DÖNEM: 22         CİLT: 90       YASAMA YILI: 3

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

122 nci Birleşim

30 Haziran 2005 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'ın, yurt dışında yaşayan vatandaşların çifte vatandaşlık sorunlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı

2.- Çanakkale Milletvekili İbrahim Köşdere'nin, Bulgaristan'da yapılan seçim ile seçim sonuçlarına ve Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisinin başarısında Türklerin etkilerine ve beklentilerine ilişkin gündemdışı konuşması

3.- Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar'ın, Anadolu'nun turizm potansiyeli ile Aksaray'ın turizm değerlerine, turizmde tanıtımın önemine ve bu konularda yapılması gerekenlere ilişkin gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in (6/1216) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/312)

2.- Dilekçe Komisyonu Başkanlığının, TBMM’nin tatilde bulunduğu süre içerisinde de çalışmalarına devam etmesine ilişkin tezkeresi (3/866)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Malatya Milletvekili Ahmet Münir Erkal ve 37 milletvekilinin, İnönü Üniversitesi Rektörlüğü hakkındaki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301)

2.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu ve 36 milletvekilinin, Antalya-Kaleiçi'nin korunmasına yönelik sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302)

D) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki (3/733) esas numaralı dosyanın daha önce karara bağlanan (3/626) esas numaralı dosyayla aynı olduğu tespit edildiğinden, Başbakanlığa iade edilmesi gerektiğine ilişkin Başkanlık açıklaması

IV.- ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161)

3.-Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı; Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Lokman Ayva'nın Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz, İzmir Milletvekili Kemal Anadol, Samsun Milletvekili Haluk Koç ile 46 Milletvekilinin Özürlüler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler  ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1029, 2/215, 2/424, 2/437) (S. Sayısı: 969)

VI.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya Gündoğmuş - Çamlıalan Köyü ile Köprülü arasındaki  yolun yeniden yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6369)

2.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, isteğe bağlı sigortalıların sağlık hizmetlerinden yararlanmasına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6391)

3 - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Millî Gençlik Vakfının kapatılmasına ve mallarının Hazineye devrine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6395)

4.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6428)

5.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6334)

6.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya - Alanya İlçesindeki SSK Ödeme Bürosuna ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6435)

7.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Türk Telekom ve enerji alanındaki özelleştirme faaliyetlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6452)

8.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Sakarya İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6457)

9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Gümüşhane İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6458)

10.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bolu İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6459)

11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Kütahya İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6462)

12.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Gümüşhane İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6504)

13.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bolu İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6505)

14.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Kütahya İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6506)

15.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bolu İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6507)

16.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, dışticaret taşımalarında Türk Bayraklı gemilerin payına ilişkinsorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/6529)

17.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, kamuda ücret sistemindeki düzenlemelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6564)

18.- İzmir Milletvekili Vezir AKDEMİR'in, trafik kazalarını önleyici tedbirlere ve otobüs taşımacılığında vergi indirimine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/6631)

19.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, posta dağıtıcılarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/6632)

20.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, MİT'in şahsına ait telefon konuşmalarını ve e-posta yazışmalarını izleyip izlemediğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6648)

21.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, görevden ayrılan bakanlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6651)

22.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş.nin özelleştirilmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6685)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak beş oturum yaptı.

İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, Sivas olaylarının 12 nci yıldönümüne, Madımak Otelinin, barış ve kardeşlik adına, kültür ve sanat müzesi yapılması gerektiğine,

Çankırı Milletvekili Hikmet Özdemir'in, Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Kanununun Çankırı ekonomisine olumlu yansımalarına,

İlişkin gündemdışı konuşmalarına, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu cevap verdi.

Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan, Trakya halkının sosyal ve ekonomik sorunlarına ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.

Çevre Bakanlığı Dönersermaye İşletmesi hesaplarına intikal etmesi gereken meblağların Türkiye Çevre Koruma Vakfı hesaplarına aktarılarak Hazinenin gelir zıyaına sebebiyet verdiği ve çevre koruma vakıflarının istihdam kapısı olarak kullanılması suretiyle bu vakıflarla çıkar ilişkisine girdiği gerekçesiyle Çevre eski Bakanı Fevzi Aytekin hakkında Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan denetim raporunun Başbakanlıkça TBMM Başkanlığına intikal ettirildiğine; Anayasanın 100 üncü maddesine göre, Meclis soruşturması açılmasının, TBMM üye tamsayısının en az onda 1'inin vereceği önergeyle istenilebileceğine; böyle bir önerge olmadan, Başkanlığın, söz konusu dosyayla ilgili olarak Meclis soruşturmasına ilişkin bir işlemi resen yürütmesinin mümkün bulunmadığına; daha önce yapılan uygulamalar doğrultusunda, konunun Genel Kurula sunulmasına ve anılan dosyaların milletvekillerinin tetkik ve takdirlerine açılmasının uygun mütalaa edildiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi,

İzmir Milletvekili Türkân Miçooğulları'nın (10/148, 182, 187, 284, 285) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi,

Ondokuz Mayıs Üniversitesinde keyfî yönetim, kamu kaynaklarının amaç dışı kullanımı ve kadrolaşma iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/251) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi,

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Parlamentolararası Birlik Başkanının TBMM Başkanı Bülent Arınç'ı Amerika Birleşik Devletlerine davetine icabet etmesine,

Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun Çin'e yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine,

İlişkin Başkanlık tezkereleri, kabul edildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 94 üncü sırasında yer alan 502'ye 1 inci ek sıra sayılı komisyon raporunun bu kısmın 3 üncü sırasına, 29.6.2005 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 969 sıra sayılı komisyon raporunun 48 saat geçmeden bu kısmın 4 üncü sırasına alınmasına ilişkin CHP Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği,

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 15 inci sırasında yer alan 918 sıra sayılı geri gönderme tezkeresinin bu kısmın 3 üncü sırasına, 298 inci sırasında yer alan 958 sıra sayılı geri gönderme tezkeresinin 4 üncü sırasına, 203 üncü sırasında yer alan 822 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına alınarak, gündemdeki diğer kanun tasarı ve tekliflerinin sıralarının buna göre teselsül ettirilmesine ve gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 969 ve 962 sıra sayılı kanun tasarı ve teklifinin, 48 saat geçmeden, bu kısmın 17 nci ve 18 inci sıralarına alınmasına; Genel Kurulun 30.6.2005 Perşembe günü saat 11.00'de toplanmasına; İçtüzüğün 5 inci maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Temmuz 2005 tarihinde tatile girmemesine ve çalışmalara devam edilerek, Genel Kurulun 1 Temmuz 2005 Cuma günü saat 14.00-23.00, 2 Temmuz 2005 Cumartesi ve 3 Temmuz 2005 Pazar günleri 12.00-23.00 saatleri arasında çalışmasına ilişkin AK Parti Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği,

Açıklandı.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden, ertelendi.

2 nci sırasında bulunan, Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/1039) (S. Sayısı: 951), görüşmeleri tamamlanarak,

4 üncü sırasına alınan ve Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 27.5.2005 tarihli 5357 sayılı Kanunun (1/1042) (S. Sayısı: 958), görüşmelerini müteakiben istem üzerine,

Elektronik cihazla yapılan açıkoylamalardan sonra,

3 üncü sırasına alınan ve Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 4.5.2005 tarihli 5344 sayılı Kanunun (1/1032) (S. Sayısı: 918), yapılan görüşmelerden sonra,

Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

30 Haziran 2005 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 23.27'de son verildi.

 

Nevzat Pakdil

 

 

Başkanvekili

 

 

Harun Tüfekci

Ahmet Küçük

 

Konya

Çanakkale

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 

 

 

Bayram Özçelik

 

 

Burdur

 

 

Kâtip Üye

 

 

          No.: 168

II. - GELEN KÂĞITLAR

30 Haziran 2005 Perşembe  

Raporlar

1.- WIPO İcralar ve Fonogramlar Andlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1021) (S. Sayısı: 964) (Dağıtma tarihi: 30.6.2005) (GÜNDEME)

2.- WIPO Telif Hakları Andlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1027) (S. Sayısı: 966) (Dağıtma tarihi: 30.6.2005) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Etyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik ve Spor Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1037) (S. Sayısı: 967) (Dağıtma tarihi: 30.6.2005) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Malatya Milletvekili Ahmet Münir ERKAL ve 37 Milletvekilinin, İnönü Üniversitesi Rektörlüğü hakkındaki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.6.2005)

2.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU ve 36 Milletvekilinin, Antalya-Kaleiçi'nin korunmasına yönelik sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.6.2005)


BİRİNCİ OTURUM

30 Haziran 2005 Perşembe

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN- Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri 5'er dakikadır. Hükümet, bu konuşmalara cevap verebilir. Hükümetin cevap süresi 20 dakikadır.

Gündemdışı ilk söz, Almanya'da ve yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çifte vatandaşlık sorununun ilgili hükümetlerle görüşülerek giderilmesiyle ilgili söz isteyen Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'a aittir.

Sayın Kılıç, buyurun.

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'ın, yurt dışında yaşayan vatandaşların çifte vatandaşlık sorunlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bugün, yurt dışında yaşamakta olan, özellikle Almanya'da yaşamakta olan vatandaşlarımızın çok acil bir sorununu Yüce Meclisin gündemine getirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, yurt dışına giden vatandaşlarımız, ilk başta geçici amaçlarla gittiler; ancak, onların çoğunluğu şu anda o ülkelere yerleştiler, ev aldılar, işyeri aldılar, işyeri açtılar, çocukları orada okudu, orada iş buldu, işe yerleştiler ve o insanların, en az 100 000'den fazlası şu anda çifte vatandaş konumunda. Alman vatandaşlığına geçen Türkleri, konsolosluklar, büyükelçilikler, yeniden Türk vatandaşlığı almaya özendirdiler, teşvik ettiler; ancak, Alman mevzuatı konusunda bu insanlar uyarılmadı. Şu anda, bu insanlar kan ağlıyor.

Geçen hafta, Ankara'ya ağabeyinin cenazesine gelen bir vatandaşımız, ben, nasıl gideceğimin telaşı içindeyim; fark ederlerse, beni tekrar yurt dışına göndermeyebilirler diyor; çünkü, yeniden vize sorunu başlayacak, yeniden oturma izni sorunu başlayacak, yeniden çalışma izni sorunu başlayacak.

Değerli arkadaşlar, biz, bu insanları yurt dışına gönderdik, unuttuk. Oysa, bu insanlar Türk ekonomisine, ülkemize çok büyük katkılarda bulundular. Kırk yılı aşkın süredir, Türk ekonomisine, 140 milyar doların üzerinde katkıları vardır. Zamanında 70 sente muhtaç olan bu ülke, çok büyük ölçüde bu insanların sağladığı dövizlerle ayakta durdu; ancak, biz, bu insanlar için ne yapıyoruz; bu insanları sadece döviz kaynağı olarak görüyoruz. Bu insanlar orada ne gibi sorunlarla karşılaşıyorlar, bunlarla ilgili Meclis araştırması komisyonu oluşturduk, raporlar hazırladık; ama, o raporların gereğini yaptık mı değerli arkadaşlar; yapmadık maalesef. Bu yüzden, bu sorun çok acil değerli arkadaşlar. Türk Hükümetinin, Türk Devletinin büyüklüğüne yakışır bir biçimde bu insanlarımıza sahip olmamız gerekiyor. Yurt dışındaki insanlarımızı kendi kaderine terk edemeyiz.

Konuyla ilgili, Sayın İçişleri Bakanımıza yazılı soru yönelttim;  ancak, bugüne kadar -gerçi yakın zamanda yönelttim- bu soruma henüz bir yanıt verilmedi. Hükümet olarak, Başbakan düzeyinde, İçişleri Bakanı düzeyinde, Dışişleri Bakanı düzeyinde bunlara ne yaptınız? Hangi çözümleri buldunuz? Hangi çözümleri bulmayı düşünüyorsunuz? Ciddî bir devlet, ciddî bir hükümet, o insanları kendi haline terk etmez. Alman Hükümetiyle, Alman Devletiyle gerekli ilişkileri sağlayarak bu sorunlara çözüm bulmak zorundayız.

Bana gelen bir e-mailde, oradan, Gökhan Özkan adlı bir vatandaş "Türk olmak, devletim tarafından yalnız bırakılmak demektir" diyor. Bu imajı vermememiz gerekiyor. "Türk olmak, devlete güvenmeden, yalnız kendi ayakları üzerinde durabilmek demektir" diyor. Yine "Türk olmak, bir sorunun, bir mağduriyetin olduğunda, devletinin seninle saklambaç oynaması demektir" diyor.

Değerli arkadaşlar, sorun çok acil, sorun çok önemli. Oradaki vatandaşlarımızdan bir kısmı, eğer, Türk vatandaşlığından çıkmışsa ve 2 000'den sonra yeniden Türk vatandaşı olmuşsa, otomatikman Alman vatandaşlığını kaybettiler. Eğer, şu anda, Türk vatandaşlığından çıkacak olurlarsa, bu insanlar vatansız konuma gelecekler.

Bu insanların sorununa, Yüce Meclisin, bir an önce el koyması gerekiyor. Hükümet duyarsızsa, yasama organı olarak biz, gerekli uyarıları, gerekli denetim görevimizi mutlaka yapmak durumundayız. Bu sorun, acil çözüm bekliyor.

Değerli arkadaşlar, bunu Yüce Meclisin gündemine taşımak istedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kılıç, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bizim, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza, devlet olarak, hükümet olarak, toplum olarak şükran borcumuz var, teşekkür borcumuz var. Onlar, yıllar yılı, kırk yılı aşkın süredir, orada yemediler, içmediler, Türkiye'de yatırım yaptılar, Türkiye'deki yakınlarına kaynak aktardılar, Türkiye'deki ekonomiye katkı sağladılar. Bu nedenle, bizim, bunun karşılığını mutlaka vermemiz gerekiyor. Bunların ne gibi sorunları varsa, bunlara acilen çözüm bulmamız gerekiyor.

Bu duygu ve düşüncelerle, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza, orada çalışan, kamuda çalışan, özel sektörde çalışan, kendi işini kuran tüm vatandaşlarıma saygılarımı sunuyorum, Türk Milleti adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Herkese iyi günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

Sayın Bakanımız gündemdışı konuşmaya cevap verecektir.

İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Malatya Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç'ın, Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın çifte vatandaşlık sorununun Alman Hükümetiyle görüşülerek giderilmesi konulu gündemdışı konuşması vesilesiyle huzurlarınızdayım; bu vesileyle, hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Hepinizin bildiği gibi, 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, çıkma izni alarak ya da başka bir sebeple Türk vatandaşlığını kaybedenlere, başvurmaları halinde Türk vatandaşlığını yeniden kazanma hakkı vermektedir. Bu haktan, Almanya vatandaşı olan bizim eski vatandaşlarımız da faydalanarak Türk vatandaşlığını yeniden kazanmak istediklerinde kazanmışlardı; ama, Alman Vatandaşlık Kanununa göre ise, Alman vatandaşı olan eski Türk vatandaşları yeniden Türk vatandaşlığına geçtiği anda Alman vatandaşlığını kaybetmektedirler. 2000 yılından itibaren böyle bir uygulama başlattılar.

Öte yandan, biz, Türkiye Cumhuriyeti olarak, hiçbir zaman, bu vatandaşlarımızın yeniden Türk vatandaşlığına dönmeleri için herhangi bir telkin ve tavsiyede de bulunmadık; ancak, Türk vatandaşlığının yeniden kazanılmasıyla ilgili başvurulara da mevzuat gereği kayıtsız kalmamız da mümkün olmamıştır. Müracaat edenlere tekrar Türk vatandaşlığı verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bizim tercihimiz, vatandaşlarımızın hak ve menfaatlarının her zeminde korunması yönündedir. Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti, bu hususta vatandaşlarımızı rahatlatmak için gerekli tedbirleri almış ve başka ülke vatandaşlığını hak etmeleri durumunda, bulundukları ülkelerin vatandaşı olmalarını da teşvik etmiştir. Bu maksatla 403 sayılı Vatandaşlık Kanununda değişlik yapılarak, bir nevi, ayrıcalıklı bir statü oluşturulmuştur; yani, Türk vatandaşlığından çıkıp başka bir ülke vatandaşı olanlara, aynen Türk vatandaşının istifade ettiği hemen hemen tüm haklardan -bir iki hak hariç- istifade edebilmeleri için düzenleme yapmış ve böyle de bir uygulama başlatmıştır. Burada da yine amaç, vatandaşlarımızın bulundukları ülkenin vatandaşlığına teşvikti; ondan ayrılmasınlar, Türkiye'de de haklarını kullanabilsinler.

Bu düzenlemeyle, doğumla Türk vatandaşı olup da İçişleri Bakanlığından vatandaşlıktan çıkma izni alan kişilere, hemen hemen, biraz evvel de söylediğim gibi, Türk vatandaşlarına tanınan hakların neredeyse -bir iki tanesi hariç- tümü tanınmıştır. Bu kişilerin, ülkemizle bağlarını koparmadan, yaşadıkları ülkelerin vatandaşlıklarını alarak, orada sosyal, kültürel ve siyasî alanlarda aktif rol oynamalarına da imkân tanındığı açıkça görülmektedir.

Diğer yandan, bu Alman Vatandaşlık Yasası sonucu olarak Alman vatandaşlığını kaybettiği öne sürülen kişilerle ilgili sorun, bize göre, sadece hukukî bir sorun değil, teknik bir sorun ve bu teknik bir sorunun ötesinde de her iki tarafı da eşit derecede ilgilendiren insanî bir sorun olduğu açıkça görülmektedir. Esasen, Almanya kamuoyunda da çifte vatandaşlığa sahip olan kişilerin problemlerinin çözülmesine yönelik araçlar da bulunmaktadır.

Bakın, birazdan da temas edeceğim, ben, bu konuyla ilgili olarak, geçtiğimiz ay, Alman İçişleri Bakanı Sayın Otto Schily'in davetlisi olarak Almanya'ya gitmiştim, ağırlıklı olarak bu konu görüşüldü ve benim oradaki teklifim -biraz evvel de ifade ettiğim gibi- şu olmuştur: Bu konuya, sizin, sadece hukukî açıdan bakmamanız lazım. Doğrudur, Vatandaşlık Kanununuzu çıkarmışsınız; 2000 yılından sonra Türk vatandaşlığına tekrar geçenler Alman vatandaşlığını kaybeder diyorsunuz; ama, bu olayın, bu hukukî boyutunu tek başına kale alamazsınız; olayın teknik ve insanî boyutu vardır. Onun için, gelin, yeni bir anlaşmayla bu insanlara bir süre tanıyalım. Oturalım bir anlaşma imzalayalım, bir süre tanıyalım, örneğin altı ay süre tanıyalım; bunlardan, bu vatandaşlarımız Alman vatandaşlığında kalmak istiyorlarsa biz onları Türk vatandaşlığından çıkaralım, Türk vatandaşlığına geri dönmek istiyorsa, yani Türk vatandaşı olarak kalmak istiyorlarsa, siz de Alman vatandaşlığından çıkarın; ama, bir süre tanıyalım, makul bir süre tanıyalım; fakat, tabiî, bu teklifimiz o sıra kabul görmedi; ancak, Alman kamuoyunda da bu konu tartışılmaya başlandı ve bu bizim görüşümüz doğrultusunda bazı Alman basın-yayın organlarında yazılar çıktı. Örneğin, Berlin'de yayımlanan Die Tageszeitung Gazetesinin 12.4.2005 tarihli nüshasında "çifte uyrukluların, artık, iki vatandaşlık arasından birine karar vermeleri için yeni bir süre tanımak uygun olacaktır" deniliyor bu yazıda. "Bu, aynı zamanda, onların, Almanya'yla entegre olmalarının arzu edildiği yönünde de bir işaret olacaktır" denilerek, insanî açıdan bir yaklaşım sergilemiştir ve aslında bizim tezimizi, bizim söylediklerimizi de desteklemiş oluyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; vatandaşlarımızın problemini yerinde çözebilmek amacıyla -biraz evvel ifade etmiştim- nisan ayında Almanya'ya gittim. Sorunun insanî yönünün önemli olduğunu, Almanya Federal İçişleri Bakanı Sayın Otto Schily'e ısrarla ifade ettim. Yani, ben, dönüp dolaşıp, bu konu sadece bir hukukî mesele değil, işin teknik ve insanî yönü vardır dedim. Teknik bakımdan şunu söyledim: Vatandaşlarımız 2000 yılından önce bize müracaat etmişler, Türk vatandaşı olmak için; ancak, formaliteler, işin yoğunluğu nedeniyle… Bir kısmı 2000 yılından önce Türk vatandaşlığını almış, şimdi sizin yasanıza göre onlara bir şey yok; ama, bazıları, kendi ellerinde olmadan 2000 yılını geçirmişler, 2001, 2002'de Türk vatandaşı olmuş. Şimdi, siz, burada bir haksızlık yapmış oluyorsunuz. Aynı anda irade belirtmiş olan iki vatandaşımızdan birinin işi süratle yürümüştür, 2000 yılından önce Türk vatandaşlığını almış, ona bir şey yok; ama, öbürünün işi biraz uzamış, 2000 yılını geçirmiş, onu siz Alman vatandaşlığından çıkarıyorsunuz. Onun için, meseleye sadece hukukî açıdan bakmayın, işin teknik ve insanî boyutunu da gözönüne alalım diye ısrar ettik. Tabiî, bu görüşmemizde, çifte vatandaş durumunda olanlara -biraz evvel de ifade ettiğim gibi- ısrarla, belli bir süre verelim, o süre bitiminde size yardımcı olalım dedim.

Özellikle, sorunun çözümü için Almanya'yla karşılıklı işbirliğine hazır olduğumuzu ve oluşturulacak işbirliği ortamında yapılacak bir sözleşmeyle, bu kişilerin Alman hukuk düzeninde kazandığı hakların korunmasının da sağlanacağı tarafımdan ifade edilmişti.

Aynı zamanda, bu ziyarette, konu, uzmanlar düzeyinde de görüşülmüştü. Hemen orada teknik heyetlerimizi kurduk ve iki taraf oturdu, biz Sayın Schily'le görüşmeler yaparken, bu arkadaşlarımız da bir arada görüştüler. Bizim görüşmelerimiz bittikten sonra da bu arkadaşlarımızın görüşmeleri devam etti.

Tabiî, görüşmemizde önemli olan bir nokta da, Almanya, bizden, Hükümetimizden, çifte vatandaş durumunda olan vatandaşlarımızın bir listesini istemiştir; ısrarla bu konu üzerinde durmuşlardır; ancak, biz, vatandaşlarımızın haklarının korunması bakımından ve ayrıca, Alman tarafının bu talebi, bizim yasalarımıza göre vatandaşlarımızın kişisel hal bilgilerinin verilmesi anlamına geldiğinden dolayı, isimlerini Almanya'ya vermemizin mümkün olmayacağını da açıkça orada ifade ettik.

Değerli arkadaşlar, bu konunun vatandaşlarımız için ne denli önemli olduğunu bildiğimiz için, benim Alman İçişleri Bakanı Sayın Otto Schily'le görüşmeme ilave olarak, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da, Almanya Başbakanının buraya geldiği sırada, bu konuyu içeren bir dosyayı ve aynı teklifleri Sayın Alman Başbakanına da sunmuş ve bu konunun bir an önce çözülmesini ondan da talep etmişlerdi. Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın çifte vatandaşlıkla ilgili problemlerini çözmek amacıyla, şunu ifade etmeliyim ki, Hükümetimiz her türlü girişimde bulunmuştur ve bu girişimlere de devam etmektedir. Bu yöndeki çalışmalarımız da yoğun olarak devam etmektedir. Söz konusu sorun çözüme kavuşturuluncaya kadar her türlü gayreti, çalışmayı da göstereceğiz.

Sonuç olarak şunları söyleyebilirim: 2000 yılından sonra yeniden Türk vatandaşlığına dönen kişilerin, vatandaşlarımızın sorunu, gerek Almanya gerek Türkiye açısından, hukukî olduğu kadar insanî ve sosyal boyutları olan bir sorundur ve biz, bu kişilerle ilgili sorunun ancak ikili bir anlaşmayla çözülebileceğine inanmaktayız. Alman Vatandaşlık Yasasının 25 inci maddesinin sonucu olarak Alman vatandaşlığını kaybeden kişilerin sorunlarının, her iki tarafı ilgilendiren ortak bir sorun olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de ortak bir çözüm arayışı içerisinde bulunuyoruz. Mağdur olan vatandaşlarımız için, Alman Vatandaşlık Yasasında, bir defaya mahsus olmak üzere, geçici bir yasal düzenlemeye gidilerek, belirli bir tarihe kadar, iki vatandaşlıktan birini tercih etmeleri için imkân tanınması -ki, biraz evvel uzun uzun anlattım- ve benzer durumların ileride tekerrür etmemesi için yasal önlemlerin alınmasını ısrarla savunuyoruz ve bunun mücadelesini veriyoruz.

Değerli arkadaşlarım, böylesi önemli bir konuyu gündeme getirdiği için de, değerli arkadaşıma teşekkür ediyorum; onun soru önergesinin de cevabı hazırlanmıştı, daha yeni vermiş, aynı, bu şekilde, kendisine o cevabı da göndereceğiz.

Ben, bu vesileyle, Yüce Meclisin siz değerli üyelerini tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Saygıdeğer milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz, Bulgaristan'da yapılan seçim ve seçim sonuçlarıyla ilgili söz isteyen Çanakkale Milletvekili İbrahim Köşdere'ye aittir.

Sayın Köşdere, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2.- Çanakkale Milletvekilli İbrahim Köşdere'nin, Bulgaristan'da yapılan seçim ile seçim sonuçlarına ve Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisinin başarısında Türklerin etkilerine ve beklentilerine ilişkin gündemdışı konuşması

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - Sayın Başkan, sayın bakanlarım ve değerli milletvekili arkadaşlarım; Bulgaristan'da 25 Haziran 2005 tarihinde yapılan erken genel seçimle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Yaklaşık 7 000 000 kayıtlı seçmenin bulunduğu ülkede, 240 sandalyeli Parlamentonun 40 ıncı Dönem üyelerinin belirlenmesi için, seçmenler sandık başına giderek oy kullanmışlardır.

240 milletvekilliği için 6 666 aday katılmıştır. Oyların yüzde 30,95'ini alarak, 82 milletvekiliyle Sosyalist Parti sandıktan birinci çıkmıştır. Eski Kral Sipeon Sakskoburgotski'nin iktidardaki partisi olan Ulusal Hareket yüzde 19,88'le ikinci parti olurken, Parlamentoya 53 milletvekiliyle girmiştir. Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi seçimlerde yüzde 14,17 oy oranıyla 34 milletvekili çıkararak Bulgaristan'da üçüncü parti olmuştur. Türk karşıtı propagandasıyla ATAKA Partisi yüzde 8,14 oy oranıyla 21 milletvekili çıkarak dördüncü parti olarak Meclise girmiştir. Dışişleri eski Bakanı Nadejda Mihaylova Başkanlığındaki Demokratik Güçler İttifak Partisi yüzde 7,68 oy oranıyla 20 milletvekili çıkarmış, beşinci parti olmuş. Eski Başbakan İvan Kostov'un Başkanlığındaki Güçlü Bulgaristan İçin Demokratlar yüzde 6,44 oy oranıyla 17 milletvekili çıkararak altıncı parti olurken, Sofya Belediye Başkanı ve Serbest Demokratlar Birliği Başkanı Stefan Sofianski'nin Başkanlığındaki Bulgar Halkı Birliği 5,19 oy oranıyla 13 milletvekili çıkararak yedinci parti olarak Parlamentoya giren son parti olmuştur. 22 siyasî partinin 7'si Parlamentoda temsil hakkı kazanmış, diğer partiler yüzde 4 seçim barajına takılıp Parlamentodışı kalmıştır.

Parlamento seçimleri için, başta Türkiye olmak üzere, yurt dışında yaşayan Bulgar vatandaşları da oy kullanmışlardır. Resmî olmayan verileri göre, Türkiye'ye göç eden ve oy kullanma hakkına sahip 326 000 soydaştan en az 120 000'i Bulgaristan'a giderek veya ülkemizde yoğun olarak ikamet edilen İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Kocaeli, Yalova, Kırklareli, Çerkezköy, İzmit, Sakarya, Eskişehir, Lüleburgaz, Çorlu, Tekirdağ, Antalya ve Edirne'de kurulan sandıklarda, Bulgaristan'dan göç etmelerine rağmen, Bulgar pasaportu taşıyan vatandaşlarımız oy kullanmışlardır.

Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Partisi oy oranını 1 misli artırarak, yüzde 14,17 oy oranıyla, 6'sı Bulgar vatandaşı olmak üzere toplam 34 milletvekiliyle Meclise girmiştir.

Hak ve Özgürlükler Partisinin başarısında, ülkemizde yaşayan ve Bulgar vatandaşlığı bulunan vatandaşlarımızın kullandığı oy etkili olmuştur. Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi, seçim öncesinde ortaya atılan tüm iddialara rağmen sandıktan büyük bir başarıyla çıktı ve son onbeş yılın en büyük oy oranına ulaştı; Türkiye'de yaşayan seçmenlere teşekkürü bir borç bilmesi gerekiyor, seçmenler vatandaşlık görevini yerine getirmiş, artık sıra Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi ve milletvekillerinindir. Soydaşlarımızın sorunlarına çözüm üretmek ve hak ettikleri insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde iyi yaşam hakkının temini ve aslî görevlerini yerine getirmelerini beklemektedirler.

Irkçı ve aşırı milliyetçi ATAKA'nın Parlamentoda temsil hakkı elde etmesi ise son derece düşündürücüdür. Irkçı söylemleriyle ortaya çıkan ATAKA'nın bir tehdit olabileceği, seçime katılan bu partiye verilen oylara da saygı duyulması gerektiği, ancak her şeye rağmen bekleyip sonucun görülmesi gerekmektedir. ATAKA lideri Siderov'un, seçimden sonra düzenlediği basın toplantısında Türk ve Pomak vatandaşlarımız hakkında yaptığı açıklamalar Bulgaristan ve Avrupa'da tepki çekmiştir.

Ortaya çıkan bu tabloya göre iki partili bir koalisyon hükümeti BSP ve NDSV Partileri aralarında kurulabiliyor; ancak, seçim öncesinde yapılan açıklamalar ve karşılıklı suçlamalar bu partilerin ikili bir koalisyon kurmalarını zora sokmaktadır. Bu yüzden merkez solda üç partili koalisyon ağırlık kazandığı gibi, siyasî gözlemcilere göre ve seçim sonuçlarına bakıldığında bu formül içerisinde üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi tartışmasız bir şekilde koalisyon hükümetinde yer alacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Köşdere, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız size 1 dakikalık eksüre veriyorum.

İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla) - Hak ve Özgürlükler  Partisinin, koalisyon hükümetinde yer alarak milletvekillerinin bakan olması bizleri gururlandıracaktır.

Seçim sonuçlarının komşumuz Bulgaristan'a hayırlı olmasını diliyor ve Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Köşdere.

Gündemdışı üçüncü söz, Anadolu'nun turizm potansiyeli ve Aksaray'ın turizm değerleri hakkında söz isteyen, Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar'a aittir.

Sayın Yaşar, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

3.- Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar'ın, Anadolu'nun turizm potansiyeli ile Aksaray'ın turizm değerlerine, turizmde tanıtımın önemine ve bu konularda yapılması gerekenlere ilişkin gündemdışı konuşması

AHMET YAŞAR (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anadolu'nun turizm potansiyeli ve Aksaray'ın turizm değerleriyle ilgili düşüncelerimi açıklamak üzere gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Turizm; başlangıçta, yalnız, zevk için seyahat etme olgusunu tanımlayan bu terim, günümüzde, bu tür seyahate bağlı faaliyetlerin tümünü birden içine alır. Zevk için seyahat etme alışkanlığının geçmişi antik çağa kadar uzanır. Zengin Yunanlar ve daha da zengin Romalılar, sık sık kaplıcalara giderlerdi. Bu turizm hareketi orta çağda da, hac ziyaretleri, askerî seferler ve kaplıca işletmeciliğiyle sürdü. Rönesansta zevk için yapılan seyahatler arttı. 18 inci Yüzyılda, İngiltere'de de, Bath ve Dalmaçya kıyıları gibi, su kenarlarındaki şehirlere ilgiler arttı. Akdeniz kıyıları turistlerin uğrak yerleri olmaya başladı. 19 uncu Yüzyılda demiryollarının gelişmesiyle, turizmde gerçek bir patlama oldu. Turizmi rasyonel bir biçimde organize etme çabaları başladı. Bu yüzyılın ortalarında birçok turist organizasyonu yapan kulüplere, küçük ve orta büyüklükte otellerin yanına, birçok lüks otelin yapıldığına da tanık olundu.

Bütün bunlara rağmen, turizm, ancak, İkinci Dünya Savaşından sonra gerçek anlamda gelişti. 1944 yılında, Fransa'da, Turizm ve Çalışma Derneği kuruldu. Artık, kitle turizmi çağına girilmiş oldu. İnsan ömrünün uzaması, emeklilik yaşının indirilmesi, gelirlerin artması, haftalık çalışma sürelerinin kısaltılması, ücretli izin süresinin artırılması gibi olgular boş zamanların çoğalmasına yol açtı. Şehirlerde yaşayanların şehir sıkıntılarından kaçmak istemeleri turizmi hareketlendirdi. Bu şekilde sanayi toplumunun bazı özelliklerinden kaynaklanan turizm, Batılılar için temel bir ekonomik ve sosyal olgu haline geldi. İşte, bu talebi karşılamak için, devletler, ulusal turizm politikalarını yürürlüğe soktu. Hava taşımacılığının gelişmesiyle, turizmde de akıl almaz bir gelişme olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; turizm, ikiyüz yıllık geçmişi olan bir sektördür ve şu anda dünyada tüm sektörlerde durgunluk varken, turizm yüzde 5 civarında büyüyen bir sektördür. Turizm amaçlı seyahat eden insan sayısı dünyada 700 000 000 civarında ve takribi 700 milyar dolarlık bir parasal hacme sahip olup, dünyanın en büyük sektörüdür.

Turisti bir ülkeye çeken elbette çeşitli sebepler vardır. Bunların başında, gidilecek ülkenin güvenirliliği, ulaşımın kolaylığı, fiyatın uygunluğu, iklimin güzelliği, tarihî ve kültürel değerleri, doğal çevre güzellikleri, denizi, kumu, termal tesisleri, spor tesisleri, kayak tesisleri vesaire gibi çeşitli etkinlikler gelmektedir.

Türkiye'nin sahip olduğu doğal çevre güzellikleri, tarihî ve kültürel birikimi, uygarlıkların beşiği olması, dinlerin ve birçok medeniyetlerin yaşadığı bir ülke olması nedeniyle son derece önemli bir turizm merkezidir. Son yıllarda turizm alanında yapılan 36 milyar dolarlık yatırımla Türkiye'nin bu işe ne kadar önem verdiği de görülmektedir. Ancak, tüm bunlar yeterli midir; elbette, değildir. Türkiye'nin sahip olduğu turistik değerleri, her nedense, bugüne kadar hâlâ iyi anlatabilmiş değiliz. Ne kadar değerli turistik varlıklarınız olursa olsun, eğer bunları tanıtamamışsanız, yeterli turisti çekemezsiniz. Tanıtım için yeterli kaynağımız var ve bunu da harcıyoruz; ancak, maalesef, karşılığını alamıyoruz.

Bilimsel bir araştırma tezine göre, Türkiye, tanıtıma 2000 yılı itibariyle 61 000 000 dolar civarında harcamış, İspanya ise 63 000 000 dolar civarında harcamış. Türkiye, tanıtım için harcadığı 1 dolarına 125 dolar kazandırabilmiş, İspanya ise 1 dolarına 465 dolar kazandırmıştır. Bu, tanıtımın isabetli yapılmadığını gösteriyor. Turizm, ülkemiz için henüz çok genç bir sektördür. Bu yüzden, otellerimiz hem çok yeni hem de en son teknolojiyle donatılmıştır. Avrupa Birliğine en hazır sektör turizm sektörüdür; ancak, uygulanan fiyatlar son derece düşük olmasından dolayı arzu edilen gelir elde edilememektedir. Turizm sektöründen bizden çok pay alan ülkelerin bizim kadar turistik malzemeleri yoktur; ancak, iyi tanıtımla çok güzel turist çekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yaşar, konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen.

AHMET YAŞAR (Devamla) - Eyfel Kulesi yılda 30 000 000  turist çekerken, bizde, deniz turizmi, kış turizmi, termal turizm, sağlık turizmi, kongre turizmi, fuar turizmi, inanç turizmi, kültür turizmi, spor turizmi gibi olanaklara rağmen, geçen yıl, ancak 17 000 000 turist çekebilmişiz. Diğer turizm ülkelerine göre Türkiye'de yaşam zaten daha ucuzdur. Acentelerde ucuz turiste yönelik faaliyetlerinden dolayı, en ucuz turist bize gelmektedir. Halbuki, Türkiye'nin turizm değerleri devlet tarafından çok daha iyi tanıtılabilseydi, diğer ülkelere giden zengin turistleri buraya çekebilirdik diye düşünüyorum. Şu anda bize gelen 17 000 000 turistin, Türkiye'ye turist getiren acentelerin kendi gayretleri ve paralarıyla yaptıkları tanıtım sonucunda olduğunu düşünüyorum. Turizm olgusu bir tanıtım ve pazarlama işidir. Ne kadar turizm potansiyeliniz olursa olsun, bunu tanıtamazsanız, istediğiniz verimi alamazsınız.

Türkiye tanıtım yaparken, artık…

BAŞKAN - Sayın Yaşar, süreniz azalıyor; lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

AHMET YAŞAR (Devamla) - Sayın Başkan, hemen tamamlıyorum.

…her turistik değerini ayrı ayrı tanıtmalıdır. Örneğin, İstanbul başlı başına çok önemli bir turizm merkezidir, İstanbul tek başına tanıtılmalıdır. Buna benzer turistik değerleri olan iller tek tek öne çıkarılarak tanıtılmalıdır. Mesela, Kapadokya, Efes, Pamukkale, Antalya, Datça, Kuşadası, Karadeniz, Mardin, Urfa, Diyarbakır, Hatay, Erzurum, Trabzon, Van, Konya, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Aksaray ve daha sayamadığımız birçok illerimiz var. Bunlardan başka, Anadolu'da daha birçok ilimiz, âdeta açık hava müzesi gibidir. Termal turizmi, dağ turizmi, dinlence turizmi, tarih turizmi, kültür turizmi, inanç turizmi gibi birçok turizm değerlerini birlikte taşıyan onlarca ilimiz var.

Yapılması gereken şudur: Her ilin turizm değerleri, Turizm Bakanlığınca ele alınarak, bir master plan yapmak ve bunu zamanla hayata geçirmektir. Yani, turizm varlıklarını ortaya çıkararak gerekli önemi vermek, onları restore etmek, çevrelerini düzenleyerek o ildeki diğer turistik değerlerle entegre hale getirmek gereklidir. Örneğin, turist geliyor, ilde kilise var, kiliseyi görmek, kiliseye giden yol…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yaşar, sürenizi uzattım; ama, o metni bitirmeniz için değil. Lütfen, son cümlelerinizi alayım, kapatayım. Daha Aksaray'a gelemediniz.

AHMET YAŞAR (Devamla) - Aksaray'a da geleceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Son cümlenizi alalım da kapatalım, lütfen.

Sayın Yaşar, istirham ediyorum, son 1 dakikalık süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) - Çorum da var!..

AHMET YAŞAR (Devamla) -  Tabiî ki, Çorum da var.

Kiliseye giden yollar toz toprak, oraya zorla gidiliyor; bir de bakıyor ki turist, maalesef, kilisenin yerinde yeller esiyor, tahrip olmuş bir varlıkla karşılaşıyor.

Mesela, Aksaray'da yapılan kazılarda, Aşıklı Höyük'te, milattan önce 8000 yılında yapılmış ilk insanların yerleşik hayata geçişlerini belgeleyen izler tespit edilmiştir.

Yine, Aksaray'da Acem Höyük'te milattan önce 3000 yıllarında insanların yaşadığı tespit edilmiştir. Burada 3 600 metrekare ve…

BAŞKAN - Sayın Yaşar, son 30 saniyeniz, lütfen tamamlayınız.

AHMET YAŞAR (Devamla) - …5 460 metrekare alanı kaplayan iki adet saray açığa çıkarılmıştır. Saray toprağın altından çıkarılınca, tabiat şartlarına dayanamamış ve duvarlar yavaş yavaş yıkılmaktadır.

Sayın Başkan, o zaman biraz kısaltayım konuşmamı.

BAŞKAN - Sayın Yaşar, konuşmanız bittiğinde… Lütfen, istirham edeyim… Lütfen… Lütfen….

AHMET YAŞAR (Devamla) - Mesela, Güzelyurt İlçesinde milattan önce 2500 yıllarına dayanan yaşam vardır ve bu 4 500 yıllık tarih dimdik ayakta durmaktadır; ama, bakıma ihtiyacı vardır.

Yine, Aksaray'da Ihlara Vadisinde ve Manastır Vadisinde 200 civarında kilise vardır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Ahmetciğim, biz iktidar olunca Aksaray'a bakacağız; not ettik.

BAŞKAN - Sayın Yaşar, teşekkür cümlenizi alayım; çünkü, malumunuz, turizmin bütün sorunlarını halledemeyiz burada. Lütfen, son cümlenizi, teşekkürünüzü alayım.

Buyurun efendim.

AHMET YAŞAR (Devamla) - O zaman şunu söylemek istiyorum değerli milletvekili arkadaşlara: Aksaray gibi birçok il de, elbette, turistik değerlere sahiptir. Aksaray'da bu turistik değerleri tanıtmak için 8-9-10 Temmuz günlerinde Aksaray Kültür ve Turizm Festivali yapılmaktadır. Bu turizm ve kültür festivalinde sizleri Aksaray'da ağırlamaktan onur duyarız.

Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (AKP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum :

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in (6/1216) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/312)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 179 uncu sırasında yer alan (6/1216) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz  ederim.

                                                             Dursun Akdemir

                                                                                 Iğdır

BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

2 adet Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Malatya Milletvekili Ahmet Münir Erkal ve 37 milletvekilinin, İnönü Üniversitesi Rektörlüğü hakkındaki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin bugün tüm kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütleriyle, bilimin gerekleri doğrultusunda geleceği yakalamak arzusunu hayata geçirmenin yollarını aramakta olduğu bir dönemde, özellikle çağdaş medeniyetin lokomotifi olma özelliğine sahip üniversitelerimizin bazılarında bu çerçevenin dışına çıkılarak keyfî yaklaşımların sergilendiğini, hukuka ve kanuna aykırı uygulamaların yapıldığını görmekteyiz.

Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü hakkında gerek Malatya gerekse ülkemiz kamuoyunda çıkan iddialar, sivil toplum örgütleri ve ilgili diğer kişilerin rektör hakkındaki ihbarları; rektörün, araştırma görevlileri, öğretim üyeleri ve üniversitede çalışan işçiler üzerinde uyguladığı iddia edilen hukuka aykırı ve haksız uygulamaları, bu araştırma önergesinin temel nedenlerini oluşturmaktadır.

Bu iddialarda devlet bütçesinden aktarılan milyarlarca lira ödenek, fon, teknolojik imkân ve olanakların hukukdışı bir anlayışla farklı amaçlar için kullanıldığı ifade edilmekte, halkımızın gözü önünde cereyan eden bu uygulamalar sonucu eğitim ve öğretimin saygınlığı zedelenmekte, bu güzide çağdaş eğitim kurumlarımız toplum tabanlı tartışmaların odağı haline getirilmeye çalışılmaktadır.

Özellikle Türkiye'ye ve Ortadoğu ülkelerine hizmet vermek için kurulmuş olan Turgut Özal Tıp Merkezinde çok sayıda öğretim üyesinin görevinden ayrılması, bu merkezi her geçen gün daha işlevsiz hale getirmekte ve bu durum Malatya kamuoyunda çok ciddî tepkilere neden olmaktadır. Bu ortamın oluşturduğu kaynak israfı bölgeyi etkileyecek bir tartışma konusudur ve esefle değerlendirilecek boyuttadır.

Bu iddialarla gündeme gelen yolsuzluk, usulsüzlük, keyfîlik ve akademik kıyım, Parlamentonun denetim yollarını harekete geçirmesini gerektirmektedir. Böylece, sorumluluk sahibi olanların gerek yargı organlarında gerekse millet önünde hesap vermesinin yolu açılmalıdır.

Yukarıda özet olarak sunulan sebepler çerçevesinde yerelde Malatya, genelde ise ülkemiz kamuoyunda büyük bir tartışmanın odağı haline gelen Malatya İnönü Üniversitesinde yaşananlar ve Rektörünün yapmış olduğu işlem ve eylemlerinin araştırılarak, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddelerine göre Meclis araştırması açılması gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1. Ahmet Münir Erkal                                (Malatya)

2. Abdullah Çalışkan                                (Adana)

3. Remzi Çetin                                (Konya)

4. Yüksek Çavuşoğlu                                (Karaman)

5. Selami Uzun                                (Sivas)

6. Ali Sezal                                (Kahramanmaraş)

7. Mehmet Çerçi                                (Manisa)

8. Ziyattin Yağcı                                (Adana)

9. Avni Doğan                                (Kahramanmaraş)

10. Halil Kaya                                (Van)

11. Hanefi Mahçiçek                                (Kahramanmaraş)

12. Mehmet Ali Bulut                                (Kahramanmaraş)

13. Ersönmez Yarbay                                (Ankara)

14. Mehmet Alp                                (Burdur)

15. Eyyüp Sanay                                (Ankara)

16. Kemalettin Göktaş                                (Trabzon)

17. Ahmet Çağlayan                                (Uşak)

18. Mustafa Duru                                (Kayseri)

19. Zülfü Demirbağ                                (Elazığ)

20. Niyazi Özcan                                (Kayseri)

21. Hacı Biner                                (Van)

22. Mustafa Said Yazıcıoğlu                                (Ankara)

23. Mehmet Fehmi Uyanık                                (Diyarbakır)

24. Osman Aslan                                (Diyarbakır)

25. İlyas Arslan                                (Yozgat)

26. Burhan Kılıç                                (Antalya)

27. Rıtvan Köybaşı                                (Nevşehir)

28. Mehmet Çiçek                                (Yozgat)

29. Hasan Aydın                                (Giresun)

30. Adem Tatlı                                (Giresun)

31. Cahit Can                                (Sinop)

32. Mehmet Beyazıt Denizolgun                                (İstanbul)

33. Mehmet Asım Kulak                                (Bartın)

34. Fahri Çakır                                (Düzce)

35. Mustafa Nuri Akbulut                                (Erzurum)

36. Mahmut Göksu                                (Adıyaman)

37. Metin Yılmaz                                (Bolu)

38. Mücahit Daloğlu                                (Erzurum)

Gerekçe:

İddialara göre İnönü Üniversitesinden, 160'tan fazla akademik personel haksız uygulamalar yüzünden ayrılmak zorunda kalmış, birçoğu başka üniversitelere gitmiştir. Esas kuruluş amacı, bölgenin sosyokültürel ve ekonomik durumuna katkı sağlamak olan İnönü Üniversitesinde son üç dört yıldır yaşanan olumsuz gelişmelerin, üniversite bünyesindeki akademik personelin üniversiteden kaçışına yol açtığı, üniversitenin günlük siyasî çekişmenin odağı haline getirildiği, gereksiz gerilim ortamı oluşturulmaya çalışıldığı, çok sayıda nitelikli elemanın çeşitli sebeplerle görevlerine son verildiği, uzaklaştırıldığı, atıldığı, akademik yükselme sınavlarında ideolojik düşüncenin temel koşul olduğu, bunun toplumsal barışa zarar verdiği, sınav jürilerine negatif yönde baskı yapıldığı;

Temizlik ve ilaçlama ihalesi adı altında çalıştırılacak işçilerin temizlik ve ilaçlama işlerinde çalıştırılmayıp, büyük çoğunluğunun hemşire, laborant, şoför, teknisyen, sekreter, garson, aşçı, güvenlik görevlisi vs. yardımcı sağlık hizmetlerinde çalıştırıldıkları, bu durumun Maliye Bakanlığının 10.12.1998 tarih ve 23549 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan tebliğine aykırı olduğu;

Üniversitenin sosyal tesislerinin kullanılması, kiraya verilmesi ve gelirlerinin değerlendirilmesinde suiistimaller olduğu iddiaları yaygındır. Bu iddiaların açığa çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN- Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açımlamaması konusundaki öngörüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

2.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu ve 36 milletvekilinin, Antalya-Kaleiçi'nin korunmasına yönelik sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Antalya kentinin kültürel birikimi içinde önemli bir konumu olan tarihî Kaleiçi; "kentsel ve arkeolojik koruma alanı" olarak yıllardan beri kalıcı bir çözüme kavuşmayı beklemektedir. Merkezî ve yerel yönetimlerin Kaleiçi'nin sorunlarını çözmeye yönelik iddiaları, başlangıçta bir umut doğurmakta, ancak zaman içinde ciddî ve sorunlara çözüm getirecek uygulamalara geçilmeden unutulmaktadır.

Antalya kentinin çekirdeği olan Kaleiçi'nde;

a) Altyapı yetersezliği,

b) Terk edilmiş yapılar,

c) Kredi sağlanması,

d) Bölgenin güvenliği,

e) Trafik düzenlemesi,

f) Yangın tehdidi,

g) Gürültü kirliliği

ve benzeri çok sayıda sorun çözüm beklemektedir.

Bu konularda başlatılacak bir araştırmayla Antalya Kaleiçi'nin gerçek kimliğinin belirlenmesi ve geleceğinin planlanması mümkün olabilecektir.

Kaleiçi'nin geleceğinde önceliğin ya da önceliklerin ne olması gerektiği konusunda da artık bir tercih noktasına gelindiği görülmektedir.

Devletin ve yerel yönetimlerin Antalya Kaleiçi'ne "söz" dışında hangi ölçekte "katkı" sağlayacakları araştırılmalıdır.

Yürürlükteki yasal çerçevenin sorunları çözmede yeterli olup olmadığı araştırılmalı, varılacak sonuca göre, gerekirse yeni düzenlemeler düşünülmelidir.

Antalya Kaleiçi'nin bugünkü durumu, sorunları ve geleceği tartışılırken, bölgeye "eskiyen bir yapı" gibi değil, geçmişten geleceğe aktarılan tarihsel bir birikim olarak bakmak gerektiği unutulmamalıdır.

Antalya kenti İ.Ö 150 yılında kurulduğunda kent bugünkü Kaleiçi'nden oluşuyordu. 14 üncü Yüzyılda Antalya'ya gelen ünlü gezgin Batuta, surlarla çevrili kenti anlatmaktadır. Ayrıca, Evliya Çelebi "1671-72 yıllarında Antalya'nın 4 400 metre uzunluğunda ve üzerinde 80 kulenin bulunduğu surlarla çevrildiği"ni yazıyordu.

Binlerce yıllık bir tarihsel birikimi içinde saklayan Kaleiçi; surlarıyla, camileriyle, ünlü minareleriyle, türbeleriyle, iskelesiyle bugün bir yaşam uğraşı vermektedir. Bu birikimin yok edilmesine seyirci kalınamaz.

TBMM'nin alacağı bir araştırma kararıyla Antalya Kaleiçi hak ettiği konuma ulaşabilme ve gelecek kuşaklara tüm tarihsel birikimini devredebilme olanağını bulabilecektir.

Antalya Kaleiçi'nin korunması, geliştirilmesi için bir kent bilincinin oluşturulmasında tüm yönetimler ve kent halkının hangi görevleri üstlenecekleri araştırılmalıdır.

Antalya Kaleiçi'nin 27.12.2004 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla "Antalya Kent Merkezi Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Merkezi Bölgesi" içinde kabul edilmesinden sonraki gelişmeler araştırılarak, bu kararın uygulanmasındaki engeller ve aşamalar tartışılmalıdır.

Bu gerekçelerle, ülkemizin en önemli turizm merkezi olan Antalya'nın merkezindeki "çekirdek kent" tarihî Kaleiçi'nin sorunlarının araştırılarak, nedenlerinin saptanması ve alınması gereken tüm önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması konusunda gereğini saygılarımla arz ederim.

1- Feridun Fikret Baloğlu                                 (Antalya)

2- Atila Emek                                (Antalya)

3- Tuncay Ercenk                                 (Antalya)

4- Osman Özcan                                (Antalya)

5- Osman Kaptan                                (Antalya)

6- Atilla Kart                                (Konya)

7- Ramazan Kerim Özkan                                (Burdur)

8- Nail Kamacı                                (Antalya)

9- Halil Ünlütepe                                (Afyonkarahisar)

10- Hüseyin Ekmekcioğlu                                (Antalya)

11- Mustafa Erdoğan Yetenç                                (Manisa)

12- Mehmet Işık                                (Giresun)

13- Nezir Büyükcengiz                                (Konya)

14- İlyas Sezai Önder                                (Samsun)

15- Feridun Ayvazoğlu                                 (Çorum)

16- Mevlüt Coşkuner                                (Isparta)

17- İsmet Atalay                                (İstanbul)

18- Muharrem Kılıç                                (Malatya)

19- Mehmet Parlakyiğit                                (Kahramanmaraş)

20- Halil Tiryaki                                (Kırıkkale)

21- Bayram Ali Meral                                (Ankara)

22- Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                (Malatya)

23- Nurettin Sözen                                (Sivas)

24- Sıdıka Sarıbekir                                (İstanbul)

25- Şefik Zengin                                (Mersin)

26- Erdoğan Kaplan                                (Tekirdağ)

27- Mehmet Yıldırım                                (Kastamonu)

28- Gökhan Durgun                                (Hatay)

29- Harun Akın                                (Zonguldak)

30- A. İsmet Çanakcı                                (Ankara)

31- Ahmet Küçük                                (Çanakkale)

32- Osman Coşkunoğlu                                (Uşak)

33- Salih Gün                                (Kocaeli)

34- Mustafa Özyurt                                (Bursa)

35- Şevket Arz                                (Trabzon)

36- Ali Kemal Deveciler                                (Balıkesir)

37- V. Haşim Oral                                (Denizli)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerine alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

D) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki (3/733) esas numaralı dosyanın daha önce karara bağlanan (3/626) esas numaralı dosyayla aynı olduğu tespit edildiğinden, Başbakanlığa iade edilmesi gerektiğine ilişkin Başkanlık açıklaması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu karma komisyonca, Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki (3/733) esas numaralı dosyanın, daha önce karara bağlanan (3/626) esas numaralı dosyayla aynı olduğu tespit edilip, Başbakanlığa iade edilmek üzere Başkanlığımıza iadesine karar verilmiştir. Başkanlığımızca gereği yerine getirilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Dilekçe Komisyonu Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

2.- Dilekçe Komisyonu Başkanlığının, TBMM’nin tatilde bulunduğu süre içerisinde de çalışmalarına devam etmesine ilişkin tezkeresi (3/866)

                                                             29 Haziran 2005

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dilekçe sahiplerine süresi içerisinde cevap vermek amacıyla, TBMM'nin tatilde bulunduğu süre içerisinde de komisyon çalışmalarına devam edilmesine, İçtüzüğün 25 inci maddesi gereği Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından izin verilmesi hususunu arz ederim.

                                                                 Yahya Akman

                                                                          Şanlıurfa

                                                        Dilekçe Komisyonu Başkanı

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler..: Kabul edilmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

IV.- ÖNERİLER

A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 30.6.2005 Perşembe günü (bugün) yapılan toplantısında, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                     Faruk Çelik

                                                                               Bursa

                                                        AK Parti Grup Başkanvekili

Grup Önerisi:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 51 inci sırasında yer alan 161 sıra sayılı İçtüzük Değişikliği Teklifinin 2 nci sırasına, 14 üncü sırasında yer alan 969 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü sırasına, 292 nci sırasında yer alan 943 sıra sayılı kanun teklifinin 9 uncu sırasına alınması, Genel Kurulun, 1.7.2005 Cuma, 2.7.2005 Cumartesi ve 3.7.2005 Pazar günkü birleşimlerinde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi önerilmiştir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, grup önerisinin aleyhinde, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan, Ankara Milletvekili Oya Araslı ve Adana Milletvekili Uğur Aksöz; lehinde, Adana Milletvekili Recep Garip ve Bursa Milletvekili Faruk Çelik.

İlk konuşmacı, Sayın Kandoğan, buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum; AK Parti Grubu önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, müteaddit kereler bu kürsüye gelip, bu Danışma Kurulları toplantısıyla ilgili görüşlerimi ifade ettim. Dün, yine, bu Mecliste bir Danışma Kurulu önerisi geldi. Bugün çarşamba, ertesi günü, bir Danışma Kurulu önerisi daha!.. Her gün Danışma Kurulu önerileriyle yeni gündemler oluşuyor, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiklerinde, o gün neyle karşılaşacaklarının farkında olmadan, Meclis çalışmalarına katkıda bulunmaya çalışıyorlar. Hep söylüyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine hâkim değiliz, ne iktidar grubu ne de muhalefet grubu.

Dün, yeni ve değişik bir Danışma Kurulu önerisi varken, bugün, yepyeni bir Danışma Kurulu önerisi geliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiğimizde, o gün neyle tanışacağız, neyi görüşeceğiz, neyle ilgili konuşacağız, hangi kanun tasarı ve teklifleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde, farkında olmuyoruz, bilmiyoruz. Madem böyle bir öneriniz vardı, madem Danışma Kuruluyla ilgili bir öneri getiriyordunuz, o zaman bunu dün niye getirmediniz?

Bakınız, zamanımız çok dar, çok sınırlı diyoruz; dün bir Danışma Kurulu önerisi vardı ve üzerinde saatlerce tartıştık; bugün yeni bir Danışma Kurulu önerisi var; çok kıymetli saatlerimizi yine bu Danışma Kurulu önerisinin tartışmasına ayırıyoruz. Hem diyoruz ki, Meclis tatile girmeden önce, birhayli kanun tasarısı var, onları bitirmemiz lazım, sonra da geliyoruz, bugün yeni bir Danışma Kurulu önerisiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini meşgul ediyoruz, işgal ediyoruz gündemi değerli milletvekilleri.

Bakınız, saatinize bakınız, en az bir saatten fazla bir süre sadece bu Danışma Kurulu önerisinin tartışmasıyla ilgili geçecek.

MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Konuşmazsan geçmez.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Niye konuşmayayım Sayın Milletvekili, ben bundan rahatsız oluyorum, huzursuz oluyorum.

Bugün saat 11.00'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıyor, dünkü gündem gereği toplanıyoruz diye geliyorum karşımda bir danışma kurulu önerisi.

MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Rahatsız oluyorsan…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Rahatsız oluyorum. Benim bu Danışma Kurulu önerisinin önceden bilgisi içerisinde olmam lazım, benim bununla ilgili hazırlık yapmam lazım, çalışma yapmam lazım; sizin de hazırlık yapmanız lazım Sayın Milletvekili. Millet bizi burada, bu salonlarda, bu koltuklarda boş boş oturmak için göndermedi ki, buraya gelen kanun teklifi ve tasarılarıyla ilgili katkı yapmak için bizi buralara gönderdi. Şimdi, gelmiş bir İçtüzük değişikliği; biliyor musunuz neyle ilgili Sayın Milletvekilim? Soruyorum; bugünkü Danışma Kurulu önerisi, İçtüzük değişikliğinin neyle ilgili olduğunu biliyor musunuz? Ben iddia ediyorum ki, şu anda salonda bulunan milletvekillerimizin büyük çoğunluğu bu İçtüzük değişikliğinin neyle ilgili olduğunu bilmiyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Biliyorlar, biliyorlar.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bilmiyorlar Sayın Milletvekili; bilinmiyor, ben saat 11.00'de burada öğrendim.

BAŞKAN - Sayın Kacır, Sayan Kandoğan, lütfen, karşılıklı konuşmayalım.

Sayın Kandoğan, Genel Kurula hitap ediniz.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bakınız, bugünkü gelen İçtüzük…

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Laf atıyorlar Başkan, onlara söylesene?

BAŞKAN - Sayın Tiryaki, onlara da söylüyorum; lütfen...

Buyurun.

AHMET YENİ (Samsun) - Sakin olun Sayın Milletvekilim. (CHP sıralarından "siz sakin olun" sesleri, gürültüler)

MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) - Üç senedir aynı lafları atıyorsun, sürekli laf atıyorsun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri…

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Bilmiyorsun, hemen laf atıyorsun.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Gel öğreteyim biliyor muyum bilmiyor muyum!

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Kabadayılık yeri mi burası?!

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, konuşmanıza devam ediniz, buyurunuz.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bu ortamda nasıl devam edeyim Sayın Başkan, lütfen, sükuneti sağlayın.

GÖROL ERGİN (Muğla) - Cürmün kadar yer yakarsın.

BAŞKAN - Siz devam edin, sükunete erer arkadaşlar.

Lütfen, Sayın Kandoğan, hitap ediniz efendim, lütfen...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bakınız, Adalet ve Kalkınma Grubundan iki milletvekilimiz, Sayın Ünal Kacır ve Sayın Ahmet Yeni, tutanaklara da bakın...

AHMET YENİ (Samsun) - İsmimizden bahsetmeyin.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Lütfen Sayın Milletvekili… İsminizi söylüyorum… Tutanaklara bakınız, 22 nci Dönemde, milletvekillerine, konuşan milletvekillerine en fazla söz atan iki milletvekilisiniz. Lütfen Sayın Başkanım, artık, bunu, tutanaklardan tespit edip, bu iki milletvekilimizle ilgili gerekli işlemi yapınız  buradan.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ne yapacak?!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bakınız, ben iddia ediyorum, cumhuriyet döneminden beri, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, hatibe sizin kadar laf atan iki milletvekili yok, başka yok. Tutanakları inceleyin; bakınız. Millet, sizi, buraya, hatibe laf atmak için göndermedi ki. Bu kürsüden varsa bir bilgi birikiminiz, dağarcığınızda bir şeyler varsa, Meclis çalışmalarına bir katkı yapmak istiyorsanız, geliniz, buradan söyleyiniz sayın milletvekilleri.

Değerli milletvekilleri, bakınız, bugünkü Danışma Kurulu önerisi, bir İçtüzük değişikliğiyle ilgili; İçtüzük değişikliği 91 inci maddeyle ilgili. Bununla ilgili, daha önce, iki kez -İçtüzüğün 91 inci maddesiyle ilgili- Türkiye Büyük Millet Meclisi karar almış; almış olduğu o iki karar da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş. En son Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği karar -29.4.2003 günü; yani, bu yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bir karar üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Anayasa Mahkemesine gitmiş- temel kanunla ilgili bir İçtüzük değişikliği. Anayasa Mahkemesi, bu yapılan değişikliği Anayasaya aykırı bulmuş; Anayasaya aykırı bulması nedeniyle, oybirliğiyle yürütmenin durdurulması ve iptali kararı vermiş. Bu Meclisin kabul ettiği bir İçtüzük değişikliği, temel kanunla ilgili; Anayasa Mahkemesi bununla ilgili yürütmeyi durdurma kararı veriyor ve iptal kararı veriyor ve yine, daha önceki dönemlerde, aynı İçtüzük değişikliğiyle ilgili bir husus Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen bu İçtüzük değişikliği de, yine Anayasa Mahkemesi tarafından, 7.2.2001 tarihinde, oy birliğiyle iptal edilmiş. Yani, bugün Danışma Kurulu önerisi olarak getirilen husus, iki kez bu Meclisten geçmiş, iki kez de Anayasa Mahkemesinden geri dönmüş. Şimdi, biz, Anayasa Mahkemesiyle kavga içerisinde olmaya devam etmek için, bugün, yeniden, bir İçtüzük değişikliği getiriyoruz, aynı mealde, aynı manada, aşağı yukarı aynı özellikleri taşıyan bir İçtüzük değişikliği.

Şimdi, geçmişte, iki tane örnek önümüzde dururken, bugün, Meclisin bu kadar sıkışık bir anında böyle bir İçtüzük değişikliğini getirmenin hangi akla hizmet ettiğinin buradan açıklanması lazım. Çok açık ve net iki tane örnek karar varken, üçüncüsünü Anayasa Mahkemesinin önüne götürmenin ne anlamı olabilir, ne faydası olabilir, Meclise ne katkısı olabilir?

FARUK ÇELİK (Bursa) - Bilmediğin şeyler var.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bakınız, sayın milletvekilleri, bununla ilgili çok enteresan bir ifade size okuyacağım.

Bu İçtüzük değişikliğiyle ilgili olarak 26.1.2001 tarihinde -dikkatinizi çekmek istiyorum- Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bu husus görüşülürken, şu anda Meclis Başkanı olan Sayın Bülent Arınç, dikkatinizi çekmek istiyorum, şu andaki Meclis Başkanı Sayın Bülent Arınç, bu İçtüzük değişikliğiyle ilgili olarak, bakınız, Meclis kürsüsünden neler söylüyor: "Bu teklifte hâkim olan unsur ifrat ve tefrit arasında bocalamaktır. Değerli arkadaşlarım, ben, kendi şahsım adına böyle bir zillete tahammül edemem."

Şu anda bu kürsüde oturması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç, İçtüzük değişikliğiyle ilgili olarak "böyle bir zillete tahammül edemem" diyor, bunu bir zillet olarak görüyor. Bunu gören Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız ve devam ediyor: "Vicdanlarınızı sesleniyorum: Böyle bir ayıptan Türkiye Büyük Millet Meclisini kurtarın."

Ben, bunları okuduktan sonra, söyleyecek daha fazla bir şeyim kalmadı ki. Bunu bir ayıp olarak görüyor şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bu İçtüzük değişikliğiyle "zillete tahammül edemem" diyor. Buradaki milletvekillerine "vicdanlarınıza sesleniyorum" diyor, vicdanlarına hitap ediyor.

Şimdi, iki tane Anayasa Mahkemesi kararı, iptal kararı önümüzde duracak ve biz, bunun üzerine, bu iptal kararları üzerine, Bülent Arınç'ın bu kadar ağır sözlerinden sonra, geleceğiz, burada, İçtüzük değişikliğiyle ilgili bir teklif vereceğiz!

Değerli milletvekilleri, Meclisi çalıştırmak istiyorsanız, biz buradayız. Geliniz, kapatmayalım Meclisi, kapatmayalım; onbeş gün daha, yirmi gün daha, hangi kanunların geçmesi gerekiyorsa, geliniz, burada tartışalım, görüşelim, konuşalım, kanunlaştıralım. Ancak, bir temel kanun esprisi içerisinde, çerçevesi içerisinde, iptal edileceğini bile bile böyle bir teklifle Millet Meclisinin huzuruna gelmenizi anlamak mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, bir de bu "temel kanun" ne olduğu da belli değil. Geçen sefer, bu, Mecliste tartışıldı; Sayın Burhan Kuzu o zaman dedi ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Sayın Başkan, 5 dakika müsaade et.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Sayın Burhan Kuzu dedi ki o görüşmelerde: Bu temel kanunun dünya üzerinde tanımlanmış bir ifadesi yok; kimilerine göre uzun kanun temel kanundur. Geçen sefer, 40 maddeyi aşan kanunlar temel kanunlar sayılır...

Değerli milletvekilleri, şimdi, biz, temel kanunu kabul etsek ve biraz sonra getireceğiniz o Bankacılık Yasa Tasarısının bölümler halinde görüşülmesi kabul edilse ve o şekilde uygulanmaya başlansa, ben, şimdi soruyorum: 15 maddeden ibaret olan bir bölümle ilgili, milletvekili olarak, benim o bölüm içerisindeki herhangi bir 2, 3, 4 maddeyle ilgili olumsuz görüşüm varsa, o konuları kabul etmiyorsam, reddedeceksem, beni hangi hak ve yetkiyle o bölümle ilgili tek oy kullanmaya mecbur ediyorsunuz?! O 15 maddelik bölüm içerisinde, sizlerin de kabul etmeyeceği, tasvip etmeyeceği maddeler olabilir. Bu, milletvekillerinin iradesinin üzerine ipotek koymaktır; milletvekillerinin hür iradesiyle her madde üzerindeki görüşlerini açıklamanın önünde açıkça bir engeldir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, teşekkürünüzü alabilir miyim.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ben, bu düşüncelerle, Danışma Kurulu önerisi için teklif edilen AK Parti önerisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Önerinin lehinde, Adana Milletvekili Recep Garip; buyurun.

RECEP GARİP (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; dün de, grupların toplantısında, bugünkü Danışma Kurulu toplantısında yapılan anlaşma tam sağlanamadığı için, tekrar, yeniden bir gündem görüşmesi yapıyoruz.

Elbette ki, Danışma Kurulu önerileri, uygun görüldüğünde yapılmaktadır; yani, uygun birtakım değişiklikler, düzenlemeler ihtiyaç haline geldiğinde, mutlak surette, Danışma Kurulu, kendi içerisinde toplanır ve bu önerilerini hazırlar. Dolayısıyla, bunların çok doğal ve çok normal olduğunu düşünmekteyim. İktidar da, muhalefet de gündeme hâkimdir, kendi gündemlerini bilmektedir. Türkiye'nin gündeminde neler varsa, bunları, çok iyi takip ettiğimizi düşünmekteyim. Benden önceki konuşmacının bu ifadelerine de katılmadığımı, eğer, bir zafiyet varsa, kendilerinde aramaları gerektiğini, hassaten belirtmek istiyorum.

ATİLLA KART (Konya) - Hiç yakışmıyor!

RECEP GARİP (Devamla) - Çok konuşarak çok şeyler yapılmaz…

ATİLLA KART (Konya) - Hiç mi sıkılmıyorsun?!

RECEP GARİP (Devamla) - Çok konuşarak çok şeyler yapılmaz; doğru şeyler konuşmak lazım, doğru şeyler söylemek lazım.

ATİLLA KART (Konya) - Hiç utanma duygusu yok mu?!

RECEP GARİP (Devamla) - Biraz sonra, çıkar ve konuşursunuz; müsaade ederseniz, ifadelerimi tamamlamak istiyorum.

ATİLLA KART (Konya) - Yüzünüz kızarmıyor mu bu konuşmayla?!

RECEP GARİP (Devamla) - Müsaade edin… Doğru şeyler söylemek için gayret ediyoruz.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Kurban olayım sana!..

RECEP GARİP (Devamla) - Bu ülkenin, Anadolu'nun yüreğini sağlamlaştırmak için, önümüzdeki engelleri, sıkıntıları kaldırmak için uğraşıyoruz. Dolayısıyla…

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Helal olsun sana!

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri…

Buyurun Sayın Garip…

RECEP GARİP (Devamla) - Doğru şeyler…

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Getirin, tek oylamayla yapalım!

MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) - Niye müdahale ediyorsun?

RECEP GARİP (Devamla) - Doğru şeyler söylemek için burada bulunuyoruz.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Niye etmeyeyim?! Sen ediyorsun; ben de ederim..

BAŞKAN - Sayın Uzdil…

Sayın Garip, buyurun.

RECEP GARİP (Devamla) - Müsaade edin arkadaşlar.

MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) - Müdahale etme…

RECEP GARİP (Devamla) - Müsaade edin.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Niye etmeyecekmişim?! Sen misin buranın külhanbeyi?!

RECEP GARİP (Devamla) - Müsaade edin.

BAŞKAN -  Devam ediniz konuşmanıza…

Sayın Ataş…

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Burada Başkan var; sana ne oluyor?!

RECEP GARİP (Devamla) - Değerli arkadaşlar… Değerli arkadaşlar…

BAŞKAN - Sayın Garip, buyurun efendim.

RECEP GARİP (Devamla) - Osmaniyeli hemşerim susmayı da bilir; teşekkür ediyorum kendisine.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Gerekirse biliriz… Gerekirse biliriz…

RECEP GARİP (Devamla) - Ben, çok konuşarak doğru şeyler yaptığımız düşünmüyorum…

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Sen beynindekileri söyle!

RECEP GARİP (Devamla) - Belki susarak, belki az konuşarak çok daha erdemli, çok daha vasıflı, çok daha güzel şeyler yapabileceğimizi belirtmek istiyorum.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Sen beynindekileri söyle, inançlarını anlat!

RECEP GARİP (Devamla) - Dolayısıyla, İçtüzük…

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Sen öğretmensin, sen şairsin...

BAŞKAN - Sayın Uzdil, lütfen…

RECEP GARİP (Devamla) - Lütfen, müdahale etmeyin;  çıkarsınız, burada konuşursunuz.

BAŞKAN - Sayın Garip, buyurun.

Sayın Garip, Genel Kurula hitap ediniz.

RECEP GARİP (Devamla) - Burada konuşman gereken zamanda konuş!

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - ...sen inançlarını anlat!..

BAŞKAN - Sayın Uzdil…

RECEP GARİP (Devamla) - Sen bu zamana kadar konuştun ve ben müdahale etmedim. Şimdi ben konuşuyorum ve dinleyeceksiniz beni.

BAŞKAN - Sayın Garip, Genel Kurula hitap ediniz.

Buyurun.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Dinliyoruz, laf da atıyoruz.

RECEP GARİP (Devamla) - 161 sıra sayıda İçtüzük değişikliği var. Elbette ki buna ihtiyaç duyuyoruz.

969 sıra sayılı, özürlüler kanunu birazdan gelecek. Elbette ki, Türkiye'nin kanayan bir yarası, dünyanın kanayan bir yarasıdır. Özürlü kardeşlerimiz, mutlak surette bizden birisidir ve bizim gibi bir bedene sahiptir, anlayışa sahiptir. Onların yasal düzenlemeleri konusunda, mutlak surette, bu kanunların düzeltilmesi, hazırlanması, onların istekleri doğrultusunda modern bir dünyaya kazandırılması gerekiyor. Bunun için de, özürlüler kanunu birazdan gelecek.

Yine, sırada, devam eden 930 sıra sayılı, Millî Eğitim Bakanlığı teşkilat ve görevleri hakkında birtakım düzenlemeler gerekiyor. Bunlar da gelecek.

Yine, 920 sıra sayılı, kalkınma ajansları konusunda kanun tasarısı var. Bunlar da mutlak surette görüşülmeye gelecek ve 943 sıra sayılı, bazı kanunlarda değişiklik yapılması gerekiyor.

Değerli dostlar, bu çalışma performansı ikibuçuk yıldan bu yana devam ediyor; yani, biz, geceli gündüzlü çalışmaya devam ettik. Elbette ki, çalışmamız gerektiği zaman da, cuma, cumartesi, pazar günleri de çalıştık, hep beraber çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz. Gerekirse, yaz tatili konusunda, daha az tatil yaparak, mutlak surette, bu ülkenin menfaatına gerekli olan çalışmaların yapılması için gerekli olan düzenlemeler yapılacak ve biz, bu fedakârlıkları yapmaya devam edeceğiz.

Bu noktada, özellikle Grubumun getirmiş olduğu Grup önerisi konusunda lehte oy kullanacağımı belirtiyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Garip.

Önerinin aleyhinde, Ankara Milletvekili Oya Araslı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum; söz konusu Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Bu önerinin karşısındayım; çünkü, bu öneri de uzun zamandan beri yaşamakta olduğumuz düzensizliğe yeni bir katkı yapmaktadır. Ben sabahleyin evden çıktığım zaman, öğleden sonra Yasama Meclisinde ne görüşeceğimizi bilmiyorum. Bir gün önce de bilmiyorum. Birileri bana sorduğu zaman "bilmiyorum" sözünü telaffuz etmekten de fevkalade sıkılıyorum ve sıkıntılıyım. Bilmiyorum, sizleri bu rahatsız etmiyor mu?!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Hayır.

OYA ARASLI (Devamla)-Beni rahatsız ediyor; çünkü, ben çağdaş, düzenli çalışma alışkanlığından gelen bir insanım. Böyle derbederliklere tahammülüm yok. Bir konu tartışılırken katkı verebilmek için hazırlık yapmak ihtiyacını duyuyorum. Benim alışkanlığıma göre suskunluk, bir katkı anlamını taşımıyor. Benim anlayışıma göre, burada bir yasa konuşulurken sadece parmak kaldırmak, ne görüşüldüğünü bilmeden, arkadaşlarım öyle kaldırıyor diye parmak kaldırmak, benim açımdan bir katkı anlamını taşımıyor ve öyle zannediyorum ki, benim değerlerim, burada ifade ettiğim değerler, benim değerlerim olduğu için değil, ama çağdaş çalışma düzeni bu değerlere uyulmasını gerekli kıldığı için değerli. Niçin böyle derbeder bir çalışma düzenine kendimizi teslim ediyoruz?!

Zaman zaman, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan arkadaşlarımızın, muhalefetin katkısına, milletvekillerinin katkısına çok büyük bir önem verdiklerini söylediklerini duyuyoruz. Bu nasıl bir katkı olacak değerli arkadaşlar?! Eğer, ben, bugün hangi yasayı görüşeceğimi bilmiyorsam, en azından o yasayla ilgili, kuşkusuz hepimizin gündemdeki yasalarla ilgili bir bilgisi var, olması gerekiyor; ama, en azından o bilgileri tazelemek için, ne görüşeceğimi bir gün önceden bilmeye ihtiyacım var. Sizler bu ihtiyacı nasıl duymuyorsunuz ve böyle bir düzensizlik düzenini nasıl içinize sığdırabiliyorsunuz, sindirebiliyorsunuz, anlamakta çok ciddî sıkıntı çekiyorum.

Demokrasi, katılımla ayakta durur. Bizim Anayasamızda yazılı olan demokrasi, katılımcı bir demokrasidir. Yani, yalnız, çoğunluğu oluşturanların iradesi doğrultusunda değil; ama, onların karşısındaki azınlığın da görüşlerine değer veren, onlardan esinlenen, onların da yönetime katkıda bulunmasına imkân veren katılımcı bir demokrasi anlayışı. Bu katılımı, bu düzen çerçevesinde nasıl sağlayabiliriz, ben bilemiyorum. Eğer sağlanan size yeterli görünüyorsa, ona diyebilecek hiçbir şeyim yok; ama, bana yeterli görünmüyor. Özellikle bir muhalefet milletvekili olarak, bu yapılan girişimleri, muhalefetin sesini kesmek, katkısını önlemek girişimleri olarak adlandırmaktan kendimi alamıyorum.

Arkadaşlar, bir İçtüzük değişikliğinin burada görüşülmesine öncelik veriliyor. Acaba, öncelikli konumuz bu mu? Yani, daha dün, 46 maddelik bir kanun teklifini kabul etti bu Meclis. Daha önceki hafta, yine, böyle bir, çok maddeli, uzun bir kanun tasarısını, benzer teklifleri kabul etti, bir sıkıntı görmedik görüşülürken. Herkes görüşlerini güzel güzel açıkladı, ifade etti, katkısını vermeye çalıştı. Acaba, bu mu rahatsızlık uyandırıyor? Çünkü, bu Meclisin, uzun yasaları görüşememe gibi bir sıkıntısı yok. Biz, 400 maddeye yakın Türk Ceza Kanununu, bu çatının altında birlikte görüştük, kabul ettik, hiç de bir sıkıntı olmadı; yani, şimdi, niye 40 maddelik kanun tasarı ve tekliflerini görüşmekte herhangi bir sıkıntımız olsun? Bırakın konuşalım; bütün milletvekilleri -iktidardan ve muhalefetten- görüşlerini rahatça açıklasınlar, tartışsınlar. Demokrasi bu demek değerli arkadaşlar, ifade etmek demek.

Siz, bu içtüzük değişikliği önerisiyle, milletvekilinin ifade özgürlüğünü ve görevini yerine getirme imkânlarını sınırlandırıyorsunuz, suskun bir demokrasiye kapıyı açıyorsunuz. Genel Başkanınız ve Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı, ifade özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunu, yeri gelen her yerde, her alanda tekrarlıyor, söylüyor. O ifade özgürlüğü, elbette ki Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a lazım; ama, en az onun kadar, bu çatı altında görev yapanlara da lazım, hatta daha fazla lazım; çünkü, biz, burada, bu görüşleri ifade etmek için toplumumuzdan vekâlet almış insanlar olarak görev yapıyoruz. Buna o kadar önem veriliyor ki, her dilediğimizi ifade edebilelim rahatça diye, bize kürsü dokunulmazlığı sağlanmış. Siz, bunu sınırlandırmaya, ifade imkânını ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz ve bunu, öncelikli bir biçimde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşımaya çalışıyorsunuz.

Bu olanları anlayabilmek mümkün değil. Öncelikli sorunumuz bu mu?! Uzun yasaları, etraflı hükümleri getiren yasaları görüşmekte herhangi bir sıkıntıya mı uğradık; yok. Yoksa, o zaman, bunun açıklaması nedir? Bir kolaycılığa mı kaçmak istiyoruz bir an önce tatile gitmek için; yoksa, muhalefetin IMF siparişi yasalar karşısındaki görüşlerini ifade etmesini önlemek isteyenler mi var aramızda; bunların ifadesinden çekinen, gocunanlar mı var? Yani, bu getirilen teklifin, önümüze konulan teklifin izahı ancak bunlar olabilir; çünkü, yasama görevinin yerine getirilmesinde, milletvekilinin görüşünü açıklama imkânı bakımından tasarruf diye bir şey yoktur. Her alanda zamandan tasarruf edebilirsiniz; ama, milletvekilinin görüşünü açıklama imkânından tasarruf yapmaya kalkıştığınız zaman, demokrasiyi özünden zedelersiniz.

Bunu, bugün, burada, ben söylemiyorum; içinizde bulunan, şu sıralarda zaman zaman oturan çok değerli arkadaşlarım söylemişler. Buna benzer düzenlemeler geldiğinde, Anayasa Mahkemesine açtıkları iptal davalarında söylemişler "bu bir zuldür" demişler "buna alet olmayın, bu utancı taşımayın" demişler "bu, demokrasiyi öldürmek demektir" demişler. Bu laflar daha yere bile düşmedi; söylendi, sarf edildi ve havada asılı. Herkes bunları hatırlıyor. O değerli arkadaşlarım, bu öneri burada görüşülürken ne yapıyorlar bilmiyorum. Yapılacak bir tek şey var; acı acı, ne hallere düştük diye düşünmek. Öyle düşünüyorum ben. İçinizdeki arkadaşlar, bunlara karşı oldular bir zamanlar, bu düzenlemelere. Ne değişti aradan geçen günlerde?! "Değişime uğradık" deniliyor bazen. Değişim bu doğrultuda ise, vay geldi değişenlerin haline, başına! Değişim, çünkü, olumlu doğrultuda olursa bir anlam ifade eder; ama, demokrasi anlayışında geriye gitme anlamında değişim, çok kötü şeyler ifade eder, olumsuzluklar ifade eder.

Ben, onun için, getirilen bu öneriyi anlamakta güçlük çekiyorum. Daha önemli çok konumuz var. Milletvekilinin dokunulmazlıklarının sınırlandırılması için bir girişimi öncelikle görüşebilirdik. Yabancılara mülk edinmeyi düzenleyen kanun, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi; ama, alanı düzenleyen başka bir hüküm olmadığı için bir süre yürürlükte bırakıldı. O süre temmuz ayı içerisinde doluyor. O süre dolduğu zaman, yabancıların mülk edinmesini sınırlayacak hiçbir hüküm kalmayacak hukuk düzenimizde. Getirsenize, niye bekliyorsunuz?! Öncelikli olması gereken bunlar. Bunları da getirin, görüşelim, dediklerinizi de getirin; ama, gerçekten görüşelim.

Bakınız, Anayasa Mahkemesi eski tarihli bir kararında diyor ki: "Görüşme, madde üzerinde görüşmekle mümkündür. Eğer madde üzerinde görüşme yapılmıyorsa, bunun adı görüşme değildir." Siz, sadece, benzer düzenlemeler hakkında Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu iki kararı gözden geçirmişsiniz, ona uygun birtakım düzenlemeler yapıp sakıncaları ortadan kaldırmaya çalışmışsınız -olmamış ya- ama, bu kararı da unutmuşsunuz o düzenlemeleri yaparken.

Bu nedenle, böyle bir öneriye katkı vermek, bence, demokrasiyi, demokrasinin beşiği olan yasama organında boğmak anlamını taşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Araslı, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

OYA ARASLI (Devamla) - Bu nedenle, böyle bir öneriye katkı vermek mümkün değil. Böyle bir öneriyi olumlu karşılamak mümkün değil. Unutmayınız, parlamento sözünün kökeninde konuşma var. Biz, konuşmak için burada varız. Ülkenin sorunlarını dile getirmek, vatandaşın sesini duyurmak ve vatandaşın sorunlarını çözmek için, önerilerde bulunmak için buradayız, suskun bir demokrasi yaratmak için değil. Eğer suskun bir demokrasi yaratmak istiyorsanız yolunuz açık olsun, biz buna katkı vermeyiz; ama, suskun demokrasi yaratmış olmanın ayıbını da ömrünüz boyunca alnınızda ve sırtınızda taşıyacaksınız ve tarihin sayfalarında, bu, silinmez izler bırakacak.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Araslı.

Önerinin lehinde, Bursa Milletvekili Sayın Faruk Çelik; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

FARUK ÇELİK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Danışma Kurulu önerimizin lehinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Danışma Kurulu önerimizin özünü teşkil eden, bugün, İçtüzükte temel kanun düzenlemesi getiriliyor. Ana konu bu ve birazdan, oylarınızla, inşallah, bu konuya geçmiş olacağız ve temel kanun düzenlemesini gerçekleştireceğiz. 

Değerli arkadaşlar, benden önce söz alan değerli konuşmacılar önemli şeylere temas ettiler. Sayın Araslı, milletvekili ifade özgürlüğünün kısıtlandığından bahsettiler, muhalefetin sesini kesmekten bahsettiler. Bunları, milletimiz de, biz de, milletvekilleri de, özellikle son bir hafta açısından bakacak olursak, sözlerin, ifade özgürlüğünün kısıtlanıp kısıtlanmadığına vicdanlarımız en doğru kararı vereceklerdir.

Burada, hâkimler ve savcılarla ilgili bir yasal düzenlemeyi gerçekleştirdik. Hayatımda duymadığım hikâyeleri, yargı kesimiyle ilgili fıkraları ve hiç konuyla alakası olmayan meseleleri, muhalefet mensubu arkadaşlarımız bu kürsüye taşıdılar. Bunun, milletin zamanını, Meclisin imkânlarını olumlu bir istikamette kullanma mı, istismar etme mi, ne şekilde kullandığımızın kararını, elbette, vicdanlarımız bize sesleniyor, bize ifade ediyor.

Kaldı ki, tüm yasal düzenlemelerin bir komisyon safhası var. Komisyonlarda enine boyuna meseleler tartışılıyor. Parti gruplarının ve milletvekili arkadaşlarımızın görüşleri, yasama faaliyetinde, çeşitli safhalarda çok net bir şekilde kullanılıyor, Genel Kurul safhası da dahil olmak üzere; ama, bir muhalefet milletvekili ifadesiyle, bunları kabul ettiğimizi ifade etmek istiyorum.

Bir diğer arkadaşımız, burada "Anayasa Mahkemesiyle kavga mı etmek istiyorsunuz" gibi bir ifadeyi kullandılar. Bunu da bilgi eksikliğine hamlediyorum; bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir ifadedir. Ne olduğunu, ne geldiğini, ne yapılmak istendiğini ölçüp biçmeden, konuşmak için bir konuşma anlayışı, maalesef, bu kürsüde sık sık gerçekleşiyor. Ben, arkadaşların, konuyu, ne yapılmak istendiği konusunu sağlıklı bir şekilde ölçüp tarttıktan sonra burada konuşmalarının daha sağlıklı ve doğru olacağı kanaatindeyim.

Bir diğer konu da, Cumhuriyet Halk Partisinin biraz önce olağanüstü Grup toplantısında… Çok kısa bir bölümünü izleme imkânım oldu. Ben, bütün samimiyetimle bir konuyu ifade etmek istiyorum. Burada ne tür bir çalışma yapmaya kalksak, cumhuriyetin kazanımları elden gidiyor. Ne gibi bir adım atsak, yine cumhuriyetin kazanımlarıyla ilgili çeşitli tehditlerden, tehlikelerden bahsediliyor.

Arkadaşlar, unutmayalım, Türkiye Cumhuriyetinin rejiminin, sisteminin bekçisi ben, sen, o, biz, onlar değil, yetmiş milyon insan bu cumhuriyetin bekçisidir (AK Parti sıralarından alkışlar) ve ne olur…

ATİLA EMEK (Antalya) - Size rağmen!

FARUK ÇELİK (Devamla) - …şunu bütün samimiyetimle yine burada ifade ediyorum: Din konusu gibi, cumhuriyet konusu gibi, bayrak konusu gibi, demokrasi konusu gibi konuların şampiyonluğuna soyunmayalım. Bunlar, bizim vazgeçemeyeceğimiz ortak değerlerimizdir. Bu kazanımlar, çok zor ve çetin şartlar neticesinde kazanılmış kazanımlardır. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Onun için, kim, hangisini istismar ediyorsa, tümüne karşı olmak kaydıyla ifade ediyorum. Yani, benim laikliğe bir adım uzak olmamı, benim cumhuriyete bir adım uzak olmamı, bir başkasının dine bir adım uzak olmasını nasıl tavsif edebiliriz, nasıl böyle bir sınırlama getirebiliriz?! Bu, millete yapılabilecek olan en büyük haksızlıktır.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Başbakan söyledi, Başbakan!

FARUK ÇELİK (Devamla) - Onun için, bu konulardaki hassasiyetimizi elbirliğiyle sürdürmemizin önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, gündeme taşıdığımız içtüzük değişikliğiyle ilgili olarak birkaç şeyi ifade etmek istiyorum. İçtüzükte temel kanun düzenlemesi 1996 yılında verilen bir teklifle gerçekleştirilmiştir. 1996 yılındaki bu teklifte, az önce burada konuşan değerli hocamız Sayın Oya Araslı'nın da imzası vardır. Onların teklifiyle burada görüşülmüş ve İçtüzükteki temel kanun düzenlemesi kabul edilmiştir. 2001 yılına kadar bu düzenleme devam etmiştir. 2001 yılına kadar, yalnız Türkiye'de değil, dünyanın birçok ülkesinde de buna benzer düzenlemeler gerçekleştirilmiştir veya mevcut uygulamalar vardır. 2001 yılında, kısmî bir değişiklik yapılıyor İçtüzük 91'de. Nedir o; Danışma Kurulunda oybirliği şartı varken, oybirliği şartına ilave olarak, grup önerisi olarak da getirilebileceği şartı getiriliyor; daha sonra, Anayasa Mahkemesine gidiliyor; Anayasa Mahkemesi, bu İçtüzük 91'i iptal ediyor. Gerekçe nedir; "temel kanun nedir, bunun tanımı yok." Açık bir şekilde, Anayasa Mahkemesi bunu ifade ediyor. "Tanımı yok bu temel kanunun, bunun tanımının yapılması lazım. Özel görüşmenin nasıl yapılacağıyla ilgili bir belirsizlik var" diyor Anayasa Mahkemesi ve bu gerekçelerden dolayı bunu iptal ediyor.

2003 yılında, bizim bir teklifimiz var. Bu teklif üzerinde konuşmalar yapılıyor ve o konuşmalarda, yine, Sayın Araslı'nın güzel cümleleri var; "kuşkusuz, tüm parlamentolu rejimlerde, kapsamlı yasa tasarı ve tekliflerinin görüşülmesinde bütünlüğü korumak ve sürati sağlamak için birtakım özel görüşme yöntemlerine ihtiyaç duyulmaktadır; ancak, çağdaş, demokratik bir rejimde bütünlüğü korumanın ve sürati sağlamanın yolunun keyfîliğe ve belirsizliğe kapıyı açmamak, muhalefeti çoğunluğa ezdirmemek" gibi, devam eden ifadeleri vardır. Yani, İçtüzükte böyle bir düzenlemenin yapılabileceğini, Sayın Araslı bu ifadelerinde kullanıyor. Ayrıca, 2003 yılındaki iptalde, Anayasa Mahkemesi de gerekçesinde şunu ifade ediyor: "Bu tür kapsamlı yasal düzenlemelere ilişkin tasarı ve tekliflerin madde sayılarının fazlalığı nedeniyle, Genel Kurul çalışmalarının aksamadan yürütülebilmesi için, özel görüşme ve oylama usulüne bağlı tutulmalarına gerek duyulabilir." Anayasa Mahkemesi, gerekçeli kararında da bunu net bir şekilde ifade etmektedir. Yani, böyle bir düzenlemenin yapılabileceği, genel gerekçede, iptal gerekçesinde zikredilmiştir.

Şimdi biz ne yapıyoruz; içtüzük değişikliğini getirmekle cumhuriyetin kazanımlarını ortadan kaldırıyorsak, 1996'da bunu getirenler de, cumhuriyetin kazanımlarını ortadan kaldırmak için mi getirdiler?!

OYA ARASLI (Ankara) - Ne alakası var?!. Saptırıyorsun!..

ATİLLA KART (Konya) - Demagoji yapıyorsun. Demagojiden başka bir şey değil söylediklerin.

FARUK ÇELİK (Devamla) - Bakınız, böyle bir mantık olamaz. Buradaki yasal düzenlemelerin hangi prosedürde, hangi çerçevede yürüyeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, şimdi, biz, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini önümüze koyduk; fakat, 2003 yılında iptal edildikten sonra, teklifi verdiğimizde henüz Anayasa Mahkemesinin genel gerekçesi yayımlanmamıştı; yayımlanmadığı için, bu teklifi beklettik; o gerekçe ortaya çıksın, gerekçede ne emrediliyor, onu bilelim, onu görelim dedik; çünkü, bildiğiniz gibi, Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır ve aldık, o gerekçeye uygun bir düzenlemeyi biz şimdi Yüce Heyetin karşısına getiriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çelik, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

FARUK ÇELİK (Devamla) - Nedir getirdiğimiz; "temel kanun tanımı bugüne kadarki düzenlemelerde yapılamamıştır" diyor. Şimdi getirdiğimiz düzenlemede "temel kanun" tanımı getiriyoruz; birincisi bu.

İkincisi, maddelerin ayrı ayrı oylanması kuralıyla ilgili, gerekçede net ifade vardı. Şimdi, maddelerin ayrı yarı oylanması kuralını da getiriyoruz yeni düzenlemede.

Her maddeye iki önerge kuralını getiriyoruz; yani, önerge verilebiliyor her madde için ve soru-cevap için de, her bölümde 15 dakikalık soru-cevap bölümü ihdas edilecek.

Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararında gayet net bir şekilde ifade edilen mahzurları ortadan kaldıran bir düzenlemeyi huzurlarınıza getirmiş bulunuyoruz. Burada, ne milletvekilinin ifade özgürlüğünü kısıtlayacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Çelik, teşekkürünüzü alabilir miyim

Buyurun.

FARUK ÇELİK (Devamla) -… ne de farklı yorumları gerektirecek bir durumun, söz konusu olmadığını ifade ediyorum.

Grup önerimize desteğinizi bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çelik.

OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, sözlerime anlamı dışında anlamlar yükleyip naklettikleri için, söz istiyorum.

FARUK ÇELİK (Bursa) - Sayın Başkan, benim ifadem Sayın Araslı'yla ilgili değil, Sayın Baykal'ın bugün grup toplantısında… (CHP sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Başkan değerlendirir söylemenize gerek yok.

FARUK ÇELİK (Bursa) - Hayır efendim…

BAŞKAN - Sayın Çelik… Sayın Çelik… Sayın Başkan, yerinize oturursanız…

Sayın Araslı'nın talebiyle ilgili olan hususları, tutanakları getirteceğim, inceleyeceğim ve birleşim içinde gerekirse konuşma hakkını vereceğim.

Sayın milletvekilleri, öneri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

V. -KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - 1 inci sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

2 nci sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde

Başkanlık Temsilcisi?.. Yerinde

Komisyon raporu 161 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Oya Araslı, şahısları adına Manisa Milletvekili İsmail Bilen, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan ve Ankara Milletvekili Oya Araslı'nın söz talepleri vardır.

İlk konuşmacı, AK Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu.

Sayın Kuzu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BURHAN KUZU (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bugünkü gündemimizin ilk maddesinde, İçtüzüğün 91 inci maddesindeki değişiklik görüşülmektedir. Bilindiği gibi, bu madde, yeni bir özel yasama yöntemi diyebileceğimiz, dünyada örnekleri pek çok olan -birazdan da zikredeceğim bazılarını- bir düzenlemeyi içeriyor.

Evvela söylemem gereken husus, bu konunun Türkiye'de yeni olmadığı, daha önce de, 2001 yılında bunun gündeme geldiği, aslında, 1996 yılında İçtüzük yapılırken orada da yer aldığını belirtmek istiyorum. Biliyorsunuz, bu İçtüzük, 1973 tarihindeki İçtüzük üzerinde yapılan bir değişiklikle gerçekleşmiştir.

Şimdi, tabiî, 1996'daki durum, oybirliğiyle karar verilmesi durumunda -her iki grubun ya da grupların, kaç grup varsa- anlaşmak suretiyle görüşme usulünü öngörüyordu. Bu da belki bir aşamaydı; ama, belki bundan iktidarlar gerekli sonucu alamamış olsa gerek ki, hızlandırma noktasında, ihtiyaca binaen, 2001 yılında, yani bizden önceki hükümet döneminde bu konu tekrar gündeme geliyor ve yeni düzenlemede biraz daha ileri gidilerek, anlaşma sağlanamazsa, bu sefer, 3/5 oy çoğunluğuyla Genel Kurulun "acil yasama yöntemi" dediğimiz yola gidilebileceğini öngörüyor. Anayasa Mahkemesine dava açılıyor o dönemde ve Anayasa Mahkemesi de, birazdan üzerinde duracağımız bazı gerekçelerle, iptal ediyor.

Şimdi, tabiî, bizim hükümet döneminde, yani, AK Parti İktidarı döneminde, yine, Parlamentoda -iki parçalı olmasına rağmen- belki yasalaşma sürecindeki hızlandırma ya da çok sayıda yasanın ve büyük çapta kanunların önümüze gelmesi sebebiyle böyle bir yola gidilmesi tekrar gündeme geldi ve bilindiği gibi, 2003'te, bir madde geçirdik biz bu konuda. Anayasa Mahkemesi bunu da oybirliğiyle iptal etti ve biraz da acele iptal etti. Hatta, bir şeyin de altını çizeyim, daha önce 2001'de üç aylık bir geçiş dönemi öngörmesine rağmen, yani, üç ay daha iptal ettiği hükmü yürürlükte tutmasına rağmen, bizim gönderdiğimiz o metni iptal etti, süre de tanımadı. Böylece, tabiî, tamamen kesilmiş oldu.

                             

(x) 161 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Şimdi, ortaya çıkan şu ki, yasama organının çalışmasında elbette ki İçtüzük önemli bir metindir. Biz, genellikle, bunu, akademisyenler olarak, İçtüzüğü, Meclisin anayasası olarak isimlendiririz ve sessiz anayasa deriz. Hakikaten önemli metinlerdir. Elbette ki, iktidar-muhalefet dengesinin mutlaka çok iyi gözetilmesi lazım. Bunda en ufacık bir tereddüt yok.

Aslında, bütün bu çalışmalar neticesinde, tartışma elbette ki çok uzun sürse, ille iyi kanun çıkar diye bir kaide de yok; ama, yeteri kadar konuşulmasında, tabiî ki, kanunların sağlıklı olması bakımından yarar var.

Şimdi, bugünkü görüşeceğimiz metin -ayrıntısını birazdan söyleyeceğim ama, kısaca belirteyim- şunu ifade ediyor: Önceki dönemde çıkan metinleri dikkate alarak ve Anayasa Mahkemesi kararını da dikkate alarak tabiî -iki kararı var biliyorsunuz bu konuda- yapılan, düzenlenen bir metinden ibaret.

Anayasa Mahkemesi, her iki kararında da belki bazı farklı gerekçeler sunuyor ama, ana hatlarıyla madde görüşülmesi üzerinde duruyor ve süreler konusunda mümkün olduğu kadar sınır getirilmemesine dikkat çekiyor ve bir de, temel kanunun ne olduğunun bilinmediğini söylüyor haklı olarak tabiî. Temel kanun, gerçekten, nedir diye sorduğunuz zaman, bunun tanımını vermenin güçlüğü ortada. Dünyada bunun tanımını vermiş elbette ki kitaplar da var ama, metin olarak bunları bulmak zor. Onun yerine, yaklaşımlı tanımlar diyebileceğimiz, belki algılamayı ifade eden birtakım tanımlar getiriliyor.

Bu metin yazıldığında, hatırlarsanız, altı yedi ay önce,  belki daha çok oldu, bizim komisyondan geçtiğinde -Anayasa Komisyonundan- Anayasa Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararı vardı; ama, asıl, esas karar yayımlanmamıştı.

Şimdi, o açıdan zannediyorum bugünkü metin üzerinde değişiklik yapmak gerekecek; en azından tanım konusunda biraz daha farklı bir yöntem uygulamak gerekecek. Anayasa Mahkemesi bu konuda bir tanım vermiş, zannediyorum bu tanımı bugünkü metne de koymamız gerekecek. O yüzden, elimizdeki bu görüştüğümüz metin üzerinde bir değişiklik muhtemelen olması gerekir; tabiî, bu yönde önergeler gelirse, bunu biz komisyon olarak değerlendireceğiz.

Şimdi, şunun da altını çizelim, demin de gündeme geldi: Anayasa Mahkemesi, aslında kararlarında, bir özel yasama yönteminin getirilmesinin Anayasaya aykırı olmadığını vurguluyor prensip olarak; ama, tabiî, bunun çok iyi belirlenmesi gerektiğini, net ifadeler kullanılması gerektiğini ve mümkün olduğu kadar iktidar-muhalefet dengesinin gözetilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bu çerçevede, bu düzenlemenin zorluğu ortada; yani, ne kadar biz bunu net de yazsak, ne kadar güzel de yazsak, tartışma götüreceği bir defa belli; ama, netice itibariyle, zaten her yasada da bu tartışmaları yaşıyoruz, sade İçtüzük bakımından bu değil, ama, hassas bir konu olduğunu da belirtmek istiyorum.

Şimdi, bizden önceki hükümet döneminde, 2001'de bu konu gündeme geldiğinde, özellikle Avrupa Birliği bağlamında ve IMF çerçevesinde büyük yasaların geçmesindeki zorluk sebebiyle ihtiyaç duymuş o gün hükümet ve bu bağlamda Avrupa Birliği üyelik sürecindeki yasaların kapsamlı olması neticesinde, bizde, bilindiği gibi, Medenî Kanun ve Gümrük Yasası bu şekilde çıkarıldı; yani, özel yasama yöntemiyle çıkarılan iki örnek yasa olarak gözüküyor.

Medenî Kanunla ilgili baktığımız zaman, 10 bölüm halinde komisyondan geliyor, belirleniyor ve Genel Kurulda 10 bölüm halinde, anlaşarak, tabiî ki, o günkü metne göre iktidar ve muhalefet konuşuyor bunu ve komisyonlara ağırlık verilmiş. Evet, Genel Kurulda o yasalar biraz çabuk geçmiş gözüküyor; ama, zaten, özel yasama yönteminin özelliği, komisyonlarda bu tür yöntemin uygulanmamasıdır -bunun altını çizmek istiyorum- yani, komisyonlarda özel yasama yöntemine geçemiyorsunuz. Orada enine boyuna tartışmak gerekiyor. Zaten, uzmanlardan oluşan bir komisyon oluyor bu görüşülen komisyon. Onlar, bir anlamda, komisyon bazında son şeklini verdiği için, dışarıdan uzman çağırma imkânı da bulabiliyoruz o halde.

Mesela, Medenî Kanunun komisyonda görüşülmesi -o günkü vekillerimiz vardır burada, hatırlarlar- çok uzun sürdü; ama, Genel Kurulda görüşülmesi kısa sürdü. Zaten, özel yasama yönteminin de hedefi, pişmiş halde buraya gelmesi ve burada, mümkün olduğu kadar, zaman kaybetmeden, büyük yasaların görüşülmesine imkân sağlamaktır.

Şimdi, bu bağlamda baktığımız zaman, Anayasa Mahkemesinin kararını da dikkate alarak, ben… Mesela, bakın, 2001'de, o günkü hükümet bir şey daha getirmiş -bunu, Anayasa Mahkemesi iptal etmiş- onu okuyayım; şöyle diyor: "Tasarı veya tekliflerin yürürlük ve yürütme maddeleri ile yabancı devletlerle veya milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanmalarının uygun bulunduğuna ilişkin tasarıların maddeleri üzerinde görüşme açılamaz ve önerge verilemez."

Şimdi, dikkat ederseniz, burada milletlerarası antlaşmaların görüşülmesi ile yürürlük maddesiyle ilgili özel bir düzenleme getirilmişti; bunu, Anayasa Mahkemesi iptal etti; bunların üzerinde de, pekala, kanunlar gibi görüşme yapılması gerektiği o zaman vurgulanmıştı.

Şimdi, bugünkü modele, bizdeki modele geçmeden önce, ben, dünyadaki uygulamalardan biraz örnek vermek istiyorum ve o çerçevede de bir şeyler yapmak istiyoruz.

Şimdi, bir defa şunu belirtelim ki, Anayasa Mahkemesinin kararlarında vurguladığı hususlar şunlar: "Yasa tasarıları ve teklifleri hakkında milletvekillerinin tatminkâr bir şekilde bilgilenmesi ve bunun için yeterli tartışma olanağının sağlanması, yasa tasarı ve tekliflerinin tümü ve maddelerinin görüşülmesi, yasa tasarıları ve teklifleri hakkında tatminkâr sayıda önerge verme hakkının tanınması" şeklinde devam ediyor. Yani, bunlara dikkat edilmek kayıt ve şartıyla, özel yasama yönteminin olabileceğini Anayasa Mahkememiz kararında belirtmiştir.

Şimdi, dünyadaki örneklere baktığımız zaman ne gibi uygulamalar var, müsaade ederseniz, biraz bunun üzerinde duralım. Bir defa, bir grup ülkede bu hak çok geniş tanınmış; yani, özel yasama yöntemi çok geniş olarak uygulanmış. Bu konuda, İrlanda, İngiltere, Fransa, Yunanistan tipik örnektir.

İrlanda ve İngiltere'den bir örnek vereyim size. Oradaki düzenlemede çalışma gününü 190 gün olarak belirlemişler, 20 günde muhalefete bu hak tanınmış ve "170 gün de, hükümet bu önergeleri verme konusunda ağırlıklı olarak yetkisini kullanır" deniliyor; böyle bir yola gitmişler.

Mesela, Fransa ve Yunanistan'da deniliyor ki: Genel kurul gündemi belirlenirken, yasama komisyonu başkanı ile ilgili -kim ise onlar- ya da başkanları da bulunur. Böylece, sayı çoğunluğunu iktidar lehine bozarak, kararın daha farklı çıkmasını sağlama yoluna gidilmiş.

Portekiz'de de buna benzer bir yöntem var.

Genellikle, özel yasama yöntemlerinde şunlara dikkat ediliyor: Bir kanun tasarı veya teklifinin komisyon aşaması atlanabiliyor bazı hallerde veya hızlandırılabiliyor. Bizde, getirdiğimiz modelde böyle bir yol yok. Bir tasarı veya teklifin kabul edilmesi için belli bir süre sınırı getirilebiliyor. Bir tasarı veya teklifin görüşülmesinde yer alan birçok aşama bir güne sığdırılabiliyor. Acil işlerde teklif veya tasarının ayrıntılarının önceden basılması, üyelere dağıtılması ve duyurulmasına gerek olmayabiliyor. Gündemin oluşturulmasında acil işlere öncelik verilebiliyor. Usul kurallarında daha hızlı görüşmeyi sağlayacak düzenlemeler yapılabiliyor.

Şimdi, bunların içerisinde, mesela, Avusturya, İzlanda, İsveç, İsviçre'de olan bir yönteme göre, komisyonlar kanun teklifinde bulunabiliyor. Böylece, teklif aşaması önceden kesilmiş oluyor; yani, hızlandırma bir de böyle sağlanabiliyor ve direkt, komisyon, kendi verdiği önerge üzerinde görüşmeyi açıp devam edebiliyor.

Bu alanda İtalya tipik örnektir ve İtalya, özel yasama yöntemi konusunda, gerçekten, belki en ileri ülkelerden biridir.

Bu ülkelere baktığımız zaman, normal yöntem dediğimiz, uyguladığımız, bizde de olan bir yöntem uygulanıyor.

İkinci bir yasama yönteminde, burada, meclisin bir kanadının görüştüğü bir teklif ya da tasarı -iki meclis var orada, biliyorsunuz- ikinci meclise gitmiyor -her zaman değil, bazı hallerde, eğer o şartlar tutuyorsa tabiî ki- bir komisyona gidiyor. İlgili komisyon neyse ona gidiyor, ilgili komisyonda görüşülüyor -sanki ikinci mecliste görüşülmüş gibi bir anlamda- böylece zamandan tasarruf ediliyor. Tabiî, bunlarla alakalı hangi yasa olacağı da yine içtüzükte gösterilmiş oluyor.

Şimdi, İtalya'da uygulanan -üçüncü bir yöntem dediğimiz- bir yöntem de karma bir yöntemdir. Buna göre, tasarı, bir komisyon tarafından hızlandırılır ve hiç değişiklik yapılmadan, doğrudan doğruya genel kurula sevk edilir; yani, demek ki, komisyonda bir karar alınıyor ve o eldeki tasarının görüşmeleri kendisi tarafından, komisyon tarafından kesiliyor; direkt, doğrudan doğruya genel kurula getirme imkânı veriliyor.

Tabiî, üçüncü bir yol olarak görülen ve dünyada belki en ideal diyebileceğimiz -keşke öyle olabilse; ama, işte, öyle olmuyor- Norveç, Hollanda, İsveç gibi, hiçbir özel yasama yönteminin bulunmadığı ve tartışmaların son derece uzun sürdüğü ülkeler; ama, kişi başına 30 000 dolar düşen ülkeler bunlar, sorunları elbette ki, bizim kadar hiç olmayan ve fevkalade zengin kuzey ülkeleri bunlar. Tabiî, bunları örnek alma şansımız pek gözükmüyor şu anki durumumuza göre.

Şimdi, bunu biraz daha ayrıntılı olarak vermeye çalışayım. Şimdi, bakın, Fransa, Yunanistan, İrlanda ve İngiltere'deki bir uygulamada ne var; bu ülkelerin ortak özelliği, görüşmelerin önceden sınırlandırılmasının, hükümetin veya meclis çoğunluğunun aldığı bir kararla mümkün olmasıdır.

Yine bu kategorideki ülkelerde, bir tasarının tüm maddelerinin görüşülmüş olup olmadığına bakılmaksızın, önceden belirlenen zaman sınırı içerisinde yasa bitirilmektedir. Yani, belli bir süre veriliyor, deniliyor ki, şu kadar zamanda bu kanun görüşülecek. Bitmediği an, direkt oylamaya geçiliyor; yani, o süre dolduğu anda artık yasanın bitip bitmemesine bakılmaksızın direkt oylamaya geçiliyor.

Fransa'da uygulanan bir yöntem, ismi de belki çok hoş olmayan "giyotin yöntemi" dedikleri bir yöntemde, muhalefet diyelim ki bir gensoru önergesi verdi; bu gensoru önergesi reddolmuşsa -Fransa Anayasasının 49 uncu maddesinin üçüncü bendidir- hükümete diyor ki: Bunun karşılığında -yani, bir nevi ceza anlamında muhalefete, tırnak içinde istisna olarak söylediğim bir ifade bu- sen herhangi bir tasarıyı getir, genel kurulda görüşülmüş gibi Resmî Gazetede yayımla görüşülmeden. Yani, bir anlamda muhalefeti gensoru vermede daha dikkatli olmaya sevk etmek bakımından böyle bir hüküm oraya konulmuş.

Yine Fransa'da "paket yöntemi" dediğimiz bir uygulama da, hükümete, maddeleri ve değişiklik önergelerini istediği gibi gruplandırma ve karşı çıktığı değişiklik önergelerini dışlama olanağı vermektedir ki, bu da 44 üncü maddenin üçüncü bendinde yer almaktadır.

İngiltere'deki bir uygulamada bu Fransız uygulamasından biraz daha farklı; diyor ki burada da: Genel kurul çoğunluğunun, önceden, bir tasarının her bir bölümü için süre sınırı koyması söz konusudur. Bu durumda, sürenin dolmasından sonra, meclis başkanı, yani yöneten başkan, derhal meclisten oylama yapmasını isteyebilir. Diyelim ki süre dolmuşsa, görüşmeler kesiliyor.

İngiltere'de olan bir başka uygulama: Meclisteki genel kurulda görüşmeler sırasında eğer çok uzarsa görüşmeler, vekillerden birisi kifayeti müzakere anlamında bir nevi talepte bulunuyor; 100 milletvekili de o anda derse ki tamam bu uygundur, görüşme kesilip direkt oylamaya geçiliyor. Yani, bu ve buna benzer birçok yöntem vardır.

Gene İngiltere'de "kanguru" dedikleri bir yöntem -bunların hep isimleri de var değişik şekilde- tasarı genel kurulda ise meclis başkanı, komisyonda ise komisyon başkanı, tasarının önemli gördüğü bölümlerini görüşmek üzere seçebilir; böylece, sadece seçilen bölümler üzerinde görüşme yapılır. Diyelim 7 bölümlü bir metinse, şu şu bölümleri genel kurulda görüşülsün, diğerlerini yayımlayın diyor; yani, komisyon başkanı ya da meclis başkanı buna karar verebiliyor.

Bu işte, görüyorsunuz ki, çok değişik uygulamalar var bu konuda.

Yunanistan'da acil veya çok acil tasarılar… Eğer ismini vermişse hükümet görüşülmesi konusunda, 5 günü geçmemek üzere bu tasarının bitmesi gerekiyor; bitmediği an, direkt, oylamaya orada da geçilebiliyor.

İkinci olan, bizim Türkiye'nin de içinde bulunduğu, işte, danışma kurullarının bulunduğu yöntem. Belli bir tasarıyı görüşme konusunda, tabiî, oturumlar belirleyemiyoruz; ama, en azından hızlandırma konusunda -iptal edildi gerçi bunlar; ama, yani iptal edilmediği hali söylüyorum, 1991, eski halini söylüyorum- bu, yaygın olan bir yöntemdir, bizde olan yöntem. Bugün Avusturya, Belçika, Danimarka, Almanya, İzlanda, İtalya - belki en yoğun- Lüksembourg, Norveç, Portekiz, İspanya ve İsviçre'de bu tür uygulamalar var. Yani, bu ülkelere baktığımız zaman, bir anlamda, bizdeki yöntemin biraz daha farklı yoludur. Demin söylediğim gibi, ideal olan, en ideal olanlar, Hollanda, İsveç, Finlandiya'da olan hiçbir sınır koymadan tartışma yöntemi; bu, tabiî, güzel bir yöntem; ama, söylediğim gibi, bu, ideal olmakla beraber, şartlar her zaman buna elvermiyor.

Sonuç… Sonuç olarak şunu görüyoruz değerli milletvekilleri: Dünyada bugünkü getirdiğimiz yönteme benzer yöntemler uygulanmakta, daha ağırı uygulanmakta. Ben, tabiî, onları tavsiye etmiyorum, yani, onlara geçelim anlamında söylemiyorum; ama, zannediyorum, Anayasa Mahkemesi kararları dikkate alınarak, iktidar-muhalefet, elbirliği, işbirliği içerisinde, bir tanımda anlaşabiliriz. Nitekim, demin de söylediğim gibi, karar yeni yayımlandığı için Anayasa Mahkemesi tarafından… Tabiî, çok da yeni değil de, daha doğrusu komisyondan geçtikten sonra yayımlandığı için, birazdan, görüşme sırasında muhtemel önergelerle o tanımda bir değişiklik yapmak gerekecek. Anayasa Mahkemesi bir tanım vermiş orada, ben bu tanımı tekrarlamayayım, birazdan gündeme muhtemelen gelecektir o. O tanım, ne kadar doğru bilemem; ama, en azından, hiç olmazsa, Anayasa Mahkemesinin de "olabilir" dediği bir tanım olduğu için, bir nevi, belki, bir anlamda, yargının kararının bu bölümüne uyma noktasında bir hassasiyet göstermiş oluruz diye düşünüyorum. Yani, onu birkaç kez gözden geçirdik. Söylediğim gibi, kararda, şöyle şöyle yapılırsa tamamdır diyemez, böyle bir mahkeme kararı olamaz zaten; ama, kararın gerekçelerine baktığımız zaman -serpiştirilmiş olarak birçok yerinde- mümkün olduğu kadar bir yola gitmeye çalışıldı.

Peki, temel yasa konusunda sayarak belirlesek olur mu; olmaz gibi geliyor bana; yani, şu şu yasalar; işte, Ceza Kanunu, Medenî Kanun, Vergi Kanunu ya da ne bileyim ben, Ticaret Kanunu filan desek… Onun yerine,  belki, uzlaşacağımız konular üzerinde bunu yapmak, zannediyorum, daha doğru olsa gerektir. İşte, Medenî Kanunda bunun uygulaması görüldü.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; netice itibariyle, getirdiğimiz yöntemler, söylediğim gibi, bir, yani çok iyi yapılmış, çok çok iyidir denecek yöntem elbette ki değildir; ama, bilesiniz ki, dünyada da bu tür yöntemler uygulanıyor. İdeal olan, buraya gelip, zamanımız olsa, günlerce, aylarca tartışmaktır. Ondan ne sonuç çıkar bilemem; ama, en azından kürsü hakkımızı çok daha rahat kullanmış oluruz; ama, getirilen metinde, birazdan konuşacağız, yine de, işte, bölümler halinde de olsa, madde hakkında önergeler verilebiliyor, yine üzerinde konuşulabiliyor, oylamalar, yine 81 inci maddedeki şekilde maddelerin görüşülmesiyle ilgili olanlar görüşülüyor. Bir anlamda, muhalefet-iktidar dengesinde, iktidara icraat yapma imkânını veren, muhalefete yine konuşma hakkını elbette ki veren; ama, belki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kuzu, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

BURHAN KUZU (Devamla) - Son cümlelerimi söylüyordum; teşekkür ediyorum.

Şimdi, netice itibariyle, söylediğim gibi, muhalefete de bir anlamda belki biraz daha konuşma konusunda daha az imkân veren; ama "konuşma hakkını yok eden" gibi, böyle cümlelerin doğru olmadığını özellikle belirtmek istiyorum. Bir orta yolu bulmaya çalıştık. Anayasa Mahkemesi, umarım ki bunu iptal etmez. Yani, bunu bilesiniz ki, bizden önceki hükümetler de buna ihtiyaç duymuşlar. Bu, dünyada uygulanan bir yöntemdir. Yani "başka yerde yoktur -vardır, ilk defa bizdedir" filan diye böyle bir şey yok. Bunu net olarak söylüyorum ve verdiğim bu örneklerin maddeleri de benim elimde, o maddeleri de isteyen arkadaşlara verebilirim. Bütün maddelerle beraber okudum; ama, tabiî, madde numaralarının hepsini vermedim; ama, burada var madde numaraları. Bunu da böylece belirtmek istiyorum ve gerçekten burada birbirimizi kırmadan, iktidar- muhalefet, gelin şu konuda bir noktada uzlaşalım ve bir anlamda, yeri geldiği zaman, oybirliğiyle anlaşamazsak dahi, iktidarın bir anlamda icraat verme imkânını kesmeden, sıkıntı çıkarmadan bir ortak yol bulmak gerekir diye düşünüyorum. Tabiî, demokrasi çok önemli, hukuk devleti çok önemli; ama, hükümetlerin icraatı da çok önemli. Yani, iktidar-muhalefet dengesinde iktidarın icraat imkânlarını muhalefetin kısması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kuzu, teşekkürünüzü alabilir miyim.

Buyurun.

BURHAN KUZU (Devamla) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Madem teşekkürümü almak istediniz; hepinizi saygıyla selamlıyorum; sağ olun var olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Biz de size teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, şahısları adına üç istek var burada; Manisa Milletvekili İsmail Bilen, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Grup adına konuşma yapılmadı Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim, izin verirseniz, eğer, bu ilk iki konuşmacıdan birisi konuşmayacaksa, Oya Hanımın konuşmasını birleştireceğim; onun için soruyorum sizlere.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Konuşacağız…

BAŞKAN - Sayın Bilen?..

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Araslı, süreniz 20 dakika.

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan içtüzük değişikliği önerisi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, ilkönce, bu İçtüzük teklifinin, şu anda burada görüşülüyor olmasının gerekli olup olmadığı hususuna ilişkin görüşlerimi ifade etmek istiyorum.

Biraz önce de söylediğim gibi, Türkiye'nin gündeminde, hakikaten, acilen çözüm bekleyen pek çok sorun var. Elbette ki, bunlar, bir içtüzük değişikliği değil; elbette ki, bunlar, IMF siparişi kanunlar değil; ama, tarlasında açlıktan inim inim inleyen, mahsul almak için yaptığı yatırımı onun satışından elde edemeyen, çocuğunu okula gönderemeyen, defter, kalem, kitap masraflarını karşılayamayan, ayın sonunu getiremeyen, sosyal güvencesi olmayan, hastane kapısında bekleyen birtakım insanlarımızın sorunlarını öncelikle çözmek durumundayız; ama, bu sorunları çözerken de birbirimizin görüşlerine değer vererek, birbirimizin görüşlerine, değerlendirmelerine, açıklamalarına imkân vererek bir çözüm bulmak durumundayız. Şu anda, şu yüce çatının altında, öncelikli ve tek sorunumuz, birtakım yasaların hızlı bir biçimde görüşülmesi değil, uzun yasaların hızlı bir biçimde görüşülmesi değil; çünkü, biz, bu konuda başarılı bir sınav verdik geçmişimizde. Her gün, her hafta, her yıl, Meclisin bu dönemi içerisinde uzun birtakım yasalar önümüze geldi ve biz, bunları, her maddesini görüşerek, başarıyla tamamlayıp hukuk düzenine yerleştirdik. Tabiî ki, bunların içerisinde olumsuz görüşler taşıdığımız pek çok yasa oldu; ama, bunların yasalaşma sürecinde herhangi bir sıkıntı yaşamadık.

BAŞKAN - Sayın Araslı, bir saniyenizi rica edeyim.

AK Parti milletvekillerinden şahısları adına konuşacak arkadaşlardan birisi konuşmayacak; sizin sürenize 10 dakika ilave ediyorum; buyurun.

OYA ARASLI (Devamla) - Onun için, bu düzenlemeyi fevkalade zamansız gelmiş bir düzenleme olarak gördüğümü söylememe müsaade etmenizi rica ediyorum.

Bu teklifle ilgili olarak üzerinde durmak istediğim bir başka husus da, bu konu bağlamında daha önceki birtakım icraatlarımın, vermiş olduğum imzaların ve görüşlerimin çarpıtılarak, bu kürsüde, Genel Kurula yansıtılmış olmasıdır. 1996 tarihli içtüzük değişikliğinde, ben de bu Yüce Meclisin bir üyesiydim ve Grubum adına, Grup Başkanvekilliği yaparken, aynı zamanda da içtüzük değişikliği hazırlayan komisyonda görev yaptım; daha sonra da, bu, Anayasa Komisyonunda görüşülerek yürürlüğe girdi. O zaman altında imzam bulunan ve kabul edilmiş olan metin ile bu metnin hiçbir benzerlik taşımadığını da açıkyüreklilikle ortaya koymam, sizlerin de bunu kabul etmeniz gerekiyor; çünkü, metin ortada. Orada getirilmiş olan yöntem, Danışma Kurulunda oybirliğine dayalı bir yöntemdir ve bundan başka bir usul de getirilmemiştir, bir başka alternatif de yoktur; Genel Kurulda oylama şeklinde, bir başka alternatif de yoktur. O hükmü oradan alıp, dün, orada, bunun altında imzası vardı, buna karşı çıkıyor diye, bugün, burada takdim etmenin kimseye bir yararı yoktur. Bu, bir şeyin göstergesidir; bu metnin iyice okunmadığının veya iyice anlanmadığının göstergesidir; bunu da, anlayışla karşılıyorum. İşler bu kadar gereksiz bir sürat içerisinde geçerken, işte, bizim de işaret etmek istediğimiz tehlike, bu alanda da kendisini göstermiş ve ben de, bu tehlikeden nasibimi almış durumdayım. Bu düşüncelerimi, bu şekilde, burada ifade eden arkadaşım, görüyorum ki, vakitsizlik nedeniyle, altında benim imzam bulunan metni yeterince okuyamamış, aradaki ince farkın yeterince ayırdına varamamış; yoksa, ben, her yerde, her vesileyle söylemiş olduğum her sözün ve imzanın arkasındayım. Ben, dün, benzer bir düzenleme için Anayasa Mahkemesine başvurup, iptal talep edip de, bugün, böyle bir önerinin savunuculuğunu yapanlardan değilim. Yapanlar düşünsünler; ama, ben onlardan değilim ve lütfen, o tür davranış sahipleriyle de beni karıştırmayın; rica ediyorum.

Bir değerli arkadaşım, burada, benim de, İçtüzük düzenlemesiyle ilgili, geçtiğimiz yıllarda, bu kürsüde tartışma yapılırken, birtakım ülkelerde, temel kanunların veya özel nitelikli birtakım kanunların özel bir prosedüre tabi olarak görüşülmesi konusunda birtakım uygulamalar olduğunu, olabileceğini dile getirdiğimi ifade ettiler. Ben, onu, inkâr etmiyorum ki; burada da söylüyorum, her yerde de söylerim, inkâr etmem de mümkün değildir. Değerli arkadaşım Prof. Burhan Kuzu da, Anayasa Komisyonu Başkanımız, örnekler vererek anlattılar; ama, orada o var diye, mutlaka, burada da aynı şeyin olabileceği yanılgısına düşmemek lazım. Kimi ülkelerde ağırlık komisyon çalışmasındadır, Mecliste büyük bir süratle gider işler; ama, komisyonlarda, aylarca ve aylarca görüşülür. Kimi ülkelerin anayasaları, bizden daha fazla özel birtakım prosedürlerin uygulanmasına elverişlidir.Bu konuda bir düzenleme yaparken, Anayasanıza bakacaksınız, koşullarınıza bakacaksınız, Anayasa Mahkemesinin kararlarına bakacaksınız. Temel kanunlar için özel bir görüşme prosedürü getirilmiştir; ama, daha sonra, o düzenleme Anayasa Mahkemesine gitmemiş ama, temel kanun ibaresini içeren bir başka düzenleme Anayasa Mahkemesine gittiği zaman "bu olmaz; bu, içeriği belirsiz bir kavramdır" şeklinde bir karar Anayasa Mahkemesinden çıkmıştır; yani, şimdi, 1996'da temel kanunlarla ilgili bir düzenleme yapıldı diye, Anayasa Mahkemesinin bu kararını elimizin tersiyle bir kenara mı atmalıyız; yok, hayır; Anayasa Mahkemesi kararları bizleri bağlar, bizlerin yararlanması için açıklanır ve bizler de, bundan sonraki düzenlemelerimizde o kararlara uymak mecburiyetindeyiz. Ben, bu gerçekleri burada dile getiriyorum. "O zaman temel kanunun altında sizin de imzanız vardı" demek, bugün, bu düzenlemeye hak kazandırmaz; çünkü, o düzenleme ile bugünkü arasına bir Anayasa Mahkemesi kararı girmiştir ve biz, öncelikle, o kararın gereklerini yerine getirmek durumundayız burada çalışmalarımızı yürütürken.

Bu tartışmalar -sen orada onu demiştin, sen burada bunu demiştin- bizim burada doğruyu bulmamıza yardımcı olmuyor. Ben de size, birtakım çok ayrıntılı cümleler okuyabilirim. Mesela, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Sayın Salih Kapusuz'un, benzer bir İçtüzük düzenlemesi karşısında "muhalefetin muhalefet etme imkânlarını kısıtlıyor" diye, Anayasa Mahkemesine, sayfalarca iptal davası gerekçesi yazdığını söyleyebilirim, o gerekçeden cümleler okuyabilirim. Benzer bir düzenleme karşısında "muhalefetin imkânlarını kısıtlıyor, demokrasiyi zedeliyor; bu ayıptır; böyle bir ayıba katılmayın" diyen Sayın Bülent Arınç'ın Meclisteki konuşmalarından cümleler tekrarlayabilirim burada. Sayın Alptekin'in konuşmalarından cümleler aktarabilirim; ama, onların hepsi o zaman bir yanlışlığı işaret ediyordu; bir başka parti çoğunluğunun hâkim olduğu bir meclisin kabul etmiş olduğu bir İçtüzük düzenlemesi karşısında sarf edilmişti. Ben dilerdim ki, ben her sözümün arkasındayım diyebildiğim gibi, bu değerli arkadaşlarım da bu kürsüye bugün çıkıp, orada dile getirdikleri eleştirileri burada da dile getirebilsinler ve böyle bir değişikliğe gitmeyelim.

Şimdi, Sayın Burhan Kuzu, birtakım ülkelerde temel kanunlarla ilgili özel birtakım görüşme yöntemleri veya uzun kanunlarla ilgili birtakım özel görüşme yöntemleri -görüşmeyi daha kısa zamana sığdırmak için- uygulandığından söz ettiler; ama, bizim Anayasamızdan doğan, Anayasa Mahkemesi kararlarımızdan doğan birtakım ilkelere uygun hareket etmemiz gerekiyor bu düzenlemeleri yaparken. Bence, bu, şu anın ihtiyacı değil. Meclis çalışmalarını uzattık, uzatalım, gerekirse yaz tatiline çıkmayalım, ülkemizin dağ gibi yığılmış olan sorunlarına çözüm bulalım; ama, önceliklerimizi de çok dikkatle belirleyelim. Biz, burada birkaç gün önce, 46 maddelik bir tasarıyı görüştük, kabul ettik. Bir arkadaşım burada çıktı, dedi ki: "Milletvekillerinin ifade özgürlüğü sınırlanmasın deniliyor ama, kürsüye çıkan sözcüler konuyla ilgili olmayan birtakım konuşmalar yapıyorlar." Değerli arkadaşlarım, o tür konuşmalar yapıldı diye, bunun yolu, milletvekilinin kürsüde konuşmak imkânını hiç denilecek düzeye indirmek midir?! O zaman, kolumuz hastalandı diye keselim atalım! O zaman, Meclisten milletin beklediği yasalar çıkmakta gecikti diye Meclisi de mi kapatalım?! Bunlar çözüm değildir. Güncel şikâyetimiz bu ise, İçtüzükte bir değişiklik yapılır, bunun yerine bir başka değişiklik yapılır; konu dışına çıkıldığı zaman bunun yapılmamasını sağlayan daha sert birtakım önlemler alınabilir; ama, milletvekilleri çıkıyor, konuyla ilgili konuşmuyor, o zaman imkânını sınırlayalım veya bunu, bu durumu, konuşma imkânını sınırlayan bir düzenlemenin gerekçesi olarak ortaya koyalım... Bunlar yanlış görüşlerdir, demokrasi uygulaması ve anlayışıyla bunları bağdaştırmak mümkün değildir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, biz, şu noktada bir düzenleme yapacaksak -gerekli veya gereksiz, onu tartıştıktan sonra bu noktaya geçmek istiyorum- öncelikle Anayasamıza bakacağız, daha sonra, Anayasa Mahkemesi kararları neyin olup neyin olamayacağını ifade etmiş, ona bakacağız.

Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Temel kanun, çok geniş kapsamlı bir kanun. Özel görüşme yöntemleri, çok özel koşullarda uygulanması gereken yöntemlerdir. Bunu her gün uygulanabilir hale sokacak birtakım esnek ifadelerle, özel görüşme yöntemi uygulayacağınız yasaları ifade edemezsiniz." Burada, bir şey var bir kere; esnek ifadeler kullanmayacaksınız; çünkü, esnek ifadeler kullandığınız takdirde, Mecliste oluşacak çoğunluğun kararıyla, her türlü yasayı bu esnek ifadenin kapsamı içerisine sokup, özel görüşme yöntemine tabi tutabilirsiniz; bundan kaçının diyor Anayasa Mahkemesi.

Bu da, yasaların taşıması gereken, öngörülebilirlik, genellik, soyutluk, objektiflik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu ilkelerle bağdaşmayan bir düzenleme yaparsanız, hukuk devleti ilkesi zedelenir; çünkü, hukuk devleti ilkesinin gerçekleşebilmesi için öncelikli koşullardan birisi hukukî güvenilirliğin sağlanmasıdır. Bu nedenle, bu tür düzenlemeler, esnek ibarelerle yapılan düzenlemeler, bir kere, Anayasa Mahkemesinin olmaması gerek diye tanımladığı düzenlemeler.

Şimdi, bir tanım yapılmış. Deniliyor ki: Anayasa Mahkemesinin kararında da benzer tanım var. Anayasa Mahkemesi, bir niteliği vurgulamak için bunları söylemiş; yoksa, alın yasaya bunları aktarın diye söylememiş. Kuşkusuz, bazı arkadaşlarımız bu anlamda alabilirler; ama, o ifade de, yeteri kadar kapsayıcı, yeteri kadar sınırlayıcı, yeteri kadar sınırları belli bir ifade değil.

Sonra, sorarım size, 10 maddelik bir kanunu, 40 maddelik hale getirmek çok zor bir iş midir; her cümlesini alırsınız, bir maddeye dönüştürürsünüz, ki karşımıza birtakım böyle yasalar çıkmıştır, geçmişte de çıkmıştır; niye böyle düzenlenmiş, ayrı madde halinde, bir fıkra olarak da düzenlenirmiş diye düşünmüşüzdür. Sonra, görüşmelerde, görüşme imkânı sağlamak gibi birtakım amaçlarla bu yollara başvurulduğuna tanık olmuşuzdur; zaman zaman, belki nedeni de budur diye düşünmüşüzdür. Bu yapılabilir. O nedenle, burada getirilen sınırlar, aşılması ve kötüye kullanılması fevkalade kolay olabilecek sınırlardır. Birtakım yasaları, bu yapılan tanım çerçevesinde dahi, çok rahatlıkla, özel görüşme yöntemine tabi tutmak imkânını, bu düzenleme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin eline, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bir parti çoğunluğunun eline bırakmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, yine, diyor ki: "Yasada özel görüşme yönteminin esaslarını göstereceksiniz." Böyle, her yasa için, Meclisin bir özel yöntem belirlemesi, böyle bir uygulama olamaz. Bu da, hukuk kurallarının taşıması gereken objektiflik, genellik, öngörülebilirlik, belirlilik gibi niteliklere aykırı bir durumdur. Bu niteliklere aykırı bir düzenleme yaparsanız, bu da hukuk devleti ilkesine aykırı olur.

Milletvekili bilmelidir, vatandaş bilmelidir, hangi tür yasalar özel görüşme yöntemi adı altında, hangi tür kurallara tabi tutulacaktır. Şimdi, getirilen düzenlemeye bakıyoruz, doğrusu, ifade tarzı açısından da bir karışıklık var; yani, acaba, grup önerisi üzerine Genel Kurula getirilen, özel görüşme yöntemine tabi tutulması istenilen yasalarla ilgili birtakım görüşme esasları mı belirlenmiştir; yoksa, bunlar, Danışma Kurulunda oybirliğiyle karara varılması halinde de geçerli olabilecek midir? Yani, burada, fevkalade iç içe geçmiş, kuşkuya kapıyı açık bırakan bir ifade tarzı vardır. Yani, Danışma Kurulu, oybirliği sağlandığı zaman, istediği yöntemi belirlemekte serbest mi olacaktır; yoksa, bu oybirliği sağlanmadığı zaman, Mecliste uyulacağı getirilen teklifte belirtilen birtakım hususlar o hal için de geçerli olacak mıdır; bunu, tam anlamıyla getirilen metinden açık seçik bir biçimde çıkarabilmek mümkün değil. Halbuki, hukuk kuralları, bu tür kuşkulara, adı ne olursa olsun, kanun, kanun hükmünde kararname, içtüzük, adı ne olursa olsun -yönetmelik mesela- bu ilkelere uygun düzenlemeler yapmak durumundadır. Ben, burada, yeteri kadar bir açıklığın da bulunmadığını görüyorum. Getirilen özel görüşme yöntemine gelince, bu nasıl düşünülebildi; bunu da anlamakta fevkalade büyük bir zorluk çekiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 15'er maddelik bölümlere ayıracaksınız kanunu en fazla. 15 maddelik bir bölümü de, getirilen İçtüzük teklifindeki ifadeye göre, maddeler için Anayasa Komisyonunun kabul ettiği…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hocam, teklifte 40 madde.

OYA ARASLI (Devamla) - Metinle ilgili olarak görüşüyorum.

…metinler, özel görüşme yöntemine tabi tutulacak metinler, en fazla 15 maddelik bölümlere ayrılacak. 40'sa çok daha korkunç.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Metinde öyle; okumadınız mı?

OYA ARASLI (Devamla) - 40'ta çok daha korkunç. Benim elimdeki metinde 15 deniliyor. 40 maddesini değiştiren, ama, bölüm 15 maddeden oluşuyor.

Sayın Kapusuz, siz de aceleden kaçırmış olmayasınız buradaki inceliği

Şimdi, 15 maddelik bölüm, maddeler için uygulanan İçtüzük hükümlerine uygun biçimde tartışılacak, görüşülecek burada. Şimdi, 15 madde; grup sözcülerine, İçtüzük, grup adına 10 dakika konuşma imkânı tanıyor; bütünü hakkında konuşuluyorsa bu 20 dakika, şahıs adına alınacak sözlerde ise süre 5 dakikayla sınırlı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, grup adına konuşma yapıyorsanız 15 maddenin her biri için ayırabileceğiniz azamî zaman süresi 1 dakika bile değil. Ne anlatılabilir 1 dakikada; muhalefete bıraktığınız katkı yapmak imkânı 1 dakikadan daha az bir süreyle mi sınırlı?! Hele, şahıs adına konuşuyorsanız, 15 maddelik bir bölümdeki her maddeye aşağı yukarı 33 saniyelik bir zaman düşüyor görüşlerinizi ifade etmek için. Şimdi, bu, muhalefete söz hakkı tanımak mıdır; milletvekiline, demokrasinin temel şartı olan yasama faaliyetine katkı imkânı getirmek midir?! Hiç konuşmazlar deyin de bari, daha düzgün, ne olup ne olmayacağını  bilelim! Böyle 1 dakikalık konuşma; yani, hangi grup adına hangi madde için söz aldığınızı ifade ederken, Genel Kurulu selamlarken zaten bu 1 dakika geçiyor; o zaman, selam verip tekrar yerine oturacak demektir sayın sözcü. Böyle bir durum, demokrasinin özüyle bağdaşmaz.

Biraz önce de söyledim, Parlamento konuşma sözcüğünden türemiş olan bir terim; yani, biz burada konuşmak için varız. Tabiî, konuşurken, hikâye anlatmak için değil; ülkemizin sorunlarını dile getirmek, bu sorunlar için önerilen çözümün doğru veya yanlış olduğu konusunda değerlendirme yapmak, kendimiz yeni bir çözüm öneriyorsak bunu dile getirmek içindir. Bizler, bunun için görevlendirildik; başka bir işimiz var mı?! Anayasada yazılı olan işlerimizin temelinde bu yatıyor. 87 nci maddede yazılı olan bütün görevlerini Parlamento, milletvekillerinin konuşma esası üzerine yerine getiriyor. Bunu ortadan kaldırdığınız zaman, milletvekillerinin, Anayasanın 87 nci maddesinde yazılı olan görevlerini, Anayasanın 87 nci maddesinin öngördüğü biçimde yerine getirmesi mümkün değil.

Niçin suskun kalsın istiyorsunuz milletvekilleri; zor mu geliyor kiminize burada konuşmak?! Milletvekilliği bir hazırlık yapmak, ondan sonra da o hazırlık sonunda oluşturduğu fikirleri burada dile getirmek ve takip etmek işidir. Bu zor mu geliyor?! Yani, bir yasa getirilsin, konuşma imkânı da yok, istenilen doğrultuda parmaklarımızı kaldıralım gidelim, bunun adı da demokrasi olsun mu deniliyor?! Böyle bir demokrasi olmaz.

Türkiye Cumhuriyetindeki demokrasi, kurulduğu günden bu yana böyle bir anlayışla, böyle bir tehditle, böyle bir tehlikeyle hiçbir dönemde karşılaşmadı. Bundan çok daha basit bir biçimde, muhalefetin konuşma, görüşme imkânlarını İçtüzük marifetiyle sınırlandırmaya kalkışanlar, yahut Genel Kuruldaki uygulamalarıyla sınırlandırmaya kalkışanlar oldu elbette ki; ama, hepimiz biliyoruz, onların isimleri, demokrasinin gelişmesine katkıda bulunanlar olarak yâd edilmiyor, başka sıfatlarla yâd ediliyor. Niçin biz de onların yanında yer almamıza yol açabilecek bir düzenlemeye katkı verme konumunda olalım?!

Bizim görevimiz… Hele Avrupa Birliğine girelim diyoruz, Kopenhag Kriterlerine uyalım diyoruz. Kopenhag Kriterleri, sadece ekonomik durumla ilgili değil, Kopenhag Kriterlerinin bir kısmı demokrasi ve hukuk devletiyle ilgili. Demokrasinin ve hukuk devleti ilkesinin sağlam temellere oturtulmuş olup olmadığı da ölçülüyor Kopenhag Kriterlerine göre.

Hem Avrupa Birliğine girelim diyoruz hem Kopenhag Kriterlerinin gereğini yerine getirelim diyoruz…

MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Orada 1 dakika efendim...

OYA ARASLI (Devamla) - …hem de milletvekillerinin ifade imkânını yok denecek kadar sınırlandıracak bir düzenlemeye imza atmaya çalışıyoruz.

Efendim, bir değerli arkadaşım "orada 1 dakika" diyor; ama, oradaki 1 dakikanın arkasında, kimi ülkelerde komisyonlarda yürütülen saatlerce konuşmaya imkân veren düzenlemeler var. Hiçbir demokrasi, kuşkunuz olmasın, milletvekilinin konuşma imkânını sınırlandırmayı kendisine amaç edinmez, kendisine de yaraştırmaz bunu. Biz niye kendimize yaraştıralım; yani, burada dile getirilen ifadelerden kimin, korkacak nesi var; bir tehlike mi oluşturuyor burada milletvekillerinin dile getirdiği görüşler?!

Burası, Anayasamızın kurmuş olduğu, yetki vermiş olduğu bir organ. Bizler de yetkilerimizin kökenini Anayasadan alarak burada görevlerimizi yerine getirmeye çalışıyoruz ve bizim Anayasamız diyor ki milletvekiline, konuş; konuşman için sana kürsü dokunulmazlığı da sağladım; şu kürsüde dile getirdiğin hiçbir sözden, ifade ettiğin hiçbir düşünceden dolayı, ne bu çatının altındayken ne bu çatının dışına çıktığın zaman senin hakkında ceza takibatı yapılmayacaktır; bu güvenceyi getiriyor. Bunun anlamı nedir; bu kürsünün imkânlarını rahatlıkla, doya doya milletvekilleri kullansınlar ve ülkenin sorunlarının daha sağlıklı bir biçimde çözümlenmesine katkı versinler. Bu düzenlemelerin amacı budur; ama, kimi arkadaşlarımız, ben konuşmak istemiyorum, gelir, gider, burada parmak kaldırırım şeklinde anlıyorlarsa milletvekilliği görevini, onlara elbette diyecek bir şeyimiz yoktur; ama, milletvekilliği öyle yapılmaz; araştırarak, inceleyerek, konuşarak, çözüm üreterek yapılır. Onun için şikâyet ediyoruz gündemin her dakika değişmesinden; çünkü, ciddî katkılar vermek istiyoruz, ciddî çözümler üretmek istiyoruz; ama, bu tür düzenlemeler, ürettiklerimizi de burada ifade etmemize imkân tanımayacak düzenlemeler. Yarın öbür gün bunu uygulayacak olsak, olacağı ben size söyleyeyim: Kimi madde hakkında değerlendirme yapılabilecek, kimi madde hakkında yapılmayacak ve birtakım yasalar süratle buradan geçip gidecek. Sonra da ne mi olacak; sonra da, biz, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları görüp onları bir daha burada görüşeceğiz, bir yerlerini düzelteceğiz. Öyle yapılmıyor mu zaten?! Süratle buradan çıkan yasaların -bütün ikazlarımıza rağmen- pek çoğu, aynı akıbete duçar oldu; bir kere daha burada görüşüldü, daha yürürlüğe girmeyen birtakım maddeleri değişti. Bunu niçin yapıyoruz; aslında, sindire sindire, araştıra araştıra, çözümleye çözümleye, hakkını vererek yasa çıkaralım ve daha sonra, bir daha, bir daha, bir daha aynı konuya dönme gereğini duymayalım.

Biz, bu içtüzük değişikliği Anayasa Komisyonunda görüşülürken de aynı şeyi söyledik. Anayasa Mahkemesi iptal kararını verdi, daha gerekçesi yayımlanmadan yeni düzenleme karşımıza geldi. Görelim, ona göre düzenleme yapalım, vakti boşa harcamayalım dedik "hayır, yapacağız" dediler. Şimdi, birtakım arkadaşlarımız "Anayasa Mahkemesiyle inatlaşıldı" diyorlar. Böyle bir durumda, bu kadar acelecilik yapılırsa, bunun yorumlarından birisi, elbetteki, bu olabilir; niye canınız sıkılıyor. Sonradan da kontrol edilmiş, Anayasa Mahkemesi gerekçeleriyle eğer uyumsuzluk olsaymış, bir daha görüşülecekmiş.

Değerli arkadaşlarım, bu çalışmaları yaparken, evimizin rahatlığı içinde, bir kitabın beğendiğimiz bir sayfasını bir daha okumuyoruz. Burası, çok büyük paralarla çalışan bir organ; dakikası, bu fakir milletin bütçesine ne kadar yazıyor, söylesinler Sayın Başkanvekillerimiz; ben söylemekten bile çekiniyorum, o kadar büyük rakamlar ki bunlar. Yani, bu vakitleri bu kadar sorumsuzca israf etmeye hakkımız yok. Bekleyelim, gerekçesini görelim, ondan sonra düzenlemeyi yapalım dedik; ama, yapılmadı. Şimdi görüyorum ki, getirilen düzenlemede, yine, gerekçenin, iptal kararı gerekçesinin, gereklerini tam anlamıyla karşılamayan birtakım yanlar var. Mesela, Anayasa Mahkemesi bir kararında diyor ki: "Görüşme yapılmış sayılması için maddeyle ilgili görüşme açılması gerekir." Şimdi, bu karar orada dururken, Anayasa Mahkemesi kararları dizininde dururken, siz, burada, madde üzerinde görüşme imkânını ortadan kaldıran bir düzenleme getiriyorsunuz. Ne olacak bunun sonu? Bunun sonucunda, elbette ki, bu düzenlemeyle ilgili, yine, Anayasa Mahkemesine gidilecek, Anayasa Mahkemesinin yerine kendimi koyarak bir şey söyleyemem; ama, belki iptal edilecek, belki edilmeyecek. İptal edilirse, biz, yeni bir düzenleme yapmak mecburiyetinde kalacağız. Bir kerede halletmemiz gereken bir sorunu üç dört kerede hallediyor durumuna düşeceğiz. Bunu yapmayalım; bu durumlara düştüğümüz zaman, inanınız ki, yasaların özel ve çabuk bir şekilde görüşülmesine ilişkin ne kadar yöntem geliştirirsek geliştirelim, biz, fazla bir mesafe alamayız; çünkü, süratten, görüyorum ki, felaket doğuyor, sürat içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Konuşmanızı tamamlayınız Sayın Araslı.

Buyurun efendim.

OYA ARASLI (Devamla) - Bitireceğim Sayın Başkan.

…süratle giderken, birtakım yanlışları, doğrulardan gereğince ayırmak zaman zaman mümkün olamıyor ve neticede, işte, tekrar tekrar görüşmeler oluyor.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Araslı, teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına, Manisa Milletvekili İsmail Bilen; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Bilen, süreniz 10 dakika.

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçtüzük Değişikliği Teklifi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, değerli konuşmacılar, gerek Grup Başkanvekilimiz gerek Sayın Araslı gerekse Sayın Kuzu, bu hususta anayasal açıdan yapılabilecekleri veya yapılması gerekli olanları sıraladılar. Ancak, Meclis içerisinde bizler çalışıyoruz. Geçmişte yaşadığımız Lisanslı Depoculuk Yasası, tarım sigortası ve hâkimler ve savcılarımızla ilgili kanun değişikliklerinde her iki grubun da mutabık olmasına rağmen hatta ve hatta Cumhuriyet Halk Partisinin kendi seçim beyannamesinde bunları dile getirmesine rağmen, katkı da sağlamalarına rağmen birçok maddede gerekli veya gereksiz zaman zaman engellemelerle birçok sıkıntı yaşadık.

Halbuki, bu Meclisin verimli çalışması lazım, süratli de çalışması lazım. Önümüzde çok ciddî yasal değişiklikler bekleyen alanlar söz konusu. Avrupa Birliğiyle ilgili bir çalışma sürdürülüyor. Temel yasalarımızın birçoğunda, Borçlar Kanununda - ben de bir hukukçuyum- İcra ve İflas Kanununda, Ceza Kanununda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda, Ticaret Kanunumuzda, belki, Deniz Ticareti Kanununda birçok değişiklik yapmamız gerekecek. Bu kanunların da her biri nereden baksanız 200-300 maddelik kanunlar. Bunların her birinin üzerinde lüzumlu veya lüzumsuz, sırf İktidar Partisini veya hükümeti engellemek veya icraatları geciktirmek adına veya İktidar Partisinin taahhütte bulunduğu konularda çalışma yapamaması adına zaman zaman arkadaşlarımız kürsüye çıkıp, bu kürsüdeki haklarını zaman zaman, kanaatim odur ki, suiistimal etmekteler, hakkın kötüye kullanılmasına vesile olmaktalar. Bunun da önüne geçmemiz lazım. Hakkın kullanımını azamî ölçüde desteklememiz, genişletmemiz hatta belki kanunî olarak da bir güvenceye kavuşturmamız lazım. Ancak, bu hakların kullanılmasında hakkın kötüye kullanılmasını da engellemek lazım. Sayın Araslı söylediler; evet, bu tür suiistimaller, bu tür engellemeler yapılabilir, yapılıyor, geçmişte de olmuştur. Ancak, bunun yöntemi bu değildir; öyleyse, buna daha ciddî, daha sert tedbirler de alınabilir.

Şimdi, bunlar yapılıyor, bunlar bir vakıa, bunlar bir tespit. Bu tespit ortadayken, biz de, bu tespiti, Anayasa Mahkemesinin kararındaki uygulamaya veya gerekçesine de uygun hale getirerek, Meclisin daha verimli, daha süratli çalışması yönünde bir teklif hazırlamış ve Yüce Meclisin, Heyetinizin huzuruna getirmiş bulunmaktayız.

Sayın Araslı, yine, konuşmasında söylediler, buradaki saniyelerin, dakikaların çok pahalıya, çok yüksek meblağlara mal olduğunu dile getirdiler; ancak, biz, burada, daha bir hafta önce, hatta, bir iki gün önce, hâkimlerimizin, savcılarımızın hayat hikâyelerini veya fıkralarını dinledik. Öyleyse, burası, bu şekilde, gelişigüzel, keyfe keder kullanılmamalı.

Kürsü dokunulmazlığını sonuna kadar destekleyelim. Kürsü dokunulmazlığının da arkasında olalım; ama, zaman zaman kürsü dokunulmazlığının da para etmediğine biz şahidiz; Türkiye'de yaşıyoruz. Öyleyse, bunu engellemenin veya bunu zorlaştırmanın peşinde olmayalım.

Kanaatim şudur: Doğrudur, muhalefetin veya milletvekili arkadaşların buradaki yasal çalışmalara katkı sunmalarını azamî ölçüde sağlamalıyız. Peki, nerede; ihtisas komisyonlarında. İhtisas komisyonları bunlar için vardır. Acizane, bendeniz de, geçmişte, Dilekçe Komisyonunda, Adalet Komisyonunda görev yaptım ve şimdi de Millî Savunma Komisyonunda görev yapmaktayım. Bu ihtisas komisyonları, milletvekili arkadaşlarımızın, gerek ihtisas komisyonu üyelerine, gerekse Genel Kurul üyesi parlamenter arkadaşlarımıza, milletvekili arkadaşlarımıza, orada, söz söyleme veya teklifte bulunma hakkı tanıyor. Orada yapılması gereken çalışma buraya taşınıyor, buraya geliyor ve burada lüzumsuz bir zaman israfına vesile oluyoruz.

Değerli arkadaşlar, birçok kanun çıkardık. Bu kanunlarda Cumhuriyet Halk Partisinin de çok ciddî desteğini aldık; ancak, bu destek tek başına yetmedi. Bununla birlikte, hem destek olundu hem de ondan sonra gelecek yasaları engellemek adına, sürekli, arkadaşlarımız, bu kürsüden, değişik şekillerde, maddeyle ilgili olsun, olmasın…

BAŞKAN - Sayın Bilen, herhangi bir sataşmaya sebebiyet verecek konuşmalardan kaçınalım.

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Hayır, hayır, hiçbir sataşmaya sebebiyet vermiyorum.

BAŞKAN - Konu üzerinde açıklamalarda bulununuz.

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Sayın Başkanım, tam aksine, Cumhuriyet Halk Partisine, milletvekili arkadaşlarıma, mensubu bulunan arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum; çok ciddî katkılar sundular, bunu da inkâr etmiyoruz: ancak, daha sonraki kanunlarda eğer, bir sıkıntı varsa, muhalefet kendi açısından burada bir engelleme taktiği içerisine girdiğinde, maalesef, Parlamento kilitleniyor, çalışmakta zorluk çekiyor. Yaz tatilini vermeyelim, yaz tatiline çıkmayalım, öyle ise burada çalışalım...

Bakın, 300 maddelik bir kanunu, eğer, bu çalışma temposuyla Parlamento gündemine getirsek biz, dört ayda bunu başaramayız. Bunu, Hâkimler ve Savcılar Kanununda yaşadığımız için söylüyorum; başka kanunlarda da yaşadığımız için söylüyorum, soru-cevapla, önergelerle veya konuşma süreleriyle.

Öyle ise, Meclisin çalışmasını süratlendirecek, verimli hale getirecek bir yasal değişikliğe, içtüzük değişikliğine ihtiyaç vardır, zaruret vardır diye düşünüyorum.

Bunu verimli kullanmak, dediğim gibi, ihtisas komisyonlarında mümkün olabilir. Hatta, ihtisas komisyonu mensubu olmayan arkadaşlarım, oy vermemek kaydıyla, oy verme hakkı bulunmaması şartıyla komisyonlara gidebilir, komisyondaki bütün yasaları takip edebilir, eğer, ilgisi veya alakası var ise, veya bilgisi yeterli ise, donanımı yeterli ise, oradaki kanunlara her türlü katkıyı, desteği sunabilir.

Benim kanaatim, şahsî kanaatim odur ki, ihtisas komisyonlarının daha verimli veya daha geniş çalışabilecek, daha uzun çalışabilecek sürelerle çalıştırılması gerekir; ancak, Parlamentonun, Genel Kurulun çalışmasının da süratlendirilmesi gerekir.

200 maddelik Borçlar Kanununu, Ticaret Kanununu veya İcra İflas Kanununu Parlamentonun gündemine getirdiğimizde, sadece bugünkü Parlamento yapısı için de söylemiyorum, bundan sonraki Parlamento yapıları için de bu zarurettir, bu bir ihtiyaçtır; orada istenmediği takdirde bu kanunların çıkması veya birkaç gruba sahip bir Genel Kurulda böyle bir çalışmanın sergilenmesi veya böyle bir değişikliğin yapılması âdeta imkânsız hale getiriliyor.

Sayın Hocam Burhan Kuzu çok güzel ifade ettiler. Elbette muhalefetin hatta milletvekillerinin söz haklarını fazlasıyla destekleyelim ve mümkünse biraz da uzatalım. Bunu koruyalım; ama, hükümetin de, iktidarın da çalışmasına engel olmayalım. Hükümetin de bu tür değişiklikleri veya bu tür süreleri süratle kullanmasına fırsat ve imkân tanıyalım.

Biraz önce konuşmacı arkadaşım buradan, oturduğu yerden Sayın Araslı'ya  söylemişti, Mevlüt Çavuşoğlu'ydu zannediyorum. Evet, değerli arkadaşlarım, Avrupa Parlamentosunda, bu süre, zaman zaman, belki daha kısıtlı, 1 dakikalık, 3 dakikalık veya Sayın Kuzu'nun bahsettiği gibi, bazı parlamentolarda, belli bir saat içerisinde belli bir kanunun görüşülmesi, görüşmelerinin tamamlanması konusunda uyarı ve ikazlarla, zamanla sınırlandırılarak, belki süreç tamamlanmadan da, belki maddelerin süratle okunarak oylamaya geçilmesi sistemiyle de, dünyada ve Avrupa'da uygulanan birtakım sistemler mevcut.

Kanaatim odur ki, Türkiye'nin ihtiyacına cevap verecektir bu İçtüzük Değişiklik Teklifimiz. Bundan, belki, bugün iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi istifade edecek; ama, bundan sonra iktidar olacak partiler de, ülke de kazançlı çıkacaktır diye düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi de belki gelecekte iktidar olacaktır ve bu içtüzük değişikliğinden belki onlar da istifade edecektir.

Dolayısıyla, hükümete ve Parlamentoya böyle bir kolaylık sağlama yönündeki gayreti olumlu buluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bilen.

Sayın milletvekilleri, İçtüzük Değişikliği Teklifiyle ilgili olarak 20 dakika süreli soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, kimler var, bir okur musunuz?

BAŞKAN - Sayın Küçükaşık, buyurun.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Sayın Başkan, getirilen içtüzük değişikliğinde "kanunların bölümler halinde görüşülmesine ve her bölümün en çok 15 maddeyi geçmemek kaydıyla hangi maddelerden oluşacağına, hükümetin, esas komisyonun veya grupların teklifi üzerine Genel Kurulca karar verilebilir" hükmü var. Hükümetin, dolayısıyla yürütmenin yasama organı üzerindeki etkisini artırmayacak mıdır bu durum? Öncelikle bunu sormak istiyorum.

İkincisi; yürütmenin yasama organı ve yargı üzerinde egemenliğini oluşturan rejimler, bilindiği gibi, totaliter ve faşist rejimlerdir. Bunu demokrasi anlayışıyla bağdaştırabiliyor musunuz?

Üçüncüsü; en çok 15 madde hangi kriterlere ve kıstaslara göre belirlenecektir? Örneğin, 40 maddelik bölümler var. Temel kanun dediğimiz, temel kanun esprisini yaptığımız zaman, esas kanunlarımızda sadece bir bölüm 40 maddeden oluşabiliyor. Buradaki 15 maddeyi nasıl parselleyebileceksiniz; hangi kriterler, hangi kıstaslar burada gözönüne alınacak?

Yine, en çok 15 maddeden oluşan bölümlerde, değişiklik önergesi sayısını azaltmayı ve muhalefetin sesini kesmeyi düşünüyorsunuz. Oysa, şimdiye kadar yapılan uygulamalarda da görüldüğü gibi, getirdiğiniz hatalı maddeleri değiştirmek için en fazla değişiklik önergesini İktidar Partisi verdi. Diyelim ki, 15 maddeden oluşan bir bölümde, bir madde değişiklik önergesiyle değiştirildi.

BAŞKAN - Sayın Küçükaşık...

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Soruyu soruyorum.

BAŞKAN - Soru sorma hakkınızı kısıtlamıyorum.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Sorum bu.

BAŞKAN - Sizden sonraki arkadaşlarınızın hakkını kullanıyorsunuz, bunu hatırlatmak istedim.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Biliyorum. Teknik olarak sormak istediğim bir soru var burada.

İş Yasası görüşülürken, İktidar Partisinden arkadaşlar birçok değişiklik önergesi vermişlerdi, bizim değişiklik önergelerimizi de engellemek için. Şimdi yine aynı usule başvurulacak. Bir değişiklik önergesiyle, bir madde değiştiği zaman, o madde diğer maddelerle çelişki yaratırsa, bu çelişkiyi -önerge sayısını da kısıtladığınız için- nasıl gidereceksiniz? Esas, benim sormak istediğim konu bu. Örneğin, bir bölüm 15 maddeden oluşuyor; 1 inci maddeyi değiştirdik, o bölümdeki, 7 nci, 8 inci maddelerde değişiklik yapmak gerekebilir; çünkü, yanlış olduğu, uygulama esnasında, burada ortaya çıkıyor. Önerge sayısını da değiştireceksiniz. Tekrar o maddeleri geri mi çekeceksiniz? Bu ise, zaman israfına yol açmayacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Küçükaşık.

Sayın Ercenk, buyurun.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Meclis Başkanvekilimize bir soru yöneltmek istiyorum.

Yasama yetkisi, ulus adına, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun tasarıları ve teklifleri görüşülürken, milletvekillerinin, düşüncelerini madde madde açıklamaları esastır. Milletvekilleri yasama görevini ulus adına yerine getirirler. Kanun tasarı ve tekliflerinin madde madde görüşülmemesi Meclisin ulustan aldığı görevin tam anlamıyla yerine getirmesini engellemektedir.

Bu İçtüzük değişikliğinin yasama yetkisi ve demokrasi anlayışıyla, demokrasi kavramıyla bağdaştığını düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Ercenk.

Sayın Çerçioğlu, buyurun.

ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın)- Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Meclis Başkanvekilimize bir soru yöneltmek istiyorum.

Temel yasa kavramı hukuk sistemimizde çok sık uygulanan bir durum değildir. Kanun tasarılarının şimdiye kadar madde madde görüşülerek değerlendirilmesi esas alınmıştır. Toptan bir anlayışla 15 maddenin aynı anda görüşülmesinin yasa yapma anlayışıyla bağdaştığını düşünüyor musunuz? Bu durumda, milletvekillerine ulusun vermiş olduğu görevin, madde madde konuşmadan, görüşlerini ifade etmeden, tartışmadan yerine getirilmesini doğru buluyor musunuz?

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Çerçioğlu.

Sayın Kart, buyurun.

ATİLLA KART (Konya)- Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Sayın Başkanvekilime aracılığınızla şu soruları yöneltmek istiyorum:

Bilindiği gibi -getirilen teklifin 3 üncü maddesinde de ifade ediliyor- İçtüzük hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi yürütüyor; yani, diğer tasarılardan farklı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı burada yürütme birimi.

Şimdi, çok iyi biliyoruz ki, 21 inci Yasama Döneminde açılan, bu içtüzük değişikliğiyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesine açılan dava dilekçesinde Sayın Mehmet Ali Şahin'in, Sayın Salih Kapusuz'un, Meclis Başkanı Sayın Bülent Arınç'ın da imzaları var. O dilekçede kullanılan ifadelerden birkaçını söylüyorum, aynen söylüyorum: Bu değişiklik girişiminin "bir sivil darbe" olduğunu, bunun bir "zillet" olduğunu ifade eden, bu zillete hiç kimsenin katlanamayacağını, katlanmaması gerektiğini ve âdeta, toplumu bu sivil darbeye karşı bir tepkiye davet eden değerlendirmeler yapılmıştır. Burada, o dava dilekçesinde Sayın İsmail Alptekin'in de imzası var mı yok mu, bilemiyorum, onu da cevaplarında açıklarlarsa memnun olurum, imzaları olmasa bile, Sayın Alptekin'in şahsında Sayın Meclis Başkanına yöneltiyorum, tutarlılık adına soruyorum, politik namus adına soruyorum; tekrar ifade ediyorum, politik namus adına soruyorum, milletvekili sorumluluğu adına soruyorum ve milletvekili saygınlığı adına soruyorum: Bu çelişkileri nasıl izah edeceksiniz, nasıl açıklayacaksınız ve bu İçtüzük hükmünü uygularken nasıl bir anlayış içinde olacaksınız, nasıl bir tavır içinde olacaksınız?

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Özakcan…

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Bankacılık Düzenleme Yasası olarak bilinen yasa, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü, sanırım, önümüzdeki iki üç gün içinde Meclis Genel Kurulumuza getirilmek isteniyor, 193 maddeden oluşan bu tasarı, 15 bölümden oluşuyor. Getirmek istediğiniz içtüzük değişikliğiyle, 193 maddelik tasarıyı 15 maddeymiş gibi görüşüp, 178 maddesinin görüşülmesini engellemiş, sınırlamış olmayacak mısınız? Oysa, bu tasarı, ülkemizde 21 bankada batan 47 milyar doları, bankayı batıranlardan hesap sormak ve hesabını istemek yerine IMF'nin talebi üzerine 70 000 000 yurttaşımızın sırtına yüklüyor. 70 000 000 yurttaşımızın haklarını, hukukunu, uğradığı zararın konuşulmasını niçin engellemek istiyorsunuz?

Getirdiğiniz içtüzük değişikliğiyle milletvekillerinin ifade özgürlüğünü ve Meclis kürsüsünden konuşma hakkını ortadan kaldırmış ve sınırlamış olmuyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özakcan.

Sayın Baloğlu, buyurun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bu İçtüzükte yapılmak istenen değişikliğin temelinde hangi gerekçenin olduğu pek anlaşılamıyor. Milletvekillerinin çok konuşması mı bu içtüzük değişikliğini gerekli kıldı? Öyleyse soruyorum: Çok konuşmanın ölçüsü ne oluyor, bu konuda bilimsel bir araştırma yaptılar mı, ellerinde istatistikî değerler var mı? Kaldı ki, Parlamentoda bugünkü manzara şunu ortaya koyuyor: Yemin dışında kürsüye çıkmayan çok sayıda iktidar milletvekili var; onları konuşturmaya özendirecek bir yöntem bulmak yerine konuşanları susturmak, demokrasiye, adalete ve Meclis adabına uyuyor mu? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baloğlu.

Sayın Gazalcı, buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü, yani bizim yasamız, kurallarımız bu İçtüzükte belirlenir. Dışarıdaki kamu kuruluşları ya da özel kuruluşlar Türkiye Büyük Millet Meclisini örnek alırlar; eğer, kendi tüzüklerinde bir kural yoksa, Meclis İçtüzüğüne bakalım derler. Şimdi çok kötü bir eşikteyiz, bir karar değişikliğindeyiz. Yani, kötü örnek olmanın yolundayız. Katılımcılığı önleyen bir değişiklik aşamasına giriyoruz. Bu ne derece, demokrasiyle, hukukla, arkadaşlarımın söylediği gibi, bağdaşır?

Konuşmacılar, özellikle AKP sözcüleri…

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, sorunuzu sorar mısınız; istirham edeyim.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Soru soruyorum.

BAŞKAN - Hayır, sizden sonraki arkadaşlara da soru sorma hakkı vereceğim de, onun için...

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Peki efendim.

BAŞKAN - AKP'li konuşmacıların dışında, görüşünüzü…

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Dünyada bunun örnekleri var dedi. Tam tatile gidilecek bir zamanda, kim bu dünyadaki örnekleri inceledi, kiminle yaptı? İçtüzük, yalnız AKP'lileri bağlayan bir kurallar topluluğu mu?! Burada başka partiler var, muhalefet partisi var. Böyle, tatile giderken, çok ivedi olarak, yangından mal kaçırır gibi İçtüzüğü değiştirmek gerçekten doğru mu? Onu yöneltmek istiyorum. Birkaç sorum daha vardı; ama, Sayın Başkan baskıladı. Başka arkadaşlara bırakıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Başkanvekili, izninizle, iki soru daha var. O arkadaşlarımızın sorularını alalım, sonra cevap verirsiniz.

Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben, komisyon sıralarına, belki de dolaylı olarak muhatap olacak olan Sayın Meclis Başkanvekiline de yöneltiyorum sorumu.

Bir alıntı yapacağım, bunun doğru olup olmadığını teyit etmelerini isteyeceğim sayın yetkililerden.

Efendim, şu şekilde: "Meclisin sesinin kesilmesi, milletin temsilcilerinin sesinin kesilmesi, milletvekillerinin sesinin kesilmesi sadece Meclisin sesinin kesilmesi olmuyor, milletin, halkın sesinin kesilmesi oluyor. Bu teklifi verenlere sesleniyorum, size sesleniyorum, bir defa daha sesleniyorum; verebilirsiniz, bu parmaklarla bu Tüzük bu Mecliste kabul edilebilir; ama, tarih her şeyi yazacaktır ve yine, size sesleniyorum ki, suları asla tersine akıtamazsınız."

Sayın Alptekin, bu sözler size mi ait, doğrular mısınız? Bugün de aynı görüşte misiniz? Ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın Işık, lütfen, kısa olsun.

Buyurun.

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Vasıtanızla, Sayın Başkana şu soruyu yöneltmek istiyorum:

Getirilen teklif, Türkiye'nin birikmiş sorunlarının hallinde, temel yasalarda ve başkaca yasalardaki hükümlere yönelik yapılması gereken düzenlemelerdeki zaman meselesinin çözümüdür.

22 nci Dönemde, ikibuçuk yıllık dönemin geride bırakıldığı ve ikibuçuk yıllık sürenin kalmış olması, cumhuriyet tarihinde en fazla mesai yapan dönemin bu dönem olmasına rağmen, Türk Ticaret Yasası, Borçlar Yasası ve AB sürecindeki diğer düzenlemeleri de dikkate aldığımızda, getirilen teklifin bir çözüm olarak gündeme getirilmesinin, amaca yönelik uygunlukla paralellik arz ettiği görülmektedir.

BAŞKAN - Sayın Işık, lütfen, kısa

olsun.

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, şayet bu içtüzük değişikliği hayata geçmeyecek olduğu takdirde, ülkenin sorunları ortada, çözüm bekleyen sorunlar da ortada ve Meclisten geçmesi gereken yasalar da ortada, bunun yerine ikame edebileceğimiz bir düzenleme mümkün müdür? Bu noktada görüşünüzü almak istiyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Işık.

M.CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Tatil yapmazsınız hallolur; o kadar çok sıkıntı yaratmaz!

BAŞKAN - Sayın Başkanım, buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; aslında, soruların tamamı belki bir soru şeklinde özetlenir; ama, ben, ayrı ayrı cevap vermeye çalışacağım.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Temel bir yaklaşımla hepsine tek cevap!

ATİLA EMEK (Antalya) - Toptancılık başladı nasılsa!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Yok, öyle vermeyeceğim de, yani genel olarak soruların hedefi aynı. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Hiç gerek yok yani!

BAŞKAN - Sayın Kuzu, buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Gazalcı, hepsine birden cevap vereceğim demedim, hepsi aynı yönde, ama, tek tek cevap vereceğim dedim; niçin anlamıyorsunuz?! Kusura bakmayın; beni bile kızdırıyorsunuz görüyorsunuz.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Sinirlenmeyeceksin beyefendi!

ATİLA EMEK (Antalya) - Kızmayacaksınız!

BAŞKAN - Sayın Kuzu, buyurun efendim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Şimdi, Sayın Küçükaşık diyor ki: "Bölümler halinde görüşülmesi, 15 madde halinde görüşülmesi esasını neye göre belirliyorsunuz?" Konuşmalarımızda bunu söyledik; 15 dersin, 25 dersin, sonuç olarak bu bir takdirdir. Demin, dünya ülkelerinden binlerce örnek verdim, birçoğunun maddesini size burada açık açık okudum; her ülkede bir formül bulunmuş. Komisyon bunu takdir etmiş, burada müzakere edilecek; belki önergeyle bu değiştirilecek, o ayrı bir mesele; ama, ben, mevcut metne göre cevap vermeye çalışıyorum. "Faşist yönetimlerde bunlar olur" filan dediniz; demin, size, Avrupa ülkelerinden örnekler verdim, bunların faşist ülke olmadığını biliyorsunuz. Şimdi "değişiklik önergelerinin sayısı azaltılıyor, çok sayıda değişiklik önergesi verilirse" dediniz; bu, evet eleştiri olarak yerinde bir eleştiri; zaten, Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alınarak bu yönde verilen önergeler var, bunlar dikkate alınacaktır; cevabın bir kısmı bu.

Şimdi, Sayın Ercenk diyor ki: "Yasama faaliyetleri, madde madde görüşme esasına dayanıyor; genel görüşülmesi buna aykırı mı?" Aslında, burada, maddelerin görüşülmesi tam sınırlanmış olmuyor; zaten, madde madde görüşme usulünde kalacak olursak, o normal yöntemdir. Dünyada, madde madde yöntemi de var, böyle farklı olan yöntem de var; ikisi de var. Esasen, bir şeyi daha belirteyim; bu yöntemin kabul edilmesi durumunda, bu yönteme gitmek zorunluluğu yok aslında; yani, ille de o yönteme gideceksin diye bir kaide de yok; durur bir kenarda bu. İlle de, iktidar partisi ya da partileri, koalisyon durumlarında, bu yönteme gidecek diye bir kaide yok. O yüzden, getirilen yöntemin, bu açıdan, yani, madde madde görüşme yönteminin istisnası olduğunu, elbette ki, kabul etmemiz lazım; ama, genel olarak, gene, madde üzerinde önergeler verilebilecek.

Çerçioğlu, temel yasa kavramı, hukuk sistemimizde sık uygulanmıyor;  dolayısıyla, bu yönteme neden gidiliyor filan dedi. Tabiî, söylediğim gibi, bizde uygulanan bir yöntem değil; zaten, ilk defa geliyor; ama, bilesiniz ki, bu yöntem, birkaç defa denendi Türkiye'de; 1996'da, ilk şeklinde de var İçtüzüğün, 2001'de tekrar getirilmiş; farklı olarak var; ama, belki aynı değil; ama, yani, bir ihtiyaç anlamında var. Bu getirilen yöntem, yeni bir yöntem değil; ama, söylediğim gibi, Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alınarak, mümkün olduğu kadar, o arıza giderilmeye çalışılıyor.

Sayın Kart'ın sorusu bana ait değil.

Özakcan "193 madde var, 15 bölüm halinde getirilecek" diyor. Zaten, amacı da bunun bu; yani, 193 maddeyi, 193 madde halinde burada görüşürsek, bunu tartışmanın bir anlamı da yok; zaten, farkı bunun burada, tartıştığımız da bu zaten bizim. 15 bölüm halinde, bölümler üzerinde önergeler verilebilecek, bölümler üzerinde konuşmalar yapılabilecek, madde hakkında önergeler verilebilecek; yani, tek tek madde görüşmenin biraz daha farklı hali, çok da rahatlık getireceğini ben zannetmiyorum iktidar grubuna, ama, en azından bir denge kurmaya çalışılıyor.

Sayın Baloğlu "konuşmadan mı kaynaklıyor bu" diyor. Kısmen ondan olabilir; hakikaten, arkadaşlarımız... Tek sebebi bu değil tabiî ki; ama, yürütme maddesi üzerinde söz alan arkadaşlarımızın ya da başka bir maddeyle ilgili söz hakkı kullanan arkadaşlarımızın, ilgisi olmayan birçok konulara girdiği... İlk defa da olmuyor bu, iktidar, muhalefetten... Eskiden beri olan bir usul. Buna biraz daha kısıtlama getirilmiş olunuyor. Gerçi, Başkan sık sık uyarıyor; ama, söylediğim gibi, tek gerekçesi bu değil; yani, lüzumsuz konuşmalar var, bundandır demek istenmiyor bu gerekçe, daha doğrusu metin. Biraz daha farklı bir yöntem getirilmeye çalışılıyor.

"İçtüzük, dışardaki kurumlar için kötü örnek olmaz mı?" Sayın Gazalcı'nın buradaki sorusu. Olmaması lazım; yani, her kurul bu kadar kalabalık değil. Kaldı ki, İçtüzük, Meclisin kendine has bir içtüzüktür. Diğerleri belki aynı yöntemi benimsemez; ama, farklı yöntemlere gidebilir. Bizim bir zorunluluğumuz var, bundan doğan bir usuldür. Eğer bu kadar kalabalık kurullar varsa -bizim dışımızda- çalışamıyorsa, pekâlâ bu örneği de alabilir tabiî ki, bir anlamda.

Tatile giderken yapılması… Tabiî, zamanlama sorunu ayrı bir mesele. Bu, bizden altı ay önce çıktı biliyorsunuz, zaten Genel Kurulda bekliyordu. Benim şahsımla alakalı bir mesele değil bu.

Sayın Koç'un sorusu bana ait değil.

Sayın Işık "ikame düzenleme olabilir mi" dedi. İkame düzenleme yok. Yani, Meclisin tatile girmeden çalışması olabilir mi?.. Kısmen çözer; ama, tamamen bu konuyu çözmez; yani, bir ay daha çalışsak bu mesele çözülmez.

Söylediğim gibi, arkadaşlar, burada bütün mesele, iktidar-muhalefet ikilisinde, iki tarafın mümkün olduğu kadar dengesini kurarak özel bir yasama yönteminin konuşulması. Demin de söyledim, dünyada çok çeşitli örnekleri var, bunun çok çok üstünde. Ben, onları buraya getirelim demiyorum, onları uygun  da bulmuyorum; ama, demin verdiğim örnekleri gördünüz; çok farklı.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan da cevap verecek!..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Evet, ben burada sözümü bitirmiş oluyorum; teşekkür ediyorum.

ATİLLA KART (Konya) - Sizin ne diyeceğinizi çok iyi biliyoruz; Sayın Alptekin konuşsun!..

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım…

ATİLLA KART (Konya) - Ne diyeceğinizi çok iyi biliyoruz!..

BAŞKAN - Sayın Kart, istirham ediyorum…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Kart, ne güzel, bildiğin iyi, komisyon üyemsin, tabiî ki bileceksin.

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, müsaade ederseniz…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Senin de ne söyleyeceğini çok iyi biliyoruz  Sayın Kart.

ATİLLA KART (Konya) - Sizin gayri ciddî konuşmalarınızı iki yıldır dinliyoruz!..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Çizginde en ufacık bir sapma yok, en ufacık, hiç!

ATİLLA KART (Konya) - Sizin tutarsızlıklarınızı iki yıldır dinliyoruz…

BAŞKAN - Sayın Kart…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Ne konuştuysan aynı şeyde devam ediyorsun sen de…

ATİLLA KART (Konya) - Sizin dediklerinizi ciddîye almıyoruz!..

BAŞKAN - Sayın Kart…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Tabiî almazsın, doğru söylüyorum çünkü ben; alsan şaşırırdım zaten o zaman!

BAŞKAN - Sayın Kuzu, Sayın Başkan, lütfen…

ATİLLA KART (Konya) - Ciddîye almıyoruz!..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - O zaman benim düşünmem lazım, yanlış mı yapıyorum diye.

BAŞKAN - Sayın Kart, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; birkısım arkadaşlarımız, kendileri kürsüde konuştuğu zaman, hiçbir kimsenin kendisine bir şey söylemesini istemiyor; doğrudur; ama, aynı arkadaşlarımız, yerlerinde otururken, kürsüdeki hatibe ve diğer konuşmacılara da sürekli olarak laf yetiştirmekten geri durmuyorlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bilgilerinize arz ediyorum.

Sayın Başkanım, cevap verecek misiniz; buyurun.

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - İzin verirseniz, birkaç cümleyle cevap vermek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Parlamento çalışmalarımız içerisinde tüzük değişiklikleri, nadir, Genel Kurula gelen önemli yasal değişiklikler.

Hepimiz biliyoruz ki, bu Parlamentonun çalışması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının da çalışması, elimizde bulunan bu İçtüzük ve Anayasayla bağlıdır. İçtüzüğü ne kadar iyi bir şekilde kullanır, iyi bir şekilde bu İçtüzüğün gereklerini yerine getirirsek, Parlamentodaki çalışmalarda verim o nispette fazla olur.

Şimdi, bugün müzakere ettiğimiz İçtüzüğün 91 inci maddesindeki değişiklikle ilgili müzakerede, sanki bu değişiklik, hukuk literatürüne, hukuk mevzuatına ilk defa giriyormuş gibi bir bakışla mesele değerlendirildi, ben, belki öyle anladım.

Değerli arkadaşlar, bir defa, 1996 yılında bu konuda bir değişiklik yapılmış; Anayasa Mahkemesinin bu konuda bir kararı yok. Daha sonra, koalisyon hükümeti zamanında, bizim de Parlamentoda bulunduğumuz dönemde, İçtüzükte yine bir değişiklik yapıldı; bu değişiklik Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. 22 nci Dönemde de aynı madde üzerinde bir değişiklik yapıldı; yine, Anayasa Mahkemesi tarafından, İçtüzüğün bu ilgili maddesinde yapılan değişiklik iptal edildi.

Şimdi, bizim, yapılan değişiklikler ve Anayasa Mahkemesinin bu değişiklikler üzerine verdiği karara bakmak suretiyle meseleyi değerlendirmemiz lazım.

Huzura gelen ve biraz sonra belki müzakerelerde değişiklik talebiyle gelecek olan 91 inci maddedeki değişikliğin esprisi… Anayasa Mahkemesi, yapılan bu değişikliği, kaç madde halinde ya da hangi gerekçelerle iptal etmişse, hazırlanan ya da hazırlanmak için gayret edilen bu değişiklikte, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri nazara alınmıştır. Nedir bunlar…

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Alptekin, süremiz doldu. Sorulara cevap vererek toparlar mısınız.

Buyurun.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Sayın Grup Başkanvekilinin sorduğu soruya cevap verin.

BAŞKAN - Sayın Şahin, lütfen…

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Efendim, bu iş sırayla. Sayın Koç…

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Efendim, önemli olana cevap verin.

BAŞKAN - Sayın Şahin, istirham ediyorum.

Sayın Başkan, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Hadiseyi biliyoruz; sorduğum soruya cevap verin.

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Sayın Koç, benim bu açıklamam sizi niye rahatsız ediyor?!

HALUK KOÇ (Samsun) - Rahatsız etmiyor efendim, onları biliyoruz zaten. Sizin sorulara cevap vermemeniz bizi rahatsız ediyor.

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - O zaman, hani Nasrettin Hoca'nın meşhur hikâyesi gibi, bilenler bilmeyenlere anlatır, bu mesele de kapanır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Burada yazıyor efendim; Nasrettin Hoca burada!  Bu ifade sizin mi, değil mi?..

BAŞKAN - Sayın Alptekin, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Gerek sizin sorunuz, gerekse Sayın Kart'ın sorusu ve benim konuşmamdan tırnak içerisinde aldığınız sözler, beni rahatsız etmiyor. Benim yapım da, bu konulara, en açık, en samimi bir şekilde cevap verecek bir anlayış içerisindeyim, hukuk anlayışı içerisindeyim, hoşgörü anlayışı içerisindeyim.

O zaman, eğer, siz, diğer milletvekili arkadaşlarım, beni de ilgilendiren "bu sorulara cevap verme, sadece sizinle ilgili kısma cevap ver" diye bir talebiniz varsa, hay hay, ona geçerim. Böylece zamanımızı da iyi kullanırız.

HALUK KOÇ (Samsun) - Onu istiyoruz.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - O söz sizin mi değil mi, ona cevap verin.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Alptekin, karşılıklı konuşmayalım lütfen.

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Sayın Kart ve Sayın Koç, doğrudan doğruya beni ilgilendiren iki soru sordular; elbette onları açıklayacağım.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - En güzeli bu, şükür...

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Sayın milletvekilleri, siyasette, politikada, siyasî hayatta bulunan, siyaset yapan insanlar, masanın o tarafında da bulunur -bu bir gelenektir, gerektir- bu tarafta da bulunur; iktidarda da bulunur muhalefette de bulunur. (CHP sıralarından alkışlar [!])

FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - Anlaşıldı.

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Koç, benim "dün dündür, bugün bugündür" söyleyeceğimi zannetmeyin; alkışınız o değil.

HALUK KOÇ (Samsun) - Söylediniz zaten.

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - O değil…

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben, orada söylediklerimin arkasındayım. Zaten, arkasında olduğum için, Anayasa Mahkemesi hangi gerekçelerle bu İçtüzüğün bu maddesini iptal etmişse, o gerekçeler gözönüne alınarak huzurunuza bir madde getirilmiştir.

HALUK KOÇ (Samsun) - O zaman, savunmayın Sayın Başkan.

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Kabul ederiz, kabul etmeyiz…

HALUK KOÇ (Samsun) - Savunmayın o zaman.

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - …ama, biz, o gün savunduklarımızın doğruluğunu yine bugün de savunarak, bu değişikliği getirmişiz. O bakımdan, dün neyi savunmuşsam, bugün getirdiğimiz maddelerde de, arkadaşlar, biz aynı şeyi savunuyoruz.

ATİLA EMEK (Antalya) - Yani, sivil darbeyi yapıyoruz diyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Başkan…

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

İkincisi; arkadaşlar, bu, dünyanın en demokratik olduğunu her zaman atıf yaptığımız ülkelerde de, yasaların çıkarılmasında ileri sürülen ve başvurulan yöntemlerden bir başkasıdır. Kaldı ki, altını çizerek ifade ediyorum, 91 inci maddede getirdiğimiz bu değişiklik temel kavram değildir, zaruret halinde başvurulacak ve Parlamentonun da beraber düşüneceği kavramlardır. O bakımdan, endişe edilmesi gereken, değişik yorumlanması gereken bir husus değildir. Anayasa Mahkemesinin de ileri sürdüğü iptal gerekçelerine uygundur diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, saat 15.10'da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.10

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.17

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

161 sıra sayılı İçtüzük Teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. -KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Başkanlık Temsilcisi?.. Yerinde.

Teklifin 1 inci maddesini okutuyorum:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ İÇTÜZÜĞÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA İÇTÜZÜK TEKLİFİ

MADDE 1.- 5.3.1973 tarihli ve 584 Karar numaralı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 91 inci maddesi madde başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 "Kapsamlı kanunların görüşülmesi

Madde 91. - Toplumsal hayatın geniş bir alanını düzenleyen ve kapsayan kuralları bir araya getiren, içerdiği hükümler nedeniyle kendi alanındaki mevzuata uyulması gereken usul ve esaslar ile bu alanda mevzuatın yönelmesi gereken esasları sistematik ve belirli bir düzen içerisinde gösteren, o alandaki kanunlar arasında ve bunların uygulanmasında birlikteliği sağlamayı amaçlayan Kanunların ve İçtüzüğün, en az 40 maddesini değiştiren veya yürürlüğe koyan  tasarı veya tekliflerin Genel Kurulda görüşülmesinde uygulanacak özel görüşme ve oylama usulü tespitine, Hükümetin, esas komisyonun veya grupların teklifi, Danışma Kurulunun oybirliği ile önerisi üzerine Genel Kurulca karar verilebilir.

Danışma Kurulunda oybirliği sağlanamaması halinde, bu kapsamdaki kanunların bölümler halinde görüşülmesine ve her bölümün en çok 15 maddeyi geçmemek kaydıyla hangi maddelerden oluşacağına hükümetin, esas komisyonun veya grupların teklifi üzerine Genel Kurulca karar verilebilir. Bu takdirde bölümler, maddeler okunduktan sonra ayrı ayrı görüşülür ve bölümdeki maddeler ayrı ayrı oylanır. Bölümlerin görüşülmesinde ve önerge sayısı ile işlemlerinde, madde hakkındaki hükümler uygulanır. Ancak, bölümler üzerindeki önergeler sadece veriliş sırasına göre okunur ve işlemleri yapılır. Bölümler üzerinde birden fazla madde değişikliğini içeren önergeler verilebilir, bu önergelerdeki her madde hakkındaki değişiklikler ayrı ayrı oylanır.

81 inci maddenin diğer hükümleri saklıdır."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Uğur Aksöz; şahısları adına, Manisa Milletvekili İsmail Bilen, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan ve yine, Adana Milletvekili Uğur Aksöz'ün söz talepleri vardır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, bunu her maddede söyleyecek miyiz yani; çekeceklerini söylediler.

BAŞKAN - Şu anda Sayın Aslan?.. Yok.

Sayın Bilen, madde üzerinde şahsınız adına?..

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Konuşacağım.

BAŞKAN - Konuşacaksınız.

Konuşmalar sırasında Sayın Zeyid Aslan geldiğinde ben konuyu tekrar değerlendiririm.

Şu anda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Uğur Aksöz; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UĞUR AKSÖZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İçtüzük Değişiklik Teklifinin 1 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, üç ana noktanın altını çizmek istiyorum.

Birincisi şudur: Birkaç gün önce, Adalet ve Kalkınma Partisi, yayımladığı bir kitapta, en çok yasanın bu dönemde çıktığını ifade etti ve bunu kendisine bir övünç kaynağı, bir kıvanç kaynağı yaptı. Doğrudur, en çok yasa bu dönemde çıkmıştır. Peki, en çok yasa bu dönemde çıktığına göre ve bu dönemde biz bu İçtüzükle bu kadar çok yasa çıkardığımıza göre, o zaman bu İçtüzüğü niye değiştiriyoruz?! Demek ki, bu İçtüzük çok güzel ki, ihtiyaca cevap veriyor ki, biz bu kadar yasa çıkarmışız. Eğer bir tıkanma olsaydı, bir sıkıntı olsaydı, biz bu içtüzük değişikliğini kabul edebilirdik. Bu, demek ki, bir mazeret değil, bunun arkasında başka şeyler aramak lazımdır. Acaba diyorum, IMF'nin istediği yasaları şu birkaç gün içinde çıkarmanın telaşı mıdır?! Eğer böyle yaparsanız, Anayasa Mahkemesinin iki kararına rağmen, bu kadar hukukçunun anlatmasına rağmen, bu kadar hukuka aykırı bu içtüzük değişikliğini bugün geçirirseniz, elinizde ne kalır biliyor musunuz; kala kala IMF'nin aferini kalır; çünkü, Anayasa Mahkemesi ilk oturumda bunu iptal eder.

Şimdi bana arkadaşlar diyecekler ki?.. Nereden biliyorsun; nereden bildiğimi söyleyeyim. Bundan önceki içtüzük değişikliği buraya geldiğinde, ben yine bu kürsüye geldim, bu içtüzük değişikliğinin yanlış olduğunu, hukuka aykırı olduğunu ve bunun Anayasa Mahkemesinden döneceğini söyledim. Arkadaşlarım, ne biliyorsun dedi; döndükten sonra konuşuruz dedim. Şimdi benim konuşma hakkım doğdu. O gün tutanaklarda belli benim sözlerim; o gün bozulur dediğim o İçtüzük bozuldu ve geldi, karar burada. Şimdi, aynı şeyi bir daha yapıyoruz; yani, Anayasa Mahkemesi, ısrarla, bu, Anayasaya aykırı; bu değişiklik hukuka aykırı diyor iki kere; siz üçüncüyü getiriyorsunuz. Bunu anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, bakın, acaba diyorum, yine başka şey arıyorum; çünkü, bu İçtüzük işimizi gördüğüne göre, bu kadar yasa çıktığına göre, Anayasa Mahkemesi kararı önümüzde olduğuna göre -herkesin okuma-yazması var- bu İçtüzük, besbelli ki, bugün gitse tekrar bozulacak. Niye bozulacak, hemen size söylüyorum: Bunun için hukukçu olmaya lüzum yok değerli arkadaşlar. Önce şu maddeyi okuyalım, yani bunu sade vatandaş da anlar. Bakın, madde nasıl; "toplumsal hayatın geniş bir alanını düzenleyen kanunlar böyle görüşülür" deniliyor. Şimdi, size soruyorum, toplumsal hayatın geniş alanını düzenlemeyen kanun olur mu?! Zaten, bir kanun toplumun geniş alanını düzenler. Yani, dar alanda kısa paslaşmalar mı yapıyoruz?! Top mu oynuyoruz burada?! Hangi kanun dar alanı etkiler arkadaşlar?! Bütün yasalar toplumun geniş alanını etkiler. Buraya nasıl yazıyorsunuz "toplumsal hayatın geniş alanını düzenleyen yasalar" diye?! Bakın, saçmalık burada başlıyor. Hiç hukukçu olmaya gerek yok.

İki: "Esaslarını sistematik ve belirli bir düzen içinde gösteren yasalar…" Allah Allah!.. Sistematik ve belirli düzeni olmayan yasa olur mu ya?! Bütün yasalar sistematiktir. O zaman, bu ne?! Bu da yanlış.

Üçe geliyorum: "Bu kanunların en az 40 maddesini değiştiren" deniliyor. Yani, bizim, böyle tek tek, madde madde değil de, toptan, götürü usulü, yasaları böyle toplu toplu geçirecek şu düzenleme var ya, niye geliyormuş bu, biliyor musunuz; 40'tan fazla madde olursa, bu madde uygulanırmış! Peki, bu maddeleri kim yazıyor?! Allah yapısı mı bu kanunlar arkadaşlar?! Birbirimizi mi kandırıyoruz burada?! Kanunu biz yapıyoruz. Buraya sokmak istersem, 40 cümlede 40 madde yaparım, buraya sokarım, toptan geçiririm. Bunu hükümet de yapar, gruplar da yapar. Yani, 40 maddeyi geçerse, böyle toptan geçecek, 40'ın altındaki tek tek görüşülecek! Bu, çocuk oyuncağı arkadaşlar! Bakın, gülünç oluyoruz. Hukukçulara karşı gülünç oluyoruz. Avrupa Birliği diyorsanız, oraya da gülünç oluyoruz. Böyle şey olmaz! 40 maddeyi geçerse böyle olacak!.. 40 maddeyi siz, biz yazdığımıza göre, bunun adı şikedir! Bunun adı şike! Sonu belli maç, şike değil mi? Bunun sonu belli; 40 madde… 40 cümlelik yazarım, 40 madde olur! Çok basit; ben hukukçuyum, verin bana bir madde, onu 40'a bölüvereyim, toptan geçirivereyim. Böyle, oyuncak iş olur mu arkadaşlar?! Burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Başka bir şey daha var, diyor ki: "Böyle kanun gelirse, bunu 15'erlik maddeler halinde görüşeceğiz." Ya, dünyada böyle bir komedi görülmemiş. Yani, bakın, Türk Ceza Kanunu gelecek diyelim, bunun 15 maddesini bir grup yapacağız, onu toptan geçireceğiz. İyi de, hırsızlık 2 madde, dolandırıcılık 4 madde, cinayet 6 madde; nasıl bu 15'i bir araya getireceksiniz. Yumurta ile elma bir araya gelir mi ya?! Böyle şey olur mu?!

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Aksöz, 30 oluyor; önerge var.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Önergeyle 30 oluyorsa, yine değişmiyor. Yani, toptancılık zihniyeti 30 da olsa değişmiyor, 15 de olsa değişmiyor. Ben bir zihniyetten bahsediyorum; böyle yasa olmaz.

Bakın, biz burada ne yapıyoruz arkadaşlar; biz burada, millet adına, her maddeyi kuyumcu titizliğiyle işliyoruz, her maddeyi milim milim inceliyoruz, önergeler veriyoruz, karşı görüşler çarpışıyor ve halkımız için, ulusumuz için güzeli, doğruyu buluyoruz. Şimdi siz ne yapıyorsunuz, hayır, her maddeye gerek yok, siz, bunu yumurta gibi doldurun sepete, 15-15 konuşun burada, 15-15, oylayın geçin. Arkadaşlar, bu komediden de öte, bu bir hukuk cinayetidir. Bakın, yarın, Anayasa Mahkemesinde bu öyle bozulacak ki, yine bugünkü tarihi unutmayın, yine çıkıp burada diyeceğim ki, "biz size söylemekten usandık, Anayasa Mahkemesi yazmaktan usandı. Yapmayın bunu, bu böyle olmaz."

Neticede, değerli arkadaşlarım, bu getirilen değişiklik tümüyle yanlıştır ve uygun değildir. Bunu böyle yaparsanız, ben size söyleyeyim, Anayasa Mahkemesinin dışında -bir başka şey daha yapmış oluyoruz- kendimizi kandırıyoruz. Burada takıyye yapıyoruz.

Şimdi, bir şey daha söyleyeceğim, bana hak vereceksiniz. Biz her maddede, 10 dakika iktidar, 10 dakika muhalefet konuşmuyor muyuz; konuşuyoruz. Bakın, bunu düzenleyen uyanıklar ne yapmışlar: 15, 15 görüşürüz diyorlar; ama, 15 maddeye süre koymamışlar. Biz her maddede 10 dakika konuşuyorduk ya, şimdi bu madde geçerse, biz 15 maddede yine 10 dakika konuşacağız. Aksi varsa, söylesinler. Her maddede 10 dakika konuşup, kendini anlatan, maddeyi yorumlayan arkadaşlarımız, şimdi, 15 madde üzerinde de, blok blok, bölüm bölüm görüşüleceği için 15 madde veya artırılırsa 30 madde üzerinde 10 dakika konuşacağız. 30 madde olursa ne olur biliyor musunuz? 10 dakikayı 30'a bölün bakalım, 30 saniye mi eder; her maddede 30 saniye konuşacaksınız. Yani, tamam, çok süratlisiniz, Avrupa Birliğine gideceksiniz, uzaya gideceksiniz, AKP çok hızlı da her maddede de 30 saniyeye gülerler yani.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Hızlı tren;  tren hızlı!..

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - O bakımdan, eğer bunu getirecekseniz, eğer hukuka inanıyorsanız, buraya süre koyacaksınız, diyeceksiniz ki, biz her maddeyi 10 dakika görüşüyorduk; ama, bunu, 15-15, 30-30 toptancı hali gibi toptancılığa getirdik; ama, olsun, buna da, hiç değilse, o toptan maddelerde gruplar birer saat konuşur, yarımşar saat konuşur deyin ki, ben her madde üzerinde fikrimi söyleyeyim. Haa, bunun adı ne; bunun adı şudur: Adana'da -Adanalıların çoğu bilir- ekmek arası döner yaparlar; eğer döner eti kötüyse, ekmeği kalın yaparlar, araya döneri sıkıştırırlar. Bunun adı ekmek arası döner (CHP sıralarından alkışlar) yani, kaçırmak istediğiniz maddeleri 15'er, 20'şerin arasına sokup sokup toptan geçireceksiniz; ama, bunu, gören gözler görüyor; hukukçular iki kere görüyor. Sizler milletvekilisiniz, sizlerin, bunu, yakından incelemeniz lazım.

Değerli arkadaşlar, bu değişiklik, her yönüyle sakattır. Ben, bir kere daha sizleri uyarmış olayım; sonra, söylemedi demeyin; ama, bakın, şunu tekrarlıyorum…

BAŞKAN - Sayın Aksöz, şahsınız adına olan konuşma sürenizi Grup adına konuşmanız bittiğinde ilave edeceğim; bildireyim dedim.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Yani, 5 dakikam daha mı var?

BAŞKAN - Evet.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Çok teşekkür ederim, sağ olun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Bir daha konuşmayacağız nasıl olsa, onun için rahat rahat konuş.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Peki.

Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bir de şunu söyleyeceğim; ama, bakın, bana kızmayın. Sayın Başbakan geçenlerde çıktı bir konuşma yaptı, doğru bir konuşmaydı; yani, o konuşma mantıken doğruydu, dedi ki: "Kardeşim, yüzde 35'le yüzde 65 milletvekili aldım diye bana niye kızıyorsunuz; bu yasayı ben mi yaptım?" Doğru, başkaları yaptı, Sayın Başbakan istifade etti. Evet, ama, bakın şimdi, bu yasayı siz yapıyorsunuz, biz karşıyız, bu Grup yapıyor...

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Yarın siz istifade edersiniz.

UĞUR AKSÖZ (Devamla)- Yarın iktidar değişirse, koalisyonlar olursa, olur ya, siz 360 değil de 200 küsur, 150 küsur -bilemiyorum, Allah bilir- olursanız, bakın, bu maddeden çok sıkıntı çekersiniz, sizi perişan ederler. Recep Tayip Erdoğan Beyefendi gibi, o günkü başbakan der ki "bunu ben mi yaptım, yapmasaydınız" ve bütün kanunları 15-15, 30-30 geçirir; biz de burada üzülürüz. O bakımdan, Anayasa Mahkemesinin şu kararını hepimiz kulağımıza küpe etmeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Aksöz, buyurun.

UĞUR AKSÖZ (Devamla)- Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Bir hukuk formu önceden bilinebilir olmalıdır." Yani, ben, vatandaş olarak, bir eylem yaptığım zaman bana hangi hukuk normunun uygulanacağını bilmeliyim.

Şimdi, burada, böyle bir şey yok bu maddede; dikkat ettiniz mi? Bu madde önceden bilinemiyor; yani, bakın, siz, vatandaş olarak ve milletvekili olarak hangi kanunun bu maddeden dolayı toptan ve götürü geçirileceğini bilmiyorsunuz. Bu, iktidarın, daha doğrusu burada çoğunluk olan grubun keyfine bağlı; yani, iktidar, sabah uyandığında "bugün keyfim istedi, şu kanunu toptan geçireyim" derse 40 tane yazacak, "yok, CHP'ye ayıp oluyor, perakende geçireyim" derse 15 yazacak. Böyle bir keyfîlik olur mu?! Bakın, hukukun temel prensibi, önceden bilinebilirliktir, önceden bilinebilirliktir. Yani, şu anda, ne siz ne biz ne Anayasa Komisyonu Başkanı ne hiç kimse, hangi kanunun bu maddeye göre geleceğini bilmiyoruz. Onu ayarlayacaklar, 40, 30, 20 gelecek. Demek ki, öngörülebilirlik yok.

İki; bakın arkadaşlar, İçtüzük, bizim anayasamızdır. Yani, bir Anayasamız var, bütün ülkenin Anayasası var ve bir de bu Meclisin anayasası İçtüzüktür. Bu İçtüzük sadece size ait değil, buradaki bütün partileri düzenleyen, bütün milletvekillerinin haklarını koruyan bir şey. Bu İçtüzükte hepimizin hakkı var, sadece bu çoğunluğun değil; çünkü, bu İçtüzüğe göre biz konuşacağız, siz konuşacaksınız, yasalar görüşülecek, vesaire.

Peki, burada öyle tehlikeli bir madde var ki, bakın, aman Allahım; yani, bunu iyi hukukçular hiç görmesin. Bakın, ne deniliyor: "Özel görüşme ve oylama usulü her yasa için ayrıca tespit edilir." Hadi, buyurun bakalım! Böyle bir kanun yapma tekniği olur mu?! Yani, bu maddelere göre gelen bir yasayı vazgeçtik toptan, moptan, o ekmek arası döner, madde saklama, madde kaçırma, bunlardan vazgeçtik; bir de, bu çoğunluk toplanacak, diyecek ki, biz, bu maddeyi özel görüşeceğiz. Ne demek özel? Haydi, bana, bir hukukçu çıksın bakalım burada, Türkiye'de çıksın bakalım; özel görüşeceğiz ne demek, bana biri bunu anlatsın bakalım. Hangi hukuk fakültesinde anlatıyorlar bunu, özel görüşme usulünü?!

Değerli arkadaşlar, bu İçtüzükte görüşme usulleri yazar; işarî oy, elektronik oylama, şu, şu, şu, madde madde yazar ve siz onun dışına çıkamazsınız. Çıkarsanız, adı hukuk olmaz ki, keyfîlik olur. Haa, burada deseydiler ki arkadaşlarımız, şu sisteme göre görüşülür, tamam, itirazım yok; ama, burada ne diyor, bakın: "Özel görüşme." Yani, özel görüşme ne demek; fiskosla mı konuşacağız, yazılı kâğıtla mı konuşacağız; ne demek özel görüşme? Burada olmayan şey özel görüşmedir. Bu da, özel görüşme demek, keyfîlik demektir.

İki; daha bitmedi, bakın, ucubeye bakın, hukuk ucubesine bakın: "...ve özel oylama usulü tespitine Genel Kurul yetkilidir." Vay, vay, vay, vay, maddeye bakın! Özel oylama usulünü, birisi çıkacak, diyecek ki, çoğunluktan, ben çoğunluğum, ben bunu sepete atacağım; öbürü diyecek ki, yok basket sahasına atacağım... Böyle şey olur mu ya?! Özel oylama usulünü nasıl bu kadar keyfîliğe terk edebilirsiniz. Haa, buraya yazarsanız itirazım yok; şöyle oylanır, böyle oylanır, süreler şudur, itirazı budur, tamam; ama, özel görüşme ve özel oylama dediğiniz zaman arkadaşlar, bu, keyfîliğin ta kendisidir.

Öyleyse, değerli arkadaşlar, vaktim daralıyor, tabiî, bu kadar kısa süre içinde iki tane 30'ar, 40'ar sayfalık Anayasa Mahkemesi kararını, hukuk fakültesinde okutulan binlerce sayfayı size anlatacak halim yok; ama, diyorum ki, biz, olaylardan ders almak zorundayız. Hani "tarih tekerrürdür diyorlar; hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi" diyor ya şair; biz niye ibret almıyoruz? Yani, Anayasa Mahkemesi bozuyor, bir daha yazıyoruz; bozuyor, bir daha yazıyoruz. İyi de, o zaman, yeterli çoğunluğunuz var, Anayasa Mahkemesini kaldırın o zaman. Dinlemiyorsanız, onun orada ne işi var?! Haa, o oradaysa, anayasal kurum olarak duruyorsa, dinlemeye mecbursunuz, onun kararını hepimiz saygıyla karşılamaya mecburuz; çünkü, Anayasada bir hüküm var, aynen şöyle yazıyor Anayasa: "Anayasa Mahkemesinin kararları herkesi bağlar."Sizi de bağlar, bizi de bağlar. Öyleyse -toparlıyorum- gelin, yol yakınken şu düzenlemeden vazgeçin.

Bakın, ne olur... Tekrar söylüyorum, zapta geçsin diye; sizin dinlemeyeceğinizi biliyorum; çünkü, burada ne gelirse geçiyor. Geçsin, önemli değil. Sonuçta bizim dediğimiz olacak -bakın, burada söylüyorum, zapta geçiriyorum- bu da Anayasa Mahkemesinden gelecek, ben yine buraya çıkacağım, üç oldu beyler, hak oyunu üçtür, artık sıçramayın diyeceğim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aksöz.

Şahsı adına, Manisa Milletvekili İsmail Bilen. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle, saygıyla selamlıyorum.

Biraz önceki konuşmacı arkadaşımın son cümlesinden başlayarak, maddeyle ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Evet, Anayasa Mahkemesinin kararlarını hepimiz dinleyeceğiz; ama, Anayasa Mahkemesi de, yine, Anayasanın amir hükmüne göre, kanun koyucunun yerine geçmeyecek. Bunu, hepimiz de biliyoruz. Bir hukukçu olarak, Anayasa Mahkemesinin kararları herkesi, başta da kendisini bağlar, hele hele Anayasada hepimizi bağlar. Dolayısıyla, Anayasa, burada bir kural koymamıştır. Bu teklif de, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararı yayınlansın, ondan sonra görüşülsün istendiği için bugüne kalmıştır.

Toptancılık anlayışı yoktur. Bakın, biraz önceki konuşmamda söyledim, bir önceki oturumda. Değerli milletvekilleri, ihtisas komisyonları, kanunların hazırlandığı mutfaklardır. Bu mutfaklarda herkes, bu Parlamentonun her bireyi -o komisyon üyesi olsun olmasın- orada, mutlaka, görüşünü komisyona beyan etme hakkına, salahiyetine sahiptir, sadece oy verme hakkı yoktur. O komisyon üyesi arkadaşlarımız da, ihtisas komisyonu üyesi arkadaşlarım da, orada, hem reyleriyle hem de katkılarıyla kanunlara, İçtüzüğe veya yapılacak değişikliğe katkı sunmaya salahiyetlidir.

Değerli dostlar, etkin ve verimli bir çalışma sergilenmesi açısından böyle bir değişikliğe gidildiğini, biraz önce ben, Grup Başkanvekilimiz ve yine, Anayasa Komisyonu Başkanımız Sayın Kuzu, Faruk Bey, bunları  teker teker izah ettiler.

Değerli dostlar, evet, her bir madde üzerinde görüşme yapıldığında, hatta ve hatta, zaman zaman muhalefetle de ittifakla, oybirliğiyle Genel Kurulun gündemine getirilen kanunlarda geceli gündüzlü çalışmamıza rağmen, 40-50 maddelik kanun tekliflerini veya tasarılarını, bir haftada, on günde, onbeş günde, mutabakat olmasına rağmen götüremedik, çıkaramadık.

HALUK KOÇ (Samsun) - Neden acaba mutabakat yok, bir sorsanıza!

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Değerli dostlar, sadece bu, AK Partiye veya Adalet ve Kalkınma Partisine izafe edilecek bir kusur değil.

ATİLLA KART (Konya) -"Değerli dostlar" olur mu? (CHP sıralarından " değerli dostlar ne" sesleri, gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Bilen, "dostlar" ifadesinin sehven geçtiğine  inanıyorum; "değerli milletvekilleri" olarak….

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Evet, "değerli milletvekilleri" diye düzeltiyorum.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, komisyonun dışındaki katkıları, elbette Genel Kurulda da, burada paylaşma imkânı,  fırsatı bulacağız. Bu içtüzük değişikliği veya teklifi, bunu engelleyici nitelikte de değildir. Burada her madde hakkında konuşmak yerine, 15 veya 30 madde veya 40 madde üzerinde, birlikte, bütün hepsini kapsayacak fikir de serdedilebilir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - 10 dakikada mı?!.

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Bu bir mazeret değildir. Grup adına bu süre 20 dakikadır. Dolayısıyla, bu süre de, kanaatimce, yeterli bir süredir; ancak, demin de söylediğim gibi, Parlamentonun etkin ve verimli çalışmasını sağlamak hepimizin sorumluluğu ve yükümlülüğüdür.

Sayın Araslı öğleden önce de bahsettiler. Çok pahalı bir görev görüyoruz; zamanımız çok kıymetli, çok değerli. Öyle ise, zamandan da tasarruf etmemiz gerekir. Neden kıymetli vakitlerimizi veya söyleyeceklerimizi ihtisas komisyonlarına götürmek yerine, ille Genel Kurula getiriyoruz? Kanaatim odur ki;

1.- Televizyondan canlı yayın veriliyor.

2.- Bazı arkadaşlarımız -bu, iktidar veya muhalefet partisi olsun, fark etmiyor- seçmene de vatandaşa da bir selam verme ihtiyacı, zarureti doğduğu içindir.

İSMET ATALAY (İstanbul) - Kapatın, kapatın, televizyonu da kapatın.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Onu da kapatın.

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Bakın, kapatılmayla ilgili böyle bir niyet, böyle bir tercih asla olmamıştır.

BAŞKAN - Sayın Bilen…

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Kapatın, onu da kapatın.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Vatandaş selam bekliyor.

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Vatandaşa selam vermek elbette ki bir ihtiyaç; ama, zaman zaman bunu seçim bölgelerine gidilerek…

BAŞKAN - Sayın Bilen, lütfen, Genel Kurula hitap edin.

Sayın milletvekilleri, hatibe müdahale etmeyelim.

Buyurun.

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Zaman zaman seçim bölgelerine gidilerek de, bu zaruret, bu ihtiyaç giderilebilir diye düşünüyorum. İlla kürsüyü, illa televizyonu kullanmak gerekmez diye düşünüyorum.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Meclis Televizyonunu kapatın, komisyonları kapatın, Meclisi de kapatın!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Bu söylediklerinize siz inanıyor musunuz?!

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sizin 15 tane televizyonunuz var…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Buyurun Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum.

Ben, komisyon sıralarında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını temsil eden Sayın İsmail Alptekin'i daha çok zor durumda bırakmak istemediğim için -çünkü, çelişkileri ortaya çıktıkça Sayın Başkan zorlanıyorlar, onu üzmek istemiyorum- Sayın Kuzu'ya yönelmek istiyorum ve soruyu da, aracılığınızla, Sayın Kuzu'ya sormak istiyorum.

Sayın Burhan Kuzu, şimdi, 10 Nisan 2003 günlü, 766 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında Karar, yine sizin Anayasa Komisyonunuzdan ve sizin Anayasa bilgisi denetiminizden geçerek Genel Kurula gelmişti, burada görüşülmüştü. Aynı bugün olduğu gibi, Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin "bu bir hukuksal cinayettir" sözlerine rağmen "hayır, bunun Anayasaya aykırılığı yok" denilmişti tarafınızdan ve gitmişti. Hemen on gün sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Bakın, elimde, tarihi, kararı ve gerekçesi var. Burada, Anayasanın 2 nci ve 87 nci maddelerine aykırılık net biçimde ortaya konuluyor ve gerekçeli raporda da belirtiliyor.

Sayın Kuzu, sorum şu: Bugünkü düzenlemenin de, aynı şekilde, sizin Anayasa süzgecinizden Anayasaya uygunluk bakımından geçtiğine hâlâ inanıyor musunuz? Bu çelişkilerinize biz ne kadar katlanacağız daha?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın Gazalcı, buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın  Başkan.

Bu içtüzük değişikliğiyle milletvekillerinin katılımı engelleniyor; çünkü, biliyoruz ki, grup adına ve kişisel söz alma, sınırlı arkadaşlarla oluyor; daha çok arkadaşın katılımı, bugünkü yöntemde bile, sıkıntılar yaratıyor. Böyle toptancı bir anlayış geldiğinde, halkın oyuyla seçilmiş milletvekillerinin katılımı nasıl sağlanacaktır?

Şu anda Meclisimiz, çoğunluğu iki partiden oluşan ve tek partinin iktidar olduğu bir yapıya sahip. Böyle bir yöntem -üstelik yukarıda Danışma Kurulunda oybirliği de aranmadan- tek partinin, yani, iktidarın kararıyla buraya gelecek, yine tek partinin oyuyla temel yasa olup olmadığı kararlaştırılacak. Bu, bir partinin, Mecliste çoğulculuğu engelleyerek, mutlak bir baskıcı yöntemi değil midir?

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, sorunuzu sorarsanız diğer arkadaşlara da fırsat vermiş olursunuz.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Son sorum; bitiriyorum efendim.

Bu Parlamento bir yasa yapma makinesine mi dönüştürülmek isteniyor; milletvekilleri de o makinenin bir robot kolu gibi indirilip kaldırılmak mı isteniyor?

Halktan bazı şeyler gizlensin diye mi bu değişiklikler yapılıyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Oral, buyurun.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Teşekkür ederim, sağ olun.

Sayın Başkanım, Sayın Başkanvekilim; ben, sizin, demokrat kimliğinizle ve şu ana kadarki Meclis oturumlarındaki tutumunuz ile bu yeni gelişmenin çok bağdaşmadığını düşünüyorum.

Bir insan olarak soruyorum. Bunu reddedersiniz etmezsiniz; ama... Gerçekten bunu çok demokratik buluyor musunuz? İlk sorum bu.

İkinci sorum: Demin AKP'li bir milletvekili arkadaşım "Meclisin mutfağı komisyonlardır" dedi. Komisyonlardaki tutum da belli olduğuna göre, yani, demokrasi anlayışımızın, özellikle tercihlerimizin birbiriyle bağdaşmadığını, örtüşmediğini gözeterek -yani, bir tarafta Adalet ve Kalkınma Partisi, bir tarafta Cumhuriyet Halk Partisi, taban tabana iki zıt parti- bunlar hasbelkader uzlaşmalarına rağmen, Mecliste, halkın gözü önünde -çünkü, komisyonlar halkın gözü önünde de değil- yapılacak demokratik çalışmanın acaba Türkiye'nin demokrasisine katkısını siz bu gelişmeyle, bu yeni çarpık önlemle engellemiş olmayacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Oral.

Sayın Kuzu ve Sayın Alptekin, buyurun efendim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)- Sayın Başkan, Sayın Koç'un sorusu... Evet, 10 Nisan 2003'te bu bizim önümüze geldi. Anayasa Mahkemesinin kararı var. Daha önce de bir kararı var; yani, yeni bir karar değil.

Tabiî, Anayasa Mahkemesinin kararları, elbette ki hepimizi bağlar; ama, hepimizi bağlamış olması, bu kararların mutlak ve nas anlamında doğru olduğunu göstermez Sayın Koç. Yani, hukukta, siyaset biliminde elastikiyet vardır, tıptaki gibi değildir; teşhis koymalarda bile farklılık vardır, biliyorsunuz.

Anayasa Mahkemesi, yürütmeyi durdurma -mesela- yetkisi olmadığını 10 kez ifade etti. Bütün kararlar elimde var. Böyle bir yetki, Anayasa Mahkemesi, bana vermemiştir diyor, böyle bir yetki kanunda yoktur diyor. Efendim, Deniz Gezmiş asılıyor; ortada kanun var, durdurulması gerekir diyelim prensip olarak asılmaması bakımından -öyle düşünüyoruz da; çünkü, daha sonra geriye dönüşü olmaz- yoktu, ne yapayım diyor. Özelleştirme gündeme geldi, vardır dedi, hâlâ buna devam ediyor. Yani, bunu şunun için söylüyorum: 10 karardan sonra Anayasa mı değişti, kanun mu değişti de Anayasa Mahkemesi yürütmeyi durdurmaya yetkim vardır noktasına gelebildi?!

Demek ki, Anayasa Mahkemesinin ya da bir başka mahkemenin kararlarını biz sonuç olarak bağlayıcı olduğunu düşünürüz, gerekçelerini dikkate alarak bir yeni metin getirebiliriz. Yani, bu getirdiğimiz metin Anayasaya aykırı mı değil mi, ben onu bilemem. Zaten bilsem, bile bile getirmem. Bir arayış içerisindesin, hepimiz öyle.

Şimdi, yeni getirilen metin, önergelerle… O karar yayınlandığı için, Anayasa Mahkemesinin kararını dikkate alarak, mümkün olduğu kadarıyla uyduğumuzu düşünerek -bunu samimî olarak söylüyorum- bir metin getiriyoruz. Yani, bunun iptal edilmiş olması, bundan sonra iptal edilmiş olması, bu ihtiyacı yine gidermez.

Bütün mesele şu: "Temel kanun", "kapsamlı kanun" nedir diye, bunun bir tanımı, hakikaten, yok hukukta. Anayasa Mahkemesi göreceli bir yaklaşımda bulunmuş -tam tanım değil; ama -yani, şöyle şöyle olan, filan diye bir şey söylüyor, buna uymaya çalışıyoruz; ama, bu da ne kadar doğrudur...

O bakımdan, bence, sosyal dallarda ve özellikle hukuk alanında, mutlaka bu doğrudur diyemiyoruz. Yani, o yüzden, bunu bile bile, Anayasaya aykırılığı şeklinde, bile bile buraya getirmem -benim samimî ifadem- mümkün olmaz. Yani, bunun çok hoş bir yöntem olmadığını, zaten, konuşmamda birçok kez söyledim. Dünyada bunun çok örnekleri var. Bu bir anlamda, arızî belki bir durumdur; yani, çok darda kalındığı zaman kullanılabilecek bir durumdur.

Kaldı ki, biz buna gitmek zorunda da değiliz; yani, ille de bu yönteme gideceğiz diye bir şey de yok. Bulunabilir; kullanmazsın. Eski dönemlerde de, mesela, 20 nci ve 21 inci Dönemlerde de bu yönteme pek gidilmemiş; yani, bir iki kez gitmişler. Yani, hüküm var; ama, kullanılmamış. İlle de çok sık kullanılacak diye bir kaide yok. Bunu da özellikle belirtmek istiyorum.

Şimdi, Sayın Gazalcı "milletvekillerinin katılımı engelleniyor, sınırlı katılım var" diyor. Evet, bir sınırlı katılım olduğu doğru. Engelleme lafı belki doğru değil; ama, sınırlı katılım doğru. İki parçalı parlamentoda, belki bunu savunması daha zor; ama, çokparçalı bir modelde daha da ihtiyaç doğan bir yöntem. Birazdan önerge okunduğu zaman da görülecek; maddelerin görüşülmesi, prensip olarak engellenmiyor. Belki, bölüme ağırlık veriliyor; ama, madde hakkında önerge verilmesi engellenmiyor. Konuşma sırası, süre olarak biraz kısıtlanabiliyor; ama, diyelim ki, soru-cevap süresi daha bir artırılıyor eskiye göre.

Zaten, aynısını getirirsek madde görüşmesinin, istisna koymanın bir anlamı kalmaz. Yani, bunun farklı olduğunu, nasıl başka türlü göstereceksiniz. Şimdi, en çok 30 madde diyor bölümlerin oluşmasında. Bu, 5 madde de olabilir, 15 madde de olabilir. Yani, ilgili maddeleri bir yerde kesersiniz, ilgisiz maddeyi başka bir bölüme aktarabilirsiniz. Uygulamada kimi zorluklar çıkabilir; ama, zannediyorum, zaman içerisinde bu da yerleşir diye düşünüyorum.

Bana başka soru yok.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kuzu.

Sayın Alptekin, çok kısa bir süremiz kaldı…

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Oral'ın sorusu, tabiî ki, kendisinin de ifade ettiği gibi, kişisel bir düşünceyi ifade eden bir soru. Benim siyasî hayatımda, bugüne kadar düşündüğüm, savunduğum, ortaya koyduğum fikirlerimde bugün de aynı noktadayım. Elbetteki, parlamenter siyasî çalışmalarda, bu Parlamentoda, milletvekillerinin en geniş bir şekilde bu kürsüde düşüncelerini ifade etmeleri, bizim anlayışımızın gereği. Bu noktada zaten tatbikatımız da budur. Ancak, bu İçtüzük teklifi, Başkanlığın da bir teklifi olmadığı için, bizim bu konuda çok fazla bir yorum yapma hakkımız da yok, imkânımız da yok. Dolayısıyla, benim düşüncelerimde  bir değişiklik yoktur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Alptekin.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 1 önerge vardır; önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 161 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifinin 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

İsmail Bilen

Mücahit Daloğlu

 

Ankara

Manisa

Erzurum

 

Alaettin Güven

İrfan Gündüz

 

 

Kütahya

İstanbul

 

 

Madde 1. - 5.3.1973 tarihli ve 584 karar numaralı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa Mahkemesince iptal edilen 91 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"Temel Kanunlar

Madde 91. - a) Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi; kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendirmesi; kendi alanındaki özel kanunların dayandığı temel kavramları göstermesi, özel kanunlar arasında uygulamada ahenk sağlaması, düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün ve maddeler arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğunun bulunması; önceki yasalaşma evrelerinde de özel görüşme ve oylama usulüne bağlı tutulması gibi özellikleri taşıyan kanunları ve İçtüzüğü bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştiren veya yürürlüğe koyan tasarı veya tekliflerin Genel Kurulda bölümler halinde görüşülmesine ve her bölümün en çok otuz maddeyi geçmemek kaydıyla hangi maddelerden oluşacağına hükümetin, esas komisyonun veya grupların teklifi, Danışma Kurulunun oybirliği ile önerisi üzerine Genel Kurulca karar verilebilir. Bu takdirde bölümler, maddeler okunmaksızın maddenin görüşülmesindeki usule göre ayrı ayrı görüşülür ve bölümdeki maddeler ayrı ayrı oylanır.

Milletvekilleri, esas komisyon veya hükümet değişiklik önergeleri verebilir. Milletvekilleri tarafından, Anayasaya aykırılık önergeleri dahil her madde için iki önerge verilebilir.

Bölümler üzerindeki soru-cevap süresi onbeş dakika ile sınırlıdır.

81 inci maddenin diğer hükümleri saklıdır.

b) Danışma Kurulunda oybirliği sağlanamaması halinde siyasi parti gruplarının önerisi üzerine de (a) bendinde belirtilen yasama yönteminin uygulanmasına Genel Kurulca karar verilebilir."

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, 500 kelimeyi geçen bir önerge, 517 kelimedir; işleme koyamazsınız İçtüzük gereği.

Gerekirse sayılsın tekrar.

BAŞKAN - Sayın Koç, ilgili arkadaşlara, sizin ifadenizden sonra sordum…

HALUK KOÇ (Samsun) - Efendim, ben de 517 kelime saydım. Yanlış bir iş yapıyorsunuz; İçtüzüğe aykırı; 500 kelimeyi geçemez.

Sayın Başkanım, ara verin sayın, 517 kelimedir.

BAŞKAN - Sayın Koç, arkadaşlara sordum…

HALUK KOÇ (Samsun) - Efendim, yanlış bir iş yapmamanız için uyarıyorum sizi.

BAŞKAN - Müsaade ederseniz, bir Grup Başkanvekili olarak tabiî ki önergelerin fotokopilerini size takdim ediyorlar, siz onu inceliyorsunuz…

HALUK KOÇ (Samsun) - Efendim, bir sayın; 5 dakika ara verin, düzeltin önergeyi.

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz; başka bir şey diyeceğim ben müsaade ederseniz.

Sayın yetkili arkadaşlarımıza sordum onlar "geçmiyor" dediler. Şu anda…

HALUK KOÇ (Samsun) - Efendim, ben de saydım, geçiyor.

BAŞKAN - Efendim, müsaade ederseniz ben cümlemi tamamlayayım.

Şu anda kısa bir ara vereceğim, bu dediğiniz hususu tetkik ettireceğim tekraren; eğer böyle bir şey varsa, gereken şeyleri çıkarıp ona göre işlem yapacağım.

Sayın milletvekilleri, Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.55

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.08

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

161 sıra sayılı İçtüzük Teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. -KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Başkanlık Temsilcisi?.. Yerinde.

1 inci madde üzerinde verilen önergede kalmıştık.

Önerge üzerindeki gerekli işlemler yapılmıştır.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Başkanlık Temsilcisi?

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Katılıyorsunuz.

Sayın Kapusuz, önerge hakkında konuşacaksınız; buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, hangi bölümleri çıkarttınız?

BAŞKAN - Tutanağı size de gönderdik Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) - Tamam da, belirtin; benim doğruluğum anlaşılsın.

BAŞKAN - Gerekli düzenleme tutanağa yansımıştır.

HALUK KOÇ (Samsun) - 500 kelimeden fazlaydı, iki paragraf çıkarılmış; bilgisi olsun arkadaşlarımızın; boşuna bir muhalefet gayretkeşliği olarak görülmesin.

BAŞKAN - Sayın Kapusuz'u dinleyelim.

Sayın Kapusuz, buyurun.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, İçtüzükte yapılan bir değişiklik: Yasama Meclisinde milletvekillerinin tartışmasında, farklı düşüncelerin, farklı iddiaların ve yaklaşımların olmasını doğal karşılıyoruz. Ancak, bunları yaparken, geçmişteki konuşmalara, geçmişteki uygulamalara atıfta bulunarak, onlardan güç almaya kalkmak, onları dayanak olarak kabul etmeyi, doğrusu, ben kabullenmiyorum.

Evet, düşünceniz neyse, onu getirir orta yere koyarsınız, savunursunuz. Geçmişte falan başkan bunu söyledi, falan konuşmacı şunu söyledi gibi bir gerekçeye ihtiyacımız olmadığı kanaatini taşıdığımızı ifade etmek istiyorum.

Yapmak istediğimiz nedir; yasama hukukunda, özel yasama yöntemleri -ki, bununla ilgili olarak çok açık bir şeyi ifade etmenin yeri burasıdır diye düşünüyorum- sadece Türkiye'de değil, dünyada uygulanan bir yöntemdir; ki, bizde de uygulandı.

Şimdi, inşallah aramızdan ayrılmamıştır değerli konuşmacı arkadaşlarımız, birkaç hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Evet, 20 nci Dönem Birinci Yasama Yılında bu konu gündeme getirilmiş; bu gündeme taşındığında, birkaç isim burada çok öne çıktığı için, gerekçe olarak göstermek açısından değil, değerli milletvekili arkadaşlarımızın konuyu daha iyi anlamaları açısından ifade etmek istiyorum ki, o dönemde, Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Sayın Uğur Aksöz var, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Sayın Oya Araslı var. Şimdi, kendi gerekçesi olarak Sayın Araslı şunu söylüyor, diyor ki: "Bizim o zamanki kabul ettiğimiz metin var ya, o metini siz tetkik etmemişsiniz."

Değerli arkadaşlar, ben, 2001 yılına kadar bu düzenlemenin uygulamasını burada yapan bir arkadaşınızım. Dolayısıyla, eğer -bir düzenleme yapılıyor- sizin yaptığınız düzenleme doğru, benim yaptığım düzenleme yanlış olarak bir gerekçeye getirir dayamak isterseniz, bu fevkalade hatalı olur. O zaman kabul edilen nedir; o zaman kabul edilen, evet, temel yasa olmalı, temel yasa uygulanmalı; ancak, ne olmalı; sadece ve sadece şu olmalı; nedir o; oybirliği olmalı. Evet, o gün için kural olarak oybirliği kullanılmış olabilir; ama, daha sonraki süreçte, iki kez Anayasa Mahkemesi iptal etmiş, bu iptal sırasında birtakım tespitler yapmış. Bizim yapmış olduğumuz da, Anayasa Mahkemesinin yapmış olduğu tespitleri bugünkü İçtüzüğe yerleştirmek; oradaki boşluğu doldurmak istiyoruz.

Peki, biz ne yapıyoruz; değerli arkadaşımızın birisi "yasayı bugün getirdiniz, 12 saat geçmeden de önerge veriyorsunuz" falan dediler. Değerli arkadaşlar, lütfen dikkat buyurun; biz, bu teklifi, 27.5.2003 tarihinde teklif olarak vermişiz; bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı komisyona havale etmiş; komisyon da 29.5.2003'te bunu rapor haline getirmiş, görüşmüş, Genel Kurulun gündemine girmiş; yaklaşık iki yıldır… Peki, onunla ilgili, bugün, bir düzenleme yapılıyor. Niye, peki, biz bu önergeyi verdik? Konuşmacı arkadaşlarımız da söylediler, ben de tekrar ediyorum; Anayasa Mahkemesi, gerekçeli kararını, maalesef, kararla birlikte yayımlaması gerekirken yayımlamıyor. Aslında, Anayasa açıktır; karar, gerekçesiyle birlikte yayımlanır; ama, maalesef, biz bir hata yaparsak düzeltmenin yolu mümkün; yargının hatasını, eğer hata varsa -ki, uymak mecburiyetinde olduğumuz karar için şunu söylemek istiyorum- Anayasa Mahkemesinin hatasını kim düzeltecek; yok bir müessese. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi kararını bekledik; gerekçeli karar yayımlandı, önergemize de, o kararda zikredilen bütün hususları koyduk arkadaşlar.

OYA ARASLI (Ankara) - Karar yayımlandıktan sonra koydunuz.

SALİH KAPUSUZ (Devamla)- Sonra, burada, arkadaşlarımız, milletvekillerimizin sözünü kestiğimiz, komisyonlara veyahut da çalışma sisteminde arkadaşlarımızın katılımlarını engellediğimiz gibi birtakım değerlendirmeleri, benim tasvip edip, kabul etmem mümkün değil. Her seviyede bu katılım söz konusudur.

Değerli arkadaşlar, bizde yasama sistemi şu şekilde işliyor: Bir tasarı veyahut da teklif, Meclis Başkanlığına veriliyor, ilgili ihtisas komisyonuna gönderiliyor; komisyon, direkt görüşebildiği gibi, gündemine alıyor, isterse altkomisyona gönderiyor, altkomisyondan tekrar üstkomisyona geliyor, üstkomisyonda çalışmalar şekilleniyor, komisyon raporuyla birlikte Genel Kurula geliyor. Genel Kurulda da, bu çalışmaların her seviyesine katılım sağlanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kapusuz, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Sadece değişen nedir  derseniz, zaten, bir ihtiyaçtan doğan temel yasa kavramı, her yasa için kullanılacak bir yöntem değildir. Temel yasa kavramı belirlenmiştir. Burada, ihtilafa düşülen bir husus oldu, geçmişte tarif olmadığı söylendi; ama, Anayasa Mahkemesi kendisine göre bir tarif koydu. Biz, bu önergemize, Anayasa Mahkemesinin tarifini olduğu gibi koyduk; maddelerde önerge verilmesini getirdik; aynı şekilde, önceden belirlenmiş yöntem -ki, buraya gelince bir yöntem belli olmayacak- bir yöntem belli olmayacak- bir temel yasa Danışma Kuruluna götürülecek, Danışma Kurulunda mutabakat sağlanırsa, buradaki yönteme göre getirilip görüşülecek. Şayet Danışma Kurulunda mutabakat sağlanmazsa, o takdirde, aynı yöntem, Genel Kurulun oyuna müracaat edilecek. Genel Kurul kabul ederse, ondan sonra, o yasa, temel yasa şeklinde, özel yöntemle görüşülecek; yani, belirsiz hiçbir şey yoktur. Kural, önceden bellidir. Bir temel yasa, İçtüzüğümüze göre nasıl görüşülecekse, hepsi burada tadat edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kapusuz, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Evet, tamamlıyorum Sayın Başkanım. Yalnız, özel bir konu olduğu için, bir de, maddenin -biraz önce söylediğim gibi- metni değiştiğinden dolayı, neyi getirip getirmediği hususunu arkadaşlarımızla paylaşıyorum.

Biz, bu teklifimizdeki önerimize ilave olarak şunu koyduk: Evet, getirdik buraya, tanım koyduk, nasıl görüşüleceğini netleştirdik. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesinin zikretmiş olduğu, ifade etmiş olduğu, iptal gerekçesi olarak ortaya koymuş olduğu her hususu buradaki metne koyduk. Dolayısıyla, bundan sonrası için, Anayasa Mahkememizin, bunu iptal gerekçesi olarak bir şey bulacağı kanaatini taşımadığım gibi, bu yöntemin, her yasa için değil, ancak temel yasalar için belirlenmiş, tüm temel yasalar için uygulanacak bir yöntem olduğunu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kapusuz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Koç, ne anlamda söz istiyorsunuz?

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, verilen bu önerge, yeni bir madde ihdası gibi algılanıyor. Bu konuda bir usul tartışması açılmasını talep ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Koç, bu hususta yeni bir madde ihdası söz konusu değil…

HALUK KOÇ (Samsun) - Size göre değil…

BAŞKAN - …çünkü, temel kanun anlamında, komisyon metninde var, aynı metin geçerli. Bununla ilgili olarak pek çok işlem yapıldı.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, 63'e göre bir usul tartışması…

BAŞKAN - Fakat, görüşünüzü ifade etmek üzere, size söz vereceğim. 69 uncu maddeye göre, bir açıklama yapmak için, görüşünüzü açıklamak üzere size söz vereceğim.

Buyurun Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına, saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, değişik tartışma boyutları gündeme geliyor. Değerli Grup Başkanvekili arkadaşım, bundan dört yıl önce, üç yıl önce bu kürsülerden söylenen ve tutanaklara geçen sözlerin burada yinelenmesinden çok hoşnut olmadığını söyledi.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hepsi isabetli onların.

HALUK KOÇ (Devamla) - Hiç olmazsa ben öyle anladım. Bundan alınmamak gerekiyor Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ(Ankara) - Hayır, hiç endişemiz yok.

HALUK KOÇ (Devamla) - O zamanki siyasî konumunuz gereği birçok şeyi ifade etmişsiniz bu kürsülerden. Şimdi, bunlar, siz iktidarda iken sizin bazı uygulamalarınız karşısında muhalefet tarafından dile getirildiğinde, bundan hiç şikâyet etmemeniz gerekiyor. Tutanaklarda çok iz bırakmışsınız Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hayır, hayır...

HALUK KOÇ (Devamla) - O kadar çok iz var ki ve şimdi bu adımları atarken yaşadığınız çelişkiler muhalefet tarafından dile getirildiğinde, biraz bunun mahcubiyeti oluyor herhalde, bunu da anlayışla karşılamak mümkün.

Değerli arkadaşlarım, bakın, şimdi getirilen önerge özensiz hazırlanmış bir önergedir. Burada dikkatli bakınca, bunun 500 kelimeyi geçtiği ifade edildiğinde, hemen tepki gösterildi; hayır efendim, şudur budur… Sayın Başkan bu uyarıyı dikkate aldı -kendisine teşekkür ediyorum- ve sayıldı; sadece gerekçesi 470 kelime çıktı. Yani, bir şey söylediğimiz zaman bunun bir karşılığı oluyor, bir değerlendirilmesi lazım. Hemen peşinen, biz bunu verdik, bu şekilde yapılacak; hiç itiraz yok…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hayır, öyle bir şey yok Sayın Başkan.

HALUK KOÇ (Devamla) - Bu yanlış bir uygulama; siz de yanlışınızı kabul ediyorsunuz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Yanlış yok; neyse, söyleyin.

HALUK KOÇ (Devamla) - Efendim, yanlış yok değil, yanlış var. Var ki, burada, bakın…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Size göre.

HALUK KOÇ (Devamla) - Ben, konudan haberi olmayan değerli İktidar Partisi milletvekili arkadaşlarıma seslenmek istiyorum…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, bakınız…

HALUK KOÇ (Devamla) - Demek ki, uyarılarımız doğruymuş ki, bu kadar paragraf buradan çıkarıldı. Biraz özen Sayın Kapusuz, biraz özen! Bunları söylemek hata mı?!

Değerli arkadaşlarım, bu Meclisin, bugün, son bir aydır bu şekilde zıtlaşan bir çalışma ortamına gelmesinin sebebini, ben bu kürsüde, salı günkü danışma kurulunda anlaşma olmayınca, İktidar Partisinin grup önerisi aleyhinde aldığım sözlerde dile getirdim, lütfen, özeleştiri yapın dedim. Lütfen, hükümet, Grup ve Genel Merkeziniz arasındaki koordinasyonsuzluğu -sizi ne ilgilendiriyor diyemezsiniz; çünkü, Meclisi ilgilendiriyor- buradaki eşgüdümsüzlüğü dile getirdim. Bunun için, ben eleştiri yaparım ama, sizlerin de özeleştiri yapması gerekir diye söyledim. Sivil havacılıkla ilgili kanunda Cumhuriyet Halk Partisinin çok yaratıcı fikirleri yoktu. Bu kanun çabucak görüşülüp geçecekti. Hâkimler ve Savcılar Kanununda, özlük hakları ve mülakatlar dışında, Cumhuriyet Halk Partisinin çok fazla bir itirazı yoktu. Bu Meclisin, bu gündemle, bu şekilde kilitlenmesinin sebebi, dün bana yönelttiğiniz suçlamalarda, ben ve Cumhuriyet Halk Partisi değil; lütfen, biraz da, bu değerlendirmenin sebebini kendinizde arayın.

Değerli arkadaşlarım, bunun ceremesini, burada çok süslü tümcelerle dile getiren arkadaşlarımız, Meclisin zamanının çok kıymetli olduğunu, vatanın, milletin sosyal boyutlarda birçok beklentisi olduğunu… Niye getirmediniz bugüne kadar Özürlüler Yasasını? Niye getirmediniz? Niye getirmediniz?

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bunu söylediğiniz zaman…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Başkanım, boş mu kaldı bu Meclis; hep çalıştı.

HALUK KOÇ (Devamla) - Efendim, siz konuştunuz, ben sizi dinledim. Lütfen, Sayın Kapusuz…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - İyi de, şimdi niçin söz aldınız, onu anlayamadım?

HALUK KOÇ (Devamla) - Ünal Bey, yine mi siz?.. Yine mi siz?.. Yine mi siz?..

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Evet, yine ben! Niçin söz aldınız, anlayamadım. (CHP sıralarından ayağa kalkmalar, gürültüler)

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Otur oturduğun yerde!

BAŞKAN - Sayın Tiryaki… Sayın Tiryaki…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Başkan, 69'u okudum, yok böyle bir şey.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Her şeye cevap mı vereceksin ya! Otur, otur yerine!

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, lütfen, oturunuz… Sayın Aslanoğlu…

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Sen buradan zor gidersin! Bak, adam gibi otur yerinde! Terbiyesiz adam!

BAŞKAN - Sayın Tiryaki…

Saygıdeğer arkadaşlarım, lütfen yerinize oturur musunuz…

Sayın Koç, devam edelim; buyurun efendim.

Arkadaşlar, lütfen hatibi dinleyelim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sen de kalk konuş!

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, lütfen, istirham ederim… Lütfen…

HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri… (Gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Koç, lütfen devam ediniz.

HALUK KOÇ (Devamla) - Eğer bu gerginliğin yaşanmasında benim payım varsa, özür diliyorum; eğer yoksa, olanlar varsa, onların da dilemesini bekliyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakın, İçtüzük, değişiklik önergeleri hakkında, 87 nci maddede çok açık bir hüküm getiriyor.

Lütfen, açarsanız, 55 inci sayfada, 87 nci maddenin son paragrafında "Görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan, ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan…"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Koç, sürenizi, ihtilaf konuları da dahil olmak üzere uzattım. Lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

HALUK KOÇ (Devamla) - "Görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan, ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılır."

Değerli arkadaşlarım, bu, bu kapsamda değerlendirilebilecek bir olaydır. Bütünüyle, fazlasıyla bile, iki paragraf fazlasıyla bile yeni bir madde olarak yerini almaktadır; yani, daha komisyondan çıkmış tek maddelik kanunda dahi, tek maddelik -kanun demeyelim- bir İçtüzük değişiklik teklifinde dahi, burada yaptığınız değişiklik teklifinin tümüyle yeniden ele alınmasını öngören üç sayfalık bir önerge veriliyor!

Değerli arkadaşlarım, lütfen… Ben, Sayın Başkandan istirham ediyorum, İçtüzüğün 87 nci maddesi uyarınca, son paragrafında belirtildiği usulde, komisyon salt çoğunluğunu sağlasın Sayın Başkan ve ondan sonra, 87 nci maddenin son paragrafında ele alındığı üzere, bu değişiklik önergesinin gündeme getirilmesini, değerlendirilmesini talep ediyorum. Bu, en doğal, İçtüzükten gelen hakkımızdır ve sizi de, İçtüzük hatası yapmamanız için bir uyarma fırsatıdır.

Dikkatiniz için teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bir hususu dikkatlerinize arz etmek istiyorum; hatiplerin konuşmasını beğenirsiniz beğenmezsiniz, olabilir, hoşunuza gidebilir gitmeyebilir, bunlar normaldir. Zaman zaman, irade içinde veya iradesi dışında, birkısım arkadaşlarımız -her iki gruptan da- ifadelerde bulunuyorlar konuşan hatibe. Yalnız, birkısım milletvekili arkadaşlarımızın, böyle, ayağa kalkarak, başka bir grubun üstüne doğru gitmeleri falan hiç yakışık alan bir davranış değildir. Bu arkadaşlarımızı uyarıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Lütfen…(CHP sıralarından gürültüler)

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Öbür arkadaşı da uyarın ama Sayın Başkan, laf atanı da uyarın; onu niye uyarmıyorsunuz?!

BAŞKAN - Saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, dikkat ederseniz, ben burada hiçbir şeyden bahsetmedim; sadece, bir eylemi, bir fiili gerçekleştiren arkadaşlardan bahsettim. Niçin tepki gösteriliyor buna?! Kim yapıyorsa bunu, o arkadaşlarıma diyorum ki, lütfen, tepkilerinizi, medenî usuller, İçtüzük hükümleri çerçevesinde gerçekleştirin; kalkıp, başkasının kürsüsüne doğru yürüyerek, sıralarına doğru yürüyerek; böyle bir usul falan yok, istirham ediyorum…

MEHMET SEMERCİ (Aydın) - O tarafa bakarak konuşun Sayın Başkan.

BAŞKAN - O tarafa bakarak konuşayım: Böyle bir usul ve esas yok; size de bakarak konuşayım...

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Sayın Koç'un konuşmalarını dinledim. Teklif, 91 inci maddenin düzenlenmesiyle ilgilidir, bunu amirdir ve böyle bir teklif verilmiştir milletvekilleri tarafından. Bu önergede de, verilen bu teklifle ilgili olarak bir düzeltme söz konusudur. Dolayısıyla, burada, yeniden bir madde ihdası söz konusu değildir. Eğer yeniden bir madde ihdası söz konusu olsaydı, komisyonun salt çoğunlukla buna katılıp katılmadığını tabiî ki arayacaktım; bunu, bilgilerinize arz ediyorum.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum…

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısı istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Tamam Sayın Koç, karar yetersayısını arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur; birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.26


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.32

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

161 sıra sayılı İçtüzük teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. -KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Başkanlık Temsilcisi?.. Yerinde.

Teklifin 1 inci maddesi üzerinde verilen önergenin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge istikametinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum…

OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, sözlerimin yanlış anlaşılması nedeniyle söz talep etmiştim.

BAŞKAN - Sayın Özçelik, bir dakika…

Sayın Araslı, tutanakları getirttim. Tutanaklarda  Sayın Kapusuz'un geçen ifadesini aynen okuyorum…

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Çelik, efendim, Kapusuz değil…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Ben… Ben…

OYA ARASLI (Ankara) - Hayır, daha önce de Sayın Faruk Çelik Beyinkini istemiştiniz.

BAŞKAN - Kapusuz… Kapusuz…

HALUK KOÇ (Samsun) - Daha önceden Faruk Çelik'le ilgili olan konuşma bölümüne tutanaklardan bakacaktınız…

BAŞKAN - Efendim, bakınız…

HALUK KOÇ (Samsun) - "Aynı birleşimde devam edeceğim" dediniz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hayır, hayır… Bu, Salih Kapusuz.

Sayın Salih Kapusuz'un ifadesi aynen şöyle: "O dönemde Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Sayın Uğur Aksöz var, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Sayın Oya Araslı var. Şimdi, kendi gerekçesi olarak Sayın Araslı şunu söylüyor, diyor ki: 'Bizim o zamanki kabul ettiğimiz metin var ya, o metni siz tetkik etmemişsiniz.'"

Burada, hiçbir sataşma vesaire yok; yani, siz, Sayın Kapusuz'a metnin tetkik edilmediğini söylüyorsunuz; o da, bu ifadeyi kullanıyor…

OYA ARASLI (Ankara) - Devam ediniz efendim… Devam ediniz…

BAŞKAN - …burada sözün devamı olacak bir şey yok. Buraya kadar olan husus bu.

Bilgilerinize sunuyorum.

OYA ARASLI (Ankara) - Bu kısmı değil efendim, konuşmasının keşke daha sonra gelen kısmını da incelemiş olsaydınız ve ben, bundan önce, Sayın Faruk Çelik'in de aynı şeyi yapması üzerine söz hakkı talep ettim; onu da vermediniz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Şu anda burada yok.

Bakınız, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bu tip konuşmalara…

OYA ARASLI (Ankara) - İçtüzük değişikliği olmadan, siz, bizim söz imkânlarımızı kısıtlıyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Araslı, müsaade ederseniz, cevap vereyim.

Malumunuz olduğu üzere, bu tip konuşmalara aynı oturum içinde cevap verilir diye bir ifade var ve gruplar arasındaki konuşmalarda -diğer ifade; ben, onu da getirttim- 30 dakikalık konuşma süreniz içerisinde, zaten, Sayın Faruk Çelik'e hitaben o konuşmaları yaptınız ve söylediniz; o ifadeler kullanıldı. Yarım saat, hatta belki bir iki dakika fazla konuşuldu. O oturum içinde bunlar cevaplandırıldı. Şu anda herhangi bir işlem yok.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - Bu İçtüzük hükümleri, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Atila Emek ve aynı zamanda Sayın Emek'in şahsı adına da söz talebi var.

ATİLA EMEK (Antalya) - Grup adına konuşacağım.

BAŞKAN - Şahsınız adına konuşmuyorsunuz.

O zaman, süreyi düzelteyim.

Süreniz 10 dakika Sayın Emek.

Buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA ATİLA EMEK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz İçtüzüğün değiştirilmesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, İçtüzüğü değiştiriyoruz. Biraz önce, Komisyon Başkanı "Meclis İçtüzüğü, Meclisin anayasasıdır" demişti. Şimdi, bunun üzerinde tartışma yapıyoruz ve İçtüzüğü değiştirirken, açıkça,muhalefetin söz hakkını kısmak için çaba sarf ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, özellikle son günlerde, Meclisimiz, 22 nci Dönem olarak, çok yoğun çalışmalar yaptı. Neyin eksiği vardı da böylesine bir durumu, Meclisin son günlerine, yasama dönemi biterken getirme gereğini duyduk?!

Şimdi, buradan şu çıkıyor: Önümüzdeki gün, yarın, muhtemelen, bankalar kanunu gelecek, bir sipariş yasası olarak gelecek ve o kanunu, o tasarıyı görüşmek için, Meclis İçtüzüğünü değiştirme gayreti içindeyiz.

Şimdi, bu Mecliste, biz, özellikle sipariş yasalarını bu dönemde gördük, kişiye özel yasaları da gördük. Sayın Maliye Bakanının af kanunları, bu Mecliste çoğunluğunuzla çıkarıldı. Şimdi, bir sipariş yasası, IMF'nin size sipariş verdiği bankalar tasarısını, Meclisten alelacele, halkın gözünden birçok şeyi gizleyebilmek için, getirip, İçtüzüğü değiştiriyorsunuz. Şimdi, böyle bir anlayışla varacağımız bir yerin olmadığını ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, sabahtan beri çok ciddî tartışmalar yapıyoruz; çünkü, Sayın Komisyon Başkanımızın ifade ettiği gibi, Meclisin anayasasını değiştiriyoruz.

Şimdi, biraz önce, Sayın Kapusuz "tutanakları önümüze getirmeyin" dedi. Peki, bu tutanaklar niçin önemli; bu Meclisin bugüne kadar, 1920'den bu yana yaptığı tüm çalışmalar bu tutanaklarla belgeleniyor. Örneğin, ben, kendi adıma söyleyeyim; bu dönem, 22 nci Dönem ilk defa milletvekili olarak geldim, bu tutanaklardan yararlanmayıp da neden yararlanacağız; gelecek kuşaklar, bu Parlamentoda yapılan çalışmaları bu tutanaklardan izlemeyip de nereden izleyecek?!

Şimdi, değerli arkadaşlarım, elimdeki tutanak bir ibret vesikası; çünkü, köklerinize döndüğümüz zaman, dün muhalefette olduğunuzda,  sizin geçmişte mensup olduğunuz parti muhalefette olduğunda, o muhalefetin sözcülerinin söylediklerine baktığımız zaman… Ben bir  muhalefet milletvekili olarak konuşma hazırlamaya çalıştım, tutanağa baktım; bugün söyleyeceklerimin hepsini muhalefet adına  o dönemdeki değerli muhalefet sözcüleri söylemiş; kim söylemiş -çok seviyorum, saygı duyuyorum- Sayın Alptekin söylemiş. Kim söylemiş; Sayın Kapusuz söylemiş. Kim söylemiş; Sayın Meclis Başkanı Bülent Arınç söylemiş. Şimdi, burada var.

Değerli arkadaşlarım, rejimleri demokratik kılan muhalefetin varlığıdır. İktidar her rejimde vardır; ama, rejimi demokratik kılan muhalefetin varlığıdır. Siz, dün muhalefetteyken, sonuna kadar, muhalefetin, Meclisin haklarını savunacaksınız; millet bizi buraya gönderdi, bu millet adına bu kürsüden konuşma hakkını savunacaksınız; bugün iktidar olduk, ama, muktedir olamıyoruz; bir yerlerde, gelip, muhalefetin sesini kısacaksınız!..

Sayın Başkan biraz önce dedi ki: "Bu içtüzük değişikliği, iktidar-muhalefet dengesini sağlayacak." Sayın Başkan, beraber çalışıyoruz komisyonda; bir akademisyen hukukçu olarak böyle mi sağlayacağız; muhalefetin sesini kısarak mı bu dengeyi sağlayacağız?! Bu konuda hukukçu kimliğinizle, akademisyen kimliğinizle bir milletvekili olarak vicdanınız rahat mı?!

Yine diyor ki Sayın  Başkan: "Hükümetin icraatının önü açılacak."

Değerli arkadaşlarım, çok açık söylüyorum, bir milletvekili olarak, milletim adına bu kürsüden bu konuşmayı yaparken, daha geçen hafta bölgemde, Manavgat'ta, Alanya'da, Antalya'da ve bütün sahil boylarında, domates üreticisi, domatesini sokağa döküyordu. Peki, bu domatesin böylesine sokağa dökülmesine, üreticinin rezil rüsva, perişan durumuna eğer çözüm olacaksa, buyurun İçtüzüğü değiştirelim. İcraatın neyine engel?!.

Sayın Başbakan Antalya'da dedi ki: "Sayın Putin'le hemen telefon görüşmesi yapacağım, ihracatın yolunu açacağım." Değerli arkadaşlarım, hâlâ üretici perişan, kan ağlıyor. Yine, geçen gün portakal üreticisi dedi ki: "Portakalı toplatmaya çalıştım, kilo fiyatı işçi ücretini karşılamayacak. Bırakın ağaçta kalsın..."

Değerli arkadaşlarım, eskiden kervan vardı. Geçen gün, bir değerli milletvekilimize bölgeden bir telefon geliyor "Sayın Başbakan hâlâ Putin'le görüşemedi. Bizim kervan, develer çıksaydı, şimdiye Bakû'ye varırdı" diyor. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - Telefon hattı çekilecekmiş!

ATİLA EMEK (Antalya) - Değerli arkadaşlarım, şimdi, çok açık söylüyorum, inançla söylüyorum; şu tutanağın üst kısmına baktığımız zaman, o gün Sayın Salih Kapusuz, Sayın Alptekin, Sayın Arınç muhalefet ederken, bu İçtüzüğü değiştirmeye çalışanların hiçbirisinin partisi burada yok. Şimdi, eğer İçtüzüğüyle oynamaya başlarsanız, Meclisin anayasasıyla oynamaya başlarsanız, sıkıştınız demektir, suyunuz ısındı demektir; yarın, aynı akıbete siz düşeceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, hiçbir zaman, bu Mecliste muhalefetin sesini kısmaya çalışanlar bir şey kazanamamışlardır; siz de kazanamayacaksınız.

Bakınız, 22 nci Dönem, en çok, en yüksek çalışma oranının yapıldığı, verimli çalışmaların yapıldığı bir dönem. Türk Ceza Kanununu bu Meclis değiştirdi, AB'ye uyum yasalarını bu Meclis çıkardı; Anayasa paketlerini değiştirdik, hiçbir sıkıntı olmadı da, şimdi nedir, Meclisin kapanmasına üç gün kala, neden dolayı bu İçtüzüğü getiriyorsunuz?!

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - IMF'nin isteği!..

ATİLA EMEK (Devamla) - Yeni dönemde olabilirdi, uzun uzun tartışırdık; ama, IMF talimat verdi, Bankalar Yasası Plan ve Bütçe Komisyonundan çıktı, yarın geliyor. Milletin gözüne perde, muhalefetin sesini kısmak için, şimdi kalkıyorsunuz, bunu getiriyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Ama, unutmayın, orada 47 milyar doları bu milletin sırtına yüklerseniz, sizin de sonunuzun geldiği demektir ve biliniz ki, bu millet bunun hesabını soracaktır.

Değerli arkadaşlarım, şu gerilime ne gerek var. Dün, bugün, neredeyse, Parlamentoda kamuoyundan aldığımız desteğe gölge düşürürcesine bir gerilime girdik; hiç gerek var mı; tatile gidiyoruz.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Yok tabiî ki…

ATİLA EMEK (Devamla) - Hiç gerek yoktu; ama, bunu siz sağladınız, birilerinden talimat aldınız…

BAŞKAN - Sayın Tunç, lütfen…

ATİLA EMEK (Devamla) - …yukarılardan talimat alıyorsunuz, günlük değişim içine giriyorsunuz. Bununla, bu tarzda verimli çalışma da olmaz, iktidar-muhalefet dengesi de kurulmaz Sayın Başkanım.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Önlemezseniz olur!

ATİLA EMEK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, şimdi, Parlamento olarak, 22 nci Dönem olarak gerçekten verimli çalışma yaptık da, hükümetin önüne her getirdiği tasarıyı kanunlaştırmak için gece gündüz çalıştık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Emek, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

ATİLA EMEK (Devamla) -…ama, halka bir bakın, dönün bakın memleketin haline; bütün kesimler ağlıyor, bütün kesimler inim inim inliyor. Gençler işsiz; işsizliğe çare mi buldunuz, tarıma çare mi buldunuz?! Tekstilci bağırıyor, battım diye bağırıyor; çare mi buldunuz?! Bir tek ayakta kalan sektör turizm; yakında onun ocağına da incir ağacı dikeceksiniz.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Haydi canım!..

ATİLA EMEK (Devamla) - Evet… KDV'yi düşüremediniz; şimdi de, konaklama vergisini getirerek o insanları perişan edeceksiniz.Size hayırlı olsun; ama, millet sizden kurtulmanın yolunu bulacaktır.

Bu duygular içinde, Yüce Heyete saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Emek.

Madde üzerinde, şahsı adına, Manisa Milletvekili Sayın İsmail Bilen; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - İyi ki İsmail Bey var; sağ olsun!

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçtüzük Değişiklik Teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli dostlar, bir önceki konuşmamda söyledim; kanunların asıl hazırlanış yeri komisyonlardır, ihtisas komisyonlarıdır. Bu ihtisas komisyonları, zaman zaman altkomisyonlar kurarlar, buralarda da çalıştırılır, hem milletvekili arkadaşlar hem teknik donanımı olan bürokrat arkadaşlar veya sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de buraya davet edilir; onların değerli fikirlerinden istifade edilir.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Bürokratlar bir iş bilmezler, koyun bile güdemezler!

BAŞKAN - Sayın Uzdil…

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Evet, burayı bir mutfak olarak tasvir etmiştim; hakikaten, burası bir mutfak. Mutfakta hazırlanan yemekler masaya servis yapılırken, bu yemeğin belki tuzu veya biberi eksik bırakılmış olabilir; bunları masada hazırlarsınız, masada o yemeğin üzerine nakledersiniz. Bakın, eğer, bunu da ciddî bir çalışma olarak değerlendirirsek, aslolan, bu kanun teklif veya tasarılarının, komisyonlarda bilgisi, birikimi, donanımı olan bütün arkadaşlardan istifade edilerek hazır hale getirilmesidir; sonra, bunu Genel Kurulun huzuruna getirirsiniz; rötuş yapılacak veya ilave edilecek çok teknik bir şey varsa eğer, donanımı olan bir arkadaşımız veya heyetin içerisinden birisi bunu önerirse, o da, burada o teklife veya tasarıya ilave edilir.

Değerli dostlar, süratli çalışmak durumundayız. Demin de söyledim, tatili de…

ATİLLA KART (Konya) - "Değerli dostlar" değil, yanlış konuşuyorsun; dost değiliz. Dost diye bir kavram yok; onun yeri burası değil. Onun yeri başka yer…

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Affedersiniz…

Değerli arkadaşlar, sayın milletvekili arkadaşlarım…

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Tatile gitmek istemiyoruz...

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Bakın, tatile de gitmeyebilirsiniz. Eğer, tatil sürenizin tamamını buraya vakfetseniz, orada çıkaracağınız, bu dirençle çıkaracağınız yasa sayısı bellidir, kanun sayısı bellidir.

Evet, değerli arkadaşlar, bu kanunların çıkarılması lazım, ülkenin önünün açılması lazım. Avrupa Birliğiyle müzakereleri, inşallah, 3 Ekimde başlatıyoruz. Burada, mevzuatımız da gözden geçirilecek.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Avrupa Birliğiyle ilgili bu yasa…

BAŞKAN - Sayın Uzdil, istirham ediyorum.

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Biz kimseden...

Değerli Arkadaşım, bakın, varsa sizin de söyleyecek bir şeyiniz, çıkar buradan söylersiniz.

Biraz önceki konuşmacı arkadaşımı da biraz yadırgıyorum. Biz kimseden talimat almayız.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - IMF…

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Bu Parlamento da, bugüne kadar kimseden böyle bir talimat almamıştır; talimat üzerine de hareket edilmiyor. (CHP sıralarından "Washington, IMF" sesleri, gürültüler) Geçmişte de bu bir zaruret olarak getirilmiştir.

BAŞKAN - Sayın Uzdil… Sayın milletvekilleri... Lütfen, dinleyelim efendim.

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Bu zaruret nedeniyle, bugün, bu değişiklik önerilmiştir ve bundan sonra, belki, Adalet ve Kalkınma Partisi olmayacak; ama, burada iktidar partisi olan arkadaşlar veya bu Parlamento çatısı altında hizmet üretmeye çalışan arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlara, bu teklifi getiren arkadaşlara, bu teklife destek olan arkadaşlara müteşekkir olacaklardır.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Şahsı adına ikinci konuşmacı, Sayın Zeyid Aslan.

Konuşacak mısınız efendim?

ZEYİD ASLAN (Tokat) - Evet.

BAŞKAN - Buyurun.

ZEYİD ASLAN (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içtüzük değişikliğiyle ilgili teklifin 2 nci maddesinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Yaklaşık 4-5 saatten beri bu değişiklik teklifi üzerinde, gruplar düşüncelerini ve görüşlerini ifade ettiler. Konunun içeriğiyle ilgili, sanıyorum, milletvekili arkadaşlarımız yeterince bilgi sahibi oldular.

Bu içtüzük değişikliyle yapılmak istenilen şey, özellikle "kapsamlı kanun" diye tarif edilen, toplumun birçok kesimini ilgilendiren, en az 40 maddeyi bulan, kendi içerisinde teselsül eden bir hususu düzenleyen; yani, kısacası, bu hafta görüşeceğimiz Bankacılık Kanunu gibi, Belediye Kanunu gibi, daha önce burada zaman zaman görüştüğümüz 100, 150, 200 maddelik kanunlarda olduğu gibi, yine, bu husus, Meclisin huzuruna getirilmek ve Genel Kurul tarafından kabul edilmek suretiyle belirli bölümler halinde görüşülmesi, görüş ve düşüncelerin bölümler üzerinde aktarılması; ama, oylamaların ve önergelerin, yine, tek tek maddeler halinde oylanması ve önergelerin verilmesi suretiyle bir değişiklik teklifi.

Bunun, Anayasa Mahkemesi tarafından benzer düzenlemelerinin daha önce iptal edildiği burada ifade edildi, bununla ilgili açıklamalar da yapıldı; 96'da, 2001'de, 2003'te yapılan, değişik zamanlarda İçtüzük 91 inci maddede yapılan içtüzük değişikliklerinde Anayasa Mahkemesinin, içtüzük değişikliğinde olması… Eksik olarak gördüğü hususlardan da tecrübe edinmek suretiyle, deneyim kazanmak suretiyle, burada belirtilen eksikliklerin de giderilmesi suretiyle yeni bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemenin, Meclisin sağlıklı çalışabilmesi açısından -ki, bu zaman zaman ifade edildi- istisnaî olarak kullanılabilecek bir düzenlemedir; yani, bu düzenleme, sürekli olarak kullanılabilecek bir düzenleme değildir. Bazen öyle durumlar olabilir ki, buna gereklilik duyulabilir.

Burada, yaklaşık iki haftadan beridir Sivil Havacılık, peşinden Hâkimler ve Savcılar Kanununu görüştük; ikisi de yaklaşık 100 maddeydi toplam, bizim dokuz çalışma günümüzü aldı. Şimdi, o maddelerin hepsinde, özellikle Cumhuriyet Halk Partisine mensup arkadaşlarımız, gerek grup gerekse şahıs adına toplam 15 dakika, yine, İçtüzüğün kendilerine verdiği bu hakkı -tabiî ki, kullanacaklar- 10 dakika da soru-cevap haklarını da kullanmak suretiyle; yani, her bir maddeyi, biz, yarım saati aşkın bir sürede geçtik. Nihayet bu görüşmelerin sonuna geldiğimizde, geçen cuma günü akşam, sivil havacılığın son maddelerinde -şu anda ismini hatırlayamıyorum; ama, zabıtlarda mutlaka bulabiliriz- Cumhuriyet Halk Partisinden bir sözcü arkadaşımız burada, çıktı ve aynen şu cümleyi kullandı "Gördünüz mü, eğer Cumhuriyet Halk Partisiyle anlaşmadığınız zaman, kanunların nasıl çıkamadığını gördünüz mü? Siz, işte, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Meclisin bu çalışmasını bilinçli olarak engelliyoruz; ya bizimle anlaşırsınız ya da bu sonuca katlanırsınız" cümlesini aynen kullandı. Yani, elbette, İçtüzük bize birtakım haklar veriyor; ama, özellikle Sayın Anadol'un, sık sık bu kürsüye geldiği zaman "hakkın suiistimali, hakkın kötüye kullanılması" cümlesini ne kadar fazla kullandığını benim kadar sizler de mutlaka duymuşsunuzdur.

Burada, zaman zaman, hakkın suiistimali, hakkın kötüye kullanılması vardır; yoksa asla ve asla, hiçbir zaman, gerçekten o kanuna katkıda bulunmak isteyen, gerçekten o kanunla ilgili eleştirilerini, görüşlerini, önerilerini getirmek isteyen hiç kimsenin sözünü kesmeye hiç kimsenin hakkı olamaz. Buna AK Parti Grubu olarak da biz, asla ve asla taraf olamayız. Ama, dediğimiz gibi, asla, bunun, bir hakkın suiistimaline, bir hakkın kötüye kullanılmasına sebep olmaması gerekir.

Burada, Hâkimler ve Savcılar Kanununu görüşürken, hâkim ve savcıların dışında o kadar çok şey konuştuk ki!.. Biraz önce, Sayın Emek, muhalefetin sesinden bahsederken, gündemin tamamen dışında, Antalya'da Başbakan, Putin, Bakû gibi alakasız konuları burada gündeme getirdi. Alakasız konuları gündeme getirdi; bu da,  bir hakkın suiistimalidir.

ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) - Buna sen karar veremezsin!...

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Bu da, bir hakkın kötüye kullanılmasıdır.

ALİ CUMHUR YAKA (Muğla)- Buna sen nasıl karar veriyorsun!..

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Değerli Arkadaşım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aslan, lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurunuz.

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Burada, gündem dahilinde bu konuları getirir konuşursunuz. Bununla ilgili yasal çalışma varsa, gelir, burada bunları konuşursunuz; ama, İçtüzük değişikliğinde, kalkıp da, Başbakanın Antalya'da yaptığı bir konuşma ya da Başbakanın Antalya-Putin görüşmesi gibi konunun tamamen dışında bir hususu burada konuşuyorsanız; demek ki, o zaman, İçtüzüğün verdiği hakkı doğru kullanamıyoruz demektir.

ATİLA EMEK (Antalya) - Vatandaşın İçtüzük derdi yok, domates derdi var; sorununun çözümünü bekliyor.

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Elbette, muhalefet, İçtüzüğün kendine verdiği hakkı kullanırken, iktidar da, İçtüzüğün kendisine verdiği hakkı mutlaka kullanacaktır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Uymuyorsunuz; kuralları değiştiriyorsunuz.

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım…

ATİLA EMEK (Antalya) - Bir konuya açıklık getireceğim.

BAŞKAN - Sayın Emek, yerinize oturur musunuz; lütfen, istirham edeyim.

ATİLA EMEK (Antalya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN- Efendim, yerinize bir oturun.

ATİLA EMEK (Antalya) - Sayın Başkan…

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Çok ağır konuştu ama!..

BAŞKAN - Hayır. Niye?! Bir dakika… Ne gerekçeyle talep ettiğinizin hiçbirini duymadım.

Bakın, oturur musunuz…

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, biraz önce de Genel Kurulun dikkatine arz ettim; burada, çıkıp, bütün arkadaşlarımız konuştu. Bakınız, geneli itibariyle, İçtüzüğü en geniş anlamıyla yorumlayarak hiçbir arkadaşımın konuşmasına müdahale etmek istemiyorum, çok nadir olarak ikaz ediyorum; ama, şimdi, kendisi konuştuğu zaman, ilgili, ilgisiz hiç kimsenin sesi falan çıkmıyor, başka bir arkadaşımız ufacık bir konuşma yaptığı zaman -bu defa bu tarafa bakarak konuşuyorum- bütün millet hep birden ayağa kalkıyor, yürüyor! Böyle bir usul falan yok arkadaşlar. Bu milletvekillerinin hepsi için Genel Kurulda her türlü hak hepsine eşit derecededir, kimse kimseden farklı bir imtiyaza sahip değildir.

Bilgilerinize arz ediyorum.

Şu anda, madde üzerinde 10 dakika soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

ATİLA EMEK (Antalya) - Sayın Başkan, sataşma iddiasıyla söz istiyorum.

BAŞKAN - Tutanakları getirtip incelettireceğim, böyle bir şey varsa söz vereceğim.

Sayın Şimşek, buyurun efendim.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Alptekin'e bir sorumu yöneltmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, uzlaşma diyorsunuz, bu teklifi veriyorsunuz. Hükümete mensup koalisyon ortakları, Meclisi hızlı çalıştırmak istediklerini ifade ediyorlar ve bunun için de kapsamlı bir teklif getirmişler, uzun süre bu Meclis meşgul edilmiş; ama, nedense geri çekilmiştir. İşte, bu durumda sormak gerekiyor, zaman tasarrufuysa ve zamanda israf varsa, bunun muhatabı, şu anda görülen odur ki, iktidar ve onun kendi tutumudur. Müzakereler saatler sürer, bu, günler sürer. Şimdi, bütün bu müzakerenin tarihteki ehemmiyeti ortadayken, iktidar olarak, bu teklifleri verenler olarak, bu Mecliste bu meselelerin tartışılmasının ve müzakere edilmesinin, bunun, iktidarıyla, muhalefetiyle millet adına yapılmasının bu Mecliste çok görülmesini gerçekten hayretle karşılıyoruz. Tartışmalar daima doğruları getirir, hayırlı sonuçları getirir.

Değerli arkadaşlarım, biz, görüyoruz ki, bu teklifleri getirenler olarak siz, bindiğiniz dalı kesiyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz. Biz, burada feryat ediyorsak, demokrasi adına, Parlamento adına feryat ediyoruz.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Böyle olmaz ki; soru, soru…

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Evet, bu parmaklar, bu Tüzük Mecliste kabul edilebilir; ama, tarih her şeyi yazacaktır. Sayın Kapusuz'un söylediği gibi "keser döner sap döner, gün gelir hesap döner" değil. Tarihin de dili vardır, Sayın İsmail Alptekin Beyin 2001 yılında söylemiş olduğu tarihin dili tutanaklara geçmiş; fakat, biraz önce, Sayın Alptekin…

BAŞKAN - Sayın Şimşek…

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sorumu soruyorum.

BAŞKAN - Biliyorum, siz güzel konuşursunuz…

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sorumu soruyorum.

BAŞKAN - …güzel de konuşuyorsunuz ama…

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Efendim, sorumu soruyorum.

BAŞKAN - …diğer arkadaşların hakkı gidiyor.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sorumu soruyorum.

Yalnız, anlaşılan şu ki: Sayın Alptekin "Başkanlık bu teklifi getirmedi" dediğine göre, o da bu teklife katılmıyor.

Benim sorum şu, biraz da kendi içinde ironisiyle soracağım: İkibuçuk yıldır anlamak istediğim şuydu: Acaba tüccar olarak siyasetin perakendeden bu yasaların temel yasaya dönmesi toptan siyaset anlayışı içerisinde mi olacaktır? Günün birinde, bu Genel Kurulda, sadece tümü üzerinde görüşmeler yapılır ve sanırım ki, o zaman, bu yasaları getiren, demokrasinin önünü kesmeye çalışan anlayış bu Mecliste olmaz.

Teşekkür ederim.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - İktidar olmayı hiç düşünüyor musunuz?

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Sayın milletvekilleri, lütfen, kendi aramızda konuşmayalım.

Sayın Oral…

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Önce, bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için bir düzeltme yapmak istiyorum Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşan arkadaşıma karşılık.

"Engelleme" denilen şey, eğer, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, İçtüzüğe göre hakları bulunan partilerin haklarını kullanmaksa, bu engelleme değildir; bir.

İkincisi, 360 küsur milletvekiliyle Meclistesiniz arkadaşlar. Eğer, siz, burada karar yetersayısını günde 6 kez, 7 kez, 8 kez, 9 kez istettiriyorsanız ve her seferinde de bu karar yetersayısı bulunmuyorsa, bunun müsebbibi sizsiniz, kendi kendinizi engelleyen sizsiniz.

BAŞKAN - Sayın Oral, sorunuzu sorar mısınız efendim.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Onun için, lütfen, yanlış yapmayın, önce kendi tahlilinizi kendiniz yapın Sayın Koç'un söylediği gibi.

Şimdi, soruma geliyorum. Sayın Kapusuz'un söylediğine göre, bununla ilgili, yani -komisyonlarda, bir arkadaşım da söyledi- belediyelerle ilgili, bankalarla ilgili, sosyal güvenlikle ilgili bütün çalışmalar yapılmış; ben, şimdi buradan, başta, Sayın Meclis Başkanına ve bu konuyla ilgili sorumluluk alan Sayın Komisyon Başkanına soruyorum ve diyorum ki, acaba, siz, komisyonlarda yaptığınız bu çalışmalar konusunda -bizim haberimiz yok- Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarındaki arkadaşlarımızı yeterince bilgilendirdiniz mi; yani, hangi maddede, kim ne konuşacak, ve öneri getirecek, biliyor mu? Bunu gerçekten öğrenmek istiyorum; bir.

İkincisi; son söz olarak şunu söylüyorum; Sayın Kapusuz'un dediğine yürekten katılıyorum; yürekten katılıyorum Sayın AK Parti Grup Başkanvekilinin... Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.

Sayın Kapusuz, üç dönem önce böyle söylemiş olabilir, iki dönem önce böyle söylemiş olabilir; ama, bugün bunu böyle söylüyor; ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!..

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Gazalcı, buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, bir senato vardı, Millet Meclisinden çıkan kararlar orada da görüşülürdü. Sonra, senato kalktı, tek meclis geldi. Şimdi, tek sese doğru gidiliyor.

Demokrasi bir kurallar düzenidir ve katılım ve çoğulculuğun yaşanmasıdır. Demokrasinin yaşanacağı yer, birinci olarak Parlamentodur. Bu tüzük değişikliği geldiği takdirde, nasıl bir demokrasi olacaktır, üstelik senato da yokken?

Meclis Başkanı ve AKP sözcüleri sürekli olarak Meclisin çok yasa çıkardığını, çok çalıştığını söylediler.

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, sorunuzu istirham edeyim mi...

MUSTAFA GAZALCI (Denizli)-Soruyorum efendim.

BAŞKAN- Şu bakımdan diyorum; bakınız; soru soracak arkadaşların süresinin 5 dakikası geçti..

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) -Bitiriyorum efendim, 1 dakika oldu.

BAŞKAN-Bir arkadaşımız, 3 dakikada soru sorduğu için diğer arkadaşlara sıra gelmiyor ve onların hakkı gasboluyor, onun için...

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Peki, bitiriyorum efendim.

Şimdi, bu bir çelişki değil mi? Daha önce, Meclis Başkanı, AKP sözcüleri Parlamentonun çok iyi çalıştığını, çok yasa çıkardığını söylediler. Ben soruyorum şimdi: Ne engel oldu da, aradan üç yıla yakın bir zaman geçtikten sonra hangi engelle karşılaştınız? O dedikleriniz mi yanlıştı, şimdi mi bir şey oldu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Sayın Kuzu, buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, bana sorulan soru... Gazalcı'nın sorusu var.

Şimdi, tabiî, senatonun kaldırılmış olması ve tek meclise indirilmiş olması Türkiye için bir aşamadır. Ben, onun doğru yapıldığını düşünüyorum; çünkü, orada da, bilindiği gibi, siyasî partiler, eğer, her iki mecliste de aynı çoğunluğu almışsa, sonuç zaten değişmiyordu; aksi durumda da engelleme çıkarıyordu.

Şimdi, tabiî, burada, demin söyledim, iktidar-muhalefet dengesi derken, ben, şunu anlatmaya çalışıyorum: Demokrasilerde muhalefet çok önemli. Zaten, muhalefet, bir tek de demokrasilerde var, diğer sistemlerde muhalefet zaten yok; farkı da bu. Muhalefetin susturulmasını, onun tamamen bir kenara bırakılmasını hiçbir zaman kimse savunamaz, savunmaması lazım.

Burada getirilen, bana sorarsanız, arızî bir durum, demek istediğim o; yani, bu çok iyi yapıldı, çok çok güzeldi filan diyen, bunu söyleyen zaten yok burada.

Sonuç itibariyle, çoğunluğa bir yükümlülük getirmiş bu millet, şunları yapacaksın diyor, verdiğim icraatlar var diyor, ona bir hız kazandırılmak isteniyor, getirilen düzenleme bu.

Belki, bu arada "muhalefetin engellemesi" dediğimiz yöntem biraz kısmış olunuyor veya bu yol… Kaldı ki, bir de şu var: Bu yola gitme zorunluluğu yok; yani, ille de hükümet bu yola gidecek diye... Böyle bir yol da yok. Belki bazı kanunlar bakımından, gerektiğinde kullanılabilecek olan bir yöntemdir bu.

O bakımdan… Yani, burada, biz, hani, zaman zaman diyoruz, bizim demokrasimiz müdahalecidir, militandır; bunu, biz demiyoruz da, dışarıda söyleyenler oluyor; yani, bunu, göğsümüz kabara kabara söyleyemeyiz tabiî ki.

Neticede, bunu, şunun için söylüyoruz: Türkiye'de demokrasi yenidir, elli altmış yıllık bir geçmişi vardır, birden bire Batı tipi, tam açılırsak sorun çıkar düşüncesiyle... Mesela, siyasî parti kapatma bundan doğmuştur, düşünce açıklama hürriyetini kısma bundan doğmuştur; ama, bugün, bunları, Türkiye, yavaş yavaş aşma noktasına gelmiştir.

Son söz olarak... Belirttiğim gibi, muhalefeti kısmak gibi bir niyetimiz asla olamaz, hele hele engellemek... Kısmen bir kısılma; doğru. Zaten, bunu getirmezsen, o zaman normal usulle yapmış olacağız.

Söylediğim gibi, benim, yine, temennim, iktidar-muhalefet anlaşarak, oybirliği dediğimiz birinci cümlede yer alan maddenin uygulanması… Zaten, o zaman sorun çıkmaz. İkinci kısma mümkün olduğu kadar çok başvurulmaması elbette ki... Ama, hükümetin icraatları tıkandığı zaman başka da çaresi kalmıyor; bunu belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kuzu.

Sayın Başkanım, Sayın Alptekin, ilave edeceğiniz bir husus var mı?

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Şimşek ismimden bahsetmek suretiyle bir yorum yaptılar. Dolayısıyla, bu yorumun içerisinde benim cevap vermemi gerektiren bir yön bulamadığımdan, ben de buna ilave edecek bir söz söylemiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.- Bu İçtüzük hükümleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürütülür.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İçtüzük Değişikliği Teklifinin 3 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi beyan etmek üzere söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, konuşmama Anayasa Mahkemesi dosyasından bir paragrafı aktararak başlamak istiyorum. Aynen okuyorum: "Komisyonları zamana oynayan, genel kurulu tartışmayan bir yapı kendi özünden uzaklaşır ve bürokratik yasamanın bir örtüsü olarak kalır. Bir maddelik kural, yasama egemenliğini yürütme ve bürokrasi egemenliğinin içinde eritmektedir. Kuvvet birliğinden daha farklı olan bir tehlike önümüzdedir. İki kuvvet tarafından yasama kuvvetinin yutulması tehlikesi… Demokrasiyi imha eden sebepler, daima topla ve tüfekle gerçekleşmez. Bazen, adına 'hukuk' denen ve Prof. Aksoy'un tarifiyle 'cibilliyetsiz' olan kurallar da aynı sosyal felaketi hazırlayabilir. Bütünleşmenin iletişim tekeliyle geçirimsiz bir bağ kurması ise, sonuçları kestirilemez bir vahamet olacaktır. Güzel ve büyük Türkiye'nin yaşadığı gerçek budur. Bu girişim, gücün hukuk yuvasından fırlaması ve yasama egemenliğinin yok edilmesi olayıdır; bu girişim, bilgi ve tecrübî akıl temelinden yürümeyen çoğunluğun rejim için nasıl tehlikeler ürettiğinin eşine rastlanmaz örneğidir, emsal oluşturacak suimisalidir." Bu ifadeler nerede kullanılmış, kimler tarafından kullanılmış, onu, biraz sonra, yine, yeri geldiği zaman anlatacağım.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, yasama organı çalışmalarını düzenleyen içtüzükler, uygulamada, anayasalar kadar önemli olan düzenlemelerdir; bunlar Meclisin sessiz anayasalarıdır.

Anayasamız, madde oylaması esası üzerine oturtulmuştur. Temel yasalarda, madde oylaması yapılmadan, herkesi bağlayacak hukuk kuralını tesis etmek mümkün değildir. Böyle bir yaklaşım, toplum için son derece önemli sonuçları olacak yasalarda, toptan oylama arayışlarını hızlandıracaktır.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Madde oylanacak.

ATİLLA KART (Devamla) - Hukuk sistemimizde ve doktrinde, temel yasa, yeniden yapılanma, kapsamlı değişiklik kavramlarının unsurları ve sınırları, teknik ve objektif esaslara bağlanmamıştır. Bu konu hem uygulamada hem de doktrinde tartışmalıdır. Medenî Kanun, Ceza Kanunu, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu gibi yasalarla ilgili düzenlemelerin temel kanun vasfında olduğu açıktır.

Ancak, Kooperatifler Kanunu, İş Kanunu, idarî yargıya, sosyal güvenlik, bankacılık konularına ilişkin düzenlemelerse, getirilen bu teklifle, her zaman için temel kanun olarak nitelendirilip, bu ve benzeri düzenlemelerle, muhalefetin çalışmasını ve denetim görevini kısıtlamanın amaçlandığı, açık bir şekilde, sözcüler, iktidar sözcüleri tarafından da ifade edilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, esasen, idarî denetim mekanizmalarını etkisiz hale getiren, adlî yapıda kadrolaşma sürecini başlatan, kritik soru önergelerine cevap vermemek suretiyle yasama denetimini engelleyen bir siyasî iktidarın, en nihayet, milletvekillerinin Meclisteki seslerini kısmak suretiyle, yasama sorumsuzluğuna, kürsü sorumsuzluğuna, kürsü sorumsuzluğuna müdahaleyi başlatması kaçınılmazdır. Bu sebeple ve bu anlamda getirilen bu teklifi pek de yadırgamıyoruz. Aslında, adi suçlardan, yüz kızartıcı suçlardan dolayı yargılanır iken ve işin esasında milletvekili seçilme engeli mevcut iken Parlamentoya girenlerin ve yasama dokunulmazlığı zırhına bürünenlerin kürsü sorumsuzluğuna müdahalede bulunmalarında da yine şaşılacak bir şey yoktur. Bu süreç maalesef kaçınılmaz bir süreçtir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de otoriter yönetimi aşan, totaliter ve faşizan bir yönetim anlayışı ve uygulamasına hızla gitmekte olan bir süreç söz konusudur. Yakın zamanda bu teklifi tamamlayan yeni teklifleri de göreceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Sözgelişi, maddeler üzerindeki konuşma sürelerini 10 dakikanın altına düşüren tekliflerle de karşılaşacaksınız. Bunlara da hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Bakın değerli arkadaşlarım, getirilen bu İçtüzük teklifi Anayasa Mahkemesinin 31.1.2002 ve 29.4.2003 tarihli iptal ve yürütmenin durdurulması kararlarındaki gerekçelerin hiçbirisini bünyesinde taşımamaktadır. Hukuk normunun genellik, soyut ve sürekli olma unsurları ihlal edilmiş, her olay için ayrı ayrı özel yasama yöntemleri geliştirilmiş olmaktadır bu teklifle. Komisyon Başkanı ve iktidar sözcüleri, bu risklerin, yani, Genel Kuruldaki bu risklerin yasalarla ilgili komisyon çalışmaları esnasında giderilebileceğini kendilerince ifade ediyorlar. Bu ifadenin de, Türkiye gerçekleri ve sözgelişi Anayasa Komisyonu Başkanı ve siyasî iktidara mensup komisyon üyelerinin demokrasi anlayışları ve uygulamaları karşısında hiçbir anlamının olmadığını yine ifade etmek istiyorum. Öylesine hukuk tanımaz bir siyasî iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız ki "nasıl olsa karma komisyonun iradesi belli, bunun için toplanmaya gerek yok" diyen, diyebilen komisyon başkanları ve bu komisyona, bu anlayışa sahip olan bir siyasî iktidar uygulamasıyla karşı karşıyayız.

Keza, şu anda görüştüğümüz İçtüzük teklifinin Anayasa Komisyonunda görüşülmesi aşamasında  "temel yasa" veya "kapsamlı yasa" kavramlarının unsurlarını ve sınırlarını belirlemek, böylece, komisyon ve Genel Kurul çalışmalarında etkinlik ve verimlilik sağlayabilmek amacıyla altkomisyon kurulması yolunda talepte bulunmuş isek de, bu teklifimiz de kale alınmamıştır. Dolayısıyla, burada, Genel Kuruldaki bu risklerin, bu hataların komisyonda, mutfakta görüşülmek suretiyle giderilebileceği yolundaki söylemin hiçbir inandırıcı yönünün olmadığı, hiçbir gerçek yönünün olmadığı, bu İçtüzük görüşmelerindeki, komisyon görüşmelerindeki süreçle belli. Onun için, bu söylediklerinizin de doğru bir tarafı yok, inandırıcı bir tarafı yok.

Değerli arkadaşlarım, geldiğimiz aşamada sizleri, yine, sağduyu ve sorumluluk almaya davet ediyorum. Demokrasi anlayışı, böylesine hukuk tanımaz ve keyfî olan bir siyasî iktidarın uygulamalarına karşı, hangi insafla, hangi adalet duygusuyla, muhalefetin, denetim mekanizmalarını kötüye kullandığından söz edebilirsiniz. Unutmayalım ki, konumu, sayısal gücü ve demokrasi anlayışındaki yetersizlik sebebiyle, hak ve yetkilerini kötüye kullanma konusunda siyasî iktidarın çok geniş bir manevra alanı vardır. Bu alan karşısında muhalefetin gücü, bu anlamda yetersiz kalmaktadır.

Sorunun esası nedir; sorunun esası şu, değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri: Türkiye'de üst kurullar ve teftiş kurulları devreden çıkarılmıştır. Yargı, 1982 Anayasasının getirdiği bürokratik yapıdan da istifadeyle, bağımlı hale getirilmiştir. Kadrolaşma süreci başlatılmıştır. Hâkimler ve Savcılar Kanununda bu süreç kurumsallaştırılmıştır. Medya-siyaset ve ticaret ilişkileri ustalıkla kullanılarak, iletişim özgürlüğü kontrol altına alınmıştır. Nihayet, sıra, Meclisi susturmaya gelmiştir; bu süreç Türkiye'de başlamıştır.

Sayın milletvekilleri, peki, demokrasinin ve millet iradesinin kalbi olan Meclis, neden susturulmak isteniliyor?

Sayın Başkanım, birinci sırada, telefonla konuşan arkadaşımı, lütfen, uyarır mısınız.

BAŞKAN - Sayın Kart, telefonla kim konuşuyor?

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) - O yasaktır aslında.

ATİLLA KART (Devamla) - Sayın milletvekili, sizi biraz sorumluluğa davet ediyorum, biraz,Millet Meclisine saygıya davet ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Kart, tamam…

ATİLLA KART (Devamla) - Meclis Başkanının yapmadığı bu uyarıyı, ben yapmak zorunda kalıyorum.

BAŞKAN - Sayın Kart, kendinize ait olan yetkileri kullanın da "Meclis Başkanı uyarmadı" ifadelerini kullanmayın…

ATİLLA KART (Devamla) - Sayın Başkan, orada yetersiz kaldığınız için ben bu uyarıyı yapıyorum.

BAŞKAN - Yalnız, Sayın Kart, şunu ifade ediyorum: Şu Meclisin içerisinde Genel Kurulda, zatıâliniz dahil, telefonla konuşmayan kaç kişi vardır?! Lütfen, istirham ediyorum… Bu şekilde itham etmeyin… Bakınız… Lütfen…

ATİLLA KART (Devamla) - Ben, birinci sırada, ikinci sırada, hatibin konuşmasını etkileyecek şekilde hiçbir davranışın içinde olmadım Sayın Başkan.

BAŞKAN - O zaman grubunuzdaki arkadaşlarınıza ve Grup Başkanvekillerinize de bu konuyu hatırlatın. Her şey, yani, bu şekildeki ifadeyle değil... Ben arkadaşıma söylüyorum; ama, kullandığınız kelimelerin sizin grup ve iktidar grubu dahil, bütün arkadaşlarımızı töhmet altında bıraktığını, lütfen, dikkate alınız; istirham ediyorum.

RECEP GARİP (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Sağ ol Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

ATİLLA KART (Devamla) - Burada, bakın, bu tepkinin anlamı nedir? Bu tepkinin anlamı şudur: Meclisin susturulmasına karşı bu duyarsızlık nedir?

ALİ AYAĞ (Edirne) - Ne alakası var ya!

ATİLLA KART (Devamla) - Bu tepki nedir, bu sorumsuzluk nedir?!Bunu size hatırlatmak istiyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler)

FARUK ÇELİK (Bursa) - Ayıp oluyor ama!.. O zaman ben size soruyorum: Sayın Araslı, 1996'da o teklifi, Meclisi susturmak için mi verdi peki?!

BAŞKAN - Sayın Çelik, lütfen…

Sayın Çelik…

Sayın Kart, lütfen, konuşmanıza devam ediniz. (AK Parti sıralarından gürültüler)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Sizin arkadaşlarınız da…

ATİLLA KART (Devamla) - Uyarsın, uyarsın; orada Başkan duruyor; hepsini ben uyaracak değilim. Orada Başkan duruyor.

BAŞKAN - Sayın Kart, buyurun efendim. Benim sözlerim, sadece, sizin "telefonla konuşuluyor" sözünüzle ilgiliydi. Buyurun efendim.

ATİLLA KART (Devamla) - Sayın Araslı'nın verdiği teklifte ne vardı; bu türlü tasarıların görüşülmesinde Meclisin oybirliği aranıyordu. Onun o teklifi ile bu teklif arasında nasıl bir bağlantı kurabilirsiniz?! İşte, bu nedir biliyor musunuz: Bu, sizin adalet duygunuzdur, bu, sizin adalet anlayışınızdır. Böylesine sığ, böylesine yetersiz bir adalet anlayışı! (AK Parti sıralarından gürültüler)

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Ya, sen kendine bak!

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Misliyle iade ediyorum.

ATİLLA KART (Devamla) - İkisi arasında dağlar kadar fark var. (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler) İkisi arasında dağlar kadar fark var. Nedir; Meclisin tamamı, grupların tamamı bir konuda oybirliği sağlamış ise, zaten mesele yok. Kaldı ki, o zaman, o dönemde 5-6 gruplu bir Meclis söz konusu. O 5-6 gruplu Meclis arasında bir oybirliği sağlanmışsa tartışılacak bir konu zaten yok demektir. Buradaki tablonun o tabloyla uzaktan yakından ne alakası var?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kart, Genel Kurula teşekkür eder misiniz.

Buyurun efendim.

ATİLLA KART (Devamla) - Sayın Başkan, kişisel konuşma sürem de var, onu kullanmak istiyorum.

BAŞKAN - Kişisel hakkınız şu anda yok; çünkü, sizden sonra şahsı adına konuşma talepleri var efendim.

ATİLLA KART (Devamla) - Peki, Sayın Başkan. O zaman devam etmek üzere Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Yerinizden mi bir açıklama yapacaksınız?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Evet.

BAŞKAN - Sayın Kuzu, Komisyon Başkanı olarak bir talebiniz varsa sizi kürsüye davet etmek zorundayım.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Şahsımla alakalı bir şey.

BAŞKAN - Kürsüden ifade eder misiniz efendim.

Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Kart'ın her çıkışı olay oluyor bu kürsüde, her defasında üstü kapalı ya da açık şahsıma yönelik tenkitlerde bulunuyor. Burada benim başka, komisyon üyelerim de var; elini vicdanına koysunlar, benim kadar demokrat ikinci başkan var mı burada, söyler misiniz? (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bu kadar geniş imkân sağladım, çayı komisyondan, kahvesi komisyondan, her türlü imkânlarını sağlarız, sonuna kadar konuştururuz. (Gülüşmeler, AK Parti sıralarından alkışlar)

Bunu samimî olarak söylüyorum, işin şakası bir tarafa. Neyse, bu Kart'la yıldızımız barışmadı gitti.

İSMET ÇANAKCI (Ankara) - Bu şekilde konuşmak yakışmıyor.

ATİLLA KART (Konya) - "Sen" diye itham etme.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Sayın Kart, müsaade buyur.

Bu kürsüye çıktın…

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, uyarınızı yapın, görevinizi yapın.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Bir dakika...

Bu kürsüye çıktın, allahaşkına, yürütme maddesinde söz aldın, yürütme konusunda ne dedin söyler misin burada? Kayıtlardan getiririm. Bakın, bir tek cümle kullandın mı, bir tek kelime kullandın mı?

Diyor ki oradaki madde: Bu İçtüzük hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi yürütür. Ne dedin bu konuda, kim yürütür? Niçin çıktın o zaman buraya, söyler misin? İşte, bu getirilen düzenleme bunları önlemek için getiriliyor, tutumu yüzünden getiriliyor bunlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Eğer gerçek anlamda İçtüzük uygulansaydı iktidar bu yollara gitmezdi. Dolayısıyla…

BAŞKAN - Sayın Kuzu, Genel Kurula hitap ediniz lütfen!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Evet, ben Genel Kurula hitap ediyorum tabiî ki Sayın Başkan.

ATİLLA KART (Konya) - "Sen" diye hitap etmeyin.

Konuşmasına dikkat etsin Sayın Başkan.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Tamam, siz diye düzeltiyorum; onun da kolayı var.

ATİLLA KART (Konya) - "Siz" diye konuşun "sen" diye konuşmayın, haddinizi bilin.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Doğrudur.

Sonuç itibariyle, eğer, iktidar-muhalefet dengesinde hakkın suiistimali olursa hukuk bunu korumaz arkadaşlar. O açıdan, ikide birde böyle, şahıslara yönelik sözler sarf ederek, burada sonuç alacak gibi bir yola gitmeyin.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - İçtüzük değişikliği yapın, yürütme maddesinde konuşulmaz deyin.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Zaman kaybediyoruz, bunu hatırlatıyorum.

Saygılarımı sunuyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına, Manisa Milletvekili Sayın İsmail Bilen; buyurun.

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Hocamın ikazına uyarak; ki, fakülteden de hocamdır... Bu İçtüzük değişikliğini Türkiye Büyük Millet Meclisinin uygulamasından daha tabiî bir şey yoktur.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Aslan, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, grup başkanvekilleri buradaydı, tam bu sırada dışarıya çıkarıyorlar. Bu bir hak suiistimalidir. İktidardan bir, muhalefetten bir dedik efendim. Her seferinde, Genel Kurulu selamlayıp gidiyor ve ondan sonra hak suiistimalinden bahsediyorlar. Yapmayın! Daha burada bile konuşma hakkını…

BAŞKAN - Sayın Koç, oturun efendim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, bakın, hiçbir grup başkanvekili arkadaşım yok. Esnaf Yasasında da böyle oldu. Mutabakat bozulurken hepsi dışarıya çıkıyor; şu anda da aynı şekilde!..

BAŞKAN - Sayın Koç… Salih Kapusuz burada efendim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, sabahtan beri ben arkadaşlarımla konuştum "evet" diyorlar ve ondan sonra "hayır" oluyor.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, buradayım, söz verin…

BAŞKAN - Sayın Kapusuz, herhangi bir şey yok.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım…(Gürültüler)

Sayın Aslan, kürsüde durur musunuz efendim; izah edeyim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Ben konuştum arkadaşlarımızla, lütfen…

BAŞKAN - Saygıdeğer arkadaşlarım, Sayın Koç, istirham edeyim…(Gürültüler)

Sayın Bilen... Sayın Koç..  Sayın Kart…

Saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, burada, gruplar adına konuşmalar var, şahıslar adına konuşmalar var. Biz, İçtüzüğü uygulamakla yükümlüyüz. O aradaki konuşmalar, birbirlerine hak devirleri ayrı bir meseledir. Eğer, burada, bizim önümüze böyle bir husus intikal ederse, böyle bir husus, biz icra ederiz, gereğini yaparız. Şu anda, benim önümdeki istek listesinde vardır ve ben, şu anda, konuşmak üzere Zeyid Aslan'ı kürsüye çağırdım, şahsı adına konuşacaktır; çünkü, işlemi başlattım.

Sayın Aslan, buyurun, mikrofonunuzu açıyorum. (Gürültüler)

ZEYİD ASLAN (Tokat) - Devredebilirsek devredelim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim, şu anda, ben, sizi -işlem olarak- kürsüye çağırdım; konuşuyorsunuz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, devrediyor söz hakkını.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Arkadaşımız devrediyor Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Kapusuz, efendim, siz Grup Başkanvekilisiniz; bu, şahsı adına bir taleptir, Sayın Zeyid Aslan'la ilgili bir husustur.

Sayın Aslan, konuşmuyor musunuz?

ZEYİD ASLAN (Tokat) - Konuşmayacağım efendim.

BAŞKAN - Tamam, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Yani, Kanunlar Kararların kapısından, hangi kanun baskıdan çıktıysa, iki şahıs konuşması İktidar Partisi tarafından kapatılıyor; bu hak suiistimali değil midir değerli kardeşim?!

BAŞKAN - Zeyid Aslan konuşmaktan feragat ettiği için, şahsı adına üçüncü konuşmacı, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar[!])

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ikibuçuk yıllık yasama faaliyetim esnasında hiç kimseyle kişisel bir kavganın içinde olmadım; burada inandığım şeyleri anlatıyorum. Sayın Kuzu'nun karma komisyonu bir yıl süreyle toplantıya çağırmadığı, kendisi hakkında suç duyurusunda bulunduğumuz ve kendisinin de "karma komisyonu toplantıya çağırmaya ne gerek var, nasıl karar vereceğimiz belli" dediği basın kayıtlarında, komisyon tutanaklarında mevcuttur; bunları söyledim ben, başka bir şey söylemedim. Bu nedir; demokrasi kültüründeki bir çarpıklığı gösterir; bunun anlamı ve izahı budur.

Bakın değerli arkadaşlarım, geldiğimiz aşamada, demokrasinin ve millet iradesinin kalbi olan Meclisi neden susturmak istiyoruz?! İşin esası burada düğümleniyor.

MUSTAFA DURU (Kayseri) - Konuşuyorsun ya!

ATİLLA KART (Devamla) - Eğer yapılan ve yapılmakta olan yolsuzlukların sorgulanmasından ve denetlenmesinden rahatsızsanız, rahatsız oluyorsanız, Hukukdışı ilişkilerle sürdürülen özelleştirme uygulamalarının sorgulanmasından rahatsız oluyorsanız, Mecliste toplantı ve karar yetersayısı istenilmesinden rahatsız oluyorsanız, IMF'nin talepleri ve talimatları doğrultusunda… Sayın Bilen, bundan niye alınıyorsunuz, iki gündür, televizyonlar naklen yayın yapıyor, IMF'nin bu taleplerini ve talimatlarını iletiyorlar. Bütün ulusal televizyonlar, uluslararası televizyonlar bunları anlatıyor.

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Ne Parlamento ne hükümet, kimseden talimat almaz…

BAŞKAN - Sayın Bilen… Sayın Bilen, lütfen…

ATİLLA KART (Devamla) - Bu talimatlar doğrultusunda…

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Biz verdik bu önergeyi…

ATİLLA KART (Devamla) - …100-200 maddelik bazı yasaların bir iki gün içinde görüşülmesi konusunda bağımlılık ve taahhüt içine girmiş ve ekonomimizin geleceğini, oradan gelecek bir dilime endekslemiş iseniz; yargıya yapılan hukukdışı ve siyasî müdahalelerin deşifre edilmesinden rahatsız oluyorsanız; işçi, köylü ve esnafın uluslararası tekeller tarafından sömürülmesinden ve ulusal değerlerimizin yabancılaştırılmasından duyulan tepkilerin Meclis zemininde dile getirilmesinden rahatsız oluyorsanız; bankacılık sektörünün, uluslararası sermayenin ipoteği altına alınması yolundaki çalışmalarının deşifre edilmesinden rahatsız oluyorsanız; 47 milyar dolarlık bankacılık hırsızlığının sorgulanmasının önünü kesmek istiyorsanız, orada yapacağınız, o Meclisin sesini, orada kesmektir. (AK Parti sıralarından gürültüler) Bugün yapmak istediğiniz bu, değerli arkadaşlarım.

Sizleri bir noktada uyarmak gereğini duyuyorum. Milletvekili görevi ve sorumluluğum adına bunu ifade ediyorum. Bakın, geldiğimiz aşamada, bunların adı şudur: Totaliter ve faşizan bir yönetim anlayışı ve uygulamasının Meclis bünyesinde kurumsallaşmasına yönelik bir düzenleme getiriliyor. Tekrar ifade ediyorum… (Gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Eraslan… Sayın Çerçi…

ATİLLA KART (Devamla) - Totaliter ve faşizan bir yönetim anlayışı ve uygulamasının kurumsallaştırılmasına yönelik… (AK Parti sıralarından gürültüler)

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Dinleyin!..

BAŞKAN - Sayın Uzdil..

ATİLLA KART (Devamla) - Bunları, fazla değil, bir yıl sonra, iki yıl sonra anladığınız zaman iş işten geçmiş olacak değerli arkadaşlarım ve burada, o çatının altında, sadece siz değil, hepimiz kalmış olacağız.

Bakın, tarihe karşı sorumlu olmamak adına, sizleri, sağduyulu ve akılcı değerlendirme yapmaya, bir defa daha davet ediyorum.

Yasama faaliyetinin, yasama işlevinin niteliği adına, tutarlılık adına, siyasî etik adına, politik namus adına... Hangi anlamda söylüyorum; üç yıl evvel Anayasa Mahkemesinde söylediğiniz o söylemler adına söylüyorum. Politik namus adına, siyasî etik adına soruyorum ve milletvekili sorumluluğu ve saygınlığı adına söylüyorum; gelin, milletvekilinin; yani, sizlerin, bizlerin varlık sebebini ve fonksiyonunu yok etmeye yönelik olan böyle bir düzenlemeye katkı sağlamayalım, bu sorumluluğa ortak olmayalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

Sayın Kuzu, Komisyon Başkanı sıfatıyla değil, milletvekili sıfatıyla, kendisine atfen izafe edilen, söylenilen sözlerle ilgili bir söz talebinde bulunmuştur.

Buyurun Sayın Kuzu.

HALUK KOÇ (Samsun) - Tutanakları incelemediniz Sayın Başkan!..

BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karma Komisyonu toplamadığım ve gerek yok dediğim konusunda Sayın Kart'ın açıklaması oldu.

BAŞKAN - Açıklıyor efendim, dinleyiniz lütfen.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, hiç tutanakları incelemediniz, 69'a göre söz vermek için!

BAŞKAN - Efendim, dinledim ve tespit ettim ben kendim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Yani, bazı şeyleri çok kolay algılıyorsunuz!

BAŞKAN - İstirham ediyorum...

BURHAN KUZU (Devamla) - Sayın Koç, söz Kuzu da!

HALUK KOÇ (Samsun) - Efendim?..

BURHAN KUZU (Devamla) - Söz Kuzu'da…

HALUK KOÇ (Samsun) -  Koç da burada!..

BAŞKAN - Sayın Kuzu, hiçbir sataşmaya sebebiyet vermeden; lütfen efendim…

BURHAN KUZU (Devamla) - Yok, vermem, benim âdetim değil o biliyorsunuz Sayın Başkan.

HALUK KOÇ (Samsun) - Ama, Koç derken, lütfen Haluk Koç deyin, Atilla Koç'la karışmasın; ben hiç uyumuyorum çünkü!

BURHAN KUZU (Devamla) - Tamam, Haluk Koç…

Sayın Kart, bu karma komisyonun nasıl çalıştığını biliyoruz. Hangi beyanatta ve nerede?.. Burada, Meclis huzurunda söylüyorum, nerede dedik biz "komisyonu çalıştırmaya gerek yoktur, sonuç bellidir" filan gibi?.. Böyle bir şeyi bu kürsüden nasıl söylüyorsun, hukukçu sıfatınla?!

Şimdi, karma komisyon, biliyorsunuz, dokunulmazlıklara bakan bir komisyon. Biz, daha önce, bir süre bu komisyonu toplamadık. Sebebini hepimiz biliyoruz; muhalefet partimizin verdiği bir araştırma komisyonu önergesi vardı; dünyada bu nedir, nasıl çalışıyor, karma komisyonun görevi nedir filan diye. Kendisi de komisyon üyesiydi biliyorsunuz ve en son…

ATİLLA KART (Konya) - Yanlış konuşuyorsunuz!..

BURHAN KUZU (Devamla) - Böyle bir komisyon kurulmadı mı?..

ATİLLA KART (Konya) - Sekiz ay sonra…

BAŞKAN - Sayın Kart, istirham ediyorum! Sayın Kart, bütün hatiplere müdahale ediyorsunuz. Lütfen yani…

BURHAN KUZU (Devamla) - Hayır, onu söyleyeceğim; bu komisyon kurulmadı mı?! Gel burada kurulmadı de, diyebiliyorsan!

ATİLLA KART (Konya) - Sekiz ay niye toplamadınız?!

BAŞKAN - Sayın Kart, lütfen!..

Sayın Kuzu, buyurun.

BURHAN KUZU (Devamla) - Bu komisyon kuruldu ve biz o arada bu komisyonun kararını bekledik.

Eski dönemlere baktım -benden önce de başkanlar gelmiş geçmiş bu Mecliste- hepsi altı ay, yedi ay, sekiz ay, bu tür komisyon toplanmamış. Sebebini incelediğimizde, her dönemde bir anayasa değişikliği gündeme gelmiş; acaba, hani bir genel formül bulunur da dosyalar o şekilde çözülür mü diye. Sayın Kart gitti beni mahkemeye verdi o zaman, savcılığa dava açtı, dedi ki: "Komisyon Başkanı karma komisyonu toplamıyor." Savcılık şaşırdı, allah allah, böyle bir dava nasıl açılır, bir hukukçu nasıl böyle bir dava açabilir… Ve netice itibariyle bu incelendi, reddolundu.

Sonra, gitti ağır ceza mahkemesine itirazda bulundu, oradan da ret aldı. Şimdi onun hışmını benden almaya çalışıyor. Mahkemeden döndü, bilesiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Komisyonu toplama yetkisinin bize ait olduğuna, mahkeme haklı olarak karar verdi. Bir hukukçu olarak bunu yapmamalıydınız Sayın Kart. Benim gibi demokrat başkan hakikaten bulamazsın; kıymetini bil.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Diğer arkadaşlarımıza da soru fırsatı doğması için, soru soracak olan arkadaşlarımızın, lütfen, çok açık ve kısa bir şekilde sorularını sormalarını istirham ediyorum.

Sayın Orhan Eraslan, buyurun efendim.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, ilk sorum Sayın Kuzu'ya.

Bilindiği gibi, hukuk devletlerinde kuvvetler ayrılığı esastır. Yürütmenin gücünün kontrol edilemediği devletlere polis devleti deniliyor. Yoksa, polis devleti, polisin idare ettiği devlet anlamında değildir. Yürütmenin gücünün bir adım daha ileriye gittiği hallere de otoriter rejim deniliyor. Yürütme gücünün en kontrolsüz ve sınırsız olduğu hal ise, yani yürütme gücünün diğer güçleri denetimi altına aldığı hale ise faşizm deniliyor. Tarih, demokrat olma iddiasıyla çıkan ve faşist olan idarelerle, yönetimlerle doludur.

Partiniz ve iktidarınız, bu değişiklikle faşizmi uygulamaya mı karar vermiş oluyor? Bu Sayın Kuzu'ya sorum.

Sayın Alptekin'e de bir başka sorum var.

BAŞKAN - Sayın Eraslan, soru sormakta hürsünüz. Yalnız, bakınız, sorular çok kısa ve net olmalı; gerekçeli, bu şekildeki ifadelerle bir soru olmaz. İstirham ediyorum...

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sorumu soruyorum, kısa efendim...

BAŞKAN - Ve diğer, sırada bekleyen arkadaşlarıma söylüyorum; bu sürenizi ilave edeceğim, 5 dakika bittiğinde keseceğim.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Tamam efendim.

Sayın Başkan, sorumuz gayet açık ve kısa.

Yapılan değişiklikle, Parlamento müzakere hakkından vazgeçiyor. Parlamentonun müzakere hakkından vazgeçmesi, kendi kendini inkârdır, milletvekilinin parmak makinesi haline gelmesi demektir. Kendine milletvekili diyen ve kendine saygısı olan kişilerin bu değişikliğe "evet" diyebilmesi mümkün müdür? Siz, bu değişikliği içinize sindirebiliyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Küçükaşık, buyurun.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben, teklifin bütünü hakkında soru sorduğumda, dedim ki, değişiklik önergeleri vermekte rekor kırıyoruz ve bu getirilen içtüzük değişikliğiyle, değişiklik önergeleri verme hakkımız da kısıtlanıyor.

Nitekim, arkadaşlar beni hemen doğruladılar; çok özenle hazırladığı ve 7 saatten beri üzerinde çalıştığımız İçtüzükte, yine bir değişiklik önergesi vererek, değişiklik yaptılar.

Şimdi, bakınız, biz, artık alıştık, bıktık bu değişiklik önergelerinden. Mecliste, ne hükümette hazırlanan tasarı ne komisyonlarda…

BAŞKAN - Sayın Küçükaşık, sorunuzu direkt sorar mısınız.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Sorumu soruyorum.

İlk sorumu sordum, ona cevap alamadım. Kısıtlanacak tekrar değişiklik…

Şimdi, bu kadar değişiklik yapıyorsunuz, bunda dahi içtüzük değişikliği yaptınız. Bundan sonraki yasaların, gerçekten de hukuka uygun olarak çıkacağına inanıyor musunuz? Bu bir.

İkincisi; şunu sormak istiyorum: Bizim sesimizi kısmak yerine, gelin, hep beraber çalışalım, hiç tatil yapmayalım, bu yasaları hukuka uygun çıkaralım. Ona ne cevap vereceksiniz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Küçükaşık.

Sayın Işık, buyurun.

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Komisyon Başkanımıza kısa bir soru sormak istiyorum.

İçtüzüğün 91 inci maddesine yönelik olarak getirilen bu düzenleme, Anayasa Mahkemesinin hangi noktalardaki itirazlarını karşılamaktadır? İtirazların karşılanmadığı kısımlar var mıdır?

Bir de, Sayın Araslı'nın teklifinden bahsediliyor. Şayet böyle bir teklif varsa, getirilen teklifle…

BAŞKAN - Sayın Işık, Sayın Araslı söz istemiş zaten, soru soracak; siz, kendi sorunuzu sorun efendim.

Buyurun.

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, sorumu soruyorum.

O teklif ile bu teklif arasında bir farklılık var mıdır?

Teşekkür ederim.

ATİLLA KART (Konya) - Bunları bilmiyorsanız, buna nasıl oy vereceksiniz?!

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Araslı, buyurun.

OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, biraz önce de konu edildi; altında benim de Grubum adına imzam bulunan bir içtüzük değişikliği düzenlemesi, sanki bugünkü kadar Anayasaya aykırıymış gibi takdim ediliyor ve bundan bir hak çıkarılmaya çalışılıyor.

Bilginize sunmak isterim ki, o içtüzük değişikliği, Anayasa Mahkemesinden iptal kararıyla dönmemiş bir içtüzük değişikliğidir ve bugün getirilen düzenlemeden de fevkalade farklıdır. 1996'daki içtüzük değişikliğinde, temel kanunlar hakkında özel görüşme ve oylama yöntemi uygulanabilmesi için Danışma Kurulunun -dikkat buyurun- oybirliğiyle öneride bulunması şartı aranmıştır. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi görüşmekte olduğumuz değişiklikte ise, grup önerisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde oy çokluğuyla kabulü yeterli görülmektedir. Bu iki öneri arasında, kadın ile erkek, gece ile gündüz arasındaki fark kadar fark vardır. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, ben, bir meslektaş gözüyle değerlendirmesi için, Sayın Burhan Kuzu'ya sormak istiyorum; gerçekten, bu iki öneri aynı mıdır; yoksa, aralarında oy çokluğu ve oybirliğine dayalı çok önemli bir fark mı vardır?

Bir soru da Sayın Alparslan'a sormak istiyorum.

M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Alptekin…

OYA ARASLI (Ankara) - Bugün getirilen içtüzük değişikliği önerisine göre, bu öneriden görece daha ılımlı olan bir kısıtlama getiren 2001 değişikliğine karşı çıkmıştınız. Karşı çıkma gerekçeniz de, Meclisin sesinin, halkın, ulusun sesinin kısılıyor olmasıydı. Bugün ise, demokrasiyi çoğunluk diktatoryasına dönüştürecek çok daha ağır kısıtlamalar getiren bir öneriyi, bir düzenlemeyi savunuyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Araslı, süremiz doldu; lütfen tamamlar mısınız sözünüzü.

OYA ARASLI (Ankara) - Aradan geçen zaman içerisinde demokrasi anlayışınızın değişmesi mi bu tavrın bu şekilde ortaya çıkmasına yol açmıştır; bunun yanıtlanmasını bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Araslı.

Sayın Kuzu…

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkanım, bir ben kaldım, bana da müsaade edin.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Süre doldu, süre.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kuzu.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, Eraslan'ın kuvvetler ayrılığıyla ilgili, polis devleti- hukuk devleti ayırımı, elbette ki doğru, teorik bir ayırımdır. Denetim olmayan yerlerde, elbette ki polis devleti, hukuk devletinin kullanılmadığı yerlerde olan bir sistemdir; faşist, komünist modellerde uygulanan bir uygulamadır bu. Tabiî, Türkiye için böyle bir şeyi yakıştırmak, uzaktan yakından bunu söylemek, bırakın iktidar-muhalefet ayırımını, Eraslan'a bunu yakıştıramadım; böyle bir şey telaffuz dahi edilemez burada. Esasen, AK Parti, bu tür uygulamalara gidilmesin diye teminattır Türkiye'de; açık söylüyorum yani; demokrasinin bel kemiğini gerçekleştirmeye çalışıyor. Hata her hükümet yapabilir; ama, kayıtlardan bunun çıkarılmasını talep ediyorum, böyle bir soru sorulmamış sayıyorum.

Şimdi, ikinci bir soru "müzakere hakkından vaz mı geçiyor Meclis" diye… Hayır, o şekilde bir vazgeçme yok. Deminden beri söyledik; elbette ki, bir kısıtlama olduğu doğru; ama, bir vazgeçme anlamında bunu algılamamak lazım. Zaten, normal yolu uygularsak biz, o zaman farklı uygulama ya da usul getirmenin anlamı da kalmaz. Ondan biraz ayrık olduğu doğrudur; dünyada bunun örneklerini burada madde vererek açıkladım, Eraslan'a bunun dökümünü vereyim isterse. Bunun çok çok önde olanları var. Ben onlar gelsin demiyorum…

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Demokrasi olduğunun örneği yok.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Buyurun, anlamadım Sayın Eraslan?

BAŞKAN - Sayın Kuzu, lütfen, Genel Kurula hitap edin.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Demokrasi olduğunun örneği yok ama.

BAŞKAN - Sayın Eraslan, istirham ederim…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - O ayrı bir mesele, yani, bunun çok iyi olup olmadığı; ama, bunu İngiltere uyguluyor, Almanya uyguluyor, Fransa uyguluyor, hepsi uyguluyor; yani, bunun çok ötesinde uyguluyor. Bunu getirelim demiyorum; ama, bu kadarına da müsaade edelim diye ben düşünüyorum.

Şimdi, Küçükaşık diyor ki: "Bundan sonraki yasalar bu yolla çıkarsa, hukuka uygun çıkmış sayılır mı" diye… Evet, yani, netice itibariyle, İçtüzük bu Genel Kuruldan geçerse, bu, bir yasa yapma yöntemidir, o çerçevede, tabiî, çıkarılırsa, hukukî temeli de bulunmuş olur; eleştiri hakkı ayrı bir mesele.

Sayın Işık, Anayasa Mahkemesinin kararlarına ne kadar uyuldu diye söylüyor.

Şimdi, bakın, Anayasa Mahkemesi diyor ki, tanım yok. Bir tanım getirmeye çalışmış kendisi, gerçi tam tanım değil; ama, tanımın unsurlarını göstermeye çalışmış; bunu, buraya, biz, almış olduk; aşağı yukarı karşılandığını düşünüyorum.

İkincisi; maddeler üzerinde önerge verilmesi engellenemez diyor; o da getirildi, yapılan malum değişiklikle.

Madde sayısı konsun diyor. Kaç maddeyi siz temel yasa sayacaksınız... Bu konuda da aşağı yukarı bir düzenleme var.

Şimdi, dediğim gibi, bütün bunlar zorunlu yol değil; onun altını çizmeye çalışıyorum. Hükümet, iktidar ya da iktidar çoğunluğu ille de bu yola gidecek diye bir kaide yok; yani, bu, normal olarak her zaman uygulanacak bir yöntem olmadığını, burada, bir kez daha, belirtmek istiyorum.

Şimdi, Sayın Araslı'nın önerisiyle… Farkı nedir diye sordu Sayın Işık ve aynı soruyu Sayın Araslı da sormuş oldu. Aslında, 1996'daki o getirilen metinde, bilindiği gibi, 2001'in metninde de, ilk bölümünde, oybirliği orada da var, burada da var; yani, birinci bölümü aynı; sadece farklılığı, oybirliği sağlanamazsa ne olacak; bir, bu getiriliyor. 2001'deki…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Her şey değişiyor…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Hayır… Hayır… Bir şey söylüyorum; müsaade edin.

Yani, iki aşamalı görürseniz metni, birinci aşamada eğer oybirliği sağlanırsa, zaten sorun yok;  o gene var, ondan vazgeçilmiş değil. Sağlanamazsa ne olacağı düzenlenmiş, orada ayrılıyor. Zaten fark da burada; Hocam onu anlatmaya çalışıyor. Doğrudur yani bu; ama, şunu da belirteyim: Şimdi, Anayasa Mahkemesi kararları bizim önümüzde, diyor ki orada; 3/5'le bu karar verilirse... Bu da, malumunuz, muhalefet partimiz tarafından dava konusu yapıldığında itiraz olarak ileri sürülmüş. Anayasa Mahkemesi diyor ki, zaten bu konuda, Anayasanın 96 ncı maddesi çoğunluk konusunda nisapları belirtmiş; işte, karar nisabı veya toplantı nisabı, bunun dışında 3/5 gibi daha yüksek bir rakamın konulmuş olması Anayasaya aykırı değildir diyor. Yani, getirilen bu 3/5 olsaydı bile -gerçi biz onu şimdi getirmemiş olduk ama- Anayasaya aykırı  bir durum olmayacaktı. Yani, farkı, Oya Hocamın bahsetmek istediği, daha doğrusu, vermiş olduğu önergedekinden bir adım farklı olarak gözüküyor. Bunu belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kuzu.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Madde üzerinde 1 önerge vardır; önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

161 sıra sayılı teklifin 3 üncü maddesinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle teklif metninden çıkarılmasını arz ederiz.

 

İlyas Sezai Önder

Oya Araslı

Ertuğrul Yalçınbayır

 

Samsun

Ankara

Bursa

 

Mehmet Küçükaşık

Mustafa Özyurt

 

 

Bursa

Bursa

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Alptekin, katılıyor musunuz?

TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN (Ankara) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Yalçınbayır, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ancak bu suretle söz hakkımı kullanabildiğim için, lütfen, beni mazur görün; çünkü, milletvekilinin, bireyin hukukunu korumak burada fevkalade önemli.

Partiler demokrasisinin hâkim olduğu bir meclisteyiz. Katılımın en az olduğu yer Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruludur. Ben, konuya, demokrasiyle kısaca girmek istiyorum. 5 dakikalık sürede ne anlatabilirim, bilemiyorum.

Bilindiği gibi, Anayasanın 2 nci maddesi, Türkiye Cumhuriyetinin niteliklerini belirlemiş. Demokratik bir ülkeyiz. Demokrasinin vardığı seviye, katılımcılıktır ve çoğulculuktur; çoğunlukçuluk değildir, dayatmacılık değildir. Muhalefetin hakları, en önemli haklardandır. Muhalefetin bu haklarını kullanması nedeniyle uğranılan zaman önemli değildir. Muhalefete bu hakların tanınması, bizim zenginliğimizdir, en önemli varlığımızdır.

Avrupa Birliği süreci, Avrupa Birliği demokrasi değerleriyle örtüşen bir birliktir ve demokrasinin bütün unsurlarıyla, kurum ve kurallarıyla yürürlüğe girmesi gerekir. Bize, bu bağlamda ne Avrupa Birliğinin ne IMF'nin herhangi bir diretmesi söz konusu olamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokrasi yolunda, insan hakları, hukuk devleti, azınlık haklarının ve azlık haklarının, muhalefet haklarının güvencesi altında olan ve bu doğrultuda kararlı ilerleyen bir devlettir.

Türkiye Cumhuriyetinin 22 nci Dönemi bunu göstermiştir. Daha önce, zaman zaman, 91 inci madde nedeniyle arayışlar olmuştur. 20 nci Dönemde, benim komisyon başkanlığımda da bunlar oldu. O dönemde, şu anda Mecliste bulunan arkadaşlarımızın bugünkünden çok daha farklı şerhleri, sözleri oldu ve onlar, bu noktada, demokrasinin katılımcı, uzlaşmacı olması noktasında çok önemli değer hükümleri ifade ettiler. Siyaset çelişki kaldırmaz ve bugün, demokrasinin vardığı seviyeyi, bizim, bütün dünyaya göstermemiz gerekir.

Dayatmalarla, biz, kanun yapamayız. Süreli, şu sürede bitsin, şunu yapalım diyemeyiz. Meclisin bu iradesi, hiçbir kimseye, hiçbir şekilde devredilemez; ne gruplara ne partilere devredilebilir. Milletvekili olarak her birimizin maddeler üzerinde görüş bildirme ve onlar hakkında, dinledikten sonra karar verme hakkı var. Bu hakkın sınırlandırılması, bir nevi devir mahiyetindedir. Yasama yetkisinin devredilmesi kabul edilebilir bir hadise değildir.

Değerli milletvekilleri, her ne kadar Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararında, 96 ncı maddeyle ilgili Anayasaya uygunluk belirtilmişse de, bakın, buradaki nitelikli oy çoğunluğu, milletvekilinin de teminatıdır; milletvekilinin de, 7 nci madde kapsamında, 87 nci madde kapsamında, 2 nci madde kapsamında teminatıdır. Orada nitelikli oy çoğunluğu isteyen işler dışında, biz, oyumuzu belirteceğiz. Bunlar da, ancak ve ancak, anayasalarda belirtilebilir, içtüzükte belirtilmez. İçtüzükler oyunun kuralıdır, usulüdür, esasıdır, nezaketidir, şeklidir. Bu şekil ne kadar demokratikse, esas da o nispette demokratik olacaktır; ama, bu uygulamanın o kadar demokratik olduğunu söylemek mümkün değildir.

Biz, 20 nci Dönemde 250 maddelik Gümrük Kanununu uzlaşmayla çıkardık, Medenî Kanunu uzlaşmayla çıkardık. Uzlaşma için sarf edeceğimiz gayret, şüphesiz ki daha değerlidir. Sesi kısmaktansa, uzlaşma arayışları içinde her iki tarafın feragati, fedakârlığı ve bu cumhuriyetin gittiği yola katkısı, beklenilen bir hadisedir; bugüne kadar bunlar da yapılmıştır. Engellemek, muhalefetin en doğal hakkıdır; muhalefet haklarının başında gelir.

Değerli milletvekilleri, iktidar ve muhalefet dengesi ve diyaloğu fevkalade önemlidir. Bunun yönetmeleri vardı; uzlaşma komisyonuyla ilgili çok önemli mesafeler katedildi; ancak, bu dönem bu komisyonun kurulmaması eksiklik oldu; hem Anayasaların yapımında hem İçtüzüğün yapımında hem de temel kanunların yapımında o uzlaşma komisyonu önemli görev üstlenebilirdi; hiç gecikmiş değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yalçınbayır, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ben aykırı görüşümü belirtiyorum; bu, benim düşünce özgürlüğümün zarurî sonucu; beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Türkiye için de bu böyle. Bunları, şüphesiz söyleyeceğiz; hoşgörüyle dinleyeceğiz. Bu kültürü Türkiye yakaladı. Bu dönem Meclisi buna büyük katkıda bulundu. Bu katkıyı azaltacak, hatta ortadan kaldıracak anlayışa evet denilmemesi benim dileğimdir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yalçınbayır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümünün oylamasından önce, İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre, aleyhte ve lehte bir üyeye söz vereceğim.

Aleyhte, Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sürem çok kısa…

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, 4 dakikadan başlattınız.

BAŞKAN - 4 dakika verdim; evet.

Lehte konuşacak arkadaşa da 4 dakika vereceğim; çünkü, çok kısa bir süreden bahsediyor orada.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Ne kadar demokratsınız Sayın Başkan!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği dedik, Irak dedik, Kıbrıs dedik, Ermeni tasarısı dedik; Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülkenin ve ulusun bekasını düşünerek, sizlerle ikibuçuk yıldır birçok konuda, yeri geldi taviz verdik, kendimizle çeliştik; ama, ülkenin âli menfaatları için bu Parlamentoda bir süreci getirdik.

Sayın Yalçınbayır, o kültür, oluştu dediğiniz kültür, bugün itibariyle, hatta, bu son onbeş gün öncesinde kopmuştur.

Siz ipi kopardınız!.. Bundan sonra, bu Parlamentoda, o, Ertuğrul Yalçınbayır'ın "oluştu" dediği kültür, anlaşılıyor ki, oluşmamış. Anlaşılıyor ki, AKP Grubu samimî değilmiş.

Beyler, bu ülkede, Eskişehir'de oluk oluk kan akarken bile, Polatlı'dan top sesleri buraya gelirken bile, bu Mecliste, milletvekillerinin sesi kısılmamıştır. Bu Meclis, öyle bir meclistir ki, Başkomutan ve Meclis Başkanı Büyük Atatürk'ü 8 saat burada ifade vermeye mecbur etmiştir, savaş esnasında bunları yapmıştır. Böyle bir meclisten bahsediyoruz.

Bu düzenlemeyle, dünya tarihine, kendi kendini by-pass eden milletvekilleri olarak geçeceksiniz. Dünya siyaset tarihinde böyle anılacaksınız ve bu Parlamento, bu İçtüzük geçtiği andan itibaren işlevsiz bir hale gelecektir.

Birbuçuk yıl önce söylemiştim; gene bu kürsüde söylemiştim; demokrasi, el kaldıran iki ördeğin bir file hükmetme rejimi değildir demiştim. Anlaşılıyor ki, bu sözü birbuçuk sene sonra tekrar söylemek mecburiyetimiz var.

Arkadaşlar bahsetti; hükümet IMF'yle görüşebilir, IMF'den talimat alabilir; 47 milyar doları peşkeş çekerken, 800 000 000 dolar için, üçüncü çerçeve protokolü bünyesinde acil çıkması gereken kanunlar için size bu dayatmayı yapabilir. Siz yürütme organı değilsiniz, siz yasama organısınız; bu Parlamento IMF'nin emrinde çalışamaz. Hükümet çalışırsa çalışır; Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu, Türkiye Büyük Millet Meclisi IMF'nin emrine giremez. Bu Meclisin, emrinde olduğu bir tek güç vardır, o da milletin gücüdür, o da millettir (CHP sıralarından alkışlar) ve millet de IMF'ye kan kusuyor, bu millet IMF'ye kan kusuyor. Öyle olsaydı, bu Parlamento IMF dayatmasıyla kanun çıkaracak olsaydı, seksenbeş yıl önce mandayı ve himayeyi kabul ederdik, bu tartışmaların hiçbirine gerek kalmazdı. Bu millet, seksenbeş yıl önce verdiği karar doğrultusunda bu yaşamını, cumhuriyetini sürdürecektir.

Üç yıldır mehter yürüyüşü yapıyordunuz, birkaç aydır maratona başladınız; korkarım, önümüzdeki yıl 100 metreye geçeceksiniz. Ne için; ne için geçeceksiniz; rejimde arzu ettiğiniz kırılma noktasını yakalamak için geçeceksiniz. (AK Parti sıralarından "ne alakası var" sesleri, gürültüler) Biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan nüfusumuzun yüzde 85'i laik ve çağdaş bir cumhuriyet isterken ve Cumhuriyet Halk Partisi buradayken, o kırılma noktasını yakalayamayacaksınız!

Oyumun rengi rettir; saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar; AK Parti sıralarından "uğurlar olsun" sesi ve gürültüler)

ENGİN ALTAY (Sinop) - Kim o "uğurlar olsun" diyen!.. (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Altay….

ENGİN ALTAY (Sinop) - Kim o "uğurlar olsun" diyen!.. Gel!..

BAŞKAN - Sayın Altay, buyurun efendim. Lütfen…

Sayın milletvekilleri, saygıdeğer arkadaşlarım, konuşmalar sırasında, belki bazı kelimeleri ben kaçırmış olabilirim; ama, şu anda, yine, teklifin lehinde, AK Parti Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Sayın Salih Kapusuz söz istemiştir. Sayın Kapusuz'a söz vereceğim ve onun da süresi 4 dakikadır; 4 dakikalık süre içerisinde konuşmasını tamamlasın.

Buyurun Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bir hususun altını çizmek, bir tespitte bulunmak mecburiyeti hâsıl olmuştur. Ben, dinleyen arkadaşlarımızın bu konudaki hassasiyetlerine bir ikazda bulunmak istiyorum.

Her fırsatta, uluslararası kurum ve kuruluşları, büyük bir olay gibi, bu memleketin, bu milletin tasvip etmeyeceği bir yaklaşımla gündeme taşıyan ve bu meseleyi bir saldırı aracı gibi orta yere koyan arkadaşlarımıza hatırlatmak istediğim şey şudur: Bunların bir kısmında Türkiye kurucudur ve ortaktır.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Tutanaklara geçiyor!..

ALİ ARSLAN (Muğla) - Seçimden önce millete böyle mi diyordunuz?!

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, dünyaya entegre olmak istemeyenler olabilir…

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Tutanağa geçiyor!..

ATİLA EMEK (Antalya) - IMF'yi kovacağız dediniz, teslim oldunuz!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - …kendi içinde kapanmak isteyenler olabilir, değişime, gelişime kendini, kurumunu, kuruluşunu, anlayışını da kapatabilir; ancak, işte, farklı olduğumuz nokta burasıdır ki, biz, bunu değiştirmek istiyoruz.

ATİLA EMEK (Antalya) - Ne güzel!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Evet, biz, bunu değiştirmek istiyoruz arkadaşlar.

ATİLA EMEK (Antalya) - İşte, böyle!..

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - O da doğru!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Türkiye'yi, korkularla ve vehimlerle yönetme anlayışı artık geride kalmıştır. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Biz, fert olarak, kurum olarak, Türkiye olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bunu hak ettik. Bu noktada en ufak bir tereddütümüz söz konusu değildir. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ATİLA EMEK (Antalya) - Helal olsun!..

BAŞKAN - Sayın Emek…

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - İşte, dünyayla buluşan…

ATİLA EMEK (Antalya) - Kovacağınız IMF'ye teslim oldunuz!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibi dinleyelim.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Emirle, talimatla hareket etme!..

BAŞKAN - Sayın Uzdil…

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, dünyayla buluşan, dünyayla konuşan, dünyayla gelişmelerini paylaşan bir ülke olması, Türkiye'nin bu noktaya ulaşması, AK Partinin hedefidir. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

ATİLA EMEK (Antalya) - IMF'yi kovacağız dediniz, geldiniz, teslim oldunuz.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Tespit etmek istediğim ikinci husus, bugün çok tartışıldı.

ATİLA EMEK (Antalya) - IMF'ye teslim oldunuz!

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakınız, bir hususu daha tespit etmek istiyorum. Doğrusu, buradaki çalışmalarla ilgili, İçtüzükle ilgili yapmış olduğumuz düzenlemeyi birkaç cümleyle sizlere bir kez daha hatırlatmak ve özetlemek istiyorum.

Bakınız, İçtüzük, bildiğiniz gibi, tek partili dönemden çift partili döneme, çift partili dönemle birlikte, iki dönemli, iki meclisli dönem olmak kaydıyla, uygulanarak, birçok değişikliklerle bugüne kadar geldi; nizamname olarak başladı, bugün, İçtüzük olarak çalışmalarımızda kullanıyoruz, âdeta iç çalışmanın anayasası. Şimdi, burada zaman zaman değişiklikler yapıldı. Burada bu cihazlar yokken, yoklamalar, tek tek isim sayılarak yapılıyordu; ama, bu cihazlar girdikten sonra, bundan istifade ederek, yarım saatten aşağı bitmeyen bir yoklama, 3 dakikada sonuçlanabiliyor.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Bir muhalefete dayanamadınız, bir muhalefete!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Peki, biz buna karşı mı çıkacaktık?! Bu, muhalefetin sesini kesmek mi; değil.

BAŞKAN - Sayın Uzdil…

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Onun için, 1996 yılında…

ORHAN ERASLAN (Niğde) - İyi demagoji!

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bakınız, arkadaşlar, 1996 yılında, CHP Grup Başkanvekilinin olduğu, ANAP Grup Başkanvekilinin karşımda oturduğu, Cumhuriyet Halk Partisi sırasında oturduğu…

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Ben kökten CHP'liyim Sayın Kapusuz, niye beni işaret ediyorsun?!

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - DSP'nin, DYP'nin, ANAP'ın yöneticileri ve temsilcileri, 1996 yılında bu "temel kanun" kavramını İçtüzüğe koydu; 2001 yılına kadar da kullanıldı ve uygulandı. Bu uygulama döneminde, benim gibi, burada bulunan arkadaşlarım oldu. Dolayısıyla, bunun uygulamalarında zaman zaman değişiklik yapıldı, bu değişiklikler sebebiyle de Anayasa Mahkemesine götürüldü.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Kim götürdü?

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Götürenler arasında ben de vardım.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Hangi partideydin?..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Doğrusu, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesini bugün esas alıp İçtüzüğe koydum. Dolayısıyla, bizim yaptığımızda bir tezat yoktur, kırılma da yoktur arkadaşlar. CHP'li arkadaşlar kırılma noktasını kendilerinde arasınlar.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Oyunun rengini söyle.

       (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kapusuz, lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun efendim.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: 2001 yılında değişiklik yapıldı, 2002 yılında Anayasa Mahkemesi iptal etti. 2003 yılında değişiklik yapıldı; birkaç ay sonra ne oldu; iptal oldu.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Sen değiştin!..

BAŞKAN - Sayın Uzdil, istirham ediyorum…

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bu iptalden sonra, şu anda, biz, Anayasa Mahkemesinin yayımlamış olduğu, İçtüzüğün gerekçeli kararında bizden istemiş olduğu tanım, bizden istemiş olduğu oylama, bizden istemiş olduğu söz haklarının hepsini vererek, sadece temel yasada kullanılmak üzere, özel kullanılmak üzere yeni bir düzenleme yaptık.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Bravo!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bu düzenleme, Anayasaya da uygundur.

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - O senin kafana uygun!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde, Avrupa ülkelerinde mevcuttur, Türkiye de buna layıktır.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - O, gelişmiş ülkelerde…

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Biz bu düzenlemeyi yapmakla isabet etmekteyiz.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Lütfettiniz efendim, lütfettiniz!

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Çünkü, milletimiz bizden çok şey bekliyor, bunu yerine getirmek de bizim aslî görevimizdir diye düşünüyor, olumlu oy vereceğimizi bir kez daha ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, görüşmeler tamamlanmıştır.

Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Teklif kabul edilmiştir.

Hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.04


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.25

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

3 üncü sıraya alınan, Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı; Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Lokman Ayva'nın Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz, İzmir Milletvekili Kemal Anadol, Samsun Milletvekili Haluk Koç ile 46 milletvekilinin Özürlüler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

V. -KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (DEVAM)

3.-Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı; Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Lokman Ayva'nın Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz, İzmir Milletvekili Kemal Anadol, Samsun Milletvekili Haluk Koç ile 46 Milletvekilinin Özürlüler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler  ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1029, 2/215, 2/424, 2/437) (S. Sayısı: 969) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu 969 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Ali Arslan; şahısları adına, İstanbul Milletvekili Gürsoy Erol, İstanbul Milletvekili Ünal Kacır, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan ve Muğla Milletvekili Ali Arslan'ın söz talepleri vardır.

İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Ali Arslan'a aittir.

Sayın Arslan, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Arslan, süreniz 20 dakika.

CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adı çok uzun; ama, katkı koyanları da açıklaması açısından ben adını yeniden okumak istiyorum bu tasarının. Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı; Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Lokman Ayva'nın Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz, İzmir Milletvekili Kemal Anadol, Samsun Milletvekili Haluk Koç ile 46 Milletvekilinin Özürlüler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi.

Gerçekten, çok uzun yıllardan beri birçok kurumun, birçok insanın, birçok derneğin, birçok federasyonun, konfederasyonun büyük gayretleriyle, büyük çalışmalarıyla, bugün, ancak çok da enteresan bir günde -30 Haziran 1921 Himayei Etfalin Ankara'da kuruluş yıldönümü- böyle güzel de bir günde, üst üste, hem özürlülerle ilgili teklifin görüşülmesi hem de böyle, Ankara'da Çocuk Esirgeme Kurumunun -ki, bu, Çocuk Esirgeme Kurumunun temeli- ilk kurulduğu güne rast gelmesi enteresan. Sıra sayısı 969. Böyle güzel ve uzun dönemden beri beklenen bir yasa hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 2002 yılında, Devlet İstatistik Enstitüsü, özürlülerle ilgili bir araştırma tamamlıyor, 97 000 hane üzerinde yapılan bir araştırma bu. Bu araştırmaya göre, nüfusumuzun yüzde 12,28'i özürlü. Bu, oldukça yüksek bir rakam aslında. Gerçi, dünya ortalamalarına göre çok yüksek değil ama, nereden bakarsanız bakın 10 kişiden 1 kişi özürlü. Tabiî, bu özürlüler sadece bizim anladığımız klasik anlamda görme, işitme, ortopedik özürlüler değil, sonradan edinilmiş, işte, bazı hastalıklarla -akciğer hastalıkları, kalp hastalıkları gibi hastalıklarla- kazanılmış hastalıklar sonucunda oluşan, işgücünden kalma şeklinde tanımlayabileceğimiz hastalıkları da özürlü gruba dahil edince, rakam bu kadar yüksek oluyor.

Değerli arkadaşlarım, bizim de özrümüz var devlet olarak, bu kadar çok yurttaşta özürümüz var ama, bizim de özrümüz var. Bu araştırmaya göre okuryazarlık oranı mesela, çok enteresan, okuma yazma bilmiyor özürlülerimizin yüzde 36,4'ü, üçte 1'inden fazlası okuryazar değil. Okuma yazma bilen de, geri kalanı, yüzde 63,62'si. Okul bitirenlerin yüzde 40,97'si ilkokul bitirmiş, yüzde 5,6'sı ortaokul veya meslek okullarını bitirmiş, lise ve dengi yüzde 6,19; yüksekokul bitirme oranı çok düşük, normal, sağlıklı yurttaşlarımıza göre, yüzde 2,42. Eğitimde müthiş bir ihmal altında kalmışlar. Ulusumuz, Türkiye, maalesef, özürlülerimizin eğitimi konusunda özürlü bir devlet.

Bir diğeri, sağlıkla ilgili. Özürlülerimizin neredeyse yarısı kendi özrüyle ilgili hiç doktora gitmemişler, hiç doktor muayenesi görmemişler. Sağlık konusunda da müthiş bir yanlışı var, eksiği var bu ülkenin.

Değerli arkadaşlarım, özürlülerimizin yüzde 80'i işsiz, işgücüne katılamıyor. İşgücüne katılan özürlü oranı yüzde 21,71; yani, özürlü olan her 5 kişiden 1'i işgücüne katılmakta.

Değerli arkadaşlarım, çok enteresan, yine, bilginizde olsun diye bu araştırmadan bir sonuç okuyacağım. Özürlü yurttaşlarımızın evlenme oranları da, sağlıklı yurttaşlarımızın yarısı kadar; yani, özürlü yurttaşlarımızı evlendiremiyoruz, evlendirmekte de zorluk çekiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, yine, bu araştırmaya göre, özürlü yurttaşlarımızın devletten bekledikleri sorulmuş. Çok enteresan, parasal katkıda bulunmak; yani, ekonomik olarak rahatlamak istiyor yurttaşlarımız, yüzde 61,22. Eğitim olanaklarından yararlanmak isteyenler yüzde 3,31. İş bulmaya yardım etme yüzde 10 civarında. Diğerleri çok fazla değil, ihmal edilebilir talepler; ama, en çok, parasal katkıda bulunma; yani, özürlülerin ekonomik talepleri var.

Değerli arkadaşlarım, son 10 yıldan beri, gerek dünyada gerek ülkemizde konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin ve özürlü yurttaşlarımızın, Anayasadan da kaynaklanan ve Dünya Sağlık Örgütünün, başka kurumların kendilerine tanıdığı hakları yasal güvence altına alan bir yasa çalışması başlamış ve bugün, ne mutlu ki -gerçekten çok seviniyorum ben- özürlü yurttaşlarımız adına çok güzel bir gün bugün. Mecliste yaşadığımız, bir iki günden beri yaşadığımız olumsuzlukların sonucunda böyle güzel bir yasayı görüşmüş olmak, sanıyorum, hepimiz için bir onur; çünkü, çok uzun dönemli bir hedefin sonu, bugün özürlüler için çıkardığımız bu yasa.

Değerli arkadaşlarım, bu yasanın çıkacağı konusunda özürlülerimiz uzunca bir dönemdir çok umutsuzdular. Mesela, bir değerli milletvekili arkadaşımıza meil gelmiş -sevgili Bihlun Tamaylıgil'e- bana gönderdi bu özürlülerle ilgim dolayısıyla. Bu meili sizlere okumak istiyorum; yani, özürlü yurttaşlarımız bu yasanın çıkacağını beklemiyor. Meili aynen okuyorum: "Ben 22 yaşında özürlü bir vatandaşım. Türkiye Cumhuriyetinde yaşamanın ne denli zor olduğunu biliyorum. Ancak, bir de beden eksikliği olunca Türkiye Cumhuriyetinde yaşamak o kadar zor ki!" Gerçekten çok zor ve bizlerden şunu istiyor; "Özürlüler Yasası hakkında kamuoyunda daha içerikli ve daha tepkili olmanızı rica ediyorum; yardım çığlığı olarak sizden bunu istiyorum" diyor, çığlık atıyor. "Bu yasayı çıkarın" diye çığlık atıyor yurttaşımız. "Çünkü, işimiz devlete kalırsa bu yasa tam bir çıkmaza girer; yürürlüğe ne zaman girdi, ne şartlar var, bu yasa özürlülere ne kolaylık sağlayacak, ne şartlarda yararlanılacak ve ileride ne olacak, bilemeyiz ve bize kimse söylemez; yani, devletten biz özürlülere destek olmaz, zaten de hiç olmazdı" diyor. Umutsuzluğa bakın değerli arkadaşlarım! Yani, bugün gerçekten çok güzel bir iş yapıyoruz.

Diyor ki mesela: "Bu devlet, Avrupa Birliğine uyum için kokoreçi bile konuştu; Avrupa Birliğindeki özürlü haklarını bize vermek için çalışmadı. Bu konuda Avrupa Birliğinin kapısından bile geçemeyiz." diyor. En altına da çok anlamlı bir cümle yazmış; diyor ki: "Bu mesajı okuyan, yetkililere ulaştırsın Allah adına. Unutmayın, her sağlam bir özürlü adayıdır; Allah kimseye göstermesin."

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, ben -bir çığlık bu- bu çığlığı sizlerle paylaşmak istedim ve onun sonucunda, bugün, bu yasayla ne kadar güzel bir iş yaptığımızın da, hep birlikte, o heyecanını, o mutluluğunu duymanızı istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa buraya gelene kadar emek harcayan kurumlar var, özürlü dernekleri var, federasyonlar var, Sakatlar Konfederasyonu var ve bu konuda uzunca bir dönemden beri emek harcayan çok değerli bakanlarımız var; Sevgili Şuayip Üşenmez Bakanımız var ve bakanlığı bittiği halde, bugün, özürlüler için gecesini gündüzüne katarak çalışan bir Hasan Gemici var -ben, bu isimleri burada anmak istiyorum- Sayın Bakanımız Güldal Akşit var, bu yasa bu duruma gelene kadar emek harcayan; yine, özürlülerle ilgili çalışmalarını yakından bildiğimiz Sevgili Lokman Ayva var… Yani, bunları, burada, bu yasa görüşülürken anmamak, haklarını teslim etmemek mümkün değil. Ben, kendilerine, özürlüler adına teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, özürlüler, bir ara umutsuz hale geldiler, yine bu yasa çıkmayacak mı gibi; ben de, mesela, dünden beri bir yürek oynar içindeyim, acaba, tam geldi de gelmeyecek mi gibi.

Dün bir grup başkanvekili arkadaşımız geldi ve "bakın, Cumhuriyet Halk Partisinin talebi diye özürlüler yasasını getiriyoruz; ama, sakın ha, böyle, her maddede konuşmayın, burnumuzdan getirmeyin bizim; çünkü, 52 maddelik bir yasa bu. Diğer çıkaracağımız yasaları engelleyecek bir yasa gibi kullanırsanız hoş olmaz; yani, siz istediniz diye getirdik biz bu yasayı; ama, bunu da kötüye kullanmayın" gibi bir talepte bulundu bana; ama, bakın, bizim daha önce altkomisyonlarda ve komisyonlarda bu yasaya eklenmesini istediğimiz taleplerimiz var. Özürlülerle ilgili bu taleplerimizin, bugün, burada, bu yasaya eklenmesini istiyoruz. Bunu da dile getirmek, bir muhalefet partisinin en doğal hakkı olsa gerekir. Sanıyorum, birçoğuna da zaten siz katılacaksınız.

Değerli arkadaşlarım, başlığında da okudum, üç koldan bir çalışma yapıldı bu yasa hazırlanırken. Biri, Hükümetin getirdiği… Ki, geçen sene, ben, Sevgili Lokman Ayva'yla bir televizyon programına katılmıştım, Hükümetin hazırladığı 90 küsur maddelik bir özürlüler yasası vardı, çok sevinçle, bir an önce geliyor sandık acemi milletvekilleri olarak. Dedik ki, oh ne güzel, işte, özürlüler yasasını çıkarıyoruz, özürlülerimize hayırlı olsun, kutlu olsun falan diye, televizyon programında, birlikte, el ele çıktık. Sonra, yasa kayboldu. Sanıyorum, Sayın Maliye Bakanı, bu devletin kaldıracağı bir iş değil, geri çekin falan gibi… Sayın Bakanım, bilmiyorum…

GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Hayır…

ALİ ARSLAN (Devamla) - Sonra, geri çekildi ve budanarak geldi. 90 küsur maddelik o teklif 40 küsur madde olarak -yanılmıyorsam 41 madde- geri geldi. Bu arada, Sevgili Lokman Ayva başka bir yasa teklifi hazırladı ve bizim grup başkanvekillerimizin imzasıyla ve Cumhuriyet Halk Partisinden birçok milletvekili arkadaşımızın imzasıyla, Cumhuriyet Halk Partisi de 91 maddelik bir yasa teklifi getirdi ve bu teklifler komisyonlarda karşılaştırıldı, çakıştırıldı. Ekleme yapmak istediğimiz maddeler vardı, katkı koyabildiklerimiz oldu, kabul edilenler oldu, kabul edilmeyenler oldu. Şimdi, kabul edilmeyenlerin gerekçelerinin bazılarında, birçok maddede, denildi ki: "Bu düzenlemeler, Mecliste birkaç gün sonra görüşülecek olan Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Tasarısında var. O nedenle, bunlara gerek yok, bunları çıkaralım." Biz de, tamam, madem, bunlar genel sağlık sigortasıyla gelecekse, özürlülere bir hak olarak verilecekse, itirazımız olmaz, kabul ederiz dedik; ancak -biliyorsunuz, bugünlerde komisyonlarda görüşülüyor genel sağlık sigortası ve emeklilik sigortası, Sosyal Güvenlik Tasarısı- yeni haklar getireceğine, özürlülere kararnamelerle verdiğimiz birçok hakkı da o tasarıda geri aldığımız görünüyor. Yani, biz, genel sağlık sigortasıyla özürlülere bir şeyler verilecek diye beklerken -ki, komisyonlarda bize söylenen oydu; bu maddeyi orada gündeme getirmeyin, genel sağlık sigortasıyla vereceğiz, bu Sosyal Güvenlik Tasarısıyla vereceğiz" denildi; ancak -gördük ki, kararnameyle verilenler bile bu tasarıda geri alınıyor.

Değerli arkadaşlarım, mesela -çok enteresan- bu tasarının 30 uncu maddesinde, sosyal güvenlik kapsamı dışında kalan kimsesiz ve bakıma muhtaç özürlülerin evde ve kurumlarında bakımlarının yapılabilmesi için SHÇEK tarafından, bu iş için bir aylık bakım ücreti olarak iki aylık net asgarî   ücret tutarına kadar harcama yetkisi veriliyor. Ancak, sosyal güvenliğe sahipse, sözgelimi 150 000 000 lira civarında ölüm aylığı alan bir sosyal güvenlik kapsamındaki özürlü, bu 700 000 000 liralık SHÇEK'in vereceği yardımı alamıyor; yani, daha önce kararnameyle kendisine verilen bu hak, Genel Sağlık Sigortası Yasasıyla geri alınıyor. Özürlüyü daha ileri götüreceğine geri götüren bir düzenleme bu 30 uncu maddedeki düzenleme. O açıdan, sanıyorum, verdiğimiz önergelerle, yeniden, bu arkadaşlarımıza, birtakım hakları, ekonomik hakları... Ki, başlangıçtaki konuşmamda da söyledim, özürlülerin temel istekleri ekonomik katkı. Elbette eğitim, elbette sağlık, elbette istihdam; ama, ekonomik de katkı. Ne kadar rehabilite edersek edelim, ne kadar sağlığına kavuşturmaya çalışırsak çalışalım, birçoğunu yeniden çalışma hayatına kazandırmamız mümkün olmayacak bu yurttaşlarımızın.

Değerli arkadaşlarım, bu arada, bu tasarının, kendi içinde de bazı çelişkileri var. Zaten, özürlü yurttaşlarımızın şimdiye kadarki sıkıntılarının önemli bir bölümü, yasalarda ve yönetmeliklerdeki çelişkilerle ilgiliydi. Bu yasa da, ayrıca kendisi bizatihî çelişki yaratan bir yasa. Elbette güzel tarafları var, elbette, sanıyorum, özürlü yurttaşlarımızın heyecanla beklediği, birçok soruna çözüm getiren bir yasa; ancak, sanıyorum, bir mevzuat karmaşasının içine sokacak özürlülerimizi. Önümüzdeki dönemde büyük sıkıntılar çekeceğimiz konusunda kuşkularımız var. Mesela, bu yasa, özürlülerimizin bakımını SHÇEK'e, rehabilitasyonunu Millî Eğitim Bakanlığı sorumluluğuna veriyor. Düşünün, bir rehabilitasyon ve bakım merkezi açmak isteyen ya da açan bir kurum; o kurumun bir bölümü SHÇEK tarafından denetlenecek ya da izni oradan alacak, bir bölümü de Millî Eğitim Bakanlığı kanalıyla denetlenecek. Büyük bir karmaşa. Şimdiye kadar, SHÇEK'in etkisiyle, SHÇEK'in denetiminde olan bu kurumlar, bu düzenlemeyle, 2007 yılında Millî Eğitim Bakanlığının denetimine devredilecekler, izinleri Millî Eğitim Bakanlığından alacaklar; ama, bildiğimiz kadarıyla da, Millî Eğitim Bakanlığının bu denetimi yapacak sosyal güvenlik uzmanı yok; yani, denetim elemanları yok. SHÇEK iyi ya da kötü şimdiye kadar bu işi kör topal beceriyordu. Sanıyorum, bu konuda Millî Eğitim Bakanlığından çok daha yetkili, çok daha elverişli kadrolara sahip; ancak, kadroları artırıp SHÇEK'in hâlâ bu işi yapıyor olması, rehabilitasyon bölümü gibi bakım bölümünü de, ikisini birlikte SHÇEK'in yapması çok daha elverişli, çok daha iyi olurdu diye düşünüyoruz.

Gene, bilemiyorum, dilerim gerçekleşmez, dilerim böyle bir şey olmaz, bir dedikodudur; bu yasanın 41 inci maddesi… Değerli arkadaşlarım, 41 inci madde, özürlülerin haklarını korumak için bu yasanın temel maddelerinden birisi. Aynen şöyle diyor 41 inci madde: "26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 122 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında geçen 'dil, ırk, renk, cinsiyet' ibarelerinden sonra gelmek üzere 'özürlülük' ibaresi yüklenmiştir." Duyuyoruz ki -inşallah doğru değildir- bu madde bu tasarıdan çıkarılmaya çalışılıyor.

Değerli arkadaşlarım, eğer böyle bir şey olursa, bu tasarıyı çıkarmanın hiçbir anlamı kalmaz. Bu tasarı, özürlülerin istihdamı konusunda, özürlülere karşı toplumun davranışları konusunda çok önemli yaptırımlar getiren bir tasarı ve bununla ilgili, mesela, Fransızların ayırımcılıkla ilgili yasasında özürlülük yer alıyor ve yaptırımları şu: İki yıla kadar hapis ve 30 000 euro para cezası; eğer, özürlüler konusunda, ayırımcılık konusunda dikkat etmezse bir işveren ya da toplumdaki herhangi bir kurum ya da kişi ya da kuruluş.

O açıdan, bence bu yasa tasarısının özü, bu yasa tasarısının en önemli maddesi bu. Dileyelim, duyduğumuz, öğrendiğimiz dedikodudur, aslı yoktur, böyle bir şey gerçekleşmez, böyle bir öneri, böyle bir talep gelmez ki, biz de, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, şimdiye kadar bu yasa tasarısına verdiğimiz desteği vermeye devam ederiz.

Değerli arkadaşlarım, sanıyorum sürem bitmek üzere; biraz sonra şahsım adına söz alacağım. Bu tasarı hazırlanırken, Cumhuriyet Halk Partisi olarak teklif ettiğimiz; ancak, komisyonlarda bu tasarıya yerleştiremediğimiz maddelerden, neleri talep etmiştik, neleri yerleştiremedik, biraz sonraki şahsım adına konuşmamda onlardan söz edeceğim.

Bu duygularla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Arslan.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Zaten... Sanıyorum, saniyeleri ayarlayamadım.

Bu duygularla, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Şahsım adına konuşmamda, konuşmamın kalan diğer kısmını tamamlayacağım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Madde üzerinde, AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Güldal Akşit; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 969 sıra sayılı Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının geneli üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Günümüz dünyası, değişen toplumsal koşullar nedeniyle, sosyal politika alanında yeni yaklaşımlar geliştirme çabası içindedir. Sosyal politikanın temel amacını, değişik risklere karşı toplumda zayıf kesimlerin güvenceye alınması oluşturur. Bu amaçla oluşturulan sosyal koruma sistemleri ve yeniden dağıtım mekanizmalarıyla bu kesimlerin sosyal ve ekonomik yaşama katılımı sağlanırken, toplumun ekonomik ve kültürel kaynaklarının adil dağılımı da sağlanmaya çalışılır. Bu bağlamda, sosyal politikanın 3 temel değerden esinlendiği söylenebilir. Bunlar, özerklik, hakkaniyet ve toplumsal bütünleşmedir.

Sosyal dışlanmayla mücadele, toplumsal aidiyet ve güven, sosyal politikanın hedefleridir. Geleneksel sosyal politika olarak nitelendirebileceğimiz söz konusu yaklaşım, nüfusun yaşlanması ve iş piyasasından dışlanma gibi yeni sorunlar karşısında yetersiz kalmıştır. Eşit olmayan gelir dağılımını düzeltmek ve yoksulluğu önlemek için geçmişte uygulanan sosyal politikaların başvurduğu temel araç, zenginlerin ve ekonomik büyümede en fazla pay alanların gelirlerinden kesilen vergilerin, hastalık, yaşlılık ve meslekî vasıf yetersizliği gibi herhangi bir nedenle ücretli bir işte çalışamayan kişilere transfer edilmesiydi. Ancak, geçmişte böyle bir sözleşmenin uygulanabilmesini mümkün kılan uygun ekonomik ve demografik koşullar artık ortadan kalkmıştır. Günümüzde sayıları gittikçe artan emeklilerin ve sağlık hizmetlerine ihtiyacı olan kişilerin giderleri, sayısı gittikçe azalan çalışma yaşındaki nüfus tarafından üstlenilmektedir. Kitlesel işsizlik ve erken emeklilik olguları, demografik etkenlerin etkisini artırarak sosyal güvenlik sistemlerinin sürekliliğini zora sokmuştur. Bu bağlamda, geleneksel sosyal politikanın dışında aktif sosyal politikadan söz edilmektedir. Bu yaklaşıma göre kamu idareleri sosyal politikanın tek aktörü değildir. Sosyal alanda önemli roller üslenebilecek, hatta sosyal korumanın finansmanına ve uygulamasına katılabilecek birçok sosyal grup bulunmaktadır. Bu doğrultuda özel sektör sosyal hizmetlerin sunumuna geniş ölçüde katılabilir; çocuk bakımından yaşlılara ve özürlülere götürülebilecek çeşitli hizmetlere kadar, özel sektör, kamu sektörü yanında değişik seçenekler sunarak önemli işlevler yerine getirebilir.

Sosyal politikalarda ortaya çıkan bu iradî yaklaşım, bireylerin gelecekten beklentilerini artırmak için onların kapasitelerine yatırım yapılması gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Bu yeni yaklaşım, hükümetlerce sosyal yardımları azaltan, vergi gelirlerini artıran, daha geniş anlamda yoksulluğu ve sosyal dışlanmayı önleyerek uyumlu bir toplum öngören sosyal politikalara yatırım yapılmasının daha yararlı olduğu anlayışına dayanmaktadır. Söz konusu politikalar, toplumu oluşturan birey ve grupların sosyal ve ekonomik yaşama tam olarak katılmalarını özendirmektedir. Bu yaklaşım, toplumun üyesi olarak, bireylerin ve grupların hak ve yükümlülüklerinin tanınmasına dayanmakta ve hayatın risklerine karşı kişileri korumanın ötesinde, mümkün olduğu kadar onların kapasitelerine yatırım yaparak tüm yaşam boyunca potansiyellerini gerçekleştirmelerine çalışmaktadır.

Özürlülük açısından ise yeni sosyal politika yaklaşımında temel hedef, özürlülerin toplumla bütünleşmesi olarak karşımıza çıkar. Özürlülük konusundaki çalışmalar, değişen koşullar açısından değerlendirildiğinde ise, sosyal politikanın en sorunlu alanlarının başında gelmektedir ve bu durum, özürlülüğün dinamik yapısından kaynaklanmaktadır. Özürlülük, günümüzden kısa süre öncesine kadar kabul edildiği gibi, çeşitli önleme çalışmalarıyla tüketilebilir bir olgu değildir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de -biraz evvel değerli milletvekilimizin de bahsettiği gibi- yüzde 12,29 özürlülük oranı, yaşlanmaya endeksli olarak yükselmekte ve bu bağlamda da özürlülük fenomeninin kapsamı ve içeriği genişlemektedir. Özürlülüğün geleneksel olarak tanımlandığı fiziksel eksikliğe dayalı yaklaşımlardan vazgeçilmiş, işlevsellik açısından değerlendirilmeye başlanılmıştır. Buna göre, özürlülük, sadece, ortopedik, görme, işitme ve zihinsel olarak değerlendirilen, başka bir deyişle, fiziksel bir eksiklikle nitelenen bir olgu değil, süreğen hastalıkları da içinde barındıran bir olgudur. Bu doğrultuda, homojen bir yapı arz etmeyen özürlülük, kendi içinde, ağır özürlülük ve diğerleri olarak sınıflandırılmaktadır. Ağır özürlülük, sadece belli özür türlerinin niteliği olarak değil, bağımlılık oranı çerçevesinde her özür türünü kendi içinde barındırmaktadır. Bu anlamıyla da, özürlülük alanında yapılacak çalışma ve hizmet sunumları da değişmektedir. Ülkemizde ise, sosyal politika açısından özürlülüğün daha çok yoksulluk bağlamında değerlendirildiğini söyleyebiliriz. Özürlülük, yoksulluğun ürünü olmamakla birlikte, yoksulluk nedenidir ve ülkemizde, özürlülerimize yeterli eğitim ve istihdam altyapısı söz konusu olmadığından, özürlülük, yoksulluk bağlamında, hizmet sunumunun konusudur.

Ülkemizde diğer bir sorun alanı, yine yoksullukla bağlantılı olarak, sağlık hizmetleridir. Özürlülerin sağlık sorunlarından söz edilebilir; ancak, özürlülük, bir hastalık değil, bir durumdur. Bu doğrultuda da, özürlülere yönelik hizmet sunumunun öncelikleri, sadece "yardım" başlığında toplanmaya uygun değildir ve bu türden hizmetler yeterli de değildir. Konuya, sosyal hizmetler açısından yaklaşıldığında ise, ülkemizde, yoksulluk eksenli yardımlar dışında özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri söz konusudur. Hem hizmet standartları hem de denetim mekanizmaları açısından çeşitli sorunlar taşıyan bu hizmet sunumlarının yetersizliği bir yana, ülke koşullarımıza göre uygunluğu da ayrı bir problemdir.

Ağır özürlülük açısından en temel sorun, ailelerine bağımlı olan özürlülerin ailelerinin de eve bağımlı yaşamalarıdır. Bu bağlamda, çok acil durumlarda dahi özürlü çocuğunu bırakıp ihtiyacını gideremeyen özürlü annelerine yönelik aile destek hizmetleri önceliktir.

Aile destek hizmetleri, yerel idareler açısından da en kolay hizmet organizasyonlarının başında yer almaktadır. Basit anlamda, özürlü kreşi biçiminde sunulabilecek bu tür hizmetler, aile eğitimi ve rehabilitasyonunu da içerecek biçimde daha kompleks olarak sunulabilir.

Kamu idareleri merkezli hizmet imkânları açısından diğer öncelikli alan ise, istihdamdır. Ülkemizde özürlülerimize meslek edindirilemediği için, istihdam konusunda önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu konuda yapılabilecek en doğrudan hizmetler, meslekî rehabilitasyon ve korumalı işyerleri düzenlemeleridir. Bu bağlamda, gündemimizde olan özürlüler kanunu yürürlüğe girdikten sonra, ülkemizde özürlülük konusunda yeni politikaların temel referansını oluşturacaktır.

Bir politika aracı olarak özürlüler kanunu, hem özürlülere yönelik sunulacak hizmetleri hem de sosyal hakları yeniden düzenlemektedir. Ayırımcılıkla mücadele merkezinde bir özürlülük politikasını belirleyecek olan kanunla birlikte, kamu idaresine ulaşılabilirliğin sağlanması açısından da önemli yükümlülükler getirmektedir.

Dünyada 1970'li yıllarda ortaya çıkan ve yaygınlaşan özürlüler kanunları, yeni bir politika aracıdır. Bu anlamda, yaygın biçimde anlaşıldığı gibi, özürlüler kanunları, özürlüler konusunda mevcut olan mevzuatın bütünleştirilmesi anlamına gelmemektedir. Günümüz dünyasında özürlülüğün sorunları, ayırımcılık ekseninde değerlendirilmektedir. Bu yaklaşıma göre, özürlü haklarıyla ilgili çalışmalar, fırsat eşitliği ve insan hakları bağlamında yer alır. Bu anlamda, dünyada özürlülük konusunda gelişmiş olan terminoloji yanında, temel esaslar Özürlüler Kanunda yer almaktadır.

Bilindiği gibi, hazırlıklarına 2003 yılında başlanılan ve ilgili kurum ve sivil toplum kuruluşlarının görüş ve önerileri doğrultusunda hazırlanan Özürlüler Yasa Tasarısı, 94 maddeden oluşmaktaydı. Tasarı, Mayıs 2004'te Başbakanlığa sevk edilmişti. Geçen sürede, şahsımın Başkanlığında, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Maliye Bakanlığından oluşan bir komisyon oluşturulmuş ve söz konusu komisyon, mevcut tasarıyı yeniden biçimlendirmişti. Bir anlamda güncelleme çalışması olarak da nitelendirilebilecek çalışmada, Özürlüler Kanun Tasarısı, Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının hazırladığı Primsiz Ödemeler Kanunu Tasarısı, sosyal güvenlik kuruluşlarının tek çatıda toplanması, Genel Sağlık Sigortası Kanunu Tasarısı ve yeni kanunlaşan Belediyeler Kanununa göre yeniden düzenlenmişti. Son çalışmayla, Özürlüler Kanun Tasarısı, 16 maddelik bir çerçeve kanun ve 23 kanunda 37 maddelik değişiklik getiren 54 maddelik düzenlemeden oluşmaktadır.

Çerçeve kanun, ülkemizde bir özürlüler politikasının kurumsallaşmasının altyapısı niteliğindedir. Buna göre, ülkemizde özürlüler politikasının temeli, ayırımcılıkla mücadele üzerine kurulacaktır ve özürlülerin özürlerinden dolayı herhangi bir ayırımcılığa tabi tutulamayacağı genel esas hükmüne bağlanmıştır. Avrupa Birliği sosyal politikasıyla paralellik taşıyan bu yaklaşım yanında, kanunu oluşturan tanım ve terminolojiler, özürlülüğün sınıflandırılması ve ölçülmesiyle ilgili hükümler, dünyada geliştirilen en son sistem olan ICF'e göre biçimlendirilmiştir; ki, bu nitelik de, ülkemiz mevzuatı ve uluslararası dil arasında örtüşme sağlamaktadır.

Diğer yandan, çerçeve kanun, mevzuatımızda mevcut olmayan sosyal hizmet uygulamalarıyla ilgili esasları içermektedir. Bakıma muhtaçlık, ağır özürlülük, korumalı işyeri, toplum temelli rehabilitasyon, bakım ve bakım çeşitleri gibi alanlarda, hizmet sunum biçimlerini belirlemektedir. Ülkemizde, özürlülük profiline göre, öncelik, yaşlı ve ağır özürlülerdedir ve özürlü vatandaşlarımızın yüzde 41'i 65 yaşın üzerindedir. Bu doğrultuda en temel sorun, ailesine bağımlı olarak yaşayan özürlülerimizin ailelerini kaybettikten sonra ortaya çıkan durumdur. Bu konuda, Özürlüler Kanunu, bakıma muhtaç ağır özürlüye bakım teminatı getirmektedir. 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü Kanununda yapılan değişiklikle, ülkemizde bakım hizmeti, özel sektörden hizmet satın alma yoluyla sunulmaya başlanılacaktır. Bu düzenlemeyle ülkemizde, üç yıl içinde, sosyal güvenlik kapsamı dışında kalan 200 000 ağır özürlü vatandaşımıza bu hizmet verilmeye başlanılacaktır. Bakım hizmetinin ülkemizde bir sektör olarak kurumsallaşmasını belirleyecek olan bu düzenleme, genel sağlık sigortası çalışmalarının tamamlanmasıyla, sosyal güvenlik kapsamında yer alan yaşlı ve özürlüleri de kapsayacaktır. Özürlülerin toplumla bütünleştirilmesi olan sosyal politikanın önündeki en kayda değer engellerin başında, mevcut mevzuat gelmektedir. Mevcut haliyle, kişilerin taşıdığı özür, memur olmaya engeldir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, söz konusu ayırımcı düzenlemeler kaldırılmaktadır Yine, özürlülerin toplum hayatına katılmalarında büyük bir engeli oluşturan altyapı sorunları, getirilen düzenlemelerle, yedi yıl içinde giderilecektir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu yasanın, yaklaşık iki yıllık bir süredir, özellikle özürlü kardeşlerimizce büyük bir sabırsızlıkla beklenildiği hepimizce bilinmektedir; ancak, bu iki yıllık süreç içerisinde, çalışmaları  yakinen takip eden, hatta zaman zaman bu çalışmaların bizzat içinde olan bir arkadaşınız olarak, konunun uzmanı bürokrat arkadaşların da bu konuda ne kadar hummalı ve özverili çalışmayla bu sonuca geldiklerini yakinen bilmekteyim. Amaç, mümkün olan en iyi tasarıyı gündeme taşımak idi ve bu amaca bugün vardığımızı, sevinerek ve gururla görüyorum.

Bu vesileyle, bu tasarının hazırlanması sırasında desteklerini esirgemeyen, başta Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, katkı sağlayan değerli bakanlarımıza, çalışmalara bizzat katılan milletvekili arkadaşlarımıza, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine, sivil toplum kuruluş temsilcilerine ve kanunun hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, ülkemiz açısından çok önemli bir alanda yeni bir süreci başlatacak olan bu kanunun hayırlı olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Akşit, teşekkür ediyorum.

Şahsı adına, İzmir Milletvekili Nükhet Hotar Göksel; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

NÜKHET HOTAR GÖKSEL (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Özürlüler Yasa Tasarımız -kısaca adı- hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Biraz evvel, CHP'li sayın arkadaşımız grup adına konuşurken, bir faksı okudu, özürlü bir arkadaşımızdan gelen; ama, biz, AK Parti olarak, gelen faksları okumak, değerlendirmek yerine, onların değerlendirilebileceği ve çözüm üretilebileceği adımlar da attık kurumsal anlamda. Bunlardan bir tanesi, bir ilk olarak Genel Merkezimizde Özürlü Koordinasyon Merkezimizi oluşturduk ve bunun tüm Türkiye genelinde örgütlenmesini sağladık, hatta ilçe bazına indik. Daha sonra bugüne kadar defalarca Meclise kadar getirilebilmiş, ama, görüşmelerine dahi başlanamamış olan Özürlüler Yasa Tasarımızı bugün burada karşınıza getirmiş olduk. Bu anlamda, tabiî ki bu katkıları birlikte yaşıyoruz, bunun şerefini birlikte paylaşıyoruz; ama, bir yönüyle de Partimizin bu yöndeki kararlılığının ve çalışmalarının somut bir örneği olarak bu hakkı da teslim etmek gerekir diye düşünüyorum.

Konuşmamın başlangıcında bir de şunu belirtmek istiyorum: Kanunun özünü oluşturan özürlü ya da engelli insan demek, doğrudan doğuştan veya sonradan fizikî kapasitesi sınırlanmış insan demektir. Ancak, özürlü ifadesi yeterince açıklayıcı bir ifade değildir; çünkü, biyolojik olarak iradesi dışında sınırlanmış olan insanın fiilî kapasitesine yeni kapasiteler eklemesinin görüldüğü muhteşem örneklerle dünyanın her tarafında karşılaşmak mümkündür.

Değerli milletvekillerimiz, Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan çalışmalar, yaklaşık yüzde 13'lük bir özürlü nüfusumuzun olduğunu göstermektedir ve bu oran da dünya ortalamasının maalesef üzerindedir. Böyle bir orana sahipken, ülkemizi ziyaret eden yabancılar da dahil birçok kişi "sizin ülkenizde özürlü yok mu veya özürlü oranı çok mu düşük" demektedirler; çünkü, sokaklarda özürlülerimizi görememekteler. Onlara, gerek çalışma hayatında gerek sosyal hayatta gerekse sadece evden çıkıp gezmelerini, ziyaretlerini sağlama amacıyla gerekli ortamı bugüne kadar maalesef sağlayamamışız, onları evlerine kapatmışız. İşte bu tasarı, onların evden çıkmalarını, gerek sosyal hayata gerek çalışma hayatına girmelerini de sağlayacak çok önemli bir başlangıcı oluşturmakta.

Burada, özürlülüğün sebepleri de, yine bizim önemli bir gündem maddemiz. Eğer doğuştan ise, yapılabilecek konular, alınabilecek önlemler farklı; eğer sonradan ise, yine çok farklı.

Biz, bütün bu anlamdaki çalışmalarımızı, tedbirlerimizi aldıktan sonra bile, bakıyoruz ki, özürlü olma hali engellenemeyen çok ciddî bir nüfus var ve bir miktar da olsa, olacak, olmaya devam edecek. O halde, hedefimiz de, bu vatandaşlarımızın asgarî yaşam şartlarını dizayn ederek, kendilerine ve yakınlarına hayatı daha yaşanılır kılmaktır. Eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri, istihdam ve sosyal hayata uyum konuları, yapılması gereken icraatların en önemlileri arasındadır.

İşte, Partimiz ve bizler bu gayretlerin içindeyiz. Özürlü vatandaşlarımıza duyarlılığımız en üst seviyede. Her şeyden önce toplumun bütün kesimlerini kucaklayarak, huzurlu ve mutlu bir hayata giden yolun altyapısını hazırlama çalışmaları içindeyiz. Bu anlayış doğrultusunda da, özürlü vatandaşlarımıza hayatı daha yaşanılır kılma gayretini sürdürmekteyiz; çünkü, Partimiz, programında da vurguladığı gibi, özürlü vatandaşlarımızın insan onuruna yakışacak şekilde yaşamalarını sosyal devlet anlayışının bir gereği olarak görmektedir.

Yine, hiçbir özürlü vatandaşımıza, zihinsel ve bedensel özürleri nedeniyle ayırımcılık yapılmasına da müsaade etmeyeceğimizi, bu yönüyle de özürlülere bakış açımızı net bir şekilde ifade etmek istiyorum.

Özürlülere yönelik özel eğitim imkânlarının artırılması, iş kurma kredilerinin sağlanması, vergi muafiyeti getirilmesi, gerekli araç ve gereçlerin imalat ve ithalatına kolaylık getirecek çalışmaların yapılması, bu alandaki gündemimizin en önemli maddeleri.

Dolayısıyla, kanunumuzda da bu saydığımız ihtiyaçlar önemli ölçüde karşılanmakta. Çok başındayız; gerek kanunun ilerleyen maddeleri içinde gerekse çıktıktan sonraki süreçte, eminim ki, haklı da olabilecek bazı eleştiriler olacaktır; ama, şunu çok önemle vurgulamak ve gözönüne almak zorundayız: Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk, dolayısıyla her ilkte olduğu gibi, mutlaka aksaklıkları, eksiklikleri olabilir; ama, buradaki hedef noktamız, mükemmele ulaşmayı hedefleyerek, bu ilk üzerinde çalışmalarımızı geliştirmek olmalı, aksaklıklarımızı gidermek olmalı.

İnsana hizmeti her şeyin üzerinde tutan Partimiz, özürlü vatandaşlarımızın sorunlarını da takip ederek, konuyu bu noktaya getirmiştir; bunu tekrar vurgulamak istiyorum; çünkü, bizim, gerek özürlülerimize gerek yaşlılarımıza ilişkin yaptığımız faaliyetler, bugün, belki çok fazla değil, ama, yakın bir gelecekte, çok ciddî bir adımın temelleri olarak tarihteki yerini de alacaktır. Ülkemizin demografik yapısına baktığımızda, yakın bir gelecekte, neredeyse yarısının özürlü ve yaşlılardan oluşmakta olduğunu göreceğiz ve biz bir öngörüyle, nüfusumuzun yakın gelecekteki bu demografik yapısını, bugünden, sorunlarına çözüm bulan bir zemine oturtmak, politika belirlemek ve bu politikaları uygulamaya sokmak amacıyla hareket ediyoruz ve bu kanun da, bunun ciddî örneklerinden bir tanesi.

Değerli milletvekilleri, siyasî hayata birçok ilki kazandıran Partimiz, 3 Kasım seçimlerinde, iki arkadaşımızı da, bu kanuna konu oluşturan iki arkadaşımızı da Yüce Meclisimize taşımıştır. Yine, 28 Mart yerel seçimlerinde, özürlü vatandaşlarımızdan başvuru ücreti almayarak bir ilki yapmıştır. Onlara belirli kontenjanlar vererek, bugüne kadar olmamış sayıda belediye başkanı, il genel meclisi ve belediye meclisi üyesinin de, yerel yönetimlere taşınmasını mümkün kılmıştır. Dolayısıyla, biz bu konuda samimiyiz ve kararlıyız.

Onun için, bu ilki, çok önemli ilki başlattığımız şu günde ve bunun sonrasında yapılacak eleştirilerin yapıcı olması, katkı sağlaması, en büyük temennimiz, en büyük isteğimiz.

Bu konuda, Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi, çok ciddî çalışmaları ve emeği geçen kişi ve kurumlar oldu. Ben de bunları burada tek tek sıralamadan, hepsine çok teşekkürler ediyor, şükranlarımızı arz ediyor, bu uygulamanın, bu kanunun, başta özürlü vatandaşlarımız olmak üzere, tüm ülkemize ve tüm dünyaya hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Göksel.

Madde üzerinde, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Gürsoy Erol; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

GÜRSOY EROL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan, 969 sıra sayılı, kısa adı Özürlüler Yasa Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisimizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün, özellikle, tabiî ki özürlüler camiası adına önemli bir gün, tarihî bir gün; çünkü, Türkiye'de bir ilki bu Meclis gerçekleştiriyor ve bunu da, iktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, kısacası, emeği geçen tüm arkadaşlarımız adına, bu onuru hep birlikte paylaşıyoruz; bu vesileyle, böylesine mutlu bir günde sizlerle bir arada olmanın, hep birlikte onurunu yaşıyoruz.

Tabiî ki, bu yasa, değişik vesilelerle, değişik zamanlarda, bundan önce de gündeme geldi; ama, komisyonlara kadar ancak gelebildi ve komisyonlarda görüşülemeden, kadük kalmış olan bir yasa; ama, bu dönemde, özellikle iktidarımızın bu noktadaki hassasiyeti ve muhalefetimizin de bu noktadaki yakın desteğiyle, hoşgörüsüyle, sivil toplum kuruluşlarının da katkılarıyla, bugünkü bu şeklini aldı ve bugün burada hep birlikte görüşüyoruz.

Mevzuat içerisinde bugüne kadar birçok dağınık konuları bu yasa şu anda toparlamış oluyor ve bir bütünlük içerisinde, özürlülerin önüne, artık, Türkiye'de bir konuşulan yasa, Türkiye'de bir çerçeve yasa haline bugün getirmiş oluyoruz. Yasanın, özürlülüğün önlenmesi anlamında ve yine özürlülerin özellikle baş sıkıntıları olan sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam gibi konuları, bakım ve güvenliğe ilişkin önemli konuları içermesi açısından son derece önemli bir yasa olduğunu ifade etmek istiyorum.

Yine, özürlü adına sorunun çözülmesi açısından özürlünün tek başına problemini çözmesi oldukça -günümüz şartlarında- zor görünüyor ve dolayısıyla özürlünün problemini çözmesinde ailesinin, toplumun tüm kesimlerinin ve özürlülere yönelik hizmet veren kurum ve kuruluşların bir arada davranmasının ve bu şekilde bu problemin çözülmesinde beraberce hareket etmelerinin son derece önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bakım hizmetlerine, yeni bir kavram olarak evde bakım hizmetlerinin de getirilmiş olması, yasanın, zannediyorum, en önemli, en can alıcı noktalarından bir tanesi. Yine, aynı şekilde, erken tanının özürlülüğün önlenmesinde önemli bir adım olduğunu, ayrıca, meslekî rehabilitasyon ve korumalı işyeri kavramlarının da tasarıda yer almasının özürlüler adına önemli maddeler olduğunu yine aynı şekilde ifade etmek istiyorum.

Özürlülerin özürlü olmayanlarla beraber eğitim imkânları alması ve beraber aynı sınıflarda, aynı okullarda, birbirleriyle yan yana, ciddî bir eğitim alma imkânının sağlanmasının da, yine, tasarıdaki önemli adımlardan birisi olduğunu, önemsediğimi de aynı şekilde ifade etmek isterim.

Özürlülerin devlet memurluğuna alınması ve mesleklerine uygun münhal kadrolara atanmaları, yapılacak atamalarda çocuklarının özür durumlarının önemli olduğu ve bu noktada bunların dikkate alınması; yine, aynı şekilde, özürlülerin spor yapmasının ve spor aktivitelerine katılmalarının kolaylaştırılması; özürlülerin araçlarına mahsus park yerlerinin ayrılması ve uymayanlara bu konuda 2 katı ceza verilmesi; yine, aynı şekilde, özürlülerin en büyük problemlerinden birisi olan toplutaşıma araçları, kamu binaları başta olmak üzere, tüm umuma açık alanlarda erişilebilirliğe uygun hale getirilmiş olması -ki, tasarıda beş yıl olarak geliyor bu süre- zannediyorum, özürlüler adına bu tasarıdaki en önemli kazanımlardan bazıları olarak ifade etmek istiyorum.

Tabiî, şunu da ifade etmek isterim ki, yasa çıkıyor ve bu noktada tüm özürlülerin problemleri çözümleniyor anlamı da çıkarılmaması gerekir; çünkü, senelerdir birikmiş ve özellikle cumhuriyetimiz dönemini kastedersek, seksenbeş yılın birikmiş problemleriyle ilgili ilk defa bir çerçeve yasa çıkarıyoruz ve dolayısıyla, bütün problemlerin çözülmüş olmasını da bir anda beklemek tabiî ki mümkün değil.

Bu noktada, özellikle bu problemlerin çözümü anlamında söylemek istiyorum; herkese ayrı ayrı görev düşüyor. Kanunları hazırlamak, kanunları yasalaştırmak, çok güzel; ama, her şeyin çözümü anlamına da gelmiyor. Bu noktada, uygulanması çok çok daha önemli; nasıl bugün bir arada, iktidarıyla muhalefetiyle beraberce bu yasayı çıkarıyorsak, uygulanması anlamında da, iktidarıyla, muhalefetiyle, vatandaşıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla hepimize büyük görevler düşmekte ve yasanın bundan sonrasında da takipçisi olmak, bu çıkan yasanın maddelerinin uygulanması adına hep birlikte hareket etmek durumundayız.

Ben, bu arada, iki tane önemli konuyu da ifade etmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, özellikle bu yasanın çıkması vesilesiyle hükümetimiz adına önemsediğim için ve özürlülerin en önemli problemi olduğu için, istihdam problemini dile getirmek istiyorum. Bu yasa, özürlülerin istihdam anlamında bütün problemlerini tabiî ki çözmüyor ve özellikle, Sayın Başbakanımızın 2005 yılını özürlülerin istihdam yılı ilan etmesi dolayısıyla önemli bir yıl olduğunu ifade etmek istiyorum; ama, bütün buna rağmen, özellikle çatısı altında bulunduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi başta olmak üzere, kamuda, yüzde 3 kontenjandan doğan özürlü açığının çok ciddî seviyelerde olduğunu da hepimiz biliyoruz.

Dolayısıyla, çıkardığımız yasaların uygulanması adına, önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı başta olmak üzere, kamudaki tüm kurumların, özürlülerin adına açık olan bu kadroları bir önce doldurmasını, tüm özürlülerin arzusu olarak burada ifade etmek istiyorum; ki, bu ciddî sayıda bir istihdamdır ve bu noktada da özürlülerin her birisi, ayakları üzerinde durmak, akşam evine gittiği zaman kendi kazandığı ekmeği çocuklarıyla paylaşmayı arzu etmektedir. Dolayısıyla, yardımlardan ziyade, istihdam probleminin de, zannediyorum, hükümetimizin yüzde 3 kontenjandaki açıkları doldurması adına önemli olduğunu burada ifade etmek istiyorum.

Yine, bir diğer önemli konu, yasada olmayan, ama, emeklilikle ilgili, özellikle özürlülerin en sıkıntılı olduğu maddelerdir. Bunun sosyal güvenlik kanunu içerisinde geleceği ifade edildi; ama, Sosyal güvenlik kanunu içerisinde nasıl geleceğini şu anda tam olarak biz de bilemediğimiz için, ben, özellikle ifade etmek istiyorum, kurumlar arasında, yani, Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı arasında ayrı ayrı uygulamalar var şu anda ve bunlardan, özürlü olarak işe girme veya sonra özürlü olma adına son derece ciddî sıkıntılar yaşıyor özürlü arkadaşlar. Dolayısıyla, çıkacak olan sosyal güvenlik yasasında, bu noktada, özellikle özürlülerin emeklilik problemlerinin de tek bir çatı altına alınarak halledilmesi en büyük beklentilerden biri olduğu için özellikle vurgulamak istiyorum.

Ben, tekrar, bu noktada, emeği geçen tüm arkadaşlara teşekkür etmek istiyorum ve bu önemli günde, özürlüsüyle, özürsüzüyle, daha mutlu bir Türkiye ve daha güzel bir gelecek umuduyla, Genel Kurula saygılarımı sunuyorum.

Hepinize teşekkürlerimi arz ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Erol, teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, saat 20.30'da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.23


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.37

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK(Burdur)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

969 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. -KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

 GELEN DİĞER İŞLER (DEVAM)

3.-Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı; Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Lokman Ayva'nın Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz, İzmir Milletvekili Kemal Anadol, Samsun Milletvekili Haluk Koç ile 46 Milletvekilinin Özürlüler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler  ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1029, 2/215, 2/424, 2/437) (S. Sayısı: 969)(Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 1 inci maddesini okutuyorum:

 ÖZÜRLÜLER VE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI

 BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Tanımlar ve Genel Esaslar

Amaç

MADDE 1.- Bu Kanunun amacı; özürlülüğün önlenmesi, özürlülerin sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarının çözümü ile her bakımdan gelişmelerini ve önlerindeki engelleri kaldırmayı sağlayacak tedbirleri alarak topluma katılımlarını sağlamak ve bu hizmetlerin koordinasyonu için gerekli düzenlemeleri yapmaktır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Muzaffer Kurtulmuşoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bu yasada emeği geçen -eksiğiyle beraber- gerek hükümete gerekse Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna teşekkür ediyorum; bu bir ilktir. Bu yasanın çıkması, özürlüler için bir başlangıçtır; ama, buna tam olarak, her şeyiyle mükemmeldir demek biraz güçtür; ama, böyle olmasına rağmen, bunun çıkması için gayret gösteren her iki tarafa da teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, özürlü olmak, hiç kimsenin, bağımsız yaşama hakkını, yaşamdan haz duyma hakkını, kendi tercihlerini kullanma hakkını, topluma katkıda bulunma hakkını, bir meslek sahibi olma hakkını; ekonomik, siyasî, sosyal, kültürel ve eğitsel alanlardan yararlanma hakkını, fırsat eşitliği, tam katılım, istihdam, iyi bir yaşam standardına ulaşma ve kendine yeterli olma hakkını, kendi sorunlarının çözümüyle ilgili konularda söz ve karar sahibi olma hakkını kısıtlamaz ve engellemez.

Özürlülerin, kendine yeterli, toplumda kaynaşabilen, üretici bireyler olarak yetişmelerini sağlamak için, eğitsel, kültürel, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Bütün hizmetler, olanaklar ve avantajlar, özürlülerin topluma kaynaşmalarını engellemeyecek biçimde ve onların durumlarına ve ihtiyaçlarına uygun koşullarda düzenlenmelidir diye düşünüyorum.

Özürlüler için asıl problem, sadece özrün kendisi değil, toplumun özürlülere ilişkin yanlış anlayış ve önyargıları ile sağlanan olanakların yetersizliğidir. Her alanda yeterli olanaklar ve fırsat eşitliği sağlandığı, ayırımcı uygulamalar ortadan kaldırıldığı takdirde, özürlüler de, diğer insanlarla aynı düzeyde başarılı olabilirler ve özürlü olmak, o insanlar için basit bir fiziksel problem düzeyine inebilir. Bir kişi, yaşamının her alanında engellerle ne kadar az karşılaşırsa, özürlülüğünü de o kadar az hisseder.

Bireylere, yasalarla hak ehliyeti vermiş olan devlet, bu hakların uygun biçimde kullanılmasını da gerçekleştirmek durumundadır. Modern devletin görevi, yalnızca özürlü bireylerin haklarını geliştirmek ve denetlemek değildir; devlet, aynı zamanda, özürlülerin, yetenekleri ve potansiyelleri doğrultusunda gelişmelerini, eşit fırsatlara sahip olmalarını güvence altına almak, onların ekonomik ve sosyal refahını sağlamak zorundadır.

Ülkemizde, 8 431 937 kişi özürlü olarak yaşamını sürdürmektedir. Bunun genel nüfusa oranı yüzde 12'dir. Bunların yüzde 2'si yaklaşık 1 800 000 kişisi fiziksel özürlü; yüzde 9'u, yaklaşık 6 600 000 kişi ruhsal ve süreğen hastalığa sahiptir.

Özürlülük, öncelikle, bir sağlık sorunudur. Özürlüler araştırmasına göre, özürlülerin yaklaşık yarısı, yani, yüzde 47'sinin özründen dolayı herhangi bir şekilde tedavi edilemediği bildirilmiştir. Bu durum, belki de tedavi sonrası bağımsız ve üretken biçimde yaşamına devam edebilecek pek çok özürlüyü bağımlı hale getirmenin başlangıcını oluşturmaktadır.

Bir diğer önemli nokta eğitim konusudur. Ülkemizde, son yıllarda, okuma yazma bilmeyen nüfusun azaltılması ve eğitim düzeyinin yükseltilmesi konusunda oldukça önemli mesafeler kat edilmiştir; ancak, genel nüfusun göstergeleriyle özürlü nüfusun göstergeleri arasında çok büyük uçurumlar vardır. Genel nüfusta okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 12 iken, bu oran özürlülerde yüzde 36, süreğen hastalığı olanlarda yüzde 24'tür.

Okullaşma oranına ilişkin veriler de genel nüfusa göre oldukça düşüktür. Özürlülerin yüzde 40'ı, süreğen hastalığı olanların yüzde 47'si ilkokul mezunudur, ilkokul sonrası eğitim düzeyi ise oldukça düşüktür; yüksekokula devam eden özürlü oranı, sadece yüzde 2'dir; süreğen hastalığa sahip olanlarda ise yüzde 4'tür.

Özürlülerin işgücüne katılmalarıyla ilgili verilere bakıldığında ise, sadece yüzde 7'sinin işgücüne dahil olduğu görülmektedir. İşgücüne dahil olan yüzde 21'lik oranın ise, yalnız yüzde 19'u istihdam edilmektedir. Süreğen hastalığı olanların yüzde 22'si işgücüne katılmakta, yüzde 20'si istihdam edilmektedir. Bu grupta işgücüne dahil olmayanların oranıysa yüzde 77'dir.

Çok çabuk okumaya çalışıyorum; ama, bitecek gibi değil sevgili arkadaşlarım. Onun için, şunu söyleyeyim; burada, sevgili milletvekili arkadaşım "biz, özürlülere bunları yapıyoruz" dedi; doğrudur, yapıyorlar; ama, unutmayınız ki, Türkiye'de 8 000 000 özürlü insanın yarın 9 000 000 olmayacağını kimse söyleyemez. Bu özürlü insanlara gereği kadar iş sağlanamamaktadır, okul sağlanamamaktadır, eğitimlerini istedikleri gibi alamamaktadırlar. Bunu şunun için söylüyorum: Sağlıktan yeteri kadar faydalanamamaktadırlar, eğitimden hakeza. Her işyerinde yüzde 3 oranında özürlü işe alınması lazım diye kanunda yazar; ama, alınamaz, almazlar.

AGÂH KAFKAS (Çorum) - Alıyorlar, alıyorlar.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Hükümetin, iktidarların, bugün bu vardır, yarın bir başkası olur… Ben şunu söylüyorum, senelerce bu devlete çalıştığım için de biliyorum, özürlüleri bizden ayrı görmeyelim. Bugün burada sağlam olabilirsiniz; ama, sokağa çıktığınızda, gönül istemez, ama, bir trafik kazası sonrası hepimiz de özürlü olabiliriz. Yani, eğer, bir işe bakarken kendi cephemizden bakarsak, biz de yarın böyle olabiliriz diye bakarsak, çok şeyi daha iyi hallederiz diye düşünüyorum.

Ben, yerel yönetimlerden, özürlüler için… Deniyor ki kanunda; yerel yönetimler, kamu kurum ve kuruluşlarında, açık yaya geçidi, yeşilalanlar, spor alanları benzeri sosyal, kültürel tesisler yapılır, özürlülerin erişebileceği uygun duruma getirilir." "Belediye bunu yapar" denilmiyor. Bu "getirilir" kelimesi var ya, böyle çok uzayabilen bir şey.

Benim tavsiyem, yerel yönetimlere bir şey verirken kontrol ederek vermek lazım. Otobüslerde, Avrupa'da nasıl oluyorsa, otobüslere binerken onlara kolaylık sağlanması lazım. Trotuarlardaki babalar özürlülere engel olmaktadır; bunları kaldırmak lazım. Amerika'da, tabiî ki, insanlar bize göre hem eğitim bakımından, kültür bakımından...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Sevgili Başkanım, 5 dakikam var, özellikle mümkünse; kişisel söz talebim de var…

BAŞKAN - Sayın Kurtulmuşoğlu, sizden önce müracaatlar olduğu için onu şimdi veremedim. Size eksüre verdim; buyurun.

MUZAFFER R.KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Ben şunu istiyorum: Eğer, insansak, onların bizden hiçbir farkı yoktur. Nasıl özürlü olursa olsun, hangi özürlü tipte olursa olsun, onlar da bizim gibi her şeye layıktırlar ve ihtiyaçları vardır, ihtiyaç duyarlar. Sadece, belki söyleyemiyorlar ihtiyaç olduğunu, ama, açlık hissediyor; sevmek istiyor, ama, sevdiğini söyleyemiyor; yürümek istiyor, ama, yürüyemiyor; ama, hissediyor. Yani, bu ne demektir; onların, sağlam olan insanlardan, vücut olarak, bünye olarak hiçbir farkı yoktur. Bence, bu şekilde, eğer bu özürlülere yaklaşırsak, onların sosyal haklarını, emeklilik haklarını, sağlık haklarını ve bilhassa, çocuğu evde anneden başka bakacak kimsesi olmadığı için, emekliliklerini verirken de onlara yapılan maaş tahsisinde -bilhassa, onlara, bakıcılarına- insanca yaşabilecekleri şekilde bir ücret verilmesini söylüyorum.

Bu, inşallah, Sosyal Güvenlik Yasasında getiriliyor; ama, çoğu yeri kırpılarak getiriliyor. Bunu burada düzeltirsiniz diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın sözünüzü.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Konuşmamı burada kesiyorum. Bir tek bir şey istiyorum; ne olur, onları toplumdan soyutlamayınız; bir hekim olarak söylüyorum. Onlara yardım eli uzatmak değil, yani, ben buna şöyle yardım edeyim değil, onların asıl hakkı olanı, haklarını verelim diye düşünüyorum. Onların da bizim gibi insanca yaşabilmeleri için ne lazımsa bu toplumda onlara, yerine verelim diyoruz; çünkü, tekrar söylüyorum, yaşamadan bilemezsiniz arkadaşlarım. Çoğu aile, çocuğunun özürlü olduğunu bile söyleyemiyor bu toplumda, dışarı çıkaramıyor. Her türlü yardımı… Yardım derken özürlü arkadaşlarım alınmasın; yardım derken, anayasal haklarını verelim diye düşünüyorum.

Hepinize, sevgi ve saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kurtulmuşoğlu.

Şahısları adına söz isteği var.

Erzurum Milletvekili Sayın Mücahit Daloğlu?.. Yok.

İstanbul Milletvekili Sayın Ünal Kacır; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanunun 1 inci maddesi, amaç maddesi "Bu kanunun amacı; özürlülüğün önlenmesi" ile başlıyor. Tabiî, özürlülüğün önlenmesi deyince, hepimiz biliyoruz ki, bir anadan doğma özürlülük var, bir de sonradan, kazalar neticesinde, hastalıklar neticesinde özürlü olmak var. Kazalar deyince, ülkemizde iş kazaları, çok sayıda iş kazası var. İstatistiklere baktığımız zaman, değerli milletvekilleri, 1999 yılında 77 955 iş kazası olmuş; 2000 yılında 74 000 küsur; 2001 yılında da 72 000 küsur; yani, her yıl 70 000'in üzerinde iş kazası oluyor ve bu iş kazalarında her yıl 1 000'in üzerinde insanımız hayatını kaybediyor. Sürekli işgörmezliğe gelince, yine, istatistiklere göre, 1999 yılında 3 407 kişi, 2000 yılında 1 818, 2001 yılında 2 183 kişi sürekli işgörmezlik durumuna düşmüş.

Değerli milletvekilleri, iş kazaları konusunda hem işçilerin hem işçilerin hem de işverenlerin mutlaka eğitilmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

Yine, özürlülüğün önlenmesi için, çocuk yaşta yapılacak olan aşılar ve saire, tıbbî konulara çok fazla girmek istemiyorum; ama, toplumun eğitilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Yine, trafik kazaları, ülkemizde "trafik canavarı" olarak hepimizin tabir ettiğimiz; ama, içinde şoför olarak bizlerin bulunduğu, bu toplumun insanlarının bulunduğu, işte, o trafik canavarına dur demek gerektiği şeklinde önlemler alınması gerekir diye düşünüyorum.

Tabiî, kanunun amacında sadece özürlülüğün önlenmesi değil, bunanla beraber, özürlülerin, sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunların çözümüyle her bakımdan gelişmelerini ve önlerindeki engelleri kaldırmayı sağlayacak tedbirlerin alınmasını da bu kanun amaçlamıştır.

Bu kanuna emeği geçen herkesi kutluyorum, tebrik ediyorum ve bizler, vücut veya zihinsel fonksiyon eksikliği olan insanlarımıza özürlü ismini vermişiz; ama, şunu ifade etmek istiyorum ki, asıl özürlü onlar değil, onlara insanca yaşayacakları imkânı sağlamayanlar diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kacır.

Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan?.. Yok.

Ankara Milletvekili Sayın Muzaffer Kurtulmuşoğlu; buyurun.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; tabii ki, özürlüler hakkında konuşmak, bir lüks değildir, bir ihtiyaçtır, bir gerçektir.

Evet, sayın milletvekilleri, özürlüler, toplum içinde toplumun katılımcı bir bireyi olarak yaşamlarını sürdürebilmek için, özel bakıma ve desteğe gereksinim duyan bir kesimdir. Bu insanların, çoğu kere, erişkinlerin sahip oldukları aklî yeterliliğe ulaşamadıkları bir gerçektir; ancak, onların da, yemek yemek, su içmek, uyumak ve özellikle sevmek, sevilmek, paylaşmak ihtiyacıdır; çünkü, mideleri, kalpleri, dolaşım ve böbrek sistemleri, yumurtalıkları, testisleri, hulâsa mental güçlükleri dışında tüm organları diğer insanlar gibi çalışmaktadır; vücut gelişmeleri tam olmaktadır. Nasıl acıkıyor ve sonuçta besleniyorlarsa, ya da acıktıklarını ifade etmeseler de, yaşamak için beslenmeye ihtiyaçları varsa, normal düzeyinde çalışan hormonları nedeniyle, cinsel aktivite ve ifade edemeseler de istekleri  olacaktır. Üstelik, kendilerini, çoğu kere yeterince ifade edemeyen bu özürlülerin, her yönden olduğu gibi, cinsel istismara uğramaları, tüm dünyada sık rastlanan, istenmeyen durumlardandır. Öyleyse ne yapılmalı:

Öncelikle, onların, varlığını, ama, bütünlüğüyle, insan olarak, toplumumuzun bireyleri olarak varlıklarını kabul etmeliyiz. Bu kabulün içinde, mental ve genel sağlık sorunları, korunma, eğitim, gelişim ve entegrasyonla ilgili problemlerin yanında, her türlü sorunlarının var olduğunu bilmemiz gerekir. Dünya toplumları ve sosyal yapıları değişmekte, bu tür özürlülerin düzenli ve doyurucu bir cinsel yaşamları olmasına sıcak bakmaya başlamaktadır. Bu yaklaşım, özürlülerin yaşam konforlarını, eğitilebilirliğini ve topluma entegrasyonlarını artıracağı gibi, toplumun onları yok saymasını, sorunlarına gözlerini kapamasını ve de en önemlisi, cinsel istismarları ve hatta, zekâ, zihinsel engellilerde daha sık görülen sapkın seksüel davranışları önleyecektir. Bu engellilerin cinsel aktiviteleri ve üremeleri, böylece, ailesi, hekimleri ve eğitmenleri tarafından da yakından takip edilecek ve gereğinde kontrol altına alınabilecektir. Kalıtsal hastalıklara bağlı ergenlik halinde ve istendiğinde gebeliği önleyici etkin yöntemleri, mental ve fiziksel durumlarına göre kullanabileceklerdir.

Özel eğitime gereksinim duyan çocuklara ve ailelerine gereken hizmetin sunulması için, ilkin, bu amaçla çalışacak kuruluşların sayısının artırılması ve yurt genelinde dengeli dağıtılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, bu alanda var olan yasal boşlukların engellilerden yana düzenlenmesi, parasal kaynakların oluşturulmasında geniş kesimlerle işbirliği yapılması, engel türüne ve derecesine göre hazırlanmış fiziksel ortamların hazırlanması… Devlet ve özel kurumlarda daha çok sayıda engelli ve özel eğitimli insan istihdamı yapılmalıdır. Özürlü istihdamının artırılması için gereken özendirici önlemler ve yatırımlar mutlaka geliştirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, tabiî ki özürlülerin sorunları sadece devletin alacağı önlemlerle çözülemez, burada ailelere de görevler düşmektedir. Ailelere düşen görevleri bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Bazı ailelerin, özürlü özelliklerinde, özellikle de zihinsel ve bedensel engelli çocukları gizlemeleri sonucu, Türkiye'de özürlü çocuk sayısını tam olarak belirlemek, ne yazık ki, mümkün olmamaktadır.

Anne ve babalar, engelli olsun olmasın, çocukların gelişimini doğuşlarından itibaren çok iyi izlemelidirler; hatta, çocuklarıyla ilgili olarak günlük tutmalıdırlar. Bu günlükte çocuklarının hangi ayda hangi davranışı gösterdiğini, yemek yeme, işitme, tuvaletini yapma, dengede durma gibi durumlarını yaşıtlarıyla karşılaştırmalıdırlar. Bu karşılaştırmaları kaygılı şekilde değil de, gerçek bir gözlemci gibi yapmalıdırlar. Sık sık çocuk doktoruna başvurmalıdırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın konuşmanızı.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim.

Özel eğitime ne kadar erken başlanırsa, o çocuğun gelişimi ve kendi kendi kendine yönlendirme gelişmeleri de gelişmiş olur. Zihinsel engeli nedeniyle çocuklarını evinde saklayan ailelerin sorunları daha da artar; çünkü, çocuk büyüdükçe onun ihtiyaçları da artacaktır.

Değerli milletvekilleri, Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı, sadece hastalık veya özürlülüğün olmayışı değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlamıştır. 21 inci Yüzyılda insan sağlığı için 21 hedef belirlenmiştir; bu hedefler, sadece hastalık veya özürlülüğün yok edilmesi veya azaltılmasını değil, yaşam kalitesinin artırılmasını da kapsar. Biz de bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için, kendi insanımızı, özürlülüğünü hissettirmeyecek şekilde yaşatmak zorundayız.

Özürlülerle ilgili olarak herkes kamuoyu oluşturarak elinden gelen her şeyi yapmak zorundadır diyor, hepinize saygılarımı ve selamlarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kurtulmuşoğlu.

Sayın milletvekilleri, 1 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

Kapsam

MADDE 2.- Bu Kanun özürlüleri, ailelerini, özürlülere yönelik hizmet veren kurum ve kuruluşlar ile diğer ilgilileri kapsar.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kere, bu yasa tasarısının oluşmasında emeği geçen gerek AK Parti Grubundaki arkadaşlarıma gerek Cumhuriyet Halk Partisi Grubundaki arkadaşlarıma şükran duyuyorum. Her iki parti, bu yasanın çıkması için önemli uğraş veriyorlar; çünkü, bu, hepimizin sorunu. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu yasayı sonuna kadar destekliyoruz. Aslında, bu insanlardan, bizim özür dilememiz lazım. Kanunun genel gerekçesinde şöyle bir ifade yer alıyor değerli milletvekilleri: "Ancak, Anayasamızda yer alan bu hükümlere rağmen özürlü bireylerin sorunlarının azaltılmasında yeterli mesafe alınamamıştır." Buna, bugüne kadar görev yapan tüm parlamenterlerimiz, bu Parlamento, çözüm getirmediği için, bu insanlara özür borcumuz var bizim. Bugüne kadar, Türkiye'deki özürlülerin sorununa çözüm getirmediğimiz için -üç yılda da biz- hakikaten, ben özür diliyorum. Onun için, kimin emeği geçtiyse, onlara şükran duyuyorum ve sağır ve  dilsizlerin bir ifadesi var; böyle bir işaret, hepinizi çok seviyorum demektir. Bu kanuna emek veren herkesi çok seviyorum; sağır ve dilsizler adına konuşuyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu yasada önemli eksiklikler var; ama, temel olarak, özürlülerimizin sorunlarının çözümü yolunda -çok eksiğimiz var ama- önemli bir yol katediyor bu yasa. Bu nedenle, yasal düzenlemelerin yanında, toplumsal gerçekleri de gözardı etmememiz lazım.

Değerli arkadaşlarım, bu insanlar, hepimizin çocukları, hepimizin evladı, hepimizin kardeşi ve toplumda yüzde 12... Demek ki, bu toplumdaki yüzde 12 insan -hepimizin ya kardeşi ya evladı veya akrabası- özürlü. Yarın, kimin ne olacağı belli değil; Tanrı herkese sağlık versin. Yaşamak, herkesin; ama, özürlü kardeşlerimin de, onların da, en tabiî hakkı ve en tabiî şekilde, bu insanlar, bir yaşam savaşını, yaşam mücadelesini, bizler gibi vereceklerdir; ama, ekonomik özgürlükler olmayan, ekonomik bacağı olmayan hiçbir yasa, bir şekilde, toplumun, özellikle özürlülerin gerçek sorunlarını çözemez değerli arkadaşlarım.

Ben soruyorum; bir sağır arkadaşım bir kulaklık aldığı zaman -yani, kendi ihtiyacı- veya bir sakat arabası aldığı zaman -yürümek için- normalde, bugüne kadar, bu insanlardan, her türlü vergisi alınıyordu.  Diliyorum ki, bu kanunun yürürlüğe girmesiyle, özellikle özürlü vatandaşlarımızın gerçek ihtiyaçlarında, devletin birtakım yüklerinin, KDV gibi birtakım vergilerin, özellikle bu insanlardan alınmaması lazım.

Özellikle, özürlü kardeşlerimin eğitimleri… Türkiye'de herkesin eğitim görmesi Anayasanın temel bir kuralıdır. Özellikle özürlü kardeşlerimizin eğitimine, onları topluma kazandırmak için, bizler gibi yaşamaları için bazı öncelikler vermek zorundayız arkadaşlar. Soruyorum, üniversiteye  devam eden bir özürlü kardeşimin -ihtiyacı olan- bursunda, harcında bir ayrıcalık yapılmadıktan sonra, bu arkadaşlarımıza, bu insanlarımıza birinci öncelikle burs vermediğimiz sürece veya onları, eğitimleri için birtakım konularda özendirmezsek, yine, bu yasayla onların sorunlarını çözemeyiz.

O açıdan, onlar bizden aş istemiyor, ekmek istemiyor. Sadece ve sadece, biz de bu toplumda normal insanlar gibi yaşayalım diyorlar. Onun için, özellikle iş konusunda, ekmek konusunda… En büyük sorun bu. Bu insanlara ekmek bulmak zorundayız, balık tutmayı öğretmek zorundayız. İstedikleri, biz çalışalım… Herkesin bir becerisi var; ama, maalesef, bugüne kadar, Türkiye'de, özürlü insanlarımızın becerilerini değerlendirip ortak bir ekonomik getiriyi onlara veremedik.

Malatya'da benim Sağır ve Dilsizler Spor Kulübüm var. Değerli milletvekilleri, yaklaşık 100 üyesi var. Hakikaten, bunların hepsi aslan gibi delikanlı. Yaşları 20 ile 50 arasında olan 100 sağır ve dilsizin kurduğu bir spor kulübü. Burada, akşama kadar birbirleriyle oyun oynuyorlar, bunların bir de spor kulüpleri var. Türkiye'de bir Sağır ve Dilsizler Ligi kurulmuş; futbol, basketbol, voleybol gibi… Ama bu insanlar bu spor aktivitelerini yapmak için, maalesef ve maalesef, belediye belediye dolaşıp, yalvararak, bize otobüs verin diyorlar. İşte, özürlülere sahip çıkmak, işte onlara sahip çıkmak…Türkiye'de sağlıklı insanlardan sporu profesyonel yapanlar var, amatör yapanlar var; ama, özürlü insanın da spor yapmaya hakkı var. Onun için, Türkiye'deki spor rantından acaba bunlara biz bir pay veremez miyiz?! Bunların hakkı değil mi?! Onları akşama kadar o lokalde hapsetmek yerine, bunları daha özendirecek… İnanın, formalarını, ayakkabılarını her yıl birilerinden alıyoruz. İşte, o zaman biz özürlülerin sorunlarına çözüm buluruz arkadaşlar; ama, yasal birtakım çözümler getirip, uygulamada eğer birtakım gerçekleri göremezsek, biz bu arkadaşlarımızı yine mutlu edemeyiz.

Bu açıdan, özellikle ekonomik konularda onları bir araya getirip, onların becerilerinden, her ilde değişik özürlü gruplarını toplayıp, özellikle el becerileri yoluyla mutlaka onlara bir ekonomik kaynak yaratmalıyız. O zaman mutlu oluyorlar. Bu topluma yük olmak istemiyorlar. Bu insanlar, bu toplumda, bir şekilde, para yiyen, tüketici insan olmak istemiyorlar. Çok onurlu insanlar bunlar. Onun için, özellikle Sayın Bakanım, ekonomik aktivite konusunda her ilde değişik bir kooperatifleşme şeklinde, değişik beceri grupları oluşturup, bir şekilde, bir ekonomik kazanç bu insanlara temin edersek, onlar daha özgür, daha mutlu olurlar.

Değerli arkadaşlarım, tekrar ediyorum, bu yasaya emek veren Sayın Ayva'ya şükran duyuyorum. CHP Grubundan bu yasa teklifini veren sayın grup başkanvekilleri ve Sayın Mehmet Nuri Saygun'a hakikaten şükran duyuyorum.

AK Parti Grubu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, komisyondaki arkadaşlarımın önünde, özürlüler adına saygıyla eğiliyor; tekrar, onların ifadesiyle hepinizi çok seviyorum diyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Şahsı adına, Erzurum Milletvekili Sayın Mücahit Daloğlu?.. Yok.

İstanbul Milletvekili Sayın Ünal Kacır; buyurun.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu kanunun kapsamı bu maddede anlatılmaktadır. Bu kanunun çıkmasını bekleyen özürlüleri, özürlü ailelerini ve özürlülere yönelik hizmet veren kurum ve kuruluşlar ile diğer ilgilileri kapsadığını ifade etmektedir kanun maddesi.

Madde üzerinde söylenecek fazla söz yoktur. Zaten, AK Parti Grubu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak mutabakat halinde çalışmaları yürütüyoruz.

Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum ve tekrar, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kacır.

Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan?.. Yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

Tanımlar

MADDE 3.- Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Özürlü: Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiyi,

b) Özürlülük ölçütü: Uluslararası temel ölçütler esas alınarak hazırlanan ve gerek duyuldukça revize edilen ölçütleri,

c) Hafif özürlü: Özürlülük ölçütüne göre, hafif özürlü olarak tanımlanan kişiyi,

d) Ağır özürlü: Özürlülük ölçütüne göre, ağır özürlü olarak tanımlanan kişiyi,

e) Bakıma muhtaç özürlü: Özürlülük sınıflandırmasına göre resmi sağlık kurulu raporu ile ağır özürlü olduğu belgelendirilenlerden, günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olan kişileri,

f) Korumalı işyeri: Normal işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan özürlüler için meslekî rehabilitasyon ve istihdam oluşturmak amacıyla Devlet tarafından teknik ve malî yönden desteklendiği ve çalışma ortamının özel olarak düzenlendiği işyerini,

g) Korumalı işyeri statüsü: Çalışanlarının yönetmelikle belirlenen oranını özürlülerin oluşturduğu veya özürlülere yönelik çalışmaları ile korumalı işyerine sağlanan teknik ve malî destek sağlanma şartlarını taşımayı,

h) Rehabilitasyon: Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle oluşan özrü ortadan kaldırmak veya özürlülüğün etkilerini mümkün olan en az düzeye indirmek, özürlüye yeniden fiziksel, zihinsel, psikolojik, ruhsal, sosyal, meslekî ve ekonomik yararlılık alanlarında başarabileceği en üst düzeyde yetenekler kazandırarak; evinde, işinde ve sosyal yaşamında kendine ve topluma yeterli olabilmesi ve özürlünün toplum ile bütünleşmesi,  ayrımcılığa karşı tüm tedbirlerin alınması amacıyla verilen koruyucu, tıbbî, meslekî, eğitsel, rekreasyonal ve psiko-sosyal hizmetler bütününü,

i) Sınıflandırma: Önemli bir sağlık öğesi olarak insan vücudunun fonksiyonu ve yetersizliğinin tanımı konusunda ortak ve standart bir dil ve çerçeve geliştirme çalışmasını,

İfade eder.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin; buyurun.

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun, gerçekten, ülkemizde, toplumumuzun korunmaya muhtaç kesimlerine bakış açımızı toplum olarak ortaya koymaya yeten bir kanun. 2005 yılına gelmişiz, daha hâlâ, özürlülerle ilgili bir çalışma, ciddî bir yasal düzenleme bugüne kadar yapılabilmiş değil. Şimdi herkes buna sahip çıkıyor; ama, Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek gerekir. Eğer özürlüler de örgütlenip, seslerini duyurma girişiminde bulunmamış olsalardı; daha doğrusu, 1999 yılında, Birinci Ulusal Özürlüler Şûrasını toplayıp, o günkü hükümet üzerine bir baskı oluşturmamış olsalardı, Türkiye, Avrupa Birliği sürecinde birtakım uyum yasalarını yapmış olmasına rağmen, özürlülerini hâlâ hatırlayabilmiş değildi.

Özürlülerle ilgili, bildiğiniz gibi, ilk yasal çalışma 57 nci hükümet döneminde yapıldı. Pek çok eksiği olmasına rağmen, Meclisin o günkü gündeminde ilk sıralara gelmiş olan o tasarı, milletvekili erken genel seçimi kararı nedeniyle kadük oldu ve bu Mecliste tartışılarak yasalaşma olanağı bulamadı. Daha sonra, yine Özürlüler İdaresinin, özürlülerin girişimleriyle ve eski Bakanlarımızdan Sayın Gemici'nin özel çabalarıyla, özürlüler bu konudaki taleplerini 58 inci hükümete götürdüler. Tabiî, onlara söz verildi. Geçtiğimiz yıl yasal düzenlemenin gerçekleştirileceği sözü verildi. En son, aralık ayında, Özürlüler Haftasında, bu konudaki yasal düzenlemenin 31 Mart 2005 tarihine kadar gerçekleştirileceği söylendi; ama, yine gerçekleşmedi. Özürlüler, o durumlarıyla birlikte, hepimizin vicdanını, yüreğini sızlatacak bir biçimde kendi tepkilerini yeniden ortaya koydular ve bunlara ilişkin yasal düzenleme sözü yeniden verildi. Temmuz ayı içerisinde, 27 Temmuz 2004 tarihinde, tabiî ki, önceki eylemlerinde Sayın Devlet Bakanımız, o günkü Bakanımız Akşit de, Sayın Başbakan da kendilerine söz vermiş olmasına rağmen o söz de gerçekleştirilemedi. Bunun üzerine, Sayın Ayva'nın ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bizim verdiğimiz teklifler de Meclisin gündemine gelince, zorunlu olarak, AKP Grubu da bu konuda çalışmalarını hızlandırdı ve komisyona geldi.

Değerli arkadaşlarım, şunu samimiyetle söylüyorum: Biz, ilk defa, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda iktidarıyla muhalefetiyle bir yasayı birlikte yapalım istedik. O nedenle de bir altkomisyon kuruldu ve altkomisyonda arkadaşlarımız ciddî bir çalışmanın içine girdiler. Özürlü arkadaşlarımızın konfederasyonları, federasyon ve dernekleri de katkıda bulundu. Yine de pek çok eksiği olmasına rağmen, pek çok aksağı olmasına rağmen önümüzdeki bu tasarıyı bugün konuşuyoruz, görüşüyoruz.

Bizim bu konuda herhangi bir engelleme girişimimiz asla söz konusu değil; yani, diğer yasalarda olduğu gibi, belli maddelerde -maddeyi açıklığa kavuşturma adına- soru hakkımızı, kullandığımız soru hakkını bu kanun görüşülürken kullanmayacağız. Yine, şu anda bile sayımız bir yasanın, bir kanun maddesinin kabul edilebilmesi için gerekli sayıyı bulmamasına rağmen yoklama da istemeyeceğiz, bu kanun görüşmeleri süresince.

Yine, bu kanunun görüşmeleri süresince, önemli ve zorunlu olmadıkça, maddeler üzerinde şahsı adına da konuşma yapmamaya gayret edeceğiz; ancak, bu kanunun komisyonlardaki görüşmelerindeki katılımcılığın, işbirliğinin, uzlaşmanın diğer yasalarda da olmasını arzu ediyoruz. Eğer, bugün, Mecliste birtakım yasalar görüşülürken o yasadan etkilenecek toplumsal kesimlerin katkısı yoksa ve muhalefete de bu konuda kulak tıkanıyorsa, elbette söyleyeceklerimiz oluyor.

Değerli arkadaşlarım, biraz evvel Sayın Hotar, gerçekten, güzel konuşması içerisinde, bir bakıma AKP'nin parti içinde sakatlara ilişkin birim oluşturduklarını, ilçelere kadar yaydıklarını anlattı; ama…

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Sakatlar değil; özürlüler…

İZZET ÇETİN (Devamla) - Tabiî, o kavram içerisinde, sakat, özürlü, hatta, yeri gelmişken uyarı üzerine söyleyeyim... Sosyal Sigortalar Yasası içerisinde özürlülere ilişkin "arızalı" kelimesini bile çıkartamadık biz o komisyonda; bir bakış açısı olması açısından söylüyorum. Oysa, arıza, mekanik bir alet için, bir nesne için kullanılan bir terim, bir kelime. O kelimeyi bile, o sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortasının komisyonda görüşmeleri sırasında, arkadaşlar, bu, bir alet değil; bu, bir insan, bu kelime uymaz dedik; ama, AKP'li, komisyondaki arkadaşlarımıza, o maddeyi çıkartamadık. O nedenle, uyarına teşekkür ediyorum. Amacım, hiç kimseyi incitmek değil.

Sayın Hotar şunu unuttu değerli arkadaşlarım: 94 maddelik, daha evvel hazırlamış olduğunuz o tasarının 47 maddesine Maliye Bakanının niçin karşı çıktığını, Maliye Bakanının AKP'nin içinden bir bakan olduğunu, ya bilmezlikten geldi ya da toplumu böylece uyutmak istedi.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu yasal düzenlemeyi yapıyoruz; eksiği vardır aksağı vardır, olacaktır da; bunları zaman içerisinde de düzeltebiliriz; ancak, 47 maddesine Maliye Bakanı karşı çıktı. Daha doğrusu "IMF bu konularda bile izin vermiyor" gerekçesiyle aylarca sürüncemede kaldı bu kanun. Şimdi, yine, bu kanunu çıkaracağız; ama, çıkardıktan sonra, eğer, bu kanunu büyük ölçekte uygulayacak olan Sosyal Hizmetler Kurumunun ihtiyaçlarını IMF izin vermiyor diye gidermezseniz, ona yeterli kaynağı aktarmazsanız, onun personel ihtiyacını karşılamazsanız, rehabilitasyon için, eğitim için, tedavi için masraf gerekiyor, Maliye Bakanımız izin vermiyor diye, IMF izin vermiyor diye, bu kanunu uygulamaktan -şimdiye kadar çıkanlarda olduğu gibi- kaçınırsanız, o zaman, sizin, parti programınızda, genel merkezinizde ne yaparsanız yapınız ne düzenlerseniz düzenleyiniz, özürlü yurttaşlarımızı, bu kanundan beklentisi olan, yarın daha iyi bir yaşam süreceği umudunda olan yurttaşlarımızı mutlu kılamazsınız, bizi de, o özürlü yurttaşlarımızı da üzersiniz.

Değerli arkadaşlarım, özürlülerin sorunlarının çözümü ve insan onuruna yakışır bir yaşam olanağına kavuşmaları için, öncelikle özürlü insanların haklarını güvenceye alan, sosyal devletin onlara karşı yükümlülüklerini belirleyen, tanımlayan kapsamlı bir yasal düzenlemeye gerçekten ihtiyaç vardı. Şimdi, biz, bir bakıma, özürlülerimizin yıllardan bu yana beklediği bu yasal düzenlemeyi gerçekleştiriyoruz; ama, tanımlara bile baktığımızda "sakatlar federasyonu" diye, kendilerinin hazırlamış oldukları öneriyi dikkate alsaydık, oradaki tanımları, hiç olmazsa toplumun kendilerini daha iyi tanıma, daha iyi anlama ve onlara karşı yükümlülüklerini, sorumluluklarını yerine getirmeleri için gerekli olan anlayışı bu "Tanımlar" maddesinde bulabilirdi.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hazırlamış olduğumuz kanun teklifimizi, büyük ölçekte, sakatlar federasyonundaki görevli, yetkili arkadaşlarla konuşarak hazırlamıştık. Her şeye rağmen bu tanımlar bile yeterli açıklıkta değil; yani, tanımlara takılacak değilim. Elbette, bir başka tasarı, bir başka konudaki bir tasarı olsa, üzerinde ciddîce durur, ciddîce öneriler yapma gayreti içerisinde olurdum.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısının bugün Meclise gelmesine katkı koyan eski Bakanımız Sayın Akşit'e, komisyon üyesi arkadaşlarıma ve hiç olmazsa bu kanun tasarı ve teklifleri üzerinde bir uzlaşı sağlayan AKP'li komisyon üyesi arkadaşlarımıza, anlayış gösteren Sayın Kafkas'a teşekkür ediyorum.

Gerçekten, bu kanundaki çalışma yönteminin diğer yasalarda da olması dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çetin.

Şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan?.. Yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

Genel esaslar

MADDE 4.- Bu Kanun kapsamında bulunan hizmetlerin yerine getirilmesinde aşağıdaki esaslara uyulur:

a) Devlet, insan onur ve haysiyetinin dokunulmazlığı temelinde, özürlülerin ve özürlülüğün her tür istismarına karşı sosyal politikalar geliştirir. Özürlüler aleyhine ayrımcılık yapılamaz; ayrımcılıkla mücadele özürlülere yönelik politikaların temel esasıdır.

b) Özürlülere yönelik olarak alınacak kararlarda ve verilecek hizmetlerde özürlülerin, ailelerinin ve gönüllü kuruluşların katılımı sağlanır.

c) Özürlülere yönelik hizmetlerin sunumunda aile bütünlüğünün korunması esastır.

d) Kurum ve kuruluşlarca özürlülere yönelik mevzuat düzenlemelerinde Özürlüler İdaresi Başkanlığının görüşünün alınması zorunludur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Sınıflandırma,  Bakım, Rehabilitasyon, İstihdam, Eğitim,

İş ve Meslek Analizi

Sınıflandırma

MADDE 5.- Özürlülerle ilgili derecelendirmeler, sınıflandırmalar, tanılamalar uluslararası özürlülük sınıflandırması temel alınarak hazırlanan özürlülük ölçütüne göre yapılır. Özürlülük ölçütünün tespiti ve uygulama esasları, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

Bakım

MADDE 6.- Özürlü kişilerin yaşamlarını öncelikle bulundukları ortamda sağlık, huzur ve güven içinde sürdürmesi, toplum içinde kendi kendilerini idare edebilecek ve üretken hâle gelebilecek şekilde bakım ve rehabilitasyonlarının yapılması, bunlardan ihtiyacı olanların geçici veya sürekli bakım altına alınması veya bunlara evde bakım hizmeti sunulması esastır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Haşim Oral; buyurun.

CHP GRUBU ADINA V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilli arkadaşlarım; tabiî, yasaları çıkarmak öncelikle ciddî bir adımdır; ancak, ondan sonra yasaların uyarlayıcısı olan kurumların bu konuda gereken hassasiyet ve önemi göstermeleri bizim için önceliktir; çünkü, Türkiye'de, ne yazık ki, bazen Avrupa Birliği standartlarını yakalamak için, bazen ILO standartlarını yakalamak için, bazen de kendi insanımızın ihtiyaçlarını belirleyerek çıkardığımız sonuçlarla, biz, insanımıza zor gelen, insanımızla örtüşmeyen sonuçlar da elde edebiliyoruz. O yüzden, Türkiye standartlarında ve Türk insanına yakışan, özürlülerin sorunlarına gerçekten ciddî çözümler bulan, kesin çözümleri üreten bu yasanın hazırlanmasında veya bundan sonra bu konuyla ilgili emek harcayacaklara ben şimdiden şükranlarımı sunuyorum.

Genel olarak özürlülerin, raylı sistemler özürlülere göre düzenlenmelidir diye talepleri var.

Metrolardaki beyaz dikkat çizgileri görme engelliler dikkate alınarak belirlenmelidir diye özürlü yurttaşlarımızın talepleri var.

Özürlüleri kabul edecek huzurevleri açılmalıdır diye özürlülerimizin talepleri var.

Yerel yönetimler özürlünün ulaşımını sağlamalıdır diye özürlülerimizin bakımlarıyla ilgili talepleri var.

Yol kenarlarındaki mantar, tekerlekli sandalyelere sıkıntı yaratmaktadır; bunun giderilmesi konusunda, özürlülerimizin, yine, bakımlarıyla ilgili kendi talepleri var.

Binalara ruhsat verilirken, binaların özürlülerin kullanımına uygun olup olmadığına dikkat edilmelidir şeklinde özürlülerin yine kendi talepleri var.

Hastanelerde özürlülerle ilgilenecek özel birimler kurulmalıdır diye özürlülerin talepleri var.

Özürlüler, su, doğalgaz ve telefon ücretlerinde indirime tabi tutulmalıdır diye bu konuda özürlülerin talepleri var.

Belediye otobüsleri özürlüler dikkate alınarak dizayn edilmelidir diye özürlü yurttaşlarımızın talepleri var ve bunların bir kapısı özürlüler için düzenlenmelidir diye yine özürlülerin talepleri var.

Çarşıların, parkların merdivenleri özürlüler için özel inşa edilmelidir diye özürlülerin talepleri var.

Bunların hepsi, özürlülerin, normal, sosyal yaşamdaki bakımlarıyla ilgili ciddî talepleridir. Dolayısıyla, bu konudaki taleplerin, hem bu konuşmamla Meclis tutanaklarına geçmesini istedim hem de bu konuda bundan sonra kolları sıvayacak olan bürokrasinin, yerel yönetimlerin, bakanlık ilgililerinin bu konuları özellikle öne çıkarmalarını... Bu yüzden, bunların altını çizme konusundaki fırsatı değerlendirmek istiyorum.

Şimdi, Birleşmiş Milletler, özürlülerle ilgili birtakım konularda kararlar alırken, özürlülerle ilgili, genellikle, özürlü derneklerinin katkılarını ister. Bu çok önemlidir; çünkü, pratikte yaşananlar ile teoride bilinenler arasında fark vardır. Dolayısıyla, bu konuda özürlülerin derneklerinin taleplerini, bakımı kolaylaştırmak açısından önemsemeliyiz diye altını çizmek istiyorum.

Örnek vermek istiyorum. Ben kendim tekstilci olduğum için, bizim dokuma tezgâhlarında çalışan insanlar genellikle bir süre sonra duyma özürlü hale gelirler, duyma yeteneklerini yitirirler. Bu, her türlü tedbire rağmen, ne yazık ki, bu meslekte yaşanan bir gerçektir. Pratikte bunu insanların bilmesi mümkün değildir. Yani, dokuma için gelen bir işçiye, sen bir süre sonra bu tezgâhların sesinden işitme yeteneğini belli ölçüde yitirebilirsin dediğin zaman "olsun olsun, ben çalışayım" der; ama, sonuçta, onun yaşamında gerçekleşecek hoş olmayan bir sonuçtur. Dolayısıyla, bu konuyla ilgili işitme engellilerin dernekleri ne der biliyor musunuz; ben, işitme engellilerin dokuma tezgâhlarında çalışmasını öneriyorum der. Eğer biz bu konuda kulaklarımızı onlara açarsak, onların pratikteki bu çözümlerine gerçekten beynimizi açarsak, işte size bir çözüm. Örneğin, bilgisayar başında çalışan veya çalışacak olan bir kişinin yine dikkatinin dağılmaması çok önemlidir. Bu yüzden, gelen telefonlara yanıt vermesi, yanındaki insanlarla ilişkiye girmesi, yandan gelecek veya dışarıdan gelecek birtakım etkilere karşı duyarlı olması bir insanın çok doğal bir sonucudur. Halbuki, bunun yine bir işitme engelli olması, o işe yüzde yüz konsantre olmasını da beraberinde getirecektir.

Bakın, bunlar, aslında bizim normalde düşünemeyeceğimiz, ancak, bu konuda yaşayarak bunu her gün, tabiri caizse, yaşamının her parçasında dünyada yaşayarak gören insanların bizlerle ilgili, bizlere hazırladıkları ciddî önerilerdir.

Yine, özürlülerimizin bakımıyla ilgili... Biliyorsunuz, Türkiye'de eğitim ciddî bir sorundur; yani, paralı eğitime dönüşmüştür. Şimdi siz bana bir tane üniversiteye hazırlık kursu söyleyebilir misiniz, özellikle özürlüler için uzmanlaşmış; yani, hangi dershanede işitme engelliler için çevirmen vardır. Bakın, bu, özürlülerin bakımıyla ilgili ciddî bir olay. Özürlülerimizin üniversiteye gitme hakkı yok mu; var. Peki, bunların yetiştirilmesi konusunda, bakımı konusunda bizim yapmamız gerekenler var mı; o da var. Söylediğim gibi, eğer bu ülkede üniversiteye girmek için birtakım dershanelerden yararlanılacaksa, bu gerçek varsa, o zaman özürlüler için bu gerçeğin özürlülere dönük dönüşmesinde, değiştirilmesinde fayda vardır.

Yine, özürlülerin bakımıyla ilgili ciddî bir olay; kamu binalarının yeniden düzenlenmesi konusunda beş yıllık bir süre var bu yasada. Şimdi, beş yıllık bir süre var; ama, bu beş yıllık sürenin sonucunda eğer bu dönüşüm sağlanmazsa ne olacak?.. Yani, bunun bir yaptırımı olmalı. Her kamu düzenleyicisi, bu konuda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ve özellikle, bunun takibini yapacak bir birim, bunun takibini yapacak bir kurum, bunu öncelikleri içine alacak bir kurum… Belki, bir kurumun görevleri arasında bu yer alır; ama, zamana karşı olan olaylarda... Yani, beş senelik bir süreç ciddî bir süreçtir. Bu süreçte bu dönüşümü sağlayamayan kamu kurumlarının bu konuda -bana göre- bir yaptırıma karşı tutulmaları gerekir diye düşünüyorum.

Türkiye Sakatlar Federasyonu, özellikle, bu konuda fikri sorulması gereken kurumlardan birisidir diye altını çizmek istiyorum; çünkü, Türkiye Sakatlar Federasyonu, demin de söylediğim gibi, bütün bu yaşananları pratikte yaşayan, hatta şu ana kadar çözümleri kendi kendine üreten, ciddî bir kurumdur. Dolayısıyla, Birleşmiş Milletlerin yaptığı gibi, ILO'nun yaptığı gibi, biz, özürlülerimize, özürlülerimizle birlikte çözüm üretme konusunda daha çağdaş, daha akılcı, onların pratikten gelen deneyimlerine de kucak açan, kulağımızı açan bir çözüm duruşu içinde olmalıyız diye düşünüyorum.

Sözlerimi daha fazla uzatmak istemiyorum. Bu yasada emeği olan herkese şükranlarımı sunuyorum. Bu yasayı çıkarmak kadar, bu yasanın takipçisi olmak çok önemli diye, özellikle altını çizmek istiyorum. Türkiye'deki birçok kurumun kamu kurumu olduğunu düşünerek, özürlülerle ilgili dönüşüme uğrayacak kamu kurumlarının beş sene içinde buna göre düzenlenmesi gerektiğini bu yasa emrediyor; bu konuyla ilgili takibin ciddî şekilde yapılması gerektiğine inanıyorum. Bütün özürlü yurttaşlarımıza, Cumhuriyet Halk Partisi Denizli Milletvekili olarak, bundan sonraki yaşamlarında mutluluk diliyorum, sağlık diliyorum ve özürlü yurttaşlarımızla yan yana yaşayan bizlere de, daha toleranslı olmayı, onları daha fazla anlamayı ve sosyal devlet kimliğini taşıyan devletin de, bu konuda, özellikle, çıktıktan sonra, yasanın takibi konusunda da zafiyete düşmemesini diliyorum. Yüce Meclisi ve Yüce Türk Ulusunu saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Oral.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

6 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

Ruhsatlandırma

MADDE 7.- Özürlülere yönelik bakım hizmetlerini, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünden ruhsat alan gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşları verebilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

Hizmet sunumu

MADDE 8.- Bakım hizmetlerinin sunumunda kişinin biyolojik, fiziksel, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları da dikkate alınır. Bakım hizmetlerinin standardizasyonu, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü koordinasyonunda çalışmalar yürütülür.

Bakım hizmetleri ile bakımın nitelikli temini sağlanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Gökhan Durgun; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 8 inci maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, özürlüler yasasının çıkması, 1999 yılında toplanan Birinci Özürlüler Şûrasında kabul edilmiş ve bu doğrultuda, 57 nci hükümet döneminde bir tasarı hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştu; ancak, o dönemde yaşayan siyasî gelişmeler sonucunda bu yasa çıkarılamamıştı. Daha sonra, sivil toplum kuruluşlarının çabaları ve katkılarıyla, anılan yasa, üzerinde görüştüğümüz tasarı, AKP İktidarında yeniden düzenlenerek Başbakanlığa sunuldu ve şu anda, bugün, bugün yetişmezse yarın; ama, umarım bugün yetişir, bu tasarı kabul edilecek ve kanunlaşacak.

Sakat doğmayı ve sakat olmayı hiç kimse istemez. Ülkemizin olumsuz koşulları ve hükümetlerin ağır ihmalleri sonucu, doğuştan sakat olmayanlar daha sonra da sakat olma noktasına gelmişlerdir. Anayasamızın 2 nci maddesi, devletimizin sosyal niteliğine işaret etmektedir. Sosyal devlet, toplumun en güçsüz kesimlerinden başlamak üzere, yurttaşlarının başta sağlık, eğitim, istihdam ve sosyal güvenlik gibi temel gereksinimlerini karşılayan devlet demektir. Devletin sosyal niteliğini yaşama geçirmek hükümetlerin anayasal yükümlülüğüdür. Buna karşın, bugün, ülkemizde, sakatların yüzde 98'i halen işsiz, yüzde 96'sı da eğitimsizdir.

Ülkemizde, hangi sıkıntılar, zorluklar, yokluklar ve acılar içinde yaşadıklarını yeterince kavrayamadığımız milyonlarca özürlü insan yaşıyor. Devlet İstatistik Enstitüsünün verilerine göre, bugün, nüfusumuzun yüzde 12,29'u özürlü, kronik hastalığı olan hastalardan oluşuyor; yani, nüfusun 8,4 milyonuna karşılık gelmekte.

Değerli arkadaşlarım, bu yasayı destekliyoruz, bu yasanın çıkmasını istiyoruz; ama, yasa konusunda da eksikleri dile getirmekte büyük yarar olduğunu düşünüyorum. Yasa tasarısını incelediğimizde, maddelerin yüzde 28'inin tanımlarla ilgili olduğunu görüyoruz. Yüzde 10'unun ek tanımlarla ilgili olduğunu görüyoruz. Yani, toplam yüzde 38'i tanımlarla ilgili. Yüzde 20'si yönetmelik düzenlemesiyle ilgili, yüzde 20'si kurumların örgütsel yapısında değişiklik yapmakla ilgili; geriye kalan çok küçük bir miktar; yani, yüzde 9'luk gibi bir miktar da, özürlülerin, diğer, eğitim, istihdam, rehabilitasyon konularıyla ilgili maddeleri kapsıyor.

Önemli olan birkaç noktayı daha vurgulamak istiyorum. 571 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname, Özürlüler İdare Başkanlığını düzenleyen bir Kararnamedir. Eski haliyle 4 ana birim vardı burada. Bunların birincisi Eğitim Daire Başkanlığı, ikincisi Tıbbî Hizmetler Daire Başkanlığı, üçüncüsü Sosyal Hayata Uyum Daire Başkanlığı, dördüncüsü de Meslekî Rehabilitasyon ve İstihdam Dairesi Başkanlığıydı. Şimdi, bu 4 ana hizmet birimi kalkıyor, yerine bütün bu 4 ana hizmeti kapsayan bir hizmet birimi geliyor; Rehabilitasyon ve Eğitim Daire Başkanlığı. Bununla birlikte, yeni birtakım birimler oluşturulmakta; onlar da şunlar: Özürlüler Araştırma ve İstatistik Daire Başkanlığı, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Daire Başkanlığı, Proje ve Koordinasyon Daire Başkanlığı. Baktığımız zaman, özürlülerin istihdamıyla, eğitimiyle, rehabilitasyonuyla ilgili böyle bir görev üstlenecek birimin sadece bir birim haline dönüştürüldüğünü ve kapsamının da daraltıldığını görüyoruz. Bu, ne kadar sosyal hizmet anlayışını karşılayacaktır; onu ben de merak ediyorum.

İkinci bir temel nokta, gönüllülük esasına dayanan bir sosyal hizmet anlayışı getiriliyor. Yani, devletin kendi görevleri olan, Anayasada tanımlanmış görevlerinin dışında, bunun dışına çıkarak, gönüllülük esasına dayanan bir sosyal hizmet anlayışı getiriliyor. Burada da, zannediyorum, vakıflar ve ona benzer kurumların bu işe katkıları gözönüne alınmıştır. Batı'da da bunların örnekleri var; kiliseler, işte bu noktada birtakım çalışmalar yapmaktadırlar.

Yine, diğer bir temel eksik nokta, sosyal hizmetler özelleştiriliyor, yani hizmet alımına gidiliyor. Bunun da çok doğru bir madde olmadığını, çok doğru bir anlayış olmadığını düşünüyorum.

Ben, bu düşünce ve duygularla, kanunun hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Durgun.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

Bakım çeşitleri

MADDE 9.- Bakım hizmetleri, evde bakım veya kurum bakımı modelleriyle sunulabilir. Öncelikle kişinin sosyal ve fiziksel çevresinden ayrılmaksızın hizmetin sunulması esas alınır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Ufuk Özkan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UFUK ÖZKAN (Manisa)- Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 969 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi sevgi ve saygıyla  selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; kısaca görüşlerimi sizlerle paylaşacağım. Türkiye'de özürlü bireylere yönelik hizmetlere kısaca bir göz atmak istiyorum. Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre, nüfusumuzun yaklaşık yüzde 10'u, yani 7 000 000 kişiye yakın vatandaşımızın çeşitli özürleri bulunmaktadır. Yaklaşık, 1 500 000 kişinin de zihinsel özürlü olduğu malumunuzdur. Bu rakam, Türkiye'de her üç aileden birisinde özürlü vatandaşımızın olduğunu gösterir.

Dolayısıyla, bu, bireysel bir sorundan ziyade toplumsal bir sorundur, hepimizin sorunudur. Daha önceki konuşmacı arkadaşlarımızın söylediği gibi, bugün sağlam olmak yarın da sağlam olmak anlamına gelmez, her an herhangi birimiz bir özür sahibi olabiliriz. Konuya bu bakımdan, bu açıdan bakarak hareket etmekte fayda olduğunu düşünüyorum.

Özürlü haklarıyla ilgili, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, bütün yurttaşlarının korunma, topluma katılım, istihdam, çalışma ortamında korunma, eğitim ve toplumla bütünleşme haklarının garanti altına alındığını söyler. Bu nedenle, özürlü bireylerin örgütleri, özürlü bireylerin sağlık, eğitim, bakım ve rehabilitasyon, istihdam, sosyal güvenlik ve ulaşabilirlik fiziksel çevre gibi haklarına ilişkin çeşitli düzenlemeleri savunmaktadır.

Özürlülük alanında gerçekleştirilen ve geleceğe umut veren iki gelişme bulunmaktadır. Bunlardan biri, hizmet sunan kurumların yeniden organize edilmesi ve resmî, sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğinin artırılması... Her iki gelişme de, özürlülük alanlında çaba gösteren insanların uzun süreli çabalarının sonucunda gerçekleştirilmiştir ve politika ve hizmetlerin daha iyi olması için bir başlangıç olarak görülmektedir.

Eğitim konusunda, Millî Eğitim Bakanlığı 1951 yılından bu yana özel eğitim programlarını müfredatına almış, müfredatla ilgili mevzuat 1983 ve 1997 yılında yeniden düzenlenmiştir. Özel gereksinimi olan çocukların eğitim sistemine dahil olmaları için, ulaşabilirlik, sınıf koşullarının hazırlanması, öğretmenlerin ve personelin eğitimi konusunda çeşitli çabalar bulunmaktadır.

2000-2001 öğretim yılında 269 özel eğitim okulunda ve merkezinde 2 603 öğretmen ve 16 155 öğrenci bulunmaktadır. İlköğretim okullarının sayısı ve öğrenci sayısıyla karşılaştırdığımızda, özürlü çocukların çok küçük bir bölümünün eğitim hakkından yararlanabildiği açıktır. Okul sistemi içerisine dahil olan özürlü çocukların sayısının gelecekte artmasını umut ediyoruz.

Sevgili arkadaşlarım, çocukları özürlü vatandaşlarımızın çocuklarını eğitim alanına, eğitim bölümüne götürüp getirmeleri, gerçekten, son derece ciddî sıkıntıları ve problemleri yanında getirmektedir. Bu konuda, mevcut, çıkacak olan yasayla ve Bakanlığın özel alakasıyla, gerekli kolaylıkların sağlanacağını tahmin ediyorum ve umut ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 5 Ocak 2005 tarihinde Salihli Zihinsel Engelli Öğrencileri Koruma Derneğinden gelen bir talep vardı. Bu talebi sizlerle paylaşarak, bu konudaki eksikliklerimizi de bir an önce tamamlamamızın, bu vatandaşlarımız açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Dönemin Bakanı olan Sayın Güldal Akşit'e yönelik olan yazıyı sizlerle paylaşıyorum:

"Biz, Salihli Zihinsel Engelli Öğrencileri Koruma Derneği olarak, Salihli Eğitim Uygulama Okulu ve İş Eğitim Merkezine destek amacıyla kurulmuş bir derneğiz ve okula desteğimizi, elimizden geldiğince, duyarlı Salihli halkının da yardımlarıyla yapmaya çalışıyoruz; fakat, bazen gücümüzün tükendiği, yetemediğimiz zamanlar da oluyor. Bu zamanlarda biz de desteğe ihtiyaç duyuyoruz.

Okulumuz Millî Eğitim Bakanlığına bağlıdır. 2 idareci, 21 öğretmen, 1 hemşire, 2 hizmetli görev yapmaktadır. Personel, Bakanlık personelidir. Maaşları, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından karşılanmaktadır.

Okulumuzda çocuklarımıza verilen öğle yemeği için okulda aşçı çalıştırmaktayız. Bu aşçının giderini dernek bütçesinden karşılıyoruz; ancak, artık buna gücümüz yetmiyor. Aşçının ücretini karşılayamayacak duruma geldik. Bunun için sizden, okulumuz için kadrolu 1 aşçı talebimiz olacaktır. Ayrıca, okulumuz açıldığından bu yana okulumuzun memuru bulunmamaktadır. Lağvedilen devlet kadrolarındaki memurlardan 1 tanesi bile olsa okulumuzun ihtiyacı karşılanacaktır. Yine, temizlik ve hijyen bakımından, 1 bakıcı ve 1 hizmetlinin okulumuz kadrosuna verilmesine ihtiyaç vardır."

Değerli arkadaşlarım, bu okul gerçekten son derece güzel ve inanılmaz işler yapan bir okul. Orada yaşayan çocuklarımızın el emeği ürünlerini görmenizi tavsiye ederim. Oradaki çocuklarımızın bir cuma günü İstiklal Marşını hangi coşkuyla, hangi istekle, hangi güçlüklerle söylediklerini kulaklarınızla duymanızı ve görmenizi arzu ederim. İnanın, yüreğiniz parçalanır. Türk Halkının çocuğunun, özürlü bile olsa, eline yetki verilirse, eline imkân verilirse, neler yapabileceğinin en güzel kanıtlarından bir tanesi Salihli'deki Özürlüler Okuludur. O okulda bulunan bütün çocuklarımıza, Akhisar'da AKSEK Vakfında bulunan spastik çocuklarımıza Soma'daki çocuklarımıza, Türkiye'deki çocuklarımıza, inşallah, gönül arzu eder ki, bu kanun tasarısıyla geniş imkânlar veririz ve bir sağlam insan neler yapabiliyorsa, bu çocuklarımızın da neler yapabileceğini bütün dünyaya gösteririz.

Kanunumuzun hayırlı olmasını diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

Rehabilitasyon

MADDE 10.- Rehabilitasyon hizmetleri toplumsal hayata katılım ve eşitlik temelinde özürlülerin bireysel ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak verilir. Rehabilitasyon kararının alınması, plânlanması, yürütülmesi, sonlandırılması dâhil her aşamasında özürlü ve ailesinin aktif ve etkili katılımı esastır.

Rehabilitasyonun her alanında ihtiyaç duyulan personelin yetiştirilmesine yönelik eğitim programları geliştirilir ve bu personelin istihdamı için gerekli önlemler alınır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

Erken tanı ve koruyucu hizmetler

MADDE 11.- Yeni doğan, erken çocukluk ve çocukluğun her dönemi fiziksel, işitsel, duyusal, sosyal, ruhsal ve zihinsel gelişimlerinin izlenmesi, genetik geçişli ve özürlülüğe neden olabilecek hastalıkların erken teşhis edilmesinin sağlanması, özürlülüğün önlenmesi, var olan özrün şiddetinin olabilecek en düşük seviyeye çekilmesi ve ilerlemesinin durdurulmasına ilişkin çalışmalar Sağlık Bakanlığınca planlanır ve yürütülür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

İş ve meslek analizi

MADDE 12.- Özür  türlerini dikkate alan iş ve meslek analizleri, Özürlüler İdaresi Başkanlığının koordinatörlüğünde Millî Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılır. Bu analizlerin ışığında, özürlülerin durumlarına uygun meslekî rehabilitasyon ve eğitim programları, anılan kurumlarca geliştirilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek; buyurun. (Alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 12 nci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Özürlü insanlarımızla ilgili temel sorunlardan birisi, hiç kuşku yok ki, onların eğitim sorunudur. Bir nedenle sonradan özürlü kalanlar dışarıda bırakılırsa, özürlü yurttaşlarımızın ancak yüzde 3'ü okuma yazma bilmektedir. Son on yıl içerisinde üniversitelerimizde okuyan özürlü insanımızın sayısı 1 200- 1 500 arasında değişmektedir.

Millî Eğitim Bakanlığı 2004-2005 istatistiklerine göre, 465 özel eğitim okulunda 21 253 öğrencimiz eğitim almaktadır. Bunların 13 443'ü erkek, 7 810'u ise kız öğrencilerden oluşmaktadır. Kız öğrenciler erkek öğrencilerin neredeyse yarısı kadardır. Bunun anlamı şudur: Özürlülerin eğitiminde cins ayırımcılığı hâlâ devam etmektedir. Ailelerimiz özürlü kız çocuklarını okula göndermemektedir. Bu, aşmamız gereken önemli bir sorundur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yine bu istatistiklere göre özel eğitimden en çok işitme engelliler yararlanmakta; özel eğitime muhtaç 21 253 çocuğumuzun 9 111'i işitme engelliler ilköğretim okullarına devam etmekte. Bu durum, diğer özürlü grupların, örneğin görme engelliler özürlü çocuklarımızın sayılarının azlığından kaynaklanmamaktadır. Özel eğitimde kurumlaşmamızın, işitme engellilerin daha iyi olmasından ve diğer özürlü grupların eğitimine oranla işitme engellilerin eğitiminin daha kolay ve daha ucuz olmasından kaynaklanmakta; çünkü, işitme engellilerde bire bir ilgilenme gerekmemektedir.

Özel eğitim alanında yaşanan birçok sorun bulunmakta. Bunlardan birisi de özel eğitim kurumlarının durumudur. Özel eğitime muhtaç çocuklar, bir taraftan devlet okullarına giderken, aynı zamanda, özel eğitim merkezlerine de gidebilmekte. Özel eğitime muhtaç çocuklarda okula devam etme zorunluluğunun olmaması dolayısıyla, hafta içi en az iki gün çocuklar ailelerince buralara gönderilmektedir. Buralarda 1 hemşire ve hizmetli eline bırakılan çocuklara yeterli bir eğitim ortamı sağlanabildiği söylenemez. Ayrıca, çocuklar buralarda, ne tedavi alabilmekte ne de eğitim alabilmekte.

Özürlülerin eğitimiyle ilgili bir başka yanlış ise, eğitim-istihdam ilişkisinin yanlış kurulmasından kaynaklanmakta. Bu maddeyle bu sorun aşılmaya çalışılmakta ve özür türlerini dikkate alan iş ve meslek analizlerinin, Özürlüler İdaresi Başkanlığının koordinatörlüğünde, Millî Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılacağı hükme bağlanmakta. Yine, bu analizler ışığında, özürlülerin durumlarına uygun meslekî rehabilitasyon ve eğitim programlarının bu kurumlar tarafından geliştirileceği ifade edilmekte.

Bizde, özel eğitime muhtaç çocuklar, diğer çocuklar gibi, önce eğitime tabi tutulmakta, daha sonra istihdam edilmeye çalışılmakta. Bu durum birçok açıdan sorun yaratmakta; özellikle de, özel sektörün özürlü istihdam etmesinde gözlenmektedir. Özel sektör, içinde bulunduğu rekabet ortamı gereği, istihdam verimliliği açısından, özürlü çalıştırmaya pek sıcak bakmamaktadır; iş kazalarının getirdiği ek harcamaları göze almak istememektedir. Ülkemizde, özürlü yurttaşlarımızın işgücüne katılım oranlarına baktığımızda, her 5 özürlüden 1'inin işgücüne katıldığını görmekteyiz.

Ülkemizde, 2005 yılı, hükümet tarafından "Özürlülere İstihdam Yılı" olarak ilan edilmiştir. Maalesef, hepimizin bildiği gibi, tabiî ki, istihdam sorunu sadece özürlülerin değil Türkiye'nin sorunudur. Özürlü istihdamı yerine, para cezası tercih edilmektedir. Bu cezayı maliyet göstererek, fatura tüketiciye maalesef yansıtılmakta.

Bu olumsuz durumun önüne geçilebilmesinin tek yolu, özel eğitimin iş atölyeleriyle birleştirilmesidir. Kamu ve özel sektörün istihdam edeceği özürlüyü buradan seçmesi sağlanabilir.

Bütün bunlar göstermektedir ki, özürlülerin sorunları tüm toplumu ilgilendirmektedir. O nedenle, bu yurttaşlarımızın sorunları bir bütün olarak ele alınmalı ve ona göre çözüm yolları bulunmalıdır.

Özürlülerin sorunlarıyla ilgilenmek, sadece onlara parasal destek sağlamaktan da ibaret sayılmaz. İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin devamında yer alan "Özürlü Hakları Bildirisi" bu kişilerin topluma üretici bireyler olarak katılmasını öngördüğü gibi, toplumların özürlü yurttaşlarına karşı yükümlülüklerini de saptamaktadır. Bu konuda, Türkiye olarak daha çok yol almamız gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan birkaç gün önce Kırkpınar'da çok önemli bir güzellik yaşadık. Özürlü çocuklarımıza Kırkpınar'da güreş yaptırdılar. Onları, hem sevgi hem kucaklama hem de bir güzellik yaşattılar, özendirdiler. Ben, buradan, Edirne Belediye Başkanımız Sayın Hamdi Sedefçi'yi ve emek verenleri kutluyorum.

Özürlüler dahil olmak üzere, yurttaşlarımıza insan olmanın ve Türkiyeli olmanın onurunu yaşatacak bir ülke olmak dileğiyle, bu kanunun özürlülerimizin sorunlarına olan duyarlılığımızı daha artıracağını umut ediyorum, ki onların da, özürlü yurttaşlarımızın da umutlarına cevap verecektir.

Saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Şimşek.

Sayın milletvekilleri, 12 nci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

Meslekî rehabilitasyon

MADDE 13.- Özürlülerin yeteneklerine göre mesleğini seçme ve bu alanda eğitim alma hakkı kısıtlanamaz.

Özürlülerin yetenekleri doğrultusunda yapabilecekleri bir işte eğitilmesi, meslek kazandırılması, verimli kılınarak ekonomik ve sosyal refahının sağlanması amacıyla meslekî rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmasının sağlanması esastır.

Gerçek veya tüzel kişilerce açılacak olan özel meslekî rehabilitasyon merkezleri, yetenek geliştirme merkezleri ve korumalı işyerlerinin değişik tipleri ile özel işyerlerinde bireylerin bireysel gelişimleri ve yeteneklerine uygun iş veya becerilerini geliştirici tedbirler alınır. Bu alandaki hizmetler ihtiyaçlara göre iş ve meslek analizi yapılarak hizmet satın alınması suretiyle temin edilebilir. Buna ilişkin usûl ve esaslar, Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Sosyal ve mesleki rehabilitasyon hizmetleri belediyeler tarafından da verilir. Belediyeler bu hizmetlerin sunumu sırasında gerekli gördüğü hallerde, halk eğitim ve çıraklık eğitim merkezleri ile işbirliği yapar. Özürlünün rehabilitasyon talebinin karşılanamaması halinde özürlü, hizmeti en yakın merkezden alır ve ilgili belediye her yıl bütçe talimatında belirlenen miktarı hizmetin satın alındığı merkeze öder.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Özyurt?.. Yok.

Başka söz isteği?.. Yok.

Madde üzerindeki görüşmeler  tamamlanmıştır.

13 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

İstihdam

MADDE 14.- İşe alımda; iş seçiminden, başvuru formları, seçim süreci, teknik değerlendirme, önerilen çalışma süreleri ve şartlarına kadar olan safhaların hiçbirinde özürlülerin aleyhine ayrımcı uygulamalarda bulunulamaz.

Çalışan özürlülerin aleyhinde sonuç doğuracak şekilde, özrüyle ilgili olarak diğer kişilerden farklı muamelede bulunulamaz.

Çalışan veya iş başvurusunda bulunan özürlülerin karşılaşabileceği engel ve güçlükleri azaltmaya veya ortadan kaldırmaya yönelik istihdam süreçlerindeki önlemlerin alınması ve işyerinde fiziksel düzenlemelerin bu konuda görev, yetki ve sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlar ile işyerleri tarafından yapılması zorunludur. Özürlülük durumları sebebiyle işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan özürlülerin istihdamı, öncelikle korumalı işyerleri aracılığıyla sağlanır.

Korumalı işyerleriyle ilgili usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin; buyurun.

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun tasarısının 14 üncü maddesine ilişkin, Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bu kanun tasarısı içerisinde, belki, en önemli maddelerden birisi, özürlülerin istihdamına ilişkin bu madde; yani, özürlüler, bugün, sadece bir öğün karnının doyurulması, cebine üç beş kuruş para konulması, devletin ya da Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu gibi sosyal yardım kurumlarımızın ödediği çok küçük ödentilerle yaşamlarını sürdürmek istemiyor. Özürlüler de, bir insan olarak, kendi emeklerini harcayarak, alınterlerini harcayarak, hem kendilerinin gelişimine katkıda bulunacak hem de insan onuruna yaraşır bir tarzda, çalışarak yaşamlarını sürdürmek istiyorlar. Sosyal devlet olmanın bir gereği olarak, eğer, ülkemizde, sosyal devletin gereklerinden söz edebileceksek, özürlülere ilişkin düzenlemelerin, mevcut, şu anda pek çok yasada var olan, dağınık olan düzenlemelerin bile yaşama geçmesi gerekirdi; biz, bunu bile sağlayamadık. Umarım, bu tasarısı yasalaştıktan sonra, istihdam konusunda gerekli duyarlılık, hem devlet tarafından hem de bu yasanın kendisine yükümlülük yüklediği diğer kişi ve kurumlar tarafından yerine getirilir.

Bugün, memurlar içerisinde 9 100 civarında özürlü yurttaşımız istihdam ediliyor, 19 000 civarında da işçi statüsünde çalışan özürlümüz var; ama, resmî kayıtlara bakıldığı zaman, iş talebinde bulunan 70 000'den fazla özürlü yurttaşımız var; ama, bu, özürlülerimizin ancak yüzde 10'una tekabül edebilen bir sayı; yani, bu, bizim, ülke olarak, özürlülerimizi nasıl  dışladığımızı, bu maddenin ilk bendinde özürlülere ilişkin, aleyhlerine ayırımcılık yapılamayacağı hükmünü getirmiş olmamıza rağmen, bugüne kadar, bu ayırımcılığı hem devlet olarak hem de kurumlar ve kişiler olarak nasıl görmezden geldiğimizi de ortaya koyuyor.

Şimdi, bu madde içerisinde, üçüncü paragrafta deniliyor ki: "Çalışan veya iş başvurusunda bulunan özürlülerin karşılaşabileceği engel ve güçlükleri azaltmaya veya ortadan kaldırmaya yönelik istihdam süreçlerindeki önlemlerin alınması ve işyerinde fiziksel düzenlemelerin bu konuda görev, yetki ve sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlar ile işyerleri tarafından yapılması zorunludur."

Değerli arkadaşlar, hangi kaynakla bu fiziksel engelleri kaldıracağız da, özürlülere yönelik istihdamın önünü açacağız? Bu yasa tasarısı daha Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken, özelleştirme kapsamındaki işyerlerinde zorunlu olan yüzde 3 özürlü istihdamına ilişkin hükmün, özelleştirilecek işletmelerde uygulanmamasını Devlet Bakanımız Sayın Babacan istedi; yani, bunu, bir bakıma, sizin yarın bu yasayı nasıl uygulayacağınızı da göstermesi açısından söylüyorum, bir uyarı olarak söylüyorum; yani, biz, özürlülerimizin toplumda gerçekten pozitif ayırımcılığa tabi tutulması, öncelikle gözetilmesi gereken kesimlerine maddî olgularla yaklaşırsak, onların istihdamını özel sektörden ya da diğer kuruluşlardan bekleme hakkına sahip olamayız.

Bakın, bugün ülkemizde kayıtdışı ekonominin boyutları kayıtlı ekonomiden fazla. Onu bir kenara bıraksak bile, bugün 70 000'den fazla özürlü yurttaşımız iş beklentisi içerisinde. Bizim, onlara iş bulabilmek için birtakım görev ve sorumluluklarımız var. Bu konuda, eğer özürlü istihdamına ilişkin yasal zorunluluğu işverenler yerine getirmiyorsa, onlara müeyyide uygulanacağı İş Yasamızda ve diğer yasalarımızda var; ama, bakıyorsunuz, pek çok işletmede, pek çok işyerinde bugün şöyle bir yol izleniyor -bunu, sayın bakanlarımız da duysun ve gerekli önlemleri alsın, müfettişleri çalışsın ve gerekli yaptırımlar uygulansın diye söylüyorum- yüzde 80 ve daha üst özürlü gruplarda istihdam edilenlerin sigorta primlerinin yüzde 50'si devlet tarafından karşılandığı için, pek çok işyerinde özürlüye "sen işe gelme, senin sigorta primini ben yatırayım" deniliyor. Özürlü de "hiç olmazsa sigorta primim yatıyor, sağlık hizmetlerinden daha rahat yararlanırım" deyip, buna "evet" diyebiliyor. Bir bakıma buna mecbur da. Ne oluyor; o özürlü yurttaşımız, belki hiç işyerine gitmiyor, çalıştığı işyerini bile bilmiyor. Oysa değerli arkadaşlar, özürlülerin istihdam edilebilecekleri yerler var.

Bakınız, bizim ülkemizde özürlülere ilişkin seçme sınavlarında hepsini aynı potanın içerisine koyuyoruz, diyoruz ki: "Sınav bu, al bakalım, gelin yapın…" İşitme engellilerin bu konudaki başarı oranları binde 3. Bu konuda avantaj, belki diğer özür gruplarına geçiyor. Oysa, onların, hiç olmazsa yetiştirilmesi, rehabilitasyonu, eğitimi gibi konular dikkate alınarak ayrı ayrı sınav yapılabilir. İlgi alanlarına göre, yetişme durumlarına göre sınav yapılır, işe yerleştirilmeleri kolayca gerçekleştirilebilir.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, biz özürlü yurttaşlarımıza hep böyle korumacı, onlara, biraz da vicdanımız sızlayarak bakan bir yaklaşım içerisindeyiz. Onları, kendi kişiliğimizin içerisinde himaye etme yaklaşımı içerisindeyiz; ama, size hatırlatmak istiyorum: Dünyada en ünlü astrofizik profesörü olan Stephen Hawking'i duydunuz, Nobel ödülü aldı. Hawking, eğer Türkiye'de olsaydı, belki de evinden çıkarılamayacaktı. Yani, şimdi, özürlülerin sadece işletmelerde çalışmaları değil, hiç işyerlerine gitmeden, evindeki bilgisayarla teknolojiyi kullanarak istihdam edilmeleri de mümkün; yani, bu konuda, biz, ülke olarak, gerçekten gerekli ihtimamı göstermedik hiçbir zaman.

Değerli arkadaşlarım, bu özürlülerin istihdamına ilişkin yaklaşımda, hiç olmazsa bu kanun tasarısı yasa şekline dönüştükten sonra, istihdam konusunda duyarlı olmak zorundayız. Çalışma Bakanlığı müfettişleri istihdamdan kaçınanlara gerekli cezaî müeyyideleri uygulamalılar.

Mesela, bir banka -ismini de verebilirim; ama, ismini söylemeyeceğim- özürlü istihdamına ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmek için aradığı nitelikleri ilan ediyor. İlana baktığınız zaman, iki tane dil bilecek, üniversite mezunu olacak, şudur budur. Evet, ben, bunları istihdam edebilirim diyor. Olmazsa, o cezaî müeyyideden de kurtulmanın yolunu bulabiliyor.

Onun için, biz, istihdama yönelik bu pek fazla açık olmayan "fiziksel düzenlemelerin" tabirini daha açarak anlaşılır hale getirmemiz gerekir. Sonra "korumalı işyerleri" kavramına açıklık getirmeliyiz. Yani, istihdam edilecek özürlü yurttaşlarımızın, sadece o işyerlerine bağımlı olması değil, giderek ya da evinde bizzat çalışarak, üreterek, alınterini akıtarak, onun da, diğer çalışanlar gibi, onların içerisinde onurlu bir yurttaş gibi istihdam edilmesinin önünü açmalıyız. Bu konuda, bu düzenleme bile eksik olmasına rağmen yeterli olacaktır; yeter ki, iyi niyetli olalım, sadece kanunu yaptık, artık özürlülerin de bir kanunu var, eh, kanun da burada, artık ne halleri varsa görsünler mantığında yaklaşmayalım.

Bir de, özellikle istirham ediyorum; sayın bakanların; yani, Hazineden, Maliyeden sorumlu bakanların, bu konuda, özürlü yurttaşlarımızın hakları konusunda, işte "IMF'ye hesap veremeyiz" gibi bir yaklaşımı terk ederek, sosyal devlet olmanın bir gereği, bir sorumluluğu olarak, onların istihdamında, diğer bakanlara örnek olacak şekilde, burada maliyet hesabı yapılmaz. Bu, sosyal devlet olmanın bir gereğidir, bir zorunluluğudur.

Bu yurttaşlarımızın da, onurlu birer yurttaş olarak, diğer çalışanlarımızla birlikte omuz omza çalışması gerekir deyip, ön açması gerektiğini kendilerine hatırlatıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çetin.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

14 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

Eğitim ve öğretim

MADDE 15.- Hiçbir gerekçeyle özürlülerin eğitim alması engellenemez. Özürlü çocuklara, gençlere ve yetişkinlere, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, bütünleştirilmiş ortamlarda ve özürlü olmayanlarla eşit eğitim imkânı sağlanır.

Özürlü üniversite öğrencilerinin öğrenim hayatlarını kolaylaştırabilmek için Yükseköğretim Kurulu bünyesinde araç-gereç temini, özel ders materyallerinin hazırlanması, özürlülere uygun eğitim, araştırma ve barındırma ortamlarının hazırlanmasının temini gibi konularda çalışma yapmak üzere Özürlüler Danışma ve Koordinasyon Merkezi kurulur.

Özürlüler Danışma ve Koordinasyon Merkezinin çalışma usûl ve esasları, Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurumu ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken hazırlanan yönetmelikle belirlenir.

İşitme özürlülerin eğitim ve iletişimlerinin sağlanması amacıyla Türk Dil Kurumu Başkanlığı tarafından Türk işaret dili sistemi oluşturulur. Bu sistemin oluşturulmasına ve uygulanmasına yönelik çalışmaların esas ve usûlleri Türk Dil Kurumu Başkanlığı koordinatörlüğünde, Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Özürlülerin, her türlü eğitim ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kabartma, sesli, elektronik kitap; alt yazılı film ve benzeri materyal üretilmesini teminen gerekli işlemler, Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığınca müştereken yürütülür.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı; buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son üç dört gündür yaşadığımız gerilimli ortam ve bizim benimsemediğimiz kimi yasaların geçmesinden sonra, ortak, iyi ve güzel bir iş yapıyoruz; özürlülerle ilgili -gecikmiş de olsa- yasayı çıkarıyoruz; bu, sevindirici bir durum.

Benim söz aldığım madde, özürlülerin eğitimi ve öğretimiyle ilgili. Her ne kadar, bu madde "hiçbir gerekçeyle, özürlülerin eğitim alması engellenemez" dese de, maalesef, tablo -arkadaşlarım da söylediler- çok acıdır. 8 000 000'un üstündeki özürlünün yüzde 41'i ilkokul ancak bitirebilmiş, yüzde 36'sı okuma yazma bile bilmemektedir; yüzde 5 civarında eski ortaokulu, yani şimdiki ilköğretimi bitirmiş, yüzde 2'nin az üzerinde de lise ve üniversite bitirmiş özürlülerimiz var. Devede kulak gibi, eğitimden yararlanan özürlü insanımız.

Yasada "özürlü çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin eğitim alması için önlemler alınır" deniyor; "üniversite aşamasına geldiği zaman da, üniversitede birtakım önlemler alınır" diyor; ama, özürlüler için o kadar kolay değil. Nitekim de, deminki acı tablo, bunu çok açık bir biçimde gösteriyor.

Bu maddede eksik bulduğumuz yan, şimdi, özürlüler için bir kurul, özürlüler danışma ve koordinasyon merkezi kuruluyor. Maddeyi çok iyi okursak, burada özürlülerin örgütü yok. Türk Dil Kurumu Başkanlığında onların işaret dili sistemi oluşturulacağı söyleniyor. Resmî daireler sayılıyor, sayılıyor; ama, Türkiye İşitme Engelliler Millî Federasyonu burada da yok. Yani, yeni yasa yapıyoruz, özürlüler için bir kurul oluşturuyoruz; orada özürlülerin örgütü yok. Özürlüler için Türk Dil Kurumu Başkanlığında bir iş yapıyoruz; onların, işitme engellilerin örgütü orada yok.

Değerli arkadaşlar, ateş düştüğü yeri yakar. En iyi, özürlünün durumunu özürlü bilir. Nitekim de, bakın, iki gündür şurada sürekli bekliyorlar.

BURHAN KILIÇ (Antalya) - Özürlülerin örgütü var.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Özürlülerin örgütü var; fakat, onlar için alınacak kurulda onlar yok diyorum. Ben, özürlülerin örgütü yok demiyorum Burhan Bey. Özürlülerle ilgili kurulda özürlülerin örgütü yok diyorum.

Değerli arkadaşlar, tabiî, özürlülerin eğitimi konusunda, asıl, okullarda da önlem alınması gerekir. Bakın -millî eğitimci olanlar bilirler- özel eğitime tabi tutulurdu özürlülerin eğitimi; ama, özel eğitim, şimdi, özel girişimin yaptığı eğitim gibi algılanıyor. Nitekim de 625 sayılı Özel Eğitim Kanununa özürlülerin eğitimi şimdi bırakılıyor. Değerli arkadaşlar, tabiî ki, özel kesim özürlülerin eğitiminde de çabalar harcasın. Hatta, o çabayı harcayanlara devlet katkıda da bulunsun; ama, sosyal devlette sosyal devletin birinci görevi özürlünün eğitimini sağlamaktır. İş bulması da eğitimiyle ilgilidir, bakın. Eğer, özürlü, ayakları üzerinde dursun, kendi kanatlarıyla uçsun istiyorsak; yani, iş bulsun, üretime katılsın, nitelikli olsun diyorsak, önce ona iyi bir eğitim vereceğiz. İyi eğitim vermeden, ben iş bulacağım, yasa çıkaracağım, şunu yapacağım, bunu yapacağım; o, olmaz. Devlet, şimdiden sonra ben işçi almıyorum diyor. Peki, özel kesim; yalnız acıma duygusuyla, kayırma duygusuyla alır mı; almaz; işine yaramasına bakar. O zaman, siz, özürlüye, işe yarayacak, onun beceri ve meslek sahibi olacak bir eğitimden geçme ortamını sağlamalısınız.

Şimdi "üniversitede önlem alınır" deniyor. Bırakın, o aşamaları geçti varsayalım, üniversiteye geldi. Değerli arkadaşlar, konuşma özürlü bir arkadaş, yanında bir kişi de götürüyor, "şu şıkkı işaretle" deyinceye kadar normal bir insanın 2 kat, 3 kat zaman harcıyor. Şimdi, buna bir eksüre vermedikçe, siz, aynı ipten o özürlüyü atlatacaksınız. Ayrıntı gibi gelen şeyler çok önemli. Eğer, siz, acımasızca, siz de bu yarışı yapın, atlayın derseniz, eşitsiz davranmış olursunuz, özürlüye engel çıkarmış olursunuz. Yani, üniversite sınavlarında özürlüye daha çok ek bir zaman vermek gerekir hiç olmazsa. Aynı sorular sorulsun; ama, o, şıkkı imzalayıncaya kadar bir zaman geçecektir. Bir de oradaki ortamlar çok önemli; asansör var mı, arabasının çıkacağı bir yer var mı; bunlar o kadar önemli ki…

Bakın, Millî Eğitim Bakanlığı okul çağındaki özürlü oranı Türkiye'de 895 581 -2003 araştırmasına göre konuşuyorum- 480 özel eğitim okulu var Türkiye'de, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı 22 082, kaynaştırma ve özel eğitim sınıflarında -kaynaştırma dediği, normal çocuklarla birlikte eğitilecek çocuklar- orada rakam biraz yükseliyor, 50 355; ama, fizikî ortam eksik; yani, siz, özürlü bir insanı, çocuğu, normal sınıfa koyuyorsunuz; güzel, kaynaştıracaksınız. Toplumla kaynaştırmak için, önce sınıfta ve okulda kaynaştırmak gerek; ama, onun normal insanlar gibi orada tuvalete gittiği zaman özürlüler için bir tuvalet olup olmadığı -göstermelik değil- kaynaştırma yaptığınız her okulda, eğer iki katlıysa asansör var mı özürlüler için; yani, onun yaşamını kolaylaştıracak, hatta normal çocuklarla yarışabilecek bir ortamı sağlayacak durumu yaratmalısınız. Özel eğitim ilköğretim okullarında yalnız 3 800 çocuğumuz okuyor.

Değerli arkadaşlar, normal eğitimde olduğu gibi, özürlülerin eğitimi de özel kesime, yalnızca özel kesime bırakılamaz. Gerçekten, devlet, sosyal devlet olmalıdır, özellikle bu özürlüler eğitiminde, iş bulmasında ve onlara tanınan haklar konusunda olmalıdır, yardım etmelidir diye düşünüyorum.

Yine de hiç yoktan iyidir. Bu konuda, özellikle özürlü aile sahipleri, özürlüler konusunda çok çaba harcarlar. Onlar, bizden de duyarlıdır. Şimdi, bir aileyi anımsıyorum. Bu Mecliste de uzun süre bulunmuş Sayın Ali Nejat Ölçen; onun eşi Makbule Ölçen vardır, Demir adlı özürlü bir çocukları var. Onlar, özürlüler için kurum açtılar. Şimdi "Özürlüler Yokuşu" diye de bir kitap yazdı Makbule Hanım, çocuğunu gözlemleyerek, yani, o Demiri gözlemleyerek, her aşamasını anlatarak.

Değerli arkadaşlar, toplumda bu konuda en az bir uzman kadar o Ölçen Ailesi uzmanlaşmıştır, topluma katkı sunmuştur, kendi çocukları üzerinde, gerçekten, bilimsel denilebilecek birtakım gözlemleri olmuştur ve çocuğu, yaşama, yapabildiği kadar kazandırmıştır.

Bakın, özürlülerin belki de en sıkıntı içinde olanları zihinsel özürlü olan insanlardır. Onlara, belki, yani, bir görme, bir işitme, bir fiziksel engelli yerine, daha çok özen göstermek gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Lütfen toparlayın...

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Ben, bu yasada katkısı olan bütün kişilere teşekkür ediyorum; ama, asıl uygulamadır diyorum. 8 000 000'dan fazla insanımızın, özürlü insanımızın eğitimi için sosyal devletin daha çok hareket etmesi gerektiğini söylüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Hayırlı uğurlu olsun özürlüler için.

Teşekkür ediyorum, yeniden, katkı sunanlara. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Gazalcı.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

Eğitsel değerlendirme

MADDE 16.- Özürlülerin eğitsel değerlendirme ve tanılaması il milli eğitim müdürlükleri rehberlik araştırma merkezlerinde uzman kişilerden oluşan ve özürlü ailesinin yer aldığı özel eğitim değerlendirme kurulu tarafından yapılır ve eğitim plânlaması geliştirilir. Bu plânlama her yıl yeniden değerlendirilerek gelişmeler doğrultusunda gözden geçirilir.

Çıraklık eğitimi almak isteyen özürlülerin ilgi, istek, yetenek ve becerileri doğrultusunda ve sağlık kurulu raporunu da dikkate almak suretiyle hangi meslek dalında eğitim alacaklarına kurul karar verir.

Kurulun teşkili ve çalışma usûl ve esasları Milli Eğitim Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

16 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Değiştirilen Hükümler

MADDE 17.- 8.6.1965 tarihli ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 1 inci maddesinde yer alan "öğrenci etüd eğitim merkezleri," ibaresinden sonra gelmek üzere "özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri," ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 18 .- 625 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 2.- 24.5.1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu hükümleri gereği izin almış olan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri 31.12.2007 tarihine kadar Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenen şartlara uygun olarak açılış izinlerini yenilerler.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Osman Özcan; buyurun.

CHP GRUBU ADINA OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özürlüler hakkındaki kanun tasarısının 18 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi saygı, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, özürlülük doğuştan veya sonradan yaşanılan bir sağlık sorunudur. DİE raporlarına göre nüfusumuzun yüzde 13'e yakını özürlüdür. Yine, aynı rapora göre, bunların yüzde 47'si hiçbir tedavi görmemiştir. Nüfusumuzun yüzde 13'ü okuma yazma bilmiyor; ama, özürlülerin yüzde 36'sı okuma yazma bilmemektedir. Bunların yüzde 50'den fazlasının da sosyal güvenliği yoktur.

Değerli arkadaşlarım, bunların en çok üzüldükleri konu, toplumun kendilerine önyargılı bakmalarıdır. Demek oluyor ki, özürlüler, sağlık, eğitim ve istihdam olanaklarına sahip değildirler; ama, Anayasamıza göre bu sorunların çözümü lazımdır. Şimdiye kadar bu kanunun Meclisimize gelmemesi büyük bir eksiklik olmakla beraber, yeni gelen kanunla bunların sorunlarının çözüleceğine inanıyoruz.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin kabul ettiği uluslararası sözleşmeler, ILO, Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi düzenlemeler üzerinde sorumluluklarımız bulunmaktadır. Bu sorumlulukların başında, ayırımcılık yapılmaması, işte ve istihdamda eşit muamele, özürlü öğrencilere eğitim ve meslekî eğitimde fırsat eşitliği sağlanması, özürlü bireylere fırsat eşitliği sağlanması gelmektedir.

Yakın zamana kadar bu vatandaşlarımız hor görülmüş, dışlanmış, görmezlikten gelinmiş, âdeta toplumdan uzaklaştırılmıştır. Halbuki, bu hareketler, bizim ne ananemizde ne geleneğimizde ve ne de insanlık anlayışımızda olmaması gereken davranışlardır. Ancak, zaman içinde yeni ihtiyaçlar ve çağdaş dünyadaki uygulamalar ile Avrupa Birliği normları dikkate alınarak, özürlülerle ilgili hak ve hizmetler dikkate alınarak yeni bir yasal düzenleme yapılması zarureti doğmuştur ve yerinde de olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, zaten, Avrupa Birliği, Türkiye üzerinde Batılılaşma, medenîleşme ve aynı zamanda uyum kanunlarının çıkması, daha doğrusu hürriyetlerin gelişmesi bakımından çok faydalı olacaktır; ama, Avrupa Birliğine girmemizle ilgili, ben şahsen, Avrupa Birliğinin iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum.

Çağdaş dünyadaki düşünce, bunlara acıma, yardım yapma yerine, bunları kendi kendilerine yetecek, bakacak duruma getirmek, eğitimlerini sağlamak, korunmalarını temin etmektir. İşte, bu yasayla, toplumun en mağdur kesimi olan özürlülere borcumuzu ödeyeceğimizi, onları insan onuruna yakışır bir yaşama kavuşturmayı amaçladığımızı belirtmek isterim.