DÖNEM: 22 CİLT: 112 YASAMA
YILI: 4
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK
DERGİSİ
70 inci
Birleşim
2 Mart 2006 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.-Tokat Milletvekili İbrahim Çakmak'ın, Tokat'ta doğan Plevne kahramanı
Gazi Osman Paşanın askerî başarıları ile ilin, özellikle tarıma dayalı
ekonomisiyle öne çıkan potansiyelinin sanayie dayalı yatırımlarla
hareketlenmesi ve yeni istihdam sahalarının oluşabilmesi için yapılmakta olan
projelere ilişkin gündemdışı konuşması
2.- İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek'in, tekstil ve konfeksiyon
sektörünün sorunlarına ve bu konuda alınması gereken tedbirlere ilişkin
gündemdışı konuşması
3.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Yeşilay Haftasına ilişkin
gündemdışı konuşması
B) Tezkereler ve
Önergeler
1.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun (6/1579) esas
numaralı sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/371)
C) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ
1.- Çorum Milletvekili Muzaffer Külcü ve 19 milletvekilinin, gençler ve
çocuklar arasında artan şiddet eğiliminin sebeplerinin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/343)
2.- Denizli Milletvekili Mehmet Yüksektepe ve 22 milletvekilinin,
tekstil ve hazır giyim sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/344)
V.- ÖNERİLER
A) Sİyasî Partİ
Grup Önerİlerİ
1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin CHP Grup
önerisi
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin,
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
3.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve 4 Milletvekilinin, Türk
Tabipleri Birliği Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 35 Milletvekilinin, 23.1.1953 Tarihli ve
6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 3224 Sayılı Yasa ile Değişik 60
ıncı Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/672, 2/604) (S.
Sayısı: 1069)
4.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma
Komisyonu Raporu (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve 17'ye 1 inci Ek)
5.- Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu
(1/277) (S. Sayısı: 1079)
6.- At Yarışları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu) (1/1169) (S. Sayısı: 1090)
7.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Ordu Milletvekili Eyüp
Fatsa'nın; 209 Sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile
Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında
Kanun ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (2/699) (S. Sayısı: 1101)
VII.- SORULAR VE CEVAPLAR
A) YazIlI
Sorular ve CevaplarI
1.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, kapatılan Manisa Tavuk
Hastalıkları Araştırma ve Aşı Üretim Enstitüsüne,
- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, kiraya verilen TİGEM
işletmelerine,
Kapatılan Manisa Tavuk Hastalıkları Araştırma ve Aşı Üretim Enstitüsüne,
- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Adana'da pamuk üretimindeki
düşüşe,
- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, incir üretimine ve ihracatına,
- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, amaç dışı kullanılan tarım
arazileriyle ilgili düzenlemeye,
Amaç dışı kullanılan meralarla ilgili düzenlemeye,
- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, bazı tarım ürünlerinin üretim ve
ithalatına,
Çiftçilerin kullandığı mazota ve tabiî afet zararlarına,
- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Türkiye 2005 İlerleme Raporundaki
tarımla ilgili bazı bölümlere,
İlişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sorusu ve Bayındırlık ve İskân
Bakanı ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Vekili Faruk Nafız ÖZAK'ın cevabı (7/12184,
12185, 12186, 12187, 12188, 12189, 12190, 12191, 12192, 12193)
2.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Ankara Boğaziçi Caddesinde Ziraat
Bankası Şubesi açılıp açılmayacağına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ali
BABACAN'ın cevabı (7/12200)
3.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, Sarmısaklı Tarım
İşletmesinin özelleştirilmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Vekili Faruk Nafız
ÖZAK'ın cevabı (7/12257)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak dört oturum yaptı.
Konya Milletvekili Orhan Erdem, Türk edebiyatının usta yazarlarından
Tarık Buğra'nın ölümünün 12 nci yılında, edebiyatçı kişiliğine ve eserlerine,
İzmir Milletvekili Türkân Miçooğulları, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
ilk kadın milletvekillerine, kadınların siyasete katılımda yaşadıkları
zorluklara ve bu konuda atılması gereken adımlara,
Osmaniye Milletvekili Şükrü Ünal, Osmaniye Organize Sanayi Bölgesindeki
sorunlara ve alınması gereken tedbirlere,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın Finlandiya
Parlamentosu Başkanı Paavo Lipponen'in davetine icabetle, beraberinde bir
Parlamento heyetiyle Finlandiya'ya resmî ziyarette bulunmasına ilişkin
Başkanlık tezkeresi kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının:
3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri
alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden;
1 inci sırasında bulunan, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
(1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve 17'ye 1 inci ek),
2 nci sırasında bulunan, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin (1/277)
(S. Sayısı: 1079),
4 üncü sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısının (1/1030) (S. Sayısı: 904),
Görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından;
Ertelendi.
5 inci sırasında bulunan ve Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmek
üzere geri gönderilen, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim
Kanunu, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78 ve 190
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında 30.12.2005
Tarihli ve 5447 Sayılı Kanunun (1/1164) (S. Sayısı: 1096), görüşmeleri
tamamlanarak;
6 ncı sırasında bulunan, Medenî ve Siyasî Haklara İlişkin Uluslararası
Sözleşmeye Ek İhtiyarî Protokolün (1/891)(S. Sayısı:1003),
7 nci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti
Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Ortaklık Anlaşmasının (1/1126) (S.
Sayısı: 1095),
8 inci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moğolistan
Hükümeti Arasında Büyükelçilik Binasının Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine
Satışına İlişkin Anlaşmanın (1/1110) (S. Sayısı: 1026),
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarılarının, görüşmelerini
müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamalardan sonra;
Kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı.
9 uncu sırasında bulunan, Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve 4
Milletvekilinin, Türk Tabipleri Birliği Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 35 Milletvekilinin,
23.1.1953 Tarihli ve 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 3224 Sayılı
Yasa ile Değişik 60 ıncı Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesi Hakkında
Kanun Teklifinin (2/672, 2/604) (S. Sayısı: 1069), tümü üzerinde bir süre
görüşüldü.
2 Mart 2006 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te
toplanmak üzere, birleşime 21.00'de son verildi.
İsmail Alptekin
Başkanvekili
|
|
Bayram Özçelik |
Ahmet Küçük |
|
|
Burdur |
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
Harun Tüfekci
Konya
Kâtip
Üye
II. - GELEN KÂĞITLAR No.: 94
2 Mart 2006 Perşembe
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Çorum Milletvekili Muzaffer KÜLCÜ ve 19 Milletvekilinin, gençler ve
çocuklar arasında artan şiddet eğiliminin sebeplerinin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/343) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/2/2006)
2- Denizli Milletvekili Mehmet YÜKSEKTEPE ve 22 Milletvekilinin, tekstil
ve hazır giyim sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/344)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/2/2006)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.05
2 Mart 2006 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya),
Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline
söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Gazi Osman Paşa ve Tokat İli hakkında, Tokat
Milletvekili Sayın İbrahim Çakmak'a aittir.
Buyurun Sayın Çakmak. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.-Tokat Milletvekili İbrahim Çakmak'ın,
Tokat'ta doğan Plevne kahramanı Gazi Osman Paşanın askerî başarıları ile ilin,
özellikle tarıma dayalı ekonomisiyle öne çıkan potansiyelinin sanayie dayalı
yatırımlarla hareketlenmesi ve yeni istihdam sahalarının oluşabilmesi için
yapılmakta olan projelere ilişkin gündemdışı konuşması
İBRAHİM ÇAKMAK (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi
Osman Paşa ve Tokat adlı gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
hepinizi saygıyla selamlarım.
Plevne müdafaasının komutanı olarak tarihe geçen bu büyük asker, 1832
yılında Tokat'ta doğdu. Anadolu'nun yeşil ve tarihî köşelerinden biri olan bu
ilimiz, güzellikleriyle ve şahsiyetleriyle, Mevlana'nın ve Evliya Çelebi'nin
büyük övgülerine mazhar olmuştur. Bu önemli şahsiyetler arasında yer alan İbni
Kemal, Hayrettin Tokadi, Mehmet Emin Tokadi ve Gazi Osman Paşa, bunlardan
birkaçıdır. Adını altın harflerle tarihe yazdıran bu büyük asker Gazi Osman
Paşanın ismi, bütün ülkede olduğu gibi, memleketi olan Tokat'ta da, doğduğu
köyden şehrin ana caddesine, ilim yuvalarından ilköğretim okuluna, lisesine ve
üniversitesine kadar, onun ismi verilmiştir; hatta, yine kendi adıyla anılan
stadyumun önünde ve şehrin girişinde, mütevazı heykeliyle, şehre girenleri
selamlamaktadır.
Sayın milletvekilleri, her sene olduğu gibi bu sene de, önümüzdeki
günlerde anacağımız Gazi Osman Paşa, küçük yaşta geldiği İstanbul'da eğitimini
tamamladıktan sonra orduya katılmıştır.
1861 yılında, Rumeli ordusunda görev yaptıktan sonra, sırasıyla Suriye
ve Girit'te başgösteren ayaklanmalarda görev alarak, üstün başarılar elde
etmiştir.
1868'de Yemen'e gönderilen ve yine üstün başarı örneği gösteren Gazi
Osman Paşa, 1873'te Yenipazar Tümen Komutanlığına getirilmiştir.
1875-1876 yıllarında, Osmanlı-Sırp Harbinde düşmanı bozguna uğratarak
mareşalliğe yükselmiştir. O yıllarda Osmanlı-Rus Harbi başladığından,
kendisine, Rusların Tuna'yı geçmeleri halinde Plevne'yi tutması emredilmiştir.
Burada, tarihte az rastlanan bir müdafaa sergileyen Gazi Osman Paşa, elinde
bulunan çok az sayıdaki kuvvetlerle Rusların büyük kuvvetlerine beş ay karşı
koymuş, teslim tekliflerini her defasında reddetmiştir. Dünya askerî tarihinde
"Plevne Müdafaası" olarak geçen ve adına destanlar yazılan bu
savaşta, uzun beklemelere rağmen yardım alamadığı için son bir çıkış hareketi
yaparak düşman askerini yarıp geçerken, savaş meydanında yaralı olarak esir
düşmüştür.
Rus Çarı tarafından, ağır yaralı bir vaziyette büyük bir kahraman olarak
karşılanmış ve Rus Çarı şerefle taşıdığı kılıcını "bu kılıç şerefle
taşıyana aittir" diyerek iade etmiştir. "Sizi büyük bir misafir
olarak kabul ediyorum" diyen Rus Çarı, Gazi Osman Paşayı Kiev Hastanesinde
tedavi ettirmiş ve Odessa Limanından, kendisine tahsis ettiği özel bir vapurla
İstanbul'a göndermiştir.
İstanbul'da, şanına yakışır bir şekilde karşılanmış ve İkinci Abdülhamit
tarafından önce gazi unvanı verilmiş, daha sonra da seraskerliğine
yükseltilmiştir. Yedi yıl bu görevi sürdürdükten sonra mabeyin müşavirliğine
getirilmiş, 1900 yılında vefat etmiştir.
Kabri, İstanbul Fatih Sultan Camii yanında, Fatih Sultan Mehmet Hanın
türbesinin yanındadır.
Değerli milletvekilleri, bu noktada, Gazi Osman Paşa adıyla bütünleşen
Tokat'ın özellikle tarıma dayalı ekonomisiyle öne çıkan potansiyelinin sanayie
dayalı yatırımlarla hareketlenmesi ve yeni istihdam sahalarının oluşabilmesi
için yapılmakta olan ve yapılacak olan bazı projelerden de bahsetmek istiyorum.
Devam etmekte olan yol çalışmalarının bir an önce tamamlanmasıyla
beraber, önceki hafta ihalesi yapılan doğalgazın önümüzdeki sene ilimize
gelmesiyle ve birkaç ay sonra açılacak olan havaalanıyla birlikte oluşacak yeni
hareketliliği halkımız heyecanla beklemektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın konuşmanızı.
İBRAHİM ÇAKMAK (Devamla) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Bu sayede, yıllardır beklenen yatırımların ve ticarî zenginliğin bölge
insanına ekonomik katkı sağlayacağı kuşkusuzdur. Böylece, Gazi Osman Paşa iline
yakışır bir kalkınma ve hayat standardına kavuşması sağlanacaktır. Bu yöndeki
taleplerimize duyarlı davranan ve emeği geçen bakanlarımıza teşekkür ediyorum.
Bu vesileyle, ilimizin adıyla bütünleşen millî kahraman Gazi Osman
Paşayı tekrar rahmetle anıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çakmak.
Gündemdışı ikinci söz isteği, tekstil sektörünün sorunlarıyla ilgili
olmak üzere, İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek'e aittir.
Buyurun Sayın Şimşek.
2.- İstanbul Milletvekili Berhan
Şimşek'in, tekstil ve konfeksiyon sektörünün sorunlarına ve bu konuda alınması
gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tekstil
ve konfeksiyon sektörünün sorunları hakkında gündemdışı söz almış bulunuyorum;
Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olan ve toplam
ihracatımızın yüzde 28'ini gerçekleştiren tekstil ve konfeksiyon sektörü, 2,5
milyon kişiye doğrudan, 6,5 milyon kişiye dolaylı istihdam sağlamakta. 20
milyar dolar ihracat yapan sektörün büyüklüğü, Türkiye ekonomisi içindeki yeri,
30 milyar dolar civarındadır. Tekstil ve konfeksiyon sektöründe çalışanların
yüzde 70'i kadın olup, bu sektör, ekonomik olarak geri kalmış, eğitim seviyesi
düşük yörelerde, istihdam ettiği personeli hem eğiten hem de çalıştıran bir
sektördür. Büyük kentlerin çevrelerinde, varoşlarda her dört evden biri bir
fason atölyedir.
Tekstil sektörü, diğer sektörler gibi, son yıllarda ciddî sorunlar
yaşıyor. Sadece geçtiğimiz yıl 15 000'in üzerinde fason atölye kapanmış, 200
000 kişi işini kaybetmiştir. Ege Üniversitesi Tekstil Bölümü Başkanı Prof. Dr.
Işık Tarakçıoğlu, bir açıklamasında, Türkiye'nin tekstil ithalatının
yükseldiğine dikkat ederek, ithalattaki artışın oranı bu seviyelerde olursa
2013 yılında sektörün batacağını söylemekte.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tekstil sektöründe üretim
maliyetlerinin yüksekliği, düşük kur ve aşırı değerli YTL ve bu sektörde dünya
markası yaratamıyor oluşumuz önemli sorunlar olarak karşımızda durmakta.
İhracatçı birlikleri kayıtları dikkate alınarak yapılan bir çalışmada, tekstil,
deri, konfeksiyon ve halıda 2004 yılında ihracat yapmış, ama, kapandığı için
2005 yılında ihracat yapamamış firma sayısı 1 160 olarak belirlenmiş. Yine, bu
sektörde, 2004 yılında 100 000 doların üzerinde ihracat yapmış, 2005 yılında
ise ihracatı yüzde 50 ve 50'nin üzerinde azalmış firma sayısı 1 802'dir.
Kapanan ve ihracatı azalan firmalar nedeniyle toplam ihracat kaybımız 2 milyar
dolar civarında.
Salı akşamı Sayın Başbakanla görüşen sektör temsilcilerinin talepleri,
yüksek olan SSK primleri ve vergilerin düşürülmesi, enerji maliyetlerinin
düşürülmesidir. Salı akşamı yapılan toplantıda, basına yansıyan haberlerde,
Sayın Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer "iki yıl sonra bir daha buraya
gelmeyeceğinizi ve bu taleplerde bulunmayacağınızı nereden bilelim" diyor.
Sayın Müsteşarın ifadesinin ötesinde, iki yıl sonra kendisinin orada
olmayacağını biz biliyoruz; ama, eğer şimdi radikal adımlar atılmazsa, firma
sayısı 95'ten, yurt dışına çıkan firma sayıları 95'ten 950'lere, 879'dan da
kapanan firma sayısı 8 000'lere çıkar. Yüzde 9,9 büyüdüğümüz bir dönemde
Türkiye'nin 95 büyük firmasının yurt dışına çıkması gerçekten düşündürücüdür.
Yurt dışına gidenlere "güle güle" değil "goodbye" derken,
yurt dışından sıcak parayla gelenlere de "welcome" diyoruz.
Sanayi sektörü zor durumda, madencilik, turizm sektörü sıkıntıda, tarım
sektörü bitik. Girdi maliyetleri artarken, ürün fiyatları düşen çiftçimiz
mutsuz. Emekli, memur, işçi geçinemiyor, yaşam savaşı veriyor. Sağlık ve eğitim
sistemleri de çökmüş durumda.
İktidarın dördüncü yılı içerisindeyiz. Sayın Başbakan, başarısız
olduğunu kabul etmek yerine, başarısızlığı örtmek için, geçmiş hükümetlere suç
buluyor, basını yalan yazmakla suçluyor. Türkiye'nin ve ekonominin
gerçeklerini, biz, bu kürsüden üç yıldır dile getiriyoruz değerli arkadaşlarım.
Siyaset paparazzi, demokrasi, demagoji haline geldi. Siz hiç büyüyen bir
ekonomide borcundan dolayı insanların intihar ettiğini, üretimden para
kazananların tesislerinin işverenlerinin ağladığını, işçilerin çıkarıldığını,
hırsızların arttığını, kapkaççıların şehirleri esir aldığını, işsizliğin rekor
kırdığını, rekabet edemeyen üreticinin aynı malın ithalatçısı olduğunu gördünüz
mü allahaşkına?!
"Ulusa Sesleniş" konuşmasında Sayın Başbakan, hayallerin
gerçeğe dönüştüğünü söylüyor. Hangi hayallerin gerçeğe dönüştüğünü, sanırım ki,
kendisinden başka da bilen yoktur. Yoksul sayısında rekorlar kırdığımız
doğrudur, işsiz sayısında kırılan rekorlar da doğru. Enflasyon canavarının
yerini işsizlik canavarı aldı. Cari işlemler açığı 1,5 milyar dolardan 22,9
milyar dolara çıkarak bir rekor kırıldı; bu da doğru. Başka bir rekor da
dışticaret açığında. 15,5 milyar dolardan 42,9 milyar dolara çıkarıldı
dışticaret açığı. Çifte vergilemede de rekor kırıldı. Borç 100 milyar doların
üzerine artırılarak bir rekor kırıldı.
Sayın Başbakan, yine “Ulusa Sesleniş” konuşmasında, borsanın 47 000
seviyelerine çıktığını söylüyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Yüzde 60'ı yabancıların elinde zaten.
BAŞKAN - Buyurun.
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Bu sesleniş, acaba, millete, ulusa mı
-Takasbank verilerine baktığımızda- 5 000 kişinin alım-satım yaptığı azınlığa
mı?! Sayın Başbakanın Türkiyesi farklı, üretim yapmak isteyen, istihdam yapmak
isteyenlerin Türkiyesi farklı, rakamların Türkiyesi farklı, gerçek yaşamın
Türkiyesi farklı.
Sorun sadece tekstilde değil, sorun bütün sektörlerde, değerli
arkadaşlarım. Faizlerin düşmesiyle övünüyoruz; ama, reel faizlerin yüksekliği
Türkiye'yi sıcak para cennetine çevirdi. Yabancı sermayeden bahsediyoruz; ama,
gelen yabancı sermaye sıcak para olarak geliyor, verimli kamu işletmelerini
alıyor ya da gayrimenkule geliyor. Türkiye, sanal büyüme rakamları içerisinde
sanallaşıyor. Üretim ekonomisi çöküyor. Üretmeden tüketime dayalı, üretmeyen
zenginlerin türediği bir ülke haline geliyoruz.
Türkiye, üretmenin, üretimin olmadığı, istihdamın dışlandığı, sıcak
paranın cirit attığı Cayman Adaları gibi, Bahama Adaları gibi bir ülke haline
geldi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son cümleniz için rica ediyorum.
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
Sabit sermaye yatırımlarının üretime, istihdama yönelik yatırım
olmadığı, reel sektörün desteklenmediği, ihracatın tekstil sektöründe olduğu
gibi azaldığı ve zararına yapıldığı, borcun arttığı, fakirleşen ve istihdam
yaratamayan büyümenin olduğu bir dönemin iktidarı olarak, maalesef, karşımızda
duruyorsunuz. Yoksulluk, yolsuzluk derinleşiyor, artıyor.
Haksızlık da etmemek gerekiyor değerli arkadaşlarım; iktidarınız döneminde
üç sektör ciddî anlamda büyüdü. Bu sektörlerden biri kırmızı ışık sektörü;
yani, trafik ışıklarında çocukların dilenen, mendil satanları arttı ve işin
ilginç tarafı, inanın, o kırmızı ışıkları hava parasıyla devrediyorlar. Çöp
bidonu sektörü arttı. Çöp bidonlarından, gruplar, akşamları ekmek topluyor. Bir
de, maalesef, hükümetten umudu kesince insanlar, şans oyunlarına umutlarını
bağladılar. Bu sektör de arttı.
Değerli arkadaşlarım, salı günü, Sayın Genel Başkanımız grup
toplantısında ifade etti. Tekstil sektöründeki arkadaşların tek umudu şu: Sayın
Unakıtan'ın çocukları eğer tekstil sektörüne girerse, tekstil sektöründe KDV de
iner, enerji maliyetleri de, vergi indirimleri de olabilir.
Değerli arkadaşlarım, dün, 2 000 arkadaş, Büyük Postanede Sirkeci'den
Sayın Başbakana mektup gönderdi ve tekstilin tek istediği şu: 5084 sayılı Yasa
çerçevesinde, yani, bu vergi indirimi ve 49 ile uygulanan uygulamanın, bir
geçici süre olarak da, hiç değilse tekstil sektörüne uygulanması.
BAŞKAN - Sayın Şimşek, son cümlenizi rica ediyorum.
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Bitiriyorum; selamlıyorum, bitiriyorum.
2 000 fason çalışanı, tekstil çalışanı, dün, Sayın Başbakana
telgraflarını çektiler. Umut ederim ki, Sayın Başbakan da pazartesi günü
Bakanlar Kurulunda tekstille ilgili bu gelişmeleri, kararlarını alacaklarını
söylediler. Tekstil dünyasına da, çalışanlarına da, işverenlerine de bir umut
gösterilir diye düşünüyorum.
Sayın Başkana da söz verdiği için çok teşekkür ediyorum.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Şimşek.
Gündemdışı üçüncü söz, Yeşilay Haftası münasebetiyle Adana Milletvekili
Sayın Atilla Başoğlu'na aittir.
Buyurun Sayın Başoğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)
3.- Adana Milletvekili Atilla
Başoğlu'nun, Yeşilay Haftasına ilişkin gündemdışı konuşması
ATİLLA BAŞOĞLU (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her yıl
1-7 Mart tarihleri arasında idrak edilen Yeşilay Haftası nedeniyle görüş ve
düşüncelerimi sizlerle paylaşmak üzere gündemdışı söz almış bulunuyor;
hepinizi, saygılarımla selamlıyorum.
Aydınlanma filozoflarından Immanuel Kant, kendisine karşı
sorumluluklarını yerine getirememiş kişilerin, toplumuna karşı da
sorumluluklarını yerine getiremeyeceğini ifade ediyor. Kendisini zelil, ayyaş,
berduş durumuna düşüren kimsenin başkalarına karşı ne faydası olabilir değerli
arkadaşlar?!
Bir savaşı kazanmanın birçok yolu olabilir. Eline silah almak, göğüs
göğüse çarpışarak düşmanı yenmek belki de bunlardan bir tanesidir. Ne kadar
insan öldürürseniz öldürünüz ulusal direnci kıramamışsanız o harbi
kazandığınızı hiçbir akıllı ifade edemeyecektir. Ancak, bir toplumu
mukaddeslerinden koparmışsanız, aklına, bedenine ve ruhuna yerleştirdiğiniz
tohumlarla ideallerinden ayrı düşürmüşseniz, o gün galipsinizdir. Nitekim,
emperyalizm, Çin'i müptela kılmıştır, Hindistan'ı müptela kılmıştır ve o
hüzünlü günlerimizde mütareke İstanbulunu da müptela kılacaktır ki, karşısında
millî iradenin inanılmaz gücünü bulur.
1900'ler, hüzünlü destanımızın yazıldığı günler. Çanakkale'ye giderken
Galata Kulesini yerle bir etmek, denizi kana bulayıp leş gibi kılmak, Ayasofya
mozaiklerini, halılarını yağmalamak, Anadolu'ya sahip olmak hayallerini
yüreğinde yeşerten, ancak, Nusret'in mayınlarına çarpanların kardeşleri
İstanbul sokaklarında cirit atıyorlar. Başıbozukluk mertebesindeki
hareketlerini, öbür taraftan sistemli bir tahribat takip ediyor. Fıçılarla
yurda sokulan alkollü içkiler, sağlıklı beyinleri alkolizmin pençesine itiveren
bir strateji… Bayrak, namus, vatan elden giderken, uyuşturulmaya çalışılan
vatan evlatları. Uyu… Uyu…
"Uyumam" dedi bir avuç güzel insan. Vallahi uyumadılar ve
uyutmadılar da. 5 Mart 1920 tarihinde bir yeşil hilalin temsilinde, millî
mücadelemizin ilk örgütlerinden birisini kurdular ve bu büyük tehlikeye karşı
demirden sağlam manevî duvarlarını ördüler. Eğer, onların "Hilali
Ahdar" ismiyle kurdukları cemiyet başarılı olmasaydı, belki de, Kurtuluş
Savaşımıza verecek sağlıklı insanlarımız olamayacaktı.
O güzel insanlardan her birisini bugün rahmetle anıyor ve başlattıkları
mücadelenin önemini bugün daha iyi anladığımızı milletin kürsüsünden dile
getirmek istiyorum.
O günler, havada bulut olmadığı ve kesif dumanların genizleri perişan
ettiği zamanlar. Duman… Bir karabasan gibi milletin üzerine çöker de,
hastalığı, ölümü hatırlatır. Duman… Kasvetiyle ruhlara esaret hissini veren bir
zindanı hatırlatır. Duman… Karanlığı, ışığımın kaynağı güneşin önüne çekilen
koca bir duvardır. Ve ışık… Bir tünelin sonunda umudu, bir yaprağın ucunda
fotosentezi, hayatı ve yarınları hatırlatır.
İşte, Yeşilay Cemiyeti, dün de bugün de, bir toplumu karamsarlığa,
hastalığa ve ölüme götüren, bir sonu gelmez acılı yoldan hayata döndürmeye
gayret etmektedir. Bu cemiyetin topluma daveti ışığa doğrudur, yarınlara
doğrudur; dumansız ve alkolsüz sıhhatli günlere doğrudur. Ulu Önder Atatürk,
bir konuşmasında, askerlerden ve öğretmenlerden oluşan iki ordusu olduğunu ve
ikincisinin başarısızlığında birincisinin başarısının uzun vadeli olamayacağını
söylemektedir. Başka bir ifadeyle, sağlam ve sağlıklı bir insan malzemesinin
yokluğu halinde, bir toplumun geleceğinden bahsedilemez. O halde, Yeşilay
Cemiyetinin bugün yaptığı hizmet, kurulduğu günlerden daha aşağı gibi
algılanmamalıdır.
Cemiyetin ilgi alanı edindiği maddelerin artık liselere kadar girdiğini
müşahede ettiğimiz günlerde, yarınlarımız için bir sancısı olan herkesin
kendisini bu cemiyetin bir neferi görmesi ve çalışması gerektiğine inanıyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ATİLLA BAŞOĞLU (Devamla) - Bu maddelerin kişi ve toplum hayatına verdiği
zararlar her birinizce malumdur; burada onları tekrar etmek istemiyorum; ancak,
hadisenin ekonomik boyutundan çarpıcı olduğuna inandığım iki tane örneklemeyi
sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugün, Türkiye'de bir paket sigara 2 dolara
satılmaktadır. Yaklaşık 15 000 000 da tiryakimizin var olduğunu bilmekteyiz,
belki bundan daha fazla; ama, acaba, tiryakilerimiz, günde 30 000 000 doları
yakıp önce ciğerlerine çektiklerini, daha sonra havaya sarf ettiklerini ve bu
günde yakılan 30 000 000 doların bir senede 11 milyar dolar olduğunu bilmekte
midirler?! Acaba, evlerinde sigara içen bir anne babanın günde iki paket sigara
içmekle yirmi yıl boyunca aile bütçesinden 30 000 doları aldıklarını ve
sıhhatlerini tehlikeye attıklarını bilmekte midirler?!
Bu rakamların tasarruf edilmesi halinde, faiz gelirlerinin ilave
edileceği ve tedavi masraflarının düşüleceği de malumdur. Ülkemizin ekonomik
şartları ve dışborç miktarımızı düşünürseniz, durumun ciddiyeti gerçekten
ortaya çıkmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ATİLLA BAŞOĞLU (Devamla) - Sözlerimi tamamlarken, geçenlerde basında
çıkan, Mehmetçiklerimize üstleri tarafından verilen cinsel ilişkiler ve
korunmanın yöntemleri hakkındaki güzel eğitim aklıma geldi ve burada, değerli
komutanlarımızdan, ellerindeki geniş genç kitleleri, askerlikleri esnasında
alkol, sigara ve diğer zehirliler hakkında gerekli bilgilendirmeleri yaparak
terhis edeceklerini de ve böylece, yapmış oldukları bu kutsal vazifeye aynı
değerde başka bir kutsal vazifeyi de ilave edeceklerini umuyor ve bekliyoruz.
Bu vesileyle, hepinizi, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Başoğlu.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır; gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır;
okutuyorum:
B) Tezkereler ve
Önergeler
1.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
Baloğlu'nun (6/1579) esas numaralı sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
(4/371)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 219 uncu sırasında yer alan
(6/1579) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Feridun Fikret Baloğlu
Antalya
BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin 2 önerge vardır; ayrı ayrı
okutuyorum:
C) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ
1.- Çorum Milletvekili Muzaffer Külcü ve
19 milletvekilinin, gençler ve çocuklar arasında artan şiddet eğiliminin
sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/343)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gençlerimizin ve çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal gelişimini en iyi
şekilde sağlamak anayasal sorumluluğumuzdur. Ancak, son dönemde gençlerimizde
şiddet eğilimlerinin artışını kaygıyla izlemekteyiz. Artan şiddet, sağlıklı bir
nesil yetiştirmemizin önünde engel olarak belirmektedir. Gençlerimiz ve
çocuklarımız, şiddetin uygulayıcısı ve aynı zamanda da kurbanları haline
gelmektedirler. Toplumumuzun geleceği için gençlerimizi ve çocuklarımızı
etkileyen şiddet olgusunun tüm yönleriyle incelenmesi ve gerekli tedbirlerin
alınması gerekmektedir.
Bu nedenle;
1) Gençlerimizi ve çocuklarımızı şiddete yönelten etkenlerin tespiti,
2) Sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel yapıların şiddet üretimindeki
rollerinin belirlenmesi,
3) Yazılı ve görsel medyanın şiddetin oluşması ve kabulündeki etkisinin
ortaya çıkarılması,
4) Alkol, uyuşturucu ve benzeri bağımlılıkların şiddet histerisindeki
rolü,
5) Çocuklarımızı ve gençlerimizi şiddet eğiliminden korumak için gerekli
yasal tedbirlerin belirlenmesi için Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105
inci maddesi gereğince, gençlerimiz ve çocuklarımızın şiddete yönelmesinin
nedenleri ve çözüm yollarının tespiti konusunda bir Meclis araştırma komisyonu
kurulmasını arz ve teklif ederiz.
1.- Muzaffer Külcü (Çorum)
2.- Metin Kaşıkoğlu (Düzce)
3.- Mustafa Dündar (Bursa)
4.- Ahmet Gökhan Sarıçam
(Kırklareli)
5.- Hakan Taşcı (Manisa)
6.- Rıtvan Köybaşı (Nevşehir)
7.- Recep Özel (Isparta)
8.- Sabri Varan (Gümüşhane)
9.- Mehmet Yaşar Öztürk
(Yozgat)
10.- Metin Yılmaz (Bolu)
11.- Sinan Özkan (Kastamonu)
12.- Ömer Kulaksız (Sivas)
13.- Mehmet Soydan (Hatay)
14.- Mevlüt Çavuşoğlu (Antalya)
15.- Ruhi Açıkgöz (Aksaray)
16.- Halil Özyolcu (Ağrı)
17.- Orhan Taş (Sivas)
18.- Ramazan Can (Kırıkkale)
19.- Adem Tatlı (Giresun)
20.- Hasan Kara (Kilis)
Gerekçe:
Şiddet, gündelik hayatımızda gün geçtikçe daha görülür olmaktadır.
Modern yaşamın dayatmaları, geleneksel olanı parçalarken, yerine yeterli
derinliği olan bir kültürü de koymamakta, onun yerine kaba, şiddetle
yoğunlaştırılmış, tüketime yönelik bir kültürü pompalamaktadır. Geleneksel
değerlerimiz ortadan kaldırılırken, gençlerimize ve çocuklarımıza, medya
aracılığıyla kolay tüketilir bir kültür sunulmaktadır. Genellikle de bu kültür
yoğun bir şiddet içermektedir. Medya, şiddet yoğun bu kültürün oluşturucusu ve
taşıyıcısına dönüşmüştür. Gerçek ile sanal arasındaki fark ortadan
kaldırılmıştır. Gerçek ve sanal şiddet görüntüleri âdeta bir bütün olarak
verilmektedir. Günlük hayattaki şiddet ve medyadaki şiddet kol kola
yürümektedir.
Televizyonlarda en çok izlenen programlar, yoğun şiddet görüntüleri
içermektedir. Gençlerimiz, kendilerine örnek olarak, bu tip şiddeti
olağanlaştırmış sahte kahramanları almaktadır. Şiddet, eğlence kültürünün bir
parçası haline getirilmekte, eğlencenin aracına dönüştürülmektedir. Gençlerimiz
hayatlarının bu en enerji dolu zamanlarını, çok güzel tabirimizle delikanlılık
günlerini, şiddet bombardımanı altında geçirmektedirler. Yaratıcılığa
aktarılması gereken enerji heba ettirilmekte, toplumumuz için atılım yaratacak
güç boşa harcanmaktadır.
Sahte kahramanların patlattığı sanal bombalar, sıktığı kurşunlar,
gençlerimizin gelişiminde gerçek etkiler yapmaktadır. Toplumu histerik bir
şiddet sarmalına sokmak yapımcılara kâr getirdikçe, bütün olarak topluma zarar
vermektedir.
Gençler arasındaki şiddetin yoğun görülmesi siyasetin de zararına
olmaktadır. Birçok siyasî grup, gençlerimizin enerjisini kendi lehlerinde
kullanmakta, zaman zaman yapılan provokasyonlardan en çok yine gençlerimiz
zarar görmektedir. Şiddetin aktörleri ve mağdurları da çoğu zaman gençlerimiz
ve çocuklarımız olmaktadır. Bu görüntünün sağlıklı olmadığı açıktır.
Şiddet sıradanlaştıkça, gençler ve çocuklarca kabul gördükçe, toplumsal
yapımız şüphesiz zarar görmektedir. Şiddet bombardımanı altında gençlerimizin
ve çocuklarımızın kişilikleri oluşmaktadır. Bu geleceğimiz için bizi endişeye sürüklemektedir.
Bu sağlıksız ortamın iyi tahlil edilmesi gerekmektedir. Bilimsel veriler
ışığında yapılacak tahliller, çözüm yolunu da bize gösterecektir. Şüphesiz
sağlıklı bir toplum, şiddetin kol gezdiği bir toplum değildir. Gençlerimizin ve
çocuklarımızın maruz kaldığı şiddet her türlü yönüyle aydınlatılmalıdır. Batı ülkelerde
çocukların ve gençlerin gösterdiği şiddetin bizde de görülmemesi için şimdiden
tedbir almak zorundayız.
Gençlerimizin ve çocuklarımızın sağlıklı gelişimi için şiddetten
korunması gerekmektedir. Gerek günlük hayatta karşılaşılan şiddet, gerekse
medya kanalıyla sunulan şiddetin önlenmesi, gençlerimizin ve çocuklarımızın
bundan korunması için tedbirler alınmalıdır. Bunların yapılması için
Meclisimize sorumluluk düşmektedir. Yüce Meclisimizin bu sorumluluğu yerine
getirmesi için bir Meclis araştırma komisyonu kurulması gerekmektedir.
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması
konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Şimdi, ikinci önergeyi okutuyorum:
2.- Denizli Milletvekili Mehmet
Yüksektepe ve 22 milletvekilinin, tekstil ve hazır giyim sektöründeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/344)
20.1.2006
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemiz ihracatında ve eleman istihdamında lokomotif sektör olarak ülke
ekonomisinde önemli bir yer iştigal eden tekstil sektörünün sorunları ile
ilgili olarak Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
gereğince "Tekstil ve Hazır Giyim Sektörünün Sorunları ile Pamuk Üretimi
Konusundaki Sorunları Araştırma Komisyonu" kurulmasını teklif ediyoruz.
Gereğinin yapılmasını takdirlerinize arz ederiz.
Saygılarımızla.
1- Mehmet Yüksektepe (Denizli)
2- Cemal Yılmaz Demir (Samsun)
3- Ramazan Can (Kırıkkale)
4- Alim Tunç (Uşak)
5- İsmail Katmerci (İzmir)
6- Mehmet Ali Suçin (Batman)
7- Niyazi Pakyürek (Bursa)
8- Ahmet Koca (Afyonkarahisar)
9- Mustafa Said Yazıcıoğlu
(Ankara)
10- Zeyid Aslan (Tokat)
11- Mehmet Emin Tutan (Bursa)
12- Ali Rıza Alaboyun (Aksaray)
13- Abdullah Erdem Cantimur (Kütahya)
14- Hasan Fehmi Kinay (Kütahya)
15- Burhan Kılıç (Antalya)
16 - Şevket Orhan (Bursa)
17 - Fetani Battal (Bayburt)
18 - Erdoğan Özegen (Niğde)
19 - Sedat Kızılcıklı (Bursa)
20 - Hasan Anğı (Konya)
21 - Mehmet Altan Karapaşaoğlu (Bursa)
22 - Muzaffer Külcü (Çorum)
23 - Murat Yıldırım (Çorum)
Gerekçe:
Tekstil ve hazır giyim sektörü 1980'li yılların ortasından günümüze
kadar hızlı bir yükseliş trendine girerek, ülkemizin ihracatında ve eleman
istihdamında lokomotif sektör olarak ülke ekonomisinde önemli bir yer iştigal
etmektedir. Günümüze kadar ihracatımız ciddî artışlar sağlayarak toplam ihracat
içerisinde tekstil ve hazır giyim ihracatının payı yüzde 35 civarındadır.
Tekstil ve hazır giyim sektörü incelendiğinde, birçok alt dallardan
oluştuğu görülmektedir. Üretim bazında, pamuk lifi üretimi, iplik üretimi
(doğal ve kimyasal lifler), kumaş üretimi (dokuma, örme, dokusuz yüzeyler),
terbiye (boya, baskı, bitim işlemleri) ve konfeksiyondur. Bununla birlikte her
alandaki tekstil eğitimi (mühendislik, teknisyen, tekniker, tasarım ve dizayn,
pazarlama vb), yan sanayi (kimyasal maddeler, tekstil makineleri vb)
düşünülebilir. Bu kadar geniş alan kaplayan sektör, ülkemiz açısından önemli
oranda istihdam yaratmaktadır.
Ülkemizde bazı bölgeler tarihten gelen süreçte veya günümüze kadar
uygulanan teşvik sistemleri ile tekstil ve hazır giyim sektöründe bölge
ekonomisi olarak ön plana çıkmayı başarmışlardır. Bunlara örnek olarak
İstanbul, Bursa, Denizli, Kayseri, Gaziantep, Kahramanmaraş verilebilir.
Günümüz itibariyle sektöre baktığımızda tehlike sinyalleri vermektedir.
Dünya Ticaret Örgütünün aldığı karar ile Ocak 2005'te kotaların kaldırılması
(ki, geçici olarak 2008 yılına ertelenmiştir) Uzakdoğu ve Asya ülkelerini
özellikle de Çin'i her konuda olduğu gibi bu konuda da ön plana çıkarmaktadır.
Dünyada en önemli Avrupa ve Amerika pazarları Çin mallarının istilasındadır.
Sektör, hammadde, üretim, işçilik, enerji maliyetleri ile diğer dünya
ülkeleri ile rekabet edemez hale gelmiştir. Genel olarak teknoloji takip
edilmekte; ancak, ürün gamı sıradan ve kolay yapılabilir ürünlerden devam
etmektedir. Ürün kalitesi bugün avantaj gibi görünse de kısa zamanda avantaj
olmaktan çıkacaktır. Markalaşma ise kısa zamanda olmayacağı gibi, varsayımla
hareket edildiğinde sektörün ancak bazı şirketleri markalaşmayı sağlayabilir.
Sektörün bugüne kadar oluşturduğu bilgi birikimi, az sayıda da olsa
kalifiye elemanı, pazarlama ve satıştaki gücünü koruması, istihdamda
sürdürülebilirliği sağlaması bağlamında, bu önergeyle kurulmasını teklif
ettiğimiz araştırma komisyonunun elde edeceği sonuçlar doğrultusunda, sektörün
yaşaması gereken değişim ve dönüşüme ışık tutması ve yeni bir vizyon ve strateji
ortaya konması amaçlanmalıdır.
Kısa vadede alınacak tedbirler ile orta ve uzun vadeli bir stratejik
hedef ve vizyon ortaya konularak, 2008 dünya kotalarının kaldırılacağı sürece
bir an önce adaptasyon sağlanmalıdır; aksi takdirde, üç beş yıl sonra alınan
tedbirlerin yine yetersiz kalacağı aşikârdır.
Türkiye'de mevcut sektör yatırımlarının toplam değeri ve çeşidi de göz
önünde bulundurularak sektöre bir yön verilmesi amaçlanmalıdır. Mevcut
yatırımların alternatif kullanım alanları araştırılmalı, bilgi, teknoloji ve
know-how'a dayalı yüksek katma değerli ürünlere (nano-lif ve nano kumaşlar
gibi- geçiş sağlanmalı ve gerekirse bazı önemli düzenlemeler ile tekstil harici
ürünlerin de işlenmesi sağlanmalıdır. Ayrıca, markalaşma ve moda tasarım
noktasında gelinen nokta ile ulaşılması gereken nokta arasında bir stratejik
yol haritası çizilerek yatırımcının önü açılmalıdır.
Tüm bunların çerçevesinde, işsizliğin önlenmesi ve ihracatımızın
devamlılığı açısından bir araştırma komisyonu kurulmasının gerekli olduğuna
inanıyoruz.
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması
konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İçtüzüğün 19
uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.
Efendim, lütfen... Almıyorum şu anda.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 19 uncu maddesine dayanılarak verilen
öneriler üzerinde -istem halinde, malumunuz olduğu üzere- 10'ar dakika olmak
üzere, süre itibariyle, lehte ve aleyhte ikişer sayın milletvekiline söz
vermekteyiz. Bu öneri okunduktan sonra, bir kargaşalığa meydan vermemek için
-geçmiş tatbikatlarda Başkanlık Divanımız zaman zaman sıkıntıya girdi- öneri
bittikten sonra, ben "söz isteyen var mı" diye milletvekillerime
hitap ettiğimde, o zaman alacağız önerileri, şimdi alamıyoruz.
Şimdi, öneriyi okutup, oylarınıza sunacağım.
V.- ÖNERİLER
A) Sİyasî Partİ
Grup Önerİlerİ
1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin CHP Grup önerisi
2.3.2006
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 2.3.2006 Perşembe günü (bugün)
yaptığı toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği
sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince, Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Kemal Anadol
İzmir
CHP Grup Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 63
üncü sırasında yer alan 139 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 6 ncı
sırasına alınması önerilmiştir.
BAŞKAN - Evet, öneriyi dinledik. Söz isteyen?..
Sayın milletvekilleri, lehte ve aleyhte söz isteyen
milletvekillerimiz, lehte veya aleyhte, hangi şekilde söz istediyse, o minvalde
görüşlerini bildirmelerini de özellikle rica ediyorum.
Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
önerisinin lehinde olmak üzere, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı ve
İzmir Milletvekili Sayın Kemal Anadol söz istemiştir. Önerinin aleyhinde olmak
üzere, Siirt Milletvekili Sayın Öner Ergenç ile Kahramanmaraş Milletvekili
Sayın Avni Doğan söz istemiştir.
Önce, lehte söz isteyen Sayın Gazalcı'ya söz vereceğim.
Buyurun Sayın Gazalcı. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; önerimin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündeme alınması için söz
aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, ben, 4.3.2003 tarihinde 53
arkadaşımla birlikte, 3 Martın, resmî tatil olmadan, kamuda ve okullarda
"Laiklik ve Öğretim Birliği Bayramı" olarak kutlanması için Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir yasa önerisi verdim.
Süresi içerisinde görüşülmediği için, 37 nci maddeye
göre, 13 Mayıs 2005'te gündeme alınmasını burada ele aldık, yaklaşık iki yıl
önce, oybirliğiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi sırasına girdi. Şimdi, her gün
masalarımızın üstüne bırakılan bu kitapçıkta, 63 üncü sırada bu bekliyor. İki
yıl oldu.
Yarın yine 3 Mart ve 82 nci yılını kutlayacağız. Şimdi,
aleyhte alan arkadaşlarımız, inşallah, bir biçimi yerine getirmek için değil ya
da bir gerekçe bulmak için aleyhte almıyorlar; o oylarının sahipleri iseler,
daha önce kabul ettikleri, oybirliğiyle kabul edilen bu yasa önerimin, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin gündemine alınmasını diliyorum.
Peki, nedir bizi bu yasa önerisini vermeye iten duygu?
Değerli arkadaşlar, cumhuriyetin duyurulmasından dört ay sonra, Türkiye
Cumhuriyetinin, devletinin, toplumunun laik bir anlayışla yaşaması, eğitimde
bilimsel bir birliğin olması için, bu Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 3
Mart 1924'te art arda üç devrim yasasını kabul etti. Bu yasayla halifelik
kaldırıldı, bakın, bu 1924 3 Martında.
Gençler ve bugünkü insanlar anlasın diye söylüyorum,
vakıf ve din bakanlığına son verildi ve en önemlisi de Öğretim Birliği Yasası
kabul edildi.
429, 430 ve 431 sayılı bu Yasalar, Türkiye
Cumhuriyetinin bir yaşam biçimi, bir yol haritasını belirten yasalardı. O
günden sonra, doğal olarak, 1928'de, Anayasadaki "devletin dini İslamdır"
maddesi kaldırıldı, 1937'de de laiklik gündeme girdi.
Birçok işler başardı değerli arkadaşlar bu yol; yani,
inancı vicdanlara bırakarak, kişi özgürlüğüne bırakarak, toplumda barış,
hoşgörü, çağdaşlık olması düşüncesiyle bu temel yasalar kabul edildi.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, cumhuriyet,
gerçekten, çok güç kazanılmış, en büyük bir devrimdir, Atatürk'ün sözüyle; beş
yıllık bir ulusal kurtuluş savaşı sonucunda duyurulmuştur. Kurtuluş Savaşını
yapanların kafasında, Türkiye'nin cumhuriyetle yönetileceği ve bunun laik
olacağı; öğretiminin, eğitiminin de öğretim birliği içinde olacağı vardı.
Bakın, bu yasa çıktığı zaman, Büyük Atatürk, Nutuk'ta,
Söylev'inde -hem halifeliğin kaldırılmasıyla ilgili olarak bir iki cümle okumak
istiyorum- diyor ki Atatürk Büyük Nutuk'unda: "Türkiye Cumhuriyetinde
insanlararası ilişkilerle ilgili yasaları yapıp yürütmeye Türkiye Büyük Millet
Meclisi yetkili kılınarak, din işleri ve vakıflar bakanlığı kaldırıldı.
Türkiye'de bütün bilim, eğitim ve öğretim kurumları, bütün okullar Millî Eğitim
Bakanlığına bağlandı.
Bana 'halife ol' diyorlar. -Ben, zaman tüketmemek için
söylüyorum- Halifelik devlet başkanlığıdır; Mısır'dan, Hindistan'dan gelenler
öyle söylüyor. O benim sözlerim, acaba oralarda kabul edilebilir mi? Bu, en
büyük hakarettir" diyor, reddediyor, halife olmayı da reddediyor ve bu üç
büyük devrim yasasını kabul ediyor.
İsmet İnönü'nün, yine, en uzun süre Başbakanlık yapmış,
cumhuriyetin kurucularından İsmet İnönü'nün de, halifeliğin kaldırılmasıyla
ilgili, gerçekten, o tutanaklardan okunması gereken çok güzel sözleri var.
"Arkadaşlar, Anadolu'nun bütün ovalarını doldurduğumuz, henüz gözleri açık
yatan şehitlerimiz için bundan daha büyük bir saygısızlık olamaz.
Mücadelemizdeki başarımız, hilafet makamının Türk Ulusunun bağımsızlığı ve
yazgısı üzerinde herhangi bir rol oynamaması düşüncesini fiilen ve maddeten
getiren bir sonuçtur" diyor. Bir yıl sonra, Öğretmenler Birliği
Kongresinde İsmet İnönü diyor ki: "Öğretim birliğiyle yapılan, daha da
yapılacak olan işlerin, memleketin bütün hayatına, düşün, sanayi, teknik hayatlarda
olduğu kadar toplumsal hayatta da başlıca bir temel olduğunu düşünüyoruz"
diyor. "Ulusal eğitim istiyoruz. Bu ne demektir; bunu, tersiyle, zıddıyla
düşünelim. Bunun zıddı, dinsel eğitimdir ya da uluslararası eğitimdir. Biz, ne
dinsel eğitim istiyoruz ne uluslararası eğitim istiyoruz. Biz, ulusal eğitim
istiyoruz, kendimizin eğitimini istiyoruz" diyor arkadaşlar.
Bu ülkede sekiz yıla yakın bakanlık yapmış, UNESCO'da
bizi temsil etmiş olan Hasan Âli Yücel de, bakın, ölümünden çok kısa bir süre
önce, 3 Mart Öğretim Birliği Yasasıyla ilgili diyor ki, 3 Mart 1924 tarihli
Öğretim Birliği Yasasının 1839'dan bu yana gelen eğitim ve kültür ikiliğini
kaldırdığını, laik öğretimin bu yasayla başladığını söylüyor.
Değerli arkadaşlar, hoşgörü istiyorsak, demokrasi
istiyorsak, eğitimin bilimsel olmasını istiyorsak, ülkemizin, gerçekten, bugüne
değin olduğu gibi, bütün dünya ulusları arasında çağdaş bir biçimde yer
almasını istiyorsak, bu büyük günü bize kazandıran…
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanla
istişarelerinizi gerekirse dışarıda yapalım, lütfen.
Buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - ...bu devrim yasalarının
gündeme alınmasını diliyoruz.
Zaman zaman, Başbakan, yurt dışında, Türkiye'nin laik
bir ülke olduğunu söylüyor ve laikliği de, AKP'li birçok arkadaşım da yaşam
biçimi olarak kabul ediyorlar. Zaten, Anayasamızın gereği değiştirilmesi bile
önerilmeyecek bir madde.
Yine Anayasanın 174 üncü maddesinde, devrim yasalarının
başında Öğretim Birliği Yasası kabul ediliyor.
Değerli arkadaşlar, bakın, sekseniki yıl geçmiş aradan.
Peki, bayramımız çok diyecekler şimdi arkadaşlar,
gündemimiz dolu diyecekler, ne gerek var her şeyin bayram olmasına diyecekler.
Bunlar birer gerekçedir değerli arkadaşlar, bunlar, maalesef, işi ciddî ele
almamaktır. Biz tatil olsun istemiyoruz. Bakın, biz, okullarımızda,
çocuklarımıza, laikliğin ve öğretim birliğinin ne olduğunu öğretelim diyoruz.
Övünsünler cumhuriyetimizle, laiklikle, öğretim birliğiyle. O, kültürün
gelişmesi için de, eğitimin gelişmesi için de gereklidir. Ne zaman, biz, bu
ilkelerden, bu yol haritasından sapmışsak, bu ilkeler gölgelenmişse, o zaman
başımız gerçekten derde girmiştir sevgili arkadaşlar. Yaşadığımız son zamandaki
olayları düşünün, bir 12 Eylülden önce Çorum'da, Sivas'ta, Maraş'ta
yaşadıklarımızı düşünün. Bütün bunlar, gerçekten laikliğin ve öğretim
birliğinin bir yaşam biçimi olarak hayatımıza girmemesi ve bazı insanlara
yanlış telkinlerde bulunulması sonucundadır.
Gelin, hele AKP, eğer gerçekten inanıyorsa,
Anayasamızın, laik bir cumhuriyet, devletin laik olduğunu kabul ediyorsa, bunun
değiştirilmez bir ilke olduğunu kabul ediyorsa, bu üç devrim yasasının...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Bu önerimizin gündeme alınmasını diliyoruz değerli
arkadaşlar. Dün olduğu gibi, bugün de, Türkiye Cumhuriyetinin, Anayasanın
olmazsa olmaz temel ilkeleridir bunlar ve halkın çok büyük bir kısmının kabul
ettiği bir yaşam biçimidir.
Ülkemizin, çağdaş uluslar arasında yer almasını
istiyorsak, bu yasaları kabul edelim, reddetmeyelim. Sudan gerekçelerle, işte
biz gündemimizi yapmıştık diye reddetmeyelim.
AKP'li arkadaşların, burada, her gün gündem
değiştirdiklerini biz biliyoruz. Ben eskiden de milletvekilliği yaptım. Bakın,
ne çalışma süresi kaldı ne de iki gün sonra biz ne yapacağımızı biliyoruz.
Gelin, yarın, 3 Mart, yeni topluma ve çocuklarımıza bir
armağan verelim. Bunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine alalım. Daha
önce verdiğiniz bu konudaki oyları da unutmadan desteğinizi bekliyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son cümlenizi rica ediyorum.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Hepinize saygılar sunuyorum; 53 arkadaşım adına ve
bütün hepiniz adına destek bekliyorum.
Sağolun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Gazalcı.
Aleyhte söz isteği, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın
Avni Doğan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime başlamadan, hepinize saygılar sunuyorum.
Hiç kuşkusuz, tevhidi tedrisat, yani, eğitimin birliği,
cumhuriyet devrimlerinin en önemlilerinden biridir. Bunu, sevgili dostum Sayın
Gazalcı'nın söylediği gibi, Türkiye'nin büyük bir kısmı değil, halkın büyük bir
kısmı değil, Türk Halkının tamamı kabul ediyor.
Tabiî, ne hilafetin kaldırılmasına ne eğitim birliğine
Türkiye'de itiraz yok. Çünkü, bunlar, Türkiye Cumhuriyetinin temel dinamiklerini
oluşturuyor. Yaşadığımız dünyada, yaşadığımız bölgede, Türkiye en güçlü
ülkeyse, en aydınlık ülkeyse, en demokratik ülkeyse, cumhuriyet projesi, önemli
bir cumhuriyet projesi olan Tevhidi Tedrisata borçludur. Eğer bu, Atatürk'ün ve
onun arkadaşlarının düşündüğü şekliyle uygulanabilseydi, lüzumsuz
ideolojilerden arındırılabilseydi, eğitime, gerçekten bilimsel olarak
bakılabilseydi, hiç kuşkusuz, Türkiye çok daha ötelerde olacaktı. Buna kimsenin
itirazı yok.
Tabiî, Sayın Gazalcı, çalışkan bir arkadaş; gerçekten,
ondan, Millî Eğitim Komisyonunda da çok faydalanıyoruz. Savunduğu şey doğrudur;
eğitimin çağdaşlığı, eğitimin bilimselliği. Buna kimsenin itirazı yok, hiç
birimizin itirazı yok. Yalnız, bizim anlaşamadığımız nokta, galiba, bu
çağdaşlığın tarifinde. Çağdaşlık nedir; cumhuriyet projesi, cumhuriyetin
projelerinden birisi, modernleşme projesidir. Modernleşme, bir değişimi,
sürekli değişimi temsil eder. Yani, "otuz yıl önce ben neredeysem, şimdi
oradayım" diyorsanız, siz, cumhuriyetin değişim projesine kavga açmışsınız
demektir.
"Efendim, siz ne çok değişiyorsunuz"
diyorsanız, ben size şunu söylerim: Dünyada değişimin önüne hiçbir güç duramaz.
Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir. Cumhuriyetin esas projesi de budur.
Cumhuriyetin esas projesi, 1930'lu, 40'lı, 50'li yıllara takılıp kalmamaktır.
Dünya değişiyor, çağ değişiyor. 1930'larda, insanlar,
tüberkülozdan ölüyordu, tifodan ölüyordu.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Yine var.
AVNİ DOĞAN (Devamla) - Ama, şimdi, tüberküloz bir
hastalık olmaktan çıktı.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Bugün gazetelere
bakmamışsın!
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Bak, bak, manşete bak!
AVNİ DOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Türk eğitim
sistemi, Türkiye Cumhuriyetinin tam bir millî devlet... Siz ona "ulus
devlet" diyorsunuz, ben "millî devlet" diyorum.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - O yıllarda ortadan
kaldırıldı, siz geri getirdiniz!
AVNİ DOĞAN (Devamla) - ...tam bir millî devlet olarak
kavramlaştırılmasını önerir; durağanlığı değil, hareketi, değişimi temsil eder.
Atatürkçü çağdaşlaşma isteği, değişimin ve modernleşmenin devamlılığını söyler.
Şimdi, düşünün, bir Meclis, hilafeti kaldırıyor. O Meclise büyük saygımız var.
O Meclis, millî iradedir. Bir Meclis, tevhidi tedrisatı getiriyor. O Meclise
büyük saygımız var. Şimdi, o Meclis, tevhidi tedrisatı getiren Meclis, o günü
bayram ilan etmeyi bilmiyor muydu, beceremiyor muydu?! Şimdi, arkadaşlar,
bakın, hadiselere oryantalist gözle bakarsanız, siz, kendi ülkenize
"öteki" gözüyle bakarsanız, bir yere varamazsınız. Modernleşmeyi
batılı anlayış temsil eder, eski demirperde temsil etmez. Her önemli günün
yıldönümünün bayram olması geleneği, sadece demirperdede vardır ve demirperde
de çökmüştür. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri) Bırakın, o
günü, bu günü bayram ilan etmeyi; siz, eğitimi ideolojik düşüncelerden ayırmayı
becerebiliyor musunuz? Siz, Türkiye'de mezhepçi anlayışa karşı çıkmayı
becerebiliyor musunuz?.. (CHP sıralarından "Bravo(!)" sesleri) İşte,
kazanırsınız. Eğer, siz analitik düşünmüyorsanız, ister sağcı olun ister solcu
olun, ister ulusalcı olun, ister başka bir şey olun aynı kamptasınız.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Peşindeyiz, büyük…
AVNİ DOĞAN (Devamla) - Analitik düşünmek zorundayız.
Eğitimi çağdaşlaştırmak zorundayız. Eğitimi ideolojik anlayışların dışında
tutmak zorundayız. 21 inci Yüzyıl -şunu açık söyleyeyim- ideolojilerin yüzyılı
değildir, demokratikleşmenin yüzyılıdır. Şimdi, bakın, Cumhuriyet Halk Partisi
çok önemli bir partidir, cumhuriyetin ilk partisidir, Atatürk'ün partisidir.
Atatürkçülüğü yeniden düşünme ihtiyacı, yeniden düşünme görevi, "bizim
kadar" demiyorum, "diğer partiler kadar" demiyorum, diğer
partilerden fazla Cumhuriyet Halk Partisinin görevidir. Atatürkçülük bir
skolastik anlayış değildir. Atatürkçülük bir durağanlığın adı değildir.
Atatürkçülük bir değişimin adıdır.
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Günaydın… Günaydın…
AVNİ DOĞAN (Devamla) - Atatürkçülük, 1940'lı yıllara
takılıp kalmanın adı da değildir. (CHP sıralarından alkışlar[!])
ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Takıyye yapma!
AVNİ DOĞAN (Devamla) - Bırakın tevhidi tedrisatı,
yıldönümünü bayram ilan etmeyi, biz, Türkiye'de tevhidi tedrisat yeniden nasıl
sağlanır, ona bakalım. Düşünün, tevhidi tedrisattan en çok sapıldığı zamanları
düşünün, hangi yılları kapsıyor, onu bir araştırın; ziraat okullarının Tarım
Bakanlığında olduğu yılları, sağlık okullarının Sağlık Bakanlığında olduğu
yılları bir düşünün. Bakın, bunlar, bugün Millî Eğitim Bakanlığına, Atatürk'ün
kurduğu, adında "millî" olan birkaç bakanlıktan biri olan Millî
Eğitim Bakanlığına bugün bağlandı.
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Geçmişe takılma, 1950
öncesine takılma.
AVNİ DOĞAN (Devamla) - Eğitim çok ciddî bir konudur,
ideologlara bırakılmayacak kadar ciddîdir, siyasî partilere bırakılmayacak
kadar ciddîdir, adına bayramlar, törenler düzenlenmeyecek kadar ciddîdir.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Kime bırakacağız, sana mı
bırakacağız?!
AVNİ DOĞAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar,
bakın, ben ortalığı germek istemiyorum; tevhidi tedrisat 3 Mart 1924'te
çıkartıldı. Kim Cumhurbaşkanı; Atatürk. Ne zaman kaybettik; 1938'de. Ondört yıl
o günü bayram ilan etmedi. 29 Ekim bayram ilan edildi, 23 Nisan bayram ilan
edildi, 19 Mayıs bayram ilan edildi. Tevhidi tedrisatın yıldönümünü Atatürk
bayram ilan etmeyi bilmiyor muydu?! (AK Parti sıralarından alkışlar)
Cumhuriyetin ikinci adamı İnönü ondan sonra oniki yıl
iktidarda kaldı; bilmiyor muydu?!
Şimdi, bakın, Türkiye'nin…
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Tehlikede değildi o zaman.
AVNİ DOĞAN (Devamla) - Hiçbir zaman tehlikede değil.
Siz, bir şey söylüyorsunuz kırk yıldır: "Laiklik
elden gidiyor! Laiklik elden gidiyor, cumhuriyet elden gidiyor!"
Cumhuriyet muhafızlığı geleneği Türkiye Cumhuriyetine
has bir kavram değil, İran'a has bir kavramdır. Türkiye'nin cumhuriyet
muhafızlarına ihtiyacı yok. Cumhuriyeti cumhuriyet muhafızlarından korumak,
kollamak gerekiyor; Atatürk'ü Kemalistlerden korumak, kollamak gerekiyor. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Cambaza bak cambaza!
AVNİ DOĞAN (Devamla) - Şimdi, Türkiye'de birileri, din
adına, saklanıp "cambaza bak, cambaza bak" deyip işini götürmeye
çalışıyor, birileri, Atatürk adına "cambaza bak, cambaza bak" deyip
malı götürmeye çalışıyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Şimdi, din istismarı nasıl yanlış bir şeyse, bu ülkenin
diğer bir kutsalı olan kurucusunun istismarı da ayrı bir önderdir. Şimdi,
Atatürkçülüğü, kimse size kaptırmaz, kimse sizin tekelinize vermez; kusura
bakmayın, kesinlikle kusura bakmayın. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu
ülkede darbeler de Atatürkçülük adına yapıldı, 12 Eylül de Atatürkçülük adına
yapıldı; ama, Atatürkçülerin ne çektiğini gördük! Bu ülkede 28 Şubat da
Atatürkçülük adına yapıldı; ama, memleketin bankalarının içi boşaltıldı.
"Cambaza bak" dendi; 80 milyar dolar bankalardan çalınan! (AK Parti
sıralarından alkışlar) Bir işin, zarfına değil mazrufuna bakmak zorundayız.
Biz, AK Parti olarak, ideolojilerin, insan idrakine giydirilmiş deli gömlekleri
olduğuna inanıyoruz ve Türk Milletini, büyük Türk Milletini, bu deli
gömleklerinden kurtarmak istiyoruz. Bazılarının aradığı halk, bu ülkede yoktur.
Bu ülkede olmadığını, 50'den bu yana olan siyasî gelişmeleri araştırırlarsa,
görürler.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Bunların Atatürk'le ne
alakası var?!
AVNİ DOĞAN (Devamla) - Bu duygular içinde, hepinize
saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Doğan.
Lehte olmak üzere, İzmir Milletvekili Sayın Kemal
Anadol. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Anadol. (CHP sıralarından alkışlar)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin
saygıdeğer üyeleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin lehinde söz almış
bulunuyorum; hepinizi, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, Mustafa Gazalcı arkadaşımız, Denizli
Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı arkadaşımız, 2003 tarihinde bir yasa önerisi
vermiş. Yasa önerisinin amacını, veriliş nedenini kendisi özetledi; bir daha
tekrarlamak istemiyorum ve 45 gün içinde, İçtüzüğe göre, görüşülmesi
gereken
-komisyonda- bu öneri, görüşülmedi. O da, İçtüzüğün 37 nci maddesinde
kendisine tanınan hakkı kullandı; buraya getirdi ve çok ilginçtir, oybirliğiyle
gündeme girmesi kabul edildi.
Demin bu kürsüde felsefe yapan arkadaşımız, yani, bunun
bayram haline gelmemesi için ideolojilere çatan; ama, kendisi bal gibi bir
ideolojinin göbeğinde politika yapan arkadaşımız hiç bunları söylemedi, bu
gerekçeleri anlatmadı. Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımızın da -teşekkür
ederim- oylarıyla, oybirliğiyle Meclis gündemine girdi; ama, işte, takıyye
deyince sinirleniyorsunuz. İş ciddîye bindiği an, Meclisin gündemine geldiği an
Atatürk üzerine tartışma başlıyor! Şimdi, bu tartışmalara girip 10 dakikalık
süre içinde vaktimi harcamak istemiyorum, sizin vaktinizi de işgal etmek
istemiyorum.
Atatürk -arkadaşlar, şunu iyi bilelim- büyük
kumandansa, Atatürk gibi tarihte büyük kumandanlar da vardır. Atatürk büyük
yasal devrimler yaptıysa -Medenî Kanun gibi, Ceza Kanunu gibi vesaire- Napolyon
da yapmıştır aynı şeyleri. Kılık kıyafet devrimi yaptıysa, tarihte bunu yapan
başka liderler de vardır; ama, Atatürk bunların hepsinden farklı bir liderdir,
dünya çapında farklı bir liderdir. Neden; çünkü, Atatürk, akılcılığı,
rasyonalizmi savunan, aklı öne çıkaran, bilimi öne çıkaran, elbette skolastik
değil, durağan değil, sürekli devrimi savunan, devamlı değişimi savunan bir
liderdir ve şunu iyi bilelim arkadaşlar: Atatürk'ü şöyle tanımlarsınız böyle
tanımlarsınız; ama, Atatürk ve Atatürkçülük dediğimiz kavram, asla, bir su gibi
her döküldüğü kabın şeklini alan, ne olduğu belli olmayan bir ideoloji
değildir!. (CHP sıralarından alkışlar)
Evvela şunu iyi bilelim: Atatürk, akılcılıktan
kaynaklanan ve desteğini halktan alan, halkın içinden seçilen, Meclisten alan
bir lider olarak, Türkiye toplumunun, Türk toplumunun kurtuluşunu,
çağdaşlaşmasını ancak laik bir toplum olması halinde görmüştür ve 3 Martı
bayram olarak istememizin nedenlerinin başında bu gelmektedir. Bir toplum…
Arkadaşlar, elbette zaman geçiyor, zaman değişiyor; değişime falan karşı çıkan
yok, o anlayışla söylüyoruz; elbette zaman geçiyor; ama, şunu iyi bilelim:
"Demokrasi çağında yaşıyoruz" dedi Sayın Doğan, doğrudur; bir toplum,
demokratik olmayan bir toplum laik toplum olabilir; ama, laik olmayan bir
toplum demokratik bir toplum olamaz; demokrasinin olmazsa olmaz koşulu, laik
bir toplumun rejimi olmasıdır. Şimdi, bunu inkâr etmiyorsunuz.
Oraya geleceğim biraz sonra, niye çağımızda -bir
nostalji değil bu 3 Martın bayram olarak istenmesi- bir zorunluluk,
anlatacağım; ama, bir gerekçeyi elinden almak istiyorum arkadaşların. "Ya,
bırakalım, bu bayramlar mayramlar ancak demirperde ülkelerinde oluyor; eğer,
Atatürk gerekli görseydi, 3 Martı, 1924'te yasanın çıktığı gün bayram ilan
ederdi; nitekim, 29 Ekimi etti, 23 Nisanı etti, 19 Mayısı etti, Atatürk bayram
ilan etti" dedi ve sanırım salonda yok, çıktı gitti. Elimde…
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Televizyondan izliyor, kaygı
etmeyin.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) -Televizyondan izlesin; o
zaman, iyi izlesin.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Avukatı mısınız?!
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Arkadaşıyız!
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Bakın, elimde bir belge
var; rakam konuşuyorum, tarih söylüyorum tarih: 19 Mayısla ilgili kanunun kabul
tarihi 20.6.1938; 1923 değil, 1924 değil, 1925 değil, Atatürk vefat etmeden,
aramızdan ayrılmadan dört ay önce çıkarılmış, yayım tarihi de 4.7.1938; yani,
19 Mayıs, 4.7.1938'de ulusal bayram olmuş. Böyle, anlamadan dinlemeden,
karakuşi birtakım hükümlerle bu Meclise gerçek dışı beyanda bulunmayın. Ölmeden
üç ay önce 19 Mayısı bayram olarak kabul etmiş Türkiye Büyük Millet Meclisi
Şimdi, siz buna, böyle, rasgele karşı çıkma durumunda
değilsiniz değerli arkadaşlarım. Çağımız gereği, bunu, bayram olarak kabul
etmek zorundayız. Neden?.. Türkiye, bir dayatma karşısında; dış güçler
tarafından, sürekli -dikkatinizi çekerim- ılımlı İslam, Türkiye Cumhuriyeti
ılımlı İslamla yönetilen bir devlet… Sürekli bu söyleniyor. Kim söylüyor;
Amerika'nın, ABD'nin Savunma Bakanı söyledi, Dışişleri Bakanı söyledi. Yani,
bunu bilmeden söylüyorlarsa, bir Dışişleri Bakanının, bu kadar, cehaletin batağına
saplanması çok vahim bir şey! Dünya jandarması geçinen ABD Bakanı, çıkıyor,
Türkiye'ye ılımlı İslam ceketini geçiştiriyor. Yok, bilerek söylüyorsa, kasıtlı
söylüyorsa, ha, işte, onun altını çizelim. Türkiye, 21 inci Yüzyılda,
medeniyetler çatışmasının ortasında, çok özel konuma sahip ve dünyanın
takdirini kazanacak, Atatürk devrimlerinin altyapısı üstünde yükselen, çağdaş,
medeniyetleri çatıştıran değil, uzlaştıran niteliklere sahip bir ülke.
Vaktiyle -değişmenize bir şey demiyorum- Sayın Genel
Başkan -burada, tartışma açmak da istemiyorum- AK Partinin Genel Başkanı ve
bugünkü Başbakanın, İstanbul Belediye Başkanlığı zamanında, laikliğin aleyhine,
onu kabul etmeyen, reddeden, üstüne çarpı çeken beyanları var; olabilir
-tartışma açmak için söylemiyorum- bugün, dışarıda, Başbakan sıfatıyla,
Türkiye'nin laik bir rejime sahip olduğunu ağzından duymaktan da çok mutluluk
duyuyorum; onu söyleyeyim, çok mutluluk duyuyorum ve bu değişimi de olumlu
bulduğumu söylüyorum. Tartışma açmak için söylemiyorum. Demek ki, 21 inci
Yüzyılda, hâlâ, Türkiye'nin rejiminin laikliği yurt dışında ve yurt içinde
tartışma konusu yapılıyor; bilerek yapılıyor. Türkiye, 11 Eylül ikiz kuleler
saldırısından sonra, dünyada belirlenen yeni politikanın içinde, laik olduğunu,
bir daha, bir daha, bir daha, altını çizerek, Anayasanın değiştirilemeyecek
olan 1 inci maddesindeki Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, laik, sosyal bir
devlet olduğu gerçeğini kabul etmek durumundadır; bundan bir zarar görmez.
Anneler Günü var Türkiye'de; fena değil, annelerimizi anıyoruz. Babalar Günü
var; ona hiç itiraz falan edilmiyor, Babalar Günü işte. Sevgililer Günü var. Ne
olur bir de laiklik günü olursa?! Kime zararı var?! Yani, bunu, burada, çeşitli
gerekçelerle, laiklik gibi önemli bir kavramı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin
temel niteliği olan, birinci öğeyi, ana unsuru bayram olarak kabul ettiğimiz
vakit ne zarar görürsünüz arkadaşlar?!
Haa, bir şey söyleyeyim. Bitiriyorum... Devamlı bu
değişim sonucunda, iyi bir noktaya gelmek istiyorsunuz, diyorsunuz ki, millî
görüş gömleğini çıkardık, merkez partisiyiz artık. Bu öneri var ya bu öneri,
merkez partisi misiniz değil misiniz, onun testidir arkadaşlar. (AK Parti
sıralarından gürültüler, CHP sıralarından alkışlar)
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - Siz mi test edeceksiniz?!
MEVLÜT AKGÜN (Karaman) - Sizin testinize mi muhtacız?!
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Buna aykırı oy
kullanırsanız, takıyyenin yeni bir örneğini yaparsınız, yeni bir örneğini
verirsiniz; millet de sizi ibretle, hayretle, dehşetle televizyon ekranından
izler.
A. MÜFİT YETKİN (Şanlıurfa) - Seni de izliyor
dehşetle!..
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - İstediğiniz gibi oy
kullanın. Cumhuriyet Halk Partisinin önerisi ortada.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Anadol.
Aleyhte son söz isteği, Siirt Milletvekili Sayın Öner
Ergenç'te…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, yerimden bir şey
ifade edebilir miyim efendim..
BAŞKAN - Buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Edemez efendim. Niye etsin?!
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli sözcü,
Sayın Başbakanımızla ilgili olarak doğru olmayan bir ifade kullandılar.
Başbakanımızın Anayasada zikredilmiş olan laiklik
ilkesiyle ilgili görüşü, dün Belediye Başkanı iken de aynı, bugün de aynıdır.
Değişen bir şey söz konusu değildir. (CHP sıralarından alkışlar [!])
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Yapma ya!..
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - İkinci söylemek istediğim şey…
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Tutanaklara geçsin; söyle…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - İkinci söylemek istediğim şey
de şudur…
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Tutanaklara geçsin de şak diye
vuralım yüzüne!
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Bu, kanunun gündeme alınıp
alınmaması testi değil, burada verilecek olan, Yüce Parlamentonun bir
kararıdır. Arkadaşlarımızın da bu testi yapmaya ne hakları vardır ne de
hadleri! (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Millet yapıyor testi,
millet!..
BAŞKAN - Buyurun Sayın Öner Ergenç. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Sayın Başkan, çok değerli
milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi aleyhinde
söz almış olarak huzurunuzdayım; bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle
selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Denizli
Milletvekili Sayın Gazalcı ve arkadaşlarının 139 sıra sayılı teklifinde
öngörülen, laikliğin ve öğretim birliğinin bayram ilan edilmesi konusu
hakkındaki konuşmalarını, diğer sözcülerle birlikte, sizinle beraber, hep
beraber dinledik.
Değerli milletvekilleri, hiç şüphe yok ki, geçmişiyle,
tarihiyle, kültürüyle, bütün dünyaya insanlık, kültür ve çağdaşlık dersi vermiş
olan bu millet, bugün de, bizatihi kendisinin içinde yer aldığı ve bizatihi
kendisinin kurduğu cumhuriyetin temel niteliklerine, çağdaş niteliklerine,
başında olduğu gibi bugün de sonuna kadar bağlıdır ve bu bağlılık ilanihaye
devam edip gidecektir ve bu Yüce Meclis, bu bağlılığın bir ifadesi olarak, siz
değerli milletvekili arkadaşlarımla birlikte, cumhuriyetin sembolü olan, en
yüksek makamı ve mevkii olan Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bu kutsal
çatının ilanihaye devam edeceğini, buradan, bir kez daha, aksini düşünmek
isteyenlere ve düşünenlere haykırarak ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her vesileyle
kafalara yerleştirilen birtakım ideolojik şablonların burada gündeme
getirilmesi ve bu gündeme getirme içerisinde, farklı mecralarda farklı konuları
içine alabilecek şekilde bu Yüce Meclisteki kürsünün işgal edilmesini, doğrusu,
doğru bulmuyorum.
Şimdi, ne diyor Sayın Gazalcı ve arkadaşlarının
teklifinde: "1924 yılında, laiklik, bu ülkenin olmazsa olmaz unsurları
arasında yer almış. Bugün, aynı şekilde, önemini ve ehemmiyetini koruyarak
devam etmektedir." Bu konunun üzerinde herhangi bir ihtilaf söz konusu
değildir bu Yüce Meclisin çatısı altında ve dolayısıyla, bu aziz milletimizin
de laikliği bir hayat biçiminde algılamış olduğu ve bugüne kadar, cumhuriyetin
kurulduğu günden bugüne kadar, devlet ile din işlerinin birbirinden ayrı olarak
getirildiği ve başarıyla yürütüldüğü bu anlayışın, bu anlayışı kabullenmenin
başarılı bir sonucudur; ancak, burada, Sayın Gazalcı'dan ayrıldığım bir husus
var. Laiklik, sadece din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak değil; ama,
aynı zamanda, bununla beraber, kişilerin, fertlerin, bireylerin, vatandaşların
din ve vicdan özgürlüğünü, inanç özgürlüğünü de teminat altına alan bir hususu
içinde ihtiva etmektedir. (CHP sıralarından "evet, doğru" sesleri)
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Gelin, o zaman, bayram
yapalım.
ÖNER ERGENÇ (Devamla) - Laiklik, sadece, din ve devlet
işlerinin ayrılması değil; ama, aynı zamanda, insanların hür ve bilimsel bir
ortam içerisinde inancını yaşayabilmesini ve yaşadığı inancını ifade
edebilmesini de gerekli kılar diye düşünüyorum ve laiklikle ilgili bu hususu
ifade ettikten sonra da…
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Kişi laik olmaz, devlet laik
olur.
ÖNER ERGENÇ (Devamla) - …Tevhidi Tedrisat Kanunuyla
ilgili; yani, eğitimin birliğiyle ilgili hususta da görüşümü şu şekilde ifade
etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, "tevhidi tedrisat"
dediğimiz eğitimin birliği, sadece, böyle, ideolojik nutuklar atmak suretiyle
ifade edilecek kadar basit bir konu değil; bunun birkaç safhası vardır.
Bunlardan bir tanesi, eğitimde amaç birliğidir; yani, siz, hangi kademede
eğitim veriyor olursa olunuz, okulöncesinden başlayıp yükseköğretime ve onun
üstündeki kademelere kadar eğitim yaptığınızda bu eğitimin bir amacı vardır ve
bu amaç, Millî Eğitim Temel Kanunuyla çok açık bir biçimde ortaya konmuştur.
Nedir o amaç; Türk Milletinin bütün fertlerini, millî, manevî, ahlakî, insanî
ve kültürel değerlere bağlı fertler olarak yetiştirmek ve bütün bunları
insanlarda davranış haline dönüştürmektir. Yani, dolayısıyla, eğitimin hangi
kademesinde oluyorsa olsun, bu amaca yönelik yapılması gerekmektedir ve
cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne kadar da bu istikamette yapılmaya devam
etmektedir.
İkinci olarak, müfredatta birlik. Dolayısıyla, eğitimin
kademelerinde okutacak olduğunuz ders müfredatının nerede, hangi kademede
oluyorsa olsun; ama, mutlaka bir birlik içerisinde olması gerekiyor konusu
vardır. Bu da, bugün, yerini almıştır ve bu şekilde devam etmektedir ve netice
olarak, bir üçüncüsü, eğitimin sonunda verdiğiniz hukukî sonucun birliğidir;
yani, diploma birliğidir. Dolayısıyla, bu açıdan olaya baktığımızda, Türkiye'de
eğitimin birliği konusunda, yani tevhidi tedrisat konusunda herhangi bir
sıkıntı yaşanmamaktadır, böyle bir sıkıntı mevcut değildir.
Şimdi, bütün bunlarla beraber, eğitimin birliğini...
Biraz önce Sayın Anadol, Sayın Doğan'ın konuşmasına cevaben verdiği bir şeyde
dediler ki: "19 Mayısı, işte, Atatürk, ölümünden çok kısa bir süre önce
bayram ilan ettirdi."
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Evet.
ÖNER ERGENÇ (Devamla) - Doğru.
Peki, ben, şimdi soruyorum Sayın Anadol'a; Atatürk,
eğer laikliği bir bayram haline getirmek isteseydi, eğitimin birliğini bir
bayram olarak ilan etmek isteseydi, vefatından önceki süre içerisinde, 19
Mayısı ettiği gibi, bunları da bayram olarak ilan edemez miydi?!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Allah allah!..
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Çevirme!..
ÖNER ERGENÇ (Devamla) - Evet efendim.
Demek ki, bu eğitim birliğini ortaya koyan irade,
laikliği Türkiye'de ortaya koyan irade, bunun bayram olarak ilan edilmesini
öngörmedi ki, bayram haline getirilmedi ve dolayısıyla, aradan sekseniki yıl
geçtikten sonra bugün ne oldu da yeniden bunlar bayram olarak kutlansın demeye
başladık?!
Bir hususu daha ifade etmek istiyorum. Demin, yine,
Sayın Anadol'un, işte, laikliğin altını çize çize, bir daha laiklik, bir daha
laiklik, bir daha laiklik demesini de, ben, şahsen yadırgadım; çünkü, Türkiye
Cumhuriyeti, laikliği devletinin temel niteliği olarak ifade etmiş ve
Anayasasına almıştır. Dolayısıyla, bu Yüce Meclisin, Anayasada ifadesini bulan
laiklik ilkesi üzerinde herhangi bir tereddüdü yoktur.
Ben, buradaki bütün gruplardaki arkadaşlarımı tenzihen
ifade etmek istiyorum; eğer, bu anlamda laiklik konusunda herhangi bir endişesi
ve tereddüdü olan varsa, onlar, kendi o eksikliklerini tamamlamak üzere
laikliği bayram olarak ilan etmede değil, kendilerinin nerede eksik
kaldıklarını araştırıp, ona dönerek eksikliklerini…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÖNER ERGENÇ (Devamla) - …kendilerini test ederek,
nerede eksiklikleri varsa, o eksikliklerini gidermeliler diyorum ve son olarak
şunu da ifade edeyim: Zaman darlığından dolayı belki burada tek tek sayma
imkânım olmayacak; ancak, yine, Atatürk döneminde çıkarılmış, cumhuriyetin
kurulduğu yıllarda ortaya konmuş bir sürü devrim kanunları var ve bunların
ortaya koyduğu birtakım sonuçlar var. Nedir bunlar; mesela, eğer, bütün bunları
bayram olarak ilan etmek gerekirse, bir şapka iktisabı bayramı mı ilan edelim?!
Bir başka husus: Tekke ve zaviyelerin kapatıldığı günü,
tekke ve zaviyeleri kapatma bayramı mı ilan edelim?!
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Edelim, edelim…
ÖNER ERGENÇ (Devamla) - Bir başka şey: Resmî nikâhın
kabulüyle ilgili, resmî nikâhın kabulü bayramı mı ilan edelim?!
Bir başka husus: Uluslararası rakamın kabulü bayramını
mı ilan edelim?!
Bir başkası: Türk harflerinin kabulü zaten bir bayram
olarak geçmiş.
Netice itibariyle... Paşa, bey gibi birtakım lakapların
terk edildiği günü, bu isimle bayram mı yapalım?!
Ve yine, birkısım kisvelerin giyilmeyeceğine dair kanun
var. O halde, birkısım kisvelerin giyilmeyeceği bayramını mı ilan edelim?!
Yani, değerli arkadaşlarım, değerli milletvekili
arkadaşlarım; mesele, bayram ilan etmede değil, mesele... Kâğıt üzerinde bayram
ilan ederek çağdaş olunmaz. Çağdaşlık eğitimde, teknikte, teknolojide, güçlü
bir ekonomide, halkla bütünleşmede, halkının bir parçası olmada ve halkını
çağdaş dünyanın, gelişen dünyanın onurlu bir mensubu olarak, devletini, dünya
devletleri içerisinde hak ettiği onurlu yere oturtmakla olur. Dolayısıyla, AK
Parti olarak biz, şu anda çağdaşlığı bu şekilde anlıyoruz ve ülkemizi bu
anladığımız istikamette çağdaşlığa taşımaya çalışıyoruz.
Bu vesileyle ben, bu teklif üzerindeki kanaatimin
aleyhte olduğunu yeniden ifade ediyorum; hepinize tekrar saygılar, sevgiler
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ergenç.
Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş önerisi üzerindeki müzakereler
tamamlanmıştır; şimdi, oylamaya geçiyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yetersayısının
aranmasını istiyorum.
BAŞKAN - …önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler…
Karar yetersayısı arayacağım.
Kabul etmeyenler…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Merkez partisine bak!
BAŞKAN - Karar yetersayısı vardır ve öneri kabul
edilmemiştir.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
Önce, sırasıyla, yarım kalan işlerden başlayacağız.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet
Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 3 üncü sırada yer alan kanun teklifinin geri
alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden, teklifin görüşmeleri
ertelenmiştir.
4 üncü sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil
ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
5 inci sırada yer alan, Trabzon Milletvekili Cevdet
Erdöl ve 4 Milletvekilinin, Türk Tabipleri Birliği Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 35
Milletvekilinin, 23.1.1953 Tarihli ve 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği
Kanununun 3224 Sayılı Yasa ile Değişik 60 ıncı Maddesinin Birinci Fıkrasının
Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve
4 Milletvekilinin, Türk Tabipleri Birliği Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 35 Milletvekilinin,
23.1.1953 Tarihli ve 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 3224 Sayılı
Yasa ile Değişik 60 ıncı Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesi Hakkında
Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu
(2/672, 2/604) (S. Sayısı: 1069)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
Şimdi, yarım kalan işlerin görüşülmesi
tamamlandığından, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşmelerine 1 inci sıradan
itibaren devam edeceğiz.
1 inci sırada yer alan, Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ve Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu raporlarının görüşmelerine
başlıyoruz.
4.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 607 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/278, 1/1034) (S. Sayısı: 17 ve
17'ye 1 inci Ek)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
2 nci sırada yer alan, Gülhane Askerî Tıp Akademisi
Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair 604 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu raporunun görüşmelerine
başlıyoruz.
5.- Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde
Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/277) (S. Sayısı: 1079)
BAŞKAN- Komisyon ve Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
6 ncı sırada yer alan, At Yarışları Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonu raporunun görüşmelerine başlayacağız.
6.- At Yarışları Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonu Raporu) (1/1169) (S. Sayısı: 1090)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
7 nci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekili Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; 209 Sayılı Sağlık Bakanlığına
Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek
Dönersermaye Hakkında Kanun ile 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.
7.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekili Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; 209 Sayılı Sağlık Bakanlığına
Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek
Döner Sermaye Hakkında Kanun ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (2/699) (S. Sayısı: 1101) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 1101 sıra sayıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç.
Buyurun Sayın Koç.
CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan,
şahsım adına da söz talebim var, birleştirmek mümkün olursa, konuşmanın
bütünlüğü açısından; uygun görürseniz efendim.
(x) 1101 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
BAŞKAN - Sayın Koç, sizden önce istek var; onun için
birleştiremiyorum.
HALUK KOÇ (Devamla) - Peki, teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Tekrar, bir, sıra oturulmayarak başka bir kanun
tasarısı öne alındı. Bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi
ifade edeceğim; fakat, hemen, konuşmama başlamadan önce, dün akşamki oturumda,
yukarıda odamda, içim ürpererek Sayın Bakanı izledim.
Değerli arkadaşlarım, olabilir, siyaset herkesi her an
belli bir noktaya taşıyabilir; bu, bir gerçektir; yani, siyasette politikacı
olarak Sağlık Bakanı olunabilir; ama, Sayın Bakanın dünkü ifadelerini, gergin,
hiddetli ve Anamuhalefet Partisine saldırı düzeyindeki seçilmiş cümlelerini
işitince, inanın, Sağlık Bakanı olunsa bile devlet adamı olunmada güçlük
çekilebileceğinin bir örneğini görmüş oldum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, şimdi, biz, sosyal boyutuyla
bakıyoruz, sol açısından bakıyoruz sağlığa; siz, liberal sistem açısından
bakıyorsunuz, ona göre programlarınızı yapıyorsunuz. Arada farklılıkların olması
çok doğaldır. Bizim şu andaki uygulamalarınıza getirdiğimiz eleştiriler, bizim
açımızdan normaldir; ama, öyle bir eleştirilmeme zırhı istiyorsunuz ki, hiçbir
konuda, hiçbir yanlışınız, hiçbir olumsuzluğunuz söylenmesin; bunlar söylendiği
zaman da en iyi savunma saldırıdır şeklinde bir tutum takınarak, muhalefet
sıralarına dönük, cehalete varıncaya kadar, buradaki hekim arkadaşlarımı,
dolaylı olarak gıyabımda da beni, cehalete varıncaya kadar birtakım
suçlamalarının bir bakanın ağzından çıkmasına inanın çok üzüldüm.
Değerli arkadaşlarım, ben, Sayın Bakanı izledikçe dün,
sürekli olarak, Bakanlığının insan malzemesini ve onların meslek odalarını,
sendikal yapılarını küçük düşüren, alay eden bir üslupla konuşmasını, inanın,
çok yadırgadım. Bir kere daha söylüyorum bunu ve zaman zaman da düşünüyorum,
acaba, Sağlık Bakanı, gerçekten bir Sağlık Bakanlığı mı yapıyor, yoksa, eski
dönem-lerden kalma bazı mücadele dernekleri vardı biliyorsunuz, acaba,
hekimlerle ve sağlık çalışanlarıyla mücadele derneği gibi bir dernek var da, biz
bilmiyoruz da, bunun başkanlığını mı yapıyor, ben merak ediyorum.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Vardır belki, illegal…
HALUK KOÇ (Devamla) - "Vardır belki, illegal"
diyor, onu bilmiyorum; ama, Sayın Bakanın üslubunu görünce, burada ürpermemek
mümkün değil.
Değerli arkadaşlarım, ben, Sayın Bakanın -hemen
konuşmamın başında- dünkü üslubuna dönük, şu sözleri bir kere hatırlatmak
istiyorum: Sait Paşadan bir alıntı yapacağım Sayın Bakan, belki size bir örnek
olabilir. Önce yazıldığı dille olanını söyleyeceğim, sonra Türkçe yorumunu da
yapacağım, sizin söylediğiniz seviyeye inmeden yapacağım bunu. "Kesb ile
ta o kadar cehl olmaz, cehlin ol mertebesi sehl olmaz" demiş Sait Paşa.
Açılımını istiyor musunuz?
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Biz anladık…
HALUK KOÇ (Devamla) - "Tahsil cehaleti götürür,
geriye kocaman bir boşluk kalır" demiş veya…
CAVİT TORUN (Diyarbakır) - "Kesk" olmaz,
"kesb."
HALUK KOÇ (Devamla) - Kesb, kesb… Kesb diyorum ben.
Elimde yazılı, ne söylediğimi de biliyorum, Türkçe
vurguları da kötü yapmayan bir insanım. Siz de Türkçeyi iyi anlayan bir
insansınız, biliyorum. Bir tashih gereği duydunuz, herhalde sizin yanlış
anlamanızdan kaynaklandı.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakın… Sayın Bakan,
böylesine cehalet, ancak tedris ile mümkün olur, biliyor musunuz?
Şimdi, gelelim size, ilaç konusunda, grup
başkanvekiliniz, burada, çıktı, basit demagojilerle, basit çarpıtmalarla
"siz insanlarımızın serbest eczanelerden ilaç almasına karşısınız, bu
şekildeki uygulamayla devletin hiçbir kaybı olmamıştır" dediniz.
Sayın Bakan, iyi dinleyin şimdi, iyi dinleyin; 2005
rakamlarını burada veremediniz. Şimdi, iyi dinleyin. Bakın, bizim, ikide bir
getirdiğiniz "Cumhuriyet Halk Partisinin sağlık programında da bu çatıları
bir araya getirmek vardı, kendi programınızda yazdığınız zaman iyi de, biz
getirdiğimiz zaman karşı çıkıyorsunuz." Evet, vardı... Evet, vardı...
Ne oldu; yeterli bürokratlar yok mu cevap verecek?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Bu kadar
laubalilik olmaz!
HALUK KOÇ (Devamla) - Evet, vardı, vardı, var; çok
farklı bir noktada var ve bunu sakın çarpıtmayın.
Birinci kademede verilmesi gereken ilk basamak sağlık
hizmetlerinin, Türkiye gibi sosyal devlet boyutunu tam gerçekleştirememiş bir
ülkede, içi standart norm bir kadro ve norm bir hizmet donanımıyla
doldurulduktan sonra, Bağ-Kur, SSK, Emekli Sandığı ve yeşilkartlı tüm
insanlarımıza bir ulusal güvenlik numarası verilerek -bu, e-devlet
projesindeki, MERNİS'teki vatandaşlık numarası da olabilir- ilk kademede,
bulunduğu her yerde ücretsiz, o donatılmış, içi doldurulmuş birinci kademe
hizmetini aldıktan sonra, herkesin ortak çatıdan hizmet alması felsefesi bizde
de var; ama, hukuksal açıdan da gasp boyutunda gözüken birtakım el koymalarla,
bir gecede tabela değiştirmelerle ve ondan sonra devlet üzerine gelebilecek
olan -ilaç alımlarına geliyorum burada- birtakım ek yüklerle; ondan sonra,
karşımıza çıkacaksınız, ucuz demagoji yapacaksınız. Böyle bir şey olmaz!..
Değerli arkadaşlarım, bakın, şimdi, önce, oraya
geçmeden, size çok net bir şey söyleyeyim, bunu bütçe görüşmelerinde de çok
söylemiştim. 24 Kasım 2005 tarihli, de Rato'ya yazılmış, Hazineden sorumlu
Bakanımızın imzaladığı, son niyet mektubu. Değerli arkadaşlarım, güdümlü bir
bütçe yaptığımızı söylemiştim ve bu Parlamentonun yasama görevi aşılarak bir
bütçe yapma telkiniyle karşı karşıya olduğumuzu söylemiştim ve sabah 05.42'de,
sizlerin de alkışladığı bir konuşmayla "gönlüm, Türkiye'nin kendi
doğrularıyla, kendi kaynaklarıyla, kendi ayakları üzerinde duran, telkin
altında olmayan bütçe yapacağı günleri birlikte yaşayalım" diye
bitirmiştim.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Yaşıyoruz zaten.
HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Manisa Milletvekili, siz
yaşıyor musunuz bilmiyorum; ama, elimdeki IMF mektubu size yaşatıyor bunu.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Bütçe rakamlarına bakın.
HALUK KOÇ (Devamla) - Şimdi, bakın, burada, sağlıkla
ilgili…
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Bütçe rakamlarına bakın.
HALUK KOÇ (Devamla) - Biraz sonra çıkın, konuşun.
Şimdi, bakın, ne diyor burada 13 üncü paragrafta ve
şimdi yaşadıklarımıza bakın ve o gece Maliye Bakanlığının getirdiği önergeyle
-şimdi düzeltmeye çalıştığımız- nerenin, ne kaynağının, nasıl kesildiğine bakın
değerli arkadaşlarım.
"2006 bütçe hedeflerine ulaşılması, önemli ölçüde
sosyal güvenlik sistemi açığının kontrol altında tutulmasıyla bağlıdır.
Dolayısıyla, sosyal güvenlik açığına ilişkin gösterge niteliğindeki hedeflerin
altışar aylık performans kriterlerine dönüştürülmesi teklif edilmektedir."
Şimdi, iyi dinleyin: "Sağlık harcamalarını daha
iyi kontrol edebilmek amacıyla gerçekçi bir, yıllık global bütçe
hazırlanmıştır. Bu bütçeyle, her hastanenin, tüm hastalarının harcamalarını
finanse etmesi beklenmektedir. Söz konusu global bütçe, sene başında tahsis
edilecek ve sosyal güvenlik kuruluşlarının devlet hastanelerine yapacağı toplam
ödemelerin üst sınırını teşkil edecektir."
Yani, sağlık hizmetlerinin tanımlanmasındaki en temel
ilke ortadan kalkıyor ve sağlık hizmetlerinin öncelikli bir kamu hizmeti olduğu
gözardı ediliyor, tamamen bütçe içerisinde ayrılan payı aşmaması telkiniyle bir
bütçe yaptırılıyor size.
Değerli arkadaşlarım, şimdi gelelim ilaç meselesine.
Evet, vatandaşa getirilecek her türlü kolaylık,
tarafımızdan da olumlu karşılanır. Bunun üzerinde hiç tartışmaya gerek yok.
Bizim o gün getirdiğimiz… Ben burada bazı müstahzar isimlerini ve birim
fiyatlarını da vererek çok basit bir karşılaştırma yapmanızı sağlamaya
çalışmıştım.
Şimdi, biraz daha genişini söyleyelim Sayın Bakan:
Şimdi, SSK ilaç alım modelinde imalatçı, ithalatçı, zaman zaman da depocu
fiyatı üzerinden, toplu alımlar nedeniyle, kıran kırana bir rekabetle yüzde
90'lara varan indirimler sağlanabiliyordu. Daha önce sendikalarda görev yapan
arkadaşlarım, bu konuda bilgi sahibidirler veya SSK'da yönetici olarak çalışmış
arkadaşlarım varsa, hekim olarak veya yönetici olarak, bu konuda çok geniş
bilgi sahibidirler. Elbette tüm ilaçlarda, demin söylediğim boyutta, bu denli
yüksek bir ıskonto sağlanamıyordu; ama, kümülatif ortalamada SSK büyük avantaj
sağlıyordu. SSK ortalama yüzde 50 daha avantajlıydı diyebiliriz. Dolayısıyla,
100 liralık ilaç harcaması yerine, 50 liralık bir harcama söz konusuydu; 2 kat
avantaj vardı. Şimdi, Eylül 2004 ihalesiyle, serbest eczane ilaç fiyatları ve
listede -isterseniz onu takdim edebilirim merak eden arkadaşlarımıza- şu andaki
bunların karşılığı olan -serbest piyasadan tedarik edilmesi karşısında- fiyatı
karşılaştırmalı olarak yer alıyor.
Değerli arkadaşlarım, bir basit örnek vereyim. Bir ilaç
firması adı altında doğan bir skandal yaşanmıştı, firmayı söylemiyorum. Bu
firmanın eritropoetin adını verdiğimiz, kırmızı kan hücrelerini artırıcı bir
biyoteknolojik ürünü vardı. Bu ürün, SSK'ya sıfır ıskontoyla 230 000 000 liraya
alınmıştı o tarihte. Bu kadar büyük alımda sıfır ıskonto olması nedeniyle,
haklı olarak, kıyamet kopmuştu. Biliyorsunuz, firma etrafında, genel müdürler
etrafında, epey bir olay yaşanmıştı. Şimdi, bu ihalede bile SSK avantajlıydı.
Zira, değerli arkadaşlarım, bakın, sıfır ıskontoyla 230 000 000'a SSK'ya
alınıyor, aynı tarihte Emekli Sandığı, Bağ-Kur, devlet memuru kapsamındakiler
için, kurumları, aynı ilaç için eczanelerden alınanlara 330 000 000 lira
ödüyorlardı. Bir basit ilaç, bir basit ilaç... Şimdi, Maliye Bakanlığı, Çalışma
Bakanlığı, Türk Eczacılar Birliği arasında 14 Aralık 2004'te, biliyorsunuz,
kamu ilaç alım protokolünün, SSK'nın avantajlı ilaç alım modeli yok edilerek,
büyük bir kamusal zarara yol açacağı, gerek protokol imzalanmadan gerekse
imzalandıktan sonra, yazılı ve görüntülü medyada yer alan açıklamalarla
eleştirildi.
Değerli arkadaşlarım, sizi o tarihe götüreyim. Büyük
gazetelerimize, ulus ötesi büyük ilaç şirketlerinin verdiği teşekkür
ilanlarını, lütfen, gözlerinizin önüne getirin. Ulus ötesi büyük ilaç
şirketlerinin, büyük gazetelerimize verdiği teşekkür ilanlarını, lütfen,
gözünüzün önüne getirin.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakın -kulakları çınlasın,
şu sıralar çok revaçta- Sayın Maliye Bakanı başta olmak üzere, protokole imza
atan taraflar, o zaman hızlarını alamayarak, bu uygulamayla, kamunun yıllık 1
katrilyon lira kârı olacağını -tabiî, biz, onun kâr-zarar hesabını pek
anlayamıyoruz, pek değerlendiremiyoruz. O konuya, onun bakış açısından
bakmadığımız, onun yaşadıklarını yaşayamadığımız için çok farklı- SSK'nın
tasfiyesiyle gelen maliyetin 400 trilyon lirayı aşmayacağını, bu nedenle, ilaç
kuyruklarının biteceğini, hem de her yıl 600 trilyon liranın üzerinde bir
tasarruf yapılacağını müjdelemişlerdi. Neydi bu SSK ilaç alım modelinin sunusu;
gümüş tepsi içerisinde ulus ötesi şirketlere ve onların hâkim olduğu piyasaya
sunulan, "devede kulak" diye nitelendirebileceğimiz ıskonto için,
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın şu sözlerini bir kere daha Sayın Bakana
hatırlatıyorum; çünkü, şu anda aynı kabinede görev yapma bahtiyarlığına
sahipler.
Değerli arkadaşlarım, bakın, Sayın Unakıtan şöyle
diyor: "Kamunun yıllık ilaç maliyeti katrilyonlarca lira. Bu kadar büyük
alım söz konusu olunca, devlet, ben, bu kadar çok ilaç alıyorsam o zaman da bir
kıyak isterim…" Bunlar benim değil, haşa, Sayın Maliye Bakanının sözleri.
"Bundan tüm taraflar kazançlı çıktı." Tüm taraflar kazançlı çıktı,
kamu kaybetti, ulus ötesi şirketler 2,5-3 katrilyon liraya yakın bir parayı çok
rahatlıkla kazandı. Bizim söylemek istediğimiz buydu değerli arkadaşlarım.
Şimdi, IMF'nin 2005 yılı Türkiye verileri, perakende
satışlarda imalatçı -ithalatçı fiyatları baz alındığında ilaç pazarımızın yüzde
50'ye yakın bir büyümeyle 6 katrilyondan 9 katrilyon liraya sıçradığını
gösteriyor. Şimdi, bakın, bu 9 katrilyon liraya, söylediğim rakama, ilaç
harcamasına, hastanelerde kullanılan, gerçekleştirilen ilaç harcamaları dahil
değildir.
Değerli arkadaşlarım, eczane satış fiyatlarıyla toplam
ilaç harcaması ise 12 katrilyon lira, yaklaşık 9 milyar dolar civarındadır.
Perakende satış fiyatlarıyla bir yıllık ilaç harcaması artışı ise yaklaşık 4
katrilyon liradır.
Sayın Bakan, dün gevelediniz burada, kem, küm, hiçbir
yük getirmedi… Size rakamla söylüyorum, 4 katrilyon liradır bu.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Hiç bilmiyorsun,
bilmiyorsun.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sen biliyorsan açıkla!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Öğreneceksin
biraz sonra.
HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Bakan, şimdi, vallahi, söz
atmalara biz alışığız, zaman zaman yapıyoruz; ama, ben, henüz bir Bakan
sıfatını taşımıyorum. Türkiye Cumhuriyetinin Parlamentosunda bakan seviyesinde,
komisyon ya da Bakanlar Kurulu sırasından hatibe söz atıldığını da bir iki
bakanda gördüm; Sayın Akdağ da bunlardan bir tanesi, Sayın Akdağ da bunlardan
bir tanesi.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Başbakana neler söylüyorsunuz siz!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
"Geveleme" lafını kullanamazsın! Konuşacağım, göreceksin biraz sonra.
HALUK KOÇ (Devamla) - Evet, devam edin Sayın Akdağ,
devam edin, devam edin, devam edin; dün boş buldunuz burayı, konuşuyordunuz,
gel konuş bakalım!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Konuşacağım
tabiî.
HALUK KOÇ (Devamla) - Gel konuş bakalım!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Biraz sonra
konuşacağım.
HALUK KOÇ (Devamla) - Sen gel bakalım, konuş bakalım!
BAŞKAN - Sayın Koç, siz Genel Kurula hitap edin.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Konuşacak; kürsü size mi ait?!
HALUK KOÇ (Devamla) - Benim sizinle bir derdim yok, siz
niye heyecanlanıyorsunuz?! Sayın Çerçi, sizin derdiniz ne? Sizin derdiniz ne?
Siz de çıkın konuşun, savunun.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Konuşuyoruz tabiî.
HALUK KOÇ (Devamla) - Konuşun, benle değil; oradan gel
konuş.
BAŞKAN - Sayın Koç…
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Konuşacak, kürsüyü size mi
bırakacak! Her türlü eleştiriyi yapıyorsunuz, konuşacak tabiî.
HALUK KOÇ (Devamla) - Sen bakan mısın kardeşim?!
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Ben bakanımı savunacağım tabiî.
HALUK KOÇ (Devamla) - Sen, çıkar, kürsüden savunursun.
BAŞKAN - Sayın Koç, lütfen, karşılıklı konuşmayın.
HALUK KOÇ (Devamla) - Müdahale ediyor Sayın Başkan.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - İkide birde Bakana
dönüyorsun...
BAŞKAN - Sayın Çerçi, siz de müdahale etmeyin.
Buyurun Sayın Koç.
MEHMET KILIÇ (Konya) - Grup Başkanvekilinin haline
bakın ya! Ne kadar ayıp!..
HALUK KOÇ (Devamla) - O ayıp size ait Sayın
Milletvekilim.
MEHMET KILIÇ (Konya) - Utanıyoruz bundan!
HALUK KOÇ (Devamla) - O ayıp size ait; utanıyorsanız,
arka sıraya geçebilirsiniz, sizi tutan yok. Kendi utancınızla sizi baş başa
bırakayım; iyi yolculuklar!
Değerli arkadaşlarım, evet, gerçeklerle karşılaşınca
zor oluyor, zor oluyor gerçeklerle karşılaşınca. Yani, kürsü boş olunca gel
konuş; hekim ihtiyacından tut, getireceğin kısıtlamalara kadar, burada, hakaret
seviyesinde her şeyi yap; öyle yalnız değilsiniz, merak etmeyin, takipsiz de
değilsiniz.
Değerli milletvekilleri, şimdi, sonuç olarak
söyleyeyim: Bu küresel güç odaklarının telkinleriyle uygulamaya konan bir
Sağlıkta Dönüşüm Programı var. Zaman zaman diliniz kayıyor, buna "sağlıkta
devrim" diyorsunuz. Ne devrimi allahaşkına bu; sağlık devrimi mi, yumurta
devrimi mi?! Ne devrimi bu?!
İSMET ATALAY (İstanbul) - Unakıtan devrimi!
HALUK KOÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bazı
şeyleri söylerken de ölçüp biçmek lazım.
Şimdi, bu harcamalarımızı büyük ölçüde artırırken, ilaç
sektöründe dışa bağımlılığımız her geçen yıl daha da derinleşmektedir. İlaç
ihracatımızın ithalatı karşılama oranı, değerli milletvekilleri, sadece yüzde
9'dur. Eğer utanacaksak, bu orana utanalım. 2005 yılında 3 milyar dolara yakın
eczacılık ürünü ithalatı gerçekleştirilmiştir. Türkiye'nin artan dışticaret
açığında -ki, 43 milyar dolara yaklaşmıştır geçen sene biliyorsunuz- ilaç
ticaretimizdeki bu dengesizliğin de çok önemli bir payı vardır. Bu küresel
kıskaçtan çıkış yolu elbette vardır, elbette vardır. Türkiye'nin Türkiye'den
yöneltildiği, ulusal reçetelerin yaşama geçirildiği programlar elbette vardır.
Yani, alternatif sunun denirse, daha uzun bir zamanda onu da konuşuruz.
Değerli arkadaşlarım, sağlıkta getirdiğiniz program,
bir çöküş dönemi yaşatmaktadır. Hiç kendi kendinizi aldatmayın, isteyen
istediği yere gidiyor… Bana söyler misiniz, bir Bağ-Kurlu hastanın bir
üniversite hastanesine para ödemeden tedavi edilebildiğinin bir örneğini
verebilir misiniz? Bir örneğini verin bana? Sizler milletvekilisiniz, her gün
geliyor hastalarınız. Her gün geliyor hastalarınız.
FİKRET BADAZLI (Antalya) - Kurulduğundan beri öyle.
HALUK KOÇ (Devamla) - Hayır "yaptık"
diyorsunuz, "düzelttik" diyorsunuz; eksik söylemeyin değerli
arkadaşlarım; insanlar telefonlara düşüyorlar daha sonra, yaşadıklarını
anlatıyorlar. Bir Bağ-Kurlunun bir üniversite hastanesinde parasız tedavi
olması mümkün değildir. Parasını yatırır, senede bağlanır, senet gelir, üzerine
gidilir, Bağ-Kura o faturayı yollar, üç ay, dört ay, beş ay sıra bekler, yüzde
60'ı ödenir, ödenmez, bazı kalemler ödenir, bazı kalemler ödenmez.
Değerli arkadaşlarım, hiç mi hasta gelmiyor size ya?
Hiç mi hasta gelmiyor? Hiç mi hastanelere rica etmiyorsunuz? Bir tanıdık doktor
arkadaşınız, bir tanıdık yol gösteren insanınız olmadıktan sonra, o insanların
neler çektiğini biliyor musunuz? Ceplerinden ek bir katkı yapmadan, bu,
istediği hastaneden faydalanıyor, sanki, markete şey asmış gibi, hani "bir
sünnet yapılana ikinci sünnet bedava", "bir doğum yapana ikinci doğum
bedava" tarzındaki sağlık promosyonlarıyla, hangi sektörde, bir kamu
görevlisine, bir SSK'lıya cebinden ek katkı yapmadan sağlık hizmeti
verilebiliyor? Daha bugün var gazetelerde, daha bugün var: Saat 5'ten sonra, bu
anlaşmalı hastanelerde hasta kabul edilmiyor, kamu hastaları kabul edilmiyor.
Sağlık hizmetinin kesintiye uğradığını hiç duydunuz mu? Her hizmet kesintiye
uğrar; sağlık hizmeti kesintisizdir.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, getirilen teklifle, bütçe
üzerindeki, Sayın Maliye Bakanının o gece getirdiği, çeşitli kamu kurum ve
kuruluşlarının sağlık kurumlarına olan alacaklarının silinmesine ait bir önerge
vardı, hatırlıyorsunuz. O önergeyi sizler oyladınız değerli arkadaşlarım,
sizler oyladınız. Üzerinde, siz verdiğiniz için bizim konuşma hakkımız da
yoktu. Siz oy verdiniz, ondan sonra, şimdi, Sağlık Bakanlığı Araştırma Planlama
ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, eylül ayında, ekim ayında değişik genelgeler
yayımlıyor ve…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HALUK KOÇ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
HALUK KOÇ (Devamla) - Teşekkür ederim.
…kamu kurum ve kuruluşlarının maddî durumları, malî
durumları iyi olan kurumlarımızın, ihtiyaç sahibi olan kurumlara, ilgi genelge
doğrultusunda borç vermekten imtina ettikleri görüldüğünden, borç aktarımı için
yeterli nakdî kaynağının bulunmadığını veya planlanan harcamaların olduğunu
belirttiği, buna karşılık bu kurumların şu programdan güncel malî durumlarının
sorgulanması ile işte, borcu olanlara para aktarmalarına imkân veren bir şey.
Güllük gülistanlık bir şey!
Hekim istihdamına, genel sağlık sigortasına, isterseniz
sağlık politikalarındaki sizin yaptığınız bütün çarpıtmalara ve koruyucu sağlık
hizmetlerinde burada çizdiğiniz pembe tablolara ve gariban Türkiye'nin
Doğubeyazıtından Edirnesine kadar olan sağlık manzaralarına siz konuşun, biz
size cevap verelim Sayın Bakanım. Boş değilsiniz, burada da boş bulup da
Cumhuriyet Halk Partisine bir daha hakaret etmeyin.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Biraz sonra
alacaksınız cevabını.
HALUK KOÇ (Devamla) - Bir daha hakaret etmeyin, sizi
pişman ederiz.
Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Koç.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Pişman falan da
edemezsiniz, gücünüz yetmez ona.
HALUK KOÇ (Samsun) - Yeter mi yetmez mi görürsünüz.
BAŞKAN - AK Parti Grubu adına, Kocaeli Milletvekili
Sayın Nevzat Doğan.
Buyurun Sayın Doğan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA NEVZAT DOĞAN (Kocaeli) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; 209 Sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık
Kurumları ile Rehabilitasyon Tesislerine Verilecek Dönersermaye Hakkında Kanun
ile 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi hakkında Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bu teklifle, bilindiği üzere, 209 sayılı Sağlık
Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon)
Tesislerine Verilecek Dönersermaye Hakkında Kanuna 11.1.2001 tarihli ve 4618
sayılı Kanunla bir fıkra eklenerek, Sağlık Bakanlığına bağlı birinci basamak
sağlık kuruluşları dahil bütün sağlık kurum ve kuruluşları dönersermayeli
işletmeler haline dönüştürülmüştür.
375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 27 nci
maddesiyle 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde yapılan düzenlemeyle,
dönersermayeli işletmelerde görev yapan personele dönersermaye gelirlerinden
eködeme yapılmaktadır. Ancak, 2003 yılından itibaren, bütçe kanunlarında
yapılan düzenlemelerle, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında
dönersermayeden yapılan ödeme performansa bağlanarak, yapılan ikincil
düzenlemelerle de uygulama istikrar kazanmış durumdadır. Dolayısıyla, bütçe
kanunlarıyla yıllık olarak yapılmakta olan düzenlemelerin 209 sayılı Kanuna
taşınması suretiyle, uygulamanın süreklilik kazanması özel önem kazanmaktadır.
Diğer taraftan, 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe
Kanununun 31 inci maddesinin (c) fıkrasıyla, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur
ve yeşilkarta tabi hastalara, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve
kuruluşlarınca, 31.12.2005 tarihine kadar sağlanan tedavi hizmetlerinden bedeli
ödenmemiş olanlar terkin edilmiş bulunmaktadır. 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe
Kanununun 31 inci maddesinin (c) fıkrasında yer alan "31.12.2005"
tarihinin "31.12.2004" olarak değiştirilmesi suretiyle, Sağlık
Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarının malî sıkıntıyla karşılaşmadan,
sağlık hizmetlerinin kaliteli bir şekilde yürütülmesinin devamının sağlanması
amaçlanmaktadır.
Yukarıda açıklanan gerekçelere dayanılarak işbu kanun
teklifi hazırlanmıştır.
Biz, bu maddenin, bütçe görüşmeleri sırasında, tekriri
müzakere istemiyle düzeltilmesini aslında o zaman istedik; ama, mümkün olamadı
maalesef o zaman. Şimdi, bu düzenlemeyle, bu tarih değişikliği yapılmakta ve
dolayısıyla, o dönemde oluşan bazı sıkıntılar ortadan kalkmaktadır.
Evet, hastanelerimiz belki bu nedenle bir iki ay bazı
sıkıntılar yaşamıştır; ama, 2006 tarihinden itibaren -sizler de biliyorsunuz-
hastanelerimize, yaklaşık 1,5 katrilyon liraya yakın, borçlarını ödemek ve
dönersermayelerini dağıtmak üzere gönderilmiş ve bu sıkıntı büyük ölçüde
atlatılmıştır. Şu anda bu anlamda bir sıkıntı yoktur. Kaldı ki, devlette
kimsenin bir kuruşu kalmaz, devlet, bir şekilde, bunu, mutlaka öder.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Hastanelerin kaldı.
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, AK
Parti, güçlü bir toplumun oluşması, güçlü bir geleceğin inşa edilmesi için
özellikle sağlıklı ve eğitimli nesillerin yetiştirilmesinin bilinciyle
çalışmaktadır. Bunu her iki alanda yapılan çalışmalar net olarak
göstermektedir. Bugün eğitim bütçesi, eğer, ilk defa AK Parti döneminde en
fazla payı alıyorsa, bu, bu anlayışın bir göstergesidir. İşte, sağlıkta da buna
benzer çok ciddî adımlar atılmaktadır, atılmıştır.
Tabiî, sağlıkta iyinin sonu yok. Bugün hangi ülke, hem
de en gelişmiş, sağlıkta sorunlarını halletmiş gibi görünen hangi ülke
sorunsuz, sağlık alanında? Her yıl sağlıkla ilgili çalışmalarını, programlarını
yeniden masaya yatırıyorlar ve tekrar gözden geçiriyorlar.
Evet, ülkemiz birçok alanda olduğu gibi, sağlıkta da
tarihî bir dönem yaşıyor. Yıllarca hep konuşulmuş şeyler, hep "ya, yapılsa
iyi olur, bunu mutlaka bu dönemde yapmalıyız" denilen şeyler, bizim
dönemimizde birer birer hayata geçirilmeye başlamıştır.
Evet, bunları uzun uzun anlatmaya belki burada zaman
yetmeyebilir; ama, bazı başlıklar halinde, özellikle, AK Partinin
"Sağlıkta Dönüşüm Programı" çerçevesinde yaptıklarını
özetleyebiliriz.
Evet, özellikle, Sağlık Bakanlığının yeniden
yapılandırılması, genel sağlık sigortası sisteminin geliştirilmesi, aile
hekimliği sisteminin geliştirilmesi, kamu kurum ve kuruluşlarının sağlık
birimlerinin tek çatı altında toplanması şeklinde bir program olan Sağlıkta
Dönüşüm Programının bu bileşenleri birer birer hayata geçmektedir.
Evet, hastaneler tek çatı altına toplanmıştır ve
hakikaten, yıllardır, özellikle SSK'lılarımızı mağdur eden, sadece 150 tane SSK
hastanesinden hizmet almaya zorlayan bu durum ortadan kalkmış, bugün, SSK'lılarımız,
emeklilerimiz ve yakınları, 800'e yakın devletin hastanelerinden, 6 000'in
üzerindeki sağlık ocaklarından hizmet almaktadırlar.
Kötü mü oldu? Kapısının dibindeki sağlık ocağına gidip
muayene olamayan amcamız, bugün, orada muayene oluyor, sağlık sorunlarıyla
ilgili müdahaleleri yaptırıyor da, kötü mü oldu?
Evet, bugün, sadece, SSK'lılarımız, mevcut kamu kurum
ve kuruluşlarından değil, özel sektörden de hizmet alma imkânını elde etmiştir,
kavuşmuştur. Hatta yurt dışına gitme imkânı da, yine, AK Parti döneminde,
biliyorsunuz, SSK'lılara verilmiştir. Bağ-Kurlulara da öyle. Sağlık
Komisyonundaki değerli arkadaşlarımızın yaptığı çalışmalarla, yine, AK Parti
döneminde, yurtdışı tedavi imkânlarından, bu güzide vatandaşlarımız faydalanır
duruma gelmiştir.
Askerî hastaneler, yine, AK Parti döneminde, belli
oranlarda da olsa, vatandaşımızın hizmetine açılmıştır.
Evet, yıllardır kangren olmuş... Kangren diyeceğim;
çünkü, hekimlik yaparken üzülerek gözlerdik, SSK hastanelerinde, o ilaç
kuyruklarında, yaşlı, çoluk çocuk, hamile kadınların ne sıkıntılar çektiğini,
önüne -çalışan kişinin eczacı da olmaması nedeniyle- konulan bir tutam ilacı
nasıl kullanacağını düşünerek, orada çektiği sıkıntıları, hatta, o kuyruklarda
canını kaybeden vatandaşlarımızı... Yüreğimizi parçalardı hekimlik yaparken.
Ya, birileri gelse de şuna bir dur dese; ne olur yani, şunlar da, şu değerli
SSK'lı vatandaşlarımız da, Bağ-Kurlular gibi, Emekli Sandığındaki
vatandaşlarımız gibi, niye onlar dışarıdaki eczanelerden alamıyorlar; onlar da
sağlık primi ödüyorlar, onların da hakkı değil mi; niye buradaki kuyruklara
reva görülüyor diye, hep söyler dururduk ve derdik ki, gerçekten, bunu yapan
iktidar, sağlıkta, en önemli adımlardan birini atmış olacaktır.
İşte, değerli milletvekilleri, bu dediğimiz adım
Türkiye'de atılmıştır. Bugün SSK hastanelerinde -ki, eskiden SSK'ydı, şimdi
devlet hastanesi oldu- bu tablolar artık görülmüyor. SSK'lı amcamız, teyzemiz,
vatandaşımız, gidiyor, en yakınındaki anlaşmalı eczaneye, oturuyor, ilacı
hazırlanıyor, üzerine eczacı tarafından tarifi yazılıyor, nasıl kullanacağı
anlatılıyor ve evine gidiyor. Peki, kötü mü oldu?
Evet, değerli arkadaşlar, diğer bir konu: Düne kadar,
iktidarımızdan önce, kandan, serumdan, aşıdan yüzde 18 KDV alınıyordu. Bu
ayıptır, bu yazıktır diyorduk her zaman. Sağlıkçı arkadaşlarımız bilirler ve
kaç iktidar geldi geçti, değişmedi bir şey. Bugün, biliyorsunuz, bunlarda KDV
oranı yüzde 1'e inmiştir. Bunu, AK Parti İktidarı yapmıştır.
İlaçta KDV; yüzde 18'den, yıllardır konuşuldu, kim
indirebildi? Bugün yüzde 8'e inmiştir ve ilk defa "ilaçta ucuzlama"
lafını tanıdı Türkiye AK Partinin sağlıkta attığı bu adımlarla.
Evet, ilaç ucuzladı Türkiye'de. Buna önceleri
inanamayanlar olmuştu; ama, bunun gerçek olduğunu hep birlikte gördünüz ve
yüzde 80 hatta yüzde 100'lere varan ucuzlamalar oldu.
Şimdi, bir parantez açıp, çok değerli muhalefet partisi
sözcülerinin, zaman zaman da başka örgütlerin, başka kuruluşların dile
getirdiği "ya, ilacı serbest bırakıyorsunuz, bıraktınız, devletin parası
boşa gidiyor, dış ülkelerin sağlık firmalarına, ilaç firmalarına, ilaç
fabrikalarına, şirketlerine para gidiyor" deniyor. Değerli arkadaşlar, az
önce bahsettiğim tabloyu Türk insanı yaşıyordu, Türkiye'de yaşayan SSK'lılar
yaşıyordu. Hastane kuyruklarında, az önce bahsettiğim çileyi onlar yaşıyordu.
Peki, ne oldu; bugün yaşamıyorlar. Ya, bunun bedeli ne olursa olsun, ne olursa
olsun, kuyruktaki bir insanımızın hayatına değmez mi?! Orada kaybedilen bir
hayatı kurtarsak trilyonlara, katrilyonlara değmez mi?! Bugün, çok şükür, hiç
de öyle de olmadı, hiç de tahmin ettiğiniz gibi de olmadı, onun hayal
kırıklığını biraz da yaşıyorsunuz. Ne oldu?.. Sağlıktaki, özellikle, ilacın
serbest bırakılmasıyla ortaya attığınız rakamların hiçbiri gerçekleşmedi. Kaldı
ki, bir de ilaçtaki ucuzlamanın yılda getirdiği 1 milyar dolara yakın -tam o
rakamlara gelmese de oraya yakın- artı, işte bunları aşağı yukarı birbirine
yaklaştırmış oldu. Onun için, bunların hepsi, hesabı kitabı yapılarak atılmış
adımlardır.
Sağlık Bakanlığının yeniden yapılandırılma çalışmaları
başladı, gene program çerçevesinde. Artık, hantal, merkeziyetçi, bütün
kararların merkezden verilmeye çalışıldığı sistem yerine, Sağlık Bakanlığı,
denetleyici, organize edici, koordine edici, planlayıcı role adım adım
gitmektedir. Önemli değişimler yaşanmıştır. Birtakım sağlık kuruluşlarının
kararları da dahil, eczanelerin açılma kararı da dahil, eczanelerin açılma
kararı da dahil, bunlar hep perifere, taşraya verilmiştir.
Yeşilkartlılar: iktidarımızdan önce, evet,
gidiyorlardı, ellerinde yeşilkartlarıyla muayene oluyorlardı, reçete ellerine
veriliyordu "buyurun, gidin ilacınızı alın..." Peki, nasıl alacağım?
"Biz, ancak muayenesini bedava yapabiliriz, ilacını alacaksın."
Yeşilkartlımız, zaten muhtaç bir kişi; yollara düşüyordu, insanlar arıyordu,
siyasîleri araya sokuyordu. Bugün, böyle bir tablo var mı; yok. Çünkü,
yeşilkartlılarımız da -tıpkı SSK'lılarımızın hak ettiği o ilacı diğerleri gibi
serbest eczanelerden alma hakkı gibi, yeşilkartlılarımız da- ilacını,
rahatlıkla, istediği eczaneden, ücretsiz alma hakkını elde etti. Sadece ilacını
değil, ortez, protez, gözlük, diş tedavisi; bunların hepsi, bizim dönemimizde
yeşilkartlılarımıza kazandırılmış imkânlardır. Sadece yeşilkartlılarımıza
değil, 2022 sayılı Yasadan maaş alan, maluliyet aylığı alan yaşlılarımıza da bu
hak kazanıldı. Onlar da çok mağdur oluyorlardı. Muayeneleri oluyordu
"yatarsan ilacın tamam, yatmazsan başının çaresine bak." Bugün, o
sıkıntı da yoktur.
Evet, koruyucu sağlık hizmetlerine gelince, değerli
arkadaşlar, belki de hiçbir dönemde atılmayan adımlar, koruyucu sağlık
hizmetlerinde, iktidarımızda atılmıştır. Bir çocuk hekimi olarak hep hayal
ederdik; yahu, bu menenjit aşısını, devlet programında yok; ama, gerekli,
gelişmiş ülkeler çoluk çocuğuna yapıyor biz yapamıyoruz, ülkenin kaynakları
yok. Ne yapıyoruz; diyoruz ki, parası olan yaptırsın. Ama, yüreğimiz de
burkuluyor; yani, parası olmayan çocuk ne olacak?! "Yahu, keşke, devlet
bunu da verebilse" derdik yıllardır. Gene kabakulak aşısı, buna benzer
aşılama eksiklerimizden biriydi.
Değerli arkadaşlar, bugün övünerek, gururla
söyleyebiliriz ki, Sağlık Bakanlığımız, artık, Ulusal Aşı Programına bunları
almıştır. Maliyeti ne olursa olsun, bir çocuğumuzun hayatını kurtarmaya değer
mi; değer. Parasal konular bir şekilde aşılıyor; ama, kaybedilen hayatlar,
hiçbir şekilde telafi edilemiyor.
Bugün, çok şükür, yine, bebeklerimize koruyucu demir
damlası veriyoruz; bu da büyük bir adımdır. (D) vitamini damlası veriyoruz
kemik zayıflığından korumak için. Bu da, yıllardır, hep yapılması gereken
işlerdi; ama, kimse yapamamıştı, hep, sadece konuşulmuştu. Bugün, guatr testi
de denilen hipotiroidi testi, artık, yeni doğan bebeklerimize yapılır duruma
gelmiştir.
Değerli arkadaşlar, bunlar, az buz işler değil. Bunlar,
gelecek neslimizin, sağlıklı, sıhhatli, güçlü yetişmesini sağlayan adımlar;
bunlar, önemli adımlar. Çağdaş uygarlıklarla, Atatürk'ün gösterdiği çağdaş
uygarlıklara ulaşmak, onlarla mücadele etmek, öyle, oturduğumuz yerden laf
söyleyerek olmuyor. Bunları yapacaksınız; gençliğinizi, çocuklarınızı,
geleceğinizi sağlıklı ve güçlü yetiştireceksiniz ve o çağdaş uygarlıklarla
mücadele edecek, rekabet edecek duruma getireceksiniz. Yoksa, oturduğunuz
yerden, lafla olmuyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Çok değerli milletvekilleri, yine, iktidarımızın, çok
örnek olacak bir uygulaması, şartlı nakil transferi. Hani, eleştirirken diyor
ya "koruyucu sağlık hizmetlerinde ne yapıyorsunuz?" İşte, bir tane
daha söyleyeyim; belki, bunu, aklınıza bile getirememiş olabilirsiniz, hayal
bile edememiş olabilirsiniz, ama, biz hep söylüyoruz; sizin hayal
edemediklerinizi bizler gerçekleştiriyoruz. Bakın, şartlı nakil transferi
özellikle yoksul kesimin…
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Onu, Dünya Bankası önerdi.
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Özellikle yoksul kesimin,
özellikle…
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Dünya Bankası projesi…
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Daha henüz anlatmadım. Nasıl
anladınız daha anlatmadan hemen?!
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Ben biliyorum neyi
anlatacağınızı.
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Özellikle yoksul kesimin
annelerini, 0-6 yaş grubu çocuklarının periyodik takiplerinin yapılabilmesi
için teşvik ediyoruz, belli bir miktarda maddî destek veriyoruz. Eğer, çocuğunu
düzenli olarak bizim sağlık ocağımıza getirir baktırırsan, kontrolünü
yaptırırsan, buyurun, size şu kadar destek veriyoruz. Eğer, siz, doğumunuzu,
devletin sağlık kuruluşlarında yaptırırsanız, buyurun, size 50 000 000 lira ya
da 50 YTL destek veriyoruz. Evet, 500 000'i aşkın vatandaşımıza bu destek
verilmiştir. İşte, AK Partinin koruyucu sağlık hizmetlerindeki farkı budur
değerli arkadaşlar.
Bunu, biz, sadece sağlıkta yapmadık, eğitimde de
yapıyoruz biliyorsunuz "haydi kızlar okula" kampanyasında da, bunun
benzeri çalışmaları bir yandan yürütüyoruz. Çünkü, biz, ne yaptığımızı
biliyoruz. Başında söylediğim gibi, biz, biliyoruz ki, güçlü bir Türkiye'yi
gelecekte inşa etmek, ancak eğitimli ve sağlıklı nesilleri yetiştirmekle olur.
Onun yolu da, az önce söylediğim gibi, lafla değil, bunları birer birer hayata
geçirmekle olur.
Ben, bir cümleyle, çok değerli Anamuhalefet Partimizin
Grup Başkanvekilinin bahsettiği Bağ-Kur konusuna değinmek isterim. Çok değerli
milletvekilleri, evet, bizi son derece üzmektedir. Bağ-Kurlularımız üniversite
hastanelerinden yeterince istifade edememektedirler ve bu, bizim dönemimizde
başlamış bir şey değildir, bizden önceki dönemde üniversite hastaneleri, tıp
fakültesi hastaneleri, Bağ-Kur zamanında ödemelerini yapmıyor gerekçesiyle
anlaşmalarını feshetti.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Bizim iktidarımız döneminde,
gerçekten, bizler de, bu anlaşmaların tekrar yapılması için büyük uğraş
veriyoruz, hükümetimiz veriyor. Bugüne kadar önemli sayıda tıp fakültesi
hastanesi bu anlaşmasını yaptı; ama, yapmayanlar var. Dedik ki, bakın, bu dönem
farklı bir dönem. Geçmiş dönemlerde, evet, birtakım büyük aksamalar olmuş
olabilir; ama, bugün, ufak tefek zaman kayıplarını bir kenara bırakırsak,
bugün, eczanelerimiz de, üniversitelerimiz de, dışarıdaki diğer hizmet veren
kuruluşlar da yaptıkları hizmetlerin karşılığını almaktadır.
Şimdi, konu saptırılarak, halka yanlış bilgilendirme
yapılarak bu tür durumun faturasını AK Parti İktidarına yüklemeye çalışmak,
bence, çaresizliğin bir göstergesidir; yani, konuşacak, eleştirecek çok fazla
şey bulunamayışının bir işaretidir. Bağ-Kurlularla olan anlaşmalar eğer
yapılmıyorsa, lütfen üniversitelere çağrıda bulunun, tıp fakültesi
hastanelerine "ya yapmayın, etmeyin, yani artık devlet ödemelerinizde
önemli bir titizlik gösteriyor; mağdur etmeyin bu vatandaşlarımızı, senet
imzalatarak, siyasîleri araya sokarak bu işleri yaptırmayın" deyiniz. Bu,
tıp fakültesi hastanelerinin kararı, özerk kuruluşlar olduğu için, kendileri
tarafından verilmektedir. Ha, bizim de gönlümüzden geçen, bu vatandaşlarımızın
bu mağduriyetinin giderilmesidir.
Sözlerimi bitirirken şunu söyleyeyim: Bu, tamamen
ortadan kalkacak; genel sağlık sigortası yasası, inşallah, önümüzdeki zaman
diliminde Meclisimize gelecek ve önümüzdeki yıl uygulanmaya başlandığı zaman,
bu tür sorunları, artık, konuşmaz olacağız; yani, radikal çözüm de peşinden
geliyor. Hiç merak edilmesin, bu konudaki sıkıntılar da birer birer bitecektir.
Ben, sözlerimi tamamlarken, bu mevcut düzenlediğimiz
yasayla önemli bir aksaklığı gidermiş olacağımızı ve önümüzdeki süreçte,
halkımızın layık olduğu hizmetler için, bütün kapıların halkımıza açılmaya
devam edeceğini tekrar dile getiriyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Doğan.
Anavatan Partisi Grubu adına, Iğdır Milletvekili Sayın
Dursun Akdemir; buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA DURSUN AKDEMİR (Iğdır) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 209 Sayılı Sağlık Bakanlığına
Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme Tesislerine Verilecek Dönersermaye
Hakkında Kanun ile 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin üzerinde konuşmak üzere, Anavatan Grubu adına
söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi ve siz değerli milletvekili arkadaşlarımı
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bilindiği üzere, 375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin 27 nci maddesi ile 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde
yapılan düzenlemeyle, Sağlık Bakanlığına bağlı dönersermayeli işletmelerde
görev yapan personele, dönersermaye gelirlerinden eködeme yapılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu kanunu görüşmeden önce, bundan
önce gündeme getirilmesi gereken Türk Tabipler Birliğini ilgilendiren yasa geri
çekildi. Niçin?.. Ben, Sayın Komisyon Başkanına, birkaç gün önce, bu konunun,
özellikle 4 üncü maddenin değerlendirilerek bu yasanın Meclise getirilmesini
teklif ettiğimde, kendisinden beklemediğim bir tepkiyle, kızarak, bana karşılık
vermişti. Bunu, buradan açıklamak mecburiyetinde kaldım. Değerli meslektaşıma,
bu yüce kürsüden, kızgınlığının sonucunu bugün aldığını belirtmek istiyorum;
çünkü, orada getirilen 4 üncü maddede, muayene, tetkik, ameliyatlara serbest
fiyat bırakılmasını, bütçe uygulama talimatına göre bırakılıyor ve bir baz
rakam tespit edilmiyordu; yani, bir taban fiyat yoktu orada. Şimdi, eğer,
sağlıkta bir taban fiyat belirlemezseniz, kargaşalık çıkar değerli
arkadaşlarım; insan canı, parayla alınır, satılır meta haline gelir. Onun için,
belli standartta bir sağlık hizmeti verebilmek için, o standardı da
tutturabilmek için, sağlık kuruluşlarının standardını belirlemesi ve bunu da,
bu standardı da Sağlık Bakanının belirlemesi, Bakanlığının belirlemesi gerekir.
Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ya da üniversite hastanelerinde, diyeceksiniz
ki, fiyatlar, bütçe uygulama talimatına göre, şu kadardır. Evet, doğrudur.
Elektriği, binanın fizikî yapısı, personeli, suyu, her türlü masrafı, tüketim
malzemelerinin hepsi o hastanenin kendi bütçesinden karşılanıyor ve
dolayısıyla, tabiî ki, belli bir rakamda karşılık almak kaydıyla hizmeti
götürmek mümkün olabilir; ama, yeni kurulmakta olan bir özel kuruluş, eğer
belli rakamın altına çekerseniz, hizmet vermekte zorlanacak. Dolayısıyla,
hastane, kendisini sürdürebilmek için elinden gelen gayreti sarf ederek,
insanın sağlığını korumayı ucuz fiyata mal etmeye çalışacaktır. O nedenle, bir
taban fiyatın olması gerekirdi diye Sayın Komisyon Başkanıma teklif etmiştim ve
bundan sonra, bu konu Meclise geldiğinde, buradan, onu dikkate almasını önermek
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, konuya dönersek, Sağlık Bakanlığı
tarafından 2004 yılı itibariyle yürürlüğe konulan dönersermaye performans
uygulaması, sağlık çalışanlarının gelirlerinde kısmî bir iyileşme sağlayarak,
sağlıkta uygulamaların sürecine dönük tepkileri bir miktar yumuşatmıştı. Ancak,
bilindiği üzere, bütçesinde, devletin kamu hastanelerine olan 3,5 katrilyon
liralık borcu silinmiş durumdadır. Aslında 3,5 deniyor; ama, bu 5,75 milyar
YTL'dir.
Değerli arkadaşlarım, sağlık çalışanlarının
dönersermaye katkı payları iki üç yıldır ödenmemektedir ve ücretleri
dönersermayeden karşılanan taşeron ve sözleşmeli işçiler de üç aydır maaşlarını
ve ücretlerini alamamaktadırlar.
Anayasa Mahkemesi, 7.2.2006 tarihinde, sağlık
personeline dönersermaye gelirlerinin nasıl ödeneceğine ilişkin 2004 yılı bütçe
yasasının ilgili hükmümün iptaline karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, Sağlık
Bakanlığına Bağlı İkinci ve Üçüncü Basamak Sağlık Kuruluşlarında Görevli
Personele Dönersermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönergenin, kimi
madde, fıkra ve ibarelerinin iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle açılan
davada, Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulunun dava konusu kuralın
iptali için yaptığı başvuruyu değerlendirmiş ve kanunun ilgili hükmünü iptal
etmiştir.
Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel kurulunun itiraz
gerekçesinde, Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme
Tesislerine Verilecek Dönersermaye Hakkında 209 sayılı Kanunla, Sağlık
Bakanlığı kurum ve hastaneleri ile rehabilitasyon merkezlerinden dönersermaye
işletmesi kurulmuş ve kanunun 5 inci maddesinin değişik üçüncü fıkrası ve
devamında, personel katkısıyla elde edilen dönersermaye gelirlerinden, o
birimde görevli personele belirli oranlarda eködeme yapılabileceği kurala
bağlanmıştır.
Gerekçeli kararında, Anayasa Mahkemesinin, personelin
katkısıyla elde edilen dönersermaye gelirlerinin görevli personele ödenmesi
usul ve esaslarının, 2004 malî yılı için yeniden düzenlendiği ifade edilmiştir.
Mahkeme, ilgili yasanın hükümlerinin 2004 yılı malî bakımından değiştirildiği
belirtilerek, bu nedenle diğer yasalarla değiştirilmesi gereken bir kanunun
bütçe yasasıyla düzenlenmesinin Anayasaya aykırı olduğunu vurgulamıştır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye genelinde, Sağlık Bakanlığı
çatısı altında, benim edindiğim rakamlarla 206 dönersermaye saymanlığı ve 450
hastaneyi ilgilendirmektedir bu yasa. Bu da, Türkiye genelinde 120 000 sağlık
çalışanına denk düşer. Ankara, İstanbul ve İzmir kamu hastanelerinde çalışıp,
iki üç aydır dönersermaye katkı paylarını alamayan ve tepkilerini basın
açıklamalarıyla dile getiren binlerce sağlık emekçisi, buzdağının görünen
kısmıdır ancak.
Değerli arkadaşlar, dönersermaye uygulaması, aslında
çalışanların gelirlerini düzeltmekten ziyade, hastaneleri sağlık işletmelerine
dönüştürmenin bir başlangıcıydı. Hastaneler, dönersermaye uygulamasında adım
adım ilerleyince, hükümet bütçede kasıtlı bir yanlış yaparak, hastanelerin 5,75
milyar YTL alacağını silmiş ve hastaneleri kendi kaderiyle baş başa
bırakmıştır.
Değerli milletvekili arkadaşlar, hükümetin getirdiği
performans uygulamasıyla, kimi alanlarda gereksiz yere çok fazla işlem
yapıldığını -bunun da harcamaları artırdığı çok açıktır- hepimiz yakından
izlemekteyiz. Tabiî, bu da, hükümetin, kamu sağlık kurumlarına kaynak ayırmak
istememesiyle birleşince, malî bir çöküntü doğmaktadır. Bu koşullarda,
hastanenin, harcamalarını karşılayabileceği tek kaynak olan dönersermaye ise
gerçek yüzünü göstermektedir. Hastanın cebinden çıkan artacak, sağlık
çalışanının ücreti giderek düşecek bundan sonra ve hastaneler, iflas bayrağını
çekmiş olacak böylece.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; bu
teklifle, performans ölçütlerini belirleyen somut objektif kıstaslar
getirilememiştir. Performans bakımından, niteliğin mi, yoksa niceliğin mi esas
alınması gerektiği konularında tam bir netlik oluşturulamamıştır. Özellikle,
performans ölçütleri olarak niceliğin esas alınması halinde, bir yandan mutlak
gerekmeyen tahlil ve ameliyatlarla kamu zarara uğratılacak, öte yandan da insan
sağlığına gerekli titizlik ve özen gösterilemeyecektir.
Yine, bu yasa teklifiyle, dönersermaye gelirlerinden
merkezde çalışanlara pay verilirken, merkezden uzak, taşrada, mahrumiyet
bölgelerinde çalışanlara ise pay verilmemesi, hizmetin uç bölgelerde, yani,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde gönüllü olarak götürülmesine engel
teşkil etmektedir. Biz, Anavatan Partisi olarak, bunu bir eksiklik olarak
görmekteyiz.
Muhterem milletvekili arkadaşlarım, teklifle, ayrıca,
Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarından 31.12.2005 tarihine
kadar alınan tedavi hizmetlerinden bedeli ödenmemiş olanların tamamının terkin
edilmesi, 31.12.2004 tarihine çekilerek, Sağlık Bakanlığının sosyal güvenlik
kurumlarından olan alacağının silinmesi şeklinde sonuçlanmış; terkin edilecek
bu tutarın, demin de söylediğim gibi, rakamı 5,75 milyar YTL'ye ulaşmıştır.
5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 21 inci maddesiyle, ödenek
aktarmanın kanunla yapılacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu teklifle, Meclisin
bütçe yapma hakkı elinden alınarak, kanunla yapılması gereken bir düzenleme
"Kemal Abi", yani, Maliye Bakanlığınca yapılmış olmuştur.
Bütçe disiplini ve malî saydamlık ilkeleri bir tarafa
bırakılarak tedavi hizmetlerinden bedeli ödenmemiş tutarların bütçeyle
ilişkilendirilmeksizin silinmesi, aynı zamanda, ekonomi üzerinde de olumsuz
etki yaratmıştır ve giderek yaratacaktır.
Değerli arkadaşlar, sağlık hizmetlerinin bir bütün
olduğu ve bir ekip anlayışı içerisinde yürütülmesi gerektiği temel prensibinden
hareketle, elde edilen dönersermaye gelirlerinin adil bir şekilde dağıtılması,
hepimizin istediği, kuşkusuz, kaçınılmaz bir doğrudur. Bu sistemde, tabip dışı
diğer sağlık personeli ile tabipler arasında farklılıklar doğmaktadır. Bu
durum, işyerlerinde huzursuzluğa ve sağlık hizmetlerinin sunumunda moral ve
motivasyon azalmasına sebebiyet vermekte ve bu arada tabip ve diğer personel
arasında kolektif çalışma kültürünü ve düzenini bozmaktadır.
Muhterem arkadaşlarım, hastanelerimizin can damarı olan
dönersermaye gelirleri, bugün itibariyle, birçok ilimizde SSK, Bağ-Kur, Emekli
Sandığının Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelere olan borçlarını ödememesi
yüzünden kesilmiştir. Bugün itibariyle, yaklaşık, Türkiye genelinde 450
hastanemizde dönersermaye ödemelerinde sıkıntılar başgöstermiştir. Genel
bütçeden sağlığa ayrılan payın yüzde 10'lar civarında olması gerekirken yüzde 4
civarlarında kalmış olması, ülkemizde sağlık sektörünü ayakta tutan
dönersermaye gelirlerinin önplana çıkmasına vesile olmuş ve böylece, sağlık
sisteminde işlemeyen, işletilemeyen bir fasit daire ortaya çıkmıştır.
Muhterem milletvekili arkadaşlarım, hastaneler,
elektrik, su, yakacak, kira gibi, malzeme alımı gibi, tüketim malzemeleri alımı
gibi konularda ve personel ücretleri konumlarında şu anda büyük sıkıntı
içindedir. Alacaklılar, borç batağında olan hastaneleri icraya vermek
durumundalar. Eğer bu borçlar kapatılıp dönersermaye gelirleri ödenmezse, acil,
çalışan hastanelerin durumu da sıkıntı içinde kalacaktır. Ayrıca, hastanelerin
icralık olması nedeniyle hastane yöneticileri de sıkıntıya girerek mağdur
olacaklar ve sanık durumuna düşecekler; çünkü, mevzuat gereği icraya gelen
hastanelerin başhekimi ve başhekim yardımcılarıyla ilgili diğer sorumluları
hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla soruşturmalar, hatta davalar
açılabilecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu
vahim tablonun bir diğer yüzü de, dönersermayeden alacakları payları aylardır
ödenmeyen sağlık personelinin içine düştüğü negatif durumdur. Sağlık Bakanlığı
tarafından hazırlanan bir genelgeyle dönersermaye gelirlerinin dağıtımında
personel ödemelerinin öncelikli olduğu belirtilmiş; fakat, bu genelgeye hiçbir
yerde itibar edilmemiştir. İdareciler, sağlık çalışanının hakkını taşeron
firmalara dağıtmıştır. Yaşanan bu yönetim zafiyetinden dolayı sağlık personeli
mağdur edilmiş, alacakları aksatılmıştır. Şu anda ise, bu gelirden tamamen
yoksun bırakılan ve bütçesini dönersermayeden aldığı paya göre ayarlayarak
harcama yapan sağlık personeli, kredi kartını, borcunu, taksitlerini ödeyemez
duruma gelmiştir. Ayrıca, sağlık personelinin, yaşadığı ekonomik sıkıntı
yüzünden iş verimi düşmüş, çalışma ortamında, demin söylediğim gibi, huzur
kalmamıştır.
Değerli arkadaşlar, dönersermaye adaletsizliğinin
çözülmesi için bazı öneriler olabilir; ama, bu konu, aslında, daha sonra
değişik şekilde gündeme getirilerek çözümlenmeliydi. Sağlık Bakanlığı
bünyesinde bulunan kurum, kuruluşlarının gelirleri tek havuzda toplanabilir. Bu
gelirlerden bütün meslek gruplarına dağıtılacak miktar yeniden tespit
edilebilinir. Tespit edilen oranlar, her birimde çalışan aynı unvanlı personele
aynı oranda olmadır şeklinde olmalı; fakat, bu oranların üzerine performansına
göre elde ettiği puanların hesaplanmasıyla ilave yapılabilir. Performans
belirlenmesinde sadece tabibin değil, ekip içindeki tüm personelin çalışma
alanları dikkate alınmalıdır. Bu arada, sizlere, mevcut sistemin bazı
aksaklıklarından da bahsetmek isterim tabiî ki.
Değerli arkadaşlar, hastası çok olan hastanelerin
geliri yüksek olduğu için tabip ve diğer personel bu hastaneye tayin yaptırmak
için çaba sarf etmekte, bu nedenle personelin dengeli dağılımı ilkesi
zedelenmektedir. Ayrıca, tabip, daha fazla performans elde etmek için -ki, bunu
üzülerek belirtmek istiyorum, Sayın Sağlık Bakanımıza da bu konuda daha önceden
bir uyarıda bulunmuştum, tekrarlıyorum bunu ve meslektaşlarımdan da özür
dileyerek bu konuyu açıklamak istiyorum- tahlil ve tedavi yapılırken sağlık
harcamalarını artıran çabalar, maalesef, artmıştır. Tabipler arasında etik
olmayan davranışlar ortaya çıkmıştır. Aynı işi yapanlar arasında unvan
değişikliği nedeniyle farklı dönersermaye primi dağıtılmış ve dolayısıyla, bu
da huzursuzluklar getirmiştir. Bizzat katkısı olmayan kişilere de pay
verilmesi, personel arasında huzursuzluğun kaynağı olmuştur.
Anavatan Partisi olarak, bu teklifin şu anda
kanunlaşmamasını, genel sağlık sigortası çıkarıldıktan sonra finansmanla ilgili
yasaların çıkarılmasının uygun olacağını belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, demin söyledim, biraz önce,
bütçeden, genel bütçeden Sağlık Bakanlığının aldığı pay yüzde 4,39 olarak
Sağlık Bakanlığının konuşma kitapçığında; ama, gayri safî millî hâsılada ise
Sağlık Bakanlığına bütçeden düşen pay 1,39. Şimdi, genel olarak, gayri safî
millî hâsıladan toplam olarak sağlığa ayrılan payı yüzde 6 gibi bir rakamla
telakki edersek, o zaman sağlığa harcanan -ki, önemsenecek kadar yüksek- bu
rakam, nasıl ve ne şekilde hangi kurumlarda kullanılıyor?! İşte, asıl
dengesizliğin temelinde bu yatıyor. Buna, Sağlık Bakanının dikkatini çekmek
istiyorum burada.
Değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanımız, her konuşmasında
"Avrupa'da 52 nci ülkeyiz hekim sayısında" dediğinde gerçek payı var;
ama, bugün, gerçek anlamda, bir hekime düşen hasta sayısı 750 olduğuna göre ve
Avrupa ortalaması da, yaklaşık olarak, hekim başına düşen hasta sayısı 500
civarlarında olduğuna göre, İstanbul ve Ankara'da da Avrupa dağılımına eşit bir
hekim bulunduğuna göre, Sayın Bakanımızın açıkladığı şekilde sayının dramatik
çokluğu sağlık sistemini bozmuyor. Bu sayının dengesiz, uygunsuz ve yetersiz
dağıtımından kaynaklanan, yönetimin zafiyetinden kaynaklanan bir eksiklik var
burada. İşte, bu eksiklik çözülmeli.
Evet, eksikliğimiz var, ben de kabul ederim; ama, şu
anda, ben kabul ediyorum, sağlık sisteminin bozukluğu nedeniyle üniversitelerde
bulunan toplam öğretim üyeleri sayısını bir araya getirir, dengeli şekilde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - …bütün üniversitelerdeki
-ki, özellikle ben sağlık mensubu olduğum için tıp fakültelerini kastederek
konuşmak istiyorum- piramit tersine dönmüştür; üstte öğretim üyesi sayısı
azalmış, altta hükümetin cimriliği nedeniyle yeni yetişen genç kuşak sayısı
azalmıştır. Dolayısıyla bu sayıların belli merkezlerde toplanmasını, adil bir şekilde
dağıtılacak YÖK ve hükümetle ortak bir anlayış belirlenirse mevcut tıp
fakültelerinin sayısına denk tıp fakültesi çalıştıracak, eğitim yaptıracak,
asistan yetiştirecek öğretim üyesi sayısı var Türkiye'de; ama, atıl kapasiteyle
bir serviste 2 öğretim üyesi idare edecekken 20 öğretim üyesi var.
İşte bu gerçekleri çözemeyen bir Sağlık Bakanlığının,
ülkede insanımıza sağlığı dengeli şekilde götürecek çalışmaları yapmasını ben
şahsen beklemiyorum. O nedenle politika yapmıyorum burada, ülkenin gerçeklerinden
bahsediyorum. Her ne kadar aynı kurum mensubu olsak da ve hasbelkader kendisine
hocalık yapmış olsam da, bu söylediklerim kendisine bir kızgınlığın sonucu
değil; Türkiye'de sağlık sisteminin düşürüldüğü ortamın yetersizliğine kendisi
de saplanıp kaldı; onu uyarmak istiyorum. Bu saplantıdan ve bu bataklıktan bir
an önce çıkmalı, ülkemizin gerçeklerini cesurca ortaya koyarak, -ki, çok
konularda çalışkanlığını, cesaretini ve zekâsını biliyorum- çözebilecek
kapasitededir; ama, maalesef, hükümetin yanlış politikaları Sağlık Bakanını da
kilitlemiştir; dolayısıyla, bir anahtarla kendisinin açılmasını -o anahtarın
kimde olduğunu bilmiyorum ama- tavsiye ediyor; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Akdemir.
Şahsı adına, Trabzon Milletvekili Sayın Cevdet Erdöl.
Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 1101 sıra sayılı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; 209 Sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık
Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Dönersermaye
Hakkında Kanun ile 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin tümü üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün iki önemli olaydan bahsederek konuşmama başlamak
istiyorum. Birincisi, bu hafta, Yeşilay Haftası ve çok güzel bir tevafuk
olarak, Yeşilay Haftasında, tütünle ilgili 4207 sayılı Kanunda Değişlik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Adalet Komisyonumuzca kabul edildi. Bu büyük bir
müjde oldu bizim için. Gerek altkomisyonda çalışan değerli komisyon başkanı ve
üyelerine ve Adalet Komisyonunun çok değerli Başkan ve üyelerine şahsım adına
ve tüm gençliğimiz ve çocuklarımız adına, bir sağlık mensubu olarak
teşekkürlerimi ve saygılarımı arz ediyorum efendim.
İkincisi, bugün Türk Tabipler Birliği Kanununu bazı
nedenlerden dolayı görüşmedik. Bununla ilgili, Sayın Akdemir, benim şahsıma da
bir şey söyleyerek, kendisinin beni kızdırdığını veya benim ona kızdığımı ifade
ettiler. Kendileri alındıysa, ben kendilerinden özür dilerim. Ben onu kırma
niyetiyle değil; ama… Onu da tebrik ediyorum. Ben hatırlamıyorum; ama, belki
beni de kızdırabilmiştir. Onun için, o da büyük bir işi başarmıştır, onu da
tebrik ediyorum.
Mevcut kanunumuzun iki önemli getirisinden bahsetmek
istiyorum. Birincisi, dönersermayeyle ilgili kanunda değişiklik yapıyor.
Malumunuz, dönersermayeyle, özellikle sağlık çalışanlarının çalıştıkları
yerlere, konumlarına, hizmet sunumlarının durumlarına, ihtisas yapıp
yapmadıklarına göre ve belli diğer kriterlere göre dönersermayeden aldıkları
payları ayarlayan bir kanun teklifimiz vardır. Bu, oldukça önemli bir kanun
teklifidir. Eyüp Fatsa Beyi bu kanun teklifini verdiğinden dolayı kutluyorum;
ama, burada bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Özellikle performansla
ilgili pek çok spekülasyon yapılıyor. Efendim, hastaneye giden kişiler için,
özellikle hekimler performansı artırsın diye şu şu şu tahlilleri yok yere
istiyorlar gibi çok çeşitli dedikodu ve spekülasyonlarla zaman zaman
karşılaşıyoruz. Ben, bir meslek mensubu olarak, çok çeşitli hastanelere ve çok
çeşitli zamanlarda gidiyorum, bunlara gece 1, 2, 3, 4 dahil. Ben, habersiz
olarak gittiğimiz bu hastanelerde, hekim arkadaşların istedikleri tetkik
formlarını istiyorum; neleri, hangi tahlilleri istemişler acaba. Ben, bütün
samimiyetimle şunu söylemek istiyorum, hiçbir hastanede böyle bir kötü
uygulamaya örnek teşkil edecek hiçbir uygulamaya rastlamadım. Burada da
meslektaşlarımı gerçekten kutlamak istiyorum.
Yapmak istediğim bir diğer eklenti de, bu Türk Tabipler
Birliğinin kanununun, hani savsaklanacağı, gündeme getirilmeyeceği gibi bir
intibaa kapılınmasın; meslektaşlarımızı ilgilendiren bu kanunun da en kısa
zaman içerisinde, mutlaka, Meclisimizde çalışmalarımıza devam ederek
yasalaşmasını temin edeceğiz; bunu da ifade etmek istiyorum.
Biz, birçok şeyler yaptık arkadaşlar. Mesela, Nevzat
Bey, biraz önce pek çok yaptığımız şeylerden bazılarını saydılar; ama, ben, bir
iki ekleme daha yapmak istiyorum. Biz bunları yaparken, sağlıkta yaptığımız
önemli değişikliklerden, mesela, vekil ebe, vekil hemşire olayı şimdiye kadar
hiç gündeme gelmiş bir şey değildi. Kırsalda, ne kadar ücret verirseniz, ne
kadar özendirirseniz özendirin, çok küçük yerlere ebe ve hemşire göndermek
imkânı olmuyordu. Yerelden temin edilebilecek olan bu ebe ve hemşireler, vekil
ebe ve vekil hemşire olarak görev yapacaklar ve bununla ilgili kanunun da, biz,
gerçekten, büyük bir özveri ve çalışma eseri olarak, arkadaşlarımızın
katkılarıyla Sağlık Komisyonunda bunu görüşerek, oradaki verilen önergeyle
kanunlaşmasını sağladık. Bu arada, bununla ilgili öneriyi ilk getiren Bursa
Milletvekili Faruk Anbarcıoğlu Beyi de burada hatırlatmak istiyorum,
kendilerine teşekkürlerimi arz etmek istiyorum.
Arkadaşlar, bir diğer önemli konu, burada, bütçe kanunu
görüşülürken, verilen bir önergeyle, Sağlık Bakanlığının alacağı 3,5 katrilyon
liranın silinmesiyle ilgili olaydı. Bu, düzeltilmesi gereken bir hadiseydi.
Gerçekten, burada, bununla ilgili, verilen bu teklifte de, Sağlık Bakanlığının
hastanelerinin 2005 alacaklarını geri getirecek bir düzenleme yapılıyor. Bunu
da, oldukça, şahsen çok önemsiyorum. Bu 2005 alacaklarının silinmesinin veya
2006'ya kadar olan alacakların silinmesinin, hastanelerin cebinden bir anda bir
şey götürmediyse bile, psikolojik olarak, hastanelerimizi ve sağlık
çalışanlarımızı oldukça olumsuz etkilediğini, burada açıklıkla ifade etmek
istiyorum. Bu olumsuzluğu da bu Meclis düzeltecektir. Bu kanun teklifi bugün
kanunlaştığı takdirde, Sağlık Bakanlığı 2005 alacaklarını alabilecek ve
dolayısıyla, bu olumsuzluk da ortadan kalkmış olacaktır. Bu konuda vermiş
olduğunuz katkı için, gerek muhalefet partisi mensubu arkadaşlarımıza gerek
İktidar Partisindeki arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer arkadaşlar, bir şeyleri bilmek, onu
uygulayabilmek için yeterli değildir. Yani, size bir misal vereyim, futbolu çok
seven bir arkadaşınız olarak. Her iki ayağını aynı özellikte kullanabilen
futbolcu sayısı, dünyada parmak sayısından daha azdır belki. Aynı bilgi, aynı
tecrübe olmakla birlikte, aynı şekilde iki ayağınızla topa vuramazsınız veya
aynı bilgiye, aynı zihnî melekeye, aynı beyin gücüne sahip olduğunuz halde, sağ
elinizle yazdığınız gibi, eğer sağ elle yazıyorsanız, sol elinizle aynı şekilde
yazamazsınız. Bir şeyleri bilmek ayrı, bir şeyleri yapmak ayrı şeylerdir.
Bizler, sağlık sistemi üzerinde çok önemli şeyler yaptık. Bildiklerimizi
uygulayabilen bir tarzda değişiklikler yaptık. Bunda, tabiî ki, kendi adıma,
komisyonumuzda, gerçekten, bizlere çok katkı veren değerli Cumhuriyet Halk
Partisi Grubuna mensup ve Anavatan Partisi Grubuna mensup arkadaşlarımız ve AK
Parti Grubuna mensup arkadaşlarımız, 24 tane üyemizle, gerçekten, parti
görüşlerinin dışında, bir meslek ve bir ihtisas komisyonu özelliğiyle pek çok
olumlu kanuna imza attık hep birlikte. Yine, bugün, bu teklifin hazırlanmasında
bu gayreti sarf eden arkadaşlarımı ve Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli
Başkanını ve arkadaşlarını da tebrik ediyorum. Bu teklifin bir an önce
yasalaşması, önümüzde, oldukça önemli, belki de psikolojik etkisi daha fazla
olan bir sorunu çözecektir; Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerin alacaklarını
almasına yol açacaktır.
Bu kanun teklifinin yasalaşmasını ve bu kanunun hayırlı
olmasını temenni ediyorum; katkılarınızdan dolayı hepinize saygılar sunuyor,
teşekkür ediyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Erdöl.
Hükümetin söz isteği var; Sağlık Bakanımız Sayın Recep
Akdağ söz istemiştir.
Buyurun Sayın Akdağ. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkanım
teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Ben konuşmama başlarken, Cumhuriyet Halk Partisinin
Sayın Grup Başkanvekili Değerli Prof. Dr. Haluk Koç Beyefendinin dışarıya
çıkmakta olduğunu görüyorum.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Dışarıdan çağırdılar,
danışmanlarıyla toplantısı var.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ben buradayım.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Şimdi… Yalnız,
Meclis boş kalacak; yani, Cumhuriyet Halk Partisi sıraları açısından…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ben buradayım.
İSMET ATALAY (İstanbul) - Biz buradayız, yeter; iki
kişi de yeter.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Ben de aynı
kanaatteyim…
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Burası da boş!..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - … ama, bunu Sayın
Grup Başkanvekiline anlatmanız lazım.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Burası da boş!
ATİLLA KART (Konya) - Provokasyon yapmayın!
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Her zaman aynı şeyi
yapıyorsun!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Grup
Başkanvekilinize anlatmanız lazım; çünkü…
ATİLLA KART (Konya) - Biraz ciddî olun!
İSMET ATALAY (İstanbul) - Kaç kişi var burada?! Sen
şuraya bak; 350 kişiden kaç kişi var? Ne anlatıyorsun?!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Dün, yani 1 Şubat
2006 günü…
ATİLLA KART (Konya) - Biraz ciddî olun!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Şimdi, ne
anlattığımı ifade edeceğim Değerli Milletvekillim, hiç endişe etmeyin.
ATİLLA KART (Konya) - Ciddî olun Sayın Bakan!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Dün, yani 1 Şubat
2006 günü, ben Meclis kürsüsünde konuşurken, burada, Cumhuriyet Halk Partisinin
Değerli Grup Başkanvekili Sayın Kemal Anadol ve değerli Anamuhalefet Partisi
sözcüleri vardı, onlar konuştular -sözcüler- ben cevap verdim ve değerli Grup
Başkanvekilimiz de buradaydı. Bu sebeple, Sayın Atilla Koç'un "CHP
sıralarını boş buldunuz konuştunuz, şimdi gelin konuşun bakalım" biçimindeki
ifadelerini ziyadesiyle yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. Bu, Sayın Koç'un
ifadeleridir. Tutanakları aldırıp bakabilirsiniz. Sayın Koç, kendisi Genel
Kurulda bulunmayınca, CHP sıralarının boş kaldığı gibi bir, kanaatimce,
talihsiz ifadede bulunmuştur. Dolayısıyla, bunu Sayın Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun takdirine bırakıyorum.
Değerli milletvekilleri, Grup Başkanvekili olunsa dahi
-Sayın Koç için ifade ediyorum; çünkü, kendisi hakikaten çok ağır ifadelerde
bulundu- yapıcı muhalefet yapamayabiliyor bazen, sayın milletvekilleri. Şimdi,
Sayın Koç'un bir alışkanlığı var. Bu Meclis kürsüsüne geliyor, burada siz sayın
milletvekillerimize hitap etmek yerine, bazen bu tarafa komisyona dönüp
konuşuyor, bazen bu tarafa dönüp Bakanlar Kurulu üyelerine konuşuyor. Sonra da
bana diyor ki -ben cevap verdim ona- "niçin bana cevap veriyorsun."
Canım, sen, oradan, Türkiye Cumhuriyetinin bir bakanına, hiç ağza alınmayacak
yakışıksız ifadeler kullanırsan tabiî ki bir tepki alırsın. Yani, geleceksin,
burada, "geveleme" gibi, hiç bu yüce çatının altına yakışmayacak
ifadelerde bulunacaksın!.. Yani, bir defa bu lafı Sayın Haluk Koç'un kendisine
iade ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Kendisinin üslubuna her ne
kadar yakıştığını düşünüyorsam da, bu Yüce Meclisin çatısı altına bu ifadelerin
hiç yakışmadığına inanıyorum. Ayrıca, bilmediği konularda konuşurken de, biraz
daha dikkatli olmasını öneriyorum. Biraz sonra rakamları vereceğim, mesele daha
iyi anlaşılacak.
Sayın Koç, burada konuşurken yine talihsiz bir ifadede
daha bulundu: "Sizi pişman ederim" dedi. Halbuki, kendisinin gücü
buna yetmez, Sayın Koç'un gücü buna yetmez.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Grubunun da yetmez.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Ben Sayın Koç'u
bu ifadelerinden dolayı edebe davet ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Gerçekleri, ne Sayın Koç ne de bir başka kişi, bu yüce çatının altında polemik
üslubuyla örtemez. Biz gücümüzü aziz milletten alıyoruz, halkımızdan alıyoruz.
Değerli Cumhuriyet Halk Partisi Grubu da gücünü Anamuhalefet Partisi olarak
aziz milletten alıyor. Dolayısıyla, ne Sayın Koç'un ne de bir başkasının öyle
pişman etmeye falan gücü yetmez. Bu konuda kararı verecek olan aziz millettir.
Ben, bunu, dünkü konuşmamda da gayet açık bir biçimde ifade ettim. Nasıl 3
Kasımda, nasıl 28 Martta sandık milletin önüne konulduğunda, aziz millet
herkese cevabını vermişse, hiç merak edilmesin, 2007'deki seçimlerde de bu
cevabı aziz milletimiz verecektir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Erken versin o zaman… Erken
versin Sayın Bakan… Daha erken versin…Erken versin…
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Hemen gidelim…
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Kaçmak yok!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli
milletvekilleri, Sayın Koç konuşurken, haklı olarak, Bağ-Kurlu
vatandaşlarımızın üniversitelerden doğrudan hizmet alırken önce parasını ödeyip
daha sonra da faturasını Bağ-Kurdan tahsil etmesi hususundaki bir sıkıntıya
işaret etti. Bu sıkıntıya katılıyorum ve bu sıkıntının, genel sağlık
sigortasıyla birlikte, belki, daha önce çözülebileceğine de inanıyorum. Ancak,
Sayın Koç bundan bahsetti; ama, tabiatıyla, muhalefet yapma ihtiyacı hissettiği
için, diğer gerçeklerden hep kaçındı. Neden kaçındı; bakınız, bu uygulama
geçmişten beri gelen uygulama; ama, sadece bir tek burada noksanımız kaldı.
Onun için o da oraya işaret etmek istiyor. Dün, SSK'lı vatandaşımız, işçimiz ne
durumdaydı, yeşilkartlımız ne durumdaydı hizmet alırken, bugün ne durumda;
tabiî ki Sayın Koç bundan bahsetmedi, bahsedemezdi.
Dün, işçimiz, yalnızca mahdut sayıdaki SSK hastanesinin
kapısına gidebilirken, o kapılarda randevu alamadan bekleşirken, bir şekilde
yolunu bulup da ilacını yazdırsa bile, aynı hastanenin daracık koridorlarında
saatlerce ilaç kuyruğunda beklerken, bugün bunlar olmuyor. Biz, her şey güllük
gülistanlık demiyoruz, biz tamamen pembe tablolar da çizmiyoruz. Hâlâ
yapılarımızın sıkışıklığından kaynaklanan bazı problemler var; ama, geçmişle
kıyaslanamayacak kadar mesafe aldık. Bugün, bir SSK'lı işçimiz, onun yakını,
emeklisi, kamunun bütün hastanelerinden yararlanabiliyor; bu bir.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Havale edilmeden gidiyor
mu? Havale edilmeden gitsin Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - İkincisi, SSK'lı
vatandaşımız…
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - SSK havale edecek de
gidecek.
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - Senden başka konuşan yok
mu ya!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - …SSK'nın, Çalışma
Bakanlığımızın anlaşma yaptığı özel sağlık kuruluşlarından yararlanabiliyor…
(AK Parti ve CHP sıralarından karşılıklı konuşmalar ve gürültüler)
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - Konuşma be!
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sen konuşma!
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - Konuşma, dinle!
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Terbiyesiz herif!
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - Sensin terbiyesiz!
Şerefsiz!
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Şerefsiz senin yedi ceddin!
Utanmaz!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - …ve ilaçlarını
serbestçe, bir işçimiz, bir SSK'lı vatandaşımız, ilaçlarını serbestçe
eczanelerden alabiliyor. (AK Parti ve CHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ne demek ya, şerefsiz?!
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - İte bak ite! Bağla köpeği…
(AK Parti ve CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Lütfen, yerinize oturun sayın milletvekilleri.
Lütfen, yerinize oturun.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli
milletvekillerim…
BAŞKAN - Sayın Meral, size yakışmıyor bu.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Ona söyle, ne konuşuyor,
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun, yerinize oturun efendim.
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sayın Başkan
"şerefsiz" diyor.
BAŞKAN - Lütfen…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan
"şerefsiz" diyor, tutanağa bakın.
BAŞKAN - Sayın Bakan, siz konuşmanıza devam edin.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli
milletvekilleri, bugün, yeşilkartlı vatandaşlarımız, ilaçlarını eczanelerden
serbestçe alabiliyorlar. 900 trilyon civarında bir ilaç ödemesi yaptık yalnızca
2005 yılında yeşilkartlı vatandaşlarımız için. Ayrıca, yeşilkartlılarımız,
geriye yönelik olarak yeşilkartlılıktan yararlanabiliyorlar. Yani vatandaşımız,
yoksul vatandaşımız hastaneye gittiği zaman, yeşilkartı olmasa bile, 90 gün
geriye kadar, aldığı hizmetler için, yeşilkart çıkarıldıktan sonra, yine
ödemesi, devletimiz tarafından, Türkiye Cumhuriyeti tarafından ödeniyor ve bu
hususta sıkıntı çekmiyor. Dün, yeşilkartlılarımız gözlüklerini alamazken, diş
sağlığı, ağız-diş sağlığı hizmetlerini alamazken, bugün bunları alabiliyorlar.
Devlet memurlarımız ve emeklilerimiz, özel sağlık kuruluşlarından rahatça
istifade ediyorlar.
Değerli milletvekillerim, uyguladığımız performans
ödemeleri sayesindedir ki, kamuda çalışan hekimlerimiz, büyük ölçüde tam gün
çalışma esasına geçtiler. Bu, çok önemli bir noktadır sayın milletvekillerim.
Biz geldiğimizde, göreve başladığımızda, kamuda çalışan uzman hekimlerin
yalnızca yüzde 11'i tam zamanlı çalışıyordu, geri kalanları, hep part time
çalışıyorlardı, muayenehane çalıştırıyorlardı. Bugün, bu hekimlerimizin yüzde
54'ü muayenehanelerini gönüllü olarak kapatmışlardır ve vatandaşımıza tam gün
olarak hizmet etmektedirler. Bunun ne anlama geldiğini, hem bu Yüce Meclis
çatısı altındaki değerli milletvekillerim, sizler hem de halkımız iyi biliyor.
Halkımız, dün hizmet almak için muayenehanelerin yolunu tutmak zorundaydı; bu,
bugün büyük ölçüde kırılmıştır. Belki, tamamen yok olmamıştır; ama, asırlık bir
kültür Türkiye'de ortadan kalkıyor ve gönüllü olarak ortadan kalkıyor. Benim
değerli meslektaşlarım, uzman arkadaşlarım gönüllü olarak muayenehanelerini
kapatıyorlar, part time çalışmaktan vazgeçiyorlar, tüm gün kamuda çalışarak
vatandaşlarımıza hizmet ediyorlar ve ortalama olarak da, maaşlarına ilaveten, 2
800 000 000 Türk Lirası -ortalama rakamları konuşuyorum- 2005 yılı içerisinde
uzman hekimlerimiz, dönersermaye katkı payı bu surette almışlardır. Bütün
sağlık personelimize ödediğimiz miktar 2 katrilyon Türk Lirasının üzerindedir.
Değerli milletvekillerim, kuşkusuz ki, koruyucu sağlık
hizmetleri önemli. Bakın, elimde bir grafik var. Hep sürekli olarak birtakım
sloganlardan bahsediliyor. Buraya çıkan sayın muhalefet partisi sözcüleri
Türkiye'de koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli pay ayrılmadığından vesaireden
bahsediyor. Dün, aşılamalara ayırdığımız rakamdan bahsetmiştim, bugün de size,
şu grafikle aşılama oranlarımızı gösteriyorum.
Bakınız, net olarak ifade ediyorum. 2005 yılı, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin çocuk aşılamalarında ulaştığı en yüksek rakamları ifade
ediyor. Verem aşısında yüzde 88'e ulaşmışız, karma aşılarda yüzde 90'a
ulaşmışız, kızamık aşısında da yüzde 90'a ulaşmışız.
Tekrar söylüyorum değerli arkadaşlarım, bunlar, Türkiye
Cumhuriyetinin rekor rakamlardır. Daha önce böyle bir rakam hiç yoktu; hatta,
size daha çarpıcı rakamlar vereceğim. Bitlis'te, 2002 yılında, aşılama
oranları, biz geldiğimizde yüzde 63 iken, bugün yüzde 86'ya ulaşmıştır;
Hakkâri'de yüzde 44 iken, yüzde 89'a ulaşmıştır; Şırnak'ta yüzde 37 iken, yüzde
86'ya ulaşmıştır.
Değerli arkadaşlarım, işte, sosyal devlet olma
prensibinin gereği budur. Bunu, özellikle, Anamuhalefet Partimizin dikkatlerine
sunuyorum. Bir sosyal demokrat partinin, bunun önemini gayet iyi kavraması
gerekir.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, sağlık
kuruluşlarımızda muayene ettiğimiz hasta sayısı, 2002 yılında 165 000 000 iken,
2005 yılında 270 000 000 kişi olmuştur. SSK hastaneleri, Sağlık Bakanlığı
hastaneleri ve sağlık ocaklarımızdaki toplam muayene sayısı 2002 yılında 165
000 000 iken, 2005 yılında bu rakam 270 000 000'a ulaşmıştır. Tabiî ki, bu
sebeple, vatandaşlarımız, bundan, ziyadesiyle memnundur.
Sayın Koç, Anamuhalefet Partimizin Değerli Grup
Başkanvekili -bu kanun için sözcüsü Sayın Koç- ilaç harcamalarından bahsetti.
Aslında, tam da istediğim konuya temas etti değerli milletvekilleri. İlaç
harcamaları, acaba, Türkiye'de ne oldu, geçmiş yıllarda neydi, şimdi ilaç
harcamalarımız ne noktaya geldi; önce, bunun hikâyesini size kısaca ifade etmek
isterim. Biz geldiğimizde, yirmi yıldır uygulanan bir ilaç kararnamesi vardı.
Bu kararnameye göre, ithal ettiğiniz bir ilaca masrafları ekliyordunuz, onun
üzerine belli bir kâr payı koyuyordunuz, bunun piyasa fiyatı bu oluyordu. Yirmi
yıl boyunca Türkiye'de bu uygulanmıştı. Yeni bir yöntem getirdik. Bu yeni
yöntemle dedik ki: Biz, Avrupa'daki ilaçların... İlaç fiyatlarını, en
ucuzlarına, yaklaşık olarak, en ucuzlarına Türkiye'de ilaç sattıracağız ve bunu
da gerçekleştirdik. Bakınız, kararnamenin detaylarına girmiyorum; ama, burada
bazı rakamlardan bahsedeceğim. Bunlar gerçek rakamlar değerli milletvekilleri,
bunlar hayal değil. Bunlar, geçmişte, başkalarının hayal edemediği rakamlardır.
Bazı örnekler veriyorum değerli milletvekillerim: Piyasada Zokor adıyla bilinen
kolesterol düşürücü bir ilaç, biz geldiğimizde -15 Temmuz rakamlarını
veriyorum; çünkü, kararname, daha sonra, temmuzda yapılmıştı- 15 Temmuz 2003'te
50 000 000 Türk Lirasıymış bir kutusu. Değerli milletvekillerim, piyasada bugün
kaç lira biliyor musunuz bu ilaç...
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - 80 küsur…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - 10 000 000 Türk
Lirası. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Yanlışınız var; ben
kullanıyorum.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Benim yanlışlığım
olmaz; ben, Türkiye Cumhuriyetinin Sağlık Bakanıyım ve rakamlarla konuşuyorum.
Bu, bütçe konuşmamda size verdiğim…. İnanamıyorsunuz tabiî.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ben kullanıyorum diyor Sayın
Bakanım.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - İnanamıyorsunuz;
göreceksiniz.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Bakan, ben
kullanıyorum diyor.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Hayır, rakam bu.
Bakınız, değerli arkadaşlarım, Prozac diye bildiğimiz
bir depresyon ilacı 5 649 000 lirayken, bugün, 2 100 000 liradır. Değerli
milletvekilleri, Duocıd diye bildiğimiz bir antibiyotik 16 000 000 lirayken,
bugün 7 000 000 liradır. Örnekleri çoğaltabilirim. 900'e yakın ilaçta, bu
şekilde, yüzde 1 ilâ yüzde 80 oranında indirimler gerçekleşmiştir.
Peki, biz ilaçları... Dışarıya çıktık; yani, SSK'lı
vatandaşımız, işçimiz, işçimizin yakını, emeklisi, yeşilkartlımız ilacını
gitsin eczaneden alsın dedik. Bunun bedeli olacaktı değil mi; hep bunlar iddia
edildi. Denildi ki: "Siz bunu yapıyorsunuz, ama, bunun altından nasıl
çıkacaksınız; İlaç harcamaları iki katına çıkacak, 4 milyar artacak, 8 milyar
artacak…" Böyle bir felaket tellallığı yapıldı. Hiç kimse şunu bilmedi, bu
muhalefeti yapanlar düşünmedi ki; iktidarda AK Parti Hükümeti vardır ve yapmaya
karar verdiği bir şeyi, istikrarlı bir biçimde gerçekleştirir. (AK Parti
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, 2003 yılında ilaç harcamaları,
kamunun ilaç harcamaları 6,8 milyar YTL'dir. 2004 yılında 7,8 milyar YTL'dir.
2005 yılında 8,8 milyar YTL'dir. Bunlar gerçekleşmiş rakamlar, bunlar nominal
değerler. Reel değerlere baktığımızda; yani, enflasyondan arındırılmış
değerlere baktığımızda, 2003'ten gelerek; 2003'te bu 6,8 milyar YTL, 2004'teki
rakamı, nominal değeri reel rakama çevirdiğimizde 6,6 milyar, 2005'te de 6,8
milyar YTL'dir. Bu ne anlama geliyor?.. Bakınız, elimde bir grafik daha var.
Değerli milletvekillerim, şu grafik, bize, kamunun ilaç harcamalarının son
yıllardaki değişimini gösteriyor. 2000 yılında reel olarak değişim… Reel
değişimden bahsediyorum, nominal değil, enflasyondan arındırılmış rakamlardan
bahsediyorum. İlaç harcamalarımızda, 2000 yılında yüzde 16,6 artış vardır, 2001
yılında yüzde 23,8 artış vardır, 2002 yılında yüzde 9,6 artış vardır.
Kendi iktidar dönemimize geliyorum değerli
arkadaşlarım: 2003 yılında yüzde 3,4'tür, reel olarak ilaç harcaması artışı
yalnızca yüzde 3,4'tür. 2004 yılında, biraz önce size bahsettiğim kararnameyle,
bu başarılı uygulamayla kamunun ilaç harcaması artışı - 3,6'dır; yanlış
işitmediniz, 2004 yılındaki rakam - 3,6'dır; yani, ilaç harcamalarında reel
azalma var. 2005 yılında ne oldu; yüzde 3,5'lik bir artış oldu.
İşte, bu yüzde 3,5'lik bir artışla biz neyi
gerçekleştirdik; artık, işçimiz, gidip ilacını rahatça eczaneden alabiliyor;
artık, yeşilkartlımız, gidip ilacını rahatça eczaneden alabiliyor.
Bu, bir sosyal projenin, mükemmel bir sosyal projenin
çok başarılı bir biçimde gerçekleştirilmesidir. Bu, bir sosyal dönüşüm
projesidir.
Değerli milletvekilleri; biz, AK Parti Hükümeti olarak
ilaç fiyatlarıyla ilgili uygulamalarımızda bunları yapmamış olsaydık, ilaç
kararnamesinden dolayı, evet, 1 katrilyon Türk Lirası civarında ilaç
tasarrufumuz olacaktı ve bu, oldu. Biz, bu tasarrufu, sosyal bir proje olarak,
yeşilkartlılarımızın ve işçilerimizin ilaca erişimini kolaylaştırma şeklinde
dönüştürdük ve bugün, bu mükemmel proje, bu sosyal fayda gerçekleşmiş oldu.
Bu arada, eczanelerden geriye alınacak vergiyi de
bundan düşmüyorum. Eczanelerin ciroları arttığı için bir de vergi ödeyecekler;
onun gerçekleşen rakamlarını göreceğiz.
Ayrıca, 20 000 civarında da yeni istihdam
gerçekleşmiştir eczanelerimizde.
Değerli milletvekillerim, hakikaten, bu Meclis
kürsüsündeki zamanlar, hükümet olarak sağlıktaki icraatlarımızı anlatmaya
yetmeyecek kadar kısa zamanlardır. Değerli muhalefet partileri arzu ederlerse,
kendilerini, bu konularda çok daha geniş olarak bilgilendirebiliriz.
Şimdi, ben, Sayın Koç'tan, kendisi her ne kadar...
Şimdi gelmişler; hoş geldiniz.
Sayın Koç'tan, Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekili olarak, işçilerimizden, SSK'lı vatandaşlarımızdan, onların
yakınlarından, işçi emeklilerinden, bu Meclis kürsüsüne gelerek, özür
dilemesini bekliyorum.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Niye?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Çünkü, kendisi bu
projeye karşı çıkmıştı. Ya şimdi yine karşı çıkmalıdır; bu projeye hâlâ karşı
çıkıyoruz; kardeşim, siz, cumhuriyet hükümeti olarak, yanlış yaptınız bu
ilaçları dışarıya çıkarmakla diye, bunu söylemelidir, açıkça gelip bunu
savunmaya devam etmelidir, elinde yeteri kadar veri yokken, bilgi yokken, ilaç
harcamalarının arttığı gibi, kontrolsüz arttığı gibi bir iddiada asla
bulunmamalıdır -bizden verileri isteseydi, biz kendisine verirdik- veya
halkımızdan gelip özür dilemelidir, bu çok doğru bir sosyal projeymiş, siz
artık...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - ..hastane
köşelerinde, saatlerce ilaç kuyruğunda beklemiyorsunuz, bu doğru projeyi biz de
destekliyoruz, zamanında karşısına çıkmakla yanlış yaptık demelidir, beni
affedin demelidir halkımıza.
Değerli arkadaşlarım, sağlıkta yaptığımız
iyileştirmeler, sağlıkta dönüşüm programımız çerçevesinde, bundan sonra
yapacaklarımızın teminatıdır.
Tekrar aziz halkımıza sesleniyorum: Kuşkusuz, bu üç yıl
içerisinde, on yılların kötü alışkanlıklarını, yanlış uygulamalarını, bazen
bile bile ihmal edilen, bazen de yetersiz yönetimlerden dolayı ihmal edilen
bütün eksiklikleri bu üç yılda tamamlayamadık; ama, çok mesafe aldık. Geriye
dönüp baktığımızda, hakikaten, bu aldığımız mesafeden dolayı, hükümet olarak
mutluyuz, iftihar ediyoruz ve halkımızın dualarının, halkımızın bizim arkamızda
durmasının en önemli motivasyon kaynağımız olduğunu, gücümüzü de buradan
aldığımızı bir kere daha ifade ediyor, Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.
Şahsı adına, ikinci söz isteği, Antalya Milletvekili
Sayın Osman Akman... (AK Parti sıralarından alkışlar)
OSMAN AKMAN (Antalya) - Sayın Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; 209 Sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları
ile Esenlendirme Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ile 2006
Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifinin geneli üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle
Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün, burada, sağlığı konuşuyoruz.
"Halk içinde muteber nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir
nefes sıhhat gibi" diyerek, cihan padişahı Muhteşem Kanunî Sultan
Süleyman'ın sağlığa verdiği önemi, burada, bir kez daha, hep birlikte konuşmuş
oluyoruz. Ayrıca, şair Fitnat Hanımın "Bilmedik zevki visalin, çekmeyince
firkatin/ olmayınca hasta, kadrin bilmez adem sıhhatin."
Değerli arkadaşlar, sağlık, gerçekten, her şeyin
başında, her şeyin önünde geliyor. Burada, sağlığı konuşurken, elbette,
herkesin sağlıklı da düşünmesi gerekiyor.
AK Parti İktidarı olarak, Sayın Bakanımızın da verdiği
emek ve gayretle Sağlık Dönüşüm Projesi çerçevesinde, eğer, Sosyal Güvenlik
Kanunu ve genel sağlık sigortasını saymayacak olursak, hemen hemen birçok
projeler gerçekleştirdik. İnşallah, onları da, biraz önce saydığım sosyal
güvenlik kanunu tasarısı ve genel sağlık sigortası kanunu tasarısı
komisyonlarımızdan geçiyor, çok kısa sürede, inşallah, hepimizin, muhalefetin
de desteğiyle, hep beraber geçireceğiz ve sosyal dönüşüm projesini -sağlıktaki-
hep beraber gerçekleştirmiş olacağız.
Biraz önce arkadaşlarım ve Sayın Bakanım, sağlıkta
gerçekleştirilen projelerden söz ettiler. Gerçekten, ben de, milletvekili
olmazdan önce, mensubu olduğum bu kurumların içerisinde, sağlıkla ilgili, hem
hastalarımız açısından, insanlarımız açısından hem de hizmeti veren sağlık
personelleri açısından, konuyu, enine boyuna, yüreklerinde idrak etmiş birisi
olarak, bugünkü görüştüğümüz, özellikle performans ve hastanelerimizin
alacaklarıyla ilgili konunun önemini, ben de sizlere birkaç kelimeyle ifade
etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, aslında, tabiî, şimdiye kadar,
bizim iktidarımızdan önce de yapılmış güzel şeyler olabilir; ancak, özellikle,
2002 3 Kasım öncesi, hastanelerimizde, özellikle devlete bağlı sağlık
kurumlarında büyük sıkıntılar yaşanıyordu. 900'e yakın, sağlıkla ilgili,
işletmelerin, neredeyse, 1/3'ünden fazlasında icra mevzuları bahis konusuydu.
İşte, şimdi üzerinde konuştuğumuz dönersermaye
primleri, çok uzun süredir, aylardır, hatta, altı ayı, bir yılı geçen
zamanlardan itibaren alınamıyordu. Ben de, bu dönersermaye primini
alamayanlardan birisiydim.
Değerli arkadaşlar, üstelik, bu primler, performansa
dayalı da değildi; çok çalışan da aynı oranda dönersermaye primi alıyordu, az
çalışan da aynı oranda dönersermaye primi alıyordu. Bizler, bunu, performansa
bağlamış olduk ve zamanla, performansın kriterleri gelişti. Burada, Sayın
Bakanıma ve değerli bürokratlarına, bu konudaki gelişmelerden dolayı ayrıca
teşekkür ediyorum.
Şimdi, 2005 yılı sonu itibariyle, aslında, hemen hemen
her yıl sonunda görülebilen, birtakım hastanelere olan sosyal güvenlik
kurumlarının ödeme sıkıntıları 2005 yılı son bir iki ayında da baş gösterdi.
Şimdi, bugün, burada görüştüğümüz bu yasayla, inşallah, bu sıkıntıyı "31
Aralık 2005" yazısını "31 Aralık 2004" yazarak hep birlikte
halledeceğiz.
Değerli arkadaşlar, bu dönemde, özellikle, sözleşmeli
sağlık personelinden bahsetmek istiyorum. Çünkü, ben, Antalya milletvekiliyim;
ancak, özellikle, doğu ve güneydoğuya hekim ve sağlık personeli göndermekte
güçlük çekiliyordu. Aşağı yukarı, bu sözleşmeli sağlık personeli yasasıyla,
pratisyen ve hekim olarak, 2 000 civarında hekim gönderdik dersek mübalağa
etmemiş oluruz; 8-10 ilavesiyle 2 000'i buluyor ve özellikle, birçok konuda
sıkıntı çeken o bölgelerdeki vatandaşlarımız, tamamıyla bu sıkıntılardan
kurtuldu belki diyemeyiz; ama, büyük bir rahatlığa kavuşmuş oldu. Aslında,
tabiî, bu ara, ben, yine, hem Bakanımıza hem bürokratlarına teşekkür ediyorum.
Aslında, batı illerimizin bazı ilçelerinde, bazı bölgelerinde de bu sözleşmeli
sağlık personelinden yararlanılıyor. Özellikle, merkeze uzak olan ilçelerde,
mesela, deniz kenarında olmasına rağmen, bizim Kaş İlçemizde veya kırsal
kesimde olan Akseki İlçemizde de, bu yasadan yararlanarak sağlık personeli,
başta hekim olmak üzere, istihdam yapmış olduk.
Değerli arkadaşlar, hepiniz milletvekili olarak veya
sağlıktan gelen arkadaşlarımız, hekim olanlarımız daha fazla bu konuda
aranıyordur diye umuyorum; çünkü, eğer, yeşilkartlılara ilaçlarını eczaneden
alma hakkını vermemiş olsaydık… Her gün şahsen beni 5-6 kişi "ben,
yeşilkartla hastanede muayene oldum; ancak, ilaçlarımı serbest eczanelerden
alamıyorum. Kaymakamlıkla, valilikle görüşerek bizlere yardımcı olur
musunuz" veya bazen de "bize bu konuda maddî kaynak, acaba, nasıl
bulabilirsiniz" diye hep vatandaşlarımız arıyordu. Bu sorun, hep beraber
görüyorsunuz, çözüldü. Şu anda bütün yeşilkart mensubu vatandaşlarımız serbest
eczanelerden ilaçlarını rahatça alabiliyorlar ve onlar mutluluklarını bize her
seferinde, her defasında ifade ediyorlar. Aslında, keşke, o başta alınmayan
yüzde 20 katkı payı da alınmasaydı; ancak, maalesef, her şeyde olabildiği gibi
burada da ufak tefek suiistimaller nedeniyle yüzde 20 katkı payı da alınmak
zorunda kaldı. Çünkü, Bağ-Kurlu olanlar, Emekli Sandığı mensubu olanlar veya
herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olanlar da yeşilkartlıların
karnelerinden maalesef yararlanıyorlardı. O nedenle, istenmeye istenmeye
yeşilkartlılardan katkı payı alınmak zorunda kalındı.
Değerli arkadaşlar, bugünkü görüştüğümüz yasa
teklifinde, şu şekilde, biraz önce Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi,
hastanelerimizde bakılan, muayene olan vatandaşlarımızın sayısını göze
aldığımız zaman, bugün bu yasanın ne kadar önemli olduğunu hep beraber idrak
etmiş olacağız. 2002 yılında 165 000 000 vatandaşımız muayene olurken, 2003
yılında 195 000 000, 2004 yılında 225 000 000, 2005 yılında da 275 000 000
hasta vatandaşımız bu sağlık kurumlarında, önce Sosyal Sigortalar Kurumu,
artık, Sağlık Bakanlığına devredildikten sonra bu hastanelerde 275 000 000
vatandaşımız muayene oldular. Dolayısıyla, bugün, özellikle Emekli Sandığı
dışındaki sosyal güvenlik kurumlarının, Sağlık Bakanlığına bağlı bu hastanelere
olan borçlarının, biraz önce ifade ettiğimiz gibi, "2005" yerine
"2004" yazılmamasından kaynaklanan, dolayısıyla, 3,5 milyar YTL'ye
yaklaşan borçlarının tekrar Sağlık Bakanlığına tevzi edilmesini sağlamış
olacağız.
Ben, burada sözlerimi tamamlarken, bu yasanın hem bütün
milletimize hayırlı olmasını hem de Sağlık Bakanlığımızın hastanelerinin, başta
değerli hekimlerimizin, değerli diğer yardımcı sağlık personellerimizin
çalışmalarını rahatlatacağını umuyor, hepinize, tekrar, saygılar sunuyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Akman.
Geneli üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
Soru-cevap kısmına geçiyoruz.
Sayın Kart, buyurun.
ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakana sorumu yöneltiyorum.
58 ve 59 uncu Hükümetler döneminde, vasıfsız
kadrolaşmanın, belli referanslara bağlı kadrolaşmanın yapıldığı yolunda ciddî
iddialar var. Bürokratik yapıyı parti devleti anlayışıyla yapılandırmak isteyen
bir uygulama sürekliliği söz konusu. İlginç olan husus, iktidar sözcüleri, bu
anlayış ve uygulamaları, olağan bir durum gibi anlatmak ve kamuoyuyla
paylaşmaktan da kaçınmıyorlar. Böyle bir anlayışın ise, demokrasiyle
bağdaşmaması bir tarafa, faşizan bir yönetim anlayışını uygulamaya sokması
kaçınılmazdır.
Adalet ve Kalkınma Partisi Konya Milletvekili Sayın
Mustafa Ünaldı'nın açıklama ve değerlendirmeleri, bu gerçeği, bütün
çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Sayın Ünaldı, basında yayınlanan ve tekzip
görmeyen açıklamasında, aynen, Konya İl Sağlık Müdürlüğündeki görevlendirme ve
değişimleri siyasî müdahalelere bağlayarak, Adalet ve Kalkınma Partisi Konya ve
Kars milletvekilleri arasındaki mücadeleyi, komisyon üyelerinin, AKP Konya il
örgütü, komisyon üyelerinin taraf olma durumlarını, bütün boyutlarıyla
anlatmaktan çekinmemiştir. Aslında, Türkiye genelindeki uygulamayı bir anlamda
anlatmıştır; Türkiye fotoğrafını, bütün unsurlarıyla ortaya koymuştur.
Bu değerlendirmeler ve bu bilgiler karşısında,
kamuoyuna mal olan bu bilgiler karşısında sorularımı soruyorum:
AKP il örgütleri, hangi sıfatla, hangi yasal dayanakla
ve hangi güçle bürokratik yapılanmalarda ve değişimlerde söz sahibi olmakta ve
taraf durumuna girmektedirler?
Kıdem ve liyakati ayaklar altına alan, hiçbir adalet
duygusu ve idarî takdirle bağdaşmayan bu tür kadrolaşmaların kamu yönetimi
verimliliğini ortadan kaldırması ve kaosa yol açması kaçınılmaz olmasına göre,
siz, Sağlık Bakanlığı olarak hangi gerekçeyle bu işlem ve uygulamalara göz
yumuyorsunuz?
Kamu yönetiminin zafiyet içine girmesi için özel bir
amaç mı, özel bir yapılanma mı söz konusu?
Ve sonuç olarak, bu vakıalar ve genel uygulamalar ve
Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin açıklamaları karşısında sağlık
politikalarının verimli, etkin ve yararlı sonuçlar verdiğinden hangi duyguyla
söz edebiliyorsunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın Kaptan, buyurun.
Yalnız, Sayın Kart gibi yorumlarla vermeyelim; çünkü,
zamanımız yok.
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
1- Sayın Bakan, Türkiye'de icralık olan hastane sayısı
kaçtır?
2- Antalya İli ve ilçelerindeki devlet hastanelerinin
silinen alacakları toplamı kaç liradır? Bu paraların karşılanması için gerekli
ödenekler ne zaman gönderilecektir?
3- Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğünün bir yazısı var
elimde. Bu yazıda deniyor ki: "Akdeniz Üniversitesi 2006 yılı yatırım
ödeneklerinde, Tıp Fakültesi Hastanesi faslının sıfırlanmasıyla hastane
yatırımları durmuştur. Toplam yatırım bütçesinin yüzde 39'una karşılık gelen bu
kesintiyle, ülkemiz için çok büyük önemi olan, Avrupa Birliği sürecinde
yüzümüzü ağartacak İsveç Karolinska Enstitüsüyle ortak projelendirilen Sağlık
ar-ge Projesi askıya alınmıştır. Dönersermaye gelirlerimizin hemen hemen
tamamını sağlayan tıp fakültesi hastanesi hizmet fiyatlarına 2005 Mart ayında
KDV eklenmesi ve enflasyon farkının yansıtılmaması nedeniyle, cirolarda yüzde
25'lik bir azalma olmuştur; bunun bütçemizde yol açtığı kayıp 25 000 000
YTL'dir. Resmî kurumlardan alacakların tahsilatlarında yaşanan güçlükler
nedeniyle, tedarikçi firmalara olan borçların ödenmesi yedi ay gecikmeyle
yapılır duruma gelmiştir. Duyumlara göre, 2006 yılı hizmet fiyatlarında da,
enflasyon farkı yansıtılmayacağı gibi, yüzde 2 ilâ 10'lara varan azalmalar söz
konusudur. Gerçekleşirse, bu durum, hizmetlerimizi iyice çıkmaza sokacak ve
hizmetlerin durmasına neden olacaktır."
Bu sorunların çözülmesi için, bir Sağlık Bakanı olarak
ve hükümetin üyesi olarak ne gibi önlemler alacaksınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Kaptan.
Sayın Tüysüz, buyurun.
TURAN TÜYSÜZ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, aracılığınızla
Sayın Bakana birkaç soru yöneltmek istiyorum; çok kısa olacak.
Sayın Bakan biraz önce konuşmasında, yeşilkartla ilgili
bir açıklamada bulundu ve sağlık sigortası olmayan vatandaşlarımıza yeşilkart
aracılığıyla sağlık hizmeti verildiğine dair bir şey söyledi. Gerçekten takdire
şayan şeyler bunlar; ama, şu anda, yeşilkartlıların büyük bir mağduriyet
içerisinde oldukları ve bunların hastanelerde bile, yatırılmadıkları, tedavi
hizmeti göremedikleri; artı, eczaneler, bunların almış oldukları ilaçların
paralarını tahsil edemedikleri için, eczanelerden ilaç alamadıkları görülüyor;
bir.
İkincisi, yeni gelen yasayla ilgili bir şey söylemek
istiyorum. Ayrıca, Urfa'da, bildiğiniz gibi -dokuz ay içerisinde- yaklaşık
olarak beş ay içerisinde 9 başhekimin değiştirilmesiyle ilgili Sayın Bakanımız
bir açıklamada bulunursa memnun olurum. Bunun nedeni nedir? Acaba, bu
değiştirilen 9 başhekimin değiştirilmesinin sebebi, o başhekimlerin yeteneksiz
olmalarından dolayı mıdır; yoksa, sadece, birileri istediği için mi, bu beş ay
içerisinde, bu 9 başhekim değiştirildi?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Buyurun Sayın Işık.
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Vasıtanızla, Sayın Bakanıma 3 soru yöneltmek istiyorum.
Sayın Bakanım, SSK hastaneleri ile devlet
hastanelerindeki… SSK hastanelerinin devriyle, devlet hastanelerindeki
performansa dayalı sistemden dolayı, biriken borcun 4,5 katrilyon olduğu iddia
ediliyor; devir sonrası, performansa dayalı yapıdan dolayı. Bu iddia doğru
mudur?
İkinci sorum: Şef atamalarında, Danıştayın ilgili
dairesinin yürütmeyi durdurma kararı söz konusudur. Danıştay Dava Daireleri
Genel Kurulunun bu noktadaki kararı nedir?
Son olarak ise, Mecburî Hizmet Yasası, 1981 yılından
2003 yılına kadar uygulanmıştı. Görülen zaruret üzerine, tekrar, bu yasa
çıkarıldı; ama, mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar, öze ilişkin bir karar
mıdır, yoksa, yönteme ilişkin bir karar mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Işık.
Sayın Bakan, buyurun.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkanım,
teşekkür ediyorum.
Sayın Kart'ın sorularında kadrolaşma iddiaları var.
Bunu, öteden beri, Anamuhalefet Partimiz başta olmak üzere, Hükümetimize
muhalefet eden çevreler, öteden beri bunu iddia ediyorlar. Oysa,
uygulamalarımız, hükümet etmeye başladığımız andan itibaren uygulamalarımız, atama
ve nakillerde, tamamen şeffaf, objektif, adalet ve hakkaniyeti gözeten bir usul
ortaya koyduğumuzu gösteriyor. Bunu herkes biliyor, net biçimde biliyor.
ATİLLA KART (Konya) - Sayın Bakan, somut olaydan söz
ediyorum…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Burada şunu
açıkça ifade etmek isterim ki…
ATİLLA KART (Konya) - Somut olaydan söz ediyorum… Somut
olaya cevap verin…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - … böyle, bu
klasikleşmiş, faşizan anlayış vesaire gibi laflarla, meseleyi bir soru gibi
sunmak mümkün değildir.
ATİLLA KART (Konya) - Olaya cevap verin olaya… Olaya…
Soruya cevap verin…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Bunlar soru
değil, yorum; olabilir. Yorumun sahibine aittir, kendi ifadeleri.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Tamam da, olay… Olay, Sayın
Bakan…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Ben şunu ifade
ediyorum…
ATİLLA KART (Konya) - Olaydan söz ediyorum Sayın Bakan…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Biz, hiçbir…
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Bir gecede 175 şef…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Değerli
arkadaşlarım, böyle gazete haberleriyle falan Türkiye Büyük Millet Meclisi
çalışmaz.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Gazete haberi değil…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Ben Türkiye
Cumhuriyetinin Sağlık Bakanı olarak açıkça ifade ediyorum…
ATİLLA KART (Konya) - Ben isimden söz ediyorum, olaydan
söz ediyorum…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - …atama ve
nakillerimizde -yönetici atamalarımız dahil- tamamen adalet, liyakat ve ehliyet
esasına göre davranmaktayız.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Burada isim var, isim, Sayın
Bakan…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Böyle
davranmasaydık, biz de, bizden öncekiler gibi başarısız olurduk değerli
arkadaşlarım.
ATİLLA KART (Konya) - Milletvekilinden söz ediyorum…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - İşte, sağlıkta
aldığımız mesafeler, aslında…
ATİLLA KART (Konya) - Milletvekilinden söz ediyorum
Sayın Bakan…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Değerli
arkadaşlarım, soru sordunuz, bırakın cevap vereyim.
ATİLLA KART (Konya) - Ben milletvekilinden söz ediyorum
Sayın Bakan, soruma cevap verin…
BAŞKAN- Sayın Kart…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sen gazete
haberinden bahsediyorsun değerli arkadaşım.
ATİLLA KART (Konya) - Soruma cevap vermiyorsun…
BAŞKAN - Sayın Kart…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Bunu âdet haline
getirdiniz. Bu Meclis, gazete haberlerinin tartışılacağı bir meclis değildir.
(AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Bütün gazeteler yalan
yazıyor!..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Yani, soru
sordunuz, müsaade edin, cevabınızı vereyim.
Ben, kendi uygulamalarımdan bahsediyorum, birilerinin
iddiaları beni bağlamaz.
ATİLLA KART (Konya) - Sizin iktidarınıza mensup…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Kendimden,
ekibimden ve yaptığım hizmetlerden, Hükümetim adına, dün emindim, bugün eminim,
yarın da emin olacağım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
"Sağlık politikalarının yararlarından nasıl
bahsediyorsunuz" dediniz. Bu, ortada; yani, işte, Halep oradaysa arşın
burada. Biraz önce ifade ettim Değerli Milletvekilim; sadece muayene edilen
hasta sayısına bakınız. Geldiğimizde, kamu hastanelerinde 165 000 000 hasta
muayene edilirken, insanlar hastane kapılarında sürünürken, hastane acillerine
bile giremezken, 2005 yılında 270 000 000 insan muayene edilmiştir. Tekrar
söylüyorum; Her şey güllük gülistanlık olmamıştır; olması için daha zamana
ihtiyacımız var; ama, çok büyük mesafeler aldık.
Şuradan, aşılama oranlarından bahsettim. 2005 yılında,
Türkiye Cumhuriyetinin en yüksek aşılama oranlarına sahip olduğumuzu söyledim.
Bir örnek vereyim size: Sıtma… Urfa, Diyarbakır, Batman İllerimiz çevresinde,
yıllık sıtma vakaları biz geldiğimizde 10 000'di. 2005 yılı sıtma vakaları
sayımız 2 000'dir; yani, burada, sağlık politikalarının neyle sonuçlandığını
ifade etmeye, bu, sorular için ayrılan kısa zaman elbette yetmiyor.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sorulara cevap vermiyorsunuz
ki, Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Kaptan,
Antalya'nın silinen alacaklarının ne kadar olduğundan bahsetti. Tabiî, şu anda
bu bilgilere sahip değilim. Yalnız, şunu söyleyebilirim: Son iki ay içerisinde,
ocak ve şubat ayları içerisinde, Maliye Bakanlığımızın doğrudan, yeşilkart
ödemeleri için veya SSK ödemeleri için ve diğer ödemeler için aktardığı
avanslarla, hastanelerimizin tamamının borçlarını ödeyecek kadar
hastanelerimize para aktarabildik hamdolsun.
Tabiî ki, biz, alacaklarımızı daha çok almak, bu
alacaklarımızla da daha çok hizmet etmek istiyoruz; ama, kamu bütçesinin
imkânlarının elverdiği kadar, bunu kamu maliyemizle tartışarak, birlikte
görüşerek yolumuza devam edeceğiz. Aynı mantığa üniversite hastanelerimiz de
sahip olmalıdır. Antalya'daki üniversite hastanemizden bahsedildi. Üniversite
hastanelerimiz de verimliliklerini artırmak, masraflarını azaltmak için bir
gayret içerisine girmelidir.
Değerli arkadaşlarım, kamu maliyesinin kaynakları,
malum, vergilerle oluşmaktadır. Kaynakları sınırsız olarak harcamaya
hiçbirimizin, bu anlamda, bir imkânı yok; keşke olsaydı da biz de arzuladığımız
biçimde daha yüksek rakamları harcayabilseydik; ama, bakın, ben size bir şey
ifade edeceğim: Bugün, üniversite hastanelerimizde -bunu suçlamak için
söylemiyorum, bir resmi ortaya koymak için söylüyorum- uzman ve asistan olarak,
20 000 civarında hekimimiz hizmet vermektedir. Bu 20 000 civarındaki hekimin
muayene ederek hizmet ettiği hasta sayısı yılda 10 000 000 civarındadır. Çok
düşük bir rakam bu; mutlaka, bu rakamı, birlikte, üniversitelerimizle el ele
vererek artırmalıyız, üniversitelerimizi daha verimli hale getirmeliyiz.
Yetersiz hasta sayılarıyla, üniversitelerimiz, kuşkusuz ciddî bir verimlilik
eksiği içerisinde görülmektedir.
Akdeniz Üniversitesiyle alakalı olarak, borçlar nedir,
ne kadardır; bunları tespit edip, ödemeleriyle ilgili olarak Maliye
Bakanlığımızdan da bilgi alıp, değerli milletvekilimize bilgi vereceğim.
Sayın Tüysüz yeşilkart mağduriyetinden bahsetti,
yatırılamadığından; böyle bir şey yok Sayın Tüysüz. Eğer, bunu, lokal olarak,
herhangi bir bölgede, herhangi bir hastane yöneticisi yapıyorsa, kusur işliyor
demektir; siz, o hastane yöneticilerini bize söylersiniz, biz de meseleyi
yerinde inceleyerek gereğini yaparız; ama, artık yeşilkartlı vatandaşlarımız,
geçmişteki sıkıntılarını, sistematik sıkıntılarını bugün yaşamıyorlar.
Eczanelerin para tahsiliyle ilgili olarak da ciddî bir
problem kalmamıştır. Buradaki problemler, daha çok, eczanelerin oluşturdukları
faturalar ile bu faturaların incelenme aşaması sırasında, kurumlar arasındaki
iletişimden veya anlaşmazlıklardan kaynaklanmaktadır, bir ödenek sıkıntısından
bunun kaynaklanmadığını biliyorum; yani, sonuç itibariyle bu ödemeleri Sağlık
Bakanlığı olarak biz yapmıyoruz, geri ödeme kurumlarımız yapıyor; ama, çok iyi
biliyorum ki, sıklıkla bir araya geldiğim bir sektör olarak, değerli eczacı
meslektaşlarımız da, şu günkü durumdan, geçmişe kıyasla ziyadesiyle
memnundurlar.
Urfa'da değişen başhekimlerden bahsetti Değerli
Milletvekilimiz. Şu anda, tabiî, rakam olarak -o bir rakam verdi- bu rakamın gerçekliğini
bilemiyorum; ancak, başhekimlik konusunda, yöneticilikler konusunda şunu ifade
edeyim değerli arkadaşlarım, değerli milletvekili arkadaşlarım. Bir
başhekimlik, aslında bir hizmet için bir nöbet yeridir; yani, bir başhekimin,
ben buraya oturdum, burada on sene çalışacağım, yirmi sene çalışacağım diye bir
düşüncesinin olması gerçekte yanlıştır; çünkü, başhekimlikler…
TURAN TÜYSÜZ (Şanlıurfa) - 12 saatte değişen
başhekimler var Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Bakın, bilmediğiniz
için söylüyorum; başhekimlikler ikinci görev yerleridir. Biz, hiçbir hekimimizi
başhekimlik görevinden aldığımız zaman, o başhekimimiz mağdur olmuyor; onlar,
değerli meslektaşlarımız olarak yine mesleklerini icra ediyorlar. Üstelik,
dönersermaye katkı paylarından da, yine, alması gereken miktarları, hizmetleri
çerçevesinde almaya devam ediyorlar. Dolayısıyla, meselenin bu kısmını bu kadar
büyütmenin hiçbir âlemi yoktur. Yani, bir hastaneye atanan bir başhekim, artık,
ilânihaye o koltukta oturacak; böyle bir şey yok. Yani, bizler buraya
geliyoruz, seçiliyoruz; şu Yüce Meclisin çatısı altındaki koltuklar bir müddet
sonra boşalıyor, başka arkadaşlarımız geliyor, nöbeti onlar alıyor, yoluna bu
şekilde devam ediyorlar. Yani, oturduğu koltuğa, böyle, yapışıp kalmak isteyen
birileri varsa, bunlar yanlış hareket ediyorlar.
TURAN TÜYSÜZ (Şanlıurfa) - Sayın Bakanım, ortalama 15
günde bir başhekim…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Işık,
Danıştayın, şef atamalarıyla ilgili, geçmişte, bir yürütmeyi durdurma kararı
var, doçent ve profesörlerin şef atanmasıyla ilgili. Daha sonra, Dava Kurulu,
Danıştayla ilgili bir üst kurul, bu husustaki yürütmeyi durdurmanın iptaline
karar verdi. Bu, enteresan bir karardır. Yani, şu anda, bir taraftan Danıştay
bunun uygun olduğuna karar verdi, öte yandan da, biliyorsunuz, daha sonra
yaptığımız bir kanuna istinaden, Anayasa Mahkememiz, Yüce Mahkeme, doçent ve
profesörlerin doğrudan şef atanması, şef yardımcısı atanmasıyla ilgili olarak
bir yürütmeyi durdurma kararı verdi. Anayasa Mahkememizin bu yürütmeyi durdurma
kararı da hep yanlış yorumlanıyor; bu, iptal edilmiş gibi konuşuluyor.
Değerli arkadaşım, biz, kendimizi Yüce Mahkemenin
yerine koyamayız. Bir yürütmeyi durdurma kararı vardır; iptal edilecek mi,
edilmeyecek mi kanun gelecekte ne şekilde icra edilecek, buna da yine Anayasa
Mahkememiz karar verecektir.
Mecburî hizmetle alakalı olarak Danıştayın verdiği
yürütmeyi durdurma kararı, Başbakanlık genelgesine karşı verilmiş olan bir
yürütmeyi durdurma kararıdır. Burada da enteresan bir uygulamayla karşı
karşıyayız. Danıştay, Başbakanlığın yürütmeyle ilgili kararına, yani,
Başbakanlığın devlet hizmeti yükümlülüğünün uygulanmasıyla ilgili kararına,
buna ilişkin bir genelgesine yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Gerekçesi,
devlet hizmeti yükümlülüğünün aslıyla ilgili değildir. İki maddesiyle alakalı
olarak detayla alakalıdır ve bu gerekçeleri de Anayasaya aykırı bulduğunu ifade
ederek, kanunun yürütülmesini durdurması için Anayasa Mahkemesine müracaat
etmiştir. Aslında, Danıştay, bu uygulamasıyla, âdeta, Yüce Mahkemenin, Anayasa
Mahkememizin bir kanunun yürütmeyi durdurulması konusundaki kararını zımnen
veya fiilen uygulamış gibi olmaktadır. Bunu da hukukçularımız
değerlendirmelidir. Burada enteresan bir uygulama var ve bu yüzden aslında bir
sıkıntının da içerisindeyiz. Bir taraftan, yürürlükte bir kanun var. Öte
taraftan, o kanunun yürütül-mesi durdurulmuş durumda. Ben, ümit ediyorum ki,
Yüce Mahkeme, Anayasa Mahkemesi, kısa süre içerisinde bu kanuna karşı yürütmeyi
durdurma istemine cevap verecek ve o cevaba göre de, biz, gerekli düzenlemeleri
yaparak yolumuza devam edeceğiz.
Yüce Meclisinize teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır. Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yetersayısı…
BAŞKAN - Karar yetersayısı arayacağım.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Geç kaldı ama, Sayın Başkan.
BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Efendim, ihtilaf var; saymaya devam etsinler.
Kabul edenler…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Bu arada gelsinler!..
BAŞKAN - Kabul etmeyenler…
Karar yetersayısı bulunamamıştır; birleşime 5 dakika
ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.42
İKİNCİ OTURUM
Açılma saati:
17.57
BAŞKAN:
Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER:
Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 70 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
1101 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
7.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekili Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; 209 Sayılı Sağlık Bakanlığına
Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek
Döner Sermaye Hakkında Kanun ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (2/699) (S. Sayısı: 1101)
(Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.
Teklifin maddelerine geçilmesinin oylanmasında karar
yetersayısı bulunamamıştı. Şimdi, teklifin maddelerine geçilmesini tekrar
oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısı arayacağım.
Teklifin maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir ve karar
yetersayısı vardır.
1 inci maddeyi okutuyorum:
SAĞLIK
BAKANLIĞINA BAĞLI SAĞLIK KURUMLARI İLE ESENLENDİRME (REHABİLİTASYON) TESİSLERİNE
VERİLECEK DÖNERSERMAYE HAKKINDA KANUN
İLE 2006 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA
DAİR KANUN TEKLİFİ
MADDE 1.- 4/1/1961 tarihli ve 209 sayılı Kanunun 5 inci
maddesinin üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları yürürlükten
kaldırılmış, maddeye ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar
eklenmiştir.
"Personelin katkısıyla elde edilen dönersermaye
gelirlerinden, dönersermayeli sağlık kurum ve kuruluşlarında görevli olan
memurlar ile bu kurum ve kuruluşlarda 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Kanun
uyarınca sözleşmeli olarak istihdam edilen sağlık personeline ve 13/12/1983
tarihli ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin ek 3 üncü maddesine göre istihdam edilen sözleşmeli
personele mesai içi veya mesai dışı ayrımı yapılmaksızın ek ödeme yapılabilir.
Sağlık kurum ve kuruluşlarında Bakanlıkça belirlenen hizmet sunum şartları ve
kriterleri de dikkate alınmak suretiyle, bu ödemenin oranı ile esas ve
usulleri; personelin unvanı, görevi, çalışma şartları ve süresi, hizmete
katkısı, performansı, serbest çalışıp çalışmaması ile muayene, ameliyat,
anestezi, girişimsel işlemler ve özellik arz eden riskli bölümlerde çalışma
gibi unsurlar esas alınarak Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık
Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Yukarıdaki fıkrada yer alan hükme göre personelin
katkısıyla elde edilen dönersermaye gelirlerinden personele bir ayda yapılacak
ek ödemenin tutarı, ilgili personelin bir ayda alacağı aylık (ek gösterge
dahil), yan ödeme ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı
hariç) toplamının; pratisyen tabip ve diş tabiplerinden serbest çalışanlara
yüzde 250'sini, serbest çalışmayanlara yüzde 500'ünü, uzman tabip, Tıpta
Uzmanlık Tüzüğünde belirtilen dallarda bu Tüzük hükümlerine göre uzman olanlar
ve uzman diş tabiplerinden serbest çalışanlara yüzde 350'sini, serbest
çalışmayanlara yüzde 700'ünü, serbest çalışmayan klinik şef ve şef
yardımcılarına yüzde 800'ünü, diğer personele ise yüzde 150'sini geçemez. İşin
ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt
çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, kemik iliği nakil ünitesi ve acil servis
gibi özellikli hizmetlerde çalışan personel için yüzde 150 oranı, yüzde 200
olarak uygulanır. Sözleşmeli olarak istihdam edilen sağlık personeline
yapılacak ek ödemenin tutarı ise, aynı birimde aynı unvanlı kadroda çalışan ve
hizmet yılı aynı olan emsali sağlık personeli esas alınarak belirlenir ve
bunlara yapılacak ek ödeme, hiçbir şekilde emsaline yapılabilecek ek ödeme üst
sınırını geçemez.
Personelin katkısı ile elde edilen dönersermaye
gelirlerinden, o birimde görevli personele yapılacak ek ödeme toplamı, ikinci
ve üçüncü basamak sağlık kurumlarında, ilgili birimin carî yıldaki dönersermaye
gelirinin yüzde 50'sini, birinci basamak sağlık kuruluşlarında ise, ilgili
birimin cari yıldaki dönersermaye gelirinin yüzde 65'ini aşamaz.
Sağlık Bakanlığına bağlı dönersermaye işletmeleri,
sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, kaliteli ve verimli hizmet sunumunun
teşvik edilmesi, sağlık kurum ve kuruluşlarının kendi imkânlarıyla
karşılayamadıkları ihtiyaçların giderilmesi, eğitim, araştırma ve geliştirme
faaliyetlerinin desteklenmesi, birinci basamak sağlık kuruluşlarının
desteklenmesi ve Bakanlık merkez teşkilatında görev yapan memurlar ile
sözleşmeli personele ek ödemede bulunulması amacıyla Bakanlıkça yapılacak
giderlere iştirak etmek için aylık gayrisafi hasılattan aylık tahsil edilen
tutarın yüzde 2'sini geçmemek üzere Sağlık Bakanlığınca belirlenecek oranı
Bakanlık Dönersermaye Merkez Saymanlığı hesabına aktarırlar. Bu hesapta
toplanacak tutarların dağılım ve harcanmasına ilişkin kriterler ile personele
yapılacak ek ödemenin oran, esas ve usûlleri Maliye Bakanlığının uygun görüşü
üzerine Sağlık Bakanlığınca belirlenir. Personele yapılacak ek ödemenin tutarı,
en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) yüzde 200'ünü geçemez. Ek
ödeme tutarı; görev yapılan birim ve iş hacmi, görevin önem ve güçlüğü, çalışma
süresi, personelin sınıfı, kadro unvanı, derecesi ve atanma biçimi gibi
kriterler ile personele aylık ve özlük hakları dışında ilgili mevzuatına göre
yapılan diğer ilave ödemeler dikkate alınarak belirlenir. Merkez teşkilatında
görev yapan personele bu fıkra kapsamında yapılacak toplam ek ödeme, dönersermaye
işletmelerinden carî yılda aktarılan tutarın yüzde 50'sini geçemez ve bu
ödemeler gelir vergisine tabî tutulmaz.
4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim
Kanununun 38 inci maddesine göre Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatı ve bağlı
sağlık kurum ve kuruluşlarında görevlendirilenler, aynı maddede belirtilen
ilave ödemelerden yararlanmamak kaydıyla, Bakanlık merkez veya bağlı sağlık
kurum ve kuruluşunda görev yaptıkları unvan için belirlenen ek ödemeden
faydalandırılır.
Birinci basamak ve koruyucu sağlık hizmetlerinin
geliştirilmesi ve bölgelerarası gelişmişlik farklarının giderilmesi amacıyla,
dönersermayeli işletmelerden uygun görülenlerin merkeze aktaracağı payı yüzde
4'e kadar yükseltmeye Sağlık Bakanı yetkilidir. 24/11/2004 tarihli ve 5258
sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun kapsamında, aile
hekimliği uygulamasına geçilen illerde, il sağlık müdürlüğü ve birinci basamak
sağlık hizmeti sunan kurum ve kuruluşlarda çalışan personele (aile hekimi ve
aile sağlığı elemanı olarak çalışanlar hariç) merkeze aktarılan yüzde 2 oranına
kadar olan paya ilave olarak alınacak paydan karşılanmak ve unvanlarına göre
dördüncü fıkrada belirtilen oranları geçmemek üzere Maliye Bakanlığının uygun
görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek esas
ve usullere göre ek ödeme yapılabilir. Merkeze aktarılan yüzde 2 oranına kadar
olan paya ilave olarak alınacak tutarlar, bu fıkrada belirtilen amaçlar dışında
kullanılamaz.
Dönersermayeli işletmelerin malî imkânı elverişli
olanlarından, malî durumu yetersiz olanlara karşılıksız veya borç olarak kaynak
aktarmaya Sağlık Bakanı yetkilidir."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına,
Mersin Milletvekili Sayın Hüseyin Güler.
Buyurun Sayın Güler.
Süreniz 10 dakika.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1101 sıra sayılı
kanun üzerinde Grubum adına konuşmak üzere huzurlarınıza geldim. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Evet, maalesef, "göç, yolunda düzelir" diye
bir mantığın bir uzantısıyla bugün yine karşı karşıya kaldık. Bütçe görüşmeleri
esnasında tamamlanması gereken bu yasal süreç, sonradan fark edilerek, bugün
tamamlanma ihtiyacı duyulmuştur ve büyük çalışan kitlenin, özellikle hastane
gibi teşkilatlarımızın, kurumlarımızın ciddî anlamda zor durumda kaldığı bir
süreci yaşadık.
Dönersermaye gibi refleksleri olan, ihtiyaçlarını yasal
çerçeve içerisinde, bir an önce yerelde çözüm unsuru olan bu anlayış içerisinde
ve aynı zamanda da çalışanın performansını artıracak kriter gibi görünen bir
süreçte, maalesef, tıkanıklığı yaşadık.
Sayın Bakan burada açıkladığında, keşke onun
dünyasıyla, onun gözüyle dünyayı, biz de Türkiye'yi görebilseydik. İşin gerçeği
maalesef bu değil. Bir siyasî iktidar, hiçbir zaman yeşilkartıyla övünmez,
övünmemelidir de. Bugün, 20 000 000'a yakın, yaklaşık yüzde 20, nüfusumuzun
oranı olan kitlenin büyük bir kısmı, maalesef, aç veya yoksul.
Yeşilkarttaki aksayan yönleri çözmek, sadece
semptomatik bir çözümdür. Önemli olan, yerinde bu koşulların neden ve sonuç
ilişkisini değerlendirip, insanlarımızı böyle iaşeye bağımlı, böyle devlete
bağımlı ve alışkanlık yapar gibi, maalesef, biraz da süreç içerisinde daha çok
bağımlılık gibi bir alışkanlık haline gelir düzeyde…
Sayın Bakana burada sormak lazım. Evet, kamu sağlığı
bir bütündür. Özellikle de insanlarımızın en iyisine layık olduğunu hepimiz
iddia ediyoruz ve Anavatan Grubu olarak da bunun ilkesini, bunun prensiplerini
de edinmiş bulunmaktayız.
Sağlık Bakanlığının yapılanmasına baktığımızda, bir
bütün olarak değerlendirelim. Biz de düne kadar kısmen savunduk, Sağlık
Bakanlığının, tüm sağlık kurumlarının tek çatı altında yönetilmesi olayına ilk
planda biz de sıcak baktık; ama, tekel mantığıyla değil. Bugünkü gelinen süreç,
tekel mantığıyla, alabildiğine, günübirlik yaşamını idame ettirir gibi,
tesadüfen yapılanan bir kurumla karşı karşıyayız.
Sayın Bakanın dünkü söylemlerine baktığımızda, Türk
Tabipleri Birliğinin kanununun konuşulması esnasında söylediği bir iki not var,
altını çizmek lazım. Diyor ki: "Bilmiyorsanız, ben size şimdi öğreteyim.
Biz, 52 nci sıradayız, son sıradayız. O rakamlarını verdiğimiz OECD ülkelerinin
içinde de son sıradayız. Onun için, gerçekleri bilmeden veya bilseniz bile
saptırarak bir yere gelemezsiniz." Ben de Sayın Bakana buradan soruyorum:
Dört yıldır neredeydiniz?!
İkinci bir sorumuz: "Türkiye'de bu hekim açığını
mutlaka gidermek zorundayız. Türkiye'deki bu hekim açığını, hem Türkiye'deki
tıp fakültelerinde öğrenim gören öğrenci sayısını artırarak hem yeni tıp
fakülteleri kurarak hem de dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi,
bütün çağdaş ülkelerinde olduğu gibi, başka milletlerden olan insanların,
hekimlerin de Türkiye'de çalışmasının önünü açarak yapmalıyız. Kuşkusuz ki,
Türkiye'de çalışacak hekimler, denklik gereğini de yerine
getireceklerdir." Sayın Bakana buradan hatırlatmak isterim. Türkiye gibi
ülkelerde, beyin göçü verirken ithal edilen, insan kaynağı, muz değil. Buna çok
dikkat etmek lazım. Bugünkü Türkiye koşullarında hekimin özlük koşulları ve
çalışma koşulları açısından baktığımızda, hangi hekimi getirteceksiniz?! Evet,
sağlığı da bir pazar payı olarak görüyorsanız pazarlayacaksınız; ama, olan,
buradaki çalışma koşulları içerisinde özveriyle çalışan büyük bir hekim grubu
ve bunun da sacayağı, hizmeti satın alan büyük bir insan kitlesinin
mutsuzluğunu da gözardı etmemeliyiz.
Evet, gelişmiş ülkeler, günübirlik bugüne gelmedi.
Önümüzdeki süreci bir beş ile on yıl içerisinde değerlendirdiğimizde, yapılanma
ona göre olur. Bu da bir palyatif tedavi. Asıl bilinçaltındaki unsur ve
gerçekleşmesi de gerekecek görünen olay o ki, Türkî cumhuriyetlerdeki gibi tıp
fakültelerinden mezun, eğitim kalitesi tartışılır ve bu süre içerisinde de
hizmet açısından baktığımızda, özlük hakları açısından baktığımızda maaşlarında
çok asgarî düzeyde çalışacak bir kitlenin hazır olduğunu biliyoruz. Bugünkü
insan kaynağımızın kalitesini yükseltmek, Sağlık Bakanlığının da temel
görevlerinden birisidir. Bu konudaki tıp fakültelerinin eğitimi, planlaması,
öğrenci sayısı ve kalitesi açısından bir bütünlük arz eder. Bu konuda, sadece
bir anlık, tesadüfen yaşıyormuşuz gibi, hekim sayısını artırmak, bu ülkenin
sağlık sorununu çözmez. Sağlık bir bütündür. Sağlık, gerek hizmeti sunan,
organize eden Sağlık Bakanlığı, hizmeti veren hekim, sadece hekimler değil,
bunun yanında hemşire, ebe, sağlık teknisyeni, yardımcı personel ve aynı
zamanda, hizmeti satın alan, hizmetten sosyal devletin gereği olarak faydalanan
kitle. Bu sacayağına baktığımızda, Sağlık Bakanlığı -biraz önce de altını
çizdik- tekel mantığıyla, hem hizmeti sunan hem hizmeti kontrol eden bir
anlayış içerisinde. Bunun da sağlıksız olduğunu, maalesef, görmekteyiz.
Şu ana kadar Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu politikalara
baktığımızda, bir derece… Burada, defaten tekrar edildi, bizler de tekrar etme
ihtiyacı duyuyoruz. Zorunlu hizmeti kaldırırken, burada, kamuoyuna devrim
niteliğinde diye sunarken, altı ay, bir yıl geçmeden, o eksik kalan yörelerde
hekim kadrosunu atayamadınız. Bana göre, bu yetersizliği kendinizde arayın,
hekim camiasını günah keçisi ilan etmeyin. Özveriyle gecesini gündüzünü veren
ve eğitim sürecini başarıyla sunan, arkasından da sağlıkta, pratik hayatta
gereğini yapan hekim camiasını dışlamanın, hakaret etmenin bir anlamı yok. Bu
toplumda, özveriyle çalışan büyük bir hekim kitlesi var. Onun yanında, sağlık
kurumlarında çalışan ebe, hemşire ve sağlık personeli, gece gündüz, özveri
içerisinde yaşamına devam etmektedir.
Hepimiz, aslında, bunları çok iyi biliyoruz; ama,
sağlık o kadar hassas bir konu ki, suiistimale de çok hassas. Sağlık
Bakanlığının bu konudaki, sağlığı suiistimal etmeden -altını çizerek
söylüyorum- vatandaşın duygularını suiistimal etmeden, sağlık sorunlarının
çözüm önerisi ve siyasî anlayışı oturması gerekmekte. Bu konuda, Şu ana kadarki
yapılan sağlık sunumlarının da, maalesef, katılımcı demokrasi anlayışından
yoksun olduğunu da görüyoruz. Türk tabiplerine karşı, Türk Tabipleri Birliğine
karşı bir önyargı var; onlar, belirli fraksiyonların veya farklı siyasî
ideolojilerin temsilcileri olarak algılanıyor. Hani biz katılımcı demokrasiden
yanaydık?! Sağlık sorunları açısından, Türk Tabipleri Birliğinin birikimlerini
hepimiz çok iyi biliyoruz, siyasallaşmadan, diyalog ve iletişim kanallarıyla
çözüm önerilerine katkısını çok iyi biliyoruz.
İkincisi; evet, bu halkımız, yıllardır, sağlıktan
yoksun bir şekilde, sadece sıkıntılarla baş başa bırakıldı ve aynı dönem
içerisinde, biraz, kısmen rahatlatıcı gibi görünen, yani balayı gibi görünen
bir süreç yaşanmakta. Sağlığın tek çatı altında toplanmasından itibaren -size
bir veride bulunmak istiyorum- SSK'ya bağlı hastane ve kurumların devrinden
sonra, SSK'ya yükünü şöyle bir hatırlatmak lazım. Verdiğimiz soru önergesinde,
2004 ile 2005 yılı kıyaslanmış. Totalde, 2004 yılında SSK, sağlık primini
toplam -bugünkü YTL karşılığında- 4 760 000 YTL bedelle gerçekleştirmişken,
2005 yılında toplam 7 040 000 YTL olarak... Aradaki farkı görün. Aradaki fark
da, Sayın Bakanın dediği gibi, "ilaçta artış yok, azalış var"
demesine katılmak mümkün değil. Çalışma Bakanlığının, bize vermiş olduğu, soru
önergelerinin cevabı burada. İlaç firmalarına ve depolarına yaklaşık 1 000 000
YTL fazla verilmiştir.
Evet, Sayın Bakanım ilacın fiyatının düşürüldüğünü
söylüyor; ama, ülkeye, toplam gider açısından baktığımızda… Evet, eczacılar da
arkadaşlarımız, artan pazar payı konusunda memnuniyetlerini esirgememişler;
ama, gönül istiyor ki, bu balayı süreci olmasın. Halkımızın, tabiî ki, eczane
kuyruklarında üçüncü sınıf bir vatandaş muamelesi görmesini bizler de
istemiyoruz, daha iyilerine layık; ama "göç yolunda düzelir"
mantığından lütfen kurtulalım. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bizler,
sağlığın tek çatı altında organizesinin Sağlık Bakanlığına; ama, işletmesinin farklı
birimlerle; yani, bir yandan yöneten, bir yandan kontrol eden farklı güçlerin
bir arada organize olduğu bir sürecin yaşanmasını istiyoruz. Yoksa, bugün
yaşanılan sıkıntılar yarın gene karşımıza gelir.
Eczacıların alacakları konusunda zaman zaman gelen
büyük şikâyetleri hep beraber burada biliyoruz; bizlere de ulaşan bir ortamla,
ilaç paralarının, bedellerinin ödenmediği... Tabiî, Sayın Maliye Bakanının
Türkiye'deki tercihleri belli.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım
teşekkür ediyorum.
Sayın Maliye Bakanlığının tasarruf politikası belli.
Faiz dışı her alanda nerede tasarruf yaparsanız yapın, faize yeter ki
dokunmayın. Faiz konusunda, bütçe fazlalığı konusunda var gücüyle tasarrufa
yönelirken, sağlıkta tasarruf olmayacağını hepimizin bilmesi gerekmekte. Bu
konuda vatandaşımız ve milletimiz her şeyin en iyisine layıktır.
Özellikle çalışanlar için böyle bir dönersermaye
konusunda geç kalındığının altını tekrar çiziyorum. Bütçe görüşmeleri esnasında
geçmesi gereken bir süreçti, yeni geçiyor. Yine de hayırlı uğurlu olmasını
diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Güler.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Samsun
Milletvekili Sayın Haluk Koç…(CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Koç, kişisel söz isteğinizi de birleştiriyorum.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz aldım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle 1101 sıra sayılı kanun
teklifinde Cumhuriyet Halk Partisinin teknik itirazlarını dile getireceğim.
Burada, zaten ayrışık oy yazısında belirtilmiş durumda. Komisyondaki
görüşmelerde bazı önergelerle hükümler eklendiği biliniyor bu tasarıya. Teklife
eklenen hükümlerle, 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanununun 11 inci
maddesinde değişiklikler yapılıyor. Cumhuriyet Halk Partili üyeler, yapılan bu
düzenlemelerin malî saydamlığa ve bütçe ilkelerine aykırı olduğunu orada
vurgulamış bulunuyorlar.
Değerli arkadaşlarım, yine, iki kez görüştüğümüz,
üzerinde düzeltmeler yaptığımız 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Kanununun 21 inci maddesinde ödenek aktarmasında sınır yüzde 5 olarak
belirlenmiş iken, 2006 bütçe yasasının 11/B maddesiyle bu sınır, 2006 yılı için
yüzde 20 olarak değiştirilmiştir. Şimdi ise bu sınır yüzde 100'e
çıkarılmaktadır. Bu düzenleme, malî saydamlığa aykırı olup Parlamentonun bütçe
yapma hakkının bir şekilde elinden alınması anlamına gelmektedir. Cumhuriyet
Halk Partisi olarak bu konudaki karşı görüşümüzü, teknik aykırılıkları, teknik
çekincelerimizi burada ifade ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanı demin dinledim.
Yukarıda internetten bir bilgi almak için çıkmıştım, son bölümüne geldim; ama,
televizyondan izledim. Beni Türk Milleti önünde bir özür dileme çağrısında
bulundu. Ben onun gereğini yerine getireceğim; ama, kim kimden, nasıl özür
dileyecek, onu da bundan sonraki maddede bağlayacağım.
Değerli arkadaşlarım, birkaç konuya değinmek istiyorum;
çünkü, bu konuda biz, çok teknik bir tartışmaya girmek istemedik. Burada dün
Sayın Bakanın, bir bakanın, eleştiriler karşısında, bazı eleştirileri absorbe
etme, emme, kendisinde onu saygıyla karşılama, onu sükûnetle üstüne alma
becerisinden biraz yoksun olduğunu gördük ve Sayın Komisyon Başkanının
sağduyusuna ben teşekkür ediyorum, Sayın Erdöl'ün ve ona… Ve beni edep
konusunda uyardı, Türkiye Cumhuriyetinin Bakanı olduğunu ifade ederek. Edep
konusunda, Sayın Bakanın dünkü konuşmasında ifade ettiklerini bir kez kayıttan,
CD'den ben kendisinin seyretmesini diliyorum ve sanırım, ondan sonra Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına yanıt hakkımızın ne kadar kutsal ve haklı bir
gerekçeye dayandığını da kendisi teslim edecektir.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan, burada, yine bir
İktidar Partisi milletvekili arkadaşım, Bağ-Kurlu hastaların tıp fakültesinden
hizmet alması noktasında "işte bakın, ne güzel, bütün fakülteler bu işi
kabul etmeli" tarzında yaklaşıyorlar. Bilmiyorum, bugün gazeteleri
gördünüz mü. Benim de uzun süre öğretim üyeliği yaptığım, bölüm başkanlığı
yaptığım Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi -ki, hepinizin
bir hastası vardır şu anda, şu anda vardır, mutlaka vardır- Dekanının bugün
gazetelere yansıyan feryatlarını hiç gördünüz mü, bilmiyorum. Bakın, ne diyor,
Dekan Sayın Tümer Çorapçıoğlu ne diyor...
Değerli arkadaşlarım, şimdi, Sayın Müsteşar da burada
-gerçi, Sayın Bakan, benim oraya dönüp zaman zaman adres göstermemden rahatsız
oluyor; ama, Sayın Maliye Bakanı Müsteşarımız orada- ben sormak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bakın, bütçe çıktı; iki aydır bütçe uygulama talimatı
henüz çıkarılmadı. Teknik arkadaşlar bunu bilir, iki aydır bütçe uygulama
talimatı çıkarılmadı. Ocak ayının başından itibaren üniversite hastaneleri
fatura kesemiyorlar, işlem yapamıyorlar.
Değerli arkadaşlarım, neden?.. Neden?.. Yani, bir
darboğaza sokma politikası mı var burada? Şimdi, Sayın Çorapçıoğlu bağırıyor
"şu anda SSK'dan -ben, Sayın Müsteşardan da rica ettim Ülkü Güney ile
beraber kuliste- 25 trilyon, yeşilkarttan 5,5 trilyon, toplam kamudan alacağım
80 trilyon lira ve ödeme alamıyorum" diyor. Bu bildiğim, Ankara Tıp
Fakültesi; Türkiye'de, şu anda Hacettepe, Gazi… Ankara'dakileri sayalım. Tıp
fakülteleri bazında söylüyorum.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakın, çok acı bir söz var
burada; ben, bunu paylaşmak istiyorum. Aranızda, koroner anjiyografi geçiren
bir yakını veya kendisi olan vardır; stent takılan, tünel takılan, damarları
hasta vardır. İki tip tünel var arkadaşlar; bir tanesi, ilaçlı, takıldıktan
sonra içinde pıhtı oluşturma riski daha düşük olan, gelişmiş, fakat, fiyatı
pahalı olan bir stent; bir tanesi de, rutin kullanılan, takıldıktan sonraki
dört ay içerisinde tıkanma riski yüzde 40'lara, 50'lere, 60'lara varan bir
stent var. Şimdi, sizin ananız, babanız, kendiniz, bir yakınınız, onu da
bırakın, sorumlu olduğumuz, vekâletini yürüttüğümüz Türk Milletinden -hani
Bakanımız söylüyor ya "Yüce Türk Milleti" diye- bir azamız, bir
bireyimiz, böyle bir hastalığa maruz kalsa ve böyle bir işlem yapılması
gerekse, burada ne yapacaksınız değerli arkadaşlarım?! Gelin, buna açıklık
gösterin. 2 000 dolar vereceksin cebinden ki ilaçlı olan takılsın, daha uzun
yaşa! Parayla uzun yaşamak olur mu değerli arkadaşlarım, böyle sağlık
politikası olur mu?! Bunları eleştirdiğimiz zaman kızacaksınız bize; kızmayın,
düzeltmeye çalışın; getirin öneri, beraber düzeltelim. Haksızsak, haksızsınız
deyin. Burada, çıkıp, üç kelimesinden birinde Anamuhalefet Partimiz şöyle,
Anamuhalefet Partimiz böyle… İşte, bakınız, getiriyorum eksiklikleri,
söylüyorum. Üniversitelerden yeşilkartlılar faydalanamıyor. Sayın Bakan, yanlış
bir tespitiniz var. Üniversite hastaneleri de bizim devlet hastaneleri
poliklinikleri gibi hasta bakma sayısını artırsın diyorsunuz, üniversiteden
geldiğinizi söylüyorsunuz. Üniversite hastaneleri, üçüncü kademe hastanelerdir,
özel alt dal uzmanlığı konusunda eğitim veren hastanelerdir. Orada, hasta
sayısı, kuru hasta sayısı önemli değildir, yapılan alt dal uzmanlığının
gerektirdiği şifayı verebilecek ekipman ve teknik yapı önemlidir. Yani, ucuz
politikanın bir yansımasını burada getirip üniversite hastanelerini suçlamak...
Sayın Başbakandan esinlenmeyin lütfen, yanlışlarını tekrar etmeyin; siz, bir
öğretim üyesi olduğunuzu söylüyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, koruyucu hekimliğe de
değinmişti dün Sayın Bakan. Bakın, koruyucu hekimlik konusunda, intihal
yapmamak için, ben, 1993 ile 1997 arasında yedi sayın bakanla çalışan bir
arkadaşımızın değerlendirmesini sunuyorum; Uzman Doktor Aytun Çıray. Şimdi,
bakın, 23 Ocak 2006 tarihli bir değerlendirmesi. Düşünün, çok uzun yıllar yedi
ayrı bakanla müsteşar olarak çalışmış bir arkadaşımız; "Koruyucu sağlık
hizmetlerinde ne yazık ki iflas dönemi." Dün söylediniz. "Şimdi, bu
hükümet koruyucu sağlık hizmetlerinde başarısızdır." Aynı tespitte
bulunuyoruz. "Aşılama oranlarını düşüren ilk hükümet olma unvanını
almıştır." Birtakım rakamlar söylediniz, şimdi o rakamları ben size tekrar
vereceğim. 2005 yılında aşılamada en düşük il oranını yüzde 80 olarak beyan
ettiniz. Halbuki, hükümete geldiklerinde yüzde 90 olan bu oran, 2004'te yüzde
60'lara düşürülmüştür. İstediğiniz kadar özel sağlık hizmetlerinden faydalanın;
özel sağlık hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetleri, kâr getirmediği için bu
yönde bir çalışma yapmaz. Bu, tamamen kamunun üzerinde olan bir görevdir. Kamu,
koruyucu sağlık hizmetleri konusunda, kendini bugünkü küresel rüzgârlara
kaptırıp, bütün temel görevlerini, ana görevlerini, halkına karşı sağlık verme,
eğitim verme, sosyal güvenlik verme görevlerini maskeli olarak özelleştirip
piyasalaştırdığı sürece, bu konuda başarılı olmanız mümkün değildir.
Bakın, Ankara'da yazın yaşanan, telaffuz edilmeyen
kolera olayları, ağır bağırsak enfeksiyonları, 15 000 nüfuslu Doğubeyazıt'ın
1/3 nüfusunun ishal nedeniyle hastaneye yatması… Sayın Bakan, buradan değişik
rakamlar verdiniz. O açıklamalarla ilgili oranlar da var, bunları da dile
getiririz. Burada da bir eksikliğiniz var, bir başarısızlığınız var. Bu
politikayla koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelik alması, öncülük alması mümkün
değildir; çünkü, özel sağlık hizmetlerine ağırlıklı olarak yayılan bir
politika, koruyucu sağlık hizmetleri kâr getirisi olmadığı için, hiçbir paket
içerisinde değerlendirilmez ve hiçbir zaman da onların ilgi alanına girmez.
Değerli arkadaşlarım, bazı konulara değinmek istiyorum.
Birinci basamak sağlık personelinin istihdamında yaşanan sorunlar... Oradan,
yabancı doktor olayına da gireceğim; ama, hemen girmeden önce, özellikle, dün
geceden itibaren yağan telefonları ve gelen mesajları bilgilerinize sunmak
istiyorum değerli arkadaşlarım. Yakınınızda doktor olan, hekim olan mutlaka
vardır. Sayın Bakan dün öyle bir sunu yaptı ki gece burada, bir uzman hekimin,
bir hekimin, sözleşmeli olarak 7,5 milyar liraya yakın para aldığını... Sanki,
vatandaşa, bütün hekimlerin ayda 7,5 milyar lira civarında temel bir maaş
aldığı gibi yanlış bir ifade yansıttı değerli arkadaşlarım. Bu gerçek değildir.
Bu gerçek değildir. Bordrolarını fakslıyorlar Sayın Bakan. 657 başka,
sözleşmeli personel başka. Sözleşmenin birtakım avantajları var maddî olarak;
fakat, iş güvencesi yok. Hele Türkiye'de siyasetin bu denli kutuplaştığı, il,
ilçe başkanlarının bu denli atamaların içine girdiği bir sistemde, iş
güvencesi, ancak kendi vücut dilinizden konuşanlara dönük bir güvence olarak
kalır.
Değerli arkadaşlarım, doğru konuşalım, ifade edelim.
Ben, buradan milletimize seslenmek istiyorum: Yani, zannetmeyin ki, size sağlık
hizmeti veren o gencecik çocuklar, o gencecik kızlar, genç hekimlerimiz,
kardeşlerimiz, sağlık personeli, Sayın Bakanın söylediği gibi, bu kadar çok
yüksek maaş alan insanlar değil, onlara düşman olmayın, onlara yan gözle
bakmayın. Onlar da, aynı sizin gibi yaşam sıkıntısı çeken, belki de yoksulluk
sınırında çoğunun gezindiği, büyükşehirlerde kendi çocuklarını yaşatmak,
okutmak, beslemek için ne sıkıntı çekiyorsa Türk toplumu, o toplumla beraber
aynı sıkıntıyı çeken insanlar. Yanıltmayın, yanılsatmayın.
Değerli arkadaşlarım, birinci basamak sağlık hizmetleri…
YEKTA HAYDAROĞLU (Van) - Doğuya gel, Doğuya.
HALUK KOÇ (Devamla) - Doğuya da geliriz.
YEKTA HAYDAROĞLU (Van) - Doğuya gelsinler, güzel de
maaş alırlar.
HALUK KOÇ (Devamla) - Siz dinlemediniz; ben, 657 ayrı,
sözleşmeli personel ayrı dedim.
Tabiî, tezatları da var Sayın Bakanın. Bakın, burada,
Parlamentoda, aynı çatı altında, mecburî hizmet uygulamasını kaldıran bir
hükümetin bakanı olarak devrim yaptığını söyledi; alkışladık, hatırlıyorsunuz.
Bir süre geçti "ben yapamadım bu işi, tekrar mecburî hizmeti
getiriyorum" dedi. Ne yaptı, ne etti? Şimdi üzerinde konuştuğumuz kanun
tasarısında, bütçe görüşmeleri olurken, değerli arkadaşlarım, sevgili
meslektaşlarım, o gece, o önergeyi kim verdi? Ne olur bunu bir sorun. Kim
verdi, neyi bozdu, ne telkin altında bozuldu?
Bakın, 24 Kasım 2005 tarihli bir IMF niyet mektubundan
hep bahsediyorum. İsteyen birçok arkadaşıma, o gece ben fotokopi de vermiştim,
tekrar isterlerse verebilirim. Oradaki güvenceler, istenen talimatlar
doğrultusunda bu yapıldı; ama, neye mal olduğu sonradan ortaya çıkınca,
toparlanmaya çalışıldı. Değerli arkadaşlarım, sizler el kaldırdınız buna. Bence
sormanız gerekli şu anda. Bunu kim getirdi, niye getirdi ve bizi niye bu
sıkıntıya soktu işletmeler karşısında, hastaneler karşısında, personel
karşısında ve bugün neyi düzeltmeye çalışıyoruz?! Biz niye bozduk ki, şimdi
niye yapıyoruz; değerli arkadaşlarım, bunlar eleştirilecek hususlar değil mi
sizce?!
Bunlara kızarak, burada kükreyerek cevap vermenin
hiçbir anlamı yok. Bunlara açıklık getireceksiniz; yani, bir Sağlık Bakanının
haberi olmadan, bu konudaki bütçe görüşülürken, o önerge bir tek Maliye
Bakanlığı tarafından getirilebilir mi; getirilebilir mi değerli arkadaşlarım?!
Niye o zaman, Sayın Bakan, karşı çıkmadınız; bu, benim teşkilatımda geri
dönülmez yaralar açacaktır, sarsıntılar açacaktır niye demediniz o gece ve
onayladınız hepiniz oybirliğiyle?!
Hatalar söylenince rahatsız olunmayacak değerli
arkadaşlar; kızıp Anamuhalefet Partisine, hakarete varan düzeyde, cevap hakkı
doğuracak ifadede, sertlikte, gerginlikte tavır sergilenmeyecek.
Değerli arkadaşlarım, birinci basamak sağlık
hizmetlerinde personel istihdamında yaşanan sorunları, yabancı hekimleri, şef
ve şef yardımcısı atamalarını… Tekrar ilaçlar konusunda bir talebi oldu ve bir
şey daha oldu; Haluk Koç'la başladı konuşmasına, Haluk Koç'la bitirdi; teşekkür
ediyorum ben Sayın Bakana. Benden…
SELAMİ UZUN (Sivas) - Meşhur oldun!
HALUK KOÇ (Devamla) - Yeterince o konuda belli bir
noktaya ulaştım Sayın Uzun.
Benden, Türk Milleti önünde özür dilemeye beni çağırdı.
Ben, bütün bu çarpıklıkları, bütün bir…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HALUK KOÇ (Devamla) - Son sözüm…
BAŞKAN - Buyurun.
HALUK KOÇ (Devamla) - …süreç içerisinde dile
getireceğim ve AKP Grubundaki iyi niyetli, duyarlı arkadaşlarımı, gidişattan
rahatsız olan arkadaşlarımı üzmeden, onları tenzih ederek, kimin kimden, nasıl
özür dilemesi gerektiğini de bundan sonraki maddede ifade edeceğim.
Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Koç.
Şahsı adına ikinci söz isteği Uşak Milletvekili Sayın
Alim Tunç'un.
Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİM TUNÇ (Uşak) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme Tesislerine
Verilecek Dönersermaye Hakkında Kanun ile 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinde şahsım adına söz almış
bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, muhalefet partisi konuşmacıları,
sürekli olarak, sağlıkla ilgili yaptığımız reformları eleştirmekle
geçiriyorlar. Sağlık Bakanlığına, 2002'den bugüne kadar, gerek çalışanlar
gerekse bu hizmeti alan vatandaşlarımız karşısında, aslında, hiç de hak
etmedikleri bir eleştiri sunmaktalar. Neden; bugüne kadar hastanelerin
birleştirilmesi mi yanlıştı; bugüne kadar yapılamayan, sağlıkta çalışanların
dönersermaye ve performansa bağlı hak ettikleri ekonomik özgürlüklere, ekonomik
iyiliklere mi karşı çıkıyorlar? Yine, vatandaşlarımızın her istedikleri sağlık
kuruluşundan hizmet almalarını sağladığımız için mi karşı çıkıyorlar?
Değerli arkadaşlar, herkes kendi çıkarına, kendi
eksiğine bağlı olarak burada söz söylüyor.
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Alim Bey, ne çıkarı
olabilir ki!..
ALİM TUNÇ (Devamla) - Hadi, var mısınız, vatandaşın
içine çıkalım. (CHP sıralarından "Hayhay; hadi, çakalım" sesleri)
Eğer, yüzde 60'ın altında bir memnuniyet yoksa sağlıkta, ben bu işi bilmiyorum.
Ben bu işin içinden gelen birisiyim, hem özel sektörde hem kamu kuruluşunda
çalışan birisiyim.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Vatandaşın karşısına
geçemiyorsunuz!
ALİM TUNÇ (Devamla) - Bugüne kadar, sağlıkta
çalışanlara verilen hak kadar, hiçbir hükümet döneminde verilmiş mi? Bugüne
kadar, siz, zenci, beyaz diye ayırım, Bağ-Kurlu, SSK'lı, Emekli Sandığı,
yeşilkartlı diye ayırım yaparak bunları düzelten bir iktidar gördünüz mü?
NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Düzelttiniz mi?!
ALİM TUNÇ (Devamla) - Düzelttik.
Genel sağlık sigortası, aile hekimliği ve sosyal
güvenlik kurum kanunu çıktıktan sonra bu tür bir sıkıntı da ortada
kalmayacaktır.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) - AKP'nin mahalle temsilcisi
veriyor yeşilkartı; ayıp değil mi?!
ALİM TUNÇ (Devamla) - Yeşilkartlı, SSK'lı, Emekli
Sandığı, Bağ-Kurlu, her biri farklı ilaçlar, her biri farklı hastanelerden
faydalanıyorlardı. Bunları düzelttiğimiz için mi karşı çıkıyorsunuz? Aşılamada
yüzde 88 ve yüzde 99'dur 2006, 2005 yılı. 2003 yılı için eleştiriler belki
doğru olabilir; ama, 2003 yılında belirli değişimler, belirli reformlar vardı.
Değişimler ve dönüşümler zordur değerli arkadaşlar, bunları yapmak gerçekten
güçtür, alışkanlıkları kırmak, onları düzeltmek zordur. O nedenle, belirli
inişler, çıkışlar gösterebilir; ama, 2005 yılını, 2004 yılını referans olarak
alırsanız, aşılamada, bugüne kadar yapılmamış, 2001 yılının üzerinde de
olduğunu görebiliriz, boğmacada, difteride, tetanozda, kızamıkta, hatta hatta
BCG'de. Yani, bunlara karşı çıkmak, muhalefet yapmak için mi buraya çıkıp
konuşuyor arkadaşlar; bugüne kadar çeşitli hükümetlerin ve çeşitli partilerin
hükümet programında ya da parti programında yazıp hayalini bile yapamadıklarını
biz yaptığımız için mi karşı çıkıyorlar?
Değerli arkadaşlar, lütfen, eleştiri yapalım; ama,
güzel yaptığımız bir işi de, bunun da hakkını verelim. Bugüne kadar sağlık
teşkilatında, ebesinden -çünkü en uç noktada çalışandır ebelerimiz- hekimine
varıncaya kadar, acilinde çalışan, röntgeninde, laboratuvarında çalışan bütün
arkadaşlarımız bu kutsal görevi hakkıyla yerine getirmektedir. O nedenle,
performansa bağlı, onların, 9 milyar, 7 milyar, 5 milyar almalarında bizim
gözümüz yok; hakkıdır, almaları da gerekir. (AK Parti sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar)
Bizim söylemek istediğimiz şu: Birtakım -ülkemizin-
gerçekleri vardır, zor bölgelerimiz var; hizmet götürmek zorunda olduğumuz,
Anayasanın gereği hizmet götürmek zorunda olduğumuz yerlere de, bu hekim
arkadaşlarımızın, bu sağlık çalışanlarımızın, ebelerimizin, hemşirelerimizin,
sağlık memurlarımızın... Fedakâr olarak çalıştıklarını zaten biliyoruz; ama,
buralarda çalışacak arkadaşlarımızın da, lütfen, burada, belirli bir süre görev
yapmalarını biz istiyoruz, millet adına istiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ALİM TUNÇ (Devamla) - Bunu istemek, onların iş
güvenliğini, iş güvencesini sağlamadığımızı mı gösteriyor?! Sözleşmeli olarak
gitmeleri, iş güvencesiz olduklarını mı gösteriyor?! Lütfen, haksızlık
yapmayalım.
Değerli arkadaşlar, ben, bu yasanın, özellikle bu
maddenin daha önceden sadece bütçe talimatıyla yapıldığını ve sağlık
çalışanlarımızın, hekimlerimizin en çok bana sordukları "bu sene
dönersermaye kalkıyor mu? Bu önümüzdeki yıl kalkacakmış" gibi birtakım
sorularını da ortadan kaldıran en önemli kanun maddesidir. Bu, artık,
kanunlaşmaktadır. Dönersermaye, performansa dayalı ücret almaları da, kanunla
hak kazandıklarını gösteren en önemli kanun maddesidir. Bu nedenle,
hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız, ebelerimiz, hemşirelerimiz, röntgen
teknisyenleri, laboratuvar teknisyenleri ve Türkiye'de çalışan tüm sağlık
çalışanlarının, çalıştıklarının, hak ettiklerinin karşılığını alacakları bir
yasadır. Bununla ilgili olarak belki bir bütçe konuşmalarında bir sıkıntı
ortaya çıkmıştır; ama, bunun sonucunda da, bu sıkıntının sonucunda da, daha
güzel bir olay, bu işlem yasalaşmıştır.
BAŞKAN - Sayın Tunç, konuşmanızı tamamlayın.
ALİM TUNÇ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım,
teşekkür ediyorum.
İnşallah, aile hekimliği, genel sağlık sigortası,
sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanmasıyla, sağlıktaki
reformumuz tamamlanacaktır ve tarih bunu AK Parti Hükümetinin en büyük başarısı
olarak yazacaktır. Bu düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tunç.
Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
Soru-cevap kısmına geçiyoruz.
Sayın Kart, buyurun.
Yalnız, lütfen, yorumsuz, açık, net, kısa…
ATİLLA KART (Konya) - Gayret edeceğim Sayın Başkan;
teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, imzanızı taşıyan önerge cevabındaki
bilgilere göre sorularımı soruyorum.
Gaziantep'te imam olarak görevli Mehmet Ali Çelik,
Haziran 2004 tarihinde, Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Müdür Yardımcısı
görevine, tarafınızdan atanıyor. Ne zaman ki, konu, tarafımızdan dile
getiriliyor ve basına yansıyor, bu defa, aynı kişi, yani aslî görevi imam olan
bu kişi, Erzincan'dan, bu defa, Kahramanmaraş Devlet Hastanesine Hastane Müdür
Yardımcısı olarak görevlendiriliyor.
Şimdi, hemen yeri gelmişken ifade ediyorum, yanlış
anlaşılmaması ve istismar edilmemesi için hemen ifade ediyorum, cami
imamlarının da toplum hayatı içinde önemli bir görevlerinin bulunduğu açıktır.
Cami imanlarından da, kıdem ve liyakat ölçüleri içinde, kendi meslekleriyle
ilgili alanlarda, elbette, yararlanmak gerekir.
Bunun devamında hemen sorumu soruyorum Sayın Bakan;
biraz evvel sorduğum sorularla bağlantılı bir şekilde bu soruyu soruyorum.
Hangi kıdem ve liyakat ölçülerine göre, sağlık konusunda üst düzey idarecilik
görevine, bu meslekle, bu eğitimle hiçbir ilgisi olmayan bir imamı
görevlendiriyorsunuz?
58 ve 59 uncu Hükümetler döneminde, kıdem ve liyakat
ölçülerinin bir tarafa bırakılarak, belli referans ilişkilerinin esas alındığı
yolundaki yoğun seyir kazanan bu eleştirilerimize, bu iddialarımıza somut
olarak cevap verir misiniz, bu açıkladığım olay çerçevesinde.
Ve yine devamında şunu soruyorum: Bu kişi, halen
idareci olarak görevini nerede sürdürmektedir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kart.
Sayın Arslan, buyurun.
ALİ ARSLAN (Muğla) - Sayın Başkan, ben de,
aracılığınızla, Sayın Bakana şu soruyu yöneltmek istiyorum:
Bildiğiniz gibi, 1 000 kişiye düşen hasta yatağı
açısından da OECD ülkeleri içinde son sıralardayız. Tabiî, bunun dağılımında da
büyük sorunlarımız var. 1 000 kişiye 2,4 hasta yatağımız var Türkiye'de; ama,
bazı bölgelerimizde 1 000 kişiye düşen hasta yatağı sayısı 1, hatta, 1'in çok
çok altında. Muğla İli yaz aylarında turist akını nedeniyle nüfusu çok artan
bir ilimiz ve yaz aylarında bu sıkıntı çok daha fazla yaşanıyor, hasta yatağı
yetersizliği sorunu. Ortaca-Dalaman-Köyceğiz bölgesi de, yine, turizm
bölgesinde olan bir bölge olarak bu sıkıntıyı en çok yaşayan ilçelerimiz.
Özellikle, Ortaca, bu ilçelerin tam ortasında bulunan ve sağlık merkezi
konumunda bulunan bir ilçe. Ortaca'da, daha doğrusu, bu 3 ilçede ortalama 1 000
kişiye düşen hasta yatağı sayısı 1,2. Türkiye'nin gelirine önemli katkıları
olan bu 3 ilçenin gerçekten bu konuda büyük bir ihmal edilmişliği var. Ben,
Ortaca-Köyceğiz-Dalaman bölgesinin ve özellikle, Ortaca Devlet Hastanesinin
fizikî yetersizliğinin Bakanlığınızca bilindiğini biliyorum. Birlikte birçok
defa görüştük. Bu bölgedeki hastane yetersizliğinin giderilmesi açısından
Bakanlığınızca ne tür çalışmalar yapılmaktadır; onu sormak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arslan.
Sayın Ünlütepe.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan,
aracılığınızla, Sayın Bakana aşağıdaki soruları sormak istiyorum.
Sayın Bakan, hafta sonu, Dinar AKP İlçe Kongresine
katılmak üzere Afyon'daydınız. Size, Sandıklı İlçemiz Devlet Hastanesindeki
yolsuzluklarla ilgili soru sormak istiyorum. İktidarınızın son iki yılında
kadrolaşmaların sonucu Sandıklı İlçesi Devlet Hastanesindeki yolsuzluklar
ilimiz ve ilgili ilçe kamuoyunda tartışılır bir hale gelmiştir. Bu yolsuzluklar
tamamen ayyuka çıkmıştır. Örneğin, devlet hastanesindeki medikal malzeme
alımları, devlet hastanesine mal ve hizmet temin eden firmaların konumu,
iktidarınız döneminde atadığınız kamu görevlilerinden bazılarının davranışları,
örneğin, çok kısa süre içinde çabucak zenginleşmeleri ilçede bilinmekte ve
kamuoyunda genel kanı bunların iktidarca da korundukları yönündedir.
Sayın Bakan, ayrıca; bu devlet hastanesinde meydana
gelen olaylar sonucu, yurttaşların yakınmaları sonucu cumhuriyet
başsavcılığınca soruşturma başlatılmış ve belki de ilk defa bir devlet
hastanesi dün gece saat 22.30 sıralarında hem emniyet güçleri hem jandarma
güçleri tarafından basılarak, resmî evraklara el konulduğu gibi, atadığınız
kişilerin evlerinde de resmî evraklara el koymak için arama yapılmıştır.
Şu soruları sormak istiyorum:
Sayın Bakan, yolsuzlukların bu derece yoğunlaşması
partizanca kadrolaşmanın bir sonucu mu acaba?
İkinci sorum: İhtisas isteyen yerlere partizanca
atamalara devam edecek misiniz?
Üçüncü sorum: Kamuya ait olan bir devletin
hastanesinde, yakınmalar sonucu, Bakanlığınız döneminde atanan kadrolara
cumhuriyet savcılarının güvenmemesi nedeniyle baskın yapılarak resmî evraklara
el konulması durumunda, baskın yapılan bir hastaneye hastalarımız ne derece
güvenebilir ve devlet hastanelerinin güven duyulmayacak bir duruma düşmesinde
kusurlu olduğunuza inanıyor musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ünlütepe.
Sayın Karademir, buyurun.
ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan. Aracılığınızla, Sayın Bakana sormak istiyorum.
Sayın Bakan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Tümer Çorapçıoğlu, bugün bir basın açıklaması yaptı: "Personelin
maaşını ödeyemiyoruz; hastane masraflarını karşılayamıyoruz. Devletten
alacağımız var, ödenmiyor. Bizim borçlandıklarımız, bizi hacze veriyor. Şu an 9
trilyon lira borcum, buna karşılık 100 trilyon lira alacağım var. Buna rağmen,
icralık oldum. Suçlusu ben değilim" diyor. Sizce, bunun suçlusu, AKP
Hükümeti ve başında bulunduğunuz Bakanlık mıdır?
İki…
BAŞKAN - Sayın Karademir, süremizi aştık zaten; lütfen,
hemen, süratli bir şekilde…
ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Hemen bitiriyorum.
Sayın Bakan, iki aydan bu yana bütçe uygulama talimatı
çıkarılmadı. Bundan dolayı, ocaktan beri faturalar kesilemiyor. Nedeni nedir
sizce?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Işık, çok hızlı bir şekilde; buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, çok kısa sormak
istiyorum.
Sayın Bakanım, performans kriteri uygulamalarıyla
ilgili değerlendirmenizi almak istiyorum; özellikle, hekim verimliliği ve
vatandaşın hizmet alımı noktasındaki. Bir de, sisteme 4,5 katrilyon yük
getirdiği iddia ediliyor. Doğruluk derecesi nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Işık.
Buyurun Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Değerli Başkanım,
teşekkür ediyorum.
Sayın Kart, bir personelin, Mehmet Ali Çelik isimli bir
personelin müdür yardımcısı oluşundan bahsederek, yine, hangi kıdem ve liyakat
ölçülerine göre atandığından bahsetti; "belli referans ilişkileriyle mi
atanıyor" dedi. Görevinin şu anda nerede olduğunu sordu. Tabiatıyla, onu,
şu anda cevaplayamıyorum; ama, Sayın Kart'a şunu ifade etmek isterim ki, söz
konusu kişi, bir iktisat fakültesi mezunudur. Biz, bir iktisat fakültesi mezununu,
hastane müdür yardımcısı veya il müdür yardımcısı kadrosuna koyabilmişsek, ne
mutlu bize. Bir kişinin, geçmişte, imamlık yapması, öğretmenlik yapması, başka
bir meslek yapması, siz de çok güzel bir biçimde ifade ettiniz, o kişinin
gelecekte başka meslekler yapamayacağı anlamına gelmez.
ATİLLA KART (Konya) - Bu, niye kural haline geliyor?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Bir iktisat
fakültesi mezunu, kanaatimce, bir il müdür yardımcılığına, bir hastane müdür
yardımcılığına pekala yakışır. Onun için, bunun liyakat ölçüleri içinde
olmadığını ifade edemeyiz. Tekrar ifade ediyorum: Bir iktisat fakültesi
mezunundan bahsediyoruz. Belki, bu hususta bilginiz yoktu.
ATİLLA KART (Konya) - Bilgi doğru değil Sayın Bakan,
doğru değil…
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Arslan, 1
000 kişiye düşen hasta yatağından, Ortaca'daki ihtiyaçlardan bahsetti.
Kendisiyle bunu daha önce de şifahen görüşmüştük.
Gerçekten, Türkiye'de, tıpkı hekim yetersizliği olduğu
gibi, hasta yatağı sayısı itibariyle de yetersiz olduğumuz bölgeler, bundan
daha önemlisi, binalarımızın çok eskimiş olduğu yerler var. Yani, çağdaş,
modern hastanecilik yapmak üzere sıkıntı içinde olduğumuz yerler var.
Şunu ifade edeyim: Bizden önceki iktidar döneminde
-yaklaşık üçbuçuk yıllık bir iktidar dönemidir biliyorsunuz- Türkiye'ye
kazandırılmış olan yeni kamu hastanesi yatağı 4 000 civarındadır. Dönemimizde,
üç yıl içerisinde kamuya kazandırılmış olan hastane yatağı sayısı 13 000'dir.
Tabiî, bu sayı da yeterli olmuyor. İşte, bunun içindir ki, şimdi kamu-özel
ortaklığı yoluyla, temmuz ayında yaptığımız bir kanunla, yerli veya yabancı
sermayeyi, kamuya hastane yapmak ve bunları uzun sürelerle, yirmi yıl,
yirmişbeş yıl gibi kiralamaları suretiyle yeni bir finansman modeli oluşturduk.
Ortaca'yla ilgili teklifinizi de değerlendirerek
gereğini yerine getirmeye çalışacağız, ihtiyaçlar ve imkânlar çerçevesinde.
Sayın Ünlütepe, Sandıklı'daki hastane yolsuzluğundan,
bu arada bir savcılık soruşturmasından bahsetti. Şunu ifade etmek isterim ki
Değerli Milletvekilimize, biz, Sandıklı'da bir soruşturma başlatmış durumdayız
ve bu soruşturma da tamamlandı, sonuçları bana da getirildi. Yani, buradaki
problemlerle ilgili olarak, biz, zaten tavrımızı koymuş ve gerekli
soruşturmamızı yapmıştık. Muhtemelen, savcılıkla ilgili muameleler de bu
soruşturmayla ilişkilendirilmiştir.
Yalnız, bu arada, yine, enteresan bir şey çıktı
karşıma, bir bilgi: Hani, biz, başhekimleri değiştirdiğimiz zaman kadrolaşmış
oluyorduk; Sandıklı'da da, şu işe bakın ki, biz, Başhekimi değiştirmemişiz,
mevcut yönetimi almışız, mevcut yönetimle yolumuza devam etmişiz. Tabiî, bunu
söylerken, oradaki Başhekimi şimdiden suçlu ilan etmiyorum, buna hakkımız yok;
ama, ortada bir iddia var, bu iddia soruşturulmuş, savcılık soruşturması var.
Sonuç itibariyle, bizim oluşturduğumuz bir başhekimlik yönetimi olmadığını da
vurgulamak istiyorum; yani, demek ki, bunlar olabiliyor. Tabiî ki, biz, Hükümet
olarak, yolsuzluklar konusunda büyük bir hassasiyet gösteriyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Sağlık Bakanlığının 900'den fazla
dönersermaye işletmesi var ve onbinlerce ihale yapılıyor. Dolayısıyla, bu
ihaleler sırasında bazı usulsüzlüklerin, hatta yolsuzlukların olması her zaman
mümkündür; önemli olan, bunlara karşı siyasî iktidarın aldığı tavırdır.
Tavrımız çok nettir; gerekli soruşturmaları yapıyoruz, idarî soruşturmalar veya
adlî soruşturmalar konusunda her türlü hassasiyeti gösteriyoruz; bugüne kadar
gösterdik, bundan sonra da göstermeye devam edeceğiz. Ancak, şunu ifade
etmeliyim ki, hizmetlerin bu kadar arttığı, sağlıkla alakalı olarak,
hastanelerimizde cihaz alımlarının, hizmet alımlarının, hizmet sunumlarının bu
kadar yüksek seviyede geliştiği bir dönemde ciddî ölçüde yolsuzluk yapılmış
olsa, hakikaten bunlar başarılamazdı; bir defa, malî açıdan bunları başarmak
imkânsız hale gelirdi. Dolayısıyla, bu husustaki hassasiyetlerinize bizim de
katıldığımızı ve gereğini yaptığımızı ifade ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Bakanım, süremizi aştık.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Bitiriyorum Sayın
Başkanım.
Sayın Tümer Çorapçıoğlu'nun ifadelerinin, gazetelere
yansımış ifadelerinin gerçeğin ne kadarını yansıttığını, takdir edersiniz ki,
benim bilmem mümkün değildir. Ancak, iki aydan beri bütçe talimatının niçin
çıkarılmadığını soruyorsunuz. Bu işle ilgilenenler bilirler, kamuda, genellikle
bütçe talimatları mart ayı içerisinde çıkarılabiliyor. Biz de, daha erken
oluşmasını istiyoruz; ama, karşılıklı görüşmeler yapılıyor, karşılıklı teknik
çalışmalar yapılıyor ve genelde bu ay içerisinde bütçe talimatları çıkarılır, geçmişten
beri hep böyle olagelmiştir; biraz erkene alınmasının da yararlı olduğuna
inanıyorum. Ancak, burada bir husus var; bütçe talimatının gecikmiş olması,
fatura kesmek ve faturaları ilgili geri ödeme kurumlarına göndermek konusunda
bir engel değil, bu, yapılabilir; yani, bu hususta bir engel yok.
Vaktim kalmadığı için son sorulara cevap veremiyorum.
Çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan.
1 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yoklama istiyoruz efendim.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum...
III. -
YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Toplantı yetersayısı
istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Evet, tespit edelim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Lütfen, 20'den fazla
yazmayın.
BAŞKAN - Sayın Anadol, Sayın Çilingir, Sayın
Kılıçdaroğlu, Sayın Ünlütepe, Sayın Ercenk, Sayın Koç, Sayın Baratalı, Sayın
Ekmekcioğlu, Sayın Dinçer, Sayın Miçooğulları, Sayın Uzdil, Sayın Arslan, Sayın
Kart, Sayın Ayvazoğlu, Sayın Gazalcı, Sayın Şahin, Sayın İnce, Sayın Gencan,
Sayın Kartal, Sayın Neşşar.
İsimlerini okuduğumuz sayın milletvekillerimiz cihaza
girmesinler, katılmasınlar.
Yoklama için 4 dakika süre veriyorum; adlarını okuduğum
sayın üyelerin, yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
yoktur; birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.02
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:
19.12
BAŞKAN:
Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER:
Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 70 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
III. -
YOKLAMA
BAŞKAN - 1101 sıra sayılı kanun teklifinin 1 inci
maddesinin, oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yetersayısı
bulunamamıştır; bu nedenle, yeniden yoklama yapacağım.
Yoklama için 3 dakika süre veriyorum ve yoklama
işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
bulunamamıştır.
Sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını
sırasıyla görüşmek için, 7 Mart 2006 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere,
birleşimi kapatıyorum.
İyi akşamlar.
Kapanma
Saati: 19.17