/3/2006)
78. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Türk
vatandaşlarının AB ülkelerinde serbest dolaşım, çalışma ve yerleşme haklarına
ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi
(7/13118) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/3/2006)
79. - İstanbul Milletvekili Lokman AYVA'nın, özürlü
personele ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi
(7/13119) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/3/2006)
80. - İstanbul Milletvekili Halil AKYÜZ'ün,
getirilen bir tıbbi cihaza ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından
yazılı soru önergesi (7/13120) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/3/2006)
No: 110
28 Mart 2006 Salı
Genel Görüşme Önergesi
1. - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Grup
Başkanvekilleri İzmir Milletvekili K. Kemal ANADOL, İstanbul Milletvekili Ali
TOPUZ ve Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un Suriye ve Irak sınırlarındaki
arazilerin mayınlardan temizlenmesi ve kullanımı konusunda Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına
ilişkin önergesi (8/26) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/3/2006)
Meclis Araştırması Önergesi
1. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ ve 30 Milletvekilinin, yabancı dil
öğretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/350) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/3/2006)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
28 Mart 2006 Salı
BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 80 inci Birleşimini
açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN - Elektronik
cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika
süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini; bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin, salonda bulunan teknik personelden yardım istemelerini;
buna rağmen, sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, görevli
personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını
rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz,
Kütüphaneler Haftası münasebetiyle, Bursa Milletvekili Sayın Zafer Hıdıroğlu'na
aittir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Hıdıroğlu.
Süreniz 5 dakika.
IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Gündemdişi Konuşmalar
1.- Bursa
Milletvekili Zafer Hıdıroğlu'nun, Dünya Kütüphaneler Haftası münasebetiyle,
toplumların gelişmesi ve yükselmesinde okuma alışkanlığının
yaygınlaştırılmasının önemine ilişkin gündemdışı konuşması
ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) -
Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; bu hafta Dünya Kütüphaneler
Haftası. Bu hafta münasebetiyle, kitap okumanın ve bunu yaymanın önemi
üzerinde, sizinle fikirlerimi paylaşacağım; hepinize saygılarımı arz ediyorum.
Bir toplumun gelişmesi ve
yükselmesi için en önemli ve temel adım okumaktır. Okumaya ne kadar önem
verilir ve teşvik edilirse, o ülkenin bilgili insanlarıyla da muasır
medeniyetler seviyesine çıkmakta en temel ve sağlam başlangıç sağlanmış olur.
İçinde bulunduğumuz
Kütüphane Haftası nedeniyle, bilgiye ulaşmamız için daha çok okumamız lazım,
kütüphanelerimizi tanıtıcı ve daha işler hale getirmek için devlet, millet,
sivil toplum örgütleri seferber olmamız lazımdır. Bu seferberliğe ihtiyacımız
var; çünkü, dünyada yapılan istatistiklerde, maalesef, en az okuyan
milletlerden bir tanesiyiz. Tarihî verilere göre, çok okuyan toplumların daha
başarılı oldukları görülmektedir.
Sayın milletvekili
arkadaşlarım, 10 uncu Yüzyıla kadar Türkler, maalesef, okumayı sevmeyen bir
görüntü sergilemişlerdir. Sadece Orhun Abideleri ve Budizme ait bazı dinî
yazıtların dışında doğru dürüst bir belgeye rastlamamaktayız.
11 inci Yüzyılda Endülüs
bilgini İbni Said diyor ki: Bilimle uğraşan milletlere, örnek olarak İranlılar,
Hintliler, Romalılar, Yunanlılar ve Arapları gösteriyor, bir de bilgiyle
uğraşmayan milletler olarak da Türkleri, Moğolları ve Çinlileri gösteriyor.
İslamiyetin kabulünden,
yani, 10 uncu Yüzyıldan sonra nispeten okumaya daha fazla önem vermeye
başlamışız. Açılan medreseler ve yanında, yine, açılan kütüphaneler vasıtasıyla
da o devrin Nizamülmülk, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim gibi devlet
adamlarının çok okudukları, hatta, günde 8 saat okuduklarını tarihî
vesikalardan elde etmekteyiz.
Yine, o devirde, Mevlana,
Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi gibi ünlü düşünürler de kitap ve önemi üzerinde
durarak günümüze ışık tutmuşlardır.
17 nci Yüzyıldan sonra
tekrar az okuyan toplum haline geldik. 20 nci Yüzyılın başlarında ise ancak
basılan kitaplar 40 000'i geçmemiştir.
1965'e göre üniversiteli
oranı Türkiye'de 14 kat artmış; fakat, kitap okuma oranı da artmamıştır. Biz,
yılda kitap için 10 dolar harcarken, gelişmiş ülkelerde 100 dolar
harcanmaktadır; yani, onda 1'i kadar kitap okuduğumuz… Türkiye'de 100 kişiden 5
kişisi kitap okumaktadır. Japonya'da, yıl-da 4 milyar kitap basılırken,
Türkiye'de sadece 23 000 000 kitap basılmaktadır. Biz, yine, dünya
sıralamasında, 173 ülke arasında, okuma oranı itibariyle 86 ncı sırada yer
almaktayız.
Sayın milletvekilleri,
Türkiye'de 1 600 civarında kütüphane var; ama, maalesef, baktığımızda, 400
000'in üzerinde kahvehane var; ama, bu kahvehanelerin birçoğunda da
"kıraathane" yazmakta. Kahvehanelerin, gerçekten, bir bölümünün
kıraathane olması yolunda birtakım adımlar atılmalı ve bu konuda, Adana
Milletvekilimiz Sayın Atilla Başoğlu'nun verdiği bir yasa teklifi vardır; bunu
destekliyor ve inşallah gündeme gelmesini bekliyoruz.
Kişi başına, Fransa'da 7,
İsveç'te 10, Japonya'da 25 kitap düşerken, Türkiye'de 7 kişiye 1 kitap
düşmektedir. Yine, gazete okuma oranlarına baktığımız zaman, gazete ve dergi
okuma oranlarına, Norveç'te, İsveç'te, İsviçre'de ve Japonya'da 1 000 kişiden 550-560 kişisi, yani, yarıdan fazla
insan gazete okurken, Türkiye'de bu oran, maalesef, onaltıda 1 seviyesinde;
yani, binde 60'larda; bizden aşağıda, sadece, Ukrayna ve Çin'i görmekteyiz.
Yani, ortalama, gelişmiş ülkelere göre Türkiye çok geri durumda kalmıştır.
Değerli milletvekili
arkadaşlarımız, inandığımız dinin ilk temel emri "oku" diye
başlamaktadır ve bu ilahî mesajdan hareketle de, bu ilahî mesaja kulak vererek,
insanların hayatta başarılı olduklarını da tarih içinde gözlemekteyiz. Yine,
Mustafa Kemal…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Konuşmanızı
tamamlayın efendim, lütfen.
ZAFER HIDIROĞLU (Devamla)
- Çok kısa, özetle, bitirmeye çalışacağım.
Mustafa Kemal Atatürk'ün,
en hakiki mürşidin ilim olduğuna dair söylemlerinden tutun da, yine, Fransız
Kralı Fenlon, "kitap okumayı dünyanın hiçbir şeyine değişmem" diyor.
İngiliz Kraliçesi Jane
Grey, ünlü İngiliz saltanat tacını giyerken, yanındakilere, endişe içinde
"acaba kitap okumaya vaktim olacak mı" diye sormuştur. Bir kraliçeye,
paha biçilmez bir saltanat tacından daha kıymetli gelen kitap ve okuma problemi,
gelişmek ve yükselmek için atılan adımların en önemli örneklerinden birini
teşkil etmektedir.
Değerli arkadaşlarım, ben
-vaktim doldu- aslında, size, Kültür Bakanlığımızın yaptığı faaliyetlerden
bahsetmek istiyordum. Birçok faaliyetlerimiz var; ama, bunları çok kısaca şu
cümleyle noktalamak istiyorum: Kültür Bakanlığımızın kütüphaneler konusundaki
çalışmalarının en önemli kampanyası, bugün Ötüken Kütüphanesinin açılışıyla
başlayan ve 60 000 kitaba ulaşılan kampanyadır. Bu kampanyada, ister
kütüphanelerin yapımı, onarımı ve oraya birtakım teçhizat alımı şeklinde
isterse kitap alımı şeklinde bir seferberlik ilan edilmiştir, iki günde 60 000
kitaba ulaşılmıştır.
Ben buradan, 550
milletvekilimizin kendi yörelerinde yapacak olduğu çalışmalar, sivil toplum
örgütlerimizin çalışmaları, halkımızın duyarlılığıyla, başta okullarımız olmak
üzere kitabı yaymak, yaygınlaştırmak, ilimin en yüksek seviyeye çıkması için
Kültür Bakanlığımızın, Kütüphaneler Genel Müdürlüğümüzün başlattığı bu
çalışmaya da destek vermesini ve
Türkiye'de okuma oranının artmasını istiyor, bu vesileyle, hepinizi
saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Hıdıroğlu.
Gündemdışı ikinci söz
isteği, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunuyla ilgili olmak üzere Mardin
Milletvekili Sayın Mahmut Duyan'a aittir.
Buyurun Sayın Duyan. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
2.- Mardin
Milletvekili Mahmut Duyan'ın, Karayolu Taşımacılık Kanununun uygulanması
sonrasında görülen aksaklıklar ile taşımacılık sektöründe yaşanan sıkıntılara
ve GAP bölgesindeki enerji sorununa ilişkin gündemdışı konuşması
MAHMUT DUYAN (Mardin) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ulaştırma Bakanlığı
tarafından hazırlanan, 10 Temmuz 2003 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından kabul edilen 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu yürürlüğe girmiştir.
Yürürlüğe girdi; ama… Şu anda, bizi televizyonlarının başında izleyen taşımacılık
işiyle uğraşan şoför esnafları da ayrıca selamlıyorum.
Bu kanun çıktığı zaman,
bu kanun iyileştirmesi için çıkarıldı; ama, uygulamaya geçtiği zaman görüldü
ki, şoför esnafı perişan halde ve bu perişanlık, yalnız benim bölgem olan
güneydoğuda tek değil. Bu perişanlık, Habur Gümrük Kapısında olduğu gibi,
Kastamonu'da da var, Edirne'de de var. Lütfen, buna… Sayın Bakan, keşke burada
olsaydı. Hükümetin hiçbir yetkilisi yok. Biz, burada, insanlarımızın
sorunlarını dile getiriyoruz; ama, bunları dinleyen bu iktidardaki hiçbir bakan
yok. Keşke, burada olsalardı.
Özellikle kara
ulaşımında, Habur Gümrük Kapısı, bugün, güneydoğunun ve Türkiye'nin can damarı.
Keşke, şu anda, gümrükten sorumlu Devlet Bakanı Sayın Kürşad Tüzmen, Habur
Gümrük Kapısındaki çileyi görseydi. Şu anda, 70 kilometre uzunlukta kuyruk var.
Bu insanlar, kışın o soğukta, yazın o sıcakta, kamyonların içinde yatıp perişan
haldeler. Oradaki ilkel yöntemlerle esnaflarımıza, adetâ, bir çile
çektiriyoruz.
Şimdi çıkan kanunda, K1
adı altında bir belge veriliyor. 10 milyarı basan adam bu belgeyi alıyor.
Yalnız, tonaj haddi 25 ton. R1 belgesi, burada da aynı… Eski yönetimde…
Simsarlık yine had safhaya geçti; yani, bu belge sahibi olan kişi, bir yükü 5
liraya alacak, 1 lirayı kamyoncuya verecek, diğer 4 lirayı cebe atacak. En
önemlisi de, bizim bölgeyi ilgilendireni de C2 belgesi. Şimdi, C2 belgesi,
uluslararası ve yurtiçi taşımacılığı yapan ve 40 000-50 000 YTL'yi veren bu
belgeyi alıyor. Eskiden, bu belge sahibi bir kamyoncu gidip de 4-5 tane firmayla
anlaşabiliyordu. Bu belge alındıktan sonra, bire 2 olarak veriliyor. Bire 2
verildiği zaman, hem kamyoncu hem de nakliye sektöründeki patron da zor
durumda.
Şimdi, geçmiş dönemde bu
yapıldı. Türkî cumhuriyetlere giden kamyonlar, K1 belgesi gibi C2 belgesi de
işlem gördü. Şimdi, buna, en azından bire 5 veyahut da bire 10 yapılırsa, bütün
esnaf, kamyoncular bir rahatlar; ama, bu durumda olursa herkes kamyonunu takoza
çeker ve hiçbir esnaf bu işe girmez.
Değerli arkadaşlar, keşke
Ulaştırma Bakanı burada olsaydı da bu konuları beraber görüşseydik. Yani, bu
taşımacılık sektörü gerçekten zor durumda. Şimdi, şoförler ne yapacaklar?
Adamlar istiap haddini koydular, 20 yaşı koydular, bu paralar toplandı. Bu
paraların toplanış sebebi de, 20 yaşın altındaki kamyonlara kredi olarak
verilecekti ve herkes kendi kamyonunu yenileyecekti; ama, bu toplanan parayla,
Bakanlığın merdivenlerini granit yaptılar, yeni tuvaletler yapıldı, yeni bilgi
ağı döşendi. Daha önce de UND'nin yaptığı bir bilgi ağı vardı; bu bilgi ağı
çöpe atıldı, Ulaştırma Bakan-lığının döner sermayesine bağlı yeni bir tesis
kuruldu ve milyarlarca paralar böyle heba edildi.
Değerli arkadaşlar,
şimdi, bu şoför esnafı gerçekten zor durumda. Avrupa'nın en büyük TIR filosu
Türkiye'de, Türkiye'nin en büyük TIR filosu da güneydoğuda. Şimdi, güneydoğuda
bu belgeleri koydunuz, insanları perişan ettiniz ve 1 500 000 insan aç. Şimdi,
güneydoğudaki insanların hepsi kapkaç diyoruz; bu tür sosyal endikasyonları
koyduğunuz zaman, insanlar kapkaç da olur, her şey yapar.
İkinci sorunumuz, GAP
bölgesindeki elektrik sorunudur. Çiftçi 100 dönüm arazi ekiyorsa, emin olun 100
dönüm arazisinin gelirinin çoğunu elektrik parası olarak veriyor. Şimdi,
dışarıdaki, yurt dışından gelen buğdayı ucuz alıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim,
konuşmanızı tamamlayın.
MAHMUT DUYAN (Devamla) -
Özet olarak, tabiî, dert çok, burada 5 dakikaya sığdıramayız; ama, böyle
yüzeysel olarak, başlık olarak size anlatacağım.
Güneydoğunun en büyük
sorunu da, GAP'ın işlemez hale getirilmesidir. Şimdi, GAP'ta 12 türbin var; bu
12 türbinin, şu anda 4 türbini çalışıyor. Yani, 2 türbin daha çalışırsa, o
bölgedeki çiftçilerimize bedava elektrik de versek, yine devlet kâr edecektir;
ama, maalesef, en pahalı elektriği bizim çiftçiler ödüyor. Elektrik kaçağı var…
Olacak tabiî. Ben burada diyorum, yine de olacak; çünkü, en pahalı elektriği…
Bizim o bölgede insanlar, 100 dönüm arazi ektiği zaman, bütün o geliri elektrik
parasına verse dahi bunu karşılayamaz.
Bir de mayınlı tarla
derdimiz var. Mayınlı tarlayı da, işte, Sayın Bakan Unakıtan'ın açıkladığı
gibi, bunu, dışarıdaki firmalara verilecektir. Aslında, o bölgedeki arazilerin
çoğu hisseli, çoğu da mahkemelik. Mesela, bir ailenin bir kardeşi Suriye
vatandaşı olmuş, bir kardeşi de bizim orada. Şimdi, yarın miras paylaşımı
olduğu zaman, mahkeme lehte karar verirse ne olacak?! Toprak köylünündür.
Oradaki toprağı da, oradaki vatandaşa vermemiz şart.
Şimdi, Sayın Kürşad
Tüzmen keşke burada olsaydı; herhalde, yine Derimodda veyahut da Ayyıldız
Mayolarının defilesine gitmiştir. Gidip de, Habur'daki esnafımızın halini bir
görseydi; kuyruk 70 kilometre. Bak, burada söylüyorum, şu anda, esnaf orada
perişan halde. Kürşad Tüzmen'i, Habur Gümrük Kapısına davet ediyorum. Gitsin,
oradaki şoför esnafın halini görsün, Derimoddaki modelist yapılmasın. Orada,
gidiyor, fotomodellik yapıyor Kürşad Tüzmen; oraya gitsin.
Bu duygu ve düşüncelerle,
hepinizi saygıyla selamlıyorum; teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz
Sayın Duyan.
Gündemdışı üçüncü
konuşma, Osmaniye İli Düziçi İlçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 86 ncı
yıldönümü münasebetiyle, Osmaniye Milletvekili Sayın Mehmet Sarı'ya aittir.
Buyurun Sayın Sarı. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
3.-
Osmaniye Milletvekili Mehmet Sarı'nın, Osmaniye İli Düziçi İlçesinin düşman
işgalinden kurtarılışının 86 ncı yıldönümünde, ilin teşvik kapsamına alınmasını
müteakiben ilçedeki ekonomik ve sosyal gelişmelere ilişkin gündemdışı konuşması
MEHMET SARI (Osmaniye) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 28 Mart, Osmaniye İli Düziçi
İlçemizin 86 ncı kurtuluş yıldönümü münasebetiyle gündemdışı söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi, ekranları başında bizi izleyen tüm
vatandaşlarımızı ve hassaten, Düziçili hemşerilerimi saygıyla selamlıyorum.
Yüce Türk Milleti,
Kurtuluş Savaşında onurlu bir millî mücadele örneği vererek vatanımızı işgale
yeltenen düşmanlara karşı şanlı bir mücadele vermişlerdir. Bu şanlı mücadele
neticesinde çetin savaşlar olmuş, Mustafa Kemal'in önderliğinde kahraman
ordumuz ve millî kuvayicilerimiz bu savaştan zaferle çıkmışlardır. Anadolu
toprakları işgalden kurtarılmıştır. Düşman askerleri büyük can ve mal kaybı
vererek ülkemizi terk etmek zorunda kalmışlardır. Aynı ruh ve aynı heyecanla,
bu şanlı mücadelede yiğit ve mert Düziçililer de Haruniye'yi işgal etmeye
kalkan Fransızlar ve yerli işbirlikçileri Ermenilere karşı amansız bir mücadele
vermiş, komşu illerimiz Gaziantep ve Kahramanmaraş'ın kahraman çeteleriyle
birlikte 28 Mart 1920 tarihinde zafere ulaşmışlardır. Bu zafer, Düziçililere ve
tüm Türkiye'ye kutlu olsun. Tüm şehit ve gazilerimizin ruhları şad olsun.
Onları rahmetle anıyoruz.
Geçmişi hatırlayıp bugün
ülkemizin hangi noktada olduğunu karşılaştırdığımızda farkı fark edeceğiz.
İnanıyorum ki, önümüzde daha güzel günler olacak. Bugünlerimiz dünden daha iyi,
yarınlarımız bugünden çok daha iyi olacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; müsaade ederseniz, Düziçi İlçemizle ilgili kısa bir sunum
yapmak istiyorum. Düziçi, Çukurova'dan güneydoğuya giderken Avanos Dağlarına
tırmanmadan otobanın ve tren istasyonunun solunda kalan, 200 000 dönüm mümbit
tarım arazisi, 300 000 dönüm çam ve gürgen ormanlarıyla kaplı, Akdeniz iklimi
ile Karadeniz ikliminin birbirine en yakın olduğu yerde, yeşile bürünmüş toplam
100 000 nüfuslu bir ilçedir. Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının 2 katıdır.
İşsizlik büyük boyuttadır. Osmaniye'nin teşvik kapsamına alınmasıyla, ilçemizde
de yatırımlar başlamıştır. Küçük ölçekli de olsa, birçok yatırım, ilçemizde
devam etmektedir. Üç yıl içerisinde ilçemizde gözle görülür hizmetler
yapılmıştır. Eğitim ve öğretimde, Türkiye'de olduğu gibi, ilçemizde de olumlu
gelişmeler yaşandı; 8 okul, 140 derslik, 1 tabiat müzesi, 1 kültür sitesi
yapıldı, 500 kişilik kapalı spor salonu yapılıyor. Ayrıca, 192 konut sosyal
tesisle birlikte tamamlandı. 16 köy içme suyuna kavuştu. İlçemiz ile Andırın
İlçesini bağlayan yolumuz genişletildi. Kapalı olan 104 sulama kuyumuz açıldı.
Şimdi, ilçemizin en büyük yapısal sorunu olan altyapı ihalesi yapıldı; iki yıl
içerisinde tamamlanacak. İlçemizde özel sektör tarafından sertifikalı,
Türkiye'nin en geniş fidanlıklarından birisi kuruldu. Tarımsal kalkınma
kooperatiflerine Sosyal Yardımlaşma Fonundan 600 inek dağıtıldı. İlçemizde
çiftçilerimiz her yönüyle destekleniyor. Şimdiye kadar 810 000 zeytin fidanı
dikildi. Amacımız, iki yıl içerisinde bu fidan sayısını 1 000 000'a, on yıl
içerisinde 2 000 000'a çıkarmaktır. Ayrıca, bodur elma, kiraz ve badem
fidanları köylülerimize ücretsiz dağıtıldı. Hedefimiz, ülkemizle birlikte
ilçemizi de büyütmek ve kalkındırmaktır.
Bir tarafında Düldül
Dağı, hemen yanında Türkiye'nin en yüksek barajı Berke Barajı olan Haruniye
Kaplıcamız, bölgemizin ve Ortadoğu'nun en önemli termal kaplıcası olup, uzun
yıllardır pek çok kişi tarafından şifa bulmak, doğal güzelliğini görmek, dağ ve
su sporları yapmak amacıyla ziyaret edilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET SARI (Devamla) -
Osmaniye İl Özel İdaremiz tarafından gerekli altyapı çalışmaları tamamlanmış,
yatırımcıların gelip yatırım yapması beklenmektedir. Yatırımcılarımızın bu
alanda modern tesis kurmaları halinde, yerli yabancı turist ve ziyaretçilerin
kaplıca tedavisi, rehabilitasyon, spor ve turizm yönüyle, yılda oniki ay
süreyle yüksek doluluk sağlayarak, konaklama yapılabilecek termal tesislerin
bulunduğu turizm beldesi olacaktır.
Değerli Başkan, sayın
milletvekilleri; Düziçi'nde bu yatırımlar yapılırken, valilerimiz, sayın
kaymakamımız büyük gayret sarf etmişlerdir. Bunlara, buradan teşekkür ediyorum.
Ayrıca, daire müdürlerimiz ve tüm çalışanlara şükranlarımı sunuyorum.
Değerli milletvekilleri,
bu hizmetlerin başlamasında, yatırımların sağlanmasında katkısı olan
iktidarımızı ve hükümetimizi kutluyorum, onlara teşekkür ediyorum. Ayrıca, bu
hizmetlerin yapılması için gerekli kanunların çıkarılmasında büyük gayret sarf
eden Yüce Meclisi kutluyorum, teşekkür ediyorum.
28 Mart Düziçi'nin
kurtuluş yıldönümünü, tekrar, kutlarken, sözlerimi bir şiirle tamamlıyorum.
"Bu vatan toprağın
kara bağrında
Sıra dağlar gibi
duranlarındır.
Bir tarih boyunca onun
uğrunda
Kendini tarihe
verenlerindir...
İleri atılıp
sellercesine,
Göğsünden vurulup tam
ercesine,
Bir gül bahçesine
girercesine,
Şu kara toprağa
girenlerindir...
Gökyay'ım ne desem ziyade
değil,
Bu sevgi bir kuru ifade
değil,
Sencileyin hasmı rüyada
değil,
Topun namlusundan
görenlerindir…"
Saygılarımla. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Sarı.
Sayın milletvekilleri,
gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım.
B) Tezkereler ve Önergeler
1.-
Finlandiya Meclis Başkanı Paavo Lipponen'in davetlisi olarak Finlandiya'ya
resmî ziyarette bulunacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent
Arınç'ın beraberindeki Parlamento heyetini oluşturmak üzere gruplarınca isimleri
bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1004)
27
Mart 2006
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın, Finlandiya Meclis Başkanı Paavo Lıpponen'in
davetine icabetle, beraberinde bir Parlamento heyetiyle, Finlandiya'ya resmî
ziyarette bulunması, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca, Genel
Kurulun 1 Mart 2006 tarihindeki 69 uncu Birleşiminde kabul edilmiştir.
Anılan Kanunun 2 nci
maddesi uyarınca, heyetimizi oluşturmak üzere, siyasî parti gruplarınca bildirilen
isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Adı Soyadı Seçim Çevresi
Abdullah Torun (Adana)
Mehmet Ali Arıkan (Eskişehir)
Fazlı Erdoğan (Zonguldak)
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Kanun tasarısının geri
alınmasına dair bir tezkere vardır; okutuyorum:
2.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Kaman Kalehöyük Arkeoloji
Müzesinin Hibe Yoluyla Yapılmasına İlişkin Nota, Görüşme Tutanakları ve
Müzakere Kayıtlarının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/1173)
geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1005)
27.3.2006
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgi: 23/2/2006 tarihli
ve B.O2.0.0.KKG.0.10/101-1207/770 sayılı yazımız.
İlgide kayıtlı yazımız
ekinde Başkanlığınıza sunulan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti
Arasında Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesinin Hibe Yoluyla Yapımına İlişkin
Nota, Görüşme Tutanakları ve Müzakere Kayıtlarının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 75 inci
maddesine göre geri gönderilmesini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN - Dışişleri
Komisyonunda bulunan tasarı geri verilmiştir.
Kanun teklifinin geri
alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum:
3.- Ordu
Milletvekili Enver Yılmaz'ın, İcra ve İflas Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik
Yapılması ve Kanuna Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair (2/725) esas numaralı
kanun teklifini geri aldığına ilişkin önergesi (4/378)
24.03.2006
TBMM
Başkanlığına
(2/725) esas numaralı
kanun teklifimi geri çekiyorum. Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.
Enver
Yılmaz
Ordu
BAŞKAN - Adalet Komisyonunda bulunan teklif geri
verilmiştir.
Bir Meclis araştırması
önergesi vardır; okutuyorum:
C) Gensoru, Genel Görüşme, Meclıs Soruşturmasi ve Meclıs Araştirmasi
Önergelerı
1.- İzmir
Milletvekili Hakkı Ülkü ve 30 milletvekilinin, yabancı dil öğretimindeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/350)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Büyük bir işsizlik sorunu
ve yoksullukla boğuşan ülkemizde toplam nüfusumuzun yüzde 60'ını oluşturan
gençlerimizin istihdam sorununu çözecek bellibaşlı alan eğitimdir. Bu alanda
özellikle yabancı dil bilgisi artık, devlet de dahil olmak üzere tüm
işverenlerin gençlerimizden beklediği ilk kriter olarak karşımıza çıkmaktadır.
Oysa şu anda Millî Eğitim
Bakanı olan Sayın Hüseyin Çelik'in 21.3.2000 tarihinde TBMM Genel Kurulunda,
DYP Van Milletvekili olarak yaptığı konuşmada belirttiği gibi "dünyada,
Ortadoğu ülkeleri de dahil olmak üzere, en az yabancı dil bilen ülkelerden
birisiyiz. Yabancı dil öğretimimiz bir fecaattir.''
Sayın Bakanın 2000
yılında haklı olarak dile getirdiği bu büyük sorun bugün de devam etmektedir.
Türkiye'deki eğitim sistemiyle dil öğrenimi çok yetersiz bir düzeyde kalmakta;
devlet gençlerimize İngilizce başta olmak üzere herhangi bir yabancı dili
öğretememektedir. Öğrenimini yabancı dille yapan anadolu liseleri ve yabancı
dil ağırlıklı Iiselerden mezun olanlar bile yabancı dili uluslararası
yeterlilikte konuşamamaktadır.
Yabancı dil bilmeyen
nesillerin ülkemizin doğal olarak içinde bulunduğu küreselleşme sürecinin de,
müzakerelerine başladığımız Avrupa Birliği üyeliği sürecinin de içinde etkili
bir şekilde yer alması beklenemez. Bugün özellikle Hindistan, Güney Kore ve Çin
gibi ülkeler bu sorunu büyük ölçüde çözmüş ve başta bilişim sektörü olmak
üzere, tıp ve mühendislik gibi doğa bilimlerinde ve dışticarette dünyaya
damgalarını vurmaya başlamışlardır. Hatta komşularımız Suriye ve İran'da bile
yabancı dil bilenlerin oranının ülkemizin çok üzerinde olduğu iddia
edilmektedir. Öte yandan her yıl onbinlerce yardımcı doçentimizin, doçent
olabilmek için girip, çoğunun bir türlü yeterli puanı alamadıkları ÜDS sınavları
da düşünüldüğünde neden uluslararası alanda yeterince bilimsel makale
yayınlayamadığımız sorusu da cevabını bulmaktadır.
Özellikle hükümetin yoğun
bir çaba harcadığına dair izlenimler uyandırdığı Avrupa Birliği üyeliği hedefi
içinde bu en önemli soruna ilişkin olarak da adımlar atması gerekmektedir;
çünkü, Avrupa Birliğinin normlarına göre genç kuşak Avrupalıların en az üç dil
bilecek şekilde yetiştirilmesi öngörülmektedir. Avrupa Eğitim Komisyonunun 1995
yılında yayınladığı ''Öğrenen Topluma Doğru'' başlıklı bildirisinde Avrupa
Birliği vatandaşlarının anadillerinin dışında en az iki Avrupa dilini yeterli
düzeyde bilmeleri ilke olarak benimsenmiş ve bireylere yardım edilmesi kararlaştırılmıştır.
Nitekim AB'ye üye ülke
vatandaşlarının yüzde 53'ü anadillerinin yanı sıra başka bir dil daha
bilmektedirler. AB'ye üye bütün ülkelerde, hatta neredeyse dünyada en çok
öğretilen ve öğrenilen yabancı dil ise İngilizcedir. AB vatandaşlarının
yaklaşık yüzde 50'si İngilizce konuşmakta, anadil dışında faydalı olduğuna
inanılan yabancı dil olarak da yine İngilizce gösterilmektedir. Bugün AB
ülkelerinde öğrencilerin yüzde 89'u İngilizce, yüzde 32'si Fransızca, yüzde 18'i
Almanca ve yüzde 8'i de İspanyolca bilmektedir.
Türkiye'de etkili bir
şekilde İngilizce eğitimine başlanması, hatta bunun için devletin olanaklarıyla
bir eğitim seferberliği başlatılması, nüfusumuzun yüzde 60'ını oluşturan
gençlerimizin içinde bulunduğu işsizlik sorununun belli ölçüde aşılması için
de, büyük bir potansiyelimiz olan turistik ve kültürel değerlerimizin
ekonomimize kazandırılması için de, dışticaret ve bilişim gibi sektörlerde
büyük adımlar atılması için de, uluslararası alanda ses getirecek bilimsel
çalışmaların yapılabilmesi için de çok büyük bir zorunluluktur.
Bu nedenlerle, Türkiye'de
devlet okullarında verilen yabancı dil eğitiminin yetersizliğinin nedenlerinin
araştırılarak, gençlerimize en geç lise eğitimi sonunda uluslararası
yeterlilikte bir yabancı dil bilgisi kazandırılmış olması için devletin alması
gereken tedbirlerin saptanması amacıyla Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunda gereğinin
yapılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.
1.- Hakkı Ülkü (İzmir)
2.- İsmail Değerli (Ankara)
3.- Mehmet Kartal (Van)
4.- Mehmet Ali Arıkan (Eskişehir)
5.- Kemal Sağ (Adana)
6.- Halil Akyüz (İstanbul)
7.- Ahmet Ersin (İzmir)
8.- Nurettin Sözen (Sivas)
9.- Mustafa Özyurt (Bursa)
10.- Ufuk Özkan (Manisa)
11.- Muharrem Toprak (İzmir)
12.- Mehmet Mesut Özakcan (Aydın)
13.- Feridun Fikret
Baloğlu (Antalya)
14.-Muharrem Kılıç (Malatya)
15.- Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
16.- İzzet Çetin (Kocaeli)
17.- Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul)
18.- Osman Özcan (Antalya)
19.- Nail Kamacı (Antalya)
20.- Harun Akın (Zonguldak)
21.- Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
22.- Canan Arıtman (İzmir)
23.- Bülent Baratalı (İzmir)
24.- Türkân Miçooğulları (İzmir)
25.- Atila Emek (Antalya)
26.- Mehmet S. Kesimoğlu (Kırklareli)
27.- Hasan Ören (Manisa)
28.- Yüksel Çorbacıoğlu (Artvin)
29.- Erdal Karademir (İzmir)
30.- Ahmet Yılmazkaya (Gaziantep)
31.- Mehmet Boztaş (Aydın)
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini
alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Bir genel görüşme
önergesi vardır; okutuyorum:
2.-
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili K.
Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun Milletvekili Haluk
Koç'un, Suriye ve Irak sınırlarındaki arazilerin mayınlardan temizlenmesi ve
kullanımı konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/26)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Mayınlı arazilerin
temizlenmesi konusunda kamuoyundan gizli bir şekilde ve bölge halkının yararı
gözetilmeden yürütülen uygulamalar ile bu uygulamaların ulusal güvenlik
açısından ortaya çıkaracağı sakıncalar konusunda, Anayasanın 98 ve İçtüzüğün
101, 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
genel görüşme açılmasını arz ve teklif ederiz.
Kemal Anadol Ali Topuz Haluk Koç
İzmir İstanbul Samsun
CHP Grup Başkanvekili CHP
Grup Başkanvekili CHP Grup Başkanvekili
Gerekçe:
Suriye-Irak sınırında,
Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Şırnak ve Mardin İllerimizin içinde kalan
508 000 dekarlık alan, sınır güvenliğinin sağlanması amacıyla 1.11.1956 tarihli
Bakanlar Kurulu kararıyla tarıma kapatılarak mayınlanmıştır. Dünyadaki ve
ülkemizdeki sosyal ve siyasal gelişmeler sonucunda, Millî Güvenlik Kurulunun 29
Mayıs 2001 tarihli görüşü ve Bakanlar Kurulunun 11.6.2001 tarihli kararıyla,
189 000 dekarı mayınlı olan bu alanın temizlenmesine karar verilmiştir.
Bu karar doğrultusunda,
Ağustos 2001 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı Karargâhında oluşturulan
proje ofisi tarafından mayın temizleme işlemi için ön çalışma başlatılmış;
ancak, bu çalışmanın akıbeti ve geldiği aşama bilinmemektedir.
Mayınlı arazilerin
temizlenmesi konusunda Millî Savunma Bakanının 22 Şubat 2006 tarihinde TBMM
Genel Kurulunda yaptığı konuşmada "bunun Kara Kuvvetleri tarafından
yapılmasının, icabında yeni şehitlere yol açacağı anlaşıldığından, vazgeçildi"
ifadelerini kullanması ve bunun Millî Savunma Bakanlığı yetkilileri tarafından
tekzip edilmesi, kamuoyundan gizlenmek istenilen birtakım gelişmeler olduğu
kuşkularını doğurmuştur. Millî Savunma Bakanının, aynı konuşmada, Bakanlığının
mayınlı arazilerin temizlenmesinin ihalesi için yeterli teknik bilgiye sahip
olmadığını ve bu nedenle ihale işinin Maliye Bakanlığına devredildiğini ifade
etmesi de bu kuşkuları artırmıştır.
Bu arada, Maliye
Bakanlığı da, bu kuşkuları doğrularcasına işlem ve uygulamalar içine girmiştir.
Mayın temizleme ve temizlenen arazinin işletmeye açılması, kiraya verilmesi ve
benzeri işlemlerin 2 ayrı bağımsız aşama olarak değerlendirilip, buna göre
yasal uygulama yapılması gerekirken, olay bir bütün gibi değerlendirilip, 3996
sayılı ve kamuoyunda "yap-işlet-devret yasası" olarak bilinen mevzuat
çerçevesinde uygulama süreci başlatılmak istenmiştir. Bu kapsamda, Şırnak ve
Mardin Defterdarlıkları aracılığıyla ihale süreci başlatılmış; ancak, her
nedense, yabancıların da teklif verdiği bu ihaleler sonuçlandırılmamıştır.
Yürürlükteki mevzuat, Konya Ovasındaki tarım arazilerinin yabancılara satılmasına
izin vermezken, mayınlı arazilerin hangi hukuksal gerekçelere dayalı olarak
yabancılara 49 yıllığına devredileceği kamuoyunda kuşkuyla karşılanmaktadır.
2003 yılından bu yana,
değişik tarihlerde zaman zaman bakan düzeyinde ve bazen de üst düzey yetkililer
tarafından bölgenin mayından temizlenip, organik ve modern tarıma açılacağı
yolunda açıklamalar yapılmıştır. Bu açıklamaların doğal sonucu olarak,
bölgedeki topraksız ve az topraklı köylüler beklenti içine girmişlerdir. Bu
beklentinin sonucu olarak, Kilis
Valiliği İl Özel İdaresi aracılığı ile bir çalışma yapmış, mayınların
temizlenip tarıma açılması için proje ve rapor hazırlamış; ancak, bu çalışmanın
değerlendirildiğine dair herhangi bir bilgi kamuoyuna yansımamıştır.
Elli yıldan bu yana,
mayınlı olan arazilerde kirlenme olmadığı, genç toprak niteliğinde olduğu,
ekilip biçilmediği için bir ve ikinci derecede tarıma uygun ve elverişli arazi
niteliğinde olduğu ve organik tarım yapılabileceği uzmanlar tarafından ifade
edilmektedir.
Bu arazilerin YİD
modeliyle ihale edilmesi ve hele 49 yıllığına yabancılara devri sonucunu
doğurabilecek uygulamalara gidilmesi, ulusal güvenliğimiz açısından son derece
sakıncalı sonuçlar doğuracaktır. Ayrıca, bölgenin yoksul ve topraksız halkı da
bu uygulamadan yararlanamayacaktır. Oysa, bu proje, sağlıklı bir şekilde hayata
geçirilebilirse, sosyal barış projesi olabilir.
Bu arada, TBMM tarafından
2003 yılında onaylanarak yürürlüğe giren Ottawa Sözleşmesine göre de 1 Mart
2014 tarihine kadar mayınların temizlenmesine ilişkin yükümlülüklerimizin
yerine getirilmesi gerekmektedir.
Belirtilen gerekçelerle,
yapılacak mayın temizliği yönteminin ve mayınlı alanlar temizlendikten sonra
yoksul bölge halkına belirli bir projeye göre ayrılması, modern ve organik
tarıma açılması, GAP bölgesine katkılarının TBMM Genel Kurulunda geniş boyutlu
olarak ele alınması doğru olacaktır.
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge gündemdeki yerini
alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının, bazı sayın milletvekillerinin izinli sayılmalarına dair
bir tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
B) Tezkereler ve Önergeler (Devam)
4.- Bazı
milletvekillerinin, belirtilen sebep ve sürelerle izinli sayılmalarına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/1006)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Aşağıda adları yazılı
sayın milletvekillerinin hizalarında gösterilen süre ve nedenlerle izinli
sayılmaları Başkanlık Divanının 2 Mart 2006 tarihli toplantısında uygun
görülmüştür.
Genel Kurulun onayına
sunulur.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
"Adıyaman
Milletvekili Mahmut Göksu, hastalığı nedeniyle, 23.1.2006 tarihinden geçerli
olmak üzere 24 gün"
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
"Ankara Milletvekili
Mehmet Tomanbay, mazereti nedeniyle, 23.2.2006 tarihinden geçerli olmak üzere
19 gün"
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
"Bursa Milletvekili
Kemal Demirel, hastalığı nedeniyle, 22.12.2005 tarihinden geçerli olmak üzere
16 gün"
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
"Diyarbakır
Milletvekili Ali İhsan Merdanoğlu, hastalığı nedeniyle, 23.1.2006 tarihinden
geçerli olmak üzere 15 gün"
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
"İstanbul
Milletvekili Ali Kemal Kumkumoğlu, hastalığı nedeniyle, 7.2.2006 tarihinden
geçerli olmak üzere 17 gün"
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
"Karabük
Milletvekili Hasan Bilir, mazereti nedeniyle, 13.2.2006 tarihinden geçerli
olmak üzere 2 hafta"
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
"Kocaeli
Milletvekili İzzet Çetin, hastalığı nedeniyle, 20.1.2006 tarihinden geçerli
olmak üzere 51 gün"
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
"Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, mazereti nedeniyle, 8.2.2006 tarihinden
geçerli olmak üzere 15 gün"
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
"Yalova Milletvekili
Şükrü Önder, mazereti nedeniyle, 27.12.2005 tarihinden geçerli olmak üzere 32
gün"
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Başbakanlığın, Anayasanın
82 nci maddesine göre verilmiş 1 tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:
5.- Kültür
ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un İsrail'e yaptığı resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1007)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Kültür ve Turizm Bakanı
Atilla Koç'un, IMTM 2006 Uluslararası Akdeniz Fuarına katılmak ve görüşmelerde
bulunmak üzere bir heyetle birlikte 6-9 Şubat 2006 tarihleri arasında İsrail'e
yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de
iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti
ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
LİSTE
Vahit Kirişçi (Adana)
Mehmet Semerci (Aydın)
Mehmet Faruk Bayrak (Şanlıurfa)
İbrahim Çakmak (Tokat)
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
Gündemin "Özel Gündemde Yer Alan İşler" kısmına geçiyoruz.
Bu kısmın 1 inci
sırasında yer alan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Grup Başkanvekilleri
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun
Milletvekili Haluk Koç'un, milletvekilleri lojmanlarında Mustafa Güngör'ün
öldürülmesinin aydınlatılması ve sorumluların belirlenmesi amacıyla Anayasanın
98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi üzerine kurulmuş bulunan (10/185) esas numaralı
Meclis Araştırması Komisyonunun 1056 sıra sayılı raporu üzerinde görüşmelere
başlıyoruz.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun
Milletvekili Haluk Koç'un, Milletvekilleri Lojmanlarında Mustafa Güngör'ün
Öldürülmesinin Aydınlatılması ve Sorumluların Belirlenmesi Amacıyla Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin
Önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/185) (S. Sayısı: 1056) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
İçtüzüğümüze göre, Meclis
Araştırması Komisyonunun raporu üzerinde genel görüşmede ilk söz hakkı önerge
sahibine aittir. Daha sonra, İçtüzüğün 72 nci maddesine göre, siyasî parti
grupları adına 1'er üyeye, şahıslar adına 2 üyeye söz verilecektir. Ayrıca,
istemleri halinde Komisyon ve Hükümete de söz verilecek, bu suretle, Meclis
Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış olacaktır.
Konuşma süreleri,
komisyon, hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahipleri
ve şahıslar için 10'ar dakikadır.
Komisyon raporu 1056 sıra
sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
(x) 1056 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Rapor üzerinde söz alan
sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi olarak İzmir
Milletvekili Sayın Kemal Anadol, komisyon olarak Sayın Komisyon Başkanı Uşak
Milletvekili Sayın Ahmet Çağlayan söz istemiştir. Hükümetin şu ana kadar bir
söz isteği yok. Gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir
Milletvekili Sayın Kemal Anadol, Anavatan Partisi Grubu adına Malatya
Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş, AK Parti Grubu adına Denizli Milletvekili
Mehmet Salih Erdoğan; şahısları adına, İzmir Milletvekili Sayın Kemal Anadol,
Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can söz istemişlerdir.
İlk söz, önerge sahibi
olarak Sayın Kemal Anadol'a aittir. Sayın Anadol Grup adına da konuşacağından,
konuşma süresini birleştiriyorum, 30 dakika.
Buyurun Sayın Anadol.
CHP GRUBU ADINA K. KEMAL
ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu ve imza sahipleri adına söz almış bulunuyorum; bu
münasebetle Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
komisyonun araştırma konusu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İzmir eski
Milletvekili Sayın Erol Güngör'ün oğlu merhum Mustafa Güngör'ün, Milletvekili
Lojmanları, 6 ncı Sokak, 23 numaralı evde, 1991 yılı 23 Haziranı 24 Hazirana
bağlayan gece öldürülmesi ve bu olayın aydınlanmasında ihmal olduğu
iddialarının araştırılmasıdır. Olay tarihi, 1991 yılı Kurban Bayramının birinci
gününü ikinci güne bağlayan pazar günü gecesidir. Lojmanların çevresi, yakından
bildiğiniz gibi, tel ve duvarlarla çevrilidir. İki giriş çıkış kapısı, 24 saat
polislerce korunmaktadır. Ayrıca, eski bakan ve milletvekilleri, özel yasalar
gereği, devlet tarafından, şahıslarına özel korunmaktadır. Dolayısıyla, bu
kampusun içinde gerek dışgüvenlik gerekse içgüvenlik son derece muhkemdir -eski
deyimle- ve bu güvenliğin, milletvekilleri ve ailelerine yönelik bir koruma
olması doğaldır.
Ankara Emniyet Müdürlüğü
Hassas Bölgeleri Koruma Müdürlüğüne bağlı olarak görev yapan koruma polisleri,
12 saatlik vardiyalar halinde çalışmaktadırlar ve Hassas Bölgeleri Koruma
Müdürlüğüne bağlı bu polisler, sadece Meclis lojmanlarında değil, elçilikler
gibi, diğer kordiplomatik kişiler gibi, bakanlar gibi özel korunacak başka
yerlerde de görev yapmaktadırlar; ancak, bu olay vukuundan itibaren sadece
burada görevli polisler lojmanları korumaya başlamışlardır bu olaydan sonra.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, bu olayın aydınlatılması ve sorumluların belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince, Cumhuriyet Halk
Partisi Grup Başkanvekilleri olarak -Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına-
Meclis araştırması önergesi verdik. Çok kıvanç verici bir şey, Meclisimiz,
oybirliğiyle, Genel Kurulun 8.2.2005 tarihli 55 inci Birleşiminde bu talebimizi
kabul etti, 20.4.2005 tarihinde üyeler görev bölümü yaptı ve üç aylık çalışma
süresi başladı. Bu münasebetle, bu önergeye büyük duyarlılık gösteren Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç'a, İktidar Grubu milletvekili
arkadaşlarımıza, AKP'nin dışında, Anavatan, Doğru Yol'da bulunan ve bağımsız
olan milletvekili arkadaşlarımıza ve önerge sahibi Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun değerli milletvekillerine teşekkürü bir borç biliyorum.
Komisyon, 9 adet hazırlık
soruşturma klasörünü temin ederek incelemiş, 17.11.2005 tarihine kadar İzmir,
İstanbul, Tekirdağ'da birer olmak üzere 29 toplantı yapmış, 124 kişinin bilgi
ve görüşüne başvurmuş, rapor aşamasında üç ayrı toplantı yaparak bize dağıtılan
bu metni düzenlemiştir. Komisyon, ayrıca, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma
Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığıyla işbirliği yaparak, otopsi
raporlarının, tutanakların, delillerin ve ifadelerin yeniden incelenmesini
sağlamış, ilgililere açıklattırmış, deliller ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Mal Saymanlığındaki zatî eşyalar incelenmiş ve uzmanlara incelettirilmiştir.
Aradan geçen ondört yıla rağmen her delil yeniden gözden geçirilmiş, konuyla
ilgili en küçük bilgi sahiplerinin bile görüşü alınmış, ifadesine
başvurulmuştur. Grubum adına ve önerge sahibi olarak, Komisyon Başkanına, teker
teker bütün komisyon üyelerine gerçekten teşekkür ediyorum.
Raporun 12 nci sayfasında
şu husus yer almaktadır; ki, bunu bu şekilde kurulan araştırma komisyonlarına
örnek olarak öneriyorum.
"Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği, çeşitli tarihli genelge ve
yazılarında, Anayasa ve İçtüzüğün genel hükümleri içerdiğini belirterek,
incelemelerin komisyon kararlarına dayanarak yapılmasına özen gösterilmesi -her
inceleme komisyonun kararıyla olmuştur, başkan tarafından resen yapılan bir
inceleme yoktur- bilgi toplamanın, komisyon veya komisyonun görevlendireceği
kişiler tarafından ve komisyon kararına dayalı olarak yapılması; inceleme
tamamlanana kadar mümkün olduğunca toplanan bilgilerin gizli tutulması ve
böylece saptırmalara meydan verilmemesi gerektiği ve inceleme konularıyla
ilgili olarak ancak komisyon karar verdiğinde kamuoyuna açıklama yapılması;
komisyon kurulmasına dayanak teşkil eden önerge ve önergelerin kapsamı içinde
kalınarak, komisyon raporlarının yazılması şeklindeki hususlara dikkat
çekmişlerdir" diyor.
Başta, günümüzde
tartışılan Şemdinli Komisyonu olmak üzere, bütün komisyon çalışmalarında bu
hususlara özen gösterilmesini özellikle istirham ediyorum bir milletvekili
olarak ve bu komisyona, gösterdiği özenden dolayı teşekkür ediyorum. Daha işe
başlarken, bir siyasal parti çekişmesi olmadığı için belki; ama, bütün
komisyonlara yansımasını içtenlikle diliyorum. Görev bölümü yaparken, iktidar
ve muhalefet, oranlarına göre hareket etmiş, bunu kıstas kabul etmiş; komisyon
başkanvekilliğine, İzmir Milletvekili Sayın Yılmaz Kaya'yı seçmiş ve uyum
içinde, birbirlerine danışarak, ortak kararlar alarak, ortak bir uygulama anlayışı
içinde, baştan sona, çalışmalarını yürütmüşlerdir ve elimizdeki bu değerli
komisyon raporu da oybirliğiyle gerçekleşmiştir, tekrar teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, bu son olaylar, siyasal tartışmalar, Şemdinli olaylarıyla ilgili kurulan
komisyonla ilgili tartışmalarda bizzat Sayın Adalet Bakanının da beyanları
oldu, çeşitli beyanlar oldu; yani, yargıya intikal etmiş bir olay varken bu
komisyonlar kurulabilir mi, çalışabilir mi tartışma konusu yapıldı ve Sayın
Adalet Bakanı da, Anayasaya göre pek uygun olmadığı görüşünü, en azından,
Meclis kürsüsünden olmasa bile, basına ifade etti.
Şimdi, o tartışmaya
girmek istemiyorum, konumuz başka şey, önümüzdeki, gündemimizdeki raporu
tartışıyoruz; ancak, bizim komisyon raporumuzun ve kurulan komisyonun bu
tartışmaların içinde olmadığı inancındayım. Neden? Anayasanın 138 inci
maddesine hep birlikte bir göz atalım. Anayasanın 138 inci maddesi şöyle:
"Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun
olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam,
merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir
ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava
hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru
sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz."
Şimdi, arkadaşlar,
görüşmekte olduğumuz rapora göz attığımızda, Anayasanın 138 inci maddesiyle hiç
alakası olmayan bir durumla karşı karşıyayız. Savcıdan bahsetmiyor, polisten
bahsetmiyor, açılmış bir dava olacak, hâkimin önünde dosya olacak, mahkeme
teşekkül edecek ve bu mahkemeye hiçbir organ, makam ve merci, yargı yetkisinin
kullanılmasında, hâkimlere emir ve talimat veremeyecek. Şimdi, bu komisyon niye
kuruldu? Hâkimin önüne -bir dava açılamadı- mahkemenin önüne gitmedi olay,
faili meçhul cinayetler arasında karıştı kaldı. Onun için bu komisyon kuruldu.
Bir an evvel… Ondört senedir niye faili meçhul kaldı, niye yargının önüne
çıkmadı; çabamız oydu.
Sayın Erol Güngör,
20.8.1991 tarihinden başlayarak 4.1.2003 tarihine kadar, çeşitli başbakanlara,
sırayla göreve gelen başbakanlara, adalet bakanlarına, Türkiye Büyük Millet
Meclisi başkanlarına, parti genel başkanlarına, emniyet müdürlerine, cumhuriyet
savcılarına, Türkiye Büyük Millet Meclisi idare amirlerine, çeşitli makamlara
tam 30 adet dilekçe vermiş ve hiçbir sonuç alamamıştır.
Anayasanın 138 inci
maddesini demin okudum. Onun dışında, 17 nci maddesi var yaşam hakkıyla ilgili,
Anayasanın başvuru hakkı var vatandaşlara tanıdığı, yurttaşlara tanıdığı, adil
yargılanma hakkı var... Bunların hiçbir tanesi gerçekleşmeyince, Erol Güngör,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 14 Temmuz 1995 tarihinde, 28290/95 numaralı
başvurusunu yapmıştır. Yargılama devam ederken, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti
ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi arasında yazışmalar olmuştur ve konu, iki
kez, 15.3.2003 ve 6.11.2003 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve
Bütçe Komisyonunda, İçişleri Bakanlığı bütçesinde dile getirilmiştir.
Tarafımdan dile getirilen konuyla ilgili 15.3.2003 tarihinde yaptığım
konuşmanın tutanağından bir paragrafı okumak istiyorum. "Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine, bu demin anlattığım olayla ilgili savunma gönderen
hükümet, o zaman bu hükümet değil, yalnız bundan önceki hükümet 'bu olayın
aydınlatılmasında resmî makamların karşılaştığı güçlükler, esas olarak, olayın
günde 24 saat koruma altında bulundurulan milletvekili lojmanlarında cereyan
etmesinden ve site sakinlerinin özel statüden kaynaklanmaktadır. Zira, bu site
sahiplerinin milletvekili dokunulmazlığı bulunduğundan, savcılık, sadece
gönüllü olarak ifade vermek isteyenleri dinleyebilmiştir' diyor -yani, benim konuşmanın bir kısmı bu-
bizim hükümet, İnsan Hakları Mahkemesine." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,
bu gerekçe üzerine, hükümete -aynen şunları yazıyor- dilekçe, dava sahibinin
hakkında açtığı cinayetin türü ve doğası göz önünde bulundurularak, söz konusu
cinayetin tanığı olması muhtemel milletvekili ve yakınlarının sorgulanmasında
iç hukukun hangi kuralının dokunulmazlıkla ilgili olduğu şeklinde soru soruyor
haklı olarak ve maalesef, hükümet buna cevap vermiyor, veremiyor. O sırada,
görevi ihmalden dahi bırakınız dava açmayı, soruşturma bile açılmamıştır. Oysa,
çifte standart uygulamalarının bir an evvel ortadan kalkmasını istediğimiz
Türkiye'de, yıllar sonra, Sivas'ta bedelli askerlik yaparken, amaçlı biçimde
kışlaya giren bir kişi tarafından bıçaklanan Murat Demirel olayı ile ilgili 7
Ağustos 2000 tarihinde görevli iki subay hakkında soruşturma açılmış ve
tutuklanmışlardır, niye önlem almadınız bir sivil kişinin kışlaya girmesine ve
bıçakla suç işlemesine neden oldunuz diye. Aynı şekilde, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, bu durumla ilgili olarak, hükümete, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığınca ya da adlî makamlarca cinayetin işlendiği Milletvekili Lojmanları
Sitesinde uygulanan genel güvenlik önlemleri konusunda bir soruşturma açılıp
açılmadığını sormuştur. Hükümet, İnsan Hakları Mahkemesine gönderdiği cevabî
yazıda aynen şunu söylüyor: "Dilekçe sahibinin öldürüldüğü Milletvekilleri
Konutları Sitesinde uygulanan genel güvenlik önlemleri konusunda hiçbir
soruşturma açılmadığını bilgilerinize sunmakla şeref duyarım."
Yani, olaydan sonra,
gerek görevli polisler gerekse hazırlık soruşturmaya başlayan emniyet
kuvvetleri ve cumhuriyet savcıları, hiçbir milletvekiline veya eşlerine, ifade
verin diye bir çağrıda bulunmamışlardır; sanki milletvekili dokunulmazlığı
ifade almaya engelmiş gibi bir tavır içine girmişlerdir; daha da öteye giderek,
milletvekili eşlerinin, yeğenlerinin, çocuklarının da dokunulmazlığı varmış
gibi bir işlem yapmışlardır. Oysa, Anayasanın 83 üncü maddesi -halen geçerli
olan- hepimiz tarafından biliniyor; bir suçüstü hali, ağır cezalık bir suçüstü
hali varsa, milletvekili dokunulmazlığı da o anda zaten geçersizdir. Eğer,
olaya derhal müdahale edip suçüstü hükümleri uygulansaydı ve başta o zamanki
Meclis Başkanı, yetkililer, milletvekillerini ifade vermeye davet etselerdi
-zorlamaya filan lüzum yok- herkes orada ifade verebilirdi; ama, maktulün
babası Sayın Erol Güngör'ün ifadesini bile tam üç ay sonra almışlardır, aradan
üç ay geçmiş, ifadesini öyle almışlardır; oradaki görevli polis hakkında, olayı
gören, tanık olan, ilk gören karakoldaki polis hakkında, tam kırbeş gün sonra
ifade almışlardır, ifadesine başvurmuşlardır. Yani, böyle bir vurdumduymazlık
egemen olmuştur.
Dava devam ediyor
arkadaşlar, soruşturma devam ediyor. Bir türlü dava açılamamış. O arada, İnsan
Hakları Mahkemesindeki dava devam ediyor. Sayın Bakan hakkında…O sırada Bütçe
Plan Komisyonunda yine Sayın Bakan vardı.
Şimdi, çok saygı duyduğum
-konuşuyorum- Sayın Bakanım, benim bu konuşmamdan sonra, geçen dönem
tutanaklarda aynen şunu söylemiş: "Sayın Anadol'un hissiyatını anlıyorum,
Sayın Güngör Ailesinin ıstırabını anlıyorum.
Ankara Cumhuriyet Savcılığımız tarafından o gün başlatılmış bu
soruşturmanın, maalesef, henüz davası açılmamış durumda; ama, benim, İçişleri
Bakanı olarak, bu konuda yapabileceğimiz ne varsa bunu esirgemeyeceğimden emin
olabilirsiniz, işin, meselenin üzerinde duracağımdan emin olabilirsiniz."
Tabiî, bu, on üç yıl
sonra söylediği; imkânları sınırlı, aradan on üç yıl geçmiş, deliller
karartılmış. Sayın Bakanın da, bu iyi niyetle, görev bilinci içinde, bunu
söylemekten başka da çaresi yok.
Şimdi, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi, bizim devletimizi, hükümetimizi mahkûm edecek duruma geldi
mi "dostane çözüm" diyoruz. "Dostane çözüm" ne demek; suçu
kabul etmek... O nedenle, o nedenle, bu dosya rafa kaldırılmasın ve ona göre işlem
yapılsın demişiz 6.11.2003 tarihli Plan Bütçe Komisyonunda.
Nihayet, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi, 22 Mart 2005 günlü, 95/28290 sayılı kararını verdi ve
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini mahkûm etti. Mahkûmiyet gerekçesinde, özetle,
şöyle bir başlık var:
"Soruşturmayı
Gölgeleyen Eksiklikler
1- Cinayetten -birinci
gerekçe- on gün sonra lojmanlardaki işçilerin suçun işlendiği yeri
temizlemeleri olayı." Mahkûmiyet gerekçelerinden birincisi bu.
"2- Videoda görülen
şövalye yüzük bulunamamış ve soruşturma dosyasına konulmamıştır." Bunlara
biraz sonra değineceğim.
3- Ankara Valisi -yine
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin gerekçesi- basında, cinayet failinin güvenlik
güçleri tarafından tanındığını; fakat, bu kişiyi tutuklamakta zorluk
bulunduğunu söylemiş, o zamanki Ankara Valisi.
Erol Güngör, gündemdışı
söz alarak -o zaman- kuşkularını dile getirmiş; ama, o kuşkuları doğrultusunda
bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Ankara Valisi ve Cumhuriyet Savcısının
tanık olarak milletvekilleri ve yakınlarının ifadelerinin alınması konusunda
tereddüt içinde oldukları ve kararsızlık gösterdiklerinin anlaşıldığı, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini mahkûmiyet
gerekçelerinden biri olarak gerekçeli karara yazılmıştır.
Sonuçta, Mustafa Güngör
olayı hakkında etkin bir soruşturma yürütülmediği ve bu nedenle Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 2 nci maddesinin gerektirdiği soruşturma zorunluluğunun
ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Aynı şekilde, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin 13 üncü maddesinin de 2 nci maddeyle bağlantılı olarak ihlal
edildiği kanısına varmış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu kararı
oybirliğiyle almıştır.
Şimdi, bizde, daha
komisyonumuz kurulmadı, soruşturma devam ediyor, bir türlü fail bulunamıyor,
dava açılamıyor; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını vermiş, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetini bu konuda, demin anlattığım, özetlediğim gerekçelerle
mahkûm etmiş. Yetmiyor; komisyonumuzun hazırladığı raporun 19 uncu sayfasında
ilginç bir bölüm var: "Komisyon çalışmalarımızın başlamasından sonra,
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderdiği 31.10.2005 tarih ve 442324
sayılı yazıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Erol Güngör'ün başvurusu
üzerine, 22 Mart 2005 tarihli kararında, Mustafa Güngör'ün Meclis lojmanlarında
ölümü olayına ilişkin olarak etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle ihlal
kararı verdiği -Dışişleri yazıyor Meclis Başkanlığına- Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin ihlal kararlarının uygulanmasının da Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi tarafından denetlendiği ve bu bağlamda, Erol Güngör kararının
uygulanmasının denetlenmesi amacıyla Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi gündemine
alındığı -yani, mahkeme kararının uygulanmasını denetliyor, Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi gündemine almış bunu- belirtilerek, Avrupa İnsan Hakları Direktörlüğü
sekreteryasının 13.10.2005 tarihli yazısı ile benzer ihlallerin önlenmesi
amacıyla gerekli görülen tedbirler hakkında bilgi ve buna yönelik bir takvim
belirlenmesinin istendiği; söz konusu mektubun ekinde ise, bilgi talep edilen
bireysel ve genel önlemlere yer verildiği, bireysel önlemler konusunda
başvuranın oğlunun ölümü konusunda, komisyon çalışmalarımız hakkında bilgi istendiği
-bu kurulan mevcut komisyon hakkında bilgi istendiği- genel önlemler
çerçevesinde ise, milletvekili dokunulmazlığı hakkında açıklama istendiği dile
getirilmiştir." Yazılan yazı Dışişleri Bakanlığına. Demek ki, komisyonun
çalışması da gündeme alınmış.
Tüm bu gelişmelere
karşın, hâlâ dava açılmadı. Tam, ondört yıl geçti. Ee, şimdi ne yapılacak?..
Dava açılmamış, hâkim yok, mahkeme yok, Anayasanın 138 inci maddesi geçerli
değil. Geçerli olsa, yani, dava zamanaşımı gelsin, bu dava zamanaşımına
uğrasın, düşsün diye mi beklenecek?! Öbür davalarla alakası olmayan bir durum.
Gecikmiş adaletten vazgeçtik, gerçeği öğrenmek istiyoruz, gerçeği! Gerçeğe bile
ulaşamıyoruz.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi, bu mevcut Komisyonu kurarak ve çalıştırarak tarihsel bir görev
yapmıştır ve Anayasanın kendisine verdiği görevi yerine getirmektedir. Bu
nedenle, ben, bu görevi, komisyonumuzun başarıyla sonuçlandırdığı inancımı bir
daha tekrarlamak istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
şimdi, bu davanın en önemli taraflarından biri -deminden beri dile getirdim-
dokunulmazlık göreviyle görevi savsaklamak. Bu raporun 138 inci sayfasında şu
bölüm yer alıyor: "Ankara Emniyet Müdürlüğünce yürütülen soruşturmayla
ilgili olarak, Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 29.7.1991 gün ve 1317
sayılı yazı içerisinde, olay yerinde yapılan parmak izi incelemesinde herhangi
bir ize rastlanılmadığı belirtilmiş, oysa, olay yerine onlarca insanın
girmesine müsaade edilmesi nedeniyle bu çalışmanın zaten başarıya ulaşmasının
mümkün olmadığı gibi, dosya içerisinde parmak izi… yapıldığına dair herhangi
bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Cumhuriyet Savcılığınca böyle bir yazı
alındıktan sonra, dosya içerisinde bulunmayan parmak izi aramasına ilişkin
tutanağın neden olmadığının sorgulanması gerekirken, sorgulanmadığı, yine,
yazının sonunda 6 ncı sokakta lojmanlarda kalanların tespitine yönelik çalışmanın
olaydan yaklaşık otuzbeş gün gibi bir süre geçmesine rağmen tamamlanamamış
olması, gerek Emniyetin gerekse Cumhuriyet Savcılığının yapmış olduğu
çalışmaların yetersiz ve etki altında kalınarak yapıldığını, özellikle,
lojmanda oturan kişilerden, milletvekili dışında ailelerin, herhangi bir
dokunulmazlığının bulunmadığı hususunun gözardı edilmesi hayretle karşılanmış,
zaten, bu husus, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin esasını oluşturan önemli bir
gerekçe olmuştur. Çiğdem ve Hülya Taşkıran kardeşlerin babası olan Hasan
Taşkıran'ın telefonunun dinlenmesi amacıyla olaydan yaklaşık kırk gün sonra
dinleme yapılması, komisyon olarak, yetkililerin olayın üzerinde ne denli
hassas durduklarını göstermesi açısından irdelenmesi gereken bir husus olarak
görülmüştür." Komisyonumuz, bunu başarıyla saptamış ve aradan otuzbeş gün
geçmiş, hâlâ, orada oturanların, sakinlerin, milletvekili veya eşlerinin
ifadesine başvurulmamış. Otuzbeş gün geçmiş!..
Şimdi, ben, avukatlık
yaptım; ama, aramızda emniyet müdürlüğü yapmış, bu görevde çalışmış değerli
arkadaşlarımız var. Birbuçuk iki gün sonra olay ortaya çıkıyor ihbarla.
Mecliste söylediğim, karakolda bir polisi eve gönderiyorlar, polis eve gidiyor,
olayı görüyor, cinayetin işlendiğini tespit ediyor, gözle tanık oluyor. Ne
yapması lazım arkadaşlar? En basit bir şey söylüyorum: Geri dönüp karakola
gidecek "evet, böyle bir cinayete tanık oldum" mu diyecek? Öyle
yapmış. Elinde telsiz var. Sen oraya gittikten sonra eve başkaları girerse ne
olacak? Derhal polisin karakola haber vermesi lazım, karakoldan görevlilerin
gelmesi lazım, oranın zapturapt altına alınması lazım, hiç kimsenin oraya
girmemesi lazım, parmak izi saptamaları filan sağlıklı biçimde yapılması lazım.
Bunlar yok. Gelmiş adam, gitmiş, kapıyı da kilitlememiş, mühürlememiş filan.
Sonradan kim geldi kim gitti belli değil. Yani, olayın ele alınış şekli bu.
Yani akıl almaz bir şey ve ondan sonra bu olay bitmiş, şöyle böyle, gelmişler,
gitmişler içeriye, kalabalık girmiş, rahat çalışma imkânı yok, kaç tane parmak
izi belli değil ve parmak izi alınıp alınmadığının dosyada delili yok, evrakı
yok ve dokunulmazlık varmış gibi, bu, ifade vermeye engelmiş gibi Anayasanın 83
üncü maddesi kimsenin ifadesini almıyorlar. Maktulün babasının ifadesi üç ay
sonra alınırsa, hesap edin, başka bir şey söylemeye gerek yok. Bunların hepsi
bahane.
Efendim, 6 ncı sokakta
ben oturuyordum aynı tarihte, karşı tarafta benim evim vardı.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
K. KEMAL ANADOL (Devamla)
- Bugüne kadar komisyonun dışında hiç kimse beni ifade vermeye davet etmedi
arkadaşlar.
Ayrıca, saçı -hukukçu
arkadaşlar var aramızda, yani sadece emniyet görevlisi olmaya lüzum yok- dipten
almadıkça, makasla kestiğiniz vakit bir anlamı var mı saç mukayesesinin?
Saçları makasla kesmişler, ondan sonra mukayeseye göndermişler. Şimdi, polis
eğitimi almış birisinin bu kadar cahil olması mümkün değildir. O saçı o makasla
kesiyorsa, delileri kaybetmek için. Arkadaşlar, Meclis Başkanlığı, aradan on
gün geçmiş, sekiz gün sonra ev temizleniyor; savcının haberi yok, savcının
haberi yok. İdare Amiri "benim haberim yok" diyor; Mustafa Uğur Ener,
burada, ifadesi var. Buradaki memurlar, birkaçı gelmiş; 2 tane de polis
memuru... Arkadaşlar, aradan sekiz gün geçmiş. Lojmanda hâlâ oturuyor resmen
milletvekili; annesinin haberi yok, babasının haberi yok, kimsenin haberi yok.
Evi temizliyorlar arkadaşlar, bütün delilleri yok ediyorlar. Aynı şey, Uğur
Mumcu davasında da, bahçesinde olmuştu; ilk iki günde bahçeyi temizlediler,
süpürdüler, deliller gitti. Bu daha da vahim; evin içi temizlenmiş. O zamanki
Meclis Başkanının haberi yok arkadaşlar. Şimdi, size bir soru soracağım: Evden
farkı yok oturduğumuz odalarımızın değil mi, halkla ilişkilerde. Şimdi, orada
bir olay olsa, tabancayla birisi
vurulsa, aradan zaman geçse, Sayın Bülent Arınç'ın, Meclis Başkanının haberi
olmadan, İdare Amirlerinin haberi olmadan, oraya gidip temizlik yapabilir mi
kimse?! Mümkün mü?!
AHMET IŞIK (Konya) -
Bizim haberimiz olmadan…
K. KEMAL ANADOL (Devamla)
- Bizim haberimiz olmadan, orada oturanın haberi olmadan… Bunlar olmuş
arkadaşlar.
Ayrıca, video filme
almışlar ve Erol Güngör, haberi yok video filme alındığından -ev, etrafı,
maktul vesaire- savcıya dilekçe veriyor; zorla, çırpınarak, otopsi raporunu,
fotoğrafları ve video filmi alıyor -video bandı- bir seyrediyor, bakıyor ki,
içeride, sehpanın üzerinde bir şövalye yüzük var. Müracaat ediyor, şövalye
yüzük yok, dosyada yok; en önemli delil. Bir yazı geliyor. Ankara Emniyetinden:
"Hiçbir şeye benzetilememiştir.". İkinci bir yazı geliyor: "Bu
bir SHP rozetidir." Hiç alakası yok! Bu kez, ısrar ediyor ve bu kez 9
Eylül Üniversitesine gönderiliyor, Sinema-Televizyon Bölümüne, bilirkişiler
inceliyorlar "büyük ihtimalle şövalye yüzüktür" diye rapor veriliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Anadol,
konuşmanızı, lütfen, tamamlayın.
Buyurun.
K. KEMAL ANADOL (Devamla)
- Bitireceğim efendim, bitireceğim Sayın Başkan.
Komisyona, yine huzurunuzda
teşekkür ediyorum. Bu kez, komisyon, aradan ondört yıl geçtikten sonra,
Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Şubesine inceleme yaptırıyor ve oradan net
"bu, şövalye yüzüktür" cevabı geliyor; ama, aradan ondört yıl
geçtikten sonra.
Babasının verdiği
dilekçeler sırasında zamanaşımı yoktu, şimdi zamanaşımına girdi; ama, komisyon
-bitiriyorum Sayın Başkanım, sabrınızı suiistimal etmeyeceğim- zamanaşımına
girse bile, en azından bundan sonraki olaylara örnek olması için, görev yapan
Meclis başkanlarının, o zamanki sorumlu bakanların, emniyette görevli olan
insanların, zamanaşımına girse bile, kimin görevini ihmal ettiği, kimin
görevini kötüye kullandığı teker teker belirlenmiş.
Komisyonun iki görevi
vardı; bir, olayı aydınlatmak, bir de aydınlatmayanları tespit etmek. Komisyon
bu kadar dar imkânla, aradan ondört sene geçtikten sonra elbette katili bulacak
değildi, onu beklemiyorduk; ama, Sayın Komisyon Başkan ve üyeleri -teker teker
tekrar kutluyorum- olayı aydınlatamadı; ama, olayı aydınlatmayanları, olayı
karartanları teker teker saptamış ve bu raporda onları belirtmiş ve Meclisin
takdirine sunmuş.
Ben, şahsen, tekrar,
bütün parti gruplarına, bağımsız milletvekili arkadaşlarımıza, grubu olmayan
partilere mensup milletvekili arkadaşlarımıza, İktidar ve Anamuhalefet Partisi
Grubu milletvekillerine teşekkür ediyorum ve bu komisyonun raporunun olumlu
olduğunu beyanla, Meclisimiz tarafından onaylanmasını istirham ediyorum.
Yüce Meclise saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Anadol.
Anavatan Partisi Grubu
adına, Malatya Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş.
Buyurun Sayın Sarıbaş.
Süreniz 20 dakika.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından,
milletvekili lojmanlarında Sayın Erol Güngör'ün oğlu Mustafa Güngör'ün
öldürülmesi olayının araştırılmasıyla ilgili Meclis araştırma komisyonu raporu
üzerinde Anavatan Partisi Grubunun adına söz aldım; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sözlerime başlarken,
merhumun babasına, ailesine, bir kez daha sabır diliyorum, merhuma Allah'tan
rahmet diliyorum. Tabiî, ateş düştüğü yeri yakar.
Özür diliyorum, suyu
döktüm.
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş,
bir dakikanızı rica edeyim.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Estağfurullah…
Ateş düştüğü yeri yakar.
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş
"cihaz zarar görebilir" diyorlar; ben, birleşime bir 5 dakika ara
veriyorum; konuşmanıza tekrar başlayacaksınız.
Kapanma Saati: 16.28
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.50
BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80 inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
1056 sıra sayılı Meclis
araştırması komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun
Milletvekili Haluk Koç'un, Milletvekilleri Lojmanlarında Mustafa Güngör'ün
Öldürülmesinin Aydınlatılması ve Sorumluların Belirlenmesi Amacıyla Meclis
Araştırması Açılmasına İlişkin Önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu
(10/185) (S. Sayısı: 1056) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Şimdi, söz sırası,
Anavatan Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş'a
aittir.
Buyurun Sayın Sarıbaş.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından "lojman cinayeti" olarak da
tabir edilen, Sayın Erol Güngör'ün oğlu Mustafa Güngör'ün öldürülmesiyle ilgili
Meclis araştırması komisyonu raporu hakkında Anavatan Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken,
merhuma, bir kez daha, Allah'tan rahmet diliyorum, ailesine sabır diliyorum.
Tabiî, ateş düştüğü yeri yakar. Bir adi cinayete genç bir evladın kurban
verilmesinin ne demek olduğunu ancak evlat acısı çekenler bilir. Hakikaten ben
şunu ifade etmek istiyorum: Evlat acısı çekip de yüzü gülen kimse yok. Onun
için, Erol Beye, hakikaten sabır diliyorum ve ondört yıllık mücadelesini,
katillerin bulunması yönünde, olayın aydınlatılması yönündeki sabırla, titizlikle
sürdürdüğü mücadelesini de takdire değer buluyorum.
Değerli arkadaşlar,
komisyon raporunu derinlemesine inceledim. Hakikaten, komisyon başkanımız ve
üyelerinin, bir yargıç titizliğiyle, olayı enine boyuna, olayın sorumluları
hakkında çok derinlemesine, kendilerine verilen yöntem itibariyle iyi bir
araştırma yaptıkları kanaati hepimizde oluşmuş durumda. Olayın gerek oluşu
gerek olayın oluşundan sonraki süreç içerisinde olayın adlî yönünün
araştırılması noktasında, hakikaten, bazı şüpheler olduğu da açık; yani,
hepimiz biliriz ki, bir vaka olduğunda, bir olay olduğunda, öncelikle olay mahalli,
meskûn mahal şeritle çevrilmek suretiyle, olayın olduğu alanda kimseyi
koymadan, sadece savcı, emniyet, kriminal araştırma yapanlar, cinayet
uzmanlarının, titizlikle, hiçbir delili yok saymadan, en ufak ayrıntısına kadar
bütün delillerini toparlayıp, olay yerinin bütün işlemlerini bitirip, ondan
sonra da, o olayı, orada, o mahallin, artık bir daha araştırmaya gerek
kalmayacak şekilde tamamlanması gerekir; ama, maalesef, bizim uygulamalarımızda
görürüz ki, birçok zaman fethi kabir dahi yaparız. Bıçakla öldürülmüş diye
gömerler, otopsi raporu düzenlerler; bir müddet sonra, katil, "hayır, ben
tabancayla vurdum" der; gider fethi kabir yaparsınız, hakikaten tabancayla
vurulmuş.
Bu, cumhuriyet
savcılarımızın, maalesef, bu olayları polise havale etmesinden kaynaklanan bir
olay olarak görülür. İşin özü, adlî tahkikatın başında cumhuriyet savcısının
olmasıdır. Hep söyledik, Ceza Usul Muhakemeleri Kanunumuz geçerken de söyledik;
bu tür olaylarda, adlî olaylarda, yetki tamamen cumhuriyet savcısının elinde ve
kolluk kuvvetlerinin, cumhuriyet savcısının yetkisi içerisinde kullanılmasıyla
aydınlatılması gerekir. Oysa, uygulamada, cumhuriyet savcıları gelirler;
"ölç bakalım kızım, cesedin rengi nedir, ceset kaç santimdir, kumral
mıdır, esmer midir, üstündeki elbisenin rengi nedir" bir de doktora döner
sorar, "neyle ölmüştür" bu diye.
Şimdi, tabiî, adlî tıp
kurumumuz her ilde yaygınlaştı, cesetlere adlî tıp kurumlarında daha teknik
olarak otopsi yapmak mümkün; ama, geçmişte böyleydi. Ondan sonra da, bir türlü
katilin izine kavuşacak bulgulara ulaşamayız ve birçok cinayet, birçok faili
meçhul olarak kalır ve tarihe geçer. Bu olay da bunlardan biri.
Şimdi, bu olayda,
görevlilerin görevi savsaklamadığı yönünde bir iddiada bulunmak mümkün değil,
zaten İnsan Hakları Mahkemesi, kararında bunu netleştirmiş; diyor ki:
"Yeterli inceleme, yeterli titizlik gösterilmediği ve bu sebeple de
yeterli araştırma yapılmadığı için de bu olayın faili meçhul kaldığını..."
İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş bir kararı karşısında, artık, aksini
savunmak mümkün değil.
Hakikaten, olaya
baktığımızda, olayın oluş şekline, olay sonrasındaki sürece baktığımızda,
korunan, devlet tarafından korunan, devletin, milletin temsilcilerinin
oturduğu, dört tarafı çevrili, kapısında polis karakolu olan bir meskûn mahalde,
yani, milletvekili lojmanlarında olay olacak; olaydan bir gün sonra -23-24
Haziran gecesi veya 24'ü olacak olay; o da tam, otopsi raporlarından tam da
belirlenmiş değil- cinayetin işlendiği, bir kız arkadaşı tarafından görülmesine
rağmen, altı yedi saat sonra ancak polise bildirilecek; altı yedi saat sonra da
polisin yaptığı, sadece, savcıya haber vermek olacak ve bu olaydaki deliller,
maalesef, usulüne uygun, kanuna uygun, bir dedektiflik anlayışıyla toplanmayacak
ve olay, sanki örtbas ediliyormuş gibi, sanki birileri korunuyormuş gibi, daha
doğrusu, katiller korunuyormuş gibi bir yönteme, yöne kaymış olacak.
Şimdi, tabiî, keşke böyle
olmasaydı; keşke, görevliler o anda bunun gereğini yapsalardı, o anda olay
mahallini korumaya alıp, bütün delilleri, sonuna kadar bütün delilleri
değerlendirseler ve görevlerini bihakkın yerine getirerek… Ha, sanık, fail
yakalanmış olsaydı, fail bilinmiş olsaydı, olayın sebebi çok önemli değil; olay
şu şekilde olmuş veya bu şekilde olmuş, şu amaçla olmuş bu amaçla olmuş, önemli
değil; ama, önemli olan, bir delikanlının, 21 yaşında bir delikanlının bir
cinayete kurban gitmesi, acılı bir aile ve failini yakalayamayan, âciz bir
devlet görüntüsünün ortaya çıkmaması gerekirdi.
Şimdi, daha önce de
Meclis araştırması, faili meçhul cinayetler araştırması komisyonu kurulmuş, o
komisyonda da Sayın Erol Güngör'ün müracaatıyla, konu, inceleme konusu
yapılmış; ama, o komisyon raporuna da baktığımızda, çok da bulgu, katilin
kimliğine, katilin şahsına dair bir bulguya rastlanılmamış. Tabiî, Meclis
araştırma komisyonlarının katili bulmak gibi bir görevleri yok. Sonuçta, Meclis
araştırma komisyonları, dinlenen tanıklar ve elde mevcut bulgularla bir
komisyon raporu yazılmış. İddiamız şu: Bu bulguların, yeterli bulguların olmadığı;
yani, görevini, o günkü görevlilerin bu yeterli bulgulara sahip olmamak için
görevlerini yapmadıkları ve yeterli bulguyu adliyenin önüne koymadıkları,
yargının önüne koymadıkları.
Şimdi, Anayasamızın 138
inci maddesi kapsamında, tabiî, Meclis araştırma komisyonları, yargı görevine
giren, direkt yargı alanlarına müdahale şansımız yok; ama, Sayın Anadol'un
dediği gibi, burada ortada yargısal bir durum yok; yani, açılmış bir dava yok.
Ha, savcının soruşturma dosyası açmış olması, soruşturma yapmış olması,
yargının bir bölümü müdür; evet, bölümüdür; ama, neticeye varamamış ve
kapatılmış bir dosya var. Dolayısıyla, komisyon, artık ortada yargılama alanı
kapatılmış bir dosya üzerinden araştırma yaptığı için, Anayasa gereğince de
yargı alanına girmiş durumda değil. Zaten Komisyon Başkanımız -kendisi çok iyi
bir yargıçtır- bunun böyle olduğunu da bilir.
Değerli arkadaşlar,
hepimiz üzüntü içerisindeyiz; yani, ondört yıl geçmesine rağmen, devletin en
önemli yerinde, yani, devletin, milletin vekillerinin oturduğu bir lojmanda bir
cinayetin aydınlatılamamış olması, ülkenin başka köşelerinde, yani,
korunulmayan, koruma altında olmayan köylerinde, mezralarında, derelerinde,
ovalarındaki cinayetleri bu devlet nasıl aydınlatacak?! Sorunun özü bu. Yani,
bu komisyon, araştırma komisyonu raporları, sonuçta, neticeye müessir yaptırımı
olan raporlar değil; bir araştırma ve Meclisi bilgilendirme raporları. Buradan
çıkarmamız gereken ders şu: Bundan böyle, bu ülkenin neresinde olursa olsun,
bir cinayet olduğunda, adi bir suç işlendiğinde, polisimiz nasıl davranmalı,
savcımız nasıl davranmalı, yetkililerimiz nasıl davranmalı; bunların faili
meçhul kalmaması için ne gibi tedbirler almalıyız; esas tartışmamız gereken
konu bu. Mesela, geçen sene, polis kayıtlarına göre, 379 000, mala karşı cürüm
işlenmiş; yani, gasp, hırsızlık, haneye tecavüz ve bunların yüzde 38'i ancak
aydınlatılabilmiş, geriye kalan yüzde 62'si aydınlatılamamış.
Şimdi, demokratik bir
ülkede, çağdaş bir ülkede, siz, hukuk devleti gereğini yerine getiremiyorsanız,
insanların can ve mal güvenliğini sağlayamıyorsanız, cana ve mala tecavüz
edenleri, devlet olmanın cezalandırma yetkisiyle cezalandıramıyorsanız, bu
ülkede huzuru ve güveni temin etmek, bu ülkede insanların vicdanına, mesela,
Erol Güngör'ün vicdanına "bu devlet benim devletim; benim oğlumu
öldürdüler; ama, katil de cezasını çekti; hukuk devletinden beklenen de
bu" diye yazdırabilir misiniz; yazdıramazsınız.
Erol Bey bu ülkenin
milletvekilliğini yapmış bir arkadaşımız; devletine sadakatinden hiçbir şüphemiz
yok; ama, devletin ne olduğunu bilmeyen milyonlarca insan var ve devletinin,
haksızlığa uğradığında kendisini koruyacağına güvenmek isteyen vatandaşlar var.
Kime güvenecekler?! Bu güveni sağlayamaz iseniz, işte o zaman insanlar ne
yapıyor; ya terör örgütlerinin koruması altına giriyor ya aşiret reislerinin
koruması altına giriyor; ancak, vatandaş olmaktan tebaa olmaya doğru da bir yol
alıyor.
Hukuk devletinin en
önemli özelliği, hukukun hâkim kılınmasının en önemli özelliği nedir; insanları
vatandaş yapmak, yurttaş yapmak. İnsanları tebaalıktan, başkasına kulluktan
kurtarmanın adıdır hukuk devleti. Siz, eğer hukuku tam uygulayamaz, insanları
vatandaş yapamazsanız, insanlar kendilerine özel koruma güvenlik alanları
aramaya başlarlar; ki, o zaman ya bir örgütün emri altında kendi güvenliklerini
hissederler veya bir aşiret reisinin veya bir ağanın tebaası durumuna
getirilirler, karın tokluğuna sırf güvenliklerini temin etmek adına.
Onun için, Türkiye'nin bu
tür sorunlarını artık aşması lazım. Hele 21 inci Yüzyılda, Avrupa Birliğine
gittiğimiz bir dönemde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, hukuk devleti olan
Türkiye için böyle kararlar vermemesi lazım; yani, benim polisimi, adliyemi
görevini yapmadığı noktasında suçlayıcı Avrupa Birliği kararlarıyla
karşılaşmamamız lazım. Bunlara, yetkili bakan, Bakanlar Kurulumuz, hükümetimiz,
Parlamento, ne gibi eksiklikler varsa, zamanında el koymalı olaya.
İşte, ondört yıl sonra
raporu yazmış Sayın Başkan; diyor ki: Bu olayda görevi ihmal edenler veya
görevi kötüye kullananlar açısından her ne kadar zamanaşımı süresi, ceza
zamanaşımı süresi dolmuşsa da, gelecekte bu tür olaylarda daha titiz ve daha
emin, dikkatli davranmak için bu raporu, sonucunu bağlıyorum. Doğru söylüyor.
Ondört yıl sonra görevi ihmal suçunun… Beş yıldır ceza zamanaşımı, görevi
kötüye kullanma da öyle. Şimdi, birçoğu emekli olmuş, birçoğu gitmiş, hiçbirini
yargılama şansımız da yok, zaten zamanaşımı da dolmuş; ama, ortada kanayan bir
yara var, aydınlatılamamış bir cinayet var ve bu cinayeti aydınlatmakta
görevini ihmal eden, görevini savsaklayan devlet görevlileri var.
Ben, tabiî, oradaki Sayın
Meclis Başkanının, o günkü Meclis Başkanının görevini yapmadığı kanaatinde
değilim. Meclis başkanları… İşte, geçenlerde, Meclisin içinde bir polisimiz
intihar etti. Ee, şimdi, Sayın Meclis Başkanı bu polisin gerekli sağlık
tedavilerini yaptırmadığı için veya gerekli şeyi yapmadığı için intihar
etmiştir, görevini ihmal etmiştir diyebilir miyiz; diyemeyiz. Sayın İçişleri
Bakanımız, işte, Türkiye'de 379 000, mala karşı cürüm olmuş, Sayın Bakan görevini
yapmıyor, her olayı aydınlatmıyor, görevini ihmal ediyor diyebilir miyiz;
diyemeyiz. Dolayısıyla, bu olayda da o günkü İçişleri Bakanının, o günkü Meclis
Başkanının sorumluluklarına raporda olduğu şekilde katılmam mümkün değil;
ancak, biz de biliriz ki, bu olaylarda, cinayet olaylarında, olay olduğu anda
yetki, cumhuriyet savcısının emrindedir; yani, cumhuriyet savcısının yapacağı,
cumhuriyet savcısının kullandığı cinayet masasının, kolluk kuvvetlerinin yapacağı
bir soruşturmayı, o günkü Meclis Başkanı ne derece etkileyebilir, ne
yapabilirdi, bilemiyorum veya İçişleri Bakanı, bugün dahi, Ankara Emniyetindeki
cinayet masasında kaç tane dosya var Sayın Bakan; hangilerine hangi işlemler
yapılıyor şu anda desem Sayın Bakan
bilebilir mi; bilemez. Ama, bu demek değil ki, o günkü polis yetkilileri, o
günkü Emniyet yetkilileri, o günkü siyasî yetkililer gerekli özeni göstermişler
midir diye sorduğumda da, dosyadan, rapordan çıkan sonuç -bırakın raporu- fiilî
sonuç, sanığın yakalanmaması, failin yakalanmaması bu olayda yeterli
tedbirlerin alınmadığı, zamanında yeterince olayda titizlikle davranılmadığı…
Sanki... Koruyormuş demek istemiyorum; yani, devlet, birilerini, bir sanığı
niye korusun! Ama, ben, beceriksizlik diyorum; ben, milletvekili tanıkların
veyahut da görgü şahitlerinin veyahut da o mahalde yaşayanların milletvekili
olması nedeniyle polisin sanki olaya korkarak davranmasından kaynaklanan bir
hadise diyorum. Yoksa, ben o günkü milletvekili arkadaşların da, bu olaya, eğer
görgüsü, bilgisi varsa -bir kanaat içinde olamam- yani, bunu anlatmama
noktasında olduklarını zannetmiyorum.
Sayın Anadol biraz önce
dedi ki: "Benim bile ifademe o günden bugüne başvurulmadı."
Vurulsaydı da, bir görgünüz, bilginiz olmadığı açıktı yani.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Dokunulmazlık gerekçe yapılıyor.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla) - Yani, sadece dinlenmiş olacaktınız, faili işaret etme şansınız
yoktu.
Ben, tahmin ediyorum...
Netice itibariyle komisyonumuz o günden bugüne 124 kişiyi de dinlemiş, o günden
bugüne geçen sürede de o 124 kişiden hiç kimse failin ne eşkâlini ne tipini ne de olay şeklini tarif etmiş
değil. Onun üzerine soruşturma dönmüş dolaşmış, sadece yeterli tedbirleri
almayan veyahut da bu araştırmayı, cinayet araştırmasını, sanık araştırmasını
yapamayan kamu görevlilerini araştırma komisyonu görevi olarak yapılmış.
Aslolan, failin bulunmasıydı. Aslolan, bu failin bulunması, olayın
aydınlatılması, ailenin yüreğine su serpilmesiydi. Şimdi, bu komisyon
raporundan sonra da aile tatmin edilmiş değil. Değil; çünkü, fail yok ortada,
henüz olay aydınlatılmış değil. Değil; çünkü, bundan sonraki olaylarda da bu
tür işlemlerin yapılmayacağı anlamında da bir şey yok; çünkü, Türkiye'de hâlâ
birçok cinayet işleniyor ve Türkiye'de hâlâ faili meçhul yüzlerce cinayet var.
Türkiye, kriminolojik
araştırmalarını dahi bir iki merkezin dışında geliştiremedi. İşte, filmlerde
görüyorsunuz, bir failin nasıl yakalanacağını, hangi teknik usullerin
uygulanacağını sanal ortamda görüyoruz; ama, Türkiye'de, maalesef, gerek
uygulama gerekse teknik yeterlilikler, o boyutlara bir türlü varamadı.
Yapmamız gereken,
hükümetimizin, Sayın Bakanımızın yapması gereken, bundan sonraki olaylarda,
inşallah, bu tür vakalarla karşılaşmamamız, vatandaşların hukuk devletine olan
güvencini zedelemememiz ve bu tür olayda devletin caydırıcı, devletin kararlı,
devletin cezalandırıcı yetkisini, yani, egemenliğin hâkimiyetin yetkisini
vatandaşların hissetmesini sağlamamızdır.
Ben, bir defa daha aileye
başsağlığı diliyorum, Allah'tan sabır diliyorum ve bu araştırmayı yapan
komisyon üyelerine ve Değerli Başkanına teşekkür ediyorum, ellerine sağlık
diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Sarıbaş.
Gruplar adına üçüncü söz
isteği, AK Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Salih
Erdoğan'ın.
Sayın Erdoğan, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
MEHMET SALİH ERDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
milletvekilleri lojmanlarında Mustafa Güngör'ün öldürülmesinin aydınlatılması
ve sorumlularının belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu
raporu hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlarken, onbeş yıldan bu yana bu menfur cinayetin
failinin ortaya çıkması mücadelesini sürdüren, merhum Mustafa Güngör'ün babası
Erol Güngör ve eşine sabır ve esenlikler diliyorum.
Değerli milletvekilleri,
faili meçhul cinayetler, uzunca bir süre ülke gündeminden hiç düşmemiştir;
ülkenin gündeminde, siyasetin gündeminde, medyanın gündeminde devamlı yer
almıştır. Aslında, faili meçhul cinayetler gündemden hiç düşmemelidir.
Canilerin ellerini kollarını sallaya sallaya aramızda dolaştığı bir ortamda,
huzur ve güven olmayacaktır. Bu nedenle, faili meçhul cinayetlerle mücadele
hepimizin aslî görevi olmalıdır.
Güvenlik güçlerimiz
açısından, faili meçhul cinayetlerle, tüm suçlarla mücadele onur meselesidir;
çünkü, faili meçhul kalan her cinayet, başta güvenlik güçlerimizi zan altında
tutmaktadır; ancak, bu mücadeleyi sadece güvenlik güçlerine terk etmek de,
kanımca çok doğru olmayacaktır. Bu konuda, ayrıca toplumun duyarlı olması,
suçluların yakalanması noktasında güvenlik güçlerimize de yardımcı olması
gerekmektedir. Sadece faili meçhul cinayetlerle ilgili değil, başta terör olmak
üzere tüm suçluların tespiti ve etkisiz hale getirilmesinde toplumun
duyarlılığı çok önemlidir. Terör örgütü mensupları, bir apartmandan daire
kiralıyor, bu dairede bomba imal ediyor ve apartmanda oturan komşular bu olaydan
haberdar bile olmuyor; bombanın teröristin elinde patlamasıyla olay
aydınlanıyor!.. Toplum olarak bunu iyi düşünmemiz, bazı şeyleri yitirdiğimizin
farkına varmamız gerekiyor.
Değerli milletvekilleri,
faili meçhul kalan her cinayet, birtakım kuşkulara ve büyük sorunlara sebebiyet
vermektedir. Birincisi, faili meçhul cinayete kurban gidenlerin yakınlarının
gözyaşları hiç dinmemiştir. İkincisi, faili meçhul kalan cinayetlerde, hemen
hemen her zaman, eğer bu cinayet siyasî ve ideolojik ise, karşı görüşte olanlar
toptan suçlanmıştır. Hatta, devletin suç işlediği, güvenlik güçlerimizin
suçluları koruduğu, gizlediği gibi ithamlarla karşılaşılmıştır. Bu husus,
toplumsal barış ve demokratik rejim açısından hiç de temenni edilmeyen bir
ortam meydana getirmektedir.
Mustafa Güngör'ün
öldürülmesi olayında birtakım eksiklikler vardır. Bu eksiklikler baştan bu yana
dile getirilmiştir. Bu konuda emniyet güçlerimizin ihmali söz konusudur; ancak,
faili meçhul suçlar ve cinayetler sebebiyle güvenlik güçlerimizi toptan suçlamak
da büyük haksızlık olacaktır. Emniyet güçlerimiz, faili meçhulle mücadelede,
suçluları tespit ve adalete teslim etme konusunda pek çok ülkeden daha
başarılıdır. Her ülkede faili belirlenemeyen pek çok suç işlenmektedir. Başta
terör olmak üzere, bütün suçluların ortaya çıkarılmasında güvenlik
kuvvetlerimizin canı pahasına gece gündüz mücadele ettiğini de aklımızdan
çıkarmamak gerekir.
Değerli milletvekilleri,
temennimiz, bütün cinayetlerin, bütün suçların faillerinin bulunması, hiçbir
cinayetin karanlıkta kalmamasıdır. Ülkemizde faili meçhul cinayete kurban giden
tek insan elbette Mustafa Güngör değildir. Bugüne kadar, pek çok insan böyle
menfur cinayete kurban gitmiştir ve faili bulunmayan cinayetler de mevcuttur;
ancak, Mustafa Güngör'ün öldürülmesi diğer cinayetlerden farklılık arz
etmektedir. Mustafa Güngör, sokakta yürürken, bir yoldan geçerken
öldürülmemiştir. Mustafa Güngör, 10'u aşkını bakan olmak üzere, 395
milletvekilinin oturduğu ve 24 saat korunan, iki güvenlik kapısından geçilerek
içeriye girilebilen bir sitede, evin içinde tabancayla vurularak öldürülmüştür,
ayrıca boğazı da kesilmiştir. Böyle bir cinayetin bugüne kadar aydınlatılamamış
olması, elbette üzücüdür, düşündürücüdür ve bu cinayet sebebiyle pek çok
spekülasyonlara neden olması da normaldir.
Değerli milletvekilleri,
hiçbir cinayet ve hiçbir suç karanlıkta kalmamalıdır. Faili bulunmayan her
cinayet, yeni cinayetlerin habercisidir. Ayrıca, faili meçhul cinayetlerin
devlete olan güveni sarstığı da bir gerçektir; çünkü, can güvenliği, kişilerin
en önemli haklarının başında gelmektedir. Devletin en önemli görevi, kişilerin
can güvenliğini en etkin biçimde korumak ve güvence altına almaktır.
İnsan hakları çağını
yaşıyoruz. Bu çağda yaşam hakkı, insan haklarının en başında gelmektedir. Bu
hak, insan henüz doğmadan önce, ana karnındayken başlayan ve korunması gereken
en kutsal bir haktır. Yaşam hakkı, başta insanın maddî ve manevî varlığının
dokunulmazlığı olmak üzere, din, vicdan ve düşünce özgürlüğünü de içine alan
bir haktır. Hem aklın hem vicdanın hem canın korunmasıdır yaşam hakkı. Hiç
kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı gibi, dinî
vecibelerini yerine getirmesi sebebiyle ve açıkladığı fikir ve düşünceler
nedeniyle de suçlanamaz, kınanamaz. Anayasamıza göre, insanların dinî inanç,
düşünce ve kanaatleri nedeniyle kınanamayacağı, din, vicdan ve düşünce
özgürlüğünün Anayasamızın teminatı altında olmasına rağmen, insanların siyasî
görüş, din ve düşünceleri sebebiyle öldürülmeleri, devletimizi, rejimimizi ve
demokrasimizi yaralayacaktır. Bu sebeple de, elbette, bu olaylar gündemimizde
yer almaya devam edecektir.
Burada, biraz önce, CHP
Grup Başkanvekili Sayın Kemal Anadol İnsan Hakları Mahkemesinden bahsetti,
diğer konuşmacılar da bahsetti. Ben, bu İnsan Hakları Mahkemesi konusunu biraz
açmak istiyorum.
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, bu olay sebebiyle Türkiye'yi mahkûm etmiştir; ancak, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin ihlal kararı iki şekilde olmaktadır. Bunlardan birincisi,
pozitif yükümlülük açısındandır; ikincisi, etkin ve verimli mücadele,
soruşturma yapılmaması açısındandır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mustafa
Güngör olayında, Türkiye'yi, Mustafa Güngör'ün can güvenliğini koruyamadığı
noktasından, yani pozitif yükümlülük açısından mahkûm etmemiştir; etkin ve
verimli soruşturma yapmadığı konusunda sorumlu tutmuştur. Bunun anlamı şudur:
Mustafa Güngör'ün öldürülmesinin öğrenilmesinden itibaren, devletin olaya
müdahale ederek, etkin ve verimli bir soruşturma yapması gerekirdi. Böyle bir
soruşturmanın asıl amacı, yaşam hakkını güvence altına alan iç hukuk
normlarının etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamaktır. Bunun için, maktul
yakınlarının şikâyetçi olma ve soruşturma açılması girişiminde bulunmalarına da
gerek yoktur. Resen bu araştırma yapılmalıdır ve bu soruşturma, en verimli ve
en etkin bir şekilde yürütülmelidir. Soruşturmanın verimliliği, sorumluların
tespit edilmesi ve cezalandırılmalarının sağlanması anlamında mutlaka
gerçekleşmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu konuda, sonuca yönelik
değil, kullanılan yönteme yönelik bir yükümlülük üzerinde durmuştur.
Yetkililer, olayla ilgili erişilebilir tüm delillerin toplanması yanında, tüm
tedbirleri de almış olmalıdır. Özellikle, görevli tanıkların ifadeleri
alınmalıydı.
Bu öldürme olayının özel
korunan bir mahalde işlenmiş olması, bu olayın belirli bir önem ve ivedilik
gerektirdiğini göstermektedir. Cinayetin, ifade edildiği gibi, on gün sonra
temizlik amacıyla evde temizlik yapılması, maktulün üzerinde ölü bulunduğu
yatağın kaldırılması, delillerin toplanmasında gecikmelere sebebiyet verilmesi
gibi durumlar, Türkiye'nin etkin ve verimli soruşturma yapmadığı noktasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, sözleşmenin 2 nci maddesinin ihlali
neticesini doğurmuş ve Türkiye mahkûm edilmiştir.
Değerli milletvekilleri,
faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması, hem adaletin gerçekleşmesi hem de
toplumsal barış ve huzur açısından önemlidir. Suçluların tespiti kadar, bunda
ihmali ve kusuru olanlar varsa, bunların da tespiti önem arz etmektedir. Ancak,
bütün bu mücadeleler hukuk ve demokrasi kuralları içinde yapılmalıdır.
Raporunu görüşmekte
olduğumuz Mustafa Güngör'ün öldürülmesiyle ilgili bu komisyon, yargılama yapmak
için kurulmamıştır. Yargı görevi bağımsız mahkemelere aittir. Bu konuda derdest
bir dosya da bulunmaktadır. Komisyonun görevi, bu olayın işlenmesinde fail veya
faillerin bulunmamasında görevlilerin ihmali var mı yok mu, bunu ortaya
çıkarmak için yapılmıştır. Ancak, halk nezdinde yanlış bir intiba vardır. Ne
zaman Meclis bu konuda bir araştırma komisyonu kursa, toplum bunu yargının
yerine kurulan bir komisyon gibi algılamaktadır. Oysa komisyonun görevi,
yargılama yapmak ve suçluyu bulup cezalandırmak değil. Bu, bağımsız yargının
işidir.
Değerli milletvekilleri,
Mustafa Güngör olayının aydınlatılmasını sağlamak, suçluları ortaya çıkarmak ve
varsa soruşturmalarda ihmali görülenleri tespit etmek amacıyla bugüne kadar 2
Meclis araştırması önergesi verilmiştir. Bunlardan birincisi, 19 uncu Dönem
Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve arkadaşları tarafından 1.7.1992 tarihinde
verilen Meclis araştırma önergesidir. İkincisi ise, 20 nci Dönemde Antalya
Milletvekili Sayın Deniz Baykal ve 41 arkadaşı tarafından verilen, 15.5.1998
tarihli Meclis araştırması önergesidir. Ne yazık ki, 19 uncu ve 20 nci Dönemde
verilen bu Meclis araştırması önergeleri, dönem sona erdiğinden, Meclis
araştırma komisyonları kurulamamış ve önergeler görüşülememiştir.
22 nci Dönemde, yani bu
dönem, geçen sene, İzmir Milletvekili ve CHP Grup Başkanvekili Sayın Kemal
Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun Milletvekili Haluk Koç
tarafından verilen (10/185) esas numaralı bu önerge, AK Parti Grubu ve Mecliste
temsil edilen diğer partilerimiz tarafından da desteklenmek suretiyle
komisyonumuz kurulmuş ve çalışmalarımız tamamlanmıştır.
Komisyonumuzun
kuruluşundan itibaren rapor aşamasına kadar takip edilen süreci ve komisyonun
aldığı prensip kararlarını detaylı bir şekilde Sayın Kemal Anadol anlattı.
Hakikaten, bu komisyon,
Mecliste her zaman takdirle anılacak bir komisyon olarak çalışmıştır. AK Parti
Grubu adına, biz de, bu araştırma görevini yerine getiren komisyonumuza, bu
komisyona destek veren, başta CHP Grubu olmak üzere, AK Parti Grubuna ve
Mecliste temsil edilen diğer partilerimize teşekkür ediyoruz.
Komisyon, görev süresi
içerisinde, ifade edildiği gibi, 3'ü İstanbul, İzmir ve Tekirdağ'da olmak üzere
29 toplantı yapmış, 124 kişinin bilgi ve görüşüne başvurmuş, İçişleri
Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Komutanlığı Kriminal Daire
Başkanlığı ile işbirliği yaparak birtakım delilleri incelemiş, diğer yandan
komisyon olarak otopsi raporları tutanaklarını, tahkikat dosyasındaki beyanları
yeniden gözden geçirerek, açıklanması icap eden hususlar ilgililere yeniden
açıklattırılmıştır. İlgili tüm kurum ve kuruluşlarla irtibat halinde çalışma
yapılmış, aradan geçen ondört yıllık süreye rağmen her delil yeniden gözden
geçirilmiş ve bu konu hakkında en küçük bilgi sahibi olan kişiler de dinlenmiştir.
Özellikle, rahmetli Mustafa Güngör'ün babası Erol Güngör ile irtibat hiçbir zaman
kesilmemiştir. Görüş ve katkıları her zaman değerlendirilmiştir. Kendilerine,
bir kere daha sabır dilerken, komisyonumuza yaptığı katkılar sebebiyle, Sayın
Erol Güngör'e teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Değerli milletvekilleri,
temennimiz şudur: Milletimizin yüzü hiçbir zaman solmasın, tek bir suç gizli ve
karanlıkta kalmasın diyor, Yüce Heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Erdoğan.
Sayın Komisyon Başkanı
söz istiyor mu?
(10/185) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI AHMET ÇAĞLAYAN (Uşak) - Evet.
BAŞKAN - Komisyon
Başkanımız, Uşak Milletvekili Sayın Ahmet Çağlayan; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
(10/185) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI AHMET ÇAĞLAYAN (Uşak) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; kısaca adı "Lojman Cinayeti
Komisyonu" olan Komisyon adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Kıymetli arkadaşlarım,
burada görüşmüş olduğumuz konu, 23-24 Haziran 1991 tarihinde Millet Meclisi
lojmanlarında öldürülen Milletvekili Erol Güngör'ün oğlu Mustafa Güngör'ün
hunharca bir katliamla öldürülmesi olayıdır; ki, Millet Meclisi lojmanları,
gerçekten, çok sıkı, yirmidört saat korunan bir yer. Orada bir cinayet
işlenmiştir ve aradan, ondört de değil artık, onbeş yıl geçmiştir; ama, hâlâ
faili bulunamamıştır.
Burada, faili
bulunamayınca olay bitmiş demek değildir; gerçekten, bir aile vardır ki,
babası, onbeş yıldır amansız bir şekilde bu olayın arkasını takip etmekte ve
çocuğunun kanı yerde kalmasın diye başvurmadık kapı bırakmamıştır; halen de
bugün bizi Mecliste izliyor. Annesi evden dışarıya çıkmamış, mezarının başına
gidiyor ve onun tüm yaşamı çocuğunun mezarının başında geçiyor. Böyle bir olay
var. Hiç kimsenin çocuğunun böyle olmasını veya yakınının böyle olmasını, böyle
acılar yaşamasını hiç kimseye Yüce Mevla göstermesin.
Öncelikle, Faili Meçhul
Cinayetleri Araştırma Komisyonu kurulmuş 1995'li yıllarda. Oraya ısrarla, Erol
Güngör Bey, alınması için uğraşmış; hatta "siyasî cinayet değil"
diyenler olmuş; bunlara gerçekten kırılmış da ve o komisyonda da bir başlık,
sonuç bölümünde bir şey olarak, soruşturmayı yürütenlerin ihmalinden
bahsedilerek TCK'nın 235 inci maddesi uyarınca cezalandırılmaları istenmiştir.
Şimdi, ayrıca, bu konuda,
onbeş yıldır sonuçlanamayan ve failleri bulunamayan bu olayda... Yine, ben,
Erol Güngör'ün Mecliste yaptığı konuşmadaki ifadesinden aynen aktarıyorum:
"Çocuğuma, kadın, aşk ilişkisi dediler; ne bileyim, terör olayı var
dediler, hatta sınav kâğıtlarıyla ilgili şeyler söylediler. Bunların üçü de
doğru olması mümkün değil. Mutlaka biri doğruysa, öteki ikisi yanlış. Çocuğum
adına üzülüyorum, çocuğuma iftira ediliyor" diyor ve hatta çok ilginç
söylediği bir şey de vardı "biz, bu olay olduktan sonra, aradan epey
geçip, basın yazmaya başladıktan sonra, en yakın arkadaşlarımız bile bizim
yanımıza gelmekten, bu olay nedeniyle yakınlarına herhangi bir söz, herhangi
bir sıkıntı yaşamaktan endişe duydukları için bizden uzaklaştılar, en
yakınlarımız bile uzaklaştılar" diye söyledi. Bu, gerçekten çok önemli bir
şey sevgili arkadaşlarım.
Bu olay neden
aydınlanamamıştır? Her şeyden önce, olay, neredeyse bir güne yakın, geç bir
vakitte öğrenilmiştir. Yani, hemen olunca, olduğu anda şahidi yoktur olayın,
gece vakti olmuştur. Meclis lojmanlarında herkes bayrama gitmiştir; bayramın
olduğu bir zamanda, çevrede pek de kimsenin olmadığı zamanda, tenha bir vakitte
olmuştur.
Yine, bu dönemde bir
başka şanssızlık da, ne yazık ki hükümet değişmiştir. Hükümet değişikliği de bu
döneme gelmiştir. Yıldırım Akbulut Hükümeti görevi devretmiş, Mesut Yılmaz
Hükümetinin tam göreve başladığı gün orada kamerayla çekilen görüntülerde
hükümetin listesi vardır; ölen çocuk, o listeyi o gün almış ve bakmıştır.
Sevgili arkadaşlarım,
bizim komisyonumuzun adı, olayın aydınlanması, faillerinin bulunması ve eğer
failleri bulunamamış, bugüne kadar bulunamamış olan bu faillerin
bulunamamasının sorumluluklarının tespiti; biz, bu konuda araştırmalar yaptık.
Ne yaptık? Önce, bir, olay yerini gördük, olay yerinin krokisini temin ettik,
kimler nerede oturuyor temin ettik, olay yerine gittik ve bunları tespit ettik.
Daha sonra, yapılan hazırlık soruşturması dosyasını istedik, o dosyaya baktık.
Onun dışında, olay yerindeki, evdeki eşyalar 1996 yılında bir başka
milletvekiline ev tahsis edildiğinde ne yapılmış? Meclisin Mal Saymanlığına
getirilip teslim edilmiş. Bu teslim edilen eşyaları, kitapları, kasetleri,
neler varsa bunları, bir heyet oluşturup inceledik. Eskiden yapılan otopsi
zaptı, olay yeri zaptı, ne bileyim, kriminal laboratuvarından alınan raporları…
Biz, tekrar, yeniden teknik imkânların daha da iyi oluşu göz önüne alınarak
kriminal incelemelerini yaptırdık. Şahit beyanlarıyla o raporları
açıklattırdık. O raporlarda imzası bulunan insanları, tutanaklarda imzası
bulunan insanları getirdik dinledik.
Burada, gönül isterdi ki,
bu olayı aydınlattık diyebilelim, bunu aydınlatamadık.
Ama, bir şeyi tespit
ettik. Düşünün ki, bir savcı olay yerine gidiyor, olay yerinde herkes orada, o
kamerayı çeken arkadaş diyor ki, biraz müsaade edin de diyor, ben şu fotoğrafı,
kamerayı çekeyim. Böyle bir durumda!
Yani, bir savcı ne
yapması lazım önce; oraya gittiğinde, olay yerindeki delilleri emniyet altına
alacak, kaybolmasına engel olacaktır. Sonra, tenha bir yer, bayram günü,
milletvekilleri gitmiş, orada ışık yandığı, ne bileyim, çevrede o bayram
gününde orada olanları tespit etmek anında mümkün ve o insanları çağırdığınızda
itiraz da etmezler, gelirler, çünkü acıma ve yardım duyguları vardır. O esnada
onları dinlemeniz de, sıcağı sıcağına, ifadelerini almanız da mümkündür. Bu
yapılmalıydı. Orada ne yapmışsınız; haricî muayene nedeniyle, işte, bıçakla
denmiş… Daha sonra adlî tıbba götürmüşsünüz ve adlî tıpta, tabancayla
öldürüldüğü, kurşun yarası da olduğu anlaşılmış; ama, bu kurşun yarası olduğu
anlaşıldıktan birbuçuk gün sonra oraya gelip araştırma yapılabiliyor. Hatta,
adlî tıptaki o otopsi anında annesi babası oradadır ve o anne baba, gerçekten,
tahkikatı yapacak insanlara yardımcı olabilecek en önemli delildir. Onları o
anda dinlemeniz de mümkündür. Sizlere yardım etmek için can da atacaklardır;
ama, o savcı, orada onları dinlememiştir. Kendisinin elindeki en önemli
delilleri, ne yazık ki, değerlendirmemiştir. Annesini kırk gün sonra dinlemiş
ve kendisi de dinlememiş -halen o kadın İzmir'den gelmiyor- İzmir'e bir polis
gitmiş, o dinlemiştir. Babasını üç ay sonra dinleyebilmiştir. O da, ısrarla,
her önüne gelen yere -biraz önce Sayın Anadol bahsetti- 30 tane başvurusu var.
Meclis Başkanlarına, başbakanlarına, siyasî parti liderlerine,
milletvekillerine, emniyet müdürlerine, valilere ve savcılara, hepsine
başvurmuş. Başsavcıların yanında gitmiş konuşmuş. Bu başvurularına rağmen, o
babayı, savcı, üç ay sonra dinliyor; düşünün.
Bunun yanında, Meclis
Başkanlığı var. Suç işlenen yer, Meclise ait bir yer ve orada görevliler var,
İçişleri Bakanlığı var. Bunlar ne yaptılar dersiniz? Bir suç işleniyor ve faili
uzun süre bulunamıyor. Oradaki görevlileri orada… Önleyici tedbirler dediğiniz
bir olay vardır. Kaymakamın, valinin -ne bileyim- emniyet görevlilerinin
önleyici tedbirle ilgili de görevleri vardır. Orada, "lojman
koruması" denilen koruma görevlileri vardır. Neyle görevlidir ki onlar;
onlar orada oldukları halde, bu korumalar yapıldığı halde, ne yazık ki, bu olay
olmuştur. Bu olay oldu, bunlar hâlâ orada duruyorlar; ne idarî tahkikat
yapmışsınız ne adlî tahkikat yapmışsınız ve bunlarla ilgili hiçbir
sorumluluğunuzu yerine getirmemişsiniz.
Hatta, bir bakan, o
bakanlıktan alınıp…Düşünün ki bir başka yerlerde, bu tür olayları
aydınlatamayan, böyle, Meclis Lojmanı gibi çok önemli yerde insan hayatı gibi
bir şeyi yok eden bir olayla karşı karşıyasınız; böyle bir olayda, yaşam hakkı
fevkalade kutsal olan ve bunu kaybetmiş bir insanın ölümüyle ilgili ve
Türkiye'nin en iyi korunduğu düşünülen yerlerden birisinde olan böyle bir
olayda, sorumlularla ilgili hiçbir işlem yapılmamıştır.
Dolayısıyla, burada bu
görevlilerin sorumluluklarını biz, bize tevdi edilen İçtüzük hükümlerine göre,
bize düşen görevi yapmak bakımından sorumlulukları ve sorumluları tespit ettik.
İsterdik ki faillerini de
bulalım;ama, aradan onbeş yıl gibi çok uzun bir süre geçmiş, onbeş yıl!..
Ve yazıyoruz işte
Emniyete: "Şu 055 veya 155 dediğiniz kayıtlarla ilgili belgeleri bize
gönderin"
K. KEMAL ANALDOL
(İzmir)-SEKA'ya göndermiş…
(10/185) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI AHMET ÇAĞLAYAN (Devamla) - Diyorlar ki:
"SEKA'ya gönderilmiş" Yani!..
Böyle birtakım önemli
evrakların bakıyorsunuz emanette olmadığı görülüyor. Orada olay yerinde çekilen
kamerada dahi var; üzerinde çocuğun slip var, atlet var ve kırık gözlüğü
yanında, hatta "Gece Gelen Ölüm" diye bir kitap var yanında. Ne bileyim
orada kanlı yastıklar, çarşaflar var; bunların hiçbirisi emanet makbuzunda yok,
emanette de yok.
"Saç alındı"
deniyor. Evet, kriminal incelemesinden geçmiş; ama, bu emanete alınır. Başka da
ben tetkik edeceğim. Bakın, onbeş yıl sonra inceleme yaptırıyoruz; ben,
onu oradan alıp getirip incelememe esas edebilmeliyim; ama, o da yok. Dolayısıyla,
bu olayda öylesine ihmaller üst üste gelmiş ki, biz, bu soruşturmayı yapan
savcıya komisyon olarak sorduk: "Ya, siz üç ay sonra babasını nasıl
dinlediniz" veya "bu olayda niye böyle yaptınız?" "Ben,
polisten olayı aydınlatmasını bekledim; ama, bir türlü aydınlanamadı"
dedi. Peki, sen gidip olay yerine el koyuyorsun, olay yerindeki herkes orada
doluşmuş, hatta, aradan epey zaman geçtikten sonra parmak izi araştırması
yapıyorsun, orada herkesin parmağı dokunmuş, ayakları, bir şeyi, her tarafı; iz
içinde ve o delillerin muhafaza edilmesi mümkün değil. Yapılacak en güzel şey:
Gidince, orayı emniyet altına alıp, orada ne yapmak gerekiyordu; incelemeleri
yapıp derhal mühürleyeceksiniz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Niyetleri yok ki!
(10/185) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI AHMET ÇAĞLAYAN (Devamla) - Ama, aklı
estikçe emniyet oraya gitmiş. Hatta "bir bayana anahtarı verdik, oradan
aldık" gibi ifadeler var. Çağırdık bayanı, dedi ki: "Böyle bir şey
yok." Yıldızevleri Karakolu: "Oradaydı anahtar." Oradaydı,
buradaydı… Aslında, anahtar orada burada filan değil. Polis, istediği zaman
gelmiş, çok rahatlıkla da girmiş. Halbuki, bir savcı, çok önemli böyle bir
olayda, hele hele Meclis lojmanları gibi bir yerde işlenen bir olayda ne
yapmalıydı; oraya izinsiz kimseyi sokmamalıydı, o delilleri muhafaza etmeliydi
ve oraya gittiğinde, o sıcağı sıcağına, çevrede oturanları tespit edip… Orada
oturanları tespit etmek öyle çok zor da değil. Burada, Meclisteki görevlilere
yazı yazmaya filan da gerek yok. Oradaki görevlilere dersiniz ki: "Şurada
kimler oturuyor..." Ben o otopsiyle ilgili, ölü muayenesiyle ilgili
işlemleri yaparken o memur onu yapar, tespit eder, öyle zor bir şey de
değildir. O bakımdan, bu işlerin mutlaka yapılması gerekiyordu, yapılmamış.
Biz…
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi bu olayı neden ele aldı? Bu konu, biraz, gerek Süleyman Bey gerekse
Sayın Anadol tarafından ele alındı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, aslında,
içhukuk imkânları kullanılmadan bir davaya bakmaz; ama, bu davada öyle bir şey
var ki... Ümitsiz görünen bir vaka, o nedenle her tarafa başvurmuş olan bir
baba... Hatta, etkili başvuru hakkı bir türlü kendisine görevliler tarafından
tanınmamış, ne Meclis Başkanı -bir milletvekilidir; yani, Meclis Başkanı onun
amiridir, şeyidir- ne İçişleri Bakanı ne adliye görevlileri ne emniyet
görevlileri başvurularına yardımcı olup, etkili olarak, o davaya, o olaya
katkıda bulunmasını temin etmemiş. Böyle bir durumda, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi diyor ki: "Şu dosyayı getirin." Dosya gidiyor ve yine -eski
hukukta da bu böyledir, yeni hukukta da- deliller değişmezse, vatandaş istediği
belgeleri alabilir yani. Otopsi zaptı değişmez hiçbir zaman. Ne bileyim, olay
zaptı belki gizliliğe şey edilebilir; ama, ne bileyim, doktor raporu değişmez.
Bu değişmeyen belgeleri, o müştekisine, mağduruna vermenizin hiçbir engeli
yoktur, verebilirsiniz; ama, Sayın Vekil Erol Güngör diyor ki: "Ben, bunu,
ancak, İnsan Hakları Mahkemesine dosya gittikten sonra alabildim, ondan önce
hiçbir evraktan haberim olmadı." Dolayısıyla, bu çok önemli.
Bir yüzük olayı
konuşuldu. Gerçekten o yüzük bulunsa faydalı olur muydu, bulunmasa faydalı olur
muydu, o ayrı bir şey; ama, önemli olan şu: Orada, fotoğrafta görülen bir
yüzük, daha sonra gidildiğinde yok olmuştur.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Önemli delil.
(10/185) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI AHMET ÇAĞLAYAN (Devamla) - O yok olmuşsa,
demek ki, başka deliller de yok edilmiştir.
Burada, -hatta çok
ilginçtir, olayın olduğu 23-24 Haziran 1991'den 9 Temmuz 1991 tarihine kadar,
birbirine çelişkili o kadar tutanaklar vardır ki... Hatta, biz, o temizletme
işlemini yapan şeye sorduğumuzda "ben o gün izinliydim" dedi. Getirdik
kayıtları -onbeş yıl sonra o kayıtları getirdik- o gün, öyle, izinli filan
değil.
Demek ki, olayda çelişki,
yalan varsa, karartılmış bir şeyler de var. Biz, bu olayı… Gerçekten, burada
şunu ifade etmem lazım: İktidarıyla muhalefetiyle -Erol Bey, yine, o takip
işini yapmış, Başbakanımıza başvurmuş, Meclis Başkanımıza başvurmuş ve parti
gruplarına başvurmuş- Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği önergeye iktidar da
destek verdi ve gerçekten güzel bir çalışma oldu.
Ben her zaman şunu
söylüyorum: Eskiden, senin teröristin benim teröristim, senin şehidin benim
şehidim, senin kanın benim kanım olurdu. Burada, insan hakkı kutsal ve
iktidarıyla muhalefetiyle, bir olayı araştırma bakımından, arkadaşlarımızla
elbirliği yaptık, mutabakatla bir rapor hazırladık. Bu bakımdan, ben, bu
önergenin… Daha önce de başvurulmuş. Adnan Keskin Beyin -biraz önce arkadaşımız
bahsetti- keza, Deniz Baykal Beylerin başvurularında bir komisyon kurulamamış,
kurulmuşsa da, çalışması mümkün olmamış; ama, bu komisyon kurulmuş, çalışmış,
raporunu vermiş, bugün de, bunun sonuçlarıyla ilgili görüşmeleri yapıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Başkan,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
(10/185) ESAS NUMARALI
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI AHMET ÇAĞLAYAN (Devamla) - Raporda,
detaylı olarak, biz, her şeyi yazdık. Burada uzun uzun konuşmanın da bir anlamı
yok, kıymetli vakitlerinizi de ben almayacağım.
Bu çalışmanın
elbirliğiyle yapılmasında ve mutabakatla raporun çıkmasında emeği geçen
herkese, iktidarıyla muhalefetiyle, teşekkür ediyorum ve acılı aileye sabırlar,
sağlık ve afiyet diliyorum, ölen Mustafa'ya gani gani Mevla rahmet etsin
diyorum, cümlenize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çağlayan.
Hükümet adına, İçişleri
Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu.
Buyurun Sayın Bakan. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
milletvekili lojmanlarında Mustafa Güngör'ün öldürülmesinin aydınlatılması ve
sorumluların belirlenmesi amacıyla açılan Meclis araştırması sonucunda
düzenlenen komisyon raporu üzerine söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce
Heyetinizi en içten saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
1990'lı yılların başında içimizi burkan, son derece üzücü ve hüzünlü olaylardan
birisi de, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulumuzda Araştırma
Komisyonu raporu üzerinde konuştuğumuz Mustafa Güngör'ün öldürülmesi
hadisesidir.
Mustafa Güngör, daha 21
yaşında, hayatının baharında, hunharca bir cinayete kurban gitti. Bu olay,
biraz önce de ifade ettiğim gibi, hepimizi derinden üzdü, yaraladı; ama, tabiî
olarak en çok ailesini perişan etti. Ben, Sayın Güngör ve ailesine tekrar
başsağlığı diliyorum, bir baba olarak kendisini çok iyi anlıyorum, Allah
kendisine ve ailesine sabır versin diyorum.
Eski milletvekili
arkadaşım Erol Güngör Bey, olayın faillerinin bulunması için insanüstü gayret
sarf etti. Sorumlu herkese giderek, derdini anlattı, faillerin bulunmasını
istedi. Sayın Başbakanımız da, söz konusu cinayet olayıyla yakından ilgilenmiş
ve merhumun babası, eski milletvekili Sayın Erol Güngör Beyle görüşmüştü. Sayın
Başbakan, kendisine, işlenen cinayetin aydınlatılması için ne gerekiyorsa onun
yapılacağını ifade etmişti. Ayrıca da, AK Parti Grubuna konunun takip
edilmesinin ve Meclis araştırması yapılmasının hafızalarda herhangi bir soru
kalmaması açısından uygun olacağını belirtmişlerdi. Baba, mücadelesine yılmadan
devam etti, dilekçelerini yetkili makamlara verdi, işin peşini hiç bırakmadı.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Sayın Kemal Anadol Bey de, bu konuyu, Bakanlığımın
2003 yılı bütçesi görüşülürken, Bütçe Komisyonunda bana sordular; kendilerine
özel bir çalışma grubuyla konuyu araştıracağım sözünü verdim. Nitekim, Ankara
Emniyet Müdürlüğüne verdiğim talimat uyarınca özel bir ekip kuruldu. Dosyayı
yeniden değerlendirdiler, bilgileri, iddia ve ihbarları yeniden incelediler.
Birkısım kişilerle yeniden görüştüler. Dosyayı takip eden Cumhuriyet Savcısı
arkadaşımız, daha önce görüşülmeyen bazı eski milletvekillerinin ifadelerini
alarak olayı çözmeye çalıştılar. Ancak, bu çabalar da şu ana kadar sonuç
alınmasına, maalesef, yetmemiştir.
Değerli arkadaşlarım,
cinayetin işlendiği 25 Haziran 1991 tarihinden itibaren, özellikle de son
birkaç yıl içerisinde, Türkiye'de hukuk adına çok önemli gelişmeler olmuştur.
Bugün, ülkemizde ceza soruşturması için lazım gelen hukuksal yapı pek çok Batı
ülkesinden daha ileri seviyeye ulaşmış vaziyettedir. Güvenlik birimlerimizin
suç soruşturmalarında kullandıkları teknoloji de, önceki yıllarla mukayese
edilmeyecek ölçüde modern hale gelmiştir. Zaten, Hükümetimizin anlayışı da,
ülkemizin tam bir hukuk devleti olması için yapılması gereken her işin, zaman
geçmeden yapılmasına endekslidir. Bu bağlamda, faili meçhul cinayetlerin
üzerine devletin bütün imkânlarıyla gidilmesine, bu manada mümkün olan her
çarenin kullanılmasına kararlıyız. Bunu her vesileyle kamuoyuyla da
paylaşıyoruz. Mustafa Güngör cinayeti dosyası savcılığın halen elindedir.
Emniyet Teşkilatımızın bütün imkânları savcılarımızın emrindedir. Siyasî irade
olarak, İçişleri Bakanı olarak, dosyanın faillerinin bulunması konusunda
ilgililere talimat verilmiştir ve bizzat da tarafımdan takip edilmektedir.
Bu tarz olayların
aydınlatılması titiz ve uzun soluklu bir çalışmayı da gerektirmektedir.
Güvenlik mensuplarımız, faillerin tespit edilerek yakalanması için çok yönlü
olarak çalışmalarını da sürdürmektedirler. Buna rağmen olayla alakalı olarak
soru işareti taşıyan herhangi bir hususun kalmaması için ülkemizin en şeffaf
kurumu olan Parlamentonun araştırma yapmasında yarar görüldüğünden -ki, bütün
grupların teklifiyle- Yüce Meclisimizin 08.02.2005 tarih ve 55 inci Birleşiminde
söz konusu araştırma komisyonu kurulmasına karar verilmiş ve komisyon
20.04.2005 tarihinde çalışmalarına başlayarak bugün görüşülen bu rapor ortaya
çıkmıştır. Ben, bu komisyon çalışmalarını büyük bir titizlikle götüren, devam
ettiren ve bu raporu hazırlayan çok değerli komisyon başkanı ve komisyon üyesi
arkadaşlarıma da huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Yine, buradan ifade
ediyorum ki, güvenlik birimlerimiz, adlî teşkilat mensuplarımız düne göre bugün
daha iyi imkânlarla teçhiz edilmişlerdir. Bu bakımdan, olayın aydınlatılması
için ellerinde ne delil varsa en küçük ayrıntısına kadar üzerinde durmuşlardır,
değerlendirmişlerdir ve buna devam edeceklerdir. Yeni bir delil ve ipucunun
çıkması halinde de yine değerlendirilecektir.
Başta güvenlik
görevlilerimiz ve savcılarımız olmak üzere, bu cinayeti çözmek ve suçluları
yüce adaletin önüne çıkarmak hepimizin boynunun borcudur. Araştırma komisyonu
raporunda, adlî makamların elinde olmayan yeni veya ilave bir delil varsa
bunların da soruşturmayı yürüten adlî makamlarca görev gereği
değerlendirileceğini ifade etmek isterim. Ayrıca, komisyon raporundaki öneriler
doğrultusunda, soruşturmayı yürütenlerce görev ihmali olup olmadığını, konu
adlî soruşturma kapsamında olduğundan, inanıyorum ki, ilgili başsavcılıkça bu
konu da değerlendirilecektir ve Adalet Bakanlığımızın da bundan farklı
düşünmeyeceğini sanıyorum.
Sonuç olarak, Mustafa
Güngör'ün öldürülmesinin aydınlatılması ve sorumluların belirlenmesi konusunda
Hükümet olarak, İçişleri Bakanlığı ve güvenlik birimleri olarak üzerinde
hassasiyetle durduğumuzu tekrar yinelemek istiyorum.
Yine, değerli arkadaşım,
eski milletvekili arkadaşım ve ailesine başsağlığı, sabır diliyorum; Allah,
böyle acılar göstermesin kendilerine diyorum ve konuşmamı bitirirken, müsaade
ederseniz, bugün, bir arkadaşımız gündemdışı, Irak'a yönelik uluslararası eşya
taşımacılığıyla ilgili bir problemi dile getirmişti. Sayın Ulaştırma Bakanımız,
bilahara beni aradılar; bugün itibariyle bu konunun çözümüyle ilgili bir
genelgeyi yayımlamış olduklarını da bana ifade ettiler; çünkü, bu konuyla
ilgilenen çok sayıda arkadaşımız, geçen gün bana da gelmişlerdi; ben de
Ulaştırma Bakanını aramıştım, daha sonra, bütün arkadaşlar, Ulaştırma
Bakanımızı ziyaret etmişlerdi ve bugün, Mahmut Duyan arkadaşım gündeme getirmişti.
Bu milletvekili arkadaşlarımızın Sayın Bakanı ziyareti, sivil toplum
örgütlerinin konuyu kendine iletmesi üzerine, konu, Sayın Bakan tarafından
değerlendirilmiş ve bugün yayımlanan 28.03.2006 tarihli genelgeyle, bölgedeki
taşımacılık yapanların, bu tüzükteki, bu yönetmelikteki hükümlere intibak
edebilmeleri için…
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Araştırma önergesiyle ne ilgisi var Sayın Bakan bunların?!
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR
AKSU (Devamla) - Buyurun?..
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Araştırmayla ne ilgisi var?!
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Sabretsen, bilgi veriyor; sabret!
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Bilgi veriyorum; bir genelgenin yayımlandığını
bugün…
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Bakın, bir araştırma önergesinin görüşülmesinde böyle bir konudan bahsedilmez.
Acılı baba orada.
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Bir genelgenin yayımlandığını söylüyorum; arkadaşım
sormuştu, gündeme getirmişti. Bugün itibariyle, bir genelgeyle, buna cevap
verildiğini…
BAŞKAN - Sayın Bakan, siz
Genel Kurula hitap edin.
Bir Bakan, elbette ki
açıklama yapıyor; yerinizden müdahale etmeyin. Bu da size uygun olan bir şey
değil Sayın Ercenk.
Buyurun.
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Bugün, bu genelgenin de yayımlandığını değerli
milletvekili arkadaşlarıma duyuruyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
Şahsı adına, İzmir
milletvekili Sayın Yılmaz Kaya.
YILMAZ KAYA (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz,
milletvekili lojmanlarında işlenen cinayetin ve sorumlularının araştırılmasıyla
ilgili komisyon raporu üzerinde söz almış bulunmaktayım; hepinizi sevgiyle
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu
komisyonda çalışırken öyle enteresan şeyler yaşadık ki, ben, şimdi onlardan
bazılarını anlatacağım. Olayın gelişimiyle ilgili diğer milletvekili
arkadaşlarım ve Grup Başkanvekilimiz konuştu.
23-24 Haziran 1991
tarihinde, milletvekili lojmanlarında bir cinayet işleniyor; 21 yaşında bir
kardeşimiz, çok sıkı korunan öyle bir yerde, etrafı çevrili, giriş-çıkışları
kontrol altında. Bakanların ikamet etmekte oldukları lojmanların önünde özel
korumalar; ayrıca, emniyet mensupları burada bulunmakta; ama, orada cinayet
işlenmekte, silah ve kesici aletle işlenmiş olmasına rağmen bir tek silah sesi
duyan yok, olayı gören yok. Karşıda koruma görevi yapmakta olan kimselerden bu
konuda çıt yok. Böyle enteresan bir olay. Komisyonumuza da daha enteresan
şeyler yansıdı, onlardan da bahsetmek istiyorum.
Şimdi, olayın mahiyeti,
bu, sıradan bir olay değil. Olaya başlarken lojmana gidiliyor, bir polis
görevlisi lojmanın krokisini çiziyor. Savcı ortada yok ve bu lojman krokisi,
daha sonra hiç düzeltilmiyor. Lojman krokisi, baştan, bir kere yanlış çizilmiş;
daha sonra düzeltilmiyor, öyle gidiyor.
Maktulün, önce, kesici aletle öldürüldüğüne kanaat getiriliyor; birbuçuk gün
sonra, ateşli silahla da öldürüldüğü, otopsi sonucu anlaşılıyor. Tabiî, bu
birbuçuk günlük süre zarfında, ateşli silah hiç dikkate alınmadığı için,
cinayetin işlendiği yerde, ne bir mermi çekirdeği aranıyor ne bir boş kovan
aranıyor veya ateşli silahın bırakabileceği herhangi bir delil aranıyor. Lojmana giren çıkan belli değil; tabiri caizse
-hoşgörün tabirimi- pazaryerine dönmüş, herkes orada. Böyle bir şekilde
başlanıyor tahkikata ve olay mahallinde fotoğraf çekmeye giden emniyet
görevlisinin komisyonumuza verdiği ifade aynen şöyle: "Fotoğraf çekmek
için içeriye giremedim. 'Ya arkadaşlar, biraz müsaade edin de fotoğrafımı
çekeyim' diye, zorla, kalabalığı yararak girdim" dedi ve ayrıca, yine
enteresan bir durum "o zamanki tekniklerimize göre gece sağlıklı fotoğraf
alabilmemizi sağlayabilen yeterli teçhizat yok; belli ki, yarın, gündüz de
fotoğraf çekeceğiz; bunu, herkes biliyor, bütün emniyet yetkilileri biliyor;
ama, biliyor olmasına rağmen, maalesef, içeride, birsürü insan dolaşmakta ısrar
ettiler ve buna da kimse mâni olmadı" diye bir beyanı var. Bir cinayetin
bu şekilde soruşturulması son derece ilginçtir.
Yine, bir ilginç nokta.
Cinayetin işlendiği yatak, değerli arkadaşlarım -altını çiziyorum- birkaç kere
imha edilmiş; tutanakla. Birkaç kere imha edilen yatakta, tekrar mermi
çekirdeği aranmış. Mermi çekirdeği aramak için yatak parçalanıyor, tutanak
tutuluyor, parçalanmış yatakta, birkaç gün sonra, tekrar mermi çekirdeği
aranıyor, tutanak tutuluyor. Meclis, demirbaşından düşmek için, parçalanmış
yatak işe yaramaz diye imha tutanağı tutuyor. Bu tutanaktan daha sonraki bir tarihte,
bu yatakta tekrar çekirdek aranıyor. Şimdi, bunu nasıl izah edersiniz?! Bunlar
yaşanmış.
Evde bir temizlik olayı
var, evlere şenlik… "Kim size 'temizlik yap' dedi" diyorsunuz
"vallahi bir telefon geldi" diyor temizlik yapan. "Kime telefon
geldi, kimden geldi" diyorsunuz "bir arkadaşa gelmiş, o 'hadi temizliğe
gidiyoruz' dedi, gittik" diyor. "O arkadaş kim" diyorsunuz
"bilmiyoruz" diyor ve temizlik yapılırken, evde de, Sayın Güngör'ün
hiç kullanmadığı silahı bulunuyor. Deniliyor ki: Telsiz konuşmalarıyla…
Komisyonumuza gelen, ifade veren bir kişi -kim olduğunu şu anda tutanak
olmadığı için hatırlamıyorum- "emanete aldık" diye bildiriyor.
Temizlik yapmaya gidiliyor -temizlik nasıl yapılıyor, kimsenin haberi yok- bir
de, silah bulununca "emanete aldık" diye belli yerlere bildiriliyor.
Parmak izi alınıp
alınmadığına dair bir tutanak yok.
Fotoğrafla ilgili olayı
biraz önce anlattım.
6 ncı Sokakta oturanların
hiçbirinin ifadesine başvurulmuyor.
Komisyonumuzda ifade
veren eski bir milletvekili arkadaşımız diyor ki: "Ben, silah sesi duydum
diye, aylarca ifade verecek bir merci aradım. Meclise ifade almaya geldiler.
Emniyetten ifade almaya gelen polislere 'ben ifade verecek bir yer bulamadım,
bunu size söylüyorum' dedim ve ondan sonra da, ertesi gün bu cinayeti
öğrenince, demek ki, yanılmamışım diye kendi kendime düşündüm" dedi. Böyle
bir olay var.
Lojmanda görevli
polislerin ifadesi aylar sonra alınıyor. Sayın Güngör, savcıya "bu
polislerin ifadesini almayacak mısınız" diye defalarca gidiyor ve sayın savcı,
komisyonumuzda, bununla ilgili şu beyanda bulunuyor: "Ben, onların bir şey
bilmediğine zaten emindim, Sayın Güngör kırılmasın diye sonradan ifadelerini
aldım."
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Savcıya dikkat!..
YILMAZ KAYA (Devamla) -
Böyle enteresan şey olabilir mi?!. Yani, maalesef, bütün bunları yaşadık.
Kapı girişinde,
lojmanlara girerken, değerli arkadaşlarım, usul şudur: Girenin kaydı yapılır;
ismi, soyismi alınır ve bir kart verilir. Ama, Sayın Güngör'ün evine gelen
Çiğdem Taşkıran ile kardeşinin Sayın Güngör'ün lojmanına girdiğine dair tutanak
tutulmuş, tutanak; yani, şu saatte minibüsten şunlar, şunlar indi, Çiğdem
Taşkıran ve kardeşi indi, daha sonra da şu saatte geri döndüler diye bir
tutanak! Şimdi, bu, normal bir olay mı? Meclis kapısından girerken yapılan uygulamayı
biliyorsunuz. Yarın, birisi size dese ki, filanca girdi de -görevli polis
arkadaşımız- ben, onunla ilgili tutanak tuttum.
Değerli arkadaşlarım,
komisyonumuzda uyanan intiba şudur: Tutulan birçok tutanağın, sonradan, duruma
göre ayarlandığı ve sonradan tutulduğu… Bu tutanak da, kanımızca, böyle bir
tutanaktır.
Değerli arkadaşlarım,
yine, enteresan bir olay: Böyle bir olay ve buna benzer kim bilir ne çok olayın
yer aldığı 155 başvuru kayıtlarının, 2000 yılında, artık gerek yok diyerek
SEKA'ya gönderilerek imha edilmesi. Faili meçhul birsürü cinayet, bunlara
ilişkin telefon kayıtları, başvurular ve artık buna gerek görülmeyerek SEKA'da
imha edilmesi.
Bunların hepsini
topluyorsunuz, üst üste koyuyorsunuz; hiç mi normal bir şey olmamış burada; hep
mi anormal, hep mi ters gitmiş?
Yine, size, bunların
üzerine bir ilave daha yapayım. Bu soruşturmada görev alan birçok görevli -ne
olur, başarısız oldunuz dersiniz rütbe tenzilinde bulunursunuz, açığa
alırsınız, bilmem ne- hiçbir kişi hakkında soruşturma açılmamış, idarî
soruşturma yok, cezaî soruşturma yok ve aksine, birçoğu da görevlerinde
yükselmiş. Böyle de enteresan bir şey var. Yani, bu kadar tesadüf de fazla
geliyor bana.
Burada, yine -vaktim de
doluyor- yüzük-rozet olayı var. Sayın Güngör, onu Dokuz Eylül Üniversitesinde
en son inceletmiş, yüzük olduğuna karar verilmiş. Biz, Jandarma Kriminoloji
laboratuarında incelettik. İnceleyen arkadaş diyor ki: "Ben bakıyorum
ekrana, ekranda inceliyorum; yani, iyice konsantre oldum; odaya birisi girdi
'yahu, sen günlerdir o yüzükle niye uğraşıyorsun' dedi."
Şimdi, bu yüzük, önce SHP
rozeti oldu. Sayın Güngör, çalışmalarıyla bunu yüzük haline tekrar getirdi
haklı olarak. Daha sonra "mobilya vidası" oldu ve olay mahallinden
alınan eşyalara dair tutanakta, yüzük hariç, rozet de alınmış, mobilya vidası
da alınmış, aynı yerden; yani, ne kadar enteresan ki, yüzük devamlı dönüşüyor,
mobilya vidası oluyor, öyle bir enteresan…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen,
konuşmanızı tamamlayın.
YILMAZ KAYA (Devamla) -
Tamamlamak üzereyim Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan söyledi; kıl
örneği, yine, dipten alınması gerekirken makasla kesilmiş.
Yani, bütün bunları, hiç
emniyetten, hukuktan, soruşturmadan vesaireden anlamayan birisi yapsa,
diyeceksiniz, ya, adam bilmiyor zaten, ne yapsın. Polis yapıyor, soruşturmayı
yapanlar yapıyor; bu kadar tesadüf, dediğim gibi, çok üst üste gelmiş
bulunmakta.
Değerli arkadaşlarım,
daha söylenecek çok şey var; ama, ben, şunu söylemekle sözlerime son veriyorum:
Sayın Komisyon Başkanı, biraz önce, Sayın Güngör'ün ve ailesinin, bu olay
nedeniyle içinde bulunduğu durumu anlattı, benim tekrar anlatmama gerek yok.
Yani, çok elim bir olay, çok üzüntü verici bir olay! Ayrıca, Meclis lojmanlarında
işlenip de hâlâ bulunamaması nedeniyle ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu
konuda Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini mahkûm etmesi nedeniyle, ben, açık
söylemek gerekirse, hicap duyuyorum.
Bu olayı, tabiî, biz
komisyon olarak çözemedik; ama, sorumlularını tespit ettik. Sonuç itibariyle, o
kısma da kısaca değinerek konuşmamı bitirmek istiyorum.
Sonuç itibariyle, Ankara
eski Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'in görevini ihmal ettiği, Ankara eski Emniyet
Müdürü Mehmet Canseven'in görevini ihmal ettiği, Ankara Emniyet Müdürlüğü eski
Asayiş Şube Müdürü Hüseyin Özalp'in adlî görevi ihmal ettiği, Asayiş Şube
Müdürlüğü Cinayet Masasında görevli eski Komiser Temel Aydın'ın adlî görevi
kötüye kullandığı, Komiser Ethem Cennet'in görevini kötüye kullandığı; Türkiye
Büyük Millet Meclisi İşletme ve Yapım eski Müdür Yardımcısı Kemal Şensoy'un
görevini kötüye kullandığı, Meclis eski Genel Sekreter Yardımcısı Fahri
Köprülü'nün görevini kötüye kullandığı, Meclis eski Başkanı Kaya Erdem'in
görevini ihmal ettiği; Cumhuriyet Savcıları Davut Karademir, Ali Erol Özgenç,
Ali Eker Yasan'ın görevlerini ihmal ettikleri; eski Cumhuriyet Savcısı Yaşar
Beğendik'in görevini kötüye kullandığı ve eski İçişleri Bakanı Mustafa
Kalemli'nin aleyhinde Meclis soruşturması açılması gerektiğine ilişkin raporumuzu
tanzim ettik ve takdim ettik Meclise.
Beni dinlediğiniz için
teşekkür ediyorum. Bu konudaki katkılarınızdan dolayı da, hem Komisyonumuza hem
Meclisimize teşekkür ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Kaya.
Şahsı adına, Kırıkkale
Milletvekili Sayın Ramazan Can.
Buyurun Sayın Can. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1056 sıra sayılı Komisyon Raporu
üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Her şeyden önce, bu
cinayet, sıradan bir cinayet olmadığı gibi, sıradan bir yerde, sıradan birine
karşı da işlenmemiştir. Çok sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı Meclis
lojmanlarında, acaba bu cinayet işlenebilir miydi; işlenmesi halinde, failleri
bulunamaz mıydı; yine, işlenmesi halinde, sorumluları görevden uzaklaştırılamaz
mıydı diye devam eden soru silsilelerine verilecek cevapta bu cinayetin gizemi
saklıdır.
Meclis lojmanlarında bir
milletvekili oğluna karşı bu cinayetin işlenmesi, emniyetin, valiliğin,
savcılığın, bakanlığın ve Meclis Başkanlığının, Erol Beyin ısrarlı takibine
rağmen tahkikattaki laubalilikleri, ihmalleri, vurdumduymaz tavırları,
delillerin toplanmasındaki ihmaller; cinayetten bir hafta sonra, temizlik
bahanesiyle delillerin karartılması; tahkikatta normal olmayan savcılık
değişimleri ve yeni gelen savcıların da aynı tavırlara devam etmesi… İlginçtir,
olay tarihinden yaklaşık kırkbeş gün sonra, 10.8.1991 tarihinde, ilk kez savcı
ifade alıyor. Olaydan sonra, eski tarihli tutanaklar hazırlanıyor. Temizlikten
sorumlu memur, komisyonda, temizlik tarihinde, izinli olduğunu söylemesine
rağmen aksi sabit oluyor. Ölüm nedeni bıçak yarası deniyor, kurşun yarasına
bağlı olduğu tespit ediliyor. Böyle devam eden garabetler ve skandallar
zinciri… Medya marifetiyle, aşk cinayeti süsü verilerek kapatılmaya çalışılması,
bu cinayetin sıradan birilerince işlenmediği, aksine, devlet içerisine nüfuz
etmiş ve buradan beslenmiş Susurluk benzeri örgütlenmelerle işlenmiş olduğu
izlenimini veriyor.
Katil ya da katillerin
bulunması için azamî gayret sarf edilmesi gerekirken, Erol Beyin ısrarlı
takibine rağmen, aksi yapılmıştır. "Efendim, aşk cinayetiymiş; bir
milletvekilinin eşiyle ilişkisi varmış" gibi söylentilerle cinayet kapatılmaya
çalışılmıştır. Nitekim, komisyonda dinlediğimiz Mustafa Güngör'ü yakinen
tanıyan kişilerin beyanlarının değerlendirilmesinde "Mustafa, içine
kapanık, kendi halinde, dürüst, namuslu bir çocuktur; elverişli şartlar
oluştuğu halde arkadaşı Çiğdem Taşkıran'a elini dahi sürmemiştir…" Konuyu
aşk cinayetine çevirme gayretleri bilinçli bir tezgâhtır.
Diğer yandan, bu nasıl
lojman güvenliği allahaşkına; girenin, çıkanın kaydı yok?! Cinayetten sonra
eski tarihle hazırlanmış sahte tutanaklar, kampus girişinde görevliler, lojman
sokaklarında görevliler, buna rağmen cinayet işleniyor; ama, ne hikmetse, kimse
görmüyor. Görevleri sadece lojmanın güvenliği olan, bu görevi ifa etmeleri
karşısında devletten maaş alan görevliler görevlerini yerine getirmedikleri
halde, aleyhlerinde herhangi bir idarî
tahkikat bile açılmaması manidar değil mi?! Dönemin Meclis Başkanı,
Allahaşkına, ne işle meşguldü?!
Buna benzer bir olay,
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Reagan'a karşı işlenmeye çalışıldığında,
koruma, kendini öne atarak ağır yaralanıyor. Buna rağmen, Beyaz Saraydaki 600'ü
aşkın korumanın işine son veriliyor. Bizde ise, idarî tahkikat bile açılmıyor.
Olay tarihi itibariyle
Başbakan olan Sayın Mesut Yılmaz'ın beyanları da hayli ilginçtir. Sayın Yılmaz,
olayla ilgili bir gazetecinin sorusu üzerine aynen şöyle bir açıklamada
bulunuyor: "Bizimle ilgili bir konu değil; konu, adliyeye intikal
etmiştir, gereken neyse o yapılır. Ben, o konuyla ilgili bir açıklama yapmak
istemiyorum." Acaba, gereken neyse yapıldı mı? Gereken, cinayetin faili
meçhul kalması mıydı Sayın Yılmaz diye sormadan geçemiyorum.
Diğer yandan, Sayın
Demirel ise aynen "konu adalete intikal etmiştir, cumhuriyet savcısı olaya
el koymuştur; hiçbir şey gizli kalmaz, kısa bir süre sonra fail yakalanır"
diyor. Klasik Demirel yaklaşımları… Her şey gizli kalmıştır, fail de
yakalanamamıştır diye Sayın Demirel'e hatırlatıyoruz.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; dönemin Ankara Valisi Sayın Saffet Arıkan Bedük'ün 5.8.1991
tarihli Hürriyet Gazetesindeki açıklamaları ise ilginçtir. Aynen: "Ankara
Valiliğim sırasında iki olay faili meçhul kalmıştı; birincisi Bahriye Üçok,
ikincisi ise Muammer Aksoy olaylarıdır. Ankara Valiliği ve polisi için lojman
cinayeti faili meçhul değildir; hedef bellidir; polis, kimin, neyin üzerine
gideceğini bilmektedir. Boş kovan ile çekirdeğin alınması, cinayetin profesyonel
kişilerce ve ruhsatlı silahla işlendiğinin açık delilidir. Polis, hedefi
belirlemiştir. Ben Ankara'dan ayrıldığım sıralarda, bu olaya aydınlanmış gözüyle
bakıyorduk" diyor ve görevden alınarak Antalya Valiliğine atanıyor.
Acaba, bu görev
değişikliğinin bu cinayetle alakası var mıydı diye sormak geliyor içimden.
Zira, Sayın Bedük, neredeyse olayın çözüldüğünü, teferruat ve müşahhas
beyanlarda bulanarak izah ediyor. Yine, Sayın Bedük'ün, cinayeti, faili
bilinenler kategorisinde sayması, ortada, bilinen ama saklanan bir şeyler
olduğunu izah eder nitelikte. Bu cinayetin aydınlatılması noktasında kilit
isimlerden biri Sayın Bedük'tür. Sayın Bedük isterse, bu cinayetin gizemi
çözülür diyorum. Sayın Bedük'ten hassasiyet bekliyoruz; en azından, bir imzasız
ihbar mektubu göndertebilir ve cinayet aydınlatılır umuduyla bekliyoruz.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; gazeteci yazar Sayın Oktay Ekşi'nin, 11.8.1991 tarihli
"Cinayet ve Lojmanlar" başlıklı yazısında, aynen "birbuçuk aydan
beri Ankara'da tüyler ürperten bir cinayete şahidiz. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin
nasıl işlediğini, daha doğrusu nasıl işlemekten alıkonulduğunu gösteren trajik
bir olay yaşanıyor. Bir baba, üstelik milletvekili sıfatını taşıyan bir baba,
cinayete kurban giden oğlunu öldürenlerin ortaya çıkarılması için var gücünü
ortaya koyuyor; ama, soruşturma bir milim dahi ilerlemiyor; çünkü, polis, bir
meslektaşımızın belirttiği gibi, âdeta kurtarılmış bölge olan milletvekili
lojmanlarında oturanların ifadelerini alamıyor, silahları toplayıp balistik muayeneye
gönderemiyor. Oysa, tek parti döneminde bile, Genelkurmay Başkanı Kâzım
Orbay'ın oğlu yargılanıyor ve onsekiz yıl hapse mahkum oluyordu. Devleti
yönetenler bile polise yardımcı olmuyor. Böyle bir rezalet daha önce yaşanmadı.
Ancak, bu rezalet şu işe yaradı; Sayın Necmettin Karaduman, yeni seçilen
milletvekillerinin kiralık ev arama sıkıntısına son vermek niyetiyle lojmanları
yaptırmıştı. Bu bir kolaylık sağladı; ama, milletvekillerini halktan kopardı. Kurtarılmış
bölge oluştu, hem de kanun koyanların oturduğu yerde" diye beyanda bulanan
Sayın Ekşi'nin, dönemin siyasî tablosunu yansıttığı için beyanlarını
önemsiyoruz.
Yine, Parlamentonun
saygınlığını koruması için bu cinayetin çözülmesini isteyen ve gayretlerini
esirgemeyen, komisyonumuza da gelerek beyanda bulanan tecrübeli gazeteci Sayın
Yavuz Donat ise beyanında, aynen: Olay tarihinden itibaren her kurulan
hükümetin İçişleri Bakanıyla lojman cinayetini görüştüğünü, cinayetle ilgili
sorular sorduğunu, aldığı cevaplarda ise sürekli bazı şeylerin olduğunu, ancak,
netleşmesinin gerektiğini "bazı şeyler var; ama, şu an söylemek doğru olmaz,
işin mahremiyeti var" diye bilgi aktarıldığını; hep özel hayata giren bazı
yönlerinden şüphelendiği için bu konuya pek girilmediğini; ancak, bu olayın
aydınlatılmasının Parlamentonun saygınlığı açısından önemli bir puan olacağı;
Amerika Birleşik Devletlerinde Reagan'a ateş edildiğinde bir korumanın
kendisini öne attığını ve ağır şekilde yaralanmasına rağmen, aynı gün, Beyaz
Saray korumalarından 600 kişinin görevden alındığını… "Çünkü, başkana ateş
edilen yerde, artık, o personelin görev yapmasına müsaade edilemez, bizde ise
hiçbir görevlinin yeri değiştirilmemiştir" demektedir.
Sayın Donat, tecrübeli,
saygın bir gazeteci-yazardır. Gazetecilik etiği gereği, özel hayata giren
konularda sayın bakanları, özellikle Kutlu Aktaş'ı sıkıştırmamıştır. Bunu
takdirle karşılıyoruz; ancak, Sayın Donat'ın, tecrübeleriyle, Kutlu Aktaş'ın
olayı, daha doğrusu cinayeti kimin işlediğini veya kimlerin engel olduğunu
bildiğini biliyordur diye düşünüyoruz. Bu nedenle, özellikle Kutlu Aktaş'a ve
Sayın Donat'a çok iş düştüğünü; cinayetin aydınlatılması için, Saffet Arıkan
Bedük, Sayın Aktaş ve Sayın Donat'a ihtiyacımız olduğunu belirtmeden
geçemiyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Mustafa Güngör'ün katledilmesinin ardından gazetelere yansıyan
haber ve yorumlarda, ihbar mektuplarından aşk ilişkisine ve milletvekili
lojmanlarında oluşan çetelere kadar birçok iddiaya yer verilmiş. Haber ve
yorumlarda adı geçenlerin, Anayasanın 83 üncü maddesi gerekçe gösterilerek
ifadeleri alınmamış. Bunların birçoğunun dokunulmazlığı kalktığı halde
-milletvekili yakınlarının zaten dokunulmazlığı yoktur- derinlemesine bir
inceleme, maalesef, yapılamamıştır veya yaptırılmamıştır.
Cinayet sonrasında Ankara
Emniyet Müdürlüğünün olay yerinde yaptığı incelemeler ve tetkiklerin yeterli
olmadığı, olaydan sonra çekilen video kayıtları, objelerin dahi yeterli oranda
araştırılmadığı, tahkikata nezaret eden savcının gereken hassasiyeti ve
ihtimamı göstermediği veya gösteremediği sabit olmuştur.
Yaşanan panik ve
üstlerine şirin görünme mantığıyla soruşturmanın başlangıcında cinayetin
tabancayla işlendiğinin bile tespit edilemediği, mermi çekirdeği, kovanların
olay yerinde bulunamadığı, buna rağmen görevlilere idarî soruşturma dahi
açılmadığı, hatta terfi edildikleri acı bir geçektir. Acaba idarî tahkikat
yapılsaydı, birinin nasırına basılsaydı, gerçek ortaya çıkar mı diye tahkikat
yapmadılar demekten kendimi alamıyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Sayın Erol Güngör'ün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
müracaatıyla mahkeme, Soruşturmaya Leke Süren Eksiklikler başlıklı raporunda,
cinayetten on gün sonra cinayet mahallinde temizlik yapılması, maktulün
yatağının değiştirilmesi, muhtemel delillerin ve özellikle yüzüğünün
bulunamayışı, güvenlik güçlerinin delilleri koruyamadığı, aksine kararttığı,
soruşturmacılar tarafından ciddî tedbirlerin alınmadığına karar vermiştir.
Yine, mahkemece,
soruşturma Meclis çalışmalarıyla alakalı olmadığı için yasama
dokunulmazlığından yararlanılamayacağı halde, savcı, ilgililerin celpleri
konusunda zorlayıcı tedbirleri uygulamamıştır. İşte bu nedenlerle 2 nci madde
ihlal edilmiş olup başvurucunun talebi kabul edilmiştir.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; kuşkusuz faili meçhul her cinayet büyük acılara, kuşkulara ve
söylentilere neden olur; ama, Mustafa Güngör cinayetinin işlendiği yer, cinayet
zanlıları arasında milletvekilleri ve devletin güvenlik güçleri mensuplarının
bulunduğu iddiaları, bütün soruşturma aşamalarında açıkça görülen
ciddîyetsizlik, işi oluruna bırakma ve unutturma, hatta delilleri karartma
çabaları daha da acıdır.
Bu nedenle, cinayetin
aydınlatılması, Güngör ailesinin hakkı olduğu kadar, güvenlik güçlerinin,
milletvekillerinin, Yüce Meclisin ve devletin itibarı açısından çok önem arz
etmektedir. Hatta, bu cinayeti işleyenlerin, devlet gücünü kullananlar olması
halinde bile ortaya çıkarılması devletin itibarına zarar vermez; bir şekilde
devlete nüfuz etmişler varsa onlar da temizlenir diye düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen,
konuşmanızı tamamlayın.
RAMAZAN CAN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
Böylece "lojmanlarda
devletin kanunları geçerli değildi; yoksa, karga kargayı gagalamaz kuralı mı egemen" sorusunu kimseye
sordurmamalıyız.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bu olayın gizemi, Sayın
Donat'ın Sayın Aktaşla görüşmesinde "emniyet güçleri arasında uyum
olur ise faili meçhul cinayet kalmaz" cümlesindedir ve yine, Sayın Saffet
Arıkan Bedük'ün, -İçişleri Bakanları- özellikle Kutlu Aktaş'ın, cinayetin
faillerini veya aydınlatılmasını engelleyenleri bildiklerini, Sayın Donat'ın
bildiğini tahmin ediyorum.
Bu kişilerin kamuoyunu
rahatlatmaları, devletin ve Parlamentonun saygınlığını perçinleştirmeleri adına
gereken açıklamaları yapacağı temennisiyle, merhum Mustafa Güngör'e Allah'tan
rahmet, yakınlarına başsağlığı diler,
hepinize tekrar saygıyla selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Can.
Sayın milletvekilleri,
konuşmalar tamamlanmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Kemal Anadol, İstanbul
Milletvekili Ali Topuz ve Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, milletvekilleri
lojmanlarında Mustafa Güngör'ün öldürülmesinin aydınlatılması ve sorumluların
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca kurulmuş bulunan (10/185) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu
raporu üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Sayın milletvekilleri,
alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konuları
görüşülmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmına devam ediyoruz.
Önce, sırasıyla yarım
kalan işlere başlayacağız.
2.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim
Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 3 üncü sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu
gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
4 üncü sırada yer alan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin
Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
Yarım kalan işlerle
ilgili işlem tamamlandığından, şimdi, kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşmelerine 1 inci sıradan itibaren devam edeceğiz.
1 inci sırada yer alan,
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Savunma Komisyonu
raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
4.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma
Komisyonu Raporu (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve 17'ye 1 inci Ek)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
2 nci sırada yer alan,
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
Dair 604 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Milli Savunma Komisyonu raporunun
görüşmelerine başlıyoruz.
5.- Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu
Raporu (1/277) (S. Sayısı: 1079)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
5 inci sırada yer alan,
Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı;
Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
6.- Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı; Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1133,
1/1074) (S. Sayısı: 1099)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
6 ncı sırada yer alan,
Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında Türkiye Cumhuriyetinin
Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyetindeki Avrupa Birliği Polis Misyonuna
Katılımına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun
Tasarısı ile İçişleri ve Dışişleri Komisyonları raporlarının görüşmelerine
başlayacağız.
7.- Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında Türkiye
Cumhuriyetinin Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyetindeki Avrupa Birliği Polis
Misyonuna (EUPOL-PROXIMA) Katılımına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri ve Dışişleri Komisyonları
Raporları (1/944) (S. Sayısı: 846)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
7 nci sırada yer alan,
Tokat Milletvekili Mehmet Ergün Dağcıoğlu'nun; Gelir Vergisi Kanunu ve 6183
Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe
Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
8.- Tokat Milletvekili Mehmet Ergün Dağcıoğlu'nun; Gelir
Vergisi Kanunu ve 6183 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/673) (S. Sayısı: 1081) (x)
BAŞKAN - Hükümet ve
Komisyon yerinde.
Komisyon raporu, 1081
sıra sayısıyla bastırıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde
söz isteği var.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Vergi Kanunlarında
yapılması öngörülen değişikliklerle ilgili Plan ve Bütçe Komisyonu raporu
hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu
tasarı, özellikle Gelir Vergisi Kanununda öngördüğü değişiklikler itibariyle
son derece önemli bir tasarıdır. Bir yandan Gelir Vergisi tarifesinde 5 puanlık
bir indirim yapıyor; ama, bunu, sadece serbest meslek kazançları ve ticarî
kazançlar vesair kazançlarla ilgili olarak yapıyor, ücret gelirlerinde herhangi
bir değişiklik yapmıyor. Yani, ücret gelirlerinin vergilendirilmesi, şu anda
yürürlükte bulunan tarifeye göre yapılıyor.
Bir diğer önemli
değişiklik burada öngörülen, yatırım indirimi kaldırılıyor ve yararlanılamayan
bölümleri için de üç yıllık bir geçiş süresi öngörülüyor.
Onun dışında, bazı amme
alacaklarıyla ilgili, Özel Tüketim Vergisiyle ilgili bazı düzenlemeler
yapılıyor.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, vergi indirimleri, elbette, her zaman memnuniyetle karşılanır;
çünkü, Türkiye'de vergi oranlarının yüksek olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu,
Katma Değer Vergisi için de söz konusudur, Özel Tüketim Vergisi için de söz
konusudur, Gelir ve Kurumlar Vergisi için
(x) 1081 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
de söz konusudur. Tabiî,
bu vergi oranlarının yüksekliği, artık, öylesine dayanılmaz hale gelmiştir ki,
reel sektör temsilcileri -işte, daha önce, tekstil sektörüne mensup olanlar-
Sayın Başbakanla görüşmek suretiyle, tekstil sektöründe yüzde 18'lik KDV
oranlarının yüzde 8'e çekilmesini sağlamışlardır. Tabiî, bunun, tekstil
sektörüne fazla bir şey getirmediği bizzat sektörün içinde olanların
açıklamalarıyla ortaya çıkmıştır. Turizm sektörü sıradadır, sanayi sektörü
sıradadır. Bunların hepsinin taleplerindeki haklılık payı, şu anda uygulanmakta
olan vergi tarifelerinin yüksek olmasıdır. Şimdi, Gelir Vergisi tarifesi de
yüksektir, Kurumlar Vergisi tarifesi de yüksektir. Kurumlar Vergisiyle ilgili
olarak yukarıda, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmekte olan tasarıda,
Kurumlar Vergisi oranlarının da indirilmesi; ama, buna karşılık, yatırım
indiriminin tümüyle ortadan kaldırılması öngörülmektedir.
Değerli arkadaşlarım, şu
anda, vergi oranları, Gelir Vergisi oranları yüzde 20'den başlıyor, yüzde 40'a
kadar gidiyor; ama, ücret gelirleri için, yani çalışanların elde ettikleri
gelirler için, bu tarife, yüzde 15'ten başlıyor, yüzde 35'e kadar gidiyor.
Şimdi, önümüze gelen kanun teklifinde deniliyor ki, diğer kesimler için yani
tacirler için, serbest meslek erbabı için ve benzeri kesimler için de Gelir Vergisi
tarifesi yüzde 15'ten başlasın yüzde 35'e kadar gitsin. Tabiî, burada, belli
bir kesime bir avantaj sağlanınca -ki bu tarifenin bünyesinde, özellikle orta
gelirlilerin aleyhine olan bir uygulama var; onu, özellikle belirtmek
istiyorum. Ama, o konuyu parantez içine alarak söylemek istiyorum ki- ücret
gelirlerinde herhangi bir indirim yapmadığınız zaman, diğer kesimlerdeki
indirim, ücret kesiminin aleyhine oluyor. Yani, dünyanın her yerinde, emek
gelirleri, ücretler, diğer gelirlere göre daha düşük tarifeden vergilendirilirler.
O nedenle de, Türkiye'de uzun zamandır, yıllardır ücret gelirlerini 5 puan daha
az vergilendiriyoruz. Şimdi, hükümet diyor ki: "Ben, ücret gelirlerine
tanınan bu avantajı ortadan kaldırıyorum. Öbür kesimleri de ücret gelirleri gibi
vergiliyorum." Şimdi, değerli arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisi,
iktidara geldiğinde, hatırlayınız, çok iddialı bir acil eylem planı
açıklamıştı. Orada her şey vardı; bir ayda yapılacaklar, üç ayda yapılacaklar,
altı ayda yapılacaklar, bir senede yapılacaklar. Şimdi dördüncü yıla girdik
değerli arkadaşlarım; o acil eylem planı, bir kere, unutuldu. Eskiden, ilk
başlarda yeni heves, durmadan, acil eylem planımızda şunu söyledik, şunu yaptık
diye birtakım konuşmalar buralarda yapılırdı. Şimdi o yok. AKP'li arkadaşlarıma
da sorsam acil eylem planında neler vardı diye, planı açıp bakmazlarsa
hatırlayamazlar; çünkü, unutuldu.
OSMAN KILIÇ (Sivas) -
Bitti.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- O acil eylem planında -tabiî, Sayın Milletvekilimiz "bitti" dedi,
bitmedi- tersini yaptınız. Acil eylem planında "ücret gelirlerinde gelirin
bir kısmını vergiden istisna eden özel indirim yükseltilecek" deniliyordu.
Sonra AKP bir kanun çıkardı, özel indirimi bütünüyle kaldırdı; yani, acil eylem
planında söylediğinin yüzde yüz tersini yaptı. Yani, özel indirimi yükseltmek,
hatta, giderek asgarî ücret düzeyine çıkarmak yönündeki vaadi unutuldu; onun
yerine, özel indirim kaldırıldı. Şimdi 5 puanlık bir fark gene de şu anda
ücretler için, emeğiyle çalışanlar için var; fakat; bu kanun teklifi
komisyondan geçtiğine göre, Sayın Maliye Bakanı komisyonda bu teklifi kabullendiğine
göre burada da kabullenecektir. O zaman, ücretlilerin hiçbir avantajı
kalmayacak.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, durmadan, AKP, bir garip gureba, fakir fukara edebiyatı yapar.
Şimdi, emeğiyle geçinen insanlarla çok yüksek para kazanan avukatı, önemli iş
yapan tüccarı aynı görmek mümkün mü?! Çünkü, emeğiyle geçinen insanlar,
herhangi bir şekilde hastalanırsa, çalışamaz hale gelirse, onun geliri elden
gider; ama, buna karşılık, bir tüccar, bir tacir düzenini kurmuşsa, kendisi
hastalansa, çalışamasa bile ya çocukları ya ortakları ya orada çalışan insanlar
düzeni götürebilirler, yürütebilirler. O bakımdan, ücretlinin gelirini
vergilendirirken, diğer kesimlere göre biraz avantaj tanımak gerekiyor.
Nitekim, Türkiye, bu avantajı tanımıştı. Şu anda yürürlükte bulunan ücret
tarifesinde de ücretlilere dönük böyle bir avantaj vardı. Şimdi bu avantajı
bütünüyle ortadan kaldırıyorsunuz.
Biz diyoruz ki, ticarî
kazançlarda, meslekî kazançlarda vergi tarifesini 5 puan indiriniz. Bu, doğru
bir yaklaşımdır; ama, ücretlilerin vergilendirilmesinde kullanılan tarifeyi de
5 puan daha indiriniz; yani, onlar, yüzde 10'dan başlayarak
vergilendirilsinler.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, asgarî ücret, tanımı gereği, insanların en az tükettikleri
zorunlu ihtiyaç maddelerini karşılayan düzeyde bir gelirdir. Bu gelirden,
Türkiye, yüzde 15 vergi alıyor. Şimdi, eğer, hakkaniyete uyacaksak, eğer,
emekçileri, çalışanları düşünüyorsak, ücretliler için uygulanmakta olan vergi
tarifesini de 5 puan mutlaka aşağı indirelim. Bu yönde bizim önergelerimiz var.
Eğer, kabul ederseniz; yani, emeğiyle geçinen insanları, ücretlileri, asgarî
ücretle geçinen insanları düşünüyorsak, diğer kesimlere bir avantaj sağlarken,
onlara bir indirim uygularken, ücretlilere de bir indirim uygulamamız gerekir
diye düşünüyorum. Bu, emeğe saygının gereğidir değerli arkadaşlarım; bu,
çalışan insanların mevcut haklarını korumanın bir gereğidir. Bu yönde
verdiğimiz önergenin kabul edilmesini özellikle rica ediyoruz.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, bu yeni tarife, şu anda görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, bir
yeni ücret tarifesi öngörüyor; yani, dediğim gibi, 5 puan indirim yapıyor, yani
yüzde 40'ı yüzde 35'e indiriyor, yüzde 20'yi -en alt dilime uygulanacak şeyi
söylüyorum- yüzde 15'e indiriyor. Ama, burada, özellikle dört basamaklı bir
tarife var. Bu basamaklardan, özellikle orta gelirlilere hitap eden bölüm
birden yükseliyor; yani, onlardan daha çok vergi alınıyor. Bu demektir ki, şimdi,
ücretlilerin vergisini düşürmüyoruz, yani oran olarak düşürmüyoruz, ayrıca,
önerdiğimiz tarifeyle bir adaletsizlik yapıyoruz; işte, ücretiyle geçinen,
beyaz yakalı diye tanımladığımız özel sektörde çalışan kesimlere, KOBİ şeklinde
çalışıp orta düzeyde ticarî kazanç elde eden kesimlere daha fazla vergi
yüklüyoruz; yani, tarifenin içinde çok önemli bir haksızlık da yapıyoruz.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, bu tasarının, bizim, özellikle şiddetle karşı çıktığımız bir
düzenlemesi var; o da, yıllardır uygulanan, zannediyorum 1961 yılından beri
uygulanmakta olan yatırım indirimini kaldırıyoruz. Şimdi, niçin kaldırıyoruz
yatırım indirimini; deniliyor ki, vergi planlamasına neden oluyor, yatırımları
yanlış yönlendiriyor.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, üç beş kişi bir sistemi amacı dışında kullandı diye o sistem
bütünüyle ortadan kaldırılmaz, sistemi, varsa eksiği, ıslah edersiniz; ama,
yatırımcı, gerçekten, düşünerek, hesap ederek, işte "yatırım yaparsam
vergi avantajım olacak" diyecek, diğer avantajlarını düşünerek yatırım
yapacak.
Şimdi, Türkiye'de en çok
şikâyet ettiğimiz şey nedir değerli arkadaşlarım; işsizlik değil mi. Şimdi,
Türkiye İstatistik Kurumu resmî rakamlarını açıkladı, ocak ayı itibariyle
işsizlik oranı yüzde 11,2'ye çıktı; diğer mevsimlik işçilerle ilgili
değerlendirmeleri filan da yaparsanız, bu, yüzde 20'lere varan bir işsizlik
demektir.
Şimdi, işsizliğe karşı
ilk akla gelen çözüm nedir; yatırımdır değerli arkadaşlar. Siz, getirdiğiniz
vergi kanununda, yatırımı cezalandırırsanız, yıllardır uygulanmakta olan
yatırım indirimini kaldırırsanız, işsizlikle mücadele iddianız havada kalır.
Şimdi, yatırım indirimini
kaldırmak, gerçekten, yatırım yapan insanları, Türkiye'de işsizlikle mücadele
etmek için, üretime katkı getirmek için, ihracatı artırmak için mücadele eden
insanlara yıllardır tanınan avantajı, şimdi, tutuyoruz, ellerinden alıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu yanlıştır, özellikle, büyüme açısından yanlıştır,
yatırım açısından yanlıştır ve son derece adaletsizdir.
Şimdi, Sayın Başbakan bir
açıklama yaptı, o açıklamadan sonra da, işte, kanun teklifleri, kanun
tasarıları gelmeye başladı ve Kurumlar Vergisinde 10 puan indirim yapılıyor,
Gelir Vergisinde de 5 puan indirim yapılıyor. Peki, buna karşı ne oluyor; buna
karşı, yatırım indirimi kaldırılıyor.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, özellikle, tabiî, şey de, artan oranlı bir tarife olduğu için,
misalleri, daha çok Kurumlar Vergisiyle ilgili vermek istiyorum. Şimdi, yatırım
indirimini kaldırdığınız zaman, aslında, Kurumlar Vergisini 10 puan indirmenize
rağmen, şirketlerin, özellikle yatırım yapan şirketlerin vergi yükünü
artırıyorsunuz. Peki, işte, bu vergi indiriminden kimler yararlanıyor; mesela,
finans sektörü yararlanıyor; çünkü, onlar, fazla yatırım yapmazlar veya iş
hacmi içinde önemli bir yatırımları olmaz veya işte, Telekomu satın alan Hariri
gibi şirketler… İşte, bu hesaplar yapıldı, sık sık kamuoyunda da gündeme geldi,
mesela Türk Telekomu satın alanların 10 puanlık indirimden yararlanacakları
meblağ 250 000 000 dolara ulaşıyor.
Değerli arkadaşlarım,
peki, oranları indiriyoruz, belli kesimlere avantaj sağlıyoruz; ama, yatırım
yapan özellikle küçük ve orta boy işletmeleri cezalandırıyoruz. Bu, son derece
yanlıştır. Türkiye'nin, yatırım hamlesi açısından, büyümesi açısından,
kalkınması açısından böylesine önemli teşviklere ihtiyacı var. Böylesine önemli
teşviklere en çok ihtiyaç duyulan, reel sektörün büyük sıkıntılar çektiği bir
dönemde yatırım indirimini kaldırmak, gerçekten, son derece yanlıştır, çok
olumsuz sonuçlar doğuracaktır; bundan mutlaka vazgeçilmesi gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım,
deniliyor ki, yatırım indirimini kaldırıyoruz, ama, henüz indirilmemiş yatırım
harcamaları varsa, onlar üç yıl içinde bunları indirebilirler, indirsinler.
Peki, herhangi bir şekilde indiremez de dördüncü yıla sarkarsa ne olacak,
beşinci yıla sarkarsa ne olacak? Hayır, artık, diyorsunuz, onlar, hiçbir
şekilde…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özyürek,
konuşmanızı tamamlar mısınız?
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Müteakip yıllara sarkan yatırımlar için, artık, onlar hiçbir şekilde indirim
konusu olmaz.
Değerli arkadaşlarım, bu,
Anayasaya aykırı bir düzenlemedir. Yani, ancak eskiden yaptığınız yatırımları
veya şu ana kadar yapmış olduğunuz yatırımları üç yıl içinde indirirseniz
indirirsiniz, indiremezseniz, artık, hiçbir şekilde indiremezsiniz şeklinde bu
yasa teklifinde yer alan düzenleme kesinlikle Anayasaya aykırıdır; bu Anayasaya
aykırılığın, mutlaka, düzeltilmesi gerekiyor. Şimdi, eğer, bu düzeltilmezse,
biliniz ki, Anayasa Mahkemesi, bu düzenlemeyi iptal eder.
Sayın Başkan, şimdi,
sözlerimi toparlarken şunları söylüyorum: Bu tasarıyla ilgili olarak,
ücretlilere de mutlaka 5 puanlık indirim yapılmalıdır. Diğer kesimlere indirim
yapılması doğrudur, yerindedir; ama, ücretlilere bu indirimin yapılmaması
suretiyle, ücretliler mağdur edilmektedir. Onların mağduriyetini engellemek
için, ücretliler için de, mutlaka, ücret tarifesinde 5 puanlık indirim
yapılmalıdır. Yatırım indirimi devam ettirilmelidir. Yatırım indirimini suiistimal
eden, amacı dışında kullananlar varsa, elbette, bunları da önleyecek çareler
vardır diyorum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Özyürek.
Sayın milletvekilleri,
saat 19.20'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.46
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.40
BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
1081 sıra sayılı kanun
teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
8.- Tokat Milletvekili Mehmet Ergün Dağcıoğlu'nun; Gelir
Vergisi Kanunu ve 6183 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/673) (S. Sayısı: 1081) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Şimdi, teklifin tümü
üzerinde, söz sırası, Anavatan Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın
Ömer Abuşoğlu…
Buyurun Sayın Abuşoğlu.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşmekte olduğumuz, Tokat Milletvekili Sayın Dağcıoğlu'nun, Gelir Vergisi
Kanunu ve 6183 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
geneli üzerinde Anavatan Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım;
hepinizi, Partim ve şahsım adına saygıyla selamlarım.
Şu hususa öncelikle
dikkatinizi çekmek istiyorum. Milletvekilleri, yasama çalışmalarına katkıda
bulunmak, ister muhalefet ister iktidar milletvekilleri olsun, yasama
çalışmalarına katkıda bulunmak ve milletin kendilerine verdiği temsil görevini,
Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, bihakkın yerine getirmek
sorumluluğundadır. Bu, sorumluluk değil sadece, aynı zamanda, bir
mecburiyettir; çünkü, yaptığımız bu hizmet karşılığında, hepimize, bu millet
birtakım ödemelerde bulunuyor. Bize, kişi olarak düşen görev, bu ödemeleri,
aldığımız -hangi ad altında olursa olsun- gelirleri biraz daha olsun hak etmeye
çalışmaktır.
Uzun zamandan beri
Meclisin çalışmalarından edinilen intiba şudur, bize vatandaştan gelen tepkiler
de bu doğrultudadır: Meclisi çalıştırmak İktidar Partisinin görevidir; ama,
İktidar Partisi milletvekilleri, Meclise gelmemektedir ve Genel Kurul boş bir
ortamda çalışmalarını sürdürmektedir. Sayıyı orana vurduğumuz zaman, her iki
muhalefet partisinden de, gerek Anavatan Partisinden ve gerekse de Cumhuriyet
Halk Partisinden Meclise devam, İktidar Partisinden daha yüksek orandadır. O
bakımdan, ben, İktidar Partisi milletvekili arkadaşlarımdan, biraz daha
sorumluluklarının idraki içerisinde, Meclis çalışmalarına daha aktif katkıda
bulunmalarını rica ediyorum. En azından bu, milletvekili olarak bizlerin,
aldığımız görevin ne ölçüde sorumluluğunda ve bilincinde olduğumuzu Türk
Milletine göstermek açısından da gereklidir. Bu yüzden, şu anda Genel Kurulda
hazır bulunan İktidar Partisi milletvekillerini kutluyorum; çünkü, büyük bir
fedakârlık örneği göstererek -diğer kendi Grup arkadaşlarına göre- bu
çalışmaları, özellikle Meclisin çalışmalarını sürdürmesi açısından kendi
paylarına düşen katkıyı yeterince yerine getirmektedirler. Benim buradaki hazır
bulunan arkadaşlardan ricam, benim bu temennimi, hazır bulunmayanlara
iletmeleri.
Biz, iktidar partisi
olarak, muhalefet partisi olarak… Allah söyletiyor herhalde, Anavatan Partisi
iktidar partisi olacaktır. Yalnız, şunu hemen peşinen söyleyeyim: AK Partisi ve
AK Parti Grubu bu fikre kendisini yavaş yavaş alıştırsa iyi olur.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Önce siz öyle alıştırın…
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Sonra, büyük hayal kırıklığı yaşamayasınız birdenbire… Onun için, bu fikre
biraz kendinizi alıştırın…
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) - Takdir…
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Takdir elbette… Takdir, öyle tecelli edecektir, takdir tecelli edendir…
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) - Göreceğiz inşallah…
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Bu kanun teklifi, Sayın Dağcıoğlu'nun bu kanun teklifi, herhalde Maliye
Bakanlığınca da benimsendiği için, komisyon çalışmaları sırasında da buna
birtakım ilavelerde bulunulmuş; ancak, bir Gelir Vergisi düzenlemesi veya vergi
kanunlarında herhangi bir düzenleme yapıldığı zaman, acaba, bu düzenleme hangi
amaca yönelik, makro düzeyde nasıl bir değişim ve vergi sisteminde nasıl bir
değişim ve toplum adına da nasıl bir gelişme meydana getiriyor, ben, öncelikle
ona bakarım.
Bugün vergi sistemimizi
incelediğimizde, vergi sistemimizin en büyük rahatsızlığı -size bir iki rakam
vererek bunları dile getirmek istiyorum- büyük ölçüde vergi sistemimiz vasıtalı
vergiler üzerine dayalı hale gelmiştir. Sistemimizde, doğrudan vergiler yerine
dolaylı vergiler daha yaygın ve daha yoğun bir biçimde uygulanır hale
gelmiştir; vergi gelirlerinin büyük bir çoğunluğu da, yaklaşık yüzde 70'ten
fazlası da vasıtalı vergilerden elde edilen gelirlerden oluşmaktadır.
Nedir bu vasıtalı
vergiler; işin erbabı olanlar bilir, ben diğer milletvekili arkadaşlarım için
ifade etmeye çalışıyorum; Gelir adaleti, vergi adaleti ve ödeme gücü
prensipleri dikkate alındığında, vasıtalı vergiler, bu prensiplerle en fazla
çatışan ve en fazla çelişen bir vergi türüdür. Olabilir, böyle bir özelliği
olabilir; ama, şu hususla birleştiği zaman bu özellik daha da önem kazanır:
Bugün, ekonomimizde ve toplumumuzda, şartların ortaya çıkardığı ciddî bir gelir
dağılımı adaletsizliği söz konusudur ve bu adaletsizlik, gelir dağılımıyla
ilgili rakamlara bakıldığında çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Böyle
bir gelir adaletsizliğinin söz konusu olduğu bir ortamda, bir de, siz, ağırlığı
vasıtalı vergilere verir ve bütçenin açığını, kamu gelirlerini, vasıtalı
vergilerden kaynaklanan bir yapı içerisinde düşünürseniz ve uygulamalarınızı
da, getirdiğiniz düzenlemeleri de bu çerçeve içerisinde değerlendirirseniz,
ortaya çıkan adaletsizliği, gelir adaletsizliğini bir kat daha artırmış
olursunuz.
Bu yönüyle, AKP İktidarı,
her ağzını açtığında "biz iktidara geldiğimizde şöyleydi, şu kadar
kötüydü, ölmüştü, bitmişti ekonomi de, toplum da; ama, biz, şöyle şöyle
gelişmeleri gerçekleştirdik…"
Bakıyorum, bu vergi
konusunda, acaba ne gibi gelişmeler gerçekleşmiş; toplumun, özellikle bu gelir
bölüşümündeki adalet, vergi yükü, vergi altında ezilen var mı yok mu, buna
baktığımızda, 2002'de vergi yükü yüzde 29'muş, toplam vergi yükü; bunun
içerisine, SSK ödemeleri falan gibi birtakım ödemeler de dahil olmak üzere.
Madem 2002 ile karşılaştırıyoruz, ben de 2002'yi esas olarak aldım. 2002'de
yüzde 29 oranında olan bu rakam, 2004'e
gelindiğinde yüzde 32,6'ya çıkmış, yani, yüzde 33 düzeyine çıkmış. Halkın
üzerindeki, Türk toplumunun üzerindeki vergi yükü, iktidara geldiğinden bu
yana, AKP İktidarı tarafından daha da kötüleştirilmiş. Halk, toplum, vergi
altında inlerken 2002'de, 2004'e geldiğinde, inim inim inlemeye başlamış. Bu
rakamlar, benim uydurduğum, benim icat ettiğim rakamlar değil, Maliye
Bakanlığının yayınlarından alınmış.
Öyleyse, gelir adaletinin
oldukça tartışıldığı bir toplumda, vergi yükünün giderek halkı inim inim inletecek
bir seviyeye çıkması, acaba, AKP İktidarının övündüğü bir konu mudur; yoksa,
elimize ilk fırsat geçtiğinde bunu düzelteceğiz dediği bir kötüye gidiş midir?
Ben, iyi niyetle
bakıyorum yine konuya. İktidar, eline bir fırsat geçtiği zaman, bu kötü gidişi,
vergi yükünün ağırlığını nispeten hafifletmek üzere, acaba, herhangi bir
düzenleme, herhangi bir tedbir yapar mı, yapabilir düşüncesi içerisinde
beklerken, Gelir Vergisi Kanununda değişiklik yapan bir kanun geliyor. Burada
görüyoruz ki, ortaya çıkan bu adaletsizliği düzeltmek yerine, vergi yükü
altındaki ezilen kitlelerin yükünü hafifletmek yerine, bu yükü bir miktar daha
ağırlaştırıyor ve kimin yükünü hafifletiyor, biliyor musunuz; büyüklerin,
zenginlerin, yüksek gelir sahibi kişilerin vergi yükünü hafifletiyor. Nitekim,
Gelir Vergisi oranlarındaki kademeler itibariyle meydana gelen indirim, her
kademede 5'er puan bir indirim yapılmış. Tabiî eski duruma göre ücretliler,
normal gelir elde eden serbest meslek kazançları ve sair şartlar altında gelir
elde edenlerden; yani, beyannameli mükelleflerden her kademede yüzde 5 puan
daha düşük bir vergi oranına tabi idi. Niçin; ücret gelirleri çeşitli
sebeplerle, işte vergilerini peşin öderler, diğer gelir sahipleri, beyannameli
mükellefler gelirlerini kazanırlar, yıl sonunda verdikleri beyannamelerle
öderler. Aynı zamanda ücretlilerin vergi kaçırma imkânı yoktur, bordrolarında
her kuruş gelirleri bellidir, dolayısıyla ücretlilere tanınan bir kısmî
indirimdir, ücretlilerin vergi yükünü hafifletmek noktasında. Ama, bu yapı
içerisinde yeni gelen tasarıda, beyannameli mükelleflerin vergi oranları 5'er
puan indiriliyor. Kim seviyesine; dargelirli, sabit gelirli ve vergi kaçırma
imkânı olmayan, vergiden kaçınma imkânı olmayan kesimlerin seviyesine
indiriyor. Öyleyse, bu durumda ortaya çıkan bu tasarı, vergi adaleti, gelir
dağılımı gibi hususlar dikkate alındığında, mevcut durumu daha da kötüleştiren
bir düzenleme olarak karşımıza çıkıyor. Bir taraftan gelir adaletsizliği
altında, düşük gelir seviyelerinde, fakirlik ve yoksulluk sınırı altında
yaşayan asgarî ücretli de aynı oranda vergiye tabi, bir başka gelir sahibi de,
esnaf da aynı oranda vergiye tabi. Bu bakımdan, hükümetin getirdiği bu
tasarının en olumsuz yanı, vergi adaleti ve vergi yükünün topluma adil bir
şekilde dağılımı açısından ciddî bir eksiklik ve ciddî bir tutarsızlık ortaya
koyuyor, AKP'nin söylemleri ve bugüne kadar iddia ettiği hususların aksine.
Meselenin bir yönü vergi
yüküyle ilgili, diğer bir yönü de, acaba, bu ücretliler dediğimiz kesim diğer
kesimlerle mukayese edildiği zaman ücretlilerin vergi yükü ile diğer kesimlerin
vergi yükü arasında nasıl bir ilişki söz konusu: Toplam Gelir Vergisinden elde
edilen vergi gelirlerine bakıyoruz, Gelir Vergisinden elde edilen vergi
gelirlerinin oranı her geçen gün giderek azalıyor. 2002'de, yine AKP
İktidarının en sıkça karşılaştığı yıla göre bir mukayese yapıyorum; hatta,
2001'e göre de yapabiliriz -2001, biliyorsunuz kriz yılı- bu yıla göre de
mukayese ettiğimizde, 2001 yılında Gelir Vergilerinden elde edilen gelirlerin
toplam vergi gelirleri içerisindeki payı yüzde 29, 2005 yılında ise yüzde 19;
yani, gelire dayalı kazanan, kazandıkça da vergisini ödemesi gereken kesimlerin
üzerindeki vergi yükü giderek azalıyor, bunlardan elde edilen vergi gelirleri
toplam vergi gelirlerine oranlandığında giderek düşüyor. Yük nereye kayıyor;
vasıtalı vergilere kayıyor, başta da söylemiştik.
Mesele bununla bitmiyor.
Gelir Vergisi içerisinde, acaba toplumun çeşitli kesimleri ne ölçüde Gelir
Vergisini ödeyerek bu yükü paylaşıyor diye baktığımızda, ücretliler; yani,
bordro mahkûmları dediğimiz kesimlerin toplam Gelir Vergisi içerisindeki payı
2005 yılında yüzde 88; yani, devletin Gelir Vergisi adı altında aldığı vergi
gelirlerinin yüzde 90'ını, yaklaşık, ücretliler ödüyor. Bunun içerisinde asgarî
ücretlisi de var, orta gelir düzeyinde ücret elde eden de var, yüksek gelir
düzeyinde ücret elde edenler de var. Ücretlilerin dışında Gelir Vergisi veren;
yani, beyannameli mükelleflerin sayısı yaklaşık 4 000 000. 4 000 000 mükellefin
ödediği toplam gelir vergisi, vergi gelirleri içerisindeki payı sadece yüzde 11
civarında. Bu yönüyle de baktığımızda, hem gelir vergilerinin içerisinde,
kazanarak vergisini ödemesi gereken kesimlerden toplanabilen vergi gelirleri
düşük hem de giderek bunların oranı azalıyor. Öyleyse, vergi adaleti ve ödeme
gücü prensibi açısından meseleye yaklaştığımızda, bu yönüyle de vergi
sistemimizde ciddî bir çarpıklık var. Bu, şunu gösteriyor: Bu çarpıklığın
düzeltilmesi yolunda herhangi bir adım atılmaması ve gelen tasarının bu çarpıklığı
biraz daha büyütmesi sonucunda, toplumun, âdeta, kazanandan, gelir elde edenden
değil de, Maliye Bakanlığının, tuttuğundan vergi tahsilatına gitmesi gibi bir
sonuç ortaya çıkıyor. Kazanmışsın, kazanmamışsın, düşük gelir elde etmişsin,
ücretlisin veya asgarî ücretlisin ayırımı yapmadan, vasıtalı vergileri, Özel
Tüketim Vergisi, Katma Değer Vergisi gibi vergilerle, toplumun her kesimine
eşit ölçüde gırtlağına yapışmış durumda. Sayın Rahmi Koç da bir ekmek satın
aldığı zaman aynı vergiyi veriyor, asgarî ücretli, zaten elde ettiği ücret
sadece ekmek ve bulgur almaktan öteye bir şey satın almıyor, o da aynı ölçüde
vergi veriyor. Hükümetin esas dikkate alması gereken, vergi kanunu değişikliği
gibi herhangi bir tasarıyla ve teklifle Meclisin huzuruna geldiği zaman, bu
çarpık yapıyı düzeltmesi yönünde birtakım yeniliklerle gelmesi gerekirken, bu
çarpık yapıyı değiştirme yönünde herhangi bir gayret içerisinde olmadan, yüksek
Gelir Vergisi ödemesi gereken kişilerin Gelir Vergisini ücretlilerin gelir seviyesine
indirmekle oluyor. Böylelikle, bu tasarının bu haliyle desteklenmesi mümkün
değildir.
Ayrıca, ücretlere yönelik
vergi istisna ve muafiyetleri var. AK Parti, iktidara gelirken bu konuda da
iyileştirmeler yapacağı hususunda sözler vererek, vaatler vererek geldi; ama,
ilk yaptığı iş, bunları iyileştirmek yerine, bu istisna ve muafiyetleri
ücretliler aleyhine tümüyle ortadan kaldırmak oldu.
Hani siz fakir fukaranın
sahibiydiniz, kimsesizlerin kimiydiniz?!. Sırf bu vergi politikanızdan, vergi
sisteminde meydana getirmeye çalıştığınız değişiklikleri dikkate aldığımızda,
siz, yüksek gelirlilerin, zenginlerin, orta halli insanların, toplumda refahı
ve geliri iyi olanların kimi olma yolunda bir çaba ve gayret içerisine
girmişsiniz demektir. Öyleyse, bundan sonra, AKP İktidarının kimsesizlerin kimi
olmak yönünde herhangi bir iddiasının kalmaması ve bu noktada da, bu yönde de
herhangi bir söyleminin olmaması beklenir. Yani, bu konuyu artık bundan sonra
istismar edemeyeceksiniz. Bir taraftan vergi adaletsizliği, bir taraftan gelir
adaletsizliği, toplumun gırtlağına âdeta nefes almasını imkansızlaştıracak
derecede çökmüşken, siz, bir de gelip vergi kanunlarında değişiklik yaparak
yüksek gelirlilerden elde ettiğiniz vergi oranlarını düşürüyorsunuz. Ha, modern
anlamda bunların belki düşürülmesi gerekiyor, buna karşı çıkmak bir yerde
yanlış olabilir; ama, aynı zamanda, ücretlilerden alınan vergilerin de vergi
oranlarını, eskiden olduğu gibi, daha düşük oranda, 5 puanlık daha düşük bir
oranda gerçekleştirmek gerekirdi. Bu yönüyle, biz, bu teklifi kabul etme
imkânına sahip değiliz.
Bir diğer husus yatırım
indirimiyle ilgili. Yatırım indirimi, bildiğiniz gibi, yatırım ortamının
iyileştirilmesi ve yatırımları teşvik aracı olarak kullanılan bir enstrüman,
bir unsur. Bugüne kadar gerek geri kalmış birçok yörenin veya az gelişmiş
birçok yörenin sanayileşmesinde, ekonomik kalkınma yapmasında, ekonomik hamle
gerçekleştirmesinde önemli bir teşvik aracı olarak kullanılmış; ama, bundan
sonra artık yatırım indirimi söz konusu değil. Siz, Hakkâri'ye veya Muş'a veya
Van'a gidip yatırım yapmak isteseniz, devlet artık diyor ki, ben sana yatırım
indirimi, vergi istisnası getirmiyorum. Bunun yerine ne getirecek? Bunun
yerine, işte, teşvik sisteminde yaptığınız, bazı illeri teşvik kapsamına alan
tasarıda da ortaya koyduğunuz çerçevede birtakım düzenlemeler getireceksiniz.
Bunlar bir işe yaradı mı? Teşvik Yasasında değiştirilen sistem, 1 500 doların
altındaki illere verilen teşvikler bir işe yaradı mı? Bu illerden hangisine ne
kadar yardım gitti? Öyleyse, bu bölgelere ilave yatırımların akmasını sağlamak
için sizin getirdiğiniz teşvik tedbirleri yeterli değil. Bu yönüyle, yatırım
indirimi, birtakım itirazlar var büyük şirketlerin işine yarıyor noktasında.
Madem büyük şirketlerin işine yarıyorsa, siz, bunu, orta ve küçük işletmelerin
işine yarayacak şekilde organize edin; Türkiye'nin geri kalmış yörelerini
kalkındırmak noktasında, buralara yatırımları çekmek noktasında organize edin.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Abuşoğlu,
konuşmanızı tamamlayın.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkan.
Tümden kaldırmak yerine,
bu bölgelere gidecek yatırımlarda yatırım indirimini sürdürün; ama, mutlak
surette, yatırımcı için önemli bir unsur olan yatırım indirimi sistemimizde bir
şekilde dursun, sistemimizden büsbütün kaldırılmasın. Yarın seçime
gideceksiniz, belki, seçime gitmek üzere vatandaşa biraz şirinlik yapmanız
gerekebilir. İşte, o şirinliği yapmanız gerektiği zaman, elinizin altında bir
enstrüman var, bunu kullanabilirsiniz.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Bizim işimiz değil bu.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Yaparsınız, yaparsınız, hiç merak etmeyiniz.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
O, ANAP'ın eski siyaseti.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
İlk üç senede bütçeyi kıstınız kıstınız, küçücük küçücük yatırım rakamları
koydunuz; seçim zamanı yaklaşıyor diye, bu sene doldurdunuz yatırım
rakamlarını.
YAHYA BAŞ (İstanbul) -
Ona da mı karşısınız?!.
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) - Ondan dolayı değil…
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Elbette…
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) - Şimdi imkânlar arttı.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Yani, siz de, seçim ekonomisini uygulamak yönünde ne kadar iştahlı olduğunuzu,
bütçeye koyduğunuz rakamlarla net ve açık bir şekilde gösterdiniz. Bunu inkâr
edemezsiniz, rakamların dili var.
CAVİT TORUN (Diyarbakır)
- Paramız çok.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Anlayanlar, rakamların o şekilde bir ifadesi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. O
bakımdan, yarın seçime giderken, böyle bir enstrümana ihtiyacınız olur.
Aslında, bu konuda daha
söyleyecek bazı şeyler var. Tasarının ilerleyen maddelerinde devam etmek üzere,
hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Abuşoğlu.
AK Parti Grubu adına,
Tokat Milletvekili Sayın Ergün Dağcıoğlu; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, benim için çok
anlamlı bir gün; çünkü, geçtiğimiz ay içerisinde çok büyük bir trafik kazası
geçirmiş idim, uzun süredir, Meclis etkinliklerine katılamıyor idim. Bu
vesileyle, başta Meclis Başkanımız olmak üzere, bakanlarımız, milletvekili
arkadaşlarımız, sağ olsunlar, gelerek veya telefonla, taziyede bulunmuşlardı.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Geçmiş olsun Ergün Bey; duymadım.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - İzninizle, bu vesileyle, bütün arkadaşlarımıza da şükranlarımı arz
ediyorum ve hepinize de sağlıklar diliyorum ve böyle ilk işgünü tabir edeceğim
bir günde de kendi kanunumla huzurunuzdayım; bu da, hakikaten, benim için güzel
bir vesile oldu teşekkür etmek için.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; ülkemizin, ekonominin yeniden yapılandırıldığı güçlü
bir süreç içerisinde olduğu hepinizin malumudur. Yeniden yapılanmanın yaşandığı
bu süreçte uygulanan maliye politikalarının en önemli araçlarından biri de, hiç
şüphesiz ki, vergi politikalarıdır; çünkü, vergi politikaları tek başına
değerlendirilmeyip, yatırım, tasarruf, büyüme, gelir dağılımı başta olmak
üzere, birçok enstrümanı da kendi içerisinde mezceden bir politika anlayışı
içerisinde tatbik edilmek ve sunulmak durumundadır.
AK Partinin vergi
politikalarındaki temel hedefini ortaya koymak lazım vergi rakamlarıyla ilgili
konuşmadan önce diye düşünüyorum. Bizim vergi politikalarımız nedir diye
baktığımızda, öncelikle, anlaşılabilir ve saydam bir vergi politikasının
mutlaka ülkemizde hâkim kılınması gerekiyordu. Bununla ilgili çalışmalarımızı
yoğunlaştırdık takdir edeceğiniz üzere; üç yıllık bir süreç içerisinde
gözlemlenmektedir.
Yine, öngörülebilir bir
vergi yükü ve güçlü ve etkin bir vergi idaresi kurulmalıydı. Öteden beri, bu,
bütün hükümetlerin arzusuydu; ama, tabiî, yapabilme imkânına belki
kavuşamamışlardı; bunu, Cenabı Hak, bize nasip etti.
Değerli arkadaşlar, yine,
maliye politikasının etkin işleyebilmesi için de, vergi sisteminde yaşanan
yapısal sorunların mutlaka dikkate alınması, kayda alınması ve bu sorunların
çözülmesi gerekiyordu. Bu yapısal sorunları öne çıkarmak suretiyle çözüm
getirmeye çalıştık üç yıl içerisinde.
Bu yapısal sorunlar nedir
diye baktığımızda, konu başlıklarıyla bu olayı irdeleyecek olursak, Türk vergi
sistemi sağlıklı bir zemine oturmamıştı. Bunun düzenlenmesiyle ilgili
çalışmalar çok yoğun bir takvim aldı.
Yine, ikinci sırada, 2005
yılında, mesela, toplanan Gelir Vergisinin yaklaşık yüzde 80'inin stopaj
yoluyla tahsil edilmesi, verginin tabana yayılması konusu, verginin vatandaş
ile hükümet, maliye politikaları arasındaki irtibatın sağlıklı bir şekilde
kurulamadığının ifadesiydi. Bu konuda da yaptığımız çalışmalarla çok ciddî
mesafeler katettiğimizi vurgulamak istiyorum milletimize.
Yine, Kurumlar Vergisinin
toplam vergi gelirlerinin yüzde 10'u civarında olduğu ve ilginç bir örnek
verecek olursak, bu yüzde 10'da da Kurumlar Vergisi mükelleflerinin sayısının
yaklaşık 600 000 civarında olmasına rağmen, geçmiş hesap dönemlerinde,
baktığımızda, bunlardan sadece 100 tane firmanın Kurumlar Vergisinin yüzde
61'ini ödediğinin, bu konunun da, mutlaka müdahale edilmesi gereken bir husus
olarak gündeme oturduğunun altını çizmek istiyorum.
Dolaylı vergilerin toplam
vergi gelirlerine oranının -zaman zaman tartışıyoruz, Bütçe Komisyonumuzda da
tartışıyoruz- yaklaşık yüzde 70'ler seviyesinde olması, tabiî ki, çok iç açıcı
bir durum değil; çünkü, bu, hepinizin bildiği gibi, Avrupa Birliği sürecindeki
ülkelerde ortalama yüzde 35'ler civarındadır.
İnşallah, biz de, bu
yapmış olduğumuz çalışmaların ışığında, koşar adımlarla, Avrupa Birliği
sürecindeki bütün kriterleri nasıl yakalıyorsak, bu yüzde 70'leri yüzde 35'lere
indirme bazında da, bu tür çalışmalarla, bugün huzurunuzda olduğumuz kanun
çalışmalarıyla, Kurumlar Vergisi Kanunu çalışmalarıyla, vergi mevzuatının
yeniden yapılandırılması, yapısal sorunların çözümü çalışmalarıyla, hepsini
birden aşmayı planlıyoruz.
Yine, en önemli
problemlerimizden birisi, kayıtdışı ekonominin yüksek rakamlarda olduğu,
geldiğimiz üç yıl önceki dönemlerde yaklaşık yüzde 60'lar mertebesinde
konuşulanın, şimdi yüzde 40'lar mertebesinde konuşulmasının, bu problemin
tamamen izale edildiği manasına gelmeyeceğini ve hâlâ bizim yapacağımız çok
işin olduğunu ve ancak, bu konularda bu problemlerin çözülebilme imkânı varsa,
bu hükümetle, bu maliye politikalarıyla çözülebileceğini de Yüce Milletimizle
paylaşmak istiyorum.
Yine, mükelleflerin yüzde
3 veya yüzde 4'ünün vergi incelemesine tabi tutulabildiğini ve bu rakamların da
çok küçük olduğunu, bunun da mutlaka realize edilmesi ve vergi incelemelerinin,
çağdaş ülkelerde olduğu gibi, çok daha yüksek rakamlarda gerçekleştirilmesinin
gereğini vurgulamak istiyorum.
Yine, vergi kanunlarının
-geçmişle ilgili, tabiî, bu tespitlerim hep- öteden beri... Çünkü, ben, üçüncü
kuşaktan malî müşavir bir ailenin çocuğuyum; yani, tabiri caizse, 6 yaşımdan
beri muhasebecilik yapmaktayım ve 6 yaşımdan bugüne kadar geçen süreç
içerisinde ne kadar çok sık vergi kanunlarının değiştiğini ve bunların
birçoğunun kabili tatbik olmadığı için art arda ve çok kısa sürelerle
değişiklik yapılma zarureti doğurduğunu gördüğüm için, bu geçmişteki yapısal
sorunların içerisinde bunu da mutlaka ifade etmek gerekir.
Biz, işte, maliye
politikalarıyla ilgili olarak, vergi politikalarıyla ilgili olarak, bu
problemleri biliyor, tespitini yapmış oluyor ve ondan sonra, harekete geçmek
suretiyle, bu problemlerin çözümü için gayret sarf ediyoruz AK Parti Hükümeti
olarak.
Değerli arkadaşlarım,
evet, vergi politikamızın temel amacı nedir diye baktığımızda, tabiî ki, büyüme
ve istihdam bunun başındadır ve istihdam politikalarını destekleyici vergi
politikalarımızın büyüme ve istihdam politikalarını destekleyecek bir formata
oturması gerekiyor.
Yine, deminden beri
saydığım şekilde, kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınması ve kayıtdışının
azaltılmasıyla ilgili çalışmalar, aynı zamanda, makroekonomik politikalarla
uyumlu, etkin ve basit bir vergilendirme sisteminin oluşturulması olarak
belirledik çalışmalarımızın başında, temrin planı olarak baktığımızda.
Bu çerçevede, AK Partinin
orta vadedeki öncelikleri nedir diye baktığımızda, vergi tabanının
genişletilmesi, kayıtdışılığın ve vergi kaçakçılığının azaltılabilmesi, vergi
oranlarının düşürülmesi, vergi sisteminin anlaşılabilir ve basit hale
dönüştürülmesi şeklinde belirlemiştik. Bugün baktığımızda, yani, üç yıl evvel
söylediklerimizi bugün gözden geçirdiğimizde, nasıl, anlamlı bir şekilde, adım
adım, istediklerimizi yaparak bugünlere geldiğimizi görüyor ve bunun
mutluluğunu sizlerle paylaşıyorum.
Sayın milletvekilleri,
biraz önce eksiklikleri saydım. Peki, bunlar nasıl çözülmeli dediğinizde,
dolaylı vergilerin payını süratle azaltabilmek için, verginin tabana yayılması,
dolaylı vergiler yerine Gelir ve Kurumlar Vergisinin tahsil kabiliyetinin makul
tatbik ve makul kanunlarla teçhiz edilmesi gerekir. İşte, bugün de bunun için
buradayız.
Gelir Vergisi, Kurumlar
Vergisi ve Katma Değer Vergisi oranlarını düşürmek artık bir zorunluluk haline
gelmişti. Son yıllarda, yerli ve yabancı yatırımların teşvik edilmesine yönelik
olarak, vergi kanunlarında önemli düzenlemeler yapılmıştır. Özellikle yabancı
yatırımcının teşviki için vergi sistemli olarak basitleştirilmekte dikkat
ederseniz. Tabiî, bu, bizim yerli yatırımcılarımızla da birlikte düşünülüyor;
ancak, daha önce yabancı yatırımcının ülkemize bir seyahat için bile
gelmediğini düşündüğümüzde, bugünkü gerçekleşme oranında da, yabancı
yatırımcıların, âdeta, Türkiye'yi, yatırım yapılması için bir güvenlik adası
kabul ettiği bir ortamı gözden geçirdiğimizde, uygulamış olduğumuz maliye,
ekonomi ve vergi politikalarının ne kadar doğru olduğunu vurgulayan hususlardır
diye düşünüyorum.
Vergi oranlarının Avrupa
Birliğine üye ülkelerde uygulanan ortalama vergi oranlarına yaklaştırılmasına
hep özen gösterildi ve bugün geldiğimiz noktada, gerek Kurumlar Vergisi gerekse
bugün tartışacağımız ve inşallah, sizlerin de destekleriyle geçireceğimiz Gelir
Vergisi oranlarının, mutlaka, yatırımları teşvik ve tetikleme adına ne kadar
önemli bir görev ve fonksiyon üstlendiğini ve bütün bunların dışında da,
üretimi ve istihdamı artırdığı ölçüde vergiyi tabana yaymak suretiyle tahsil
edilebilirlik oranını da ne kadar büyük ölçüde artırabildiğini gözler önüne
seriyor.
Bu doğrultuda, Gelir
Vergisi oranlarında, tabiî ki, değişiklik yapmamız gerekiyordu. Bugün, bunun
detaylarını madde madde inceleyeceğiz inşallah.
Arkadaşlar, yapısal
sorunlar demiştim ve izah etmeye çalıştım. Bu yapısal sorunlarla mücadele
kapsamında, peki, siz, AK Parti Hükümeti olarak neler yaptınız diye hem
muhalefet partilerimiz hem yüce milletimiz içerisindeki kardeşlerimiz zaman
zaman dile getiriyorlar. "Hafızai beşer nisyan ile maluldür" diye
meşhur bir atasözümüz var. Tabiî, insanlara, zaman zaman, bu tür vergi
kanunlarının, bu tür tarihî kanunların çalışmasını yaptığımız esnada, bizim de,
bir bilgi alışverişi, bilgi akışı temin etmemiz gerekiyor ve hafızayı
tazelememiz gerekiyor diye düşünüyorum.
Kısaca hafızalarımızı
tazelemeye çalışırsak, bu çerçevede, şimdiye kadar, vergi sistemini sağlıklı
bir yapıya oturtabilmek için, tarihte ilk kez, Gelir İdaresi Başkanlığı kurduk.
Uzun yıllardır düşünülen, bir reform olarak hayal edilen; ancak, gerçekleşmesi
hep hayal sadedinde kalan bir önemli konuyu, ilk defa bizim iktidarımız
döneminde, Gelir İdaresi Başkanlığı kurarak gerçekleştirdik. Hemen bunun
ardından, bununla uyum içerisinde olan Gelir Politikaları Genel Müdürlüğünü
kurduk. İşte, bundan sonra, çağdaş vergicilik anlayışını, ancak, bu piramidal
yapıdaki çalışmalarımızla tatbik edebileceğiz.
Tabiî, hemen bunun
ışığında, 29 ilde vergi dairesi başkanlıkları kurmak suretiyle -ki, bu 16 Eylül
2005 tarihinde faaliyete geçirildi- gerek Gelir İdaresi Başkanlığını gerek
Gelir Politikaları Genel Müdürlüğünü kurmak suretiyle, bunun altyapısını da
bölgelere yaymak suretiyle, zannediyorum, çok ciddî mesafe katettik.
Yine, enflasyon
muhasebesi uygulaması, bildiğiniz gibi, bizim zamanımızda gerçekleşti. Hemen
bunun akabinde, Türkiye'de, belki de, sistemi derinden etkileyen ve geçmişteki
olumsuzlukları çağdaş bir ekonomik anlayışla olumlama imkânı veren çok tarihî
bir kanun çıkardık, 5084 sayılı bir Teşvik Yasasını ikame ettik. Geçmişte
çıkarılan gerek daha önceki, 1998 yıllarında, 1994 yıllarında çıkarılan teşvik
yasaları gerekse 2001 yılındaki 4562 sayılı, organize sanayi bölgelerindeki
teşvikleri derpiş eden kanunların yetersizliğinden ve kabili tatbik
olmayışından ve bölgeler arasında dengesizlik ve adaletsizliğin mütemadiyen
tartışıldığı günleri hatırlarsak, 5084 ile öyle bir yeni yapılanma oluşturduk
ki, hem vergiden istisna etmek hem sigortadan istisna etmek hem
müteşebbislerimize bedava, altyapısı hazırlanmış yer tahsisleri yapmak ve
elektrik enerjisinde de -en önemli yatırım enstrümanlarından, gider
kalemlerinden birisi olan- yüzde 50'ye varan indirimler gerçekleştirdik.
İşte, bütün bunlar, bizim
ülkemizdeki iş, istihdam ve üretim adına sistemin çağdaşlaşma doğrultusundaki
tetikleyen en önemli unsurlardan birisidir diye düşünüyorum.
Yine, hemen bunun
akabinde, hatırlayacaksınız, eğitim, sağlık, kültür ve spora önemli vergi
kolaylıkları getirdik. Daha evvel gayri safî gelirinin yüzde 5'ini gider
kaydetme imkânı olan, onun da birsürü prosese tabi olduğu bir ortamı düşündüğümüzde,
geçmiş yıllarda, bunları, prosesi azaltmak ve yüzde 100'e varan indirimlerle
insanlarımızın hem hayırda yarışmasını hem sıcak paranın, imkânın süratle
hizmete dönüşmesini, birtakım vergileme proseslerini de atlamak suretiyle, bir
anda sıcak yatırıma dönüşmesini, eğitim, kültür ve buna benzer, az önce
söylediğim sağlık alanlarındaki bu yüzde 100'lük indirimlerle, çok ciddî,
tarihî sıçramalar yaptığımızı düşünüyor ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yine, yatırım indirimi,
ihracat, döviz kazandırıcı faaliyetlerle ilgili olarak teşvikleri
basitleştirdik -az önce bir bölümünü söylemiştim- 5084'le, etkin ve otomatik
işler hale getirdik bunları.
Kurum kazançları
üzerindeki vergi yükü, hakikaten sanayici ve yatırımcılarımızın en büyük
açmazlarından ve problemlerindendi. Bunları, Sayın Başbakanımız, kamuoyuna
lanse ettiğinde, hatırlayacaksınız, bir anda gülle gibi oturdu, gülle gibi
düştü, bütün sanayicilerimiz ve vatandaşlarımız bu tarihî, devrim sayılacak
açıklamanın sonucunda yüzde 30'dan, Kurumlar Vergisi oranını, yüzde 20'ye
çekmemiz ve Avrupa Birliği normlarında ve komşu ülkelerimizdeki yatırımlarla
ilgili, bizim yatırımcılarımızın komşu ülkelerimize kaçışını tetikleyen yüksek
vergi oranlarını, bir anda kabili tatbik ve vergiyi Kurumlar Vergisi bazında da
tabana yayan ve genişleten, dolayısıyla, tahsil kabiliyetini yükselten, 100
firmadan yüzde 61'inden Kurumlar Vergisi geliri elde edeceğimize, ülke çapında,
en küçük ilçelerimizde ve beldelerimizde bile kurulmuş olan kurumlarımızdan bu
kadar düşük oranların hayata geçmesi sonucunda, ciddî vergi gelirleri elde
edeceğimiz düşüncesi içerisinde biz bunları yaptık.
Şimdi, vergiyi tabana
yayıp, düşürdüğünüzde, vergi politikalarına olumlu yaklaştığınızda, belki
bazılarınız "vergi gelirlerini azaltıyorsunuz, peki, yatırımları nasıl
gerçekleştireceksiniz" diyebilirler. Her ne kadar ANAP sözcüsü arkadaşım,
az önce "siz, son, bu yıl içerisinde yatırımları, seçim yatırımı diye,
yatırımları bir anda doldurdunuz ve yatırım portföyünüzü artırdınız" dedi.
Tabiî, yatırımlara kaynak aktarıyorsunuz, yaranamıyorsunuz; kaynak
aktarmıyorsunuz, biraz temkinli politikalarla önümüzü görelim diyorsunuz,
yaranamıyorsunuz. Tabiî ki, muhalefet partili milletvekili arkadaşlarımız da
tez-antitez sentezi için bizi eleştirecekler ve bize ışık tutacaklar, ona saygı
duyuyoruz; ancak, işte, yatırımları, bu sene kendilerinin de fark ettiği ve
biraz önce burada dile getirdiği üzere, hemen biraz nefes alıp, yani, tabiri
caizse, kandilimize biraz yağ damladıysa, onu hemen milletimizle paylaşmanın da
sevincini yaşıyoruz şu anda.
Şimdi, bakın, 2002'de biz
geldiğimizde vergi gelirleri 65 katrilyon liraymış arkadaşlar, 2003'te 90'a,
2004'te 111'e, 2005'te 132 katrilyona ve 2006'da da bu tam 146 katrilyona
çıkacak hedef çalışması. Şimdi, 2002 yılında vergi geliri olarak 65 katrilyon
tahsil edeceksiniz ve 2006 yılında da 146 katrilyon liraya çıkaracaksınız. Bu
vergi gelirleri, bizim Maliye Bakanımızın sevimliliğinden mi artıyor
allahaşkına; hayır, bu vergi gelirlerini, biz, vergi politikalarında,
milletimizle doğru elektriklenmek suretiyle doğru zamanda doğru kanunları
çıkarıp, doğru zamanda doğru uygulamaları hayata geçirmek suretiyle ancak bu
mutabakatı sağlıyor ve bu yüksek geliri elde ediyoruz. Yüksek gelir elde ediyoruz,
elde ettiğimiz gelirle borçlarımızı ödeyip, faiz ödemelerini bile düşürüyoruz
ve toplumsal ve de hatta, uluslararası kredi ve itibarımız her geçen gün
artıyor. İşte, bu çalışmalarla ancak gerçekleşiyor. Yani, yüzde 30'dan yüzde
20'ye düşürdüğümüz Kurumlar Vergisi bizim gelirlerimizi azaltmayacak,
artıracaktır. Bu artan rakamlar da yeni yatırımlara geçecektir.
Gelir ve Kurumlar
Vergileri Kanunlarının sadeleştirilerek yeniden yazımı konusunda çalışmalar
yapılmaktadır biliyorsunuz. Vatandaşlarımız, artık, kırk yamalı bohça halindeki
vergi mevzuatından kurtulacak, anlaşılabilir, sade, kabili tatbik kanunlar
halinde, biz, bunları vatandaşlarımızla paylaşacağız.
Hem mükelleflerimiz hem
de vergi idaresi açısından büyük kolaylık sağlayan e-beyanname uygulaması
başlattık. Belki insanlar unuttular; ama, biz burada, bu Parlamentoda, yani,
muhalefetiyle iktidarıyla birlikte, biz, bu dönemde bir tarih yazdık. O tarihin
içerisinde en önemli sıçrama tahtalarından birisi de e-imzadır arkadaşlar.
E-imzayı çıkardık, e-imzadan sonra, işte, e-beyanname uygulamasını başlattık.
Yani, bilgisayar ortamında, internet ortamında, artık, insanlarımız çağdaş bir
şekilde vergi daireleriyle ve vergi kurumlarıyla iletişim içerisindedir. Yine,
vatandaşlarımızın vergi dairesine gitmeden bankalar aracılığıyla cari dönem
vergi borçlarını bile öğrenebilme ve vergi borçlarını ödemeleri konusunda
kolaylıklar getirdik. Son yıllarda vergi kanunlarında yapılan değişiklikler,
vergi sisteminin basitleştirilmesine yönelikti. Bütün bu anlattıklarımdan,
zaten, elde ettiğimiz 65 katrilyondan 146 katrilyon liraya çıkan vergi
gelirimizle…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen,
tamamlayın konuşmanızı Sayın Dağcıoğlu.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Bu, vergi gelirlerimizle,
basit, anlaşılabilir ve vatandaşıyla kontakt halinde olan bir hükümet, Maliye
Bakanlığı ve vergi politikaları oluşturduğumuzun, zannediyorum, en veciz
örneğidir.
Yine, kayıtdışı
ekonominin küçültülmesi, akaryakıt için, akaryakıt pompalarını ödeme kaydedici
cihazlara bağlama uygulaması başlattık. Yine, malî milat diye bir garabet var
idi ve insanlarımızın devletine karşı güvensiz, devletin insanlarına karşı
güvensiz olduğu varsayılan bir ortamı, bu malî miladı, demokles'in kılıcı gibi
tepemizde duran bu sıkıntılı kanunu da ortadan kaldırmak suretiyle, tamamen
gündem dışına iterek, insanlarımızın derin bir oh çekerek, devletine güvenen,
vergi politikalarıyla vergiyi yeniden yapılandırma, SSK'yı yeniden
yapılandırma, sosyal güvenliği yeniden yapılandırma politikalarıyla oluşan
bahar havasını, inşallah, bugün tartışacağımız maddelerinde de sık sık belki
beraber olacağımız şekilde Gelir Vergisi mükelleflerine de indirgediğimizde,
biz, ne yapıyoruz Kurumlar Vergisine uyumlu olarak arkadaşlar; yüksek vergi
dilimlerini küçültüyoruz. Diğer, Kurumlar Vergisinde nasıl 30'dan 20'ye
indirmişsek, yine, bugün burada sizlerin değerli katkılarıyla önce yüzde
45'lerden 40'a çekilen, şimdi de yüzde 40'tan 35'e en yüksek dilimini, en küçük
dilimini de yüzde 20'den 15'e çektiğimiz ve bunu 5 gruptan 4 gruba
indirgediğimiz, daha anlaşılabilir ve kabili tatbik hale getirdiğimiz, bütün
bunların yanı sıra da vergilendirmede anlaşılabilir ve yeknesaklığı,
çokbaşlılığı ortadan kaldırdığımız bir kanunu tartışıyoruz bugün, Gelir Vergisi
Kanunu. Niye böyle söylüyorum; çünkü, bir ülkede kurumlara ayrı bir anlayış,
Gelir Vergisine tabi olan birsürü, işte, serbest meslek gelirleri, gayrimenkul
sermaye iratları, diğer ücretler, Gelir Vergisi gibi birçok kalemde değişik
uygulamaların hepsini bir çatı altında toplamak, anlaşılabilir ve kabili tatbik
hale getirmek için bugün bu kanunu getirdik.
Arkadaşlar, sizlerin
değerli katkılarıyla, inşallah, bugün buradan çıkaracağımız kanun, öyle
zannediyorum ki, imza atan arkadaşlarımız adına, kısa, birkaç on yıllık
geçmişimizi gözden geçirdiğimizde tarihî bir sıçrama olarak kabul edilebilecek,
tarihî özelliği olan bir kanunu hep birlikte bugün buradan çıkaracağız.
Gelir Vergisinin
oranlarını düşürürken -belki zamanımız yetişmediği için maddelerinde
tartışacağız- önemli bir şey daha yaptık. Yatırım indirimleriyle ilgili yeni
bir düzenleme getirdik ve 19 uncu maddeyi kaldırmak suretiyle yatırım indirimleriyle
ilgili de bizim yüzde 30'dan 20'ye inen Kurumlar Vergisine uyum sağlayacak
olan, Gelir Vergisinde de, şu,
şimdi çıkaracağımız yüzde 15 ile 35 aralığındaki vergilendirme
sistemine uyum sağlayacak olan ve bundan sonra teşvikleri, sadece, geçici,
kısır birtakım bölgelerde ve kurumlarda tatbik etmek yerine, genele ve genişe,
en geniş kitlelere yaymak suretiyle bütün milletimizle teşvikleri paylaşma
arzusu ve mantalitesiyle bu kanunu getirdik.
BAŞKAN - Sayın Dağcıoğlu,
lütfen, tamamlayın.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - İnşallah, bu kanun hayırlara verile olacaktır diyor, şimdiden
destekleriniz için teşekkür ediyor, maddeleri konuşurken gerekirse detay
açıklama yapmak üzere huzurlarınıza geleceğimizi ifade ediyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Dağcıoğlu.
Sayın milletvekilleri,
gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şahıslar adına söz
istekleri vardır.
Kütahya Milletvekili
Sayın Abdullah Erdem Cantimur?.. Yok.
Erzurum Milletvekili
Sayın Mücahit Daloğlu?.. Yok.
Samsun Milletvekili Sayın
Haluk Koç?.. Yok.
Denizli Milletvekili
Sayın Ümmet Kandoğan?.. Yok.
Hatay Milletvekili Sayın
Mehmet Eraslan?.. Yok.
Ordu Milletvekili Sayın
Cemal Uysal?.. Yok.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Sayın Başkan, benim söz talebim vardı.
BAŞKAN - Geçtik; ama,
bütün buna rağmen söz istiyor musunuz?
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Evet.
BAŞKAN - Şahsı adına,
Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sayın Dağcıoğlu'na ben de geçmiş olsun
diyorum; haberim olmamıştı bir kaza geçirdiğinden. Yalnız, Sayın Dağcıoğlu bu
teklifi verdi, hem komisyonda hem burada teklifiyle ilgili konuşmalar yaptı.
Değerli arkadaşlarım,
böylesine kapsamlı bir teklifin, tabiî, hükümetin tasarısı olarak gelmesi bizim
Meclisin teamüllerindendir. Yani, milletvekili teklif veremez mi; elbette
verir; ama, bu teklif ne zaman verilmiştir; Sayın Başbakan, işte "Gelir
Vergisi tarifesinde 5 puan, Kurumlar Vergisi tarifesinde 10 puan
indireceğiz" dedikten sonra verilmiştir.
Bir diğer önemli nokta:
Hükümet, daha önce kurulmuş olan Vergi Konseyini yasal hale getirdi. Vergi
Konseyi, çeşitli toplum kesimlerinin katılımıyla çalışan ve vergiyle ilgili
konuları görüşen bir konsey. Tabiî, böylesine önemli bir teklif, konseyde,
keşke, görüşülmüş olsaydı. Yani, acaba, işçi sendikaları bu konuda ne diyor;
yani, ticarî kesimin vergisi 5 puan indirilirken, ücretlilerin vergisinin
indirilmemesi konusunda onlar ne diyor, diğer kesimler ne diyor; bunların
hepsinin, orada görüşülmesi lazımdı. Tabiî, bu görüşülmemiştir. Hükümetin de,
herhalde, katkısı ve desteğiyle, Sayın Dağcıoğlu'nun teklifi olarak buraya
gelmiştir.
Bir de, Sayın Dağcıoğlu
konuşmasında dedi ki: "Toplam Kurumlar Vergisinin yüzde 60'ını 100 şirket
ödüyor." Doğrudur. Peki, o zaman, Kurumlar Vergisindeki 10 puanlık
indirimi, siz, 100 şirket için mi getiriyorsunuz? Şimdi, bunu hangi bağlamda
söyledi, çok yakından takip edemedim; ama, şimdi, 100 şirket için 10 puanlık
indirim yapıyorsanız, bu, tabiî, adalet açısından çok doğru bir yaklaşım değil.
Şimdi, geçmiş dönemde çok
fazla vergi kanunu çıkarıldı, filan… Tabiî, bizim, Cumhuriyet Halk Partisi
olarak geçmiş dönemle ilgili değerlendirmelerden, eleştirilerden gocunacak
hiçbir tarafımız yok; ama, 2002 yılından beri biz de bu Parlamentodayız.
Meclise devam eden arkadaşlarım bilirler ki, sürekli vergi kanunu görüşüyoruz.
Ne yazık ki, AKP İktidarı döneminde de vergi kanunlarında çok sayıda değişiklik
olmuştur.
Şimdi, değerli arkadaşlarım,
bu teklifin Özel Tüketim Vergisiyle ilgili bölümünde, tıraş sabununun Özel
Tüketim Vergisi yüzde 6,7'ye indiriliyor. Daha önce, yine bu hükümet döneminde,
tıraş sabununun vergisi yüzde 20'ye çıkarılmıştı. Şimdi bu… Yani, AKP ne yapmak
istiyor anlamadım; yani, tıraşı mı ucuzlatıyor, sabunu mu ucuzlatıyor, yoksa ne
yapıyor? Yani, bir kargaşa var, bir yanlışlık var. Eğer, tıraşı teşvik etmek
için yüzde 6,7'ye düşürüyorsanız, daha önce yüzde 20'ye niye çıkardınız? O
zaman, çok sakallı insan gördünüz de şimdi düşürüyor musunuz?! Yani, bunu
-espri bir yana- şunun için söylüyorum: Gelir vergi politikasında, ne yazık ki,
bu hükümet döneminde de çok zikzaklar çizilmiştir, çok yanlışlar yapılmıştır.
Hep, bir adım ileri iki adım geri, bir kargaşa dönemi yaşanmıştır.
Değerli arkadaşlarım,
yine, bu Parlamento döneminde, AKP'nin tasarısıyla, vergi beyan sürelerini hep
öne çektik. O zaman da, ben, burada, bu kürsüde, bu vergi beyan sürelerinin öne
çekilmesinin çok yanlış olduğunu söyledim. Bunun bir mantığı yoktu, ihtiyaç
yoktu. Yani, bir kapris uğruna, 1950 yılından beri yerleşmiş olan vergi beyan
süreleri öne çekildi ve o beyan süreleri öne çekildikten sonra, sürekli, Maliye
Bakanlığı, yetkisini kullanmak suretiyle eski tarihlere yakın tarihler
belirledi. Şimdi, bu düzenlemenin yanlışlığı ortaya çıkmıştır. Malî
müşavirlerin, mükelleflerin, sürekli şikâyetini ortadan kaldırmak için, vergi
beyan sürelerini eski haline getirmek lazım. İşte, denildi ki o zaman: Ödemelerde
zorluk çıkıyor, bunun beyan süresiyle ödeme süresi arasına bir mesafe koyalım.
Peki, öyle bir mesafe ihtiyacı varsa, niçin, fiilen Bakanlık yetkisiyle bu
süreleri uzatıyorsunuz?! Onun için, bu yanlıştan bir an önce geri dönülmeli ve
beyan süreleri eski haline mutlaka getirilmelidir diye düşünüyorum.
Şimdi, Sayın Dağcıoğlu
dedi ki: "Biz, yabancı yatırımcıyı düşünerek, yerli yatırımcıyı düşünerek
önemli düzenlemeler yaptık. Vergi oranlarını indiriyoruz, yatırımları teşvik
ediyoruz."
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, burada böyle propaganda yapmak kolay. Peki, Sayın Başbakanın bile
şikâyet ettiği yatırımcılar Bulgaristan'a gitmiyor mu, Romanya'ya gitmiyor mu?
Peki…
YAHYA BAŞ (İstanbul) -
Daha önce de gitti.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Hayır… Diyor ki Sayın Dağcıoğlu, "biz, teşvik ediyoruz,
kolaylaştırıyoruz." Ama, sizin döneminizde de çok sayıda yatırımcının
Bulgaristan'da yatırım yaptığını biliyoruz.
YAHYA BAŞ (İstanbul) -
Yeni değil onlar, yeni değil…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Hayır, şu anda yapmıyorlar mı?! Artık, diyebilir misiniz ki bana
"Romanya'ya gidilmiyor, Bulgaristan'a gidilmiyor."
YAHYA BAŞ (İstanbul) -
Çok az…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Gidiliyor…
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) - Gidilmiyor, gidilmeyecek; işte, bu kanunla gidilmeyecek.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- …eskisinden daha fazla gidiliyor.
Şimdi, onun için, bu
getirdiğiniz kolaylıkları burada anlatmak yerine, yatırımcıya anlatmanız lazım.
Yatırımcı hesap yapan insandır, yatırımcı gerçekçi insandır, böyle nutuklara
filan itibar etmez; açar vergi kanunlarını, ne getiriyor ne götürüyor; teşvik
mevzuatını açar, ne getirmiş, fiilî olarak kendisine ne getirmiş, bu hesabı
yapar. Bu hesabı yaptığında, ne yazık ki, Türkiye'de yatırımları engelleyen,
yatırımları caydıran pek çok düzenleme var, vergi mevzuatında pek çok aleyhte
düzenleme var. Bunlardan birisini de, bu kanun teklifiyle yapıyorsunuz değerli
arkadaşlarım; yatırım indirimini kaldırıyorsunuz. Yıllardır uyguladığımız,
yatırımın teşvikinde önemli işlevini gördüğümüz ve bu gerekçede yazılanın
dışında şikâyet eden hiç kimseye de rastlamadığım bir yatırım indirimini hep
beraber burada kaldırmaya çalışıyorsunuz. Arkasından da bu kürsüye geliyorsunuz
"biz yatırımın önündeki engelleri kaldırdık, şöyle teşvik ediyoruz, böyle
teşvik ediyoruz…" Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Şimdi, yatırımı teşvik
edecekseniz, yatırımın önündeki engelleri kaldıracaksanız, öncelikle yatırım
indirimini kaldırmaktan vazgeçeceksiniz. Göreceksiniz değerli arkadaşlarım,
bugün belki bizim söylediklerimiz sizin için bir şey ifade etmiyor. Bazı
bürokratlar oturuyorlar, kendilerine göre karar veriyorlar. Sayın Dağcıoğlu da,
sağ olsun, onların isteği doğrultusunda yatırım indirimini kaldıran bir kanun
teklifini hazırlayıp arkadaşlarına imzalatıyor, geliyor önümüze, yatırım
indirimi kalktı... Peki, acaba, yatırımcı kuruluşlar ne diyor buna; TOBB ne
diyor, diğer yatırımcıların üyesi olduğu kurumlar ne diyor? Onlar, buna karşı
olduklarını çok açık şekilde ifade ediyorlar değerli arkadaşlarım.
Onun için, yanlış
yapmayınız. Bu yanlışı yaparsanız, bir süre sonra, çeşitli baskılarla… Çünkü,
bu değişikliğin mantığı yok, bu değişiklik yanlış.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Özyürek,
son cümlelerinizi rica ediyorum.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Tamam… Tamam… Son cümlemi söylüyorum.
Geliniz, bu yanlışa alet
olmayınız, yatırım indirimini kaldırmaktan vazgeçiniz.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özyürek.
Şahsı adına ikinci söz
isteği, Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi...
Buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanununda
değişiklik yapılmasına ilişkin teklif hakkında kişisel olarak söz aldım;
sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; burada, biraz önce, tasarının tümü hakkında Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına söz alan arkadaşımızı dinlerken, doğrusu, biraz hayretle
dinlediğimi sizlere itiraf etmeliyim. Değerli arkadaşımız, konuşmasında, vergi
gelirlerinde meydana gelen artışla oldukça övündü. Hepinizin bildiği gibi
vergi, ekonomide aslında bir araçtır; asıl hedef, daima ekonomidir. Ekonominin
üreten bir ekonomi olması, büyüyen bir ekonomi olması ve bu büyüyen ekonomiden
de, bütün kesimlerin, bütün fertlerin pay almasıdır; asıl hedef budur. Tabiî ki
vergi çok önemli bir araçtır, vergiyi ihmal etmek mümkün değildir; ancak, vergi
gelirlerinde meydana gelen artışla, bir milletvekilimizin, kendisini Gelir İdaresi
başkanı yerine koyarak övünmesini biraz yadırgıyorum. Şu nedenle yadırgıyorum:
Vergi gelirinde meydana gelen artış, ekonomide bu miktar bir yükün oluştuğu
anlamına gelir. Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümete geldiğinde, 2002
yılı sonunda Türkiye'de vergi yükü, yani, toplanan vergilerin millî gelire
oranı yüzde 30,5 dolayındayken -sosyal güvenlik primleri dahil- 2006 yılında bu
rakam yüzde 34'lere gelmiştir; yani, rakamla ifade edecek olursak, yaklaşık 20
milyar YTL, yani, 20 katrilyon lira civarında toplum daha fazla vergi ödüyor
demektir; birincisi bu.
İkincisi; değerli
arkadaşımız "dolaylı vergilerin payını azaltmak bizim hedefimizdir"
dedi. Değerli arkadaşlar, dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı,
sizin hükümetiniz döneminde olağanüstü ölçüde artmıştır. Zaten bu noktada bozuk
olan, güven vermeyen veya sağlıklı olmayan denge veya dengesizlik, bu hükümet
döneminde daha artmıştır. Dolaylı vergilerin toplam vergi içindeki payı yüzde
66'ydı 2002 yılı sonunda, şimdi yüzde 70'lere gelmiştir; 2006 yılı hedefi yüzde
69,9'dur.
Bakın ne yapıldı hükümet
döneminde: Özel Tüketim Vergisinde olağanüstü artışlar yapıldı. Petrol
ürünlerinden, benzinden, mazottan içki ve sigaraya kadar çeşitli tüketim
mallarındaki vergi kalemleri olağanüstü ölçüde artmıştır. Arkadaşımız ve
sizler, rakamlara bakarsanız göreceksiniz. 2003 yılında, yani, Adalet ve
Kalkınma Partisi Hükümetinin icraatının ilk yılında Özel Tüketim Vergisi
tahsilatı 2002 yılına göre yüzde 66 düzeyinde artmıştır. 2006'da bu rakam nedir
biliyor musunuz değerli arkadaşlar; Özel Tüketim Vergisi tahsilatının tutarı,
2006 yılında, 2002 yılına göre yüzde 166 oranında artmaktadır. Dolaylı
vergiler, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti döneminde, artık, ekonomik
büyümeyi, istihdamı tehdit edecek şekilde artmıştır.
Şimdi, bu tasarı ne
yapıyor; bu tasarı, Gelir Vergisi tarifesinde, ücret geliri dışındaki
gelirlerin vergi oranını 5 puan indiriyor. Peki, bunu yaparken başka ne
yapıyor; ücretlilerin yararlandığı 5 puanlık bir indirim vardı. Yani, ücret
dışındaki gelirler hangi orandan vergi öderse ödesin, ücretliler, o oranların 5
puan altında vergi öder. Tasarı, bu hükmü kaldırıyor, ücretlilerinin bu
sistemde kalmış olan son avantajını da elinden alıyor. Ücret gelirleri, bütün
vergi sistemlerinde, daha korumacı bir yaklaşımla ele alınır; bir sermaye gibi
vergilenmez, sermaye gelirleri gibi vergilenmez. Bütün ülkelerde bu vardır.
Üstelik tasarı, genel gerekçesinde ve madde gerekçesinde, bu konuda, maalesef,
eksik bilgi veriyor; diyor ki: Bütün dünya uygulamalarına paralel olarak,
vergide ikili tarife uygulamasına son veriyoruz. Peki, bütün dünya
uygulamalarında, gelişmiş ülke uygulamalarında ücretlileri koruyan hükümlere
neden yer verilmiyor, neden ona paralel bir uygulama getirilmiyor veya neden
ona paralel, bizim sistemde varolan hüküm yürürlükten kaldırılıyor? Bunun
cevabı yok.
Türkiye'de vergi yükü
ağır mı değerli arkadaşlar; ağır. Peki, hedef ne olmalı; bu vergi yükünü
hafifletmek olmalı. İşte, sanayicimiz diyor ki: Benim önümdeki en büyük engel
istihdamdaki vergi yükü. Tekstilde hükümet KDV indirimi yaptı, bütün
tekstilciler ortalıkta. Birkaç iplikçi, birkaç sanayici hariç herkes diyor ki:
"Bu bizim derdimize çözüm değil." Neden; çünkü, bu, ithalatı da
teşvik ediyor. Bu çözüm değil. Çözüm nerede? Sanayici diyor ki: "İstihdam
üzerindeki vergiyi azaltın."
İstihdam üzerindeki vergi Türkiye'de yüzde 42,7'dir; imalat sanayiinde çalışan
bir işçinin ödediği vergilerin ücretine oranı yüzde 42,7'dir. OECD dediğimiz,
Türkiye'nin de üyesi olduğu 30 ülkenin ortalaması nedir değerli arkadaşlar,
biliyor musunuz; yüzde 26,6. Türkiye birinci sıradadır. Peki, bu tasarıdan
beklenen ne olmalıydı, bu tasarının hedefi ne olmalıydı; istihdam üzerindeki
vergi yükünü hafifletmek olmalıydı. Tam tersini yapıyor, istihdam üzerindeki
vergi yükünü ağırlaştırıyor.
Şimdi, Sayın Bakanımız
çıkıp diyecek ki: Efendim, vergi iadesi var, biz ücretlinin vergi oranına
dokunmadık. Bunu söyleyeceği için, cevabını hemen veriyorum: Toplam vergi
gelirleri içerisinde ücretlilerin 2006 yılında ödeyeceği pay 2005'e göre
artacak mı azalacak mı veya gelir üzerinden alınan vergilerde ücretlilerin
ödediği vergilerin payı artacak mı azalacak mı; artacak. Sayın Bakanım azalacak
derse eğer, ben birazdan çıkıp, onun da rakamlarını sizlere sunacağım. Konu bu.
Konumuz, istihdam üzerindeki vergi yükünün azaltılması olmalıydı; ama, hükümet,
bilinçsiz bir tutumla, işte tekstil sektörü şikâyet ediyor, Çin'e karşı rekabet
edemiyorum diyor, senin KDV'ni indiriyorum diyor. Benim sorunum enerjide, istihdamda…
Efendim, şimdi ne
yapıyor; beyannameyle vergi ödeyen, ücret dışındaki gelirlerini beyan ederek
ödeyen mükelleflerimizin vergisini indiriyor. İndirelim değerli arkadaşlar,
bunu indirelim; ama, öte tarafta ücretliye neden bir şey yapmıyorsunuz? Bunu,
salt bir sosyaldemokrat anlayışla söylemiyorum; aynı zamanda, bu ekonominin, bu
sanayinin ihtiyacı. Yani, sadece, ücret gelirlileri korunmalı yaklaşımından
hareket etmiyorum. Bu, hareket noktamdan sadece bir tanesi. İkincisi: Bu
sanayinin rekabet gücü kazanabilmesi için istihdam maliyetini düşürmek
zorundayız. En son işsizlik rakamları açıklandı, hepimiz görüyoruz; bu ekonomi,
bu program istihdam yaratmıyor, işsizlik yaratıyor. İstihdamda bu maliyet olduğu
sürece de, bizim işsizlik oranımız çok daha fazla artabilir diye endişe
ediyorum arkadaşlar. Hükümetin, kapsamlı, tutarlı bir vergi indirim projesi
yoktur; gelişigüzel vergi indirimleri yapmaktadır. Bunların bir hedefe ulaşması
mümkün değildir. Bu indirimle Türkiye'de yatırımların artacağı kanaatinde de
değilim değerli arkadaşlar. Yatırımın uyarılması için vergi indirimi araçlardan
sadece birincisidir, en önemlisi değildir. Türkiye'de yıllık rakamları verebilirim
sizlere, zamanım olmadığı için burada ona girmeyeceğim; ama, Türkiye'nin toplam
yatırımlarına bakın, yıllar itibariyle yatırım düzeyine bakın, tasarruflarına
bakın. Türkiye, yüksek vergi olduğu dönemlerde en çok yatırımları yapmış
aslında. Yüksek vergiyi savunmuyorum; şimdi konjonktür değişti tabiî, vergi
oranları düşüyor, vergi rekabeti var. Bütün bunlara paralel olarak Türkiye
vergi oranlarını gözden geçirmek zorunda; ama, bunu bir politikaya, bir stratejiye
dayandırmazsanız, bu oranlarda indirim, sadece vergi gelirinde azalışla
sonuçlanır ve tüketime de gidebilir, harcamaya da gidebilir; yatırıma
dönüşeceğinin hiçbir garantisi yok. Hele yatırım indiriminin kaldırıldığı bir
teklifte, ben, bu indirimin yatırımları uyaracağı, yatırımları artıracağı
kanaatinde değilim değerli arkadaşlar.
Tasarı ne yapmaktadır;
toplam vergi yükü aynen duruyor; bu yükün dağılımını değiştiriyor ekonomide. Bu
yük, işte, beyannameli mükelleflerin yükünde bir miktar azalıyor. Bu yükü
birisi ödeyecek, birisinin omuzuna binecek bu yük; bu da ücretliler. Toplam
yükte bir azalma yok. Hükümetimizin öteden beri yaptığı, yükün dağılımını
değiştirip, başka kesimlerin omuzuna koymaktır bu yükü.
Sözlerimi burada
bitiriyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Hamzaçebi.
Sayın milletvekilleri…
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Sayın Başkan, karar yetersayısı talep ediyorum.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunarken karar yetersayısı arayacağım.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yetersayısı
bulunamamıştır; birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.50
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 21.00
BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
1081 sıra sayılı kanun
teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
8.- Tokat Milletvekili Mehmet Ergün Dağcıoğlu'nun; Gelir
Vergisi Kanunu ve 6183 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/673) (S. Sayısı: 1081) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet
yerinde.
Teklifin maddelerine
geçilmesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.
Şimdi, teklifin
maddelerine geçilmesini tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısı
arayacağım.
Teklifin maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir, karar yetersayısı vardır.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
GELİR VERGİSİ KANUNU, AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ
HAKKINDA KANUN, ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ KANUNU VE VERGİ USUL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK
YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ
MADDE 1.- 31/12/1960
tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü mad-desi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 103.- Gelir
vergisine tabi gelirler;
7 000 YTL'ye kadar % 15
16.000 YTL'nin 7.000
YTL'si için 1.050 YTL, fazlası % 20
40.000 YTL'nin 16.000
YTL'si için 2.850 YTL, fazlası % 27
40.000 YTL'den fazlasının
40.000 YTL'si için 9.330 YTL, fazlası % 35
oranında vergilendirilir.
"
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Kemal
Deveciler.
Sayın Deveciler, buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL
DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir Vergisi
Kanunu ile 6183 sayılı Kanunda değişiklik yapılmasıyla ilgili 1081 sıra sayılı
kanun teklifinin 1 inci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz bu
yasayla, beyanname vermekte olan, bilanço usulü defter tutan, işletme defteri
tutan Gelir Vergisi mükelleflerinin, yine, serbest meslek kazançlarından, aynı
zamanda gayrimenkul sermaye iradı ve menkul sermaye iradı üzerinden kazancı
olan Gelir Vergisi mükelleflerinin, yürürlükteki mevcut listedeki tarifedeki
gelirleri üzerinden yüzde 5 indirim yapılmaktadır; ama, bunun yanında, mevcut
Gelir Vergisi tarifesinde bulunan -ne yazık ki- ücretlilerden vergi indirimi
yapılmamaktadır. Ücretliler lehine yüzde 5'lik -mevcut tarifede olan- vergi
indirimi de burada kaldırılmaktadır; âdeta, AKP Hükümeti tarafından,
ücretlilerin bu yüzde 5'lik vergi indirimi gasp edilmektedir bu maddeyle.
Hükümet, ücretiyle
çalışan, emeğiyle çalışan, alınteriyle kazanıp vergisini ödeyen, vergi kaçırma
gücü olmayan, vergisi maaş bordrosundan, peşin olarak kaynağından kesilen
ücretliye gücünü göstererek, sadece ücretlinin, emekçinin vergisinde indirim
yapmamakta; ama, diğer tüm kesimlerin vergilerindeyse yüzde 5'lik indirim
yapmaktadır.
Maliye biliminde
"ayırma kuramı" denilen bir şey vardır. Emek gelirleri korunur,
ücretiyle geçinenler korunur; ama, siz, AKP İktidarı olarak, bunun, şu yasayla
tamamen tersini yapmaktasınız.
Hani, zaman zaman Sayın
Başbakanımız söylüyor, "biz, fakir fukarayı, garip gurebayı
koruyoruz" diye. Bu fakir fukara, garip gureba doğru; yani, Kurumlar
Vergisi sahibi olanlar fakir fukara oluyor sizin anlayışınıza göre, ticarî
kazanç sahipleri fakir fukara, garip gureba oluyor; ücretliler, emekliler,
emekçiler ise herhalde varlıklı kesim oluyor; çünkü, onlar, sizin anlayışınıza
göre garip gureba, fakir fukara olmadığından, onların vergilerinde indirim
yapılmıyor; hatta, mevcut tarifede, şu anda kullanılan tarifedeki yüzde 5'lik
-bunların lehine olan- vergi indirimini de yok ediyorsunuz. Şimdi, bu mantık
bunu getirmiyor mu?!
Yapılan bu düzenlemede,
milyonlarca asgarî ücretli çalışanlar ve bordrolu memurlarımız, emekçilerimiz,
âdeta unutularak bir kenara itilmiştir. Asgarî ücretliler, bu yasada yok
sayılmıştır. Bu yapılan düzenlemeyle, mevcut yasadaki yüzde 5'lik -çalışanlar
lehine olan- vergi avantajı da, âdeta AKP Hükümeti tarafından ellerinden
alınmıştır.
Sayın Bakan, Maliye
Bakanımız, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerde, Kurumlar Vergisinde
yapılan indirimler -yüzde 30'dan yüzde 20'ye düşürüldüğünde- ve bu yasayla
ilgili yaptığımız görüşmelerde de, "Gelir Vergisi mükelleflerine ait tüm
tarife dilimlerinde yüzde 5'lik indirim, -ilgili görüşmelerde- ücret
gelirlerinin vergilendirilmesinde tarifedeki vergi oranlarını 5 puan indirmek
suretiyle uygulanır" diye bir önerge verdik; ama, ne yazık ki, Sayın
Maliye Bakanımızın ve İktidar Partisi milletvekillerinin oylarıyla, bu önerge
reddedildi.
Sayın Maliye Bakanımız
her defasında, asgarî ücretlinin ve normal ücret geliriyle geçinenlerin,
memurlarımızın maaşlarından kesilen verginin yüzde 15 olmadığını, bunun yüzde
7-8 civarında olduğunu söylemektedir ve söylemeye de devam etmektedir. Sebebine
gelince; çünkü, asgarî ücretli ve memurlarımızın yüzde 6-7 civarında bir vergi
iadesi aldıklarını, bunu da 15'ten düştüğümüz takdirde, bunların da vergi
ödemelerinin yüzde 7-8 civarında olduğunu söylemektedir.
Sayın milletvekilleri,
vergi iadesi sanki AKP İktidarı döneminde getirilmiş bir uygulamaymış gibi
göstermektedir Maliye Bakanı. 1985 yılındaki, o günkü hükümetler döneminde
getirilen bir uygulamadır. Yirmi yılı aşkın bir zamandır, ücretliler, her ay
yüzde 6-7 civarında bir vergi iadesi almaktadır; ama, Sayın Maliye Bakanı,
gözünü, ücretlilerin almış olduğu bu vergi iadesine dikmiş durumdadır. Sanki,
bu vergi iadesi uygulamasının, AKP İktidarı döneminde, kendi Maliye Bakanlığı
döneminde bunlara verilmiş bir hak olduğunu iddia etmektedir.
Sayın Bakan -komisyonda
söylediği gibi- bunun, ücretlilerin bu yüzde 5'lik yok edilen tarifenin
gerekçesini vergi iadesi olarak gösteremezsiniz Sayın Bakan. Gerçi, kendisi
burada yok, ama…
Yine, ayrıca,
ücretlilerde aynı vergi diliminin uygulanacak olması, ücretlilere indirim
değil, ayrıca yük getirmektedir. Görüşmekte olduğumuz vergi dilimleri aynen
kabul edildiğinde, mevcut tarifede ücretlilere uygulanan 15 000 ile 30 000 YTL
arasındaki gelirler için yüzde 25'lik vergi dilimi, bugün değiştirmek
istediğimiz tarifeyle yüzde 27'ye çıkarılmaktadır. Yani, 15 000 ile 20 000
arasında -15 milyar ile 20 milyar arasında- bir ücret geliri almakta olan ücretlinin
mevcut tarifedeki indirim… İndirim değil, yüzde 2 daha, vergisi
yükseltilmektedir.
Yine, 30 000 ile 78 000
arası mevcut tarifedeki bir yüzde 30'luk vergi dilimi, 40 000 üzerindeki
maaşlar için yüzde 35'e artırılmakta olup, yüksek ücret alanlara da yüzde 2 ile
7 arasında ilave vergi yükü getirilmektedir. Yani, bu yasanın, ücretlilerden
yapılan, tahsil edilen vergi kesintilerini düşüreceği yerde, vergi yükünü daha
da artırdığı açık ve net olarak görülmektedir.
Bugüne kadar, Türk vergi
sisteminde, diğer ülkelerin vergi sistemlerine paralel olarak, çalışanların
gelirleri daha koruyucu bir yaklaşımla ele alınmıştır. Daima ya düşük oranlı
olarak vergilendirilmişlerdir ya da bu gelirlere ayrıca bir indirim uygulanmak
suretiyle, daha düşük oranda vergilendirilmesi sağlanmıştır. Bunun araçları
neydi; özel indirimdi, düşük tarifeli vergilendirmeydi; ama, hükümet, işbaşına
gelir gelmez, özel indirimi de kaldırdı. Aslında, seçim meydanlarında ve seçim
beyannamesinde ve iktidara geldikten sonra açıklamış olduğunuz acil eylem
planında, özel indirimin artırılarak, asgarî ücret seviyesine çıkaracağınızı ve
asgarî ücretliden vergi almayacağınızı söylemiştiniz. Bırakınız özel indirimi
asgarî ücret seviyesine çıkarmasını, siz, özel indirimi tamamen kaldırdınız.
Yılda 540 000 000 liralık
bir indirim vardı, kalkınmada öncelikli illerde ise toplam 756 000 000 liralık
bir indirim vardı, bu indirimi de yok ettiniz. Şimdi de, tüm ücretin, gelirin
tamamını vergi haline getirdiniz ve şu anda, bir asgarî ücretliden 82 000 000
lira bir Gelir Vergisi almaktasınız. AKP iktidara gelmeden evvel, iktidar
döneminde yayınlamış olduğu acil eylem planında da bunu açık olarak söylemişti.
Şimdi görüşmekte
olduğumuz bu yasayla, maalesef, kazanandan beyanname veren mükelleflere
uyguladığımız yüzde 5'lik vergi indirimi, ücretlilerin aleyhine çalışmaktadır.
Anayasamızın 73 üncü maddesi "herkes, malî gücüne göre vergi ödemekle
yükümlüdür" demektedir; ama, ne yazık ki, AKP İktidarı döneminde bu
tamamen tersine dönmüştür. AKP İktidarı döneminde, az kazanandan çok, çok
kazanandan az alma dönemi -ne yazık ki, sizin döneminizde- başlamıştır.
Artan oranlı tarifenin
temel amacı, gelirlerin yeniden dağıtımıdır; ekonomide oluşan, yaratılan
gelirin artan oranlı tarife aracıyla yeniden dağıtılmasıdır ve vergide eşitlik
ilkesi de, vergide adalet ilkesi de budur. Herkesi malî gücüne göre vergi
ödemekle yükümlü kıldığı Anayasanın 73 üncü maddesinin vergi kanunlarında
uyarlaması, artan oranlı tarifedir. Artan oranlı tarife, geliri az olanların
daha düşük oranda, geliri yüksek olanların ise daha yüksek oranda vergilendirilmesini
sağlar.
İstihdamdaki vergi yükü
1999 yılında yüzde 30,3 iken, 2000 yılında, IMF programlarıyla, yüzde 40,4'e
çıkmış, AKP Hükümeti döneminde ise yüzde 42,7 ile hükümetimiz, OECD ülkeleri
içerisinde rekora imza atmıştır. Diğer ülkelere baktığımızda, ABD'de bu oran
yüzde 15,5; İngiltere'de yüzde 18,8; Japonya'da yüzde 23,2… Ülkemizden daha
yüksek oranda kesinti yapan başkaca da bir ülke dünyada yoktur. İstihdamdan en
fazla vergi alan, prim alan ülke Türkiye'dir. Yani bu programların, kısa
dönemde gelir yaratma amaçlı IMF programlarının Türk ekonomisinde, Türk vergi
sisteminde yarattığı sonuç, kayıtdışının körüklenmesi olmuştur. Bizim şu anda
birinci önceliğimiz, kayıtdışını kayda alacak tedbirleri uygulamaya koymak
olması gerekmektedir; ama, tersini yapıyoruz. Yine, Kurumlar Vergisinin oranını
10 puan indirdik. Gelir Vergisi tarifesinden 5 puan indirmekle, kayıtdışını
kayıt altına alacağız demek bir hayaldir.
Şimdi, bu indirimler
karşılığı, 3,5 katrilyon lira civarında bir gelir kaybı var, vergi kaybı var.
Bunu da, ÖTV ve KDV olarak tüketicilerin omuzlarına, o asgarî ücretlinin, o
bordrodan maaş alan ücretlinin omuzlarına yükleyeceğiz; çünkü, şu anda dolaylı
vergilerin oranı yüzde 73 civarında rekora doğru gitmektedir. Bu da, AKP
Hükümeti dönemindedir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Devamla) - Şimdi, bakınız, Kurumlar Vergisi 10 puan indirildi. 2005 yılında
9,5 katrilyon lira civarında bir Kurumlar Vergisi geliri varken, bunun üçte
1'ini indirim yaptık. Bu da aşağı
yukarı 3,5 katrilyon lira civarındadır. Ama, şimdi, şöyle bir şey söyleyeyim
size: Özelleştirme yoluyla -bir örnek vermek istiyorum- Telekom 6,5 milyar dolara Hariri'ye satıldı ve bunun
2005 yılı için ödeyeceği Kurumlar Vergisi 1 katrilyon 200 milyar lira iken, ihale
şartnamesinde Kurumlar Vergisi yüzde 30 kabul edilerek bu vatandaş özelleştirme
ihalesine katılmışken, ne yazık ki, özelleştirme ihalesinden sonra yapılan bu
yüzde 10'luk, sizin yapacağınız yüzde 10'luk indirimden 400 trilyon lirayı,
Hariri'nin cebine, vatandaşlarımızın cebinden alarak, AKP İktidarı döneminde
koymuş oluyoruz. Eğer, yüzde 20'lik bir avantaj sağlanacak idiyse, üçte 1'lik
bir Kurumlar Vergisi oranı düşürülecek idiyse, o zaman bunun şartnamede konması
gerekmez miydi arkadaşlar?
BAŞKAN - Sayın Deveciler,
lütfen, son cümleniz…
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Devamla) - Tamam.
Şimdi, bir kişiye,
özelleştirme ihalesinde, şartnamede olmayan indirimi, 400 trilyonluk indirimi
yaparken, bunun yanında milyonlarca insanımızın, açlık sınırının altında yaşam
mücadelesi vermekte olan asgarî ücretlimizin, memurlarımızın yüzde 5'lik
avantajını burada kaldırıyorsunuz. Bizim bununla ilgili önergelerimiz var.
Geliniz, bu önergelerimize sahip çıkalım, bu insanlarımızın, açlık sınırının
altında yaşam mücadelesi vermeye devam eden, gününü zor geçiren bu insanlarımızın
yüzde 5'lik vergi avantajını tekrar bunlara verelim.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Deveciler.
Anavatan Partisi Grubu
adına, Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan; buyurun. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Anavatan Partisi Grubu adına, 1081 sayılı kanun teklifi üzerine, söz almış
bulunmaktayım; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
modern devlet yapılanması içinde vatandaşın bazı hakları vardır, bu hakların
karşılığı olarak da bazı ödevler düzenlenmiştir. Haklar ve yükümlülükler
arasındaki denge, devlet mekanizmasının işleyişinin selametini gösteren en
temel göstergedir. Vatandaşın vergi yükümlülüğü, belki de yükümlülükler içinde
en önemli olanıdır; zira, vergi, devletin temel gelir kaynaklarının en
önemlisidir. Pek çoğumuzun bildiği gibi, vergilendirme, öyle ezbere yapılacak
bir uygulama olmanın çok ötesindedir. Durumun gereklerine göre davranmak, keyfî
vergilendirme yapmak ya da başı her sıkıştığında vatandaşın kesesine müracaat
etmek, modern devletin yapabileceği türden bir şey değildir. Vergi, sosyal
boyutu da olan, sosyal alanda da sonuca yönelmiş süreçler başlatabilecek olan
kompleks bir uygulamadır. İşte, bu yüzden vergilendirmenin temel ilkeleri
vardır. Vergilendirme ilkeleri bunun için önemlidir ve maliye okullarında,
iktisat fakültelerinde öğrencilere vergilendirme öğretilirken evvela
vergilendirmenin temel ilkeleri öğretilir. Vergilendirmede eşitlik ve adalet
fevkalade önemlidir. Adalet, vergi oranlarında ve salınan miktarlarda mutlak
eşitliğin sağlanması demek değildir; adalet, vatandaşa gücü nispetinde vergi
salınması anlamına gelmektedir.
Burada, tasarının 1 inci
maddesine baktığımızda, tasarı, Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesini
değiştirmeye yönelmiştir. Burada, ücret gelirleri dışındaki vergilerin
vergilendirildikleri tarife dilimleri de yeniden düzenlenmiştir. Tarife, yüzde
20-40 aralığından yüzde 15-35 aralığına düşürülmek istenmektedir. Aynı zamanda
"ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde tarifede yer alan oranlar 5'er
puan indirimli uygulanır" şeklindeki hüküm kaldırılmak istenmekte,
ücretlilerin vergi avantajı da böylece ortadan kalkmaktadır.
Sonuçta, ücretlilerin
vergi oranlarında herhangi bir indirim göze çarpmamaktadır. Bu hükümet, zaten,
ücretlilerin yararlandığı özel indirimi de daha önceki bir uygulamasıyla
kaldırmıştır. Ücretliye garez nereden gelmektedir anlayamıyorum. Ücretliden ne
istenmektedir? Bunu, Anavatan Partisi olarak anlamakta güçlük çekiyoruz. Böyle
bir düzenleme, vergilendirme ilkeleri içinde nereye oturtulmuştur? Nizamî
midir, etik midir sorusunun cevabını merak etmekteyim. Ayrıca, yatırım
indiriminin kaldırılmasına ilişkin bir motivasyon, hangi teknik gerekçelerle,
hangi teoriye dayanmaktadır bilmek istiyorum.
Tasarının gerekçesinde bu
konuda da doyurucu hiçbir açıklama getirilmemiştir. Yatırım indiriminden
yararlanmış olanların kazanılmış hakları ellerinden alınacak mıdır? Eğer
öyleyse, bu uygulama ne gibi güçlüklere yol açacaktır? Bu konu da, doldurulması
gereken bir boşluk olarak karşımızda durmaktadır.
İndirimin 2006, 2007 ve
2008'i kapsayan dönemde üç yılla sınırlandırılmış olması, kazanılmış haklara,
hukuka, nizama duyulan güvene indirilecek bir darbeymiş izlenimi vermektedir.
İndirilmiş Kurumlar Vergisi oranının yatırım indiriminden yararlanmaya yönelmiş
mükellefe uygulanmamasının yadırganmayacak tarafı yoktur.
Sonuç olarak, tasarı
üzerine konulan çekincelerin hepsi bu noktalarda birleşmektedir. Bu tasarının
uygulamada bazı sorunlara neden olacak boşluklar içerdiği, ilkesel anlamda çok
da sağlam bir altyapıya sahip olmadığı gerçeği apaçık karşımızda durmaktadır.
Tasarının, mevcut
boşlukları da dikkate alındığında, itiraz edilmeyecek bir tarafı da yoktur.
Buradan AK Parti Hükümetine söylenecek tek bir şey vardır: Sayın hükümet
yetkilileri, lütfen bir işi de tam yapın da, şu halk da, vaktiyle size duyduğu
güvenden bir gün olsun pişmanlık duymasın.
Değerli arkadaşlar,
IMF'ye verilen niyet mektubunda, ücret ve ücret dışı gelirlere uygulanan vergi
tarifelerinin birleştirilmesiyle, vergi dilimi sayısının azaltılması suretiyle
verginin yapısının iyileştirilmesine yönelik yasal değişikliklerin geçirileceği
taahhüdünde bulunulmuştu.
Bu tasarıyla, Gelir
Vergisinde, ücret ve ücret dışı gelir alanlarının tabi olduğu ikili vergi
tarife yapısından vazgeçilerek tek tarifeye geçiliyor. Hükümetin, benzer bir
motivasyonla gündeme getirdiği bu türden tasarılar da mevcuttur.
Tasarıların görünürdeki
motivasyonu, vergi mevzuatını sadeleştirmek, tutarsızlıkları gidermek ve
uygulama birimlerinin işini kolaylaştırarak, vergiyi bir çile olmaktan çıkarmak
olmalıdır. Böyle bir niyete saygı duymamak mümkün değildir. Anavatan Partisi
olarak bizler de isteriz, vergi mevzuatı sadeleşsin, uygulamada güçlük doğuran
unsurlar birer birer kaldırılsın.
Şu anda Türk vergi
sisteminin ve bu sistemin sorunlarının en önemli yansıması, vergiyi devletle
vatandaş arasında ikili bir mücadeleye dönüştürmesidir. Öyle bir algılama
oluşturulmuştur ki; kaçarsa vatandaş rahat edecektir, yakalarsa devlet nefes
alacaktır. Türkiye'de vergi tahsilatı, böyle bir kaçış-kovalamaca oyununa
dönüştürülmüş, bu anlayış, hem devletin ciddiyetine hem devlet adamının
vakarına yakışmayan sonuçlar doğurmuş, vatandaşının gururu ve kesesi de ciddî
şekilde yaralanmıştır.
Tabiî, vatandaş derken,
kayıt altında, değer üreten ya da ücretli çalışan olarak kayıt altında bulunan
bizim insanımızı kastediyoruz. Maliye Bakanlığından, ondan kaçacak ya da
hükümete şantaj yapacak kadar güçlü, kudretli olanlar, kayıtdışında, merdiven
altında üretim yapanlar bu gidişten hiç de şikâyetçi değillerdir. Yani, özetle,
Maliye, yakaladığının canına okumuş, kaçanın da peşini çoktan bırakmıştır.
Şimdi, hakça yönetilen bir Maliye Bakanlığının yapması gereken,
kayıtdışındakini kayıt altına almak, bunca yıl kamu gelirlerinin yükünü
omuzlamış, yasalara saygılı vatandaşın yükünü biraz hafifletmek olmalıdır; ama,
ne yazık ki, AK Parti Hükümeti ve bu hükümetin Maliye Bakanı, kayıt altındaki
işadamına efelendiği kadar, kayıtdışı çalışana efelenmemiştir; çünkü, iş oraya
gelince, sokak ağzı iflas eder, sistematik düşünce ve makul olma bilinci devreye
girer; AK Parti, bu bilincini çoktan yitirmiştir. Hal böyle olunca, AK Parti,
kayıtdışını kayıt altına almak peşine düşeceğine, kayıt altındaki vatandaşın
canına okuyan, merhametsiz ve rasyonellikten uzak tavrını sürdürmektedir. Öyle
ki, vergi konusu her gündeme geldiğinde, vergiyle ilgili her tasarıda, bu tavır
kendisini hissettirmektedir.
Gelir Vergisi Kanununun
103 üncü maddesinin değiştirilmesi uygulamasıyla karşı karşıyayız. Peki, o
zaman bakalım, bu tipik AK Parti icraatının altından hayır mı çıkacaktır, yoksa
şer mi çıkacaktır?! Söz konusu değişiklik, ücret gelirleri dışındaki gelirlerin
vergilendirildiği tarife dilimlerini de yeniden düzenliyor. Tarife, yüzde 20-40
aralığından yüzde 13-35 aralığına çekiliyor; fakat, "ücret gelirlerinin
vergilendirilmesinde tarifede yer alan oranlar 5'er puan indirimli
uygulanır" hükmü değiştiriliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özdoğan,
konuşmanızı tamamlayın efendim.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)
- Teşekkür ederim Sayın Başkan, tamamlayacağım.
Neticede, ücretli çalışan
vatandaşlarımıza herhangi bir indirim yok. Bu, hükümetin ücretli
çalışanlarımıza attığı ilk kazık değil, daha önce de, ücretlilerin yararlandığı
özel indirimi kaldırmışlardı. Şimdi, bu son kazıklarıyla beraber, ücretli
çalışanın Gelir Vergisi sisteminde yararlandığı hiçbir indirim kalmıyor.
Değerli arkadaşlar, vergi
uzmanları, önerilen yeni yapıyla çalışanların mevcut vergi yüklerinin
artacağına dikkat çekiyorlar. Mevcut sistemde ücretlere uygulanan vergi oranları
dilimlere göre yüzde 15, 20, 25, 30 ve 35 olurken, ücret dışı gelirlerde en üst
dilimden yüzde 40 vergi alınıyor. Yeni sistemle, ücret dışı gelirlerde en
yüksek vergi oranı yüzde 40'tan 35'e inecek; teklifte, ücretlerini 1 Ocakta
alan işçiler ile 15 Ocakta alan devlet memurları ile sözleşmeliler ve kamu
işçilerinin ücret ve maaşlarının geçen yılki Gelir Vergisi tarifesi üzerinden
hesaplanması öngörülüyor. Şimdi, bu tasarıyla gündeme gelen belki de en önemli
konu bu.
Buradan hükümete
seslenmek istiyorum: Bu ücretliden ne istiyorsunuz?! Ücretlinin ücreti kendine
fazla mı geliyor ki, Gelir Vergisi sistemi içinde tutunacak dal, yararlanacak
indirimli tarife bırakmadınız?!
Değerli arkadaşlar, diğer
görüşlerimizi diğer maddelerde açıklamak üzere, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özdoğan.
Şahısları adına söz
isteği var.
Bursa Milletvekili Sayın
Sedat Kızılcıklı.
Efendim, süreniz 5
dakika.
SEDAT KIZILCIKLI (Bursa)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Tokat Milletvekili Ergün
Dağcıoğlu'nun, Gelir Vergisi Kanunu ve 6183 sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporu hakkında şahsım adına
söz almış bulunuyorum; öncelikle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Türkçemizde bir söz vardır, hep de bunu tekrar ederiz: Söylemek çok kolaydır,
ancak, yapmak gerçekten zordur. Allah'a çok şükür, AK Parti İktidarı, yıllardır
süregelen söylemleri, konuşulanları, dillendirilenleri teker teker yapmaya
başlamıştır ve işin zor olan kısmını üstlenmiştir. Biz, yıllardır şu söylemleri
dinliyoruz bütün siyasî partilerden ya da bütün sözcülerden: "Vergi
oranları indirilirse vergi gelirleri artar, kayıtdışılık bu şekilde
engellenir" diye; ama, bununla ilgili maalesef hiçbir adım atılamamıştı.
İşte, bugün, bu dönemde KDV indirimleriyle tanışıyoruz, Kurumlar Vergisi
indirimleriyle tanışıyoruz, şimdi de Gelir Vergisi indirimiyle tanışmak için bu
yasa teklifini konuşuyoruz.
Yıllarca eğitimde yüzde
18 KDV aldık; ama, bu hükümet döneminde eğitime uygulanan KDV oranlarının yüzde
8'e düşürüldüğünü hep beraber gördük. Yine, yıllarca, sağlık sektörü hayatî bir
mesele, insanların en önemli ihtiyacı, yüzde 18 KDV uygulandı, bunlar sanki alt
gelir gruplarının değilmiş gibi… İşte, alt gelir gruplarına yapılacak en büyük
hizmetlerden birisi de, ilaçtaki, sağlıktaki, kandaki KDV oranlarını yüzde
18'lerden yüzde 8'lere düşürmekti. Yine, gıda sektörü tabiî ki Türkiye'de
herkesi ilgilendiriyor ama, alt gelir gruplarını daha fazla ilgilendiriyor;
dolayısıyla, biz, gıdada da yüzde18'lik KDV oranını 8'e indirdik. En son,
tekstilde de yüzde 18'lik KDV oranını 8'e indirme başarısını elde ettik. Evet,
belki bunlar tekstil sektörü için yeterli adımlar değildir ama, bu birinci
adımdır, uzun yıllardır beklenen bir adımdır. Bu beklenen adımı da AK Parti
Hükümeti atmıştır. İnşallah, enerji üzerindeki yük olsun, istihdam üzerindeki
yükler olsun, bunlarla ilgili de adımları kaynak buldukça atmaya devam
edecektir.
Değerli arkadaşlar, bütçe
gerçekleşmeleri bugünlerde, bu yıllarda gerçekten çok başarılı bir şekilde
gerçekleşiyor. Bakın, ben daha önce de bunun örneğini verdim, Türkiye'de bütçe
gelirlerinin veya vergi gelirlerinin tamamı faiz ödemelerine gidiyordu. 2001
yılında Türkiye Cumhuriyeti hükümeti 37 katrilyon vergi toplamış, 2001
katrilyon faiz ödemiş; ama, bugün, 2005 yılı sonunda şu gerçekleşmeyi
görüyoruz: 106 katrilyon vergi toplayan bir hükümet, karşılığında 45 katrilyon
faiz ödeyen bir hükümetle karşı karşıyasınız. Yani, dün, bütün milletten topladığınız
vergileri faize veren hükümetlerle, bugün, bütün milletten topladığınız
vergilerin ancak yüzde 40'ını faize veren bir hükümetle karşı karşıyasınız.
Yüzde 60'ı yatırıma gidiyor. Yüzde 60'ı, emeklinin, işçinin, memurun cebine
gidiyor, alt gelir grubuna hizmet olarak dönüyor. Dolayısıyla, bu, hepimizi
sevindirmesi gereken bir durumdur diye düşünüyorum.
Yine, Maliye
Bakanlığında, Gelir İdaresinin yeniden yapılandırılması uzun yıllardır
konuşuluyordu. Gelir İdaresi de, çok şükür, şimdi, yeniden yapılandırılıyor.
Bu teklifin 1 inci
maddesinde de, uzun zamandır beklenen vergi dilimleriyle ilgili 5'er puanlık
indirim gerçekleştiriliyor. İşte, diğer, ticarî ve meslekî kazançlardaki vergi
dilimlerinde yüzde 40 olan oran yüzde 35'e, en alt grup olan yüzde 20'lik oran
da yüzde 15'e çekiliyor.
Burada, şu gösterilmeye
çalışılıyor diğer sözcüler tarafından: Sanki, ücretlilere bu yük
bindiriliyormuş, onlardan alınıp buraya geçiriliyormuş gibi; böyle bir şey
kesinlikle yok. Ücretlilerin 5 puanlık diğerlerine göre olan indirim muafiyeti
belki eşitleniyor; ama, kesinlikle onlara yük bindirilmiyor veya ticarî ve
meslekî kazancın üzerindeki vergi yükü oradan alınıp ücretlilerin üzerine
bindirilmiyor. Aynı zamanda, 1 milyar, 1,5 milyar gibi maaşlar verilebiliyor
bugün ücretlilere ve bu maaşların hepsi de yüzde 20'lik dilim içerisinde; yani,
onlara böyle bir… Zaten, şimdi, son önergeyle de, zannedersem, 16 milyarlık
rakam 18 milyara çıkarılacak; dolayısıyla, biz, ücretlilere de herhangi bir yük
bindirmeden… Aslında, işin doğrusunu konuşmak gerekirse, bizden önceki
hükümetler döneminde bindirilen yüklerin…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen,
konuşmanızı tamamlayınız Sayın Kızılcıklı.
SEDAT KIZILCIKLI
(Devamla) - Hemen tamamlıyorum Sayın Başkanım.
Bizden önceki hükümetler
döneminde milletimizin sırtına bindirilen, yüklenen, yüklendirilen yükleri, bu
hükümet, yavaş yavaş, bir bir indirmektedir, indirmeye devam edecektir ve bu
konuda da halkımıza en güzel hizmetleri yapacaktır diyorum.
Dolayısıyla, bu maddeye
olumlu oy vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kızılcıklı.
Şahsı adına, ikinci söz
isteği, Tokat Milletvekili Sayın Ergün Dağcıoğlu; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; az önce
arkadaşımın da ifade ettiği gibi, bu maddeyle, uzun zamandır beklenilen vergi
oranlarındaki iyileştirme gerçekleşiyor. Yine, arkadaşımın ifade ettiği gibi,
yüzde 40 olan vergi diliminin üst barajını yüzde 35'e çekiyoruz ve yüzde 20
olan vergi diliminin, en alt dilimin barajını da yüzde 15'e çekiyoruz.
Burada bir şeyi anlamakta
güçlük çekiyorum doğrusu; o da şudur: Bir konuda muhalefet yapılırken, adaleti,
adalet terazisini elden kaçırmamalıyız diye düşünüyorum; çünkü, az önceki
arkadaşımızın da ifade etmeye çalıştığı gibi, sanki, biz, yüzde 15'lik vergi
dilimine yüzde 20'yi çekerken, ücretlilerin iyileştirilmiş olan şartlarını
ellerinden alarak, ücretlilerin elinden aldığımız birtakım puanları, vergi
puanlarını Gelir Vergisi ve diğer gelir gruplarına taşıyormuşuz gibi bir anlam
çıkıyor ve bizi buradan izleyen yüce milletimiz de, acaba, bu iktidar neden
ücretlilere zulüm yapıyor, bu iktidar neden ücretlileri korumuyor, bu iktidar
niye az gelirli gelir gruplarına baskı yapıyor gibi bir sonuç, bir fotoğraf
çıksın gayretini görüyor ve buna üzülüyorum. Yani, bu Yüce Meclis, birtakım
güzellikleri yaparken, neden ortak refleksler geliştirmez, güzellikleri neden
beraber ortaya, gündeme koymak suretiyle, Türkiye'de oluşan bahar havasına ortak
olmaya gayret etmez; inanın, bir türlü anlayamıyorum.
Şimdi, biz, daha önceki
uygulamalarda, alt vergi dilimi olan 6 600 000 000 lirayı 7 milyar liraya hem
çıkarıyor, ona orada bir elastikiyet getiriyoruz hem de yüzde 20'lik puanı,
vergi puanını yüzde 15'e indiriyoruz. Yani, ücretliler yüzde 15'le
vergilendirilirken, bir çıtada tutulurken, ondan daha üst vergi diliminde,
yüzde 20'yle vergilendirilen Gelir Vergisi mükelleflerimizi ücretlilerimizin
seviyesine indiriyoruz. Buradaki dikkat edilmesi gereken yumuşak karın bu. Yani,
biz, ücretliler yüzde 15'ken yüzde 20'ye çıkarmıyoruz ki, ücretlilere yeni bir
vergi getirmiyoruz ki; yüzde 15'e, az olan, Gelir Vergisi mükelleflerine göre 5
puan az olan o puana, vergilendirmedeki yeknesaklığı elde edebilmek için,
üstteki vergi grubunu ücretlilerin seviyesine indiriyoruz.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Yeknesaklık ihtiyacı nereden doğuyor?..
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - Çünkü, birisini yüzde 15, birisini yüzde 20'yle
vergilendiriyorsunuz.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Yeknesaklığın kime ne faydası var?..
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - Yeknesaklığın Gelir Vergisi mükelleflerine faydası var Sayın
Milletvekilim.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Fakire fukaraya?..
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Ücretlilere ne faydası var?..
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - Bu kadar basit bir şeyi nasıl anlayamıyorsunuz?!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Hayır, ücretliye ne faydası var?..
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - Yani, Gelir Vergisi mükellefi olarak, bizim, Anadolu'da,
tırnaklarıyla üretmeye çalışan, tırnaklarıyla geçinmeye çalışan, geçmiş
hükümetlerin ekonomik sıkıntıları üstlerine tahmil ettiği ekonomik sıkıntılardan
nefes almaya çalışan Anadolu'daki esnafımızın gelirlerinin yüzde 20 olmasını
maliye politikalarımız olarak kabul etmemişiz, demişiz ki, hiç değilse ücretlilerin seviyesine indirelim
demişiz.
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Ücretlileri niye indirmiyorsunuz?..
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Ücretliyi niye indirmiyorsunuz?..
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - Buna teşekkür edileceğine, tebrik edileceğine, takdir edileceğine,
öyle birtakım elastikî ifadeler kullanıyoruz ki, sanki ücretlilere yeni bir
vergi yükü getiriyoruz...
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Hayır, indiriyor musunuz?..
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - ...ve bunun da faturasını
ücretlilerin üzerine getirerek Gelir Vergisi mükelleflerini rahatlatıyormuşuz
gibi anlaşılıyor. Böyle bir şey yok.
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Çarpıtmayın! Ücretlileri niye indirmiyorsunuz?
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - Bakın, bir de burada bir şeyin altını çizmek lazım. Yüzde 15'lik
vergi dilimi daha önceden 6 600 000 000 liraydı ve biz bunu 7 milyar liraya
çıkardık. Bütçede yaptığımız benim kanun teklifimde, 16 milyar liraya kadar
olan bölümünün yüzde 20'ye çıkarılmasını da... Bu 16 milyar liralık dilimi de
biz ne yaptık?..
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Ne yaptınız; hiç.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Şimdi, bir önergeyle, onu
da yeniden, tekrar balans etmek suretiyle, biraz daha rahatlatalım milletimizi
dedik ve o 16 milyar liralık sınırı da 18 milyar liraya çıkarıyoruz. Bunu yüzde
20'yle vergilendiriyoruz. Ondan sonraki vergi grubu olan yüzde 27'lik grubu da
ne yapıyoruz; daha önce 30 milyar iken, onu da 40 milyar liraya çıkarıyoruz.
Yani, ücretlerde de, aslında, gözle görülür bir iyileştirme var.
Kaldı ki, ücret
gelirleriyle ilgili, her ne kadar, Balıkesir Milletvekilimiz itiraz etmiş ve
"sanki vergi iadeleri bu hükümet tarafından veriliyormuş, halbuki, bu,
öteden beri veriliyor" diyor; ama, biz bu vergi iadelerini sonuçta kaldırmamışız,
vergi iadelerini ödemeye devam ediyoruz ve ücret gelirlerinden vergi iadesi
alan vatandaşlarımızın almış oldukları vergiyi de orana ithal ettiğimizde, onun
da yüzde 6,5'e düştüğünü görüyoruz. Yani, biz, birinci dilimdeki, alt gelir
grubundaki ücretlilerimizin vergi yükünü de aslında yüzde 6,5'te tutuyoruz;
ama, biz, işin, yani bardağın dolu tarafını görmemeye, hep boş tarafını tarif
etmeye gayret edersek, toplumsal barışı nasıl elde ederiz?.. Bunu anlamakta zorlanıyorum
diyorum.
Bu madde, inşallah, uzun
zamandır beklenilen tarihî problemleri çözecek olan ve vergiyi tabana yayan,
alt gelir gruplarını kollayan ve alt gelir gruplarının rahat etmesi suretiyle
de toplumsal rahatlama ve huzur ve dinginlik ortamını sağlayacaktır diye
düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Dağcıoğlu.
Madde üzerindeki
konuşmalar tamamlanmıştır.
Şimdi, 10 dakika süreyle
soru-cevap işlemine başlıyoruz.
5 dakika soru, 5 dakika
cevap.
Sayın Özkan, buyurun.
Lütfen, kısa ve öz…
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Aracılığınızla, Sayın Bakana bir soru
yöneltmek istiyorum.
Ülkemizde temel gıda
maddesi olan un ve unlu mamullerden ekmekte KDV yüzde 1'dir. Günümüzde fakir
fukaranın katığı durumunda olan makarnada ise yüzde 8'dir. Benim bildiğim
kadarıyla -yanlışlık varsa düzeltin- makarna da undan elde ediliyor. Uygulanan
ekonomik politikalarla açlığa ve yoksulluğa terk edilen vatandaşlarımızın
mutfaklarında temel gıda maddesi olarak tükettikleri makarnada KDV'yi yüzde 1'e
ne zaman düşüreceksiniz? Pırlantanın KDV'sinin sıfır olduğu bir ülkede
makarnanın yüzde 8'lerde olmasına anlam veremiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özkan.
Şimdi, Sayın Ufuk Özkan
-Özkanlar karışmasın- buyurun.
UFUK ÖZKAN (Manisa) -
Teşekkür ederim. Aracılığınızla, Sayın Bakana iki tane sorum olacak.
İşbaşına geldiğiniz 2002
yılında SSK'lı işçi sayısı ne kadardı, şimdi, içinde bulunduğumuz yıl
-bugünlerde- SSK'lı işçi sayısı ne kadar?
Seçimlerden önce, asgarî
ücretlilere vergi yükünü kaldıracağınızı söylemiştiniz seçim meydanlarında. Bu
sözünüzü unuttuğunuzu görüyorum üçbuçuk yıllık iktidarınız döneminde.
Önümüzdeki birbuçuk yıl içinde -şayet, erken seçim olmazsa- asgarî ücretlinin
üzerindeki vergi yükünü kaldırmayı düşünüyor musunuz?
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özkan.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Maliye Bakanını
kendisiyle ilgili bir kanunun görüşülmesi sırasında komisyon sıralarında görmek
sevindirici.
Şunu sormak istiyorum
Sayın Bakana: Dolaylı vergilerin yüzde 70'ler veya biraz daha üzerinde
bulunduğu acaba kaç ülke var? Türkiye bu sıralamada nerede yer alıyor ve
dolaylı vergilerin yüzde 70'lerin üzerinde olduğu bir vergi sistemini işleten,
bundan sorumlu bir Maliye Bakanı olarak acaba mutlu mu değil mi?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Koç.
Sayın Işık, buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, üst
dilimde yüzde 40'tan yüzde 35'e düşme söz konusu, alt dilimde ise yüzde 15
olmakta, tüm kazançlar için tek bir tarife uygulamasına geçilmektedir. Burada
dünya uygulamalarıyla ilgili yorumunuzu almak istiyorum; dünyadaki uygulama
nedir?
Bir de, üst dilimdeki bu
düşüşün müteşebbis noktasındaki ana gerekçesi nedir? Buradan ne elde etmek
istiyoruz? Hedef, amaç nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Işık.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Sen maliye okuluna git; bunu anlamak için maliye okulunda okuman lazım, bir
çırpıda anlayamazsın.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
buyurun.
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Sayın Özkan, un ve unlu
mamullerde, KDV oranının, ekmekte yüzde 1 olduğunu, makarnada ise yüzde 8
olduğunu söylediler ve temel gıda maddesi olan makarnada da yüzde 1'e ne zaman
düşeceğini söylediler. Bir de "pırlantada KDV yok, o nasıl oluyor"
diye söylediler.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, takdir edersiniz ki, görüşmekte olduğumuz kanun maddesi Gelir
Vergisine tabi gelirleri sıralıyor ve sorulan soru ile maddenin ilgisi
olmadığından dolayı cevaplayamayacağımı belirtmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
OSMAN ÖZCAN (Antalya) -
Söyleyiver canım…
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Vatandaş bekliyor bu sorunun cevabını; vatandaş beklediği için
soruyoruz.
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Yalnız, pırlantada yüzde 20 ÖTV var, biliyorsunuz.
Yine, Sayın Özkan, SSK'lı
işçi sayısını sordu, "vergi yükünü ne zaman azaltacaksınız" dedi,
"asgarî ücretteki vergi yükünü ne zaman kaldıracaksınız" diye
sordular. Teşekkür ediyorum.
Biz, böyle bir şeye
girmemiştik; ama, yine, aynı şekilde, maddeye bakıyorum, maddeyle bir ilgisi
yok.
Teşekkür ederim.
OSMAN ÖZCAN (Antalya) -
Söyleyiver.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Vatandaş bu sorunun cevabını bekliyor Sayın Bakan.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sayın Bakan, genel anlamda söyleyin efendim.
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Geneli falan değil; yani, maddeyle ilgili sorun, yani
onunla ilgili sorun.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Tek cevap rica ediyorum efendim.
Uzun cevap istemiyoruz. Vatandaş bekliyor. Bir hafta sonra veya bir ay
sonra indireceğiz deyin. Onu bekliyoruz.
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - İlgili değil Sayın Özkan. Ne yapayım; ama, buranın
usulüne uymak zorundayız.
BAŞKAN - Sayın Bakan, siz
buyurun.
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Koç'un, aynı şekilde, dolaylı vergilerle ilgili
olarak bir sorusu oldu. Aynı şekilde, burada da, onunla ilgili bir durum
olmadığı için cevap veremeyeceğim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri…
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Bakan, benim sorum maddeyle tam ilgili efendim.
BAŞKAN - Sayın Işık'ın
sorusu…
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Işık güzel bir soru sordu; teşekkür ederim. (CHP
sıralarından gülüşmeler) Evet, Sayın Işık'ı alkışlayabilirsiniz; yani, hep
beraber. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından alkışlar[!]) Evet,
alkışa değer bir arkadaşımız.
Şimdi, bu dilimlerdeki…
Biliyorsunuz, bizim, eskiden iki tane dilimimiz vardı, tarife vardı; şimdi, iki
tarifeyi bir tarife haline getirdik. Tam maddeyle ilgili soru sordu, ben niye
cevap vermeyeceğim şimdi. Ve bunlar altı tane idi, dört dilime indi. Biz,
şimdi, vergilerde, hem Kurumlar Vergisinde hem Gelir Vergisinde indirim yaptık.
Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisindeki indirimler yatırımların önünü açacak,
müteşebbislerin vergi yükünü daha azaltacak; dolayısıyla, daha fazla yatırıma
meydan verecek bir düzenleme. Diğer ülkelerde de bu şekilde indirimlere
gidiliyor ve bizim de ülke olarak rekabet edebilir bir düzeye gelmemiz için,
diğer komşu ülkelerde, yakın ve uzak komşu ülkelerdeki gibi vergilerimizi
indirmemiz lazımdı ve Türkiye'de aşağı yukarı bu ilkler yapılıyor. Biz
geldiğimiz zaman, AK Parti Hükümeti geldiği zaman toplam vergi yükü; yani,
Kurumlar Vergisi artı dağıtılan kazançlardan elde edilen vergilerin toplam yükü
yüzde 65 idi, geldiğimizde, 2002'de; şimdi bunlar yüzde 34'e indi. Yani, konu
bu ve bunu açıklamama da vesile olduğunuz için teşekkürlerimi sunuyorum. Sağ
olun.
Genel Kurula saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, daha 40 saniye var; sorum var, söz istiyorum.
BAŞKAN - Daha 40
saniyemiz var. Sayın Koç söz istedi.
Buyurun.
Sayın Koç, soru soracaklar.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanın cevap
verebilmesi için böyle çanak sorular sorulması gerektiğini, bir kere, öğrenmiş
oluyoruz. Bu bir
İkincisi, Sayın Bakan,
İçtüzüğe çok uygun davrandığını ifade ediyor; yani, kendisiyle ilgili ya da
görüşülen konuyla ilgili bağlantı kuramadığı konularda, çanak olmadıktan sonra
da, cevap vermemeyi tercih ediyor. Sayın Bakanın, kendisiyle ilgili verilen
gensorularda bile, konunun ilgisi dışında cevap verdiğini, bu Genel Kurul
salonunda çok iyi hatırlıyoruz…
SELAMİ UZUN (Sivas) - Ne
alakası var!
HALUK KOÇ (Samsun) - Çok
alakası var… Çok alakası var… Sayın Maliye Bakanını bu mahcubiyetiyle karşı
karşıya bırakıyoruz. Ben Grup arkadaşlarıma da söylüyorum, çanak soru sorulması
lazım Sayın Maliye Bakanına.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, "çanak" kelimesini aynen kendisine iade ediyorum! Bu
ifade Yüce Meclise hiç yakışmıyor. Lütfen ikaz et Sayın Başkan!
BAŞKAN - Anlayamadım; ne
söyledi?
AHMET IŞIK (Konya) - Bu
tür ifadeler Yüce Meclisin mehabetine hiç yakışmıyor.
BAŞKAN - Sayın Koç, buna
katılıyorum. Tabiî, bu size yakışmıyor.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Düzelteyim efendim. Altı hazırlanmış, Sayın Bakanın kolay cevap verebilmesi
için…
AHMET IŞIK (Konya) - Size
yakışmıyor, bir profesöre yakışmıyor.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Susarsa anlatacağız Sayın Başkanım… Yani, bu arkadaşımızın bir alışkanlığı bu.
Ben değiştireyim şeyi; tabak soru diyeyim, hazır soru diyeyim. (CHP
sıralarından gülüşmeler)
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Koç, bir de Grup Başkanvekilisiniz; yakışmıyor!
HALUK KOÇ (Samsun) - Otur
yerine; sana yakışıyor mu?!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, madde üzerindeki soru-cevap tamamlanmıştır.
Maddeyle ilgili 5 önerge
vardır; önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık
sırasına göre işleme alacağım.
Birinci önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun
teklifinin 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Faruk Çelik |
Zafer Hıdıroğlu |
Hamza Albayrak |
|
|
Bursa |
Bursa |
Amasya |
|
|
Fikret Badazlı |
|
Nusret Bayraktar |
|
|
Antalya |
|
İstanbul |
Madde 1- 31.12.1960
tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 103- Gelir
Vergisine tabi gelirler,
7 000 YTL'ye kadar % 15
18 000 YTL'nin 7 000
YTL'si için 1 050 YTL, fazlası % 20
40 000 YTL'nin 18 000
YTL'si için 3 250 YTL, fazlası % 27
40 000 YTL'den fazlasının
40 000 YTL'si için 9 190 YTL, fazlası %
35
oranında
vergilendirilir."
BAŞKAN - İkinci önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1081
sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 1 inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen
Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinin sonuna aşağıdaki fıkranın
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Akif Hamzaçebi |
Ali Kemal Deveciler |
Ali Kemal Kumkumoğlu |
|
|
Trabzon |
Balıkesir |
İstanbul |
|
|
Bülent Baratalı |
Güldal Okuducu |
Mustafa Özyürek |
|
|
İzmir |
İstanbul |
Mersin |
|
|
Osman Kaptan |
Kemal Sağ |
Gürol Ergin |
|
|
Antalya |
Adana |
Muğla |
|
|
Hasan Aydın |
|
Mehmet Yıldırım |
|
|
İstanbul |
|
Kastamonu |
"Yukarıdaki tarifede
yer alan vergi oranları ücret gelirleri için beş puan indirilmek suretiyle
uygulanır."
BAŞKAN - Üçüncü önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1081
sıra sayılı kanun teklifinin 1 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkranın
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Hüseyin Özcan |
Muharrem Doğan |
Ömer Abuşoğlu |
|
|
Mersin |
Mardin |
Gaziantep |
|
|
İbrahim Özdoğan |
|
Züheyir Amber |
|
|
Erzurum |
|
Hatay |
"…ücret gelirlerinin
vergilendirilmesinde yukarıdaki tarifede yer alan vergi oranları 5'er puan
indirilmek suretiyle uygulanır."
BAŞKAN - Dördüncü
önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1081
sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 1 inci maddesiyle düzenlenen 31.12.1960
tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesine aşağıdaki
fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederim.
Saygılarımla.
Mehmet
Eraslan
Hatay
"Ücret gelirlerinin
vergilendirilmesinde yukarıdaki tarifede yer alan vergi oranları beş puan
indirilmek suretiyle uygulanır."
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, 1 inci maddeyle ilgili olarak şimdi okutacağım Trabzon
Milletvekili Akif Hamzaçebi ve arkadaşlarının önergesi ile az önce okunan Hatay
Milletvekili Mehmet Eraslan'ın ve Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu ve
arkadaşlarının önergeleri aynı mahiyette olduğundan, işlemlerini ve
oylamalarını birlikte yapacağım.
Şimdi, Trabzon
Milletvekili Akif Hamzaçebi ve arkadaşlarının önergesini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1081
sıra sayılı kanun teklifinin 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Akif Hamzaçebi |
Ali Kemal Kumkumoğlu |
Ali Kemal Deveciler |
|
|
Trabzon |
İstanbul |
Balıkesir |
|
|
Bülent Baratalı |
Mustafa Özyürek |
Güldal Okuducu |
|
|
İzmir |
Mersin |
İstanbul |
|
|
Gürol Ergin |
Osman Kaptan |
Mehmet Yıldırım |
|
|
Muğla |
Antalya |
Kastamonu |
|
|
|
Kemal Sağ |
|
|
|
|
Adana |
|
"Madde 1- 31.12.1960
tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 103- Gelir
Vergisine tabi gelirler,
7 000 YTL'ye kadar %
15
16 000 YTL'nin 7 000
YTL'si için 1 050 YTL, fazlası % 20
40 000 YTL'nin 16 000
YTL'si için 2 850 YTL, fazlası % 27
40 000 YTL'den fazlasının
40 000 YTL'si için 9 330 YTL, fazlası %
35
oranında vergilendirilir.
Üret gelirlerinin
vergilendirilmesinde, yukarıdaki tarifede yer alan vergi oranları beş puan
indirilmek suretiyle uygulanır."
BAŞKAN - Sayın Komisyon,
mahiyeti aynı olan 3 önergeye katılıyor musunuz?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, katılamıyoruz.
BAŞKAN - Soruyu tekrar
ediyorum: Üç önerge aynı mahiyette. Sayın Hükümet katılıyor mu?
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önergenizi
açıklamak üzere, buyurun Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin bu maddesi, Gelir
Vergisi tarifesinde ücret dışındaki gelirlerin vergilendirilmesinde kullanılan
oranları indiriyor. Yüzde 20'lik oranı 15'e ve yüzde 40'lık oranı da, en
yukardaki oranı da 35'e indiriyor ve aradaki dilimlerde yer alan oranları da
buna paralel olarak indiriyor; ancak, yapılan bir şey daha var; o da
"ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde tarifede yer alan oranlar 5 puan
indirimli uygulanır" hükmü yürürlükten kaldırılmaktadır. Bizim önergemiz
bu hükmün yeniden ihdas edilmesini öngörüyor.
Gerekçesi şudur değerli
arkadaşlar: Burada çıkıp söz alan İktidar Partisine mensup bir milletvekili
arkadaşımız, "aslında, ücretliler aleyhine yapılan herhangi bir şey yok,
diğer gelir unsurlarının vergi oranını ücretlilerin vergi oranına
indiriyoruz" dedi.
Değerli arkadaşlar, ücret
gelirlerinin vergilendirilmesinde 1960'lı yıllardan bu yana bir indirim
uygulanır: Özel indirim. Özel indirim ücret gelirinin belli bir kısmının
vergiye tabi tutulmaması demektir. Esasında bu çok büyük bir rakam değildir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümetinin bunu kaldırdığı zamandaki tutarı da 30 -
40 milyon civarında bir şeydi, sembolik bir rakamdı. Bunun yanında, bizim
sistemimizde bir de bir indirimli tarife uygulaması vardı; yani, diğer gelir
unsurlarında yüzde 20 olan vergi oranı ücretlilerde yüzde 15 ve yukardaki
dilimde yer alan vergi oranı da, beyannamelilerde yüzde 45 olduğu halde, ücret
gelirlerinde yüzde 35'ti. Şimdi, bu özel indirim hükümet tarafından kaldırıldı,
iki sene önce kaldırıldı, "asgarî ücret düzeyine bunu çıkaracağız"
vaadini yapmış olmasına rağmen kaldırıldı. Şimdi, var olan ikinci uygulama,
indirimli tarife uygulaması da sistemden çıkarılıyor, ücret gelirlerini koruyan
herhangi bir hüküm kalmıyor.
Şimdi, burada söz alan
arkadaşımız "diğer gelir unsurlarının vergi oranını buna indiriyoruz"
açıklamasını yaparken bir hususu unutmuş gözüküyor. 2004 yılında, yine bu
hükümet, yine bugünkü Sayın Maliye Bakanımız Gelir Vergisi tarifesinde bir
indirimle buraya gelmişti. O günleri hatırlayın. Gelir Vergisi tarifesinin en
üst oranı yüzde 45'ti, ücretlilerde bu oran yüzde 40'tı. Yüzde 45'lik oran
yüzde 40'a, ücretlilerdeki yüzde 40'lık oran da yüzde 35'e indiriliyordu ve o zaman
hükümetimiz, Maliye Bakanımız "bakın, sadece beyannamelilerde yapmıyoruz,
ücret gelirlerinde de indirim yapıyoruz" diyerek eşit davrandığını
açıklamıştı. Esasında, o zaman da eşitlik söz konusu değildi. Hepiniz
biliyorsunuz, ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde en üst dilimden vergi
ödeyen, yani yıllık geliri 170 milyar Türk Lirasını aşan -yanlış
hatırlamıyorsam bu tutardı- ücret gelirinin vergilendirilmesinde vergi oranını
5 puan indiriyor. Bundan dolayı Maliyenin ciddî bir vergi kaybı yoktu; ama,
ücret dışındaki gelir unsurlarının tarifesini yüzde 45'ten yüzde 40'a indirmesi
nedeniyle, yanlış hatırlamıyorsam, 2004 yılı bütçesinde 150 trilyon liralık bir
gelir azalması meydana geldi, yani o indirimin faturası Maliyeye 150 trilyon
lira oldu. Şimdi, o zaman "ücret gelirleri ile diğer gelirlere aynı
davranıyorum" diyen hükümet, sonuçları, biraz önce belirttiğim gibi,
adaletsiz de olsa en azından şeklen oranların indirilmesinde bir eşitlik var
gibi gözüküyordu, şimdi bu eşitlik ortadan kaldırıldı, beyannameli
mükelleflerde, yani ücret dışındaki gelirlerde yapılan indirim Gelir Vergisi
mükelleflerinden esirgenmiştir. Tablo şudur değerli arkadaşlar; hiç lafı
uzatmaya gerek yok, size birkaç rakam vereceğim: Ücret üzerinden alınan
vergilerin gelir üzerinden alınan vergiler içerisindeki payı nedir, yıllar
itibariyle birkaç rakam vereceğim size: Bakın, bu rakam, 2000 yılında yüzde 28,4;
2001 yılında yüzde 27,7; 2002 yılında yüzde 31,2; 2003 yılında yüzde 34. Bakın,
iktidara geldiğiniz ilk yılda ücret…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Bir dakika Sayın
Hamzaçebi.
Sayın milletvekilleri,
maddeyle ilgili önergeleri de işleme aldığımızdan, bu maddenin oylanmasına
kadar sürenin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.
UFUK ÖZKAN (Manisa) -
Karar yetersayısı istiyoruz Başkan.
BAŞKAN - Oyladım… (CHP
sıralarından gürültüler) Efendim, oyladım…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Olmaz Sayın Başkan.
HALUK KOÇ (Samsun) - 2 kişi
istedik.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Önergede isteyeceğiz o zaman… Önergede işleme alsın.
BAŞKAN - Kabul edenler…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, karar yetersayısı…
BAŞKAN - Arıyorum
efendim, arıyorum.
Kabul etmeyenler…
Karar yetersayısı yoktur.
Alınan karar gereğince,
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 29 Mart 2006 Çarşamba
günü saat 15.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 22.01