DÖNEM: 22 CİLT: 105 YASAMA
YILI: 4
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK
DERGİSİ
39 uncu
Birleşim
22 Aralık 2005 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUP ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine
ilişkin AK Parti Grup önerisi
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
l.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı
Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve
İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085,
3/908) (S. Sayısı: 1028, 1029, 1030)
A) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI
1.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
B) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Devlet Opera ve Balesi Genel
Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
C) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
D) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
1.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
E) SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin,
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
3.- Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında
Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/950) (S. Sayısı:920)
4.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
5.- Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına
Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1050) (S. Sayısı: 1009)
6.- 29.6.2005 Tarihli ve 5375 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Adalet Komisyonu Raporu (1/1067)
(S.Sayısı: 1042)
7.- 30.11.2005 Tarihli ve 5433 Sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme
Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1157) (S. Sayısı: 1050)
V.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri
Akbulut'un, konuşmasında, Genel Başkanlarına, ileri sürmüş olduğu görüşlerden
farklı görüşleri atfetmesi nedeniyle konuşması
VI.- SORULAR VE CEVAPLAR
A) YazIlI
Sorular ve CevaplarI
1.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza GÜLÇİÇEK'in, bir yargılamanın
sonuçlarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/8526)
2.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bulgaristan'daki tarihî camilerin
tadilatına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı
(7/9684)
3.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Makedonya'daki tarihî cami ve
türbelerin tadilatına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un
cevabı (7/9685)
4.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa'nın Gemlik İlçesindeki
bir akarsuyun kirliliğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman
PEPE'nin cevabı (7/9951)
5.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya Limanının
atık sorununa ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı
(7/9953)
6.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya'nın Kundu
Bölgesindeki çevre kirliliğine karşı alınan tedbirlere ilişkin sorusu ve Çevre
ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/9954)
7.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Çankırı İlindeki yatırımlara
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/10046)
8.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Ağrı İlindeki yatırımlara
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/10050)
9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Kayseri İlindeki yatırımlara
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/10055)
10.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bartın İlindeki yatırımlara,
Bingöl İlindeki yatırımlara,
Ağrı İlindeki yatırımlara,
Çankırı İlindeki yatırımlara,
Elazığ İlindeki yatırımlara,
Bolu İlindeki yatırımlara,
Bitlis İlindeki yatırımlara,
Kars İlindeki yatırımlara,
Düzce İlindeki yatırımlara,
Gümüşhane İlindeki yatırımlara,
Kayseri İlindeki yatırımlara,
Kütahya İlindeki yatırımlara,
Kilis İlindeki yatırımlara,
Nevşehir İlindeki yatırımlara,
Sakarya İlindeki yatırımlara,
Adıyaman İlindeki yatırımlara,
Aksaray İlindeki yatırımlara,
Amasya İlindeki yatırımlara,
Erzurum İlindeki yatırımlara,
Siirt İlindeki yatırımlara,
Şırnak İlindeki yatırımlara,
Rize İlindeki yatırımlara,
İlişkin soruları ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/10138, 10139,
10140, 10141, 10142, 10143, 10144, 10145, 10146, 10147, 10148, 10149, 10150,
10151, 10152, 10725, 10726, 10727, 10728, 10729, 10730, 10731)
11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlindeki yatırımlara
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/10712)
12.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Amasya İlindeki yatırımlara
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/10713)
13.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlindeki yatırımlara
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/10714)
14.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Siirt İlindeki yatırımlara
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/10715)
15.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Şırnak İlindeki yatırımlara
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/10716)
16.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Rize İlindeki yatırımlara
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/10717)
17.- İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz KETENCİ'nin, İstanbul'a
yapılacak bir yatırımla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/10842)
18.- Kırşehir Milletvekili Mikail ARSLAN'ın, SSK ve Bağ-Kura yapılan
malülen emeklilik müracaatlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/10885)
19.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, SHÇEK kurumlarının
kapasitesine,
- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Malatya Çocuk Yuvası yetkililerine
ve SHÇEK'in iyileştirilmesine,
- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, Malatya Çocuk Yuvasının
yönetimine,
- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, Malatya Çocuk Yuvasında yaşanan
olumsuzluklara,
- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, SHÇEK kurumlarının
yöneticilerine,
- İzmir Milletvekili Türkân MİÇOOĞULLARI'nın, SHÇEK yurtlarına,
- İstanbul Milletvekili Ali Rıza GÜLÇİÇEK'in, SHÇEK kurumlarının
yönetimine,
- Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, SHÇEK kurumlarının denetimine,
- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, hizmet satın alma yoluyla yapılan
görevlere,
- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, özürlülere yönelik bakım ve
rehabilitasyon hizmetlerine,
- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, çocuk yuvalarında muhbirleri
olduğu açıklamasına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/10917,
10918, 10919, 10920, 10921, 10922, 10923, 10924, 10925, 10926, 10927)
20.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, özel öğretim kurumlarına malî
destek verilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in
cevabı (7/10960)
21.- Bursa Milletvekili Ertuğrul YALÇINBAYIR'ın, Meclis araştırması
komisyon raporlarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanvekili İsmail ALPTEKİN'in cevabı (7/11283)
22.- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, Başbakanın belli konulardaki
Genel Kurul toplantılarına katılımına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanvekili İsmail ALPTEKİN'in cevabı (7/11509)
23.- Ankara Milletvekili Ersönmez YARBAY'ın, TBMM Kütüphanesine ait
kitapların ödünç verilmesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanvekili İsmail ALPTEKİN'in cevabı (7/11614)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak altı oturum yaptı.
(10/251) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının,
komisyonun görev süresinin bir ay uzatılmasına ilişkin tezkeresi okundu;
komisyona bir aylık eksüre verildiği açıklandı.
Genel Kurulu ziyaret eden Bosna-Hersek Adalet Bakanı Slobodan Kovac ve
beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denildi.
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel
ve Katma Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/1119;
1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S. Sayısı: 1028, 1029, 1030) görüşmelerine devam
olunarak;
Dışişleri Bakanlığı,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,
Rekabet Kurumu,
Millî Prodüktivite Merkezi,
Küçük ve Orta Ölçekli Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi
Başkanlığı,
Türk Akreditasyon Kurumu,
Türk Standartları Enstitüsü Başkanlığı,
Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı,
Çevre ve Orman Bakanlığı,
Orman Genel Müdürlüğü,
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü,
Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı,
2006 yılı bütçeleri ile;
Dışişleri Bakanlığı,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü,
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,
Çevre ve Orman Bakanlığı,
Orman Genel Müdürlüğü,
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü,
2004 malî yılı kesinhesapları;
Kabul edildi.
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Tekirdağ Milletvekili
Erdoğan Kaplan'ın, konuşmasında, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı
görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle bir açıklamada bulundu.
22 Aralık 2005 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 11.00'de
toplanmak üzere, birleşime 24.00'te son verildi.
İsmail Alptekin
Başkanvekili
|
|
Mehmet Daniş |
Yaşar Tüzün |
|
|
Çanakkale |
Bilecik |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
Ahmet Gökhan Sarıçam
Kırklareli
Kâtip
Üye
II. - GELEN KÂĞITLAR
No.: 52
22 Aralık 2005 Perşembe
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE’nin, Başbakanın Genel Kurulda
kanun tasarı ve teklifleri ile Anayasa değişikliği oylamalarında oy
kullanmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru
önergesi (7/11509) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.11.2005)
2.- Ankara Milletvekili Ersönmez YARBAY’ın, TBMM Kütüphanesine ait
kitapların ödünç verilmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından
yazılı soru önergesi (7/11614) (Başkanlığa geliş tarihi: 5.12.2005)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma saati: 11.00
22 Aralık 2005 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM
(Kırklareli), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39 uncu Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre
verilmiş bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
III. -
ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUP ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grup önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
22.12.2005 Perşembe günü (bugün) Danışma Kurulu toplanamadığından,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Eyüp Fatsa
Ordu
Grup Başkanvekili
Öneri:
Gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 1042 sıra
sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince
Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve 1050 sıra
sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104
üncü maddeleri gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri
gönderme tezkeresinin 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 5 ve 6 ncı
sıralarına alınması, 22.12.2005 Perşembe günkü (bugün) birleşimde gündemin
"Özel İşler" kısmında yer alan 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe
Kanununun ondördüncü turundaki kurum bütçelerinin görüşmelerinin
tamamlanmasından sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi, gündemin 7
nci sırasına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma
süresinin uzatılması önerilmiştir.
BAŞKAN - AK Parti Grup önerisinin aleyhinde söz isteyen Samsun
Milletvekili Haluk Koç; buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İktidar
Partimizin Meclis çalışma düzeninin yeniden ele alınmasına dönük grup
önerisinin aleyhinde söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bütçe görüşmelerine başlamadan önce bir Danışma
Kurulu toplantısı yapıldı. Bu Danışma Kurulu toplantısına, grubu bulunan üç
siyasî partimizin grup başkanvekilleri, Sayın Meclis Başkanımızın başkanlığında
katıldık ve burada bütçe görüşmelerinin akışı, gruplara ayrılan zaman, hükümete
ayrılan zaman, sorular ve yanıtlar bölümü belirli bir kural çerçevesi
içerisinde düzenlendi ve ben ısrarlı olarak, bütçelerin, hükümetlerin en önemli sınavı olduğunu ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi platformunun da bütçe görüşmeleri dolayısıyla hükümetin
çeşitli alanlardaki etkinliklerinin tartışılabileceği bir zemin olduğunu, burada
eleştirilerin mutlaka hükümeti yıpratıcı olması gerekmediğini, yapılan
eksiklikler ya da bazı durumlar hakkında yol gösterici eleştirilerin de
olabileceğini; onun için, bu takvimi biraz daha geniş tutmamız gerektiğini
ifade ettim; fakat, Anavatan Partisi Grubu ve İktidar Partisi Grubunun da, bu
şekilde olması talebiyle, ben ısrarımdan vazgeçtim.
Ben burada aynı şeyi bir daha söylemek istiyorum; gerçekten, bütçeler,
önemli platformlar sağlıyor parlamenter düzene ve burada hiç kızmamak lazım,
hiç yerinmemek lazım, hiç sıkılmamak lazım; çünkü, bir bakanlık… Düşünün
değerli arkadaşlarım, bir tur iki önemli bakanlığı yan yana getiriyor,
birbiriyle de ilgisiz konular dünkü gibi, paketleri düşünecek olursanız ve 45
dakika içerisinde, mesela bir arkadaşa 10 dakika düşüyor, mesela Sanayi ve
Ticaret Bakanlığının önemli yatırımcı bir genel müdürlüğünün bütçesini
muhalefet adına 10 dakika değerlendirme durumunda bulunuyorsunuz. Yani, yasak
savma yapıyoruz biz burada Parlamento adına. Bunu açıkça söylemek istiyorum.
Bence, isterseniz 3 güne indirelim bütçe görüşmelerini, toptan konuşulsun,
herkes düşüncesini söylesin, geçsin gitsin.
Evvelki dönemde Parlamento geleneğine baktığımız zaman, iki dönem değil
ama, üç dört dönem öncesinde burada bulunan arkadaşlarımızın bize anlattıkları
ve bizim de o zaman kamuoyundan veya basından izlediğimiz kadarıyla, bütçe
görüşmeleri 30 ile 45 gün arasında süren bir maraton imiş ve burada Sayın Genel
Başkanlar, kronometreye bağlı, sanki bir futbol, basketbol maçındaki gibi…
İşte, sürenizi uzatıyorum; 1 saniye uzattım, 1 dakika uzattım, son saniyeniz,
teşekkür edin… Yani, ne konuşacaksınız, ülkenin genel, temel sorunlarını bir
bütçe dolayısıyla bu Parlamento masasında, halkın kürsüsünde konuşmadıktan
sonra, parlamenter çalışmanın bence çok büyük bir esprisi yok.
Ben içimden geçenleri sizlerle paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlarım.
Ben ne isterdim; Tarım Bakanlığının… Tamam, dünya koşullarının Türkiye'ye
dayattığı çok zor bir dönem var tarımda, bunu görüyorum. Avrupa Birliği
sürecinin Türkiye'ye ayrıca dayattığı çok dar bir, sıkışık bir dönem de var,
bunu görüyorum; ama, Türkiye'nin tarımda da bir gerçeği var, bunu da görüyorum.
Bunu, burada, ne olur biz bir tam gün, yedi saat, sekiz saat tartışsak.
Kaç tane bakanlığımız var; 20 tane. Diğer şeyleri çıkarsanız; yani, şu
bütçe görüşmelerinde bir bakanlığa bir gün versek ve ana konuşmacıların
süresini birer saat yapsak ve o bakanlığın bütün temel etkinliklerini, o bütçe
çerçevesinde, politikalarını, masaya yatırsa, tartışsa, bu sizler açısından da
önemli; ama, yok. Biz yasak savıyoruz, o yasağa uymaya çalışıyoruz. Bir oyunun
figürü olarak, burada muhalefet görevini yapmaya çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, sonra, bir konuya daha değineceğim; kimse
alınmasın. Yani, 10 dakika soru sorma hakkı var, 10 dakika yanıt verme hakkı
var. Sınırlı sayıda, bazen 7,5 dakika, bazen 6 dakika, bazen 8 dakika konuşma
süreleriyle, arkadaşlarımız o bakanlığın ilgili genel müdürlüğü veya bağlı bir
kurumu hakkında görüşlerini ifade etmek zorundalar; bir maraton gibi gidiyor.
Süre bakımından da öyle, daraltılmış bir zaman dilimi ve bu arada soru sormak
istiyor.
Çok doğaldır değerli arkadaşlarım, sizler de milletvekilisiniz, bizler
de milletvekiliyiz. Kendi bölgesiyle ilgili, ne bileyim, bir yolun, bir sulama
kanalının, bir yerleşim biriminin, bir yerel yönetimin bir sorununu ilgili
bakanlık nezdinde soru olarak arkadaşlarımızın dile getirme şansı dahi kısıtlı.
Tabiî, İçtüzüğü çok iyi biliyorum; İçtüzüğün, yanılmıyorsam 81 inci maddesinde
bu soru sorma, yanıt verme işi. Burada tabiî, bir tek muhalefet milletvekilleri
soru sorabilir diye bir hüküm yok, bütün milletvekillerine açık; ama, öyle
sahneler sergileniyor ki, ben, bunu gözlerinizin önüne getirmek istiyorum ve
tekrar sizden bir özdeğerlendirmenizi istirham ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir yarış halinde soru sorma sırası alınıyor ve
çok acıdır, benim tespitlerim, o gün de söyledim, değerli arkadaşlarım
alınmasınlar; yani, iktidar milletvekilleri, Sayın Bakanı o 10 dakika
içerisinde rahatlatabilmek için, onun istediği birtakım soruları, kâğıt
üzerinde kendisine iletilmiş, efendim işte, bilmem ne demiryolu çalışması nasıl
gidiyor, ne zaman bitecek… Ee, zaten bakan söyledi onu konuşmasında; ama, bir
kere daha teyidi yönünde, ben başka kelime söylemiyorum; ama, hazırlanmış bir
soru kolaycılığına sığınan bakanları görüyorum burada 10 dakika için.
Değerli arkadaşlarım, geçen dönem, geçen dönem demeyelim, daha eski
dönemlerde, başbakanları düşünün, bakanları düşünün ve bu Parlamento geleneği
içerisinde sorumlu oldukları kurumların etkinliklerini, yaptıkları icraatları
sonuna kadar savunan, eleştirilere açık bir geçmişten geliyoruz; yani, şuradaki
o 10 dakikadan… Bir iki hazır soruya sığınma isteği bu olmamalı. İçtüzükte
bütün milletvekillerine açık; ama, makul olanı, doğru olanı, bunun muhalefet
tarafından kullanılması.
ASIM AYKAN (Trabzon) - Öyle bir şey yok!
HALUK KOÇ (Devamla) - Şimdi, efendim, ben tespitlerimi söylüyorum. Sayın
Aykan, lütfen… Bakın, burada yapıcı bir konuşma yapmaya çalışıyorum.
ASIM AYKAN (Trabzon) - Doğru, doğru!..
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Neresi yapıcı?..
HALUK KOÇ (Devamla) - Daha başka, yapıcı nasıl konuşulur bilmiyorum.
"Bu iktidar çok iyi arkadaşlar, bu iktidar ülkenin göreceği en
parlak iktidardır, bu iktidar!.." (AKP sıralarından "Bravo"
sesleri, alkışlar) İşte, siz bunu istiyorsunuz.
MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Mardin) - Bazen gerçekleri söyleyin ama!..
HALUK KOÇ (Devamla) - Olmaz bu; bu dönem, padişahlıkta bile olmamış; bu
dönem, diktatörlüklerde bile olmamış değerli arkadaşlarım. Muhalefet konuşacak…
Yani, istediğiniz bu; hiç bize yanlışımız söylenmesin, hiçbir eğrimiz
söylenmesin; böyle bir şey olur mu! Böyle bir şey mümkün mü!
Değerli arkadaşlarım, bakın, şurada, şu konuşmamın başından beri yapıcı
tespitlerimi söylemeye çalışıyorum, nasıl olması gerektiğinin altını çiziyorum
kendi düşüncelerime göre; katılırsınız ya da katılmazsınız, sizleri rahatsız
edecek boyutta hiçbir şey söylemedim; ama, buna rağmen "hayır, öyle değil,
böyle, daha nasıl yapıcı konuşacaksın, yıkıcı konuşuyorsun" tarzında
birtakım ifadeler geliyor. Değerli arkadaşlarım, lütfen…
Bugünkü konuya gelelim.
Değerli arkadaşlarım, demokrasi, sayısal olarak çoğunluğu elinde
bulunduranların, toplumsal çoğulculuğu unutarak, her dediklerinin bu sayısal
çoğunluk tarafından teyit edileceği bir sistem değildir. Bakın, yanlışınız
burada, bu, Sayın Başbakanda da var. Bir kere daha yineliyorum, sayısal
çoğunluğunuza dayanarak, toplumsal çoğulculuğu unutup, her dediğinizin burada
teyit edilmesine dönük bir sistem değildir demokrasi.
AHMET YENİ (Samsun) - Demokrasinin tanımını yeniden yapıyor.
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Böyle demokrasi mi olur?
HALUK KOÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, demokrasi katılımcılıktır,
demokrasi toplumsal çoğulculuğu kabul etmektir.
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Biz de onu söylüyoruz.
HALUK KOÇ (Devamla) - Bakın, şurada, benim bu üsluptaki konuşmamı bile
tolere edemiyorsunuz, taşıyamıyorsunuz. Yapmayın Sayın Çavuşoğlu! Yapmayın!..
Yapmayın!..
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Siz kendiniz yapıyorsunuz!..
HALUK KOÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bugünkü konu şu: Bu
sıkıştırılmış, hızlandırılmış bütçe görüşmeleri içerisine "efendim, Sayın
Cumhurbaşkanından geri dönen iki kanun var, bunlar Plan ve Bütçe Komisyonunda
görüşüldü, bugün tek tur yapacağız -hani, o hızlı turlardan- bugün bunları da,
görüşmelerin ardından konuşuverelim, çıksın canım."
Değerli arkadaşlarım, bütün konuşmacılarımız, bütçe konuşmalarına,
kendilerine ayrılan küçük paylar için hazırlanmaya kendilerini kilitlenmiş
durumdalar. Şimdi, bugün, gelecek, tekrar Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Yasasının geri dönen maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kanununun geri dönen
maddesi, tekrar ilgili arkadaşları bulacağız, bugün zembille düşmüş gibi, Sayın
Cumhurbaşkanı niye geri gönderdi, Plan ve Bütçe Komisyonunda ne değişiklik
yapıldı, uyumlu mu değil mi, bunun hakkında siyasî yargımızı da vereceğiz ve
bunu da grup adına konuşacağız! Yapmayın değerli arkadaşlarım!.. İstediğiniz
yasayı çıkarabilecek çoğunluğa sahipsiniz; ama, hiç olmazsa karşı görüşlere de,
ne deniyor, ne ediyor, bir saygı göstermek zorundasınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bir işi yaparken öbürünü de aradan çıkarmak
lazım.
HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.
"Bir işi yaparken öbürünü de aradan çıkarabilmek lazım"; ama,
bir iş yaparken öteki iş de bacağınıza dolanmasın değerli arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlarım, yapmayın, yapmayın!.. Bakkal dükkânının bile
idaresi vardır. Yapmayın!.. Yapmayın!.. Bu, yanlıştır. Bütçe görüşmeleri
sırasında, o ülkeyi, o tarih dilimiyle ilgilendiren, çok ivedi, çok önemli, bir
parlamentodan karar çıkmasını gerektirecek bir konu olabilir. Bunu, daha önceki
bütçe görüşmeleri arasında da böyle bir talep olduğunu da yine ben dile
getirmiştim. Buna karşı çıkacak bir durumumuz yok. Millî bütünlüğümüzü
ilgilendiren, ulusal güvenliğimizi ilgilendiren, Türkiye'nin bütününe dönük bir
Parlamento kararının bütçe görüşmeleri sırasında, alınması gerekebilir. Buna
hayır diyecek bir durumumuz yok, tabiî ki katılırız; ama, efendim, bugün tek
tur, işte arada bir boşluk var, şunları da sıkıştırıverelim -arkadaşımın dediği
gibi- gitsin… Arkadaşlar, demokrasi, parlamento, sıkıştırıverelim, onu da idare
edelim mantığıyla yürüyecek bir kurum değildir. Ben, bunu, bütün iyi niyetimle,
bakın, üçüncü kere söylüyorum, bir kere daha huzurlarınıza getirmek istiyorum.
Yapmayın… Pazartesi günü biter, salı günü bunları görüşürüz, ondan sonra tatil
verilecekse verilir, çalışılacaksa çalışılır. Yapmayın… Herkes hazırlansın,
herkes gereğini yapsın.. Yapmayın… Yukarıdan böyle istendi, bu böyle yapılacak…
Yapmayın… Parlamentersiniz, siz de şu görüşlerin yüzde 10'una katılıyorsanız bu
karara evet demezsiniz.
Saygılar sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, önerinin lehinde söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Fatsa. (AK Parti sıralarından alkışlar)
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Danışma Kurulu önerimizin lehinde söz aldım; bu vesileyle, Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, biraz önce, Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekili Sayın Haluk Koç'un, Danışma Kurulu önerisinin aleyhindeki
konuşmalarını hep beraber dinledik. Görüşlerine katılmasak da saygı duyarız;
katılmak ayrı bir şey, saygı duymak ayrı bir şeydir. Demokrasi, katılmadığın
fikirlere de tahammül edebilmek, onu hoşgörüyle karşılayabilmektir aynı
zamanda.
Prensip olarak bütçe görüşmelerinin arasında kanun tasarı ve
tekliflerinin de görüşülebilmesi çok yaygın bir uygulama değildir. Doğrusunu
isterseniz, böyle bir Danışma Kurulu önerisiyle de Meclis Genel Kurulunun
huzuruna gelmeyi arzu etmezdim; ancak, önümüzde yılbaşı ve uzun bir bayram
tatili var. Meclis gündeminde de kamuoyunun beklemiş olduğu, bayramdan önce,
özellikle SSK, Bağ-Kur prim aflarıyla alakalı, yine, bazı illerimizde kurulacak
üniversitelerle alakalı, yine, özellikle Marmara, Ege ve Akdenizdeki -özellikle
söylüyorum- bütün milletvekili arkadaşlarımızın; yani, bu bölgelere mensup,
iktidar ve muhalefet partilerine mensup milletvekili arkadaşlarımızın,
yabancılara mülk satışıyla alakalı, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş
yasanın, bir an önce, hayata geçmesiyle alakalı da, hem kamuoyunun hem de
iktidar ve muhalefet partilerine mensup milletvekili arkadaşlarımızın bir
ısrarlı talebi var. Biz, inşallah, bütçeden sonra bu talepleri de tatile kadar
yerine getirme noktasında bir gayretin içerisinde olacağız.
Onun için… Her gün iki turlu olarak yapılan bütçe görüşmelerinde bugün
sadece bir tur görüşme var. Dolayısıyla, öyle zannediyorum ki, saat 16.00-17.00
sularında bu görüşmeler bitecek ve bizim, Danışma Kurulu talebiyle gündeminize
getirdiğimiz, huzurlarınıza getirdiğimiz, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bir
kere daha görüşülmek üzere iade edilen Hâkimler ve Savcılar Kanununun bir
maddesi ve yine, Kamu Malî Personel Yasasının iki maddesiyle ilgili Sayın
Cumhurbaşkanımızın da düzeltme talebini, yeniden görüşme talebini dikkate
alarak, komisyonlarda görüşülerek kabul edilmiş üç maddelik kanun tasarısının
görüşülmesine -bu, muhtemelen 17.00'den sonra kısa bir sürede görüşülüp
tamamlanacağına da inandığımız- bunları görüşüp kabul etmek ve dolayısıyla,
Meclisin tatile kadar olacak gündeminde önemli yasa tasarılarının da
görüşülmesine bir zemin hazırlamaktır. Yoksa, prensip olarak, bizim de, bütçe
kanunları görüşülürken, bu bütçe kanunlarının arasına kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesinin alınmasına prensip olarak sıcak baktığımız bir
konu değildir.
Ayrıca, bu, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun bütçeyle alakalı bir
yönünün de olduğu, dolayısıyla, en az bütçeyle beraber eşzamanlı olarak
çıkmasında zaruret olduğu hepimizin bildiği bir konudur. Dolayısıyla, bunu
bütçeden sonraya ertelemek gibi bir imkânımız da yoktur. Onun için, bütçeden
önce bunu çıkarmayı ve eşzamanlı olarak da bunları Sayın Cumhurbaşkanımızın
imzasına göndermeyi arzu ettik. Talebimizin içeriği ve talebimizle ilgili
düşüncemizin içeriği bundan ibarettir.
Tabiî, Sayın Koç, burada, bütçe görüşmeleriyle alakalı bazı
düşüncelerini ifade etti. Geçmişteki uygulamalara baktığımız zaman, bunun üç
hafta, dört hafta, bazen daha uzun sürelerde görüşüldüğüne, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde bütçe kanunlarının görüşüldüğüne şahit oluyoruz. Belki doğru
olan da budur.
İktidar ve muhalefet partisine mensup milletvekili arkadaşlarımız
düşüncelerini daha geniş zaman içerisinde, birtakım süreyle, saatle, dakikayla
yarışmadan ifade etmelerine, lehinde ve aleyhindeki görüşlerini rahatlıkla
açıklamalarına fırsat vermekte bir zaruret olduğu kanaatindeyim. Geçen
dönemlerde, yani, 22 nci Dönemin birinci, ikinci, üçüncü yasama yıllarında, bu,
8 ile 9 gün arasına sıkıştırılmıştı. Bu sene, biraz daha, üç dört gün ilave
edilmek suretiyle, süre biraz uzatıldı; yani, iki haftaya çıkarıldı. Ama,
görüyoruz ki, hem İktidar Partisi Grubuna mensup olan arkadaşlarımızın hem de
muhalefet partisine mensup arkadaşlarımızın düşüncelerini ifade etmek için
zamanın yetmediğine, arkadaşlarımızın birtakım konuşmalarını ifade etmeden,
düşüncelerini ifade etmeden de kürsüden ayrılmak mecburiyetinde kaldığına şahit
oluyoruz. İnşallah, gelecek bütçede, bu talebi de, bu zarureti de dikkate
alarak, Meclis yönetimiyle de, Başkanlık Divanıyla da, bunu, iktidar ve
muhalefet grupları bir kere daha müzakere edip, belki bunu daha uzun zamana
yayma imkânımız olur.
Şunu herkes kabul etmelidir: Herkes, bu kürsüye çıktığı zaman,
karşısındaki muhatabının hoşuna gidecek veya duyduğu zaman alkışlayacak görüş
ve düşünceleri ifade etme gibi bir zaruret yoktur, bir mecburiyet de yoktur.
Elbette ki, eleştiriler olacaktır, olmalıdır da; tenkitler de olacaktır,
olmalıdır da; ama, bütün bunların, eleştirilerin de, tenkitlerin de, kabullerin
de bir samimiyet içerisinde, bir ciddiyet içerisinde ifade edilmesinin herkes
için faydalı yönleri vardır, doğru yönleri vardır. Tahammül etmek lazım. Biz,
İktidar Partisi olarak, muhalefet partisine mensup arkadaşlarımızın kürsüye
çıktığı zaman, yani, bazen çok gerçekleri de ifade etmeyen, belki çok uç diye
ifade edebileceğimiz konuşmalarına da tahammül etme noktasında büyük bir
titizlik ve sabır gösteriyoruz. Tabiî, muhalefet partisine mensup
arkadaşlarımızın da, konuşmalarında, Grubumuzu tahrik edecek veya konuşmaları
karşılıklı atışmalarla sabote edecek, kesintiye uğratacak ifadelerden kaçması
gerekir. Yani, herkesin, üslubuna, konuştuğuna dikkat etmesi lazım.
Meclisteki konuşmalar, soru-cevap gibi kullanılan haklar tamamen İçtüzük
çerçevesindedir. İçtüzükte ne varsa, bütün milletvekili arkadaşlarımızın,
iktidar ve muhalefet ayırımı yapmadan, bundan eşit oranda faydalanma hakları
vardır, istifade etme hakları vardır. Yani, soruları muhalefet sorar, iktidar
soru sormaz veya konuşmaları iktidar yapar, muhalefet yapmaz gibi kendi
kendimize koyabileceğimiz birtakım kısıntılar ve tedbirler de yoktur.
Değerli arkadaşlar, şimdi, hatırlanacağı üzere, biz, geçen yasama
yılından önce, Meclis İçtüzüğünde önemli değişiklikler yaptık; hem soru-cevapla
ilgili hem…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Fatsa, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
EYÜP FATSA (Devamla) - Özür diliyorum Sayın Başkan, bitiriyorum.
…konuşma süreleriyle ilgili hem de milletvekillerimiz tarafından
verilecek önergelerle ilgili önemli değişiklikler yaptık. Hatırlanacağı gibi,
21 inci Dönemde yapılan İçtüzük değişikliği -ki, burada, hâlâ Meclisin
hafızalarında ve kamuoyunun hafızalarında tazeliğini koruyan; ama, hiçbir zaman
da hatırlamak ve bir daha şahit olmak istemediğimiz- birtakım vahim olaylara da
sebebiyet vermişti burada.
Yani, bütün bunları da, o günkü sıkıntıları da göz önünde bulundurarak,
biz, iktidar ve muhalefet grupları, bir araya gelerek, İçtüzükte önemli bir
değişiklik yaptık. Orada, hem konuşma sürelerinin -maddelerle ilgili konuşma
süreleri- hem soru-cevapla ilgili sürelerin uzatılması hem de verilecek
önergelerin sayısının artırılması noktasında bir mutabakat sağlayarak buraya
geldik ve birlikte hazırlamış olduğumuz ve Genel Kurulda da birlikte kabul
etmiş olduğumuz İçtüzükle, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetilmekte ve
idare edilmektedir. Eğer, bu Tüzükte, yine, Meclis çalışmalarını verimli
kılmayan, Meclis çalışmalarını aksatan yönler varsa, bunları da değiştirmek,
elbette ki, milletvekilleri olarak bizim görevimizdir. Yine bir araya gelir,
nasıl başta bir mutabakatla bu İçtüzük değişikliğini getirmişsek, bir İçtüzük
değişikliğini, tekrar, Genel Kurula getirebiliriz; ama, ben de, bir kere daha
altını çizerek ifade etmek istiyorum; değerli arkadaşlar, demokrasi
tahammüldür. Farklı da olsa, hoşumuza gitmese de, rahatsız da olsak,
başkalarının, bizim hakkımızda veya bir başkası hakkında ortaya koymuş olduğu
düşünce ve görüşlere tahammül edebilmek, bir demokratik olgunluk, aynı zamanda,
bir insanî erdemdir.
Ben, bu düşüncelerle, Grup önerimizin kabulü yönünde Genel Kurulun
desteğini talep ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
kalkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Fatsa.
Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı
ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanun Tasarıları üzerindeki
görüşmelere devam edeceğiz.
Program uyarınca bugün bir tur görüşme yapacağız.
Ondördüncü turda, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi
Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe
Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap
Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S. Sayısı: 1028, 1029, 1030) (x)
A) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI
1.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2006 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2004 Malî
Yılı Kesinhesabı
B) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.-Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
C) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
D) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
1.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
2004 Malî Yılı Kesinhesabı
E) SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
BAŞKAN - Komisyon ?..Burada.
Hükümet?..Burada.
Sayın milletvekilleri, 6.12.2005 tarihli 27 nci Birleşimde, bütçe
görüşmelerinde, soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için
soru-cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması kararlaştırılmıştır.
Sayın milletvekilleri, sayın milletvekili arkadaşlarımız, ilan
etmediğimiz halde soru sormak için işlem yapmışlardır. Yeniden, ilanımızdan
sonra soru sormak için cihaza girmeniz gerekmektedir.
Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen
milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar, sorularını sorabilmeleri için,
şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra, ekrandaki söz isteme
butonuna basmaları gerekmektedir.
Soru sırasını tespit işlemini başlatıyorum…
Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan
milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.
Tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki
sıraya göre, sorularını yerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi 10 dakika
içerisinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de 10 dakika süre verilecektir.
Cevap işlemi 10 dakikadan önce bitirildiği takdirde, geri kalan süre için
sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.
Bilgilerinize sunulur.
Ondördüncü turda, grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin
isimlerini okuyorum:
AK Parti Grubu adına, Mardin Milletvekili Beşir Hamidi, Konya
Milletvekili Orhan Erdem, Adana Milletvekili Recep Garip, Çorum Milletvekili
Agâh Kafkas, Kütahya Milletvekili Erdem
(x) 1028, 1029, 1030 S. Sayılı Basmayazı ve Ödenek
Cetvelleri 14.12.2005 tarihli 31 inci Birleşim Tutanağına eklidir.
Cantimur;
Anavatan Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekili Hasan Özyer, Hatay Milletvekili
Züheyir Amber; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Gaziantep Milletvekili
Abdulkadir Ateş, Antalya Milletvekili Osman Kaptan, Ankara Milletvekili Bayram
Meral, Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin.
Şahısları adına, lehinde söz isteyenler: Erzurum Milletvekili
Mustafa Nuri Akbulut, Kütahya
Milletvekili Abdullah Erdem Cantimur, Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler.
Şahsı adına, aleyhinde söz isteyen sayın milletvekili, Antalya
Milletvekili Osman Özcan.
Şimdi, söz sırası, AK Parti Grubu adına söz isteyen, Mardin Milletvekili
Beşir Hamidi'nindir.
Buyurun Sayın Hamidi. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Mardin) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 2006 malî yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerinde, AK
Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle, konuşmama, ülkemizin en
stratejik sektörü haline gelen turizmdeki başarıların kısaca altını çizerek
başlamak istiyorum.
Turizm, son dönemde, üstün başarılara ve ardı ardına kırılan rekorlara
tanık olduğumuz bir sektör haline geldi. 2004 yılında 17 500 000 olan yıllık
turist sayısının, son günlerine girdiğimiz 2005 yılında, en az yüzde 20'lik bir
artışla, 21 000 000'u aşması beklenmektedir. 2005 yılında, 2004 yılına göre 3,5
milyon fazla turisti ülkemizde misafir etmiş olacağız; turizmde sağladığımız
gelir 18 milyar doları aşmış olacak.
Değerli arkadaşlarım, bu rakamlar hepimizin gurur kaynağıdır. 1980'lerde
1 200 000 turisti ağırlayan bir ülkeden, yılda 21 000 000'un üzerinde turistin
geldiği bir Türkiye'ye ulaşmak, gerçek bir başarı öyküsüdür. Bu başarıda bugüne
değin emeği geçenlere, bu sektörde çalışan garsonundan patronuna, rehberinden
kaptanına kadar herkese teşekkür etmek vicdanî bir sorumluluğumuz olsa gerek.
Turizmde elbette daha büyük hedeflerimiz var. Bakanlığımızın,
cumhuriyetimizin kuruluşunun 100 üncü yılı perspektifi çerçevesinde belirlediği
42 000 000 turist ve 66 milyar dolar gelir hedefine, inşallah, çok daha önce
ulaşacağımızı düşünüyorum; çünkü, bizim o potansiyelimiz var. 2004'te dünya
turizmi yaklaşık yüzde 50'lik bir artışla 500 000 000 kişiden 750 000 000'a
yükselmişken, Türkiye'de bu rakam yüzde 300'lük bir artışla 6 670 000'den 17
500 000'e ulaşmıştır. Ancak, bunu asla yeterli görmüyoruz. Turizmi tek
mevsimli, tek bölgeli olmaktan çıkaracak gelişme planlarının ve perspektiflerin
de olgunlaştığını memnuniyetle müşahede ediyoruz. Kış turizmi, yayla turizmi,
termal turizmi, golf turizmi gibi, turizmi dört mevsime ve ülkemizin tamamına
yayacak imkânlarımızı harekete geçirmeye çalışmaktayız.
Turizm artık bizim için bir hayat biçimidir. Turizmin önemini yeni
kavradık. Türkiye, sadece bizim değil, aynı zamanda ülkemize gelen
misafirlerimizin de söz hakkının olduğu gerçeğini içine sindirecek demokratik
olgunluğa ulaşmak mecburiyetindedir. Müşteri memnuniyeti, sadece sunduğumuz
hizmetlerin kalitesini değil, aynı zamanda onun söz ve karar hakkını da içeren
dinamik bir sürecin adıdır. Farklı hayatlara ve beklentilere tahammül ve
hoşgörüyle yaklaşmak, bizim tarihten süzülerek getirdiğimiz en önemli
değerlerimizdendir. Unutulmamalı ki, turizm, Avrupa Birliği yolundaki en sağlam
referans ve kabul noktalarımızdan biridir. Avrupa'daki her potansiyel turistin
en az bir kere ülkemizi ziyaret etmesini sağlayacak pazarlama ve tanıtım
stratejileri oluşturmalıyız.
En iyi tanıtım, insandan insana yapılan tanıtımdır. Bunu başardığımızda,
makul bir süre sonra "tam üyeliğinizi en sonunda halkımıza sorarız"
sözünü Avrupalı liderler o kadar kolay söyleyemeyeceklerdir.
Turizm, sadece turizm değildir; turizm, adını ve önemini
değiştirmektedir. Millî gelirimizin yüzde 5,5'unu sağlayan turizm, yarattığı
olumlu dalgalarla ulusal çıkarlarımız için sağlam bir zemin oluşturmaktadır. Bu
bakımdan, turizm, sadece gelir yönüyle değil, ülkemizin nihaî hedefleri
açısından da son derece stratejik bir sektördür.
Turizmde iç ve dış kaynakları maksimum derecede harekete geçirip,
altyapı, hukuk ve mevzuatı iyileştirmek, mutlaka, olumlu sonuçlar verecektir.
Turizm alanındaki başarılı çalışmalar, siyasal istikrarın ve güven
ortamının devamıyla da yakından ilgilidir. Riski en yüksek sektör kabul edilen
turizme yabancı sermayenin çok büyük ilgisi, ülkemize duyulan güvenin
sonucudur. Bu, Türkiye'nin de en büyük sermayesidir. Büyüyen ve gittikçe
çeşitlenen turizm aktivitelerinin tek elden ve verimli bir şekilde organize
edilmesi için, kültür ve turizm koruma ve geliştirme bölgelerinin ilan edilmesi
ve turizm kentleri projelerinin hayata geçirilmesi, bu alandaki gelişmelerin
önünü açacaktır. Zira, her noktasında medeniyetler barışına bir örnek
bulabileceğimiz ülkemiz, bütünüyle bir açıkhava müzesi zenginliğindedir.
Ülkemizde 7 671 adet SİT alanı, 68 185 adet de taşınır-taşınmaz kültür ve
tabiat varlığı tespit ve tescil edilmiştir.
Dünya kültürel mirasına en çok katkı yapan ülkelerden birisi olarak,
kültür turizminin daha da gelişeceği bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç, hem
bizim çevremizi hem de çevremizin bizi etkileyeceği çift yönlü bir süreçtir.
Türkiye bu süreçte, yeni markalar, yeni kültür ve turizm ürünleriyle önplanda
olmalıdır. İstanbul'un 2010 yılında "Avrupa Kültür Başkenti" olması
için başvurulmasının tarihî bir anlamı ve değeri vardır.
İstanbul'un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olması için yapılan
başvuruda Sayın Başbakanımızın "İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olarak
tayin edilmesi, Avrupa'nın siyasî projesi, Avrupa değerleri ve Avrupa'ya
aidiyet duygularının ilerletilmesini sağlayacaktır" sözü, Türkiye'nin
küresel kültür planındaki müstesna yerini ve önemini tespit etmektedir.
Kültür alanında Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle işbirliği, Kültür 2000
Programıyla daha da yoğunlaşmıştır. Bu program çerçevesinde, 2000-2006
döneminde kültür mirası, edebî eserler, bunların çevirileri ve daha pek çok
alanda yapılan işbirliğinin parasal tutarı 206,5 milyon eurodur. Bu program
çerçevesinde yapılan restorasyon işlemleri pek çok kentimizde tarihî
zenginliklerimizin bütün güzelliğiyle ortaya çıkmasına vesile olmuştur.
Dünyanın yaşayan en büyük tarihî dokusuna sahip Mardin'de de Artuklular ve
diğer medeniyetlerin nadide eserlerini görmenizi hepinize tavsiye ederim. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Dünya kültür mirasına aday kentlerimizden birisi
olan Mardin, Türkiye'nin yeni kültür ve turizm markalarından birisi olma
yolundadır. İstanbul ve Mardin'in, örneklerini, Türkiye'nin küreselleşme ve Avrupa Birliği üyeleri...
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Antalya da var!
MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Adıyaman da var!
MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Devamla) - Adıyaman da var.
Evet, Türkiye'nin, küreselleşme ve Avrupa Birliği perspektifiyle tarihî
değerlerinin tam bir uyum içerisinde olduğunu da ortaya koymaktadır.
Bakanlığımızın kültür politikalarının da bu anlayış ve vizyon çerçevesinde
oluştuğunu görmekteyiz. Farklı kültürlerin bir zenginlik kaynağı olarak güvence
altına alınması ve bireyin kültürel gelişiminin önündeki engellerin
kaldırılması, hayatî değerdedir.
Bireyi kültürüyle, inancıyla ve bizzat varlığıyla en önemli değer olarak
görmek, çağdaş insan hakları yaklaşımının da temelini oluşturmaktadır.
Bakanlığın, kültürü Türkiye'nin her köşesine taşıma gayreti ve çabası
alkışlanmalıdır. Halihazırda faaliyette bulunan 47 kültür merkezine ek olarak
9'u kısa dönemde bitirilecek 71 kültür merkezinin tamamlanmasıyla, Türkiye'nin
her noktasında, sadece tüketen değil, aynı zamanda kültür üreten odaklara
kavuşmuş olacağız. 2005 yılında, çoğunluğunu onarım ve restorasyon
çalışmalarının oluşturduğu 254 adet proje bitirilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Hamidi, lütfen, tamamlar mısınız.
Buyurun.
MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Devamla) - 28 projenin de yapım çalışmaları devam
etmektedir. 2006 yılı yatırım projelerine genel bütçeden 125 000 000 Yeni Türk
Lirası ayrılmıştır. 2006 yılında anıt onarımları, kültür ve tabiat
varlıklarının korunması, çevre düzenlemeleri, restorasyonlar, müze tevsii,
teşhir ve tanzim işlemleri, kale ve sur onarımları, ören yer yapımları gibi ana
başlıklar altında 100'e yakın proje yatırım programına alınmıştır.
Değerli arkadaşlarım, özetlemeye çalıştığım bu çalışmalardan,
Bakanlığımızın, kültürel varlıklarımızın korunup yaşatılması ve gelecek
kuşaklara iletilmesi konusunda dikkatli ve titiz bir çalışma içinde olduğu
açıkça görülmektedir.
Kültür ve Turizm Bakanlığının, Türkiye'nin her köşesine kültürel
faaliyetleri taşımaya gayret ettiğini de görüyoruz.
2005 yılında, devlet tiyatrolarının 800 ayrı yerde gösteri yapması ve
halkımızın yoğun ilgisi, yapılan işin doğruluğunu göstermektedir.
Yerel kültürlerin gelişmesi için yapılan çalışmalar da bugünün
dünyasının ruhuna uygun çabalardır.
Kültür merkezlerinin belediyelere devri, onların işlevselliğini
artıracaktır.
Kültür dünyamızı geliştirip zenginleştirecek pek çok çağdaş proje de
Bakanlığımızın faaliyet raporunda detaylı bir şekilde ortaya konulmuştur.
Bu hizmetlerin arasında, kütüphaneleri ve kitabı okuyucuya ulaştırma
(e-kitap) projesini özellikle zikretmek istiyorum.
Bütçedeki imkânlar dahilinde, tiyatrolar başta olmak üzere, sanat
kuruluşlarının ödenekleri artırılmıştır.
Burada, sizlere bir bölümünü sunabildiğim bu hizmetler için, başta Sayın
Bakan olmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığının tüm çalışanlarını kutluyorum.
Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin kabulü dileğiyle hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hamidi.
AK Parti Grubu adına, ikinci konuşmacı, Konya Milletvekili Sayın Orhan
Erdem; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 9 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ERDEM (Konya) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünün bütçesi
hakkında, AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle hepinizi
saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.
Kısaca, Devlet Opera ve Balesi Kurumu hakkında sizlere bilgi vermek
istiyorum.
Tatbikat sahnesiyle başlayan, 1949 yılında 5441 sayılı Kanunla kurulan
Devlet Tiyatrosu çatısı altında devam eden, 1970 yılında 1309 sayılı kuruluş
kanunuyla Devlet Tiyatrosundan ayrılan Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü,
Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı, tüzelkişiliği haiz bir kuruluştur.
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, 5018 sayılı Kanuna göre özel
bütçeli kuruluşlar kapsamında yer almaktadır.
Kuruluşundan bu yana opera ve bale sanatlarını ulusal kültür motifleri
ve dünya klasiklerinin yorumuyla halkımıza yansıtabilmek düşüncesiyle
çalışmalarını sürdürmekte olan Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü,
ülkemizde sahne sanatlarının ve çok sesli müziğin en doğru ve ilkeli bir
biçimde tanıtılmasını, sevdirilmesini ve yaygınlaştırılmasını amaçlamaktadır.
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, merkezi Ankara olmak üzere,
İstanbul, İzmir, Mersin, Antalya illerimizde kurulan müdürlüklerle
faaliyetlerini sürdürmektedir. Ayrıca, Gaziantep, Samsun, Sivas ve Van
illerinde yeni devlet opera ve balesi müdürlükleri kurulmuştur.
Bunlardan Antalya Opera ve Balesi, zor imkânlarıyla şu an yeni
oyunlarını sergileyebilmekte ve inşallah, bu dönemde, 7 yıl sonra, kadro ihdası
sağlanan bu Genel Müdürlüğün diğer illerde de müdürlükleri aktif hale
getirilecektir.
Ayrıca, halen Ankara'da Genel Müdürlük bünyesinde faaliyetlerini
sürdüren opera ve bale biriminin, hemen hemen mevcut insan kaynağının
değerlendirilerek müstakil bir müdürlük şeklinde yapılandırılmasına ve artık
Genel Müdürlüğün ana görevine yönelik işlevine kavuşturulmasına gereksinim
vardır ve bu noktada da, yeni kadroyla birlikte düzenlemeyle çalışmalar
başlayacaktır.
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde ülkemizin dışa yansıyan aydınlık
yüzü olan Devlet Opera ve Balesi, düzenlediği uluslararası festivaller ve 5
ilde kurduğu bu müdürlüklerle, yerleşik sahnelerinde, hem bölge halkına hem de
çevre illere düzenledikleri turne programlarıyla, kültür ve sanat hizmetinin
yaygınlaştırılmasını hedeflemektedir.
Yerleşik sahne etkinlikleri, yurtiçi, yurtdışı turneleriyle izleyici
sayısı giderek artan bu kuruluşumuz, 2004-2005 sanat sezonunda 143 yerli, 306
çeviri olmak üzere 449 temsil sergilemiş ve 227 532 kişilik bir seyirci
kitlesine ulaşılmıştır.
Devlet Opera ve Balesi 2004-2005 sanat sezonunda, 17 ilimizde 26 yurtiçi
etkinlik gerçekleştirmiştir. Devlet Opera ve Balesi, klasik ve çağdaş sahne
sanatlarının harmanlanarak özellikle genç kuşaklara tanıtılması,
sevdirilmesinin yanı sıra, eğitim kurumlarıyla yapılan işbirliği çerçevesinde,
yetenekli gençlerin kabiliyetlerinin ortaya çıkarılmasında, artık, önemli
çalışmalara destek vermektedir.
Dünya klasiklerinin, Türkiye'nin taraf olduğu ikili ve çoktaraflı
uluslararası kültür ve eğitim değişim programları kapsamında, çeşitli uluslarla
ortaklaşa yapılan çalışmalar neticesinde, ülkemizde en iyi düzeyde
sahnelenmelerinin yanı sıra, artık, Türk besteci, rejisör ve koreografların
yorum, beste, eserlerinin yarışmalarla teşvik edilerek, repertuarlara yeni
eserler katılmasına büyük önem verilmektedir. Bu bağlamda, bir üst kurum olarak
beste yarışması başlatmış ve kamuoyuna da duyurusu yapılmıştır.
Genel Müdürlüğün, 2004-2005 sanat sezonunda, birçok, yurtdışında
gösterileri olmuş ve bunlar da, gerçekten, takdirle karşılanmış ve en önemlisi,
olağanüstü akustiğe sahip 2000 yıllık antik Aspendos Tiyatrosunda
gerçekleştirilen Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali, her geçen yıl
yükselen sanatsal kalitesiyle kendini kanıtlayan ve 12 nci yılında, dünyada
tanınmış pek çok topluluğun sahne almak istediği bir festival haline gelmiş ve
bu etkinlik, İngiltere'de yayınlanan Independent Gazetesinin dünyanın dört bir
yanında düzenlenen opera festivalleri içinde en iyi 10 festival arasında 5 inci
sıraya getirilmesini sağlamış ve bu etkinliğin önemi, ayrıca, kalite yönetim
belgesiyle de belirlenmiştir.
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünün uluslararası düzeyde ülkemizin
adını duyurduğu bir diğer sanat hareketi de, bu yıl 3 üncüsü yapılacak Bodrum
Uluslararası Bale Festivalidir. Bodrum Kalesi gibi önemli tarihî ve turistik
bir mekânda 14-28 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen festival, ülkemizin
deniz, güneş, kum gibi, tatil için önemli unsurlarının yanı sıra, kültürel
etkinliklerin de izlenebileceği bir ülke konumunda olduğunun göstergesidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Opera ve Balesi, çağdaş ve
dinamik yorum ve etkinlikleriyle, ülkemizin kültürel alanda dünyaya yansıyan
doğru, temiz ve anlaşılır görünümüyle çeşitli dış temaslara önem vermekte,
Edirne'nin Balkan ülkeleri arasında kültür merkezi, İstanbul'un da Avrupa
kültür başkentleri sıralamasında yer alması konusunun bilinciyle çalışmalarına
yön vermektedir.
Ayrıca, Dışişleri Bakanlığının ve Turizm Bakanlığının Dış İlişkiler ve
Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığının, gerek Avrupa Birliği-Türkiye
ilişkilerinde gerekse diğer uluslararası platformlarda, opera ve bale adına,
ülkemizin en iyi düzeyde temsilini sağlamaktadır.
TÜRKSOY üyesi olan ülkelerle ilişkiler her yıl artan bir sıcaklıkla
sürdürülmekte, TÜRKSOY tarafından düzenlenen etkinliklere de aktif olarak
katılınmaktadır.
Ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığıyla koordineli yürütülen etkinliklerle,
opera ve bale sanatının ilköğretim kurumlarına sevdirilmesi ve tanıtılması
amacıyla, birinci eğitim CD'si ve ikinci eğitim CD'si hazırlanması
öngörülmektedir; bu tür çalışmalara da, geçtiğimiz yıllarda yaptıkları gibi,
Genel Müdürlük devam edecektir.
Yerel yönetimlerle işbirliği yapılarak, opera ve bale sanatlarının lokal
anlamda desteklenmesi ve festival, kurtuluş günü gibi etkinliklere, bu yıl da
kurumun katılması sağlanacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ORHAN ERDEM (Devamla) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
Batılılaşmada yol aldığımız dönemde, kendi kültürel etkinliklerimiz, yurdumuzun
birçok yöresindeki güzellikler içerisinde değişime açık olduğumuz Avrupa
Birliği sürecinde de bunu ispatlayan bir ülke olarak, 1949 yılından bu yana
devam eden bu Genel Müdürlüğümüzün de etkinliklerinin artırılması dönemimizde
fazlaca önemsenmiş ve demin de bahsettiğim gibi, ilk defa kadrosu alınmış, yedi
yıl sonra ve 2001 yılında 31 trilyon olan bütçesi, 2006 yılı için 100 trilyon
780 milyar olarak düşünülmüştür; inşallah, bu şekilde de bağlanacaktır.
Sözlerimi tamamlamadan önce, bu konuda çalışmalarını yapan tüm
yetkililere, Genel Müdür ve ekibine, başta Sayın Bakanımıza ve yetkililere,
tabiî ki, ben de onlar adına teşekkür ediyorum.
Ayrıca, bu kurumun, daha entegre, Batı'yla ilgili çalışmalarda daha
aktif olabilmesi için, sanat kurulunun, orada görev yapan kişilerin özlük
haklarının da gözden geçirilerek yenileşmenin sağlanması ve Sanat Kuruluna
seçilen sanatçıların, otuz yıl, kırk yıl, yirmi yıl görev yerine, belli
periyotlarda, tekrar, alttan gelenlere de şans verecek şekilde önünün açılması
gerektiğini düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.
AK Parti Grubu adına üçüncü konuşmacı, Adana Milletvekili Recep Garip.
Buyurun Sayın Garip. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP GARİP (Adana) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün bütçesi üzerinde konuşma
yapmak üzere, AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Devlet Tiyatroları, cumhuriyetimizin sosyal ve kültürel alanda faaliyet
gösteren en önemli kurumları arasında yer almaktadır; uzun yıllardır, büyük bir
özveriyle, çağdaş kültürün doğru anlaşılmasında, gösteri ve sinema kültürünün gelişmesinde
ciddî katkılar ortaya koymuştur. Devlet Tiyatrolarımız, Türk toplumunun eğitim,
dil ve kültür hayatına pozitif etkiler sağlamış, Türk tiyatrosunun yurt içinde
yaygınlaşmasına öncülük etmiştir; Türkçenin en iyi ve en doğru kullanımını
sağlamada, toplumda sanat ve estetik duygusunu geliştirmede önemli bir rol
üstlenmiştir.
Bu sorumluluk bilinciyle Devlet Tiyatrolarımız, bugün, halen 12 ilde,
yerleşik 35 sahnesinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu sahnelerde, binlerce,
onbinlerce Anadolu insanı, bu oyunları izlemeyi sürdürmektedir.
16 Haziran 1949 tarihinde 5441 sayılı Devlet Tiyatrosu Kuruluşu Hakkında
Kanunun yürürlüğe girmesiyle, demokratik, laik, sosyal hukuk devletimizin
topluma hizmet, yurttaşların uygar kişilik bilincine kavuşmasına ve
aydınlanmaya katkıda bulunacak, Türk kültür ve sanatının daha geniş halk
kitlelerine ulaştırılmasını sağlayacak eğitim kurumuna kavuşulmuş ve bu amaç
doğrultusunda çalışmalar başarıyla yürütülmüştür.
Buradan, bütün tiyatro sanatçılarımızı, ömürlerini ortaya koyarak
topluma, geleceğe hayat verme çabalarından dolayı kutlamak istiyorum.
Gerçekten, hayatın içinde bizatihî şekillenen, dünden bugüne yaşamış olan
kültürümüzü insanımıza ve dünya insanlığına aktarmada önemli roller üstlenen
tiyatro oyuncularımızın mutlak surette alkışlanması, onların mutlak surette
gözetlenmesi gerekiyor.
Zaman zaman, sanatçılarımızın, özlük haklar konusunda kimi sıkıntılar
yaşadığını biliyoruz. Bu durum, ülkemizin ekonomik anlamda, geçmişten günümüze
uzanan, uzun yıllardır ihmal edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Tüm bu
sıkıntıları elbette bir çırpıda düzeltmek, ortadan kaldırmak kolay olmasa
gerek.
Devlet tiyatrolarımızın 2006 bütçesi 81 000 695 YTL olarak
yükseltilmiştir. Bu rakamların büyük çoğunluğunun personel ve hizmet giderleri
olduğunu görmekteyiz. Elbette ki, daha büyük rakamlarla devlet tiyatrolarımızın
faaliyetlerini sürdürmesini bizler de mutlak surette arzu etmekteyiz.
Yaşadığımız Türkiye coğrafyasının bu sorumluluklar içerisinde ayrılmış
olan bu bütçenin yeterli olduğunu söylemiyoruz; ama, bütçemizin genel durumu
içerisinde çok önemli boyutlara yükseltildiğini de söylemekte yarar görüyorum.
Yaşadığımız süreçte, ekonomide yaşanan iyileşme ve istikrar, toplumun
geneline pozitif olarak yansımaya başlamıştır. Bu süreç, daha da iyi noktalara
gelecektir. Bunları hep birlikte yaşayacağız. Bu durum, tabiîdir ki,
sanatçılarımızı da doğrudan etkilemektedir. Sanatın ve sanatçının gelişiminin
hem hukuksal hem de ekonomik anlamda özgürlüklerin kazanımıyla mümkün olacağını
düşünmekteyim; fakat, tüm bunlara rağmen, sanatçı, sanatını, büyük bir
özveriyle, büyük bir aşkla icra etmeye devam etmelidir; çünkü, sanat,
direnmenin, değişimin ve yeni bir bakış ortaya koymanın adıdır. Asla, zorluklar
ve yoksunluklar, bu süreci, her ne kadar olumsuz etkilese de, elde edilecek
pozitif sonucu ortadan kaldırmaz. Bu anlamda, sanat, elbette desteklenmeli ve
desteklemeye de devam etmeliyiz.
"Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş
demektir" diyor Mustafa Kemal Atatürk. Sanat, toplumun ruhu; sanat,
geleceği şekillendiren toplumun, çağın ufuklarında dolaşan mimarlardır.
Sanatçılar medeniyet işçileridir. Onlar işini yapsın, bizler de işlerimizi
yapmaya devam edelim. Onlar sahnede oyunlarını oynarken özgür ve özgün bir
biçimde geleceği şekillendirme çabası içerisinde halkla bütünleşmeye devam
etmektedirler ve tarihin, kültürün, coğrafyanın sesini ve soluğunu insanımıza
aktarmaktadırlar. Yarınlarını düşünerek, çocuklarını düşünerek, ev kirasını
düşünerek, sabahleyin elini cebine soktuğunda parası olmadığını düşünerek
sahnede oyununu ortaya yeterince koyamaz. Bu anlamda, çok ciddî noktada, mutlak
surette iyileştirmeler yapılmalı, emekli olan sanatçılarımız mutlaka sahnede
değerlendirilmelidir diye düşünüyorum. Sanatçılarımızın üstlenmiş oldukları
sorumluluklarına göre başarıyı teşvik edici unsurların oluşturulması, ekonomik
anlamda sağlanan imkânlar bir şekilde yeni kaynaklar oluşturmak suretiyle de
mutlaka geliştirmeliyiz.
Devlet tiyatrolarımızın kuruluşu hakkında 5441 sayılı Kanunun, mevcut
haliyle, başlangıçta sadece Ankara'da faaliyetlerini sürdürürken, bugün 12
yerleşik bölgede ve 81 ile götürdüğü sanatsal faaliyetlerini yerine getirirken
sosyal, idarî ve işleyiş açısından günümüz koşullarında kültür hizmetlerinin
ulaştırılması ve daha yaygın hale getirilmesi konusunda kimi sıkıntıların
yaşandığını, elbette ki, görmekteyiz. Bu alanda yeni yasal düzenlemelerin bir
an evvel yapılması gerektiğini de, mutlak surette, üstüne basarak, üstünü
çizerek belirtmekte yarar görmekteyim.
Günümüzde faaliyet alanlarını rahatlatacak ve daha verimli hizmetleri
Anadolu'ya taşıyacak idarî, sosyal ve ekonomik imkânlara kavuşturulması
gerekmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın, sorunların çözümünde etkin bir
rol oynayacağına da olan inancımız tamdır. Bu anlamda, mutlaka yapılması
gereken yapılmaktadır; ancak, mutlaka yeterli değildir, yapmaya devam edeceğiz.
Devlet tiyatrolarımıza Bakanlığımızın vermiş olduğu desteği yakinen
biliyor ve görüyoruz. Gerek tiyatro sanatçılarımız ve gerekse diğer branşlarda
görev yapan sanatçılarımız yurdun dört bir yanını dolaşmak suretiyle, büyük bir
özveriyle sanatlarını icra etmekte ve halkımızla bütünleşmektedir. Halkımızın
dilini, halkımızın inançlarını, halkımızın örf ve âdetlerini insanlara
aktarabilen, yüzyıllardır besin kaynaklarımızdan demlenerek, tiyatro sahnelerinde
mutlak surette halkın gözü ve kulağı olan sanatçılarımızı görmekte, onların
yüreklerine mutlak surette merhem olmakta yarar görmekteyiz.
Verimliliğinin artırılması, başarının ödüllendirilmesi, hukuksal, sosyal
ve ekonomik anlamda sanatçılarımızın özlük haklarının korunması ve imkânlar
ölçüsünde geliştirilmesi, bu motivasyonun artırılmasında pozitif, artı etki yaratacaktır.
Bu anlamda çok ciddî desteklerin verilmesi gerekiyor.
Devletimiz, elbette, sanatı ve sanatçıyı korumalı, onlara her alanda
elini, yüreğini uzatmalıdır; gerek eğitim ve gerekse sanatın icrasında birinci
derecede etkin rol üstlenmelidir. Özellikle ekonomik ve sosyal alanlarda ortaya
konulan desteğin artırılması gerektiğini düşünmekteyim; ancak, sanatın
gelişimini salt devlet desteğine bağlamak da son derece yanlış ve eksik
olacaktır.
Elbette ki, özel tiyatroların da mutlak surette ilgi alanımıza
girdiğini, mutlak surette destek gördüğünü bilmekte ve bunu iletmekte yarar
görüyorum. Elbette ki, mutlaka sanayicilerimizin, işadamlarımızın, sanatı ve
sanat dünyasını, tiyatroyu ve sinema dünyasını mutlaka desteklemesi ve onlarla
mutlaka birlikte birtakım hizmetlerde görevler alınması…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Garip, tamamlar mısınız lütfen.
Buyurun.
RECEP GARİP (Devamla) - Tamam Sayın Başkanım; teşekkür ediyorum.
Elbette ki, bu hizmetlerin, devamı açısından, mutlaka desteklenmesi
gerektiğini de burada belirtmek istiyorum.
Sanat, toplumdan beslenir ve özgür ortamlarda gelişir, kendi doğasında
geliştirdiği tabiî kurallarla varlığını sürdürür, topluma da tarafsız ve
özgürce mesajını verir. Bu sayede, toplumlar büyür ve gelişirler. Sanatı ve
sanatçıyı salt 657'yle tanımlamak ne kadar yanlışsa, bütünüyle kendine özgü
yöntemlerle, tek taraflı, faydacı bir beklenti içinde olmak da, elbette ki, o
kadar yanlıştır. Bu, sanatın doğasına aykırıdır. Batı toplumlarına
baktığımızda, sanayi alanında yaşanan büyük gelişmelerin arka planında Rönesans
ve reform hareketlerinin yattığını, elbette ki, görürüz; yani, düşüncenin
değişimini, insan faktörünün, birey olma bilincinin ne denli önemli olduğunu
burada yakalamaktayız.
İnsanı değiştirmeden toplumu değiştiremezsiniz, düşünceyi geliştirmeden
insanı geliştiremezsiniz. Sanatı, bilimi ve kültürü geliştirmek, düşünceyi
özgür ve özgün bir biçimde doğru kullanmakla mümkündür. O nedenle, hukuksal
alanlarda değişimi ve yenilenmeyi sağlarken, sanatı, sanatçıyı ve düşünceyi de
geliştirecek hem hukuksal hem de ekonomik ve sosyal anlamda değişimi ortaya
koymamız ve bu alanda çalışmalarımızı yoğunlaştırmamız gerekmektedir. Tüm
bunlar, teknolojinin, ekonominin sağlıklı gelişimi ve toplumun bu gelişimi
doğru algılaması ve anlamasını sağlayan kültürel altyapıyı destekleyen
argümanlardır. Bu argümanları doğru kullanmak suretiyle, ülkemizde sanatı ve
sanatçıyı hak ettiği düzeye taşıyabiliriz.
Bu duygularla, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğümüzün bütçesinin güzel
hizmetlere vesile olmasını, elbette ki, diliyorum. Sözün özü, yürüyor kervan,
yapılacak çok şey var; oyun, oyun değil; oynadığımız, kendi hayatımızdır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Garip.
AK Parti Grubu adına, dördüncü konuşmacı, Çorum Milletvekili Agâh
Kafkas.
Buyurun Sayın Kafkas. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AGÂH KAFKAS (Çorum) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2006 yılı bütçesinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
bütçesi hakkında AK Parti Grubu adına özet bilgiler sunmak için karşınızdayım;
Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Çalışma hayatına bir bütün olarak baktığımız zaman, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı, tüm toplumun hayatını kapsayan, endüstriyel ilişkileri
düzenleyen, çalışma hayatının o dinamik süreci içerisinde bütünüyle kapsamanın
ötesinde sosyal güvenlik sistemiyle yaşamını, yaşamının sonunda emeklilik
sürecini ve kendinden sonraki gelecek nesilleri ilgilendirecek kadar bütün yaşamımızı kapsayan çok geniş bir
alanda faaliyetini sürdürmektedir. Çalışma hayatını, işçi işveren ilişkilerini,
işçi sağlığı ve iş güvenliğini, istihdamı, sosyal güvenliği, sosyal güvenliğin
yaygınlaşmasını, kapsamlı gelişmesini ve yurt dışındaki çalışan insanlarımızın
sorunlarına kadar bir bütün olarak çalışma yaşamını tümüyle kucaklayan bir
bakanlığın devraldığı üç yıl önceki Türkiye'ye ve çalışma yaşamına baktığımız
zaman, çalışma hayatını ilgilendiren sosyal güvenlik kuruluşlarının hemen hemen
tamamının kuruluş yasalarının olmadığı ve bir boşlukta hizmet sürdürmeye
çalıştıkları ve sosyal güvenlik sisteminin, artık, ayakta duramaz hale
geldiğini bir zemin, endüstriyel ilişkiler ve çalışma hayatına baktığımız zaman
da her iki dükkândan bir tanesinin kapalı olduğu ve endüstriyel ilişkiler
sisteminde çalışanların hayata baktıkları bir yerde toplu işten çıkarmaların
çok yaygın bir şekilde sürdüğü, hastane kuyruklarının, hasta olanların tedavi
olmaktan öte iptal haline gelebilecek kadar uzadıkları bir Türkiye fotoğrafından
üç yıl sonra geldiğimiz bir Türkiye'ye bakıyoruz. Hemen, Çalışma Bakanlığımız
SSK'yı, Bağ-Kuru, İŞKUR'u yeni bir yasal zemine oturtturarak, bu kurumlara
işlevsellik kazandırmıştır. Onun ötesinde, otuziki yıldır süren ve artık çalışma
hayatının sorunlarını kucaklamaktan uzak olan bir İş Kanununu, bu Meclis, hiç
de hak etmediği bir ölçüde ve Meclisi de altı aylık bir süre içerisinde meşgul
ederek çıkardı.
Şimdi, çalışma hayatının en önemli yasalarından bir tanesiydi İş Kanunu
ve İş Kanununun tartışıldığı düzleme baktığımız zaman, o günkü söylenenler işte
"kölelik yasası geliyor, çalışma hayatı tümüyle ipotek altına alınıyor"
ve sadece bağırdık birbirimize, konuşmak, en iyiyi, en güzeli bulmak, ortak
aklı çıkarmanın ötesinde, birbirimize bağırarak tartışmaya başladık ve
sonucunda, geldiğimiz zaman, bugün artık her akıl sahibi ve her çalışma
hayatının içerisindeki taraflar, özellikle emek kesimindeki taraflar, hakkı
teslim ederek şunu söylüyorlar ki, şu andaki İş Kanunumuz, birlikte, bu
Parlamentonun çıkardığı İş Kanunu, kazanımları itibariyle cumhuriyet tarihinin
işçiler adına sağladığı en önemli İş Kanunundur.
Türkiye'de yıllardır olan alt işverenlik sorunu çözülmüştür, büyük
oranda çözülmüştür. Belirli süreli hizmet akti çözülmüştür. İlk defa bu
yasayla, kurumsal olarak işe iade ve iş güvencesi getirilmiştir ve esnek
çalışmaya takıyoruz biz. Esnek çalışma, Türkiye'nin bir gerçeğiydi ve bu bir
yasal zemine oturtturuldu. Yani, İş Kanunundaki sıralamalara baktığınız zaman,
biz yıllardır hak grevi diye savunduğumuz müesseseyi, yani, işverenin ödeme
güçlüğüne düştüğü yerde işi bırakma hakkını işverenlere sağlayacak, sağlıklı bir
düzenlemeyi getirdik. Dünün gürültü ortamında bunları konuşuyor olma imkânımız
olmadı; ama, iki yıl geçtikten sonra soğukkanlı baktığınız zaman, bunları
tespit edeceğiz.
Bunları niye söylüyorum; birilerini eleştirmek adına söylemiyorum, sakın
ola yanlış anlaşılmasın. Niye söylüyorum; şimdi, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündeminde bu ülkede yaşayan bütün insanların yaşamını etkileyecek
çok önemli bir yasayı görüşeceğiz. Sosyal güvenlik reformunu konuşuyoruz.
Sosyal güvenlik reformu, Çalışma, Aile ve Sosyal İşler Komisyonundan geçti,
Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülüyor; ama, ya da görüşülemiyor. Şimdi, gelin,
çok önemli sorunlarımızı ortak aklı kullanmak adına eleştiri hakkımızı
kullanalım, katkı verelim, ortak aklı kullanarak, bu ülke bizim ve bu ülkedeki
bütün insanlarımızın yaşamını kucaklayacak bu işleri birlikte yapmayı
başarmalıyız diye düşünüyorum; çünkü, bu Parlamento, 22 nci Dönem Parlamentosu,
demokratikleşme, hakların, özgürlüklerin genişletilmesi açısından bütün geçmiş
dönemdeki parlamentolardan çok daha deneyimli ve çok daha başarılı bir
Parlamento.
Şimdi, bu sosyal güvenlik reformunda gerçekten ortak aklı kullanmalıyız
artık; çünkü, 3 tane sosyal güvenlik kurumunun artık sürdürülebilir olma
şansının kalmadığını, 6 tane emeklilik sisteminin olduğunu ve biz burada ilk
defa sosyal devleti bütün boyutlarıyla insanımızın karşısına koyacağımız bir
fırsatı gelin birlikte değerlendirelim ve birlikte bunun onurunu yaşayalım.
Yine bu Parlamento, çok karmaşık, birçok, 71 kanunda 10 tane kanun hükmünde
kararnameyle düzenlenen yabancıların çalışmasıyla ilgili yasayı düzenledi ve bu
işin sistemin içerisine dahil olmasını sağladı. Şimdi yine çok önemli bir, bu çalışma
hayatını düzenleyecek İş Kanunundan sonra ve buna entegre olarak olması gereken
2821 ve 2822 sayılı Sendikalar Kanunu, Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt
Kanunuyla ilgili Sayın Bakanlığımız çok ciddî bir hazırlık içerisinde. Biz,
burada, sosyal taraflarla, İş Kanununda olduğu gibi ortak aklı kullanmayı
başarmalıyız ve kesinlikle şimdi taslaklara baktığımız zaman, büyük oranda
çalışma hayatında, sendikal hayatın, örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması
anlamında çok büyük mesafe kat edeceğimiz bir düzenlemenin yapıldığı ortada.
Ancak, Sayın Bakanım, sizin de bizim de hepimizin söz verdiği bu süreci biraz
hızlandırıyor olmamız lazım; yani, 2821 ve 2822'yi şimdiye kadar çıkarmalıydık
ve inşallah ben umuyorum ki, en kısa sürede çıkacak ve örgütlenmenin önündeki
engelleri kaldırmış olacağız; çünkü, Türkiye'de örgütlenmenin önündeki engellerin
kaldırılması demek, kayıtdışıyla mücadelenin ve dünya standartlarındaki
üretimin önünün açılması anlamına gelmektedir. Yani, bugün baktığınız zaman,
sendikası, toplusözleşmesi olmayan yerler, SSK verilerine baktığınız zaman,
SSK'daki işçi ücretlerinin yüzde 43'ünün asgarî ücretli olduğunu görüyorsunuz,
yüksek ücretliler de asgarî ücretli olarak gösteriliyor. Bunun yolu, sendikalı,
toplusözleşmeli ve çağdaş normlara uygun bir çalışma yaşamının sürdürülüyor
olmasının gerekliliği ortadadır.
Yine, Türkiye'nin en önemli sorunlarından bir tanesi işsizlik sorunu
bildiğiniz gibi. Şimdi, işsizlik sorununa, kayıtdışına, asgarî ücrete bir bütün
dengeler içerisinde bakmadığınız zaman, sağlıklı sonuç alıyor olma imkânınız
olamaz. İşsizlik sorunu yüzde 10,5'lerden, hükümetimizin katkıları, çabaları ve
yatırım ikliminin Türkiye'de yeniden tesis edilmiş olmasından kaynaklanan
nedenlerle, 9,4'e inmiştir. Tabiî ki, dünyanın en önemli sorunu, işsizlik
sorunu, Türkiye'nin de en önemli sorunu, işsizlik sorunu. Bu sorunun çözülmesi
konusunda İŞKUR'un kapsamlı projelerini, programlarını içtenlikle
destekliyorum, kutluyorum.
Yine, benim, burada altını çizmek istediğim -zamanla yarıştığım için-
önemli konulardan bir tanesi; gönlümüz istiyor ki, asgarî ücret, Türkiye'nin
koşullarında çok daha makul, çok daha ileri bir yerde olsun; ama, devraldığımız
Türkiye'nin asgarî ücreti ile bugünkü asgarî ücreti karşılaştırdığımız zaman,
yüzde 109'a varan bir artışı, üç senenin içerisinde gerçekleştirmişiz. Dün,
asgarî ücret açıklandı ve tahmin edilen enflasyonun yüzde 5 olduğu bir
düzlemde, asgarî ücrete yüzde 8,65'lik bir artış sağlandı. Brüt…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kafkas, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
AGÂH KAFKAS (Devamla) - Enflasyonun üzerinde artışları mutlaka sağladık.
Üç yıllık toplama baktığımız zaman, gerçekleşen enflasyonun 2 katından fazla
artış sağladığımız ortada; bu hesap, dolardan alın, başka şey, hangi kriterlerle
bakarsanız bakın, gerçekleştirilmiştir; ancak, yani, Türkiye'nin koşullarında,
mevcut çalışanların ücretinin yüzde 43'ünün asgarî ücret filan olduğu bir
düzleme baktığınız zaman, bu kadar kayıtdışının ve istihdam sorununun olduğu
bir düzleme baktığınız zaman ve Türkiye gerçeklerine baktığınız zaman ve olması
gerekenin ötesine taşıdığınız zaman, bunun, başka türlü sorunları birlikte,
beraberinde getirdiği ortadadır.
Yine hükümetimiz tarafından gerçekleştirilen Teşvik Yasasıyla, 46 ilde
hem kayıtdışının önlenmesi anlamında çok önemli mesafeler kat edilmiştir hem de
46 ilde, bölgelerarası kalkınmışlığı ortadan kaldıracak, gelir dağılımındaki
adaletsizliği daha sağlıklı bir yapıya kavuşturacak düzenlemeleri ortaya koyma
imkânımız olmuştur.
Ben, bu noktada, özellikle Sayın Bakanımız başta olmak üzere, bütün
çalışma arkadaşlarını kutlamak istiyorum. Çok önemli reformları, tüm yaşamı
etkileyecek çok önemli başarıları birlikte gerçekleştiriyoruz. Seçimlerden önce
baktığımız zaman, hastane kuyruklarının bugün artık ortadan kalktığını, SSK'lı
işçilerin, Bağ-Kurluların, emeklilerin artık hastane eczane kuyruklarında,
hastane kuyruklarında gezmedikleri bir düzlemi birlikte yakaladığımızı görmenin
memnuniyetini yaşıyorum ve çalışma hayatının bundan sonra daha sağlıklı bir
zemine oturması konusunda, birlikte ortak aklın kullanılması açısından,
herkesin destek vermesi gerektiğine inanıyorum; emeği geçen herkesi kutluyorum,
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kafkas.
AK Parti Grubu adına son konuşmacı, Kütahya Milletvekili Erdem Cantimur;
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2006 yılı bütçesi
üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına,
sizleri saygıyla selamlıyorum.
Bütçenin sosyal güvenlik bölümü üzerinde görüşlerimi özetle ifade etmek
istiyorum. Sosyal güvenlik, insanların toplumlarda insan onuruna yakışır bir
şekilde, başka insanlara muhtaç olmadan yaşamalarının ve kişisel özgürlüklerin
teminatıdır. Sosyal güvenlik sisteminin, tüm vatandaşlarımıza hizmet sunması,
temel amacının insanları mutlak ve göreli yoksulluğa karşı korumak olması
açısından önemli bir alan olduğu açıktır.
Toplumsal yaşamın en önemli unsurlarından birisi, bireylerin karşı
karşıya kaldıkları risklerde birbirlerine destek olabilmeleridir. Sosyal
güvenlik sistemi, bu dayanışma sisteminin ülke genelinde kurumsallaşmış bir
halidir. Amacı ve etkinliği açısından tutarlı ve sürdürülebilir bir sosyal
güvenlik sistemi, güçlü bir toplumsal dayanışma ve dolayısıyla, güçlü bir
gelişme potansiyeli yaratacak en önemli unsurlardan birisidir; ancak, sağlam
aktuaryel temellere oturtulmamış ve doğru kurgulanmamış bir sosyal güvenlik
sistemi, yapılan transferlerin yanlış alanlara yönlendirilmesi, işgücü
piyasasının olumsuz etkilenmesi ve dolayısıyla, toplumsal yapıyı desteklemek
yerine, buna zarar vererek, sosyal ve ekonomik dengeleri bozması sonucunu
doğurmaktadır; ayrıca, aktuaryel dengenin önemi yasa koyucular ve icra
yetkisini taşıyanlar tarafından anlaşılmamış, politik müdahaleler sistemin
dengesini güçlendirmek yerine, dengeyi bozacak yönde olmuştur.
Değerli arkadaşlar, kısıtlı bütçe imkânları ve giderek artan sosyal
harcamalar göz önüne alındığında, sağlıklı bir sosyal güvenlik, sağlık ve
sosyal güvenlik sorunlarını tamamiyle çözmüş bir ülke göstermek neredeyse
imkânsızdır. Ülkemizde de, sosyal güvenlik sisteminde ciddî yapısal sorunlar
bulunmaktadır. Her şeyden önce, sistemin gelirleri giderlerini karşılayamamaktadır.
Sistemin açıklarını kapatmak için her yıl artan ölçüde bütçeden transfer yapılmaktadır.
Bu miktar, 2003 yılında gayri safî millî hâsılanın yüzde 4,4'ü, 2004 yılında
ise yüzde 4,5'i olarak gerçekleşmiştir. Reform yapılmadığı ve sistemin bugünkü
şekliyle sürdürüldüğü varsayıldığında, emeklilik sistemi açıklarının orta
vadede gayri safî millî hâsılanın yüzde 8'ine kadar yükseleceği
öngörülmektedir. Açıkların ekonomi üzerinde yarattığı yük ve baskıysa devam
etmektedir. Kapsamlı bir sosyal güvenlik reformunun gerçekleştirilmesi, öncelikle
sosyal güvenlik sisteminin kamu açıkları üzerindeki baskısını azaltacaktır ve
borç stokunun orta dönemde makul seviyelere gerilemesi için gereken faiz dışı
bütçe fazlası ihtiyacının azalmasını sağlayacaktır. Bu çerçevede, kamu açığının
önemli bir bölümünü oluşturan sosyal güvenlik sistemi açıklarının kontrol
altına alınması, ekonomik istikrarın sağlanması için bir zorunluluktur. Sosyal
güvenlik reformu, uzun dönemde toplam açığı yurtiçi hâsılanın yüzde 1'ine düşürmeyi
hedeflemektedir.
Sosyal güvenlik sistemimizin bir başka sorunu da tüm nüfusu
kapsayamamasıdır. Yapılan tespitlere göre ülkemiz nüfusunun yüzde 85'i bu
sistem içerisinde yer almaktadır. Nüfus açısından genç bir nüfusa sahip olsak
da, genç emeklilik dolayısıyla ve insanların yaşama sürelerinin uzaması gibi
nedenlerle genç nüfusumuzun potansiyelinden faydalanamamaktayız. Dünya üzerinde
bu kadar genç nüfusa sahip olup da, sosyal güvenlik finansmanı bu kadar kötü
durumda olan bir başka ülke bulunmamaktadır. Nüfusumuzun genç olmasından
faydalanabileceğimiz 2030 yılına kadarki süreç demografik fırsat penceresi
olarak görülmektedir ve bu reformun özüne damgasını vurmaktadır.
Sosyal güvenlik sistemimizin sorunlarından bir başkası da, sistemde
birçok kurum ve çeşitli kanunlar olması nedeniyle norm ve standart birliğinin
sağlanamaması ve vatandaşlar açısından eşitlikten uzak uygulamalara yol
açılmasıdır. Mevzuatın karmaşık olması, aşırı bürokratik işlemler, bilgiişlem
altyapısının yetersiz olması ve personele ilişkin sorunlar sosyal güvenlik
kurumlarının etkin çalışmasına engel olmaktadır. Bu reform süreci bu sorunları
da hukukî ve kurumsal yapılanmada değişiklik yapmak suretiyle çözmeyi
hedeflemektedir.
Sosyal güvenlik reformunun temel amacı, orta ve uzun dönemde adil, kolay
erişilebilir, yoksulluğa karşı daha etkin koruma sağlayan, malî açıdan
sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemine ulaşabilmektir. Reform, birbirini
tamamlayan dört ana bileşenden oluşmaktadır. İlki, nüfusun tümüne, hakkaniyete
uygun, eşit, koruyucu ve tedavi edici, kaliteli sağlık hizmeti sunumunu finanse
eden genel sağlık sigortasının oluşturulmasıdır. İkincisi, halen dağınık bir
halde yürütülen primsiz ödemeler ve sosyal yardımları toplulaştırarak nesnel
yararlanma ölçütlerine dayalı, tüm muhtaç kesimlerin erişebileceği bir sistemin
oluşturulmasıdır. Üçüncüsü, sağlık dışındaki kısa ve uzun vadeli sigorta
kollarının yer aldığı tek bir emeklilik sigortası rejiminin kurulmasıdır.
Dördüncüsü ve son bileşen ise, yukarıda anılan üç temel işleve ilişkin
hizmetlerin çağdaş, etkin ve vatandaşlarımızın günlük hayatlarını
kolaylaştıracak bir şekilde sunulmasına olanak sağlayan yeni bir sosyal
güvenlik kurumunun oluşturulmasıdır.
Reformun başarısı, sosyal güvenlik alanına ayrılacak kaynağın
artırılması ve en az bu kadar önemli olan bu kaynağın etkin ve doğru bir
şekilde kullanılmasıyla mümkündür.
Sosyal güvenlik reformunun ana bileşenlerinden biri olan yeni emeklilik
sistemi rejimiyle halen devlet memurları, hizmet aktine göre ücretle
çalışanlar, tarım işlerinde ücretle çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ve
tarımda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş farklı emeklilik sisteminin,
aktuaryel olarak hak ve yükümlülüklerinin eşit olacağı tek bir emeklilik rejimi
sistemine dönüştürülmesi planlanmaktadır.
Emeklilik yaşı, aylık bağlama oranı, aylıkların hesaplanması gibi
parametrik konularda yeni düzenlemelere gidilmektedir. Bu parametrik
düzenlemelerin amaçları, yaşlılık, malullük, ölüm aylıkları, iş göremezlik
ödenekleri, isteğe bağlı sigortalılık, fiilî ve itibarî hizmet zamları,
kadrosuzluk nedeniyle emeklilik, tam ve kısmî emellik gibi sigorta haklarının
verilmesinde nimet-külfet dengesinin sağlanması, işgücünün korunması, kayıtdışı
istihdamın emeklilik rejiminden kaynaklanan nedenlerinin azaltılması olarak
özetlenebilir.
Emeklilik rejiminin malî olarak sürdürülebilir bir yapıya dönüştürülmesi
ve nüfusumuzun yaşlanma sürecine karşı önlem alınması, parametrik
değişikliklerle hedeflenen bir diğer önemli amaçtır. Mevzuatın
sadeleştirilmesi, anlaşılabilir hale dönüştürülmesi, böylelikle, sigortalı
memnuniyetinin ve katılımının artırılması diğer önemli bir amaçtır.
Genel sağlık sigortası, kişilerin ekonomik gücüne ve isteğine
bakılmaksızın, ortaya çıkacak hastalık riskine karşı, toplumun tüm fertlerinin
sağlık hizmetlerinden eşit, ulaşılabilir ve etkin bir şekilde faydalanmasını
sağlayan sağlık sigortasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Cantimur, tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Devamla) - Genel sağlık sigortasının temel
özelliklerinden biri, yüksek gelir gruplarının düşük gelir gruplarını, sağlıklı
olanların hasta olanları, bekâr olanların aile fertlerini finanse ettiği ve
riskin paylaşıldığı bir dayanışmayla yürütülmesi olup, bu husus, gelirin
yeniden dağılımının etkili araçlarından biri olarak öngörülmektedir.
Konuşmamın bu son bölümünde, sosyal güvenlik reform çalışmalarının yanı
sıra, sosyal güvenlik alanındaki bazı önemli düzenlemeleri bilgilerinize sunmak
istiyorum.
Öncelikle, bilgi çağı olarak nitelenen günümüzde e-devlet uygulamaları
hizmet sunumunun vazgeçilmez yöntemi haline gelmiştir. Dünyadaki bu gelişmeye
paralel olarak, sosyal güvenlik kuruluşlarımız da, e-bildirge, e-borcu yoktur,
e-sigorta gibi uygulamalarla, bilgi teknolojilerini halkımızın ihtiyaçları için
seferber etmiştir. Bugün itibariyle, SSK kapsamındaki sigortalıların yüzde
92'sinin hizmetleri aynı ay içerisinde güncel olarak bilgisayarda görülebilmektedir.
2005 yılı başında gerçekleştirilen SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına
devri ile SSK'lıların ilaçlarını serbest eczanelerden alabilmeleri yenilikleri
neticesinde, vatandaşlarımızın haklı şikâyet ve sızlanmaları önlenmiş, sigortalılar
arasındaki ayrımcılığın ortadan kaldırılması adına da önemli bir adım
atılmıştır.
Bağ-Kur ve sigorta prim borçları da yeniden yapılandırılacak ve yeni
çatı altında daha güçlü bir sosyal güvenlik sistemi tesis edilecektir.
Değerli arkadaşlar, gelecek nesiller üzerinde bir kambur olabilme
tehlikesi içeren sosyal güvenlik sistemimiz böylesine kapsamlı bir dönüşümden
geçerken, elbette, toplumsal fedakârlıkların yapılması gerekmektedir. Yalnız,
unutulmaması gereken nokta, geleceğe güvenle bakmak için, bugünün dar kalıpları
içinde sıkışıp kalmamak gereğidir.
Bu bütçenin emek ve iş dünyamıza, çalışanlarımıza ve ülkemize hayırlar
getirmesini temenni ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Cantimur.
Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen, Muğla Milletvekili Sayın Hasan
Özyer; buyurun. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HASAN ÖZYER (Muğla) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Anavatan Partisi
adına, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşlerimi ifade etmek
üzere söz almış bulunuyorum.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, bir yandan, binlerce yılın ürünü olan
değerlerimizin korunması, diğer yandan kalkınma davamızın en önemli
imkânlarından olan turizmimizin geliştirilmesi sorumluluğunu üzerinde
taşımaktadır. Bu Bakanlığımızla ilgili görüş ve eleştirilerimizi, üstlendiği
görevlerin öneminin bilincinde olarak dile getirdiğimizi belirtmek isterim.
Değerli milletvekilleri, 1980'li yıllarda başlatılan hamleye kadar,
Türkiye'de ciddî anlamda bir turizm sektörünün varlığından bahsetmek mümkün
değildir. Türkiye, gerçek anlamda turizm olgusuyla, Anavatan Partisi
iktidarıyla birlikte tanışmıştır. Bugün, Türkiye için vazgeçilmez hale gelmiş
olan turizm sektörünün vizyonunu rahmetli Özal çizmiştir. Bu vizyon sayesinde,
Türkiye, binlerle ifade edilen turist sayısından 20 000 000 turiste ulaşmıştır;
milyon dolarla ifade edilen turizm gelirinden, 15 milyar dolar seviyesine
gelmiştir; binlerle ifade edilen istihdam sayısı milyonu geçmiştir; yatak
sayısı 700 000'e yaklaşmıştır; milyonlarca aileye aş, iş sağlayan turizm
sektörü, ülkenin en stratejik alanlarından biri haline dönüşmüştür.
Bu alanda dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girmeyi başarmış bulunuyoruz.
1980 yılında, Türkiye olarak, dünya turizm pastasından aldığımız gelirin oranı
binde 3 dolayındaydı; bugün, bu oran, yüzde 2,6'ya ulaşmıştır; yani,
rakiplerine göre geç girdiği turizm sektöründe hızlı bir gelişme gösteren
Türkiye'nin, bugün dünya turizm sektöründe hiç de küçümsenmeyecek bir yeri
vardır.
Türkiye, turizmde bugün geldiği noktaya kolay ulaşmamıştır. Ülkenin en
büyük projesi olan GAP'a 20 milyar dolar harcanmışken, turizme 40 milyar
dolarlık yatırım yapılmıştır. Anavatan iktidarı ve Özal'ın vizyonuyla başlayan
büyük turizm hamlesi, 1990'ların başında yavaşlamıştır. Bu dönemde iktidara
gelen siyasî zihniyet, turizm teşviklerini kaldırarak, sektörü kendi haline
bırakmıştır.
2000'lerin başından itibaren ise, Türkiye, ikinci turizm hamlesini
başlatmıştır. Doğru strateji, doğru politika ve kararlı uygulamayla, turizm
sektörü, olağanüstü bir büyüme yaşamıştır. Son beş yılda yaşananlarla, sektör,
turist sayısı ve turizm geliri bakımından iki kat büyümüştür.
Değerli milletvekilleri, bu denli hızlı büyüme, beraberinde, elbette,
birtakım sorunları da getirmiştir. Bu sıkıntılar, özellikle Antalya, Muğla ve
İstanbul gibi, bu büyümenin motoru konumundaki yerlerde çok daha belirgin hale
gelmiştir.
Öncelikle altyapı sorunları süratle çözülmelidir. Söz konusu
bölgelerdeki muazzam potansiyelin, sezonluk olmaktan çıkarılıp bütün yıla
yayılması sağlanmalıdır. Turizmin bereketinin tüm Anadolu'ya yayılması için
gerekli adımlar atılmalıdır. Nitekim, Sayın Bakan, göreve başladığında,
turizmi, deniz, kum, güneş konseptinden kurtarıp, diğer turizm çeşitlerini de
harekete geçireceğini söylemişti. Gerçekten de, dünyada turizm konsepti,
giderek, deniz, doğa, tarih ve otantik kültür dörtlemesinin hepsini birden
içine alan bir anlayışa doğru gitmektedir. Türkiye, turistlere bunların hepsini
birden, hem de en doyurucu şekilde verebilecek ender ülkelerden biridir.
Halbuki, biz, tarih ve doğa turizmi bakımından henüz yolun başında sayılırız.
Dolayısıyla, yapılacak çok iş vardır. Ancak, aradan geçen zaman içinde bu
konuda pek fazla ilerleme kaydedilemediğini görüyoruz. Önümüzdeki yılın bu
konuda gerekenlerin yapılacağı bir dönem olmasını bekliyoruz.
Turizm alanında son yıllarda üzerinde hassasiyetle durulan hususlardan
biri de, turizm bölgelerinde estetik planlama ve çevre duyarlılığı konusuydu.
Bu konuda da sıkıntılar gözlenmektedir. Turizm bölgelerinde kaçak yapılaşma
artmıştır. Nitelik artışı yaklaşımı, yerini, nicelik artışı hedefine
bırakmıştır. Halbuki, özellikle bu yıl, yaşanan hızlı büyüme sürecinin
ardından, eksikleri giderme dönemi olması gerekiyordu. Bu çerçevede,
tahsislerden elde edilen 200 trilyonluk kaynağın ve bundan sonra elde edilecek
kaynakların altyapı sorunlarının çözümünde kullanılması gerekmektedir. Bu
kaynağın altyapıda kullanılması da, zaten, yasal bir zorunluluktur.
Değerli milletvekilleri, buradan, sektörü bilen birisi olarak, hükümete
ve Sayın Bakana çağrıda bulunuyorum. Hiç değilse şu andan itibaren harekete
geçilmelidir. Turizm sezonu açılmadan, alınması gereken acil önlemler hızla
hayata geçirilmelidir. Aksi takdirde, bırakın büyümenin sürdürülmesi, mevcut
durum dahi korunamayacaktır. Hatta, daha da tehlikelisi, uzun yıllar
uğraşılarak, büyük emek harcanarak elde edilen kazanımlar riske girecektir.
Turizm sektörünün, altyapı sorunlarının çözümüyle birlikte beklediği
diğer bir konu da, turizm meslek birliği yasasının bir an önce çıkarılmasıdır.
Daha önceki bakan döneminde hazırlanıp Başbakanlığa sunulan bu yasa,
Başbakanımızın söz vermesine rağmen, maalesef, hâlâ Meclise gelmiş değildir. Bu
yasa, sektörün büyümesinin sürdürülebilir kılınması ve istikrar kazanması
bakımından önemlidir. Böylece, sektörde halihazırda faaliyet gösteren meslek
kuruluşları arasındaki çekişmeden kaynaklanan sorunlar da çözülmüş olacaktır.
Bilindiği gibi, turizm hassas bir sektördür. Bu alanda, maalesef, mesafe
katetmek fevkalade zahmetli ve pahalı, mevzi kaybetmek ise bir o kadar kolay ve
yüksek maliyetlidir. Biz, ulaştığımız turizm potansiyeline uygun yeni
açılımların yapılması gerektiğini ifade ediyoruz. Hükümet, bu uyarıları, sadece
muhalefet amacıyla söylenmiş sözler olarak görmemelidir. Bu ifadeler, sektörün
hissiyatının, sıkıntılarının, beklentilerinin Meclis Genel Kuruluna
yansımasından ibarettir.
Değerli milletvekilleri, turizm, uluslararası rekabete dayalı bir
sektördür. Sağlıklı ve sürdürülebilir turizm, ancak, çevre duyarlılığının
yerleştirilmesiyle mümkündür. Turizmin vazgeçilmez faktörlerinden olan doğa,
iklim, çevre, kültür, tarih ve folklorun korunup geliştirilerek, geleceğe
aktarılması gerekmektedir; çünkü, bunlar, kısa sürede kullanılıp tüketilecek
değerler değildir. Günümüzde, turistler, sadece kendilerine sunulan imkânlara
bakmamakta, bunun yanında, gittikleri yerlerde, çevre duyarlılığına verilen
öneme de dikkat etmektedirler.
Biraz önce ifade ettiğim fizikî yoğunlaşma ve kaçak yapılaşma, çevre
duyarlılığı konusunda imajımızı fevkalade olumsuz yönde etkilemektedir. Altyapı
sorunları da dikkate alındığında, ülkemizin uluslararası rekabet konusunda
ciddî darbe yeme tehlikesi ortaya çıkmaktadır. Turizm sektörüne yapılan 40
milyar dolarlık yatırım risk altına girecektir. Şu anda, içindeki devlet
katkısı sadece 2 milyar dolar olan bu 40 milyar dolarlık yatırımın meyvelerini
yiyoruz. Bugün yapmamız gereken yatırımları ihmal edersek, gelecekte, turizm
sektöründe iddiamızı sürdürme şansımız kalmaz. Türkiye, turizm alanındaki
potansiyelinin henüz pek azını kullanmıştır; bu alanda katedilecek daha çok yol
vardır. Biz daha İstanbul markasını hakkıyla kullanabilmiş değiliz. Dünyada,
İstanbul'un güzelliklerinin onda 1'ine bile sahip olmadığı halde, İstanbul'dan
kat kat fazla turist ağırlayan pek çok şehir vardır. Sadece İstanbul markasını
değerlendirebilmek için yapmamız gerekenleri konuşmak bile, başlıbaşına bir
gündem maddesi olacak kadar önemlidir.
Öte yandan, önümüzde "2023 yılına kadar 42 000 000 turist, 66
milyar dolar turizm geliri" diye konulmuş bir hedef vardır. Halihazırda
anlayış, politika ve uygulamalarla bu hedefe ulaşmamız zordur.
Değerli milletvekilleri, turizm alanında rekabet halinde olduğumuz
ülkelerle baş edebilmek için bunların dışında yapılması gereken işler de
vardır. En önemli konu, asayiş ve güvenlik sorunudur. Bu sorun, Türk turizminin
başında dolaşan bir karabuluttur. Bu konuda gerekli tedbirler süratle
alınmalıdır.
Bir diğer önemli konu, sektörün üzerindeki yüklerin azaltılması
gereğidir. Turizm sektöründeki vergi politikası ve uygulamaların gözden
geçirilmesi şarttır. Sayın Bakanın 2006 yılında KDV indirimi sözü vardı. Turizm
sektöründeki KDV oranları Fransa'da yüzde 5,5; İtalya'da yüzde 10, Portekiz'de
yüzde 5, Yunanistan'da yüzde 8'dir. Bu oran ülkemizde yüzde 18'dir. KDV
oranındaki azalmayla sektörde yaşanacak atılımın ekonomik getirisi, vergi
kaybından çok daha fazla olacaktır. Bu sözün yerine getirilmesini bekliyoruz;
ancak, ne Bakanlığın ne de Maliyenin bu yönde bir çalışması olduğuna dair
bilgimiz yoktur; 2006 yılına da pek az zaman kalmıştır. Umuyorum, bu konudaki
hazırlıklar, bizim bilgimiz olmasa dahi, yapılmıştır ve uygulamaya
geçilecektir. Turizm alanında rekabet avantajımızı kaybetmemek için bu sorunun
bir an önce çözülmesi gerekmektedir.
Aynı şekilde, tanıtım stratejimizi de doğru kurmalı ve yönetmeliyiz. Bu
alanda harcanan kaynakları doğru şekilde kullanmalıyız. Döviz kurunun önce
düşmesi, sonra da uzun süre sabit kalması, turizmcilerimizi olumsuz yönde
etkilemiştir. İçerideki maliyetleri artan turizmcilerin gelirleri aynı kalmış,
hatta azalmıştır. Bu durum da, turizmcilerimizin rekabet avantajına darbe
vurmuştur.
İçki üzerindeki ÖTV'nin olağanüstü artırılması, namusuyla çalışan
turizmcileri zor duruma düşürmüştür. Bu turizmciler, sadece dışarıdaki
rakipleri karşısında değil, içeride de kaçak içki kullanan veya içkiye katkı
maddesi koyanlar karşısında avantajlarını kaybetmişlerdir. Sonuçta, vergi
gelirlerini artırmak için yapılan düzenleme, tam tersine, kaçak tüketimi
patlatmış ve vergi kaybına yol açmıştır. Bu konunun yeniden gözden geçirilmesi
gerekmektedir.
Bir başka konu, turizm gelirlerinin ihracat kapsamına alınmasına ilişkin
çalışmadır. Sektör, çok uzun zamandır bu konunun çözümünü beklemektedir.
Yine önemli bir başka sıkıntı, turizm bölgelerindeki şehirlerin yerel
yönetimlerinin bütçeden aldıkları payın kış nüfuslarına göre olmasıdır. Oysa,
turizm bölgelerindeki şehirlerin belediyeleri yazın çok büyük nüfuslara hizmet
vermek zorundadırlar. Bu kuruluşlara bütçeden kış nüfusuna göre değil, yazın
hizmet verdikleri nüfusa göre kaynak aktarılması halinde büyük bir haksızlığın
önüne geçilmiş olacaktır.
Bir diğer önemli sorun, Kurumlar Vergisi oranlarının azaltılmasıyla
yatırım indirimlerinin kaldırılması hususudur. Yatırım indirimleri, turizm
sektörünün uluslararası rekabet gücünün artmasında fevkalade önemli işleve
sahipti. Sektör bugün artık bu önemli araçtan yoksun kalmıştır. Turizm
sektöründe yatırım yapmak cazibesini kaybedeceği için, bu alandaki hedeflere
ulaşmak zorlaşacaktır. Bu konunun da gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Bir başka ihtiyaç, turizmin 12 aya yayılabilmesi için bu alandaki
potansiyelimizi ortaya çıkaracak turizm mastır planlarının süratle yapılması
gereğidir. Mevcut durumda yapılan yatırımlar sadece 6 ay kullanılmakta, diğer 6
ay da boş durmaktadır. Oysa, turizmi çeşitlendirip 12 aya yayarak aynı
yatırımla iki kat fazla gelir elde imkânına kavuşabiliriz.
Aynı şekilde, katmadeğeri en yüksek alanlardan olan yat turizmciliğinin
geliştirilmesi için önlemler alınmalıdır. Türkiye, turizmdeki her alanda olduğu
gibi, bu konuda da potansiyelinin ne yazık ki pek azını kullanmaktadır. Bütün
bunlarla beraber, yatırım yapmak, işletmesini güçlendirmek, en iyi hizmeti
vermek için çalışan sektör mensuplarının bürokrasinin çarkları altında
boğulmasının önüne de geçmeliyiz.
Değerli milletvekilleri, temel sorunlarını bu şekilde ifade ettiğimiz
turizm, yapısı itibariyle dinamik bir sektör olup, ekonomik kalkınmanın en
önemli itici gücüdür. Günümüzde turizm, en hızlı büyüyen, en fazla katma değer
yaratan ve birçok alt sektörü besleyen dev bir endüstri haline gelmiştir.
Türkiye'nin, bugün itibariyle, uluslararası rekabette en iddialı olduğu ürün
turizmdir. Karşımızda, dünya çapında konaklama tesisleri olan bir Türkiye
gerçeği vardır. Karşımızda, bu alanda yetişmiş, birikimli, gerçekten kalifiye,
binlerce kişilik bir turizm ordusu gerçeği vardır. Turizm için sağlanan
kaynaklar, kısa sürede, kat be kat fazlasıyla ülke ekonomisine geri
dönmektedir. Uluslararası alanda turizme kazandırılan her bir yatak 2 kişilik
istihdam demektir. Gerçi, bu oran ülkemizde, 2 yatağa 1 kişilik istihdam
düzeyindedir; ama, turizmdeki nitelik artışıyla orantılı olarak istihdam
konusunda da uluslararası standartlara ulaşacağımız açıktır.
Turizm sektörüne yapılan teşvikler, boşa giden kaynaklar değildir. Bu
alana aktarılan her 1 liralık kaynak, 25 lira olarak geri dönmektedir. Bunun
için, gerekirse diğer alanlardan tasarruf edip turizm sektörüne daha fazla
kaynak sağlamak zorundayız.
Sadece turisti ülkeye getirmek yetmemektedir; gelen turisti en iyi
şekilde ağırlamak, ona en iyi hizmeti vermek gerekmektedir. Bu da, turizm
altyapımızı sürekli geliştirmekle ve güçlendirmekle mümkündür. Harekete
geçirdiğimiz turizm potansiyelimiz bizi her alanda, ekonomik, sosyal ve siyasal
hedeflerimize de yaklaştıracaktır.
Değerli milletvekilleri, kültür ve turizm alanlarının tek bir çatı
altında toplanmasının birçok olumlu yönü olmuştur. Bu iki sektörün
birlikteliği, bilhassa, kültürel unsurları da önplana çıkaran yeni turizm
anlayışı çerçevesinde ciddî bir sinerji ortaya çıkarmıştır; ancak, buna rağmen,
şu gerçek gözardı edilemez: Turizm, temelde kâr amaçlı ticarî bir faaliyettir.
Böyle olduğu için de, sürekli gelişmeyi, yeniliği, yapılan yatırımların karşılığının
hızla geri dönüşünü gerektirir. Kültür ise, tabiatı icabı muhafazakârdır; yani,
var olana sahip çıkmayı icap ettirir. Kültür ve sanatta ölçü, hiçbir zaman kâr
olamaz. Daha da önemlisi, kültürün korunması, en az ülkenin fiziki varlığının
korunması kadar önemlidir. Birinde toprağı, diğerinde onun üzerindeki değerleri
ve her ikisinde de ortak olarak insanı korursunuz. Dolayısıyla, kültür ve
turizm birbirleriyle denge içerisinde yürümesi gereken iki alandır.
Kültür konusunda yeterli birikime ve hassasiyete sahip olan siyasî
iktidarlar elinde bu dengenin kurulmasında sorun çıkmaz; ama, kültür konusunu
önplanda tutmayan, konuya salt ekonomik çıkar açısından yaklaşan siyasî
iktidarlar elinde durum, tam bir faciaya dönüşebilir. Pazarlama konusunda bu
kadar iddialı bir siyasî iktidar başımızdayken, kültür konusundaki
endişelerimize herkesin hak vereceğine inanıyorum. Bunun için, hemen değilse
bile, orta vadede kültür ve turizm arasındaki ilişkinin, denge mantığı
çerçevesinde yeniden gözden geçirilmesini teklif ediyoruz.
Değerli milletvekilleri, kültür-sanata bakış ve yaklaşım, ülkenin diğer
genel sorunları ve ihtiyaçlarıyla da doğrudan ilişkilidir. Biliyoruz ki,
kültür-sanat, sonuçta yaratıcılık gerektirir, sanatla ilgilenen insanların
yaratıcı güçleriyle oluşur, gelişir, yaygınlaşır ve gelecek kuşaklara
aktarılır. Öyleyse, her şeyden önce, bu yaratıcılık gücünün harekete
geçirileceği ortamın oluşması gereklidir.
Kültür ve sanatın, milletlerin gelişmesinde başta gelen bir değerler
manzumesi olduğuna inanıyoruz. Bu değerlerimizin korunması, geliştirilmesi ve
gelecek kuşaklara en sağlıklı biçimde aktarılması gerekmektedir. Kültür-sanat
konusuna, en az ekonomiye, siyasete, dış politikaya verildiği kadar önem
atfedilmelidir. Ancak, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bütçesine baktığımız
zaman, bu önem atfetme emaresini, ne yazık ki, göremiyoruz.
Kültüre üstelik de turizm gibi devasa bir sektörle birlikte ayrılan pay,
ancak, bütçenin binde 42'si kadardır. Elbette, Kültür ve Turizm Bakanlığı
bütçesinin bu kadar düşük olması, bu yıla mahsus bir durum değildir; ama, bunun
geçmişten beri böyle devam etmesi, yanlış olduğu gerçeğini değiştirmez.
Ülke olarak, bu ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenmiş siyasetçiler
olarak, kültür ve sanata bakışımızı gözden geçirmeliyiz. Bakış açısı
değişikliklerimizin en önemli göstergesi de, bu bakanlığa bütçeden ayrılan
payda ortaya çıkacaktır. Bu çerçevede, şimdiden yapabileceğimiz şeyler vardır.
Örneğin, kültür varlıklarımızın korunması ve restorasyonu için daha fazla
kaynak ayrılmasını sağlayabiliriz. Anadolu'yu doğal müze konumuna uygun bir
görünüme kavuşturmak yolunda gerekli adımların atılmasını temin etmeliyiz.
Bunun için de, bakanlık dönersermaye işletmesi, sadece para ve kadro kaynağı
olarak görülmekten vazgeçilmelidir. Dönersermaye kaynakları, Türk kültür ve
sanatının korunup güçlendirilmesi için kullanılmalıdır. Türk ürünlerinin ulusal
ve uluslararası pazarlarda tanıtılması ve pazarlanması, kalite güvencesi de
içeren bir ürün markası yaratılması esas amaç olmalıdır. Bunun için de, DÖSİM,
kalite, marka, güvence esaslarını temel alan ve leasing sistemiyle çalışan bir
mağazalar zinciri haline dönüştürülmelidir. Bu mağazalar, piyasa şartlarında
ulusal ve uluslararası platformlarda yüksek rekabet gücüne sahip bir kurumsal
kimlik anlayışıyla yeniden tasarlanmalıdır.
Değerli milletvekilleri, millî kültür anlayışımızın toplumsal alanda
birleştirici ve güçlü politikalar haline getirilmesi gerekmektedir. Bu da, alt
kimlik-üst kimlik tartışması gibi ayrışmayı tahrik edici yaklaşımlarla olamaz.
Aksine, birleştiricilik, sahip olduğumuz tüm değerleri bünyesinde barındıran
Türk kültürü kavramıyla mümkündür.
Küreselleşmeyle, millî kültürlerin önemlerini yitirdiklerine dair
düşünce artık geride kalmıştır. Bunun yerine, küreselleşme zemininde var olmayı
başaran millî kültürler gerçeği ortaya çıkmıştır. Yeni dönemde, millî
kültürler, hem daha güçlenmekte hem de mevcudiyetlerinin gelecekteki
devamlılığını güvence altına almaktadırlar.
Elbette küreselleşmenin olumsuz ve tahrip edici etkileri vardır. Buna
karşın en gerçekçi tedbir, kültürel birikimin sürekli değişen ve gelişen bir
süreçte korunarak yeniden üretilmesini sağlamaktır. Bu da, kültür ve sanat
ürünlerimizin uluslararası platformlarda benimsenmesini ve rekabet edebilir
olmasını gerektirmektedir. Uluslararası rekabet için, kendi insanımızın
birikimini ifade eden ülkemiz kültür ve sanatımızın dünyaya açılmasını
sağlamalıyız. Dolayısıyla, fikir ve sanat üretimini her alanda ve her düzeyde
teşvik etmeliyiz.
Değerli milletvekilleri, hatırlanacağı gibi, 2004 yılı mart ayında,
fikir ve sanat üretiminin en büyük düşmanı olan korsan faaliyetlerle mücadele
için bir düzenleme gerçekleştirilmişti. Bu düzenlemeyle, fikir ve sanat
eserlerinin sokakta satışını engellemek amacıyla cezalar caydırıcı düzeye
yükseltilmiştir. En önemlisi de, korsanla mücadeleye ilişkin mevcut
mekanizmalar daha işler ve etkili hale getirilmiştir. Bu düzenlemenin yürürlüğe
girmesiyle korsanlık ciddî anlamda azalmıştı; ancak, son zamanlarda bu
faaliyetlerde yine artış görülmektedir.
Korsanlığın en yoğun olarak görüldüğü sektörlerde durum nedir, bir göz
atalım.
Türkiye'de bir yıl içerisinde 22 000 çeşit kitap basılmaktadır. Bu
sayıya ISBN kaydı almayanlar ile 2 ve daha fazla sayıda baskıları yapılan
kitaplar dahil değildir. Bu kitaplardan en çok satanların, yurt dışında ithal
kitapların, ilköğretim ve lise kitaplarının ve özellikle üniversite ders
kitaplarının korsan baskısı yapılmaktadır. 2004 yılında yayıncılık sektöründe
yüzde 30'a düşmüş olan korsan oranı, 2005 yılında yüzde 40'a yükselmiştir. Bu
da, toplam büyüklüğü 450-500 milyon YTL olan bir piyasadan 200-280 milyon
YTL'lik bir miktarın korsan faaliyette bulunanlarca çalındığı anlamına
gelmektedir. 2005 yılı itibariyle, sinema sektöründeki korsanlığın ise yüzde 50
civarında olduğu tahmin edilmektedir. Çok belirgin bir örnek olarak, sadece
İstanbul'da, ayda yaklaşık 3 000 000 korsan film CD kopyasının, yaklaşık 3 000
tezgahta satılmakta olduğu tahmin edilmektedir. Bu miktar yasal satış
miktarlarının inanılmaz ölçüde üzerinde olup, yıllık 50 trilyon lira civarında
bir haksız kayıtdışı ve vergisiz kazancı ifade etmektedir. 2,4 milyar dolar
değerindeki bilişim sektöründeyse, korsanın payı yüzde 66 olarak
hesaplanmaktadır. Bu oran, yüzde 10 azaltılabilse, sektörün büyüklüğü sadece
dört yılda yüzde 120 artarak 5,3 milyar dolara çıkabilecektir. Bu da 36 000
yeni istihdam anlamına gelmektedir.
Müzik sektöründeki durum daha da vahimdir. Sektörde, bu yıl itibariyle,
korsanlığın, neredeyse yüzde 100'e yaklaştığı öne sürülmektedir. Zira, artık,
korsanlık, albüm bazından çıkmış, yüzlerce şarkının kaydedildiği MP3'ler şekline
dönüşmüştür. Nitekim, 2005 yılı albüm satışları 2004 yılına göre yüzde 50
civarında azalmıştır.
Tüm bu sektörlerdeki kaybın üzerine devletin alamadığı vergi gelirlerini
de koyduğumuzda, ortaya çıkan sonuç endişe vericidir. Korsanın yarattığı
ekonomik daralma, sinema, müzik, yazılım ve yayın sektörünün yanı sıra bu
ürünlerle ilgili teçhizatın imalat ve satışını yapan sektörlerde de gelir
kaybına ve işsizliğe neden olmaktadır.
Sorunun, çözüm sürecinden çıkıp, yeniden bataklık haline dönüşmesinde,
hükümetin 2005 yılında yaptığı politika değişiklikleri de etkili olmuştur.
Bunlar arasında, bandrol uygulamalarına ilişkin olarak yapılan bazı esnetmeler,
fikir ve sanat eserlerinin çoğaltım ve dağıtımının yapıldığı yerlerin
sertifikalandırılmasının yeterince sağlanamaması, denetim komisyonlarının
ihtiyaçlarının gerektiği ölçüde karşılanamaması, teknik altyapıdaki
yetersizlik, mevcut kaynakların iyi yönlendirilememesi konuları gelmektedir.
Korsanla mücadelede gelinen nokta, yasa yapmanın yeterli olmadığını,
aynı zamanda bu yasaları uygulayacak erke sahip olmanın gerekliliğini ortaya
koymuştur. Bu husus, ne yazık ki, ulusal ve uluslararası birçok raporda ve
platformda da dile getirilmektedir. Kültürel birikimimizin asıl mimarı
sanatçılarımızın sorunlarının önemsenmediği zannıyla, seslerini duyurabilmek
için, geçen hafta Meclisimize kadar gelmişlerdir. Gönül isterdi ki, bu
ziyaretin sebebi, kaybın üzüntüsü değil, kazancın sevinci olsaydı. Maalesef,
sanatçılarımızın ziyareti, âdeta, bir imdat çığlığı şeklinde gerçekleşmiştir.
Değerli milletvekilleri, bu vesileyle, Korsanla Mücadele Yasasının
uygulanmasında ortaya çıkan kimi sorunlara ilişkin düşüncelerimi de ifade etmek
istiyorum.
Yasa, lafzî olarak Avrupa Birliği standartlarının dahi üzerindedir; ama,
uygulamada yaşanan sıkıntılar göz önünde bulundurularak, konunun yeniden ele
alınması gerekmektedir. Korsan kullanımını yeniden yaygınlaştıran sebepler
analiz edilerek, gerekli önlemler alınmalıdır; çünkü, korsanlık bu kadar yaygın
olunca, denetim ve ceza müessesesinin de laçkalaşması kaçınılmaz hale
gelmektedir. Yerel radyo ve televizyonlar ile oteller başta olmak üzere,
faaliyetlerinde müzik eserlerini bir şekilde kullanmak durumunda olan kişi ve
kurumlar, ciddî rakamlara ulaşan telif talepleriyle karşılaşmaktadırlar. Burada
da bir dengenin kurulması gerekmektedir.
Benzer bir durum, yayıncılık sektöründe de söz konusudur. Kitap
maliyetleri ile satış fiyatları arasındaki fahiş fark, korsanlığın, cezası ne
kadar yüksek olursa olsun, cazip bir iş olarak varlığını sürdürmesine yol
açmıştır. Oysa, Bakanlığın, yayınevleri, dağıtım şirketleri ve kitabevleriyle
birlikte, ülkemizdeki yayıncılık stratejisini gözden geçirmesi gerekiyordu.
Gerekirse, vergi yükünün azaltılması başta olmak üzere, sektöre her
aşamada destek sağlanarak, insanların korsan kitaplara itibar etmemesi
sağlanmalıdır; ama, bunlar yapılmamıştır. Bu alan boş bırakıldığı için,
korsanlara yeniden gün doğmuştur. Bu konulardaki gözden geçirme işinin, sadece
cezalar açısından değil, sistemin tıkandığı noktalar da ele alınarak yapılması
gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özyer, lütfen tamamlar mısınız.
Buyurun.
HASAN ÖZYER (Devamla) - Ayrıca, kültür-sanat alanında faaliyet gösteren
meslek birliklerinin ve tarafların, Bakanlığın öncülüğünde bir araya
getirilerek, sorunların çözümü konusunda daha aktif rol almaları gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin yaşadığı ekonomik krizler ve
bunlara bağlı olarak oluşan sosyal çöküntüler, kültürel alanda da ciddî
sıkıntılara yol açmıştır. Siyasal, ekonomik ve sosyal yozlaşma, kültür yapımızı
da kanser gibi sarmıştır. Bugün, Türkiye'nin, diğer alanlarda olduğu gibi,
kültür konusunda da radikal bir dönüşüme ihtiyacı vardır. Aslında, burada,
çağımızın gereği olan bireyi koruyup kollayarak, toplumu ve onun omurgası
durumundaki kültürü geliştirme yönünde ne yapabiliriz, ona bakmalıyız. Burada,
hırsızlık ile dürüstlüğü, tembellik ile çalışkanlığı, riyakârlık ile samimiyeti
ayırt eden bir eğitim sistemini nasıl kurarız, ona bakmalıyız.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Bunu Hüseyin Çelik'in yapamayacağı anlaşıldı!
HASAN ÖZYER (Devamla) - Çünkü, günümüzde, hak etmeden, çalışmadan, ne
pahasına olursa olsun kazanma anlayışı, tüm kanallardan insanlarımızın
zihinlerine kazınmaktadır. Bu çarpıklığı, eğitim ve kültür politikaları başta
olmak üzere, elimizdeki tüm araçları kullanarak düzeltmeden hiçbir alanda
mesafe katedemeyeceğimize inanıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu düşüncelerle, Kültür ve Turizm
Bakanlığımızın bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. (Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özyer.
Sayın milletvekilleri, çalışma süremiz tamamlanmıştır; saat 14.00'e
kadar birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 13.00
İKİNCİ OTURUM
Açılma saati: 14.04
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM
(Kırklareli), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39 uncu
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Ondördüncü turda yer alan bakanlık ve kurumların bütçelerini görüşmeye
devam ediyoruz.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
1.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe
Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve İdareler
Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S. Sayısı:
1028, 1029, 1030) (Devam)
A) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)
1.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2006 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2004 Malî
Yılı Kesinhesabı
B) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
(Devam)
1.- Devlet Opera ve Balesi Genel
Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
C) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
(Devam)
1.- Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
D) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
(Devam)
1.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
2004 Malî Yılı Kesinhesabı
E) SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
(Devam)
1.- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Şimdi, söz sırası, Anavatan Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili
Züheyir Amber'in. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Amber.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ZÜHEYİR AMBER (Hatay) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; 2006 yılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı bütçesi üzerine, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum;
hepinizi, Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız, çalışma
ilişkilerini düzenleyen ve denetleyen, sosyal güvenliği yaygınlaştıran,
çalışanların sosyal güvenliklerini sağlayan çok önemli bir bakanlığımızdır.
Uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların sonucu çalışanlar açısından
yıkıcı olarak ortaya çıkmışken, denenmiş ve geçmişte başarısızlığı görülmüş
kimi uygulamalar, yeni ve çözüm olabilirmiş gibi gündeme getirilmek
istenmektedir. Sanayide yeni kapasiteler yaratan ve istihdama katkıda bulunan
bir yatırım ortamı yaratılamamıştır. Devletin küçültülmesi söyleminin bir
gereği olarak, özel sektör öncülüğünde bir kalkınma stratejisi izlendiği
iddialarına rağmen, özel sektör, kamunun çekildiği alanlarda kamunun bu
boşluğunu dolduramamış ve kendisinden beklenen yatırımları
gerçekleştirememiştir. Var olan uygulamalar, işsizliğin yanı sıra ülkemiz ve
çalışanlar açısından başka sosyal sorunlara da yol açmaktadır. KİT'leri zarar
eden kuruluşlar olmaktan kurtarma gerekçesi adı altında uygulanan özelleştirme
politikalarının, özellikle sosyal açıdan ve istihdam yönünden olumsuz sonuçlara
yol açtığı görülmüştür. Bu durum, özellikle gelişmemiş bölgelerde daha ağır
sonuçlara yol açmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; çağdaş toplumlar insana
ve çalışana değer vererek, çalışma hayatını daha insancıl bir hale getirerek,
yaşam kalitesini yükselterek hedeflerine ulaşmaktadırlar. Bu çerçevede,
teknolojik gelişmelerin olumsuz etkilerinden çalışanları korumak, gelişmişliği
hedef alan toplumların başlıca amaçları arasındadır. Uluslararası Çalışma
Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası kuruluşların çabaları da bu
yöndedir.
Avrupa Birliğinde, topluluk düzeyinde geliştirilen ve yüksek bir koruma
düzeyi içeren standartlardan birisi de, işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle
ilgilidir. Bu konuda kabul edilen yönergeler, Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği
Ajansının kuruluş amacı, Avrupa Birliğinin konuya verdiği önemin bir
göstergesidir. Başta Anayasa olmak üzere, Umumî Hıfzıssıhha Kanununda, İş
Kanununda, Sosyal Sigortalar Kanununda, Sendikalar Kanununda, işçi sağlığı ve
iş güvenliğiyle ilgili tüzük ve yönetmeliklerde konuyla ilgili düzenlemeler
mevcuttur; ancak, bunlar, günün koşullarına göre yetersiz, eksik, dağınık ve en
önemlisi, devlet ve işveren tarafından tam olarak uygulanmamaktadır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, milletvekili olmadan önce seçim bölgem
Hatay SSK Hastanesi Başhekimiydim. Görev yaptığı bu hastaneyi, inşaat
aşamasından bugünlere getirmek, benim ve birlikte çalıştığım ekibim için hiç
kolay olmadı. Bu oturduğunuz sıralardan, her şeyin o kadar kolay olmadığını
dile getirmeye çalışıyorum. Bu uzun başhekimlik dönemim ve üç yıllık
milletvekilliğim dönemindeki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın görev
alanına giren sosyal güvenlikle ilgili sorunları, kendimce, 13 madde halinde
sıralamaya çalışacağım.
Şimdi, Sayın Bakanımız, bu kadar sorunu ben mi yarattım diye lütfen
alınmasın; bunlar, yılların birikimidir.
Birinci olarak, sosyal güvenlik toplumun tümüne yaygınlaştırılmamıştır
diyorum. Ülkemizde, vatandaşlarımızın sosyal güvenliklerinin, yaklaşık yüzde
50'sinin -yani 35,5 milyon kişi- SSK, yüzde 22'sinin -18 000 000 kişi- Bağ-Kur,
yüzde 15'inin de -11 000 000 kişi- Emekli Sandığı tarafından karşılanmaktadır.
Genel nüfus içinde (71 000 000) aktif / pasif sigortalı nüfus oranı, vakıf
statüsündeki özel sandıklar dahil olmak üzere, yüzde 88 bulunuyor. Bu sonuçlara
göre, ülkemizde, bunun yanında yüzde 10'luk bir kesim ise, hiçbir sosyal
güvenlik şemsiyesinin altında değildir.
2- Prime esas kazanç eksik beyan edilmektedir. Hem SSK'da hem de Emekli
Sandığında ödenen aylıklar ile prime esas tutarlar arasında büyük farklar
bulunmaktadır. Örneğin, SSK'da aktif sigortalıların yüzde 35'i için prime esas
kazancın alt sınırından prim ödenmekte, prime esas kazancın üst sınırı
üzerinden çalıştığı beyan edilen işçilerin toplam sigortalıların içindeki payı
ise yaklaşık yüzde 15 dolayındadır. Mevcut prim sistemi her zaman fiilî
ekonominin kayıtlı ekonomiden farklı olmasına yol açmaktadır.
3- Prim tahsilat oranlarında yetersizlik halen devam etmektedir.
Kurumsal yetersizlikler prim tahsilatının düşük düzeyde kalmasına sebep
olmakta; örneğin, SSK'nın prim alacağının yüzde 63,66'sını özel sektör, geri
kalan yüzde 36,34'lük kısmını da kamu kesimi teşkil etmektedir. Bu yüzdelerin
değeri ise 7,4 milyar YTL'dir. Bağ-Kurda ise bu alacak meselesi daha da
vahimdir.
Ülkemizde uygulanan prim oranlarının OECD ve Avrupa Birliği ülkelerine
oranla çok yüksek olduğu, kayıtdışı işçi çalıştırmanın önde gelen
nedenlerinden birini oluşturduğu bir
gerçektir. Yapılmakta olan düzenlemelerde bu hususun gözardı edilerek işverenin
yükümlülüklerinin daha da artırılması, özel ve kamu işverenleri arasında
ayrıcalıklı uygulamalara son verilmesi, istihdam yaratmayı özendirmeyeceği
gibi, kayıtdışı çalıştırmayı da önleyemeyecektir.
4- Sosyal güvenlik kurumları arasında norm ve standart birliği
sağlanamamıştır. Sosyal güvenlik kurumları arasında prim kesintileri ve
emeklilik aylıklarını bağlama yönünden bir standart bulunmamaktadır. Böyle bir
yapı içinde, istense de, sosyal güvenlik kuruluşlarını tek çatı altında
birleştirme çabası başarıya ulaşamaz. Üç kuruluş tek çatı altına alınsa bile,
bu üç birim de ayrı birim olarak çalışmaya devam eder.
5- Sosyal güvenlik kurumlarında emekliler arasında standart farklılığı
bulunmaktadır. Çalışırken 1 milyar liranın üzerinde maaşı olan bir SSK'lının emekli
aylığı emekli olduğunda 350 ile 400 milyon lira civarında, o paraya düşmektedir.
Sebebi, çalışırken yüksek maaş alınmasına rağmen, asgarî ücretten sigortalı
olmasıdır. Aynı düzeyde maaş alan Emekli Sandığına tabi üst düzey bir memurun
emekli maaşı ise 700 ile 800 milyon dolayındadır. 4447 sayılı Kanun sonrasında,
SSK ve Bağ-Kurda emekli maaş artışları TÜFE'ye bağlanmış iken, Emekli
Sandığında bütçe kanununa göre belirleme yapılmaktadır.
6- Prim karşılığı olmayan sosyal yardım zammı ödemelerine halen devam
edilmekte olup, bunlar aktuaryel dengenin bozulmasını artırmaktadırlar.
7- Aktif sigortalılar ile pasif sigortalılar arasındaki denge, kayıtdışı
istihdam ve ekonomi nedeniyle bozulmuştur. Ülkemizdeki sosyal güvenlik
kuruluşları Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kura bağlı iştirakçi sayısı 2005 yılı
ağustos ayı itibariyle yaklaşık 12 000 000 kişi dolayındadır. Bu kuruluşlardan
aylık alanların sayısı ise yaklaşık 6 000 000 kişidir. Bu verilere göre,
ortalama aktif iştirakçi ile aylık alanların oranı 1,98'dir. Bu oran, Avrupa
ülkelerinin çok altındadır. Bu oran, Emekli Sandığında 1,69, Bağ-Kurda 2,60;
SSK'da ise 2,21'dir; yani, 2 çalışan 1 emekliye bakmaktadır. Oysa, olması
gereken ideal denge, 4 çalışanın 1 emekliye bakmasıdır.
8- Aile yardımları bir sigorta primi olarak kurulamamıştır. AKP, bu
durumu, fakir kesimlere çeşitli yollardan yaptığı aynî ve nakdî yardımlarla
siyasî ranta dönüştürmektedir. Örneğin, dargelirli vatandaşlarımıza ücretsiz
kömür dağıtımıyla, bu sefer de tüm kentin havasının kirlenmesine neden
olmaktadır. Bunun en güzel örneğini, ben, kendi şahsım, Malatya'da yaşadım.
Hızlı kentleşme ve göç olgusu, yüksek enflasyon, gelir dağılımının bozulması,
yoksulluk ve aile yapısındaki değişimler, sosyal hizmet ve yardımlara olan
ihtiyacı artırmıştır. Ancak, sosyal hizmetlerin yürütülmesinde dağınık kurumsal
ve finansal yapılanma ve kurumlar arasındaki koordinasyonsuzluktan kaynaklanan
sorunlar nedeniyle, aile yardımlarını bütünüyle kavrayan bir sigorta sistemi
kurulamamıştır. Diğer yandan, primli sisteme yapılan bütçe transferlerinin
büyüklüğü, primsiz sosyal yardım ve hizmetler çerçevesinde korunması
gerekenlere yeterli kaynağın aktarılabilmesine engel olmuştur.
9- Sigortacılık ilkelerine aykırı uygulamaların önü alınamamıştır. Af,
borçlanma ve tahkim uygulamalarıyla sistemsizliğe prim verilmiş, topluluk
sigortası ve isteğe bağlı sigorta uygulamalarında sigortacılık ilkelerine
uyulmamıştır. Ayrıca, emeklilik şart ve süreleri tamamlanmadan çeşitli
kanunlarla erken emeklilik hakkı verilmesi, sosyal güvenlik kurumlarının
aktuaryel dengesini çok etkilemiştir.
10- Kayıtdışı istihdam önlenememiştir. Ülkemizde halen ücret ve aylık
karşılığı çalışanların en iyimser tahminle yaklaşık yüzde 50'si sigortasız
olarak çalışmaktadır. 4-4,5 milyon civarında kaçak işçi bulunmaktadır. Ayrıca
750 000 dolayında olduğu tahmin edilen yabancı kaçak işçiler de bulunmaktadır.
Kayıtdışı istihdam giderek artmakta, işvereni özendirecek, teşvik edecek hiçbir
uygulama ortaya konulmamaktadır. Bunun yanı sıra, Kurumlar Vergisi yüzde 10 düşürülerek,
yabancı yatırımcı diyemeyeceğim yabancı hazıra konanlara vergi rahatlığı
getirilmekte, bu yabancı hazıra konanlar da ülkemiz çalışanlarını işlerinden
etmektedir.
Buradan sormak istiyorum; önümüzdeki seçimlerde ülkemiz vatandaşlarından
mı oy isteyeceksiniz; yoksa, yabancı hazıra konanlardan seçim yardımı mı
alacaksınız?
11- Sosyal güvenlik kurumları idarî ve malî açıdan iyi yönetilmemişler
ve yönetilmemektedirler. Yasalarında açık hüküm bulunmasına rağmen, sosyal
güvenlik kurumlarında idarî ve malî özerklik sağlanamamıştır. Siyasî otorite,
sosyal güvenlik kurumlarının her türlü yönetsel uygulamalarında aktif bir
şekilde rol oynamış ve bilimsel yönetimden uzaklaştırılmıştır. Sosyal güvenlik
kurumlarının faaliyetlerini etkin ve verimli olarak sürdürebilmesine imkân
sağlayacak kurumsal yeniden yapılanma oluşturulamamıştır. Kurumların nakit ve
diğer varlıkları iyi yönetilememiş, işletme ve iştiraklerden elde edilen rant
gelirleri reel olarak artırılamamış, gayrimenkuller ise düzenli olarak takip
edilememiştir.
12- Hizmette kalite sağlanmamıştır. Son yıllarda, özellikle, sosyal
güvenlik kurumlarına gerekli ve yeterli destek verilmemiş, yeni yatırımlar
yapmaları engellenmiştir. Kurumlar eksik ve yetersiz personellerle çok güç
şartlardadır; özellikle, sağlıkta, hizmet vermeye çalışmışlardır bu şartlarda.
Sosyal güvenlik kurumlarının yönetiminde ehliyet ve liyakate önem
verilmemiştir.
Sosyal güvenlik kurumlarınca sunulan hizmetin kalitesini artıracak ve
hizmetten yararlananların memnuniyetini sağlayacak fizikî ve insangücü
altyapısı oluşturulamamış, sosyal güvenlik sisteminde tek sicil numarası
sistemine geçilememiştir. Uygulanmakta olan sosyal güvenlik yasaları, sade ve
anlaşılabilir halde olmamasından dolayı, sosyal güvenlik kurumlarında işlemler
hızlı ve şeffaf bir şekilde yapılamamakta, sigortalama işlemlerinin karışıklığı
ve fazla bürokrasi olumsuz etkiler yaratmaktadır.
13- Yıllardır, asgarî ücret, günün koşullarına uygun tespit edilememiş,
IMF ve Dünya Bankasının istekleri doğrultusunda kalmıştır.
Gelin, eğer, bu ücreti artıramıyorsanız, asgarî ücretle yaşamaya çalışan
vatandaşlarımıza, Gelir Vergisi, sağlık ve ilaç konularında indirimler
getirelim. Hiç olmazsa, küçük de olsa onlara biraz olsun refah sağlayalım.
Eğer, karşımıza böylesine yaklaşımcı, böylesine sosyal yasalarla gelirseniz,
Anavatan Partisi olarak sonuna kadar sizi destekleyeceğiz.
Ayrıca, ilaç alımlarında geçilen son uygulama başlamadan önce, Sayın
Bakanın ve bürokratlarının "daha kârlı olacak" diye günlerce
açıklamaları olmuştu; oysa, vermiş olduğum soru önergeme Bakanlığın verdiği
cevapta, SSK'nın ilaç giderlerinde geçen yıla oranla bu yılın ilk dokuz ayında
yüzde 43,9 oranında bir artış olduğunu ifade etmişlerdir. Bu artışın yılın son
üç ayında daha da artacağı beklenmektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı eski bir personeli olarak, 22 nci
Dönem milletvekili olarak, Bakanlığın bu uygulamasının yanlış olduğunu
anlatmak, duyurmak için daha ne yapabilirim bilemiyorum. Yüzde 50'lere varan bu
yanlış uygulama ne için, hangi inat uğruna devam etmektedir. Bu artış,
önümüzdeki yıl daha da artacaktır. En iyimser tahminle, 2005 yılı harcamasının
yüzde 25-30'u kadar artacaktır. Hem Bakanlığımızın bütçesi karadeliklerden
oluşuyor diyeceksiniz hem de bu tip yanlış uygulamalara devam etmekte ısrarcı
olacaksınız. Devletimizden çıkan bu kadar fazla paranın sorumlusu kim olacak?
Ben buradan şunu sormak istiyorum: Şu anda SSK Başkanlığının ne kadar
ilaç ve tedavi gideri borcu bulunmaktadır? Bu borçlanma önümüzdeki sene ne
kadar olacaktır ve geçen yıla göre belli olan net artış oranları ve rakamları
nedir? Aynı şekilde Bağ-Kurda da durum nedir? Bunun cevabını bekliyorum Sayın
Bakanımızdan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığımızı ilgilendiren bir başka önemli konuya değinmek istiyorum;
işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu. Avrupa Birliği ülkelerinde son derecede
önemli bir yeri olan bu konudaki çözüm önerilerimizi şu şekilde
sıralayabiliriz:
İşçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili yasa, tüzük ve yönetmelikler
uluslararası sözleşme, standart ve normlar dikkate alınarak yenilenmeli, tek
bir işçi sağlığı yasası hayata geçirilmelidir.
İş güvencesi ile iş güvenliğinin birbirinin tamamladığı gerçeğinden
hareketle, çalışanlara iş güvencesi sağlanmalı, tüm çalışanlar sosyal güvenlik
şemsiyesi altına alınmalıdır.
Devlet kaçak işçilikle mücadele etmeli, sigortasız ve sendikasız
çalıştırma önlenmeli, kayıtdışı ekonomi kontrol altına alınmalıdır.
50'den fazla işçi çalıştıran işyerlerinde mevzuatla getirilen ve toplu
iş sözleşmelerine hüküm olarak konan işçi sağlığı ve iş güvenliği kurum ve
kuralları demokratik bir yapıya kavuşturularak işletilmeli, 50'den az işçi
çalıştıran işyerlerinde ortak örgütlenme modeli geliştirilmeli ve işyerlerinde
işyeri hekimi bulundurulması sağlanmalıdır.
İstihdam üzerindeki vergi ve sigorta primi yükleri azaltılmalıdır.
İşyeri sağlık hizmetlerinde koruyucu sağlık hizmetleri öne çıkarılmalıdır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve SSK müfettiş sayısını artırmalı,
müfettişlerin yetkilerini çoğaltmalı ve sendikalarla işbirliği içinde
olmalıdır.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Merkezî yeniden yapılandırılmalı, altyapı
eksiklikleri giderilmeli, Türkiye genelinde yaygınlaştırılmalıdır.
Denetimler etkin olmalı, eğitim programlarıyla desteklenmeli, cezalar
caydırıcı olacak biçimde yeniden düzenlenmelidir.
İşçi, işveren ve hükümet, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında
işbirliğini geliştirmelidir.
Okullarda, televizyon aracılığıyla ve işbaşında, işçi sağlığı ve iş güvenliği
eğitimi yapılmalıdır.
Meslek hastalıkları konusunda çalışmalar geliştirilmeli, meslek
hastalıkları hastaneleri ülke genelinde yaygınlaştırılmalıdır.
Üniversitelerin ilgili fakültelerinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği
kürsüleri kurulmalıdır.
Sanat ve endüstri meslek liselerinde okutulan, işçi sağlığı ve iş
güvenliği dersleri yaygınlaştırılmalıdır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, son günlerde, çeşitli sivil toplum
örgütlerinin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hakkındaki şikâyetlerini burada
dile getirmek istiyorum:
Gençlerin yüzde 20'si, üniversite mezunlarının ise yüzde 40'ı işsizdir.
AKP, yoksulluğu artırmıştır.
Her şey, kâğıt üstündeki gibi güllük gülistanlık değildir.
Ülke nüfusunun en yoksul yüzde 20'si, toplam gelirin yüzde 5'ini
alırken, en zengin yüzde 20'si ise toplam gelirin yüzde 50'sini almaktadır.
Taşeronlaştırma ve özelleştirmeyle ücretler düşürülmüş, iş saatleri
fiilen 10-12 saate çıkmış, çalışma koşulları kötüleşmiş; çalışanların yüzde
50'si kayıtdışı denilen yerlerde, hiçbir sosyal güvencesi olmadan
çalıştırılmakta, çocuk ve kadın işçiler barbarca sömürülmekte, ödünç iş
ilişkisi adı altında, işçiler, kapitalistler arasında köle gibi alınıp
satılmaktadırlar.
Hükümetinizce, özel sigortacılık mantığıyla hazırlanan ve çıkarılması
konusunda endişe duyulan sosyal güvenlik yasasınca, emeklilik prim ödeme gün
sayısı artırılıp 9 000 güne, yani özel sektörde kesintisiz 25 yıla, ki, bu
kadar genç işsizin olduğu bir ülkede bu mümkün değil…
Bakınız, buradan sizlere bir örnek de vermek istiyorum: Geçtiğimiz
haftasonu Erzurum İlinde, Sayın Genel Başkanımızla birlikte yaptığımız
ziyaretimiz esnasında, Erzurum Genel-İş Sendikası Başkanı, kaloriferci ve
kapıcı olarak Erzurum İlinde görev yapan yaklaşık 3 000 kişiden sadece
550'sinin sendikaya üye olduğunu, diğer kalanların ise, işten çıkarılma
korkusuyla, üye olamadıklarını, daha da üzücüsü, yılda, işverenleri tarafından,
sadece yazın 4 ay SSK primi yatırıldığını, diğer aylarda ise bu primin
yatmadığını ifade etmişlerdir. Bunun adı, açıkça, bu çıkarmak istediğiniz
yasayla, mezarda emeklilik olur. Çıkarılmak istenen yasayla, emeklilik yok
edilmeye çalışılırken, emekli olabilenlerin maaşları düşürülmek istenmekte ve
ikramiyelerine el konulmak istenmektedir.
Ekonomik açıdan ülkenin önünde iki alternatif bulunmaktadır; ya
uluslararası ekonomik program sürdürülerek, bir bakıma kaçınılmaz olarak sosyal
ve ekonomik yıkıma gitmek ya da ülkenin gerçekleriyle uyumlu kalkınma hedef ve
politikalarıyla donatılmış yeni bir program hazırlanarak IMF tasarımlı
programları sona erdirmektir.
Bu saydıklarım, ülkemizin ivedi çözüm bekleyen acil ve acı
gerçekleridir. Peki, hükümetin acil gerçekleri, öncelik verdiği konuları,
gündemi nedir? Sanırım, en ivedi önceliği ve gündemi, çeşitli bahanelerle
gezmedik tozmadık ülke bırakmamaktır. Türkiye, artık IMF ve Dünya Bankasından
kurtuluş yollarını düşünmek ve tartışmak aşamasına gelmelidir. Gelmelidir ki,
kendi öz kaynakları, kendi çalışanı, kendi emeğiyle, kendi başına, halkı için
insanca kararlar verebilsin.
Hepinize saygılarımı sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Amber.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Gaziantep Milletvekili
Sayın Abdulkadir Ateş; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Ateş, süreniz 15 dakika.
CHP GRUBU ADINA ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Turizm Bakanlığının
2006 bütçesi üzerine, Grubum adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sizlerin de takdir edeceği gibi, verilen 15 dakikalık süre içerisinde
bütün olayları inceleyebilmemiz, burada, mümkün değildir. Bu nedenle,
sunuşumda, daha çok, önem verdiğim iki ana konu ve bunun ötesinde de, gerek
kültürün gerek turizmin güncel konuları üzerinde durmak istiyorum.
Üzerinde durmak istediğim, önemsediğim konulardan birincisi, 2003
yılında Kültür ve Turizm Bakanlıklarını birleştirmekle acaba iyi mi yaptık
sorusuna iki yıl sonra, burada, sizlerle bir yanıt bulmaya çalışmaktır. Acaba,
o zaman amaçladığımız sonuçlara bugün ulaşabildik mi? Birleştirme çalışmaları
sırasında, başta bulunan Sayın Bakanın, o gün bizlere söylemiş olduğu
"kamu hizmetlerinin sunumunda verimliliğin ve etkinliğin sağlanması için
bu işi yapıyoruz" dediği bu amaç gerçekleşmiş midir? Geçen iki yıla bir
baktığımızda, birleştirilmiş Bakanlığın çalışmalarına baktığımızda, sözü edilen
verimlilik ve etkinliğin sağlanması bir yana, olayların tersine geliştiği, bu
önemli Bakanlığın çalışmalarında önemli aksaklıkların ortaya çıktığıdır.
Önceki yapılanmaya göre, şimdiki yapılanmanın daha hantal bir yapıyı
ortaya çıkardığını, maalesef, görüyoruz. Hizmetlerde bir yavaşlamanın ve
nitelik kayıplarının olduğu bariz bir biçimde gözler önüne seriliyor. Bunun
örneklerine biraz sonra gireceğim; ama, bir örnek vermek istiyorum: Eğer,
bugün, siz, herhangi bir turizmci veya vatandaşımız, Kültür ve Turizm
Bakanlığından şu anki yatak kapasitemiz hakkında bir bilgi almak isterse, size,
ancak 2003 yılının rakamları verilebilir; çünkü, Bakanlık henüz daha 2004
yılının rakamlarını düzenlemektedir; böyle bir şey olabilir mi?!
Birleşik Bakanlığın faaliyetlerinin, etkinliğinin ve kalitesinin de bir
düşme trendine girdiğini, yine, maalesef, gözlüyoruz. Harcamalarda görülen
verimsizliğin de yaygınlaşmakta olduğu bizleri üzen noktalardan bir tanesi.
Birleşme, Bakanlıkta çalışan insan faktörünü de olumsuz yönde etkilemiştir.
Nasıl etkilemiştir; Bakanlıkların ayrı olduğu dönemde, bilgi birikimleri,
uzmanlık ve deneyimleriyle temayüz etmiş, üretkenlikleriyle tanınmış birçok
insan ya kızak görevlere verilerek ya da dışlanarak, yani bankamatik memurları
haline getirilerek, maalesef, israf edilmiştir. Bazı değerli insanlarsa,
gördükleri muamele karşısında ya istifa etmek ya emekliliklerini istemek
zorunda bırakılmıştır. Kendilerine reva görülen haksız uygulamalar karşısında
mağdur edilen; fakat, hakkını aramakta direnen birçok insansa, hukuk yolunu
seçen bu insanlarsa, bugün Bakanlığı birçok idarî mahkeme kararlarıyla karşı
karşıya getirmiş, Bakanlık bunlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu idarî
davalara yetişmek ayrı bir konu haline gelmiştir Bakanlıkta.
Özetle söylemek gerekirse, iki bakanlığın birleştirilmesi dahiyane fikri
iflas etmiştir bugün. Hatta, bunu, uygulamaların içerisinde olan, örgütün,
bakanlığın içerisinde olan objektif insanlar da, sağduyulu insanlar da bugün
açıkça söyleyebilmektedir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, iki yıl önce bu
konuda iktidarı uyarmıştık. Bugün yeni bir uyarıda bulunmak istiyoruz ve
diyoruz ki; hatadan dönmek bir erdemdir, hatanın neresinden dönerseniz kârdır.
Değerli milletvekilleri, üzerinde durmak istediğim ikinci önemli konu
kültüre ilişkindir. Daha çok da, kamu yönetimlerinin takip etmesi gereken
kültür politikalarına ilişkindir. Kültür, bildiğiniz gibi, bir toplumu
diğerinden ayırt eden veya bireyleri bir arada tutma özelliği olan, tarihsel
gelişim süreci içerisinde yaratılan değerler bütünü olarak düşünülebilir, öyle
bir olgudur. Bir topluluğu ulus yapan, ona sosyolojik kimlik tanıyan unsur
kültürdür. Kültürün öğeleriyse, dil, örf, âdet, sanat ve sosyal
alışkanlıklardan oluşur. Kültüre ilişkin üretim işlevini ve önderliğiniyse,
bireyler, şahıslar götürürler. Bunların içerisinde de, aydınlar, sanatçılar,
yaratıcı düşünce ve fikir insanları, bunların, kültürün önderliğini, üretimini,
gelişmesini sağlarlar.
Bu nedenle, kültür üretme veya onun öğelerinin gelişiminin sağlanması,
sivillerin işidir. Başka bir deyişle, kültür, biz inanıyoruz ki, sivil bir
alandır, bürokratik bir alan olmamalıdır.
Konuya bu açıdan baktığımızda, sormamız gereken soru şu olmalıdır. O
halde, kamu yönetimlerine bu konuda ne görev düşmektedir sorusunu yanıtlamamız
lazım. Acaba bu soruyu, bugünkü Bakanlık yanıtlayabiliyor mu, doğru
yanıtlayabiliyor mu; ona bakmamız lazım.
Bu görevlerden birincisi, devlet, yurttaşlarına her türlü insan hak ve
özgürlüklerini kullanabilme yollarını açmalı, bunun yanında da, demokrasinin
tüm kurum ve kurallarıyla o ülkede yaşayabilmesini sağlamalıdır.
Devlete düşen ikinci önemli bir görev de bu konuda, kültürün gelişmesi
ve güçlenmesi için gerekli olan en uygun ortamı ve koşulları hazırlamak, kamu
kaynaklarının yeterli bir bölümünün bu amaca ve kamu kurumlarının kültüre
ilişkin eylemlerine, faaliyetlerine aktarmayı sağlamalı ve yine, kamu
kurumlarının kültüre ilişkin tavırlarını koordine edebilme özelliğini
göstermelidir. Bir ülkede, eğer, devlet bu görevlerini yeterince yerine
getirebiliyorsa, o ülkede kültür, iç barışın, dayanışmanın, kardeşliğin,
toplumsal mutluluğun,ulusal bütünlüğün en önemli güvencesi olarak görülür.
Eğer, devlet bu konudaki görevlerini gerektiği kadar yerine getirememişse, işte
o zaman o ülkede, iç barıştan, kardeşlikten, huzurdan ve ulusal birlikten söz
etmek, maalesef, çok güçleşir.
Bu yönüyle baktığımızda, kültür ve kültür politikaları önemlidir. Kültür
ve kültür politikaları, yararlı bir
araç olabileceği gibi, eğer, dikkatli kullanılmadığı takdirde de,
tehlikeli bir silaha da dönüşebilir. İşte, bu nedenle, bizler, kültür ve kültür
politikaları üzerine daha bir dikkatle, daha bir ciddiyetle ve hassasiyetle
eğilmemiz gerekir. Önyargısız, farklılıklarımızı zenginliklerimiz olarak gören,
doğru saptanmış kültür politikalarıyla birçok sorunumuzu bugün Türkiye'de
çözebileceğimize biz inanıyoruz; ama, önyargılı, farklılıkları düşmanca
algılayan, yanlış saptanmış kültür politikaları ise, çözülmesi gereken
sorunlarımızı çoğaltacağı gibi, sorunların çözümünü de, maalesef, kolluk güçlerine
bırakmak anlamına gelir. Üzülerek belirtmek gerekir ki, bugün ülkemizin içinde
bulunduğu durum maalesef budur.
Etrafımıza şöyle bir baktığımızda, gasp, darp, hırsızlık, kapkaç, artık,
yaşantımızın bir parçası haline gelmiş. Ayrılıkçı terör her gün yeni canlar
alırken, televizyon kanallarının en çok izlenen programları, kanlı çatışma
programları, şiddet ve mafyalaşmış suç örgütlerinin kanlı çatışmalarını konu
alan programlar ise, artık, kültürden, kültürümüzün birleştirici, kaynaştırıcı
etkilerinden söz edebilmemiz zordur. Bu ise, sorunların çözümünü, artık, yalnızca
kolluk güçlerinden bekleme durumunda bizi bırakacaktır. Bu gidiş ise,
ülkemizde, yeni kültür gelişimlerinin, şiddet, kavga, çatışma üzerine kurulmak
üzere olduğunun işaretleridir. Bu tabloyu gördükçe, üzerinde yaşadığımız bu
kutsal toprakların, bir zamanlar, Mevlanaları, Hacı Bektaşları, Yunus Emreleri,
Şeyh Edebalileri, daha nice kültür ve inanç ulularını yetiştirdiğine inanmakta,
maalesef, zorluk çekiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu iki konudan sonra bazı güncel konulara da
girmek istiyorum.
O da; birincisi: Acaba, AKP İktidarı kültür ve turizme ne kadar önem
vermektedir; bunu bir inceleyelim diyorum.
Sabah konuşan arkadaşlar birçok güzel şey söylediler Bakanlığın
bütçesiyle ve kaynaklarıyla ilgili; ama, baktığımızda, enflasyondan
arındırılmış olarak yapılan hesaplara göre, Bakanlık bütçesi, 2002 yılı 100
olarak alındığı takdirde, bugün, maalesef, 90'lara düşmüştür; bir düşüş vardır.
Yine, AKP İktidarı döneminde, Bakanlık bütçesinin konsolide bütçe içindeki payı
da giderek azalmaktadır. 1985 yılında binde 52 olan bu pay, bugün yüzde 40'lar
civarında dolaşmaktadır. O halde, AKP'nin -sabah söylendiği gibi- Kültür ve
Turizm Bakanlığına gereken desteği, önemi verdiğini zannetmiyorum. Eğer, bu
önem veriliyorsa, onun bir göstergesi de, bu Bakanlıktaki çalışanlara hükümet
nasıl bakıyor; onu irdelemek lazım.
Yine, baktığımızda, birçok bakanlık çalışanına -üç beş bakanlık dışında
ki, bunlardan bir tanesi Turizm Bakanlığıdır- maalesef, Kültür ve Turizm
Bakanlığı çalışanlarına ektazminat verilmemekte, bunlar ayrı tutulmaktadır.
Bunu da yadırgadığımızı burada ifade etmek istiyorum.
Yine, Bakanlık içerisinde birtakım keyfî yönetim ve atamalar da, aynı
şekilde, AKP'nin çalışanlara karşı tavrını belirlemekte önemli nirengi
noktalarıdır. Mesela, kültür ve turizm müdürlüklerine, eski müdürlerden
-birleşme sırasında- biri yerine, dışarıdan kişilerin atanmış olması, ki,
meslekî bilgi ve birikimi olmayan kişilerin atanmış olması, müdürlerin, daha
sonra, dava açarak göreve iade edilmelerine neden olmuştur. Bu nedenle de,
bazen, aynı kadroda, aynı makamda 3 bürokratın birden görev aldığını, maalesef,
hayretle izlemek zorunda kaldık. Hatta, son bakan değişikliklerinden sonra, bir
görevden daha alınma ve yeni atamayla, aynı makamda, aynı kadroda 4 kişinin
olduğunu görmek bizleri çok üzüyor.
Yine, birleşmeden sonra, hiçbir meslekte yükselme sınavı açılmamıştır;
ama, sınavsız yükselmenin mümkün olduğu tek unvan kültür ve turizm il
müdürlüklerine 300'ün üzerinde kişi atanmıştır sınavsız olarak ve daha sonra,
bu kişiler, unvan kazandıktan sonra, merkeze çağrılarak, ya danışman ya uzman
ya da şube müdürü olarak görevlendirilmişlerdir ki, bu da nitelikli personel
yetişmesinin önünde, bu Bakanlıkta bir engeldir.
Değerli arkadaşlarım, buraya gelmişken, bir de Devlet Tiyatrolarının
üzerinde durmak istiyoruz. Bildiğiniz gibi, Devlet Tiyatroları, bağlı
kuruluştur; bağlı kuruluş olması nedeniyle de, onun yönetimi, bir farklılık
icap ettirir; ama, keyfî bir biçimde Devlet Tiyatroları Genel Müdürünün
görevden alınması ve buna personelin tepkisi, elin tersiyle itilmiş ve hiçbir
şey olmamış gibi, bugün, ağustos ayından beri, Tiyatrolar Genel Müdürlüğü
vekâleten yürütülmektedir ve Sayın Bakan, vekâleten yürüten kişinin onayını
Cumhurbaşkanlığına gönderemiyor. Acaba neden? Bu soruyu sormak istiyoruz.
Başka bir keyfî atama, bu Avrupa Konseyi bünyesinde bulunan Euroimaj'da
yıllardır çalışan Faruk Günaltay'ın aniden görevden alınmasıdır.
Değerli arkadaşlarım, bütün bunların yanında, müzelerimizin durumu da,
maalesef, içler acısı. Öyle ki, duyumlarımıza göre, 19-20 müze dışında,
ülkedeki geri kalan tüm müzelerin yerel yönetimlere devredileceği
konuşulmaktadır. Bu, bizi, maalesef, büyük bir üzüntü içerisine sokmuştur.
Bakanlık bu işi acaba beceremiyor mu? Mesela, Ankara Resim Heykel Müzesi altı
yıldır kapalı. 2005'te ihalesi yapıldı, hâlâ hiçbir şey yok ortada. Eğer
beceremiyorsa, bu, Bakanlık için, Kültür Bakanlığı için bir zuldür diye
düşünüyorum.
Yine aynı şekilde, baktığımız zaman, müze yönetimlerinde bazı
değişiklikler yapılmaya gidildiğini duyuyoruz. Mesela, İslam Eserleri Müzesi
ile Topkapı Sarayı Müzesi birleştirilmiş, bir müdürlük haline getirilmiş ve bir
kaymakam buraya müze müdürü olarak atanıyor. Meslekle hiçbir ilgisi yok! Böyle
şeyleri yapmasak çok daha iyi olacağına biz inanıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, tabiatıyla, müzelerin yanında, kütüphanelere
geldiğimizde durum daha fecaat. Bugün, son dönemde, 1 475 kütüphaneden sadece 1
395'i faaliyet gösterebilme durumundadır, 80'i kapanmıştır. Bunlardan 200
dolayındaki kütüphane de, bakımsızlık, ödeneksizlik, personel yetersizliği
nedeniyle, maalesef, hizmet veremiyor. Yine, Ankara'nın merkezinde, hemen
burnumuzun dibinde, Mamak, Balâ, Keçiören Kütüphaneleri, elektrik yokluğundan,
yakacak yokluğundan, personel yokluğundan kapalı. Böyle bir şey olabilir mi?!
Kütüphaneler…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ateş, lütfen toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla) - Toparlamaya çalışayım Sayın Başkan; teşekkür
ederim.
Şimdi, bir olasılık, yerel yönetimlere devredilmesi deniliyor; ama,
yerel yönetimlerin malî durumlarının ne olduğunu, hepiniz benden daha iyi
biliyorsunuz. Şimdi eğer, bir Kültür Bakanlığı kütüphaneleri açık tutamıyorsa,
bence, bu da bir züldür, bu da bir başarısızlıktır diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, Halk Kültürleri Araştırma Genel Müdürlüğü diye çok
ciddî bir genel müdürlüğümüz vardı, Türkiye'nin en zengin arşivine sahipti.
Burası da küçültülerek, daraltılarak bir daire başkanlığına dönüştürülmüştür
son zamanlarda.
Telif haklarıyla ilgili söylenecek çok şey var; ama, turizmin bazı
güncel konularına da, hemen, ben burada girmek istiyorum, hep kültür konuşmak
istemiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bugün turizm Türkiye'de, tutarlı ve planlı bir
gelişme yerine, çoğu kez, duygusal beklentiler ve kısa vadeli çıkarlar
doğrultusunda şekillenmektedir, yönetilmektedir. Uzun dönemde sürdürülebilir
bir turizm politikasının oluşabilmesi için, mutlaka, bir plana ihtiyaç vardır.
Sayın Bakan geçen gün "Türkiye'de turizm master planı yoktur"
dedi. Evet, bakanlar değiştikçe, bakanlıklar, maalesef, hafıza kaybına uğruyor.
1992-1995 yılları arasında Türkiye'de, dinamik bir programlama yöntemiyle,
Türkiye Turizm Master Planı hazırlanmıştır.
Sayın Bakan, lütfen, bürokratlarınıza sorunuz; tozlu raflardan o master
programını indiriniz, güncelleştiriniz ve uygulayınız.
Yine, turizm sektörünün bir sorunu da, merkezî yönetim dışında, yeniden
kendi kendisini denetleyip yönlendirebilecek, yöresel tanıtım ve pazarlama
faaliyetlerini yürütebilecek bir yapıya kavuşmasını sağlamak lazım. Bunun için
de, turizm meslek birlikleri, turizm hizmet birlikleri hızlıca oluşturulmaya
çalışılmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, 2634 sayılı Turizmi Teşvik
Yasası da, artık, özellikle bu Belediyeler Yasasından sonra büyük sorunlarla
karşı karşıya kalmıştır. Öyle sorunlarla karşı karşıya kalmıştır ki değerli arkadaşlar…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ateş, eksüreniz de tamamlandı.
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla) - Tamam; tamamlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür için Sayın Ateş; lütfen…
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla) - Teşekkür ediyorum, tamamlıyorum Sayın
Başkan.
Son olarak, yani, bu yasanın da mutlaka güncelleşmesi lazım.
Yine, 1618 sayılı Seyahat Acentaları Yasasının da düzenlenmesi lazım
diye düşünüyorum ve Sayın Başkan, son olarak şunu belirtmek istiyorum:
Türkiye'de politika üretmesi gerekenler, maalesef, bilincinde veya bilinçdışı
bir biçimde mizah malzemesi üretmektedirler bugün. Ülkemiz, politik mizah
malzemesi açısından yoksulluğa ve yoksunluğa hiç düşmüyor; ama, kültür ve
turizm konularında politika üretme yoksunluğumuz ve noksanlığımız, maalesef,
hâlâ, devam etmektedir.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ateş.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı, Antalya
Milletvekili Osman Kaptan. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır Sayın Kaptan.
CHP GRUBU ADINA OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sayın Başkan, çok değerli
milletvekili arkadaşlarım; Kültür ve Turizm Bakanlığının 2006 yılı bütçesi
hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlarım.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hükümet, kültüre ve turizme gerekli
önemi vermediği için, bütçeye de gerekli parayı koymamaktadır. Enflasyondan
arındırılmış hesaplamayla, AKP İktidarında, Bakanlık bütçesi 2002 yılı
düzeyinin altındadır. Bugün için, Türkiye'de yaklaşık 3 000 000 insanımız,
turizmde istihdam edilmektedir. Yine, dışticaret açığımızın yarıya yakını,
turizm gelirlerinden karşılanmaktadır. Böylesine, önemli bir sektöre gerekli
önemi veriyor muyuz diye sorduğumuzda ise, üzülerek söyleyeyim ki, gerekli
önemi vermiyoruz. Hele hele bu hükümet, bindiğimiz dalı kesiyor. Üç yılda üç
bakanın değiştirilmesi, Kültür ve Turizm Bakanlıklarının birleştirilmesi yanlış
olmuştur.
Sayın arkadaşlarım, Sayın Turizm Bakanı, yasakların yasak olduğundan söz
ediyor Plan Bütçedeki konuşma kitabının daha birinci sayfasında. Sayın Bakan,
sizin hükümetiniz, yasakları kaldırmıyor, yeni, yasaklar koyuyorsunuz;
koyduğunuz yasaklarla da turizme zarar veriyorsunuz. Son içki yasağı, Almanya
gibi en çok turist gelen ülkenin 4,5 milyon tirajlı en çok satan Bild
Gazetesinin birinci sayfasında haber oluyor. Almanya dışında, Rusya'da,
Amerika'da ve diğer basın organlarında, yurt içinde ve yurt dışında içki yasağı
tartışılırken, bizim Turizm Bakanımızdan hiçbir ses çıkıyor, tık yok; sanki,
Sayın Bakan dilini yuttu.
Sayın arkadaşlarım, turizmin en önemli sorunlarından birisi de altyapı
sorunudur. Eskiden, önce altyapı yapılır, sonra tesis yapılırdı. Şimdi, tam
tersi yapılıyor; "sen tesisini yap, altyapın için Turizm Bakanlığına para
ver; Hasan almaz basan alır; Turizm Bakanlığı, altyapıyı yaptırır" diyor.
Antalya-Lara bölgesinde, tesis sahiplerinden, altyapı için para toplandı. Kanun
değiştirildi, yönetmelik değiştirildi; arazi tahsis edilen kişilerden 200
trilyon lira para toplandı. Toplanan bu paraların çoğu da başka yerlere
gönderildi. Sayın Başbakan "tahsislerden toplanan paranın 45 trilyonu
Antalya'ya gönderildi" diyor. Peki, Sayın Başbakan, 155 trilyon lira
nereye gönderildi? Antalya'dan toplanan paralar, niye Antalya'ya gönderilmiyor?
Yerel seçimlerde, sayın arkadaşlarım, Antalya'da Büyükşehir
Belediyesinin tüm bilbordlarına, Sayın Başbakanın resimleri asıldı, resimlerin
altında da "Antalya hak ettiğini alacaktır" yazısı vardı. Gelinen
noktada görülüyor ki, Antalya'nın hak ettiği verilmediği gibi, Antalya'nın hak
ettiği elinden alınıyor. Bu konuda, ben ve arkadaşlarım, Meclis araştırma
önergesi verdik, bu işi sonuna kadar takip edeceğiz.
Sayın arkadaşlarım, Almanlar Lara'yı örnek vererek "Lara gibi
altyapısı olmayan tatil bölgelerine gelmeyiz" diyorlar. Bazı yerlerde
deniz kirliliği arttığı için mavi bayraklar geri alınmaktadır.
2002 yılında yapılan turizm şûrasında, yılda 450 000 000 dolar paranın
altyapı, tanıtım ve teşvik için bütçeye konması istenmesine karşın, şimdiye
kadar, maalesef, bütçeye bu para konmamaktadır.
Bir önceki Turizm Bakanı "Antalya'nın altyapı sorunu 2004'ün
mayısına kadar bitirilecektir" demişti; 2006 geldi geçti, 2006'nın başına
geldik, hâlâ, bir Antalya'nın altyapı sorunu çözümlenmedi.
Sayın Bakan, rakip ülkelerde KDV yüzde 5 ile yüzde 8 arasında. Peki,
Sayın Bakan, bizde niye yüzde 18? Bir de bu yetmiyor gibi, yüzde 3 de konaklama
vergisi getirmeye çalışıyorsunuz. Bu cironun, cirodan alınması düşünülen bu
verginin, kârın yüzde 20'sine tekabül ettiğini herhalde hesaplıyorsunuzdur.
Sayın Başbakan "turizmde KDV'yi indireceğiz" demişti; ne oldu,
niye indirmiyoruz; çünkü, IMF izin vermiyor, değil mi! Sizi, Türk Halkı,
IMF'nin dediğini yapsın diye mi seçti?! IMF, sayın arkadaşlar, ekonomiyi idare
ediyor. Peki, siz, neyi idare ediyorsunuz Sayın Bakan?! Siz de vaziyeti idare
ediyorsunuz.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - O da IMF'yi idare ediyor.
OSMAN KAPTAN (Devamla) - IMF'yi idare etse, KDV'leri indirir.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - İdareyle oluyor bu işler…
OSMAN KAPTAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bir
araştırmaya göre, Türkiye'ye gelen turistlerin yüzde 72'si tatil için
geliyormuş. Bizim Turizm Bakanı da otuz yıldır tatil için geliyormuş. Bizim
Turizm Bakanı da otuz yıldır tatil yapmamış, onunla övünüyor; sanırım, Sakal-ı
Şerif olayı gibi, bu da, dünyadaki tek örnektir.
Yine bu araştırmada, turistler, esnafın kendilerini bunalttığından
şikâyet ediyorlar; peki, esnaf velinimeti olan turisti niye bunaltsın;
çaresizlikten… Hani güneş çarığı, çarık ayağı sıkar örneği gibi, hükümet esnafı
sıkıyor sayın arkadaşlarım; vergi, telefon, benzin, sigorta, Bağ-Kur, elektrik
parası derken, esnaf dükkânının kirasını veremiyor. Esnafın çaresizlikten de
olsa turisti bunaltması değil de ancak hükümetin çare üretmeyerek esnafı
bunaltması hiç mi hiç iyi değildir; ama, bir gerçek var, esnafın durumu
hakikaten iyi değildir.
Peki, otelcinin durumu iyi mi; hayır, o da iyi değil. Son iki yılda 50
tane otel el değiştirdi; bunların yarısı da yabancıya gitti. Hani, hükümet
"işler iyiye gidiyor" diyordu ya, öyleyse bu oteller niye el
değiştiriyor?!
Sayın arkadaşlar, işler iyiye falan gitmiyor; hükümete göre enflasyon
indi, ekonomi büyüdü. Bizde enflasyon yüzde 8, Etiyopya'da yüzde 5. Sayın
arkadaşlarım, Etiyopya'daki enflasyon bizden daha düşük; ama, Etiyopya'da
insanlar açlıktan kırılıyor. Ekonomi bizde 9,9 büyüdü, Etiyopya'da yüzde 11,6
büyüdü; Etiyopya'da ekonomi bizden daha fazla büyümesine rağmen, Etiyopya'da
insanlar açlıktan kırılıyor.
Dolayısıyla, sayın arkadaşlarım, Türkiye'de rakamlara ve bakanlara göre
durum iyi, güllük gülistanlık; ancak, bakanların ve rakamların Türkiyesinin
dışında bir de gerçek Türkiye var. Gerçek Türkiye'de, çiftçi, köylü bitmiş;
esnaf zorda; emekli, işçi, memur, dul, yetim, öğrenci perişan; işsizler, zaten
mutsuz ve umutsuz. Türkiye'deki gelir dağılımı da, dünyada Mozambik, Tanzanya
ve Bangladeş'ten sonra en kötü durumda.
Sayın arkadaşlarım, Sayın Başbakanın, sanırım, dünyada ayak basmadığı
yer kalmadı; onun için de, Türkiye'de, Sayın Başbakanın ayağı yere basmıyor.
Sayın Başbakana, kaç ülkeye gittin, kaç kişiyle gittin, kaç lira para harcadın
diye sormuyorum; ama, bu konuda cevap da verilirse, niye cevap veriyorsunuz da
demeyiz; o başka. Benim sormak istediğim, dünyanın en önde gelen bir araştırma
şirketi, bir reklam şirketi bir araştırma yaptırmış; dünyadaki 30 tane ülke
arasında yapılan bu araştırmada, biz, önce tanınmıyormuşuz, yine tanınmıyoruz.
Bu araştırmada deniyor ki Amerika'ya: "Ey Amerika, imajını düzelt, imajın
düşüşte" deniyor; fakat, Türkiye için bir öneride de bulunamıyor; çünkü,
Türkiye, önceden de tanınmıyor, şimdi de tanınmıyor. Yoksa, sayın arkadaşlarım,
bu gezilerin bir faydası yok mu?!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kaptan, lütfen, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
OSMAN KAPTAN (Devamla) - Sayın arkadaşlar, en güzel koylarımızı, balık
çiftlikleri kurulmasına izin vererek Tarım Bakanlığı kirletiyor. Güzelim
ormanlarımızı, sanki başka yer yokmuş gibi, golf alanına tahsis ederek -Manavgat Sorgun'da olduğu gibi- Orman
ve Turizm Bakanlığı, birlikte, tahrip ediyor. Enerji Bakanlığı, taşocağı izni
vererek, Antalya'nın dağını taşını köstebek yuvasına çevirdi. Turizmi, bu
bakanlıklardan ve bu hükümetten korumak lazım. Turizm Bakanlığını, ricacı
bakanlıktan icracı bakanlığa dönüştürmek lazım. Bakanlığın yetkilerinin bir
kısmını turizm sektörüne devretmek lazım. Önümüzdeki elli yıl için, stratejik
turizm perspektif planı yapılmalıdır. Turist başına 1 000 dolar gelir
hedeflenmelidir. Golf, futbol, kongre gibi turizm çeşitlerine ağırlık
verilmelidir. KDV'yi ve ÖTV'yi rakip ülkeler düzeyine indirmeliyiz. Turizmde
eğitime ve kaliteye önem vermeliyiz. Turizmin tüm ülkeye yayılmasını sağlamalı,
güvenliğe ve turist sağlığına da ayrıca önem vermeliyiz. Kışın tesisini açana
özendirici teşvik vermeliyiz. İhracatçıya tanıdığımız teşvikleri
turizmcilerimize de tanımalıyız. Tanıtmaya, altyapıya, teşvike, her yıl
bütçeden en az yarım milyar dolar para ayırmalıyız; çünkü, turizm
yatırımlarındaki her 1 dolarlık artış, ekonomiye 25 dolar olarak geri
dönecektir. Devlet, turizm bölgelerindeki belediyelerimizi kış nüfusuna göre
değil, yaz nüfusuna göre değerlendirmeli ve desteklemelidir.
Ayrıca, 2004 yılında çıkarılan Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanununa
göre, turizmciler, müzik birliklerine fahiş miktarda telif hakkı ödemek zorunda
kalıyorlar. Bu yasanın da yeniden düzenlenmesi gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen Sayın Kaptan, teşekkür eder misiniz.
OSMAN KAPTAN (Devamla) - Turizme…
BAŞKAN - Teşekkür için Sayın Kaptan.
OSMAN KAPTAN (Devamla) - Ben teşekkür edeceğim Sayın Başkan, siz mi
edeceksiniz?
BAŞKAN - Buyurun, teşekkür edin.
OSMAN KAPTAN (Devamla) - Sayın arkadaşlar, ayrıca, turizme ilişkin
önerilerimden sonra şunu da söylemek istiyorum: Sebze üretiminin fiyatları dibe
vurmuştur. Özellikle domates, biber ve sebze ihracatına, acilen, ton başına
teşvik verilmelidir. Bunun sağlanmaması halinde, turizm yöresindeki tarımcı,
esnafımızın yanında sebze üreticilerimiz de perişan olmaktadır.
Hepinize saygılar sunarım, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kaptan.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, Ankara
Milletvekili Bayram Meral; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Değerli arkadaşlarım, sözlerime başlarken, bir üzüntümü de ifade etmek
istiyorum. Bir zamanlar, Çalışma Bakanlığımızın bütçesi görüşülürken, şu gördüğünüz
balkonlar çalışanlarla, sendikacılarla dolardı. Maalesef, şimdi hiçbir arkadaşımı
orada göremiyorum. Bunun birçok nedeni olmalıdır…
AHMET YENİ (Samsun) - İşlerini hallettiğimiz için.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - İşler ya güzel halloluyor belli veya
vatandaş beklentisini kesmiştir ki, son söylediğim hayattadır; onu da ifade
etmek istiyorum.
Evet, arkadaşımın dediği gibi, meydanlarda, işsizlere iş bulacaktınız,
esnafın sorununu çözecektiniz, emeklinin yüzünü güldürecektiniz, memura grevli,
toplusözleşmeli sendikal hak verecektiniz, köylünün ürününü daha
değerlendirecektiniz. Önüne bakma, bana bak, bana laf atıyorsun; ne oldu bunlar
şimdi?! Bunlar şimdi buzun üzerinde
kaydı gitti!..
Değerli arkadaşlarım, meydanlarda bir şeyler daha söylüyordunuz,
diyordunuz ki: Bu IMF'nin ve Dünya Bankasının ortaya koyduğu programlar
uygulandığı sürece ülke belini düzeltemez." Şimdi aynı programları sonuna
kadar siz de uyguluyorsunuz. Ne oldu değerli arkadaşlarım?! İşsizlik had
safhada. Neden işsizliğin aza indiğini biraz önce söylediniz? Ve Sayın Bakanım
da maalesef raporuna yazmış. Değerli arkadaşlarım, iş olacak ki işçi olsun.
Nerede yatırım yaptınız, var mı yatırım; yatırım yok. Ne oluyor o zaman; adım
adım işçilerin işine son veriyorsunuz. 2004 yılında işine resmen son verilen
işçi sayısı 12 000 civarındadır değerli arkadaşlarım; Türk-İşin raporu.
Hakeza, emekliler -sağ olsun Sayın Bakanım, raporuna yazmış- en taban
emekli aylığı 449 Yeni Türk Lirası, 449. Muhterem arkadaşlarım, bakınız, yeni
bir ev alan zat, yalnız evinin suyunu bağlatması için -şu, Turan Güneş
tarafında- 1 200 000 000 lira ödemesi lazım. İşte, değerli arkadaşlarım, halka
getirdiğiniz mutluluk bunlar! Ne yaptınız; yatırım yerine, halkı beklentiye
soktunuz. Çalışma yok, iş yok. Gençler, üniversitede okusam mı okumasam mı diye
tereddüt içinde. Vatandaşa kömür gönder, odun gönder, torbanın içerisinde biraz
yiyecek gönder, Allah'ına şükretmesini öğret!..
Değerli arkadaşlarım, bunlar, son derece halkı sıkıntıya sokan
olaylardır. Sosyal devleti ortadan kaldırdınız. Nedir sosyal devlet; işsizi aza
indiren, fert başına düşen millî geliri artıran ve eşit olarak dağıtan, sağlık
sorununu, eğitim sorununu çözen… Mevcut mu bunlar şimdi, oluyor mu?
Bir konuşmacı, burada -Sayın Başbakanım da bazen söyler- efendim, Sosyal
Sigortalar Kurumunu Sağlık Bakanlığına verdik, ne oldu; kuyruklar kalktı.
Şimdi, soruyorum size değerli arkadaşlarım; Sosyal Sigortalar Kurumu
hastanelerinden, bir doktor, bir başka hastaneye havale etmeden, bir hasta
gidebiliyor mu? Hangi kuyruklar azaldı? Milleti artık canından bıktırdınız,
kimse hastanelere gitmek istemiyor.
Ve bir şeyi daha başardınız, tebrik ederim! Önceleri hastalara doktorlar
bakıyordu, şimdi temizlik şirketlerinde çalışan arkadaşlarımız bakıyor. Sizi
kutluyorum vallahi, ülkeyi bu kadar geliştirdiniz! Kutluyorum sizi! (CHP
sıralarından alkışlar)
Ne oldu şimdi? Sayın Bakanım, Türk-İş Başkanına diyor ki, ah, bu asgarî
ücreti bana bıraksaydılar, ben bilirdim yapacağımı. Sayın Bakanım, günde 1
lira. O, Sayın Başbakanımız, bayramda, çok güzel ayarlayıp, cebindeki demir
lirayı değil de, eski 1 000 liraları cebine koyup, oradan çıkarıp çıkarıp
çocuklara dağıtıyordu ya; ama, o demirler işe yaramıyor; işte, ondan günde 1
tane yaptınız.
Şimdi, bakınız, sosyal devlete değerli arkadaşlarım; asgarî ücret oldu
380 YTL. Bozdur bozdur harca! Helali hoş olsun size!
Ne olacak şimdi değerli arkadaşlarım; açlık sınırının altında, yoksulluk
sınırının kat kat altında asgarî ücreti tespit ettik. Hani, meydanlardaki o
güzel sözler Sayın AK Partililer, nerede kaldı? Vay gidi eski günler vay! Keşke
muhalefet olsaydınız da biraz daha rahat konuşsaydınız. Şimdi ne
konuşacaksınız?
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Ne yapsan laf atmayacağız, hiç boşuna uğraşma.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Çok teşekkür ederim. Ben, laf atmanın aşığı
değilim, öyle bir derdim de yok.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Bizi tahrik etmeye çalışıyorsun; ama, boşuna…
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) -Öyle bir derdim de yok.
BAŞKAN - Sayın Meral, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Yalnız, benim, Sayın Bakanımdan birkaç
isteğim olacak değerli arkadaşlarım. Sayın Sağlık ve Sosyal İşler Komisyonu
Başkanımız, Sayın Hocam da karşıda oturuyor. Bu esnafın, Bağ-Kurlunun, Sayın
Bakanım, prim borçları var, kokuşmuş artık bu. Biz bir teklif yaptık, dedik ki
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kökünü kaldırın bunların. Maalesef, AK
Partideki arkadaşlarımız bunu reddetti. Cevap da şu: Kaynak nereden olacak?..
Sayın Başbakanımızın bir açıklaması var; diyor ki: "Hortumcuların,
talancıların devlete yüklediği yük, 156 milyar dolar." Ee, buna kaynak
buldunuz da, esnafa, işçiye, köylüye, fakire niye kaynak bulamıyorsunuz dedik;
maalesef bizim önergemiz reddedildi. Bunu dikkatinize sunuyorum; bir.
İkincisi, bu işsizlik sigortasında büyük bir para birikiyor. Bunun
geleceğinden son derece endişe duyuyorum Sayın Bakanım. Şu para, bugün, eski
adıyla 7,5 katrilyonu geçti.
Bir konu daha var Sayın Bakanım: Daha önceleri, Konut Edindirme Fonu
diye bir fonumuz vardı. Bunu, ne Maliye Bakanımız dile getirdi ne sizin
kayıtlarınızda var. Bu, acaba nereye gitti? Bunun da bir aydınlanmasını
istiyoruz Sayın Bakanım.
Yine, hazırladığınız sunuşunuzda, belli bir miktarda işçinin işe
girdiğini söylüyorsunuz. Görebildiğim kadarıyla Sayın Bakanım, yeni bir işkolu
icat ettiniz; bu temizlik şirketleri. Bu, başlıbaşına bir sorun, başlıbaşına
bir sıkıntı ve -bütününü kast etmiyorum- burada insanlar bir ay, iki ay, üç ay
çalışıyor, ondan sonra işine son veriliyor, diğer birisi işe alınıyor. Böylece,
eğer bunları dikkate alarak 60 000 kişiyi işe soktuğunuzu söylüyorsanız, ben,
bunu, bu şekilde düşünüyorum. Daha farklı bir taşeron icat edildi Türkiye'de ve
işçileri son derece sıkıntıya sokuyor. Böyle işyerlerinde çalışan insanların,
hazırladığınız yeni sosyal güvenlik yasası tasarısıyla emekli olmaları mümkün
değil değerli arkadaşlarım; çünkü, yılda üç ay, dört ay çalışan bir insanın
emeklilik hakkı ortadan kalkar, bir; sağlık sorunları çözülmez, iki. Sayın
Bakanım, bunları da dikkatinize sunmak istiyorum.
Yine arz etmek istediğim konulardan birisi de değerli arkadaşlarım, yurt
dışında 4 000 000'a yakın vatandaşımız çalışmaktadır. Bunların çok ciddî
sorunları vardır. Bunların yurt dışında çalışmaları ile yurt içinde
çalıştıklarını birleştirip bunları borçlandırıyoruz Sayın Bakanım. Daha önce 2
dolardı günlük; bunu 5 dolara çıkardınız; şimdi, 5 doları 3,5 dolara
indirdiniz. Yurt dışında çalışan vatandaşlarımız bundan son derece şikâyetçi.
Diğer bir konu… Bu arkadaşlarımız yurt dışından yurt içine gelirken gümrüklerde
büyük sıkıntılarla, büyük sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar. Bu konuda da
ilginizi rica ediyorum.
Yine bir konu… Bu arkadaşlarımıza Dışişleri Bakanlığımız mensuplarının
yakın ilgi göstermelerini, kapılarını bunlara açık tutmalarını, özellikle
şahsınızdan rica ediyorum.
Yine bir konu, bu arkadaşlarımızın; bunlar, dürüst, haysiyetli, ülkesini
seven insanlar; yurt dışında çalışıyor, parasını, kaynaklarının bir bölümünü
yurt içine gönderiyor ve bilhassa, Avrupa'da, başta Almanya olmak üzere, yurt
içine gönderilen, Merkez Bankası kanalıyla gönderilen parasından da-ayrıca
tespit edilmiş- bunlardan da vergi tahsil ediliyor. Bunları da dikkatinize
sunuyorum.
Yine, Sayın Bakanım, bu konuyla ilgili bir konuyu daha ifade etmek
istiyorum. Camilerde -özür diliyorum; Diyanet İşleri Başkanlığının camilerini
kastetmiyorum- o şıhların, diğer kişilerin icat ettiği camilerde bu
arkadaşlarımız soyuldu, soyuluyor, soyulmaya
devam ediyor. Bu arkadaşlarımızı, lütfen, uyarın.
O ki, Bağ-Kurdan bahsediyoruz; Bağ-Kurun bir konusu daha var. Cumhuriyet
Halk Partisi olarak, biz, daha önceden söyledik Sayın Bakanım; muhtarları
asgarî ücrete bağlayın ve bu sorun ortadan kalksın.
Şunu, özellikle…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Meral, lütfen, tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
HALİL AKYÜZ (İstanbul) - Muhtarları bir daha söyle; duyulmadı.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Evet, muhtarları asgarî ücrete bağlasınlar
diyorum; muhtarlarımızın talebi bu. Bilhassa, hem şehirlerdeki hem köylerdeki
muhtarların hakikaten giderleri haddinden fazla. Ben de bunu yakından takip
eden, yakından bilen bir insanım.
Sayın Bakanım, asgarî ücreti açıklarken sıkıntınızı anlıyorum. Bugün,
380 Yeni TL asgarî ücret. Açlık sınırı 526 Yeni TL; açlık sınırının altında.
Yoksulluk sınırını söylemiyorum; zaten 1 600 000 000 lira.
Şimdi, saygıdeğer milletvekilleri, vatandaşa vaat ettiğiniz ile
yaptığınızın hiç uyumu var mı, birbirini hiç tutuyor mu?! Yani, açlık sınırının
altında asgarî ücret tespit ediyorsunuz. Bir şeyle de övünüyorsunuz, diyorsunuz
ki, kardeşim o kadar işsiz var ki, asgarî ücretle iş bulamayan insanlar var.
Bunun övünülecek ne tarafı var?!
Kafayı bir yere takmışsınız; efendim, Avrupa Birliğine gireriz de, ee,
gençlerimize iş olur… Ya, bu kadar komik, bu kadar, affedersiniz, düşünce dışı
bir beklenti olmaz. Bırakınız onu, bu ülke bizim, yeniden yatırımlara başlayın.
IMF'nin, Dünya Bankasının kayığına binerseniz, kusura bakmayın, bir gün
Karadeniz'in fırtınasında alabora olursunuz ve alabora olmanızdan da son derece
rahatsızlık duyarız. Güle güle geldiniz, bizim bütün düşüncemiz sizi buradan
güle güle göndermektir; bizim dileğimiz budur değerli arkadaşlarım.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Ağlaya ağlaya gidecekler.
AHMET YENİ (Samsun) - Hayal görmeye başladınız!..
RECEP GARİP (Adana) - Hikâye!..
AHMET YENİ (Samsun) - Yine hayaller kurmaya başladınız!
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Meral.
Sayın Yeni, lütfen…
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı, Kocaeli Milletvekili
İzzet Çetin. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin sayın üyeleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2006
yılı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; sözlerime başlarken, sizleri ve alınteriyle, emeğiyle, yarı aç
yarı tok yaşam mücadelesi veren tüm çalışanları, çalışmak isteyip de onurlu bir
işle buluşamamış tüm işsizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Çalışma Bakanlığı sitesine baktığınızda ya da
kuruluş kanununa baktığınızda, Bakanlığın görevlerini okursanız, yaşamımızla
ilgili önemli görev ve sorumlulukların bu Bakanlığa verildiğini görürsünüz;
ancak, AKP dönemindeki uygulamada, sanki by-pass edilmiş bir bakanlık
görünümünde; çünkü, AKP Hükümetlerinin gündeminde çiftçi yok, esnaf yok, emekçi
yok, sosyal hak -ismi Adalet ve Kalkınma Partisi olmasına rağmen- sosyal adalet
yok; bırakınız sosyal adaleti, adalet yok, memur yok, sözleşmeli personel yok,
emekli yok, dul ve yetim yok, gerçek anlamda kayıtdışı ekonomiyi kayda almak
yok, velhâsılı, çalışan kesimler yok.
Başbakanın 38 sayfalık bütçe konuşmasını internetten indirdim ve tek tek
okudum. Bu kavramlardan herhangi birine rastlamanın olanağını bulamadım. Ne
var; bu kavramlardan hiçbirine rastlama olanağı yok; ama, özelleştirme var,
tüccar siyaset var, güzel ülkemin varlıklarını iç etmek isteyenlerle gece
yarısı görüşmeler var; o kuruluşlarda çalışanları işsizler ordusuna katmak var,
iş isteyeni aş isteyeni azarlamak var, çalışanları orta çağın kölelik
koşullarından bile daha ağır çalıştırmak için taahhüt var; Haririlerle,
Oferlerle, Kutmanlarla, Albayraklarla, velhâsıl, yerli yabancı çıkar
gruplarıyla görüşmeler var, IMF var, Dünya Bankası var, ABD var, onlarla gizli
açık pazarlıklar var, pazarlamalar var; çalışanların haklarını yok etmek var,
hastanelerini ellerinden almak var, emeklilik haklarını fiilen ortadan
kaldırmak var, güçleri yeterse kıdem tazminatını da emekçinin elinden almak var;
kısacası, sosyal devleti yok etmek var; yani, 3 Kasım seçimlerinde AKP'ye büyük
oranda oy verenler itilmiş, âdeta Başbakanın defterinden silinmiş, hükümetin
gündeminden ve AKP'nin lügatinden çıkarılmış. Bu durum şaşırtıcı değil; çünkü,
Sayın Başbakan, haziran ayı başında AKP Meclis Grup toplantısında yaptığı
konuşmasında işsizlik sorununun çözümü konusunda hiçbir iddiasının olmadığını
söylüyor ve "işsizliği Amerika halledemedi ki ben halledeyim. Avrupa'nın
gelişmiş ülkeleri halledemedi ki ben halledeyim" diyerek, sorunun
çözümsüzlüğünü, daha da önemlisi sorunun çözümü konusunda hiçbir taahhüdünün
olmadığını itiraf ediyordu. Bu itiraf, iş isteyen, iş güvencesi isteyen
milyonlarca insanımıza siz ve sorunlarınız beni ilgilendirmiyor demektir. Bu
itiraf, istihdam yaratmayan rantiyeye dayalı büyümenin yarattığı sosyal
sorunlara kayıtsız kalıyoruz demektir. Bu itiraf, "çalışma, herkesin hakkı
ve ödevidir" diye başlayan Anayasamızın 49 uncu maddesinde yer alan
"devlet, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için
gerekli tedbirler alır" hükmünün ihlal edilmesi demektir. Bu itiraf,
işsizlik sorununu çözmede neoliberal politikaların, artık, umut olamayacağının,
iflas ettiğinin itirafı demektir. İşsizlik sorununu bir kenara iten 58 inci ve
59 uncu hükümetler üç yıllık uygulamalarıyla gösterdiler ki, çalışma yaşamının
sorunları kendilerini ve dolayısıyla da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını ilgilendirmiyor.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde istihdam sorunlarından söz
edildiğinde çoğunlukla ya kayıtdışı istihdam ya da kayıtdışı çalışma
anlaşılmaktadır. Bugün, oysa, çalışma yaşamının sorunları, yalnız işsizlik ve
kayıtdışı çalışma etkenine indirgenemez, indirgenilmemeli. Bugün, tüm
çalışanların, İş Yasasının demokratik olmayan hükümleri başta olmak üzere,
sendikal ve toplusözleşme yasalarından ve uygulamalarından kaynaklanan pek çok
sorunu bulunmaktadır. İş Yasasının demokratik olmayan hükümlerinden yararlanan
kimi özel ve kamu işverenleri insan fiziğinin dayanmasını zorlayacak düzeyde
çok uzun süreli fazla çalışmalar yaptırmaktadırlar. Günlük çalışma süreleri 12,
14, hatta 18 saate çıkmıştır. Bu iş yerlerinde gerekli denetimler
yapılmamaktadır ya da yaptırılmamaktadır. Daha acısı, bu fazla çalışmaların
ücretleri ödenmemekte, telafi çalışması ya da denkleştirme adı altında ücretsiz
izine dönüştürülmektedir.
İnsan onuruna yakışan işin temel koşulu, çalışanları fiziksel ve
psikolojik olarak korumaktır; çalışma sürelerinin, çalışma ortamının ve iş
örgütlenmesinin insancıl kılınmasıdır. Çalışanların sorunları konusunda
"iş buldular, otursunlar şükretsinler. Sokakta işsiz dolaşmıyorlar ya.
Gözlerini toprak doyursun. El açmıyorlar ya. Fakir fukara, garip gureba
değiller ya" diyerek, görmezlikten gelinemez. Yaşamak için böbreğini
satışa çıkaran yurttaş miting alanında küçük bir döviz açtı diye
"kardeşim, burası sakatatçı dükkânı değil" diye o yoksul insan
azarlanamaz, azarlanmamalı.
Değerli milletvekilleri, çalışanların sorunlarının iş bulmayla
sonlandığını düşünmek saflık değilse, mutlaka bir art niyetliliktir.
Çalışanların sendikal örgütlenme sorunlarından toplusözleşme sorunlarına,
bireysel ve toplu hak uyuşmazlıklarından karar alma süreçlerine katılmaya
kadar, hatta, ücretlerini alamamalarına kadar bir dizi sorunu bulunmaktadır.
Sayın Bakan övünse de, 4857 sayılı Yasanın yarattığı sorunlar, günümüzde
giderek büyük sosyal sorunların oluşmasına kaynaklık teşkil etmektedir.
Kuraldışılık, güvencesizlik, eğreti çalışmalar ve esneklik, insan onuruna
yakışır iş koşullarının yaratılamaması, sendikal örgütlenme haklarının iş
güvencesi hükümlerinin yetersizliği nedeniyle kullanılamaması, çalışanların
başta gelen sorunlarıdır.
Çalışma yaşamının en önemli sorunlarından biri de, dava aşamasında
kendini göstermektedir. Bugün sadece iş güvencesi konusunda Yargıtayda biriken
dava sayısının 40 000'e yaklaştığı bilinmektedir. Eğer önlem alınmaz ise, bu
davalar da toprak davaları gibi bitmez tükenmez bir noktaya gelecek ve işin
içinden çıkılamayacaktır.
Değerli arkadaşlarım, Plan ve Bütçe Komisyonunda Çalışma Bakanlığı bütçesi
görüşülürken, Sayın Bakan, çalışanların sayısını 5 022 000, sendikalı işçi
sayısını 2 945 000 olarak verdi. Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan da,
bürokratları da, sendikalar da, herkes biliyor ki, 2 945 000 sendikalı, verilen
sayının 2 000 000'unu atsanız bile, bugün, sendikalı işçi sayısı 900 000 bile
yok. Bu rakamlar bile, AKP'nin, rakamlarla halkı, çalışanları nasıl
aldattığının somut göstergesi.
Değerli arkadaşlarım, ben, rakamlara boğularak sizlerin vaktini almak
istemiyorum; ama, gerçekte, Türkiye'de, memur sendikalarının 6 konfederasyonda
toplam 745 000, işçi sendikalarının tüm konfederasyonlarda da toplam sendikalı
işçi sayısının 700 000'i geçmediği herkes tarafından bilinmektedir.
Tabiî, Sayın Bakan, temel hak ve özgürlüklerin, sendikal özgürlüklerin,
toplusözleşme haklarının genişletilmesinden sorumlu bir bakan. Şimdi, ben,
kendisine, bir kez de buradan sormak istiyorum: Sayın Bakan, siz, çalışma
yaşamına ilişkin örgütlenme hakkının kullanılması ve geliştirilmesi, örgütlenme
özgürlüğünün kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılmasıyla ilgili ve
görevli sorumluluk mevkiindesiniz. Temel insan haklarından olan çalışma hakkı,
yaşama hakkından ayrı düşünülemez ve onun olmazsa olmazlarından bir hak, yani,
çalışma hakkı, yaşama hakkının ayrılmaz parçası; çalışma hakkını tamamlayan
haklar ise, sendika hakkı, toplusözleşme hakkı ve grev hakkıdır. Başbakan dahil,
tüm bakan arkadaşlarınız da, hak ve özgürlükleri genişletmekten bahsediyor.
Sizin mensubu olduğunuz AKP'de çalışanlar, yani AKP Genel Merkezinde
çalışanlar, sendikalılık ve toplusözleşme haklarından yararlanıyorlar mı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çetin, lütfen, toparlar mısınız.
Buyurun.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Yani, bir sendikaya üyeler mi ve bir sendikayla toplusözleşme yapıyorlar
mı? Yoksa, özgürlük deyince, sizin aklınıza da, sadece türbana ve sıkmabaşa
özgürlük mü geliyor?
Sayın Bakan, siz "emeğin hakkı, alınteri kurumadan
verilecektir" diyerek iktidara geldiniz ve çalışan kesimlerden, yoksul
kesimlerden öyle oy aldınız. Şimdi, bırakın, emeğin hakkını alınteri kurumadan
vermeyi, taşeron firmalar başta olmak üzere, pek çok kurum, işçilerin asgari
ücretini bile aylarca ödemiyor. O alınteri kuruma bir tarafa, dondu, çalışanlar
zatürree oluyor, önlem alınız Sayın Bakan.
Değerli arkadaşlarım, tabiî çalışma yaşamının sıkıntılarını, sorunlarını
vaktin bu kadar kısa bir sürede anlatabilmenin, gündeme getirebilmenin, o
sorunlara çözüm önerilerini burada ortaya koyabilmenin zaman açısından olanağı
yok. Gerçekten, eskiden her gün bir bakanlığın bütçesi görüşülürken, bugün 20
dakikaya sıkıştırılmış bir Çalışma Bakanlığı bütçesi ancak bu kadar gündeme
getirilebiliyor, yani, sorunlardan kaçmak için zamanı çalmayı da bir alışkanlık
haline getirdiğinizi, Yüce Milletime, buradan duyurmak istiyorum. Gerçekten,
hem sosyal güvenlik alanında hem SSK hastanelerinin devri konusunda, KEY
hesaplarının, yani, akıbeti konusunda, öbür taraftan, Avrupa Birliğine
katılmakla övünüyoruz; gözden geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartının önemli
hükümlerine çekince koyarak ya da Avrupa Birliğinin -bu kasım ayındaki gözden
geçirmede var olduğu gibi- iki yıl içinde düzeltmeyi taahhüt ettiğimiz pek çok
soruna burada değinmenin olanağı yok. Kamu çalışanlarının toplusözleşme hakkını
kullanmasında tutun da, işkollarındaki, işyerlerindeki örgütlenme sorunlarına
kadar önlem alınması gereken pek çok sorun var.
Değerli arkadaşlarım, tabiî bu bütçeyi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İZZET ÇETİN (Devamla) - Teşekkür edeceğim Sayın Başkan.
Bu bütçeyi kimin, nasıl hazırladığı ortada.
BAŞKAN - Sayın Çetin, lütfen… Teşekkür eder misiniz, lütfen...
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, aynı tavrı sayın bakanlara da
göstereceksiniz.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Dün her bir bakana 15 dakika tolerans
gösterdiniz.
BAŞKAN - Sayın Koç, hiç kimseden öğrenmeyeceğiz biz bunu.
HALUK KOÇ (Samsun) - Aynı tavrı bakanlara da göstereceksiniz.
BAŞKAN - Lütfen, Sayın Koç... Başkanlık Divanı, hiç kimsenin bilgisine
muhtaç değil.
HALUK KOÇ (Samsun) - Aynı tavrı bakanlara da göstereceksiniz, 1 dakika
eksüre vereceksiniz, o kadar.
BAŞKAN - Teşekkür eder misiniz Sayın Çetin.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Dün her iki bakana 15 dakika eksüre verdiniz.
BAŞKAN - Sayın Çetin, teşekkür eder misiniz.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sayın Başkan, mikrofonu açın da teşekkür
etsin.
BAŞKAN - Sizden mi öğreneceğiz biz yahu!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Açacak, açacak…
İZZET ÇETİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, gerçekten, Meclis
bünyesinde çalışan geçici işçilerin sorunlarına karşı AKP milletvekillerinin
eğilmelerini rica ediyorum. Bu, 2008'e kadar, üç yıl süreyle IMF'ye söz verilen
bütçenin, ülkeye hayırlı olmayacak; ama, sizlere hayırlı olmasını diliyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çetin.
Bütçenin lehinde söz isteyen, Mustafa Nuri Akbulut, Erzurum
Milletvekili.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Kültür ve Turizm Bakanlığı 2006 yılı bütçesi üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde, son yıllarda, kültür ve turizm
alanında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden
biri olan ülkemiz, birçok farklı uygarlığa evsahipliği yapmıştır ve bu nedenle,
çok sayıda kültür varlığına sahiptir. Sahip olduğumuz bu kültürel mirasımızın
korunması noktasında, bunların geliştirilmesi ve sağlıklı bir şekilde gelecek
nesillere ulaştırılması noktasında, hükümetimiz, belirli bir program dahilinde dikkatli
bir çalışma yürütmektedir.
Diğer yandan, ülkemiz turizminde yaşanan gelişmeler, diğer ülkelerde
şaşkınlıkla izlenmekte, son zamanlarda dünyada ve Avrupa turizminde yaşanan
daralmalara ve sezon başlangıcında bazı siyasetçilerimizin süreci etkileyecek
olumsuz açıklamalarına rağmen, 2005 yılı için hedeflenen 20 000 000 turist
sayısı senenin ilk onbir ayında elde edilmiş ve turizm gelirlerinin millî
hâsıladaki payı önemli ölçüde artmıştır.
Hükümetimiz, yalnızca, kültür ve turizm alanında değil, devletin
geleceği ve milletin refahı için büyük bir gayretle çalışmakta, ayrım
gözetmeden tüm vatandaşlarımıza hizmet etmeyi mukaddes bir görev saymaktadır.
İktidarının üçüncü yılında, başta, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda olmak
üzere, iç ve dışpolitikada elde edilen başarılar dünyada takdirle, hayranlıkla
karşılanmakta, yıllardan beri ertelenerek çözümsüz hale getirilen ülke
problemlerinin çözümü milletimize gurur vermekte, yarınlara ilişkin güvenini
yeniden kazandırmaktadır.
Bu nedenle, Adalet ve Kalkınma Partisi, uyguladığı gerçekçi ve dürüst
politikalarla, şimdiye kadar hiç olmadığı şekilde milletimizin desteğini ve
güvenini kazanmıştır ve bu destek ve güven her geçen gün artarak sürmektedir.
Sayın milletvekilleri, ülkemizin arzu edilen refah seviyesine
ulaşmasında muhalefete de büyük görev düşmektedir; ancak, ne yazık ki,
ülkemizde muhalefet, ülke sorunlarına duyarsız, çözüm üretemeyen ve gerçekdışı
iddialarla sürekli iktidar uygulamalarını eleştiren bir görünüm sergilemekte ve
bu nedenle inandırıcılığını her geçen gün daha fazla yitirmektedir.
Ülkemizde yaşanan gelişmeler, dünya çapındaki siyasetçiler, ilim
adamları, finans yöneticileri, yatırımcılar, kredi kuruluşları ve kısaca bu
alanda otoriter olan herkes tarafından takdir edildiği halde, muhalefet,
anlamsız bir kıskançlıkla ve güneşi balçıkla sıvamak gibi boş bir gayretle
yapılanları karalamaya, yok saymaya çalışmaktadır.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Atma be Mustafa!
AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Atma, din kardeşiyiz!
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Muhalefet partileri, genellikle kolaycı
bir yaklaşım ve yöntemle Başbakanın konuşmalarını takip ederek, kendilerine
göre fırsatlar yakalamaya çalışmakta…
AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Sen muhalefeti eleştirmeyi bırak, yaptıklarını
anlat.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - …bazı kelimeler alınarak ve bu görüşler
çarpıtılarak, bu şekilde siyaset yapılmaktadır. Sayın Başbakanımızın
konuşmalarından alınan, zina, ulema, mozaik ve çimento kelimelerinin nasıl
istismar edildiği, nasıl hayalî felaket senaryoları üretildiği ve Anayasanın
değiştirilemez maddelerini değiştirmeye çalışıyorlar gibi uçuk iddialarla bir
bardak suda nasıl fırtınalar koparıldığı hepinizin malumudur.
Sayın milletvekilleri, ülkenin hızla kalkınması, muhalefet partilerinin
siyasî gelecekleri açısından endişeyle karşılanabilir; ancak, hızla kalkınmakta
olan ülkemizin ilerlemesini durdurmaya, yavaşlatmaya, engellemeye çalışmanın ne
vatan ve millet sevgisiyle ne de halkçılık, devletçilik ve milliyetçilik
anlayışlarıyla izahı mümkün değildir. Hükümetin başarılı çalışmalarını
engelleme çabaları yalnızca siyasî partilerde değil dışarıdaki bazı çevrelerce
de yürütülmektedir. Değerleri milletin değerleriyle örtüşmeyen bu kesimlerin
milletle bütünleşen iktidarın başarılarını içlerine sindirmesi elbette kolay
değildir. Son günlerde türban, imam-hatip, içki yasağı, Göztepe Parkına cami yapılması
gibi haberlerin abartılı bir şekilde sürekli olarak gündemde tutulmaya
çalışılması bu tür çabalardandır. Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde
benzer faaliyetlerin planlı bir şekilde ve bazı çevrelerde ittifaklar da
yapılmak suretiyle sürdürülmesi beklenen bir gelişmedir.
Yeri gelmişken şunu hatırlatmak isterim ki, Sayın Cumhurbaşkanımızın,
katıldığı TÜSİAD toplantısında Cumhuriyet Halk Partili yetkililerden
dinlediğimiz türden haksız eleştirilerle ve bir siyasî parti lideri gibi
hükümet uygulamalarını eleştirmesi, Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsızlığı
ilkesiyle bağdaşan bir davranış olmamıştır.
Diğer yandan, TÜSİAD adına Yönetim Kurulu ve Yüksek İstişare Konseyi
Başkanları tarafından yapılan son açıklamada, kuruluş amacı dışına çıkılarak
millet iradesinin tecelli ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisinin, onun
bağrından çıkan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ve Yüce Türk Milleti adına
yargılama yetkisini kullanan bağımsız mahkemelerimizin pervasızca
eleştirilmesini, yasama faaliyetlerinden yargıya, hükümet uygulamalarından
Avrupa Birliği ilişkilerine, seçim sisteminden Kıbrıs sorununa kadar her konuda
yasama organına, hükümete ve yargıya neredeyse emir ve talimatlar verilmesini
şiddetle kınıyorum.
Bu açıklama, en hafif şekliyle haddini bilmezlik ve büyük bir
saygısızlıktır. Sahip oldukları ekonomik gücü her şeyin üstünde gören bu
zihniyete millet iradesiyle kıyaslanmayacak konumlarını hatırlatıyor,
demokratik parlamenter sistemdeki yerlerini, kuruluş amaçlarını, görev, yetki
ve sorumluluklarını idrak edemeyen bu kişilere, parlak görüşlerini, kendi
alanlarında kullanılmak üzere, aynen iade ediyorum.
Değerli milletvekilleri, gelişmekte olan ülkemizde, bazıları, hâlâ, dar
siyasî kalıpları dışına çıkamamaktadır. Bu ülkede, Müslüman bir kadının inancı
gereği başını örtmesinin ancak saygı duyulacak bir davranış olduğunu bilemeyen
ve onlara "rahibeye benziyorsun" diyebilecek kadar, inançtan, inanca
saygıdan, din ve vicdan hürriyetinden yoksun aydın geçinen kişilerin,
"imam-hatipli bir Başbakanı içime sindiremiyorum" diyecek kadar
demokrasiden nasibini almamış hazımsız meslek odası başkanlarının, mahkemece
birkaç suçtan tutuklanan sanık için "bu şahsa sahip çıkmak, cumhuriyete
sahip çıkmakla eş anlamlıdır" diyebilecek anayasa hukuku profesörlerinin,
Anayasada açıkça yasaklanmış olmasına rağmen, görülmekte olan bir davada
mahkeme kararlarını eleştiren, onlara tavsiye ve telkinde bulunan her kesimden
çok bilmişlerin, mahkemenin tutuklamayla ilgili kararını etkileyebilmek için
duruşma salonlarına doluşan milletvekillerinin ve onları oraya gönderen siyasî
partilerin bulunduğu unutulmamalıdır. Her zeminde demokrat, aydın, ilerici,
çağdaş geçinen bu kesimler, sözü edilen değerleri, ancak işlerine geldiği
ölçüde sahiplenmektedir. Bunlar, üniversite öğretim üyeleriyle birlikte
yaptıkları gösteri yürüyüşünde "ordu göreve" pankart ve sloganlarıyla
orduya davetiye çıkaracak kadar demokrat, "Türkiye'de hukuk yoktur, yargı
yozlaşmıştır, adalet çürümüş, hukuk tükenmiştir" sözleriyle hukuku ayaklar
altına alacak kadar hukuka saygılı, milletimizin sosyal sorunlarından tamamen
habersiz ve onlara kayıtsız olmalarına rağmen sosyal, Avrupa Birliğiyle
müzakerelerin başlatılmış olma başarısını içlerine sindiremeyerek, neredeyse,
Avrupa Birliği üyeliğini reddedecek kadar çağdaş ve ilerici, demokratik
seçimlerle iktidara gelen Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı
"vatandaşlarım, sizlere sesleniyorum, bu memleketin kaderine lütfen el
koyun; kadınları, erkekleri, Barolar Birliğini, sivil toplum örgütlerini, bilim
adamlarını göreve sahip çıkmaya çağırıyorum" sözleriyle halkı iktidara
karşı harekete çağıracak kadar Anayasaya ve Anayasal yeminine sadık ve bu
oranda millet iradesine saygılıdırlar!..
HALUK KOÇ (Samsun) - Anayasaya sadık olmakla ne ilgisi var bunun be!
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Değerli milletvekilleri, milletimiz,
her zamanki gibi, tüm gelişmeleri dikkatle ve sabırla takip etmektedir.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, bu ne bütçesi; Adalet
Bakanlığı bütçesi mi, yoksa, Kültür Bakanlığı bütçesi mi?!
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Elbette, günü geldiğinde yapılması
gerekeni en iyi şekilde yapacak, devletin geleceği ve milletin refahı için
büyük bir inanç ve kararlılıkla, gece gündüz demeden çalışanlarla, onları
engellemeye, yavaşlatmaya ve durdurmaya çalışanları, karanlıktan, korkudan ve
anarşiden medet uman korku tacirlerini, oyun içinde oyun ustalarını birbirinden
ayıracaktır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akbulut, lütfen, tamamlar mısınız.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Değerli milletvekilleri, AK Partinin,
milletin büyük desteğiyle 3 Kasım 2002'de başlayan çağdaş uygarlık yolculuğu,
hedefe ulaşılıncaya kadar devam edecek ve Allah'ın izniyle, hiçbir güç onu
yolundan döndüremeyecektir. Bunlardan vatandaşlarımızın emin olması gerekir.
Bu düşüncelerle, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin ülkemiz için
hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Cumhurbaşkanlığı bütçesi mi Mustafa?!
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akbulut.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan…
BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Hatip, konuşması sırasında, Cumhuriyet Halk
Partisinin Genel Başkanının Grupta yaptığı bir konuşmadan alıntılarla Anayasa
suçu işlediğine dair bir ifade kullandı, bu konuda söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.
Sayın Koç, yeni bir sataşmaya mahal vermeden, 3 dakikalık süre
veriyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) - Efendim, daha konuşmadım, süreyi, önüme, böyle,
Demokles'in kılıcı gibi koymayın Sayın Başkan!
BAŞKAN - Kural, Sayın Koç, Demokles'in kılıcı değil.
Buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Peki, biz kılıçlara da alışığız, peki Başkan.
V.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- Samsun Milletvekili Haluk Koç'un,
Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, konuşmasında, Genel Başkanlarına,
ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri atfetmesi nedeniyle konuşması
HALUK KOÇ (Samsun) - Efendim, saygıyla selamlıyorum Yüce Kurulu.
Değerli arkadaşımız, konuşması sırasında, Kültür Bakanlığı ve Çalışma
Bakanlığının bütçesi üzerinde, lehinde söz almıştı; ama, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin
aleyhinde konuşmayı herhalde buraya kaydırdı; Öncellikle onu söylemek istiyorum.
Şimdi, bu yargıya müdahale etme tartışması, değişik boyutlarda, değişik
zeminlerde, son günlerde gittikçe artan oranda, değişik kesimlerde
tartışılıyor; Sayın Başbakanın, dün, çok büyük bir hiddetle, TÜSİAD İstişare
Kurulunda yapılan bazı açıklamalar sonrasında, cumhuriyet savcılığına suç
duyurusunda bulunduğu basında öğrenildi ve bugün de, sanıyorum, bu konuyla
ilgili, savcılık, yargıya müdahale ediliyor, ilgili Anayasa maddesine aykırı
davranmaktan dolayı bir girişimde bulunduğunu öğrendik.
Şimdi, değerli arkadaşım, o boyutu ayrıca tartışırız. En basitinden
söyleyelim, en basitinden söyleyeyim; bakın, burada, 2 dakikalık bir süre
içerisinde, Sayın Adalet Bakanının hem yargının başında hem Hâkimler Savcılar
Yüksek Kurulunun başında hem de hükümetin içerisinde, yürütmenin aldığı
kararları hükümet sözcüsü olarak açıklamasının ve o konularla ilgili siyasi
polemiklere giren bir bakan olmasının, demokrasi geleneği bakımından uygun
olmadığını ifade etmiştik. Doğrudan yargıya müdahaledir demiştik Sayın Adalet
Bakanının hükümet sözcüsü olması.
Örnek mi; mesela, hükümet bir karar alıyor, yürütme; bunu, Sayın Adalet
Bakanı bir siyasî polemik içerisinde, siyasî açıklamasını yapıyor ve tartışmaya
da giriyor daha sonrasında, o konu çeşitli kesimler tarafından idarî yargıya
götürülüyor.Yargının başındaki kişi, baştan, taraf olarak yargıyı etkileme
noktasına geliyor; bu, bir.
İkincisi, Sayın Meclis Başkanımızın, Sayın Başbakanın… İkibuçuk yılı çok
çabuk unuttunuz, son iki günde rüzgâr biraz dönmeye başlayınca hemen bağırmaya
başlıyorsunuz. Son iki yıl boyunca, ikibuçuk yıl boyunca, Sayın Başbakanın ve
Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanın, hiç görevleri kapsamında
olmamasına rağmen, yargıyla ilgili konularda, çok değişik konularda, doğrudan
yargıya müdahale olarak alınabilecek birçok açıklama yaptığına da tanık olduk
Sayın Akbulut.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanıyla ilgili sözlerinize gelince;
evet, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, sizin aldığınız alıntıdaki
açıklamayı aymıştır, aynısını ben buradan bir kere daha söylüyorum: Evet,
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Türkiye Cumhuriyetinin bütün yurttaşları,
Türkiye Cumhuriyetinin kaderine lütfen el koyunuz! AKP İktidarını, lütfen,
değiştirecek…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Nasıl el koyacak?!
AHMET YENİ (Samsun) - Demokraside var mı böyle bir şey Sayın Koç?!
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Seçim zamanı gelince el koyacağız!..
HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Başkan, açarsanız…
BAŞKAN - Sayın Koç, lütfen, sataşmayla ilgili…
HALUK KOÇ (Devamla) - Evet, el koyunuz, el koyunuz. Çare demokrasidir,
çare sandıktır. Çare demokrasidir, çare sandıktır.
MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum) - Beş yıl...
HALUK KOÇ (Devamla) - Şimdi, bakın…
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - El koyduk zaten.
HALUK KOÇ (Devamla) - Evet, geldiğiniz gibi gideceksiniz, hiç
direnmeyin. Geldiğiniz gibi gideceksiniz. Hiç, söylenen sözleri de başka
yönlere çekmeyin. Başka yönlerden, arka sayfalardan birtakım alıntılar yapmaya,
kendinize göre yorumlar yapmaya kalkmayın. Siz, burada görevlerinizi yapın. Biz
de yapıyoruz.
Evet, gayet doğaldır; bir anamuhalefet partisi genel başkanının, halka,
demokratik yoldan, sandıkla, bu iktidarı iktidardan edecek bir tavır içine
girmelerini istemesi gayet doğaldır. Neden?..
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Halkı ayaklanmaya çağırıyor!..
HALUK KOÇ (Devamla) - Halkı ayaklanma… Yapma allahaşkına canım! Halkı
ayaklanmaya çağıracak olsa, Sayın Başbakanın açıklamaları toplumu rencide
ediyor. Yapmayın allahaşkına! Ne konuştuğunuzu bilin!
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) -
Ya, bırak allahaşkına!
HALUK KOÇ (Devamla) - Ne konuştuğunuzu bilin.
Siz, 10 dakika boyunca, burada, Kültür Bakanlığı ile Çalışma
Bakanlığının bütçesi lehinde konuşacaksanız, lehinde konuşun; ondan sonra,
çıkan Cumhuriyet Halk Partisinin sözcülerine "efendim, maddeye gel,
maddeye gel; gündeme gel" diye en çok bağıranlardan biri sizsiniz, en çok
sizsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Koç…
HALUK KOÇ (Devamla) - Herkes, demokrasi içerisindeki yerini bilmeli,
kurallarını bilmeli. Lütfen…
MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum) - Hepimiz biliyoruz da, halkı ayaklanmaya
çağırıyor. Bir muhalefet partisi liderinin ağzına yakışmıyor.
BAŞKAN - Sayın Koç, lütfen…
HALUK KOÇ (Devamla) - Böyle, rüzgârı, istediğiniz yönden aldığınız zaman
alkış, rüzgâr biraz terse dönmeye başladığı zaman, hemen kavga.
MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum) - Ne tersine dönecek!..
HALUK KOÇ (Devamla) - Yok öyle bir demokrasi. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Koç, teşekkür ediyorum.
MÜCAHİT DALOĞLU (Erzurum) - Elli yıldır dönmedi Haluk Bey.
HALUK KOÇ (Samsun) - Elliikinci yıl döner. Sen böyle gidersen, döner.
Sen otur, görevini yap!
BAŞKAN - Lütfen, sayın milletvekilleri…
Sayın milletvekilleri, birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.42
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma saati: 15.53
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM
(Kırklareli), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39 uncu
Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Ondördüncü turda yer alan bakanlık ve kurumların bütçelerini görüşmeye
devam ediyoruz.
IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
1.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe
Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve İdareler
Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S.
Sayısı: 1028, 1029, 1030) (Devam)
A) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)
1.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2006 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2004 Malî
Yılı Kesinhesabı
B) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
(Devam)
1.- Devlet Opera ve Balesi Genel
Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
C) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
(Devam)
1.- Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
D) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
(Devam)
1.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
2004 Malî Yılı Kesinhesabı
E) SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
(Devam)
1.- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Şimdi, söz sırası, hükümet adına, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Atilla
Koç'ta.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - Sayın Başkan, sayın
milletvekillerim; 2005 yılında gerçekleştirilen ve 2006 yılı programıyla
planlanan proje, hizmet ve faaliyetlerimize yönelik programı sunmak üzere
huzurlarınızdayım; hepinize saygılarımı sunarım. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; öncelikle, kültür ve turizm
alanında genel anlayışımızı sizlere takdim ederek konuşmama başlamak isterim.
Bakanlığımızın kültür anlayışı, küreselleşme ve Türkiye'nin AB üyeliği
bakış açısı çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu meyanda, kültür kavramına ilişkin
yaklaşımımız, dünya genelinde kabul gören ve kültürü, bir arada yaşayan
toplulukların entelektüel ve moral özelliklerinin bir araya gelmesiyle oluşmuş
bir bütün olarak algılayan ve beraber yaşama bilinci sağlayan bir çerçeveye
oturtmaktayız.
Bu yeni anlayış kapsamında, Türkiye'nin içinde bulunduğu kalkınma
sürecinde, vatandaşlarımızın entelektüel, yapısal ve moral varlıklarını
gerçekleştirmelerinin bir aracı olarak kültürü görmekteyiz. Bu tanımdan da
kolayca anlaşılacağı üzere, çağdaş dünyada olduğu gibi, bu dünyanın bir parçası
olmaya hazırlanan ülkemizde de, kültür politikalarından değil, kültür
programlarından söz etmek istiyoruz.
Bu yaklaşım çerçevesinde şekillendirdiğimiz kültür anlayışımız, tekil,
önceden belirlenmiş, toplumsal farklılıkları ve çeşitliliği yok sayan bir
kültür politikası telkin etmek yerine, çoğulculuğu öne çıkaran, herkesin
kendisini dilediğince ifade etmesine imkân sağlayan; ama, kendi millî kültürünü
de ihmal etmeyen bir ortamı sağlamak temeline oturmaktadır.
Bu çerçevede, kültürel çeşitliliği güvence altına alan, sanatın geniş
toplum kesimleriyle buluşmasına imkân sağlayan ve sanat üreten kesimleri
destekleyen bir yönetim anlayışını benimsemiş bulunmaktayız.
Bu noktadaki temel ilkemiz, "kendisini tanımaktan ve açıklamaktan
korkmayan bireyi ve toplumu yaratmak" şeklinde özetlenebilir; ama, bu
yaratmayı, propaganda ve politika manasında değil, tamamen, telkin anlamında
kullanıyorum.
Toplumun kendi öğeleriyle ürettiği kültürü beslemek ve desteklemek için
gerçekleştirdiği bir dizi atılımın ötesinde, Bakanlığım, yasakların yasak
olduğu bir Türkiye yaklaşımı temelinde, çağdaş dünyanın gereklerini yerine
getiren, AB ilkeleriyle uyumlu, hoşgörü anlayışıyla bütünleşmiş bir Türkiye
kültür programının temellerini atmıştır.
Toplumun her kesiminin kültürel hayata kolay erişiminin ve eşit
katılımının sağlanabilmesi, kültür programı önceliklerimizin başında
gelmektedir. Bu çerçevede, illerimizin tamamında ve bazı ilçelerimizde inşaatı
devam eden kültür merkezleri vasıtasıyla, ülkenin her noktasına, düzenli olarak
icra edilecek kültür ve sanat faaliyetleri taşınmaktadır.
Faal halde bulunan 47 kültür merkezinin yanı sıra, 9'u bu yıl faaliyete
geçirilmiş olan 62'sinin de inşaatına hızla devam edilmektedir.
Kültür merkezlerinin tamamlanmasıyla birlikte, toplumun bütün
kesimlerinin kültür ve sanat faaliyetlerine erişimi önündeki engeller kalkmış
olacaktır ve gerek tiyatromuz gerek operamız gerek Türk sanat müziği ve Türk
halk müziği icracıları, her ay. Hakkâri'den Edirne'ye kadar bir ilimizde
bulunacaklardır.
Kültür merkezlerimizin toplumun her türlü kültürel ihtiyacına cevap
verebilmesi amacıyla, Bakanlığımıza bağlı sanat kurumlarının her ay bu işi
yapmalarını hassasiyetle takip etmekteyim.
Kültür programımızın uygulanmasındaki bir diğer önceliğimiz, kültürel
alandaki finansman ve işletmeye ilişkin sorumlulukların, yerel yönetimlere
devredilmesini esas alan yerinden yönetim anlayışı olarak belirlenmiştir.
Yerinden yönetim, kültürel hayata eşit katılımın sağlanması ilkemize doğrudan
bağlantılı bir anlayıştır.
Kültürel faaliyetlerin yerel düzeydeki etkinliğinin
sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla da, kültürel kurumların işletmesini
ve kültürel faaliyetlerin organizasyonunu yerel yönetimlere ve özel sektöre
devretme yönünde bir yaklaşım içinde bulunmaktayız. Gerçekleştirmiş olduğumuz
yasal düzenlemeler neticesinde, halihazırda, yerel yönetimlerin, kültür
alanındaki yetki ve sorumlulukları önemli ölçüde artmış bulunmaktadır.
Hedefimiz, kültürün yeniden yerinden yönetimi sağlamak amacıyla, yerel düzeyde
örgütlenmiş sivil toplum kuruluşlarının ve özel sektörün kültürel hayata
katılımlarına ivme kazandırmaktır.
Bakanlığımızın kültür programının yürütülmesi çerçevesinde öncelik
verdiği bir diğer alan da kültürel faaliyetlere yönelik olarak kamu-özel sektör
işbirliğinin güçlendirilmesidir. Bu hedef doğrultusunda yürüttüğümüz yoğun
mevzuat çalışmaları sonucunda Kültür Yatırımlarının ve Girişimlerinin Teşviki
Kanunuyla Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisinde kültür sponsorluğu teşviki
yürürlüğe girmiş. Bu alandaki kamu-özel sektör işbirliğini kolaylaştırıcı
önlemler hayata geçirilmiştir.
Uygulamaya ilişkin hususları düzenlemek üzere 2004 yılı içinde 17, 2005
yılı içinde ise 31 olmak üzere, toplam 48 yönetmelik yürürlüğe girmiştir.
Mevzuat düzenlemelerinin tamamlanmasıyla birlikte bu teşviklerden yararlanmak
suretiyle, gerek özel sektör gerekse sivil toplum kuruluşları eliyle birçok
restorasyon çalışması gerçekleştirilmektedir.
Kültür programımızın bir diğer önceliği, kültür kurumlarının ve kültürel
varlıkların verimliliğinin artırılmasını sağlamak amacıyla kültür
işletmeciliğinin de özelleştirilmesidir. Öte yandan, kültüre erişimin
kolaylaştırılması ve toplumsal katılımın artırılmasını teminen, kapalı
kütüphanelerimiz ve müzelerimiz süratle hizmete açılmakta, bu mekânların, gerek
teknik gerekse idarî kapasitelerinin geliştirilmesi için yoğun faaliyetler
yürütülmektedir.
Sanatın, sanatçının ve yaratıcılığın desteklenmesi, kültür programımız
çerçevesinde bir diğer öncelikli alandır. Bu kapsamda getirmiş olduğumuz yasal
düzenlemeler paralelinde geliştirdiğimiz düzenlemelerle sinema filmlerine,
proje yapım ve proje sonrası destek sağlanmakta, özel tiyatrolar malî açıdan
desteklenmekte, Türk edebiyatının dünyaya açılımının sağlanması için Türkçe
eserlerin yabancı dillere çevirisi ve yayınlanması da proje bazında
değerlendirilerek finanse edilmektedir.
Bir diğer önceliğimiz, kültürel çeşitliliğin desteklenmesi konusunda en
önemli araçlardan birinin yerel düzeyde gerçekleştirilen festivaller olduğu
inancındayız.
Ülkemizdeki kültürel çeşitliliğin bir zenginlik unsuru olarak toplumsal
kaynaşmaya katkıda bulunduğu düşüncesinden hareketle, şenlik, festival,
sempozyum gibi etkinlikler Bakanlık olarak desteklenmekte, bu alanda yerel
yönetimlere mümkün olan en geniş ölçekte işbirliği içinde hareket etmekteyiz.
Yerellikle ilgili bu çalışmalarda, aynı zamanda, o bölgenin yetiştirdiği
önemli kişileri de topluma tanıtmayı hedefliyoruz. Mesela, Türk millî eğitimine
büyük katkılarda bulunan bir Hasan Ali Yücel'in Giresunlu olduğunu, belki, Giresunlular
bile bilmez. Biz, ülkemizin her bölgesinde yetişen büyük insanlarımızı, başta o
bölgenin insanlarına olmak üzere, bütün Türkiye'ye tanıtmak da istiyoruz.
Dünyada hızla gelişmekte olan dijital teknolojilere paralel olarak,
Bakanlığımız, kültürel alanda çağdaş dünyanın gereklerine uygun bir teknolojik
altyapı tesis etmek amacıyla, kendi teknik altyapısını sürekli gözden
geçirmekte ve yenilemektedir. Güncel teknolojilerden yararlanmak suretiyle
ülkemizin kültür zenginliğinin erişilebilirliğinin kolaylaştırılması,
programımızın en önemli ayaklarından birini oluşturmaktadır. Nitekim, 12 Aralık
2005 tarihinden itibaren, Türkiye'nin bütün illerindeki kütüphaneler, internet
ortamına kavuşturulmuştur; bu bağlamda, özürlü vatandaşlarımız için de gerekli
altyapı sağlanmış bulunmaktadır ve aşağı yukarı 5 000 kişiye de, 5 000 görme
özürlü kişiye de DVD okuyucusu hediye olarak verilecektir. Bunun için,
Türkiye'deki kültürel mirasın dijital ortama aktarılarak, toplumun kullanımına
sunulması konusunda, gerek Avrupa Birliği gerekse diğer kurum ve kuruluşlarla da işbirliği halinde projeler
hazırlamaktayız. Öte yandan, ülkemizde bulunan zengin yazma eserlerin dijital
ortama aktarılarak araştırmacıların ve kullanıcıların hizmetine açılması
noktasında da ciddî bir çalışma içindeyiz. Bunun ilk örneğini, Süleymaniye Yazma
Eserler Kütüphanesinde göstermiş bulunmaktayız. Görüldüğü gibi, Bakanlığımın bu
konudaki yaklaşımı, bilimsel ve kültürel çalışmalara sağlıklı altyapı
oluşturmak temelinde şekillenmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Turizm Bakanlığı,
görevi gereği bütün dünyayla yakın ilişkiler içinde olmakla birlikte, başta
Türk dünyası olmak üzere, eski Osmanlı coğrafyasında yer alan ülkelere özel bir
ilgiyle yaklaşmaktadır. Bunun neticesinde, TÜRKSOY binasının Ankara'daki
merkezini de 2006 yılında tamamlamış olacağız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, turizm alanında dünyayı
şaşırtacak bir gelişme göstererek, grafiğini yükseltmeye devam etmektedir. Eşi
görülmemiş bir turizm potansiyeline sahip bulunan Türkiye'de, turizm sektörü,
kaydettiği gelişmelerle, bugün ciddî bir ivme yakalamış bulunmaktadır. 1980
yılında 1 200 000 olan turist sayısı, 2005 yılında kasım ayı sonunda 20 256 000
olmuştur ki, hiç artma olmasa dahi, 2006 yılını 21 000 000'u aşarak karşılamış
olacağız ki, bu rakam, yüzde 22 civarındadır, dünya ortalama kalkınmasının 2
kat fazlasındadır.
Buna güvenerek, 2006 yılında, Avrupa'da futbol müsabakaları yapılacak
olmasına rağmen, bazı Avrupa ülkelerinde ekonomik durgunluğun olmasına rağmen,
gerek Rusya'dan gerek Ortadoğu ülkelerinden gerek Uzakdoğu ülkelerinden,
özellikle de yakın komşumuz İran'dan gelen turistlerin destekleriyle 2006
yılında yeni bir hedef veriyoruz. Bu hedef, iddialı bir hedeftir; ama, 2003,
2004, 2005'in verdiği imkânlarla ve Türk müteşebbisinin, Türk turizmcisinin
engin gayretiyle, ben, bu iddiayı ortaya atıyorum: 2006, 26 000 000 turist.
Gayri safî millî hâsılamızın yaklaşık yüzde 5,5'ini oluşturan turizm
gelirlerinin, ülkemizin kalkınması ve yeni iş alanlarının yaratılması açısından
önemi de tartışmasızdır. Giderek büyüyen talepler karşısında gerekli
politikalar oluşturarak ve rakiplerinden farklılaşarak, dünyada öne çıkmayı
öncelikli hedef olarak belirleyen Bakanlığımız, bu yönde yoğun çaba
harcamaktadır.
MES turizmin kırılganlığı ve rekabetin çok büyük olmasını dikkate
alarak; ama, MES turizmi inkâr etmeden, ülkemizin diğer turizm alanlarındaki
imkânlarını da hızla devreye sokmak istiyoruz.
Bunlardan en önemlisi, termal turizm ile kongre turizmidir. Gerek termal
turizmin gerek kongre turizminin diğer turizmlerden en önemli farklılığı, bu
turizmin bütün yıl boyunca devam etmesidir.
1 300'e yakın termal kaynağıyla dünyanın yedincisi, Avrupa'nın birincisi
olan bu kaynağımızdan, bu turizm çeşitliliğinden, maalesef, ülkemiz
halihazırda, yüzde 1'ler mesabesinde faydalanmaktadır. 2006 yılı, termal turizm
açısından bütün ülkemizde bir atılım yılı olacaktır. Turizm politikamızın
öncelikleri, elbet, yarışabilirlik, müşteri memnuniyeti, sürdürülebilir gelişme,
turizmin dört mevsime yayılmasına yönelik olacaktır. Yayla turizmi, golf
turizmi ve alternatif turizm alanlarındaki çalışmalarımız hızla devam
etmektedir. Şu anda, Bakanlığımızın bütçesi müzakere edilirken, yine bundan
önce olduğu gibi, Bilkent Otelinde yeni tahsislerin müzakereleri
televizyonlarımız aracılığıyla ve açık, şeffaf bir şekilde şu anda
yapılmaktadır; inşallah, bu müzakerelerde olduğu gibi, o müzakerelerde de
ülkemiz ve Türk turizmi kazanır.
Bunların yanında, kış turizmi, Türkiye'nin en önemli potansiyel
alanlarından birisidir ve doğu Karadeniz ve kuzeydoğu Anadolu'da bu husustaki
çalışmalarımız fevkalade iyi neticeler vermektedir.
Kıymetli milletvekillerimiz, turizm alanında başlattığımız ikinci hamle
döneminde, Turizmi Teşvik Kanununda gerçekleştirilen düzenlemelerle, birçok
turizm aktivitesini tek potada birleştirilen, yabancı zincirler ve markalarla bütünleşebilen
özel sektör yaratıcılığını artırarak kamunun yükünü hafifleten projelere
öncelik verilmesi için gerekli altyapıyı da sağlamış bulunmaktayız. Dünyadaki
yeni tanıtma stratejilerinin temelini oluşturan iletişim ve ulaşım teknolojileriyle
seyahat taleplerinin artırılması, yeni destinasyonların oluşturulması; ama,
özellikle, kalkınan Türkiye'de iç turizmin artırılması için de özel teşviklerle
meseleye yaklaşmaktayız. 2023 yılına yönelik turizm hedefimiz, biraz önce
söylediğim bu seneki hedefimizi de dikkate alırsak çok daha büyük olacaktır.
Dünya artık bir Türk turizm modelinden söz etmektedir; bunu kimse inkâr edemez.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu vesileyle, son günlerde sıklıkla
gündeme getirilen bir hususa da değinmek istiyorum. Bakanlığımız, geçtiğimiz
yıl, 181 trilyonluk bir altyapı katkı payı imkânı sağlamış, bunun yaklaşık 50
trilyonu vergi olarak kullanıldıktan sonra -yani, Maliye Bakanlığına
verildikten sonra- geri kalan kısmı ülkemizin çeşitli bölgelerinde, turizm
altyapısı olarak değerlendirilmiştir. Bunun da 45 trilyonu sadece Antalya için
harcanmıştır ki, bu bölgede kazanılan paranın yöreye harcanmadığı iddiaları
kesinlikle doğru değildir. Aynı şekilde, bu kaynak, festivaller için de
kullanılmamıştır. 2003 başından itibaren, Antalya için 700 trilyon hükümet, 100
trilyon da Büyükşehir Belediyesi harcama yapmıştır ki, bu şehir için,
cumhuriyet tarihinin rekor yatırımıdır. Altyapıdan elde edilen paraların bir
bölümü kültüre de harcanarak, iki bakanlığın birleşmesinden neler kazandığımıza
kâfi bir cevap da teşkil etmektedir. Tekrar ediyorum, bu paralardan
festivallere para gönderilmemiştir; çünkü, Bakanlığımın, hem Araştırma Eğitim
Genel Müdürlüğü bütçesinde hem de Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü bütçesinde bu
işler için kaynak bulunmaktadır. Ayrıca, DÖSİM'in tek gelir kaynağı da
altyapıdan aldığımız katkı payları değildir. Elde edilen diğer kaynaklar
sayesinde, DÖSİM'ce de, 314 festival için 2 trilyon kaynak kullanılmış; fakat,
bu imkân, DÖSİM'in diğer kaynakları kullanılarak sağlanmıştır.
Bakanlığımız, turizmi, yalnızca ülke ekonomisine katkı sağlayan bir
girdi olarak değil, küreselleşme olgusu çerçevesinde, uluslararası ilişkilerin
önemli bir aktörü olarak da ele almaktadır.
Değerli Başkan, kıymetli milletvekilleri; bütün bunları şunun için izah
ediyorum: Kültür ve Turizm Bakanlığı, üzerine düşen görevleri, sizin sayenizde
ve hakikaten, maaşlar açısından, ek imkânlar almayan 3 bakanlıktan biri olan
Kültür Bakanlığı personelinin fevkalade büyük gayretleri sayesinde bugünlere
gelmiştir.
Kıymetli Hocam, katiyen bir hantallık söz konusu değildir. Bakanlığıma
yapılan bütün müracaatlara onbeş gün içinde cevap verilmesi benim prensibimdir
ve bu prensibi de hassasiyetle takip etmekteyim.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Katılıyorum size Sayın Bakan.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) - Personelle ilgili görevde
yükseltme, ocak ayından itibaren uygulanmaya başlanacaktır.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürünün kararnamesi gönderilmiştir.
Kapalı müzelerimizin -32 taneydi ben göreve geldiğimde- 21'i açılmıştır,
2006'da kapalı hiçbir müze kalmayacaktır; ama, itiraf edeyim ki, çok üzüldüğüm
bir hadise olmuştur; Asarıatika Müzesi onbeş senedir kapalıymış, kimsenin
haberi yoktu bundan. İnşallah, 2006'da Asarıatika Müzesini de açacağız.
Kapalı kütüphanelerimizin -126 taneydi ben geldiğimde- 50 adedini açmış
bulunmaktayız. HAGEM arşivi de ilk defa tarafımızdan hizmete sunuldu Hocam.
Turizmde, iki yıl içinde yüzde 50 artış sağlandı. Bu olumsuz tabloya
rağmen, sadece şunu soruyorum Sayın Kaptan: Bu artış nasıl oldu? Demek ki,
hiçbir şey yapmadan da bir şeyler oluyorsa… Bizler de bir şeyler yaptık
herhalde…
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sayın Bakan, her on yılda 3 kat artıyor;
1984'te 2 200 000…
BAŞKAN - Sayın Kaptan, lütfen…
OSMAN KAPTAN (Antalya) -
…1994'te 6 600 000…
BAŞKAN - Sayın Kaptan …
OSMAN KAPTAN (Antalya) - … 2004'te 17 000 000…
BAŞKAN - Sayın Bakan, Genel Kurula hitap eder misiniz lütfen.
OSMAN KAPTAN (Antalya) - …on yıl sonra da 50 000 000…
BAŞKAN - Sayın Kaptan, lütfen…
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) - Sayın Kaptan'ın böyle
âdetleri var, müdahale etme âdetleri… Siz sordunuz, ben cevap verdim, size
ikinci bir cevap hakkı doğduysa, gelir burada söylersiniz.
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Siz sektörün yaptığını değil, kendi
yaptıklarınızı anlatın, otelci arkadaşlarımız var içimizde Sayın Bakan…
BAŞKAN - Sayın Kaptan, lütfen…
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) - Ben size cevap
vermiyorum.
BAŞKAN - Sayın Bakan, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) - Kıymetli…
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sayın Başkanım, benim ismimi söyleyerek
söylediği için…
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) - Ben bilerek söyledim
zaten, karışırsınız da, ben de karışmanıza müdahale edeyim diye…
BAŞKAN - Lütfen Sayın Kaptan… İsminizi söylüyorsa, söz istersiniz,
sataşma varsa…
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Söz istiyorum o zaman…
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) - Kıymetli milletvekilleri,
kıymetli Başkanım; desteklerinizle daha büyük işler yapacağız.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Az zamanda!
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) - Evet, az zamanda; çünkü,
biz cumhuriyetin kurucusu Atatürk'ün o iradesini tatbik etmek için iktidar
olmuşuz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sizlerin destekleriyle daha çok işler yapacağız. Kapalı kütüphanemiz
kalmayacak ve kültür merkezi olmayan şehrimiz kalmayacak.
AHMET IŞIK (Konya) - Konya ile ilgili bir şeyler söyleyin Sayın Bakanım.
Konya Kültür Merkezi, Mevlana Hazretleriyle…
BAŞKAN - Lütfen, sayın milletvekilleri...
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) - Ismarlama iş yapmıyorum,
kusura bakmayın.
AHMET IŞIK (Konya) - Ismarlama değil, doğal göreviniz.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) - Bütün bunların yanında,
tekrar söylüyorum, 2006'da 26 000 000 turist. Bütçemizle beraber, bu turistler
de ülkemize hayırlı olsun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - 45 trilyonun ne kadarı katkı payından
gönderildi?
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - 135, söyledim.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Hepsi 135'ten mi gönderildi?
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - Evet.
İstersen, resmen yaz da cevap vereyim.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Yazacağım zaten.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - Yaz da, cevabını al.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Siz de güzel bir soru alacaksınız ama…
BAŞKAN - Şimdi söz sırası, Hükümet adına söz isteyen Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nda.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sayın Başkan, bana söz verecektiniz?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 malî yılı bütçe kanunu tasarısının
görüşülmesi dolayısıyla Bakanlığımın çalışmaları ve ileriye yönelik projeler
hakkında bilgiler sunmak üzere huzurunuzdayım; sözlerimin başında hepinizi, hem
şahsım hem de Bakanlığım mensupları adına saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum ve
şu ana kadar söz alan değerli grup sözcülerine, çok aydınlatıcı, çok olumlu,
çok seviyeli tenkitleri ve görüşleri için de ayrıca teşekkür ediyorum. Aynı
şeyi şahsı adına söz alan arkadaşlarım için de tekrar ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma Bakanlığı, bildiğiniz
gibi çalışma hayatımızın tanzim edilmesi, ülkemizde sosyal güvenliğin
geliştirilmesi, istihdam, işsizlik gibi ana başlıkların altında birçok konuda
sorumluluğu olan bir bakanlıktır. Ayrıca, Avrupa Birliği sürecinde, başta
istihdam ve sosyal politika olmak üzere, 11 başlıktan da dolaylı olarak sorumlu
olan bir bakanlıktır.
Zamanımın sınırlı olması dolayısıyla size dağıtılan kitapçıktaki bütün
hususlara değinemeyeceğim; burada sorulan birkaç soruya cevap verip, diğer
konuşmaları da özetle geçeceğim; ama, esas olarak Bakanlığımızın sizlere takdim
etmek istediği görüşler, o kitapçıkta özet olarak verilmiş bulunmaktadır,
inşallah, arta kalan konuları başka vesilelerle sizlerle konuşmak ve tartışmak
imkânına sahip oluruz.
Değerli arkadaşlarım, çalışma hayatımızın tanzim edilmesi noktasında,
geçtiğimiz üç yıl içerisinde önemli yasal düzenlemeler yaptık. Bunların başında
İş Kanunu gelmektedir. Uzun süredir uygulanan 1475 sayılı İş Kanunu, çağdaş
gelişmelere, yeni trendlere uygun olarak düzenlenmiş ve siz, değerli
arkadaşlarımın, Yüce Parlamentonun desteğiyle de çalışma hayatımıza ve çalışma
mevzuatımıza kazandırılmıştır.
Yeni çıkarmış olduğumuz İş Kanunu bir denge üzerine kurulmuştur; bir
tarafta esneklik, bir tarafta da güvenceyi birlikte mezceden; yani, hem
çalışanların hakkını koruyan hem de yeni iş arayanlara iş kanalları açılması
konusunda esnek bir yapıyı bünyesinde barındırmaktadır ve ilk defa, işçilerimiz
açısından, çalışanlarımız açısından önemli bir kazanım bu yasayla birlikte
mevzuatımıza girmiştir; o da, iş güvencesidir. Eskiden, işletmeler çalışanların
iş akitlerini feshederken herhangi bir sebep göstermek zorunda değillerdi,
ihbar ve kıdem tazminatlarını ödemek suretiyle iş akitleri feshedilebiliyordu,
bu getirdiğimiz yasayla birlikte, artık, iş akitleri geçerli bir nedene
dayanarak feshedilmek zorunda kalmıştır. Ayrıca, sendikal faaliyetlerinden
dolayı, iş akti feshi yasa tarafından korunmamıştır, himaye edilmemiştir.
Diğer bir önemli kanun, Türkiye'de çalışmak isteyen yabancılara
verilecek izinlere dairdir. Bu da, çalışma hayatımıza ilişkin bir kanundur.
Daha önce çeşitli bakanlıklar tarafından verilen çalışma izinleri, Çalışma
Bakanlığı bünyesinde toplanmış ve tek elden verilmeye başlanmıştır. 2004 - 2005
yılları arasında, yaklaşık 8 500 civarında yabancıya ülkemizde çalışma izni
verilmiştir Bakanlığımızın ilgili birimleri tarafından. Bu izinler verilirken,
elbette çok titiz bir incelemeden geçirilmektedir. Özellikle yerli ve millî
işgücümüzün yapacağı işler konusunda hassas davranmaktayız. Diğer taraftan,
izin vermiş olduğumuz yabancıların, Türk sosyal güvenlik sistemleriyle
ilişkilerinin kurulmasına da azamî dikkat gösteriyoruz.
Bunun yanında değerli arkadaşlarım, İŞKUR Kanununun çıkarılması, Bağ-Kur
Kanununun çıkarılması, Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun çıkarılması, iş
piyasasına yönelik, çalışma hayatına doğrudan veyahut da etraflı olarak
etkileri bulunan önemli kanunlarımızdır.
Değerli arkadaşlarım, sözlerimin başında da ifade ettim; çalışma
hayatımızın yasal ve idarî eksiklerini tamamlamak ve bu anlamda bir eksiğinin
kalmaması konusunda azamî dikkat gösteriyoruz. Önümüzdeki yıl, inşallah,
Sendikalar Kanunu, yani 2821 ve 2822 sayılı Kanunları da önemli ölçüde
değiştirmek amacındayız. Sendikalarımıza, özellikle örgütlenme hakkı açısından
yeni imkânlar getiriyoruz. Onların üzerinde, şu anda malî yük oluşturan
birtakım unsurları kaldırıyoruz. Örneğin, üyelik girişi konusunda notere gitme
zorunluluğunu kaldırıyoruz. Bunun gibi, birtakım, sendikalarımızın işleyişinde,
kuruluşunda ve örgütlenmeleri konusunda kendilerine önemli kolaylıklar
getiriyoruz. Ayrıca, şu anda 28 olan işkolu sayısının 18'e indirilmesi
planlanmaktadır. Yine, sendikalarımızın örgütlenme açısından önündeki önemli
engellerden biri olan yüzde 10 barajını makul seviyelere indirmeyi de, bu, 2821
ve 2822 sayılı Yasalarda düzenlemeyi kendimize hedef olarak koymuş
bulunmaktayız.
Değerli arkadaşlarım, çalışma hayatımızın önemli konularından biri de iş
sağlığı ve güvenliği konusudur. Bakanlık olarak, çalışanlarımızın iş sağlığı ve
güvenliği konusuna çok riayet ediyoruz. Bu konuda, daha önce Bakanlığımda bir
daire başkanlığı olarak görev yapan birim, genel müdürlük olarak
teşkilatlandırılmıştır ve kurumsal bir yapı haline kavuşması için, devamlı
olarak nitelikli personel takviyesi yapılmaktadır. Bu konuda yine, sosyal
taraflarla birlikte, Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliği kültürünün yerleşmesi
konusunda, bu genel müdürlüğümüz büyük bir gayret içerisine girmiş
bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, Bakanlığıma bağlı ilgili kuruluşlar olan, bağlı
kuruluşlar olan, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur gibi bağlı kuruluşlarımız da
var. Bildiğiniz gibi, bu kurumlarımız hem sigortacılık hem de sağlık hizmeti
sunmaktadır sigortalılarına. Bu anlamda da, geçtiğimiz, 2004 yılında, bu
kuruluşlarımız başarılı bir performans sergilemişlerdir; sigortalılık
sayılarında artış olmuştur, bu kurumlarımızın gelirlerinde de göze batan bir artış
söz konusu olmuştur. Ayrıca, prim tahsilatlarını tahsil etme kabiliyetlerinde
de geçmiş yıllara nazaran önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.
Yine, Sosyal Sigortalar Kurumunun sunmuş olduğu sağlık hizmetleri
konusu, Yüce Meclisimizin çıkarmış olduğu bir yasayla, Sağlık Bakanlığına
devredilmiş; o tarihten itibaren de, Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı
hastaneler Sağlık Bakanlığına devredilmiştir. Şu anda, Sosyal Sigortalar
Kurumu, sağlık hizmetlerini, gerek devlet hastaneleri gerek üniversiteler
gerekse özel sağlık merkezlerinden satın alma yoluyla gerçekleştirmektedir.
Burada, değerli bir arkadaşım, 2004 yılında veyahut da bu uygulamanın
yapıldığı tarihten bu tarafa yapılan harcamalara ilişkin bir soru tevcih etti.
O konuya ilişkin rakamları da izninizle Yüce Genel Kurula takdim etmek
istiyorum değerli arkadaşlarım.
Sosyal Sigortalar Kurumunun 2004 yılında 6 katrilyon 636 trilyon lira
olan sağlık harcaması, 2005 yılı aynı
döneminde 7 katrilyon 483 trilyon liraya ulaşmıştır. Bağ-Kurda, 2004 yılında,
3,7 katrilyon lira olan sağlık harcaması, 2005 yılında da aşağı yukarı aynı
seviyelerini devam ettirmiştir. Toplam olarak baktığımızda, 2004 yılında, 10
katrilyon 355 trilyon lira olan toplam sağlık harcaması, 2005 yılında 11,2
katrilyon lira olarak gerçekleşmiştir. Takdir edersiniz ki, sağlık harcamaları
devamlı yükselen harcamalardır. Bu rakamlar, bize, bu iki kurumun da sağlık
harcamaları konusunda tasarruflu gittiğini açık bir şekilde göstermektedir.
Diğer bir konu, Sosyal Sigortalar Kurumu hastaneleri varken hastaneler
bünyesinde verilen ilaçlara ilişkindir. Yani "SSK eczanelerinin
kapanmasıyla birlikte serbest piyasalara açıldıktan sonra SSK ilaç
harcamalarında ne gibi bir artış olmuştur" diye bir soru sordu değerli
sözcü. Orada da rakamlarımız şöyle değerli arkadaşlarım: Tüm kamu olarak bu
projeyle birlikte ilave gelen maliyet 1
katrilyon 182 trilyondur veyahut da yeni birimle 1 000 182 000 Yeni Türk Lirasıdır.
Hepinizin bildiği gibi, biz, bu projeyi gerçekleştirirken sektörden yüzde 14,5
oranında bir indirim aldık. Bu indirimin tutarı da 1,178; yani, 1 katrilyon 178
trilyondur. Dolayısıyla, bu kadar vatandaşımızın serbest eczanelerden ilaç
almasının ilave yükü 4 trilyondur. Bunu, yanlış bir proje olarak görmek mümkün
değildir. Bunu, kabul etmemiz mümkün değildir; çünkü, daha önce SSK'lı
vatandaşlarımız, toplam, Türkiye genelinde 300 SSK eczanesinden ilaç alabiliyorlardı;
ama, bu uygulamayla birlikte bugün yaklaşık 20 000 eczaneden SSK'lı
vatandaşlarımız rahatlıkla ilaç alabilmektedir. Bunun da maliyeti 4 trilyon
liradır. Bunu, çok görmek, ilave maliyet görmek mümkün değildir. Aksine, böyle
bir düşünce, SSK'lı vatandaşlarımızı ikinci sınıf vatandaş konumuna düşürür ki,
bu, hiçbir milletvekilimizin aklından geçirmeyeceği bir husustur. Onun için, bu
uygulamada devletimizin veyahut da bu kurumların herhangi bir zararı olmamıştır.
Getirilen ek maliyet de büyük rakamlar içerisinde çok cüzî bir rakam olarak
kalmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın sosyal
güvenlik haklarının korunması amacıyla da, Bakanlığımız, üzerine düşen
görevleri yerine getirmenin gayreti içerisindedir. Türkiye'nin ilki 1959
yılında İngiltere'de imzalanan ve 1961 yılında yürürlüğe giren ikili sosyal
güvenlik sözleşmelerinin sayısı, 1 Ocak 2005 tarihi itibariyle 20'dir.
Yurt dışında bulunan vatandaşlarımızın sosyal güvenlik haklarının
korunması amacına yönelik olarak, önümüzdeki dönemde, başta dost ve kardeş Türk
cumhuriyetleri olmak üzere, Balkan ülkeleri ve vatandaşımız bulunan başka
devletlerle, çağdaş ölçütlere uygun sosyal güvenlik sözleşmeleri aktedilmesi
yönündeki çalışmalarımıza, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da devam
edilecektir.
Yine, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızı ilgilendiren, onların
borçlanmaları ve emeklilikleriyle ilgili bir kararı da geçtiğimiz günlerde
aldık. 3201 sayılı Yasaya göre, yurt dışında bulunan vatandaşlarımıza borçlanma
imkânı getiriliyor; yani, orada geçen çalışma sürelerinin Türkiye'de yapılmış
gibi, geçmiş gibi kabul edilerek emeklilik hakkı kendilerine verilmiş oluyor. 5
dolara çıkmış bulunan günlük borçlanma miktarını, geçtiğimiz günlerde, Bakanlar
Kurulu kararıyla, 3,5 dolara indirdik. Bu konuda da vatandaşlarımızın
mağduriyetini büyük ölçüde önlemiş olduk.
Değerli arkadaşlarım, asgarî ücrete ilişkin yine bazı görüşler dile
getirildi. Dün, Asgarî Ücret Tespit Komisyonumuz, 1 Ocak 2006 tarihinden
itibaren uygulanacak yeni asgarî ücreti tespit etti. Sizlerin de malumu olduğu
üzere, bu artış oranı, yüzde 8,65 oranında bir artışa tekabül etmektedir. Brüt
asgarî ücret 531 Yeni Türk Lirası, net asgarî ücret de 380,46 Yeni Türk Lirası
olarak belirlenmiştir. Belirlenen bu yeni asgarî ücretin işverenimize toplam
maliyeti ise 645,17 Yeni Türk Lirası olmuştur. Bilindiği gibi, 2006 yılında
hedeflenen TÜFE enflasyon oranı yüzde 5'tir; ancak, komisyonumuz, bu yüzde 5
üzerinden 3,65 puanlık bir refah payını da asgarî ücret uygulamasında dikkate
almıştır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hükümette göreve başladığımız
tarihte asgarî ücret 184 250 000 lira civarındaydı, son açıklanan rakamla
386,46 Yeni Türk Lirasına ulaşmış bulunmaktadır. Bu süreç içerisinde artış
oranını hesapladığımız zaman, yüzde 106 oranında bir artış söz konusudur. Dolar
bazında baktığımız zaman 2002 yılında 116,56 dolar olan asgarî ücret, bugün
yeni açıklanan şekliyle 282,05 dolar düzeyine çıkmış bulunmaktadır. Tabiî,
söylediğim bu rakamlar, net rakamlardır.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu rakamları telaffuz ederken asgarî ücret
konusunda, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, hükümetimizin anlayışını, gönlünden
geçen rakamları hepimiz biliyoruz; ama, asgarî ücret, sadece işçiye verilen en
düşük ücret değildir; aynı zamanda, SSK primlerini etkilemektedir, idarî para
cezalarını etkilemektedir, ücretlerin genel seyrini etkilemektedir. Asgarî
ücretin fazla artırılmış olması, aslında kamunun menfaatınadır, verginin ve SSK
priminin daha fazla alınacağı anlamını taşımaktadır; ama, diğer taraftan,
piyasayı, piyasa dinamiklerini, kayıtdışını ve işletmelerimizin rekabet
edebilme imkanlarını da dikkate almamız lazım. Bunu, bu söylediğim hususları,
komisyon, çalışmasında dikkate almıştır. İnşallah, önümüzdeki dönemlerde Türk
ekonomisindeki bu iyileşme ve istikrar sürdüğü sürece, bundan çalışanlarımızın,
asgarî ücretlimizin, emeklimizin daha fazla pay alması, kendine daha fazla
refah düşmesi söz konusu olacaktır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; önümüzdeki dönem hangi projeler
üzerinde çalışacağız, hangileri Bakanlığımızın önceliği olacaktır, hangileri
konusunda Yüce Genel Kurulla ortak çalışma yapacağız; birkaç cümleyle de bu
hususlara izin verirseniz değinmek istiyorum.
Bunların başında, değerli arkadaşlarım, şu anda Plan ve Bütçe
Komisyonunda bulunan Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur prim alacakları
gelmektedir. Bilindiği gibi, bu tasarı daha önceden sevk edilmiş; ama, bütçe
çalışmaları nedeniyle bu tasarı üzerindeki görüşmeler kesilmiştir. Bütçe
Komisyonumuzun takviminin elverdiği en erken tarihte, Sosyal Sigortalar Kurumu
ve Bağ-Kur prim borçlarına ilişkin tasarımızı, önce Bütçe Komisyonundan,
bilahara da sizlerin onayıyla Genel Kurulumuzdan geçirip, bu ihtilafı bir an
önce halletmek istiyoruz ki, herkes kendi işine gücüne baksın, kurumlar da bu
konudaki hesaplarını ve planlamalarını buna göre yapsınlar.
İkinci konumuz, şu anda yine ihtisas komisyonunda bulunan Hava İş
Kanunudur. Hava işkolunda yeni bir düzenleme ve disiplin getiren bir iş
kanununu komisyona sevk etmiş bulunmaktayız. İnşallah, çalışma dönemi başlar
başlamaz, ilgili komisyonda bu kanunun da görüşmelerine başlayacağız.
Diğer bir yasal düzenlememiz, ulusal meslekî yeterlilikler kurumu ve
kanununa ilişkin bir çalışmadır. Mesleklerin karşılıklı tanınmasına ilişkin,
özellikle, Avrupa Birliği sürecinde çok ihtiyaç duyacağımız bir konudur. Bu
konuya ilişkin de çalışmalarımız devam etmektedir.
Değerli arkadaşlarım, diğer bir yasal çalışmamız, Sendikalar Kanununa
ilişkin bir çalışmadır. Daha önce bir nebze bahsettim. 2821 ve 2822 sayılı
Yasalara ilişkin çalışmalarımız devam ediyor. Sendikalarla, konfederasyonlarla,
bu konuda sosyal diyalog anlayışı içerisinde, bu kanunları olgunlaştırmayı ve
bilahara da Parlamentoya sevk etmeyi hedefliyoruz.
Evet, bunun dışında çok önemli bir çalışmamız, sosyal güvenlik reformuna
ilişkin çalışmalardır değerli arkadaşlarım. Benden önceki konuşmacı
arkadaşlarımız da ifade ettiler. Türkiye olarak, mevcut sosyal güvenlik
sistemimizin içinde bulunduğu durumu gayet iyi biliyoruz. Türkiye'nin bu sosyal güvenlik yapısıyla, bu
sosyal güvenlik kurumlarıyla ve içinde bulunduğu hastalıklarıyla önümüzdeki
yıllarda devam etmesi mümkün değildir. Bu sosyal güvenlik kuruluşlarının
veyahut da sosyal güvenlik sistemimizin bu şekilde devamına göz yummak açıkçası
sorumluluktan kaçmaktır ve bizden sonra gelecek kuşaklara onların
ödeyemeyeceği, onların bu yük altında ezileceği ağır bir tabloyu devretmektir.
Onun için, hükümet olarak bu sorumluluğumuzun bilincindeyiz.
Bütün zorluklarına, bütün çekiştirmelere, bütün tenkitlerine rağmen, bir
sosyal güvenlik reformu yapma konusundaki kararlılığımız devam etmektedir. Üç
yıldır, bu reformu en iyi şekilde Parlamentoya takdim etmek için büyük bir
gayret içerisindeyiz. Kamu, kendi arasında kurmuş olduğu reform komitesiyle
birlikte bu çalışmaları yapıyor. Bir taraftan sendikalarla, sosyal taraflarla,
sivil toplum örgütleriyle üç yıldır bu çalışmaları bıkmadan, usanmadan
yapıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, hiç kimse "biz bu sosyal güvenlik
reformundan, kanunundan habersiziz. Bu sosyal güvenlik reformu yangından mal
kaçırır gibi Parlamentoya intikal etti. Bu sosyal güvenlik reformundan bizim
bilgimiz yoktur" diyemez. Bu konudaki itirazları kabul etmemiz kesinlikle
mümkün değil; çünkü, bu konuda bütün vasıtaları kullanarak, olabildiğince bu
tasarıyı tanıtmak için bir gayret sarf ettik ve inanıyorum ki, bugün herkes, bu
tasarının getirmiş olduğu ana parametreleri biliyor. Onun için, inşallah, bu
tasarı Bütçe Komisyonunda görüşülürken ve Meclis Genel Kurulunda görüşülürken,
bu sorumluluk anlayışı içerisinde, hepimizin bu tasarının olgunlaşması için, bu
tasarının en iyi şekilde mevzuatımıza kazandırılması için katkı vermesi
gerektiğine ben yürekten inanıyorum ve yapmış olduğumuz sosyal güvenlik reformu
çalışmaları da, dediğim gibi, geleceğe yönelik bir planlamadır, bugünden
ziyade, gelecek kuşakları, gelecek nesilleri ilgilendiren bir çalışmadır. Onun
için, bu hassasiyet içerisinde yeni bir sosyal güvenlik reformu yapmak, bu
Meclisin en önemli başarılarından biri olacak diye düşünüyorum.
Getirmiş olduğumuz Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı olabildiğince
kazanılmış hakları koruyan, getirmiş olduğu maliyetleri zamana yayan ve sistem
içerisindekileri fazla rahatsız etmeyen bir sistemdir.
Yaş konusunda çok şey söylendi; efendim, yaş 68'e çıkıyor… Yok böyle bir
şey arkadaşlar; 68'e çıkması, 2075 yılında planlanan veyahut da hedeflenen bir
durumdur. 2036 yılına kadar emeklilik yaşının yükseltilmesi konusunda sistemin
herhangi bir öngörüsü yoktur. Bunu, çok açık bir şekilde ifade ediyorum.
Efendim, kıdem tazminatları alınacak, emekli ikramiyeleri alınacak…
Bunların hiçbiri gerçek hususlar değildir. Kazanılmış hakları koruduğumuzu
üzerine basa basa tekraren ifade etmek istiyorum.
Getirmiş olduğumuz genel sağlık sigortası, bu ülkede yaşayan bütün
vatandaşları sosyal devletin genel sağlık sigortası güvencesi altına alan, tam
anlamıyla sosyal bir projedir. 1960 yılında çıkılan sosyalleşme projesinin
belki de bu kadar yıl sonra hayata geçirilmesinin en önemli yasal zeminini
oluşturacaktır. Çocuklarımızı 18 yaşından itibaren, 18 yaşına kadar genel
sağlık sigortası güvencesine aldığımız, prim ödeme gücü olmayan vatandaşların
primlerinin devlet tarafından ödendiği; dolayısıyla, insan onuruna yaraşır bir
sağlık hizmetinin sunumunun yapılacağı bir genel sağlık sigortasını hayata
geçirmek istiyoruz. Yine, muhtaç insanlarımıza yardımcı olmak için, primsiz
ödemeler dediğimiz Sosyal Yardımlar Kanunu da bu sosyal güvenlik sistemimizin
önemli bir ayağını oluşturmaktadır.
3 sosyal güvenlik kuruluşunu birleştiren, yani, Bağ-Kur, SSK, Emekli
Sandığını birleştiren "Tek Çatı" dediğimiz sosyal güvenlik kurumu da,
modern yönetim anlayışı içerisinde, tamamen bilgi işlem teknolojilerine dayalı
bir şekilde, vatandaşlarımıza modern bir anlayışla hizmet verecektir. Bu
konuda, inşallah, tasarı Meclise geldiğinde, değerli arkadaşlarım, daha etraflı
bir şekilde sizlerle bu tasarıyı tartışma imkânına sahip olacağız.
Sürem dolmak üzere. İşsizlik ve istihdam konusu da bakanlığımızın ve
hükümetimizin öncelikli sorunlarından biridir. Bu konuda hükümet olarak
stratejimiz hazırdır; bunu adım adım uyguluyoruz; ama, yapısal bir sorunu,
takdir edersiniz ki, çok kısa süre içerisinde aşağı rakamlara çekmek, çok kısa
zamanda mümkün değildir; ama, bu noktada Türkiye önemli mesafeler kat etmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakan, lütfen, toparlar mısınız.
Buyurun.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) - 2002
yılından bu tarafa, işsizliği indirme konusunda aşağıya doğru giden bir trendi
birlikte izlemekteyiz. İnşallah, önümüzdeki yıllarda, bu, daha da aşağıya
inecek, daha da makul seviyelere ulaşacaktır.
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; sözlerimi sürem dolduğu için
toparlamak zorundayım. Bakanlığımız bağlı ve ilgili kuruluşlarımızın toplam
bütçesi, 2006 itibariyle, 13 505 231 250 Yeni Türk Lirası olarak
belirlenmiştir.
Değerli arkadaşlarım, Yüce Meclisin takdir ettiği bu meblağın harcanması
konusunda her kuruşuna dikkat edeceğimizi, her kuruşun yerli yerinde
harcanacağına emin olmanızı istirham ediyor, Bakanlığımızın çalışmalarında bize
yardımcı olan başta Bakanlık personelim olmak üzere, değerli komisyon üyelerime
ve siz değerli Meclis üyesi milletvekili arkadaşlarıma çok teşekkür ediyor,
Bakanlığımızın bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor,
hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Tasarının aleyhinde şahsı adına söz isteyen, Antalya Milletvekili Sayın
Osman Özcan; buyurun.
Sayın Özcan, süreniz 10 dakikadır.
OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Turizm
Bakanlığının 2006 yılı bütçesi için aleyhte söz aldım; hepinizi saygı, sevgiyle
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu 10 dakika içinde turizmle ilgili görüş
açıklamak elbette zordur; ancak, turizmcilerimizin sorunları ve giderilme
yollarıyla ilgili olarak görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Ülkemizde yarattığı katmadeğer ve döviz girdisi bakımından baş tacı
ettiğimiz bu sektörün sıkıntılarını bilmemiz, ona göre önlem almamız
gerekmektedir. Ülkemizin on yıl içinde hedeflediği refah seviyesine
ulaşabilmesi için, önem vermemiz gereken sektörlerin başında turizm
gelmektedir. Turizmin gelişimiyle birlikte, diğer yan sektörleri, örneğin
tarımı, taşımacılığı, her alandaki ticareti de kendisiyle birlikte, büyük,
lokomotif sektördür.
Değerli arkadaşlarım, şu çok iyi bilinmelidir: Serbest pazar politikası
izlenirken yapılması gereken en önemli şey, yurt dışında var olan şartların
aynısının ülkemizde de uygulamasını sağlamaktır. Aksi halde, bu pazarda,
Akdeniz ülkeleriyle rekabet etmemizin imkânı yoktur. Öncelikle, her şey dahil
sistemiyle, en önemli harcama kalemi olan alkollü içkilerin, ÖTV kaynaklı,
yaklaşık yüzde 40-50 oranındaki fiyat artışları çok önemlidir. Örneğin değerli
arkadaşlarım, Türkiye'de, 70'lik viskiden 11,80 euro vergi alınırken,
Yunanistan'da bunun dörtte 1'i, İspanya'da, İtalya'da, Portekiz'de bunun beşte
1'i vergi alınmaktadır. 70'lik votkadan, ülkemizde 6,82 vergi alınırken,
Yunanistan, İspanya, İtalya, Portekiz'de hiç vergi alınmamaktadır. Aynen,
şarapta da bizde vergi alınıyor, onlar da alınmamaktadır. Öyleyse, turizm
sektörü, bu alanda, onlarla rekabet etme şansını şimdiden yitirmiş bulunuyor.
Bunun için, bir formülle, konaklama tesislerinde alkollü içkiler ÖTV'den
mutlaka muaf tutulmalıdır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bütün bu sıkıntılar halledilsin diye
çabalarken, son günlerde, bir de, yüzde 3 konaklama vergisinden bahsedilmeye
başlandı. Bu, maliyetlere yüzde 15 yansıyacak demektir arkadaşlar. Bu vergi, cirodan
alınacağından, zarar edildiği zamanlarda da alınacaktır ki, bu,
turizmcilerimizin sıkıntılarını gerçekten çok büyük oranda artıracaktır. Bu
sektör üzerindeki vergileri bir sıralayacak olursak, yükü, ağırlığı ve
acımasızlığını daha iyi anlamış oluruz. Gelir Vergisinden yüzde 15-40, KDV'den
yüzde 18, ÖTV'den yüzde 50, SSK üzerinden alınan İstihdam Vergisi yüzde 42,
Motorlu Taşıtlar Vergisi, Belediye Kanununa göre ödenen vergiler; daha bitmedi,
Emlak Vergisi, Harçlar Vergisi, Gider Vergisi, Eğlence Vergisi, İlan Reklam
Vergisi, Çevre Temizlik Vergisi. Turizmcilerin sıkıntılarını ve vergi
miktarlarını size aktarmış oluyorum.
Turizmcilerin, bir de, telif haklarından kaynaklanan sıkıntıları var
arkadaşlar. 4-5 adet müzik eserleri birliği kuruldu; hepsi, ayrı ayrı, otelin
yıldızına göre, çok fahiş bedel talep ettiklerinden, neredeyse, işletmeler
müzik çalamaz hale geldi ve turistlerden de şikâyetler başladı. Yapılması
gereken, ilgili birlik ve derneklerin bir çatı altında toplanması ve makul bir
ücret üzerinde anlaşılmasıdır.
Değerli arkadaşlarım, her işin başında eğitim çok önemli, çok…
Dolayısıyla, bu sektörde çalışanların eğitimine çok önem vermek zorunluluğumuz
var. Sadece Alanya, Manavgat bölgesi tesislerinde çalışacak 50 000 elemana
ihtiyacımız var. Turizm eğitimi veren okullardan ise, her yıl ancak ihtiyacın
binde 2'si oranında destek alabiliyoruz. Isparta, Burdur, Kastamonu,
Vakfıkebir'e bile açılmış olan TUREM'ler -yani, turizm eğitim merkezleri-
turizmin mihenk taşı olan Alanya, Manavgat gibi ilçelerimizde açılmamıştır.
Bunu Sayın Bakanımın ilgisine dikkatle sunuyorum.
Rezervasyonların yapılacağı şu günlerde içki yasağıyla ilgili olarak
yapılan yayınlar, gerçek turizmcilerimizi endişeye düşürmüştür. Bilhassa
Almanya, İngiltere, hatta Amerika Birleşik Devletlerindeki gazete haberleri,
hiç de ülkemiz açısından iyi olmamıştır. İçişleri Bakanımızın beyanatına
bakıyorsunuz böyle bir şey yok; uygulamalara bakarsanız, gazetelere bakarsanız
var. Öyleyse, Sayın Bakanın bu işi, Orhan Pamuk meselesi gibi olmadan çözmesi
gerekmektedir. Hükümetler sorun çözmek için vardır arkadaşlar; fakat,
gördüğünüz gibi, bu hükümet, sorun yaratma hükümeti olarak tarihte yerini
alacaktır. Bu işte Turizm Bakanımızın sessiz kalmasını da yadırgadığımı
belirtmek istiyorum. Yoksa, Sayın Bakanın bu meselelerden haberi yok mu?! Bunu,
Sayın Bakanımın da, bunun kendisinin görevi olduğunu hatırlatmayı bir görev
telakki ediyorum.
Sayın Başbakan, otellerin yüzde 90 doluluğundan bahsetti arkadaşlar
bütçe konuşmasında; ama, kaç ay yüzde 90 çalıştığından bahsetmedi. Tabiî
Başbakan her şeyi bilecek değil; ama, kendisine bu bilgileri verenleri de iyi
seçmesi gerekmez mi arkadaşlar?! Seçim bölgem Avsallar, Konaklı, Alanya, Oba ve
Mahmutlar'da işletmeler 100 gün, azamî olarak 140 gün çalışır, diğer günler
kapalıdır.
Değerli arkadaşlarım, bu bölgelere yatırım yapmak zorunluluğumuz var.
Antalya, turizmin başkenti olarak, gerçekten, hak ettiği payı alıyor mu
alamıyor mu, sizlerin takdirine bırakıyorum.
Antalya, Türkiye turizm gelirinin başlıbaşına yarısına yakınını sağlayan
bir ilimiz. Bu yıl Antalya'ya gelen turist sayısında, Antalya Valisinin
gönderdiği istatistiklere göre, yüzde 17 artış var. Peki, turizm yatırımlarında
Antalya'ya yüzde 17 fazla yatırım yaptık mı yapmadık mı? Sağladığı döviz
geliriyle dışticaret açığımızın büyük bir kısmını sağlıyor turizmimiz. Durum
böyle de, Manavgat'ın Kumköy bölgesinde, bu yaz, sinekten, kokudan geçemez
olduk.
Alanya, arıtmasının borcunu ödeyemiyor, sıkıntı içinde. Göç olduğundan,
Alanya'da arıtmanın yenilenmesi, büyütülmesi gerekiyor. Kundu bölgesinde büyük
yatırımlar yapılmasına rağmen, yollar ihtiyaca cevap vermiyor, altyapısı yok.
Antalya-Alanya yolu bitme aşamasına gelmiş ise de, ihtiyaca cevap
veremeyecek hale geldi şimdiden. Uçak alanından Alanya'ya 2 saatten aşağı gelme
imkânı yok arkadaşlar. Antalya'nın doğu bölgesinde bir havaalanı açılması
mutlaka yapılmalıdır. Bu, çok önemli bir ihtiyaç ve kısa zamanda kendisini
amorti edecek bir yatırımdır. Antalya-Gazipaşa arasında, mutlaka, raylı sistem
çalışmalarına şimdiden başlamamız gerekiyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan, bütçe konuşmasında, çiftçilerimizden
de bahsetti. "Durumları bizim dönemimizde iyileşti" deyiverdi.
Telefonlarımız susmadı. Serik İlçemizin Sarıhabalı Köyünden bir vatandaşımız
"Başbakanımıza şunu bizzat söyleyiver hocam" diye telefon etti,
"Sayın Başbakan ülkeyi pazarlamayı biliyor da, bizim sebze meyvelerimizi
niçin pazarlamıyor" diye sordu ve "portakal 150 000 lira, domates 200
000 lira, limon 100 000 lira, mısır 200 000 lira" dedi ve "çay 500
000 lira, tuvalet de 1 000 000 lira" dedi. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bu hükümet döneminde, çiftçilerimize, gerçekten,
üvey evlat muamelesi yapılmıştır. Çiftçilerimiz, tarihinde görülmemiş bir
sıkıntı içindedir. Çiftçiliği azaltmak, onları açlığa sevk etmekle
çözümlenemez. Kınık, Derme, Mavi Kent, Alanya, Gazipaşa seracıları perişan
durumda, çaresizlikten çırpınıyor. Turunçova, Manavgat, Alanya, Dörtyol gibi
turinçgil bölgelerimizin durumu da meydanda, perişan. Gazete ve televizyonlara
bakarsanız, ülke iyiye gidiyor, ekonomi çok iyi. Elbette, gazete patronlarının
cepleri iyi olursa, ekonomileri iyi olursa, vatandaşı düşünme diye bir şey yok.
Ülkenin yüzde 90'ı perişan, yüzde 10'u ülkenin kaymağını yiyerek, halka yalan
yanlış bilgiler sunuluyor. Bu, çıkmaz bir sokaktır değerli arkadaşlarım.
İktidar, iktidarlı olmalıdır, dış güçlerin isteklerine boyun eğerek,
teslimiyetçi bir politika izleyerek sorunlarını çözen bir ulus dünyada görülmüş
müdür? Terör, turizmin baş belasıdır. Terörü Amerika Birleşik Devletleri ve
Avrupa Birliğinin istekleri doğrultusunda çözeceğini sananlar, terörü
azdırmışlardır. Turizm için en büyük tehlike de terördür arkadaşlar. Kararlı ve
şahsiyetli bir politika izleyerek terör belasının üstesinden gelmemiz,
turizmimiz için çok önemlidir. Bunu başarmak hepimizin görevidir, başta
hükümetin görevidir.
Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özcan.
Sayın milletvekilleri, 14 üncü turdaki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, 20 dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır; 10 dakika soru
sorma süresidir.
Buyurun Sayın Işık.
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum. Kültür Bakanımıza
sormak istiyorum.
Sayın Bakanım, Dr. Ali Güler "Atatürk'ün Soyu: Kızıloğuzlar ve
Konyarlar" adlı kitabında, Mustafa Kemal Atatürk'ün soyunun Konya'dan
Makedonya'ya, Makedonya'dan da Selanik'e göçtüğünü kaynak göstererek
açıklamaktadır.
16 Kasım 2005 tarihli Yeni Şafak Gazetesi, Ali Sarı imzalı haberi de
sizlerle paylaşmak istiyorum: "Atatürk ve ailesinin Konya'da mülkleri
olduğuna ilişkin tapu kayıtları bulundu. Kayıtlar, Atatürk'ün Orta Asya'dan
Konya yöresine göçen Kızıloğuz Türklerine mensup olduğu tezlerine de yeni bir
boyut getiriyor. Ulaşılan ilk tapu senedi 1928 yılında Arapça harflerle Atatürk
adına düzenlenmiş. İkinci senet ise, Atatürk'ün ölümünden sonra kız kardeşi
Makbule Hanıma intikal yoluyla verilmiş.
Osmanlıca tapudan anlaşıldığına göre, Konya'nın Abdülaziz
Mahallesi…"
BAŞKAN - Sayın Işık, sorunuzu sorar mısınız lütfen.
AHMET IŞIK (Konya) - Devamında sorum var efendim.
"…Gazipaşa Sokağında bulunan eski bir han ve bahçenin tapusu,
annesi Zübeyde Hanımın ölümünü izleyen süreçte Atatürk adına tekrar
düzenlenmiş. 921'e 825 arşın ebadındaki bahçe ve içindeki yapının Atatürk adına
tescil ediliş nedeni olarak tapuda, Varidat Dairesinin 28 Ağustos 1928 tarihli
talimatnamesi gösteriliyor." (CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Işık, lütfen sorunuzu sorar mısınız.
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Ya, Işık, olmuyor; geçen bize
bağırıyordun!...
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Hakkın suiistimali bu!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Okuma bayramı, Sayın Başkan!
HARUN AKIN (Zonguldak) - Sayın Başkan, herkese 1 dakika veriyorsunuz…
AHMET IŞIK (Konya) - Aynı yıl düzenlenen tapu senedinde mülk sahibinin
adı "Türkiye Cumhuriyeti Reisicumhuru Gazi Mustafa Kemal Hazretleri"
şeklinde geçiyor. Taşınmazın kıymeti ise 853 750 lira olarak belirlenmiş. Diğer tapu senedi ise…
BAŞKAN - Sayın Işık, lütfen, sorar mısınız…
AHMET IŞIK (Konya) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Lütfen, Sayın Işık, sorunuzu sorar mısınız!..
AHMET IŞIK (Konya) - Cümleyi bağlayıp hemen sorumu soruyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Sayın Işık, İçtüzükte, soru için "kısa, gerekçesiz"
denilmektedir. Lütfen, sorunuzu sorar mısınız…
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, cümleyi bağlıyorum…
BAŞKAN - Hayır, lütfen… Sormuyorsanız kapatıyorum. Lütfen…
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, lütfen yani!.. Cümlemizi
tamamlayalım.
BAŞKAN - Sayın Işık, sorunuzu sorar mısınız…
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, cümlemi tamamlayayım, müsaade edin
lütfen.
Sayın Bakanım, Konyamızı daha da anlamlı kılan ve onurlandıran bu
konuyla ilgili araştırma yaptırmayı, tarihî gerçeklere ulaşıldığında da, ilgili
gayrimenkullerin tarihî ve kültürel varlıklarımız olarak koruma altına
aldırmayı düşünüyor musunuz?
Devamına yönelik bilgileri ben size takdim edebilirim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.
Sayın Koç…
HALUK KOÇ (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, ilk sorum Sayın Çalışma Bakanına. Kırklareli İli Vize
İlçesinde Gossards -tekstille uğraşan bir şirket- Eko Tekstile el değiştiriyor
ve bugün itibariyle 300 çalışanın işine son veriliyor ve hiçbir tazminat da
verilmiyor, mahkeme yolu gösteriliyor. Yani, bu tür yaşanan olaylarla ilgili
olarak alınmış herhangi bir tedbir var mı, bu süreç hakkında bilgi verebilir
misiniz; bir.
İkincisi, Sayın Kültür Bakanına… Samsun İl Kültür Müdürlüğüne bağlı
personel yer değiştirmelerinde yaşanan bazı sıkıntıları Sayın Müsteşara ben iletmiştim,
o konuda kendisi bir bilgi verecek; ama, size halk kütüphaneleriyle ilgili bir soru
yöneltmek istiyorum.
Halk kütüphanelerinin yasal bir dayanağa ihtiyacı var Sayın Bakan.
Yetersiz, bakımsız binalarda, güncelliğini yitirmiş derme çatma, eksik araç
gereçle birtakım hizmetler vermeye çalışıyor ve burada, personelin özlük
haklarında da çok büyük sorunlar yaşanıyor. Halk kütüphanelerinde lisans mezunu
kütüphanecilere ne kadar yer veriliyor; yani, bu konuda bir yasal düzenlemenin
altyapısını hazırlıyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.
Sayın Akbulut, buyurun.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Sorum Sayın Kültür Bakanımıza olacak.
Değerli Bakanım, daha önceden Bakanlığınızca gönderilen ödeneklerle,
tarihî Erzurum Kalesinin etrafının bir kısmı açılmıştı. Ortaya çıkan surlar çok
kötü bir görünümde ve vatandaşlarımız, bu işlemin bir an önce tamamlanarak,
kalenin etrafının açılmasını bekliyor. 2006 yılında bu işlem tamamlanacak mı
diye soruyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akbulut.
Sayın Ateş, buyurun.
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Kültür Bakanına sorularım olacak.
1- Topkapı Sarayı Müzesi ile Ayasofya Müzesinin işletmelerinin yabancı
bir şirkete verileceği söylentileri etrafta dolaşıyor, bir İspanyol şirketi
olduğu söyleniyor; doğru mudur?
2- Müzelere tarihî eser getiren vatandaşlara şimdiye kadar yapılan ödül
ödemelerinin son zamanlarda yapılmadığı, zorluklarla karşılaşıldığı
söylenmektedir. Bu konuda bir politika değişikliği mi vardır; onu öğrenmek
istiyorum.
3.- 1992-1996 yılları arasında, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğünün
çalışmaları sonucu, yurt dışına kaçırılmış yüzlerce eser, ülkemize yeniden
kazandırılmıştı. Duyumlarımıza göre, avukatlık ücretleri yüksek olduğu için
bundan da mı vazgeçildi?
4.- Yurt dışından eksik geri alınan Elmalı Sikkelerinin tamamlanması,
geri kalanlarının yurda getirilmesi için bir çalışmanız var mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ateş.
Sayın Kaptan, buyurun.
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Kültür ve
Turizm Bakanına sormak istiyorum.
Birinci sorum şu: 12 Eylülün yarattığı kültürsüzleştirme sürecine,
küreselleşme rüzgârı da eklenince, gelinen noktada, kültürümüzün, mandalaşmaya
ve magandalaşmaya doğru sürüklenmesini nasıl önleyeceksiniz?
İkinci sorum şu: 2004 yılında yürürlüğe giren 5846 sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanununun uygulanmasında sektör içinde tüm taraflar birbirine düşmüş,
özellikle, konaklama sektörü mensupları mahkemelik olmuştur. Sayıları 14'e
ulaşan müzik meslek birliklerinin her birinin 5 yıldızlı bir otelden ayrı ayrı
ücret talep etmesi sonucu, oda başına 70 dolara tekabül eden bir masraf ortaya
çıkmaktadır. 200 euroya yatak satan ülkelerdeki 35 dolarlık telif masraflarına
karşın…
BAŞKAN - Sayın Kaptan… Sayın Kaptan…
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Bizim gibi…
BAŞKAN - Sayın Kaptan, lütfen, sorunuzu sorun.
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Ahmet Işık gibi yapmıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Kaptan, Tüzükte verilen…
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Ciddî soru soruyoruz Sayın Başkanım burada.
BAŞKAN - Sayın Kaptan, Tüzükte size verilen bir hakkı suiistimal
ediyorsunuz; lütfen!
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Siz kanun çıkararak bütün sektörün hakkını
suiistimal etmişsiniz.
BAŞKAN - Sayın Kaptan, sorunuzu sorar mısınız.
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Ben burada ciddî soru soruyorum.
200 euroya yatak satan ülkelerdeki 35 dolarlık telif masraflarına
karşın, bizim gibi, bir yatağın 20 euroya satıldığı bir ülkede, oda başına 70
dolarlık bir telif masrafını nasıl karşılıyorsunuz?
Üçüncü sorum şu: Hükümet olarak, siz, içki yasağı, otellerdeki,
havuzlardaki haremlik-selamlık, geçmişinizden gelen "turist döviz getirir,
ahlak götürür" anlayışınızı değiştirecek misiniz? Değiştirmediğiniz
takdirde, 35 milyar dolarlık yatırım yapan turizm sektörü sizi değiştirmek
durumunda kalacaktır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaptan.
Sayın Yeni.
AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Başkanım, Kültür ve Turizm Bakanına… Nüfus olarak
Samsun'dan çok daha geride bulunan Trabzon, Sivas, Erzurum ve Van gibi illerde
devlet tiyatrosu bulunmaktadır. Türkiye'deki ikinci büyük kültür merkezinin Samsun'da
hizmete konulmasına ve özellikle, tiyatro dalında Levent Kırca ve Ferhan Şensoy
gibi ülke çapında yeteneğini kanıtlamış, daha adını sayamadığım birçok
sanatçıyı bağrından çıkaran bir potansiyel bulunmasına rağmen, Samsun'da devlet
tiyatrosunun henüz kurulamamış olması, sosyal ve kültürel anlamda Karadenizin
incisi olarak nitelendirilen ilimize karşı bir haksızlık değil midir? Samsun'da
devlet tiyatrosu kurulması yönünde bir çalışma mevcut mudur?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımıza… İşsizlik Sigortası Fonunda 17
katrilyon TL para birikmiştir. Toplanan paranın, işçi ve işveren
kesintilerinden meydana geldiği bilinmektedir. Bu noktada, işsizlik sigortası
prim kesintilerinin makul bir hale getirilmesini ve istihdamın üzerindeki vergi
yükünün hafifletilmesini önemli bir adım olarak değerlendiriyorum ve teşekkür
ediyorum;ancak, toplanan parayla işsizlik sigortasından faydalananlara
dağıtılan para arasında bir uyumsuzluğun olduğunu düşünüyor musunuz? İşsizlik
sigortasından yararlanma koşullarının ve ödenen miktarın artırılması zaruretine
inanıyorum; bu konuda bir çalışma yapılıyor mu, yapılıyorsa ne zaman hayata
geçirmeyi düşünüyorsunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yeni.
Sayın Uzun…
SELAMİ UZUN (Sivas) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Turizmde 20 000 000'u bulan turist sayısını artırarak, bu turistin ülke
düzeyine yayıldığını ne zaman göreceğiz Sayın Bakanım?
Bir de, Sivas'ta biliyorsunuz tarihî eserler var, Selçuklulardan kalma,
Mengücükoğullarından kalma Divriği Ulu Camii. Bu eserlerimizi uluslararası tur
şirketleri ne zaman portföylerine alacaklar; bu konuda bir çalışmanız var mı?
Çalışma Bakanına… Asgarî ücretlinin aile bireyleri, yani, eş ve çocuklu
olduğu dikkate alınarak asgarî ücretin bu şekilde tespit edilmesi, yani, asgarî
ücretten de vergi ve sigorta primlerinin düşürülmesi konusu ne zaman gündeme
gelebilecektir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Uzun.
Soru sorma süresi tamamlanmıştır.
Buyurun Sayın Bakan.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Sayın Işık'ın Atatürk'ün Konyalı oluşuyla ilgili araştırmalar
hakkında sorduğu suale… Dikkate alacağız; bir bilim adamının iddiasıdır,
dikkate alacağız.
Sayın Koç, Samsun'da personel hareketliliğini daha önce Müsteşarıma da
sormuştunuz, o da bana intikal ettirdi. Ben de Samsun Müdürümüze sordum, sadece
hareketliliği sağlamak ve yeni açılan kültür merkezimizdeki verimliliği
artırmak için bir değişiklik yapmış. Bize verdiği beyanat bu; ama, daha başka
iddialarınız varsa…
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Müsteşara ilettim efendim.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - İnceleyeceğim.
"Halk kütüphanelerinde yeni gelişmeler sağlanacak mı?"
Haklısınız. Zaten, bir kısmını, özellikle beldelerdekileri belediyelere intikal
ettireceğiz. Onun dışındakileri de, hususen bazı tedbirler alıp düzeltmemiz
gerekiyor. Bu hususta, özel idarelere devredince daha da iyi neticeler
alınacağı kanaatindeyim. Mesela, bazı vilayetlerimizde valiler ve özel idare
ilgilileri çok ilgilendiğinden, halk kütüphaneleri gayet iyi neticeler
almaktadır; ama, bizim yaptığımız şey, baştan aşağı bütün halk kütüphanelerini
dijital ortama geçirdik ve yazılım da 3 000 kitaba erişmiştir. Gelecek sene,
bu, 5 000 kitaba erişecektir. Yani, İstanbul'da, Ankara'da ve diğer büyük
kütüphanelerimizdeki bütün eserler de, dijital ortamla, oralara bilgisayarlarla
intikal ettirilmiş olacaktır.
Sayın Akbulut, Kale çevresi; zaten, biz, bu sene yatırımı yaptık. Bir
proje eksikliği var Belediye Başkanımızla. Gelecek sene bitecek elbet.
Sayın Hocam Ateş, Topkapı Sarayı Müzesi -Topkapı ve Ayasofya diye-
yabancılara verilecek diye bir şey yok.
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep) - İşletmesi...
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - İşletmesini ihale etmeyi
düşünüyoruz; ama, yabancılar mı alacak, yerliler mi alacak, benim hiç kehanet
âdetim yoktur Hocam, bilmiyorum; ama, önceden birilerine ihale verme âdetim de
hiç olmadı benim.
Müzelere… 500 000 Amerikan Doları ödenek gönderilmiştir İtalya'da ele
geçirilen Lidya yazıtları için; buna devam ediyoruz. Avukatlık masrafı olarak
da, aşağı yukarı 1 900 000 ABD Doları ödenmiştir şimdiye kadar.
Elmalı sikkeleri hakkındaki sorunuza, ben, iyi araştırarak yazılı cevap
vereyim müsaade ederseniz.
Sayın Kaptan "kültürümüzün magandalaşmasına nasıl mâni
olacaksınız" diyor. Kültürümüzün magandalaşması değil, biz, yerli
kültürümüzün değerini bilerek; ama, evrensel kültürün varlığını da inkâr
etmeyerek çalışmalarımızı yapmaktayız ve ilk defa bu sene, librettosu ve müziği
yerli olmak üzere, opera yarışması açtık. Onun dışında, son yüzyıldır
kullanılmayan nadir makamlarda ve nadir usullerde eserler yapmaları için beste
yarışması yaptık ve onun yanında da, biraz önce konuşmamda belirttiğim gibi,
Anadolu'nun her ili, her ay, bir tiyatro eseri, bir Türk sanat müziği, bir Türk
halk müziği seyredecek ve bu performansları takip edecek; onun yanında senfoni
orkestramızın da eserlerini takip edecekler.
Biz, halkın özdeğerlerini inkâr etmeden, evrensel kültürü de Anadolumuza
götürmek istiyoruz ve bunu yaparken de kendi özdeğerlerimizi, özellikle bir
pagan anlayışa sahip olan Artemis Mabedini, inancı gereği ve hoşgörüsü gereği,
yanında cami ve tekke kurmasına rağmen, Artemis Mabedine dokunmayan Hacı Bayram
Veli Hazretlerinin ahvadından geliyoruz biz; onun için, bu anlayışa sahip olan
bir ülkenin Kültür Bakanının magandalaşmaya müsaade etmeyeceği açıktır.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Aynı anlayışı cemevlerine niye
göstermiyorsunuz Sayın Bakan?
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - Efendim?
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Aynı anlayışı cemevlerine niye
göstermiyorsunuz; aynı saygıyı, hoşgörüyü?..
BAŞKAN - Lütfen, sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - Bir başka soru-cevapta onun
da cevabını veririm; ama, Tunceli'ndeki insanlarımız cemevinde beni gayet iyi
karşıladılar.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Mutlaka efendim.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Misafirperverliklerinden...
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - "İçki yasağı hakkında
ne düşünüyorsunuz?.." Ben bir şey söylemiştim, ben yasakların olmadığı bir
Türkiye arzuluyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Ama, uygulamada görmüyoruz Sayın Bakan; sözde
var da, uygulamada yok.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - "Samsun'da devlet
tiyatrosu kurulacak mı?.." Elbette Samsun'da da devlet tiyatrosunun kurulması
gerekiyor; zaten, turne olarak devam ediyor; ama, Samsun'a devlet tiyatrosu
elbette açılmalıdır.
Tekrar söyleyeyim; geldiğim zaman, Devlet Tiyatrosunda çalışmayan
sanatçılar -ama, onların kusuru olarak söylemiyorum- yüzde 30'lar oranındaydı,
şimdi bu oran yüzde 9'lara düşmüştür.
Sayın Selami Uzun, "ülke düzeyinde turizm ne zaman
yaygınlaşacak?.." Gerek kongre turizmi gerek termal turizm gerekse kış
turizmi bütün ülkeye yayıldığı zaman, o zaman ülke düzeyinde turizm devam
edecektir; ama, tekrar ediyorum: Turizm için olmazsa olmaz iki mesele vardır;
bunlardan birisi ulaşımdır -her türlü ulaşım; karayolu, havayolu ve denizyolu
olmak üzere- diğeri de konaklama tesisleridir.
Maalesef, Sayın Uzun, Anadolumuzda yol meselesi, ulaşım meselesi büyük
ölçüde hallolmasına rağmen, daha, Anadolu'da, konaklama tesislerinde
eksiklikler vardır. Bu eksiklikler, maalesef, Güneydoğu Anadolumuzda, Doğu
Anadolumuzda ve Orta Anadolumuzda halen büyük bir handikaptır. Bunları da
tamamladığımız zaman, Sivas işte o zaman gerçek bir destinasyon olacaktır.
Bir de, Antalya Gazipaşa Havaalanı meselesini… Gazipaşa Havaalanının
işletmesi, zannediyorum, mart ayından itibaren ihaleye verilecek ve bu sene
uçuşlara açılacaktır.
Hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Buyurun Sayın Bakan.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Evet;
1,5 dakika içerisinde iki soruyu cevaplandırmak istiyorum.
Birisi, Sayın Koç'un sormuş olduğu soru veyahut da bir tespit. Doğrudur,
bir işyeri devrinden dolayı, 180 işçi arkadaşımızın iş akti feshedilmiş.
HALUK KOÇ (Samsun) - Kırklareli-Vize.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) -
Vize'de.
160 işçi halen çalışmaya devam ediyor. Bu arkadaşlarımızın iş akitleri
feshedilmiş.
Bölge Müdürlüğümüze herhangi bir müracaat olmamış; ama, resen,
kendileri, talimatımızla olaya el koydular. İstanbul Teftiş de bu olaya müdahil
olacak. Bu anlamda, yasal açıdan, idarî açıdan bir hak kaybı olmaması için
ellerinden geleni yapacaklar; ama, burada, bu noktada, bir anlaşma olmazsa,
tabiî, yargının da muhtemelen devreye girmesi, ileriki aşamalarda söz konusu
olabilir. Konuşmamda bahsettiğim iş güvencesine ilişkin bir konu.
İkinci konu; Sayın Yeni'nin, İşsizlik Sigortası Fonuna ilişkin sorusu.
Şu anda, 17 601 000 000 Yeni Türk Lirası para var. Şu ana kadar 565 000 kişi
müracaat etmiş, 508 600 sigortalıya işsizlik ödeneği yapılmış. Bunun da
karşılığı 595 918 000 Yeni Türk Lirası. Katılıyoruz, bu işçi ve işverenden
kesilen bir paradır, işsizliğin önlenmesi adına harcanması gerekir, bu konuda
çalışmalarımız var, inşallah, 2006 yılı içerisinde, hazırladığımız tasarıyı
Parlamentoya takdim edeceğiz. Evet, 15 saniye gecikmeyle sözlerimi
tamamlıyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Şimdi sırasıyla ondördüncü turda yer alan bütçelerin bölümlerine
geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup, oylarınıza sunacağım.
Kültür ve Turizm Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
21- KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI
1.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2006 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi
A - C E T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
(YTL) |
|
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
196.967.570 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma
Hizmetleri |
911.015 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
03 |
Kamu
Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri |
12.000 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Ekonomik
İşler ve Hizmetler |
162.088.370 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
07 |
Sağlık
Hizmetleri |
51.000 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
08 |
Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri |
352.327.045 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
09 |
Eğitim
Hizmetleri |
24.000 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
712.381.000 |
BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı 2004 malî yılı kesinhesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2004 Malî
Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN- (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
Kültür ve Turizm Bakanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
A - C E T V E L İ
|
|
|
Lira |
|
- Genel
Ödenek Toplamı |
: |
612.978.531.800.000 |
|
- Toplam
Harcama |
: |
515.733.568.500.000 |
|
- Ödenek
Dışı Harcama |
: |
2.563.950.850.000 |
|
- İptal
Edilen Ödenek |
: |
99.744.095.800.000 |
|
- Ertesi
Yıla Devreden Ödenek |
: |
80.920.926.350.000 |
BAŞKAN - (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı 2004 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul
edilmiştir.
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
40.16- DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Devlet Opera ve Balesi Genel
Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A - C E T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
(YTL) |
|
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
8.102.600 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma
Hizmetleri |
83.295 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
07 |
Sağlık
Hizmetleri |
280.325 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
|
|
08 |
Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri |
92.413.780 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
|
|
|
TOPLAM |
100.880.000 |
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) cetvelini okutuyorum:
B - C E T V E L İ
|
|
KOD |
Açıklama |
(YTL) |
|
|
02 |
Vergi Dışı
Gelirler |
1.882.250 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Alınan
Bağış ve Yardımlar |
98.980.000 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
100.862.250 |
BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
40.15- DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü
2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A - C E T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
(YTL) |
|
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
8.235.760 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
08 |
Dinlenme,
Kültür ve Din Hizmetleri |
73.459.240 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
|
|
|
TOPLAM |
81.695.000 |
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
(B) cetvelini okutuyorum:
B - C E
T V E L İ
|
|
KOD |
Açıklama |
(YTL) |
|
|
02 |
Vergi Dışı
Gelirler |
4.212.500 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Alınan
Bağış ve Yardımlar |
77.445.000 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
81.657.500 |
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
18 - ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
1.- Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A - C E
T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
(YTL) |
|
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
21.650.000 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
02 |
Savunma
Hizmetleri |
432.500 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Ekonomik
İşler ve Hizmetler |
53.999.250 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
|
|
|
TOPLAM |
76.081.750 |
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2004 malî yılı kesinhesabının
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
2.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
2004 Malî Yılı Kesinhesabı
BAŞKAN- (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2004 Malî Yılı
Kesinhesabı
A - C E T V E L İ
|
|
|
Lira |
|
- Genel
Ödenek Toplamı |
: |
11.201.731.088.000.000 |
|
- Toplam
Harcama |
: |
11.199.292.992.400.000 |
|
- Ödenek
Dışı Harcama |
: |
7.129.485.850.000 |
|
- İptal
Edilen Ödenek |
: |
9.567.581.450.000 |
BAŞKAN - (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2004 malî yılı kesinhesabının
bölümleri kabul edilmiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Bölümleri okutuyorum:
18.75 - SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
1.- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi
A - C E T V E L İ
|
|
Fonksiyonel |
|
|
|
|
Kod |
Açıklama |
(YTL) |
|
|
01 |
Genel Kamu
Hizmetleri |
295.000 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
04 |
Ekonomik
İşler ve Hizmetler |
44.101.000 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir |
|
|
|
10 |
Sosyal
Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri |
13.460.835.250 |
|
|
|
BAŞKAN-
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. |
|
|
|
|
TOPLAM |
13.505.231.250 |
BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir.
Böylece, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel
Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 2006 yılı merkezî yönetim
bütçeleri ile Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığının 2004 malî yılı kesinhesapları kabul edilmiştir; hayırlı olmalarını
temenni ederim.
Sayın milletvekilleri, ondördüncü tur görüşmeler tamamlanmıştır.
Birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.25
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma saati: 17.40
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM
(Kırklareli), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39 uncu
Birleşiminin Dördüncü Oturumu açıyorum.
Şimdi, alınan karar gereğince, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına devam ediyoruz.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
2.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet
Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1 inci sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan
maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden, teklifin görüşmelerini
erteliyoruz.
2 nci sırada yer alan, Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve
Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe
Komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu,
Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/950) (S. Sayısı: 920)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?... Yok.
Ertelenmiştir.
3 üncü sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok
Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
4 üncü sırada yer alan, Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların
Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
5.- Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı
Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1050) (S.
Sayısı: 1009)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
5 inci sıraya alınan, 29.6.2005 Tarihli ve 5375 Sayılı Hâkimler ve
Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve
Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha
görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ile Adalet Komisyonu raporunun
görüşmelerine başlıyoruz.
6.- 29.6.2005 Tarihli ve 5375 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile
Adalet Komisyonu Raporu (1/1067) (S. Sayısı: 1042) (x) (xx)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Komisyon raporu 1042 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri, 29.6.2005 tarihli ve 5375 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Kanununun 1 inci maddesi Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayarak bir daha
görüşülmek üzere, bu hususta gösterilen gerekçeyle birlikte Başkanlığımıza geri
gönderilmiştir.
Anayasanın 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasında "Cumhurbaşkanınca
kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece uygun
bulunmayan maddeleri görüşebilir", İçtüzüğün 81 inci maddesinin son
fıkrasında ise "Cumhurbaşkanınca yayımlanması kısmen uygun bulunmayan ve
bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderilen
kanunların sadece uygun bulunmayan maddelerinin görüşülmesine kanunun
görüşmelerine başlamadan önce Genel Kurulca görüşmesiz karar verilebilir. Bu
durumda, sadece uygun bulunmayan maddelerle ilgili görüşme açılır. Kanunun
tümünün oylaması her halde yapılır" hükümleri yer almaktadır.
Bu hükümlere göre, geri gönderilen kanunun tümünün veya sadece
Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayan maddelerinin görüşülmesi Genel Kurulun
kararına bağlıdır.
Bu nedenlerle, söz konusu kanunun, sadece, Cumhurbaşkanınca uygun
bulunmayan 1 inci maddesinin görüşülmesini Genel Kurulun onayına sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
HÂKİMLER VE
SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA
DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR KANUN
MADDE 1.- 24.2.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Kanununun 8 inci maddesinin (c) bendinin ikinci paragrafı aşağıdaki şekilde
değiştirilmiş ve (h) bendinde geçen "ağır hapis veya" ibaresi madde
metninden çıkarılmıştır.
"İdarî yargı adayları için; hukuk fakültesinden mezun olmak veya
yabancı bir hukuk fakültesini bitirip de Türkiye'de hukuk fakülteleri
programlarına göre eksik kalan derslerden sınava girip başarı belgesi almış
bulunmak, hukuk fakültesinden mezun olanlar dışından alınacak adaylar
bakımından, her dönemde ihtiyaç oranında, hukuk veya hukuk bilgisine
programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idarî bilimler, iktisat ve
malîye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış veya bunlara
denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim
kurumlarından mezun olmak,"
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyenler: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Muharrem Kılıç; şahısları adına, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet
Yılmazcan, Çorum Milletvekili Muzaffer Külcü, Denizli Milletvekili Ümmet
Kandoğan.
Şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen
Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'ın; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
(x) Kanunun ilk görüşmeleri 25.6.2005 tarihli 118,
27.6.2005 tarihli 119, 28.6.2005 tarihli 120 ve 29.6.2005 tarihli 121 inci
Birleşimlerde yapılmıştır.
(xx) 1042 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Sayın Cumhurbaşkanımızca, Hâkimler ve Savcılar
Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun geri gönderildi.
Adalet Komisyonunda, Sayın Cumhurbaşkanımızın geri gönderme gerekçeleri
yeterince irdelenmeden, yeterince değerlendirilmeden, sadece, kanunun 1 inci
maddesinin (k) bendi, yani, avukatlıktan hâkim ve savcılığa geçişi düzenleyen
bent çıkarılmak suretiyle, yasa, aynen, Türkiye Büyük Millet Meclisine
gönderildi.
Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanımızın geri gönderme gerekçelerine
baktığımızda, ne diyor Sayın Cumhurbaşkanımız: "Anayasa Mahkemesinin
alınan kararı…" Yani, daha önce, avukatlıktan hâkimliğe geçmeyi düzenleyen
bir yasayı, Anayasa Mahkememiz 1995 yılında iptal etmişti. O zamanki SHP
hükümetlerinin yapmış olduğu Hâkimler ve Savcılar Kanunundaki değişikliği, o
zamanki Anavatan Partisi Anayasa Mahkemesine götürmüştü ve Anayasa Mahkemesi de
iptal etmişti. O mahkeme kararına Sayın Cumhurbaşkanımız atıfta bulunarak,
Anayasa Mahkemesinin bu kararı, avukatlıktan yargıç ve savcılık mesleğine
geçeceklerle ilgili olmakla birlikte, aynı zamanda 2802 sayılı Yasanın 8 inci
maddesinde yazılı yükseköğretim kurumlarını bitirerek yargıç ve savcı
adaylığına başvuranlara uygulanacak yazılı yarışma sınavı ve mülakatın Adalet
Bakanlığınca yapılacağına ilişkin kuralların hukuksal durumuna da açıklık
getirecek niteliktedir.
O zamanki Anayasa Mahkemesi kararında -Anayasa Mahkemesinin 1995
yılındaki o kararla ilgili bir paragrafını okuyayım- "Yasada belirlenen
biçimde Bakanlıkça yapılacak bir yeterlilik sınavı, öncelikle hâkimlik ve
savcılık mesleğine alınacakların yürütme organına karşı bağımsızlığını
gölgeler. Ayrıca, mensubu olduğu partinin siyasal görüşünü gerçekleştirmek
durumunda olan Bakana, hiyerarşik olarak bağlı olan Bakanlık yöneticilerinin
yaptıkları yeterlilik sınavı, mesleğe alınacak avukatların kendilerini her türlü
etkiden uzak ve özgür hissetmeleri de zorlaşacaktır" deniliyordu.
Değerli arkadaşlarım, şu anda yasada, avukatlıktan hâkimlik ve savcılığa
geçeceklerle ilgili düzenleme çıkmış oluyor. Peki, sorun çözülüyor mu?! Şu anda
hukuk fakültelerinden mezun olan gençlerimiz hâkimlik ve savcılığa geçmek isterlerse,
başvurmak isterlerse, onların konumu nasıl düzenlenecek, onlar nasıl hâkim ve
savcılığa alınacaklar? Mevcut yasanın 9 uncu maddesinde, onların hâkimlik ve
savcılığa alınmalarıyla ilgili bir düzenleme var, o düzenlemede "Adayların
yarışma sınavı -yani hukuk fakültesi mezunlarından- mülakat ve stajları ile 8
inci maddenin (g) bendinin
uygulanmasına ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir" deniliyor.
Yönetmeliği kim yapıyor; Adalet Bakanlığı yapıyor. Adalet Bakanlığı
nasıl bir yönetmelik yapıyor; yönetmelikte objektif kriterler dikkate alınıyor
mu bu adayların belirlenmesinde; maalesef, alınmıyor.
Değerli arkadaşlar, mülakat kurulunu okuyorum, Adalet Bakanlığının
mülakat kurulu, hâkim ve savcıların alınmasıyla ilgili mülakat kurulu; müsteşar
veya görevlendireceği müsteşar yardımcısının başkanlığında teftiş kurulu
başkanı, ceza işleri, hukuk işleri, personel genel müdürlüğünden oluşur diyor.
Yani, hâkim ve savcıların mülakatları, Adalet Bakanlığımızın bürokratları
tarafından yapılıyor. Bizim, bu sayın bürokrat arkadaşlarımızın kişiliklerine,
şahıslarına bir diyeceğimiz yok, hepsi de saygın hukukçulardır.
Değerli arkadaşlar, ancak, bunlar aynı zamanda bürokrattır. Bunların
buraya atanmasını kim yapıyor; Adalet Bakanı yapıyor. Bunların da, kendi
düşüncesine yakın olan insanlardan seçildiği yönünde Türkiye genelinde yaygın
bir uygulama olduğu söylenmektedir. Bu, sadece bu hükümete mahsus değil;
geçmişteki tüm hükümetlerde adalet bakanları veya diğer bakanlar da, herkes,
çalışabileceği bürokratlarla çalışmak ister veya anlaşacağı bürokratlarla
çalışmak ister. Bunların atanmasında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun
hiçbir etkisi yoktur, sadece atanacak hâkim ve savcının izni alınır; onun
dışında, Sayın Adalet Bakanımız, Türkiye genelindeki hâkim ve savcılardan,
istediğini, istediği şekilde o bürokrat kademelerine getirebilir.
Değerli arkadaşlar, Adalet Bakanımızın da şahsına bir diyeceğimiz
yoktur; ancak, Adalet Bakanımız da bir siyasî partinin mensubu. Siyasî partinin
kulvarından, siyasî partinin çizgisinden, siyasî partinin etkisinden veya karar
organlarının vermiş olduğu kararlardan ayrı davranması mümkün mü? Ayrı
davranırsa, o bakanlık koltuğunda Sayın Adalet Bakanını oturturlar mı;
oturtmazlar, çünkü, bu kadar milletvekili arkadaşlarımız var, hepsinin
talepleri olacak, istekleri olacak, Sayın Başbakanın talepleri olacak, Bakanlar
Kurulunun talepleri olacak; bunlar karşılanacak değerli arkadaşlar. Bizler
Türkiye'de yaşıyoruz, bunlar hayatın gerçekleri; ancak, maalesef, bu konuda bir
düzenleme yok. AB diye, üç yıldır, her yasayı, AB süreciyle, buraya gelip izah
etmeye çalışıyorsunuz. Peki, AB sürecini dikkate alıyor musunuz değerli
arkadaşlar?! AB süreciyle ilgili istişare raporunda, ilerleme raporunda, 2003
ve 2004 yıllarında verilen raporlarda bu konulara dikkat çekiliyor; deniliyor
ki, yargının üzerindeki yürütmenin baskısı kalksın deniyor; ancak, üç yıldır,
bu konuda hiçbir adım atılmadı maalesef.
Değerli arkadaşlar, sistemimiz, üç kuvvet üzerine kurulu: Yasama,
yürütme, yargı. Yasama olarak, AKP'nin büyük bir çoğunluğu var; haliyle,
yürütme de elinde. Değerli arkadaşlar, arkasından bir de, Hâkim ve Savcılar
Kanunundaki bu çarpıklıktan dolayı, yargıyı da etki altına alarak… Özellikle,
şu anda hâkim ve savcı alımı için 4 000 tane kadro verildi; o 4 000 tane
kadronun, bir siyasal iktidar tarafından kendi anlayışına göre alınması
durumunda, o zaman yargının durumu ne olur?! Yasama, yürütme ve yargı aynı
anlayışta olursa, birbirini dengeleyecek durumda olmazsa, o zaman, bu sistemin
adı demokrasi olabilir mi değerli arkadaşlar?!
Bu nedenle, bu konulara çok duyarlı yaklaşalım. Gelin, hep beraber -bu
şeref de Sayın Bakanımıza ait olsun, sayın hükümetimize ait olsun- bu,
Anayasamızdaki, Hâkim ve Savcılar Kanunundaki bu demokratik olmayan
düzenlemeleri ortadan kaldıralım. 1982 Anayasasının arkasına saklanarak
"geçmişte de böyleydi, bundan sonra da böyle gitsin" demeyelim
değerli arkadaşlar.
Hâkim ve savcılarımız demokrasimizin teminatı; ancak, hâkim ve
savcılarımız, maalesef, üç kuvvetten bir tane olmasına rağmen, ekonomik olarak
da yürütmenin insafına terk edilmiş durumda. Oysa, yasama, ücret olarak,
parasal durum olarak hangi konumdaysa; yürütme, Bakanlar Kurulu hangi
konumdaysa, yargının yüksek mahkemelerindeki başkanları da eşdeğer konumda
olmalı; çünkü, bunlar, üç tane büyük kuvvetin temsilcileri. Anayasamızın
Başlangıç kısmında, sistemimiz üç kuvvet üzerine kurulur diyor; ancak, bu
kuvvetlerden birisi diğerinden üstün demiyor; hiçbirinin üstünlük sıralaması
yoktur deniyor.
Değerli arkadaşlar, hâkim ve savcılarımız, adlî personelimiz, yazı
işleri müdürlerimiz, cezaevlerinde çalışan memurlarımız çok büyük mağduriyet
içinde. Aldıkları ücret, aldıkları maaş, şu anda -memurlar için söylüyorum-
yoksulluk sınırının altında; açlık sınırında ücret alıyorlar bu arkadaşlarımız.
Değerli arkadaşlar, yargıya gereken önemi vermemiz gerekiyor. Bu yasanın
Sayın Cumhurbaşkanımızca geri iadesi bizim için bir şanstı yasanın yeniden
düzenlenmesi açısından. Biz, bunu, CHP'li komisyon üyeleri olarak komisyonda
dile getirdik, dedik ki, yasayı yeniden şekillendirelim, yeniden
değerlendirelim; geçmişteki Anayasa Mahkemesi kararlarını dikkate alalım,
Anayasamızı dikkate alalım.
Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi kararları kesindir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kılıç, lütfen, toparlar mısınız.
Buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinin
kararları kesindir; yasamayı, yürütmeyi, yargıyı bağlar; idareyi bağlar. Bu
nedenle, 1995 yılında verilmiş olan Anayasa Mahkemesi kararları dikkate
alınarak bu yasanın yeniden düzenlenmesi gerekir; çünkü, Anayasamızın 11 inci
maddesi diyor ki; Anayasaya aykırı kanun çıkarılamaz. Anayasa Mahkemesi
kararları da Anayasa hükmü mahiyetindedir. Bu nedenle, bu kanunu yeniden
düzenlememiz gerekiyor. Bu aksaklıkların giderilmeden çıkarılması durumunda,
maalesef, ülkemizde bir sistem kargaşası yaratılacaktır. Yargının
siyasallaşması kimsenin işine yaramaz. Maalesef, giderek yargımız
siyasallaşıyor, yargı mensuplarımız giderek memurlaşıyor, giderek
bürokratlaşıyor. Bu, ülkemizin geleceği açısından çok büyük sakıncalar
yaratıyor. Başbakanın açıklamaları, Sayın Dışişleri Bakanının açıklamaları,
maalesef, yargıyı etkiler mahiyette. Bu etki, ülkemiz açısından büyük
sakıncalar doğuracaktır. (AK Parti sıralarından gürültüler)
Değerli arkadaşlarım, yargı hepimize gerekiyor.
DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) - Mehmet Moğultay yaptı…
MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, yanlış yanlışla
telafi edilmez; yani, başka bir bakan yanlış yaptı diye, Sayın Bakanımızın da
yanlış yapması diye bir şey söz konusu olamaz. Biz, doğruda birleşelim diyoruz
değerli arkadaşlar.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.
Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen, Kahramanmaraş Milletvekili
Mehmet Yılmazcan.
Buyurun Sayın Yılmazcan. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
MEHMET YILMAZCAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bir defa daha görüşülmek üzere
gönderilen Hâkimler ve Savcılar Kanununun Bazı Maddelerinin Görüşülmesine
İlişkin Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi sevgi ve
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, Hâkimler ve
Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, 29.6.2005 tarihinde 5375
sayıyla kabul edilerek, yayımlanmak üzere, Cumhurbaşkanlığına gönderilmiştir.
Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından, bir maddesi yeniden görüşülmek üzere,
Türkiye Büyük Millet Meclisine iade edilmiştir. Adalet Komisyonunda görüşülerek
Genel Kurula gönderilen tasarıda, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından iade edilen
madde metinden çıkarılmış olup, diğer hususlar aynen korunmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bir konuyu açıklığa
kavuşturmakta fayda mülahaza etmekteyim. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal
edilen kanun, hâkim ve savcı adaylarının mesleğe kabulüne ilişkin sınava
ilişkin değildir, avukatlıktan hâkimlik ve savcılığa geçişi düzenleyen maddenin
iptaline ilişkindir. Bu hususu da ayırt etmekte fayda mülahaza ediyorum.
Adalet Bakanlığı tarafından yapılan sınavla, hâkim ve savcı meslek
mensubu alınmamaktadır, sadece 657 sayılı Kanuna tabi aday memur alınmaktadır.
Aday memur stajını tamamladıktan sonra, Adalet Bakanlığının tamamen kontrolü
dışında, Yüksek Hâkimler Kurulu tarafından mesleğe kabul edilmektedir. Geçmişte
örnekleri olduğu gibi, Yüksek Hâkimler Kurulu, bazı adayların hâkimlik
mesleğine geçişini uygun görmemektedir. Bu sebeple, bu düzenlemede hukuka
aykırı bir husus bulunmamaktadır.
Ayrıca, bazı hukuk camiasında eleştirilen husus şu: Hâkimlik ve savcılık
mesleğinde geçişler için yapılacak sınavın, Adalet Bakanı ve Müsteşarının
bulunduğu Bakanlık mensupları tarafından değil, tamamen bağımsız bir kurul
tarafından veya Yüksek Hâkimler Kurulu tarafından yapılması şeklinde
eleştiriler gelmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1980 yılından önce Yüksek
Hâkimler Kurulunun yapısında Adalet Bakanı ve Müsteşarı yoktu. O zaman da,
hâkimlik ve savcılık mesleğine geçiş için yapılan sınav Adalet Bakanlığı
tarafından yapılır, yapılan staj sonunda uygun görülenler Yüksek Hâkimler Kurulu
tarafından mesleğe kabul edilirdi. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti
kurulduğundan bu yana sistem bu şekilde işlemektedir. Bizim getirdiğimiz bir
yenilik yoktur. Sayın Cumhurbaşkanının veto ederek bir daha görüşülmesini
istediği husus, avukatlık mesleğinden hâkimlik mesleğine geçişe ilişkin
fıkranın bir defa daha görüşülmesini istemiştir. Bu sebeple, yaptığımız
düzenlemenin Anayasaya aykırı bir tarafı bulunmamaktadır. Bu hususun, hukuk
camiası tarafından bilinmesini arz etmekteyim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısı,
hâkim ve savcılarımız için malî yönden genel bir iyileştirme getirmemekle
birlikte, özlük hakları, derece ve sınıf sistemi yönünden önemli yenilikler
getirmekte, hâkim ve savcıların malî haklarını da etkileyen belirli kademelere
ve sınıflara ulaşma sürelerini bir miktar öne çekerek kısmî bir iyileştirme
sağlanmaktadır. Öte yandan, adaylıkta geçen sürenin derece ve kademe yönünden
değerlendirilecek olması, henüz birinci sınıf olmamış bütün hâkim ve savcılara
bir derece verilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bunlar, son derece ağır bir
iş yükü altında bulunan ve milletimiz ve devletimiz için son derece önemli bir
görev ifa ettiklerine inandığımız yargı mensuplarının sorunlarının bütünüyle
çözüldüğü anlamına da gelmemektedir.
Yüce Meclisimiz, son üç yıl içinde birçok temel yasayı ya tamamen
değiştirmiş ya da önemli değişiklikler yapmıştır. Özellikle, ceza kanunlarında
yapılan değişikler, hâkim ve savcılarımızı hem bu yasaları yeniden yorumlamak
hem de daha önce karara bağlamış oldukları dosyaların birçoğunu yeniden ele
almak durumunda bırakmıştır. Hele, 2007 Haziran ayına kadar kurulması öngörülen istinaf mahkemelerinin faaliyete
geçmesi durumunda birinci sınıfa ayrılmış veya birinci sınıf olmuş birçok hâkim
ve savcı bu mahkemelerde görevlendirilecek; dolayısıyla, hâkim ve savcıların iş
yükü ve sorumluluğu daha da artacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET YILMAZCAN (Devamla) - Müsaade buyurur musunuz efendim, konunun
önemine binaen biraz daha açıklamada bulunacağım.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Yılmazcan; tamamlayabilir misiniz.
MEHMET YILMAZCAN (Devamla) - Hukuk reformunu çok boyutlu olarak ele
almak zorundayız. Temel kanunları günün ihtiyaçlarına göre yenilemek, yeni
ortaya çıkan problemleri çözmek üzere yeni kanunlar çıkarmak elbette önemlidir;
ancak, tek başına yeterli değildir. Bu kanunları uygulayacak hâkim ve
savcıların sayısını yeterli düzeye, malî haklarını da görevleriyle mütenasip
bir seviyeye getirmek zorundayız.
Görüşülmekte olan kanun tasarısı, adaylık süresinin, ihtiyaç halinde bir
yıla indirilmesine imkân sağlamak suretiyle, üç, dört ve beşinci bölgelerdeki
hâkim ve savcı ihtiyacının karşılanmasına önemli bir katkı sağlayacaktır;
ancak, hâkim ve savcıların malî hakları yönünden yeterli iyileştirmeleri
maalesef içermemektedir. Bir an önce bu konuda gerekli düzenlemeler
yapılmalıdır.
Gelişmiş bir ülke olmanın en önemli göstergelerinden birisi, hukuk
devleti olmanın gereklerini yerine getirmektir. Hukuk devleti olmanın en önemli
gereklerinden birisi, Anayasanın 125 inci maddesinde düzenlenmiş olan, idarenin
her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olması; bir diğeri de,
yargı yoluna başvurulan konularda yargıya müdahale edilmemesi, yargıya müdahale
sayılabilecek tavır ve davranışlardan özenle kaçınılmasıdır.
Anayasamızın mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen 138 inci maddesinin
ikinci ve üçüncü fıkralarında "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı
yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;
genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava
hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru
sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz"
hükümleri yer almaktadır. Bu kadar açık düzenlemeye rağmen…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, keşke grup adına konuşsaydı Sayın
Yılmazcan.
BAŞKAN - Lütfen, Sayın Koç…
HALUK KOÇ (Samsun) - Grup adına konuşsaydı efendim. Üç defa
uzatıyorsunuz süreyi. Bakın, muhalefet milletvekilleri var üçüncü sırada,
kişisel söz hakkı için, sırf onları konuşturmamak için…
BAŞKAN - Sayın Koç, Başkanlık gündemine hâkimdir; merak etmeyin siz. Kaç
dakika verdiğimi biliyoruz.
HALUK KOÇ (Samsun) - Efendim, grup adına konuşmuyorlar.
BAŞKAN - Sayın Yılmazcan, lütfen, teşekkür eder misiniz.
Buyurun.
MEHMET YILMAZCAN (Devamla) - Bu kadar açık düzenlemeye rağmen, ne yazık
ki, bugün ülkemizde görüşülmekte olan davalar hakkında birçok kesimden yargı
yetkisinin kullanılmasına yönelik telkinler, eleştiriler ve tavsiyeler
gelmektedir. Yeri geldiğinde yargı bağımsızlığı konusunda son derece hassas ve
duyarlı olan ve konuyu her platformda hararetle savunan kesimlerin işin ucu
kendilerine dokunduğunda yaygarayı basmaları, yargı bağımsızlığını ve
Anayasanın yukarıdaki hükümlerini unutarak yargıya etki altında bırakmaya
yönelik tavır ve davranışlar içine girmeleri, bu kesimlerin
samimiyetsizliklerinin ve hukuk devletine ne derece inandıklarının en açık
göstergesidir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; adalet mülkün temelidir ve
adaleti gerçekleştirecek olan yargı herkes için lazımdır. Hukuk devletini
gerçekleştirmenin en önemli unsurlarından birisi olan yargı teşkilatına gereken
imkânlar sağlanmalı ve gereken saygı ve özen gösterilmelidir.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yılmazcan.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Çorum Milletvekili Muzaffer
Külcü; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUZAFFER KÜLCÜ (Çorum) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili
arkadaşlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yasasında değişiklik yapan 5375 sayılı
Yasayla ilgili söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle huzurlarınızdayım.
Değerli arkadaşlar, hatırlayacaksınız, geçen yasama döneminde, tatile
girmeden hemen önce, bu konuyla ilgili bir çalışma yapmıştık. Sayın
Cumhurbaşkanı, Anayasaya uygun bulmadığı için bir maddesini geri göndermiştir.
Bir kere, konuşmacı diğer arkadaşlarımızın da işaret ettiği gibi, bu
düzenleme, ilk defa bizim hükümetimiz zamanında yapılmış olan bir düzenleme
değildir. Daha öncesinde bu konuyla ilgili bir düzenleme yapılmış ve üzerinde
çokça tartışma konusu olan mülakat meselesi de çok uzun zamandan beri
Türkiye'de uygulanagelen bir sistemdir, bir yöntemdir.
Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanımızın geri gönderme gerekçesinde,
az önce CHP sözcüsü Sayın Kılıç'ın da belirttiği hususlar olmakla birlikte,
bakınız orada Sayın Cumhurbaşkanı bir şeye işaret ediyor, diyor ki:
"Anayasal kurallar ve hukuk devletinin ilkesi gereği olarak yasama organı
ve Adalet Bakanlığı, yazılı yarışma sınavını ve mülakatı yapacak yetkili ve
görevli makamın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olduğunu belirlemekle
görevlidir."
Değerli arkadaşlar, bu, az önce işaret edilen yasama, yürütme ve yargı
denkleminin, güçler ayrılığının çok açık bir şekilde ihlal edildiğinin
ifadesidir. Yasama organının görevi, kimin bu işi yapacağını tespit etmektir;
ama, bunun tespitini yapmak, Cumhurbaşkanı yahut da Anayasa Mahkemesinin yetki
alanı içerisinde değildir. Bunun için, bu çok önemli, Anayasayı korumak ne
kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi mensuplarının, yasama organı üyelerinin
görevi ise, Sayın Cumhurbaşkanımızın da ve onun dışındaki anayasal kurumların
da o kadar açık bir görevidir. Aksi halde, bu bakış açısı, bu değerlendirme,
Türkiye Büyük Millet Meclisini sanki bir noter gibi görme anlayışını ortaya
çıkarır.
Bir kere, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının çok
eleştirilmesi veya mülakatı yapacak olan, şimdiye kadar da yapan komisyonun
mensuplarının Adalet Bakanlığının birer mensubunun olması, hiçbir şekilde, bu
çalışmaları yapan arkadaşlarımızın, hâkimlerimizin tarafsız oldukları hususunda
bir şüphe uyandırmamalıdır. Eğer, böyle bakanlar, böyle düşünenler varsa -ki,
bu konuda çokça yorumlar yapıldı, çokça eleştiriler yapıldı- değerli
arkadaşlar, ben, o zaman, şunu düşünüyorum: Acaba, bu eleştirileri yapan
arkadaşlarımız, o kurulların üyesi olsaydılar, sadece siyasî mülahazalarıyla mı
kanaat sahibi olacaklardı, ona göre mi karar vereceklerdi; ama, şimdiye kadar,
bu kurullarda kim görev almışsa, kim bu kurullarda bulunmuşsa, onların hepsi,
inanıyoruz ki, Türkiye Cumhuriyetinin menfaatları, aziz milletimizin
menfaatları neyi gerektiriyorsa, hep o şekilde hareket etmişler ve kararlarını
o şekilde vermişlerdir; çünkü, akıl sahibi olan her Türk vatandaşı, bu ülkenin
bir hukuk devleti olması için uğraşıyor, hukukun üstün kılındığı bir ülke
olması için uğraşıyor ve üstünlerin hukukunun egemen olduğunun görüldüğü, öyle
bir görüntünün ortaya çıktığı bir ülkenin varlığından, inanıyoruz ki,
iktidarıyla muhalefetiyle, herkes müştekidir, şikâyetçidir.
Değerli arkadaşlar, az önce, Sayın Muharrem Kılıç, Başbakanımızın ve
Dışişleri Bakanımızın basına yaptıkları açıklamalardan yargının olumsuz
etkilendiğini söyledi. Bakınız, şu Van meselesini bütün Türkiye seyretti, biz
de seyrettik. Değerli arkadaşlar, kim, neyi, nasıl etkiliyor, bu, milletin
gözünün önünde oldu. Rektörler, çıktılar açıklama yaptılar; yetmedi, Van'a
çıkarma yaptılar. Peşinden, bir gün sonra, iki gün sonra, bütün rektörler -ilk
defa böyle bir uygulama oldu- Çankaya'ya davet edildiler, Çankaya'ya gittiler.
Onun peşinden, Anamuhalefet Partisinin Sayın Genel Başkanı Van'a gitti,
beraberinde Genel Başkan Yardımcılarını götürdü.
Şimdi, bizim Başbakanımızın yaptığı açıklamalar…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Külcü, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
MUZAFFER KÜLCÜ (devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
MUHHARREM KILIÇ (Malatya) - Sizinki olunca "biz" oluyor da,
başkaları olunca kötü mü oluyor?!
MUZAFFER KÜLCÜ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, her şey, milletin gözünün
önünde oluyor; bizim yaptığımız, söylediğimiz de; sizin yaptığınız,
söylediğiniz de.
Netice itibariyle, bunun hesabını soracak olan, eğer bunlar yanlışsa ve
bu yanlıştan dolayı birilerine bir fatura kesilecekse, o faturayı millet
kesecektir. Her şey, milletin gözünün önünde ve Sayın Bakanımızın çok
beğendiğim bir sözü var "biz, kayıt içinde yapıyoruz her şeyi." Her
şeyi, milletimizin bilgisi dahilinde yapıyoruz, oraya hesap vereceğimizi, bir
gün tekrar milletin huzuruna gideceğimizi biliyoruz. Esas endişe edilmesi
gereken birileri varsa, onlar, siyasî düşüncelerini, siyasî tavırlarını bir
şekilde açıklayan, onun gereğini yaptırmak için zaman zaman kamu kurum ve
kuruluşlarındaki makamlarını, mevkilerini kullananlar; ama, bunu, siyasî kimlik
dışında yapan insanlardır. Bunun için…
MUHARREM İNCE (Yalova) - Bir daha Van'a giderken, senden izin alırlar.
MUZAFFER KÜLCÜ (Devamla) - Sayın İnce… Sayın İnce, lütfen…
Bunun için, hiç kimse, adaletin tartışılır bir yanını ortaya
koymamalıdır; adalet duygusunu zedeleyecek hiçbir tavır içerisinde, hiçbir
davranış içerisinde de olmamalıdır. Eğer böyle davranmazsak, Türkiye'nin sosyal
barışını zedeleyeceğimize inanıyoruz; Türkiye'nin üç yıldır yakaladığı
istikrarın, olumlu tablonun, Türkiye'nin her tarafına hâkim olan sosyal barışın
zedeleneceğine inanıyoruz ve bundan endişe ediyoruz. Eminim ki, bunu, İktidar
Partisi istediği gibi, muhalefet partisinin mensupları da, sivil toplum
örgütleri de isteyecektir.
Yapılan değişiklikle birlikte, Anayasaya aykırılık olarak
değerlendirilen hususun giderildiğini düşünüyorum; bu duygularla, tekrar,
sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Külcü.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap
işlemi yapılacaktır.
Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum.
Sayın Bakana, aracılığınızla, daha önce de yönelttiğim, kürsüden de
söylediğim; fakat, soruların çokluğu karşısında, belki de yanıt verme sırası
gelmemiş olan bir konuyu tekrar dikkatlerine sunmak istiyorum ve yanıt
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Anayasa madde 138 güncel bir madde oldu, birtakım
açıklamalar yapıldı ve ben, bir kere daha, buradan cumhuriyet savcılığına suç
duyurusunda bulunmuyorum; ama, Sayın Adalet Bakanının dikkatini çekme,
demokratik titizliğe davet konusunda duyarlılığını talep etme noktasında
soruyorum. Daha önce de söyledim; Adalet Bakanlarının hükümet sözcüsü olması
yanlış bir teamül, yanlış bir uygulama; çünkü, hükümetin aldığı siyasî
kararları hükümet sözcülüğü görevinde savunma noktasında kalıyorlar, gayet
doğaldır; o konuyla ilgili siyasî polemiğe giriyorlar, o da doğrudur ve o
alınan kararlarla ilgili olarak bilhassa idarî tasarruflarda idare
mahkemelerine çeşitli toplum kesimleri başvurabiliyor ve Adalet Bakanı, alınan
kararı siyaseten savunuyor. Adalet Bakanı kim; yargının başında bulunan kişi. O
zaman Anayasa madde 138'e giriyor bu Sayın Çiçek.
Onun için sizin bu duyarlılığı göstererek, bu görevden çekilmeniz… Uygun
adaylar da var. Sayın Maliye Bakanı dolaşıyordu burada, bakın, çok güzel bir
hükümet sözcüsü olabilir, her icraata uyabilir, siz de rahatlarsınız, size de
bu yakışır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.
Buyurun Sayın Bakan.
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sayın Koç, gerçekten de bütçe
müzakereleri sırasında da bu konuyu gündeme getirdi. Ben, bu konuyla ilgili
olarak o gün cevap veremeyişim zaman sıkıntısı sebebiyledir.
Tabiatıyla, iki görevin bir arada bulunmasının getirebileceği bazı
sıkıntılar, zorluklar olabilir; ama, ben, mümkün olduğu kadar bu konularla
ilgili yaptığım açıklamalarda, 138 inci maddedeki hassasiyeti dikkate almaya ve
bu konularla ilgili de ille de bir cevap vermem gerektiğinde, umumiyetle madde
numarasını söylemeksizin, ya Anayasanın maddesini tekrar ederek veya usul
hükümlerini tekrar ederek cevap vermeye çalışıyorum; o hassasiyete dikkat etmek
adına.
Şimdi "yargının başı" tabiri, tabiatıyla, tam olarak, yerli
yerine oturmuyor; çünkü, Türkiye'de yargı birliği olmadığı için; askerî yargı
ayrıdır, Anayasa Mahkemesinin statüsü ayrıdır, onu temsil eden kişi ayrıdır.
Yargıtay, yüksek mahkeme sıfatıyla -zaten Adalet Bakanlığıyla demin söylediğim
diğer mahkemelerin de bir alakası yok- Yargıtayı, Yargıtay Başkanı temsil
etmektedir, Danıştayı, yine, yüksek mahkeme sıfatıyla Danıştay Başkanı temsil
etmektedir. Bu nedenle de "yargının başı" tabiri, bu parçalanmışlık
içerisinde tam yerli yerine oturmuyor.
Tabiî, Türkiye'deki birkısım sıkıntılar da yargı biriliğinin
olmayışından kaynaklanıyor. Keşke, yargıyı bir çatı altında toplayabilecek bir
imkânı anayasal açıdan bulabilsek, bu, hem yargının özlük hakları açısından hem
yargının işleyişi açısından da beraberinde de pek çok sorunu getiriyor.
Hassasiyetinize teşekkür ediyorum, ben de belli ölçüde bunları
paylaşıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Başka soru?.. Yok.
1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 86 ncı maddesi gereğince oyunun rengini
belli etmek üzere, aleyhte söz isteyen, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan.
Buyurun Sayın Kandoğan.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) - Sayın Başkan, onun rengini biliyoruz.
BAŞKAN - Lütfen, Sayın milletvekilleri...
Buyurun Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sizleri saygıyla selamlıyorum; Sayın Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderilen
madde üzerinde görüşlerimi açıklamak için huzurlarınızda bulunuyorum.
Yalnız, Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekili Sayın Muzaffer Külcü, bu
kanun ilk kez burada görüşülürken, grup adına bir konuşma yapmıştı. Grup adına
yaptığı konuşmada, bu, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderilen maddeyle
ilgili olarak "hâkim ve savcı pozisyonumuzu kapatabilmek için kaynağımızı
çeşitlendiriyoruz. Bunun için de böyle alternatif bir durumu değerlendirmek, şu
anda kaçınılması mümkün olmayan bir ihtiyacımız, bunu mutlaka yapmamız
lazım" şeklindeki ifadeleri şu anda önümde; ancak, sayın milletvekili, bu
maddenin geri gönderilmesiyle ilgili bir tek cümle söylemediler. Bununla
ilgili, hâkim ve savcı açığının nasıl kapanacağı konusunda çok uzun bir konuşma
yapmış olmalarına rağmen, bu konuda herhangi bir şey söylemeden yerlerine
oturdular.
Değerli milletvekilleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun
görevleriyle ilgili olarak… Çok uzun zamandan beri Türkiye'de bu konu
tartışılıyor ve Sayın Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesini okuyacak
olursak, tamamı bu konuyla ilgili.
Sayın Adalet Bakanım, sizlerden istirham ediyoruz, geçmişte şöyle
olmuştur veya böyle olmuştur, o hükümetler, o Meclisler bunu şu şekilde
yapmıştır veya bu şekilde yapmıştır; ancak, bu mesele, Türkiye'nin gündemini
meşgul etmeye devam edecektir. Sayın Cumhurbaşkanı, bu konularla ilgili önüne
her buna benzer kanun geldiğinde, aynı gerekçelerle büyük bir ihtimalle bu
kanunlar geri gelecektir. Öyleyse, gelin, bu şeref sizin Bakanlığınız döneminde
ve 22 nci Dönem Parlamentosuna nasip olacak bir şekilde, bu meselenin, nasıl
çözülecekse, artık, Türkiye'nin gündeminden, tartışma konusu olmaktan nasıl
çıkarılması gerekiyorsa, bunu etraflıca konuşalım, tartışalım, görüşelim ve bu
konunun çözümünü bir an önce yerine getirelim.
Değerli milletvekilleri, çok enteresandır, yargının en çok konuşulduğu
bir günde böyle bir kanun Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine geldi. Ben,
dün akşam Sayın Başbakanın televizyon konuşmasını dikkatli bir şekilde takip
ettim. Sayın Başbakanın çok sert ifadelerle ve kendisini de yargının yerine
koyarak, bunun altını çizmek istiyorum, TÜSİAD'ın yapmış oldukları
açıklamalarla ilgili olarak, bunun suç olduğu şeklinde bir ifadesi var. Ben,
şimdi buradan sormak istiyorum: Sayın Başbakan, bunun suç olduğunu hangi düşünceden
yola çıkarak ortaya koyuyorsunuz? Siz, ancak, bunun suç olabileceği ihtimalini
ortaya koyabilirsiniz; ancak, yargıyı etkileme noktasında "bu suçtur"
şeklindeki bir açık ifade, TÜSİAD'ı suçlarken yapmış olduğu ifadelerle yüzde
yüz çelişmekte ve yargıyı baskı altına almaya, yargıyı yönlendirmeye yol açan
bir açıklama mahiyetindedir.
Bakınız, Sayın Başbakanın elimde açıklamaları var. Ermeni konferansıyla
ilgili, mahkemenin vermiş olduğu karardan sonra bakınız Sayın Başbakan ne
diyor: "Özellikle demokratik bir ülkede düşüncenin, fikrin açıklanacağı
bir organizasyonda bu şekilde bir kararın alınmasını doğrusu tasvip etmek
mümkün değil."
Sayın Başbakan da bir yargı kararını çok açık bir şekilde eleştiriyor.
TÜSİAD ne dedi? TÜSİAD da "Rektörün tutukluluk süresini tasvip etmek
mümkün değil." İkisi de aynı kelimeyi kullanmış. İkisi de…
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Kesinleşmiş bir karar…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Kesinleşmiş kararlar da aynı şekilde Sayın
Milletvekili. Hayır… Bakınız, Sayın Milletvekili…
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Anayasanın 138 inci maddesi çok açık.
Bakınız, Sayın Gül'ün de bir ifadesi var. Sayın Gül de diyor ki, bakın,
Sayın Elazığ Milletvekilim, madem öyle söylüyorsunuz, Sayın Gül de, Orhan Pamuk
davasıyla ilgili daha henüz mahkeme karar vermeden, ifadesi burada, Türkiye'de
yargı sisteminin tutucu, savcıların ise ondan daha tutucu olduğunu söylüyor
Sayın Gül ve ilave ediyor, diyor ki: "Sayın Pamuk'un davasına bakan
mahkeme doğru karar verecektir, benzeri davalar hep reddedilmiştir."
Şimdi, bu açıklama neyin nesidir Sayın Milletvekili?! Daha görülmeyen
bir dava…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan…
TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Sen TÜSİAD'ın avukatı mısın?!
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, teşekkür için son 1 dakika…
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - 2 dakika verdiniz demin ama...
BAŞKAN - Lütfen, Sayın Kandoğan... Burada süre 5 dakika verildiyse,
fazla verildi zaten.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Sayın Başkan, demin milletvekilimiz Sayın
Mehmet Yılmazcan 2 dakika uzattı, 1 dakika da… 3 dakika; lütfen…
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, Sayın Yılmazcan madde üzerinde konuştu. Siz,
aleyhte söz istiyorsunuz; İçtüzükte bunun hükmü bellidir.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakan
konuştuğunda, Sayın Gül konuştuğunda yargılamaya etki olmuyor; ama, TÜSİAD
Başkanı konuştuğunda, TÜSİAD…
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - Sen avukatı mısın?!.
TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Sen TÜSİAD'ın avukatı mısın?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ben, milletin avukatıyım.
TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Sen, TÜSİAD'ın avukatısın!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ben, bu Anayasanın avukatıyım. Eğer,
Anayasanın 138 inci maddesinde bir hüküm varsa, bu hüküm Sayın Başbakanı da
bağlar, Sayın Gül'ü de bağlar…
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - TÜSİAD'ı da bağlar!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - …TÜSİAD'ı da bağlar; ama, bunu açıklıkla
ifade ediyorum ki, Sayın Başbakan konuşacak herhangi bir şey yok.
Bir de, şu enteresandır değerli milletvekilleri: Sayın Ankara Cumhuriyet
Başsavcısı, niçin Sayın Başbakanın bu suç duyurusundan önce bu konuyla ilgili
bir açıklama yapmamıştır veya niçin bir inceleme başlatmamıştır?! İşte, Sayın
Başbakanın, Sayın Gül'ün ifadeleri yargıyı yönlendirme ve etkilemenin açık bir
göstergesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - TÜSİAD'ı mahkemede savunursun!
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, teşekkür ediyorum.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Teşekkür edeyim…
BAŞKAN - Lütfen, Sayın Kandoğan…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Sayın milletvekilleri…
BAŞKAN - Lütfen, Sayın Kandoğan…
TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Daha rengini belli etmedi.
MUSTAFA EYİCEOĞLU (Mersin) - Renksiz! Renksiz!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, sizin bu konuyla
ilgili bir görüşünüz varsa, gelirsiniz burada söylersiniz.
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - Sözü sen verecek değilsin!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Lehinde konuşmak isteyen varsa, buyursun.
Değerli milletvekilleri…
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, teşekkür için, lütfen…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum ve Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, kanunun tümü açıkoylamaya tabidir.
Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme
giremeyen sayın üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma
rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3
dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana
vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadıyla
birlikte, imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 3
dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 29.6.2005 Tarihli ve 5375 Sayılı
Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince Cumhurbaşkanınca
bir daha görüşülmek üzere geri gönderilen -1042 sıra sayılı- Yasanın açıkoylama
sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı: 269
Kabul: 240
Ret: 28
Çekimser: 1 (x)
Böylece, tasarı yasalaşmıştır.
Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek bir teşekkür konuşması yapacaktır.
Buyurun Sayın Bakan.
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türk yargı sistemi açısından önemli bir yasa tasarısını, bir
defa daha, değerli katkılarınızla, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşmüş ve
sonuca bağlamış bulunuyoruz.
Teker teker hepinize, bütün parti gruplarına huzurunuzda teşekkür
ediyorum. Hâkim ve savcılarımız için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni
ediyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, 6 ncı sıraya alınan, 30.11.2005 Tarihli ve 5433
Sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104
üncü maddeleri gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri
gönderme tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine
başlıyoruz.
7.- 30.11.2005 Tarihli ve 5433 Sayılı
Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/1157) (S. Sayısı: 1050) (x) (xx)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Komisyon raporu 1050 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri, 30.11.2005 tarihli ve 5433 sayılı Kanunun 8 ve
geçici 1 inci maddeleri, Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayarak, bir daha
görüşülmek üzere, bu hususta gösterilen gerekçeyle birlikte Başkanlığımıza
gönderilmiştir.
Anayasanın 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasında "Cumhurbaşkanınca
kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece uygun
bulunmayan maddeleri görüşebilir"; İçtüzüğün 81 inci maddesinin son
fıkrasında ise "Cumhurbaşkanınca yayımlanması
(x) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo
tutanağın sonuna eklidir.
(x) Kanunun ilk görüşmeleri 17.11.2005 tarihli 20,
22.11.2005 tarihli 21, 24.11.2005 tarihli 23, 30.11.2005 tarihli 25 inci
Birleşimlerde yapılmıştır.
(xx) 1050 S. Sayılı basmayazı tutanağa eklidir.
kısmen uygun
bulunmayan ve bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri
gönderilen kanunların sadece uygun bulunmayan maddelerinin görüşülmesine,
kanunun görüşmelerine başlamadan önce Genel Kurulca görüşmesiz karar verilebilir.
Bu durumda, sadece uygun bulunmayan maddelerle ilgili görüşme açılır. Kanunun
tümünün oylaması her halde yapılır" hükümleri yer almaktadır.
Bu hükümlere göre, geri gönderilen kanunun tümünün veya sadece
Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayan maddelerinin görüşülmesi Genel Kurulun
kararına bağlıdır.
Bu nedenlerle, söz konusu kanunun, sadece, Cumhurbaşkanınca uygun
bulunmayan 8 ve geçici 1 inci maddelerinin görüşülmesini Genel Kurulun onayına
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
8 nci maddeyi okutuyorum:
KAMU MALÎ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU İLE BAZI KANUN VE
KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN
MADDE 8. - 5018 sayılı Kanunun 62 nci maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
Madde 62. - Muhasebe yetkilisi görevini yürütmek üzere atanacakların,
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilenler ile
aşağıdaki şartları taşıması gerekir:
a) En az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş olmak.
b) Kamu idarelerinin muhasebe hizmetlerinde en az dört yıl çalışmış
olmak koşuluyla bu idarelerde muhasebe yetkilisi yardımcısı veya eşiti
görevlerde bulunmak.
c) Muhasebe yetkilisi sertifikası almış olmak.
d) Son üç yıl içerisinde olumsuz sicil almamış olmak.
e) Aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezası almamış
olmak.
f) Görevin gerektirdiği bilgi ve temsil yeteneğine sahip olmak.
Ancak, belde ve nüfusu 25.000'in altında olan ilçe belediyeleri ile
mahalli idare birliklerinde muhasebe yetkilisi görevini yürütmek üzere atanacakların, yukarıdaki
fıkranın (c), (d), (e) ve (f)
bentlerinde belirtilen şartları taşımaları kaydıyla, en az lise mezunu olmaları
ve kamu idarelerinin muhasebe hizmetlerinde en az dört yıl çalışmış olmaları
yeterlidir.
9.12.1994 tarihli ve 4059 sayılı Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla
genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde muhasebe yetkilisi Maliye
Bakanlığınca, diğer kamu idarelerinde ise üst yöneticiler tarafından atanır.
Muhasebe yetkilisi olacak görevliler, Maliye Bakanlığınca görevin
niteliği dikkate alınarak meslekî konularda eğitime tâbi tutulur ve bu eğitimi
başarıyla tamamlayanlara sertifika verilir.
Muhasebe yetkililerinin eğitimi ve bunlara sertifika verilmesi ile
çalışma usûl ve esasları, Maliye Bakanlığınca hazırlanacak ve Bakanlar Kurulu
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen,
Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Özyürek, süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
5018 sayılı Yasanın Cumhurbaşkanımızca veto edilmiş olan 2 maddesini
görüşüyoruz. Gerçi, 5018 sayılı Yasa daha sonra geniş bir şekilde değişikliğe
tabi tutuldu. Esas itibariyle o noktalarda Cumhurbaşkanımızın vetosu var,
onları görüşüyoruz.
Yalnız, o maddelere geçmeden önce, bir iki konuda bilgi sunmak
istiyorum.
Biliyorsunuz, bizim, bütçe hazırlama, bütçelerin görüşülmesi ve malî
denetimi öngören yasamız, daha önce, 1050 sayılı Yasaydı. 2003 yılında, bu
yasanın yenilenmesi, yeniden yazılması, yapılması gerektiği düşüncesiyle, 5018
sayılı Yasa çıkarıldı. Uzun uzun, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü. Bu
görüşmeler sırasında, biz, Cumhuriyet Halk Partililer olarak katkı vermeye
çalıştık; bazı önemli noktalarda da itirazlarımızı dile getirdik; bunların bir
bölümünü de, Anayasa Mahkemesine kadar taşıdık.
Hükümet, bu düzenlemeyi, bu değişikliği, 5018 sayılı Yasayı, bir reform
kanunu olarak sundu; ama, daha bu yasa yürürlüğe girmeden, yeni bir
değişiklikle, o yasanın temel esprisinden önemli noktalarda uzaklaştı. Örneğin,
5018 sayılı Yasada deniliyordu ki "üç yıl içinde dönersermayeler kademeli
olarak tasfiye edilecektir." Ama, daha sonra çıkarılan yasayla, şimdi iki
maddesini görüştüğümüz yasayla, denildi ki "dönersermayeleri kaldırmaktan,
tasfiyeden vazgeçtik, bunları yeniden yapılandıracağız." Dönersermayelere
ihtiyaç varsa, niçin bunları kaldıracağız dediniz; dönersermayelere ihtiyaç
yoksa, niçin, şimdi, yeniden yapılandıracağız dediniz?
Değerli arkadaşlarım, bu hükümet, alelacele, Türkiye'nin şartlarını
düşünmeden böylesine önemli düzenlemeleri yapıyor; ama, bir süre sonra, Ceza
Kanununda da gördüğümüz gibi, daha kanun yürürlüğe girmeden değişiklik yoluna
gidiyor. Onun için, yasalar yapılırken, Türkiye'nin şartları ve bu konudaki
birikimler dikkate alınmalıdır. Bunlar dikkate alınmadan alelacele yapılacak
değişiklikler son derece sakıncalı oluyor ve yaz boz tahtasına çeviriyoruz
yasaları ve halkın, insanların Parlamentoya güveni gittikçe azalıyor.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Cumhurbaşkanımızın veto ettiği bu 5435
sayılı Kanunun 8 inci maddesi, 5018 sayılı Kanunun 62 nci maddesinde değişiklik
öngörüyordu. Şimdi, burada, muhasebe yetkilisi konusunda yasa ikili bir yöntem
belirlemişti; genel bütçeye dahil görevleri yapacak muhasebe yetkililerinde
aranacak şartları yasayla saymıştı, yerel yönetimler ve diğer kuruluşların
muhasebe yetkilisinin niteliklerini bir yönetmelikle belirlemeyi öngörmüştü.
Sayın Cumhurbaşkanımız bu ikili yöntemin uygun olmadığını, yerel yönetimlerde
çalışacak muhasebe yetkilisinin de niteliklerinin yasada belirlenmesini
istemiştir. Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konuyu görüşürken Cumhurbaşkanımızın
veto gerekçesi haklı bulunmuş ve Cumhurbaşkanımızın öngördüğü şekilde düzenleme
yapılarak buraya getirilmiştir.
Biliyorsunuz, bu iktidarın, bu hükümetin Cumhurbaşkanının vetolarına
karşı bir peşin hükümle karşı çıkması vardır. Çoğu kez şuna alışkınız;
Cumhurbaşkanımız bir yasayı veto etti mi, AKP sözcüleri hemen çıkarlar derler
ki: "Virgülüne dokunmadan aynen Türkiye Büyük Millet Meclisinden
geçireceğiz." Ama, bu kez nadir uygulamalardan biri yapıldı ve
Cumhurbaşkanımızın veto gerekçelerine uyuldu.
Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanının her vetosunu, her uyarısını, AKP
kendilerine karşı bir uyarı gibi, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarını,
yürürlüğü durdurma kararlarını kendilerine karşı yapılmış bir düzenleme gibi
algılıyor. Oysa, her iki kurul da, makam da anayasal yetkilerini kullanıyor.
Burada, Cumhurbaşkanımızla ilgili talihsiz bazı değerlendirmeler yapıldı.
TÜSİAD toplantısına niçin katıldığından bahsedildi ve orada ifade ettiği
görüşleri niçin söylediğini gündeme getirdi arkadaşlarımız.
Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanı, elbette, uygun gördüğü toplantıya
katılır ve uygun gördüğü konularda açıklamalarını yapar, devletin başı olarak
Cumhurbaşkanının açıkladığı bu görüşlere karış "niçin böyle konuşuyor,
niçin o zeminde konuşuyor" demek,
son derece yanlıştır.
Gene, burada, biraz önce konuşan iktidara mensup arkadaşlarımız da,
TÜSİAD'la ilgili, TÜSİAD İstişare Konseyi Başkanının konuşmasıyla ilgili Sayın
Başbakanın o şiddetli, hiddet dolu ve bir Başbakandan beklenmeyecek üsluptaki
konuşmasını da gündeme getirdiler.
Değerli arkadaşlarım, TÜSİAD'la üç yıldır çok iyiydiniz. Her
söylediklerini, hatta, bizim burada eleştirilerimize karşı "gördünüz mü
TÜSİAD da böyle düşünüyor" diyordunuz; ama, işinize gelmeyen uyarılar
yapılınca, hemen muhbir vatandaş rolüne de soyunarak, hemen ihbarda bulundunuz
ve savcılarımız da ne kadar hızlı çalışıyorlarmış, derhal, görev başına
geçtiler ve TÜSİAD İstişare Konseyi Başkanı hakkında inceleme başlattılar.
Şimdi, bu konular suçsa, Başbakanın uyarısına gerek olmadan, savcıların görev
yapması gerekirdi; ama, biraz önceki yasa tasarısını görüşürken de ifade
edildiği gibi, ne yazık ki, Türkiye'de yargı, geniş ölçüde, bağımsızlığını,
tarafsızlığını kaybetmiştir; hükümetin, geniş ölçüde, etkisi altına girmiştir.
Van'da yaşanan olaylar bunun bir parçasıdır ve Orhan Pamuk olayında da, yargıyı
baskı altında tutan, gerek Dışişleri Bakanımızın, gerek diğer yetkililerin
demeçleri vardır; ama, Orhan Pamuk olayında esas vahim olan, esas sorun, orada
önlem alınmaması, güvenliğin sağlanmaması ve âdeta bir linç girişimi ortamının
yaratılmış olmasıdır. Bir sanık, savcılar dava açabilir, açmayabilir,
yargılanır, yargılanmaz; ama, bir hükümet, bir sanığın güvenliğini
sağlayamıyorsa, o hükümetin etkinliğinden, o hükümetin yasalara bağlılığından
bahsetmek mümkün değildir.
Ben, bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.
Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Diyarbakır
Milletvekili Sayın Muhsin Koçyiğit; buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; Sayın Cumhurbaşkanımızca, bir kez daha görüşülmek
üzere Genel Kurulumuza gönderilen tezkere üzerinde söz almış bulunuyorum;
Anavatan Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, hepimizin bildiği gibi, daha önce burada, 1050
sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu 5018 sayılı Yasayla değiştirilmişti. Maliye
Bakanlığında, 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu, giderlerin denetimi,
giderlerin yapılması bakımından seksen yıla yakın bir süreyle hizmet verdi;
1927 yılında çıkarılmıştı; fakat, gelişen süreç içerisinde, özellikle Avrupa
Birliğiyle uyum süreci içerisinde, çağdaş düzeyde bir muhasebe sisteminin
oluşturulması için, 1050 sayılı Yasa da değiştirildi. Tabiî, bu 1050 sayılı
Muhasebe-i Umumiye Kanununda harcama için çok katı kurallar getirilmişti. Bu
kuralları delebilmek için, özellikle kamu kuruluşları, o dönemlerde, 30'a yakın
fon oluşturularak, bir şekilde bu denetim dışına çıkmışlardı, rahatça harcama
yapıyorlardı. Tabiî, bu, 2003 yılında 5018 sayılı Yasayla bir değişiklik
yapılınca, bundan böyle fonlar kaldırıldı, bundan böyle bu alanda bir bütünlük
sağlandı. Aslında, 5018 sayılı Yasa da tam istediğimiz şekilde çıkmadı; çünkü,
onda ne vardı; muhasebe saymanlıklarının birleştirilmesi vardı. Fakat,
görüyoruz ki, o yasadan sonra da Maliye Bakanlığında saymanlıklar olduğu gibi,
ayrıyeten Hazine Müsteşarlığında da 3 adet saymanlık bugün de işlevini
sürdürüyor. Demek ki, amaçlardan birisi yerine getirilememiş. Sadece 5018
sayılı Yasada, eskiden, bildiğiniz gibi, katma bütçe ve genel bütçe dediğimiz,
bir de konsolide bütçe vardı. Bu ayırıma son verilerek, bundan böyle, Mecliste
de görüşmekte olduğumuz merkezî yönetim bütçesi getirildi. Bu, gerçekten bir
yenilik ve iyi bir şeydir.
Değerli arkadaşlarım, daha sonra, 5018 sayılı Yasada, 30 Kasım 2005
tarihinde, 5433 sayılı Yasayla değişiklikler yapıldı. İşte, bugün, bu
değişikliklerden 2 tanesi Cumhurbaşkanımızca veto edildiği için burada
görüşüyoruz. Tabiî, bu, Cumhurbaşkanımızın veto gerekçelerine Plan ve Bütçe
Komisyonunda uyuldu; uyulduğu için, burada fazla durmayacağım; sadece, 5433
sayılı Yasanın 8 inci maddesi üzerinde kısmen duracağım. Çünkü, burada, ikili
bir sistem getirilmiştir. Sistemlerden birisi, genel yönetimlere dahil muhasebe
yetkilileri memur statüsünde kabul edildikleri için, bunların özlük hakları
yasayla düzenleniyordu. Fakat, veto edilen maddede, yerel yönetimlere ait
muhasebe yetkilileri, yasayla değil, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak
yönetmeliklerle, özlük hakları, nitelikleri, atanmaları düzenlenir"
deniyor. İşte, burası, Anayasanın 128 inci maddesine aykırıydı; çünkü,
Anayasanın 128 inci maddesinde "kamu görevlilerinin, memurların özlük
hakları yasayla düzenlenir" deniyor.
Bir yerde ister özel idarelere ait olsun, isterse genel yönetime ait olsun,
muhasebe yetkililerinin tümü, bir yerde kamu görevi yapıyor. Kamu görevi
yaptıkları için de memur statüsünde, memur sayılıyorlar. O halde, özel idare
yahut da kamu idaresi denmeden, buradaki tüm muhasebe yetkililerinin aynı
statüde olması gerekir.
Bu bakımdan, Plan ve Bütçe Komisyonunda da Sayın Cumhurbaşkanımızın veto
gerekçesine uyulduğu için, bundan böyle, bunların statüleri de yasayla
olacaktır. Bu bakımdan doğru bir iş yapılmıştır. Ben, sözlerimi daha fazla
uzatmayacağım.
Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koçyiğit.
Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.53
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 19.03
BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur),
Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39 uncu
Birleşiminin Beşinci Oturumu açıyorum.
1050 sıra sayılı kanunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
IV. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
7.- 30.11.2005 Tarihli ve 5433 Sayılı
Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/1157) (S. Sayısı: 1050) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Şimdi söz sırası, şahsı adına söz isteyen, Amasya Milletvekili Hamza
Albayrak'ta.
Buyurun Sayın Albayrak. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Albayrak, süreniz 5 dakikadır.
HAMZA ALBAYRAK (Amasya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 5433 sayılı Yasanın 8 inci maddesiyle ilgili olarak söz almış
bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüce Meclisi ve bizleri izleyen aziz
vatandaşlarımızı sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.
5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasında değişiklik yapan
5433 sayılı Yasayla, Yüce Meclisin hatırlayacağı üzere, 19 asil, 3 tane de
geçici olmak üzere, toplam 22 maddede değişiklik yapılmıştı.
Değerli arkadaşlar, yapılan bu 22 maddelik değişiklikten, 8 inci
maddenin son fıkrası ile geçici 1 inci maddenin dokuzuncu fıkrasındaki bazı
hususlarla ilgili olarak, Anayasanın 89 ve 104 üncü maddeleri mucibince, Sayın
Cumhurbaşkanımız tarafından, şu anda görüşmekte olduğumuz 8 inci maddenin son
fıkrasının tekrar Yüce Mecliste değerlendirilmesi için tarafımıza geri iade
edilmişti.
Değerli arkadaşlar, 8 inci maddede, muhasebe yetkili görevlilerinin nitelikleri,
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesi doğrultusunda tadat
edilmiş; ancak, kamu merkezî idarelerde görev alan muhasebe yetkilileri ile yerel
yönetimlerde görev alan muhasebe yetkililerinin nitelikleri noktasında bir
farklı tespite gidilmişti. Biliyorsunuz, hem 657 sayılı Kanunda hem Anayasanın
6 ve 7 nci maddelerinde, yine, Anayasamızın 128 inci maddeleri muciplerince, kamuda
görev alan kişilerin nitelikleri tadat olunmuş, bunların hak ve yetkileri ve
sorumlulukları belirlenmiştir.
Değerli arkadaşlar, 8 inci maddede altı çizilen husus, biraz önce
bahsettiğim bu meri mevzuat doğrultusunda yerel yönetimlerde görev alan
muhasebe yetkililerinin niteliklerinin de Maliye Bakanlığınca hazırlanan ve
Bakanlar Kurulunca neşredilecek olan yönetmelikle değil, Anayasanın 128 inci
maddesi bağlamında, yine, 5018 sayılı Kanunun 2 nci maddesine de uygun olarak,
bu yetkililerin de aynen merkezî idaredeki kamu kurum ve kuruluşlarında olduğu
gibi belirlenmesinin kanun gereği olması gerektiğinin altı çizilmişti.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yapılan bu değişiklikle, merkezî idare
ile kamuda görev alan muhasebe elemanları arasında herhangi farka gidilmemiş;
bunlar, tamamen yasalara uygun hale getirilmiştir.
Tabiî, orada bir de istisnaî
bir durum vardır. Belde
ve nüfusu 25 000'in altında olan ilçe belediyeleri
ile mahallî idarelerde görev alan muhasebe yetkililerinin dört yıllık
yüksekokul mezunu olmasına bir istisna getirilmiş, kamu kurum ve kuruluşlarında
en az dört yıl çalışmak kaydı şartıyla asgarî lise mezunu olan muhasebe
yetkililerinin de görev alacağı hükme bağlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; AK Parti olarak, bizler, şunu hep
prensip edindik: Doğruya taraf olduk, güzeli, iyiyi hep alkışladık, benimsedik;
ama, asla, yanlışa, şirin gözükmek için de, doğrudan taviz vermedik.
Bu 19 maddelik 5433 sayılı Kanunda, gereği gibi, Yüce Meclis
hassasiyetini ortaya koymuş. Bu Kanun, sadece iki husus ayrık tutulmak
nedeniyle -ki, bu da, 8 inci maddenin son paragrafı, geçici maddenin de 9 unca
paragrafı olmak üzere- Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Yüce Meclise
gönderilmiş; Yüce Meclis de, bu doğrultuda, Anayasanın 6 ncı, 7 nci, 128 inci
maddesi paralelinde, 5018 sayılı Yasanın 2 nci maddesini de dikkate alarak bu
düzenlemeyi yapmıştır.
Bu Yasanın hepimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, sevgi ve
saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Albayrak.
Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Ordu Milletvekili Sayın Cemal
Uysal; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
CEMAL UYSAL (Ordu) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda Sayın Cumhurbaşkanımızın uyarısı
istikametinde gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Bu Kanun, esasen, bütçeyle çok
yakın ilişkili olduğundan, ben de, bugün görüşülmekte olan, on günden beri
görüşülmekte olan bütçe üzerinde, bütçenin belli konuları üzerinde çok kısa bir
yorum sunmak istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Uysal, bir saniye…
Sayın milletvekilleri, salonda büyük bir uğultu var; sayın hatibin
konuşması anlaşılmamaktadır.
Buyurun Sayın Uysal.
CEMAL UYSAL (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Efendim, son otuz yıldan beri, devletler, ellerinde bulunan ekonomik
işletmeleri özelleştirmek suretiyle küçülürken, toplumdan vergiyi ve parafiskal
gelir olarak aldıkları miktarı devamlı attırarak son yıllarda gayri safî millî hâsılanın
yüzde 45'ine kadar getirdiler.
Türkiye'de de devlet bütçesi ve diğer kamu bütçeleriyle birlikte,
devlet, gayri safî millî hâsılanın aşağı yukarı yüzde 40'ına sahip olmaktadır.
Bu kadar büyük imkân, bu kadar büyük maddî imkân, hükümetlere çok büyük
avantajlar ve imkânlar sağlarken, yetki verirken, aynı zamanda çok önemli
sorumluluklar da getirmektedir.
Hükümetler, bütçeyle, vatandaşların servetinden, gelirinden ve
harcamalarından pay almaktadır. Çok büyük harcamalar yapılırken ve bu gelirleri
alırken hükümet ve özellikle bütçe uygulamasında, ekonomide büyüme, gelir
dağılımı, sosyal refah, gayri safî millî hâsılanın deseni, terkibi ve fiyatlar
nispî yapısı üzerinde çok büyük etkiler meydana getirmekte, özellikle de fiyat
istikrarı üzerinde olumlu veya olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu nedenle de,
bütçeler, hükümetlerin, makro düzeyde temel tercihlerini içeren ekonomik ve
malî politikaların temel uygulama aracıdır.
Bütçenin sağlam olabilmesi için iki temel prensip vardır. Bunlardan bir
tanesi, samimî bir bütçe yapmak, gerçekçi olmak; diğeri de bütçenin denk
bağlanmasıdır. Bu samimiyet ilkesinin anlamı şudur: Genellikle, hükümetler,
bütçeleri parlamentoya getirirken bütçe açığını düşük gösterirler,
parlamentonun ve toplumun tepkisini almaktan çekinirler. Böylece, bunu
gerçekleştirmek için de giderleri olduğundan daha az, gelirleri de olduğundan
çok daha fazla gösterirler; ama, sene sonuna gelindiği zaman bir bakarsınız ki,
giderler büyümüş, gelirler azalmış ve bütçe açığı da tahmin edilenin çok
üzerinde olmuş. Bu çerçevede, hükümetimizin 2005 yılı bütçesine baktığımız
zaman, gerçekten de, çok gerçekçi ve samimî bir şekilde hazırlandığını
görüyoruz.
Bakınız, bu Parlamentondan, hükümet, 2005 yılı bütçesi için harcama
bazında 155,6 katrilyon lira yetki almış; yani, bütçeyi böyle tahmin etmiş;
ama, yıl sonunda 10 katrilyon eksiğiyle 145,5 katrilyonluk harcama yapmış;
gelirleri 126,5 katrilyon olarak hesaplamış, Parlamentodan böyle yetki almış,
sonra da bunu 130,9 katrilyona çıkarmış; 4,4 katrilyon da burada fazlalık
sağlamış. Sonuçta, Parlamentoya sunulan bütçede, 2005 yılı bütçesinde yıl
başında 29,1 katrilyon açık öngörüldüğü halde, bu tasarruf sonucu, açık, tam
bunun yarısı kadar gerçekleşmiş. Son otuz, kırk yılda gerçekten de bu kadar
samimî bir şekilde hazırlanmış ve böyle başarılı bir bütçe görmek mümkün değil.
2002 yılında gayri safî millî hâsılada bütçe açığının payı yüzde 16 iken,
2005'te yüzde 3,1 ve 2006'da da yüzde 2,4 seviyesine geliyor; yani, bütçe
gittikçe denk bütçe haline geliyor.
Şimdi, bu nasıl sağlandı; tabiî, bu kendiliğinden sağlanmadı. Bunu
sağlamak için fonlar kaldırıldı veya bütçe içerisine alındı, KİT'ler
özelleştirildi, KİT bütçelerinin yükü azaltıldı ve kamu harcamalarında
tasarrufa geçildi ve böylece, çok disiplinli bir malî yönetim sonunda bu
harcamalar gerçekleşti ve ekonomi de düzlüğe çıktı. O bakımdan, böyle bir
sunumda bulunma ihtiyacını duydum. Bu, gerçekten çok parlak bir bütçedir.
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Uysal, teşekkür ediyorum.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunla kurulan Strateji Geliştirme Başkanlığında
ihdas edilen Daire Başkanlığı kadrolarından ikisi (İçişleri ve Adalet
bakanlıklarında biri) ile Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı kadrolarına
(Emniyet Genel Müdürlüğü hariç), Bütçe Dairesi Başkanı ve Bütçe Dairesi Başkan
Yardımcısı kadrolarında bulunan personel arasından, ilgili idarelerce 1.3.2006
tarihine kadar atama yapılabilir. Bütçe Dairesi Başkanı ve Bütçe Dairesi Başkan
Yardımcısı kadrolarında bulunanlar bu Kanuna ekli (2) sayılı cetvelde
belirtilen idarelerde ihdas edilen Müdür kadrolarına da atanabilirler.
Yukarıda belirtilen şekillerde ataması yapılamayan Bütçe Dairesi
Başkanları ve Bütçe Dairesi Başkan Yardımcıları Maliye Bakanlığı personeli
atama ve görevde yükselme esaslarının belirlendiği yönetmelikle öngörülen aynı
hizmet gruplarındaki durumlarına uygun kadrolara 31.12.2006 tarihine kadar
atanırlar. Bunlar bu süre içerisinde başka işlerde görevlendirilebilirler.
Maliye Başkanı, Bütçe Dairesi Başkanı ve Bütçe Dairesi Başkan Yardımcısı
kadrolarında bulunanlar, 31.12.2005 tarihi itibarıyla görev yaptıkları kamu
idarelerinin 2005 yılına ait bütçe, muhasebe ve diğer iş ve işlemlerini
1.3.2006 tarihine kadar sonuçlandırmakla da sorumludurlar.
Bütçe Dairesi başkanlıklarında görev yapan Bütçe Dairesi Başkanı ve
Bütçe Dairesi Başkan Yardımcısı kadrolarında bulunan personel dışındaki diğer
Maliye Bakanlığı personeli bulundukları kadrolarıyla birlikte 1.1.2006 tarihi
itibarıyla başka bir işleme gerek kalmaksızın bulundukları ilin defterdarlığına
devredilir. Ancak bunlar halen bulundukları kadrolarda kaldıkları sürece
31.12.2006 tarihine kadar nezdinde görev yaptıkları kamu idaresinin Strateji
Geliştirme Başkanlığı veya Strateji Geliştirme Daire Başkanlığında görev
yapmaya devam ederler. Bunlardan sınav sonucunda Malî Hizmetler Uzmanı
kadrolarına atanacaklar ile halen nezdinde görev yaptıkları idarelerin ve
kendilerinin talep etmeleri halinde bu idarelerin kadrolarına atanacaklar için
Maliye Bakanlığının muvafakati aranmaz.
Yukarıdaki hükümlere göre 31.12.2006 tarihine kadar Maliye Bakanlığı ve
diğer kamu idarelerinin kadrolarına atanan personelin eski kadrolarına bağlı
olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve
tazminatları ile diğer malî hakları (fazla çalışma ücreti hariç) toplam net
tutarının, yeni kadrolarının aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları, sözleşme ücreti, ikramiye ile
diğer malî hakları (fazla çalışma ücreti hariç) toplam net tutarından fazla
olması halinde aradaki fark tutarı herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi
tutulmaksızın ve fark kapanıncaya kadar atandıkları kurumlarda kaldıkları
sürece ayrıca tazminat olarak ödenir.
Maliye Başkanı kadrolarında bulunanlar kadrolarının kaldırıldığı
tarihten itibaren 31.12.2006 tarihine kadar kazanılmış hak aylık dereceleri
dikkate alınmak suretiyle Maliye Bakanlığında başka bir kadroya atanırlar.
Bunlar yeni bir kadroya atanıncaya kadar eski kadrolarına ait aylık, ek
gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî haklarını almaya devam
ederler ve bu süre içerisinde başka işlerde görevlendirilebilirler. Bunların
eski kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge,
her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları (fazla çalışma ücreti
hariç) toplam net tutarının, atandıkları yeni kadrolarının aylık, ek gösterge,
her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları (fazla çalışma ücreti
hariç) toplam net tutarından fazla olması halinde, aradaki fark tutarı herhangi
bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın ve fark kapanıncaya kadar
kurumlarında kaldıkları sürece ayrıca tazminat olarak ödenir.
Maliye başkanlıkları ve Bütçe Dairesi başkanlıklarına ait demirbaş,
makine-teçhizat ve yazılımları, her türlü kayıt ve belgeleri 1.1.2006 tarihi
itibarıyla nezdinde görev yapılan kamu idaresine Maliye Bakanlığınca
belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde devredilir.
İç denetçi sayısı on ve üzerinde belirlenen kamu idareleri, 31.12.2006
tarihine kadar, tahsis edilen iç denetçi kadro sayılarının en fazla yarısına
kadar atama yapabilir. Diğer kamu idarelerinin iç denetçi kadrolarına
31.12.2006 tarihine kadar atama yapılamaz. Devlet Planlama Teşkilatı
Müsteşarlığı ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi bu sınırlamaya tâbi değildir.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte; Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali
Kontrol Genel Müdürlüğünün Şube Müdürü kadrolarında bulunan ve Devlet Bütçe
Uzman Yardımcılığı giriş sınavına katılabilmek için gerekli öğrenim şartını
taşıyanlardan, 30.6.2006 tarihine kadar bir defaya mahsus olmak üzere yapılacak
ve usul ve esasları Maliye Bakanlığınca belirlenecek yazılı ve sözlü sınavlarda
başarılı olan en fazla 20 kişi Devlet Bütçe Uzmanı, Milli Emlak Genel
Müdürlüğünün Şube Müdürü kadrolarında
bulunan ve Devlet Malları Uzman
Yardımcılığı giriş sınavına katılabilmek için gerekli öğrenim şartını
taşıyanlardan, 30.6.2006 tarihine kadar bir defaya mahsus olmak üzere
yapılacak ve usul ve esasları Maliye
Bakanlığınca belirlenecek yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı olan en fazla 20 kişi Devlet Malları Uzmanı
kadrolarına atanırlar.
2.1.2006 tarihi itibarıyla Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel
Müdürlüğünün genel idare hizmetleri sınıfına dahil kadrolarında bulunan ve
Devlet Bütçe Uzman Yardımcılığı giriş sınavına katılabilmek için gerekli
öğrenim şartını taşıyanlardan, 30.6.2006 tarihine kadar bir defaya mahsus olmak
üzere yapılacak ve usûl ve esasları Maliye Bakanlığınca belirlenecek yazılı ve
sözlü sınavlarda başarılı olan en fazla 30 kişiden; Bütçe Dairesi Başkan
Yardımcısı ve Şef kadrosunda bulunanlar bir yıl, diğerleri ise üç yıl sonunda
yapılacak Devlet Bütçe Uzmanlığı yeterlik sınavına girmeye hak kazanırlar ve bu
sınavda başarılı olanlar Devlet Bütçe Uzmanı kadrolarına atanırlar.
En az dört yıllık yüksek öğrenim veren yüksek öğretim kurumlarının
istatistik bölümünden mezun olup, 2.1.2006 tarihinde Maliye Bakanlığı Bütçe ve
Mali Kontrol Genel Müdürlüğünde memur kadrolarında görev yapan personelden en
az üç yıl hizmeti olan ve olumlu sicil alanlar, 15.1.2006 tarihi itibarıyla
başka bir işleme gerek kalmaksızın istatistikçi kadrolarına atanmış sayılırlar.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel
Müdürlüğü teşkilâtında Şube Müdürü, Muhasebe Müdürü, Malmüdürü, Saymanlık
Müdürü ve Muhasebe Denetmeni kadrolarında bulunan ve Devlet Muhasebe Uzman
Yardımcılığı giriş sınavına katılabilmek için gerekli öğrenim şartını
taşıyanlardan, 30.6.2006 tarihine kadar bir defaya mahsus olmak üzere yapılacak
ve usûl ve esasları Maliye Bakanlığınca belirlenecek yazılı ve sözlü sınavlarda
başarılı olan en fazla 60 kişi Devlet Muhasebe Uzmanı kadrolarına atanırlar.
Şube Müdürü kadrolarında bulunanlardan bu şekilde Devlet Muhasebe Uzmanı
kadrolarına atananların kadro unvanları, atama tarihi itibarıyla Devlet
Muhasebe Uzmanı olarak değiştirilmiştir. Muhasebat Genel Müdürlüğüne tahsis
edilmiş Şube Müdürü kadro unvanlarından 8 adedi dışındakiler 30.6.2006 tarihi
itibarıyla iptal edilmiş olup, bu sayının üzerindeki Şube Müdürleri Muhasebat
Genel Müdürlüğüne tahsis edilmiş eşdeğer diğer kadrolara anılan tarihten önce
atanır.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel
Müdürlüğünün merkez teşkilâtında genel idare hizmetleri sınıfına dahil
kadrolarında bulunan ve Devlet Malları Uzman Yardımcılığı giriş sınavına
katılabilmek için gerekli öğrenim şartını taşıyanlardan, 30.6.2006 tarihine
kadar bir defaya mahsus olmak üzere yapılacak ve usûl ve esasları Maliye
Bakanlığınca belirlenecek yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı olan en fazla 30
kişiden; şef ve uzman kadrolarında bulunanlar bir yıl, diğerleri ise üç yıl
sonunda yapılacak Devlet Malları Uzmanlığı yeterlik sınavına girmeye hak
kazanırlar ve bu sınavda başarılı olanlar Devlet Malları Uzmanı kadrolarına
atanırlar.
190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvelin Maliye Bakanlığına
ait bölümünde yer alan ve Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğüne tahsis
edilmiş olan Şube Müdürü kadrolarından, bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte boş olanların 5 adedi dışındakilerin kadro unvanı ile dokuzuncu fıkra
uyarınca atanacaklardan boşalacak kadroların unvanı Devlet Bütçe Uzmanı; Milli
Emlak Genel Müdürlüğüne tahsis edilmiş Şube Müdürü kadrolarından, bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihte boş olanların 8 adedi dışındakilerin kadro unvanı ile
dokuzuncu fıkra uyarınca atanacaklardan boşalacak kadroların unvanı Devlet
Malları Uzmanı olarak değiştirilmiştir. Dokuzuncu fıkra çerçevesinde atama
yapılmasına hak kazanamayanların bulundukları Şube Müdürü unvanlı kadrolar, her
ne sebeple olursa olsun boşaldıkları tarihte ve herhangi bir işleme gerek
kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
isteyen, Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek.
Buyurun Sayın Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 2 nci maddesiyle ilgili olarak
söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, 5018 sayılı Yasa, biraz önce de bahsettim,
hükümetin reform diye sunduğu bir yasaydı ve bu çerçevede de bazı kuruluşlar
bütçe kapsamına alınmıştı; onlardan biri de TRT'ydi, TOKİ'ydi, TMSF'ydi; fakat,
daha sonra çıkarılan 5433 sayılı Kanunla, bu kuruluşlar bütçe kapsamı dışına
çıkarıldı. Şimdi, acaba, 5018'de bunlar niçin kapsamına alınmıştı, sonra niçin
bu kapsamdan çıkarıldı? Bütçe kapsamında kalmaya devam eden kuruluşlara
bakıyoruz; örneğin, Dil ve Tarih Kurumu gibi, RTÜK gibi, TRT'yle
kıyaslanmayacak derecede küçük bütçeleri olan, dar kadroları olan kuruluşlar
bütçe kapsamında olmaya devam ediyor; buna karşılık, TRT kapsamdan çıkarılıyor,
TOKİ kapsamdan çıkarılıyor, TMSF kapsamdan çıkarılıyor. Bu kuruluşlardan, TOKİ
gibi, son zamanlarda konut yapımındaki hareketlilik nedeniyle çok önemli bir
konumda olan TOKİ'nin bütçe kapsamından çıkarılması demek, burada denetim
imkânının kalmaması demektir. Bütçe görüşmeleri meyanında, burada TOKİ'nin
bütçeleriyle ilgili söz söyleme, eleştiri getirme hakkımız olmuyor. Oysa, bu
kuruluşla ilgili çok ciddî iddialar var; arsaların alınmasıyla ilgili iddialar
var, müteahhitlerin seçilmesiyle ilgili iddialar var; ama, ne yazık ki, bu
konuları burada, bütçe görüşmeleri kapsamında değerlendirme imkânına sahip
olamıyoruz. Keza, TMSF gibi, el konulan bankaların menkullerini,
gayrimenkullerini, varlıklarını idare eden, satan, değerlendiren bir kuruluşun
bütçesi de buralarda, Genel Kurulumuzda görüşülemiyor. Denilebilir ki, bunlar,
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından denetleniyor, KİT Komisyonunda
görüşülüyor. Tabiî bu, bütçe denetimi gibi bir denetim değildir KİT denetimi.
Mesela, Patent Enstitüsü bütçe kapsamına alındı, burada görüşülüyor. Oysa,
Patent Enstitüsü de KİT Komisyonunda görüşülüyordu. Burada çok önemli bir çifte
standart uygulandı, 5018'in getirmek istediği kamu parasını harcayan tüm
kuruluşların denetiminin bütçe kapsamında yapılması olanağı ortadan kaldırıldı.
Burada, özellikle TOKİ ile ilgili yatırımlara, müteahhit seçimine, arsa satın
almalarına bütün kamuoyunun ve milletvekillerimizin dikkatini çekmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, görüşülmekte olan maddede, geçici 1 inci maddede,
ilk şekliyle -yani veto edilmeden önce- şube müdürlerinin bir kısmının
uzmanlığa geçirilmesinde sınav esası getiriliyordu, bir kısmında sınav esası
getiriliyordu, bir kısmında sınav yoktu. Sayın Cumhurbaşkanımız bu çifte
standarda dikkat çekerek veto etmişti. Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler
sırasında Sayın Cumhurbaşkanımızın veto gerekçesi haklı bulunmak suretiyle
gerekli değişiklikler yapıldı ve Sayın Cumhurbaşkanımızın veto gerekçelerine de
bu tasarıda yer verilmiş oldu.
O bakımdan, bir yanlıştan, bir hatadan dönülmüş oldu. Ben, bunu, bu
hatadan dönülmüş olmasını memnuniyetle karşılıyorum; ama, 5018 sayılı Yasanın
gerçek anlamda bir kamu malî denetimi yasası olabilmesi için çok önemli
kuruluşların da bütçe kapsamına alınması gerekirdi. Ne yazık ki, TOKİ'nin,
TRT'nin ve TMSF'nin bu kapsam dışında olması son derece yanlış olmuştur. Bu
yanlıştan dönülmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Amasya Milletvekili Hamza
Albayrak; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HAMZA ALBAYRAK (Amasya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 5433 sayılı Yasanın geçici 1 inci maddesiyle ilgili olarak
söz almış bulunuyorum; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 5018 sayılı Yasada değişiklik yapan 5433 sayılı
Kanunun geçici 1 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası Sayın Cumhurbaşkanı
tarafından Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri muciplerince tekrar
görüşülmek üzere Yüce Meclise sevk edilmiştir.
Geçici 1 inci maddenin dokuzuncu fıkrasıyla ilgili olarak yapılan yeni
düzenlemeyle, Cumhurbaşkanımızın altını çizdiği hususlara temas edilmiş ve bu
dokuzuncu fıkranın, hem 657 sayılı Yasanın ek 12 nci maddesine hem de Maliye
Bakanlığı teşkilatıyla ilgili 187 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 43 üncü
maddesine uygunluğu sağlanmıştır.
Değerli arkadaşlar, uzmanlık ve denetim elemanlığı, bir kariyer
mesleğidir. Kimlerin, hangi okul mezunlarının hangi usul ve esaslara göre uzman
yardımcısı, uzman ya da müfettiş yardımcısı ya da müfettiş olacağı
belirlenmiştir. Dolayısıyla, genelde, yeni oluşturulan kuruluşlarda, denetim
organlarında, teşkilatın omurgasını oluşturabilmek için, sabit görevden
geçişlere müsaade vardır. Burada yapılan değişiklikle, özellikle Millî Emlak
Genel Müdürlüğü ile Bütçe ve Malî Kontrol Genel Müdürlüğünde, bu kanunun, yani,
5433 sayılı Kanunun çıktığı tarihlerde, 4 yıllık yüksekokul mezunu olmak
şartıyla, şube müdürü olarak çalışanlara, herhangi bir işleme tabi tutmaksızın,
uzman olma hak ve yetkisi verilmişti. Sayın Cumhurbaşkanı, bu konuya temasla,
bu geçici 1 inci maddenin dokuzuncu fıkrasının düzeltilmesi, yeniden gözden
geçirilmesi bağlamında konuyu Yüce Meclise intikal ettirdi ve bu tespitler, hem
Plan ve Bütçe Komisyonunca hem de Genel Kurulumuzca, inşallah, düzeltilmiş
olarak meriyete konmuş olacak. Böylece, gerek devlet bütçe uzmanı gerekse
devlet malları uzmanı olabilmenin nitelikleri, kanuna uygun olarak, özellikle
657 sayılı Kanunun ek 12 nci maddesine, 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
43 üncü maddesine uygun olarak belirlenmiş oldu. Bu arkadaşlarımız da, ekonomi,
siyasal, hukuk, işletme gibi mesleğe eleman yetiştiren okullardan mezun olmak
kaydı şartıyla, yine, uzman yardımcılığı, müfettiş yardımcılığı gibi kariyer
esaslı sınavlardan geçerek, bunlar da, bu kanunun yayımı tarihinden itibaren
belirlenen süreçte müracaat etmek kaydı şartıyla uzman yardımcısı, uzman
olabilecekler.
Değerli arkadaşlar, hep şundan dem vururuz; hantal bürokratik yapıdan,
yöneten demokratik yapıya geçmenin özlemini hep gündeme getiririz. Maalesef,
Türkiye'de, hantal bürokratik yapıya, kariyer kökeni gözetilmeden yapılan
atamalar yer yer neden olmuştur. Özellikle de, denetim elemanları içerisinde,
atamalı müfettişler ya da uzmanlar içerisinde, atamalı uzmanlar, bilgi birikimi
ve kariyerden kaynaklanan tecrübe eksikliklerinden dolayı, yeterli hizmeti,
kendi skalalarında verememişlerdir. Biz, inanıyoruz ki, hakkı hak sahibine,
gerekli nitelikleri aramak kaydı şartıyla verdiğimiz müddetçe, onlar, bu
Türkiye'ye, yani, bu millete çok yararlı ve faydalı hizmet edeceklerdir. Biz,
bilene, ilgiliye ve bilgiliye daima saygı duyduğumuz müddetçe, hantal
bürokratik yapı, demokratik yönetime kesinlikle ayak uyduracak ve katkı
verecektir diyor; bu kanunun, yani, görüşülmekte olan 5433 sayılı Kanunun
geçici 1 inci maddesinin hayırlı, uğurlu olması dileğiyle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Albayrak.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ordu Milletvekili Cemal Uysal;
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
CEMAL UYSAL (Ordu) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, vakit biraz gecikti; ama, ben, ekonominin çok önemli bir konusuna
çok kısaca, 5 dakikalık bir süre içerisinde değinmek istiyorum. O da, aşırı
değerlenmiş Türk Lirası veyahut da çok ucuz olan döviz meselesi. Tabiî, sabit
kur rejiminin bulunduğu durumlarda, devletin resmî olarak saptadığı döviz ile
piyasadaki döviz arasındaki fark, değerlenmeyi ölçen bir ölçü verir. Bunun
ikisi arasındaki fark, aşırı değerlenmenin bir ölçüsüdür; ama, döviz fiyatının
serbest piyasada arz ve talep şartları altında çalıştığı, teşekkül ettiği bir
piyasada, bunu tespit etmek mümkün değil; yani, TL'nin fazla değerli olduğunu
tespit etmek mümkün değil. Biz, tabiî, 30 yıldan beri çok yüksek bir fiyat
konjonktüründe çok değersiz ve ucuz TL'ye alıştığımız için biraz garipsiyoruz.
Tabiî, o zaman, TL çok düşük olduğu zaman da para ikamesi vardı, şimdi para
ikamesinden ters para ikamesine geçiş de bazılarımıza ters geliyor.
Şimdi, aşırı değerli TL'nin durumu ne, ona bakalım. Son üç yılda
Türkiye'ye 45 000 000 turist gelmiş,
o pahalı denilen TL'yi 47 milyar dolar bozdurmak suretiyle almış ve bunu
harcamış; yani, TL'ye dış talep oldukça yüksek.
Gene, yabancı sermaye ülkemize gelmiş, dövizi Türk Lirasına dönüştürmüş
ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında milyarca dolarlık hisse senedi almış;
yani, pahalı paraya karşı talep oldukça yüksek.
Gene, bu sene 2005 yılında 5 milyar dolar… Sayın Maliye Bakanın ifade
ettiğine göre, Türkiye'ye doğrudan yabancı sermaye girecek, bu yabancı sermaye
de, aşağı yukarı 5 milyar dolarlık Türk Lirası alacak.
Şimdi, demek ki, Türk Lirasına karşı oldukça önemli bir talep var; yani,
o bakımdan da hiç bundan gocunmamamız lazım, tamamen piyasa şartlarında
teşekkül ediyor.
Peki, dövizin fiyatı nasıl teşekkül ediyor; acaba bu dövizin fiyatını
artırmak mümkün mü, böyle bir şey yapmak mümkün mü?
Çok değerli milletvekilleri, makro ekonomik planda bugün Türkiye'nin
millî geliri ve makro dengeleri, yüzde 8 bir enflasyona ve bugünkü dolar
kur paritesine göre denge bulmuş bir
parasal yapıya sahip. Türkiye'nin millî geliri ve bütün ekonomik parametreleri
buna göre denge bulmuş.
Eğer, biz, Türk Lirasının değerini düşürecek olursak, dövizin fiyatını
yükseltecek olursak, ta o yükselttiğimiz miktar kadar yüksek bir seviyede, daha
yüksek bir parasal seviyede ekonomi yeniden denge arayışına girecek ve
ekonominin tüm dengeleri bozulacak, daha yüksek bir fiyat konjonktüründe
Türkiye'de makro dengeler kendisine bir denge arayacak.
Gerçekten de, bunu, hükümetin yapacağını hiç kimse beklemesin. Kaldı ki,
bugünkü konjonktürde piyasa şartlarının dışına çekip de Türk Lirasının değerini
düşürmeye kalktığımız zaman, ne kadar düşürüyorsak… Diyelim ki, Türk Lirasını
bugün 1,350'den -dolar olarak- 2 000 000 liraya getirelim. O zaman, nasıl tarım
ürünlerine fiyat veriyoruz da onu o fiyata getirmek için destekleme alımları
yapıyorsak, bu dolar için de, euro için de destekleme alımı yapmak zorunda
kalacağız.
Bunu nasıl yapacağız? Bunun için ödenecek para, yapılan hesaplara göre,
2 000 000 lira dolar kuruna göre aşağı yukarı 20-25 milyar dolar. Ekonomistler
böyle hesap yapıyorlar. Bu 20-25 milyar doları veyahut da 35-40 katrilyon lirayı
nereden bulacaksınız; Merkez Bankası para basacak ve piyasadan bu kadar dolar
alacak. O paralar, Türk Liraları piyasaya verildiği zaman büyük bir enflasyona
sebep olacak ve Merkez Bankası onu sterilize etmek için yüksek bir fiyat, faiz
ödemek suretiyle onu çekecek. Böylece, tüm dengeler altüst olacak. Gerçekten
de, bunun, ekonomiye hiçbir faydası olmayacak. Biraz evvel de ifade ettiğim
gibi, ekonominin tüm parametrelerini daha yüksek bir fiyat seviyesinden ve
parasal olarak daha yüksek bir fiyat seviyesinden tekrar dengeye getirmek için
ekonomi büyük bir gayret sarf edecek ve Türkiye'nin tüm dengeleri bozulacak.
Böyle bir maceraya hükümet girmeyecek ve buna hiç de gerek yoktur;
çünkü, Türkiye'de, artık, serbest kur rejimi vardır, Türk Lirasının fiyatı da
buna göre teşekkül etmektedir.
Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Uysal.
Sayın milletvekilleri, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Şimdi, İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre, oyunun rengini belirtmek üzere,
aleyhte olmak şartıyla, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan.
Buyurun Sayın Kandoğan.
Süreniz 3 dakikadır.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sayın Cumhurbaşkanından bir kanun daha geri geldi. Bu dönemde, Sayın
Cumhurbaşkanından, bir kez daha görüşülmek üzere gönderilen kanun sayısı 43.
Bugüne kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, hiç görülmeyecek oranda, son
derece yüksek bir rakam ve bizler, bu 43 kanunu yeniden görüşmek mecburiyetinde
kaldık.
Şimdi, ben, zaman zaman, bu kürsüden, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
yaşanan bu durumu eleştirdiğimde, bu durumun Türkiye Büyük Millet
Meclisini sıkıntıya soktuğunu ifade
ettiğimde bazı arkadaşlarımız itiraz ediyor.
Sayın Cumhurbaşkanını sevmeyebilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz, hukukî
görüşlerine katılmayabilirsiniz; ancak, bu kanunla ilgili olarak geri gönderme
gerekçesini çok iyi okumamız lazım. Bakınız, Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük
Millet Meclisine bu kanunu geri gönderirken, Anayasanın 7 nci maddesinden
bahsediyor. Anayasanın 7 nci maddesini sizlere okumak istiyorum: "Yasama
yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez."
Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı, buna benzer bazı kanunları aynı gerekçelerle
geri gönderdi. Sayın Cumhurbaşkanı şunu söylüyor: "Bu yetki, Türkiye Büyük
Millet Meclisinindir. Sizin bunu kanunla düzenlemeniz lazım. Eğer, bunu,
yönetmeliklere bırakacak olursanız, siz, size verilmiş olan bir yetkinin
kullanılmasını idareye ve yürütmeye vermiş olursunuz. Halbuki, bu yetki,
Türkiye Büyük Millet Meclisinindir, yasa koyucunundur" şeklinde
eleştirileri var. Öyleyse, bu eleştirilerden bizim bir sonuç çıkarmamız lazım.
Sayın Cumhurbaşkanı Meclisin itibarını yüceltmeye çalışıyor, "Meclisin
elinde olan bir hak ve yetkiyi siz yürütmeye ve idareye vermekle yanlış
yapıyorsunuz, bu yetkiyi yasama organı olarak sizin kullanmanız gerekir"
diye, geri gönderme gerekçesinde çok açık ve net ifadelerde bulunuyor.
Şimdi, geçmişte de aynı gerekçelerle gelen kanunlardan sonra, yeniden
aynı hataları işlemenin ve dolayısıyla, kanunları, yeniden, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde ikinci kez görüşmenin haklı ve mantıklı bir izahını kim
yapabilecek? Benim itirazım bunadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, lütfen toparlar mısınız.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, son
dönemde, bir grup, bir kamuoyu araştırması yaptı. O kamuoyu araştırmasının
neticesinde, Türkiye'de güvenilir kurumlarla ilgili bazı mesajlar ortaya çıktı.
O mesajlardan hepimizin ders alması gerekiyor. Özellikle, 22 nci Dönem Türkiye
Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri olarak bizim, kendimizin kullanması
gereken hak ve yetkileri bir başka organa devretmeme noktasında son derece
duyarlı davranmamız gerektiğini ifade
ediyorum.
Bu kanun vesilesiyle ilk defa güzel bir şey de ortaya çıktı, Sayın
Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçeleri de göz önüne alınarak ilgili
komisyonda bir düzeltme yapıldı ve bu düzeltme neticesinde de bu kanun -Sayın
Cumhurbaşkanının da önerisi dikkate alınarak- Meclisin huzuruna gelmiş oldu.
Ben, son söz olarak, şunu söylemek istiyorum: Değerli milletvekilleri,
Meclisin itibarını yüceltmenin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - ...hepimizin en öncelikli görevi olduğunu
ifade ediyor, komisyonun bu noktada duyarlı davranmasından dolayı da komisyon
başkanı ve üyelerine şükranlarımı sunuyor, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.
Sayın milletvekilleri, kanunun tümü açıkoylamaya tabidir.
Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme
giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini; bu yardıma rağmen de
sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık
süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana
vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile
imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre
içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, 30.11.2005 Tarihli ve 5433 Sayılı Kamu
Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının açıkoylama sonucu:
Oy sayısı: 262
Kabul: 248
Ret: 14 (x)
Böylece, Kanun kabul edilmiştir.
Programa göre, kuruluşların bütçe ve kesinhesaplarını sırasıyla görüşmek
için, 23 Aralık 2005 Cuma günü saat 11.00'de toplanmak üzere birleşimi
kapatıyorum.
Kapanma saati: 19.54
(x) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo
tutanağın sonuna eklidir.