DÖNEM: 22       CİLT: 111       YASAMA YILI: 4

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

64 üncü Birleşim

16 Şubat 2006 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

                                                      Sayfa    

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Konya Milletvekili Remzi Çetin'in, tarihimizdeki, binlerce askerimizin şehit olmasına yol açan Sarıkamış harekâtına ilişkin gündemdışı konuşması

2.- Adana Milletvekili N. Gaye Erbatur'un, Türk Medenî Kanununun kabul edilişinin 80 inci yıldönümünde, kanunda günümüz ihtiyaçlarına uygun bazı düzenlemelerin yapılmasının önemine ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı

3.- Konya Milletvekili Ahmet Işık'ın, geçtiğimiz günlerde Konya'da, karikatür krizini protesto amacıyla düzenlenen miting esnasında meydana gelen olaylara ilişkin gündemdışı konuşması

B) GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar'ın, 63 üncü Birleşimde, kürsüdeki konuşmacı için kullandığı bir kelimenin yanlış anlaşıldığını ifade eden konuşması

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- İstanbul Milletvekili Ömer Zülfü Livaneli ve 19 milletvekilinin, gençler arasında şiddet olaylarının artmasının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önelemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/337)

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)

3.- Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, Sosyal Güvenlik Barışı Yasa Teklifi; İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Hakkında Prim Barışı Kanunu Teklifi; Ankara Milletvekili Eşref Erdem'in, 1479 ve 2926 Sayılı Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi; Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, İş ve Sigorta Barışı Kanunu Teklifi; Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 42 Milletvekilinin, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün ile 28 Milletvekilinin, Bağ-Kur ve SSK'ya Ait Birikmiş Prim Borçlarına Ödeme Kolaylığı Getirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan'ın, Sosyal Güvenlik ve Prim Barışı Kanunu Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1122, 2/116, 2/124, 2/137, 2/147, 2/379, 2/399, 2/457) (S. Sayısı: 1066)

VI.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ'ın, Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VII.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL 'in, depremden etkilenen hizmet binalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/11319)

2.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Eğitim-Senin Ankara'daki olaylı eylemine ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/11339)

3.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, özel ormanlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/11385)

4.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya Atıksu Arıtma Tesisi Projesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/11386)

5.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim ÖZKAN'ın, av yasağına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/11387)

6.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, şehit olan veya yaralanan kamu görevlilerine ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/11462)

7.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya'daki deniz kirliliğine yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/11519)

8.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce'nin çevre düzeni planına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/11528)

9.- Edirne Milletvekili Nejat GENCAN'ın, Ergene Havzası çevre düzeni planı çalışmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/11533)

10.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, Türk İdareciler Derneğinin randevu talebine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/11542)

11.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, kente göçün sosyal risklerine ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/11583)

12.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Habur Sınır Kapısındaki kamyon kuyruğuna ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/11658)

13.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, maaş ve fiyat artışlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/11749)

14.- Isparta Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in, Eğirdir Gölündeki çevre kirliliğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/11769)

15.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, şehit ve gazilere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/11794)

16.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, telefon dinleme yöntemlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/11795)

17.- Malatya Milletvekili Miraç AKDOĞAN'ın, şeker kaçakçılığına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/11803)

18.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, bir kredinin kullanımına ve doğrudan gelir desteği ödemelerine ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/11816)

19.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, tarımsal desteklere,

Tarımla ilgili bazı verilere,

- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Sakarya'daki pancar kotasına ve mısır alımlarına,

Bursa-İnegöl'de planlanan atık toplama alımına,

- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, tarım sektörünün durumuna,

- Muğla Milletvekili Gürol ERGİN'in, tarım sektörüyle ilgili bazı konulara,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/11843, 11844, 11845, 11846, 11847, 11848)

20.- İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, bakanlıklara iade edilen atama kararnamelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/11867)

21.- Diyarbakır Milletvekili Muhsin KOÇYİĞİT'in, SHÇEK yurtlarındaki çocukların bakım ve eğitimlerine,

- İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, İzmir'e yeni bir kimsesizler yurdu yapılıp yapılmayacağına,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/11906, 11907)

22.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, terör zararlarının tazminine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/11920)

 


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak dört oturum yaptı.

Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem, Türkiye'nin NATO'ya üye oluşunun 54 üncü yıldönümünde, transformasyon sürecine ve işlevine,

İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, insanlar arasında iletişim ve düşünme aracı olan dilin önemine ve Türk Dilini kullanırken gösterilmesi gereken özene,

Denizli Milletvekili Osman Nuri Filiz, tekstil ve hazır giyim sektörünün sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

(10/41, 170, 177, 263, 295) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Grup Başkanvekilleri Samsun Milletvekili Haluk Koç, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un Galataport ihalesine fesat karıştırdığı; mal bildirimi ve banka hesapları konularında ticarî sır ve bankacılık sırrını ihlal ettiği, kişi ve kurumlara iftirada bulunduğu ve suç uydurduğu; görevini, kamu gücü ve yetkisini, siyasî ve kişisel sebeplerle kötüye kullandığı; bu suretle kamuyu zarara uğrattığı ve yanlış bilgilendirdiği iddiasıyla Maliye Bakanı Kemal Unakıtan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin (11/4), gündeme alınıp alınmamasına dair öngörüşmeler tamamlandı; istem üzerine elektronik cihazla yapılan açıkoylama sonucunda, önergenin gündeme alınmasının kabul edilmediği açıklandı.

Isparta Milletvekili Erkan Mumcu, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın, konuşmasında, şahsına sataştığı iddiasıyla bir açıklamada bulundu.

Mersin Milletvekili Mustafa Eyiceoğlu ve 23 milletvekilinin, yaş sebze ve meyve üretimindeki ve ihracatındaki sorunların (10/81),

Muğla Milletvekili Ali Arslan ve 48 milletvekilinin, narenciye üreticilerinin sorunlarının (10/234),

Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 24 milletvekilinin, yaş sebze-meyve ve kesme çiçek ihracatında karşılaşılan sorunların (10/286),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin, birlikte yapılan öngörüşmelerinden sonra, kabul edildiği açıklandı.

Kurulacak komisyonun:

17 üyeden teşekkül etmesi,

Çalışma süresinin, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimi tarihinden başlamak üzere, üç ay olması,

Gerektiğinde Ankara dışında da çalışması,

Kabul edildi.

Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, Muğla Milletvekili Gürol Ergin'in, konuşmasında, Partisine sataştığı iddiasıyla bir açıklamada bulundu.

16 Şubat 2006 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 22.29'da son verildi.

                       

Sadık Yakut

 

 

 

Başkanvekili

 

 

Bayram Özçelik

Ahmet Küçük

 

Burdur

Çanakkale

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

                                                                                    No.: 85

II. - GELEN KÂĞITLAR

16 Şubat 2006 Perşembe

Teklif

1.- İzmir Milletvekilleri Mehmet S. Tekelioğlu, Fazıl Karaman ve İsmail Katmerci'nin; İzmir Kentinde Yapılacak Dünya Üniversitelerarası Spor Oyunları (UNIVERSIADE) Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/700) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/2/2006)

Rapor

1.- Kat Mülkiyeti Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı; Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, 2/7/1965 Tarih ve 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 20 nci Maddesinin C Bendinin Değiştirilmesi Hakkındaki Kanun Teklifi ve Nevşehir Milletvekilleri Mehmet Elkatmış ile Osman Seyfi'nin, Kat Mülkiyeti Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (1/1159, 2/418, 2/447) (S. Sayısı: 1086) (Dağıtma tarihi: 16/2/2006) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergesi

1. - İstanbul Milletvekili Ömer Zülfü LİVANELİ ve 19 Milletvekilinin, gençler arasında şiddet olaylarının artmasının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/337) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/2/2006)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.04

16 Şubat 2006 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64 üncü Birleşimini açıyorum.

III. - Y O K L A M A

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, görevli personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, tarihimizdeki Sarıkamış Olayıyla ilgili söz isteyen Konya Milletvekili Remzi Çetin'e aittir.

Buyurun Sayın Çetin. (AK Parti sıralarından alkışlar)

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Konya Milletvekili Remzi Çetin'in, tarihimizdeki, binlerce askerimizin şehit olmasına yol açan Sarıkamış harekâtına ilişkin gündemdışı konuşması

REMZİ ÇETİN (Konya) - Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri; büyük Türk edebiyatçısı rahmetli Ahmet Kabaklı, tarihin, bir milletin hafızası olduğunu söyler. Tarihi ışığı altında yapılacak sağlıklı değerlendirmelerle, yanlışların tekerrürünü önleyebiliriz. Tarihimizde öyle olaylar var ki, hem aktörlerinin ruh hali itibariyle hem de sonuçları açısından çok iyi tahlili gerekmektedir.

Yediden yetmişe, Sarıkamış Olayını hepimiz iyi biliriz: 90 000 kahraman Mehmetçik gözünü kırpmadan şehit olmuştur. Allah bütün şehitlerimize rahmet etsin. Bu olayın analizinde, ordu ve politika ilişkisi kendisini açık bir şekilde göstermektedir. Enver Paşa, hem Başkumandan Vekili -yani padişahın vekili- hem de Harbiye Nazırıdır; bir yönüyle asker, bir yönüyle politikanın içindedir; kararları hemen hemen tek başına vermektedir, ciddî bir planlama, hazırlık ve tetkik görülmemektedir. Nitekim, bu harekâta da, çok sayıda kurmay subayın karşı çıkmasına rağmen, tek başına karar vermiştir. Hiçbir şekilde satın alınamayacak büyük bir vatansever olduğunda yerli ve yabancı kaynaklar müttefiktir; ama, böyle bir neticeye yol açmaktan da kendini alamamıştır.

Sarıkamış Harekâtını ağır kış şartlarında ifa eden üçüncü Ordu, araziye ve mevsime uygun donanıma sahip değildir. 90 000 askerin ancak 20 000'in de parka vardır. Nitekim, Enver Paşa cepheleri teftiş ettikten sonra yayımladığı bildiride şöyle demektedir: "Askerler, hepinizi ziyaret ettim. Ayağınızda çarığınız, sırtınızda paltonuz olmadığını da gördüm. Fakat, karşınızdaki düşman sizden korkuyor. Yakın zamanda saldırarak Kafkasya'ya gireceğiz. Siz orada her türlü bolluğa kavuşacaksınız. İslam dünyasının tüm umudu sizin son bir yardımınıza bakıyor." Askerin büyük bir yoksulluk içinde bulunduğunu Başkomutan Vekili biliyordu ve ancak, bu yoksulluğa, Kafkasya'ya girerek çözüm getireceğini sanıyordu.

93 Harbiyle serhat şehirlerimiz Rusların elindeydi. Sarıkamış Harbinden sonra bütün Doğu Anadolu Rus ve Ermenilerin eline geçti. Şimdi burada bir gerçeğe işaret etmek istiyorum: Asırlardır Büyük Türk Milletinin koruyucu kanatları altında himaye görmüş, varlıklarını sürdürme imkânı bulmuş Ermeniler, Rusların desteğinde aziz milletimize karşı toplu katliama başlamışlardır. Ermeni silahlı sürülerinin Rus destekli bu katliamları sonucunda, o bölgedeki halkımızın can güvenliğini sağlamak için Ermenilere karşı tehcir (göç) kararı alınmıştır. Esasen Sarıkamış Harbinin altında yatan ana sebeplerden biri de, halkımızı Ermeni katliamından korumak içindir. Çünkü, o yıllarda sadece Sarıkamış'ta katliam tehlikesiyle karşı karşıya kalan 30 000 insanımız vardı. Ermeniler ağır kış şartlarına rağmen bizi Sarıkamış Harekâtına zorlamak suretiyle 90 000 kahraman Mehmetçiğin şehit olmasına yol açmanın yanında, o bölgedeki insanımıza da büyük bir katliamı reva görmüşlerdir. Şunların tıynetlerine bakınız ki, bu kadar cürümü işlemelerine rağmen bizi katliam yapmakla suçluyorlar.

Değerli milletvekilleri, işte tehcir bu şartlarda alınan bir karardır. Bunun müsebbibi de kendileridir. Daha o yıllarda Pierre Loti başta olmak üzere, Avrupa basınında yazdıkları yazılarla pek çok namuslu yazar ve araştırmacı esas katliamı Ermenilerin yaptığını savunmuşlardır. Hatta, bu yüzden, büyük Türk dostu Pierre Loti'nin Fransız vatandaşlığından çıkarılması bile tartışılmıştır.

Tarihimizin, eğitim sistemimizde, çocuklarımıza çok iyi bir analizle verilmesi gerekir. İttihat ve Terakki hareketinin de tahlilinin dikkatli yapılması gerekir. İttihat ve Terakki, Abdülhamid'e karşı girişilen ihtilal hareketiyle işbaşına geldiği zaman İmparatorluğun toprakları 10 000 000 kilometrekare idi. Ne yazık ki, bunların iktidarda bulunduğu on yıl zarfında dağılmış bir İmparatorluk ve işgal edilmiş bugünkü topraklarımız elimizde kaldı. Nihayet, tarih sahnesindeki varlığımızın tartışıldığı bir sırada, Mustafa Kemal'in komutasındaki bir başka kurmay heyet, başarıyla İstiklal Harbini gerçekleştirdi. Hepsini saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

İstiklal Harbimizi gerçekleştiren kurmay heyet, ordu-siyaset ilişkisi konusunda son derece hassastır; çünkü, siyasete bulaşmış bir orduyla, Balkan Harbini, Sarıkamış Harbini ve nihayet İmparatorluğu kaybettiğimizi çok iyi bilmektedirler. Siyasete bulaşan bir ordu harp edemez, kendi içindeki iktidar mücadelesiyle ihtiraslarının esiri olurlar. Bu noktayı çok iyi değerlendiren Mustafa Kemal, İstiklal Harbimizden sonra devlet görevi alacak subaylarımızın ordudan istifasını şart koşmuştur.

Bugünkü demokratik medenî dünyada, devlet kurumlarının yeri ve görevi anayasa ve kanunlarla belirlenmiştir. Güçlü ve demokratik ülkelere baktığımız zaman, bu hukuk sayesinde, disiplinli ve başarılı toplumlar olduklarını görürüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çetin, lütfen, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

REMZİ ÇETİN (Devamla) - Teşekkür ederim.

İstiklal Harbimizi başarıyla neticelendiren kurmay heyetimiz de, büyük bir disiplin içinde çok başarılı bir planlama, hazırlık ve tetkik olduğunu görürüz ve bunlara dayalı büyük bir azim, gayret, kararlılık, inanç ve iman yapısına sahiptirler. Enver Paşa ve heyeti, böyle bir disiplinli yapı oluşturamadıkları için, kendisi Türkistan'da Rus mitralyözleri önünde can verirken, maalesef, diğerleri de iyi olmayan bir sonuca müncer olmuşlardır. İki hafta kadar süren savaş esnasında Üçüncü Ordu, hemen hemen büyük oranda şehit olmuştur. - 40 santigrat derecede açlık, yorgunluk, hastalıkla mücadele yanında lojistik destek de sağlanamamıştır. Ordunun arkasından erzak kağnılarla taşınmaya çalışılmıştır. Bu şekilde yol alınamayınca daha güçlü askerlerden hamal bölükleri oluşturularak cepheye erzak ve malzeme yetiştirilmeye çalışılmıştır.

Bir harpte en önemli iki husus, istihbarat ve birlikler arasındaki koordinasyondur. Maalesef, o ağır şartlarda birlikler arasında koordinasyon kurulamamıştır. Mehmetçik kendisine verilen görevi ölümü pahasına da olsa yerine getirmiştir. Enver Paşanın aceleciliği ve taktik hatası bu sonuçta kayda değer bir yere sahiptir.

Sarıkamış ve Çanakkale muharebeleri, tarihimizde arka arkaya cereyan eden iki mühim harptir. Çanakkale'de verdiğimiz 250 000 şehitle beraber Birinci Dünya Harbinde sadece bu iki harpte 360 000 şehidimiz var; fakat, aynı zamanda 5 000 000 askerle yedi cephede savaşmaya devam ediyoruz. Birinci Dünya Harbinde bizim asker kaybımız yüzde 50, bizi oldubittiyle savaşa sokan müttefikimiz Almanya'nın yüzde 6'dır. 1915-1916 yıllarında başta Galatasaray Lisesi olmak üzere, bazı liselerimiz mezun verememiştir; çünkü, son sınıf öğrencileri cepheye gitmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, Sarıkamış ve Çanakkale'de verdiğimiz şehitler o anda ülkemizin sahip olduğu yüksek tahsilli aydın kesimiydi. Bu yüzden İstiklal Harbimizden sonra Anadolu'yu imar çalışmalarında ciddî insan ihtiyacı bu yüzden doğmuştur.

Bugün, ayrıca, medarı iftiharımız büyük devlet adamı ve kumandan, İstanbul fatihi, Fatih Sultan Mehmed'in Hocası Akşemseddin'in vefat yıldönümüdür; bu vesileyle, kendisini, ve bütün şehitlerimizi rahmetle anarım.

Hepinizi, tekrar, saygıyla selamlarım.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çetin.

Gündemdışı ikinci söz, Medenî Kanunun kabulü nedeniyle söz isteyen Adana Milletvekili Gaye Erbatur'a aittir.

Buyurun Sayın Erbatur.

2.- Adana Milletvekili N. Gaye Erbatur'un, Türk Medenî Kanununun kabul edilişinin 80 inci yıldönümünde, kanunda günümüz ihtiyaçlarına uygun bazı düzenlemelerin yapılmasının önemine ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı

N. GAYE ERBATUR (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Medenî Kanununun kabul edilişinin yıldönümü münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Yeniden var olmaya çalışan bir ulusun toplumsal hayatına ilişkin düzenlemeler getiren Türk Medenî Kanunu, Atatürk devrimlerinin temeli, dinsel hukuk düzeninden, laik hukuk düzenine geçişin simgesi ve evrensel hukuk anlayışının Türkiye Cumhuriyetine getirilmesinin başlangıcı olarak bu sene 17 Şubatta 80 inci yılına girecektir.

Türk Medenî Kanunu, sadece kurallar getiren bir metin olmanın çok ötesinde, savaştan yeni çıkmış darmadağın bir ulusun toplumsal hayatını düzene sokmanın bilinciyle döneminin en ileri örneği olarak hazırlanmıştır. Bu bilinç, tasarının gerekçesinde, Mahmut Esat Bozkurt'un "kanunları dine dayalı olan devletler, kısa bir zaman sonra ülkenin ve ulusun ihtiyaç ve isteklerini karşılayamazlar; çünkü, dinler değişmez hükümler belirtirler. Yaşam yürür, ihtiyaçlar hızla değişir, din kanunları kesinlikle ilerleyen yaşamın önünde biçimden ve ölü sözcüklerden fazla bir değer, bir anlam ifade edemezler. Değişmemek dinler için bir zorunluluktur. Bu bakımdan, dinlerin sadece bir vicdan işi olarak kalması, günümüz uygarlığının esaslarından ve eski uygarlık ile yeni uygarlığın en önemli ayırt edici özelliklerinden birisidir. Esaslarını dinlerden alan kanunlar, uygulanmakta oldukları toplumları, indikleri ilkel dönemlere bağlarlar ve ilerlemeye engel belli başlı etken ve nedenler arasında bulunurlar" sözlerinde kendini göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Medenî Kanunun temel amacı, sağlıklı bir toplumun oluşması için gerekli düzenlemeleri yapmaktır. Bir toplumda bireyler arasında eşitlikçi ilişkiler kurulmasını tesis edemeyen bir Medenî Kanun, temel hedefini gerçekleştiremez. Türk sosyal hayatının ekonomik ve kültürel yaşantısının bütününü kavrayan Türk Medenî Kanunu, Atatürk'ün, birçok konuda olduğu gibi, ileri görüşlülüğünün bir simgesi olarak, sağlıklı bir toplumun önkoşulu olan kadın-erkek eşitliğini getirmiş ve bu yolla kadının toplumsal hayatta yer almasını sağlamıştır. Medenî Kanunla atılan adım, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilmesiyle taçlandırılmıştır. Şimdi, bu adımların daha da ileriye gitmesi gerekmektedir. Bu nedenle, mevcut Medenî Kanunumuzda özellikle iki konuda değişiklik yapılması gerekmektedir. Bunlardan birincisi, Medenî Kanunun 10 uncu maddesine ilişkindir. Buna göre, evliliklerin başından itibaren edinilmiş mallara katılma rejimi ikiden önceki evlilikler için geçerli değildir. Ayrıca, mal rejimi açısından evliliğin iki ayrı zamana ayrılması doğru bir yaklaşım da değildir. Evlilik süreci bir bütündür ve yapılan düzenlemede bunun göz önünde bulundurulması gerekir.

Tüm bu nedenlerle, Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu değişiklik teklifinde olduğu gibi, Türk Medenî Kanununun yürürlük 10 uncu maddesinin birinci fıkrası "...yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten geçerli olarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmemişlerse, yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar" şeklinde değiştirilmelidir. Bu şekilde söz konusu durumda, kadınların ekonomik sıkıntı yaşamasının önüne geçilebilir.

İkinci olarak, Türk Medenî Kanununda yer alan, "kadınlar isterse, eşlerinin soyadıyla birlikte kızlık soyadını da kullanabilir" maddesi, kadınların taleplerini karşılamamaktadır. Kaldı ki, kadının soyadı konusunda düzenlemenin yapılması gerekliliği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında da kendini göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, Anayasamızın 41 inci maddesinde, eşler arasında eşitlik ilkesi kabul edilmiştir. Buna rağmen, kadının, evlilik sonrası kocasının kütüğüne kaydolması, boşanınca tekrar babasının kütüğüne geri dönmesi gibi zor ve anlamsız işlemlerin sadece kadınlar için geçerli olması açık bir ayırımcılıktır. Kadının evlenme nedeniyle soyadını değiştirmesi, bu soyadıyla tanındıktan sonra, boşanma sonrasında eski soyadına dönmesi kadınlar için son derece zor şartlar yaratmaktadır. Bu işlemlerin tümü kadının kimliksizleştirilmesine yol açmaktadır.

Tüm bu nedenlerle, soyadı konusundaki düzenleme, kadınların kimliklerini koruyabilmeleri için derhal yapılmalıdır. Bu konuda kadın kuruluşlarının önemle üzerinde durduğu 187 inci maddenin başlığının, aile adı, evlilik adı veya son ad olarak değiştirilmesi, eşlerin istedikleri soyadını seçme özgürlüğünün olması, evlilik durumunda çocukların soyadlarının anneden de gelebilmesi gibi değişikliklerin yapılması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Erbatur, buyurun.

N. GAYE ERBATUR (Devamla) - Bunun yanı sıra, soyadı kavramı namus anlayışını da etkilemektedir. “Benim soyadımı taşıyorsun, öyleyse benim namusumsun” anlayışını değiştirecek bir zihinsel düzenlemeye de ihtiyacımız vardır. Bu düzenlemeler, kadını önce babanın, sonra eşinin malıymış gibi gösteren zihniyetin değişmesini sağlamada yardımcı olacaktır. Kadının insan haklarını özgürce kullanabildiği bir toplum olmalıyız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadının toplumda hak ettiği yeri bulabilmesi için, kadınların, toplumun her yerinde olduğu gibi, Meclisimizde de yeterli sayıda temsil edilmesi gerekmektedir. Kadınların varlığı için gerekli kritik eşik olan yüzde 30 oranı Meclisimizde sağlanmadıkça kadınların sorunları çözülemeyecektir. Bu nedenle, Meclisimizde yüzde 30 oranını sağlayacak şekilde Siyasî Partiler Kanununda ve Anayasanın 10 uncu maddesinde pozitif ayırımcılığa ilişkin gerekli düzenlemeler yapılmalı ve önümüzdeki seçimlerde kadınlar için mutlaka kota uygulanmalıdır.

Yapılması gereken bu düzenlemeler Medenî Kanunumuzun uygulanmasını da kolaylaştırıcı önlemlerdir. Medenî Kanunun amacı medenî yaşamın kurallarını kurmaktır. Kadının olmadığı, bastırıldığı, namus bahanesiyle öldürüldüğü, cinsel bir meta haline getirildiği bir ortam medenî olamaz. Bizlerin görevi toplumumuzu daha demokratik ve daha eşitlikçi bir düzeye getirmektir. 1926 yılında, dönemin zor koşulları altında, Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı ilk düzenlemeler arasında Medenî Kanunun kabul edilmesi bir tesadüf değildir. Medenî Kanun, bir toplumun ne derecede çağdaş olduğunun en önemli simgesi, toplumsal dengenin ve huzurun kurulmasının başlıca aracıdır. Bu nedenle, bizlerin görevi Medenî Kanunumuzu en çağdaş düzeye getirerek toplumsal ilerlememize katkıda bulunmaktır. Bunu yapalım ki Konya'daki olaylar bir daha yaşanmasın.

Bu vesileyle cumhuriyeti kuranları saygıyla anıyor, Yüce Meclisimize teşekkür ediyorum. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Erbatur.

Gündemdışı konuşmaya Hükümet adına Adalet Bakanı Cemil Çiçek cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 17 Şubat tarihi, bizim hukuk tarihimiz açısından fevkalade önemli bir gündür. Türk Medenî Kanunu 17 Şubat 1926 yılında kabul edilmiştir ve kabulün üzerinden de seksen yıl geçmiş bulunmaktadır. Böylesine bir önemli günde, Türk Medenî Kanununun

Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşme konusu yapılmış olması ve buna vesile olduğu için de Sayın Erbatur'a teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.

Gerçekten, medenî kanunlar, bütün toplumlarda, herkesi ilgilendiren en temel yasadır, en temel yasaların başında gelmektedir; hatta, yürüklükte bulunan Medenî Kanunun 28 inci maddesine baktığımızda, çocuk, sağ doğmak kaydıyla, ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetini kazanmaktadır, hak ve hukukunun korunması gerekmektedir. Dolayısıyla, medenî kanunlar, kişinin doğumundan ölümüne kadar, hatta, ölümünden sonraki bütün hayatını ve gelişmeleri düzenleyen en temel yasadır. Bundan dolayıdır ki, dünyadaki emsal medenî kanunlara benzer şekilde, bizim Medenî Kanunumuz da, şahsiyet haklarından tutun, nişanlanmaya, evlenmeye, boşanmaya, velayete, eşyaya, miras hukukuna kadar kişi hayatının bütün yönlerini kapsayan önemli düzenlemeleri gerçekleştirmektedir.

Kabul ettiğimiz, 17 Şubat 1926 tarihinde yürürlüğe koyarak ülkemize kazandırdığımız bu kanunun iki tane temel özelliği var; bunun gözardı edilmemesi gerekmektedir. Bir defa, bu kanun, her şeyden evvel, Tanzimatla beraber Türkiye'de sürdürülmeye çalışılan sosyolojik anlamdaki modernleşme çabasının bir devamıdır. Buna paralel olarak, bu kanunun en önemli özelliği, laik bir temele dayanmış olması; ikincisi de, bu kanunun, olabildiğince, kadın erkek eşitliğini tesis etme noktasında önemli adımları atması, belli ilkeleri kanunda madde hükmü haline getirmiş olmasıdır. Bu kanun, kabulünden bugüne gelinceye kadar, bu temel özelliklerine uygun olarak, Türkiye'de önemli adımlar atılmış, toplumda önemli değişiklikler meydana gelmiş ve önemli kazanımlar da elde edilmiştir.

Hiç şüphesiz, bütün temel yasalarda olduğu gibi, bu yasa da, değişen dünya şartları, toplumun ihtiyaçları ve beklentilerine paralel olarak, aradan geçen süre içerisinde müteaddit defalar değişikliğe uğramıştır; bundan daha tabiî bir şey de yoktur. Sadece bizim ülkemiz açısından değil, zaman zaman başkaca temel yasalar gündeme geldiğinde de bu konu konuşuluyor. Almanya gibi, İsviçre gibi oturmuş, istikrarı sağlamış, toplumsal istikrarı sağlamış ülkelerde bile, en başta, medenî kanun olmak üzere, bu kanunlar yeni baştan gözden geçirilmekte, çağdaş anlayışa uygun olarak, eskiden kabul edilmiş olan hükümler değiştirilmektedir.

Bunun tabiî sonucu olarak, aradan geçen seksen yıla yakın süre içerisinde, ihtiyaçların tabiî sonucu olarak değişikliğe maruz kalan Türk Kanunu Medenisi, en son, 1 Ocak 2002 tarihinde yayımlanıp, yürürlüğe giren Türk Medenî Kanunu şekline çevrilmiş ve böylece, günün ihtiyaçlarına uygun önemli düzenlemeler, bu kanunla, tekrar, toplumumuza kazandırılmıştır.

Şimdi, tabiatıyla, kanun daha yeni yürürlüğe girmiş olmasına ve aradan -uygulamaları açısından- kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen, bazı konularda yeni ihtiyaçların zuhur ettiğini de bilmekteyiz.

Türkiye, aradan geçen süre içerisinde, birçok hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası sözleşmelere imza atmış, taraf olmuş, bunu da iç hukukunun bir parçası haline getirmiştir. Bunun tabiî sonucu olarak da, Medenî Kanun hükümlerinde de, önümüzdeki günlerde, bazı değişiklik ihtiyaçlarını görüşmemiz ve bunları karşılamamız gerekmektedir. Bunlardan bir tanesi, biraz evvel Sayın Erbatur'un gündeme getirdiği soyadı konusudur. Bilindiği gibi, bu konuyla ilgili olarak, eski hükme nazaran, kısa bir süre evvel bir değişiklik yapılmış olmakla birlikte, hem İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu karar hem de bir iç talebin sonucu olarak, mevcut düzenlemenin ihtiyacı karşılamadığı düşünülmektedir. Eskiden, evlenen kadın kocasının soyadını almak mecburiyetindeydi. Daha sonra yapılan değişiklikle, kocasının soyadının önüne kendi soyadını da koyabilme imkânı vardır. İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen karar gereğince ise, bu iki seçenek yetmiyor, üçüncü bir seçeneğin daha verilmesi gerekmektedir. Evlenen kadın, kendi kızlık soyadını da taşıyabilmektedir, taşıyabilmesi arzu edilmektedir. Bununla ilgili, mevzuatımızda bir boşluğun olduğu ortadadır.

Biz, prensip itibariyle bu karara olumlu bakıyoruz. Esas itibariyle, kararın, zaten, Türkiye bakımından da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili bir çalışmayı başlattık; hem Devlet Bakanı Sayın Çubukçu tarafından hem Bakanlığımız hem de ilgili üniversitelerimiz, baroların bu konuda çalışan bayan hukukçuları da dahil olmak üzere, İnsan Hakları Mahkemesi kararının gereğini yerine getirebilmek, üçüncü bir seçeneği de kadınlarımıza sunabilmek adına böyle bir düzenlemeyi yapıyoruz. İnşallah, kısa süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisine gelir; böylece, bu alandaki bir eksikliği de giderme imkânını bulabiliriz.

Ayrıca şunu da ifade etmek istiyorum: Tabiatıyla, dünyadaki teknolojik gelişmeye, insan ilişkilerindeki yoğunlaşmaya paralel olarak yasalar çok kısa süre içerisinde eskimekte ve birkısım ihtiyaçları bu düzenlemeler çerçevesinde karşılayamıyoruz. O nedenle, bizim Medenî Kanunumuzun bir özelliği olarak işimizi kolaylaştıran husus budur. Bizim Medenî Kanunumuz kazuistik bir anlayışla konuları düzenleyen bir nitelik taşımıyor, tamamıyla genel hükümler içermektedir; yani, kişinin özel hayatıyla ilgili, saydığım konu başlıklarıyla ilgili olarak genel düzenlemeleri içermektedir. Bunun anlamı şudur: Bu genel düzenlemeler çerçevesi içerisinde, hayatın akışına uygun olarak, hâkimlerimize büyük bir takdir yetkisi vermekte, gelişen dünya şartları, uygulandığı toplumun örf ve âdetleri, bu da karşılamıyorsa, kendisi kanun koyucu olsaydı bu konuda nasıl bir düzenleme yapacak ise böyle bir yorumla bu ihtiyaçları karşılama noktasında hâkimlerimize hem bir güven ifade etmekte hem de önemli bir sorumluluk yüklemektedir.

Doğrusunu isterseniz, aradan geçen seksen sene içerisinde, Türk yargısı, bu konuda önemli başarıları ortaya koymuş, önemli kazanımları ve tecrübeleri elde etmiştir. İnanıyoruz ki, son değişikliklerle birlikte, Türk Medenî Kanunu, toplumumuzun daha çağdaş bir seviyeye ulaşması, kişisel hak ve özgürlükler açısından arz etmeye çalıştığım temel başlıkları itibariyle kişilerin hukukunu koruma noktasında yeni bir anlayışla uygulama imkânını bulacaktır.

Ben de, bu vesileyle, bu yasanın Türkiye'ye kazandırılmasında emeği geçen herkesi şükranla burada anmak istiyorum. Cumhuriyetin en önemli kazanımı olarak Türk Medenî Kanununun, böyle kabul edilmesi gerektiğini, böyle anlaşılması gerektiğini ifade ediyor, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Gündemdışı üçüncü söz, Konya'da, karikatür protestosunda meydana gelen olayla ilgili söz isteyen Konya Milletvekili Ahmet Işık'a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (AK Parti sıralarından alkışlar)

3.- Konya Milletvekili Ahmet Işık'ın, geçtiğimiz günlerde Konya'da, karikatür krizini protesto amacıyla düzenlenen miting esnasında meydana gelen olaylara ilişkin gündemdışı konuşması

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birkaç gün önce Konya İlimizde yaşanan ve asla tasvip etmediğimiz, kamuoyunca malum olaydan sonra, hak etmediği bir sıkıntıyı yaşamakta olan Konya insanımızın duygu ve düşüncelerini Parlamentoya taşımak amaçlı, gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde Konya'da yapılmış olan karikatür krizinin protestosuna yönelik bir miting esnasında, gazeteci bir bayan ile birkaç kişi arasında yaşanmış ve başörtüsüyle asla ilgisi olmayan münferit bir olayın akabinde, sanki, Konya'daki başı açık bayanların, özellikle de üniversitedeki başı açık bayan öğrencilerin rahatsızlık içerisinde olduklarına, şehrin cadde ve sokaklarında ise huzur içerisinde olamadıklarına yönelik bir tablo çizilmeye çalışılmaktadır. Bu durum ise Konya'da büyük infiale sebep olmuştur.

Asırlarca değişik medeniyetlere zemin oluşturmuş Konya, dünyanın en eski yerleşim merkezleri arasında yer almakta ve yüzyıllardır, huzur kenti olarak tescil edilmektedir. Mevlana Celaleddin Rumî, Kadı Siraceddin Urmevî, Sadreddin Konevî, Şemsi Tebrizî, Muhyiddin Arabî gibi büyük düşünürler, Konya'da vermiş oldukları büyük eserlerle, dünya kültürüne, barışına ve hoşgörüsüne büyük katkıda bulunmuşlardır. Tarihî süreçte "muhteşem Türk şehri" unvanını da almış olan Konya, 12 nci Asırda ilim ve sanat merkezi haline dönüşerek, dünyada seçkin bir yere oturmuştur.

"Umutsuzluktan umuda" çağrısını ayırımsız ve istisnasız olarak herkese, yüzyılları aşarcasına yapmış olan ve hayatı "hamdım, piştim, yandım" olarak özetleyen Mevlana'nın hoşgörü, barış ve sevgi felsefesini, gerek bireysel olarak her bir Konyalı hemşerimiz gerekse toplum olarak tüm Konya halkı yaşamakta ve dünyada büyük gıpta edilen bu medeniyet bakiyesine onurluca sahip çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı, temel hak ve hürriyetlere saygılı, Atatürk ilke ve inkılaplarını rehber edinmiş ve çağdaş yaşam biçimini benimsemiş Konya insanımız, atfedilen isnatlara muhatap olmayı reddetmektedir. İnsanların din, ırk, renk, mezhep, felsefe, coğrafya farkı, yaşam tarzı ve giyim şekillerinin eleştirilmemesi Konyalı hemşerilerimin gerek yasal gerekse de kültürel noktada en büyük hassasiyetlerindendir.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Niye kızı taşladınız o zaman?!

AHMET IŞIK (Devamla) - İlimizde, il dışında ve yurt dışında yaşamakta olan 5 000 000 Konyalı insanımızı hiç kimsenin töhmet altında bırakmaya hakkı yoktur. Oluşan tablo Konya'yı incitmiş, vicdanları kanatmış ve asla, işbu muameleyi Konya hak etmemiştir.

Konya, geçmişte ve bugünde olduğu gibi, gelecekte de huzur, barış ve sevgi kenti olmaya devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, yukarıdaki duyarlılıklarımızı ve tekziplerimizi, Konyalı hemşerilerim adına sizlerle paylaşıyor, Genel Kurulu, tekrar, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Gazeteciyi taşlayanı hapse bile atmadınız, serbest bıraktınız! Söylem değil, eylem önemli.

BAŞKAN -  Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

EYÜP AYAR (Kocaeli) - Sayın Başkan, İçtüzük 58'e göre söz istiyorum.

BAŞKAN - Hangi konuda Sayın Ayar?

EYÜP AYAR (Kocaeli) - Bir düzeltme yapacağım; tutanaklarla ilgili bir düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ayar; Tüzüğün 58 inci maddesine göre, yerinizden, yeni bir sataşmaya mahal vermeden.

B) GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar'ın, 63 üncü Birleşimde, kürsüdeki konuşmacı için kullandığı bir kelimenin yanlış anlaşıldığını ifade eden konuşması

EYÜP AYAR (Kocaeli) - Sayın Başkan, dünkü, 63 üncü Birleşim İkinci Oturumdaki gensoru görüşmeleri sırasında, Anavatan Partisi Genel Başkanı kısa bir açıklama yapmak için kürsüye gelmişti; ancak, süresi bittiği halde, mikrofonu kapatılmasına rağmen, uzun süre kürsüyü terk etmedi. Ne söylediğini de duymuyordum. Ben de "yeter artık git" dedim. Bu cümledeki "git" kelimesi, ya benim telaffuzumdan ya da yanlış anlaşılmasından dolayı tutanaklara başka türlü geçmiştir. (Anavatan Partisi sıralarından gürültüler)

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Yalan!..

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Özcan… Sayın Özcan, lütfen…

EYÜP AYAR (Kocaeli) - Benim, asla, hakaret etmek gibi bir amacım yoktur. Bir yanlışı düzeltmek ve kayıtlara, söylediğim şekliyle geçmesini istediğim için söz aldım.

Sizlere teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ayar.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Vicdanın rahatladıysa mesele yok.

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Abuşoğlu…

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Vicdanını rahatlatmak için mi söyledin, kayıtları düzeltmek için mi; onu da söyle.

BAŞKAN - Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları vardır.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- İstanbul Milletvekili Ömer Zülfü Livaneli ve 19 milletvekilinin, gençler arasında şiddet olaylarının artmasının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/337)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son yıllarda gençler arasında şiddet eğiliminin arttığını üzülerek görmekteyiz. Sorunun ciddiyeti ve kapsamı sistematik ve bilimsel bir yaklaşım gerekli kılıyor. Gençler arasındaki şiddet davranışlarının hem istatistikî hem de toplumsal ve ruhbilimsel yönünden araştırılması, sorunun boyutlarının tespiti ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi yolunda atılacak önemli bir adım olacaktır.

Bu sebeple;

1) Gençler arasındaki şiddet davranışlarının özelliklerinin tespit edilmesi,

2) Bu davranışların ne sıklıkla ortaya çıktığı ve yaş, eğitim durumu, sosyal statü gibi faktörler göz önünde bulundurulduğunda nasıl bir dağılım gösterdiği,

3) Gençleri şiddete yönelten başlıca faktörlerin neler olduğu,

4) Bu faktörleri etkisiz kılmak için ne gibi önlemler alınması gerektiği amacı ile Anayasamızın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince "Gençlik ve Artan Şiddet" konusunun araştırılması için bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımla.

1 - Ömer Zülfü Livaneli

(İstanbul)

2 - Yüksel Çorbacıoğlu

(Artvin)

3 - Mehmet S. Kesimoğlu

(Kırklareli)

4 - Nejat Gencan

(Edirne)

5 - Sıdıka Sarıbekir

(İstanbul)

6 - Bülent Tanla

(İstanbul)

7 - İnal Batu

(Hatay)

8 - Fikret Ünlü

(Karaman)

9 - Muharrem Toprak

(İzmir)

10 - Mehmet Tomanbay

(Ankara)

11 - Ersin Arıoğlu

(İstanbul)

12 - Ülkü Gökalp Güney

(Bayburt)

13 - Türkân Miçooğulları

(İzmir)

14 - Yakup Kepenek

(Ankara)

15 - Hakkı Ülkü

(İzmir)

16 - Mustafa Gazalcı

(Denizli)

17 - Mehmet Ziya Yergök

(Adana)

18 - Hasan Ören

(Manisa)

19 - Kemal Kılıçdaroğlu

(İstanbul)

20 - Zeynep Damla Gürel

(İstanbul)

Gerekçe:

Gençler gündelik hayatın birçok alanında okulda, evde, sokakta, spor müsabakalarında, eğlence yerlerinde, giderek artan oranda, şiddet dışa vuran davranışlar sergiliyor. Şiddet sıradanlaşıyor, hayatımızın bir parçası haline geliyor. Yaşadığımız son olaylar gösteriyor ki, gençlerimiz çok kolay bir biçimde suç işlemeye yönlenebiliyorlar. Bu durum sorunun çok tehlikeli bir boyut kazandığına işaret ediyor.

Bütün bu gelişmelerde kültür-eğlence endüstrisinin payının büyük olduğu konusunda birçok uzman fikir birliği içindeler. Bu endüstri tarafından üretilen ve hem ülke hem de dünya çapında dolaşıma sokulan ürünler yerel-ulusal kültürlerin çehresini hızla değiştiriyor, kültürel değerleri günden güne kemiriyor. Özünde yalnızca tüketimi artırmayı hedefleyen bu sözde sanat ürünleri hemen hemen her zaman güce, zenginliğe ve şiddete övgü düzüyorlar. Kişilikleri ve zihinleri mesajlarla şekillenen, rol modellerini televizyondan ya da diğer medya starları arasından seçen gençler yüzeysel ve bencil bir yaşam anlayışında kitlenip kalıyorlar. Daha da kötüsü doğru biçimde sosyalleşememiş ve ruh sağlığı bozuk bireyler yetişiyor.

Elbette, gençlerin giderek daha fazla şiddete yönelmelerinin faturasını tamamen medyaya ve kültür endüstrisine çıkaramayız. Bu toplumsal olguyu anlamak, açıklamak ve doğru önlemleri alabilmek için, aile ilişkilerini, eğitim-öğretim kurumlarını ve yaşadığımız hızlı sosyoekonomik dönüşümleri de sorgulamalıyız. Özellikle de eğitim kurumlarının gençlere barış, sevgi, hoşgörü ve merhamet gibi temel insanî değerleri aşılamakta neden yetersiz kaldıkları cevaplanması gereken yakıcı bir soru olarak karşımızda duruyor. Bu amaçla, bir Meclis araştırma komisyonu kurulması gerekmektedir.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Önce, sırasıyla, yarım kalan işlerden başlayacağız.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - 3 üncü sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden teklifin görüşmeleri ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.

                                                                                                                       

Kapanma Saati : 15.45


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.51

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4 üncü sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı : 904)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yok.

Ertelenmiştir.

5 inci sırada yer alan, Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, Sosyal Güvenlik Barışı Yasa Teklifi; İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Hakkında Prim Barışı Kanunu Teklifi; Ankara Milletvekili Eşref Erdem'in, 1479 ve 2926 Sayılı Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi; Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, İş ve Sigorta Barışı Kanunu Teklifi, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 42 Milletvekilinin, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün ile 28 Milletvekilinin, Bağ-Kur ve SSK'ya Ait Birikmiş Prim Borçlarına Ödeme Kolaylığı Getirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan'ın, Sosyal Güvenlik ve Prim Barışı Kanunu Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler  ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1122, 2/116, 2/124, 2/137, 2/147, 2/379, 2/399, 2/457) (S. Sayısı : 1066) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5.- 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hak-kında Kanunun 79 uncu maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirimleri, amme borçlusunun hak ve alacak-larının bulunduğu veya bulunabileceği banka ve katılım bankalarının şubelerine doğrudan veya o mahaldeki tahsil dairesi aracılığı ile tebliğ edilebileceği gibi; Maliye Bakanlığınca veya bu Kanunu uygulayan diğer kurumlarca belirlenecek limitin üzerinde borçlu bulunanlar için alacaklı tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirileri, banka ve katılım bankalarının genel müdürlüklerine de doğrudan tebliğ edilebilir. Banka ve katılım bankalarının genel müdürlükle-rine tebliğ edilen haciz bildirileri hakkında da bu madde hükmü uygulanır."

                       

(x) 1066 S. Sayılı Basmayazı 9.2.2006 tarihli 61 inci Birleşim Tutanağına eklidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan; buyurun.

Sayın Özcan, süreniz 10 dakikadır.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci maddesi hakkında, Anavatan Grubu adına söz almış bulunuyorum; milletimizi ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dünkü görüşmeler sırasında, Sayın Genel Başkanımızın konuşmasına -ki, gerçekten, Sayın Başkanımızın tarafsızlığına sonsuz güvenimiz var, hâlâ da, o güveni devam ettiriyoruz; ama- 3-5 dakika daha müsaade edilseydi, düşüncelerini anlatmaya fırsat verilseydi -biz şeffaflıktan, dürüstlükten ve aydınlıktan yanayız- bunu açıklayacaklardı, izah edeceklerdi. Maalesef, buna fırsat verilmedi. Halktan, doğru şeyleri kaçırmayalım. Güneş balçıkla sıvanmaz. Ne kadar korumaya kalkarsanız kalkın, Maliye Bakanı…

SUAT KILIÇ (Samsun) - Madde üzerinde konuşun.

BAŞKAN - Sayın Özcan…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Geleceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Özcan, lütfen, yasayla ilgili konuşur musunuz.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Yasayla ilgili de konuşacağım Sayın Başkanım.

SUAT KILIÇ (Samsun)- "Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım."

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Özellikle, hiçbir milletvekilinin, bir genel başkana değil hiçbir yaratığa hakaret etmeye hakkı yoktur. Kınıyorum.

SUAT KILIÇ (Samsun) - Sosyal güvenlik prim alacaklarıyla alakalı konuşun.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Siz çok konuşmayın.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - O prim alacaklarını bu duruma getirdiğinizi, bugün Maliyede ne kadar sıkıntı… Tahsilat durumuna geleceğiz; acele etmeyin.

Özellikle, dün görüştüğümüz gensoru konusunda da bütün Meclise… Araştırma önergesi konusunda yardımcı oldukları için, bütün milletvekillerine çok çok teşekkür ediyoruz. Bu, Türk çiftçisinin sorunudur, araştırma önergesi. Gensoru sizinle ilgiliydi, siz vicdanlarınızla baş başa kaldınız; ama, yarın, sandıkta, halk size, o vicdanların ne ölçüsü olduğunun cevabını verecektir.

SUAT KILIÇ (Samsun) - Size cevabını verdi 3 Kasımda; bir daha alırsınız.

BAŞKAN - Sayın Kılıç…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet… 3 kasımda, siz ne dediniz kardeşim?! "Halka açığız" dediniz. İşte, köylüye işkence!.. İşte fotoğraflar.

AHMET YENİ (Samsun) - Cem Uzan'la görüştü mü Sayın Genel Başkanınız?!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - "Köylüye işkence" dediniz.

SUAT KILIÇ (Samsun) - Köylü Başbakandan özür diledi.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Daha nelerle uğraştınız...  Halka söz verdiniz, dürüstlükten bahsettiniz. İşte, Ali Dibo… Ali Dibolarla… Yapmayın, bu halkı mağdur etmeyin!

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Maddeyle alakalı konuşun.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yine, dünkü araştırma önergesi sırasında, özellikle İktidar Partili arkadaşlarımızın vatandaşa portakal ve mandalinada da 20 dolar verdiklerini söylediler; birbirlerinin kulağına mı söylediler halka mı söylediler?!

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Halka söylediler efendim.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Halka söylemediler; çünkü, Tarım Bakanlığı yetkililerinden dahi, hâlâ "böyle bir düşüncemiz vardı..." Ama, burada, arkadaşlarımız dediler ki, bölgeye gelmedi, bilmiyorlar diye şey yaptılar.

BAŞKAN - Sayın Özcan…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Bir saniye Sayın Özcan…

Dün, bu konuyla ilgili sürenizi kullandınız, söyleyeceklerinizi söylediniz. Dün dünde kaldı, bugün maddeyle ilgili...

Buyurun.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Hayır, Başkanım, doğru şeyleri söyleyelim, gizlemeyelim; çünkü, verilmeyen şeyi verildi gibi göstermek halktan kaçmaktır. Ben, onu söylemek istiyorum.

SUAT KILIÇ (Samsun) - Cem Uzan'ın ittifak önerdiği doğru mu?

BAŞKAN - Sayın Kılıç, lütfen…

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - O ittifakı siz yapıyorsunuz.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Cem Uzan'ın ittifak önerdiği, ancak sizler gibi hayal dünyasında yaşayanların düşüncesidir; öyle bir düşüncemiz, Partimizin öyle bir şeyi yoktur.

SUAT KILIÇ (Samsun) - Gazeteler…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - O gazetelere ancak sizler vermişsinizdir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, çiftçi perişan dedik. Bugün, eğer icralar kapısına geldiyse, tahsilatlar yapılacaksa, çiftçinin perişanlığındandır, tarımda çalışan insanların, Bağ-Kura ve Sigortaya borçlarını ödemediğinin bir şeyidir. Eğer, biz, bu çiftçilere yeteri kadar destek verseydik, eminiz ki, hem vergisini ödeyeceklerdi hem Bağ-Kurlarını; hatta, işçi çalıştıran çiftçilerimiz de işçi sigortalarını ödeyeceklerdi. Bugün çıkıyoruz, icralar kanalıyla, bunları, daha nasıl çabuk tahsil edebiliriz diye düşünüyoruz. Oysa, çiftçiyi, bu duruma, üçbuçuk, dört yıla yakın bir zamandır, çiftçiye vermiş olduğunuz teşviklere baktığınızda, çiftçi, ne ilacının parasını ödeyebildi ne Tarım Krediye ve Ziraat Bankasına olan borçlarını ödeyebildi. Faizlerini bile ödeyemez durumdalar çiftçiler.

Bunun için, çiftçinin bu ödemediği borçlarla ilgili hacizler… Dün aradı arkadaşımız, kapımıza geldi, “hani hacizler kaldırılacaktı” diyor. Bizim düşüncemiz, bu çiftçilere yardımcı olmak, bu çiftçileri yoksulluğa terk etmemek. Bu insanları, ömür boyu devlete vergiden ve emekten başka bir şeyi olmayan bu çiftçilerimizi neden mağdur edelim?! Neden haciz memurları kapısına gelsin?! Neden avukat parası versin?! Neden gecikme faizleri için birsürü para ödesin?! Zaten gelirleri belli, elindeki mallarını satamazsa, nereden alıp ödeyecek?

Narenciyeyi çürüttünüz…

AHMET YENİ (Samsun) - Traktör satışlarına bak!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet, traktör satışları… Vatandaş traktörünü satmaya başladı; doğru; alma değil, sattırıyorsunuz traktörlerini vatandaşların, tarlalarını sattırıyorsunuz. Çocuklarının okutulması için elinden gelen bütün birikimlerini sunuyorlar.

AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Özcan…

MUHARREM DOĞAN (Mardin) - Sizin işiniz laf atmak mı?! Bakın, konuşuyor!.. Niye laf atıyorsunuz?! Ayıp değil mi?! Yakışıyor mu size?!

AHMET YENİ (Samsun) - Otur yerine, otur!

MUHARREM DOĞAN (Mardin) - Edepli ol!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Maalesef, köylü bugün şey yapınca, artık, köylüye hakaret ederek bu işi çözemezsiniz. Yüzlerce Kemal Önceller var, canı yanmış. Dün arkadaşımız diyor ki: "Biz, bütün zarar ziyanlarını ödedik." Hasan Kılıç -veriyorum- bizim İçel Milletvekili Hasan Kılıç diyor ki: "Beş seneden beri hâlâ benim paramı ödemediler." Dün telefonla, Sayın Eyiceoğlu konuşurken aradı. Niye ödemediniz? Bundan üç ay önce dolu vurdu; hasar etti narenciyesini. Neden zararlarını ödemediniz? Ama, burada çıkıp ne kadar güzel güzel diyorlar ki: "Bizim hiçbir çiftçiye borcumuz yok, onların zarar ziyanını ödedik" diyorlar. Ama, doğru söyleyin. Çiftçinin önünden kaçıramazsınız. Ondan sonra da icra memurlarını göndereceksiniz, çiftçinin neyi varsa neyi yoksa toplayacaksınız, "biz çiftçiye yardım ettik" diyeceksiniz! Hani, 2000'de 100 dolar olan teşvik, limonda, portakalda 80 dolar olan, greyfurtta 60 dolar olanı, limona, giderek, Sayın Başbakan        "100 000'leri topladık" diyorlar. İnan edin, orada 10 000 kişi yoktu. 100 000 ne kadar… Bu kadar kolay mı 100 000 kişiyi toplamak Erdemli gibi yerde; elbette kolay değil; ama, vatandaş onu görüyor. 100 000 dedikleri de, bak, bunlar yüzde 90'ını, yüzde 100'ün üzerinde dahi doğru söylemiyorlar diyorlar.

Şimdi, geliyorsun, greyfurt hâlâ 40'ta; ama, burada dün arkadaşlar çıktı "20 daha verdik" dediler. Verdilerse açıklayın. Meclisten niye kaçırıyorsunuz, halktan niye kaçırıyorsunuz, köylüden niye kaçırıyorsunuz? Bu köylülere ne kadar…

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Hüseyin Bey, İçel Valisine sorun. Genelge Valiye ulaştı.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Ben, bugün, Tarım Bakanlığının yetkilileri bazı arkadaşlardan sordum. Hayır, düşünüyorlar! Düşünmeyin, verin. Zaten mağdurlar bu adamlar.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Şu anda Valiliğe ulaştı. Sorun Valiliğe.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Şu anda mı? Dün "verdik" dediniz.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Geçen hafta ulaştı.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Lütfen, sözümüze şey yapmayın.

BAŞKAN - Sayın Özcan…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Elbette ki, biz, bu çiftçinin mağdur, köylünün mağdur, esnafın mağdur olmasını istemiyoruz. Ben de esnaflığı yaşadım; köylü çocuğuyum ben de…

BAŞKAN - Sayın Özcan…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet…

BAŞKAN - Sayın Özcan…

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Kaçıncı madde?!.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Sen, eğer, bu köylünün, icraya gönderiyorsan yokluğundan dolayı, bunların tahsilatı konusunda da, elbette ki, zorluk çekecektir.

SUAT KILIÇ (Samsun) - Cem Uzan'la ittifakın var mı yok mu?

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Hiç kimse kapısına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özcan, bir saniye…

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Hangi köylü icrada?!.

BAŞKAN - Sayın Özcan, lütfen… Maddeyle ilgili konuşacak mısınız?

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Yok… Yok ki…

SUAT KILIÇ (Samsun) - Madde üzerinde konuşmayacaksa, Cem Uzan'la ittifak var mı yok mu; onu açıklasın.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet…

Bu şekilde, haczin bildirmelerinin, borçlunun hak ve alacaklarının bulunduğu ve bulunabileceği banka şubelerine tebliğ edilmesi sağlanmıştır. Maliye Bakanlığı veya Amme Alacakları Kanununu uygulayan diğer kurumlarca belirlenen limitin üzerinde borcu olanlar için düzenlenen haciz bildirileri ise, söz konusu bankaların genel müdürlüklerine doğrudan tebliğ edilecekti, bankalara talimatlar verilecekti.

Netice olarak şunu söylüyoruz: Tasarının genel gerekçesi, 2005 yılı mart ayı itibariyle, SSK'nın 4,6 katrilyon, Bağ-Kurun 16,7 katrilyon TL alacağı bulunduğu ifade edilmektedir. Buna göre, bu tasarının tüm bu borçların yeniden yapılandırılması, bu yapılırken de belirli bir oranda indirim yapılması amaçlanmaktadır.

Tasarının 5 inci maddesi, yapılan bu düzenlemeyle de bu kanun kapsamına giren borçların yanı sıra gelecekte tahakkuk edecek borçların ödenmesi halinde SSK ve Bağ-Kur tarafından yapılacak haciz işlemlerinin hızlandırılması amaçlandığı görülmektedir. Hızlandırmayı amaçladığınıza göre, bir an önce, adamların elindeki tarlalarını, topraklarını da alın, traktörlerini de alın; rahatlarsınız diyoruz.

Bizim düşüncemiz öz. Anavatan Partisi olarak diyoruz ki, bu köylüleri mağdur… Bugüne kadar olan faizlerinin affedilmesi, bundan sonra olan borçların da ödenmesi, anaparanın da bir taksitle vatandaşa yardımcı olunması düşüncesindeyiz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyoruz.

Sabredin; çünkü, aydınlıktan kaçamayacaksınız. Halk, gerekli cevabı verecektir. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Madde üzerinde…

SUAT KILIÇ (Samsun) - Hortumcularla ittifakımız yok; varsa yoksa köylüye…

BAŞKAN - Sayın Kılıç…

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Sayın Başkan, Grubumuza ve Grup Başkanımıza sataşma olduğu için cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN - Ne diye sataşma oldu Sayın Gündüz?

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Sayın Başbakana hakaret etti; birsürü sataşmalar oldu.

BAŞKAN - Ne söyledi Sayın Gündüz; onu soruyorum. Ne söyledi?

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Onu söylüyorum ben.

BAŞKAN - Söylediklerini ifade eder misiniz; ne için söz istiyorsunuz?

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Sayın Başbakanın İzmir'deki, ki, o çiftçi, kendisi özür diledi yanlış anlaşılma oldu diye…

CANAN ARITMAN (İzmir) - Mersin, Mersin…

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Konuyla ilgili, Grup Başkanımıza sataşma var. Onunla ilgili, ben, cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - İşkence burada!.. Belgeler burada.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Kamuoyunu yanıltıcı beyanatlarda bulunuyor.

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - İzleri var…

BAŞKAN - Tutanakları getirteceğim Sayın Gündüz; inceleyip ona göre işlem yapacağım.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Adana Milletvekili Kemal Sağ.

Buyurun Sayın Sağ. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1066 sıra sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 5 inci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan yaklaşık üç yıl kadar önce, Nisan 2003'te ilk çıkan sigorta affıyla birlikte, daha doğrusu, ondan da önce olmak üzere, bir teklif de ben hazırlamıştım ve bu teklif, o zaman AKP'nin çıkarmış olduğu vergi affına paralel bir yasa teklifiydi ve ben, o teklifle, sadece vergi mükelleflerinin değil, sigorta borçlularının, Bağ-Kur borçlularının ve hatta, ilave olarak, tarım kesiminde çalışanların prim borçlarının affı için kapsamlı bir af teklifi vermiştim; ama, o zaman bu dikkate alınmadı. Bugün, bu teklifin hükümetin tasarısıyla beraber ele alınmasından dolayı, ben, sevinç duydum; ancak, keşke bu tasarı o zaman ele alınsaydı da vergi borçlarıyla beraber Sigorta ve Bağ-Kur borçları da bugün daha rahatlamış olsaydı, SSK ve Bağ-Kur Kurumu da alacaklarını üç yıl önce tahsil etmiş olsaydı, kötü mü olurdu?! Ben, bunu bir hatırlatma yaparak, konuşmama başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, Genel Kurul gündemine getirmiş olduğunuz yasa tasarısında, bizim o günkü teklifimizin tam aksine, karmaşık, anlaşılması güç, beklentilerin tamamına cevap vermekten uzak, taraflara ödeme ve tahsilat kolaylığını tam sağlayamayan bir tasarı halinde. Gerçekten, bu tasarının içerdiği hükümler, öngördüğü ve getirdiği hesaplamalar, âdeta çokbilinmeyenli bir denkleme benziyor. Prim borçlusu belki borcundan kurtulacak; ama, uygulanacak formaliteler dolayısıyla canından bezecektir. Zaten uyguladığınız ekonomik politikalar neticesinde zor duruma düşmüş, hatta muhasebeci parasını vermekte zorlanan küçük esnaf, üç kuruşluk prim borcu için muhasebecisine, yine, ilave ödeme yapmak zorunda kalacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı, ne yazık ki, ne prim borçlusunu ne de prim alacaklısı durumundaki Sigorta ve Bağ-Kur Kurumlarını memnun edecektir. Yapılan bu düzenleme, birinci yasada olduğu gibi, kanundan beklenen amacı, gene, sağlayamayacaktır. Yasa, bu haliyle, dostlar alışverişte görsün yasası olmaktan öteye gidemeyecektir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; çoğu zaman yaptığınız gibi, yine, bu yasayla da birilerine sanki kıyak çekmek ister gibisiniz. Kötü niyetli davranarak, çalıştırdığı işçiyi Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirmeyen ya da eksik bildiren yahut bildirdiği halde işçinin prim borcunu yatırmayan müteahhit kesimi bir anlamda korunmaktadır. Yalnız, bu arada, şunu da belirteyim ki, müteahhitler de çok kötü bir uygulamayla karşı karşıyadır. Nedeni şu: Hazır beton kullanan ve hafriyatta makine kullanan müteahhitlerden yüzde 35 oranında ölçümleme metodu ile sigorta primi istenilmektedir. Bu, bana göre gerçekten bir haksızlıktır. Mevzuat gereğince müteahhit, iş yaptığı idareye, işin garantisini ihtiva eden ve yasanın öngördüğü miktardaki teminatı çoğunlukla da banka teminat mektubu vermek suretiyle taahhüt etmektedir. Söz konusu banka teminat mektupları, iş bitiminden sonra idarece serbest bırakılıyor. Serbest bırakmanın bir koşulu ise, o işten dolayı Sosyal Sigortalar Kurumuna, çalıştırdığı işçilere ait prim borcu olmamasıdır; yani, teminatın serbest bırakılması Sosyal Sigortalar Kurumunun vereceği ilişkisiz yazısına bağlıdır. Eğer prim borcu söz konusu ise, teminat nakde çevrilerek prim borçlarına mahsup edilmesi mecburidir. Doğal olarak böyle bir durumda banka teminat mektubunu nakde çevirmek, tabiî ki, müteahhidin bankadaki itibarını zedeleyebilir.

Şimdi, soruyorum değerli arkadaşlar; bugüne kadar neden bu yola başvurularak prim borçlarının tahsili yoluna gidilmemiştir; Sosyal Sigortalar  Kurumu bugüne kadar  bu yola neden başvurmamıştır ve inşaat işlerinde, Sosyal Sigortalar Kurumu, mevzuatın öngördüğü denetim mekanizmalarını neden zamanında çalıştırmamıştır?

Kurum olarak görevinizi zamanında yapmayacaksınız, kurum zarar ediyor diyeceksiniz, çıkan af yasaları sayesinde tahsilat yapacaksınız, sonra da görevimizi yaptık diyeceksiniz; bu durumu makul karşılamak mümkün değildir değerli arkadaşlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anlaşılacağı üzere, kurumlar görevlerini yapmakta yetersiz kalmakta, vatandaştan önce af beklentisine girmekte ve umutlarını çıkacak af yasasına bağlamaktadırlar. Olmaz böyle şey arkadaşlar, olmamalı. Bu kürsüden bu kurumları da uyararak, görev yapmaya davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kurumlar görevini yapmalı ki, bu af yasası son olsun ve gündeme bir daha böyle bir af tasarısı veya teklifi gelmesin.

Sadece bu kurumlar hatalı değil değerli arkadaşlar, iktidar da hatalıdır. Bugüne kadar uyguladığı ekonomik politikalar sayesinde toplumun birçok kesiminde olduğu gibi, SSK'lı ve Bağ-Kurlu vatandaşlarımızda da ekonomik sıkıntılar yaşanmaya başlamış, hatta toplum bir sosyal patlamanın eşiğine gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, görüşülmekte olan bu yasa tasarısının 5 inci maddesiyle 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 79 uncu maddesine bir fıkra eklenerek, tahsil dairelerine yeni bir imkân ve kolaylık sağlanmaktadır. Gerçekten, bu güzel uygulamadır ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu fıkrayı, bu hükmü destekliyoruz değerli arkadaşlar; çünkü, bir alacaklı tahsil dairesinin alacaklarını tahsil etmek için bir bankanın o ildeki veya birkaç ildeki tüm şubelerine ayrı ayrı haciz varakası göndermesi, doğrusu, çok zaman kaybettiriyordu. Şimdi, bu hükümle, alacaklı tahsil daireleri, doğrudan doğruya banka genel müdürlüğüne yazı yazarak veya haczi tebliğ ederek, tüm şubedeki borçlarına, hak ve alacaklarına el koyabilmektedirler. Bu, gerçekten güzel bir şeydir; sizi tebrik ediyorum arkadaşlar; ama, keşke, bu prim affındaki yasanızın içindeki tüm hükümler de böylesi yararlı hükümler içerebilseydi, o zaman onları da alkışlardık arkadaşlar.

Yalnız, bu düzenleme sonucunda tahsil dairelerinden bir istirhamımız var değerli arkadaşlar ve bunu, bu kürsüden yapmak istiyorum; artık, bundan sonra, amme alacağını tahsil ederken, bundan böyle, artık, mazeret ileri sürmeden, bir an önce, beklenen tahsilatı ivedilikle yapmaları ve tahsilat oranını artırmalarıdır. Unutulmamalıdır ki, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, dün olduğu gibi, bugün de yarın da, kamu alacağını ödemeyenlerin, kamuya olan borcu üzerinden rant elde edenlerin hep karşısında olduk ve daima da karşısında olacağız. Hiç endişeniz olmasın, bu konuda yapılacak her türlü olumlu düzenlemeye bugüne kadar destek verdik, bundan sonra destek vermeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde, önemli bulduğum bir konuya daha değinmek istiyorum. Bilindiği gibi, tasarının 1 inci maddesinde, toplumun beklentilerini tam karşılamasa da, bir hüküm yer almaktadır. Bu tasarının gündeme gelmesinden sonra, zannediyorum, benim gibi sizler de birçok mektup ya da e-mail almışsınızdır. Bunların içerisinde en ağırlıklı olanı, kesintili olarak çalışan ve çalıştığı süreler arasında kalan çalışılmamış veya çalışıldığı halde bildirimde bulunulmamış, bugün için belgelendirmesine olanak kalmamış ve dolayısıyla prim ödenmemiş eksik günler için prim ödeyerek emeklilik hakkı elde etmek isteyen vatandaşlarımızdan talep geliyor. Sosyal güvenliği olmayan bu vatandaşlarımızın sosyal güvenceye kavuşturulması için gereken düzenlemeleri yapmak, sosyal devlet olmanın bir gereğidir değerli arkadaşlar. İnanıyorum ki, benzer talepler sizlere de ulaşmıştır. Gerçi, Sayın Bakan, salı günkü konuşmasında, 3 üncü madde hakkında bir açıklama yaparken, bunun mümkün olmadığını açıkladı.

Değerli milletvekilleri, bu yasa bir fırsat olabilir; eğer bu yasada yapmayı düşünmüyorsanız, küçük bir kanun tasarısıyla bunu yapabilirsiniz ve binlerce mağdur vatandaşın durumunu düzeltme şansını yakalayabilirsiniz. Geliniz, buna ilişkin bir düzenleme yapalım ve bu tür beklentisi olan vatandaşlarımızın da bu beklentilerini yerine getirelim.

Sayın Başkan, izninizle, bir konuyu tekrar vurgulamak istiyorum. Gerçekten, üç yıl önce, bizim bu sosyal güvenlik teklifimiz gündeme alınsaydı ve sizin desteğinizle yasalaşsaydı, bugün, bu sorunların birçoğu yaşanmayacaktı ve vatandaş üç yıldır beklemeyecekti. Biz, üç yıl önce bugünü görebildik; yani, AKP, bizim düşüncelerimizin -ayıp olmazsa söylemek istiyorum- üç yıl gerisinden gelmektedir. Demek ki, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ülke meselelerine AKP'den daha erken vâkıf olmakta ve çözüm üretmekteyiz.

NEVZAT DOĞAN (Kocaeli) - Siz de, vâkıfsanız…

KEMAL SAĞ (Devamla) - Bir gün iktidar olursak, onu da yapacağız; hiç merakınız olmasın değerli arkadaşım.

Bu arada, önemli bulduğum bir teknik bilgiyi de bilgilerinize sunarak konuşmamı bitireceğim değerli arkadaşlar.

Yasanın 1 inci maddesinin uygulanmasında 2004 bilançosu esas alınmaktadır. Değerli arkadaşlar, bunun amacı nedir; mükellefin iyi durumda olup olmadığını anlamaktır. Peki, mükellef 2004 yılında iyi durumda değil; ama, 2005 yılında durumunu düzeltti; peki, o zaman neye göre karar vereceğiz değerli arkadaşlar? Ben şimdi diyorum ki, eğer gerçekten bu yasada, bu 1 inci maddede mükellef düşünülüyorsa, gelin, 2004 yılı bilançosu yerine 2005 yılı bilançosunu esas alalım; eğer mükellef gerçekten iyi duruma gidiyorsa bunu görmek daha mümkün olur, eğer kötüye gidiyorsa bunu da görmek mümkün olur.

Yukarıda yaptığım bütün açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bu tasarı, mevcut şekliyle karmaşık, anlaşılması ve uygulaması güç, topulumun beklentilerine yeterince cevap vermekten uzak değerli arkadaşlar.Ben, izin verirseniz bir teklifte bulunmak istiyorum. Bu yasanın yeniden değerlendirilmesini teklif ediyorum. İsterseniz, sizin döneminizde sıkça görülen tekriri müzakere yöntemine başvurarak bu yasayı tekrar görüşelim, eksiklerini tamamlayalım ve böylece, siz de iktidar olarak iyi bir yasa çıkartıp vatandaşın beklentisine daha iyi cevap verme şansını yakalamış olursunuz.

Sözlerimi tamamlıyorum. Bir daha af yasası çıkmaması ümidiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tüm vatandaşlarıma da borçsuz günler diliyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Sağ.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Samsun Milletvekili Ahmet Yeni…

Buyurun Sayın Yeni. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 1066 sıra sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; 2000 ve 2001 yıllarında ülkemizin tecrübe edindiği ekonomik krizlerle birlikte işverenlerin ve serbest meslek erbabı esnafımızın içine düştükleri malî sıkıntılar sebebiyle sosyal güvenlik kurumlarına ödemeleri gereken primleri ödemelerinde zorluklar yaşamaları sonucu Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur, en önemli gelir kaynağı olan prim gelirlerini zamanında ve tam olarak tahsil edememiş, bu şekilde sosyal güvenlik açıkları büyümüş, bu kurumlara olan borçlar 2002 yılı başından 2004 yılı sonuna kadar yüzde 74 oranında artmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz aldığım madde üzerinde aşağıdaki hususları belirtmek istiyorum. 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 79 uncu maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere "tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirimleri, amme borçlusunun hak ve alacaklarının bulunduğu veya bulunabileceği banka ve katılım bankalarının şubelerine doğrudan veya o mahaldeki tahsil dairesi aracılığı ile tebliğ edilebileceği gibi, Maliye Bakanlığınca ve/veya bu Kanunu uygulayan diğer kurumlarca belirlenecek limitin üzerinde borçlu bulunanlar için alacaklı tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirileri, banka ve katılım bankalarının genel müdürlüklerine de doğrudan tebliğ edilebilir. Banka ve katılım bankalarının genel müdürlüklerine tebliğ edilen haciz bildirileri hakkında bu madde hükmü uygulanır" fıkrası eklenmektedir.

5 inci maddeyle, borçluların üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının haczedilmesinde banka ve özel finans kuruluşlarının tek tek şubelerine haciz bildirisi gönderilmesinin yanı sıra, günümüz teknolojik gelişmeleri dikkate alınarak belirlenecek belli limitin üzerinde borçlu olanların hak ve alacaklarının zaman ve emek kaybına yol açmadan haczedilmesini sağlayabilmek bakımından 6183 sayılı Kanunu uygulayan kurumlara, banka ve özel finans kuruluşlarının genel müdürlüklerine doğrudan haciz bildirisi gönderebilme yetkisinin verilmesi sağlanmaktadır. Kurumun, bundan böyle prim ve diğer alacaklarının takibinde önceliğinin büyük meblağlı borçlara verilmesi, ayrıca yasal süresi içinde ödenmeyen alacakların takibine kısa süre içinde geçilmesi düzenlemesi yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarının yasalaşması sosyal güvenlik reformuna da başlangıç teşkil edecektir. Aynı SSK ve devlet hastanelerinin birleştirilmesinde olduğu gibi, tüm sosyal güvenlik kurumlarının, sosyal güvenlik reform kanunları çerçevesinde birleştirilerek bir çatı altına alınacak olması, alınan hizmet ve sosyal güvenlik mevzuatı yönünden hak ve sahipleri arasında var olan mevcut eşitsizlikleri gidermekle kalmayacak, aynı zamanda ilgili kurumların daha sağlıklı ve sorunsuz bir başlangıç yapmaları bu kanun tasarısıyla sağlanabilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarı, esas itibariyle, aynı, 27 Şubat 2003 tarihinde yürürlüğe giren Vergi Barışı Kanununda olduğu gibi, prim affı yoluyla borçların tahsilini kolaylaştıracağı gibi, taraflara da ödeme kolaylığı getirmektedir; yani, hem kurumlarımız kazanacak hem de vatandaşlarımız kazanmış olacaklardır. Kredi kartları mağdurlarının da mağduriyetini gidermek amacıyla bu tasarıyı da yakında Meclise getiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin malumu olduğu gibi, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana, daha öncesinde yaşanan krizler nedeniyle ödeme güçlüğüne düşen ve uygulanan temerrüt faizleriyle birlikte ödenemeyecek meblağlara ulaşan tarımsal kredi borçlarını, hayvancılık kredilerinden kaynaklanan borçları, tarımsal sulama, elektrik borçlarını yeniden yapılandırmak suretiyle temerrüt faizlerini kabul edilebilir oranlara çekmiş ve yeniden hesaplanan meblağları taksitlendirmek suretiyle de bu borçların tahsili yoluna gidilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yeni.

AHMET YENİ (Devamla) - Alt komisyon başkanlığını yaptığım, Ziraat Bankasında da, bu yapılandırma sonucunda, vatandaşlarımızın, çiftçilerimizin borçlarını yüzde 90 seviyesinde ödediklerini görmekten son derece mutlu oldum.

Yine, aynı şekilde, Vergi Barışı Kanunuyla güç durumdaki vergi mükelleflerimize de belirli kolaylıklar sağlanmış, toplumda belli bir uzlaşmayla vergi gelirlerinin artırılmasına yol açılmıştır. Hükümetimizin bu yönde aldığı karar sonucu yapılan düzenlemeler meyvesini vermiş ve büyük oranlarda bu borçlar tahsil edilebilmiştir; yani, vatandaşlarımız, kendilerinden kaynaklanmayan nedenlerden dolayı içine düştükleri olumsuz durumdan bile imkânlar ve şartların zorlanmasıyla atılacak olumlu adımları fırsat bilerek, dürüst vatandaş olmanın bilinç ve sorumluluğuyla üzerine düşeni yapmakta, borçlarını ödemektedirler. Yeter ki, biz, hükümet olarak gereğini yapalım ve bunun yasal zeminini hazırlayalım.

Sözlerime son verirken, son üç yıllık çalışma döneminde on yıllara sığmayan hizmetlerin kanunî altyapısını gerçekleştiren bu Yüce Meclisin Sayın Başkanını ve değerli üyelerini bir kez daha saygıyla selamlıyor, görüşülmekte olan kanun tasarısının hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yeni.

Madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Kacır, buyurun.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakanıma sormak ve daha önce alt komisyonda ve Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen; fakat, bugün, burada, tekrar tutanaklara geçmesini sağlamak amacıyla, uygulamacılara yol göstermesi için, sorumu arz etmek istiyorum: 100 000 Yeni Türk Lirası üzerinde borç aslı olup da rasyosu iyi çıkan ve yüzde 10, yüzde 20, yüzde 30 indirimlerden yararlanamayacak olan SSK borçlusu işverenlerin borçları da 60 aya kadar taksitlendirmeye tabi tutulacak mıdır?

Arz ediyorum Sayın Bakanım.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kacır.

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Kacır'ın sorusuna cevap veriyorum: 100 000 YTL ve üzerinde borcu olup, rasyosu 0,50 ve 0,30'un üzerinde olmasından dolayı yüzde 10, yüzde 20 ve yüzde 30 terkibinden yararlanmayan işverenlerimizin borçları indirimsiz olarak borcun yaşı ve miktarına göre 60 aya kadar taksitlendirilecektir.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Başka soru olmadığı için soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı yasanın 5 inci maddesinin sonuna gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

                       

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Kemal Sağ

Şevket Arz

 

 

Malatya

Adana

Trabzon

 

Osman Özcan

Atila Emek

Feridun Fikret Baloğlu

 

Antalya

Antalya

Antalya

İlave fıkra:

Kamu kurum ve kuruluşlarından alacağı olduğunu belgeleyen kişi ve kurumlar için bu madde hükümleri uygulanamaz.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; bir kurum veya kişi düşünün; prim borcu var, ödeyecek; ama, kamu kurumlarından alacağı var, bunu belgeliyor. Benim diyor, doğmuş şu kadar… Eczacıyım, yanımda insanlar çalışıyor, ilaç verdim devlete, şu kadar alacağım var diyor. Bunu da götürüp belgeliyor. Evet; ama, ödemiyor diğer kurumlar bu alacağı. Peki, bu insan, bir tarafta kamu kurumunda alacağı var, bir tarafta da SSK borcunu veya Bağ-Kur borcunu ödemedi diye siz haczediyorsunuz.

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Mahsup ediliyor herhalde o.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Hayır efendim, edilmiyor. Edilmiyor efendim.

Kamu kurumlarından, benim, belgeli alacağım var; şimdi, nasıl beni haczedebilirsiniz?! Devlet, insanı… Komisyon katılmadım diyor, hükümet katılmadım diyor. Benim, onurum var, şerefim var; neden beni haczediyorsunuz ya?! Alacağımı verin o zaman! Alacağımı vermeyeceksin, SSK borcunu ödemedi diye beni haczedeceksin; var mı böyle bir şey?!

Değerli milletvekilleri, bu insanlar bizim insanlarımız, haksızlık yapmayalım insanlarımıza.

Tabiî, bir başka haksızlık… Bu Meclisten bir Teşvik Yasası çıkardık. Değerli arkadaşlar, bu yasayla ilgili, bu yasada, önce 36 ili, sonra 12 ili Teşvik Kanununa tabi tuttuk. Aynen o günkü konuşmamı hatırlıyorum, yeni giren 12 ile söyledim  "çok heveslenmeyin, bir şey olmayacak..."

Şimdi, bir kere, devlet haksızlık yapmaz. Yıllardır orada üretim yapıyor, kurulmuş. Ama, standart bir işçi hacmi var; bunu tamamlamış, kapasitesi bu kadar. Siz, bu adama hiçbir prim iadesi yapmıyorsunuz, ilave şu kadar işçi alırsam ben bu yasadan faydalanacağım diyorsunuz; ama, öbür tarafta yeni işe başlayanı bu yasadan faydalandırdık.

Değerli arkadaşlar, devlet kimseyi rekabet ettirmez. 1 kilo iplikte 200 000 lira fark ediyor. O kurum, diyelim 200 kişi çalıştırıyor, çok rasyonel bir kurum, güzel çalışıyor, düzgün çalışıyor, her ay da primini ödüyor işçilerine; ama, ilave işçi alamam ki ben buraya. Çünkü, niye; benim kapasitem bu kadar, makinem bu kadar. Yıllarca namusluca çalışıyorum. Ama, yeni kurulan firmalara siz bu işverenin ödeyeceği primi ödüyorsunuz, Teşvik Yasasıyla, eski kurumlara ödemiyorsunuz. Haksızlıktır bu. Haksızlıktır. Yani, biz haksızlık yapıyoruz. Bu Teşvik Yasası -bas bas bağırdık- bu şekilde yürümez. Denizli'deki adam, Denizli'deki firmalar boşalttı işçileri, Uşak'a götürdü. Ne oldu? İstihdam yarattık! Teşvik Yasasının amacı istihdam yaratmaktır. Bu mantıkla biz istihdam yaratamayız. Dürüst olmayan birtakım insanlara biz çanak tutmamalıyız.

Değerli milletvekilleri, bu verdiğimiz önerge çok açık bir önerge. Devlet insanını kandırmaz. Alacağım var diyor, belgeliyor; benim şurada, şu kadar alacağım var...

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - Mahsup ediliyor...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Edilmiyor efendim, maalesef edilmiyor.

Eğer, bir eczanenin, ilaç vermiş, Emekli Sandığından, SSK'dan veya bir başka kurumdan... Mal vermiş…

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - Mahsup ediliyor...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Mahsup edilmiyor efendim.

Onun için, varsa alacağı, bunu belgeliyorsa, bu adamın onuruyla oynamayın. Bu adamı haczetmeyin. Bu adama haciz göndermeyin. Bunu söylüyoruz.

Hepinize saygılar sunarım, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Karar yetersayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Arayacağım Sayın Sarıbaş.

Kabul etmeyenler…

Sayın Milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur, birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 16.35

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 16.45

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64 üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

1066 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3.- Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, Sosyal Güvenlik Barışı Yasa Teklifi; İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Hakkında Prim Barışı Kanunu Teklifi; Ankara Milletvekili Eşref Erdem'in, 1479 ve 2926 Sayılı Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi; Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, İş ve Sigorta Barışı Kanunu Teklifi, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 42 Milletvekilinin, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün ile 28 Milletvekilinin, Bağ-Kur ve SSK'ya Ait Birikmiş Prim Borçlarına Ödeme Kolaylığı Getirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan'ın, Sosyal Güvenlik ve Prim Barışı Kanunu Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler  ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1122, 2/116, 2/124, 2/137, 2/147, 2/379, 2/399, 2/457) (S. Sayısı: 1066) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 5 inci maddesi üzerinde verilmiş önergenin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6.- 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 80 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır. Şu kadar ki;  Kurumun prim ve diğer alacaklarının süresi içinde ve tam olarak ödenmemesi halinde, ödenmeyen kısmına, sürenin bittiği tarihten itibaren ilk üç aylık sürede her ay için % 3 oranında gecikme cezası, ayrıca her ay için bulunan bu tutarlara ödeme süresinin bittiği tarihten başlamak üzere borç ödeninceye kadar, her ay için ayrı ayrı Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak bir önceki aya ait YTL cinsinden iskontolu ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faizi, bileşik bazda uygulanarak gecikme zammı hesaplanır. Ancak ödemenin yapıldığı ay için gecikme zammı günlük hesaplanır. Yapılacak takip sonunda tahsilinin imkansız veya tahsili için yapılacak giderlerin alacaktan fazla olacağı anlaşılan 20 YTL'ye kadar (20 YTL dahil) Kurum alacakları, tahsil zamanaşımı süresi beklenilmeksizin Kurum Yönetim Kurulunca terkin edilebilir. Kurum Yönetim Kurulu, bu miktarı on katına kadar artırmaya, terkin yetkisinin tamamını veya bir kısmını yetki sınırlarını da belirterek Kurum Başkanına, Genel Müdürlere ve Sigorta İl/Sigorta Müdürlerine devretmeye yetkilidir. Bakanlar Kurulu ilk üç ay için uygulanan gecikme cezası oranını iki katına kadar artırmaya veya bu oranı % 1 oranına kadar indirmeye, yeniden kanuni oranına getirmeye ve uygulama tarihini belirlemeye yetkilidir. "

BAŞKAN - Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına, Erzurum Milletvekili İbrahim Özdağan söz istemişlerdir. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Sayın Özdoğan, süreniz 10 dakikadır.

Buyurun.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı yasa tasarısının 6 ncı maddesi üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuya geçmeden önce, dün, burada bir hatip konuşurken, Kocaeli Milletvekili Eyüp Ayar, hatibe çok ayarsız bir söz söyledi. Siyasetçinin ayarını düzenleyen seçmendir. Kocaeli seçmeni, Eyüp Ayar'ın ayarını düzenlemesi için… Buradan onu bildirmek istiyorum. Evet, çok affınıza sığınarak söylüyorum, hatibe "it" diye hitap etti, bu, tutanaklara geçti; yargıda bunun hesabını verecektir.

Ben, kendisine, buradan -bizim atasözlerimiz hikmetlerle doludur- bir atasözü hediye etmek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Özdoğan, lütfen… Sayın Ayar o konuyla ilgili açıklama getirdi.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ses kayıtlarında var efendim. Teşekkür ediyorum.

Ben, bir atasözümüzü hediye etmek istiyorum; ömrünün sonuna kadar hiç unutmasın. Atasözümüzde der ki: "Kem söz sahibinindir." "Kem" kötü demektir değerli arkadaşlar. Bu atasözümüzü de kendisine hediye ediyorum.

Ayrıyeten, bir hissiyatımı da belirtmek istiyorum: Dün, Sayın Maliye Bakanını, AK Parti Grubu adına Sayın Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ savundu. Bekir Bozdağ'ın, ben, hukukçuluğu yanında aynı zamanda bir ilahiyatçı olduğunu biliyorum ve yıllarca da merkez vaizliği yaptığını ben biliyorum; küçük dilimi yuttum, gerçekten küçük dilimi yuttum! Neden…

BAŞKAN - Sayın Özdoğan, lütfen…

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Tek bir söz söylüyorum Sayın Başkanım: Acaba, bu vaazlarını inanarak mı veriyordu?! (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Özdoğan…

AHMET YENİ (Samsun) - Konu ne?!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Konuyu hemen söylüyorum…

AHMET YENİ (Samsun) - Konuya gel...

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Konuyu hemen söylüyorum -Sayın Bekir Bozdağ çok iyi bilir, ben de İslama vâkıfımdır, benim de çocuğum ilahiyatçıdır- Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam buyuruyor ki: "Kim bir zalimi savunursa, Allah o zalimin eliyle onu cezalandırır." Bunu hayatında göreceksin Sayın Bekir Bozdağ. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, 2001 ekonomik krizi, küçük esnaf ve sanatkârlar başta olmak üzere, tüm işverenleri zor duruma düşürmüş, sırf bu nedenle birçok mükellef vergi ve sosyal güvenlik primlerini zamanında ödeyememiştir. Üstelik krizin çıktığı dönemde geç ödenen vergi ve primlere uygulanan gecikme faizinin aylık oranı yüzde 10'lar civarında gerçekleştirilmiştir; kriz ortamının kendine özgü ağır koşullarının yansıması olarak değerlendirilmiştir.

2001 krizinin olumsuz izlerinin çoktan silinmiş olmasının gerektiği bugünlerde, hükümetin halkta oluşturduğu beklentinin olumsuz yansımaları olumlu taraflarını bastırmıştır. Bağ-Kur ve SSK primlerinin faizlerinde oluşan af beklentisi, gerçek mağdurlarla birlikte istismarcıları da artırdığı doğrudur; ancak, öyle bir noktaya gelinmiştir ki, SSK ve Bağ-Kurun halihazırda kesinleşmiş ve tahsil edilemeyen prim ve faiz alacaklarının yaklaşık 28 milyar YTL olduğu söylenmektedir. Dolayısıyla, artık, bu alacakların yeniden yapılandırılması kaçınılmaz bir hal almıştır; çünkü, tahsil edemediğin para senin değildir.

Şu noktayı, İktidar Partisi mensuplarından bazıları bile tasvip edemiyor: Mevcut haliyle yapılan düzenlemeler uygulanabilir değildir. Neden; mükelleflerin vergi dairelerindeki 2004 yılı malî tabloları esas alınarak yapılacak denetim ve hesaplamalara göre, sadece likidite rasyoları yüzde 50'nin altında olanlar bu düzenlemeden yararlanabilecektir. Likidite rasyosunun düşüklük yüzdesine göre faizde indirim imkânı tanınıyor. Peki, mükelleflerce vergi dairelerine verilen malî tabloların kaçta kaçı işletmenin gerçek durumunu yansıtmaktadır?! Bu malî tablolardan hareketle, doğru likidite rasyosunu tespit etmek mümkün müdür?! Ardından, gelsin vergi denetimleri, vergi daireleri ile SSK müdürlükleri arasındaki bürokratik yazışmalar.

Bir de, prim borçları 50 000 YTL'nin altında olanlar için ayrı, 50 000 YTL'nin üstünde olanlar için ayrı indirim standartları öngörülüyor.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - O, 100 000; değişiklik var onda.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Bu kriterlerin hiçbiri sağlıklı değildir. Borçlu mükelleflerin başını ağrıtmaktan öte bir sonuç vermez. Asıl yapılması gereken, yüksek oranlı faiz ve ceza uygulamalarından vazgeçilerek, bir daha bu türlü afların yapılmayacağının yasaca güvence altına alınmasıdır.

Kapsama, Bağ-Kur primi, sigorta primi, sosyal güvenlik destek primi, işsizlik sigortası primi, sosyal yardım zammı ve idarî para cezaları ile isteğe bağlı ve topluluk sigortası prim borçları girmektedir. 31 Mart 2005 tarihinden önceki dönemlere ait bu borçlar, indirimden yararlanılarak taksitle ödenebilecek. Öte yandan, bu tarihten sonra, yasanın yürürlüğe girdiği tarihe kadar olan borçlar için de, indirim uygulanmadan taksit imkânı getiriliyor. 1999'a kadar olan SSK borçlarına gecikme faizi, bu tarihten sonraki borçlara ise TEFE oranında faiz uygulanacak. Bağ-Kur prim borçlarında ise, tüm gecikme faizi ve gecikme cezaları silinecek, yerine TEFE oranı uygulanarak, bu borçlar yine 60 taksite bölünecek. Ayrıca, Bağ-Kur prim borcunun tamamını ödeyenlere hemen, taksitle ödeyenlere ise, ilk dört taksitini ödemeleri halinde sağlık hizmeti verilebilecek. Teşvik kapsamındaki illerde bulunanlar, sigorta primi borçlarını taksitlendirmeleri halinde bu teşviklerden yararlanabilecekler; aksi takdirde, teşviklerden yararlanmaları imkânsızdır.

İçerik, ana başlıklarıyla bunlardan ibarettir. Şimdi, gelelim yapılan düzenlemelere. Hükümetin beyan ettiği niyetlere göre ne kadar hizmet edecektir? Şimdiye kadar, hükümetin konuyla ilgili yaptığı çalışmalar istenen sonucu vermemiştir maalesef. Ekonomi tarihimizin yakın dönemlerinde de bu konuda başarısızlıklar yansımıştır. 2003'te, 18 milyar Yeni Türk Liralık borcun 2 milyar YTL'si tahsil edilebilmiştir.

Sosyal Sigortalar prim borçlarına ödeme kolaylığı sağlayan yasal düzenlemelerin, bürokratik karmaşaya yol açmayacak, eşitsizlik doğurmayacak, sistemin kendi içinde taşıdığı koşullara başka şartlar eklenmeyecek, işi zora koşmayacak türden düzenlemeler olması lazım; aksi takdirde, yapılan düzenlemeler sonuç doğurmamaktadır. Nitekim, geçmişte prim ödeme kolaylığı türünden yapılan düzenlemelerin pek çoğunun, ne yazık ki, sonuç doğurmadığını görmekteyiz. 2003 yılında çıkarılan prim borcu ödeme kolaylığının tatminkâr sonuçlar ortaya koyamadığını görüyoruz. Bu sonuçlar hakkında kısaca bir değerlendirme yapmakta fayda vardır.

Bağ-Kur için, başvuran sayısı 735 000 mükellef, borcunu ödeyen 445 000 mükellef, tahsilat ise 1,5 milyar YTL olmuştur. SSK için, başvuran 235 000 işyeri, tahsilat ancak 436 000 000 YTL, isteğe bağlı sigortalılar ise 188 000 000 YTL...

Şimdi, hepimiz geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarma eğiliminde olmalıyız. Anavatan Partisi olarak bizler, hataların tekrarına ve vatandaşımızın bu nedenle mağdur edilmesine karşıyız. Her ne kadar böyle basiretli bir eğilim göstermese de, iktidar da aynı ihtiyatlı tavrı uygulamakla yükümlüdür.

Diğer yandan, yazık ki, hükümet, detaylarını tasarlamadan, ne getireceğini öngörmeden, sadece ana hatlarıyla, amaca hizmet eder görünen bir düzenlemeyle Yüce Meclisin karşısındadır. Yapılacak düzenleme ana hatlarıyla ortaya konulmuştur. Bizler de bunu inceledik. Tasarı, genel olarak, bir temenniler dizisini andırmaktan öteye gitmemektedir. Diğer yandan, hükümet, her zaman yaptığı gibi önemli gerçeği ihmal etmektedir. Unutmayalım ki, şeytan ayrıntıda gizlidir.

Hükümet, sadece ana hatlarıyla başarı vaat eden bir tasarıyı temennilerle alt alta dizmiş, halkın huzuruna çıkmıştır. Bu türden bir tasarının başarılı olabilmesi için, tasarının doğuracağı sonuçlarla, bazı özellikleri bünyesinde barındırması gerekir. Örneğin, sonuçlarıyla bürokratik karmaşa doğurmamalıdır. Bu tasarı için, bürokratik karmaşa doğurmuyor diyebilir miyiz; tabiî ki, hayır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özdoğan, buyurun.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - 2004 yılı malî tablolar esas alınarak yapılacak denetim ve hesaplamalara göre, sadece, likidite rasyoları yüzde 50'nin altında olanlar bu düzenlemelerden yararlanabilecektir.

Peki, mükelleflerce vergi dairelerine verilen malî tabloların kaçta kaçı işletmenin gerçek durumunu yansıtmaktadır? Bu malî tablolardan hareketle, doğru likidite rasyosunu tespit etmek mümkün müdür? Ardından, gelsin vergi denetimleri, vergi daireleri ile SSK müdürlükleri arasındaki bürokratik yazışmalar.

Sonra, tasarı, borçluyu tasnif etmekte, her bir grup için uygulama kriterleri koymaktadır. Bu da yetmezmiş gibi, vergi borcunu ödemiş olmak gibi harici kriterler getirmektedir. Uygulamada karmaşaya yol açabilecek teferruatı çoğaltmaktadır. Ekonomi tarihimiz, ödeme kolaylıkları içeren sistemlerin başarısızlıklarıyla doluyken, iktidar, geçmişin acı tecrübelerinden ders almamaktadır. İktidar, kibrini aklının önüne geçirmiştir. Halkımız, bunu, artık, anlamıştır ve gereğini yapacaktır. Anavatan Partisi, sağduyusu, eleştirel bakışı, yenilikçi anlayışıyla halkımızın yanında olacaktır.

Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özdoğan.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bozdağ.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başkan, Sayın Hatip, ismimi de anarak, şahsıma sataşmada bulunmuştur; kısa bir açıklama yapmak istiyorum, izin verirseniz.

BAŞKAN - Sayın Bozdağ, Tüzüğün 69 uncu maddesine göre, yeni bir sataşmaya mahal vermeden, kısa bir açıklama…

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ'ın, Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; benden önce kürsüde siz saygıdeğer arkadaşlarıma hitap eden Erzurum Milletvekilimiz Sayın İbrahim Özdoğan, ismimi de anarak, şahsımı itham etmiştir. Ben bu vesileyle, açıklamada bulunmak için söz aldım. Dün de, Anavatan Partisi Sayın Genel Başkanı, burada konuşurken de şahsımı yalancılıkla itham etmişti; ama, cevap verme imkânım olmamıştı. Sayın Özdoğan'a, bana bu cevabı da verme imkânı tanıdığı için, huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Dün, ben, burada 6.7.2002 tarihinde Özelleştirme Yüksek Kurulunun, Petrol Ofisiyle ilgili blok satış kararı aldığını ve bu kararı da uyguladığını söylemiştim. Sayın Genel Başkan, buraya geldi, milletin gözlerinin içerisine baka  baka dedi ki: "Biz, böyle bir blok satış yapmadık, yalan söylüyorsunuz." Elimde evrak vardı, gösterme imkânım olmadı. Şimdi, telefonla, evrakın üzerinde yazılanların buraya bir kısmını dercettim, yanımda olmadığı için sizlere takdim edemiyorum; ama, oradakini aynen okumak istiyorum müsaade buyurursanız:

"Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı

06.07.2002/41

Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 05.06.2002 tarih ve 4286 sayılı yazısına istinaden 05.09.1990 tarih ve Özelleştirme 90/7 sayılı Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı kararı ile özelleştirme kapsamına alınan, 4046 sayılı Kanunun geçici 11 inci maddesi gereğince özelleştirme programına alınmış sayılan Petrol Ofisinin yüzde 51 oranındaki kontrol hissesinin blok satış suretiyle özelleştirilmesi Özelleştirme Yüksek Kurulunun 21.04.2000/37 sayılı kararıyla onaylanmış ve bu karara istinaden satış falancaya yapılmıştır" deniyor ve altında da Başbakan olarak Sayın Bülent Ecevit'in, Yılmaz Karakoyunlu'nun, Sümer Oral'ın imzaları var, diğer imza sahiplerini de saymıyorum.

EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Sayın Başkan, sataşmadan söz verdiniz, 3 dakika oldu.

BAŞKAN - Lütfen, sayın milletvekilleri...

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Burada milletin gözünün içine bakıla bakıla dendi ki "blok satış yapılmadı." Belgesi burada. Yalanı ben söylemiyorum.

BAŞKAN - Sayın Bozdağ…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -  Türkiye'nin Başbakanlığına talip olan insanlar beyanda bulunuyor. Bunun takdirini ben millete arz ediyorum, milletime sunuyorum.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Milletin gözüne baka baka yalan söylüyordun.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Hayır, ben söylemedim.

BAŞKAN - Sayın Bozdağ…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Ben, bütün, belgelerle konuştum ve aynı belgeyi de söylüyorum. Bakın, burada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, sataşma konusuyla ne ilgisi var? İbrahim Özdoğan'ın söylediğine cevap versin.

2 dakika vermiştiniz, ne oldu?

BAŞKAN - Sayın Bozdağ, lütfen...

Bugünkü sataşmayla ilgili söz istediniz, bugünkü sataşmaya cevap veriniz.

Buyurun.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Sayın Başkan, cümlemi bitiriyorum.

Sadece, ben, bana yapılan ithama karşılık bir cevap verdim. Beni itham ettiler; ben doğruları savundum, haklıyı savundum, samimîyim; ama, yalan söyleyenleri savunmadım, onların yanında da yer almadım; işte belgesi.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

YILMAZ KAYA (İzmir) - Vicdanın rahat değil galiba!

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - İbrahim Özdoğan'ın sözünü yuttun mu?! İbrahim Özdoğan'a Cevap versin.

AHMET YENİ (Samsun) - Belgeyle konuşuyoruz.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - İbrahim Özdoğan'a cevap ver!

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Verdi işte "yalan söylemedim" diyor, "doğruları savundum" dedi.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Onun cevabını mahşerde verecek herhalde!

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3. - Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, Sosyal Güvenlik Barışı Yasa Teklifi; İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Hakkında Prim Barışı Kanunu Teklifi; Ankara Milletvekili Eşref Erdem'in, 1479 ve 2926 Sayılı Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi; Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, İş ve Sigorta Barışı Kanunu Teklifi, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 42 Milletvekilinin, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün ile 28 Milletvekilinin, Bağ-Kur ve SSK'ya Ait Birikmiş Prim Borçlarına Ödeme Kolaylığı Getirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan'ın, Sosyal Güvenlik ve Prim Barışı Kanunu Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler  ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1122, 2/116, 2/124, 2/137, 2/147, 2/379, 2/399, 2/457) (S. Sayısı: 1066) (Devam)

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Enis Tütüncü.

Buyurun Sayın Tütüncü.

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 6 ncı maddesi üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, hepinizi, sevgi, saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle üç konuda düzenleme getirilmektedir: Birinci düzenleme, gecikme zammı oranlarının düşürülmesidir. İkinci düzenleme, 20 YTL'nin altındaki kamu alacaklarına terkin edilmesi olanağı getirilmektedir; yani, 20 YTL altındaki kamu alacaklarının üzeri çizilmektedir. Üçüncü düzenleme ise bu maddeyle ilgili, gecikme cezası oranlarında değişiklik yapılabilmesi için Bakanlar Kuruluna değişiklik yapma yetkisi verilmektedir. Evet, 6 ncı maddenin, özü, esası, bu üç düzenlemede yatıyor.

CHP olarak, özelde bu maddenin, genelde ise yasa tasarısının son derece iyiniyetli bir çaba olduğunu görüyoruz ve hem bu maddeyi hem biraz sonra söyleyeceğim eksikliklerle birlikte yasa tasarısını destekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maddeden yararlanarak, sosyal sigorta kurumlarının finansal yapılarının düzeltilmesi açısından önemli gördüğümüz bazı konulara hükümetin dikkatini çekmek istiyoruz. Bu çerçevede, öncelikle beş konuda, çok ciddî çabaya, çok ciddî gayrete ihtiyaç duyulduğunu bilgilerinize sunuyoruz.

Nedir bu beş konu:

Birincisi, aktif sigortalı sayısının artırılması.

İkincisi, prim ödeyen işletmelerin malî yapılarının güçlendirilmesi.

Üçüncüsü, sosyal sigorta fonlarının kârlı ve verimli bir şekilde işletilmesi.

Dördüncüsü, değişik sosyal sigorta kurumlarına tabi sigortalılar arasında, farklı haklar elde etme yarışının önlenmesi ve bu nedenle, ulusal ölçekte sigorta hak ve normlarının tespit edilmesi ve yerleştirilmesi ve ulusal ölçekteki bu normların değiştirilmesinin engellenmesi.

Ve son olarak, sosyal sigorta kurumlarının özerk olması, yönetimlerinin siyasal müdahaleden uzak tutulması ve tek elden yönetilmesi.

Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konularda ne kadar başarılı, ne kadar başarısız olduğunu, şimdi, sizlere sergilemek istiyoruz ve dolayısıyla, bu yasa tasarısının da eksiklerini dile getirmek istiyoruz.

Şimdi, aktif sigortalı sayısındaki artış, bilindiği gibi iki kanaldan besleniyor. Birinci kanal -ki, ben buna temel kanal diyorum- istihdam hacminin genişletilmesidir, işsizlikle mücadele edilmesi ve çalışmak isteyen herkese iş bulunmasıdır. İkinci kanal ise, istihdam hacmi genişlemese dahi, hatta istihdam hacmi daralsa dahi, istihdam edilenler içerisindeki kayıtdışı istihdamın -yani, sigortasız çalışanların, sendikasız çalışanların, vergisiz olarak çalıştırılanların, kaçak olarak çalıştırılanların sayısının- azaltılmasıdır. İşte, bu her iki kanalın bir arada çalıştırılması, aktif-pasif sigortalı oranının hızla yükseltilmesini sağlayacaktır. Bu oran, ne yazık ki, Türkiye'de 2'nin altına düşmüştür; 1,7 olarak çıkıyor; yani, yaklaşık 2 çalışan kişi 1 emekliye bakıyor. Oysa, gelişmiş ülkelerde bu oran yüksektir, 3-4 çalışan kişi, hatta, kimi Avrupa Birliği ülkelerinde 6-7 çalışan kişi -yani, sigortaya prim ödeyen aktif sigortalı çalışan kişi- ancak 1 kişiye bakabilmektedir. Türkiye'nin sosyal sigorta kurumlarının aktuaryel açıdan sıkıntıya girmesinin altında bu temel sıkıntı, sorun yatmaktadır.

Prim ödeyen işletmelerin malî yapılarının iyileştirilmesine gelince, bunun hükümetlerin reel ekonomiye ve üretime verdikleri öneme ve bunlara sağladıkları desteğe bağlı olduğunu hepimiz biliyoruz.

Sosyal sigorta fonlarının kârlı ve verimli bir şekilde işletilmesi, değerlendirilmesiyse, sosyal sigorta kurumlarında malî yapıların güçlendirilmesi açısından yaşamsal önemdedir. SSK ve Bağ-Kurun elindeki kaynaklar, bir zamanlar, hükümetler tarafından faizsiz veya çok düşük faiz oranlarıyla hazine kaynağı gibi kullanılmıştır. Yüksek enflasyonun da etkisiyle bu kaynaklar giderek erimiştir, çarçur edilmiştir. Bu çöküntünün altında, aslında, geçmişteki bu yanlış uygulamalar yatmaktadır.

Öte yandan, Türkiye'de, ulusal ölçekte sosyal sigorta norm ve standartlarının hâlâ belirlenip oturtulamamış olması, finansal denge üzerinde iki ucu keskin bir balta gibi sallanmaya devam ediyor. Örneğin, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve banka sandıkları ile sigorta şirketlerinin her birinde farklı haklar, farklı standartlar, farklı normların devam etmesi, sigortalılar arasında bir hak yarışmasının yeniden alevlenmesine neden olabilir. Sosyal sigorta kurumlarının özerk ve siyasal müdahaleden uzak tutulmasının nasıl önemli olduğuna, burada değinmeye gerek görmüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genelde bildiğimiz bu konulara, burada neden değinme ihtiyacını hissettim; şunun için: Bu gerçeklerin, sosyal sigorta kurumlarının finansman yapılarını yıllarca nasıl tahrip ettiği apaçık ortadayken, AKP İktidarı, bu tahribatta kendini sütten çıkmış ak kaşık gibi temiz, pırıl pırıl gösterme çabası içinde görünüyor. Bu çaba, özellikle yasa tasarısının gerekçesinde, siyasî etiğe ters bir şekilde âdeta sırıtıyor.

Bakınız, tasarının genel gerekçesine göre, sosyal sigorta kurumlarının malî dengelerinin bozulmasının sorumlusu, hâlâ 2000 ve 2001 yılında yaşanan krizlerdir. Bir zamanlar, bu ülkede, anımsayacaksınız, 70 sente muhtaç olduğumuz edebiyatı yapılıyordu. Şimdi, AKP İktidarı döneminde ise, kriz edebiyatıyla siyaset yapılmaya çalışılıyor.

Peki, 2002 Kasımından bu yana ülkeyi kim yönetiyor? AKP İktidarında, işsizlik ve yoksullukla mücadele konusunda vaat edilenlere ne oldu? İşsizlikle ciddî bir mücadele yapılabildi mi? Fakirlik fukaralık azaltılabildi mi? Kayıtdışı ekonomi ve dolayısıyla sigortasız, vergisiz; yani, kayıtdışı çalışanların oranı düşürülebildi mi? Üç yıl dört aydır; yani, kırk aydır iktidarda olan AKP, işletmelerin finansal yapılarını, özellikle de küçük ve orta ölçekli işletmelerin, küçük esnaf ve sanatkârların, tarım ve hayvancılık işletmelerinin malî durumlarının düzeltilmesi için,elle tutulur, sonuç alıcı hangi politikaları uyguladı?!

Hükümet bunlarla meşgul değil, kusura bakılmasın. Hükümet edenler, dışarıdan gelen paraların yarattığı bir hayal dünyasına kendilerini kaptırmışlar; bütün gözler borsada, dövizde, faizde, özelleştirmede. Ekonomideki sıcak para, yani, ekonomide kalıcı olmayan, her an gidebilecek, spekülatif, yabancı para 55 milyar doları aşmış "boş ver canım, sorun yok" havasında hükümet.

Ulusal tasarrufları artıramıyoruz. Türkiye'nin gerçek kalkınmayı sağlayabilmesi için, ulusal tasarruflarının artırılması lazım. Borsada yabancıların payı yüzde 70'lere yaklaşmış, hükümetten şöyle bir yorum geliyor: Aman, ne kadar iyi, yabancı sermaye geliyor.

Türk Lirasının aşırı değerlendirilmesi sonucu, ithalatçı, turizmci ayakta duramaz hale gelmiş, ithalat ucuzlayarak patlamış, ucuz ithal girdileri ve yabancı mallar piyasayı işgal etmiş, yerli malları ve yerli üretilen girdileri piyasadan kovuyormuş; işletmeler peş peşe iflas ediyormuş, kapanıyormuş, artan cari açık dış borçla finanse ediliyormuş; sadece devletin değil, özel sektörün de dış borcu eskisiyle kıyaslanamayacak şekilde yükseliyormuş; AKP'den değerlendirme: Canım, ne önemi var, AB'ye uyum gösteriyoruz.

Hükümet ve hükümete akıl veren ekonomi çevreleri, bu acı gerçeklere karşı sanki gözlerini kapamışlar, borsayla yatıyorlar, borsayla kalkıyorlar.

Buradan sormak istiyorum: Çiftçinin, memurun, işçinin, küçük esnaf ve sanatkârların, KOBİ sahiplerinin, emekli, dul ve yetimlerinin borsada parası var mı?! İşsizlik 10 000 000'u aşmış, açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan yurttaşlarımızın toplamı 22 000 000'u geçmiş; bu yurttaşlarımızın borsayla ilişkisi olabilir mi?! Tarım ve hayvancılık çökmüş. Çiftçimiz, üç sene önceki piyasa fiyatlarının altında buğday ve ayçiçeği satıyor. Narenciye üreticisi, mısır üreticisi başta, birçok alandaki çiftçi iflasın eşiğinde. Bu arada, mazot, gübre, tarım ilaçları gibi girdilerin fiyatları almış başını gidiyor. Açlık sınırı, yani, iki çocuklu dört kişilik bir ailenin yalnızca mutfak masraflarını karşılamak için, o da ahım şahım bir mutfak masrafı değil, günde 2 000 kalori alabilecek şekilde asgarî bir beslenme kalıbının gereğini karşılamak için yapmak durumunda kaldığı masraf 700 YTL'ye çıkmış ve bu durum karşısında hükümet "ne haber, asgarî ücreti 380 YTL'ye çıkardık" diye âdeta böbürleniyor.

Bu arada, SSK ve Bağ-Kur emekli aylıklarının önemli bir bölümü de açlık sınırının altında kalmış, protesto edilen senet sayısı ve bunların toplam değeri her yıl artış göstermiş, 2005 yılı sonunda 2 katrilyon 800 trilyon Türk Lirasına çıkmış. Peki, sorarım size ve hep birlikte kendimize de soralım, biz de soruyoruz: Bu koşullarda, Bağ-Kur üyeleri primlerini nasıl ödeyecek? Borç takmışsa borcunu nasıl tasfiye edecek? SSK'ya tabi işyeri, çalışan çalıştıran KOBİ sahipleri, hatta, belli büyüklükte, büyük büyüklükte işletmeler, sanayi işletmeleri SSK'ya borçlarını nasıl ödeyecekler?

Bakınız, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2005 Mart ayı itibariyle Bağ-Kur üyelerinin 16 katrilyon 7 trilyon lira borcu gözüküyor. Bu borcun yaklaşık 4 katrilyonu çiftçilerimizin borcudur. Borçlu çiftçi sayısı 796 000 kişi; toplam Bağ-Kur sigortalıların, yani, çiftçilerdeki sigortalıların yüzde 71'ini oluşturuyor. Küçük esnaf ve sanatkârlar ile diğer bağımsız çalışanlardan borçlu olanların sayısı ise yaklaşık 1,5 milyon kişi. Bunların toplam borçları 12 katrilyon 800 trilyon. Neden bunlara değiniyorum; Bağ-Kura borçlu üyeler, 2002'den bu yana, ekonomik açıdan çöküntüden kurtarılamamıştır. Bunlar, bu koşullarda, hem borç taksitlerini ödeyecekler hem de primlerini ödeyecekler.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; inşallah, öderler; ama, son derece zor ödeyeceklerini biz sanıyoruz. Benzer olay, SSK'ya borçlu olanlar için de söz konusu. Bu yasa tasarını getirmeden önce, hükümet, SSK'ya primlerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tütüncü, lütfen, tamamlayabilir misiniz.

Buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Toparlayacağım.

…ödeyemeyecek duruma düşenleri ekonomik açıdan ayağa kaldırmak için hangi ciddî politikaları uyguladı? Teknik deyimle, reel ekonominin, reel üretimin desteklenmesi için ne yaptı; ne yazık ki, gerekeni yapmadı. Onları acımasız piyasa koşullarına terk etti, ithal mallarının ve yabancı malların, yabancı girdilerin rekabeti altında âdeta ezilmelerini seyretti.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi kırk aydır iktidarda ve durumu düzeltmek için ciddî bir çaba göstermeyecek, kırkbirinci ayın başında bu yasa tasarısını önümüze getirecek ve diyecek ki, bu tablonun sorumlusu 2000, 2001 yılı krizleridir. Ee, ne diyelim; kırkbir kere maşallah; ama, Allah, AKP'ye akıl fikir versin, ilgililere de sabır ihsan eylesin.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Cümlemize!..

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - İlgililere neden sabır ihsan eylesin diyorum; çünkü, bu yasa tasarısının derde, ne yazık ki, deva olmayacağını tahmin ediyoruz 2003'teki gibi; keşke olsa; diliyoruz, istiyoruz. İyi niyetli bir çaba; keşke olsa.

Bu niyetle, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu iyi niyetli yasa tasarısının başarılı olmasını istiyoruz; hayırlı olmasını, uğurlu olmasını diliyoruz. Bu düşüncelerle, Yüce Meclisi, tekrar, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tütüncü.

Madde üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı yasanın 6 ncı maddesinin sonuna gelmek üzere aşağıdaki fıkranın ilave edilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

                       

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Kemal Sağ

Feridun Baloğlu

 

 

Malatya

Adana

Antalya

 

Osman Özcan

Atila Emek

Şevket Arz

 

Antalya

Antalya

Trabzon

İlave fıkra:

"Kamu kurum ve kuruluşlarından alacaklı olduklarını belgeleyen kurum ve kuruluşlara gecikme cezası uygulanmaz."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?..

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın milletvekilleri, bir önceki maddede bir önerge vermiştik, reddettiniz. Bir kez daha söylüyorum, Millî Eğitim Bakanlığına iş yapıyorum diyelim veya Sağlık Bakanlığına; istihkakımı hak ettim, alacağım var oradan, alacağım var, alacağım var oradan. Müteahhidim veya halde kabzımalım; sebze verdim, yanımda insanlar çalışıyor, bir kuruma verdim, bir okula verdim ve bir hastaneye verdim. Paramı alamıyorum devletten; ama, yanımda çalışan insanlara da SSK primini her ay ödemek zorundayım.

Deminki maddede kabul etmediniz. Eğer bir kurumdan alacağı varsa, arkadaşlarım haciz uyguluyor, haciz uygulayarak alıyor. Etmeyin tutmayın, onurlu insanlara haciz uyulamayalım, temlik edelim. Kabul etmediniz o maddede; ama, hiç değilse, burada... Benim herhangi bir kamu kurumundan alacağım varsa, buna, o alacağıma faiz vermiyorsunuz. O benim alacağım, orada alacağım var; ama, buradaki borcumu ödemediğim zaman aylık yüzde 3'ten ceza tatbik ediyorsunuz. İnsanları mağdur etmeyelim. Devlet kimseyi mağdur etmez. Alacağım var benim devletten; verin, primimi ödeyeyim. Vermiyorsunuz; o zaman niye bana ceza uyguluyorsunuz?!

Değerli arkadaşlar, bu önergenin esas anlamı budur. Hiç değilse mağdur etmeyin bu insanları. Devlet kimseyi mağdur etmez arkadaşlar. Tabiî, yine, bu geçti tabiî… Her türlü borcu olan, SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığına borcu olan, kimin on sene önceden borcu varsa, onlara bu madde hükmünü uyguluyorsunuz; ama, burada isteğe bağlı sigortalılara getiriyorsunuz, 1.3.2003 ile 31.3.2005 arasındaki insanlara bu hakkı tanıyorsunuz. İnsanların işi bozulmuş olabilir, isteğe bağlı sigorta primini ödeyememiş olabilir. Türkiye, 2001 yılından itibaren çok büyük bir değişim gösterdi, birsürü insan mağdur oldu, birsürü insan isteğe bağlı primini ödeyemedi. Neden onlara aynı şeyi yapmıyoruz? Bunlar bizim insanımız değil mi?! Demin, Antalya Milletvekilim Sayın Tuncay Ercenk Beye mektup gelmiş "ben 55 yaşındayım, artık hastayım" diyor; ama, eğer, biz bir yasa yapıyorsak, toplumun her kesimini kucaklamak zorundayız arkadaşlar.

Tabiî, bir kez daha... Bir başka şey, muhtarlarımız… Değerli milletvekilleri, 220 000 000 maaş veriyoruz, minimum tahsil ettiğimiz prim 143 000 000. Demin, geçen gün bir milletvekilimiz dedi ki: "Efendim, ödesinler." Değerli arkadaşlarım, Malatya'da 805 muhtarımız var. Bunun 560 tanesinin prim borcu var.

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - 90 000 000 değil miydi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - 90 000 000 değildi efendim, 102 000 000'du. Eğer, vicdanınız…

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Yüzde 150 zam yaptık.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Sayın Milletvekili, vicdanınız, eğer, bir köy muhtarının 220 000 000 liraya çıkardık diye yeterli görüyorsanız, onu sizin takdirinize bırakıyorum.

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Yüzde 150 zam yaptık; daha ne yapalım?!

ALİ İBİŞ (İstanbul) - Mevlüt Bey, daha önce kaç liraydı?!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Efendim, daha önce kim bu hatayı yapmışsa, kim bunu yapmamışsa, o, ben, siz; ama, mesele bir sorunu çözmek değil mi? Onun için, bu insanlar hastaneye gidemiyor.

SABRİ VARAN (Gümüşhane) - Çözüm adımları atılıyor.

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Epey çözdük yani.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Adımlar... Bakın, bu konuda, yine rica ediyorum, yine istirham ediyorum; en azından, bu insanların prim borcu kadar, prim  borcunu… Ama, maalesef, kabul etmediniz. Bu insanlar bizim insanlarımız, bu insanların yüzüne bakıyoruz hep, gidiyoruz. Bu insanlar bizden daha  büyük özveri gösteriyor. Bu insanlar bazen haftada üç defa, dört defa ile gidiyor köyünün işini takip etmek için. Bu insanlar bizim insanlarımız arkadaşlar. Bunlar mutlu olursa biz mutlu oluruz; ama, olayları basit almayalım. Neyle gidilir; kaç lira otobüs parası?..

Değerli milletvekilleri, önergemi şiddetle savunuyorum. Devlet... Bir tarafta alacağım var, bir tarafta, eğer, SSK, Bağ-Kur primimi ödeyemiyorsam, küçük esnafım, mal verdim, sebze verdim, meyve verdim kamu kurumuna, alacağım var buradan, bana gecikme cezası uygulamayın, bunun için haykırıyorum. Gelin bu önergeye "evet" deyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Toparlıyorum Sayın  Başkanım.

Özetle, deminki önergeyi reddettiniz, hiç değilse, alacağım varsa, ben bunu size ispat ediyorsam, benim -Millî Eğitim Bakanlığında iş yaptığım müteahhidim- bu kadar alacağım var, doğmuş alacağım, doğacak değil. Doğmuş alacağım var diyorsam; bu alacağım ödenene kadar bana ceza tatbik etmeyin diyorum, bunu söylüyorum arkadaşlar. Vatandaşa haksızlık yapmayalım, devlet baba haksızlık yapmaz; ama, devlet alacağına şahin, vereceğine başka türlü bakamaz arkadaşlar.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -  Karar yetersayısı istiyorum.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Geç kaldın!

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hayır, olur mu öyle şey.

BAŞKAN - Kabul edenler…

Arayacağım Sayın Kandoğan.

Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Kaç kişi var şurada Sayın Başkan?!

BAŞKAN - Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Kaç kişi var şurada allahaşkına! Sayın, 50 kişi var.

MUHARREM DOĞAN (Mardin) - Doğru söylüyor.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, burada…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Lütfen, görevinizi yapın. 50 kişi var…

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, hareket yapmayın. Lütfen oturur musunuz.

MUHARREM DOĞAN (Mardin) - Doğru söylüyor, 50 kişi yok!

BAŞKAN - Burada Anamuhalefet Partisinden ve İktidar Partisinden birer kâtip üye bulunmaktadır.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Biraz önce, şahıs adına da konuşma yapmadan oylamaya geçtiniz Sayın Başkan.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Başkanımıza böyle hitap edemezsin.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Evet, biraz önce şahıs adına konuşma yapmadan oylamaya geçti.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Otur yerine!

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Başkan bu Meclisin oylarıyla seçildi.

BAŞKAN - 7 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7.- 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 50.- İşverenler ve üçüncü şahısların bu Kanunun 10, 26, 27 ve 28 inci maddeleri gereğince, iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ödemekle yükümlü bulundukları her tür borcu 36 aya kadar eşit taksitler halinde tahsil edilir. Söz konusu borca, 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1 inci maddesi hükümlerine göre faiz uygulanır."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kâzım Türkmen, Ordu Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkmen.

CHP GRUBU ADINA KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşülmekte olan prim borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili 7 nci madde üzerinde söz almış bulunuyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanunla ilgili madde, 1998'lerden itibaren, bugüne değin her zaman görüşülerek, kamuoyunun oldukça dikkatini çekmiştir ve kamuoyunda da çok ciddî bir beklenti yaratmıştır. Dolayısıyla, kanunun bugüne kadar geç gelmiş olmasının sebebini anlamak mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bu kanunun gereğine baktığımız zaman, çok olumlu karşılanan yönleri olduğu gibi, son derece haksız olan uygulamalar da kanunla beraber gelmektedir. Örneğin, bu kanunla ilgili 2003 yılında yeniden yapılandırma olmuş; ama, gerçek amacına ulaşmadığı için tekrar yeniden yapılandırma gibi bir konumla karşı karşıya kaldık. Şu anda 2006 yılındayız; 2002 yılından bugüne değin, eğer bu kanun zamanında çıkmış olsaydı, hem devlet alacaklarını almış olacak hem de birçok vatandaşımız bugün devlete veya diğer kurumlara borçlu olmayacaktı.

Ama, burada, söz konusu çok önemli iki konu var: Bir tanesi, hükümet yetkililerince, hükümet kanadınca bu kanunun çıkarılacağı çok önceden beri ilgililer tarafından kamuoyuna açıklanmakta. Dolayısıyla bu açıklamanın neticesi olarak, nasıl olsa prim borçları ödenecek diye birçok mükellef bu kanunu beklediler; ama, biz, bu kanunu beklerken yeni bir haksızlık daha getirdik. Gerçekten, bugün borcunu ödeyemeyecek durumda olanların, özellikle çiftçinin, esnafın zaten durumu belli, onlar için son derece önemli kazanımlar da var burada; ama, birçokları var ki, bu kanunun çıkacağını bildikleri için, nasıl olsa ileride bu borçlar taksitlendirmeye gidecek düşüncesiyle borçlarını ödemediler. Eğer o gün olanakları varken borçlarını ödeyenlerin ödedikleri para ceplerinde kalmış olsaydı, bugün her birisi bir servet sahibi olacaktı. Bunu niçin söylüyorum; bu kanunla beraber yeniden bir yapılandırma olmuştur, faizlerde düşüş olmuştur; bunları olumlu karşılıyoruz; ancak, özellikle tarım kesimindeki insanlarımızın, esnafımızın büyük bir bölümünün bu prim borçlarını, hem şu andaki prim borçlarını ödeyecek hem de bundan sonraki yapılandırmayla ilgili, 60 ay da taksit yapacaklar, bunları ödemeleri mümkün görünmüyor. Burada, özellikle 60 ay taksit gibi, taksitlerin uzamış olması son derece olumlu görünse bile, hem şu anda ödemesi gereken borcu ödeyecek hem de bundan önceki ödeyemediği borçları ödemek gibi üzerine bir külfet gelecek, bu borçların ödenmesinde gerçekten zorluk olacak, bunu hep beraber gördük. Vergi barış yasasında da çok iyi uygulamalar olduğunu burada söyledik; ama, bu uygulamanın aksaklıklarını daha sonra görerek, bunu yeniden Meclis olarak ele almak zorunda kaldık.

Değerli milletvekilleri, şimdi, özellikle, Cumhuriyet Halk Partisinden diğer sözcü arkadaşlarımız da söylediler, ben de kendi bölgem Karadeniz'den size bir örnek vermek istiyorum; çünkü, Karadeniz'deki üreticinin büyük bir bölümü esnaftır, çiftçidir ve tek geliri fındıktır. Şimdi, bunun, bununla ne ilgisi var diye bazı arkadaşlarımız sorabilir. Değerli arkadaşlarım, Karadeniz'de 8 000 000 insan fındıktan geçimini sağlamaktadır. 8 000 000 insan geçimini fındıktan sağlarken, hükümet, tamamen fındığı desteklemenin dışında bırakarak, âdeta, fındık üreticisini kendi kaderiyle baş başa bırakmıştır; ama, asıl burada hazin olan, borcuna sadık olan insanımıza, köylümüze bir başka oyun oynamıştır. Fiskobirlik'in geçen günlerde yapılan seçimlerine, her ne hikmetse, iktidar partisinin, Düzce'den, Bolu'dan, Sakarya'dan olmak üzere, tüm fındık bölgelerindeki milletvekilleri, seçimler için Giresun'a gitmişlerdir; olağanüstü baskı yapmışlar seçimleri almak için; ama, neticede, bugünkü yönetim, çiftçinin de desteğiyle, büyük bir başarıyla çıkmıştır. Bunu niçin söylüyorum; ilgili, bakanlık yapmış arkadaşlarımız dahi, orada "bundan sonra Fiskobirlikle bizim işimiz yoktur, bu yönetim olduğu süre içerisinde, hiç kimse bizim yanımıza gelmesin" diyerek, âdeta, fındığın üzerinde yeni bir malî terör estirmişlerdir. Fındık sezonunda eylül ayında 6 500 000 lira olan fındık, şu anda bugün 4 500 000 liradır. Dolayısıyla, 1 ton fındıkta 2 000 000 000 gibi düşük bir fiyatla karşı karşıyadır. Bunun asıl nedeni, hükümetin özellikle bu seçimlerden sonra Fiskobirlik'i gözden çıkarmış olması, Fiskobirlik'in ihtiyacı olan kredilerin verilmesi konusunda ciddî bir çaba sarf  etmemiş olmasından kaynaklanıyor. Şimdi, böyle bir çiftçimizin, üreticimizin bu prim borçlarını zamanında ve tamamen ödemiş olması hiç de mümkün görülmüyor. Bu sadece burada olmuyor. Birçok esnafımız, çiftçimiz bu prim borçlarını gerçekten ödüyor.

Değerli milletvekilleri, bu kanunun asıl amacının 2000-2001 krizi olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu krizin getirmiş olduğu acıları, ıstırapları, nice ailelerin söndüğünü de hep beraber biliyoruz. Onlara da bir çare olsun diye bu yasaları getiriyorsunuz. Ancak, o günün tüm şartlarında 800 000 esnafımızın kepenk kapattığını hepimiz yakinen biliyoruz. Ne yazık ki, her türlü şarta rağmen, her türlü zorluğa rağmen o gün prim borcunu ödeyenler bu kanunla âdeta cezalandırılmıştır. Diyoruz ki namuslu vatandaşımıza: Siz borcunuzu ödediğiniz için, devleti düşündüğünüz için, onurunuzdan açlığa rağmen kaybetmemek uğruna, çoluk çocuğunuza rağmen prim borçlarını ödediğiniz için bu yasayla mağdur ediliyorsunuz. Bu son derece haksızlıktır, bundan sonraki uygulamalar için de çok kötü örnekler olacaktır.

Her birinizin iş âleminden geldiğini biliyorum. Siz, bütün yokluklar içerisinde, sıkıntılar içerisinde prim borçlarınızı malınızın mülkünüzün azalması pahasına ödemeyi devlete olan bir borç görüyorsanız, birçok açıkgözler de bu kanunun çıkacağını bildiği için -fakir fukara için demiyorum- nasıl olsa bir af gelecek diye ödemeyen insanlarla bunları aynı kefeye koyduğumuz zaman, bundan sonraki yapılandırmalarda, bu insanlar da kendi durumunu yeniden değerlendireceklerdir. Hiç olmazsa, bu yasayla şu yapılmalıydı; bu, Vergi Barışı Yasasında da yapılmadı: Her türlü zorluğa rağmen, o günün şartlarının zorluklarına rağmen, kendi prim borçlarını ödeyen insanlarımıza, hiç olmazsa, bu yasayla bir olanak sağlanmalıydı. "Ben zamanında sıkıntı çektim, malımın mülkümün azalmasına rağmen, çocuklarımı aç bırakmama rağmen ödediğim borçlar karşılığında bugün devletim bana böyle bir olanak sağladı" diye o gurur tablosunu da yaşamalıydı. Ama, görüyoruz ki Türkiye'de, hep vuranlar, hep çalanlar, devleti hep soyanlar hep önde oluyor, hep bunlar kazançlı çıkıyor. Bu yasanın o bakımdan da son derece olumsuz yönleri vardır.

Değerli milletvekillerimiz, bu kanun tasarısını hep beraber siz de okuyorsunuz. Şimdi, başka bir zorlukla karşı karşıya kalacak esnafımız. Esnafımız, bu borcu ödemek için, kendi borcunun ne kadar olduğunu kimden öğrenecek? Yasanın dilinden öğrenmesi lazım. Ama, bu yasayı elli defa okusanız, yüz defa okusanız, tek başınıza karar verme şansına sahip değilsiniz; çünkü, yanınızda her bir kanuna ait dolu dolu kitaplar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Türkmen, buyurun.

KÂZIM TÜRKMEN (Devamla) - Bitiriyorum.

Bu sefer ne olacak; benim ne kadar borcum var diye kapı kapı dolaşacak, yeni sıkıntılarla karşı karşıya kalacak. Hele hele yeni yapılandırmayla ilgili, bakanlıklara vermiş olduğu yetki, son derece tehlikelidir. Göreceksiniz, birçok esnafımız Ankara'da mesken tutacak; yapılandırma dairelerinde adam arayacak, kendi işini görecek, hatırı sayılır insanların peşinde koşacak; dolayısıyla, mağduriyetin üzerine bir mağduriyet daha gelecek ve içinden diyecek ki, tek bu kanun çıkmasaydı. Çıktı, ikinci bir mağduriyetle karşı karşıyadır. Bu uygulamaların, bu tip son derece sıkıntıları olacağını düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bu arada, meslek hastalıkları, iş kazaları gibi yeniden yapılandırmayla ilgili, burada 36 aylık bir süre tanınmıştır. Bu da adaletsiz bir süredir. Nasıl ki, öbürünü 60 aya çıkarmışsak, bu tip, yani, meslek hastalığı ve sosyal sigorta kapsamında kaza geçirmiş olan insanlarımızın da mutlak borçlarının 60 ayda taksitlendirilmiş olması bir adaletin de temsilcisidir. O bakımdan, bu, her yönüyle yeniden gözden geçirilmesi, üzerinde çok durulması gereken bir kanundur.

Kanunlar buradan çabuk geçebiliyor; ama, hemen uygulamaya başladığımız zaman sıkıntılarını çok fazla çekiyoruz. Özellikle, Maliye Bakanlığının, âdeta, bu kanun, vergi toplama bekçisi gibi haline gelmiştir. Bu kanun ne diyor; Maliye Bakanlığına vergi borcu olanlar bundan yararlanamaz. Başka neden yararlanamaz; teşviklerden yararlanamaz. Zaten, teşviklerle ilgili burada son derece olumsuz kararlar çıktı. O kadar çok teşvik illere dağıtıldı ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Türkmen, lütfen, teşekkür edin.

KÂZIM TÜRKMEN (Devamla) - Bitiriyorum.

…hangi illerin teşvikten yararlanması gerektiği gibi konular hep muallakta kaldı.

Sevgili milletvekilleri, siz, şimdi, Düzce varken, Doğu Anadolu'da, Güneydoğu Anadolu'da, Karadeniz'de yatırım yapar mısınız? Hiçbirisi bundan dolayı da gerçekleşmedi. Dolayısıyla, daha zaman erken, henüz burada yol kapanmamışken, bu kanunun geriye çekilerek, bu dediğim ilgili maddenin yeniden düzeltilmesinde büyük yarar olduğunu düşünüyorum.

Bu duygularla, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Türkmen.

Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir; buyurun. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci maddesi hakkında Grubumuz adına görüş bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce milletimizi ve Yüce Meclisi Anavatan Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tasarının 7 nci maddesi, Sosyal Sigortalar Kanununa bir ek madde ilave ediyor ve bu madde gereğince, iş kazasına maruz kalanlar ve meslek hastalıkları nedeniyle işverenlerin ödemekle yükümlü bulundukları her tür borcun 36 aya kadar eşit taksitler halinde tahsil edilmesini hükme bağlıyor. Bu borca, Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1 inci maddesi hükümlerine göre faiz uygulanacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bildiğimiz gibi, çalışma yaşamını düzenleyen mevzuata göre işveren, işçiyi koruma, işçinin sağlığı ve güvenliğiyle ilgili tedbirleri almakla yükümlü bulunmaktadır. İşveren, bu tedbirler kapsamında işin getirdiği risk bağlamında, işçiye koruyucu malzeme sağlamanın yanı sıra, verdiği malzemenin kullanımını sağlamak, öngördüğü tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanıp uygulanmadığını da denetlemekle yükümlüdür.

Bu hükümler, işçinin iş güvenliğini ve sağlığını güvence altına almaya yöneliktir tabiî ve maalesef, bu alanda birçok sorun mevcuttur. Genellikle ek maliyet ve gereksiz zaman kaybı düşüncesi, iyi niyetli işverenin gerekli tedbirleri alması ve sigorta ödemelerinin yapılması konusunda ihmalkâr davranmasına neden olmaktadır.

Sosyal Sigortalar verilerine göre, ülkemize şöyle bir göz atacak olursak rakamla: 1994-2003 yılları arasında, yani, on yıllık bir sürede ortalama her 82 iş kazasında 1 kişi ölmüştür. Buna göre, on yıllık dönemde Türkiye'de meydana gelen 831 248 iş kazasında 10 084 kişi hayatını kaybetmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Uluslararası Çalışma Örgütü verileriyle karşılaştırdığımızda, Türkiye'de, iş kazasında ölüm oranının çok yüksek olduğu karşımıza çıkıyor. ILO'ya göre, 1994 yılında, her 100 000 çalışanın 6'sı Avrupa Birliği ülkesinde yüzbinde 6, Danimarka'da yüzbinde 3, Yunanistan'da yüzbinde 4, Almanya'da yüzbinde 5, Avustralya ve Kanada'da yüzbinde 7 iken, Türkiye'de her 100 000 çalışanın 15'i iş kazasında ölmektedir. Bu, bizim kaderimiz değildir değerli arkadaşlar.

Bu verilerin bize söylediği, kanun yapmanın yeterli olmadığı, bu kanunların uygulanmasının da gerçekleştirilmesi zorunluluğudur. Bunu sağlamanın birinci yolu da, toplumsal olarak toplum bilinçlenmesini sağlamaktır. İnsanın ve buna bağlı olarak da insan hayatının değer taşıdığı, benimsetilmesi ve toplum bilincine yerleştirilmesi gereken bir konudur; burada hepimizin borcu vardır. Bu bilinç, meslek kazaları ve hastalıkları nedeniyle yaşanan kayıpları tabiî ki kader olmaktan çıkaracaktır.

Bir başkasının güvenlik ve sağlığını kendisinin sağlığıymış gibi gözetmek anlayışı, iş hayatını daha güvenli ve verimli kılacaktır. Biz, Anavatan Partisi olarak, iş güvenliği ve işçi sağlığının ekonomik tedbirlerinin yanı sıra, ortak bir sahiplenme duygusunun temel aldığı sosyal politikalarla güvence altına alınması gerektiğini biliyoruz, inanıyoruz ve bunu tavsiye ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, 2002 yılında, iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu kaybedilen işgünü sayısı -rakama dikkatinizi çekmek istiyorum- 1 831 252'dir. Aynı yıl grevlerde kaybolan işgünü sayısıysa sadece 43 885 gündür. Yani, iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle grevlerin yaklaşık 50 katı daha fazla işgünü kaybedilmektedir. Bu yasa tasarısı üzerinde yapılan tüm görüşmelerde, tabiî ki, konuyu ekonomik boyutuyla irdelemek durumunda olduğumuz halde, sosyal boyutunu da göz önünde bulundurmalıyız. Size verdiğim bu rakamların da ekonomik açıdan nasıl bir kayıp yarattığını sizlerin hesaplamasını bu kürsüden rica ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, ancak, ekonomik boyutun ötesinde, bu, insan hayatının nasıl algılandığının ve nasıl ihmal edildiğinin en güzel bir göstergesidir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu, yalnızca devletin değil, aynı zamanda toplumumuzun da ihmal ettiği bir konudur. Biz, yine, Anavatan Partisi olarak, ekonomik ve sosyal politikalarımızın ana eksenini, insan hayatının değerli olduğu anlayışına oturtmak istiyoruz, öteki tanımına yer vermiyoruz. Herkesin biz olduğunu kabul ediyoruz. Bu sebeple, insanımıza hak ettiği değerin verilmesi, etrafındaki değerler sisteminin korunması ve geliştirilmesi öncelikli hedefimiz olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, insan hayatını korurken, burada kazalardan bahsettik; ama, meslek hastalığını bildirmeyle ilgili bir kanunu burada okuyacağım ve eksikliğini de, Sayın Sağlık Bakanım burada, izliyorlar, beni dinlerlerse faydası olacaktır diye düşünüyorum.

"Meslek hastalığını bildirme:

Madde 28 - İşveren, bir sigortalının meslek hastalığına tutulduğunu öğrenirse veya durum kendisine bildirilirse bunu, örneği Kurumca hazırlanan haber verme kağıdı ile ve öğrendiği günden başlıyarak iki gün içinde Kuruma bildirmekle yükümlüdür."

Değerli Bakanım, burada hastaneleri de yükümlü kılmak lazım. Meslek hastalıkları herhangi bir hastanede teşhis edildiğinde, doktorlar da bu meslek hastası olan kişiyi bildirmek mecburiyetinde ve bunun gereği yapılmalıdır diye önermek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; biz, burada, prim borçlarına ilişkin düzenlemeler üzerinde duruyoruz. Toplumun ihtiyacı olan ve büyük bir kesim tarafından arzu edilen ekonomik bir tedbir olmakla birlikte, aynı zamanda, biz, kısmî bir tedbirle uğraşıyoruz. Yapılması gereken, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının en aza indirilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasıdır aynı zamanda. Bu tedbirler ekonomiktir, bu tedbirler sosyal alandadır; bunların birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi lazım.

Burada, meslek hayatımdan iki örnek vererek konuyu sürdüreceğim.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de kazalardan birisi de daha çok yanık oluşturan kazalardır ve ülkemizde, maalesef, yeterli oranda tedavi yapan yanık merkezleri yoktur. Geçmişte bir arkadaşımız iki ay Sağlık Bakanlığı yapmıştı, bize söz vermişti Türkiye'de bölgelere göre yanık merkezleri oluşturacağım diye; ama, maalesef, şimdiye kadar hâlâ gerçekleştirilemedi. Ben, şimdiki Sağlık Bakanından, kendisinden, Değerli Bakanımdan hassaten rica ediyorum; Türkiye'yi bölgelere ayırarak yanık merkezlerinin oluşturulması, insanlarımızın yanıktan çektiği çilelere önemli bir son verecektir.

İkinci bir konu, iş kazasında sağ el bileğinden yaralanmış bir delikanlıyı, ben, mikroskobik cerrahî merkezine ulaştırmakta saatlerce mücadele ettim, yarıştım; ama, maalesef, ulaştırdığımda çok geç kalmış ve altın dönem kaybolmuştu. O genç bu kaza sonucu kolunu kaybetti. Kurban bayramında ziyarete gittiğimde, selam verdiğimde, benim selamımı almadı ve tepki gösterdi bana. Bu psikolojik durumu burada yansıtmamın nedeni, mikroskobik cerrahî merkezlerinin bölgesel olarak, yanık merkezlerinin bölgesel olarak kurulması; Sağlık Bakanlığımızın bu kanunu takip ederek burada bulunmasını bir şans buluyorum ve kendinden bekliyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarıya göre, borçlara ödenecek faiz oranı çok yüksektir. Kanunda yüzde 30 oranında bir faiz istiyor. Bu faizi indirmemiz mümkündür. Ayrıca, süre olarak, 36 aylık bir süre vermiştir. Bu süre de kısadır. Bu sürenin de uzatılması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akdemir, lütfen, tamamlar mısınız.

DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Efendim, 2 dakika içinde tamamlayacağım.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akdemir.

DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.

Bu kanun tasarısı, geneli itibariyle, toplumda benimsenen bir kanundur; biz de, bu kanunun geçmesini arzuluyoruz. Bu bakımdan, faiz oranının daha düşük bir orana bağlanması ve sürenin de diğer taksitlendirme sürelerine eşitlenmesi gerekir; bu da, bu tasarının ruhuna uygun düşecektir. Örneğin, kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1 inci maddesiyle Bakanlar Kuruluna tanınan yetkinin burada da etkin kılınarak, faizlerin yüzde 5'e indirilmesi, taksitlendirme süresinin yüzde 72'ye çıkarılması mümkündür. Bu düzenleme, çalışanların sigortalanmasına ilişkin kayıtdışılığın azaltılmasını da sağlayacaktır aynı zamanda. İş kazaları ve meslek hastalıklarına ilişkin tedbirlerin de işverenlerce benimsenmesine olumlu etkileri olacaktır.

Bu düşüncelerle konuşmamı bitirirken, Yüce Heyetinizi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akdemir.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Alaettin Güven…

ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - Konuşmayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Aydın; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN AYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; diğer konuşmacı arkadaşlarımız, olayın teknik boyutlarını enine boyuna irdelediler. Benim buradaki temel yaklaşımım şu olacak: Bir yasa çıkarılırken, devlet ile vatandaş ilişkisinin gözetlenmesi, devletin yapısıyla, devletin bakışıyla çok yakından ilgili. Şimdi, öyle bir şey ki, bu yasa şimdi çıkıyor. Bu yasa, bir bakıma da bir af yasası âdeta.

Bu yasa niye bugün çıkıyor? Bazı arkadaşlarımızın ifade ettiği gibi üç yıl önce çıkmadı da, bugün niye çıkıyor; çünkü, sorun, geldi bir noktada tıkandı. Biz yasa çıkararak toplumu düzenlemek yerine, toplumdaki tıkanıklıklar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir yasa çıkarmayı mecbur kılıyor; artık, tahsil edemiyorsunuz, alamıyorsunuz, devlet, bu noktada zor durumda.

Peki, böyle mi olması lazım? Şüphesiz ki, böyle olmaması lazım. Devlet ile vatandaş ilişkisini gözetmeyen, devleti, vatandaşın tepesinde tahsil eden, zorlayan, iten, mecbur kılan bir mekanizma olarak gördüğümüzde, bu tür yasalar yapmak zorunda kalırsınız. Yıllardan bu yana, devletin, vatandaştan bir alacağı olduğu zaman, eğer bürokratik engeller yoksa, eğer teknik sıkıntılar yoksa, icrasıyla, hacziyle, haczedebilmektedir; ama, vatandaşın bir lafı vardır: "Devlete elini verirsen, kolunu kurtaramazsın." Çünkü, devletin, vatandaşa borcu diye bir mantığı, bir oturmuş kültürü, bir kabul ediliş gerekçesi söz konusu değildir. KDV borcunuz vardır. KDV borcunuzu devlet size faiziyle birlikte yükler, çatır çatır da tahsil eder; ama, sizin, vergi dairesinde KDV fazlanız vardır, sizin, vergi dairesi, KDV'nizi ödemediği gibi, geleceğe yönelik mahsup eder.

Değerli arkadaşlarım, yasayı yaparken işin bu yanını hiç gözetmiyoruz; yani, günlük sorunlar, günlük ihtiyaçlar, o günü kurtarmaya yönelik bir duruş, o gün o parayı nasıl tahsil edebilirim, ona ne kadar faiz yükleyebilirim, eğer bu faizi fazla yüklersem yine mi tahsil edemem, biraz daha indirirsem çok zarar mı ederim gibi günü kurtarmaya yönelik bir yaklaşımın, bugünkü iktidarda da -geçmişte olduğu gibi- maalesef, hâkim olduğunu görüyoruz. Yani, Türkiye'de, yasa, yaşamdan yola çıkarak, hayattan yola çıkarak ihtiyacı çözmeye yönelik, sorunları çözmeye yönelik…

Bu af yasası. Bütün arkadaşlar çıkıp "inşallah son olur" diyorlar. Ben de, değerli arkadaşlar, her zamanki gibi, ilk olur diyorum. Bundan sonra birçok yasa çıkacak; çünkü, bu yasa, bu sorunu çözmeye yönelik, köklü, esaslı, problemleri çözmüş ve devletin vatandaşa güven verişini sağlayan, vatandaşın devlete güvenmesini sağlayan bir rol oynamıyor. Yani, bu yasalar çıktıktan sonra, prim borcu olanlar olmayanlar, bundan sonra, bundan öncekinden farklı olarak devlete güvenecekler, daha düzgün davranacaklar gibi bir teşviki gündeme getirmiyor.

Sorunu çözecek… Yani, hangi sorunu çözecek; bugünkü sorunu çözecek. Adına da yeniden yapılanma bilmem ne diyoruz. Yeniden yapılanan bir şey de yok.

Burada bir şey daha gözetilmiyor, arkadaşlarım ifade ettiler; devlet vatandaş karşısında eşit de durmuyor. Devlet vatandaşın hizmetkârıdır, devlet mekanizması vatandaşa hizmet etmek üzere vardır ve devlet vatandaşı karşısında eşit durur, devlet bütün vatandaşlarını kendisine eşit mesafede görür ve eşit davranır. Vergiyi ödeyene ceza, vergiyi ödeyemeyene af! Olabilir; ama, nasıl olsa böyle yasalar çıkacak diye vergiyi ödemeyen üçkâğıtçı ile vergiyi ödeyemeyen fukarayı da aynı kefeye koyar bu yasalar. Yani, adam uzman, profesyonel, ben, bu vergiyi ödememeliyim, nasıl olsa çıkaracaklar, etrafımda görüyorum, kimse de ödeyemiyor; benim bu paraları bankalara, faizlere, borsaya yatırmam söz konusu iken, niye vereyim devlete! Devletin malı deniz, yemeyen domuz! Herkes yediğine göre, ben de yerim!

ASIM AYKAN (Trabzon) - Ahlak meselesi dostum.

HASAN AYDIN (Devamla) - Buna çözüm yok işte bu yasalarda, buna çözüm de düşünülmemiş. Burada bir çözüm sorunu var, bir problem var; insanlarımızın her birini kişi olarak tek tek ahlakî boyutuyla değerlendirme şansınız yoktur. Toplumdaki insanların ahlaklı davranmalarını toplumdaki sistemler belirler. Eğer, toplumdaki sisteminiz, kurumlaşmanız sağlam ise, toplum, orada, teker teker, pirinç ayıklar gibi dürüst olan ile olmayanı, üçkâğıtçı ile vergisini vereni ayıracaktır; bu noktada bir sıkıntıya düşmeyecektir, her zamanki gibi.

Değerli arkadaşlarım, epey bir zamandır konuşmuyorum; İktidar Partisi milletvekili arkadaşlarımdan ve yasa yapıcılardan, yasayı buraya getiren sevgili bakanlarımızdan, hükümetten bir ricam var…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aydın, lütfen, tamamlayabilir misiniz.

Buyurun.

HASAN AYDIN (Devamla) - Sizin getirdiğiniz şeyler mutlak doğrudur değil. Bakınız, televizyon ekranlarında bizi izleyen insanların, sizin bu noktadaki dayatmalarınızın size de bir sempatiklik yaratmadığı ortada. Arkadaşım söylüyor, diyor ki: Benim devletten alacağım var, devlet, benden alacağı nedeniyle beni icraya vermesin. Elinizi vicdanınıza koyun; yani, devletten alacağı olan bir vatandaşın kapısına icraya gitmiş olmak ve buna el kaldırmış olmak nasıl bir şey?.. Yani, buna el kaldırırken arkadaşlarımız ne düşünüyorlar?.. Hadi, arkadaşlarımız, parti disiplini içinde, göze batmama anlayışı içerisinde el kaldırmak zorunda kalıyorlar diyelim; buradaki komisyon başkanı, buradaki hükümet temsilcisi, bu kadar açık, bu kadar net, bu kadar somut, anlaşılabilir bir önergeye hayır demeyi hangi zihniyetle yapıyorlar?! Yani, muhalefetten birilerinin bir önerge vermesi ve bir yasayı güzelleştirmesi, son derece açık, çocukların anlayabileceği kadar sarih ve berrakken, acaba, muhalefetin bir önergesinin kabul edilmesinin muhalefete prim getirebileceği endişesi mi taşınmaktadır?! Bir ülkenin menfaatları, ülke sorumlularının böyle davranmasını haklı kılabilir mi?! Böyle bir yaklaşım biçimi doğru olabilir mi?! Böyle bir yaklaşım biçimini seyreden insanlar buna sempatiyle bakabilirler mi?! Arkadaşlar, bu duruşu değiştirin. Bu duruş çağdaş değil, bu duruş uzlaşmacı değil, bu duruş, sorunu çözme noktasında samimî ve iyi niyetli bir duruş değil. Bu duruş ülkeye zarar veriyor. Unutulmuştur, gözden kaçmıştır, olabilir; burada, Parlamentoda arkadaşlarımızın aklına gelebilir, bir önerge verilebilir; ama, çok çıplak, çok anlaşılabilir bir önerge konusunda inat etmemelidir. Devlet yöneticileri bu olgunluğu göstermek zorundadırlar. Aksi takdirde, onların devlet yöneticiliği vasıfları sorgulanır. Gücünüz nedeniyle bu sorgu fiile dönüşmeyebilir; ama, vicdanlarda sorgulanır. Bugün hesabı sorulmazsa, yarın onun hesabı sorulur. Küçük küçük…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN AYDIN (Devamla) - Özür dilerim Sayın Başkan; bitiriyorum.

BAŞKAN - Sayın Aydın, lütfen…

HASAN AYDIN (Devamla) - Efendim, zamanım bitti. Sayın Başkanın hoşgörüsüne teşekkür ediyorum.

Son söyleyeceğim şudur: Türkiye'nin menfaatları için bir adım atmanızda hiçbir mahzur yoktur, kimsenin burada da zararı yoktur.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan; buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Çok önemli bir kanunu görüşüyoruz. Ancak 7 nci maddede bir konuşma fırsatını bulabildim.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanunların görüşülmesinde, elbette, muhalefetin görüşlerinin ve önerilerinin, varsa haklı isteklerinin burada iktidar tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Ancak, iktidar, grup adına konuşmayı boş bırakarak, orada hiçbir milletvekili konuşmayarak, şahıs adına yapılan konuşmalarda da konuşmaları kapatarak, muhalefetin, Doğru Yol Partisinin, Ümmet Kandoğan'ın sesini kısmaya çalışıyorsanız, bu sesi kısamazsınız, bu sesi susturamazsınız! Ben, buraya gelip, milletimin adına, doğru bildiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ancak bu kadar önemli bir kanunun 7 nci maddesinde, lütfen, bir lütuf olarak huzurlarınıza çıkarılmama müsaade ediliyor. Benim, bunu içime sindirmem mümkün değil!

Şimdi, yeni aldığım bir haber; biraz sonra bir Danışma Kurulu önerisi gelecekmiş, o Danışma Kurulu önerisinde, bu kanunun görüşülmesi yarıda bırakılacak, onun yerine, sırada olan başka kanunların görüşüleceği şeklinde bir haber.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, lütfen, madde üzerinde konuşur musunuz. Danışma Kurulu önerisi geldiği takdirde, üzerinde konuşursunuz.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Sayın Başkanım, bu kanunun görüşülmesinin yarıda kesileceği şeklinde bir Danışma Kurulu önerisi. Bunu söylemeyeceğim de neyi söyleyeceğim Sayın Başkanım?! Neyi söyleyeceğim?!. Bu kanunun görüşülmesinin yarım bakılmasının söz konusu olacağı söyleniyor.

AHMET YENİ (Samsun) - Duyum… Nerede var?

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Faraziyelerle olmaz.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ben de diyorum ki, bu kadar önemli bir kanunun burada görüşülmesinin kesilerek başka kanunların görüşülmesine geçilmesinin yanlış olduğunu ifade etmeye çalışıyorum.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Genel Kurul, gündemine hâkim.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Yani, niye bunu söylememe müsaade etmiyorsunuz Sayın Başkanım? Milyonlarca insan, vatandaş bizleri izliyor; bu kanunun nasıl çıkacağını, ne zaman çıkacağını çok merak ediyor…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Onun için mi karar yetersayısı istiyorsunuz!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Onun için istiyorum. Madem bu kadar önemli bir kanunsa Sayın Kapusuz, vatandaşları, milyonlarca insanı ilgilendiren bir kanunsa, iktidar sıralarında niye 50 kişi var? Niçin bu sıralarda 50 tane milletvekili…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Bırak bu lafları! Herkes burada; yeter, yeter!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bakın, işte, burada 50 kişi var Sayın Kapusuz. Bu kadar önemliyse bu kanun, niçin AK Parti milletvekillerini, 138 kişiyi, en azından, burada tutamıyorsunuz?! Niye bunu sağlayamıyorsunuz Sayın Kapusuz?! Vatandaş sizleri izliyor, izliyor vatandaş ve bu boş sıraları da görüyor. Eğer, Danışma Kurulu önerisi gelecek olursa ve o şekilde ise, "5 000 000 - 6 000 000 insan bundan istifade edecek" diyordunuz, onların beklentisi kesilecek, başka kanunlar burada görüşülecek.

AHMET YENİ (Samsun) - Kararı bizim Grup veriyor.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bakınız, ben, bu kanun tasarısı üzerinde, bu ana kadar görüşme, konuşma imkânım olsaydı -teknik ayrıntılarına girmeyeceğim; ancak- bu kanunun, çok açık bir şekilde, Anayasaya aykırı olduğunu buradan ifade edecektim ve iddia ediyorum, bu kanun, bu şekliyle buradan geçsin, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek için bu kanun buraya gelecek.

AHMET YENİ (Samsun) - Bir daha görüşürüz.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hani, o zaman milyonlarca vatandaşımız, bizi, bu kanunun çıkmasını dört gözle bekliyordu?! Öyleyse, gelin, Anayasaya açıkça aykırı olan hükümlerin düzeltilmesi için burada tedbir alalım. Bir ay sonra bu kanun tekrar önümüze gelecek sayın milletvekilleri; milyonlarca vatandaşımız da, bir ay, birbuçuk ay bu kanunun yasalaşması için bekleyecek ve o bir ay, birbuçuk ay içerisinde milyonlarca prim borcu artarak katlanacak. Yine, bunun zararını bu fakir vatandaşlarımız çekecek.

Bakınız, 1 inci madde çok açık bir şekilde Anayasaya aykırı; çünkü, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı ve yine geçiyorum 3 üncü maddesine. Sayın Cumhurbaşkanının çok hassas olduğu bir konu var. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendi inhisarında olan yetkiyi, bir başka kuruma, kuruluşa verilmesinin karşısında Sayın Cumhurbaşkanı çok hassas ve bununla ilgili olarak birçok kanun, tekrar, yeniden görüşülmek üzere Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Samsun) - O maddeler geçti, geçti.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, lütfen, tamamlar mısınız.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi, 6 ncı maddede, yine aynı şekilde, Türkiye Büyük Millet Meclisi yetkisini Bakanlar Kuruluna devrediyor; 8 inci maddede yine bir yetki devri söz konusu, 10 uncu maddede bir yetki devri söz konusu.

Ve değerli milletvekilleri, biz, vatandaşımıza kolaylık olsun diye bir kanun çıkarmaya çalışırken, elimizi vicdanımıza koyalım. Şurada, aylık yüzde 3 gecikme cezası Türkiye'nin hangi kurumunda uygulanıyor arkadaşlar?!

Enflasyon, diyorsunuz ki, yüzde 8, gecikme cezası yüzde 3; Bağ-Kurlu ve SSK'lıya gelince yüzde 3. Yetmiyor, bunun üzerine, devlet iç borçlanma senedinin faizini, hem de bileşik bazda uygulayacaksınız. Böyle bir uygulamaya, nasıl vicdanınız elveriyor değerli milletvekilleri?! Hem yüzde 3, devlet iç borçlanma senedinin ilavesi, artı, bileşik bazda faiz uygulanması!.. Hani yüzde 8'di enflasyonumuz, hani yüzde 8'di?! Siz, bu şekilde, bileşik bazda bunu uygularsanız, yüzde 60-70'lere varan bir faiz uygulamasını SSK ve Bağ-Kurlular için getiriyorsunuz sayın milletvekilleri.

Onun için, geliniz, vakit geçmeden, SSK ve Bağ-Kur prim borçlarını çeşitli sebeplerle ödeyemeyen vatandaşlarımızın derdine derman olmak istiyorsak, buradaki bu rakamları, bu oranları günün şartlarına uydurarak getirelim.

Bakınız, bu sene, protesto edilen senet tutarı 2 katrilyon 100 trilyon lira, 2 katrilyon 100 trilyon lira! Beğenmediğiniz 2002 yılında protesto edilen senet tutarı 815 trilyon. Tam 1,5 katı fazla oranda senet, 2005 yılında protesto edilmiş ve yine bu sene protesto edilen senet sayısı, geçen senenin ilk yedi ayına göre yüzde 81 oranında artmış değil değerli milletvekilleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlem…

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, teşekkür ediyorum.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ben teşekkür edeyim…

BAŞKAN - Ek sürenizi verdim Sayın Kandoğan, teşekkür etmeniz gerekirdi.

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Ek üstüne ek!..

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ben teşekkür edeceğim…

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) - Fal bakacağına konuşsaydın!..

BAŞKAN - Evet, teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı yasanın 7 nci maddesinin son paragrafına aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ederiz.

Saygılarımızla.

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Yaşar Tüzün

İsmet Atalay

 

Malatya

Bilecik

İstanbul

 

Gökhan Durgun

 

Zekeriya Akıncı

 

Hatay

 

Ankara

"İş kazası nedeniyle yargıya intikal eden konularda kesinleşmiş mahke-me kararından sonraki yıldan itibaren o yılki yasal faiz uygulanır."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, konuşacaksınız; buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; önergemiz şu: Bir torna atölyesi var. Allah kimseye kaza vermesin. Hasbelkader, işçisi kaza geçirdi. Yıllardır, bu mahkemeler devam ediyor. Sonunda, onüç yıl devam eden mahkemeler var, on yıl devam eden mahkemeler var. Tabiî, amaç, küçük esnafı, bu yasanın amacı, mağdur olan insanların mağduriyetini gidermek değil mi arkadaşlar?.. Tabiî, buna, her yılki -biraz önce görüştüm sayın bürokratlarımla- yasal faiz uygulanıyor. Bu yasal faiz, on yıl önce belki aylık yüzde 5'ti, daha sonra yüzde 4, yüzde 3, 2003 yılında yüzde 2,5; 2004 yılında aylık 1,25.

ASIM AYKAN (Trabzon) - Yüzde 12'ye kadar çıkmıştı…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Ya, aylık… yani, onun için, ödenebilir, küçük esnafın bu borcunu eğer bu yasayla ödenebilir hale getireceksek, diyoruz ki, ödeyemiyor. Niye; mahkemeye intikal etmiş. Hiç değilse, mahkeme kesinleşmiş, mahkeme kesinleşmesine rağmen ödeyememişse, o yıldan başlayarak bunu uygulayalım diyoruz. Yani, dediğimiz bu, başka bir şey demiyoruz arkadaşlar. Yani, Sayın Komisyon katılmıyor, Hükümet katılmıyor. Neye katılmıyorsunuz? Kimi koruyoruz? Kimseyi korumuyoruz burada. Ödeyemeyen, mağdur insanı ödeyebilir hale getirmeye çalışıyoruz. Yani, burada... Hatta hatta, bir başka konu: Diyelim ki, bir limitet şirket, şirket yok olmuş; yine, tabiî, bulduğundan, dürüst insandan alıyor. Ortakların çoğu kaçmış, bir kişi kalmış, tüm bu borcu, hem de o yasal faiz dediğimiz faizi, on yıl önceki faizle getiriyorsun bir kişiden alıyorsun! Yani, burada bu haksızlığı yapmayalım. Hiç değilse, mahkeme kararı kesinleşmişse, kesinleştiği tarihten itibaren olan yasal faizi uygulayalım. Bunu demek istiyoruz arkadaşlar. Artı, yine Bağ-Kurda, adam 1 ton pancar teslim ediyor, 1 ton arkadaşlar; 1 ton pancar 1 milyar yapar yahu! Bu insanlar mağdur; siz, 1 ton pancar teslim eden insanı da Bağ-Kurlu yaptığınız zaman adam primini ödeyemiyor. Bu insanlar, hiç değilse, buradaki standardı, ne bileyim, belli bir seviyeye getirelim. Yani, gerek parasal olarak gerek mal olarak, ne bileyim, 10 ton pancar teslim edeni yapalım. 250 kilogram tütün teslim ediyor, siz bu insanı… Yok, başka bir varlığı yok bu insanın…  Onun için, değerli arkadaşlar, burada, mağdur insanı, küçük esnafı korumak amacıyla, yani kendi elinde olmayan şekilde ödeyemediği bir şeyi, mahkemenin kararından sonraki yasal faizi uygulayalım, mahkeme kararı tescil edildikten sonraki faizi.

Önergemiz bu. Bilgilerinize sunuyorum; takdir sizlerindir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

                                  Kapanma Saati : 18.18


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.29

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64 üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

1066 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3.- Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, Sosyal Güvenlik Barışı Yasa Teklifi; İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Hakkında Prim Barışı Kanunu Teklifi; Ankara Milletvekili Eşref Erdem'in, 1479 ve 2926 Sayılı Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi; Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, İş ve Sigorta Barışı Kanunu Teklifi, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 42 Milletvekilinin, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün ile 28 Milletvekilinin, Bağ-Kur ve SSK'ya Ait Birikmiş Prim Borçlarına Ödeme Kolaylığı Getirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan'ın, Sosyal Güvenlik ve Prim Barışı Kanunu Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler  ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1122, 2/116, 2/124, 2/137, 2/147, 2/379, 2/399, 2/457) (S. Sayısı: 1066) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 8 inci maddesini okutuyorum:

MADDE 8.- 29/7/2003 tarihli ve 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun  "Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri" başlıklı 7 nci maddesinin birinci fıkrasına (19) numaralı bentten sonra gelmek üzere aşağıdaki (20) numaralı bent eklenmiş ve diğer bent numaraları teselsül ettirilmiştir.

20) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 80 inci maddesine istinaden takip edilen alacakların, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendirmesinin yapılabilmesi için gerekli olan borcun tamamını karşılayacak tutarda teminat gösterme şartının yerine getirilememesi ve yapılacak araştırma sonucunda borçluların borçlarını karşılayacak tutarda mal varlığının tespit edilememesi halinde borcun en az yarısı tutarında teminat alınmak suretiyle  otuzaltı aya kadar taksitlendirilmesine karar vermek, bu konudaki yetkisini gerektiğinde sınırlarını ve mal varlığı araştırmasının yöntemini belirleyerek Başkan, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Daire Başkanı ve Sigorta İl/Sigorta Müdürlüklerine devretmek,

BAŞKAN - Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Mardin Milletvekili Muharrem Doğan.

Buyurun Sayın Doğan. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHARREM DOĞAN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı yasa tasarısının 8 inci maddesi üzerinde görüş belirtmek üzere, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısının bir getirisi yok ve sosyal boyutu da yoktur; çünkü, burada, bu yasa tasarısıyla, bürokratlarımıza bir prim verilmiş, ama, borçlulara da boyun eğdirilmiş bir yasa tasarısıdır. Şimdi, değerli arkadaşlar, 31 Mart 2005 tarihine kadar, Bağ-Kur alacakları 16,7 milyar YTL'dir; yani, 16,7 katrilyon; SSK alacakları da bu tarih itibariyle 4,6 milyar YTL, toplam 21,3 milyar YTL; yani, 21,3 katrilyondur. Ben, Sosyal Güvenlik Bakanına bir soru sormuştum; dedim ki: Getirmiş olduğunuz bu yasa tasarısındaki yeni yapılandırma bu borçları tasfiye edecek midir; bu sorun çözülecek midir? Maalesef, bana doyurucu ve mantıklı bir cevap verebilmiş değildir.

Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı, yine, borç yapılandırılırken borca esas gecikme zamlarını TEFE ve ÜFE oranları esas alınarak düzenlenmiş bir tasarıdır. Buna da karşıyım. Ben, size şöyle bir şey hatırlatmak istiyorum: Halen, AK Parti Grup Başkanvekili olan Sayın Eyüp Fatsa'nın, 14.8.1999 tarihinde, bu Yüce Meclisin çatısı altında bununla ilgili yaptığı bir konuşmayı arz edeceğim: "Hepimiz biliyoruz ki, Devlet İstatistik Enstitüsünün fiyatları belirlemede sık sık kriter değiştirdiği gözlemlenmektedir. Bu durum, Türkiye gerçekleriyle ne derece uygunluk arz etmektedir." Bu söz, Sayın Fatsa'ya aittir. O halde, Türkiye gerçekleriyle uygun olmadığını beyan ettiğiniz Devlet İstatistik Enstitüsünün -veya Türkiye İstatistik Kurumunun- TEFE ve ÜFE oranlarını nasıl esas alıyorsunuz?! Geçmişte söylediklerinizin şimdi tersine icraat yapıyorsunuz. Böylelikle, kendi kendinizi eleştirmiş oluyorsunuz. Üstelik, TÜİK'in istatistikleriyle, enflasyonun tek haneli rakamlara düştüğünü, gayrî safî millî hâsılanın, 2005 yılının üçüncü çeyreğinde 7,3 oranında arttığını iddia edebiliyorsunuz. Ama, vatandaş, nedense, bu artışı cebinde bir türlü hissedemiyor. Oysa, siz, iktidar olduğunuzda "ilk iki sene bizden bir şey beklemeyiniz; ama, iki sene sonra elinizi cebinize attığınız vakit her şeyi hissedeceksiniz" dediniz.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Üç seneydi o.

MUHARREM DOĞAN (Devamla) - Şimdi, başka bir örnek vereceğim değerli arkadaşlar. Benim bu örnekleri vermekte ne kadar haklı olduğumu görüyorsunuz. Bakıyorum, AKP milletvekilleri, ön sırada oturmakla, burada konuşan hatiplere engel olmakla, sanki gelecek seçimde, onları, şehirlerinde birinci sıraya koyacaklarını anlıyorlar.

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Gelecekleri yok zaten.

MUHARREM DOĞAN (Devamla) - Ben bunu anlıyorum. Lütfen, bu şeyinizden vazgeçin; konuşacak bir şeyiniz varsa, bir icraatınız varsa, lütfen, buraya gelin, gerçekleri konuşun, icraatlarınızı söyleyin, projelerinizi söyleyin; halk da inansın size, biz de inanalım.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Onları yapıyoruz da, yanlışları düzeltmemiz lazım. 

MUHARREM DOĞAN (Devamla) - Şimdi, Sayın Ergün Dağcıoğlu, yine 14.8.1999 tarihinde, Genel Kurulda yaptığı bir konuşmasında, sigortalının sağlık yardımından yararlanabilmesi için 120 gün hastalık primi ödemiş olması şartını eleştirerek "yeni bir sigortalı ve ailesi, 120 gün prim ödemeden hastalanmayacak ve iş kazası geçiremeyecektir; bu, çok hazin bir durumdur arkadaşlar" demiştir. Bu da, Sayın Dağcıoğlu'nun sözleridir.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - İş kazasında 120 gün şartı yok.

MUHARREM DOĞAN (Devamla) - Evet, hazin bir durum vardır, katılıyorum, sonuna kadar katılıyorum; ama, sigorta borcu yeniden yapılandırılan bir sigortalının, borcun belli bir oranını ödemiş olmasını, sağlık sigortasından yararlandırılması için bir önşart olarak kabul edilmiş olması da, aynı derecede hazin bir durum değil midir? Bunu da ben size soruyorum. Bu şekilde, sigortalı ve Bağ-Kurlu ailesi âdeta kaderiyle baş başa bırakılıp, ölüme terk edilmiştir. Sayın Dağcıoğlu'na katılıyorum; ama, AK Partinin bunları çabuk unuttuğuna da şaşırıyorum.

Bir başka örnek vereceğim. Yine 16.8.1999 tarihinde... Değerli arkadaşlar, bu 16.8.1999 tarihi, o gün, 57 nci hükümetin, Fazilet Partisi milletvekilleri tarafından topa tutulduğu bir tarihtir herhalde, tarihe geçecektir.

Yine, Sayın Mehmet Altan Karapaşaoğlu arkadaşımızın sözlerini aynen buradan okuyorum: "Şimdi, düşünün, bir ülkede -grup adına konuşuyor- ekonomik birtakım sıkıntılar var ve birtakım bozukluklar var. İnsanların bir kısmı işlerini kaybetmişler, iflas etmişler. Ekonominin genel gereğidir bu; ama, tekrar işe başladıkları zaman, zaten zor olan imkânları veya olmayan imkânları içerisinde işe başlayacaklar ve bu defa 'ancak, bundan evvelki borcunu kapat' denilmek suretiyle, tekrar sağlık sigortasına kavuşturuluyor" demektedir Sayın Karapaşaoğlu. Burada da inkâr ediyorsunuz, burada da söylemlerinize maalesef sahip çıkamıyorsunuz.

 Ayrıca, tasarının genel gerekçesinde, aktuaryel dengenin korunmasının öneminden bahsediliyor ve hükümet, sosyal güvenlik kurumlarının içinde bu-lunduğu acıklı durumun sorumlusu olarak, ne yazık ki, işçilerimizi, esnaf ve sanatkârlarımızı görüyor. Her zamanki gibi, sorumlu, vatandaştır. Neden; sigortasız çalışıyorlar ya da primlerini zamanında ödeyemiyorlar. Bunun sorum-lusu kim; vatandaş mı, yoksa hükümet mi? Yaklaşık üçbuçuk yıldır iktidardasınız ve Anayasayı dahi değiştirebilecek bir gücü sahipsiniz. Siz, milyonlarca işsiz insana iş gösterdiniz de, gelin, burada iş var dediniz de gelmediler mi?! Yoksa, ücreti az bulup da gelmediler mi?! Bugün, işsiz vatandaşlarımız, asgarî ücretin altında ve sigortasız çalışmayı kabul etmek zorunda kalıyorlar; çünkü, aç ve çaresiz olan bu insanlar, evine ekmek götürebilmek, eşinin ve çocuklarının yüzüne bakabilmek istiyorlar, huzurlu yaşamak istiyorlar. Bunları da biliyor musunuz; bunlar için bir projeniz, ürettiğiniz bir şeyiniz var mı, allahaşkına söyleyiniz.

Değerli arkadaşlar, 57 nci hükümeti kastederek "sosyal güvenlik kurumlarının çıkarları mı var, kim bunun sorumlusu; hükümete göre sorumlular işçiler, sigortalılar; siz, milyonlarca işsiz insana işyeri gösterdiniz, gelin, şurada sigortalı çalışın dediniz de bu insanlar gelip çalışmaktan mı kaçtılar..."

Sayın milletvekilleri, bu sözler bana ait değildir. Bu sözler kimindir biliyor musunuz; ben şimdi size söylüyorum: Bu sözler, Sayın Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'e aittir ve bu sözleri yine bu Yüce Meclisin çatısı altında 16 Ağustos 1999 tarihinde söylemiştir. Şimdi, 2000 ve 2001 krizlerinden önce yapılmasına inandığınız işleri şimdi neden yapmaktan kaçıyorsunuz? Buna bir sayın grup başkanvekilimiz mi açıklama getirecek, bir başka milletvekili mi getirecek, bekliyoruz.

Değerli arkadaşlar, söyleyecek çok şeyler vardır; ama, bir teşekkürü de borç biliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Doğan.

MUHARREM DOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, seçim bölgem Mardin'le ilgili bir şey söyleyeceğim, izin verirseniz. Mardinimiz dünya kenti, Süryanilerin ve Müslümanların bir arada yaşadığı, çanın ve ezanın paylaşıldığı hoşgörü diyarıdır. Bugüne kadar, bu ilimizde, ne yazık ki, ne bir üniversite ne bir fakülte yoktu. Ancak, YÖK Başkanı ve YÖK kurul üyeleri Mardinimizi ziyaret ettiler. O tarihî kültürümüzü gördükten sonra burada iki fakültenin kurulmasına karar verdiler. Tavsiye kararını aldılar. Dicle Üniversitesine bağlı olarak mimarlık mühendislik fakültesinin kurulması ve güzel sanatlar fakültesinin kurulmasına karar verdiler. Millî Eğitim Bakanımız da 21.1.2006 tarihinde Bakanlar Kuruluna sevk ederek çıkmasını sağlamıştır. Kendilerine teşekkür ediyorum. Burada emeği olan herkese teşekkür ediyorum; ancak, takdir edersiniz, bu fakültelerin sadece kâğıt üzerinde kalmasını da istemiyorum. Lütfen, buraya da ödenek gönderilsin. Bu fakültelerimiz eğitime başlasın ve cehalet zincirindeki halkaları eksiltmeye çalışsın diyorum, saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Sayın Ensar Öğüt; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Öğüt, süreniz 15 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşülmekte olan 1066 sayılı sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılanması için, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, çok önemli, ciddî bir kanun geçiriyoruz; toplumun bütün kesimlerini ilgilendiriyor. Bu kanunu geçirirken enine boyuna tartışmamız lazım; niye toplum sıkıntıya girdi?.. 1999 Marmara depremi, 2000 krizi, 2001 krizi sonucu, üçlü koalisyon hükümetinden halkımızın da bıkması sonucu bizleri Büyük Millet Meclisine taşıdı, 3 Kasımda Adalet ve Kalkınma Partisini tek başına iktidar yaptı, derdimize çare bulsun… 3 Kasımdan önce, herkes, meydanlarda, bütün genel başkanlar, gelir gelmez "SSK, Bağ-Kur primlerindeki faizleri sileceğiz, anaparayı taksite böleceğiz…" Onun dışında "çiftçilerin borcunun faizleri de silinecek, anapara taksite bölünecek" dendi; ama, 2003'te iki tane kanun çıkardık; biri SSK ve Bağ-Kurla ilgili, diğeri çiftçilerle ilgili. Bu, yeniden yapılandırma adı altında yapılan iki kanun da maalesef işe yaramadı. Şu anda, yarasaydı, zaten, üç sene sonra bu kanunu yeniden çıkarma ihtiyacı duymazdık. O dönem, 2003 yılında, esnaf temsilcileri, bütün ticaretle uğraşan, hatta muhtarlarımız, SSK, Bağ-Kurla ilgili bütün vatandaşlarımız isyan ettiler; yani "1999'dan, 2000'den, 2001'den gelen yüksek faizlerin altında ezildik; faizler silinmese, anaparada kolaylık sağlanmasa borcumuzu ödememiz mümkün değil" dedi insanlar; ama, böyle bir yasa çıktı, memnun olmadılar. Bugün, hükümet, tekrar bu yasayı getirdi; biz de destekliyoruz çıkması için; ancak, eksik çıkıyor. Bunların faizleri silinerek, anaparanın taksite bölünmesi lazım. Faizleri silmeden TEFE, TÜFE ortalaması alınarak taksitlendirme yapılması, arkadaşlar, yine sakat bir kanun olacak, yine vatandaşlarımız borcunu ödeyemeyecek, perişan olacak. 60 ay değil, 160 ay taksit yapsak yine ödeyemeyecek insanlarımız.

Şimdi, çiftçilerde de aynısı oldu. Şu anda Türkiye'nin her tarafından bana telefon geliyor, çiftçilerden; ahırdaki ineğimizi, devlet, haciz yapıp icra yoluyla sattırıyor. Eskişehir'den, Sivas'tan, Maraş'tan, Erzurum'dan, Ardahan'dan, Kars'tan, Van'dan, Ağrı'dan, her yerden ama. İnanın, samimî söylüyorum. Evvelsi gün de Sivas-Yıldızeli'nden çiftçiler gelmişti.

Şimdi, burada, bu kanunu çıkarırken, değerli arkadaşlar, düzeltmek Büyük Millet Meclisinin elindedir. Halk bize ümit bağlamıştır. Gelin, burada, faizleri silerek anaparayı taksite bağlayalım, insanlar rahat etsin ve ödesin; yani, devletin kasasından dünya kadar her yıl 15 katrilyon lira, 15 katrilyon Türk Lirası SSK ve Bağ-Kur için, prim borçları için para çıkacaksa, o zaman, bir anlamı kalmıyor. Devlet yine zarar ediyor, yine hazineden karşılıyor; çünkü, vatandaş ödeyemiyor, ödemiyor. Söylüyoruz, size de söylüyorlardır, faizler silinmedikten sonra, bizim bunları ödememiz mümkün değil diyor insanlar.

Değerli arkadaşlar, muhtarlarımız fevkalade huzursuz. Önceden 104 000 000 lira maaş alıyorlardı, bizim de vermiş olduğumuz kanun teklifleriyle beraber, buradan bir yasa çıktı, muhtarların maaşı 240 000 000 liraya çıktı. Bu güzel; ancak, muhtarlar diyor ki: "Ben köyde kaymakamı ağırlıyorum, köye gelen kaymakamı ağırlıyorum, jandarmayı ağırlıyorum, misafiri ağırlıyorum, bir de şehre gidip geliyorum cebimde beş kuruş kalmıyor; kalmadığı gibi, Bağ-Kurumun parasını ödeyemiyorum." Özellikle şehirlerdeki muhtarlarımızın belki ikametgâh, nüfus cüzdanı örneği alınırken bir geliri olabilir; ama, Doğu Anadolu, İç Anadolu, Anadolu'daki köy muhtarlarımız inanın perişan durumda. Ben, şimdi, sizden istirham ediyorum; bu köy muhtarlarımızın ve bütün muhtarlarımızın maaşları, hiç olmazsa, asgarî ücrete çekilsin; yani, asgarî ücret olursa, hiç olmazsa, hem Bağ-Kurunu öder hem de cebinde bir 50 000 000, 100 000 000 da gelene gidene masraf eder değerli arkadaşlar; yani, bu muhtarlar bizim insanlarımız, doğumumuzdan ölümümüze kadar bizimle ilgileniyor, halkla ilgileniyor. Köyde muhtardan başka kimse yok. Kim giderse, muhtar gelsin, muhtar gitsin, muhtar ne yaptı, muhtar ne verdi, muhtar ne yapacaksın…

Şimdi, bu muhtara biz ne veriyoruz; Büyük Millet Meclisine milletvekili olduk geldik, muhtarlara hiçbir şey vermiyoruz doğru dürüst. Şimdi, ben, siz sizden istirham ediyorum, hükümetten de rica ediyorum, Sayın Kapusuz özellikle sizden de rica ediyorum; şu muhtarların maaşlarını asgarî ücrete çekelim, maaşlarını asgarî ücretten alsınlar.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Muhtarlar bize teşekkür ediyorlar.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Değerli arkadaşlar…

Teşekkürle değil, getirin kanunu geçirelim.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hatta bazı muhtarlar dedi ki: "Daha yükseltmeyin, birbirimizi öldürürüz."

HASAN ANĞI (Konya) - Yüzde 100 arttı.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Değerli kardeşim, yüzde 100 zam yapıldı da, 104 000 000'du, 240 000 000 oldu; ama, asgarî ücretle…

BAŞKAN - Sayın Öğüt, lütfen, maddeyle ilgili konuşur musunuz.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, Sivas Yıldızeli'nden bana faks geldi -fakslar burada- diyorlar ki: "Toprak Mahsulleri Ofisine buğday verirken, şekerpancarı verirken, bizden Bağ-Kur primi kesiyorlar." Bakın, Bağ-Kur primi kesiyorlar. Şeyden de, et kombinaları… İşte burada belgeleri, Toprak Mahsulleri Ofisinin alım fişi. Bağ-Kur primi kesmişler. Burada, ben belgeleri vereyim size.

Şimdi burada, bir de Tokat-Turhal'dan geldi. Turhal'dan da şekerpancarı için Bağ-Kur primi kesilmiş. Şimdi, bu primi ne vatandaşa ödüyor devlet ne de hizmetine sayıyor. Böyle bir sosyal devlet olabilir mi arkadaşlar?! Yani, lütfen, ben rica ediyorum, bu çiftçilerin mutlak suretle, kesilen primlerini kendilerine iade etsin. Zaten adam perişan, Bağ-Kur primini ödeyemiyor. Bir de almışız vermiyoruz; bunlar çok sakıncalı değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, şimdi, karşılıksız çek miktarını vereceğim: 2003'te, 2004-2005'te toplam 307 000. Türkiye'de kapanan şirket 2004'te 3 150; 2005'te 3 423; toplam, 6 575. Karşılıksız protestolu senetler 199 313. Kredi kartlarının 2004'te 100 tanesinden 57'si ödenemiyor.

HASAN ANĞI (Konya) - Yok öyle şey.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Yüzde 50'si ödenmiyor.

HASAN ANĞI (Konya) - Yasa bizden geçti, hiç, rakamlar öyle değil.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - 2005'te 100 kişiden 82'si borcunu ödeyemiyor.

Şimdi bu tabloda… Değerli dostum ben bunu anketlerden aldım. Bu tabloda, bu insanların bu primleri ödemesi zor. Ancak bir de 8 inci maddede bir teminat isteniyor. Ne teminatı; yani, vatandaş, gelip  borcunu, ben tamam yenilendirme, iyileştirme yapacağım, taksitlendirmeye razı oluyorum dediği zaman o yetmiyor; hayır diyor, borcunun yarısı kadar da teminat vereceksiniz.

Şimdi değerli arkadaşlar, zaten adamın teminat verecek gücü olsaydı borcunu öderdi. Hadi, borcunu ödeyemedi, teminat verecek, adamın gayrimenkullerinde ipotek vardır belki, haciz vardır. Birinci, ikinci derecede haczi veya ipoteği olan vatandaş getirip buraya gayrimenkul ipoteği veya herhangi bir teminat veremeyeceğine göre, o zaman, taksitlendirmeyi de yapamayacak demektir. Taksitlendirmeyi yapamayan vatandaşımızdan ödeme beklenebilir mi?!

Bizim şimdi amacımız parayı tahsil etmek değil mi; parayı tahsil etmek, devletin hazinesine parayı getirmek ve devleti güçlü kılmak. Şimdi, amaç buysa, o zaman vatandaşımıza niye zorluk çıkartıyoruz? Yani, sizden rica ediyorum, Sayın Bakanım, bu çok önemli bir şeydir. Bu teminat olayını kaldırın.

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) - Yok ki zaten…

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Bu, vatandaşa zulümdür.

8 inci maddeyi okuyun. Borcunun yarısına teminat isteniyor. Okuyun 8 inci maddeyi…

HASAN ANĞI (Konya) - Yok diyor arkadaşlar.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Canım, olur mu... Ben, ayrıntısıyla okumuşum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, şimdi, bakın, önemli bir şey daha açıklayacağım. Türkiye'de bir topal…

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) - Teminat yok ki, teminat nereden çıktı.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Yarısına teminat istiyor, 8 inci madde, okuyun.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Yok, yok... Başka bir şey o.

AHMET YENİ (Samsun) - Yanlış o söylediklerin.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, SSK, müteahhitlere, binasına bir değerlendirme yaparak… Yani, şimdi iki bina var. Bir özel bina yapılıyor, vatandaş kendine özel bir bina yapıyor, bir de devletten ihale alıyor. Özel binada da, devletten aldığı binada da, şimdi diyor ki "senin çalıştırdığın işçi primini ben tanımıyorum" diyor. Bir müteahhit çalıştırıyor işçisini, primini ödüyor; ama "ben onu tanımıyorum, benim bir değerlendirmem var" diyor. "Binanın tümünün üzerinde değerlendirmem var; sen bunun üzerinden SSK primi ödeyeceksin."

Şimdi, onun üzerinden olduğu zaman, o zaman, vatandaş, SSK primini ödeyemiyor işveren. Burada örneğini vereceğim. Şimdi, bana bir şirketten 4-5 tane buraya faks geldi. Bakın, 26 milyar lira borcu varmış, 124 milyar olmuş. Yani, 98 milyar lira gecikme zammı arkadaşlar.

HASAN ANĞI (Konya) - Kaç daire karşılığıymış o?!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Başka bir şey diyorum: 3 173 000 000 anaparası prim borcu varmış, gecikme zammı 23 milyar, toplam 26 milyar olmuş.

Bir başkasını söylüyorum arkadaşlar, belgeleri veririm size.

AHMET YENİ (Samsun) - Yılları da söyle!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - 5 000 900 000 lira olan prim borcu, gecikme zammı 41 milyar 800 küsur olmuş; toplam 47 milyar.

HASAN ANĞI (Konya) - Hangi yıldan beri?!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Şimdi, bu…

AHMET YENİ (Samsun) - Yıllarını da söyle!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - 1999'dan geliyor, 1999'dan. 1999'dan geliyor; işte burada belgeleri var, vereceğim.

Değerli arkadaşlar, şimdi neyse, bu bizim vatandaşımız, bu vergisini ödemek istiyor; ama, diyor ki, ben, çalıştırdığım işçinin SSK borcunu ödüyorum. Devlet diyor ki, ben onu tanımam. Sen bu kadar inşaat yaptın, birim metrekaresiyle çarpıyorum, bu kadar daha vereceksin; ben nasıl ödeyeyim, ben para mı kazanıyorum ki ödeyeyim diyor; ya zarar ettiysem nasıl olacak? Şimdi, bunu da düzeltmemiz lazım. Bunu özellikle şirket sahipleri beni aradılar ve belgelerini gönderdiler. Bu, çok önemli bir şey arkadaşlar; yani, bu değerlendirmeyi, global değerlendirmeyi hem özel inşaatta hem genel inşaatta kaldırmamız lazım; bu, çok önemlidir arkadaşlar.

Burada, değerli arkadaşlar, yaklaşık bunun oranı da yüzde 9'a geliyor; yani, yüzde 10. Bir müteahhidin kârı yüzde 20 civarında, yüzde 15 civarındadır; bazen de kırdığın zaman o daha da düşer. Şimdi bir de yüzde 9-10'u alırsanız, bu daha da perişan olur.

Değerli arkadaşlar, son olarak, Ardahan'la ilgili açıklama yapacağım. 1995-1996'da, Ardahan'da, vatandaşlarımız mazot ithali için 750 tane tanker aldılar. Mazot ithalatı yapan vatandaşlarımdan bir anda iki sene sonra küt kesildi, herkes iflas etti, tankerini sattı. SSK'ya, Bağ-Kura, devlete, Gelir Vergisi, Stopaj Vergisi, ne kadar vergi varsa hiçbir şey ödeyemedi, perişan oldu. Şu anda, Ardahan'da, 3 462 Bağ-Kurlu esnafımız var, 1 900 de tarım sigortalı arkadaşımız var. Bunların toplam borcu 46 trilyon 850 milyar lira; Ardahanlı esnafın borcu,46 trilyon 850 milyar değerli arkadaşlar.

HASAN ANĞI (Konya) - Hiç ödememişler o zaman!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Yani, onu nasıl ödeyecek değerli kardeşim?! Yedi sekiz ay karlar altında, kış, zemheri, perişan bir durumdalar. İstanbul'da bir kar yağıyor, herkesin eli ayağına dolaşıyor. Ardahan'da sekiz ay kar var. Şu anda, 2 metre kar var. Yarın, ben, Ardahan'a gideceğim. Buz Festivalimiz var Çıldır'da, Yalnızçam'da Kar Festivalimiz var; sizi davet ediyorum, buyurun gelin, yarın gidiyorum. Eskimolar gibi yaşayıp sınırda, yaşam mücadelesi veren bir toplumda, özellikle, bütün Doğu Anadolu -sadece Ardahan demiyorum- Güneydoğu Anadolu, mağdur olan, kalkınmakta öncelikli illerde, arkadaşlar, bir perişanlık var.

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada, bakın, çok önemli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Öğüt, lütfen, maddeyle ilgili konuşmanız tamamlandı zaten.

Buyurun, teşekkür için.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Değerli arkadaşlar, batıda, çiftçi, iki defa, üç defa mahsul alıyor, Ardahan'da bir defa alamıyor. Ardahan'da, adam, dört ay, beş ay, kesinlikle kepenk açamıyor, siftah yapamıyor, yok!.. İşte, burada arkadaşlarımız var, Ardahan Milletvekilimiz de burada. Herkes biliyor. Kars'ta da öyle, Ağrı'da da öyle, Erzurum'da da öyle bu, Artvin'de de böyle, Rize'de de böyle.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir kere, şu sistemi kurmamız lazım: Adaletli bir sistemse, doğu ile batıyı birbirinden ayırmamız lazım, oradaki esnafa, oradaki çiftçiye, orada yaşayan vatandaşlara, bölgenin boşalmaması için, özel imkânlar tanımamız lazım. Bağ-Kur ve SSK'yı, primlerinde veya diğer çiftçi borçlarında, diğer esnaf borçlarında, burada bir yapıyorsak, oraya iki tanımamız lazım ki, o insan, orada, imkânı dahilinde devletine vergisini versin. Aksi takdirde, işte, gördünüz, ben, rakamları söyledim; borcunu ödeyemiyor. Sekiz ay kar yağıyor, zaten dört ay, beş ay dükkânını adam açamıyor. Ee, böyle bir durumda, adam, yani enayi midir orada dursun?! O da kalkıp geliyor buraya, bölge boşalıyor. Bölge boşaldığı zaman, bölge kime kalacak?! Böyle bir devlet anlayışı olabilir mi ya ?!

Ben, değerli arkadaşlar, sizin sağduyunuza inanıyor ve güveniyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisini, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor, Ardahan'a ve bütün Türkiye'ye desteğinizi bekliyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öğüt.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Ünal Kacır.

Buyurun Sayın Kacır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Tasarının 8 inci maddesi ve geneli üzerinde görüşlerimi arz etmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, genellikle, muhalefet partisinden arkadaşlarımız bazı konulara değiniyorlar; ama, birbirleriyle çeliştiklerinin biraz farkında değiller.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Şart mı muhalefetin ağız birliği yapması?!

ÜNAL KACIR (Devamla) - Nedir o; bir arkadaşımız çıkıyor diyor ki: "Ödeyenler enayi mi, niye bu yapılıyor, bu böyle olmamalı." Bir başka arkadaşımız çıkıyor "faizleri hiç almayalım, anaparayı alalım, faizlere dokunmayalım, anapara üzerinden taksitlendirme yapalım" diyor. Şimdi, bunlar çelişki.

Biz, burada, bu yasayı yaparken, üzerinde duracağımız üç husus var. Bunlardan bir tanesi, borçluların durumu, bunu göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz, borçluların durumunu. Bir diğeri, daha önce, kuruma, mükellef olup ödeme yapanlar, hiç aksatmadan ödeme yapanların durumu, onların da hak ve menfaatlarını korumak kollamak durumundayız. Neticede, toplanan parayı hepsine bölüştüreceğiz emekli olduklarında. Bir diğeri de değerli arkadaşlar, kurumlarımızın durumu. Bunları göz ardı edemeyiz. Mesela, kurumlarımızın durumu deyince, hemen, bir tablo var önümde, oradan size bazı bilgiler vermek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 2000 yılında sosyal güvenlik kurumlarımızın açığı 3,3 katrilyon; dolayısıyla, bütçeden aktarılan para var. Ama, biliyorsunuz ki, bu, 2005 yılında 23 katrilyonu aştı. Bağ-Kuru ele alırsak; 2001 yılında 1 katrilyon açığı olan Bağ-Kurun, 2001 yılında 1,4; 2002'de 2,6; 2003'te 4,9; 2004'te 5,2; 2005'te 6,5 katrilyon açığı var. Dolayısıyla, bu gidiş iyiye gidiş değil. Bunu düzeltmek durumundayız. Onun için de, sosyal güvenlik kurumlarımızın yeniden yapılandırılması çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Dolayısıyla "şunlara şunu verelim, bunlara bunu verelim, verelim canım, ne olacak..." Verelim de, nereden verelim?! Zaten kasada bir şey yok, hazine destekli yürüyor bu işler ve Hazineden de verdiğimiz para, sokakta işsiz gezenimizin de hakkı olan paradır. Onun için, biz hakkaniyeti gözetmek durumundayız. Peki, ne yaptık; biz, borçların fahiş olan faizlerini sildik, bunları attık ve bugüne kadar olan kısmını -yani, kanunun ilgili tarihine kadar, 31.3'e kadar olan bölümüne, borçların bu bölümüne bugüne kadar olan bu kısmını- toptan eşya fiyat endeksi ve ÜFE (üretici fiyat endeksi) uygulayarak, yani, enflasyon uygulayarak borcu güncelleştiriyoruz ve sonra bu borcu 60 aya kadar taksitlendirme yetkisi veriyoruz kurumlara. Bu yetki, usul ve esasları belirleme yetkisidir, keyfiyet yoktur burada; yani, falanca şahsa şöyle, filancaya böyle uygulama yapılmaz, yapılamaz. Bununla ilgili usul ve esasları belirleme yetkisi veriyoruz kurumların yönetimine.

Değerli arkadaşlar, vaktim sınırlı, biliyorum, bitmek üzere. Ama, son günlerde bir telesiyaset yapılıyor; telesiyaset, telefonla siyaset. "İşte bana şurada şu telefon geldi, buradan bu telefon geldi…"

Değerli arkadaşlar, siz bilmiyordunuz da telefonla gelince mi öğrendiniz?! Ben zannediyorum ki, herkes bu konuları biliyor, bilmesi lazım. Yoksa "bana telefon geldi, hadi onu düzelteyim; telefon geldi, şunu düzelteyim..." Böyle bir yapılaşma olmaz.

Az önce Değerli Aslanoğlu'nun vermiş olduğu teklifler vardı. Bunları dinlediğimiz zaman da, bunlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Halkın sesini dinleyeceksin önce.

Sayın Başkan, telefon edenleri suçluyor!

NAİL KAMACI (Antalya) - "Telefon etmeyecek vatandaş" diyor, Sayın Başkan "telefon etmeyecek vatandaş" diyor.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Kacır, tamamlayabilir misiniz.

Buyurun.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bu öneriler karşı çıkılacak öneriler değil; ama "şu kanunun altına da şunu yazalım, bu maddenin altına da şunu yazalım, şunun da altına şunu yazalım…" O zaman kanun sistematiği kalmaz, hiçbir şey kalmaz.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Kalır, kalır…

ÜNAL KACIR (Devamla) - Kim, nasıl takip edecek kanunları uygulayıcılar?.. Böyle olmaz! Görüşünüz varsa, komisyonlarda bu iş enine boyuna tartışılırken gelirsiniz orada konuşursunuz. Yoksa, burada seçmene selam, siyasete devam politikasıyla netice alınmaz.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Burada konuşmayacağız da nerede konuşacağız?

ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, biz çiftçimizin -az önce "çiftçi" dedi değerli konuşmacı- 2,7 katrilyonluk borcunun 1,5 katrilyonunu daha yeni sildik.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Ne zaman?..

ÜNAL KACIR (Devamla) - Ne zaman? Takip et. Bizim iktidar dönemimizde sildik. Her ay mı sileceğiz? Her ay mı olacak?

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Ne zaman sildin bakalım?

NAİL KAMACI (Antalya) - Ne zaman?.. Saatini söyle!..

ÜNAL KACIR (Devamla) - Ne saatini söyleyeceğim; takip edersin, bakarsın, görürsün. Her ay mı çıkarılmasını istiyorsunuz? (CHP sıralarından gürültüler)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Çiftçi öyle demiyor ama.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bizim iktidarımız döneminde diyorum… Bizim iktidarımız döneminde diyorum. Açar takip edersiniz ve hacizle karşı karşıya olan, mal bildiriminde bulunmadı diye cezaevine girmekle karşı karşıya olan çiftçimizin sıkıntısını biz giderdik, elektrik borçlarını biz yeniden yapılandırdık…

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Evdeki elektriği kesiyorlar, işte bak!

ÜNAL KACIR (Devamla) - …vergi barışını biz çıkardık. Hiç ummuyordunuz, kimse ummuyordu, 5 katrilyona yakın tahsilat oldu, hem insanımız sıkıntıdan kurtuldu hem kamu, alacağını tahsil etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kacır, lütfen…

Teşekkür için, Sayın Kacır…

ÜNAL KACIR (Devamla) - Sayın Başkan, bir konuyu daha söyleyeyim.

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Kacır... Maddeyle ilgili konuşmuyorsunuz.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Konuşsun; konuşsun ki, yerinden laf atmasın.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Yasayı tam okuduğumuz zaman göreceğiz ki, bu yeniden yapılandırmada teminat istenmiyor. Sadece bir maddeyi okumayın, o madde, bu yapılandırmayla ilgili madde değil, tasarının tamamını okuyun, göreceksiniz, bu yapılandırmayla ilgili teminat istenmiyor, böyle bir şey yok.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Hayır, hayır; isteniyor… Arkadaşlar da kabul etti.

ÜNAL KACIR (Devamla) - İstenmiyor beyefendi… Gel, görüşürüz.

BAŞKAN - Teşekkür eder misiniz Sayın Kacır.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Hayırlı akşamlar diliyorum, tasarının, yasanın hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kacır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET ERASLAN (Hatay) - Karar yetersayısı, Sayın Başkan… Karar yetersayısı yok. (AK Parti sıralarından "oylamaya geçildi Sayın Başkan" sesleri, gürültüler)

BAŞKAN - İsteyeceğim sayın milletvekili.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur; birleşime saat 20.00'ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati : 19.09

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 20.06

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64 üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

1066 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3.- Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, Sosyal Güvenlik Barışı Yasa Teklifi; İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Hakkında Prim Barışı Kanunu Teklifi; Ankara Milletvekili Eşref Erdem'in, 1479 ve 2926 Sayılı Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi; Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, İş ve Sigorta Barışı Kanunu Teklifi, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 42 Milletvekilinin, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün ile 28 Milletvekilinin, Bağ-Kur ve SSK'ya Ait Birikmiş Prim Borçlarına Ödeme Kolaylığı Getirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan'ın, Sosyal Güvenlik ve Prim Barışı Kanunu Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler  ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1122, 2/116, 2/124, 2/137, 2/147, 2/379, 2/399, 2/457) (S. Sayısı: 1066) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 8 inci maddesinin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, 8 inci maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

8 inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur; birleşime 10 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 20.08


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.22

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64 üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

1066 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3.- Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, Sosyal Güvenlik Barışı Yasa Teklifi; İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Hakkında Prim Barışı Kanunu Teklifi; Ankara Milletvekili Eşref Erdem'in, 1479 ve 2926 Sayılı Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi; Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, İş ve Sigorta Barışı Kanunu Teklifi, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 42 Milletvekilinin, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün ile 28 Milletvekilinin, Bağ-Kur ve SSK'ya Ait Birikmiş Prim Borçlarına Ödeme Kolaylığı Getirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan'ın, Sosyal Güvenlik ve Prim Barışı Kanunu Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler  ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1122, 2/116, 2/124, 2/137, 2/147, 2/379, 2/399, 2/457) (S. Sayısı: 1066) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 8 inci maddesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı; şimdi, 8 inci maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım: 8 inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9.- 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun  9 uncu maddesinin (B) fıkrasına (5) numaralı bentten sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve (6) numaralı bent (7) numaralı bent olarak teselsül ettirilmiştir.

"6) Sektörel analizler yapmak, denetlenecek sektörleri her yıl için belirlenecek risk değerlendirme kriterlerine göre sınıflandırmak suretiyle riskli sektörlerin denetimine öncelik vermek."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan.

Buyurun Sayın Özdoğan.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı yasanın 9 uncu maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün Türk ekonomisinin en büyük sorunu kayıtdışılıktır. Kayıtdışı ekonomi, devletin vergi idaresinden sosyal güvenlik kurumlarımızın kaynak yetersizliğine ve masraf yüküne kadar, uzun yıllar başımızı ağrıtmıştır; hâlâ da ekonomimizin sırtının kamburu olan ne kadar mesele varsa hepsi kayıtdışı ekonominin olumsuz etkisine maruzdur.

Kayıtdışı ekonomi sorununun boyutlarına şöyle bir göz attığımız zaman, durumun vahametini daha iyi kavrama fırsatı buluruz. Türkiye İstatistik Kurumunun 2004 yılı açıklanan rakamlarından, bugünlere kadar kayıtdışılığın seyri hayli ürkütücüdür. Türkiye'de kayıtdışı ekonominin millî gelire oranı OECD ülkelerinin 2 katına ulaşmıştır. Kayıtdışılığın millî gelire oranı, 2004 yılında, Türkiye'de yüzde 30 seviyelerinde gerçekleşirken, OECD ülkelerinde yüzde 16,4; sanayileşmiş, gelişmiş ülkeler liginde yüzde 8-10 arası, gelişmiş ülkelerde yüzde 10-30, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 30-60, az gelişmiş ülkelerde ise yüzde 60-80  düzeyindedir.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Türkiye'de çalışanların neredeyse yarısı sosyal güvenlik sistemimizin kaydı altında değildir. Kayıtdışı çalışan kesim, doğal olarak, prim ödemesi yapmamaktadır; ama, buradan yola çıkıp da, bu insanlar sosyal güvenlik sisteminin dışındadır diyemeyiz. Sosyal güvenlik kurumlarına prim yatırmayan bu insanlar, ihtiyaç duydukları anda, özellikle de sağlık hizmetlerinde sosyal güvenlik sisteminin imkânlarından bir şekilde yararlanmaktadır; gelirini saklayıp, prim yatırmadığı sisteme külfet olmaktadır. Yakın geçmişte yeşilkart uygulamasına yönelik olarak yapılan teftişlerde, aslında, yoksul olmayan çok sayıda insanın da yeşilkart için başvurup, bu kartı bir şekilde temin ettiği gerçeğinin işaret ettiği durum da budur.

Türkiye'de kayıtdışılık vardır. Kayıtdışındaki kesim, sosyal güvenlik sistemine gelir beyan edip prim yatırmamakta; ama, iş, o sistemden yararlanmaya geldiğinde, bir yolunu bulup sistemden faydalanmaktadırlar.

Bu çarpık düzende hakkı yenen, vergisini, primini yatıran, kayıt altındaki dürüst vatandaştır; bu çarpık düzende talan edilen, Türkiye Cumhuriyetinin hazinesidir; bu çarpık düzende çökertilen, bizim sosyal güvenlik kuruluşlarımızdır, bizim geleceğimizdir. Sosyal güvenliğin tek ve en büyük sorunu da budur değerli arkadaşlar.

Bize, bakan değil, gören lazımdır. Buradan, gören gözlere sesleniyorum, buradan, nasır tutmamış vicdanlara sesleniyorum: Sosyal güvenlik sistemimizin sorunu, ikide bir af çıkararak, ödeme kolaylığı düzenlemeleri yaparak çözülemez. Ödeme kolaylığını bugün çıkarırsınız, o da kesin değil; ama, yarın belki kasanız dolar. Peki, ertesi gün ne yapacaksınız? O kasa yine boşalacak; çünkü, senin sorunun, kayıtlı kişi ve kuruluşların ödeme güçlüğü değil, kayıtdışılığın üzerinde oluşturduğu baskı ve sen, bu baskıdan kurtulmak için, kayıtlı çalışanına yükleneceksin, vatandaşı dehşete düşüren prim oranları uygulayacaksın; vatandaş ödeyemeyince de, af diyeceksin, ödeme kolaylığı diyeceksin, taksit diyeceksin, günü kurtarmaya bakacaksın. Yarın öbür gün, yine keşmekeş çıkacak. Neden çıkacak; çünkü, kayıtdışılıkla mücadele etmek için dişe dokunur tek bir icraatınız yok; bütün icraatlarınız, kayıt altındaki dürüst vatandaşın canına okumak üzere. Bu yüzden, AK Partinin oy oranı sürekli düşüyor.

Anavatan Partisi olarak biz gördüğümüzü söylüyoruz, Anavatan Partisi olarak biz devletin istatistik kurumunun bize gösterdiğini söylüyoruz; ama, bu gerçekler, iktidarın görmek, bilmek, duymak istemediği gerçeklerdir. Sosyal güvenlik prim oranları indirilmelidir. Çalışan, üreten, kayıt altındaki vatandaşın sırtına daha fazla binilmemelidir ve kayıtdışı istihdamı aynı hızla kayıt altına almak için girişimlerde bulunulmalıdır. Kayıtdışı istihdam, kayıt altına girmesi için teşvik edilmelidir. Hâlâ kayıt altına girmeyenler sistematik olarak cezalandırılmalı, dürüst vatandaşın hakkı korunmalıdır. Anavatan Partisinin görüşü budur. Yoksa, prim borcu ödeme kolaylığıyla, afla, taksite bağlamayla ancak günü kurtarırsınız; yarın vatandaşın karşısına çıkacak yüzünüz olmaz.

Peki, nedir bu kayıtdışılık, kökü, kaynağı nerededir? Nerede olduğu apaçık ortadadır. Türkiye genelinde tüm çalışabilir nüfusun yüzde 28'i, çalışanların ise yüzde 26'sı üç büyük kentte yaşıyor. Tarım hariç tutulduğunda ise, bu illerin çalışanlarının nüfusu yüzde 37'ye yükseliyor. Türkiye İstatistik Kurumu verileri kullanılarak hazırlanan rapora göre, Türkiye genelinde yüzde 53'e yükselen kayıtdışı çalışmada, üç büyük il ortalamaların altında kalıyor. Üç ilde kayıtdışı çalışanlar, Türkiye genelinde kayıtdışı çalışanların yüzde 16'sını oluşturuyor. Üç ilin kayıtdışılık maliyeti de, 2004 yılı verilerine göre, yıllık 3,2 katrilyonu buluyor.

Beklentilerin aksine, üç büyük şehirde kayıtdışılık oranları Türkiye ortalamasının altında seyrediyor. Türkiye'de her 100 çalışandan 53'ü kayıtdışı çalışırken, bu oran, İstanbul'da, yüzde 32, Ankara'da yüzde 29, İzmir'de de yüzde 42'dir değerli arkadaşlar. Üç ilde kayıtdışı çalışanlar, Türkiye genelinde, kayıtdışı çalışanların yüzde 16'sını oluşturuyor.

Tarım sektörü hariç tutulduğunda, Türkiye'de kayıtdışılık oranı yüzde 34'e geriliyor. Tarım hariç, İstanbul'da her 100 kişinin 32'si, Ankara'da 25'i, İzmir'de 31'i kayıtdışı istihdam ediliyor.

Açıklanan verilere baktığınız zaman, kayıtdışılığın en çok tarım sektöründe olduğunu, bunun hemen arkasından da inşaat sektörü geldiğini görüyorsunuz. Liste böyle devam edip gidiyor.

Kayıtdışılığın sektörlere göre dağılımından, illere göre dağılımına kadar her türlü bilgiye ulaşabiliyoruz. Bu kayıtdışılığın adresi bellidir, kimliği bellidir; ama, ne hikmetse, hükümet bunu bulamamaktadır. Bunu bulamadığı için de kayıtlı vatandaşın canına okumaktadır. Bu, resmen, iktidarın popülist uygulamasıdır. AK Parti İktidarı, bir de, muhalefeti popülizmle suçlamaktadır. Asıl popülist kendileridir. Bu popülizmin ilacı da Anavatan Partisidir.

Diğer taraftan, Türkiye'deki küçük ve orta ölçekli işletmelerle ilgili 2000 yılı verileri, KOBİ'lerin, işgücünün büyük bir bölümünü istihdam etmesine rağmen -yaklaşık yüzde 64- meydana getirilen toplam katmadeğer içindeki paylarının oldukça düşük olduğunu -yaklaşık yüzde 36 göstermektedir. Bunun nedeni, değerli arkadaşlar, kayıtdışılıktır. İşletmelerin çalışan sayısı arttıkça kayıtdışılık azalıyor. Türkiye genelinde kayıtdışı olarak çalışanlar, toplam çalışanların yüzde 53'ü iken, kayıtdışı çalışan her 100 kişiden 75'i mikro işletmelerde, yüzde 2'si ise 50 kişiden fazla çalışanı olan işletmelerde çalışıyor. Rakamların verdiği mesaj yeterince açık değil midir?!

Kayıt altındaki işletmelere o kadar çok yüklenilmiş ki, bu işletmelerden orta ve küçük olanları bu baskıyı kaldıramamakta, prim ödeme sadakati düşmekte, kayıt dışına kayma eğilimi artmaktadır. Eksik beyan, düşük verimi getirmektedir. Verimlilik ölçüsü ortadadır, olan, dürüst vatandaşa olmaktadır.

Sosyal güvenliğimizin belini büken nedenler ayan beyan ortadadır. İktidarın günübirlikçi zihniyeti, önerdiği çözümün derinliği de ortadadır. Tüm bunların çözümü de Anavatan Partisidir. Dürüst vatandaşlarımızı ve çalışanlarımızı zulümden kurtarma adına, iktidarımızda, kayıtdışılıkla ve her türlü yolsuzlukla mücadele edeceğiz. Gün ola harman ola.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özdoğan.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına Hasan Ören, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Ören. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Ören, süreniz 15 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1066 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde, 7 nci madde üzerinde söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarının, gerçekten, incelediğimizde, vatandaşın beklediği gibi, vatandaşın umduğu gibi bir tasarı olmadığını hepimiz biliyoruz.

3 üncü madde üzerinde görüşlerimi belirtir iken söylemiştim; bu tasarı, çok iyi niyetle hazırlanmış, Plan Bütçede saatlerce, günlerce tartışılmış, vatandaşın lehine birtakım düzenlemeler yapılmış idi; ama, ne yazık ki, 2 nci madde üzerinde Plan ve Bütçe Komisyonunun görüşünün dışında, hükümetin getirdiği bir önergeyle bu tasarı tamamen çökertilmiş vaziyete geldi. Belki, dikkatlerinizden kaçtı; ama, bölgelerinize gittiğinizde, Bağ-Kur prim borcu olanların, Bağ-Kur ve SSK'ya gittiklerinde karşılaştıkları durumu görüp de size ilettiklerinde, herhalde, bir hayli yüzünüz kızaracaktır. Çünkü, bu tasarının 2 nci maddesi değiştirilir iken, tamamen, sistem çökertilmiş vaziyete getirildi. Neydi Plan Bütçede savunulan ve halkın lehine geliştirilmek istenen; Bağ-Kur borcu olanların, borçlu olduğu bu süreler içerisinde sağlık sektöründen hizmet almadıklarından dolayı, sağlık sektörüne ödedikleri primler düşülerek bulunacak anaparaya bugünkü reel faiz üzerinden hesap yapılacak, bu hesap bir yıl, iki yıl ve beş yıl olmak kaydıyla, yüzde 5, yüzde 6, yüzde 7 faizlendirilerek tüm para bulunacak, 60 aya, 2 yıla veya 1 yıla yayılacaktı; ama, hükümetin getirdiği önergeyle, sizlerin kaldırdığı parmaklarla yasa bu durumdan çıktı, şimdi, bütün borçların toplamı, 1998 sonu, 1999 başına kadar, bütün faizleriyle beraber borçların toplamı, bunlara reel faizin, bileşik faizin yüklenmesi ve sonucunda 12 ay, 24 ay veya 60 aya bölünmesiyle vatandaşın borcunun tahsili. Eşittir; bugün ne borcu var ise, bugün, faizlendirilmiş ne borcu var ise bugün faizlendirilmiş, bugün ne borcu var ise 1 lira yukarısında olacak, 1 lira aşağında olmayacak; yani, beş yıllık borcu olan bir Bağ-Kurlu, yani, 13 milyar borcu olan bir Bağ-Kurlu, şimdi, televizyonun karşısında geçmiş "Yarabbim, ne olur şu yasa bir gün evvel çıksa da, ben de borcumu en az yarı yarıya veya üçte 2'si eksilmiş şekilde gitsem ödesem" diye düşünüyor. Ama, bunun böyle olmadığını gördüğünde, işte, siz yüz yüze geleceksiniz o zaman. 13 milyar borcu olan arkadaşımız, Bağ-Kura gittiğinde, 13 300 000 000 para ödeyecek.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Kaç ayda?

HASAN ÖREN (Devamla) - 60 ayda.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Bitti!

HASAN ÖREN (Devamla) - O zaman şunu söyleyin…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Siz söyleyin.

HASAN ÖREN (Devamla) - O zaman şunu söylemeniz gerekliydi: "Biz, bugünkü mevcut borcunuzu 60 aya faiz almadan yayıyoruz" deseydiniz. Halka onu vermediniz. Halka dediniz ki: "Bağ-Kur borcu olanlarla ilgili bir yapılandırma getiriyoruz, bunu da şunun için getiriyoruz: Bugüne kadar olan olmuştur, gecelik faizler yüksek, yüksek faizlerden dolayı esnaf ve sanatkâr zor durumda kalmıştır. Zor durumda kalan esnaf ve sanatkârla ilgili, işleri bozulmuştur; biz, o dönemin sıkıntılarını bildiğimiz için şimdi size kolaylık getiriyoruz". Böyle de olması gerekliydi, bu yasanın böyle çıkması gerekliydi. Ama, yasa nereye geçti... Ben geçen gün de söyledim, yine, Sayın Bakanımın çalışkanlığından, bu konudaki bilgi ve tecrübesinin halkın lehine kullanılacağından yana hiçbir kuşkum yok; ama, egemen güçler, halkın lehine çıkmasını engelliyor. Şimdi, bu yasayla, Bağ-Kurlunun, hiçbir şekilde derdine deva olmuş değiliz. Sadece, Sayın Grup Başkanvekilinin dediği gibi, tavşana kaç, tazıya tut; 60 ay vade yapıyoruz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Gecikme zamları ne oluyor?!

HASAN ÖREN (Devamla) - Peki, 60 ay vade yaptık. Vade yaptığımızda, kimdir Bağ-Kur primi ödeyen; Bağ-Kur primi ödeyen, tarımsal kesimde bir bölüm. Terzi Bağ-Kur primi ödüyor, tıraş olduğumuz berber Bağ-Kur primi ödüyor, kaynakçı Bağ-Kur primi ödüyor, marangozu Bağ-Kur primi ödüyor. Peki, şimdi, siz diyorsunuz ki: Ey terzi Yüksel, 250 000 000, şimdi, düzenli olarak Bağ-Kurunu ödeyeceksiniz. En az, asgarî beş yıl borcunu ödememiş Bağ-Kurluya da 222 000 000 da oradan ödeyeceksiniz diyorsunuz; yani, Alaşehir'de terzilik yapan Yüksel, 472 000 000, ayda, Bağ-Kura prim ödeyecek... Aklınız alıyor mu?! OIması mümkün mü?! Yani, siz, bir berberin, bir marangozun, bu kadar darbe yemiş, bu yıllar içerisinde yaşanan bu krizlerden hiç sorumlu olmayan o Alaşehir'deki berberin, o Alaşehir'deki terzinin suçu, günahı ne?! 472 000 000'u ödeyemeyeceğini bildiği halde, bildiğiniz halde, bunu ödemekle ilgili bir zorunluluk getiriyorsanız, bunun olması mümkün değil arkadaşlar. Haa, şu olabilir…

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Silelim…

HASAN ÖREN (Devamla) - Silmeyelim… Silmeyelim…

Bakın, hani dersiniz ya: Ey muhalefet, konuşmak kolaydır; çözüm getir, öneriyi getir. Öneri getirelim. Amaç nedir; amaç şudur: Sağlık kurullarında, sosyal güvenlik şemsiyesi altında toplanan insanların, en azından, bu yasa çıktıktan sonra, doğru düzenli primlerinin ödetilmesinin gerekliliğine inanmamız lazım; yani, bugünden itibaren çıkaracağımız yasa öyle bir şeyi getirmeli ki, herkes, bundan sonra, en az yüzde 90'ı, Bağ-Kurlunun bundan sonra 250 000 000'luk priminin ödenmesini sağlamamız gerekli. Bunu yapabilmemiz için, işte, bu borç, aslında bir avantaj. Düşünürseniz, bu borçlu olan kesim, emeklilik süresinde ödesin bunu; on yılda, onbeş yılda, yirmi yılda ödesin. 20 000 000, 20 000 000 ödesin; ama, bir kayıt  koyalım; eğer, bu 250 000 000'u ödemezsen, bu yapılandırma bozulmuştur. Mesele, bugün, bu 250 000 000'u ödetmek. Yoksa, bu 12 nci basamak Bağ-Kurdan 250 000 000'u ödetirken, bir de yanına 250 000 000, geçmişe dönük, borçlarını öde, ayda 500 000 000 öde der iseniz, 2006 erken seçiminde veyahut 2007'de yapılacak seçimde, yine, bu Meclisin önüne gelecek, yine bu Meclisin vaktini alacak. Hani, hep övünüyorsunuz ya, övünüyoruz ya, deriz ki: Bu Parlamento tek partili olduğundan dolayı hızlı kanun çıkarır, hızlı yasa çıkarır.

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Sayenizde...

HASAN ÖREN (Devamla) - Ama, hızlı yasa çıkarırken ne olur; çıkardığımız yasaların Cumhurbaşkanından üçte 1'i geriye dönmesin.

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Sayenizde...

HASAN ÖREN (Devamla) - Anayasa Mahkemesinden üçte 1'i geri dönmesin. Bugün çıkardığımız yasa, ertesi gün yine önümüze çıkmasın. Geçmişe baktığımızda, eğer bugün yaptığınız bu acemice veya bu yönlendirilmiş yasa tasarılarıyla, bugün yaptıklarınızla mümkün değil bu zamanın israf olmaması. İşte israf oluyor zaman.

Sigortada da aynı şey var arkadaşlar. Bakınız, sigortayla ilgili brüt asgarî ücret 531 YTL, işçinin eline geçen net 380 YTL, işverene maliyeti 645 YTL; yani, istihdamın vergi yükü 265 YTL, yüzde 41. Hani, hep yakınırız ya, Çin malları geldi, Hindistan'dan geldi, ekonomimizde üretim azaldı, rekabet gücümüz eksiliyor... Eh, eksilecek tabiî; yani, siz, istihdamın üzerine bu kadar, devlet olarak, vergi yükünü salar iseniz, bu kadar vergiyi devlet olarak almaya kalkar iseniz, Türkiye'deki sanayicinin dışarıyla rekabet etmesi mümkün değildir.

Peki, bunun tablosu var mı önümüzde; ee, var tabiî. Yani, övünerek söylediğimiz… 73 milyar dolarlık ihracat yaptığımız söyleniyor. Çoğunuz incelemişsinizdir, 73 milyar dolarlık ihracatın yarısına yakını ara malı. Yani, ne demektir; 115 milyar dolarlık yaptığımız ithalatın, Türkiye'den, transit, üzerine etiket yapıştırılarak dışarıya sattığımız… Neyle kalkınacaktı Türkiye; Türkiye, üreterek kalkınacaktı; ama, bu kadar, istihdamın üzerinde vergi olur ise, bu kadar vergiyi yükler isek, nasıl sağlayacağız bunu?! Bu vergi yükü işçinin eline de geçmiyor. İşçinin eline geçen 380 000 000. Bir işçinin aldığının üçte 2'sini devlet alıyor. Şimdi, ne oluyor, işveren ne yapıyor; işveren, tabiî ki, kolayını bulma yolu ve yöntemini deniyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de çalışma saati 8 saat; ama, şimdi, 12 saate çıktı. Gerekçesi; gerekçesi, bu kadar vergi yükünün olmasından kaynaklanıyor. Eğer, SSK primleri bu kadar yüksek olur ise, üç vardiya çalıştıracak bir fabrika, 12'şer saatten, iki vardiya çalıştırmaya başladı. Niye; sigorta primlerinden kurtulmak için. Eğer, böyle gider ise, inanın, sanayici üretmekten vazgeçecek, sadece ithalatla devam edecek.

Bakınız, bir çarpıcı örnek daha vereyim size. Çalışma Bakanlığımız, kümesin içindeki tavukları yolmaya ve kümesin içindeki tavuklardan bu açığı kapatmaya gayret gösteriyor; ama, ne yazık ki, devlet, bize örnek olmuyor. Bakınız, devlet, Millî Eğitim Bakanlığı, çalıştırdığı vekil öğretmenlerin sigorta primleriyle ilgili bir uygulama yapıyor. Eğer, siz, vekil öğretmen olarak haftanın dört günü, haftanın beş günü 3'er saat, 4'er saat, 5'er saat derse giriyor iseniz, Millî Eğitim Bakanlığı, Çalışma Bakanlığına dört gün üzerinden sigorta primi ödüyor; yani, o bize örnek olacak, sanayiciye örnek olacak Millî Eğitim Bakanlığının, Çalışma Bakanlığına ödediği onbeş günlük sigorta primi.

Bir örnek var elimde, vekil öğretmenlik yapan; ekim ayında 11 gün çalışmış, kasım ayında 15 gün çalışmış, aralık ayında 16 gün çalışmış, ocak ayında 15 gün çalışmış. Çalıştığı süreler içerisinde sigortalı gösteriyor; yani, pazartesi çalışacaksın, salı çalışıyorsun, çarşamba çalışıyorsun, perşembe çalışıyorsun, cuma günü de çalışmış olsa 30 gün gösterecek. Cuma günü çalışmadığından dolayı vekil öğretmen, 16 gün, 15 gün sigortalı gösteriliyor. Şimdi, biz de mi öyle yapalım Sayın Bakanım?! Biz de, pazartesi, salı, çarşamba 12'şer saat çalıştıralım işçileri, cuma, cumartesiyi boşa çıkaralım, sanayici olarak size gelelim 16 gün sigorta primi ödeyelim. Biz böyle yapmayacağız; ama, ne olursunuz bu aksaklıklara, devletin, gerçekten, sanayiciye örnek olacağı bu konulara hassasiyetle dikkat etmek durumundayız.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı altı aya kalmaz önümüze tekrar gelir. Bu tasarı, gerçekten, ne sigortalıya ne Bağ-Kurluya bir kolaylık sağlamıyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yapma ya!..

HASAN ÖREN (Devamla) - Bunu, gittiğinizde göreceksiniz. Bakınız, burada tabloları geçen gün okudum, bir daha okumak istemiyorum. Bugün borcu olan insanın altmış ay içerisinde ödeyeceği borç, bugünkünün üzerinde, aşağısında değil. Vatandaş bunu beklemiyor, sanayici de bunu beklemiyor. Eğer sanayici sigorta primlerini ödemediyse bilin ki, o sanayici üzüntü içindedir. O geçmiş dönemin sıkıntıları içerisinde, gecelik faizlerin yüksek olduğu, Türkiye'nin krize girdiği dönemlerde kaybettiği işgücünü toparlamaya çalışıyor. Ona şimdi derseniz ki: Bu sigorta primlerinin hepsini şöyle şöyle, şu kadar zamanda ödeyeceksiniz; o da ödeyemez. İşini toparlaması ve işini istenilen düzeye getirmesi için ona da daha iyi kolaylıklar  sağlayalım. Ona da şunu yapalım: Çalıştırdığı işçilerin hepsinin  primini hiç  aksatmadan bu saatten sonra ödesin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ören, lütfen…

HASAN ÖREN (Devamla) - Toparlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

HASAN ÖREN (Devamla) - Geriye kalanını da faizlerinden arındırılmış şekilde, ama beş yıl içerisinde, ama on yıl içerisinde ödesin; çünkü, o sanayiciye ihtiyaç var. O sanayici, o, hani, cumhuriyet tarihinin 10,5'lik, 10,3'lük, AKP döneminin yarattığı işsizlere iş bulacak o sanayici. Eğer o sanayiciye bunu yapmaz iseniz, o sanayicinin işini toparlaması mümkün değil. Zaten yanında çalışanlara verdiği para yeterli değil; 380 000 000 para… 380 000 000'la geçinen insan sayısı 17 000 000.

Hani, o baştan, hatırlıyor musunuz 2002 3 Kasım seçimlerini; o seçimlerde Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal ve Sayın Başbakanınız Recep Tayyip Erdoğan bir şey söylemişti -belki de o temeldi; o seçimlerin belki de temel noktası, mihenk noktası orasıydı- seçilirsek, hangimiz iktidar olur isek, asgarî ücretten vergi almayacağız sözü vermişlerdi. O insanlar, belki bu iki partiye, çoğunlukla, bu sözünden dolayı oy verdiler; ama, ne yazık ki… O günün koşullarında asgarî ücretten vergi alınmasaydı, 2002 3 Kasımında, 450 000 000 lira asgarî ücret olacaktı, şimdi de 600 000 000 liranın üzerinde olacaktı; ama, ne yazık ki, demek ki seçim atmosferinde söylenenler, seçim döneminde söylenenler, iktidara geldiğinde herhalde ya unutuluyor veya egemen güçler tarafından unutturuluyor.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı, tahmin ediyorum, çok kısa süre içerisinde bu Meclisin gündemine bir daha gelecektir. Bu yasa tasarısı bir daha geldiğinde, ben tahmin ediyorum, hepiniz bugün söylediklerimi düşüneceksiniz; ama, yol yakınken bu tasarı üzerinde değişiklik yapmak mümkündür. 2 nci maddede yapılan değiştirilebilir; yani, Bağ-Kur borcu olanların sağlık hizmetleriyle ilgili ödediği kısmı bir tarafa bırakabiliriz. Geriye kalanının üzerinden, söylediğiniz tarzda bir uygulama yapılabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖREN (Devamla) - Bu tasarının, ne Bağ-Kurluya ne SSK'lıya bir faydası yoktur. İnanıyorum ki, önümüzde 6-7 madde daha var, bu maddeler içerisinde düzenlemeler, düzeltmeler olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ören.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Ahmet Işık, Konya Milletvekili...

Buyurun Sayın Işık.

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1066 sıra sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısının 9 uncu maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, son yirmi yılda, ülkemizde 6 büyük kriz yaşanmıştır. Bu krizlerin en önemlilerinden biri de 2001 yılında yaşanan büyük malî krizdir. Ülke, servetinin yüzde 40'ını kaybetmiş, 1,5 milyon insanımız maalesef işsiz kalmış, onbinlerce işyeri kapanmış, gecelik faizler yüzde 7 000'lere çıkmış, büyüme - 9,5 oranında gerçekleşmiştir. Cumhuriyet tarihinde ilk defa esnafımız sokağa dökülmüştür.

Kriz sürecinin getirdiği tabloya baktığımızda ise, iç borçlanma faiz oranları yüzde 66, millî gelirdeki faiz yükü yüzde 23,3; faiz giderlerinin bütçe içindeki payı yüzde 46,78; faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı yüzde 103, bütçe açığının gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 16,5; kamu net borç stokunun gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 91; bütçe açığının kontrol edilememesi sonucu ise, kısa vadeli ve yüksek oranlı borçlanmalar yaşanmıştır.

Değerli milletvekilleri, şayet 1998-2002 yılları arasındaki ekonomik trend devam etmiş olsaydı, bugünkü kamu net borç stokumuz 1 katrilyon 162 milyar YTL olacaktı. Yaşanan işbu derin krizler, insanımızın ekonomik ve sosyal hayatlarında derin tahribatlar meydana getirmiş, üretimin daralması, malî büyümenin zayıflaması gibi olumsuz gelişmeler sonucu işyeri sahiplerinin, işletmelerin ve işverenlerin finans sıkıntısı nedeniyle sosyal güvenlik kurumlarına zamanında prim ödeyememeleri sonucunda, kurumların malî dengelerinde bozucu etkiler yaratmış, zamanında tahsil edilemeyen primler, bir süre sonra, sosyal güvenlik açıklarını büyütmüştür.

2002-2004 arası, Bağ-Kur ve SSK borçlarında yüzde 74'lük artış gerçekleşmiştir. Bağ-Kurun kayıtlı toplam prim alacağı, 31 Mart 2005 tarihi itibariyle 16,7 milyar YTL, SSK'da ise Mart 2005 tarihi itibariyle prim alacağı toplamı 4,6 milyar YTL olmuştur. 2004 yılında sosyal güvenlik kurumlarına hazineden aktarılan miktar 19,6 milyar YTL, 2005'te aktarılan miktar ise 23,75 milyar YTL olmuştur.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla, özellikle, 2000-2001 malî krizi sürecindeki yaşanan olumsuzluklar sebebiyle prim ödeme şartlarını yitirmiş, sosyal hayata tutunmaya çalışan insanımıza yeni bir imkân tanımak, onları toplumda daha etkin, özgüvenleri daha da oluşmuş, yarınlara umutla bakar hale getirmenin imkânını Parlamentoda sağlayarak, biriken alacakların yeniden yapılandırılmasıyla, makul ölçülerde ekonomiye kazanım sağlanmış olacak ve kurumların daha etkin tahsilat yapabilmeleri de gerçekleşmiş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, siyasal iktidarımız, aynı amaçla, Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerinden aldıkları kredileri ödeyemeyen 765 000 üreticimizin 2,7 katrilyon TL'lik borcunun 1,5 katrilyon TL'lik kısmı silinmiş, geriye kalan borçları ise uygun ödeme şartlarında yeniden yapılandırılmıştır. Üreticilerimizin tarımsal sulamada kullandıkları ve 1995 yılından bu yana günümüze taşınan toplam 660 trilyon TL'lik enerji borçlarına da ödeme kolaylığı getirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatılmıştır)

BAŞKAN - Sayın Işık, buyurun.

AHMET IŞIK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, tasarıyla, sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında birleştirilecek olmasına yönelik düzenleme ve çalışmalarla da, sağlıklı ve sorunlarından arındırılmış bir başlangıca hizmet edilmiş olacaktır.

İşbu tasarıyla, ekonomik ve sosyal sorunların, kısmen de olsa giderilerek, tekil faydayla birlikte, toplam faydanın sağlanmasını temenni ediyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Kandoğan, buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilirken gerekçesinde şöyle bir hüküm var: "Sosyal güvenlik kurumlarının aktuaryel dengelerin korunmasında en önemli faktörlerden biri de, kayıtdışı istihdamın önlenmesi." Elimde, Sanayi ve Ticaret Bakanımızın üç gün önce yapmış olduğu bir konuşma var. Sanayi ve Ticaret Bakanımız şöyle diyor: "Kayıtdışı ekonomiye de esnafımızı, tüccarımızı, sanayicimizi iten devlettir." Şimdi, böyle bir kanun tasarısı getiriyoruz, gerekçesinde "kayıtdışılığın önlenmesi" ibaresini koyuyoruz; ancak, hükümetin bir Sayın Bakanı da, kayıtdışılığa iten nedenin devlet olduğunu söylüyor.

Sayın Bakanımdan öğrenmek istiyorum. Bakanlar Kurulunda yanınızda oturan Sayın Bakanımızın bu görüşlerine katılıyor musunuz? Bu, tasarının gerekçesiyle çelişmiyor mu?

Bir diğer sorum: Sayın Bakanım, bu kanun tasarısında "prim borçlarının zamanında ödenmemesi halinde, ilk üç ay için yüzde 3 oranında gecikme cezası ve ayrıca her ay için, bulunan bu tutarlara, ödeme süresinin bittiği tarihten başlamak üzere, borç ödeninceye kadar, her ay için ayrı ayrı Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak bir önceki aya ait YTL cinsinden iskontolu ihraç edilen devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faizi bileşik bazda uygulanarak gecikme zammı hesaplanır." Enflasyonun yıllık yüzde 7,75 olduğunu söylediğiniz bir dönemde bu gecikme cezasının ilk üç ay için yüzde 3 ve daha sonra, biraz önce söylemiş olduğum şekilde hesaplanması, prim borçlarını bir şekilde ödeyemeyen SSK ve Bağ-Kur prim borçlularını çok ciddî manada sıkıntı içerisine sokmayacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Kandoğan.

Buyurun Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul)- Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Kandoğan'a da çok teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; kayıtdışı ekonomi, genelde ve kayıtdışı istihdam alt başlığı altında, etik olmayan bu durumu, tabiî, savunmak veyahut da hoş görmek mümkün değil.

Hükümet olarak, kayıtdışı istihdamın önlenmesi konusunda, göreve geldiğimiz günden bugüne kadar önemli adımlar attık. Maliye Bakanlığımızın çalışmaları var. 2006 yılında da bu çalışmalara devam edeceğiz. Ancak, kayıtdışı istihdamla ilgili şunu söylemek istiyorum: Bir hesap yapılıyor. Türkiye'de istihdamda olanlar veyahut da işgücünde olanların sayısı 23 000 000. Bunların, işte, yaklaşık yarısı sosyal güvenlik kuruluşlarıyla irtibatlı. O halde, geriye kalan yüzde 50 kayıtdışı istihdam gibi bir hesap yapılıyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, kayıtdışı olarak adlandırılan bu vatandaşlarımızın önemli bir bölümü, şu andaki sosyal güvenlik yasalarımıza göre, kayıt içerisine mevzuat gereği giremeyen vatandaşlarımızdır. Örneğin, Sosyal Sigortalar Kurumunu hesap edersek, yaklaşık ancak 3 000 000 civarında kişi bu potansiyeli oluşturmaktadır. Onun dışında, 10 000 000 olarak ifade edilen sayının bu 7 000 000'luk bölümünün Sosyal Sigortalar mevzuatına göre sisteme girmeleri mümkün değildir. Yani, bir ay içerisindeki çalışmaları 30 günün altında olan, çok kısa süreli çalışan insanların bu sisteme girmeleri mümkün değildir.

Kayıtdışılık konusu, elbette bugünün konusu değildir; geçmişten devam eden, birikerek gelen yapısal bir sorun haline gelmiştir. Kayıtdışılıkla mücadelenin hem caydırıcı yönden ele alınması gerekmektedir hem de şikâyet edilen istihdam vergileri, girdi maliyetlerinin rekabet edilebilirlik açısından dikkate alınması gerekmektedir.

Hükümet olarak bu konuda, özellikle Sosyal Sigortalar açısından önemli adımlar attık. Neler yaptık: Hepinizin bildiği gibi, "sanal asgarî ücret" denilen SSK primine esas alt kazanç sınırı ile asgarî ücret arasındaki farkı ortadan kaldırarak eşitledik; yani, ülkede asgarî ücret ne kadar artarsa, SSK primleri de o oranda artacak. 2004 yılından itibaren bu uygulamaya geçtik. 2004 yılına kadar bu konuda farklı bir uygulama vardı. İşletmelerimiz işçisine ödemediği prim matrahı üzerinden SSK'ya prim ödemek zorundaydılar. Bunu eşitledik. Bu, sigortalı başına, eski para birimiyle yaklaşık 38,5 milyon liralık bir imkân sağlamış oldu. Onun dışında, asgarî ücreti 2004 yılında yüzde 34, net, artırdık; ama, bunun ancak yüzde 20'lik bölümünü işletme üzerinde bıraktık. Geri kalan bölümü hazine tarafından karşılandı.

İşsizlik sigortası işveren prim oranlarını 2003 yılından itibaren birer puan düşürdük, 2003'te, 2004'te, 2005 yılında ve bunu kalıcı uygulama haline getirdik. 49 ilde yine SSK primleri açısından, teşvik tedbirleri getirdik. Bütün bunlar kayıtdışı istihdamın önlenmesi konusunda önemli olan adımlardır. Özellikle 49 ilde hem yeni işyeri açılması konusunda hem de yeni sigortalılık açısından rakamların arttığını, yükseldiğini görüyoruz.

2006 yılında da, yine hükümet olarak, bu kayıtdışı istihdamla mücadele konusunda hem denetim sistemlerimizi çalıştıracağız hem de işletmelerimizin rekabet edebilmeleri açısından kurumlarımızın da malî dengesini bozmaksızın bu tedbirleri almaya devam edeceğiz.

Devamlı gündeme geliyor, SSK primlerinin yüksekliğinden bahsediliyor, Sayın Ören de ifade etti.

Değerli milletvekilleri, Sosyal Sigortalar prim artış oranı, biz hükümete geldiğimizde yüzde 40 idi, hatta bunu çok gördük, ikiye böldük, yüzde 20 ve yüzde 16,5 uyguladık, yüzde 36,5 uyguladık. Bugün, Sosyal Sigortalar prim oranında artış oranı -demin de ifade ettim- 8,65'tir. Hem Bağ-Kur hem de SSK prim artış oranları bu seviyededir. Bütün bunlara rağmen, özellikle Uzakdoğu kökenli ucuz işgücünün yaratmış olduğu piyasalardaki dengesizliği biliyoruz, görüyoruz ve işletmelerimizin, bu anlamda yanında olmamız gerektiğini, destek olmamız gerektiğini de kabulleniyoruz; ancak, şu kısır döngüyü de takdirlerinize sunmak istiyorum: Sosyal Sigortalarda 1 puanlık bir prim indirimi kuruma, yılda yaklaşık 500 trilyon liralık bir maliyet getiriyor. 1 puan indirmek de işletmeye çok fazla bir kıymeti harbiyesi olan bir şey değil; yani, ben, 10 puanlık bir indirim yapmam lazım ki, girdiler de, maliyetler de o derece düşük olsun. 10 puanlık bir düşüşün maliyeti de kuruma, 2 katrilyon yahut da 2 milyar YTL'yi bulan bir husustur. Peki, bir kurum, hizmetlerine devam eden bir kurum; emekli ödemesi yapıyor, hastalık, sağlık giderlerini karşılıyor, bu açığını kimden karşılayacak; hazineden karşılayacak. Hazineden karşılaması ne demek; bu sistemle ilgisi olmayan vatandaşlardan toplanan vergileri buraya aktarması demek; yani, malum, sosyal güvenlik sisteminin finansman açığı. Bu yıl aktarılan miktar 23,5 katrilyon liradır. Bu 23,5 katrilyon lira, vatandaşlarımızdan toplanan verginin buraya aktarılması demektir. Onun için, bu kısır döngü içerisinde ne kadar hareket kabiliyetimiz olabileceğini takdirlerinize sunmak istiyorum.

Bizim de elbette amacımız, gerek vergide gerekse SSK'da prim tabanını genişletmek, kayıtdışını olabildiğince kayıt içine alarak, mevcut mükellefler üzerindeki bu prim yükünü hafifletmektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum…

MUHARREM DOĞAN (Mardin) - Sayın Başkan, karar yetersayısı istiyorum.

BAŞKAN - Arayacağım.

Maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10.- 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 53 üncü maddesinin ikinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümleler eklenmiş ve üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Kurumca, birikmiş alacakların tahsili ile ilgili olarak banka ve katılım bankalarının genel müdürlüklerinden borçlu sigortalıların hak ve alacaklarına ilişkin istenen her türlü bilgi ve belgenin yedi iş günü içinde verilmesi zorunludur. Söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde en yüksek basamağın prim tutarı kadar idari para cezası uygulanır."

"Sigortalılar tarafından ödenmesi gereken primlerin süresi içinde ve tam olarak ödenmemesi halinde, primlerin ödenmeyen kısmına, sürenin bittiği tarihten itibaren ilk üç aylık sürede her ay için %3 oranında gecikme cezası; ayrıca her ay için bulunan bu tutarlara ödeme süresinin bittiği tarihten başlamak üzere borç ödeninceye kadar, her ay için ayrı ayrı Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak bir önceki aya ait YTL cinsinden iskontolu ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faizi, bileşik bazda uygulanarak gecikme zammı hesaplanır. Yapılan prim ödemeleri, öncelikle ödemenin yapıldığı aya ait prim borcuna, fazlası ise en eski dönem prim ve prime ilişkin gecikme zammı ve faiz borcuna, artan olması halinde diğer borçlara mahsup edilir. Bakanlar Kurulu ilk üç ay için uygulanan gecikme cezası oranını iki katına kadar artırmaya veya bu oranı % 1  oranına kadar indirmeye, yeniden kanuni oranına getir-meye ve uygulama tarihini belirlemeye yetkilidir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Feridun Ayvazoğlu, Çorum Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Ayvazoğlu, süreniz 15 dakikadır.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 1066 sıra sayılı sosyal güvenlik primlerinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin kanun tasarısının 10 uncu maddesiyle ilgili olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, şu anda görüşmekte olduğumuz bu tasarının Türkiye'de milyonlarca kişiyi, mükellefi ilgilendiren, gerek SSK'lısı gerekse Bağ-Kurlusu olarak adlandırdığımız kesimi yakından ilgilendirmiş bulunan bir tasarı olduğunu hepimiz bilmekteyiz.

Elbette, böyle bir, sosyal güvenlikle ilgili tasarının bu kadar, milyonlarca kişiyi ilgilendirmesinin yasal temeline bakıldığında, Anayasamızdaki sosyal devlet anlayışından kaynaklanan bir bakış açısından dolayı devlete yüklenilmiş bulunan sorumlulukla bağdaştırmak gerekiyor. Çünkü, Anayasamızın gerek "başlangıç" bölümünün altıncı fıkrasında gerekse değişemeyecek nitelikte sayılan cumhuriyetin temel ilkeleri doğrultusundaki 2 nci maddesindeki "sosyal devlet" ilkesinden ve devamında, Anayasanın 48 inci maddesi ve 60 ıncı maddelerinde de sosyal devlet anlayışında devlete verilmiş bulunan başlıca sorumlulukların içerisinde böyle bir yükümlülüğün olduğu bilinci içerisinde bu tasarılarla zaman zaman karşı karşıya kalmak durumundayız. Kaldı ki, daha geçen hafta, yine, sosyal güvenlik bağlamında olmak üzere, tüm emeklileri ilgilendiren bir yasa tasarısını da bu Meclisin çatısı altında birlikte görüştük ve ilgilendirmiş olduğu kesime getirebileceği ihtimali kuvvetle muhtemel bulunması nedeniyle de, öyle bir tasarıya da, bizler de, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, destek verdik, oybirliğiyle çıkarmış olduk.

Değerli arkadaşlar, bu tasarının öncelikle 10 uncu maddesindeki teknik bir dil eksikliğini, dil çelişkisini, kısaca -Sayın Bakanımız da buradayken- ifade etmek istiyorum. Şimdi, tasarının 10 uncu maddesiyle, anlaşılıyor ki, gerek gerekçe bölümünde gerekse tasarının bu metninde bir yükümlülük getiriliyor. Bu yükümlülüğün yerine getirilme süresi 7 gün. Bu 7 gündeki bu yükümlülük kim tarafından yerine getirilecek? Şimdi, dikkat edilirse, bakılırsa "53 üncü maddenin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir" denildikten hemen sonra, tırnak içerisinde "kurumca" denildikten ve virgül konulduktan sonra "birikmiş alacakların" şeklinde devam ettikten sonra da "banka ve katılım bankalarının genel müdürlüklerinden borçlu sigortalıların hak ve alacaklarına ilişkin istenen her türlü bilgi ve belgenin yedi iş günü içinde verilmesi zorunludur" deniliyor. Şimdi, Sayın Bakanım, dikkat edilirse, burada, gerçekten, "kurumca" tabirinden sonra, bu sorumluluğun, sanki, kurumca mı yerine getirileceği, yoksa, bankalar tarafından mı yerine getirileceği konusunda her iki tarafa da gidebilecek muğlak bir yapı var. Mutlaka, Türkçe dili olarak, burada bir redaksiyona gidilmesi gerekir; mutlaka ve mutlaka, yanlış anlaşılıyor. Verilecek cezanın kime ait olacağı noktasında açıklık vardır; ama, ilk aşamadaki "kurumca" tabirinden sonra, onun yanıbaşına "kurumca"nın yerine "bankaları" getirdiğimizde de bu sorumluluk sanki kuruma yükleniyor veya yer değiştirildiğinde de, kuruma değil, bankalara yüklenmiş gibi algılanıyor; ama, madde gerekçesine bakıldığında da, bu sorumluluğun bankalara yüklenmiş olduğunu bizler anlıyoruz; fakat, anlamakta güçlük çekilecek nokta olduğu için de, bunun mutlaka giderilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Bunu, teknik yönden giderilmesi çok basit bir eksiklik diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, burada, sosyal devletle… Yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışan, hayatını idame ettirmeye çalışan SSK'lı ve Bağ-Kurlu yükümlüler, kendilerine karşı olan sorumluluklarının yanıbaşında, devlete olan sorumluluklarını ne şekilde yerine getireceklerdir? Bu sorumluluklarını, mükellefiyetlerini yerine getirirken de, gerçekten, getirebilme koşullarını, acaba, kendi bünyelerinde nasıl taşıyabileceklerdir? Bugüne kadar, eğer, prim borçlarının ödenmesiyle ilgili büyük sıkıntılar çekilmesi sonucu böyle bir tasarı getirildiyse, gerçekten, getirilen bu tasarıyla, amaca ulaşılabilecek midir? Elbette, devlet, bir eliyle vermiş olduğunu, pek de cimri davranmak suretiyle, başka bir eliyle de almak istiyor noktasında bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz. Buraya gelen ve konuşma yapan arkadaşlarımızın çoğunluğunun özünde ve yüreğindeki endişede de bu yatmaktadır.

Şimdi, elbet, bu kolaylıkların, bir defasında… Faizlerin indiriminden tutalım, primlerin 60 aya kadar taksitlendirilerek ödenmesindeki kolaylıklara kadar birtakım kolaylıkların getirilmek istendiği gerçektir; bunu inkâr etmiyoruz, edemeyiz; fakat, acaba, getirilen ve getirilmek istenen bu kolaylıklarda, eşitlik ve adalet ilkelerine uyulabilmiş mi uyulamamış mı? Nedir bu eşitlik ilkesi ve adalet ilkesine uyulup uyulmama noktası? O nokta, şu ana kadarki ortaya çıkan sorunlar da gösteriyor ki, bugüne kadar gerek Bağ-Kura olan prim borçları gerekse SSK'ya olan prim borçlarını gerçekten disiplinli bir şekilde ve imkânlarını olabildiği ölçüde kullanmak suretiyle yerine getiren mükelleflere, bir ceza mı verilmiş oluyor "siz neden zamanında yatırdınız, bunun karşılığında biz size herhangi bir iyilik ve prim vermiyoruz, ödün vermiyoruz, sen de bunlar gibi yatırmasaydın, biz de sana bu kolaylığı gösterirdik" anlayışının, vatandaşlar arasında, mükellefler arasında bir eşitsizlik ve adaletsizlik doğuracağı gözükmektedir.

Bunu nasıl giderebilirdik; bunu, gerçekten şu şekilde giderebilmenin yolları olabilirdi:

Birincisi, bu konuda, örneğin, zamanında ödemesini yapan mükelleflere birtakım harçların, pasaport harçları gibi... Elbette, bir SSK'lının veya Bağ-Kurlunun, işi gücü olmayıp da, her gün yurtdışına gidecek, pasaport kullanacak hali yoktur; ama, bir pasaport harcının alınmamasından örnek verip, yirmibeş yıl süreyle Bağ-Kura prim borçlarını hiçbir aksamaya meydan vermeksiniz ödeyen kişilere de hiç olmazsa 1 derece basamak  verilme imkânı olamaz mıydı, düşünülemez miydi?..

Bunu, elbette düşünülmek suretiyle burada mükellefler arasındaki, ödeyenlerle ödeyemeyenler arasındaki eşitsizliği gidermenin bir yolu olarak görmenin de uygun olacağı kanısını taşımaktayız.

Yine, buna benzer bir şekilde bazı imkânların da zamanında ödeyenlere getirilebilmesi olanağı tartışılmalıydı ve bu tasarıyla yerine getirilebilmeliydi.

Değerli arkadaşlar, elbette, bizim, 27 Ekimde gündeme  gelen ve "bazı kamu alacakları" adı altındaki tasarının görüşülmesi sırasında Sayın Bakanımıza -şu andaki Sayın Bakanımız makamında değildi, yerine bakan Sayın Maliye Bakanıydı- sorduğumuz bir soru vardı, sorular vardı. Bu soruların başında, topluluk sigortası ile isteğe bağlı sigortalılar arasındaki birtakım imkânların da bu tasarıya yerleştirilip yerleştirilmediğinin düşünülüp düşünülmediğini sormuştuk ve Sayın Bakan "bununla ilgili 10-15 maddelik bir tasarı hazırlanıyor" demişti ki, bu tasarıyla karşı karşıya geldik.

Bizim o sorumuz ve sorularımız doğrultusunda olmak üzere, gerçekten, şimdiye kadar avukatların ve noterlerin prim borçlarıyla ilgili çekmiş oldukları sıkıntıları, ben de aynı meslek grubundan olmam nedeniyle, onyedi yıl boyunca avukatlık yapan bir arkadaşınız olarak, bu sıkıntıları çekmiş olan birisi olmam nedeniyle, o arkadaşlarımızın da topluluk sigortasına olan ödemelerinin zorluklar içerisinde olduğunu görmekten dolayı, her gün, gerçekten, bizler üzüntü içerisindeydik. Bunların bu tasarıya girmiş olması bizleri ve o meslek gruplarını, özellikle yeni avukatlığa başlamış arkadaşları hiç olmazsa belirli bir noktada rahatlatmış oldukları için de, bu açıdan teşekkürü de, biz, o arkadaşlarımız adına sizlere sunmak istiyoruz.

Yine, değerli arkadaşlarım, bir hususu daha, çok önemli olduğu için, o gün soru şekline dönüştürmüştük, soru imkânımız olması sebebiyle o şekilde sormuştuk. Hepimiz biliyoruz ki, Türkiye'de kayıtdışılıktan tutalım istihdamına kadar, bu sorunların, belli başlı, Türkiye'nin sorunları olduğunu biliyoruz. Kayıtdışılığı ne zamanki kayıt içerisine alabiliriz, Türkiye, devlet olarak rahatlayacaktır, ekonomi olarak rahatlayacaktır ve Türkiye'de yaşayan insanlarımız, sosyal devlet ilkesinde "devlet vatandaşı için vardır" ilkesinden hareketle bunu düşündüğümüzde de, elbette, biz, bu noktalara çare bulabilmeyi de o şekilde algılamamız gerekir düşüncesiyle şunu ifade etmiştik. Biliyorsunuz, Bağ-Kur ve SSK'dan emekli olanların yeniden başka bir işe, vergi mükellefi olarak çalışmak zorunda oldukları bir işe devam etmeleri halinde, emekli maaşlarından, ücretlerinden yüzde 10 ve yüzde 15 kesinti yapılmaktadır.

Şimdi, gerçekten, biz bu insanlara baktığımızda, bu meslek grupları avukatlar olabilir, küçük esnaf olabilir, diğer ticaret sahibi kişiler olabilir, kendileri emekli olmuş olabilir. Peki, biz, bunlara, yanında 3-5 tane işçi çalıştırıyor diye, sanki, neden, bu kadar istihdam sıkıntısının olmuş olduğu ülkemizde 1-2 işçiye iş imkânı verdin, sana ceza veriyorum gibi anlayışla, bunlara ceza vererek, ben de senin maaşından yüzde 10, yüzde 15 kesiyorum demek suretiyle, dolayısıyla bir ceza vermiş oluyoruz. Ödül vermemiz gereken bir yerde, onlara ceza vermiş oluyoruz. Kesinlikle, Bakanlığımızın, Sayın Bakanın bu konu üzerinde de özellikle durmasını, şu andaki milyonlarca esnafın, çalışmak zorunda olan, birkaç kişiyi çalıştırmak zorunda olan esnafın da bu sorunlarının çok ciddî bir sorun olduğunu, emekli olanlar açısından bu sorunun devam etmekte olduğunu, özellikle Yüce Meclisin huzurunda sizlere sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, elbette, bizler bu ülkede yaşıyoruz. Bu ülkede yaşadığımız süre içerisinde, devletimize karşı, olan sorumluluklarımızı hepimiz yerine getirmekle mükellefiz; ama, devlet ki, devletin sorumluluklarının, vatandaşlarına karşı getirmek zorunda olduğu sorumluluğun daha ağır olduğu, daha ciddî olduğu da bir gerçektir; çünkü, bugüne kadar, bütün Avrupa ülkelerinde, sosyal devlet anlayışında, işsizlik sigortasının yüzde 90'ları aşar bir şekilde uygulanmış olduğu gerçeği karşısında, Türkiyemizde, henüz, işsizlik sigortasının o derece yetişebilmesinin mümkün olmadığını da görüyoruz. Böyle bir durumda, artık, işverenlere yüklenilen prim borçlarından tutunuz, bu malî girdilerin alabildiğince sosyal devlet anlayışı ölçüleri içerisinde daha da geriye çekilmesinin, istihdamın önünü açabilecek tek bir şart, ana bir şart olduğunu da lütfen kabul edelim. Yok, eğer, biz, hâlâ, bazı güçlerin, dış güçlerin etkisinde kalmak suretiyle, SSK primlerinden, Bağ-Kur primlerinden yüzde 1 indirmek suretiyle devlete 500 katrilyon civarında bir yük getirebileceği hesabıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ayvazoğlu, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Bu hesaplardan kurtulamazsak, bu ufak hesapları bir tarafa atamazsak, Anayasamızın -devlet olarak- devlete vermiş olduğu sosyal devlet güvencesini ve sorumluluğu yerine getirmeyi, bırakınız üç yıllık iktidarda, bundan sonra kaç yıl iktidara gelinirse gelinsin, o anlayıştan, sosyal devlet anlayışından uzaklaşıldığı sürece, o anlayışa yaklaşamadığımız sürece, somut adımlar atamadığımız sürece, bunda çözüm yolu bulabilmenin mümkünü olmadığını, her birimiz, kendi kendimize, vicdanlarımızda kabul edelim. Siyaseti bir tarafa bırakmak suretiyle, iktidar-muhalefet anlayışını salt bu çerçevede bir tarafa bırakmak suretiyle, mutlaka ve mutlaka, olaya bu şekilde bakalım.

Gelip geçen iktidarların hepsine baktığımızda, bağımsız Türkiye diyoruz, bağımsız ekonomi diyoruz; ama, bağımsız Türkiye ve bağımsız ekonomi diyenlerin şimdiye kadar çok cezalar çektiğini de biz biliyoruz. Yıllar sonra, ne zaman ki bağımsız Türkiye diyenlere yıllar sonra bu hakları -onlara- teslim edildiyse ki, onlar Hakk'ın rahmetine kavuşan insanlar, gençler olduysa, onları bir kez daha burada ruhları şad olsun diye anmak zorunda olduğumuzu ifade ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ayvazoğlu.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Kocaeli Milletvekili Nevzat Doğan.

Buyurun Sayın Doğan.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Anavatan Partisi Grubunun söz talebi vardı.

BAŞKAN - Herhangi bir talep yok.

Buyurun Sayın Doğan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

NEVZAT DOĞAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1066 sıra sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 10 uncu maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarıyla, hepimizin bildiği gibi, 2000 ve 2001 yılındaki, ülkemizi âdeta perişan eden, ekonomik krizler nedeniyle, ödenmeyen sosyal güvenlik primlerinin yeniden yapılandırılmasını sağlıyoruz.

O dönemleri şöyle bir hatırlayacak olursak; ekonomik hayat neredeyse toz duman olmuş bir halde, işletmelerin malî yapıları bozulmuş, bazı işletmeler kapatılmış, bazı işletmeler üretimini durdurmuş, bazı işletmeler üretimini daraltmış, kepenkler kapanmış ve bir yandan da finansal sıkıntılar nedeniyle prim ödemeleri askıya alınmış ya da ödenememiş.

İşte böyle bir tablo vardı. Tüm bunların sonucunda doğal olarak da işsizlik had safhaya varmış ve Bağ-Kur ve SSK'lı, primlerini yeterince ödeyemeyince, zaten zor giden sosyal güvenlik sistemi aktuaryel dengeleri bozmuş ve âdeta çökme noktasına gelmişti.

İşte, tam böyle bir dönemin sonunda, AK Parti İktidarı icraatlara başlamış ve öncelikle ekonomik ve siyasî hayatta istikrar, ülkeye, gelmiş ve işletmeler canlanmaya başlamış, kepenkler açılmış, yeni işletmeler kurulma çalışmaları başlamış, üretim artırılmaya başlamış ve tüm bunların sonucunda da işsizlik yükselme trendini durdurmuş hatta son dönemlerde, hepimizin bildiği gibi, azalma şeklinde de görülmeye başlamış.

Bugün, doğaldır ki, taa o yıllardan gelen bu sorun, yine, ülkemizin bir numaralı sorunu olmaya ve iktidarımızın da bir numaralı çalışma alanı, hedefi olmaya devam etmektedir.

Diğer taraftan, yine malum krizlerle daha da bozulan sosyal güvenlik sisteminin dengelerinin düzeltilmesine yönelik çalışmalar da bir yandan başlatılmıştır, bu çalışmalar da devam ediyor.

İşte bu düzenleme, Bağ-Kurda 16,7 milyar YTL ve yine SSK'da 4,6 milyar YTL, ki, toplamda 21,3 milyar YTL, yani, 21,3 katrilyon liralık bir prim borcunun ödenebilir hale gelmesini ve krizler nedeniyle oluşan bu mağduriyetin giderilmesini ve borçluların tekrar bu sisteme prim öder hale gelmesini hedefleyen bir düzenlemedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bildiğiniz gibi, sağlığa erişim, sosyal koruma sisteminin en önemli unsurlarından biridir. Bunun idraki içerisinde olan iktidarımız, gerçekten, sağlık hizmetlerinde, sizlerin de bildiği, o yıllardır atılamayan adımları birer birer cesaretle atmış ve gerçekten, az önce de konuşulan sosyal devletin gerçek yüzünü halkımıza göstermeye başlamıştır -ben bunları teker teker anlatmayacağım- ve halkımız, sağlıkta, istediği hizmetleri adım adım almaya başlamıştır.

İşte, bu anlamda, Bağ-Kurlu vatandaşlarımız, gerçekten büyük bir mağduriyet de yaşamaktaydı. Prim borçları nedeniyle sağlık güvencesinden mahrum kalmaktaydı. Bu düzenleme, yine bu vatandaşlarımızın bu sıkıntılarını da gidermiş olmaktadır.

Burada, tabiî, konu açılmışken bir noktayı da vurgulamak isterim ki, Bağ-Kurlu vatandaşlarımız, diğer vatandaşlarımız -sosyal güvencedeki diğer vatandaşlarımız- gibi, üniversite hastanelerinden yeterince faydalanamıyorlar ve gerçekten sorunlar yaşanıyor. Önce paralarını yatırıyorlar, sonra Bağ-Kurdan geri alma derdine düşüyorlar. Ben bu anlamda, tıp fakültesi hastanelerimizin bazılarının anlaşmalar yaptığını biliyorum son dönemlerde; ama, bunlar yeterli değil. Halkımızın bu alandaki, özellikle Bağ-Kurlu vatandaşlarımızın bu alandaki mağduriyetini gidermede, üniversite hastanelerimizin, güzide üniversite hastanelerimizin yöneticilerinin daha hassasiyetle davranmalarını ve bu vatandaşlarımızın da buralardan rahat hizmet almalarına imkân vermelerini diliyorum.

Şüphesiz ki, buna benzer yıllardır süregelen sorunlar ülkemizde mevcuttur ve bunun en önemli nedeni de, mevcut sosyal güvenlik sisteminin yaşadığı yapıdır ve biz, bunu kırk yıldır hep duyuyoruz. Her iktidar döneminde sosyal güvenlik sistemlerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Doğan, lütfen, toparlayabilir misiniz; buyurun.

NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Hep, sosyal güvenlik sisteminin çok parçalı bir yapıda olduğunu, mevcut sistem içerisinde standart birliğinin olmadığını, prim ödemelerinin arzu edilen ölçülerde olmadığını, kayıtdışı ekonomiye fırsat veren bir yapının olduğunu ve özellikle, sosyal güvenliğin, sosyal korumanın yoksul vatandaşları içine almasını gerektiren yapıda olmadığı gibi birçok eleştiriyi yıllarca hep duyduk; doğrudur da bunlar. İşte, iktidarımızın da en önemli adımlarından biri, bu mevcut sistemi, Bağ-Kur, SSK, Emekli Sandığı gibi parçalı sistemi tek çatı altında toplayıp, gerçekten, sosyal güvenceye ihtiyacı olan, sosyal korumaya ihtiyacı olan fakir fukaranın da bu sistemden faydalanır hale gelmesine yönelik hazırlıklarını sizler de biliyorsunuz. Bu sosyal güvenlik reform yasası adı altında, içerisinde hem emeklilik sigortasını hem de genel sağlık sigortası ki, bütün 73 000 000 vatandaşımızı sağlık güvencesine alan genel sağlık sigortası da bu kapsam içerisinde hazırlanıyor. Biz, umuyoruz ki, gerçekten, ülkemizin yetmişbeş yılını planlayarak hazırlanan bu tasarının, bu reform çalışmasının ve vatandaşlarımızın tümünün sağlık güvencesini sağlayan, ki, Bağ-Kurlu vatandaşlarımızın şu anda yüzde 20 olan primini yüzde 12,5'e indiren ve 18 yaşına kadar olan tüm çocuklarımıza sağlık güvencesi getiren bu reform yasasına, biz, diliyoruz ki, değerli muhalefet partimiz de destek verir, vatandaşımızın bu alandaki sıkıntılarını giderir.

Sözlerime son verirken, bu yasanın binlerce, hatta milyonlarca SSK'lı işletme sahibi vatandaşlarımıza, Bağ-Kurlu vatandaşlarımıza kolaylıklar getirmesini  ve sosyal güvenlik sistemine arzu edilen desteği vermesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biraz önceki maddede de Sayın Bakanıma bir soru sormuştum; ancak, zamanın darlığından herhalde, cevap vermediler. Tekrar ediyorum sorumu.

10 uncu maddede, herhangi bir sebeple prim borcunu süresi içinde ve tam olarak ödeyemeyen vatandaşlarımızla ilgili olarak ilk üç ay için yüzde 3 gecikme cezası, ayrıca her ay için de devlet içborçlanma senetlerinin aylık ortalama faizi bileşik bazda uygulanacağı hükmünü amir. Demin de sordum, şimdi tekrar soruyorum: Türkiye'de enflasyonun yüzde 7,70 olduğunu söylediğiniz bir dönemde, herhangi bir sebeple borcunu süresinde ve tam olarak ödeyemeyen vatandaşlarımıza uygulanacak olan bu faiz oranları çok çok yüksek değil midir ve bunu ödeyemeyen birçok vatandaşımız olacağına göre, onlara uygulanacak olan bu faiz oranları onlar için acımasız bir uygulama olmayacak mıdır?

Yine, bu maddeyle ilgili olarak, yüzde 3 gecikme zammını 2 katına kadar artırma veya bu oranı yüzde 1 oranına kadar düşürme yetkisini Bakanlar Kuruluna veriyoruz. Şimdi, bir yasama yetkisinin yürütme organına verilmesi hususunun Anayasaya aykırı olup olmadığını Sayın Bakanımdan öğrenmek istiyorum.

Biraz önce konuşan sayın milletvekili işsizliğin düşürüldüğünü ifade ettiler.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Soru sormuyor; soru sorsun Sayın Başkan.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - İşsizlik 2002 yılında yüzde 10,3; 2003'te yüzde 10,5; 2004'te yüzde 10,3; 2005'te ekim ayı itibariyle yüzde 10,1'dir. İki aylık işsizlik rakamlarını da bunu ekleyecek olursanız, devraldığınız Türkiye'deki yüzde 10,3 işsizlik oranından daha yüksek oranda bir işsizlik Türkiye'de geçerli olacak mı, olmayacak mı; onu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, sorunuzu soruyor musunuz? Soruyor musunuz Sayın Kandoğan?

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sordum… 3 soru sordum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu yüzde 10, yüzde 3 konusunu demin de sordu sayın milletvekilimiz; ama, zaman darlığı nedeniyle cevaplayamadık. Öncelikle, burada sigortalılar lehine bir avantajlı durum var. Daha önceki mevzuatımızda ilk aylık gecikmede yüzde 10 olarak uygulanan oran burada yüzde 3'e düşürülüyor, ilk üç ay için yüzde 3'e düşürülüyor ve yüzde 3'lük oranlar üçer aylık fasılalarla devam ediyor. Burada mükellef lehine bir uygulama olduğunu ifade etmek isterim. Tabiî, enflasyon oranıyla bu gecikme faizlerinin bağlantısını kurdular kendileri; ama, mutlaka, burada bulunan bütün milletvekillerimiz de anlayışla karşılayacaklardır; yani, bu devlet iç borçlanma senetlerinin uygulanması nedeni, borca devletin borçlanma maliyeti kadar faiz uygulaması ve borcun bir yerde ucuz kredi olarak kullanılmasını önlemeye yöneliktir; yani, genelde bu tür caydırıcı önlemler, bu hesap mantığıyla yapılmıştır.

Bakanlar Kuruluna yetki vermek anayasal açıdan sorgulanabilir mi? Şahsî kanaatim; herhangi bir mahzuru yoktur. Yüce Meclisimiz, alt ve üst sınırları belirlenmek kaydıyla Bakanlar Kuruluna bu tür yetkileri geçmişte vermiştir. Bu faiz oranlarının yüzde 3'ten yüzde 1'e indirilmesi veyahut da artırılması konusunda da Bakanlar Kurulunun bu çerçeve içerisinde hareket etmesinin anayasa hukuku açısından bir sakınca yaratmayacağı kanaatindeyim.

İşsizlik oranları konusunda, değerli arkadaşlarım, cüzî de olsa, bir düşme trendi gözlenmektedir. 2002 Aralık ayı ile 2005 Aralık ayını kıyasladığımız zaman, işsizlik oranlarında, genel oranda bir düşme trendi söz konusudur. Bu düşme neye rağmen gerçekleşmiştir? Biz hükümete ilk geldiğimizde, tarımdaki istihdam oranı yüzde 33'tür; bugün tarımdaki istihdam oranı yüzde 28,5'tir; yani, tarımda çok büyük miktarda bir çözülme söz konusudur. Tarım istihdamından kopan insanlarımız nereye gelmiştir; kentlere gelmiştir. Kentlerde bu insanlarımızın büyük bölümüne iş imkânı sağlanmıştır; ama, Türkiye, nüfusu artan bir ülkedir ve her yıl işgücü piyasasına yaklaşık 750 000 ilâ 800 000 kişinin girdiği büyük bir işgücü piyasasını barındırmaktadır Türk ekonomisi.

Dolayısıyla, yapısal hale gelmiş bu işsizlik sorununun bu şekilde bir azalma trendine girmesi gerçekten sevindiricidir; ama, yüzde 10'lar civarında yapısal bir durum akseden bu işsizlik oranını, tabiî, tedrici olarak ancak azaltabiliriz; yani, makul seviyelere inmesi için Türkiye'deki ekonomik büyümenin sürdürülebilir olması lazım ve her yıl yüzde 5 ve 6'lar civarında ekonomimizin bir büyüme performansı göstermesi gerekiyor; ancak bu büyümeyi, bu performansı gösterebildiği takdirde ve bununla birlikte aktif istihdam politikalarını uygulayarak Türkiye'de işsizliği makul oranlara çekme gayreti içinde olacağız.

Hükümetimizin ve toplumumuzun önündeki en büyük problemlerden birisi işsizlik sorunudur. İşsizliği sadece bir ekonomik gelirden yoksunluk olarak almıyoruz, sosyal yansımalarını da dikkate alıyoruz. Bunun için de, diğer ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de güçlü bir sosyal koruma sisteminin, sosyal güvenlik sisteminin kurulmasına da gayret ediyoruz. Bu mücadeleyi Meclisiyle, hükümetiyle, bütün sivil toplum örgütleriyle yapmamız lazım. Kamunun istihdam kapasitesinin belli olduğunu biliyoruz. Yeni iş yaratmanın özel sektörü eliyle olacağının bilincindeyiz. Bunun için de özel sektörü, çeşitli anlamlarda, iş yaratma ve istihdam artırma konusundaki kapasitesini artırmak için teşvik ediyoruz.

Evet, teşekkür ederim Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11.-  1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 54 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 54.- Tahakkuk etmiş ve ödenmemiş toplam üç aylık prim borcu bulunan sigortalı, takip eden ay içinde Kurumca borç tutarı hakkında yazılı olarak bilgilendirilir. Yapılan bilgilendirme üzerine borcun ödenmemesi durumunda bilgilendirmeyi takip eden  dört ay içinde 7201 sayılı Tebligat Kanununa göre borç bildirimi yapılır. Bildirim üzerine sigortalı prim borcunu cari ay primleri ile birlikte bildirimde belirtilen sürede  ödemezse sigortalı aleyhine icra takibi başlatılır.

Kurumca düzenlenen ve sigortalının prim borcu miktarını gösteren borç bildirimleri resmi dairelerin usulüne göre verdikleri belgeler hükmünde olup, icra ve iflas dairelerince, bunların tabi oldukları hükümlere göre işlem yapılır."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan.

Buyurun Sayın Özcan. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci maddesi hakkında görüş bildirmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Anavatan Partisi ve şahsım adına, Yüce Meclisimizi ve Yüce Milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, nedense, Başbakanın bulunduğunda 344 tane AKP'li milletvekili arkadaşlar buradaydı; maalesef, Sayın Başbakan Meclisten ayrıldığında, nedense, karar sayısını bulmak için birsürü ara veriliyor, zaman kaybediliyor.

Değerli arkadaşlar, bizim muhalefet olarak görevimiz iktidarı çalıştırmaktır. Neden Mecliste bu kadar arkadaşlarımız, bu güzel yasaların çıkarıldığında Meclisten uzaklaşıyor, AKP'li milletvekilleri, sormak istiyoruz. Vatandaşlarımız, milyonlarca insan, bu yasaların, gözlerini dikmiş, bir an önce çıkmasını bekliyor. Durumu, vatandaşların gözleri önüne sermek istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, tasarının bu maddesiyle, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun 54 üncü maddesinde bazı  değişiklikler yapılmaktadır. Bu  değişikliklerle, halen ödenmeyen primlere ilk ay için uygulanan yüzde 10'luk gecikme zammı oranının üç ay süreyle her ay için yüzde 3 olarak ödenmesi gerektiği düşüncesindeyim. Ayrıca, prim mahsup sistemi değiştirilmektedir. Buna göre, yapılan ödemeler öncelikle ödemenin yapıldığı aya ait prim borcuna, kalan kısmı ise en eski borçtan başlayarak mahsup edilecektir.

Değerli arkadaşlar, yukarıdaki düzenlemeler, esnaf ve sanatkârlarımızın prim borcu yükünün azaltılmasına yönelik olumlu düzenlemeler şeklinde değerlendirilmektedir. Ancak bu yükün azaltılmasında daha da önemlisi, böyle bir yükün oluşmasını engelleyici tedbirler almaktır. Gerek bu madde gerekse bu kanun tasarısının tamamı günü kurtarma amacını taşımaktadır. Sorun, bir sistem sorunudur. AKP Hükümeti, dört yıla yakın, mevcut sistemdeki sorunları gidermeye yönelik hiçbir girişimde bulunmamıştır. Gerekçesinde, 2000 ve 2001 yılında yaşanan ekonomik krizler yüzünden ödeme yapılmaması nedeniyle birikmiş prim borçlarının ödenmesinin sağlanması amacıyla böyle bir kanun tasarısı hazırlandığından bahsedilmektedir. Esasta, AKP Hükümeti, kendi yönetiminin yarattığı ekonomik krizin sonuçlarını bu şekilde gidermeye çalışmaktadır; yani, bu kriz, geçmişin krizi değil, bugünkü krizdir; yani, bu kriz, asıl, AKP Hükümetinin yarattığı ekonomik krizdir.

Son dört yıldır esnaf ve sanatkârlarımıza ekonomik açıdan rahatlama sağlayacak hiçbir gelişme olmamıştır. Bu insanlarımızın gelirlerinde ve satın alma güçlerinde bir artış olmamıştır. Bunu bilmek için, karışık bir süre ekonomik göstergenin incelenmesine ve birtakım değerlendirmeler yapılmasına da gerek yoktur. Bu hususun tespiti çok  basittir; eğer, gerçekten ekonomide bir iyileşme olsaydı, insanlarımız aradan geçen dört sene de zaten borçlarını ödeyecek duruma gelirlerdi, böyle bir kanun çıkarmanın da gereği kalmazdı.

Yani, değerli arkadaşlarım, hükümetin her fırsatta sözünü ettiği ekonomik göstergeler halkın göstergeleri değildir. Halkımızın gerçek ekonomik göstergelerini ben size anlatayım. Esnaf zor durumda, kirasını ve stopajını ödeyemiyor. Bu ülkede açılan işyerleri sayısının üçte 1'ine yakını kapanıyor.

Değerli arkadaşlar, esnafı ele aldığımızda, neden esnaf borcunu ödemediğinde, karşımıza esnafın sorunlarından, kira sorunu, stopaj sorunu, muhasebe, personel, sigorta, Bağ-Kur, muhtasarlık, bankaya olan borçlar…

Biliyorsunuz, banka korkunç faizlerle esnafı perişan etti. Yalnız banka mı; özellikle bu dönemlerde, kriz döneminde almış oldukları mallarda, firmalar vade farklarıyla -ki, banklardan çok çok yüksek vade farklarıyla- müşterilerini mağdur etmiştir. Haliyle, firma, bu vade farkını artı bir de KDV'sini almıştır; çünkü, firmaların da işin geliyordu. Firmalar, nasıl olsa satsak bu kadar bu kriz döneminde kâr etmeyiz, nasıl olsa bu vatandaşın ipoteği vardır veyahut da bankada teminatı vardır diye, korkunç vade farklarıyla çok esnafı mağdur etmiştir.

Değerli arkadaşlar, sadece bunlarla kalmıyor. Bu vade farklarının dışında, vergisi de var. Hele ödenmeyen müşteriler, ki, bu dönemde çok müşterilerini, bütün esnafların durumunu güç duruma bırakmıştır; çünkü, müşteriler de paralarını tahsil edemeyince, esnafın parasını ödeyememiştir.

Çok esnaf arkadaşlarımızın, gerçekten, bu mağduriyetlerinden dolayı, ancak güçleri neye yetebilirdi; ya Bağ-Kurlarını veyahut da sigorta primlerini veyahut da vergilerini ödeyemez duruma gelmişlerdir. Haliyle, vergiden, sigorta primlerinden ve Bağ-Kur primlerinden kaçarak, bugünkü birikim, bu noktaya getirmiştir.

Değerli arkadaşlar, yalnız SSK ve Bağ-Kur primleri değil, kredi kartlarıyla olan, ki, kredi kartları kullanan esnaflarımız da var, banka kredilerine ödeme yapmalarında zorluklarını hep birlikte yaşadık. Çevremizdeki esnaf arkadaşlar da görüyor. Bileşik faiz uygulamaları ve vade farkları nedeniyle kredi borçları 5-10 katına çıkmış durumdadır. Yani, esnaf ve sanatkârlarımız, ticarî borçlarının yanında şahsî borçlarının da altında ezilmektedirler.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bir kez daha yineliyorum; asıl sorun sistemden kaynaklanıyor ve biz, Anavatan Partisi olarak, sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılması gerektiği bilincindeyiz. Bu sistemin adalet ve hakkaniyet ölçütleri üzerine temellendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu çerçevede, prim sistemi yeniden düzenlenmeli, prim oranları düşürülmeli, esnek bir ödeme, tahsilat yöntemleri oluşturulmalıdır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılması kaçınılmaz bir ihtiyaç olmakla birlikte, tek başına yeterli değildir. Bugün, Türkiye'de, topyekûn kalkınma modeli oluşturulması ve bu modelin hayata geçirilmesi her zamankinden daha fazla gerekmektedir. Yeni bir yılın başında, dünyada hüküm süren gelişmiş tüm ülkelerde kalkınma bir bileşenler bütünü olarak algılanmaktadır. Ekonomik, sosyal, kültürel olgular, bu bütünün önemli bir bileşenidir. Bu bütünün merkezinde yer alan unsur ise kuşkusuz insandır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin kalkınması, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda sağlanacak ilerlemelere bağlıdır. Bu ilerlemenin tek endişesi, bizim insanlarımızın refahını sağlamakta olmalıdır. Bir reformlar paketine ihtiyaç vardır. Gerçekçi ekonomik hedefler belirlenmeli, tarım ve sanayide üretimin artırılması amaçlanmalıdır. Rekabete açık ve rekabet edebilir bir ekonomik düzen oluşturulmalıdır. Çalışanların emeklilerine bakabildiği, hiç kimsenin prim borcu yüzünden sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılmadığı bir sosyal güvenlik sistemi kurulmalıdır. Verginin düzenli toplandığı, gelirin adaletli dağıtıldığı bir mekanizma bu sistemi çalıştırmaktadır.

AKP, tek parti iktidarı olmanın verdiği gücü, bugüne kadar verimli bir şekilde kullanmayı başaramamıştır. Yerinde olduğu kabul edilecek yasal düzenlemeler ve uygulamalar bile, sadece günü kurtarmaya yöneliktir. Bu yasa tasarısı da aynı mahiyettedir. Tasarı, sosyal güvenlik primi alacaklarına ilişkin borçlardan indirim yapılması yoluyla bir tür af tasarısı olup, prim borçlarının yükünü azaltmayı amaçlamaktadır. İçinde barındırdığı birsürü karışık hesaplama yöntemiyle bunun nasıl yapılacağı biraz meçhul olmakla birlikte, bu tasarı, yine de iyi niyetli bir girişim olarak kabul edilebilir.

Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta, insanımızın sosyal güvenlik primlerini bile ödeyemez hale gelerek borçlanmasını önleyecek, refah düzeyini artıracak hiçbir iyileşmenin bugüne kadar yapılmamış olduğudur. AKP Hükümeti, prim borçlarını düşürüp taksitlendirmekle herhangi bir soruna çözüm getirmemekte, sadece sorunları ötelemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal güvenlik sorunları, hâlâ olduğu gibi durmaktadır. Eğer, gereken yapılandırma gerektiği gibi gerçekleştirilmezse, bizim çalışmamızın, bizim emeklerimizin, yani bizim milletimizin beş yılı daha heba edilmiş olacaktır. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Biz, Anavatan Partisi olarak, bizim insanlarımızın faydasına olacak her türlü çalışmanın içinde olmaya, her türlü girişimi desteklemeye hazırız. Bu düşüncelerle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 21.53


YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 22.06

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64 üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

1066 sıra sayılı tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3.- Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, Sosyal Güvenlik Barışı Yasa Teklifi; İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Hakkında Prim Barışı Kanunu Teklifi; Ankara Milletvekili Eşref Erdem'in, 1479 ve 2926 Sayılı Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi; Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, İş ve Sigorta Barışı Kanunu Teklifi, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 42 Milletvekilinin, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Ek Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün ile 28 Milletvekilinin, Bağ-Kur ve SSK'ya Ait Birikmiş Prim Borçlarına Ödeme Kolaylığı Getirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan'ın, Sosyal Güvenlik ve Prim Barışı Kanunu Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler  ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1122, 2/116, 2/124, 2/137, 2/147, 2/379, 2/399, 2/457) (S. Sayısı: 1066) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 11 inci maddesi üzerinde, şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık'ta.

Buyurun Sayın Küçükaşık. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 15 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı tasarının 11 inci maddesi hakkında Grubum ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, bu yasa, çok geç konuştuğumuz bir yasa. Hatırlarsanız, 2003 yılında, çiftçinin Ziraat Bankasına veya tarım kredilere olan borçlarının yeniden yapılandırılması hakkındaki yasada gerçekten de tam bir af yapmıştık biz. Arkasından vergi barışı yaptık. Vergi barışı adı altında sadece borcu öteledik. Yine aynı şekilde o yıl, 2003 yılında yaptığımız değişiklikle ise hem Bağ-Kur hem de SSK borçlarını yine öteledik. O zaman da biz demiştik: Arkadaşlar, siz sadece borçları ödüyorsunuz, taksitlendiriyorsunuz. Bu gerçek bir af değil. Yarın öbür gün tekrar bir af yapmak zorunda kalacaksınız denilmişti. 2006'nın ocağı geldi; ikibuçuk yıl sonra biz yeniden bu borçları ötelemek için af yapıyoruz. Bu affı niçin yapıyoruz? Gerçekten de af mı yapıyoruz? Bir de bunu konuşmak lazım.

Bilindiği gibi, sosyal güvenlik yasası gelecek. Bundan sonra hem Emekli Sandığı hem Bağ-Kur hem de Sosyal Sigortalar Kurumu tek bir çatı altında birleşecek ve artık üç kurum arasındaki eşitsizlikler giderilmeye çalışılacak. Elbette ki, hem SSK'nın hem de Bağ-Kurun -çünkü, Emekli Sandığının borçları olmaması nedeniyle- borçlarının tasfiye edilmesi gerekiyor. Bu yasa da bunun için hazırlandı. Borçlar tasfiye edilecek. İşte 11 inci madde de, bu tasfiyede kullanılacak olan -yani, vatandaşa, esnafa kolaylık getirme değil de- Bağ-Kur prim alacaklarının nasıl tahsil edileceği hükmünü içeriyor, yeni bir düzenleme getiriyor. Ama, yine hata yaptık arkadaşlar. Bakınız, biz sekiz ay önce, yani haziran ayında SSK ve Bağ-Kur affının çıkacağını bütün Türkiye'ye ilan ettik. Dedik ki: Arkadaşlar, hiç merak etmeyin, SSK ve Bağ-Kur affı çıkacak. Eylülde de ilk iş olarak hemen bu affı çıkartacağız ve bunu özellikle AKP'nin sözcüleri arkadaşlar yaptılar. Niye bunu yaptılar; yapmalarının nedeni şuydu: Çünkü, 1 Ekim tarihi itibariyle esnaf odaları seçimleri başlayacaktı. Esnafa bir mesaj vermek gerekiyordu, yeşil bir ışık yakmak gerekiyordu. "Hiç merak etmeyin, Meclis açılır açılmaz biz bu yasayı çıkartacağız" diye söz verildi. Bizim Bursa'da katıldığımız bütün toplantılarda arkadaşlar hep bu sözü verdiler. Eylül, ekim, kasım, aralık, ocak, şubat… Altı ay geçti. altı ay sonra bu yasayı getirmeye çalışıyoruz. Ödeyebilecek durumda olan veya ödeyemeyecek durumda olan insanlar da, nasılsa af çıkacak diye, gerçekten de Bağ-Kur prim borçlarını ödemediler. Ama, şimdi, Bağ-Kur prim borçları için 31 Mart 2005 tarihini getiriyorsunuz. Bu insanlar hangi durumda kalacak arkadaşlar?! Yani, bizim iktidarın sözcülerinin söylediği "ödemeyin, biz nasılsa af çıkartacağız, size kolaylıklar getiriyoruz" diye söz verdiği insanlar, iktidara güvendiler, borçlarını ödemediler, ödeyebilecek durumda olanlar da ödemediler ve birikmiş taksitlerini, nasılsa af çıkacak, ben beraber öderim diye ödemediler ve şu anda biz bu insanların sırtına çok daha büyük bir yük getirmeye çalışıyoruz. Bu reva mıdır allahaşkına?! Ve bunun adına politika mı diyorsunuz?! Gecikmiş bir tasarı dedim başlangıçta, üç yıl önce bunu yapmanız gerekiyordu. O zaman ötelediniz. Şimdi diyorsunuz, af getiriyorsunuz, altmış ay vadeye yayıyorsunuz, bakıyorsunuz yine af getirmiyorsunuz, yine borcu öteliyorsunuz, faiz koyarak. O zaman, birileriyle dalga mı geçiyoruz biz allahaşkına?! Bakın, -Bağ-Kur kapatılacak sosyal güvenlik yasasıyla beraber- 11 inci maddeyle ne yapılıyor; Bağ-Kur Yasasının 54 üncü maddesinde değişiklik yapılarak, üç ay Bağ-Kur prim borcunu ödememiş, tahakkuk etmiş borçların tahsili için yeni kolaylıklar getiriyorsunuz. Artık beklemeye gerek yok diyorsunuz. Vatandaş üç ay Bağ-Kur prim borcu ödemediği zaman, bir ay içerisinde ödeme… Mektup yazıyorsunuz, "borcunuz bu kadardır; dört ay içerisinde parasını getirmezse hemen icraya koyacağım" diye bildirimde bulunuyorsunuz ve icra emri niteliğindeki, ilam niteliğindeki hükmüyle icraya koymak için yeni yasal kolaylıklar getiriyorsunuz. 11 inci maddeyle siz vatandaşa bir iyilik falan getirmiyorsunuz. Kapatılacak olan Bağ-Kurun -demek ki Bağ-Kur, bu birleşmelerde süre yine uzayacak demektir sosyal güvenlik yasasında- kapatılacak olan Bağ-Kurun, Sosyal Sigortalar Kurumunun tahsil ettiği biçimde yeni kolaylıklar getirerek vatandaştan parayı tahsil etmenin kolaylıklarını aramaya çalışıyorsunuz. Bakın, bu çelişki… Bu çelişki…

Şimdi, eğer kapatacaksak, sosyal güvenlik yasası meydana gelecekse, bu borçları biz tasfiye etmek zorundayız. Bu borçlar, SSK'nın da Bağ-Kurun da gerçekten de birikmiş olan borçları tasfiye edilmek zorundadır. Eğer tasfiye edilmeyecekse, tekrar uzatılacak ise, yeni çıkarılacak sosyal güvenlik yasası içerisindeki ve diğer yasalarda biz yine çelişkilere düşeriz. İleride tekrar bazıları gelip, sizden sonra gelecek iktidarlar da yeniden affederek, gerçekten de hem Bağ-Kurun hem SSK'nın tasfiyesini de yaparak yeni bir yönteme geçmeye çalışırlar.

Şimdi, biraz önce konuşmalarda, Sayın Ünal Kacır bir laf söylüyordu: "Biz, çiftçinin elektrik parasını ödedik." Dün bana, Bursa Yenişehir Ziraat Odası Başkanından bir faks geldi, aynen okuyorum: "İlçemizde kullanılmakta olan tarımsal sulama elektrik abonelerinin ödenemeyen borçlarından dolayı oturmuş oldukları evlerinin elektrikleri kesilmektedir." Bakınız, arkadaşlar, artık, nereye geldik tahsilat yapabilmek için. Şimdi, tarım Bağ-Kuruna da af getiriyoruz, değil mi. Türkiye'de 900 000 tarım Bağ-Kurlusu var, 700 000 tanesinin borcu var; 900 000 kişinin 700 000'i borçlu. Şu anda, Bursa gibi, tarımda en ileri gitmiş bir ilin Yenişehir Ziraat Odası Başkanı yazıyor, diyor ki: "Artık, elektrik borcu yüzünden, tarla sulamak için kullandığımız borç yüzünden evimizdeki elektrikler dahi kesiliyor." Tarih 14.2.2006, Ziraat Odası Başkanı Mustafa Özdemir. İlgilenen arkadaşların dikkatine sunarım.

Şimdi, ikincisi, bir hafta önce ilginç bir şey daha oldu. Bursa Mustafa Kemalpaşa'ya da Bursa Defterdarlığından yetkililer gelmişler. Esnaf temsilcileri oturuyorlar ve diyorlar ki: "Ey esnaf, bizim hayat standardını kaldırdığımıza bakmayın, aslında hayat standardı devam ediyor." Bakınız, liste aynen şöyle idi: 2005 yılı basit usul matrahlarını okuyorum; şimdi, bunlar uygulanmıyor, 2000'lere indi, yarıya indi:

Bakkal ve benzerleri: İkinci derecede 5 000 000 000, üçüncü derecede 3 800 000 000.

Tost, sandviç büfeleri: Üçüncü derece 2 500 000 000.

Berberler: 3 000 000 000, ikinci derece; üçüncü derece 2 000 000 000.

Kahveciler: İkinci derece 4 000 000 000, üçüncü derece 3 000 000 000.

Terziler: İkinci derece 3 000 000 000, üçüncü derece 2 000 000 000.

Lokantalar: İkinci derece 4 000 000 000, üçüncü derece 3 000 000 000.

Madenî eşya ve ağaç işleri: İkinci derece 4 000 000 000, üçüncü derece 3 000 000 000.

Ayakkabıcılar: Tamirciler bunlar... İkinci derecede matrah 3 000 000 000, üçüncü derecede matrah 2 000 000 000.

Pazarcılar: İkinci derece 4 000 000 000, üçüncü derecede matrah 3 000 000 000.

Nakliyeciler, (S) plaka sahipleri 5 000 000 000, otobüsler 5 000 000 000, köy otobüsleri ve diğerlerine 3 000 000 000 lira matrah bildireceksiniz dediler. Müdahale ettik. Bursa Esnaf Odaları Birlikleri devreye girdi, bu kaldırıldı "sorma, ver" parası.

Şimdi, hayat standardı yok diyorsunuz ve ondan sonra da diyorsunuz ki, arkadaş, siz, bu paraları beyan etmek zorundasınız!.. Ya, Allahaşkına, böyle uygulama olur mu arkadaşlar?!

Yine, aralık ayında ilginç bir uygulama geldi; vergi borçları nedeniyle, bizim Mustafa Kemal Paşa Vergi Dairesi Müdürü, bütün bankalara yazı yazarak, ne kadar vergi dairesi borçlusu var ise, kaç lira olursa olsun, hepsinin bankalardaki hesaplarına haciz konduruldu. Şimdi, yapılan uygulamalara bakıyorsunuz, herkesten "sorma, ver" parası, "kazansan da kazanmasan da bu parayı vereceksiniz" diyorsunuz.

Bakın, arkadaşlar, belki, siz farkında değilsiniz, belki, kırsal kesimlerde, köylerde dolaşmıyorsunuz; ama, köylü bitti.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Dolaşıyoruz.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) - Bizim orada hâlâ domates, biber paraları, 80 000 liraları bile ödenmedi. Kasımda ödenmesi gereken domates paraları ödenmedi daha. Bakın, şubat geldi, 90 000'ler ocakta ödenecekti, aralıkta onlar ödenmedi, şubat bitiyor şimdi, 80 000 lirayı bekliyoruz hâlâ, bunlar ödenmedi. Esnaf, tamamen çok berbat bir şekilde duruyor.

Yine, aynı şekilde, başka bir şey daha söyleyeceğim. Bursa'da, biliyorsunuz, artık, İzmirli ve Denizlili tekstilcilerimiz Ankara'ya yürümekten bahsettiler. Salı günü de Sayın Başbakanla TOBB'da bir görüşme oldu. Bizim, Bursa'daki tekstilciler de aynı şeyi söylediler: "Eğer, onlar yürürlerse biz de yürürüz." Ya, allahaşkına, söyler misiniz, siz, sanayicileri dahi yürütecek kadar, üç yıl içerisinde ne yaptınız böyle, sanayici bile yürümekten bahsediyor?! İşçilerin SSK primlerinin ödenmesinden bahsediyorsunuz, sanayici, prim ödemekten bahsediyorsunuz.

Bakın, Petrol-İş Bursa Şube Başkanının elimde bir mektubu var: "Sayın Milletvekilim Mehmet Küçükaşık'ın dikkatine: Reno fabrikasına plastik tampon üreten BPO Plastik Omnium  adlı fabrikada üç yıl önce örgütlenme çalışmalarına başladığımızda, işverenin, işyerini, metal üretim yapıyor göstererek, işkolunu metal olarak gösterdiğini öğrendik. Çalışma Bakanlığından işkolu tespiti istedik. Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin verdiği rapor 3 no'lu plastik kimya işkolu olduğu yönündeydi; fakat, işveren itiraz etti ve plastik üretim yaptığını kanıtlamak için üç yıl uğraştık. Sonunda mahkeme kararını verdi. Biz de arkadaşlarımızı sendikaya üye yapmaya başladık. Sendikaya üye olduğundan şüphelendiği 5 işçiyi işten çıkardı. Bir gün sonra, 24 Ocak 2006 günü, işyerinde çalışan işçiler, fabrika müdürüyle yapılan normal günlük toplantıda 5 arkadaşının neden işten çıkarıldığını ve sendikalı olmak yasal hakları olduğunu söylediklerinde, fabrika müdürü tarafından jandarma çağrılarak 110 işçi zorla fabrika dışına çıkarılmıştır. 24 Ocak 2006 tarihinden bugüne dek 110 işçi yirmidört saat fabrikalarında bekliyor."

Pazartesi günü ben de bu insanların yanındaydım. Evet, o karda kışta insanlar ekmeğini almaya çalışıyor. Çıkartmış olduğunuz İş Yasasıyla, İş Güvencesi Yasasıyla ve uygulamakta olduğunuz işkolları nedeniyle, şu anda insanlar, herhangi bir şekilde, bırakınız sigortalı olmayı, emekli olmayı, artık, iş güvencesi de kalmadı, sokaklarda gidiyorlar.

Şimdi, bakınız, böyle bir Türkiye içerisinde yaşıyoruz. Gerçekten de, esnafın hali içler acısı, köylünün hali içler acısı. Bir Karayolları Taşıma Yönetmeliği nedeniyle… Biliyorsunuz, 24 Ocak tarihinde bütün kamyon şoförleri, kamyoncular ve kooperatifçiler Türkiye'de eylem yapacaktı. 18 Ocakta çıkarttığınız yönetmelikle bunları engellediniz. Pazartesi günü, bu sefer bütün komisyoncular ve nakliyeciler Türkiye'de eylem yaptılar, iş bırakma eylemi yaptılar.

Bakınız, artık, herkes yürümeye başladı ve sizler hiçbir şeyin farkında değilsiniz sanki.

YILMAZ KAYA (İzmir) - Haberleri yoktur onların!

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) - Hiçbir şeyin farkında değilsiniz. Yani, gerçekten de, ben, merak ediyorum, insanlarla konuşmuyor musunuz; yoksa, insanlar, siz iktidarsınız diye "evet arkadaşlar, siz haklısınız, çok güzel, her şey güzel gidiyor, maşallah, turp gibiyiz" mi diyorlar? Yoksa, bize söyledikleri gibi, biz soruyoruz, niye cevap vermiyorsunuz onlara, dediğimizde, Mersin'deki gibi bazı kanallar bazı olayları verip de bazıları vermiyor mu acaba? Çünkü, Mersin'de cumartesi günü yapılan eylemde köylülerin protestosunu kanallar vermedi. Sadece bir kişininkini verdi. Orada da insanlar, narenciyeciler "açız" diye bağırıyorlardı. Oturma eylemi yaptılar, onları vermediler. Her yerde bunlar mı yapılıyor yoksa?

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Bir tane miting! Bir kapalı spor salonu toplantısı yapıldı. Olur mu öyle bir şey ya!

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) - Ben CD'sini gösterebilirim o zaman; bende var CD'si.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Bir kapalı spor salonu toplantısı!..

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) - Bende CD'si var o zaman yapılanların; ben, size göstereyim.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Bir tane miting!..

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) - Bende CD'si var, ben gösteririm.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Olur mu öyle şey!..

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) - O zaman, bende CD'si var; ben göstereyim size.

Şimdi, bakınız, Türkiye'nin her yerinde bu hareketler yapılmaya başlıyor. Bizim bir köylümüzün dediği gibi; şunu söylemişti: Ee, gelenler misafir, yola çıktılar, köyümüze kadar geldiler. Ya, onları, gelen misafiri de geri çekecek halimiz yok ya, nasılsınız diye soruyorsa, Allah'a şükür, iyiyiz, idare edip gidiyoruz diyorlar diyor. Şimdi, buna mı geldik?..

Ben, Sayın Bakanımız hazır buradayken, başka bir şey daha söylemek istiyorum. Bursa, bildiğiniz gibi, Türkiye'deki göçmenlerin en yoğun olduğu illerden bir tanesi. 1991 yılından sonra Türkiye'ye gelen göçmenler, Sayın Bakanım, bildiğiniz gibi, 3201 sayılı Yasa gereğince -pardon, Bakanımız da ayrılmış, oradaydı, ayrılmış- bu insanlar mahkemelerde dava açarak, daha önce Yunanistan veya Bulgaristan vatandaşı olan, Balkan ülkeleri vatandaşı olan ve yurt dışından gelen soydaşlarımız, o ülkelerdeki çalışma sürelerini tespit ettirerek, Türkiye'de, SSK'dan emekli olabiliyorlardı; ancak, Yargıtayın vermiş olduğu bir karar neticesinde, artık, onların borçlanma hakkı ortadan kalktı, yani, günde 2 dolar ödeyerek borçlanma hakkı ortadan kalktı ve bu yüzden, şu anda, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Yargıtay, bu konudaki bütün davaları bozmaya başladı ve şu anda, bu insanlar, sosyal güvenlik haklarından tamamen mahrum kalmaya başladılar. En acı taraflarından bir tanesi de şu: Mahkemece tespit yaptırarak, Sosyal Sigortalar Kurumuna başvuran ve borçlanarak emekli olma hakkını kazanan insanların da, artık, emeklilik işlemleri iptal edilmeye başlandı. Eğer, yasal bir düzenleme yapılmazsa, o düzenleme yapılmadıktan sonra, bu insanlara ödenen primlerin de haksız ödendiği iddiasıyla, istirdat davası açılması tehlikede… O nedenle, bu af ve sosyal güvenlik yasası düşünülürken, düzenlenmeye çalışılırken, soydaşlarımızı da ve Türkiye'de sosyal güvenlik şemsiyesi altına aldığımız bu insanlarımızı da tekrar bu şemsiyenin dışında mahrum etmeyelim diye düşünüyorum.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Küçükaşık.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Kütahya Milletvekili Sayın Abdullah Erdem Cantimur; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 inci madde, 1479 sayılı Kanunda yapılan bir değişikliktir. Hepimiz, zaman zaman şahit olmuşuzdur; bir Bağ-Kurlu, kendisine gelen bir borç ihbarını bize gösterir, "benim haberim yok, ben Bağ-Kurlu olmuşum; işte, bana şu kadar prim borcu ihbarı geldi; niçin bunu Bağ-Kur bana daha önce ifade etmedi, bildirmedi" derler ve şikâyetler tarafımıza gelir. Dolayısıyla, belki, sigortalı olan bu vatandaşımızın borcu ödeyemeyecek şekilde birikmiş olur. İşte, bunu önlemek amacıyla, bu maddeyle, Bağ-Kur prim borcunu üç ay arka arkaya ödemeyen sigortalıya ihbar yapılacak, eğer, yine ödemediyse, dört ay sonra, 7201 sayılı Kanuna göre yeni ihbar yapılacak ve sigortalının Bağ-Kur borcunun birikmemesi sağlanacaktır.

Değerli arkadaşlar, üç gündür bu tasarıyı görüşüyoruz. Muhalefet grubuna mensup arkadaşlarımızın da, bu tasarıyla ilgili, kürsüden eleştirileri oldu, değerlendirmeleri oldu; fakat, ilgimi çeken bir konu oldu. Muhalefet grubuna mensup arkadaşlarımız, meslek hayatı sosyal güvenlik içerisinde geçenler dahi, bu tasarıda olmayan bazı ifadeleri buradan yaptılar. Ben bu ifadeleri kayıtlardan çıkardım. Bakın, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu 5 yıl 9 ay SSK Genel Müdürlüğü yapmış. Bu milletvekilimiz diyor ki: "Bağ-Kurlu gider prim borcunu öder. Ödemezse de, kusura bakma arkadaş, sen aftan yararlanamazsın diyebilelim. Vergiyle bunun ne anlamı var?" Değerli arkadaşlar, tasarıda, Bağ-Kur borcunu yapılandırılan sigortalıların vergi borcunu ödeme zorunluluğu yok ki? Yani, Bağ-Kur borcunu yapılandırdıysa, vergi borcunu eğer ödemiyorsa, yapılandırmanın bozulması söz konusu değil. Hem esnaf Bağ-Kur hem de tarım Bağ-Kurda böyle bir şey söz konusu değil. Bunu niye açıkladım; televizyonları başında vergi borcu olan sigortalılarımız diyecekler ki: "İşte, ben bu aftan istifade edemeyeceğim."

Yine, diğer taraftan, sevgili meslektaşım Ali Kemal Deveciler konuşmasında -bu, tarımla alakalı-" diyor ki: "2926 sayılı Bağ-Kur Yasasına tabi olan tarım sigortalısı çiftçi primlerini aksattığında, ödeyemediğinde, bundan sonra devletten almış olduğu doğrudan gelir desteği primleri ile ekmiş olduğu ürüne eğer şayet devlet tarafından verilen bir ürün desteği varsa, mesela, zeytinciye, pamukçuya, ayçiçekçiye bu primler de kesilip çiftçiye ödenmeyecek."

Değerli arkadaşlar, yine tasarıda, eğer, tarım Bağ-Kurlu bir sigortalımız primlerini ödemezse doğrudan gelir desteği kesilir diye bir hüküm yok, ürün desteği verilmeyecek diye bir hüküm yok. Bunu buradan ifade etmekte fayda var.

Yine, Sayın Deveciler konuşmasında diyor ki: "SSK, Bağ-Kur primi ödeyecek, bunları ödeyecek vatandaş, bir de vergi dairesinin borcunu öder!.."

Değerli arkadaşlar, bu hususun çok iyi bilinmesi lazım.

Yine,  Anavatan Partisi Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan diyor ki: "Zira, bu tasarının gündeminde olan konu, SSK ve Bağ-Kur alacaklarının tahsilidir. Primler konusunda bir af söz konusu olacak diye hem oraya vergi borçlarının ödenmesine ilişkin şartların sokuşturulmasının esprisi nedir?"

Değerli arkadaşlar, ne esnaf Bağ-Kurun ne tarım Bağ-Kur sigortalılarımızın bu yapılanmadan istifade ettikleri süre içerisinde ödeyemedikleri vergilerinden dolayı herhangi bir şekilde yapılanmanın bozulması söz konusu değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Cantimur, buyurun.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Devamla) - Yine, aynı zamanda, yapılandırmaya müracaatta bulunan tarım Bağ-Kurlularımızın da, doğrudan gelir desteğine, ürün desteğiyle ilgili herhangi bir -tasarıda- bağlantı söz konusu değildir. Ürün desteği, doğrudan gelir desteği ayrı bir şeydir, tarım Bağ-Kurlumuzun borçlarının yapılandırılması ayrı bir konudur.

Ben, bu tasarının hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygılarımla saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Cantimur.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Buyurun Sayın Kandoğan.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Sayın Bakanıma bir soru sormak istiyorum.

Sayın Bakanım, İvedik Organize Sanayi Bölgesinde sanayicilerle bir toplantı yapmışsınız. Bu toplantıda yapmış olduğunuz konuşmada Türkiye'deki sıkıntının kayıtdışı ekonomi olduğunu vurgulayarak "aynen rant ekonomisine devletin politikalarıyla sürüklendiğimiz gibi, kayıtdışı ekonomiye de esnafımızı, tüccarımızı, sanayicimizi iten yine devlettir" şeklinde bir konuşmanız var. Bu konuşmanız Türkiye'deki birçok basın ve yayın kuruluşunda yer aldı ve önümde de duruyor şu anda.

Bu kanunun gerekçesinde, kayıtdışı istihdamın önlenmesiyle ilgili bir tedbir olacağı da ifade ediliyor.

Şimdi, gerekçedeki bu ifadelere baktıktan sonra, sizin bu konuşmanızın, kayıtdışılığı devletin sebebiyet verdiği şeklindeki ifadenizin hangi gerekçeyle yapıldığını merak ediyorum ve bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Sayın Baratalı, buyurun.

BÜLENT BARATALI (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Aracılığınızla Sayın Bakana bir soru sormak istiyorum.

Az önce konuşan değerli AKP sözcüsü, Sayın Kılıçdaroğlu'nun da isminden bahsederek "bu görüşmekte olduğumuz tasarının vergiyle ne alakası var" dedi.

Oysa, 3 üncü maddenin bir fıkrasını okumak istiyorum. Bu Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında borçları yeniden yapılandırılanlarca, taksitlendirme süresinde beyanları üzerine tahakkuk eden; yıllık gelir ya da kurumlar vergisinin süresinde veya vade tarihlerinin rastladığı yerlerde ödenmemesi konumunda bu kanundan yararlanamıyor.

Şimdi soru soruyorum Sayın Bakan: Bu kanun için müracaat edip taksitlendirme yapan vergi borcunu ödememişse veya 6183 sayılı Tahsili Emval Kanununa göre taksitlendirmenin bir üç  taksitini arka arkaya ihlal ederse bu hakkı kayboluyor mu kaybolmuyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baratalı.

Sayın Bakan, buyurun.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI ALİ COŞKUN (İstanbul) - Değerli Başkan, değerli arkadaşlar; birinci soruyu cevaplandırıyorum. Evet, Türkiye'nin haksız olarak geçirmiş olduğu ekonomik krizler, depremler sonrası uygulanan yanlış politikalar sonucunda, biz iktidar olduktan sonra makroekonomik dengeler kurulmuş ve Türkiye,  sürdürülebilir bir büyüme sürecine girmiştir. Geldiğimiz bu noktada -vaktinizi fazla almak istemiyorum- ekonominin önündeki en büyük sorunlardan biri, kayıtdışı ekonomi ve kayıtdışı ekonomiyi besleyen kayıtdışı istihdamdır. Bunları, ekonomik yolla, bir taraftan kayıt altına alacak reçeteleri hazırlarken, diğer taraftan da, denetimlerle ve yasal değişikliklerle bu konuyla hükümetimiz mücadele ediyor.

Basında çıkan söz doğrudur, eksiği vardır; çünkü, ben, geçmiş hükümetlerin uyguladığı devlet politikaları neticesinde, bu insanların, rekabet edebilmek için kayıtdışına itildiğini söyledim; aynen, yüksek faiz, yüksek enflasyon dönemindeki rant ekonomisinin oluştuğu gibi. O bakımdan, geçmiş dönemin yanlış politikalar izlediğini söylemiştim. Basında, sadece, cümle son kısmıyla yer aldı. O bakımdan, burada, yasada alınan tedbirler ile benim sözüm arasında herhangi bir çelişki yok.

İkinci suale gelince: "Sosyal Sigortalar Kurumu prim borçlarıyla ilgili yapılandırmadan faydalananlar için, yıllık Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Katma Değer Vergisi ödeme yükümlülüklerinin kanunî süresinde yerine getirilmesi şartı konulması." Bu hüküm, Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamında olup, borç aslı 100 000 Yeni Türk Lirası ve üstünde borcu olan işverenler için geçerlidir. Bu kişilerin prim borçlarını devlete olan diğer yükümlülüklerini aksatarak ödemelerinin önüne geçmek amaçlanmaktadır. Böylece, yeni borçların birikmesi ve yeni bir af beklentisi kısır döngüsünün doğmaması için böyle kararlaştırılmıştır. Burada da 2 600 dosya mevcuttur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 12.- 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 68 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Kamu denetim elemanları ile sigorta müfettişleri ve sigorta yoklama memurları kendi mevzuatı gereğince işyerlerinde yapacakları her türlü incele-me ve denetim sırasında ilgililerin Kuruma kayıt ve tescili olup olmadığını incelemeye yetkilidirler."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 12 nci maddesi üzerinde düşüncelerimi ifade etmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi, öncelikle, saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 22 nci Dönem Parlamentosu, bugüne kadar, toplumun yaşamını yakından etkileyecek, çok önemli yasalar çıkardı. İster iktidar ve muhalefetin anlaşarak çıkardığı yasalar olsun ister Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim karşı çıktığımız yasalar olsun, bu Parlamentonun çok yoğun bir yasama çalışması yaptığı, sanıyorum, gözardı edilemeyecek bir gerçektir.

Ancak, yasalar çıkarılırken veya değiştirilirken, toplumun sıkıntıları ve konunun aciliyeti gözönünde bulundurularak çıkarılması, o yasanın, sorunların çözümündeki etkinliğinin en önemli göstergesi olma durumundadır.

Bugün, görüşmekte olduğumuz bu yasa da, işte, belki de, hemen hemen bütün kesimlerin yıllardır sabırsızlıkla beklediği, başta küçük ve orta ölçekli esnafla, tarım kesiminde mal sahibi veya işçi olarak iştigal eden, herkesi çok yakından ilgilendiren bir yasadır. Hatta, şu anda, izleme oranını tespit edebilme imkânı olsaydı, inanıyorum ki, şimdiye kadar çıkarılan yasalar arasında izleme reytingi en yüksek yasa olurdu. Dolayısıyla, bu derece önemli bir yeniden yapılandırma yasasının, bugün değil de, elbetteki, 3 Kasım seçimlerinin hemen ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelmesi gerekirdi. Ancak, bu böyle olmadı, bugüne dek beklendi, ya çiftçinin, esnafın feryadına inanılmadı veya daha kötüsü olayın ciddiyeti kavranamadı.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvence bir insan için neden önemlidir. Elbetteki, herkes için önemlidir. Ancak, herhangi bir resmî kurumda veya büyük özel sektör kuruluşlarının birinde çalışmayan, kendi dükkânında esnaflık yaparak, günlük kazandığını o gün yiyen, yarınki kazancı tamamen Allah'ın takdirine kalmış kesimlerle, kazancı tamamen doğa şartlarına ve kendi inisiyatifi dışındaki piyasa şartlarına göre oluşan tarım sektöründe çalışan insanlarımız için hayatî bir öneme sahiptir. Hayatî bir öneme sahiptir; çünkü, bu kesim için önemli olan belli bir yaştan sonra alacağı emekli maaşı değil, onun ve ailesinin sağlık güvencesi; yani, doktor parası ve hastane masrafıdır.

Hükümetin sunduğu görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının, genel gerekçesinin ilk cümlesinde ki, şimdiye kadar da, çok değerli konuşmacılar tarafından da bu konu dile getirildi. 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan ekonomik krizler, ülkemizin ekonomik ve sosyal hayatında ciddî boyutlarda olumsuz etkiler doğurmuştur. Bu krizlerin ekonomik hayata doğrudan yansımaları ise, işletmelerin malî bünyelerinin zayıflaması, üretimin daralması veya işyerlerinin kapanmasıyla, işsizliğin artması şeklinde olmuştur. Bunun sonucunda da, sosyal güvenlik kurumlarına ödenmesi gereken primler ödenememiştir tespiti yapılmaktadır. Bu durum tespiti hükümet tarafından ne zaman yapılmıştır? Tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk tarihi 25 Ekim 2005'tir.

Burada şunu sormak istiyorum: 2000-2001 ekonomik krizinin yarattığı sosyal güvenlik primlerinin ödenememesi sorununun bir nebze olsun çözümü için, hükümet, neden bugüne kadar beklemiştir? Özellikle, sağlık primlerini yatıramayan esnaf, sanatkâr ve yüzbinlerce çiftçi, bu süre zarfında tedavi giderlerini nasıl karşılamışlardır? Hükümet, bu kesimlerin feryatlarını inandırıcı mı bulmamıştır, yoksa, malum uluslararası kuruluştan yeni mi izin alınabilmiştir?

Sayın Bakanın bu konuya bir açıklık getirmesini, bütün kamuoyu gibi bizler de merakla beklemekteyiz.

Değerli milletvekilleri, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur prim aflarına yönelik bir düzenlemenin gerekliliği, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu milletvekillerince, 3 Kasım seçimlerinden sonra birçok kez gündeme getirilmiş, birçok kanun teklifi verilmiş, ancak, AKP Grubunun ve Hükümetinin duyarsızlığı neticesinde, konu, ancak, bugün gündeme getirilebilmiştir.

Ancak, sorunun kaynağının doğru tespiti, önümüzdeki süreçte benzer sıkıntıların doğmasına engel olabilecek önlemlerin alınabilmesi açısından son derece önemlidir.

Değerli arkadaşlar, tasarının genel gerekçesinden de anlaşılıyor ki, tahsil edilemeyen prim alacaklarının toplamı, 2005 Mart ayı itibariyle, Sosyal Sigortalar Kurumunda 4,6 milyar YTL, Bağ-Kurda ise, 16,7 milyar Yeni Türk Lirası, toplamda ise 21,3 milyar Yeni Türk Lirasıdır.

Sosyal güvenlik kurumlarının alacaklarının bu denli büyük boyutlara ulaşmış olması dahi tek başına ekonominin durumu hakkında belirleyici bir göstergedir ve genel ekonomik sistemde çok ciddî sıkıntıların olduğunu ve bu sıkıntıların 59 uncu Hükümet döneminde de devam ettiğini gözler önüne sermektedir.

Değerli arkadaşlar, yıllardır, bütün iktidarlar, ülkenin büyük bir gelişme içinde olduğunu, yakında herkesin rahatlayacağı ve refaha kavuşacağı sözleriyle milleti oyalamışlardır. Sizler ve bizler de, seçim sırasında biz iktidara gelirsek, milletin bütün sorunlarını kısa zamanda çözeceğiz diye söz vermedik mi?! Sizin iktidarınız da halen aynı sözleri tekrarlamakta, sık sık Türkiye'nin son üç yıldaki büyüme rakamlarını vermektedir. Ekonomi uzmanları da bunu doğrulamaktadır. Büyüme rakamları doğru olabilir; ancak, çiftçi, esnaf, işçi fakirleşmektedir. Bugün görüşmekte olduğumuz bu yasa da bunu zaten doğrulamaktadır. Öyleyse, büyüyen kimdir? Büyüyen kişiler veya sektörler çiftçinin, esnafın, işçinin aleyhine mi büyümektedirler? Yani, çiftçiden, esnaftan, işçiden alınıp, bu sektörlere aktaran bir sistem mi vardır? Eğer, öyle değilse, yüz binlerce insanımız, neden prim borçlarını bugüne kadar ödeyememişlerdir? Yıllardır, bu insanlar hiç mi hastalanmadılar?! Bu süre zarfında, bunların içinde hiç mi kansere yakalanan, by-pass olan veya karaciğer nakli yaptıran olmadı?! Şimdi, dönüyoruz, tedavi olmadıkları süre içerisindeki sağlık prim borçlarını da onlardan tahsil etmeye karar veriyoruz. Bence, üzerinde önemle düşünülmesi gereken konu budur. Bakın, ben bu konuyla ilgili olarak, size güncel bir örnek vermek istiyorum. Sayın Sağlık Bakanı da burada oturuyor. Şu anda Şanlıurfa'nın bütün ilçelerinde ve merkezde çocuk ölümleri olmaktadır, özellikle Viranşehir İlçesinde. Bugün, Cumhuriyet Halk Partisi de buraya bir heyet göndermiştir. Bu ölümlerin nedeni, kızamık aşısının zamanında yapılamamasından dolayı, SSP denilen, beyinde tahribat yapan ve sonuçta da çocukları ölüme götüren bir hastalıktır. Bu çocukların içinde… Çocuk dediğime bakmayın, içlerinde yetişkin insanlar vardır; 16, 17, 18 yaşında insanlar vardır. Bunlar, zamanında, eğer kendi ihmalleri, eğer ailelerinin ihmalleri veya Sağlık Bakanının zamanında almadığı tedbirler yüzünden, kızamık aşılarını zamanında yaptırmadıkları için daha sonra beyinde bir hastalık oluşmakta ve bu hastalığın sonucunda da ölüme götürmektedir bu hastalık insanları. Bugüne kadar, alınan resmî rakamlara göre 8 çocuk ölmüş, 48 hasta da müşahede altındadır.

BAŞKAN - Sayın Melik, maddeyle ilgili konuşur musunuz lütfen…

MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - Geleceğim ona Sayın Başkanım, onunla bağlayacağım.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu hastalanan çocukların içinde, hastalanan çocukların ailelerinin içinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Melik.

MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - Sayın Başkanım, benim hem grup adına hem şahıs adınadır, sanıyorum.

BAŞKAN - Sayın Melik, biliyorum; ama, Anavatan Partisi Grubu adına da İbrahim Özdoğan Beyin konuşması var.

MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, bu hasta çocuklardan ailelerinin, babalarının adına eğer bir dönüm arazi varsa bunlar zaten yeşilkart alamamaktadırlar. Bugüne kadar da eğer primlerini yatırmamışlarsa, bu çocuklar -tekerlekli sandalyeyle dolaşanlar vardır, bunların içinde yatalak olanlar vardır, bunların içinde birçoğu maalesef bez kullanmaktadırlar- bunlar nasıl karşılayacaklardır bu masraflarını?! Bağ-Kurunuz yok. Bağ-Kur primini yatırmadığınız için ondan faydalanamıyorsunuz. Yeşilkart alamıyorsunuz. Zaten, SSK'lı değilsiniz. İşte, bu, yıllardır sağlık prim borçlarını ödeyemeyen insanlardan bizim şimdi ödemedikleri ve faydalanamadıkları sağlık hizmetleri için bugün bu primleri talep etmemiz, bence, çok yanlıştır.

Değerli milletvekilleri, çiftçinin, esnafın, tüccarın ve işçinin gelir düzeyini artıracak, daha doğrusu, bunların çarklarının dönmesini sağlayacak temel, yapısal önlemlerin alınamaması durumunda ülkemizde sosyal güvenlik sisteminin ciddî bir çöküşle karşı karşıya olacağı anlaşılmaktadır. Sosyal güvenlik kurumlarının ayakta kalabilmesi için, düzenli prim ödemelerinin sağlanması gerektiği konusunda zaten bir anlaşmazlık yoktur. Ödenemeyecek rakamlar talep edilmemelidir; dolayısıyla, özellikle sağlık sigortalarına genel bütçeden pay ayrılmalıdır. Avrupa ülkelerinde kamu sağlık sigortalarına devlet bütçesinden yüzde 20 ilâ yüzde 70 oranlarında parasal destek sağlanmaktadır. Bunun gerekçesi, sigorta kuruluşlarına prim ödeyen sigortalıların doğrudan ve dolaylı mekanizmalarla genel bütçeye de vergi vermeleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Melik.

MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür için Sayın Melik…

MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, konuşmamın kalan bölümünü biraz sonra şahıs adına aldığım konuşmayla yapacağım. Şimdilik, hepinizi saygılarımla selamlarım. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Melik.

Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan; buyurun. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı yasa tasarısının 12 nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce bu kürsüye çıkan Kütahya Milletvekilimiz Sayın Abdullah Erdem Cantürk, benim geçmiş bu yasayla alakalı bir…

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) - Cantimur…

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Özür diliyorum… Özür diliyorum…

...işte, sigorta primleri ödendiği takdirde, bunun vergiyle alakası yok. Benim, alakam varmış gibi gösterdiğimi söylediler; doğru, o ifadeleri kullandım.

Şimdi, bu 12 nci maddeyi okuduğumuz zaman, çok direkt ve sert bir şekilde alakasının olduğunu göreceğiz. Esnaf kardeşlerimiz bizi buradan izliyorlarsa, izlemeyenlere anlatsınlar. Madde 12 ne diyor: "1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 68 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Kamu denetim elemanları ile sigorta müfettişleri ve sigorta yoklama memurları kendi mevzuatı gereğince işyerlerinde yapacakları her türlü inceleme ve denetim sırasında ilgililerin Kuruma kayıt ve tescili olup olmadığını incelemeye yetkilidirler."

Değerli arkadaşlar, bu ne manaya geliyor; bu Abdullah Bey kardeşime bir cevap olmakla birlikte, bu yasa maddesiyle ceberut devlet anlayışının esnafımızın boynuna binmesi anlayışıdır değerli arkadaşlar. Sigorta müfettişleri, bir işyerine, bir esnaf dükkânına gittikleri zaman, kendi denetim konuları dışında vergi kayıt sistemlerini de denetleyecek anlamına geliyordur. Bu böyle değil mi, Türkçe değil mi Abdullah Bey kardeşim?! Çok çok açık burada. Ceberut devlet anlayışı bizim esnafımızın boğazını sıkacaktır bundan sonra. Bu madde çok açıktır ve şimdiye kadar İktidar Partisinden çıkan arkadaşlar, bu yasanın hazırlanma gerekçesi olarak veya iddiası olarak hep 2000 ve 2001 krizini göstermiştir kendi ekranlarından. Bakalım, bizim ekranımızdan, bu yasa bu krize dayalı olarak mı çıkarılmıştır, İktidar Partisinin bu konuda hiç suçu yok mudur, esnafımız, bu İktidar Partisi yüzünden krize girmemiş midir; rakamların dilini burada konuşturmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, burada gündeme getirilen tasarı, 2001 ekonomik krizinden etkilenmiş, krizin neden olduğu parasal bunalımla sosyal güvenlik primlerini ödeyememiş esnaf ve sanatkâra primlerini ödeyebilmeleri için kolaylık sağlanması amacına yönelmiştir. Anavatan Partisi olarak, tasarının içeriğine ilişkin görüş ve önerilerimizi, itirazlarımızı çeşitli yollardan dile getirdik ve esnafımızın, sanatkârımızın sıkıntılarına tercüman olmaya çalıştık.

Şimdi, önemli bir gerçeği ortaya koyalım. Tasarının gerekçesinde, hükümet, ödeme kolaylığının, 2001 krizi ve takip eden dönemde esnafımızın içine düştüğü buhranı gidermek için çıkarıldığını iddia etmektedir. Bu gerekçenin içinde masummuş gibi görünen esaslı bir politik cambazlık vardır. Hükümet, esnafın yaşadığı tüm sorunları, 2001 yılında gerçekleşen ekonomik krize bağlamakta, esnafın belini büken aymazlığının, hatalı icraatlarının duyarsızlığının sorumluluğundan kaçmaktadır.

Her şeyden önce, esnafın geçmişten gelen borçlarını ödeyebilmesi için, bugün, belini doğrultmuş olması lazımdır. Siftahsız dükkân kapatan, çekinin arkası yazılan, senedi protesto edilen, varlığı rivayet edilen ekonomik iyileşmenin zerresini hissetmemiş esnaf, hangi güce dayanarak borcunu ödeme iradesi gösterebilecektir?! Siz, esnafın belini doğrultunuz da, esnaf kasten mi borcunu ödememiştir?! Buradan hükümete sormak lazımdır; esnafın hayrına olacak hangi icraat yapılmıştır?! Anavatan Partisi olarak, biz, bu sorunun cevabını biliyoruz. Biz, esnafın sorunlarını birkaç beylik cümleyle geçiştirmeyiz; biz susarız, rakamlar konuşur.

Türkiye tarihinin en ağır krizinin yaşandığı 2001 yılında 1 768 653 olan Gelir Vergisi mükellefi sayısı, 2005 yılı eylül sonu itibariyle 1 699 862'ye gerilemiştir. KDV mükellefi sayısı da azalma göstermiştir. 2001 yılında 2 870 826 olan KDV mükellefi sayısı yüzde 24,4 gerileyerek 2005 Eylül sonunda 2 168 925'e düşmüştür. 2001 yılında 808 787 olan basit usule tabi mükellef sayısı ise, 2005 Eylül sonunda 797 466 olmuştur.

Vatandaştan toplanan vergilerin yatırıma yönlendirilmediği, borç ve faiz ödemelerinde kullanıldığı da çok açıktır. Bütçeden yatırıma ayrılan paydaki düşüş de bunun en bariz göstergesidir. 2001 yılında yatırıma ayrılan pay millî gelirin yüzde 2,4'ü olarak gerçekleşirken, 2004 yılında bu oranın 1,8'e gerilediği yer aldı. Yani, AK Partinin rüzgârıyla krizden çıkması gereken Türkiye, her nedense bir adım daha gerilemiştir.

2002 yılında 498 748 adet olan protestolu senetlerin, 2004 yılı sonu itibariyle 589 892 adede çıktığı saptanmıştır. 2005 yılının aynı döneminde yüzde 54 artış göstererek 634 841'e ulaşmıştır. Protestolu senet tutarlarının izlediği seyir ise daha vahim bir tabloyu resmetmektedir. 2002 yılında 816,1 trilyon olan  protestolu senet tutarı, 2003 yılında 907,9 trilyona, 2004 yılında 1 katrilyon 652 trilyona tırmandı. 2005 yılının ilk dokuz ayında ise 1 katrilyon 905 trilyona ulaşarak 2004 yılının toplamını aşmıştır. 2005 yılının ilk dokuz ayında 813 368 olarak gerçekleşen karşılıksız çek sayısı, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 18 artış göstermiştir.

Şimdi, bu rakamların üzerine iktidarın cevaplaması gereken mühim bir soru vardır; esnafın durumu 2001 krizi sonrası süreçte AK Parti İktidarının yaşandığı dönemde iyiye mi gitmiştir, yoksa kötüye mi gitmiştir? Rakamlar söylenmesi gereken her şeyi söylemektedir; ama, iktidar kendi oluşturduğu sahte iyimserlik havasında ısrar ederse, onlara herhangi bir ticaret ya da sanayi odasına gidip, esnafın durumunu bizzat görmelerini önerebiliriz.

Özellikle makro verilerde görülen düzelme ve piyasalarda oluşan iyimserlik havası esnaf ve sanatkârlarımızı umutlandırmaya devam etmekle beraber, halen çok geniş bir kitleyi kapsayan esnaf ve sanatkârlarımızın günlük yaşamlarına somut olarak yansıyan hiçbir şey olmadığı gibi, üretimi ve yatırımı artırıcı sonuçlar da görülmemektedir.

Biz Anavatan Partisi olarak diyoruz ki: Uygulanan ekonomik programlar göstermiştir ki, ekonomik ve malî politikalar ilgili kurumların koordinasyonu sağlanarak ve sosyal boyut kesinlikle göz önünde tutularak, üretimi, yatırımı, istihdamı, vergiyi ve teşvikleri bir bütün olarak ele aldığı takdirde başarıya ulaşabilmektedir.

Vergi uygulamalarında ilgili kesimlerin işbirliği sağlanmalı, yapılan yasal düzenlemenin uygulanabilirliği, sürdürülebilirliği ve getirileri bizzat bu uygulamanın muhatabı olacak olan kesimin temsilcileriyle ve her yönüyle tartışılmalıdır.

Yeni vergi düzenlemeleri yükümlülükler getirirken, esnaf ve sanatkârlar sadece kazancının belli bir kısmını vergi olarak ödeyen kesim olarak değerlendirilmemeli, esnaf ve sanatkârların üretime, yatırıma, istihdama, genel anlamda gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesine ve toplumsal barışın sağlanmasına yaptığı katkılar gözardı edilmemelidir; ama, AK Parti Hükümeti ne yapmaktadır; İvedik Organize Sanayi Bölgesinin açılışına katılan Ticaret Bakanı "kayıtdışı ekonomiye de esnafımızı, tüccarımızı, sanayicimizi iten, devlettir" demiştir. Sayın Ticaret Bakanı kayıtdışını kayıt altına almaktansa, vergisini ödeyen kayıtlı esnafa yüklenen hem akılsız hem de merhametsiz bir maliye yönetiminin kayıtlı esnafı da kayıtdışına ittiğini belirtmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özdoğan, tamamlayabilir misiniz.

Buyurun.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Öte yandan, aynı hükümetin Maliye Bakanı, kayıtlı esnafa yüklenmeye devam etmektedir. Vergi mükellefi sayısındaki azalmaya karşın, vergi gelirleri yükselmektedir. Vergi ödeyen kesimin üzerindeki yük artmıştır. Bu nasıl bir hükümettir ki, bir bakanın kınadığı icraatı bir başka bakan yapmaktadır. Ancak, çelişkiler burada da bitmemiştir; aynı hükümetin Çalışma Bakanı da Maliye Bakanından eksik kalmamakta, istihdam için prim oranlarını indirme konusunda esnafa, tüccara şart koşmaktadır. Sanki, kayıtdışını kayıt altına almak esnafın göreviymiş gibi, kayıtlı çalışan sayısının 1 000 000 artmasını sağlayın, prim oranlarını düşürelim demektedir. Esnafın bugün yaşadığı krizin, bugün çekilen ödeme zorluğunun tek nedeni 2001 ekonomik krizi değildir. AK Parti Hükümeti de, çarpık icraatlarıyla kriz gazisi esnafın tamamen çökmesine neden olmuştur.

Bugün Türkiye'de şirketlerin ortalama ömrü oniki yıldır. Bir müessese, evladiyelik diye kurulan bir tüzelkişilik, bırakın esnafın oğluna, torununa da geçim kaynağı olmasını, kurucusu kadar yaşayamamaktadır. Bu şirket katliamında, bu esnafı ezen düzende AK Parti Hükümetinin katkısı büyüktür.

Vergi mükellefi sayısı her geçen yıl düşmektedir. 2001'de 8 369 000 olan mükellef sayısı, Eylül 2005 sonu itibariyle 7 973 000'e gerilemiştir ve AK Parti Hükümeti, sanki esnafın işleri yoluna girmiş, esnaf belini doğrultmuş gibi, tüm sorumluluktan kaçmakta, esnafın ödeme güçlüğünü, doğrudan 2001 krizine bağlamaktadır. Bu tablo içinde prim ödeme kolaylığı ne kadar sonuç doğurabilecektir?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Yarım dakika efendim…

Karnını doyuracak, geçimini sağlayacak takatı kalmamış esnaf, belini kıran hükümet vadeye bağladı diye borcunu ödeyebilecek midir?! Anavatan Partisi olarak, esnaf adına bunların hesabını sormak, esnafın sesi soluğu olmak görevimizdir. Bu iktidarın ülkeyi getirdiği nokta, allayıp pullama ekonomisidir; allama pullama içinde, açlık, yoksulluk, hırsızlık, gasp ve kapkaçtır, işsizlik cehennemidir.

Hepinizi saygı ve sevgiyle tekrar selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özdoğan.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen, Kütahya Milletvekili Sayın Abdullah Erdem Cantimur. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, çalışma süremiz tamamlanmış bulunduğundan, çalışma süresinin 12 nci maddenin tamamlanmasına kadar uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Cantimur.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; yine, 12 nci madde, 1479 sayılı Yasayla alakalıdır. Bu madde, kamu denetim elemanlarının, sigorta müfettişlerinin ve sigorta yoklama memurlarının, yapacakları denetimler esnasında, denetim yaptığı kişilerin Bağ-Kur numaralarının tespitiyle ilgilidir. Yani, denetim esnasında, adını soyadını yazacak, ana adı, baba adını yazacak, TC kimlik numarasını yazacak, Bağ-Kur numarasını yazacak; yoksa, benden önce konuşan milletvekilimizin ifade ettiği gibi, vatandaşa sıkıntı vermeyecek. Sadece bilgi almadır. Bu şekilde, bunun, anlaşılması lazım.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - O kadar basit demek ki!..

MUHARREM DOĞAN (Mardin) - Allah razı olsun; öğrenmiş olduk!

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla, üç tür borcu yapılandırıyoruz; birincisi esnaf Bağ-Kur, ikincisi tarım Bağ-Kur, üçüncüsü SSK borçları.

Biraz önce, konuşmamda ifade ettiğim gibi, esnaf Bağ-Kur ile tarım Bağ-Kurun borçlarının yapılandırılmasıyla alakalı olarak, vergi borcunun alakası yoktur. Yani, mükellef vergi borcunu ödemez ise, Bağ-Kurlu mükellef, yapılandırması bozulmayacaktır. Yine, aynı zamanda, SSK'ya borcu olan, ancak, borcu 100 000 YTL'nin altında olan vatandaşlarımızla, vergi borcuyla alakası yoktur.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Anaborcu…

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Devamla) - Prim aslı 100 000 YTL'nin altındaki sigortalılarımızın da vergi borcuyla herhangi bir şekilde bağlantısı yoktur; ancak, SSK'ya borcu 100 000 YTL üzerinde olan ve Türkiye'deki 2 655 işyerinin vergi borcuyla alakalı bağlantısı olacaktır. Yani, bu sigortalılar, vergi borçlarını ödeyecekler; ama, öyle zorlayıcı bir şey yok.

Bakın, Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi 3 taksitte ödenir; Gelir Vergisi, mart, haziran, eylül; Kurumlar Vergisi, nisan, temmuz, ekim. Diyelim ki, bu SSK borçlusu arkadaşımız, borcu 100 000 YTL'yi aşan -prim aslı- vatandaşımız, 2006 yılındaki 3 taksit vergi borcunu ödemezse, 2007 yılı sonuna kadar ödeyebilecek, bunda bir sıkıntı yok. Örneğin, marttaki vergisini ödeyemedi, yapılandırma bozulmuyor; bu vergisini 2007 yılının aralık ayı sonuna kadar ödeyebilecek. Yine, diğer taraftan, Katma Değer Vergisiyle ilgili olarak da, örneğin 3 tane Katma Değer Vergisini ödeyemedi bir takvim yılı içerisinde; bu 3 KDV'sini de, 2007 yılının son ayına kadar yine ödeyebilecek. Yani, burada, sigorta borçlarını yapılandıran, borç aslı 100 000 YTL'yi aşan sigortalılarımızın mağdur olacağını düşünmüyoruz.

Yine, resen ve idarece tarhiyat yapılırsa eğer vergi incelemesi sonucunda, hukuk, son, nihaî kararı verinceye kadar yine bunu ödemeyecek; hukuk sonlandı, karar verildi, onu takip eden yılın sonuna kadar ödeyebilecek. Yine, burada, sigorta borçlularımızı sıkıntıya sokacak herhangi bir şey yoktur.

Yine, CHP'li milletvekili arkadaşımızın bir ifadesi oldu, dedi ki: "Borçlarını yapılandıranlar teminat verecek." Arkadaşlar, gerek SSK gerek Bağ-Kur borcunu yapılandıran hiçbir kimse, borcu yapılandırırken teminat falan vermeyecek. O, 8 inci maddedeki teminatla ilgili hüküm, ayrı bir hüküm, yapılandırmayla alakası yok

METİN KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Söyle, nedir o zaman?

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Devamla) - Orada net şekilde açıklanıyor Sayın Milletvekilim, dikkatli okursanız anlaşılır.

METİN KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - O da onu söyledi zaten; yok diyorsunuz..

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Devamla) - Benim vaktimi şimdi çalmayın; zaten, çok vaktim kaldı.

Yine, Ferit Mevlüt Aslanoğlu dedi ki:  "Vatandaşın vergi iadesi alacağı var devletten; fakat, SSK'ya borcu var. Niçin mahsubu yapılmıyor?" Yapılıyor arkadaşlar. Yapılsın diye önerge de verildi. Bununla alakalı yasal düzenleme var zaten. Vatandaş müracaatta bulunursa, devletten olan vergi iadesi alacağını, KDV iadesi alacağını, SSK'ya olan borcundan, hatta vergi dairesine olan borcundan mahsup edebilir. Bununla alakalı yasal bir düzenlemeye şu anda gerek yok.

Diğer taraftan, Mehmet Küçükaşık Milletvekilimizin bir ifadesi var. Onunla alakalı cevabı arkadaşlarımız aldılar. Bursa Yenişehir İlçemizde 900'ün üzerinde tarımsal sulama abonesi vardır ve elektriği kesilen, sadece ve sadece, 3 milyar borcu olan -ismi burada yazılı- bir kişidir. Yenişehir Ziraat Odası Başkanımız eğer size faks çektiyse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Cantimur, lütfen, tamamlar mısınız.

Buyurun.

YILMAZ KAYA (İzmir)- 8 inci maddede açıkça yazıyor.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Devamla)- Eğer Ziraat Odası Başkanı faks çektiyse, bu faks yalandır. Bunu buradan ifade etmek istiyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Cantimur.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik.

Buyurun Sayın Melik.

MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1066 sıra sayılı yasa tasarısının 12 nci maddesi üzerinde kişisel görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, özellikle sağlık sigortalarına genel bütçeden pay ayrılmalıdır. Avrupa ülkelerinde, kamu sağlık sigortalarına, devlet bütçesinden yüzde 20 ile yüzde 70 oranlarında parasal destek sağlanmaktadır. Bunun gerekçesi, sigorta kuruluşlarına prim ödeyen sigortalıların, doğrudan veya dolaylı mekanizmalarla, yerel bütçeye de vergi vermeleridir. Türkiye'de ise Sosyal Sigortalar Kurumuna genel bütçeden yeterli katkının yapıldığı söylenemez. Kuşkusuz, prim alacaklarının tahsil edilememesinin yanında SSK'nın yaşadığı parasal sorunların önemli nedenlerinden biri de, kamunun, genel bütçeden yeterli katkıyı sunamamasıdır.

Değerli arkadaşlar, gerek işverenlerimizi gerekse kendi nam ve hesabına çalışan esnaf ve sanatkârlarımızla çiftçilerimizi borçlarını ödeyemez noktaya getiren sebepler nelerdir? Ülkemizdeki primler, Avrupa Birliği ülkeleri gibi gelişmiş ülkelerle bile kıyaslandığında çok yüksek oranlardadır. Halbuki prim oranlarının düşürülmesi, işçi maliyetlerini azaltacağından, hem istihdam açısından olumlu katkı yapacak, hem de kayıtdışına yönelişin önüne geçilmesi bakımından olumlu etkileri olacaktır.

Ülkemiz ekonomisinin içinde bulunduğu en önemli açmaz, kayıtdışılıktır. Kayıtdışı çalıştırmanın ortaya çıkmasında ve yaygınlaşmasında, kuşkusuz ki, o ülkede uygulanan ekonomik, malî ve sosyal politikaların etkisi bulunmaktadır.

Türkiye'de kayıtdışı istihdam, önemli bir sorun olarak gündemdedir. Ülkede, 2004 yılı itibariyle, istihdam edilenlerin yüzde 53'ünün herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kaydı bulunmamaktadır. Çoğunluğu genç olan nüfusumuzun, hem teknik beceriden yoksun hem de yeterince öğrenim görmemiş olması, kentlere göç ederek tarımsal üretimden uzaklaşması, kent varoşlarında istihdam dışında kalmasına yol açmıştır. Şanslı olanlar, buldukları gündelik işlerle ya da çeşitli işkollarında düşük ücretlerle ve iş seçme olanakları olmaksızın, sendikasız ve sosyal güvenlik kapsamı dışında, sağlıksız ortamlarda, işyeri ve iş güvenliği olmadan, pazarlık gücünden yoksun ve korumasız, istismara açık olarak çalışmak zorunda kalmaktadırlar.

İşsizliğin yaygınlaştığı, yeni istihdam alanlarının yeterli olmadığı durumlarda, işsizler, kayıtlı ekonomide bulamadığı istihdam imkânlarını kayıtdışı faaliyetlerde aramaktadırlar. İşverenler ise, işçi maliyetlerini düşürmek ve istihdam-üretim açısından esnek davranabilmek için kayıtdışına yönelmek zorunda kalmaktadırlar. Özellikle, maliyetleri istihdam vergileri yönünden azaltıcı adımlar, işverenlerin kayıtdışı istihdama yönelik eğilimini büyük ölçüde azaltacaktır. Bu amaçla, işçi ücretlerinden yapılan Gelir Vergisi ve sosyal sigorta prim kesinti oranlarının azaltılması, kayıtdışı istihdamı bir ölçüde de olsa zayıflatacaktır. Bunun yanında, işverenin prim yükü azalacağından ödeme sürekliliği de sağlanabilecektir.

Değerli milletvekilleri, özelde esnafı ve çiftçiyi, genelde ülkedeki bütün kesimleri, uyguladığınız politikalarla, günü kurtarmak için yaşar bir noktaya getirdiniz. Şimdi de onlara geç kalmış bir düzenlemeyi sunarak, esnaftan, çiftçiden "haydi, size kolaylık yapıyoruz, ödeyin artık şu borçları" diyorsunuz. Diyorsunuz da arkadaşlar, esnafın, çiftçinin elinde avucunda olacak ki, bu düzenlemeden faydalanabilsin.

Bütün toplum kesimleri yoksullaşmış, dolayısıyla bu, esnafa da yansımıştır. Dünyanın en liberal ekonomilerinde dahi tarım, serbest pazar anlayışına teslim edilmemiş, tarım hiçbir yerde korumasız, çiftçi hiçbir yerde sahipsiz bırakılmamıştır. Türkiye'de ise tarım, iktidarınız döneminde, tamamen IMF insafına teslim edilmiştir. Türk çiftçisi, dünyada en az destek alan çiftçidir. Hükümetin verdiği destek, 2005 yılında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Melik, lütfen, tamamlar mısınız.

Buyurun.

MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - …IMF'nin istemi doğrultusunda gayri safî millî hâsılanın binde 7'si oranındadır. Avrupa'da tarımın nüfustaki payı yüzde 2-3 iken, tarımın millî hâsılaya katkısı yüzde 2, tarımın gayri safî millî hâsıladan aldığı pay ise yüzde 1,5'tir; yani, millî gelire verdiğine yakın bir destek almaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu yasadan beklenen faydanın sağlanabilmesi için, yeniden yapılandırma yasasının yürürlük tarihine kadar olan gecikme faizleri silinmeli ve faizi anaparaya ekleyip, yeniden faiz almaya son verilmelidir; yani, gecikmiş borç sabitlenmeli ve adedi belli taksitlere bağlanmalıdır; aksi halde, bu yasadan da beklenen fayda sağlanamayacağı ortadadır.

Ayrıca, 1479 ve 2926 sayılı Kanunlar kapsamında bulunan ve borçları bu kanuna göre yeniden yapılandırılan sigortalılar veya bunların hak sahipleri, ilk taksitlerini ödedikleri aydan itibaren sağlık sigortasından yararlanabilmelidirler. Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana, ülkenin, bugün olduğu gibi bütün borç yükünü çeken, sanayileşmesi için her türlü fedakârlığa katlanan, yine, Türkiye'nin gelişmesi için aşını, ekmeğini veren, hayatında ülkemizin olanakları dahilinde dahi gün yüzü görmeyen çiftçimize, esnafımıza ve işçimize, bu yasanın nasıl bir fayda getireceğini çok yakında göreceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Melik.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek için, 21 Şubat 2006 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati : 23.13