DÖNEM: 22         YASAMA YILI: 4

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 105

 

37 nci Birleşim

20 Aralık 2005 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Almanya'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/948)

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

l.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve  İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S.Sayısı: 1028, 1029, 1030)

A) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2004 Malî Yılı Kesinhesabı

B) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

1.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

C) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI

1.- İçişleri Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı  2004 Malî Yılı Kesinhesabı

D) EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

E) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

F) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

G) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1.- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

H) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR  BAKANLIĞI

1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

İ) ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU

1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

J) ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ

1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

K) ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

L) TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU

1.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

M) MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

N) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

O) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

Ö) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI

1.- Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

P) KARAYOLLARI  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Karayolları Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Karayolları Genel Müdürlüğü  2004 Malî Yılı Kesinhesabı

R) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

IV.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Sinop Milletvekili Cahit Can'ın, Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın, konuşmasında, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, Muş Milletvekili Seracettin Karayağız'ın, konuşmasında, Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Çanakkale Milletvekili İbrahim Köşdere’nin, Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük'ün, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhan'ın, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu'nun, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in, konuşmasında, Partisine sataşması nedeniyle konuşması

V.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Türkân MİÇOOĞULLARI'nın, bürokrat atamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/9970)

2.- İzmir Milletvekili Türkân MİÇOOĞULLARI'nın, bürokrat atamalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/10041)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Adıyaman'ın bir ilçesi ve köylerinin sağlıkocağı ihtiyacına ilişkin soruları ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/10804, 10805, 10806, 10807, 10808, 10809, 10810, 10811, 10812)

4.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ağrı'nın bir ilçesi ve köylerinin sağlıkocağı ihtiyacına ilişkin soruları ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/10813, 10814, 10815, 10816, 10817, 10818, 10819, 10820)

5.- Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in, İstanbul-Kartal Kaymakamlığının bir uygulamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/10831)

6.- Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in, bir konuda yasal düzenleme yapılıp yapılmayacağına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/10836)

7.- Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün, mesken altındaki oto galerilerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/10853)

8.- İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, çocuk kaçırma olaylarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/10855)

9.- Manisa Milletvekili Ufuk ÖZKAN'ın, Nemrut İskeleler bölgesinin pasaport polisi ihtiyacına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/10861)

10.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Uşak'taki Kırıkminare Camiinin restorasyonuna ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/10977)

11.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Kamu Personeli Kanunu Tasarısı Taslağına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/11073)

12.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Sakal-ı Şerif'in yurtdışına çakırılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/11255)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak beş oturum yaptı.

 

2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S. Sayıları: 1028, 1029, 1030) görüşmelerine devam olunarak;

 

Sağlık Bakanlığı,

Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü,

Ulaştırma Bakanlığı,

Telekomünikasyon Kurumu,

Denizcilik Müsteşarlığı,

Adalet Bakanlığı,

Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu,

Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı,

Yargıtay Başkanlığı,

2006 yılı bütçeleri ile;

 

Sağlık Bakanlığı,

Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü,

Ulaştırma Bakanlığı,

Denizcilik Müsteşarlığı,

Adalet Bakanlığı,

Yargıtay Başkanlığı,

2004 malî yılı kesinhesapları;

Kabul edildi.

 

20 Aralık 2005 Salı günü, alınan karar gereğince 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 22.04'te son verildi.

 

Nevzat Pakdil

Başkanvekili

 

Harun Tüfekci           Ahmet Küçük

             Konya                 Çanakkale

Kâtip Üye                Kâtip Üye

 

            Bayram Özçelik        Türkân Miçooğulları

             Burdur                        İzmir

Kâtip Üye                Kâtip Üye


 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma saati: 11.00

20 Aralık 2005 Salı

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 37 nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Başbakanlığın Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

 II. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Almanya'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/948)

19.12.2005

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 6 Kasım 2005 tarihinde Almanya'ya yaptığım resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

         Başbakan

Liste:

Ahmet Yaşar                                (Aksaray)

Akif Gülle                                (Amasya)

Bülent Gedikli                                (Ankara)

Fatma Şahin                                (Gaziantep)

İdris Naim Şahin                                (İstanbul)

Hayati Yazıcı                                (İstanbul)

Nükhet Hotar Göksel                                (İzmir)

Şaban Dişli                                (Sakarya)

Suat Kılıç                                (Samsun)

Şükrü Ayalan                                (Tokat)

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanunu Tasarıları üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.

Program uyarınca, bugün iki tur görüşme yapacağız.

Onuncu turda, Millî Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü bütçeleri yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve  İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S.Sayısı: 1028, 1029, 1030) (x)

A) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2004 Malî Yılı Kesinhesabı

B) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

1.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

C) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI

1.- İçişleri Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı  2004 Malî Yılı Kesinhesabı

D) EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

E) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

F) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

G) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1.- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.

Sayın milletvekilleri, 6.12.2005 tarihli 27 nci Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması kararlaştırılmıştır.

Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar sorularını sorabilmeleri için, şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre, sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi 10 dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de 10 dakika süre verilecektir. Cevap işlemi 10 dakikadan önce bitirildiği takdirde, geri kalan süre için, sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Onuncu turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:

Gruplar:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu: İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş, İzmir Milletvekili Bülent Baratalı, İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü.

AK Parti Grubu: Karabük Milletvekili Hasan Bilir, Karaman Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu, Sivas Milletvekili Selami Uzun, Kilis Milletvekili Veli Kaya, Eskişehir Milletvekili Muharrem Tozçöken, Sivas Milletvekili Osman Kılıç, Denizli Milletvekili Mehmet Yüksektepe.

Anavatan Partisi Grubu: Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir, Yozgat Milletvekili Mehmet Erdemir.

Şahısları adına: Lehinde, Muş Milletvekili Seracattin Karayağız, Edirne Milletvekili Rasim Çakır.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarımıza söz vermeden önce, bir hususu tekrar hatırlatıyorum: Her turda, söz alan milletvekili arkadaşlarımız için, normal süresi bittikten sonra, 2 dakikalık süre vereceğim. Arkadaşlarımız, istirham ediyorum, bu süre içerisinde, lütfen, konuşmalarını tamamlasınlar. Tekrar, ek bir süre talep etmemelerini sizlerden istirham ediyorum.

Soru sorma noktasında da, arkadaşlarımız, eğer, sorularını gerekçesiz ve çok kısa olarak sorarlarsa, diğer arkadaşlara da soru sorma fırsatı tanımış olacaklardır; çünkü, baştan sisteme giren arkadaşlarımız 5-6 soruyu gerekçeli olarak arka arkaya sordukları zaman diğer arkadaşlarımızın soru sorma hakkı ortadan kalkmış oluyor. Bunu da bilgilerinize arz ediyorum.

Görüşmelere Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan başlıyoruz.

İlk söz, İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ'a aittir.

Sayın Elekdağ, buyurun. (Alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılı bütçe kanunu tasarısındaki Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 2005 yılında global terörle mücadelede bir başarı kazanıldığı iddia edilemez. Amerika'nın küresel terörle savaş stratejisi, terörü bastırmak şöyle dursun, azdırmaktadır. Amerikan yönetimi, radikal İslamı komünizme benzeterek ideolojik düşman ilan etmekte; ama, bunu yaparken, beceriksizce, tüm İslamı karşısına almakta ve medeniyetler çatışmasını körükleyerek, terörü daha da yaygınlaştırmaktadır. Öte yandan, Amerika'nın Irak'ı işgali ve burada yürüttüğü savaş, maalesef, hem bu ülkeyi hem de Ortadoğu'nun diğer bölgelerini, Amerika'ya karşı öfke ve düşmanlığın yoğunlaştığı, yeni terör odaklarının türediği ve terör ajanlarının yetiştiği mümbit tarlalar haline getirilmiştir. Böylece, dünya barışının karşılaştığı tehditler tırmanırken, Türkiye'nin bulunduğu coğrafî alandaki istikrar ve güvenlik koşulları da daha kötüleşmiştir. Bu ortamda, ülkemiz de olumsuz yönde etkilenmektedir. Nitekim, ülkemizin karşılaştığı iç tehdit, 2005 yılında, birden, endişe verici bir artış göstermiştir. Bu bağlamda, ilk üzerinde duracağım husus, Türkiye ile Amerika arasında yılan hikâyesine dönen PKK/KONGRAGEL konusudur.

İki yıldan fazla bir süredir, Ankara'yı ziyaret eden her üst düzey Amerikalı yetkilinin ve yüksek rütbeli askerin başta gelen bir görevinin, Türkiye'yi, PKK konusunda oyalamak ve aldatmaktan başka bir şey olmadığına tanık olduk değerli arkadaşlarım. Türkiye'ye yeni tayin olunan Amerikan Büyükelçisi Ross Wilson'un da, bu konuda ümit vermeyen ifadeleri dikkate alındığı takdirde, kısa süre önce Ankara'ya gelen FBI ve CIA Başkanlarının da, PKK'nın kökünü kazımak hususunda ciddî bir planla geldiklerine inanmak için hiçbir neden yoktur.

Amerikalı yetkililerin, şimdiye kadar, Türkiye'ye, PKK'ya karşı pasif tutumlarının gerekçesi olarak, Irak'ta tırmanan savaşın, Amerika'nın, PKK'ya karşı kullanmak amacıyla kuvvet tahsis etmesine imkân vermediğini söyledikleri anlaşılıyor; ancak, bu hikâyeye, artık, ne Türk medyası ne de Türk kamuoyu inanıyor. Amerika, PKK'yı dağdan indirmek için öyle büyük bir askerî kuvvete ihtiyacı olmadığını pekala biliyor. PKK'nın suyunun, yiyeceğinin, yakıtının ve tüm lojistik ihtiyaçlarının ikmal yolu, Amerika'nın kontrolündeki topraklardan geçiyor. Bu ikmal yolu, PKK'nın şahdamarı niteliğindedir, kesildiği takdirde, terör örgütünün ve elebaşılarının yaşaması mümkün değildir; fakat, en şaşırtıcı olan nokta, Amerika'nın, PKK'nın uyuşturucu ticaretiyle 600 000 000 dolar kazanmasına da göz yummasıdır. Amerika, ne bu ticarete mâni oluyor ne de PKK'nın lojistik ikmal yolunu kesiyor ve bu tutumuyla, bilerek, PKK'ya can üflüyor.

Genelkurmay Başkanlığının, 19 Ekimde yabancı büyükelçiliklerin askerî ataşelere vermiş olduğu terör brifingi, bu söylediklerimizi harfiyen teyit ediyor. Brifingde, Genelkurmay yetkilileri şu hususları belirtmişlerdir:

1- Şu anda, Türkiye içinde 1 850, sınır dışında da, çoğunluğu Kuzey Irak'ta olmak üzere 3 500 PKK/KONGRAGEL teröristi bulunmaktadır.

2 - PKK'nın sözde ateşkesi sona erdirerek 1 Haziran 2004'ten bu yana sürdürdüğü silahlı saldırılar 1 007 vatandaşımızın ölümüne ya da yaralanmasına neden olmuştur.

3 - Halen aktif biçimde uyuşturucu ticaretinde yer alan PKK, bu yolla 600 000 000 dolarlık gelir elde etmektedir. Ayrıca, yurt dışındaki Türklerden zorla para toplamaktadır.

4 - PKK'nın Kuzey Irak'tan çıkarılması yönünde Ocak 2003'ten beri ilgili Amerikan sivil ve askerî makamlarıyla yapılan görüşmelere rağmen, hiçbir gelişme kaydedilmemiştir.

Ve sonuncu olarak, Amerika'nın Kuzey Irak'tan Türkiye'ye sızmaları engelleme sorumluluğunu yerine getirerek terörle mücadelede samimiyetini göstermesi gerekir.

Değerli arkadaşlarım, Genelkurmay Başkanlığının açıklaması, Amerika'nın, terörle mücadele konusunda Türkiye'ye karşı izlediği bir müttefike yakışmayan ayırımcı ve iyiniyetle bağdaşmayan siyasetini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Amerika'nın bu davranışı PKK'ya Türkiye'ye karşı terörist saldırılarda bulunma cesaretini veriyor, ülkemizde fanatik Kürtçülüğü azdırıyor, PKK'nın içbarışı tehlikeye düşüren eylemlerde bulunmasına ve son bir yılda yüzlerce vatandaşımızı ve güvenlik görevlimizi öldürmesine imkân veriyor.

PKK, yollara, demiryollarına mayın döşeyerek ve silahla saldırarak cinayetler işliyor. Turizm bölgelerinde panik yaratacak eylemler yapıyor. Halkı kışkırtıcı, Türk ile Kürdü birbirine çatıştırmayı öngören ve ülkemizin ortak sosyal dokusunu tahribe yönelik bir strateji izliyor ve eylemler planlıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu patlayıcı atmosferde PKK'yla mücadelede verdiğimiz her şehidin cenazesi kaldırılırken Türk insanının çileden çıktığına tanık oluyoruz. Toplumda oluşan öfkenin Kürt vatandaşlarımıza yönelmesi de kaçınılmaz oluyor ve sosyolojik kırılma hatları derinleşiyor. Bu öfke, aynı zamanda, PKK'ya kol kanat gerdiğine inanılan Amerika'ya düşmanlığa dönüşüyor.

Washington'un, bu aşırı tehlikeli tabloyu ve bunun yol açacağı vahim sonuçları açık ve net biçimde algılamadığını düşünmek makul değil. O zaman, Amerika'nın Türkiye'nin yaşamsal çıkarlarına karşı sergilediği bu duyarsızlığın, Ankara'nın nasıl olsa bir tepki göstermeyeceği yolundaki bir değerlendirmeden kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz değerli arkadaşlarım.

Olaylar da, esasen, bunu teyit ediyor. Nitekim, Amerika, Türkiye'ye sızarak, polisimizi, askerimizi ve vatandaşlarımızı öldüren PKK teröristlerine Irak'ta kol kanat gererken, Türkiye, Amerika'yla birlikte, global terörle mücadele çerçevesinde, ISAF'ın komutanlığını ikinci defa üstlenerek, Afganistan'a 1 600 kişilik bir muharip kuvvet göndermedi mi? Şimdi de, bu kuvveti artırmak hususunda birtakım duyumlar alıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Afganistan'ın önemini müdrikiz; ancak, evlatlarımızı ateşe atarken, Amerika'nın PKK'yı tasfiye konusundaki sözünü tutmasını şart olarak ileri sürmemiz, meşru, adil ve isabetli bir tutum olmaz mı? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, dış güvenliğimizle ilgili önemli bir konu da, Irak'ın birlik ve bütünlüğünü muhafaza etmesidir. Bir içsavaşa yol açma riski son derece yüksek olduğundan, bunun kadar önemli diğer bir konu da, Kerkük'ün geleceğidir. Bu konuya muhakkak bu kürsüden parmak basmak lâzım ve gerçekleri açıklamak ve görüşlerimizi, muhakkak ki, kayda geçirmek gerekiyor değerli arkadaşlarım. Ben eminim, bu konuda, karşımdaki iki cenah da, iki kanat da aynı şekilde düşünüyor. O bakımdan, bu konunun burada dile getirilmesi son derece önemli.

Değerli arkadaşlarım, geçen yıl, Kerkük'e, yasal olmayan şekilde kitlevî Kürt nüfus kaydırmalarının yaratacağı sorunlara Washington'un dikkatini çeken Ankara, girişimlerine, her zaman olduğu gibi "merak etmeyin, biz icabına bakarız" yolunda yanıtlar almıştı. Ancak, Türk Hükümetini bir sürpriz bekliyordu. 2004 Ocak ayının ortalarında, Barzani ve Talabani, Amerika'ya rest çektiler: "Eğer, Kerkük'e gelen Kürtler seçmen listesine yazılmazsa, Irak'taki tüm Kürtler seçimlere katılmayacaktır; bunun böyle olacağını bilesiniz, kararımız kesindir" dediler ve Amerika'yı, bu şantajlarını kabule zorladılar, Amerika dize geldi, kabul etti. Böylece, bölge dışından gelen yüzbinlerce Kürt, seçimlere katılma hakkını kazandı.

Şimdi, bu konuda, Türk kamuoyu, durumun ciddiyetini, vahametini, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Başbuğ'un şu açıklamasından öğrendi; 26 Ocak 2005 tarihindeki basın toplantısında, Başbuğ, şu hususları Türk kamuoyunun dikkatine getirdi:

1- Kerkük'e göç ettirilen yüzbinlerce Kürt göçmeni seçim listelerine kaydettirilmiştir. Bu durum, Kerkük için adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasını olanaksız hale getirecektir. Daha kötüsü, bu durumun, tüm Irak'ın toprak ve siyasî bütünlüğünü dahi tehdit ederek, bölgede büyük riskler yaratacağından endişe duymaktayız. Böyle bir gelişme, Türkiye için de önemli bir güvenlik sorunu oluşturur.

2- Kerkük'te yapılan nüfus sayımları oran olarak Türkmenleri birinci gösteriyor. Kerkük'ün demografik yapısının değiştirilmesinin ciddî boyutlarda çatışmaya yol açabileceği hususu NATO raporlarında bile yer alıyor. Türkiye için iki önemli konu vardır: Birincisi, Kerkük'ün özel statüsü korunmalıdır; bu, Türkiye için hayatî önemdedir. İkincisi, soydaşlarımız Türkmenlerin siyasî haklarının korunmasında Türkiye'nin sessiz kalması beklenemez.

Üçüncü olarak şu hususu belirtti Orgeneral Başbuğ: Ancak, bu yoldan bir sonuç alınmazsa, mesele, bir güvenlik sorununa dönüşebilir. Seçimlerde Kerkük halkının kabul etmeyeceği bir sonuç çıkarsa, bu, iç çatışmalara yol açabilir, Irak'ta içsavaşı tetikleyen ilk gelişme olabilir. Bunu NATO raporları da söylüyor. Kerkük'te kan bağımız olan gruplar var, bu durumda, olan bitenleri kabul etmek mümkün değildir.

Sonuncu olarak şu hususun altını çizdi Orgeneral Başbuğ: Seçimlerden sonra, Kerkük'ün Kürt grupların yönetimine geçmesi, bağımsız Kürt devletinin kurulması yönünde ilk basamağı oluşturur; bu durum, iç savaşı körükleyebilir ve Kerkük, Türkiye'nin güvenlik sorunu haline gelir. Kerkük'ün özel statüsünü koruması Türkiye için hayatî önemdedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Elekdağ, 2 dakikalık eksürenizi başlatıyorum; lütfen, 2 dakika içinde konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, maalesef, bu gidişata karşı, Türkiye, tepkisini gösteremedi.

Şimdi, Uluslararası Kriz Grubu -ki, Uluslararası Kriz Grubu uluslararası alanda tanınmış bir araştırma ve düşünce kurumudur- şöyle bir öneride bulundu: Kerkük ve El Tamim Vilayetlerinde durumun izlenmesi ve istikrarı tehdit eden gelişmelerin rapor edilmesi amacıyla, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, özel bir raportör atamalıdır Kerkük'e. Buna ilaveten, Kerkük'e, çok etkili yerel kamu kuruluşlarına ilişkin düzenlemeler yapma yetkisini haiz bir Birleşmiş Milletler müfettişinin tayin edilmesi yararlı olacaktır; fakat, maalesef, hükümetimiz, anlaşılmaz nedenlerle bu öneriye sahip çıkmadı. Bu da, son derece vahim bir hata oldu değerli arkadaşlarım. Eğer, bu yapılmış olsaydı, Kerkük'te bugüne kadar devam eden oldubittiler devam etmeyecek ve 30 Ocakta yapılan Kerkük Vilayet Meclisi seçimleri demokratik ve adil olabilecekti.

Yeterli uluslararası denetim yokluğunda, Kürt partiler, her türlü hile ve manipülasyona başvurarak, bu seçimlerde, 41 üyeli Vilayet Meclisinde 25 sandalye kazanarak mutlak hâkimiyet kurarken, Türkmenler 8, Araplar da 6 üyelik elde edebildiler.

Şimdi, Kürk partiler, Kerkük'te, 15 Aralık 2005 seçimlerine bu kazanımlarla girdiler; fakat, bununla yetinmediler, daha önce yaptıkları gibi, yine dışarıdan taşıdıkları ve kentin seçmeni olmayan Kürtlere oy kullandırdılar. Bunun üzerine, Türkmenler, Kerkük seçimlerinin iptali için başvuruda bulundu, Arap halk da aynı itiraza katıldı.

Sayın Başkanım, bana bir hoşgörüde bulunmanızı ve birkaç dakika vermenizi istirham edeceğim; çünkü, bu, son derece önemli bir konu ve bunu, muhakkak kayıtlara geçirmemiz lâzım.

BAŞKAN - Sayın Elekdağ, şimdi, bütün konuşmacıların konuşmaları kendi açısından önemlidir. Eğer, bu sistemi başlatırsam diğer arkadaşlarıma da aynı hakkı vermem gerekir; ama, grup içerisinde böyle bir talep varsa, gruptaki diğer arkadaşların sürelerinden kullandırmam gerekiyor.

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) - Hayret bir şey; bu, savunmayla ilgili!..

MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - Ulusal bir dava bu Sayın Başkan!..

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Bizden 5 dakika ilave edebilirsin Sayın Başkan.

BAŞKAN - Çünkü, aynı şey bütün arkadaşlar açısından geçerlidir. Ben, bu konunun hassasiyetini anlıyorum; gündemdışı bir konuşma olsa süre verirdim; ama, başlatıyorum sürenizi.

Buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) - Teşekkür ediyorum efendim.

Verdiğim bu izahat, 15 Aralık 2005 seçimleriyle, Kürt partilerin, Kerkük'te, esasen, bariz şekilde lehlerine olan siyasî konumlarını daha da güçlendireceklerini gösteriyor. Anılan partilerin bundan sonraki hedefleri bellidir. Kerkük'te yeni anayasaya göre 2007 sonuna kadar bir referandum yapılacak ve bununla, Kerkük, Kürt bölgesi idaresine bağlanacak ve başkent ilan edilecektir.

Orgeneral Başbuğ'un, biraz önce atıfta bulunan şu cümlesini tekrar ediyorum: "Seçimlerden sonra Kerkük'ün Kürt grupların yönetimine geçmesi, bağımsız Kürt devletinin kurulması yönünde ilk basamağı oluşturur. Bu durum içsavaşı körükleyebilir ve Kerkük Türkiye'nin sorunu haline gelir. Kerkük'ün özel statüsünün korunması Türkiye için hayatî önemdedir."

Değerli arkadaşlarım, bu, son derece basiretli ve yerinde bir değerlendirmedir. Geçici idarî yasada öngörüldüğü şekilde Kerkük'ün Irak'ta başka bir bölgeyle birleşmesine set çeken bir hükümle, kendi başına, özel statülü bir vilayet gibi olarak anayasada yer alması, iç ihtilafları ve içsavaşı önleyeceği gibi, bölgedeki hassas stratejik dengelerin de korunmasına imkân verecektir.

Ayrıca, Kerkük bölgesinin petrol kaynakları da tüm Irak Halkına aittir. Bu bakımdan, bu kaynakların işletiminin de merkezî hükümete verilmesi doğru olacaktır.

Bu bakımdan değerli arkadaşlarım, Kerkük seçimlerindeki son usulsüzlükler ve hileler, gecikmeden, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine götürülmeli, seçim listelerinin incelenmesi istenmeli, bunu takiben de, Kerkük ve El Tamim Vilayetlerinde, Birleşmiş Milletler nezaretinde nüfus sayımı yapılması talep edilmelidir. Bu çalışmaların sonuçları alındıktan sonra, Birleşmiş Milletler denetiminde yapılacak seçimler güvenli ve adil olabilecektir.

Konu, Türkiye'nin güvenliği açısından yaşamsal önemdedir. Bu bakımdan, Türk diplomasisi tüm imkânlarını seferber ederek, yukarıda belirttiğimiz hedefleri sağlamak amacıyla gerekli girişimlere başlamalıdır.

Bu görüş ve temennilerle, Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum değerli arkadaşlarım.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Elekdağ.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 15 dakika Sayın Güneş.

CHP GRUBU ADINA HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben, İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde söz aldım.

Devlet aygıtımızın çok önemli ve öncelikli yeri olan İçişleri Bakanlığını, böylesi kısa bir süre içinde tümüyle konuşmak, kuşkusuz, olası değildir. Bu nedenle, sunuşum, daha güncel gördüğüm iç güvenlik ve terör konularıyla sınırlı olacaktır.

Konuşmakta olduğumuz 2006 yılı bütçesinin İçişleri Bakanlığına öngördüğü ödeneğin, Bakanlığın görevlerini noksansız yerine getirmesine yetecek düzeyde saptandığını umuyor ve diliyorum; çünkü, sayın milletvekilleri, güvenliğin ucuzu olmaz, güvenlik konusunda para hesabı yapılmaz, yapılmamalıdır; çünkü, sayın milletvekilleri, kamu düzeni, toplumsal yarar, içbarış, toplumsal mutluluk, azına razı olamayacağımız değerlerdir.

Kabul etmek zorundayız ki, son yıllarda, içgüvenliğimizde, giderek artan bir kanama ve ağır bir zafiyet söz konusudur. Büyük şehirlerde daha yoğun olmak üzere, tüm ülkede, giderek artan bir suç işleme çılgınlığı, bir suç işleme salgını, günlük yaşamımızı karartmaktadır. Güpegündüz, sokak ortasında, bir cep telefonu gasp etmek için adam öldürülüyorsa, bir bilezik, bir kolye için kadınların boğazı kesilebiliyorsa, oyun çağında çocuklar hırsızlık yapıyorsa, ekmek çalıyorsa, oyuncak değil ekmek çalıyorsa, ciddî bir sorunumuz var demektir. Gasp, darp, hırsızlık, kapkaç benzeri eylemler suç olmaktan çıkmışçasına bir suç sektörü gelişiyorsa gözümüzün önünde, mafyalaşmış suç örgütleri bu sektörün kanlı hesaplaşmasını uluorta sürdürüyorlarsa göz göre göre ve bütün bu ürkütücü tablo, ekonominin şaha kalktığı iddiasını yalanlarcasına, ekonomide sosyal bir iyileşme sağlanmadığını kanıtlarcasına hızlanıyorsa, büyüyorsa, konuya yeniden, yakından, akılla, soğukkanlılıkla bakmak ve çözüm üretmek zorundayız. İlk bakışta izlenen, maalesef, bir toplumsal çözülme görüntüsüdür, sarsıcı bir otorite kaybı göstergesidir ve hepsinden önemlisi, içgüvenlik yetersizliğidir.

Toplumu suç salgını ortamında ve suç sektörünün tehdidi altında uzun süre tutamayız; toplumun sabrının da bir sınırı vardır.

Bu konuya bazı istatistikler yayınlayarak, yakalananların sayısındaki artıştan söz edilerek de mazeret uydurulamaz. Kaldı ki, daha çok suçlu yakalanması, daha çok suç işleniyor olmasının göstergesi de olabilir. Bu sayılar, sadece içgüvenliğin değil, içgüvensizliğin boyutlarının da göstergesidir.

Sayın milletvekilleri, yine, kaldı ki, güvenlik konusunda geçerli ölçü sayılar değil, güven duygusudur. Toplum kendini güvende hissetmiyorsa, canının ve malının güvende olduğunu saymıyorsa, sayısal tablolarla bu duyguyu onaramazsınız. Toplum, önce güvensizlik korkusundan kurtarılmalı, güven atmosferini teneffüs etmeli, onu solumalı, güven ortamını yüreğinde, vicdanında algılamalı. Bu bir duygudur.

İlke şudur: İçgüvenlik aygıtı kamu düzeninin garantisidir. Kamu düzeninin, toplumsal barışın, özgür yaşamanın, özgürlükleri boyutlandırarak, çeşitlendirerek kullanmanın, kullanabilmenin olmazsa olmaz koşuludur. Yani, içgüvenlik, suçtan önceki zaman için gereklidir, suçun oluşmaması için gereklidir, suçtan sonrası, içgüvenliğin değil, yargının alanıdır. Suç çeteleri oluşmadan, çocuklar suç çetelerinin eline düşmeden, suç çeteleri mafyalaşmadan, varoşlarda patlamalar başlamadan önceki zaman içindir içgüvenlik.

Bütün bu sorunların çözümü vardır ve zor değildir. Benim önerim, bu sorunu bağımsız bir konu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirip tartışmak ve çözümler üreterek, içgüvenliği kalıcılaştırmaktır.

Sayın milletvekilleri, toplumumuzu kaygılandıran, toplumsal ruh sağlığımızı zorlayan diğer konu terör sorunudur. Ülkemizin, ulusumuzun kimi özellikleri, kimi üstünlükleri, konumu, ulusumuzu sürekli terör tehdidine hedef kılmıştır. Öyle olmuştur, öyle olmaktadır, öyle olacaktır. Bu büyük ulusu, bu büyük ülkeyi yönetmek iddiasında olanlar, bu gerçeği tam olarak algılamalı ve hiç unutmamalıdır.

Otuz yılı aşkın süredir, siyasî amaçlı şiddet, ulusal gündemimizi ve dengemizi sarsmaktadır. Son yirmi yıldan bu yana ve bugün, karşı karşıya olduğumuz terör programının nihaî amacı, asıl ereği, ülkeyi bölmektir, ulusu parçalamaktır. Öncelikle, bu beklenti ve kaygı yok edilmelidir; kesinlikle yok edilmelidir. Bu amaca yönelik yönelişlerin tek tanımı, topluma ihanettir. Böyle olduğu, bu tanımı, önce iktidar tarafından kabullenilmeli, içselleştirilmeli, sonra ulusal kurumlarımızla toplumun dokusuna ve bilincine kutsal bir yemin gibi işlenip, sindirilmelidir.

Sayın milletvekilleri, bu konuda zihinlerimizin ve duyarlılıklarımızın sürekli aydınlık kalması gerekir. Bu yüzden de, kimi gerçekleri gözden kaçırmamalıyız. Örneğin, ayrılıkçı, bölücü program, püryerli üretim değildir. Emperyalizmin küreselleşen siyasî programının dünyayı ve bölgemizi yeniden düzenleme projesinin uzantısı niteliğindedir.

Bu nedenle, bölücü terör örgütü, senaryonun yazarı devletlerce, bazen açık bazen örtülü sahiplenilmekte, desteklenmekte, beslenmektedir.

Son günlerdeki eylemler ve veriler, örgütün kendince elde ettiğini var saydığı, iç ve özellikle dış kazanımlarıyla, konumunu bir üst basamağa yükselttiği iddiasının dışa vurumudur.

Bölücü, ayrılıkçı tasarımın yapay ve sınırlı da olsa, toplumsal destek sağladığı görüntüsünü oluşturma gayreti öne çıkmaktadır. Eylemler, çatışma yerine sabotaj, bombalama, tuzak kurma, provoke etme, sokak gösterileri formatına çekilmiştir. Yürüyüş ve sokak gösterisi etkinlikleri, eylem bölgesi dışındaki büyük şehirlere kaydırılmaya öncelik verilmiştir.

Bu doğrultudaki tüm göstergeler, terör Merkezînin komuta ve erkinde farklılaşma olduğunu göstermektedir. Buna bağlı olarak, yakın gelecekte daha ileri taktik, daha ileri tehdit ve daha ileri talepler söz konusu olacaktır.

Bu süreç kesilmelidir. Bunun için gelecekteki kalkışmaları önceden, şimdiden kestirerek, eylem aşamasına gelmeden söndürecek en üst düzey derecede hazırlıklı olunmalıdır. Ödünsüz, kararlı ve olabildiğince açık olunmalıdır. Nelerin kesinlikle olmayacağı ısrarla yinelenmelidir.

Oysa, iktidar, inisiyatifi ve önceliği terör örgütüne terk etmiş, olayların arkasından giden pasif bir tutum tercih etmiş görünmektedir.

Ayrıca, çözüm için yanlış muhataplar seçme hatasına düşülmektedir. Sorun yaratanlardan çözüm üretmesi beklenmektedir. Bu, yanlıştır, hatadır. Dış ilişkilerde de terör duyarlılığının ötelendiği kuşkusu yaygındır. Bu kuşku giderilmelidir. Kalıcı ve önalıcı bir karşı program oluşturulmamış olması büyük bir noksanlıktır. Terörle mücadelede görevlendirilen güçlerin gereksinmelerinin karşılanmasında ve özellikle teknolojik donanımında yeterince enerjik davranılmamaktadır. Bu tutum caydırıcı değildir, ödün vericidir. Gerçekten, sayın milletvekilleri, bu konuda hiçbir nedenle, Avrupa Birliği dahil hiçbir şey için, hiçbir çıkar ve dayatma karşılığı ödün verilemez, ödün verilmemelidir, ödün verilmesine izin vermemeliyiz. Bilmeliyiz ki, ilk küçük ödün, peş peşe gelecek ve sonlanmayacak büyük ödünlere haklılık gerekçesi olacaktır. Başlatılacak ödün süreci bölünmeye kadar, tekil devletten vazgeçmeye kadar gidecek yolu gündeme getirecektir. Siyasî şiddete ve silahlı eyleme hak aracı olma meşruiyet ve haklılığı yükleyecektir. Çünkü, ödün, zaaf ürünüdür. Ciddî devlet kamu yönetiminde zaaf gösteremez. Gösterirse, saygınlığını ve sözünü dinletme üstünlüğünü yitirir. Son olaylarda bu zaaf maalesef gösterilmiştir. Olayların ortasında vali değiştirmek, vali kendi istemiş olsa bile yanlış, çok yanlış olmuştur; devlet geleneğine uymamıştır, yakışmamıştır; kamu yönetimi kavramı yaralanmıştır, kamu yöneticileri incitilmiştir. Bu tutum eylemcileri yüreklendirmiş, hem de eylem bölgesinde, eylemler boyunca, otorite kullanımı yerel odaklara kaymış, egemenlik kavramı tartışılır olmuştur. Bundan böyle, ihanet odaklarını okşayıp umutlandıracak uygulama ve sözlerden uzak durulmalıdır; günlük popülizm kolaycılığına ve gevşekliğine tenezzül edilmemelidir; ne anlama geldiği söylendikten sonra tekrar tekrar açıklanacak sözler söylenmemelidir ya da yanlış anlaşılmayacak biçimde dikkatle söylenmelidir. Maksadını aşacak, kafa karıştıracak kavramlar icat etmek işgüzarlığından, hiç olmazsa bu alanda, hiç olmazsa bu dönemde vazgeçilmelidir.

Sayın milletvekilleri, siyasal şiddet ve bölücü, ayrılıkçı terör ulusal sorunumuzdur ve bu sorunu, mutlaka, sonlandırmak zorundayız. Dost-düşman cümle âlem bilmeli ki, şiddet, hak arama aracı değil, suç ve cinayet aracıdır, öyle kalacaktır ve kesinlikle cezalandırılacaktır.

Yasal sınırlar içerisinde kalarak, hukukdışı yöntemlere ve aşırı şiddet uygulamalarına izin verilmeyerek, ancak, ödün de verilmeyerek, ulus birliği ve ülke bütünlüğü, kesinlikle ve sonsuza dek korunacaktır. Bu amaçla, bölge halkının mutluluğu, korkusuz yaşama istemi ve gönenci, dokunulmaz değerlerin en önünde olacaktır, olmalıdır.

Saldırı, tehdit ve baskı ortamı yok edilmelidir. Bölge halkını ötekileştirmeye yönelik tüm kalkışmalar anında önlenmeli ve cezalandırılmalıdır. Devlet, devlete yaraşır bir sorumlulukla, terörün salt şiddet boyutuna takılıp kalmadan, bölgeyi, teröre elverişli bir ortam olmaktan çıkaracak koşulları gerçekleştirecek iyileşmelere öncelik ve hız vermelidir.

Sayın milletvekilleri, ulusumuz, her türlü terör, şiddet ve baskının sonlandığı bir ortamda mutlu yaşamak istemektedir. Bunu hak etmiştir, bunu sağlayabiliriz; bunu özgücümüzle sağlayabiliriz; öyle de yapmalıyız. Bu konuda ulusulararası işbirliğine takılıp kalamayız, fazla bel bağlayamayız. Hükümet üyeleri ve Sayın Bakan, zaman zaman, terör konusunda uluslararası işbirliği gerektiğini, bu konudaki çağrılarımıza diğer ülkelerin önceleri aldırış etmediğini, ancak, 11 Eylül olaylarından sonra haklılığımızın anlaşıldığını söyleyerek, iyimserlik ifade etmektedirler. Olayı doğru okumalıyız, doğru anlamalıyız. Bu konuda söz sahibi ülkelerin tamamı, uluslararası işbirliğini, kendilerine yönelik terör için çok gerekli görmektedirler; bu, doğru; ama, bizim terör sorunumuza, hâlâ, aldırış etmemektedirler; bu da bir diğer doğru. Yanılmayalım; bizi teröre müstahak görmektedirler, bizdeki olayı terör olarak tanımlamamaktadırlar. Bölücü, ayrılıkçı teröre rütbe ve destek vermektedirler, ona yakın durmaktadırlar. Bu konuda içtenliklerini kanıtlamak durumundadırlar.

Çok çarpıcı gerçek şudur: Terörü küreselleştiren büyük, en büyük terör örgütlerinin kurucuları kendileridir, terör için oluşturmuşlardır o örgütleri. Yani, küresel terör, küresel güçlerin ürünüdür, onların "our boys" dedikleri çocuklarıdır, uşaklarıdır. Yayılmacı çıkarları için terörü icat edenler, terör sorununu yaratanlar, yaygınlaştıranlar, uygulatanlar bizim için çözüm üretemezler, taa ki kendi çıkarları söz konusu olsun. (CHP sıralarından alkışlar) Kendi mutluluk araçlarını bizim ulusumuza hep çok görmüşlerdir. Bu nedenle, açıktır ki, sorunumuzu, biz, biz olarak, biz kalarak, kendimiz olarak, kendimiz kalarak çözeceğiz. İlk ve acil görev budur ve hiçbir gerekçe, bu görevi yerine getirmeme başarısızlığını affettirmez.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Güneş, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı.

Sayın Baratalı, buyurun efendim.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısında yer alan İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini aktaracağım; bu nedenle, Grubum ve Cumhuriyet Halk Partisi adına ve şahsım adına saygılarımı Yüce Meclise iletiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuda görüşlerimizi aktarmadan önce, izninizle, başka bir konuya değineceğim, bir İzmir konusuna değinmek istiyorum.

Sayın Başbakan pazar günü İzmir'e gittiler, İzmir'de kapalı bir salonda, bir spor salonunda, Türkiye'deki 27 tesisi açtılar; sonra, Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticileriyle bir toplantı yaptılar. Toplantıda aynen şunu söyledi yöneticilere ve ilerideki seçim için bir start verdi Sayın Başbakan; söylediklerini size de aktarmak istiyorum değerli milletvekilleri: "AKP'nin İzmir'de iktidara gelmesiyle kent üzerindeki bazı yakıştırmalar silinip atılacaktır" dedi orada. Bu, hem İzmir basınında da hem de Türkiye'nin genelinde, ulusal basında büyük puntolarla yer aldı; bugün de önemli tirajı olan gazetelerde "İzmir'e ne demek istedi Sayın Başbakan" diye soruyorlar; ben de sormak istiyorum.

Aslında, hem 2002 genel seçimlerinde hem de yerel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisinin İzmir'den aldığı sonuçlardan hiç de mutlu olmadığını izliyoruz; bu mutsuzluğunu her yerde defalarca ifade ettiler; ama, İzmir'e gelerek bunu halkın yüzüne karşı söyleyeceğini, ben, bir İzmirli olarak, siyasî bir partiye mensup olarak, bir cumhuriyetçi ve laik olarak hiç düşünmemiştim; ama, Sayın Başbakan bunu yaptı. Sayın Başbakanın beyninin arkasında söyleyemediği bazı ifadeler var. Bu ifadeler…

AHMET YENİ (Samsun) - Niyet okumalar başladı şimdi!

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Niyet okuma değil, aynen söylüyorum.

Bu ifadeler, taa 1840'lardan beri değişimciliğe, yeniciliğe karşı gelen ifadeler.

Bakın, Sayın Milletvekili, İzmir'den neden rahatsız oluyor Sayın Başbakan, İzmir'in neyinden rahatsız; size sormak istiyorum, siz de lütfen dinleyin. İzmir'in çağdaşlığından mı rahatsız Sayın Başbakan?!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Evet!

BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in aydınlık yüzünden mi rahatsız? (CHP sıralarından "Evet" sesleri)

TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Aynen öyle!

BÜLENT BARATALI (Devamla) - İnsanlarından mı rahatsız?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Evet!

BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in demokratlığından mı rahatsız?!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Evet!

TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Evet!

AHMET YENİ (Samsun) - Niyet okuyorsunuz!

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Niyet okuma değil, bugün gazeteleri okuyun.

İzmir'in yenilikçiliğinden mi rahatsız?!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Evet!

SELAMİ UZUN (Sivas) - Neyi yenilediniz?!

BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in cumhuriyetçiliğinden mi rahatsız?!

SELAMİ UZUN (Sivas)  -  Her taraf gecekondu!..

BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in laikliğinden mi rahatsız?!

TÜRKAN MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Avrupa Birliğine yakınlığından mı rahatsız?!

BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in milliyetçiliğinden mi rahatsız?!

SELAMİ UZUN (Sivas) - Gecekondulara bakmıyor musunuz?!

 BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in Müslümanlığından mı rahatsız?!

SELAMİ UZUN (Sivas) - Gelip, gecekonduları bir görün…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in değişimciliğinden mi rahatsız?! İzmir'in girişimciliğinden mi rahatsız?!

SELAMİ UZUN (Sivas) - Hayır, hiçbiri…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Özgürlükçüğünden mi rahatsız İzmir'in?!

SELAMİ UZUN (Sivas) - Sen rahatsız olmuyorsun ki İzmir'den; tabiî ki, Sayın Başbakan rahatsız olacak!..

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sayın Başbakan veya siz, ağzınızdaki baklayı çıkarın değerli arkadaşlar; İzmir'den neden rahatsızsınız?! İzmir sizi niye rahatsız ediyor?!

SELAMİ UZUN (Sivas) - Gecekondu mahallelerine git!..

TÜRKAN MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Sen kendi iline bak!..

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Eğer, bu düşünceyle, siz, rahatsızsanız, çağdaş, laik, demokrat İzmir, sizi, hep rahatsız etmeye devam edecektir değerli arkadaşlar. (AK Parti sıralarından gürültüler) Ben, Sayın Başbakanı, İzmir'in ve Türkiye'nin ulusal kurtuluş tarihini okumaya davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Nutuk okumaya yeni başlamış; ama, o Nutuk'ta -biliyorsunuz, üç cilttir- üçüncü cildinde belgeler vardır.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sizin gittiğiniz yerden geliyoruz biz…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - O belgelerin başında da Sayın Kapusuz, İzmir'de Yunan'a karşı ilk kurşunun, İzmir'de, Hasan Tahsin tarafından atıldığı yazılmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Doğru…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sizi de bunu… İşte, bunlar, sizi rahatsız ediyor…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hayır, hayır efendim…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'de, hem ilk kurşun hem son kurşun Yunan'a karşı ve emperyalizme karşı atılmıştır.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) -  Bu üslup size yakışıyor mu Sayın Baratalı?.. Sizin gibi birine yakışıyor mu?..

TÜRKAN MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Başbakana yakıştı mı?! Başbakana yakıştı mı?!

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Şimdi, Sayın Başbakana da, İzmir'lilere söylediği laflar, Sayın Başkan, İzmir'deki söylediği laflar, İzmir'e yakışmıyor. Çok özür dilerim. Siz de, eğer, İzmit'e böyle bir laf söyleseydi veya Kahramanmaraş'a veya Gaziantep'e böyle bir laf söyleseydi... Yani, İzmir'e ne demek istiyor biliyor musunuz…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Sayın Baratalı, sadece niyet okuyorsunuz…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - "…üzerinizde gâvur İzmir kimliği var; bunu, AKP kaldıracak" diyor. Biz, bunu, kabul etmiyoruz!

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Öyle bir şey olabilir mi?!

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Biz, bunu, kabul etmiyoruz Sayın Başkan…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Bunu siz söylüyorsunuz Sayın Baratalı…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Şimdi…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Siz, kendinizi öyle görüyorsunuz…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Siz de böyle görüyorsunuz…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Biz öyle görmüyoruz…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Demek, siz de İzmir'in, Sayın Başbakanın...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım lütfen…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sayın Başbakanın söylediği "gâvur İzmir" kimliğini siz de mi paylaşıyorsunuz?! Sizi şiddetle protesto ediyorum!...

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Hayır, hayır… Siz…

BAŞKAN - Sayın Demirbağ… Sayın Demirbağ…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sizi şiddetle protesto ediyorum…

AHMET YENİ (Samsun) - Bir dahaki sefer İzmir'i de alamayacaksınız…

BÜLENT BARATALI (Devamla) - İzmir'in yanından geçemeyeceksiniz… Bir kentin Ulusal Kurtuluş Savaşındaki gaziliğini gözönünde bulundurmayacaksınız…

AHMET YENİ (Samsun) - Bir tek İzmir kaldı…

BÜLENT BARATALI (Devamla) -  …ona "gâvur İzmir" diyeceksiniz; sonra da, İzmir'e yaklaşacaksınız!.. İzmir'in yanından geçemeyeceksiniz…

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)  - Niye geçemeyelim yanından, orası başka bir ülke mi?!.

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bana gayet güzel yakışan, bir Kurtuluş Savaşı gazisinin torunu olarak bana yakışan güzel bir konuşmayı yapıyorum. Esas, İzmir'e "gâvur İzmir" diyen Sayın Başbakan'a bu laflar yakışmamıştır değerli arkadaşlar.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - İzmir'i ne kadar tahrik ederseniz edin, bir dahaki seçimi kaybedeceksiniz…

BAŞKAN - Sayın Demirbağ, lütfen…

Sayın Baratalı, 4 dakikalık süreniz var efendim, konuşmanızı tamamlayınız.

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan, hoşgörünüz nedeniyle size teşekkür ediyorum; ama, bir İzmirli olarak bunları söylemek durumundayım.

Sayın Başbakanın, son olarak, ağzındaki baklayı çıkarmasını istiyorum. Eğer İzmir'e "gâvur…"

AHMET YENİ (Samsun) - Sen baklayı boşver, bütçeye bak!..

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Önce Ulusal Kurtuluş Savaşı… Eğer İzmirliler, eğer Türkiye olmasaydı, eğer Mustafa Kemal olmasaydı, sizin camilerinizde cuma namazı kılınmayacaktı, bizim camilerimizde…

AHMET YENİ (Samsun) - Niyet okuya okuya bittiniz, bittiniz!

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Önce ona bakacağız, sonra bütçeyi yapacağız.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin.

Buyurun Sayın Baratalı, konuşmanızı tamamlayınız.

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, İçişleri Bakanlığındaki konuşmama geçiyorum izninizle.

Değerli arkadaşlar, birbuçuk yıl kadar önce 4 önemli kanun çıkardık. Bunlardan bir tanesi Belediye Kanunu, diğeri Büyükşehir Belediyesi Kanunu, İl Özel İdareleri Kanunu ve Mahallî İdare Birlikleri Kanunu. Bu kanunlarla, 1930 yılından beri, yetmiş yıldır kullandığımız, uyguladığımız yerel yönetimler anlayışını değiştirdik, yeni yeni düşünceler getirdik; kamu gücünün tarifini yaptık, kamu personelinin tarifini yaptık, kamu görevini ticarîleştirdik, hemşeri ve yurttaş yerine de müşteriyi getirdik.

Değerli arkadaşlar, bundan sonra, parası olan yerel hizmetlerden yararlanacaktır. Bakın, ben sizi Ankara'nın sanayi sitelerini dolaşmaya davet ediyorum. Biz, cumartesi-pazar günleri Şaşmaz'daki sanayi sitelerindeydik. Genel bütçe vergi tahsilatından değil de hemşerinin parasına dayanarak gelişmeyi sağlamaya yönelik olan bu hedef, oralarda iflas etmiş görünüyor değerli arkadaşlar. İnsanlar ışıklı tabelalarını kaldırmışlar, reklam vergisinden kurtulmak için; tabelalarını küçültmüşler, reklam vergisinden kurtulmak için. Bir dükkânın sabah açma maliyetinin 250 000 000 TL olduğunu söylüyorlar.

Şuraya gelmeye çalışıyorum: Yerel yönetim kanunlarını değiştirdik, eğitim ve sağlıkta yerel yönetimlere yeni yeni görevler verdik. Şimdi, ilköğretim binalarını yapmak, ortaöğretim binalarını yapmak, hastaneler yapmak, ana-çocuk sağlıkları yapmak gibi görevler de -hem görev alanına göre, sorumluluk alanına göre- hem belediyelere verildi hem de il genel meclislerine verildi.

Değerli arkadaşlar, Batılı ülkelerde yerel yönetimler genel vergi tahsilatının en az yüzde 20 ile 30'unu kullanıyorlar. Türkiye'de ise, yerel yönetimlerden, belediyelerde yüzde 6'sını, il özel idaresinde ise 1,12'sini kullanıyor. Bu, genel bütçe gelirlerinden değil de, hemşeri üzerine yüklenerek o yörenin kalkınmasını sağlamaktır ve son derece yanlıştır.

Şimdi, bu kadar büyük görev yelpazesiyle sorumlu tuttuğumuz bu yerel yönetimlerin akçalı kaynaklarını da bu iktidar ve bu hükümet, bu Meclis yeniden yapmak zorundadır. Ben şimdi soruyorum: Belediye Gelirleri Kanunu nerede kaldı? İl Özel İdareleri Kanunu nerede kaldı? Değerli arkadaşlar, bunlar devamlı kan kaybediyorlar. Bir tane örnek vermeye çalışacağım: Geçen sene 80 trilyona, 100 trilyona bağlanan İzmir İl Özel İdaresi bütçesi, bu sene 80 trilyonla bağlanmak durumundadır. O nedenle, hemen şimdi, bütçeden sonra, yerel yönetimlere, yerinden yönetimlere güç ve kaynak aktaran yasaları yapmak durumundayız. Bu bizim görevimiz olarak görünüyor.

Değerli arkadaşlar, diğeri, Türkiye'de 35 138 köy var; Köy Kanununu çıkaramadık, performans kriterleri belli değil, norm kadrolar yapılıp, henüz tamamıyla bitirilemedi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Baratalı, 2 dakikalık eksürenizi başlatıyorum, 2 dakika içinde konuşmanızı tamamlayınız efendim.

Buyurun.

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

35 138 köyümüz var; ama, Köy Kanununu çıkaramadık, hâlâ daha salma -20 lira civarında- devam ediyor. Kamu Personel Kanununu çıkaramadık, zabıta ve itfaiye erlerinin itibarî hizmet zamlarını yerine getiremedik.

Bir diğeri, değerli arkadaşlar, birbuçuk yıl önce karar vermemize karşın, henüz, yerel yönetimlerin, devletle veya birbirleriyle veya diğer kurumlarla olan uzlaşmalarını yerine getiremedik.

Şimdi, bu iktidar döneminde, ne kadar borçlu olursa olsun, bir yerel yönetimin, gerek özel idare olsun gerek belediye olsun, borcuna bakılmaksızın paylarının yüzde 60 gönderilmesini büyük bir sevinçle karşılıyorum, bunu bir olumlu düşünce olarak ifade ediyorum; ama, artık borçları yüzünden hizmet veremez duruma gelmiş olan, hemşerilerine hizmet veremez duruma gelmiş olan yerel yönetimlerin, bu uzlaşma komisyonlarının bu yıl sonuna kadar bitip, buradaki uzlaşmanın tamamlanmasını ve büyük bir borç yükü altında olan bu idarelerin, artık hizmet verme zamanlarının geldiğini de düşünmeye çalışıyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; çağdaş, hesap verebilir, sorumlu, etkin yerel yönetimi hep beraber yapmaya çalışacağız; bunun da yolu, bu tür yönetimlere, bu tür yerinden yönetimlere, bu tür yerel yönetimlere kaynağın verilmesi gerekiyor. Sorumluluk ve görevleri verdik; ama, kaynaklarını veremedik. Bunu da vermek, bütün gruplara, hükümete ve Meclise aittir, bunun bir an önce yapılması gerekmektedir, hemşeriye hizmet yönünden.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Baratalı, teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı, İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü.

Sayın Ülkü, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başbakanın İzmir'de yapmış olduğu konuşmayı, İzmirlilere bir hakaret olarak sayıyor ve kendisini şiddetle kınıyorum. Sözlerime başlarken bunu söylemeyi de bir görev biliyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; takdir edeceğiniz gibi, İçişleri Bakanlığının görev alanına giren konular,  hükümetin yürüttüğü genel politikalardan en çok ve en çabuk etkilenen konulardır. Mesela, eğer İktidarın yürüttüğü politikalar yasaklar yönündeyse, toplumda bunun karşılığı hemen kendini yasadışılık yönünde gösterir; vergilerin artırılması yönündeyse, yolsuzluk, kaçakçılık ve sahtecilik gibi suç olayları; sosyal politikalarda bir yetersizlik ve gelir dağılımında bir adaletsizlik varsa, kapkaç, hırsızlık, ailevî trajediler gibi toplumsal problemler, İçişleri Bakanlığının karşısına, asayiş ve güvenlik meseleleri olarak çıkar. Bu nedenle, İçişleri Bakanlığının bütçesi üzerinde konuşurken, ister istemez hükümetin genel politikalarının yarattığı sorunlardan da söz etmek zorundayız.

İçişleri Bakanlığının bütçe sunuşunda, insan hak ve hürriyetlerinden, hukukun üstünlüğünden, halkın yönetime katılımından, vatandaş olarak da bir kamu hizmeti anlayışından söz edilmekteydi. Bunlar, AKP'nin yıllardır ağzından düşürmediği, ama nedense günlük hayatımıza bir türlü yansımayan, yansıtılamayan güzel dileklerden öteye gidemiyor. Gitseydi eğer, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde, İstanbul'da basın açıklaması yapan kadınlarımız polis tarafından cop ve biber gazıyla dağıtılıp yerlerde sürüklenmezdi; gitseydi eğer, 29 Kasım günü için toplanan öğretmenler coplanmazdı, şiddete maruz kalmazdı. Aynı polis, yakın zamanda, adına Hizb-üt Tahrir denilen Atatürk ve laik cumhuriyet düşmanı örgüte de seyirci kalmazdı. Adam, bütün basın kuruluşlarını haberdar etmiş, camiin avlusuna ses düzeni kurmuş, kürsüye yaslanmış, tam 1,5 saat cumhuriyete ve Atatürk'e hakaretler, küfürler yağdırıyor; ama, kimsede çıt yok, polis sadece seyirci! Çünkü, onlar, Başbakanın vücut dillerini çok iyi bildiği potansiyel oy depolarınız; fakat, Yargıtayın bir kararına göre de bir terör örgütü.

Geçen yıl, yine bu kürsüden, size bir çağrıda bulunmuştum Sayın Bakan; gelin, polisin çalışma koşullarını düzeltelim, iş tanımlarını yapalım, polise sendika hakkı tanıyalım, fazla mesai sürelerini belirleyelim, angarya yaptırmayalım, çağdaş bir polis örgütlenme yasasıyla, çağdaş bir polis görev ve yetki yasası hazırlayalım demiştim; ama, enerjinizi başka alanlara sarf ettiğinizden, bu gibi konulara eğilmediniz.

Nurettin Veren ismi size bir şeyler hatırlatıyor mu? O, kaynak yayınlarında çıkan ve "Nurettin Veren Anlatıyor" isimli kitabı okudunuz mu, bilmiyorum. Hikmet Çetinkaya'nın da sık sık değindiği ve sonra da yasaklanan bir makalesini de burada gündeme getirmek istiyorum. Burada iki önemli isim yer alıyor, Emniyet Genel Müdürlüğünde; bunlar kardeş üstelik. Bunlardan, Polis Akademisinde öğretmen olan şahıs, Cumhurbaşkanına ve Türk Silahlı Kuvvetlerine hakarete varan suçlamalarda bulunuyor, şikâyet ediliyor, soruşturmaya gerek görmeyerek konuyu kapatıyorsunuz; üstelik, konu, Millî Güvenlik Kurulunda da görüşülmesine rağmen.

Hatırlarsınız…

SELAMİ UZUN (Sivas) - Nereden biliyorsun Millî Güvenlik Kurulunda görüşüldüğünü?

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Biliyorum…

SELAMİ UZUN (Sivas) - Tutanakları gizli değil mi Millî Güvenlik Kurulunun?!

MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Ne kadar biliyorsun!.. Aman ya Rabbi!..

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Hani şeffaftınız?!

Hatırlarsınız, Malatya Emniyet Müdürlüğü ekipleri, bir eroin kaçakçılığını soruşturmak için Van'a gitmiş; ancak, kaçakçılar polisi basarak sanıkları kurtarmıştı. Daha sonra, baskın yapanlar ve kaçırdıkları sanıklar yakalanmıştı; fakat, ortada eroin yoktu. Neredeyse bir yıldan beri de dosya kapandı, eroin de buhar oldu. Bu olay, polis içerisinde birtakım gizli çatışma ve çekişmelerin ve hatta gizli oluşumların var olduğuna dair şüpheleri de artırmıştır.

Sayın Bakan, bir Türk başkomiseri, Almanya'da 15 kilogram eroinle yakalandı; olay kapandı. Bu kişi, yasadışı örgütün üyesi miydi? Örgüt, klasik eroin kaçırma yollarını belki de acil ihtiyaçları nedeniyle terk ederek, bazı polis üyeleri de sevkıyat içinde mi kullanıyordu? Hiçbir şey aydınlatılamadı. Hiç değilse, Alman makamlarından bilgi isteseydiniz. Anlattığım olay nedeniyle, Van Emniyet Müdürü ve polis hiçbir soruşturmaya konu edilmedi. Yaşanan ağır ihmal ve bu kadar acemiliğe de "pes doğrusu" dedirtecek uygunsuzluklar kamuoyunun hafızasından silinmemişken, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın'a yönelik operasyon çıktı ortaya.

Sayın Bakan, polis içindeki yasadışı örgütlenme adaleti yönlendirecek boyuta ulaşmıştır. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü, yasadışı örgütün hedefi olduğu için karalanmıştır. Açıkçası, tüm bu olaylar, emniyetin adlî kolluk uygulamasına niçin şiddetle karşı çıktığını da daha iyi göstermeye başlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; unutmayın ki, Atatürk devrimi, bir ulusun belli bir düzenden bir başka düzene geçmesi değil, bir toplumsal sınıfın başka bir toplumsal sınıfa haklarını tanıması da değil; yani, ne 1789 ne 1917; bir toplumun tümüyle bir uygarlıktan bir başka uygarlığa geçişidir; yani, ümmetçilikten milletçiliğe geçiştir. Bugün geldiğimiz noktada zihniyetiniz bizlere günümüz uygarlığını korumak ve kollamak zorunda bırakmaktadır. Türbanı öne sürüyorsunuz, içkiyle uğraşıyorsunuz; ama, bunun yanında, bilimin yasakladığı, yılda 100 000 vatandaşımızın hayatına mal olan sigara karşısında zamdan başka hiçbir girişiminiz yok. Sağlık Bakanı açıkladı; bu ülkede sigaradan her yıl 100 000 vatandaşımız ölüyor ve bunların 1 500'ünü pasif içici konumunda bebekler oluşturuyor; milyarlarca dolarlık maddî zarar da cabası. Gençler arasında extasy ve uyuşturucu kullanma oranı hızla artıyor; hiçbir müdahale yok. Kafayı içki mekânlarına takmış durumdasınız. Neden; çünkü, sigarayı tıp bilimi yasaklıyor, içkiyi şeriat. Siz de tercihinizi şeriattan yana koyuyorsunuz. Nedir bu getirdiğiniz kırmızı sokak uygulamaları?! Hollanda'da buna benzer bir şey var. Plan ve Bütçe Komisyonunda anlatmıştım. Amsterdam'ın göbeğindeki Dom  Meydanında devlet ve orada öbeklenmiş olan bazı eroin kaçakçıları, esrar kaçakçıları, rekabet halinde, benim esrarım, eroinim daha iyi diye rekabet etmektedirler. Siz de bunu mu yapmak istiyorsunuz ülkede?!

Kadıköy'de birkaç yüz metre aralıklarla 127 tane cami var. Ülkede sadece ruhsatlı caminin miktarı 80 000, ruhsatsızlarla beraber 125 000'i bulmakta. Okullarımızın sayısı sadece 55 000. Göztepe Parkına cami yapmayı nasıl aklınıza getirebiliyorsunuz?! Cami yapacak başka yer mi yok allahaşkına?!

Aklıma Sayın Başbakanın, Belediye Başkanı olduğu dönemde, "İstanbul'u Medine yapacağız" tümcesi geldi. Niyetiniz bu olsa gerek. Bilimin insanlık adına yeşil alan olarak ayırdığı yere, sen, tutup, şeriat adına mı rant, rant adına mı bilinmez, cami yapmaya kalkıyorsun. Fas'ta buna benzer örnekler çok.

AHMET YENİ (Samsun) - Cami yapımına karşı mısınız Türkiye'de?!

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Fas'ta buna benzer örnekler çok.

AHMET YENİ (Samsun) - Fas'ı örnek vermeyin, burası Türkiye Cumhuriyeti.

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Bir belediye başkanı arkadaşım, Fas'ta nasıl seçim kazandığını anlatırken, önce camii yaptırıp, sonra etrafına da gecekondu yaptırdığını, seçimleri de öyle aldığını söylemişti.

AHMET YENİ (Samsun) - Türkiye Cumhuriyeti burası, Fas'ı bırakın siz!

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Avrupa Birliğinde -ki, çok çaba sarf ediyoruz hep beraber- bir arsanın ya da bir konutun üzerinde herhangi bir değişiklik ya da yapılaşma öngörüldüğü zaman, sadece belediye meclisinin karar alması yeterli değil, o mahalle ya da semtte oturanlara mektupla bilgi verilir.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Siz, bu kafayla, sittinsene iktidar olamazsınız!

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - O değişiklik ya da düzenleme için görüşler alınır, boş bir arsa ise, üzerine duyuru asılır.

AHMET YENİ (Samsun) - Müslüman Türk Milleti cami yapmaya devam edecek.

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Bütün bu görüşler alındıktan sonra, orada ne yapılacağına ya da ne yapılamayacağına karar verir Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Cami yapımının şeriatla ne alakası var?!

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Şeffaflık, saydamlık ve hesap verilebilirlikten sık sık söz ediyorsunuz. Bu, aslında, Avrupa Birliği İlerleme Raporunun bir gereği olarak devletin olmazsa olmaz niteliklerinden biri haline gelmiştir -ki, biz, buna katılıyoruz- ama, ülkemizde Bilgi Edinme Yasası olmasına rağmen, hâlâ, örneğin, bir genel müdürün ya da bir trafik polisinin herhangi bir bilgi vermesi söz konusu değil. Hani şeffaflık, hani hesap verilebilirlik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ülkü, 2 dakikalık süre içerisinde konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun efendim.

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Batı hümanizminin ülkemize yerleşmesi için Avrupa Birliği iddiasını gündemde tutan sizler, o hümanist felsefenin tam tersi uygulamalarla Avrupa Birliğini kullanıyor izlenimini vermektesiniz. "Odak noktası devlet değil, insan olacak" diyen sizler, insana ve insanca olan her şeye çok rahat kıyabiliyorsunuz, Yücel Aşkın olayı gibi. Samimî bir şekilde "benim Kâbem, insandır" diyemiyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, belediye yasaları değişti. Arkadaşımız Sayın Baratalı biraz önce söyledi. İçki ruhsatını polisten alıp belediyelere verdik, biz de katkı yaptık; ancak, bazı belediyelerde, polis, kapanma saati dışına taşan esnaf için tutanak tutup belediyeye gönderiyor. Belediye encümeni bunu görüşmezse suçtur; görüşüp, 500 000 000 lira en az ceza yazmak zorundadır. Bunu yazdığı zaman esnafla karşı karşıya gelmektedir. Bu da acaba kasıtlı mı diye, insanın aklına çeşitli şeyleri getirmektedir. Biz yerinden yönetim anlayışını, belediyelerin güçlendirilmesi olarak algılıyorduk; meğer AKP, bunu, belediyeler aracılığıyla yandaşlarının güçlendirilmesi olarak algılıyormuş. Bu konuda, herkes, kendi yaşadığı yörede şöyle etrafına bir baksın, türedi zenginleri görecektir.

Bu arada, belediyelerin yerinden yönetim anlayışı çerçevesinde yetkiler artırılırken, belediye gelirleri yasasının çıkmaması çok büyük bir noksanlıktır. Belediyelerin, borçlanma ve özelleştirme başta olmak üzere yetkileri genişletildi, belediye şirketlerinin denetimi kaldırıldı. Rüşvet ve yolsuzluklar, bu denetimsizlikten dolayı önümüzdeki günlerde artacaktır.

İller Bankası devlet eliyle yok edilmekte. Bu da, şu anda, Hazineye 15 katrilyon yük yüklemiş bulunmakta. Gelecekte daha nice yükler beklemektedir Hazinemizi.

BEPER Projesi adı altında bir proje var İçişleri Bakanlığında, belediyelerde şeffaflık ve verimliliği ölçmek; ancak, uluslararası şirketler için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN - Sayın Ülkü, teşekkür konuşmanızı alabilir miyim efendim.

Buyurun.

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - …fizibilite çalışması olarak görev yapan bu BEPER Projesi, karar vericilere, objektif verilere dayanarak değerlendirme yapma imkânı tanımak için denilmiş idi; ama, karar vericiler, su ve katı atık gibi temel altyapı hizmetlerine yatırım yapmak isteyen uluslararası şirket ve finans kapitalidir.

Sayın Başbakanın "işsizliği ABD çözememiş, ben mi çözeceğim" sözünü doğrusunu söylemek gerekirse çok yadırgıyoruz. Bunun ismine, yine Kasımpaşalı ağzıyla "çamura yatmak" denilir diyorum ve İçişleri Bakanlığının bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum, teşekkür ediyorum, saygılar  sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ülkü.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.

AK Parti Grubu adına, Karabük Milletvekili Hasan Bilir.

Sayın Bilir, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 8 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN BİLİR (Karabük) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Millî Savunma  Bakanlığının 2006 malî yılı bütçesiyle ilgili AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinize saygılarımla, sevgilerimle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığının bütçesini kritik etmezden önce, müsaadenizle, bir iki cümleyle ben de bu İzmir meselesine müdahil olmak arzusundayım.

Değerli dostlarım, İzmir'de çok önemli şeyler oluyor fark ediyorsanız. İzmir, on yıllardır, yirmi yıllardır özlediği, beklediği hizmetlere yavaş yavaş kavuşuyor ve büyük bir hızla hizmetlerimizi aktarıyoruz. Bunlardan en önemlileri, tabiî, barajlar yapılıyor, su bentleri yapılıyor, içmesuyu hizmetleri getiriliyor, birçok hizmet getiriliyor ve İzmir'de çok önemli organizasyonlar yapılıyor bildiğiniz gibi üniversite olimpiyatları gibi.

Değerli dostlarım, Sayın Başbakanımızın çok büyük bir iyiniyetle, çok büyük bir samimiyetle ifadelerini, farklı mecralara çekmek ve farklı polemik konuları meydana getirmek noktasında kullanan arkadaşlarımız, bana göre hata yapıyorlar. Kimse bu samimî sözlerden şüphe etmesin. İzmir, bizim İzmirimiz. İzmir'de de hizmetlerimizi artırarak devam ettireceğiz ve İzmir'de de, inşallah, siyaseten de başarılı olacağız ileride.

Elbette, siyaseten başarılı olmanın en önemli yolu, hizmet etmektir millete. Milletin gönlünde yer almaya çalışmaktır. Salonlarda hamasi nutuklarla bu işler olmaz. İzmir'de yükseleceğiz, göreceksiniz ve kimse polemik konusu haline getirmesin. Hizmette yarışalım, yaptığımızı yapmadığımızı tartışalım. Türkiye için taş taş üstüne nasıl koyabiliriz, bunun konuşmasını, bunun mütalaasını yapalım birlikte. Dolayısıyla, halkımız hangi sözcüklerin ne maksatla, ne şekilde, nasıl söylendiğinin çok iyi bilincindedir; dolayısıyla, bunu kamuoyumuzun takdirine bırakmakta fayda var ve bu polemiği burada kesmekte fayda var diye düşünüyorum.

Değerli dostlarım, konuşmamın başında belirtmek isterim ki Millî Savunma Bakanlığı bütçesiyle ilgili, savunma faaliyetleri, diğer tüm faaliyetlerden farklı ve ayrıcalıklı bir özellik taşımaktadır. Aklınıza gelebilecek tüm faaliyetlerde kaynak taleplerinin millî gelirle doğru orantılı olarak planlama imkânı varken, savunma faaliyetlerinde kaynak taleplerinin ülke bütünlüğüne yönelik tehdit ve risklere paralel planlanması zarureti vardır. Ana hedef, Büyük Atatürk'ün gösterdiği "yurtta barış, cihanda barış" hedefidir. Ancak, barışı sağlamak ve sürdürülebilir kılmak güçlü bir silahlı kuvvetlerle mümkün olabilmektedir ve barışın, sulhun, güvenliğin bedeli olmaz.

Türk Silahlı Kuvvetleri geçmişten geleceğe caydırıcı bir güç olmuş ve olmaya devam edecektir. Dost ve müttefiklerimize güven veren, bölgesel barış ve istikrarın idamesini sağlayan bir ülke olmanın aslî unsuru, güçlü ve caydırıcı bir silahlı gücün daim kılınmasıdır. Ayrıca, büyük bir silahlı gücü idame ettirmek zarureti ülkemizin jeopolitik ve jeostratejik konumuyla doğrudan ilgilidir. Türkiye Cumhuriyeti her şeye rağmen bağımsızlık, millî bütünlüğümüzün korunması ve idamesi, ülkemiz ve milletimizin bekası uğruna her an harbe hazır, ileri teknolojiyle donatılmış, eğitim ve morali üstün bir silahlı güce sahip olmak zorundadır. Savunma amaçlı alım ve harcamalar ülkenin bekasıyla ilgili tehdit ve riskleri bertaraf etmeye yönelik olduğundan, Millî Savunma Bakanlığı bütçesi de hazırlanırken, ülkede savunma-refah-kaynak dengesinin sağlanması esas alınmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Millî Savunma Bakanlığının bütçesinin hazırlanmasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin en alt biriminden en üst seviyedeki karargâh birimlerine kadar uzanan zincirde aktif bir katılım anlayışıyla üretilerek işletilen planlama, programlama ve bütçeleme sistemi, 1980 yılından beri geliştirilerek kullanılan ana unsurdur. Planlama, programlama ve bütçeleme sisteminin en üst seviyedeki referansı, Türkiye Cumhuriyeti Millî Güvenlik Siyaseti Belgesidir.

Millî Güvenlik Siyaseti Belgesi, aşağıdaki ana unsurlardan oluşmaktadır değerli milletvekilleri:

Dünyadaki yeni güvenlik algılamaları nasıldır; dünyadaki güvenlik ortamı nasıl şekillenecektir; yeni güvenlik ortamında Türkiye'nin yeri nedir ve millî menfaatlarımız nasıl şekillenecektir; millî menfaatlarımızı elde etmek için belirleyeceğimiz millî hedeflerimiz nelerdir; bu hedeflere hangi esaslarla ulaşacağız ve son olarak, millî menfaatlarımızı destekleyecek askerî gücün niteliği nasıl olmalıdır sorularına cevap verecek şekilde hazırlanmaktadır.

Savunma harcamalarının denetim ve kontrolünde, diğer bakanlık bütçelerinde olduğu gibi Millî Savunma Bakanlığı bütçesi de, gerek planlama gerekse harcama aşamasında, Maliye Bakanlığı, Sayıştay ve Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine tâbi bulunmaktadır. Ayrıca, iç denetim kapsamında hesap müfettişleri ile denetleme ve değerlendirme kurulları da periyodik olarak denetimlerini sürdürmektedirler. Açıkladığım bir dizi planlama ve programlama aşamalarından geçen ve şu anda görüşmekte olduğumuz Millî Savunma Bakanlığının 2006 malî yılı bütçe teklifini incelediğimizde, öncelikle 4 milyar 995,2 milyon YTL personel giderlerinin olduğunu görüyoruz.       3 milyar 742,7 milyon YTL büyük ölçüde yatırım karakteri taşıyan ana silah sistemleri, sefer stokları ve işletme bakım idame projeleridir. 2 milyar 829,8 milyon YTL yiyecek, iskân ve giyim gibi yasal istihkaklar, yakacak, elektrik, su, akaryakıt, ilaç, yolluklar, bina onarımları, demirbaş ve diğer cari ihtiyaçlardır. 10,9 milyon YTL lojman büyük onarımları, kök hücre araştırma projesi ve kara taşıt ihtiyacıdır. 298,9 milyon YTL ise, yıl içinde Savunma Sanayii Destekleme Fonuna bütçeden yapılacak kaynak transferleri, dış askerî yardımlar, muhtaç erbaş, er ailelerinin sağlık giderleri, dost ülkelerden ikili eğitim işbirliği anlaşmaları çerçevesinde eğitim amacıyla gelecek askerî personelin masraflarının karşılanması ile NATO başta olmak üzere, uluslararası kuruluşlara katkı payı ve üyelik aidatı ödemeleri olarak belirlenmiştir ve toplamda 11 milyar 870,5 milyon YTL'lik bir bütçeyi görmekteyiz. Bu bütçe, 2005 yılı bütçesine göre yüzde 8,2 oranında artışla belirlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu bütçenin 2006 yılı hedeflerine göre gayri safî millî hâsıla içindeki payı yüzde 2,5'tir. 2006 yılı merkezî yönetim bütçesi içindeki payı ise yüzde 6,8'dir.

Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu harp silah, araç gereç ve mühimmatın, mümkün olan azamî ölçüde, yurtiçi imkânlarla karşılanması gayreti ve ar-ge faaliyetlerinin ağırlıklı olarak yer alması nedeniyle, millî sanayie önemli katkılar sağlanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bilir, eksüre içinde konuşmanızı tamamlayınız lütfen.

Buyurun.

HASAN BİLİR (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bu bağlamda, bütçenin, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da, azamî tasarruf ve azamî verim anlayışıyla kullanılması hususunda gerekli çabanın gösterilmesine devam edileceğinden hiçbir kuşku duymamaktayız.

Bu duygu ve düşüncelerle, Millî Savunma Bakanlığının 2006 yılı bütçesinin Türk Silahlı Kuvvetleri ve milletimize hayırlı olmasını temenni eder, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bilir.

AK Parti Grubu adına ikinci konuşmacı, Karaman Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu.

Sayın Çavuşoğlu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 6 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçesi üzerinde, AK Parti Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Zamanımı iyi kullanabilmek için, elimdeki notlarımı hızlı bir şekilde okumaya gayret edeceğim.

Bütün dünyanın, insanlık tarihinden beri en önemli güvenlik meselesi, küreselleşen dünyamızda, savunma ve güvenlik, özellikle 11 Eylül 2001'den sonra yeni bir boyut kazanmıştır. Bu süreç, orduların daha esnek, hızlı konuşlanabilir, daha teknolojik imkâna sahip ve daha yetenekli olacak şekilde yeniden yapılandırılmalarını zorunlu hale getirmiştir. Günümüzde, çok sayıda insan gücüne dayanan ordulardan ziyade, teknolojiye dayanan ve bu teknolojiyi kullanabilen iyi eğitilmiş birliklerden müteşekkil ordular özel önem kazanmaktadır.

Dünya tarihini incelediğimizde, savunma ve güvenliğin her daim önemli olduğunu görebilmekteyiz; şimdi de önemli, gelecekte daha da önemli olacaktır. Savunma ve güvenliği önemsemeyen ülke, elbette, tasavvur edilemez; ancak, yarışa zamanında başlamayan ve savunma sanayiini, bilgi, teknoloji ve stratejik altyapıya oturtmayan ülkeler, hep mağlup olan, kendilerini yenileyemeyen ve bağımlı ülkeler olarak kalmışlardır. Bunun için de, bir avuç insan, bölgede, milyonlarca insana acılar ve zulümler yaşatmaktadır.

Günümüzde, gelişmiş ve güçlü ülkelere bakıldığı zaman, savunma sanayiine çok önem verdikleri, üretip ve sattıkları görülmektedir. Bu yüzden, geç de olsa, 1985 yılında, 3238 sayılı Kanunla, tüzelkişiliği haiz, özel bütçeli bir kuruluş olarak Savunma Sanayii Müsteşarlığı kurulmuştur. (Bundan sonra, SSM diye ifade edilecektir) Kuruluş amacına ilaveten SSM'ye tevdi edilen görevler şunlardır: Millî sanayimizi, savunma sanayii ihtiyaçlarına göre yeniden organize ve entegre etmek; ihtiyaç duyulan modern silah, araç ve gereçlerin özel ve kamu kuruluşlarında imalatını planlamak; modern silah sistemlerini araştırmak ve geliştirmek; savunma sanayii ürünleri ihracatı ve offset ticareti konularını koordine etmektir.

Tevdi edilen görevlerin yapılması için finans sağlamak üzere Müsteşarlığın emrinde Savunma Sanayii Destekleme Fonu da kurulmuştur.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı, proje tekliflerinin değerlendirilmesi, idarî, ekonomik, teknolojik kazanımı, yerel katkı, sistem performansı ve offset hususları ana kriter olarak ele almaktadır.

Bu suretle Müsteşarlık tarafından uygulamaya aktarılan projeler, özel sektörün savunma sanayii alanında çok geniş bir şekilde sorumluluk almasını sağlamıştır. 1986-2005 yılları arasında SSDF'de 16 milyar ABD Doları gelir toplanmış olup, aynı dönemde projeler kapsamında 14 milyar ABD Doları harcanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye'nin jeostratejik konumu nedeniyle karşı karşıya bulunduğu tehditler dikkate alındığında, yüksek teknoloji içeren savunma ihtiyaçlarının karşılanmasında yurtiçi katmadeğerin artırılması hususu önem kazanmıştır.

Bundan dolayı yapılan yatırımlarla ciddî bir altyapıya ulaşmış olan savunma sanayimizin birçok alanda kendi ana savunma sistemlerimizi bağımsız olarak tasarlayıp üretebilmesi için özgün geliştirme projelerine ağırlık verilmeye başlanmıştır. Kendi harp ve savunma sanayiini kurmayan toplulukların savunmada bağımsızlıkları söz konusu olamaz. Düşman, gücü bilmemelidir.

Bu kapsamda, 2000 yılından itibaren kaideye monteli stinger, tank atış kontrol sistemleri, ani müdahale botu, elektronik harp ve benzeri çok sayıda özgün tasarım projesi Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından yürütülmektedir. Önümüzdeki beş veya on yıl içerisinde bu yolla yurtiçi katkı oranının yüzde 50'yi aşması yönünde çalışmalar devam ettirilmektedir. Örnek olarak, 2004 yılında ilk millî savaş gemimizin İstanbul Tersanesinde tasarlanıp üretilmesi için MİLGEM Projesi başlatılmıştır. Projenin alt projelerinden millî sonar deniz birimleri üretim ve entegrasyonu, kızılötesi iz tahmini ve yönetim sistemi, elektromanyetik uyumluluk ve etkileşimin azaltılması analizleri MİLGEM sualtı telefonu üretim entegrasyonu gibi ar-ge projeleri gerçekleştirilmek üzere, Müsteşarlığımızın TÜBİTAK'la yaptığı değişik birtakım müzakereler söz konusudur.

Geleceğin hava platformlarını oluşturacak olan insansız hava araçlarının Türkiye'de geliştirilmesi için, TAI firması öncülüğünde, kapsamlı bir tasarım ve geliştirme projesi de başlatılmıştır.

2004 yılında, dünyadaki kişi başına yıllık savunma sanayii harcaması 162 dolarken, Türkiye'de 142 dolar ve İsrail ve ABD'de de 1 500 dolardır.

Özellikle bütün dünyada olduğu gibi, Avrupa'da, Amerika'da ve ülkemizde de, bundan böyle hava platformlarını oluşturacak insansız araçların önplana çıkacağını ifade etmek isteriz.

TSK'nın ihtiyaç duyduğu muhtelif komuta sistemleri, elektronik sistemler, simülatörler ve yazılım ihtiyaçları için yerli sanayi firmalarımızla özgün geliştirmeye dayalı çeşitli projeler 2004 ve 2005 yılları arasında başlatılmıştır. Bu çalışmalara en güzel örnek olarak ar-ge 2004 Projesi gösterilebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu, eksüre veriyorum.

Buyurun.

YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Ar-ge 2004 Projesinde; aviyonik Merkezî kontrol bilgisayarı, laboratuar prototipinin ATAK Projesi kapsamında seçilecek olan helikopterin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde sanayileştirilmesi ve ATAK Projesinde fonksiyonel olarak kullanılabilecek şekilde donanımının ve yazılımının özgün olarak geliştirilmesi hedeflenmiştir. Ar-ge 2004 Projesi sözleşmesi, Müsteşarlığımız ile yerli sanayi firmalarımızdan ASELSAN, TÜBİTAK-MAM, TAI'nin oluşturduğu bir konsorsiyum arasında imzalanmıştır.

Ar-ge politikası olarak, ana sistem projeleri kapsamında, uygulamalı araştırmaya yönelik ürün alt sistemleri geliştirmeyi amaçlayan, teknoloji ağırlıklı ve yerli katkıyı artırıcı ar-ge faaliyetlerini tercih etmekte olan SSM tarafından, bugüne kadar ASELSAN, TAI, Roketsan, Makine  ve Kimya, TÜBİTAK gibi sanayi ve araştırma kuruluşları ile İTÜ, ODTÜ; Boğaziçi, Bilkent ve Atatürk Üniversitelerinde yürütülen toplam 34 adet proje söz konusudur.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; jeopolitik açıdan, dünyanın en kritik bölgesinde bulunan Türkiye, dünyada savunma harcamalarının en fazla yapıldığı bölgenin Merkezînde yer almaktadır.

Bölge, sanki ateş çemberi içerisindedir. Bütün tahribatlar, ölümler, zulümler, savaşlar, savunma ihtiyacını dışarıdan temin eden, etrafımızdaki bağımlı, bağımsız ülkelerde olmaktadır.

Güçlü ve rekabetçi ülke olabilmek için, mutlaka, savunma sanayiine önem verip, ilgili bilgi üretmek ve bilgiye dayalı teknoloji geliştirip, rekabet prensipleri içerisinde satmak zarureti vardır.

Bölge ülkeleri arasında yaşanan siyasî, askerî ve ekonomik çıkar mücadelesi, savunma harcamalarının gerisinde yatan temel nedendir. Günümüzde, ülkelerin, savunma ve güvenlik ihtiyaçlarını kendi içlerinde, kendi özkaynaklarıyla, olabildiğince yerli imkânlarla karşılamaya çalıştığı gözlenmektedir.

Ulusal savunma sanayiinin geleceğini, ülkenin stratejik zarurî ihtiyaçlarının belirleyeceği gerçeğinden hareketle, Türkiye'nin, olabildiğince kendi imkânları ve kabiliyetlerini kullanarak, özgün teknolojisini üretir hale gelmesi ve ihracata yönelmesi, hayatî önem arz etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu, mikrofonunuzu açacağım, lütfen, Genel Kurula teşekkür eder misiniz.

Buyurun.

YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, izin verirseniz, toparlıyorum.

BAŞKAN - Lütfen, Genel Kurula teşekkürünüzü alayım.

Buyurun.

YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Ülkemizin silahlanma ve savunma harcamalarının ana amacı, ülkemize yönelebilecek her türlü tehdide karşı koymak ve caydırıcı olmaktır, küçülerek etkinleşme temel prensibi çerçevesinde, vurucu gücü ve hareket kabiliyeti yüksek olan kuvvetlere sahip olmak gerekmektedir.

Sonuç olarak, globalleşme süreci içerisinde, bilim ve teknoloji alanındaki hızlı gelişmelerin, savunma sanayiindeki yansımalarıyla kıyasıya bir rekabetin yaşandığı savunma sanayiinde, bilgi geliştirmek suretiyle savunma sistemlerinin yurt içinde üretimini sağlayarak, kaynakların yurt içinde kalmasını temin etmeyi hedefleyen ve savunma sistemlerinin ihraç edilmesi faaliyetlerini yürüten Savunma Sanayii Müsteşarlığının, yaklaşık, 23,4 milyon YTL tutarındaki 2006 yılı idarî bütçe teklifinin, aynı işi yapan yabancı ülke kurumlarıyla karşılaştırıldığında, oldukça mütevazı olduğu görülmektedir.

Sözlerime şu cümlelerle son vermek istiyorum: Güvenlik, devletin vazgeçilmez en aslî görevidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu, ikinci defa uzattım.

Şunu istirham ediyorum: Arkadaşlar, bakınız, bütün arkadaşlarımızın konuşma süreleri belirlidir; yani, eldeki metinlere motamo bağlı olup yapıldığı zaman, bütün arkadaşlarımıza aynı şeyi uygulamak zorunda kalırım, çalışmalarımızı yerinde tamamlayamayız.

Sayın Çavuşoğlu, teşekkür konuşmanızı alabilir miyim efendim.

Buyurun.

YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - İki cümleyle şunu ifade edeyim efendim: Güvenlik konuları akılcı, dinamik, en ucuza, azamî faydayla, ekonomik gerçekler de gözönüne alınarak, uzun vadeli güvenlik bütün olarak ekonomik kalkınmadan geçmektedir. Her güvenlik ihtiyacı demokratik sistemle uyum içinde olmalı, demokratik sistem ekonomik yaklaşımla birleşerek güvenliği meydana getirmeli, dış ve iç güvenlik meselelerinde güvenlik kurumları ile siyasî karar alma mekanizmaları sürekli istişare, diyalog ve uyum içerisinde olmalıdır.

BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu, lütfen, teşekkürünüzü alayım efendim, istirham ediyorum.

YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

AK Parti Grubu adına üçüncü konuşmacı, Sivas Milletvekili Sayın Selami Uzun.

Buyurun Sayın Uzun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELAMİ UZUN (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, televizyonları başında bizi izleyen vatandaşlarımız; hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum.

İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bilindiği gibi, 58 ve 59 uncu hükümetler döneminde Türkiye tarihinde eşine rastlanmayan değişim ve gelişimler yaşanmaktadır. Bu süreçte İçişleri Bakanlığının görev ve hizmet alanı içerisine giren konularda önemli adımlar atılmıştır. Katılımcı demokrasi anlayışına uygun bir ciddiyetle yürütülen çalışmalar sonucunda Avrupa Birliği üyelik süreci çerçevesinde gerekli değişim ve dönüşümler sağlanmıştır. 3 Ekim 2005 tarihinde müzakere sürecinin başlamasıyla da yeni bir döneme girilmiştir. Mahallî idareler reformu çerçevesinde hazırlanan Büyükşehir Belediyesi Kanunu, Belediyeler Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu, Mahallî İdare Birlikleri Kanunu çıkarılmıştır. Mahallî idarelerimizi maddî yönden rahatlatacak İl Özel İdaresi ve Belediye Gelirleri Kanunu çalışmaları devam etmektedir. Avrupa Birliği kriterlerine göre yeniden düzenlenen Pasaport Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu Meclis gündemindedir, kısa zamanda Genel Kurula gelecektir. Vatandaşlık Kanunu çalışmaları devam etmektedir. Sivil toplum hizmetlerinin ve faaliyet alanının genişletilmesi, düşünce, ifade, toplanma, gösteri ve yürüyüş yapma özgürlüğünün geliştirilmesi gibi temel hak ve özgürlüklerle ilgili kapsamlı düzenlemeler yapılmıştır. İşkencenin önlenmesi, gözaltı sürelerinin kısaltılması, nezarethane ve ifade alma odalarının standartlara kavuşturulması çalışmaları ile toplum huzurunun korunması ve bireylerin, demokratik hak ve hürriyetlerinden yeterince yararlanmalarının sağlanması için her türlü tedbir alınmıştır.

Hükümetimizin kararlılıkla arkasında durduğu "işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans" sloganı, yalnızca ülkemiz sivil toplum kuruluşları ve güvenlik birimlerince değil, aynı zamanda, uluslararası insan hakları örgütleri ve Batı kamuoyunca da benimsenmiştir.

Hükümetimizin üzerinde durduğu bir başka konu da, yolsuz, susuz köy kalmayacaktır. Hatta, mümkün olduğu en kısa sürede köy yolları asfalt yapılacaktır. Bu amaçla, Köylerin Altyapısını Destekleme Projesi, kısaca, KÖYDES yürürlüğe konulmuştur. İçmesuyu, yol ve kanal problemleri hallolmayan köylerimize, Köylere Hizmet Götürme Birliği aracılığıyla, özel idare aracılığıyla, vali ve kaymakamlarımızın önderliğinde, bu hizmetlerin götürülmesini sağlamak üzere, 2005 yılı bütçesinde 500 000 000 YTL verilmişti. 2006 yılında, bu amaçla 2 milyar YTL, yani, 2 katrilyon para ayrılmıştır. Öncelik yol ve içmesuyuna verilecektir.

Köy Hizmetlerinin kaldırılmasıyla, bu hizmetlerin, özel idarede il genel meclislerince belirlenmesi ve şekillenmesi yıllardır özlediğimiz bir uygulamaydı. Hizmet kime verilecekse, hizmetten kim yararlanacaksa, ona en yakın birimden verme özlemimizin gerçekleştiğini, hem özel idarede hem köylere hizmet götürme birliklerinde hem belediyelerde görmekten kıvanç duymaktayız.

Türkiye, bugün, âdeta, iyimserler ile kötümserlerin, değişime inananlarla "bu ülke değişmez -âdeta, halk tabiriyle- biz adam olmayız" diyenlerin yarıştığı bir ülke durumuna gelmiştir.

Türkiye, siyasetini ekonominin gerekleri, ülke ve dünya gerçekleri gözardı edilerek yönetmeye kalkanlar yüzünden, ucuz ve popülist siyasetçiler yüzünden, siyasî ve ekonomik krizler yaşamıştır. AK Partiden önce, son onbeş yılda -bazı küçük marjinal partiler hariç- şöyle veya böyle tüm siyasî partiler ülke yönetiminde bulundular. Bu nedenlerdir ki, son onbeş yılın felaketini, ülke yönetiminde bulunan siyasî parti ve liderler ürettiler ve Türkiye hızla geriye gitti, iki büyük kriz yaşandı. Bu krizlerden, geçmişin kötü yönetimlerinden, AK Parti İktidarıyla çıkmaya çalışıyoruz. Uluslararası kuruluşların 1997'de kırdığı notları yeni düzeltmeye başladık, yılların tahribatını üç yılda geri çevirdik. Biliyorsunuz ki, iktidarımız beş yıllıktır. Önümüzdeki iki yıllık sürede yapısal reformlarımız gelecektir. Sosyal güvenlikte, sağlıkta, eğitimde, tarımda, gelir dağılımında, vergi adaletinde, kayıtdışı ekonomide, özelleştirmelerde, serbest rekabette, emniyette, hukukta reformlar gelmeye devam edecektir.

Hükümetimizin ve AK Parti İktidarının en önemli özelliklerinden birisi, güç aldığı halkına ve ülkemize karşı samimî olmasıdır, dürüst olmasıdır. Bu dürüstlük ve samimiyet bütçeye de yansımıştır. Önceki hükümetler döneminde, bütçe tahminlerinde gider düşük, gelir yüksek gösterilirdi; bütçe açığı, politik hesaplarla saklanırdı; gerçekleşme tam tersi olur, büyük bir açık meydana gelir, ekonomik dengeler sarsılırdı. Bizim bütçemizin en büyük özelliği de samimî bir bütçe olmasıdır. Son iki yılda, 2004 ve 2005'te gerçekleşen açık, öngörülenin yarısı kadardır; 2005 yılında 29,1 milyar YTL tahmin edilen açık, 14,6 olarak gerçekleşmiştir. Yeni bütçede 13 milyar YTL tahmin edilen açık, inşallah, sıfıra inecektir, gelecek yıl denk bütçe gelecektir.

İçişleri Bakanlığının 2006 yılı bütçesi 917 872 000 YTL olarak belirlenmiştir; 2005 bütçesine göre yüzde 16,8'lik bir artış öngörülmüştür; bağlı kuruluşlarla beraber genel bütçe içerisindeki payı yüzde 4,87 olarak tahmin edilmiştir.

İçişleri Bakanlığının yükünü çeken dahiliye memurları ve kaymakamların özlük haklarındaki iyileştirmenin yollarını aramaktayız. Ülkemizde, baştan başa, az kişiyle çok işi gayretle yürüten nüfus personelini unutmamaktayız. Emniyet mensuplarımızın özlük haklarını iyileştirme çabasındayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Uzun, 2 dakikalık süre içerisinde konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

SELAMİ UZUN (Devamla) - Jandarma Teşkilatına, Sahil Güvenliğe başarılar diliyoruz.

Hepimize hayırlı olsun.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uzun.

AK Parti Grubu adına dördüncü konuşmacı, Kilis Milletvekili Veli Kaya.

Sayın Kaya, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 6 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA VELİ KAYA (Kilis) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Emniyet Genel Müdürlüğünün 2006 yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk polis teşkilatı, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü muhafaza etmek, kamunun huzur ve esenliğini sağlamak, vatanımızın ırz, can ve mal güvenliğini korumak gibi, devletin bekası açısından çok önemli görevler ifa etmektedir.

Gelinen süreçte, globalizme paralel olarak, terör başta olmak üzere, ekonomik, siyasî ve sosyal boyutta yaşanan hızlı değişimlerin henüz yeni görülmeye başlanan sonuçları Emniyet Teşkilatının yükünü daha da artırmaktadır. Emniyet Teşkilatının yürüttüğü asayiş, güvenlik ve trafik hizmetleri, günün 24 saatinde kesintisiz olarak yürütülmesi gereken ve toplumun bireylerinin güvenliğiyle ilgili, kamu düzenini doğrudan sağlama odaklı hizmetlerdir.

Gelişen ekonomik ve siyasî koşullara göre suç türü ve sayısı giderek artan ve her yeni çıkan kanunla faaliyet sahası biraz daha genişleyen polis, tüm bu hizmetleri yerine getirirken de günde 12 saat çalışmakta, bu süre olağanüstü durumlarda, millî ve dinî bayramlarda daha da artmaktadır.

Avrupa Birliğinin eşiğinde bulunduğumuz bu dönemde, tüm konularımızda olduğu gibi polisimizin standartlarının da, Avrupa Birliği standartlarına çıkarılması gerekmektedir. Bu çerçevede, polis teşkilatı 12 tane proje yürütmektedir. Bu projeleri çok başarılı bir şekilde yürüttüğü hepiniz tarafından bilinmektedir.

Diğer taraftan, yatırım programlarında yer alan projeleriyle de bir taraftan hizmet binaları, bir taraftan da eğitim tesisleri ve buna benzer tesislerin projelerini başarılı bir şekilde yürüttüğünü biliyoruz.

Değerli milletvekilleri, "Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı" diye bir vakfımız var. Biliyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti Bütçesinin elvermediği noktalarda bu vakıflarımız devreye girmek şartıyla, Emniyet Teşkilatımız, araç gereç, sağlık gibi çok önemli ihtiyaçlarını bu vakıf üzerinden yürütmektedir.

Son zamanlarda çıkarılan yasal değişikliklerle bu vakıfların hizmetlerine son verildiği; ancak, bu eksikliğin giderilmesi noktasında yeniden faaliyetlerine  başlamakla birlikte de, bir yasal sürecin açık olduğu, mutlaka tamamlanması gerektiğini huzurlarınızda bir kere daha belirtiyor, Grubumuzun bu konuda, bu yasal hazırlığı bir an önce tamamlamasını da Emniyet Teşkilatı adına arzu ediyor ve destekliyorum.

Değerli milletvekilleri, Emniyet Teşkilatında taşıt rengi ile tepe lambası, telsiz ve sireniyle hizmetin bir parçasıdır. Buna karşılık, son yıllarda güvenlik sektöründen taşıt için ödenek tahsisi maalesef yapılmamakta, şehirleşme oranının artması, buna paralel olarak polis yükünün artması, yeni taşıt alımını da gündeme getirmektedir. Bu konuda da Sayın Bakanımıza ve hükümetimize çok önemli görevler düşüyor. İnşallah bunu da çok kısa sürede yerine getireceğimizi teşkilat mensuplarımıza burada müjdelemek istiyorum. 

Değerli milletvekilleri, Emniyet Teşkilatının en önemli sorunlarından birisi de, polisin özlük haklarına değinmektir diye düşünüyorum. Giderek artırılan sorumluluklar ve gittikçe genişleyen görev alanları nedeniyle bugün polisimiz günlük 8 saat yerine ortalama 12 saat çalışmak zorunda kalmaktadır. Diğer memurlar haftada 5 gün ve 40 saat çalışırken, polis haftada 6 gün ve 72 saat çalışmakta. Bilindiği üzere, polisimiz bu kadar yükün altında, son dönemlerde ülkemizin yüzünü ağartan NATO Zirvesi, Üniversite Oyunları gibi büyük organizasyonlarda çok başarılı görevler icra etmiştir. Devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü muhafaza etmek için, saat mefhumu gözetmeden canı pahasına görev yapan Emniyet personelini ekonomik yönden rahatlatacak düzeyde özlük haklarında ve fazla çalışma ücretlerinde bir düzenleme yapmak, daha verimli bir şekilde çalışmalarını sağlamak açısından kaçınılmaz görünmektedir.

Sosyal patlamaların tetikleyicisi olan can ve mal güvenliği kriterlerinin tüm maddî ve manevî yükü görevini büyük bir samimiyetle yerine getiren Türk Polisi, teşkilatını doğrudan etkisi altına almakta ve zaten sosyal yönü giderek zayıflayan polisin bireysel, ekonomik sıkıntılarını da içine katarak, personel üzerinde yarattığı stresiyle Emniyet Teşkilatını en fazla intihar olayının yaşandığı bir kurum haline getirmektedir.

Vatandaşların bugününden ve yarınından emin bir şekilde hayatını idame ettirmesi Anayasanın sosyal devlet ilkesinin bir gereği olup...

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kaya, eksüre içerisinde, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

VELİ KAYA (Devamla) - Sayın Başkanım, riayet etmeye çalışacağım; teşekkür ederim.

…Emniyet Teşkilatınca yürütülen ve aksatılmasına tahammül olmayan hizmetlerin önemi ve özelliği bu noktada daha önplana çıkmakta, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü muhafaza etmek için, saat mefhumu gözetmeden canı pahasına görev yapan polisin yürüttüğü hizmetin karşılığının maddî ve manevî olarak verilmesinin gerektiği hükümetimizce bilinmekte ve mutlak surette gereği yapılacağından teşkilat mensuplarımızın emin olması gerekmektedir.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; Emniyet Teşkilatının görevleri saymakla bitmiyor. Milletimiz, vatandaşlarımız evinde huzur içerisinde yatarken, polisimizin dışarıda canı pahasına görev yapması ve bu görevin karşılığının alınamamasının da, fevkalade, meslek mensuplarını üzdüğünü biliyorum.

Hükümetimizden çok büyük beklentiler içerisinde olan Emniyet Teşkilatını, asla yüzüstü bırakmayacağımızı, onları kimsesiz, öksüz bırakmayacağımızı, ben burada taahhüt ediyorum. Gerek Sayın Bakanımız gerekse hükümetimiz, bizden beklentisi olan polislerimizin, mahalle bekçilerimizin tüm beklentilerine, hükümet ettiğimiz süre içerisinde, mutlak surette, olumlu sonuçlar alacağımızı ve onları müjdeleyeceğimizi, bir kere daha yinelemek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi nihayetlendirirken son iki konuya değinmek istiyorum. Bir tanesi, emniyet mensupları arasında bir gelir dağılımı eşitsizliğinin olduğunu hepimiz biliyoruz. APK'ya atanan emniyet müdürü arkadaşlarımız ile teftişte görev yapan emniyet müdürü arkadaşlarımız arasında önemli oranda bir ücret farklılığının olması, meslek mensupları arasında bir eşitsizliğe neden olmakta, bu da mesleğe olan saygıyı azaltmaktadır diye düşünüyorum. Bunun da bir an önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kaya, lütfen, teşekkürünüzü alabilir miyim.

VELİ KAYA (Devamla) - Sayın Başkan, hemen bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

VELİ KAYA (Devamla) - Bunu da söyledikten sonra, benden şu anda müjde bekleyen 20 000'in üzerinde mahalle bekçileri, benim teklif ettiğim mahalle bekçileriyle ilgili bir kanun taslağının sonucunu beklemektedirler. Bir mahalle bekçisi, halen, dün, bana yalvararak şunu söyledi: "Ben, zatî silahı aldım, devlete 1,5 milyar lira gibi bir harç ödüyorum. Polis arkadaşlarım bunu ödemezken, bana bunu niye ödetiyorsunuz." Böyle çok acıklı feryatlar geliyor. Bunu da hükümetimizin ve Sayın Bakanımızın takdirine sunuyorum.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarken, bütçenin milletimize ve devletimize hayırlara vesile getirmesini diliyorum; saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaya.

AK Parti Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Muharrem Tozçöken; buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUHARREM TOZÇÖKEN (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Jandarma Genel Komutanlığının bütçesi hakkında, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü olarak, bu üç güzide kuruluşumuzla beraber, ülkemizin huzurunu, asayişini sağlamaktan sorumludur.

Jandarma Genel Komutanlığımız, Türkiye yüzölçümünün yüzde 92'sinden huzuru ve asayişi sağlamakla sorumlu olup, yaklaşık 24 000 000 insanımıza hizmet etmektedir. Bu, yaz sezonunda daha fazla nüfus oranına hizmet etmek anlamına gelmektedir.

Yine, Jandarma Genel Komutanlığı, emniyet ve asayiş hizmetlerini, il ve ilçe jandarma komutanlıklarının yanı sıra, 2000'in üzerinde jandarma karakolu ve tüm ülke sathında, yaygın olarak, teşkilatlanmış olarak başarıyla yürütmektedir.

Yine, jandarmamız, devletin bölünmez bütünlüğüne, milletin bölünmez bütünlüğüne karşı olanlarla amansızca bir mücadele içindedir. Bu uğurda, son iki yılda, 138 Mehmetçiğimizi ve toplam olarak 2 788 personelini şehit vermiştir. Yine, son iki yılda, 936 personel olmak üzere, 6 108 personel yaralanmıştır.

Jandarmamız, asayiş hizmetlerini daha etkili olarak yürütmek amacıyla, gelişen teknolojiye ayak uydurarak yeniden yapılanmış, araç ve malzemelerini yenileyerek, yeni imkân ve kabiliyetlere kavuşmuştur.

Bu imkân ve kabiliyetleri çok kısaca özetlemek gerekirse; ülkemizin ikinci büyük problemi olan trafik terörünün önlenmesi amacıyla, yaklaşık 1 042 adet jandarma trafik timi teşkil edilmiştir ve ülkemizin karayollarının büyük bir bölümünde trafik terörünün önlenmesi amacıyla hizmetlerini yürütmektedir.

Yine, adaletin tecellisinin bilimsel delillerle sağlanması amacıyla Ankara'da kriminal merkez laboratuvarı ile 2 ilde kriminal bölge laboratuvarları, 81 ilin jandarma komutanlıklarında jandarma kriminal timleri ve 362 olay yeri inceleme birimi teşkil edilmiştir.

Yine, bu cümleden olmak üzere, dağcılık turizminin ve dağcılık faaliyetlerinin icra edildiği bölgelerde, arama ve kurtarma timleri ihdas edilmiştir.

Burada iftiharla belirtmek istiyorum, Jandarma Komutanlığımız, Jandarma İnsan Haklarını İnceleme ve Değerlendirme Merkezî JİHİDEM'i kurarak... 2003, 2004 ve 2005 yılında, Avrupa Birliğinin Türkiye İlerleme Raporunda, Avrupa Irkçılıkla ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komitesinin (ECRI) üçüncü raporunda JİHİDEM'den olumlu olarak bahsedilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, Jandarma Entegre Muhabere ve Bilgi Sistemi Projesiyle, Jandarma Genel Komutanlığı, çağın teknolojik seviyesini yakalamayı hedeflemektedir. Bu güzide teşkilatımız, Avrupa Jandarma Birliğine 1998 yılında üye olarak, Avrupa Birliğine tam üyelik yönünde, kendi kategorisinde önemli bir adım atmıştır.

Yine, Jandarma Genel Komutanlığımız, yılda ortalama 240 000 olaya -asayiş, terör, kaçakçılık, trafik ve cezaevi olaylarıyla- müdahale etmekte olup, bunların yüzde 60'ı, 145 000'i asayiş olayıdır ki, 2005 yılında yüzde 96'sını aydınlatmıştır.

Yine, Jandarmamız, yılda, ortalama 1 450 000 adlî olayı, adlî görevi yerine getirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu güzide teşkilatımız görevini büyük bir özveriyle icra ederken, özellikle büyük şehirlerimizde bu teşkilatımızın lojman ihtiyacı had safhaya ulaşmış olup, faydalanma oranı, halen, yüzde 25 seviyelerindedir. İnşallah, bu konuda da, her konuda, hükümetimiz, yapmış olduğu olumlu çalışmaları, burada  da göstereceğine inanıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tozçöken, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MUHARREM TOZÇÖKEN (Devamla) - Bu vesileyle, bütçenin, Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, vatanımızın bölünmez bütünlüğü uğrunda şehit olanlara Allah'tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tozçöken.

AK Parti Grubu adına, Sivas Milletvekili Osman Kılıç; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN KILIÇ (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı 2006 malî yılı bütçesi içinde yer alan Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesiyle ilgili olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz yüzyılda, güvenliğin savunma kavramının önüne geçtiği, kısaca, 21 inci Asrın güvenlik yüzyılı olduğu hepinizin malumudur.

Bir deniz coğrafyası üzerinde yer alan, stratejik önemi her geçen gün daha da artan güzel ülkemiz denizlerinin güvenliği ve temizliği için kurulan Sahil Güvenlik Komutanlığımız, 2692 sayılı Yasayla, 1982 yılında, Jandarma Genel Komutanlığına bağlı olarak kurulmuştur. Daha sonra, 1985 yılında, bir yasal değişiklikle doğrudan İçişleri Bakanlığına bağlanmıştır. Müstakil yapısına ise, 2003 yılındaki düzenlemeyle kavuşmuştur.

İçişleri Bakanlığımıza bağlı diğer güvenlik kuvvetlerine kanunla tanınan tüm hak ve yetkilere sahip olan Sahil Güvenlik Komutanlığımız, tam hükümran olduğumuz karasularımızın yanı sıra, uluslararası hukuk gereğince, suç nevine bağlı olarak açık denizlerde yasadışı olayların önlenmesine yönelik denetim ve kolluk faaliyetlerini icra etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin 8 333 kilometrelik sahil şeridi bulunmaktadır. Karadeniz'de ilan ettiğimiz münhasır ekonomik bölge ve Türk arama kurtarma bölgesi dahil olmak üzere, neredeyse Türkiye'nin yüzölçümünün yarısına eşit, yaklaşık 377 000 kilometrekarelik deniz alanı Sahil Güvenlik Komutanlığının sorumluluğuna verilmiştir. Bu sorumluluk sahasında,    63 limanımızda harekât, lojistik, onarım ve eğitim kurumlarıyla teşkilatlanmış, bu teşkilat içerisinde 3 850 personel, 155 su üstü unsuru, 11 hava vasıtası, 5 adet mobil radarla görev yapmaktadır.

Sahil Güvenlik Komutanlığı, İçişleri Bakanlığının yanı sıra, mevcut görevleri itibariyle              9 bakanlık, 13 kurum ve kuruluş, 31 kanun, 19 yönetmelik, 11 adet tüzük çerçevesinde görevini sürdürmekte olup, ana hatlarıyla, yasadışı su ürünleri avcılığını önlemek, denizlerimizin kirlenmesine mâni olmak, ülkemiz için büyük sorun olan akaryakıt kaçakçılığını önlemek, son dönemlerde büyük önem kazanan yasadışı göç olaylarını engellemek, Türkiye'nin Uluslararası Denizcilik Örgütüne deklare etmiş olduğu arama kurtarma bölgesinde meydana gelen kaza ve olaylara en seri şekilde müdahale etmek, deniz güvenliğini sağlamak ve buna benzer birçok görevlerini yerine getirmek için yetkilendirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; silahlı bir güvenlik kuvveti olan Sahil Güvenlik Komutanlığı ve onun değerli mensupları, son bir yıl içinde 19 481 adet gemi ve tekne kontrol etmiş, bunların 2 470 adedini savcılıklara sevk etmiş, 162 adet arama ve kurtarma faaliyetlerinde 454 vatandaşımızın hayatını kurtarmış ve yine, 54 teknenin zayiatını önlemiş; deniz temizliği ve çevre koruma görevi kapsamında, denizlerimizi kirleten kişi veya gemilere yaklaşık 640 000 YTL idarî para cezası uygulamıştır. Uygulanan bu para cezasının tamamı doğrudan Hazinemizin kasasına geçmiştir. Keza, yasadışı su ürünleri avcılığı yapan 1 155 tekne ve kişiye, yaklaşık 1 700 000 YTL idarî para cezası uygulamıştır. 2 000 yasadışı göçmen yakalanmış, muhtelif kaçakçılık olaylarında, 250 ton motorin, 1 000 karton sigara, 7 000 adet cep telefonu yakalanmıştır. Kısaca sizlere arz etmeye çalıştığım gibi, Sahil Güvenlik Komutanlığımız, bu denetim ve kontrolleri, mevcut imkânlarıyla, genç, fedakâr ve gözü pek personeliyle yapmaya çalışmaktadır.

Değerli milletvekilleri, ancak, başta terör olmak üzere her türlü yasadışı faaliyetlerin sahası haline gelmekte olan geniş deniz alanlarında, bahsettiğim bu görevleri eldeki imkânlarla, layıkıyla icra ve ifa edebilmesi beklenemez. Bu nedenle, Komutanlığa tevdi edilen görevleri ifa edebilmeleri için imkânlar zorlanmış ve 2005 yılı bütçesi yüzde 11,3 artırılarak, 2006 bütçesi 194 459 000 YTL olarak belirlenmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kılıç, 2 dakikalık eksüre içerisinde konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun efendim.

OSMAN KILIÇ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm bu olumlu çalışmaların yanında, tabiî olarak, Sahil Güvenlik Komutanlığı yeni bir teşkilat olması sebebiyle, ihtiyaçları da oldukça çoktur. Bu ihtiyaçlar, personel eksikliği, yüzer ve uçar araç sayısındaki yetersizlik, personel için lojman ihtiyacıdır. Bu eksikliklerin giderilmesiyle verilen görevler daha iyi yapılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükümetimiz döneminde sağlanan gelişmelere paralel olarak, önümüzdeki yıllarda, daha yüksek bütçe imkânlarıyla destekleneceğine inancım tamdır.

AK Parti Hükümetinin üç yıllık icraatı döneminde, her alanda olduğu gibi, Sahil Güvenlik Komutanlığı hizmet alanında da, çok önemli gelişmeler sağlanmıştır. Yasadışı insan ticareti, kaçak göçmen, uyuşturucu ticareti ve   -yüzde 90'ının deniz yoluyla gerçekleştiği Meclis araştırma komisyonumuzda tespit edilen- petrol kaçakçılığı yapan birçok şebeke ortaya çıkarılmıştır.

Yüksek derecede bir mesuliyeti, böyle bir sorumluluğu üstlenen, güzel vatanımıza, yüce milletimize hizmet etmeyi kendisine şiar edinen, denizlerimizi koruyan ve böylece sorumluluğunu layıkıyla yerine getiren tüm görevlilerimizi kutluyor ve tebrik ediyorum.

2006 yılı bütçesinin hayırlı olmasını Cenabı Hak'tan niyaz ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -Teşekkür ederim.

AK Parti Grubu adına son konuşmacı, Denizli Milletvekili Mehmet Yüksektepe.

Sayın Yüksektepe, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET YÜKSEKTEPE (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan ve 14 Aralık 2005 Çarşamba günü görüşmelerine başladığımız 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının görüşmelerinin altıncı gününde, İçişleri Bakanlığına bağlı kuruluş olar Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü bütçesi üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 5018 sayılı Kanunun ekli listelerinde merkezî yönetim bütçesine dahil olan kuruluşlar belirlenmiştir. Bütçesi, daha önce özel olarak görüşülmemiş olan kurumlardan birisi de, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsüdür.

Meclis tutanaklarında bir tarama yapıldığında, daha önceki yıllara ait bütçe görüşmelerinde, TODAİE'nin Başbakanlık bütçesi içerisinde görüşüldüğünü ve isminin dahi geçmediğini veya usulen birkaç defa geçtiğini fark edeceksiniz.

8 Mayıs 1953 tarihinde, Türk Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Örgütü arasında imzalanan Teknik Yardım Anlaşmasıyla kurulan Enstitünün 7163 sayılı Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Teşkilatı Kanunu, 25 Haziran 1958 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, Enstitünün genel amacı, yönetim sanatına eleman yetiştirmek, kamu yönetimi alanında öğretim elemanlarının yetiştirilmesine yardımcı olmak ve memurların yönetim alanında olgunlaşmalarını sağlamaktır. TODAİE, 53 yıllık bir kuruluş olarak, kamu kurumlarında yöneticilerin yöneticilik vasıflarının geliştirilmesine katkıda bulunmuştur. Bu çerçevede, Türkiye Büyük Millet Meclisi, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Teşkilatı, Jandarma, Millî Eğitim Bakanlığı gibi birçok kamu kurumunun personelinin yöneticilerine eğitim vermiştir.

Türkiye'de, maalesef, kamu yönetiminde de yönetici atamalarında referans alınan bir kriter yoktur. Yöneticilik vasfı ve yeterlilik kriterlerinden ziyade, siyasî yakınlık ya da dostluk ilişkileri etkili olmaktadır. Bundan dolayı, kamu kurumlarında istenilen verim alınamamakta veya az sayıda kişinin özverisiyle işler yürütülmektedir.

Türkiye'de, yönetici olacakların taşıması gereken vasıfları belirleyen bir otorite yoktur.

BAŞKAN - Sayın Yüksektepe, beş saniyenizi rica edeyim.

Sayın milletvekilleri, hatibin konuşmasının bitimine kadar Genel Kurulun çalışma süresinin uzatılmasını oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun.

MEHMET YÜKSEKTEPE (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu konular  daha çok yönetmeliklerle düzenlenmektedir. Objektif ve bilimsel olmayan kriterlerin yerini başka kriterler almaktadır. Yöneticilerin sahip olması gereken niteliklerin belirlenmesi ve bu niteliklere sahip kamu görevlilerinin bir insan kaynakları havuzunda toplanması gerekmektedir. Oluşturulan bu insan kaynakları havuzundan ihtiyaç duyulan nitelikteki insanların seçilmesi, daha isabetli yöneticilerin atanmasına imkân verecektir. Bu anlamda yeni bir sistemin oluşturulması hususunun gerekli olduğuna inanmaktayım.

Yerel yönetimlerin güçlendirildiği, merkezdeki yetkilerin yerele dağıtılmaya çalışıldığı bu dönemde, yerel yöneticilerin de bir eğitime tâbi tutulmasının gereğine inanıyorum. Kamu görevlileri için ne kadar gerekliyse, onlardan performans bekleyen siyasîler için de aynı eğitim gereklidir. Özellikle, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, belediye başkan yardımcıları, il genel meclis üyeleri, il genel meclis başkanları, demokratik sistemle geldikleri bu görevlerinde hakkıyla bilgilenmeleri ve bu görevlerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için mutlaka bir eğitime tâbi tutulmalıdır. Bunun için de, TODAİE'nin birikimlerinden maksimum düzeyde faydalanılması için bu noktada yasal altyapının hazırlanması gerekiyor. Böyle bir eğitim verebilecek 53 yıllık birikimi olan tek eğitim kurumu TODAİE'dir. Bu birikimin ve tecrübenin mutlaka yerel yöneticilere de aktarılması gerekmektedir. Hatta, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile TODAİE arasında yapılacak bir protokolle düzenlenecek eğitim programlarıyla milletvekillerinin de kamu yönetimi ve yasama faaliyetleri hakkında bilgilendirilmeleri, hatta, doktora çalışmalarına katılmaları imkânı sağlanmalıdır.

Bu noktada bir örnek vermek gerekirse; Fransa'da "ENA" adında, yani, Ulusal Yönetim Okulu mevcuttur. Fransa'daki tüm kamu yöneticileri bu okuldan mezun olmak zorundadır. Hatta, bugünkü mevcut Fransa Cumhurbaşkanı da bu okuldan mezun olmuştur.

1958 yılında kurulan ve imkânları dahilinde faaliyetlerine devam etmekte olan TODAİE, gerekirse yeni bir yapılanmayla daha etkin ve aktif çalışmalar yapabilmelidir, çağdaş kamu yönetimi ölçütlerine göre yeniden düzenlenmelidir.

Değerli arkadaşlar, bu noktada, geçtiğimiz günlerde Sayın CHP Denizli Milletvekili yaptığı bir konuşmada, Sayın Başbakanımızın Denizli'yi 8 defa ziyaret ettiği ve 8 kuruşluk bir fayda sağlamadığı gibi çok talihsiz bir açıklama yaptı. Bu noktada -sayın milletvekilimiz burada yok ama- birkaç noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Denizli'ye, son yirmi yılda yapılamayan yatırımları, üç yıllık AK Parti döneminde yapılmıştır. Bir örnek vermek istiyorum değerli arkadaşlar; şimdi, ihracatçı firma sayısında… Özellikle, sayın milletvekilimiz, tekstilcilerin sorunuyla ilgili de dile getirdi, çok vahim bir tablo ortaya koydu. Biz, her ortamda, Denizlili tekstilcilerimiz, sanayicilerimizle birlikteyiz. Sayın Başbakanımız her Denizli'yi ziyaretinde onların dertlerini dinlemiştir, onların sıkıntılarını dinlemiştir ve çözüm noktasında gereken adımı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET YÜKSEKTEPE (Devamla) - Sayın Başkanım, bitiriyorum.

AHMET ERSİN (İzmir) - Dinlemek yetmiyor, çözüm de bulmak gerekiyor.

BAŞKAN - Sayın Yüksektepe, buyurun; 2 dakikalık süre içerisinde konuşmanızı tamamlayanız.

MEHMET YÜKSEKTEPE (Devamla) - Sayın Başbakanımız tekstilcilerimizin sorunlarını sonuna kadar dinlemiştir.

OSMAN KAPTAN (Antalya) - Siz onların yanındasınız; kendisi tekstilci!

MEHMET YÜKSEKTEPE (Devamla) - Değerli arkadaşlar, buradan, haksız bir ifade; onun için, onları söylemek zorundayım, sizlerle paylaşmak durumundayım.

Arkadaşlar, 2001'de Denizli'de ihracatçı firma sayısı 463 iken, 2005'te 649'dur. Yine, ihracat rakamlarına baktığımızda, 2002 yılında 680 000 000 dolar iken, bu rakam 1 441 000 000 dolara yükselmiştir.

Yine, bazı rakamlarla ilgili, Başbakan Yardımcımız Sayın Mehmet Ali Şahin Bey ifade etti; ama, ben, bir kez daha vurgulamak istiyorum. Özellikle SSK'lıların sayısına baktığımızda, rakamlarına baktığımızda, 2002'de 108 000 SSK'lı var iken, 2005'te bu rakam 134 000'e çıkmıştır arkadaşlar,

Yine, son 10 Aralıkta "Denizli Zirvesi" diye bir program gerçekleşti Denizli'de. Tüm Denizlili sanayicilerimiz buradaydı, Sayın Maliye Bakanımız buradaydı; Denizlili sanayicilerimizin sorunlarını dinlediler. Hatta, TİM Başkanı Sayın Oğuz Satıcı oradaydı, TOBB Başkanı Sayın Rifat Hicarcıklıoğlu oradaydı, biz oradaydık ve sanayicilerimizin dertleri dinlendi; ama, maalesef, bu konuları dile getiren, vatandaşlarımızı yanlış bilgilendiren sayın milletvekillerimizden bir tanesi orada değildi. Hatta, ödül listesinde kendilerinin adı, ödül verecek olmasına rağmen, kendileri yoktu.

Ben, buradan, Sayın Denizlili hemşerilerime şunu demek istiyorum: Biz, her zaman Denizli sanayicilerinin yanındayız. Sayın Başbakanımızın ne yaptığı da ortadadır. Maalesef, sayın milletvekillerimiz, CHP'li milletvekillerimiz, Denizli'de yapılanlardan bihaberdir.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. İnşallah, bu bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yüksektepe.

Sayın milletvekilleri, AK Parti Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.07


İKİNCİ OTURUM

Açılma saati: 14.05

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 37 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Onuncu turda yer alan bakanlık ve kurumların bütçelerini görüşmeye devam ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve  İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S.Sayısı: 1028, 1029, 1030) (Devam)

A) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2004 Malî Yılı Kesinhesabı

B) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

C) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI (Devam)

1.- İçişleri Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı  2004 Malî Yılı Kesinhesabı

D) EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

E) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

F) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

G) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1.- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve AK Parti Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi, Anavatan Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Hüseyin Özcan; buyurun efendim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Sayın Özcan, süreyi Sayın Erdemir'le müşterek kullanacaksınız. Sizin süreniz 20 dakika.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Millî Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ayrıca, Partim Anavatan Partisi adına, Yüce Milletimize buradan saygılar sunuyorum.

Türkiye, içinde bulunduğu coğrafya sebebiyle, Silahlı Kuvvetlerini her zaman çağın en modern araçlarıyla donatmak zorundadır. Özellikle 20 nci Yüzyılın sonunda Sovyetler Birliğinin dağılması, soğuksavaş döneminin sona ermesi, 21 inci Yüzyılın hemen başlarında ABD'de yaşanan terör eylemleri, Saddam Hüseyin'in devrilmesi, Saddam sonrası Ortadoğu'da yaratılmak istenen Büyük Ortadoğu Projesi, dünyada meydana gelen güvenlik hareketleri, dünyadaki diğer bütün ülkelerle birlikte Türkiye'nin de güvenlik stratejisini değiştirmiştir.

Türkiye, bu çerçevede bölgesel güvenlik ortamının sağlanması amacıyla savunma harcamalarını artırmak zorundadır. Türkiye'de iktidarda buluna AKP Hükümeti, uyguladığı ekonomik program çerçevesinde faizdışı fazlayı artırmak için, kamu harcamalarında tasarrufa gitmektedir. 2006 bütçesini incelediğimizde reel olarak kamu kurum ve kuruluşlarının bütçesinin olması gerekenden daha az olduğunu görmekteyiz. Bu anlamda Millî Savunma Bakanlığı bütçesini değerlendirdiğimizde, Millî Savunma Bakanlığı bütçesi, Silahlı Kuvvetlerin talep ettiği bütçe rakamlarını yansıtmamaktadır.

Ülkemizin bulunduğu jeopolitik konum itibariyle, Millî Savunma Bakanlığı bütçesinden hiçbir suretle kesinti yapılmaması gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de Silahlı Kuvvetler profesyonelliğe doğru gitmektedir. Bu anlamda Silahlı Kuvvetlerin profesyonelleşmesi ve modernleşmesi çalışmalarının gerçekleşmesi için Silahlı Kuvvetlerin ödeneğinin artırılması gerekmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Milletinin gözbebeğidir. Türk Silahlı Kuvvetleri, çağın en modern silahlarıyla donatılmalıdır. Her yönüyle, teknolojik olarak, iletim araçlarıyla, savunma araçlarıyla, dünyadaki diğer ülkelerle rekabet edebilmesi için bu konuda duyarlı olmamız gerekir diye düşünüyoruz.

Millî Savunma Bakanlığının bütçe büyüklüğünü değerlendirirken, bu bütçe içerisinde yer alan ödeneklerden kullanılmayarak ertesi yıla devredilenleri de dikkate almak gerekmektedir. Çünkü, Millî Savunma Bakanlığında ertesi yıla devredilen ödenekler, bir yıl önceye kıyasla her yıl giderek artan bir seyir izlemektedir. 2004 yılında bu rakam çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Örneğin, 2005 yılında aktarılan kullanılmayan bu ödenek 4 katrilyon liraya ulaşmaktadır. Bu yüzden, Millî Savunma Bakanlığının bütçesi oldukça fazladır diyenlerin, savunma gerçeğini bilmeyenlerin, bunu da hesaplaması gerekir diye düşünüyorum. Millî Savunma Bakanlığının bütçesinden hiçbir şekilde kısıntı yapılmamalıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu her türlü araç, gereç ve diğer malzemeler Türkiye tarafından üretilmelidir. Yerli savunma sanayiinin kurulması amacıyla teşvikler artırılmalı ve buna özen gösterilmelidir.

Hükümet, yaptığı özelleştirmede hukuka aykırı davranmaktadır. Yapmış olduğu her türlü hukuksuzluğu hukuka uydurmuş gibi göstermektedir.

Silahlı Kuvvetlerde görev yapan personelin ücretleri artırılmalıdır. Bugün Silahlı Kuvvetlerde görev yapan personel, hayat pahalılığı nedeniyle sıkıntılar çekmektedir. Hatta, bugün birçok subay kredi kartı borcu tehlikesiyle karşı karşıyadır; çoğu emekliliklerini istemektedirler. Hatta, teknik eleman olarak, pilotundan teknik elemanına kadar, Deniz, Hava, Kara Kuvvetlerinden, geçim sıkıntısı içerisinde olan insanların özel sektöre gittiklerine de şahit oluyoruz.

Silahlı Kuvvetlerde görev yapan personelin erken emekliliğiyle ilgili yeni bir düzenleme yapılmalıdır. 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununa göre görev yapan uzman erbaşların sayısı artırılarak ve bunlara daha iyi bir ücret ödeyerek, Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalmaları sağlanmalıdır. Bugün, en az iki yıl çalışan uzman erbaşlar, sözleşmelerini kendi isteğiyle feshetmek suretiyle, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına geçmektedirler. Bu anlamda, yetişmiş personel ihtiyacı hâsıl olmaktadır.

Gazilerimizin ve şehit ailelerimizin maaşları, yaşanabilir bir seviyeye getirilmelidir.

Savunma Sanayii Müsteşarlığının teşkilat kanunu uzmanlaşma esas alınarak yeniden düzenlenmeli ve en kısa sürede yasalaşmalıdır.

Geçelim bedelli askerlik konusuna. Genelkurmayın, hizmet gerekleri çerçevesinde bedelli askerlik konusuna olumlu bakması durumunda, bedelli askerlik süratle çıkarılmalıdır; ancak, bu konuda Genelkurmay Başkanlığının görüşü oldukça önemlidir. Genelkurmay Başkanlığının görüşü çerçevesinde hareket edilmelidir.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanımız, yurt dışına çıktığında "bedelli askerlik çıkacak" diye, hatırlarsanız, basında yer aldı ve ülkeye geldiğinde "ben böyle demedim, ben dövizli askerlik…" Zaten, dövizli askerler kısa dönemde yapıyorlardı. Sayın Başbakanımızın gerçekten hangisini doğru söylediğini kamuoyu zaten görüyor; bir gün söylediğini, ertesi gün, bakıyoruz ki, inkâr ediyor.

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Anlamıyorsunuz… Anlamadığınız şeyi sorun da öğrenin yani…

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Anlamıyorsunuz da ondan…

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Yapmayın!..

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Dinleyin, dinleyin… Kamuoyu görüyor…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Dinleyin, dinleyin… Lütfen…

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - İkisi de aynı…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Anlamıyorsun da onun için…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, işte, görüyoruz…

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Kendine göre yorum yapıyorsun…

AHMET YENİ (Samsun) - Bir tane örneğin var mı… Örnek…

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Anlamıyorsun, kendine göre yorum yapıyorsun…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Kendimize göre değil… Eğer, basında okuduysanız, görmüşsünüzdür… Neyse…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Magazin anlatmayın…

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan, arkadaşlar müdahale ediyorlar…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Magazin anlatıyorsun…

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Anlamıyorsunuz…

BAŞKAN - Sayın Albayrak…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, kamuoyunun gözünden kaçmıyor. Siz, sokakları kırmızı çizgilere ayırmaya başladınız. (AK Parti sıralarından gürültüler) Yiyecekleri helal ve haram diye ayırdınız. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Artık, şehirleri göze aldınız, şehirleri bölüyorsunuz. Böyle olur mu?! Bu, ülkeye zarar vermiyor mu?! Yazık değil mi?!

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Ne demek istiyorsun?!

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - İhraç mallarının üzerinde ne olduğu yazılmalı, adam içinde ne olduğunu bilsin.

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Ayırmak, bölmek demek, izah edin!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Ben, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekiliyim, milletin sesi olacağız.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Hangi milletin?!.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Türk Milletinin.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) -  Halkın, malın içinde ne olduğunu bilmesi lâzım!

BAŞKAN - Sayın Keskin…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Hangi millet olduğunu daha bilmiyorsanız, öğrenirsiniz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, dinleyelim…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Bırakın magazini, gerçekleri konuşun!..

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet, gerçekleri de konuşacağız.

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - 3 tane milletvekilin vardı, Başbakan konuşurken 3 tane milletvekilin vardı.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, biz, size soruyoruz, AKP'lilere soruyoruz; Türkiye'nin yüzde kaçı Müslüman?

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Hepsi Müslüman.

MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa) - Yüzde 99'u.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet, ben de katılıyorum. Müslümanlıkta ayırım olur mu?

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - O soruyu soramazsın..

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Malın içinde ne olduğunu bilmesi lâzım, ihraç ediyorsun malı. Helal diye yazılması…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Dinleyin, dinleyin; bakın, cevap veriyor.

BAŞKAN - Sayın Keskin, lütfen,

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Ben size bir soru sordum.

AHMET YENİ (Samsun) - Bu soruyu sormaya hakkın yok senin.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Ben de aynı sorulara… Ama, Müslümanlıkta ayırım da yok, Müslümanlık…

BAŞKAN - Sayın Özcan, karşılıklı konuşmayalım, Genel Kurula hitap edelim efendim.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Sayın Başkanım, ben Genel Kurula hitap ediyorum.

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Dini siyasete alet etmek budur; kayıtlara geçmesi için söylüyorum.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Elimde tutanaklar var.

Gerçekten, biz de o ayırımcılığa karşıyız. İnsanların, dinini, ırkını ayırmadan, herkesin kardeş olduğuna inanıyoruz; ama, pazar günkü Dinayet İşleri Başkanlığının bütçesi…

MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa) - Diyanet, diyanet!..

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - … Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi görüşülürken…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Diyanetin ne olduğunu bilmiyorsun…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - … AKP milletvekilinin gelip de, Anavatan Partisi, İbrahim Özdoğan'ın, dinayetle ilgili…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Telaffuza bak!..

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Düzelt şunu!...

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Diyanet, dinayet değil..

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Diyanetle ilgili şey yaptığında, eşitlik olsun dediğinde, geliyor ve buradan okuyorum.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Doğru telaffuz et!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Öncelikle dinleyin de, gelir cevabını verirsiniz.

Üzerine gelerek "İbrahim Bey, yeni bir din mi icat ediyorsunuz?" Aynen, tutanaklara geçen şekliyle okuyorum. "Alevîlerden Müslüman olur mu? Alevîlerde, ne din ne de mezhep vardır" diye... Alevîliği, ki, Müslüman dedik…

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Kim diyor onu?

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - AKP Milletvekili, Cahit Can, Sinop Milletvekili.

MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa) - Sen anlamamışsın, Cahit Can düzeltti onu.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet, burada söyledi.

MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa) - Yanlış söyledi, düzeltti onu.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Burada halkın huzurunda söyledi, şahidimiz de burada, Sayın Özdoğan burada. Üç dört tane arkadaşımızın yanında söyledi.

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Düzeltti…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Lütfen dinleyin! Alevîleri ayırımcılığa götürmeyin, insanları bölmeyin!

ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) - Sen orada ayırımcılık yapıyorsun!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Bunlar da Müslümandır.

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Hepsi bizim kardeşimizdir; siz burada ayırımcılık yapıyorsunuz.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Yıllarca vergi veren, Türkiye Cumhuriyetinin birliğinde, taşında her şeyinde alınteri olan insanları Müslüman veyahut da Müslüman değil diye ayırmaya hiçbir zaman AKP'nin hakkı yok, AKP'li milletvekillerinin.

Hatta, burada tutanaklar gösteriyor. Ben, bütün AKP'li milletvekilleri bunu paylaşıyor demiyorum, yanlış anlamayın; ama, bu tür insanlar Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaysa, düşünün, bölücülük yapmayın.

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Düzeltildi o.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Devam ediyorum... Düzeltildiyse....Devam ediyorum. Değerli arkadaşlar, devam ediyorum, aynı tutanaklardan alıyorum, "Fahrettin Keskin (Eskişehir) Şov yapma!" Dinde şov yapılır mı?! Dinde şov yapılır mı?!

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Fahrettin Keskin diye bir şey yok, Fahri Keskin var. Fahrettin Keskin yok!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Fahri Keskin. Tutanakta, Meclis tutanağında. Kelimelerin üzerinde oynamayın şey olarak.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Sen oraya tutanak okumaya mı çıktın ya, allahaşkına ya?! Yani, gözünü seveyim ya!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Yalnız, insanları bölmeye gitmeyin.

BAŞKAN - Sayın Baştopçu…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Dinleyin!

Değerli arkadaşlar, diğer bir arkadaşımız, “Şükrü Ünal (Osmaniye) - Fitneye sebep olacaksın!" Fitne kim? Fitne… Kim olduğunu biliyor musunuz? Bu ülkede mezheplere ayrıldığını, insanları birbirinden ayırıyorsan, kardeşleri birbirine düşürüyorsan fitnelik odur. Alevîlerin ne fitneliği oldu bu ülkede?!

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yapmayın bunu!..

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Hiç ayırımcılık yaptı mı?

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yapmayın bunu, yapmayın!

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Ayırımcılık yapıyorsun!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - İşte, burada tutanaklar. İnkâr edemezsiniz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanağında.

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Yok öyle bir şey, yok!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Eğer, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanağına güvenmiyorsanız, ne için o zaman, neye biz Meclisteyiz?

AHMET YENİ (Samsun) - Öyle bir şey tutanakta yok.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, dinleyin...

Eğer, fitne varsa, aydınları öldürtenler fitnedir. Sivas'ta, Malatya'da, Çorum'da olayları yaratanlar fitnedir ve Türkiye'de ayırımcılığı yapanlar fitnedir. Biz, bunun için…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Çıktın, yapıyorsun işte!..

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Yapanlar burada, bunlar yapılmasın diyoruz, ayıptır diyoruz. Bu ülkenin insanlarının yetmişüç milyonu kardeştir. Kim olursa olsun, inancı ne olursa olsun saygı duymak zorundayız. Biz bunları hatırlatıyoruz.

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - İnancı olmasa da kardeştir, inançsız da olsa kardeştir.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - İnanan da bizden, inanmayan da bizden.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, hükümetimizin izlediği dışpolitika sayesinde, özellikle Irak olaylarında Türkiye'nin kırmızı çizgilerinin yok olduğunu ve çiğnendiğini görmekteyiz. Hükümet, devletin resmî görüşünün dışında, kamuoyuna çeşitli görüşler ortaya atmaktadır. Uluslararası arenada Türkiye için büyük sıkıntılar doğuracak beyanatlar verilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin üniter yapısını hiçbir güç ve organ bozamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir bütündür, bölünemez; AKP Hükümetine buradan bir daha hatırlatıyoruz.

Değerli milletvekilleri, hükümet, dışpolitikada, karar alma sürecinde, büyük tecrübe ve dinamizme sahip askerlerden de yeteri kadar yararlanmalıdır.

Bugün, hükümet, Türkiye'yi ve Türk Halkının itibarını sarsmıştır. Irak'ta, şanlı Türk askerinin başına çuval geçirilmesini, aslında, hükümetin başına çuval geçirilmesi olarak görüyoruz. Hükümet, Türkiye'nin, dışa karşı, imajını korumak zorundadır.

Basında aldığımız, dün de okumuşsunuzdur "başlarına çuval geçirilip tutuklanarak Kerkük'e götürülen Türk askerlerinin -bunu basından şey yapıyoruz- başındaki yüzbaşı ve operasyonu yürüten Amerikalı albay, ciddî şekilde tartıştı" gibi konu… Bunu geçiyoruz ve deniliyor ki: "Kelepçeleyip ve turuncu mahkûm üniforması giydirilerek" şeklinde yazılmıştır.

MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa) - Sıra Irak konusu!..

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Elindekini okuyamıyorsun!..

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Hayır…

Sayın Bakan, gerçekten, orada görev yapan…

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Buraya gazete okumaya mı geldin kardeşim!

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Bütçeyle ilgili konuş!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Dinleyin kardeşim…

AHMET YENİ (Samsun) - Eline verilen notları okuyamıyorsun!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Kimse not vermedi; herkes kendi düşüncesini aktarıyor.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Bütçeyle ilgili konuş!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, karşılıklı konuşmayın.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - …yüzbaşıyı aradınız mı? Türk askerlerinin kelepçelenmesine izin verdiniz mi? Sayın Bakan, hükümetiniz döneminde, onurumuz ayaklar altına alındı. Bunları söylerken bile içimiz kan ağlıyor.

Türk askeri, ülkemizin savunmasının yılmaz bekçisidir; bugün olduğu kadar, gelecekte de onlara güveniyoruz. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Aynen de öyle.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Hükümeti, bu gibi hassas konularda daha duyarlı olmaya çağırıyoruz.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Siz de biraz öyle olsanız!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, hükümet, yaptığı icraatıyla, Türkiye'nin ve Türk Halkının itibarını sarstığını görüyoruz. Hükümet, dışpolitikada tutarlı bir politika izlememektedir. Bugün, bizim komşumuz olan Irak'ta cereyan eden her türlü olay, Türkiye tarafından yakından takip edilmelidir.

Türkiye'de Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde her gün askerimiz şehit olmaktadır. İçimiz kan ağlamaktadır. Her gün, televizyonlarda, şehit anne ve babaların feryadı ve gözyaşları yürekler parçalamaktadır. Türkiye'nin bu sorunun üstesinden geleceğine inanıyoruz.

Irak'ın kuzeyinde yer alan bölgede, PKK varlığı, Mehmetçiklerimiz tarafından bilinmektedir. ABD, nedense, bu bölgede bulunan Barzani'yi başkan diye kabul etmiş ve ABD'de en büyük seviyede ağırlamıştır.

Türkiye Cumhuriyetini ilgilendiren en önemli nokta da, bu PKK varlığıdır. Hükümet temsilcileri, bakanlar, ilgili temsilciler, PKK varlığıyla ilgili ABD'yle görüşmeler yapıldığı yönünde beyanatlar vermektedir. Sayın Bakan, bu konuda neler söyleyeceksiniz merak ediyoruz.

Sayın Bakanım, Irak'ın kuzeyinden giren teröristler, Mehmetçiklerimizi ve halkımızı şehit etmektedir; hükümetin bu işe seyirci kalmaması gerekir.

Sayın Bakanım, hazır sizi burada bulmuşken, sizden öğrenmek istediğimiz şudur: Daha kaç Mehmetçiğimizin ölmesine müsaade edeceğiz? Bu konuda bizi bilgilendirirseniz seviniriz.

Türk Ordusu her zaman güçlüdür, tarihin her döneminde gücünü ispat etmiştir ve gelecekte de ispat edecektir.

Hükümet Kıbrıs konusunda tutarsız politika izlemektedir. Avrupa Birliğinin izolasyonları kaldırma uğruna Kıbrıs'ı gözden çıkardınız. Oysa, AB, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine dönük izolasyonu kaldırma konusunda isteksiz davranmaktadır. Merak ediyoruz, imzaladığınız ekprotokol Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiğinde, devletini ve milletini seven, Atatürk ilkelerine bağlı birçok milletvekili gerekli tepkisini verecektir. Burada, size bir daha, bir daha hatırlatmak istiyorum; bu yüzden, şehitlerimizin kanıyla sulanan Kıbrıs'ı hiçbir güç ve organ Türkiye'den ayıramaz ve bağını koparamaz.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Kim ayırmış?!

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlar; Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğünü ebedî olarak yaşatacağımızı, cumhuriyete sahip çıkacağımızı bildirir, Millî Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçesinin Yüce Meclisimize hayırlı olması dileğiyle, saygılarımı sunarım. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özcan.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Ayırımcılık yapmayın!..

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Ayırımcılık yapan işte burada. Burada belge konuşuyor, Türkiye Cumhuriyeti tutanakları konuşuyor; inkâr etmeyin, inkârcı olmayın, bugün dediğinizi yarın şey yapmayın. (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Özcan…

CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkan… Sayın Başkanım, söz istiyorum.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan, 3 dakikalık süremiz var, ben tamamlamak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Mehmet Erdemir'in konuşma talebi var, Sayın Mehmet Erdemir'e ilave edeceğim bunu.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Lütfen, ben tamamlamak istiyorum.

CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Erdemir, buyurun efendim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Sayın Hatipten kalan süreyi de size ilave ettim.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MEHMET ERDEMİR (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün 2006 malî yılı bütçeleri üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şüphesiz, her malî yılsonunda görüşülen ve kanunlaşan bütçe kanunları ve bir haftadan beridir uzun mesailer harcayarak görüştüğümüz 2006 malî yılı bütçesinin rakamlarla ifade edilen kısımları belli bir bütçe tekniği bilgisini, deneyimini ve devletin malî politikalarına vâkıf olmayı gerektirir; ancak, gece gündüz çalışarak çıkardığımız ve bütçenin rakamlarla ifade edilen kısmının, Türkiye'de yaşayan halkımızın büyük bir çoğunluğu için bir anlam ifade etmediğini hepimizin kabul etmesi gerekir.

Halkımızın tamamının ortak beklentisi, bu bütçelerde belirlenen rakamların, onların günlük hayatlarına, sofralarına, çocuklarının eğitimine, sokaklarda güvenle yürüyebilme arzularına, ülkenin millî birlik ve bütünlüğüne, işsizliğin, fakirliğin azalmasına, tarlasından elde ettiği ürünün  alınterinin karşılığı olabilmesine olumlu katkı yapmasıdır.

İşte, ben de, bu kürsüden, bir vekil sıfatıyla, asıl olan milletimizin bu beklentilerine karşılık, işbaşındaki İktidarın son üç yılda neler yaptığını ya da onları nasıl hayal kırıklığına uğrattığını, herkesçe anlaşılabilir, başka bir türden, rakamlarla ifade edeceğim.

Değerli milletvekilleri, halkımız, Parlamentoya vekâlet verirken, bizlerden tek beklentisi, bu topraklar üzerinde, refah içerisinde, huzurlu, güvenli, adil, demokrasi anlayışı içerisinde, düşüncesini serbestçe ifade edebilen, kendisi ve çocukları için gelecek kaygısı taşımadan yaşayabilecekleri, içeride halkına karşı şefkatli ve merhametli, dünya platformunda ise heybetli ve kendinden emin bir devlet idaresi bekliyordu. Ancak, ne yazık ki, bu memleketin millî güvenliği, huzuru, iç barışı üzerinden politika yapmayacak kadar hassas olan herkes görmektedir ki, bu memlekette bazı şeyler yolunda gitmemektedir. Üç yılını doldurmuş İktidar, ülkenin kronik hale gelmiş problemlerini çözecek yerde, çeşitli bahanelere sarılmakta, hâlâ ortak mutabakat aramaktadır. Türkiye'de yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik, yağma, talan, kapkaç, dolandırıcılık, hırsızlık, intihar olayları her gün artmakta; ama, bunlara çare bulma noktasındaysa, maalesef, hiçbir şey yapılamamaktadır.

3 Kasım 2002 öncesi, meydanlarda, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar üzerine siyaset yaparak iktidara gelen hükümet, maalesef, bunlarda sınıfta kalmıştır. Millet sizin mazlumluğunuzu ve mağduriyetinizi sevmişti; ama, bugün, siz, mağrur oldunuz.

Ecdattan bir hatıra anlatmak istiyorum. Osmanlı padişahları, cuma günü saraydan faytonla ayrılıp da Yıldız Camiine giderken, vezirler ve sadrazamlar halkı toplar, ellerine 1'er mecidiye verir, padişaha bağırtırlarmış "mağrurlanma padişahım, senden büyük Allah var" diye. İşte, siz, öyle bir kültürden geldiniz, bizler de öyle bir kültürden geldik ve millet, sizin, mazlum ve mağdur olmanızı sevdi; ama, siz, bugün, maalesef, maalesef, mağrurlaştınız.

İşte, bu rakamlar da, Türkiye'nin huzur ve güven içerisinde yaşanabilir bir ülke olmaktan hızla uzaklaştığının ispatı.

Buraya şu vurguyu yapmak istiyorum: Bunları bu kürsüden ifade ederken, ülkesini seven bir fert olarak, son derece üzülüyorum ve kaygı duyuyorum.

Sizlere sunacağım rakamlar, Emniyet Genel Müdürlüğünden, resmî istatiklerden alınmış bilgilerdir. İşte, polis sorumluluk bölgesinde meydana gelen asayiş olaylarının, mevcut iktidarın işbaşına geldiği 2000 yılı içerisinde ve bulunduğumuz 2005 yılı içerisindeki rakamları:

2002 yılı; şahsa karşı işlenen suçların sayısı: Öldürme, yaralama, rehin alma, rüşvet, zimmet gibi suçlar 140 093. 2005 yılı ekim ayı sonuyla bu rakam 164 000'e çıkmıştır.

2002 yılında mala karşı işlenen suçların sayısı; yani, hırsızlık, yağma, gasp gibi suçlar            155 735'e çıkmıştır. 2005 yılı ekim ayındaysa 234 315'lere kadar çıkmıştır.

İşte, Türkiye ekonomisinin gerçek yüzü. O ballandıra ballandıra anlatılan ekonominin, iyi gidişatın, enflasyonun indiğinin, döviz kurunun sabitlendiğinin, borsanın yükseldiğinin, cumhuriyet tarihinin en büyük kalkınma hızına eriştiğimizin...

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Yalan mı?!

MEHMET ERDEMİR (Devamla) - ...ve millî gelirimizin de 2 600 dolarlardan 5 000 dolara çıktığı ekonomi gerçeğimizin karşısındaki suç oranlarındaki artışlarımız.

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Yalan mı?!

MEHMET ERDEMİR (Devamla) - Demek ki, bu ülkede, birçok şey, konuşulduğu gibi değil; insanımız aç, insanımız işsiz, insanımız fakir, insanımız kendine ve devletine olan güvenini kaybetmiş, sokağa çıkmaktan korkar olmuş, vergi vermeyi âdeta aptallık, kaçırmayı uyanıklık gibi görmeye başlamış. Kendisine, iyi insanları değil, hırsızları örnek alır hale gelmiş. İşte, yukarıdaki rakamlar, insanımızın içinde bulunduğu ruh halinin bir yansımasıdır, bir sonucudur.

Bir insan niye hırsızlık yapar, bir insan niye bir başkasının canına kıyar, bir insan niye kredi kartı mağduru olup da kendi canına kıyar? Bu insanların hepsi bizim insanlarımız. Bizler, onlara hizmet etmek üzere vekâlet aldık ve yemin ettik; ama, onların umut bağladıkları iktidar, dertlere derman olmayıp, yerini hayal kırıklığı ve umutsuzluğa bıraktığında, ortaya çıkacak tablo da bundan başka bir şey değildir.

Ben, buradan, ülkenin huzurunu bozmak isteyenlere karşı bedenini siper eden Emniyet Teşkilatı mensuplarımıza ve tüm silahlı kuvvetler mensuplarımıza milletimiz adına şükranlarımı arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığımız, mülkî ve idarî kadrosuyla ve kolluk güçleriyle, millî güvenliğimizin teminatı konumundadır. Valilerimiz ve kaymakamlarımız, bulundukları yerde devleti temsil ederler. Devlet geleneğimiz ve anlayışımız bunu gerektirir. Hele hele bu dönemde merkezî idarenin birçok görevi mahallî idarelere devrettiği dikkate alınırsa, bu temsil yetkisinin daha çok arttığı görülür. Halkımız, valisine, kaymakamına gösterdiği hürmeti, bağlılığı, onları o makamlara atayanların da, sonuna kadar sahip çıkarak, birilerine ezdirmeden görev yapmalarını sağlayarak göstermelerini beklemektedir; ama, Sayın Başbakan, Hakkâri ve Şemdinli ziyaretinde, kendisi aleyhine slogan atanlara, Sayın Valiyi istifaya davet edenlere, o meydanlarda "biz, sloganlarla ülke yönetmiyoruz, icraatlarımızla ülkemizi yönetiyoruz" buyurup, döndükten bir hafta sonra da Sayın Valiyi ve Şemdinli, Yüksekova Kaymakamlarımızı başka yerlere atamıştır.

Bu olay, orada görev yapan valimizin, kaymakamımızın değil, devlet idaresini elinde bulunduranların zayıflığının ve acziyetinin bir göstergesidir. Türkiye için hiçbir zaman iyi bir örnek olmayacak bu olay, bu türden her hadisede, aynı taleplerle karşımıza getirilecektir.

Sayın milletvekilleri, işbaşındaki iktidarın söylemleri ve izlediği politikalar ve özellikle Avrupa Birliği sürecinde ülkemizi içine soktuğu girdap, maalesef, terör olaylarının da son dönemde, yeniden artmasına sebep olmuştur.

İşte rakamlar: 2002 yılında gerçekleşen toplam terör olay sayısı 1 510, 2004 yılında bu sayı       2 238. Bunlar içerisinde, PKK terör örgütünün gerçekleştirdiği olay sayısı, 2002 yılında 255, 2004 yılında ise, bu sayı, neredeyse 4 katı artmış, 935 olarak gerçekleşmiştir.

Haftada birkaç terör olayı ve şehit cenazesi duyar olduk. Niyetimiz bunlar üzerinden politika yapmak değildir; ama, yüreği yanan anaların, babaların acısını kim, ne zaman dindirecektir?

Bunları konuşmayıp, dile getirmeyip, kabul mu etmeliyiz? Bu noktada terörle mücadele kapsamında çıkardığımız Topluma Kazandırma Yasasından ve Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yasadan da bahsetmemiz ve şu ana kadar ülkemize ne gibi katkılar sağladığını ya da bizden neler alıp götürdüğünü incelememiz gerekmektedir.

Şu bir gerçek ki, her iki kanun da birtakım çevrelerin dayatması sonucu Avrupa Birliği odaklı olarak önümüze gelmiştir. "Eve Dönüş" ya da "Topluma Kazandırma" olarak adlandırılan kanunla, öyle, sanıldığı gibi dağdaki terörist gelip, teslim olmamış, evine de dönmemiştir. Kamuoyunda af diye adlandırılan bu kanunla, terör örgütünün talimatları doğrultusunda cezaevindeki canilerden bazılarının talebi olmuş ve serbest kalıp, onlar tekrar evlerine değil, dağlarına dönmüştür.

Dağa yeniden çıkanların verdiği bilgiler ülke menfaatına hiçbir katkı sağlamamıştır, bilakis, bu kanunun çıktığı 2003 yılında ve geçtiğimiz yıl meydana gelen terör olayları sayısında, özellikle PKK bağlantılı olanlarda kat kat artış olmuştur. Şayet bizim bilmediğimiz bir faydası olmuşsa, lütfen, makam sahipleri bizleri ve kamuoyunu aydınlatsın.

Öte yandan 2004 yılında çıkarılan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunu da mercek altına almamız gerekir. Adıyla ve basit ifadesiyle son derece masum görünen bu kanun aslında hükümetin bir aczidir. Özellikle belirtmem gerekir ki, bu kanun da Avrupa Birliği dayatmasıyla gündemimize getirilmiş, el çabukluğuyla çıkarılmıştır. Bir şahsa ve kuruma verilen zararın tazmini, ancak zarar vereni bağlar. Sanki terörün sebebi devlet, terör yapan devletmiş gibi, bu kanunla, dağdaki teröristin vatandaşa verdiği zararı Türkiye Cumhuriyeti Devleti tazmin etmektedir. Elbette, devlet, vatanının her köşesindeki ferdine sonuna kadar sahip çıkacaktır, halkının uğradığı her felakette tabiî ki yanında olacaktır, onun yaralarını saracaktır. Lakin bize bu kanunu çıkarmamızı telkin edenler, doğru ifadeyle, dayatanlar, alenen terör örgütüne destek veren ve hâlâ PKK için "terör örgütü" ifadesi kullanmayan, dostlukları fotoğraf karelerinde sahte tebessümlerle sınırlı Avrupalı dostlarımızdır. Sen bölücü terör örgütüne her türlü desteği vereceksin, ülkenden yayın yapan televizyon terör örgütünün alenî propagandasını yapacak, her platformda terör örgütünün Türkiye aleyhine gösterilerine destek olacaksın, 30 000 evladını şehit eden gözü dönmüş caniler topluluğuna hâlâ terör örgütü demeyeceksin, sonra çıkıp, bu örgütün zarar verdiği masum insanlara tazminat ödememiz için bize dayatmayla kanun yaptıracaksın...

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi -Sayın Bakanımıza şu soruyu sormak istiyorum- Bakanlığınızdan karşılanmak üzere İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulundan 30'ar kişilik gruplar halinde, tamamı 150 kişi olan Teftiş Kurulu heyetinizi Danimarka'daki insan hakları seminerlerine nasıl gönderiyorsunuz? Bir taraftan, bölücü örgütün propagandasını yapan Roj Tv'nin kapatılması için televizyonlarda milletin gönlünü su atıyorsunuz; ama, aynı ülkeye, insan hakları eğitimi için Teftiş Kurulunuzda görev yapan 150 memurunuzu 30'ar kişilik gruplar halinde, Danimarka'da insan hakları eğitimine gönderiyorsunuz... Bu mantığı anlamakta zorluk çekiyorum.

Böyle şey olmaz demeyi çok isterdim; ama, ülke olarak biz buna göz yumduk ve dik duruşumuzu gösteremedik maalesef. Bu kanunları çıkardık, şimdi de, bize kanunu yaptıranların beslediği terör örgütünün halkımıza verdiği zararları tazmim ediyoruz. Nasıl mı; kanunun çıktığı günden 2005 yılı kasım ayı sonuna kadar müracaat eden mağdur sayısı 177 000. Bunların içerisinde şu ana kadar incelenip karara bağlanan dosya sayısı ise, 4 514'tür.

Değerli milletvekilleri, iktidarın, işbaşında olduğu dönemde verdiği tavizler, hesap kitap yapmadan söylediği sözler, ortada hiç yokken ortaya atılan "Kürt sorunu" ifadesi, gereksiz yere çıkarılan kimlik tartışmaları, kararlı ve cesur olmak yerine, sergilediği yumuşak duruş, terör örgütlerine ve onları besleyenlere cesaret vermiştir. Bir zamanlar idamı tartışılan bölücübaşının, bu iktidar döneminde, maalesef, affı dahi tartışılır hale gelmiştir; ama, herkes bilmelidir ki, bu iktidarın söylemleri, bu milletin, Yüce Türk Milletinin söylemleri değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, burada terör bağlantılı başka bir probleme de dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Son dönemde ekonomik sebeplere bağlı olarak arttığı düşünülen içgöçün de, terör odaklarınca organize edildiği gözlemlenmektedir. Terör örgütleri, özellikle kırsal kesimden büyük şehirlere gelen insanların bir kısmına, kapkaç, hırsızlık, uyuşturucu kuryeliği ve terör taşeronluğu yaptırmaktadır. Bu durum, millî güvenliğimizi tehdit eder boyutlara gelmiştir. Maalesef, hükümet, şu ana kadar hiçbir çözüm geliştirme şansı gösterememiştir.

Aynı şekilde, gümrük kapılarında artan suiistimaller, sigara, uyuşturucu, patlayıcı madde ve silah kaçakçılığı ve bunların arkasında malum aşiret reisi ve terör örgütü olduğu iddiaları, hep zihinlerde yer almış; ama, yetkili makamlarca, bu iddiaların aydınlatılması noktasında hiç cevap verilmemiştir. Öyle ki, bu aşiret reisinin, güneydoğulu gençlerimizi "burs" adı altında Kuzey Irak'a götürerek, kendi bölgemizde potansiyel bir alan oluşturduğunu da artık herkes bilmektedir.

Değerli milletvekilleri, son günlerde, halkımızın huzurunu bozan, aklının karışmasına neden olan, Sayın Başbakan tarafından ısrarla gündemde tutulan bir millet tarifi vardır. Dokuzyüz yıldır bu coğrafyada yaşayan milletin tarifi bellidir. Terör elebaşısından kopya çekerek yeniden millet tarifi yapmamızın, bu millete hiçbir fayda getirmeyeceği, olsa olsa, bölücülere fayda sağlayacağı acı bir gerçektir. Bu devletin adı "Türk Devleti"dir, milletinin adı "Türk Milleti"dir, vatanının adı da "Türkiye"dir; yani, Türkiyelidir. Anayasamızın 66 ncı maddesinde, Türk tarifi mevcuttur: Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese Türk denir.

Sayın Başbakan, daha fazla zarar vermeden, bu tartışmaya son vermelidir. Bu ülkede, kimse, kültürel ve siyasal kimliğinden rahatsız değildir. Bu millete yeniden isim vermeye ve tarif etmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Kimse kimseyi aldatmasın; bu memlekette, işler, maalesef, iyi gitmiyor. Çözüm noktasında ise, karşımıza, hiçbir mazerete sığınma şansı ve hakkı bulunmayan siyasal ve sayısal olarak çok güçlü; ama, maalesef, dirayetsiz ve bu ülkenin ve devletin, yüce milletin büyüklüğünü, Parlamentodaki kendi sayısal gücü oranında temsil edemeyen, tek başına; ama, çaresiz bir hükümet var. O iktidar ki, millet ona umut bağlamış; ama, o, umutları yok etmiştir. Fakirlerin, gariplerin, kimsesizlerin değil, zenginlerin ve para baronlarının hükümeti olmuştur. Yolsuzluklara yeni ufuklar açmıştır. Sessiz çoğunluğun değil, çığırtkan azınlıkların, fırsat düşkünlerinin iktidarı olmuştur. Milletin dertlerine derman olmamış, çözüm yerine mazeretler üretmiştir. Ülkede zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmıştır. Emanet aldıkları makamları, baba mirası gibi heva ve hevesleri için kullanmışlardır. Tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzanmasına göz yummuş, çanak açmışlardır.

Bu yüce milleti unutturup, altkimlik-üstkimlik safsatalarıyla parça parça etmeye çalışanlara prim vermişlerdir. O iktidar ki, iş başına geldikte sonra, bu ülkenin millî birliği, bütünlüğü, kırmızı çizgileri tartışılır hale gelmiştir.

Bu ülkede çözümsüzlük hiçbir zaman çözüm olmayacaktır. Çözemeyenler, bir gün, mutlaka, mutlaka, geldikleri gibi gideceklerdir.

Bu duygularla, İçişleri Bakanlığı bütçemizin yüce milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkan, Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan Bey, kürsüden…

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkanım, daha 6,5 dakikamız var.

BAŞKAN - Sayın Sarıbaş, burayı siz yönetmiyorsunuz, Başkanlık Divanı yönetiyor. Bekleyin, size cevap vereceğim.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan, konuşurken süre geçiyor…

BAŞKAN - Efendim, bekleyin, cevap vereceğim ben size; niye acele ediyorsunuz?!

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan, daha dün Haluk Beye de verdiniz.

BAŞKAN - Ben, sizin görevlerinize herhangi bir şekilde müdahale etmiyorum, siz de başkasının görevlerine karışmayın lütfen. Bekleyin efendim…

Evet…

CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkanım, biraz önce Mersin Milletvekilimiz Hüseyin Özcan Bey, benimle ilgili, kürsüden, Alevî vatandaşlarımızla ilgili birtakım sözler söylemiş. Ben bunun düzeltilmesiyle ilgili, tutanakların getirtilip ondan sonra söz verilmesini istiyorum kürsüden.

BAŞKAN - Tutanakları?..

CAHİT CAN (Sinop) - Sizler tarafından getirtilerek, ben, ona göre cevap hakkımı kullanmak istiyorum kürsüden, sataşmayla ilgili.

BAŞKAN - Tutanakları istemek sizin de hakkınız. Tutanakları istemediniz mi?

CAHİT CAN (Sinop) - "Sizin tarafınızdan istenerek" diyorum. Eğer, gerekiyorsa, sizin tarafınızdan da incelenerek, bana İçtüzüğün 63 üncü maddesine göre, sataşmadan dolayı söz vermenizi istiyorum.

BAŞKAN - Anladım… Anladım… Tamam…

Buyurun Sayın Sarıbaş. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; biraz önce, Sayın Hüseyin Özcan Beyin bu kürsüden söylediği, Sayın Can'ın da söz istediği konuyu, artık, bu Mecliste kapatmamız lâzım. Bakın, arkadaşlar, bu ülke, Alevîsiyle Sünnîsiyle hepimizin ve bu ülkede, herkes, inançlarını özgürce, serbestçe yaşıyor. Yani, bu tartışmayı bu Meclisin gündeminde uzun süre tutmanın hiçbirimize faydası yok. Bu olayı burada kapatalım; yani, laf atmayla, bu olayı körüklemeyle bir yere varamayız; bunları kapatalım. Alevîmiz, Alevî vatandaşımız kendi inancını yaşıyor, Sünnîmiz kendi inancını yaşıyor…

FAHRİ KESİN (Eskişehir) - Doğru söylüyorsun.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Sayın Fahri Bey, lütfen…

Bu işi kapatalım; bunu tartışma yeri bu Meclis değil.

Bakın, çok ciddî iki bakanlığımızın bütçesini konuşuyoruz; Millî Savunma Bakanlığımızın bütçesini konuşuyoruz. Millî Savunma Bakanlığımızın bugün içinde bulunduğu ihtiyaçlarını, bugün içinde bulunduğu sıkıntıları tartışmak varken… Dünyada 12 tane komşu devlete sahip başka bir devlet yok; bizim ülkemizin 12 tane komşusu var ve hepsi bu coğrafyadan ayrılmış, bu kültürden ayrılmış. Sevr dayatıldığında Sevr'i kabul etmeyen, yırtıp atan, Lozan'ı imzalayan bir milletiz. Lozan'ı koruyacak Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçları ne; tartışmamız gereken konular bunlar. Hâlâ uçak parçalarımızı başkaları veriyorsa, hâlâ tankları İsrail'e revize ettiriyorsak, hâlâ bu ülkenin piyadesinin tüfeğini başka ülkelerden alıyorsak, burada konuşmamız gereken, tartışmamız gereken bu. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Hâlâ askerlerimizin başına çuval geçiriliyor ve o devrin Sayın Bakanı tarihe, askerinin başına çuval geçirttiren bakan olarak yazılıyor, tarih onu öyle yazıyor ve o çocuklarına yarın ne anlatacağını düşünüyorsa, bu ülkede, kimliklerimizi, inançlarımızı tartışmamızın bir anlamı yok.

İçişleri Bakanımız biliyor, bugün her sokakta bir tane hırsız var, her sokakta bir tane gaspçı var; Sayın Bakanla aynı mahallede oturuyoruz 5 kadın, iki haftadır, mahallede 10 tane ev soydular. Bunları tartışalım. Ne olacak?.. Yani, bu ülkede, insanlar, çantalarını kollarına takıp, sokağa çıkamayacaklar mı?!

Köy Hizmetlerini birleştirdik, kapattık. Malatya'dan biliyorum, bir tane köy yoluna, tek bir gram stabilize dökemedik, tek bir gram asfalt koyamadık. Ne zaman olacak bunlar?.. Demin 4 muhtar aradı beni. Hekimhan'ın Kurşunlu-Tahtalı Köyü muhtarı diyor ki: "Çamura battık, çıkamıyoruz."

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Nerdeymiş bugüne kadar?!.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - "Özel idare üç senedir 'yapacağım' dedi; tek bir gram stabilize dökmedi. Kış günü yolda kaldık, çocuklarımız taşımalı eğitim, gidemiyor" diyor. Bunları tartışacağız arkadaşlar! Bütçeler bunun için var. Bu rakamlarla, bu bütçe büyüklükleriyle, bu bütçe rakamlarıyla bunların altından kalkmamız mümkün mü Sayın Bakanım?.. Belediyelere kaç lira, özel idareden, mahallî idarelerden para gönderdiniz geçen sene, bu sene ne kadar göndereceksiniz? Küçük belediyelerimizin tamamı, avucunu açmış size bakıyor; ama, geçen sene de, ondan önceki yıl da, küçük belediyelerimizin hiçbirine mahallî idarelerden para gitmedi.

AHMET YENİ (Samsun) - AK Partiye gitti!

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Gitmedi… Gitmedi arkadaşlar, benim bir ağabeyim belediye reisi, biliyorum. Malatya'nın hiçbir belediyesine gitmedi. Türkiye'nin diğer belediyelerine de gitmedi. Bunu, ne zaman vereceğiz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Malatya'ya vermiyorlar!..

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu… Lütfen…

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Bu bütçemizde bunları tartışalım. Bakın, belediyelerimiz çok mağdur durumda; belediye reislerimiz, kamunun beklediği, hemşerilerinin beklediği en temel hizmetleri dahi yapamaz duruma geldiler. Artık, İçişleri Bakanlığımızın bütçesinden şu belediyelere biraz pay ayırsak da, bu pis suları içmeseler, sularını düzeltseler, kanalizasyonlarını düzeltseler, yollarını yapsalar kötü mü olur!.. Yok…

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Sizin partiniz kaç sene iktidar oldu!..

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Yoka alıştınız arkadaşlar. "Yok" demeye alıştınız. Geçmişte CHP yapardı, iktidara geldiğinde "yok" demeye başlardı; şimdi, AK Parti alıştı "yok, yok, yok" demeye…

OSMAN KAPTAN (Antalya) - CHP'yi karıştırma…

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Var edin şunu. Bu ülkenin kaynakları var. Eğer, kaynak yaratmaya kafa yoracaksanız, bu ülkenin kaynakları var. Ne oldu 2/B?!. Hani, 25 000 000 dolar getiriyordunuz, niye çektiniz Meclisten?.. Getirin ve 25 000 000 doları verin İçişleri Bakanlığımıza, verin Savunma Bakanlığımıza, bu meseleleri halletsin. Niye geri adım attınız? Yani, 1982'den evvel, ormandan, vasfı değişip ev yapılan, bina yapılan, apartman yapılan yerleri bedava kullananlardan paraları tahsil etseniz de, Savunmamızın ihtiyaçları, İçişlerimiz ihtiyaçları giderilse kötü mü olur… Şu polislerimiz, zavallı polislerimiz, 12 saat nöbet tutuyorlar, ayaküstü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Sarıbaş, lütfen son cümlelerinizi alayım.

Buyurun efendim.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Tamam efendim.

Aldıkları 1 milyar lira maaş, yarısını ev kirası veriyorlar, çoluk çocuklarına sabah harçlık veremiyorlar, ortaokula giden, liseye giden çocuklarına ve bu devletin, bu milletin namusunu, ırzını bekliyor bu insanlar. Her türlü şeye layıklar. Ne var yani, bütçe bu kadar dar imkânlarda olmasa, kaynakları artırsanız, çoğaltsanız... "Kılıç kuşananın" diyorsunuz, kuşansanız şu kılıcı da, sayın bakanlar, paramız yok diye el avuç üfelemeden milletin ihtiyaçlarını görseler… Bunları konuşalım arkadaşlar. Yoksa, bu din tartışması, mezhep tartışmasının bu ülkeye sağlayacağı hiçbir şey yok. Bunlar çok tartışıldı ve zarar verdi.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Vekiliniz konuşuyor…

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Doğru söylüyorsun. Bunları artık tartışmayalım, bu Meclisin konusu değil bunlar.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Can, Sayın Hüseyin Özcan konuşması sırasında isminizden bahsederek bazı açıklamalarda bulundu. Siz de, bu ifadelerin size ait olmadığını söylüyorsunuz. Size bu konuyla ilgili olarak kısa bir açıklama imkânı vereceğim. Herhangi bir sataşmaya sebebiyet vermeden konuya açıklık getirin.

Sonra, görüşmelere kaldığımız yerden  devam edeceğiz.

EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Sadece tutanakları okudu…

BAŞKAN - Efendim, ben bir açıklama fırsatı veriyorum arkadaşa.

Buyurun Sayın Can. (AK Parti sıralarından alkışlar)

IV.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Sinop Milletvekili Cahit Can'ın, Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın, konuşmasında, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması

CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlayarak, biraz önce Mersin Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Özcan Beyin şahsımla ilgili, hiç de benimle alakalı olmayan bir konuda, sadece ve sadece pazar günkü kendi sorusunu bakan beye iletirken, kendi kendine yapmış olduğu konuşmanın tutanağından, Alevî kardeşlerimizle ilgili konuyu burada, sanki ben söylemişçesine burada ifade etmesini, ben şahsen yadırgadığımı ifade ediyorum; çünkü, eğer herkes kendi konuşmasını burada delil olarak gösterirse, biz bu Parlamento çalışmasını sağlıklı yürütemeyiz.

Değerli arkadaşlar, bu işin aslını, ben aslında, pazar günkü konuşmalardan sonra değerlendirmiştim; yani, oturduğum yerden buna bir cevap vermiştim. Benim cevabım bellidir; Alevî kardeşlerimizle ilgili "Alevîler dinsiz" diye böyle bir ifadem olmadı; çünkü, Alevîlerin İslam dinine mensup olduğunu Türk Milletinin her ferdi bilmektedir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, benim orada söylediğim söz aynen şudur, zaten tutanakta da var, orada ifade etmişimdir. Şimdi, Erzurum Milletvekilimiz Sayın İbrahim Özdoğan Bey, Diyanet İşlerinin bütçesiyle ilgili konuşmasında, dinler arası diyalogdan söz ederek, burada, Alevî kardeşlerimizle ilgili, Diyanet İşleri Başkanlığının bünyesinde bir daire başkanlığı tahsisi önermiştir Parlamentonun huzurunda. Ben de, arkadaşlığıma güvenerek, geçmişte de AK Partili bir arkadaşımız olduğu için, kendi üzerime düşen vazifeyi "değerli kardeşim, eğer siz mezhepler üzerinde bir daire başkanlığı tahsisi isterseniz burada, o zaman diğer mezheplere de hak doğar" demişimdir. Benim vermiş olduğum cevap da budur.

Yalnız, Cenabı Hakk’ın bir lütfunu söylüyorum: Benim, üç senedir Ankara'da Birlik Mahallesinde oturduğum komşumuz Alevî vatandaşımızdır, bire bir kapı komşum. Bakın, çok önemli bir şey söylemek istiyorum: Biz, milletvekili olarak her yıl yaz tatiline çıkarız; ben, evimin anahtarını üç ay o kardeşlerime veririm, hiçbir endişem de olmamıştır, bunu da buradan ifade ediyorum. Alevî kardeşlerimiz bizim kardeşimizdir. Kimsenin yanlış bir tarafa çekmesini ben doğru bulmuyorum; ama, bu vesileyle bu konuyu da ilk defa şahsımda da Alevî kardeşlerimizi ne kadar sevdiğimi belirtmek için bunu da ifade etmiş olayım huzurunuzda.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti ve Anavatan Partisi sıralarında alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, ismim geçti, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Her ismi geçen burada açıklama yapacak olursa, biz Genel Kurulu yönetemeyiz.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Şahidi benim Sayın Başkanım, lütfen…

EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Taraf tutmayın Sayın Başkan.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve  İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S.Sayısı: 1028, 1029, 1030) (Devam)

A) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2004 Malî Yılı Kesinhesabı

B) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

C) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI (Devam)

1.- İçişleri Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı  2004 Malî Yılı Kesinhesabı

D) EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

E) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

F) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

G) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1.- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahsı adına, lehinde, Muş Milletvekili Seracettin Karayağız.

Buyurun Sayın Karayağız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı bütçesiyle ilgili şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi ve televizyonları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sağlık, eğitim, adalet gibi içgüvenlik kavramı da, insan hayatında önemli kavramların başında yer almaktadır. Ülkemiz, içgüvenlik açısından genel olarak huzurlu ülkeler arasında ise de, sunî olarak oluşturulan sorunlar nedeniyle zaman zaman bunalımlar yaşamış ve yaşamaktadır. Bu olayların perde arkasını sizlerle birlikte biraz aralamak istiyorum.

Fazla eskilere gitmeden cumhuriyet dönemini gözönüne alacak olursak, kuruluştan çokpartili sisteme geçinceye kadar, sistem değişikliğinden kaynaklanan sorunların haricinde çok önemli bir sorunla karşılaşılmamıştır. Çokpartili sisteme geçiş, demokratikleşme, hak ve hürriyetlerin genişletilmesinin ardından ilk olaylar, üniversitelerde öğrenci olayları adı altında patlak veriyor ve büyüyor. 60 ihtilaliyle noktalanan bu olayların neticesinde, bir başbakan ile iki bakan idam ediliyor. Daha sonra bir müddet sessizlik ve arkasından ideolojik kamplaşmalar...

Birinci Dünya Savaşından çıktıktan sonra, yakın tehlike olan Sovyet yayılmacılığına karşı, uzak tehlike olan Amerika'yla savunma paktı oluşturan Türkiye, akıllıca bir strateji uyguluyor ve bu ortaklık sorunsuz bir şekilde devam ediyordu. Taa ki, 1964 yılında, Kıbrıs'ta, Dr. Nihat İlhan'ın eşi ve çocuklarının hunharca katledilmesine kadar. Oradaki soydaşlarımızı başka katliamlardan korumak için Kıbrıs'a çıkartma hazırlığı sürerken, dönemin Amerika Başkanı Johnson'dan acil bir mektup geliyor. Johnson, Kıbrıs olayında, NATO silah ve araçlarının kesinlikle kullanılamayacağını, Rusya bu olayda Yunanistan'ın yanında yer alırsa, NATO'nun Türkiye'yi koruyamayacağını ifade ediyor ve hazırlığı yapılan Kıbrıs çıkartmasının derhal durdurulmasını istiyordu. Hiç de dostça olmayan müttefikimizin bu tutumuna karşı, Türkiye'nin yol haritasını yeniden gözden geçirmesi gerekiyordu.

Başbakan İsmet İnönü, Sovyetler Birliğiyle de arayı yumuşatmak için "ben ortanın solundayım" sözünü ortaya atıyordu. Devletin başında olan birinin, strateji gereği gösterdiği bu refleks ve söylediği cümle, bir zaman sonra gençlerimiz arasında sağ sol çatışmasının ateşlenen fitili oluyor, onbinlerce gencimizin ölümüne ve hapislerde çürümesine neden oluyordu. (CHP sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, sataşma konusu olur bunlar. Böyle şey olmaz!

BAŞKAN - Sayın Karayağız, herhangi bir sataşmaya sebebiyet vermeyin.

Buyurun.

FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - İsmet Paşa kadar taş düşsün!..

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - Cümlemi dikkatlice dinlemediniz.

MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Dinledik efendim.

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - Artık, ülkenin en büyük sorunu haline gelen bu olaylara 12 Eylül darbesiyle son verilirken, Doğu ve Güneydoğu Anadoluda Apocular diye bir örgütün haberlerini almaya başlıyoruz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ortanın solundan Apoculara geldi iş, yani… İstirham ederim!

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - İstanbul'da, gece 12'den sonra sokağa çıkamadığımız bir dönemde, doğudaki dağlarda silahlı kamplar oluşturan ve faaliyetlerine, Eruh'taki karakol baskınlarına kadar doğru dürüst müdahale edilemeyen PKK'dan haberler alıyoruz.

FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Eve Dönüşten bahset!

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - Önce doğudaki etnik sol örgütleri yok ediyor, belki bundan dolayı biraz faaliyetlerine göz yumuluyor; ancak, bu örgütlerin bütün gençlerini kendi saflarına alıyor, eğitiyor, silahlandırıyor ve daha sonra onbinlerce gencimizin ölümüne, hapislerde çürümesine ve dağlarda sefalet içerisinde yaşamasına sebep olacak bir hareket haline geliyordu.

Ondört yıllık bir terör savaşı neticesinde hedefine ulaşamayan kanlı örgüt, Silahlı Kuvvetlerimizin cansiparane çabasıyla kan kaybedip dağılıyor, artık, ciddî bir tehlike olmaktan çıkmaya başlarken, başka bir dinamitin fitili Sivas'ta ateşleniyor. Alevin üzerine Başbağlar ve Gazi Mahallesinde benzin dökülüyordu.

Kendi hallerine bırakıldıklarında yıllarca kardeşçe yaşamış Alevî ve Sünnî topluluklar, komplolar neticesinde karşı karşıya getiriliyor, her iki taraf tahrik edilerek oluk oluk kardeş kanı akıtılmaya çalışılıyor; ancak, tarafların sağduyulu yaklaşımlarıyla, olaylar fazla büyümeden önleniyor.

Şimdi, baştan beri saydığım olayları farklı bir bakış açısıyla incelediğimizde, hedefin gençler olduğu ve hangi gruptan olursa olsun, özellikle de fedakâr, idealist gençlerin olduğunu görürüz. Genç nüfusunu İkinci Dünya Savaşında kaybetmiş ülkelerin hedefi, Türkiye'deki genç ve dinamik nüfustur; çünkü, bütün bu olaylarda, hep gençleri, hep gençleri zayiat verdik.

Üniversitede okuduğumuz o yıllardaki üniversite arkadaşlarımı hiçbir yerde göremiyorum. Ne iş hayatında ne bürokraside ne de siyasette başarılı olamamışlardır; çünkü, o ortamda, insanın, dinlediği dersi anlaması bile mümkün değildi. Yani, o yılları yaşamış neslin büyük bir kısmı, kayıp nesil olarak tarihin kayıtlarına geçtiler diye düşünüyorum.

Türkiye üzerinde hesapları olanlar, büyük bir gençlik kitlesini ve onların oluşturacağı ekonomik katmadeğeri engellemeyi başarmışlardır. O dönemde, anarşiye kurban edilerek ekonomiye katkısı engellenen nesil, daha sonra başka bahanelerle, binlercesi aynı akıbete maruz bırakılmıştır. Benim Anadolum öğretmensizlikten, hemşiresizlikten, doktorsuzluktan kırılırken, son sınıfa gelmiş nice öğrencimiz, başörtüsü takıyorlar diye okullarından uzaklaştırılıp, ortalık yere bırakılmışlardır. Bununla da kalınmamış, üniversite birincileri çıkaran imam-hatip liseleri takdir beklerken, katsayı hesabıyla, üniversiteye giriş hakları da ellerinden alınmıştır.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Allah allah!..

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - Aynı seviyedeki iki öğrenciden biri Orta Doğu, Boğaziçi, Hacettepe gibi okullara girip, doktor, mühendis, mimar olabilirken, bir imam-hatip ve meslek lisesi öğrencisi, açıköğretime dahi girememekte ve sefaleti yaşamaktadır. Daha önce köy enstitülerinin başına gelenler, 28 Şubat sürecinde imam-hatip liselerinin başına getirilmiştir. O günkü şartlarda köylü çocuklarına çağdaş meslekî eğitim veren ve ülke ekonomisine büyük katkı sağlayan köy enstitüleri, sanırım, bir partinin arka bahçesi görülüp pasif hale getirilirken, aslında baltalanan, ekonomimiz olmuştur. Bu eğitim kurumlarımıza yazık oldu. Bu mantık bize hiçbir fayda sağlamayacağı gibi, bizi sonu gelmez bir girdabın içine sokar.

Yukarıda bahsettiğim olayların ve iç çatışmalarının perde arkasına dikkatlice baktığımızda, gene bütün bu iç çatışmaların arkasında dış güçlerin olduğunu görürüz. Üç kıtanın birleşme noktasında, Kafkaslardan Balkanlara, Ortaasya'dan Ortadoğu'ya ve Güney Afrika'ya kadar hâlâ saygınlığı ve potansiyeli olan bir ülkenin kendi haline bırakılmasını düşünmek mümkün değildir. Bunu görmeli ve iç problemlerimizi kendimiz çözmeliyiz. Başkaları bizim hiçbir problemimizi çözmez, çözmek istemez.

Bugün, Avrupa, sözde Ermeni soykırımı iddiasında bulunan Orhan Pamuk'a destek veriyor; ne adına; düşünce özgürlüğü adına. Peki, bu özgürlük aynı konuda farklı düşünen Profesör Yusuf Halaçoğlu'na neden verilmiyor; neden konuşulmasına müsaade edilmiyor?! "Yahudi soykırımı çok abartılmış bir iddiadır" diyerek belgelerini ortaya koyan Fransız düşünür Roger Garaudy'e neden gösterilmiyor?! Neden aforoz edilip fikir dünyasından dışlanıyor?! Kendi üniversitelerinde başörtüsüne hiçbir müdahale etmezken Türkiye'deki yasağı neden destekliyor?! Tek bir şey için; Türkiye, sürekli kendi iç problemleriyle didişip bir türlü kendini toparlayamasın. Bütün çabalar, ayaklarının üzerinde durabilen bir Türk Devletini engellemek içindir.

Türkiye'ye gelir gelmez Diyarbakır'a uçan mösyö ve madamların o bölge insanına en ufak bir iyilik akıllarından geçseydi, dünyanın birçok yerine akıttıkları milyarlarca euro fon ve yardımları buraya da akıtırlardı…

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Ne Şam'ın şekeri, ne Arabın yüzü…

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - …ama, ayrılık tohumları ekmek için hiçbir harcamadan da kaçınmıyorlar. Bunlar, Osmanlı idaresindeyken kışkırttıkları Filistinliye ne sundularsa, doğu ve güneydoğudaki insanımıza da onları sunarlar; kan, gözyaşı ve sefalet... Tüm emelleri, büyük Ermenistan ve arzı mevut hayali; planlarının hepsi bunun üzerine. Onların planlarını yasaklayacak halimiz yok; ama, onların planlarına karşı, bizler de oturup, siyasî kaygılardan uzak, tüm sorunlarımızı masaya yatırıp çözmeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Karayağız, konuşmanızı tamamlar mısınız.

2 dakikalık sürenizi başlatıyorum.

Buyurun.

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Devamla) - İnsanımızın mutluluğunu ve birliğini sağlayacak tüm insanî haklarını vermeliyiz ki, herkes bu ülke benim ülkem diyebilsin, kardeşçe birbirine sarılabilsin, mozaik değil, kaya olsun, granit olsun. Bu zor değildir.

İnsan hak ve özgürlükleri konusunda, iktidar ve muhalefet olarak, beraber attığımız adımlar bana ümit veriyor. Topluma sıkıntı veren tüm yasaklar bir gün mutlaka kaldırılacaktır; buna inanıyorum. Zenciler de beyazlarla, aynı kiliselerde ibadet edebilecek, aynı kompartımanlarda seyahat edebilecek, aynı lokantalarda yemek yiyebilecektir. Bu ayıplı yasakları birileri bir gün mutlaka kaldıracaktır.

Bu onuru yaşayanlar neden bizler olmayalım diyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarken, 2006 İçişleri Bakanlığı bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karayağız.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan…Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Sayın Anadol, buyurun efendim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Efendim, sayın hatip, konuşmasında, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı, ikinci Genel Başkanı İsmet İnönü'den ve Cumhuriyet Halk Partisinin ortanın solu politikasından bahsederek, açıkça ve onu teröre ve Apo hareketine bağlayarak, ağır şekilde sataşmada bulunmuştur; grubum adına söz istiyorum.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Öyle demedi Başkan, zabıtları okusun, öyle demedi. 

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Dinledim efendim.

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Hiç alakası yok efendim.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, yok öyle bir şey.

BAŞKAN - Sayın Anadol, konuşuyor musunuz Karayağız'la efendim?..

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Dinliyorum sizi Sayın Başkan.

BAŞKAN - Şimdi, Karayağız'ın konuşmasını ben de ciddiyetle takip ettim, dinledim. Türkiye'deki gelişmeleri takip ederken, o günkü Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Sayın Johnson'ın birkısım taleplerine karşı veya tavırlarına karşı, Sayın İnönü'nün o günkü dünya konjonktürünü de dikkate alarak, "ortanın solu" ifadesini kullanarak; yani, Türkiye'ye bir destek aradığını belirtti; ama, ben, yine, size, kısa bir açıklama için söz vereceğim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Çok kısa…

BAŞKAN - O anlamda bir bağlantı kurmadı; yani, o sağ-sol çatışmalarının o günden daha sonraki dönemlere devam ettiğini ifade etti.

Çok kısa bir açıklama yapacaksanız; buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Tabiî, çok kısa…

BAŞKAN - Tamam…

Ölümünün yaklaştığı bugünlerde, İnönü'yü de, böylece, rahmetle anmış oluruz.

Çok kısa bir açıklama rica ediyorum.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, Muş Milletvekili Seracettin Karayağız'ın, konuşmasında, Partisine sataşması nedeniyle konuşması

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; hepinizi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkana da, bana bu kısa açıklama fırsatını verdiği için teşekkür ediyorum ve yeni bir sataşmaya yol açacak cümleler sarf etmemeye özen göstererek, düşüncelerimizi çok kısa arz etmek istiyorum.

Sayın Konuşmacının sataşma var iddiasıyla algıladığımız paragrafı şöyle: "Hiç de dostça olmayan müttefikimizin bu tutumuna karşı, Türkiye'nin yol haritasını yeniden gözden geçirmesi gerekiyordu. Başbakan İsmet İnönü, Sovyetlerle arayı yumuşatmak için 'ben ortanın solundayım' sözünü ortaya atıyordu. Devletin başında olan birinin strateji gereği gösterdiği bu refleks ve söylediği cümle, bir zaman sonra gençlerimiz arasında sağ-sol çatışmasının ateşlenen fitili oluyor, onbinlerce gencimizin ölümüne ve hapislerde çürümesine neden oluyordu." Kendi ifadesini okudum.

Şimdi, kusura bakmasın sayın konuşmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuştuğu için, AKP Grubu adına konuşan… (AK Parti sıralarından "şahsı adına" sesleri)

Şahsı adına mı?..

BAŞKAN - Şahsı adına.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Şahsı adına yaptığı konuşmada, tarih bilgisinin noksanlığını ortaya koyuyor; yani, baştan aşağı bu iddialar tarihsel gelişmelerle ters, çelişmekte. Neden; merhum İsmet İnönü, cumhurbaşkanlığı döneminde İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki dengeyle ilgili strateji saptarken, taktikler tespit ederken bu sözcüğü kullanmamıştır. İsmet İnönü, ortanın solu siyasal deyimini 1965'te, 65 seçimlerinden önce…

RESUL TOSUN (Tokat) - 1963…

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - 1963'lerde, biz, solun ortasında değil, ortanın solundayız şeklinde konuşarak bir siyasal platformda ve daha sonra bunu sistematik biçimde geliştirerek Cumhuriyet Halk Partisinin sola açılış hareketini, sosyal demokrasiye ulaşan hareketini başlatmıştır. 63, 64... 65 seçimlerine Cumhuriyet Halk Partisi bu sloganla girmiştir ve bu slogan siyasal tartışmalara yol açmış, Cumhuriyet Halk Partisi içinde gelişmelere yol açmış, Güven Partisi hareketinin, Cumhuriyet Halk Partisinden koparak ayrı bir parti haline gelmesine yol açmıştır.

Bu hep bildiğiniz olayları şundan altını çizerek söylüyorum: Sayın konuşmacı, baştan aşağı, bilimsel ve tarihsel tutarlılığı olmayan yakıştırmalarla Cumhuriyet Halk Partisinin o günkü Genel  Başkanı merhum İsmet İnönü'yü, bu konuşmasını yaparak Türkiye'de ileride doğan sol-sağ çatışmasının ateşleyicisi, tetikleyicisi olarak takdim etme çabası içinde bir konuşma yapmıştır; baştan aşağı yanlıştır, tutarsızdır, tarihî gerçeklerle çelişmektedir.

Şimdi, hatırlarsa, Meclisimizin saygıdeğer üyeleri ve sayın konuşmacı, sağ-sol çatışmasını tetikleyen sosyalist sistemin etrafında yeşil kuşak, yeşil hilal projesi uygulayan ABD'nin, CIA'nın Türkiye'deki emellerine hizmet eden "ben solcuların yatak odasında nefes alışlarını bile takip ediyorum" diyen İçişleri Bakanları gördük! (CHP sıralarından alkışlar)

A. İSMET ÇANAKCI (Ankara) - Faruk Sükan…

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Merhum İsmet Paşanın infialle, teessürle, demokrasiyi tesis eden, kuran İsmet Paşanın… "Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz" diyerek Parlamentoyu basan İçişleri Bakanlarını gördük biz. (CHP sıralarından alkışlar)

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Alakası yok!

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Olayla ne alakası var?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Efendim "sağ-sol çatışması" diyorsunuz, tarihsel perspektife bağlıyorsunuz, dinleyeceksiniz bizi. Dinleyeceksiniz…

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Cehaletine ver!

BAŞKAN - Sayın Anadol, son cümlelerinizi alabilir miyim efendim.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Bitiriyorum.

"İti ite kırdıracaksınız" diyerek -burası çok önemli- devletin yürürlükteki kanunları yerine, çok sonra ortaya çıkan Susurluk'taki olayları anımsatırcasına, insanları birbirini vurdurarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Anadol, son cümlelerinizi alayım lütfen efendim.

Buyurun.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Bitiriyorum.

…gençleri birbirine vurdurarak bir an evvel askerî darbelere gidilmesine yol açan sağ iktidarları, içişleri bakanlarını, uygulamalarını gördük.

Yoksa, İsmet Paşanın, demokrasinin daha esenlikli olabilmesi için, sosyal demokrasi kanadını oluşturmak için, sağsız solsuz bir demokrasiyi sol kanatlı, sola açılan, demokratik, evrensel ölçülerde bir ülke haline getirebilmek için söylediği bu sözün bu şekilde çarpıtılmasını, Cumhuriyet Halk Partisi adına, İnönü'nün anısı adına saygısızlık kabul ediyorum; şiddetle reddediyorum!

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri bu vesileyle ebediyete intikal etmiş…

ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - İhtilallerden sonra gelen sol iktidarlardır.(CHP sıralarından gürültüler)

ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Konuşma sen yahu. İsmet Paşadan ne anlarsınız!

RECEP KORAL (İstanbul) - Sakin olun beyler!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen… Arkadaşlar karşılıklı konuşmayalım. Sayın milletvekilleri, lütfen efendim…

Saygıdeğer arkadaşlarım, bu vesileyle, ebediyete intikal etmiş Türk siyasî hayatının önemli iki şahsiyetini, rahmetli İsmet İnönü'yü ve rahmetli Faruk Sükan'ı anmış olduk. İkisine de Allah'tan rahmet diliyorum. Bunu tatlı bir konuşma olarak belirtiyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

AHMET IŞIK (Konya) - Atatürk'e de, Sayın Başkan.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - İkisini yan yana getirme!

BAŞKAN - Önümüzdeki günlerde de zaten Rahmetli İnönü'nün ölüm yıldönümü.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve  İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/1119; 1/1084, 3/907; 1/1085, 3/908) (S.Sayısı: 1028, 1029, 1030) (Devam)

A) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2004 Malî Yılı Kesinhesabı

B) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

C) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI (Devam)

1.- İçişleri Bakanlığı  2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı  2004 Malî Yılı Kesinhesabı

D) EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

E) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

F) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesabı

G) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1.- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN - Şimdi, hükümet adına konuşmalara geçiyoruz.

Hükümet adına ilk konuşma, Millî Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül'e aittir.

Sayın Bakanım, süreleri beraber kullanacaksınız.

20 dakikalık süreyi Millî Savunma Bakanımız kullanacaklardır.

Buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkan, Meclisin değerli üyeleri; Millî Savunma Bakanlığının 2006 bütçesiyle ilgili açıklamalarıma geçmeden evvel, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Bu müzakereler sırasında, konuşmalarını özellikle Bakanlığımız bütçesine tahsis eden değerli milletvekillerimiz Sayın Şükrü Elekdağ'a, Sayın Hakkı Ülkü'ye, Sayın Yüksel Çavuşoğlu'na, Sayın Dursun Akdemir'e ve Sayın Süleyman Sarıbaş'a özellikle teşekkür ediyorum.

20 nci Yüzyılın sonlarında Sovyetler Birliğinin dağılması, Berlin Duvarının yıkılması ve sonrasında soğuksavaş döneminin sona ermesi, 21 inci Yüzyılın hemen başında 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletlerinde yaşanan terör eylemleri uluslararası ilişkilerin seyrini değiştirmiş, gerek küresel gerekse bölgesel güvenlik ortamının şekillenmesinde yeni etkiler ortaya çıkarmıştır.

Bu gelişmeler, uluslararası ilişkiler, ittifaklar, stratejik düşünceler, tehdit ve buna bağlı güvenlik algılamalarında büyük oranda değişime yol açmış, küresel ve bölgesel güvenlik ortamı yeniden şekillenmeye başlamıştır. Günümüz güvenlik ortamının en önemli tehdit algılamalarından birini, son derece organize bir yapıya sahip terörist örgütler oluşturmaktadır. Terör örgütleri, gelişen ve ulaşılması daha kolay bir hale gelen teknolojiler sayesinde, herhangi bir zamanda, dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkarak saldırıda bulunabilme imkân ve kabiliyetine ulaşmışlardır. Bu bağlamda gerçekleştirilen terör eylemleri, geçmiş dönemlere kıyasla çok yönlü, belirsiz ve en önemlisi asimetrik tehditleri dünya gündemine taşımıştır.

İki kutuplu dünya düzeninin yıkılmasından sonra, Balkanlar, Kafkasya, Ortaasya ve Ortadoğu bölgelerinde ortaya çıkan otorite eksikliği, küresel belirsizliği artırmış, bu bölgelerde jeopolitik boşluk alanlarının oluşmasına neden olmuştur ve Türkiye'yi kanat ülkesi konumundan cephe ülkesi konumuna getirmiştir. Bugün, Türkiye, jeopolitik konumunun bütün özellikleriyle, dünya hâkimiyetini esas alan ve güç mücadelesine yön veren jeopolitik kuramların odak noktasındadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, uluslararası barış ve istikrarın korunması ve terörizmle mücadele maksadıyla Afganistan, Bosna-Hersek, Kosova, Makedonya, El-Halil, Sudan ve Gürcistan'ın yanı sıra, Akdeniz ve Karadeniz'de profesyonel ve eğitimli personeliyle görev yapmakta ve buralarda bayrağımızı dalgalandırmaktadır.

Bu kapsamda, Afganistan'da barışın, güvenliğin ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmak amacıyla başlatılan Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti Harekâtının liderliğini Haziran 2002-Şubat 2003 ve Şubat-Ağustos 2005 dönemlerinde başarıyla üstlenmiş ve tamamlamıştır. Ağustos 2005'te, Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti sorumluluğunu İtalya'ya devreden Türkiye, Afganistan'da güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaya devam etmektedir. Halihazırda, Afganistan'da görev yapan toplam Türk personelinin sayısı 257'dir.

Türkiye, Avrupa'nın savunma ve güvenliğiyle doğrudan veya dolaylı olarak ilgili tüm çokuluslu operasyonlarda fiilen ve etkin olarak yer almaktadır. Bu kapsamda, Avrupa Birliğinin 2 Aralık 2004 tarihinde  Bosna-Hersek'te NATO imkân ve yeteneklerini kullanarak  (Berlin +) başlattığı EUFOR-ALTHEA Harekâtına, Türkiye, entegre polis birimi de dahil olmak üzere, yaklaşık 400 personelle iştirak etmektedir.

Türkiye, NATO'nun Kosova'da icra ettiği KFOR Harekâtına yaklaşık 380 personelle katılmaktadır.

Türkiye, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına verdiği destek kapsamında, Avrupa Birliği tarafından geliştirilmekte olan Muharebe Grupları Konseptini memnuniyetle karşılamıştır. Romanya'nın yanı sıra, ülkemizin de katılımına açılan, İtalya'nın çerçeve ülke olacağı 2010 yılının ikinci yarısı için deklare edilen Kara Muharebe Grubuna yapabileceğimiz katkılar belirtilerek, İtalya'yla müşterek bir harekâta girişilmiştir. Demek oluyor ki sayın milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye, Avrupa Birliğine daha dahil olmadan, müzakere aşamasında, Avrupa Birliği silahlı harekâtlarının, barış harekâtlarının içerisinde önemli roller almaktadır.

Bunun yanında, NATO, Birleşmiş Milletler ve AB bünyesindeki girişimlerin, bölgesel girişim ve işbirliğine de büyük önem atfetmekteyiz. Bunun en iyi göstergesi, ülkemizin de içinde yer aldığı, çoğunluğu Balkan ülkeleri silahlı kuvvetlerinden oluşan, Güneydoğu Avrupa Çokuluslu Barış Gücünün teşkili olmuştur. Bu gücün oluşumunda liderlik yapan Türkiye, önemli oranda katkı sağlamıştır. Bu gücün barışı destekleme harekâtında görev alması kapsamında yapılan çalışmalar neticesinde, Şubat-Ağustos 2006 döneminde, Afganistan'da, Kâbil Çokuluslu Tugay Komutanlığı Karargâhını teslim alacaktır. Afganistan'daki hizmetlerimiz bununla da bitmemektedir; ağustos ayından itibaren, Fransa'yla birlikte, Kâbil'in bölgesel güvenliğini de Türkiye sağlayacaktır.

Türkiye'nin inisiyatifiyle Karadeniz'de başlatılan, Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya Federasyonu ve Ukrayna ülkelerinin deniz kuvvetlerinden oluşan, Karadeniz'deki güvenliği artırıcı yöndeki Karadeniz işbirliği görevi ile NATO'nun uluslararası terörizmle mücadeledeki kararlılığının vurgulanması ve Akdeniz'de müttefiklere ait gemilerin güvenliğinin sağlanması amacıyla Akdeniz'de icra ettiği ACTIVE ENDEAVOUR Harekâtı halen devam etmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin içerisinde bulunduğumuz dönemin savunma ihtiyacına cevap verebilecek bir yapı içerisinde olması, bu stratejik kavramlar gerekçesiyle zorunlu olmaktadır. Bu nedenle, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, imkân ve kabiliyetleri nitelik bakımından daha geliştirilmiş, daha az mevcutlu, yüksek teknolojiye sahip, ateş gücü üstün ve manevra kabiliyeti yüksek bir güce kavuşması ve gücünün devamlılığının sağlanması maksadıyla, silahlı kuvvetlerimizin modern sistemlerle ve ekipmanla teçhizi ve ülkemizde savunma sanayiinin geliştirilmesi yönünde Bakanlığımız büyük çaba sarf etmektedir.

Bilim ve teknoloji devriminin sınır tanımaz ilerleyişiyle birlikte, sanayi ötesi dönemin ve bu paralelde büyük ölçekteki ekonomik ve bölgesel krizlerin yaşanmakta olduğu günümüz dünyasında bu dönemin getirdiği dışa bağlılığın asgarî düzeye indirilmesi için yapısal ve millî ekonomiyi daha önplana alan, dönüşümü zorunlu kılan gelişmeler devam etmektedir.

Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt savunmasındaki etkinliği ve bölgedeki caydırıcılığının artırılması için yürütülen geniş kapsamlı modernizasyon çalışmaları savunma sanayimize yapılan yatırımlarla desteklenecek ve kısa vadede millî ihtiyaçları karşılama oranının bugünkü yüzde 25'ler seviyesinden yüzde 50'ler seviyesine çıkarılması sağlanacaktır. Böylelikle, savunma harcamalarımızın ciddî boyutta millî ekonomiye ve sanayi altyapımıza katkı olarak dönmesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda, 2006-2008 yılları arasında Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı şirketleri ve Bakanlık içerisindeki ar-ge teşkilleri vasıtasıyla gerçekleştirilen bazı önemli projelerin geliştirilmesine, yeni projelerin hayata geçirilmesine hız verilecektir.

Bazı önemli projelerin isimlerini saymama müsaade ederseniz, bunlar: Millî İmkânlarla Modern Tank Üretimi, Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri, F-4E/Fantom modernizasyonu, F-5 modernizasyonu, F-35 Taarruz Uçağı Projesi, İnsansız Hava Aracı Projesi, Helikopter Elektronik Harp Sistemi Projesi, Stinger Projesi, Kaideye Monteli Stinger Projesi, M-60 Tank Modernizasyonu Projesi, Leopard-1 Tanklarının İyileştirilmesi Projesi, MİLGEM Projesi, Deniz Karakol/Gözetleme Uçağı (MELTEM) Projesi, F-16 Modernizasyon Projesi, Geleceğin Büyük Uçağı A-400 M Projesi, Temel Eğitim Uçağı Projesi, Simülatör Projesi, Denizaltı İnşa Projesi, Kılıç Sınıfı Hücumbot İnşa Projesi, Aviso Sınıfı Karakol Gemisi Tedariki Projesi olarak özetlenebilir.

Türkiye'nin, bölgede bir barış ve istikrar ülkesi konumunda olmasıyla Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu üçgeninde askerî manada bölgesel güç olduğunu hissettirmesinin, ciddî ekonomik açılımların sağlanmasında da önemli katkıları olacağı değerlendirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılı bütçe teklifimiz, azamî tasarruf ve kaynakların etkin kullanımı ilkeleri temel alınarak hazırlanmıştır. Tahsis edeceğiniz her kuruşun azamî titizlikle harcanacağından şüphe etmemenizi istirham ediyorum. Nitekim, daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin Bakanlığımıza verdiği, vermeyi uygun gördüğü tahsisatın harcanış şekli, bunun en güzel göstergesidir. Bakanlığımız, üç yılda 24 241 ihale yapmıştır. Bunlardan yalnız 106'sına itiraz edilmiştir ve Kamu İhale Kurumu tarafından incelenen bu 106 ihaleden yalnızca 15'i yeniden ihale yapılmak üzere Bakanlığımıza gönderilmiştir. Demek ki, 24 241 ihalede hata payı ancak 15'tir; bu da, Bakanlığımızdaki üç yıllık ihale toplamının yüzde 99,93 seviyesinde başarılı olduğunu ve dikkatli harcama yapıldığını göstermektedir.

Sözlerimi tamamlamadan evvel, konuşmalarını yapan sayın milletvekillerimizin, biraz evvel teşekkür ettiğim sayın milletvekillerimizin temas ettiği birkaç konuya ben de değinmek istiyorum. Bunlardan Sayın Şükrü Elekdağ'ın değindiği konuların çoğu, kanaatimce, Dışişleri Bakanlığı bütçesi sırasında görüşülmesi gereken konulardır. Bunlardan, Genelkurmay Başkanlığının yaptığı toplantı, bahsettiği toplantı, periyodik askerî politik değerlendirme toplantısıdır; yoksa, askerî ataşelerle toplanılarak, PKK konusu özel bir gündemle görüşülmüş değildir.

Diğer taraftan, Sayın Dursun Akdemir'in "Sayın Başbakan bedelliye söz verdi" şeklindeki -eğer yanlış anlamadıysam- ifadesi, gerçeklerle uyuşmamaktadır. Sayın Başbakanın bedelliyle ilgili sözleri, Avustralya'da sarf edilmiştir. Avustralya'da yaşayan insanlarımızın, vatandaşlarımızın bedelli askerlik problemi yoktur; onların böyle bir konuyu gündeme getirmesi söz konusu değildir ki, Sayın Başbakanımız da, o sırada bedelliye söz vermiş olsun.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Ama kendisi öyle dedi Sayın Bakan.

KEMAL SAĞ (Adana) - Normal efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) - Avustralya'da yaşayan sayın vatandaşlarımızın derdi, dövizli askerliktir.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Orada söyledi.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) - Dövizli askerlikle ilgili talepleri bizim Bakanlığımıza da intikal etmiştir. Dövizli askerlikte, eğitim süresi 1 aydı. Bu 1 ayın düşürülmesini istediler ve sizler, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yüce Meclisimiz uygun gördü ve bunu 21 güne düşürdük; ki, Avustralya'da gidiş-geliş çok uzun sürdüğü için, izinleri yetsin ve bunu yapabilsinler diye. Ancak, Avustralya'da ve başka ülkelerdeki bazı vatandaşlarımızın, hepsi değil, bu askerlik eğitiminin tamamının kaldırılmasıyla ilgili talepleri var; çünkü, geliş-gidiş çok zor oluyor "bu kadar çok kısa zamanda verilecek eğitimi, bize, gelsinler burada versinler veya başka bir şekil olsun; ama, biz, Türkiye'ye eğitim için gelmeyelim, paramızı yatıralım ve böylece vatandaşlıktan ayrılmamış olalım" diyorlar. Bunların hepsinin, vatandaşlıktan ayrılma imkânları var aslında, o parayı yatırma mükellefiyetinden de kurtulurlar, eğer vatandaşlıktan ayrılırlarsa. Sayın Başbakanın "Millî Savunma Bakanı ile ve Genelkurmay Başkanıyla bu konuyu görüşeceğim" dediği husus, bu eğitim süresinin tamamen kaldırılması keyfiyetidir; bunu, açıklamakta fayda görüyorum.

Diğer taraftan, Sayın Süleyman Sarıbaş "tüfeği bile dışarıdan alıyoruz" dediler; hamdolsun, o günleri geçtik. Bugün, Kara Kuvvetlerimizin ihtiyacının tamamı, hemen hemen tamamı, Türkiye'nin içerisinden karşılanmaktadır, (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Buna, tüfek dahildir, buna namlusu dahil olarak…

AHMET IŞIK (Konya) - Top da dahil.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) - …top da ihtiva edilmektedir. Düşünün ki, 105'lik ve 155'lik namluları yapan ülke çok azdır; Türkiye bunu yapabilmektedir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ayrıca, Türkiye'nin yaptığı ve sanayi fuarında sergilediğimiz Fırtına ve Panter obüsleri, kendi sınıfında dünyadaki en iyi obüslerdir.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Bakan, İran 1 500 kilometrelik top yapıyor, füze yapıyor, siz daha tüfekten bahsediyorsunuz!..

BAŞKAN - Sayın Sarıbaş…

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Tüfeği sordunuz, tüfeğe de cevap veriyor Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) - İran füze yapıyor, biz de füzemizi yapıyoruz.

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen Sayın Bakanımızı dikkatle dinleyelim.

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - "Biz de yapıyoruz" dedi, duydun mu?!

BAŞKAN - Sayın Torun… Sayın Torun… Lütfen…

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) - Türkiye'de füze de yapılmaktadır; ama, menzilinden bahsetmeyeyim. Şunu söyleyeyim size: Şu anda F-16'ların elektronik sistemleri bile Türkiye'de yapılabilmektedir.

Bir başka belki iftihar edeceğiniz husus: ASELSAN kurulurken dışarıdan, Hollanda'dan teknoloji alarak kuruldu. Bu sene, ASELSAN, stinger füzelerini Hollanda'ya satabildi. (AK Parti sıralarından alkışlar)

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Siz olmasaydınız da satarlardı Sayın Bakan!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Devamla) - Bu stinger füzeleri, Afganistan'da Rusya'nın yenilmesine büyük ölçüde hissedar olan füzelerdir. Türk işçisi, mühendisi bunu yapabilmektedir, ASELSAN  yapmaktadır, Makine ve Kimya yapmaktadır, Roketsan yapmaktadır, HAVELSAN yapmaktadır… Düşünün ki, HAVELSAN, bugün, Kore'ye simülatör yapıyor ve satıyor; yani, geldiğimiz nokta, eskiye kıyasla iftihar edilecek bir noktadır; bunu da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; savunma alanındaki ihtiyaçlarımızı büyük fedakârlıklara katlanarak karşılayan ve askerine Mehmetçik ismini vererek, askerliği kendisiyle özdeşleştiren Büyük Türk Milletinin temsilcileri olan sizleri, huzurlarınıza getirilen Bakanlık bütçemizin aynen kabulünü takdirlerinize arz ederek, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, hükümet adına ikinci konuşma İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu'ya aittir.

Sayın Bakan buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Bakandan arta kalan süreyi de sürenize ilave ettim.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İçişleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının 2006 yılı bütçe tasarıları hakkında bilgi sunmak ve bu fırsattan yararlanarak, Bakanlığımda yürütmekte olduğumuz çalışmalardan birazcık olsun sizlere bahsetmek ve burada konuşan çok değerli arkadaşlarımın da temas ettiği meselelere değinmek için huzurlarınızdayım; bu vesileyle, Yüce Meclisimizin siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum. Burada konuşmalarıyla bize yön veren konuşmacı arkadaşlarıma, siyasî parti gruplarımıza mensup arkadaşlarıma da, huzurlarınızda, ayrıca çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; burada, Bakanlığım bütçesiyle ilgili bir konuşma yapmak için çıkan değerli bir arkadaşımız, Sayın Başbakanımızın İzmir'de yapmış olduğu bir konuşmaya temas ettiler; ama, ben öyle zannediyorum ki, Başbakanlıktan bugün yapılan bu konudaki açıklamayı arkadaşımız görmüş olsaydı, belki, o konuşmayı yapmış olmayacaktı.

Müsaade ederseniz, ben, Başbakanlıktan yapılan bu açıklamayı da burada okumak istiyorum; bugün, yani, 20.12.2005: "Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki 'Sayın Başbakan 'Gavur İzmir' ifadesini ne kullanmış ne de ima etmiştir' dedi. Beki, yaptığı yazılı açıklamada, Sayın Erdoğan'ın 18 Aralık Pazar günü, AK Parti İzmir İl teşkilatının yemekli toplantısında yaptığı bazı değerlendirmelerin farklı anlamlara çekildiğini bildirdi. Beki şunları kaydetti: 'Sayın Başbakan, hiç kullanmadığı ifadelerin kendisi tarafından söylenmiş gibi gösterilerek tartışma konusu yapılmasını siyasî bir acziyet olarak değerlendirmektedir. Bu durumu, siyasetin içine çekildiği tartışma düzeyi açısından da üzüntüyle karşılamaktadır.

Sayın Başbakan, toplantıyı izleyen kameraların ve basın mensuplarının kayıt cihazlarının da tespit ettiği gibi 'Gâvur İzmir' ifadesini ne kullanmış ne de ima etmiştir. Sadece siyasî hedeflerini işaret ederken İzmir İliyle ilgili 'o, zaman zaman bazı ifadeler vardır ya, bu ifadelerin olmadığı görülecektir...'"

ORHAN ERASLAN (Niğde) - O ne?!

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Söyleyeceğim.

"'... Çünkü, İzmir'in aslı bu değildir, o yakıştırmalar değildir; inşallah, bu yakıştırmaları da ilk seçimde silip atacaktır üzerinden' demiştir."

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Neymiş o?!

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Sayın Başbakanın, bu sözleriyle, İzmir için kullanılan 'solun kalesi' gibi bazı siyasî nitelendirmeleri kastettiği açıktır. (CHP sıralarından gülüşmeler)

Sayın Başbakanın sözleri dinleyiciler tarafından da böyle anlaşılmıştır." (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, gerek 58 inci Hükümet Programında, gerekse 59 uncu Hükümet Programında öngörülen perspektif ile acil eylem planında ortaya konulan öncelikler arasında yer alan ve İçişleri Bakanlığının görev ve hizmet alanı içerisine giren konularda, Kasım 2002 tarihinden bugüne kadar önemli adımlar atılarak, acil eylem planında öngörülen süreler içerisinde bu çalışmalar tamamlanmıştır.

Çağdaş, katılımcı, demokrasi anlayışına uygun bir ciddiyetle yürütülen bu çalışmalar, bir yandan ülkemizin Avrupa Birliği üyeliği sürecinde gerekli değişim ve dönüşümleri sağlarken, öte yandan da vatandaşlarımızın günlük hayatına olumlu yansımaları olmaktadır.

Bu süreç içerisinde -burada da konuşmacı arkadaşlar temas ettiler- özellikle demokratikleşme ve insan hakları alanında vatandaşlarımızın mevcut durumunu iyileştirmeye yönelik düzenlemeler ile sivil toplum örgütlerinin güçlendirilmesi, faaliyet alanlarının genişletilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğü ile toplanma ve gösteri yürüyüşü yapma özgürlüğünün geliştirilmesi gibi temel hak ve özgürlüklerle ilgili kapsamlı düzenlemeler yapılmıştır.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Toplanma değil, toplantı…

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Bu anlayış çerçevesinde kurduğumuz Jandarma İnsan Hakları İhlallerini İnceleme ve Değerlendirme Merkezî ve Emniyet İnsan Hakları Şube Müdürlüğü çalışmalarına devam ederken, diğer yandan da, Bakanlığın Teftiş Kurulu bünyesinde kurduğumuz İnsan Hakları İhlalleri İddialarını İnceleme Bürosu içinde faaliyete geçirilen insan hakları ihlalleri iddialarını inceleme sitesine on-line başvuru yapılabilmesi için altyapı da hazır hale getirilmiş ve kullanılmaktadır.

Ayrıca, kararlılıkla arkasında durduğumuz "işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans" sloganı, yalnızca ülkemizdeki sivil toplum kuruluşları ve güvenlik birimlerince değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları örgütleri ve Batı kamuoyunca da benimsenmiştir. Eğitim, denetim ve siyasal kararlılık sonucunda, başta Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi ve Avrupa Birliği Komisyonu         olmak üzere, pek çok Batılı kuruluş, Türkiye'de sistematik işkencenin bulunmadığını dünya kamuoyuna açıklamışlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; biz, devlet-vatandaş ilişkilerini sadece güvenlik alanıyla sınırlı görmüyoruz. Oluşturmaya çalıştığımız yeni yaklaşımla, kamu hizmetinin odağında vatandaşı görüyoruz. 59 uncu Hükümet Programında öngörülen temel yaklaşımlar ile acil eylem planında yer alan yerel tercihler konusunda da ciddî mesafeler katedilmiştir. Yıllardır sözü edilip de, bir türlü gerçekleştirilemeyen, yerel yönetimler reformu kapsamında, Büyükşehir Belediye Kanunu, Belediye Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu ve Mahallî İdare Birlikleri Kanunları yasalaştırılıp, uygulamaya konulmuştur.

Hemen bunu takiben, belediye ve il özel idare gelirler yasası da hazırlanmış, Bakanlar Kuruluna sunulmuştur. İnşallah, önümüzdeki günlerde buraya getirip, hep birlikte, bu yasayı da ve daha sonra da, en küçük mahallî idaremiz olan köy yasasını da huzurlarınıza getireceğiz.

Bu yeni düzenlemelerle, yerel yönetimlerin daha demokratik, şeffaf, katılımcı ve etkin hizmet sunan kuruluşlar olması ve demokrasinin tabanda yayılması hedeflenmiştir.

Böylece, bir taraftan yetkinin vatandaşa en yakın noktada kullanılması anlamına gelen yerelleşmeyi sağlarken, diğer taraftan da, kamu hizmet alanlarında çağdaş teknolojilerden de azamî yararlanmaya çalışıyoruz.

Bu denli önemli yetki ve kaynak verilen belediyelerin, performanslarının ölçülmesi de, bu sebeple öne çıkmaktadır. Bu ihtiyacı gidermek amacıyla başlatılan, Belediyelerde Performans Ölçümü Projesi, kısaca, biz, BEPER diyoruz, bu çok önemli bir bilişim projesiyle de, belediye hizmetlerinin verimliliği ve belediyelerin performansı ölçülür hale de getirilmiş olacaktır.

Değerli arkadaşlar, çağdaş bir yönetim altyapısının bir gereği de, teknolojiden azamî derecede yararlanmaktır. Bu bakımdan, ülkemizin en önemli e-dönüşüm projelerini, birer birer gerçekleştirmeye gayret ediyoruz.

İzninizle Bakanlığımız açısından son derece önemli gördüğümüz, teknolojiyi yakalama adına yürüttüğümüz çalışmaları da burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü, bu projeler, aynı zamanda emniyet, asayiş ve terörle mücadelede de istifade etmekte olduğumuz önemli projelerdir. Bunlardan birisi -ki, bunu hep duyarsınız, duydunuz- Bakanlığım tarafından yıllardan beri başlatılmış; ancak, bizim zamanımızda yürürlüğe konulan MERNİS veri tabanı, MERNİS Projesi. Elbette ki bu MERNİS veri tabanı, ülkemizin e-dönüşüm ve e-devlet dönüşümünün tam Merkezînde bulunan bir projedir. Bu bağlamda, öncelikle Bakanlığımızın MERNİS'e bağlı olarak hayata geçirdiği çok önemli bir proje de Kimlik Paylaşım Sistemi Projesidir. Kamuoyunun çok iyi bildiği Kimlik Paylaşım Sistemi -ki, kısaca KPS diyoruz- MERNİS veri tabanında yer alan bireylere ilişkin kimlik ve nüfus olay bilgilerinin kamu kurum ve kuruluşlarıyla, kamu hizmeti veren kurumlara elektronik ortamda güncel olarak online aktarılmasını sağlamak amacıyla geliştirilmiş geniş kapsamlı bir bilişim projesidir. Bu projeyi 23.2.2005 tarihinde -burada geçenlerde yapıldı- devlet töreniyle uygulamaya soktuk. Sistem 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet vermektedir.

Kimlik Paylaşım Sistemi Projesinden 7 Aralık 2005 tarihi itibariyle kamu kurum ve kuruluşlarından 27 kurum aktif olarak yararlanmaktadır. Bu projeyle, kurum ve kuruluşlar, işlemlerinin çok kısa sürede ve sağlıklı olarak yürütülmesini sağlamaktadır.

Yine, 1 Aralık 2005 tarihinde, 2005 Türk Sanayici ve İşadamları Derneği ile Türkiye Bilişim Vakfı e-Türkiye ödülleri yarışmasında Kamudan Kamuya e-Hizmet Büyük Ödülü, Kimlik Paylaşım Sistemi Projesiyle, bizim Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne verilmiştir. Bu tören de, geçtiğimiz hafta Ankara'da yapıldı.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bireysel hakların önplana çıktığı günümüz hukuk sisteminde gözaltı sürelerinin kısalması, sorgulama ve araştırmada insan haklarının azamî derecede korunması, mahkemelere, tanık ifadelerinin yanında, maddî delillerin de sıhhatli bir şekilde sunulması zorunluluğu, güvenlik güçlerimizin de çalışmalarında teknolojiden azamî derecede yararlanmasını bir zorunluluk haline getirmiştir.

Bilgiye süratli ve zamanında ulaşılmasını sağlayarak, koordinasyonu hızlandıran emniyet ve asayiş hizmetlerinin aksaksız ve süratli bir şekilde yapılmasını sağlayarak, insan haklarına saygılı bir şekilde yapılanmasını sağlayan, devlet yapısını destekleyen Jandarma Entegre Muhabere ve Bilgi Sistemiyle -ki, kısaca JEMUS Projesiyle- Jandarma Genel Komutanlığımız, çağın teknolojik seviyesini yakalamayı hedeflemiştir.

Yine, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde, tüm polis teşkilatına bilgi işlem hizmeti verilmesi amacıyla kurulan ve bilgi sistemlerinin tamamını kapsayan, kısa adı POLNET olan Polis Bilgi Ağı Projesi, bünyesinde 38 farklı projeyi barındırmaktadır ve bu proje de, 2003 yılında e-Türkiye Büyük Ödülüne layık görülmüştür. Bu, bir şemsiye projesidir. Bu proje içerisinde, pasaport ve sürücü belgesi işlemleri, motorlu araç trafik tescil işlemleri, çalıntı oto, sürücü ceza puanı ve araç kaza bilgileri sorgulama hizmetleri internet üzerinden yapılmaktadır.

Yine, bu konuda çok önemli bir proje de, güvenlik sektörüne ilişkin olarak yeni hizmete açtığımız, İstanbul'da, yine, 17 Haziran 2005 tarihinde Sayın Başbakanımızın iştirakiyle açtığımız MOBESE Projesidir; buna Mobil Elektronik Sistem Entegrasyon Projesi diyoruz. Bu projeyle, İstanbul'da, İstanbul dışında diğer il ve ilçelerde de bu projeyi yaygınlaştırmak için çalışmalarımızı başlattık. Yine, bu MOBESE İstanbul Projesi, geçtiğimiz gün, Ankara'da düzenlenen, 1 Aralık 2005 tarihinde yapılan 2005 Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği ile Türkiye Bilişim Vakfı e-Türkiye Ödülleri Yarışmasında, e-devlet kategorisinde, birinciliğe layık görülmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Birliği uyum çalışmaları çerçevesinde İçişleri Bakanlığı olarak, âdeta, devrim niteliğinde olan önemli projeleri bir bir hayata geçiriyoruz. Yürüttüğümüz bu önemli projelerden biri de, 112 Acil Yardım Çağrı Projesidir. Bu projeyle, polis, jandarma, ambulans, itfaiye ve benzeri kuruluşlara yönelik yardım çağrılarını tek bir numara altında toplamayı hedefliyoruz. Bu hedef doğrultusunda öncelikli olarak pilot il seçilen Antalya İlinde yürütülen ve 2006 yılı sonunda tamamlanması planlanan çalışmaların sonuçlarına göre, 112 Acil Yardım Çağrı Projesi, tüm Türkiye'ye yaygınlaştırılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, müsaadenizle, burada, yine, Bakanlığım tarafından yürütülen ve Maliye Bakanlığıyla, aslında, koordine içinde yürüttüğümüz bir önemli proje olan KÖYDES Projesinden bahsetmek istiyorum. Bu proje, gerçekten, hem Sayın Başbakanımızın vizyonu hem Türkiye sevgisinin güzel bir örneğidir. "2007 yılı sonuna kadar, Türkiye'de, ülkemizde, sağlıklı yolu ve içmesuyu olmayan köyümüz kalmayacaktır" diye yola çıktık ve mayıs ayında başlattığımız bu projeyle, bakın, bugüne kadar -ki, 2007 yılı içerisinde, bu proje için çok daha iyi imkânlar, 2 katrilyona yakın ödenek 2006 yılı bütçesi içerisinde yer almaktadır- bu kısa dönemde, bütçede olmamasına rağmen, Maliye Bakanlığımızın gayretiyle bulunan ödeneklerle, köy yollarında 1 172 iş bitirildi, köy yolu yapıldı kısa bir dönem içerisinde; 85 iş, yol bitmek üzere, 546 köy yolu inşaatı da devam ediyor. İçmesuyunda, 869 iş bitirildi, 177 iş bitmek üzere, 354 iş de devam ediyor.

Şimdi, biraz önce konuşan Değerli Milletvekilimiz Süleyman Sarıbaş, "Malatya'ya hiçbir şey verilmedi" denildi, "belediyelere ne yaptınız" denildi. Bakın değerli arkadaşlarım, iktidar olur olmaz, Sayın Başbakanımızın talimatıyla, İller Bankasına borcu olan belediyeler -ki borcu olmayan belediye yok, hepsi gırtlağına kadar borçta- ve bu tarihe kadar, Sayın Başbakanımızın emir verdiği bu tarihe kadar, neredeyse, belediyelerin İller Bankasından alacakları payların yüzde 100'ü borçlarına karşılık kesiliyordu; ama, Sayın Başbakan emir verdi; yüzde 40'tan fazla kesinti yapılmayacak, yüzde 60 kendilerine verilecek. Hiçbir parti ayırımı yapılmadan, bu kesinti, bu uygulama, o günden beri devam etmektedir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Yine, değerli arkadaşlarım, bakın, benim Bakanlığımın da mahallî idarelerle ilgili bir fonu var; arkadaşlarım bilirler, burada, iktidar-muhalefet bütün milletvekili arkadaşlarım bilirler. Mümkün olduğunca, bu küçük belediyelerin ihtiyacını karşılama gayreti içerisinde olduk. 2004 yılında Belediye Fonundan yardım ettiğimiz belediye sayısı 1 019 belediye, 4 trilyon 785 milyar . En fazla 5 milyar veriyorduk -3 veya 4 milyarla- küçük projelere ve küçük belediyelere yardımdır; ama, bazı projeler; örneğin, hizmet binası, duvar, ihata duvarı, bunlara vermedik. Acil, ihtiyacı olan, gerçekten o parayla yapıp bitirebileceği projelere verdik ve 2004 yılı içerisinde, 1 019 belediyeye benim Bakanlığımdan 4 trilyon 785 milyar Türk Lirası ve 81 il özel idaresine de 5 trilyon 220 milyar Türk Lirası verilmişti.

Şimdi, gelelim belediyeye. Yine değerli arkadaşım burada dedi ki: "Hiçbir belediyemize para verilmedi." İnsaf, insaf!.. Bakın, 16 belediyenize -Malatya'nın- 71 milyar Türk Lirası gönderilmiş, Özel İdarenize de 75 milyar gönderilmiş.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Para mı, Sayın Bakan?!

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - İhya etmişsiniz!..

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Bu tam… Şimdi, gelelim, KÖYDES…

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Mazot yardımı nereye yapıldı?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Nasıl mazot?

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Mazot yardımı, bayağı…

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Hayır, bu dediğim belediyelere yardım.

Şimdi, bakın, KÖYDES'ten dedi ki arkadaşımız "bir köyümüzün yolu yapılmadı" doğru mu?

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Doğru!..

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Peki, bak… Malatya'ya KÖYDES Projesi kapsamında içmesuyu için 20 proje göndermişler, 834 milyar Türk Lirası göndermişiz.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Mazot parası bile değil…

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Yine, Malatya'ya yol için 29 proje gönderilmiş, 1 trilyon 949 milyar; yani, 2 trilyon para göndermişiz ve bu yolların da, içmesuyunun da büyük bir kısmı yapıldı, bitmek üzeredir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

RECEP KORAL (İstanbul) - 81 ile gönderiyoruz, yalnız Malatya'ya değil!..

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - 81 ile gönderdik de…

Değerli arkadaşlarım, ben, burada söyledim: Bu, proje büyük bir proje; gerçekten, hükümetimizin ve Sayın Başbakanın vizyonunu ortaya koyan bir proje, Türkiye sevdasını ortaya koyan bir proje. Bütün illere gönderdik; ama, arkadaşım özellikle Malatya'ya bir çivi çakılmadı dediği için, ben Malatya'yla ilgili… Bütün illeri, isteyen arkadaşlarımıza verebiliriz.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, bize tanınan bu kısa süre nedeniyle, ancak bir bölümünden söz edebildiğim güvenlik projeleriyle, Bakanlığımız, ülkenin iç güvenliğinin korunması ve toplumsal huzurun sağlanmasıyla alakalı görev ve sorumluluğunu aksaksız yerine getirme gayreti içindedir. Bu amaçla, polisimiz, jandarmamız ve sahil güvenlik birimlerimiz 24 saat esasına göre hizmetlerine devam etmektedirler. Bakanlığımız, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da, bu misyonunu, yeni güvenlik politikaları doğrultusunda, bilim ve teknolojideki gelişmelere uygun olarak devam ettirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; biraz da terörle ilgili konulara değinmek istiyorum. Ülkemiz neredeyse son otuzbeş yılını terörle mücadeleyle geçirmiştir; bu uğurda, onbinlerce insanını kaybetmiştir, milyarlarca dolar kaynak kullanılmıştır. Ülkemizde içbarışı ve huzuru baltalayan, ekonomimize önemli zararlar veren, uluslararası alanda gün geçtikçe tehdidinin boyutları daha net anlaşılmaya başlayan terör olayları, artık lokal, hatta bölgesel değil küreseldir. Önceleri, bazı devletlerin kendi çıkarları için hoş gördükleri, hatta yönlendirip, destekledikleri terör örgütleri, artık onların da canını yakmaya başlayan, küresel ve kitlesel tehlike oluşturmaktadır. Artık, dünyaya kapılarını kapatarak kendi sınırları içerisinde barış içinde yaşama imkânı da kalmamıştır. Başta terör olmak üzere, diğer suçlarla mücadele edebilmek, uluslararası işbirliği olmaksızın çözülemez hale gelmiştir ve bu durum, dünya ülkelerinin, gerçek anlamda,  teröre karşı mücadelede kararlı ve samimî olmalarını zorunlu kılmaktadır. Burada konuşan bir değerli arkadaşım da belirtti; terörle mücadelede önemli olan, ülkelerin, kararlı ve samimî olmalarıdır. Sadece "terör örgütünü, terör listesine aldım" demekle, bu samimiyeti yerine getirmiş olmuyorlar. Bizim, hep isteğimiz budur. Biz, Türkiye olarak, terörle mücadelenin, bütün ülkelerin ortak uğraşı alanı olması gerektiğini, yıllarca, her uluslararası platformda ve her seviyedeki ikili görüşmelerde anlattık. Uluslararası alanda yürüttüğümüz etkin çalışmalarla birlikte, Hükümetimiz, demokratik yapı içerisinde, güvenlik güçlerimizin özverili çalışmaları ve vatandaşlarımızın büyük desteğiyle, terörle mücadeleye inanç ve kararlılıkla, bundan sonra da devam edecektir. Ülkemizin üniter yapısı, devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ile demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine yönelik faaliyet gösteren, başta bölücü terör örgütü olmak üzere, her türlü terör örgütüne karşı mücadelede kararlılığımız sonuna kadar sürecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; toplumun huzur ve güveni ile ülkemizin uluslararası itibarı açısından, terörizmle mücadeleyle birlikte, yasadışı göç ve insan ticareti, uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suçlarla mücadeleye de büyük önem vermekteyiz. Coğrafî konumu itibariyle, Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasındaki ulaşım güzergâhları üzerinde bulunması, komşu ülkelerdeki savaş ve istikrarsızlık durumunun sürekliliği, fizik yapısı gibi etkenler, Türkiye'yi, Batılı ülkelerde yaşanan yasadışı göç deneyimlerinden farklı bir noktaya koymaktadır. Bu alanda, güvenlik kuvvetlerimizin ısrarlı ve gayretli çalışmaları sonucunda, bugüne kadar toplam 571 733 yasadışı göçmen yakalanmıştır. Bunlar, ülkemiz üzerinden Avrupa'ya gitmek isteyen ve yakalanan kişiler. Yine bu olaylarda önemli olan bir nokta, 37 değişik ülke uyruklu toplam 6 060 göçmen kaçakçısı, yani, bu konuda organize suç örgütü kuran çete mensubu, çete elemanı da yakalanarak, jandarmamız, polisimiz ve sahil güvenlik birimlerimizce adlî makamlara teslim edilmişlerdir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, güvenlik birimlerimizin çok başarılı çalışmalarıyla kaçakçıları rota değiştirmeye zorladığı bir başka suç türü de uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele olmuştur. Son dönemde, güvenlik birimlerimizin etkili ve kararlı mücadelesi, uyuşturucu tacirlerini Türkiye dışında yeni yollar kullanmaya zorlamıştır. Bu konuda güvenlik kuvvetlerimizin yaptığı başarılı çalışmalar, uluslararası kuruluşlardan olumlu tepkiler almıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakanım, konuşmanızı tamamlar mısınız.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Biraz müsaade eder misiniz Sayın Başkanım?

BAŞKAN - Buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Bu konuda Birleşmiş Milletlerin 2005 Dünya Uyuşturucu Raporundan bir paragrafı sizlere aktarmak istiyorum. 2005 Dünya Uyuşturucu Raporunun analiz bölümünde, Balkan güzergâhındaki uyuşturucu yakalamalarının 2004 yılında arttığı, bunun, öncelikle Türk makamlarının başarısının bir sonucu olduğu, 2003 yılında Türk makamlarınca gerçekleştirilen uyuşturucu yakalamalarının, dünyadaki yakalamaların yüzde 5'ine, Avrupa'dakilerin ise yüzde 30'una tekabül ettiği, 2004'e gelindiğinde ise Türkiye'nin yakalamalarının yaklaşık yüzde 160 oranında arttığı görüldüğü, Türkiye'nin 1987 yılından bu yana Avrupa'daki en yüksek oranlı uyuşturucu yakalamalarını gerçekleştirdiği de belirtilmektedir.

Büyük mücadele verdiğimiz bir başka konu da, organize suç örgütleriyle mücadeledir. Ben fazla detayına girmeyeceğim. Bugün, şu anda, ülkemizde, geçmişte bilinen o organize suç örgütleri liderlerinden bir tane dışarıda adam yok, hepsi içeridedir ve hepsinin hakkında soruşturma açılmıştır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Elbette ki, bu alanda sağlanan başarıda, güvenlik birimlerimizin, mülkî amirlerimizin ve çok değerli cumhuriyet savcılarımızın, hâkimlerimizin de katkıları büyüktür, başarı onlarındır. Huzurlarınızda, emeği geçen herkese de teşekkür ediyorum.

Aslında, bilhassa sokak çocukları, kapkaç, gasp gibi konular da, Hükümet olarak öncelik verdiğimiz, önem verdiğimiz ve üzerinde durduğumuz bir konudur. Yine, geçtiğimiz yıl Sayın Başbakanımızın emriyle, 5 bakandan oluşan bir komite oluşturuldu. Bir taraftan sokak çocuklarının suç işlemelerinin önlenmesi, öbür taraftan sokak çocuklarının bakımı, rehabilitasyonu, topluma kazandırılmalarıyla ilgili aile, çocuk ve Çocuk Esirgemeden sorumlu Devlet Bakanımızın koordinesinde, Adalet, Eğitim, Sağlık ve benden oluşan beşli bir komite oluşturuldu. Biz, bir araya geliyoruz, toplantılar yapıyoruz; kısa vadeli, orta vadeli ve uzun vadeli tedbirler görüşülüyor. Kısa vadeli olarak, hemencecik -ki, daha çok güvenlikle ilgili- benim Bakanlığımla ilgili tedbirleri uygulamaya koyduk. Örneğin, çevik kuvvet birimlerinin, başta İstanbul olmak üzere, birçok ilimizde insanlarımızın yoğun olduğu yerlerde, yoğun olduğu saatlerde yaya veya motorlu devriye olarak dolaşmalarını kararlaştırdık; Emniyet Müdürlüğü polis merkezlerimizde görev yapan birimlerin de, belli saatlerden sonra dışarıda görev yapmalarını kararlaştırdık; yaya ve motorlu devriye ekiplerinin sayısını artırdık. Bilhassa trenlerde -başlangıçta, hatırlarsınız- banliyölerde gasp suçları işlendi. Devlet Demiryollarıyla bir protokol yaptık ve alınan etkin tedbirlerle, bu, çok kısa sürede önlenmiş oldu. Ve yine, bu, çocuklarımızla ilgili, orta vadede İstanbul İli pilot olarak seçildi. Mobil ekip uygulamalarıyla, içinde psikiyatr, psikolog, doktor, polis bulunan, 24 saat çalışan mobil ekipler, sokak çocuklarıyla ilgili, buldukları çocukları alıp ilk adım merkezlerine getiriyor, orada, bunların rehabilitasyonu için ilk görüşmeler yapıldıktan sonra, ilgili birimlere gönderiliyor -bu birimler de bir kısmı Sağlık Bakanlığımız tarafından, bir kısmı da İstanbul belediyelerimiz tarafından temin edilmiş- bu kurumlarda bunların rehabilitasyonuyla uğraşılıyordu.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bizim ana gayemizin ülkenin asayişini korumak olduğundan hiç kuşku yoktur. Bu bağlamda, biz, bu güzel ülkenin her karış toprağında huzur, birlik ve beraberlik ile kardeşlik istiyoruz. İnsan haklarına saygılı olmayı benimseyen, vatandaşı kamu hizmetinin odağı haline getiren bir kamu yönetim mekanizması kurmaya gayret ediyoruz.

Tabiatıyla, ülkede huzur ve güvenin sağlanması, vatan toprağının eşkıyaya karşı korunması fedakârlık ister. Bizim kahraman güvenlik güçlerimiz, jandarmamız, polisimiz, askerimiz, sahil güvenlik personelimiz, bu fedakârlıkları canları pahasına yapmıştır, yapmaya da devam etmektedirler.

Ben, bu vesileyle, vatan ve görev uğruna hayatlarını kaybeden aziz şehitlerimize, bu necip millete hizmet edip ebediyete giden herkese Allah'tan rahmet diliyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Bu arada, vatan müdafaası için yakınlarını şehit olarak toprağa veren anaların, babaların, evlatların, eşlerin de hukukunu korumak için çalıştığımızı, çalışmaya devam edeceğimizi, onların bize emanet olduğunu da ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu arada, birkaç arkadaşımın temas ettiği konuya da bir açıklama getirmek istiyorum. Belediye Yasası çıkardık, borçlanmalarla ilgili hükümler koyduk, bu uzlaşmalar ne oluyor diye sorulmuştu. Bakın, belediyeler ile kamu kurumları arasındaki uzlaşmalar için süre, 30 Haziran 2006 tarihine kadar uzatılmıştır. Çalışmalar devam ediyor. Bu ayın sonunda, büyükşehir belediyeleriyle ilgili uzlaşma çalışması tamamlanacak, büyükşehir belediyeleriyle ilgili çalışmalar başlatılacak; 2006 yılının ilk aylarında da, diğer belediyelerle ilgili uzlaşma konularını da tamamlamış olacağız.

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Belediyelerin dış borçlanması ne olacak Sayın Bakan?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bütçelerimiz, Yüce Meclisimizin, sizlerin tasvibine mazhar olursa, verilen ödeneklerin en tasarruflu ve hizmet gereklerine en uygun bir şekilde kullanılması yönünde her türlü çaba gösterilecektir.

Tekrar ediyorum; Bakanlığımız ve bağlı kuruluşlar bütçelerinin, hizmet için, ödeneklerle teçhizinde katkılar sağlayan şahısları veya grupları adına söz alarak bize yol gösteren, doğruya ulaşmamıza yardımcı olan bütün milletvekili arkadaşlarımıza ve Yüce Meclisimizin siz değerli üyelerine şükranlarımı arz ediyorum. Şahsım ve Bakanlığım mensupları adına, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum; Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, onuncu turda son söz, aleyhte, Edirne Milletvekili Sayın Rasim Çakır'a aittir.

Sayın Çakır, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Çakır, süreniz 10 dakika.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Millî Savunma Bakanlığının ve İçişleri Bakanlığının 2006 yılı bütçeleriyle ilgili aleyhte görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, gerek doğu ve güneydoğuda terörle mücadelede, vatan savunmasında şehit olan gerekse ülkenin asayişini sağlamakla ilgili şehitleri rahmetle anıyorum, gazilere şifa diliyorum, şehit yetimlerine, dullarına sabır ve başsağlığı diliyorum ve ülkenin korunması ve asayişiyle ilgili görev yapan Silahlı Kuvvetlerimize, jandarmamıza, emniyet güçlerimize ve Sahil Güvenlik Komutanlığımıza Türk Milleti adına şükranlarımı sunuyorum. Onlara ne kadar katkı yapabilirsek, yine de görevimizi layıkıyla yapabileceğimizi düşünmüyorum.

Değerli arkadaşlarım, 3 Kasım 2002 seçimlerinden bugüne üç tane bütçe yaptık. Bu yaptığımız 2006 yılı bütçesi; büyük bir ihtimalle, son yapacağımız bütçe olacak. Bugün, artık, bu ülkede yaşayan herkes, bütün Türk Milleti ve bizler, durup, hükümetin üç yılının değerlendirmesini yaptığı, herkesin birer öğretmen olduğu, herkesin eline bir karne aldığı ve üç yıl önce bu ülke hangi noktadaydı, şimdi hangi noktada diye durup bir durum değerlendirmesi yaptığı günlerdeyiz. Bunu, biz, seçim bölgelerimizde yaptığımız çalışmalarda görüyoruz.

Maalesef, üç yıl önce, gerek terör gerekse içgüvenlikle ilgili asayişte geldiğimiz nokta, bu ülkede yaşayan bütün insanlar adına sıkıntı vericidir. Ben, sizlere, bu bakanlıkların son konuşmacısı olarak tavsiyelerde bulunmak istiyorum. Ne yaptınız da, bu ülke, bugün, bu noktaya geldi. Öncelikle, ekonomiden başlayalım.

Tarımda, üç yıl önce buğdayını 4 000 liraya satan köylü bu yıl 260 000 liraya sattı, geçen yıl çeltiğini 850 000 liraya satan köylü bu yıl 650 000 liraya sattı ve üç yıl içerisinde, mazotta, gübrede, tohumda, ilaçta yüzde 50'lerin üzerinde girdi artışı oldu. Köylü yoksullaştı, köylü üretim yapamaz hale geldi, köylü köyünü terk edip metropollere, büyük şehirlere göç etti. Sayın Başbakan, her ne kadar bütçe açılış konuşmasında, burada "köylü hayatından memnundur, tarımda üretimimiz artmıştır" dediyse de, Trakya'daki köylü mevsimin iyi gitmesinden dolayı "Allah bol bol verdi; ama, Tayyip Erdoğan vermedi" demektedir.

Rakamlarla oynayarak, rakamları esneterek, yumuşatarak, belki, burada oturan milletvekillerini Sayın Başbakan ikna edebilir; ama, köylüyü ikna edebilmesi mümkün değildir; çünkü, cebine giren ile cebinden çıkanı en iyi bilenler bizler değil, köyünde üretim yapan köylülerdir. Peki,  köylü, tarım buysa, tütünde, pamukta, narenciyede buysa, emek kesimindeki durum nedir? Son üç yılda, asgarî ücret, bu ülkede çalışan bir işçiye verilecek en düşük ücreti ifade ettiyse de, bugün geldiğimiz noktada hepimizin kapılarında üniversite mezunu olup da "bana asgarî ücretle de olsa bana iş bulun vekilim" diyen birsürü gençle karşı karşıyayız. Yani, asgarî ücreti azamî ücret haline getirdiniz ve sokaklarımız, kahvelerimiz, üniversiteleri bitirip iş bulamayan gençlerimizle doldu.

Peki, memurlarımız?.. Uzun bir zamandır memurlarımız…

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - İçişleri Bakanlığı…

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Neden bunları söylediğimi anlayacaksın Sayın Milletvekilim, sonunu bekle.

Uzun bir zamandır, memurlarımız sokaklara inmiyordu. Gerçi, Sayın Başbakan, bu memurları bindirilmiş kıtalar olarak söyledi; ama, o memurlar bindirilmiş kıtalar değildi. O memurlar, yaşam şartlarının kötüleşmesinden, hayat şartlarının zorlaşmasından dolayı ve gelecekle ilgili kaygılarından dolayı sokaklardaydılar. O bakımdan, Sayın Başbakanın, burada, memur gelirleriyle ilgili rakamları çarpıtarak vermiş olduğu sözleri -sizler adına- çok alkışladınız; ama, kaygıyla karşılıyorum.

Ekonomideki durum bu değerli arkadaşlar. Peki iç siyasette ve dış siyasette bu üç yılda neler oldu?

AHMET YENİ (Samsun) - Hangi bakanlık bütçesi?!

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Hükümet, sıkıştıkça, reytingi düştükçe, puanı azaldıkça türban tartışması çıkardı bu üç yılda ve bu ülkede, aslında, ülkede yaşayan insanların hiç doğasında olmayan, bir problem olmayan bir olayı problem haline getirdi, laik-antilaik kamplaşmasını gündeme getirdi ve Irak'ta, 1 Martta, biz, burada, hepimiz, Cumhuriyet Halk Partisinin önderliğinde, 1 Mart tezkeresine "hayır" diyerek, hükümetin eline, uluslararası politikada ve Ortadoğu politikasında çok önemli bir koz vermiş  olmamıza rağmen, hükümet, bu kozu ulusal menfaatlarımız noktasında kullanamadı, Amerika'nın uydu politikasını Ortadoğu'da götürmeye çalıştı ve Dubai'de 1 milyar dolarlık karşılıksız kredi karşılığında sınırötesi asker göndermeme anlaşmaları imzaladı ve 2002'den önce, Irak'a, terörist takibinde hiç kimseden izin almaksızın, sadece dünyaya bilgi vererek sınırötesi harekât yapabilen bir Türkiye, bugün, artık, sınırötesi harekâtı yapamaz bir noktaya geldi ve Ortadoğu ve Irak'la ilgili bugüne kadar taahhüt ettiğimiz kırmızı çizgilerimizin hepsi birer birer kayboldu.

Eve Dönüş Yasası çıkararak bir beyaz sayfa açalım, bir toplumsal uzlaşma sağlayalım diyerek, cezaevindeki eşkıyanın tekrar dağa dönmesine sebep oldu ve ondan sonra, tabiî ki, bu ülkede terör arttı, terör tırmandı. Bütün bu olayların sonunda, Sayın Başbakan bu kürsüye gelip, göğsünü gere gere "Türk Milleti" diyemez hale geldi! (AK Parti sıralarından gürültüler)

RECEP KORAL (İstanbul) - Hayda!..

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Ve hemen akabinde de değerli arkadaşlarım, İngiliz parlamenter…

RECEP KORAL (İstanbul) - Sen çarşamba yok muydun?!

RASİM ÇAKIR (Devamla) - …İngiliz parlamenter geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı; dedi ki: "Doğu ve güneydoğuda terörün bitmemesini istiyor Silahlı Kuvvetler." Bu açıklamanın karşısında, hemen Genelkurmayımız bir açıklama yaptı; ama, bizler beklerdik ki -o parlamenterin muhatabı siyasî erktir- siyasî erk bu konuda hemen dik durabilmeli, hemen karşılığını, cevabını verebilmeli ve hemen o siyasetçiyi susturabilmeliydi.

RECEP KORAL (İstanbul) - Dün Mecliste yok muydun sen?!

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Ama, maalesef, aradan bir müddet geçtikten sonra, basında bu durum eleştirildikten sonra, hükümet sözcüsü, dün, yarım ağızla, bu İngiliz parlamenteri eleştirmek durumunda kaldı. Biz beklerdik ki, bu açıklama karşısında Dışişleri Bakanlığı aslan kesilsin ve Türkiye'nin ulusal menfaatlarını, hepimizin menfaatlarını, tüm dünya politikasında savunabilsin.

Değerli arkadaşlarım, bütün bu içpolitika, dışpolitika, ekonomik ve sosyal politikaların ürünü olarak, maalesef, bugüne kadar doğu ve güneydoğuda yaşayan yurttaşlarımız için can güvenliği yoktu; can ve mal güvenliğini sağlamakta zorlanıyorduk, aciz kalıyorduk; ama, artık..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Samsun) - Bütçeye gelmeden vakit doldu.

BAŞKAN - Sayın Çakır, 2 dakikalık süre içinde konuşmanızı tamamlayın.

Buyurun efendim.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Efendim, bütçeyi biz yapmadık, bürokratlar yaptı. Var mı bütçeyi değiştirebilme yetkiniz; niye bütçe konuşacaksınız?!

TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Niye olmasın ya!

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Böyle bir yetkiniz var mı? Hadi değiştirin bakalım bütçeyi!

RECEP KORAL ( İstanbul) - Ya sen kendi kendini inkâr ediyorsun.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Şimdi, alan çalışması yaptık, Ankara'nın Ostimini, Batıkentini, Yemihallesini, Ulusunu gezdik ve orada yaşayan esnaflarımızın…

AHMET YENİ (Samsun) - Bütçeye gel, bütçeye!..

 RASİM ÇAKIR (Devamla) - …hükümete olan güven duygularının kaybolduğunu gördük. Esnaf dükkânında, yazarkasanın yanında büyük büyük sopalar, bıçaklar, hatta ateşli silahlar gördük.

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - Nereden biliyorsun Ostim'i; ben, şimdi geldim Ostim'den.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Neden bunları burada bulunduruyorsunuz diye sorduğumuzda da "mal ve can güvenliğimi sağlamak için vekilim" diye cevap aldık ve Ostim'de bir dükkânın üç defa arka arkaya soyulduğunu, son bir yılda 5 000 dükkâna hırsız girdiğini esnaf arkadaşlarımız bize anlattı. Yani, sadece, memleketin doğu ve güneydoğusunda değil, Türkiye'nin metropollerinde, Türkiye'nin illerinde ve ilçelerinde yaşayan insanların can güvenliğini sağlamakta bile bu hükümet acz içerisine düştü ve…

ŞEVKET ORHAN (Bursa) - Polislere mi diyorsunuz bunları?!

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Hükümet diyorum ben, polisler demiyorum.

ŞEVKET ORHAN (Bursa) - Bu işi, görevi yapan polisler.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Siz, değerli arkadaşlarım…

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Yine bir gaf yaptılar, yine bir gaf!

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Ankara'nın Kızılayında saat 10.00'dan sonra Ankaralı için gezmek bir yürek ister hale geldi. Bu, işte, o tarıma vermediğiniz desteklerle, o şehre olan göçlerle, o insanları sağlıklı işlere yerleştiremeyişinizle, yoksullukla, işsizlikle ilgilenmediğiniz için, sadece ve sadece bir avuç kompradorun sorunlarıyla ilgilendiğiniz için, ülke ülke gezip onların sorunlarını çözmeye çalıştığınız, halkın sorunlarıyla ilgilenmediğiniz için bu noktaya geldi. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Şimdi, 2006 yılı değerli arkadaşlarım, bu ülkede yaşayan insanların, Türk Milletinin yeni umutlar yeşerteceği, yeni ufuklara yelken açacağı bir yıl olacak.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak inanıyoruz ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çakır, bu hitaplar güzel de, süremiz doluyor, çalışmaları tamamlayacağız. Son cümlelerinizi alayım, teşekkür ediniz.

Buyurun efendim.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu ülkenin kaynaklarına, insanlarına, potansiyeline güveniyoruz. Çözülemeyecek hiçbir sorununun olmadığını biliyoruz. Bu ülkenin işsizine, aşsızına, yoksuluna nasıl sahip çıkacağımızı çok iyi biliyoruz ve bunları yapmak için de bekliyoruz.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) - Milletimiz güvenmedi size, AK Partiye güvendi.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çakır.

Sayın milletvekilleri, gruplar ve şahıslar adına görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.23

 

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma saa