DÖNEM:
22 CİLT: 95 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
6 ncı Birleşim
12 Ekim 2005 Çarşamba
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.-
YOKLAMA
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Gündemdişi Konuşmalar
1.- Uşak Milletvekili Alim Tunç'un, Dünya
Ruh Sağlığı Haftasına ve Manyas'ta görülen kuş gribi vakasına ilişkin
gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker'in cevabı
2.- İzmir Milletvekili Vezir Akdemir'in,
İzmir'in ulaşım ve sulama sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin
gündemdışı konuşması
3.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in,
ülkemizde giderek yaygınlaşan uyuşturucu ticaretinin ve uyuşturucu kullanımının
önlenmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
B) Tezkereler ve Önergeler
1.- (10/148, 182, 187, 284, 285) esas
numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan,
başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/902)
2.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in
Gürcistan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/903)
3.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi
Arabistan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/904)
4.- Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un
Ukrayna'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/905)
5.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/906)
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan
Sarıçam'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/696) (S. Sayısı: 983)
2.- Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz'ün
yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa
ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu (3/697) (S.
Sayısı: 984)
3.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan ve 66
milletvekili ile Niğde Milletvekili Erdoğan Özegen ve 25 milletvekilinin;
patates yetiştiriciliğinin ve patates üreticilerinin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/152, 216) esas
numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 895)
VI.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) Sözlü Sorular ve Cevaplari
1.- İzmir Milletvekili Vezir Akdemir'in,
orman yangınlarını ve erozyonu önleme çalışmalarına ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından sözlü soru önergesi (6/774) ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin
cevabı
2.- Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın,
baz istasyonlarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi
(6/828) ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı
3.- Muğla Milletvekili Ali Arslan'ın,
enerji nakil hatlarından kaynaklanan orman yangınlarına ve tarımsal alanlardaki
yangınlara müdahaleye ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi
(6/829) ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı
4.- Mersin Milletvekili Hüseyin Güler'in,
Kamu İhale Kanunu kapsamına alınmayan orman köylerine ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından sözlü soru önergesi (6/846) ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin
cevabı
5.- Balıkesir Milletvekili Ali Kemal
Deveciler'in, Balıkesir-Balya'da bulunan maden bölgesindeki atıkların çevre
sağlığına etkilerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi
(6/873) ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı
6.- Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel'in,
Balıkesir Orman Bölge Müdürlüğüne gönderilen yangınla mücadele ödeneğine
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/947) ve Çevre ve Orman
Bakanı Osman Pepe'nin cevabı
B) Yazili Sorular ve Cevaplari
1.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
fenilketonürili hastalarla ilgili yapılan ve yapılacak çalışmalara ilişkin
Başbakandan sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/7702)
2.- Edirne Milletvekili Rasim ÇAKIR'ın,
Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürüne ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/8040)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
15.00'te açıldı.
Oturum Başkanı TBMM
Başkanvekili Ali Dinçer, Pakistan ve Hindistan'da meydana gelen deprem
felaketinde hayatlarını kaybedenler için Pakistan ve Hindistan halkına ve Türk
edebiyatının, sinema sanatının ve düşün dünyasının önemli simalarından Attila
İlhan'ın vefatı nedeniyle, kendisine Tanrıdan rahmet, ailesine ve yakınlarına,
başsağlığı dileyen bir konuşma yaptı.
İstanbul Milletvekili
Ömer Zülfü Livaneli,
Diyarbakır Milletvekili
Mehmet Fehmi Uyanık,
Türk edebiyatına, Türk
sinemasına ve düşün dünyasına büyük katkıları olan sanatçı ve düşünür Attila
İlhan'ın vefatı nedeniyle gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Erzurum Milletvekili
İbrahim Özdoğan'ın, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının, üçüncü yılını
doldurduğu bugünlerde Türkiye'yi getirdiği noktaya,
Zonguldak Milletvekili
Harun Akın'ın, Erdemirin Özelleştirme İdaresi Başkanlığının elinde bulunan
hissesinin blok satışı sürecinde yaşananlara,
İlişkin gündemdışı
konuşmasına, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan;
Bursa Milletvekili
Mustafa Özyurt'un, Mudanya Mütarekesinin 83 üncü yıldönümü münasebetiyle
gündemdışı konuşmasına, Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik;
Cevap verdi.
İzmir Milletvekili K.
Kemal Anadol, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın, şahsını, Grubunu ve Genel
Başkanını hedef alan konuşması,
Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin Çelik, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, konuşmasında, Avrupa
Birliğiyle ilgili müzakerelerde, hükümetin, Türkiye'yi taahhüt altına sokan
imzalar attığı iddiası,
Nedeniyle birer
açıklamada bulundular.
5387 sayılı Bankacılık
Kanununun bazı maddelerinin, Anayasanın 89 uncu maddesine göre bir kez daha
görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi;
Mardin Milletvekili
Süleyman Bölünmez'in (3/694) (S. Sayısı: 981),
Kahramanmaraş
Milletvekili Hanefi Mahçiçek'in (3/695) (S. Sayısı: 982),
Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık tezkereleri;
Genel Kurulun bilgisine
sunuldu.
Milletvekili
lojmanlarında Mustafa Güngör'ün öldürülmesinin aydınlatılması ve sorumluların
belirlenmesi amacıyla kurulan (10/185) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi okundu; daha önce
verilen 3 aylık çalışma süresini doldurması nedeniyle, İçtüzüğün 105 inci
maddesine göre, komisyona 1 aylık kesin süre verildiği bildirildi.
10.10.2005 tarihli gelen
kâğıtlarda yayımlanan 997 sıra sayılı 5387 sayılı Bankacılık Kanunu ve
Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha
görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresinin, 48 saat geçmeden, gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının 3 üncü sırasına, gündemin 278 inci sırasında yer alan 960 sıra sayılı
Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısının 4 üncü sırasına alınmasına; 6.10.2005 tarihinde
dağıtılan ve aynı tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan patates
yetiştiriciliğinin ve patates üreticilerinin sorunları konusundaki (10/152,
216) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 895 sıra sayılı raporunun
gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer almasına ve
görüşmelerinin 11.10.2005 Salı günkü Birleşimde yapılmasına; Genel Kurulun
11.10.2005 Salı günü 15.00-18.00, 12.10.2005 Çarşamba ve 13.10.2005 Perşembe
günleri de 13.00-17.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin
Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.
İçişleri Komisyonunda boş
bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyeliğe, Adıyaman
Milletvekili Şevket Gürsoy seçildi.
Niğde Milletvekili Orhan
Eraslan ve 66 milletvekili ile Niğde Milletvekili Erdoğan Özegen ve 25
milletvekilinin; patates yetiştiriciliğinin ve patates üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
kurulan (10/152, 216) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 895 sıra
sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeye bir süre devam edildi.
12 Ekim 2005 Çarşamba
günü, alınan karar gereğince saat 13.00'te toplanmak üzere, birleşime 17.41'de
son verildi.
Ali Dinçer
Başkanvekili
|
|
Bayram
Özçelik |
|
Mehmet
Daniş |
|
|
Burdur |
|
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
No.: 8
II.- GELEN KÂĞITLAR
12 Ekim 2005 Çarşamba
Tasarılar
1.- Türkiye Cumhuriyeti
ve Avustralya Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin
Anlaşma ile Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
(1/1106) (Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
5.10.2005)
2.- Türkiye Cumhuriyeti ve Tayland Krallığı Arasında Yatırımların
Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/1107) (Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 5.10.2005)
3.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ile Ukrayna Devlet Nükleer
Düzenleme Komitesi Arasında Nükleer Düzenleme Konularında Teknik İşbirliği ve
Bilgi Değişimi Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı (1/1108) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 5.10.2005)
4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Ukrayna Hükümeti Arasında Enerji
Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı (1/1109) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 5.10.2005)
5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moğolistan Hükümeti Arasında
Büyükelçilik Binasının Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Satışına İlişkin
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/1110) (Plan
ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 5.10.2005)
6.- Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve
Kullanımının Yasaklanması Hakkında Kanun Tasarısı (1/1111) (Millî Savunma;
Adalet; Dışişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 5.10.2005)
7.- Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı ile Çin
Halk Cumhuriyeti Kalite Yönetimi, Denetim ve Karantina Genel İdaresi Arasında
Sanayi Ürünlerinde Kalite ve Güvenliğe İlişkin Danışma ve İşbirliği Mekanizması
Tesis Edilmesine Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı (1/1112) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.10.2005)
8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Federal Demokratik Etiyopya
Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat
Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/1113) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.10.2005)
9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Birleşmiş Milletler Dünya Gıda
Programı Arasındaki Temel Anlaşmaya Ekin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı (1/1114) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Dışişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.10.2005)
10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri
Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının
Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/1115) (Millî Savunma ile Dışişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.10.2005)
11.- Türkiye Cumhuriyeti
Dışişleri Bakanlığı ile Arap Devletleri Ligi Genel Sekreterliği Arasında
Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
(1/1116) (Dışişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.10.2005)
12.- Müteaddit Defalar Değiştirilmiş Bulunan 13 Aralık 1960 Tarihli
Eurocontrol Hava Seyrüsefer Güvenliği İçin İşbirliği Uluslararası Sözleşmesi
Birleştirme Protokolü Konusundaki Diplomatik Konferansın Son Senedinin
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/1117) (Bayındırlık,
İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ile Dışişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6.10.2005)
13.- Avrupa Topluluğunun, Müteaddit Defalar Değiştirilmiş ve 27
Haziran 1997 Tarihli Protokol ile Birleştirilmiş Bulunan 13 Aralık 1960 Tarihli
Eurocontrol Hava Seyrüsefer Güvenliği İçin İşbirliği Uluslararası Sözleşmesine
Katılmasına Dair Protokol Hakkındaki Diplomatik Konferansın Son Senedinin
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/1118) (Bayındırlık,
İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ile Dışişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6.10.2005)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.00
12 Ekim 2005 Çarşamba
BAŞKAN : Başkanvekili Ali DİNÇER
KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ
(Konya)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 6 ncı Birleşimini açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika
süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini; bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
sayın milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını,
görevli personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Dünya
Ruh Sağlığı Günü ve Aile Haftası münasebetiyle söz isteyen Uşak Milletvekili
Alim Tunç'a aittir.
Buyurun Sayın Tunç. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Gündemdişi Konuşmalar
1.- Uşak
Milletvekili Alim Tunç'un, Dünya Ruh Sağlığı Haftasına ve Manyas'ta görülen kuş
gribi vakasına ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet
Mehdi Eker'in cevabı
ALİM TUNÇ (Uşak) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; 10-14 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Haftası nedeniyle
gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinize saygılar sunuyorum.
Dünya Sağlık Örgütünün
sağlık tanımında, sadece hastalık olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal
bakımdan tam bir iyilik halidir sağlık. 2005 Dünya Ruh Sağlığı Günü kampanyası,
Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu tarafından, 2004'ün teması olan beden ve ruh
sağlığı arasındaki ilişki, birlikte görülen hastalıklar üzerine kurulmuştur.
Değerli arkadaşlar, bu
tema, ruhsal bozukluklar ve diyabet, kanser, kalp hastalıkları, AIDS arasındaki
ilişkiye odaklanmıştır. Ruh ile beden bir arada var olmaktadır; birisinde
ortaya çıkan bir rahatsızlık, öbüründe de sorunlara yol açmaktadır. Bedensel
bir hastalık, kişide ruhsal olarak üzüntü, keder, sıkıntı gibi olumsuz
duygulara neden olur. Psikiyatride bu duruma genel olarak uyum bozukluğu
diyoruz. Kanser olduğunu öğrenen bir insanın kapıldığı derin üzüntüyü, uyku ve
iştahındaki bozulmayı, içine kapanmasını, hastalığa karşı gelişen bir uyum
bozukluğu şeklinde örnek verebiliriz.
Bedensel hastalıkların
ruhsal durumu diğer etkileme şekli ise tamamen organiktir. Ruh ile beden
işlevsel bir bağla bağlı, beraber çalışan iki oluşumdur. Herhangi birinde
oluşan bir hastalık diğerinde de denge bozulmasına ve hatta hastalığa yol açar.
Hastalığın vücutta yol açtığı fiziksel değişiklikler ve bu iki sistemi
birbirine bağlayan beyni ve santral sinir sistemini etkileyerek vücudumuzun
idarecileri yoluyla ruhsal bozulmalara da yol açar. Bunlara alkol ve uyuşturucu
madde kullanımını örnek olarak verebiliriz.
Toplumdaki hasta insanlar
üzerinde yapılan çalışmalarda, ortalama olarak, kanser ve şeker hastalarının
dörtte 1'inde, kalp -damar hastalarının beşte 1'inde depresyon tespit
edilmiştir. Bu depresyon tablosu esas olarak bedensel hastalığın iyileşmesini
geciktirmekte, tedavi sırasında ortaya çıkabilecek olumsuz olayları
artırmaktadır. Kalp kriziyle hastanede yatan hastalardan depresyonu olanlarda
ölüm oranı daha yüksektir. Şeker hastalarında da ruhsal problemler, kan
şekerinin alınan ilaçlara rağmen düzenlenememesine yol açmakta, bedensel
hastalığa bağlı ruhsal hastalığı ortaya çıkan hastaların tedavilerinde bu
sıkıntılar ortaya çıkmakta ve psikiyatrik destek almaları daha da önem
kazanmaktadır. Ruh sağlığı bozuk olan insanlar, genel sağlık hizmetlerinden
yararlanma konusunda da isteksizdirler.
Değerli arkadaşlar, beyin
gelişimi büyük oranda yaşamın ilk yıllarında, özellikle de anne karnında ve
doğumdan sonraki ilk üç yılda oluşur. Çocuk, düşünme, konuşma, öğrenme
yeteneklerinin yetişkinlerdeki değerlerinin ve sosyal davranışlarının
temellerini ilk bu üç yılda, bu dönemde tamamlar. Beyin gelişiminin
yetişkinlikteki bedensel sağlığı etkilediğini gösteren birçok araştırma vardır.
Hızlı beyin gelişimi dönemindeki olumsuz koşulların koroner kalp hastalığı,
yüksek tansiyon, insüline bağlı olmayan diyabet, düşük immün seviye ve
obeziteye yol açtığı gösterilmiştir. Özellikle anne ve babanın ruhsal sağlığı,
çocuklarının duygusal ve davranışsal problemlerinde önemli bir rol
oynamaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu
konuda bir araştırma yapılmış, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Tv
programlarındaki şiddet içeriğinin, müstehcenliğin ve mahremiyet ihlallerinin,
izleyicilerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri yönünde bir araştırma
yapılmış ve bu çalışmada magazin türü programların etkileri üzerine gecekondulu
kadınlarla yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre, kadınların aile içi
iletişimlerinin, çocuklarında okuma alışkanlıklarının azaldığı, çocukların
programda gördüklerini taklit etme eğilimlerinin arttığı görülmüş.
Yine bu çalışmada,
gözetlemeye dayalı yarışma programlarına işaret edilen raporda, bu yarışma
programlarının, özel hayatın mahremiyeti konusundaki toplumsal değer
yargılarını değişime zorladığı, bireylerin toplumsal değer konusunda çatışmalar
yaşamasına yol açtığı belirtilmiştir.
Bu tür programlar, izleyicilerin
önemli bir bölümünde, özel hayatların mahremiyetini gözetleyerek kendini
rahatlatma eğilimi…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
ALİM TUNÇ (Devamla) -
Sayın Başkan, biraz müsaade istiyorum; bu konu çok önemli.
BAŞKAN - 1 dakika eksüre
veriyorum.
ALİM TUNÇ (Devamla) -
...bir diğer ifadeyle, bireylerde röntgencilik duygularını açığa çıkarma gibi,
yayıncılık etiği açısından ahlakî olmayan bir reyting uğruna izlenebilmektedir.
Yani, bu televizyon programları hastalıklı bir ruh hali olarak görülmektedir.
Yine bu raporda,
programlar, telkine yatkın sürekli izleyicileri için ve özellikle özdeşim kuran
çocuklar ve ergenler için son derece olumsuz rol modelleri oluşturmakta,
ülkemiz ruh hekimleri ve klinik psikologları karşılarına gelen birçok vakada bu
etkilemeleri gözlemektedir.
Değerli arkadaşlar, bu
rapora göre, ruhsal değerleri maddeleştiren, insanlığın ortak değer ve
doğrularına aykırı olan her türlü aşırılığın denetlenmesi gerektiğini
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, bir
şeyi daha paylaşmak istiyorum sizlerle. Yine, toplumumuzun ruh halini bozan,
insanlarımızı korkuya, endişeye sevk eden, uzman olmayan kişilerin gerekli
gereksiz açıklamaları, bugünlerde özellikle kuş gribi, Manyas'ta olan olaylar nedeniyle
büyük bir kaosa, kargaşaya neden olmaktadır. Burada herkesin, özellikle
vatandaşlarımızın sağlığını bozacak, bu konuda uzman olmayan kişilerin görüş
bildirmesi sonucu hem üreticilerimiz zor durumda kalmıştır hem de insanlarımız
obsesif bir hal alarak bazı yiyeceklerden uzak durmaya çalışmaktadır. Bunun
böyle olmadığını uzmanlarımız belirtmektedir; ama, herkes bu konuda görüşürse,
bu konuda konuşursa, bundan hem toplum olarak ruh sağlığımız bozulacaktır hem
ekonomik olarak birtakım sıkıntılara neden olacaktır.
Değerli arkadaşlar,
bizler, bu dönemde, milletvekilleri olarak gerçekten şeffaf, milletle barışık,
devlet ile milleti kaynaştıran ve her şeyi milletimizle paylaşan bir ekip
halinde çalışmaktayız. O nedenledir ki, burada yapılacak çalışmalarda hükümetimiz
bazında, bakanlığımız bazında gerekli olan tedbirler alınmakta, gerekli
açıklamalar yapılmakta. Bunları farklı durumlara çekerek, hiç olmayan, ortada
olmayan bir şeyi olmuş gibi göstererek insanlarımızın ruh halini, ruh sağlığını
bozmaya hiç kimsenin hakkı yok diyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, Uşak Milletvekili Alim Tunç'un gündemdışı konuşmasına Hükümet
adına yanıt vermek üzere, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehdi Eker söz
istedi.
Buyurun Sayın Bakan. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
Uşak Milletvekili Sayın Alim Tunç'un gündemdışı yaptığı konuşmaya cevap vermek
üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri,
birkaç gündür -yaklaşık bir haftadır- Türkiye'de kuş gribiyle ilgili olarak
basın-yayın organlarında çeşitli haberler yer almaktadır. 5 Ekim günü Manyas
Gölünün 4 kilometre yakınında, Kızıksa Beldesi ile Salur Köyü arasındaki bir
mevkide, açıkta hindi palazı yetiştiren bir vatandaşımızın sahip olduğu hindi
palazlarında bir hastalık olduğu ihbarı bize ulaştı ve Bakanlığımız, hemen
harekete geçerek, buradan hem ölmüş olan hayvan örneğinden hem de sağlam
olanlardan numune almak suretiyle, aynı anda da herhangi bir hastalık, salgın
ihtimaline karşı o bölgeye kordon ve karantina uygulamak suretiyle gerekli
tedbirleri aldı. Geçtiğimiz cuma günü akşam, bu numune alınan örnekten, kuş
gribi diye tabir edilen, tıbbî adıyla avien influenza etkeni olar virüs izole
edildi ve tanımı yapıldı. Hemen, bu geçici kordon ve karantina tedbirleri
kalıcı hale dönüştürüldü ve bu işletmedeki sağlam olan bütün kümes hayvanları
dahil olmak üzere, buradaki bütün hayvanlar itlaf edildi; çünkü, bu hastalık
viral bir hastalıktır ve kümes hayvanları ile diğer kanatlı hayvanlar arasında
çok hızlı bir şekilde yayılma eğilimi olan ciddî bir salgın hastalıktır.
Biz, esasen, bundan
birbuçuk ay kadar önce, Rusya Federasyonunda kuş gribinin vuku bulması
sebebiyle, harekete o zaman geçtik ve göçmen kuşlarla bu hastalığın bulaşma
ihtimalini göz önünde bulundurarak, Marmara Bölgesinde kuş gribiyle ilgili bir
tatbikat yaptık, 5-9 Eylül günleri arasında. Buna ait, biz, "Kuş Gribi
Hastalığıyla Mücadelede Acil Eylem Planı" diye de bir eylem planı
hazırladık o tarihte. Dolayısıyla, tedbirlerimizi, biz, bir ay öncesinden
almıştık ve tahminlerimiz doğrultusunda bu bölgede böyle bir vakayla
karşılaştık.
Önce şunu söyleyeyim: Şu
ana kadar, bu saate kadar, Türkiye'de, ne Manyas Gölü çevresinde ne de
Türkiye'nin başka bir bölgesinde, çok şükür, başkaca herhangi bir vaka görülmüş
değildir. Görülmemesi için de, biz, her türlü tedbiri aldık. Üç kilometrelik
alan içerisinde, bütün hayvanları, sağlam-hasta olduğuna bakmaksızın, sırf
yayılma ihtimalini ortadan kaldırmak gayesiyle hepsini itlaf ettik; üç
kilometrelik alan içerisinde. On kilometrelik alan içerisindeki bütün
işletmeleri de tek tek kontrol etmek suretiyle - gerekli gördüğümüz hallerde-
buralarda da itlaf çalışması yapıyoruz ve yapacağız.
Bu arada, hem sayın
milletvekillerimizin hem de kamuoyunun bilgisine de bir hususu ayrıca ifade
etmek istiyorum. İtlaf ettiğimiz hayvanların bedelini de vatandaşımıza
ödüyoruz, ödeyeceğiz. Onu da belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bu
hastalık, bugüne kadar bizim dışımızda 24 ülkede görüldü, dünyada. 1997 yılında
Çin'de başlayan bu hastalık, 2000 yılında İtalya, Almanya, Belçika, Hollanda,
Romanya, Amerika Birleşik Devletleri, Güney Amerika'da Şili ve Asya'nın hemen
hemen bütün ülkelerinde görüldü. Bu hastalık, biraz önce de belirttiğim gibi,
öncelikle kanatlı hayvanlar arasında ciddî bir salgın yapabilmekte ve çok büyük
ekonomik kayıplara sebebiyet vermektedir. İşin bir bakıma önemli kısmı budur.
Diğer önemli bir noktası
da, bu hastalığın, hasta hayvanlarla temas eden, onların gübreleri, vücut
sıvıları, vücut salgılarıyla doğrudan temasa geçen insanlarda da bu hastalığın
görülebilme ihtimalidir. Dünyada, bugüne kadar, bu hastalıkla ilişkili olarak
60-65 insanın hayatını kaybettiğini biliyoruz, dünyanın değişik ülkelerinde. Şu
ana kadar tıbbî araştırmalar ve sonuçlar hastalığın insandan insana geçtiğine
dair herhangi bir bilgi vermemektedir, bu konuda herhangi bir kayıt yoktur;
ama, hayvanlar arasındaki salgında önemine binaen biz bu olayı ciddîye almak ve
gerekli tedbirleri almak durumundayız. Bu nedenle, biz de, Hükümet olarak,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olarak şu ana kadar gerekli tedbirleri almış
bulunuyoruz.
Değerli arkadaşlar, bir
hususu daha bilginize sunmak isterim. Uzmanların ifadesine göre, hastalık
bulaşmamış, veteriner hekim kontrolünde kesilen ve usulüne uygun olarak
pişirilen kümes hayvanlarının etlerinin yenmesinde herhangi bir sakınca
bulunmamaktadır. Çerçevesi belirttiğim şekilde, veteriner hekim kontrolünde
kesilmiş ve hasta olmayan, hastalık bulaşmamış hayvanların etlerinin
yenmesinde, tüketilmesinde herhangi bir sakınca yok.
Tabiî, burada, biraz
önce, Sayın Milletvekilimizin de belirttiği gibi, eğer, biz, konuyu abartarak
bir panik havasında verirsek, topluma bu şekilde yayarsak, hem insanların bunu
algılama şekli farklılaşır, gereksiz paniğe sebebiyet verir, insanların ruh
sağlığı bundan olumsuz etkilenir, Sayın Vekilimizin de belirttiği gibi, hem de
yüzbinlerce insanı, milyonlarca insanı ilgilendiren, milyonlarca dolarlık
yatırımı ilgilendiren tavukçuluk sektörümüz, kanatlı sektörümüz bundan zarar
görür. Bu zarar, Türkiye'nin zararı olacaktır. Bu zarar, hepimizin zararı
olacaktır. O nedenle, meseleyi ne abartarak ne de ihmal ederek -ikisinden de
kaçınmak suretiyle- meseleyi soğukkanlılıkla, ciddiyetle ele almamız ve buna
göre davranmamız gerekiyor.
Şu ana kadar, arz ettiğim
gibi, durum kontrol altında. Şu ana kadar herhangi bir gelişme başka bir
noktada görülmedi; inşallah, görülmez, aldığımız tedbirler yerini bulur ve
hastalık, bir tek vakayla sınırlı kalmış olur.
Değerli arkadaşlarım, bir
hususu daha bilgilerinize arz etmek isterim. Bu da, basında yer alan, işte,
Avrupa Birliği ülkeleri bize ithalat yasağı koydu; ihracatımız bundan olumsuz
etkilendi şeklindeki bilgilerdir. Bu, uluslararası salgın hayvan
hastalıklarının ihbarıyla ilgili bir prosedürün parçasıdır. Bizim, Avrupa
Birliğine tavuk eti ve tavuk ürünü ihracatımız zaten bulunmamaktadır. Kanatlı
sektörümüz, daha çok içeriye çalışıyor. Mesela, Rusya'dan hiç tavuk eti
ithalatı yapmadığımız halde, geçen ay Rusya'da bu hastalığın görülmesinin
bildirilmesi üzerine, biz de deklare ettik; dedik ki, biz, Rusya'dan tavuk eti
almıyoruz. Bu, hastalığa karşı gösterilen bir tepkidir. Bunun, şu anda herhangi
bir önemi ve anlamı pratik olarak bulunmamaktadır.
Bizim, geçen yıl, 4 000
ton civarında tavuk eti ihracatımız var; Çin başta olmak üzere, 15 000-20 000
ton arasında tavuk ürünü ihracatımız var bazı Asya ülkelerine; bir de, 95 000
000 adet yumurta ihracatımız var. Bunun dışında, bizim, Avrupa Birliğine dönük
olarak bir tavuk eti ihracatımız zaten olmadı. Bu nedenle de, burada, herhangi
bir -şu an itibariyle- kaybımız yok; ama, bizim endişemiz, bunun, sektörümüzü olumsuz
etkilemesidir. Bu nedenle de, burada, meseleyi ciddiyetle takip edip, üzerinde
durup, buradan, en az hasarla bu işi atlatmaktır. Bizim çabamız bu yöndedir.
Ben, Yüce Meclisi, bu alanla ilgili olarak bu konuda bilgilendirmek istedim.
Sözlerimin sonunda, Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı
ikinci söz, İzmir İlinin temel sorunları olan ulaşım ve çiftçimizi yakından
ilgilendiren sulama sorunları hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Vezir
Akdemir'e aittir.
Buyurun Sayın Akdemir.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
2.- İzmir
Milletvekili Vezir Akdemir'in, İzmir'in ulaşım ve sulama sorunlarına ve
alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İzmir İlinin belli başlı sorunlarından
ulaşım ve sulama projelerine ilişkin şahsım adına gündemdışı söz almış
bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan
önce, iki gün önce kaybettiğimiz değerli yazarımız Attila İlhan'a Allah'tan
rahmet diliyorum; tüm ülkemizin başı sağ olsun.
Dost ve kardeş
ülkelerimiz Hindistan ve Pakistan'da meydana gelen depremin acılarını paylaşmak
istiyorum ve kendilerine başsağlığı diliyorum.
BAŞKAN - Vezir Bey,
mikrofonları biraz yükseğe kaldırın, boyunuza uygun.
VEZİR AKDEMİR (Devamla) -
Evet, mikrofon boyumuza göre ayarlanmamıştır Sayın Başkan; bu nedenle,
sözlerimiz pek iyi anlaşılmıyor galiba.
BAŞKAN - Boyunuzu
kısaltamayacağımıza göre, mikrofonu uzatalım.
VEZİR AKDEMİR (Devamla) -
İzmir metropol il olma özelliğinden dolayı, diğer illerden buraya göç olayları
yaşamaktadır.
İzmir, artan nüfusa
yeterince karşılık veremez hale gelmiştir; ulaşım, sağlık, eğitim, işsizlik
başta olmak üzere sosyal yaşam konusunda yetersiz kalmaktadır. Bu sebeple,
İzmir'in acil çözüm bekleyen birçok yatırım projesine ve kaynağa ihtiyacı
vardır.
İzmir'de ulaşımın her
geçen gün daha da yoğunlaşarak, mevcut karayollarının yetersiz kaldığı
görülmektedir. Trafikteki yoğunlaşma acil çözüm bekleyen sorunlardan biridir.
Ulaşım sorununa yönelik çalışmalara hız verilmeli, yapımı devam eden karayolu
projelerine ek kaynak çıkarılmalı, bitirilmemiş projelere destek verilmelidir.
Özellikle İzmir için
hayatî önem arz eden İzmir çevre yolu projesinin Bornova'dan başlayıp, Bayraklı
ve Karşıyaka'dan geçerek, Çiğli'de İzmir-Aliağa-Çanakkale devlet yoluna
bağlanacak kuzey dalı, İzmir'in ulaşım sorunu açısından zarurî bir ihtiyaç
haline gelmiştir.
İzmir İline gelen Ankara
yolu, Aydın yolu ve İstanbul yolunun trafiği, Çanakkale trafiğine geçerken,
Karşıyaka, Çiğli yöresinden geçiyor. Bu yörenin trafiği gün geçtikçe zor duruma
düşmektedir. Bu bölgede sadece Turan yolu mevcuttur. Turan yolu bu yoğun
trafiğe yeteri derecede cevap vermemektedir.
İzmir'in çevre yolunun
tamamı 51 kilometredir. Bu bölgeye tekabül eden 21,9 kilometrelik kısmı inşaat
halindedir. Bornova'dan Bayraklı ve Karşıyaka bölgesinde iki tünel vardır ve
viyadükler vardır. Bu tünellerin büyük bir kısmı yapılmıştır. Bu tünellerin bir
an evvel faaliyete geçmesinin bu trafiği rahatlatacağına inanıyoruz.
Bu çevre yolunun kuzey
dalının tamamlanması için bugünkü rakama göre 285 000 000 dolara ihtiyaç
vardır. İzmir için hayatî önem arz eden çevre yolunun bir an önce tamamlanması
için de, 2006 yılında yaklaşık 150 000 000 dolayında ödenek ayrılması
gereklidir.
Yine, İzmir'in önem arz
eden ve yetersiz ödeneklerle tamamlanmayan diğer projelerin bir kısmını da
saymak istiyorum:
İzmir-Manisa yolunun
tamamlanması için 25 000 000 paraya ihtiyaç vardır. Menemen-Manisa yolunun
tamamlanması için 7,9 milyon paraya
ihtiyaç vardır. Belevi-Selçuk-Meryemana
yolu için 7 000 000 YTL'ye, Aliağa-Ayvalık yolunun tamamlanması için de 140 000
000 YTL'ye ihtiyaç vardır. İzmir-Manisa yolunun 17 kilometrelik kısmı için de
24,2 milyon YTL'ye ihtiyaç var. Torbalı-Bayındır-Ödemiş ve Kiraz bölgesinde 91
kilometrelik yol için de 13 000 000 YTL'ye ihtiyaç vardır. Yine,
Bergama-Soma-Akhisar-Kınık yolunun tamamlanması için de 26 000 000 YTL'ye
ihtiyaç vardır.
Şurada şunu ifade etmek
istiyoruz: İzmir'in kuzey kesiminde bir trafik yoğunluğu vardır. Bu trafiğin
açılabilmesi için de yarım kalan yollarına acilen ödenek verilmesi gereklidir.
Diğer bir taraftan, bu trafiğin rahatlayabilmesi için de demiryoluna ihtiyaç
vardır. Bu demiryolu, şu anda, Alsancak'tan Karşıyaka, Menemen ve Aliağa
istikametine kadar gitmektedir. Bura
metro projesine alınmıştır. Metro yakın tarihte başlayacaktır; ama, bu trafik,
yine, tekrar, bu yoğunluğu kaldırmaz. Bize göre, yapmış olduğumuz tespitlere
göre, Aliağa'dan sonra Dikili, Bergama, Kınık ve Soma, Manisa'ya bağlanacak bir
demiryoluna ihtiyaç vardır.
Bunun benzeri, yine, aynı
şekilde, güney kısmında, şu anda, mevcut demiryolu Ödemiş'e kadar gitmektedir;
ama, o bölgede yapılan çalışmalara göre, Ödemiş'ten sonra da Kınık ile
Manisa'ya bağlanacak bir demiryoluna ihtiyaç vardır o trafiğin
rahatlatılabilmesi için.
Değerli arkadaşlar,
İzmir'in yolla ilgili sorunlarını belirttim. Bununla beraber, İzmir'in
sorunları daha da fazladır. Burada anlatmakla, sayfalarla ifade edilmesi zor.
İzmir için önem arz eden
bir diğer husus da sulama amaçlı projelerdir. İzmir İlinin nüfusunun yüzde 19'u
kırsal alanda yaşamaktadır. Bu kırsal alanda yaşayan insanlarımızın büyük bir
bölümü tarımla ve ziraatle uğraşıyorlar. Tarımla, ziraatle uğraşan
insanlarımızın durumlarının daha rahat olabilmesi için, rahatlatılabilmeleri
için çeşitli yerlerde başlayan sulama barajlarına acilen ihtiyaç vardır. Bunun
bir örneği, şu anda Beydağ Barajı devam etmektedir. Beydağ Barajı 1991 yılında
başlamıştır; ama, şu anki fizikî seviyesi yüzde 20 civarındadır. Demek ki, bu
tempoyla devam ederse, bu barajın bitmesi mümkün değildir; belki de ömür
yetmeyecektir. Buradaki talebimiz: Bu barajın bir an evvel devreye girmesi
gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
VEZİR AKDEMİR (Devamla) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Beydağ Barajı gibi diğer
başka yerlerde de sulama barajlarına ihtiyaç vardır. Bu Beydağ Barajının
faaliyete geçtiği zaman, o bölgede, Ödemiş Bölgesi, o havzada 18 200 hektarlık
alan suya kavuşmuş olacaktır. Şu an, bu bölgede, 24 000 vatandaşımız,
artezyenle su ihtiyacını gidermektedir. Bu 24 000 artezyenlerin su seviyesi
aşağı yukarı 150 ile 200 metre civarındadır; yani, bu barajın faaliyete geçmesiyle
bu vatandaşlarımız rahatlatılacaktır.
BAŞKAN - Toparlayalım.
VEZİR AKDEMİR (Devamla) -
Evet Sayın Başkan, toparlayacağım; çok teşekkür ediyorum.
Şimdi, bir iki konuya
daha değinmek istiyorum. Sayın Maliye Bakanımızın dünkü konuşmasını burada
izledim. Çok güzel açıklamalarda bulundu, çok güzel şeyler söyledi,
özelleştirmeyi, özellikle, överek söyledi, kendilerini kutluyorum.
Bir önceki, yirmi yılda
başarılamayan bu özelleştirmeyi, kendilerinin, sekiz ayda, 16 000 000 dolar
değerinde bir özelleştirme yaptıklarını söylediler.
Şimdi, buradan Sayın
Bakana sormak istiyorum: Sayın Bakan, 2002 yılında göreve geldiğiniz zaman
Türkiye'nin iç ve dış borçları ne kadardı ve şu anda ne kadardır? O tarihte 140
milyar dolar olan bir borç, şimdi 260 milyar dolar borca çıkmıştır. Şimdi,
hesabı verebilir mi? Bu farkı nerede kullandı? Nerede değerlendirdi? Yeni bir
yatırım mı yaptı? Yeni bir baraj mı yaptı? Yeni bir fabrika mı kurdular? Yeni
duble yollar mı yaptılar? Duble yolları da görüyoruz, fabrikaları da görüyoruz,
yapılan harcamaları da görüyoruz. O nedenle, lütfen, bu konuda, Sayın Bakan
buraya gelip, açıklamasını yaparsa seviniriz.
İzmir'in sorunları
bitmiyor tabiî ki… Şurada, yine, Sayın Bakanın söz verdiği bir proje var, ona
da sahip çıkarsa, sevinirim. Burada, ben sormuyorum, yerel gazete soruyor…
BAŞKAN - Lütfen… Süreyi
çok aştık Vezir Bey, toparlayalım. Lütfen…
VEZİR AKDEMİR (Devamla) -
Kendisine "Hani Ne Oldu Kemal Ağabey" diye soruyor. Şu anda,
İzmir'de, organize sanayiinde, serbest organize bölgesinde, 43 firma burayı
terk etmiştir ve daha da devam edecektir. Lütfen, Sayın Bakan, o verdiği sözde
dursun. 6 Şubat 2004'te çıkarılan, vergideki muafiyeti tekrar yerine
getirsinler. Daha önce…
BAŞKAN - Konuşmanızın
sonunu bağlayan son cümleyi söyleyin.
VEZİR AKDEMİR (Devamla) -
Evet, Sayın Başkan çok teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, bu
sorduklarıma lütfen cevap versin.
Çok sağol, teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı
üçüncü söz, uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması konusunda söz isteyen, İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin'e aittir.
Buyurun Sayın Ersin. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
3.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin'in, ülkemizde giderek yaygınlaşan uyuşturucu
ticaretinin ve uyuşturucu kullanımının önlenmesi için alınması gereken
tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
AHMET ERSİN (İzmir)-
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dünyanın ve doğal olarak da Türkiye'nin
çok önemli sorunu olan uyuşturucu ticaretinin ve uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasıyla
ilgili gündemdışı konuşmak için söz aldım; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
Birleşmiş Milletlerin 2004 yılı ocağında yayımladığı Dünya Uyuşturucu
Kaçakçılığı Raporuna göre, dünyada -bilinen- uyuşturucu kullanan 200 000 000
insan var. Bunların 162 000 000'u esrar, 15 000 000'u eroin, 13 000 000'u
kokain ve 8 000 000’u da extacy türü sentetik uyuşturucuları kullanıyor ve yine
yapılan bir hesaplamaya göre, eroin kullanan bir kişinin günde 1,5 gram
katkılandırılmış eroin kullandığı varsayılırsa, dolayısıyla, dünyada, tespit
edilen eroin kullanıcılarının sayısına göre, günde 22,5 ton eroin üretiliyor ve
bunun yıllık üretim miktarı günde 8 212 ton. Yani, bilinen uyuşturucu, eroin
kullanıcılarına göre tespit edilen raporlar, sonuçlar bunlar.
Bunlardan yine Birleşmiş
Milletlerin Suç Ofisince düzenlenen rapora göre, afyon ve eroin üretiminin
yüzde 76'sı Afganistan'da, kokainin yüzde 72'si Kolombiya'da ve extacy türü
sentetik uyuşturucuların, hapların üretildiği laboratuvarların yüzde 75'i de
Hollanda'da. Dolayısıyla, ne kadar ciddî bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu
anlamak için şu rakamlara bile bakmak yeter. Yani, dünyadaki iki ya da üç ülke
uyuşturucu üretiminin yüzde 75'ini karşılıyor. Şimdi, Türkiye'deki durum ne?
Değerli milletvekilleri,
Türkiye uyuşturucu kaçakçılığında transit ülke; yani, o yüzde 76 oranında Afganistan'da üretilen afyon ve eroin
üç rotadan Türkiye'yi de etkileyerek Avrupa ve diğer ülkelere gidiyor. En belirgin
olanı, en önemli olanı, Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren rota Balkan
rotası, geleneksel rota bu. Yani, Afganistan'dan İran'ın kuzeyi ve Türkiye'yi
boydan boya dolaşarak Balkanlardan Avrupa'ya gidiyor.
Keza, sentetik
uyuşturucuların, hapların; yani, yüzde 75'inin Hollanda'da da üretildiği
sentetik uyuşturucuların, hapların rotası da, yine, Türkiye üzerinden Arap
ülkelerine ve Güneydoğu Asya ülkelerine dağıtılıyor.
Dolayısıyla, Türkiye,
transit ülke olması nedeniyle, âdeta, gerek sentetik uyuşturucular gerekse
afyon ve eroin kaçakçıları için tam bir geçiş ülkesi ve dolayısıyla, Türkiye,
geçiş ülkesi olması nedeniyle de, bu uyuşturucu kaçakçılarının âdeta taarruzu
altında.
Değerli milletvekilleri,
kısaca bu genel bilgilendirmeyi yaptıktan sonra, Türkiye'deki duruma bir bakmak
lazım. Şimdi, Türkiye'de, yine, yapılan araştırmaların sonucunda görüyoruz ki,
Türkiye'de de uyuşturucu kullanma yaşı 11 yaşa kadar inmiş durumda ve özellikle
de ilköğretim okulları ve liselerde, bu uyuşturucu ticareti çok yoğun bir
biçimde yapılıyor.
Şimdi bunlara karşı, bu
uyuşturucu ticaretine karşı emniyet güçlerimiz çok ciddî ve önemli bir mücadele
veriyor. Ancak, bu olağanüstü mücadele bile, emniyet güçlerimizin verdiği bu
olağanüstü mücadele, ne yazık ki, uyuşturucu maddelerin ticaretine ve
kullanımının yaygınlaşmasına engel olamıyor. O halde, bu mücadeleyi sadece
polisiye önlemlerle yürütmek ve sonuçlandırmak mümkün olmadığına göre, daha
kapsamlı bir mücadele başlatmak lazım ve bunun için de uyuşturucu tacirlerinin
hedefi olan kitleyi ele almak lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Ahmet Bey,
lütfen toparlayalım; 1 dakikalık süre veriyorum size.
AHMET ERSİN (Devamla) -
Bu hedef kitle de, ilköğretim çağındaki çocuklarımız ve lisede okuyan
gençlerimiz. Dolayısıyla, ilköğretim çağındaki çocuklarımızı ve lise
öğrencilerimizi, önceden bilgilendirmek lazım; uyuşturucu kullanılması halinde,
bunun kendi bedenlerine ne tür zararları var, ailelerinde ne tür zararlara
neden oluyor ve toplumda ne tür sorunlara neden oluyor, bu konularda gençlerimizin
ve çocuklarımızın eğitilmesi gerekiyor.
Değerli milletvekilleri,
bunlarla ilgili 6 Temmuz 2004 tarihinde bir kanun teklifi verdim. Bu kanun
teklifimin içeriği kısaca şu: İlköğretim okullarının 6, 7 ve 8 inci sınıfları
ile lise ve dengi okullarda okuyan öğrencilerimizin, ekim ayının ilk
haftasında, Millî Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından
hazırlanacak programlar dahilinde, bu çocuklarımızın ve gençlerimizin, bu bir
hafta içinde uyuşturucunun kendi vücutlarında, ailelerinde ve toplumda
yaratacağı sorunlarla ilgili bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi ve
eğitilmesi konusunda bir kanun teklifi verdim.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
AHMET ERSİN (Devamla) -
Sayın Başkan, izin verir misiniz; hayırlı bir konu.
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
AHMET ERSİN (Devamla) -
Şimdiye kadar, devlet, maalesef, bu eğitim sorununun üstüne gitmedi;
sorumluluğu hep anne babaların üzerine attı, "çocuklarınızı takip edin,
çocuklarınızın arkadaşlarını takip edin, çocuklarınızın arkadaşlarının
ailelerini de takip edin" gibi birtakım gerekçelerle bu çocukların ve
gençlerin uyuşturucu konusunda eğitilmesi sorununu hep ailelerin üstüne attı.
Artık, devletin, bu eğitim sorununu üstlenmesi lazım; yani, topu taca atmaktan
vazgeçmeli, bizzat sorunu kendisi ele almalı; zaten, anayasal görevi de bu.
İşte, bu nedenle, bu kanun teklifini 6 Temmuz 2004 tarihinde verdim; ama, onbeş
aydan beri, bu kanun teklifi, maalesef, ele alınmıyor ve bir günde sipariş
üzerine özel yasa çıkaran, kişiye özel yasa çıkaran bu Mecliste, maalesef,
gençlerimizi, çocuklarımızı ilgilendiren bu teklif, aileleri ilgilendiren bu
teklif, yetmiş milyonu ilgilendiren bu teklif, nedense, bir türlü gündeme
alınmıyor; yani, bu, son derecede üzüntü verici.
Yine, değerli
milletvekilleri, 13 Ocak 2004 tarihinde bir Meclis araştırması önergesi verdim.
Bu Meclis araştırması önergesinin konusu da şu: Uyuşturucu kullanımının
artmasının nedenleri ve bunlara karşı
alınması gereken önlemlerin tespiti, keza, bağımlıların tedavisinde birtakım
sorunlar var, bunlarla ilgili sorunların tespiti amacıyla, istemiyle, 13 Ocak
2004 tarihinde verdiğim Meclis araştırma önergesi, yirmibir ayda, gele gele 116
ncı sıraya geldi; yani, bu gidişle, bu Meclisin ömrü, bu kanun teklifini de,
yetmiş milyonu ilgilendiren bu Meclis araştırma önergesini de görüşmeye
yetmeyecek. Gerek bunu protesto etmek için, Meclisteki bu uygulamayı protesto
etmek için, gerekse kamuoyunun bu konuda dikkatini çekmek için, İzmir'de bir
kampanya başlattım. Eşimle ve iki kızımla birlikte bir kampanya başlattım ve üç
günde topladığım imza, işte, burada, 46 000 imza topladım üç günde; yani, bu
kampanya, herkesin bildiği o klasik "uyuşturucuya hayır" kampanyası
değil. Bakın nasıl: "İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, uyuşturucuya karşı
eğitimi ve mücadeleyi amaçlayan kanun teklifi ile araştırma önergesinin bir an
önce görüşülerek kabulü için Türkiye Büyük Millet Meclisini göreve çağırıyoruz.
Saygılarımızla." İnsanlar, 46 000 kişi, İzmir'de, bunu imzaladı. İzmir'de
başlayan bu hareket -ki, Türkiye'ye her zaman, Türkiye'ye her konuda öncülük
etmiş olan İzmir'de başlayan bu hareket- Mecliste de cevabını görmelidir; yani,
bu insanlar, bu 46 085 kişi, bu imzaları neden verdiler; niçin bu kadar telaşlı
bu insanlar, anne babalar; çünkü, hiç kimse, kendi çocuğunun geleceğinden emin
değil.
BAŞKAN - Ahmet Bey, konu
çok önemli, gündeme getirdiğiniz için teşekkür ederiz; ama, toparlamak da
önemli.
Toparlayın lütfen.
AHMET ERSİN (Devamla) -
Son cümlelerimi söylüyorum Sayın Başkan, sabrınıza da teşekkür ederim bu arada.
Değerli milletvekilleri,
sözlerimin arasında da söyledim, bu Meclis kişiye özel yasa çıkardı, sipariş
üzerine yasa çıkardı; ama, yetmiş milyonu ilgilendiren bu konuda, maalesef
kılını kıpırdatmıyor. Böyle bir şey olabilir mi?! Yani, Sami Ofer ve onun
gibiler isteseler, belki ceketinizi de vereceksiniz; ama, yetmiş milyonu
ilgilendiren bu önemli konularda bu kadar duyarsızlık anlaşılır gibi değil.
NURETTİN AKTAŞ
(Gaziantep) - Ne alakası var?! Gündemdışı konuşuyorsun... İşi saptırıyorsun.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sami Ofer deyince niye rahatsız oluyorsunuz?! (AK Parti sıralarından
gürültüler) İğne mi batıyor?! İğne mi
batıyor, Sami Ofer deyince?!
BAŞKAN - Lütfen dinleyin…
AHMET ERSİN (Devamla) -
Değerli milletvekilleri…
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep)
- Sayın Başkan…
BAŞKAN - Lütfen dinleyin arkadaşlar.
Siz de toparlayın.
AHMET ERSİN (Devamla) -
Beyefendi, çok mu canınızı sıktı; yani, gerçekleri söyleyince niçin
telaşlanıyorsunuz.
NURETTİN AKTAŞ
(Gaziantep) - Dünyada en güzel şey haddini bilmektir.
AHMET ERSİN (Devamla) -
Sizi dinlemek zorunda değilim ben; çünkü, boş konuşuyorsunuz, ilgisiz
konuşuyorsunuz.
Dolayısıyla, değerli
milletvekilleri, sözlerimi sonlarken, hepinizi saygılarımla selamlıyorum…
NURETTİN AKTAŞ
(Gaziantep) - Hakkından fazla konuştun.
AHMET ERSİN (Devamla) -
Yahu bir sus be!... Bir sus be!.. Bir sus bakalım, sözümü tamamlayacağım.
BAŞKAN - Lütfen dinleyin.
Siz de toparlayın lütfen.
AHMET ERSİN (Devamla) -
Allah, Allah!.. Onun demesinden, lafımı… (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Bir dakika
arkadaşlar…
AHMET ERSİN (Devamla) -
Değerli milletvekilleri, sözlerimi tamamlarken, bu uyuşturucu konusunda Türkiye
Büyük Millet Meclisinin dikkatli olmasını, bu konuya el atmasını istiyorum.
Yani, bu konu, artık çok önemli bir sorun haline geldi, anne babaların çok
önemli bir sorunu haline geldi. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi,
bütün Türkiye'yi, yetmiş milyonu ilgilendiren böyle önemli bir soruna karşı
duyarsız kalamaz, kalmamalıdır.
BAŞKAN - Toparlayın
lütfen.
AHMET ERSİN (Devamla) -
Umarım, önümüzdeki kısa süre içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve sayın
milletvekilleri, kamuoyunun bu çığlığına uygun davranır ve uyuşturucu konusunda
verilmiş olan kanun teklifim ile Meclis araştırması önergemi bir an önce görüşür
ve kabul eder.
Hepinize saygılar
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Anayasa ve Adalet
Komisyonu üyelerinden kurulu karma komisyonun, bazı sayın milletvekillerinin
yasama dokunulmazlıkları hakkında 2 raporu vardır. Sırasıyla okutup,
bilgilerinize sunacağım.
Raporları okutuyorum:
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam'ın Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve
Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/696) (S. Sayısı: 983) (x)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Seçim propaganda yasağına
aykırı hareket suçunu işlediği iddia olunan Kırklareli Milletvekili Ahmet
Gökhan Sarıçam hakkında düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair
Başbakanlık tezkeresi ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, Karma
Komisyonumuzun 22 Haziran 2005 tarihli toplantısında görüşülmüştür.
Karma Komisyonumuz isnat
olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan
Sarıçam hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun
bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan
Kuzu
İstanbul
Komisyon
Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasamızın 83 üncü
maddesinde yasama dokunulmazlığı başlığı altında mutlak ve geçici anlamda iki
tür dokunulmazlık düzenlenmiştir. Mutlak dokunulmazlık, milletvekillerinin
Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri
düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka
bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan
sorumlu tutulmamalarını sağlamaktadır. Mutlak dokunulmazlık adı verilen ve
kaldırılması söz konusu olmayan bu dokunulmazlığın amacı, milletvekillerinin
düşüncelerini serbestçe ifade etmelerine imkân tanımaktır.
(x) 983 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Geçici dokunulmazlık ise,
seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin
Meclisin kararı olmadıkça tutulamamasını, sorguya çekilememesini, tutuklanamamasını
ve yargılanamamasını; hakkında verilmiş olan ceza hükmünün üyelik sıfatı sona
erinceye kadar yerine getirilmemesini sağlamaktır.
Geçici dokunulmazlık TBMM
kararıyla kaldırılabilmektedir.
Geçici dokunulmazlığın
amacı, milletvekillerinin yasama çalışmalarına katılımının tutuklanma, sorguya
çekilme, yargılanma veya tutulma gibi nedenlerle engellenmemesi ve siyasî
iktidarın keyfîleşebilecek suç isnatları veya ceza kovuşturmalarına karşı
korunmasıdır.
Günümüzde pek çok ülkede
geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltıldığı görülmektedir.
Türkiye ise bu gelişimin
dışında kalmıştır.
Bu durum, geçici
dokunulmazlığın toplum tarafından giderek bir ayrıcalık olarak görülmesine yol
açmıştır.
Son zamanlarda kimi
vatandaşlarımızda yolsuzluk olaylarının bir bölümünün siyasetçiyle bağlantılı
olduğu ve dokunulmazlık nedeniyle bu yolsuzlukların takibinin güçleştiği
yolunda bir kanı oluşmaya başlamıştır. Bu kanı, Parlamentonun saygınlığının
olumsuzca etkilenmesine ve dokunulmazlıkların hukuk devletinin gerçekleşmesinin
önündeki bir engel olarak görülmesine neden olmaktadır.
Milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargı organlarından gelen
taleplerin sonuca bağlanmasının uzun zaman alması veya Meclisçe genellikle
kovuşturmanın milletvekili sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar
verilmesi, toplumun adalet duygusunu da zedelemektedir.
Diğer yandan
dokunulmazlığının kaldırılmaması, hakkında suç isnadı bulunan milletvekilinin
yargılanma hakkından yararlanmasına da imkân bırakmamaktadır.
Milletvekiline isnat
edilen suçun milletvekili seçilmeye engel bir nitelik taşıması halinde,
dokunulmazlığın kaldırılmaması, bu suçtan milletvekilliği düşebilecek
konumdakilerin milletvekilliğinin sürdürülmesine de imkân tanımaktadır. Bu
durumun ise, Anayasanın 76 ncı maddesiyle uyumsuz sonuçlara yol açacağı
açıktır.
Bütün bu kanı ve
değerlendirmelerin siyasal yaşantımızdaki olumsuz etkilerinin daha büyük
boyutlara ulaşmasını engellemek için Anayasamızın 83 üncü maddesinin
değiştirilmesi ve geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltılması gerekmektedir.
Bu konuda CHP ve siyasî partilerimizin pek çoğu 2002 seçimleri sırasında
topluma taahhütte bulunmuştur.
Ancak şu ana kadar böyle
bir Anayasa değişikliği gerçekleştirilmemiştir.
Bu durumda, milletvekili
dokunulmazlığının hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesini güçleştirici bir
husus haline dönüşmemesi, TBMM'nin saygınlığını zedeleyecek eleştirilere neden
olmaması ve milletvekillerinin yargılanarak aklanma hakkından yararlanmalarını
engellememesi için bir tek çözüm kalmıştır; o da, hakkında dokunulmazlığının
kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına
karar verilmesidir.
Bu nedenlerle,
komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
|
|
Feridun Fikret Baloğlu |
Tuncay Ercenk |
Mehmet Küçükaşık |
|
|
Antalya |
Antalya |
Bursa |
|
|
Halil Ünlütepe |
Feridun Ayvazoğlu |
Uğur Aksöz |
|
|
Afyonkarahisar |
Çorum |
Adana |
|
|
Oya Araslı |
|
Atilla Kart |
|
|
Ankara |
|
Konya |
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Diğerini de okutuyorum:
2.- Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz'ün Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi ve Anayasa ve
Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu (3/697) (S. Sayısı: 984) (x)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Cezaevine yasak madde
sokmaya kalkışmak suçunu işlediği iddia olunan Şanlıurfa Milletvekili Turan
Tüysüz hakkında düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair
Başbakanlık tezkeresi ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, Karma
Komisyonumuzun 22 Haziran 2005 tarihli toplantısında görüşülmüştür.
Karma Komisyonumuz isnat
olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz
hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun
bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile sunulur.
Burhan
Kuzu
İstanbul
Komisyon
Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasamızın 83 üncü
maddesinde yasama dokunulmazlığı başlığı altında mutlak ve geçici anlamda iki
tür dokunulmazlık düzenlenmiştir. Mutlak dokunulmazlık, milletvekillerinin
Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri
düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka
bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan
sorumlu tutulmamalarını sağlamaktadır. Mutlak dokunulmazlık adı verilen ve
kaldırılması söz konusu olmayan bu dokunulmazlığın amacı, milletvekillerinin
düşüncelerini serbestçe ifade etmelerine imkân tanımaktır.
Geçici dokunulmazlık ise,
seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin
Meclisin kararı olmadıkça tutulamamasını, sorguya çekilememesini,
tutuklanamamasını ve yargılanamamasını; hakkında verilmiş olan ceza hükmünün
üyelik sıfatı sona erinceye kadar yerine getirilmemesini sağlamaktadır.
Geçici dokunulmazlık TBMM
kararıyla kaldırılabilmektedir.
Geçici dokunulmazlığın
amacı, milletvekillerinin yasama çalışmalarına katılımının tutuklanma, sorguya
çekilme, yargılanma veya tutulma gibi nedenlerle engellenmemesi ve siyasî
iktidarın keyfîleşebilecek suç isnatları veya ceza kovuşturmalarına karşı
korunmasıdır.
Günümüzde pek çok ülkede
geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltıldığı görülmektedir.
Türkiye ise bu gelişimin
dışında kalmıştır.
Bu durum, geçici
dokunulmazlığın toplum tarafından giderek bir ayrıcalık olarak görülmesine yol
açmıştır.
Son zamanlarda kimi
vatandaşlarımızda yolsuzluk olaylarının bir bölümünün siyasetçiyle bağlantılı
olduğu ve dokunulmazlık nedeniyle bu yolsuzlukların takibinin güçleştiği
yolunda bir kanı oluşmaya başlamıştır. Bu kanı, parlamentonun saygınlığının
olumsuzca etkilenmesine ve dokunulmazlıkların hukuk devletinin gerçekleşmesinin
önündeki bir engel olarak görülmesine neden olmaktadır.
(x) 984 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargı organlarından gelen
taleplerin sonuca bağlanmasının uzun zaman alması veya Meclisçe genellikle
kovuşturmanın milletvekili sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar
verilmesi, toplumun adalet duygusunu da zedelemektedir.
Diğer yandan
dokunulmazlığının kaldırılmaması, hakkında suç isnadı bulunan milletvekilinin
yargılanma hakkından yararlanmasına da imkân bırakmamaktadır.
Milletvekiline isnat
edilen suçun milletvekili seçilmeye engel bir nitelik taşıması halinde,
dokunulmazlığın kaldırılmaması, bu suçtan milletvekilliği düşebilecek
konumdakilerin milletvekilliğinin sürdürülmesine de imkân tanımaktadır. Bu
durumun ise, Anayasanın 76 ncı maddesiyle uyumsuz sonuçlara yol açacağı
açıktır.
Bütün bu kanı ve
değerlendirmelerin siyasal yaşantımızdaki olumsuz etkilerinin daha büyük
boyutlara ulaşmasını engellemek için Anayasamızın 83 üncü maddesinin
değiştirilmesi ve geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltılması gerekmektedir.
Bu konuda CHP ve siyasî partilerimizin pek çoğu 2002 seçimleri sırasında
topluma taahhütte bulunmuştur.
Ancak şu ana kadar böyle
bir Anayasa değişikliği gerçekleştirilmemiştir.
Bu durumda, milletvekili
dokunulmazlığının hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesini güçleştirici bir
husus haline dönüşmemesi, TBMM'nin saygınlığını zedeleyecek eleştirilere neden
olmaması ve milletvekillerinin yargılanarak aklanma hakkından yararlanmalarını
engellememesi için bir tek çözüm kalmıştır; o da, hakkında dokunulmazlığının
kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına
karar verilmesidir.
Bu nedenlerle,
Komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
|
|
Feridun Baloğlu |
Tuncay Ercenk |
Mehmet Küçükaşık |
|
|
Antalya |
Antalya |
Bursa |
|
|
Halil Ünlütepe |
Feridun Ayvazoğlu |
Uğur Aksöz |
|
|
Afyonkarahisar |
Çorum |
Adana |
|
|
Oya Araslı |
|
Atilla Kart |
|
|
Ankara |
|
Konya |
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
(10/148, 182, 187, 284, 285) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimine dair bir tezkeresi vardır; okutuyorum:
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) Tezkereler ve Önergeler
1.-
(10/148, 182, 187, 284, 285) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici
Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimini
yaptığına ilişkin tezkeresi (3/902)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Komisyonumuz, başkan,
başkanvekili, sözcü ve kâtip üyelerini seçmek üzere 11.10.2005 günü saat
16.00'da Ana Bina PTT Karşısı Araştırma Komisyonu Toplantı Salonunda 11 üyeyle
toplanmış ve aşağıda isimleri yazılı sayın üyeler belirtilen görevlere
seçilmişlerdir.
Remziye Öztoprak
Ankara
Komisyon Geçici Başkanı
|
|
Adı ve Soyadı |
Seçim Bölgesi |
Aldığı
Oy |
|
Başkan |
Fatma Şahin |
Gaziantep |
8 |
|
Başkanvekili |
Gaye Erbatur |
Adana |
10 |
|
Sözcü |
Eyüp Ayar |
Kocaeli |
9 |
|
Kâtip |
M. Vedat Melik |
Şanlıurfa |
9 |
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Başbakanlığın, Anayasanın
82 nci maddesine göre verilmiş 4 adet tezkeresi vardır. Bunları ayrı ayrı
okutup oylarınıza sunacağım.
2.- Devlet
Bakanı Kürşad Tüzmen'in Gürcistan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/903)
10.10.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Devlet Bakanı Kürşad
Tüzmen'in, Türkiye-Gürcistan Karma Ekonomik Komisyonu 4 üncü Dönem Toplantısına
katılmak üzere bir heyetle birlikte 12-15 Eylül 2005 tarihlerinde Gürcistan'a
yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de
iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti
ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste
Yüksel Çorbacıoğlu (Artvin)
Mikail Arslan (Kırşehir)
Cevdet Erdöl (Trabzon)
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
İkinci tezkereyi
okutuyorum:
3.-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan'a yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/904)
10.10.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak
üzere bir heyetle birlikte 18 Eylül 2005 tarihinde Suudi Arabistan'a yaptığım
resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi
uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste
Egemen Bağış (İstanbul)
Nihat Ergün (Kocaeli)
Mehmet Çiçek (Yozgat)
BAŞKAN - Kabul edenler…
Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Üçüncü tezkereyi
okutuyorum:
4.- Kültür
ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un Ukrayna'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/905)
10.10.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Kültür ve Turizm Bakanı
Atilla Koç'un, Kiev'de düzenlenen Avrupa Konseyi STAGE Projesi 5 inci Kültür
Bakanları Kolokyumuna katılmak ve görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle
birlikte 15-18 Eylül 2005 tarihlerinde Ukrayna'ya yaptığı resmî ziyarete, ekli
listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu
konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste
Veli Kaya (Kilis)
İsmail Bilen (Manisa)
BAŞKAN - Kabul edenler…
Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Son tezkereyi, dördüncü
tezkereyi okutuyorum:
5.-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı resmî
ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/906)
10.10.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
New York'ta düzenlenecek
olan Birleşmiş Milletler Zirve Toplantısına katılmak ve görüşmelerde bulunmak
üzere bir heyetle birlikte 12-17 Eylül 2005 tarihinde Amerika Birleşik
Devletlerine yaptığım resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı
milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar
Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste
Egemen Bağış (İstanbul)
Nihat Ergün (Kocaeli)
Mehmet Çiçek (Yozgat)
BAŞKAN - Kabul edenler…
Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Gündemin "Özel
Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.
Patates
yetiştiriciliğinin ve patates üreticilerinin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci ve
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/152, 216)
esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 895 sıra sayılı raporu üzerindeki
genel görüşmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3.- Niğde
Milletvekili Orhan Eraslan ve 66 milletvekili ile Niğde Milletvekili Erdoğan
Özegen ve 25 milletvekilinin; patates yetiştiriciliğinin ve patates
üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla kurulan (10/152, 216) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 895) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Değerli milletvekilleri,
dünkü birleşimde önerge sahipleri adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı.
Şimdi, gruplar adına
konuşmalara geçiyoruz.
İlk söz, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına, Nevşehir Milletvekili Rıtvan Köybaşı'nın.
Buyurun Sayın Köybaşı.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
RITVAN KÖYBAŞI (Nevşehir) - Sayın
Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; patates üretimi ve patates üreticisinin
sorunları hakkında yapılan araştırma ve araştırma sonucunda hazırlanan rapor
üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği üzere, ülkemiz
önemli bir tarım ülkesidir. Nüfusunun yüzde 35'lik dilimi kırsal yerleşime
sahiptir. Nüfusumuzun ve yerleşim yapımızın bu durumu, sanırım önümüzdeki
yılların en önemli konusu olacak gibi görünmektedir. Avrupa Birliğiyle tam
üyelik müzakerelerine başlama kararının alındığı bugünlerde ülkemizin en önemli
konusunu tarımsal üretim ve tarımsal yerleşimin teşkil edeceği, müzakere
konularından da anlaşılmaktadır. Bu meyanda, Yüce Meclisimizin de genelde tarım
üreticisinin, özelde de bugün burada görüşmekte olduğumuz patates üreticisinin
sorununa eğilmesi son derece doğaldır.
Anadolu topraklarında
yüzelli yıllık bir tarihi bulunan patates, üreticilerimizin önemli bir gelir
kaynağıdır. Ülkemizde yıllık 5 300 000 ton patates üretilmektedir. Bu miktarda
bir üretim yapan üreticilerin sorunlarına eğilmek ve sorunları tespit edip
çözüm yollarını araştırmak, elbette, Meclisimizin öncelikleri arasında yer
almalıdır.
Değerli milletvekilleri,
hemen her mutfağın tamamlayıcı ürünü olan ve sofralarımıza ayrı bir lezzet
sunan patatesle ilgili olmayan hiçbir toplumun kesimi bulunmamaktadır. Patatese
ilişkin bir sorundan söz edildiği zaman doğaldır ki, yurdumuzun her köşesinin
dikkatini çeken bir konudan bahsetmiş bulunuyoruz. Aynı şekilde patates
üreticisinin sorunlarından söz ettiğimizde de, kendimiz olmasak dahi, bir
yakınımız, bir tanıdığımızdan söz etmiş oluruz. Tabiîdir ki, bu durum
halkımızda geniş bir duyarlılık oluşturmaktadır.
Bugün burada görüştüğümüz
konu, 2 000 000 dönümlük bir araziyi kapsamaktadır. 2 000 000 dönümlük alan, 2
000 kilometrekare toprak parçası demektir. Kıbrıs Adasının büyüklüğü 9 155
kilometrekaredir. Huzur ve esenliği için vatan evlatlarını şehit vermekten
çekinmediğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Kıbrıs Adasındaki yüzölçümü
ise, 3 355 kilometrekaredir. Türkiye'de patates ekimi yapılan tarla miktarı
Kıbrıs Adasının dörtte 1'i, Kuzey Kıbrıs'ın ise üçte 2'si kadardır. Burada ele
aldığımız konu, işte böylesine geniş bir sahayı kapsamaktadır.
Tabiîdir ki, buğdaydan
sonra ülkemizde en fazla miktarda üretilen ürün patates, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine mutlaka girmelidir. Kendi seçim çevrem olan Nevşehir başta
olmak üzere, Niğde ve Bolu İllerimizin en önemli gelir kalemlerinin başında patates
gelmektedir. Onbinlerce insanı ilgilendiren bir sorun Parlamentomuzda
görüşülmektedir.
(x) (10/152, 216) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu
raporunun görüşmelerine 11.10.2005 tarihli 5 inci Birleşimde başlanılmıştır.
Bu soruna ilişkin
kurulmuş bulunan komisyonumuz çalışmalarını tamamlayarak, raporunu Genel
Kurulumuzun huzuruna getirmiştir. Uzun bir araştırma ve incelemenin neticesinde
Komisyonumuz raporunu hazırlamıştır. Raporda, sorunun kaynağına inilmekle kalınmamış,
üreticilerimizin sorunlarının giderilmesine ilişkin öneriler de getirilmiştir.
Yaptığımız çalışmalar sırasında çeşitli tespitlerimiz de olmuştur. Eğitim ve
bilinçlenmeyle giderilecek bu tespitlerimiz de, tarafımızca çok önemli
bulunmuştur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Nevşehir ve Niğde İllerimizin en yaygın ve en fazla
üretilen ürünü patatestir. Bu patatesin bilinçsizce yetiştirilmesi, beraberinde
birtakım hastalık ve zararlıları da getirmektedir. Bu hastalıklardan en önemlisi
ve bizce üzerinde titizlikle durulması gereken patates siğili hastalığı olup,
ülkemiz patates üretimini tehdit etmektedir. Bu hastalık, Avrupa'ya 1880'li
yıllarda girmiştir. Benzer şekilde, çok yoğun bir mücadele gerektiren patates
böceği de 1969 yılında Balkanlardan Türkiye'ye girmiştir.
Patates üreticileri,
sertifikalı tohumu yurt dışından temin etmektedirler. Bu temin yöntemi
maliyetleri yükseltmektedir. Yüksek maliyetlerden kurtulmak isteyen
üreticilerimiz, aynı tohumu üç beş yıl üst üste kullanarak hastalıkların
çoğalmasına ve verimin düşmesine neden olmaktadırlar.
Patates üreticilerinin en
önemli sorunlarından biri de sulama maliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Patates
ekim sahalarının bulunduğu Nevşehir ve Niğde'de, devletin sulama barajı ya da sulama
kanalları bulunmamaktadır. Bu nedenle, sulamanın yüzde 95'i kuyu sularından
sağlanmaktadır. Kurak bir bölge olması nedeniyle, kuyu suyu, 150-250 metre
derinlikten çekilmektedir. Motorlu pompalarla su önce havuza çekilmekte, daha
sonra sulama yapılmak üzere tarlalara pompalanmaktadır. Dolayısıyla, suyu
tarlaya ulaştırabilmek için iki sefer motopomp çalıştırılmaktadır; böylece,
maliyetler ikiye katlanmaktadır. Buna bağlı olarak, 1 kilogram patates için 40
000 ile 50 000 lira arasında elektrik gideri olmaktadır.
Üreticilerimizin en
önemli açmazı ise, pazarlama noktasında görülmektedir. Çiftçilerimiz, üretim
safhasından sonra iç ve dış pazarı dikkate almamaktadırlar. Önce ekim
yapılmakta, pazarlama arkasından gelmektedir. Böyle olunca, ürünün çok kez tarladan
kaldırılamaması söz konusu olmaktadır. Ürünün tarlada kalmaması için, patates
üreticilerimizin profesyonel örgütlenmelere ihtiyacı vardır. Patates üretici
birlikleri, pazarlama problemini çözmede önemli bir fonksiyon üstlenecektir. Bu
tarz birlikler, girdi maliyetlerini düşüreceği gibi fiyat istikrarında da etken
olacaktır. O zaman, kimse "patates, geçen sene şu kadardı, şimdi neden bu
kadar" gibi soruları sormayacaktır. Fiyat dalgalanmalarının önünü patates
üretici birlikleri alacaktır. Maalesef, ülkemizde ve bölgemizde arzu ettiğimiz
şekilde bir örgütlenme söz konusu değildir. Tabiî, bu durum çiftçilerimizin
zararlarıyla sonuçlanmaktadır.
Türkiye'nin en fazla
patates üreten iki ili olan Nevşehir ve Niğde'de toprakların genel yapısı
kumludur. Bu tür topraklarda yapılan gübreleme çalışması, sulamaya bağlı olarak
yeraltı sularının kirlenmesine neden olmaktadır. Ayrıca, çiftçilerimizde
"çok gübre atıldığında çok ürün alınacağı" gibi yanlış bir kanaat de
hâkimdir. Bu durum, üretim maliyetini artırdığı gibi, gelecek yıllarda toprağı
hiç kullanılamayacak hale getirecek olan yeraltı sularının tuzlanması sorununu
da yanında getirmektedir.
Değerli Başkan,
saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; dikkat edersiniz ki, izlediğimiz
televizyon reklamlarının en önemli bir bölümünü cips reklamları teşkil
etmektedir. Özellikle çocukların müptelası olduğu bu ürünün ana maddesi,
Nevşehir'de, Niğde'de, Bolu'da, İzmir'de yetiştirilen patatestir. Ne yazık ki,
patatesin üreticisi olduğumuz kadar patatesten para kazanan ülke olamadık.
Bugün dünyayı istila eden markalar ülkemizde oluşturulamadı. Bunun nedeni,
patatesle ilgili yan sanayiin kurulamamasıdır. Hem çiftçilerimizin hem
ülkemizin kazanması için, hemen bütün alanlarda olduğu gibi, patatesin de
sanayi ürünü haline getirilmesi gerekmektedir.
Patates üreticisinin
sorunlarına ilişkin yaptığımız araştırma neticesinde ulaşmış olduğumuz
sonuçlardan bir kısmını yukarıda anlattım. Sorun şeklinde karşımıza çıkan bu
sonuçlarla birlikte, sorunlarının giderilmesinde izlenmesi gereken yolları da,
burada kısaca anlatmak istiyorum. Yukarıda bahsettiğim gibi, patates
üreticisinin en önemli sorunlarından birisi patates siğili hastalığıdır. Bu
hastalığın giderilebilmesi için karantina tedbirlerine uyulması şarttır.
Ayrıca, sertifikalı tohum kullanılması gerekmektedir. Bu hastalığa dayanıklı
tohumların üretilmesi ya da ithalatının yapılarak üreticilere acilen sunulması
gerekmektedir.
Tohumluk, patates
üretiminde ciddî bir maliyet oluşturmaktadır. Genellikle ithal yollarla
getirilen bu tohumların ülkemizde üretilmesi, hem ülkemizin hem de
çiftçilerimizin kazancına olacaktır. Bu kazancın temin edilmesi için, özel
sektör kuruluşlarının bu konuya el atmaları sağlanmalıdır. Bunun yolu da,
tohumluk üretiminde teşvik vermekten geçmektedir.
Diğer yandan, buğday
ekiminde olduğu gibi patates ekim alanlarında da münavebe yapılması zorunludur.
Böyle yapıldığı takdirde, hem aşırı sulamanın önüne geçilecek hem de taban suyu
seviyesi korunmuş olacaktır; böylece, toprakların çoraklaşması da önlenecektir.
Yukarıda temas ettiğimiz
gibi, patates üretici birliklerinin kurulması kaçınılmazdır. Tarım alanlarında
planlamanın gündeme geldiği günümüzde, patates üreticilerinin örgütlenememesi
zararlara yol açmaktadır. Ayrıca, patates üretiminin de planlanması kaçınılmaz
olmaktadır.
Patates ekim alanlarında
en önemli sorunu, nitrat azotu ve ağır metal kirliliği oluşturmaktadır. Bu
sorunun boyutlarını tespit etmek ayrı bir araştırma konusudur. Niğde ve
Nevşehir bölgesinde toprak kirliliğinden kaynaklanan sorunun giderilebilmesi
için, ıslah çalışması yapılması da gerekmektedir.
Maalesef, topraklarımızda
rasgele gübreleme yapılmakta, bunun cezasını da, hem çiftçilerimiz hem de
ülkemiz çekmektedir. Gübreleme konusunda çiftçilerimizin toprak analizi
yaptırmaları gerekmekte ve bilinçsizce yapılan gübreleme, hem taban suyunda hem
toprakta kirlenmeye neden olmaktadır; ayrıca, toprağı, ekim-dikim yapılamayacak
şekilde çoraklaştırmaktadır.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, üreticilerimiz için sulama konusu ayrı bir sorundur. Nevşehir ve
Niğde bölgesinde Devlet Su İşlerine ait baraj ya da sulama kanalı bulunmadığını
yukarıda ifade etmiştim. Çiftçilerimiz, sulamayı, pahalı bir yöntem olan kuyu
sularından yapmaktadırlar. Bu durum maliyeti artırıcı bir unsurdur. Sulamanın bu
yöntemden kaynaklanan maliyetlere, bir de, açık sulamadan kaynaklanan
buharlaşma eklenmektedir. Bunun önüne geçmek için, çiftçilerimizin dar
alanlarda daha kolay uygulanabilen damlama sulama sistemine geçmesi de
kaçınılmazdır. Henüz taslak halinde bulunan biyogüvenlik kanununun bu tür
konuları da içerisine alacağını ümit etmekteyiz.
Ülkemize garantili, temiz
tohumların getirilmesi şarttır. İthalatçı firmalardan temiz tohumluk garantisi
mutlaka alınmalıdır.
İlaçlama, gübreleme,
hastalık ve sulamadan kaynaklanan sorunların giderilmesi noktasında
çiftçilerimize öğretilecek en iyi yollardan birisi de organik üretimdir. Bu
kapsamda, bölgemizde modern hayvancılığın da geliştirilmesi için destekler
verilmelidir.
Çiftçilerimiz, patates
hastalıklarıyla tek başına mücadele edememektedir. Hastalıkla mücadele ayrı bir
maliyet getirmektedir. Bunun için, hastalıkla mücadele fonu kurulmalıdır.
Patates üretimiyle ilgili araştırmalar da bu fondan desteklenmelidir.
Patates üreticilerinin
sorunları ve bu sorunların giderilmesine dönük yaptığımız önerilerden birisi
de, alternatif bitki üretiminin geliştirilmesidir. Patates üreticilerine, macar
fiği, yerli tohumların geliştirilebilmesi için yonca ve yem bezelyesi ekimi de
teşvik edilmelidir.
Aynı şekilde, son
günlerde daha sık işittiğimiz biyodizel üretimi ve bununla ilgili tesislerin
kurulması konusunda da, yağ bitkileri üretimi bölgemizde teşvik edilmelidir.
Üreticilerimizi tek ürüne
bağımlı olmaktan kurtarmak için yem bitkileri, yağ bitkileri, mısır ve benzeri
ürünler için sözleşmeli üretim yaptıran şirketlere teşvikler sağlanmalıdır.
Tıbbî, aromatik bitkiler
alternatif ürünler kapsamında değerlendirilmelidir. Bu konu, bir Türkiye
projesi olarak ele alınmalıdır.
Buradan, patates
üreticisi kardeşlerime bir bilgi vermek istiyorum. Tarım ve Köyişleri
Bakanlığımız, 2006 yılında da, özellikle, Nevşehir ve Niğde yöresinde, patates
siğili hastalığı nedeniyle karantina altına alınan patates hastalığı görülen
alanlarda, alternatif ürün desteğini teşvik ödemelerine devam edecektir.
Değerli arkadaşlarım,
üreticinin sorunlarına ve çözüm yollarına ilişkin hangi araştırmayı yaparsak
yapalım, hangi öneriyi getirirsek getirelim, sonuçta konunun gelip dayandığı
yer eğitimdir. Ne konuşursak konuşalım, ne yaparsak yapalım, her şeyin başında
eğitim gelmektedir. Bilgiyi de ancak eğitim ve öğretimle elde etmek mümkündür.
Eğitim denilince sadece
çocuklarımızın eğitimi düşünülmemelidir. Üretimin her safhasında eğitim konusu
ihmal edilmemelidir. Çiftçilerimizi sosyal hayatın aktif bir bireyi yapmak
için, onların gelişimini sağlayacak eğitim mutlaka verilmelidir. Vereceğimiz
eğitimin amacı, çiftçilerimizi geleneksel üretici olmaktan çıkarmak, onları
modern çiftçiler haline getirmek olmalıdır.
Komisyonumuzun
çalışmaları esnasında ve sonucunda patates üreticilerinin ve patates ürününün
sorunlarına duyarlılık gösteren Tarım Bakanlığına, başta Sayın Bakanlarımız
Sami Güçlü ve Mehdi Eker Beyefendiler olmak üzere, tüm Tarım Bakanlığı
çalışanlarına teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Yapılan toplantılar
sonucunda, sadece patates ve patates üreticilerinin sorunlarıyla ilgilenecek ve
hastalıklı bölgelerde çalışacak bir komisyonun kurulacağını, Sayın Bakanımız,
bölge milletvekilleri ve yetkililerine söylemişlerdir. Bu çalışmalar sonucunda,
yukarıda saydığımız sorunlar ve bu çözüm önerilerinin dikkate alınacağına ve bu
sorunların bir bir çözüleceğine olan inancımız tamdır. Zaten, çiftçilerimizin
sorunlarına yönelik çalışmalar, verilen yardım ve teşviklerde son otuz kırk
yılda yapılanlardan daha fazlası Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarında
yapılmış ve yapılmaya da devam edecektir.
Komisyonumuzca hazırlanan
rapora ilişkin görüşlerimizi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duydum. Genel Kurul
üyelerimizi aydınlatıcı bir rapor olduğunu ümit ediyorum.
Bu vesileyle, hepinize
teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Niğde Milletvekili Sayın Orhan Eraslan; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ORHAN
ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 895 sıra sayılı patates
yetiştiriciliğinin ve patates üreticilerinin sorunları ve çözüm yolları için
kurulan Meclis araştırması komisyonu raporu üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Konuşmama başlamadan önce
-bugün, terör örgütüyle yapılan mücadele sırasında 5 askerimizin şehit
olduğunu, 2 askerimizin de yaralandığını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum-
şehitlerimize Tanrı'dan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum ve ülkenin
bütünlüğüne kastedenlerin asla muvaffak olamayacaklarını bu kürsüden bir kez
daha duyuruyorum. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım,
dünya patates üretimi yaklaşık 300 000 000 tondur. Bizim ülkemizde de, yıllar
itibariyle değişmekle birlikte, yıllık üretim 5 ya da 5,5 milyon ton
civarındadır. Üretimimiz genel olarak yurtiçi tüketimimizi karşılar, bir miktar
da fazla verir. Ülkemizde patates tüketimi, kişi başına 60-70 kilogramdır. Bu
tüketim gelişmiş ülkelerde daha da yüksektir. İngiltere'de kişi başına 106
kilograma kadar çıkar. Kentleşmenin ilerlemesiyle birlikte, gelişmesiyle
birlikte, patates tüketimi de artmaya devam etmektedir. Tüketim miktarımız ve
nüfusumuz nazara alındığında, yıllık ihtiyacımız 4 200 000 ton ile 4 900 000
ton arasında değişir; yani, ortalama 4 500 000 ton civarında içtüketim
ihtiyacımız vardır.
Yıllar itibariyle
değişmekle birlikte, üretimimiz, içtüketimden 700 - 800 bin ton civarında bir
fazlalık arz eder. Aslında, bizim, patateste sorun olarak gördüğümüz sorun, bu
700-800 bin tonu birinci elde pazarlayabilme sorunudur.
Değerli arkadaşlarım,
ülkemizde patates üretiminin yüzde 43'ünü Niğde ve Nevşehir illeri
gerçekleştirir. Bu iki ilimizin toplam üretimi 2 - 2,5 milyon ton civarındadır.
Patates üretiminde dünya ortalaması dekara
1 620 kilogramdır. Türkiye ortalamasıysa, 2 625 kilogramdır. Niğde
ortalaması bunların çok daha üzerindedir; 3 300 kilogramdır.
Patates, insan
beslenmesinde, tahıldan sonra ikinci sırayı alır. Besin değeri açısından
yumurtadan sonra gelir; nişasta, protein, B1, B2 ve C vitaminleri ile potasyum,
magnezyum başta olmak üzere, pek çok madensel tuzların doğal kaynağıdır.
Tarımsal üretimimizin de 4 üncü sırasında yer alır. Bizim Niğde ve Nevşehir
illeri için ise, 1 inci sıradadır. Avrupa ve dünya ile rekabet edebileceğimiz bellibaşlı
ürünlerden biridir. Türkiye olarak, patates üretiminden asla vazgeçemeyiz;
öncelikle bunu anlamak durumundayız. Bu, hem kendi insanımızı doyurmak için hem
de rekabet edebileceğimiz bir ürün olduğu içindir. Bunu kafamıza iyice
yerleştirelim. Patates üretiminden asla vazgeçemeyiz; vazgeçmeyi, alternatif
aramayı da, bu çerçevede, düşünmeyelim.
Değerli arkadaşlarım,
Niğde'de 11 000 çiftçi ailesinin tek geçim kaynağıdır patates aynı zamanda.
Nevşehir için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Yeni yeni, Bolu, Afyon,
İzmir, birçok ilimizde de yaygınlaşıyor; Erzurum'a kadar vardır.
Bu çerçevede, Karadeniz
için çay, fındık, Ege için incir, üzüm neyse, İç Anadolu için, Niğde için,
Nevşehir için patates aynı şeydir. Bu bölgede patates üretimi için en uygun
şartlar vardır.
Bütün bu anlattıklarım
çerçevesinde değerlendirdiğimizde, biz, ülke olarak, ne yazık ki, sadece 700
000-800 000 ton bir ürün fazlasına çare bulamamışız. Yıllardır patates
çiftçimiz perişan olur, zarar eder, borç içinde yüzer, gecesi gündüzü belli
olmadan çalıştığı halde refaha kavuşamaz.
Değerli arkadaşlarım,
2003 yılında 150 000 TL'ye mal ettiği patatesi 120 000-130 000 TL'ye, 2004
yılında 190 000 TL'ye mal ettiği patatesi 100 000-120 000 TL'ye satmak zorunda
kalmıştır.
Çiftçimizin yaşadığı ağır
mağduriyetin karşısında, bir çözüm arayışı anlayışıyla, 10.12.2003 tarihinde 66
arkadaşımla birlikte bir Meclis araştırması önergesi verdik. 16.9.2004'te de,
yine hemşerimiz olan Sayın Erdoğan Özegen'in 25 arkadaşıyla birlikte verdiği
paralel önerge birleştirilerek araştırma komisyonu kuruldu.
Şimdi, komisyonumuzun
çalışmalarını sizlere sunuyoruz. Bununla birlikte, bazı sorunlara da
dikkatinizi çekmek istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu
yıl itibariyle patates 250 000-300 000 TL'dir. Hatta, bazı çeşitleri 325 000
liraya kadardır. Bu husus sizi yanıltarak, patates üreticisinin sorunlarının
çözüldüğünü zannetmeyin. Hükümetçe bu konuda alınmış herhangi bir önlem yok.
Yine, eskiden olduğu gibi, her şey kendi akışı içerisinde. Fiyattaki yükselme, yukarıda
anlattığım gibi, zaten, yıllar itibariyle ihtiyaçtan 700 000 - 800 000 ton bir
üretim fazlası vardı. Üst üste üreticinin kaybı olması nedeniyle bazı
üreticiler ekim yapamamışlar, bir bu sebepten; bir de, ortaya çıkan ve patates
siğili olarak bilinen synchytrium endobioticum isimli bir mantarı yok etmek
için, Ordu'nun Aybastı İlçesi, Nevşehir'in Derinkuyu İlçesi ve Kaymaklı
Kasabası ile Niğde'nin Ağcaşar Köyünde uygulanan karantina sebebiyle, her yılki
üretimimizden bu yıl 800 000 ilâ 1 000 000 ton daha az patates ürettiğimiz
için, patates fiyatı kendiliğinden normal düzeyde olmuştur. Yani, üreticinin,
patates üreticisinin sorunu çözülmüş değildir, sorun aynen devam etmektedir.
Sadece, iç tüketim fazlasının olmaması, fiyatta bir rahatlama sağlamıştır. Yoksa,
sorun herhangi biçimde çözülmüş değildir.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; kuşkusuz ki, tarım kesiminde olumsuzluklar tek AKP Hükümetinin
eseri değildir. Bu sorunlar sadece AKP zamanında meydana gelmiş değildir.
Yıllardır sağ iktidarların izledikleri neoliberal tarım politikaları, çiftçiyi,
ekemez, kaldıramaz, tarımsal faaliyetini sürdüremez hale getirmiştir. Bu arada,
3 Kasım 2002'den önce çiftçilere verdiğiniz yaldızlı vaatler unutulmaya yüz
tutmuştur. Artık, iktidarınızın üçüncü yılını tamamlıyorsunuz. Sizden
öncekileri suçlayarak bir şey yapamazsınız. Halk, tarım için, çiftçi için,
sizden çözüm bekliyor. Tarım konusunda, işsizliği çözme konusundaki gibi aşırı
başarısız oldunuz. Bunu öncelikle kabul edin. Kabul ederseniz, çözme şansını
yakalayabilirsiniz. Anamuhalefet olarak size yol göstereceğiz, yardımcı
olacağız; çiftçi bizim çiftçimiz, köylü bizim köylümüz, perişan olmasına
gönlümüz razı değildir. Sözümüze ve eleştirilerimize kulak verin.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye'de tarımın durumu, geçen yıl Dünya Bankası raporlarına yansıdı. Dünya
Bankası bile iktidarın uygulamasına şaşırarak şunları kaydediyor: Bu rapora
göre, tarım kesimine kaynak aktarımındaki azalma 4,3 milyar dolar, tarımsal
gelirdeki düşme yüzde 16, üretimdeki düşüş yüzde 4. Çiftçi net 1,5 milyar
dolarlık kayba uğramıştır. Tarımsal fiyatlarda reel yüzde 13'lük düşüş vardır.
Bu, geçen yılın rakamları arkadaşlar. Bu yıl daha da arttığı ortadadır. Dünya
Bankası raporlarından okudum. Türkiye, OECD ülkeleri arasında tarımı en az destekleyen
ülkedir. Bunlar geçen yılın rakamları. Bu yıl daha kötü olduğu çok açıktır.
Değerli arkadaşlarım, tüm
dünya tarımı destekliyor. Avrupa Birliğinde ortak tarım politikası belirlenmiş,
tarımsal garanti ve yönlendirme fonu kurulmuştur. Fonun 2002 yılı bütçesi 44,5
milyar dolardır. AB bütçesi içerisindeki en büyük kalemdir ve daha sonraki
yıllar bu artarak gelmektedir. Ne yazık ki, 17 Aralık belgesiyle birlikte,
bizim yararlanamayacağımız da bir bütçedir. Bu fon, müdahale alımları, ihracat
iadeleri ve doğrudan ödemeler için kullanılıyor. ABD'de ise tarımsal destekler
70 milyar dolarların üzerine çıkmıştır, tüm ülkelerden fazladır. Tarım,
içerisinde bulunduğu bu sorunlarla ve AB'nin kalıcı derogasyonlarıyla bu
fonlardan yararlanamayacağını da nazara alırsak, önümüzdeki süreçte de bir
numaralı sorun olmaya devam edecektir.
Bunun için, bu alanda
izlenen neoliberal politikalar derhal terk edilmelidir; derhal terk
edilmelidir, tarım bütün yönleriyle desteklenmelidir. Biz sadece 6 ürüne kısmen
destek veriyoruz; ama, dünyada bu böyle değil. Bu destek verdiğimiz 6 ürün
arasında patates de yoktur değerli arkadaşlarım. Dünya Ticaret Örgütünün aldığı
kararlar karşısında tarımı korumak ve sürdürülebilir kılmak için tarımı
desteklemek gerekiyor.
Dünyanın en pahalı
mazotunu Türk çiftçisi kullanır değerli arkadaşlarım. Mazot, Amerika Birleşik
Devletlerinde 522 000 TL, bizde 2 080 000 TL. Yeşil mazot ne oldu, kimse
hatırlamıyor.
Dünyanın en pahalı
elektriğini Türk çiftçisi kullanıyor; ABD'de 4 sent - tarımsal sulama için-
Türkiye'de 10 sent. Oysa, çiftçinin gelirinin üçte 1'i sulamaya gidiyor.
Çiftçinin TEDAŞ'a olan
elektrik borcu… Değerli arkadaşlarım, bir okuyayım, bakın: Elektrik borcu
Niğde'de 70 trilyon, Nevşehir'de 110 trilyon. Çiftçi kasten ödememiş değildir.
Bu komisyon arazi gezmesi sırasında tespit etti, ödeyememiş, ödememiş değil;
yani, keyif için ödemiyor değil, ödeyememiş. Ödediği yıllar var, ödeyemediği
yıllar var, borç birikmiş, altından kalkamıyor. Diyeceksiniz ki, taksitlendirme
yaptık, işte faizde düşüş yaptık; doğrudur bunlar; ama, bu yetmiyor.
Patateste ihracat
teşvikinin üst sınırı ton başına 20 dolar olmuştur. Bu yıl henüz açıklanmadı,
öyle bir şey yapılacak mı, onu bilmiyorum, geçen yıl için olanını söylüyorum.
Toplam 545 000 dolar ayrılmıştır bunun için. Miktar olarak da 28 000 ton; yani,
Türkiye olarak satmayı hedeflediğimiz, teşvik ettiğimiz patates 28 000 ton.
Oysa, bizim, 700 000-800 000 ton ürün fazlamız var.
Değerli arkadaşlarım,
üretim artışını sağlayamayacağımız gibi bu teşviklerle, ihracatı da sağlama
imkânımız yoktur. Bu koşullarda çiftçinin tarımı sürdürülebilir kılması tamamen
şansa kalmıştır.
Üretim ve ihracat teşvik
edilmelidir. Çiftçinin malı her yıl ucuzlarken, tarım girdilerinin arttığı da
gözardı edilmemelidir.
Bakınız, iktidara
geldiğinizde, yani, 4.11.2002'de, değerli arkadaşlarım, mazot 1 257 000
liraydı.
AHMET YENİ (Samsun) -
Varili kaçtı, varili?
ORHAN ERASLAN (Devamla) -
Varilini siz hesaplayın, ben piyasadakini söylüyorum.
AHMET YENİ (Samsun) - Onu
söylemeyince yanlış oluyor.
ORHAN ERASLAN (Devamla) -
1 257 000 liraydı.
Her şeyin bir bahanesini
bulabilirsiniz. Çiftçiyi destekleyip destekleyemeyeceğimizi, kafamızda önce onu
saptayacağız, bir bahane bulmayı değil.
11.11.2003'te 1 358 000
lira,3.11.2004'te 1 790 000 lira, 11.10.2005'te 2 080 000 lira. Arkadaşlar,
enflasyon ne olmuş burada?!
Patates, bu yıl, işte,
ekim azlığından dolayı biraz para etti; ama, patates, 150 000 liraya mal
ederken 100 000 liraydı, 190 000'e mal edildi, yine 100 000 lira oldu.
Üre gübresi… Değerli
arkadaşlar, peki, mazota arkadaşlarım itiraz ettiler, gübreye geçelim, gübreye
geçelim. Üre gübresi, değerli arkadaşlarım, 470 000 lira bugün itibariyle, yaz
sezonunda, çapa sezonunda 560 000 liraydı, çapa sezonunda. Üre gübresi, 2004'te
360 000 lira, 2003'te 270 000 lira. Amonyum sülfat gübresi 280 000 lira,
2004'te 230 000 lira, 2003'te 170 000 liraydı. Amonyum nitrat 300 000 lira,
2004'te 240 000 lira. 20-20 kompoze 370 000 lira, 2004'te 320 000 lira.
Elektrik, değerli
arkadaşlarım, 138 000 lira, üzerine eklenenlerle 143 000'e çıkıyor. 2003'te 117
000 lira, 2002'de 87 000 lira. Sanayi elektriği bile 121 000 lira, çiftçininki
138 000 lira.
Arkadaşlar, bunları,
çiftçinin sorunlarını konuşacaksak, bunları açıklıkla, gocunmadan ortaya koyalım,
neyi hedefleyeceğimizi bilelim, neoliberal tarım politikalarıyla Türk tarımı
nereye sokuluyor onu bir görelim.
Traktör, 240'lık traktör,
değerli arkadaşlarım, 23-26 milyar lira, büyük traktör 36 milyar lira.
Şimdi, ziraî mücadele
ilaçlarına bir bakalım; bunların hepsi maliyet. 1 kilo supracide 25 000 000
lira, 250 gram candit-c 35 000 000 lira, 100 gram zigor 22 000 000 lira; yani,
1 tank -1 tona 1 tank deriz biz- yani, 1 ton ilaç 110 000 000 liraya mal
oluyor, 110 000 000 liraya mal oluyor.
Değerli arkadaşlarım, bu, 50-60 ağaca atılır eğer elmaya atacaksınız,
50-60 ağaca ve en az 5-6 defa da ilaçlama yapacaksınız. Buna göre hesap
edin,hesabını siz yapın; yani, ortada bir gerçek var.
Buna karşı, çiftçi
ürününü kaça sattı, ne kazandı; bir de onu söyleyelim. Değerli arkadaşlarım,
buğday, bu yıl 300 000 liradan başlandı, düştü düştü, 270 000 lira oldu, 280
000 lira oldu. Benim kasabamda 230 000 liraya kadar düştüğünü ben tespit ettim,
ben!..
Arpa, değerli
arkadaşlarım, 220 000 lira. 170 000 liraya kadar düştüğünü ben tespit ettim.
Oysa, buğdayın maliyeti 405 000 liradır. Üç yıl önce, buğday, bu ülkede, Ofis
tarafından 420 000 liraya alındı, 450 000 liraya kadar piyasası çıktı; bir de,
160 alım noktası kaldırıldı. Çiftçi, 1 römork buğday satabilmek için, bir hafta
-Konyalı arkadaşlar bilir, o civardan milletvekili arkadaşlar bilir; el vicdan,
doğruyu söylesinler- Ofisin önünde kuyruklarda yatmak zorunda kaldı; bunlar
gerçek. Yani, bunlar doğru değil.
Ekstra ekstra elma: Şu
anda, değerli arkadaşlarım, benim memleketimde ekstra ekstra birinci sınıf elma
200 000 - 250 000 lira; maliyetinin altında. Amasya tipi elma 100 000 lira,
mevyesuyu için olanlar 50 000 lira. Değerli arkadaşlarım, 10 kiloluk lahana
500 000 - 600 000 lira. Bunlar
çiftçinin malı. Bu paraların hiçbiri de
peşin para değil, beşinci aya çekle...
Şimdi patates
üreticisinin sorunlarını görüşüyoruz; ama, onun bir yakını olan elma
üreticisinin de sorunları bütün çıplaklığıyla devam ediyor. Aynı konuda Meclis
araştırması önergemizi vermiştik Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak; hâlâ
Meclis gündeminde. Onu da getirin, onu da görüşelim sıcağı sıcağına.
Değerli arkadaşlarım,
yazın çiftçi şeftali ve kayısısını 100 000 lira ile 200 000 lira arasında
meyvesuyu fabrikalarına verdi. Gerçek bu! Türkiye'nin en iyi kirazı Niğde'de
yetiştirilir, Darboğaz Kasabamızda; tamamı ihraca gider, ziraat 900 denilen bir
tür. Geçen yıl, 6 - 7 milyon liraydı kilosu. Bu yıl üretimde çok bir artış
olmuş değil, bu yıl 2,5 milyon liraya düştü. Beyaz kiraz 500 000 - 600 000
liraya indi. Geçen yıl 1 200 000 lira olan vişne, 500 000 liraya indi.
Değerli arkadaşlar,
nohut hâlâ 1 000 000
lira; koyunun tanesi 60-70 milyon, kuzu eti 10 000 000'dan 6
900 000-7 000 000'a indi; inek
karkas 5-5,5 milyona indi, erkek dana
karkas 7 000 000'a indi. Süt, 475 000 liraydı, 370 000'e indi, yaz boyu 320
000'den işlem gördü. Buna karşılık yem 450-500 binde kaldı, arpa düştüğü halde
yem düşmedi.
Değerli arkadaşlarım,
çiftçi, malını değil, elindeki tüm varlığını satsa, borcunu ödeyemez hale
geldi; elindeki malını değil, yani, üretimini, ürününü değil, tüm mal varlığını
satsa, borcunu ödeyemez hale geldi.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
ORHAN ERASLAN (Devamla) -
Halen, doğrudan gelir desteğinin 2004
yılından kalma 6 000 000 liralık kısmı ödenmemiştir; mazot desteği, 2004
yılı, ödenmemiştir; buğday için ödeneceği vaat edilen 30 yenikuruş
ödenmemiştir, çiftçi perişan ve umutsuzdur.
Ekim ayında olunmasına
rağmen, çiftçi tohumunu alamamış, gübresini alamamış ve ekimini yapamamaktadır.
Buradan duyuruyorum, tedbir alın.
Karantina uygulanan
bölgelerde ise durum daha da vahimdir. Daha dün, Ağcaşar Köyü Muhtarımız Yaşar
Bahadır'la görüştüm; ondan aldığım bilgiye göre, karantina nedeniyle dekar
başına ödenecek 100 000 000'un sadece 40 000 000'u ödenmiş -bu insanlara mahsul
ektirilmedi, karantina uygulandı- gerisi ödenmemiştir. Ağcaşar'a toplam 823
milyar, karantina nedeniyle ödeme yapılmış; Derinkuyu ve Kaymaklı'ya 6,5
trilyon ödenmiş. Halbuki, bunun için ayrılan para 15 trilyon olarak
söylenmektedir, dile getirilmektedir; ama, hâlâ ödenmiş değildir.
Bu bölgede de, değerli
arkadaşlarım, karantina bölgesinde de 2004 yılının doğrudan gelir desteğinin 6
000 000 lirası ve buğday için 30 yenikuruş mazot desteği ödenmemiştir; çiftçi,
cidden çok perişandır. Karantina bölgelerinde gelir kayıpları giderilemez,
mağduriyet önlenemezse, yasaklama olmasına rağmen hastalığın yayılmasını
önleyemezsiniz.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; patates üreticilerinin sorunları çerçevesinde, tarımımızın
içinde bulunduğu durumun kısa bir panoramasını vermeye çalıştım. Tarım bu
şekilde sürdürülemez. Neoliberal tarım politikaları terk edilerek, tarım
mutlaka desteklenmelidir. Hem unutmayalım ki, Atatürk'ün dediği gibi,
Türkiye'nin öz sahibi ve gerçek efendisi, üretici olan köylüdür. O halde,
herkesten daha çok bolluk, mutluluk ve refah içinde yaşaması gereken de Türk
köylüsüdür. Yediyüz yıldan beri dünyanın dört köşesine göndererek kanlarını
akıttığımız, kemiklerini topraklarda bıraktığımız, yediyüz yıldan beri
emeklerini ellerinden alıp çarçur ettiğimiz, bunca özverililik ve yardımlarına
karşılık nankörlük ve küstahlık, zorbalıkla uşak durumuna indirmek istediğimiz
bu soylu sahibin önünde, bugün, utançla ve saygıyla kendimizi toplayalım.
Değerli arkadaşlarım, Atatürk böyle diyor. Bu çerçevede, bu köylülere de asla
ne "toprak gözünüzü doyursun" diyelim ne de "bu millet sizin
için mi kazanıyor" demeyi aklımızdan geçirelim, böyle diyenleri de telin
edelim.
Bu düşüncelerle, patates
üreticilerinin sorunlarına çözüm yollarını gösterdiğimiz raporumuzdaki
Cumhuriyet Halk Partisinin ek görüşü çerçevesi içerisinde de -raporda yer alan
ek görüşü çerçevesi içerisinde de- hükümetin gerekli tedbiri almasını diliyor,
hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına,
Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Ahmet Koca, buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
AHMET KOCA
(Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; patates
yetiştiricilerinin ve patates üreticilerinin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın, İçtüzüğün ilgili
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ve bu araştırmayı yapacak
komisyonun kurulmasına, Genel Kurulun 3.11.2004 tarihli 13 üncü Birleşiminde
karar verilmiştir. İlkönce, şahsım olarak, bu konudaki düşüncelerimi ifade
etmek istiyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, bugünkü gündemimiz, Türkiye'de patates üreticilerinin sorunlarını
tartışmak ve patates üreticilerinin sorunlarının sonunda ilgili komisyonun ve
ilgili bakanlığın çözüm yollarını önlerine sermek ve o ilgili insanlardan,
ilgili birimlerden çözüm yollarını araştırmak. Gündemimiz bu.
Gündemimizde Türk
çiftçisine selam vermek, gündemimizde çiftçinin bütün sorunlarını hemen bugün
halledivermek gibi bir olay yoktur; sadece, burada, patates üreticilerinin
sorunlarını tartışmak ve bu sorunların neticesinde bir sonuç alabilmek. Eğer bu
konuları saptırırsak, eğer diğer konulara da girecek olursak, o zaman, patates
üreticilerine büyük ayıp etmiş oluruz; çünkü, olayları gündemden saptırmak
suretiyle, patates üreticilerine karşı nankörlük etmiş oluruz diye düşünüyorum.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, geçen sene patates üreticilerimizin sorunlarını araştırarak çözüm
yollarının ortaya konulmasıyla ilgili kurulan komisyonumuz, bugüne kadar resmî
ve gayri resmî sivil toplum örgütleri dahil olmak üzere kurum ve kuruluşlardan
patates ürünü konusunda yapılan bütün çalışmalarla ilgili bilgileri istemiş ve
bu çerçevede, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türkiye Ziraat Odaları, Niğde
Patates Araştırma Enstitüsünden patates ürünleriyle ilgili dokümanları
toplayarak, bu aldığımız bilgi ve veriler doğrultusunda, komisyonumuz, konuyla
ilgili çalışmasını burada tamamlamış bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri,
patates araştırma komisyonunun Mecliste müzakereleri sırasında da, çok değerli
milletvekillerimiz patates üreticilerinin sorunlarını dile getirdiler. Bu
sorunların başında, özellikle patates ürününde, tohumlukta yaşanan ülkemizdeki
sorunlar ön sıralarda yer almaktadır. Patates üretimiyle ilgili kamuoyunda
dolaşan bazı söylentilerin de patates tüketicilerini psikolojik olarak
etkiliyor olması ve bunun patates üreticilerini de mağdur etmesi hepimizin
bilgisi dahilindedir.
Değerli milletvekilleri,
komisyonumuzca, patates üretiminde karşılaşılan sorunların başında bir başka
konu da, ülkemizdeki patates üretiminin maliyetlerinin dünya piyasalarına göre
daha yüksek oluşudur. Ayrıca, pazarlamada yaşanan sorunların giderilmesi ve
patates üreticilerinin maddî ve manevî her türlü sıkıntılarının çözümü
noktasında bu çalışmayı komisyonumuz yapmış bulunmaktadır. Sizlerden kişisel
beklentim, komisyonumuzun yaptığı bu çalışmanın sonucunda uzun yıllardır ciddî
sıkıntıları olan patates üreticilerimizin sorunlarına uzun vadede, kısa vadede
ve orta vadede getirilen çözüm önerilerini dikkate almanız ve alınması gereken
tedbirlerin de, ne gerekiyorsa vatandaşlarımız ve hükümetimiz nezdinde, bu
tedbirlerin alınmasının takipçisi olmanızdır.
Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; patates, anavatanı Güney Amerika olan bir bitkidir; ülkemize
yaklaşık yüzelli yıl kadar önce Kafkaslardan ve batı bölgelerimize ise Avrupa'dan
gelmiştir; bugün yurdumuzun hemen her yerinde, Doğu ve Orta Anadolu'da yaygın
olarak üretilmektedir. Patates özellikle Niğde, Nevşehir, Adapazarı, Erzurum,
Bolu ve Afyonkarahisar İllerimizin başlıca geçim kaynağı olan
ürünlerimizdendir. Ağırlıklı olarak kendi bölgem olan Afyonkarahisarımızın
Sinanpaşa İlçesi, merkez ilçemiz, Sandıklı İlçemiz ve Şuhut İlçemizde de
halkımız patates üretimi yaparak kazançlarını temin etmektedir. İller
itibariyle baktığımızda, yoğun olarak bu illerde, az önce saydığım illerde
patates üretimi gerçekleştirilmektedir.
Patates çeşitli iklim
koşullarına kolaylıkla adapte olabildiği gibi, dünyanın pek çok bölgesinde de
ekonomik olarak yetiştirilebilmektedir. Bu patates yumruları, içerisinde yüzde
20-30 civarında nişasta, yüzde 2 civarında protein, B1, B2 ve C vitaminleri ile
bazı mineral maddeler içermekte ve bütün bu özellikleriyle, insan beslenmesinde
önemli bir gıda kaynağıdır. Ucuzluğu, birim alanından fazla verim sağlanması,
besin değerinin yüksek oluşu, sindirim kolaylığı gibi çeşitli şekillerde
kullanılması, her çeşit iklimde yetişmesi sebebiyle de, bugün hemen hemen bütün
dünya ülkeleri tarafından yetiştirilmekte ve tüketilmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye'de patates üretiminin yüzde 13'ü tohumluk olarak
ayrılmakta, yüzde 16'sı geçimlik amaçlı tüketilmekte, yüzde 70'i ise
pazarlanmaktadır. Yurdumuzda patatesin kişi başına yıllık tüketimi 75
kilogramdır; Avrupa ülkelerinde bu miktar 82 kilogramdır; Asya ve Afrika
ülkelerinde ise kişi başına düşen tüketim çok daha düşüktür.
Dünya patates
ihracatı 2002 yılında 800 000 000 ton
civarındadır ve bu konuda en büyük payı Hollanda, Almanya, Fransa, Belçika gibi
ülkeler almakta. Türkiye'nin dünya patates ihracından aldığı pay yıllara göre
değişmekle birlikte, binde 2 ile yüzde 2 arasındadır.
Dünya patates ithalatında
ise, Türkiye'nin payı çok daha azdır. Bir değerlendirme yapmak gerekiyorsa,
Türkiye son on yılda 55 000 ton ile 220 000 ton arasında ihracat yaparken, aynı
on yıllık dönemde ithal ettiği patates miktarı 1 600 ton ile 24 000 ton
arasındadır.
Ülkemizdeki patates
üretiminin aynı zamanda sanayi patatesine yönelmesinin hem üreticimiz hem de
ekonomimiz için büyük önemi bulunmaktadır. Sanayi ürünü olarak kullanılan
patates yetiştirilmesi hem fiyat istikrarı hem de planlı üretimi getirecektir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; patates üreticilerimizin başlıca sorunlarını sıralamak
gerekirse, bunlarla ilgili en önemli konu, fiyat istikrarsızlığıdır. Üretimin
talebi aştığı dönemler ve kaliteyle ilgili ortaya çıkan sorunlar, bazı yıllarda
fiyatların düşmesine ve dolayısıyla çiftçilerimizin gelir kaybına sebep
olmaktadır. Fiyatların istikrarlı bir seyir izleyememesi, patates üretimini
olumsuz etkilemekte, zaman zaman Meclis komisyonumuza da geldiği gibi sorunlar
ve darboğazlar ortaya koymuştur. 2002 yılında patates fiyatları, üreticimizin
eline geçen para olarak, kilogramı itibariyle 110 000 Türk Lirasıdır, 2003
yılında 115 000 liradır -ortalama bir fiyatla belirlenmiş- 2004 yılında ise Ege
Bölgemizin ilk ürünleri için fiyatı çok düşmüş; ama, daha sonra 110 000 lira
seviyesine yükselmiş. Bugün ise -dikkatlerinizi çekiyorum sayın
milletvekillerim- 2005 yılının bu aylarında Afyonkarahisar için -kendi bölgem
için konuşuyorum, diğer bölgeleri de az önce diğer milletvekili arkadaşlarımız
da söylediler- 325 000 ile 350 000 lira arasındadır. Bu da, bu fiyat kriteri
de, bu sene patates üreticilerimizin yüzünü güldürmüştür ve güzel bir çağını
yaşamaktadır.
Sayın milletvekillerim,
pazarlamayla ilgili sorunlara gelince, üretilen patateslerin büyük bir
çoğunluğu toptancı ve komisyoncu kanalıyla pazarlanmaktadır. Pazarlama
kanalının uzaması, ürünün tüketiciye ulaşıncaya kadar fiyatını yükseltmekte ve
üreticinin 350 000 liraya sattığı patatesi, son tüketici 500-600 bin liraya
satın almaktadır. Bu durum üreticiyi doğrudan etkilemekte, son tüketici
fiyatını düşük tutabilmek için üretici zaman zaman ürününü düşük fiyatla
satabilmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; patates ihracatının arzu edilen seviyede olmamasının bir
nedeni olarak da, bölgemiz ülkelerinin büyük ölçüde patates üreticisi olması ve
dolayısıyla bu ülkeler arasında ticaret imkânının mevcut olmamasıdır. Patates
üretiminin fazla olduğu yıllarda ihracat konusunda bazı teşviklerimiz olmuştur.
2003 yılının 1 Nisan-31 Mayıs tarihleri arasında ihracat desteği verildi ve ton
başına 19 ilâ 20 ABD Doları arasında olmuştur. Dolayısıyla, patates ürününe
karşı dış talebi artırmaya yönelik olarak, patates ihracı konusunda imkân
sağlayacak böyle teşviklerin daha önce uygulandığı gibi, geçen yıllarda
uygulandığı gibi, bu yıllarda da uygulanmasını ve ilgili Bakanlığımızın bu
konuda hassasiyetle durmasını temenni ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen
toparlayalım.
AHMET KOCA (Devamla) -
Teşekkürler Sayın Başkan.
Bunun dışında, üretim
maliyetlerinin yüksek olduğunu belirtmemiz yerinde olacaktır; çünkü, patatesin
toplam masrafları içerisinde tohumluğun çok büyük bir önemi vardır, yüzde
20'nin üzerindedir. Ayrıca, ikinci sırada sulama maliyetleri gelmektedir.
Ancak, bazı bölgelerimizde sulamanın derin kuyulardan yapıldığı yerlerde bu
maliyetin çok daha arttığını biliyoruz.
Tohumluk konusu, bir
başka önemli husus. Yerli kalite tohumluk üretiminin yetersiz olması ve kalite
tohumluğun ithalat yoluyla karşılanması önemli bir sorun olarak karşımıza
çıkmaktadır. Dışa bağımlılıktan kurtulmamız gerekiyor.
Ayrıca, patates üretimi
yapılan alanların bir kısmında ikili münavebe sistemi uygulanırken, yarıya
yakın kısmında hiç münavebe yapılmamaktadır. Bu ise, topraklarımızın niteliğini
çok olumsuz yönde etkilemekte, topraktan tek taraflı besin maddesi
kaldırılması, toprakta toksik madde birikiminin olmasına bağlı olarak toprak
yorgunluğuna sebep olmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bir başka önemli sorun ise, patates yetiştiriciliğinde dekara
ortalama 50 kilogram saf azot yeterli olmasına rağmen, daha yüksek oranlarda
gübre kullanılmaktadır. Bu da yine toprağın niteliğini önemli ölçüde olumsuz
olarak etkilemektedir. Bu nedenle, üreticilerin bilinçlendirilmesi
çalışmalarına ağırlık verilmesi gerekmektedir.
Sulamayla ilgili
sorunlara gelince, iklimin seyrine göre, toprağın yapısına ve çeşit özelliğine
göre yılda 10-12 sulama yeterliyken, bazı bölgelerimizde 16-17 sulama yapıldığı
gözlenmekte, bu da patates üretiminin kalitesini düşürmektedir.
Bütün bitkilerde olduğu
gibi, patateste de zaman zaman hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Bununla
ilgili olarak, bazı bölgelerimizde üzerinde dikkatle durulması gereken
gelişmeler söz konusudur. Bu konuların teknik boyutlarıyla ilgili kurum ve
kuruluşlarımız çalışmalarına devam etmektedir.
Hükümetimiz, hastalıklı
alanlarda patates yerine tavsiye edilen ürünleri üreten üreticilere,
uğrayacakları zararı karşılamak üzere, 2005 yılında 15 trilyon lira para
vermiştir. Az önce, benden önce konuşan Sayın Orhan Eraslan Beyin kendi
bölgesindeki hastalıklı olan alanlarda da, bu miktar para çiftçilerimize
dağıtılmıştır.
Burada, değerli
bilimadamlarımıza sesleniyorum: Gelin, ülkemizin acil ihtiyacı olan konularda
bilimsel araştırma ve geliştirme çalışmalarına ağırlık verelim.
Üniversitelerimizde yetişen gençlerimiz, ülkemizin sorunlarına yönelik çözüm
arayışları içerisinde olsunlar, hem tarımda hem hayvancılıkta hem de diğer
sanayi alanlarında en son tekniği, teknolojiyi ve dünyanın şu anda ulaştığı
bilimsel yöntemleri kullanabilsinler. Üniversitelerimiz, siyasetçisiyle,
bürokratıyla el ele versin, bulundukları ilin sorunlarının çözüm üretimi
yollarını araştırsınlar. Bu yolla, hem mezun olan gençlerimiz iş imkânına
kavuşsunlar hem de var olan değerlerimiz ve birikimlerimiz ülkemizin
zenginliğini artırmada kullanılmış olsun.
Patates ve diğer tarım
ürünlerimizin sağlıklı üretim planlamasının yapılabilmesi, ürün kalitesinin
iyileştirilmesi, ulusal ve uluslararası pazar ölçeklerinde rekabet gücü
kazanabilmesi, gelir seviyelerini yükseltebilmeleri için üretici örgütlerinin
oluşturulması kaçınılmazdır. Bu bağlamda, hükümetimizce hazırlanan ve
üreticilerimizin ürün ve ürün grubu bazında örgütlenmelerini amaçlayan Üretici
Birlikleri Kanunu çıkarılmıştır. Üreticilerimizin tarım satış kooperatifleri
veya üretici birlikleri şeklinde örgütlenerek, bu üretimle ilgili temel
pazarlama sorunlarına kendi bünyeleri içerisinde katkı yapmaları büyük önem arz
etmektedir.
Saygıdeğer
milletvekilleri, tohumluk konusuna gelince; sertifikalı tohumluk kullanılması
çok düşük bir orandadır, bunun artırılması gerekmektedir. Bu hususta
sertifikalı tohumluk kullanılmasını teşvik etmek amacıyla faiz indirimli kredi
kullandırma imkânı sağlanmıştır. Bu kürsüden, sertifikalı arpa ve buğday
tohumluğu alamadıklarından bahsedildi.
BAŞKAN - Lütfen,
toparlayalım.
AHMET KOCA (Devamla) -
Hemen toparlıyorum.
Ben, televizyon
ekranlarından… Afyonumuzda, şu anda, sertifikalı tohum için paralarımızı
yatırdık. Sayın Bakanım, bu hususta desteklerinizi bekliyorum. Yani, şunu arz
etmek istiyorum: Çiftçilerimiz, sertifikalı tohum alabilmek için, bugün,
paralarını yatırmışlar ve Bakanlığımız, yetiştirme hususunda gayret sarf
ediyor; ama, buna rağmen, yine de, büyük, özel gayret sarf etmek zorunda. Onun
için, çiftçilerimiz, Tarım Bakanlığımızın sertifikalı tohum uygulamasından
büyük bir memnuniyet duymakta; çünkü, ürün kapasiteleri daha çok artmaktadır.
Sayın Başkanım, son
sözlerim…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Ahmet Bey,
süreyi 5 dakika aştınız; lütfen toparlayın.
AHMET KOCA (Devamla) -
Teşekkür ediyorum. Sizlere karşı saygımdan, hemen bitiriyorum efendim.
Değerli milletvekilleri,
sulamadaki maliyet hususunda elbette söylenecek çok şey vardır. Elbette, biz
hükümetiz ve hükümet olmanın gereğini de yerine getiririz. Çiftçiye destek
hususunda da dünya normlarından geri kaldığımız yoktur; hem gübrede hem mazotta
hem elektrikte, biz, köylümüze, çiftçimize desteklerimizi veriyoruz. Bakın, üç
yıldır, büyük bir ihtimalle, elektriğe zam gelmedi. Burada, petrole ve gübreye
zam konusunda, elbette, söyleyeceğiniz pek çok şey var; ama, şuna dikkatinizi
çekerim ki, Türkiye, dünyada tek başına yaşamıyor; dünya, artık, globalleşti ve
küçüldü.
BAŞKAN - Lütfen,
toparlayalım Ahmet Bey.
AHMET KOCA (Devamla) -
Brezilya'daki bir hadise, Çin'deki bir hadise Türkiye'yi etkiliyor. Biz
iktidara geldiğimizde, 26 ile 30 dolar arasında olan petrol varil fiyatı, bugün
65-70 doları bulmuştur sayın vekilim; ama, fiyatı aynı oranda tutmadığımızı,
siz bizden daha iyi biliyorsunuz. Biz iktidardayken, varil başına gelen zam ne
kadarsa o kadar uygulanmış, eğer bir indirim söz konusu ise dolar fiyatında, o
indirimi de yapmışızdır; bizden önceki, hiçbir Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti
bunu yapmamıştır, köylümüze de bunu bildirmek istiyorum.
BAŞKAN - Ahmet Bey,
konuşma sürenize zam yüzde 70'i geçti; lütfen, toparlayalım.
AHMET KOCA (Devamla) -
Peki; affınıza sığınarak, burada, patates yetiştiricilerinin sorunlarını
dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım. Elbette, tüm çiftçilerimizin sorunları
için ayrıca görüşürüz.
Ben, burada, ilgili
bakanlarımıza, bürokratlarımıza, üniversitelerimize, sivil toplum örgütlerimize
ve komisyonumuzda çalışan tüm milletvekili arkadaşlarıma ve hassaten Tarım ve
Köyişleri Bakanımıza teşekkürlerimi arz ediyorum, saygılar sunuyorum;
ramazanınız hayırlı olsun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına
ikinci söz, Osmaniye Milletvekili Sayın Necati Uzdil'in.
Buyurun Sayın Uzdil. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sizin de süreniz 10
dakika. Ahmet Bey gibi yüzde 70, yüzde 80 zam olmasın konuşma süresine.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; patates yetiştiriciliğinin ve patates
üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla kurulan araştırma komisyonu raporu hakkında, komisyonun
bir üyesi olarak, kişisel görüşlerimi belirtmek üzere söz aldım; öncelikle,
sizleri saygıyla selamlarım. Yeni yasama yılının da sizlere başarılar,
yurttaşlarıma güzellikler getirmesini dilerim.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda bir araştırma komisyonu
kurdu. Ben, burada bunların tarihinden bahsetmek istemiyorum. Ayrıca, konuşmacı
diğer arkadaşlarım, size, dünyada ve Türkiye'de patatesin önemini, yerini
anlattı. O rakamları da geçiyorum. Bu konuda yeteri kadar bilgilendiğiniz
inancındayım. Ben, işin bir başka yönüne bakmak istiyorum. Patates
üreticileriyle görüşmelerimizden ve onların psikolojilerinden bahsetmek
istiyorum sizlere daha çok. Yoksa, burada, çıkıp, anladığım kadarıyla, AKP
sözcülerinin anlattıklarına göre, Niğde'de, Nevşehir'de, herhalde, patates
üreticilerinin hiçbir sorunu kalmamış. Bunların sorununu çözen Sayın Tarım
Bakanımıza ve Tarım Bakanlığı mensuplarına da teşekkür ettik; burada neyi
konuşuyoruz allahaşkına sevgili arkadaşım?! Sevgili Niğdeli milletvekilleri,
Nevşehirli milletvekilleri, ne oldu karantina bölgeleri; her şey güllük
gülistanlık mı?!
Değerli arkadaşlarım,
komisyonumuz iki aşamalı çalıştı. Bir tanesi büro çalışmasıydı. Bu konuda
Türkiye'nin uzmanları bizleri bilgilendirdiler. Bizlere bilgi verdiler.
Kendilerine göre sorunları belirlediler, çözüm önerileri sundular.
Komisyonumuzun bence en önemli ikinci aşaması arazi çalışmalarıydı. İşte, arazi
çalışması deyince, konu patates olunca, tabiî ki, ilk akla gelen yerler Niğde
ve Nevşehir olacak. Çünkü, patates ekiminin yüzde 30-35'i, üretiminin yüzde
40-45'i bu iki ilde yoğunlaşıyordu. Ayrıca, bir başka önemli konu da vardı, son
yıllarda patateste çok çok önemli bir sorun meydana gelmişti. Neydi; ben
söyleyeyim; patates siğili. Her ne kadar, Tarım Bakanlığımız, konunun önemi
hakkında toplumun ve üreticilerin dikkatlerini çekmek için patates kanseri
deseler de, buradan, hem sizlere hem tüm Türkiye'deki yurttaşlarıma
sesleniyorum: Patates kanseri diye bir şey yok. Bunu buradan söylüyorum.
Patates siğili diye bir hastalık ve mantarî bir hastalık sevgili arkadaşlarım.
İşte, bu bölgedeki çiftçi arkadaşlarımın psikolojisini sizlere aktarmak
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu
çalışmalara, arazi çalışmalarına Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığımızın ilgili
bürokratları ve bölgedeki mahallî ve mülkî yöneticilerimiz de katıldı. Üretici,
çiftçi ilk defa böyle bir heyeti karşısında gördü, bunun mutluluğunu yaşadı
sevgili arkadaşlarım. Umutsuzluklarını, bezginliklerini, çaresizliklerini bir
kenara koydular; kısa süreli de olsa, sahipsiz olmadıkları hissine kapıldılar
ve gerçekten, gelecek için ümitlendiler; sıkıntılarını anlattılar, beklentilerini
söylediler, içlerini döktüler; rahatladılar. Hani, Anadolu'da bir laf var ya,
fakirin ekmeği… İşte, bizim oradaki görüşmelerimizle umutlandılar. Aslında,
konu, bu kadar önemliyken, o bölge için bu kadar önemliyken, çiftçi, şu anda
ümitsiz.
O bölgede, yıllar önce,
patates üretimi önem kazanmış; çiftçiler, patates üretimi konusunda uzmanlaşmış
arkadaşlarım ve bu bölgede, kendileri, devletin hiçbir katkısı olmadan
yıllardır yatırım yapmışlar; 100-200 metreden yeraltı sularını çıkararak, burada
patates üretimini geliştirmişler, elektriklerini çekmişler… Her şey güzel, her
şey iyi, taa ki, sevgili arkadaşlarım, 1998 yılına kadar... 1998'den sonra ne
olmuş; tüm sorunların sebebi, o zamanki krizlerin sebebi, o zamanki
beceriksizliklerin sebebi sanki çiftçiymiş gibi, tarım sektörü, karadelik
olarak gösterilmiş ve ülkede, çiftçiler perişan olmuştur. İşte, o bölgedeki
patates üreticileri de bunlardan nasibini almış sevgili arkadaşlarım.
Bir de, bunun üzerine,
demin söylediğim gibi, 2001 yılında ilk defa görülen patates siğili çıkmış…
Evet, patates siğili diyorum, kesinlikle, buradan hem yurttaşlarımı hem de
sizleri bilgilendiriyorum, Tarım Bakanlığı mensuplarını da uyarıyorum, bir daha
"patates kanseri" lafını ağızlarına almamasını diliyorum.
Değerli arkadaşlarım,
biz, yıllardır, devleti küçültelim dedik; ama, maalesef, devletimizi
küçültmedik, bakanlığımızı küçültmedik ve bugünkü haliyle, acizleştirdik
diyeceğim.
Patates, yıllar sonra
ümit olmaktan çıktı. Köyler, kasabalar karantinaya alındı sevgili arkadaşlarım.
Bakanlık her ne kadar yanlış yaptıysa, bundan sonra, inşallah, düzeltir işleri.
İşte, değerli
arkadaşlarım, patates araştırma komisyonu böyle bir dönemde kuruldu, böyle bir
dönemde göreve başladı. Görevin en güzel yanı, en heyecanlı kısmı, saha
çalışmalarında üreticiyle olan bire bir görüşmelerdi. Onlar, en kötü günlerinde
devletlerini yanlarında hissettiler, ümitlendiler, rahatladılar; hastalığın
nasıl geldiğini, nasıl yayıldığını anlattılar; iyi tohumluk, kaliteli tohumluk
diye hastalıklı tohumların nasıl ülkeye sokulduğunu, suçluların kimler olduğunu
anlattılar; hatta, bunların bulunup, cezalandırılmasını istediler. Bunların
tümü, bu komisyonun tutanaklarında var. Nasıl elektrik borcu batağına
düştüklerini anlattılar. Tüm yatırımlarını kendilerinin yaptığı elektrik
fiyatının AKP döneminde nasıl artırıldığını anlattılar. Sevgili arkadaşlarım,
borçların katlanarak nasıl büyüdüğünü anlattılar. Şu anda dünyanın en pahalı
elektriğini kullandıklarını anlattılar. Tarım kredi kooperatiflerine olan
borçlarını, Ziraat Bankasına olan borçlarını, Bağ-Kur primlerini
ödeyemediklerini anlattılar. Hayalî ihracatçılara, sahte faturacılara af
getirilirken, kendilerinin sıkıntıya nasıl sokulduğunu anlattılar değerli
arkadaşlarım.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
NECATİ UZDİL (Devamla) -
10 dakika dolmuş, toparlıyorum Sayın Başkanım, fazla uzatmak istemiyorum.
BAŞKAN - Lütfen
toparlayalım.
NECATİ UZDİL (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, bu arkadaşlarımız, patates kanseri kampanyasıyla
depolarındaki patateslerini satamadıklarını, o nedenle bu borçlarını
ödeyemediklerini söylediler; borçları düşünmediklerini, gelecek yıl tarlaya
nasıl ekim yapacaklarını düşündüklerini söylediler.
Değerli arkadaşlarım,
unutmayın, bütçeye 15 trilyon para konuldu denildi. Komisyonumuz köylerde,
kasabalarda, Ağcaşar'da, Derinkuyu'da konuşurken, -bürokratlarımız da orada
Sevgili Tarım Bakanım- çiftçilerimize "15 trilyon para koyduk, dönüme 100
000 000 lira, size, patates ekilmeyen yerlerdeki, karantinaya alınan yerlerdeki
çiftçilere para verilecek" denildi. Bunu lafta söylemiyorum, elimde
oradaki tutanakların bu konudaki sayfası var. Sayın Milletvekilimiz, Komisyon
Başkanımız Erdoğan Beyin bizzat ettiği laflar burada; altını çizdim; isteyen
arkadaşlara söylüyorum.
Çiftçiler bu şekilde
ümitlendirildi sevgili arkadaşlarım. Bu şekilde ümitlendirilen çiftçiye -Tarım
Bakanımız burada, bürokratlarımız burada- kaç kuruş para verdiniz?! Verdiniz mi
100'er milyon lirayı?! Bu insanların tüm aletleri, ekipmanları, bilgi
birikimleri patates üzerineydi. Tutuldu, karantina bölgelerinden başka yerlere
aletlerini ekipmanlarını taşıdılar, oralarda tarla kiralayarak evlerinin
geçimini, çocuklarının geçimini çıkarmaya çalıştılar.
Bu arada şunu söylemek istiyorum
hemen: Değerli arkadaşlarım, uyarılarım hükümete, Sayın Bakanım size. Kulak
verin lütfen kırsala, kulak verin lütfen köylüye, kulak versinler… Bu milletin
gerçek efendisi olan çiftçilere kulak verelim diyorum. Bu ülkede tarımın
sorunlarını çözmeden ülkenin sorunlarının çözülmesinin olanaksız olduğunu
bilmek zorundayız. Sayın Başbakanım, Sayın Bakanım, bu konuyu iyi düşünmenizi
sizlere öneriyorum. Çiftçi arkadaşlarım, sabredin, bu böyle gitmeyecek, güzel
günler gelecek, güzel günler sizlerin olacak.
Sevgili arkadaşlarım, bu
duygu ve düşüncelerle, hükümeti, Tarım Bakanını göreve davet ediyor, sizleri
sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sizin konuşma
sürenize zam yüzde 30'da kaldı Necati Bey. Ahmet Bey yüzde 70'le sizi geçti.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
1 saatlik konuştum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sağ olun,
teşekkür ederiz.
Değerli arkadaşlar,
üçüncü söz hakkı Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış'taydı; fakat, bu
konuşmalardan sonra Komisyon ve Bakan adına konuşma talep edilmediği için, ona,
ancak, son söz milletvekilindir hakkıyla bu konuşmalar olsa söz verebilirdik,
şu anda veremiyoruz. Bunu belirtiyorum.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Kültür Bakanı cevap versin efendim!
BAŞKAN - Şimdi, patates
yetiştiriciliğinin ve patates üreticilerinin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci ve
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/152, 216)
esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun raporu üzerindeki genel
görüşmeler tamamlanmıştır.
Gündemin "Sözlü
Sorular" kısmına geçiyoruz.
ERDOĞAN ÖZEGEN (Niğde) -
Komisyon Başkanı olarak söz talebim vardı.
BAŞKAN - Bize talep
gelmedi Sayın Başkan. Bakın, ne bana sizin Komisyon Başkanı olarak söz talebiniz
geldi ne Kâtip Üyelerimize geldi ne de görevlilere geldi. Daha önceden talep
gelmediği için...
5 dakika ara veriyoruz
arkadaşlar.
Kapanma Saati: 15.22
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.32
BAŞKAN: Başkanvekili Ali DİNÇER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6 ncı Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
3.- Niğde
Milletvekili Orhan Eraslan ve 66 milletvekili ile Niğde Milletvekili Erdoğan
Özegen ve 25 milletvekilinin; patates yetiştiriciliğinin ve patates
üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla kurulan (10/152, 216) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 895) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Ara vermeden önce
görüşmelerin tamamlandığını belirtme durumunda olduk; fakat, daha önce Komisyon
Başkanının söz talebi bize ulaşamadı, geç geldi; o nedenle, biz, Komisyon
Başkanına, görüşmeler tamamlanmadan söz verme imkânı bulamadık.
Şimdi, bu eksiği gidermek
amacıyla, Komisyon Başkanı Niğde Milletvekili Sayın Erdoğan Özegen'e söz
veriyoruz.
Buyurun Sayın Özegen. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
(10/152, 216) ESAS
NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ERDOĞAN ÖZEGEN (Niğde) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; patates yetiştiriciliğinin ve patates
üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla oluşturulan (10/152, 216) esas numaralı Araştırma
Komisyonunun raporunun görüşülmesinde Komisyon Başkanı olarak söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Komisyonumuz, Genel
Kurulun 3.11.2004 tarihli 13 üncü Birleşiminde alınan 826 sayılı kararıyla
kurulmuş ve 9.12.2004 tarihinde çalışmalarına başlamıştır. Başkanlık Divanı
seçiminin hemen ardından çalışma usul ve esasları karara bağlanarak ilgili
kuruluşlarla temasa geçilmiş, bilgi ve belgelerin toplanmasına başlanmıştır.
Komisyon çalışmalarımızın
her safhasında, Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızdan bir heyet, teknik destek
vermek üzere çalışmalara katılmıştır. Komisyonumuz çalışma süresince 9 toplantı
yapmış, bu toplantılarda akademisyen, bürokrat, sivil toplum örgütü temsilcisi,
tüccar ve sanayiciden oluşan 18 ayrı heyetin bilgilerine başvurulmuştur.
Diğer yandan,
Komisyonumuz, patates üretiminin yoğun olarak yapıldığı, Niğde ve Nevşehir
İllerinde yaptığı inceleme gezileriyle, üreticilerin ve bölge tarım kuruluşlarının
sorunlar ve çözüm önerileriyle ilgili görüşlerini yerinde dinlemiş, üretim
bölgelerinde yapılan bu ziyaretler, komisyon çalışmalarımıza önemli katkı
sağlamıştır.
Komisyonumuz, ayrıca,
Afyon ve Erzurum İllerinde saha incelemeleri yapmak üzere ziyaret kararı almış;
ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu ve siyasî parti gruplarının
yoğun çalışma programı nedeniyle bu ziyaretler gerçekleştirilememiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; uzun yıllar patates üreticilerinin ciddî sorunları, Türkiye
Büyük Millet Meclisi gündeminde, bölge milletvekilleri tarafından, bugüne
kadar, gündemdışı söz alınarak dile getirilmiş olmakla beraber, ilk kez, bütün
boyutlarıyla, Genel Kurulumuzca kurulmasına karar verilen araştırma
komisyonunca ele alınmıştır.
Buradan gelmek istediğim
nokta şudur: Patates üreticimizin, uzun zamandır kronikleşen sorunlarla
boğuştuğunu bilmekteyiz. Özellikle, tek ürün olarak patates üreten Niğde,
Nevşehir bölgesinde çiftçilerimizin dayanılması güç sıkıntılarla karşı karşıya
kaldığı bilinmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; birkaç cümleyle patates ürünüyle ilgili bilgi vererek konuya
başlamak istiyorum.
Tahıllardan sonra insan
beslenmesinde önemli bir paya sahip olan tek yıllık kültür bitkisi patates
çeşitli iklim ve bölgelere kolaylıkla uyum sağlayabildiği için, ülkemizin hemen
her bölgesinde, dünyanın da 151 ülkesinde başarıyla yetiştirilen ve üretimi de
tüketimi de hızlı bir şekilde artan bir üründür. Yıllara göre, değişiklik
göstermekle birlikte, ülkemizde 200 000 hektarlık alanda 5 300 000 civarında
bir üretim olmakta, yine, genel olarak, yıllık 850 000 ton civarında bir üretim
fazlası patates üreticinin elinde kalmaktadır.
Dünyada ise yaklaşık 19
000 000 hektar alanda üretim yapılmakta, 310 000 000 ton civarında patates
üretilmektedir. Yumrularında nişasta halinde karbonhidrat, protein, vitaminler
ve demir gibi önemli besin maddeleri içeren patates, doğrudan mutfakta
tüketildiği gibi, işlenerek değişik şekillerde, cips, parmak patates ve benzeri
şekilde tüketilmektedir.
Son yıllarda hızlı nüfus
artışı sonucu dünyada ortaya çıkan gıda açığını kapatma ve ülkelerin beslenme
sorununun çözümünde patatesin gelecekte çok etkili bir besin kaynağı olacağı
düşünülmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemizde buğdaydan, ekmekten sonra en büyük tüketim maddesi
olan patates üretiminde yaşanan ve bizim önergemize konu olan komisyon
raporunda detaylarıyla tespit edilen sorunlara özetle değinmek istiyorum.
1- Çeşit seçimi:
Ülkemizde bilimsel alanda çeşit adaptasyon çalışmaları 1950'lerde, çeşit tescil
çalışmaları 70'li yıllarda başlamış, 2004 yılı sonu itibariyle tescil edilen
çeşit sayısı 59'a, üretim izni alanların sayısı ise 15'e ulaşmıştır. Ülkemiz
önemli bir patates üreticisi olmasına rağmen büyük ticarî üretimde yerli çeşit
yoktur. Kullandığımız çeşitler Hollanda, Almanya gibi ülkelerde ıslah edilmiş
çeşitlerdir.
Ülkemiz farklı ekolojik
özelliklere sahip tarım bölgelerinden oluşmasına rağmen, kullandığımız
çeşitlerin büyük bir bölümünün ıslah edildiği Hollanda ve Almanya gibi
ülkelerde tüm tarımsal üretim bölgeleri benzer iklim özelliklerine sahiptir. Bu
durumda, bu gibi ülkelerde ıslah edilen çeşitlerin ülkemizde farklı koşullarda
aynı uyumu göstermesi beklenemez. Yani, ülkemizde bölgelere özel uyum
gösterebilecek çeşit tercihi yapılamamaktadır.
2- Tohumluk teminiyle
ilgili sorunlar: Patates üretiminde verimi etkileyen en önemli faktörlerden
biri, kaliteli tohum kullanılmasıdır. Patates, bilindiği üzere, yumruyla
çoğaltılan bir bitkidir. Bu nedenle, tohumluk üretim aşamasında dikkat edilmez
ise, başta virüsler olmak üzere birçok hastalık etmeni kolaylıkla yumruya
bulaşır ve tohumun dejenere olmasına neden olur.
3- Ekim ve münavebe
sorunları : Patates üretim alanlarında en önemli sorunlardan birisi de,
üreticilerin uzun yıllardır aynı tarlaya üst üste patates ekmeleridir. Patates
hastalıklarının büyük çoğunluğu tohumla taşınır ve yetiştirildiği yıl tarlaya
da bulaşır. Bir yıl sonra aynı tarlaya yeniden patates ekildiğinde ne kadar
temiz tohumluk kullanılırsa kullanılsın, tarlada kalan hastalık etmenleri
patateslere bulaşır ve bitkileri hastalandırır. Bu hastalıkların pek çoğunun da
ilaçla mücadelesi mümkün değildir. Bu nedenle, aynı tarlada üst üste uzun
yıllar patates ekimi, süratli bir verim azalmasına ve topraklara tamamen
hastalık bulaşmasına yol açmaktadır.
4 -Gübre ve sulamayla
ilgili sorunlar: Üreticilerimiz, doğru, bilinçli gübreleme yapılmasında
yetersiz kalmakta ve toprağı eksik mineraller bakımından besleyememektedir.
Patates tarımı yapılan bölgelerde yanlış uygulamalar nedeniyle gereğinden fazla
sunî gübre kullanılmaktadır. Uzmanlar, dekar başına 600-700 kilogram gübre
kullanımı yerine, 100-200 kilogram gübre kullanarak aynı verimin
alınabileceğini öngörmektedirler.
Özellikle, gübrelemeye
paralel olarak sulama konusunda da ciddî sorunlar vardır. Sulama tekniği olarak
kullanılan salma ve yağmurlama yöntemi, hem oldukça pahalı bir yöntem hem de su
kaynaklarının gereğinden fazla tüketilmesine neden olmaktadır.
5 -Depolamayla ilgili
sorunlar: Aynı dönemde 3-4 milyon ton patates hasadı yapılan ülkemizde ihracat
imkânları da son derece sınırlı olduğundan bu miktardaki ürünün kısa sürede
içpazarda tüketilmesi mümkün olmamaktadır. Patates tüketiminin uzun bir dönemde
gerçekleştiğini düşünürsek, ürünün uygun olduğu koşullarda muhafaza edilmesi,
depolanması gerekmektedir. Yapılan hesaplamalara göre, yıllık patates
üretiminin yaklaşık yüzde 10 ilâ 20'si uygun olmayan koşullarda depolanma
nedeniyle çürümekte, bu durum üreticilerimiz için büyük bir kayıp, hem de millî
servetin heba olması anlamına gelmektedir.
6- Pazarlama sorunları:
Ürettiği ürünü sağlıklı şartlarda muhafaza edemeyen çiftçilerimiz aynı anda
ürünlerini elden çıkarmak zorunda kaldıklarından, piyasada oluşan arz fazlası
nedeniyle fiyatlar maliyetinin altına düşmektedir.
Yine, içpazarda patatesin
Hal Yasası kapsamında olması nedeniyle, tüketiciye ucuz ürün sunulamamaktadır;
çünkü, patatesin hale girip çıkmasıyla maliyeti yüzde 30 dolayında artmaktadır.
Bu da, içtüketimde ciddî bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ayrıca, içpazarda tüketim
alışkanlıklarımızı çeşitlendirememek önemli bir pazarlama sorunudur.
Pazarlamada bir diğer sorun, patates sanayiinde yeterince kullanılamamasıdır.
Uzmanlarımızın tespitlerine göre, parmak patates, cips, püre, un, alkol gibi
patates ürünlerinin elde edilmesinde kullanılan patates miktarı sadece 350 000
tondur. Ülkemizin potansiyelini değerlendiren uzmanlar bu miktarın rahatlıkla
800 000 tona çıkarılabileceğini belirtmektedirler.
Diğer yandan, toplam
patates üretimimizin ancak yüzde 3'ü kadarı ihraç edilebilmektedir. Bu oldukça
düşük bir oran ve önemli bir pazarlama sorunudur. Patatesin pazarlama sorununun
aşılmasında yukarıda saydığımız faktörler de etkili olmakla beraber en önemli
neden, patateste, A'dan Z'ye sahip çıkacak üretici birliklerinin olmamasıdır.
Ayrıca, patatesle ilgili sorunların çözümüne yönelik projeler üretecek bir
kuruluşun oluşturulamaması önemli bir eksikliktir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; buraya kadar, Araştırma Komisyonumuzca titiz bir çalışma
sonucu oluşturulan raporda detaylıca tespit ettiğimiz, patates üretiminde
karşılaşılan sorunları özetlemeye çalıştım. Şimdi de müsaade ederseniz, yine
raporda detaylıca açıkladığımız çözüm önerilerimizi özetlemek istiyorum.
Patates üretimindeki
çeşit seçiminde ülkemizin yedi farklı coğrafî bölgesinin iklim ve toprak
özellikleri açısından önemli farklılıklar gösterdiği bilinmektedir. Bu
bölgelerde özel uyum gösterebilecek patates çeşitlerine ihtiyacımız vardır. Bu
noktada Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ve TÜBİTAK'ın Vizyon 23 Projesinde
tespit edildiği gibi, yerli patates çeşitlerinin ıslah edilmesi önemlidir,
ihmal edilmemelidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; patates üretiminde en hassas konu olan tohumluğun büyük oranda
ithal yoluyla karşılandığını belirtmiştik. Hastalıkların önlenebilmesi için
tohum ithalinde ve tohumun bölgelerarası geçişlerinde iç ve dışkarantina
şartları tam olarak uygulanmalıdır. Bu nedenle yerli tohumculuğun
geliştirilmesi için gerekli tedbirler alınmalı, özel sektör bu konuda teşvik
edilmelidir.
Yine, tohumluk ve
yemeklik üretim alanları mutlaka birbirinden ayrılmalıdır; çünkü, tohumluk
üretim alanlarının, sıkı bir, hastalık, zararlı kontrolünden geçmesi
gerekmektedir. Tohumluk üretimi, tercihen, böcek nüfusunun daha az olduğu, daha
serin yerler olan yaylalar ve platolarda yapılmalıdır. Öte yandan, sadece
patateste tohumluk üretiminin kontrol ve takibini yapacak donanımlı bir
birimin, bu konuda Türkiye'nin tek kuruluşu olan Niğde Patates Araştırma
Enstitüsünün bünyesinde acilen kurulması gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yüksek gelir getirmesi nedeniyle, münavebeli ekime yanaşmayan
üreticiye neleri kaybetmekte olduğu iyi anlatılarak, gelir kaybı da imkânlar
ölçüsünde telafi edilerek, ekim nöbeti, yoğun patates ekim bölgelerinde mutlaka
uygulanmalıdır.
Değerli arkadaşlar,
bilinçsiz ve bilgisizce yapılan gübrelemeyle yaşanan sorunları aşabilmek için,
üreticilerimiz, toprak ve yaprak analizi sonuçlarına göre gübreleme yapmaya
teşvik edilmelidir. Niğde, Nevşehir İlleri gibi yoğun patates ekilen
bölgelerde, toprağın detaylı analizi yapılarak, bu bölgeler için özel bir
patates gübresi imal edilmelidir; Konya Şeker Fabrikası için üretilen ve pancar
üreticilerine kullandırılan özel gübre örneğinde olduğu gibi.
Su kaynaklarının verimli
kullanılması ve enerji giderlerinin düşürülebilmesi için, acilen damlama sulama
tekniklerine geçilmelidir. Bu tür sulama teknikleri için, üreticilere her
yönden teşvik verilmelidir; çünkü, damlama sulama tekniği, sulama ve yağmurlama
tekniğine göre, su tüketiminde yüzde 55, elektrik tüketiminde yüzde 60 oranında
tasarruf sağlamaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekiller; depolamada üretici kayıplarını en aza indirmek ve yumru
kalitesini koruyabilmek için, patates yumrularının sağlıklı bir şekilde
saklanacakları modern depolara ihtiyaç vardır. Bunun için Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından çıkarılan Lisanslı Depoculuk Yasasının, üreticilerimize
ürünlerini depolama ve pazarlamada büyük kolaylık sağlayacağı düşünülmektedir.
Pazarlama sorunlarının
çözümü için öncelikle üretici birliklerinin kurulması ve patates borsasının
oluşturulması gerekmektedir.
Yine, patates sektörünün
her aşamasındaki sorunlarla ilgilenecek, sektörle ilgili konularda ülke
politikalarının oluşmasını ve yönlendirilmesini sağlayacak, sorunların çözümüne
yönelik projeler üretecek bir Türkiye ulusal patates konseyinin oluşturulması
önemli bir eksikliği giderecektir.
Diğer yandan, patates
ihracatının artırılabilmesi için kullanılan araçlardan biri olan DFİF
(Destekleme Fiyat İstikrar Fonu) vasıtasıyla verilen 20 dolarlık ihracat
teşviki en az 40 dolara çıkarılmalı, zaman sınırları genişletilmelidir.
Ülkemizin patates ihracat
miktarının artırılabilmesi için, dış pazarların istediği dönemde, kaliteli ve
standartta, taze veya işlenmiş patates ürününün pazara sunulabileceği bir
üretim süreci planlanmalıdır.
İç pazarda tüketimin
artırılabilmesi için patatesin besin değerinin iyi anlatılması, pazarlama
sorunlarının çözümüne önemli bir katkı sağlayacaktır; çünkü, ülkemizde temel
gıda maddesi olarak buğday ne kadar önemliyse, Avrupa ülkelerinde de patates o
kadar önemlidir.
Şu anda patates
üreticiliği açısından en önemli sorunlardan biri kabul edilen patates siğili
hastalığı nedeniyle, patates ekimi yapılan bazı bölgelerimizde 151 000 dekar
üretim alanı karantina altına alınmıştır. Tarım Bakanlığımız derhal gerekli
tedbirleri almış ve alternatif ürün desteğini devreye sokarak, mağdur
üreticilere destek ödemelerini başlatmıştır.
Karantina altına alınan
bölge ve üreticiler için aşağıdaki önerilerin dikkate alınmasıyla mağduriyetin
az da olsa giderileceği kanaatini taşıyoruz.
Bölgede toplu karantina
yerine, toprak örnekleri analizlerine dayalı olarak hastalık belirtileri
göstermeyen alanlarda kontrollü patates ekimine mutlaka izin verilmelidir.
Patates üretilen -ister
üretilsin, ister üretilmesin- veya üretilmeyen alanlarda zorunlu münavebe
sistemine geçilmelidir.
Mağdur üreticilerin
TEDAŞ, tarım kredi kooperatifleri, Ziraat Bankası ve tarım sigortasıyla ilgili
borçları için özel bir düzenleme yapılmalıdır. Hükümetimizin bu konuyla ilgili
geçtiğimiz günlerde yaptığı düzenlemeyle TEDAŞ enerji borçlarının
yapılandırılmasının ve yine, 2003 yılında Ziraat Bankası ve tarım kredi, ziraî
kredi borçları yapılandırılmakla beraber, özellikle karantina uygulanan
bölgelerde bu konuya özel bir statü tanınmasının, buradaki çiftçilerimize uygun
bir yöntem olacağı kanaatini taşımaktayım.
Karantina bölgesinde
karantina kaldırılmış olsa bile, tohumluk patates üretimine kesinlikle izin
verilmemelidir.
Bölge çiftçilerine
organik üretim metotları ve toprak iyileştirmeleri konularında teknik destek
sağlanmalı; hayvancılık, bölgede sektörel bazda mutlaka desteklenmelidir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
patates üreticilerimizin sorunlarının çözümüne yönelik birkaç genel öneriyi de
dikkatlerinize sunarak sözlerimi toparlamak istiyorum. Patates üretim
alanlarının ülke ve bölgeler düzeyinde planlanmasının, yetiştirme amacına göre,
erkenci üretim alanı, tohumluk üretim alanı, ana mevsim üretim alanı olarak
belirlenmesi son derece önemlidir. Yurtiçi ve yurtdışı pazar beklentileri
dikkate alınarak, üretimde yer alacak çeşitler belirlenmelidir.
Öncelikle, Komisyonumuzun
kuruluş aşamasından bugüne kadar bizden yakın ilgi ve desteğini esirgemeyen
önceki Tarım Bakanımız Prof. Dr. Sayın Sami Güçlü Beye, halen bu görevi yürüten
Değerli Bakanımız Sayın Mehdi Eker Beye de huzurlarınızda teşekkür etmek
istiyorum. Yine, komisyon çalışmalarımızda, birlikte mesai yaptığımız değerli
Komisyon üyesi arkadaşlarımıza, Komisyon görevlisi personelimize, teknik destek
veren bürokratlarımıza, Komisyona katkı yapan tüm özel kuruluşlara da teşekkür
etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
komisyon raporu üzerinde iki gündür yapılan müzakerelerdeki konuşmalarda,
özellikle, bazı değerli milletvekili arkadaşlarımızın, gerçekten, patatesle
ilgili, komisyon çalışlarımızla ilgili fevkalade güzel konulara değindiklerine
beraberce şahit olduk; ancak, biz, bir araştırma komisyonu olarak görev yaptık;
dolayısıyla, bizim çalışmalarımız, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, komisyon
çalışmaları ve bunun sonuçlarıyla ilgili konularla sınırlıdır. Dolayısıyla,
burada, tarımla ilgili dile getirilen konulara, zannediyorum, Sayın Tarım
Bakanımız cevap vereceklerdir; ancak, bu konuda…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Başkan,
süreniz doldu, 20 dakikayı çok geçtiniz; lütfen toparlayın.
(10/152, 216) ESAS
NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ERDOĞAN ÖZEGEN (Devamla) - Sayın
Başkanım, teşekkür ediyorum, toparlıyorum.
Şimdi, akşam da oluyor,
şöyle bir fıkra anımsatmak istiyorum. Köyde bir ağa var; köyde, onu kıskanan
biri var. Şimdi, her seferinde, ağayla ilgili bazı şeyler söylüyor. Bir gün,
ağa diyor ki: "Çağırın bakalım şunu huzura." Diyor ki: "Bak,
arkadaş, ben seni çok severim. Bizim ölüm yakın olur, ben şu vasiyetimi
yapayım. Öncelikle -başlıyor- filan yerdeki tarlayı, filan yerdeki
bahçeyi..." Hoşuna gidiyor, "konuş" diyor, konuşturan konuşturuyor.
Biraz sonra -vasiyette bulunuyor ya, hepsini ona bıraktı- verecek kısmını da
tavsiye etmeye başlıyor, "filana olan borcum sana, şu kadar şu borcum
sana" deyince "kapatın, ne diyor bu" diyor. Borç, alacağı
geçince öyle diyor.
Tabiî, tarım konusunda,
ülkemizin sorunlarının olduğunu, bu sorunların da yeni olmadığını biliyoruz.
Gönül ister ki, çıkan hatiplerimiz, bu konuda yapılanları da, ellerini, şöyle,
vicdanlarına koyarak, hakkı teslim etseler, zannediyorum, bu tür komisyon
çalışmaları, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmaları daha nezih bir ortamda
geçecektir diye düşünüyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekillerimiz; tekrar, Komisyonumuza, özellikle kurulma aşamasından bugüne
kadar destek veren Türkiye Büyük Millet Meclisimizin siz değerli üyelerine ve
katkı veren tüm diğer kuruluşlara, Komisyonumuz ve çilekeş patates
üreticilerimiz adına en derin şükranlarımı sunuyor, fedakâr patates
üreticilerimize hayırlı ve bereketli bir hasat dönemi temennisiyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Tarım ve
Köyişleri Bakanı Sayın Mehdi Eker söz istediler. Şimdi sözü ona vereceğim.
Sayın Bakandan sonra, İçtüzük hükümlerine göre son söz milletvekilinin olduğu
için, Mehmet Elkatmış bu imkândan yararlanacak, o da konuşacak.
Buyurun Sayın Bakanım.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 895 sıra
sayılı patates üreticilerinin sorunlarını araştırma komisyonu raporu üzerinde
Hükümet adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
patates, beslenmede tahıllardan sonra en fazla kullanılan üründür; gerek ucuz
olması gerekse birim alandan yüksek verim alınması, besin değerinin yüksek
olması, sindirim kolaylığı, kullanım alanının geniş olması ve her çeşit iklimde
yetişme imkânının bulunması sebebiyle, hemen hemen dünyadaki bütün ülkeler
tarafından üretilmektedir.
Türkiye'nin patates
üretim alanı 200 000 hektardır, üretim miktarı ise 5,5 milyon tondur. Ülkemiz,
üretim alanı bakımından dünyada 8 inci, üretim miktarı açısından 11 inci,
dekara verimi açısından, ortalama 2 650 kilogram verimiyle de 7 nci sırada yer
almaktadır. Patates üretimimizin yüzde 13'ü tohumluk, yüzde 16'sı aileiçi
tüketim, yüzde 3'ü hayvan beslenmesinde ve yüzde 68'i ise pazara arz edilmek
suretiyle tüketilmektedir. Türkiye'nin son on yılda en fazla ihraç ettiği
ürünler içerisinde patates ilk 10 ürün içerisinde yer alıyor. İhracat büyük
oranda Ortadoğu ülkelerine yapılmakta ve toplam patates ihracatımız 2004 yılında
137 000 ton olarak gerçekleşmiş, ekonomimize de 13,5 milyon dolar değer
kazandırmıştır. Ülkemizin genel ihracat değerleri göz önüne alındığında,
patateste üretim potansiyelinin tamamının kullanılmadığı görülebilmektedir.
Örneğin, Türkiye'yle benzer iklim özelliklerine sahip olan Mısır, Fas ve İtalya
gibi ülkeler, ürettikleri turfanda patatesi büyük oranda Avrupa Birliği
ülkelerine ihraç ederlerken, Türkiye, turfanda ve ana üründe pazarlama sorunu
yaşayabilmektedir.
Türkiye'nin patates
üretiminde kendine yeterli olması nedeniyle, ithalat yok denecek kadar azdır,
mevcut ithalat da, daha çok, Hollanda ve Almanya'dan anaç kademede tohumluk
olarak yapılmaktadır. 2004 yılında, 9 000 ton tohumluğa karşılık, 5,8 milyon
dolar döviz ödenmiştir.
Değerli arkadaşlar, ben,
değerlendirmemi yaparken, böyle, sorunları, çözümleri ve neler yaptığımızı,
satırbaşları itibariyle söyleyeceğim. Üretim ve ticarette -patatesin-
karşılaştığımız sorunlar, üretim maliyetlerinin yüksek olması, tarım
işletmelerinin küçük ve arazilerinin çok parçalı olması, ekim nöbetine
uyulmaması ve gübre, ilaç ve su gibi girdilerin aşırı miktarda kullanılması,
yüksek miktarda kullanılması, sanayi ihtiyacı yerine daha çok sofralık patates
üretiminin yapılması, arz-talep dengesine göre üretimin dizayn edilememesi,
gerçekleştirilememesi, üretici örgütlenmesinin yetersiz olması, üretim ve pazar
uyumunun tam olarak sağlanamaması, fiyatların istikrarlı olmaması, hastalık ve
zararlılarla mücadelenin etkin yapılamaması, sertifikalı tohumluk kullanımının
olması gerektiği düzeyde gerçekleşmemesidir.
Bu sorunların çözümü için
de, değerli arkadaşlarım, üretici birliklerinin kurulmaları -ki, biz, Hükümet
olarak yaptığımız ilklerden bir tanesidir, Üretici Birlikleri Yasasını çıkardık
ve buna dair birçok düzenleme ve destek mekanizması getirdik- ekim nöbetine
uyulması, pazar şansı yüksek ürünlerin tercih edilmesi, sertifikalı tohumluk
kullanılmasının artırılması, sanayie yönelik üretim yapılması, ürün çeşit ve
kalite konularında sözleşmeli üretime geçilmesi, ihracata yönelik çeşitlerin
tercih edilmesi, insan ve çevre sağlığına zarar verebilecek girdilerin
kullanımında muhakkak surette bir kısıtlama temin edilmesi, sağlanması; sanayi
artıklarının değerlendirilmesine yönelik ünitelerin oluşturulması; bunlara ilaveten,
uluslararası standartlara uygun ambalajlama, paketleme ve depolama imkânlarının
geliştirilmesi, üreticilerimiz ve ülkemiz açısından son derece önem
kazanmaktadır.
Değerli arkadaşlar,
Bakanlık olarak ne yapıyoruz; onu da kısaca arz etmek isterim. Bakanlığımız,
biraz önce belirttiğim sorunlar ve yapılması gerekenler arasında böyle bir
uyumun sağlanabilmesi, bu değişim şartlarının oluşturulabilmesi için acil yasal
düzenlemeler ve öncelikli politikaları belirlemiştir. Önümüzdeki dönemde
ekonomik, sosyal ve uluslararası gelişmeler boyutunu bir bütün olarak ele alan,
örgütlü, rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir bir sektörün, bir tarım sektörünün
oluşturulması hedeflenmektedir. Bu bağlamda, ülkemizde üretilen sertifikalı
tohumluk kullanan üreticilere, ilk defa, dekara 18 YTL ilave destek
verilmiştir. Bu miktar, tohumluk maliyetinin yüzde 15'ini karşılamaktadır. Bu,
17 ilimizde bu şekilde kullanılmakta; ancak, bizim tespitlerimize göre burada
başvuru sınırlı olmaktadır. Bu nedenle, biz -başvuruların, tabiî ki, ihtiyaçlarını
karşılayacağız; bunların parasını ödeyeceğiz, ödüyoruz- 2006 yılında da bu
tohumluk destek miktarını artıracağız; onu da huzurunuzda ifade etmek
istiyorum.
Yine, bu, patatesin
tohumluğu meselesi son derece önemli bir konudur. Biz, bu konunun önemine
binaen, Hükümet olarak, Bakanlık olarak ülkesel patates tohumluk üretiminin
geliştirilmesi projesini hazırladık, bu projeyi TÜBİTAK'a sunduk ve bu proje
TÜBİTAK tarafından kabul edildi. Üç yıl süreyle yapılacak bu projenin maliyeti,
bütçesi 1,6 trilyon TL'dir. Bu da,
bizim patates tohumluğunun geliştirilmesiyle ilgili olarak yaptığımız bir
çalışmadır.
Patates hastalıklarının
yoğun olduğu yerlerde alternatif ürün yetiştiriciliği teşvik edilmektedir.
Ayrıca, üreticilerimizin eğitim ve yayım hizmetlerine ağırlık verilmekte, çeşit
geliştirme ve teknoloji kullanımı yaygınlaştırılmaktadır.
Bildiğiniz gibi, sulamada
kullanılan -her ne kadar muhalefet sözcülerimiz bu konuları çok sık ve bazen de
rakamları farklı bir şekilde ifade etseler de, burada, bunları, tabiî, ifade
etmek gerekiyor- elektrik enerjisi maliyetlerinin düşürülmesi için de destek
verilmekte. Ayrıca, doğrudan gelir desteği gibi yaygın destekler patates
üreticilerine de uygulanmaktadır.
Geçmiş yıllarda olduğu
gibi, 1.4.2004-31.5.2004 tarihleri arasında patates ihracatını artırmak için
Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonundan patates ihracatçısına da ton başına 19
dolarlık bir ihracat iadesi uygulanmıştır. Patates siğili bulaşan alanlarda
patates üretimi çok olumsuz etkilenmektedir. Bu hastalıkla bulaşık olan
alanlarda patates üretiminin hangi şartlarda yapılması gerektiği bizim
tarafımızdan önemle üzerinde durulan bir konu ve buna dair de, biz, patates
siğiliyle mücadele hakkında bir tebliğle bunu yayınladık ve bunun uygulamasını
yapıyoruz.
Bu kapsamda,
Bakanlığımızca, Niğde, Nevşehir, Ordu ve Giresun İllerinde yaklaşık 21 000
dekar alanda hastalık tespit edildi. Bu alanlar, 6968 sayılı Ziraî Karantina ve
Ziraî Mücadele Kanunu gereğince karantinaya alındı, patates ile yumrulu
bitkilerin üretimi belirli bir süre için bu bölgede yasaklandı. Yasaklanan
alan, güvenlik bölgeleriyle birlikte, Nevşehir ve Niğde'de yaklaşık 15 000
hektardır. Üretimin yasaklandığı bu yerlerde sürdürülebilir tarım açısından
patates yerine yetiştirilecek üründen elde edilen gelir ile patatesten elde
edilen gelir arasındaki farkın üreticiye ödenmesiyle, hem çiftçi mağduriyeti
giderilmeye çalışılmakta hem de hastalığın yayılmasının önüne geçilmeye
çalışılmaktadır. Bu amaçla, hastalığın görüldüğü bölgelerde çiftçilere üç yıl
tazminat ödenmesi öngörülmüştür. Patates yerine yağlı tohumlu bitkileri eken
çiftçilerimize dekar başına 75 YTL, çok yıllık yem bitkisi ekenlere 200 YTL,
tek yıllık yem bitkisi ekenlere 60 YTL, buğday, arpa ve yemeklik dane
baklagilleri ekenlere 20 YTL, meyve bahçesi tesis edenlere 350 YTL ödeme
yapılmıştır. Buğdayla ilgili tebliğde bir değişiklik yapıldı, ben göreve
geldikten sonra, talep üzerine; onu da 40 YTL'ye çıkardığımızı burada belirtmek
istiyorum. Bununla ilgili olarak 15 trilyon TL kaynak aktarıldı. Bugüne kadar
bunun 6,5 trilyon TL'si çiftçilerimize ödendi, yıl sonuna kadar da 7,5 trilyon
TL ilave para ödenecektir; onu da ifade etmek istiyorum. Muhalefet sözcümüz,
işte, ödenmedi falan, ödeniyor, ödenmiyor falan dedi; ama, ödüyoruz, ödeyeceğiz,
yıl sonuna kadar tamamlanacak.
Değerli arkadaşlarım,
tarımla ilgili genel politikalar hakkında da kısaca bir bilgi arz etmek
istiyorum. Türk tarımının gelecekteki yapısını etkileyen önemli uluslararası
gelişmeler yaşandı, bildiğiniz gibi. Bunlar, Dünya Ticaret Örgütü Tarım
Anlaşmasının yürürlüğe girmesi ve Avrupa Birliği adaylık sürecinin
başlamasıdır. 1995 yılında yürürlüğe giren Dünya Ticaret Örgütü Tarım
Anlaşması, tarım ürünleri ticaretinin liberalleşmesi için birçok tedbiri
uygulamaya koymuştur. Gelecek beş yılda önümüzü görebilmek açısından, 2006-2010
yılları arasında uygulanmak üzere, Bakanlığımızca bir tarım strateji belgesi
hazırlanmış ve Yüksek Planlama Kurulu tarafından kabul edilmiştir. Bu belgede,
değişen ve gelişen beklentiler ışığında, önümüzdeki dönemde yürütülecek tarım
politikalarının temel doğrultuları belirlenmekte, uygulanacak destekleme
araçları tanımlanmakta ve bunların bütçe payları tespit edilmektedir. Yeni
tarım stratejisi, sektörde yatırım yapan çiftçiler, sanayiciler, kredi ve sigorta
kuruluşları ile kamu kuruluşları için bir rehber niteliğindedir. Bu
durum,yatırımların planlanması açısından
da kolaylık sağlayacaktır.
Değerli arkadaşlarım,
tarım strateji belgesiyle uygulayacağımız destekleme araçları konusunda da
sizlere kısaca bilgi arz etmek istiyorum. Bu araçlar, doğrudan gelir desteği
ödemeleri, fark ödemeleri; yani, çiftçinin piyasa fiyatı ile hedef fiyatı
arasında maruz kaldığı fiyat açığının ödenmesi kendisine, hayvancılık
destekleri, kırsal kalkınma destekleri, telafi edici ödemeler, ürün sigortası
prim destekleri, çevresel amaçlı destekler, ar-ge ve ihracat teşvikleri olarak
belirlenmiştir.
Değerli arkadaşlar,
muhalefet sözcüsü arkadaşlarım, tabiî, patates komisyonu raporu konuşması
esnasında tarımla ilgili çok değişik rakamlar verdiler, Hükümetin
desteklemelerinin yetersiz olduğunu söylediler ve birtakım rakamlar verdiler.
Tabiî, değerli arkadaşlarım, bu rakamların çoğu maalesef doğru değildir.
OECD ülkeleri içerisinde
destek oranının en az düzeyde Türkiye'de olduğu söylendi. Değerli arkadaşlarım
bu doğru değildir. OECD ülkeleri içerisinde gayri safî millî hâsılasının yüzde
4,4'ü tarımsal desteklere ayrılan ülke Türkiye'dir. Türkiye, OECD
hesaplamalarına göre, gayri safî millî hâsılasının, yani, 300 küsur milyar
doların üzerindeki bir rakamın yüzde 4,4'ünü tarımsal desteklere ayırmaktadır.
Bu, OECD'nin raporlarında yer almaktadır.
Bir karşılaştırma yapmak
bakımından, yüzde 4,4 ne demektir; bu konuda size bir örnek vermek istiyorum:
Avrupa Birliğinde gayri safî millî hâsılanın yüzde 1,5'i, ABD'de ise bu oran
gayri safî millî hâsılanın yüzde 1,7'sidir.
Şimdi, yine, üre
gübresinin fiyatından bahsetti bir arkadaşımız, 470 000 lira dedi. 470 000 lira
değil 400 000 liradır değerli arkadaşlarım. Ben, bunların, tabiî, tamamına -çünkü,
çok sayıda rakam söyledi- buradan hepsine tek tek cevap verecek imkâna sahip
değilim; ama, gerekirse, bu rakamların tek tek hepsini ben yazılı olarak sayın
vekilimize sunarım.
Ancak, şunu ifade
ediyorum: Her ülke, kendi imkânlarına göre desteklemelerini yapmaktadır.
Türkiye'nin tarımda çalışan nüfusunu Avrupa ülkeleriyle kıyas etmediğimiz
zaman, Türkiye'nin aldığı, Türkiye'deki çiftçilerimizin aldığı desteklerin
Avrupa'daki destekle mukayese edilmesi bize doğru fikir vermez, bizi doğru bir
yere götürmez. Fert başına millî geliri 25 000 dolar olan bir ülke ile fert
başına millî geliri 4 000 dolar olan bir ülkenin destekleme miktarını
karşılaştırmak hakkaniyete ne kadar uyar.
Avrupa Birliğinde 100
çalışan insanın 6'sı, bilemediniz 7'si tarımda çalışıyor. Bunun anlamı şudur
arkadaşlar: Bunun anlamı, evet, orada tarım destekleniyor; ama, bu tarımın
desteklenen kısmına 96 kişi veya 94 kişi bir para aktarıyor, biriktiriyor, bunu
6 kişiye veriyor demektir. Amerika'da bu 98 kişinin 2 kişiyi desteklediği manasına
geliyor; ama, bizim ülkemizde 60 kişi 40 kişiyi destekliyor arkadaşlarım.
Şimdi, biz, bu gerçekten
yola çıkarak, bunları da hesaba katarak, gelir durumumuzu, şartlarımızı
zorlayarak, çiftçimizi, üreticimizi kesinlikle devraldığımız noktadan çok daha
iyi bir noktaya getirdik; bunu iddia ediyoruz, rakamlar da bunu söylüyor,
istatistikler de söylüyor ve daha da ileriye götüreceğiz.
Şimdi, değerli bir
arkadaşım şunu söyledi: "Efendim, neoliberal politikalar, tarımı
Türkiye'de bitirdi, bitiriyor."
Değerli arkadaşlar, ben
size bir soru sormak istiyorum: Türkiye, geçen yıl 2,5 milyon ton hububat aldı;
bu sene, Türkiye'de, devletin Toprak Mahsulleri Ofisinin aldığı hububat miktarı
5 milyon ton ve dünyada, buğdayı örnek vereceğim, dünyada buğdayın tonu 90
dolar, 100 dolar; buğdayın tonunun bize maliyeti 290 dolar. Şimdi, bu,
neoliberal bir politika mıdır değerli arkadaşlar; ben, bunu, sizlerin takdirine
arz etmek istiyorum. Biz, bu sene, 5 milyon ton hububat aldık. Şunu da
söyleyeyim; iktidarımız döneminde, Hükümetimiz döneminde, Türkiye'de tarımsal
ürünlerin üretiminde sürekli bir artış meydana geldi. Eğer hakikaten tarım
çöktüyse, tarım çöküyorsa, bu üretim miktarı nasıl oluyor da artıyor?!
Eğer Türkiye'de 2-2,5
milyon ton mısır üretimi 4 000 000 tona çıkıyorsa; Türkiye, tarihinde ilk defa
mısır üretimi bakımından kendine yeterli hale geliyorsa; bu, Türkiye'de mısır
üretiminin arttığını, mısır tarımının, mısır üretiminin…
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Maliye Bakanı neden ithal ediyor mısırı?!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Değerli arkadaşım, buraya gelir konuşursun.
Nezakete davet ediyorum; yani, çok gürültü yapmayın, konuşmamın insicamı
bozulmasın. Biraz önce arkadaşlarınız konuştu.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Sen soruma cevap ver, neden ithal ettiniz?!
RECEP KORAL (İstanbul) -
Soru-cevap kısmına gelince sorarsın!
BAŞKAN - Yerinizden
konuşmayın lütfen…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Türkiye, tarihinde ilk defa
mısır üretimi bakımından kendi kendine yeterli hale gelmiştir, ithalat
yapmaktan kurtulmuştur. Türkiye, bizim AK Parti İktidarımız döneminde…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakan,
süreniz doldu, tolerans da gösterdik; tamamlayın lütfen.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Türkiye, bizden önceki
dönemlerde, 18-19 milyon ton buğday üretiyordu arkadaşlar; ama, bu 18-19 milyon
ton ürettiği buğdayın kaliteli olmaması sebebiyle, ayrıca Türkiye her yıl 1-1,5
milyon ton buğday ithal ediyordu, kaliteli buğday ithal ediyordu ve bu kaliteli
buğdayı paçal yapıp, un yapıp, yüzde 10 ithal buğdayı yüzde 90 yerli buğdayla
karıştırıp, paçal yapıp un olarak satıyordu.
Değerli arkadaşlarım,
bizim iktidarımız döneminde, Türkiye, buğday üretimini 21 000 000 tona
çıkarmıştır ve bu 21 000 000 tonun da tamamı kaliteli buğdaydır; kaliteli
buğday olması hasebiyle de, Türkiye, artık, kaliteli buğday ithal etmek
durumundan çıkmıştır. Türkiye, ithalatını, ihtiyacını kendi üretimiyle
karşılayacak duruma gelmiştir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Fiyat ne?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Fiyatı, bizim aldığımız fiyatı size söyleyeyim…
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
1 bardak çay 1 kilogram buğday…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Değerli kardeşim, o kadar bağırmanıza gerek yok,
ben size söylüyorum…
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Kulağınız duymuyor da, onun için!..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Müsaade edin… Müsaade edin, ben konuşuyorum…
Bakın, Toprak Mahsulleri
Ofisinin ortalama buğday alım fiyatı 330 000 liradır. Bu sene, hububat
üreticisine, ortalama 25 günde, 1,5 katrilyon lira para ödedik ve 330 000 lira
Ofisin ortalama alım fiyatıdır, artı 30 000 lira da prim veriyoruz; bu ediyor
360 000 lira. 360 000 lirayla, biz, 5 000 000 ton hububat aldık, 4 180 000 tonu
buğdaydır. Şimdi, eğer, vatandaşımız bize getirdiyse, vatandaşımızın buğdayını
ortalama olarak bu fiyattan aldık.
Değerli arkadaşlarım,
eğer, bir şahıs, kendi şahsî sebepleriyle, özel sebeplerle, gidip de bir
tüccara, bir şekilde, bir yere verdiyse, o, bizim yapabileceğimiz bir şey
değildir, bizim ona müdahale etme, insanların arasındaki serbest ticarete
müdahale etme imkânımız yok; ama, bizim kapılarımız ve silolarımız açıktır ve
biz, 4 200 000 tonu buğday olmak üzere,
5 000 000 ton hububat aldık bu sene.
Gübre ve mazot konusunda,
üreticilerimizin fiyat yüksekliğinden haklı olarak şikâyetleri vardır;
doğrudur; çünkü, biz iktidarı devraldığımızda hampetrolün varili 22 dolardı, 70
dolara çıktı. Biz iktidarı devraldığımızda üre gübresinin hammaddesi olan
amonyağın tonu 150 dolardı, 300 dolara çıktı; bunlar, uluslararası piyasanın
rakamlarıdır; ama, biz, hem gübre için hem mazot için destek verdik. 683
trilyon…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakan…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Son cümlemi söylüyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
sürenizi 5 dakika aştınız; lütfen, toparlayın.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Sorular soruldu, ben cevap veriyorum; aksi
takdirde, muhalefet temsilcileri haklı olarak diyorlar ki, sorularımıza cevap
vermiyorsunuz.
Şimdi, efendim, 683
trilyon liranın 410 trilyon lirası mazot desteği olarak 350 ilçemize ödendi,
kalanlarına da 14 Ekim günü ödenecek, mazot ve gübre parası; yarısı, geçen
ayın, eylülün ilk yarısında ödendi.
Dolayısıyla, biz bu
ihtiyaçların da farkındayız. İmkânlarımızı tabiî ki üreticilerimiz için
kullanıyoruz, kullanacağız, kullanmaya devam edeceğiz. Bu paraları hortumcuya
değil, üreticilerimize vereceğiz ve ben bu duygularla Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Mehmet
Elkatmış, İçtüzük hükümlerine göre son söz milletvekilinin hakkıdır gereği size
söz veriyoruz.
Nevşehir Milletvekili
Sayın Mehmet Elkatmış, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Şahıs adına konuşma
süreniz 10 dakika.
MEHMET ELKATMIŞ
(Nevşehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Bana bu imkânı verdiği
için, başta Sayın Başkanımız olmak üzere, Sayın Bakana teşekkür ediyorum.
Patates üreticilerinin
sorunlarının tespiti için kurulan komisyon, raporunu Genel Kurulumuza takdim
etmiştir. Gerçekten, güzel bir rapor hazırlanmıştır. Türkiye Büyük Millet
Meclisinde, kuruluşundan bugüne kadar birçok güzel rapor hazırlanmıştır; ama,
bir üzüntümü belirteyim ki, bu raporlar hep arşivlerde kalmıştır, ne kimse
okumuştur ne de onun gereği yerine getirilmiştir. İnşallah, bundan böyle, bu
raporlar dikkate alınır, en azından, gerek milletvekili arkadaşlarımız
tarafından gerekse ilgililer tarafından okunur ve o zaman faydalı olur; yoksa,
komisyonların kurulup raporların verilmesi meseleyi halletmiyor. Bu dileğimi
belirtmek istiyorum ve raporu hazırlayan arkadaşlarımıza da çok teşekkür ediyorum.
Yine, benden evvel
konuşan değerli arkadaşlarımız patatesin önemini, üreticilerin sorunlarını çok
açık bir şekilde dile getirdiler, Sayın Bakan da bunlara cevap verdi ve ilave
olarak birtakım ek bilgiler verdi. Tabiî, patatesin ne kadar önemli olduğu
böylelikle ortaya çıkıyor ve de bir gerçektir; çünkü, buğdaydan sonra, belki
buğdayla eşdeğerde olmak üzere, patates, gerçekten de en önemli bir gıda
maddesidir; sadece gıda maddesi de değil bir sanayi ürünüdür.
Ben, onbeş yıldır
milletvekiliyim. Onbeş yıldır da her dönemde, bu kürsüden defalarca ve
defalarca patates konusunu dile getirdim ve birçok bakan arkadaşlarımız da
cevaplar verdiler, ek bilgiler verdiler. Orada bir bakanımız geçen dönemde
ifade etmişti "patatesten üçyüz çeşit ürün elde ediliyor" dedi. Bu,
sadece yiyecek olarak değil, sanayi ürünü olarak da... Çok orijinal şeyler de
söylemişti; ama, maalesef, bu kadar geniş bir alana hitap eden patates, gıda
maddesi olarak, sanayi ürünü olarak, bugün perişan halde ve patates üreticileri
perişan halde ve bunların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının
bulunması için, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi, komisyon kuruyoruz. Tabiî,
bu, gerçekten de acı bir şey; patatesin gerektiği kadar değerlendirilmediğinin
bir göstergesidir.
Gerçekten de patates
üreticilerimizin çok büyük problemleri var, sıkıntıları var; yani, ekiminden
sökümüne kadar, depolanmasından pazarlanmasına kadar, tüketimine kadar birçok
problemleri var. Bu kadar önemli olan bir gıda maddesinin, bu kadar da çok
problemlerinin olması ve neredeyse patates üreticilerinin sıkıntı içerisinde
kalması… Hatta, birçok patates üreticisi vatandaşlarımızın, ben, şahsen, iflas
ettiğini, silindiğini biliyorum. Yani, o zaman şu oluyor; patates, talihsiz bir
gıda maddesi demek daha doğru olabilir. Bir kere, nedir bu problemler?
Bilinmeyen şeyler de değil bunlar tabiî, yıllardır konuşuluyor, hep devletin
bütün kademeleri bunu biliyor, üreticilerimiz bile, hepimiz biliyoruz. Problem
nedir; bir kere, patatesin girdileri çok pahalı değerli arkadaşlar. Girdiler
nedir; işte, tohum, elektrik, mazot, gübre ve ilaç. Şimdi, bunları teker teker
ele aldığımızda kısaca, tohumdan başlarsak, bir kere, tohumları ithal ediyoruz
biz; patatesi biz üretiyoruz, ama, tohumu ithal ediyoruz; bu, gerçekten de acı
bir şey. Tohumculuğun mutlak surette desteklenmesi lazım. Bu dönemde
tohumculukla ilgili bir kanun çıktı; inşallah, bu kanun faydalı olur ve
tohumculuk da gerekli desteği bulur, artık, biz, kendi tohumumuzu, ülkemiz
şartlarına uygun olan tohumu üretebilme imkânını buluruz.
Tohumu ithal ediyoruz.
Hem çok pahalı bu tohum; ama, bu tohum da uygun tohum değil. İşe yaramayan
tohumlar Türkiye'ye geliyor. Ben burada söylemek istemiyorum, bilenler
söylüyorlar; diyorlar ki, affedersiniz, Avrupa'da -birçok tohum çeşidi-
domuzlara yedirilen tohumlar Türkiye'ye maalesef ithal ediliyor. Burada
tohumların ismini de vermek istemiyorum. İyi tohumlar da var.
Ama, her şeye uygun tohum
var. Kızartmalık tohum ayrı, sanayilik tohum ayrı, yemeklik tohum ayrı,
kumpirlik ayrı; birçok çeşidi var patatesin; ama, uygun tohum ithal edilmiyor.
Orada ucuzdur diye geliyor, burada pahalı bir fiyatla tohumlar milletimize
ektiriliyor ve çoğu kere de, bunlar denetimden de uzak olduğu için hastalıklı
tohumlar ithal ediliyor. İşte, hastalık geldi… Kendiliğinden gelmedi bu
hastalık, bir yerlerden geldi.
Bir gün, hiç unutmam,
milletvekili olmadan evvel, 1970'li yıllarda, büroma, avukatlık yaparken tarım
il müdürümüz geldi, bir kibrit kutusunun içerisinde bir böcek getirdi "bu
böceği buldum" dedi; Mehmet Demir isminde. 1976'da filandı zannedersem...
"Bu böcek eğer bir yaygınlaşırsa, tarımı mahveder" dedi ve gerçekten
de öyle oldu. 5-10 sene sonra, bu böcek, öyle bir sardı ki… Çiftçi, bugün, en
büyük mücadeleyi bu böcekle yapıyor ve tabiî, çok pahalıya mal oluyor; ama,
Allah'a şükür önlendi. Ama, bu böcek bir yerden geldi bize.
Şimdi de, patates siğili
diye bir hastalık geldi; gerek Nevşehir'de, gerek Niğde'de ve gerekse Ordu
Aybastı'da bir karantina uygulanıyor; yasak kapsamına alındı.
Şunu demek istiyorum:
Tohumu biz üretmeliyiz, ucuza mal etmeliyiz veya vatandaşa bir kazık atılmamalı
tohumda ve tohumların da hastalıklı olup olmadığı iyi kontrol edilmeli; bunu
diliyorum.
Elektrik meselesi…
Gerçekten, elektrik çok pahalı ve Türkiye'de, patates ekilen bölgelerde,
özellikle Nevşehir, Niğde gibi bölgelerde, bu, daha da önem arz ediyor; çünkü,
bizim orada tek ürün alınıyor değerli arkadaşlar. Buralar yeraltı suyuyla sulanıyor.
Baraj falan yok. 200-300 metre yeraltından su temin ediliyor. O da, tabiî ki,
çok daha pahalı oluyor, patatesin maliyetini çok artırıyor.
Şu anda, Nevşehir'de,
tarımsal üretimde, elektrik borcu 120 trilyon liraydı, yani, patates
üreticisinin elektrik borcu. Bunun ödenmesi mümkün değil arkadaşlar, buna da
bir çözüm bulmamız lazım. Hiç değilse, bu yasaklanan bölgelerde, bir avantaj
getirmemiz gerekiyor ve vatandaşın, üreticinin, işte, bundan sonra elektrik
borcunu ödememesi gibi bir problemi olmaması için de, mutlak surette, kart
sistemine geçmemiz gerekiyor. Yoksa "nasıl olsa parayı ödemeyeceğim"
diyor vatandaş, dağa taşa patates ekiyor ve ondan sonra da… Tabiî, elektrik
parasını ödese, içeriye girecek "en iyisi, ne yapayım; elektrik parasını
ödemeyeyim" diyor. İşte, bu miktar, maliyetin yüzde 40'larına, yüzde
50'lerine kadar varıyor; o zaman, işte, el elde, baş başta bir durumla karşı
karşıya kalıyor. Onun için, elektrikte bir düzenleme yapıldı; ama, yetersiz.
Mutlak surette, bu borçları tahsil etmemiz lazım, yeni bir düzenleme yapmamız
lazım, doğru bir düzenleme yapmamız lazım. Yapılan düzenleme doğru değil ve hiç
değilse, bu yasak kapsamında olan yerlere bir avantaj tanınması gerektiğine
inanıyorum.
Sanayii yok dedim.
Bakınız, değerli arkadaşlar, bu kadar önemli olan gıda maddesi, sanayi için de
bu kadar önemli; cips fabrikalarını hariç tutarsak, patatesin Türkiye'de tek
bir tane sanayii var, o da, patates unu fabrikası. Bu fabrika Nevşehir'de
1970'li yılların başında kurulmuştu, o da özelleştirildi; ama, çalışmıyor. Niye
çalışmıyor; patates unu yapıyor; sanayi tipi tohum olmadığı için çok pahalıya
mal oluyor patates unu. Kullanım yeri de yok. Türk Standartları Enstitüsü bir
standart da geliştirmiş değil. Katma Değer Vergisi buğday ununda yüzde 1 iken,
patates ununun Katma Değer Vergisi yüzde 18. Bunun için büyük mücadeleler de
verdik; ama, bir türlü fayda sağlayamadık; ama, şu arada bir şey olduysa onu da
bilmiyorum, onu da hemen söyleyeyim.
Ben Nevşehir için ifade
ediyorum; patates üreticilerine, Nevşehir'de, devletin hiçbir yatırımı olmadı
şimdiye kadar. Niçin olmadı; vatandaş kendi suyunu kendi getirdi, kuyu vurdu,
200 metre, 300 metre… Elektriğini kendisi getirdi, devletin tek kuruş katkısı
yok. Tabiî, tabanfiyatı da yok; alıcısı devlet olmadığı için, fabrikası
olmadığı için bir tabanfiyat uygulaması da yok. Teşvik falan da yok zaten,
arkadaşlarımız ifade ettiler. O zaman, yalnız kendi kaderiyle baş başa kaldı,
ondan sonra da, birtakım sıkıntılar doğdu.
Tabiî, zaman çok az
olduğu için. Sayın Başkan…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Elkatmış,
süre doldu; bir katkıda bulunun, toparlayın lütfen.
MEHMET ELKATMIŞ (Devamla)
- Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, suiistimal etmeyeceğim toleransınızı.
Şimdi, patates yasaklandı,
işte, biraz önce ifade ettiğim bölgelerde. Gerçekten, burada çok büyük
sıkıntılar var arkadaşlarım. Sayın Hükümetimiz, Sayın Bakanlarımız, gerçekten,
bu konuda çok özveri gösterdiler. 15 trilyon liralık bir kaynak aktarıldı.
Bunun da, Sayın Bakanımızın ifade ettiği gibi 5,5 trilyon lirası kullanıldı;
ama, bu yeterli değil. Burada, tabiî, biraz da, zamanında olmadı bu destek;
çünkü, vatandaş, ürününü ekti, buğday ekti, başka şeyler ekti. Ne zaman ekti;
işte, bu mevsimlerde ekti. Peki, teşvik, destek ne zaman açıklandı; zannedersem
mart ayının 9'unda. Şimdi, iş işten geçti. Parayı ne zaman aldı; ağustos ayının
sonlarına doğru aldı.
Bu, yanlış arkadaşlar.
Bu, zamanında verilmeli, açıklanmalı. Vatandaş, üretici ona göre hesabını
kitabını yapmalı, ne ekeceğine karar vermeli, onu ekmeli ve parasını da
zamanında almalı.
Tabiî, yasaklamak kolay;
ama, vatandaş ne yapacak; bir şeyler ekecek. Bu destek miktarının artırılması
gerekiyor; yasağın katıksız uygulanması için desteğin artırılması gerekiyor;
bir.
İki: Alternatif ürünlerin
iyi tespit edilmesi lazım. Toprak tahlillerinin yapılması lazım. Vatandaşa
deniliyor ki: "Toprak tahlilini yaptır, gel." O da, tabiî, büyük bir
paraya matuf. O zaman, devletin, burada, gerekli toprak tahlil laboratuvarlarını
kurması lazım, bedava, parasız yapması lazım veya daha cüzî bir parayla yapması
lazım. Bu konuda ziraat odalarımızın da desteği hazır, onlar da katkıda
bulunacaklarını ifade ediyorlar. Bizim bölgemizde, mutlak surette, toprak
tahlili yapılacak bu laboratuvarın kurulması gerekiyor, bu hastalıkla ciddî bir
mücadele edilebilmesi ve desteklerin kullanılabilmesi için.
Tabiî, üretimde
vatandaşın başka yönlere kaydırılması gerekiyor. O da nedir; hayvancılığın,
mutlak surette, bizim bölgemizde desteklenmesi gerekiyor. Buna çok önem
veriyoruz değerli arkadaşlar. Yoksa, bu yasaklamanın pek bir değeri olmayacak;
devlet ile vatandaş karşı karşıya kalacak, sıkıntılar doğacak, biz de büyük
sıkıntı içerisinde olacağız. O bakımdan, ben, bu konuda biraz daha fazla destek
istiyorum, talep ediyorum. Ayrıca, bunun, zamanında olmasını talep ediyorum.
Patates sanayiinin de
teşvik edilmesi lazım. Sanayi olmadan ne yapacak; içtüketimde bu gitmiyor,
ihracat da çok zorlaştı; çünkü, artık her yerde ekiliyor. İhracatta teşvik
primi verildiğinde, o da çok sonraları açıklanıyor. Mesela, evvelki yılda nisan
ayında açıklandı. Zaten, o tarihlerde patates kalmıyor ki. İhraç edilme imkânı
da yok o tarihlerde. O zaman, pratik olarak bunun bir manası da yok. O zaman,
açıklanmaması daha iyi olur diye düşünüyorum.
Şimdi, tabiî,
Pakistan'da, Hindistan'da, Keşmir'de bir deprem oldu. Bizde de patates bol.
Buralara hiç değilse bu patatesleri biz gönderirsek yardım olarak, devlet böyle
bir çalışma içerisinde olursa, hem onlara büyük ikram olur, bu önemli gıda
maddesini elde etmiş olurlar hem de üreticimizin yüzü biraz daha güler ve
artık burada bir sıkıntı olmaz.
Tabiî, patatesin
meselelerini konuşmakla bitmez.
Bir şey daha ifade etmek
istiyorum değerli arkadaşlar; o da bizim bölgemize has olduğu için yine
patatesle ilgili. Bakınız, dünyada en büyük yeraltı depoları Nevşehir'dedir.
Türkiye'nin bütün narenciyesi bizim orada kalır, bütün patatesler, 1 000 000
tonun üzerindeki patates bizim orada depolanır, bütün cips fabrikaları da bizim
orada depolar patateslerini, tohumluklar bizim orada depolanır; ama,
depocuların ne yapacağını kimse… Depo Kanunu çıktı, teşekkür ediyorum; ama,
problemi çözmedi arkadaşlar. Bir depoya ruhsat almak için depo sahipleri beş
yıl uğraşıyorlar, yine ruhsat alamıyorlar. Ruhsat alırken de diyorlar ki, bunun
bir standardı yok, bu betonarme bina mı, başka bina mı, çok yüksek… Tam şeyi
belli olmadığı için, bunun, Bakanlıkça; yani, Bayındırlık Bakanlığınca,
betonarmeden mi alacak, hangi emsal şeyden inşaat maliyetinden alacak… En şey diyorlar,
beton üzerinden alıyorlar. O zaman da 500-600 milyar sadece prim ödemek zorunda
kalıyor.
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
MEHMET ELKATMIŞ (Devamla)
- Bu ne demek; olmasın demek. Tabiî, bunlara bir çözüm bulunması gerekir; ama,
bu bizim için, bizim bölgemiz için çok önemli. Bu konularda hükümetin duyarlı
olduğunu biliyorum; çünkü, Sayın Bakanımıza konuyu ilettik, geçenlerde toplantı
yapıldı ve bir komisyon da kuruldu Bakanlık bünyesinde, acil tedbirlerin
alınması için. Sayın Bakanımıza da hassaten teşekkür ediyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Elkatmış
pratik bir öneride bulundu; ama, tarihî yanı da var. 19 uncu Yüzyılın
sonlarında patatesin temel gıda olduğu İrlanda'da büyük bir kıtlık oluyor ve o
zamanki devletimiz onlara patates yardımında bulunuyor; hâlâ İrlanda'da bu
konuşuluyor. Dost ve kardeş Pakistan'a, Hindistan'a da böyle üretim fazlası
olan gıda ürünlerini özellikle göndermekte büyük yarar var. O da ciddî yarar
sağlayacak bir öneri olarak sizin konuşmanızda dikkatimi çekti. Teşekkür
ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Bakan, ayrıca, yerinden bir katkıda bulunmak istiyor, konuşmak istiyor.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Evet.
BAŞKAN - Sayın Bakana söz
veriyoruz.
Buyurun Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Ben Sayın Elkatmış'ın
konuşması içerisinde yer alan bir hususla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.
Sayın Elkatmış, tabiî, hangi dönemi ve hangi çeşidi kastederek söyledi,
bilmiyorum; ama, ithal edilen patates çeşitlerinin çok kalitesiz olduğu, hatta,
işte, bunun, Avrupa'da, hayvanlara, domuzlara yem olarak yedirilen çeşitler
olduğu hususunda bir cümle sarf etti. Ben, bir yanlış anlaşılma olmaması bakımından
açıklama ihtiyacı hissediyorum. Tabiî, daha önceki dönemlerde hangi çeşitlerin
ithal edildiği hususu kayıtlarda, arşivlerde var; ama, AK Parti Hükümeti
döneminde ithal edilen çeşitler, anaç kademede ithal edilen çeşitler, Avrupa
Birliğinin gerek sofralık gerekse sanayilik olarak tükettikleri çeşitlerin
aynısıdır. Buna son derece titizlikle önem verilmektedir. Belli başlı çeşitler
de, agria, granola, marfona, burbank, hermes ve marabel çeşitleridir. Bunlar
Avrupa Birliği ülkelerinde tüketilen kaliteli çeşitlerdir. Biz de bunların
ithalatına müsaade ediyoruz; bunlar, bu çeşitler ithal edilmektedir.
Bir yanlış anlaşılma
olmaması bakımından, ben, bunu Yüce Meclisin bilgisine sunmak istedim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, patates yetiştiriciliğinin ve patates üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş
bulunan (10/152, 216) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun raporu
üzerindeki genel görüşmeler tamamlanmıştır.
Gündemin "Sözlü
Sorular" kısmına geçiyoruz.
Sayın milletvekilleri,
yalnız, bu arada bir açıklama yapmak gerekiyor. Çevre ve Orman Bakanı Sayın
Osman Pepe, Başkanlığımıza verdiği dilekçede, gündemin "Sözlü
Sorular" kısmında bulunan 22 soruya birlikte cevap vermek istediğini
belirtmiştir; ancak, çalışma süremizin 17.00'de, yani saat 5'te -biraz sonra-
bitecek olması nedeniyle bu kısmın 1, 15, 16, 18, 28 ve 53 üncü sıralarındaki 6
soruyu vaktin elverdiği ölçüde okutacağım.
VI.- SORULAR VE CEVAPLAR
A) SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İzmir Milletvekili Vezir Akdemir'in, orman yangınlarını
ve erozyonu önleme çalışmalarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru
önergesi (6/774) ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin cevabı
2.- Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, baz
istasyonlarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/828) ve
Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin cevabı
3.- Muğla Milletvekili Ali Arslan'ın, enerji nakil hatlarından
kaynaklanan orman yangınlarına ve tarımsal alanlardaki yangınlara müdahaleye
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/829) ve Çevre ve Orman
Bakanı Osman Pepe’nin cevabı
4.- Mersin Milletvekili Hüseyin Güler'in, Kamu İhale Kanunu
kapsamına alınmayan orman köylerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü
soru önergesi (6/846) ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin cevabı
5.- Balıkesir Milletvekili Ali Kemal Deveciler'in,
Balıkesir-Balya'da bulunan maden bölgesindeki atıkların çevre sağlığına
etkilerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/873) ve
Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin cevabı
6.- Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel'in, Balıkesir Orman
Bölge Müdürlüğüne gönderilen yangınla mücadele ödeneğine ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından sözlü soru önergesi (6/947) ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin
cevabı
BAŞKAN - Soruları
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Çevre ve Orman Bakanı Sayın Osman Pepe tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını
arz ederim.
Vezir
Akdemir
İzmir
Son yıllardaki büyük
orman yangınları ülkemizi tahrip ettiği gibi doğanın dengesi de bozulmaktadır.
1- Ülkemizde ormanların
ve meraların tahribi, yanlış arazi kullanımı, herhangi bir toprak koruma önlemi
alınmadan yamaç arazilerde yapılmakta olan işlemeli tarım yağış rejiminin
düzensizliği, ev arazi eğiminin fazlalığı gibi coğrafik faktörler nedeniyle
büyük boyutlara ulaşan erozyon için ne tür tedbir alınmıştır?
2- Dünyada olduğu gibi
ülkemizde de ormanlara zarar veren nedenlerin başında orman yangınları
gelmektedir. Son üç yılda 6 000 hektar orman yandığı tespit edilmiştir. Bu
yangınların önlenmesi için ne tür önlem alınmıştır?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Çevre
ve Orman Bakanı Sayın Osman Pepe tarafından olarak sözlü olarak
cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 30.10.2003
Musa
Uzunkaya
Samsun
Soru 1: Türkiye'de halen
kurulu baz istasyonlarının sayısı ne kadardır?
Soru 2: Bu istasyonların
çevre kirliliği ve insan sağlığını etkilemeyecek bir tarzda kurulup kurulmadığı
tetkik edilmiş ve yasal izinler alınmış mıdır?
Soru 3: Cami
minarelerinde kurulan baz istasyonlarının kiraları, çevre kirliliğinin muhatabı
ve cami giderlerinin karşılayıcısı olan dernekleri değilse, kimlerdir ve
paralar nerelerde kullanılmaktadır?
Soru 4: Muhtelif GSM
kuruluşları aynı mekândaki birbirlerinin baz istasyonlarından yararlanmak
suretiyle hem ekonomiye katkı hem de kirlilik açısından önlem almış olmazlar
mı?
Soru 5: Böyle bir
uygulamanın yasal dayanağı yoksa, çevre kirliliği açısından önlem almayı
düşünüyor musunuz?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıda yer alan konunun
Çevre ve Orman Bakanı Sayın Osman Pepe tarafından sözlü olarak yanıtlanması
için gereğini arz ederim.
Ali
Arslan
Muğla
Ziraat alanlarının
yakılması sırasında sıçrayan ateş ve enerji hatları yangın çıkmasına,
ormanların yanmasına neden olmaktadır. Adı geçen yangın etkenleri gerekli
önlemler alınmadığı için trilyonlarca zarara ve orman alanlarının kül olup
gitmesine neden olmaktadır.
1- TEDAŞ'ın enerji nakil
hatlarının altında gerekli temizliği zamanında yapması, enerji hatlarının
yenilenmesi veya ormanlık alanlarda enerji hatlarının yer altından çekilmesiyle
ilgili herhangi bir girişiminiz var mı?
2- Orman işletme
müdürlüklerinin ziraat alanlarında çıkan yangınlara müdahalelerini, giderleri
arasında gösterebilmeleri için gerekli yasal değişiklikleri yapmayı düşünüyor
musunuz?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Çevre ve Orman Bakanı Sayın Osman Pepe tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.12.11.2003
Hüseyin
Güler
Mersin
Soru 1: Orman
Bakanlığının, orman köylülerine yönelik 4734 sayılı İhale Kanunuyla ilgili
Mersin Silifke İlçesi içerisinde yer alan Sayağzı Mahallesi kırsal alanda
olması ve geçimini orman ürünlerinden sağlamasına rağmen, neden orman köylüleri
kapsamına alınmamıştır?
Soru 2: Bakanlığınızın,
aynı durumda olan köy ve mahallelerin mağduriyetini gidermek için herhangi bir
çalışması var mı?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
aracılığınızla Çevre ve Orman Bakanı Sayın Osman Pepe tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Ali
Kemal Deveciler
Balıkesir
1- Balıkesir Balya'da
bulunan maden bölgesi Fransızlar tarafından 70 yıl işletildikten sonra geride 4
000 000 ton zehirli atık bırakıldıktan sonra kapatılmıştır. İçme sularına ve
insanlara büyük tehlike içeren zehirli maden atıkları için bir önlem almayı
düşünüyor musunuz?
2- Bölgede görülen sakat
doğumlar, kansızlık ve hayvan ölümleri için ne düşünüyorsunuz?
3- Bölgedeki maden
atıkları için rehabilite çalışması başlatılmış mıdır?
4- Bölgede kimyasal
kirlilik düzeyinin tespiti için bir çalışma yapılmış mıdır?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Çevre ve Orman Bakanı Sayın Osman Pepe tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını
arz ederim. 11.02.2004
Sedat
Pekel
Balıkesir
Balıkesir, yangına 1 inci
derece hassas bölge olmasına rağmen, Bakanlığınız tarafından Balıkesir Orman
Bölge Müdürlüğüne yangınla mücadele için 2963 adam/ay ödeneği
gönderilmekteyken, 2004 yılı için bu ödeneğin yüzde 6 azaltılarak 2794 adam/ay
olacağı belirtilmiştir. Zaten yetersiz olan ödeneğin azaltılması yangın işçilerimizi
mağdur edecektir. Ayrıca, 120 günün altında çalışmak zorunda kalan işçilerimiz
sosyal güvenceden yoksun kalmaktadırlar. Buna göre;
1- 1 inci derecede
yangına hassas bölge olan Balıkesir için neden böyle bir uygulama kararı
alınmıştır?
2- Yangına hassas bir
bölge olan Balıkesir'de yangınla mücadele mevsimi olan haziran-ekim ayları
arasında nasıl bir mücadele yapmayı planlıyorsunuz?
3- Yangınla mücadele eden
işçilerimizin mağduriyetini önlemek için nasıl bir çalışma yapmayı
planlıyorsunuz?
4- İşçilerimizin sosyal
güvenceden yoksun kalmaması için nasıl bir uygulama yapmayı planlıyorsunuz?
BAŞKAN- Soruları
yanıtlayacak Sayın Bakan, buyurun.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlü soruları
cevaplamak için söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 1
inci sıradaki, orman yangınları ve erozyonla alakalı soruyu cevaplıyorum.
Ülkemiz arazisinin önemli
bir kısmının erozyona tabi olduğu, meyilli araziler münasebetiyle çok ciddî bir
erozyon tehlikesinin ülkemizin yüzde 95'inde söz konusu olduğu hepimizin
malumatıdır. Bu konuyla alakalı, elbette ki, Devlet Su İşleri, Tarım Bakanlığı
ve Bayındırlık Bakanlığı gibi benzer kurum ve kuruluşlarla paralel
çalışmalarımızı sürdürüyoruz; ancak, erozyonun en garantili çaresi orman
çalışmasıdır; çünkü, ülkemizde şu anda yüzde 27 gözüken orman varlığının,
aslında, yüzde 50'si verimsiz ormanlardan müteşekkil olduğu için, bu orman
alanları içerisinde de belli miktarda bir erozyon söz konusudur.
Elbette ki, orman
yangınlarıyla alakalı olarak burada sizinle birkaç hususu paylaşmak istiyorum;
çünkü, burada orman yangınlarından da bize bir soru gönderilmiş.
Ülkemizin 1993 ile 2002
yılları arasındaki on yılın ortalaması orman yangınlarında yaklaşık olarak yıllık
14 500 hektar ormanı yangında kaybetmişiz. Yani, bizden önceki on yılın
ortalaması 14 500 hektar. Biz, bu rakamı 2003 yılında 6 500 hektara, 2004
yılında 4 800 hektara, 2005 yılında -bugünkü tarih itibariyle söylüyorum- bu
rakamı 2 700 hektara indirdik.
Türkiye'yle aynı iklim
şartlarına sahip olan, aynı havzada olan Portekiz'in, Türkiye'nin beşte 1'i
kadar ormanı varken, Portekiz'in yangınlardan dolayı bu yılki orman kaybı 150
000 hektardır. Bizim kadar ormanı olan İspanya'nın orman kaybı 90 000 hektardır.
Türkiye'nin ise, onlardan ne kadar daha üstün bir mücadele ortaya koyduğunu ve
ne büyük bir başarıya imza attığını, 2 700 hektar -orman yangınlarında
kaybedilen- rakamı bize göstermektedir. Temenni ederiz ki, elbette ki, orman
yangınlarında 1 metrekare bile kaybetmeyelim; ama, bizim orman yangınlarındaki
bu üstün başarımızın sadece araç gereç ve donanımla izah edilmesi de mümkün
değildir; tamamen yönetim açısından ortaya konulan farklı bir anlayışın
neticesi olarak bu başarı gerçekleşmiştir. Çünkü, biz elimizdeki aracı gereci
ve donanımı tamamen yeni bir konsepte göre kullandığımızdan böyle bir başarıya
da imza attık.
Bizim, orman
yangınlarıyla mücadelede elimizde 22 tane helikopter, Türk Hava Kuvvetlerinden
6 tane C-130 tipi uçak, yine Türk Hava Kurumundan 1 filo uçak olmak üzere hava
unsurlarının yanında, karadan, her türlü iş makinesi, dozer, arazöz gibi
imkânlarla da bu mücadeleyi bugüne kadar başarılı bir şekilde arkadaşlarımızla
birlikte sürdürdük.
İkinci sıradaki soru
Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın sorusu. Bu sorunun 1, 3 ve 4 üncü
bölümündeki sorular bizim Bakanlığımızın görev alanı içerisinde değildir. Baz
istasyonlarıyla ilgili iş ve işlemler Telekomünikasyon Kurumu tarafından
yürütülmektedir. Bu istasyonlarda bizim elbette ki çevreyi kirleten unsurlarla
alakalı birtakım izlemelerimiz söz konusudur. Kurum olarak Telekomünikasyon
Kurumu tarafından hazırlanan ve baz istasyonlarını da kapsayan 10 kiloherzlik
ile 60 cigaherz frekans bandında çalışan sabit telekomünikasyon cihazlarından kaynaklanan
elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerinin belirlenmesi, ölçüm yöntemleri
ve denetlenmesi hakkında yönetmelik 12 Temmuz 2001 tarihli Resmî Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelikte baz istasyonları ile
elektromanyetik alan şiddeti limit değerleri, uluslararası kriterler esas
alınarak belirlenmiştir. Buna ek olarak, söz konusu yönetmelikle, her cihaz
için ayrıca sınırlama da getirilmiştir; limit değerlerin aşılmamasına yönelik
güvenlik mesafeleri belirlenmiştir.
Diğer taraftan,
Telekomünikasyon Kurumu, yer seçimiyle ilgili olarak mahallî çevre kurullarının
görüşünü aldıktan sonra, çeşitli firmalar için güvenlik sertifikası
düzenlemekte ve geçici onay vermektedir. Kurumun denetimi neticesinde
yönetmelik hükümlerine uygun olduğu belirlenen 10 kiloherzden 60 cigaherz
frekans bandında çalışan sabit cihazların güvenlik sertifikaları için kesin
onay verilmektedir. Baz istasyonlarının yönetmelikte belirtilen sınır değerlere
uygun olup olmadığına dair ölçümler, yine, aynı kurum tarafından yapılmaktadır.
Bu sorunun beşinci
bölümünde ise, ortamın toplam elektrik alan şiddeti, limit değerlerin aşılması
halinde, herhangi bir süre verilmeden, limit aşımına neden olan sabit
telekomünikasyon cihazının, baz istasyonunun faaliyeti durdurulmaktadır.
Ayrıca, temel eğitim,
okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim okullarını bahçe sınırları içerisinde
sabit cihazların kurulmasına izin verilmemektedir.
Konunun sağlık
açısından etkilerine yönelik
çalışmalar, Sağlık Bakanlığı tarafından, 29.5.2000 tarih ve 7384 sayılı
İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyon Elektromanyetik Kirlilik Konulu Genelge
kapsamında yürütülmektedir.
Sayın
Milletvekilleri, üçüncü sıradaki soru
sahibi Ali Arslan'ın sorusunu cevaplıyorum: Enerji nakil hatlarının orman
yangınlarında sebep teşkil ettiği hepimizin malumudur. Orman yangınlarının
sebebi olan TEDAŞ'ın enerji nakil hatları, ülkemizde son yirmi yıldır enerji
nakil hatlarına herhangi bir yatırım yapılmadığı için hatlar fevkalade eskimiş
ve bakıma muhtaç hale gelmiştir.
Orman içerisinden geçen,
yangına sebebiyet veren enerji nakil hatları, Enerji Bakanlığımızın, enerji
nakil hatlarını yer altına almayla alakalı yapmış olduğu çalışma, Hükümetimizin
de üzerinde fevkalade durmuş olduğu bir husustur. Kayıp ve kaçakların önüne geçmek,
aynı zamanda orman yangınlarının önüne geçmek açısından yer altına alınan
enerji nakil hatları, önümüzdeki süreçte bizim işimizi fevkalade
kolaylaştıracaktır.
Ancak, TEDAŞ'la biz
yapmış olduğumuz protokollerle, TEDAŞ'ın sebebiyet vermiş olduğu orman yangınlarının
tazmini onlar tarafından yapılmaktadır. Her ne kadar tazmin edilse bile,
elbette ki, yanan verimli ormanları yeni dikilen ormanlarla ikame etmek söz
konusu olamaz. Yalnız, bu konuda bizim yapmış olduğumuz çalışmalar, süratli bir
şekilde enerji hatlarının, bilhassa orman içerisinden geçen enerji hatlarının
öncelikli olarak elden geçirilmesine yönelik çalışmalar son sürat devam
etmektedir.
Yine, ziraat alanlarında
çıkan yangınlarla alakalı, bilhassa, zeytinliklerle ve ekili alanlarla alakalı
çıkan yangınlarla alakalı, Bakanlığımız elindeki araçlarla, gereçlerle,
uçaklarla gerekli müdahaleyi yapmaktadır.
Yalnız, burada şöyle bir
şey var: Bizim aslî görevimiz, ülkemizdeki ormanlarda meydana gelen yangınları
söndürmektir. Zeytinliklerdeki köylünün anızını yakarken… Anız yakmak yasak;
ama, yasak olmasına rağmen hiç kimse dikkat etmiyor, buna uymuyor, anızı
yakıyor. Bağında, bostanında bakım yaparken, ülkemizin en verimli ormanları
yanıyor, ormanlar yanarken evleri yanıyor köylülerin, ormanlar yanarken
zeytinlikler de yanıyor. Bunların hiçbirisine "bizim işimiz değildir,
tarım alanıdır; biz, sadece orman yangınlarından sorumluyuz, ormanda yangın
varsa bakarız, diğerlerine bakmayız" demiyoruz; zeytinliklere de, tarım
arazilerine de, ülkemizin neresinde herhangi bir yangın ihbarı tarafımıza
intikal ediyorsa, zaman geçirmeden müdahale ediyoruz. Biraz önce verdiğim
rakamlar da, bizim, bu konudaki başarılarımızı ve gayretimizi ortaya
koymaktadır.
4 üncü sırada, Mersin
Milletvekili Sayın Hüseyin Güler'in sorusu vardır; bu soruya da şu şekilde
cevap veriyorum: Konu edilen Mersin İli Silifke İlçesi Sayağzı Mahallesi köy
niteliğinde olmayıp, ilçe merkezinde bulunan bir mahalledir. 4761 sayılı
Kanunla 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun "İstisnalar" başlıklı 3/a
maddesinde değişiklik yapılarak, 6831 sayılı Orman Kanunu gereğince, orman
köyleri kalkındırma kooperatifleri ve köylerden yapılacak hizmet alımları,
istisna kapsamına alınmıştır. Bu, tamamen, bizim Bakanlığımızın, 4734 sayılı
Kamu İhale Kanununda orman köylüleri lehinde yapmış olduğu bir düzenlemedir.
Orman köylüsünün normal müteahhit statüsünde görülemeyeceğini, orman köylüsünün
ülkemizin kaçınılmaz bir gerçeği olduğunu, ülkemizde 20 000 kadar orman köyü
olduğunu ve bu orman köylerinde 7-8 milyon orman köylüsünün yaşadığını, 7-8
milyon orman köylüsünün millî gelirden ülke ortalamasının çok altında bir pay
aldığını, bu insanlara yapılacak olan desteğin ve katkının sosyal devlet
olmanın gereği olduğunu… Sosyal devlet, kırsal kalkınmaya öncelik vermek gibi anlayışların
Hükümetimizin politikalarının öncelikli sırasında yer almasından dolayı, orman
köylüleri lehinde böyle bir düzenleme yaptık, şu anda böyle bir şey söz konusu
değildir.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
biraz ara verebilirseniz konuşmanıza, bir açıklama yapmam gerekiyor, bir işlem
de yapmak durumundayız.
Değerli milletvekilleri,
çalışma süremiz dolmak üzeredir. Sayın Bakanın cevaplandırmakta olduğu
soruların işlemi tamamlanıncaya kadar çalışma süresinin uzatılmasını oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Buyurun Sayın Bakanım,
devam edin.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Devamla) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sorularım çok uzun
olmayacak, sabrınızı fazla zorlamayacağım.
Beşinci sıradaki,
Balıkesir Milletvekili Ali Kemal Deveciler'in sorusunu cevaplıyorum: Balıkesir
Balya'da bulunan maden sahasında geçen, Kadıköy ve Güngörmez Çayları birleşerek
"Maden Deresi" adını, sonraki katılımlarla da "Kocaçay"
adını almakta ve Manyas Gölüne dökülmektedir. Manyas Gölü, söz konusu kurşun
madeni sahasından, kuş uçuşu, 70 kilometre mesafededir. Bölgede yoğun
madencilik faaliyetleri bulunmakta olup, su kaynaklarında oluşabilecek
kirliliğin bir kısmının diğer maden sahalarından kaynaklanabileceği gözardı
edilmemelidir. Söz konusu maden sahasındaki pasa niteliğindeki malzemelerden
kaynaklanan kirliliğin ortadan kaldırılması ve çevrenin korunması amacıyla,
Bakanlığımız birimlerince, mahallinde inceleme ve değerlendirme çalışmaları
yapılmıştır. Pasa içerisinde sülfürlü minerallerin oranının yüksek olması
sebebiyle, işletmecinin, ekonomik ve bir araç olabileceği görülmektedir. Bu
nedenle, atıkların içerisindeki bu ekonomik metallerin flatasyon işlemine tabi
tutularak alınması ve bu işlem sonucunda arta kalan pasa ve malzemenin düzenli depolanarak
bertaraf edilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. Bu çerçevede, pasalardan
kaynaklanan çevresel kirlilik ortadan kaldırılmış, ayrıca, önemli bir ekonomik
girdi de sağlanmış olacaktır.
Bölgede maden
atıklarından dolayı yaşanmış sakat doğumlar, kansızlık ve hayvan ölümleri
hakkında Bakanlığımız kayıtlarında herhangi bir veri bulunmamaktadır. Bu
konuda, İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesince 10 Haziran 2001
tarihinde çalışma başlatılmış olup, 24.8.2001 tarihinde kurşun madeni atıklarının
rehabilitasyonu hakkında rapor hazırlanarak Balıkesir Valiliğine
gönderilmiştir.
Ayrıca, 23.2.2004
tarihinde yapılan inceleme ve değerlendirme çalışmaları sonucunda, pasaların
işlenmesi ve içerisindeki ekonomik değer arz eden kısmın alınarak arta kalan malzemenin
düzenli depolanmasının uygun olacağı düşünülmüş, konuya ilişkin çalışmalar
Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğümüz koordinasyonunda Maden İşleri Genel
Müdürlüğü, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü ve atıkların bulunduğu sahanın
maden arama ruhsatına sahip olan Dedeman Madencilik Anonim Şirketi ve ESAN
Eczacıbaşı AŞ'nin katılımlarıyla başlatılmış olup, maden atıklarının
rehabilitasyonu konusunda çalışmalar sürdürülmektedir.
Bölgedeki söz konusu
etkilerin mevcudiyetiyle, DSİ, TÜBİTAK, İTÜ ve MTA Genel Müdürlüğü ve
Bakanlığımızca değişik tarihlerde numuneler alınarak analizler yapılmış olup,
bunlar çalışma raporlarında mevcuttur. Maden atıklarının bulunduğu alandan
geçen akarsulardan, membaından mansıba kadar su ve toprak numuneleri alınarak,
Bakanlığımız çevre referans laboratuvarlarında analizler yapılmıştır. Analiz
sonuçları Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliğinde verilen limitlerle
karşılaştırılmış ve değerlerin yüksek olduğu görülmüştür.
Değerli milletvekillerim,
son soruyu cevaplıyorum. Balıkesir Milletvekili Sayın Sedat Pekel'in sorusu.
Balıkesir Orman Bölge Müdürlüğüne 2004 yılında yangınla mücadele çalışmaları
için katma bütçeden 2 794 adam/ay verilmiş, kalan adam/ay miktarı Orman Genel
Müdürlüğü dönersermayesi bütçesinden karşılanmıştır.
Yangınla mücadele eden
işçilerimizin mağdur edilmesi söz konusu değildir. Her yıl hazırlanan yangın
eylem planı çerçevesinde, yangınla mücadele çalışmalarına devam edilmektedir.
Geçmiş yıllardaki verilere bağlı olarak yangın riskleri belirlenmekte ve buna
göre müdahale ekiplerinin yer ve kapasiteleri belirlenmektedir.
Mevsimlik işçiler, 90
işgününü doldurmaları halinde kendileri, 120 işgününü doldurmaları halinde ise
eş ve çocukları sağlık hizmetlerinden yararlanmaktadırlar.
Biz, bu hususu göz önünde
bulundurduğumuz için, Bakanlığımızda istihdam etmiş olduğumuz 10 000'e yakın
geçici işçinin, ülkemizin dört bir tarafında sosyal güvenceden hem kendilerinin
hem de çocuklarının istifade edebilmeleri için her türlü düzenlemeyi yapmış,
bizden önceki bu husustaki çarpık durum, Bakanlığımızın bu konudaki dirayetli
tutumuyla giderilmiştir. Bugün, hiçbir işçimizin sosyal güvenceden
yararlanamaması söz konusu değildir.
Sabrınıza, göstermiş
olduğunuz müsamahaya, Sayın Başkanıma ve siz değerli milletvekillerine teşekkür
ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Birleşimin
sonuna kadar çalışmalara katılan Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçkin
üyeleri, 1, 15, 16, 18, 28 ve 53 üncü sıralarda yer alan sözlü soru önergeleri
cevaplandırılmıştır.
Bu arada, Türkiye Büyük
Millet Meclisi adına, bu akşam Ulusal Futbol Takımımıza Arnavutluk maçında
başarılar diliyoruz.
Kanun tasarı ve
tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 13 Ekim 2005 Perşembe günü, alınan karar
gereğince, saat 13.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 17.07