DÖNEM:
22 CİLT: 109 YASAMA
YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
53 üncü Birleşim
24 Ocak 2006 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkanvekili Ali Dinçer'in,
gazeteci-yazar Uğur Mumcu'yu, öldürülüşünün 13 üncü yılında, saygıyla andığını
ifade eden; Halkçı Parti ve SHP Genel Başkanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski
Bakanı Aydın Güven Gürkan'a vefatı nedeniyle Tanrıdan rahmet, ailesine ve
yakınlarına başsağlığı dileyen konuşması
B)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in,
Iğdır ile Ağrı'nın Doğubeyazıt İlçesindeki hastane ve sağlık ocaklarındaki
sağlık personeli yetersizliğine ve bu konuda alınması gereken tedbirlere
ilişkin gündemdışı konuşması ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı
2.- Adana Milletvekili N. Gaye Erbatur'un,
klasik müziğin tanınmış isimlerinden besteci Wolfgang Amadeus Mozart'ın
doğumunun 250 nci yılında, yaşamı, sanatçı kişiliği ve eserlerine ilişkin gündemdışı konuşması ve Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla Koç'un cevabı
3.- Denizli Milletvekili Mustafa
Gazalcı'nın, gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun öldürülüşünün 13 üncü yılında,
terörü kınayan, suikastın azmettiricileri ile olayın ardındaki bağlantıların
henüz tam olarak aydınlatılmamış olmasının olumsuzluklarına ilişkin gündemdışı
konuşması ve İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu'nun cevabı
C) TEZKERELER
VE ÖNERGELER
1.- Bursa Milletvekili Sedat
Kızılcıklı'nın Dilekçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi
(4/352)
2.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in
Romanya'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/959)
3.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın Oman'a
yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/960)
4.- Eskişehir Milletvekili Mehmet
Vedat Yücesan'ın, Frigya Vadisi Tarihî
Millî Parkı Kanun Teklifinin (2/365) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergesi (4/353)
5.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu'nun, 3797 Sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri
Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/443)
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/354)
IV.-
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerileri
V.-
SEÇİMLER
A)
KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1.- Çevre Komisyonunda açık bulunan
üyeliklere seçim
VI.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
2.- Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu,
Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/950) (S. Sayısı: 920)
VII.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Denizli Milletvekili Mustafa
GAZALCI'nın, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörünün tutuklanmasına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/9764)
2.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Balkanlardaki soydaşlarımıza yönelik politikalara ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı Mehmet AYDIN'ın cevabı (7/9768)
3.- Antalya Milletvekili Tuncay ERCENK'in,
yurt dışında yaşayan Türklerin sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı Mehmet AYDIN'ın cevabı (7/9913)
4.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in,
icra takibi başlatılan vatandaşlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı
(7/10905)
5.- Zonguldak Milletvekili Nadir SARAÇ'ın,
Devrek-Ereğli karayolu ihalesine ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı
Faruk Nafız ÖZAK'ın cevabı (7/10910)
6.- İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, TMSF yönetimindeki şirketlerin çalışanlarına sendika üyelikleri
konusunda baskılar yapıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/10990)
7.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in,
TSE'nin gıda ürünleriyle ilgili hazırladığı yeni bir standarda ilişkin
Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/10994)
8.- Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in,
Kara Kuvvetleri Komutanlığı brövesindeki değişikliğe ilişkin Başbakandan sorusu
ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/11000)
9.- Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in,
askerî sosyal tesislerde kâr oranının artırılmasına ilişkin Başbakandan sorusu
ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/11004)
10.- Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri
SAYGUN'un, TSE'nin gıda ürünleriyle ilgili hazırladığı yeni bir standarda
ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/11005)
11.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
TSE'nin gıda ürünleriyle ilgili hazırladığı yeni bir standarda ilişkin
Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/11008)
12.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
organ nakline ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/11171)
13.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
depremden etkilenen hizmet binalarına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/11320)
14.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Telsimin Motorolaya olan borcuna ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/11388)
15.- İzmir Milletvekili Türkân
MİÇOOĞULLARI'nın, AB'nin Türk zeytinyağına telafi edici vergi uygulamasına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/11395)
16.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
YAŞ kararlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi
GÖNÜL'ün cevabı (7/11466)
17.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Aksaray'ın Gülağaç İlçesinin hükümet konağı ihtiyacına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/11474)
18.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya-Kemer karayolundaki bir alt geçide ilişkin sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız ÖZAK'ın cevabı (7/11505)
19.- İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, yabancı sermayeli şirketlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve
Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/11524)
20.- Mersin Milletvekili Mustafa
ÖZYÜREK'in, askerî giysilerin teminine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı
M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/11613)
21.- Iğdır Milletvekili Yücel ARTANTAŞ'ın,
Iğdır Esnaf ve Sanatkâr Odaları Birliğinin yönetimine ilişkin sorusu ve Sanayi
ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/11688)
I.- GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
15.00'te açılarak beş oturum yaptı.
Bartın Milletvekili
Mehmet Asım Kulak, Bartın İlinin ekonomik ve sosyal alanda gelişebilmesi için
tanıtımın önemi ile yapılması gereken yatırımlara,
Erzurum Milletvekili
Mücahit Daloğlu, Misakımillî’nin kabulünün 86 ncı yıldönümüne,
İlişkin gündemdışı birer
konuşma yaptılar.
İstanbul Milletvekili
Berhan Şimşek'in, hükümetin, Futbol Federasyonu seçimlerine müdahale ettiğine
ve özerk kurumları siyasallaştırdığına ilişkin gündemdışı konuşmasına Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin cevap verdi.
İstanbul Milletvekili Ali
Topuz, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in, konuşmasında,
Partisine sataştığı iddiasıyla,
Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, İstanbul Milletvekili Ali Topuz'un, konuşmasında,
ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle,
Birer açıklamada
bulundular.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
232 nci sırasında yer
alan 769'a 1 inci ek sıra sayılı komisyon raporunun bu kısmın 5 inci sırasına
alınmasına ilişkin CHP Grubu önerisinin, yapılan müzakerelerden sonra, kabul
edilmediği,
297 nci sırasında yer
alan 1025 sıra sayılı Kanun Tasarısının bu kısmın 5 inci sırasına alınmasına
ilişkin Danışma Kurulu önerisinin, kabul edildiği,
Açıklandı.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan,
Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S.
Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden;
2 nci sırasında bulunan,
Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında (1/950) (S.
Sayısı: 920),
3 üncü sırasında bulunan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin (1/1030) (S. Sayısı: 904),
Kanun Tasarılarının,
Görüşmeleri,
4 üncü sırasında bulunan,
Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına
Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
(1/1050) (S. Sayısı: 1009), görüşmelerine devam olunarak 14 üncü maddesine
kadar kabul edildi, 14 üncü maddesi üzerinde bir süre görüşüldü; birleşime
verilen aradan sonra,
İlgili komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından,
Ertelendi.
5 inci sırasına alınan,
Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/1094) (S. Sayısı: 1025) görüşmeleri
tamamlandı; elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra, kabul edilip
kanunlaştığı açıklandı.
24 Ocak 2006 Salı günü
saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 18.49'da son verildi.
|
|
Sadık Yakut |
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ahmet Küçük |
Ahmet Gökhan Sarıçam |
|
|
|
Çanakkale
|
Kırklareli |
|
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
|
|
|
|
|
|
|
|
Bayram Özçelik |
Harun Tüfekci |
|
|
|
Burdur |
Konya |
|
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
|
No: 67
II.- GELEN KÂĞITLAR
20 Ocak 2006 Cuma
Cumhurbaşkanınca Geri Gönderilen Kanun
1.- 30.12.2005 Tarihli ve 5447 Sayılı Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri
Gereğince Cumhurbaşkanlığınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi
(1/1164) (Anayasa ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
9.1.2006)
Tasarı
1.- T.C. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'dan
Aylık veya Gelir Almakta Olanlara Ek Ödeme Yapılması ile Sosyal Sigortalar
Kurumu ve Bağ-Kur'dan Aylık veya Gelir Almakta Olanlara Ödenen Gelir ve
Aylıklarda 2006 Yılında Yapılacak Artışlar ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/1165) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 5.1.2006)
Teklifler
1.- Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk'ün; 3573 Sayılı Zeytinciliğin
Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunun 14. Maddesinde
(Değişik 28.02.1995 - 4086/3 Md.) Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/674) (Adalet ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.1.2006)
2.- Kırşehir Milletvekili
Hacı Turan'ın; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/675) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.1.2006)
Tezkere
1.- Sayıştayda Açık Bulunan 7 Sayıştay Üyeliği İçin 832 Sayılı
Sayıştay Kanununun Değişik 6 ncı Maddesi Hükmü Uyarınca Yapılacak Seçime Dair
Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/957) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6.1.2006)
Rapor
1.- Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Adana
Milletvekili Kemal Sağ'ın, Sosyal Güvenlik Barışı Yasa Teklifi; İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin'in, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar
Hakkında Prim Barışı Kanunu Teklifi; Ankara Milletvekili Eşref Erdem'in, 1479
ve 2926 Sayılı Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Önerisi; Erzurum
Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, İş ve Sigorta Barışı Kanunu Teklifi;
Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 42 Milletvekilinin, 1479 Sayılı Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Ek Geçici
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün ile 28
Milletvekilinin, Bağ-Kur ve SSK'ya Ait Birikmiş Prim Borçlarına Ödeme Kolaylığı
Getirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan'ın,
Sosyal Güvenlik ve Prim Barışı Kanunu Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1122, 2/116, 2/124,
2/137, 2/147, 2/379, 2/399, 2/457) (S. Sayısı: 1066) (Dağıtma Tarihi: 20.1.2006)
(GÜNDEME)
Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri
1. - Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, Gelibolu Yarımadası Tarihi
Millî Parkında yaşayan vatandaşların sorunlarına ve Parkın yönetimiyle ilgili
bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9604)
2. - Aydın Milletvekili Mehmet Mesut ÖZAKCAN'ın, belediyelere yapılan
kültürel etkinlik ve altyapı yardımlarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/9682)
3. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Adıyaman İlindeki yatırımlara
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/10676)
4. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlindeki yatırımlara
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/10677)
5. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Amasya İlindeki yatırımlara
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/10678)
6. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlindeki yatırımlara
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/10679)
7. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Siirt İlindeki yatırımlara
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/10680)
8. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Şırnak İlindeki yatırımlara
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/10681)
9. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Rize İlindeki yatırımlara
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/10682)
10. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Amasya
İlindeki yatırımlara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet
Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/10685)
11. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa
İlindeki yatırımlara ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10825)
12. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Antalya-Kepez'de açılan tapu iptali davalarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10868)
13. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın,
ilköğretim müfettişlerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10869)
14. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, okul
kantinlerinin denetimine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10870)
15. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, okul
öncesi eğitime ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10871)
16. - Muğla Milletvekili Ali Cumhur YAKA'nın, Muğla
İl Millî Eğitim Müdürlüğündeki bazı atamalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10872)
17. - Trabzon Milletvekili M. Akif
HAMZAÇEBİ'nin, fındık fiyatı ve alımları ile ilgili soru önergesine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10891)
18. - Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün,
kamunun reklam, ilan ve tanıtım giderlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/10896)
19. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, 1995 yılında
bazı şahıslarla yaptığı görüşmeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/10898)
20. - Ankara Milletvekili Yılmaz ATEŞ'in, Yüzüncü
Yıl Üniversitesi personeli iken naklen atananlara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/10900)
21. - Ankara Milletvekili Yılmaz ATEŞ'in, Ankara
Büyükşehir Belediyesi ile metropol ilçe belediyelerinin borçlarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10903)
22. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, esnaf ve
sanatkârların prim ve vergi borçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/10906)
23. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, ABD ile
Türkiye arasında İncirlik üssü konusunda yeni bir anlaşma yapılıp yapılmadığına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10907)
24. - İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz
KETENCİ'nin, Amerikan İstihbarat Merkeziyle ilgili bir iddiaya ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10908)
25. - Zonguldak Milletvekili Nadir SARAÇ'ın,
Çaycuma'daki bazı firmaların Karayolları Bölge Müdürlüğünden olan alacaklarına
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/10911)
26. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, doğalgaz
santrallerine yapılan doğalgaz satışına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10929)
27. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Bakü-Tiflis-Ceyhan Proje Direktörlüğüne ve BOTAŞ'ın bazı işlemlerine ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/10930)
28. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Bakü-Tiflis-Ceyhan Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10931)
29. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Rusya
seyahatine ve Gazprom'la görüşmelere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10932)
30. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Bakü-Tiflis-Ceyhan Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10933)
31. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, BOTAŞ'ın
Bakü-Tiflis-Ceyhan Projesiyle ilgili bazı işlemlerine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/10934)
32. - Ankara Milletvekili Ersönmez YARBAY'ın,
çeşitli şekillerde çalıştırılan kafeteryalara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10939)
33. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
Keçiören Belediyesiyle ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10940)
34. - Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün,
İstanbul-Levent'teki İETT arazisine yapılacak yatırıma ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10941)
35. - Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, Ankara
Büyükşehir Belediyesinin borçlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10944)
36. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, bazı
belediyelerin çalışanlarına sendika değiştirme baskısı yapıldığı iddialarına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10946)
37. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İstanbul
Levent'deki İETT arazisi üzerinde yapılacak yatırıma ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10947)
38. - Ankara Milletvekili Mehmet TOMANBAY'ın, cep
telefonlarından alınan vergilere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10948)
39. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in,
özelleştirme tahsilatına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10951)
40. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
eğitimdeki yeni politikalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10953)
41. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, ders
kitaplarının içeriğindeki bazı konulara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10954)
42. - Burdur Milletvekili Ramazan Kerim ÖZKAN'ın,
ders kitaplarının ve öğretmen kılavuzlarının dağıtımına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10955)
43. - Bursa Milletvekili Mustafa ÖZYURT'un,
Bursa'nın Yıldırım İlçesindeki bir mahallenin okul ihtiyacına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10957)
44. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in,
öğrencilere ve burslara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10958)
45. - Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun,
Aydın'ın Nazilli İlçesinde yapılan mutemetlik ücreti kesintisine ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10959)
46. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın,
İstanbul Avcılar'daki hastane inşaatının hükümet konağına dönüştürülmesine
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10961)
47. - Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, Muğla-Bodrum Devlet Hastanesinin bir ihalesine
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10964)
48. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in,
İstanbul'da devredilen SSK hastaneleri personeline dağıtılan bilgi formuna
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10966)
49. - İstanbul
Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, TMSF'ye devredilen bankaların
devlete olan maliyetine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10982)
50. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in,
"2B" olarak bilinen arazilerin satışına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/10984)
51. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya'daki taş ocağı faaliyetlerine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/10985)
52. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Rize'de sele karşı alınan önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/10986)
53. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Rize'de muhtemel sel felaketlerinde kurtarma ve yardım için
alınacak önlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10987)
54. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza GÜLÇİÇEK'in,
Türkiye'de yaşayan AB vatandaşlarının yerel seçimlere katılmasını sağlayacak
hukuki düzenleme yapılıp yapılmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/10988)
55. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın,
Kızılayın verdiği öğrenci kredilerine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10989)
56. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, Çorum
Belediyesindeki rüşvet iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/10991)
57. - Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün, insan
hakları ihlalleri için özel bir hat kurulup kurulamayacağına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10992)
58. - Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün,
çimento fiyatlarındaki artışa ve rekabet mevzuatı ihlallerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10996)
59. - Ankara Milletvekili Bayram Ali MERAL'in, Emekli Sandığı gayrimenkullerinin
satışına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10997)
60. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'nın bir beldesindeki taş ocağı işletme başvurularına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11001)
61. - Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in, sigara
ve içki yasağı uygulamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11003)
62. - Gaziantep Milletvekili Abdulkadir ATEŞ'in,
Gaziantep'te vekaleten görev yapan yöneticilere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/11007)
63. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, bir
şahsın gönderdiği mektuba ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11010)
64. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, Çorum
Belediyesindeki rüşvet iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11011)
65. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, sosyal
güvenlik kuruluşlarının sağlık harcamalarına ve Hazine transferlerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11012)
66. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Van İliyle
ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11013)
67. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, işsizlik
sorununa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11014)
68. - Burdur Milletvekili Ramazan Kerim ÖZKAN'ın,
Burdur Devlet Hastanesinin tadilatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11015)
69. - Burdur Milletvekili Ramazan Kerim ÖZKAN'ın,
Burdur-Bucak'taki Tekel Müdürlüğünün kapatılacağı iddiasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/11016)
70. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, bir
şahsın gönderdiği mektuba ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11017)
71. - Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, bazı
ekonomik verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11018)
72. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, 5084
sayılı Kanunda yapılan değişiklikten sonra gerçekleşen yatırımlara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11020)
73. - Kars Milletvekili Selami YİĞİT'in, Doğu
Anadolu Turizm Odaklı Kalkınma Projesine ve kış olimpiyatları hazırlıklarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11022)
74. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın,
TEKEL'in bazı uygulamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11023)
75. - Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, Çorum
Belediyesindeki rüşvet iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11025)
76. - Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın,
gündemdeki bazı tartışma konularına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11026)
77. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, yurt
dışına yaptığı resmi ziyaretlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11029)
78. - Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in, bir
trafik polisinin bir kangal köpeğini vurması olayına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/11030)
79. - Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in,
Kızılay'ın Rize Teşkilatına kayyum olarak atananlara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/11031)
80. - Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun,
emekli aylıklarının iyileştirilmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11050)
81. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
emeklilere yönelik çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11051)
82. - Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in, Ankara
İlindeki akarsuların kirliliğine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11054)
83. - Kocaeli Milletvekili İzzet ÇETİN'in,
Kocaeli-Derince'de depolanmış atıklara ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11055)
84. - Balıkesir Milletvekili Turhan ÇÖMEZ'in,
Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11056)
85. - Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün, av
turizmi gelirlerine ve av hayvanlarının korunmasına ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11057)
86. - Muğla Milletvekili Fahrettin ÜSTÜN'ün,
kanatlı hayvan avcılığındaki yasaklamaya ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11058)
87. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, orman
kadastrosuna ve 2B olarak bilinen arazilerin durumuna ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11059)
88. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
İskenderun Körfezinde batan yabancı gemiye ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11062)
89. - İstanbul Milletvekili Mehmet SEVİGEN'in, bir
Rum milletvekilinin Kıbrıs'ta Yeşil Hattı geçerek gerçekleştirdiği eyleme
ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi
(7/11063)
90. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Gümrük
Birliğinde uğranılan zarara ve AB'den alınan fonlara ilişkin Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/11064)
91. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, AİHM
kararlarına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru
önergesi (7/11065)
92. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin,
AİHM'nin bir kararına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
yazılı soru önergesi (7/11066)
93. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, kamu
personel sistemine ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün yeniden yapılandırılmasına
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru
önergesi (7/11072)
94. - Kars Milletvekili Selami YİĞİT'in, kış
olimpiyatları hazırlıklarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/11074)
95. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Konyaspor'un bir karşılaşmasıyla ilgili kararlara ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/11076)
96. - Şanlıurfa Milletvekili Turan TÜYSÜZ'ün, AB
ortak para birimine geçilmesine ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı
soru önergesi (7/11078)
97. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, cari
işlemler açığının oluşturduğu riske ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN)
yazılı soru önergesi (7/11080)
98. - Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın,
enerji fiyatlarındaki artışın sanayi sektörüne etkisine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11087)
99. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, ihalesiz
iş verdiği için hakkında rapor düzenlenen bürokratlara ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11088)
100. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir hukuk bürosu ile yapılan sözleşmelere
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11089)
101. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir
doğalgaz projesi ihalesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11090)
102. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11091)
103. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
BOTAŞ'ın, doğalgaz ithalatına ve mali göstergelerine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11092)
104. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11093)
105. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11094)
106. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Mavi
Akım doğalgazının İsrail'e ulaştırılacağı iddiasına ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11095)
107. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Proje Direktörlüğü personeline ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11096)
108. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir
Sayıştay raporuna ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11097)
109. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Mavi
Akım Sözleşmesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11098)
110. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, BOTAŞ'a
şifahi talimat verildiği iddiasına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11099)
111. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya'daki taş ocağı faaliyetlerine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11101)
112. - Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, Batı
Karadeniz'deki sondaj platformlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11102)
113. - Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin KPSS sonuçlarına göre atama yapmamasına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11103)
114. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Gemlik-Şükriye Köyünün sulama suyu ihtiyacına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11105)
115. - İzmir Milletvekili Oğuz OYAN'ın, İstanbul
Büyükşehir Belediyesinin yabancı yatırım yapılacak arazisine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11106)
116. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
havalimanlarında görevli Emniyet teşkilatı personeline havacılık tazminatı
ödenip ödenmeyeceğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11107)
117. - Afyonkarahisar Milletvekili
Reyhan BALANDI'nın, Dinar Belediye Başkanı hakkındaki bir iddiaya ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11108)
118. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
Ankara Büyükşehir Belediyesinin borçlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11109)
119. - Denizli
Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresinin
Büyükşehir Belediyesine borç vermesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11110)
120. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresinin bir uygulamasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11111)
121. - Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in, Ankara
Büyükşehir Belediyesine yeni bağlanan köylere götürülen hizmetlere ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11112)
122. - Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin,
Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerindeki personel hareketlerine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11113)
123. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İstanbul
Büyükşehir Belediyesinin bazı araziler üzerindeki uygulamalarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11114)
124. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, yeni kurulacak ilçelerle ilgili çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11116)
125. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'da yapılması planlanan spor kompleksine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11118)
126. - Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın,
Antalya-Alanya-Tosmur Beldesindeki imar uygulamalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11119)
127. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa'daki bazı köy yollarının yenilenmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11120)
128. - İzmir Milletvekili Hakkı AKALIN'ın, İzmir'in
Karşıyaka İlçesindeki bazı alanlara baz istasyonu yerleştirilmesine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11122)
129. - İzmir Milletvekili Hakkı AKALIN'ın, Latife
Hanım Köşkünün kamulaştırılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11125)
130. - Malatya Milletvekili Süleyman SARIBAŞ'ın,
Çorum Belediyesiyle ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11126)
131. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İstanbul
Büyükşehir Belediyesinin gıda yardımlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11127)
132. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa'nın Yenişehir İlçesindeki bir yolun yenilenmesine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11128)
133. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa'nın Orhaneli İlçesindeki bir yolun yenilenmesine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11129)
134. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa'nın Harmancık İlçesindeki bir yolun yenilenmesine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11130)
135. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa'nın Gemlik İlçesindeki bir yolun yenilenmesine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11131)
136. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Konya-Beyşehir Belediyesiyle ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11132)
137. - Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın,
Adana-Seyhan Belediyesiyle ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11133)
138. - Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in, bazı
belediyelerin içki yasağı uygulamalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11134)
139. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, taşınmaz kültür varlıklarının onarımı kapsamında Antalya'ya kaynak
ayrılmamasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11136)
140. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya'daki
bazı müzelere yönelik usulsüzlük iddialarına ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11137)
141. - Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün,
korunmaya muhtaç çocuklara hizmet verecek eğitim kurumlarına vergi indirimi
sağlanıp sağlanmayacağına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11141)
142. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Rize'nin İkizdere İlçesinde taşımalı eğitim uygulaması sebebiyle
boşaltılan okullara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11146)
143. - Zonguldak Milletvekili Harun
AKIN'ın, Zonguldak'ın köylerindeki eğitim sorunlarına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11148)
144. - İzmir Milletvekili Hakkı AKALIN'ın, depremde
hasar gören bir okula ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11149)
145. - Burdur Milletvekili Ramazan Kerim ÖZKAN'ın,
Burdur Yeşilova Öğrenci Pansiyonu inşaatı ihalesine ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11150)
146. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya-Varsak Beldesinin okul ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11151)
147. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın,
görev yerleri değiştirilen öğretmen ve yöneticilere ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11152)
148. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan'ın
Hanak İlçesindeki öğrenci yurdu inşaatına ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11153)
149. - Antalya Milletvekili Hüseyin EKMEKÇİOĞLU'nun,
Antalya-Manavgat Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi inşaatına ilişkin
Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11156)
150. - Antalya Milletvekili Hüseyin EKMEKÇİOĞLU'nun,
Anadolu Lisesine dönüştürülen okulların öğretmenlerine ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11158)
151. - Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
okullardaki bilgisayar oranına ve derslik ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11159)
152. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin,
Anadolu Lisesine dönüştürülen okullara atanan öğretmenlere ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11161)
153. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, ders
kitabı olarak kullanılan bir kitaba ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11162)
154. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, İzmir'de
depreme dayanıklı olmayan okullara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11163)
155. - Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, bir
ilköğretim okulu öğretmeni hakkındaki bir iddiaya ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11164)
156. - Şanlıurfa Milletvekili Turan TÜYSÜZ'ün, APK
Daire Başkanlığınca bastırılan bir kitaba ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11166)
157. - Zonguldak Milletvekili Harun
AKIN'ın, Zonguldak'ın, köylerinin sağlık ocağı ve sağlık evi ihtiyacına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11167)
158. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, sağlık
hizmetlerine ve sağlık harcamalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11168)
159. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, devredilen
SSK personeline ve ilaç fabrikalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11169)
160. - İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Kütahya
Simav Devlet Hastanesinin bazı sağlık hizmetlerini özel sektörden karşılamasına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11170)
161. - Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
bürokrat atamalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11172)
162. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
Adana'da yeni yapılan devlet hastanesinin ne zaman hizmete açılacağına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11175)
163. - Tekirdağ Milletvekili Erdoğan KAPLAN'ın,
İstanbul'daki havalimanlarının yeterliliğine ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11189)
164. - Çorum Milletvekili Feridun AYVAZOĞLU'nun,
Merzifon Askeri Havalimanının sivil hava ulaşımına açılıp açılmayacağına
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11191)
165. - Bitlis Milletvekili Edip Safder GAYDALI'nın,
Haydarpaşa Limanına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11192)
166. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Konya-Ankara hızlı tren projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11197)
167. - İzmir Milletvekili Türkan MİÇOOĞULLARI'nın, bir açıklamasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/11202)
168. - Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN'un,
Dışişleri Bakanının Suriye ziyaretine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11203)
169. - Denizli Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın, bir
bürokratın sözde Ermeni soykırımı iddiasıyla ilgili ifadelerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11204)
170. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, uluslararası tahkime götürülen sözleşme ve davalara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11206)
171. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
Yüzüncü Yıl Üniversitesindeki bazı öğretim üyelerinin istifasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11209)
172. - İstanbul Milletvekili Halil AKYÜZ'ün, bir
gazetede çıkan bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11210)
173. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, emlak
vergisi birim fiyatlarının belirlenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/11211)
174. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya'nın Alanya İlçesinin arıtma tesisine ilişkin Çevre ve
Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/11217)
175. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
oluşturulan fonlara ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11218)
176. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, spor
dallarındaki başarı durumuna ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/11222)
177. - Burdur Milletvekili Ramazan Kerim ÖZKAN'ın,
Burdur-Yeşilova-Değirmendere Göletine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11229)
178. - Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın,
Elbistan'da faaliyete geçecek termik santrale ve enerji açığı iddialarına
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11230)
179. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Babasultan Barajına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11231)
180. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Nilüfer-Güngören Göletine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11232)
181. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Orhaneli-Göynükbelen Göletine
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11233)
182. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Büyükorhan-Durhasan Göletine
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11234)
183. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Karacabey-Gölecik Barajına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11235)
184. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Büyükorhan-Kınık Göletine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11236)
185. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Orhaneli-Karıncalı Göletine
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11237)
186. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Nilüfer Barajına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11238)
187. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Çınarcık Barajına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11239)
188. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-İznik-Mahmudiye Göletine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11240)
189. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Büyükorhan-Gedikler Göletine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11241)
190. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Gemlik-Büyükkumla Köyü Barajına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11242)
191. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Yenişehir-Çiçeközü Göletine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11243)
192. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Keles-Dağdibi Göletine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11244)
193. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Yenişehir-Boğazköy Barajına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11245)
194. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Bingöl-Kiğı Barajı projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11246)
195. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
oluşturulan fonlara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11247)
196. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Ankara
Su ve Kanalizasyon İdaresinin sayaç ve atık su bedeli uygulamalarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11248)
197. - Zonguldak Milletvekili Harun
AKIN'ın, Zonguldak'ın köylerinin yol ve içme suyu sorunlarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11249)
198. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya
İl merkezindeki hız kasislerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11250)
199. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
belediyelerin sağlık kuruluşlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11252)
200. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
oluşturulan fonlara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11258)
201. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, bazı
uygulamalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11259)
202. - Tekirdağ Milletvekili Erdoğan KAPLAN'ın,
Ümraniye Belediyesinin Çanakkale Savaşı hakkında hazırlattığı bir çizgi filme
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11260)
203. - Ankara Milletvekili Mehmet TOMANBAY'ın,
sözleşmeli personelin sosyal güvencesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11262)
204. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
oluşturulan fonlara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11263)
205. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'nın bazı ilçelerinin doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11264)
206. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'daki bir hastaneye ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11265)
207. - Kocaeli Milletvekili Salih GÜN'ün, özel
sağlık kuruluşlarının ücretlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11266)
208. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
oluşturulan fonlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11268)
209. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, bir
kanser ilacının bedelinin karşılanmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11269)
210. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
oluşturulan fonlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11276)
211. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
oluşturulan fonlara ilişkin Devlet Bakanından
(Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/11279)
212. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
oluşturulan fonlara ilişkin Devlet Bakanından
(Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/11280)
No.: 68
23 Ocak 2006 Pazartesi
Tasarılar
1.- Kuzey Ankara Girişi
Kentsel Dönüşüm Projesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı
(1/1166) (İçişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2006)
2.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Kongo Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik
ve Bilimsel İşbirliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı (1/1167) (Millî Savunma ile Dışişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2006)
Geri Alınan Yazılı Soru Önergesi
1.- Şanlıurfa
Milletvekili Turan TÜYSÜZ, özelleştirme kapsamındaki kuruluşların yönetim ve
denetim kurulu üyeliklerine yapılan atamalara ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesini 23.1.2006 tarihinde geri almıştır. (7/11486)
No.: 69
24 Ocak 2006 Salı
Teklifler
1.- Karaman Milletvekili
Yüksel Çavuşoğlu ve 3 Milletvekilinin; 406 Sayılı Telgraf ve Telefon Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/676) (Plan ve Bütçe ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.1.2006)
2.- Anavatan Partisi Grup
Başkanvekili Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın; 5275 Sayılı Ceza ve
Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi (2/677) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2006)
3.- Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekili Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ve 2
Milletvekilinin; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/678) (Adalet Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.1.2006)
Raporlar
1.- Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1089) (S. Sayısı: 1067) (Dağıtma tarihi:
24.1.2006) (GÜNDEME)
2.- 28.12.2005 Tarihli ve
5440 Sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun ve Anayasanın 89
uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere
Geri Gönderme Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1161) (S. Sayısı:
1068) (Dağıtma tarihi: 24.1.2006) (GÜNDEME)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 15.00
24 Ocak
2006 Salı
BAŞKAN :
Başkanvekili Ali DİNÇER
KÂTİP
ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin
53 üncü Birleşimini açıyorum.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM
Başkanvekili Ali Dinçer'in, gazeteci-yazar Uğur Mumcu'yu, öldürülüşünün 13 üncü
yılında, saygıyla andığını ifade eden; Halkçı Parti ve SHP Genel Başkanı,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı Aydın Güven Gürkan'a vefatı nedeniyle
Tanrıdan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileyen konuşması
BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, bugün,
araştırmacı gazeteci-yazar, Türk Milletinin seçkin, yiğit evladı Uğur Mumcu'nun
hunharca öldürülmesinin yıldönümü; anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Toplantı yetersayısı vardır.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Nerede var?!
Gelenler gelsin; bizim canımız yok mu, her zaman geliyoruz!
BAŞKAN - Bu arada, bugün, çok değerli bir
bilim adamı, politikacı, devlet adamı, yine, milletimizin yetiştirdiği, seçkin,
değerli evlatlarından Aydın Güven Gürkan'ı toprağa veriyoruz. Eski
milletvekili, Halkçı Parti, SHP Genel Başkanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski
Bakanı Aydın Güven Gürkan'a Tanrı'dan rahmet diliyoruz; kederli ailesine, onu
yetiştiren Yüce Milletimize başsağlığı diliyoruz.
Değerli milletvekilleri, gündeme geçmeden
evvel, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, bazı bölgelerdeki
sağlık personelinin yetersizliği hakkında söz isteyen Iğdır Milletvekili Dursun
Akdemir'e aittir.
Buyurun Sayın Akdemir. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
B)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir'in, Iğdır ile Ağrı'nın Doğubeyazıt İlçesindeki
hastane ve sağlık ocaklarındaki sağlık personeli yetersizliğine ve bu konuda
alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Sağlık Bakanı Recep
Akdağ'ın cevabı
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bazı bölgelerdeki sağlık personelinin yetersizliği
nedeniyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım; hepinizi ve Yüce Meclisi
saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, kuş
gribi nedeniyle, seçim bölgem olan Iğdır İlinde, 6 ile 13 Ocak tarihleri
arasında Iğdır'da çalışmalarda bulundum. Bu arada, kurban bayramının ikinci
günü, Doğubeyazıt'ta 4 çocuğundan 3'ünü kuş gribine kurban veren Koçyiğit ailesine
başsağlığı ziyaretinde bulundum. Buradan, tekrar, Koçyiğit ailesine ve başka
yakınlarını kaybedenlere, ayrıca, Yüce Türk Milletine başsağlığı ve Allah'tan
sabır diliyorum. Ziyaretimi takiben Doğubeyazıt Hastanesine gittim -kurban
bayramının ikinci günüydü- acil girişinde, görevlilere, nöbetçi uzman doktoru
sordum; uzman doktor yoktu. Acile ait bir bölümde, hastanenin tek nöbetçi
hekimi, bir pratisyen hekimin etrafında 60-70 kişi birikmiş, bir kısmının da
çocukları kucağında kalabalıkla karşılaştım. İkinci bölmede, Ankara'dan gönüllü
geldiğini söyleyen bir doktor meslektaşımızın da etrafındaki durum aynıydı; arı
kovanına üşüşen arıların görüntüsü gibi bir manzara arz ediyordu. Bu gönüllü
hekim arkadaşımın bu yüce yürekli davranışını yürekten kutluyorum. O ve onun
gibi, bölgedeki tüm imkânsızlıklara karşın hizmet vermeye çabalayan fedakâr
insanları bu kürsüden takdir ediyor, kutluyor ve saygı duyuyorum. Buna
karşılık, Sağlık Bakanlığının aczini de büyük üzüntü verici olarak buradan
beyan etmek istiyorum; Doğubeyazıt Hastanesindeki nöbeti gönüllü bir pratisyen
hekime bırakmıştı ve bulundurulması gereken uzman nöbetçi doktorlar yoktu.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; hastanede vatandaşlarımız beni görünce Ankara'dan görevli gelmiş
olduğunu sandılar. Kalabalık ilkönce hükümet yetkilisi sandı, sitemli
söylentilerle üzerime gelmeye başladılar. Ben de, Erzurum'da doktorluk yapan
Doktor Dursun Akdemir olduğumu, Anavatan Partisi Milletvekili olduğumu, hükümet
yetkilisi olmadığımı söyleyince, aralarından tanıyanlar çıkınca, benimle
sitemli konuşmaları diyaloğa dönüştü. Kendi ifadelerine göre, Sağlık Bakanımız
iki gün önce Doğubeyazıt'a gelmiş -benden iki gün önce- hastaneye uğramadan
geri gitmişti. Hastanedeki sağlık personelinin yetersizliğini Bakana
anlatamamanın sıkıntısı içindeydiler.
Değerli arkadaşlarım, ben buradan, orada
çekilmiş bazı resimleri basın mensupları için göstermek istiyorum:
Kalabalığın bir anda benim etrafımda toplanması, benim hayretle,
telaşla, şu anda bir şey yapamayacağım; ama, Ankara'ya gidince yetkililere
aktaracağım ifadesi…
Ankara'dan gönüllü gelen doktor arkadaşla
oluşturmaya çalıştığım diyalog…
Koçyiğit ailesine başsağlığı ziyaretimi
belgeleyen görüntü…
Değerli arkadaşlarım, ben bu cümleleri
burada söylemek istemezdim; ancak, Sayın Bakanımız beni söyleme zorunluluğunda
bıraktı. "Neden uğramadınız" diye sorduğumda, bu kürsüden "bu
konuyu çok istismar ediyorsunuz" diye bana çıkışmıştı. O nedenle,
gerçekliği aktarmak istiyorum.
Bu sıkıntıları yaşayan bir hekim, bir milletvekili
olarak, Iğdırlı ve Doğubeyazıtlı vatandaşlara dertlerini Türkiye Büyük Millet
Meclisi kürsüsünden hükümete aktaracağıma söz verdiğim için huzurlarınızdayım,
beni bağışlayın.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; bu tablo karşısında, Sayın Akdağ ve Sayın Başbakan Erdoğan'a
huzurlarınızda ısrarla sesleniyorum: Gidiniz, Doğubeyazıt'taki sağlık
yetersizliğini tekrar görünüz. Iğdır'ın Tuzluca ve Aralık İlçelerinde
hastanelerde doktor olmadığını, yeni hastanelerin çalışmadığını görünüz. Iğdır'ın
Alikamerli Köyünün sağlık ocağında hekim yok. Tuzluca İlçesinin Gaziler
Köyündeki sağlık ocağı 20 köye hizmet ediyor, doktor yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sözünüzü, lütfen, tamamlayın.
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - En kısa zamanda
tamamlayacağım Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; yine, aynı şekilde, Güllüce Molla Kamer Sağlık Ocağında da doktor
yok. Bu sıkıntıları yaşayan bir hekim, bir milletvekili olarak, Iğdırlı ve
Doğubeyazıtlı hastaların dertlerini dile getirmek için buradayım.
Değerli arkadaşlarım, bugün, burada, bu
vesileyle, bir kez daha kısaca sağlık sistemimizde hükümetin önemli bir mesafe
alamadığını anlatmaya çalışacağım. İki
cümleyle söylemek istiyorum; otuzüç yıl önce; yani, 1973 yılında, o zamanki
bütçeden yüzde 4,2 oranında sağlığa pay ayrılmış, 2005 yılı bütçesinde
yüzde 3,56. Nereden nereye geldiğimizi
size söylemek istiyorum. O zaman sağlık ucuzdu; şimdi sağlığı korumak çok
pahalı olduğu halde, bu oranın yeteceğini düşünüyor musunuz?
İnsan sağlığı ve sosyal güvenliği
alanlarında Anayasamızda ve İnsan Hakları Bildirgesinde açık ve net olarak
tanımlanan, insana tanınmış olan insanın sağlık haklarının korunmasını,
hükümetin en kısa zamanda yerine getirmesini, bu kürsüden, arzu ediyorum.
Sağlık Bakanlığının görev tanımı yeniden
yapılmalı; yani, çağımızda, Sağlık Bakanlığı hastane işletmeciliği,
patronluğunu artık bırakmalıdır; aslî görevi denetleme, standart oluşturma,
planlama ve kalite yükseltme olmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetleri mutlaka
devlet yükümlülüğü altında yürütülmelidir. Ülkemizin sağlık düzeninin tüm yapı
taşlarını yeniden oynatarak, çağdaş sağlık ve sosyal güvenlik normlarına
kavuşacak tarzda yeniden yapılanmalı, sağlık kaynakları serbest piyasa
ekonomisi kurallarından olan rekabet ve kârlılık oranı esaslarına göre
düşünülmemeli, insan sağlığının ticari bir metaa dönüşmesi kesinlikle
engellenmelidir.
Değerli arkadaşlarım, sağlık ve sosyal
güvenliğe finansal kaynak ayırırken, ülkemiz gerçeklerine çoğu zaman uymayan,
Dünya Bankası raporları ve IMF kararlarıyla iç-dışborç ödemelerine kaynak
ayırma telaş ve kaygısı içerisinde olmamalıdır.
Değerli arkadaşlarım, bu arada, bütçe
hazırlanırken, 2000 yılı bütçesinde, 31.12. 2005 tarihine kadar olan borçlar
silindi denildi. Bütün hastaneler, şu anda büyük bir sıkıntı içerisinde,
ödemeler yapılamıyor, dönersermaye sıkıntı içinde. Bu konuyu da, bu vesileyle
belirtmek istiyorum.
Herkes "ülkeyi seviyorum" diyor,
Başbakan da, Bakanımız da "seviyorum" diyor. Ülkeyi sevmek demek,
fakir fukara edebiyatı yaparak, ramazanda, iftar çadırlarında şova dönüşen
görüntülerle vatandaşların duygularını istismar etmek değildir. (Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Dursun Bey, süreyi bayağı
aştınız; toparlayın lütfen.
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Son cümlelerimi söylüyorum.
Ülkeyi sevmek demek Sayın Başkanım, çok
uzakta da olsa, Iğdır ve Doğubeyazıt'taki eksiklikleri anında karşılamak ve
Türkiye'nin sağlık sistemini işletmek demektir. Ülkeyi sevmek demek, haklı
kazanımlara fırsat vermek, haksız kazanımları engellemek demektir. Ülkeyi
sevmek demek, kendi yakınlarımız kadar milletin hakkına sahip çıkmak demektir.
Ülkeyi sevmek demek, doğru ve adaletli olmak demektir.
Tekrar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(Anavatan Partisi ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı konuşmaya, Sağlık
Bakanı Prof. Dr. Sayın Recep Akdağ yanıt verecek.
Buyurun Sayın Akdağ. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -
Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; kuşkusuz ki sağlık, hakikaten,
ülkemizin en önemli konularından biri. Siyaset yoluyla ülkeye hizmet etmek
isteyen kişiler için de, bu önemden dolayı, mutlaka meselenin dikkatle ele
alınması ve ülkemizde ciddî bir sağlık dönüşümünün gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Sağlık, aslında, Hükümetimiz dönemine
kadar, onyılların yetim alanı olarak kalmış, belki bir yarım yüzyılın, belki
bir koca yüzyılın ülkemizde yetim alanı olarak kalmış bir alan.
Değerli Iğdır Milletvekilimiz Sayın
Akdemir, Doğubeyazıt'taki gözlemlerinden bahsetti. Ben, rakamlarla konuşacağım;
çünkü, rakamlar son derece önemli gerçekleri ortaya koymak açısından,
sloganlarla konuşmak yerine, bize daha gerçekçi rakamlar verebilir. Acaba, biz
iktidarı devraldığımızda, hizmeti devraldığımızda, genelde Doğu Anadolu
Bölgesinde, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ve özelde Ağrı ve Iğdır'da durumlar
neydi, nereden nereye geldik; bunu görmek lazım. Kuşkusuz ki, sağlık
hizmetleriyle ilgili, özellikle bu bölgelerimizde daha yapacak çok işimiz var.
Hem yatırımlar açısından hem personel açısından, bu bölgelere mutlaka özel bir
önem vermeye devam etmeliyiz. Kendi dönemimizde yaptığımız gibi, buna devam
edeceğiz; ama, acaba, nereden nereye geldik?.. Şu anda Sayın Akdemir'in, çatısı
altında bulunduğu parti, bizden önce iktidarın ortağıydı. Dolayısıyla, bu
kıyaslamalar çok önemlidir; aziz milletimizin, bu kıyaslamaları layıkıyla
değerlendireceğine eminim.
Değerli milletvekilleri, Ağrı İlimizde,
biz göreve geldikten hemen sonra, 1 Ocak 2003 tarihi itibariyle, yani, iktidarımızın
ilk iki ayı içerisinde yaptığımız değerlendirmeler sonucunda şunlarla
karşılaşmıştık: Koskoca ilde 20 tane uzman hekim vardı. Şimdi, Sayın Akdemir
Doğubeyazıt'taki hekim eksikliğinden bahsediyor; ama, acaba, nereden nereye
gelmişiz, bunu bir görelim. 20 tane uzman hekim vardı; şu anda, Ağrı İlimizde,
Sayın Akdemir, 50 tane uzman hekim var.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Yetmiyor demek
ki.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -
Doğru, yetmiyor efendim..
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - 4 tane ölü veren
yerde uzman hekim yoktu.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -
Yetmiyor efendim; ama, 20'den 50'ye çıkmışız; bizden önceki iktidar dönemindeki
sayıyı 2,5'a katlamışız.
Full time çalışan uzman hekim oranı… Biz
geldiğimizde, bu 20 hekimin hemen hemen tamamı part time çalışıyormuş, yani,
muayenehane hekimliği yapıyormuş. Oysa, şu anda, hekimlerimizin, Ağrı İlimizde
yüzde 62'si tam gün zamanlı olarak vatandaşımıza hizmet vermektedir.
Ağrı İlimizde sözleşmeli olarak
gönderdiğimiz hemşire-ebe sayısından da bahsedeyim size. Bu, sözleşmeli
ebe-hemşire ve diğer sağlık personeli gönderdikten sonra, 279 olan sağlık
personeli sayısı, bugün, Ağrı ilimizde 436'dır değerli milletvekilleri.
Ağrı-Doğubeyazıt İlçemizde -Sayın
Milletvekilimiz uzman sayısından bahsettiler- göreve başladığımızda 3 olan
uzman sayısı şu anda Doğubeyazıt ilçemizde 5'tir, hemşire-ebe sayımız da 42'den
78'e çıkmıştır. Ama -özellikle ifade ediyorum- bu sayılar, şu anda ulaşmayı
istediğimiz, ulaşmayı hedeflediğimiz sayılar değil; ama, nereden nereye geldiğimizin
de açık ifadeleridir.
Iğdır İlinde de -aynı sayıları vereyim-
göreve geldiğimizde 24 olan uzman hekim sayısı bugün 32'dir ve tam zamanlı
çalışan hekimlerimiz de yüzde 30'dan 60'a çıkmıştır.
Değerli milletvekilleri, bunu
gerçekleştirirken, kuşkusuz, bu bölgelerde özel birtakım tedbirler aldık.
Hekimlerimize, diğer sağlık çalışanlarımıza özel ücretler ödemeye başladık. Bu
anlamda, bütün bölge illerine baktığımız zaman, 5 ve 6 ncı bölge illerine
baktığımız zaman, uzman hekim sayımız 1 400'den 2 400'lere çıkmış durumdadır ve
full time çalışan uzman hekim oranımız da, yani, tam gün zamanlı çalışan
hekimlerimiz de yüzde 13'ten yüzde 60'a çıkmıştır.
Bu bölgelerde, değerli milletvekilleri,
sözleşmeli personelimize
-uzmanların rakamlarını size ifade edeceğim- 2005 yılı ortalama geliri
itibariyle -eski rakamlarla ifade ediyorum- 7 600 000 000 Türk Lirası ortalama
aylık ödemişiz. Daha önceki iktidar dönemlerinde böyle bir uygulamanın eseri
bile yoktu, takdir edersiniz. Ayrıca, pratisyen hekimlerimize de 3 200 000 000
lira aylık ortalama ödeme yapmışız.
Yatırımlar açısından ne gibi farklılıklar
oluşmuş; bir önceki iktidar döneminde -vurgulayarak, altını çizerek ifade
ediyorum- şu anda bu bölgelerle ilgili bilgi veren Sayın Akdemir'in, çatısı
altında bulunduğu partinin de iktidar ortağı olduğu dönemde, 1999 ile 2002
yılları arasında bu bölgelerde 23 tane hastane bitirilmiş ve yalnızca 660 tane
yeni yatak oluşturulmuştur.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Bakan,
bırak bunları; sen ne yapacaksın; onları anlat!..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -
Bizim dönemimizde 34 hastaneyi bitirdik ve 2 490 tane yeni yatak yaptık değerli
milletvekilleri.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Ama, insanlar
ölüyor!..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -
Dolayısıyla…
Sayın milletvekilleri, bu laf atma
alışkanlığı, siz rakamlarla konuştuğunuzda, gerçekleri ifade ettiğinizde, bunu
hazmedemeyen çok değerli bazı milletvekillerimizin alışkanlığı haline geldi bu
Yüce Mecliste.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Türkiye
büyüyor Sayın Bakan, Türkiye büyüyor!..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Bunu
da, yine, Yüce Milletimizin takdirine bırakıyorum.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Bazı zaman bakanlar
da atıyor!..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -
Sağlık öyle önemli bir konu ki değerli milletvekilleri, bunu sloganlarla
konuşamazsınız; yılların açığını, eksiğini, kuşkusuz ki, çok kısa süre
içerisinde de tamamen ortadan kaldıramazsınız; ama, Hükümetimiz dönemindedir
ki, işte, o fakir fukara edebiyatı yapanların aksine, biz, 10 000 000 yeşilkartlı
vatandaşımızın kaymakamlıkların kapısında, bir başka yerlerin kapısında boyun
eğmesini sonlandırdık.
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) -
Yeşilkartlılarımız şu anda hacizdeler!..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Bu
vatandaşlarımız, bugün, bu ülkenin onurlu insanları olarak muayenelerini
olmakta, reçetelerini de gidip eczanelerden serbestçe yaptırmakta ve ilaçlarını
alarak kendilerine ve yakınlarına kullanabilmektedirler. İşte, ülkeyi sevmek
budur değerli milletvekilleri. Tekrar ifade ediyorum: Ülkeyi sevmek, birtakım
sloganları arka arkaya tekrarlamakla olmaz. Sağlıkta böylesine bir dönüşümü
gerçekleştirmek için istikrarlı bir yönetime sahip olmanız, kararlı olmanız,
işi de iyi bilmeniz gerekir. AK Parti Hükümetimiz, hamdolsun, bunu, bugüne
kadar başarmıştır; bugünden sonra da bu dönüşüm mükemmel bir biçimde devam
edecektir.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - İyi
bildiğinizden kaynaklanıyor!..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -
Değerli milletvekilleri, bu ülkede -çok değil, bundan üç sene önce- eğer bir
sigortalı vatandaşsanız, bir sigorta hastanesinin kapısından başka
gidebileceğiniz hiçbir adres yoktu. Eğer o kapıya gidip de bir şekilde randevu
alabilmişseniz, muayene olabilmişseniz -pek diyemeyeceğim- sizin yüzünüze
bakılarak bir reçete verilmişse elinize, o reçeteyi de yine aynı hastanenin
eczanesinde saatlerce kuyruk bekleyerek ancak temin edebilirdiniz, eğer
ilaçların hepsi o eczanede var ise, o hastanenin eczanesinde; yoksa, bir başka
SSK hastanesi eczanesi aramak zorundaydınız, geri kalan ilaçları temin
edebilmeniz için. Ama, bakın, bugün, işçimiz, reçetesini doktorundan aldıktan
sonra, öyle, sadece 150 tane hastaneye muhtaç olarak, mahkûm olarak da değil,
ülkedeki bütün kamu sağlık kuruluşlarından yararlanabilerek, hem de sözleşme
yapılan özel sağlık kuruluşlarından da yararlanma imkânı bularak, reçetesini
aldıktan sonra bunu kolayca temin edebilmektedir. Öylesine kolayca temin
etmektedir ki, vatandaşımız gereksiz bir kuyrukta beklemesin diye, gereksiz bir
bürokrasiyle uğraşmasın diye, hastane başhekimlerinin bu husustaki reçete
tasdik şartını bile ortadan kaldırdık. Siz vatandaş olarak, şimdi…
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Bir de
hastalara sor Sayın Bakan, hastalara!..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -
Biraz önce de ifade ettim sayın milletvekillerim, söyleyecek sözü kalmayanlar,
ister istemez laf atıyorlar; bunu da tabiî karşılıyorum.
Şimdi, vatandaşımız, işçi vatandaşımız, bu
ülkenin neredeyse yarısına yakın nüfusunu oluşturan işçi vatandaşımız, geçmişle
kıyaslanmayacak biçimde sağlık hizmetine, ilaca daha kolay erişebilmektedir.
Bu, yeşilkartlı yoksul vatandaşımız için de böyledir, diğer bütün
vatandaşlarımız için de böyledir; ama, şunu biliyoruz; üç sene içerisinde bir
sağlık dönüşüm hamlesi tamamıyla bitirilemez. Daha önümüzde yapacak çok işimiz
var. Nasıl ki rehin kalan vatandaşımızı, hastanede rehin kalan vatandaşımızı,
bu yanlış, kötü alışkanlığı ortadan kaldırmak suretiyle bu dertten kurtardık,
nasıl ki bu ülkede 112 acil servis hizmetlerini üç sene içerisinde kapasite
olarak iki misline çıkardık, nasıl ki
bu ülkede vatandaşımız ülkenin bütün hastanelerinden hizmet alabilir
hale geldi, yarının Türkiyesinde bunun devamını göreceğiz. Bu hamle AK Parti
Hükümetlerimiz döneminde, AK Parti İktidarımız döneminde devam edecektir. Biz,
vatandaşımızın bu anlamdaki ciddî memnuniyetini gittiğimiz her yerde
gözlüyoruz. Hükümet olarak, böylece, gittiğimiz yolun doğruluğunu da görmüş
oluyoruz. Kuşkusuz ki, bu çabamıza, gayretimize bundan sonra da devam edeceğiz.
Vatandaşımızın sağlık hizmetini her geçen gün biraz daha kolay alması, her
geçen gün daha kaliteli bir sağlık hizmeti sunumuna kavuşması bizim en önemli
hedeflerimiz arasındadır.
Ben, bu itibarla, Yüce Meclisimizi
saygılarımla selamlıyor, hepinize sağlık ve afiyetler diliyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı ikinci söz, olağanüstü
büyük sanatçı Mozart'ın doğumunun yıldönümü münasebetiyle söz isteyen Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur'a attir.
Buyurun Sayın Erbatur. (CHP sıralarından
alkışlar)
2.- Adana
Milletvekili N.Gaye Erbatur'un, klasik müziğin tanınmış isimlerinden besteci
Wolfgang Amadeus Mozart'ın doğumunun 250 nci yılında, yaşamı, sanatçı kişiliği
ve eserlerine ilişkin gündemdışı
konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un cevabı
N.
GAYE ERBATUR (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Wolfgang Amedeus
Mozart'ın 250 nci doğum yılı münasebetiyle huzurunuzda söz almış bulunmaktayım;
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Sözlerime başlarken belirtmek isterim ki,
onüç sene önce aramızdan ayrılmış olan Uğur Mumcu'yu unutmadık. Işığı, önümüzü
aydınlatmaya devam edecektir.
Ayrıca, buradan, haklı direnişlerini
sürdüren Adana Tekel işçilerini kutluyor; Adana Tekel fabrikasının kapanmasını
kınıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
klasik batı müziğinin dünyada en çok sevilen ve tanınan ismi olan Mozart'ın bu
sene 27 Ocakta 250 nci doğum gününü kutlayacağız. Dünyamız her geçen gün daha
da küçülmekte, iletişim artmakta ve uluslar arasındaki uçurumlar azalmaktadır.
21 inci Yüzyılda küreselleşmenin etkisiyle içinde yaşadığımız bu süreç
kaçınılmaz olarak ilerlemektedir. Geçmişte ise uluslar arasındaki bu
yakınlaşma, iletişimin de günümüzdeki kadar kolay olmaması nedeniyle son derece
sınırlıydı. Bununla birlikte bazen öyle isimler çıkıyordu ki, ünleri, teknolojiye
gerek duymadan evrensel dil olan müzik yoluyla her yere ulaşıyordu. Hem çağında
hem da çağının çok sonrasında tüm dünya tarafından tanınan ve kültürler üstü
bir varlık haline gelen bu isimlerin başında Wolfgang Amedeus Mozart
gelmektedir. Mozart evrensel sanat olarak adlandırılan uluslarüstü anlayışın en
önemli simgelerinden birisidir.
Mozart'ın üç yaşında babası tarafından keşfedilen müzik yeteneği, ona, daha
çocuk yaştayken Avrupa çapında bir şöhret getirmiştir. Yaşamının ilk oniki
yılında babası ve kız kardeşiyle birlikte konserler vererek boydan boya
dolaştığı Avrupa'da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi toplamıştır.
Bununla birlikte, hayatı boyunca hastalıklarla
boğuşmuş, hak ettiği değeri görememiştir. 36 yaşında öldüğünde Mozart,
bugünkü kadar değeri bilinen bir
besteci değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Mozart'ın farkı, sadece küçük yaştaki muhteşem başarısından
kaynaklanmamaktadır. Onun müzik anlayışı döneminin çok üstünde ve besteleri,
içinde derin anlamları olan yapıtlardır. Bir saray müzisyeninin oğlu olarak
aristokrat ve saraylılar çevresi içinde dünyaya gelen Mozart feodalizmin ve aristokrasinin bozuk
düzeninden rahatsız olmaktaydı; bu rahatsızlığı müziğine yansımış ve bu nedenle
ona müziğin Voltaire'i denilmiştir. 18 inci Yüzyılın zarif eleştirici zekâsı
olarak kabul edilen Mozart'ın ünlü "Figaro'nun Düğünü" adlı oyunu bu
yönünü ortaya koymaktadır; çünkü, Figaro'nun Düğünü'nün baş kahramanı bir soylu
değil, bir soylunun hizmetçisidir. Bu yapıt, o döneme göre yazılması zor bir
eserdi ve bu nedenle de, Mozart'ın aynı zamanda sanatta bir devrimci olduğunu
söyleyebiliriz. Bununla birlikte Mozart'ın döneminin üstünde bir anlayışa sahip
olduğunu, oyunlarında kadın kahramanlarına "ben özgür doğmuş bir
kadınım" dedirterek kadın-erkek eşitliğini vurgulamasından da
anlamaktayız.
Mozart, hocasının da katkısıyla, gerçek
bir dünyada gerçek insanların hareket ve duygusal dramlarını yansıtmayı amaç
edinen yeni müzik anlayışının en iyi uygulayıcısı olmuştur. Zengin armonileme
ve orkestra egemenliği gibi getirdiği yenilikler yanında, çok daha geniş bir
yapı dizesi içinde ifade ağırlığını ve değerliliğini belirginleştirme tekniğini
ustalıkla kullanarak bu yeni akımın günümüze kadar gelen ölümsüz eserlerini
yaratmıştır. Müziğinde dehası, nükteciliği, hüznü ve hırsı anlam bulmuştur.
Mozart, konçertolar ve operalarda büyük başarı sağlamıştır. Bu denli kısa yaşam
süresine karşın "Sihirli Flüt" başta olmak üzere, eserlerine
bakıldığında müzik adına yapabileceklerinin tümünü yaptığı ve gerçek bir
üstünlüğe ulaştığı görülebilir. Zekâsı, özellikle lirik ve dramatik sanata
eğilimli olan Mozart'ı benzerlerinden ayıran en önemli özellik, duygular ve
aklı tam bir uyumla bir araya getirmesidir.
"Benim en büyük zevkim çalışmak"
diyen ünlü besteci, yaşadığı pek çok olumsuz duruma karşın eserlerinde
karamsarlığa yer vermemiş ve hiçbir eseri bir diğerinin tekrarı olmamıştır.
Mozart'ın coşkulu müziğinin nedeni olarak birçok araştırmacı iyimser
karakterini göstermektedir. Gerçekten de, günümüzde depresyon ve sinir
hastalarının Mozart dinletilerek tedavi edilmeye çalışılması, çocukların en
sevdiği müzisyenin Mozart olması, onun bu özelliğini vurgular niteliktedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Mozart'ı evrensel sanat için değerli kılan bu özelliklerinin yanı sıra, Türkler
için de ayrı bir önemi vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen, toparlayalım Sayın
Erbatur.
N. GAYE ERBATUR (Devamla) - Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Osmanlı İmparatorluğunun Viyana'yı
kuşatması sonrasında Türklerle tanışan besteci, Osmanlı'nın ihtişamından ve
mehter müziğinin zenginliğinden oldukça etkilenmiştir. Mozart'ın "Saraydan
Kız Kaçırma" operası bunlardan biridir. Ayrıca, "Sarayda
Kıskançlık" adlı bir balesi de yurdumuzla ilgili eserleri arasındadır.
Mozart'ın Türk müziğinin ritmik, ezgisel
ve tınısal özelliklerine duyduğu ilgi sadece operalarla sınırlı kalmamıştır.
Dünyanın "Türk Marşı" diye adlandırdığı ünlü eserler, Mozart'ın en
sevilen eserleri arasındaki yerini bu yüzyılda da korumaktadır. Türk Marşı,
aslında bir piyano sonatının "Alla Turca" başlıklı son rondo
bölümüdür. Bu nedenle, Mozart'a "alaturka" olarak dilimize yerleşen
sözcüğün sahibi diyebiliriz.
Türklüğün dünyada tanınmasına bu kadar
hizmet etmiş bir dahi müzisyenin 250 nci doğum gününde ona hak ettiği değeri
vermemiz gerekmektedir. Dünyanın eşsiz melodilerinin Türk adıyla yan yana
anılması gibi muhteşem bir hediyeyi bize vermiş olan Mozart'ı daha iyi
tanımalıyız. Yabancı dillerde hakkında sayısız inceleme olan Mozart'ın Türkçe
kaynaklarda yer almasını sağlamalı, gençlerimizi bu müziğin dahi çocuğuyla
tanıştırmalıyız. Mozart için yapılacak bir çalışma, sonuçta, çağdaş Türkiye'nin
evrensel sanat anlayışına verdiği önemin artmasına ve Mustafa Kemal Atatürk'ün
göstermiş olduğu muasır medeniyetler seviyesine yükselmemize katkıda
bulunacaktır.
Millet hayatında sanatın değerini takdir
eden Atatürk "bir millet, sanattan ve sanatkârdan mahrumsa, tam bir hayata
malik olamaz; bir millet, sanata ehemmiyet vermedikçe, büyük bir felakete
mahkûmdur" diyerek, sanatın önemini, millet hayatındaki rolünü
açıklamıştır. Sanat dalları içinde ise Atatürk, özellikle müziğin çok önemli
bir yeri olduğuna inanıyordu. 14 Ekim 1925'te, İzmir Kız Öğretmen Okulunu
ziyaretinde, öğrencilerin "hayatta musiki lazım mıdır" sorusuna
"hayatta musiki lazım değildir; çünkü, hayat musikidir. Musikiyle alakası
olmayan mahlukat insan değildir. Eğer mevzubahis olan hayat insan hayatı ise,
musiki behemehal vardır. Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musiki, hayatın neşesi,
ruhu, süruru ve her şeyidir" şeklinde cevap vermiştir.
Müziğin ve özellikle klasik müziğin önemi,
evrensel sanat anlayışının en belirgin görülebildiği alan olmasıdır. Avrupa
Birliği yolunda ilerleyen Türkiye'nin evrensel sanattan uzak olması, dünyanın
ilgi odağında bulunan ve evrensel müziğin en önemli temsilcilerinin başında
gelen bir müzisyene yeterince önem vermemesi mümkün değildir. Özellikle de Türk
kültürüyle bu kadar yakından ilgilenmiş bir isim olan Mozart'a ve onun evrensel
müziğine kayıtsız kalamayız. Doğumunun 250 nci yıldönümünde, Mozart'a,
ülkemize, evrensel müziğe katkıları ve Türk kültürüne verdiği değerden dolayı
şükranlarımızı, onu tanıtarak ve yaşatarak göstermeliyiz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür
ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Gaye Hanım, Mozart'la ilgili ne
kadar konuşulsa az, çocuk müziğine bile büyük katkıları var da, toparlamamız
gerekiyor, sürenizi bayağı aştınız; lütfen…
Buyurun, son sözünüz.
N. GAYE ERBATUR (Devamla) - Toparladım
Sayın Başkan, teşekkür ettim.
BAŞKAN - Bitirdiniz, teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, Sayın Gaye
Erbatur'un gündemdışı konuşması üzerine Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Atilla
Koç söz istedi.
Buyurun Sayın Bakan.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ
(Aydın)- Kültür ve Turizm Bakanı olarak Mozart'ın, tüm dünyanın tanıdığı bu
büyük bestecinin 256 ncı doğum yıldönümü münasebetiyle sizlerle beraber
konuşmak istedim. Ama, Gaye Hocam gayet geniş bir şekilde -eski tabirle-
arizamik Mozart'ı anlattı. Onun için, bana konuşacak söz kalmadı. Hocam, çok
teşekkür ederim. Ama, Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak bizim de Mozart üzerine
çalışmalarımız devam ediyor. Etkinliklerimize Bakanlık içinde ve Bakanlık
dışında devam edeceğiz. Çünkü, eserleriyle bize yakın, o çağlarda Avrupa'da
bize karşı duyulan kinleri, buzları bir sevecenliğe döndüren büyük bir bestekâr
olarak bugün Mozart'ın anısına gösteriler ve performanslar tertip edeceğiz.
Ben Gaye Hoca Hanıma tekrar teşekkür
ederek, Mozart'ın doğum gününde hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN- Değerli milletvekilleri,
gündemdışı üçüncü söz, Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin 13 ncü yıldönümü hakkında
söz isteyen Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'ya aittir.
Buyurun Sayın Gazalcı. (CHP sıralarından
alkışlar)
3.- Denizli
Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun öldürülüşünün
13 üncü yılında, terörü kınayan, suikastın azmettiricileri ile olayın ardındaki
bağlantıların henüz tam olarak aydınlatılmamış olmasının olumsuzluklarına
ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu'nun cevabı
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sözlerime başlamadan önce, 22 Ocak 2006
tarihinde yitirdiğimiz, bugün toprağa verilen değerli siyasetçi, bilim adamı,
Halkçı Parti, SHP Genel Başkanı Prof. Aydın Güven Gürkan'ı saygıyla anıyor,
yakınlarına, sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Sevgili milletvekilleri, gazeteci,
araştırmacı, yazar Uğur Mumcu, bundan 13 yıl önce, 24 Ocak 1993'te, evinin
önünde uğradığı bombalı saldırı sonucunda katledildi. O tarihten bu yana Uğur
Mumcu Vakfının önderliğinde demokratik kuruluşlar, kişiler, yurdun her
bölgesinde her yıl artan ilgiyle Uğur Mumcu'yu Adalet ve Demokrasi Haftası
etkinlikleriyle anıyorlar. Bu etkinliklerde, onun yaşamı boyunca savunduğu tam
bağımsızlığı, temiz toplumu, haksızlığa karşı başkaldırıyı, araştırmayı,
adaleti, özgürlüğü, demokrasiyi, laikliği, savaşsız ve terörsüz bir ülkeyi ve
insanlığı dile getiriyorlar.
Mehmet Ali Ağca'nın yanlış bir kararla
erken salıverilmesi, Yargıtay kararından sonra yeniden cezaevine konulması,
Uğur Mumcu'yu ve onun savunduğu düşünceleri yeniden güncelleştirmiştir. Bu
konuda toplumda oluşan büyük tepkide Uğur Mumcu'nun payı büyüktür.
Uğur Mumcu, yıllarca,
tarikat-mafya-siyaset-ticaret işbirliği içinde dönen oyunları, işlenen
cinayetleri bir bir yazıp ortaya koymuştur. O, bütün faili meçhul cinayetlerle
ilgilenmiş, karanlık örgütlerin üzerine cesurca gitmiştir. Laik cumhuriyete
sahip çıktığı, aydınlık düşüncelerinden dolayı yaşamından olan Doğan Öz,
Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve 10'larca aydının izlerini sürmüştür yazılarında.
Onun söyleyip, yazdığı birçok olaydaki gerçeğin üzerindeki giz perdesi bugün de
aydınlanmamıştır. Mumcu suikastının azmettiricileri, cinayetin ardındaki
bağlantılar, o günden bu yana 11 hükümet, 14 İçişleri Bakanı gelip geçmesine
karşın, aydınlatılamamıştır. Tam tersine, devlet yetkisini kullanan kimi
sorumlu kişiler, olayı aydınlatmamak için uğraşmış, delilleri karartmıştır.
Uğur Mumcu cinayetinin de içinde bulunduğu Umut Davası, yalnızca kimi tetikçilerin
cezalandırılmasıyla sonuçlanmıştır. Cinayeti örgütleyenler aydınlatılmadığı
gibi, firarî sanıklarından "Cihat" kod adlı Oğuz Demir hâlâ
yakalanamamıştır; yurt dışında mıdır, Türkiye'de midir belli değildir. Mumcu
cinayetinden 15 yıl hüküm giyip, 5 yıl yattıktan sonra tahliye olan Mehmet Ali
Tekin'in, devletten, 2 000 Yeni Türk Lirası yoksulluk yardımı aldığını yazıyor
gazeteler bugün.
Değerli milletvekilleri, Uğur Mumcu'nun
ölümünden sonra da, gerekli önlemler alınmadığı için, kıyımlar, cinayetler sürmüştür.
1993'te Sivas'ta, çoğu yazar, aydın 37 can diri diri yakılmış; 1999'da Prof.
Dr. Ahmet Taner Kışlalı, aynen Uğur Mumcu gibi, evinin önünde, arabasının
üstüne bomba konarak; 2002'de de Dr. Necip Hablemitoğlu, yine evinin önünde
uğradığı silahlı saldırı sonucunda öldürülmüştür ve daha birçok kişiler vardır
böyle.
Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde 1995'te faili meçhul cinayetlerle, 1997'de de Uğur Mumcu cinayetiyle
ilgili komisyonlar kurulmuş ve raporlar ortaya konmuştur. Bu raporlarda
soruşturma eksiklikleri dikkati çekmiştir. Özellikle Uğur Mumcu raporunda
komisyon, soruşturmanın çok yönlü, gereği gibi yapılmadığını -AKP'li bir
milletvekili arkadaşımız da bu komisyonun başkanlığını yapmıştır-
soruşturmaların yeterince genişletilip derinleştirilmediği kanısına varmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatılmıştır)
BAŞKAN - Toparlayalım, lütfen, Sayın
Gazalcı.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Sağ olun Sayın
Başkanım.
Soruşturmayı savsaklayan ve görev kusuru
olan dönemin DGM Başsavcısı, savcısı, Ankara Valisi, tutanakta bozma ve
değişiklik yapan İstanbul Emniyetindeki görevliler hakkında inceleme, araştırma
ve soruşturma için suç duyurusunda bulunulmuştur bu komisyon raporunda; ama,
maalesef, sonuç değişmemiştir.
Uğur Mumcu, bilgi, belge ve araştırmaya
dayanarak konuşma yazı ve onlarca yapıtıyla ölüm saçan, laik devlet yerine
şeriat devleti kurmak isteyen, karanlık örgüt ve kişilerin üzerine cesurca
gitmiştir. Terör-mafya- siyaset-ticaret-tarikat ilişkilerini, Hizbullah, PKK terör
örgütlerini; uyuşturucu trafiğini, silah ticaretini ihaleleri kimseden
korkmadan, tarih, olay ve kişi adları vererek yazmıştır, söylemiştir, bu yüzden
de hedef seçilmiştir.
Uğur Mumcu, öldürülmesinden bir yıl önce
Berlin'de yaptığı bir konuşmada şöyle diyor: "Terör, bir insanlık suçudur;
bu terör kim tarafından yapılırsa yapılsın, terörün bir tanesinden yana olmak
ya da bir tanesine hoşgörüyle bakmak ya da bu olayları suskunlukla geçirmek bir
insanlık suçudur" demiştir.
Uğur Mumcu sevgisi, onun düşüncelerine
olan bilinçli bir sevgidir. Uğur Mumcu adı, tam bağımsızlığı, temiz toplumu,
haksızlığa karşı başkaldırmayı, araştırmayı, adaleti, özgürlüğü, demokrasiyi,
laikliği çağrıştırır.
Uğur Mumcu, insanın, kararlı ve inançlı
olursa tek başına bile neler yapabileceğini gösteren bir simgedir, güzel bir
örnektir. Onu, onun gibi düşünenleri sevmek, düşüncelerini yaşanılır kılmakla
olanaklıdır. En azından, o uğurda yürümek ve çaba harcamakla olur.
Değerli arkadaşlar, konuşmamı, Uğur
Mumcu'nun, 1975 tarihinde yazdığı, şiir gibi, bir düz yazı örneği olan
"Sesleniş" adlı yazısından birkaç satır okuyarak bitirmek istiyorum.
Aslında, zamanım olsa, bu "Sesleniş"i, bir gün, kısmet olursa,
bütünüyle tutanaklara geçirmek isterim; ama, oradan birkaç satır okuyalım, Başkanın
hoşgörüsünü daha fazla sömürmemek için.
"Dağ gibi karayağız birer
delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
...Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk,
asıldık.
...Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
...Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri
yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi... (CHP sıralarından
alkışlar)
...Vicdan sustu. Hukuk sustu; insanlık
sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma
bizi...
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için
öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğudaki topraksız köylüler,
sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük.
Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım,
unutma bizi...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı
bize...
...Kurtuluş Savaşında emperyalizme karşı
dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez
dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Asıldık ey halkım, unutma bizi...
...Öfkelerini bir gün bile
karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına,
özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti
ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey
halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey
halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma
bizi..." (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Sevgili Uğur Mumcu'yu, terörsüz, savaşsız özgür bir toplum için yaşamını
verdiği bu halk unutmadı, unutmayacak. Bağımsız, laik Türkiye Cumhuriyeti her
türlü oyuna, karanlık emellere ve engellere karşın sonsuza değin yaşayacaktır.
Gerçekler, yazılarında tuttuğu ışıkla er ya da geç ortaya çıkacaktır. Aramızdan
ayrılışının onüçüncü yılında seni, senden önce ve sonra yaşamını yitirenleri
saygıyla anıyorum.
Değerli arkadaşlar, benden önceki iki
arkadaşıma Sayın Bakanlar gelip yanıt verdi, İçişleri Bakanı da buralarda, Oğuz
Demir'le ilgili -bu İran'da mı başka yerde mi, bu örgütte kimler ne duruma
gelmiştir- o da belki birtakım yanıt verir, bir ölçüde burayı bilgilendirmiş
olur.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sağ olun Başkanım, teşekkür ederim.
BAŞKAN - Denizli Milletvekili Sayın
Mustafa Gazalcı'nın yaptığı gündemdışı konuşma üzerine, İçişleri Bakanı Sayın
Abdülkadir Aksu söz istedi.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Denizli Milletvekili Sayın Mustafa
Gazalcı tarafından Uğur Mumcu'nun öldürülüşünün 13 üncü yıldönümü hakkında
yapılan gündemdışı konuşma üzerine söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Hemen sözlerimin başında, birkaç gün önce
vefat eden çok değerli bilim ve siyaset adamı Aydın Güven Gürkan'ı rahmetle
anıyor, ailesine, yakınlarına başsağlığı ve taziyetlerimi sunuyorum.
Merhum Uğur Mumcu, yakın tarihimizde
araştırmacı kişiliğiyle tanınan önemli bir gazeteci arkadaşımızdı. Anarşi ve
terörün ülkemizin en önemli gündem maddesi olduğu yıllarda yaşadı. Kısa ömrünün
çok büyük bölümünü, ülke meselelerine
adadı. Günlük yazılarıyla ve araştırmalarıyla okuyucularına daima yeni bir
bakış açısı göstermeye gayret etti. Ülkemizin sorunlarına duyarsız kalmadığı
için terör konusunda da makaleler yazdı. Kendine has yorumları ve çözümleri,
hep ilgiyle takip edildi. Merhum Mumcu'nun da tespit ve teşhis ettiği gibi,
terörün hedefi, millî birlik ve beraberliğimiz ve ülkemizin anayasal düzenini
bozmaktı. O nedenle, terör örgütleri, toplumsal gerilimi daima kullanmak
istemişler ve ülke istikrarını bu yöntemle bozmayı planlamışlardır. Aradan
geçen uzun zaman nedeniyle, bugün artık herkes, daha serinkanlı bir
biçimde geçmişte yaşanan olayları
yorumlama imkânına sahiptir. Bu bakımdan, millî birlik ve beraberliğin ne denli
önemli olduğunun daha rahat anlaşılmaya başlandığını zannediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; işte, millî birlik ve beraberliğimize kasteden terör grubu,
toplumsal kesimleri karşı karşıya getirmek üzere, merhum Uğur Mumcu'yu hedef
seçmiştir. Yitirdiğimiz değerlerin en önemlilerinden birisi, hiç şüphesiz,
merhum Uğur Mumcu'dur. Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, bundan tam 13 yıl önce, 24
Ocak 1993 günü saat 13.25 sıralarında, evinin önünde park halinde bulunan
otosuna bindiği esnada, önceden yerleştirilen patlayıcının infilakı sonucu,
olay yerinde yaşamını yitirmiştir.
Bu menfur suikastın çözülmesi için her
hükümet elinden gelen gayreti göstermiş, tüm güvenlik birimleri ve ilgili
kuruluşlar olayın bir an evvel çözüme kavuşturulması amacıyla her ihtimali ve
ipucunu değerlendirmişlerdir.
Bu çalışmalar sonucunda yeni bir yapılanma
olan ve o tarihe kadar varlığı tespit edilemeyen Tevhit-Selam terör örgütünün
bu eylemi gerçekleştirdiği anlaşılmıştır. Soruşturma sonucunda, Uğur Mumcu'nun
öldürülmesi eyleminin Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve halen firarda olan, biraz
önce Sayın Gazalcı'nın da belirttiği gibi, Oğuz Demir isimli kişilerce
gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Bu teröristlerden Ferhan Özmen ve Necdet
Yüksel yakalanarak adalete teslim edilmiş, Oğuz Demir ise, maalesef, halen
firardadır. Bu şahsın da yakalanması için çokyönlü çalışmalara devam
edilmektedir. Bu kapsamda, adı geçen terörist hakkında, Interpol'e bağlı tüm
ülkelerde aranması amacıyla, kırmızı bülten çıkarılmıştır.
Yakalanan şahıslardan Ferhan Özmen ve
Necdet Yüksel, Ankara'da, Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararıyla, Uğur
Mumcu'nun öldürülmesi eylemine katılmaktan dolayı ağırlaştırılmış müebbet hapse
mahkûm edilmiştir. Yakalanan şahısların, Uğur Mumcu'nun yanı sıra, Bahriye
Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı'nın öldürülmeleri eylemlerinin de
aralarında bulunduğu toplam 18 öldürme, yaralama ve bombalama eylemini
gerçekleştirdikleri ifadelerinden ve ele geçen silahların yapılan kriminal
laboratuvar tetkiklerinden anlaşılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
terör, kimden gelirse gelsin ve kime yönelirse yönelsin, insanlığa karşı
işlenmiş bir suçtur, toplumsal huzura ve barışa kastetmektir. Bu nedenle,
öncelikle, bütün toplumsal kesimlerin
bu konuda çok açık bir biçimde tavır alması gerekmektedir. Biz, hükümet
olarak, daima terörü lanetliyoruz, terör örgütleriyle ciddî ve kararlı bir
mücadele içindeyiz, karanlıkta tek bir olayın
kalmaması için de azamî gayret sarf ediyoruz; çünkü, biz, demokrasinin
kurum ve kurallarıyla yerleştirilmesi için gereken her türlü tedbiri tavizsiz
bir şekilde almayı, en önemli terörle mücadele yöntemi olarak benimsiyoruz.
Yine, biz inanıyoruz ki, hukuk devleti ilkeleri ışığında, teknolojiyle
desteklenerek, failleri kısa sürede
adlî merciin önüne çıkarmak, en etkili terör mücadelesi yöntemidir. Nitekim, bu
inançla hareket ederek, İstanbul'da 2003 yılında vuku bulan son terör
eylemleri, saatlerle ifade edilebilecek kadar çok kısa bir süre içerisinde
aydınlatılmıştır. Biz, bundan sonra da aynı kararlılıkla hareket edeceğiz,
terör örgütleriyle mücadelede hiç duraksama göstermeyeceğiz. Evet, Türkiye,
insan hak ve hürriyetlerine saygılı, hukuk devleti ilkelerine bağlı ve ekonomik
refahı tabana yaymayı hedef olarak kabul etmiş bir ülkedir. Ne olursa olsun, bu
tercihten taviz verecek de değildir. Bunun herkes tarafından da böyle kabul
edilmesi gerekir.
Değerli arkadaşlar, sonuç olarak sizlere
şunu söyleyebilirim ki, bizim asıl amacımız, bu tür eylemleri, meydana gelmeden
önleyebilmektir. Bu nedenle,istihbarat çalışmalarına da aralıksız devam
edilmektedir.
Güvenlik güçlerimizin bu ve benzeri
cinayetlerin aydınlanması ve önlenmesi konusundaki kararlılıklarını teyit
ediyor ve bu vesileyle, Yüce Heyetinizi yeniden saygıyla selamlıyorum, ruhu şad
olsun diyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları
vardır.
Divan Kâtibi arkadaşlarımın oturarak
okumalarını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Komisyondan istifa önergesi vardır;
okutuyorum:
C)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Bursa
Milletvekili Sedat Kızılcıklı'nın Dilekçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine
ilişkin önergesi (4/352)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Üyesi bulunduğum Dilekçe Komisyonundan
gördüğüm lüzum üzerine istifa etmek istiyorum.
Gereğini bilgilerinize arz eder, saygılar
sunarım. 23.1.2006
Sedat Kızılcıklı
Bursa
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Başbakanlığın Anayasanın 82 nci maddesine
göre verilmiş 2 adet tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
2.- Devlet
Bakanı Kürşad Tüzmen'in Romanya'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/959)
20.1.2006
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in,
Türkiye-Romanya Karma Ekonomik Komisyonu 22 nci Dönem Toplantısına katılmak
üzere, bir heyetle birlikte 23-25 Kasım 2005 tarihlerinde Romanya'ya yaptığı
resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi
uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini
arz ederim.
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste:
|
Hasan Bilir |
(Karabük) |
|
Fahrettin Üstün |
(Muğla) |
|
M. Ejder Arvas |
(Van) |
BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
AHMET ERSİN (İzmir) - Kasım ayında gitmiş
zaten Başkanım, neyi oyluyoruz biz?!
3.- Sağlık
Bakanı Recep Akdağ'ın Oman'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/960)
20.1.2006
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ'ın,
görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 22-26 Aralık 2005 tarihlerinde
Oman'a yaptığı resmî ziyarete, Uşak Milletvekili Dr. Alim Tunç'un da iştirak
etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini
arz ederim.
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN - Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır;
okutup, oylarınıza sunacağım:
IV.-
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki
sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu
önerileri
Danışma Kurulu Önerisi
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 34 üncü sırasında yer alan
912 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 5 inci sırasına, 314 üncü sırasında
yer alan 1055 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 6 ncı sırasına, 218 inci
sırasında yer alan 848 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 7 nci sırasına,
321 inci sırasında yer alan 1066 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 8 inci
sırasına alınmasının;
Genel Kurulun; 24.1.2006 Salı günkü ve
25.1.2006 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim
konularının görüşülmemesinin, 24.1.2006 Salı günkü birleşimde kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesinin; 24.1.2006 Salı, 25.1.2006 Çarşamba ve 26.1.2006
Perşembe günleri 15.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesinin;
Genel Kurulun onayına sunulması Danışma
Kurulunca uygun görülmüştür.
|
|
Bülent Arınç |
|
|
|
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
|
|
|
Başkanı |
|
|
|
|
Salih Kapusuz |
Ali Topuz |
Ömer Abuşoğlu |
|
|
AK Parti Grubu |
CHP Grubu |
Anavatan Partisi Grubu |
|
|
Başkanvekili |
Başkanvekili |
Başkanvekili |
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, İçtüzüğe göre, istem halinde, ikişer üyeye, lehte ve aleyhte
10'ar dakika söz verilir.
Şimdiye kadar bize ulaşan, aleyhte bir söz
istemi var; Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Eraslan.
Buyurun Sayın Eraslan.
Süreniz 10 dakika.
MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aydın Gürkan Bakanımıza da Allah'tan
rahmet diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum; milletimizin de başı sağ
olsun. Değerli bir devlet adamını, değerli bir devlet büyüğümüzü, bu milletin
yetiştirmiş olduğu mümtaz insanlardan birini de kaybettik; onun hüznü ve onun
kederi içerisinde olduğumuzu, milletimizle, öncelikle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, Danışma Kurulu
Önerisinin aleyhinde söz aldım; şunun için aleyhinde söz aldım: Türkiye Büyük
Millet Meclisi gündemi, özellikle her salı günü ve her çarşamba günü
değiştirilmektedir. Yine, bugünkü Danışma Kurulu önerisinde, bakıyoruz,
"çarşamba günkü birleşimde sözlü sorular ve diğer denetim konularının
görüşülmemesi" deniliyor. Ayrıca, salı günü -yani, bugün- yine denetim
konularının ve sözlü soruların görüşülmemesi var.
Şimdi, her hafta bu Danışma Kurulu
önerileriyle ve grup önerileriyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi
değiştirilirken kaldırılan ne; sözlü sorular ve denetim konularının
görüşülmesi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün
98 ve 99 uncu maddesi şöyle; 98 inci madde: "Sözlü sorular, önergenin
Başbakanlığa veya ait olduğu bakanlığa sevk tarihinden itibaren beş gün sonra
-beş günde- gündeme alınır." Beş gün içerisinde, miletvekillerinin sorduğu
sorular... "Sözlü soruların cevaplandırılabilmesi için, Anayasa, kanun ve
İçtüzük gereği zorunluklar hariç olmak üzere, haftanın en az iki gününde -bu
günler, özellikle salı ve çarşamba günleri- birleşimin başında ve birer saatten
az olmamak şartıyla, Danışma Kurulunun önerisi ve Genel Kurulun onayı ile belli
bir süre ayrılır." En az bir saat ayrılır.
Şimdi, bu çalışma usul ve esası her hafta
değiştirilmektedir, Meclisin gündemi her hafta değiştirilmektedir. Diğer
taraftan, yazılı soru önergesi de var. Yazılı soru önergeleri onbeş gün
içerisinde cevaplandırılması gerekirken; ama, bizim sayın bakanlara vermiş
olduğumuz yazılı soru önergeleri onbeş günde değil, birbuçuk ayda, iki ayda...
Bazıları da hiç cevaplandırılamamakta, cevaplandırılmamakta ve cevaplandırılan
yazılı soru önergeleri de topu taca atar nitelikte cevaplar içermektedir.
Değerli arkadaşlar, bu sözlü sorular, yani
salı ve çarşamba günü Meclis İçtüzüğüne göre yapmamız gereken bu faaliyetler ne
için; yani, milletvekilleri neyi soruyor; bu Yüce Parlamentonun azaları neyi
soruyor; KOBİ'lerin durumunu soruyor; esnaf ve sanatkarların durumunu soruyor,
bunlara ilişkin çözüm önerilerinin ne olduğunu soruyor; tarım sektörünün
içinden çıkamadığı hali, yokluk ve yoksulluğu, sefaleti, fakru zarureti
soruyor; gençliğin işsizlik sorununu, gençliğin istihdam sorununu ve işsizliğin
ve istihdamsızlığın getirmiş olduğu negatifleri ve getirmiş olduğu sosyal
yozlaşmayı soruyor. Diğer taraftan, ihracatı soruyor; yani ihracat, evet,
artarken; ama, ihtilatın onun yüzde 40'ı oranında neden arttığını soruyor;
millî gelir dağılımındaki adaletsizliği soruyor, millî gelirde en alt gelir
grubu ile en üst gelir grubu arasındaki makasın, farkın her geçen gün
arttığını, bu ülkede sermayesi olanın, bu ülkede zengin olanın daha zengin,
sermayesi olanın daha güçlüye gittiğini; ama, geniş halk kitlesinin ve elinde
sermayesi olmayan insanların ise her geçen gün yokluk ve yoksullukla neden
boğuştuğunu soruyor. Yani, Türkiye'yi soruyor milletvekilleri bu sözlü
sorularla ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapması gereken, bu denetim
konularıyla sorduğu şeyler Türkiye'dir, Türkiye'de yaşayan 73 000 000 ülke
insanının sorunlarıdır. Bakıyoruz, bunların cevaplandırılması gerekirken, sayın
bakanlarımız, sadece geçen hafta, bayram dolayısıyla, bayram ertesi hafta
olduğu için, sayın bakanlarımız -teşekkür ediyorum- çıktılar, bu soruları,
milletvekillerinin bu sorularını cevaplandırdılar; ama, ondan sonra tekrar eski
usule dönerek, her hafta bu denetim konularının, sözlü soruların
cevaplandırılmasına ilişkin çalışmaların ertelendiğini, her hafta Danışma
Kurulu önerisiyle Meclis çalışmasının, Meclis gündeminin sürekli
değiştirildiğini görüyoruz ve buna şahit oluyoruz.
Toplantı yetersayıları bulunmamaktadır.
Sık sık, belki, biz, karar yetersayısı, toplantı yetersayısı istemiyoruz; ama,
şu an bile, Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplantı yetersayısı yoktur. Burada
50 tane milletvekili yoktur ve 550 milletvekili olan bu Parlamentonun -sadece,
şu an, burada, biraz sonra kanun görüşeceğiz, kanunlar görüşülecek- 550 tane
milletvekili olan bu Yüce Parlamentonun 50 tane milletvekili burada
olmamalıydı, en az…
Meclis İçtüzüğüyle ilgili değişiklikler
yapılacak. Sayın Meclis Başkanımız, televizyonlarda, bu konuda bizlere bilgi
verdiler; ama, ben, en az, salt çoğunluğun olmaması halinde Türkiye Büyük
Millet Meclisinde hiçbir kanunun görüşülmemesi gerektiğini ve yeni düzenlenecek
olan Meclis İçtüzüğünün buna göre yapılmasını, buradan talep ediyorum, buradan
arzu ediyorum.
Millet adına, Yüce Türk Milleti adına
yasama faaliyeti yapıyoruz; ama, maalesef, 40 kişiyle, 50 kişiyle, 60 kişiyle,
60 sayın değerli milletvekiliyle yasama faaliyeti yapılmaz, en azından bir salt
çoğunluk sağlanması gerekiyor; çünkü, bu Parlamentonun 550 tane çok değerli,
çok kıymetli milletvekili vardır.
Diğer yandan, bütün bunlar bizlere şunu
gösteriyor: Milletvekillerinin 22 nci Dönem Parlamentosuyla psikolojik bağının
kalmadığını gösteriyor. Psikolojik bağı kalmayınca, fizikî bağının da
koptuğunu; milletvekillerinin, artık eskisi gibi arzu edilen o performansı
göstermediklerini ve Genel Kurul çalışmalarına, yasama faaliyeti çalışmalarına
katılmadıklarının; neticesinde, fizikî bağını, psikolojik bağını kopardıklarını
ve bu işten sanki yorulduklarını, bıktıklarını, devamsızlıklarıyla
göstermektedirler. Eğer, milletvekilleri, bu Yüce Parlamentoya gelmiyorsa,
millet adına yapılan kanunlarda katkı sağlamıyorsa; eğer, toplantı yetersayısı
dahi bulunamıyorsa; eğer, 22 nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi yorulduysa,
o zaman, hep beraber seçim kararı alalım, hep beraber bir nihaî karar alalım ve
milletin huzuruna gidelim, milletimiz de yeni baştan Parlamentoyu tazelesin,
Parlamentoya yeni simalar, yeni isimler göndersin, Meclis çalışmalarına
katılacak, yasama faaliyetine katılacak, milletin sorunlarını burada gelip
anlatacak ve milletin sorunlarına, bu toplumun sorunlarına çare bulacak ve çare
üretecek, büyük bir azimle, büyük bir şevkle, büyük bir kararlılıkla, büyük bir
inanç ve büyük bir iradeyle kendini buraya feda edecek vekillerini, mebuslarını
buraya göndersin. Şu an bile, az önce de ifade ettiğim gibi, 50
milletvekilimizi geçmeyen bir sayıyla karşı karşıyayız.
Değerli arkadaşlar, o yüzden, Danışma
Kurulu önerisinin aleyhindeyiz. Ben, buradan, Sayın Meclis Başkanvekilimizden,
kanun görüşmelerine başlarken toplantı yetersayısı aramasını istirham ediyorum,
bu kanunları bu suretle ele almamız gerektiğini düşünüyorum ve bu yasama
çalışmalarımızın, bu kanun çalışmalarımızın Yüce Milletimize, Türkiyemize,
ülkemize hayırlar getirmesini temenni ederken, hepinizi en kalbî duygularla
selamlıyorum.
BAŞKAN - Başka söz isteyen?.. Yok.
Danışma Kurulu önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş 2
adet doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; ayrı ayrı okutup, işleme alacağım
ve oylarınıza sunacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
C)
TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
4.-
Eskişehir Milletvekili Mehmet Vedat
Yücesan'ın, Frigya Vadisi Tarihî Millî Parkı Kanun Teklifinin (2/365)
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/353)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
(2/365) esas numaralı kanun teklifimin
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasını saygılarımla arz
ederim.
M. Vedat Yücesan
Eskişehir
BAŞKAN - Önerge sahibi olarak, buyurun
Sayın Yücesan. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakika.
MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; İçtüzükte öngörülen süre içerisinde komisyonda
görüşülmeyen Frigya Vadisi Tarihî Millî Parkı Kanunu Teklifinin doğrudan Genel
Kurul gündemine alınması istemiyle söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, kanun teklifiyle,
Frig Uygarlığına ait değerli eserleri barındıran -Eskişehir, Afyon, Kütahya
İllerimizin sınırları dahilinde -Frig vadilerinin tarihî millî park olarak ilan
edilmesi öngörülmektedir. Anadolu, tarihin en eski dönemlerinden beri, çeşitli
uygarlıkları bünyesinde barındırmıştır. Bu uygarlıklar, yerleştikleri
topraklarda, birbirinden önemli ve üzerinde titrenmesi gereken eserler
bırakmışlardır. Bu bakımdan, Anadolu'nun kültürel değerlerinin zenginliği ve
çeşitliliği, birçok ülkenin gıpta edeceği düzeydedir. Kültürel ve tarihî zenginliğimizin
araştırılması, korunması ve değerlendirilmesi, bizlere büyük sorumluluklar
yüklemektedir. Bu sorumluluk, sadece günümüzün insanlarının kültürel yönden
gelişimi ve tarih bilincinin yerleştirilmesiyle sınırlı kalmamakta, bu mirasın
bizden sonraki nesillere aktarılma görevini de kapsamaktadır.
Frig Vadisi, bu kapsamda, öncelikli olarak
ele almamız gereken yerlerden biridir. Eskişehir, Kütahya ve Afyonkarahisar il
sınırları içerisinde yer alan Frig vadileri, dünyadaki ender açıkhava
müzelerinden biri olan Anadolu'nun tarih, kültür ve doğa turizmi potansiyeline
sahip en güzel bölümlerinden birini oluşturmaktadır.
Frig vadilerindeki eserleri görenler,
ikinci bir Kapadokya ile karşı karşıya bulunduklarını hayretle ifade
etmektedirler. Kendilerine özgü görkemli kaya anıtları, kutsal alanları ve kaya
mezarları olan Frig yapıtları, tarihçiler ve arkeologlar tarafından, ulusal ve
uluslararası platformlarda, eşsiz kültürel miraslar olarak tanımlanmaktadır.
Bu nadide eserler, bugün, tahrip olma, yok
olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Frig vadisinde bulunan dünyanın
en büyük ikinci anıtı, yukarıdan başlayan bir çatlakla, devrilme tehlikesiyle
karşı karşıya kalmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, diğer yandan, bu
alanlarda hazine olduğuna inanan define avcıları tarafından buralar kolaylıkla
tahrip edilmektedir; çünkü, bu ören yerlerini koruyan, sahip çıkan kimseler
bulunmamaktadır. Bu bölgenin sadece bir bekçiyle korunduğu düşünüldüğünde, bu
kanun teklifinin ne derece ehemmiyet taşıdığı ortaya çıkmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizdeki
arkeolojik ve doğal SİT alanlarının ve diğer kültür varlıklarının korunması,
değerlendirilmesi, ziyaretçilere sunulması, bu maksatla birtakım günübirlikte
zorunlu ihtiyaçları karşılayacak gerekli tesislerin kurulmasında genellikle
zorluklar yaşanmaktadır. Finans kaynaklarının yetersizliği, proje
hazırlıklarındaki zorluklar, yerel yönetimcilerce bu konulara yeterince sahip
çıkılmaması gibi nedenler, göze çarpan güçlüklerden başlıcalarıdır. Bu ören
yerlerinin koruma altına alınması ve turizme açılması, bu tür yerlerin tarihî
millî park ilan edilmesiyle daha kolaylıkla gerçekleştirilecektir.
Frig vadisi, bu kapsamda yapılacak az bir
yatırımla kültür ve doğa turizmine açılabilecek en uygun yerlerden birine örnek
teşkil etmektedir. Hep birlikte, sahip olduğumuz potansiyeli atıl vaziyetten
kurtarmanın, bu potansiyeli en güzel şekilde kullanmanın yollarını
araştırmalıyız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ülkelerin turizm pazarlarındaki rekabeti giderek artmakta ve karmaşık bir hal
almaktadır. Yoğunlaşan rekabet, ülkeleri, turistlere daha farklı ve cazip
seçenekler sunmaya yöneltmiştir. Sektördeki bu farklılaşma, turizmin
çeşitlendirilmesi kavramını ortaya çıkarmaktadır. Bu çerçevede, turistler,
dinlenme amacının yanı sıra, ülkelerin tarihsel ve kültürel değerlerini
öğrenmek amacını da önemsemektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen, toparlayalım.
MEHMET VEDAT YÜCESAN (Devamla) - Tatil
turizmine alternatif olarak göreli önemi artan kültür turizmi, ülkemiz
açısından büyük bir fırsat olarak değerlendirilmektedir; zira, Türkiye, kültür
ve tarih açısından bir açık hava müzesidir. Yunanistan, İtalya, İspanya gibi
Akdenizli, belli başlı rakiplerimizin sahip olduğu kültür ve doğal tarihî varlıkların
iki katı ülkemizde bulunmaktadır. Kültür turizmine katılan bu turistlerin, kıyı
turizmine gelenden üç kat daha fazla harcama yaptığı bilinmesine rağmen, bu
zenginlikten yeterince faydalanamamaktayız. Bu potansiyeli harekete geçirmek
için ilk adım olarak Frigya Vadisi Tarihî Millî Parkı Kanunu Teklimizin kabul
edilmesi hususunda desteklerinizi bekliyor; hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teklif sahibi olarak Sayın
Yücesan konuştular.
Milletvekili olarak, Eskişehir Milletvekilimiz
Sayın Mehmet Ali Arıkan söz istedi.
Buyurun Sayın Arıkan.
Sizin süreniz de 5 dakikadır.
MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Frigya Vadisi Tarihî Millî Parkı
Kanunu Teklifinin İçtüzük gereği Meclis gündemine alınması isteğine ilişkin söz
almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Sayın Başkan değerli milletvekilleri;
ülkemizin üzerinde bulunduğu coğrafya, dünyanın en eski uygarlığına evsahipliği
yapmıştır. Birçok uygarlık, bu topraklar üzerinde doğup batarken, arkalarında
son derece zengin tarihî ve kültürel miraslar bırakmıştır. Yaşanan savaşlar,
yangınlar ve istilalara direnerek günümüze kadar gelmiş olan kültür değerlerine
gereken önemin verildiğini ifade etmek, maalesef, mümkün değildir. Doğanın
çetin şartlarına meydan okurcasına günümüze kadar gelen birbirinden değerli
eserlerin büyük kısmı koruma altına alınmamış, kaderleriyle baş başa
bırakılmıştır. Ayrıca, bu kültür değerlerinin ulusal ve uluslararası düzeyde
tanımı iyi bir şekilde yapılmadığından, çoğumuz bu değerlerin varlığından ve
öneminden bihaber yaşamaktayız. Kutsal bir miras olarak gelecek kuşaklara
aktarmakla yükümlü olduğumuz kültür hazinelerimizin ilgisizlik nedeniyle yok
olmaya yüz tutması son derece üzüntü vericidir.
Değerli milletvekilleri, Anayasanın 63
üncü maddesi, devletin tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin
korunmasını sağlayacağı ve bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirler
alacağı hükmünü getirmiştir. Anayasa hükmü gereğince, Anadolu'daki kültür ve
sanat mozaiğinin eşsiz eserlerinin içinde bulundukları doğayla birlikte koruma
altına alınması gerekmektedir. Bu çerçevede, Frigya Vadisi Tarihî Millî Parkı
Kanunu Teklifinin yasalaşması, Anadolu'da derin izler bırakan Friglerin
kültürel ve tarihî eserlerinin çevresindeki doğayla birlikte korunarak gelecek
nesillere aktarılması yönünden atılmış yeni bir adım olacaktır.
Ulusumuz tarafından bile yeterince
tanınmayan Frigya Vadisinin ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımının
yapılabilmesi için, buranın tarihî millî park olarak ilan edilmesi zorunludur.
Ayrıca, tarihî millî parkların sayıları artırılarak göz kamaştıran kültür
değerlerimize gereken önemin verilmesi ve insanlığın kültürel yönden gelişimine
ve tarih bilincinin yerleşmesine katkı sağlayacaktır.
Değerli milletvekilleri, Frigya Vadisi,
sadece Frig uygarlığına ait eserlerden ibaret değildir; Frigler dışında, Hitit,
Lidya, Pers, Roma, Bizans ile Selçuklu ve Osmanlı Türk uygarlıklarına ait
tarihî ve kültürel değerler içermektedir. Frigya Vadisinin bu özelliklere sahip
olduğu göz önüne alındığında, bu alanın tarihî millî park ilan edilerek koruma
altına alınmasının, hem ülkemiz hem de dünya kültürel değerlerine sahip
çıkılması açısından evrensel bir sorumluluk taşıdığına inanmaktayım.
Bunun yanı sıra, söz konusu kültür
hazinelerinden yeterince yararlanmadığımızı, bu değerlerin ülkemiz ekonomisine
gerekli girdiyi sağlayamadığını da ifade etmek gerekmektedir. Frigya Vadisinin
tarihî millî park kapsamına alınması, tarihî değerlere ve kültürel
zenginliklere duyarlı olmasının yanı sıra, hem bölge illerinin ve yöre halkının
ekonomik ve kültürel yaşamına büyük hareket getirecek hem de ülke ekonomisine
büyük katkı sağlayacaktır. Ayrıca, turizm portföyünü de, sadece deniz ve güneş
odaklı mevsimlik yaşamlarla sınırlamak yerine, yerli ve yabancı turistleri her
zaman cezbedecek inanç ve kültür turizmi türünde alternatif yaşamlarla
zenginleştirmemiz yönünden de önemli bir adım atılmış olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tarihsel ve kültürel varlıklara yönelik duyarlılığımıza atfen, sahip olduğu
doğal ve kültürel değerlerin yanı sıra, Akdenize ve Ege'ye olan yakın konumu
dikkate alındığında, 28 000 hektar büyüklüğündeki Frigya Vadilerinin tarihî
millî park kapsamına alınması gerektiği kanaatindeyim. Kanun teklifinin Meclis
gündemine alınması ve kanunlaşması, sadece ülkemizin değil, insanlığın yararına
olacaktır.
Teklifin gündeme alınması hususunda Meclis
iradesinin olumlu yönde teşekkül edeceğine olan inancımla, kültürel
varlıklarımızın tümüne gereken önemin verilemesini temenni ediyor, hepinize,
tekrar saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir; hayırlı olsun. (CHP
sıralarından alkışlar)
İkinci önergeyi okutuyorum:
5.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, 3797 Sayılı Millî Eğitim Bakanlığı
Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifinin (2/443) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/354)
8.12.2005
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
14.4.2005 tarihinde CHP Grup Başkanlığının
296 no'lu yazısıyla verdiğim 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkındaki Kanunun 2 nci Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkındaki
Kanun Teklifi 2/443 sıra sayıyla bugüne kadar komisyonlar ve Genel Kurulda ele
alınmamıştır. Meclis İçtüzüğünün 37 nci maddesi uyarınca kanunun Meclis Genel
Kuruluna getirilmesini bilgilerinize arz ederim.
Ferit Mevlüt Aslanoğlu
Malatya
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, biraz
önce, Eskişehir'le ilgili kabul edilen önergenin sevincini hepimiz
paylaşıyoruz; fakat, bunu daha sessiz yapmalıyız, Kâtip Üyenin sözlerini
duyamıyoruz. Meclisin çalışmasını sağlıklı bir şekilde yapabilmemiz için, Grup
Başkanvekillerinin de yardımlarıyla, Meclis İdare Amirlerinin de katkılarıyla
sessizliği sağlamamız gerekiyor.
Şimdi, rahatlıkla dinleyemediniz; ama,
ikinci önerge de okundu. Teklif sahibi olarak, Malatya Milletvekilimiz Sayın
Aslanoğlu söz istedi.
Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından
alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın
Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Sayın Uğur Mumcu anısına önünde saygıyla
eğiliyorum ölümünün 13 üncü yıldönümünde ve Sayın Aydın Güven Gürkan'a Tanrı'dan
rahmetler diliyorum.
Ayrıca, Malatya Sigara Fabrikasında iki
aydır gece gündüz aç bekleyen işçi arkadaşlarımın sorunlarının çözülmesi için
de bir kere daha Yüce Meclisten yardım istiyorum. İşçi arkadaşlarımın önünde,
onların gelecekleri için, ekmekleri için hükümetin acilen çözüm bulmasını arz
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, benim yasa teklifim
şu: Türkiye'de şu anda okuyan ilköğretim ve ortaöğretim… 10 000 000
ilköğretimde okuyor, 10 500
000 öğrencimiz ilköğretimde; 3 200 000 öğrencimiz de ortaöğretimde okuyor.
Ayrıca, üniversitelerimizde de 2 000 000 kişi okuyor; yani, sonuçta 15-16
milyon çocuğumuz şu anda eğitim görüyor. 16 000 000 çocuğumuz -dikkatinizi çekiyorum- Türkiye nüfusunun
yüzde 23'ü, ilköğretimden üniversiteye kadar yüzde 23'ü eğitim görüyor. Ancak,
burada, yılda mezun olan, ilköğretim ve ortaöğretimden mezun olan -dikkatinizi
çekiyorum- ilköğretimden yılda 1 000 000 kişi, 1 125 000 kişi mezun oluyor;
ortaöğretimden 588 000 kişi. Demek ki, önemli birkısım çocuğumuz ortaöğretime
devam etmiyor. Ayrıca, üniversitelerimizde 2 000 000 kişi okuyor, dikkatinizi
çekerim, bunun yüzde 20'si meslek yüksekokullarında okuyor; yani, 400 000
öğrencimiz; yani, lisansüstü değil, önlisans öğrencisi 400 000. Şimdi,
bakıyoruz, Türkiye'de yabancı dil eğitimi veren 5 tane üniversite var. 5
üniversitemizin dışında hiçbir çocuğumuz ne ortaöğretimde ne ilköğretimde ne de
üniversitede lisan öğrenemiyor.
Değerli arkadaşlarım, hepimizin çocuğu
var. Avrupa Birliğine girelim diyoruz. Eğer, lisan bilmeyen bir insanın
dünyadaki ticaret hacminde ve Türkiye'nin geleceğinde, Türkiye'nin ekonomik
yapısında herhangi bir katkısı olabilir mi?!
Bu Yüce Meclisin bir görevi var.
Önümüzdeki, cumhuriyetin 100 üncü yıldönümünde en azından, bugünden buna
başlasak, cumhuriyetin 100 üncü kuruluş yıldönümünde, Türkiye'de, ilk,
ortaöğretimden mezun olan her öğrenci bir lisan, üniversiteden mezun olan her
öğrencimizse iki lisan, zorunlu lisan öğrendiği zaman, geleceğin Türkiyesinde
bu Meclis çok önemli bir görev yapacaktır değerli arkadaşlarım. Hepimiz buna
mecburuz. Artık, lisanı olmayan çocuklarımız, yılda yaklaşık 600 000 000 dolar
Amerika'ya veya İngiltere'ye lisan öğrenmek için gidiyor arkadaşlar. Ülkenin
parasını götürüp birilerine veriyoruz. Gelin…
Bu, zor değil; ama, bir yerinden başlamak lazım. Bugün başlayamayız.
Bugün, istesek de, eğitim sistemimizin yapısı, öğretmen yetiştirmemiz… Belki,
beş yıl sonra başlayabiliriz; ama, gelin, buna, bugünden başlayalım. Bu yasa
teklifimizi ele alalım, Yüce Meclisten geçirelim. Bu yasanın, Türkiye'deki
ilköğretimden itibaren tüm çocuklarımızın, en azından bir lisan bilmesi,
ortaöğretimi bitirdiği zaman bir lisan, üniversiteyi bitirdiği zaman bir lisan
daha öğrenmesi, hepimizin ve Türkiye'nin geleceğidir arkadaşlar. Gelin, buna
hep "evet" diyelim ve buna, Sayın Millî Eğitim Bakanımız, teşkilatı
ne zaman hazır olursa, buna göre bugünden planlayıp belki beş yıl sonra buna
başlayabileceğiz. Onun için, eğer, bizler, Türkiye'nin geleceğini, cumhuriyetin
geleceğini ve ülkemizin ticarî, dünyadaki ekonomik potansiyelden pay almasını
istiyorsak, gelin, bugünden buna başlayalım.
Hindistan dünya bilgisayar yazılım
paketinin önemli bir merkezi oldu. Yılda 60 milyar dolar Hindistan'da yazılım
paketleri yazılıyor. Neden; lisan bilen insanları var.
CANAN ARITMAN (İzmir) - Hindistan'da sokak
çocukları bile İngilizce biliyor.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Bu
açıdan, gelin, üniversiteyi bitirmemiş çocuklarımız bile, en azından bir lisanı
varsa, Türkiye'de yılda yaklaşık, dikkatinizi çekerim…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Sayın
Başkan, toparlıyorum.
BAŞKAN - Lütfen…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Yılda
mezun olan 1 700 000 çocuğumuzun ne kadarı üniversiteye giriyor ve dikkatinizi
çekerim -başka bir rakam vereceğim- kadın erkek eşitliği konusunda da yine
kadınlar aleyhine, ilköğretime giden çocuklarımız aleyhine menfi bir fark var
burada; yani, 5 500 000 erkeğimiz ilköğretime giderken, 4 900 000 kızımız
ilköğretime devam ediyor; yani, biz, kızlarımızın önemli bir kısmını da
ilköğretime göndermiyoruz arkadaşlar.
Eğer çocuklarımızın geleceğini,
cumhuriyetin geleceğini, ülkenin geleceğini ve ülkedeki ekonomik gelişmişlik ve
ülkenin dünya ticaretinden pay almasını eğer bir şekilde istiyorsak -bugün
başlamayabiliriz, yani, yarın başlayalım demiyorum ama- bu yasayı çıkaralım.
Bir yerinden, Sayın Millî Eğitim Bakanlığımızın öncülüğünde bu işi başlatalım
arkadaşlar ve Türkiye'nin geleceğine önemli bir adım atmış oluruz.
Ben, hepinizin dikkatine sunuyorum,
çocuklarımızın geleceği için hepinizin vicdanlarına sunuyorum. Ben, bu yasanın
Meclis gündemine alınarak, bunu gerekli uzmanlar ve Millî Eğitim Bakanlığının
tüm birimleriyle tartışarak, yine bu Meclisten bu yasanın geçirilmesi için
hepinizin katkısını istiyorum.
Hepinize teşekkür ediyorum.
Saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir;
hayırlı uğurlu olsun. (CHP sıralarından alkışlar)
Gündemin "Seçim" kısmına
geçiyoruz.
V.-
SEÇİMLER
A)
KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1.- Çevre
Komisyonunda açık bulunan üyeliklere seçim
BAŞKAN - Çevre Komisyonunda boş bulunan ve
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 2 üyelik için, Ağrı Milletvekili Naci
Aslan ve Bursa Milletvekili Sedat Kızılcıklı aday gösterilmiştir.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Alınan karar gereğince, sözlü sorular ve
diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
VI.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - Birinci sırada yer alan kanun teklifinin
geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden, teklifin
görüşmelerini erteliyoruz.
İkinci sırada yer alan, Kalkınma
Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve
Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe ve Komisyonları raporlarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
2.-
Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun
Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/950) (S. Sayısı:920) (x)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
26 ncı maddeyi okutuyorum:
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Muafiyet
MADDE 26.- Ajanslar; bu Kanunun
uygulanmasıyla ilgili iş ve işlemlerde her türlü vergi, resim ve harçtan
muaftır.
BAŞKAN - Söz isteyenler: Grup adına,
Anavatan Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Hasan Özyer; şahıslar adına,
Adana Milletvekili Recep Garip, Batman Milletvekili Ahmet İnal, Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan.
İlk sözü Anavatan Partisi Grubu adına söz
isteyen Muğla Milletvekili Sayın Hasan Özyer'e veriyoruz.
Buyurun Sayın Özyer. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HASAN ÖZYER
(Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Ajanslarının
Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 26 ncı maddesi
üzerinde Anavatan Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızda
bulunuyorum.
Öncelikle, Türkiye'nin en önemli
sıkıntılarından biri olan bölgesel kalkınmada yaşanan sorunlara çözüm getirmeye
yönelik bu tasarıyı Anavatan Partisi Grubu olarak iyi niyetli bir girişim
olarak gördüğümüzü belirtmek istiyorum.
Her ne kadar bu tasarı, sözünü ettiğim
ihtiyaçtan değil, Avrupa Birliği uyum sürecindeki yükümlülüklerimizden birinin
yerine getirilmesi amacıyla hazırlanıp buraya getirilmiş de olsa, sonuç
itibariyle milletimiz için hayırlı bir hizmetin verilmesini sağlayacağını ümit
ediyoruz. Avrupa Birliği bölgesel fonlarının kullanımındaki dağınıklığın
giderilmesine katkı sağlayacağı öngörülen bu yapının yatırımcılar için yeni bir
bürokratik mekanizma oluşturulmasının aracı haline dönüştürülmemesini temenni
ediyorum.
Türkiye'nin en büyük sorunu, yeni bürokratik mekanizmalar oluşturma konusundaki
merakıdır. Ülkemizde KİT'lerden üst kurullara kadar mevcut mekanizmaların daha
sağlıklı ve hızlı işlemesini sağlamak amacıyla kurulmuş birçok yapının sonuçta
aşılması zor engeller haline dönüştüğü defalarca müşahede edilmiştir. Kalkınma
ajansları konusunda aynı tecrübenin yaşanmaması en büyük dileğimizdir.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi,
kalkınma ajanslarının kuruluşuyla ilgili kanunun ilk 25 maddesi 2 Temmuz 2005
tarihinde Genel Kurulumuzda görüşülmüştür. Tasarının özünü teşkil eden konular
ilk 25 madde içinde yer almaktadır. Tutanaklara baktığımız zaman, ilk 25 maddenin, üzerinde hiçbir müzakere
yapılmadan seri bir şekilde kabul edildiğini görüyoruz. Oysa komisyon
raporlarında, tasarının kimi maddelerine ilişkin çeşitli çekinceler dile
getirilmektedir. Hükümetten gelen tasarıda komisyonlarda yapılan değişiklikler,
bu endişelerin ancak bir bölümünü giderecek niteliktedir. Bunlardan en ciddî
olanı, istatistikî bölge birimleri sınıflandırmasının sağlıklı olup olmadığına
ilişkindir; örneğin, Gaziantep-Adıyaman-Kilis aynı bölgededir, Kayseri-Sivas-Yozgat
bir başka bölgeyi oluşturmaktadır, Antalya-Burdur-Isparta da bir başka
bölgedir. Bunlara baktığımızda, söz konusu bölgelerde baskın bir ilin
diğerlerini gölgede bırakacak niteliğe sahip olduğunu görmekteyiz.
Bölgelerarası gelişmişlik farklarını azaltmak için kalkınma ajansları çalışacaktır. Peki, istatistikî bölge
birimleri, yani, aynı kalkınma ajansına bağlı iller arasındaki gelişmişlik
farkına ilişkin denge nasıl kurulacaktır? Ülkemizde yerel düzeydeki çekişmelerin
boyutları göz önüne alındığında bu sorunun sıkıntılar ortaya çıkmadan
çözümlenmesi gerektiği görüşüne sanıyorum herkes hak verecektir.
Bir başka konu, bu kuruluşların
kullanacakları kaynakların denetimine ilişkindir. Kalkınma ajanslarının
pratikte bütçelerinin kamu kaynaklarından karşılanacağı anlaşılmaktadır. Ancak,
bu kaynakların kullanımının denetiminde bir boşluk olduğu görülmektedir. En
azından, Sayıştay denetimine ilişkin açık bir hüküm konmasına ihtiyaç vardır.
Burada görüştüğümüz taslak, çerçeve
kanundur. Her bir kalkınma ajansının kuruluşu Bakanlar Kurulu kararıyla
olacaktır. Bu konuda da endişeler vardır. Her bir kalkınma ajansının
kuruluşunun Bakanlar Kurulu kararıyla yapılmasının Anayasaya aykırı olacağı
görüşü vardır. Yani, her bir kalkınma ajansının ayrı birer kanunla kurulması
gerektiği ifade edilmektedir. Bu iddiayı Sayın Cumhurbaşkanının da paylaşması
durumunda, çıkaracağımız kanun iade edilecek ve ciddî bir zaman kaybı ortaya
çıkacaktır. Oysa, bu zaten geç kalmış bir düzenlemedir. İşimizi sağlam yapıp,
gereksiz zaman kayıplarına mahal vermemeliyiz; fakat, bu konu, kanunun ilgili
maddeleri görüşülürken müzakere edilmemiştir; dolayısıyla, bizim burada
yaptığımız da, sadece geçmiş bir düzenlemeye dair hatırlatmadan ibaret
kalmaktadır.
Ajansların yapacağı işlerin vergi, resim,
harçlardan muafiyetini içeren 26 ncı maddesinin ve bu kanunun hayırlı olmasını
dileyerek, saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahısları adına söz isteyen ilk
iki sıradaki arkadaşımız söz almadıkları için, üçüncü sıradaki arkadaşımız
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'a söz verme şansı ortaya çıktı.
Sayın Kandoğan, şahsınız adına söz
istediniz; buyurun, mikrofon sizin.
Süreniz 5 dakika.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. 920 sıra sayılı kanun
tasarısı üzerinde şahsım adına görüşlerimi ifade edeceğim.
Değerli milletvekilleri, bu kanun
tasarısının gerekçesini dikkatli bir şekilde okuyacak olursak -bundan beklenen
amacı- bölgelerarası dengesizlikleri gidermek, mahallî imkânları harekete
geçirmek düşüncesinden yola çıkılarak hazırlanmış bir kanun tasarısı. Tabiî,
bunun arkasında yatan temel sebep ise, Avrupa Birliğine uyum sağlama noktasında
böyle ajansların kurulması isteği.
Değerli milletvekilleri, bizim idarî
yapımızda, kamu yönetimimizde, bölgesel kuruluşların çok fazla katkı
sağlamadığı çok açık bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Bugüne kadar, bu
sistemin aksaklıkları, yanlışlıkları hep ifade edilegelmiştir ve bölgesel
kuruluşlardan artık kurtulunması gerektiği ifade edilmiştir. Ancak, burada
getirilen bu uygulamayla, yeniden bölgesel kuruluşların Türkiye'nin gündemine
sokulmaya çalışılmasıdır.
Şimdi, ben, bu kanun tasarısıyla ilgili
eleştirilere geçmeden önce, bu kanun tasarısında tali komisyon olarak
görevlendirilen İçişleri ve Adalet Komisyonlarının bu kanun tasarısını
görüşmediklerini ifade etmek istiyorum. Tali komisyon olarak görevlendirilen
İçişleri Komisyonu özellikle, niçin bu kanun tasarısını görüşmemiştir; bunun,
buradan, gelinip izah edilmesi gerekmektedir. Niçin İçişleri Komisyonunun bunu
görüşmesi gerekirdi; çünkü, İçişleri Komisyonu, bu kuruluşların başında,
valiler ve belediye başkanları, il genel meclisi başkanları, bu kurulun üyeleri
arasında sayılmıştır. Ayrıca, dış denetimde, bağımsız kuruluşlar tarafından
yapılacak denetim sonucunda görülen bir usulsüzlük olacak olursa, İçişleri
Bakanlığının devreye girmesi söz konusudur. İçişleri Komisyonunu direkt olarak
bu kadar çok yakından ilgilendiren bir kanun tasarısının İçişleri Komisyonundan
geçirilmeden alelacele Meclisin gündemine getirilmesinin haklı ve mantıklı bir
izahını yapmak gerekmektedir.
Bu kanun tasarısı, 2 Temmuzda Türkiye
Büyük Millet Meclisinde görüşülmüş; hiçbir maddesi üzerinde o gün bir İçtüzük
değişikliğinden dolayı muhalefet partilerinin o İçtüzük değişikliğini tasvip
etmedikleri için Meclis çalışmalarına katılmadığı bir günde 25 madde üzerinde
hiçbir tartışma yapılmadan "kabul edenler-etmeyenler" şeklindeki
oylamayla 26 ncı maddeye gelinmiş. Ancak, ben inanıyor ve iddia ediyorum ki, bu
kanun tasarısının üzerinde çok ciddî çalışmalar yapılması gerekmektedir.
Öncelikle, bölgesel bir kuruluş olmasından dolayı bunun ciddî bir
değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir. Ve yine, öyle aceleyle
hazırlandığı ortaya çıkmaktadır ki, büyük bir ihtimalle de bir tercüme
yapılarak bu kanun tasarısı Meclis gündemine getirilmiştir ki, hükümetin teklif
ettiği metinde 15 inci madde başlığı "Tek Durak Ofisler…" Yani, bunun
Türkçe'de bugüne kadar kullanıldığı bir başka örnek görebiliyor musunuz?! Tek
durak ofis! Ne demektir tek durak ofis?! O kadar çok hızlı hazırlanmış, o kadar
çok basmakalıp bir şekilde başka yerlerden alıntı yapılmış; belki de bir
İngilizce tercüme yapılarak tam karşılığı bu kelimeler bulunarak Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine getirilmiş.
Değerli milletvekilleri, bölgeler
arasındaki dengesizliği ortadan kaldırmanın yolu, bölgesel kalkınma ajansları
kurmak değildir. Siz bu noktadan hareket ederek, gerekçeyi de bu temel düşünce
üzerine bina ederek böyle bir kanun tasarısı getiriyorsanız, bundan
beklediğiniz, umduğunuz faydaları görmeyebilirsiniz. Bunun için söylüyorum;
yine bu Meclisçe 49 ille ilgili bir Teşvik Yasası çıkarıldı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN- Süreniz doldu. Tamamlayalım
lütfen.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- O Teşvik Yasası
çıkarılırken de, yine, kalkınmada öncelikli yöreler ve geliri 1 500 doların
altında olan illere bu teşvik uygulamasının verilerek bu illerin
kalkındırılacağı, bölgeler arasındaki dengesizliğin bu Teşvik Kanunuyla
giderileceği bu kürsüden söylenmiş olmasına rağmen, daha sonra aradan geçen iki
yıllık süre zarfında teşvikle ilgili getirilen bu kanunun, Türkiye'de,
pratikte, geri kalmış yörelere hiçbir katkısının olmadığı çok açık ve net bir
şekilde ortaya çıkmıştır. Onun için, böyle bir ajans kurulurken çok iddialı
sözlerden kaçınmak gerektiği inancındayım.
Yine, bu kanun tasarısıyla getirilmek
istenen husus, biliyorsunuz, kamunun yeniden yapılandırılması, Kamu Yönetimi
Temel Kanunu içerisinde yer alan, ancak bu Meclisten çıkarılamayan bir hususun
parça parça Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmesi söz konusudur. İşte,
bölgesel kalkınma ajansları da kamunun yeniden yapılandırılmasıyla ilgili kanun
tasarısı içerisinde yer alan bir maddenin, oradan ayrılarak Türkiye Büyük
Millet Meclisine getirilmesinden kaynaklanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, şimdi, mahallî
idareleri güçlendirirken, bölgeler arasındaki dengesizlikleri gidereceğiz
derken ve yatırımların canlanacağı ifade edilirken, üç dört ili bir araya
getirerek bir bölgesel kuruluşun ortaya çıkması ve bunun başına da bir valinin
getirilmesi ve başkanlıkların sırasıyla valiler arasında dönemler itibariyle
yapılacak olmasını da anlamak mümkün değildir. Bu, bürokrasiyi artıracak, iller
arasındaki kavga ortamını pekiştirecek, yatırımların nerelere yönlendirilmesi
noktasında bir komisyon içerisinde bir ilin valisinin başkan olduğu bir
toplantıda diğer iki il valisinin veya üç il valisinin veya belediye
başkanlarının, ticaret ve sanayi odası başkanlarının bulunduğu bir ortamda, bu
hizmetlerin, bu yatırımların, bu dengesizliklerin nasıl kaldıracağını buradan
izah etmek lazım. Gaziantep, Kilis, Adıyaman… Şimdi bu üç il, bir bölge haline
getirilmiş. Gaziantep'in ekonomik durumu, yapısı, gelişmişliği, kalkınmışlığı
farklı, Adıyaman'ın ve Kilis'in farklı. Böyle bir komisyonda böyle bir ajansın
başkanı olan Gaziantep Valisinin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sürenizi bayağı aştınız;
toparlamanızı rica ediyorum.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bunun bölgeler
itibariyle, 26 ayrı bölge itibariyle getirilmesinin yanlış olduğunu anlatmaya
çalışıyorum. Eğer, diğer maddelerde de söz alma imkânım olacak olursa, bu kanun
tasarısıyla ilgili görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım.
Sizleri saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, 26 ncı
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
27 nci maddeyi okutuyorum:
Uygulanmayacak hükümler
MADDE 27.- Ajans, 10.12.2003 tarihli ve
5018 sayılı Kamu Malî Yönetim ve Kontrol Kanunu, 8.9.1983 tarihli ve 2886
sayılı Devlet İhale Kanunu ve 4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu
hükümlerine tâbi değildir.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Anavatan Partisi
Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM
ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma
Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 27
nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri,
Türkiye, AB'ye giriş süreciyle birlikte, 40 yıldır uygulamakta olduğu teşvik
sistemi üzerine oturan bölgesel gelişme politikalarını terk ederek yeni bir uygulama
içine girme eğilimindedir. AB'nin bütün aday ülkelere benimsettiği bu yeni
yaklaşım, sermayeyi, özel sektörü ve bölgesel rekabeti önplanda tutmaktadır. Bu
yeni yaklaşımın temel kurumu bölgesel kalkınma ajanslarıdır. Bölgesel gelişme
farklarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bu ajansların ana amacı hizmetler
vererek bölgedeki ekonomiyi canlandırmak, bölgesel yatırımları artırmak, bölge
halkının kalkınmaya katılımını sağlamaktır. Dolayısıyla, biz Anavatan Partisi
olarak bu kanun tasarısını yürekten destekliyoruz.
Türkiye, planlı dönemle birlikte
uygulamaya başladığı bölgesel gelişme ve bölgelerarası dengesizlikleri giderici
yöndeki politikalarını yeniden gözden geçirme zorunluluğuyla karşı karşıyadır.
Bu zorunluluğun esas nedeni, Avrupa Birliğine katılım sürecinde bölgesel
gelişme politikalarının entegre edilmesidir. Türkiye, yaklaşık kırk yıldır
uygulamakta olduğu bölgesel gelişme modeli, politika ve araçlarını bir yana
bırakarak yeni bir yapılanma içine girmiştir. Bu yeni yapının ana kütlesini
kalkınma ajansları oluşturmaktadır.
Türkiye, bölgesel kalkınma ajanslarıyla
ilk kez, aday üyeliğinin tescil edildiği 1999 Helsinki Zirvesi sonunda
tanışmıştır. AB Komisyonunun hazırlamış olduğu katılım ortaklığı belgesinde
orta vadede yapılması gereken düzenlemeler arasında yer alan bölgesel kalkınma
ajansları oluşturmak amacıyla yasal düzenlemeler süreci başlatılmıştır.
Dünyada önemli bir bölümü Avrupa'da olmak
üzere, pek çok bölgesel kalkınma ajansı mevcuttur. Farklı ülkelerde kurulmuş
bölgesel kalkınma ajanslarının esas varlık nedenleri, bölgesel stratejilerin
uygulanması, yerel ve bölgesel girişimciliği destekleme, altyapı hizmetlerinin
sunulmasına yardımcı olma, özel sektörün yakın geleceği için yerel, bölgesel
çözümler üretme ve bölgesel talepleri karşılayacak yeni ürün ve hizmet üretimi
için finansal garantiler ve çözümler arama şeklinde özetlenmektedir.
Bölgesel kalkınma ajansları, birçok Avrupa
ülkesinde 1950'li, 60'lı yıllardan bu yana, bölgesel ölçekte ekonomiyi
canlandırmak, örgütlemek ve geliştirmek üzere kurulmuşlardır. Bölgesel kalkınma
ajansı kurma deneyimleri ülkeden ülkeye farklılıklar sergilemekte ve her kurum
kendine özgü şekilde faaliyet göstermektedir. Günümüzde bölgesel kalkınma
ajansları çoğunlukla tabandan tavana doğru örgütlenme modelini benimser.
Tabandan tavana yaklaşım birtakım avantajlar getirir. Örneğin, bölgesel
politikalara tabandan tavana yaklaşımda, personel, firmalarla birebir ilişki
içinde olacağı için daha etkili ve bürokrasiden uzak ilişkiler kurabilecektir.
Ayrıca, yarı özerk bir konum, bir yandan siyasî müdahaleleri önlerken, diğer
taraftan ekonomideki yapısal sorunlara uzun vadeli açıdan bakılmasını sağlar ve
son olarak, bölgeye siyasî desteğin dolaysız ve etkili olarak girebilmesini
sağlar. Merkezî hükümetlerin ayırım gözetmeyen yeniden dağıtım programlarının
tersine bölgesel kalkınma ajanslarının politikaları bölgesel hedeflere
yöneldiği için daha seçici olmak durumundadır.
Bölgesel kalkınma ajansları, bürokratik
yapılarına, özerkliklerine, kuruluş amaçlarına ve eylemlerine göre
sınıflandırılabiliyor. Dört ana grubun varlığından söz etmek mümkün:
1- Merkezî ve yerel hükümetler tarafından
kurulan bölgesel kalkınma ajansları.
2- Yerel yönetimler tarafından kurulan
bölgesel kalkınma ajansları.
3- Yerel ve bölgesel yönetimler tarafından
kurulan bölgesel kalkınma ajansları.
4- Kamu-özel ortaklığıyla kurulmuş
bölgesel kalkınma ajansları.
Bölgesel kalkınma ajanslarının en belirgin
amacı, bölgenin potansiyelini ve sorunlarını göz önüne alarak geliştirdikleri
politikayla bölgedeki ekonomiyi canlandırmak, bölge halkının gelişmeye
katılımını sağlamaktır. Bölgesel kalkınma ajanslarının hedefleri geniş kapsamlı
olmalı ve bölgesel rekabet, kalkınma, yerel KOBİ gelişmesi ve yabancı yatırım
gibi olgular içermelidir. Bu hedefleri karşılamak için çevresel gelişme,
endüstriyel altyapı, danışmanlık ve girişim sermayesi gibi birçok araçları
olması gerekmektedir.
Kalkınma ajansları, faaliyetlerine göre de
üç ana grupta toplanabilir:
Stratejik kalkınma ajanslarının bilgi
bankası oluşturması.
Bölgenin ulusal ve uluslararası platformda
desteklenmesi.
KOBİ'lere destek bilgi sağlama gibi
görevleri vardır.
Genel, operasyonel, bölgesel kalkınma
ajansları, temel hedefleri ve sektörlerarası gelişme projelerini oluştururlar.
Sektörel, operasyonel, bölgesel kalkınma ajansları, bölgenin yalnızca belirli
bir faaliyetini, belirli projelerini desteklemek amacıyla kurulurlar.
Bölgesel kalkınma ajansları, dünyada,
1950'li, 60'lı yıllarda yabancı yatırımcıları çekerek, ulusal ekonomiye katkıda
bulunmuşlardır. İlerleyen zamanlardaysa, yerel ve bölgesel şirketlere hizmet
vermişlerdir. Bölgeye yerleşmiş firmalara, yol, su, çöp, kanalizasyon gibi
hizmetlerde bulunmak konusu bölgesel kalkınma ajanslarının görevleri arasında
sayılmaya başlanmıştır. Aslında, bu faaliyetler yerel yönetimlerin görev
alanına giren konulardır; ama, yerel yönetimlerin malî imkânlarının yetersiz
olması gerekçesiyle bu işin, artık, bölgesel kalkınma ajanslarına devri talep
edilmektedir.
Kalkınma ajansları, yerine getirdikleri
görevler bakımından zayıf ve kuvvetli olmak üzere ikiye ayrılmaktadırlar. Esas
faaliyetleri, bölgelerine dış yatırımcı çekebilmek, bölgelerini pazarlamak olan
ajanslara zayıf ajans denilmektedir. Bölgeye yatırım çekme amacına ek olarak,
bölgesel ekonomi ve iş hayatının gelişmesi, kentleşme, çevre düzenlemesi,
istihdamın artırılması gibi görevler yüklenmiş ajanslara da güçlü ajans modeli
denilmektedir. Avrupa'daki ajansların çoğu zayıf ajans niteliğindedir.
Bölgesel kalkınma ajansları, genel
bütçeden ve özel fonlardan finanse edilmekte olup, devlet tarafından
başlangıçta nakdî yardım ve emlak şeklinde sermaye tahsisi söz konusudur.
Ayrıca, ajanslar, sanayileşmeyi
desteklemeyi hedefleyen çeşitli devlet fonlarına ve bu fonların kullanımına
göre proje sunarak kredi almaktadırlar. Bölgesel kalkınma ajanslarına, Avrupa
Birliği ve Dünya Bankası tarafından fon sağlanmaktadır; fakat, bu, genel ya da
düzenli bir gelir değildir. Finansman konusunda, Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu
ve ön katılım için Yapısal Araç Fonu devreye girmektedir. Bunun yanı sıra, özel
sektör ve mahallî işyerlerinden fon sağlayan ajanslar da mevcuttur.
Avrupa Birliğindeki bölgesel kalkınma
ajanslarının bütçeleri yasal yapılarına sundukları hizmete göre farklılık
gösterir. Yerel yetkililer tarafından kurulan bölgesel kalkınma ajansları
kendilerini destekleyen politik yapılarından güç almaktadır. Bunun yanında,
borsa yatırımlarından elde edilen gelirlerden kendi yarattıkları kaynaklar ve
sundukları hizmetten elde ettikleri gelirler de vardır. Hatta, bazı ülkelerde
bölgeden elde edilen vergi gelirlerinden de pay alırlar. Anonim şirket olarak
kurulan bölgesel kalkınma ajanslarının başlangıçtaki nakit hizmet ve mülk
gereksinimleri kurucular tarafından karşılanır.
Ajanslara sağlanan malî teşviklerin büyük
bölümü merkezî idarenin kontrolü altında verilmektedir. Teşviklerin bütün ülke
düzeyinde aynı oranda uygulanabildikleri durumlar olduğu gibi, öncelikli
yörelere tahsis gibi farklılaştırılmış ve kademeli teşvik sistemleri de yoğun
olarak uygulanmaktadır. Merkezî idarelere ilave olarak bölgesel idarelerin
kendi bütçelerinden verdikleri teşvikler de bulunmaktadır. Bunlar sadece o
bölge için geçerlidir. Ancak, bu tür malî teşviklerin parasal önemi merkezî
teşviklere kıyasla çok küçüktür. Ajanslar kuruluşlara iştirak ederek veya nakdî
teşvik yoluyla firmalara destek sağlamaktadırlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım lütfen; süreniz
doldu.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Malî yardımların dağıtımı genellikle
idareler tarafından kontrol edilmekle birlikte, projelerin seçiminde ajanslar
değişen önemde rol oynamaktadırlar. Özellikle AB'de ulusüstü yürütülen
politikalar doğrultusunda başlangıçta ülke çapında uygulanan malî teşviklerin
gittikçe bölgesel hale dönüştürülmesine çalışıldığı gözlenmektedir.
Diğer taraftan, merkezî hükümetler de malî
kontrolü ellerinden kaçırmak istememektedirler. AB kuruluşları tarafından
uygulanan yardım sistemleri tamamen bölgelere dönük olarak uygulanmaktadır.
Bazı ülkelerde ajansların sağladıkları
finansman kaynakları ise şöyle sıralanabilir:Fransa'da bölgesel ve yerel
hükümetler, özel sektör ve ajansların kendi gelirleriyle, Avusturya'da ulusal
hükümet; Almanya'da ulusal, bölgesel, yerel hükümet; İtalya'da ulusal hükümet,
İrlanda'da ulusal hükümet ve ajansların kendi gelirleriyle, İspanya'da ulusal
ve bölgesel hükümet; Dünya Bankası, ajansların kendi gelirleriyle; İngiltere'de
ulusal hükümet, yerel hükümet ve ajansların kendi gelirleriyle finansmanı söz
konusudur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
çıkarılacak bu yasayla, kalkınma ajanslarının güçlü doğması ve gelişmesi için
merkezî hükümetin yeterli ölçüde finans desteği sağlaması gerekmektedir.
Anavatan iktidarında bu desteği en üst düzeyde sağlayacağız; arı tekrar bal
yapmaya başlayacaktır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Şahsı adına söz talebiniz de var.
İki söz süresini birleştiriyoruz; süreniz
15 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Kalkınma
Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 27
nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, hepinizi en
iyi dileklerle, sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
temel hükümleri Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayarak geri gönderilen Kamu
Yönetimi Temel Kanununun bir parçasını görüşüyoruz. AKP İktidarı, Kamu Yönetimi
Temel Kanununu parçalayarak yasalaştırmaya çalışıyor. Nitekim, bu konuda,
anımsayacaksınız, birinci parça, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünü kapatan
yasaydı, şimdi görüştüğümüz yasa tasarısı ise ikinci parçayı oluşturuyor.
Bu kanun tasarısı üzerinde söylenecek çok
sözümüz var; ancak, 27 nci madde üzerinde söz almış olmam, beni, zorunlu olarak
27 nci madde sınırları içine sokuyor. Bununla birlikte, çok kısa da olsa,
tasarının geneliyle ilgili bir iki noktaya değinmeden edemeyeceğim.
Tasarıda bir bölgesel yönetim sistemi
öngörülmektedir. Bizi bu yargıya götüren kimi göstergeleri sizlerle şöyle
paylaşabilirim:
Birinci olarak, kurulan birimler
tüzelkişilik sahibidir; ama, ne özel ne de kamu tüzelkişisi olarak
adlandırılmıştır. Tasarıda ayrıca belirtilmedikçe kuruluşun çalışmaları özel
hukuk hükümlerine bağlanmıştır. Kurulan birimlerin görevi bölgeye -altını
çiziyorum, bölgesel- yabancı yatırım çekmektir; bunun için tanıtım
organizasyonu olarak çalışacaklardır. Nerede çalışacaklardır; bölgede.
Kurulan her ajans, yine, bölgede yatırım
yapacak olan kişi ve şirketlerin başvuru işlemlerini takip edecek, işlemlerin
hızla sonuçlandırılmasını sağlayacaktır. Ajansların, bölgenin kalkınma planını
hazırlayarak, bu konuda bir sorumluluk üstleneceği genel gerekçede birkaç kez
dile getirilmiştir. Her ne kadar tasarının maddelerinde açıkça yazılmamış olsa
da, ajansların, bölge kalkınma planlarını hazırlayacağı genel gerekçede bir iki
kez ifade edilmiştir.
Anımsanacağı üzere, temel kanunda,
kalkınma ajansları, bölge kalkınma ajansları olarak yer almıştı. Temel kanundan
koparılan bu tasarıda ise "bölge" sözcüğü her nedense yok edilmiştir;
ama, bu sözcüğün yok edilmesi, az önce değindiğim gibi, tasarının bölgesel bir
yönetim sistemi getirmekte olduğu gerçeğini örtememektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
burada getirilen bölgesel yönetim sistemi, Türkiye'nin oturmuş idarî yapısına
uygun değildir. Oluşturulması öngörülen 26 yeni bölge, nasıl bir çalışmayla, ne
kadar bir sürede ve kimler tarafından, nasıl çalışmalarla tespit edilmiştir? Bu
sorularımın yanıtının, burada, mutlaka ve mutlaka verilmesi gerekiyor. Belki,
bizim göremediğimiz bazı haklı, bazı makul gerekçeler olabilir; ama, bu makul
ve haklı gerekçeler eğer varsa, burada söylenemez ise, açıklanamaz ise, bu yasa
tasarısının, Türkiye'yi bir federatif yapıya götürecek bir ön hazırlık olduğu
tartışmalarını önlemek kesinlikle mümkün olmayacaktır.
Bu madde, yani, 27 nci madde, bazı
kanunların ajansın faaliyetlerinde uygulanmayacağını öngörmektedir. Bu
kanunlardan birincisi Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, ikincisi Devlet
İhale Kanunu, üçüncüsü ise Kamu İhale Kanunudur.
Ajansların söz konusu üç kanunun uygulama
alanı dışında görülmesi tasarıda iki gerekçeye dayandırılmıştır. Birinci
gerekçe, ajans malî özerkliğinin korunması; ikinci gerekçe, değişen koşullara
ajansın uyum sağlamasının çabuklaştırılması, kolaylaştırılması. Bu durumuyla,
bize göre, tasarıyla öngörülen oluşum, ne yazık ki, 1980 sonrasında uygulanan
fon ekonomisini çağrıştırmaktadır. Ajansların, özellikle uluslararası
kuruluşlardan kullanabilecekleri fonlar bir tarafta, kabul edebileceği bağışlar
ve hibeler diğer tarafta ve bunlara ek olarak, vergi gelirlerinden alacağı
paylar da bir arada dikkate alındığında, ajansların gelir bütçeleri önemli
büyüklüklere ulaşacaktır.
Evet, ajansın malî özerkliğinin yasanın
bütünlüğü içinde korunmasını öngörmek doğru bir yaklaşım olabilir; ancak, bu
çerçevede önemli büyüklüklere ulaşabilecek olan ajans gelir bütçelerinin,
mutlaka, ciddî bir biçimde denetlenmesi gereği, denetlenmesi zorunluluğu ortaya
çıkmaktadır.
Bu noktada, tasarının 25 inci maddesine
bir gönderme yapma, geriye dönme zorunluluğu var. 25 inci madde, ajansın iç ve
dışdenetim esaslarını düzenlemiştir. Madde gerekçesine göre, dışdenetimin,
hukuka uygunluk açısından İçişleri Bakanlığı, performans değerlendirmesi
açısından ise Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından
gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Ajans faaliyetlerinin hukuka uygunluğu,
yerindeliği, etkinliği ve verimliliği ile ajansların performansı, her bir
bölgenin niteliği ve her ajansın faaliyeti de dikkate alınmak suretiyle,
belirli aralıklarla incelenerek, denetime tabi tutulacaktır. Gerekçede, ayrıca
"ilgili mevzuat hükümleri ile düzenlenen Sayıştayın denetim yetkisi
saklıdır" ibaresi de yer almaktadır.
Ajansların bütçeleri ise yönetim
kurullarınca oluşturulmaktadır. Bütçenin oluşturulmasında Devlet Planlama
Teşkilatına sadece istişarî bir görev verilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bilindiği gibi, bütçe uygulamalarının dışında, siyasî iradelere kontrolsüz ve
geniş kaynaklar yaratan fonların bütçe ilkelerine aykırılığı Türkiye'de uzun
yıllar tartışılmış olan bir konudur. Tasarıdaki kalkınma ajanslarının bütçe
yapılarına baktığımızda, bu anlamda sorgulanması gereği ortaya çıkmaktadır.
27 nci maddeyle, ajansların, Devlet İhale
Kanunundan, Kamu İhale Kanunundan ve Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunundan
muaf tutulması, bunların tüzelkişiliklerinin de tartışılmasını zorunlu kılıyor.
Tasarıda, ajanslar, özel hukuk hükümlerine tabi kurumlar şeklinde
öngörülmektedir. İdarî hukukumuz, özelliği olan bazı kurumlara bağlı olan
işletmelerden bir bölümünün, kamu hukukuna, diğer bölümünün ise, özel hukuk hükümlerine
tabi olmasına cevaz vermektedir. Bunu biliyoruz.
Tasarıda, ajanslar, her ne kadar, özel
hukuk hükümlerine tabi kurumlar olarak öngörülse de, önümüzdeki 27 nci madde
hükmüne göre, ajansların, kamu gücü ayrıcalıklarıyla donatılmakta olduğu
görülmektedir. Gerçekten, 27 nci maddeye ek olarak, Devlet Planlama
Teşkilatına, çok sınırlı da olsa, vesayet denetimi yapma yetkisi verilmektedir.
Bu kanunla düzenlenen işletmelerde, ajanslar, kamu hukukuna tabi olmaktadırlar.
Ayrıca, bütçe ve personel bakımından kendisini kuran idareye özerk bir konumda
bulunmaktadırlar.
İşte, böyle nitelikler de dikkate
alındığında, ajansların kamu gücü ayrıcalıklarını, yani, kamu gücü
imtiyazlarını kullandığı ve bu imtiyazlarla donaltılmış olduğu çok daha
belirgin bir şekilde ortaya çıkar.
Bu nedenle, ajanslar, tüzelkişiliğe sahip
kamu kurumları olarak kabul edilmelidir. Aslında, bu, bizim kanımız değil, yasa
tasarısının belli bölümleri dikkate alındığında -ki, az önce, bunların bir
bölümüne değindim- bunun böyle olduğuna yasa tasarısının bizatihî kendisi
işaret ediyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bakınız, konuşmamın başında da değinmeye çalıştım, kalkınma ajanslarının elinde
bir bölümü uluslararası fonlardan sağlanacak, diğer bölümü Türkiye'nin merkezî
ve yerel kamu kaynaklarından aktarılacak, çok önemli miktarda kaynaklar
birikecektir. Gerçekten, genel bütçe vergi gelirlerinin binde 5'i, il özel
idareleri toplam bütçe gelirlerinin yüzde 5'i, belediyelerin toplam bütçe
gelirlerinin yüzde 1'i ve sanayi ticaret odaları bütçe gelirlerinin yüzde 1'i
ajanslara aktarılacaktır.
Bu kaynaklardan kimler yararlanacaktır; bu
kaynaklardan, sanayi ve ticaret odalarının üyeleri yalnızca yararlanacaktır;
yani, bütçe gelirlerinin sadece yüzde 1'ini ajanslara aktaran sanayi ve ticaret
odaları yararlanacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
kanun tasarısında, ajansların kimin tarafından kurulduğu da açık değildir.
Ayrıca, bunların devlet tüzelkişiliği mi yoksa mahallî idarelere mi bağlı
oldukları da net değildir. Böyle bir belirsizlik karşısında masallardaki bir
kavramı kullanmak gerekiyor kanımca. Bu ajanslar nedir; bu ajanslar in midir
cin midir? İn olmadığı muhakkak; çünkü, kimliği, kişiliği belli değil.
Peki, o zaman, bu ajanslar nedir, cin
olabilir mi; evet olabilir. Ajansların elindeki kaynaklar cin çarpmış gibi
çarptırılabilir ve hiç kimse, paraların nereye gittiğini, nereye uçtuğunu
bilemeyebilir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Toparlıyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Lütfen…
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Evet, denetim
olmazsa, bu şekilde bu yasa maddesi geçirilirse ve bundan önce, 25 inci
maddeyle ilgili bir açılım yapmaya çalıştım ve bu yasanın denetimle ilgili
hükümleri tekrar gözden geçirilmez ise, gerçekten, bu paralar çarçur edilebilir
ve hiç kimse, bu paraların, bu kaynakların nereye gittiğini, nereye uçtuğunu,
kimlerin elinde çarçur olduğunu bilemez.
Bu nedenle, Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; eksik veya yetersiz düzenlemelerin, tasarıda yeniden ele
alınmasının gerekli olduğunu dikkatlerinize sunmak istiyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, yasa tasarısının
ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi, tekrar, sevgiyle
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına, Sayın İbrahim
Özdoğan; buyurun.
Süreniz 5 dakika.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 920 sıra sayılı yasa tasarısının 27 nci maddesi
üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi, tekrar, saygı
ve sevgiyle selamlıyorum.
27 nci maddenin, Anavatan Partisi Grubu
adına konuşmamda bu yasa tasarısını desteklediğimizi söyledik ve şahsım adına
bazı düşüncelerimi de gündeme getirmek istiyorum bu konuda.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'de bölgesel
kalkınma ajansları, Kamu Yönetimi Temel Kanun Tasarısının organik bir parçası
olarak gündeme gelmiştir. Bu bağlamda, konuyla ilgili olarak kamuoyunda olumlu
ve olumsuz yönde birçok görüş gündeme gelmekte, tartışma alanı bulmaktadır.
Burada kanunun kamu yönetiminden ziyade ekonomik tarafı, yani bölgesel gelişme
öne çıkarılacaktır.
Kalkınma ajansları bölgesel gelişme
politikalarına yeni bir yaklaşım getirmektedir. Bugüne dek Türkiye'de
bölgelerarası eşitsizliğin giderilmesi üzerine çalışmalar yapılmıştır. AB'nin
izlenmesini istediği bölgesel politikalar ise bölgelerin rekabeti önceliği
üzerine kurulmuştur. Bölgelerdeki planlama ve gelişme sorunları özel sektöre
devredilecektir; bölgeler yabancı sermaye çekme konusunda daha özgür
olacaklardır; bölge kalkınma ajanslarının yönetiminde dernek, vakıf gibi sivil
toplum örgütleri daha etkin olmaya başlayacaktır; ama, bölgesel kalkınma
ajansları organik anlamda DPT'ye bağlıdır. Burada esas tartışılması gereken,
bölgelerarası rekabet anlayışının, bölgeler arasındaki eşitsizliğin
giderilmesine ne ölçüde katkıda bulunacaktır? Rekabet anlayışı bu eşitsizliği
daha da körüklerse ne yapılacaktır?
Kalkınma ajanslarının üretim ilişkileri
temeli, son otuz yılda yaşanan dönüşümün etkilerini taşımaktadır. Büyük ölçekli
üretim tesislerine dayalı yapıdan küçük ölçekli esnek üretim teknolojilerine
dayalı KOBİ'ler üzerine inşa edilen "postfortdist üretim biçimi"
olarak tabir edilen bir sistem söz konusudur; fakat, bu dönüşümün bölgeler
bazında ele alınması, ulusal ekonomi ve ulusal kalkınma duyarlılığını
zayıflatıp yerel kalkınma anlayışını güçlendirecektir.
Avrupa Birliği yerel yönetim anlayışını
standartlaştırmakta, bu anlayış merkezî idarenin yetkilerini yerel yönetimlere
devretmesini ve yönetimin yerelliğini içermektedir. Titiz ve isabetli bir
planlama yapılmadan yerel yönetimlere yetki devri, devletin üniter yapısını
tahrip edebilir. Sadece Türkiye değil, Avrupa'da bile kamuoyunun bir bölümü
yerelleşmenin getireceği tehlikeleri algılamakta, endişelerini dile
getirmektedirler.
Bölgesel kalkınma ajansları, Avrupa'da
özel sektörün ve sivil toplum örgütlerinin yönetimindedir. Türkiye'de ise özel
sektör ve sivil toplumun katılımına dayalı olmasına karşın, bölgesel kalkınma
ajanslarında son sözü söyleme hakkı DPT'nindir. Türkiye'deki bölgesel kalkınma
ajansları, DPT'nin taşra teşkilatı görüntüsü vermektedir ve model alınan
Avrupa'daki yapıdan bir hayli uzak düşülmektedir.
Bölgesel kalkınma ajanslarına yüklenen
misyon, KOSGEB, Millî Prodüktivite Merkezi gibi bazı kurumların görev
alanlarına girmektedir. Bu durumda gerekli düzenlemelerin yapılmaması halinde,
kurumlararası yetki çatışması ve karmaşasının oluşması kaçınılmaz
görünmektedir.
Sonuç olarak, kalkınma ajanslarının
kuruluş amaçları, bölgelerin ekonomisinin canlanmasına katkıda bulunmak,
bölgenin girişimci potansiyelini geliştirmek, bölge halkının kalkınma sürecine
katılımını sağlamak ve bölge halkının kalkınmadan yararlanabileceği ortamı
oluşturmaktır. Ajansların çoğu, ulusal hükümetler tarafından yönetilen, kamuyla
kuvvetli ilişkileri olan ve bazen kamu yetkilerini kullanabilen yapılardır.
Türkiye'de bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi amacıyla çalışmalar
yapılmaktadır. Bu çalışmalar, planlı dönemin başlangıcına kadar uzanır; ancak,
kalkınma ajanslarının getireceği yeni mantık, bölgelerarası eşitsizliğin
giderilmesi değil, bölgelerarası rekabetin gerçekleşmesidir. Bu yeni anlayışın
Türkiye'deki mevcut koşulları nasıl etkileyeceği henüz belli değildir.
Kalkınma ajansları, Avrupa Birliğine giriş
sürecinde kalkınma anlayışını Avrupa standartlarıyla uyumlaştırmak amacına
yönelmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayın lütfen.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Temelde, üyelik sürecinin önündeki bir
engelin daha kaldırılması motivasyonu yatmaktadır. Burada şekle takılıp
kalınmaması, kalkınma ajanslarının gerçek amaçlarının önceliğinin korunması
önem taşımaktadır. AB'nin tahsis edeceği fonlar ve bu fonların yönlendirileceği
alanlar, Türkiye'nin öncelikleri ve ihtiyaçları değil, Avrupa Birliğinin
Türkiye'yle ilgili planları çerçevesinde kullanılacaktır.
Sonuç olarak, Türkiye için öngörülen
katılım öncesi strateji, bölgesel gelişmişlik farklılıklarını azaltmaya yönelik
gayretleri finanse etmekten çok uzaktır. Bu konuda temel görev, merkezî
hükümete düşmektedir. Oysa, benimsenmiş modelin temeli, devletin ekonomik ve
sosyal yaşama müdahalesinin en aza indirgenmesi esasına dayanmıştır. Geri
kalmış bölgelere uyarlığın nimetlerini taşıma ve bu bölgelerde üretimi,
istihdamı artırma görev ve sorumluluğunu taşıyan bir devlet anlayışı, bu
yaklaşımla ters düşmektedir. Bu bağlamda, bölgesel kalkınma ajanslarının Türk
idarî yönetim ve ekonomik yapısıyla uyuşması epey zaman alacak gibi
görünmektedir.
Bu konuşma, Anavatan Partisi olarak
kalkınma ajansları üzerindeki endişelerimizi taşımaktadır.
Yüce Heyetinizi, tekrar, saygı ve sevgiyle
selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - 27 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
28 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 28.- 19.6.1994 tarihli ve 540 sayılı
Devlet Planlama Teşkilatı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin 2 nci maddesine aşağıdaki bent eklenmiştir.
"l) Kalkınma ajanslarının
koordinasyonunu sağlamak ve bunlarla ilgili iş ve işlemleri yürütmek."
BAŞKAN - Madde üzerinde Anavatan Partisi
Grubu adına Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan; buyurun. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM
ÖZDOĞAN (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Tekrar, Yüce Heyetinizi saygı ve sevgiyle
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Bölgesel Kalkınma
Ajansları, merkezî hükümetten bağımsız bir idarî yapıda, sınırları çizilmiş bir
bölgenin sosyoekonomik koşullarını geliştirme amacıyla, 1930'lu yıllardan
itibaren, dünyada kurulmuştur. Önemli bir bölümü Avrupa'da olmak üzere, pek çok
bölgesel kalkınma ajansı mevcuttur. Bu konuda ilk örnek, 1930'lu yıllardaki
girişimiyle Amerika'dır; daha sonra, Avusturya, Almanya, Brezilya, Belçika,
İspanya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya'da birçok bölgesel kalkınma
ajansı kurulmuştur. İkinci Dünya Savaşının ardından, bu konuya verilen önem
artmıştır. Savaşın yıkıcı etkileri ve hızlı teknolojik gelişmeler, Avrupa'nın
batı ülkelerinde farklılıklar yaratmıştır. Fransa'da Paris ve çevre
bölgelerinin, diğer bölgelerin toplamından daha fazla gelişme göstermesi,
İtalya'da kuzey-güney ayırımının iki farklı dünya yaratacak düzeye çıkması
sonucu bu bölgelerde yeniden yapılanma probleminin olması, diğer Avrupa
ülkelerinde bölgesel kalkınmaya yönelik politikaların oluşturulmasına yol
açmıştır.
Batı Avrupa ülkelerindeki bölgesel
politikalar, elli yıla yakın bir süredir geliştirilmektedir. 1950'li ve 1970'li
yıllar arasında, bölgesel politikalar, sosyal ve ekonomik müdahaleler
önplandayken, 1970'li yıllarda bölgesel politikalar değişmeye başlamış, içsel
kalkınma politikaları önem kazanmıştır. 1970'lerde, Batı Avrupa'da iki farklı
yaklaşım bir arada uygulanmaya başlanmıştır. Bu ülkeler, bölgesel politika
olarak anlık tepki vermek üzere kurulan programlar yerine, ulusal stratejinin
parçası olan bölgesel kalkınma planları geliştirmiştir. Ayrıca, yeni
oluşturulan bölgesel farklı kurumlar, bölgesel kalkınmaya yönelik çalışmalar
yapmaya başlamışlardır. Birinci yaklaşım tavandan tabana politik bir yaklaşım
içerirken, diğeri tabandan tavana bir yaklaşımdır. Bu süreçte, bölgesel
kalkınma ajansları farklı içerikler kazanmıştır. Bugün Avrupa ülkelerinin genel
politikası, bölgelerin ekonomik bakımdan gittikçe özerkleşmesi ve dışarıdaki
girişimcileri bölgelerine çekmek amacıyla bölgelerarası kalkınma yarışına
katılmaktır.
Batı Avrupa ülkelerinde 1950'li yılların
başında kurulan bu kurumlar, Doğu Avrupa ülkelerinde 1990'lı yılların başında
kurulmaya başlamıştır. Bugün bölgesel kalkınma ajansı olmayan geçiş ülkesi
yoktur ve bu ülkelerin ajansları, farklı deneyimler yaşayarak oluşturulmuştur.
AB'nin görevlendirdiği uzmanlar tarafından
kurulan kalkınma ajanslarının finansmanları başlangıçta AB tarafından
sağlanmıştır. 1990'lı yıllar, bu kurumların geçiş ülkelerine yerleştiği
yıllardır.
Türkiye'de bölgesel politikalar ilk olarak
1960'lı yıllarda kalkınma planlamasıyla başlamış, 8 kalkınma planında da yer
almıştır. Kalkınma planlarının temel amacı, bölgelerarası gelişmişlik farkının
kapanmasıdır; ancak, kalkınma planlarında öngörülen hedeflerin gerçekleşmesi
için uygulanan politikalar bölgesel dengesizlikleri giderememiş, aksine daha da
artırmıştır.
Türkiye'de bağımsız yerel kurumların
olmaması, merkezî kurumların yerel düzeydeki birimlerinin işlevlerinin sınırlı
olması, uygulanan politikaların etkinliğini azaltmaktadır.
Türkiye'de, AB tarafından bölge
planlamasının yeni bir anlayışla yeniden ele alınması gerektiği, bu aracın da
bölgesel kalkınma ajansları olduğu ifade edilmiş ve konu ilk kez AB'ye tam uyum
müzakere sürecindeki Katılım Ortaklığı Belgesinde "orta vadede yapılması
gereken işler" kapsamında belirtilmiştir. Bu nedenle, bölgelerin
sosyoekonomik uyum analizlerinin yapılması, bölgesel politikaların
belirlenmesi, AB bölgesel istatistik sistemiyle karşılaştırılabilir veri tabanı
oluşturulması amacıyla ülke genelinde üst düzeyde istatistikî bölge birimleri
oluşturulmuştur.
Düzey istatistikî bölge birimi ise, düzey
2 istatistikî bölge biriminin gruplandırılması sonucu tanımlanmış olup, 12
adettir. Bağımsız kalkınma ajansları bu sınıflandırmada, merkezleri de
belirtilmiş olan düzey 2 kademesinde 26 ayrı bölgede kurulacak birimlerdir. Bu
istatistikî bölge birimlerinin oluşturulması, AB'ye uyum kapsamında atılan
adımlardan biri olarak düşünülmektedir.
Türkiye'de bölgesel kalkınma ajansının ilk
ele alınması, 1990'lı yıllarda başlamıştır. Bu sürecin Türkiye'de
başlatılmasındaki amaç, yurt içinde beklenen yerelliklerin kendi içsel kalkınma
dinamiklerinin yanı sıra, AB'ye katılma sürecini hızlandırmaktır; ancak, bu
örneklerin çoğu, proje aşamasında kalmış ya da uygulamanın başında çıkan
sorunlar nedeniyle sona ermiştir. Türkiye'de bu konuda yapılan birkaç uygulama
söz konusudur.
GİDEM'ler, GAP Bölgesinde Entegre Bölgesel
Kalkınmanın Güçlendirilmesi ve Sosyoekonomik Dengesizliklerin Azaltılması
Programı çerçevesinde, 1997'de Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Şanlıurfa,
Mardin İllerinde hizmete girmişlerdir. Proje, 2002 yılında tamamlanmıştır.
GİDEM'lerin amacı, bölgelerindeki yatırımcılığı ve girişimciliği özendirmek,
yerli ve yabancı sermayeyi bölgeye çekebilmek açısından gerekli danışmanlık
hizmetini verebilmektir.
Ege Bölgesi Kalkınma Ajansı ise, 1993
yılında, Ege Bölgesinin ekonomik gelişimini hızlandırmak için yurtiçi ve
yurtdışı yatırımların bölgeye ilgisini artırmak amacıyla kurulmuştur. Ege
Bölgesi Kalkınma Ajansı, bu aşamada Fransa'dan ve Avrupa'daki çeşitli kalkınma
ajanslarından destek almıştır. Ege
Bölgesi Kalkınma Ajansı, Türkiye'yi ve Ege Bölgesini tanıtma amacı gütmektedir.
Yabancı firmaların bölgedeki yatırımlarına teknik danışmanlık hizmeti
verebilmektedir. Bölge illerinin yatırım olanaklarını tespit etmekte ve bu
konuda yabancı yatırımcıya yönelik tanıtım dokümanları hazırlamaktadır.
Mersin Kalkınma Ajansı, 2002 yılında
faaliyete geçmiştir. Kuruluş aşamasında Eureda, Info, Murcia, Shannon ve
Alsace kalkınma ajanslarından
danışmanlık ve bilgi desteği alınmıştır. Bu ajansın temel amacı, Mersin'in
ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan gelişmesini sağlamak, yaşam kalitesini
yükseltmektir.
Türkiye'nin AB'nin bölgesel politika
örgütlerini kullanması gerektiği ilk olarak 2001 yılındaki Katılım Ortaklığı
Belgesinde empoze edilmiş ve bu doğrultuda, 2002 yılında, AB'nin sistemi bir
Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilmiştir. Bu çerçevede, bölgesel istatistiklerin
toplanması, bölgesel düzeyde sosyoekonomik analizlerin yapılması, bölgesel
politikaların çerçevelerinin belirlenmesi, Avrupa Birliğinin bölgesel
istatistik sistemine uygun ve dolayısıyla, karşılaştırılabilir bir istatistikî
veri tabanının da oluşturulması hedeflenmiştir.
Böylelikle, Türkiye'de istatistikî bölge
birimleri sınıflandırılması kararı alınmıştır. Sosyal ve coğrafî yönden
benzerlik görünen birbirine komşu iller, bölgesel kalkınma planları ve nüfus
büyüklükleri de dikkate alınarak, farklı düzeylerde sınıflandırılmıştır.
Tasarıya göre, kalkınma ajanslarının
kurulmasıyla gelen yeni düzende, Türkiye'de, bölgelerarasında ekonomik ve
sosyal dengesizliklerin azaltılmasına yönelik politikalar merkez tarafından
belirlenecek, bu politikaların uygulanması ise ajanslar tarafından
gerçekleştirilecektir.
Tasarı, çevresel hizmetler açısından
incelendiğinde görülmektedir ki, yerel yönetimlerin yetkisinde olan çevre
hizmetleri ile kalkınma ajanslarının sorumlu olduğu çevreyle ilgili konular
için sağlıklı ve sürekli bir koordinasyon ve işbirliği ortamının tesis
edilmesine ihtiyaç vardır. Kalkınma ajansları, yetkili oldukları bölgelerde
doğrudan altyapı ve çevre projesi gerçekleştirmeyecekler; ancak, bu alandaki
kaynakları yerel yönetimlere yönlendirmede yetkili olacaklardır. Tasarıda,
ajansların, havza ve kıyı koruma ve geliştirme projelerinin, bataklık
projelerinin, uygun yer seçimine göre ideal büyüklükte, en uygun şartlarda ve
nitelikte ve…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen, tamamlayalım.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
… yeterli finansmanla gerçekleştirilmesi
konusunda etkin rol oynayacakları belirtilmektedir.
Dış ülkelere bakıldığında, AB ülkelerinde
çok sayıda olan bölgesel kalkınma ajanslarının hemen hepsinin çevre alanında
görevleri bulunmaktadır. Bu ajanslar arasında, içme suyu, kanalizasyon, arıtma
ve katı atık hizmetlerinin bütününü yüklenen ajanslar vardır. Bazı ülkelerde,
bölge kalkınma ajansları, eski sanayi bölgelerinde kurulmuştur ve bozulmuş
arazileri ve çevre değerlerini yeniden kazanmak için faaliyet
göstermektedirler. Özellikle Belçika, İspanya, İtalya ve İngiltere gibi otonom
bölgesel kalkınma kavramı daha gelişmiş olan ülkelerde bulunan güçlü bölge
ajansları ise, çevre yönetimi içeren tüm alanlarda hizmet vermektedir.
Diğer ülkelerdeki olumlu uygulamaların
ışığında, Türkiye'de kalkınma ajanslarının, diğer sektörlerde olduğu kadar
çevre alanında da yabancı sermayeyi cazip kılacak kurumsal ve yönetsel bir
yapıya sahip olacak şekilde kurgulanmış olmaları, bu ajansların bulundukları
bölgede, çevre politikaları bağlamında, kalkınma ve rekabet bilincini doğru
yöne kanalize etmede önemli bir işlev yüklenecekleri anlamına gelebilir; ancak,
son zamanlarda, gerek yönetsel yapının yeniden şekillenmesinde çevre
kurumsallaşması adına yapılan olumsuz ve yetersiz girişimler gerekse çevre
koruma kaygısı güdülmeden çıkarılan ve uygulanan yasal düzenlemeler, Türkiye'de
çevre politikalarının bölgesel düzeyde baştan gözardı edildiğini ve salt
ekonomik büyüme politikalarının öne çıktığını açıkça göstermektedir.
BAŞKAN - Toparlayın lütfen.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; önümüzdeki süreçte, Türkiye'de bölgesel kalkınma
programlarının uygulanması için Avrupa Birliği finansman desteğinin çeşitli
sektörlere yönelik olarak artarak süreceği beklenmektedir. Bu durumun çevre
sektörüne ne ölçüde ve hangi gerekli alanlarda yansıyacağı açık değildir. Çevre
sektörü, küresel şirketlerin, gelişme yolundaki ülkelerde en çok müdahale
ettikleri alanlardan biridir. Türkiye'de de özellikle bölgesel düzeyde yatırım
ortamının iyileştirilmesine ve yabancı sermayenin teşvik edilmesine yönelik
olarak son dönemlerde yapılan yasal ve kurumsal düzenlemeler bu ortamı
rahatlatmıştır ve bütün bunlar, bu ülkede çok yakın bir gelecekte çevre koruma
adına yaşanacak en büyük endişenin, doğal değerlerin ekonomik büyümeyi
hızlandırmaya ve ülkenin küresel pazarlarda rekabet gücünü artırmaya yönelik
bir araç olarak kullanılması olacağına işaret ediyor.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Sayın Ali Kemal Deveciler, Balıkesir Milletvekili.
Sayın Deveciler, süreniz, şahsî konuşma
talebinizle birlikte 15 dakika.
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL DEVECİLER
(Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri
Hakkında Kanun Tasarısının 28 inci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Görüşmekte olduğumuz Kalkınma Ajansları
Yasa Tasarısıyla, bölgesel farklılıkları azaltmayı amaçlayan bir ulusal
ekonomik ve sosyal uyum politikası geliştirilmesi için bölgesel kalkınma
ajanslarının kurulması -bu yasayla- öngörülmektedir. Tasarıya göre, kalkınma
ajansları, Türkiye'nin istatistik bölge düzeyi esas alınmak suretiyle 26
bölgede kurulmaktadır. Böyle bir yapılanma, kamu yönetiminin yeniden
yapılandırılması amacıyla hazırlanan reform paketinin bir ayağıdır; Türkiye'nin
idarî yapısıyla bağdaşmamaktadır. Bu yeni idare biçimi, merkezin kamu gücü,
kaynak ve yetkilerini kullanmasına rağmen merkezî değil; ama, yerel idare
tanımına girmediği için yerel de değildir.
Tasarı ne diyor; "Kalkınma
ajanslarının kuruluş amacı bölgesel farklılıkları gidermektir" diyor.
Peki, soruyorum; bölgelerimiz bir yana, illerimiz arasında dahi sosyoekonomik
bir uçurum varken, bu, nasıl bu yasayla sağlanacaktır? Gelişmiş bölgelerin
proje yönetimi ve bazı kaynaklara daha kolay ulaşma yetileri bölgelerarası
farklılıkların giderilmesine değil de daha da artmasına neden olmayacak mıdır?!
Ajanslararası dayanışmadan bahsediliyor.
Ajanslararası dayanışma rekabet nedeniyle mümkün olmayacak, ayrı ayrı
uluslararası tanıtım faaliyetlerinde bulunmaları nedeniyle kaynaklar israf
edilecektir. Ayrıca, ajanslar siyasî mücadele alanı haline gelecek ve
ajansların uygulayıcı kuruluş ve yerel aktörler arasında koordinatör,
organizatör ve katalizör olması beklentileri de gerçekleşmeyecektir. Yerel
yönetimler ve bölgeler, piyasa mekanizmaları olan rekabet ortamına, bu yasayla,
sürüklenecektir.
Tasarıda, tek ilden oluşan, bölgede
kurulacak olan kalkınma ajansının yönetim kurulu, vali, büyükşehir belediye
başkanı, sanayi odası başkanı, ticaret odası başkanı ile kalkınma kurulu
tarafından seçilecek 3 özel kesim veya sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden
oluşmaktadır. Valileri ve iş çevrelerini yapıya dahil eden tasarı, sendikaları
ve çalışan kesimi zikretmediğinden, bu ajanslarda, ne yazık ki, sendikalara da
yer verilmemiştir.
Bu tasarıyla, sendikalar, işyeri
koşullarına göre değil de, bölge koşullarına göre pazarlık yapma zorunda
bırakılacaktır. Yani, bu tasarıyla sendikaların pazarlık gücü, karşı
çıkılamayacak talepler çerçevesinde sınırlandırılmış olacaktır. Asgarî ücret de
dahil olmak üzere, ücret düzeyleri bölge koşullarına göre, bundan sonra,
belirlenecektir.
Bölgelerde ve yerelde çok sıkı olan aile
bağları, kültürel ve ideolojik bağlar, siyasî ilişkiler gibi faktörler
sendikaların örgütlenmesine ve güçlenmesine engel olacaktır. Ayrıca, yerelde
belirleyici güç olan ahbap çavuş ilişkileri daha da belirleyici hale gelecek,
devlete olan güven ise altüst olacaktır.
Bölge kalkınma ajansları, kamu gücünü,
kamu organ ve görevlerinden alıp özel sektör ve hükümetdışı örgütlere
paylaştırmaktadır. Bu sistemle, yerel güç odakları, tarikatlar, aşiretler ve
batı merkezli sivil toplum örgütleri karar mekanizmalarına dahil edilmekte,
tarikatlar, iş ve sermaye çevreleri kamusal iktidara ortak edilmekte ve yerel
iktidar haline getirilmektedir. Ayrıca, bölge kalkınma ajanslarının ulusal mı,
yoksa uluslararası nitelikte mi olduğu da belirsizdir. İşlevlerine bakılınca,
hem yerel hem de beynelmilel sermayenin taleplerine göre kuruldukları
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, karşımızda, hem yerel hem ulusal hem de
uluslararası karman çorman bir yapı olacaktır.
Sayın Bakan, sayın milletvekilleri; bu
ülkede ulusal planlama olmadan bölgesel kalkınma ve planlama asla olamaz. Konu,
öncelikle, eğer bölgelerarası kalkınmayı sağlamaksa, o zaman, konu, özünde,
bir, GAP'ta olduğu gibi yeni bölgesel planların uygulanmaya konmasıdır ve GAP'ı
kalkınma ajansları çerçevesi içerisinde bölmeye çalışmak yerine, adam gibi
uygulama yapmaya çalışmak gerekir. Halbuki -Türkiye'nin en önemli projesi olan
GAP- o projenin ekonomik, sosyal, mühendislik birsürü boyutu var; o
boyutlarıyla ilgili ciddî çalışma yapmak, onu koordine etmek lazım. Gerçekten,
doğunun, güneydoğunun, Şanlıurfa'nın, bölgenin sizden beklediği budur; ama, bir
başka şey var. Doğu ve güneydoğuya, kalkınmada geri yörelere devlet eğer
yatırım elini uzatmazsa, tüm bu diğer teşviklerden sonuç alması da mümkün
değildir.
Tasarı bu biçimde yasalaşırsa, kalkınma
ajansları, Avrupa Birliği ve diğer uluslararası fonlardan sağlanacak
kaynaklarla ülkemizin merkezî ve yerel kamusal kaynaklarını dar bir zümrenin
yatırım finansmanına aktaran bir organ haline ne yazık ki dönüşecektir.
Genel bütçe vergi gelirlerinin binde 5'i
ile il özel idareleri toplam bütçe gelirlerinin yüzde 1'i ve belediyelerin
toplam bütçe gelirlerinin yüzde 1'i kalkınma ajanslarına aktarılacak, sanayi ve
ticaret odaları bütçe gelirlerinin sadece yüzde 1'i bu kalkınma ajanslarına
aktarılacak; ama, bundan, ne yazık ki, sadece, yararlanan, oda üyeleri
olmayacaktır.
Buna karşılık, yerel yönetimlerin, yeni
gelirler sağlamadan 2005'ten itibaren çok geniş bir hizmet alanı aktarıldığı
halde, şimdi de gelirleri bu yasayla ne yazık ki yüzde 1 olarak törpülenmiş
olacaktır. Bu durum, mahallî idare birlikleri kuruluşunu ve bunlara yerel
yönetimlerden aktarılacak kaynakları da etkileyecek, esasen çok önemli
işlevlere sahip olabilen mahallî idare birliklerinin varlık nedeni de kalkınma
ajanslarından sonra sorgulanmaya başlanacaktır. Ayrıca, bölgelerde devlet
bütçesi dışında AB kaynaklı bütçeler oluşturulmaktadır. Bölgesel kalkınma
ajansları, AB'nin Türkiye'ye nüfuz etmek için kullandığı en önemli araç haline
gelmektedir.
Sayın milletvekilleri, dikkatinizi çekmek
istediğim bir konu daha var. Bölge kalkınma ajanslarının gündeme getirildiği şu
günlerde, Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planının hazırlanması da ertelenmiştir;
yani, ulusal planlamadan da neredeyse vazgeçilmektedir. Bölgesel kalkınma
ajanslarının böyle bir dönemde gündeme gelmesi de bir hayli enteresandır.
Tasarının gerekçesi, KOBİ'lere dayalı bir
yerleşme modeli öngörmektedir. KOBİ'lerin Türkiye ekonomisi için önemi,
muhakkak ki, tartışılmazdır; ancak, tüm yükün KOBİ'lere yüklenmesi, bir
anlamda, küçük ölçeğe, düşük sermaye yoğunluğuna, düşük teknolojiye ve düşük
ücrete dayalı bağımlı bir taşeron sanayileşme modeli benimsenmesi demektir. Bu,
uluslararası ekonominin hızla büyüdüğü bir ortamda atılım yapma iddiasında olan
Türkiye'ye uluslararası iş bölümünde biçilen rolle uyumlu olabilir; ancak,
Türkiye merkezli düşünenler açısından uzun vadeli bir kalkınma stratejisi bu
tercih üzerine oturtulamaz, oturtulmamalıdır.
Ayrıca, tasarıda bölge kalkınma ajansları
tüzelkişiliğe sahip olarak tasarlanmaktadır. Bunun bir kamu tüzelkişiliği
çağrıştırdığı çok açıktır; ama, ajanslar, ne hikmetse, özel hukuk hükümlerine
tabi olarak sisteme sokulmaktadır bu yasayla. Bu durumda, ajanslar,
tüzelkişilik midir değil midir; bunun da tartışılması gerekir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sonuç
olarak, bölge kalkınma ajanslarının kuruluşu, toplum tarafından da reddedilen
ve yasalaşamayan Kamu Yönetimi Temel Kanununun halkalarından birisidir.
Kamusal yerel hizmetler ile çevre ve
altyapı yatırımlarında özelleştirme, taşeronlaşma süreçleri bölge kalkınma
ajanslarıyla yaygınlaştırılacaktır.
Ajansların kurulmasıyla kullanılacağı
varsayılan Avrupa Birliği fonları Türkiye'nin kazancı değil, Türkiye'nin kaybı
olacaktır.
Tasarıda ajansların amacı, yabancı
yatırımcıların sınırsızca önünü açmak olarak görülmektedir. Tasarı dışkaynaklı
bir yapılanmadır. Bölge kalkınma ajanslarının kurulmasının, Avrupa Birliği
tarafından dayatıldığı açık ve net olarak görülmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
bakınız, bu yasayla, biz, bir yandan bölgesel farklılıkların giderilmesini
amaçlıyoruz; ama, bir de bakıyoruz ki, şu anda bazı bölgelerde, bazı illerde,
iller arasında, ilçeler arasında farklılaşmalar olmaktadır. Kasım ayı başında
Cumhuriyet Halk Partilisinin 50 milletvekiliyle birlikte Kayseri'ye gittik.
Kalkınma ajanslarının kurulmasından sonra, inşallah, buraya, bu yöreye… Şimdi,
sizlere arz edeceğim konunun sağlanmasının gerçekleşmesi amacıyla söylüyorum.
Kayseri'de Felahiye İlçesi var. Kayseri ve Felahiye İlçesi arasında 9
kilometrelik yol, daha evvel Yamula Barajı yapıldığından baraj altında kalmış
ve üç yıldan beri de Felahiye İlçesiyle Kayseri'nin arasındaki irtibat
kesilmiştir ve 9 kilometrelik yol çok bozuk bir vaziyettir. Normal şartlarda
bile bu ulaşımla Felahiye'ye ulaşılması mümkün değildir; gittik, gördük, gezdik
ve sadece bu yol yapılsın diye oradaki vatandaşlar, ki, istimlak parası
almamışlar, çok az, yüzde 3, 4 civarında vatandaş istimlak parası istemiş,
Felahiye Belediye Başkanı Gürsel Kısır da, bu istimlaklerle ilgili, bir maaşını
bu istimlaklere bağışlamıştır; ama, istimlakler, kuruşsuz, parasız, hiçbir
kuruş, devlete, getirmeden yapılmasına rağmen ne yazık ki, üç yıldan beri bu
yolda hiçbir şey yapılmadığı gözler önünde görülmektedir.
Şimdi, bakınız, Kayseri'den 8 milletvekili
var. Kayserili bir Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı var, Meclis
Başkanvekili var, yine Grup Başkanvekili Salih Kapusuz da Kayseri'nin çocuğu.
Ben üzüldüm; ama, yaptığım araştırmada Kayseri'de 16 tane ilçe var; 15 tane
ilçede AKP belediye başkanlığını almış, 1 ilçede Cumhuriyet Halk Partisi
belediye başkanlığı almış; bu da Felahiye Belediye Başkanı ve yine,
Felahiye'nin büyük bir beldesi var, Büyüktoraman beldesi.
Sayın Kapusuz, dinliyor musunuz,
Kayseri'yle ilgili konuşuyorum?
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Kayserili
vekiller var orada.
ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) - Tamam ama,
siz de Kayserilisiniz.
Büyüktoraman beldesinde de MHP kazanmış.
Onun için herhalde, o bölgedeki vatandaşlar diyorlar ki: "Biz Cumhuriyet
Halk Partisine destek verdik, Cumhuriyet Halk Partisini, MHP'yi kazandırdığımız için bize burada üvey evlat
muamelesi görülüyor ve biz, hastalarımızı
Felahiye-Özvatan-Çandır-Çayırova-Boğazlıyan üzerinden 120 kilometre olarak
göndermeye, götürmeye çalışıyoruz; 50 kilometre dururken, 120 kilometre
uzatıyoruz." Ama, bakıyoruz, bu yol yapılmıyor. Sayın Başbakan da diyor ki:
"Yol çağdaşlıktır, yol uygarlıktır, yol medeniyettir." Ama, ne yazık
ki, kendilerinden olmayan ilçe ve beldelere Kayseri merkeze bağlayan yolu
yapmamakta direniyorsunuz.
Hükümetin, burada yaşayanları, bu
çağdaşlıktan, bu uygarlıktan ve bu medeniyetten mahrum koymamaları gerektiğini,
Başbakanın... Madem oradaki milletvekilleri, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı, Grup Başkanvekili, Meclis Başkanvekili ve milletvekilleri sahip
çıkmıyorsa Başbakanın bu konuya el atmasını istiyorum; çünkü, geçen yıl bu yolda
3 vatandaşımız kalp krizi geçirmesi neticesi hastaneye kaldırılamadan vefat
etmiştir; ama, ne yazık ki, 10 kilometre uzaklıktaki Özvatan İlçesinin bu 120
kilometrelik yolu yapılmış ve oraya da yine, 4 000 nüfuslu Özvatan'a, bir
kapalı spor salonu inşaatına başlanmıştır.
Ben Sayın Bakanımdan, ne kadar adaletli
olduğunu, Sayın Bakanımın, biliyorum -Abdüllatif Bey gitti herhalde, Abdüllatif
Şener- ve bu Felahiye yoluna Kayseri milletvekillerinden önce Başbakanın sahip
çıkacağını, bu yolun en kısa zamanda yapılacağını ve 2006 programına
alınacağını ümit ediyorum.
Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına söz isteyen, dördüncü
sırada, Şanlıurfa Milletvekili Faruk Bayrak.
Buyurun Sayın Bayrak.
Böylelikle, ikinci şahsı adına söz hakkı
da kullanılmış oluyor.
MEHMET FARUK BAYRAK (Şanlıurfa) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, dünyada gelişmiş
ülkeler dahil olmak üzere, her ülkede değişik boyutlarda olan bölgelerarası
gelişmişlik farkı, ülkemizde de önemli bir sorun olarak devam etmektedir. Büyük
çoğunluğu Avrupa'da olmak üzere, bugün dünyada çok sayıda bölgesel ve yerel
ekonomik kalkınma ajansları mevcuttur. Bu ülkeler, kendi ülkelerinin yapılarına
göre, dışarıdan yatırımcı çekmek, mevcut ve yeni kurulacak teşebbüsleri
desteklemek amacıyla kalkınma ajansları kurmuşlardır.
Değerli milletvekilleri, hükümetimiz
döneminde Türkiye'de yerli ve yabancı yatırımların artırılması ve yatırım
ortamının iyileştirilmesi konusunda çok önemli mesafeler kaydettik. Türkiye'nin
geleceğini, güçlü bir özel sektör ve yatırımların önünü açmak için daha etkin
çalışan bir kamu yönetimi anlayışı üzerine kurmalıyız. Ülkemizde de kurulacak
bölge kalkınma ajanslarının, kamu ve özel sektör işbirliğini sağlayarak yerel
dinamiklerin ve potansiyelin harekete geçirilmesinde önemli katkılar
sağlayacağı, yerli ve yabancı yatırımcılara da yol göstermede önemli bir yapı
taşı olacağı inancımı ifade etmek isterim. Ayrıca, bu ajanslar kendi
bölgelerinde yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve
meslekî örgütlerle işbirliği içinde çalışarak, bölgesel gelişme stratejileri
oluşumunda başarılı uygulamalar gerçekleştireceklerdir.
Değerli milletvekilleri, milletimizi hak
ettiği daha müreffeh bir konuma getirmek amacıyla hükümetimizin uyguladığı
ekonomik ve sosyal politikalar, ülkemiz ekonomisinin yeniden
yapılandırılmasında büyük mesafeler kat etmiştir. Bu sürecin en belirgin ve
bizim için en önemli özelliği de, bu politikaların, Avrupa Birliğine üyelik
sürecinde uygulanması öngörülen politikalarla tamamen örtüşmesidir.
Hükümetimizin dışpolitika yaklaşımında önemli yeri olan ve toplumun tüm
kesimlerince benimsenen Avrupa Birliğiyle entegrasyon sürecinde son üç yılda
büyük adımlar atılmıştır. Atılan bu adımlar, Avrupa Birliği ülkelerinde de
bütün dünyada da sessiz devrimler olarak nitelendirilmiştir. Gerek kamu gerekse
özel sektör, bu uyum sürecine hazırlıklarını paralel olarak sürdürmektedir.
Avrupa Birliğine katılım öncesi süreçte,
bölgesel gelişme için tahsis edilen fonların kullanımı da dahil olmak üzere,
Avrupa Birliği yardım programlarını uygulayacak yeni bir kurumsal çerçevenin
oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bölge kalkınma ajansları, aynı zamanda, AB'ye
katılım süreci içinde Türkiye'nin AB yapısal fonlarından faydalanmasının ön
koşulu olarak da ortaya çıkmaktadır. Bugün burada görüşmekte olduğumuz
tasarıyla ülkemizde 26 bölgede kurulacak bölge kalkınma ajansları, Avrupa
Birliği üyelik sürecinde atılacak önemli adımlardan biridir.
Değerli milletvekilleri, bu ajanslar
kurulurken, ülkemizin şartlarını da göz önünde bulundurarak, şahsî önerilerimi
sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle, kurulacak bölgesel kalkınma
ajansları, bölgede faaliyette bulunan herhangi bir kurum ve kuruluşun
görevlerini üstlenmemelidir.
Bu ajanslar, daha çok, bölgede yer alan
ekonomik aktörlerarası etkileşim ve işbirliğini ortak bir bölgesel kalkınma
hedefine yönelik olarak destekleyerek örgütlenmelidir.
Temel görevi yabancı yatırımcıyı çekmek ve
bölgeyi geliştirmek için yurtiçi ve yurt dışında tanıtım yapan yatırım
promosyon ajanslarının görevini üstlenmelidir.
Ajanslar, kurulduğu bölgenin sosyoekonomik
özellikleri, potansiyel ihtiyaçları ve sorunlarının derinliğine göre,
önceliklerini ve amaçlarını revize etmelidir.
Yine, ajanslar, özerk, etkin ve demokratik
bir yapıda olmalıdır. Hükümetlerin veya iktidarların değişimi, bölgesel
kalkınma ajanslarının etkinliğini ve çalışmalarını aksatıcı bir unsur
olmamalıdır. Siyasî irade, ancak, bölgesel kalkınma planının ve onun
çerçevesinde oluşturulacak öncelikli projelerin belirlenmesinde, ilkeler
düzeyinde çalışmalara katılabilmelidir.
Kamu, özel sektör ve sivil toplum
kuruluşlarının ilişkilerinde, geçmişe yönelik pratikler açısından olumlu
sayılamayacak örnekler çok sayıdadır. Bunun en büyük sebebi, devletin planlama,
politika belirleme, strateji hazırlama gibi, üzerine düşen görevleri yapmanın
ötesine geçerek bizzat icraata girişmesi, hakemlik yapması gereken yerde oyuncu
olarak sahneye katılmış olmasıdır. Bölge kalkınma ajanslarının görev tanımları
ortaya konulurken, geçmişte yaşanan bu tür olumsuzluklar göz önünde
bulundurulmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN- Devam edin.
MEHMET FARUK BAYRAK (Devamla)-
Toparlıyorum Sayın Başkan.
Bölgedeki mevcut ekonomik, kültürel,
sosyal ve politik yapılarla birlikte eşgüdüm içerisinde çalışabilme yeteneği
olmalıdır.
Somut sonuçların elde edilmesinde,
nitelikli teknik personele sahip olmalıdır.
Kurumlararası bölgesel çalışma çerçevesi
içinde kendi kararlarını almakta otonom olmalıdır.
Değerli milletvekilleri, sosyal ve
ekonomik göstergeler açısından ülkemizin en az gelişmiş bölgelerinden birini
oluşturan GAP bölgesinde kurulacak bölge kalkınma ajanslarının yerel
potansiyelin harekete geçirilmesinde katkıları olacaktır.
Bundan kısa bir süre önce bütçe
görüşmelerinde Devlet Bakanımız ve Başbakan Yardımcımız Sayın Abdüllatif Şener
tarafından, Türkiye'nin 23 bölgesinde kurulacak bölge kalkınma ajanslarının
koordinasyonunu DPT'nin, GAP bölgesinde kurulacak 3 bölge kalkınma ajansının
koordinasyonunu ise GAP İdaresinin yapacağı noktasında ifade etmiş olduğu
açıklamaya aynen katıldığımızı belirtir, teşekkürlerimizi sunarız. Evet, GAP
bölgesinde kurulacak ajansların tüm koordinasyon görevi GAP Bölge Kalkınma
İdaresi bünyesinde oluşturulmalıdır.
Kurulacak bölge kalkınma ajanslarının
çalışmalarında, bugün itibariyle ülkemizin ilk ve tek bölgesel kalkınma idaresi
olan GAP İdaresinin sahip olduğu idarî kapasite ve bilgi birikiminden etkin
şekilde yararlanılmalıdır.
Bu sürecin başta ülkemiz ve GAP bölgesi
için faydalı, hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - 28 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
29 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 29.- 540 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 14 üncü maddesine "yapısal uyum politikalarının uygulanması
sırasında ortaya çıkabilecek sorunların çözümü amacıyla projeler geliştirmek ve
bu konularda yapılacak çalışmaları koordine etmek," ifadesinden sonra
gelmek üzere "kalkınma ajanslarının genel koordinasyonunu sağlamak ve
bunlarla ilgili iş ve işlemleri yürütmek," ifadesi eklenmiştir
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyenler:
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Nail Kamacı, Anavatan
Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Züheyir Amber. Şahsı adına söz
isteyenler: Antalya Milletvekili Nail Kamacı, Denizli Milletvekili Ümmet
Kandoğan.
Buyurun Sayın Kamacı. (CHP sıralarından
alkışlar)
Sürenizi birleştirmek mi istersiniz?
NAİL KAMACI (Antalya) - Evet, mümkünse.
BAŞKAN - Peki; süreniz 15 dakika.
CHP GRUBU ADINA NAİL KAMACI (Antalya) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sıra sayısı 920 olan kanun tasarısı üzerinde,
29 uncu maddede şahsım ve Grubum adına konuşma yapmak için huzurunuzdayım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 2 Temmuz 2005
Cumartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmeye
başlanan ve ilk 25 maddesi kabul edilen Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu,
Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı, ülkemizde hayata
geçirilmeye çalışılan ve de "devlette reform" olarak adlandırılan
sürecin en kritik parçalarından biridir. Reform paketindeki diğer yasalardan bu
tasarının ayrıldığı en bariz nokta ise, kamu yönetimi sistemimizde var olan
mekanizmalarda değişiklik yapılmasından ziyade, tamamen yeni olan yerel
kurumların (kalkınma ajanslarının) kurulmasını öngörmesidir.
Aslında, hükümet tarafından bu tasarıya
ilişkin ilk çalışmalarda kullanılan "bölge" ifadesi, daha sonradan
çıkarılmış; ancak, tasarının adındaki bu değişiklik, tasarının içeriğine
ilişkin herhangi bir değişikliğe neden olmamıştır.
Hatırlarsanız, o tarihlerde AKP İktidarı
İçtüzükte değişiklik yaparak, tasarı ve teklifleri ayrıntılı biçimde
görüşülmeden Genel Kuruldan geçirebilmeyi başarmıştı ve bunda da başarılı
olmuştu. Bunun üzerine, biz, CHP milletvekilleri olarak, Genel Kurulu terk
etmiştik. O tarihte görüşülmesinde herhangi bir muhalefet olmadığı halde, AKP,
görüşmeyi 26 ncı maddede bırakmıştır. Buradan açıkça anlaşılmaktadır ki,
AKP'nin bu konuda net bir fikri ve tavrı bulunmamaktadır. Yani, siz de
bilmiyorsunuz; bu, deve midir, bir kuş mudur?.. Zaten, Tempo Dergisinin 48/938
sayısında, bu tasarı hakkında "26 eyaletli Türkiye projesi, Türkiye'den
önce AKP'yi böldü" diye haber çıkmıştı o tarihlerde. Yani, bu tasarının
kanunlaşması durumunda, Türkiye Cumhuriyeti idarî yapısında ve Türkiye
ekonomisinde yaşanacak gelişmelerin ne olacağı hiç de açık değildir.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan
Abdüllatif Şener'in 13 Mayıs 2005 tarihli Dünya Gazetesinde yayınlanan demeci
aynen şöyledir: "Birkaç hafta içinde Meclisten geçecek kalkınma ajansları
kanunuyla, yatırımcı, bürokrasinin içinde boğulmaktan kurtarılacak; her ilde
bir yatırım ofisi kurulacaktır. Yatırımcı ofise gelecek, evraklarını verecek,
bütün işlemleri orada tamamlanacak. Buralarda bir kalkınma ajansı oluşacak ve
yörenin potansiyelini harekete geçirmek için çaba harcayacaktır. Her ilde bir
yatırım ofisi oluşturulacak, bu ofisin fonksiyonu şu olacak: Bir yatırımcı
yatırım yapmak istediği zaman daire daire dolaşmayacak, bürokrasinin içinde
boğulmayacak; yatırım ofisine gelecek, evraklarını verecek, bütün işlemleri
orada tamamlanacak ve git, yatırımını yap denecektir. Bu da, umut ediyorum ki,
birkaç hafta içinde Meclisten geçecektir. Önce tek durak ofisler olarak
adlandırmıştık; komisyonda bu ofislerin ismi değişti, yatırım destek ofisleri
ismini aldı. Bu ofislerin kurulmasıyla birlikte yatırımcıların önündeki
bürokrasi de kaldırılmış olacak, bölge potansiyeli de kalkınma için harekete
geçirilmiş olacaktır." Sayın Bakanın bahsettiği gibi birkaç hafta içinde
geçmedi, tam altı ay oldu, tekrar bu Meclisin önüne gelmesi için bu yasa
teklifinin.
Sayın Şener'in burada söz konusu
kurumlarla ilgili çizmiş olduğu pembe tablo son derece yüzeysel bir bakış açısı
olup, gerçekleri yansıtmaktan uzaktır. Hatta, Sayın Bakan da verdiği mülakatta
bu ajansların konumuna tam olarak inanmamış olacak ki, bu yeni kurumları sadece
evrak işleri yapan bir yapılanma olarak göstermiş ve evrak işlerini tamamlayan
bir örgütlenme olarak görmüştür ve gerçek niteliğinin ne olduğuna tam anlamış
olarak değinmiş değildir; ancak, Sayın Bakanın gözardı ettiği noktalara bakacak
olursak, BKA'ların Türkiye'nin toplumsal eşitsizliğini ortadan kaldırıp,
bölgesel kalkınma sürecini başlatacak niteliği haiz değildir.
Peki, nedir bu tasarının önümüze
getireceği muhtemel sorunlar?.. Öncelikle belirtilmesi gerekir ki, atıf yaptığım
dergide de belirtildiği üzere, bu proje Türkiye Cumhuriyetinin üniter
karakterli idarî teşkilatı için ciddî bir tehdittir. Bugün, bütün dünyada çok
ciddî bir sorun teşkil eden yönetişim zihniyeti ile yerelleşme düşüncesi bu
tasarının özünde var olup idarî yapılanmamızla çelişmektedir. Bilindiği üzere,
son yirmibeş yıldır bütün dünyada sıklıkla konuşulan yerelleşme düşüncesi,
ulusal egemenlik fikrini geri atan bir projedir. Bununla ulaşılmak istenen
amaç, yerel kaynakların çok uluslu şirketlere açılması, uluslararası aktörlerin
hammaddelere daha kolay ulaşması ve yerli emeğin yerel değerinden çok daha
ucuza kullandırılmasıdır. Eğer tasarı bu haliyle yasalaşırsa, Türkiye de
kendisini bu sorunların kucağında bulacaktır.
Öte yandan, yasa tasarısında dile
getirilen bir başka nokta da bu ajansların hukukî statüsüdür. Tasarının 3 üncü
maddesinin üçüncü fıkrası aynen şöyle demektedir. "Ajanslar, tüzelkişiliği
haiz ve bu Kanunla düzenlenmemiş bütün işlemlerinde özel hukuk hükümlerine
tabidir." Bilinmektedir ki, kamusal yetki ve usullere göre iş yapacak olan
herhangi bir kurumun tamamen kendi alanını düzenleyen kamu hukukuna tabi olması
ve yargısal denetiminin de idarî yargı mercileri tarafından yapılması
gerekmektedir. Oysa, bu fıkra, bir kamu kurumu olarak düzenlenen ajansların
burada dile getirilen nitelikten yoksun olacağını belirlemektedir.
BKA'lar üzerine hazırlanan bu tasarının
Sayın Bakan tarafından da dile getirilen bir diğer önemli özelliği, bölgesel
dayanışma ve gelişmeyi hızlandırması ve merkezî bürokrasinin
kırtasiyeciliğinden yatırımcının kurtarılmasıdır. Ancak, dikkate alınması
gereken bir diğer husus, ilk defa, 1933'te Amerika Birleşik Devletlerinde
uygulamaya konulan ve daha sonra Latin Amerika ve gelişmiş Avrupa ülkelerinde
tecrübe edilen bu sistemin bu sorunlara tam olarak yanıt verememesidir.
Örneğin, İngiltere'de bu konu üzerine yapılan araştırmalarda, bölgesel kalkınma
ajanslarının merkezî bürokrasiyi kaldırmak amacı güttüğünü; ama, çok ciddî
biçimde yerel bir bürokrasi ağı ortaya çıkardığı dile getirilmektedir.
Tasarıya bakıldığında, ilgili ajanslara
tanınması düşünülen özerk alan, Türkiye'de de aynı sorunların ortaya
çıkacağının çok açık göstergedir. Bu da yasama faaliyetiyle amaçlanan hedef ile
ortaya çıkacak sonuçlar arasındaki uyumsuzluğu göstermektedir.
Bir diğer nokta ise, bölgesel gelişmenin
dayanışmayla ortaya çıkacağı hususudur. Yine, İngiltere de dahil birçok
uygulamada görüldüğü üzere, bölge kalkınma ajansları, bölgesel dayanışmadan çok
bölgesel rekabeti öne çıkarmıştır. Bu da bölgelerarası iktisadî ve beşerî
farklılıkların giderilmesi yerine daha da büyük sonuçların ortaya çıkmasına
neden olmuştur.
Dikkat ediniz, bu tasarıyla, Türkiye,
düzey 2'de 26 farklı parçaya
bölünmektedir. Bu bölümlemeyi yapan DPT, ayırım kriterleri olarak kurumsal
bölgeleme yaklaşımı, yerleşim ayırımları, coğrafî esaslar ve temel istatistikî
göstergeler gibi son derece muğlak kavramlara atıf yapmaktadır; yani, bu ayırım
nesnel kriterler ekseninde yapılmamıştır. Eğer, bu tasarı yasalaşırsa, her
ajans yatırımcıyı kendi bölgesine çekmek için yarışacak ve bu yarışta başarısız
olan bölgeler ile diğer bölgeler arasındaki eşitsizlik giderek büyüyecektir;
yani, görüldüğü gibi, ülkemizde bu sistem çok daha tehlikeli yapılanmalara
doğru gidecektir.
Bu tasarı üzerine değinilmesi gereken bir
diğer nokta ise ajansların malî yapısına ilişkindir. Kalkınma ajanslarının en
önemli geliri, genel bütçe vergi
gelirlerinden ayrılan bir pay. Bu pay genel bütçe vergi gelirlerinin binde 5'i.
Gelirlerle ilgili maddedeki diğer bir fıkraya göre şöyle bir durum daha var:
Yine, genel bütçe gelirleri üzerinden bölgedeki il özel idareleri için yüzde 5,
belediyeler için de yüzde 1 olarak bölge kalkınma ajanslarına bir pay
ayrılması. Bu şekilde gelirlerini ortaya koyduğumuzda, aslında, kalkınma
ajansları, bir yerel yönetim birimi olarak tanımlanmış oluyor. Bu haliyle,
yerel yönetimler maliyesine dahil bir kamu idaresi halini almış oluyor; fakat,
özel hukuk hükümlerine tabi. Kalkınma ajansları, büyük ölçüde bir kamu kaynağı
kullanacak; fakat, bir kamu idaresi olarak tanımlanmıyor, bir özel hukuk
kuruluşu, özel sektör kuruluşu gibi tanımlanıyor âdeta.
Tasarıda, genel bütçe vergi gelirlerinden
ayrılan pay, kalkınma ajanslarının kurulmasından itibaren her yıl DPT'ye
devredilecek, DPT aylık olarak bunları kalkınma ajanslarına aktaracak
deniliyor. Bu da, şu ana kadar var olan sistemden çok farklı bir uygulama
aslında. İl özel idareleri ve belediyelerden ayrılacak pay ise, ilgili
belediyeler ve il özel idarelerin bütçelerinden kesiliyor. Eğer zamanında
gönderilmezse, İller Bankası ya da Maliye Bakanlığı -yasa tasarısında
"ve/veya" deniliyor- bu payı ilgili kalkınma ajansına devrediyor. Bu
işleyiş, şu ana kadar süregelen, gerçekten de yerel yönetimler maliyesi
sisteminin içindeki bir uygulama; fakat, Maliye Bakanlığı burada ne şekilde
ilişkilendiriliyor belli değil, DPT nasıl ilişkilendiriliyor, o da açık değil.
Kalkınma ajanslarının gelirleri konusunda bir muğlaklık devam ediyor.
Bütün bunların ötesinde, geçtiğimiz mayıs
ayında yürürlüğe giren ve 36 il için geçerliyken 49 ili kapsayacak şekilde
genişletilen Teşvik Yasası ile BKA tasarımının uluslararası sermayenin çıkarı
açısından örtüştüğünün farkında olmak gerekir. Şöyle ki: Bir yandan teşvik
kapsamındaki illerin sayısı artırılmakta; ancak, bu konuda IMF'nin tepkisiyle
karşılaşılmakta iken, öte yandan, en az gelişmiş olarak nitelendirilen illeri
kapsayan bölgesel kalkınma programları uygulanmaktadır. IMF'nin tepkisinin
gerekçesi, teşvik uygulamalarının bütçeye getireceği yüktür. BKA tasarımının
finansmanının ise AB fonlarından karşılanması öngörülmektedir; ancak,
önümüzdeki dönem içinde AB'den gelecek fonların toplam miktarı 234 000 000 euro
olduğu söylenmektedir. AB fonlarından yararlanılması mümkün olmayacaktır;
ancak, AB fonlarının eksikliğinin giderilmesinde teşvik uygulamalarının -yükün
bütçeye yüklenmesi aracılığıyla- uluslararası sermayenin ekmeğine yağ
sürecektir.
BKA'ların sunacağı yatırım planlaması ve
yatırım teşvikleri, yasa tasarısının gerekçesinden anlaşılacağı üzere, proje
bazlı olacak. Bu projelerin hazırlanması işi ise, proje danışmanlık
şirketlerine ihale edilecek. Bu durumda kamu hizmeti statüsünde olan kalkınma
planlarının hazırlanması süreci özelleştirilmiş oluyor.
Aslında, BKA'ların iktisadî, siyasî ve
idarî olarak çözümlenmesi çok değişkenli bir bilinmezin çözümlenmesini
öngörmektedir. Bunun sonucu, ne kadar yerel düzeyde demokratikleşmeyi ve
kalkınmayı telaffuz etse de,
BKA'ların asıl amacı küresel sermayenin
üretim maliyetlerini düşürmektir. Bir yandan planlama-projelendirme işleri
ajanslar üzerinden özel danışmanlık şirketlerine, özellikle konunun uzmanı olan
Avrupalı şirketlere ihale edilerek -ki, planlama bir kamu hizmeti olmak
durumundadır- bu sermaye kolu beslenecek; diğer yandan ajanslar yatırım çekecek
kalkınmanın sağlanması bahanesiyle Türkiye'nin maddî ve insanî kaynaklarını
kullanacaklardır.
Tasarının genel gerekçesinde bu ajanslar
için tanımlanan temel işlev, düzenleyici devlet anlayışına paralel bir biçimde,
doğrudan planlama ve uygulama yapmak yerine, yerel/bölgesel ölçekte
destekleyici, koordine edici işlevler üstlenmektedir. Bu bağlamda, ajanslar,
yerel kaynakların harekete geçirilmesi ve yerel/bölgesel kalkınma çabalarının
etkisinin artırılması amacı doğrultusunda, yerel aktörler ve dinamikler arasında
sinerji oluşturacak, yani, yerel düzeyde yönetişimi sağlayarak bunlar arasında
koordinatör, organizatör ve katalizör işlevini yerine getirecektir.
Tasarı, bu amaçlar doğrultusunda BKA'lara,
yerel potansiyellerin harekete geçirilmesi, bölgelerin/yerelliklerin yatırım
potansiyellerinin ortaya çıkarılması, bölgeye/yerele yatırım çekilmesi, yerel
girişimcilerin desteklenmesi, yerelin rekabet gücünün artırılması, devlet
yardımlarının uygulanması ve altyapı ve çevre projelerinin gerçekleştirilmesi
görevlerini vermektedir. Ajanslar, bunun için, bölge plan-programları
hazırlayacak, projeler geliştirecek, mevcut proje ve yatırımları destekleyecek,
bu çalışmalara katkı yapmak üzere de araştırma ve geliştirme, eğitim ve tanıtım
faaliyetleri gerçekleştirecektir.
Bölgelerarası kalkınma farklarının
BKA'ların sağladıkları teşvik ve kolaylıklarla ortadan kaldırılması sonucunda
iç göçün azalacağı; bu suretle ülkemizin kentleşme süreçlerindeki çarpıklığın
da giderileceği açıklanmaktadır. BKA'lar iç göçü durdurmayacaktır; ucuz emek,
bedava arsa, vergi indirimi, temel girdilerde (elektrik, su) indirim gibi
teşviklerle bu şekilde yatırım çeken yerler ise, yine, daha önceden Türkiye'de
yatırım çeken alanlar olacak, bu alan da çarpık kentleşmenin yeni odaklaşmasına
neden olacaktır.
Oluşturulması öngörülen yeni kamu yönetimi
düzeni var olan denetim mekanizmalarının ve kurumlarının tavsiye edilerek, ya
yerlerinin boş kalması ya da bağımsız denetim firmalarına denetim işlerinin
ihale edilmesi öngörülmektedir. Ülkemizdeki, Sayıştay başta olmak üzere, bütün
denetim kurumları, kamu hizmetlerinin gerçekten kamu hizmeti olmasının
garantörleridir. Ayrıca, model alındığı ifade edilen İngiltere'deki durum da,
kurulmak istenen gevşek denetim yapısıyla çelişki içindedir.
Diğer bazı ülke uygulamalarından farklı
olarak, İngiltere'de, BKA'lar üzerinde merkezî yönetimin sıkı denetimi söz
konusudur. BKA'ların, bakana ve parlamentoya karşı hesap verme yükümlülüğü
vardır. Özerk bir örgüt olmakla beraber, BKA'ların işlevleri, bütçeleri, karar
organlarının oluşumu ve personeliyle ilgili düzenlemeler, büyük ölçüde, merkezî
yönetimin vesayeti altındadır. Örneğin, bir yandan, BKA'lara bütçe uygulamaları
açısından bazı esneklikler tanınırken, diğer yandan, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı ve Sayıştay, BKA'ları sıkı bir biçimde denetlemektedirler. Bu
özelliği nedeniyle, bazı yazarlar, BKA'ları, merkezî güdümlü kurumlar olarak
nitelendirmişlerdir. Zaman zaman bu alanda da eleştirilmişlerdir.
İngiltere'de BKA'ların merkezî yönetim
tarafından sıkı bir biçimde denetlenmesi iki temel ilkeye dayandırılmaktadır.
İngiliz yönetim ve siyasetine egemen olan Whitehall sisteminin özellikleri olan
bu ilkeler, parlamento egemenliği ilkesi ve siyasal sorumluluk ilkesidir. Gücün
ve iktidarın merkezileştiği Whitehall sisteminde bütün kurumların (bakanlıklar,
özerk örgütler, yerel yönetimler) merkezî yönetimin sıkı denetiminde olması, bu
ilkeler nedeniyle meşru olarak kabul edilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Konuşmanızı toparlayın lütfen.
Buyurun.
NAİL KAMACI (Devamla) - Bu açıdan,
demokrasinin ve yerel özerkliğin doğduğu ve geliştiği yer olarak tanımlanan
İngiltere'de merkezî yönetimin yerel yönetimler üzerindeki sıkı denetimi gibi,
özerk bir örgüt olan, çok önemli kamusal yetki ve kaynakları kullanan BKA'lar
üzerindeki denetimi de, İngiliz siyaseti açısından bir çelişki içermemektedir.
Bu kanun tasarısının geçeceği görülüyor;
ama, ülkemizde, bahsedildiği gibi, bölgelerarası kalkınmadaki farklılıkları
çözecek gibi görünmüyor ve bölgeler arasındaki eşitsizlikleri giderici olarak
görünmüyor. En azından, şöyle basitçe bakarsak, Antalya, Burdur ve Isparta, bir
bölge olarak düzenlenmiş ve önümüzdeki dönem içerisinde yatırım yapmak isteyen
bir yatırımcı, herhalde, Burdur'a ve Isparta'ya yatırımı düşünmeyecek, tekrar
Antalya'yı düşünecektir. O anlamda, bunların, Burdur'a, Isparta'ya ve
gelişmekte olan illerimize çok büyük faydası olacağını düşünmüyorum; sadece,
burada, bir işi yerine getirmeye çalışıyoruz. Avrupa Birliği müktesebatına
uygun olarak bir yasa çıkarmakla övünüyoruz. Bu, çok doğru bir olay değildir.
Bunun yanlışlığı ileriki dönemlerde ortaya çıkacaktır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - 5 dakika ara veriyoruz.
Kapanma
Saati: 18.23
İKİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 18.35
BAŞKAN :
Başkanvekili Ali DİNÇER
KÂTİP
ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 53 üncü
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
920 sıra sayılı kanun tasarısının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VI.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
2.-
Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun
Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/950) (S. Sayısı:920) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
29 uncu madde üzerinde kaldığımız yerden
devam ediyoruz.
Anavatan Partisi Grubu adına Hatay
Milletvekili Sayın Züheyir Amber; buyurun. (Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ZÜHEYİR AMBER
(Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 920 sıra sayılı
Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun
Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının 29
uncu maddesi üzerinde, Grubum adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bölgelerarası dengesizlikleri azaltmak
Türkiye'nin en önemli sorunlarından biridir. Yoksulluğun, işsizliğin
azaltılması gibi temel hedeflere ulaşmanın yanı sıra, siyasal gerilimleri
gidermenin de en önemli aracı bölgesel planlama olacaktır.
Bölgesel planlama, ulusal plan
çerçevesinde, bölgelerarası dayanışma ve kaynak transferine dayanır. Oysa,
tasarı, tam tersine, bölgeler arasında yarışmayı öne çıkarmaktadır. Bölgeler
arasında özel yatırımların bölgeye çekilmesi konusunda rekabet ortamı
yaratılmaktadır. Bölgelerarası gelişmişlik farkları dikkate alındığında, bunun,
eşit koşullar altında bir rekabet olmadığı görülmektedir. Bu durum, bölgeler
arasındaki dengesizlikleri daha da artırma tehlikesi içermektedir.
Kalkınma Ajansları Tasarısının en önemli
eksiği bölge planlaması konusudur. "Bölge planı" kavramı tasarıda
kullanılmakla birlikte, ajansların görevleri arasında sayılmamaktadır. Bölge
planlarını Devlet Planlama Teşkilatının yapacağı varsayılmış olabilir. Oysa,
Devlet Planlama Teşkilatının böyle bir deneyimi ve örgütlenmesi yoktur. Bölge
planlarının, Devlet Planlama Teşkilatının koordinasyonunda, bölge planlama
örgütlerinde yapılması gerekir. Avrupa'daki benzeri örgütler, yerel girdi-çıktı
tablolarına varana kadar, planlama teknikleri kullanmaktadırlar. Tasarıda,
ajansların planla ilgili tek işlevi, projelerin izlenmesi ve desteklenmesidir.
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
tasarıda "destek" sözcüğü sık sık kullanılmakla birlikte, nasıl bir
destek sağlanacağı belli değildir. Teşvik sistemine ilişkin hiçbir düzenleme
yoktur. Bölgesel ve yerel düzeyde teşviklerin oluşturulması düşünülmemiştir.
Zaten, ajans gelirlerinde önemli olabilecek tek kalem Avrupa Birliği ve diğer
uluslararası fonlardan sağlanan kaynaklardır. Desteğin bu kaynakların
dağıtımından ibaret olacağı anlaşılmaktadır. Oysa, Devlet Planlama Teşkilatı,
bu sorumluluğu üstlenerek, önümüze yerli destek ve teşvik projelerini
sunmalıydı.
Ajansları merkezden yönetmeye talip olmak
marifet değil. Onları Avrupa Birliğine bağımlı kılmadan, kendi
özkaynaklarımızla kalkındırmak esas amacımız olmalıdır. Avrupa Birliği, Dünya
Bankası, IMF ve OECD ülkeleri bizi bizden daha fazla neden düşünürler? Bu
soruyu kendimize sormamız lazım. Bu kuruluşlar, dünya ekonomi düzenini belli
kurallara bağlamakla yükümlü kuruluşlardır. Bunlar eşgüdüm içerisinde
çalışırlar. Bunun içerisinde, kendi yaptıkları dünya düzenine ilişkin planda
Türkiye'ye ne rol düşüyorsa, o rol doğrultusunda, bunu yap dayatmasında
bulunuyorlar ve hükümet de, hiçbir direnme göstermeden, harfiyen yerine
getiriyor.
Ajansların örgütlenmesi de sorunludur. Günümüzde,
bölgesel kalkınma, artık, sadece, bir kurumun, merkezî yönetimin veya bölgesel
kalkınma ajansının tek başına üstlenebileceği bir sorumluluk olamaz. Aksine, bu
sorumluluk, bir kısmı yerel, bir kısmı bölgesel, diğerleri ulusal veya
uluslararası kurumlar adına çalışan bir grup aktör tarafından paylaşılmalıdır.
100 kadar üyeden oluşan, yılda iki kez
toplanan ve tavsiye niteliğinde kararlar alan bir kalkınma kurulu var. Ayrıca,
valilerin başkanlığında, belediye başkanları, sanayi ve ticaret odalarının
başkanları ve üç sivil toplum örgütü temsilcisinden oluşan yönetim kurulları
kurulacaktır.
Avrupa'da, bu tür örgütlerin yönetiminde,
sendikaların, tarım kooperatiflerinin hatta siyasî partilerin temsilcileri
bulunur. Özellikle, işsizliğin bu kadar önemli olduğu bir dönemde, sendikaların
yönetimde yer almaması ciddî bir eksikliktir. Mimar-mühendis odaları ve
üniversitelerin de temsili burada düşünülmelidir.
Ajanslar, üç büyük il hariç, kamu
ağırlıklı tasarlanarak, dünyada özel sektörün dinamizmine dayanan bu tür
kurumların başarılı örneklerinden uzaklaşmıştır. Kalkınma ajansı yönetim
kurullarına valilerin başkanlık etmesi, genel sekreterinin Devlet Planlama
Teşkilatının onayıyla göreve gelmesi, merkeziyetçi anlayışı terk etmekte büyük
zorluk çektiğinizi bir kez daha ortaya koymaktadır. Oysa, ajansların yönetim
kurulları, özel sektör ve sivil toplum ağırlıklı olmalıdır.
Bir projenin başarıya ulaşması için,
teknik hazırlıklar kadar, projenin sahiplenilmesi de önem taşımaktadır. Bu
nedenle, bölgede üretim ve istihdamla ilgili tüm örgütlenmelerin temsil
edilebileceği yapılar oluşturulmalıdır. Projelerden etkilenen tüm kesimlerin
yer aldığı, proje karar kurullarının oluşturulması, faaliyetlerin
sahiplenilmesini ve başarı olasılığını artıracaktır. Bu yöntem, proje
demokrasisinin yaşama geçirilmesini sağlayacaktır.
Tasarıyla, "yatırım destek
ofisleri" adıyla ajansların içinde bir birim oluşturulmaktadır.
Yatırım destek ofislerindeki uzmanların
tek görevi, özel yatırımcıların kamu bürokrasisindeki işlemlerini tek elden
takip etmektir. Bu durum, "kalkınma" kavramının, özel yatırımların
artırılmasından ibaret görüldüğünün göstergesidir.
Oysa, böyle bir birim, proje hazırlayan,
bölgenin ihtiyaçlarını saptayan ve yatırım programının oluşturulması aşamasında
bölgeyi temsilen, Devlet Planlama Teşkilatıyla projeleri tartışan bir birim
olmalıdır.
Bütün bu dileklerimle, tasarının
yasalaşmasını -Anavatan Partisi Grubu olarak bütün dileklerimiz- ve bu konuda
da başarılar dileklerimizle hepinize saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ederim. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına, Denizli Milletvekili
Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.
Süreniz 5 dakika.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum; kanun tasarısının 29
uncu maddesi üzerinde söz aldım.
Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum
-demin de bir nebze bahsettim- Türk idare sisteminde, bölgesel şekilde
örgütlenen kurumların yeri yok arkadaşlar. Bu Meclisçe, Köy Hizmetleri bölge
müdürlükleri rantabl ve verimli çalışmadığı için -gerekçe de oydu- Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğü kalktı.
Ben, yıllarca idarecilik yapan birisiyim.
Bölgesel kuruluşların, bürokrasiyi artırmaktan, işleri aksatmaktan ve hangi il
merkezinde kurulu ise, imkânları, genelde o illere aktarmaktan başka bir
katkısı olmaz.
Şimdi, bu getirilen kanun tasarıyla, 26
bölgesel kuruluş ortaya çıkıyor ve 26 bölgesel kuruluşun oluşturduğu illerin
ekonomik, sosyal, kültürel altyapıları birbirlerinden çok farklı. Biz, hiçbir
kıstasa tabi tutmadan, birbirine benzer illeri bir araya getirmeden bir liste
düzenlemişiz ve o listede bir il kalkınma ajansı merkezi olacak ve o ile bağlı
olarak birçok il ortaya çıkacak ve şimdi böyle bir yapıda öncelikle o il
merkezinin valisi yönetim kurulu başkanı olacak bir yıl sonra münavebeyle diğer
il valileri yönetim kurulu başkanı olacaklar.
Şimdi elimdeki listeye bakıyorum. Doğu
Karadeniz, 6 il var. Şimdi bu 6 ilin il merkezi neresi olacak? Büyük bir
ihtimalle Trabzon olur. Şimdi, Artvin Valisi ikinci yıl bu bölgesel ajansın
yönetim kurulu başkanı olacak ve Artvin'de oturan il valisi, Trabzon'da genel
sekreterinin bulunduğu ve merkezinin bulunduğu bir yapının yönetim kurulu
başkanı olacak. Şimdi, Artvin Valisinin o kadar yoğun iş yükü arasında,
Trabzon'da merkezi bulunan ve genel sekreterinin orada bulunduğu bir yapının
yönetim kurulu başkanlığını ne ölçüde yerine getireceğinin takdirlerini sizlere
bırakıyorum. Böyle bir anlayış, dünyada hiçbir ülkede böyle bir metot yok. Siz
farklı illeri bir araya getireceksiniz o il valilerini münavebeli olarak
yönetim kurulu başkanı yapacaksınız. Böyle bir yapı, böyle bir anlayış, böyle
bir hizmet anlayışı dünyanın hiçbir yerinde görmeniz mümkün değil.
Şimdi, kalkınma kurullarının üyeleri de
bir başka yerde görev yapan kişiler arasından seçilecek ve ne enteresandır ki,
başkan ve başkanvekili temsil ettiği kurumla ilişkisi kesilirse başkan olduğu
kalkınma kurulundaki görevi de otomatikman kesilecek. Şimdi, böyle bir yapının
rantabl olabilmesi, hızlı çalışabilmesi, kolaylıkla kararlar alabilmesi mümkün
mü değerli milletvekilleri. Şimdi, kimse, bu kalkınma kurulu başkanı kim
olacaksa, Ankara valisi mi, İstanbul valisi mi veya bir başkası, o kadar yoğun
iş yükü arasında ezilen, boğulan ve binlerce işin takipçisi durumunda olan ve yüzlerce
komisyona başkanlık yapan bir vali, merkezi bir başka yerde olan bir bölge
ajansının yönetim kurulu başkanı olacak.
Ben, inanıyorum ki, bu kanun tasarısı
hazırlanırken bir valiye sorulsaydı "biz sizi, Trabzon valisiyken veya
Artvin valisiyken, bir başka ilin merkezinde yapılanan bir ajansın yönetim
kurulu başkanı yapacağız bir yıl süreyle" demiş olsaydınız, eminim ki,
sorduğunuz her vali, bu konuyla ilgili böyle bir yapının sağlıklı çalışmasının
mümkün olmadığını sizlere ifade edecekti. O nedenle, bu kanun tasarısının henüz
daha tümü buradan geçmemişken, geliniz, bu bölgesel yapının ortadan
kaldırılması için gereğini yapalım.
Bu, eğer, ajansların Türkiye'ye faydalı
olacağına inanıyorsak -ben inanıyorum- katkı sağlayacağına inanıyorsak -ben
inanıyorum- geliniz, bunun yapılanmasını bölgesel şekilde olmaktan çıkarıp,
illerde yapılanacak şekilde bir yapı içerisine sokalım hep beraber.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, şimdi, böyle bir
yapının bölgelerarası eşitsizliği gidereceği söyleniyor; hem gerekçesinde var
hem de kanun tasarısının içerisinde var. Şimdi, ben merak ediyorum: Bu
bölgelerarası eşitsizlik şu kanun tasarısıyla nasıl ortadan kalkıyor; lütfen,
bir arkadaşımız gelsin, burada bizleri ve milletimizi aydınlatsın.
Ben, gelir kaynaklarına bakıyorum, bir tek
yerde şunu görüyorum: Gelir kaynaklarıyla ilgili olarak 19 uncu maddede bu konu
düzenlenmiş. Nüfus, gelişmişlik düzeyi ve performans ölçütlerine göre
gönderilecek pay. Şimdi, bu bölgesel yapılanmada nüfus kriteri olmadığı için,
hemen hemen, özellikle geri kalmış olan bölgelerde nüfus da az olduğu için, bu
kriterle ilgili gönderilecek olan pay, o bölgedeki illeri rahatlatmayacaktır.
İki; performans ölçütleri… Bu da, bölgeler
arasında eşitsizliği giderecek herhangi bir fonksiyonu olan bir uygulama
değildir. Hal böyleyken, nasıl olacak da şu 26 bölge, yapacağı çalışmalarla…
Ee, her bölge kendisinin daha iyi duruma gelmesini sağlamak için tedbirler
alacağına göre, İstanbul da, Ankara da, İzmir de bu şekilde çalışacağına göre,
güneydoğu Anadolu'da kurulan bir ajans bundan farklı hangi çalışmalar içerisine
girecek ki buraya aktarılacak olan kaynaklar diğer bölgelere göre daha fazla
olacak, o bölgelerin performans ölçütleri diğerlerine göre daha fazla olacak ve
aktarılan kaynaklarla bölgeler arasındaki eşitsizliği gidereceğiz?! Yani, böyle
bir kanun tasarısıyla bölgeler arasındaki eşitsizliği nasıl gidereceğiz, bunu
nasıl sağlayacağız?! Ben, bu kanun tasarısı içerisinde böyle bir hüküm
göremedim; ciddî okudum, dikkatlice okudum, cümlelerin altını çizerek okudum,
herhangi bir şey bulamadım.
Bu, olsaydı, Teşvik Kanunuyla olurdu
değerli milletvekilleri. 49 ilde teşvik uygulandı; ben, bütün il valilerine, 49
ile, yazıyla, bu kanun uygulamaya geçtikten sonra illerinde yapılan yatırımları
sordum; inanın, inanın hiçbir şey yok sayın milletvekilleri; ama…
MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Var, var!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - "Var"
diyen milletvekilimiz, gelir, burada, hangi yatırımların yapıldığını söyler.
Ben, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer alan 24 tane il valiliğine resmen
sordum; aldığım cevap; hiç…
Ve geçenlerde, Sayın Dengir Mir Mehmet
Fırat da açıklama yaptı; "Adıyaman'dan ileriye bir tek ile yatırım
yapılmamıştır" şeklinde kendi ifadesi var. Sanayi Bakanımız Sayın Ali
Coşkun, yine, aynı şekilde ifadede bulundu; yani "biz, teşvik kapsamına
aldığımız 49 ilde beklediğimiz performansı göremedik, oralara yapılan
yatırımların hiçbiri meyve vermedi; bunun düzeltilmesi lazım, teşviklerin
sektörel veya bölgesel olması gerekir" şeklinde ifadede bulundu. Bizler de
çıktık, o kanun görüşülürken, burada, hem ben hem diğer muhalefet
milletvekilleri, ısrarla bunu gündeme getirdik.
BAŞKAN - Ümmet Bey, toparlayalım lütfen;
çok aştınız süreyi.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Toparlıyorum.
Israrla bunu gündeme getirdik; ancak, o
gün, ne hikmetse, bu kanunun çok büyük faydalar getireceği söylendi; ama,
uygulamada herhangi bir netice alınmadı. İşte, bugün, önümüzde olan kanun
tasarısı da, çok iddialı olarak, bölgelerarası dengesizliği gidereceğini
söylüyor. Ben de çok iddialı bir şey söylüyorum; bölgelerarası dengesizliğin bu
kanun tasarısıyla, hele hele, bu yapılaşmayla giderilmesi mümkün değildir.
Hepinizi saygıyla selamlıyor, Sayın
Başkanın da, müsamahasından dolayı, kendilerine şükranlarımı sunuyorum.
BAŞKAN - Madde üzerinde 1 önerge vardır;
önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 920 sıra sayılı yasanın
29 uncu maddesiyle eklenen ifadeye aşağıdaki ibarenin ilave edilmesini arz
ederiz.
Saygılarımızla.
|
|
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
Rasim Çakır |
Bayram Meral |
|
|
Malatya |
Edirne |
Ankara |
|
|
Ramazan Kerim Özkan |
Ali Kemal Deveciler |
|
|
|
Burdur |
Balıkesir |
|
Madde : "Kalkınma ajanslarının genel
koordinasyonunu sağlamak ve bunlarla ilgili iş ve işlemleri yürütmek, bölgenin
mevcut kaynaklarını korumak."
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN
YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçe mi, söz mü
istiyorsunuz?..
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Söz
istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Aslanoğlu.
Süreniz 5 dakika.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın
Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; bir kere, bu yasa, hiçbir işe
yaramayacak ve tamamen yasak savma bir yasa, işlevi olmayacak.
Önergem şuydu: Mevcut kaynaklar… Çünkü,
yasa diyor ki: "Yöre potansiyeli." Önce, yöre potansiyelini yok edici
unsurları ortadan kaldıralım. Size bir hikâye anlatacağım. Türkiye'de 6 tane
sigara fabrikası var; bir tanesi Malatya Sigara Fabrikası. Diyelim ki böyle bir
kaynak var Malatya'da, bu ajanlar, şimdi, bunu kalkındıracaklar. Bırakın
kalkındırmayı, yok ediyorlar. 600 kişi çalışıyor ve yıllardır bir kuruşluk
makine yatırımı yapılmıyor, bir kuruşluk yedek parça yatırımı yapılmıyor; yani,
bir ülkenin kendi sanayii, kendi ürünü -tütün bu ülkenin millî bir ürünüdür, bu
ülkenin bir döviz kaynağıdır- yok ediliyor, bunu kimse görmüyor. Malatya Sigara
Fabrikasında çalışan 600 insana iş vermiyorlar. Ya kardeşim, bize iş verin, iş
yapalım diyorlar, çalışalım diyorlar; iki aydır bu insanları oturtuyorlar.
Çoluk çocuğuyla orada ağlıyor insanlar. Çocukları diyor ki: Biz ne yiyeceğiz?
Sayın milletvekilleri, bu, ülkenin
kaynağının yok edilmesidir, bu, ülkedeki bir kaynağın heba edilmesidir. Bu bize
yakışır mı?! Siz, iş vermiyorsunuz. Tamamen yabancı sigara fabrikalarına bir
oyun sahası açıyorsunuz. Bu, onun ayak sesi. Aynı şekilde Adana Sigara
Fabrikası; ama, siyasette Bitlisli arkadaşlarımı tebrik ediyorum, oraya da aynı
karar alınmıştı, Bitlis'te iki vardiyaya çıkardı arkadaşlar.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Sigara sağlığa
zararlı…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Sigara
sağlığa zararlı olabilir beyefendi; Türkiye'nin millî bir ürünü, ihraç edelim,
başka şeyler arayalım. Bir ülkenin kaynağını yok etmeye kimsenin hakkı yoktur.
1985 yıllarında Türkiye'nin ihracatı 6 milyar dolarken, yılda 1 milyar dolar
sadece Ege Bölgesinden tütün ihraç edilirdi. O günün insanları buna pazar
bulmuş, bunu satıyorlardı da, şimdi birkaç tane yabancı sigara üreticisinin
oyunu olmak bize yakışır mı?! Haa, onun için, bu maddede belirtilen ve bu
önerge doğrultusunda yöre potansiyelini değerlendirmek…
Türkiye'nin millî bir ürünü arkadaşlar;
yani, bunu Özelleştirme İdaresi yapıyor, Tekel Genel Müdürlüğünün hiçbir
fonksiyonu yoktur. Tekel Genel Müdürlüğü, biz bilmiyoruz diyor, Özelleştirme
İdaresi… Özelleştirme İdaresi bu ülkenin potansiyelini araştırmış mı?
Özelleştirme İdaresi bu ülkede yaşayan insanların ekmeğini acaba biliyor mu?
Türkiye'de 3 000 000 insan tütünden geçiniyor arkadaşlar. Yazık oluyor bu
ülkeye, bu ülkenin insanlarına yazık oluyor. Bu ülkenin kaynaklarını heba
ettiğimiz için hakikaten vicdan azabı çekmemiz lazım. Orada çalışan insanlar,
çoluk çocuğunun yüzüne bakamıyor. Onun için, Malatya Sigara Fabrikası ve Adana
Sigara Fabrikası konusunda… Hükümet "biz kapatmadık" diyor.
Arkadaşlar, o insanlar çalışmadan ücret almayı hazmedemiyorlar "bu para
bize haram, çalışmadan bize para vermeyin" diyorlar. Ya bunlara iş verin…
Bu, Adana ve Malatya Sigara Fabrikası olayını, ne olursunuz bir açıklığa
kavuşturun. Aksi halde, yerel kaynaklar heba ediliyor arkadaşlar.
Hepinize saygılar sunar, teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
30 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 30.- 27.10.1989 tarihli ve 388
sayılı Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge
Kalkınma İdaresi Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin 2 nci maddesinin (f) bendi
"nazım ve uygulama imar planlarını yapmak veya yaptırmak," şeklinde
değiştirilmiş ve 3 üncü maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Anavatan Partisi
Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Muharrem Doğan söz istemiştir.
Buyurun Sayın Doğan. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHARREM
DOĞAN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 920
sıra sayılı yasa tasarısının 30 uncu maddesi üzerinde görüşlerimi belirtmek
üzere Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; öncelikle Yüce
Meclisimizi ve aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu maddenin içeriğinde
GAP'ın kapatılması söz konusu. Tabiî, GAP'ın neden kapatıldığını bir türlü
anlamış değiliz. GAP bölgesinde yaşamış ve halen orada yaşayan ve o bölgeyi
temsil eden bir milletvekili arkadaşınız olarak ben, bu tasarının bu maddesinin
çok yanlış olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, GAP, Türkiye'nin en
büyük projesi, dünyanın da 8 büyük
projesi arasındadır. Buna rağmen bu proje kapatılıyorsa, artık AKP Hükümetinin
yatırım ve proje konusunda iddia edeceği hiçbir şeyinin olmadığını sizlerle
paylaşmak istiyorum. Bu proje, zarar etmiyor, kâr eden bir projedir ve bugüne
kadar, bu proje için yapılan yatırımlar sadece enerjide elde edilen üretimle
karşılanmıştır ve kendini amorti etmiş bir projedir. Neden kapatıldığını da
anlamış değiliz.
Sayın Bakanımıza defalarca söyledim, Plan
ve Bütçe Komisyonunda çalışırken de defalarca bunu dile getirdim. Buna rağmen,
Sayın Bakanımız, bu konuyla ilgili, bizlere doyurucu bir bilgi verebilmiş
değildir.
Değerli milletvekilleri, bu proje
kapsamında, bugüne kadar birçok hidroelektrik santralı yapılmış ve bu
hidroelektrik santralları sayesinde, 2003 yılı sonuna kadar da 280 milyar
kilovat enerji elde edilmiştir. Bunun parasal değeri, 17 milyar dolardır.
Halbuki, bu proje başlarken, bu proje için hazırlanmış olan keşif bedeli 32
milyar dolardır. Proje, geçmiş hükümetler döneminde çok büyük destekler görmüş
ve yüzde 52 oranına kadar getirilmiş; ama, üç yıllık AKP İktidarı döneminde,
maalesef, bu proje bir kaplumbağa boyu kadar mesafe almamış, ancak yüzde 2'lik
bir oran gerçekleştirilebilmiştir.
Şimdi, biraz önce, Urfa milletvekili
arkadaşımız -ki, bu projenin odak noktasında yaşayan bir milletvekili
arkadaşımız- bu kürsüden, bu projeyi destekler mahiyette değil, bu projeyi yok
etmiş ve kalkınma ajanslarını övücü bir şekilde anlatması beni son derece üzmüştür.
Biraz önce arz ettiğim gibi, böyle büyük bir proje yüzde 52'lik oran içinde 17
milyar dolar para kazanmışsa ve kendini amorti etmişse, siz de bu projeyi
kapatıyorsanız, şimdi, burada, size nasıl bir cevap vermemiz gerektiğini de
merak ediyorum.
Değerli arkadaşlar, hatırlayacaksınız,
onuncu ayın sonlarına doğru, Ankara Ticaret Odası Başkanımız Sayın Sinan
Aygün'ün basında bir beyanatı çıkmıştı ve sürmanşette, basında yer almıştı.
Bunun üzerine, ben, Sayın Başbakana ve Sayın Enerji Bakanımıza üçer tane soru
önergesi ilettim. Sayın Başbakanımıza ilettiğim bir soru önergesinin üç
maddesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Basında yer alan şey şu: "AB suyumuzu
bulandırmak istiyor" ve "Fırat-Dicle suları ile GAP'ın uluslararası
yönetime devredilmesini isteyen AB, Ortadoğu'da suyun vanasını ellerinde
tutmayı planlıyor" şeklindeki basın haberlerinde;
Soru 1 - AB'nin Etki Raporu Müzakere
Çerçeve Belgesinde yer alan, Fırat-Dicle suları ile GAP'ın uluslararası
yönetime devredilmesinin talebi doğru mudur?
Soru 2 - ATO Başkanının açıklaması, Devlet
Su İşlerinin verileri Türkiye'nin 2025 yılında ciddî bir su sıkıntısı
çekeceğini, Türkiye'nin suyu petrol kadar değerli denilen raporda, su yüzünden
Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerimizin diken üzerinde olduğuna dikkat çekilmiş
midir?
Soru 3 - AB'nin Türkiye'nin su
politikalarında söz sahibi olmasını kabul edecek misiniz?
Soru 4 - Temel atma töreni Eylül 2005'te
planlandığı halde, Ilısu Barajı inşaatının geciktirilmesi ve GAP'a yeterli
ödenek ayrılmamasının nedeni AB midir? Fakat, bugüne kadar cevap almış değilim.
Demek ki, basında yer alan bu haberler çok doğru, benim de söylediklerim çok
doğrudur.
Değerli arkadaşlar, GAP, bir kere, sadece
su ve enerji değildir; bunun içinde sağlık var, eğitim var, sanayi var, haberleşme
var, bankacılık var, hepsi var; sadece tarım ve enerji değildir. Tarımda, zaten
AKP Hükümeti olarak gerçekleştirilmiş bir projeniz yok, bir mesafeniz yok. Bunu
biraz önce de arz ettim. Sadece, bugüne kadar GAP'ta tarım olarak
gerçekleştirme oranı yüzde 12'dir; hiçbir sulama kanalı yapılmış değildir.
Biraz önce bir milletvekili arkadaşımız
gündemdışı konuşmasını yaparken, Sağlık Bakanımız, bu kürsüden, kendilerine
cevap verdi; ben, o cevaba da hayret ettim ve halen de hayret ediyorum.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, şunu bilmemiz gerekir
ki; AKP Hükümetinin, bugüne kadar, ciddî anlamda, Türkiye'nin geleceği,
milletin geleceği için bir yatırımı ve bir projesinin olmadığını görmekten biz
Anavatan Partisi olarak büyük üzüntü duymaktayız. Üzülerek söylüyorum. Eğer, bu
konuda kalıcı, yapıcı, bölgelerarası gelişmişlik farkını ortadan kaldıracak bir
projeniz varsa, allahaşkına, biriniz buraya çıksın, şöyle güzel bir şekilde
anlatsın da biz de anlayalım.
Biz, Anavatan Partisi olarak, bölgesel
kalkınma ajanslarına karşı değiliz; ama, GAP gibi büyük bir projenin
kapatılmasına karşıyız. Biraz önce Sayın Sağlık Bakanımız "biz iktidara
gelirken, Sağlık Bakanlığı yetimdi" dedi; ama, ben sizlere bir şey
hatırlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, tam kırk yıl önce
-1964 ve 1965'lere dönüş yapacak olursak- Sağlık Bakanı rahmetli Doktor Yusuf
Azizoğlu -rahmetle anıyorum- o gün bile Türkiye'nin gelişimini gördüğü halde,
sizler Türkiye'nin gelişimini halen göremiyorsanız, çok üzücü bir görüntüdür,
bu fotoğrafı kimsenin görmesini de asla istemiyoruz.
Değerli arkadaşlar, o gün bile
"sağlık ve sosyalizasyon projesi" adı altında Türkiye'nin her bir
bölgesinde birsürü sağlık evleri ve sağlık ocakları yapılmış ve hizmete
sokulmuştur. Sadece GAP bölgesinde 1 090 tane sağlıkevimiz, 436 tane sağlık
ocağımız var; bunun, yüzde 50'sinden fazlası kapalıdır. Siz bunları açamadınız,
doktor bulamıyorsunuz, ebe, hemşire tayin edemiyorsunuz ve çıkıp burada
edebiyat yapıyorsunuz, popülist siyaset yapıyorsunuz ve başarınızdan
bahsediyorsunuz; bunu da anlamış değilim. (Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar; AK Parti sıralarından "sen bir şey anlamamışsın" sesleri)
Şimdi, sadece seçim bölgemde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUHARREM DOĞAN (Devamla) - Buraya
gelirsin, anlatırsın, konuşursun, millet ne demek istediğini anlar. Lütfen,
icraatlarınızdan bahsedin.
BAŞKAN - Sayın Doğan, lütfen, toparlayalım. Karşılıklı konuşmayın. Lütfen,
siz Genel Kurula hitap edin ve toparlayın; süreniz bayağı doldu.
MUHARREM DOĞAN (Devamla) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, seçim bölgem Mardin'de
geçmiş hükümetler döneminde 5 tane devlet hastanesi tamamlanmış ve bütün
teçhizatları da hazır olduğu halde, AKP Hükümeti, Sağlık Bakanlığı, bu 5 tane
devlet hastanesini açamıyor. Neden; çünkü, bir devlet hastanesinin açık
tutulabilmesi için en azından bir depocuya, bir şoföre, bir de uzman doktora,
bir bilgisayarcıya ihtiyaç var. Bunu temin edemiyorsunuz. Ben, isim vereyim
size; Dargeçit Devlet Hastanesi, Savur Devlet Hastanesi, Ömerli Devlet
Hastanesi, Derik Devlet Hastanesi, Mazıdağı Devlet Hastanesi bitirilmiş ve
millî servet heder olmak üzeredir. Sizler bunları açamıyorsanız ve siz,
buradan, ne bileyim, popülist siyaset yapabiliyorsanız sizi kutluyorum, tebrik
ediyorum. Yaptığınız bu işlemlerin yanlış olduğunu, üzerine basa basa,
vurgulayarak size hatırlatıyorum.
Saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve
şahsı adına Muğla Milletvekili Gürol Ergin.
Buyurun Sayın Ergin. (CHP sıralarından
alkışlar)
Toplam süreniz 15 dakika.
CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun
Tasarısının 30 uncu maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve kendi
adıma söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, sizleri ve Yüce Türk Ulusunu
saygıyla selamlıyorum.
Tasarıya Plan ve Bütçe Komisyonundaki
görüşmeleri sırasında eklenen bu maddeyle, 27.10.1989 tarihli ve 388 sayılı
Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatının Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin (f) bendi
değiştirilmekte, 3 üncü maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.
Sözü edilen kanun hükmünde kararnamenin 2
nci maddesinin (f) bendi şöyleydi: "Nâzım ve uygulama imar planları ile
revizyonlarının tamamını veya bir kısmını plan değişikliği dahil ada ve parsel
bazına kadar yapmak veya yaptırmak."
Yeni düzenlemede bu bent şu şekilde yer
almaktadır: "Nâzım ve uygulama imar planlarını yapmak veya
yaptırmak."
Bu değişiklikle, aslında, pek de işlemeyen
ve GAP Bölge Kalkınma İdaresine de yük oluşturan bir uygulamaya son
verilmektedir.
3 üncü maddenin yürürlükten kaldırılan son
fıkrasıysa şöyleydi: "GAP İdaresinin görev alanına giren konularda 1580
sayılı Belediye Kanunu ve 3194 sayılı İmar Kanunu ile diğer kanunların ilgili
idarelere verdikleri imar ve alt yapıya dair hak ve yetkiler bu idareye devredilmiş
sayılır."
Bu fıkranın kaldırılmasıyla da, 2 nci
maddede yapılan düzenlemeyle bir paralellik oluşturulmaktadır. Bu bakımdan, bu
maddeyle getirilen düzenlemelerin bizim yönümüzden eleştirilmesi gereken ciddî
tarafları yoktur.
Üzerinde konuştuğumuz 30 uncu madde GAP'a
ilişkin olduğundan, sizlere, GAP konusundaki görüşlerimizi açıklamaya
çalışacağım.
Değerli milletvekilleri, Plan ve Bütçe
Komisyonundaki arkadaşlarımın bildikleri gibi, hükümetten gelen tasarıda geçici
bir 5 inci madde vardı ve bu maddeyle, GAP Bölge Kalkınma İdaresinin görev
süresi 31.12.2005 tarihinde sona erdirilmekteydi. Mayıs 2005'de yapılan Dünya
Çiftçiler Günü etkinliğinde, Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal, GAP'ın
kapatılması düşüncesini eleştirince, aynı toplantıda bulunan Sayın Başbakan
kürsüye geldiğinde Sayın Baykal'a şiddetle karşı çıkmış ve "GAP Bölge
Kalkınma İdaresinin kapatılacağını neye dayanarak söylüyorsunuz, bilmeden
konuşmayın" şeklinde itirazda bulunmuştu. Oysa, aynı günlerde, Plan ve
Bütçe Komisyonu hükümetten gelen bu tasarıyı tartışıyordu ve ben de,
komisyonda, GAP Bölge Kalkınma İdaresinin kapatılmasının -Başbakanın bu haksız
çıkışından önce- nasıl yanlış olacağını anlatmaya çalışıyordum. Başbakanın
çıkışından sonra, sözü edilen bu geçici madde tasarıdan sessiz sedasız
çıkarıldı. Daha sonra, bir başka düzenlemeyle, GAP İdaresinin süresi üç yıl
uzatıldı. Özetle, Sayın Başbakan zevahiri kurtarmış oldu; ama, artık, hepimiz
biliyoruz ki, ileriki dönemlerde yasa değiştirilmezse, üç yıl sonra artık
Türkiye'de GAP diye bir idare kalmayacak.
Değerli arkadaşlarım, Güneydoğu Anadolu
Projesi ya da kısa söylenişiyle GAP, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin topyekûn
sosyoekonomik kalkınmasını amaçlayan, insanı merkez alan bir bölgesel kalkınma
projesidir. Bu proje, Fırat ve Dicle Nehirleri üzerinde yapımı süren baraj ve
hidroelektrik santrallarıyla sulama tesislerinin yanı sıra kentsel ve kırsal
altyapı, tarım, ulaştırma, sanayi, eğitim, sağlık, konut ve turizm gibi
sektörlerdeki yatırımları da kapsayan bütünlüklü bir projedir. Projenin ana
hedefi, bölge halkının daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşmasını sağlamak ve
diğer bölgelerle arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmaktır. Projeyle,
tarihin ilk uygarlıklarına tanıklık etmiş olan Yukarı Mezopotamya'da yeni ve
daha parlak bir uygarlık yaratılması amaçlanmıştır.
Güneydoğu Anadolu Bölgemiz Türkiye'nin
diğer bölgelerine göre daha az yağış almakta, yağışların bitkilerin suya en
fazla gereksinim duyduğu vegetatif gelişme dönemine rastlamaması da ayrıca bir
olumsuzluk yaratmaktadır; ancak, iki önemli akarsu olan Dicle ve Fırat, Doğu
Anadolu Bölgesinden kaynaklanmakta, GAP bölgesini geçtikten sonra Basra
Körfezine dökülmektedir. Bu nedenle, hem bölgenin su gereksiniminin
karşılanması ve hem de enerji üretimi için Fırat ve Dicle Nehirlerinin
değerlendirilmesi düşünülmüştür. Büyük Atatürk, 1936 yılında, boşa akıp giden
bu iki ırmağın sularının elektrik enerjisinin elde edilmesi için kullanılması
amacıyla, Elektrik İşleri Etüt İdaresinin kuruluş emrini vermiştir. 1950-1960
yılları arasında, gerek Fırat gerekse Dicle üzerinde, Elektrik İşleri Etüt
İdaresi tarafından sondaj çalışmalarına ağırlık verilmiş, 1954 yılında Devlet
Su İşleri kurulmuştur. 1977 yılında, Aşağı Fırat Havzası ve Dicle Havzası
Projeleri birleştirilerek, bugünkü adıyla, Güneydoğu Anadolu Projesi
adlandırılmıştır. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, 1988 yılında, GAP'ı
entegre ve çok sektörlü bir sosyoekonomik kalkınma projesi olarak ele almak
amacıyla GAP master plan çalışmasını başlatmış, bu çalışma 1989'da tamamlanmıştır.
Değerli arkadaşlarım, GAP'ın temel amacı,
dönemin başlangıcı olan 1985 yılında GAP'ta kişi başına düşen ve Türkiye'nin
kişi başına düşen gayri safî millî gelirinin yarısı kadar olan geliri Türkiye
düzeyine çıkarmak amacıdır. GAP, bu temel amacı gerçekleştirmek ve
bölgelerarası dengeyi sağlamak üzere, 6 Kasım 1989 tarihinde, Güneydoğu Anadolu
Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatı, kısa adıyla GAP İdaresi olarak
kurulmuştur.
Cumhuriyet tarihimizin en büyük projesi
olan GAP'ın toplam yatırım tutarı, 32 milyar Amerikan Dolarıdır. 2004 yılı
sonuna göre, projeye yaklaşık 17,2 milyar Amerikan Doları harcanmıştır. Parasal
gerçekleşme oranı yüzde 53'tür.
Değerli arkadaşlarım, sektörler itibariyle
baktığımızda gördüğümüz şudur: 2004 yılında enerji projelerinin yüzde 80'i,
sulama projelerinin yüzde 13'ü, tarımsal projelerin yüzde 21'i, ulaşım ve
haberleşmenin yüzde 38'i tamamlanmıştır.
GAP'ta 2002 yılında 210 000 hektar olan
sulanan alan, 2005 yılında yalnızca 222 617 hektardır. Bu, şu demektir: Son üç
yılda, GAP'ta, sulama anlamında ciddîye alabileceğimiz hiçbir çalışma,
maalesef, yapılmamıştır. Zaten, GAP İdaresinin kaldırılmak istenmesi de,
herhalde, bu düşüncenin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
GAP bölgesinde Cumhuriyet Halk Partisi
heyeti olarak yaptığımız çalışmalarda belirlediğimiz hususları da sizlere arz
etmek istiyorum:
Değerli arkadaşlarım, birincisi, Güneydoğu
Anadolu Projesi çok fazla uzamıştır.
İkincisi, GAP bölgesindeki köylere su
götürülmüş; ancak, köylüye su kültürü verilmemiştir. Enerji getirisinden halka
hiçbir şey yansımamaktadır. Proje gelirinin bir kısmı mutlaka bu bölgeye
aktarılmalıdır.
Atatürk Barajında HES'te 8 türbinden
yalnızca biri çalıştırılmaktadır. Elektriğin kilovatsaati doğalgazda 8 ilâ 12
sent, hidroelektrik santrallarında ise yalnızca 0,6 sent iken, maalesef, yanlış
enerji politikaları sonucunda HES'ten enerji üretiminde bulunmamız
engellenmektedir. Oysa, bu türbinlerden yalnızca biri bölge halkının
sulamalarda kullanması için çalıştırılsa, çiftçiye bilaücret enerji götürülmesi
mümkün olur. Bölge illerinden Mardin'de elektrik şebekeleri çok eskidir,
trafolar yetersizdir. Bu eskimiş elektrik şebekelerinin mutlaka yenilenmesi
gerekir; çünkü, çok sık arıza yapmaktadır. Bölgede kaçak elektrik kullanımı bir
gerçektir; ancak, yapılması gereken, bölge halkını kaçak elektrik kullanmak
zorunda bırakmamak, bu bakımdan enerji fiyatlarını mutlaka düşürmektir.
Bölgede, Suruç'ta yeraltı suları çekilmiş;
Suruç projesi kısa zamanda tamamlanmak zorunluluğunu ortaya koymaktadır.
Habur'da ikinci bir kapı mutlaka açılmak
zorundadır.
Bölgede bir yeni yapılanmaya
gidilmeli, kaynak kullanımı bu
yapılanmayı sağlayacak şekilde olmalıdır; ya dış kredi kullanılmalı ya da
Güneydoğu Anadolu Projesi için, bölgedeki enerjiden ve dışsatımdan elde edilen
gelirden yılda 2 milyar dolar mutlaka bu proje için ayrılmalıdır.
Sular altında kalan Halfeti ikiye
bölünmüş, çok ciddî sıkıntılar yaşamaktadır. Bu sıkıntıların giderilmesi için
gerekenler yapılmalıdır.
Bölgede çok ciddî olan arazi toplulaştırma
çalışmaları, maalesef, çok yavaş gitmekte, bugüne kadar yalnızca 96 000
hektarda arazi toplulaştırması yapılmış bulunmaktadır. Özellikle Köy Hizmetleri
Genel Müdürlüğünün kapatılmasından sonra arazi toplulaştırma çalışmalarının
daha da yavaşlayacağı endişesini taşıyoruz.
Köye dönüş konusunda köylüye umut ve
destek verilmediği için, proje ciddî olarak aksamıştır. Mutlak surette, köye
dönüşün de teşvik edilme zorunluluğu vardır.
Bölgedeki kargo havaalanı 20 ilâ 30
trilyon masrafla tamamlanacak durumdadır. Eğer dışsatım geliri ciddî olarak
düşünülüyorsa, kargo havaalanının hemen bitirilmesi gerekir.
Urfa'da elektrik hatları eski olduğu için,
bu hatlarda kayıp yüzde 24; oysa, Türkiye'deki kayıp ortalaması yüzde 8'dir.
Yalnızca Şanlıurfa'da 4 000 derslik açığı
vardır.
Bölgede sulamalar yanlış yapıldığı için,
50 000 hektar alanda tuzlanma olayı yaşanmaktadır. 14 000 hektar alan ise,
bugün için çoraklaşmıştır.
Arazinin bu duruma gelmesinin çok ciddî
bir nedeni, bu arazide çalışanların bu toprağın sahibi olmayışlarıdır. Onun
için, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde toprak sorununun çözülmesi, hâlâ,
hükümetten, bizlerden destek beklemektedir.
Siverek ve Viranşehir arasında içmesuyu
yoktur, birikinti suları içilmektedir. İçmesuyu sorununun mutlaka çözülmesi
gerekir.
Bölgedeki sulama birlikleri, sulama
kooperatiflerine alternatif olarak oluşturulan sulama birlikleri, maalesef,
birçok sıkıntının, birçok yolsuzluğun kaynağıdır. Mutlak surette çekidüzen
verilme gereği vardır bu sulama birliklerine.
Şimdi, GAP İdaresi, Güneydoğu Anadolu
Projesi İdaresi niye yeterli başarıyı gösterememiştir diye baktığımızda, üç
özel neden görüyoruz. Bunlardan birincisi, bu idarenin yetkisizliği diye bir
sorunu vardır ve koordinasyonda yaptırım gücü yoktur, ödenek tahsis etme
yetkisi bulunmamaktadır. Bunun giderilmesi gerekir.
İkinci önemli neden, merkezinin Ankara'da
oluşudur. Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi ise, o bölgenin de
merkezi Şanlıurfa'dır ve mutlak surette, merkezin Şanlıurfa'ya taşınma zorunluluğu
vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım lütfen.
GÜROL ERGİN (Devamla) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan; toparlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bütün aksaklığı ve
eksikliğine karşın, bölge kalkınma ajanslarının kurulması nedeniyle, Güneydoğu
Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresinin kapatılması isteği şu üç nedenle de
hatalı olacaktır:
1- Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge
Kalkınma İdaresinin, bölgenin ekonomik kalkınmasının yanı sıra çok önem verdiği
ve bölgenin de ihtiyacı olan sosyokültürel kalkınma ilkesi, sağlık ve eğitimi
hedef alan çalışmaları, ajansların görev alanında yoktur.
2- Bölgede üç ayrı kalkınma ajansı
kurulacak, GAP'ın temel gerekçesini oluşturan bölgesel entegrasyon ve eş
zamanlı çalışma anlayışı tamamen gündemden düşecektir. Bunun sonucunda, bugüne
kadar uygulanmasında yeterince başarılı olunamayan eş zamanlı çalışmalar artık
hiç gerçekleşmeyecektir.
3- Güneydoğu Anadolu Projesi, bölgenin
temel altyapısıyla ilgiliyken, kalkınma ajanslarının böylesi bir toplumsal
sorumluluğu bulunmamaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tasarının hayırlı olması dileğiyle, sizlere ve Yüce Türk Ulusuna en derin
saygılarımı sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde 1 önerge vardır; önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 920 sıra sayılı kanun
tasarısının 30 uncu maddesine "ve 3 üncü maddesinin" ibaresinden önce
gelmek üzere "maddeye aşağıdaki (i) bendi eklenmiş" ibaresinin
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"(i) Adıyaman, Batman, Diyarbakır,
Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak İllerini kapsayan
bölgelerde kurulacak kalkınma ajansları üzerindeki koordinasyon görevini,
Devlet Planlama Teşkilatının belirleyeceği usul ve esaslara göre
yürütmek,"
|
|
Eyüp Fatsa |
Muharrem Eskiyapan |
İbrahim Köşdere |
|
|
Ordu |
Kayseri |
Çanakkale |
|
|
Hikmet Özdemir |
Mehmet Ceylan |
|
|
|
Çankırı |
Karabük |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN
YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) - Katılıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutalım, konuşmak
mı istiyorsunuz?
EYÜP FATSA (Ordu) - Gerekçe okunsun Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Yapılan değişiklikle, GAP İdaresi
Teşkilatının adı geçen illeri kapsayan bölgelerde kurulacak ajansları koordine
etmesi mümkün kılınmaktadır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önergeyle birlikte, bu önerge
doğrultusunda, 30 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Geçici madde 1'i okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1.- Bütün ajanslar kurulup
faaliyete geçene kadar 19 uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca
tahsis edilecek transfer ödeneği, kurulmuş ajans sayısı dikkate alınarak
belirlenir. Ajanslar kuruldukları tarih itibariyle yılın geri kalanı için
kendilerine düşen payı kullanma hakkını kazanır.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyenler:
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekili Gürol Ergin.
Buyurun Sayın Ergin. (CHP sıralarından
alkışlar)
Şahsınız adına da...
GÜROL ERGİN (Muğla) - Hayır, yalnızca Grup
adına konuşacağım.
BAŞKAN - 10 dakika sadece.
GÜROL ERGİN (Muğla) - Evet.
BAŞKAN - Peki, 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu,
Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının geçici 1 inci maddesi
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerime
başlarken, Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce ulusumu
saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz tasarının geçici 1
inci maddesi, tasarının 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi
uyarınca tahsis edilecek transfer ödeneğinin kurulmuş ajans sayısı dikkate
alınarak belirleneceğini, ajansların kuruldukları tarih itibariyle yılın geri
kalanı için kendilerine düşen payı kullanma hakkını kazandıklarını
belirtmektedir.
Değerli milletvekilleri, kamu hizmeti
sunumunda ve türlerinde meydana gelen değişmeler nedeniyle, kamu parasının
kullanımı da farklılaşmaya başlamıştır. Kamu hizmetleri farklı idarî yapılar
aracılığıyla sunulduğu için, kamu parasını yeniden tanımlama gereği ortaya
çıkmıştır. Bugün artık genel kabul gören tanıma göre, hangi kaynaktan alınırsa
alınsın, kamunun elde ettiği bütün paralar, kamu kurumlarından alınan paralar,
özel kurumların belli statü ve yetki kullanarak elde ettiği paralar, kamu
parası olarak kabul edilmektedir.
Bu tanımdan yola çıkarak, tüzelkişiliğe
sahip kamu kurumu olan ve kamu parası kullanan kalkınma ajanslarının kamu
denetimine tabi olması gerektiği ve kamusal hesap verme sorumluluğu olduğu
açıktır. Bu nedenle kalkınma ajanslarının Parlamento adına denetim yapan
Sayıştay denetimine tabi olmaması, şeffaflık ve hesap verme sorumluluğu
ilkelerine ve genel kabul görmüş denetim standartlarına aykırı bir uygulamadır.
Aslında kalkınma ajansları, ayrı bir yasa
tasarısı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden önce, Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısı Taslağında yer almıştı. 25 Nisan 2003 tarihli Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Taslağı, 25 inci maddesine "bölge kalkınma
ajansları kurulması" başlığını ayırmıştı. "Ulusal kalkınma planıyla
uyumlu olarak istatistik bölge birimi iki düzeyinde araştırma yapmak, katılımcı
yöntemlerle gelişim stratejileri oluşturmak, iller arası koordinasyonu
sağlamak, kamu, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliğini artırmak,
bölgesel gelişimi hızlandırmak ve özel girişimciliği desteklemek amacıyla bölge
kalkınma ajansları kurulur; bölge kalkınma ajanslarının kuruluşu, görev ve
faaliyetleri, merkezî yönetimle ilişkileri kanunla düzenlenir" denmekteydi
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Taslağında. Bu madde, anılan yasa
taslağının sonraki nüshalarında tamamen ortadan kayboldu ve söz konusu taslakta
bir daha hiç de gündeme gelmedi. Bu temel kanun toplum tarafından benimsenmedi
ve Cumhurbaşkanlığı tüm temel hükümlerini dikkate alarak ve uygun bulmayarak bu
tasarıyı geri gönderdi; içerdiği anayasal aykırılıklar giderilmedi ve bu
tasarının yasalaşma süreci kesildi; ancak, yürütme organı, çözümü, elindeki
metni parça parça yasalaştırmakta buldu. Bu çerçevede, önce Köy Hizmetleri
Genel Müdürlüğü kapatıldı, sonra ise bölge kalkınma ajansları "kalkınma
ajansları" adı altında yeni bir yasa tasarısı olarak önümüze getirildi.
Her ne kadar yasanın maddelerinde açıkça
yazılmıyor ise de, genel gerekçede birkaç kez dile getirildiği üzere, ajanslar
bölgenin kalkınma planını hazırlayacak kuruluşlardır. Bölge kalkınma planı hem
hazırlanışı hem de uygulanması bakımından tartışmasız bir kamu görevidir. Kamu
görevinin kamu tüzelkişiliği sahibi olmayan bir ağırlama, tanıtma ajansı
tarafından görülmesi, hem Anayasamıza aykırıdır hem de kamunun var oluş
nedenlerine aykırıdır.
Özelliklerine bakılınca, kurulması
amaçlanan kalkınma ajansı yapısının gerçekte "bölge idaresi" adını
daha çok hak ettiğini söyleyebiliriz.
Kalkınma Ajansı Tasarısı, hiçbir
tartışmaya olanak vermeyecek açıklıkla bir dış kaynaklı metindir. Hazırlanması
Avrupa Birliğince istenmektedir; hükümet de bu durumu, zaten, genel gerekçede
açıkça belirtmektedir.
Günümüzde, Türkiye'de devletin işlevlerini
ve örgütlenme biçimini köklü bir biçimde dönüştürmeyi hedefleyen bir reform
program uygulamaya konulmaya çalışılmaktadır. Bu reform programının en önemli
ayaklarından birini oluşturan yerel yönetim reformuyla da, hem ülkenin yönetim
kademelenmesi hem de her bir yönetim biriminin görevleri ve örgütlenme biçimi
yeniden düzenlenmektedir.
Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde gündeme
gelen kalkınma ajansları, asıl olarak, Türkiye'nin bölgesel gelişme
politikalarının Avrupa Birliğine uyumunun sağlanması gerekçesiyle
savunulmaktadır. 2003 yılı Katılım Ortaklığı Belgesinde, Türkiye'nin, Avrupa
Birliğinin Katılım Öncesi Malî Yardım Programı kapsamında sunduğu bölgesel
gelişme yardımlarından yararlanabilmesi için, bölgesel kalkınma ajanslarının
kurulması öngörülmüştür.
Buna göre, Avrupa Birliği destekli
bölgesel kalkınma programlarının yereldeki uygulama ve koordinasyonu için
bölgesel kalkınma ajansları görevlendirilecektir.
Dikkat çekilmesinde yarar olan önemli bir
husus, az gelişmiş ülkelerde KOBİ'ler temelinde ve ihracata yönelik olarak geliştirilen
sanayileşme stratejisinin gerçek etkisinin, bu ülkelerin sanayisizleştirilmesi
doğrultusunda olduğudur; çünkü, ithal ikameci sanayileşmenin daha ilk
aşamasından ileriye geçmeden ihracata yönelik sanayileşme stratejisini
uygulamaya başlayan ülkelerde, ihracata yönelik sanayileşmenin hafif
sanayilerle sınırlı kaldığı ve bunun da, ülkenin sanayileşmesi açısından önemli
bir atılım oluşturmadığı bilinmektedir. Dolayısıyla, Türkiye konumundaki
ülkelerin gerçek bir kalkınma hedefi açısından ilerlemesi gereken çizgi, ithal
ikamesinin ileri aşamalarına doğru olmak durumundadır. Dolayısıyla, tasarının
dayandığı ihracata dönük sanayileşme modeli, esasen, gerçekçi bir gelişme
perspektifi ortaya koyamamaktadır.
Dikkat çekmek istediğim bir diğer husus,
yerel girişimciliğe ve KOBİ'lere dayalı bu modelin, yalnızca ulusal kalkınma
amacı açısından değil, yerel/bölgesel kalkınma amacı açısından da önemli
sınırlılıkları bulunduğudur; çünkü, yerel/bölgesel kalkınma açısından merkezî
devletin etkin katkılarını devreye sokmaktan kaçınan bu yaklaşım, zaten
neoliberal dönemin en karakteristik özelliğidir. Bu dönemde bölgesel
eşitsizliklerin daha da arttığı bilindiğine göre, merkezî yönetimin etkin
katkısını öngörmeyen ve yalnızca yerel girişimcilikten medet uman bir yaklaşımın
bugüne kadar ortaya çıkandan farklı bir sonuç vermesi beklenmemelidir.
Özetlemek gerekirse, tasarıya isim veren
kurumsal yaklaşım ve buna dayanılarak önerilen kalkınma stratejisi, Türkiye'nin
az gelişmişlik durumunun ortadan kaldırılıp ciddî bir gelişme sağlayabilmesi
doğrultusunda bir potansiyel taşımamaktadır. Gerek ulusal gerekse
yerel-bölgesel kalkınma amacı doğrultusunda devletin etkin katkılarını devreye
sokmak yerine bütünüyle piyasa mekanizmasına bel bağlayan bu yaklaşım, var olan
durumdaki az gelişmişlik döngüsünün kırılmasına olanak tanımayacaktır. Tersine,
bu kurumsal yaklaşım, küreselleşme dönemi olarak adlandırılan çağımızda geçerli
olan uluslararası işbölümünü meşrulaştıran ve yeniden üreten bir niteliğe
sahiptir. Küreselleşme kavramının güçlenmesi ve ulus devlet ülküsünün
zayıflaması paralelinde, bölge kavramı da, hem ciddî bir evrim geçirmiş hem de
bölgenin etnik temellere dayanması, olası bir siyasal yapıya ulaşmasından kuşku
duyan anlayış kökten değişmiştir. Bu bakış açısı değişikliği, ulus devletlerden
hoşlanmayan ve ulus devletlerin otoritesini ulusüstü ve yerel güç odaklarıyla
paylaşmasını isteyen uluslararası siyasal ve ekonomik güç odaklarının gözde
politikası haline gelmiştir; çünkü, ekonomik, siyasî ve idarî bir birim haline gelen
bölgeler, uluslararası ekonomik ve siyasî güç odaklarının, ulus devletlerin
aracılığına gerek kalmadan, bölgelerle doğrudan ilişki kurmalarına olanak
tanımakta, ulusüstü güçler, bölge düzeyinde ilişki kurabilecekleri bir otorite
ve bölgesel temsil makamı bulabilmektedir. Bölgesel yapılanmanın, sermayenin
gerek duyduğu hızlı ve esnek ekonomik hareketlere elverişli olması, bölge
kavramındaki değişimin güç odakları tarafından hâkim politikaya
dönüştürülmesinin bir başka nedenidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım lütfen.
GÜROL ERGİN (Devamla) - Tasarı bu
biçimiyle yasalaşırsa, kalkınma ajansları, gerek Avrupa Birliği ve gerekse
diğer uluslararası fonlardan sağlanacak kaynaklar ile ülkemizin merkezî ve
yerel kamusal kaynaklarını, dar bir grubun yatırım finansmanına aktaran bir
işlev görecektir. Genel bütçe vergi gelirlerinin binde 5'i ile il özel
idareleri bütçe gelirlerinin yüzde 1'i ve belediyelerin bütçe gelirlerinin
yüzde 1'i ajanslara aktarılmaktadır. Özel sektör temsilcilerinin üyesi olduğu
sanayi ve ticaret odaları, bütçe gelirlerinin yalnızca yüzde 1'ini ajanslara
aktarırken, ajanslardan yararlananlar ise, yalnızca bu odaların üyeleri olacak.
Ne gariptir ki, özel sektör merkezli çalışan, yalnızca özel sektöre hizmet etme
anlayışında kurulan bu ajanların bütçesinin yaklaşık tamamını kamu
karşılayacaktır; harcamaları ise malî kontrol ve ihale yasalarının dışına
çıkarılmakta, Sayıştay ve diğer kamu denetimi by-pass edilmektedir. Tasarının
gerekçesinde de açıklandığı gibi, KOBİ'lere dayanan bir yerelleşme modeli
öngören bu tasarıyla ortaya çıkacak olan taşeron sanayileşme modeli,
uluslararası arenada Türkiye'ye biçilen işbölümü rolüne uygun olabilir; ama,
gelişmiş Türkiye'yi arzulayanlar için bu kalkınma stratejisi, model olarak asla
kabul edilemez.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tasarının hayırlı olması dileğiyle, sizleri ve Yüce Türk Ulusunu, tekrar,
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Geçici 1 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Geçici 2 nci maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 2.- İlk yıl için ajansta
istihdam edilebilecek olan azami personel sayısı kuruluş kararnamesinde
belirtilir.
BAŞKAN - Söz isteyenler; Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu.
Buyurun Sayın Aslanoğlu.
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Saygıdeğer milletvekilleri,
tabiî, dönüp ders almıyoruz. Köy Hizmetlerini kapattık. Acaba sorduk mu bu
insanlara, buradan hizmet alan müşterilere, muhtarlara, bu sene Köy
Hizmetlerinin yerine geçen kurum ne yaptı?.. Ben Malatya örneği vereyim; hiçbir
şey yapamadı. Dönüp ders almıyoruz.
Şimdi, saygıdeğer milletvekilleri, Bingöl,
Elazığ, Tunceli, Malatya'yı bir merkez yapıyoruz. Bir kere, buranın merkezi
neresi olacak? Şimdi burada, iller arasında sorun yaratacaksınız. İller
arasında gelişmişlik, sosyoekonomik farklılıklar çoktur. Örneğin, her şeyi
planlayacak bu kurum. Bir kere, sorumluluğu olmayan… Cezaî bir sorumluluğu yok
bu kurumun. Bu kanunun neresinde bir sorumluluk duygusu var?! Bir yasak
savıyoruz; işlemeyecek bir kurum yaratıyoruz, hiçbir şeyi işlemeyecek, hiçbir
şeyi değiştiremeyecek bir kurum yaratıyoruz bu yasada ve illere uzmanlar
veriyoruz. Neymiş efendim; gelen yatırımcılara destek olsun. Neden bir de araya
başka bir aracı koyuyoruz? Devletin görevidir, oradaki kurumların, o ildeki
kurumların görevidir, gelen yatırımcılara hizmet etmek o kurumun görevidir.
Bir de, bir uzman çıkarıyoruz; efendim,
yardımcı olsun… Böyle şey olur mu?! Niye köprüler yaratıyoruz?! Yani, bu yasa
hiçbir şey istemez. Bu yasa, bir kere, 19 uncu maddedeki gelirler olarak, yine
büyük iller, nüfusa göre… Yine Ankara, İstanbul, İzmir; bu paralar buralara
gidecek arkadaşlar, hiç kimse kimseyi kandırmasın. Geri kalmış yörelere tek
kuruşluk yararı olmayacak bu yasanın.
Tabiî, bu yasadan önce, arkadaşlar, yine
burada bir yıl önce Teşvik Kanununu görüştük. Eğer adamakıllı, adam gibi bir
teşvik kanunu çıkarırsak bunlara hiç gerek kalmaz, hiçbirine gerek kalmaz;
çünkü, yatırımcı eğer kendine bir kârlılık görürse gider arkadaşlar, bunu
unutmayalım. Neden gidecek; eğer siz Hakkâri'ye, Şırnak'a, Bingöl'e, Bitlis'e
yirmibeş yıllık… Zaten bir şey yok buralarda. Teşvik Kanunu çıktı, dönüp acaba
baktınız mı; özellikle bu yörenin milletvekillerine soruyorum: Bir tane yatırım
geldi mi arkadaşlar?..
ALİ SEZAL (Kahramanmaraş) -
Kahramanmaraş'ta var.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Yani,
birkaç ilde toplandı. Nasıl geldi oraya; teşviksiz bölgelerden geldi. Adana'dan
Osmaniye'ye gitti, Antep'ten Kilis'e gitti, Antep'ten Adıyaman'a gitti
arkadaşlar. Niye birbirimizi kandırıyoruz!
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Adana'dan
Osmaniye'ye…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) -
Adana'dan Osmaniye'ye gitti efendim, çoğu firmalar Osmaniye'ye gitti. Neden
kandırıyoruz?! Adam gibi teşvik yasası çıkarsaydık… Hakkâri, zaten olmayan bir
yere, 25 yıl gibi bir teşviki çıkaralım verelim arkadaşlar. O zaman, o insanlar
gider. Biz, yasak savıcı bir teşvik kanunu var olduğu sürece… Siz, 4 ilin
valisini bir araya getireceksiniz, 4 ilin valisi hakkaniyetle karar verecek!..
Buna siz inanıyor musunuz?! Örneğin, bir okul -yani, vatandaştan devlete-
yapılıyor, bunun kararını 4 ilin valisi mi verecek?! Ben, Malatya'ya ise Malatya'ya
yaptırmak istiyorum. Ben bunu Koordinasyon Kuruluna getirmek istemiyorum
arkadaşlar. Bilmem başka ilin ihtiyacını ben gidermek istemiyorum. Burada
sorunlar doğacak, burada çok büyük sorunlar doğacak ve yasak savıcı bir yasa
olacak arkadaşlar, işlemeyen bir yasa olacak. Bunu göremiyor muyuz?! Gelin,
Teşvik Kanununu değiştirelim. Bunun koordinasyonunu yine Devlet Planlama
Teşkilatına verelim. Devlet Planlama Teşkilatı, bu ülkede yapılacak yatırımları
planlasın; ülkenin gereği, ülkenin sosyoekonomik gelişmişliğini dikkate
alır o arkadaşlar. Planlamak çok önemli
bir olgu; ama, bir zamanlar -her şeyi çok iyi biliyoruz- Türkiye makine
mezarlığına döndü, hurda makineler geldi. Her şeye izin veriyoruz. Bu ülke
bizim arkadaşlar. Bu ülke hepimizin. Bu ülkede, bu ülkenin kaynaklarını hor
kullanarak, siyaset, bu ülkeyi bu hale getirdi. Gelin, bu saatten sonra buna
izin vermeyelim.
Onun için, Avrupa Birliğinin bir şartı
diye, biz, bu yasak savıcı yasayı, hakikaten ülkenin koşullarına, ülkenin
bölgelerine hiç uygun olmayan bir yasayı, hakikaten bu saatlerde bu kadar
görüşmemizi garipsiyorum arkadaşlar.
Bu açıdan, özetle şunu söylüyorum;
işlemeyecek bir yasa. Dönüp ders almıyoruz. Yine söylüyorum; Teşvik Yasası.
Yirmibeş yıl oralarda asgarî ücretten vergi almayalım arkadaşlar. Özellikle
göçü önlemek açısından, Hakkâri'de çalışan -zaten orada kimse çalışmıyor-
Şırnak'ta çalışan, Bitlis'te çalışan insanlardan vergi almayalım. Onları
Ankara, İstanbul, birtakım şehirlere göç ettirmeyelim.
Bu Teşvik Yasasından, yani 49 il çıktı,
sadece 5-6 ile birtakım yatırımlar geldi. Diğer iller, burada kendileri
girmeyen -ben, aynen söylemiştim bu kürsüden- bazı iller vardı, üzülüyorlardı;
üzülmeyin arkadaşlar, çünkü, gelmeyecek dedim. Nitekim, sonuç ne oldu
arkadaşlar; iki yıldır çıktı bu Teşvik Yasası. Bir kere, beş yıl süre olmaz.
Gelin, bunu planlayalım.
Devlet Planlama Teşkilatının esas görevi,
ülkenin gelişmişliğini ve geleceğini planlamaktır; ama, biz, böyle yasalarla,
Avrupa Birliği dedi diye, oranın koşullarıyla buranın koşulları birbirine hiç
ilgisi olmayan, gerek sosyoekonomik gelişmişlikle hiç ilgisi olmayan bir
yasayı, biz, bu Mecliste günlerdir tartışıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa bir işe
yaramayacak. Bu yasa, bilakis iller arasında kavga çıkaracak. Bu yasa, iller
arasında sorun çıkaracak; özellikle, Bakanlar Kuruluna bırakılan merkezlerin
tespitinde önemli sorunlar doğacak.
Şimdi siz, ilk yıl kurulduğu ilin valisini
atıyorsunuz yönetim kurulu başkanı olarak, iki yıl sonra, sırayla, alfabetik
sıraya göre bir başka ilin valisini atıyorsunuz. Örneğin, Malatya'da kurulsa bu
kurum, Bingöl Valisi gelip Malatya'da bu kurumu mu yönetecek acaba?! Böyle şey
olur mu; böyle bir yasa olur mu?!
Onun için, bir kere daha dikkatinize
sunuyorum; çıkaracağımız bu yasa, hakikaten ülkenin gerçeğine uygun değil,
ülkenin geleceği için, ülkenin gelişmişliği açısından, hepimizin geleceği için
hiçbir işlevi olmayan bir yasa olacaktır. Bir kez daha bunu hepinizin bilgisine
sunmayı görev sayıyorum.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP ve Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Geçici 2 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Geçici 3 üncü maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 3.- Türkiye-Avrupa Birliği
Malî İşbirliği kapsamında yürütülen bölgesel programların; bölgelerde
yürütülmesi ve koordinasyonu amacıyla oluşturulan proje birimlerinin yürütmekte
olduğu iş ve işlemler, bunlara ilişkin hak ve yükümlülükler ile her türlü
taşınır mallar, kuruluş kararnamesinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en
geç bir ay içinde ilgili ajansa devredilir.
Söz konusu proje birimlerinde çalışan
personelden; görevli olduğu bölgede kurulan ajansın kuruluş kararnamesinin
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde ilgili ajansa
başvuranlardan, 18 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen öğrenim dalı
dışındaki niteliklere sahip olanlar uzman personel, diğerleri ise destek
personeli olarak bu Kanunun ilgili hükümlerine göre öncelikle istihdam edilir.
BAŞKAN - Geçici madde 3'ü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Geçici madde 4'ü okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 4.- Kalkınma kurulu, kuruluş
kararnamesinin yayımlandığı tarihten itibaren bir ay içinde, ajans merkezi
olarak tespit edilen ilin valisinin başkanlığında ilk toplantısını yapar.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan; buyurun.
Şahsınız adına da söz hakkınız var; ama,
iki süreyi de kullanmak istiyor musunuz?
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Süre yetmezse…
BAŞKAN - Peki efendim, anlaşıldı.
CHP GRUBU ADINA OSMAN KAPTAN (Antalya) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kalkınma ajanslarının kuruluşu
hakkındaki 920 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 4 üncü maddesi hakkında
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlarım.
Sayın arkadaşlarım, tasarının geçici 4
üncü maddesinde "kalkınma kurulu, kuruluş kararnamesinin yayımlandığı
tarihten itibaren bir ay içinde, ajans merkezi olarak tespit edilen ilin
valisinin başkanlığında ilk toplantısını yapar" denmektedir. Kalkınma
kurulları, bu tasarının 7 nci maddesinde belirtilen ajansların örgüt yapısı
içinde yer almakta, oluşturulması 8 inci maddede, görev ve yetkileri de 9 uncu
maddede açıklanmıştır; ancak, geçici 4 üncü madde hakkında değil de, tasarının
özü hakkında söylenecek çok şey vardır. Bu tasarı, tümden gereksiz, sorun
çözmeyecek, sorun yaratacaksa, Türkiye kamu yönetiminde bir örneği de olmayan,
bütün sistemi altüst eden bir tasarıysa -ki, öyledir- o zaman, bunun, maddeden
çok, tasarının kendisi, tasarının
mantığı, tasarının yaklaşımı, yasalaşması sonrasında ortaya çıkacak sorunları
önceden görme, ona göre tavır koyma, tepki koymanın daha önemli olduğu
kanısındayım.
Sayın arkadaşlarım, bu kalkınma ajansı,
bizim için yeni bir kavram, yeni bir kurum oluyor. IMF, Dünya Bankası ve AB,
kamu yönetiminizi yeniden düzenleyin diyorlar, bu hükümet de baş üstüne diyor.
Yoksa, bu düzenlemeler, 1960'tan beri süren Türkiye'de kamu yönetiminin yeniden
yapılandırılmasına ilişkin çalışmaların bir sonucu değildir bu yapılanlar.
MEHTAP raporunun, KAYA raporunun bir sonucu değildir bu yapılanlar. Bu yapılan
düzenlemeler, iç dinamizmimizin, kendi toplumsal taleplerimizin karşılanmasına
dönük bir düzenleme değildir; dış dinamiklerin baskısı, diktesi sonucunda
yapılan düzenlemelerdir. Nitekim, kalkınma ajansları, 25 Nisan 2003 tarihli
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının 25 inci maddesinde "bölge kalkınma
ajansları kurulur" diye yer almaktadır taslakta; sonra da Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısından çıkarılıp, tek başına ayrı bir tasarı olarak ortaya
çıkarılmıştır. Bu süreçte, bölge kalkınma ajansının "bölge" sözcüğü
kaldırılıyor. Bölge yönetimi, eyalet sistemini çağrıştırıyor; bu ise, toplumda
tartışmaya neden oluyor gerekçesiyle "bölge" sözcüğü çıkarılıyor,
sadece "kalkınma ajansı" kalıyor.
Sayın arkadaşlarım, Türkçemizde bazı
sözcüklerin sözel ve eylemsel anlamları birbirinden farklı, hatta, zıt anlam
bile ifade edilebildikleri görülmektedir. Örneğin, "danışma",
"çalışma" gibi sözcükler, emir sözcüğü şeklinde kullanıldığında,
olumsuzluğu ifade etmektedir. "Kalkınma" sözcüğü de, işte, böyle bir
olumsuzluğu ifade eden bir emir sözcüğüdür; kalkınma!.. Kim emrediyor
"kalkınma" diye; küreselleşmeciler. Niye diyorlar; çünkü, kendileri
kalkınacak, bize de "kalkınma" diyorlar. Onun için de "kalkınma
ajansı kur" diyorlar." Bölge' sözünü şimdilik deme, eyalet sistemini
çağrıştırıyor, muhalefet ve ulusalcılar karşı çıkıyorlar; onları susturmak için
'bölge' sözünü kullanmayın doğrudan 'kalkınma ajansı' deyin" diyorlar. Biz
de "pekâlâ, öyle deriz" diyoruz. Biz dediğim, iktidar tabiî ki. Bu
ajanslar, zamanla, Türkiye açısından kalkınmama ajansları haline dönüşecektir.
Değerli arkadaşlarım, Türk Dil Kurumu
Sözlüğünde ajansın karşılığı;
1- Haber toplama ve yayma işiyle uğraşan
kuruluş (Anadolu Ajansı),
2- Bir ticarî kuruluş, işkolu, iş bürosu,
3- Radyoda, televizyonda haber bülteni,
Anlamına gelmektedir. Görüldüğü gibi, Türk
Dil Kurumu Sözlüğünde ajansın, kamu kuruluşlarına, örgütlerine verilen bir ad
olmadığı görülüyor. Ajans, Batı dillerinde de temsilcilik anlamında
kullanılmaktadır. Peki, bizdeki bu temsilcilik de neyin nesi?!
Sayın arkadaşlarım, kalkınma ajansları bir
merkezî kamu kuruluşu mudur; hayır. Bir özel kuruluş mudur; hayır. Bir yerel
yönetim kuruluşu mudur; hayır. Peki nedir; fil midir, deve midir, kuş mudur?
Buna fil desek, hortumu yok; deve desek, hörgücü yok; ama, buna, yine, kuş
desek, kanadı yok. Kamu kaynağı var; kamu denetimi yok.
Sayın arkadaşlarım, bunun tam
anlaşılmaması için zaten böyle bir adla, böyle bir gerekçeyle, ne olduğu tam
belli olmayan bir şey getiriliyor, tam belli olsa, belki toplum, muhalefet
ayağa kalkar, tepki gösterir diye. Bu tasarının genel gerekçesi 15 sayfa, madde
gerekçeleri 10 sayfa, toplam 25 sayfa gerekçeleri var; kanun metninden fazla
gerekçe, allanıp pullanarak, elma şekeri haline sokulmak için çok özenerek
bezenerek yazılmış.
Sayın arkadaşlarım, dikkat edelim elma
şekerinin ortasında kazık vardır!..
BAŞKAN - Sayın Osman Kaptan, bir
dakikanızı rica ediyorum.
Süre dolmak üzere; bu maddenin oylaması
bitinceye kadar çalışma süresinin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Devam edin Osman Bey.
OSMAN KAPTAN (Devamla) - Sayın
arkadaşlarım, bu tasarının genel gerekçesinin birinci paragrafında sosyal
devlet anlayışının gereğinden, ikinci paragrafında sosyal adaletten, üçüncü
paragrafında insanımızın hak ettiği bir yaşam düzeyinin sağlanmasından, bir
başka paragrafında da GAP hariç olmak üzere, hazırlanan bölge planlarının
başarısız oluşundan söz edilmektedir.
Sayın arkadaşlarım, tasarının gerekçesi
GAP'ı başarılı görüyor, maddelere geçilince GAP kaldırılıyor. Bu ne biçim
çelişkidir?! GAP için tasarı gerekçesinde iyi deniyor, metinde kaldırılıyor.
İyi ise, Türkiye için iyi olan kurumlar niye kaldırılıyor. GAP, Türkiye için
başarılı ise -ki, öyledir- o zaman hükümetin teklifinde GAP niye kaldırılıyor?!
Sayın arkadaşlarım, kalkınma ajanslarını
kim istiyor; AB istiyor. AB, kalkınma ajanslarını kurarsan sana fondan para vereceğim
diyor. Peki, AB ülkelerinin hepsinde bu ajans var mı; yok; bazılarında var,
bazılarında yok. Peki, kendilerinde olmayanı bizden niye istiyorlar; ajans
olmayan ülkelere AB fonlarından para nasıl veriliyorsa bize de öyle verilemez
mi; verilir de, bizde bu soruları soracak iktidar yok.
Sayın arkadaşlarım, İngiltere'de,
istatistik amaçlı bölge sınırları 1991 yılında çizilmişti. Bu bölgelerde
1998'de bizdeki niyete benzer ajanslar kuruluyor ve 2003 yılında eyalet
sistemine geçiş anlamına gelen Bölge Meclisleri Yasası çıkarılıyor. İngiltere,
bugün tartışıyor; bu, bölgeciliktir, bizim bölgeciliğe ihtiyacımız yok diye.
Peki, Türkiye'nin gündemine getirilen nedir; Türkiye'nin, bölgeciliğe, isteği, ihtiyacı ve tahammülü
var mı; bu nasıl bir sistem, bunu hangi toplumsal gruplar istiyor ve
destekliyor? Bu kalkınma ajanslarının nihaî amacı, bölgenin özel sektörünü
desteklemektir. Kamu kaynağı, önce özel sektöre devredilecek, sonra da rekabet
gücü olan yabancı sermayeye. Bizim yerli firmalarımız on-onbeş yıl sonra
tasfiye edilip, yabancıların iş takipçileri mi olacak?! Bu olasılığı şimdiden
hesap etmek gerekir. Şimdi, iş takipçiliği yapan bu kalkınma ajansları eliyle,
kamu kaynakları ve sermayesi, önce özele, rekabet gücü olmayan özelden de,
yabancıya, ulusaldan, ulus ötesi, uluslararası, küresel güçlere mi
aktarılacaktır?
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu
konuda, Yerel Yönetim Araştırma, Yardım ve Eğitim Derneğinin bir yayınında, bu
düzenleme, bölgelerarası eşitsizliklerin artması, vatandaşlık kurumunun ortadan
kaldırılması, halkın devlet yönetiminde denetim ve karar alma süreçlerinden
dışlanmasına dayalı bir yönetim anlayışının ürünü olduğu ifade edilmektedir.
Yine "bu anlayış ve düzenlemelerle, bölgeselleşmiş devlet yapısının zemini
oluşturulmaktadır" denilmekte "bu zemin üzerine, ulus üstü tekellere
ve Brüksel'e bağlı özerk bölge yönetimleri yerleştirilmeye
çalışılmaktadır" denilmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
hükümeti, Türkiye'nin zararına olan şeylerle değil, Türkiye'nin yararına olan şeylerle
uğraşmaya davet ediyoruz. Hükümetin, üretimi artıracak, işsizliği önleyecek,
fakirin fukaranın derdine çare olacak şeylerle uğraşmasını istiyoruz. Hükümeti,
domatese, limona, portakala ton başına 100 Amerikan Doları ihracat teşviki
vermeye davet ediyoruz. Sebze ve narenciye üreticileri kan ağlamaktadır;
domates, salatalık fiyatları çökmüştür. Demre'de domatesin iyisi 450 000 lira,
kötüsü, çıkmasıysa 150 000 liradır; limon, portakal fiyatları da öyledir. 2001
krizinin altındaki fiyatlardan da daha düşüktür fiyatlar.
Hükümet çiftçiyi unuttu, çiftçi de
hükümeti zaten gözden çıkardı. Bu hükümet, çiftçi dostuyum dedi, iktidar oldu.
Şimdi size soruyorum, bu hükümet, çiftçinin gerçekten dostu mu? Dostu olmadığı
aşikârdır.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım
adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Geçici madde 4'ü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve
tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 25 Ocak 2006 Çarşamba günü saat 15.00'te
toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati: 20.06