DÖNEM:
22 CİLT: 110
YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
58 inci Birleşim
2 Şubat 2006 Perşembe
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem'in,
Osmanlı Devletinin kuruluşunun 707 nci yıldönümünde, Osmanlının başarılarının
temel unsurlarına ilişkin gündemdışı konuşması
2.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza
Gülçiçek'in, Bektaşiler ve Alevîler için muharrem ayının önemine ilişkin
gündemdışı konuşması
3.- Adana Milletvekili Recep Garip'in,
okullarda birinci yarıyılın bitmesi nedeniyle, eğitim-öğretimin
değerlendirmesine ve Millî Eğitim Bakanlığının çalışmalarına ilişkin gündemdışı
konuşması
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Rusya Federasyonu Başkortostan
Cumhuriyeti Devlet Meclisi Başkanı Konstantin Tolkaçev ve beraberindeki
Parlamento heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak
ülkemizi resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/967)
2.- Kenya Parlamentosu Tarım, Arazi ve
Doğal Kaynaklar Komitesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu
olarak ülkemizi resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/968)
3.- Azerbaycan Millî Meclis Başkanı Oktay
Asadov ve beraberindeki heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının
konuğu olarak ülkemizi resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi
(3/969)
4.- Letonya Parlamento Başkanı Ingrida
Udre ve beraberindeki heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu
olarak ülkemizi resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/970)
III.-
ÖNERİLER
A) SİYASİ
PARTİ GRUP ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin Anavatan Partisi Grup önerisi
2.- Gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin CHP Grup önerisi
IV.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
3.- T.C. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar
Kurumu ve Bağ-Kur'dan Aylık veya Gelir Almakta Olanlara Ek Ödeme Yapılması ile
Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'dan Aylık veya Gelir Almakta Olanlara
Ödenen Gelir ve Aylıklarda 2006 Yılında Yapılacak Artışlar ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/1165) (S. Sayısı: 1076)
V.- SORULAR
VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Karayolları Genel Müdürlüğünün danışmanlık hizmeti ihalesine ilişkin sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız ÖZAK'ın cevabı (7/11360)
2.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, belde yollarının yapım, bakım ve onarımına ilişkin sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız ÖZAK'ın cevabı (7/11362)
3.- Denizli Milletvekili Mehmet U.
NEŞŞAR'ın, isteğe bağlı Bağ-Kurluların sağlık yardımından yararlanamamasına
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun
cevabı (7/11364)
4.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin sorusu ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/11365)
5.- Şanlıurfa Milletvekili Turan
TÜYSÜZ'ün, sosyal güvenlik prim alacaklarının taksitlendirilmesine ilişkin
sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı
(7/11366)
6.- Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün,
Atatürk'ün kişisel eşyalarının müzayedede satışına ilişkin sorusu ve Kültür ve
Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/11412)
7.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
şişe sularının denetimine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı
(7/11443)
8.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Aksaray'ın bir köyünün sağlık ocağı ihtiyacına ilişkin soruları ve Sağlık
Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/11492, 11493, 11494, 11498)
9.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Seydişehir Alüminyum Fabrikasının özelleştirme şartlarına aykırılık iddialarına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/11515)
10.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan'ın bir köyünün sağlık ocağı ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı
Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/11605)
11.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Yüksek Sağlık Kuruluna ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/11642)
12.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in,
Ziraat Bankasının Kayseri'nin bir kasabasındaki şubesinin kapatılmasına ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı Ali BABACAN'ın cevabı (7/11648)
13.- Afyonkarahisar Milletvekili Reyhan
BALANDI'nın, geçici görevlendirme yapılan personelin öğretmen eşlerinin
tayinine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı
(7/11666)
14.- Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın,
Bor Şeker Fabrikasının özelleştirileceği iddiasına ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/11668)
15.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, tütün eğitim öğretim yardımına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/11811)
16.- Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın,
Emekli Sandığının sağlık hizmeti alımlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/11817)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
15.08'de açılarak üç oturum yaptı.
Konya Milletvekili Ahmet
Işık'ın, Konya'nın iktisadî kalkınmasına ve hayat standardının yükselmesine
etki edecek olan mavi tünel sulama ve içmesuyu projesinin sağlayacağı yararlara
ilişkin gündemdışı konuşmasına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
Güler cevap verdi.
Bilecik Milletvekili
Yaşar Tüzün, sabit ve mobil telefonlarla yapılan iletişimden alınan yüksek
vergiler sonucunda vatandaşların iletişim hizmetlerinden yeterince
yararlanamamasının getirdiği olumsuzluklara karşı alınması gereken tedbirlere,
Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir, üreticilerin ve ihracatçıların Türkiye ekonomisine
kazandırdıkları işgücü ile katmadeğere ve işadamlarına hükümetçe destek
verilmesinin kalkınmaya sağlayacağı katkılara,
İlişkin gündemdışı birer
konuşma yaptılar.
Malatya Milletvekili
Süleyman Sarıbaş'ın (2/677) esas numaralı kanun teklifini,
Isparta Milletvekili
Mehmet Sait Armağan'ın (6/1624) esas numaralı sorusunu,
Geri aldığına ilişkin
önergeleri okundu; Adalet Komisyonunda bulunan teklifin ve sorunun geri
verildiği bildirildi.
İzmir Milletvekili Ahmet
Ersin ve 45 milletvekilinin, İzmir İlinde çimento sektöründeki denetimsiz fiyat
oluşumunun ve tekelleşme iddialarının (10/334),
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz, İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol ve Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, kuş gribi
hastalığının yaygınlaşmasının nedenleri ile toplum sağlığına ve ekonomiye
etkilerinin (10/335),
Araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini
alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan,
Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S.
Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden,
2 nci sırasında bulunan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısının (1/1030)
(S. Sayısı: 904) görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından,
Ertelendi.
3 üncü sırasında bulunan
ve görüşmelerine devam olunan, İzmir Milletvekili Fazıl Karaman ile Balıkesir
Milletvekili Ali Osman Sali'nin, 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Madde Eklenmesine Dair
(2/614) (S. Sayısı: 1055),
4 üncü sırasında bulunan,
Kırşehir Milletvekili Hacı Turan'ın, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında (2/675) (S. Sayısı: 1070),
Kanun Tekliflerinin
müzakereleri tamamlanarak, kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
2 Şubat 2006 Perşembe
günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 19.50'de son verildi.
|
|
|
İsmail Alptekin |
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Harun Tüfekci |
|
Yaşar Tüzün |
|
|
Konya |
|
Bilecik |
|
|
Kâtip
Üye |
|
Kâtip
Üye |
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.08
2 Şubat 2006 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 58 jnci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri,
gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz
isteği, Osmanlı Devletinin kuruluş yıldönümü münasebetiyle İstanbul
Milletvekili Sayın Ekrem Erdem'e aittir.
Buyurun Sayın Erdem.
Süreniz 5 dakika.
II. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.-
İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem'in, Osmanlı Devletinin kuruluşunun 707 nci
yıldönümünde, Osmanlının başarılarının temel unsurlarına ilişkin gündemdışı
konuşması
EKREM ERDEM (İstanbul) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Osmanlı Devletinin kuruluşunun 707 nci
yıldönümü münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bundan 700 yıl önce
Osmanlılar, üç kıtada asırlarca süren, çokdinli, çokdilli, çokkültürlü bir
imparatorluğun temelini atmışlar, Osmanlı Aşiretini cihan imparatorluğuna,
beyliğini de dünya liderliğine dönüştürmüşlerdir. Bölgede Osmanlılardan daha
güçlü beylikler, devletler ve imparatorluklar vardı; Osmanlılar karşısında
hepsi yok olup gittiler. Osmanlıların başarıları için çok şeyler söylenebilir;
ancak, ben, burada, bu başarıların temel unsurları olarak gördüğüm birkaç
hususu müsaadenizle bu kürsüden sizlerle ve yüce milletimle paylaşmaya
çalışacağım.
Burada en önemli etken,
şüphesiz ki, özellikle de kuruluş aşamasında, Osmanlıların sahip oldukları
samimiyet ve kararlılıktır. Söğüt de, yani, Selçuklu-Bizans sınırında kurulan
küçük bir uç beyliğin, İslamiyet ve Bizans İmparatorluk mirasını devralarak,
Balkanlar ve Anadolu gibi son derece stratejik, karışık, savunulması zor bir
bölgede, istikrarlı ve kıskanılacak kadar uzun ömürlü bir imparatorluk
kurabilmelerini, ancak Osmanoğullarının maneviyatları, azim ve kararlıklarıyla
açıklayabiliriz.
Başlangıçta yeterli bir
devlet tecrübesine sahip olmayan Osmanoğulları, en eski medeniyetlere beşiklik
etmiş bu topraklardaki bütün tecrübe ve birikimlerin doğal mirasçıları olarak
kendilerini görmüşler, bunlardan da istifade etmişlerdir. Fethettikleri
ülkelerin yalnızca topraklarını Osmanlı toprağı yapmakla kalmamış, onların her
türlü tecrübelerini de birikimlerine katarak, her sahada, ilimde, kültürde,
sanatta, idarecilikte büyük bir maharet sahibi olmuş ve büyük bir medeniyet
kurmuşlardır.
Osmanlıların bu
başarılarında önemli sebeplerden birisi, etraflarında bulunan devletlerle olan
ilişkilerinde ortaya koydukları stratejidir. Diğer beylikler kendi içlerinde ve
kendi aralarında sürekli bir mücadele içinde bulundukları bir dönemde,
Osmanlılar kararlı bir şekilde Batıya yönelerek, mümkün olduğunca bu iç
mücadelelerden uzak kalarak, Anadolu Müslüman Türk Halkının sevgi ve
sempatisini kazanmaya çalışmışlardır.
Üzerinde durulmaya değer
başka bir unsur da, toplumda saygın bir yere sahip -bugünkü manada sivil toplum
örgütleri olarak da görülebilecek- şeyh, derviş ve ahilerle kurulan yakın
ilişkilerdir. Kendilerine iltifat edilen, değer verilen ve saygı gösterilen
bütün bu şahsiyetler, birliğin sağlanmasının yanında, Osmanlı toplumunun
mayalanmasında da, kültürünün oluşmasında da, hatta, Osmanlı aidiyet duygusunun
gelişmesinde de belirleyici olmuşlardır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Osmanlı tarihinin kuruluş felsefesini de oluşturan Ertuğrul
Gazi'nin Osman Gazi'ye vasiyetinin özü "insan Allah'ın emanetidir, ona
göre bakacaksın, o adaletle hizmet edeceksin" ilkesidir. Devlet, insanı
korumak ve ona hizmet etmek için vardır. Bu nedenledir ki, Osmanlının
fethettiği yerlerde kendinden olmayan toplumlara karşı merhametli ve hizmet
edici bir tutum içinde bulunması, başarısının başka önemli bir sebebidir.
Osmanlı tarihi sadece
fetih ve askerî başarılardan ibaret değildir, Osmanlının asıl ve en önemli
özelliği devlet örgütlenişi, devlet disiplini, dengeli ve adil yönetimi ve
bütün vatandaşlarına hiçbir ayırım gözetmeksizin tanıdığı din ve vicdan
özgürlüğüdür. Batı'nın Ortaçağ karanlığı içerisinde kıvrandığı, insanların din,
dil ve düşüncelerinden dolayı engizisyon mahkemelerinde zulme uğradığı bir
dönemde Osmanlı topraklarında özgürlük vardı, hoşgörü vardı, aydınlık vardı;
kimsenin dinine, diline ve yaşayışına karışılmıyordu. Bu da, Osmanlı
İmparatorluğunu bölgenin cazibe merkezi haline getiriyor ve büyümesini sağlayan
en önemli etkenlerden biri yapıyordu. Zulme uğrayan her fert, her millet, kendi
dininden, kendi ırkından olan zalimler karşısında Osmanlıları kurtarıcı olarak
görüyor, hatta, ülkelerini fethe davet edenler bile oluyordu. Sanılanın aksine,
ülkelerin fethi kılıçlardan önce gönüllerde sağlanıyordu.
Fransız İhtilalinden 326,
İnsan Hakları Beyannamesinin ilanından 485 yıl önce, 1463 yılında yazılmış olan
ve aslı, halen Bosna'da Fransisken Kilisesinde bulunan fermanında Fatih Sultan
Mehmet…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun,
konuşmanızı tamamlayın.
EKREM ERDEM (Devamla) -
"Ben Fatih Sultan Han bütün dünyaya ilan ediyorum ki; bu padişah fermanı
verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır ve emrediyorum: Hiç kimse bu
adı geçen insanların ne de onların kilisesini rahatsız etmesin ve zarar
vermesin. İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve göçmen durumuna düşen
insanlar özgür ve güvenlik içerisinde yaşasınlar. İmparatorluğumdaki tüm
memleketlere dönüp, korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler.
Ne padişahlık eşrafından
ne vezirlerden veya memurlardan ne hizmetkârlarımdan ne de İmparatorluk
vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar
vermeyecektir.
Hiç kimse bu insanların
hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye
atmasın, hatta, bu insanlar başka ülkelerden devletime birisini getirirse onlar
da aynı haklara sahiptir.
Bu padişah fermanını ilan
ederek, burada, yerlerin, göklerin yaratıcısı ve efendisi Allah, Allah'ın
büyükelçisi Aziz Peygamberimiz Muhammed ve 124 000 peygamber ile kuşandığım
kılıç adına yemin ediyorum ki, emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece,
tebaamdan hiç kimse bu fermanda yazanların aksini yapmayacaktır"
ifadeleriyle fazla söze ihtiyaç bırakmamıştır. Bu belge bile tek başına çok şey
ifade etmektedir. Osmanlıların başarılarının ana felsefesini ortaya koymakta,
günümüz insanına muhtaç olduğu mesajlar vermekte, huzur, barış ve hoşgörünün
reçetesini sunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime son verirken, bu toprakları bize vatan yapan şanlı
ecdadımızı rahmet ve şükranla anıyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Erdem.
Gündemdışı ikinci söz
isteği, muharrem ayı münasebetiyle, İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'e
aittir.
Buyurun Sayın Gülçiçek.
(CHP sıralarından alkışlar)
2.-
İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, Bektaşiler ve Alevîler için
muharrem ayının önemine ilişkin gündemdışı konuşması
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; içinde bulunduğumuz günler, ülkemiz ve ülkemizin dışında
sayıları milyonlarla ifade edilen Alevî-Bektaşi yurttaşlarımız için büyük bir
üzüntüyle anımsanan facianın 1324 üncü yıldönümüdür. Bu faciayı anmak amacıyla
şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, Sayın
Başkana, bu önemli günde bana bu olanağı tanıdığı için teşekkürlerimi ifade
etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Kerbela, İslam tarihinde, en kanlı ve en zalim katliamın
yaşandığı, Hz. Peygamber'in torunu ve Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin'in, 72
taraftarı ve aile efradıyla birlikte katledildiği ve Hz. Hüseyin'in başsız
cesedinin gömüldüğü bir belalar diyarıdır.
Bu elim olayda, Hz. Muhammed'in
sevgili kızı Fatma, Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin ve ehlibeytin haklılığına
inandıkları için orada katledilen ve şehit düşenlerin anısı önünde saygıyla
eğiliyor, onlara Yüce Tanrı'dan rahmet, yurttaşlarımıza, İslam âlemine ve tüm
insanlığa başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Kerbela olayının temelinde iki temel karşıtlığın savaşı yatar. Bu
karşıtlıklardan biri iyiyi, diğeri kötüyü simgeler. Eşit koşullarda bir savaş
olmadığı için, diğer bir deyişle, taraflardan biri bir anlamda tuzağa düşürüldüğü
için, mazlum ile zalimin savaşıdır ve bir zulmün hikâyesidir. Bu hikâye,
günümüzde de hâlâ devam etmektedir.
Kerbela olayı, tarihsel
ve toplumsal anlamda, toplu kıyımların en zalim ve acımasız olanlarından
biridir. Hz. Hüseyin ve beraberindekiler, tarih sayfalarını acılı hikâyeleriyle
oluşturmuşlardır. Onların hikâyelerinin çarpıcılığı günümüze dek mesajın
vurgulamasını taşımıştır. Bugün, artık, Hz.
Hüseyin'in şahadeti ve Kerbela olayı, yeryüzünün herhangi bir yerindeki
zulme karşı isyanın ve mazlumların simgesi haline gelmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Kerbela katliamı, gerek politik gerekse finansal boyutuyla,
İslam topluluğu arasında onulmaz bir yara bırakmıştır. Kerbela'da meydana gelen
bu korkunç olay, bir utanç perdesi ve bir ağlama duvarı olarak İslam tarihine
geçmiştir.
Ülkemizde yaşayan Alevî
yurttaşlarımız, muharrem ayı boyunca muharrem matemini yaşamaktadır. Alevî
yurttaşlarımızın din ve inanç gereksinimlerinin karşılanmasını beklemeleri
onların en doğal haklarıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Alevî-Bektaşi yurttaşlarımız, 31 Ocaktan başlayarak, 12 imamın
ve ehlibeytin anısına, 12 gün oruç ve yas tutacak, muharrem cemi yapacak,
ibadet edecek, inançlarının gereğini yerine getireceklerdir.
Alevî-Bektaşi
yurttaşlarımız, hükümet yetkililerinden, muharrem ayı boyunca, TRT televizyon
ve radyo kanallarından, geçmiş yıllardaki gibi, Alevîliği başkalaştırıcı,
yozlaştırıcı yayınlar yapmak yerine, Alevî-Bektaşi kuruluşlarının ve
Alevî-Bektaşi inancının temsilcileriyle ortaklaşa hazırlanacak yayınların
yapılmasının doğru olacağı kanısındayım. TRT'nin, yapacağı objektif yayınlarla,
Alevî-Bektaşi inancını ve kültürünü, genç kuşakların, Alevî-Bektaşi inancı ve
kültürü hakkında yeterli bilgisi olmayan vatandaşlarımızın Alevîliği daha doğru
tanımasına ve bilgilenmesine katkı
sağlayacağına inanıyorum.
Sayın Devlet Bakanımız
Mehmet Aydın'ın, 21 Aralık 2004 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunun 36 ncı Birleşiminde yaptığı konuşmada "Türkiye'de Alevîlik az
biliniyor. Türkiye'de Sunnîlerimiz Alevîliği çok az biliyor. Bu bilgi eksikliğini
gidermemiz gerekiyor" demişti.
Değerli arkadaşlarım, bu
bilgi eksikliğinin giderilmesi kimin görevidir; elbetteki, hükümetlerin
görevidir. Hükümetler, üzerlerine düşen görevleri yapmalıdır ve bu bilgi
eksikliklerini gidermenin tek yolu, Alevî -
Bektaşi yurttaşlarımızın haklı istemlerine yanıt vermekle,
yurttaşlarımızın haklı istemlerini ve onların sorunlarını çözmekle olur. Sayın
Başbakan yurt dışında medeniyetlerarası diyalog ararken, ülkemizde şu ana kadar
Alevî-Bektaşi kurum ve yöneticileriyle görüşmemesi ve onların taleplerine yanıt
vermemesi düşündürücüdür.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yayınlanan AB 2005 İlerleme Raporunun 29 uncu sayfasında
"Alevî toplumu ibadet yerlerinin tanınması ve ilgili devlet kurumlarında
temsilleri alanında ve zorunlu din eğitimine ilişkin uygulamada güçlükler
yaşamaya devam etmektedir" ifadeleri yer almaktadır. AB sürecinde, bu
rapordaki ifadelerden anlaşılması gerekenler açık ve nettir. Bu raporda yer
alan istemlerin yerine getirilmesi, bu süreçte kaçınılmazdır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim,
konuşmanızı, lütfen, tamamlayınız.
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Alevî yurttaşlarımızın din kültürü ve ahlak
bilgisi derslerinin zorunlu dersler kapsamından çıkarılması, cemevlerinin yasal
bir statüye kavuşturulması gibi haklı istemlerini başkalarından talimat alarak
yapmak yerine, gelin iktidarıyla muhalefetiyle beraber çözelim. Cemevlerinin
yasal statüye kavuşturulması ve Hacı Bektaş üniversitesinin kurulması için
vermiş olduğum kanun tekliflerinin bir an önce Türkiye Büyük Millet Meclisi
gündemine alınmasının önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; anayasal kuruluşlar olan Diyanet İşleri Başkanlığı, TRT gibi
kamu kuruluşlarımızın, Anayasamızın 10 uncu ve 24 üncü maddelerindeki ifadelere
bağlı kalarak, bütün inançlara eşit davranmasıyla, sorunların kısmî de olsa
çözümünün mümkün olduğunu düşünmekteyim.
Kerbela'yı anarken,
geçmişte yaşanan acıların günümüzde ve gelecekte de artık yaşanmaması, her
yerde ve her zaman sevginin, barışın, dostluğun, kardeşliğin, aklın, bilimin,
laik ve çağdaş düşüncenin egemen olması en içten dileğimizdir. Ülkemizde,
bölgemizde ve dünyamızda acıların yaşanmadığı, insanların, kendi dışındaki tüm
inançlara saygı gösterdiği, hor görmediği, dostça, barış içerisinde bir arada
yaşama dileğiyle, Yüce Meclise saygılarımı sunarken, Şah Hatayi'nin Kerbela
olayını anlatan dizeleriyle konuşmama son veriyorum:
"Kerbela denilen
ıssız bir çöldür.
Zerresi kan dolu kumdan
bir göldür.
Güneşin altında yanan
cehennem,
Ağaçsız, gölgesiz, sıcak,
susuz hem.
Fırat kenarında biraz
uzakta,
Aslanı bıraksan sanır
tuzakta.
Kerbela bir avuç masum
mezarı.
Kerbela, ecelsiz ölüm
pazarı.
Kerbela cananı candan
ayıran,
Kerbela, şerefi şandan
ayıran.
Kerbela, İslamın
yüzkarasıdır,
Kerbela, vicdanla kin
arasıdır."
Teşekkürlerimi ifade
ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz
Sayın Gülçiçek.
Gündemdışı üçüncü söz
isteği, millî eğitim çalışmaları hakkında Adana Milletvekili Sayın Recep
Garip'e aittir.
Buyurun Sayın Garip. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
3.- Adana
Milletvekili Recep Garip'in, okullarda birinci yarıyılın bitmesi nedeniyle,
eğitim-öğretimin değerlendirmesine ve Millî Eğitim Bakanlığının çalışmalarına
ilişkin gündemdışı konuşması
RECEP GARİP (Adana) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; eğitim ve öğretimin geride
bıraktığımız birinci yarı yılıyla ilgili değerlendirme yapmak üzere, şahsım
adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, saygıyla selamlıyorum.
Toplumların gelişmesinde
eğitimin ne denli önemli bir rol üstlendiğini hepimiz çok iyi bilmekteyiz.
Geçtiğimiz döneme bu pencereden baktığımızda, kısa zamanda ne denli önemli
gelişmelerin yaşandığını da, elbette ki görüyoruz. Bugün ülkemizde, okulöncesi,
ilköğretim ve ortaöğretimde 2005 sonu itibariyle, 58 458 okulda, 589 000
öğretmenimizle, 14 039 605 öğrencimizle eğitim ve öğretim hizmeti verilmiştir,
verilmeye devam etmektedir.
"Eğitimin amacı,
insanlarda bulunan kabiliyetleri geliştirmektir" diyor Eflatun. Goethe
ise, "gerçek öğrenci, bilinenin içinden bilinmeyeni geliştirmeyi öğrenir
ve ustaya yaklaştırır" diyor. Bu bakış açısı, eğitimde, ezbercilikten
ziyade, uygulamanın, araştırmanın ne denli önemli olduğunu belirtmektedir. Bu
dönem, özellikle, eğitim ve öğretimde müfredat değişikliğine gidilmesi,
ezbercilikten ziyade, araştırma ve uygulamaya yönelik sistemlerin hayata
geçirilmesi için özen gösterilmiştir. Beşikten mezara kadar ilim emredilmiştir.
Hz. Ali Efendimizin "bana bir harf
öğreten, kırk yıl beni köle yapsın" ifadesiyle eğitimin ve öğretimin ne
anlama geldiğini çok ciddî noktada bilmekteyiz. Bu uygulama, kısa sürede
etkisini göstermiş, ailenin eğitime katkısı ve öğrencilerin kişisel
becerileriyle birlikte, öğrencilerimizin kendilerine olan özgüvenlerini
artırmış ve son derece başarılı sonuçlar elde edilmiştir.
Eğitimde altyapıya
gerekli desteği vermek suretiyle hükümetimiz, son üç yıldır genel bütçeden en
büyük payı millî eğitime ayırmıştır. Bugün, olumlu sonuçlar almaya başlamanın
mutluluğunu milletimizle birlikte yaşamaya devam ediyoruz. "Ekmekten sonra
eğitim, bir milletin en büyük ihtiyacıdır" diyor Byron. Bir başka
ifadeyle, Danton ise, "eğitim, ekmek ve su gibi toplumun en hayatî ve
mecburî ihtiyacıdır" diye sözüne ekliyor.
Eğitimsiz toplumların
çağdaş medeniyetler seviyesine yaklaşması hayaldir. Biz, gerçeklerin
peşindeyiz. Yaptığımız tüm icraatlar da bu gerçeklerin bir sonucudur. Bakınız,
ilköğretimlerde ders kitapları, iki yıldır ücretsiz olarak okulların eğitim ve
öğretime başladığı ilk gün öğrencilerimize ulaştırılmıştır ve halkımız bundan
mutlu olmuştur. Toplam 270 000 000 adet ders kitabı, ücretsiz olarak
dağıtılmıştır. Sayın Başbakanımızın geçtiğimiz günlerde vermiş olduğu bir
müjdeyle, önümüzdeki yıl liselerimize de ders kitapları ücretsiz olarak
verilmeye başlanacak ve bütün ilköğretim ve lise öğrencilerine ücretsiz ders
kitapları birinci gün itibariyle verilmiş olacak. 333 000 öğrencimize karşılıksız
burs desteği de bu sene içerisinde sağlanmıştır.
AK Parti İktidarında
halkımızın menfaatına olan o kadar çok yeniliğe ve ilklere imza atılmıştır ki,
artık, halkımız, bu tür yenilikleri, hükümetimizin normal ve yapması gereken
icraatları olarak düşünmeye başlamıştır. Bu da bizim için ayrıca gurur vesilesi
olmaktadır.
Çağdaşlaşmanın bir gereği
olarak bilimin ve teknolojinin eğitim imkânları için seferber edilmesi
zorunluluk haline gelmiş, eğitimde teknolojik imkânların kullanılması,
bilgisayar sınıflarının tamamlanması çalışmaları devam etmekte ve 2006 yılının
ilkbaharına kadar tamamlanması hedeflenmiş durumdadır. Millî Eğitim
Bakanlığımız, 1 000 000 bilgisayarla
eğitimin hizmetine girmiş, Anadolu'nun yediden yetmişe bütün okullarında, her
tarafında internete girebilme imkânlarını sağlamış bulunmaktadır.
Sınıf başına düşen
öğrenci sayısının azalmasına ve derslik ihtiyacının ivedilikle giderilmesine
yönelik çalışmalar ışığında Eğitime Yüzde Yüz Destek Kampanyası" başlatılmıştır.
Kampanya kapsamında, sivil toplum örgütlerimiz, işadamlarımız ve
vatandaşlarımızla işbirliği yapılmış, eğitime 2 katrilyon destek sağlanmıştır.
Değerli arkadaşlar,
huzurlarınızda, emeği geçen herkese eğitime katkılarından dolayı milletimiz
adına şükranlarımı arz ediyorum. Bu çerçevede yürütülen kampanyayla birlikte,
üç yıllık iktidarımız döneminde 60 000 derslik eğitime kazandırılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
RECEP GARİP (Devamla) -
Dolayısıyla, eğitim için başlatılmış olan bu seferberlik çok ciddi noktada
kabul görmüş, Anadolu insanımız evlatlarını okutabilmenin zevkini ve
mutluluğunu yaşamaya devam etmektedir ve bu alandaki çalışmaların yoğun bir
şekilde devam etmesi ayrıca milletimiz adına sevindirici bir olaydır. Derslerin
boş geçmemesi, ülke genelinde öğretmenlerin verimli çalışabilmeleri ve gizli
işsizliğin giderilmesi çalışmaları büyük bir titizlikle yürütülmektedir.
Hükümetimizin pozitif çalışmaları sonucu ise eğitim kadroları, araç gereç
noktasında okullarımızın ihtiyaçları hızla giderilmiştir. Yaklaşık 20 000
sözleşmeli öğretmen alımı yapılmış, yine iktidarımız döneminde Millî Eğitim
Bakanlığımız bünyesinde 182 615 personel istihdamı sağlanmıştır; bunun
yaklaşık 93 000'ini öğretmen kadroları
oluşturmaktadır. 2006 yılı içerisinde, yine, 30 000'i aşkın öğretmen alımı
yapılacağı kamuoyuna duyurulmuştur. Yine, öğretmenlerimiz, okul aile birlikleri
ve sivil toplum örgütlerimizle işbirliği yapılmak suretiyle "Haydi Kızlar
Okula Kampanyasının" başarıyla çalışması sürdürülmüş, bu süreçte, ülke
genelinde 150 000 kız çocuğumuz, eğitime, öğretime başlatılmıştır. Bundan, Türk
Ulusunu sevgiyle ve muhabbetle selamladığımızı belirtmek istiyorum. Kültürel
dokuyu güçlendirmek çalışmaları, kitap okumayı teşvik ve diğer çalışmalar,
mutlak surette devam gerektirmektedir ve bütün okullarımızda kitap okuma
eğitimi de hızlı bir şekilde yaygın hale getirilme çalışmaları
sürdürülmektedir. Kötü alışkanlıklardan gençlerimizin korunması için, ilgili
kurumlarla işbirliği içinde, sürekli denetimler yapılmakta ve gerekli önlemler
alınmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığımızın bütün birimlerinin bilgi alışverişini
sağlayan elektronik ağ yaygınlaştırılmakta, bu konuda her türlü destek
verilmektedir.
BAŞKAN - Sayın Garip,
lütfen, konuşmanızı tamamlayın.
RECEP GARİP (Devamla) -
Tamam Sayın Başkanım; çok teşekkür ediyorum.
Daha kapsamlı bilgilerin
toplanması, çalışanlar, veliler ve toplumla paylaşılabilecek paydanın
çoğaltılması çalışmaları, bu anlamda devam etmektedir. Avrupa Birliğiyle ortak
yürütülen projeler, gün geçtikçe artmakta ve çeşitlendirilmektedir. Disiplin
olaylarının tedrici bir şekilde azalması, eğitim-öğretimdeki başarının
artırılması amacıyla, rehberlik hizmetlerine ağırlık verilmiş, verilmeye devam
edilmektedir. Hizmetiçi eğitim faaliyetleriyle personelin bilgisi yenilenmekte,
özellikle kullanılabilir bilgiye ulaştıracak eğitim çalışmalarına da önem
verilmiştir.
Bu duygularla, tüm eğitim
çalışanlarımızın, öğretmen ve öğrencilerimizin, önümüzdeki pazartesi başlayacak
olan yeni eğitim-öğretim döneminin, sağlık, mutluluk içinde başarılar
getirmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Garip.
Sayın milletvekilleri,
gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının tezkereleri var 4 adet; ayrı ayrı okutup, bilgilerinize
sunacağım:
Buyurun.
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Rusya
Federasyonu Başkortostan Cumhuriyeti Devlet Meclisi Başkanı Konstantin Tolkaçev
ve beraberindeki Parlamento heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının konuğu olarak ülkemizi resmî ziyarette bulunmasına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/967)
31 Ocak 2006
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlık Divanının 26 Ocak 2006 tarih ve 104 sayılı Kararı ile Rusya
Federasyonu Başkortostan Cumhuriyeti Devlet Meclisi Başkanı Konstantin Tolkaçev
ve beraberindeki Parlamento heyetinin TBMM Başkanlığının konuğu olarak ülkemize
resmî ziyarette bulunması kararlaştırılmıştır.
Söz konusu heyetin
ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 7 nci maddesi gereğince Genel
Kurulun bilgilerine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Diğer tezkereyi
okutuyorum:
2.- Kenya
Parlamentosu Tarım, Arazi ve Doğal Kaynaklar Komitesinin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemizi resmî ziyarette bulunmasına
ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/968)
31 Ocak 2006
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlık Divanının 26 Ocak 2006 tarih ve 104 sayılı Kararı ile Kenya
Parlamentosu Tarım, Arazi ve Doğal Kaynaklar Komitesinin Türkiye Büyük Millet
Meclisinin konuğu olarak resmî temaslarda bulunmak üzere ülkemizi ziyareti
uygun bulunmuştur.
Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 7 nci
maddesi gereğince Genel Kurulun bilgisine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Üçüncü tezkereyi
okutuyorum:
3.-
Azerbaycan Millî Meclis Başkanı Oktay Asadov ve beraberindeki heyetin Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemizi resmî ziyarette
bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/969)
31 Ocak 2006
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlık Divanının 26 Ocak 2006 tarih ve 104 sayılı Kararı ile
Azerbaycan Millî Meclis Başkanı Oktay Asadov ve beraberindeki heyetin ülkemizi
ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.
Söz konusu heyetin
ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 7 nci maddesi gereğince Genel
Kurulun bilgisine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Diğer tezkereyi
okutuyorum:
4.- Letonya
Parlamento Başkanı Ingrida Udre ve beraberindeki heyetin Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemizi resmî ziyarette bulunmasına
ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/970)
31 Ocak 2006
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlık Divanının 26 Ocak 2006 tarih ve 104 sayılı Kararı ile Letonya
Parlamento Başkanı Ingrida Udre ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret
etmesi uygun bulunmuştur.
Söz konusu heyetin
ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 7 nci maddesi gereğince Genel
Kurulun bilgisine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Sayın milletvekilleri,
Anavatan Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir
önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
III.-
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUP ÖNERİLERİ
1.-
Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin Anavatan Partisi Grup
önerisi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun
2.2.2006 Perşembe günü yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında
oybirliği sağlanamadığından, aşağıdaki Grup önerimizin Genel Kurulun onayına
sunulmasını arz ederiz.
Saygılarımızla.
Süleyman Sarıbaş
Malatya
Anavatan Partisi Grup Başkanvekili
Öneri:
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 210
uncu sırasında bulunan 732 sıra sayılı Bursa Milletvekili Ertuğrul
Yalçınbayır'ın, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla
Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37
nci maddesine göre doğrudan gündeme alınma önergesinin, bu kısmın 3 üncü
sırasına alınması önerilmiştir.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Anavatan Partisi Grubunun önerisi üzerine konuşma talep eden,
söz talep eden sayın milletvekillerini, önce, geliş sırasına göre okuyacağım:
İlk müracaat, Denizli
Milletvekili Sayın Ümmet Kondağan'ın; aleyhe söz istemiş.
İkinci söz isteği,
Malatya Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş; o da lehe istemiş.
Üçüncü sırada, Gaziantep
Milletvekili Sayın Ömer Abuşoğlu; o da lehte söz istemiş.
Dördüncü sırada, aleyhte,
İstanbul Milletvekili Sayın Ünal Kacır.
Buna göre, sırayla söz
vereceğim. Diğerlerini de sıraya alıyorum, eğer devir ve konuşma olmazsa, devam
edeceğiz.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Dün de aynı uygulama oldu, eşzamanlı gelenler arasında kura çekimi yapıldı.
BAŞKAN - Şimdi, bu
gelişi…
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Eşzamanlı, arkadaşların hepsi aynı anda…
BAŞKAN - Sayın Başkan,
ben kararımı ilan ettim.
Devam ediyoruz şimdi.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sayın Başkan, dünkü uygulamanın aynısı…
BAŞKAN - Ben, saat ve
zamanı iyi takip edin dedim arkadaşlarımıza, ona göre geldi.
Zaten, Başkanlık
Divanının, bu konuda, zannediyorum, bir prensip kararı vermesi gerekiyor. Sayın
milletvekillerimizin koşarak Başkanlık Divanına, bir öncelik alması, görünüm
itibariyle de hoş olmuyor. Buna, bir prensip kararıyla çözüm getirmemiz
gerekiyor.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sayın Başkanım, dün de aynı uygulama oldu. Aynı anda orada bulunan arkadaşlar,
beraber önergeleri…
BAŞKAN - Sayın Başkan,
kesin bir şey olmadığı için, gelişteki önceliğe göre sırayı aldım. İki Kâtip
Üyemiz bu şekilde getirdi, uzmanlarımızla birlikte. Tabiî, bunu şu anda
tartışmanın bir faydası yok.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Ama dün kura çekildi, böyle şey olur mu?!..
BAŞKAN - İlk söz, Denizli
Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan'a aittir ve aleyhte söz istemiştir; buyurun.
Sayın Kandoğan, tabiî ki,
aleyhte söz aldığınıza göre, bu hususa sizin dikkat edeceğinize, hassasiyet
göstereceğinize inanıyorum.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Son günlerin en güncel
konusuyla ilgili Anavatan Partimizin bir grup önerisi Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine geldi. Son bir haftadan beri, Türkiye, sadece bu konuya
kilitlenip, bu meselenin bir şekilde çözülme noktasında fikir birliğine ulaştı.
Şimdi, böyle bir konuda grup önerisinin aleyhinde söz istememin sebebini
öncelikle açıklamak istiyorum.
Bu kadar hassas bir konu
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmişken ve özellikle muhalefet
partisine ait bir milletvekili olarak, bu konuda çok açık ve duyarlı olan bir
milletvekili olarak niçin grup önerisinin aleyhinde söz aldım; çünkü, bugüne
kadar bu konu çeşitli kereler Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine
getirildi, burada bu mesele tartışıldı, günlerce bu mesele üzerinde konuşmalar
yaptık. Ancak, bütün bu konuşmaların neticesinde bir gerçek ortaya çıktı ki,
Adalet ve Kalkınma Partisi, kesinlikle bu meselenin Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine gelmesini istemiyor, bu meselenin çözülmesini istemiyor ve
bunu da müteaddit kereler ifade etmiş olması nedeniyle bugün getirilen bu
önerinin pratikte bir fayda sağlamayacağını düşündüğüm için grup önerisinin
aleyhindeyim. Yoksa, mal bildiriminin şeffaflaştırılması, bu konuyla ilgili çok
değerli bir milletvekilimizin -Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'ın- vermiş olduğu bir
kanun teklifini gönülden destekliyorum ve uzun zamandan beri de bunun
mücadelesini yapıyoruz. Ben, bu konularla ilgili olarak, gerek dokunulmazlık
konusuyla gerekse mal bildirimi konusuyla ilgili onlarca kez bu kürsüye
çıkarak, düşüncelerimi çok açık ve net bir şekilde ifade ettim.
Bu konuyla ilgili
elimizde bir kanun var, 3628 sayılı Kanun. Bu kanunda yapılabilecek çok küçük
bir değişiklikle… Sayın Başbakanı kim yanılttı bilmiyorum ve buradan da bir
tavsiyede bulunuyorum Sayın Başbakana. Yanında kimlere hukuk danışmanı olarak
danışıyorsanız, Sayın Başbakan, lütfen o hukuk danışmalarınızı değiştirin.
Onlar size yanlış bilgiler veriyorlar, yanlış yönlendiriyorlar. Ben, Sayın
Başbakanın grup toplantısındaki konuşmasını dinledim, daha sonra metni aldım,
okudum; dikkatlice okudum. Sayın Başbakan, bu kanunla ilgili olarak,
milletvekillerinin mal bildiriminde bulunmasının, kamuoyu önünde açıklanması
husususun yasak olduğunu söyledi. Kanun elimizde Sayın Başbakan. Hangi
maddesinin, hangi fıkrasının, hangi cümlesinin bu şekilde bir yasaklama
getirdiğini lütfen… Lütfen, geliniz, burada, bir açıklamada bulununuz veya
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşacak arkadaşlardan, ben, özellikle
rica ediyorum, gelsinler burada desinler ki, 3628 sayılı Kanunun şu maddesi, şu
fıkrası, mal varlıklarının açıklanmasıyla ilgili yasaklayıcı bir hüküm
getirmektedir; yok böyle bir şey. Yasak ne için var; mal bildirimlerinin
verildiği mercilerin bu kanunda gösterilen lüzum ortaya çıkmadan önce herhangi
bir açıklamada bulunmaları yasak.
Dün, iki AK Partili
milletvekilimiz açıklamada bulundular, mal varlıklarını açıkladılar. Ben,
kendilerini gönülden kutluyorum.
Cumhuriyet
başsavcılıkları, cumhuriyet savcılıkları bir soruşturma içerisine mi girdiler;
yok böyle bir şey değerli milletvekilleri.
Maalesef, sunî bir
şekilde Türkiye'nin gündemine getirilen bu konunun, Sayın Maliye Bakanının
getirmiş olduğu bu konunun altında öncelikle Maliye Bakanı, daha sonra da bu ülkenin Başbakanı kalmıştır arkadaşlar.
Şimdi, bütün millet,
yetmiş milyon insan bekliyordu ki, Sayın Başbakan bu konuyla ilgili olarak mal
varlığını açıklasın. Ben de bekliyordum. Açıklasın sayın milletvekilim, bir
engel durum yok, yasak yok, korkacak bir şey yok; yani, kanun burada.
Cumhuriyet savcılıkları işlem yapmayacak, merak etmeyiniz; ama, niye
açıklamıyor? Niye açıklanmasından korkuyor? İşte, bugün, Sayın Yalçınbayır'ın
kanun teklifi, bu meselenin kökünden halledilebilmesi için elimize ve önümüze sunulmuş
olan çok güzel bir fırsat.
Değerli milletvekilleri,
bakınız, burada çok enteresan bir ifade de var; Sayın Maliye Bakanının bir
ifadesini, rüşvetle ilgili soru önergesine verdiği cevabı okumak istiyorum:
"Öte yandan, karşılıklı işlenen bir suç olan rüşvetin ortaya çıkarılması
kayıt ve belgeyle ispatı kolay olmadığından, diğer nedenlerin yanında bu
nedenle de giderek yaygınlaştığı, kullanılan bedellerin boyutlarının
alabildiğince büyüdüğü ve hatta, rüşvetin kurumsallaştırıldığı..."
Şimdi, bu ülkenin Maliye
Bakanı, çıkıp, rüşvetin kurumsallaştırıldığından bahsedecek ve bunun önünü
kesmek için ortaya konulan bir kanun teklifi, eğer bu Meclisçe bugün
görüşülmesinin önünü kesecek şekilde buradan bir kararın çıkması halinde, ben,
o kararla, Sayın Maliye Bakanının bu iki cümlesinin karşı karşıya getirilip,
bunun değerlendirilmesinin takdirini Yüce Türk Milletine bırakıyorum.
Değerli milletvekilleri,
bizler, milletvekilleri olarak, öncelikle çok şeffaf ve açık olmak
mecburiyetindeyiz; çünkü, biz, seçimlerden önce halkımıza bir vaatte bulunarak
Türkiye Büyük Millet Meclisine geldik ve hepimiz, milletin ve memleketin
hakları ve menfaatları uğrunda üzerimize ne düşecekse yerine getirme sözünü
verdik; ancak, özellikle son günlerde ve Sayın Maliye Bakanıyla ilgili olarak
kamuoyunda çok yaygın iddiaların ortaya atılması ve bunların cevap verilememesi
karşısında, vatandaşın, siyasetçiye ve Türkiye Büyük Millet Meclisine, artık,
bakış açısı olumsuz olarak değişmeye başlamıştır. Bunun önüne geçmek için, bu
tarihî fırsatı kaçırmamak için, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki
milletvekilleri, hür iradeleriyle, hiçbir grup baskısı altında kalmadan ve
bundan sonraki Meclislerin de önünü açacak ve Meclisi hiçbir zaman töhmet
altında bırakmayacak olan bir uygulamayı, bugün, hep birlikte karar vermek
mecburiyetindeyiz. Yoksa, geçenlerde yapılan bir araştırmada, Türkiye'de en
fazla kirlenen, en fazla hakkında kuşku duyulan kurumların başında bir kamu
kurumu, daha sonra siyasetçiler ve siyasî partiler geldiği, bir kamuoyu araştırması
neticesinde ortaya çıkmıştır. Eğer biz bunu tersine döndürmek istiyorsak,
yeniden siyasetin ve siyasetçinin toplum içerisinde kabul edilen bir meslek ve
insan olmasını arzu ediyorsak, bugün, geliniz, bu, Anavatan Partisi grup önerisiyle
ilgili getirilen teklifi sağlıklı bir şekilde değerlendirelim.
Değerli milletvekilleri,
seçimin üzerinden yaklaşık kırk ay geçti ve büyük bir ihtimalle de, 2006 seçim
yılı olacak. Yarın, hep beraber, tekrar meydanlara, halkın önüne, hesap vermeye
gideceğiz. Seçim meydanlarında söylenen, dokunulmazlıkların kaldırılması
meselesi, mal bildirimleriyle ilgili olan meseleler hususunda, bu Parlamento
dönemini tamamlamadan, bu meselenin de halledilmesi lazım geldiğine inanıyorum.
Hep söylendi buralarda;
toplumun diğer kesimlerinin de dokunulmazlıkları var. Toplumun diğer
kesimlerinin dokunulmazlıkları yok, değerli milletvekilleri. Onlarla ilgili,
mutlaka, soruşturmalar yapılıyor; ama, kanun, 4483 sayılı Kanun, bu konuyla
ilgili olarak bir yapılanma getirmiş.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
RECEP KORAL (İstanbul) -
Soruşturma izni verilmezse ne oluyor?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Soruşturma izni verilmezse şu oluyor Sayın Milletvekili, şu oluyor: İlgili,
eğer verilmeze, o dosya cumhuriyet savcılıklarına gidiyor. İdare mahkemesine
itiraz hakkınız var; yani, yargı yolu kapanmıyor, yargı yolu hep açık. Orada
nedir; kırkbeş günlük bir soruşturma süresi vardır. Ben, onun komisyon
başkanlığını yaptım. Ben, soruşturma izni veren merci konumunda görev yaptım.
Bunu ben çok iyi bilirim Sayın Milletvekili.
Oradaki husus, sadece
kırkbeş günlük bir süre vardır, soruşturma süresi vardır; o soruşturma süresi
kırkbeş gündür. O soruşturma bittikten sonra, ilgili vatandaş, onun, eğer
soruşturma izni verilmemişse, idare mahkemesine itiraz hakkı vardır ve
cumhuriyet savcılıklarının resen itiraz hakkı vardır; mesele budur. Bunu da
sapıtıyorlar, maalesef saptırıyorlar. Niçin saptırıyorlar; dokunulmazlıkları
kaldırmamak için bunu bir önşart olarak ileri sürüyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Son cümlelerimi söylüyorum.
Getiriniz, eğer o varsa,
Anayasada değişiklik yapalım, 4483 sayılı Kanunu değiştirelim Sayın
Milletvekilim. Bunu da 600 küsur kanun geçirdiğinizi övünerek söylüyorsunuz.
Getirin o kanunu, bakın, Cumhuriyet Halk Partisi destekleyecek, Anavatan
destekleyecek, biz de destekliyoruz. Anayasa değişikliğini işte hep beraber
yaparız, 4483 sayılı Kanunu da değiştiririz. Eğer bir engel varsa -ben, yok
olduğu inancındayım- buna rağmen o değişiklikleri de yapalım. Geliniz,
milletvekilliği dokunulmazlıklarını da kaldıralım. Seçimlerden önce,
meydanlarda, televizyonlarda bunun sözünü verdik.
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
son cümlenizi alayım.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bütün millet bunun canlı şahidi. Dokunulmazlıkların kaldırılacağını, Sayın
Başbakan televizyon programında söyledi, bizler seçim meydanlarında söyledik;
ama, bugün, diğer kamu görevlilerinin arkasına sığınarak Türkiye Büyük Millet
Meclisinden bunu kaçırmanın hiçbir haklı ve mantıklı gereği yoktur.
Bu düşünceyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kandoğan.
Lehte ikinci söz isteği,
Malatya Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş.
Buyurun. (Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; biz Anavatan
Partisi olarak, dört aydır, bu Mecliste grup olarak bulunuyoruz. İçtüzüğün bize
verdiği Danışma Kuruluna öneri götürme yetkimizi şu ana kadar kullanmamıştık.
Kullanmayış sebebimiz de, tabiîdir ki, gündemi belirleme yetkisi, iktidar
sorumluluğunu taşıyan iktidarın olması gerektiğini düşünüyorduk. Bunun için,
iktidarın gündemi belirlerken, hükümetin icraatlarının önceliklerini dikkate
alarak, İktidar Partisi Grubunun gündemi belirlemesinin en tabiî yol olduğunu
düşünüyor; bu konuda da, birçok defalar, İktidar Partisinin gündeme ilişkin
getirdiği önerileri hiç tartışma konusu dahi yapmadan imzalamıştık.
Gönül isterdi ki, İktidar
Partisine mensup çok değerli bir milletvekilimizin, daha önce bu Mecliste
gündeme alınan Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununda iki maddelik basit
bir değişiklik teklifinin, İktidar Partisi Grubu tarafından gündemin ön
sırasına alınması ve iki haftadır, hiç de anlamsız olan, siyasetin
yıpranmasına, siyasetçilerin yıpranmasına, siyaset kurumunun yıpranmasına
vesile olan tartışmaları neticelendirecek bu değişikliği yapmış olalım; ancak,
İktidar Partisi buna yanaşmayınca veya bunu yanlış yorumlayınca, biz, grup
önerisi olarak Danışma Kuruluna bugün getirdik. İktidar Partisi Grup
Başkanvekilimiz, bu konuda iktidar çoğunluğunun bir çalışma yaptığını, grup
çalışması yapacağını, bu kanun teklifinin komisyonda görüşülmediğini ileri
sürerek, bugünkü bu önerimize katılmadılar. Bu vesileyle, grup önerisi olarak
Meclisin huzuruna getirmek zorunda kaldık.
Değerli arkadaşlar, Sayın
Yalçınbayır'ın vermiş olduğu değişiklik önergesi, bildiğiniz gibi, 3628 sayılı
Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 9 uncu maddesinde mal bildirimini
düzenleyen maddeye açıklık getiren bir madde.
3628 sayılı Yasayı da
1990 yılında o günkü Anavatan Partisi İktidarının çoğunluğu çıkarmış idi. O
günden bugüne geçen uygulama, yani, onbeş yıllık uygulama… Uygulamayı takip
etmekle sorumlu Maliye Bakanlığına sorulduğunda, onbeş yılda bu kanun nedeniyle
sadece 4 kişi ceza almış. Demek ki, uygulamada bir aksaklık var. Bunlardan bir
tanesi Karayolları eski Genel Müdürü, bir tanesi bir maliye denetmeni,
zannediyorum bir tanesi bir millî eğitim müdürü, bir tanesi de tapu sicil
müdürü. Bu kanunun kapsamına giren 1 187 000 kişi var; yani, Türkiye'de 1 187
000 kişi Mal Bildirimi Kanunu kapsamında mal bildiriminde bulunuyor; ancak,
bunlar gizli olduğu için, çok bariz suçüstü yakalanan sadece 4 kişi ceza almış.
Bu şu demek; demek ki, bu kanunun gizlilik kapsamı, bu kanunun uygulama amacını
maalesef ortadan kaldırmış.
Değerli Milletvekilimin
önerisi şu: Bunu açık yapalım. Mal bildiriminde bulunanların, bu bildirimleri, Resmî Gazetede veyahut da bu
mümkün değilse internet sitesinde, ilgili bildirimi alan kurumun internet
sitesinde yayınlansın; milletimiz de, kamu adına denetim yapacak organlar da bu
bildirimde bulunan şahısların mal varlıklarını denetlesinler; artmayı,
eksilmeyi, şeffaf bir şekilde ortaya koysunlar.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, siyasete, hepimiz, başlarken, geçen dönemin şeffaf olmadığını,
geçen dönemin yolsuzluklarla anıldığını ve onları bu milletin tasfiye ettiğini
kabullendik. Peki, biz ne yapıyoruz; o günün kanunlarının arkasına sığınma
hakkımız var mı; hukukumuz var mı? Ben
burada kimseyi suçlamak adına söylemiyorum. Bu iş hükümetin işi de
değil; bu iş, parlamentonun işi. Yani, hükümetten illa da bir tasarı şeklinde
gelmesi değil… Siyaseti yapan parlamento, yani, parlamenterler. Hükümet getirir
veya getirmez, parti grupları getirir veya getirmez, kendi içlerinden bir
milletvekilinin getirdiği kanun değişiklik teklifine, milletvekilleri olarak
önce bizim sahip çıkmamız lazım. Biz, grupların baskısıyla veya iktidarın
baskısıyla hareket etme lüksüne sahip değiliz.
Ne yapacağız; şeffaf
olsun. Dün iki arkadaşımız açıkladı. Dün, benim Sayın Genel Başkanım açıkladı
mal bildirimini. Bugün baktım, savcılar dava açıyorlar mı Sayın Genel Başkana
"sen mal bildirimini açıkladın" diye; öyle bir dava yok. Demek ki,
kanunlarımızda mal bildirimini şahsen açıklamayı suç sayan -Sayın Başbakanın
iddia ettiğinin aksine- bir hüküm olsaydı, bugün, cumhuriyet savcılarının,
Genel Başkanım Erkan Mumcu hakkında dava açmaları gerekirdi; sen mal bildiriminde
nasıl bulundun, mallarını nasıl açıkladın diye dava açmaları gerekirdi. Demek
ki, arkadaşlar, kanunlarımızda, mal bildirimini açıklayıcı, açıklama yönünde
suç sayıcı hiçbir önlem yok. Bu kim için getirilmiş; kendisine mal bildirimi
tevdi edilen kurumların açıklaması suç unsuru olarak öne sürülmüş.
Şimdi, demek istediğim şu
arkadaşlar: Siyasetçiler olarak bu vebali daha fazla taşımayalım. Ben, bunun,
1990 yılından bugüne kadar, biraz da Batı'nın, küresel sermayenin
yönlendirmesiyle, siyaset kurumunu yıpratarak, siyasetçiyi töhmet altında
bırakarak, siyasetçinin halkın huzurunda -nasıl ifade edeyim- itibarını
düşürerek, başka kanalların karar alıcı olmasını sağlamak şeklinde, bir de
sanki yürütülen kampanya var. Yani, siyasetçiler bu kadar alıyorlar,
götürüyorlar, rüşvet alıyorlardı da, yolsuzluk yapıyorlardı da, geçen dönemin
Parlamentosundan bugün 500 arkadaşımızın hiçbirinin kanunî dokunulmazlığı yok
ve hiçbiri de yargı önünde değiller. Haklarında açılmış bir dava da yok; ama, o
günün Parlamentosuna da yolsuzluklar noktasında birsürü suçlamalar oldu; yani,
bunu taşımak zorunda değiliz. İçimizden çıkan bir milletvekili arkadaşımızın,
içimizde bulunan bir milletvekilinin bir teklifini, şurada yarım saatte
kanunlaştıralım. Size söz veriyorum, maddeler üzerinde de konuşmayalım; ama,
yarım saatte kanunlaştıralım. Aksine, zaten, bu açıklığın nasıl olacağını
yönetmelikle düzenleme yetkisini de, 2 nci maddesinde, hükümete bırakmış bu
kanun teklifi. Hükümet bir çalışma yapacaksa, bu yönetmelikte, bu açıklığın
nasıl getirileceği noktasında yönetmelikte zaten bir düzenlemeyi yapar ve
yeniden yeniden yeniden tartışma konusu yapma durumu da ortadan kalkmış olur.
Bir başka şey arkadaşlar;
bakın, dokunulmazlıklarda yaptığımız gibi yapmayalım. Burada, komisyon kuracak,
çalışacak, üstünde uzun uzun düşüneceğimiz hiçbir nokta yok. Zaten hepimiz mal
bildiriminde bulunuyoruz; zaten hepimizin, birçoğumuzun malları zaten kendi
internet sitelerimizde de var; yani, helal kazandığı malı insanların
açıklamasında ne mahzur var, kim ne yapacak, mallarımızı elimizden mi
alacaklar?! Ne yapalım; yarım saatte, bu işi öne alalım; siz değerli milletvekillerinden
rica ediyorum, kimseyi de suçlamıyorum; yarım saatte şu kanunu çıkaralım. İki
haftadır, anlamsız, siyaseti, itibarını zedeleyici tartışmaları ortadan
kaldıracak, zaten Meclisin gündeminde olan iki maddelik teklifi bir an önce
kanunlaştıralım. Yani, burada, biz, kendimize bir pay çıkarmak adına falan
değil, bu Meclisin, sizlerin, hepimizin itibarını korumak adına bunu yapalım.
Haa, bunu yapmaz isek, bu öneriyi bugün burada reddeder isek, yani, gündeme
alınmasını reddeder isek, ne diyecek millet; canım, zaten siyasetçilerin böyle
bir niyeti yok ki diyecek; bunlar da öncekilere benziyor diyecek; öncekilerini
biz gönderdik de ne oldu diyecek, gelenler de onlardan daha beter çıktı
diyecek. Peki, halkın bu söylemi dillendirmesi, bundan sonra da gelecek
parlamentolar hakkında şüpheler arz etmesi, gittikçe sandıktan uzaklaşmasını,
siyasetten uzaklaşmasını çıkarmayacak mı?!
Değerli arkadaşlar, bu
ülkenin karar alıcıları her zaman siyasetçi olacak. Bu ülkenin sorunlarını
siyaset kurumu çözecek, başka bir kurum yok. O halde, biz siyasetçiler olarak
bu görev bilinci içerisinde kendimize düşen, kendi hakkımızdaki iddiaları
ortadan kaldırıcı kararları almakla bu millete büyük hizmet etmiş oluruz ve
bizden öncekilerin akıbetini de yaşamamış oluruz. Bu kanun teklifi geçen dönem
de verilmişti; Sayın Ertuğrul Yalçınbayır geçen dönem de Parlamentonun
gündemine getirmiş.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Buyurun.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla)- O günkü Parlamento da bunu gündemine almayarak kadük kalmış. Bu
dönem tekrar vermiş. Kadük kalmış da, yani, o günkü Parlamento bunu yapmamış da
iyi mi yapmış; iyi yapmamış; çünkü, burada yoklar, tasfiye edilmişler.
Yapsalardı, şeffaf olsalardı, milletimiz adına milletin denetlemesine açık
olsalardı belki bu sıralarda onlar oturacaklardı. Gelin biz yapalım. Eğer siz
yapmaz iseniz gelecek dönem başkaları oturur buralarda. Onun adına hepinize
rica ediyorum. Hiç zamanımızı almaz. 1 saat fazla çalışalım, gündemin saatini
uzatalım; ama, yarım saatte şu kanun teklifini kanunlaştıralım ve bu tartışmayı
burada bitirelim. Nasıl açıklanacağını, nasıl şeffaflaşacağını da Bakanlar Kurulunun
hazırlayacağı yönetmelikle, düşünerek taşınarak hazırlanacak bir yönetmelikle…
Beş ay da süre verelim, üç ay da süre verelim, Bakanlar Kurulumuz hazırlasın
yönetmeliğini de. Ama, 1 187 000 kişi, herkes, nasıl mal kazandığını açıklamak
zorunda olsun.
Çok kolay arkadaşlar.
Bakın, Bilkent konutlarının tapularını getirin, hiçbir tane siyasetçinin
bulamazsınız, işadamının da bulamazsınız; valininkini bulursunuz, emniyet
müdürününkini bulursunuz, askerinkini bulursunuz. Bunlar da mal beyanını
açıklamak zorunda olsunlar ki, herkes, bu milletin kamu erkinin yetkisini
kullanan herkes bu millete hesap verebilir duruma gelsin. Bu kanunla, mevcut
kanun hesap verebilir durumda olsaydı, onbeş yılda herhalde 4 kişi mahkûm olmazdı.
Yani, Türkiye'de 4 kişi mi rüşvet suçu işledi onbeş senede?!
BAŞKAN- Sayın Sarıbaş,
lütfen, son cümlenizi alayım.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Devamla)- Bitiriyorum efendim.
Kurumsallaştığını
söylüyor bir yazıda Maliye Bakanı, geçmiş Maliye Bakanımız. "Bu artık
kurumsallaştı" diyor. Peki, kurumsallaştığı kabul edilen rüşvet ve
yolsuzluğun, sadece 4 kişi yaptı diye… Demek ki, bu kanunda aksaklık var. İşte,
daha dün Kapıkule… 100 kişi içeride… Bu kanuna... Mal bildirimi açık olsaydı o
insanlar -mal bildirimlerini herkes denetleyebilseydi- bugün 100 kişi içeride
olabilir miydi? Dahası, bu değişikliği yapar isek, insanların belki istemeyerek
işleyecekleri suçu da önlemiş oluruz. Belki bugün 100 tane, Kapıkule'de, insan
bu kanunun şeffaflığı karşısında bu suçu işlemeye yönlendirilmezler, belki de
aileleri yıkılmazdı, belki de gelecekleri kararmazdı.
Bu bakımdan, hassasiyetle
rica ediyorum, hiç zamanımızı almaz; bunun mazereti yok. 2 maddelik bir taslak;
1 saatte, yarım saatte bitirebiliriz diye düşünüyorum ve bir an önce öne alınıp
bu tartışmaların son bulmasını istiyorum.
Yüce Heyetinize saygılar
sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Sarıbaş.
Lehte ikinci söz isteği
Gaziantep Milletvekili Sayın Ömer Abuşoğlu'na aittir. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Bugün, Anavatan Grubu
olarak biz, bir Danışma Kurulu toplantısı talebinde bulunduk ve bu toplantıya
şu öneriyle geldik: Yaklaşık on günden beri veya bir haftadan beri kamuoyunu
yoğun bir şekilde meşgul eden ve Sayın Maliye Bakanının -daha sonra
söylemediğini iddia etmesiyle ifadesini bulan- bir iddiasıyla gündeme gelen ve
büyük ölçüde de, aslında toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren; fakat, büyük
ölçüde de siyasetçinin üzerine odaklanan bir konu ve bu konu etrafında yaratılan
tartışmayı sona erdirmek ve bunun için de, özellikle siyasetçinin üzerinde,
siyaset kurumunun üzerinde ortaya çıkan gölgeyi ve şaibeyi ortadan kaldırmada
yardımcı olmak maksadıyla, AK Parti Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'ın
daha önce bireysel kanun teklifi olarak verdiği ve daha sonra da Meclis
gündemine alınan bir teklifini gündemde ön sıraya almak ve bunun yasalaşmasını
sağlama almak amacıyla grup önerisinde bulunduk; ancak, Danışma Kurulunda bu
teklifimiz yeteri kadar kabul görmedi sayın İktidar Partisi grup başkanvekili
tarafından. Önerimiz neydi; önerimiz şuydu: Rüşvet ve yolsuzlukla mücadele etme
kanunuyla, bu kanunla ilgili maddeyi, ilgili kanunla ilgili maddeyi
değiştirerek, Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'ın önerisinin, teklifinin bir an önce
kanunlaşmasını sağlamak ve böylelikle, toplumun bütün kesimleriyle siyasetçinin
üzerinde yoğun bir ilgi odağı haline getirdiği, mal bildiriminden kaçınılıyor,
siyasetçi mal bildiriminde bulunmak istemiyor, mal bildiriminde bulunursa,
servet beyanında bulunursa, sanki, yaptığı yanlışlar bugüne kadar bir bir
ortaya dökülecekmiş noktasında, zannettiği ve vehmettiği bir konuyu
netleştirmek ve açığa kavuşturmak üzere, bunun gereğine inanarak, iyi niyetle…
İyi niyetimizin kaynağı şu; bugün, geçtiğimiz dönem bizim için bir ibret
vesilesi olarak karşımızda duruyor. Bu dönem milletvekilleri olarak, geçen
dönemde milletvekillerinin, sokakta, yolda yürürken, milletvekilliklerini ifade
etmekten kaçındıkları bir dönemin yaşandığı ve ondan sonra da, Meclisin
kendisini tümüyle, yüzde 90 ölçüsünde yenilediği bir seçim dönemini geçiriyoruz
ve yeni bir Meclis oluşturuluyor. Bu geçtiğimiz dönemde yaşanan bu durum, bizim
için bir ibret vesilesi olmak durumundadır. Siyasetçi, kendisini, kamuoyu
önünde, siyasetçi olmaktan utandığı bir döneme kadar getirmiştir. Bizim
üzerimize düşen vazife nedir; madem ki, toplum, bu siyaseti, bu siyasetçiyi
tasfiye etmiştir, bizim üzerimize düşen de, siyasetçinin üzerinde geçmiş
dönemlerden kalan en ufak bir şaibeyi, en ufak bir lekeyi ortadan kaldıracak
ilave tedbirler neyse, bunları almaktır. Bu noktada iki husus ortada kalmıştır;
bunlardan birisi siyasetçi için söz konusu olan dokunulmazlık, ikincisi de
servet beyanı.
Servet beyanı ve
dokunulmazlık sadece siyasetçi için mi geçerlidir bu toplumda; hayır. Mal
beyanı dediğiniz zaman, siyasetçi olduğu kadar, kamuda yöneticilik yapan, basın
ve medya kuruluşlarında yöneticilik ve sahiplik yapan kişileri de kapsamaktadır.
Öyleyse, siyasetçi olarak bizim bundan gocunacak tarafımız var mı? Servet
beyanında bulunmak noktasında, siyasetçi olarak, bir bir, birey olarak
düşündüğümüzde bundan kaç tanemiz gocunur? Kaç tane, sahip olduğumuz servetin
hesabını veremeyecek durumda içimizde arkadaşlar var? Ben, içimizde, sahip
olduğu servetin hesabını veremeyecek bir tek milletvekilinin olmadığını
düşünüyorum ve öyledir de. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Ama, bu
tartışmaları biz belli bir nihayete erdirmeden, belli bir sonuca erdirmeden,
sanki siyasetçi sahip olduğu malın hesabını veremeyecek durumda ve bundan
dolayı da servet beyanıyla ilgili toplumun önüne bir engel çıkarıyor… Hayır,
toplumun önünde siyasetçinin servet bildiriminde bulunmasına dair herhangi bir
engel yok. Eğer bulunduğunu zannediyorsanız, eğer bulunduğunu iddia
ediyorsanız, gelin, hep birlikte bu son engeli de ortadan kaldıralım. Bundan
kim istifade edecek; bundan siyasetçi olarak hepimiz istifade edeceğiz. Nedir
bundan istifademiz? Ben, artık, toplumun karşısında siyasetçinin
dokunulmazlığı, siyasetçinin mal varlığının tartışılması meselesinden hayâ eder
duruma geldim. Bunun tartışılmasını istemiyorum. Siyasetçi olarak toplum önünde
alnım ak olarak dolanmak istiyorum. Her yerde, her zeminde siyasetçi olduğumdan
utanmadan söz etmek istiyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Gelin,
el birliğiyle bunun önünde varsa bir engel, onu kaldıralım. Çünkü, bu ülke,
siyasetçiden, kendi hakkında tartışmadan daha çok, hizmet beklemektedir. Bu
ülkenin, ileriye doğru, daha müreffeh bir geleceğe doğru yönelmesine yetecek
adımları atmasını beklemektedir; ama, siyasetçi ne yapıyor: Yok, mal
bildirimini tartışıyor on günden beri; yok, dokunulmazlık meselesini
tartışıyor. Artık, ben, siyasetçi olarak, bu iki konunun tartışılmasından
bıktım ve usandım. Bu meseleyi, bu Meclis, artık, tartışmasın, en kısa zamanda
sonuca ulaştırsın. İşte, bu meseleyi en kısa zamanda sonuca ulaştıracak, bizzat
AK Partinin kendi içerisinden bir milletvekilinin verdiği tek maddelik bir
değişiklik teklifi. Bu teklifi, gelin, elbirliğiyle kabul edelim. Eğer,
elbirliğiyle bunu kabul edebilirsek, yarın, çocuklarınıza değil, torunlarınıza
dahi bırakabileceğiniz en büyük miras bu olacaktır. Gizliliğin arkasına,
saklılığın arkasına gizlenmeye, saklanmaya gerek yok.
Siyasetçi olarak toplumun
başka kesimlerinden şeffaflık istiyoruz, fikir hürriyeti, düşünce hürriyeti
istiyoruz; ama, mal bildirimine gelince, ortada, sanki buna bir engel varmış
gibi birtakım gerekçelerin arkasına sığınmaya çalışıyoruz. Bunun için de,
gelin, bu tek maddelik kanunu buradan geçirelim ve siyasetçinin üzerinde kalan
en son gölgeyi de ortadan kaldıralım ve Meclis olarak ve milletvekilleri
olarak, toplumun önünde, alnımız ak, alnımız açık, başımız dik olarak
dolaşalım. Eğer bunu yapmayacak olursak… Toplum zannediyor ki,
milletvekilliğine seçilen her milletvekili, milletvekili seçildiği andan
itibaren, birtakım bir şeyleri götürüyor. Toplumun büyük bir kesiminde, eğer,
bu madde, bu kanun gerçekleştirilmezse, çıkarılmazsa, bu yanlış izlenim daha da
kökleşecektir, daha da berraklaşacaktır. Bunu yapmaya hiçbirimizin hakkı yok.
Milletvekili konusunda, siyasetçi konusunda toplumun yanlış izlenim içerisine
girmesine yol açacak bir davranışta bulunmaya hiçbirimizin hakkı yok;
milletvekili olarak da yok, Meclis olarak da yok, hükümet olarak da yok. Bu
bakımdan, gelin, bizim, siyasetin ve
siyasetçinin geleceğini kurtarmak açısından, üzerindeki şaibeyi ve gölgeyi
kaldırmak açısından iyi niyetle verdiğimiz bu teklifi elbirliğiyle geçirelim ve
bu meseleyi, artık, tartışılır olmaktan çıkaralım.
Eğer, bunu
kanunlaştırırsak sadece siyasetçiyi mi aklayacağız, sadece siyasetçinin alnı
açık olarak dolaşmasını mı sağlayacağız; hayır, siyasetçi kadar kamu
bürokrasisinde önemli görevlerde bulunmuş birçok insana da daha rahat bir şekilde
kendisini ifade edebilme imkânını sağlayacağız. Bundan dolayı -mal bildirimini
zaten veriyoruz- bunlar, kapalı kasalarda kalmasın, kapalı zarflar halinde
kalmasın, berrak olarak toplumun önüne çıkarılsın. Toplumun bizden beklediği budur,
bize rey veren insanların bizden beklediği budur. Biz, madem, toplumda
şeffaflık istiyoruz, demokraside şeffaflık istiyoruz, öyleyse, bu şeffaflığa
ilk önce bizim uymamız gerekiyor. Eğer, verdiğimiz mal bildiriminin herhangi bir
eksiği yoksa, herhangi bir yanlışı yoksa, herhangi bir, en ufak, zerre kadar
bir yanlışı yoksa, bunun kamuoyuna açıklanmasının önünü açarız. Zaten önünde
bir engel yok ama…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Bunun önünde bir engel yok; ama, bunu kanunîleştirelim, herhangi bir kişinin
bunun arkasına sığınmasına da böylelikle mâni olalım.
Bugün için bu Meclise
düşen bu dönemdeki en büyük görev, bu mal bildirimi konusundaki tartışmaları
sona erdirmek ve toplumun bu noktada önünü açmaktır.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Abuşoğlu.
Aleyhte söz isteği -Sayın
Kacır Sayın Ergin'e söz hakkını devretmiştir- Hatay Milletvekili Sayın Sadullah
Ergin...
Buyurun Sayın Ergin. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Anavatan Partisinin Grup
önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Muhterem Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün
hem Anavatan Partisi Grubu hem de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, Danışma Kurulu
toplantısı istemek suretiyle, iki ayrı
kanun teklifinin Meclis gündeminin ön sıralarına çekilmesiyle ilgili
talepte bulundular.
Danışma Kurulu
toplantısında da ifade ettik; evvelemirde şunu ifade etmek istiyorum: Ben,
arkadaşlarımın iyi niyetli olduğuna inanıyorum bu talepte bulunan
arkadaşlarımın ve bu iyi niyete dayalı olarak da şunu ifade etmek istiyorum: Öncelikle,
her iki teklifin de içeriğine karşı olmadığımızı ifade ediyorum. Biz, bu
tekliflerdeki düzenlemelerin içeriğine karşı değiliz. Ancak…
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Dışarığına mı karşısınız!
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Müsaade et, bir dinle.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Bahane…
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Ancak, bugün, Danışma Kurulu önerisiyle, mevcut gündemimizin önüne getirerek
ve Sayın Sarıbaş'ın ifadesiyle "yarım saatte hallederiz, maddeler üzerinde
de konuşmadan buradan geçiririz, ne var bunda" dediler.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Evet, geçiririz.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Ben, hemen, şöyle bir tabloyu önünüze
getirmek istiyorum: Sayın Anavatan Partisi grup yetkililerinin getirdiği grup
önerisinde, Bursa Milletvekilimiz Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'ın, 3628 sayılı
Mal Bildirimi Yasasındaki 9 uncu maddeyi değiştirmeye yönelik bir teklif...
Teklif içeriğine katılıyor, altına imzamı da koyuyorum; ama, hemen şunu ifade
ediyorum: Şimdi, biz, yarım saatte bunu kabul ettik. Arkasından Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun talebi gelecek. O da... Yine, Sayın Algan Hacaloğlu'nun, 801
sıra sayısı almış bulunan, siyasî etik ve sair konuları da içeren, bir kanun
teklifi var. Bir yarım saatte de bunu kabul edelim. Şimdi, her iki teklifin
içerisinde ortak ve bazen birbirini ilzam edecek maddeler de var; yani, Mal
Bildirimi Yasasının 9 uncu maddesini Sayın Yalçınbayır, burada, düzenlemeye
çalışmış, 5 ve 9 uncu maddesi de Sayın Hacaloğlu'nun teklifinde düzenlemeye
çalışılmış. Aynı konuda iki ayrı kanun teklifini yasalaştırmış olacağız burada
bunu yaparsak, yarımşar saat içerisinde.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, bu kanun teklifleri...
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Birleştirelim...
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Burada bunu birleştirme şansımız da yok, teknik olarak bunu burada
birleştirme şansımız da yok.
Bu kanun teklifleri,
İçtüzük 37 nci madde gereğince Meclis Genel Kuruluna getirilmiş, komisyonlarda
üzerinde çalışma yapılamamış ve arkadaşlarımızın iyi niyetli yaptığı
çalışmalar. Ben bunların içeriğini tartışmıyorum; ancak, yasama tekniği
açısından da bu kanun tekliflerinin bugün burada yarımşar saatte görüşülerek
kabul edilmesi gibi bir anlayışı da kabul etme şansımız yok.
Hemen şunu ifade edeyim:
Ben bu grup önerisi aleyhinde söz aldım; ama, bu teklifin içeriğine karşı
değilim. Hemen şunu ifade ediyorum: Maksat üzüm yemekse, maksat Mal Bildirimi
Yasasına açıklık, şeffaflık getirerek bu işin kamuoyunun bilgisine sunulmasını
sağlamaksa, buradan ben arkadaşlarımı şuna davet ediyorum: Çok uzun olmayacak
bir süreçte...
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Mesela?!.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- ...hem Sayın Yalçınbayır'ın teklifini, özellikle bunu mehaz kabul edip, bunun
etrafında, siyasî etik yasasını da oluşturacak bir çalışmayı biz Grup olarak
başlattığımızı ifade ettim bugün basına. Bu çalışmada değerli gruplarımızın da
katkısına, önerisine açığız, bu gruplarımızla beraber çalışmaya da hazırız,
katkı sağlamak isterlerse buna da hazırız; ayrıca, milletvekili
arkadaşlarımızdan bireysel olarak katkı sağlamak isteyenler varsa, buna da
açığız. Şunun altını çiziyorum: Biz, iyi niyetle, bu çalışmalara var
olduğumuzu, bu fikirlere açık olduğumuzu ve bu tür bir düzenlemenin arkasında
duracağımızı ifade ediyoruz. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar)
Ama, bütün bunlara rağmen
burada şu söylenirse, efendim, biz getirdik, siz burada gündemin ön sıralarına
alınmasına karşı çıktınız, dolayısıyla, bundan kaçıyorsunuz, şeffaflaşmaktan
korkuyorsunuz gibi bir yaklaşım getirilir ise, o zaman da şunu söyleme hakkımız
olur diye düşünüyorum: Kusura bakmayın, maksat üzüm yemek değil, bağcıyı
dövmek. O halde, biz, dövülen bağcı olmak istemeyiz.
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Öyle bir şey demedik.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Şimdi, biz, müştereken bir çalışma hususuna varız, bunu bundan sonraki
adımlarımızda da göstereceğiz inşallah. Eğer bu yönde bir çalışmaya katkı
sağlarsanız, memnun da oluruz, beraber de yapabiliriz.
Değerli arkadaşlar, ben,
burada benden önce söz alan hatiplerin dokunduğu bir konuya da temas etmek
istiyorum. Şimdi, bu kanunlarla ilgili
olarak ya da dokunulmazlıkla ilgili olarak, zaman zaman bu kürsüye gelip, sürekli,
siyaset kurumunu ve siyasetçiyi potansiyel suçlu olarak göstermek, onu
potansiyel hırsız adayı olarak lanse etmek, ne siyaset kurumuna ne demokrasiye
ne de sivil otoritenin bu ülkede hâkim unsur olmasına hizmet etmez. Bu
düşünceler, olsa olsa, karanlık dönemlerde, fetret devrelerinde, ihtilal
devrelerinde hayat bulan anlayışların işine yarar ancak. Bizim görevimiz,
parlamenterler olarak, halkın iradesini bu Mecliste temsil ettiğini söyleyen
milletvekilleri olarak, siyasî otoriteyi her geçen gün daha da güçlendirmek, bu
ülkede parlamenter demokrasinin daha fazla kazanım sağlamasını sağlayacak
adımları atmak.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara)
- Kim inanır buna?!
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Bakın, şu ifadeleri, ben, birçok kez bu kürsüden ifade ettim, dile getirdim:
Arkadaşlar, kuvvetler ayrılığı prensibinin olduğu bir ülkede, yasama, yürütme,
yargı erkleri arasından, sadece, cımbızla seçip, yasama organı mensuplarını,
milletvekillerini ve onun içerisinden çıkan kabine mensuplarını getirir sıygaya
çekerseniz, tek yanlı bir yaklaşımla bakarsanız, bu, demokrasimize yapılacak
bir hizmet olmaz. Şeffaflık, evet; dokunulmazlıklara sınırlama, evet; bu
hususların, tartışılan konuların milletimizin kafasında, düşünce yapılarında
herhangi bir soru işareti kalmayacak şekilde açıklanmasına, evet…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Ne zaman?..
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- …ama, getirip, bunu, sadece milletvekillerine ve yasama organına dayarsanız,
işte, orada ben iyi niyet aramam.
Değerli arkadaşlar,
özelde, önümüzde bulunan bu iki teklifle ilgili olarak -konuşmamın başında da
ifade ettim- biz, behemehal, hem Sayın Sayın Yalçınbayır'ın kıymetli
çalışmasıyla ilgili olarak hem de Sayın Hacaloğlu'nun çalışmasıyla ilgili
olarak, çok ciddî bir şekilde bunların üzerinde durup, bunlardan da istifade
ederek ve bu arkadaşlarımızın da katkısını alarak, arzu eden siyasî
partilerimizle de irtibat kurarak, bu çalışmayı başlatacağımızı ifade ettim ve
bunun arkasında olduğumuzu ifade ediyorum.
Biraz önce, Sayın
Abuşoğlu, bir şeyi dile getirdiler, o da şu: "Mevcut yasanın arkasına
sığınmayalım, saklanmayalım." Hay hay, Sayın Abuşoğlu. Bu mevcut 3628
sayılı Mal Bildiriminde Bulunma Yasası, bizim getirip, mevzuat hazinesine
kazandırdığımız bir metin değil; Sayın Sarıbaş da ifade ettiler, bundan önceki
Anavatan Partisi Hükümetleri döneminde getirilmiş olan bir düzenlemedir. Evet,
bugün, ihtiyacı karşılamıyorsa, toplumsal talebi karşılamaktan geri kalmışsa,
bunun değiştirilmesiyle ilgili taleplere de sıcak baktığımızı ifade ediyorum.
Bunu birlikte değiştirmeye varız diyorum. Dolayısıyla, gerek Anavatan Partisi
Grubunun önerisi gerek birazdan görüşülecek olan Cumhuriyet Halk Partisinin
grup önerisiyle ilgili olarak, bugün, burada, Meclisin gündeminin önüne
getirilmesi tekliflerine karşı olduğumuzu; ama, bunun içeriklerinin hayata
geçmesi için behemehal bir çalışma, iyi niyetli bir çalışma başlattığımızı
ifade ediyorum; çünkü, burada, salı günü, yaklaşık -saat 15.00'te Genel Kurul
çalışmalara başladı- saat 19.30'da o günün gündemini görüşmeye başlayabildik
arkadaşlar.
Şimdi, bugün, yine, iki
ayrı Danışma Kurulu önerisiyle, çok önemli yasalar, maalesef, geriye doğru
gidiyor. Ne var gündemimizde; bütün Türkiye'de beklenilen, Emekli Sandığı, SSK
ve Bağ-Kur emeklilerinin maaşlarına zam yapacak, o zorda olan insanların
durumunu bir nebze olsun iyileştirecek tasarı hemen bunun arkasında bekliyor,
Sayın Bakanımız da burada. Bu sunî gündemlerle biz, bu yasaların gecikmesine
vesile oluyoruz; bir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SADULLAH ERGİN (Devamla)
- Arkasından ne var; arkasından, yine, esnafımızın büyük bir kesiminin beklediği,
işverenin beklediği, SSK ve Bağ-Kur prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına
yönelik olan kanun tasarımız var. Bütün bunlar, gerçekten, Türkiye'nin dört bir
yanında hasretle, hararetle beklenirken, biz de iyi niyetli bu çalışmaya katkı
vereceğimizi burada beyan ettikten sonra, daha bu konuların fazlaca
kurcalanmaması gerektiğine inanıyorum.
Bu duygularla, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Ergin.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Sayın Başkan, Sayın Sözcü, ismimi kullanarak bazı yanlış anlamalara meydan
verecek şekilde ifade kullandı. O konuda çok kısa bir açıklamada bulunmak
istiyorum.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Üzecek bir şey söylemedim.
BAŞKAN - Yerinizden, çok
kısa, Sayın Abuşoğlu…
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim ifade ettiğim, mevcut yasada da
kişinin kendi isteğiyle bu bildirimi yapmasına mâni herhangi bir hal yok.
Bugün, bir gazetemizin,
büyük bir manşette, atmış olduğu başlık vardı: "Bush'unki Bir Tık
Ötede" diye. Yani, Amerika Birleşik Devletleri Başkanının mal bildirimi,
herkesin en kolay şekilde ulaşabileceği bir noktada, bilgisayarda tıkladığınız
zaman üzerine ulaşabiliyorsunuz. Biz de bu kadar şeffaf ve açık olalım. Madem
siyasete bir ağırlık, bir vakar kazandırmak istiyoruz, siyasetçiler olarak bu
yolu kendimiz açalım, benim istediğim bu. Mevcut kanunda buna engel herhangi bir
mâni hal yok.
Bir ikinci husus daha
var. Sayın Grup Başkanvekili, getirdiğimiz Danışma Kurulu önerileriyle, sanki,
Meclisin çalışmasını baltalıyor gibi bir izlenim yaratmaya çalıştı.
Biz dün de Danışma
Kurulunda -bizim kendi teklifimiz vardı- bu kanunları hızla geçirelim; ama,
bunun yanında tütünle ilgili araştırma önergesini de birlikte geçirelim… Biz,
iktidarın işini kolaylaştırmak istemiştik. Hatta, Sayın Meclis Başkanımız da,
bizim, Sayın CHP Grup Başkanvekili ile benim teklif ettiğim hususu, o da
mutabık kalarak "siz de iktidar olarak buna katkıda bulunun; bunun
üzerindeki görüşmeler 1 saat alır en fazla; ama, iş tartışma boyutuna gelirse,
2,5-3 saat alır" diye, bizzat Sayın Meclis Başkanımız ifade etmişti. Sayın
Grup Başkanvekili bunu dinlememekle, Meclisin, dün, çok daha uzun zaman,
önergeler üzerinde, görüşmesini sağlamış oldu ve bugün de bu önerilere katkıda
bulunmayarak, yine, meseleyi uzatmış oluyorlar. O bakımdan, muhalefet değil,
iktidar kendisi uzatıyor.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri,
Anavatan Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre vermiş olduğu öneri
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, oylarınıza
sunacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri, kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri,
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.31
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.43
BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58 inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup
oylarınıza sunacağım.
III.-
ÖNERİLER (Devam)
A) SİYASÎ
PARTİ GRUP ÖNERİLERİ (Devam)
2.-
Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin CHP Grup önerisi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun
2.2.2006 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasî parti grupları
arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün
19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz
ederim.
Haluk Koç
Samsun
Grup Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi gündeminin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmının 214 üncü sırasında yer alan 801 sıra sayısının bu
kısmın 3 üncü sırasına alınması önerilmiştir.
BAŞKAN - Öneri üzerinde
söz istekleri var.
Sayın Koç, Cumhuriyet
Halk Partisi adına dört söz isteği var...
HALUK KOÇ (Samsun) - Ben
ve Tuncay Ercenk çekiliyoruz.
BAŞKAN - Tamam.
Sayın Hacaloğlu ile Sayın
Kart lehte konuşacaklar.
Şimdi, aleyhte gelenleri,
geliş sırasına göre arz ediyorum: Aleyhte söz istekleri: Ordu Milletvekili
Sayın Eyüp Fatsa, Sayın Sadullah Ergin…
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - …Sayın Mücahit
Daloğlu, Sayın Recep Garip, Sayın İsmail Bilen, Sayın Zeyid Aslan, Sayın Kerim
Özkul, Sayın Ünal Kacır, Sayın Mehmet Eraslan.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Sayın Başkan, ben, Divana, aleyhte,
birinci veren milletvekili oldum. Orada talebimi yaparken, benden başka
talebini yapan yoktu. O arkadaşlar, taleplerini benden sonra yaptılar. Haluk
Bey de yanımdaydı; Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkanvekili de yanımdaydı.
BAŞKAN - Şimdi, Sayın
Eraslan…
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Efendim, itiraz ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Eraslan,
müsaade eder misiniz.
Tabiî, siz, oradan,
hakkınızı, talebinizi ortaya koyacaksınız. Ben, burada, iki değerli Divan
Kâtibim ve uzmanlarla beraber çalışıyorum. İkisi de, Sayın Sabri Varan
tarafından, bu taleplerin, daha önce getirilip Divana teslim edildiğini ifade
ediyorlar.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Sayın Başkanım, Sabri Varan Bey benden sonra geldi ve Sabri Varan Bey, 5-6 tane
kâğıdı beraber getirerek, benden sonra teslim etti.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, kura çekilsin; geçen gün de aynısı oldu, kura çekildi.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Biraz önce kura çekildi mi?!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, 1 kişi 10 kişi adına nasıl verebilir?!
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Sayın Sabri Varan, tek başına, 10 kişi adına söz talebini veremez ki!.
BAŞKAN - Efendim,
arkadaşları yetki vermiştir, getirebilir buraya yani; onda bir engel yok.
Şimdi, sayın
milletvekilleri, öneri lehine söz isteyen arkadaşlarımızı sırayla davet
edeceğim.
İstanbul Milletvekili
Sayın Hacaloğlu…
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Sayın Başkan, burada haksızlık var, haksızlık yapıyorsunuz…
BAŞKAN - Benim yapacağım
bir şey yok Sayın Eraslan. Bu konuda, ben, sizlere, siz takdir edersiniz ki,
gereken her türlü kolaylığı ve müsamahayı gösteriyorum.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Haksızlık yapıyorsunuz…
BAŞKAN - Burada benim
yapacağım bir şey yok şu anda.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Haksızlık var… Haluk Koç Bey de bunun
şahidi; o da konuşsun, o da söylesin. Sabri Varan Bey benden sonra müracaat
etti.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Efendim, kura çekin öyleyse…
BAŞKAN - Buyurun efendim
siz.
ALGAN HACALOĞLU
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Üç yıl iki aydır, AKP
İktidarının üçte 2 çoğunluyla hâkimiyeti altında görev yapmakta olan
komisyonlarda bekletilmekte olan, bundan altı ay evvel, bu zeminde, bazı
arkadaşlarımızın da desteğiyle gündeme alınan, ancak, şu anda 214 üncü sırada
uyutulmakta olan, Türkiye'nin en temel konusunda, bir numaralı Kopenhag Kriteri
olarak tanımladığımız bir konuda, yani, siyasî ahlak konusundaki yasa
teklifimizin gündemin önüne alınarak, Türkiye'nin, demokrasimizin önünün açılmasına
katkıda bulunmanızı istiyoruz. O nedenle, bugün, burada, bu konuda şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bildiğiniz gibi, bu konu, yani, siyasî ahlak, mal bildirimlerinin
şeffaflaştırılması, başbakan, bakanlar ve parti genel başkanlarının mal
varlıklarının kayyuma devredilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi siyasî etik
kurulunun kurulması, demokrasimizin en acil konusudur. Zira, ülkemiz, bugün,
her dönemden daha derinine, yolsuzluklar, ihaleye fesat karıştırma,
özelleştirme sürecinde çıkar sağlama, adam kayırma türünden kuralsızlıklar ve
hukuksuzluklar içinde yüzmektedir. Maalesef, iktidar, bu süreçte, bu
yozlaşmayla kuşatılmış durumdadır. Bunu,kendi iradesiyle, sizin iradenizle
yapmıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi, bu karanlık perdeyi iktidarın
üzerinden kaldırmaktır. Bunun yolu ve yöntemi, siyasî ahlak yasasının
çıkarılması, dokunulmazlıkların Batı standartlarında sınırlandırılması ve biraz
evvel ifade ettiğim gibi, mal bildirimlerinde saydamlığın sağlanması, etik
kurulunun kurulmasından geçer. Tabiî, bu teklifimizde dokunulmazlığın
kaldırılması konusu kapsanmıyor; onu sürekli takip ediyoruz ve edeceğiz.
Ancak, bildiğiniz gibi,
Avrupa Katılım Ortaklığı Belgesinde de, geçen yılın sonunda yayınlanmış olan
Avrupa Katılım Ortaklığı Belgesinde de ülkemize tam üyelik yolunda verilmiş
olan bazı öngörüler arasında iki temel konu vardır. Biri, dokunulmazlıkların
kısıtlandırılması; diğeri de, siyasî ahlak yasasının iki yıl içinde yaşama
geçirilmesidir. Yani, eğer, biz, bugün, bu tasarıyı gündemin önüne almazsak,
sadece demokrasimize zarar vermekle kalmayacağız; aynı zamanda, Avrupa
Birliğine onurlu, eşit üye koşullarıyla tam üyelik için önümüze yeni duvarlar
dikeceğiz, kapılarımızı kapatacağız.
Değerli arkadaşlarım,
çağdaş demokrasilerde, eğer bir başbakan "maaşım bana yetmiyor, o nedenle
çocuklarımın yurt dışındaki tahsillerini bir işadamı arkadaşıma devrettim"
derse, diyorsa, bunu bu şekilde yapıyorsa, o başbakan o makamında oturamaz.
Çağdaş demokrasilerde eğer bir bakan kaçak villalar yaptırıyorsa, eğer bir
bakan eşini dostunu yanına alıp bir işadamının uçağıyla Uzakdoğu'ya seyahat
edebiliyorsa, çocuklarının şaibeli süreçlerde servet yapması konusunda gerekli
duyarlılığı ortaya koyamıyorsa, o bakan, bir gün dahi o makamında oturamaz.
Bunların olabilmesinin nedeni, birçok diğer kuralsızlıkların olabilmesinin
nedeni, ülkemizde, Avrupa ülkeleri standardında, Amerika, Hindistan, hatta Kore
düzeyinde çağdaş normların yer almamış olması. Evet, Anayasamızda ve
yasalarımızda bu konuda bazı düzenlemeler var. 12 Eylülün o yasakçı ortamında
getirilen düzenleme, kesinlikle, bugün, çağdaş demokrasi normlarına
uymamaktadır. 12 Eylülün getirdiği o yasaklar kadar, bu tür yozlaşmış
kriterleri de yıkıp geçmemiz lazım, demokrasimizin önünü açmamız lazım.
Değerli arkadaşlarım,
siyaset, bir zenginleşme aracı değildir, olamaz. Siyaset, bir erdemlilik
yarışıdır. Siyaset, bir halka hizmet ve kamusal görev alanıdır. Konu, kimin ne
kadar parası pulu olduğu konusu değildir; kimse kimsenin parasına puluna gözünü
dikemez. Konu, başbakanın, bakanların, milletvekillerin varlığının kökeninde ne
yattığı, bu kazançta, kazancın kaynaklarının ne olduğu ve dönem içinde, bunun
artış nedenlerinin, açıklıkla, şeffaf olarak ortaya konmasıdır. Kısaca, her
alanda, mal bildirimlerinde ve iş ilişkilerinde, şeffaflık, beyan, şeffaf
beyan, Kıta Avrupası ve ondan çok daha katı kuralları içeren, Amerika'daki
ahlak, siyasî ahlak ilkelerinin temelini oluşturmaktadır. Bildiğiniz gibi,
değerli arkadaşlarım, her yıl, Amerika'da, mayıs ayında, bütün senatörlerin ve
bütün parlamenterlerin, yani, kongre üyelerinin, Kongre ve senatoya vermiş
oldukları mal bildirimleri, her yıl mayıs ayında kamuoyuna açıklanır. Kimse bundan
gocunmaz. Hiçbir başbakan da -ki, Amerika'da başkan diyelim-kalkıp "bunu
açıklamak yasaktır" demez, "niye açıklıyorsun" diyemez.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Başbakanımızın son günlerde yapmış olduğu açıklamalar, gerçekten,
demokrasimize zarar vermiştir. Bunu, böyle düşünüyorum. Sayın Başbakanın, mal
varlığını açıklamama açıklaması, hele açıklamanın suç olduğunu iddia etmesi,
son derece yanlıştır, Parlamentomuzun paylaşmaması gereken bir çarpıtmadır. Bu
konuda, bazı Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi arkadaşlarımızın, dün, mal
varlıklarını kamuoyunda açıklamalarını, ben, şahsen, son derece saygıyla
karşılıyorum ve tavırlarını alkışlıyorum. Bunu, bir başkaldırı olarak da
değerlendirmiyorum. Bu, olması gereken bir olay.
Değerli arkadaşlarım,
geliniz, bizler de, artık, çağdaş demokrasilerin siyasî etik ve ahlak
kurallarını uygulama, ortaya koyma cesaret ve iradesini ortaya koyalım. Bizler
de, Batılı demokrasilerde, Avrupa ülkelerinde ve biraz evvel saydığım gibi,
Hindistan'da, Kore'de, Japonya'da olduğu gibi, oraların parlamentolarında
geçerli olan saydamlığı, şeffaflığı, ülkemiz Parlamento çatısı altında işleme
alalım ve siyasî ahlak ve etik kurallarını ülkemizden, demokrasimizden,
halkımızdan esirgemeyelim. Aksi halde, bugün bu tabloyu, bu son günlerin
tartışmalarını ibretle izlemekte olan halkımız, biliniz ki, bunun hesabını, ilk
genel seçimlerde, kimse bu tabloyu ortaya koyan, onlardan soracaktır.
Değerli arkadaşlarım,
evet, üç yıl iki ay oldu, bu teklifimiz Adalet Komisyonunda beklemektedir,
bekletilmektedir. Bazı arkadaşlarım, ne diye acele ediyoruz, gelin, biz de
hazırlık yapıyoruz… Neredeydiniz değerli arkadaşlarım bugüne kadar?! Size nasıl
inanabiliriz?! (CHP sıralarından alkışlar) Eğer Başbakan, kalkıp da, yasak
olmayan bir şeye, kendi milletvekillerini en azından korkutmak için, caydırmak
için "yasaktır" diyorsa, "aman, sakın mal bildiriminizi açıklamayın"
diyorsa, ben, nasıl, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konudaki iradesine, bu
aşamada güven duyabilirim değerli arkadaşlarım?!
SABRİ VARAN (Gümüşhane) -
Baykal açıkladı mı?!
ALGAN HACALOĞLU (Devamla)
- Evet değerli arkadaşlarım, seksenbeş yıllık Parlamentomuz, demokrasiye baş
koymuş olan halkımız, bu tavırları, bu durumu hak etmemektedir. Sizlerden, tüm
milletvekili arkadaşlarımdan, hangi partiye mensup olursa olsun, halkın
iradesini onurla elde etmiş olan siz milletvekillerimiz, burada her biriniz
çıkıp andiçtiniz, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığını korumak için
andiçtiniz; ama, her biriniz, kendi vicdanınızda biliyorsunuz ki, gelişmeler
Türkiye Büyük Millet Meclisinin güven ve saygınlığında yara açmaktadır ve
kanatmaktadır. O nedenle, sizlerden, 152 CHP milletvekili tarafından
imzalanarak takdim edilmiş olan ve inanıyorum hepinizin sahiplendiğiniz,
dünlerde Diyalog Grubunda buna sahip çıkan Meclis Başkanı gibi, bugünkü
Dışişleri Bakanımız gibi, diğer, o zaman yer alan AKP'li milletvekillerimiz
gibi, geliniz buna sahip çıkınız.
Bu duygularla, hepinizin
temiz siyaset, dürüst yönetim, açık topluma omuz vermenizi diliyorum ve bu
anlayış içinde ben, 1991 yılında 19 uncu Dönemde ilk milletvekili olduğum dönem
vermiş olduğum, keza 20 nci Dönem sonunda 1999 yılında vermiş olduğum, keza
Kasım 2002'de 22 nci Dönem başında vermiş olduğum, keza 10 Ocak 2005 tarihinde
vermiş olduğum mal bildirimimi, bilgisi için Sayın Başkanlığa takdim ederek
huzurunuzdan ayrılıyorum; en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Hacaloğlu.
Lehte ikinci söz isteği,
Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart'a aittir.
Buyurun Sayın Kart. (CHP
sıralarından alkışlar)
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından
Danışma Kuruluna sunulmuş olan grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım;
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
günümüzde yönetimlerin niteliğini belirleyen temel ölçülerin başında temiz
siyaset, dürüst yönetim, açık toplum olguları gelmektedir. Çağdaş
demokrasilerde geçerli olan siyaset etiği anlayışının ülkemizde de geçerli
olmasını sağlayacak yasal düzenlemeleri gerçekleştirerek, ülkemizde de temiz
siyasetin kurumsallaşmasını sağlamak, 22 nci Yasama Dönemi olarak temel
görevimizdir. Bu konuda, topluma seçim öncesinde de seçim sonrasında da değişik
aşamalarda ve her zeminde söz verdiğimizi hatırlatmak istiyorum. Bu sözümüzün
arkasında durmamız gerekir. Bu sözün gereğini bugüne kadar neden yapmıyoruz;
neden yapmaktan kaçınıyoruz; bu sözün gereğini yapacak yol ve yöntemlerin
hayata geçmesi noktasında, uygulamaya geçmesi noktasında neden bir araya
gelemiyoruz; bunları sorgulamamız gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım,
bakın, kamu görevlileri için etik düzenlemeler getiren yasayı 2004 yılında bu
Meclis çıkardı. Kamu görevlileri için, biliyorsunuz, cezaî müeyyidelerin, idarî
ve disiplin müeyyidelerinin ve malî müeyyidelerin uygulanması konusunda
yasalarımızda, mevcut yasalarımızda, mevzuatımızda değişik hükümler var. Bu
müeyyidelere göre, bir kamu görevlisi hakkında meslekten çıkarma dahil olmak
üzere, uyarma, kınama, kademe ilerlemesinin durdurulması uygulamalarının,
müeyyidelerinin uygulanması için hiçbir soruşturma iznine gerek olmadığını
bilmenizi istiyorum; hatırlatmak istiyorum.
Malî yönden, kamu
görevlileri için hiçbir izne tabi olmadan, her aşamada dava açılabildiğini ve
sonuçlandırıldığını hatırlatmak istiyorum.
Adlî müeyyide yönünden
ise, biliyorsunuz soruşturma izni kavramı dediğimiz bir kurum uygulanıyor ve
burada da, soruşturma izni kavramının yine yargısal denetime tabi olduğunu,
soruşturma izni verilmediği takdirde, bölge idare mahkemesi ve Danıştay
sürecinde bunun yargısal denetime tabi olduğunu, yine yeri gelmişken
hatırlatmak istiyorum. Yani, değerli arkadaşlarım, kamu görevlileri açısından
her türlü müeyyidenin uygulanması noktasında, yasalarımızda -genel çerçeve
olarak söylüyorum- hiçbir eksiklik söz konusu değil.
Kaldı ki, adlî
müeyyidenin uygulanması noktasında, bu müeyyidenin; yani, soruşturma izni
kavramının ve bu kurumun daha etkin, daha seri hale getirilmesini istiyorsanız,
böyle bir düşünceniz varsa, bunun için de anayasa değişikliğine gerek kalmadan
yasal değişikliklerle bunun sağlanabileceğini hep ifade ediyoruz. Daha dün,
Sayın Genel Başkanımız, bu konuda yapılmak istenilen her türlü yasal
düzenlemeye destek vereceğimizi beyan ettiler.
O zaman, değerli
arkadaşlarım, iktidar sözcülerinin, diğer kamu görevlilerinin de dokunulmazlığı
var yolundaki söylemlerinin hiçbir ciddî dayanağının olmadığını artık görmemiz
gerekiyor, bu noktada, kamuoyunu yanıltmamamız gerekiyor, daha fazla yanıltmamamız
gerekiyor, buna tenezzül etmememiz gerekiyor değerli arkadaşlarım.
Geliyoruz, bunun
devamında, elbette bunun devamında milletvekillerinin bu konudaki konumuna
gelmek istiyorum. Buna gelmeden evvel, şu somut örneği, şu güncel örneği de
vermek istiyorum.
Bakın, değerli
arkadaşlarım, kamu görevlilerinin dokunulmazlığı var derken, gerçekten
kamuoyuna yanlış bilgi veriyorsunuz. Deniz Kuvvetleri eski Komutanı hakkındaki
dava devam ediyor değerli arkadaşlarım.
EYÜP FATSA (Ordu) -
Genelkurmay müsaade ettiği için.
ATİLLA KART (Devamla) -
İşte, soruşturma izni kavramı devreye girdi. Girmediği takdirde ne oluyor;
soruşturma izni verilmediği takdirde yargı denetimi başlıyor. Daha dün basına
yansıyan bilgi, halen görevde bulunan Üçüncü Kolordu Komutanı hakkında dava
açıldı.
Değerli arkadaşlarım,
görevi kötüye kullanmaktan dolayı, Üçüncü Kolordu Komutanı hakkında dava
açıldı. Rektörler hakkında dava açıldığını çok iyi biliyoruz. O zaman,
milletvekilleri hakkında dava açılmamasının gerekçesi olarak ortaya
getirdiğiniz o gerekçenin doğru, samimî ve tutarlı olmadığı bir defa daha
ortaya çıkıyor. Bunda artık ısrar etmeyin değerli arkadaşlarım.
Bakın, bu anlatım
çerçevesinde, milletvekilleri açısından değerlendirme yaptığımızda olay nedir;
milletvekilleri hakkında, adlî süreçten dolayı ceza davası açılması olayını bir
tarafa bırakıyorum. Kendinizce birtakım gerekçelerle; ama, işin esasında,
tamamen siyasî ve kişisel gerekçelerle, sayısal çoğunluğunuza güvenerek bunu
engelliyorsunuz, bunu erteliyorsunuz. Bunu bir tarafa bırakıyorum; ben, size,
daha farklı bir kavramdan söz ediyorum, milletvekilleri hakkındaki siyasî etik
kurallarının uygulanması gereğinden söz ediyorum değerli arkadaşlarım. Bunun
için, bunun, milletvekilinin o kürsü sorumsuzluğu faaliyetiyle hiçbir ilgisi
yok. İşte, Sayın Algan Hacaloğlu'nun ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna mensup
152 milletvekilinin verdiği bu teklifin özü bundan ibaret değerli arkadaşlarım,
esası bundan ibaret.
Bu teklifte neler
söyleniyor; bakın, bu teklifte, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği ve
Bakanlar Kurulu üyeliğiyle bağdaşmayan işlerden söz ediliyor. Bu teklifte,
Türkiye Büyük Millet Meclisi dışı faaliyetlerden kaynaklanan gelirlerin beyan
edilmesi kurallarından söz ediliyor. Bu tekliflerde, mal bildirimlerinin
konusundan söz ediliyor.
Bu teklifte, hediye
kısıtlamasından söz ediliyor değerli arkadaşlarım. Bunlar, günümüz
politikasının güncel konuları değil mi, değerli arkadaşlarım. Bu teklifte,
Türkiye Büyük Millet Meclisi etik komisyonunun kurulmasından söz ediliyor.
Bunların, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasında sözü edilen yasama
dokunulmazlığı düzenlemesiyle ilgisi yok değerli arkadaşlarım. Bunlar apayrı
kurumlar ve bunlar, Sayın Sadullah Ergin'in bugünkü Danışma Kurulu toplantısında
ifade ettiği gibi, kuşatıcı bir teklifi içeriyor değerli arkadaşlarım. Yani,
siyasî etik konusundaki bütün normları, bütün kurumları, son derece ciddî bir
şekilde düzenliyor bu teklif. Onun için, iktidara mensup sözcülerin "efendim,
bu konuyu önümüzdeki günlerde tartışmaya açalım, değerlendirmeye alalım"
demelerinin hiçbir ciddî tarafı, hiçbir inandırıcı tarafı, hiçbir tutarlı
tarafı söz konusu olamaz.
Bakın, değerli
arkadaşlarım, bu teklif, üç yılı aşkın bir süreden bu yana Genel Kurul
gündeminde bekliyor; bir yıl kadar evvel Genel Kurul gündemine alınması kabul
edilmiş. O zaman, bu teklifi, gelinen aşamada, hele hele Türkiye'nin gündemini
meşgul eden son on gündeki tartışmalardan sonra Genel Kurul gündeminin ön
sıralarına almamanın hiçbir inandırıcı gerekçesi olamaz, hiçbir haklı gerekçesi
olamaz. Bunu, bütün çıplaklığıyla, kamuoyu, gelinen aşamada değerlendirmek durumunda
değerli arkadaşlarım.
Bu süreçten sonra,
yapılması gereken şu: Bakın, siyasî etikten kastımız nedir değerli
arkadaşlarım; demokrasilerde istifa denilen bir kurum vardır, demokrasilerde
görevden alma denilen bir kurum vardır. Bunun yasama dokunulmazlığı kavramıyla
bir ilgisi yok. Bunlar yürürlüğe girsin istiyoruz, bu kurumlar yürürlüğe girsin
istiyoruz.
Bakın, hemen, elbette,
Sayın Maliye Bakanıyla ilgili somut örnekler vermek durumundayım. Sayın Maliye
Bakanına yönelik, TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76 hissesinin satışı. Burada ne yapıldı;
Sayın Maliye Bakanı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı yetkilileri hakkında,
yöneticileri hakkında soruşturma izni vermedi. Danıştay ne yaptı; Danıştay
"burada suç ilişkileri var" dedi, 1. Daire. Bu suç ilişkilerine
rağmen, neden, neden yargısal süreci başlatmıyoruz?!
Bakın, öylesine belgeler
söz konusu ki, değerli arkadaşlarım, -Sayın Maliye Bakanına yönelik olarak
söylüyorum, bakın, yüzde 14,76 hissenin satışıyla ilgili olarak söylüyorum-
bunun cezaî boyutunu bir tarafa bırakıyorum, siyasî etik boyutunu takdirlerinize
sunmak istiyorum. Bu teklifin özünde bu var değerli arkadaşlarım. Sayın Bakan
diyor ki: "Efendim, yüzde 14,76 hissenin satışı 1 Martta, 2 Martta
yapıldı. Biz, 1 Martta, 2 Martta toptan satışlar piyasasına bunu bildirdik."
Ama, Sayın Maliye Bakanının doğru konuşmadığı, bilerek -öbür ifadeyi kullanmak
istemiyorum, Türk Dil Kurumu sözlüğündeki ifadeyi kullanmak istemiyorum- ama,
bilerek gerçeğe aykırı konuştuğu, şu belgelerle ortaya çıkıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ATİLLA KART (Devamla) -
Nedir bu belgeler? Bakın değerli arkadaşlarım, o grup ne yapmış; o grup, 28
Şubat tarihli belgeyle 36 000 civarındaki hisseye şu bedelle talibim demiş. 28
Şubat… Belge… Buyurun.
Bu belgeyi, Başbakanlık
Özelleştirme İdaresi Başkanlığına veriyor. Aynı tarihte Özelleştirme İdaresi
adına Daire Başkanı Şükrü Doğan, devamında, Osman Demirci Başkan Yardımcısı ve
devamında da, Başkan Metin Kilci olur veriyor ve bu, Maliye Bakanının bilgileri
dahilinde gelişiyor ve aynı gün bu hisselerin satışı için ne yapılıyor; İş
Yatırım Menkul Değerler Anonim Şirketi Genel Müdürlüğüne talimat veriliyor
değerli arkadaşlarım; yani, 28 Şubat tarihinde, Sayın Maliye Bakanının "1
Martta, efendim, biz bunu piyasaya sunduk, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına
sunduk" dediğinin aksine, 28 Şubat tarihinde bütün işlemlerin bittiği
anlaşılıyor. Buna... hadi yasama dokunulmazlığı…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ATİLLA KART (Devamla) -
Bir cümle Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Kart, son
cümlenizi alayım.
ATİLLA KART (Devamla) -
Toparlıyorum efendim.
Yasama dokunulmazlığını
kendinizce birtakım gerekçelerle işletmiyorsunuz. İşte, gelin, buyurun, siyasî
etiği işletelim değerli arkadaşlarım. Hiç olmazsa bu Sayın Bakan hakkında,
yasama dokunulmazlığını kaldırmıyorsunuz, o siyasî etik kurallarının gereğini
yapalım. Bunu sizden istiyoruz. Bunu sizden talep ediyoruz. Bu, bizim talebimiz
değil. Bu, Türk Milletinin, Türk toplumunun talebidir değerli arkadaşlarım.
Bunu bir defa daha takdirlerinize ve vicdanlarınızın sorgulamasına havale
ediyoruz.
Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kart.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Sayın Başkanım, Yüce Meclis çatısı altında şu anda suç işlenmiştir. Cumhuriyet
Halk Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Algan Hacaloğlu, gizli olması gereken
mal varlığını Yüce Meclisin çatısı altında açıklamıştır. O nedenle, cumhuriyet
savcısına suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum.
EYÜP FATSA (Ordu) - Şov
yapma be!.. Şov yapma!..
BAŞKAN - Önerinin
aleyhinde söz isteği var. Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa; buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Talebim incelensin Sayın Başkan.
Sayın Bakanım ne
diyorsunuz; bir şey mi söylediniz bana? Söyleyin açıkça. Niye böyle mım mım
yapıyorsunuz?
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Şov yapma, şov yapma…
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Böyle kıyıdan kıyıdan… Olmaz bu, açıkça konuşacaksınız.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sen benim muhatabım değilsin!
ALGAN HACALOĞLU
(İstanbul) - Efendim, ben de talep ediyorum, suç duyurusunda bulunun.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Lüzumsuz lüzumsuz da konuşmayacaksın!..
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Şov yapma diyen kimdi?
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Ben, ben…
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Kim söyledi onu?
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Ben diyorum.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Yakıştı mı sana Mustafa Akbulut?! Yakıştı mı?!
BAŞKAN - Buyurun efendim.
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri…
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Ben suç olduğunu öğrendim şu anda. Kamu görevi olarak ben bunu ihbar ediyorum. Yapmazsam suç…
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Yeri mi burası?!
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Yapmazsam şuç.
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Yeri mi?!
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Yapmazsam suç.
BAŞKAN - Sayın Ercenk,
Sayın Ercenk bunu tartışma konusu yapmayın. Siz bir hukukçusunuz; yollarını
bilirsiniz. O kanaatteyseniz bunun usulü var.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Başbakan da aynı şekilde söylediği için zaten arz ediyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
EYÜP FATSA (Devamla) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde söz aldım; bu vesileyle, Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, biraz
önce Anavatan Partisi Grubunun Danışma Kurulu önerisiyle talep ettiği Genel
Kurulun gündemine alınmasıyla alakalı Bursa Milletvekilimiz Sayın Ertuğrul
Yalçınbayır'ın talebi ile Sayın Algan Hacaloğlu ve 58 milletvekili arkadaşının
talepleri birbirini teyit eder ve tamamlar mahiyettedir. Dolayısıyla, bu
gündeme alma talebiyle alakalı AK Parti Grubu olarak düşüncelerimizi ve
görüşlerimizi Grup Başkanvekilimiz Sayın Sadullah Ergin biraz önce ifade etti.
Ben Grubumuzun bilinen görüşlerini bir kere daha huzurlarınızda tekrar etmek
istemiyorum.
Değerli arkadaşlar, bütün
bu taleplerden maksat, kamu vicdanını rahatlatmak, şeffaflığı sağlamak ve
Türkiye'nin arınmasının önünü açmaktır. İçerik itibariyle bundan ibarettir.
Her fırsatta muhalefet
sözcüsü arkadaşlarımız, bizim bu konuyla ilgili kamuoyuna vermiş olduğumuz sözü
tutmadığımızı ve bu konuyla ilgili talepleri zamana yaymak suretiyle âdeta
ertelediğimizi, gündeme gelmesini engellediğimizi, önünü kestiğimizi ifade
ediyorlar.
Değerli arkadaşlar, AK
Parti gerek parti programında gerekse seçim beyannamesinde gerekse 58 ve 59
uncu AK Parti Hükümetlerinin programında kamuoyuna ne vaat etmişse ne
söylemişse hepsinin arkasında durmuş ve asla, kamuoyuyla beraber paylaşmış
olduğu sözü de askıda bırakmamıştır.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Yalancı…
EYÜP FATSA (Devamla) -
Dokunulmazlık ve siyasî etikle alakalı, mal bildirimiyle alakalı
düşüncelerimizi de bu çerçevede değerlendirmek mümkündür.
Sayın Başbakanın 3 Kasım
seçimlerinde meydanda ifade ettiğini iddia ettikleri dokunulmazlıkların
sınırlandırılmasıyla alakalı görüş ve düşüncelerimiz, biraz önce ifade ettiğim
gibi, hem programda hem hükümet programlarımızda hem de seçim beyannamemizde
vardır. Bizim orada söylediğimiz…
MEHMET SEMERCİ (Aydın) -
Hayata geçen yok!
EYÜP FATSA (Devamla) -
Müsaade edin değerli arkadaşlar.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Ama, burada yok!
EYÜP FATSA (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, müsaade edin…
Bizim orada söylediğimiz
ve Sayın Genel Başkanımızın, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanıyla, Sayın
Genel Başkanıyla, seçim öncesi bir televizyon programında yapmış oldukları
konuşmada da ifade aynıdır; bunların bant kayıtları vardır. Dolayısıyla,
kamuoyunu yanıltmaya yönelik gayretleri çok sağlıklı ve ciddî bulmuyorum.
MEHMET SEMERCİ (Aydın) -
Üç yıl geçti Eyüp bey!
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Hadi getirin!
EYÜP FATSA (Devamla) -
Orada da, Sayın Başbakan "biz, milletvekili dokunulmazlıklarının diğer
bütün dokunulmazlıklarla beraber sınırlandırılmasından yanayız ve kamuoyunda
şeffaflığı sağlayacak her türlü adımı atmaktan yanayız" diye ifade
etmiştir. Bütün saymış olduğum programlarımızda da bu tekrar edilmiştir.
Bu çerçeveden olmak
üzere, hükümet kurulur kurulmaz, hem Sayın Meclis Başkanımız uyum komisyonunun
bir an önce hayata geçirilmesi noktasında ilgili -ki, o zaman 2 tane grup vardı
Mecliste- gruplara çağrıda bulunmuş, bir Meclis Başkanvekilini bununla ilgili
görevlendirmiş; ama, maalesef, bu çerçevede, muhalefet partisi, bu uyum
komisyonuna üye vermemiştir. Olay burada da kalmamıştır; bir süre sonra, yine,
partimizi, hükümetimizi ve grubumuzu temsilen Adalet Bakanımız Sayın Cemil
Çiçek, partimizi temsilen Genel Başkan Yardımcımız Sayın Dengir Mir Mehmet
Fırat ve Grubumuzu temsilen de Sayın Salih Kapusuz, aynı gerekçeyle, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubunu ve Sayın Genel Başkanını ziyaret etmişler "gelin, kamuoyunun
böyle bir talebi var, bizim de bu konuda söylemlerimiz var; Türkiye'yi, eğer
maksat bundan arındırmak ve kamu vicdanını rahatlatmaksa, gelin, buyurun, bunu
hep birlikte, anayasal değişikliklerini, yasal değişikliklerini hep beraber
yapalım" demişlerdir. Biz götürdük ve bu talep de karşılık bulmamıştır.
Bize deniliyor ki: "Efendim, siz bu konuda samimî değilsiniz." Bakın,
biraz önce, Sayın Sadullah Ergin, daha dün, Partimizin Genel Başkan Yardımcısı
Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat ve şimdi bir kere de ben tekrar ediyorum daha
önce tekrar ettiğimizi. Eğer bizi samimiyetsiz buluyorsanız, çağrımıza niye
cevap vermiyorsunuz değerli arkadaşlar?! Buyurun, bizi suçüstü yapın öyleyse,
samimiyetsizliğimizi kamuoyuna deklare edin ve gösterin. Buyurun…
HALUK KOÇ (Samsun) -
İşte, gösteriyoruz!
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Yasa hazır…
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Biliyor kamuoyu, öğrendi!
EYÜP FATSA (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, bakın, siyaset kurumunu korumak hepimizin görevidir. Ben,
geçen dönem bu Parlamentoda görev yaptım. Yaşanan krizler, yaşanan sıkıntılar,
siyaset kurumunun kaybetmiş olduğu irtifa nedeniyle, iktidar ve muhalefet
ayırımı yapmadan, kamuoyu bütün milletvekillerini mahkûm etmiştir. Milletvekili
arkadaşlarımız -iktidar ve muhalefet ayırımı yapmadan- arabalarının önüne
milletvekili tanıtım kartlarını koyamamışlar, halkın içerisine çıkarken
milletvekili rozetini takamamışlardır. Bizden önceki iktidar, bu Parlamentoya
bunu yaşattı. Eğer, bugün, milletvekilleri göğüslerini gere gere kamuoyunun
içerisine giriyorsa, yakasındaki rozetini onurla taşıyorsa, milletvekili kimliğini
onurla taşıyorsa, önce, bunu temin ettiği için başta İktidar Partisine ve bu
Parlamentoya teşekkür etmesi lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, mal
bildiriminin nasıl yapılacağı yasalarda bellidir; isteyen, çıkar bunu açıklar;
ama, kimse kimsenin sicil amiri değildir. Türkiye bir hukuk devletidir.
Birileri istedi diye, birileri de çıkıp mal bildirimini açıklamak
mecburiyetinde değildir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ATİLLA KART (Konya) -
Vatandaş istiyor, vatandaş!
EYÜP FATSA (Devamla) -
Yasalar, Anayasalar, her şey açıktır değerli arkadaşlar.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Toplumsal vicdan istiyor, kişiler istemiyor bunu!
EYÜP FATSA (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, toplumsal vicdanın…
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Toplumsal vicdanın sesine kulak verin!
EYÜP FATSA (Devamla) -
Lütfen!..
Toplumsal vicdanın
hesabının görüldüğü gün vardır, toplumsal vicdanın hesabını ve kararını
vereceği gün vardır.
ATİLLA KART (Konya)-
Sicil amiri millettir.
EYÜP FATSA (Devamla)- O
gün vardır. Gideriz o toplumsal vicdana; kimi aklıyor kimi mahkûm ediyor, hep
beraber görürüz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
EYÜP FATSA (Devamla)-
Bitiriyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, Sayın
Başbakanın mal varlığıyla ilgili kendi el yazısıyla bugün bir gazetemizde
vermiş olduğu beyan bütün Türkiye'ye dağıtılmıştır. Ondan sonra da bütün bu
süreçte mal varlığıyla ilgili iddiaları mahkeme önünde arınarak buraya
gelmiştir, beraat ederek gelmiştir bu talepler karşısında.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara)-
94'ü de merak ediyoruz!
EYÜP FATSA (Devamla)-
Ama, değerli arkadaşlar, bizim Sayın Genel Başkanımızın, Başbakanımızın mal
varlığı içerisinde, yönetiminde bulundurduğu partili arkadaşlarıyla, onların
yakınlarıyla, sekreterleriyle, şoförleriyle, ilgili bankanın iştiraklerinin
hisse senetlerini piyasadan toplamak suretiyle edinilmiş bir mal yoktur.
ORHAN SÜR (Balıkesir)-
Açık konuş, açık!
EYÜP FATSA (Devamla)-
Bütün mal varlığını yapmış olduğu altı yıllık avukatlık döneminde edindiğini
iddia eden bir Sayın Genel Başkanın da, bu süre içerisinde eğer bu kadar mal
varlığı edinmişse, bu kadar imkânı ve gücü varsa, o dönemde Türkiye
Cumhuriyetine…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Son cümleleriniz…
EYÜP FATSA (Devamla)-
Özür diliyorum, bitiriyorum.
…ne kadar vergi
ödediğinin de araştırılması gerekmez mi?!
ALİ RIZA BODUR (İzmir)-
Maliye Bakanının görevi o. Araştırın, hepsini araştırın.
EYÜP FATSA (Devamla)- Bu
iddiaları ortaya atanların o dönemlerle ilgili iddialarını ispat etmeleri
gerekmez mi?
ORHAN SÜR (Balıkesir)-
Gereğini yapın.
ALİ RIZA BODUR (Devamla)-
Araştırın; her ikisini de araştırın. Korkumuz yok bizim.
EYÜP FATSA (Devamla)-
Değerli arkadaşlar, bakın, eğer çekişmeleri, tartışmaları bu minval üzerine
götürecek olursak… (CHP sıralarından gürültüler)
ORHAN SÜR (Balıkesir)-
Gereğini yap!..
EYÜP FATSA (Devamla)-
Lütfen… Lütfen…
ORHAN SÜR (Balıkesir)-
Gereğini yap, şaibeli konuşma! Sen iktidarsın, iktidar!
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri…
MEHMET SEMERCİ (Aydın)-
Ezdirme kendini, ezdirme!
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, lütfen… Bakın, diğer hatipleri dinledik. İzin verin bitirsin.
Son cümlelerini söyleyecek zaten.
Buyurun.
EYÜP FATSA (Devamla)-
Sayın Başkan, biraz önce, Sayın Hacaloğlu ve Sayın Kart, Sayın Genel
Başkanımızı ve Başbakanımızı da ifade eden, çocuklarıyla ilgili, kendi mal
varlığıyla ilgili, burada, farklı ifadeler kullandı ve bizim Grubumuzdan
kimsenin sesi çıkmadı.
HALİL AKYÜZ (İstanbul) -
Çünkü, hepsi doğruydu.
EYÜP FATSA (Devamla) -
Arkadaşlar, değerli arkadaşlar, Sayın Genel Başkanımız, mahkeme önünde
aklanarak gelmiştir.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Mahkemeye niye gitti Sayın Fatsa?
EYÜP FATSA (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, bu iddialarla ilgili mahkemeden beraat ederek gelmiştir.
Lütfen, tahammül edin… Lütfen, tahammül edin.
BAŞKAN - Sayın Fatsa, siz
konuşmanızı tamamlayın efendim, lütfen.
EYÜP FATSA (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, eğer bu tartışmaları bu zemin üzerinde yaparsak, 90'lı
yıllarda liderlerin mal varlığıyla ilgili tartışma sürecini hatırlayın,
hatırlayın, hatırlayın lütfen… Bunların Türkiye'ye kazandıracağı bir şey
yoktur. Bunlardan Türkiye'nin kazanacağı bir şey olmadığı gibi, bunu yapanlara
da, bu Parlamentoya da sağlayacağı bir itibar yoktur.
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Sayın Maliye Bakanına söyleyin.
EYÜP FATSA (Devamla) -
Dolayısıyla, biz, eğer sözünüzde samimiyseniz, eğer sözünüzde samimiyseniz,
zaten biz bu süreci başlattık, buyurun, gelin bu sürece katkıda bulunun…
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Uyutma süreci.
EYÜP FATSA (Devamla) -
Katkıda bulunun… (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, ben,
bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Fatsa.
Önerinin aleyhinde ikinci
söz isteği, Tokat Milletvekili Sayın Zeyid Aslan.
Buyurun efendim. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
ZEYİD ASLAN (Tokat) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Algan
Hacaloğlu'nun vermiş olduğu değişik kanunlardaki kanun değişiklikleriyle
ilgili, bugün, Cumhuriyet Halk Partisinin öne alınmasına ilişkin Danışma Kurulu
önerisinin aleyhinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki, burada, bu Danışma Kurulu önerisinden
önce, Anavatan Partisi Grubu tarafından verilen bir Danışma Kurulu önerisinde
de, Sayın Ertuğrul Yalçınbayır tarafından verilmiş olan aynı mahiyetteki bir
kanunla ilgili öne alınmaya ilişkin talep var idi. Şimdi, gerek o kanunu gerek
bu kanunu incelediğimizde, 9 uncu maddelerin aynı konuları ihtiva ettiğini,
aynı cümleleri ihtiva ettiğini görüyoruz. Öncelikle, gerek kanun tekniği
açısından, bunun, iki ayrı kanunun iki defa kanunlaşmasının, hukuk tekniği
açısından da, yasama tekniği açısından da mümkün olamayacağını hepimiz
biliyoruz. Öncelikle, hukuk tekniği açısından mümkün olmadığından dolayı bu Danışma
Kurulu önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
yaklaşık onbeş günden beridir, Türkiye'de, bir mal varlığı tartışmasıdır aldı
başını gidiyor. Türkiye'nin, özellikle, halkın gerçek gündemiyle Meclisin
gündemini birbirinden farklı hale getirme noktasında büyük gayret gösteren
muhalefetin bir noktada da belki başarılı olduğu söylenebilir; ama, tabiî, bu
arada, bu arada bu zaman kaybından, maalesef, milletimizin, halkımızın ciddî
anlamda zarar gördüğünü de bir kez burada belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
buraya çıkan arkadaşlarımız, özellikle, bu kanun tekliflerinin, temiz toplumu
amaçladığını, dürüst siyaseti amaçladığını, ilkeli siyaseti amaçladığını
defalarca tekrar ediyorlar ve tekrar etmeye de devam ediyorlar; ama, ben, bir
şeyi söylüyorum, hepimiz biliyoruz, bunu halk da biliyor, bunu milletimiz de
biliyor; ki, bu tartışmaların, bu konuşmaların amacı aslında temiz bir toplum
değil, birilerinin özellikle söylemekte zorlandıkları veya söyledikleri
takdirde halktan alacakları tepkiden dolayı korktuklarından ağızlarındaki
baklayı çıkaramamaları sebebiyle, konuyu, çok daha farklı mecralara, çok daha
farklı söylemlerle, çekmeye çalışıyorlar.
ATİLLA KART (Konya) -
Hangi Bakla?..
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Aslında hepimiz biliyoruz ki, burada, Cumhuriyet Halk Partisinin amacı,
aslında, temiz toplum değil, tamamıyla, muhalefet siyasetini bir dedikodudan
ibaret, dedikodu kültürünü, gazete haberlerini muhalefet anlayışı olarak
benimsemesinden kaynaklandığını da hepimiz biliyoruz.
ORHAN SÜR (Balıkesir) -
Senin bakanın söyledi, biz söylemedik!
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Maliye Bakanın senin dedikodu yapan!
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının da grup
toplantılarında sık sık söylediği; ama, belki gerçek anlamıyla söylemekten
imtina ettiği bir şeyi burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Aslında, zaman
zaman ülkenin gerçek gündeminin çok ötesinde, farklı, yapay ve sunî
gündemlerin, tamamıyla, Cumhuriyet Halk Partisinin, millet iradesinin AK Parti
üstünde yansımasına tahammülsüzlüğünden kaynaklandığını; ama, demokrasiye
inanıyorsak, halkın iradesine inanıyorsak, milletin iradesine inanıyorsak,
çıkın, bunu, meydana, doğru, düzgün, gerçeğiyle ifade edin.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Başbakanınızı milletvekili yaptı bizim kararımız!
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, tabiî ki, siyasetin alanı bu derece dar olursa, dar siyaset
alanında siyaset yapmaya çalışırsak, gerçekten, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin, siyasetin yapması gerekenlerinin önünde birtakım engelleri
kaldırmak yerine dar alanlarda siyaset yaparsak, işte, bugün, burada yaptığımız
gibi, kısır çekişmelerin, kısırdöngülerin içerisinde boğuluruz. Halbuki,
hepimizin yapması gereken şey, siyaseti dar alandan kurtarıp, geniş alanda,
gerçekten siyasetin yapması gerekenler konusunda ciddî çalışmalar üretmektir.
Değerli arkadaşlar,
hepimiz elbette şeffaflaşmadan yanayız, temiz toplumdan yanayız; bunda hiç
kimsenin kuşkusu yok. Biraz önce de buraya AK Parti Grubu adına çıkan
arkadaşlarımız bu anlamdaki yasal düzenlemelerle ilgili çağrılarını yaptılar,
ben bu nedenle aynı konuyu tekrar etmek istemiyorum; ama, eğer, biz, sadece mal
beyanlarını internet sitelerinde ya da başka köşelerde açıklamayı toplumun
şeffaflaşması, siyasetin şeffaflaşması olarak algılarsak, en büyük yanılgıyı
burada yaparız. Öncelikle, siyaset ile ekonomik çıkar arasındaki bağların
kopması gerekir. Bunun da en büyük yolu, siyasetin elinde, iktidarın elinde,
hükümetin elinde olan ekonomik güçlerin, bir şekilde, özelleştirme yoluyla,
yerel yönetimlere devri yoluyla bertaraf edilmesidir. Biz, üç yıldan beridir
özellikle siyasetin elinde olan bu ekonomik çıkar gruplarının, çıkar
işletmelerinin bir an önce özelleştirmeler yoluyla özel sektöre devredilmesi,
ayrıca, yerel yönetimler reformuyla, kamu reformuyla birlikte de siyasetin
elindeki birtakım güçlerin dağıtılması konusunda yoğun bir çabanın içindeyiz.
Bu anlamda da, buraya gelen her türlü yasal düzenlemeye, maalesef, bu ana kadar
hiçbir katkı alamadık. Eğer samimiyseniz, öncelikle, sadece bunları bir
sitelerde, bir yazılı beyanlarla açıklamanın ötesinde, siyasetin ya da
siyasetçinin ekonomik çıkar gruplarıyla ilişkisini kesecek gerçek yasal
düzenlemeler yapalım ve sizler de buna katkıda bulunun.
ORHAN SÜR (Balıkesir) -
Kaldırın dokunulmazlığı, kesilsin.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Türkiye'yi
yabancılara satma…
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, AK Parti olarak, asla, siyasetin zemin kaybetmesine,
siyaset kurumunun zayıflatılmasına, gündemin kısır çekişmelerle işgal
edilmesine izin vermeyeceğimizi de bir kez daha tekrar etmek istiyorum. AK
Parti, Türkiye'deki değişim siyasetinin adı, Türkiye'deki değişim siyasetinin
adresidir. Gücünü, AK Parti, milletten alır ve hesabını da yine vereceği yer
millettir. Biraz önce "toplum vicdanı" diyen arkadaşlara, Sayın Grup
Başkanvekilimiz Fatsa'nın dediği gibi, toplum vicdanının vücut bulduğu yer
seçim sandığıdır, halk, 5 yılda bir bu iradesini, toplum vicdanında yara varsa,
bu yarayı, seçim sandığında gösterecektir ve inşallah, önümüzdeki yıl seçime
gittiğimizde de, toplum vicdanı gereğini yapacaktır.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Beş yıla gerek yok, hemen gidelim.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, şundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın: AK Parti, kendi mal
varlığını artırmak isteyenlerin değil, bu milletin mal varlığını artırmak isteyenlerin
ve bu milletin mal varlığını korumak isteyenlerin adresidir.(AK Parti
sıralarından alkışlar) AK Partiyi bu zeminin dışına, hiçbir zamanda, hiçbir
vücutta, kimse çekemeyecektir; bu anlamdaki kısır çekişmelerin içerisine de AK
Parti hiçbir zaman girmeyecektir.
Değerli arkadaşlar, temiz
toplum diyoruz, temiz siyaset diyoruz. Ben, size, bugün, Sabah Gazetesinden,
Umur Talu'nun yazmış olduğu bir yazıdan, sadece bir satır okumak istiyorum:
"Anamuhalefet ve Lideri, belki, Atatürk'ün mirası İş Bankası hisselerinden
Partiye hiç para almamakla övünebilir. Lakin, büyük bankadaki dört yönetim
kurulu üyeliğini siyasî nüfuz olarak hiç kullanmadığını iddia edebilir
mi?"
ORHAN SÜR (Balıkesir) -
İspat etsin.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
"Tam seçimler öncesinde banka yönetiminde operasyon yapan ve o günlerde
sağ kolu ve banka yönetiminde de bulunan Tanla vasıtasıyla, bankanın bir medya
grubuyla ilişkisini istismarla, o grubun gazetesinde ısmarlama manşet attığını
bilmez mi? Nasıl bilmez?" Umur Talu, Sabah Gazetesi.
Değerli arkadaşlar,
şimdi, Sayın Baykal, bir haftadır "Başbakan açıklasın açıklasın"
diyor; diyor ki: "1994'te belediye başkanı olduğundan önce neydi, sonra
ne?.."
Ben de, buradan Sayın
Baykal'a diyorum: Sayın Baykal, milletvekili olmadan ve bakan olmadan önceki
mal varlığınızı ve bugünkü mal varlığınızı lütfen açıklayın.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Hazır o.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Önce, gerçekten samimîyseniz, gerçekten inançlıysanız, çıkın, açıklayın, çıkın
ve açıklayın. Önce bunu açıklayın… (CHP sıralarından gürültüler)
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Efendim, bu yasaya "evet" deyin, açıklayacak.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Açıklayın, ondan sonra başkalarından açıklama isteyin.
BAŞKAN - Sayın Aslan, siz
Genel Kurula hitap edin.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Eğer bu kadar samimîyseniz, 1995'te Mecliste kurulan Meclis araştırması
komisyonuna, Sayın Deniz Baykal, talep edilmesine rağmen, neden mal beyanını
açıklamaktan imtina etmiştir; bunun cevabını versin, önce bunun cevabını
versin. (CHP sıralarından gürültüler)
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - "Evet" deyin, yasaya "evet" deyin o zaman.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Bilmediğin işlere karışma. Yok öyle şey.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ
(Manisa) - Evladım, yasaya "evet" de, "evet" de, çıkıp
açıklar.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, bir de, her zaman bu kürsüye çıktığımda bir şeyi ifade
ediyorum, siyasette kullandığımız üsluba lütfen dikkat edelim diye. Şahıslarla
ilgili her türlü şeyi söyleyebilirsiniz, bunun hesaplaşmasını hukuk zemininde
şahıslar yapar; ama, kurumlarla ilgili, kurumların başındaki insanlarla ilgili,
Başbakanla ilgili, bakanlarla ilgili konuşurken, lütfen, biraz daha ne
konuştuğumuza dikkat edelim. Lütfen, dikkat edelim, kullandığımız üslupların,
kullandığımız terimlerin ne anlama geldiğini bilelim.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ
(Manisa) - Tasarıya "evet" deyin… Sen şu yasaya bir "evet"
de de açıklayalım; herkes açıklasın.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Eğer aynı üslupların kullanılmasını beklerseniz, inanın ki, bundan çok daha
ağırını ve çok daha fazlasını kullanabiliriz.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Sen kendine bak!
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Eğer kıvırtmaktan bahsediyorsanız, tekrar ediyorum, Sayın Baykal kıvırtmasın,
çıksın adam gibi mal beyanını açıklasın. Kıvırtmasın…(AK Parti sıralarından
alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Sözlerine dikkat et! Terbiyesizlik yapma!
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)
- Terbiyesiz herif, böyle mi konuşulur!
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Sözünü geri al.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, bir siyasî partinin genel başkanına da…
BAŞKAN - Sayın Aslan, son
cümlenizi alayım.
EŞREF ERDEM (Ankara) -
"Adam gibi" ne demek?!
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Bir siyasî partinin genel başkanına da şunu söyleyeceğim: Gök kubbeyi başa
yıkmaktan bahsedenlere de şunu söylüyorum: Sayın Başkan, öyle, millete tepeden
bakarak, mağrurlu ve kibirli…
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)
- Terbiyesiz herif!.. Terbiyesiz herif, sen ne konuşuyorsun?!
Sayın Başkan, duymuyor
musunuz; böyle mi konuşulur?!
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
…toplumun üstünde kendini görerek konuşma, in halkın içine, in topluma, gör bak
bakalım gök kubbeyi kim kimin başına yıkıyormuş, gör bakalım!
BAŞKAN - Sayın Aslan, son
cümlenizi rica ediyorum… Son cümleniz…
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Sen kendine bak! Ne kadar zavallı olduğun görülüyor.
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)
- Yazıklar olsun!.. Kavga mı ettireceksin.
Başkan, yazıklar olsun
be! Siz böyle müsaade ediyorsanız, size de yazıklar olsun! Size de yazıklar
olsun!
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Söyleyecek sözü olmayanlar böyle konuşur ancak.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Sayın Başkan, sözünü geri alsın… Lütfen, sözünü geri alsın…
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, AK Parti, her zaman çamur siyasetinin ötesinde oldu, asla
kirli siyasetin içinde olmadı, kirli cümleler kullanmadı, çamur siyasetiyle
çamur cümleler kullanmadı.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Çamur olsa iyi, pisliğin içindesiniz!
ZEYİD ASLAN (Devamla)
- Ama, bilin ki, elbette, herkesin de
bir sabrı vardır. Söylenen bir söz varsa, bu söylenen söze karşılık verilecek
Türk Dil Tarih Kurumunun içinde birçok sözcükler vardır.
AK Partiyle ilgili
konuşurken, Başbakanla ilgili konuşurken herkes haddini bilecek. (AK Parti
sıralarından alkışlar; CHP sıralarından "Sen bil, sen" sesleri,
gürültüler) Hiç kimse, AK Partiyle ilgili konuşurken, Başbakanla ilgili
konuşurken ağzını çalkalamadan konuşmayacak. (AK Parti sıralarından alkışlar,
CHP sıralarından gürültüler)
Değerli
arkadaşlar…Değerli arkadaşlar…
BAŞKAN - Sayın Aslan...
Sayın Aslan...
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Senden mi öğreneceğiz ulan konuşmayı biz!
BAŞKAN - Sayın Aslan,
sözünüzü keseceğim. Bakın, son cümlenizi istiyorum.
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Konuşmayı senden mi öğreneceğiz!.. Terbiyesiz adam… Hayret birşey ya!..…
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)
- Otur yerine. Terbiyeli konuş!..
ZEYİD ASLAN (Devamla)
- Ben, beni terbiyeli konuşmaya davet
eden arkadaşlarımı, önce, ne konuştuklarını, bantları alıp izlemelerini
öneriyorum.
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Otur yerine!.. Sen terbiyesizsin… Terbiyesiz adam!..
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)
- Sen kendi terbiyene bak, terbiyesiz
herif! Utanmaz adam!
BAŞKAN - Son cümleniz
Sayın Aslan…
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Değerli arkadaşlar "terbiyesiz" diye hitap edenlere de sözünü aynen
iade ediyorum.
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)
- Utanmıyorsun sen... Utanmıyorsun sen…
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Sözünü aynen iade ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından
gürültüler)
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)
- Utanmıyor musun?! Yakışıyor mu sana; utanmıyor musun?!
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Müdahale edin Başkan yahu!.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Yalancı!.. Yalancı!.. Yalan söylüyorsun.
ATİLLA KART (Konya) -
Niye izliyorsunuz Başkan?!
BAŞKAN - Sayın Aslan…
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Aslan,
bakın, hiç kimse, bu kürsüde Başkanın müsamahasını başka türlü
değerlendirmemeli. Ben sizden, defaatla, son cümleniz diyorum, siz, hâlâ, başka
şeyleri anlatmaya devam ediyorsunuz. Bu Genel Kurulu germemize gerek yok.
Buyurun.
ZEYİD ASLAN (Devamla)
- Son sözlerimi söylüyorum.
BAŞKAN - Yani, burada
-zabıtları getirteceğim, bir talep var- son cümleniz için mikrofonu açıyorum;
rica ediyorum…
ZEYİD ASLAN (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, sözümün başında
belirttiğim teknik sebeplerden dolayı, Danışma Kurulunun aleyhinde olduğumu
şahsım adına tekrar belirtiyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Aslan.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan… Sayın Başkan…
BAŞKAN - Talebinizi,
zaptı getirteceğim, ondan sonra değerlendireceğim Sayın Başkan.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkanım, çok açık bir şekilde, temsil ettiğim siyasî partinin…
BAŞKAN - Sayın Koç, zaptı
getirteceğim; talebiniz bakidir.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, çok açık oldu bu; zapta gerek yok.
BAŞKAN - Ama, ben size
göre karar vermiyorum. Rica ediyorum... Buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Ben
de istirham ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Ben getirteyim,
değerlendireceğim. Duymadığım kelimeler var. (CHP sıralarından gürültüler)
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkanım, çok açık bir şekilde Divanın
önünde oldu.
ATİLLA KART (Konya) -
Gayet açık, incelenecek bir şey yok; gayet açık. Defalarca kullandı,
defalarca...
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Hakaret etti Sayın Başkan, hakaret!
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Neyi duymadın Sayın Başkan; neyi duymadın?!
ATİLLA KART (Konya) - Bir
defa değil, defalarca kullandı Sayın Başkan.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Baykal'ın adını ağzına alırken kendisi çalkalasın ağzını.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkanım, Divanın önünde bazı
ifadelerde bulundu; temsil ettiğim, şu anda grup başkanvekili olduğum siyasî
partinin hükmî kişiliğiyle ilgili, çok açık bir şekilde...
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine
göre verilmiş önerisi üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
Grup Başkanvekili Sayın
Koç, Sayın Aslan'ın konuşması sırasında gruplarıyla ilgili sataşmanın olduğunu
ifade ederek söz talebinde bulunmuşlardır.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ
(Manisa) - Genel Başkana Sayın Başkan, Genel Başkana...
BAŞKAN - İçtüzüğe göre bu
taleplerini değerlendireceğim. Ancak, aradan, zabıtları da geri istedim.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ
(Manisa) - Sayın Genel Başkana Sayın Başkan, Genel Başkana... Sayın Genel
Başkana hakaret etti, gruba değil efendim. Anlaşalım bu konuda.
BAŞKAN - İzin verirseniz
bu konuda değerlendirmeyi ben yapayım.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ
(Manisa) - Hayır, sizinle anlaşalım bu konuda; biz grup demiyoruz.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Hakaret etti.
BAŞKAN - Yani, şimdi,
burada, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli üyelerinin her biri oturduğu yerden,
Sayın Hatip konuşurken birçok şeyler söylediler. Bunları bir tarafa bırakalım.
Bakacağım, emin olun ki, yapılması gereken şeyi ben yapacağım.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkanım... Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Şimdi, ben
öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... (CHP sıralarından gürültüler)
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkanım, bir dakika Sayın Başkanım, bakın, 2 Divan Kâtibiniz var; çok
net...
AHMET IŞIK (Konya) -
Oylat Başkan.
BAŞKAN - Oylamaya geçtim
Sayın Koç.
Kabul edenler... Kabul
etmeyenler...
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) -
Bütün bakanlar burada, hepsi gizlilik istiyor! Bravo, bravo!..
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Bunları halkımız saklıyor, tespit ediyor.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Helal Başkan!
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Sayın Başkanım, neyi sayıyorsunuz?!
BAŞKAN - Kabul
edilmemiştir. (CHP sıralardan "Bravo" sesleri, alkışlar [!])
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz.
IV.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1 inci sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu
gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2 nci sırada yer alan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Bazı
Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
3 üncü sırada yer alan,
T.C. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'dan Aylık veya Gelir
Almakta Olanlara Ek Ödeme Yapılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'dan
Aylık veya Gelir Almakta Olanlara Ödenen Gelir ve Aylıklarda 2006 Yılında
Yapılacak Artışlar ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
3.- T.C.
Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'dan Aylık veya Gelir
Almakta Olanlara Ek Ödeme Yapılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'dan
Aylık veya Gelir Almakta Olanlara Ödenen Gelir ve Aylıklarda 2006 Yılında
Yapılacak Artışlar ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1165) (S. Sayısı: 1076) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 1076 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde
söz isteği vardır.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek.
Buyurun Sayın Özyürek.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; çok hararetli
tartışmalar yapıldı. Bu tartışmalar sırasında, ne yazık ki, İktidar Partisi
Sözcüsü, bir milletvekiline yakışmayacak ifadeler kullandı; bir partinin genel
başkanına, Anamuhalefet Partisinin Liderine "adam gibi açıklasın"
gibi ifadeler kullandı, sonra, hakaretler etti.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı, adam gibi adamdır,
yıllardır siyasetin içindedir, dürüstlüğüyle, namusuyla her zaman gündemdedir.
Sayın Deniz Baykal'ın dürüstlüğüne, namusuna bugüne kadar hiç kimse dil
uzatamamıştır, bundan sonra da uzatamayacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Felç olur felç!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Şimdi, nedir tartışma?.. Çok basit bir tartışmayı nerelere taşıyorsunuz;
çünkü, mal bildiriminizi açıklamaktan kaçıyorsunuz. Mesele bu kadar basittir.
Değerli arkadaşlarım, mal
bildiriminin esası, yolsuzluk ve rüşvetle mücadeledir. Eğer, yolsuzluktan
korkunuz yoksa, rüşvetten korkunuz yoksa, mal bildiriminde bulunursunuz. Şimdi,
"Deniz Baykal mal bildiriminde bulunmadı..." Deniz Baykal nakdî
servetini anında açıkladı; bu bir. Diğer mal bildirimini de yarın öbür gün
görürsünüz, onlar da açıklanacaktır; ama, önemli olan iktidarın mal
bildirimidir; çünkü... Sayın Baykal ne dedi; "Müfettişler elinizde, tapu
kayıtları elinizde, bankaları istediğiniz gibi denetliyorsunuz. Geliniz,
denetlemek suretiyle benim mal varlığımı ortaya koyunuz" dedi. Şimdi,
hâlâ, mal varlığını açıkladı açıklamadı tartışması Deniz Baykal için yapılamaz;
ama, Sayın Başbakan için yapılır; çünkü, ne müfettişler bizim emrimizde ne tapu
kayıtlarına bizim ulaşma şansımız var ne banka hesaplarına bizim ulaşma
şansımız yok; ama, açık, hodri meydan. Genel Başkanımız söylediği için onun
adına da ben burada ifade ediyorum; müfettişlerinizi görevlendiriniz, bütün,
içerideki dışarıdaki bankalardan Sayın Deniz Baykal'ın hesabını araştırınız.
Beyan ettiği 132 milyarın üstünde bir kuruş bulursanız, geliniz, hep birlikte
konuşalım. Gayrimenkulleriyle ilgili, yirmi yıldan bu yana bir tek gayrimenkul
edinmemiştir; bunları da konuşalım.
Kaldı ki, bu tip lafların
hepsi de yakında bitecek, kuruşuna kadar, bütün ayrıntılarıyla mal bildirimi
açıklanacaktır. Şimdi bizim beklentimiz, Maliye Bakanının ve Başbakanın mal
bildirimini açıklamasıdır ve sadece, biz, fotoğraf peşinde değiliz, Başbakanın
malının mülkünün peşinde de değiliz; ama, o malın, o mülkün kaynağının
açıklanması önemlidir. Bunlar nereden sağlanmıştır, nasıl sağlanmıştır,
geçmişte simit satarak çalışma hayatına başlayan bir insan, bugün trilyonların
nasıl sahibi olmuştur; kamuoyunun merak ettiği budur, hepimizin merak ettiği
budur.
Talihsizlik olmuştur.
Adalet ve Kalkınma Partisi, bugün, bu iki konuda "evet" demeliydi. Bu
etik konusunda "evet" demeliydi, mal bildiriminin kamuya açıklanması
konusunda "evet" demeliydi; çünkü, değerli arkadaşlarım, artık,
dünyanın hiçbir yerinde mal bildirimlerinin gizlenmesi diye bir şey yok. Avrupa
Birliği diyoruz, şeffaflık diyoruz, saydamlık diyoruz, hâlâ, mal
bildirimlerinin gizliliğinden bahsediyoruz. Yıllardır biz bunun peşindeyiz.
Daha 1990 yılında şu anda yürürlükte bulunan Mal Bildirimi Yasası görüşülürken,
o zamanki SHP'nin -Partimizin eski adı- milletvekili olan arkadaşlarımız,
önergelerle mal bildiriminin alenî olmasını savunmuşlardır, o zamanki çoğunluk
da bunu kabul etmemiştir. Her nedense, iktidarda olanlar, mal bildiriminin
gizli olmasına dört elle sarılıyorlar.
Fakat, bu tartışmalar
değerli arkadaşlarım -kavgasını, gürültüsünü bir tarafa bırakınız- Türkiye
için, temiz toplum için yararlı olmuştur ve göreceksiniz, ne kadar kaçarsa
kaçsın, Sayın Başbakan da mal varlığını açıklayacaktır. Bundan kaçmak mümkün
değildir; çünkü, bu, buradaki muhalefet partisinin talebi değildir, bu,
kamuoyunun talebidir, halkın talebidir; çünkü, insanlar, partisini
yönetenlerin, kendilerini yönetenlerin mal varlığını her zaman merak ederler.
Bu onların en doğal hakkıdır. Demokrasi adına bu doğal hakkı talep eden
milletvekillerini suçlamak, onun liderine hakaretler etmek, size hiçbir şey
kazandırmaz. Türkiye, bizi izliyor. Türkiye, bu mal bildirimi tartışmalarını
izliyor. Kendinden korkmayanlar, dürüstlüğüne güvenenler, çıkarlar, kuruşuna
kadar mal bildirimlerini açıklarlar ve kaynağını da söylerler. Nereden nereye
gelmiş, nasıl gelmiş, nasıl kazanmış; bunu açıklamak zorundasınız.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, konumuza gelecek olursak; bugün burada görüşmekte olduğumuz
tasarıyla iki konu öne çıkıyor. Bunlardan birincisi, biliyorsunuz, şu anda
emeklilerin vergi iadesi yüzde 5 olarak avans veriliyor, daha sonra yıl sonunda
fişler, faturalar toplanıyor, o yüzde 5 avanstan mahsup ediliyor. Şimdi, diyor
ki hükümet: "Emeklileri bu şeyden bir kurtaralım, fiş toplamaktan
kurtaralım-peki, güzel, kurtarın- ama, yüzde 5 veriyordum daha önce, şimdi
yüzde 4 vereceğim."
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, emeklilere kaç para ücret ödüyoruz ki onun bir de yüzde 1'ine göz
dikiyoruz! Şimdi, emekli maaşları burada, elimde. Yani, o kadar sembolik, düşük
paralar ki... Mesela, bir Emekli Sandığı emeklisinin en düşük emekli maaşı 591
000 000 lira. 591 000 000 liranın üstüne biraz daha bir şey katabilir miyim
diye fiş, fatura toplayan emekliye siz diyorsunuz ki: "Artık fiş, fatura
toplama; ama, yüzde 5'ten de yararlanma." Neden yararlanacağım?
"Yüzde 4'ten yararlan" diyorsunuz.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, bir iktidara, böylesine, her gün, Türkiye'nin kalkındığını,
geliştiğini, enflasyonun düştüğünü, ekonomimizin büyüdüğünü, ihracatın
patladığını anlatan bir iktidara, emeklinin yüzde 1'ine göz koymak yakışmıyor.
Geliniz, emeklinin zaten almakta olduğu yüzde 5'lik vergi iadesi parasını yüzde
5 olarak tutun hiç yoksa. Fazla bir şey yapmıyorsunuz, fazla bir şey
vermiyorsunuz, yüzde 5'i niçin yüzde 4'e indiriyorsunuz?
Diyor ki Sayın Başbakan:
"Emeklilerimizi fiş, fatura toplama külfetinden kurtarıyoruz."
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Başbakan, Vergi Usul Kanununun maddelerinden, hükümlerinden habersiz.
Eğer bir emekli herhangi bir mağazaya gider, bir dükkâna gider alışveriş
yaparsa ve oradan fiş almadan çıkarsa, kapıda vergi denetim elemanları
yakaladığı zaman, ceza öder. Sayın Başbakan, o zaman, Vergi Usul Kanunundaki bu
fiş, fatura almamanın cezasını da kaldırması lazım. Bir yandan "ben,
emeklileri, fiş, fatura toplama külfetinden kurtarıyorum" diyorsunuz, öbür
tarafta, "ama, fiş, fatura almazsan ceza ödersin" diyorsunuz. Bu ne
çelişki değerli arkadaşlarım?!
Şimdi, 1983'lü, 1984'lü
yıllarda, Türkiye'de, kayıt dışı ekonomiyle mücadele açısından fiş, fatura
toplamaya çok önem verilmişti. Gerçekten de, insanlar, fiş, fatura toplar, bir
de yararı olursa, ondan bir menfaati olursa, daha büyük bir şevkle bu
faturaları toplar; ama, siz, diyorsunuz ki emekli kesime: "Artık fiş,
fatura toplamayın." Yani "gittiğiniz işyerinde, oturun, pazarlık
yapın; ben, fiş, fatura falan istemiyorum, sen de şu KDV'yi almaktan
vazgeç" demek istiyorsunuz. Bu, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede çok
önemli olan fiş, fatura toplayarak vergi iadesi alma müessesini -zaten, daha
önce aylıktı, yıllığa çekildi, bazı kalemler bundan yararlanmaz hale getirildi-
emekliler için, şimdi, bütünüyle kaldırıyorsunuz, arkasından bütün çalışanlar
için kaldıracaksınız; çünkü, çalışanların aldığı o yüzde 5'lik, yüzde 6'lık
vergi iadesinde bu iktidarın gözü var.
Değerli arkadaşlarım, bu
kanun, bu iktidarın zenginlerin iktidarı olduğunu net bir şekilde ortaya koyan
bir düzenlemedir. Eğer, bu iktidar, hep söyledikleri gibi, fakir fukarayı,
garip gurebayı düşünen bir iktidar olmuş olsaydı, işte emeklinin yüzde 1'ine
göz koymazdı.
Şimdi, banka
hortumcularına gelince, bu iktidar müsamahakâr. Haririlerin, Oferlerin
vergilerine gelince 10 puan birden indiriyorsunuz; ama, emeklinin vergi
iadesine gelince "yüzde 5 çok, yüzde 1'e indirelim" diyorsunuz.
Yine, bu tasarıda bir
başka düzenleme var. İlk altı ayda emeklilere yüzde 3 zam yapılacak değerli
arkadaşlarım, yüzde 3 zam; düşünebiliyor musunuz?!. Bu kadar kiraların alıp
başını gittiği, yakıt paralarının alıp başını gittiği, otobüse, taksiye,
dolmuşa sürekli zam yapıldığı bir dönemde siz, "ey emekliler, Bağ-Kur
emeklileri, SSK emeklileri, tüm emekliler, yüzde 3 zam yapıyorum sana ilk altı
ay için, ikinci altı ay için bir yüzde 3 daha zam yapacağım" diyorsunuz.
Hani, siz, emeklileri hep düşünürdünüz; hani, siz, bunları enflasyon altında
ezdirmeyeceğinizi hep söylerdiniz?! Yüzde 3 zamla mı ezdirmeyeceksiniz, yüzde 3
zamla mı bu insanları kurtaracaksınız?!
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, burada zaman zaman Sayın Başbakan, her şeyin ne kadar
ucuzladığını anlatmak için "buzdolabı ucuzlamadı mı, çamaşır makinesi
ucuzlamadı mı" diyor. Bu emekliler üç yılda, beş yılda bir buzdolabı
alırlar; ama, her ay kira öderler. Sizin resmî rakamlarınıza göre kira
artışlarıysa yüzde 18'dir. Bu insanların kullandığı her türlü malın bedeli
artmıştır. Onlara yüzde 3 gibi sembolik bir artışı öngörmek, gerçekten büyük
haksızlıktır, büyük adaletsizliktir. Adının içinde "adalet" olan
Adalet ve Kalkınma Partisinin, emeklilerimizi yüzde 3 gibi bir zamma mahkûm
etmesi düşünülemez. Yüzde 1 de vergi iadesinden aldığınızı düşünürseniz, yüzde
3'ü yüzde 2'ye indirmiş oluyorsunuz; yüzde 2'lik bir… Hiç yapmayın çok daha iyi.
Deyin ki emeklilere "Türkiye'de işler çok kötü, hazinemiz perişan; IMF'ye
de anlatamıyoruz, onlar da size zam verilmesine karşı; onun için, kusura
bakmayın bu sene size hiç zam veremedik" gibi bir yaklaşımla çıksanız daha
net olur, daha açık olur; herkes de anlar; ama, böyle bir kandırmaca… İlk altı
ayda yüzde 3, ikincisinde de yüzde 3 veriyoruz; yani, oturun hesap edin...
Bunlar, son derece sembolik rakamlardır. Perişan halde, akşamları dağılan
pazarlarda çürük meyve, sebze toplayan emeklilerimize, ev kirası ödeyemeyen
emeklilerimize, çoluğuna çocuğuna, torununa bayramda bile 3 kuruş bahşiş
veremeyen emeklilerimize yüzde 3 gibi bir zam vermek, onlarla alay etmektir;
buna hiç kimsenin hakkı yok, bu Meclisin buna hakkı yok!
Tabiî, bazı
arkadaşlarımızın tuzu kuru, yüzde 3'ü bile çok görüyorlar belki; ama, değerli
arkadaşlarım, milletvekilleri olarak 7 milyar lira para alıyoruz, bununla
geçinemediğini söyleyen milletvekillerimiz var. Peki, 500 000 000 lira, 400 000
000 lira emekli maaşı alan insanlar nasıl geçinecek?! Onlara yüzde 3 zam
vererek mi onların derdine derman olacaksınız, onların sorunlarını böyle mi
çözeceksiniz?! Hani Türkiye'de her şey iyiye gidiyordu, hani ekonomi büyüyordu,
hani sosyal devlet ilkesini ayağa kaldırmıştınız; artık, işçiyi, memuru,
emekliyi enflasyon altında ezdirmeyecektiniz; bunu yüzde 3'le mi yapacaksınız;
bunu, yüzde 2'yle mi yapacaksınız; ücretlilere vergi iadesindeki yüzde 5'lik payı
yüzde 4'e indirerek mi yapacaksınız?! Bunlar… Değerli arkadaşlarım, gerçekten,
söylemekten sıkılıyorum, çekiniyorum ve emeklilerimizden özür diliyorum;
onların derdine derman olamadığımız için, onların dertlerine bir çare
bulamadığımız için özür diliyorum.
AKP milletvekili
arkadaşlarımızın hiçbiri, işçi emeklilerinin toplantısına gidemezler,
konuşamazlar; hiçbiri, Bağ-Kur emeklisinin toplantısına gidemez, konuşamaz;
hiçbiri, Emekli Sandığı emeklisinin toplantısına gidemez, konuşamazlar; çünkü,
onların çektiği sıkıntıları dinleyemezler, tahammül edemezler. Değerli
arkadaşlarım, gerçekten, o insanlar büyük sıkıntı içinde. Bizler, onların
toplantılarına gittiğimizde "ne olur, şu derdimizi bir görün, şu derdimize
bir çare bulun" diyorlar; "siz de Meclistesiniz" diyorlar. Biz
de, onlara anlatıyoruz ki, biz Meclisteyiz ama biz muhalefetteyiz. Biz, sadece,
onların derdini gündeme getirebiliriz, taşıyabiliriz; ama, bunun çaresini
bulacak olan çoğunluk, AKP çoğunluğudur; ama, ne yazık ki AKP çoğunluğu da,
bizim söylediğimizi "anlat anlat, heyecanlı oluyor" diye dinliyor;
hiç, kılları kıpırdamıyor, hiç, aldırmıyorlar. Emeklilerin derdi onların derdi
değil, çaresiz insanların derdi onların derdi değil, bu kışta kıyamette yakacak
alamayan insanlar onların derdi değil, çocuğuna harçlık veremeyen dedeler
nineler arkadaşlarımızın derdi değil. Ne yazık ki, böyle bir Meclisle karşı
karşıyayız.
Ben, tüm
emeklilerimizden, böylesine sembolik, böylesine insafsız, onların daha da
ezilmesine yol açacak bir zamla karşılarına geldiğimiz için, Meclisin bir üyesi
olarak, bu topluluğun bir parçası olarak, kendilerinden özür diliyorum ve AKP'li
insaf sahibi…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Bir cümleyle toparlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- …arkadaşlarımızın, vereceğimiz önergelere sahip çıkmalarını, hiç yoksa,
ücretlerdeki vergi iadesinin eskiden olduğu gibi yüzde 5 olarak kalmasını kabul
etmelerini ve emeklilere de insanca yaşayacakları bir zammı kabul etmelerini
diliyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Özyürek.
Tasarının tümü üzerinde,
AK Parti Grubu adına, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş; buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1076 sıra
sayılı yasa tasarısı üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu
tasarı salı günü Meclisin gündemine gelecekti; ama, hem Cumhuriyet Halk
Partisinin hem de diğer muhalefet partisi milletvekili arkadaşlarımızın gündemi
başka yöne çekmesi münasebetiyle, maalesef, emeklilerimizin -Sayın Özyürek'in
özür dilediği, sıkıntılara düştüğünü ifade ettiği- dört gözle bekledikleri bu
konuyla ilgili yasa tasarısı, maalesef perşembe gününe kalmıştır. Bugün de
çıkıp çıkmayacağı konusunda da şüpheliyiz. İnşallah… Ben, Cumhuriyet Halk
Partisinin, emeklilerin vicdanına seslenen, o insanların bu yasayla ilgili
düşüncelerini dikkate alan insaf sahibi milletvekillerinin engelleme
noktasındaki davranışlarını bir tarafa bırakıp, bu yasanın bir an önce çıkmasını
ve yine gündemimiz içerisinde bulunan SSK ve Bağ-Kur primlerinin yeniden
yapılandırılmasıyla ilgili yasanın, ki, çok uzun zamandır, yaklaşık onbeş
gündür Meclis Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmesine rağmen, maalesef, Meclis
gündemine alınamadığından dolayı, hem Bağ-Kurlu olup sıkıntıda bulunan
vatandaşlarımızın hem de SSK primi noktasında sıkıntıda olan vatandaşlarımızın
hassasiyetine dikkat ederler diye ümit ediyorum.
Cumhuriyet Halk
Partisinin Değerli Milletvekili burada 20 dakikalık konuşma süresinin 8
dakikalık kısmını, konuyla hiç alakası olmayan noktalarda devam etti, 12
dakikalık kısmını da ancak emeklilerle ilgili ve yapılan ücret zamlarıyla
ilgili noktada beyan etmeye, telaffuz etmeye çalıştı.
Değerli arkadaşlar, Sayın
Abuşoğlu konuşmalarında, şu andaki Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil eden
550 milletvekilinin yüzde 93'ünün 22 nci Dönemde ilk defa seçildiğini ifade
etti. Bu sıralarda, belki daha önceden, 19 uncu Dönemden, 18 nci Dönemden
seçilmiş olan arkadaşlarımız vardır; ama, en az 450 milletvekili, ilk defa
Meclis sıralarına oturmuş, vatandaşın dertlerini dinlemek ve onların
problemlerini çözmek üzere buraya gelmiş arkadaşlarımız. Hatırlayın bir kere, 3
Kasım 2002 seçimlerinden önce, hep beraber, emeklilerin, işçilerin, sosyal
olarak sıkıntıda bulunan dar gelirli, sabit gelirli insanların dertlerini
çözmek için onların içinde bulunuyorduk ve o dönemde milletvekilliği yapmış
arkadaşlarımızın, bu sıkıntı içerisinde, zorluk içerisinde hayatlarını idame
ettirmeye çalışan, banka önlerindeki bankamatiklerde veya banka kuyruklarında
emekli maaşlarını almak için sabah namazından çıktıktan sonra yer kapmak için
bekleyen insanların yanına, o dönemde, 21 inci Dönem milletvekili olan
arkadaşlarımızın gitmeye cesaretleri yoktu. Biz, ilk defa milletvekili adayı
olabilmenin rahatlığı içerisinde, onlara "sizin meselelerinizi çözeceğiz,
bugüne kadarki olanlar yapamadılar, biz maaş kuyruklarını ortadan
kaldıracağız" dedik...
AHMET ERSİN (İzmir) -
Kaldırmadınız ama.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- ...ve AK Parti İktidarına geldiğimiz andan itibaren, maaş kuyrukları kalmadı.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Yapmayın yahu!
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Yapma allahaşkına!
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- Nasıl oldu; bundan önceki dönemde,
maaş alabilmek için, 4 günlük süre içerisinde bir süre veriliyordu. Basit bir
önlemle, 10 günlük süre içerisinde maaşları, şu vatandaşlarımız şu tarihte
alacak, şu tarihte alacaklar diye ve maaş kuyrukları en aza indirildi,
bankamatiklerden maaşlarını alabilir oldular. Şimdi, bankamatik kullanmasını
bilmeyen yaşlı vatandaşlarımız… Benim annem de emekli maaşı alıyor, bankamatik
kullanmasını bilmiyor, kız kardeşim, sağ olsun, her ay sonunda, ayın 25'inde
veya 26'sında alıyor, vekâletini vermiş, bankamatikte şifresini vermiş,
bankamatik şifresiyle gidip bankadan çekiyor, anneme maaşını veriyor.
AHMET ERSİN (İzmir) -
Daha geçen gün…
HALUK KOÇ (Samsun) - Daha
geçen gün öldü bir tanesi.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- Bundan önceki dönem de annemle ilgili vekâletname almamız gerekiyordu, bu
vekâlet çerçevesinde, her yıl bu vekâlet de değerlendiriliyor ve bu vekâletin
hayatta olup olmadığı, doğru olup olmadığı her yıl yenilendikten sonra, noter
masrafları yapıldıktan sonra, bu işlem yapılıyordu. Şimdi, bankamatikte ve
bankalarda, on günlük süre içerisinde, basit bir önlemle, basit bir çözüm
yoluyla bu iş halledilmiş oldu.
AHMET ERSİN (İzmir) -
Daha geçen gün bir emekli kuyrukta öldü Sayın Vekilim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, o -biraz sonra görüşeceğimiz yasadan- vergi iadesi vermek
için, fişlerini vermek için sırada bekleyen vatandaşımızdı.
AHMET ERSİN (İzmir) -
Kuyruklar kalkmadı; onu söylüyorum.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- Şimdi, onu kaldırmak için yapıyoruz zaten biz bunu.
Değerli arkadaşlar, 58
inci hükümetin Başbakanı Sayın Abdullah Gül Başbakan olduğunda yaptığı en
önemli işlerden birisi şuydu: Bağ-Kur emeklisini, Emekli Sandığı emeklisini,
SSK emeklisini içerisinde bulunduğu zor durumdan kurtarabilmek için, geçmiş
yıllar itibariyle enflasyonun altında ezilmiş bu insanlara, geliri artma imkânı
bulunmayan bu insanlara, bir anda, hakikaten çok yüksek oranda zam yapıldı. O
zaman, muhalefet partisinin milletvekili arkadaşlarımız buradan itiraz ettiler;
dediler ki: "Bu 3 katrilyon tutuyor. Bu 3 katrilyonun kaynağı nereden;
nereden bulacaksınız bunu?" Sayın Başbakan ve Sayın Genel Başkanımız
açıklama yaptılar: "Bunun kaynağı millettir, bunun kaynağı iradesini milletten
almış bu hükümettir" dedi ve hiçbir problem olmadan, o gün, hem Bağ-Kur
emeklisine hem SSK emeklisine hem de Emekli Sandığı emeklisine gerçek manada
bir zam yapıldı.
Bakınız, o oranları size
ifade etmeye çalışıyorum.
Değerli arkadaşlar, 2002
yılı sonu itibariyle, AK Partinin iktidara geldiği yılın başında, Emekli
Sandığından emekli olan en düşük maaşlı vatandaşımız 356 000 000 lira, 356 YTL
maaş alıyormuş. Bugün, 2006 yılı başında, Emekli Sandığından maaş alan
vatandaşımız 577 YTL maaş alıyor. O günden bugüne baktığımızda, yüzde 61,3 oranında
zam yapılmış. Üç yıllık kümülatif enflasyonu değerlendirdiğimizde, yüzde 39,8
enflasyon oranında artış ortaya çıkmış. Bu aradaki farkı düştüğümüzde, yüzde
21,51; üç yıllık süre içerisinde reel maaş artışıyla karşı karşıya kalmıştır.
Yine, Sosyal Sigortalar
Kurumuna tabi olan emekli vatandaşlarımız, 2002 yılı sonunda 257 YTL, 257 000
000 lira, en düşük emekli maaşı alırken, bu dönem içerisinde, 2005 yılının
sonunda 449 YTL, 449 000 000 Türk Lirası emekli maaşı almayı hak etmişler. Üç
yıllık süre içerisindeki artış yüzde 74,96; biraz önce ifade ettiğim gibi
enflasyon oranı yüzde 39,8; aradaki fark yüzde 35,16; reel ücret artışı.
SSK'nın, Emekli
Sandığının belki savunucuları olabilir; ama, Bağ-Kurun Meclis noktasında hiç
savunucularının olmadığını ve Bağ-Kur emeklilerinin de hakikaten acınacak
durumda olduğunu, 2002 yılı sonu itibariyle baktığımızda görmemiz mümkün.
Değerli arkadaşlar,
birinci basamaktaki Bağ-Kur emeklisinin aylığı, 2002 yılı sonunda 219 YTL,
altıncı basamaktaki 273 YTL. Yine, 2002 yılı sonu itibariyle, genellikle
Bağ-Kur sigortalılarının büyük bir kısmının onikinci basamaktan olduğu
varsayımıyla, 2002 yılı sonunda 172 YTL alan bir Bağ-Kur emeklisi, 2005 yılı
sonunda 334 YTL emekli aylığı alıyor. Üç yıllık artış yüzde 216,51 ve bu süreç
içerisinde eğer yüzde 39,8'lik enflasyon oranını düşerseniz, yüzde 176,71 ilâ yüzde
54,20 oranında Bağ-Kur emeklisine reel bir ücret artışını bu hükümet
sağlamıştır.
Değerli arkadaşlar, 2002
yılı 3 Kasımında mahalleleri gezerken, köyleri gezerken, bankaların önünde
emekli aylığını almak için çile bekleyen insanların çileleriyle hemdert olan AK
Partinin ve 22 nci Dönemin değerli milletvekilleri, o çileleri ortadan
kaldırabilmek için, karınca kararınca, bu imkânları bütçe imkânları
doğrultusunda vermiştir.
Yine, tekrar
kulaklarınızı çınlatıp, geçmişe dönerek o günleri anımsatmak istiyorum. Bu
sıralardan "3 katrilyon lirayı nasıl bulacaksınız; bunun kaynağı
nerede" diye sordunuz ve o günden bu tarafa, bütçe açıklarının da hangi
noktaya geldiğini hepimiz çok iyi bir şekilde görüyoruz, değerlendiriyoruz.
AHMET ERSİN (İzmir) -
Emekliler, bu konuşmanızdan sonra size çok kızacak.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- Emekli maaşlarının yeterli olduğu noktasında bir şeyi, bir konuda iddia
etmemiz mümkün değil; ama, düşünün bir kere, size o dönemdeki emeklilerin
kızdığını ben çok iyi biliyorum "bunun kaynağı nerede" diye bu zamlara
itiraz ederken. Çünkü, hakikaten sizin de beklemediğiniz bir oranda emekli
maaşlarına yapılan bu zam; maalesef "bunun kaynağı nerede" diye itiraz
etme noktasında kaldınız.
AHMET ERSİN (İzmir) -
Biz, daha fazla verin diye bekliyoruz Sayın Vekilim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, Sayın Özyürek ile biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda beraber
çalışıyoruz. Üstat diye hitap ederiz. Kendisi de hesap uzmanlığından
geldiğinden dolayı, aynı okuldan olduğumuzdan dolayı da, biz büyüklerimize
ağabey veya üstat diye hitap ederiz. Üstadın tanımı da, bir konuda yeterli
miktarda bilgi sahibi olduğunu ifade etmesidir. Ama, hem komisyonda birbuçuk senedir
Sayın Özyürek'i dinliyorum hem de burada Sayın Özyürek'in, grup başkanvekiliyken
ve burada grup adına yaptığı konuşmaları izliyorum, inanın, bir konuda gerekli
incelemeyi yapmadan bir konuşma yaptığından dolayı da üzüntülerimi ifade
ediyorum.
Değerli arkadaşlar,
emeklilere vergi iadesinde, bugüne kadarki yapılan uygulama, yüzde 4 oranında,
maaşının yüzde 4'ü oranında ön ödeme yapılmasıydı, mahsup edilmek üzere ön
ödeme yapılmasıydı. Bugüne kadarki yapılan icraat bu. Nasıl yapılıyordu; dönem
sonunda, emeklimiz fişini topluyor… Sayın Özyürek'in ifadesiyle, kendisi de
komisyonda söyledi; "ben emekli maaşı için gerekli olan vergi iadesinde
kullanılmak üzere olan fişi tamamlayamadığımdan dolayı, başkasından da temin
edemediğimden dolayı benim fişim eksik kaldı" dedi. Bunun gibi
sıkıntılarla fişlerini dolduramayan, o zarfları dolduramayan emeklilerimiz,
dönem sonunda mahsuplaşma noktasına geliyordu. Fişini tam olarak vermiş emeklimiz,
yüzde 5, 1 milyar lira maaş alıyorsa, 50 000 000 liralık vergi iadesini hak
ediyordu, 40 000 000 lirasını daha önceden aldığından dolayı, mahsuplaşılıp, 10
000 000 lira kendisine iade ediliyordu. Eğer emekli bu rakamı tamamlayamazsa,
40 000 000 lira ön ödeme almış, avans olarak almış, 30 000 000 lira hak edecek
şekilde fiş devlete teslim etmişse, 10 000 000 liralık kısım da, ödeme
kabiliyeti içerisinde, belirli aylara yayılarak, emekliye de bu aldığı avansı
geri alma noktasında sıkıntıya düşürmeden iade alınıyordu.
Sayın Özyürek şimdi
burada ifade ediyor: "Yüzde 5 veriyordunuz, bu yüzde 5'leri niye
alıyorsunuz?" Herhalde, ileriki maddelerde konuştuğumuz zaman veya
arkadaşlarımız açıkladıkları zaman, şu anda, Türkiye'de vergi iadesi alan
emeklilerin ortalama oranları yüzde 4'e ulaşmamış. Türkiye genelinde baktığımız
zaman, vergi iadeleri henüz yüzde 4'ü bulmamış.
Şimdi, bu süreçte biz,
yine, 2002 Kasımından önceki süreçte maaş almak için kuyruklarda bekleyen
insanlarımızın ve her yıl, dönem sonunda, emeklilerin maaşlarından dolayı
alacakları vergi iadelerine karşılık mahsuplaşabilmek için fiş toplamalarını ve
bunları bankalarına teslim etme çilelerini ortadan kaldırabilmek için, Türkiye
ortalaması noktasında, yüzde 4, maaşlarına zam yapıyoruz dedik.
AHMET ERSİN (İzmir) -
TÜFE farkları ne oluyor Sayın Milletvekili?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- Emekliliğin TÜFE farklarını da komisyonda koyduk; TÜFE farklarını da
alıyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonunda onu koyduk.
AHMET ERSİN (İzmir) - Hiç
duymadık.
HARUN AKIN (Zonguldak) -
Bu çok ciddî konuşma…
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Yargının verdiği kararları uygulamadınız mı?
HARUN AKIN (Zonguldak) -
Mahkeme karar verdi… Alıyor mu?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, şimdi…
HARUN AKIN (Zonguldak) -
Bu söylediğiniz çok önemli; farkları alıyor diyorsunuz.
Sayın Bakanım, doğru mu?
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- Hangi TÜFE farkları; anlamadım?
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Yargının karar verdiği TÜFE farkları var, yargının kararları.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - 2000'den gelen farklar var; o
ayrı konu.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- O konu… Ben, bu yasayla ilgili, bundan sonraki düzenlemeyle ilgili
söyledim. O 2000'deki olayı bilmiyorum.
Sayın Bakanım onu düzelttiler.
HARUN AKIN (Zonguldak) -
Düzeltin de, yani, izliyorlar vatandaşlar; başınıza iş alırsınız.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, öte yandan, Sosyal Sigortalar Kurumundan veya Bağ-Kurdan
emekli aylığı alan emeklilerin, 2006 yılı içerisinde... Bakınız, Sayın Özyürek
bu noktayı da yanlış ifade ettiler…
Değerli arkadaşlar,
bugüne kadar yapılan, emekli aylıklarına yapılan zam oranı, bir önceki ayın
TÜFE oranı kadar zam yapılmaktaydı. Şimdi, geçmiş yasa devam etmiş olsaydı, 0,4
oranında, aralık ayı TÜFE'si 0,4 oranında olduğu için, yüzde 0,4 olduğu için,
bu ay 0,4 oranında zam yapılacaktı emeklilerin maaşına; ama, biz, hükümet
olarak, emeklilerin peşin olarak birinci altı ay için yüzde 3 emekli maaşlarına
zam yaparak, bu insanların altı ay içerisindeki emekliliklerinden doğacak
haklarını peşin olarak ödeme imkânını kendilerine vermiş oluyoruz. İkinci altı
ay içerisinde artı yüzde 3'lük ilaveyle birlikte emekli maaşlarında, toplam
olarak, bir yıl içerisinde baktığımızda, yüzde 6'nın üzerinde bir artış ortaya
çıkacak. İnşallah, bu seneki 2006 yılı enflasyon hedeflememiz de yüzde 5 olduğu
varsayımıyla, emeklimiz de yine enflasyon noktasında ezdirilmemiş noktaya
gelecek ve enflasyonun altında ezilmemiş olacaktır.
Bakınız, değerli
arkadaşlar, 1999 yılı ile 2002 yılları arasında emeklilerimize yapılan maaş
zammı, TÜFE'nin altında, yüzde 3-5 puan altında kalmış ve o dönem içerisinde,
emeklilerimiz, 1999-2002 yılları içerisinde reel olarak maaş kaybına, ücret
kaybına maruz kalmışlardır.
Değerli arkadaşlarım, bu
dönem içerisinde Bağ-Kura borcu olan, yine, SSK'ya borcu olan, Bağ-Kurda
primini ödemeyen, sağlık harcamasından faydalanamayan insanlarımız var; onlarla
ilgili de, inşallah, önümüzdeki günlerde yasal düzenlemeyi, yine, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin huzuruna getireceğiz; onları da çıkarıp, o insanlarımızı da
dertten kurtaracağız diye ümit ediyorum.
Değerli milletvekilleri,
yine, tasarıyla getirilen önemli düzenlemelerden biri de, 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile
2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kanununa göre tahsil edilecek primlerde, 2006 yılı için yüzde 8,65 oranında bir
artış öngörülmüştür. Bundan önceki süreçlerde, yasal düzenlemelerde bu daha
fazla idi. Bu süreci, enflasyondaki inme noktasını da dikkate alarak, bu
insanlarımızın daha az bir miktarda prim ödemelerine imkân sağlamış olacaktır
diye düşünüyorum.
Bu tasarının
emeklilerimize hayırlı uğurlu olmasını… İnşallah, bundan sonraki süreçte,
emekli, vergi iadesini alabilmek için, mahsuplaşabilmek için, aldıkları
avansları mahsuplaşabilmek için banka kuyrukları önünde... Ki, bu insanların
bir muhasebeci tutma imkânları da yok, onları tamamen kendi imkânlarıyla, kendi
ölçüleriyle doldurmak mecburiyetindeler. Bu insanlarımızın dertlerine çare
olacağı ümidiyle, 22 nci Dönem milletvekillerinin, muhalefetiyle iktidarıyla
destekleyerek, yasalaşacağı konusundaki ümidim tamdır.
Hepinize teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Elitaş.
Tasarının tümü üzerinde
üçüncü söz isteği, Anavatan Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın
Muhsin Koçyiğit.
Buyurun Sayın Koçyiğit.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU
ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kurdan aylık
alanlar ile yapılacak ek ödemeler ve bunu müteakip olarak yine bu kesimlere
2006 yılında yapılacak altışar aylık zamlara ilişkin olarak söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
değerli milletvekilleri; hepimizin bildiği gibi vergi iadesi sistemi vergi
mevzuatımıza 1985'li yıllarda girdi. Bu yıllarda aynı şekilde vergi
mevzuatımıza Katma Değer Vergisi girmişti; buna paralel olarak, özellikle kayıt
dışı ekonominin kayda alınması; buna paralel olarak, fiş ve faturaların
toplanıp belgelenebilmesi için böyle bir düzenleme getirilmişti. Bu
düzenlemenin amaçlarından birisi de bu belgeleri toplayanlara bir nebze de olsun
bir gelir aktarması yapılması.
Başlangıçta bu vergi iade
oranları yüksekti ve bu emeklilere, çalışanlara, Gelir Vergisi mükelleflerine
verilen iade tutarları da fazlaydı; ama, zaman içerisinde özellikle IMF'ye
verilen niyet mektuplarında verilen taahhütler gereğince öncelikle vergi
iadesinin kapsamı genişletildi. Ne mi yapıldı; örneğin beyaz mallar iade
kapsamından çıkarıldı, kapsam çok daraltıldı. Ondan sonra ikinci olarak da,
Gelir Vergisi mükellefleri de iade alıyorlardı; bunlar da kapsam dışında
bırakıldı. Eskiden, çalışanlara ve emeklilere aylık olarak ödenen vergi iadesi;
bu da, önce üç aylık, sonra da yıllığa dönüştürüldü; yani, IMF talimatları, ona
verilen niyet mektuplarında verilen sözler gereği yapılan değerlendirmelere
paralel olarak bir yerde vergi iadesi kuşa
çevrildi. İşte bugün de karşımıza gelen bu vergi iadesinin, Sayın
Başbakanımız bir demecinde, emeklileri bundan böyle fiş toplama eziyetinden
kurtarıp, yüzde 5 olarak uygulanan iade oranlarının yüzde 4'e çekileceğini ve
peşin olarak ödeneceğini söylemişti. Demek ki, emeklilerin topladıkları fiş bir
eziyet olarak görülüyor. Aynı şeyi ben Sayın Başbakanımıza soruyorum; o zaman,
çalışanlar da fiş ve fatura topluyorlar, acaba, bunları da bu eziyetten
kurtaracak mısınız; çünkü, bunlar buna devam edecekler; fakat, işi rasyoyla
değil, vergi iadesi oranlarının bir çırpıda yüzde 5'ten yüzde 4'e düşürülmesi;
yani, emeklilerin alacağı iade oranlarında yüzde 20 oranında bir azalma
olacaktır ve maaşlarında da yüzde 1'lik bir azalış olacaktır. Bunun maliyetini
söyleyecek olursak, yüzde 1'in maliyeti emekli kesimine toplam 864 trilyondur.
Yani, bu yasa çıktıktan sonra, bir çırpıda emeklinin cebinden 864 trilyon para
alınıp, bunlar varsıl kesimlere aktarılacaktır bir şekilde. Bu bakımdan, bu
yasa tasarısını, bu haliyle kabul etmemiz elbette mümkün değildir.
Değerli arkadaşlarım,
hepimizin bildiği gibi, ekonomimizin en büyük sorunlardan birisi de kayıt dışı
ekonomiydi ve bu fiş toplama, fatura toplamanın amaçlarından biri de kayıt dışı
ekonomiyi kayda almaktı. Bugün ekonomimizin ortalama olarak yüzde 52'si kayıt
dışında faaliyette bulunmaktadır ve bu kayıt dışı ekonomi makro dengeleri
bozarak, işsizliği artırarak, reel sektörü kesintiye uğratarak, bir yerde
topluma büyük olumsuzluklar şeklinde yansımaktadır.
Örnek vermek gerekirse,
bir kayıt dışındaki mükellef ile kayıt içindeki mükellefi karşılaştıracak
olursak -örneğin, yan yana aynı faaliyette bulunan iki mükellef, biri kayıtlı,
biri kayıtsız- kayıtlı olanın maliyetleri diğerine göre asgarî yüzde 35
oranında artacaktır. Yani, kayıtlı mükellef, emtiasını, malını 100 birime
sattığı zaman ancak kâra geçebiliyorsa, kayıt dışında bulunan 65'e sattığı
zaman dahi kâr edebilecektir. Bu bakımdan, bu aynı zamanda serbest piyasa ekonomisini
de zedeleyen ve rekabette eşitliği zedeleyen bir örnek olarak da karşımıza
çıkmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün ülkemizde Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve SSK emeklilerinin
sayısı ortalama 7 000 000 civarındadır. Bunları aile efradıyla birlikte
saydığımız zaman, toplumumuzda emekli maaşıyla geçinenlerin sayısı aşağı yukarı
20 000 000 civarındadır ve bu emeklilerin bir yılda topladıkları faturaların,
fişlerin toplamı, aşağı yukarı 20 katrilyon lira yapmaktadır. Eğer ekonominin
yüzde 50'si kayıt içinde olduğu zaman, demek ki, bundan böyle asgarî 10
katrilyonluk bir alışveriş, belgelenmesi gereken bir ticaret kayıt dışında
kalacaktır. Basit bir hesapla, 10 katrilyon lira, yüzde 25 vergi hesaplayacak
olursak, demek ki, devletin bu kayıt dışından dolayı kaybı 2,5 katrilyon lira
olacaktır. Hepimizin bildiği gibi, AKP Hükümetinin büyük yaygaralarla getirdiği
vergi barışından gelen ilave vergi ancak 2,5 katrilyon liradır. Demek ki,
burada bir çırpıda, fiş toplamayı kaldırarak, fatura toplamayı kaldırarak, hazineden
2,5 katrilyon liralık bir vergi kaybına neden olacaktır.
Tabiî, devletin
hizmetleri devam eder değerli arkadaşlarım. Bu hizmetlerin devam edebilmesi
için de, toplam vergi gelirlerinin azalmaması gerekir. Bir şekilde, toplam
vergi gelirleri kayıt dışından dolayı azaldığı zaman, hükümet, kolayını
seçerek, kararnamelere dayanarak, bir yerde dolaylı vergilere yüklenecektir.
Dolaylı vergi ne demektir; hepimizin bildiği gibi, insanların tükettikleri
harcamaları üzerinden, satın aldıkları mal ve hizmetler üzerinden ödedikleri
vergilerdir. Dolaylı vergiler ve dolaysız vergiler, bir hükümetin mihenk
taşıdır ve vergide adaletin ölçüsü bununla ölçülür. AK Parti iktidara geldiği
zaman, ekonomide, vergi sisteminde, dolaylı vergilerin oranı yüzde 66'ydı; üç
yıl içerisinde yüzde 7 artarak yüzde 66'dan yüzde 73'e çıkmıştır. Bu ne
demektir; demek ki, işsizden, köylüden, memurdan, emekliden, asgarî yüzde 7
daha fazla para alınarak, vergi alınarak, bunların hazineye aktarılıp, bir
şekilde hazineye borç verenlere, zenginlere, varsıllara aktarılması demektir.
Sizlere sormak istiyorum; acaba, Adalet ve Kalkınma Partisinin adalet anlayışı
bu mudur?! Hani nerede kaldı seçim meydanlarındaki garip gureba edebiyatları?!
Garip gureba edebiyatları, nutuklarda, meydanlarda değil, milletin bu
kürsüsünde, bu kürsüye getirilen yasalarda ortaya çıkar ve bu yasada da,
maalesef, böyle bir iyi, emeklinin durumunun gelişimini göremiyoruz. Bu
bakımdan, bunların ivedilikle değiştirilmesi, emeklilerin durumunun
düzeltilmesi gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
hepimizin bildiği gibi, yine, AKP İktidarı, vergilerde indirim adı altında,
Gelir Vergisi tarifelerinin en üst diliminde yüzde 5, Kurumlar Vergisi
oranlarında da yüzde 10'luk bir indirim yaptı. Bu kime yarıyor; elbette,
işsize, köylüye yaramıyor; bu, en az 40 milyar üzerinde ücret alanlar ile
Türkiye'deki 100, 200 civarındaki, büyük, Kurumlar Vergisi mükelleflerine
yarıyor. Yani, bir yerde, yine zenginlere yönelik getirilen bir düzenlemedir.
Bu bakımdan, bu da gösteriyor ki, bundan sonra, çalışanların, emeklilerin
durumu gittikçe zorlaşarak, onların cebinden, hazineye, dolaylı vergiler adı
altında daha fazla vergi alınacak ve onlar, zorlu, çetin yaşam mücadelesiyle,
kaderleriyle baş başa bırakılacaktır.
Değerli arkadaşlarım, AK
Partinin uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalar sonucu bir yandan yoksulluk
artarken, öte yandan da toplumdaki gelir dağılımı bozulmuş ve gelir sınıfları
arasındaki adaletsizlik had safhaya ulaşmıştır; bunu bir örnekle belirtmek
istiyorum: Geliri 5'e böldüğümüz zaman yüzde 20'lik dilimler halinde, en alt
yüzde 20'lik dilimde yer alan gelir grubu gelirin yüzde 6'sını aldığı halde, en
üst dilimde yer alan yüzde 20'lik grup ise gelirin yüzde 48'ini almaktadır.
Demek ki, üst gruptakiler, alt gruptakilerin 8 katından daha fazla gelir elde
etmektedir. Aynı şekilde, bu geliri 10'a böldüğümüz zaman, bu kez de daha
acıklı bir tablo karşımıza çıkıyor. Bu defa, gelirin en alt grubundaki yüzde
10'luk kesimi millî gelirin yüzde 2'sini alırken, en üst gruptaki yüzde 10'luk
kesimi ise millî gelirin yüzde 40'ını almaktadır. Demek ki, üst kesimdekiler,
alt kesimdekilerin 20 katından daha fazla bir gelir almaktadır. Acaba, adalet
bu mudur, kalkınma bu mudur?! Bu adaletsizliğe ne zaman son verilecektir? Bu
gelir dağılımı ne zaman düzeltilecektir? Tüm bunları sizlere sormak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu
tasarıyla getirilen yeniliklerden birisi de, bundan böyle SSK ve Bağ-Kur
emeklilerine 2006 yılı için aylıklarında ilk altı ay için yüzde 3 ve ikinci
altı ay için de yüzde 3 olmak üzere toplam yüzde 6'lık bir zam öngörülmektedir.
Bir yandan ekonominin iyiye gittiğini söylüyorsunuz, ekonomide pembe tablolar
çiziliyor, büyümeden, refahtan bahsediliyor; öte taraftan da, emekliye ancak
yüzde 6'lık bir sefalet ücreti, sefalet artışı öngörülüyor. Acaba refah bunun
neresinde, kalkınma bunun neresinde?! Bu bakımdan, bu kesimlerin durumunun
düzeltilmesi, iyileştirilmesi, bu Parlamentonun ve özellikle çoğunluk grubu
olan AKP'nin görevleri arasında bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
bugün SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin ortalama aylığı 460 000 000 civarında. En
son yayımlanan istatistiklerde açlık sınırı 548 000 000, yoksulluk sınırı ise 1
650 000 000 civarında. Demek ki Türkiye'deki 7 000 000 civarındaki emeklinin
tümü açlık sınırı altındaki bir gelirle yaşamaya muhtaç edilmiş, mecbur
edilmiş, kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Tabiî, biz bunu söylediğimiz
zaman hemen karşımıza enflasyon oranını çıkarıyorlar; "işte enflasyon
yüzde 6 ve biz de emekliye, çalışana, memura da buna göre zam
yapıyoruz..." Değerli arkadaşlarım, çarşı pazardaki enflasyon ile sizin
kâğıt üzerindeki enflasyonunuz farklı. En azından şunu belirtmek istiyorum:
Enflasyon rakamları gerçeği göstermiyor; çünkü, enflasyon hesaplamasında baz
alınan kalemler değişik. Örneğin, kiraların ağırlığı düşük alınmış, gıdaların
ağırlığı düşük alınmış, akaryakıt giderleri yeterli ağırlıkta enflasyon
hesabında dikkate alınmıyor. Ne mi alınıyor; pinpon topu, at nalı! Bu devirde
at nalı kaldı mı, pinpon topu kaldı mı?! Demek ki, siz, çalışanlara at nalı ve
pinpon topu enflasyonuna göre zam yapıyorsunuz! Buna göre yaparsanız, bunlar da
ezilmeye mahkûmdur.
O zaman sizin garip
gureba edebiyatınız nerede kaldı, nerede kaldı bu gariban çalışanlar, bu
gariban emekliler! Onların bu makûs talihini yenecek elbette birileri
bulunacaktır. Bu da yine bu Parlamentodan çıkacaktır.
Değerli arkadaşlarım,
değerli milletvekilleri; bu konuyla ilgili olarak, Yüce Atatürkümüzün
emeklilere ilişkin bir söyleyişini sizlere okumak istiyorum. Atatürk ulusa
seslendiği bir konuşmasında: "Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve
emeklilerine karşı tutumu, o milletin, yaşama kudretinin en önemli ölçütüdür.
Geçmişte güçlüyken, tüm kuvvetiyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi
duymayan bir milletin geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur" demiştir.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, hiç
olmazsa, gelin, Yüce Atatürk'ün bu söyleyişine kulak verelim, bunların durumunu
buna uygun şekilde düzeltelim.
Emekliler; Bağ-Kur
emeklileri, SSK emeklileri öyle bir duruma gelmişledir ki, artık, çarşı ve
pazara çıkamaz duruma gelmişlerdir. Çünkü, onları çarşı ve pazara götürecek bir
dolmuş paraları bile ceplerinde yoktur. Bu bakımdan, bugüne kadar çarşı ve
pazara çıkamayan emekliler, korkarım ki, bundan sonra kapının önüne dahi
çıkamayacaklardır. Çünkü, ülkemizde saatte 26 gasp ve hırsızlık olayı
olmaktadır ve özellikle, emeklilerin aybaşlarında maaş aldıkları bankaların
önünde biriken gaspçılar, hırsızlar, emeklilerimizin maaş almalarını bekleyerek
onların maaşlarına bile el koymakta, onlara bunu canıyla ödetmektedir. Bu
bakımdan, çarşı ve pazara çıkamayan emekliler, bundan sonra kapının önüne çıkmaya
korkmakta, zorlanmakta; çünkü, artan şekildeki bu gasp ve hırsızlık olayları
onları bir şekilde canlarından bezdirmekte, bir şekilde onları eve mahkûm
etmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bir
de maaşlara yapılan bu zam, sosyal güvenlik kuruluşları arasında eşitsizlikler
yaratmaktadır. Örneğin, Emekli Sandığı emeklileri ile Bağ-Kur ve Sosyal
Sigortalar Kurumundan maaş alan emekliler arasında büyük farklar vardır ve
emeklilere yüzdelik artışlarla getirilen artış çözüm değildir. Önemli olan,
bunlara, seyyanen artış yapmaktır ve bu artış bu yılbaşında çalışanlar yapıldı;
ilk altı ay yüzde 40, ikinci ay yüzde 40 olmak üzere seyyanen bir zam yapıldı.
İstiyoruz ki, emeklilerde de bu eşitsizliğin giderilmesi için, en azından,
bunlara da, yüzde 3'lük zamlar değil, en azından, bunlara da, seyyanen zamlarla
da taban ve taban aylıkları arasındaki farkın azaltılması ve ikinci olarak da,
emekli kesimleri arasındaki, emekli kurumları arasındaki farkın ortadan
kaldırılmasıdır.
Değerli arkadaşlarım,
değerli milletvekilleri; bu vergiye ilişkin olarak bazı rakamlardan bahsetmek
istiyorum. Bunu da, müsaade ederseniz, buradan, sizlere, rakam olarak vermek
istiyorum. 2006 yılı emekli zamları için yüzde 3'lük rakamlar asla kabul
edilemez. Yani, neredeyse, 750 gram et parası, 322 000 000 lira tutarında olan
en düşük Bağ-Kur emekli aylığında ise sadece 1 kilogram zeytin parası olan 8
000 000 lira zam anlamına gelmektedir; yani, emekliler bir yıl bekleyeceklerdir,
maaşlarında, ancak, 1 kilogram zeytin yahut da 1 kilogram yağ parası kadar bir
artış olacaktır. Çünkü, emekliler yoksuldur, emekliler ezilen kesimdir; bunlar
maaşlarını kendilikleriyle artıramaz. Bir ticaret erbabı, bir sanayi erbabı
enflasyona göre kendi ürettiği mallara zam yaparak durumunu koruyabilir; ama,
maalesef, emekliler ve çalışanların böyle bir olanağı yoktur. Bunların tüm
olanakları hükümetin altı aylıklar itibariyle yahut da yıllık olarak bunlara
vereceği zamlardan ibarettir. Yani, bunlara, bir kez bir zam yapıldıktan sonra,
bunlar, en azından, bir yıl o zamla geçinmek zorundadır. Ancak, sizlere
soruyorum, bu bir yıllık zam; 1 kiloluk zeytin parası yahut 10 000 000'luk, 15 000
000'luk bir artış bunların neyine derman olacaktır?! Üniversitede okuyan
öğrencisine mi derman olacaktır, çarşı ve pazarda filesine mi derman
olacaktır?!
Değerli arkadaşlarım,
değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisini insafa davet ediyorum ve
diyorum ki, gelin, bu emeklilerimizin durumunu düzeltelim. Anavatan Partisi
olarak 2 tane önergemiz var. Birisi, yasanın 1 inci maddesiyle ilgili ve
eskiden olduğu gibi vergi iadesi oranının yüzde 5 olarak devam etmesi. Bu, çok
bir şey değil, sadece yüzde 1; yani, yüzde 4 değil, eskiden olduğu gibi yüzde 5
olarak devam etmesi. İkincisi, emeklilerimize 2006 yılı artışları için yüzde
3-yüzde 3 olarak değil, gelin, bunu, asgarî yüzde 6 ve yüzde 6 olarak, toplam
yüzde 12 olarak yapalım; çünkü, ancak o zaman, emekliler, çetin yaşam koşulları
karşısında hayatlarını devam ettirebilirler, onunla mücadele edebilirler. Bu
bakımdan, gelin, emeklilerimizin durumunu düzeltelim. Bu, sadece burada
kalkacak 100 milletvekilinin parmağına bağlı. Bu 100 tane parmağı da
emeklilerimizden esirgemeyelim ve gelin, bunlara bir müjde verelim, bunların
durumunu bugün burada düzeltelim. Aksi halde, bundan sonra seçim meydanlarına
giderken emeklilerin gazabı, emeklilerin üzüntüsü, emeklilerin çığlığı sizleri
seçim meydanlarında boğar ve halkın içine çıkamazsınız.
Bu duygu ve düşüncelerle,
emeklilerimizle ilgili getireceğimiz önergelerin desteklenip, onlara asgarî
yüzde 12'lik bir maaş zammı verme dileğiyle, tüm milletvekillerimizi saygı ve
sevgiyle selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Koçyiğit.
Şahsı adına Amasya
Milletvekili Sayın Hamza Albayrak; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HAMZA ALBAYRAK (Amasya) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1076 sıra sayılı kanun
tasarısıyla ilgili olarak şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi en derin
sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; sosyal güvenlik kurumları, yani, Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı
yıllardır bütçeden, batık bankalar hariç, özellikle son kötü yönetim
örneklerinde, en çok hazineden para transfer edilen kuruluşlardır. Günümüz
itibariyle 2006 yılı bütçesinden bunlara aktarılan pay 24 milyar YTL'dir
yaklaşık olarak.
Elbette ki, bu açıkların
oluşmasında geçmişteki popülist politikaların çok ama çok etken rolü olmuştur.
Türkiye'de, maalesef, aktüaryel denge Avrupa ülkeleriyle, gelişmiş ülkelerle
mukayese edilmeyecek düzeyde negatifleşmiştir. Bütün bu zorluklara rağmen, AK
Parti İktidarı, iktidar olduğundan günümüze kadarki süreçte her türlü yolsuzluk
ve usulsüzlüklerle ciddî anlamda mücadele ederek havuzda oluşturduğu,
biriktirdiği paraları bu sosyal güvenlik kurumu mensupları için, yani, SSK,
Bağ-Kur ve Emekli Sandığı mensupları için harcamaya, bunlara aktarmaya devam
etmektedir.
Yapılan uygulama, gerçekten,
SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı mensuplarıyla bu kanunun 1 inci maddesi
doğrultusunda 13 tane kanunla ilgili olarak maaş almakta olan değerli halkımıza
vergi iadesinin nakit olarak yüzde 4 olarak uygulanmasıdır. Burada değerli
muhalefetin konuşmacıları bunun yüzde 5'ten yüzde 4'e indirilmesinin bir
olumsuzluk olduğunun altını çizmektedirler.
Sayın milletvekilleri,
1999 yılından beri ben de emekliyim. Samimî söylüyorum, hiçbir zaman gerekli
fişi doldurarak ilgili mercie teslim etmiş değilim. Bu yıl da yine yaklaşık 39
milyar gibi bir matrah belirtilmesine rağmen, zannediyorum 14 milyar gibi bir
vergi iade fişi verebildim.
Buradan şunun altını
çizmek istiyorum: Anadolu'da, emeklilere yapılacak bu yüzde 4 nakit iadeden,
emeklilerimiz, hakikaten, memnun, "Allah razı olsun, bizi rezillikten
kurtardınız" demektedirler; aynen ifadeleri bu. "Perişan oluyoruz,
fiş toplamak için, zarfa yazmak için, onu teslim etmek için; artı, bir de,
vermiş olduğumuz iadeler, matrahı tamamlamadığı için, bize avans olarak yapılan
ödemeler maaşımızdan tekrar kesiliyor, buradan da bir sıkıntıya düşüyoruz"
diye, bu yapılan değişiklikten memnuniyetini ifade etmişlerdir.
Değerli arkadaşlar,
tabiî, görüşülmekte olan kanun tasarısı, 2'si geçici olmak üzere, 12 maddeden
mündemiçtir; yani, şu anda 12 maddelik bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Bu
kanun tasarısının içerisinde sadece vergi iadesiyle ilgili yaptırımlar,
yenilikler söz konusu değil; artı, SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur mensuplarına
ve tarım emeklilerine, özel tertipten maaş alanlara, sporda başarılı olmuş
dünya ve olimpiyat şampiyonlarına, Avrupa şampiyonlarına, terörle mücadeleden
zarar görmüş olanlara, yaşlı maaşı alanlara da, aynı şekilde, hem vergi iadesi
noktasında katkı sağlanmakta hem de bunların maaşına, 2006 yılından geçerli
olmak üzere, ocak ayında yüzde 3, temmuz ayında yüzde 3 olmak üzere, bir zam
yapılmaktadır. Tabiî, yüzde 3'lerin, 2 tane yüzde 3'ün kümülatifi, yaklaşık
olarak, yüzde 7'ye ulaşmaktadır.
Değerli arkadaşlar,
iktidar olduğumuz süreçte, hakikaten -altını tekrar çiziyorum- popülist bir
yaklaşımla ihmal edilen bu sosyal güvenlik kurumu mensuplarının maaşı, elbette
ki, halen bile iç açıcı değil; bunu tespit etmek lazım; ama, olayı doğru
sorgulamak lazım, veri tabanına indirmek lazım değerli arkadaşlar. Birileri,
yıllardır, emeklilere, SSK'lılara, Bağ-Kurlulara, çiftçilere, esnaflara bu
kürsülerden sahip çıkmaya kalkmadı mı "benim emeklim, benim memurum, benim
işçim, benim köylüm" demedi mi?! Kim kimin tapusunu cebinde taşıyor
arkadaşlar?! Sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Ben diyen hiçbir kişi, adaletli ve
uygun bir çözümü, maalesef, yakalayamaz. Onun için, biz diyoruz ki; çare ben
demekte değil, biz demekte, geliniz, biz diyelim, bir olalım, beraber olalım,
doğruya taraf olalım, yanlışa -hiç ama hiç kimseye şirin görünmek uğruna- taraf
olmayalım. İnşallah, bu kanunla, emeklinin, Sosyal Sigortalının, Bağ-Kurlunun
ve dediğim gibi, çeşitli tertiplerden maaş alanların yüzü bir nebze daha olsun
gülecektir. Gönül ister ki daha çok zam yapılsın; ama, şu gerçeği de ortadan
kaldırmaz değerli arkadaşlar: 2006 bütçesini yakın tarihte geçirdik. Konsolide
bazlı 2006 bütçesi içerisinde, faiz giderlerinden sonra en çok pay bu
emeklilerle ilgili transfer giderlerine ayrılan paydır, 24 milyar YTL. Bu ne
demektir biliyor musunuz; sosyal güvenlik kurumları, topladıkları primlerle
kendileri ayakta duramıyor, devlet onlara durmadan aktarma yapıyor hazineden.
Değerli arkadaşlar, bu sistemi işler hale getirmek hepimizin vebali, hepimizin
görevi. Bunun için, biz, aslında, 2002 ilâ 2005 sürecinde çok şeyler yaptık;
gönlümüz daha da çok şeyler yapmak istiyor elbette ki; bunlar da küçümsenecek
rakamlar değil. Hafızaları tazelemek noktasında bir iki örnek vermek istiyorum
değerli arkadaşlar: 2002'de en düşük memurun maaşı 328 YTL iken, bugün 608
YTL'dir. En düşük kamu işçisinin maaşı 1 012 YTL iken, şu anda 1 573 YTL'dir.
En düşük memur maaşı yüzde 85 artmış, enflasyon ise, kümülatif olarak, 2002 ilâ
2005 devresi sürecinde, üç yıllık enflasyon kümülatif ise, yüzde 34,1'dir.
Elbette ki, yüzde 85, yüzde 34'ten hayli büyüktür değerli arkadaşlar. Yine,
kamu işçisinin, en düşük kamu işçisinin maaşı yüzde 55 artmış, en az SSK aylığı
alanın maaşı 2002 yılında 257 YTL iken, bugün 450 YTL'ye ulaşmış, tarım
sigortalısının durumu yürekler acısıyken, 66 YTL, bugün 234 YTL'ye çıkmış.
Muhtarların aylığı,
değerli arkadaşlar, 98 YTL'iken 2002'de, bugün 250 YTL'ye çıkmış.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Muhtarlar Bağ-Kur primlerini ödeyemiyorlar!..
HAMZA ALBAYRAK (Devamla)
- Asgarî ücretliler 184 YTL almaktayken, değerli arkadaşlar, bugün 380 YTL'ye
çıkmış; bundaki artış da yüzde 91 olmuş.
Gönül ister ki, havuzda
para biriksin, bunlara daha çok ücret ödensin. İnşallah, o da, bizim
zamanımızda gerçekleşecektir.
Yine, 2002 ilâ 2005
sürecinde, en düşük, Bağ-Kurdan maaş alanın 150 YTL aldığı dönemde, bugün bu
rakam 353 YTL'ye ulaşmıştır.
Bir de şu var arkadaşlar:
Özellikle çalışanların, işçi kesiminin zorunlu tasarruf alacağı vardı,
hatırlayınız geçmişi şöyle bir, filmi bir seyredelim, kıyamet kopmuştu, zorunlu
tasarrufu taksitler şeklinde ödeyelim dendiğinde herkes yürümüştü "hayır
efendim, taksiti kabul etmiyoruz, nemaları istemiyoruz" diye. Bugün ne
oldu değerli arkadaşlar; hamdolsun, hepsi ödenecek hale geldi nemalarda. Bu,
10,7 katrilyon olarak ödeme gerçekleşti.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Kim kaldırdı nemaları?
HAMZA ALBAYRAK (Devamla)
- Tabiî, bununla da kalmadı bu çalışan kesime, esnafa, emekliye memura sağlanan
imkânlar. Hepimiz nihayetiyle bir tüketiciyiz değerli arkadaşlar. Bakınız,
eğitimde, sağlıkta ve gıdada Katma Değer Vergisi oranı yüzde 18'den yüzde
8'lere, bazılarında da yüzde 1'lere kadar düştü. Bunlar da, elbette ki, bu
nihaî tüketicilere sağlanan katkılardır.
Yine, değerli arkadaşlar,
esnaf kredi faizleri yüzde 59'dan yüzde 13'e, esnaf kredi miktarı 23 kat
artarak 3,5 katrilyona çıkmış ve 598 000 esnaf iş hayatına başlamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
HAMZA ALBAYRAK (Devamla)
- 82 500 esnafımız ise sicil affından yararlanarak, bunların ekonomiye katkısı
sağlanmıştır.
Değerli arkadaşlar,
esnafa verilen kredi, 5 milyardan bugün 25 milyara çıkmıştır. Halk Bankasından
kredi almak isteyenler, bugün, gerçekten, çok olumlu bir yaklaşım
içerisindedirler. Bilançosu iyi olan esnaf, Halk Bankasına geldiğinde, nereye
giderse gitsin, hemen bu kredisini almaktadır. Hatta, KOBİ'ler, birçok
kuruluşlarımıza sıfır faizle kredi vererek, yeni istihdama katkı
sağlamaktadırlar.
Değerli arkadaşlar, yaşlı
aylığı 25 liraymış biliyor musunuz, 25 Yeni TL, 2002 yılında; 65 YTL'ye çıkmış.
İnşallah, bundan sonra daha da artacak; ama, hiç kimse 25'in 65'ten büyük
olduğunu söyleyemez.
Millî gelire bakıyoruz
değerli arkadaşlar, 2 160 dolardan 5 000 dolara çıkıyor. Sosyal Yardımlaşma
Genel Müdürlüğünün katkısına bakıyoruz,
3,1 katrilyona çıkıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Albayrak,
son cümlenizi rica ediyorum.
HAMZA ALBAYRAK (Devamla)
- Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar,
sözlerimi, bir düşünürün sözleriyle bitirmek istiyorum: "Dün geçti. Bugün
ise can çekişmekte. Yarın henüz gelmedi, gelmeyecek belki de" diyor.
Bugünün, şu zamanın kıymetini iyi bilelim. Özellikle, yürürlük maddesi gibi,
yürütme maddesi gibi maddelerle ilgili söz alarak, sanki aksini söylemek
mümkünmüş gibi, bu Meclisin değerli vakitlerini israf etmeyelim diyor, hepinize
saygı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Albayrak.
Sayın milletvekilleri,
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.57
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.08
BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet Gökhan SARIÇAM
(Kırklareli)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58 inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
1076 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
IV.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3.- T.C.
Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'dan Aylık veya Gelir
Almakta Olanlara Ek Ödeme Yapılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'dan
Aylık veya Gelir Almakta Olanlara Ödenen Gelir ve Aylıklarda 2006 Yılında
Yapılacak Artışlar ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1165) (S. Sayısı: 1076) (Devam)
BAŞKAN - Hükümet ve
Komisyon yerinde.
Şimdi söz sırası Hükümet
adına Sayın Bakanımıza ait. Sayın Murat Başesgioğlu söz istemiştir.
Buyurun Sayın Bakan. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşülmekte olan kanun
tasarısı, benden önce konuşan değerli milletvekillerimizin de ifade ettiği
üzere, vergi iadesi olarak bilinen uygulamaya son verilmesi ve bu uygulamadan
istifade eden emeklilerimizin kazanç kayıplarını önlemek için kendi almakta
oldukları gelir ve aylıklara ilaveten yüzde 4 oranında bir eködeme verilmesini
öngören bir değişiklik tasarısı. Bir maddesi bu.
İki maddesi... Bağ-Kur ve
SSK emeklilerimize yüzde 3 ocak ayında, yüzde 3 de temmuz ayında olmak üzere,
gelir ve aylıklarının artırılmasını düzenleyen bir değişiklik söz konusu.
Yine başka bir
değişiklik, tasarıda, isteğe bağlı sigortalılardan sağlık sigortası kapsamından
çıkmış olan sigortalı ve hak sahiplerinin sağlık yardımından yararlanmasını
düzenleyen, buna imkân veren bir değişiklik söz konusu.
Diğer bir değişiklik,
idarî para cezalarının Yüce Meclisimizin çıkarmış olduğu Kabahatler Kanununa uygun
olarak yeniden düzenlenmesi ve uyumlaştırılması söz konusu.
Bir diğer değişiklik de,
Bağ-Kur gelir basamaklarında hangi oranda artış yapılacağına dair bir düzenleme
bu huzurunuza getirmiş olduğumuz tasarıda yer almaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; vergi iadesine ilişkin uygulama konusunda benden önce konuşan
değerli milletvekili arkadaşlarımız gerekli açıklamayı yaptılar. Bu, daha çok
Maliye Bakanlığımızı ilgilendiren ve onlar tarafından kaleme alınmış bir
düzenlemedir. Buradaki amaç, emeklilerimizin harcama belgesi toplama ve
beyanname verme zorunluluğundan kendilerini kurtarmayı amaçlamaktadır. Bu,
gerçekten, kendileri açısından büyük bir külfet oluşturmakta, kuyruklarda
beklemek zorunda kalmaktadırlar. Bu mükellefiyetten yahut da bu zorunluluktan
kendileri kurtarılıyor; ancak, bu, hiçbir zaman, alışveriş ettikleri zaman fiş
alma zorunluluğunu kendi üzerlerinden kaldırmıyor. Bunu, çok açık bir şekilde,
hepimizin belirtmesinde fayda var. Kayıt dışı ekonominin önlenmesi açısından,
bu uygulamanın devam etmesi, hepimizin üzerinde durması ve takip etmesi gereken
bir konudur.
Evet, ikinci husus emekli
aylıklarındaki artışa ilişkin düzenlemedir değerli arkadaşlarım. Yine, İktidar
Partimize mensup arkadaşlarımız burada ifade ettiler, 2002 yılından bugüne
kadar, emekli aylıkları konusunda, yapılan artışlar konusunda bilgileri Yüce
Meclisimize takdim ettiler. Ben de, izin verirseniz, 2002 yılından bugüne kadar
yapmış olduğumuz düzenlemeleri rakamlarla ifade etmek ve neticesini Yüce
Meclisimizin ve milletimizin takdirine bırakmak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şu anda, SSK ve Bağ-Kur Yasalarımıza göre, emekli aylıkları,
her ay, bir önceki ayın TÜFE veyahut da ÜFE değişim oranı kadar
artırılmaktadır. Bu düzenleme, 1999 yılında çıkarılan 4447 sayılı Yasayla mevzuatımıza
girmiştir.
Biz, hükümete geldiğimiz
günden bu tarafa, bu sisteme bağlı kalmadık. Eğer, bu sisteme bağlı kalsaydık,
bugün, emeklilerimizin almış oldukları gelir ve aylıklarının çok altında bir
gelir ve aylık vermek durumuyla karşı karşıya kalacaktık. Hepinizin de
hatırlayacağı üzere, 2003 yılında, Bağ-Kur ve SSK emeklilerimize, 75 000 000 ve
100 000 000'luk, seyyanen, zam yapıldı. 2004 yılında, yüzde 10 + yüzde 10
oranında emekli aylıklarında artış oldu. 2005 yılında, gelir durumlarına göre,
6 + 6; 7 + 7 ve 8 + 8 olmak üzere, çeşitli oranlarda emekli aylıklarımızda
iyileştirmeler söz konusu olmuştur.
2002 Aralık ile 2005
Aralık ayı arasında, enflasyon oranı yüzde 39,7 oranında gerçekleşmiştir. Bu üç
yıl içerisinde, saymış olduğum oranlarda emekli aylıklarına zam yapılmak
suretiyle, asgarî, emekli aylığında yüzde 74,9 oranında bir artış sağlanmıştır.
Göreve geldiğimiz dönemde asgarî aylık 257 YTL veyahut da 257 000 000 iken,
bugün, Sosyal Sigortalar Kurumunda, asgarî aylık 449,76 YTL'ye çıkmış
bulunmaktadır. 2006 Ocak ayında yapacağımız iyileştirmeyle, asgarî aylıkta,
2002 Aralık ayına göre, yüzde 80 oranında bir artış söz konusu olacaktır.
Bağ-Kur emeklilerimize
artış oranı nedir diye baktığımızda; bu oran, değerli arkadaşlarım, 2002 Aralık
ayına göre, yüzde 131 oranında -Bağ-Kur emekli aylıklarında- bir artış söz
konusu olmuştur.
Başka bir rakamı Yüce
Meclisimizin takdirlerine ve bilgilerine sunmak istiyorum. 2003 yılında, 4447
sayılı sisteme bağlı kalsaydık, sisteme hiç müdahale etmeseydik, sistemin
öngörmüş olduğu oranda zam yapmış olsaydık, 2003 yılında, SSK emeklilerimize 13
katrilyon 222 trilyon lira ödeme yapmamız gerekiyordu. Biz, bunu kâfi
görmeyerek, Hükümet olarak almış olduğumuz kararla, bu rakamı 14 katrilyon 617
trilyon liraya çıkardık. Yani, 2003 yılında, SSK emeklimize 1 katrilyon 395 YTL
daha -daha fazla- kaynak transfer etmiş olduk.
2003, 2004, 2005
yıllarını birlikte topladığımız zaman, 7 990 000 000 veyahut da eski birimle, 7
katrilyon 990 trilyon lira, öngörülenden daha fazla, SSK emeklilerimize kaynak
aktarılmıştır.
Bağ-Kurda bu rakam...
Değerli arkadaşlarım, 4 338 000 000 veyahut da 4 katrilyon 338 trilyon
miktarında ilave bir kaynağın emeklilerimize aktarıldığını görmekteyiz.
Bağ-Kurda ve SSK'da bu
ilave aktarılan kaynakları topladığımız zaman, 2003, 2004, 2005 yılında toplam
12 328 000 000 YTL veyahut da başka bir ifadeyle, 12 katrilyon 328 trilyon lira
tutarında bir kaynağı emeklilerimize transfer etmiş bulunmaktayız.
Yine, başka bir rakam,
sizlere, takdim etmek istiyorum. Bağ-Kur ve SSK ile Emekli Sandığı emeklileri
arasında her zaman bir fark olduğu, emeklilerimiz tarafından dile getirilen bir
husustur. 2002 Aralık ayında bu oran yüzde 46,3 iken, 2005 Aralık ayında bu
makas azalarak, yüzde 28,5'a düşmüş bulunmaktadır. Yani, Bağ-Kur ve SSK
emeklileri ile Emekli Sandığı emeklileri arasındaki fark da, bu ölçüde
kapatılmış bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
tabiî, bu rakamları verdikten sonra... Emekli aylıklarının yeterli olmadığı,
özellikle satın alma gücü konusundaki sıkıntıyı hepimiz biliyoruz; ama, bu,
bugünün sorunu değil. Bu, yıllardır devam eden bir sorundur. Emekli
aylıklarının bizatihi kendisinin az olması nedeniyle, yapılan artışlar ne kadar
yüksek olursa olsun neticede ortaya çıkan rakamın çok küçük olduğunu ifade
etmek istiyorum; ama, şunu ifade etmek isterim ki, üç yıl içerisinde emeklimize
bütçe disiplininin elverdiği ölçüde, bütün imkânlar zorlanarak, bu oranlar
bulunmuştur. Tabiî, gönlümüz arzu eder ki, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur emeklisine
daha fazla oranlarda iyileştirme yapalım, maaşlarında artışlar yapalım; ama,
değerli arkadaşlarım, hepimiz de biliyoruz ki, olmayan bir kaynağı dağıtmanın
bu ülkeye faturası ağırdır. Geçmişte bu nasıl yapılıyordu; fazla zam veriliyordu,
bir taraftan para basılıyordu. Para basmak demek, vatandaşın bir cebine
koyduğunuz parayı öbür cebinden almak demektir. Veyahut da bu kaynağı nasıl
yaratabilirsiniz; bu kaynağı borçlanma suretiyle yaratabilirsiniz.
Peki, Türkiye, borç stoku
itibariyle, önemli ölçüde borcu olan bir ülkedir. 31 Aralık 2005 tarihi
itibariyle, değerli arkadaşlarım, toplam içborç stokumuz 331 milyar Yeni Türk
Lirasıdır. Bu borçlanma gereğinin fazla bir şekilde artması, borçlanma
faizlerinin yüzde 1 artması, kabaca toplam içborç stokunun yüzde 1 artması
anlamına gelmektedir. Bu varsayım altında bir yıllık ek maliyet 3,3 milyar
YTL'ye ulaşmaktadır. Yani, bütçe disiplinini bozan, gereksiz, popülist bir
anlayışla borç stokunun 1 puan artması veyahut da borçlanma faizinin 1 puan
artması borç stokumuza 3,3 milyar liralık ilave bir yük getirmektedir. Bu ilave
yükü de, yine, vatandaşlarımızdan, değerli mükelleflerimizden almış olduğumuz
vergilerle kapatmak gibi bir durumla karşı karşıya kalıyoruz ki, Türk
ekonomisinin yıllardır yaşamış olduğu kısırdöngü budur. Onun için, Hükümetimiz
hem bütçe disiplinini düzgün bir şekilde tutma hem de emeklilerimize
verilebilecek sınırlar içerisinde en fazla iyileştirmeyi yapmanın gayreti
içerisinde olmuştur.
Değerli arkadaşlarım,
diğer bir düzenleme, gelir basamaklarındaki uygulanacak oranla ilgilidir; yani,
SSK ve Bağ-Kurda uygulanacak prim oranlarına ilişkindir. Bu yıl veyahut da 2006
yılında Bağ-Kur gelir basamaklarındaki uygulanacak olan oran 8,65'tir. 10,25
olarak uygulanması gereken bu oranı mükelleflerimizin lehine kullanarak, 8,65
olarak, yani, asgarî ücreti artırdığımız oranda Bağ-Kur prim oranlarını da, SSK
prim oranlarını da artırmış bulunmaktayız. Yine hatırlayacaksınız, hükümete
geldiğimiz ilk dönemde Bağ-Kur ve SSK primlerinin artış oranı yüzde 40'tı.
Bugün geldiğimiz nokta 8,65'tir. Bu da gerek Bağ-Kur primlerinde gerekse SSK
primlerindeki inişi çok güzel bir şekilde göstermektedir ve mükellefler
üzerindeki, işletmeler üzerindeki yükün de ne derece hafifletildiğini ortaya
koyan güzel bir tablodur. İnşallah, bu maliyetleri önümüzdeki süreç içerisinde
daha da aşağıya düşürmenin gayreti içerisinde olacağız.
Evet, Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; özetle bu tasarının getirdiği yenilikleri sizlere ifade
etmek istedim. Gerekirse maddeler hakkında da, yine, konuşmalarımızda,
tasarının diğer bölümlerini size anlatma gayreti içerisinde olacağım.
Bu tasarının
emeklilerimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Bakan.
Şahsı adına ikinci söz
isteği, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç…
Buyurun Sayın Koç. (CHP
sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi şahsım adına ve yine, temsil ettiğim Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
1076 sayılı kanun tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz aldım; bazı
gerçekleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Her şeyden önce ufak bir
giriş yapmak istiyorum, o da şu: Biz, daha hâlâ demokrasinin bir tahammül
rejimi olduğu konusunda bir ortak uzlaşma noktasına varamadığımızı görüyorum.
Ben, zaman zaman kürsüden, şahsım adına da grup adına da konuşmalar yapıyorum.
Bu konuşmalarımda, tabiî ki temsil ettiğim partinin görüşlerini ve şahsımın
görüşlerini sizlerle paylaşma fırsatı oluyor. Eleştirilerim oluyor, zaman zaman
tespitlerim oluyor, bunları iletiyorum; fakat, öyle bir siyasî noktadayız ki,
son yaşanan olaylarla ilgili yaptığım basın toplantısında ifade ettiğim sözden
dolayı bugün tekrar hakkımda bir mahkeme kararı verildiğini duydum. Ben bundan
memnun oluyorum, açık söyleyeyim; çünkü, demokrasinin tahammül rejimi olduğunu
bu davaları kazana kazana da göstermek zorunda olduğumu görüyorum.
Değerli arkadaşlarım,
benim mahkemeye verilmemde kullandığım söz "kıvırtma" sözü, biraz
önce burada Tokat Milletvekili Sayın Aslan tarafından kullanıldı, Sayın Erkan
Mumcu tarafından grup toplantısında kullanıldı, Sayın Salih Kapusuz tarafından
basın toplantısında kullanıldı, Sayın Sarıbaş tarafından da bugün Danışma
Kurulu çıkışında basın açıklamasında kullanıldı. Haluk Koç olunca, dava açık.
Biz, uğraşmaya hazırız.
Muhalefetsiz demokrasi
olmaz değerli arkadaşlar, muhalefetsiz demokrasi olmaz. Biz, uyarılarımızı
yapacağız. Yalnız, Sayın Başbakana yol gösterme noktasında olanlar bu süreci
çalıştırdıkları sürece, hiç unutmayın, biz büyürüz.
Değerli arkadaşlarım,
kanun tasarısına gelince…
ALİM TUNÇ (Uşak) -
İhtiyacımız yok!
HALUK KOÇ (Devamla) -
Siz, lütfen, oturun. Siz de kürsüyü kullanırsınız; olur mu? Olur mu?
ALİM TUNÇ (Uşak) - Olur…
HALUK KOÇ (Devamla) - Bir
daha "olur mu" diyeyim mi?! Hah, anladıysan, tamam!
Değerli arkadaşlarım, bu
tasarının geneli hakkında bizim bazı sakıncalarımız, bazı tereddütlerimiz var;
bunu da ayrışık oy yazısında ifade etmiş bulunuyoruz.
Şimdi, ben olaya sosyal
boyutuyla bakacağım. Bakın, bütçe tasarısının, son günü, son maddesi üzerinde
konuşurken hepinizin alkışladığı bir konuşma yapmıştım. Orada hoşgörüden de
bahsetmiştim ve bir bütçe tasarısının nasıl olması gerektiği konusunda
düşüncelerimi ve gelecekte böyle bütçe tasarılarını görüşen bir Meclisin üyesi
olma düşüncemi, arzumu, isteğimi, beklentimi sizlerle paylaşmıştım. Çoğu kişi
de paylaştı ki, genel bir alkışla karşılık bulmuştu.
Değerli arkadaşlarım,
orada söylediğim de aynıydı. Bakın, sağ ve solun farkını da burada dile
getirmek istiyorum. Şimdi, Sayın Bakana ben hak veriyorum, Sayın Bakan bunun
sorumlusu değil, bu hükümet de tek başına değil; bunu da anlıyorum, bunu da
biliyorum, birikmiş birtakım yüklerin önünüze getirdiği külfeti de görüyorum,
bunu da her zaman söylüyorum.
Şimdi, buradan çıkış, bir
niyet meselesinde düğümleniyor. Şimdi, rakam kalabalığı, makro dengeler,
değişik ifadeler; bunların hepsi kullanılabilir, ileri sürülebilir. Eğer bir
ekonomik büyüme trendine, sürecine girmişse Türkiye, bu ekonomik büyüme
sonrasında elde edilen ortak millî gelirin, sosyal adalet ilkeleri içerisinde,
toplumsal katmanlar arasında adil bölüşülmemesinden kaynaklanıyor sorun. Bütün
mesele bu değerli arkadaşlarım. Ben, rakamlara saygı duyuyorum; yani,
verebileceğimizin en üstünü veriyoruz mazeretlerini anlayışla
karşılayabiliyorum; ama, bir tercih yapmak zorundasınız. Siz, o tercihi
yapmadınız halk adına; ben, onu söylüyorum. Neden mi; hâlâ IMF boyunduruğu
altından çıkacak bir siyasî -hem de tek başına iktidar olduğunuz halde hem de
sözünüz olduğu halde- bu iradeyi koyamadınız; bunu söylemek istiyorum.
Bir ekonomik büyüme
yakalandıktan sonra, eğer, bu büyümeden doğan nimet, gelir, millî gelir eşit
bölüşülmüyorsa toplumsal katmanlar arasında eşitliği hak edecek oranda, o
zaman, biz kömür dağıttık, biz okul kitabı verdik... Bunların hepsi zekat
devleti anlamına geliyor. Sosyal devlet yok ediliyor değerli arkadaşlarım.
Şimdi, rakamları
bırakırsak, yalın gerçek şu: Türk-İşin yaptırdığı araştırmaya göre, Aralık 2005
itibariyle, açlık sınırının 543 YTL, yoksulluk sınırının 1 650 YTL olduğunu
görüyoruz.
Peki, bugünkü gerçeğe
gelelim, emeklilerimiz ne kadar maaş alıyor; 2006 Ocak ayı itibariyle birinci
basamak Bağ-Kur emeklisinin eline 338 YTL...
Değerli arkadaşlarım,
lütfen dinleyin…
En düşük maaşlı SSK
emeklisinin eline 463 YTL... Bu maaşların hepsi açlık sınırının altında değerli
arkadaşlar.
ALİM TUNÇ (Uşak) - Biz
gelmeden önce…
HALUK KOÇ (Devamla) -
Şimdi, onu söyledim Değerli Vekilim; başını dinlemiyorsun, aradan giriyorsun,
bir laf atıyorsun. Ben, seni uyarıyorum; uyarılmamakta direniyorsun. Sen
direndikçe ben seni uyarmaya devam edeceğim, olur mu?! Eğitimde de yineleme bir
yöntemdir. Eğer, ihtiyaç varsa, ben bu yinelemeyi yaparım, taa ki, sen bunu şu
kafatasının içine yerleştirene kadar bunu söylemeye devam ederim. Otur
oturduğun yerde, dinle adam gibi, oldu mu?!
ALİM TUNÇ (Uşak) -
Olmadı.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Ee, oldu mu şimdi; "adam gibi" dedin; oldu mu?!
HALUK KOÇ (Devamla) -
Evet, değerli arkadaşlarım…
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Milletvekiline "adam gibi" dedin; oldu mu?!
HALUK KOÇ (Devamla)
-…emeklilerimizin durumu…
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Sayın Koç, oldu mu?!
HALUK KOÇ (Devamla) -
Evet, demin Sayın Aslan, Sayın Genel Başkandan "adam" diye bahsetti.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Demin kızdın ama…
HALUK KOÇ (Devamla) -
Hepiniz adamsınız, birer âdemsiniz; öyle söyleyeyim.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Demin kızdın.
HALUK KOÇ (Devamla)- …emeklilerimizin durumu böyle.
Peki, bakın, Sayın
Başbakan, 3 Mart 2004 tarihli Tercüman Gazetesinde bir röportajı var; şöyle
diyor, ben çelişkiyi gözler önüne getirmek istiyorum: "Milletvekili
maaşım, artı, Başbakan olduğum için 220 000 000 lira ekim... Ticaretten kazancım
olmasa bununla geçinemem."
Bakın, çok yeni bir örnek
anlatayım yine; geçmişte, Almanya Başbakanı Schröder'le sohbeti sırasında konu
açılıyor "ben kendisine sordum ne kadar maaş aldığını" diyor Sayın
Başbakan. "15 000 euro alıyormuş maaş olarak. Bizimki ne ediyor; herhalde
3 000 küsur euro, düşünün işte." Sayın Başbakan kendi maaşını Schröder'in
maaşıyla karşılaştırırsa, o zaman Türkiye'deki bütün emeklilerin de
Almanya'daki emeklilerle kendi maaşını karşılaştırma hakkı doğar.
Değerli arkadaşlarım, bu
çok önemli, bu çok önemli. Onun için, böyle, bunları söyledikten sonra fakir
fukara, garip gureba edebiyatı pek gitmiyor ondan sonraki siyasî söyleme. Bunu
sizlerle buluşturmaya çalışıyorum.
Şimdi, emeklilerimizin
durumunu söyledim. 300-500 YTL'yle yaşamlarını sürdürme mücadelesi veriyorlar,
ağır yaşam koşulları altındalar, bir de iş bulamayan çocuklarının, torunlarının
yükünü taşımaya çalışıyorlar, onların kırılan gururlarını onarmak, toplum
içerisinde ezilmelerini engellemek için varlarını yoklarını ortaya koyuyorlar.
Bunlar, bir muhalefet sözcüsünün bu konu üzerinden siyaset demagojisi yapması
sözleri değil, bazı gerçekler.
Değerli arkadaşlarım,
çoğu ikinci iş arıyor emekli olduktan sonra. Emekli olduktan sonra ikinci işe
girenlerin maaşlarından sosyal güvenlik destekleme primi adı altında, ayda
yüzde 10 prim kesmeye siz başladınız. Mart 2005 tarihi itibariyle, Türkiye'deki
246 000 emeklimizden kesinti yapılmıştır.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Kütahya) - Eskiden vardı.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, ardından, emekli olduktan sonra kamuda çalışmaya
başlayanlar işten çıkarıldı. Daha sonra bakın, belki de ilk defa dünyada,
emekli maaşlarından yüzde 1 sağlık primi kesmeye yeltenen bir tasarı çıkardınız
Bütçe Kanununda. Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin girişimiyle iptal edildi.
Üniversitede okuyan çocuklarının kredilerini ödeyemeyen ailelere, kredi borcunu
ödeyemeyen çiftçilerimize, bildiğiniz gibi haciz gidiyor. Elektrik, su, telefon
borcunu ödeyemeyenlerin hemen hizmeti kesiliyor; yani, alacak konusunda oldukça
gaddar bir tutum var, acımasız bir tutum var. Ancak, iş…
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Kaç kere af çıktı Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Sayın Bakan, bunu özellikle sizden istirham ediyorum, bakın, özellikle istirham
ediyorum Sayın Bakan, işçi emeklilerimizin TÜFE farklarından kaynaklanan
alacakları konusuna gelince, söz verdiniz, parmağınızı kımıldatmıyorsunuz Sayın
Bakan. Lütfen, açıklama yapın. Lütfen, açıklama yapın. Yargı kararlarına
rağmen, 1 Mayıs 2000 - 31 Mayıs 2002 tarihlerinde yapılan eksik ödemeden
kaynaklı borç işçi emeklilerine hâlâ ödenmedi.
Siz de biraz hareket edin
değerli arkadaşlarım. Bana laf yetiştireceğinize, birer birer bu zavallı
insanların yargıya gidip uğraşmalarındansa, eğer sosyal devlet iddianız
sürüyorsa hâlâ, bu kararı alın ve ödeyin. Alın ve ödeyin Sayın Bakan.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Ama, aykırı
mahkeme kararları var.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Ona, Bakan cevap verecek herhalde.
Değerli arkadaşlarım,
IMF'nin uzun süredir… Şimdi, bir çelişkiyi dile getireceğim. Sunuşu ilginç
Sayın Bakanın. Benim kendisine saygım
var; onu söyleyeyim ve sunuşunda ilginç bulduğum nokta var. Yani, bunu
söylemeyin. "Efendim, emeklilerimiz zahmete girmesinler; fiş toplamak çok
zor, yazmak çok zor, gözleri görmüyor, çok yaşlılar; onları bu zahmetten
kurtarmak için biz peşinen yüzde 4
vergi iadesi yapıyoruz" dediniz. Bunu IMF istiyor değerli arkadaşlarım!
Bu arada, emeklilerden
kesilen bu yüzde 1'lik fark kaç para tutuyor, biliyor musunuz; 1 katrilyon liraya
yakın. Yüzde 1 oranında azaltılması 1 katrilyon liraya yakın. Nerede kaldı
sosyal devlet Sayın Bakan?! Nerede kaldı bu kitaptaki… (AK Parti sıralarından
gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Sayın Gündüz, o kadar çok, konuşmaya meraklı arkadaşınız var ki; ne olur, söz
verin, Grup adına konuşsunlar bundan sonra da.
ALİM TUNÇ (Uşak) - Bizden
daha fazla sizde var.
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) -
Veriyoruz, veriyoruz…
HALUK KOÇ (Devamla) -
İfade etmek istiyorlar kendilerini, belki siz engelliyorsunuz diye
hatırlatıyorum.
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) -
Veriyoruz Başkan.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Bilhassa şu Alim Beyi -herhalde Uşak Milletvekili- özellikle davet edin.
Şimdi, Sayın Bakanım, bu
kitapta sosyal devletten bahsediyorsunuz. Peki, bu yüzde 1'lik kesinti 1
katrilyon lira. IMF niyet mektuplarına bakın, bu talep var değerli arkadaşlar,
bu talep var! Ben, lütfen…
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Yanlış…
HALUK KOÇ (Devamla) -
Ben, lütfen, sizden, hiç olmazsa bundan sonrasında… Yeter artık, bir kendi
kendimize dönelim, kendi kaynaklarımız kısıtlı da olsa. Sosyal devleti kömür
dağıtmakla, kitap dağıtmakla açıklamayalım. İnsanlara balık tutmasını
öğretelim, haklarını verelim. Büyümeyi, ekonomideki büyümeyi, oluşan millî
geliri adil dağıtalım noktasında meydana getirin diye söylüyorum bunları.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Haluk Bey, eğer, yüzde 1'i 1 katrilyon tutuyorsa…
HALUK KOÇ (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, bir Konya Milletvekilimiz de çıktı. Belki kayıp trilyondan
bahsedecek; onu da çağırın buraya, o da konuşsun. Belki ifade edecek, güncel
bir konu…
Evet, değerli
arkadaşlarım, şimdi, ben şunu söylemek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
HALUK KOÇ (Devamla) -
Bitiriyorum; son sözüm Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun,
konuşmanızı, lütfen, tamamlayın.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Geçmişini unutan toplumların geleceğini kuramayacağını bilmemiz gerekiyor
değerli arkadaşlar. Geçmişi unutmamamız gerekiyor. Herkes belli edebiyat yapar;
ama, ben de rahmetli olan bir işçi emeklisinin oğluyum. Yani, neyle, ne
şekilde, insanların ne durumda olduğunu yakinen, geldiğim noktadan biliyorum.
Onun için, siyaseten belli noktaları, devraldığınız yükü, yıllardır gelen bu
yüklü politikayı savunabilirsiniz, haklısınız. Benim size eleştirim, bunu
dönüştürecek adımları atamadınız. Bunu ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
tasarıyla ilgili, bazı maddelerde Cumhuriyet Halk Partisinin iyileştirici
önerileri olacak. Bunları, arkadaşlarımız söz alıp dile getirecekler. Yalnız,
şu yüzde 1'lik vergi iadesini, ne olur, siz de kullanmayın, size çok zahmet
oluyordu; onun için, biz size peşin yüzde 4 verelim; yüzde 5'i, fiş doldurma
zahmetinden sizi kurtardığımız için size lütuf ediyoruz değil, 1 katrilyon
liralarını alıyorsunuz emeklilerin. Bunu da huzurlarınızda bir kere daha dile
getirmek istiyorum.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Emekli maaşlarının yüzde 1'i 1 katrilyon tutuyorsa, emekli maaşlarını ödemeye
bütçe yetmez.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Efendim, rahatsız olmayacaksınız…
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Yanlış söylüyorsun.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Rahatsız olmayacaksınız Sayın Öksüz, rahatsız olmayacaksınız… Bunları söylemek
zorundayız ve sizin cevap verme adabınız kürsüde gelip cevap vermek noktasında
olmalıdır, söz atarak değil.
BAŞKAN - Sayın Öksüz,
müdahale etmeyelim efendim.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Gelin, yanlışım varsa düzeltin.
HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) - Var, var…
HALUK KOÇ (Devamla) -
Gelin, yanlışım varsa düzeltin.
BAŞKAN - Sayın Koç, siz
konuşmanızı tamamlayın.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Sizi, milyonlarca emekli adına, hiç olmazsa onlara saygılı olmaya davet
ediyorum.
Saygılarımı sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Koç.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü üzerindeki konuşmalar tamamlandı.
Şimdi, soru-cevap kısmına
geçiyoruz.
Sayın Koçyiğit, buyurun.
MUHSİN KOÇYİĞİT
(Diyarbakır) - Sayın Bakanım, 2 tane soru yönelteceğim.
Birincisi; işçi
emeklilerinin geçmiş yıllar enflasyon farkından doğan ve yargı kararıyla
kesinleşen işçi başına ortalama 150 ile 200 milyon arasındaki alacaklarını
bugüne kadar neden ödemediniz? Ödemeyi düşünüyor musunuz?
İkinci sorum: Sayın
Bakanım, emeklilere düşük oranda artış yapıldığını, gönüllerinin daha fazla
vermek olduğunu, fakat, bunun kaynağının bulunamadığını söylediler. Bununla
ilgili olarak, Kurumlar Vergisi oranı yüzde 30'dan yüzde 20'ye indirilip, yüzde
10'u karşılığında, 3 katrilyon lira civarında bir kaynak büyük holdinglere
aktarıldı. Toplam vergi gelirleri değişmeyeceğine göre, bütçede öngörüldüğüne
göre, bu toplam vergi gelirlerindeki azalmanın olmaması için 3 katrilyon
liralık parayı hangi kaynaktan bulacaksınız?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Koçyiğit.
Sayın Coşkunoğlu,
buyurun.
OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Aracılığınızla, Sayın Bakana bir soru sormak
istiyorum.
Sayın Bakan, ek bir
ödemenin bütçeye getireceği külfetin ancak üç kaynaktan karşılanabileceğini;
bir, borç, borçlanarak; iki, para basarak; üç, vergi, ekvergi getirerek bu
külfetin karşılanabileceğini ifade etti.
Sayın Bakanım,
hükümetinizin politikalarının içerisinde, örneğin, ilk iktidara gelir gelmez,
ilk yapılan icraatlardan biri, nereden buldun yasasını kaldırmaktı. Bu da bir
gelir kaynağıydı. Şimdi, bu noktada, başka da sayabilirim gelir kaynaklarını;
fakat, bu, nereden buldun yasasını yürürlükten kaldırarak yapmış olduğunuz bir
siyasî tercih değil midir; hükümetin bir siyasî tercihi değil midir? Zenginden
daha az alıp fakire daha fazla yüklenme yönünde bir tercih gibi geliyor bana;
doğru mudur?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Coşkunoğlu.
Sayın Öksüz, buyurun.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanımıza bir soru sormak istiyorum.
Demin, CHP Grup
Başkanvekili Sayın Koç, emeklilerden kesilen kesintinin yüzde 1'i 1 katrilyon
tutuyor dedi. Eğer, emeklilerden kesilen yüzde 1'lik kesinti 1 katrilyon
tutuyorsa, bütçenin tamamı herhalde emekli maaşlarına yetmez; yani, burada bir
saptırma var. Rakamın kaç olduğunu millete açıklar mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Öksüz.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Eski rakamlardan bahsetti Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Tosun,
buyurun.
RESUL TOSUN (Tokat) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Benim soracağım soruyu
Sayın Öksüz yöneltti; dolayısıyla, ben soru sormuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Işık, buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Ben de, vasıtanızla, Sayın Bakana şunu sormak
istiyorum:
Sayın Bakanım, üç yıllık
süreç içerisinde, toplam enflasyon rakamı ile emekli SSK'lı, emekli Bağ-Kurlu
esnafı, emekli Bağ-Kurlu çiftçi, tarım sigortalısı aylığı, 65 yaş aylığı;
bunlarda, enflasyon üzerinde mi bir artış, enflasyon altında mı bir artış var,
bu oranı almak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Işık.
Buyurun Sayın Bakan.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Soru soran arkadaşlarıma
da çok teşekkür ediyorum.
Öncelikle, bu, TÜFE
farklarıyla ilgili konuyu bir aydınlığa kavuşturmak istiyorum; gerçekten, her
platformda karşımıza çıkan bir konu bu sayın Başkanım, değerli arkadaşlar.
Soruyu soran
arkadaşlarımız da bu hususu yakınen biliyorlar. Konu, 2000 yılından bu tarafa
süregelen ve yerel mahkemelere ve Yargıtaya kadar intikal etmiş, hukukî ihtilaf
haline gelmiş bir konu. 1999 yılında çıkartılan bir yasayla emekli aylıklarının
artışı bir önceki ayın TÜFE artış oranına bağlandı. 1999 Aralık ayından 2000
Ocak ayına geçişte bu TÜFE farklarının maaşlara yansıtılması gerekiyordu. Ama,
o zaman bu yansıtma geç yapılmış. Kurum 2002 yılında bunun farkına vararak 17
günlük, 19 günlük TÜFE farklarını emeklilere ödemiş. Sonra yine, 4,5 trilyon
lira civarında -eski para birimiyle- bir miktar daha, kamuda çalışanlara da bu
TÜFE farkları ödendi.
Şimdi, ihtilaf şu: Bu
TÜFE farkı sadece 19 günlük değil, temadi eden 28 aya yayılmıştır diye işçi
emeklilerimizin konuyu dava etmeleri söz konusu. Bugüne kadar 1 830 civarında,
çeşitli mahkemelere açılmış davalar var. Peki, bu davaların neticesi ne oldu;
bu davaların bir kısmında, ilk başlangıçta emeklilerimizin hakkı olduğu
konusunda kararlar verildi. Ama, birçoğunun, özellikle son zamanlarda
Yargıtayın ilgili dairelerinin vermiş olduğu kararlarda, kurum lehine kararlar
çıkmaya başladı, son kararlar da bu şekilde çıktı ve Yargıtayın da değişik
daireleri arasında bu konuda da bir görüş birliği yok. Şimdi, kurum, açıkçası,
ortaya çıkmış bir içtihat olmadığı için, bu noktada, ödeyip ödememe konusunda haklı
olarak bir çekingenlik gösteriyor. Yarın arkadaşlarımız bu parayı ödediği zaman
kendilerine zimmet çıkma ihtimali var. Çünkü, belirlenmiş bir durum yok. Biz bu
safahat devam ederken emeklilerimize dedik ki; münferit olarak dava açmayın;
Yargıtay içtihatlarıyla kesin bir hukukî karar ortaya çıkarsa, merak etmeyin,
sizin alacaklarınız son kuruşunuza kadar ödenecektir. Hâlâ bu sözümüzün
arkasındayız. Ama, Bakan olarak benim ve Sosyal Sigortalar Kurumunun önünde şu
anda uygulayabileceği bir kesinleşmiş yargı kararı yok. Münferit olarak
mahkemelerin ve Yargıtayın vermiş olduğu, onadığı kararların paraları zaten emeklimize ödenmiş durumda;
ama, dediğim gibi, bu konuda çok değişik kararlar olduğu için uygulamaya esas
teşkil edecek bir yargı kararı henüz daha kesinleşmiş durumda değil. Biz,
Bakanlık olarak ve Sosyal Sigortalar Kurumu olarak bu yargı kararının, yargı
sürecinin kesinleşmesini bekliyoruz. Onun için, benim, herkesten ricam, emeklilerimizi
bu anlamda aydınlatmamız lazım, onlara "sizin bu anlamda kesinleşmiş bir
alacağınız var, Bakanlık bunu inadına ödemiyor" gibi, onları yanlış
yönlendirecek bir davranış içine girmememiz lazım.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Hükümet ödemiyor, Hükümet, Bakanlık değil.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Hayır Bayram Bey, bu konuda biz
bunu seve seve öderiz; yani, yeter ki emeklimizin bu konuda yargı kararıyla
kesinleşmiş bir hakkı olduğu hukuk âleminde kesinlik kazansın. Bunu ödemekten
ne ben imtina ederim, ne Sosyal Sigortalar Kurumundaki arkadaşlarımız imtina
eder. Eğer öderlerse, yarın kendilerine hesap sorulur bu arkadaşların. O hesap
sorulduğu zaman da hiçbirimiz o arkadaşların yanında olamayız. Onun için, bu
yargı sürecinin kesinleşmesinin gerektiğini, bir kez daha altını kalın
çizgilerle çizerek ifade etmek istiyorum. Bu, basında da yazılıyor, çeşitli
ortamlarda da söyleniyor. Bu konuda hepimizin bir sorumluluk anlayışı içerisinde
hareket etmesinde fayda var diye düşünüyorum.
Zamanım varsa diğer
soruları da cevaplamaya çalışayım...
Konya Milletvekilimizin
sormuş olduğu, acaba emekliden vergi iadesinden dolayı 1 katrilyon liralık bir
para mı alındı; hayır. Bu konudaki rakamlar şöyle: Maliye Bakanlığımızın yapmış
olduğu hesaplamalara göre veyahut da onlardaki resmî verilere göre "on
yıllık ortalama 3,2 ile 3,9 arasında değişiyor" diyor arkadaşlarım. Maliye
Bakanlığımızın bize…
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Balıkesir) - "5 yerine 4 olmakla 1 katrilyon lira düşüyor"
deniyor...
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Şimdi, ama, bu 5'in
doldurulmadığını Bütçe Komisyonundaki bilgilerden siz de hatırlıyorsunuz; yani,
Maliye Bakanlığımızın almış olduğu on yılın ortalamasının 3,2 ile 3,9 arasında,
yani 4'ü bile doldurmadığını ifade ediyorlar. Ama, bu rakam, açık konuşmak
gerekirse, sadece Emekli Sandığı için midir, yoksa Bağ-Kur ve SSK açısından
farklılıklar var mıdır; bu, önümüzdeki süreçte ortaya çıkacak bir husus; ancak,
değerli arkadaşlarım, Bütçe Komisyonunda şöyle bir değişiklik yaptık…
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Yanlış anladınız… Şu anda, emekliden yüzde 1'lik bir kesinti kesiliyor diyor..
Bu kesinti 1 katrilyon diyor.. Böyle bir şey var mı?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Sağlık primi olarak mı
diyorsunuz, siz hangisini soruyorsunuz Özkan Bey?
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Yüzde 1'lik kesinti kesiliyor ve toplam 1 katrilyon ediyor diyor. Böyle bir şey var mı?
HAMZA ALBAYRAK (Amasya) -
Yüzde 5 ödeme ile yüzde 4 mahsup arasında 1 katrilyon deniyor…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) -Yüzde 5 yerine yüzde 4 ödenmesi soruluyor Sayın Bakanım.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Vergi iadesi Sayın Bakan…
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım, böyle çözemeyiz. Soru, açık ve net.
Ben de anladığım kadarıyla Sayın Öksüz dedi ki, emeklilerin sağlık
giderlerinden yüzde 1 kesiliyor ve iddia olarak da 1 katrilyon dendi; bu, doğru
mu diyor. Soru bu mu?
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Evet.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - 5 yerine 4 Sayın Başkanım…
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkanım, değerli
arkadaşlarım; tabiî, emeklilerimizin statülerine göre emekli olduğu kurumlar
var; Emekli Sandığı emeklisi var, Bağ-Kur emeklisi var, SSK emeklisi var.
Şimdi, ben özür dilerim, soruyu bütün netliğiyle anlayamadım. Yani, kastedilen
bu vergi iadesi uygulamasından dolayı bu 5-4 konusu mu soruluyor, yoksa Özkan
Beyin söylediği sağlık primi mi; bunlar çok farklı şeyler.
EYÜP FATSA (Ordu) - 5
yerine 4 konusu soruluyor Sayın Bakan…
HALUK KOÇ (Samsun) - 867
trilyon Sayın Bakan…
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - 5-4 için vereceğim cevap şudur…
HALUK KOÇ (Samsun) - 867
trilyon Sayın Bakan…
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Maliye Bakanlığımızın vermiş
olduğu on yıllık ortalamaya göre, bunun 3,2 ile 3,9 arasında, yani 4'ü bile
doldurmadığını arkadaşlarımız ifade ediyorlar; ama, bunun dökümü yapılarak… Bu,
sadece Emekli Sandığı emeklileri için
mi böyledir, yoksa Bağ-Kur ve SSK emeklileri için mi böyledir? Ama, şunu
kesinlikle söyleyeyim: Bu, hiçbir zaman 1 katrilyonu bulacak bir kesinti
değildir.
HALUK KOÇ (Samsun) - 867
trilyon lira, bir katrilyon liraya yakın.
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) -
Konuşmanızda 1 katrilyon liraya yakın demedeniz Sayın Koç…
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - 867 hesabına da baktım; 867'yi
de bulacak bir rakam değildir. Bunu, arkadaşlarımız, izin verirseniz,
hesaplasınlar.
BAŞKAN - Efendim, siz,
ona yazılı cevap verirseniz; zamanımız doldu çünkü...
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Yazılı olarak buna cevap
verelim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Tamam; teşekkür
ederim Sayın Bakan.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Bakan, benim soruma cevap vermediniz…
BAŞKAN - Sayın Işık'ın
sorusuna da -süremizi çok geçtik- yazılı cevap verirseniz…
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Tamam Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunacağım; ancak, karar yetersayısı istendiğinden karar
yetersayısını dikkate alacağım.
Tasarının tümünün
üzerindeki görüşmeler tamamlanmış olduğundan maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… (AK Parti sıralarından "Doğru Yol Partisi karşı
mı buna" sesi)
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Bizi engellediğiniz sürece bunu yaparız. (AK Parti sıralarından gürültüler)
AHMET IŞIK (Konya) - Siz
hangi partiden geldiniz?!
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) -
Elinden geleni ardına koyma!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Niye korkuyorsunuz?!
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) -
Kimse korkmuyor; elinden geleni ardına koyma!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Niye korkuyorsunuz?!. Niye engelliyorsunuz?!
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) -
Kimse korkmuyor.
BAŞKAN - Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
T.C. EMEKLİ SANDIĞI, SOSYAL SİGOR-TALAR KURUMU VE
BAĞ-KUR'DAN AYLIK VEYA GELİR ALMAKTA OLAN-LARA EK ÖDEME YAPILMASI İLE SOSYAL SİGORTALAR KURUMU VE BAĞ-KUR'DAN AYLIK VEYA GELİR
ALMAKTA OLANLARA ÖDENEN GELİR VE AYLIKLARDA 2006 YILINDA YAPILACAK ARTIŞLAR VE
BAZI
KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI
MADDE 1.- T.C. Emekli
Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur tarafından;
a) 8/6/1949 tarihli ve
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu,
b) 17/7/1964 tarihli ve
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım
İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu,
c) 24/2/1968 tarihli ve
1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden
Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun,
d) 2/9/1971 tarihli ve
1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanunu ile 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve
Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu,
e) 1/7/1976 tarihli ve
2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına
Aylık Bağlanması Hakkında Kanun,
f) 3/11/1980 tarihli ve
2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun,
g) 23/4/1981 tarihli ve
2453 sayılı Yurt Dışında Görevli Personele Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık
Bağlanması Hakkında Kanun,
h) 18/12/1981 tarihli ve
2566 sayılı Bazı Kamu Görevlilerine Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık
Bağlanması Hakkında Kanun,
i) 11/10/1983 tarihli ve
2913 sayılı Dünya, Olimpiyat ve Avrupa Şampiyonluğu Kazanmış Sporculara ve
Bunların Ailelerine Aylık Bağlanması Hakkında Kanun,
j) 28/5/1986 tarihli ve
3292 sayılı Vatani Hizmet Tertibi Aylıklarının Bağlanması Hakkında Kanun,
k) 12/4/1991 tarihli ve
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu,
hükümlerine göre aylık
veya gelir bağlanmış olanlar ile özel kanunları uyarınca vatani hizmet
tertibinden aylık bağlanmış bulunanlara, her ay ödenecek olan aylık veya gelir
tutarının % 4'ü oranında ayrıca ek ödeme yapılır. Durum değişikliği nedeniyle
aylık veya gelir miktarları değişecek olanlar ile birikmiş gelir veya aylık
hakkı bulunanların bu haklarının 1/1/2006 tarihinden sonraki dönemlere ait
kısımları hakkında da aynı şekilde ek ödeme yapılır. Ek ödeme tutarları,
yaşlılık ve malûllük aylığı üzerinden sosyal güvenlik destek primi kesintisi
yapılması gereken hallerde, sosyal güvenlik destek primi kesintisine esas
aylığın hesabında dikkate alınmaz.
Bu ödeme, ilgili sosyal
güvenlik kuruluşlarınca ödenmesini müteakip iki ay içinde faturası karşılığında
Hazineden tahsil edilir.
Bu maddenin uygulamasına
ilişkin olarak ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Maliye Bakanlığı
yetkilidir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Ali Kemal
Deveciler'e söz veriyorum; ancak, kendisi, şahsı adına da söz istediğinden ve
çalışma süremizi de birkaç dakika geçme ihtimali olduğundan, Genel Kuruldan,
Sayın Ali Kemal Deveciler'in konuşmasının tamamlanmasına kadar sürenin
uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Süre
uzatılmıştır.
Buyurun Sayın Deveciler.
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL
DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kurdan aylık veya gelir almakta
olanlara ek ödeme yapılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kurdan aylık
veya gelir almakta olanlara ödenen gelir ve aylıklarda 2006 yılında yapılacak
artışlarla ilgili 1076 sıra sayılı kanun tasarısı hakkında, hem Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına hem de şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; yılbaşından bir gün önce, Sayın Başbakan, Ulusa Sesleniş
programında, 1 Ocak 2006 tarihinden itibaren tüm emeklilerin fiş ve fatura
toplama eziyeti çekmeyeceklerini açıklamıştı. Bugün de burada görüşmekte
olduğumuz yasayla, Başbakanın o gün vatandaşlara, emeklilere müjde olarak
sunmuş olduğu vergi iadesini yüzde 5'ten yüzde 4'e düşürerek, maaşlara ilave
etmek olarak değiştirmek istiyoruz.
Fiş toplamak, fiş almak
bir vatandaşlık görevi midir; yoksa, Başbakanın söylediği gibi, bir eziyet
midir? Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri kayıtdışılık değil
midir? Dördüncü yılın içerisine girdik. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki
milletvekilleri olarak burada görev yapmaktayız ve her yıl, her sözümüzün
içerisinde, gerek muhalefet gerek iktidar olarak, bilhassa İktidar Partisi
milletvekilleri ve Maliye Bakanı "kayıtdışı ekonomiyi kayıt içine
alacağız" diyor. Kayıtdışılığı da, mümkün olduğu kadar, son vermemiz
gerektiğini söylüyoruz, söylüyorsunuz. Maliye Bakanı da, her yıl, bütçe
görüşmelerinde, hangi yılın bütçe görüşmeleri varsa, o yılın bütçe görüşmelerinde,
bu yılı kayıt dışı ekonomiyle mücadele yılı ilan edeceğini devamlı olarak
söylüyor; ama, dört yıldan beri söylememize rağmen, hep kayıtdışılıkla ilgili
olarak yerimizde saymaya devam ediyoruz. Hatta, iktidarın yaptığı bazı
uygulamalar, çıkardığı bazı yasalar, bugün de çıkarmakta olduğumuz, görüşmekte
olduğumuz yasanın 1 inci maddesinde de, âdeta, kayıtdışılığa, kayıt- dışı
ekonomiye davetiye çıkarmıyor muyuz? Kayıtdışılığı özendirmiyor muyuz?
Emeklilerin fatura ve fiş toplamalarının kaldırılması, zaten yüksek olan
kayıtdışı işlemleri körüklemez mi? Belge alışverişin teşviki suretiyle vergi
kayıp ve kaçağının önlenmesi gerekirken, fiş ve faturanın toplanmasının
kaldırılması, bu yapılırken de, bir eziyetin önlendiğinin Başbakan tarafından
açıklanması doğru mudur?
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Kütahya) - Toplamak kaldırılmıyor, beyan kaldırılıyor.
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Devamla) - Maaşlara ilave ediyorsun, artık, vergi iadesi diye bir şey
kalmıyor. Sen fiş toplayacak mısın?
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Kütahya) - Alışveriş yaptıysa alacak; ama, beyan etmeyecek.
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Devamla) - İşte, ama, kayıt dışılığa davetiye çıkarıyor musun çıkarmıyor
musun; çıkarıyorsun.
Fatura ve fiş almak
eziyet ise, işçi ve memurların, bordroluların kendileri yönünden devam eden
vergi iadesi nedeniyle bu belgeleri toplayacak olmaları, onlar için de eziyet
değil midir?
Aynı şekilde, yıllardan
beri, vatandaşlara, fiş, fatura, belge alın denilmektedir. İktidarlar
tarafından, şimdi ise, bunun tanımı, nasıl oluyor da bir Başbakan tarafından
"vatandaşlarına eziyet" olarak açıklanmaktadır?
Emekliler için vergi
iadesi kalkınca, bunlar da, alışveriş yaptıklarında aldıkları fiş ve
faturalarını ücretli çalışan yakınlarına vermeyecekler midir?
Bundan böyle, emekliler
alışveriş yaparken, işyeri sahipleri, artık "fiş ve fatura sizin işinize
yaramıyor, vergi iadesinde kullanamıyorsunuz, size artı ek bir ekstra ilave
getirmiyor; bunun Katma Değer Vergisi yüzde 18, fiş ve faturayı almayın da biz
de Katma Değer Vergisinden biraz size indirim yapalım" demeyecekler midir?
Bu gibi işlemlerde kayıt dışı artmayacak mıdır; soruyorum sayın
milletvekilleri.
Bir yandan kayıt dışı
ekonomiyi kayıt içine almaya, çekmeye çalışırken, bir yandan da, bu gibi
uygulamalarla, bugünkü 1 inci maddeyle, şu anda görüşmekte olduğumuz 1 inci
maddeyle, kayıt dışılığı teşvik etmiş olmayacak mıyız?
Emekliler, fiş, fatura,
belge toplayıp yüzde 5 vergi iadesi alıyorlardı. Başbakana göre, bu eziyete son
verilecek bu yasa kanunlaştığı takdirde. Ancak, emeklilere yüzde 5 vergi iadesi
yerine, yüzde 4 maaşlara ilave ödenmeyecek mi? Böylece, emeklinin eline, vergi
iadesinden dolayı geçen paranın yüzde
80'i geçecek; yüzde 20'sini ceplerinden almış olmuyor muyuz? Ama, doğrusunu
yapacaksanız, yüzde 5'i devam ettirelim.
Kaldı ki, 213 sayılı
Vergi Usul Kanununa göre, fiş ve fatura almamak cezayı gerektirmektedir. Yani,
bir vergi denetçisi, bir işyerinden, bir dükkândan alışveriş yapıp çıkmakta
olan bir emekliyi yakalarsa ve onun fiş almadığını tespit ederse, ona Vergi
Usul Kanununa göre ceza kesmeyecek midir?
Sayın Başbakan dedi ki:
"Emeklileri fiş ve fatura alma zahmetinden kurtarıyoruz." O zaman,
213 sayılı Vergi Usul Kanunundaki şu cezaî müeyyideyi de hep beraber
kaldırmamız gerekmeyecek midir? Yani, hem başka bir yasaya göre fiş ve fatura
almak mecburiyetindesiniz hem de başka bir yasaya göre "fiş alma
zahmetinden biz sizi kurtardık" diyorsunuz. Böyle şey olur mu arkadaşlar?!
Bu, çelişkili bir ifade olmuyor mu?!
İktidar, emeklilerin üç
beş kuruşluk vergi iadesine bile göz dikmektedir. Çeşitli laf ebelikleriyle
emeklilerin lehine bir değişiklik yapılıyormuş gibi "artık, emekliler fiş
toplama eziyetinden kurtulacak" türündün cambazlıkla hedef saptırılmak
istenmektedir.
Sayın Başbakanın müjde
olarak sarf ettiği bu sözlerin kendi içinde suç teşkil ettiği de ayrı bir
konudur. Harcamaları karşılığında vergi almamanın 213 sayılı Vergi Usul
Kanununa göre suç teşkil ettiği, acaba, Başbakan tarafından bilinmiyor mu?
Hem iktidar olarak 2004
yılını kayıt dışıyla mücadele yılı ilan edeceksiniz, sonra da kayıt dışılığı
teşvik eden bir uygulamayı teşvik etmeye siz kalkacaksınız; bunun yanında,
bankalardaki maaş kuyruklarındaki eziyeti görmezlikten geleceksiniz; ancak, fiş
ve fatura almayı eziyet olarak değerlendireceksiniz. Buna, kargalar bile güler!
Yapılmak istenen şudur:
Emeklinin vergi iadesinden bir miktar kırpmak ve giderek bu uygulamaya son
vermek.
Mevcut uygulamayla,
emeklilere, yıl içinde üçer aylık dönemler halinde yüzde 4 oranında vergi
iadesine mahsuben avans verilmekte, yıl sonunda matraha göre beyan ettikleri
belgelerin yüzde 5 oranında vergi iadesi hesaplanmakta, yıl içinde, bu ödenen
yüzde 4'lük tutar düşüldükten sonra, geriye kalan bakiye yüzde 1 ödenmekte idi.
Bu yeni uygulamayla
emekli maaşlarına yüzde 4 ilave edilecek ve emeklilerden hiçbir belge de
alınmayacaktır; dolayısıyla, emeklilerin yüzde 1 kaybı olacaktır. Ayrıca,
emeklilere fazla maaş artışı yapılmadığından, bu yüzde 4'lük vergi iadesi de
"maaşlara ilave yaptık, zam yaptık" şeklinde yutturulmaya
çalışılacaktır.
Bakın, az evvel konu
tartışıldı burada. Sayın Bakan güzel izah etti aslında, "anlayamadık"
dedi arkadaşlar. Maliyeden son on yılın vergi iadesi araştırmasında emeklilerin
yüzde 3,2 ile 3,9 arasında vergi iadesi kullandıklarını; yani, burada bir
zararın söz konusu olmadığını söyledi; ama, yanıltıyor Sayın Bakan.
Bakınız, o, fazla maaşı
olan, yüksek emekli maaşı olanlar için geçerli Sayın Bakan. Onlar fiş
toplayamıyor, 2 milyar, 1 milyar, 1,5 milyar, 2,5 milyar emekli maaşı alanlar,
fiş toplayamadıkları için, verdikleri fişin karşılığında yüzde 2,5-3 alıyorlar.
Onlar için avantaj getiriyorsunuz yüzde 4'e çıkararak. Toplayamadıkları fişi
yüzde 1 daha ilave ceplerine koyuyorsunuz; ama, Bağ-Kur emeklisi…
Bugün, Bağ-Kur'dan emekli
olan, en düşük maaş alan 342 000 lira alıyor, 352 000 lira da temmuzda alacak.
Bunun… Yılda 4 167 000 000 para alıyor.
Bunun yanında, asgarî
ücretli, SSK emeklisi 463 000 lira ocak, temmuz ayında 477 000 lira, toplam 5
600 000 000 lira yıllık para alıyor. Yine, en düşük devlet memuru, 591 000 lira
ocak ayından itibaren, 606 000 lira da temmuz ayından itibaren alacak; bu da, 7
186 000 lira. Bunların hepsi fişlerini tamamen topluyorlar Sayın Bakan.
Bu düşük gelir grubunda
olan, açlık sınırının altında olan, yoksulluk sınırının altında olan, zor
geçinen bu insanların cebinden siz yüzde 1'i alıyorsunuz ve bu yüzde 1'leri de
büyük gelir grubu olan, yüksek maaş alan, emekli vali, genel müdür, müsteşar,
emekli subay, bunların cebine sokuyorsunuz Sayın Bakan. İşte, bu vergi
iadesinin çarpıklığı buradan geliyor.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)
- Milletvekilleri de dahil.
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Devamla) - Milletvekilleri de dahil, emekli milletvekilleri de dahil.
Çünkü, onlar, gerektiği
kadar fiş toplayamadıkları için -28-30 milyar fiş toplamaları lazım.
Milletvekillerinin 37 milyar lira fiş toplaması lazımdı bu sene- topladıkları
tutar üzerinden, 2,5-3 civarında vergi iadesi alıyorlar; ama, diğer Bağ-Kur,
SSK ve düşük emekli olan memurlarımız yüzde 5'in tamamını dolduruyorlar. İsteseniz
daha o kadar getirecekler; ama, ne yazık ki, onlardan yüzde 1'i kesiyorsunuz,
diğer fiş toplamayan, kayıt dışılığı
ekonomiye özendiren, toplayamayan kişilerin cebine veriyorsunuz. İşte, bu
aradaki o ortalama farkı, burada, gelip de, yüzde 3,2; 3,9 diyorsunuz. Bu
haksızlığı önleyemezsiniz. İşte, yüzde 5'e çıkarmanız lazım Sayın Bakan. Yani,
ben sizin izah edeceğinizi burada ettim ve de bu tutar 867 000 000 Türk Lirası
tutuyor. Bak, SSK, 3 900 000 emekli, kaybı 89 trilyon lira; Bağ Kur emeklisi 1
400 000, kaybı 66 trilyon lira; Emekli Sandığı emeklisi 1 400 000, kaybı 108
trilyon lira. 692 trilyon liraydı SSK emeklileri; toplam 867 000 000 Türk
Lirası.
Yani, o "biz, vergi,
Maliye Bakanlığından aldık on yılın ortalamasını, zaten yüzde 3,2 ile 3,9"
diyerek kelime oyunu yapmayınız Sayın Bakan. Buradaki düşük geliri olanların
cebinden bu yüzde 1'i alıyorsunuz. Bunu düzeltmeniz lazım.
Tüccar zihniyetinin
atakları olsa gerek bu. 1 taşla 2 kuş vurmak diyorum ben buna. IMF'ye teslim
olan AKP Hükümeti her türlü değişikliği bu kurumun talepleri doğrultusunda
yapmakta, halka asıl eziyeti kendisi yaratmaktadır. Fiş almanın eziyet
olmadığını, bunun bir görev olduğunu bilmenin, bu zatı muhtereme, Başbakana
bildirilmesi gerekiyor. Maaş kuyruklarında çile çekmelerine neden olan sebepler
yaratmaktadır bu.
Ayrıca, vergi iadesi
uygulamasında bu biçimde ısrar etmek, asıl, emekliye eziyet vermek değil midir?
Vergi iadesini kaldırmak bir yana, aksine, her türlü harcamayı kapsama almak ve
genişletmek gerekmektedir. Gerek ücretlilerde gerekse emeklilerdeki vergi
iadesi uygulamasına konu olacak belgelere sınırlama getirilmesi nedeniyle, esas
olarak harcadığı birçok ürünün belgesi geçerli olmayınca, bu açığı telafi
edecek bir başka belge arayışına girmek, tam bir eziyete dönüştüğü doğrudur;
ama, bunun çözümü, bu uygulamayı kaldırma olmamalıdır, bu uygulamayı genişletme
olması gerekir. Emeklilerin almış olduğu her türlü fişin vergi iadesi kapsamına
girmesi gerekir ve yüzde 5 uygulamayı, hatta hatta oranları artırmamız lazım.
Kayıtdışılığı teşvik etmememiz için, kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine almamız
için. Onun içindir ki, bu uygulama
neticesi vergi iadelerinden dolayı maaşlara yapılacak ilavenin yüzde 5'ten 4'e
indirilmesi son derece yanlıştır. Onun için, diyorum ki, önergemizde olması
lazım, tekrar bunu yüzde 5'e, hatta yüzde 6'ya, 7'ye çıkarmamız lazım,
vatandaşı teşvik etmemiz lazım. Zaten emeklinin eline, böyle düşük gelirli
emeklinin eline vergi iadesi dolayısıyla beş on kuruş para geçiyordu. Onu da
nasıl keseriz hesabını yapmakta olan bir hükümet, emekliden nasıl üç kuruş
yontabiliriz düşüncesinde olan bir hükümet... Ben, bunu pek anlamıyorum Sayın
Bakanım. Düşük gelir grubundan emekli olan ve emekli maaşıyla yaşam mücadelesi
sürdürmeye çalışanlar namına söylüyorum, üst düzey grubundan emekli olmuş, az
evvel saymış olduğum insanlarla ilgili değil. Onlara burada kıyak yapıyoruz
Meclis olarak, AKP İktidarı olarak.
İktidarın gücü, Sayın
Başbakanın deyimiyle, fakir fukaraya, garip gurebaya yettiği için, onlardan her
seferinde tasarruf yapılması isteniyor; ama, başkaca birilerine, özelleştirme
uygulamalarıyla, kepçeyle, iktidar tarafından veriliyor. Bu tasarrufların hep
emeklilerin sırtından yapılmasının makul gerekçelerini söyleyebilir misiniz;
söyleyemezsiniz. Ama, gerçeğe baktığımız zaman, emeklinin aldığı aylık… Zaten,
çok büyük bir kısmı açlık sınırının altında, geri kalanın tamamı ise yoksulluk
sınırının altında yaşam mücadelesi vermeye çalışıyor; ama, siz, AKP İktidarı
olarak, bunlardan hâlâ tasarruf yapmaya, emeklilerden tasarruf yapmaya
çalışıyorsunuz.
Bakın, 2006 yılında
uygulanacak bu yöntemle, en düşük emekli devlet memurunun -az evvel izah ettim-
yüzde 1 eksiltmeden dolayı yaşanan kaybı yıllık 72 YTL. Yine, en düşük SSK
emeklisinin emekli aylığında yapılan kayıp yıllık 56 YTL, en düşük Bağ-Kur
emekli aylığında yaşanan kayıp ise 42 YTL'dir. Burada kayıp yoktur
diyemezsiniz.
Yine, bu yasa
görüşmelerinde unutulan bir konudan bahsetmek istiyorum. Tüm emeklilerin emekli
sisteminden vergi iadesini çıkarıyoruz; ama, bir de -Sayın Bakanla görüştük,
bir önerge verdik, Sayın Bakan da olumlu karşıladı- unutulan bir şey vardı
burada, 506 sayılı SSK Yasasının geçici 20 nci maddesi gereğince kurulan bazı
kendi sandıkları var, munzam sandıkları var. Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği, buna bağlı ticaret odaları, sanayi odaları ve ticaret borsaları; yine,
Türkiye Reasürans Birlikleri var; yine, bankalar var, özel bankalar, Vakıflar
Bankası, Yapı Kredi Bankası, Şekerbank, Garanti Bankası, İş Bankası
mensuplarının bulunduğu, aşağı yukarı 70- 80 bin civarında kişiyi ilgilendiren,
bunlar da, burada unutulmuş ve bununla ilgili bir önerge verdik. Unutulduğunun
farkına varıldı. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri ve Grubu olarak
bu önergemizi verdik, Sayın Bakanla da mutabakat sağladık, kendisine de,
burada, bu insanlar adına teşekkür ediyorum. İnşallah -bugün Meclis çalışmamız
bitecek- salı günü maddeye devam ettiğimizde, bunu görüşeceğiz. Bunu da burada
hep birlikte kabul edeceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim,
konuşmanızı tamamlayın.
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Devamla) - Bitiriyorum efendim.
Bu eksikliği de gidermiş
olacağız, zamanında fark ettiğimiz eksikliği.
Sayın Başbakanın, kurban
bayramı öncesinde, emekli, dul ve yetimlere müjde olarak sunduğu tepsiden,
bayram şekeri değil, ne yazık ki, antepbiberi çıkmıştır. Emekli, ummadığı acı
bir sürprizle karşılaşmıştır. Yapılan bu işlemle toplandığı fatura ve fişler
sayesinde, ekonominin kayıt altına alınmasında son derece önemli bir misyon
üslenmiş olan emekliler, âdeta yüzde 1'leri kesilerek cezalandırılmıştır.
Kayıtdışı ekonomiye âdeta çağrı yapılmıştır, yapılmaktadır. Hükümet, umarız bu
yanlıştan döner, emekli, dul ve yetimlerimizin umutlarıyla oynamaktan vazgeçer.
Yoksa, emeklinin, dul ve yetimin de, ilk yapılacak seçimlerde elbette ki,
AKP'ye ve hükümete de sandıkta çok acı bir müjdesi olacaktır.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın milletvekilleri,
çalışma saatimiz tamamlanmıştır.
Alınan karar gereğince,
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 7 Şubat 2006 Salı günü
saat 15.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
İyi akşamlar diliyorum.
Kapanma Saati: 20.09