DÖNEM: 22 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 105
37 nci Birleşim
20 Aralık 2005 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Almanya'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/948)
III.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
l.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu
Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları
(1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S.Sayısı: 1028, 1029, 1030)
A)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI
1.- Millî Savunma Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Millî Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
B) SAVUNMA
SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI
1.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
C)
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
1.- İçişleri Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- İçişleri Bakanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
D)
EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2006 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı
Kesinhesabı
E) JANDARMA
GENEL KOMUTANLIĞI
1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2006 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2004 Malî
Yılı Kesinhesabı
F) SAHİL
GÜVENLİK KOMUTANLIĞI
1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2006 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2004 Malî
Yılı Kesinhesabı
G) TÜRKİYE
VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ
1.- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi
Enstitüsü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
H) ENERJİ
VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANLIĞI
1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
2.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı
2004 Malî Yılı Kesinhesabı
İ) ENERJİ
PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
J) ULUSAL
BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ
1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
K) ELEKTRİK
İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
L) TÜRKİYE
ATOM ENERJİSİ KURUMU
1.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2006 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
M) MADEN
TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçesi
N) PETROL
İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2006
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2004
Malî Yılı Kesinhesabı
O) DEVLET
SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2004
Malî Yılı Kesinhesabı
Ö)
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI
1.- Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2006
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004
Malî Yılı Kesinhesabı
P)
KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Karayolları Genel Müdürlüğü 2006 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
R) TAPU VE
KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2006
Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004
Malî Yılı Kesinhesabı
IV.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Sinop Milletvekili Cahit Can'ın,
Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın, konuşmasında, ileri sürmüş olduğu
görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
2.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un,
Muş Milletvekili Seracettin Karayağız'ın, konuşmasında, Partisine sataşması
nedeniyle konuşması
3.- Çanakkale Milletvekili İbrahim
Köşdere’nin, Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük'ün, konuşmasında, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
4.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhan'ın,
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in, konuşmasında, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
5.- Gaziantep Milletvekili Ömer
Abuşoğlu'nun, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in,
konuşmasında, Partisine sataşması nedeniyle konuşması
V.- SORULAR
VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İzmir Milletvekili Türkân
MİÇOOĞULLARI'nın, bürokrat atamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/9970)
2.- İzmir Milletvekili Türkân
MİÇOOĞULLARI'nın, bürokrat atamalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı
Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/10041)
3.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Adıyaman'ın bir ilçesi ve köylerinin sağlıkocağı ihtiyacına ilişkin soruları ve
Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/10804, 10805, 10806, 10807, 10808,
10809, 10810, 10811, 10812)
4.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ağrı'nın bir ilçesi ve köylerinin sağlıkocağı ihtiyacına ilişkin soruları ve
Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/10813, 10814, 10815, 10816, 10817,
10818, 10819, 10820)
5.- Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in,
İstanbul-Kartal Kaymakamlığının bir uygulamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/10831)
6.- Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in,
bir konuda yasal düzenleme yapılıp yapılmayacağına ilişkin Başbakandan sorusu
ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/10836)
7.- Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün,
mesken altındaki oto galerilerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir
AKSU'nun cevabı (7/10853)
8.- İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın,
çocuk kaçırma olaylarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun
cevabı (7/10855)
9.- Manisa Milletvekili Ufuk ÖZKAN'ın,
Nemrut İskeleler bölgesinin pasaport polisi ihtiyacına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/10861)
10.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, Uşak'taki Kırıkminare Camiinin restorasyonuna ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/10977)
11.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, Kamu Personeli Kanunu Tasarısı Taslağına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/11073)
12.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Sakal-ı Şerif'in yurtdışına çakırılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve
Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/11255)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
11.00'de açılarak beş oturum yaptı.
2006 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve
İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908)
(S. Sayıları: 1028, 1029, 1030) görüşmelerine devam olunarak;
Sağlık Bakanlığı,
Hudut ve Sahiller Sağlık
Genel Müdürlüğü,
Ulaştırma Bakanlığı,
Telekomünikasyon Kurumu,
Denizcilik Müsteşarlığı,
Adalet Bakanlığı,
Ceza ve İnfaz Kurumları
ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu,
Türkiye Adalet Akademisi
Başkanlığı,
Yargıtay Başkanlığı,
2006 yılı bütçeleri ile;
Sağlık Bakanlığı,
Hudut ve Sahiller Sağlık
Genel Müdürlüğü,
Ulaştırma Bakanlığı,
Denizcilik Müsteşarlığı,
Adalet Bakanlığı,
Yargıtay Başkanlığı,
2004 malî yılı
kesinhesapları;
Kabul edildi.
20 Aralık 2005 Salı günü,
alınan karar gereğince 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 22.04'te son
verildi.
Nevzat Pakdil
Başkanvekili
Harun Tüfekci Ahmet Küçük
Konya Çanakkale
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Bayram Özçelik Türkân Miçooğulları
Burdur İzmir
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Açılma
saati: 11.00
20 Aralık
2005 Salı
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 37 nci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Başbakanlığın Anayasanın 82 nci maddesine
göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.
II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Almanya'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/948)
19.12.2005
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle
birlikte 6 Kasım 2005 tarihinde Almanya'ya yaptığım resmî ziyarete, ekli
listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu
konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini
arz ederim.
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste:
Ahmet Yaşar (Aksaray)
Akif Gülle (Amasya)
Bülent Gedikli (Ankara)
Fatma Şahin (Gaziantep)
İdris Naim Şahin (İstanbul)
Hayati Yazıcı (İstanbul)
Nükhet Hotar Göksel (İzmir)
Şaban Dişli (Sakarya)
Suat Kılıç (Samsun)
Şükrü Ayalan (Tokat)
BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe
Kesinhesap Kanunu Tasarıları üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.
Program uyarınca, bugün iki tur görüşme
yapacağız.
Onuncu turda, Millî Savunma Bakanlığı,
Savunma Sanayii Müsteşarlığı, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü,
Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Türkiye ve Ortadoğu
Amme İdaresi Enstitüsü bütçeleri yer almaktadır.
III.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.- 2006
Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma
Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap
Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S.Sayısı: 1028, 1029,
1030) (x)
A)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI
1.- Millî
Savunma Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî
Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı
Kesinhesabı
B) SAVUNMA
SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI
1.- Savunma
Sanayii Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
C)
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
1.-
İçişleri Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.-
İçişleri Bakanlığı 2004 Malî Yılı
Kesinhesabı
D)
EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
1.- Emniyet
Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Emniyet
Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
E) JANDARMA
GENEL KOMUTANLIĞI
1.-
Jandarma Genel Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Jandarma Genel Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
F) SAHİL
GÜVENLİK KOMUTANLIĞI
1.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
G) TÜRKİYE
VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ
1.- Türkiye
ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.
Sayın milletvekilleri, 6.12.2005 tarihli
27 nci Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden
sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması
kararlaştırılmıştır.
Buna göre, turda yer alan bütçelerle
ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine
kadar sorularını sorabilmeleri için, şifrelerini yazıp parmak izlerini
tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir.
Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin
söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.
Tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra,
soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre, sorularını yerlerinden soracaklardır.
Soru sorma işlemi 10 dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de 10
dakika süre verilecektir. Cevap işlemi 10 dakikadan önce bitirildiği takdirde,
geri kalan süre için, sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.
Bilgilerinize sunulur.
Onuncu turda grupları ve şahısları adına
söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:
Gruplar:
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu: İstanbul
Milletvekili Şükrü Elekdağ, İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş, İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı, İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü.
AK Parti Grubu: Karabük Milletvekili Hasan
Bilir, Karaman Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu, Sivas Milletvekili Selami Uzun,
Kilis Milletvekili Veli Kaya, Eskişehir Milletvekili Muharrem Tozçöken, Sivas
Milletvekili Osman Kılıç, Denizli Milletvekili Mehmet Yüksektepe.
Anavatan Partisi Grubu: Iğdır Milletvekili
Dursun Akdemir, Yozgat Milletvekili Mehmet Erdemir.
Şahısları adına: Lehinde, Muş Milletvekili
Seracattin Karayağız, Edirne Milletvekili Rasim Çakır.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım,
milletvekili arkadaşlarımıza söz vermeden önce, bir hususu tekrar
hatırlatıyorum: Her turda, söz alan milletvekili arkadaşlarımız için, normal
süresi bittikten sonra, 2 dakikalık süre vereceğim. Arkadaşlarımız, istirham
ediyorum, bu süre içerisinde, lütfen, konuşmalarını tamamlasınlar. Tekrar, ek
bir süre talep etmemelerini sizlerden istirham ediyorum.
Soru sorma noktasında da, arkadaşlarımız,
eğer, sorularını gerekçesiz ve çok kısa olarak sorarlarsa, diğer arkadaşlara da
soru sorma fırsatı tanımış olacaklardır; çünkü, baştan sisteme giren
arkadaşlarımız 5-6 soruyu gerekçeli olarak arka arkaya sordukları zaman diğer
arkadaşlarımızın soru sorma hakkı ortadan kalkmış oluyor. Bunu da bilgilerinize
arz ediyorum.
Görüşmelere Cumhuriyet Halk Partisi
Grubundan başlıyoruz.
İlk söz, İstanbul Milletvekili Şükrü
Elekdağ'a aittir.
Sayın Elekdağ, buyurun. (Alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılı bütçe kanunu
tasarısındaki Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, 2005 yılında global
terörle mücadelede bir başarı kazanıldığı iddia edilemez. Amerika'nın küresel
terörle savaş stratejisi, terörü bastırmak şöyle dursun, azdırmaktadır.
Amerikan yönetimi, radikal İslamı komünizme benzeterek ideolojik düşman ilan
etmekte; ama, bunu yaparken, beceriksizce, tüm İslamı karşısına almakta ve
medeniyetler çatışmasını körükleyerek, terörü daha da yaygınlaştırmaktadır. Öte
yandan, Amerika'nın Irak'ı işgali ve burada yürüttüğü savaş, maalesef, hem bu
ülkeyi hem de Ortadoğu'nun diğer bölgelerini, Amerika'ya karşı öfke ve
düşmanlığın yoğunlaştığı, yeni terör odaklarının türediği ve terör ajanlarının
yetiştiği mümbit tarlalar haline getirilmiştir. Böylece, dünya barışının
karşılaştığı tehditler tırmanırken, Türkiye'nin bulunduğu coğrafî alandaki
istikrar ve güvenlik koşulları da daha kötüleşmiştir. Bu ortamda, ülkemiz de
olumsuz yönde etkilenmektedir. Nitekim, ülkemizin karşılaştığı iç tehdit, 2005
yılında, birden, endişe verici bir artış göstermiştir. Bu bağlamda, ilk
üzerinde duracağım husus, Türkiye ile Amerika arasında yılan hikâyesine dönen
PKK/KONGRAGEL konusudur.
İki yıldan fazla bir süredir, Ankara'yı
ziyaret eden her üst düzey Amerikalı yetkilinin ve yüksek rütbeli askerin başta
gelen bir görevinin, Türkiye'yi, PKK konusunda oyalamak ve aldatmaktan başka
bir şey olmadığına tanık olduk değerli arkadaşlarım. Türkiye'ye yeni tayin olunan
Amerikan Büyükelçisi Ross Wilson'un da, bu konuda ümit vermeyen ifadeleri
dikkate alındığı takdirde, kısa süre önce Ankara'ya gelen FBI ve CIA
Başkanlarının da, PKK'nın kökünü kazımak hususunda ciddî bir planla
geldiklerine inanmak için hiçbir neden yoktur.
Amerikalı yetkililerin, şimdiye kadar,
Türkiye'ye, PKK'ya karşı pasif tutumlarının gerekçesi olarak, Irak'ta tırmanan
savaşın, Amerika'nın, PKK'ya karşı kullanmak amacıyla kuvvet tahsis etmesine
imkân vermediğini söyledikleri anlaşılıyor; ancak, bu hikâyeye, artık, ne Türk
medyası ne de Türk kamuoyu inanıyor. Amerika, PKK'yı dağdan indirmek için öyle
büyük bir askerî kuvvete ihtiyacı olmadığını pekala biliyor. PKK'nın suyunun,
yiyeceğinin, yakıtının ve tüm lojistik ihtiyaçlarının ikmal yolu, Amerika'nın
kontrolündeki topraklardan geçiyor. Bu ikmal yolu, PKK'nın şahdamarı
niteliğindedir, kesildiği takdirde, terör örgütünün ve elebaşılarının yaşaması
mümkün değildir; fakat, en şaşırtıcı olan nokta, Amerika'nın, PKK'nın
uyuşturucu ticaretiyle 600 000 000 dolar kazanmasına da göz yummasıdır.
Amerika, ne bu ticarete mâni oluyor ne de PKK'nın lojistik ikmal yolunu kesiyor
ve bu tutumuyla, bilerek, PKK'ya can üflüyor.
Genelkurmay Başkanlığının, 19 Ekimde
yabancı büyükelçiliklerin askerî ataşelere vermiş olduğu terör brifingi, bu
söylediklerimizi harfiyen teyit ediyor. Brifingde, Genelkurmay yetkilileri şu
hususları belirtmişlerdir:
1- Şu anda, Türkiye içinde 1 850, sınır
dışında da, çoğunluğu Kuzey Irak'ta olmak üzere 3 500 PKK/KONGRAGEL teröristi
bulunmaktadır.
2 - PKK'nın sözde ateşkesi sona erdirerek
1 Haziran 2004'ten bu yana sürdürdüğü silahlı saldırılar 1 007 vatandaşımızın
ölümüne ya da yaralanmasına neden olmuştur.
3 - Halen aktif biçimde uyuşturucu
ticaretinde yer alan PKK, bu yolla 600 000 000 dolarlık gelir elde etmektedir.
Ayrıca, yurt dışındaki Türklerden zorla para toplamaktadır.
4 - PKK'nın Kuzey Irak'tan çıkarılması
yönünde Ocak 2003'ten beri ilgili Amerikan sivil ve askerî makamlarıyla yapılan
görüşmelere rağmen, hiçbir gelişme kaydedilmemiştir.
Ve sonuncu olarak, Amerika'nın Kuzey
Irak'tan Türkiye'ye sızmaları engelleme sorumluluğunu yerine getirerek terörle
mücadelede samimiyetini göstermesi gerekir.
Değerli arkadaşlarım, Genelkurmay
Başkanlığının açıklaması, Amerika'nın, terörle mücadele konusunda Türkiye'ye
karşı izlediği bir müttefike yakışmayan ayırımcı ve iyiniyetle bağdaşmayan
siyasetini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Amerika'nın bu davranışı PKK'ya Türkiye'ye
karşı terörist saldırılarda bulunma cesaretini veriyor, ülkemizde fanatik
Kürtçülüğü azdırıyor, PKK'nın içbarışı tehlikeye düşüren eylemlerde bulunmasına
ve son bir yılda yüzlerce vatandaşımızı ve güvenlik görevlimizi öldürmesine
imkân veriyor.
PKK, yollara, demiryollarına mayın
döşeyerek ve silahla saldırarak cinayetler işliyor. Turizm bölgelerinde panik
yaratacak eylemler yapıyor. Halkı kışkırtıcı, Türk ile Kürdü birbirine
çatıştırmayı öngören ve ülkemizin ortak sosyal dokusunu tahribe yönelik bir
strateji izliyor ve eylemler planlıyor.
Değerli arkadaşlarım, bu patlayıcı
atmosferde PKK'yla mücadelede verdiğimiz her şehidin cenazesi kaldırılırken
Türk insanının çileden çıktığına tanık oluyoruz. Toplumda oluşan öfkenin Kürt
vatandaşlarımıza yönelmesi de kaçınılmaz oluyor ve sosyolojik kırılma hatları
derinleşiyor. Bu öfke, aynı zamanda, PKK'ya kol kanat gerdiğine inanılan
Amerika'ya düşmanlığa dönüşüyor.
Washington'un, bu aşırı tehlikeli tabloyu
ve bunun yol açacağı vahim sonuçları açık ve net biçimde algılamadığını
düşünmek makul değil. O zaman, Amerika'nın Türkiye'nin yaşamsal çıkarlarına
karşı sergilediği bu duyarsızlığın, Ankara'nın nasıl olsa bir tepki
göstermeyeceği yolundaki bir değerlendirmeden kaynaklandığını söylemek yanlış
olmaz değerli arkadaşlarım.
Olaylar da, esasen, bunu teyit ediyor.
Nitekim, Amerika, Türkiye'ye sızarak, polisimizi, askerimizi ve
vatandaşlarımızı öldüren PKK teröristlerine Irak'ta kol kanat gererken,
Türkiye, Amerika'yla birlikte, global terörle mücadele çerçevesinde, ISAF'ın
komutanlığını ikinci defa üstlenerek, Afganistan'a 1 600 kişilik bir muharip
kuvvet göndermedi mi? Şimdi de, bu kuvveti artırmak hususunda birtakım duyumlar
alıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Afganistan'ın
önemini müdrikiz; ancak, evlatlarımızı ateşe atarken, Amerika'nın PKK'yı
tasfiye konusundaki sözünü tutmasını şart olarak ileri sürmemiz, meşru, adil ve
isabetli bir tutum olmaz mı? (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, dış güvenliğimizle
ilgili önemli bir konu da, Irak'ın birlik ve bütünlüğünü muhafaza etmesidir.
Bir içsavaşa yol açma riski son derece yüksek olduğundan, bunun kadar önemli
diğer bir konu da, Kerkük'ün geleceğidir. Bu konuya muhakkak bu kürsüden parmak
basmak lâzım ve gerçekleri açıklamak ve görüşlerimizi, muhakkak ki, kayda
geçirmek gerekiyor değerli arkadaşlarım. Ben eminim, bu konuda, karşımdaki iki
cenah da, iki kanat da aynı şekilde düşünüyor. O bakımdan, bu konunun burada
dile getirilmesi son derece önemli.
Değerli arkadaşlarım, geçen yıl, Kerkük'e,
yasal olmayan şekilde kitlevî Kürt nüfus kaydırmalarının yaratacağı sorunlara
Washington'un dikkatini çeken Ankara, girişimlerine, her zaman olduğu gibi
"merak etmeyin, biz icabına bakarız" yolunda yanıtlar almıştı. Ancak,
Türk Hükümetini bir sürpriz bekliyordu. 2004 Ocak ayının ortalarında, Barzani
ve Talabani, Amerika'ya rest çektiler: "Eğer, Kerkük'e gelen Kürtler
seçmen listesine yazılmazsa, Irak'taki tüm Kürtler seçimlere katılmayacaktır;
bunun böyle olacağını bilesiniz, kararımız kesindir" dediler ve
Amerika'yı, bu şantajlarını kabule zorladılar, Amerika dize geldi, kabul etti.
Böylece, bölge dışından gelen yüzbinlerce Kürt, seçimlere katılma hakkını
kazandı.
Şimdi, bu konuda, Türk kamuoyu, durumun
ciddiyetini, vahametini, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Başbuğ'un şu
açıklamasından öğrendi; 26 Ocak 2005 tarihindeki basın toplantısında, Başbuğ,
şu hususları Türk kamuoyunun dikkatine getirdi:
1- Kerkük'e göç ettirilen yüzbinlerce Kürt
göçmeni seçim listelerine kaydettirilmiştir. Bu durum, Kerkük için adil ve
kalıcı bir çözüm bulunmasını olanaksız hale getirecektir. Daha kötüsü, bu durumun,
tüm Irak'ın toprak ve siyasî bütünlüğünü dahi tehdit ederek, bölgede büyük
riskler yaratacağından endişe duymaktayız. Böyle bir gelişme, Türkiye için de
önemli bir güvenlik sorunu oluşturur.
2- Kerkük'te yapılan nüfus sayımları oran
olarak Türkmenleri birinci gösteriyor. Kerkük'ün demografik yapısının
değiştirilmesinin ciddî boyutlarda çatışmaya yol açabileceği hususu NATO
raporlarında bile yer alıyor. Türkiye için iki önemli konu vardır: Birincisi,
Kerkük'ün özel statüsü korunmalıdır; bu, Türkiye için hayatî önemdedir.
İkincisi, soydaşlarımız Türkmenlerin siyasî haklarının korunmasında Türkiye'nin
sessiz kalması beklenemez.
Üçüncü olarak şu hususu belirtti Orgeneral
Başbuğ: Ancak, bu yoldan bir sonuç alınmazsa, mesele, bir güvenlik sorununa
dönüşebilir. Seçimlerde Kerkük halkının kabul etmeyeceği bir sonuç çıkarsa, bu,
iç çatışmalara yol açabilir, Irak'ta içsavaşı tetikleyen ilk gelişme olabilir.
Bunu NATO raporları da söylüyor. Kerkük'te kan bağımız olan gruplar var, bu
durumda, olan bitenleri kabul etmek mümkün değildir.
Sonuncu olarak şu hususun altını çizdi
Orgeneral Başbuğ: Seçimlerden sonra, Kerkük'ün Kürt grupların yönetimine
geçmesi, bağımsız Kürt devletinin kurulması yönünde ilk basamağı oluşturur; bu
durum, iç savaşı körükleyebilir ve Kerkük, Türkiye'nin güvenlik sorunu haline
gelir. Kerkük'ün özel statüsünü koruması Türkiye için hayatî önemdedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Elekdağ, 2 dakikalık
eksürenizi başlatıyorum; lütfen, 2 dakika içinde konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) - Şimdi,
değerli arkadaşlarım, maalesef, bu gidişata karşı, Türkiye, tepkisini
gösteremedi.
Şimdi, Uluslararası Kriz Grubu -ki,
Uluslararası Kriz Grubu uluslararası alanda tanınmış bir araştırma ve düşünce
kurumudur- şöyle bir öneride bulundu: Kerkük ve El Tamim Vilayetlerinde durumun
izlenmesi ve istikrarı tehdit eden gelişmelerin rapor edilmesi amacıyla,
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, özel bir raportör atamalıdır Kerkük'e.
Buna ilaveten, Kerkük'e, çok etkili yerel kamu kuruluşlarına ilişkin
düzenlemeler yapma yetkisini haiz bir Birleşmiş Milletler müfettişinin tayin
edilmesi yararlı olacaktır; fakat, maalesef, hükümetimiz, anlaşılmaz nedenlerle
bu öneriye sahip çıkmadı. Bu da, son derece vahim bir hata oldu değerli
arkadaşlarım. Eğer, bu yapılmış olsaydı, Kerkük'te bugüne kadar devam eden
oldubittiler devam etmeyecek ve 30 Ocakta yapılan Kerkük Vilayet Meclisi
seçimleri demokratik ve adil olabilecekti.
Yeterli uluslararası denetim yokluğunda,
Kürt partiler, her türlü hile ve manipülasyona başvurarak, bu seçimlerde, 41
üyeli Vilayet Meclisinde 25 sandalye kazanarak mutlak hâkimiyet kurarken,
Türkmenler 8, Araplar da 6 üyelik elde edebildiler.
Şimdi, Kürk partiler, Kerkük'te, 15 Aralık
2005 seçimlerine bu kazanımlarla girdiler; fakat, bununla yetinmediler, daha
önce yaptıkları gibi, yine dışarıdan taşıdıkları ve kentin seçmeni olmayan
Kürtlere oy kullandırdılar. Bunun üzerine, Türkmenler, Kerkük seçimlerinin
iptali için başvuruda bulundu, Arap halk da aynı itiraza katıldı.
Sayın Başkanım, bana bir hoşgörüde
bulunmanızı ve birkaç dakika vermenizi istirham edeceğim; çünkü, bu, son derece
önemli bir konu ve bunu, muhakkak kayıtlara geçirmemiz lâzım.
BAŞKAN - Sayın Elekdağ, şimdi, bütün
konuşmacıların konuşmaları kendi açısından önemlidir. Eğer, bu sistemi
başlatırsam diğer arkadaşlarıma da aynı hakkı vermem gerekir; ama, grup
içerisinde böyle bir talep varsa, gruptaki diğer arkadaşların sürelerinden
kullandırmam gerekiyor.
BİRGEN KELEŞ (İstanbul) - Hayret bir şey;
bu, savunmayla ilgili!..
MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - Ulusal bir
dava bu Sayın Başkan!..
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Bizden 5
dakika ilave edebilirsin Sayın Başkan.
BAŞKAN - Çünkü, aynı şey bütün arkadaşlar
açısından geçerlidir. Ben, bu konunun hassasiyetini anlıyorum; gündemdışı bir
konuşma olsa süre verirdim; ama, başlatıyorum sürenizi.
Buyurun.
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) - Teşekkür
ediyorum efendim.
Verdiğim bu izahat, 15 Aralık 2005
seçimleriyle, Kürt partilerin, Kerkük'te, esasen, bariz şekilde lehlerine olan
siyasî konumlarını daha da güçlendireceklerini gösteriyor. Anılan partilerin
bundan sonraki hedefleri bellidir. Kerkük'te yeni anayasaya göre 2007 sonuna
kadar bir referandum yapılacak ve bununla, Kerkük, Kürt bölgesi idaresine
bağlanacak ve başkent ilan edilecektir.
Orgeneral Başbuğ'un, biraz önce atıfta
bulunan şu cümlesini tekrar ediyorum: "Seçimlerden sonra Kerkük'ün Kürt
grupların yönetimine geçmesi, bağımsız Kürt devletinin kurulması yönünde ilk basamağı
oluşturur. Bu durum içsavaşı körükleyebilir ve Kerkük Türkiye'nin sorunu haline
gelir. Kerkük'ün özel statüsünün korunması Türkiye için hayatî önemdedir."
Değerli arkadaşlarım, bu, son derece
basiretli ve yerinde bir değerlendirmedir. Geçici idarî yasada öngörüldüğü
şekilde Kerkük'ün Irak'ta başka bir bölgeyle birleşmesine set çeken bir
hükümle, kendi başına, özel statülü bir vilayet gibi olarak anayasada yer
alması, iç ihtilafları ve içsavaşı önleyeceği gibi, bölgedeki hassas stratejik
dengelerin de korunmasına imkân verecektir.
Ayrıca, Kerkük bölgesinin petrol
kaynakları da tüm Irak Halkına aittir. Bu bakımdan, bu kaynakların işletiminin
de merkezî hükümete verilmesi doğru olacaktır.
Bu bakımdan değerli arkadaşlarım, Kerkük
seçimlerindeki son usulsüzlükler ve hileler, gecikmeden, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyine götürülmeli, seçim listelerinin incelenmesi istenmeli, bunu
takiben de, Kerkük ve El Tamim Vilayetlerinde, Birleşmiş Milletler nezaretinde
nüfus sayımı yapılması talep edilmelidir. Bu çalışmaların sonuçları alındıktan
sonra, Birleşmiş Milletler denetiminde yapılacak seçimler güvenli ve adil
olabilecektir.
Konu, Türkiye'nin güvenliği açısından
yaşamsal önemdedir. Bu bakımdan, Türk diplomasisi tüm imkânlarını seferber
ederek, yukarıda belirttiğimiz hedefleri sağlamak amacıyla gerekli girişimlere
başlamalıdır.
Bu görüş ve temennilerle, Millî Savunma
Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum
değerli arkadaşlarım.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Elekdağ.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci
konuşmacı, İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 15 dakika Sayın Güneş.
CHP GRUBU ADINA HASAN FEHMİ GÜNEŞ
(İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben, İçişleri Bakanlığı
bütçesi üzerinde söz aldım.
Devlet aygıtımızın çok önemli ve öncelikli
yeri olan İçişleri Bakanlığını, böylesi kısa bir süre içinde tümüyle konuşmak,
kuşkusuz, olası değildir. Bu nedenle, sunuşum, daha güncel gördüğüm iç güvenlik
ve terör konularıyla sınırlı olacaktır.
Konuşmakta olduğumuz 2006 yılı bütçesinin
İçişleri Bakanlığına öngördüğü ödeneğin, Bakanlığın görevlerini noksansız
yerine getirmesine yetecek düzeyde saptandığını umuyor ve diliyorum; çünkü,
sayın milletvekilleri, güvenliğin ucuzu olmaz, güvenlik konusunda para hesabı
yapılmaz, yapılmamalıdır; çünkü, sayın milletvekilleri, kamu düzeni, toplumsal
yarar, içbarış, toplumsal mutluluk, azına razı olamayacağımız değerlerdir.
Kabul etmek zorundayız ki, son yıllarda,
içgüvenliğimizde, giderek artan bir kanama ve ağır bir zafiyet söz konusudur.
Büyük şehirlerde daha yoğun olmak üzere, tüm ülkede, giderek artan bir suç
işleme çılgınlığı, bir suç işleme salgını, günlük yaşamımızı karartmaktadır.
Güpegündüz, sokak ortasında, bir cep telefonu gasp etmek için adam
öldürülüyorsa, bir bilezik, bir kolye için kadınların boğazı kesilebiliyorsa,
oyun çağında çocuklar hırsızlık yapıyorsa, ekmek çalıyorsa, oyuncak değil ekmek
çalıyorsa, ciddî bir sorunumuz var demektir. Gasp, darp, hırsızlık, kapkaç
benzeri eylemler suç olmaktan çıkmışçasına bir suç sektörü gelişiyorsa
gözümüzün önünde, mafyalaşmış suç örgütleri bu sektörün kanlı hesaplaşmasını
uluorta sürdürüyorlarsa göz göre göre ve bütün bu ürkütücü tablo, ekonominin
şaha kalktığı iddiasını yalanlarcasına, ekonomide sosyal bir iyileşme
sağlanmadığını kanıtlarcasına hızlanıyorsa, büyüyorsa, konuya yeniden,
yakından, akılla, soğukkanlılıkla bakmak ve çözüm üretmek zorundayız. İlk
bakışta izlenen, maalesef, bir toplumsal çözülme görüntüsüdür, sarsıcı bir
otorite kaybı göstergesidir ve hepsinden önemlisi, içgüvenlik yetersizliğidir.
Toplumu suç salgını ortamında ve suç
sektörünün tehdidi altında uzun süre tutamayız; toplumun sabrının da bir sınırı
vardır.
Bu konuya bazı istatistikler yayınlayarak,
yakalananların sayısındaki artıştan söz edilerek de mazeret uydurulamaz. Kaldı
ki, daha çok suçlu yakalanması, daha çok suç işleniyor olmasının göstergesi de
olabilir. Bu sayılar, sadece içgüvenliğin değil, içgüvensizliğin boyutlarının
da göstergesidir.
Sayın milletvekilleri, yine, kaldı ki,
güvenlik konusunda geçerli ölçü sayılar değil, güven duygusudur. Toplum kendini
güvende hissetmiyorsa, canının ve malının güvende olduğunu saymıyorsa, sayısal
tablolarla bu duyguyu onaramazsınız. Toplum, önce güvensizlik korkusundan
kurtarılmalı, güven atmosferini teneffüs etmeli, onu solumalı, güven ortamını
yüreğinde, vicdanında algılamalı. Bu bir duygudur.
İlke şudur: İçgüvenlik aygıtı kamu
düzeninin garantisidir. Kamu düzeninin, toplumsal barışın, özgür yaşamanın,
özgürlükleri boyutlandırarak, çeşitlendirerek kullanmanın, kullanabilmenin
olmazsa olmaz koşuludur. Yani, içgüvenlik, suçtan önceki zaman için gereklidir,
suçun oluşmaması için gereklidir, suçtan sonrası, içgüvenliğin değil, yargının
alanıdır. Suç çeteleri oluşmadan, çocuklar suç çetelerinin eline düşmeden, suç
çeteleri mafyalaşmadan, varoşlarda patlamalar başlamadan önceki zaman içindir
içgüvenlik.
Bütün bu sorunların çözümü vardır ve zor
değildir. Benim önerim, bu sorunu bağımsız bir konu olarak Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine getirip tartışmak ve çözümler üreterek, içgüvenliği
kalıcılaştırmaktır.
Sayın milletvekilleri, toplumumuzu
kaygılandıran, toplumsal ruh sağlığımızı zorlayan diğer konu terör sorunudur.
Ülkemizin, ulusumuzun kimi özellikleri, kimi üstünlükleri, konumu, ulusumuzu
sürekli terör tehdidine hedef kılmıştır. Öyle olmuştur, öyle olmaktadır, öyle
olacaktır. Bu büyük ulusu, bu büyük ülkeyi yönetmek iddiasında olanlar, bu
gerçeği tam olarak algılamalı ve hiç unutmamalıdır.
Otuz yılı aşkın süredir, siyasî amaçlı
şiddet, ulusal gündemimizi ve dengemizi sarsmaktadır. Son yirmi yıldan bu yana
ve bugün, karşı karşıya olduğumuz terör programının nihaî amacı, asıl ereği,
ülkeyi bölmektir, ulusu parçalamaktır. Öncelikle, bu beklenti ve kaygı yok
edilmelidir; kesinlikle yok edilmelidir. Bu amaca yönelik yönelişlerin tek
tanımı, topluma ihanettir. Böyle olduğu, bu tanımı, önce iktidar tarafından
kabullenilmeli, içselleştirilmeli, sonra ulusal kurumlarımızla toplumun
dokusuna ve bilincine kutsal bir yemin gibi işlenip, sindirilmelidir.
Sayın milletvekilleri, bu konuda
zihinlerimizin ve duyarlılıklarımızın sürekli aydınlık kalması gerekir. Bu
yüzden de, kimi gerçekleri gözden kaçırmamalıyız. Örneğin, ayrılıkçı, bölücü
program, püryerli üretim değildir. Emperyalizmin küreselleşen siyasî
programının dünyayı ve bölgemizi yeniden düzenleme projesinin uzantısı
niteliğindedir.
Bu nedenle, bölücü terör örgütü,
senaryonun yazarı devletlerce, bazen açık bazen örtülü sahiplenilmekte,
desteklenmekte, beslenmektedir.
Son günlerdeki eylemler ve veriler,
örgütün kendince elde ettiğini var saydığı, iç ve özellikle dış kazanımlarıyla,
konumunu bir üst basamağa yükselttiği iddiasının dışa vurumudur.
Bölücü, ayrılıkçı tasarımın yapay ve
sınırlı da olsa, toplumsal destek sağladığı görüntüsünü oluşturma gayreti öne
çıkmaktadır. Eylemler, çatışma yerine sabotaj, bombalama, tuzak kurma, provoke
etme, sokak gösterileri formatına çekilmiştir. Yürüyüş ve sokak gösterisi
etkinlikleri, eylem bölgesi dışındaki büyük şehirlere kaydırılmaya öncelik
verilmiştir.
Bu doğrultudaki tüm göstergeler, terör
Merkezînin komuta ve erkinde farklılaşma olduğunu göstermektedir. Buna bağlı
olarak, yakın gelecekte daha ileri taktik, daha ileri tehdit ve daha ileri
talepler söz konusu olacaktır.
Bu süreç kesilmelidir. Bunun için
gelecekteki kalkışmaları önceden, şimdiden kestirerek, eylem aşamasına gelmeden
söndürecek en üst düzey derecede hazırlıklı olunmalıdır. Ödünsüz, kararlı ve
olabildiğince açık olunmalıdır. Nelerin kesinlikle olmayacağı ısrarla
yinelenmelidir.
Oysa, iktidar, inisiyatifi ve önceliği
terör örgütüne terk etmiş, olayların arkasından giden pasif bir tutum tercih
etmiş görünmektedir.
Ayrıca, çözüm için yanlış muhataplar seçme
hatasına düşülmektedir. Sorun yaratanlardan çözüm üretmesi beklenmektedir. Bu,
yanlıştır, hatadır. Dış ilişkilerde de terör duyarlılığının ötelendiği kuşkusu
yaygındır. Bu kuşku giderilmelidir. Kalıcı ve önalıcı bir karşı program
oluşturulmamış olması büyük bir noksanlıktır. Terörle mücadelede
görevlendirilen güçlerin gereksinmelerinin karşılanmasında ve özellikle
teknolojik donanımında yeterince enerjik davranılmamaktadır. Bu tutum caydırıcı
değildir, ödün vericidir. Gerçekten, sayın milletvekilleri, bu konuda hiçbir
nedenle, Avrupa Birliği dahil hiçbir şey için, hiçbir çıkar ve dayatma
karşılığı ödün verilemez, ödün verilmemelidir, ödün verilmesine izin
vermemeliyiz. Bilmeliyiz ki, ilk küçük ödün, peş peşe gelecek ve sonlanmayacak
büyük ödünlere haklılık gerekçesi olacaktır. Başlatılacak ödün süreci bölünmeye
kadar, tekil devletten vazgeçmeye kadar gidecek yolu gündeme getirecektir.
Siyasî şiddete ve silahlı eyleme hak aracı olma meşruiyet ve haklılığı
yükleyecektir. Çünkü, ödün, zaaf ürünüdür. Ciddî devlet kamu yönetiminde zaaf
gösteremez. Gösterirse, saygınlığını ve sözünü dinletme üstünlüğünü yitirir.
Son olaylarda bu zaaf maalesef gösterilmiştir. Olayların ortasında vali
değiştirmek, vali kendi istemiş olsa bile yanlış, çok yanlış olmuştur; devlet
geleneğine uymamıştır, yakışmamıştır; kamu yönetimi kavramı yaralanmıştır, kamu
yöneticileri incitilmiştir. Bu tutum eylemcileri yüreklendirmiş, hem de eylem
bölgesinde, eylemler boyunca, otorite kullanımı yerel odaklara kaymış,
egemenlik kavramı tartışılır olmuştur. Bundan böyle, ihanet odaklarını okşayıp
umutlandıracak uygulama ve sözlerden uzak durulmalıdır; günlük popülizm
kolaycılığına ve gevşekliğine tenezzül edilmemelidir; ne anlama geldiği
söylendikten sonra tekrar tekrar açıklanacak sözler söylenmemelidir ya da
yanlış anlaşılmayacak biçimde dikkatle söylenmelidir. Maksadını aşacak, kafa
karıştıracak kavramlar icat etmek işgüzarlığından, hiç olmazsa bu alanda, hiç
olmazsa bu dönemde vazgeçilmelidir.
Sayın milletvekilleri, siyasal şiddet ve
bölücü, ayrılıkçı terör ulusal sorunumuzdur ve bu sorunu, mutlaka, sonlandırmak
zorundayız. Dost-düşman cümle âlem bilmeli ki, şiddet, hak arama aracı değil,
suç ve cinayet aracıdır, öyle kalacaktır ve kesinlikle cezalandırılacaktır.
Yasal sınırlar içerisinde kalarak,
hukukdışı yöntemlere ve aşırı şiddet uygulamalarına izin verilmeyerek, ancak,
ödün de verilmeyerek, ulus birliği ve ülke bütünlüğü, kesinlikle ve sonsuza dek
korunacaktır. Bu amaçla, bölge halkının mutluluğu, korkusuz yaşama istemi ve
gönenci, dokunulmaz değerlerin en önünde olacaktır, olmalıdır.
Saldırı, tehdit ve baskı ortamı yok
edilmelidir. Bölge halkını ötekileştirmeye yönelik tüm kalkışmalar anında
önlenmeli ve cezalandırılmalıdır. Devlet, devlete yaraşır bir sorumlulukla,
terörün salt şiddet boyutuna takılıp kalmadan, bölgeyi, teröre elverişli bir
ortam olmaktan çıkaracak koşulları gerçekleştirecek iyileşmelere öncelik ve hız
vermelidir.
Sayın milletvekilleri, ulusumuz, her türlü
terör, şiddet ve baskının sonlandığı bir ortamda mutlu yaşamak istemektedir.
Bunu hak etmiştir, bunu sağlayabiliriz; bunu özgücümüzle sağlayabiliriz; öyle
de yapmalıyız. Bu konuda ulusulararası işbirliğine takılıp kalamayız, fazla bel
bağlayamayız. Hükümet üyeleri ve Sayın Bakan, zaman zaman, terör konusunda
uluslararası işbirliği gerektiğini, bu konudaki çağrılarımıza diğer ülkelerin
önceleri aldırış etmediğini, ancak, 11 Eylül olaylarından sonra haklılığımızın
anlaşıldığını söyleyerek, iyimserlik ifade etmektedirler. Olayı doğru
okumalıyız, doğru anlamalıyız. Bu konuda söz sahibi ülkelerin tamamı,
uluslararası işbirliğini, kendilerine yönelik terör için çok gerekli
görmektedirler; bu, doğru; ama, bizim terör sorunumuza, hâlâ, aldırış
etmemektedirler; bu da bir diğer doğru. Yanılmayalım; bizi teröre müstahak
görmektedirler, bizdeki olayı terör olarak tanımlamamaktadırlar. Bölücü,
ayrılıkçı teröre rütbe ve destek vermektedirler, ona yakın durmaktadırlar. Bu
konuda içtenliklerini kanıtlamak durumundadırlar.
Çok çarpıcı gerçek şudur: Terörü
küreselleştiren büyük, en büyük terör örgütlerinin kurucuları kendileridir,
terör için oluşturmuşlardır o örgütleri. Yani, küresel terör, küresel güçlerin
ürünüdür, onların "our boys" dedikleri çocuklarıdır, uşaklarıdır.
Yayılmacı çıkarları için terörü icat edenler, terör sorununu yaratanlar,
yaygınlaştıranlar, uygulatanlar bizim için çözüm üretemezler, taa ki kendi
çıkarları söz konusu olsun. (CHP sıralarından alkışlar) Kendi mutluluk
araçlarını bizim ulusumuza hep çok görmüşlerdir. Bu nedenle, açıktır ki,
sorunumuzu, biz, biz olarak, biz kalarak, kendimiz olarak, kendimiz kalarak
çözeceğiz. İlk ve acil görev budur ve hiçbir gerekçe, bu görevi yerine
getirmeme başarısızlığını affettirmez.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Güneş, teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı.
Sayın Baratalı, buyurun efendim.
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısında yer alan İçişleri Bakanlığı
bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini aktaracağım; bu
nedenle, Grubum ve Cumhuriyet Halk Partisi adına ve şahsım adına saygılarımı Yüce
Meclise iletiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
konuda görüşlerimizi aktarmadan önce, izninizle, başka bir konuya değineceğim,
bir İzmir konusuna değinmek istiyorum.
Sayın Başbakan pazar günü İzmir'e
gittiler, İzmir'de kapalı bir salonda, bir spor salonunda, Türkiye'deki 27
tesisi açtılar; sonra, Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticileriyle bir toplantı
yaptılar. Toplantıda aynen şunu söyledi yöneticilere ve ilerideki seçim için
bir start verdi Sayın Başbakan; söylediklerini size de aktarmak istiyorum
değerli milletvekilleri: "AKP'nin İzmir'de iktidara gelmesiyle kent
üzerindeki bazı yakıştırmalar silinip atılacaktır" dedi orada. Bu, hem
İzmir basınında da hem de Türkiye'nin genelinde, ulusal basında büyük
puntolarla yer aldı; bugün de önemli tirajı olan gazetelerde "İzmir'e ne
demek istedi Sayın Başbakan" diye soruyorlar; ben de sormak istiyorum.
Aslında, hem 2002 genel seçimlerinde hem
de yerel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisinin İzmir'den aldığı
sonuçlardan hiç de mutlu olmadığını izliyoruz; bu mutsuzluğunu her yerde
defalarca ifade ettiler; ama, İzmir'e gelerek bunu halkın yüzüne karşı
söyleyeceğini, ben, bir İzmirli olarak, siyasî bir partiye mensup olarak, bir
cumhuriyetçi ve laik olarak hiç düşünmemiştim; ama, Sayın Başbakan bunu yaptı.
Sayın Başbakanın beyninin arkasında söyleyemediği bazı ifadeler var. Bu
ifadeler…
AHMET YENİ (Samsun) - Niyet okumalar
başladı şimdi!
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Niyet okuma
değil, aynen söylüyorum.
Bu ifadeler, taa 1840'lardan beri
değişimciliğe, yeniciliğe karşı gelen ifadeler.
Bakın, Sayın Milletvekili, İzmir'den neden
rahatsız oluyor Sayın Başbakan, İzmir'in neyinden rahatsız; size sormak
istiyorum, siz de lütfen dinleyin. İzmir'in çağdaşlığından mı rahatsız Sayın
Başbakan?!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Evet!
BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in
aydınlık yüzünden mi rahatsız? (CHP sıralarından "Evet" sesleri)
TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Aynen öyle!
BÜLENT BARATALI (Devamla) - İnsanlarından
mı rahatsız?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Evet!
BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in
demokratlığından mı rahatsız?!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Evet!
TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Evet!
AHMET YENİ (Samsun) - Niyet okuyorsunuz!
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Niyet okuma
değil, bugün gazeteleri okuyun.
İzmir'in yenilikçiliğinden mi rahatsız?!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Evet!
SELAMİ UZUN (Sivas) - Neyi yenilediniz?!
BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in
cumhuriyetçiliğinden mi rahatsız?!
SELAMİ UZUN (Sivas) -
Her taraf gecekondu!..
BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in
laikliğinden mi rahatsız?!
TÜRKAN MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Avrupa
Birliğine yakınlığından mı rahatsız?!
BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in
milliyetçiliğinden mi rahatsız?!
SELAMİ UZUN (Sivas) - Gecekondulara
bakmıyor musunuz?!
BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in Müslümanlığından mı
rahatsız?!
SELAMİ UZUN (Sivas) - Gelip, gecekonduları
bir görün…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in
değişimciliğinden mi rahatsız?! İzmir'in girişimciliğinden mi rahatsız?!
SELAMİ UZUN (Sivas) - Hayır, hiçbiri…
BÜLENT BARATALI (Devamla) -
Özgürlükçüğünden mi rahatsız İzmir'in?!
SELAMİ UZUN (Sivas) - Sen rahatsız
olmuyorsun ki İzmir'den; tabiî ki, Sayın Başbakan rahatsız olacak!..
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sayın Başbakan
veya siz, ağzınızdaki baklayı çıkarın değerli arkadaşlar; İzmir'den neden
rahatsızsınız?! İzmir sizi niye rahatsız ediyor?!
SELAMİ UZUN (Sivas) - Gecekondu
mahallelerine git!..
TÜRKAN MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Sen kendi
iline bak!..
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Eğer, bu
düşünceyle, siz, rahatsızsanız, çağdaş, laik, demokrat İzmir, sizi, hep
rahatsız etmeye devam edecektir değerli arkadaşlar. (AK Parti sıralarından
gürültüler) Ben, Sayın Başbakanı, İzmir'in ve Türkiye'nin ulusal kurtuluş
tarihini okumaya davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Nutuk okumaya yeni
başlamış; ama, o Nutuk'ta -biliyorsunuz, üç cilttir- üçüncü cildinde belgeler
vardır.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sizin gittiğiniz
yerden geliyoruz biz…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - O belgelerin
başında da Sayın Kapusuz, İzmir'de Yunan'a karşı ilk kurşunun, İzmir'de, Hasan
Tahsin tarafından atıldığı yazılmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Doğru…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sizi de bunu…
İşte, bunlar, sizi rahatsız ediyor…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hayır, hayır
efendim…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'de, hem
ilk kurşun hem son kurşun Yunan'a karşı ve emperyalizme karşı atılmıştır.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Bu üslup size yakışıyor mu Sayın Baratalı?..
Sizin gibi birine yakışıyor mu?..
TÜRKAN MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Başbakana
yakıştı mı?! Başbakana yakıştı mı?!
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Şimdi, Sayın
Başbakana da, İzmir'lilere söylediği laflar, Sayın Başkan, İzmir'deki söylediği
laflar, İzmir'e yakışmıyor. Çok özür dilerim. Siz de, eğer, İzmit'e böyle bir
laf söyleseydi veya Kahramanmaraş'a veya Gaziantep'e böyle bir laf
söyleseydi... Yani, İzmir'e ne demek istiyor biliyor musunuz…
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Sayın
Baratalı, sadece niyet okuyorsunuz…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - "…üzerinizde
gâvur İzmir kimliği var; bunu, AKP kaldıracak" diyor. Biz, bunu, kabul
etmiyoruz!
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Öyle bir şey
olabilir mi?!
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Biz, bunu,
kabul etmiyoruz Sayın Başkan…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Bunu siz söylüyorsunuz
Sayın Baratalı…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Şimdi…
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Siz, kendinizi
öyle görüyorsunuz…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Siz de böyle
görüyorsunuz…
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Biz öyle
görmüyoruz…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Demek, siz de
İzmir'in, Sayın Başbakanın...
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karşılıklı
konuşmayalım lütfen…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sayın
Başbakanın söylediği "gâvur İzmir" kimliğini siz de mi
paylaşıyorsunuz?! Sizi şiddetle protesto ediyorum!...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Hayır, hayır…
Siz…
BAŞKAN - Sayın Demirbağ… Sayın Demirbağ…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sizi şiddetle
protesto ediyorum…
AHMET YENİ (Samsun) - Bir dahaki sefer
İzmir'i de alamayacaksınız…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in
yanından geçemeyeceksiniz… Bir kentin Ulusal Kurtuluş Savaşındaki gaziliğini
gözönünde bulundurmayacaksınız…
AHMET YENİ (Samsun) - Bir tek İzmir kaldı…
BÜLENT BARATALI (Devamla) - …ona "gâvur İzmir" diyeceksiniz;
sonra da, İzmir'e yaklaşacaksınız!.. İzmir'in yanından geçemeyeceksiniz…
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Niye geçemeyelim yanından, orası başka bir
ülke mi?!.
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, bana gayet güzel yakışan, bir Kurtuluş Savaşı gazisinin torunu
olarak bana yakışan güzel bir konuşmayı yapıyorum. Esas, İzmir'e "gâvur
İzmir" diyen Sayın Başbakan'a bu laflar yakışmamıştır değerli arkadaşlar.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - İzmir'i ne kadar
tahrik ederseniz edin, bir dahaki seçimi kaybedeceksiniz…
BAŞKAN - Sayın Demirbağ, lütfen…
Sayın Baratalı, 4 dakikalık süreniz var
efendim, konuşmanızı tamamlayınız.
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Teşekkür
ederim Sayın Başkan, hoşgörünüz nedeniyle size teşekkür ediyorum; ama, bir
İzmirli olarak bunları söylemek durumundayım.
Sayın Başbakanın, son olarak, ağzındaki
baklayı çıkarmasını istiyorum. Eğer İzmir'e "gâvur…"
AHMET YENİ (Samsun) - Sen baklayı boşver,
bütçeye bak!..
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Önce Ulusal
Kurtuluş Savaşı… Eğer İzmirliler, eğer Türkiye olmasaydı, eğer Mustafa Kemal
olmasaydı, sizin camilerinizde cuma namazı kılınmayacaktı, bizim camilerimizde…
AHMET YENİ (Samsun) - Niyet okuya okuya
bittiniz, bittiniz!
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Önce ona
bakacağız, sonra bütçeyi yapacağız.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen
müdahale etmeyin.
Buyurun Sayın Baratalı, konuşmanızı
tamamlayınız.
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; şimdi, İçişleri Bakanlığındaki konuşmama geçiyorum
izninizle.
Değerli arkadaşlar, birbuçuk yıl kadar
önce 4 önemli kanun çıkardık. Bunlardan bir tanesi Belediye Kanunu, diğeri
Büyükşehir Belediyesi Kanunu, İl Özel İdareleri Kanunu ve Mahallî İdare
Birlikleri Kanunu. Bu kanunlarla, 1930 yılından beri, yetmiş yıldır
kullandığımız, uyguladığımız yerel yönetimler anlayışını değiştirdik, yeni yeni
düşünceler getirdik; kamu gücünün tarifini yaptık, kamu personelinin tarifini
yaptık, kamu görevini ticarîleştirdik, hemşeri ve yurttaş yerine de müşteriyi
getirdik.
Değerli arkadaşlar, bundan sonra, parası
olan yerel hizmetlerden yararlanacaktır. Bakın, ben sizi Ankara'nın sanayi
sitelerini dolaşmaya davet ediyorum. Biz, cumartesi-pazar günleri Şaşmaz'daki
sanayi sitelerindeydik. Genel bütçe vergi tahsilatından değil de hemşerinin
parasına dayanarak gelişmeyi sağlamaya yönelik olan bu hedef, oralarda iflas
etmiş görünüyor değerli arkadaşlar. İnsanlar ışıklı tabelalarını kaldırmışlar,
reklam vergisinden kurtulmak için; tabelalarını küçültmüşler, reklam
vergisinden kurtulmak için. Bir dükkânın sabah açma maliyetinin 250 000 000 TL
olduğunu söylüyorlar.
Şuraya gelmeye çalışıyorum: Yerel yönetim
kanunlarını değiştirdik, eğitim ve sağlıkta yerel yönetimlere yeni yeni
görevler verdik. Şimdi, ilköğretim binalarını yapmak, ortaöğretim binalarını
yapmak, hastaneler yapmak, ana-çocuk sağlıkları yapmak gibi görevler de -hem
görev alanına göre, sorumluluk alanına göre- hem belediyelere verildi hem de il
genel meclislerine verildi.
Değerli arkadaşlar, Batılı ülkelerde yerel
yönetimler genel vergi tahsilatının en az yüzde 20 ile 30'unu kullanıyorlar.
Türkiye'de ise, yerel yönetimlerden, belediyelerde yüzde 6'sını, il özel
idaresinde ise 1,12'sini kullanıyor. Bu, genel bütçe gelirlerinden değil de,
hemşeri üzerine yüklenerek o yörenin kalkınmasını sağlamaktır ve son derece
yanlıştır.
Şimdi, bu kadar büyük görev yelpazesiyle
sorumlu tuttuğumuz bu yerel yönetimlerin akçalı kaynaklarını da bu iktidar ve
bu hükümet, bu Meclis yeniden yapmak zorundadır. Ben şimdi soruyorum: Belediye
Gelirleri Kanunu nerede kaldı? İl Özel İdareleri Kanunu nerede kaldı? Değerli
arkadaşlar, bunlar devamlı kan kaybediyorlar. Bir tane örnek vermeye
çalışacağım: Geçen sene 80 trilyona, 100 trilyona bağlanan İzmir İl Özel
İdaresi bütçesi, bu sene 80 trilyonla bağlanmak durumundadır. O nedenle, hemen
şimdi, bütçeden sonra, yerel yönetimlere, yerinden yönetimlere güç ve kaynak
aktaran yasaları yapmak durumundayız. Bu bizim görevimiz olarak görünüyor.
Değerli arkadaşlar, diğeri, Türkiye'de 35
138 köy var; Köy Kanununu çıkaramadık, performans kriterleri belli değil, norm
kadrolar yapılıp, henüz tamamıyla bitirilemedi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Baratalı, 2 dakikalık
eksürenizi başlatıyorum, 2 dakika içinde konuşmanızı tamamlayınız efendim.
Buyurun.
BÜLENT BARATALI (Devamla) - Bitiriyorum
Sayın Başkan.
35 138 köyümüz var; ama, Köy Kanununu
çıkaramadık, hâlâ daha salma -20 lira civarında- devam ediyor. Kamu Personel
Kanununu çıkaramadık, zabıta ve itfaiye erlerinin itibarî hizmet zamlarını
yerine getiremedik.
Bir diğeri, değerli arkadaşlar, birbuçuk
yıl önce karar vermemize karşın, henüz, yerel yönetimlerin, devletle veya
birbirleriyle veya diğer kurumlarla olan uzlaşmalarını yerine getiremedik.
Şimdi, bu iktidar döneminde, ne kadar
borçlu olursa olsun, bir yerel yönetimin, gerek özel idare olsun gerek belediye
olsun, borcuna bakılmaksızın paylarının yüzde 60 gönderilmesini büyük bir
sevinçle karşılıyorum, bunu bir olumlu düşünce olarak ifade ediyorum; ama,
artık borçları yüzünden hizmet veremez duruma gelmiş olan, hemşerilerine hizmet
veremez duruma gelmiş olan yerel yönetimlerin, bu uzlaşma komisyonlarının bu
yıl sonuna kadar bitip, buradaki uzlaşmanın tamamlanmasını ve büyük bir borç
yükü altında olan bu idarelerin, artık hizmet verme zamanlarının geldiğini de
düşünmeye çalışıyorum.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; çağdaş,
hesap verebilir, sorumlu, etkin yerel yönetimi hep beraber yapmaya çalışacağız;
bunun da yolu, bu tür yönetimlere, bu tür yerinden yönetimlere, bu tür yerel
yönetimlere kaynağın verilmesi gerekiyor. Sorumluluk ve görevleri verdik; ama,
kaynaklarını veremedik. Bunu da vermek, bütün gruplara, hükümete ve Meclise
aittir, bunun bir an önce yapılması gerekmektedir, hemşeriye hizmet yönünden.
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi Grubum
adına saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Baratalı, teşekkür
ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son
konuşmacı, İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü.
Sayın Ülkü, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başbakanın İzmir'de yapmış olduğu
konuşmayı, İzmirlilere bir hakaret olarak sayıyor ve kendisini şiddetle
kınıyorum. Sözlerime başlarken bunu söylemeyi de bir görev biliyorum.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; takdir
edeceğiniz gibi, İçişleri Bakanlığının görev alanına giren konular, hükümetin yürüttüğü genel politikalardan en
çok ve en çabuk etkilenen konulardır. Mesela, eğer İktidarın yürüttüğü
politikalar yasaklar yönündeyse, toplumda bunun karşılığı hemen kendini
yasadışılık yönünde gösterir; vergilerin artırılması yönündeyse, yolsuzluk,
kaçakçılık ve sahtecilik gibi suç olayları; sosyal politikalarda bir
yetersizlik ve gelir dağılımında bir adaletsizlik varsa, kapkaç, hırsızlık,
ailevî trajediler gibi toplumsal problemler, İçişleri Bakanlığının karşısına,
asayiş ve güvenlik meseleleri olarak çıkar. Bu nedenle, İçişleri Bakanlığının
bütçesi üzerinde konuşurken, ister istemez hükümetin genel politikalarının
yarattığı sorunlardan da söz etmek zorundayız.
İçişleri Bakanlığının bütçe sunuşunda,
insan hak ve hürriyetlerinden, hukukun üstünlüğünden, halkın yönetime
katılımından, vatandaş olarak da bir kamu hizmeti anlayışından söz
edilmekteydi. Bunlar, AKP'nin yıllardır ağzından düşürmediği, ama nedense
günlük hayatımıza bir türlü yansımayan, yansıtılamayan güzel dileklerden öteye
gidemiyor. Gitseydi eğer, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde, İstanbul'da basın açıklaması
yapan kadınlarımız polis tarafından cop ve biber gazıyla dağıtılıp yerlerde
sürüklenmezdi; gitseydi eğer, 29 Kasım günü için toplanan öğretmenler
coplanmazdı, şiddete maruz kalmazdı. Aynı polis, yakın zamanda, adına Hizb-üt
Tahrir denilen Atatürk ve laik cumhuriyet düşmanı örgüte de seyirci kalmazdı.
Adam, bütün basın kuruluşlarını haberdar etmiş, camiin avlusuna ses düzeni
kurmuş, kürsüye yaslanmış, tam 1,5 saat cumhuriyete ve Atatürk'e hakaretler,
küfürler yağdırıyor; ama, kimsede çıt yok, polis sadece seyirci! Çünkü, onlar,
Başbakanın vücut dillerini çok iyi bildiği potansiyel oy depolarınız; fakat,
Yargıtayın bir kararına göre de bir terör örgütü.
Geçen yıl, yine bu kürsüden, size bir
çağrıda bulunmuştum Sayın Bakan; gelin, polisin çalışma koşullarını düzeltelim,
iş tanımlarını yapalım, polise sendika hakkı tanıyalım, fazla mesai sürelerini
belirleyelim, angarya yaptırmayalım, çağdaş bir polis örgütlenme yasasıyla,
çağdaş bir polis görev ve yetki yasası hazırlayalım demiştim; ama, enerjinizi başka
alanlara sarf ettiğinizden, bu gibi konulara eğilmediniz.
Nurettin Veren ismi size bir şeyler
hatırlatıyor mu? O, kaynak yayınlarında çıkan ve "Nurettin Veren
Anlatıyor" isimli kitabı okudunuz mu, bilmiyorum. Hikmet Çetinkaya'nın da
sık sık değindiği ve sonra da yasaklanan bir makalesini de burada gündeme
getirmek istiyorum. Burada iki önemli isim yer alıyor, Emniyet Genel
Müdürlüğünde; bunlar kardeş üstelik. Bunlardan, Polis Akademisinde öğretmen
olan şahıs, Cumhurbaşkanına ve Türk Silahlı Kuvvetlerine hakarete varan
suçlamalarda bulunuyor, şikâyet ediliyor, soruşturmaya gerek görmeyerek konuyu
kapatıyorsunuz; üstelik, konu, Millî Güvenlik Kurulunda da görüşülmesine
rağmen.
Hatırlarsınız…
SELAMİ UZUN (Sivas) - Nereden biliyorsun
Millî Güvenlik Kurulunda görüşüldüğünü?
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Biliyorum…
SELAMİ UZUN (Sivas) - Tutanakları gizli
değil mi Millî Güvenlik Kurulunun?!
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Ne kadar
biliyorsun!.. Aman ya Rabbi!..
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Hani şeffaftınız?!
Hatırlarsınız, Malatya Emniyet Müdürlüğü
ekipleri, bir eroin kaçakçılığını soruşturmak için Van'a gitmiş; ancak,
kaçakçılar polisi basarak sanıkları kurtarmıştı. Daha sonra, baskın yapanlar ve
kaçırdıkları sanıklar yakalanmıştı; fakat, ortada eroin yoktu. Neredeyse bir yıldan
beri de dosya kapandı, eroin de buhar oldu. Bu olay, polis içerisinde birtakım
gizli çatışma ve çekişmelerin ve hatta gizli oluşumların var olduğuna dair
şüpheleri de artırmıştır.
Sayın Bakan, bir Türk başkomiseri,
Almanya'da 15 kilogram eroinle yakalandı; olay kapandı. Bu kişi, yasadışı
örgütün üyesi miydi? Örgüt, klasik eroin kaçırma yollarını belki de acil
ihtiyaçları nedeniyle terk ederek, bazı polis üyeleri de sevkıyat içinde mi
kullanıyordu? Hiçbir şey aydınlatılamadı. Hiç değilse, Alman makamlarından
bilgi isteseydiniz. Anlattığım olay nedeniyle, Van Emniyet Müdürü ve polis
hiçbir soruşturmaya konu edilmedi. Yaşanan ağır ihmal ve bu kadar acemiliğe de
"pes doğrusu" dedirtecek uygunsuzluklar kamuoyunun hafızasından
silinmemişken, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın'a yönelik
operasyon çıktı ortaya.
Sayın Bakan, polis içindeki yasadışı
örgütlenme adaleti yönlendirecek boyuta ulaşmıştır. Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Rektörü, yasadışı örgütün hedefi olduğu için karalanmıştır. Açıkçası, tüm bu
olaylar, emniyetin adlî kolluk uygulamasına niçin şiddetle karşı çıktığını da
daha iyi göstermeye başlamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
unutmayın ki, Atatürk devrimi, bir ulusun belli bir düzenden bir başka düzene
geçmesi değil, bir toplumsal sınıfın başka bir toplumsal sınıfa haklarını
tanıması da değil; yani, ne 1789 ne 1917; bir toplumun tümüyle bir uygarlıktan
bir başka uygarlığa geçişidir; yani, ümmetçilikten milletçiliğe geçiştir. Bugün
geldiğimiz noktada zihniyetiniz bizlere günümüz uygarlığını korumak ve kollamak
zorunda bırakmaktadır. Türbanı öne sürüyorsunuz, içkiyle uğraşıyorsunuz; ama,
bunun yanında, bilimin yasakladığı, yılda 100 000 vatandaşımızın hayatına mal
olan sigara karşısında zamdan başka hiçbir girişiminiz yok. Sağlık Bakanı
açıkladı; bu ülkede sigaradan her yıl 100 000 vatandaşımız ölüyor ve bunların 1
500'ünü pasif içici konumunda bebekler oluşturuyor; milyarlarca dolarlık maddî
zarar da cabası. Gençler arasında extasy ve uyuşturucu kullanma oranı hızla
artıyor; hiçbir müdahale yok. Kafayı içki mekânlarına takmış durumdasınız.
Neden; çünkü, sigarayı tıp bilimi yasaklıyor, içkiyi şeriat. Siz de tercihinizi
şeriattan yana koyuyorsunuz. Nedir bu getirdiğiniz kırmızı sokak uygulamaları?!
Hollanda'da buna benzer bir şey var. Plan ve Bütçe Komisyonunda anlatmıştım.
Amsterdam'ın göbeğindeki Dom Meydanında
devlet ve orada öbeklenmiş olan bazı eroin kaçakçıları, esrar kaçakçıları,
rekabet halinde, benim esrarım, eroinim daha iyi diye rekabet etmektedirler.
Siz de bunu mu yapmak istiyorsunuz ülkede?!
Kadıköy'de birkaç yüz metre aralıklarla
127 tane cami var. Ülkede sadece ruhsatlı caminin miktarı 80 000,
ruhsatsızlarla beraber 125 000'i bulmakta. Okullarımızın sayısı sadece 55 000.
Göztepe Parkına cami yapmayı nasıl aklınıza getirebiliyorsunuz?! Cami yapacak
başka yer mi yok allahaşkına?!
Aklıma Sayın Başbakanın, Belediye Başkanı
olduğu dönemde, "İstanbul'u Medine yapacağız" tümcesi geldi.
Niyetiniz bu olsa gerek. Bilimin insanlık adına yeşil alan olarak ayırdığı
yere, sen, tutup, şeriat adına mı rant, rant adına mı bilinmez, cami yapmaya
kalkıyorsun. Fas'ta buna benzer örnekler çok.
AHMET YENİ (Samsun) - Cami yapımına karşı
mısınız Türkiye'de?!
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Fas'ta buna benzer
örnekler çok.
AHMET YENİ (Samsun) - Fas'ı örnek
vermeyin, burası Türkiye Cumhuriyeti.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Bir belediye
başkanı arkadaşım, Fas'ta nasıl seçim kazandığını anlatırken, önce camii
yaptırıp, sonra etrafına da gecekondu yaptırdığını, seçimleri de öyle aldığını
söylemişti.
AHMET YENİ (Samsun) - Türkiye Cumhuriyeti
burası, Fas'ı bırakın siz!
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Avrupa Birliğinde
-ki, çok çaba sarf ediyoruz hep beraber- bir arsanın ya da bir konutun üzerinde
herhangi bir değişiklik ya da yapılaşma öngörüldüğü zaman, sadece belediye
meclisinin karar alması yeterli değil, o mahalle ya da semtte oturanlara
mektupla bilgi verilir.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Siz, bu kafayla, sittinsene iktidar olamazsınız!
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - O değişiklik ya da
düzenleme için görüşler alınır, boş bir arsa ise, üzerine duyuru asılır.
AHMET YENİ (Samsun) - Müslüman Türk
Milleti cami yapmaya devam edecek.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Bütün bu görüşler
alındıktan sonra, orada ne yapılacağına ya da ne yapılamayacağına karar verir
Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Cami yapımının şeriatla ne alakası var?!
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Şeffaflık,
saydamlık ve hesap verilebilirlikten sık sık söz ediyorsunuz. Bu, aslında,
Avrupa Birliği İlerleme Raporunun bir gereği olarak devletin olmazsa olmaz
niteliklerinden biri haline gelmiştir -ki, biz, buna katılıyoruz- ama,
ülkemizde Bilgi Edinme Yasası olmasına rağmen, hâlâ, örneğin, bir genel müdürün
ya da bir trafik polisinin herhangi bir bilgi vermesi söz konusu değil. Hani
şeffaflık, hani hesap verilebilirlik…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ülkü, 2 dakikalık süre
içerisinde konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Batı hümanizminin
ülkemize yerleşmesi için Avrupa Birliği iddiasını gündemde tutan sizler, o
hümanist felsefenin tam tersi uygulamalarla Avrupa Birliğini kullanıyor
izlenimini vermektesiniz. "Odak noktası devlet değil, insan olacak"
diyen sizler, insana ve insanca olan her şeye çok rahat kıyabiliyorsunuz, Yücel
Aşkın olayı gibi. Samimî bir şekilde "benim Kâbem, insandır"
diyemiyorsunuz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
biliyorsunuz, belediye yasaları değişti. Arkadaşımız Sayın Baratalı biraz önce
söyledi. İçki ruhsatını polisten alıp belediyelere verdik, biz de katkı yaptık;
ancak, bazı belediyelerde, polis, kapanma saati dışına taşan esnaf için tutanak
tutup belediyeye gönderiyor. Belediye encümeni bunu görüşmezse suçtur; görüşüp,
500 000 000 lira en az ceza yazmak zorundadır. Bunu yazdığı zaman esnafla karşı
karşıya gelmektedir. Bu da acaba kasıtlı mı diye, insanın aklına çeşitli
şeyleri getirmektedir. Biz yerinden yönetim anlayışını, belediyelerin
güçlendirilmesi olarak algılıyorduk; meğer AKP, bunu, belediyeler aracılığıyla
yandaşlarının güçlendirilmesi olarak algılıyormuş. Bu konuda, herkes, kendi
yaşadığı yörede şöyle etrafına bir baksın, türedi zenginleri görecektir.
Bu arada, belediyelerin yerinden yönetim
anlayışı çerçevesinde yetkiler artırılırken, belediye gelirleri yasasının
çıkmaması çok büyük bir noksanlıktır. Belediyelerin, borçlanma ve özelleştirme
başta olmak üzere yetkileri genişletildi, belediye şirketlerinin denetimi
kaldırıldı. Rüşvet ve yolsuzluklar, bu denetimsizlikten dolayı önümüzdeki
günlerde artacaktır.
İller Bankası devlet eliyle yok edilmekte.
Bu da, şu anda, Hazineye 15 katrilyon yük yüklemiş bulunmakta. Gelecekte daha
nice yükler beklemektedir Hazinemizi.
BEPER Projesi adı altında bir proje var
İçişleri Bakanlığında, belediyelerde şeffaflık ve verimliliği ölçmek; ancak,
uluslararası şirketler için…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Bitiriyorum
efendim.
BAŞKAN - Sayın Ülkü, teşekkür konuşmanızı
alabilir miyim efendim.
Buyurun.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - …fizibilite
çalışması olarak görev yapan bu BEPER Projesi, karar vericilere, objektif
verilere dayanarak değerlendirme yapma imkânı tanımak için denilmiş idi; ama,
karar vericiler, su ve katı atık gibi temel altyapı hizmetlerine yatırım yapmak
isteyen uluslararası şirket ve finans kapitalidir.
Sayın Başbakanın "işsizliği ABD
çözememiş, ben mi çözeceğim" sözünü doğrusunu söylemek gerekirse çok
yadırgıyoruz. Bunun ismine, yine Kasımpaşalı ağzıyla "çamura yatmak"
denilir diyorum ve İçişleri Bakanlığının bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını
diliyorum, teşekkür ediyorum, saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ülkü.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
konuşmalar tamamlanmıştır.
AK Parti Grubu adına, Karabük Milletvekili
Hasan Bilir.
Sayın Bilir, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 8 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN BİLİR (Karabük)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Millî Savunma Bakanlığının 2006 malî yılı bütçesiyle
ilgili AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına
hepinize saygılarımla, sevgilerimle selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri; Millî Savunma
Bakanlığının bütçesini kritik etmezden önce, müsaadenizle, bir iki cümleyle ben
de bu İzmir meselesine müdahil olmak arzusundayım.
Değerli dostlarım, İzmir'de çok önemli
şeyler oluyor fark ediyorsanız. İzmir, on yıllardır, yirmi yıllardır özlediği,
beklediği hizmetlere yavaş yavaş kavuşuyor ve büyük bir hızla hizmetlerimizi
aktarıyoruz. Bunlardan en önemlileri, tabiî, barajlar yapılıyor, su bentleri
yapılıyor, içmesuyu hizmetleri getiriliyor, birçok hizmet getiriliyor ve
İzmir'de çok önemli organizasyonlar yapılıyor bildiğiniz gibi üniversite
olimpiyatları gibi.
Değerli dostlarım, Sayın Başbakanımızın
çok büyük bir iyiniyetle, çok büyük bir samimiyetle ifadelerini, farklı
mecralara çekmek ve farklı polemik konuları meydana getirmek noktasında
kullanan arkadaşlarımız, bana göre hata yapıyorlar. Kimse bu samimî sözlerden
şüphe etmesin. İzmir, bizim İzmirimiz. İzmir'de de hizmetlerimizi artırarak
devam ettireceğiz ve İzmir'de de, inşallah, siyaseten de başarılı olacağız
ileride.
Elbette, siyaseten başarılı olmanın en
önemli yolu, hizmet etmektir millete. Milletin gönlünde yer almaya çalışmaktır.
Salonlarda hamasi nutuklarla bu işler olmaz. İzmir'de yükseleceğiz,
göreceksiniz ve kimse polemik konusu haline getirmesin. Hizmette yarışalım,
yaptığımızı yapmadığımızı tartışalım. Türkiye için taş taş üstüne nasıl
koyabiliriz, bunun konuşmasını, bunun mütalaasını yapalım birlikte.
Dolayısıyla, halkımız hangi sözcüklerin ne maksatla, ne şekilde, nasıl
söylendiğinin çok iyi bilincindedir; dolayısıyla, bunu kamuoyumuzun takdirine
bırakmakta fayda var ve bu polemiği burada kesmekte fayda var diye düşünüyorum.
Değerli dostlarım, konuşmamın başında
belirtmek isterim ki Millî Savunma Bakanlığı bütçesiyle ilgili, savunma
faaliyetleri, diğer tüm faaliyetlerden farklı ve ayrıcalıklı bir özellik
taşımaktadır. Aklınıza gelebilecek tüm faaliyetlerde kaynak taleplerinin millî
gelirle doğru orantılı olarak planlama imkânı varken, savunma faaliyetlerinde
kaynak taleplerinin ülke bütünlüğüne yönelik tehdit ve risklere paralel
planlanması zarureti vardır. Ana hedef, Büyük Atatürk'ün gösterdiği
"yurtta barış, cihanda barış" hedefidir. Ancak, barışı sağlamak ve
sürdürülebilir kılmak güçlü bir silahlı kuvvetlerle mümkün olabilmektedir ve
barışın, sulhun, güvenliğin bedeli olmaz.
Türk Silahlı Kuvvetleri geçmişten geleceğe
caydırıcı bir güç olmuş ve olmaya devam edecektir. Dost ve müttefiklerimize
güven veren, bölgesel barış ve istikrarın idamesini sağlayan bir ülke olmanın
aslî unsuru, güçlü ve caydırıcı bir silahlı gücün daim kılınmasıdır. Ayrıca,
büyük bir silahlı gücü idame ettirmek zarureti ülkemizin jeopolitik ve jeostratejik
konumuyla doğrudan ilgilidir. Türkiye Cumhuriyeti her şeye rağmen bağımsızlık,
millî bütünlüğümüzün korunması ve idamesi, ülkemiz ve milletimizin bekası
uğruna her an harbe hazır, ileri teknolojiyle donatılmış, eğitim ve morali
üstün bir silahlı güce sahip olmak zorundadır. Savunma amaçlı alım ve
harcamalar ülkenin bekasıyla ilgili tehdit ve riskleri bertaraf etmeye yönelik
olduğundan, Millî Savunma Bakanlığı bütçesi de hazırlanırken, ülkede
savunma-refah-kaynak dengesinin sağlanması esas alınmaktadır.
Değerli milletvekilleri, Millî Savunma
Bakanlığının bütçesinin hazırlanmasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin en alt
biriminden en üst seviyedeki karargâh birimlerine kadar uzanan zincirde aktif
bir katılım anlayışıyla üretilerek işletilen planlama, programlama ve bütçeleme
sistemi, 1980 yılından beri geliştirilerek kullanılan ana unsurdur. Planlama,
programlama ve bütçeleme sisteminin en üst seviyedeki referansı, Türkiye
Cumhuriyeti Millî Güvenlik Siyaseti Belgesidir.
Millî Güvenlik Siyaseti Belgesi, aşağıdaki
ana unsurlardan oluşmaktadır değerli milletvekilleri:
Dünyadaki yeni güvenlik algılamaları
nasıldır; dünyadaki güvenlik ortamı nasıl şekillenecektir; yeni güvenlik
ortamında Türkiye'nin yeri nedir ve millî menfaatlarımız nasıl şekillenecektir;
millî menfaatlarımızı elde etmek için belirleyeceğimiz millî hedeflerimiz
nelerdir; bu hedeflere hangi esaslarla ulaşacağız ve son olarak, millî
menfaatlarımızı destekleyecek askerî gücün niteliği nasıl olmalıdır sorularına
cevap verecek şekilde hazırlanmaktadır.
Savunma harcamalarının denetim ve
kontrolünde, diğer bakanlık bütçelerinde olduğu gibi Millî Savunma Bakanlığı
bütçesi de, gerek planlama gerekse harcama aşamasında, Maliye Bakanlığı,
Sayıştay ve Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine tâbi bulunmaktadır. Ayrıca,
iç denetim kapsamında hesap müfettişleri ile denetleme ve değerlendirme
kurulları da periyodik olarak denetimlerini sürdürmektedirler. Açıkladığım bir
dizi planlama ve programlama aşamalarından geçen ve şu anda görüşmekte
olduğumuz Millî Savunma Bakanlığının 2006 malî yılı bütçe teklifini
incelediğimizde, öncelikle 4 milyar 995,2 milyon YTL personel giderlerinin
olduğunu görüyoruz. 3 milyar 742,7
milyon YTL büyük ölçüde yatırım karakteri taşıyan ana silah sistemleri, sefer
stokları ve işletme bakım idame projeleridir. 2 milyar 829,8 milyon YTL
yiyecek, iskân ve giyim gibi yasal istihkaklar, yakacak, elektrik, su,
akaryakıt, ilaç, yolluklar, bina onarımları, demirbaş ve diğer cari
ihtiyaçlardır. 10,9 milyon YTL lojman büyük onarımları, kök hücre araştırma
projesi ve kara taşıt ihtiyacıdır. 298,9 milyon YTL ise, yıl içinde Savunma
Sanayii Destekleme Fonuna bütçeden yapılacak kaynak transferleri, dış askerî
yardımlar, muhtaç erbaş, er ailelerinin sağlık giderleri, dost ülkelerden ikili
eğitim işbirliği anlaşmaları çerçevesinde eğitim amacıyla gelecek askerî
personelin masraflarının karşılanması ile NATO başta olmak üzere, uluslararası
kuruluşlara katkı payı ve üyelik aidatı ödemeleri olarak belirlenmiştir ve
toplamda 11 milyar 870,5 milyon YTL'lik bir bütçeyi görmekteyiz. Bu bütçe, 2005
yılı bütçesine göre yüzde 8,2 oranında artışla belirlenmiştir.
Değerli milletvekilleri, bu bütçenin 2006
yılı hedeflerine göre gayri safî millî hâsıla içindeki payı yüzde 2,5'tir. 2006
yılı merkezî yönetim bütçesi içindeki payı ise yüzde 6,8'dir.
Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç
duyduğu harp silah, araç gereç ve mühimmatın, mümkün olan azamî ölçüde, yurtiçi
imkânlarla karşılanması gayreti ve ar-ge faaliyetlerinin ağırlıklı olarak yer
alması nedeniyle, millî sanayie önemli katkılar sağlanmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bilir, eksüre içinde
konuşmanızı tamamlayınız lütfen.
Buyurun.
HASAN BİLİR (Devamla) - Teşekkür ederim
Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, bu bağlamda, bütçenin,
şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da, azamî tasarruf ve azamî verim
anlayışıyla kullanılması hususunda gerekli çabanın gösterilmesine devam
edileceğinden hiçbir kuşku duymamaktayız.
Bu duygu ve düşüncelerle, Millî Savunma
Bakanlığının 2006 yılı bütçesinin Türk Silahlı Kuvvetleri ve milletimize
hayırlı olmasını temenni eder, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bilir.
AK Parti Grubu adına ikinci konuşmacı, Karaman
Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu.
Sayın Çavuşoğlu, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 6 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU
(Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Savunma Sanayii Müsteşarlığı
bütçesi üzerinde, AK Parti Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi
en derin saygılarımla selamlıyorum.
Zamanımı iyi kullanabilmek için, elimdeki
notlarımı hızlı bir şekilde okumaya gayret edeceğim.
Bütün dünyanın, insanlık tarihinden beri
en önemli güvenlik meselesi, küreselleşen dünyamızda, savunma ve güvenlik,
özellikle 11 Eylül 2001'den sonra yeni bir boyut kazanmıştır. Bu süreç,
orduların daha esnek, hızlı konuşlanabilir, daha teknolojik imkâna sahip ve
daha yetenekli olacak şekilde yeniden yapılandırılmalarını zorunlu hale
getirmiştir. Günümüzde, çok sayıda insan gücüne dayanan ordulardan ziyade,
teknolojiye dayanan ve bu teknolojiyi kullanabilen iyi eğitilmiş birliklerden
müteşekkil ordular özel önem kazanmaktadır.
Dünya tarihini incelediğimizde, savunma ve
güvenliğin her daim önemli olduğunu görebilmekteyiz; şimdi de önemli, gelecekte
daha da önemli olacaktır. Savunma ve güvenliği önemsemeyen ülke, elbette,
tasavvur edilemez; ancak, yarışa zamanında başlamayan ve savunma sanayiini,
bilgi, teknoloji ve stratejik altyapıya oturtmayan ülkeler, hep mağlup olan,
kendilerini yenileyemeyen ve bağımlı ülkeler olarak kalmışlardır. Bunun için
de, bir avuç insan, bölgede, milyonlarca insana acılar ve zulümler
yaşatmaktadır.
Günümüzde, gelişmiş ve güçlü ülkelere bakıldığı
zaman, savunma sanayiine çok önem verdikleri, üretip ve sattıkları
görülmektedir. Bu yüzden, geç de olsa, 1985 yılında, 3238 sayılı Kanunla,
tüzelkişiliği haiz, özel bütçeli bir kuruluş olarak Savunma Sanayii
Müsteşarlığı kurulmuştur. (Bundan sonra, SSM diye ifade edilecektir) Kuruluş
amacına ilaveten SSM'ye tevdi edilen görevler şunlardır: Millî sanayimizi,
savunma sanayii ihtiyaçlarına göre yeniden organize ve entegre etmek; ihtiyaç
duyulan modern silah, araç ve gereçlerin özel ve kamu kuruluşlarında imalatını
planlamak; modern silah sistemlerini araştırmak ve geliştirmek; savunma sanayii
ürünleri ihracatı ve offset ticareti konularını koordine etmektir.
Tevdi edilen görevlerin yapılması için
finans sağlamak üzere Müsteşarlığın emrinde Savunma Sanayii Destekleme Fonu da
kurulmuştur.
Savunma Sanayii Müsteşarlığı, proje
tekliflerinin değerlendirilmesi, idarî, ekonomik, teknolojik kazanımı, yerel
katkı, sistem performansı ve offset hususları ana kriter olarak ele almaktadır.
Bu suretle Müsteşarlık tarafından
uygulamaya aktarılan projeler, özel sektörün savunma sanayii alanında çok geniş
bir şekilde sorumluluk almasını sağlamıştır. 1986-2005 yılları arasında SSDF'de
16 milyar ABD Doları gelir toplanmış olup, aynı dönemde projeler kapsamında 14
milyar ABD Doları harcanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Türkiye'nin jeostratejik konumu nedeniyle karşı karşıya bulunduğu
tehditler dikkate alındığında, yüksek teknoloji içeren savunma ihtiyaçlarının
karşılanmasında yurtiçi katmadeğerin artırılması hususu önem kazanmıştır.
Bundan dolayı yapılan yatırımlarla ciddî
bir altyapıya ulaşmış olan savunma sanayimizin birçok alanda kendi ana savunma
sistemlerimizi bağımsız olarak tasarlayıp üretebilmesi için özgün geliştirme
projelerine ağırlık verilmeye başlanmıştır. Kendi harp ve savunma sanayiini
kurmayan toplulukların savunmada bağımsızlıkları söz konusu olamaz. Düşman,
gücü bilmemelidir.
Bu kapsamda, 2000 yılından itibaren
kaideye monteli stinger, tank atış kontrol sistemleri, ani müdahale botu,
elektronik harp ve benzeri çok sayıda özgün tasarım projesi Savunma Sanayii
Müsteşarlığı tarafından yürütülmektedir. Önümüzdeki beş veya on yıl içerisinde
bu yolla yurtiçi katkı oranının yüzde 50'yi aşması yönünde çalışmalar devam
ettirilmektedir. Örnek olarak, 2004 yılında ilk millî savaş gemimizin İstanbul
Tersanesinde tasarlanıp üretilmesi için MİLGEM Projesi başlatılmıştır. Projenin
alt projelerinden millî sonar deniz birimleri üretim ve entegrasyonu,
kızılötesi iz tahmini ve yönetim sistemi, elektromanyetik uyumluluk ve
etkileşimin azaltılması analizleri MİLGEM sualtı telefonu üretim entegrasyonu
gibi ar-ge projeleri gerçekleştirilmek üzere, Müsteşarlığımızın TÜBİTAK'la
yaptığı değişik birtakım müzakereler söz konusudur.
Geleceğin hava platformlarını oluşturacak
olan insansız hava araçlarının Türkiye'de geliştirilmesi için, TAI firması
öncülüğünde, kapsamlı bir tasarım ve geliştirme projesi de başlatılmıştır.
2004 yılında, dünyadaki kişi başına yıllık
savunma sanayii harcaması 162 dolarken, Türkiye'de 142 dolar ve İsrail ve
ABD'de de 1 500 dolardır.
Özellikle bütün dünyada olduğu gibi,
Avrupa'da, Amerika'da ve ülkemizde de, bundan böyle hava platformlarını
oluşturacak insansız araçların önplana çıkacağını ifade etmek isteriz.
TSK'nın ihtiyaç duyduğu muhtelif komuta
sistemleri, elektronik sistemler, simülatörler ve yazılım ihtiyaçları için
yerli sanayi firmalarımızla özgün geliştirmeye dayalı çeşitli projeler 2004 ve
2005 yılları arasında başlatılmıştır. Bu çalışmalara en güzel örnek olarak
ar-ge 2004 Projesi gösterilebilir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu, eksüre
veriyorum.
Buyurun.
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Ar-ge 2004
Projesinde; aviyonik Merkezî kontrol bilgisayarı, laboratuar prototipinin ATAK
Projesi kapsamında seçilecek olan helikopterin ihtiyaçlarını karşılayacak
şekilde sanayileştirilmesi ve ATAK Projesinde fonksiyonel olarak
kullanılabilecek şekilde donanımının ve yazılımının özgün olarak geliştirilmesi
hedeflenmiştir. Ar-ge 2004 Projesi sözleşmesi, Müsteşarlığımız ile yerli sanayi
firmalarımızdan ASELSAN, TÜBİTAK-MAM, TAI'nin oluşturduğu bir konsorsiyum
arasında imzalanmıştır.
Ar-ge politikası olarak, ana sistem
projeleri kapsamında, uygulamalı araştırmaya yönelik ürün alt sistemleri geliştirmeyi
amaçlayan, teknoloji ağırlıklı ve yerli katkıyı artırıcı ar-ge faaliyetlerini
tercih etmekte olan SSM tarafından, bugüne kadar ASELSAN, TAI, Roketsan,
Makine ve Kimya, TÜBİTAK gibi sanayi ve
araştırma kuruluşları ile İTÜ, ODTÜ; Boğaziçi, Bilkent ve Atatürk
Üniversitelerinde yürütülen toplam 34 adet proje söz konusudur.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
jeopolitik açıdan, dünyanın en kritik bölgesinde bulunan Türkiye, dünyada
savunma harcamalarının en fazla yapıldığı bölgenin Merkezînde yer almaktadır.
Bölge, sanki ateş çemberi içerisindedir.
Bütün tahribatlar, ölümler, zulümler, savaşlar, savunma ihtiyacını dışarıdan
temin eden, etrafımızdaki bağımlı, bağımsız ülkelerde olmaktadır.
Güçlü ve rekabetçi ülke olabilmek için,
mutlaka, savunma sanayiine önem verip, ilgili bilgi üretmek ve bilgiye dayalı
teknoloji geliştirip, rekabet prensipleri içerisinde satmak zarureti vardır.
Bölge ülkeleri arasında yaşanan siyasî,
askerî ve ekonomik çıkar mücadelesi, savunma harcamalarının gerisinde yatan
temel nedendir. Günümüzde, ülkelerin, savunma ve güvenlik ihtiyaçlarını kendi
içlerinde, kendi özkaynaklarıyla, olabildiğince yerli imkânlarla karşılamaya
çalıştığı gözlenmektedir.
Ulusal savunma sanayiinin geleceğini,
ülkenin stratejik zarurî ihtiyaçlarının belirleyeceği gerçeğinden hareketle,
Türkiye'nin, olabildiğince kendi imkânları ve kabiliyetlerini kullanarak, özgün
teknolojisini üretir hale gelmesi ve ihracata yönelmesi, hayatî önem arz
etmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu, mikrofonunuzu
açacağım, lütfen, Genel Kurula teşekkür eder misiniz.
Buyurun.
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan,
izin verirseniz, toparlıyorum.
BAŞKAN - Lütfen, Genel Kurula
teşekkürünüzü alayım.
Buyurun.
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Ülkemizin
silahlanma ve savunma harcamalarının ana amacı, ülkemize yönelebilecek her
türlü tehdide karşı koymak ve caydırıcı olmaktır, küçülerek etkinleşme temel
prensibi çerçevesinde, vurucu gücü ve hareket kabiliyeti yüksek olan kuvvetlere
sahip olmak gerekmektedir.
Sonuç olarak, globalleşme süreci
içerisinde, bilim ve teknoloji alanındaki hızlı gelişmelerin, savunma
sanayiindeki yansımalarıyla kıyasıya bir rekabetin yaşandığı savunma
sanayiinde, bilgi geliştirmek suretiyle savunma sistemlerinin yurt içinde
üretimini sağlayarak, kaynakların yurt içinde kalmasını temin etmeyi hedefleyen
ve savunma sistemlerinin ihraç edilmesi faaliyetlerini yürüten Savunma Sanayii
Müsteşarlığının, yaklaşık, 23,4 milyon YTL tutarındaki 2006 yılı idarî bütçe
teklifinin, aynı işi yapan yabancı ülke kurumlarıyla karşılaştırıldığında,
oldukça mütevazı olduğu görülmektedir.
Sözlerime şu cümlelerle son vermek
istiyorum: Güvenlik, devletin vazgeçilmez en aslî görevidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu, ikinci defa
uzattım.
Şunu istirham ediyorum: Arkadaşlar,
bakınız, bütün arkadaşlarımızın konuşma süreleri belirlidir; yani, eldeki
metinlere motamo bağlı olup yapıldığı zaman, bütün arkadaşlarımıza aynı şeyi
uygulamak zorunda kalırım, çalışmalarımızı yerinde tamamlayamayız.
Sayın Çavuşoğlu, teşekkür konuşmanızı
alabilir miyim efendim.
Buyurun.
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - İki cümleyle
şunu ifade edeyim efendim: Güvenlik konuları akılcı, dinamik, en ucuza, azamî faydayla,
ekonomik gerçekler de gözönüne alınarak, uzun vadeli güvenlik bütün olarak
ekonomik kalkınmadan geçmektedir. Her güvenlik ihtiyacı demokratik sistemle
uyum içinde olmalı, demokratik sistem ekonomik yaklaşımla birleşerek güvenliği
meydana getirmeli, dış ve iç güvenlik meselelerinde güvenlik kurumları ile
siyasî karar alma mekanizmaları sürekli istişare, diyalog ve uyum içerisinde
olmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu, lütfen,
teşekkürünüzü alayım efendim, istirham ediyorum.
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Saygılarımı
sunuyorum.
Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
AK Parti Grubu adına üçüncü konuşmacı,
Sivas Milletvekili Sayın Selami Uzun.
Buyurun Sayın Uzun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA SELAMİ UZUN (Sivas) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, televizyonları başında bizi izleyen
vatandaşlarımız; hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum.
İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde AK
Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bilindiği gibi, 58 ve 59 uncu
hükümetler döneminde Türkiye tarihinde eşine rastlanmayan değişim ve gelişimler
yaşanmaktadır. Bu süreçte İçişleri Bakanlığının görev ve hizmet alanı içerisine
giren konularda önemli adımlar atılmıştır. Katılımcı demokrasi anlayışına uygun
bir ciddiyetle yürütülen çalışmalar sonucunda Avrupa Birliği üyelik süreci
çerçevesinde gerekli değişim ve dönüşümler sağlanmıştır. 3 Ekim 2005 tarihinde
müzakere sürecinin başlamasıyla da yeni bir döneme girilmiştir. Mahallî
idareler reformu çerçevesinde hazırlanan Büyükşehir Belediyesi Kanunu,
Belediyeler Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu, Mahallî İdare Birlikleri Kanunu
çıkarılmıştır. Mahallî idarelerimizi maddî yönden rahatlatacak İl Özel İdaresi
ve Belediye Gelirleri Kanunu çalışmaları devam etmektedir. Avrupa Birliği
kriterlerine göre yeniden düzenlenen Pasaport Kanunu ve Karayolları Trafik
Kanunu Meclis gündemindedir, kısa zamanda Genel Kurula gelecektir. Vatandaşlık
Kanunu çalışmaları devam etmektedir. Sivil toplum hizmetlerinin ve faaliyet
alanının genişletilmesi, düşünce, ifade, toplanma, gösteri ve yürüyüş yapma
özgürlüğünün geliştirilmesi gibi temel hak ve özgürlüklerle ilgili kapsamlı
düzenlemeler yapılmıştır. İşkencenin önlenmesi, gözaltı sürelerinin
kısaltılması, nezarethane ve ifade alma odalarının standartlara kavuşturulması
çalışmaları ile toplum huzurunun korunması ve bireylerin, demokratik hak ve
hürriyetlerinden yeterince yararlanmalarının sağlanması için her türlü tedbir
alınmıştır.
Hükümetimizin kararlılıkla arkasında
durduğu "işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans" sloganı, yalnızca
ülkemiz sivil toplum kuruluşları ve güvenlik birimlerince değil, aynı zamanda,
uluslararası insan hakları örgütleri ve Batı kamuoyunca da benimsenmiştir.
Hükümetimizin üzerinde durduğu bir başka
konu da, yolsuz, susuz köy kalmayacaktır. Hatta, mümkün olduğu en kısa sürede
köy yolları asfalt yapılacaktır. Bu amaçla, Köylerin Altyapısını Destekleme
Projesi, kısaca, KÖYDES yürürlüğe konulmuştur. İçmesuyu, yol ve kanal
problemleri hallolmayan köylerimize, Köylere Hizmet Götürme Birliği
aracılığıyla, özel idare aracılığıyla, vali ve kaymakamlarımızın önderliğinde,
bu hizmetlerin götürülmesini sağlamak üzere, 2005 yılı bütçesinde 500 000 000
YTL verilmişti. 2006 yılında, bu amaçla 2 milyar YTL, yani, 2 katrilyon para ayrılmıştır.
Öncelik yol ve içmesuyuna verilecektir.
Köy Hizmetlerinin kaldırılmasıyla, bu
hizmetlerin, özel idarede il genel meclislerince belirlenmesi ve şekillenmesi
yıllardır özlediğimiz bir uygulamaydı. Hizmet kime verilecekse, hizmetten kim
yararlanacaksa, ona en yakın birimden verme özlemimizin gerçekleştiğini, hem
özel idarede hem köylere hizmet götürme birliklerinde hem belediyelerde
görmekten kıvanç duymaktayız.
Türkiye, bugün, âdeta, iyimserler ile
kötümserlerin, değişime inananlarla "bu ülke değişmez -âdeta, halk
tabiriyle- biz adam olmayız" diyenlerin yarıştığı bir ülke durumuna
gelmiştir.
Türkiye, siyasetini ekonominin gerekleri,
ülke ve dünya gerçekleri gözardı edilerek yönetmeye kalkanlar yüzünden, ucuz ve
popülist siyasetçiler yüzünden, siyasî ve ekonomik krizler yaşamıştır. AK
Partiden önce, son onbeş yılda -bazı küçük marjinal partiler hariç- şöyle veya
böyle tüm siyasî partiler ülke yönetiminde bulundular. Bu nedenlerdir ki, son
onbeş yılın felaketini, ülke yönetiminde bulunan siyasî parti ve liderler
ürettiler ve Türkiye hızla geriye gitti, iki büyük kriz yaşandı. Bu krizlerden,
geçmişin kötü yönetimlerinden, AK Parti İktidarıyla çıkmaya çalışıyoruz.
Uluslararası kuruluşların 1997'de kırdığı notları yeni düzeltmeye başladık,
yılların tahribatını üç yılda geri çevirdik. Biliyorsunuz ki, iktidarımız beş
yıllıktır. Önümüzdeki iki yıllık sürede yapısal reformlarımız gelecektir.
Sosyal güvenlikte, sağlıkta, eğitimde, tarımda, gelir dağılımında, vergi
adaletinde, kayıtdışı ekonomide, özelleştirmelerde, serbest rekabette,
emniyette, hukukta reformlar gelmeye devam edecektir.
Hükümetimizin ve AK Parti İktidarının en
önemli özelliklerinden birisi, güç aldığı halkına ve ülkemize karşı samimî
olmasıdır, dürüst olmasıdır. Bu dürüstlük ve samimiyet bütçeye de yansımıştır.
Önceki hükümetler döneminde, bütçe tahminlerinde gider düşük, gelir yüksek
gösterilirdi; bütçe açığı, politik hesaplarla saklanırdı; gerçekleşme tam tersi
olur, büyük bir açık meydana gelir, ekonomik dengeler sarsılırdı. Bizim bütçemizin
en büyük özelliği de samimî bir bütçe olmasıdır. Son iki yılda, 2004 ve 2005'te
gerçekleşen açık, öngörülenin yarısı kadardır; 2005 yılında 29,1 milyar YTL
tahmin edilen açık, 14,6 olarak gerçekleşmiştir. Yeni bütçede 13 milyar YTL
tahmin edilen açık, inşallah, sıfıra inecektir, gelecek yıl denk bütçe
gelecektir.
İçişleri Bakanlığının 2006 yılı bütçesi
917 872 000 YTL olarak belirlenmiştir; 2005 bütçesine göre yüzde 16,8'lik bir
artış öngörülmüştür; bağlı kuruluşlarla beraber genel bütçe içerisindeki payı
yüzde 4,87 olarak tahmin edilmiştir.
İçişleri Bakanlığının yükünü çeken
dahiliye memurları ve kaymakamların özlük haklarındaki iyileştirmenin yollarını
aramaktayız. Ülkemizde, baştan başa, az kişiyle çok işi gayretle yürüten nüfus
personelini unutmamaktayız. Emniyet mensuplarımızın özlük haklarını iyileştirme
çabasındayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uzun, 2 dakikalık süre
içerisinde konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
SELAMİ UZUN (Devamla) - Jandarma Teşkilatına,
Sahil Güvenliğe başarılar diliyoruz.
Hepimize hayırlı olsun.
Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uzun.
AK Parti Grubu adına dördüncü konuşmacı,
Kilis Milletvekili Veli Kaya.
Sayın Kaya, buyurun efendim. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 6 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA VELİ KAYA (Kilis) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Emniyet Genel Müdürlüğünün 2006 yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Türk polis
teşkilatı, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü muhafaza
etmek, kamunun huzur ve esenliğini sağlamak, vatanımızın ırz, can ve mal
güvenliğini korumak gibi, devletin bekası açısından çok önemli görevler ifa
etmektedir.
Gelinen süreçte, globalizme paralel
olarak, terör başta olmak üzere, ekonomik, siyasî ve sosyal boyutta yaşanan
hızlı değişimlerin henüz yeni görülmeye başlanan sonuçları Emniyet Teşkilatının
yükünü daha da artırmaktadır. Emniyet Teşkilatının yürüttüğü asayiş, güvenlik
ve trafik hizmetleri, günün 24 saatinde kesintisiz olarak yürütülmesi gereken
ve toplumun bireylerinin güvenliğiyle ilgili, kamu düzenini doğrudan sağlama
odaklı hizmetlerdir.
Gelişen ekonomik ve siyasî koşullara göre
suç türü ve sayısı giderek artan ve her yeni çıkan kanunla faaliyet sahası
biraz daha genişleyen polis, tüm bu hizmetleri yerine getirirken de günde 12
saat çalışmakta, bu süre olağanüstü durumlarda, millî ve dinî bayramlarda daha
da artmaktadır.
Avrupa Birliğinin eşiğinde bulunduğumuz bu
dönemde, tüm konularımızda olduğu gibi polisimizin standartlarının da, Avrupa
Birliği standartlarına çıkarılması gerekmektedir. Bu çerçevede, polis teşkilatı
12 tane proje yürütmektedir. Bu projeleri çok başarılı bir şekilde yürüttüğü
hepiniz tarafından bilinmektedir.
Diğer taraftan, yatırım programlarında yer
alan projeleriyle de bir taraftan hizmet binaları, bir taraftan da eğitim
tesisleri ve buna benzer tesislerin projelerini başarılı bir şekilde
yürüttüğünü biliyoruz.
Değerli milletvekilleri, "Polis
Teşkilatını Güçlendirme Vakfı" diye bir vakfımız var. Biliyorsunuz,
Türkiye Cumhuriyeti Bütçesinin elvermediği noktalarda bu vakıflarımız devreye
girmek şartıyla, Emniyet Teşkilatımız, araç gereç, sağlık gibi çok önemli
ihtiyaçlarını bu vakıf üzerinden yürütmektedir.
Son zamanlarda çıkarılan yasal
değişikliklerle bu vakıfların hizmetlerine son verildiği; ancak, bu eksikliğin
giderilmesi noktasında yeniden faaliyetlerine
başlamakla birlikte de, bir yasal sürecin açık olduğu, mutlaka
tamamlanması gerektiğini huzurlarınızda bir kere daha belirtiyor, Grubumuzun bu
konuda, bu yasal hazırlığı bir an önce tamamlamasını da Emniyet Teşkilatı adına
arzu ediyor ve destekliyorum.
Değerli milletvekilleri, Emniyet
Teşkilatında taşıt rengi ile tepe lambası, telsiz ve sireniyle hizmetin bir
parçasıdır. Buna karşılık, son yıllarda güvenlik sektöründen taşıt için ödenek
tahsisi maalesef yapılmamakta, şehirleşme oranının artması, buna paralel olarak
polis yükünün artması, yeni taşıt alımını da gündeme getirmektedir. Bu konuda
da Sayın Bakanımıza ve hükümetimize çok önemli görevler düşüyor. İnşallah bunu
da çok kısa sürede yerine getireceğimizi teşkilat mensuplarımıza burada
müjdelemek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, Emniyet
Teşkilatının en önemli sorunlarından birisi de, polisin özlük haklarına
değinmektir diye düşünüyorum. Giderek artırılan sorumluluklar ve gittikçe
genişleyen görev alanları nedeniyle bugün polisimiz günlük 8 saat yerine ortalama
12 saat çalışmak zorunda kalmaktadır. Diğer memurlar haftada 5 gün ve 40 saat
çalışırken, polis haftada 6 gün ve 72 saat çalışmakta. Bilindiği üzere,
polisimiz bu kadar yükün altında, son dönemlerde ülkemizin yüzünü ağartan NATO
Zirvesi, Üniversite Oyunları gibi büyük organizasyonlarda çok başarılı görevler
icra etmiştir. Devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü muhafaza
etmek için, saat mefhumu gözetmeden canı pahasına görev yapan Emniyet
personelini ekonomik yönden rahatlatacak düzeyde özlük haklarında ve fazla
çalışma ücretlerinde bir düzenleme yapmak, daha verimli bir şekilde
çalışmalarını sağlamak açısından kaçınılmaz görünmektedir.
Sosyal patlamaların tetikleyicisi olan can
ve mal güvenliği kriterlerinin tüm maddî ve manevî yükü görevini büyük bir
samimiyetle yerine getiren Türk Polisi, teşkilatını doğrudan etkisi altına
almakta ve zaten sosyal yönü giderek zayıflayan polisin bireysel, ekonomik
sıkıntılarını da içine katarak, personel üzerinde yarattığı stresiyle Emniyet
Teşkilatını en fazla intihar olayının yaşandığı bir kurum haline getirmektedir.
Vatandaşların bugününden ve yarınından
emin bir şekilde hayatını idame ettirmesi Anayasanın sosyal devlet ilkesinin
bir gereği olup...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kaya, eksüre içerisinde,
lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
VELİ KAYA (Devamla) - Sayın Başkanım,
riayet etmeye çalışacağım; teşekkür ederim.
…Emniyet Teşkilatınca yürütülen ve
aksatılmasına tahammül olmayan hizmetlerin önemi ve özelliği bu noktada daha
önplana çıkmakta, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü
muhafaza etmek için, saat mefhumu gözetmeden canı pahasına görev yapan polisin
yürüttüğü hizmetin karşılığının maddî ve manevî olarak verilmesinin gerektiği hükümetimizce
bilinmekte ve mutlak surette gereği yapılacağından teşkilat mensuplarımızın
emin olması gerekmektedir.
Değerli Başkan, sayın milletvekilleri;
Emniyet Teşkilatının görevleri saymakla bitmiyor. Milletimiz, vatandaşlarımız
evinde huzur içerisinde yatarken, polisimizin dışarıda canı pahasına görev
yapması ve bu görevin karşılığının alınamamasının da, fevkalade, meslek
mensuplarını üzdüğünü biliyorum.
Hükümetimizden çok büyük beklentiler
içerisinde olan Emniyet Teşkilatını, asla yüzüstü bırakmayacağımızı, onları
kimsesiz, öksüz bırakmayacağımızı, ben burada taahhüt ediyorum. Gerek Sayın
Bakanımız gerekse hükümetimiz, bizden beklentisi olan polislerimizin, mahalle
bekçilerimizin tüm beklentilerine, hükümet ettiğimiz süre içerisinde, mutlak
surette, olumlu sonuçlar alacağımızı ve onları müjdeleyeceğimizi, bir kere daha
yinelemek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerimi nihayetlendirirken son iki konuya değinmek istiyorum. Bir tanesi,
emniyet mensupları arasında bir gelir dağılımı eşitsizliğinin olduğunu hepimiz
biliyoruz. APK'ya atanan emniyet müdürü arkadaşlarımız ile teftişte görev yapan
emniyet müdürü arkadaşlarımız arasında önemli oranda bir ücret farklılığının
olması, meslek mensupları arasında bir eşitsizliğe neden olmakta, bu da mesleğe
olan saygıyı azaltmaktadır diye düşünüyorum. Bunun da bir an önce…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kaya, lütfen, teşekkürünüzü
alabilir miyim.
VELİ KAYA (Devamla) - Sayın Başkan, hemen
bitiriyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
VELİ KAYA (Devamla) - Bunu da söyledikten
sonra, benden şu anda müjde bekleyen 20 000'in üzerinde mahalle bekçileri,
benim teklif ettiğim mahalle bekçileriyle ilgili bir kanun taslağının sonucunu
beklemektedirler. Bir mahalle bekçisi, halen, dün, bana yalvararak şunu
söyledi: "Ben, zatî silahı aldım, devlete 1,5 milyar lira gibi bir harç
ödüyorum. Polis arkadaşlarım bunu ödemezken, bana bunu niye
ödetiyorsunuz." Böyle çok acıklı feryatlar geliyor. Bunu da hükümetimizin
ve Sayın Bakanımızın takdirine sunuyorum.
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarken,
bütçenin milletimize ve devletimize hayırlara vesile getirmesini diliyorum;
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaya.
AK Parti Grubu adına, Eskişehir Milletvekili
Muharrem Tozçöken; buyurun.
AK PARTİ GRUBU ADINA MUHARREM TOZÇÖKEN
(Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Jandarma Genel
Komutanlığının bütçesi hakkında, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği üzere, Jandarma Genel
Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü olarak, bu
üç güzide kuruluşumuzla beraber, ülkemizin huzurunu, asayişini sağlamaktan
sorumludur.
Jandarma Genel Komutanlığımız, Türkiye
yüzölçümünün yüzde 92'sinden huzuru ve asayişi sağlamakla sorumlu olup,
yaklaşık 24 000 000 insanımıza hizmet etmektedir. Bu, yaz sezonunda daha fazla
nüfus oranına hizmet etmek anlamına gelmektedir.
Yine, Jandarma Genel Komutanlığı, emniyet
ve asayiş hizmetlerini, il ve ilçe jandarma komutanlıklarının yanı sıra,
2000'in üzerinde jandarma karakolu ve tüm ülke sathında, yaygın olarak,
teşkilatlanmış olarak başarıyla yürütmektedir.
Yine, jandarmamız, devletin bölünmez
bütünlüğüne, milletin bölünmez bütünlüğüne karşı olanlarla amansızca bir
mücadele içindedir. Bu uğurda, son iki yılda, 138 Mehmetçiğimizi ve toplam
olarak 2 788 personelini şehit vermiştir. Yine, son iki yılda, 936 personel
olmak üzere, 6 108 personel yaralanmıştır.
Jandarmamız, asayiş hizmetlerini daha
etkili olarak yürütmek amacıyla, gelişen teknolojiye ayak uydurarak yeniden
yapılanmış, araç ve malzemelerini yenileyerek, yeni imkân ve kabiliyetlere
kavuşmuştur.
Bu imkân ve kabiliyetleri çok kısaca
özetlemek gerekirse; ülkemizin ikinci büyük problemi olan trafik terörünün
önlenmesi amacıyla, yaklaşık 1 042 adet jandarma trafik timi teşkil edilmiştir
ve ülkemizin karayollarının büyük bir bölümünde trafik terörünün önlenmesi
amacıyla hizmetlerini yürütmektedir.
Yine, adaletin tecellisinin bilimsel
delillerle sağlanması amacıyla Ankara'da kriminal merkez laboratuvarı ile 2
ilde kriminal bölge laboratuvarları, 81 ilin jandarma komutanlıklarında
jandarma kriminal timleri ve 362 olay yeri inceleme birimi teşkil edilmiştir.
Yine, bu cümleden olmak üzere, dağcılık
turizminin ve dağcılık faaliyetlerinin icra edildiği bölgelerde, arama ve
kurtarma timleri ihdas edilmiştir.
Burada iftiharla belirtmek istiyorum,
Jandarma Komutanlığımız, Jandarma İnsan Haklarını İnceleme ve Değerlendirme
Merkezî JİHİDEM'i kurarak... 2003, 2004 ve 2005 yılında, Avrupa Birliğinin
Türkiye İlerleme Raporunda, Avrupa Irkçılıkla ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele
Komitesinin (ECRI) üçüncü raporunda JİHİDEM'den olumlu olarak bahsedilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
yine, Jandarma Entegre Muhabere ve Bilgi Sistemi Projesiyle, Jandarma Genel
Komutanlığı, çağın teknolojik seviyesini yakalamayı hedeflemektedir. Bu güzide
teşkilatımız, Avrupa Jandarma Birliğine 1998 yılında üye olarak, Avrupa
Birliğine tam üyelik yönünde, kendi kategorisinde önemli bir adım atmıştır.
Yine, Jandarma Genel Komutanlığımız, yılda
ortalama 240 000 olaya -asayiş, terör, kaçakçılık, trafik ve cezaevi
olaylarıyla- müdahale etmekte olup, bunların yüzde 60'ı, 145 000'i asayiş
olayıdır ki, 2005 yılında yüzde 96'sını aydınlatmıştır.
Yine, Jandarmamız, yılda, ortalama 1 450
000 adlî olayı, adlî görevi yerine getirmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
güzide teşkilatımız görevini büyük bir özveriyle icra ederken, özellikle büyük şehirlerimizde
bu teşkilatımızın lojman ihtiyacı had safhaya ulaşmış olup, faydalanma oranı,
halen, yüzde 25 seviyelerindedir. İnşallah, bu konuda da, her konuda,
hükümetimiz, yapmış olduğu olumlu çalışmaları, burada da göstereceğine inanıyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tozçöken, lütfen,
konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MUHARREM TOZÇÖKEN (Devamla) - Bu
vesileyle, bütçenin, Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinin hayırlı olmasını
diliyor, vatanımızın bölünmez bütünlüğü uğrunda şehit olanlara Allah'tan
rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyor, hepinizi tekrar saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tozçöken.
AK Parti Grubu adına, Sivas Milletvekili
Osman Kılıç; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN KILIÇ (Sivas) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı 2006 malî yılı
bütçesi içinde yer alan Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesiyle ilgili olarak,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım
adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
içinde bulunduğumuz yüzyılda, güvenliğin savunma kavramının önüne geçtiği,
kısaca, 21 inci Asrın güvenlik yüzyılı olduğu hepinizin malumudur.
Bir deniz coğrafyası üzerinde yer alan,
stratejik önemi her geçen gün daha da artan güzel ülkemiz denizlerinin
güvenliği ve temizliği için kurulan Sahil Güvenlik Komutanlığımız, 2692 sayılı
Yasayla, 1982 yılında, Jandarma Genel Komutanlığına bağlı olarak kurulmuştur.
Daha sonra, 1985 yılında, bir yasal değişiklikle doğrudan İçişleri Bakanlığına
bağlanmıştır. Müstakil yapısına ise, 2003 yılındaki düzenlemeyle kavuşmuştur.
İçişleri Bakanlığımıza bağlı diğer
güvenlik kuvvetlerine kanunla tanınan tüm hak ve yetkilere sahip olan Sahil
Güvenlik Komutanlığımız, tam hükümran olduğumuz karasularımızın yanı sıra,
uluslararası hukuk gereğince, suç nevine bağlı olarak açık denizlerde yasadışı
olayların önlenmesine yönelik denetim ve kolluk faaliyetlerini icra etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye'nin 8 333 kilometrelik sahil şeridi bulunmaktadır. Karadeniz'de ilan
ettiğimiz münhasır ekonomik bölge ve Türk arama kurtarma bölgesi dahil olmak
üzere, neredeyse Türkiye'nin yüzölçümünün yarısına eşit, yaklaşık 377 000
kilometrekarelik deniz alanı Sahil Güvenlik Komutanlığının sorumluluğuna
verilmiştir. Bu sorumluluk sahasında,
63 limanımızda harekât, lojistik, onarım ve eğitim kurumlarıyla teşkilatlanmış,
bu teşkilat içerisinde 3 850 personel, 155 su üstü unsuru, 11 hava vasıtası, 5
adet mobil radarla görev yapmaktadır.
Sahil Güvenlik Komutanlığı, İçişleri
Bakanlığının yanı sıra, mevcut görevleri itibariyle 9 bakanlık, 13 kurum ve kuruluş, 31 kanun, 19
yönetmelik, 11 adet tüzük çerçevesinde görevini sürdürmekte olup, ana
hatlarıyla, yasadışı su ürünleri avcılığını önlemek, denizlerimizin
kirlenmesine mâni olmak, ülkemiz için büyük sorun olan akaryakıt kaçakçılığını
önlemek, son dönemlerde büyük önem kazanan yasadışı göç olaylarını engellemek,
Türkiye'nin Uluslararası Denizcilik Örgütüne deklare etmiş olduğu arama
kurtarma bölgesinde meydana gelen kaza ve olaylara en seri şekilde müdahale
etmek, deniz güvenliğini sağlamak ve buna benzer birçok görevlerini yerine
getirmek için yetkilendirilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
silahlı bir güvenlik kuvveti olan Sahil Güvenlik Komutanlığı ve onun değerli
mensupları, son bir yıl içinde 19 481 adet gemi ve tekne kontrol etmiş,
bunların 2 470 adedini savcılıklara sevk etmiş, 162 adet arama ve kurtarma
faaliyetlerinde 454 vatandaşımızın hayatını kurtarmış ve yine, 54 teknenin
zayiatını önlemiş; deniz temizliği ve çevre koruma görevi kapsamında,
denizlerimizi kirleten kişi veya gemilere yaklaşık 640 000 YTL idarî para cezası
uygulamıştır. Uygulanan bu para cezasının tamamı doğrudan Hazinemizin kasasına
geçmiştir. Keza, yasadışı su ürünleri avcılığı yapan 1 155 tekne ve kişiye,
yaklaşık 1 700 000 YTL idarî para cezası uygulamıştır. 2 000 yasadışı göçmen
yakalanmış, muhtelif kaçakçılık olaylarında, 250 ton motorin, 1 000 karton
sigara, 7 000 adet cep telefonu yakalanmıştır. Kısaca sizlere arz etmeye
çalıştığım gibi, Sahil Güvenlik Komutanlığımız, bu denetim ve kontrolleri,
mevcut imkânlarıyla, genç, fedakâr ve gözü pek personeliyle yapmaya
çalışmaktadır.
Değerli milletvekilleri, ancak, başta
terör olmak üzere her türlü yasadışı faaliyetlerin sahası haline gelmekte olan
geniş deniz alanlarında, bahsettiğim bu görevleri eldeki imkânlarla, layıkıyla
icra ve ifa edebilmesi beklenemez. Bu nedenle, Komutanlığa tevdi edilen
görevleri ifa edebilmeleri için imkânlar zorlanmış ve 2005 yılı bütçesi yüzde
11,3 artırılarak, 2006 bütçesi 194 459 000 YTL olarak belirlenmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kılıç, 2 dakikalık eksüre
içerisinde konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
OSMAN KILIÇ (Devamla) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tüm bu olumlu çalışmaların yanında, tabiî olarak,
Sahil Güvenlik Komutanlığı yeni bir teşkilat olması sebebiyle, ihtiyaçları da
oldukça çoktur. Bu ihtiyaçlar, personel eksikliği, yüzer ve uçar araç
sayısındaki yetersizlik, personel için lojman ihtiyacıdır. Bu eksikliklerin
giderilmesiyle verilen görevler daha iyi yapılacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hükümetimiz döneminde sağlanan gelişmelere paralel olarak, önümüzdeki yıllarda,
daha yüksek bütçe imkânlarıyla destekleneceğine inancım tamdır.
AK Parti Hükümetinin üç yıllık icraatı
döneminde, her alanda olduğu gibi, Sahil Güvenlik Komutanlığı hizmet alanında
da, çok önemli gelişmeler sağlanmıştır. Yasadışı insan ticareti, kaçak göçmen,
uyuşturucu ticareti ve -yüzde 90'ının
deniz yoluyla gerçekleştiği Meclis araştırma komisyonumuzda tespit edilen-
petrol kaçakçılığı yapan birçok şebeke ortaya çıkarılmıştır.
Yüksek derecede bir mesuliyeti, böyle bir
sorumluluğu üstlenen, güzel vatanımıza, yüce milletimize hizmet etmeyi
kendisine şiar edinen, denizlerimizi koruyan ve böylece sorumluluğunu layıkıyla
yerine getiren tüm görevlilerimizi kutluyor ve tebrik ediyorum.
2006 yılı bütçesinin hayırlı olmasını
Cenabı Hak'tan niyaz ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN -Teşekkür ederim.
AK Parti Grubu adına son konuşmacı,
Denizli Milletvekili Mehmet Yüksektepe.
Sayın Yüksektepe, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET YÜKSEKTEPE
(Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına sunulan ve 14 Aralık 2005 Çarşamba günü görüşmelerine başladığımız
2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının görüşmelerinin altıncı
gününde, İçişleri Bakanlığına bağlı kuruluş olar Türkiye ve Ortadoğu Amme
İdaresi Enstitüsü bütçesi üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış
bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 5018 sayılı Kanunun
ekli listelerinde merkezî yönetim bütçesine dahil olan kuruluşlar
belirlenmiştir. Bütçesi, daha önce özel olarak görüşülmemiş olan kurumlardan
birisi de, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsüdür.
Meclis tutanaklarında bir tarama
yapıldığında, daha önceki yıllara ait bütçe görüşmelerinde, TODAİE'nin
Başbakanlık bütçesi içerisinde görüşüldüğünü ve isminin dahi geçmediğini veya
usulen birkaç defa geçtiğini fark edeceksiniz.
8 Mayıs 1953 tarihinde, Türk Hükümeti ile
Birleşmiş Milletler Örgütü arasında imzalanan Teknik Yardım Anlaşmasıyla
kurulan Enstitünün 7163 sayılı Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü
Teşkilatı Kanunu, 25 Haziran 1958 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından kabul edilmiştir.
Değerli arkadaşlar, Enstitünün genel
amacı, yönetim sanatına eleman yetiştirmek, kamu yönetimi alanında öğretim
elemanlarının yetiştirilmesine yardımcı olmak ve memurların yönetim alanında
olgunlaşmalarını sağlamaktır. TODAİE, 53 yıllık bir kuruluş olarak, kamu
kurumlarında yöneticilerin yöneticilik vasıflarının geliştirilmesine katkıda
bulunmuştur. Bu çerçevede, Türkiye Büyük Millet Meclisi, İçişleri Bakanlığı,
Emniyet Teşkilatı, Jandarma, Millî Eğitim Bakanlığı gibi birçok kamu kurumunun
personelinin yöneticilerine eğitim vermiştir.
Türkiye'de, maalesef, kamu yönetiminde de
yönetici atamalarında referans alınan bir kriter yoktur. Yöneticilik vasfı ve
yeterlilik kriterlerinden ziyade, siyasî yakınlık ya da dostluk ilişkileri
etkili olmaktadır. Bundan dolayı, kamu kurumlarında istenilen verim
alınamamakta veya az sayıda kişinin özverisiyle işler yürütülmektedir.
Türkiye'de, yönetici olacakların taşıması
gereken vasıfları belirleyen bir otorite yoktur.
BAŞKAN - Sayın Yüksektepe, beş saniyenizi
rica edeyim.
Sayın milletvekilleri, hatibin
konuşmasının bitimine kadar Genel Kurulun çalışma süresinin uzatılmasını
oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Buyurun.
MEHMET YÜKSEKTEPE (Devamla) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Bu konular daha çok yönetmeliklerle düzenlenmektedir. Objektif ve bilimsel
olmayan kriterlerin yerini başka kriterler almaktadır. Yöneticilerin sahip
olması gereken niteliklerin belirlenmesi ve bu niteliklere sahip kamu
görevlilerinin bir insan kaynakları havuzunda toplanması gerekmektedir.
Oluşturulan bu insan kaynakları havuzundan ihtiyaç duyulan nitelikteki
insanların seçilmesi, daha isabetli yöneticilerin atanmasına imkân verecektir.
Bu anlamda yeni bir sistemin oluşturulması hususunun gerekli olduğuna
inanmaktayım.
Yerel yönetimlerin güçlendirildiği,
merkezdeki yetkilerin yerele dağıtılmaya çalışıldığı bu dönemde, yerel
yöneticilerin de bir eğitime tâbi tutulmasının gereğine inanıyorum. Kamu
görevlileri için ne kadar gerekliyse, onlardan performans bekleyen siyasîler
için de aynı eğitim gereklidir. Özellikle, belediye başkanları, belediye meclis
üyeleri, belediye başkan yardımcıları, il genel meclis üyeleri, il genel meclis
başkanları, demokratik sistemle geldikleri bu görevlerinde hakkıyla
bilgilenmeleri ve bu görevlerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için mutlaka
bir eğitime tâbi tutulmalıdır. Bunun için de, TODAİE'nin birikimlerinden
maksimum düzeyde faydalanılması için bu noktada yasal altyapının hazırlanması
gerekiyor. Böyle bir eğitim verebilecek 53 yıllık birikimi olan tek eğitim
kurumu TODAİE'dir. Bu birikimin ve tecrübenin mutlaka yerel yöneticilere de
aktarılması gerekmektedir. Hatta, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile
TODAİE arasında yapılacak bir protokolle düzenlenecek eğitim programlarıyla
milletvekillerinin de kamu yönetimi ve yasama faaliyetleri hakkında
bilgilendirilmeleri, hatta, doktora çalışmalarına katılmaları imkânı
sağlanmalıdır.
Bu noktada bir örnek vermek gerekirse;
Fransa'da "ENA" adında, yani, Ulusal Yönetim Okulu mevcuttur.
Fransa'daki tüm kamu yöneticileri bu okuldan mezun olmak zorundadır. Hatta,
bugünkü mevcut Fransa Cumhurbaşkanı da bu okuldan mezun olmuştur.
1958 yılında kurulan ve imkânları
dahilinde faaliyetlerine devam etmekte olan TODAİE, gerekirse yeni bir
yapılanmayla daha etkin ve aktif çalışmalar yapabilmelidir, çağdaş kamu
yönetimi ölçütlerine göre yeniden düzenlenmelidir.
Değerli arkadaşlar, bu noktada, geçtiğimiz
günlerde Sayın CHP Denizli Milletvekili yaptığı bir konuşmada, Sayın Başbakanımızın
Denizli'yi 8 defa ziyaret ettiği ve 8 kuruşluk bir fayda sağlamadığı gibi çok
talihsiz bir açıklama yaptı. Bu noktada -sayın milletvekilimiz burada yok ama-
birkaç noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, Denizli'ye, son yirmi yılda
yapılamayan yatırımları, üç yıllık AK Parti döneminde yapılmıştır. Bir örnek
vermek istiyorum değerli arkadaşlar; şimdi, ihracatçı firma sayısında…
Özellikle, sayın milletvekilimiz, tekstilcilerin sorunuyla ilgili de dile
getirdi, çok vahim bir tablo ortaya koydu. Biz, her ortamda, Denizlili
tekstilcilerimiz, sanayicilerimizle birlikteyiz. Sayın Başbakanımız her
Denizli'yi ziyaretinde onların dertlerini dinlemiştir, onların sıkıntılarını
dinlemiştir ve çözüm noktasında gereken adımı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MEHMET YÜKSEKTEPE (Devamla) - Sayın
Başkanım, bitiriyorum.
AHMET ERSİN (İzmir) - Dinlemek yetmiyor,
çözüm de bulmak gerekiyor.
BAŞKAN - Sayın Yüksektepe, buyurun; 2
dakikalık süre içerisinde konuşmanızı tamamlayanız.
MEHMET YÜKSEKTEPE (Devamla) - Sayın
Başbakanımız tekstilcilerimizin sorunlarını sonuna kadar dinlemiştir.
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Siz onların
yanındasınız; kendisi tekstilci!
MEHMET YÜKSEKTEPE (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, buradan, haksız bir ifade; onun için, onları söylemek zorundayım,
sizlerle paylaşmak durumundayım.
Arkadaşlar, 2001'de Denizli'de ihracatçı
firma sayısı 463 iken, 2005'te 649'dur. Yine, ihracat rakamlarına baktığımızda,
2002 yılında 680 000 000 dolar iken, bu rakam 1 441 000 000 dolara
yükselmiştir.
Yine, bazı rakamlarla ilgili, Başbakan
Yardımcımız Sayın Mehmet Ali Şahin Bey ifade etti; ama, ben, bir kez daha
vurgulamak istiyorum. Özellikle SSK'lıların sayısına baktığımızda, rakamlarına
baktığımızda, 2002'de 108 000 SSK'lı var iken, 2005'te bu rakam 134 000'e
çıkmıştır arkadaşlar,
Yine, son 10 Aralıkta "Denizli
Zirvesi" diye bir program gerçekleşti Denizli'de. Tüm Denizlili
sanayicilerimiz buradaydı, Sayın Maliye Bakanımız buradaydı; Denizlili
sanayicilerimizin sorunlarını dinlediler. Hatta, TİM Başkanı Sayın Oğuz Satıcı
oradaydı, TOBB Başkanı Sayın Rifat Hicarcıklıoğlu oradaydı, biz oradaydık ve
sanayicilerimizin dertleri dinlendi; ama, maalesef, bu konuları dile getiren,
vatandaşlarımızı yanlış bilgilendiren sayın milletvekillerimizden bir tanesi
orada değildi. Hatta, ödül listesinde kendilerinin adı, ödül verecek olmasına
rağmen, kendileri yoktu.
Ben, buradan, Sayın Denizlili
hemşerilerime şunu demek istiyorum: Biz, her zaman Denizli sanayicilerinin
yanındayız. Sayın Başbakanımızın ne yaptığı da ortadadır. Maalesef, sayın
milletvekillerimiz, CHP'li milletvekillerimiz, Denizli'de yapılanlardan
bihaberdir.
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. İnşallah, bu bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yüksektepe.
Sayın milletvekilleri, AK Parti Grubu
adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime
ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 13.07
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
saati: 14.05
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 37 nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Onuncu turda yer alan bakanlık ve
kurumların bütçelerini görüşmeye devam ediyoruz.
III.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
1.- 2006
Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma
Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap
Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S.Sayısı: 1028, 1029,
1030) (Devam)
A)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)
1.- Millî
Savunma Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî
Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
B) SAVUNMA
SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Savunma
Sanayii Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
C)
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)
1.-
İçişleri Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.-
İçişleri Bakanlığı 2004 Malî Yılı
Kesinhesabı
D)
EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Emniyet
Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Emniyet
Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
E) JANDARMA
GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)
1.-
Jandarma Genel Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Jandarma Genel Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
F) SAHİL
GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)
1.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
G) TÜRKİYE
VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)
1.- Türkiye
ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve AK Parti
Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştı.
Şimdi, Anavatan Partisi Grubu adına,
Mersin Milletvekili Sayın Hüseyin Özcan; buyurun efendim. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
Sayın Özcan, süreyi Sayın Erdemir'le
müşterek kullanacaksınız. Sizin süreniz 20 dakika.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN
(Mersin) - Millî Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçesiyle
ilgili söz almış bulunmaktayım. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Ayrıca, Partim Anavatan Partisi adına, Yüce Milletimize
buradan saygılar sunuyorum.
Türkiye, içinde bulunduğu coğrafya
sebebiyle, Silahlı Kuvvetlerini her zaman çağın en modern araçlarıyla donatmak
zorundadır. Özellikle 20 nci Yüzyılın sonunda Sovyetler Birliğinin dağılması,
soğuksavaş döneminin sona ermesi, 21 inci Yüzyılın hemen başlarında ABD'de
yaşanan terör eylemleri, Saddam Hüseyin'in devrilmesi, Saddam sonrası
Ortadoğu'da yaratılmak istenen Büyük Ortadoğu Projesi, dünyada meydana gelen
güvenlik hareketleri, dünyadaki diğer bütün ülkelerle birlikte Türkiye'nin de
güvenlik stratejisini değiştirmiştir.
Türkiye, bu çerçevede bölgesel güvenlik
ortamının sağlanması amacıyla savunma harcamalarını artırmak zorundadır.
Türkiye'de iktidarda buluna AKP Hükümeti, uyguladığı ekonomik program
çerçevesinde faizdışı fazlayı artırmak için, kamu harcamalarında tasarrufa
gitmektedir. 2006 bütçesini incelediğimizde reel olarak kamu kurum ve
kuruluşlarının bütçesinin olması gerekenden daha az olduğunu görmekteyiz. Bu
anlamda Millî Savunma Bakanlığı bütçesini değerlendirdiğimizde, Millî Savunma
Bakanlığı bütçesi, Silahlı Kuvvetlerin talep ettiği bütçe rakamlarını
yansıtmamaktadır.
Ülkemizin bulunduğu jeopolitik konum
itibariyle, Millî Savunma Bakanlığı bütçesinden hiçbir suretle kesinti
yapılmaması gerekir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de
Silahlı Kuvvetler profesyonelliğe doğru gitmektedir. Bu anlamda Silahlı
Kuvvetlerin profesyonelleşmesi ve modernleşmesi çalışmalarının gerçekleşmesi
için Silahlı Kuvvetlerin ödeneğinin artırılması gerekmektedir. Türk Silahlı
Kuvvetleri, Türk Milletinin gözbebeğidir. Türk Silahlı Kuvvetleri, çağın en
modern silahlarıyla donatılmalıdır. Her yönüyle, teknolojik olarak, iletim
araçlarıyla, savunma araçlarıyla, dünyadaki diğer ülkelerle rekabet edebilmesi
için bu konuda duyarlı olmamız gerekir diye düşünüyoruz.
Millî Savunma Bakanlığının bütçe
büyüklüğünü değerlendirirken, bu bütçe içerisinde yer alan ödeneklerden
kullanılmayarak ertesi yıla devredilenleri de dikkate almak gerekmektedir.
Çünkü, Millî Savunma Bakanlığında ertesi yıla devredilen ödenekler, bir yıl
önceye kıyasla her yıl giderek artan bir seyir izlemektedir. 2004 yılında bu
rakam çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Örneğin, 2005 yılında aktarılan
kullanılmayan bu ödenek 4 katrilyon liraya ulaşmaktadır. Bu yüzden, Millî
Savunma Bakanlığının bütçesi oldukça fazladır diyenlerin, savunma gerçeğini
bilmeyenlerin, bunu da hesaplaması gerekir diye düşünüyorum. Millî Savunma
Bakanlığının bütçesinden hiçbir şekilde kısıntı yapılmamalıdır. Türk Silahlı
Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu her türlü araç, gereç ve diğer malzemeler Türkiye
tarafından üretilmelidir. Yerli savunma sanayiinin kurulması amacıyla teşvikler
artırılmalı ve buna özen gösterilmelidir.
Hükümet, yaptığı özelleştirmede hukuka
aykırı davranmaktadır. Yapmış olduğu her türlü hukuksuzluğu hukuka uydurmuş
gibi göstermektedir.
Silahlı Kuvvetlerde görev yapan personelin
ücretleri artırılmalıdır. Bugün Silahlı Kuvvetlerde görev yapan personel, hayat
pahalılığı nedeniyle sıkıntılar çekmektedir. Hatta, bugün birçok subay kredi
kartı borcu tehlikesiyle karşı karşıyadır; çoğu emekliliklerini
istemektedirler. Hatta, teknik eleman olarak, pilotundan teknik elemanına
kadar, Deniz, Hava, Kara Kuvvetlerinden, geçim sıkıntısı içerisinde olan
insanların özel sektöre gittiklerine de şahit oluyoruz.
Silahlı Kuvvetlerde görev yapan personelin
erken emekliliğiyle ilgili yeni bir düzenleme yapılmalıdır. 3269 sayılı Uzman
Erbaş Kanununa göre görev yapan uzman erbaşların sayısı artırılarak ve bunlara
daha iyi bir ücret ödeyerek, Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalmaları
sağlanmalıdır. Bugün, en az iki yıl çalışan uzman erbaşlar, sözleşmelerini
kendi isteğiyle feshetmek suretiyle, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına
geçmektedirler. Bu anlamda, yetişmiş personel ihtiyacı hâsıl olmaktadır.
Gazilerimizin ve şehit ailelerimizin
maaşları, yaşanabilir bir seviyeye getirilmelidir.
Savunma Sanayii Müsteşarlığının teşkilat
kanunu uzmanlaşma esas alınarak yeniden düzenlenmeli ve en kısa sürede
yasalaşmalıdır.
Geçelim bedelli askerlik konusuna.
Genelkurmayın, hizmet gerekleri çerçevesinde bedelli askerlik konusuna olumlu
bakması durumunda, bedelli askerlik süratle çıkarılmalıdır; ancak, bu konuda
Genelkurmay Başkanlığının görüşü oldukça önemlidir. Genelkurmay Başkanlığının
görüşü çerçevesinde hareket edilmelidir.
Değerli milletvekilleri, Sayın
Başbakanımız, yurt dışına çıktığında "bedelli askerlik çıkacak" diye,
hatırlarsanız, basında yer aldı ve ülkeye geldiğinde "ben böyle demedim,
ben dövizli askerlik…" Zaten, dövizli askerler kısa dönemde yapıyorlardı. Sayın
Başbakanımızın gerçekten hangisini doğru söylediğini kamuoyu zaten görüyor; bir
gün söylediğini, ertesi gün, bakıyoruz ki, inkâr ediyor.
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) -
Anlamıyorsunuz… Anlamadığınız şeyi sorun da öğrenin yani…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Anlamıyorsunuz
da ondan…
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Yapmayın!..
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Dinleyin,
dinleyin… Kamuoyu görüyor…
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Dinleyin,
dinleyin… Lütfen…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - İkisi de aynı…
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Anlamıyorsun da
onun için…
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli
milletvekilleri, işte, görüyoruz…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Kendine göre
yorum yapıyorsun…
AHMET YENİ (Samsun) - Bir tane örneğin var
mı… Örnek…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Anlamıyorsun,
kendine göre yorum yapıyorsun…
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Kendimize göre
değil… Eğer, basında okuduysanız, görmüşsünüzdür… Neyse…
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Magazin
anlatmayın…
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan,
arkadaşlar müdahale ediyorlar…
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Magazin
anlatıyorsun…
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) -
Anlamıyorsunuz…
BAŞKAN - Sayın Albayrak…
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, kamuoyunun gözünden kaçmıyor. Siz, sokakları kırmızı çizgilere
ayırmaya başladınız. (AK Parti sıralarından gürültüler) Yiyecekleri helal ve
haram diye ayırdınız. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Artık, şehirleri
göze aldınız, şehirleri bölüyorsunuz. Böyle olur mu?! Bu, ülkeye zarar vermiyor
mu?! Yazık değil mi?!
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Ne demek
istiyorsun?!
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - İhraç
mallarının üzerinde ne olduğu yazılmalı, adam içinde ne olduğunu bilsin.
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Ayırmak, bölmek
demek, izah edin!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Ben, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde milletvekiliyim, milletin sesi olacağız.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Hangi
milletin?!.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Türk Milletinin.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Halkın, malın içinde ne olduğunu bilmesi lâzım!
BAŞKAN - Sayın Keskin…
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Hangi millet
olduğunu daha bilmiyorsanız, öğrenirsiniz.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
dinleyelim…
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli
arkadaşlar…
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Bırakın
magazini, gerçekleri konuşun!..
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet, gerçekleri
de konuşacağız.
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - 3 tane
milletvekilin vardı, Başbakan konuşurken 3 tane milletvekilin vardı.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, biz, size soruyoruz, AKP'lilere soruyoruz; Türkiye'nin yüzde kaçı
Müslüman?
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Hepsi
Müslüman.
MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa) - Yüzde 99'u.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet, ben de
katılıyorum. Müslümanlıkta ayırım olur mu?
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - O soruyu
soramazsın..
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Malın içinde ne
olduğunu bilmesi lâzım, ihraç ediyorsun malı. Helal diye yazılması…
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Dinleyin,
dinleyin; bakın, cevap veriyor.
BAŞKAN - Sayın Keskin, lütfen,
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Ben size bir
soru sordum.
AHMET YENİ (Samsun) - Bu soruyu sormaya
hakkın yok senin.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Ben de aynı
sorulara… Ama, Müslümanlıkta ayırım da yok, Müslümanlık…
BAŞKAN - Sayın Özcan, karşılıklı
konuşmayalım, Genel Kurula hitap edelim efendim.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Sayın Başkanım,
ben Genel Kurula hitap ediyorum.
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Dini siyasete
alet etmek budur; kayıtlara geçmesi için söylüyorum.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Elimde
tutanaklar var.
Gerçekten, biz de o ayırımcılığa karşıyız.
İnsanların, dinini, ırkını ayırmadan, herkesin kardeş olduğuna inanıyoruz; ama,
pazar günkü Dinayet İşleri Başkanlığının bütçesi…
MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa) - Diyanet,
diyanet!..
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - … Diyanet İşleri
Başkanlığının bütçesi görüşülürken…
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Diyanetin ne
olduğunu bilmiyorsun…
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - … AKP
milletvekilinin gelip de, Anavatan Partisi, İbrahim Özdoğan'ın, dinayetle
ilgili…
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Telaffuza bak!..
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Düzelt şunu!...
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Diyanet, dinayet
değil..
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Diyanetle ilgili
şey yaptığında, eşitlik olsun dediğinde, geliyor ve buradan okuyorum.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Doğru telaffuz
et!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Öncelikle
dinleyin de, gelir cevabını verirsiniz.
Üzerine gelerek "İbrahim Bey, yeni
bir din mi icat ediyorsunuz?" Aynen, tutanaklara geçen şekliyle okuyorum.
"Alevîlerden Müslüman olur mu? Alevîlerde, ne din ne de mezhep
vardır" diye... Alevîliği, ki, Müslüman dedik…
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Kim diyor onu?
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - AKP
Milletvekili, Cahit Can, Sinop Milletvekili.
MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa) - Sen
anlamamışsın, Cahit Can düzeltti onu.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet, burada söyledi.
MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa) - Yanlış
söyledi, düzeltti onu.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Burada halkın
huzurunda söyledi, şahidimiz de burada, Sayın Özdoğan burada. Üç dört tane
arkadaşımızın yanında söyledi.
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Düzeltti…
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Lütfen dinleyin!
Alevîleri ayırımcılığa götürmeyin, insanları bölmeyin!
ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) - Sen orada
ayırımcılık yapıyorsun!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Bunlar da
Müslümandır.
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Hepsi bizim kardeşimizdir;
siz burada ayırımcılık yapıyorsunuz.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Yıllarca vergi
veren, Türkiye Cumhuriyetinin birliğinde, taşında her şeyinde alınteri olan
insanları Müslüman veyahut da Müslüman değil diye ayırmaya hiçbir zaman AKP'nin
hakkı yok, AKP'li milletvekillerinin.
Hatta, burada tutanaklar gösteriyor. Ben,
bütün AKP'li milletvekilleri bunu paylaşıyor demiyorum, yanlış anlamayın; ama,
bu tür insanlar Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaysa, düşünün,
bölücülük yapmayın.
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Düzeltildi o.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Devam
ediyorum... Düzeltildiyse....Devam ediyorum. Değerli arkadaşlar, devam
ediyorum, aynı tutanaklardan alıyorum, "Fahrettin Keskin (Eskişehir) Şov
yapma!" Dinde şov yapılır mı?! Dinde şov yapılır mı?!
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Fahrettin
Keskin diye bir şey yok, Fahri Keskin var. Fahrettin Keskin yok!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Fahri Keskin.
Tutanakta, Meclis tutanağında. Kelimelerin üzerinde oynamayın şey olarak.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Sen oraya
tutanak okumaya mı çıktın ya, allahaşkına ya?! Yani, gözünü seveyim ya!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Yalnız,
insanları bölmeye gitmeyin.
BAŞKAN - Sayın Baştopçu…
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Dinleyin!
Değerli arkadaşlar, diğer bir arkadaşımız,
“Şükrü Ünal (Osmaniye) - Fitneye sebep olacaksın!" Fitne kim? Fitne… Kim
olduğunu biliyor musunuz? Bu ülkede mezheplere ayrıldığını, insanları
birbirinden ayırıyorsan, kardeşleri birbirine düşürüyorsan fitnelik odur.
Alevîlerin ne fitneliği oldu bu ülkede?!
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yapmayın bunu!..
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Hiç ayırımcılık
yaptı mı?
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yapmayın bunu,
yapmayın!
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Ayırımcılık
yapıyorsun!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - İşte, burada
tutanaklar. İnkâr edemezsiniz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanağında.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Yok öyle bir
şey, yok!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Eğer, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin tutanağına güvenmiyorsanız, ne için o zaman, neye biz
Meclisteyiz?
AHMET YENİ (Samsun) - Öyle bir şey
tutanakta yok.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, dinleyin...
Eğer, fitne varsa, aydınları öldürtenler
fitnedir. Sivas'ta, Malatya'da, Çorum'da olayları yaratanlar fitnedir ve
Türkiye'de ayırımcılığı yapanlar fitnedir. Biz, bunun için…
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Çıktın, yapıyorsun
işte!..
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Yapanlar burada,
bunlar yapılmasın diyoruz, ayıptır diyoruz. Bu ülkenin insanlarının yetmişüç
milyonu kardeştir. Kim olursa olsun, inancı ne olursa olsun saygı duymak
zorundayız. Biz bunları hatırlatıyoruz.
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - İnancı olmasa da
kardeştir, inançsız da olsa kardeştir.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - İnanan da
bizden, inanmayan da bizden.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, hükümetimizin izlediği dışpolitika sayesinde, özellikle Irak
olaylarında Türkiye'nin kırmızı çizgilerinin yok olduğunu ve çiğnendiğini
görmekteyiz. Hükümet, devletin resmî görüşünün dışında, kamuoyuna çeşitli
görüşler ortaya atmaktadır. Uluslararası arenada Türkiye için büyük sıkıntılar
doğuracak beyanatlar verilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin üniter
yapısını hiçbir güç ve organ bozamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir bütündür,
bölünemez; AKP Hükümetine buradan bir daha hatırlatıyoruz.
Değerli milletvekilleri, hükümet,
dışpolitikada, karar alma sürecinde, büyük tecrübe ve dinamizme sahip
askerlerden de yeteri kadar yararlanmalıdır.
Bugün, hükümet, Türkiye'yi ve Türk
Halkının itibarını sarsmıştır. Irak'ta, şanlı Türk askerinin başına çuval
geçirilmesini, aslında, hükümetin başına çuval geçirilmesi olarak görüyoruz.
Hükümet, Türkiye'nin, dışa karşı, imajını korumak zorundadır.
Basında aldığımız, dün de okumuşsunuzdur
"başlarına çuval geçirilip tutuklanarak Kerkük'e götürülen Türk
askerlerinin -bunu basından şey yapıyoruz- başındaki yüzbaşı ve operasyonu
yürüten Amerikalı albay, ciddî şekilde tartıştı" gibi konu… Bunu geçiyoruz
ve deniliyor ki: "Kelepçeleyip ve turuncu mahkûm üniforması
giydirilerek" şeklinde yazılmıştır.
MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa) - Sıra Irak
konusu!..
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Elindekini
okuyamıyorsun!..
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Hayır…
Sayın Bakan, gerçekten, orada görev yapan…
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Buraya gazete
okumaya mı geldin kardeşim!
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Bütçeyle ilgili
konuş!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Dinleyin
kardeşim…
AHMET YENİ (Samsun) - Eline verilen
notları okuyamıyorsun!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Kimse not
vermedi; herkes kendi düşüncesini aktarıyor.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Bütçeyle ilgili
konuş!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen,
karşılıklı konuşmayın.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - …yüzbaşıyı
aradınız mı? Türk askerlerinin kelepçelenmesine izin verdiniz mi? Sayın Bakan,
hükümetiniz döneminde, onurumuz ayaklar altına alındı. Bunları söylerken bile
içimiz kan ağlıyor.
Türk askeri, ülkemizin savunmasının yılmaz
bekçisidir; bugün olduğu kadar, gelecekte de onlara güveniyoruz. (Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Aynen de öyle.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Hükümeti, bu
gibi hassas konularda daha duyarlı olmaya çağırıyoruz.
MEHMET SOYDAN (Hatay) - Siz de biraz öyle
olsanız!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün, hükümet, yaptığı icraatıyla, Türkiye'nin ve
Türk Halkının itibarını sarstığını görüyoruz. Hükümet, dışpolitikada tutarlı
bir politika izlememektedir. Bugün, bizim komşumuz olan Irak'ta cereyan eden
her türlü olay, Türkiye tarafından yakından takip edilmelidir.
Türkiye'de Doğu ve Güneydoğu Anadolu
Bölgesinde her gün askerimiz şehit olmaktadır. İçimiz kan ağlamaktadır. Her
gün, televizyonlarda, şehit anne ve babaların feryadı ve gözyaşları yürekler
parçalamaktadır. Türkiye'nin bu sorunun üstesinden geleceğine inanıyoruz.
Irak'ın kuzeyinde yer alan bölgede, PKK
varlığı, Mehmetçiklerimiz tarafından bilinmektedir. ABD, nedense, bu bölgede
bulunan Barzani'yi başkan diye kabul etmiş ve ABD'de en büyük seviyede
ağırlamıştır.
Türkiye Cumhuriyetini ilgilendiren en
önemli nokta da, bu PKK varlığıdır. Hükümet temsilcileri, bakanlar, ilgili
temsilciler, PKK varlığıyla ilgili ABD'yle görüşmeler yapıldığı yönünde
beyanatlar vermektedir. Sayın Bakan, bu konuda neler söyleyeceksiniz merak
ediyoruz.
Sayın Bakanım, Irak'ın kuzeyinden giren
teröristler, Mehmetçiklerimizi ve halkımızı şehit etmektedir; hükümetin bu işe
seyirci kalmaması gerekir.
Sayın Bakanım, hazır sizi burada
bulmuşken, sizden öğrenmek istediğimiz şudur: Daha kaç Mehmetçiğimizin ölmesine
müsaade edeceğiz? Bu konuda bizi bilgilendirirseniz seviniriz.
Türk Ordusu her zaman güçlüdür, tarihin
her döneminde gücünü ispat etmiştir ve gelecekte de ispat edecektir.
Hükümet Kıbrıs konusunda tutarsız politika
izlemektedir. Avrupa Birliğinin izolasyonları kaldırma uğruna Kıbrıs'ı gözden
çıkardınız. Oysa, AB, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine dönük izolasyonu kaldırma
konusunda isteksiz davranmaktadır. Merak ediyoruz, imzaladığınız ekprotokol
Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiğinde, devletini ve milletini seven,
Atatürk ilkelerine bağlı birçok milletvekili gerekli tepkisini verecektir.
Burada, size bir daha, bir daha hatırlatmak istiyorum; bu yüzden,
şehitlerimizin kanıyla sulanan Kıbrıs'ı hiçbir güç ve organ Türkiye'den
ayıramaz ve bağını koparamaz.
MEHMET SOYDAN (Hatay) - Kim ayırmış?!
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Sayın milletvekilleri,
değerli arkadaşlar; Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğünü ebedî olarak
yaşatacağımızı, cumhuriyete sahip çıkacağımızı bildirir, Millî Savunma
Bakanlığı ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçesinin Yüce Meclisimize hayırlı
olması dileğiyle, saygılarımı sunarım. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özcan.
MEHMET SOYDAN (Hatay) - Ayırımcılık
yapmayın!..
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Ayırımcılık yapan
işte burada. Burada belge konuşuyor, Türkiye Cumhuriyeti tutanakları konuşuyor;
inkâr etmeyin, inkârcı olmayın, bugün dediğinizi yarın şey yapmayın. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Özcan…
CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkan… Sayın
Başkanım, söz istiyorum.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan,
3 dakikalık süremiz var, ben tamamlamak istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Mehmet Erdemir'in konuşma
talebi var, Sayın Mehmet Erdemir'e ilave edeceğim bunu.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Lütfen, ben
tamamlamak istiyorum.
CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Erdemir, buyurun efendim.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Sayın Hatipten kalan süreyi de size ilave
ettim.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MEHMET
ERDEMİR (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı,
Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün
2006 malî yılı bütçeleri üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
şüphesiz, her malî yılsonunda görüşülen ve kanunlaşan bütçe kanunları ve bir
haftadan beridir uzun mesailer harcayarak görüştüğümüz 2006 malî yılı
bütçesinin rakamlarla ifade edilen kısımları belli bir bütçe tekniği bilgisini,
deneyimini ve devletin malî politikalarına vâkıf olmayı gerektirir; ancak, gece
gündüz çalışarak çıkardığımız ve bütçenin rakamlarla ifade edilen kısmının,
Türkiye'de yaşayan halkımızın büyük bir çoğunluğu için bir anlam ifade
etmediğini hepimizin kabul etmesi gerekir.
Halkımızın tamamının ortak beklentisi, bu
bütçelerde belirlenen rakamların, onların günlük hayatlarına, sofralarına,
çocuklarının eğitimine, sokaklarda güvenle yürüyebilme arzularına, ülkenin
millî birlik ve bütünlüğüne, işsizliğin, fakirliğin azalmasına, tarlasından
elde ettiği ürünün alınterinin
karşılığı olabilmesine olumlu katkı yapmasıdır.
İşte, ben de, bu kürsüden, bir vekil
sıfatıyla, asıl olan milletimizin bu beklentilerine karşılık, işbaşındaki
İktidarın son üç yılda neler yaptığını ya da onları nasıl hayal kırıklığına
uğrattığını, herkesçe anlaşılabilir, başka bir türden, rakamlarla ifade
edeceğim.
Değerli milletvekilleri, halkımız,
Parlamentoya vekâlet verirken, bizlerden tek beklentisi, bu topraklar üzerinde,
refah içerisinde, huzurlu, güvenli, adil, demokrasi anlayışı içerisinde,
düşüncesini serbestçe ifade edebilen, kendisi ve çocukları için gelecek kaygısı
taşımadan yaşayabilecekleri, içeride halkına karşı şefkatli ve merhametli,
dünya platformunda ise heybetli ve kendinden emin bir devlet idaresi
bekliyordu. Ancak, ne yazık ki, bu memleketin millî güvenliği, huzuru, iç
barışı üzerinden politika yapmayacak kadar hassas olan herkes görmektedir ki,
bu memlekette bazı şeyler yolunda gitmemektedir. Üç yılını doldurmuş İktidar,
ülkenin kronik hale gelmiş problemlerini çözecek yerde, çeşitli bahanelere
sarılmakta, hâlâ ortak mutabakat aramaktadır. Türkiye'de yolsuzluk, yoksulluk,
işsizlik, yağma, talan, kapkaç, dolandırıcılık, hırsızlık, intihar olayları her
gün artmakta; ama, bunlara çare bulma noktasındaysa, maalesef, hiçbir şey
yapılamamaktadır.
3 Kasım 2002 öncesi, meydanlarda,
yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar üzerine siyaset yaparak iktidara gelen
hükümet, maalesef, bunlarda sınıfta kalmıştır. Millet sizin mazlumluğunuzu ve
mağduriyetinizi sevmişti; ama, bugün, siz, mağrur oldunuz.
Ecdattan bir hatıra anlatmak istiyorum.
Osmanlı padişahları, cuma günü saraydan faytonla ayrılıp da Yıldız Camiine
giderken, vezirler ve sadrazamlar halkı toplar, ellerine 1'er mecidiye verir,
padişaha bağırtırlarmış "mağrurlanma padişahım, senden büyük Allah
var" diye. İşte, siz, öyle bir kültürden geldiniz, bizler de öyle bir
kültürden geldik ve millet, sizin, mazlum ve mağdur olmanızı sevdi; ama, siz,
bugün, maalesef, maalesef, mağrurlaştınız.
İşte, bu rakamlar da, Türkiye'nin huzur ve
güven içerisinde yaşanabilir bir ülke olmaktan hızla uzaklaştığının ispatı.
Buraya şu vurguyu yapmak istiyorum:
Bunları bu kürsüden ifade ederken, ülkesini seven bir fert olarak, son derece
üzülüyorum ve kaygı duyuyorum.
Sizlere sunacağım rakamlar, Emniyet Genel
Müdürlüğünden, resmî istatiklerden alınmış bilgilerdir. İşte, polis sorumluluk
bölgesinde meydana gelen asayiş olaylarının, mevcut iktidarın işbaşına geldiği
2000 yılı içerisinde ve bulunduğumuz 2005 yılı içerisindeki rakamları:
2002 yılı; şahsa karşı işlenen suçların
sayısı: Öldürme, yaralama, rehin alma, rüşvet, zimmet gibi suçlar 140 093. 2005
yılı ekim ayı sonuyla bu rakam 164 000'e çıkmıştır.
2002 yılında mala karşı işlenen suçların
sayısı; yani, hırsızlık, yağma, gasp gibi suçlar 155 735'e çıkmıştır. 2005 yılı ekim ayındaysa 234
315'lere kadar çıkmıştır.
İşte, Türkiye ekonomisinin gerçek yüzü. O
ballandıra ballandıra anlatılan ekonominin, iyi gidişatın, enflasyonun indiğinin,
döviz kurunun sabitlendiğinin, borsanın yükseldiğinin, cumhuriyet tarihinin en
büyük kalkınma hızına eriştiğimizin...
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Yalan mı?!
MEHMET ERDEMİR (Devamla) - ...ve millî
gelirimizin de 2 600 dolarlardan 5 000 dolara çıktığı ekonomi gerçeğimizin
karşısındaki suç oranlarındaki artışlarımız.
İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Yalan mı?!
MEHMET ERDEMİR (Devamla) - Demek ki, bu
ülkede, birçok şey, konuşulduğu gibi değil; insanımız aç, insanımız işsiz,
insanımız fakir, insanımız kendine ve devletine olan güvenini kaybetmiş, sokağa
çıkmaktan korkar olmuş, vergi vermeyi âdeta aptallık, kaçırmayı uyanıklık gibi
görmeye başlamış. Kendisine, iyi insanları değil, hırsızları örnek alır hale
gelmiş. İşte, yukarıdaki rakamlar, insanımızın içinde bulunduğu ruh halinin bir
yansımasıdır, bir sonucudur.
Bir insan niye hırsızlık yapar, bir insan
niye bir başkasının canına kıyar, bir insan niye kredi kartı mağduru olup da
kendi canına kıyar? Bu insanların hepsi bizim insanlarımız. Bizler, onlara
hizmet etmek üzere vekâlet aldık ve yemin ettik; ama, onların umut bağladıkları
iktidar, dertlere derman olmayıp, yerini hayal kırıklığı ve umutsuzluğa
bıraktığında, ortaya çıkacak tablo da bundan başka bir şey değildir.
Ben, buradan, ülkenin huzurunu bozmak
isteyenlere karşı bedenini siper eden Emniyet Teşkilatı mensuplarımıza ve tüm
silahlı kuvvetler mensuplarımıza milletimiz adına şükranlarımı arz ediyorum.
Değerli milletvekilleri, İçişleri
Bakanlığımız, mülkî ve idarî kadrosuyla ve kolluk güçleriyle, millî
güvenliğimizin teminatı konumundadır. Valilerimiz ve kaymakamlarımız,
bulundukları yerde devleti temsil ederler. Devlet geleneğimiz ve anlayışımız
bunu gerektirir. Hele hele bu dönemde merkezî idarenin birçok görevi mahallî
idarelere devrettiği dikkate alınırsa, bu temsil yetkisinin daha çok arttığı
görülür. Halkımız, valisine, kaymakamına gösterdiği hürmeti, bağlılığı, onları
o makamlara atayanların da, sonuna kadar sahip çıkarak, birilerine ezdirmeden
görev yapmalarını sağlayarak göstermelerini beklemektedir; ama, Sayın Başbakan,
Hakkâri ve Şemdinli ziyaretinde, kendisi aleyhine slogan atanlara, Sayın Valiyi
istifaya davet edenlere, o meydanlarda "biz, sloganlarla ülke
yönetmiyoruz, icraatlarımızla ülkemizi yönetiyoruz" buyurup, döndükten bir
hafta sonra da Sayın Valiyi ve Şemdinli, Yüksekova Kaymakamlarımızı başka
yerlere atamıştır.
Bu olay, orada görev yapan valimizin,
kaymakamımızın değil, devlet idaresini elinde bulunduranların zayıflığının ve
acziyetinin bir göstergesidir. Türkiye için hiçbir zaman iyi bir örnek
olmayacak bu olay, bu türden her hadisede, aynı taleplerle karşımıza
getirilecektir.
Sayın milletvekilleri, işbaşındaki
iktidarın söylemleri ve izlediği politikalar ve özellikle Avrupa Birliği
sürecinde ülkemizi içine soktuğu girdap, maalesef, terör olaylarının da son
dönemde, yeniden artmasına sebep olmuştur.
İşte rakamlar: 2002 yılında gerçekleşen
toplam terör olay sayısı 1 510, 2004 yılında bu sayı 2 238. Bunlar içerisinde, PKK terör örgütünün
gerçekleştirdiği olay sayısı, 2002 yılında 255, 2004 yılında ise, bu sayı,
neredeyse 4 katı artmış, 935 olarak gerçekleşmiştir.
Haftada birkaç terör olayı ve şehit
cenazesi duyar olduk. Niyetimiz bunlar üzerinden politika yapmak değildir; ama,
yüreği yanan anaların, babaların acısını kim, ne zaman dindirecektir?
Bunları konuşmayıp, dile getirmeyip, kabul
mu etmeliyiz? Bu noktada terörle mücadele kapsamında çıkardığımız Topluma
Kazandırma Yasasından ve Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların
Karşılanması Hakkında Yasadan da bahsetmemiz ve şu ana kadar ülkemize ne gibi
katkılar sağladığını ya da bizden neler alıp götürdüğünü incelememiz
gerekmektedir.
Şu bir gerçek ki, her iki kanun da
birtakım çevrelerin dayatması sonucu Avrupa Birliği odaklı olarak önümüze
gelmiştir. "Eve Dönüş" ya da "Topluma Kazandırma" olarak
adlandırılan kanunla, öyle, sanıldığı gibi dağdaki terörist gelip, teslim
olmamış, evine de dönmemiştir. Kamuoyunda af diye adlandırılan bu kanunla,
terör örgütünün talimatları doğrultusunda cezaevindeki canilerden bazılarının
talebi olmuş ve serbest kalıp, onlar tekrar evlerine değil, dağlarına
dönmüştür.
Dağa yeniden çıkanların verdiği bilgiler
ülke menfaatına hiçbir katkı sağlamamıştır, bilakis, bu kanunun çıktığı 2003
yılında ve geçtiğimiz yıl meydana gelen terör olayları sayısında, özellikle PKK
bağlantılı olanlarda kat kat artış olmuştur. Şayet bizim bilmediğimiz bir
faydası olmuşsa, lütfen, makam sahipleri bizleri ve kamuoyunu aydınlatsın.
Öte yandan 2004 yılında çıkarılan Terör ve
Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunu da mercek
altına almamız gerekir. Adıyla ve basit ifadesiyle son derece masum görünen bu
kanun aslında hükümetin bir aczidir. Özellikle belirtmem gerekir ki, bu kanun
da Avrupa Birliği dayatmasıyla gündemimize getirilmiş, el çabukluğuyla
çıkarılmıştır. Bir şahsa ve kuruma verilen zararın tazmini, ancak zarar vereni
bağlar. Sanki terörün sebebi devlet, terör yapan devletmiş gibi, bu kanunla,
dağdaki teröristin vatandaşa verdiği zararı Türkiye Cumhuriyeti Devleti tazmin etmektedir.
Elbette, devlet, vatanının her köşesindeki ferdine sonuna kadar sahip
çıkacaktır, halkının uğradığı her felakette tabiî ki yanında olacaktır, onun
yaralarını saracaktır. Lakin bize bu kanunu çıkarmamızı telkin edenler, doğru
ifadeyle, dayatanlar, alenen terör örgütüne destek veren ve hâlâ PKK için
"terör örgütü" ifadesi kullanmayan, dostlukları fotoğraf karelerinde
sahte tebessümlerle sınırlı Avrupalı dostlarımızdır. Sen bölücü terör örgütüne
her türlü desteği vereceksin, ülkenden yayın yapan televizyon terör örgütünün
alenî propagandasını yapacak, her platformda terör örgütünün Türkiye aleyhine
gösterilerine destek olacaksın, 30 000 evladını şehit eden gözü dönmüş caniler
topluluğuna hâlâ terör örgütü demeyeceksin, sonra çıkıp, bu örgütün zarar verdiği
masum insanlara tazminat ödememiz için bize dayatmayla kanun yaptıracaksın...
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi -Sayın
Bakanımıza şu soruyu sormak istiyorum- Bakanlığınızdan karşılanmak üzere
İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulundan 30'ar kişilik gruplar halinde, tamamı 150
kişi olan Teftiş Kurulu heyetinizi Danimarka'daki insan hakları seminerlerine
nasıl gönderiyorsunuz? Bir taraftan, bölücü örgütün propagandasını yapan Roj
Tv'nin kapatılması için televizyonlarda milletin gönlünü su atıyorsunuz; ama,
aynı ülkeye, insan hakları eğitimi için Teftiş Kurulunuzda görev yapan 150
memurunuzu 30'ar kişilik gruplar halinde, Danimarka'da insan hakları eğitimine
gönderiyorsunuz... Bu mantığı anlamakta zorluk çekiyorum.
Böyle şey olmaz demeyi çok isterdim; ama,
ülke olarak biz buna göz yumduk ve dik duruşumuzu gösteremedik maalesef. Bu
kanunları çıkardık, şimdi de, bize kanunu yaptıranların beslediği terör
örgütünün halkımıza verdiği zararları tazmim ediyoruz. Nasıl mı; kanunun
çıktığı günden 2005 yılı kasım ayı sonuna kadar müracaat eden mağdur sayısı 177
000. Bunların içerisinde şu ana kadar incelenip karara bağlanan dosya sayısı
ise, 4 514'tür.
Değerli milletvekilleri, iktidarın,
işbaşında olduğu dönemde verdiği tavizler, hesap kitap yapmadan söylediği
sözler, ortada hiç yokken ortaya atılan "Kürt sorunu" ifadesi,
gereksiz yere çıkarılan kimlik tartışmaları, kararlı ve cesur olmak yerine,
sergilediği yumuşak duruş, terör örgütlerine ve onları besleyenlere cesaret
vermiştir. Bir zamanlar idamı tartışılan bölücübaşının, bu iktidar döneminde,
maalesef, affı dahi tartışılır hale gelmiştir; ama, herkes bilmelidir ki, bu
iktidarın söylemleri, bu milletin, Yüce Türk Milletinin söylemleri değildir ve
hiçbir zaman da olmayacaktır.
Değerli milletvekilleri, burada terör bağlantılı
başka bir probleme de dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Son dönemde ekonomik
sebeplere bağlı olarak arttığı düşünülen içgöçün de, terör odaklarınca organize
edildiği gözlemlenmektedir. Terör örgütleri, özellikle kırsal kesimden büyük
şehirlere gelen insanların bir kısmına, kapkaç, hırsızlık, uyuşturucu kuryeliği
ve terör taşeronluğu yaptırmaktadır. Bu durum, millî güvenliğimizi tehdit eder
boyutlara gelmiştir. Maalesef, hükümet, şu ana kadar hiçbir çözüm geliştirme
şansı gösterememiştir.
Aynı şekilde, gümrük kapılarında artan
suiistimaller, sigara, uyuşturucu, patlayıcı madde ve silah kaçakçılığı ve
bunların arkasında malum aşiret reisi ve terör örgütü olduğu iddiaları, hep
zihinlerde yer almış; ama, yetkili makamlarca, bu iddiaların aydınlatılması noktasında
hiç cevap verilmemiştir. Öyle ki, bu aşiret reisinin, güneydoğulu gençlerimizi
"burs" adı altında Kuzey Irak'a götürerek, kendi bölgemizde
potansiyel bir alan oluşturduğunu da artık herkes bilmektedir.
Değerli milletvekilleri, son günlerde, halkımızın
huzurunu bozan, aklının karışmasına neden olan, Sayın Başbakan tarafından
ısrarla gündemde tutulan bir millet tarifi vardır. Dokuzyüz yıldır bu
coğrafyada yaşayan milletin tarifi bellidir. Terör elebaşısından kopya çekerek
yeniden millet tarifi yapmamızın, bu millete hiçbir fayda getirmeyeceği, olsa
olsa, bölücülere fayda sağlayacağı acı bir gerçektir. Bu devletin adı
"Türk Devleti"dir, milletinin adı "Türk Milleti"dir,
vatanının adı da "Türkiye"dir; yani, Türkiyelidir. Anayasamızın 66
ncı maddesinde, Türk tarifi mevcuttur: Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık
bağıyla bağlı olan herkese Türk denir.
Sayın Başbakan, daha fazla zarar vermeden,
bu tartışmaya son vermelidir. Bu ülkede, kimse, kültürel ve siyasal kimliğinden
rahatsız değildir. Bu millete yeniden isim vermeye ve tarif etmeye hiç kimsenin
gücü yetmeyecektir. Kimse kimseyi aldatmasın; bu memlekette, işler, maalesef,
iyi gitmiyor. Çözüm noktasında ise, karşımıza, hiçbir mazerete sığınma şansı ve
hakkı bulunmayan siyasal ve sayısal olarak çok güçlü; ama, maalesef, dirayetsiz
ve bu ülkenin ve devletin, yüce milletin büyüklüğünü, Parlamentodaki kendi
sayısal gücü oranında temsil edemeyen, tek başına; ama, çaresiz bir hükümet
var. O iktidar ki, millet ona umut bağlamış; ama, o, umutları yok etmiştir.
Fakirlerin, gariplerin, kimsesizlerin değil, zenginlerin ve para baronlarının
hükümeti olmuştur. Yolsuzluklara yeni ufuklar açmıştır. Sessiz çoğunluğun
değil, çığırtkan azınlıkların, fırsat düşkünlerinin iktidarı olmuştur. Milletin
dertlerine derman olmamış, çözüm yerine mazeretler üretmiştir. Ülkede zengini
daha zengin, fakiri daha fakir yapmıştır. Emanet aldıkları makamları, baba
mirası gibi heva ve hevesleri için kullanmışlardır. Tüyü bitmemiş yetimin
hakkına el uzanmasına göz yummuş, çanak açmışlardır.
Bu yüce milleti unutturup,
altkimlik-üstkimlik safsatalarıyla parça parça etmeye çalışanlara prim
vermişlerdir. O iktidar ki, iş başına geldikte sonra, bu ülkenin millî birliği,
bütünlüğü, kırmızı çizgileri tartışılır hale gelmiştir.
Bu ülkede çözümsüzlük hiçbir zaman çözüm
olmayacaktır. Çözemeyenler, bir gün, mutlaka, mutlaka, geldikleri gibi
gideceklerdir.
Bu duygularla, İçişleri Bakanlığı
bütçemizin yüce milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkan, Mersin
Milletvekili Hüseyin Özcan Bey, kürsüden…
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın
Başkanım, daha 6,5 dakikamız var.
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş, burayı siz
yönetmiyorsunuz, Başkanlık Divanı yönetiyor. Bekleyin, size cevap vereceğim.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan,
konuşurken süre geçiyor…
BAŞKAN - Efendim, bekleyin, cevap
vereceğim ben size; niye acele ediyorsunuz?!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan,
daha dün Haluk Beye de verdiniz.
BAŞKAN - Ben, sizin görevlerinize herhangi
bir şekilde müdahale etmiyorum, siz de başkasının görevlerine karışmayın
lütfen. Bekleyin efendim…
Evet…
CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkanım, biraz
önce Mersin Milletvekilimiz Hüseyin Özcan Bey, benimle ilgili, kürsüden, Alevî
vatandaşlarımızla ilgili birtakım sözler söylemiş. Ben bunun düzeltilmesiyle
ilgili, tutanakların getirtilip ondan sonra söz verilmesini istiyorum kürsüden.
BAŞKAN - Tutanakları?..
CAHİT CAN (Sinop) - Sizler tarafından
getirtilerek, ben, ona göre cevap hakkımı kullanmak istiyorum kürsüden,
sataşmayla ilgili.
BAŞKAN - Tutanakları istemek sizin de
hakkınız. Tutanakları istemediniz mi?
CAHİT CAN (Sinop) - "Sizin
tarafınızdan istenerek" diyorum. Eğer, gerekiyorsa, sizin tarafınızdan da
incelenerek, bana İçtüzüğün 63 üncü maddesine göre, sataşmadan dolayı söz
vermenizi istiyorum.
BAŞKAN - Anladım… Anladım… Tamam…
Buyurun Sayın Sarıbaş. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN
SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; biraz
önce, Sayın Hüseyin Özcan Beyin bu kürsüden söylediği, Sayın Can'ın da söz
istediği konuyu, artık, bu Mecliste kapatmamız lâzım. Bakın, arkadaşlar, bu
ülke, Alevîsiyle Sünnîsiyle hepimizin ve bu ülkede, herkes, inançlarını
özgürce, serbestçe yaşıyor. Yani, bu tartışmayı bu Meclisin gündeminde uzun
süre tutmanın hiçbirimize faydası yok. Bu olayı burada kapatalım; yani, laf
atmayla, bu olayı körüklemeyle bir yere varamayız; bunları kapatalım. Alevîmiz,
Alevî vatandaşımız kendi inancını yaşıyor, Sünnîmiz kendi inancını yaşıyor…
FAHRİ KESİN (Eskişehir) - Doğru
söylüyorsun.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Sayın Fahri
Bey, lütfen…
Bu işi kapatalım; bunu tartışma yeri bu
Meclis değil.
Bakın, çok ciddî iki bakanlığımızın
bütçesini konuşuyoruz; Millî Savunma Bakanlığımızın bütçesini konuşuyoruz.
Millî Savunma Bakanlığımızın bugün içinde bulunduğu ihtiyaçlarını, bugün içinde
bulunduğu sıkıntıları tartışmak varken… Dünyada 12 tane komşu devlete sahip
başka bir devlet yok; bizim ülkemizin 12 tane komşusu var ve hepsi bu
coğrafyadan ayrılmış, bu kültürden ayrılmış. Sevr dayatıldığında Sevr'i kabul
etmeyen, yırtıp atan, Lozan'ı imzalayan bir milletiz. Lozan'ı koruyacak Silahlı
Kuvvetlerimizin ihtiyaçları ne; tartışmamız gereken konular bunlar. Hâlâ uçak
parçalarımızı başkaları veriyorsa, hâlâ tankları İsrail'e revize ettiriyorsak,
hâlâ bu ülkenin piyadesinin tüfeğini başka ülkelerden alıyorsak, burada
konuşmamız gereken, tartışmamız gereken bu. (Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar) Hâlâ askerlerimizin başına çuval geçiriliyor ve o devrin Sayın Bakanı
tarihe, askerinin başına çuval geçirttiren bakan olarak yazılıyor, tarih onu
öyle yazıyor ve o çocuklarına yarın ne anlatacağını düşünüyorsa, bu ülkede,
kimliklerimizi, inançlarımızı tartışmamızın bir anlamı yok.
İçişleri Bakanımız biliyor, bugün her
sokakta bir tane hırsız var, her sokakta bir tane gaspçı var; Sayın Bakanla
aynı mahallede oturuyoruz 5 kadın, iki haftadır, mahallede 10 tane ev soydular.
Bunları tartışalım. Ne olacak?.. Yani, bu ülkede, insanlar, çantalarını
kollarına takıp, sokağa çıkamayacaklar mı?!
Köy Hizmetlerini birleştirdik, kapattık.
Malatya'dan biliyorum, bir tane köy yoluna, tek bir gram stabilize dökemedik,
tek bir gram asfalt koyamadık. Ne zaman olacak bunlar?.. Demin 4 muhtar aradı
beni. Hekimhan'ın Kurşunlu-Tahtalı Köyü muhtarı diyor ki: "Çamura battık,
çıkamıyoruz."
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Nerdeymiş
bugüne kadar?!.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - "Özel
idare üç senedir 'yapacağım' dedi; tek bir gram stabilize dökmedi. Kış günü
yolda kaldık, çocuklarımız taşımalı eğitim, gidemiyor" diyor. Bunları
tartışacağız arkadaşlar! Bütçeler bunun için var. Bu rakamlarla, bu bütçe
büyüklükleriyle, bu bütçe rakamlarıyla bunların altından kalkmamız mümkün mü
Sayın Bakanım?.. Belediyelere kaç lira, özel idareden, mahallî idarelerden para
gönderdiniz geçen sene, bu sene ne kadar göndereceksiniz? Küçük
belediyelerimizin tamamı, avucunu açmış size bakıyor; ama, geçen sene de, ondan
önceki yıl da, küçük belediyelerimizin hiçbirine mahallî idarelerden para
gitmedi.
AHMET YENİ (Samsun) - AK Partiye gitti!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Gitmedi…
Gitmedi arkadaşlar, benim bir ağabeyim belediye reisi, biliyorum. Malatya'nın
hiçbir belediyesine gitmedi. Türkiye'nin diğer belediyelerine de gitmedi. Bunu,
ne zaman vereceğiz?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) -
Malatya'ya vermiyorlar!..
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu… Lütfen…
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Bu bütçemizde
bunları tartışalım. Bakın, belediyelerimiz çok mağdur durumda; belediye
reislerimiz, kamunun beklediği, hemşerilerinin beklediği en temel hizmetleri
dahi yapamaz duruma geldiler. Artık, İçişleri Bakanlığımızın bütçesinden şu
belediyelere biraz pay ayırsak da, bu pis suları içmeseler, sularını
düzeltseler, kanalizasyonlarını düzeltseler, yollarını yapsalar kötü mü olur!..
Yok…
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Sizin
partiniz kaç sene iktidar oldu!..
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Yoka
alıştınız arkadaşlar. "Yok" demeye alıştınız. Geçmişte CHP yapardı,
iktidara geldiğinde "yok" demeye başlardı; şimdi, AK Parti alıştı
"yok, yok, yok" demeye…
OSMAN KAPTAN (Antalya) - CHP'yi
karıştırma…
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Var edin
şunu. Bu ülkenin kaynakları var. Eğer, kaynak yaratmaya kafa yoracaksanız, bu
ülkenin kaynakları var. Ne oldu 2/B?!. Hani, 25 000 000 dolar getiriyordunuz,
niye çektiniz Meclisten?.. Getirin ve 25 000 000 doları verin İçişleri
Bakanlığımıza, verin Savunma Bakanlığımıza, bu meseleleri halletsin. Niye geri
adım attınız? Yani, 1982'den evvel, ormandan, vasfı değişip ev yapılan, bina
yapılan, apartman yapılan yerleri bedava kullananlardan paraları tahsil etseniz
de, Savunmamızın ihtiyaçları, İçişlerimiz ihtiyaçları giderilse kötü mü olur…
Şu polislerimiz, zavallı polislerimiz, 12 saat nöbet tutuyorlar, ayaküstü.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş, lütfen son
cümlelerinizi alayım.
Buyurun efendim.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Tamam
efendim.
Aldıkları 1 milyar lira maaş, yarısını ev
kirası veriyorlar, çoluk çocuklarına sabah harçlık veremiyorlar, ortaokula
giden, liseye giden çocuklarına ve bu devletin, bu milletin namusunu, ırzını
bekliyor bu insanlar. Her türlü şeye layıklar. Ne var yani, bütçe bu kadar dar
imkânlarda olmasa, kaynakları artırsanız, çoğaltsanız... "Kılıç
kuşananın" diyorsunuz, kuşansanız şu kılıcı da, sayın bakanlar, paramız
yok diye el avuç üfelemeden milletin ihtiyaçlarını görseler… Bunları konuşalım
arkadaşlar. Yoksa, bu din tartışması, mezhep tartışmasının bu ülkeye
sağlayacağı hiçbir şey yok. Bunlar çok tartışıldı ve zarar verdi.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Vekiliniz
konuşuyor…
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Doğru
söylüyorsun. Bunları artık tartışmayalım, bu Meclisin konusu değil bunlar.
Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar
sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Can, Sayın Hüseyin Özcan konuşması
sırasında isminizden bahsederek bazı açıklamalarda bulundu. Siz de, bu
ifadelerin size ait olmadığını söylüyorsunuz. Size bu konuyla ilgili olarak
kısa bir açıklama imkânı vereceğim. Herhangi bir sataşmaya sebebiyet vermeden
konuya açıklık getirin.
Sonra, görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.
EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Sadece
tutanakları okudu…
BAŞKAN - Efendim, ben bir açıklama fırsatı
veriyorum arkadaşa.
Buyurun Sayın Can. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
IV.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Sinop
Milletvekili Cahit Can'ın, Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın, konuşmasında,
ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle
konuşması
CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlayarak, biraz önce Mersin
Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Özcan Beyin şahsımla ilgili, hiç de benimle
alakalı olmayan bir konuda, sadece ve sadece pazar günkü kendi sorusunu bakan
beye iletirken, kendi kendine yapmış olduğu konuşmanın tutanağından, Alevî
kardeşlerimizle ilgili konuyu burada, sanki ben söylemişçesine burada ifade etmesini,
ben şahsen yadırgadığımı ifade ediyorum; çünkü, eğer herkes kendi konuşmasını
burada delil olarak gösterirse, biz bu Parlamento çalışmasını sağlıklı
yürütemeyiz.
Değerli arkadaşlar, bu işin aslını, ben
aslında, pazar günkü konuşmalardan sonra değerlendirmiştim; yani, oturduğum
yerden buna bir cevap vermiştim. Benim cevabım bellidir; Alevî kardeşlerimizle
ilgili "Alevîler dinsiz" diye böyle bir ifadem olmadı; çünkü,
Alevîlerin İslam dinine mensup olduğunu Türk Milletinin her ferdi bilmektedir.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, benim orada söylediğim
söz aynen şudur, zaten tutanakta da var, orada ifade etmişimdir. Şimdi, Erzurum
Milletvekilimiz Sayın İbrahim Özdoğan Bey, Diyanet İşlerinin bütçesiyle ilgili
konuşmasında, dinler arası diyalogdan söz ederek, burada, Alevî kardeşlerimizle
ilgili, Diyanet İşleri Başkanlığının bünyesinde bir daire başkanlığı tahsisi
önermiştir Parlamentonun huzurunda. Ben de, arkadaşlığıma güvenerek, geçmişte
de AK Partili bir arkadaşımız olduğu için, kendi üzerime düşen vazifeyi
"değerli kardeşim, eğer siz mezhepler üzerinde bir daire başkanlığı
tahsisi isterseniz burada, o zaman diğer mezheplere de hak doğar"
demişimdir. Benim vermiş olduğum cevap da budur.
Yalnız, Cenabı Hakk’ın bir lütfunu
söylüyorum: Benim, üç senedir Ankara'da Birlik Mahallesinde oturduğum komşumuz
Alevî vatandaşımızdır, bire bir kapı komşum. Bakın, çok önemli bir şey söylemek
istiyorum: Biz, milletvekili olarak her yıl yaz tatiline çıkarız; ben, evimin
anahtarını üç ay o kardeşlerime veririm, hiçbir endişem de olmamıştır, bunu da
buradan ifade ediyorum. Alevî kardeşlerimiz bizim kardeşimizdir. Kimsenin
yanlış bir tarafa çekmesini ben doğru bulmuyorum; ama, bu vesileyle bu konuyu
da ilk defa şahsımda da Alevî kardeşlerimizi ne kadar sevdiğimi belirtmek için
bunu da ifade etmiş olayım huzurunuzda.
Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK
Parti ve Anavatan Partisi sıralarında alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan,
ismim geçti, bir açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN - Her ismi geçen burada açıklama
yapacak olursa, biz Genel Kurulu yönetemeyiz.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Şahidi benim
Sayın Başkanım, lütfen…
EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Taraf
tutmayın Sayın Başkan.
III.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
1.- 2006
Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma
Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap
Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S.Sayısı: 1028, 1029,
1030) (Devam)
A)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)
1.- Millî
Savunma Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî
Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı
Kesinhesabı
B) SAVUNMA
SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Savunma
Sanayii Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
C)
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)
1.-
İçişleri Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.-
İçişleri Bakanlığı 2004 Malî Yılı
Kesinhesabı
D)
EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Emniyet
Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Emniyet
Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
E) JANDARMA
GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)
1.-
Jandarma Genel Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Jandarma Genel Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
F) SAHİL
GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)
1.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
G) TÜRKİYE
VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)
1.- Türkiye
ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gruplar
adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şahsı adına, lehinde, Muş Milletvekili
Seracettin Karayağız.
Buyurun Sayın Karayağız. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı bütçesiyle ilgili şahsım adına söz
almış bulunmaktayım; hepinizi ve televizyonları başında bizi izleyen
vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, sağlık, eğitim,
adalet gibi içgüvenlik kavramı da, insan hayatında önemli kavramların başında
yer almaktadır. Ülkemiz, içgüvenlik açısından genel olarak huzurlu ülkeler
arasında ise de, sunî olarak oluşturulan sorunlar nedeniyle zaman zaman
bunalımlar yaşamış ve yaşamaktadır. Bu olayların perde arkasını sizlerle
birlikte biraz aralamak istiyorum.
Fazla eskilere gitmeden cumhuriyet
dönemini gözönüne alacak olursak, kuruluştan çokpartili sisteme geçinceye
kadar, sistem değişikliğinden kaynaklanan sorunların haricinde çok önemli bir
sorunla karşılaşılmamıştır. Çokpartili sisteme geçiş, demokratikleşme, hak ve
hürriyetlerin genişletilmesinin ardından ilk olaylar, üniversitelerde öğrenci
olayları adı altında patlak veriyor ve büyüyor. 60 ihtilaliyle noktalanan bu
olayların neticesinde, bir başbakan ile iki bakan idam ediliyor. Daha sonra bir
müddet sessizlik ve arkasından ideolojik kamplaşmalar...
Birinci Dünya Savaşından çıktıktan sonra,
yakın tehlike olan Sovyet yayılmacılığına karşı, uzak tehlike olan Amerika'yla
savunma paktı oluşturan Türkiye, akıllıca bir strateji uyguluyor ve bu ortaklık
sorunsuz bir şekilde devam ediyordu. Taa ki, 1964 yılında, Kıbrıs'ta, Dr. Nihat
İlhan'ın eşi ve çocuklarının hunharca katledilmesine kadar. Oradaki
soydaşlarımızı başka katliamlardan korumak için Kıbrıs'a çıkartma hazırlığı
sürerken, dönemin Amerika Başkanı Johnson'dan acil bir mektup geliyor. Johnson,
Kıbrıs olayında, NATO silah ve araçlarının kesinlikle kullanılamayacağını,
Rusya bu olayda Yunanistan'ın yanında yer alırsa, NATO'nun Türkiye'yi
koruyamayacağını ifade ediyor ve hazırlığı yapılan Kıbrıs çıkartmasının derhal
durdurulmasını istiyordu. Hiç de dostça olmayan müttefikimizin bu tutumuna
karşı, Türkiye'nin yol haritasını yeniden gözden geçirmesi gerekiyordu.
Başbakan İsmet İnönü, Sovyetler Birliğiyle
de arayı yumuşatmak için "ben ortanın solundayım" sözünü ortaya
atıyordu. Devletin başında olan birinin, strateji gereği gösterdiği bu refleks
ve söylediği cümle, bir zaman sonra gençlerimiz arasında sağ sol çatışmasının
ateşlenen fitili oluyor, onbinlerce gencimizin ölümüne ve hapislerde çürümesine
neden oluyordu. (CHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan,
sataşma konusu olur bunlar. Böyle şey olmaz!
BAŞKAN - Sayın Karayağız, herhangi bir
sataşmaya sebebiyet vermeyin.
Buyurun.
FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - İsmet Paşa kadar
taş düşsün!..
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - Cümlemi
dikkatlice dinlemediniz.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Dinledik efendim.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - Artık, ülkenin
en büyük sorunu haline gelen bu olaylara 12 Eylül darbesiyle son verilirken,
Doğu ve Güneydoğu Anadoluda Apocular diye bir örgütün haberlerini almaya
başlıyoruz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ortanın solundan
Apoculara geldi iş, yani… İstirham ederim!
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) -
İstanbul'da, gece 12'den sonra sokağa çıkamadığımız bir dönemde, doğudaki
dağlarda silahlı kamplar oluşturan ve faaliyetlerine, Eruh'taki karakol
baskınlarına kadar doğru dürüst müdahale edilemeyen PKK'dan haberler alıyoruz.
FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Eve Dönüşten
bahset!
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - Önce
doğudaki etnik sol örgütleri yok ediyor, belki bundan dolayı biraz
faaliyetlerine göz yumuluyor; ancak, bu örgütlerin bütün gençlerini kendi
saflarına alıyor, eğitiyor, silahlandırıyor ve daha sonra onbinlerce gencimizin
ölümüne, hapislerde çürümesine ve dağlarda sefalet içerisinde yaşamasına sebep
olacak bir hareket haline geliyordu.
Ondört yıllık bir terör savaşı neticesinde
hedefine ulaşamayan kanlı örgüt, Silahlı Kuvvetlerimizin cansiparane çabasıyla
kan kaybedip dağılıyor, artık, ciddî bir tehlike olmaktan çıkmaya başlarken,
başka bir dinamitin fitili Sivas'ta ateşleniyor. Alevin üzerine Başbağlar ve
Gazi Mahallesinde benzin dökülüyordu.
Kendi hallerine bırakıldıklarında yıllarca
kardeşçe yaşamış Alevî ve Sünnî topluluklar, komplolar neticesinde karşı
karşıya getiriliyor, her iki taraf tahrik edilerek oluk oluk kardeş kanı
akıtılmaya çalışılıyor; ancak, tarafların sağduyulu yaklaşımlarıyla, olaylar
fazla büyümeden önleniyor.
Şimdi, baştan beri saydığım olayları
farklı bir bakış açısıyla incelediğimizde, hedefin gençler olduğu ve hangi
gruptan olursa olsun, özellikle de fedakâr, idealist gençlerin olduğunu
görürüz. Genç nüfusunu İkinci Dünya Savaşında kaybetmiş ülkelerin hedefi,
Türkiye'deki genç ve dinamik nüfustur; çünkü, bütün bu olaylarda, hep gençleri,
hep gençleri zayiat verdik.
Üniversitede okuduğumuz o yıllardaki
üniversite arkadaşlarımı hiçbir yerde göremiyorum. Ne iş hayatında ne
bürokraside ne de siyasette başarılı olamamışlardır; çünkü, o ortamda, insanın,
dinlediği dersi anlaması bile mümkün değildi. Yani, o yılları yaşamış neslin
büyük bir kısmı, kayıp nesil olarak tarihin kayıtlarına geçtiler diye
düşünüyorum.
Türkiye üzerinde hesapları olanlar, büyük
bir gençlik kitlesini ve onların oluşturacağı ekonomik katmadeğeri engellemeyi
başarmışlardır. O dönemde, anarşiye kurban edilerek ekonomiye katkısı
engellenen nesil, daha sonra başka bahanelerle, binlercesi aynı akıbete maruz
bırakılmıştır. Benim Anadolum öğretmensizlikten, hemşiresizlikten,
doktorsuzluktan kırılırken, son sınıfa gelmiş nice öğrencimiz, başörtüsü
takıyorlar diye okullarından uzaklaştırılıp, ortalık yere bırakılmışlardır.
Bununla da kalınmamış, üniversite birincileri çıkaran imam-hatip liseleri
takdir beklerken, katsayı hesabıyla, üniversiteye giriş hakları da ellerinden
alınmıştır.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Allah allah!..
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - Aynı
seviyedeki iki öğrenciden biri Orta Doğu, Boğaziçi, Hacettepe gibi okullara girip,
doktor, mühendis, mimar olabilirken, bir imam-hatip ve meslek lisesi öğrencisi,
açıköğretime dahi girememekte ve sefaleti yaşamaktadır. Daha önce köy
enstitülerinin başına gelenler, 28 Şubat sürecinde imam-hatip liselerinin
başına getirilmiştir. O günkü şartlarda köylü çocuklarına çağdaş meslekî eğitim
veren ve ülke ekonomisine büyük katkı sağlayan köy enstitüleri, sanırım, bir
partinin arka bahçesi görülüp pasif hale getirilirken, aslında baltalanan,
ekonomimiz olmuştur. Bu eğitim kurumlarımıza yazık oldu. Bu mantık bize hiçbir
fayda sağlamayacağı gibi, bizi sonu gelmez bir girdabın içine sokar.
Yukarıda bahsettiğim olayların ve iç
çatışmalarının perde arkasına dikkatlice baktığımızda, gene bütün bu iç
çatışmaların arkasında dış güçlerin olduğunu görürüz. Üç kıtanın birleşme
noktasında, Kafkaslardan Balkanlara, Ortaasya'dan Ortadoğu'ya ve Güney
Afrika'ya kadar hâlâ saygınlığı ve potansiyeli olan bir ülkenin kendi haline
bırakılmasını düşünmek mümkün değildir. Bunu görmeli ve iç problemlerimizi kendimiz
çözmeliyiz. Başkaları bizim hiçbir problemimizi çözmez, çözmek istemez.
Bugün, Avrupa, sözde Ermeni soykırımı
iddiasında bulunan Orhan Pamuk'a destek veriyor; ne adına; düşünce özgürlüğü
adına. Peki, bu özgürlük aynı konuda farklı düşünen Profesör Yusuf Halaçoğlu'na
neden verilmiyor; neden konuşulmasına müsaade edilmiyor?! "Yahudi
soykırımı çok abartılmış bir iddiadır" diyerek belgelerini ortaya koyan
Fransız düşünür Roger Garaudy'e neden gösterilmiyor?! Neden aforoz edilip fikir
dünyasından dışlanıyor?! Kendi üniversitelerinde başörtüsüne hiçbir müdahale
etmezken Türkiye'deki yasağı neden destekliyor?! Tek bir şey için; Türkiye,
sürekli kendi iç problemleriyle didişip bir türlü kendini toparlayamasın. Bütün
çabalar, ayaklarının üzerinde durabilen bir Türk Devletini engellemek içindir.
Türkiye'ye gelir gelmez Diyarbakır'a uçan
mösyö ve madamların o bölge insanına en ufak bir iyilik akıllarından geçseydi,
dünyanın birçok yerine akıttıkları milyarlarca euro fon ve yardımları buraya da
akıtırlardı…
ORHAN ERASLAN (Niğde) - Ne Şam'ın şekeri,
ne Arabın yüzü…
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - …ama,
ayrılık tohumları ekmek için hiçbir harcamadan da kaçınmıyorlar. Bunlar,
Osmanlı idaresindeyken kışkırttıkları Filistinliye ne sundularsa, doğu ve
güneydoğudaki insanımıza da onları sunarlar; kan, gözyaşı ve sefalet... Tüm
emelleri, büyük Ermenistan ve arzı mevut hayali; planlarının hepsi bunun
üzerine. Onların planlarını yasaklayacak halimiz yok; ama, onların planlarına
karşı, bizler de oturup, siyasî kaygılardan uzak, tüm sorunlarımızı masaya
yatırıp çözmeliyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Karayağız, konuşmanızı
tamamlar mısınız.
2 dakikalık sürenizi başlatıyorum.
Buyurun.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) -
İnsanımızın mutluluğunu ve birliğini sağlayacak tüm insanî haklarını vermeliyiz
ki, herkes bu ülke benim ülkem diyebilsin, kardeşçe birbirine sarılabilsin,
mozaik değil, kaya olsun, granit olsun. Bu zor değildir.
İnsan hak ve özgürlükleri konusunda,
iktidar ve muhalefet olarak, beraber attığımız adımlar bana ümit veriyor.
Topluma sıkıntı veren tüm yasaklar bir gün mutlaka kaldırılacaktır; buna
inanıyorum. Zenciler de beyazlarla, aynı kiliselerde ibadet edebilecek, aynı
kompartımanlarda seyahat edebilecek, aynı lokantalarda yemek yiyebilecektir. Bu
ayıplı yasakları birileri bir gün mutlaka kaldıracaktır.
Bu onuru yaşayanlar neden bizler olmayalım
diyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarken, 2006 İçişleri Bakanlığı
bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karayağız.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın
Başkan…Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Sayın Anadol, buyurun efendim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Efendim, sayın
hatip, konuşmasında, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı, ikinci Genel
Başkanı İsmet İnönü'den ve Cumhuriyet Halk Partisinin ortanın solu
politikasından bahsederek, açıkça ve onu teröre ve Apo hareketine bağlayarak,
ağır şekilde sataşmada bulunmuştur; grubum adına söz istiyorum.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Öyle demedi
Başkan, zabıtları okusun, öyle demedi.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Dinledim
efendim.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Hiç alakası
yok efendim.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, yok
öyle bir şey.
BAŞKAN - Sayın Anadol, konuşuyor musunuz
Karayağız'la efendim?..
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Dinliyorum sizi
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Şimdi, Karayağız'ın konuşmasını
ben de ciddiyetle takip ettim, dinledim. Türkiye'deki gelişmeleri takip
ederken, o günkü Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Sayın Johnson'ın birkısım
taleplerine karşı veya tavırlarına karşı, Sayın İnönü'nün o günkü dünya
konjonktürünü de dikkate alarak, "ortanın solu" ifadesini kullanarak;
yani, Türkiye'ye bir destek aradığını belirtti; ama, ben, yine, size, kısa bir
açıklama için söz vereceğim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Çok kısa…
BAŞKAN - O anlamda bir bağlantı kurmadı;
yani, o sağ-sol çatışmalarının o günden daha sonraki dönemlere devam ettiğini
ifade etti.
Çok kısa bir açıklama yapacaksanız;
buyurun.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Tabiî, çok kısa…
BAŞKAN - Tamam…
Ölümünün yaklaştığı bugünlerde, İnönü'yü
de, böylece, rahmetle anmış oluruz.
Çok kısa bir açıklama rica ediyorum.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
IV.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol'un, Muş Milletvekili Seracettin Karayağız'ın,
konuşmasında, Partisine sataşması nedeniyle konuşması
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan,
Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; hepinizi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve
şahsım adına, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkana da, bana bu kısa
açıklama fırsatını verdiği için teşekkür ediyorum ve yeni bir sataşmaya yol
açacak cümleler sarf etmemeye özen göstererek, düşüncelerimizi çok kısa arz
etmek istiyorum.
Sayın Konuşmacının sataşma var iddiasıyla
algıladığımız paragrafı şöyle: "Hiç de dostça olmayan müttefikimizin bu
tutumuna karşı, Türkiye'nin yol haritasını yeniden gözden geçirmesi
gerekiyordu. Başbakan İsmet İnönü, Sovyetlerle arayı yumuşatmak için 'ben
ortanın solundayım' sözünü ortaya atıyordu. Devletin başında olan birinin
strateji gereği gösterdiği bu refleks ve söylediği cümle, bir zaman sonra
gençlerimiz arasında sağ-sol çatışmasının ateşlenen fitili oluyor, onbinlerce
gencimizin ölümüne ve hapislerde çürümesine neden oluyordu." Kendi
ifadesini okudum.
Şimdi, kusura bakmasın sayın konuşmacı,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuştuğu için, AKP Grubu adına konuşan…
(AK Parti sıralarından "şahsı adına" sesleri)
Şahsı adına mı?..
BAŞKAN - Şahsı adına.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Şahsı adına
yaptığı konuşmada, tarih bilgisinin noksanlığını ortaya koyuyor; yani, baştan
aşağı bu iddialar tarihsel gelişmelerle ters, çelişmekte. Neden; merhum İsmet
İnönü, cumhurbaşkanlığı döneminde İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika ile
Sovyet Rusya arasındaki dengeyle ilgili strateji saptarken, taktikler tespit
ederken bu sözcüğü kullanmamıştır. İsmet İnönü, ortanın solu siyasal deyimini
1965'te, 65 seçimlerinden önce…
RESUL TOSUN (Tokat) - 1963…
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - 1963'lerde,
biz, solun ortasında değil, ortanın solundayız şeklinde konuşarak bir siyasal
platformda ve daha sonra bunu sistematik biçimde geliştirerek Cumhuriyet Halk
Partisinin sola açılış hareketini, sosyal demokrasiye ulaşan hareketini
başlatmıştır. 63, 64... 65 seçimlerine Cumhuriyet Halk Partisi bu sloganla
girmiştir ve bu slogan siyasal tartışmalara yol açmış, Cumhuriyet Halk Partisi
içinde gelişmelere yol açmış, Güven Partisi hareketinin, Cumhuriyet Halk
Partisinden koparak ayrı bir parti haline gelmesine yol açmıştır.
Bu hep bildiğiniz olayları şundan altını
çizerek söylüyorum: Sayın konuşmacı, baştan aşağı, bilimsel ve tarihsel
tutarlılığı olmayan yakıştırmalarla Cumhuriyet Halk Partisinin o günkü
Genel Başkanı merhum İsmet İnönü'yü, bu
konuşmasını yaparak Türkiye'de ileride doğan sol-sağ çatışmasının ateşleyicisi,
tetikleyicisi olarak takdim etme çabası içinde bir konuşma yapmıştır; baştan
aşağı yanlıştır, tutarsızdır, tarihî gerçeklerle çelişmektedir.
Şimdi, hatırlarsa, Meclisimizin saygıdeğer
üyeleri ve sayın konuşmacı, sağ-sol çatışmasını tetikleyen sosyalist sistemin
etrafında yeşil kuşak, yeşil hilal projesi uygulayan ABD'nin, CIA'nın
Türkiye'deki emellerine hizmet eden "ben solcuların yatak odasında nefes
alışlarını bile takip ediyorum" diyen İçişleri Bakanları gördük! (CHP
sıralarından alkışlar)
A. İSMET ÇANAKCI (Ankara) - Faruk Sükan…
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Merhum İsmet
Paşanın infialle, teessürle, demokrasiyi tesis eden, kuran İsmet Paşanın…
"Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz" diyerek Parlamentoyu
basan İçişleri Bakanlarını gördük biz. (CHP sıralarından alkışlar)
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Alakası yok!
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Olayla ne alakası
var?
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Efendim
"sağ-sol çatışması" diyorsunuz, tarihsel perspektife bağlıyorsunuz,
dinleyeceksiniz bizi. Dinleyeceksiniz…
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Cehaletine ver!
BAŞKAN - Sayın Anadol, son cümlelerinizi
alabilir miyim efendim.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Bitiriyorum.
"İti ite kırdıracaksınız"
diyerek -burası çok önemli- devletin yürürlükteki kanunları yerine, çok sonra
ortaya çıkan Susurluk'taki olayları anımsatırcasına, insanları birbirini
vurdurarak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Anadol, son cümlelerinizi
alayım lütfen efendim.
Buyurun.
K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Bitiriyorum.
…gençleri birbirine vurdurarak bir an
evvel askerî darbelere gidilmesine yol açan sağ iktidarları, içişleri
bakanlarını, uygulamalarını gördük.
Yoksa, İsmet Paşanın, demokrasinin daha
esenlikli olabilmesi için, sosyal demokrasi kanadını oluşturmak için, sağsız
solsuz bir demokrasiyi sol kanatlı, sola açılan, demokratik, evrensel ölçülerde
bir ülke haline getirebilmek için söylediği bu sözün bu şekilde çarpıtılmasını,
Cumhuriyet Halk Partisi adına, İnönü'nün anısı adına saygısızlık kabul
ediyorum; şiddetle reddediyorum!
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri bu vesileyle
ebediyete intikal etmiş…
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - İhtilallerden
sonra gelen sol iktidarlardır.(CHP sıralarından gürültüler)
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Konuşma sen yahu.
İsmet Paşadan ne anlarsınız!
RECEP KORAL (İstanbul) - Sakin olun
beyler!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen… Arkadaşlar
karşılıklı konuşmayalım. Sayın milletvekilleri, lütfen efendim…
Saygıdeğer arkadaşlarım, bu vesileyle,
ebediyete intikal etmiş Türk siyasî hayatının önemli iki şahsiyetini, rahmetli
İsmet İnönü'yü ve rahmetli Faruk Sükan'ı anmış olduk. İkisine de Allah'tan
rahmet diliyorum. Bunu tatlı bir konuşma olarak belirtiyorum. (CHP sıralarından
gürültüler)
AHMET IŞIK (Konya) - Atatürk'e de, Sayın
Başkan.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - İkisini yan yana
getirme!
BAŞKAN - Önümüzdeki günlerde de zaten
Rahmetli İnönü'nün ölüm yıldönümü.
III.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
1.- 2006
Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma
Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap
Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S.Sayısı: 1028, 1029,
1030) (Devam)
A)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)
1.- Millî
Savunma Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.- Millî
Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı
Kesinhesabı
B) SAVUNMA
SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)
1.- Savunma
Sanayii Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
C)
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)
1.-
İçişleri Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçesi
2.-
İçişleri Bakanlığı 2004 Malî Yılı
Kesinhesabı
D)
EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)
1.- Emniyet
Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Emniyet
Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
E) JANDARMA
GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)
1.-
Jandarma Genel Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.-
Jandarma Genel Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
F) SAHİL
GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)
1.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
2.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı
G) TÜRKİYE
VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)
1.- Türkiye
ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi
BAŞKAN - Şimdi, hükümet adına konuşmalara
geçiyoruz.
Hükümet adına ilk konuşma, Millî Savunma
Bakanı Sayın Vecdi Gönül'e aittir.
Sayın Bakanım, süreleri beraber kullanacaksınız.
20 dakikalık süreyi Millî Savunma
Bakanımız kullanacaklardır.
Buyurun efendim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL
(Kocaeli) - Sayın Başkan, Meclisin değerli üyeleri; Millî Savunma Bakanlığının
2006 bütçesiyle ilgili açıklamalarıma geçmeden evvel, hepinizi en derin
saygılarımla selamlıyorum.
Bu müzakereler sırasında, konuşmalarını
özellikle Bakanlığımız bütçesine tahsis eden değerli milletvekillerimiz Sayın
Şükrü Elekdağ'a, Sayın Hakkı Ülkü'ye, Sayın Yüksel Çavuşoğlu'na, Sayın Dursun
Akdemir'e ve Sayın Süleyman Sarıbaş'a özellikle teşekkür ediyorum.
20 nci Yüzyılın sonlarında Sovyetler
Birliğinin dağılması, Berlin Duvarının yıkılması ve sonrasında soğuksavaş
döneminin sona ermesi, 21 inci Yüzyılın hemen başında 11 Eylül 2001 tarihinde
Amerika Birleşik Devletlerinde yaşanan terör eylemleri uluslararası ilişkilerin
seyrini değiştirmiş, gerek küresel gerekse bölgesel güvenlik ortamının
şekillenmesinde yeni etkiler ortaya çıkarmıştır.
Bu gelişmeler, uluslararası ilişkiler,
ittifaklar, stratejik düşünceler, tehdit ve buna bağlı güvenlik algılamalarında
büyük oranda değişime yol açmış, küresel ve bölgesel güvenlik ortamı yeniden
şekillenmeye başlamıştır. Günümüz güvenlik ortamının en önemli tehdit algılamalarından
birini, son derece organize bir yapıya sahip terörist örgütler oluşturmaktadır.
Terör örgütleri, gelişen ve ulaşılması daha kolay bir hale gelen teknolojiler
sayesinde, herhangi bir zamanda, dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkarak
saldırıda bulunabilme imkân ve kabiliyetine ulaşmışlardır. Bu bağlamda
gerçekleştirilen terör eylemleri, geçmiş dönemlere kıyasla çok yönlü, belirsiz
ve en önemlisi asimetrik tehditleri dünya gündemine taşımıştır.
İki kutuplu dünya düzeninin yıkılmasından
sonra, Balkanlar, Kafkasya, Ortaasya ve Ortadoğu bölgelerinde ortaya çıkan
otorite eksikliği, küresel belirsizliği artırmış, bu bölgelerde jeopolitik
boşluk alanlarının oluşmasına neden olmuştur ve Türkiye'yi kanat ülkesi
konumundan cephe ülkesi konumuna getirmiştir. Bugün, Türkiye, jeopolitik
konumunun bütün özellikleriyle, dünya hâkimiyetini esas alan ve güç
mücadelesine yön veren jeopolitik kuramların odak noktasındadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, uluslararası
barış ve istikrarın korunması ve terörizmle mücadele maksadıyla Afganistan,
Bosna-Hersek, Kosova, Makedonya, El-Halil, Sudan ve Gürcistan'ın yanı sıra,
Akdeniz ve Karadeniz'de profesyonel ve eğitimli personeliyle görev yapmakta ve
buralarda bayrağımızı dalgalandırmaktadır.
Bu kapsamda, Afganistan'da barışın,
güvenliğin ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmak amacıyla başlatılan
Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti Harekâtının liderliğini Haziran 2002-Şubat
2003 ve Şubat-Ağustos 2005 dönemlerinde başarıyla üstlenmiş ve tamamlamıştır.
Ağustos 2005'te, Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti sorumluluğunu İtalya'ya
devreden Türkiye, Afganistan'da güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda
bulunmaya devam etmektedir. Halihazırda, Afganistan'da görev yapan toplam Türk
personelinin sayısı 257'dir.
Türkiye, Avrupa'nın savunma ve
güvenliğiyle doğrudan veya dolaylı olarak ilgili tüm çokuluslu operasyonlarda
fiilen ve etkin olarak yer almaktadır. Bu kapsamda, Avrupa Birliğinin 2 Aralık
2004 tarihinde Bosna-Hersek'te NATO
imkân ve yeteneklerini kullanarak
(Berlin +) başlattığı EUFOR-ALTHEA Harekâtına, Türkiye, entegre polis
birimi de dahil olmak üzere, yaklaşık 400 personelle iştirak etmektedir.
Türkiye, NATO'nun Kosova'da icra ettiği
KFOR Harekâtına yaklaşık 380 personelle katılmaktadır.
Türkiye, Avrupa Güvenlik ve Savunma
Politikasına verdiği destek kapsamında, Avrupa Birliği tarafından
geliştirilmekte olan Muharebe Grupları Konseptini memnuniyetle karşılamıştır.
Romanya'nın yanı sıra, ülkemizin de katılımına açılan, İtalya'nın çerçeve ülke
olacağı 2010 yılının ikinci yarısı için deklare edilen Kara Muharebe Grubuna
yapabileceğimiz katkılar belirtilerek, İtalya'yla müşterek bir harekâta
girişilmiştir. Demek oluyor ki sayın milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri,
Türkiye, Avrupa Birliğine daha dahil olmadan, müzakere aşamasında, Avrupa
Birliği silahlı harekâtlarının, barış harekâtlarının içerisinde önemli roller
almaktadır.
Bunun yanında, NATO, Birleşmiş Milletler
ve AB bünyesindeki girişimlerin, bölgesel girişim ve işbirliğine de büyük önem
atfetmekteyiz. Bunun en iyi göstergesi, ülkemizin de içinde yer aldığı,
çoğunluğu Balkan ülkeleri silahlı kuvvetlerinden oluşan, Güneydoğu Avrupa
Çokuluslu Barış Gücünün teşkili olmuştur. Bu gücün oluşumunda liderlik yapan
Türkiye, önemli oranda katkı sağlamıştır. Bu gücün barışı destekleme
harekâtında görev alması kapsamında yapılan çalışmalar neticesinde,
Şubat-Ağustos 2006 döneminde, Afganistan'da, Kâbil Çokuluslu Tugay Komutanlığı
Karargâhını teslim alacaktır. Afganistan'daki hizmetlerimiz bununla da
bitmemektedir; ağustos ayından itibaren, Fransa'yla birlikte, Kâbil'in bölgesel
güvenliğini de Türkiye sağlayacaktır.
Türkiye'nin inisiyatifiyle Karadeniz'de
başlatılan, Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya Federasyonu ve Ukrayna
ülkelerinin deniz kuvvetlerinden oluşan, Karadeniz'deki güvenliği artırıcı
yöndeki Karadeniz işbirliği görevi ile NATO'nun uluslararası terörizmle
mücadeledeki kararlılığının vurgulanması ve Akdeniz'de müttefiklere ait
gemilerin güvenliğinin sağlanması amacıyla Akdeniz'de icra ettiği ACTIVE
ENDEAVOUR Harekâtı halen devam etmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin içerisinde
bulunduğumuz dönemin savunma ihtiyacına cevap verebilecek bir yapı içerisinde
olması, bu stratejik kavramlar gerekçesiyle zorunlu olmaktadır. Bu nedenle,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin, imkân ve kabiliyetleri nitelik bakımından daha
geliştirilmiş, daha az mevcutlu, yüksek teknolojiye sahip, ateş gücü üstün ve
manevra kabiliyeti yüksek bir güce kavuşması ve gücünün devamlılığının
sağlanması maksadıyla, silahlı kuvvetlerimizin modern sistemlerle ve ekipmanla
teçhizi ve ülkemizde savunma sanayiinin geliştirilmesi yönünde Bakanlığımız
büyük çaba sarf etmektedir.
Bilim ve teknoloji devriminin sınır
tanımaz ilerleyişiyle birlikte, sanayi ötesi dönemin ve bu paralelde büyük
ölçekteki ekonomik ve bölgesel krizlerin yaşanmakta olduğu günümüz dünyasında
bu dönemin getirdiği dışa bağlılığın asgarî düzeye indirilmesi için yapısal ve
millî ekonomiyi daha önplana alan, dönüşümü zorunlu kılan gelişmeler devam
etmektedir.
Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli
üyeleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt savunmasındaki etkinliği ve bölgedeki
caydırıcılığının artırılması için yürütülen geniş kapsamlı modernizasyon
çalışmaları savunma sanayimize yapılan yatırımlarla desteklenecek ve kısa
vadede millî ihtiyaçları karşılama oranının bugünkü yüzde 25'ler seviyesinden
yüzde 50'ler seviyesine çıkarılması sağlanacaktır. Böylelikle, savunma
harcamalarımızın ciddî boyutta millî ekonomiye ve sanayi altyapımıza katkı
olarak dönmesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda, 2006-2008 yılları arasında
Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı
şirketleri ve Bakanlık içerisindeki ar-ge teşkilleri vasıtasıyla
gerçekleştirilen bazı önemli projelerin geliştirilmesine, yeni projelerin
hayata geçirilmesine hız verilecektir.
Bazı önemli projelerin isimlerini saymama
müsaade ederseniz, bunlar: Millî İmkânlarla Modern Tank Üretimi, Taarruz ve
Taktik Keşif Helikopteri, F-4E/Fantom modernizasyonu, F-5 modernizasyonu, F-35
Taarruz Uçağı Projesi, İnsansız Hava Aracı Projesi, Helikopter Elektronik Harp
Sistemi Projesi, Stinger Projesi, Kaideye Monteli Stinger Projesi, M-60 Tank
Modernizasyonu Projesi, Leopard-1 Tanklarının İyileştirilmesi Projesi, MİLGEM
Projesi, Deniz Karakol/Gözetleme Uçağı (MELTEM) Projesi, F-16 Modernizasyon
Projesi, Geleceğin Büyük Uçağı A-400 M Projesi, Temel Eğitim Uçağı Projesi,
Simülatör Projesi, Denizaltı İnşa Projesi, Kılıç Sınıfı Hücumbot İnşa Projesi,
Aviso Sınıfı Karakol Gemisi Tedariki Projesi olarak özetlenebilir.
Türkiye'nin, bölgede bir barış ve istikrar
ülkesi konumunda olmasıyla Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu üçgeninde askerî
manada bölgesel güç olduğunu hissettirmesinin, ciddî ekonomik açılımların
sağlanmasında da önemli katkıları olacağı değerlendirilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
2006 yılı bütçe teklifimiz, azamî tasarruf ve kaynakların etkin kullanımı
ilkeleri temel alınarak hazırlanmıştır. Tahsis edeceğiniz her kuruşun azamî
titizlikle harcanacağından şüphe etmemenizi istirham ediyorum. Nitekim, daha
önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin Bakanlığımıza verdiği, vermeyi uygun
gördüğü tahsisatın harcanış şekli, bunun en güzel göstergesidir. Bakanlığımız,
üç yılda 24 241 ihale yapmıştır. Bunlardan yalnız 106'sına itiraz edilmiştir ve
Kamu İhale Kurumu tarafından incelenen bu 106 ihaleden yalnızca 15'i yeniden
ihale yapılmak üzere Bakanlığımıza gönderilmiştir. Demek ki, 24 241 ihalede
hata payı ancak 15'tir; bu da, Bakanlığımızdaki üç yıllık ihale toplamının
yüzde 99,93 seviyesinde başarılı olduğunu ve dikkatli harcama yapıldığını
göstermektedir.
Sözlerimi tamamlamadan evvel,
konuşmalarını yapan sayın milletvekillerimizin, biraz evvel teşekkür ettiğim
sayın milletvekillerimizin temas ettiği birkaç konuya ben de değinmek
istiyorum. Bunlardan Sayın Şükrü Elekdağ'ın değindiği konuların çoğu,
kanaatimce, Dışişleri Bakanlığı bütçesi sırasında görüşülmesi gereken
konulardır. Bunlardan, Genelkurmay Başkanlığının yaptığı toplantı, bahsettiği
toplantı, periyodik askerî politik değerlendirme toplantısıdır; yoksa, askerî
ataşelerle toplanılarak, PKK konusu özel bir gündemle görüşülmüş değildir.
Diğer taraftan, Sayın Dursun Akdemir'in
"Sayın Başbakan bedelliye söz verdi" şeklindeki -eğer yanlış
anlamadıysam- ifadesi, gerçeklerle uyuşmamaktadır. Sayın Başbakanın bedelliyle
ilgili sözleri, Avustralya'da sarf edilmiştir. Avustralya'da yaşayan
insanlarımızın, vatandaşlarımızın bedelli askerlik problemi yoktur; onların
böyle bir konuyu gündeme getirmesi söz konusu değildir ki, Sayın Başbakanımız
da, o sırada bedelliye söz vermiş olsun.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Ama kendisi öyle
dedi Sayın Bakan.
KEMAL SAĞ (Adana) - Normal efendim.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL
(Devamla) - Avustralya'da yaşayan sayın vatandaşlarımızın derdi, dövizli
askerliktir.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Orada söyledi.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL
(Devamla) - Dövizli askerlikle ilgili talepleri bizim Bakanlığımıza da intikal
etmiştir. Dövizli askerlikte, eğitim süresi 1 aydı. Bu 1 ayın düşürülmesini
istediler ve sizler, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yüce Meclisimiz uygun gördü
ve bunu 21 güne düşürdük; ki, Avustralya'da gidiş-geliş çok uzun sürdüğü için,
izinleri yetsin ve bunu yapabilsinler diye. Ancak, Avustralya'da ve başka
ülkelerdeki bazı vatandaşlarımızın, hepsi değil, bu askerlik eğitiminin
tamamının kaldırılmasıyla ilgili talepleri var; çünkü, geliş-gidiş çok zor
oluyor "bu kadar çok kısa zamanda verilecek eğitimi, bize, gelsinler
burada versinler veya başka bir şekil olsun; ama, biz, Türkiye'ye eğitim için
gelmeyelim, paramızı yatıralım ve böylece vatandaşlıktan ayrılmamış
olalım" diyorlar. Bunların hepsinin, vatandaşlıktan ayrılma imkânları var
aslında, o parayı yatırma mükellefiyetinden de kurtulurlar, eğer vatandaşlıktan
ayrılırlarsa. Sayın Başbakanın "Millî Savunma Bakanı ile ve Genelkurmay
Başkanıyla bu konuyu görüşeceğim" dediği husus, bu eğitim süresinin
tamamen kaldırılması keyfiyetidir; bunu, açıklamakta fayda görüyorum.
Diğer taraftan, Sayın Süleyman Sarıbaş
"tüfeği bile dışarıdan alıyoruz" dediler; hamdolsun, o günleri geçtik.
Bugün, Kara Kuvvetlerimizin ihtiyacının tamamı, hemen hemen tamamı, Türkiye'nin
içerisinden karşılanmaktadır, (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar) Buna, tüfek dahildir, buna namlusu dahil olarak…
AHMET IŞIK (Konya) - Top da dahil.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL
(Devamla) - …top da ihtiva edilmektedir. Düşünün ki, 105'lik ve 155'lik
namluları yapan ülke çok azdır; Türkiye bunu yapabilmektedir. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Ayrıca, Türkiye'nin yaptığı ve sanayi
fuarında sergilediğimiz Fırtına ve Panter obüsleri, kendi sınıfında dünyadaki
en iyi obüslerdir.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Bakan,
İran 1 500 kilometrelik top yapıyor, füze yapıyor, siz daha tüfekten
bahsediyorsunuz!..
BAŞKAN - Sayın Sarıbaş…
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Tüfeği sordunuz,
tüfeğe de cevap veriyor Sayın Bakan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL
(Devamla) - İran füze yapıyor, biz de füzemizi yapıyoruz.
BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen Sayın
Bakanımızı dikkatle dinleyelim.
CAVİT TORUN (Diyarbakır) - "Biz de
yapıyoruz" dedi, duydun mu?!
BAŞKAN - Sayın Torun… Sayın Torun… Lütfen…
Buyurun Sayın Bakan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL
(Devamla) - Türkiye'de füze de yapılmaktadır; ama, menzilinden bahsetmeyeyim.
Şunu söyleyeyim size: Şu anda F-16'ların elektronik sistemleri bile Türkiye'de
yapılabilmektedir.
Bir başka belki iftihar edeceğiniz husus:
ASELSAN kurulurken dışarıdan, Hollanda'dan teknoloji alarak kuruldu. Bu sene,
ASELSAN, stinger füzelerini Hollanda'ya satabildi. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
RASİM ÇAKIR (Edirne) - Siz olmasaydınız da
satarlardı Sayın Bakan!
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL
(Devamla) - Bu stinger füzeleri, Afganistan'da Rusya'nın yenilmesine büyük
ölçüde hissedar olan füzelerdir. Türk işçisi, mühendisi bunu yapabilmektedir,
ASELSAN yapmaktadır, Makine ve Kimya
yapmaktadır, Roketsan yapmaktadır, HAVELSAN yapmaktadır… Düşünün ki, HAVELSAN,
bugün, Kore'ye simülatör yapıyor ve satıyor; yani, geldiğimiz nokta, eskiye kıyasla
iftihar edilecek bir noktadır; bunu da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli
üyeleri; savunma alanındaki ihtiyaçlarımızı büyük fedakârlıklara katlanarak
karşılayan ve askerine Mehmetçik ismini vererek, askerliği kendisiyle
özdeşleştiren Büyük Türk Milletinin temsilcileri olan sizleri, huzurlarınıza
getirilen Bakanlık bütçemizin aynen kabulünü takdirlerinize arz ederek,
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, hükümet adına
ikinci konuşma İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu'ya aittir.
Sayın Bakan buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Sayın Bakandan arta kalan süreyi de
sürenize ilave ettim.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İçişleri Bakanlığı ve bağlı
kuruluşlarının 2006 yılı bütçe tasarıları hakkında bilgi sunmak ve bu fırsattan
yararlanarak, Bakanlığımda yürütmekte olduğumuz çalışmalardan birazcık olsun
sizlere bahsetmek ve burada konuşan çok değerli arkadaşlarımın da temas ettiği
meselelere değinmek için huzurlarınızdayım; bu vesileyle, Yüce Meclisimizin siz
değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum. Burada konuşmalarıyla bize yön veren
konuşmacı arkadaşlarıma, siyasî parti gruplarımıza mensup arkadaşlarıma da,
huzurlarınızda, ayrıca çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; burada, Bakanlığım bütçesiyle ilgili bir konuşma yapmak için
çıkan değerli bir arkadaşımız, Sayın Başbakanımızın İzmir'de yapmış olduğu bir
konuşmaya temas ettiler; ama, ben öyle zannediyorum ki, Başbakanlıktan bugün
yapılan bu konudaki açıklamayı arkadaşımız görmüş olsaydı, belki, o konuşmayı
yapmış olmayacaktı.
Müsaade ederseniz, ben, Başbakanlıktan
yapılan bu açıklamayı da burada okumak istiyorum; bugün, yani, 20.12.2005:
"Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki 'Sayın Başbakan 'Gavur İzmir' ifadesini ne
kullanmış ne de ima etmiştir' dedi. Beki, yaptığı yazılı açıklamada, Sayın
Erdoğan'ın 18 Aralık Pazar günü, AK Parti İzmir İl teşkilatının yemekli
toplantısında yaptığı bazı değerlendirmelerin farklı anlamlara çekildiğini
bildirdi. Beki şunları kaydetti: 'Sayın Başbakan, hiç kullanmadığı ifadelerin
kendisi tarafından söylenmiş gibi gösterilerek tartışma konusu yapılmasını
siyasî bir acziyet olarak değerlendirmektedir. Bu durumu, siyasetin içine
çekildiği tartışma düzeyi açısından da üzüntüyle karşılamaktadır.
Sayın Başbakan, toplantıyı izleyen
kameraların ve basın mensuplarının kayıt cihazlarının da tespit ettiği gibi
'Gâvur İzmir' ifadesini ne kullanmış ne de ima etmiştir. Sadece siyasî
hedeflerini işaret ederken İzmir İliyle ilgili 'o, zaman zaman bazı ifadeler
vardır ya, bu ifadelerin olmadığı görülecektir...'"
ORHAN ERASLAN (Niğde) - O ne?!
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Söyleyeceğim.
"'... Çünkü, İzmir'in aslı bu
değildir, o yakıştırmalar değildir; inşallah, bu yakıştırmaları da ilk seçimde
silip atacaktır üzerinden' demiştir."
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Neymiş o?!
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Sayın Başbakanın, bu sözleriyle, İzmir için kullanılan 'solun kalesi' gibi
bazı siyasî nitelendirmeleri kastettiği açıktır. (CHP sıralarından gülüşmeler)
Sayın Başbakanın sözleri dinleyiciler
tarafından da böyle anlaşılmıştır." (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, gerek 58 inci
Hükümet Programında, gerekse 59 uncu Hükümet Programında öngörülen perspektif
ile acil eylem planında ortaya konulan öncelikler arasında yer alan ve İçişleri
Bakanlığının görev ve hizmet alanı içerisine giren konularda, Kasım 2002
tarihinden bugüne kadar önemli adımlar atılarak, acil eylem planında öngörülen
süreler içerisinde bu çalışmalar tamamlanmıştır.
Çağdaş, katılımcı, demokrasi anlayışına
uygun bir ciddiyetle yürütülen bu çalışmalar, bir yandan ülkemizin Avrupa
Birliği üyeliği sürecinde gerekli değişim ve dönüşümleri sağlarken, öte yandan
da vatandaşlarımızın günlük hayatına olumlu yansımaları olmaktadır.
Bu süreç içerisinde -burada da konuşmacı
arkadaşlar temas ettiler- özellikle demokratikleşme ve insan hakları alanında
vatandaşlarımızın mevcut durumunu iyileştirmeye yönelik düzenlemeler ile sivil
toplum örgütlerinin güçlendirilmesi, faaliyet alanlarının genişletilmesi,
düşünce ve ifade özgürlüğü ile toplanma ve gösteri yürüyüşü yapma özgürlüğünün
geliştirilmesi gibi temel hak ve özgürlüklerle ilgili kapsamlı düzenlemeler
yapılmıştır.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Toplanma değil,
toplantı…
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Bu anlayış çerçevesinde kurduğumuz Jandarma İnsan Hakları İhlallerini
İnceleme ve Değerlendirme Merkezî ve Emniyet İnsan Hakları Şube Müdürlüğü
çalışmalarına devam ederken, diğer yandan da, Bakanlığın Teftiş Kurulu
bünyesinde kurduğumuz İnsan Hakları İhlalleri İddialarını İnceleme Bürosu
içinde faaliyete geçirilen insan hakları ihlalleri iddialarını inceleme
sitesine on-line başvuru yapılabilmesi için altyapı da hazır hale getirilmiş ve
kullanılmaktadır.
Ayrıca, kararlılıkla arkasında durduğumuz
"işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans" sloganı, yalnızca
ülkemizdeki sivil toplum kuruluşları ve güvenlik birimlerince değil, aynı
zamanda uluslararası insan hakları örgütleri ve Batı kamuoyunca da
benimsenmiştir. Eğitim, denetim ve siyasal kararlılık sonucunda, başta Avrupa
İşkenceyi Önleme Komitesi ve Avrupa Birliği Komisyonu olmak üzere, pek çok Batılı kuruluş, Türkiye'de sistematik
işkencenin bulunmadığını dünya kamuoyuna açıklamışlardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; biz, devlet-vatandaş ilişkilerini sadece güvenlik alanıyla
sınırlı görmüyoruz. Oluşturmaya çalıştığımız yeni yaklaşımla, kamu hizmetinin
odağında vatandaşı görüyoruz. 59 uncu Hükümet Programında öngörülen temel
yaklaşımlar ile acil eylem planında yer alan yerel tercihler konusunda da ciddî
mesafeler katedilmiştir. Yıllardır sözü edilip de, bir türlü
gerçekleştirilemeyen, yerel yönetimler reformu kapsamında, Büyükşehir Belediye
Kanunu, Belediye Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu ve Mahallî İdare Birlikleri
Kanunları yasalaştırılıp, uygulamaya konulmuştur.
Hemen bunu takiben, belediye ve il özel
idare gelirler yasası da hazırlanmış, Bakanlar Kuruluna sunulmuştur. İnşallah,
önümüzdeki günlerde buraya getirip, hep birlikte, bu yasayı da ve daha sonra
da, en küçük mahallî idaremiz olan köy yasasını da huzurlarınıza getireceğiz.
Bu yeni düzenlemelerle, yerel yönetimlerin
daha demokratik, şeffaf, katılımcı ve etkin hizmet sunan kuruluşlar olması ve
demokrasinin tabanda yayılması hedeflenmiştir.
Böylece, bir taraftan yetkinin vatandaşa
en yakın noktada kullanılması anlamına gelen yerelleşmeyi sağlarken, diğer
taraftan da, kamu hizmet alanlarında çağdaş teknolojilerden de azamî
yararlanmaya çalışıyoruz.
Bu denli önemli yetki ve kaynak verilen
belediyelerin, performanslarının ölçülmesi de, bu sebeple öne çıkmaktadır. Bu
ihtiyacı gidermek amacıyla başlatılan, Belediyelerde Performans Ölçümü Projesi,
kısaca, biz, BEPER diyoruz, bu çok önemli bir bilişim projesiyle de, belediye
hizmetlerinin verimliliği ve belediyelerin performansı ölçülür hale de
getirilmiş olacaktır.
Değerli arkadaşlar, çağdaş bir yönetim
altyapısının bir gereği de, teknolojiden azamî derecede yararlanmaktır. Bu
bakımdan, ülkemizin en önemli e-dönüşüm projelerini, birer birer
gerçekleştirmeye gayret ediyoruz.
İzninizle Bakanlığımız açısından son
derece önemli gördüğümüz, teknolojiyi yakalama adına yürüttüğümüz çalışmaları
da burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü, bu projeler, aynı zamanda
emniyet, asayiş ve terörle mücadelede de istifade etmekte olduğumuz önemli
projelerdir. Bunlardan birisi -ki, bunu hep duyarsınız, duydunuz- Bakanlığım
tarafından yıllardan beri başlatılmış; ancak, bizim zamanımızda yürürlüğe
konulan MERNİS veri tabanı, MERNİS Projesi. Elbette ki bu MERNİS veri tabanı,
ülkemizin e-dönüşüm ve e-devlet dönüşümünün tam Merkezînde bulunan bir
projedir. Bu bağlamda, öncelikle Bakanlığımızın MERNİS'e bağlı olarak hayata
geçirdiği çok önemli bir proje de Kimlik Paylaşım Sistemi Projesidir.
Kamuoyunun çok iyi bildiği Kimlik Paylaşım Sistemi -ki, kısaca KPS diyoruz-
MERNİS veri tabanında yer alan bireylere ilişkin kimlik ve nüfus olay
bilgilerinin kamu kurum ve kuruluşlarıyla, kamu hizmeti veren kurumlara
elektronik ortamda güncel olarak online aktarılmasını sağlamak amacıyla
geliştirilmiş geniş kapsamlı bir bilişim projesidir. Bu projeyi 23.2.2005
tarihinde -burada geçenlerde yapıldı- devlet töreniyle uygulamaya soktuk. Sistem
7 gün 24 saat kesintisiz hizmet vermektedir.
Kimlik Paylaşım Sistemi Projesinden 7
Aralık 2005 tarihi itibariyle kamu kurum ve kuruluşlarından 27 kurum aktif
olarak yararlanmaktadır. Bu projeyle, kurum ve kuruluşlar, işlemlerinin çok
kısa sürede ve sağlıklı olarak yürütülmesini sağlamaktadır.
Yine, 1 Aralık 2005 tarihinde, 2005 Türk
Sanayici ve İşadamları Derneği ile Türkiye Bilişim Vakfı e-Türkiye ödülleri
yarışmasında Kamudan Kamuya e-Hizmet Büyük Ödülü, Kimlik Paylaşım Sistemi
Projesiyle, bizim Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne verilmiştir. Bu
tören de, geçtiğimiz hafta Ankara'da yapıldı.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; bireysel hakların önplana çıktığı günümüz hukuk sisteminde
gözaltı sürelerinin kısalması, sorgulama ve araştırmada insan haklarının azamî
derecede korunması, mahkemelere, tanık ifadelerinin yanında, maddî delillerin
de sıhhatli bir şekilde sunulması zorunluluğu, güvenlik güçlerimizin de
çalışmalarında teknolojiden azamî derecede yararlanmasını bir zorunluluk haline
getirmiştir.
Bilgiye süratli ve zamanında ulaşılmasını
sağlayarak, koordinasyonu hızlandıran emniyet ve asayiş hizmetlerinin aksaksız
ve süratli bir şekilde yapılmasını sağlayarak, insan haklarına saygılı bir
şekilde yapılanmasını sağlayan, devlet yapısını destekleyen Jandarma Entegre
Muhabere ve Bilgi Sistemiyle -ki, kısaca JEMUS Projesiyle- Jandarma Genel
Komutanlığımız, çağın teknolojik seviyesini yakalamayı hedeflemiştir.
Yine, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde,
tüm polis teşkilatına bilgi işlem hizmeti verilmesi amacıyla kurulan ve bilgi
sistemlerinin tamamını kapsayan, kısa adı POLNET olan Polis Bilgi Ağı Projesi,
bünyesinde 38 farklı projeyi barındırmaktadır ve bu proje de, 2003 yılında
e-Türkiye Büyük Ödülüne layık görülmüştür. Bu, bir şemsiye projesidir. Bu proje
içerisinde, pasaport ve sürücü belgesi işlemleri, motorlu araç trafik tescil
işlemleri, çalıntı oto, sürücü ceza puanı ve araç kaza bilgileri sorgulama
hizmetleri internet üzerinden yapılmaktadır.
Yine, bu konuda çok önemli bir proje de,
güvenlik sektörüne ilişkin olarak yeni hizmete açtığımız, İstanbul'da, yine, 17
Haziran 2005 tarihinde Sayın Başbakanımızın iştirakiyle açtığımız MOBESE
Projesidir; buna Mobil Elektronik Sistem Entegrasyon Projesi diyoruz. Bu
projeyle, İstanbul'da, İstanbul dışında diğer il ve ilçelerde de bu projeyi
yaygınlaştırmak için çalışmalarımızı başlattık. Yine, bu MOBESE İstanbul
Projesi, geçtiğimiz gün, Ankara'da düzenlenen, 1 Aralık 2005 tarihinde yapılan
2005 Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği ile Türkiye Bilişim Vakfı
e-Türkiye Ödülleri Yarışmasında, e-devlet kategorisinde, birinciliğe layık
görülmüştür.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Avrupa Birliği uyum çalışmaları çerçevesinde İçişleri Bakanlığı
olarak, âdeta, devrim niteliğinde olan önemli projeleri bir bir hayata
geçiriyoruz. Yürüttüğümüz bu önemli projelerden biri de, 112 Acil Yardım Çağrı
Projesidir. Bu projeyle, polis, jandarma, ambulans, itfaiye ve benzeri
kuruluşlara yönelik yardım çağrılarını tek bir numara altında toplamayı
hedefliyoruz. Bu hedef doğrultusunda öncelikli olarak pilot il seçilen Antalya
İlinde yürütülen ve 2006 yılı sonunda tamamlanması planlanan çalışmaların
sonuçlarına göre, 112 Acil Yardım Çağrı Projesi, tüm Türkiye'ye
yaygınlaştırılacaktır.
Değerli arkadaşlarım, müsaadenizle,
burada, yine, Bakanlığım tarafından yürütülen ve Maliye Bakanlığıyla, aslında,
koordine içinde yürüttüğümüz bir önemli proje olan KÖYDES Projesinden bahsetmek
istiyorum. Bu proje, gerçekten, hem Sayın Başbakanımızın vizyonu hem Türkiye
sevgisinin güzel bir örneğidir. "2007 yılı sonuna kadar, Türkiye'de,
ülkemizde, sağlıklı yolu ve içmesuyu olmayan köyümüz kalmayacaktır" diye
yola çıktık ve mayıs ayında başlattığımız bu projeyle, bakın, bugüne kadar -ki,
2007 yılı içerisinde, bu proje için çok daha iyi imkânlar, 2 katrilyona yakın
ödenek 2006 yılı bütçesi içerisinde yer almaktadır- bu kısa dönemde, bütçede
olmamasına rağmen, Maliye Bakanlığımızın gayretiyle bulunan ödeneklerle, köy
yollarında 1 172 iş bitirildi, köy yolu yapıldı kısa bir dönem içerisinde; 85
iş, yol bitmek üzere, 546 köy yolu inşaatı da devam ediyor. İçmesuyunda, 869 iş
bitirildi, 177 iş bitmek üzere, 354 iş de devam ediyor.
Şimdi, biraz önce konuşan Değerli
Milletvekilimiz Süleyman Sarıbaş, "Malatya'ya hiçbir şey verilmedi"
denildi, "belediyelere ne yaptınız" denildi. Bakın değerli
arkadaşlarım, iktidar olur olmaz, Sayın Başbakanımızın talimatıyla, İller
Bankasına borcu olan belediyeler -ki borcu olmayan belediye yok, hepsi
gırtlağına kadar borçta- ve bu tarihe kadar, Sayın Başbakanımızın emir verdiği
bu tarihe kadar, neredeyse, belediyelerin İller Bankasından alacakları payların
yüzde 100'ü borçlarına karşılık kesiliyordu; ama, Sayın Başbakan emir verdi;
yüzde 40'tan fazla kesinti yapılmayacak, yüzde 60 kendilerine verilecek. Hiçbir
parti ayırımı yapılmadan, bu kesinti, bu uygulama, o günden beri devam
etmektedir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Yine, değerli arkadaşlarım, bakın, benim
Bakanlığımın da mahallî idarelerle ilgili bir fonu var; arkadaşlarım bilirler,
burada, iktidar-muhalefet bütün milletvekili arkadaşlarım bilirler. Mümkün
olduğunca, bu küçük belediyelerin ihtiyacını karşılama gayreti içerisinde
olduk. 2004 yılında Belediye Fonundan yardım ettiğimiz belediye sayısı 1 019
belediye, 4 trilyon 785 milyar . En fazla 5 milyar veriyorduk -3 veya 4
milyarla- küçük projelere ve küçük belediyelere yardımdır; ama, bazı projeler;
örneğin, hizmet binası, duvar, ihata duvarı, bunlara vermedik. Acil, ihtiyacı
olan, gerçekten o parayla yapıp bitirebileceği projelere verdik ve 2004 yılı
içerisinde, 1 019 belediyeye benim Bakanlığımdan 4 trilyon 785 milyar Türk
Lirası ve 81 il özel idaresine de 5 trilyon 220 milyar Türk Lirası verilmişti.
Şimdi, gelelim belediyeye. Yine değerli
arkadaşım burada dedi ki: "Hiçbir belediyemize para verilmedi."
İnsaf, insaf!.. Bakın, 16 belediyenize -Malatya'nın- 71 milyar Türk Lirası
gönderilmiş, Özel İdarenize de 75 milyar gönderilmiş.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Para mı,
Sayın Bakan?!
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - İhya etmişsiniz!..
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Bu tam… Şimdi, gelelim, KÖYDES…
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Mazot yardımı nereye
yapıldı?
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Nasıl mazot?
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Mazot yardımı,
bayağı…
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Hayır, bu dediğim belediyelere yardım.
Şimdi, bakın, KÖYDES'ten dedi ki
arkadaşımız "bir köyümüzün yolu yapılmadı" doğru mu?
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Doğru!..
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Peki, bak… Malatya'ya KÖYDES Projesi kapsamında içmesuyu için 20 proje
göndermişler, 834 milyar Türk Lirası göndermişiz.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Mazot parası
bile değil…
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Yine, Malatya'ya yol için 29 proje gönderilmiş, 1 trilyon 949 milyar; yani, 2
trilyon para göndermişiz ve bu yolların da, içmesuyunun da büyük bir kısmı
yapıldı, bitmek üzeredir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
RECEP KORAL (İstanbul) - 81 ile
gönderiyoruz, yalnız Malatya'ya değil!..
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- 81 ile gönderdik de…
Değerli arkadaşlarım, ben, burada
söyledim: Bu, proje büyük bir proje; gerçekten, hükümetimizin ve Sayın
Başbakanın vizyonunu ortaya koyan bir proje, Türkiye sevdasını ortaya koyan bir
proje. Bütün illere gönderdik; ama, arkadaşım özellikle Malatya'ya bir çivi
çakılmadı dediği için, ben Malatya'yla ilgili… Bütün illeri, isteyen
arkadaşlarımıza verebiliriz.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, bize tanınan
bu kısa süre nedeniyle, ancak bir bölümünden söz edebildiğim güvenlik
projeleriyle, Bakanlığımız, ülkenin iç güvenliğinin korunması ve toplumsal
huzurun sağlanmasıyla alakalı görev ve sorumluluğunu aksaksız yerine getirme
gayreti içindedir. Bu amaçla, polisimiz, jandarmamız ve sahil güvenlik
birimlerimiz 24 saat esasına göre hizmetlerine devam etmektedirler.
Bakanlığımız, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da, bu misyonunu, yeni
güvenlik politikaları doğrultusunda, bilim ve teknolojideki gelişmelere uygun
olarak devam ettirecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz;
biraz da terörle ilgili konulara değinmek istiyorum. Ülkemiz neredeyse son
otuzbeş yılını terörle mücadeleyle geçirmiştir; bu uğurda, onbinlerce insanını
kaybetmiştir, milyarlarca dolar kaynak kullanılmıştır. Ülkemizde içbarışı ve
huzuru baltalayan, ekonomimize önemli zararlar veren, uluslararası alanda gün
geçtikçe tehdidinin boyutları daha net anlaşılmaya başlayan terör olayları,
artık lokal, hatta bölgesel değil küreseldir. Önceleri, bazı devletlerin kendi
çıkarları için hoş gördükleri, hatta yönlendirip, destekledikleri terör
örgütleri, artık onların da canını yakmaya başlayan, küresel ve kitlesel
tehlike oluşturmaktadır. Artık, dünyaya kapılarını kapatarak kendi sınırları
içerisinde barış içinde yaşama imkânı da kalmamıştır. Başta terör olmak üzere,
diğer suçlarla mücadele edebilmek, uluslararası işbirliği olmaksızın çözülemez
hale gelmiştir ve bu durum, dünya ülkelerinin, gerçek anlamda, teröre karşı mücadelede kararlı ve samimî
olmalarını zorunlu kılmaktadır. Burada konuşan bir değerli arkadaşım da
belirtti; terörle mücadelede önemli olan, ülkelerin, kararlı ve samimî
olmalarıdır. Sadece "terör örgütünü, terör listesine aldım" demekle,
bu samimiyeti yerine getirmiş olmuyorlar. Bizim, hep isteğimiz budur. Biz,
Türkiye olarak, terörle mücadelenin, bütün ülkelerin ortak uğraşı alanı olması
gerektiğini, yıllarca, her uluslararası platformda ve her seviyedeki ikili
görüşmelerde anlattık. Uluslararası alanda yürüttüğümüz etkin çalışmalarla
birlikte, Hükümetimiz, demokratik yapı içerisinde, güvenlik güçlerimizin
özverili çalışmaları ve vatandaşlarımızın büyük desteğiyle, terörle mücadeleye
inanç ve kararlılıkla, bundan sonra da devam edecektir. Ülkemizin üniter
yapısı, devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ile demokratik, laik ve sosyal
hukuk devleti ilkelerine yönelik faaliyet gösteren, başta bölücü terör örgütü
olmak üzere, her türlü terör örgütüne karşı mücadelede kararlılığımız sonuna
kadar sürecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; toplumun huzur ve güveni ile ülkemizin uluslararası itibarı
açısından, terörizmle mücadeleyle birlikte, yasadışı göç ve insan ticareti,
uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suçlarla mücadeleye de büyük önem
vermekteyiz. Coğrafî konumu itibariyle, Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları
arasındaki ulaşım güzergâhları üzerinde bulunması, komşu ülkelerdeki savaş ve
istikrarsızlık durumunun sürekliliği, fizik yapısı gibi etkenler, Türkiye'yi,
Batılı ülkelerde yaşanan yasadışı göç deneyimlerinden farklı bir noktaya
koymaktadır. Bu alanda, güvenlik kuvvetlerimizin ısrarlı ve gayretli
çalışmaları sonucunda, bugüne kadar toplam 571 733 yasadışı göçmen
yakalanmıştır. Bunlar, ülkemiz üzerinden Avrupa'ya gitmek isteyen ve yakalanan
kişiler. Yine bu olaylarda önemli olan bir nokta, 37 değişik ülke uyruklu
toplam 6 060 göçmen kaçakçısı, yani, bu konuda organize suç örgütü kuran çete
mensubu, çete elemanı da yakalanarak, jandarmamız, polisimiz ve sahil güvenlik
birimlerimizce adlî makamlara teslim edilmişlerdir.
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
güvenlik birimlerimizin çok başarılı çalışmalarıyla kaçakçıları rota
değiştirmeye zorladığı bir başka suç türü de uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele
olmuştur. Son dönemde, güvenlik birimlerimizin etkili ve kararlı mücadelesi,
uyuşturucu tacirlerini Türkiye dışında yeni yollar kullanmaya zorlamıştır. Bu
konuda güvenlik kuvvetlerimizin yaptığı başarılı çalışmalar, uluslararası
kuruluşlardan olumlu tepkiler almıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakanım, konuşmanızı
tamamlar mısınız.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Biraz müsaade eder misiniz Sayın Başkanım?
BAŞKAN - Buyurun.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Bu konuda Birleşmiş Milletlerin 2005 Dünya Uyuşturucu Raporundan bir
paragrafı sizlere aktarmak istiyorum. 2005 Dünya Uyuşturucu Raporunun analiz
bölümünde, Balkan güzergâhındaki uyuşturucu yakalamalarının 2004 yılında
arttığı, bunun, öncelikle Türk makamlarının başarısının bir sonucu olduğu, 2003
yılında Türk makamlarınca gerçekleştirilen uyuşturucu yakalamalarının, dünyadaki
yakalamaların yüzde 5'ine, Avrupa'dakilerin ise yüzde 30'una tekabül ettiği,
2004'e gelindiğinde ise Türkiye'nin yakalamalarının yaklaşık yüzde 160 oranında
arttığı görüldüğü, Türkiye'nin 1987 yılından bu yana Avrupa'daki en yüksek
oranlı uyuşturucu yakalamalarını gerçekleştirdiği de belirtilmektedir.
Büyük mücadele verdiğimiz bir başka konu
da, organize suç örgütleriyle mücadeledir. Ben fazla detayına girmeyeceğim.
Bugün, şu anda, ülkemizde, geçmişte bilinen o organize suç örgütleri
liderlerinden bir tane dışarıda adam yok, hepsi içeridedir ve hepsinin hakkında
soruşturma açılmıştır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Elbette ki, bu alanda
sağlanan başarıda, güvenlik birimlerimizin, mülkî amirlerimizin ve çok değerli
cumhuriyet savcılarımızın, hâkimlerimizin de katkıları büyüktür, başarı
onlarındır. Huzurlarınızda, emeği geçen herkese de teşekkür ediyorum.
Aslında, bilhassa sokak çocukları, kapkaç,
gasp gibi konular da, Hükümet olarak öncelik verdiğimiz, önem verdiğimiz ve
üzerinde durduğumuz bir konudur. Yine, geçtiğimiz yıl Sayın Başbakanımızın
emriyle, 5 bakandan oluşan bir komite oluşturuldu. Bir taraftan sokak
çocuklarının suç işlemelerinin önlenmesi, öbür taraftan sokak çocuklarının
bakımı, rehabilitasyonu, topluma kazandırılmalarıyla ilgili aile, çocuk ve
Çocuk Esirgemeden sorumlu Devlet Bakanımızın koordinesinde, Adalet, Eğitim,
Sağlık ve benden oluşan beşli bir komite oluşturuldu. Biz, bir araya geliyoruz,
toplantılar yapıyoruz; kısa vadeli, orta vadeli ve uzun vadeli tedbirler
görüşülüyor. Kısa vadeli olarak, hemencecik -ki, daha çok güvenlikle ilgili-
benim Bakanlığımla ilgili tedbirleri uygulamaya koyduk. Örneğin, çevik kuvvet
birimlerinin, başta İstanbul olmak üzere, birçok ilimizde insanlarımızın yoğun
olduğu yerlerde, yoğun olduğu saatlerde yaya veya motorlu devriye olarak
dolaşmalarını kararlaştırdık; Emniyet Müdürlüğü polis merkezlerimizde görev
yapan birimlerin de, belli saatlerden sonra dışarıda görev yapmalarını
kararlaştırdık; yaya ve motorlu devriye ekiplerinin sayısını artırdık. Bilhassa
trenlerde -başlangıçta, hatırlarsınız- banliyölerde gasp suçları işlendi.
Devlet Demiryollarıyla bir protokol yaptık ve alınan etkin tedbirlerle, bu, çok
kısa sürede önlenmiş oldu. Ve yine, bu, çocuklarımızla ilgili, orta vadede
İstanbul İli pilot olarak seçildi. Mobil ekip uygulamalarıyla, içinde
psikiyatr, psikolog, doktor, polis bulunan, 24 saat çalışan mobil ekipler,
sokak çocuklarıyla ilgili, buldukları çocukları alıp ilk adım merkezlerine
getiriyor, orada, bunların rehabilitasyonu için ilk görüşmeler yapıldıktan
sonra, ilgili birimlere gönderiliyor -bu birimler de bir kısmı Sağlık
Bakanlığımız tarafından, bir kısmı da İstanbul belediyelerimiz tarafından temin
edilmiş- bu kurumlarda bunların rehabilitasyonuyla uğraşılıyordu.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; bizim ana gayemizin ülkenin asayişini korumak olduğundan hiç
kuşku yoktur. Bu bağlamda, biz, bu güzel ülkenin her karış toprağında huzur,
birlik ve beraberlik ile kardeşlik istiyoruz. İnsan haklarına saygılı olmayı
benimseyen, vatandaşı kamu hizmetinin odağı haline getiren bir kamu yönetim
mekanizması kurmaya gayret ediyoruz.
Tabiatıyla, ülkede huzur ve güvenin
sağlanması, vatan toprağının eşkıyaya karşı korunması fedakârlık ister. Bizim
kahraman güvenlik güçlerimiz, jandarmamız, polisimiz, askerimiz, sahil güvenlik
personelimiz, bu fedakârlıkları canları pahasına yapmıştır, yapmaya da devam
etmektedirler.
Ben, bu vesileyle, vatan ve görev uğruna
hayatlarını kaybeden aziz şehitlerimize, bu necip millete hizmet edip ebediyete
giden herkese Allah'tan rahmet diliyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.
Bu arada, vatan müdafaası için yakınlarını
şehit olarak toprağa veren anaların, babaların, evlatların, eşlerin de hukukunu
korumak için çalıştığımızı, çalışmaya devam edeceğimizi, onların bize emanet
olduğunu da ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu
arada, birkaç arkadaşımın temas ettiği konuya da bir açıklama getirmek
istiyorum. Belediye Yasası çıkardık, borçlanmalarla ilgili hükümler koyduk, bu
uzlaşmalar ne oluyor diye sorulmuştu. Bakın, belediyeler ile kamu kurumları
arasındaki uzlaşmalar için süre, 30 Haziran 2006 tarihine kadar uzatılmıştır.
Çalışmalar devam ediyor. Bu ayın sonunda, büyükşehir belediyeleriyle ilgili
uzlaşma çalışması tamamlanacak, büyükşehir belediyeleriyle ilgili çalışmalar
başlatılacak; 2006 yılının ilk aylarında da, diğer belediyelerle ilgili uzlaşma
konularını da tamamlamış olacağız.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Belediyelerin dış
borçlanması ne olacak Sayın Bakan?
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bütçelerimiz, Yüce
Meclisimizin, sizlerin tasvibine mazhar olursa, verilen ödeneklerin en
tasarruflu ve hizmet gereklerine en uygun bir şekilde kullanılması yönünde her
türlü çaba gösterilecektir.
Tekrar ediyorum; Bakanlığımız ve bağlı
kuruluşlar bütçelerinin, hizmet için, ödeneklerle teçhizinde katkılar sağlayan
şahısları veya grupları adına söz alarak bize yol gösteren, doğruya ulaşmamıza
yardımcı olan bütün milletvekili arkadaşlarımıza ve Yüce Meclisimizin siz
değerli üyelerine şükranlarımı arz ediyorum. Şahsım ve Bakanlığım mensupları
adına, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum; Sayın Bakanım.
Sayın milletvekilleri, onuncu turda son
söz, aleyhte, Edirne Milletvekili Sayın Rasim Çakır'a aittir.
Sayın Çakır, buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Çakır, süreniz 10 dakika.
RASİM ÇAKIR (Edirne) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Millî Savunma Bakanlığının ve İçişleri Bakanlığının 2006 yılı
bütçeleriyle ilgili aleyhte görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, gerek doğu ve güneydoğuda
terörle mücadelede, vatan savunmasında şehit olan gerekse ülkenin asayişini
sağlamakla ilgili şehitleri rahmetle anıyorum, gazilere şifa diliyorum, şehit
yetimlerine, dullarına sabır ve başsağlığı diliyorum ve ülkenin korunması ve
asayişiyle ilgili görev yapan Silahlı Kuvvetlerimize, jandarmamıza, emniyet
güçlerimize ve Sahil Güvenlik Komutanlığımıza Türk Milleti adına şükranlarımı
sunuyorum. Onlara ne kadar katkı yapabilirsek, yine de görevimizi layıkıyla
yapabileceğimizi düşünmüyorum.
Değerli arkadaşlarım, 3 Kasım 2002
seçimlerinden bugüne üç tane bütçe yaptık. Bu yaptığımız 2006 yılı bütçesi;
büyük bir ihtimalle, son yapacağımız bütçe olacak. Bugün, artık, bu ülkede
yaşayan herkes, bütün Türk Milleti ve bizler, durup, hükümetin üç yılının
değerlendirmesini yaptığı, herkesin birer öğretmen olduğu, herkesin eline bir
karne aldığı ve üç yıl önce bu ülke hangi noktadaydı, şimdi hangi noktada diye
durup bir durum değerlendirmesi yaptığı günlerdeyiz. Bunu, biz, seçim
bölgelerimizde yaptığımız çalışmalarda görüyoruz.
Maalesef, üç yıl önce, gerek terör gerekse
içgüvenlikle ilgili asayişte geldiğimiz nokta, bu ülkede yaşayan bütün insanlar
adına sıkıntı vericidir. Ben, sizlere, bu bakanlıkların son konuşmacısı olarak
tavsiyelerde bulunmak istiyorum. Ne yaptınız da, bu ülke, bugün, bu noktaya
geldi. Öncelikle, ekonomiden başlayalım.
Tarımda, üç yıl önce buğdayını 4 000
liraya satan köylü bu yıl 260 000 liraya sattı, geçen yıl çeltiğini 850 000
liraya satan köylü bu yıl 650 000 liraya sattı ve üç yıl içerisinde, mazotta,
gübrede, tohumda, ilaçta yüzde 50'lerin üzerinde girdi artışı oldu. Köylü
yoksullaştı, köylü üretim yapamaz hale geldi, köylü köyünü terk edip
metropollere, büyük şehirlere göç etti. Sayın Başbakan, her ne kadar bütçe
açılış konuşmasında, burada "köylü hayatından memnundur, tarımda
üretimimiz artmıştır" dediyse de, Trakya'daki köylü mevsimin iyi
gitmesinden dolayı "Allah bol bol verdi; ama, Tayyip Erdoğan vermedi"
demektedir.
Rakamlarla oynayarak, rakamları esneterek,
yumuşatarak, belki, burada oturan milletvekillerini Sayın Başbakan ikna
edebilir; ama, köylüyü ikna edebilmesi mümkün değildir; çünkü, cebine giren ile
cebinden çıkanı en iyi bilenler bizler değil, köyünde üretim yapan köylülerdir.
Peki, köylü, tarım buysa, tütünde, pamukta,
narenciyede buysa, emek kesimindeki durum nedir? Son üç yılda, asgarî ücret, bu
ülkede çalışan bir işçiye verilecek en düşük ücreti ifade ettiyse de, bugün
geldiğimiz noktada hepimizin kapılarında üniversite mezunu olup da "bana
asgarî ücretle de olsa bana iş bulun vekilim" diyen birsürü gençle karşı
karşıyayız. Yani, asgarî ücreti azamî ücret haline getirdiniz ve sokaklarımız,
kahvelerimiz, üniversiteleri bitirip iş bulamayan gençlerimizle doldu.
Peki, memurlarımız?.. Uzun bir zamandır
memurlarımız…
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - İçişleri Bakanlığı…
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Neden bunları
söylediğimi anlayacaksın Sayın Milletvekilim, sonunu bekle.
Uzun bir zamandır, memurlarımız sokaklara
inmiyordu. Gerçi, Sayın Başbakan, bu memurları bindirilmiş kıtalar olarak
söyledi; ama, o memurlar bindirilmiş kıtalar değildi. O memurlar, yaşam
şartlarının kötüleşmesinden, hayat şartlarının zorlaşmasından dolayı ve
gelecekle ilgili kaygılarından dolayı sokaklardaydılar. O bakımdan, Sayın
Başbakanın, burada, memur gelirleriyle ilgili rakamları çarpıtarak vermiş
olduğu sözleri -sizler adına- çok alkışladınız; ama, kaygıyla karşılıyorum.
Ekonomideki durum bu değerli arkadaşlar.
Peki iç siyasette ve dış siyasette bu üç yılda neler oldu?
AHMET YENİ (Samsun) - Hangi bakanlık
bütçesi?!
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Hükümet,
sıkıştıkça, reytingi düştükçe, puanı azaldıkça türban tartışması çıkardı bu üç
yılda ve bu ülkede, aslında, ülkede yaşayan insanların hiç doğasında olmayan,
bir problem olmayan bir olayı problem haline getirdi, laik-antilaik
kamplaşmasını gündeme getirdi ve Irak'ta, 1 Martta, biz, burada, hepimiz,
Cumhuriyet Halk Partisinin önderliğinde, 1 Mart tezkeresine "hayır"
diyerek, hükümetin eline, uluslararası politikada ve Ortadoğu politikasında çok
önemli bir koz vermiş olmamıza rağmen,
hükümet, bu kozu ulusal menfaatlarımız noktasında kullanamadı, Amerika'nın uydu
politikasını Ortadoğu'da götürmeye çalıştı ve Dubai'de 1 milyar dolarlık
karşılıksız kredi karşılığında sınırötesi asker göndermeme anlaşmaları imzaladı
ve 2002'den önce, Irak'a, terörist takibinde hiç kimseden izin almaksızın,
sadece dünyaya bilgi vererek sınırötesi harekât yapabilen bir Türkiye, bugün,
artık, sınırötesi harekâtı yapamaz bir noktaya geldi ve Ortadoğu ve Irak'la
ilgili bugüne kadar taahhüt ettiğimiz kırmızı çizgilerimizin hepsi birer birer
kayboldu.
Eve Dönüş Yasası çıkararak bir beyaz sayfa
açalım, bir toplumsal uzlaşma sağlayalım diyerek, cezaevindeki eşkıyanın tekrar
dağa dönmesine sebep oldu ve ondan sonra, tabiî ki, bu ülkede terör arttı,
terör tırmandı. Bütün bu olayların sonunda, Sayın Başbakan bu kürsüye gelip,
göğsünü gere gere "Türk Milleti" diyemez hale geldi! (AK Parti
sıralarından gürültüler)
RECEP KORAL (İstanbul) - Hayda!..
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Ve hemen akabinde
de değerli arkadaşlarım, İngiliz parlamenter…
RECEP KORAL (İstanbul) - Sen çarşamba yok
muydun?!
RASİM ÇAKIR (Devamla) - …İngiliz
parlamenter geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı; dedi ki: "Doğu ve
güneydoğuda terörün bitmemesini istiyor Silahlı Kuvvetler." Bu açıklamanın
karşısında, hemen Genelkurmayımız bir açıklama yaptı; ama, bizler beklerdik ki
-o parlamenterin muhatabı siyasî erktir- siyasî erk bu konuda hemen dik
durabilmeli, hemen karşılığını, cevabını verebilmeli ve hemen o siyasetçiyi
susturabilmeliydi.
RECEP KORAL (İstanbul) - Dün Mecliste yok
muydun sen?!
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Ama, maalesef,
aradan bir müddet geçtikten sonra, basında bu durum eleştirildikten sonra,
hükümet sözcüsü, dün, yarım ağızla, bu İngiliz parlamenteri eleştirmek
durumunda kaldı. Biz beklerdik ki, bu açıklama karşısında Dışişleri Bakanlığı
aslan kesilsin ve Türkiye'nin ulusal menfaatlarını, hepimizin menfaatlarını,
tüm dünya politikasında savunabilsin.
Değerli arkadaşlarım, bütün bu içpolitika,
dışpolitika, ekonomik ve sosyal politikaların ürünü olarak, maalesef, bugüne
kadar doğu ve güneydoğuda yaşayan yurttaşlarımız için can güvenliği yoktu; can
ve mal güvenliğini sağlamakta zorlanıyorduk, aciz kalıyorduk; ama, artık..
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
AHMET YENİ (Samsun) - Bütçeye gelmeden
vakit doldu.
BAŞKAN - Sayın Çakır, 2 dakikalık süre
içinde konuşmanızı tamamlayın.
Buyurun efendim.
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Efendim, bütçeyi
biz yapmadık, bürokratlar yaptı. Var mı bütçeyi değiştirebilme yetkiniz; niye
bütçe konuşacaksınız?!
TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Niye olmasın
ya!
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Böyle bir yetkiniz
var mı? Hadi değiştirin bakalım bütçeyi!
RECEP KORAL ( İstanbul) - Ya sen kendi
kendini inkâr ediyorsun.
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Şimdi, alan
çalışması yaptık, Ankara'nın Ostimini, Batıkentini, Yemihallesini, Ulusunu
gezdik ve orada yaşayan esnaflarımızın…
AHMET YENİ (Samsun) - Bütçeye gel,
bütçeye!..
RASİM ÇAKIR (Devamla) - …hükümete olan güven duygularının
kaybolduğunu gördük. Esnaf dükkânında, yazarkasanın yanında büyük büyük
sopalar, bıçaklar, hatta ateşli silahlar gördük.
MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - Nereden
biliyorsun Ostim'i; ben, şimdi geldim Ostim'den.
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Neden bunları
burada bulunduruyorsunuz diye sorduğumuzda da "mal ve can güvenliğimi sağlamak
için vekilim" diye cevap aldık ve Ostim'de bir dükkânın üç defa arka
arkaya soyulduğunu, son bir yılda 5 000 dükkâna hırsız girdiğini esnaf
arkadaşlarımız bize anlattı. Yani, sadece, memleketin doğu ve güneydoğusunda
değil, Türkiye'nin metropollerinde, Türkiye'nin illerinde ve ilçelerinde
yaşayan insanların can güvenliğini sağlamakta bile bu hükümet acz içerisine
düştü ve…
ŞEVKET ORHAN (Bursa) - Polislere mi
diyorsunuz bunları?!
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Hükümet diyorum
ben, polisler demiyorum.
ŞEVKET ORHAN (Bursa) - Bu işi, görevi
yapan polisler.
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Siz, değerli
arkadaşlarım…
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Yine bir gaf
yaptılar, yine bir gaf!
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, Ankara'nın Kızılayında saat 10.00'dan sonra Ankaralı için gezmek
bir yürek ister hale geldi. Bu, işte, o tarıma vermediğiniz desteklerle, o
şehre olan göçlerle, o insanları sağlıklı işlere yerleştiremeyişinizle,
yoksullukla, işsizlikle ilgilenmediğiniz için, sadece ve sadece bir avuç
kompradorun sorunlarıyla ilgilendiğiniz için, ülke ülke gezip onların
sorunlarını çözmeye çalıştığınız, halkın sorunlarıyla ilgilenmediğiniz için bu
noktaya geldi. (AK Parti sıralarından gürültüler)
Şimdi, 2006 yılı değerli arkadaşlarım, bu
ülkede yaşayan insanların, Türk Milletinin yeni umutlar yeşerteceği, yeni
ufuklara yelken açacağı bir yıl olacak.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak inanıyoruz
ki…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çakır, bu hitaplar güzel
de, süremiz doluyor, çalışmaları tamamlayacağız. Son cümlelerinizi alayım,
teşekkür ediniz.
Buyurun efendim.
RASİM ÇAKIR (Devamla) - Bitiriyorum Sayın
Başkanım.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu
ülkenin kaynaklarına, insanlarına, potansiyeline güveniyoruz. Çözülemeyecek
hiçbir sorununun olmadığını biliyoruz. Bu ülkenin işsizine, aşsızına, yoksuluna
nasıl sahip çıkacağımızı çok iyi biliyoruz ve bunları yapmak için de
bekliyoruz.
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) - Milletimiz güvenmedi
size, AK Partiye güvendi.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çakır.
Sayın milletvekilleri, gruplar ve şahıslar
adına görüşmeler tamamlanmıştır.
Birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 16.23
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma saa