DÖNEM: 22 CİLT: 90 YASAMA YILI: 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
122 nci Birleşim
30 Haziran 2005 Perşembe
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Malatya Milletvekili Muharrem
Kılıç'ın, yurt dışında yaşayan vatandaşların çifte vatandaşlık sorunlarına ve
alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu'nun cevabı
2.- Çanakkale Milletvekili İbrahim
Köşdere'nin, Bulgaristan'da yapılan seçim ile seçim sonuçlarına ve Hak ve
Özgürlükler Hareketi Partisinin başarısında Türklerin etkilerine ve
beklentilerine ilişkin gündemdışı konuşması
3.- Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar'ın,
Anadolu'nun turizm potansiyeli ile Aksaray'ın turizm değerlerine, turizmde
tanıtımın önemine ve bu konularda yapılması gerekenlere ilişkin gündemdışı
konuşması
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in
(6/1216) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/312)
2.- Dilekçe Komisyonu Başkanlığının,
TBMM’nin tatilde bulunduğu süre içerisinde de çalışmalarına devam etmesine
ilişkin tezkeresi (3/866)
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Malatya Milletvekili Ahmet Münir Erkal
ve 37 milletvekilinin, İnönü Üniversitesi Rektörlüğü hakkındaki yolsuzluk ve
usulsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301)
2.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
Baloğlu ve 36 milletvekilinin, Antalya-Kaleiçi'nin korunmasına yönelik
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302)
D) ÇEŞİTLİ İŞLER
1.- Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer
Üstün'ün yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki (3/733) esas numaralı
dosyanın daha önce karara bağlanan (3/626) esas numaralı dosyayla aynı olduğu
tespit edildiğinden, Başbakanlığa iade edilmesi gerektiğine ilişkin Başkanlık
açıklaması
IV.-
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri
ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu
önerisi
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz ve Haluk İpek, Bursa
Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ile Ordu
Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu
(2/140) (S.Sayısı: 161)
3.-Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı;
Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un Özürlüler İdaresi Başkanlığı
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Lokman Ayva'nın Özürlüler
ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul
Milletvekili Ali Topuz, İzmir Milletvekili Kemal Anadol, Samsun Milletvekili
Haluk Koç ile 46 Milletvekilinin Özürlüler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan
ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1029, 2/215, 2/424, 2/437) (S. Sayısı: 969)
VI.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya Gündoğmuş - Çamlıalan Köyü ile Köprülü arasındaki yolun yeniden yapılıp yapılmayacağına
ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6369)
2.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
isteğe bağlı sigortalıların sağlık hizmetlerinden yararlanmasına yönelik
çalışmalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6391)
3 - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Millî Gençlik Vakfının kapatılmasına ve mallarının Hazineye devrine ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı
(7/6395)
4.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Düzce İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6428)
5.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Düzce İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun
cevabı (7/6334)
6.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya - Alanya İlçesindeki SSK Ödeme Bürosuna ilişkin sorusu ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6435)
7.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Türk Telekom ve enerji alanındaki özelleştirme faaliyetlerine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6452)
8.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Sakarya İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6457)
9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Gümüşhane İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6458)
10.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bolu İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun
cevabı (7/6459)
11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Kütahya İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6462)
12.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Gümüşhane İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/6504)
13.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bolu İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6505)
14.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Kütahya İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/6506)
15.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bolu İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6507)
16.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
dışticaret taşımalarında Türk Bayraklı gemilerin payına ilişkinsorusu ve
Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/6529)
17.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, kamuda ücret sistemindeki düzenlemelere ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6564)
18.- İzmir Milletvekili Vezir AKDEMİR'in,
trafik kazalarını önleyici tedbirlere ve otobüs taşımacılığında vergi
indirimine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı
(7/6631)
19.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, posta dağıtıcılarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/6632)
20.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
MİT'in şahsına ait telefon konuşmalarını ve e-posta yazışmalarını izleyip
izlemediğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6648)
21.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, görevden ayrılan bakanlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6651)
22.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş.nin özelleştirilmesine ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6685)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak
beş oturum yaptı.
İstanbul Milletvekili Ali Rıza
Gülçiçek'in, Sivas olaylarının 12 nci yıldönümüne, Madımak Otelinin, barış ve
kardeşlik adına, kültür ve sanat müzesi yapılması gerektiğine,
Çankırı Milletvekili Hikmet Özdemir'in,
Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Kanununun Çankırı ekonomisine olumlu
yansımalarına,
İlişkin gündemdışı konuşmalarına, İçişleri
Bakanı Abdülkadir Aksu cevap verdi.
Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan,
Trakya halkının sosyal ve ekonomik sorunlarına ilişkin gündemdışı bir konuşma
yaptı.
Çevre Bakanlığı Dönersermaye İşletmesi
hesaplarına intikal etmesi gereken meblağların Türkiye Çevre Koruma Vakfı
hesaplarına aktarılarak Hazinenin gelir zıyaına sebebiyet verdiği ve çevre
koruma vakıflarının istihdam kapısı olarak kullanılması suretiyle bu vakıflarla
çıkar ilişkisine girdiği gerekçesiyle Çevre eski Bakanı Fevzi Aytekin hakkında
Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan
denetim raporunun Başbakanlıkça TBMM Başkanlığına intikal ettirildiğine;
Anayasanın 100 üncü maddesine göre, Meclis soruşturması açılmasının, TBMM üye
tamsayısının en az onda 1'inin vereceği önergeyle istenilebileceğine; böyle bir
önerge olmadan, Başkanlığın, söz konusu dosyayla ilgili olarak Meclis
soruşturmasına ilişkin bir işlemi resen yürütmesinin mümkün bulunmadığına; daha
önce yapılan uygulamalar doğrultusunda, konunun Genel Kurula sunulmasına ve
anılan dosyaların milletvekillerinin tetkik ve takdirlerine açılmasının uygun
mütalaa edildiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi,
İzmir Milletvekili Türkân Miçooğulları'nın
(10/148, 182, 187, 284, 285) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu
üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi,
Ondokuz Mayıs Üniversitesinde keyfî
yönetim, kamu kaynaklarının amaç dışı kullanımı ve kadrolaşma iddialarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan
(10/251) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının,
Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin
tezkeresi,
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Parlamentolararası Birlik Başkanının TBMM
Başkanı Bülent Arınç'ı Amerika Birleşik Devletlerine davetine icabet etmesine,
Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun Çin'e
yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine,
İlişkin Başkanlık tezkereleri, kabul
edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 94 üncü sırasında yer alan
502'ye 1 inci ek sıra sayılı komisyon raporunun bu kısmın 3 üncü sırasına,
29.6.2005 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 969 sıra sayılı komisyon
raporunun 48 saat geçmeden bu kısmın 4 üncü sırasına alınmasına ilişkin CHP
Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği,
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 15 inci sırasında yer alan
918 sıra sayılı geri gönderme tezkeresinin bu kısmın 3 üncü sırasına, 298 inci
sırasında yer alan 958 sıra sayılı geri gönderme tezkeresinin 4 üncü sırasına,
203 üncü sırasında yer alan 822 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına
alınarak, gündemdeki diğer kanun tasarı ve tekliflerinin sıralarının buna göre
teselsül ettirilmesine ve gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak
dağıtılan 969 ve 962 sıra sayılı kanun tasarı ve teklifinin, 48 saat geçmeden,
bu kısmın 17 nci ve 18 inci sıralarına alınmasına; Genel Kurulun 30.6.2005
Perşembe günü saat 11.00'de toplanmasına; İçtüzüğün 5 inci maddesine göre
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Temmuz 2005 tarihinde tatile girmemesine ve
çalışmalara devam edilerek, Genel Kurulun 1 Temmuz 2005 Cuma günü saat
14.00-23.00, 2 Temmuz 2005 Cumartesi ve 3 Temmuz 2005 Pazar günleri 12.00-23.00
saatleri arasında çalışmasına ilişkin AK Parti Grubu önerisinin, yapılan
görüşmelerden sonra, kabul edildiği,
Açıklandı.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz
gelmediğinden, ertelendi.
2 nci sırasında bulunan, Hâkimler ve
Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının (1/1039) (S. Sayısı: 951), görüşmeleri tamamlanarak,
4 üncü sırasına alınan ve Cumhurbaşkanınca
bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen Türk Ceza Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair 27.5.2005 tarihli 5357 sayılı Kanunun (1/1042) (S. Sayısı:
958), görüşmelerini müteakiben istem üzerine,
Elektronik cihazla yapılan açıkoylamalardan
sonra,
3 üncü sırasına alınan ve Cumhurbaşkanınca
bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen Türkiye Bilimsel ve Teknik
Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
4.5.2005 tarihli 5344 sayılı Kanunun (1/1032) (S. Sayısı: 918), yapılan
görüşmelerden sonra,
Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
30 Haziran 2005 Perşembe günü, alınan
karar gereğince saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 23.27'de son verildi.
|
|
Nevzat Pakdil |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Harun Tüfekci |
Ahmet Küçük |
|
|
Konya |
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
|
|
|
|
|
|
Bayram
Özçelik |
|
|
|
Burdur |
|
|
|
Kâtip Üye |
|
No.: 168
II. - GELEN
KÂĞITLAR
30 Haziran
2005 Perşembe
Raporlar
1.- WIPO İcralar ve Fonogramlar
Andlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1021)
(S. Sayısı: 964) (Dağıtma tarihi: 30.6.2005) (GÜNDEME)
2.- WIPO Telif Hakları Andlaşmasına
Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1027) (S. Sayısı: 966)
(Dağıtma tarihi: 30.6.2005) (GÜNDEME)
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Etyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür, Eğitim, Bilim,
Basın-Yayın, Gençlik ve Spor Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1037) (S. Sayısı: 967) (Dağıtma tarihi:
30.6.2005) (GÜNDEME)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Malatya Milletvekili Ahmet Münir ERKAL
ve 37 Milletvekilinin, İnönü Üniversitesi Rektörlüğü hakkındaki yolsuzluk ve
usulsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301) (Başkanlığa geliş
tarihi: 29.6.2005)
2.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU ve 36 Milletvekilinin, Antalya-Kaleiçi'nin korunmasına yönelik
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302) (Başkanlığa geliş tarihi:
29.6.2005)
BİRİNCİ OTURUM
30 Haziran 2005 Perşembe
Açılma Saati: 11.00
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK
(Çanakkale)
BAŞKAN- Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 122 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır;
görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri 5'er
dakikadır. Hükümet, bu konuşmalara cevap verebilir. Hükümetin cevap süresi 20
dakikadır.
Gündemdışı ilk söz,
Almanya'da ve yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çifte vatandaşlık
sorununun ilgili hükümetlerle görüşülerek giderilmesiyle ilgili söz isteyen
Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'a aittir.
Sayın Kılıç, buyurun.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1.- Malatya
Milletvekili Muharrem Kılıç'ın, yurt dışında yaşayan vatandaşların çifte
vatandaşlık sorunlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı
konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı
MUHARREM KILIÇ (Malatya) -
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bugün, yurt dışında yaşamakta olan,
özellikle Almanya'da yaşamakta olan vatandaşlarımızın çok acil bir sorununu
Yüce Meclisin gündemine getirmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, yurt
dışına giden vatandaşlarımız, ilk başta geçici amaçlarla gittiler; ancak,
onların çoğunluğu şu anda o ülkelere yerleştiler, ev aldılar, işyeri aldılar,
işyeri açtılar, çocukları orada okudu, orada iş buldu, işe yerleştiler ve o
insanların, en az 100 000'den fazlası şu anda çifte vatandaş konumunda. Alman
vatandaşlığına geçen Türkleri, konsolosluklar, büyükelçilikler, yeniden Türk
vatandaşlığı almaya özendirdiler, teşvik ettiler; ancak, Alman mevzuatı
konusunda bu insanlar uyarılmadı. Şu anda, bu insanlar kan ağlıyor.
Geçen hafta, Ankara'ya ağabeyinin
cenazesine gelen bir vatandaşımız, ben, nasıl gideceğimin telaşı içindeyim;
fark ederlerse, beni tekrar yurt dışına göndermeyebilirler diyor; çünkü,
yeniden vize sorunu başlayacak, yeniden oturma izni sorunu başlayacak, yeniden
çalışma izni sorunu başlayacak.
Değerli arkadaşlar, biz,
bu insanları yurt dışına gönderdik, unuttuk. Oysa, bu insanlar Türk
ekonomisine, ülkemize çok büyük katkılarda bulundular. Kırk yılı aşkın süredir,
Türk ekonomisine, 140 milyar doların üzerinde katkıları vardır. Zamanında 70
sente muhtaç olan bu ülke, çok büyük ölçüde bu insanların sağladığı dövizlerle
ayakta durdu; ancak, biz, bu insanlar için ne yapıyoruz; bu insanları sadece
döviz kaynağı olarak görüyoruz. Bu insanlar orada ne gibi sorunlarla
karşılaşıyorlar, bunlarla ilgili Meclis araştırması komisyonu oluşturduk,
raporlar hazırladık; ama, o raporların gereğini yaptık mı değerli arkadaşlar;
yapmadık maalesef. Bu yüzden, bu sorun çok acil değerli arkadaşlar. Türk
Hükümetinin, Türk Devletinin büyüklüğüne yakışır bir biçimde bu insanlarımıza
sahip olmamız gerekiyor. Yurt dışındaki insanlarımızı kendi kaderine terk
edemeyiz.
Konuyla ilgili, Sayın
İçişleri Bakanımıza yazılı soru yönelttim;
ancak, bugüne kadar -gerçi yakın zamanda yönelttim- bu soruma henüz bir
yanıt verilmedi. Hükümet olarak, Başbakan düzeyinde, İçişleri Bakanı düzeyinde,
Dışişleri Bakanı düzeyinde bunlara ne yaptınız? Hangi çözümleri buldunuz? Hangi
çözümleri bulmayı düşünüyorsunuz? Ciddî bir devlet, ciddî bir hükümet, o
insanları kendi haline terk etmez. Alman Hükümetiyle, Alman Devletiyle gerekli
ilişkileri sağlayarak bu sorunlara çözüm bulmak zorundayız.
Bana gelen bir e-mailde,
oradan, Gökhan Özkan adlı bir vatandaş "Türk olmak, devletim tarafından
yalnız bırakılmak demektir" diyor. Bu imajı vermememiz gerekiyor.
"Türk olmak, devlete güvenmeden, yalnız kendi ayakları üzerinde durabilmek
demektir" diyor. Yine "Türk olmak, bir sorunun, bir mağduriyetin
olduğunda, devletinin seninle saklambaç oynaması demektir" diyor.
Değerli arkadaşlar, sorun
çok acil, sorun çok önemli. Oradaki vatandaşlarımızdan bir kısmı, eğer, Türk
vatandaşlığından çıkmışsa ve 2 000'den sonra yeniden Türk vatandaşı olmuşsa,
otomatikman Alman vatandaşlığını kaybettiler. Eğer, şu anda, Türk
vatandaşlığından çıkacak olurlarsa, bu insanlar vatansız konuma gelecekler.
Bu insanların sorununa,
Yüce Meclisin, bir an önce el koyması gerekiyor. Hükümet duyarsızsa, yasama
organı olarak biz, gerekli uyarıları, gerekli denetim görevimizi mutlaka yapmak
durumundayız. Bu sorun, acil çözüm bekliyor.
Değerli arkadaşlar, bunu
Yüce Meclisin gündemine taşımak istedim.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kılıç,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, bizim, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza, devlet
olarak, hükümet olarak, toplum olarak şükran borcumuz var, teşekkür borcumuz
var. Onlar, yıllar yılı, kırk yılı aşkın süredir, orada yemediler, içmediler,
Türkiye'de yatırım yaptılar, Türkiye'deki yakınlarına kaynak aktardılar,
Türkiye'deki ekonomiye katkı sağladılar. Bu nedenle, bizim, bunun karşılığını
mutlaka vermemiz gerekiyor. Bunların ne gibi sorunları varsa, bunlara acilen
çözüm bulmamız gerekiyor.
Bu duygu ve düşüncelerle,
yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza, orada çalışan, kamuda çalışan, özel
sektörde çalışan, kendi işini kuran tüm vatandaşlarıma saygılarımı sunuyorum,
Türk Milleti adına teşekkürlerimi sunuyorum.
Herkese iyi günler
diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kılıç.
Sayın Bakanımız
gündemdışı konuşmaya cevap verecektir.
İçişleri Bakanı Sayın
Abdülkadir Aksu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Malatya
Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç'ın, Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın
çifte vatandaşlık sorununun Alman Hükümetiyle görüşülerek giderilmesi konulu
gündemdışı konuşması vesilesiyle huzurlarınızdayım; bu vesileyle, hepinizi en
derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Hepinizin bildiği gibi,
403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, çıkma izni alarak ya da başka bir sebeple
Türk vatandaşlığını kaybedenlere, başvurmaları halinde Türk vatandaşlığını
yeniden kazanma hakkı vermektedir. Bu haktan, Almanya vatandaşı olan bizim eski
vatandaşlarımız da faydalanarak Türk vatandaşlığını yeniden kazanmak
istediklerinde kazanmışlardı; ama, Alman Vatandaşlık Kanununa göre ise, Alman
vatandaşı olan eski Türk vatandaşları yeniden Türk vatandaşlığına geçtiği anda
Alman vatandaşlığını kaybetmektedirler. 2000 yılından itibaren böyle bir
uygulama başlattılar.
Öte yandan, biz, Türkiye
Cumhuriyeti olarak, hiçbir zaman, bu vatandaşlarımızın yeniden Türk
vatandaşlığına dönmeleri için herhangi bir telkin ve tavsiyede de bulunmadık;
ancak, Türk vatandaşlığının yeniden kazanılmasıyla ilgili başvurulara da
mevzuat gereği kayıtsız kalmamız da mümkün olmamıştır. Müracaat edenlere tekrar
Türk vatandaşlığı verilmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; bizim tercihimiz, vatandaşlarımızın hak ve menfaatlarının
her zeminde korunması yönündedir. Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti, bu hususta
vatandaşlarımızı rahatlatmak için gerekli tedbirleri almış ve başka ülke
vatandaşlığını hak etmeleri durumunda, bulundukları ülkelerin vatandaşı
olmalarını da teşvik etmiştir. Bu maksatla 403 sayılı Vatandaşlık Kanununda
değişlik yapılarak, bir nevi, ayrıcalıklı bir statü oluşturulmuştur; yani, Türk
vatandaşlığından çıkıp başka bir ülke vatandaşı olanlara, aynen Türk
vatandaşının istifade ettiği hemen hemen tüm haklardan -bir iki hak hariç-
istifade edebilmeleri için düzenleme yapmış ve böyle de bir uygulama
başlatmıştır. Burada da yine amaç, vatandaşlarımızın bulundukları ülkenin
vatandaşlığına teşvikti; ondan ayrılmasınlar, Türkiye'de de haklarını
kullanabilsinler.
Bu düzenlemeyle, doğumla
Türk vatandaşı olup da İçişleri Bakanlığından vatandaşlıktan çıkma izni alan
kişilere, hemen hemen, biraz evvel de söylediğim gibi, Türk vatandaşlarına
tanınan hakların neredeyse -bir iki tanesi hariç- tümü tanınmıştır. Bu
kişilerin, ülkemizle bağlarını koparmadan, yaşadıkları ülkelerin
vatandaşlıklarını alarak, orada sosyal, kültürel ve siyasî alanlarda aktif rol
oynamalarına da imkân tanındığı açıkça görülmektedir.
Diğer yandan, bu Alman
Vatandaşlık Yasası sonucu olarak Alman vatandaşlığını kaybettiği öne sürülen
kişilerle ilgili sorun, bize göre, sadece hukukî bir sorun değil, teknik bir
sorun ve bu teknik bir sorunun ötesinde de her iki tarafı da eşit derecede
ilgilendiren insanî bir sorun olduğu açıkça görülmektedir. Esasen, Almanya
kamuoyunda da çifte vatandaşlığa sahip olan kişilerin problemlerinin
çözülmesine yönelik araçlar da bulunmaktadır.
Bakın, birazdan da temas
edeceğim, ben, bu konuyla ilgili olarak, geçtiğimiz ay, Alman İçişleri Bakanı
Sayın Otto Schily'in davetlisi olarak Almanya'ya gitmiştim, ağırlıklı olarak bu
konu görüşüldü ve benim oradaki teklifim -biraz evvel de ifade ettiğim gibi- şu
olmuştur: Bu konuya, sizin, sadece hukukî açıdan bakmamanız lazım. Doğrudur,
Vatandaşlık Kanununuzu çıkarmışsınız; 2000 yılından sonra Türk vatandaşlığına
tekrar geçenler Alman vatandaşlığını kaybeder diyorsunuz; ama, bu olayın, bu
hukukî boyutunu tek başına kale alamazsınız; olayın teknik ve insanî boyutu
vardır. Onun için, gelin, yeni bir anlaşmayla bu insanlara bir süre tanıyalım.
Oturalım bir anlaşma imzalayalım, bir süre tanıyalım, örneğin altı ay süre
tanıyalım; bunlardan, bu vatandaşlarımız Alman vatandaşlığında kalmak
istiyorlarsa biz onları Türk vatandaşlığından çıkaralım, Türk vatandaşlığına
geri dönmek istiyorsa, yani Türk vatandaşı olarak kalmak istiyorlarsa, siz de
Alman vatandaşlığından çıkarın; ama, bir süre tanıyalım, makul bir süre
tanıyalım; fakat, tabiî, bu teklifimiz o sıra kabul görmedi; ancak, Alman
kamuoyunda da bu konu tartışılmaya başlandı ve bu bizim görüşümüz doğrultusunda
bazı Alman basın-yayın organlarında yazılar çıktı. Örneğin, Berlin'de
yayımlanan Die Tageszeitung Gazetesinin 12.4.2005 tarihli nüshasında
"çifte uyrukluların, artık, iki vatandaşlık arasından birine karar
vermeleri için yeni bir süre tanımak uygun olacaktır" deniliyor bu yazıda.
"Bu, aynı zamanda, onların, Almanya'yla entegre olmalarının arzu edildiği
yönünde de bir işaret olacaktır" denilerek, insanî açıdan bir yaklaşım
sergilemiştir ve aslında bizim tezimizi, bizim söylediklerimizi de desteklemiş
oluyor.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; vatandaşlarımızın problemini yerinde çözebilmek
amacıyla -biraz evvel ifade etmiştim- nisan ayında Almanya'ya gittim. Sorunun
insanî yönünün önemli olduğunu, Almanya Federal İçişleri Bakanı Sayın Otto
Schily'e ısrarla ifade ettim. Yani, ben, dönüp dolaşıp, bu konu sadece bir
hukukî mesele değil, işin teknik ve insanî yönü vardır dedim. Teknik bakımdan
şunu söyledim: Vatandaşlarımız 2000 yılından önce bize müracaat etmişler, Türk
vatandaşı olmak için; ancak, formaliteler, işin yoğunluğu nedeniyle… Bir kısmı
2000 yılından önce Türk vatandaşlığını almış, şimdi sizin yasanıza göre onlara
bir şey yok; ama, bazıları, kendi ellerinde olmadan 2000 yılını geçirmişler,
2001, 2002'de Türk vatandaşı olmuş. Şimdi, siz, burada bir haksızlık yapmış
oluyorsunuz. Aynı anda irade belirtmiş olan iki vatandaşımızdan birinin işi
süratle yürümüştür, 2000 yılından önce Türk vatandaşlığını almış, ona bir şey
yok; ama, öbürünün işi biraz uzamış, 2000 yılını geçirmiş, onu siz Alman
vatandaşlığından çıkarıyorsunuz. Onun için, meseleye sadece hukukî açıdan
bakmayın, işin teknik ve insanî boyutunu da gözönüne alalım diye ısrar ettik.
Tabiî, bu görüşmemizde, çifte vatandaş durumunda olanlara -biraz evvel de ifade
ettiğim gibi- ısrarla, belli bir süre verelim, o süre bitiminde size yardımcı
olalım dedim.
Özellikle, sorunun çözümü
için Almanya'yla karşılıklı işbirliğine hazır olduğumuzu ve oluşturulacak
işbirliği ortamında yapılacak bir sözleşmeyle, bu kişilerin Alman hukuk düzeninde
kazandığı hakların korunmasının da sağlanacağı tarafımdan ifade edilmişti.
Aynı zamanda, bu
ziyarette, konu, uzmanlar düzeyinde de görüşülmüştü. Hemen orada teknik
heyetlerimizi kurduk ve iki taraf oturdu, biz Sayın Schily'le görüşmeler
yaparken, bu arkadaşlarımız da bir arada görüştüler. Bizim görüşmelerimiz
bittikten sonra da bu arkadaşlarımızın görüşmeleri devam etti.
Tabiî, görüşmemizde
önemli olan bir nokta da, Almanya, bizden, Hükümetimizden, çifte vatandaş
durumunda olan vatandaşlarımızın bir listesini istemiştir; ısrarla bu konu
üzerinde durmuşlardır; ancak, biz, vatandaşlarımızın haklarının korunması
bakımından ve ayrıca, Alman tarafının bu talebi, bizim yasalarımıza göre
vatandaşlarımızın kişisel hal bilgilerinin verilmesi anlamına geldiğinden
dolayı, isimlerini Almanya'ya vermemizin mümkün olmayacağını da açıkça orada
ifade ettik.
Değerli arkadaşlar, bu
konunun vatandaşlarımız için ne denli önemli olduğunu bildiğimiz için, benim
Alman İçişleri Bakanı Sayın Otto Schily'le görüşmeme ilave olarak, Başbakanımız
Sayın Recep Tayyip Erdoğan da, Almanya Başbakanının buraya geldiği sırada, bu
konuyu içeren bir dosyayı ve aynı teklifleri Sayın Alman Başbakanına da sunmuş
ve bu konunun bir an önce çözülmesini ondan da talep etmişlerdi. Almanya'da
yaşayan vatandaşlarımızın çifte vatandaşlıkla ilgili problemlerini çözmek
amacıyla, şunu ifade etmeliyim ki, Hükümetimiz her türlü girişimde bulunmuştur
ve bu girişimlere de devam etmektedir. Bu yöndeki çalışmalarımız da yoğun
olarak devam etmektedir. Söz konusu sorun çözüme kavuşturuluncaya kadar her
türlü gayreti, çalışmayı da göstereceğiz.
Sonuç olarak şunları
söyleyebilirim: 2000 yılından sonra yeniden Türk vatandaşlığına dönen
kişilerin, vatandaşlarımızın sorunu, gerek Almanya gerek Türkiye açısından,
hukukî olduğu kadar insanî ve sosyal boyutları olan bir sorundur ve biz, bu
kişilerle ilgili sorunun ancak ikili bir anlaşmayla çözülebileceğine
inanmaktayız. Alman Vatandaşlık Yasasının 25 inci maddesinin sonucu olarak
Alman vatandaşlığını kaybeden kişilerin sorunlarının, her iki tarafı
ilgilendiren ortak bir sorun olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de ortak bir çözüm
arayışı içerisinde bulunuyoruz. Mağdur olan vatandaşlarımız için, Alman
Vatandaşlık Yasasında, bir defaya mahsus olmak üzere, geçici bir yasal
düzenlemeye gidilerek, belirli bir tarihe kadar, iki vatandaşlıktan birini
tercih etmeleri için imkân tanınması -ki, biraz evvel uzun uzun anlattım- ve
benzer durumların ileride tekerrür etmemesi için yasal önlemlerin alınmasını
ısrarla savunuyoruz ve bunun mücadelesini veriyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
böylesi önemli bir konuyu gündeme getirdiği için de, değerli arkadaşıma
teşekkür ediyorum; onun soru önergesinin de cevabı hazırlanmıştı, daha yeni
vermiş, aynı, bu şekilde, kendisine o cevabı da göndereceğiz.
Ben, bu vesileyle, Yüce
Meclisin siz değerli üyelerini tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakanım.
Saygıdeğer
milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz, Bulgaristan'da yapılan seçim ve seçim sonuçlarıyla
ilgili söz isteyen Çanakkale Milletvekili İbrahim Köşdere'ye aittir.
Sayın Köşdere, buyurun
efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
2.-
Çanakkale Milletvekilli İbrahim Köşdere'nin, Bulgaristan'da yapılan seçim ile
seçim sonuçlarına ve Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisinin başarısında
Türklerin etkilerine ve beklentilerine ilişkin gündemdışı konuşması
İBRAHİM KÖŞDERE
(Çanakkale) - Sayın Başkan, sayın bakanlarım ve değerli milletvekili
arkadaşlarım; Bulgaristan'da 25 Haziran 2005 tarihinde yapılan erken genel
seçimle ilgili söz almış bulunmaktayım.
Yaklaşık 7 000 000
kayıtlı seçmenin bulunduğu ülkede, 240 sandalyeli Parlamentonun 40 ıncı Dönem
üyelerinin belirlenmesi için, seçmenler sandık başına giderek oy
kullanmışlardır.
240 milletvekilliği için
6 666 aday katılmıştır. Oyların yüzde 30,95'ini alarak, 82 milletvekiliyle
Sosyalist Parti sandıktan birinci çıkmıştır. Eski Kral Sipeon
Sakskoburgotski'nin iktidardaki partisi olan Ulusal Hareket yüzde 19,88'le
ikinci parti olurken, Parlamentoya 53 milletvekiliyle girmiştir. Çoğunluğunu
Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi seçimlerde yüzde
14,17 oy oranıyla 34 milletvekili çıkararak Bulgaristan'da üçüncü parti
olmuştur. Türk karşıtı propagandasıyla ATAKA Partisi yüzde 8,14 oy oranıyla 21
milletvekili çıkarak dördüncü parti olarak Meclise girmiştir. Dışişleri eski
Bakanı Nadejda Mihaylova Başkanlığındaki Demokratik Güçler İttifak Partisi
yüzde 7,68 oy oranıyla 20 milletvekili çıkarmış, beşinci parti olmuş. Eski
Başbakan İvan Kostov'un Başkanlığındaki Güçlü Bulgaristan İçin Demokratlar
yüzde 6,44 oy oranıyla 17 milletvekili çıkararak altıncı parti olurken, Sofya
Belediye Başkanı ve Serbest Demokratlar Birliği Başkanı Stefan Sofianski'nin
Başkanlığındaki Bulgar Halkı Birliği 5,19 oy oranıyla 13 milletvekili çıkararak
yedinci parti olarak Parlamentoya giren son parti olmuştur. 22 siyasî partinin
7'si Parlamentoda temsil hakkı kazanmış, diğer partiler yüzde 4 seçim barajına
takılıp Parlamentodışı kalmıştır.
Parlamento seçimleri için,
başta Türkiye olmak üzere, yurt dışında yaşayan Bulgar vatandaşları da oy
kullanmışlardır. Resmî olmayan verileri göre, Türkiye'ye göç eden ve oy
kullanma hakkına sahip 326 000 soydaştan en az 120 000'i Bulgaristan'a giderek
veya ülkemizde yoğun olarak ikamet edilen İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir,
Kocaeli, Yalova, Kırklareli, Çerkezköy, İzmit, Sakarya, Eskişehir, Lüleburgaz,
Çorlu, Tekirdağ, Antalya ve Edirne'de kurulan sandıklarda, Bulgaristan'dan göç
etmelerine rağmen, Bulgar pasaportu taşıyan vatandaşlarımız oy kullanmışlardır.
Çoğunluğunu Türklerin
oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Partisi oy oranını 1 misli artırarak, yüzde
14,17 oy oranıyla, 6'sı Bulgar vatandaşı olmak üzere toplam 34 milletvekiliyle
Meclise girmiştir.
Hak ve Özgürlükler
Partisinin başarısında, ülkemizde yaşayan ve Bulgar vatandaşlığı bulunan
vatandaşlarımızın kullandığı oy etkili olmuştur. Hak ve Özgürlükler Hareketi
Partisi, seçim öncesinde ortaya atılan tüm iddialara rağmen sandıktan büyük bir
başarıyla çıktı ve son onbeş yılın en büyük oy oranına ulaştı; Türkiye'de
yaşayan seçmenlere teşekkürü bir borç bilmesi gerekiyor, seçmenler vatandaşlık
görevini yerine getirmiş, artık sıra Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi ve
milletvekillerinindir. Soydaşlarımızın sorunlarına çözüm üretmek ve hak
ettikleri insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde iyi yaşam hakkının temini ve
aslî görevlerini yerine getirmelerini beklemektedirler.
Irkçı ve aşırı milliyetçi
ATAKA'nın Parlamentoda temsil hakkı elde etmesi ise son derece düşündürücüdür.
Irkçı söylemleriyle ortaya çıkan ATAKA'nın bir tehdit olabileceği, seçime
katılan bu partiye verilen oylara da saygı duyulması gerektiği, ancak her şeye
rağmen bekleyip sonucun görülmesi gerekmektedir. ATAKA lideri Siderov'un,
seçimden sonra düzenlediği basın toplantısında Türk ve Pomak vatandaşlarımız
hakkında yaptığı açıklamalar Bulgaristan ve Avrupa'da tepki çekmiştir.
Ortaya çıkan bu tabloya
göre iki partili bir koalisyon hükümeti BSP ve NDSV Partileri aralarında
kurulabiliyor; ancak, seçim öncesinde yapılan açıklamalar ve karşılıklı
suçlamalar bu partilerin ikili bir koalisyon kurmalarını zora sokmaktadır. Bu
yüzden merkez solda üç partili koalisyon ağırlık kazandığı gibi, siyasî
gözlemcilere göre ve seçim sonuçlarına bakıldığında bu formül içerisinde üyelerinin
çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi tartışmasız bir
şekilde koalisyon hükümetinde yer alacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Köşdere,
lütfen, konuşmanızı tamamlayınız size 1 dakikalık eksüre veriyorum.
İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla)
- Hak ve Özgürlükler Partisinin,
koalisyon hükümetinde yer alarak milletvekillerinin bakan olması bizleri
gururlandıracaktır.
Seçim sonuçlarının
komşumuz Bulgaristan'a hayırlı olmasını diliyor ve Yüce Meclisimizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Köşdere.
Gündemdışı üçüncü söz,
Anadolu'nun turizm potansiyeli ve Aksaray'ın turizm değerleri hakkında söz
isteyen, Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar'a aittir.
Sayın Yaşar, buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
3.- Aksaray
Milletvekili Ahmet Yaşar'ın, Anadolu'nun turizm potansiyeli ile Aksaray'ın
turizm değerlerine, turizmde tanıtımın önemine ve bu konularda yapılması
gerekenlere ilişkin gündemdışı konuşması
AHMET YAŞAR (Aksaray) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anadolu'nun turizm potansiyeli ve
Aksaray'ın turizm değerleriyle ilgili düşüncelerimi açıklamak üzere gündemdışı
söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti sevgi ve saygılarımla
selamlıyorum.
Turizm; başlangıçta,
yalnız, zevk için seyahat etme olgusunu tanımlayan bu terim, günümüzde, bu tür
seyahate bağlı faaliyetlerin tümünü birden içine alır. Zevk için seyahat etme
alışkanlığının geçmişi antik çağa kadar uzanır. Zengin Yunanlar ve daha da zengin
Romalılar, sık sık kaplıcalara giderlerdi. Bu turizm hareketi orta çağda da,
hac ziyaretleri, askerî seferler ve kaplıca işletmeciliğiyle sürdü. Rönesansta
zevk için yapılan seyahatler arttı. 18 inci Yüzyılda, İngiltere'de de, Bath ve
Dalmaçya kıyıları gibi, su kenarlarındaki şehirlere ilgiler arttı. Akdeniz
kıyıları turistlerin uğrak yerleri olmaya başladı. 19 uncu Yüzyılda
demiryollarının gelişmesiyle, turizmde gerçek bir patlama oldu. Turizmi
rasyonel bir biçimde organize etme çabaları başladı. Bu yüzyılın ortalarında
birçok turist organizasyonu yapan kulüplere, küçük ve orta büyüklükte otellerin
yanına, birçok lüks otelin yapıldığına da tanık olundu.
Bütün bunlara rağmen,
turizm, ancak, İkinci Dünya Savaşından sonra gerçek anlamda gelişti. 1944 yılında,
Fransa'da, Turizm ve Çalışma Derneği kuruldu. Artık, kitle turizmi çağına
girilmiş oldu. İnsan ömrünün uzaması, emeklilik yaşının indirilmesi, gelirlerin
artması, haftalık çalışma sürelerinin kısaltılması, ücretli izin süresinin
artırılması gibi olgular boş zamanların çoğalmasına yol açtı. Şehirlerde
yaşayanların şehir sıkıntılarından kaçmak istemeleri turizmi hareketlendirdi.
Bu şekilde sanayi toplumunun bazı özelliklerinden kaynaklanan turizm, Batılılar
için temel bir ekonomik ve sosyal olgu haline geldi. İşte, bu talebi karşılamak
için, devletler, ulusal turizm politikalarını yürürlüğe soktu. Hava
taşımacılığının gelişmesiyle, turizmde de akıl almaz bir gelişme olmuştur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; turizm, ikiyüz yıllık geçmişi olan bir sektördür ve şu anda
dünyada tüm sektörlerde durgunluk varken, turizm yüzde 5 civarında büyüyen bir
sektördür. Turizm amaçlı seyahat eden insan sayısı dünyada 700 000 000
civarında ve takribi 700 milyar dolarlık bir parasal hacme sahip olup, dünyanın
en büyük sektörüdür.
Turisti bir ülkeye çeken
elbette çeşitli sebepler vardır. Bunların başında, gidilecek ülkenin
güvenirliliği, ulaşımın kolaylığı, fiyatın uygunluğu, iklimin güzelliği, tarihî
ve kültürel değerleri, doğal çevre güzellikleri, denizi, kumu, termal
tesisleri, spor tesisleri, kayak tesisleri vesaire gibi çeşitli etkinlikler
gelmektedir.
Türkiye'nin sahip olduğu
doğal çevre güzellikleri, tarihî ve kültürel birikimi, uygarlıkların beşiği
olması, dinlerin ve birçok medeniyetlerin yaşadığı bir ülke olması nedeniyle
son derece önemli bir turizm merkezidir. Son yıllarda turizm alanında yapılan
36 milyar dolarlık yatırımla Türkiye'nin bu işe ne kadar önem verdiği de
görülmektedir. Ancak, tüm bunlar yeterli midir; elbette, değildir. Türkiye'nin
sahip olduğu turistik değerleri, her nedense, bugüne kadar hâlâ iyi
anlatabilmiş değiliz. Ne kadar değerli turistik varlıklarınız olursa olsun,
eğer bunları tanıtamamışsanız, yeterli turisti çekemezsiniz. Tanıtım için
yeterli kaynağımız var ve bunu da harcıyoruz; ancak, maalesef, karşılığını
alamıyoruz.
Bilimsel bir araştırma
tezine göre, Türkiye, tanıtıma 2000 yılı itibariyle 61 000 000 dolar civarında
harcamış, İspanya ise 63 000 000 dolar civarında harcamış. Türkiye, tanıtım
için harcadığı 1 dolarına 125 dolar kazandırabilmiş, İspanya ise 1 dolarına 465
dolar kazandırmıştır. Bu, tanıtımın isabetli yapılmadığını gösteriyor. Turizm,
ülkemiz için henüz çok genç bir sektördür. Bu yüzden, otellerimiz hem çok yeni
hem de en son teknolojiyle donatılmıştır. Avrupa Birliğine en hazır sektör
turizm sektörüdür; ancak, uygulanan fiyatlar son derece düşük olmasından dolayı
arzu edilen gelir elde edilememektedir. Turizm sektöründen bizden çok pay alan
ülkelerin bizim kadar turistik malzemeleri yoktur; ancak, iyi tanıtımla çok
güzel turist çekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen.
AHMET YAŞAR (Devamla) -
Eyfel Kulesi yılda 30 000 000 turist
çekerken, bizde, deniz turizmi, kış turizmi, termal turizm, sağlık turizmi,
kongre turizmi, fuar turizmi, inanç turizmi, kültür turizmi, spor turizmi gibi
olanaklara rağmen, geçen yıl, ancak 17 000 000 turist çekebilmişiz. Diğer
turizm ülkelerine göre Türkiye'de yaşam zaten daha ucuzdur. Acentelerde ucuz turiste
yönelik faaliyetlerinden dolayı, en ucuz turist bize gelmektedir. Halbuki,
Türkiye'nin turizm değerleri devlet tarafından çok daha iyi tanıtılabilseydi,
diğer ülkelere giden zengin turistleri buraya çekebilirdik diye düşünüyorum. Şu
anda bize gelen 17 000 000 turistin, Türkiye'ye turist getiren acentelerin
kendi gayretleri ve paralarıyla yaptıkları tanıtım sonucunda olduğunu
düşünüyorum. Turizm olgusu bir tanıtım ve pazarlama işidir. Ne kadar turizm
potansiyeliniz olursa olsun, bunu tanıtamazsanız, istediğiniz verimi
alamazsınız.
Türkiye tanıtım yaparken,
artık…
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
süreniz azalıyor; lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
AHMET YAŞAR (Devamla) -
Sayın Başkan, hemen tamamlıyorum.
…her turistik değerini
ayrı ayrı tanıtmalıdır. Örneğin, İstanbul başlı başına çok önemli bir turizm
merkezidir, İstanbul tek başına tanıtılmalıdır. Buna benzer turistik değerleri
olan iller tek tek öne çıkarılarak tanıtılmalıdır. Mesela, Kapadokya, Efes,
Pamukkale, Antalya, Datça, Kuşadası, Karadeniz, Mardin, Urfa, Diyarbakır,
Hatay, Erzurum, Trabzon, Van, Konya, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Aksaray ve
daha sayamadığımız birçok illerimiz var. Bunlardan başka, Anadolu'da daha
birçok ilimiz, âdeta açık hava müzesi gibidir. Termal turizmi, dağ turizmi, dinlence
turizmi, tarih turizmi, kültür turizmi, inanç turizmi gibi birçok turizm
değerlerini birlikte taşıyan onlarca ilimiz var.
Yapılması gereken şudur:
Her ilin turizm değerleri, Turizm Bakanlığınca ele alınarak, bir master plan
yapmak ve bunu zamanla hayata geçirmektir. Yani, turizm varlıklarını ortaya
çıkararak gerekli önemi vermek, onları restore etmek, çevrelerini düzenleyerek
o ildeki diğer turistik değerlerle entegre hale getirmek gereklidir. Örneğin,
turist geliyor, ilde kilise var, kiliseyi görmek, kiliseye giden yol…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
sürenizi uzattım; ama, o metni bitirmeniz için değil. Lütfen, son cümlelerinizi
alayım, kapatayım. Daha Aksaray'a gelemediniz.
AHMET YAŞAR (Devamla) -
Aksaray'a da geleceğim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Son cümlenizi
alalım da kapatalım, lütfen.
Sayın Yaşar, istirham
ediyorum, son 1 dakikalık süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU
(Çorum) - Çorum da var!..
AHMET YAŞAR (Devamla)
- Tabiî ki, Çorum da var.
Kiliseye giden yollar toz
toprak, oraya zorla gidiliyor; bir de bakıyor ki turist, maalesef, kilisenin
yerinde yeller esiyor, tahrip olmuş bir varlıkla karşılaşıyor.
Mesela, Aksaray'da
yapılan kazılarda, Aşıklı Höyük'te, milattan önce 8000 yılında yapılmış ilk
insanların yerleşik hayata geçişlerini belgeleyen izler tespit edilmiştir.
Yine, Aksaray'da Acem
Höyük'te milattan önce 3000 yıllarında insanların yaşadığı tespit edilmiştir.
Burada 3 600 metrekare ve…
BAŞKAN - Sayın Yaşar, son
30 saniyeniz, lütfen tamamlayınız.
AHMET YAŞAR (Devamla) -
…5 460 metrekare alanı kaplayan iki adet saray açığa çıkarılmıştır. Saray
toprağın altından çıkarılınca, tabiat şartlarına dayanamamış ve duvarlar yavaş
yavaş yıkılmaktadır.
Sayın Başkan, o zaman
biraz kısaltayım konuşmamı.
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
konuşmanız bittiğinde… Lütfen, istirham edeyim… Lütfen… Lütfen….
AHMET YAŞAR (Devamla) -
Mesela, Güzelyurt İlçesinde milattan önce 2500 yıllarına dayanan yaşam vardır
ve bu 4 500 yıllık tarih dimdik ayakta durmaktadır; ama, bakıma ihtiyacı
vardır.
Yine, Aksaray'da Ihlara
Vadisinde ve Manastır Vadisinde 200 civarında kilise vardır…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Ahmetciğim, biz iktidar olunca Aksaray'a bakacağız; not ettik.
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
teşekkür cümlenizi alayım; çünkü, malumunuz, turizmin bütün sorunlarını
halledemeyiz burada. Lütfen, son cümlenizi, teşekkürünüzü alayım.
Buyurun efendim.
AHMET YAŞAR (Devamla) - O
zaman şunu söylemek istiyorum değerli milletvekili arkadaşlara: Aksaray gibi
birçok il de, elbette, turistik değerlere sahiptir. Aksaray'da bu turistik
değerleri tanıtmak için 8-9-10 Temmuz günlerinde Aksaray Kültür ve Turizm
Festivali yapılmaktadır. Bu turizm ve kültür festivalinde sizleri Aksaray'da
ağırlamaktan onur duyarız.
Hepinize sevgi ve
saygılar sunuyorum. (AKP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri,
gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Sözlü soru önergesinin
geri alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum :
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir'in (6/1216) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/312)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü
Sorular" kısmının 179 uncu sırasında yer alan (6/1216) esas numaralı sözlü
soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla
arz ederim.
Dursun Akdemir
Iğdır
BAŞKAN - Sözlü soru
önergesi geri verilmiştir.
2 adet Meclis araştırması
önergesi vardır; okutuyorum:
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Malatya
Milletvekili Ahmet Münir Erkal ve 37 milletvekilinin, İnönü Üniversitesi
Rektörlüğü hakkındaki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/301)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Ülkemizin bugün tüm kamu
kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütleriyle, bilimin gerekleri
doğrultusunda geleceği yakalamak arzusunu hayata geçirmenin yollarını aramakta
olduğu bir dönemde, özellikle çağdaş medeniyetin lokomotifi olma özelliğine
sahip üniversitelerimizin bazılarında bu çerçevenin dışına çıkılarak keyfî
yaklaşımların sergilendiğini, hukuka ve kanuna aykırı uygulamaların yapıldığını
görmekteyiz.
Malatya İnönü
Üniversitesi Rektörü hakkında gerek Malatya gerekse ülkemiz kamuoyunda çıkan
iddialar, sivil toplum örgütleri ve ilgili diğer kişilerin rektör hakkındaki
ihbarları; rektörün, araştırma görevlileri, öğretim üyeleri ve üniversitede
çalışan işçiler üzerinde uyguladığı iddia edilen hukuka aykırı ve haksız
uygulamaları, bu araştırma önergesinin temel nedenlerini oluşturmaktadır.
Bu iddialarda devlet
bütçesinden aktarılan milyarlarca lira ödenek, fon, teknolojik imkân ve
olanakların hukukdışı bir anlayışla farklı amaçlar için kullanıldığı ifade
edilmekte, halkımızın gözü önünde cereyan eden bu uygulamalar sonucu eğitim ve
öğretimin saygınlığı zedelenmekte, bu güzide çağdaş eğitim kurumlarımız toplum
tabanlı tartışmaların odağı haline getirilmeye çalışılmaktadır.
Özellikle Türkiye'ye ve
Ortadoğu ülkelerine hizmet vermek için kurulmuş olan Turgut Özal Tıp Merkezinde
çok sayıda öğretim üyesinin görevinden ayrılması, bu merkezi her geçen gün daha
işlevsiz hale getirmekte ve bu durum Malatya kamuoyunda çok ciddî tepkilere
neden olmaktadır. Bu ortamın oluşturduğu kaynak israfı bölgeyi etkileyecek bir
tartışma konusudur ve esefle değerlendirilecek boyuttadır.
Bu iddialarla gündeme
gelen yolsuzluk, usulsüzlük, keyfîlik ve akademik kıyım, Parlamentonun denetim
yollarını harekete geçirmesini gerektirmektedir. Böylece, sorumluluk sahibi
olanların gerek yargı organlarında gerekse millet önünde hesap vermesinin yolu
açılmalıdır.
Yukarıda özet olarak
sunulan sebepler çerçevesinde yerelde Malatya, genelde ise ülkemiz kamuoyunda
büyük bir tartışmanın odağı haline gelen Malatya İnönü Üniversitesinde
yaşananlar ve Rektörünün yapmış olduğu işlem ve eylemlerinin araştırılarak,
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 ve TBMM
İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddelerine göre Meclis araştırması açılması
gereğini saygılarımızla arz ederiz.
1. Ahmet Münir Erkal (Malatya)
2. Abdullah Çalışkan (Adana)
3. Remzi Çetin (Konya)
4. Yüksek Çavuşoğlu (Karaman)
5. Selami Uzun (Sivas)
6. Ali Sezal (Kahramanmaraş)
7. Mehmet Çerçi (Manisa)
8. Ziyattin Yağcı (Adana)
9. Avni Doğan (Kahramanmaraş)
10. Halil Kaya (Van)
11. Hanefi Mahçiçek (Kahramanmaraş)
12. Mehmet Ali Bulut (Kahramanmaraş)
13. Ersönmez Yarbay (Ankara)
14. Mehmet Alp (Burdur)
15. Eyyüp Sanay (Ankara)
16. Kemalettin Göktaş (Trabzon)
17. Ahmet Çağlayan (Uşak)
18. Mustafa Duru (Kayseri)
19. Zülfü Demirbağ (Elazığ)
20. Niyazi Özcan (Kayseri)
21. Hacı Biner (Van)
22. Mustafa Said Yazıcıoğlu (Ankara)
23. Mehmet Fehmi Uyanık (Diyarbakır)
24. Osman Aslan (Diyarbakır)
25. İlyas Arslan (Yozgat)
26. Burhan Kılıç (Antalya)
27. Rıtvan Köybaşı (Nevşehir)
28. Mehmet Çiçek (Yozgat)
29. Hasan Aydın (Giresun)
30. Adem Tatlı (Giresun)
31. Cahit Can (Sinop)
32. Mehmet Beyazıt Denizolgun (İstanbul)
33. Mehmet Asım Kulak (Bartın)
34. Fahri Çakır (Düzce)
35. Mustafa Nuri Akbulut (Erzurum)
36. Mahmut Göksu (Adıyaman)
37. Metin Yılmaz (Bolu)
38. Mücahit Daloğlu (Erzurum)
Gerekçe:
İddialara göre İnönü
Üniversitesinden, 160'tan fazla akademik personel haksız uygulamalar yüzünden
ayrılmak zorunda kalmış, birçoğu başka üniversitelere gitmiştir. Esas kuruluş
amacı, bölgenin sosyokültürel ve ekonomik durumuna katkı sağlamak olan İnönü
Üniversitesinde son üç dört yıldır yaşanan olumsuz gelişmelerin, üniversite
bünyesindeki akademik personelin üniversiteden kaçışına yol açtığı,
üniversitenin günlük siyasî çekişmenin odağı haline getirildiği, gereksiz
gerilim ortamı oluşturulmaya çalışıldığı, çok sayıda nitelikli elemanın çeşitli
sebeplerle görevlerine son verildiği, uzaklaştırıldığı, atıldığı, akademik
yükselme sınavlarında ideolojik düşüncenin temel koşul olduğu, bunun toplumsal
barışa zarar verdiği, sınav jürilerine negatif yönde baskı yapıldığı;
Temizlik ve ilaçlama
ihalesi adı altında çalıştırılacak işçilerin temizlik ve ilaçlama işlerinde
çalıştırılmayıp, büyük çoğunluğunun hemşire, laborant, şoför, teknisyen,
sekreter, garson, aşçı, güvenlik görevlisi vs. yardımcı sağlık hizmetlerinde
çalıştırıldıkları, bu durumun Maliye Bakanlığının 10.12.1998 tarih ve 23549
sayılı Resmî Gazetede yayımlanan tebliğine aykırı olduğu;
Üniversitenin sosyal
tesislerinin kullanılması, kiraya verilmesi ve gelirlerinin
değerlendirilmesinde suiistimaller olduğu iddiaları yaygındır. Bu iddiaların
açığa çıkarılması gerekmektedir.
BAŞKAN- Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini
alacak ve Meclis araştırması açılıp açımlamaması konusundaki öngörüşmeler,
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
2.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu ve 36 milletvekilinin, Antalya-Kaleiçi'nin
korunmasına yönelik sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Antalya kentinin kültürel
birikimi içinde önemli bir konumu olan tarihî Kaleiçi; "kentsel ve
arkeolojik koruma alanı" olarak yıllardan beri kalıcı bir çözüme kavuşmayı
beklemektedir. Merkezî ve yerel yönetimlerin Kaleiçi'nin sorunlarını çözmeye
yönelik iddiaları, başlangıçta bir umut doğurmakta, ancak zaman içinde ciddî ve
sorunlara çözüm getirecek uygulamalara geçilmeden unutulmaktadır.
Antalya kentinin
çekirdeği olan Kaleiçi'nde;
a) Altyapı yetersezliği,
b) Terk edilmiş yapılar,
c) Kredi sağlanması,
d) Bölgenin güvenliği,
e) Trafik düzenlemesi,
f) Yangın tehdidi,
g) Gürültü kirliliği
ve benzeri çok sayıda
sorun çözüm beklemektedir.
Bu konularda başlatılacak
bir araştırmayla Antalya Kaleiçi'nin gerçek kimliğinin belirlenmesi ve
geleceğinin planlanması mümkün olabilecektir.
Kaleiçi'nin geleceğinde
önceliğin ya da önceliklerin ne olması gerektiği konusunda da artık bir tercih
noktasına gelindiği görülmektedir.
Devletin ve yerel
yönetimlerin Antalya Kaleiçi'ne "söz" dışında hangi ölçekte
"katkı" sağlayacakları araştırılmalıdır.
Yürürlükteki yasal
çerçevenin sorunları çözmede yeterli olup olmadığı araştırılmalı, varılacak
sonuca göre, gerekirse yeni düzenlemeler düşünülmelidir.
Antalya Kaleiçi'nin
bugünkü durumu, sorunları ve geleceği tartışılırken, bölgeye "eskiyen bir
yapı" gibi değil, geçmişten geleceğe aktarılan tarihsel bir birikim olarak
bakmak gerektiği unutulmamalıdır.
Antalya kenti İ.Ö 150
yılında kurulduğunda kent bugünkü Kaleiçi'nden oluşuyordu. 14 üncü Yüzyılda
Antalya'ya gelen ünlü gezgin Batuta, surlarla çevrili kenti anlatmaktadır.
Ayrıca, Evliya Çelebi "1671-72 yıllarında Antalya'nın 4 400 metre
uzunluğunda ve üzerinde 80 kulenin bulunduğu surlarla çevrildiği"ni
yazıyordu.
Binlerce yıllık bir tarihsel
birikimi içinde saklayan Kaleiçi; surlarıyla, camileriyle, ünlü minareleriyle,
türbeleriyle, iskelesiyle bugün bir yaşam uğraşı vermektedir. Bu birikimin yok
edilmesine seyirci kalınamaz.
TBMM'nin alacağı bir
araştırma kararıyla Antalya Kaleiçi hak ettiği konuma ulaşabilme ve gelecek
kuşaklara tüm tarihsel birikimini devredebilme olanağını bulabilecektir.
Antalya Kaleiçi'nin
korunması, geliştirilmesi için bir kent bilincinin oluşturulmasında tüm
yönetimler ve kent halkının hangi görevleri üstlenecekleri araştırılmalıdır.
Antalya Kaleiçi'nin
27.12.2004 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla "Antalya Kent Merkezi Kültür
ve Turizm Koruma ve Gelişim Merkezi Bölgesi" içinde kabul edilmesinden
sonraki gelişmeler araştırılarak, bu kararın uygulanmasındaki engeller ve
aşamalar tartışılmalıdır.
Bu gerekçelerle,
ülkemizin en önemli turizm merkezi olan Antalya'nın merkezindeki "çekirdek
kent" tarihî Kaleiçi'nin sorunlarının araştırılarak, nedenlerinin
saptanması ve alınması gereken tüm önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın
98 inci ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılması konusunda gereğini saygılarımla arz ederim.
1- Feridun Fikret Baloğlu (Antalya)
2- Atila Emek (Antalya)
3- Tuncay Ercenk (Antalya)
4- Osman Özcan (Antalya)
5- Osman Kaptan (Antalya)
6- Atilla Kart (Konya)
7- Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
8- Nail Kamacı (Antalya)
9- Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
10- Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
11- Mustafa Erdoğan Yetenç (Manisa)
12- Mehmet Işık (Giresun)
13- Nezir Büyükcengiz (Konya)
14- İlyas Sezai Önder (Samsun)
15- Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
16- Mevlüt Coşkuner (Isparta)
17- İsmet Atalay (İstanbul)
18- Muharrem Kılıç (Malatya)
19- Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)
20- Halil Tiryaki (Kırıkkale)
21- Bayram Ali Meral (Ankara)
22- Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
23- Nurettin Sözen (Sivas)
24- Sıdıka Sarıbekir (İstanbul)
25- Şefik Zengin (Mersin)
26- Erdoğan Kaplan (Tekirdağ)
27- Mehmet Yıldırım (Kastamonu)
28- Gökhan Durgun (Hatay)
29- Harun Akın (Zonguldak)
30- A. İsmet Çanakcı (Ankara)
31- Ahmet Küçük (Çanakkale)
32- Osman Coşkunoğlu (Uşak)
33- Salih Gün (Kocaeli)
34- Mustafa Özyurt (Bursa)
35- Şevket Arz (Trabzon)
36- Ali Kemal Deveciler (Balıkesir)
37- V. Haşim Oral (Denizli)
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge gündemde yerine
alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
D) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1.- Sakarya
Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün yasama dokunulmazlığının kaldırılması
hakkındaki (3/733) esas numaralı dosyanın daha önce karara bağlanan (3/626)
esas numaralı dosyayla aynı olduğu tespit edildiğinden, Başbakanlığa iade
edilmesi gerektiğine ilişkin Başkanlık açıklaması
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu karma
komisyonca, Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkındaki (3/733) esas numaralı dosyanın, daha önce karara
bağlanan (3/626) esas numaralı dosyayla aynı olduğu tespit edilip, Başbakanlığa
iade edilmek üzere Başkanlığımıza iadesine karar verilmiştir. Başkanlığımızca
gereği yerine getirilecektir.
Bilgilerinize sunulur.
Dilekçe Komisyonu
Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.
B) TEZKERELER
VE ÖNERGELER (Devam)
2.- Dilekçe
Komisyonu Başkanlığının, TBMM’nin tatilde bulunduğu süre içerisinde de
çalışmalarına devam etmesine ilişkin tezkeresi (3/866)
29 Haziran 2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Dilekçe sahiplerine
süresi içerisinde cevap vermek amacıyla, TBMM'nin tatilde bulunduğu süre
içerisinde de komisyon çalışmalarına devam edilmesine, İçtüzüğün 25 inci
maddesi gereği Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından izin
verilmesi hususunu arz ederim.
Yahya Akman
Şanlıurfa
Dilekçe Komisyonu Başkanı
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler..: Kabul edilmiştir.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır;
okutup oylarınıza sunacağım.
IV.-
ÖNERİLER
A) SİYASİ
PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- Genel
Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun
30.6.2005 Perşembe günü (bugün) yapılan toplantısında, siyasî parti grupları
arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz
ederim.
Faruk Çelik
Bursa
AK Parti Grup Başkanvekili
Grup Önerisi:
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 51
inci sırasında yer alan 161 sıra sayılı İçtüzük Değişikliği Teklifinin 2 nci
sırasına, 14 üncü sırasında yer alan 969 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü
sırasına, 292 nci sırasında yer alan 943 sıra sayılı kanun teklifinin 9 uncu
sırasına alınması, Genel Kurulun, 1.7.2005 Cuma, 2.7.2005 Cumartesi ve 3.7.2005
Pazar günkü birleşimlerinde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi
önerilmiştir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
grup önerisinin aleyhinde, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan, Ankara
Milletvekili Oya Araslı ve Adana Milletvekili Uğur Aksöz; lehinde, Adana
Milletvekili Recep Garip ve Bursa Milletvekili Faruk Çelik.
İlk konuşmacı, Sayın
Kandoğan, buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum;
AK Parti Grubu önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri,
müteaddit kereler bu kürsüye gelip, bu Danışma Kurulları toplantısıyla ilgili
görüşlerimi ifade ettim. Dün, yine, bu Mecliste bir Danışma Kurulu önerisi
geldi. Bugün çarşamba, ertesi günü, bir Danışma Kurulu önerisi daha!.. Her gün
Danışma Kurulu önerileriyle yeni gündemler oluşuyor, Türkiye Büyük Millet
Meclisindeki milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiklerinde, o
gün neyle karşılaşacaklarının farkında olmadan, Meclis çalışmalarına katkıda
bulunmaya çalışıyorlar. Hep söylüyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine hâkim değiliz, ne iktidar grubu ne de muhalefet grubu.
Dün, yeni ve değişik bir
Danışma Kurulu önerisi varken, bugün, yepyeni bir Danışma Kurulu önerisi
geliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiğimizde, o gün neyle tanışacağız,
neyi görüşeceğiz, neyle ilgili konuşacağız, hangi kanun tasarı ve teklifleri
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde, farkında olmuyoruz, bilmiyoruz.
Madem böyle bir öneriniz vardı, madem Danışma Kuruluyla ilgili bir öneri
getiriyordunuz, o zaman bunu dün niye getirmediniz?
Bakınız, zamanımız çok
dar, çok sınırlı diyoruz; dün bir Danışma Kurulu önerisi vardı ve üzerinde
saatlerce tartıştık; bugün yeni bir Danışma Kurulu önerisi var; çok kıymetli
saatlerimizi yine bu Danışma Kurulu önerisinin tartışmasına ayırıyoruz. Hem
diyoruz ki, Meclis tatile girmeden önce, birhayli kanun tasarısı var, onları
bitirmemiz lazım, sonra da geliyoruz, bugün yeni bir Danışma Kurulu önerisiyle
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini meşgul ediyoruz, işgal ediyoruz
gündemi değerli milletvekilleri.
Bakınız, saatinize
bakınız, en az bir saatten fazla bir süre sadece bu Danışma Kurulu önerisinin
tartışmasıyla ilgili geçecek.
MUSTAFA BAŞ (İstanbul) -
Konuşmazsan geçmez.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Niye konuşmayayım Sayın Milletvekili, ben bundan rahatsız oluyorum, huzursuz
oluyorum.
Bugün saat 11.00'de
Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıyor, dünkü gündem gereği toplanıyoruz diye
geliyorum karşımda bir danışma kurulu önerisi.
MUSTAFA BAŞ (İstanbul) -
Rahatsız oluyorsan…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Rahatsız oluyorum. Benim bu Danışma Kurulu önerisinin önceden bilgisi
içerisinde olmam lazım, benim bununla ilgili hazırlık yapmam lazım, çalışma
yapmam lazım; sizin de hazırlık yapmanız lazım Sayın Milletvekili. Millet bizi
burada, bu salonlarda, bu koltuklarda boş boş oturmak için göndermedi ki,
buraya gelen kanun teklifi ve tasarılarıyla ilgili katkı yapmak için bizi
buralara gönderdi. Şimdi, gelmiş bir İçtüzük değişikliği; biliyor musunuz neyle
ilgili Sayın Milletvekilim? Soruyorum; bugünkü Danışma Kurulu önerisi, İçtüzük
değişikliğinin neyle ilgili olduğunu biliyor musunuz? Ben iddia ediyorum ki, şu
anda salonda bulunan milletvekillerimizin büyük çoğunluğu bu İçtüzük
değişikliğinin neyle ilgili olduğunu bilmiyor.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Biliyorlar, biliyorlar.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bilmiyorlar Sayın Milletvekili; bilinmiyor, ben saat 11.00'de burada
öğrendim.
BAŞKAN - Sayın Kacır,
Sayan Kandoğan, lütfen, karşılıklı konuşmayalım.
Sayın Kandoğan, Genel
Kurula hitap ediniz.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Değerli milletvekilleri, bakınız, bugünkü gelen İçtüzük…
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Laf atıyorlar Başkan, onlara söylesene?
BAŞKAN - Sayın Tiryaki,
onlara da söylüyorum; lütfen...
Buyurun.
AHMET YENİ (Samsun) -
Sakin olun Sayın Milletvekilim. (CHP sıralarından "siz sakin olun"
sesleri, gürültüler)
MEVLÜT COŞKUNER (Isparta)
- Üç senedir aynı lafları atıyorsun, sürekli laf atıyorsun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Değerli milletvekilleri…
OSMAN ÖZCAN (Antalya) -
Bilmiyorsun, hemen laf atıyorsun.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Gel öğreteyim biliyor muyum bilmiyor muyum!
(CHP sıralarından bir
grup milletvekili ayağa kalktı)
GÖKHAN DURGUN (Hatay) -
Kabadayılık yeri mi burası?!
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
konuşmanıza devam ediniz, buyurunuz.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bu ortamda nasıl devam edeyim Sayın Başkan, lütfen, sükuneti sağlayın.
GÖROL ERGİN (Muğla) -
Cürmün kadar yer yakarsın.
BAŞKAN - Siz devam edin,
sükunete erer arkadaşlar.
Lütfen, Sayın Kandoğan,
hitap ediniz efendim, lütfen...
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Sayın milletvekilleri, bakınız, Adalet ve Kalkınma Grubundan iki
milletvekilimiz, Sayın Ünal Kacır ve Sayın Ahmet Yeni, tutanaklara da bakın...
AHMET YENİ (Samsun) -
İsmimizden bahsetmeyin.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Lütfen Sayın Milletvekili… İsminizi söylüyorum… Tutanaklara bakınız, 22 nci
Dönemde, milletvekillerine, konuşan milletvekillerine en fazla söz atan iki
milletvekilisiniz. Lütfen Sayın Başkanım, artık, bunu, tutanaklardan tespit
edip, bu iki milletvekilimizle ilgili gerekli işlemi yapınız buradan.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Ne yapacak?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bakınız, ben iddia ediyorum, cumhuriyet döneminden beri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde, hatibe sizin kadar laf atan iki milletvekili yok, başka yok.
Tutanakları inceleyin; bakınız. Millet, sizi, buraya, hatibe laf atmak için
göndermedi ki. Bu kürsüden varsa bir bilgi birikiminiz, dağarcığınızda bir
şeyler varsa, Meclis çalışmalarına bir katkı yapmak istiyorsanız, geliniz,
buradan söyleyiniz sayın milletvekilleri.
Değerli milletvekilleri,
bakınız, bugünkü Danışma Kurulu önerisi, bir İçtüzük değişikliğiyle ilgili;
İçtüzük değişikliği 91 inci maddeyle ilgili. Bununla ilgili, daha önce, iki kez
-İçtüzüğün 91 inci maddesiyle ilgili- Türkiye Büyük Millet Meclisi karar almış;
almış olduğu o iki karar da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş. En son
Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği karar -29.4.2003 günü; yani, bu yasama
döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bir karar üzerine,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Anayasa Mahkemesine gitmiş- temel kanunla ilgili
bir İçtüzük değişikliği. Anayasa Mahkemesi, bu yapılan değişikliği Anayasaya
aykırı bulmuş; Anayasaya aykırı bulması nedeniyle, oybirliğiyle yürütmenin
durdurulması ve iptali kararı vermiş. Bu Meclisin kabul ettiği bir İçtüzük
değişikliği, temel kanunla ilgili; Anayasa Mahkemesi bununla ilgili yürütmeyi
durdurma kararı veriyor ve iptal kararı veriyor ve yine, daha önceki
dönemlerde, aynı İçtüzük değişikliğiyle ilgili bir husus Türkiye Büyük Millet
Meclisince kabul edilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen bu
İçtüzük değişikliği de, yine Anayasa Mahkemesi tarafından, 7.2.2001 tarihinde,
oy birliğiyle iptal edilmiş. Yani, bugün Danışma Kurulu önerisi olarak
getirilen husus, iki kez bu Meclisten geçmiş, iki kez de Anayasa Mahkemesinden
geri dönmüş. Şimdi, biz, Anayasa Mahkemesiyle kavga içerisinde olmaya devam
etmek için, bugün, yeniden, bir İçtüzük değişikliği getiriyoruz, aynı mealde,
aynı manada, aşağı yukarı aynı özellikleri taşıyan bir İçtüzük değişikliği.
Şimdi, geçmişte, iki tane
örnek önümüzde dururken, bugün, Meclisin bu kadar sıkışık bir anında böyle bir
İçtüzük değişikliğini getirmenin hangi akla hizmet ettiğinin buradan
açıklanması lazım. Çok açık ve net iki tane örnek karar varken, üçüncüsünü
Anayasa Mahkemesinin önüne götürmenin ne anlamı olabilir, ne faydası olabilir,
Meclise ne katkısı olabilir?
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Bilmediğin şeyler var.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bakınız, sayın milletvekilleri, bununla ilgili çok enteresan bir ifade size
okuyacağım.
Bu İçtüzük değişikliğiyle
ilgili olarak 26.1.2001 tarihinde -dikkatinizi çekmek istiyorum- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulunda bu husus görüşülürken, şu anda Meclis Başkanı
olan Sayın Bülent Arınç, dikkatinizi çekmek istiyorum, şu andaki Meclis Başkanı
Sayın Bülent Arınç, bu İçtüzük değişikliğiyle ilgili olarak, bakınız, Meclis
kürsüsünden neler söylüyor: "Bu teklifte hâkim olan unsur ifrat ve tefrit
arasında bocalamaktır. Değerli arkadaşlarım, ben, kendi şahsım adına böyle bir
zillete tahammül edemem."
Şu anda bu kürsüde
oturması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç,
İçtüzük değişikliğiyle ilgili olarak "böyle bir zillete tahammül
edemem" diyor, bunu bir zillet olarak görüyor. Bunu gören Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanımız ve devam ediyor: "Vicdanlarınızı sesleniyorum:
Böyle bir ayıptan Türkiye Büyük Millet Meclisini kurtarın."
Ben, bunları okuduktan
sonra, söyleyecek daha fazla bir şeyim kalmadı ki. Bunu bir ayıp olarak görüyor
şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bu İçtüzük değişikliğiyle
"zillete tahammül edemem" diyor. Buradaki milletvekillerine
"vicdanlarınıza sesleniyorum" diyor, vicdanlarına hitap ediyor.
Şimdi, iki tane Anayasa
Mahkemesi kararı, iptal kararı önümüzde duracak ve biz, bunun üzerine, bu iptal
kararları üzerine, Bülent Arınç'ın bu kadar ağır sözlerinden sonra, geleceğiz,
burada, İçtüzük değişikliğiyle ilgili bir teklif vereceğiz!
Değerli milletvekilleri,
Meclisi çalıştırmak istiyorsanız, biz buradayız. Geliniz, kapatmayalım Meclisi,
kapatmayalım; onbeş gün daha, yirmi gün daha, hangi kanunların geçmesi
gerekiyorsa, geliniz, burada tartışalım, görüşelim, konuşalım, kanunlaştıralım.
Ancak, bir temel kanun esprisi içerisinde, çerçevesi içerisinde, iptal
edileceğini bile bile böyle bir teklifle Millet Meclisinin huzuruna gelmenizi
anlamak mümkün değil.
Değerli milletvekilleri,
bir de bu "temel kanun" ne olduğu da belli değil. Geçen sefer, bu,
Mecliste tartışıldı; Sayın Burhan Kuzu o zaman dedi ki…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Sayın Başkan, 5 dakika müsaade et.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Sayın Burhan Kuzu dedi ki o görüşmelerde: Bu temel kanunun dünya üzerinde
tanımlanmış bir ifadesi yok; kimilerine göre uzun kanun temel kanundur. Geçen
sefer, 40 maddeyi aşan kanunlar temel kanunlar sayılır...
Değerli milletvekilleri,
şimdi, biz, temel kanunu kabul etsek ve biraz sonra getireceğiniz o Bankacılık
Yasa Tasarısının bölümler halinde görüşülmesi kabul edilse ve o şekilde
uygulanmaya başlansa, ben, şimdi soruyorum: 15 maddeden ibaret olan bir bölümle
ilgili, milletvekili olarak, benim o bölüm içerisindeki herhangi bir 2, 3, 4
maddeyle ilgili olumsuz görüşüm varsa, o konuları kabul etmiyorsam, reddedeceksem,
beni hangi hak ve yetkiyle o bölümle ilgili tek oy kullanmaya mecbur
ediyorsunuz?! O 15 maddelik bölüm içerisinde, sizlerin de kabul etmeyeceği,
tasvip etmeyeceği maddeler olabilir. Bu, milletvekillerinin iradesinin üzerine
ipotek koymaktır; milletvekillerinin hür iradesiyle her madde üzerindeki
görüşlerini açıklamanın önünde açıkça bir engeldir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
teşekkürünüzü alabilir miyim.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Değerli milletvekilleri, ben, bu düşüncelerle, Danışma Kurulu önerisi için
teklif edilen AK Parti önerisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyor, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kandoğan.
Önerinin lehinde, Adana
Milletvekili Recep Garip; buyurun.
RECEP GARİP (Adana) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; dün de, grupların
toplantısında, bugünkü Danışma Kurulu toplantısında yapılan anlaşma tam
sağlanamadığı için, tekrar, yeniden bir gündem görüşmesi yapıyoruz.
Elbette ki, Danışma
Kurulu önerileri, uygun görüldüğünde yapılmaktadır; yani, uygun birtakım
değişiklikler, düzenlemeler ihtiyaç haline geldiğinde, mutlak surette, Danışma
Kurulu, kendi içerisinde toplanır ve bu önerilerini hazırlar. Dolayısıyla,
bunların çok doğal ve çok normal olduğunu düşünmekteyim. İktidar da, muhalefet
de gündeme hâkimdir, kendi gündemlerini bilmektedir. Türkiye'nin gündeminde
neler varsa, bunları, çok iyi takip ettiğimizi düşünmekteyim. Benden önceki
konuşmacının bu ifadelerine de katılmadığımı, eğer, bir zafiyet varsa,
kendilerinde aramaları gerektiğini, hassaten belirtmek istiyorum.
ATİLLA KART (Konya) - Hiç
yakışmıyor!
RECEP GARİP (Devamla) -
Çok konuşarak çok şeyler yapılmaz…
ATİLLA KART (Konya) - Hiç
mi sıkılmıyorsun?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Çok konuşarak çok şeyler yapılmaz; doğru şeyler konuşmak lazım, doğru şeyler
söylemek lazım.
ATİLLA KART (Konya) - Hiç
utanma duygusu yok mu?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Biraz sonra, çıkar ve konuşursunuz; müsaade ederseniz, ifadelerimi tamamlamak
istiyorum.
ATİLLA KART (Konya) -
Yüzünüz kızarmıyor mu bu konuşmayla?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Müsaade edin… Doğru şeyler söylemek için gayret ediyoruz.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Kurban olayım sana!..
RECEP GARİP (Devamla) -
Bu ülkenin, Anadolu'nun yüreğini sağlamlaştırmak için, önümüzdeki engelleri,
sıkıntıları kaldırmak için uğraşıyoruz. Dolayısıyla…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Helal olsun sana!
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekilleri…
Buyurun Sayın Garip…
RECEP GARİP (Devamla) -
Doğru şeyler…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Getirin, tek oylamayla yapalım!
MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) -
Niye müdahale ediyorsun?
RECEP GARİP (Devamla) -
Doğru şeyler söylemek için burada bulunuyoruz.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Niye etmeyeyim?! Sen ediyorsun; ben de ederim..
BAŞKAN - Sayın Uzdil…
Sayın Garip, buyurun.
RECEP GARİP (Devamla) -
Müsaade edin arkadaşlar.
MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) -
Müdahale etme…
RECEP GARİP (Devamla) -
Müsaade edin.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Niye etmeyecekmişim?! Sen misin buranın külhanbeyi?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Müsaade edin.
BAŞKAN - Devam ediniz konuşmanıza…
Sayın Ataş…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Burada Başkan var; sana ne oluyor?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Değerli arkadaşlar… Değerli arkadaşlar…
BAŞKAN - Sayın Garip,
buyurun efendim.
RECEP GARİP (Devamla) -
Osmaniyeli hemşerim susmayı da bilir; teşekkür ediyorum kendisine.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Gerekirse biliriz… Gerekirse biliriz…
RECEP GARİP (Devamla) -
Ben, çok konuşarak doğru şeyler yaptığımız düşünmüyorum…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Sen beynindekileri söyle!
RECEP GARİP (Devamla) -
Belki susarak, belki az konuşarak çok daha erdemli, çok daha vasıflı, çok daha
güzel şeyler yapabileceğimizi belirtmek istiyorum.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Sen beynindekileri söyle, inançlarını anlat!
RECEP GARİP (Devamla) -
Dolayısıyla, İçtüzük…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Sen öğretmensin, sen şairsin...
BAŞKAN - Sayın Uzdil,
lütfen…
RECEP GARİP (Devamla) -
Lütfen, müdahale etmeyin; çıkarsınız,
burada konuşursunuz.
BAŞKAN - Sayın Garip,
buyurun.
Sayın Garip, Genel Kurula
hitap ediniz.
RECEP GARİP (Devamla) -
Burada konuşman gereken zamanda konuş!
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
...sen inançlarını anlat!..
BAŞKAN - Sayın Uzdil…
RECEP GARİP (Devamla) -
Sen bu zamana kadar konuştun ve ben müdahale etmedim. Şimdi ben konuşuyorum ve
dinleyeceksiniz beni.
BAŞKAN - Sayın Garip,
Genel Kurula hitap ediniz.
Buyurun.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Dinliyoruz, laf da atıyoruz.
RECEP GARİP (Devamla) -
161 sıra sayıda İçtüzük değişikliği var. Elbette ki buna ihtiyaç duyuyoruz.
969 sıra sayılı,
özürlüler kanunu birazdan gelecek. Elbette ki, Türkiye'nin kanayan bir yarası,
dünyanın kanayan bir yarasıdır. Özürlü kardeşlerimiz, mutlak surette bizden
birisidir ve bizim gibi bir bedene sahiptir, anlayışa sahiptir. Onların yasal
düzenlemeleri konusunda, mutlak surette, bu kanunların düzeltilmesi,
hazırlanması, onların istekleri doğrultusunda modern bir dünyaya kazandırılması
gerekiyor. Bunun için de, özürlüler kanunu birazdan gelecek.
Yine, sırada, devam eden
930 sıra sayılı, Millî Eğitim Bakanlığı teşkilat ve görevleri hakkında birtakım
düzenlemeler gerekiyor. Bunlar da gelecek.
Yine, 920 sıra sayılı,
kalkınma ajansları konusunda kanun tasarısı var. Bunlar da mutlak surette
görüşülmeye gelecek ve 943 sıra sayılı, bazı kanunlarda değişiklik yapılması
gerekiyor.
Değerli dostlar, bu
çalışma performansı ikibuçuk yıldan bu yana devam ediyor; yani, biz, geceli
gündüzlü çalışmaya devam ettik. Elbette ki, çalışmamız gerektiği zaman da,
cuma, cumartesi, pazar günleri de çalıştık, hep beraber çalıştık ve çalışmaya
devam ediyoruz. Gerekirse, yaz tatili konusunda, daha az tatil yaparak, mutlak
surette, bu ülkenin menfaatına gerekli olan çalışmaların yapılması için gerekli
olan düzenlemeler yapılacak ve biz, bu fedakârlıkları yapmaya devam edeceğiz.
Bu noktada, özellikle
Grubumun getirmiş olduğu Grup önerisi konusunda lehte oy kullanacağımı
belirtiyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Garip.
Önerinin aleyhinde,
Ankara Milletvekili Oya Araslı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
OYA ARASLI (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum; söz
konusu Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz almış
bulunuyorum.
Bu
önerinin karşısındayım; çünkü, bu öneri de uzun zamandan beri yaşamakta
olduğumuz düzensizliğe yeni bir katkı yapmaktadır. Ben sabahleyin evden
çıktığım zaman, öğleden sonra Yasama Meclisinde ne görüşeceğimizi bilmiyorum.
Bir gün önce de bilmiyorum. Birileri bana sorduğu zaman "bilmiyorum"
sözünü telaffuz etmekten de fevkalade sıkılıyorum ve sıkıntılıyım. Bilmiyorum,
sizleri bu rahatsız etmiyor mu?!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Hayır.
OYA ARASLI (Devamla)-Beni
rahatsız ediyor; çünkü, ben çağdaş, düzenli çalışma alışkanlığından gelen bir
insanım. Böyle derbederliklere tahammülüm yok. Bir konu tartışılırken katkı
verebilmek için hazırlık yapmak ihtiyacını duyuyorum. Benim alışkanlığıma göre
suskunluk, bir katkı anlamını taşımıyor. Benim anlayışıma göre, burada bir yasa
konuşulurken sadece parmak kaldırmak, ne görüşüldüğünü bilmeden, arkadaşlarım
öyle kaldırıyor diye parmak kaldırmak, benim açımdan bir katkı anlamını
taşımıyor ve öyle zannediyorum ki, benim değerlerim, burada ifade ettiğim
değerler, benim değerlerim olduğu için değil, ama çağdaş çalışma düzeni bu
değerlere uyulmasını gerekli kıldığı için değerli. Niçin böyle derbeder bir
çalışma düzenine kendimizi teslim ediyoruz?!
Zaman zaman, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubundan arkadaşlarımızın, muhalefetin katkısına,
milletvekillerinin katkısına çok büyük bir önem verdiklerini söylediklerini
duyuyoruz. Bu nasıl bir katkı olacak değerli arkadaşlar?! Eğer, ben, bugün
hangi yasayı görüşeceğimi bilmiyorsam, en azından o yasayla ilgili, kuşkusuz
hepimizin gündemdeki yasalarla ilgili bir bilgisi var, olması gerekiyor; ama,
en azından o bilgileri tazelemek için, ne görüşeceğimi bir gün önceden bilmeye
ihtiyacım var. Sizler bu ihtiyacı nasıl duymuyorsunuz ve böyle bir düzensizlik
düzenini nasıl içinize sığdırabiliyorsunuz, sindirebiliyorsunuz, anlamakta çok
ciddî sıkıntı çekiyorum.
Demokrasi, katılımla
ayakta durur. Bizim Anayasamızda yazılı olan demokrasi, katılımcı bir
demokrasidir. Yani, yalnız, çoğunluğu oluşturanların iradesi doğrultusunda
değil; ama, onların karşısındaki azınlığın da görüşlerine değer veren, onlardan
esinlenen, onların da yönetime katkıda bulunmasına imkân veren katılımcı bir
demokrasi anlayışı. Bu katılımı, bu düzen çerçevesinde nasıl sağlayabiliriz,
ben bilemiyorum. Eğer sağlanan size yeterli görünüyorsa, ona diyebilecek hiçbir
şeyim yok; ama, bana yeterli görünmüyor. Özellikle bir muhalefet milletvekili
olarak, bu yapılan girişimleri, muhalefetin sesini kesmek, katkısını önlemek
girişimleri olarak adlandırmaktan kendimi alamıyorum.
Arkadaşlar, bir İçtüzük
değişikliğinin burada görüşülmesine öncelik veriliyor. Acaba, öncelikli konumuz
bu mu? Yani, daha dün, 46 maddelik bir kanun teklifini kabul etti bu Meclis.
Daha önceki hafta, yine, böyle bir, çok maddeli, uzun bir kanun tasarısını,
benzer teklifleri kabul etti, bir sıkıntı görmedik görüşülürken. Herkes
görüşlerini güzel güzel açıkladı, ifade etti, katkısını vermeye çalıştı. Acaba,
bu mu rahatsızlık uyandırıyor? Çünkü, bu Meclisin, uzun yasaları görüşememe
gibi bir sıkıntısı yok. Biz, 400 maddeye yakın Türk Ceza Kanununu, bu çatının
altında birlikte görüştük, kabul ettik, hiç de bir sıkıntı olmadı; yani, şimdi,
niye 40 maddelik kanun tasarı ve tekliflerini görüşmekte herhangi bir
sıkıntımız olsun? Bırakın konuşalım; bütün milletvekilleri -iktidardan ve
muhalefetten- görüşlerini rahatça açıklasınlar, tartışsınlar. Demokrasi bu
demek değerli arkadaşlar, ifade etmek demek.
Siz, bu içtüzük
değişikliği önerisiyle, milletvekilinin ifade özgürlüğünü ve görevini yerine
getirme imkânlarını sınırlandırıyorsunuz, suskun bir demokrasiye kapıyı
açıyorsunuz. Genel Başkanınız ve Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı, ifade
özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunu, yeri gelen her yerde, her alanda
tekrarlıyor, söylüyor. O ifade özgürlüğü, elbette ki Sayın Recep Tayyip
Erdoğan'a lazım; ama, en az onun kadar, bu çatı altında görev yapanlara da
lazım, hatta daha fazla lazım; çünkü, biz, burada, bu görüşleri ifade etmek
için toplumumuzdan vekâlet almış insanlar olarak görev yapıyoruz. Buna o kadar
önem veriliyor ki, her dilediğimizi ifade edebilelim rahatça diye, bize kürsü
dokunulmazlığı sağlanmış. Siz, bunu sınırlandırmaya, ifade imkânını ortadan
kaldırmaya çalışıyorsunuz ve bunu, öncelikli bir biçimde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine taşımaya çalışıyorsunuz.
Bu olanları anlayabilmek
mümkün değil. Öncelikli sorunumuz bu mu?! Uzun yasaları, etraflı hükümleri
getiren yasaları görüşmekte herhangi bir sıkıntıya mı uğradık; yok. Yoksa, o
zaman, bunun açıklaması nedir? Bir kolaycılığa mı kaçmak istiyoruz bir an önce
tatile gitmek için; yoksa, muhalefetin IMF siparişi yasalar karşısındaki
görüşlerini ifade etmesini önlemek isteyenler mi var aramızda; bunların
ifadesinden çekinen, gocunanlar mı var? Yani, bu getirilen teklifin, önümüze
konulan teklifin izahı ancak bunlar olabilir; çünkü, yasama görevinin yerine
getirilmesinde, milletvekilinin görüşünü açıklama imkânı bakımından tasarruf
diye bir şey yoktur. Her alanda zamandan tasarruf edebilirsiniz; ama,
milletvekilinin görüşünü açıklama imkânından tasarruf yapmaya kalkıştığınız
zaman, demokrasiyi özünden zedelersiniz.
Bunu, bugün, burada, ben
söylemiyorum; içinizde bulunan, şu sıralarda zaman zaman oturan çok değerli
arkadaşlarım söylemişler. Buna benzer düzenlemeler geldiğinde, Anayasa
Mahkemesine açtıkları iptal davalarında söylemişler "bu bir zuldür"
demişler "buna alet olmayın, bu utancı taşımayın" demişler "bu,
demokrasiyi öldürmek demektir" demişler. Bu laflar daha yere bile düşmedi;
söylendi, sarf edildi ve havada asılı. Herkes bunları hatırlıyor. O değerli
arkadaşlarım, bu öneri burada görüşülürken ne yapıyorlar bilmiyorum. Yapılacak
bir tek şey var; acı acı, ne hallere düştük diye düşünmek. Öyle düşünüyorum
ben. İçinizdeki arkadaşlar, bunlara karşı oldular bir zamanlar, bu
düzenlemelere. Ne değişti aradan geçen günlerde?! "Değişime uğradık"
deniliyor bazen. Değişim bu doğrultuda ise, vay geldi değişenlerin haline,
başına! Değişim, çünkü, olumlu doğrultuda olursa bir anlam ifade eder; ama,
demokrasi anlayışında geriye gitme anlamında değişim, çok kötü şeyler ifade
eder, olumsuzluklar ifade eder.
Ben, onun için, getirilen
bu öneriyi anlamakta güçlük çekiyorum. Daha önemli çok konumuz var.
Milletvekilinin dokunulmazlıklarının sınırlandırılması için bir girişimi
öncelikle görüşebilirdik. Yabancılara mülk edinmeyi düzenleyen kanun, Anayasa
Mahkemesi tarafından iptal edildi; ama, alanı düzenleyen başka bir hüküm
olmadığı için bir süre yürürlükte bırakıldı. O süre temmuz ayı içerisinde
doluyor. O süre dolduğu zaman, yabancıların mülk edinmesini sınırlayacak hiçbir
hüküm kalmayacak hukuk düzenimizde. Getirsenize, niye bekliyorsunuz?! Öncelikli
olması gereken bunlar. Bunları da getirin, görüşelim, dediklerinizi de getirin;
ama, gerçekten görüşelim.
Bakınız, Anayasa
Mahkemesi eski tarihli bir kararında diyor ki: "Görüşme, madde üzerinde
görüşmekle mümkündür. Eğer madde üzerinde görüşme yapılmıyorsa, bunun adı
görüşme değildir." Siz, sadece, benzer düzenlemeler hakkında Anayasa
Mahkemesinin vermiş olduğu iki kararı gözden geçirmişsiniz, ona uygun birtakım
düzenlemeler yapıp sakıncaları ortadan kaldırmaya çalışmışsınız -olmamış ya-
ama, bu kararı da unutmuşsunuz o düzenlemeleri yaparken.
Bu nedenle, böyle bir
öneriye katkı vermek, bence, demokrasiyi, demokrasinin beşiği olan yasama
organında boğmak anlamını taşıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Araslı,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
OYA ARASLI (Devamla) - Bu
nedenle, böyle bir öneriye katkı vermek mümkün değil. Böyle bir öneriyi olumlu
karşılamak mümkün değil. Unutmayınız, parlamento sözünün kökeninde konuşma var.
Biz, konuşmak için burada varız. Ülkenin sorunlarını dile getirmek, vatandaşın
sesini duyurmak ve vatandaşın sorunlarını çözmek için, önerilerde bulunmak için
buradayız, suskun bir demokrasi yaratmak için değil. Eğer suskun bir demokrasi
yaratmak istiyorsanız yolunuz açık olsun, biz buna katkı vermeyiz; ama, suskun
demokrasi yaratmış olmanın ayıbını da ömrünüz boyunca alnınızda ve sırtınızda
taşıyacaksınız ve tarihin sayfalarında, bu, silinmez izler bırakacak.
Saygılar sunarım. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Araslı.
Önerinin lehinde, Bursa
Milletvekili Sayın Faruk Çelik; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Danışma Kurulu önerimizin
lehinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Danışma Kurulu önerimizin
özünü teşkil eden, bugün, İçtüzükte temel kanun düzenlemesi getiriliyor. Ana
konu bu ve birazdan, oylarınızla, inşallah, bu konuya geçmiş olacağız ve temel
kanun düzenlemesini gerçekleştireceğiz.
Değerli arkadaşlar,
benden önce söz alan değerli konuşmacılar önemli şeylere temas ettiler. Sayın
Araslı, milletvekili ifade özgürlüğünün kısıtlandığından bahsettiler,
muhalefetin sesini kesmekten bahsettiler. Bunları, milletimiz de, biz de,
milletvekilleri de, özellikle son bir hafta açısından bakacak olursak,
sözlerin, ifade özgürlüğünün kısıtlanıp kısıtlanmadığına vicdanlarımız en doğru
kararı vereceklerdir.
Burada, hâkimler ve
savcılarla ilgili bir yasal düzenlemeyi gerçekleştirdik. Hayatımda duymadığım
hikâyeleri, yargı kesimiyle ilgili fıkraları ve hiç konuyla alakası olmayan
meseleleri, muhalefet mensubu arkadaşlarımız bu kürsüye taşıdılar. Bunun,
milletin zamanını, Meclisin imkânlarını olumlu bir istikamette kullanma mı,
istismar etme mi, ne şekilde kullandığımızın kararını, elbette, vicdanlarımız
bize sesleniyor, bize ifade ediyor.
Kaldı ki, tüm yasal
düzenlemelerin bir komisyon safhası var. Komisyonlarda enine boyuna meseleler
tartışılıyor. Parti gruplarının ve milletvekili arkadaşlarımızın görüşleri,
yasama faaliyetinde, çeşitli safhalarda çok net bir şekilde kullanılıyor, Genel
Kurul safhası da dahil olmak üzere; ama, bir muhalefet milletvekili ifadesiyle,
bunları kabul ettiğimizi ifade etmek istiyorum.
Bir diğer arkadaşımız,
burada "Anayasa Mahkemesiyle kavga mı etmek istiyorsunuz" gibi bir
ifadeyi kullandılar. Bunu da bilgi eksikliğine hamlediyorum; bilgi
eksikliğinden kaynaklanan bir ifadedir. Ne olduğunu, ne geldiğini, ne yapılmak
istendiğini ölçüp biçmeden, konuşmak için bir konuşma anlayışı, maalesef, bu
kürsüde sık sık gerçekleşiyor. Ben, arkadaşların, konuyu, ne yapılmak istendiği
konusunu sağlıklı bir şekilde ölçüp tarttıktan sonra burada konuşmalarının daha
sağlıklı ve doğru olacağı kanaatindeyim.
Bir diğer konu da,
Cumhuriyet Halk Partisinin biraz önce olağanüstü Grup toplantısında… Çok kısa
bir bölümünü izleme imkânım oldu. Ben, bütün samimiyetimle bir konuyu ifade
etmek istiyorum. Burada ne tür bir çalışma yapmaya kalksak, cumhuriyetin
kazanımları elden gidiyor. Ne gibi bir adım atsak, yine cumhuriyetin
kazanımlarıyla ilgili çeşitli tehditlerden, tehlikelerden bahsediliyor.
Arkadaşlar, unutmayalım,
Türkiye Cumhuriyetinin rejiminin, sisteminin bekçisi ben, sen, o, biz, onlar
değil, yetmiş milyon insan bu cumhuriyetin bekçisidir (AK Parti sıralarından
alkışlar) ve ne olur…
ATİLA EMEK (Antalya) -
Size rağmen!
FARUK ÇELİK (Devamla) -
…şunu bütün samimiyetimle yine burada ifade ediyorum: Din konusu gibi,
cumhuriyet konusu gibi, bayrak konusu gibi, demokrasi konusu gibi konuların
şampiyonluğuna soyunmayalım. Bunlar, bizim vazgeçemeyeceğimiz ortak
değerlerimizdir. Bu kazanımlar, çok zor ve çetin şartlar neticesinde kazanılmış
kazanımlardır. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Onun
için, kim, hangisini istismar ediyorsa, tümüne karşı olmak kaydıyla ifade
ediyorum. Yani, benim laikliğe bir adım uzak olmamı, benim cumhuriyete bir adım
uzak olmamı, bir başkasının dine bir adım uzak olmasını nasıl tavsif
edebiliriz, nasıl böyle bir sınırlama getirebiliriz?! Bu, millete yapılabilecek
olan en büyük haksızlıktır.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Başbakan söyledi, Başbakan!
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Onun için, bu konulardaki hassasiyetimizi elbirliğiyle sürdürmemizin önemini
bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
gündeme taşıdığımız içtüzük değişikliğiyle ilgili olarak birkaç şeyi ifade
etmek istiyorum. İçtüzükte temel kanun düzenlemesi 1996 yılında verilen bir
teklifle gerçekleştirilmiştir. 1996 yılındaki bu teklifte, az önce burada
konuşan değerli hocamız Sayın Oya Araslı'nın da imzası vardır. Onların
teklifiyle burada görüşülmüş ve İçtüzükteki temel kanun düzenlemesi kabul
edilmiştir. 2001 yılına kadar bu düzenleme devam etmiştir. 2001 yılına kadar,
yalnız Türkiye'de değil, dünyanın birçok ülkesinde de buna benzer düzenlemeler
gerçekleştirilmiştir veya mevcut uygulamalar vardır. 2001 yılında, kısmî bir
değişiklik yapılıyor İçtüzük 91'de. Nedir o; Danışma Kurulunda oybirliği şartı
varken, oybirliği şartına ilave olarak, grup önerisi olarak da getirilebileceği
şartı getiriliyor; daha sonra, Anayasa Mahkemesine gidiliyor; Anayasa
Mahkemesi, bu İçtüzük 91'i iptal ediyor. Gerekçe nedir; "temel kanun
nedir, bunun tanımı yok." Açık bir şekilde, Anayasa Mahkemesi bunu ifade
ediyor. "Tanımı yok bu temel kanunun, bunun tanımının yapılması lazım.
Özel görüşmenin nasıl yapılacağıyla ilgili bir belirsizlik var" diyor
Anayasa Mahkemesi ve bu gerekçelerden dolayı bunu iptal ediyor.
2003 yılında, bizim bir
teklifimiz var. Bu teklif üzerinde konuşmalar yapılıyor ve o konuşmalarda,
yine, Sayın Araslı'nın güzel cümleleri var; "kuşkusuz, tüm parlamentolu
rejimlerde, kapsamlı yasa tasarı ve tekliflerinin görüşülmesinde bütünlüğü
korumak ve sürati sağlamak için birtakım özel görüşme yöntemlerine ihtiyaç
duyulmaktadır; ancak, çağdaş, demokratik bir rejimde bütünlüğü korumanın ve
sürati sağlamanın yolunun keyfîliğe ve belirsizliğe kapıyı açmamak, muhalefeti
çoğunluğa ezdirmemek" gibi, devam eden ifadeleri vardır. Yani, İçtüzükte
böyle bir düzenlemenin yapılabileceğini, Sayın Araslı bu ifadelerinde
kullanıyor. Ayrıca, 2003 yılındaki iptalde, Anayasa Mahkemesi de gerekçesinde
şunu ifade ediyor: "Bu tür kapsamlı yasal düzenlemelere ilişkin tasarı ve
tekliflerin madde sayılarının fazlalığı nedeniyle, Genel Kurul çalışmalarının
aksamadan yürütülebilmesi için, özel görüşme ve oylama usulüne bağlı
tutulmalarına gerek duyulabilir." Anayasa Mahkemesi, gerekçeli kararında
da bunu net bir şekilde ifade etmektedir. Yani, böyle bir düzenlemenin
yapılabileceği, genel gerekçede, iptal gerekçesinde zikredilmiştir.
Şimdi biz ne yapıyoruz;
içtüzük değişikliğini getirmekle cumhuriyetin kazanımlarını ortadan
kaldırıyorsak, 1996'da bunu getirenler de, cumhuriyetin kazanımlarını ortadan
kaldırmak için mi getirdiler?!
OYA ARASLI (Ankara) - Ne
alakası var?!. Saptırıyorsun!..
ATİLLA KART (Konya) -
Demagoji yapıyorsun. Demagojiden başka bir şey değil söylediklerin.
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Bakınız, böyle bir mantık olamaz. Buradaki yasal düzenlemelerin hangi
prosedürde, hangi çerçevede yürüyeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz.
Değerli arkadaşlar,
şimdi, biz, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini önümüze koyduk; fakat,
2003 yılında iptal edildikten sonra, teklifi verdiğimizde henüz Anayasa
Mahkemesinin genel gerekçesi yayımlanmamıştı; yayımlanmadığı için, bu teklifi
beklettik; o gerekçe ortaya çıksın, gerekçede ne emrediliyor, onu bilelim, onu
görelim dedik; çünkü, bildiğiniz gibi, Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır
ve aldık, o gerekçeye uygun bir düzenlemeyi biz şimdi Yüce Heyetin karşısına
getiriyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çelik,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Nedir getirdiğimiz; "temel kanun tanımı bugüne kadarki düzenlemelerde
yapılamamıştır" diyor. Şimdi getirdiğimiz düzenlemede "temel
kanun" tanımı getiriyoruz; birincisi bu.
İkincisi, maddelerin ayrı
ayrı oylanması kuralıyla ilgili, gerekçede net ifade vardı. Şimdi, maddelerin
ayrı yarı oylanması kuralını da getiriyoruz yeni düzenlemede.
Her maddeye iki önerge
kuralını getiriyoruz; yani, önerge verilebiliyor her madde için ve soru-cevap
için de, her bölümde 15 dakikalık soru-cevap bölümü ihdas edilecek.
Dolayısıyla, Anayasa
Mahkemesinin gerekçeli kararında gayet net bir şekilde ifade edilen mahzurları
ortadan kaldıran bir düzenlemeyi huzurlarınıza getirmiş bulunuyoruz. Burada, ne
milletvekilinin ifade özgürlüğünü kısıtlayacak…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
OYA ARASLI (Ankara) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Çelik,
teşekkürünüzü alabilir miyim
Buyurun.
FARUK ÇELİK (Devamla) -…
ne de farklı yorumları gerektirecek bir durumun, söz konusu olmadığını ifade
ediyorum.
Grup önerimize
desteğinizi bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Çelik.
OYA ARASLI (Ankara) -
Sayın Başkan, sözlerime anlamı dışında anlamlar yükleyip naklettikleri için,
söz istiyorum.
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Sayın Başkan, benim ifadem Sayın Araslı'yla ilgili değil, Sayın Baykal'ın bugün
grup toplantısında… (CHP sıralarından gürültüler)
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Başkan değerlendirir söylemenize gerek yok.
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Hayır efendim…
BAŞKAN - Sayın Çelik…
Sayın Çelik… Sayın Başkan, yerinize oturursanız…
Sayın Araslı'nın
talebiyle ilgili olan hususları, tutanakları getirteceğim, inceleyeceğim ve
birleşim içinde gerekirse konuşma hakkını vereceğim.
Sayın milletvekilleri,
öneri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz.
V. -KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1 inci sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu
gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2 nci sıraya alınan,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih
Kapusuz ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili
Sadullah Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
2.- Adalet
ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz
ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde
Başkanlık Temsilcisi?..
Yerinde
Komisyon raporu 161 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
AK Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Ankara Milletvekili Oya Araslı, şahısları adına Manisa
Milletvekili İsmail Bilen, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan ve Ankara Milletvekili Oya Araslı'nın söz talepleri
vardır.
İlk konuşmacı, AK Parti
Grubu adına İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu.
Sayın Kuzu, buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
BURHAN KUZU (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Bugünkü gündemimizin ilk
maddesinde, İçtüzüğün 91 inci maddesindeki değişiklik görüşülmektedir.
Bilindiği gibi, bu madde, yeni bir özel yasama yöntemi diyebileceğimiz, dünyada
örnekleri pek çok olan -birazdan da zikredeceğim bazılarını- bir düzenlemeyi
içeriyor.
Evvela söylemem gereken
husus, bu konunun Türkiye'de yeni olmadığı, daha önce de, 2001 yılında bunun
gündeme geldiği, aslında, 1996 yılında İçtüzük yapılırken orada da yer aldığını
belirtmek istiyorum. Biliyorsunuz, bu İçtüzük, 1973 tarihindeki İçtüzük
üzerinde yapılan bir değişiklikle gerçekleşmiştir.
Şimdi, tabiî, 1996'daki
durum, oybirliğiyle karar verilmesi durumunda -her iki grubun ya da grupların,
kaç grup varsa- anlaşmak suretiyle görüşme usulünü öngörüyordu. Bu da belki bir
aşamaydı; ama, belki bundan iktidarlar gerekli sonucu alamamış olsa gerek ki,
hızlandırma noktasında, ihtiyaca binaen, 2001 yılında, yani bizden önceki
hükümet döneminde bu konu tekrar gündeme geliyor ve yeni düzenlemede biraz daha
ileri gidilerek, anlaşma sağlanamazsa, bu sefer, 3/5 oy çoğunluğuyla Genel
Kurulun "acil yasama yöntemi" dediğimiz yola gidilebileceğini
öngörüyor. Anayasa Mahkemesine dava açılıyor o dönemde ve Anayasa Mahkemesi de,
birazdan üzerinde duracağımız bazı gerekçelerle, iptal ediyor.
Şimdi, tabiî, bizim
hükümet döneminde, yani, AK Parti İktidarı döneminde, yine, Parlamentoda -iki
parçalı olmasına rağmen- belki yasalaşma sürecindeki hızlandırma ya da çok
sayıda yasanın ve büyük çapta kanunların önümüze gelmesi sebebiyle böyle bir
yola gidilmesi tekrar gündeme geldi ve bilindiği gibi, 2003'te, bir madde
geçirdik biz bu konuda. Anayasa Mahkemesi bunu da oybirliğiyle iptal etti ve
biraz da acele iptal etti. Hatta, bir şeyin de altını çizeyim, daha önce
2001'de üç aylık bir geçiş dönemi öngörmesine rağmen, yani, üç ay daha iptal
ettiği hükmü yürürlükte tutmasına rağmen, bizim gönderdiğimiz o metni iptal
etti, süre de tanımadı. Böylece, tabiî, tamamen kesilmiş oldu.
(x) 161 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Şimdi, ortaya çıkan şu
ki, yasama organının çalışmasında elbette ki İçtüzük önemli bir metindir. Biz,
genellikle, bunu, akademisyenler olarak, İçtüzüğü, Meclisin anayasası olarak
isimlendiririz ve sessiz anayasa deriz. Hakikaten önemli metinlerdir. Elbette
ki, iktidar-muhalefet dengesinin mutlaka çok iyi gözetilmesi lazım. Bunda en
ufacık bir tereddüt yok.
Aslında, bütün bu
çalışmalar neticesinde, tartışma elbette ki çok uzun sürse, ille iyi kanun
çıkar diye bir kaide de yok; ama, yeteri kadar konuşulmasında, tabiî ki,
kanunların sağlıklı olması bakımından yarar var.
Şimdi, bugünkü
görüşeceğimiz metin -ayrıntısını birazdan söyleyeceğim ama, kısaca belirteyim-
şunu ifade ediyor: Önceki dönemde çıkan metinleri dikkate alarak ve Anayasa
Mahkemesi kararını da dikkate alarak tabiî -iki kararı var biliyorsunuz bu
konuda- yapılan, düzenlenen bir metinden ibaret.
Anayasa Mahkemesi, her
iki kararında da belki bazı farklı gerekçeler sunuyor ama, ana hatlarıyla madde
görüşülmesi üzerinde duruyor ve süreler konusunda mümkün olduğu kadar sınır
getirilmemesine dikkat çekiyor ve bir de, temel kanunun ne olduğunun
bilinmediğini söylüyor haklı olarak tabiî. Temel kanun, gerçekten, nedir diye
sorduğunuz zaman, bunun tanımını vermenin güçlüğü ortada. Dünyada bunun
tanımını vermiş elbette ki kitaplar da var ama, metin olarak bunları bulmak
zor. Onun yerine, yaklaşımlı tanımlar diyebileceğimiz, belki algılamayı ifade
eden birtakım tanımlar getiriliyor.
Bu metin yazıldığında,
hatırlarsanız, altı yedi ay önce, belki
daha çok oldu, bizim komisyondan geçtiğinde -Anayasa Komisyonundan- Anayasa
Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararı vardı; ama, asıl, esas karar
yayımlanmamıştı.
Şimdi, o açıdan
zannediyorum bugünkü metin üzerinde değişiklik yapmak gerekecek; en azından
tanım konusunda biraz daha farklı bir yöntem uygulamak gerekecek. Anayasa
Mahkemesi bu konuda bir tanım vermiş, zannediyorum bu tanımı bugünkü metne de
koymamız gerekecek. O yüzden, elimizdeki bu görüştüğümüz metin üzerinde bir
değişiklik muhtemelen olması gerekir; tabiî, bu yönde önergeler gelirse, bunu
biz komisyon olarak değerlendireceğiz.
Şimdi, şunun da altını
çizelim, demin de gündeme geldi: Anayasa Mahkemesi, aslında kararlarında, bir
özel yasama yönteminin getirilmesinin Anayasaya aykırı olmadığını vurguluyor
prensip olarak; ama, tabiî, bunun çok iyi belirlenmesi gerektiğini, net
ifadeler kullanılması gerektiğini ve mümkün olduğu kadar iktidar-muhalefet
dengesinin gözetilmesi gerektiğini belirtiyor.
Bu çerçevede, bu
düzenlemenin zorluğu ortada; yani, ne kadar biz bunu net de yazsak, ne kadar
güzel de yazsak, tartışma götüreceği bir defa belli; ama, netice itibariyle,
zaten her yasada da bu tartışmaları yaşıyoruz, sade İçtüzük bakımından bu
değil, ama, hassas bir konu olduğunu da belirtmek istiyorum.
Şimdi, bizden önceki
hükümet döneminde, 2001'de bu konu gündeme geldiğinde, özellikle Avrupa Birliği
bağlamında ve IMF çerçevesinde büyük yasaların geçmesindeki zorluk sebebiyle
ihtiyaç duymuş o gün hükümet ve bu bağlamda Avrupa Birliği üyelik sürecindeki
yasaların kapsamlı olması neticesinde, bizde, bilindiği gibi, Medenî Kanun ve
Gümrük Yasası bu şekilde çıkarıldı; yani, özel yasama yöntemiyle çıkarılan iki
örnek yasa olarak gözüküyor.
Medenî Kanunla ilgili
baktığımız zaman, 10 bölüm halinde komisyondan geliyor, belirleniyor ve Genel
Kurulda 10 bölüm halinde, anlaşarak, tabiî ki, o günkü metne göre iktidar ve
muhalefet konuşuyor bunu ve komisyonlara ağırlık verilmiş. Evet, Genel Kurulda
o yasalar biraz çabuk geçmiş gözüküyor; ama, zaten, özel yasama yönteminin
özelliği, komisyonlarda bu tür yöntemin uygulanmamasıdır -bunun altını çizmek
istiyorum- yani, komisyonlarda özel yasama yöntemine geçemiyorsunuz. Orada
enine boyuna tartışmak gerekiyor. Zaten, uzmanlardan oluşan bir komisyon oluyor
bu görüşülen komisyon. Onlar, bir anlamda, komisyon bazında son şeklini verdiği
için, dışarıdan uzman çağırma imkânı da bulabiliyoruz o halde.
Mesela, Medenî Kanunun
komisyonda görüşülmesi -o günkü vekillerimiz vardır burada, hatırlarlar- çok
uzun sürdü; ama, Genel Kurulda görüşülmesi kısa sürdü. Zaten, özel yasama
yönteminin de hedefi, pişmiş halde buraya gelmesi ve burada, mümkün olduğu
kadar, zaman kaybetmeden, büyük yasaların görüşülmesine imkân sağlamaktır.
Şimdi, bu bağlamda
baktığımız zaman, Anayasa Mahkemesinin kararını da dikkate alarak, ben… Mesela,
bakın, 2001'de, o günkü hükümet bir şey daha getirmiş -bunu, Anayasa Mahkemesi
iptal etmiş- onu okuyayım; şöyle diyor: "Tasarı veya tekliflerin yürürlük
ve yürütme maddeleri ile yabancı devletlerle veya milletlerarası kuruluşlarla
yapılacak antlaşmaların onaylanmalarının uygun bulunduğuna ilişkin tasarıların
maddeleri üzerinde görüşme açılamaz ve önerge verilemez."
Şimdi, dikkat ederseniz,
burada milletlerarası antlaşmaların görüşülmesi ile yürürlük maddesiyle ilgili
özel bir düzenleme getirilmişti; bunu, Anayasa Mahkemesi iptal etti; bunların
üzerinde de, pekala, kanunlar gibi görüşme yapılması gerektiği o zaman
vurgulanmıştı.
Şimdi, bugünkü modele,
bizdeki modele geçmeden önce, ben, dünyadaki uygulamalardan biraz örnek vermek
istiyorum ve o çerçevede de bir şeyler yapmak istiyoruz.
Şimdi, bir defa şunu
belirtelim ki, Anayasa Mahkemesinin kararlarında vurguladığı hususlar şunlar:
"Yasa tasarıları ve teklifleri hakkında milletvekillerinin tatminkâr bir
şekilde bilgilenmesi ve bunun için yeterli tartışma olanağının sağlanması, yasa
tasarı ve tekliflerinin tümü ve maddelerinin görüşülmesi, yasa tasarıları ve
teklifleri hakkında tatminkâr sayıda önerge verme hakkının tanınması"
şeklinde devam ediyor. Yani, bunlara dikkat edilmek kayıt ve şartıyla, özel
yasama yönteminin olabileceğini Anayasa Mahkememiz kararında belirtmiştir.
Şimdi, dünyadaki
örneklere baktığımız zaman ne gibi uygulamalar var, müsaade ederseniz, biraz
bunun üzerinde duralım. Bir defa, bir grup ülkede bu hak çok geniş tanınmış;
yani, özel yasama yöntemi çok geniş olarak uygulanmış. Bu konuda, İrlanda,
İngiltere, Fransa, Yunanistan tipik örnektir.
İrlanda ve İngiltere'den
bir örnek vereyim size. Oradaki düzenlemede çalışma gününü 190 gün olarak
belirlemişler, 20 günde muhalefete bu hak tanınmış ve "170 gün de, hükümet
bu önergeleri verme konusunda ağırlıklı olarak yetkisini kullanır"
deniliyor; böyle bir yola gitmişler.
Mesela, Fransa ve
Yunanistan'da deniliyor ki: Genel kurul gündemi belirlenirken, yasama komisyonu
başkanı ile ilgili -kim ise onlar- ya da başkanları da bulunur. Böylece, sayı
çoğunluğunu iktidar lehine bozarak, kararın daha farklı çıkmasını sağlama
yoluna gidilmiş.
Portekiz'de de buna benzer
bir yöntem var.
Genellikle, özel yasama
yöntemlerinde şunlara dikkat ediliyor: Bir kanun tasarı veya teklifinin
komisyon aşaması atlanabiliyor bazı hallerde veya hızlandırılabiliyor. Bizde,
getirdiğimiz modelde böyle bir yol yok. Bir tasarı veya teklifin kabul edilmesi
için belli bir süre sınırı getirilebiliyor. Bir tasarı veya teklifin
görüşülmesinde yer alan birçok aşama bir güne sığdırılabiliyor. Acil işlerde
teklif veya tasarının ayrıntılarının önceden basılması, üyelere dağıtılması ve
duyurulmasına gerek olmayabiliyor. Gündemin oluşturulmasında acil işlere
öncelik verilebiliyor. Usul kurallarında daha hızlı görüşmeyi sağlayacak
düzenlemeler yapılabiliyor.
Şimdi, bunların
içerisinde, mesela, Avusturya, İzlanda, İsveç, İsviçre'de olan bir yönteme göre,
komisyonlar kanun teklifinde bulunabiliyor. Böylece, teklif aşaması önceden
kesilmiş oluyor; yani, hızlandırma bir de böyle sağlanabiliyor ve direkt,
komisyon, kendi verdiği önerge üzerinde görüşmeyi açıp devam edebiliyor.
Bu alanda İtalya tipik örnektir
ve İtalya, özel yasama yöntemi konusunda, gerçekten, belki en ileri ülkelerden
biridir.
Bu ülkelere baktığımız
zaman, normal yöntem dediğimiz, uyguladığımız, bizde de olan bir yöntem
uygulanıyor.
İkinci bir yasama
yönteminde, burada, meclisin bir kanadının görüştüğü bir teklif ya da tasarı
-iki meclis var orada, biliyorsunuz- ikinci meclise gitmiyor -her zaman değil,
bazı hallerde, eğer o şartlar tutuyorsa tabiî ki- bir komisyona gidiyor. İlgili
komisyon neyse ona gidiyor, ilgili komisyonda görüşülüyor -sanki ikinci
mecliste görüşülmüş gibi bir anlamda- böylece zamandan tasarruf ediliyor.
Tabiî, bunlarla alakalı hangi yasa olacağı da yine içtüzükte gösterilmiş
oluyor.
Şimdi, İtalya'da
uygulanan -üçüncü bir yöntem dediğimiz- bir yöntem de karma bir yöntemdir. Buna
göre, tasarı, bir komisyon tarafından hızlandırılır ve hiç değişiklik
yapılmadan, doğrudan doğruya genel kurula sevk edilir; yani, demek ki,
komisyonda bir karar alınıyor ve o eldeki tasarının görüşmeleri kendisi
tarafından, komisyon tarafından kesiliyor; direkt, doğrudan doğruya genel
kurula getirme imkânı veriliyor.
Tabiî, üçüncü bir yol
olarak görülen ve dünyada belki en ideal diyebileceğimiz -keşke öyle olabilse;
ama, işte, öyle olmuyor- Norveç, Hollanda, İsveç gibi, hiçbir özel yasama
yönteminin bulunmadığı ve tartışmaların son derece uzun sürdüğü ülkeler; ama,
kişi başına 30 000 dolar düşen ülkeler bunlar, sorunları elbette ki, bizim
kadar hiç olmayan ve fevkalade zengin kuzey ülkeleri bunlar. Tabiî, bunları
örnek alma şansımız pek gözükmüyor şu anki durumumuza göre.
Şimdi, bunu biraz daha
ayrıntılı olarak vermeye çalışayım. Şimdi, bakın, Fransa, Yunanistan, İrlanda
ve İngiltere'deki bir uygulamada ne var; bu ülkelerin ortak özelliği,
görüşmelerin önceden sınırlandırılmasının, hükümetin veya meclis çoğunluğunun
aldığı bir kararla mümkün olmasıdır.
Yine bu kategorideki
ülkelerde, bir tasarının tüm maddelerinin görüşülmüş olup olmadığına
bakılmaksızın, önceden belirlenen zaman sınırı içerisinde yasa bitirilmektedir.
Yani, belli bir süre veriliyor, deniliyor ki, şu kadar zamanda bu kanun
görüşülecek. Bitmediği an, direkt oylamaya geçiliyor; yani, o süre dolduğu anda
artık yasanın bitip bitmemesine bakılmaksızın direkt oylamaya geçiliyor.
Fransa'da uygulanan bir
yöntem, ismi de belki çok hoş olmayan "giyotin yöntemi" dedikleri bir
yöntemde, muhalefet diyelim ki bir gensoru önergesi verdi; bu gensoru önergesi
reddolmuşsa -Fransa Anayasasının 49 uncu maddesinin üçüncü bendidir- hükümete
diyor ki: Bunun karşılığında -yani, bir nevi ceza anlamında muhalefete, tırnak
içinde istisna olarak söylediğim bir ifade bu- sen herhangi bir tasarıyı getir,
genel kurulda görüşülmüş gibi Resmî Gazetede yayımla görüşülmeden. Yani, bir
anlamda muhalefeti gensoru vermede daha dikkatli olmaya sevk etmek bakımından
böyle bir hüküm oraya konulmuş.
Yine Fransa'da
"paket yöntemi" dediğimiz bir uygulama da, hükümete, maddeleri ve
değişiklik önergelerini istediği gibi gruplandırma ve karşı çıktığı değişiklik
önergelerini dışlama olanağı vermektedir ki, bu da 44 üncü maddenin üçüncü
bendinde yer almaktadır.
İngiltere'deki bir
uygulamada bu Fransız uygulamasından biraz daha farklı; diyor ki burada da:
Genel kurul çoğunluğunun, önceden, bir tasarının her bir bölümü için süre
sınırı koyması söz konusudur. Bu durumda, sürenin dolmasından sonra, meclis
başkanı, yani yöneten başkan, derhal meclisten oylama yapmasını isteyebilir.
Diyelim ki süre dolmuşsa, görüşmeler kesiliyor.
İngiltere'de olan bir
başka uygulama: Meclisteki genel kurulda görüşmeler sırasında eğer çok uzarsa
görüşmeler, vekillerden birisi kifayeti müzakere anlamında bir nevi talepte
bulunuyor; 100 milletvekili de o anda derse ki tamam bu uygundur, görüşme
kesilip direkt oylamaya geçiliyor. Yani, bu ve buna benzer birçok yöntem
vardır.
Gene İngiltere'de
"kanguru" dedikleri bir yöntem -bunların hep isimleri de var değişik
şekilde- tasarı genel kurulda ise meclis başkanı, komisyonda ise komisyon
başkanı, tasarının önemli gördüğü bölümlerini görüşmek üzere seçebilir;
böylece, sadece seçilen bölümler üzerinde görüşme yapılır. Diyelim 7 bölümlü
bir metinse, şu şu bölümleri genel kurulda görüşülsün, diğerlerini yayımlayın
diyor; yani, komisyon başkanı ya da meclis başkanı buna karar verebiliyor.
Bu işte, görüyorsunuz ki,
çok değişik uygulamalar var bu konuda.
Yunanistan'da acil veya
çok acil tasarılar… Eğer ismini vermişse hükümet görüşülmesi konusunda, 5 günü
geçmemek üzere bu tasarının bitmesi gerekiyor; bitmediği an, direkt, oylamaya
orada da geçilebiliyor.
İkinci olan, bizim
Türkiye'nin de içinde bulunduğu, işte, danışma kurullarının bulunduğu yöntem.
Belli bir tasarıyı görüşme konusunda, tabiî, oturumlar belirleyemiyoruz; ama,
en azından hızlandırma konusunda -iptal edildi gerçi bunlar; ama, yani iptal
edilmediği hali söylüyorum, 1991, eski halini söylüyorum- bu, yaygın olan bir
yöntemdir, bizde olan yöntem. Bugün Avusturya, Belçika, Danimarka, Almanya,
İzlanda, İtalya - belki en yoğun- Lüksembourg, Norveç, Portekiz, İspanya ve
İsviçre'de bu tür uygulamalar var. Yani, bu ülkelere baktığımız zaman, bir anlamda,
bizdeki yöntemin biraz daha farklı yoludur. Demin söylediğim gibi, ideal olan,
en ideal olanlar, Hollanda, İsveç, Finlandiya'da olan hiçbir sınır koymadan
tartışma yöntemi; bu, tabiî, güzel bir yöntem; ama, söylediğim gibi, bu, ideal
olmakla beraber, şartlar her zaman buna elvermiyor.
Sonuç… Sonuç olarak şunu
görüyoruz değerli milletvekilleri: Dünyada bugünkü getirdiğimiz yönteme benzer
yöntemler uygulanmakta, daha ağırı uygulanmakta. Ben, tabiî, onları tavsiye
etmiyorum, yani, onlara geçelim anlamında söylemiyorum; ama, zannediyorum,
Anayasa Mahkemesi kararları dikkate alınarak, iktidar-muhalefet, elbirliği,
işbirliği içerisinde, bir tanımda anlaşabiliriz. Nitekim, demin de söylediğim
gibi, karar yeni yayımlandığı için Anayasa Mahkemesi tarafından… Tabiî, çok da
yeni değil de, daha doğrusu komisyondan geçtikten sonra yayımlandığı için,
birazdan, görüşme sırasında muhtemel önergelerle o tanımda bir değişiklik
yapmak gerekecek. Anayasa Mahkemesi bir tanım vermiş orada, ben bu tanımı
tekrarlamayayım, birazdan gündeme muhtemelen gelecektir o. O tanım, ne kadar
doğru bilemem; ama, en azından, hiç olmazsa, Anayasa Mahkemesinin de
"olabilir" dediği bir tanım olduğu için, bir nevi, belki, bir
anlamda, yargının kararının bu bölümüne uyma noktasında bir hassasiyet
göstermiş oluruz diye düşünüyorum. Yani, onu birkaç kez gözden geçirdik.
Söylediğim gibi, kararda, şöyle şöyle yapılırsa tamamdır diyemez, böyle bir
mahkeme kararı olamaz zaten; ama, kararın gerekçelerine baktığımız zaman
-serpiştirilmiş olarak birçok yerinde- mümkün olduğu kadar bir yola gitmeye
çalışıldı.
Peki, temel yasa
konusunda sayarak belirlesek olur mu; olmaz gibi geliyor bana; yani, şu şu
yasalar; işte, Ceza Kanunu, Medenî Kanun, Vergi Kanunu ya da ne bileyim ben,
Ticaret Kanunu filan desek… Onun yerine,
belki, uzlaşacağımız konular üzerinde bunu yapmak, zannediyorum, daha
doğru olsa gerektir. İşte, Medenî Kanunda bunun uygulaması görüldü.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; netice itibariyle, getirdiğimiz yöntemler, söylediğim gibi,
bir, yani çok iyi yapılmış, çok çok iyidir denecek yöntem elbette ki değildir;
ama, bilesiniz ki, dünyada da bu tür yöntemler uygulanıyor. İdeal olan, buraya
gelip, zamanımız olsa, günlerce, aylarca tartışmaktır. Ondan ne sonuç çıkar
bilemem; ama, en azından kürsü hakkımızı çok daha rahat kullanmış oluruz; ama,
getirilen metinde, birazdan konuşacağız, yine de, işte, bölümler halinde de
olsa, madde hakkında önergeler verilebiliyor, yine üzerinde konuşulabiliyor,
oylamalar, yine 81 inci maddedeki şekilde maddelerin görüşülmesiyle ilgili
olanlar görüşülüyor. Bir anlamda, muhalefet-iktidar dengesinde, iktidara icraat
yapma imkânını veren, muhalefete yine konuşma hakkını elbette ki veren; ama,
belki…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
BURHAN KUZU (Devamla) -
Son cümlelerimi söylüyordum; teşekkür ediyorum.
Şimdi, netice itibariyle,
söylediğim gibi, muhalefete de bir anlamda belki biraz daha konuşma konusunda
daha az imkân veren; ama "konuşma hakkını yok eden" gibi, böyle
cümlelerin doğru olmadığını özellikle belirtmek istiyorum. Bir orta yolu
bulmaya çalıştık. Anayasa Mahkemesi, umarım ki bunu iptal etmez. Yani, bunu
bilesiniz ki, bizden önceki hükümetler de buna ihtiyaç duymuşlar. Bu, dünyada
uygulanan bir yöntemdir. Yani "başka yerde yoktur -vardır, ilk defa
bizdedir" filan diye böyle bir şey yok. Bunu net olarak söylüyorum ve
verdiğim bu örneklerin maddeleri de benim elimde, o maddeleri de isteyen
arkadaşlara verebilirim. Bütün maddelerle beraber okudum; ama, tabiî, madde
numaralarının hepsini vermedim; ama, burada var madde numaraları. Bunu da
böylece belirtmek istiyorum ve gerçekten burada birbirimizi kırmadan, iktidar-
muhalefet, gelin şu konuda bir noktada uzlaşalım ve bir anlamda, yeri geldiği
zaman, oybirliğiyle anlaşamazsak dahi, iktidarın bir anlamda icraat verme
imkânını kesmeden, sıkıntı çıkarmadan bir ortak yol bulmak gerekir diye
düşünüyorum. Tabiî, demokrasi çok önemli, hukuk devleti çok önemli; ama,
hükümetlerin icraatı da çok önemli. Yani, iktidar-muhalefet dengesinde
iktidarın icraat imkânlarını muhalefetin kısması…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
teşekkürünüzü alabilir miyim.
Buyurun.
BURHAN KUZU (Devamla) -
Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Madem teşekkürümü almak
istediniz; hepinizi saygıyla selamlıyorum; sağ olun var olun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Biz de size
teşekkür ediyoruz.
Sayın milletvekilleri,
şahısları adına üç istek var burada; Manisa Milletvekili İsmail Bilen, Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz ve Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Grup adına konuşma yapılmadı Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim, izin
verirseniz, eğer, bu ilk iki konuşmacıdan birisi konuşmayacaksa, Oya Hanımın konuşmasını
birleştireceğim; onun için soruyorum sizlere.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Konuşacağız…
BAŞKAN - Sayın Bilen?..
İSMAİL BİLEN (Manisa) -
Konuşacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Araslı, süreniz 20
dakika.
CHP GRUBU ADINA OYA
ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Görüşülmekte olan içtüzük
değişikliği önerisi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade
etmek üzere söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım,
ilkönce, bu İçtüzük teklifinin, şu anda burada görüşülüyor olmasının gerekli
olup olmadığı hususuna ilişkin görüşlerimi ifade etmek istiyorum.
Biraz önce de söylediğim
gibi, Türkiye'nin gündeminde, hakikaten, acilen çözüm bekleyen pek çok sorun
var. Elbette ki, bunlar, bir içtüzük değişikliği değil; elbette ki, bunlar, IMF
siparişi kanunlar değil; ama, tarlasında açlıktan inim inim inleyen, mahsul
almak için yaptığı yatırımı onun satışından elde edemeyen, çocuğunu okula
gönderemeyen, defter, kalem, kitap masraflarını karşılayamayan, ayın sonunu
getiremeyen, sosyal güvencesi olmayan, hastane kapısında bekleyen birtakım
insanlarımızın sorunlarını öncelikle çözmek durumundayız; ama, bu sorunları
çözerken de birbirimizin görüşlerine değer vererek, birbirimizin görüşlerine,
değerlendirmelerine, açıklamalarına imkân vererek bir çözüm bulmak
durumundayız. Şu anda, şu yüce çatının altında, öncelikli ve tek sorunumuz,
birtakım yasaların hızlı bir biçimde görüşülmesi değil, uzun yasaların hızlı
bir biçimde görüşülmesi değil; çünkü, biz, bu konuda başarılı bir sınav verdik
geçmişimizde. Her gün, her hafta, her yıl, Meclisin bu dönemi içerisinde uzun
birtakım yasalar önümüze geldi ve biz, bunları, her maddesini görüşerek,
başarıyla tamamlayıp hukuk düzenine yerleştirdik. Tabiî ki, bunların içerisinde
olumsuz görüşler taşıdığımız pek çok yasa oldu; ama, bunların yasalaşma
sürecinde herhangi bir sıkıntı yaşamadık.
BAŞKAN - Sayın Araslı, bir
saniyenizi rica edeyim.
AK Parti
milletvekillerinden şahısları adına konuşacak arkadaşlardan birisi
konuşmayacak; sizin sürenize 10 dakika ilave ediyorum; buyurun.
OYA ARASLI (Devamla) -
Onun için, bu düzenlemeyi fevkalade zamansız gelmiş bir düzenleme olarak
gördüğümü söylememe müsaade etmenizi rica ediyorum.
Bu teklifle ilgili olarak
üzerinde durmak istediğim bir başka husus da, bu konu bağlamında daha önceki
birtakım icraatlarımın, vermiş olduğum imzaların ve görüşlerimin çarpıtılarak,
bu kürsüde, Genel Kurula yansıtılmış olmasıdır. 1996 tarihli içtüzük
değişikliğinde, ben de bu Yüce Meclisin bir üyesiydim ve Grubum adına, Grup
Başkanvekilliği yaparken, aynı zamanda da içtüzük değişikliği hazırlayan
komisyonda görev yaptım; daha sonra da, bu, Anayasa Komisyonunda görüşülerek
yürürlüğe girdi. O zaman altında imzam bulunan ve kabul edilmiş olan metin ile
bu metnin hiçbir benzerlik taşımadığını da açıkyüreklilikle ortaya koymam,
sizlerin de bunu kabul etmeniz gerekiyor; çünkü, metin ortada. Orada getirilmiş
olan yöntem, Danışma Kurulunda oybirliğine dayalı bir yöntemdir ve bundan başka
bir usul de getirilmemiştir, bir başka alternatif de yoktur; Genel Kurulda
oylama şeklinde, bir başka alternatif de yoktur. O hükmü oradan alıp, dün,
orada, bunun altında imzası vardı, buna karşı çıkıyor diye, bugün, burada
takdim etmenin kimseye bir yararı yoktur. Bu, bir şeyin göstergesidir; bu
metnin iyice okunmadığının veya iyice anlanmadığının göstergesidir; bunu da,
anlayışla karşılıyorum. İşler bu kadar gereksiz bir sürat içerisinde geçerken,
işte, bizim de işaret etmek istediğimiz tehlike, bu alanda da kendisini
göstermiş ve ben de, bu tehlikeden nasibimi almış durumdayım. Bu düşüncelerimi,
bu şekilde, burada ifade eden arkadaşım, görüyorum ki, vakitsizlik nedeniyle,
altında benim imzam bulunan metni yeterince okuyamamış, aradaki ince farkın
yeterince ayırdına varamamış; yoksa, ben, her yerde, her vesileyle söylemiş
olduğum her sözün ve imzanın arkasındayım. Ben, dün, benzer bir düzenleme için
Anayasa Mahkemesine başvurup, iptal talep edip de, bugün, böyle bir önerinin
savunuculuğunu yapanlardan değilim. Yapanlar düşünsünler; ama, ben onlardan
değilim ve lütfen, o tür davranış sahipleriyle de beni karıştırmayın; rica
ediyorum.
Bir değerli arkadaşım,
burada, benim de, İçtüzük düzenlemesiyle ilgili, geçtiğimiz yıllarda, bu
kürsüde tartışma yapılırken, birtakım ülkelerde, temel kanunların veya özel
nitelikli birtakım kanunların özel bir prosedüre tabi olarak görüşülmesi
konusunda birtakım uygulamalar olduğunu, olabileceğini dile getirdiğimi ifade
ettiler. Ben, onu, inkâr etmiyorum ki; burada da söylüyorum, her yerde de
söylerim, inkâr etmem de mümkün değildir. Değerli arkadaşım Prof. Burhan Kuzu
da, Anayasa Komisyonu Başkanımız, örnekler vererek anlattılar; ama, orada o var
diye, mutlaka, burada da aynı şeyin olabileceği yanılgısına düşmemek lazım.
Kimi ülkelerde ağırlık komisyon çalışmasındadır, Mecliste büyük bir süratle
gider işler; ama, komisyonlarda, aylarca ve aylarca görüşülür. Kimi ülkelerin
anayasaları, bizden daha fazla özel birtakım prosedürlerin uygulanmasına
elverişlidir.Bu konuda bir düzenleme yaparken, Anayasanıza bakacaksınız,
koşullarınıza bakacaksınız, Anayasa Mahkemesinin kararlarına bakacaksınız.
Temel kanunlar için özel bir görüşme prosedürü getirilmiştir; ama, daha sonra,
o düzenleme Anayasa Mahkemesine gitmemiş ama, temel kanun ibaresini içeren bir
başka düzenleme Anayasa Mahkemesine gittiği zaman "bu olmaz; bu, içeriği
belirsiz bir kavramdır" şeklinde bir karar Anayasa Mahkemesinden çıkmıştır;
yani, şimdi, 1996'da temel kanunlarla ilgili bir düzenleme yapıldı diye,
Anayasa Mahkemesinin bu kararını elimizin tersiyle bir kenara mı atmalıyız;
yok, hayır; Anayasa Mahkemesi kararları bizleri bağlar, bizlerin yararlanması
için açıklanır ve bizler de, bundan sonraki düzenlemelerimizde o kararlara
uymak mecburiyetindeyiz. Ben, bu gerçekleri burada dile getiriyorum. "O
zaman temel kanunun altında sizin de imzanız vardı" demek, bugün, bu
düzenlemeye hak kazandırmaz; çünkü, o düzenleme ile bugünkü arasına bir Anayasa
Mahkemesi kararı girmiştir ve biz, öncelikle, o kararın gereklerini yerine
getirmek durumundayız burada çalışmalarımızı yürütürken.
Bu tartışmalar -sen orada
onu demiştin, sen burada bunu demiştin- bizim burada doğruyu bulmamıza yardımcı
olmuyor. Ben de size, birtakım çok ayrıntılı cümleler okuyabilirim. Mesela,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Sayın Salih Kapusuz'un, benzer bir
İçtüzük düzenlemesi karşısında "muhalefetin muhalefet etme imkânlarını
kısıtlıyor" diye, Anayasa Mahkemesine, sayfalarca iptal davası gerekçesi
yazdığını söyleyebilirim, o gerekçeden cümleler okuyabilirim. Benzer bir
düzenleme karşısında "muhalefetin imkânlarını kısıtlıyor, demokrasiyi
zedeliyor; bu ayıptır; böyle bir ayıba katılmayın" diyen Sayın Bülent
Arınç'ın Meclisteki konuşmalarından cümleler tekrarlayabilirim burada. Sayın
Alptekin'in konuşmalarından cümleler aktarabilirim; ama, onların hepsi o zaman
bir yanlışlığı işaret ediyordu; bir başka parti çoğunluğunun hâkim olduğu bir
meclisin kabul etmiş olduğu bir İçtüzük düzenlemesi karşısında sarf edilmişti.
Ben dilerdim ki, ben her sözümün arkasındayım diyebildiğim gibi, bu değerli
arkadaşlarım da bu kürsüye bugün çıkıp, orada dile getirdikleri eleştirileri
burada da dile getirebilsinler ve böyle bir değişikliğe gitmeyelim.
Şimdi, Sayın Burhan Kuzu,
birtakım ülkelerde temel kanunlarla ilgili özel birtakım görüşme yöntemleri
veya uzun kanunlarla ilgili birtakım özel görüşme yöntemleri -görüşmeyi daha
kısa zamana sığdırmak için- uygulandığından söz ettiler; ama, bizim
Anayasamızdan doğan, Anayasa Mahkemesi kararlarımızdan doğan birtakım ilkelere
uygun hareket etmemiz gerekiyor bu düzenlemeleri yaparken. Bence, bu, şu anın
ihtiyacı değil. Meclis çalışmalarını uzattık, uzatalım, gerekirse yaz tatiline
çıkmayalım, ülkemizin dağ gibi yığılmış olan sorunlarına çözüm bulalım; ama,
önceliklerimizi de çok dikkatle belirleyelim. Biz, burada birkaç gün önce, 46
maddelik bir tasarıyı görüştük, kabul ettik. Bir arkadaşım burada çıktı, dedi
ki: "Milletvekillerinin ifade özgürlüğü sınırlanmasın deniliyor ama,
kürsüye çıkan sözcüler konuyla ilgili olmayan birtakım konuşmalar
yapıyorlar." Değerli arkadaşlarım, o tür konuşmalar yapıldı diye, bunun
yolu, milletvekilinin kürsüde konuşmak imkânını hiç denilecek düzeye indirmek
midir?! O zaman, kolumuz hastalandı diye keselim atalım! O zaman, Meclisten
milletin beklediği yasalar çıkmakta gecikti diye Meclisi de mi kapatalım?!
Bunlar çözüm değildir. Güncel şikâyetimiz bu ise, İçtüzükte bir değişiklik
yapılır, bunun yerine bir başka değişiklik yapılır; konu dışına çıkıldığı zaman
bunun yapılmamasını sağlayan daha sert birtakım önlemler alınabilir; ama,
milletvekilleri çıkıyor, konuyla ilgili konuşmuyor, o zaman imkânını
sınırlayalım veya bunu, bu durumu, konuşma imkânını sınırlayan bir düzenlemenin
gerekçesi olarak ortaya koyalım... Bunlar yanlış görüşlerdir, demokrasi
uygulaması ve anlayışıyla bunları bağdaştırmak mümkün değildir.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, biz, şu noktada bir düzenleme yapacaksak -gerekli veya gereksiz,
onu tartıştıktan sonra bu noktaya geçmek istiyorum- öncelikle Anayasamıza
bakacağız, daha sonra, Anayasa Mahkemesi kararları neyin olup neyin
olamayacağını ifade etmiş, ona bakacağız.
Anayasa Mahkemesi diyor
ki: "Temel kanun, çok geniş kapsamlı bir kanun. Özel görüşme yöntemleri,
çok özel koşullarda uygulanması gereken yöntemlerdir. Bunu her gün
uygulanabilir hale sokacak birtakım esnek ifadelerle, özel görüşme yöntemi
uygulayacağınız yasaları ifade edemezsiniz." Burada, bir şey var bir kere;
esnek ifadeler kullanmayacaksınız; çünkü, esnek ifadeler kullandığınız
takdirde, Mecliste oluşacak çoğunluğun kararıyla, her türlü yasayı bu esnek
ifadenin kapsamı içerisine sokup, özel görüşme yöntemine tabi tutabilirsiniz;
bundan kaçının diyor Anayasa Mahkemesi.
Bu da, yasaların taşıması
gereken, öngörülebilirlik, genellik, soyutluk, objektiflik ilkeleriyle
bağdaşmaz. Bu ilkelerle bağdaşmayan bir düzenleme yaparsanız, hukuk devleti
ilkesi zedelenir; çünkü, hukuk devleti ilkesinin gerçekleşebilmesi için
öncelikli koşullardan birisi hukukî güvenilirliğin sağlanmasıdır. Bu nedenle,
bu tür düzenlemeler, esnek ibarelerle yapılan düzenlemeler, bir kere, Anayasa
Mahkemesinin olmaması gerek diye tanımladığı düzenlemeler.
Şimdi, bir tanım
yapılmış. Deniliyor ki: Anayasa Mahkemesinin kararında da benzer tanım var.
Anayasa Mahkemesi, bir niteliği vurgulamak için bunları söylemiş; yoksa, alın
yasaya bunları aktarın diye söylememiş. Kuşkusuz, bazı arkadaşlarımız bu
anlamda alabilirler; ama, o ifade de, yeteri kadar kapsayıcı, yeteri kadar sınırlayıcı,
yeteri kadar sınırları belli bir ifade değil.
Sonra, sorarım size, 10
maddelik bir kanunu, 40 maddelik hale getirmek çok zor bir iş midir; her
cümlesini alırsınız, bir maddeye dönüştürürsünüz, ki karşımıza birtakım böyle
yasalar çıkmıştır, geçmişte de çıkmıştır; niye böyle düzenlenmiş, ayrı madde
halinde, bir fıkra olarak da düzenlenirmiş diye düşünmüşüzdür. Sonra,
görüşmelerde, görüşme imkânı sağlamak gibi birtakım amaçlarla bu yollara
başvurulduğuna tanık olmuşuzdur; zaman zaman, belki nedeni de budur diye
düşünmüşüzdür. Bu yapılabilir. O nedenle, burada getirilen sınırlar, aşılması
ve kötüye kullanılması fevkalade kolay olabilecek sınırlardır. Birtakım
yasaları, bu yapılan tanım çerçevesinde dahi, çok rahatlıkla, özel görüşme
yöntemine tabi tutmak imkânını, bu düzenleme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
eline, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bir parti çoğunluğunun eline
bırakmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, yine,
diyor ki: "Yasada özel görüşme yönteminin esaslarını
göstereceksiniz." Böyle, her yasa için, Meclisin bir özel yöntem
belirlemesi, böyle bir uygulama olamaz. Bu da, hukuk kurallarının taşıması
gereken objektiflik, genellik, öngörülebilirlik, belirlilik gibi niteliklere
aykırı bir durumdur. Bu niteliklere aykırı bir düzenleme yaparsanız, bu da
hukuk devleti ilkesine aykırı olur.
Milletvekili bilmelidir,
vatandaş bilmelidir, hangi tür yasalar özel görüşme yöntemi adı altında, hangi
tür kurallara tabi tutulacaktır. Şimdi, getirilen düzenlemeye bakıyoruz,
doğrusu, ifade tarzı açısından da bir karışıklık var; yani, acaba, grup önerisi
üzerine Genel Kurula getirilen, özel görüşme yöntemine tabi tutulması istenilen
yasalarla ilgili birtakım görüşme esasları mı belirlenmiştir; yoksa, bunlar,
Danışma Kurulunda oybirliğiyle karara varılması halinde de geçerli olabilecek
midir? Yani, burada, fevkalade iç içe geçmiş, kuşkuya kapıyı açık bırakan bir
ifade tarzı vardır. Yani, Danışma Kurulu, oybirliği sağlandığı zaman, istediği
yöntemi belirlemekte serbest mi olacaktır; yoksa, bu oybirliği sağlanmadığı zaman,
Mecliste uyulacağı getirilen teklifte belirtilen birtakım hususlar o hal için
de geçerli olacak mıdır; bunu, tam anlamıyla getirilen metinden açık seçik bir
biçimde çıkarabilmek mümkün değil. Halbuki, hukuk kuralları, bu tür kuşkulara,
adı ne olursa olsun, kanun, kanun hükmünde kararname, içtüzük, adı ne olursa
olsun -yönetmelik mesela- bu ilkelere uygun düzenlemeler yapmak durumundadır.
Ben, burada, yeteri kadar bir açıklığın da bulunmadığını görüyorum. Getirilen
özel görüşme yöntemine gelince, bu nasıl düşünülebildi; bunu da anlamakta
fevkalade büyük bir zorluk çekiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
15'er maddelik bölümlere ayıracaksınız kanunu en fazla. 15 maddelik bir bölümü
de, getirilen İçtüzük teklifindeki ifadeye göre, maddeler için Anayasa Komisyonunun
kabul ettiği…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Hocam, teklifte 40 madde.
OYA ARASLI (Devamla) -
Metinle ilgili olarak görüşüyorum.
…metinler, özel görüşme
yöntemine tabi tutulacak metinler, en fazla 15 maddelik bölümlere ayrılacak.
40'sa çok daha korkunç.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Metinde öyle; okumadınız mı?
OYA ARASLI (Devamla) -
40'ta çok daha korkunç. Benim elimdeki metinde 15 deniliyor. 40 maddesini
değiştiren, ama, bölüm 15 maddeden oluşuyor.
Sayın Kapusuz, siz de
aceleden kaçırmış olmayasınız buradaki inceliği
Şimdi, 15 maddelik bölüm,
maddeler için uygulanan İçtüzük hükümlerine uygun biçimde tartışılacak,
görüşülecek burada. Şimdi, 15 madde; grup sözcülerine, İçtüzük, grup adına 10
dakika konuşma imkânı tanıyor; bütünü hakkında konuşuluyorsa bu 20 dakika,
şahıs adına alınacak sözlerde ise süre 5 dakikayla sınırlı.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, grup adına konuşma yapıyorsanız 15 maddenin her biri için
ayırabileceğiniz azamî zaman süresi 1 dakika bile değil. Ne anlatılabilir 1
dakikada; muhalefete bıraktığınız katkı yapmak imkânı 1 dakikadan daha az bir
süreyle mi sınırlı?! Hele, şahıs adına konuşuyorsanız, 15 maddelik bir
bölümdeki her maddeye aşağı yukarı 33 saniyelik bir zaman düşüyor görüşlerinizi
ifade etmek için. Şimdi, bu, muhalefete söz hakkı tanımak mıdır;
milletvekiline, demokrasinin temel şartı olan yasama faaliyetine katkı imkânı
getirmek midir?! Hiç konuşmazlar deyin de bari, daha düzgün, ne olup ne
olmayacağını bilelim! Böyle 1 dakikalık
konuşma; yani, hangi grup adına hangi madde için söz aldığınızı ifade ederken,
Genel Kurulu selamlarken zaten bu 1 dakika geçiyor; o zaman, selam verip tekrar
yerine oturacak demektir sayın sözcü. Böyle bir durum, demokrasinin özüyle
bağdaşmaz.
Biraz önce de söyledim,
Parlamento konuşma sözcüğünden türemiş olan bir terim; yani, biz burada
konuşmak için varız. Tabiî, konuşurken, hikâye anlatmak için değil; ülkemizin
sorunlarını dile getirmek, bu sorunlar için önerilen çözümün doğru veya yanlış
olduğu konusunda değerlendirme yapmak, kendimiz yeni bir çözüm öneriyorsak bunu
dile getirmek içindir. Bizler, bunun için görevlendirildik; başka bir işimiz
var mı?! Anayasada yazılı olan işlerimizin temelinde bu yatıyor. 87 nci maddede
yazılı olan bütün görevlerini Parlamento, milletvekillerinin konuşma esası
üzerine yerine getiriyor. Bunu ortadan kaldırdığınız zaman, milletvekillerinin,
Anayasanın 87 nci maddesinde yazılı olan görevlerini, Anayasanın 87 nci
maddesinin öngördüğü biçimde yerine getirmesi mümkün değil.
Niçin suskun kalsın
istiyorsunuz milletvekilleri; zor mu geliyor kiminize burada konuşmak?!
Milletvekilliği bir hazırlık yapmak, ondan sonra da o hazırlık sonunda
oluşturduğu fikirleri burada dile getirmek ve takip etmek işidir. Bu zor mu
geliyor?! Yani, bir yasa getirilsin, konuşma imkânı da yok, istenilen
doğrultuda parmaklarımızı kaldıralım gidelim, bunun adı da demokrasi olsun mu
deniliyor?! Böyle bir demokrasi olmaz.
Türkiye Cumhuriyetindeki
demokrasi, kurulduğu günden bu yana böyle bir anlayışla, böyle bir tehditle,
böyle bir tehlikeyle hiçbir dönemde karşılaşmadı. Bundan çok daha basit bir
biçimde, muhalefetin konuşma, görüşme imkânlarını İçtüzük marifetiyle
sınırlandırmaya kalkışanlar, yahut Genel Kuruldaki uygulamalarıyla
sınırlandırmaya kalkışanlar oldu elbette ki; ama, hepimiz biliyoruz, onların
isimleri, demokrasinin gelişmesine katkıda bulunanlar olarak yâd edilmiyor,
başka sıfatlarla yâd ediliyor. Niçin biz de onların yanında yer almamıza yol
açabilecek bir düzenlemeye katkı verme konumunda olalım?!
Bizim görevimiz… Hele
Avrupa Birliğine girelim diyoruz, Kopenhag Kriterlerine uyalım diyoruz.
Kopenhag Kriterleri, sadece ekonomik durumla ilgili değil, Kopenhag
Kriterlerinin bir kısmı demokrasi ve hukuk devletiyle ilgili. Demokrasinin ve
hukuk devleti ilkesinin sağlam temellere oturtulmuş olup olmadığı da ölçülüyor
Kopenhag Kriterlerine göre.
Hem Avrupa Birliğine
girelim diyoruz hem Kopenhag Kriterlerinin gereğini yerine getirelim diyoruz…
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU
(Antalya) - Orada 1 dakika efendim...
OYA ARASLI (Devamla) -
…hem de milletvekillerinin ifade imkânını yok denecek kadar sınırlandıracak bir
düzenlemeye imza atmaya çalışıyoruz.
Efendim, bir değerli
arkadaşım "orada 1 dakika" diyor; ama, oradaki 1 dakikanın arkasında,
kimi ülkelerde komisyonlarda yürütülen saatlerce konuşmaya imkân veren
düzenlemeler var. Hiçbir demokrasi, kuşkunuz olmasın, milletvekilinin konuşma
imkânını sınırlandırmayı kendisine amaç edinmez, kendisine de yaraştırmaz bunu.
Biz niye kendimize yaraştıralım; yani, burada dile getirilen ifadelerden kimin,
korkacak nesi var; bir tehlike mi oluşturuyor burada milletvekillerinin dile
getirdiği görüşler?!
Burası, Anayasamızın
kurmuş olduğu, yetki vermiş olduğu bir organ. Bizler de yetkilerimizin kökenini
Anayasadan alarak burada görevlerimizi yerine getirmeye çalışıyoruz ve bizim
Anayasamız diyor ki milletvekiline, konuş; konuşman için sana kürsü
dokunulmazlığı da sağladım; şu kürsüde dile getirdiğin hiçbir sözden, ifade
ettiğin hiçbir düşünceden dolayı, ne bu çatının altındayken ne bu çatının
dışına çıktığın zaman senin hakkında ceza takibatı yapılmayacaktır; bu
güvenceyi getiriyor. Bunun anlamı nedir; bu kürsünün imkânlarını rahatlıkla,
doya doya milletvekilleri kullansınlar ve ülkenin sorunlarının daha sağlıklı
bir biçimde çözümlenmesine katkı versinler. Bu düzenlemelerin amacı budur; ama,
kimi arkadaşlarımız, ben konuşmak istemiyorum, gelir, gider, burada parmak
kaldırırım şeklinde anlıyorlarsa milletvekilliği görevini, onlara elbette
diyecek bir şeyimiz yoktur; ama, milletvekilliği öyle yapılmaz; araştırarak,
inceleyerek, konuşarak, çözüm üreterek yapılır. Onun için şikâyet ediyoruz
gündemin her dakika değişmesinden; çünkü, ciddî katkılar vermek istiyoruz,
ciddî çözümler üretmek istiyoruz; ama, bu tür düzenlemeler, ürettiklerimizi de
burada ifade etmemize imkân tanımayacak düzenlemeler. Yarın öbür gün bunu
uygulayacak olsak, olacağı ben size söyleyeyim: Kimi madde hakkında
değerlendirme yapılabilecek, kimi madde hakkında yapılmayacak ve birtakım
yasalar süratle buradan geçip gidecek. Sonra da ne mi olacak; sonra da, biz,
uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları görüp onları bir daha burada görüşeceğiz,
bir yerlerini düzelteceğiz. Öyle yapılmıyor mu zaten?! Süratle buradan çıkan
yasaların -bütün ikazlarımıza rağmen- pek çoğu, aynı akıbete duçar oldu; bir
kere daha burada görüşüldü, daha yürürlüğe girmeyen birtakım maddeleri değişti.
Bunu niçin yapıyoruz; aslında, sindire sindire, araştıra araştıra, çözümleye
çözümleye, hakkını vererek yasa çıkaralım ve daha sonra, bir daha, bir daha,
bir daha aynı konuya dönme gereğini duymayalım.
Biz, bu içtüzük
değişikliği Anayasa Komisyonunda görüşülürken de aynı şeyi söyledik. Anayasa
Mahkemesi iptal kararını verdi, daha gerekçesi yayımlanmadan yeni düzenleme
karşımıza geldi. Görelim, ona göre düzenleme yapalım, vakti boşa harcamayalım dedik
"hayır, yapacağız" dediler. Şimdi, birtakım arkadaşlarımız
"Anayasa Mahkemesiyle inatlaşıldı" diyorlar. Böyle bir durumda, bu
kadar acelecilik yapılırsa, bunun yorumlarından birisi, elbetteki, bu olabilir;
niye canınız sıkılıyor. Sonradan da kontrol edilmiş, Anayasa Mahkemesi
gerekçeleriyle eğer uyumsuzluk olsaymış, bir daha görüşülecekmiş.
Değerli arkadaşlarım, bu
çalışmaları yaparken, evimizin rahatlığı içinde, bir kitabın beğendiğimiz bir
sayfasını bir daha okumuyoruz. Burası, çok büyük paralarla çalışan bir organ;
dakikası, bu fakir milletin bütçesine ne kadar yazıyor, söylesinler Sayın
Başkanvekillerimiz; ben söylemekten bile çekiniyorum, o kadar büyük rakamlar ki
bunlar. Yani, bu vakitleri bu kadar sorumsuzca israf etmeye hakkımız yok.
Bekleyelim, gerekçesini görelim, ondan sonra düzenlemeyi yapalım dedik; ama,
yapılmadı. Şimdi görüyorum ki, getirilen düzenlemede, yine, gerekçenin, iptal
kararı gerekçesinin, gereklerini tam anlamıyla karşılamayan birtakım yanlar
var. Mesela, Anayasa Mahkemesi bir kararında diyor ki: "Görüşme yapılmış
sayılması için maddeyle ilgili görüşme açılması gerekir." Şimdi, bu karar
orada dururken, Anayasa Mahkemesi kararları dizininde dururken, siz, burada,
madde üzerinde görüşme imkânını ortadan kaldıran bir düzenleme getiriyorsunuz.
Ne olacak bunun sonu? Bunun sonucunda, elbette ki, bu düzenlemeyle ilgili,
yine, Anayasa Mahkemesine gidilecek, Anayasa Mahkemesinin yerine kendimi
koyarak bir şey söyleyemem; ama, belki iptal edilecek, belki edilmeyecek. İptal
edilirse, biz, yeni bir düzenleme yapmak mecburiyetinde kalacağız. Bir kerede
halletmemiz gereken bir sorunu üç dört kerede hallediyor durumuna düşeceğiz.
Bunu yapmayalım; bu durumlara düştüğümüz zaman, inanınız ki, yasaların özel ve
çabuk bir şekilde görüşülmesine ilişkin ne kadar yöntem geliştirirsek
geliştirelim, biz, fazla bir mesafe alamayız; çünkü, süratten, görüyorum ki,
felaket doğuyor, sürat içerisinde…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -Konuşmanızı
tamamlayınız Sayın Araslı.
Buyurun efendim.
OYA ARASLI (Devamla) -
Bitireceğim Sayın Başkan.
…süratle giderken,
birtakım yanlışları, doğrulardan gereğince ayırmak zaman zaman mümkün olamıyor
ve neticede, işte, tekrar tekrar görüşmeler oluyor.
Saygılar sunarım. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Araslı,
teşekkür ediyorum.
Madde üzerinde şahsı
adına, Manisa Milletvekili İsmail Bilen; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Sayın Bilen, süreniz 10
dakika.
İSMAİL BİLEN (Manisa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçtüzük Değişikliği Teklifi üzerinde
şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
değerli konuşmacılar, gerek Grup Başkanvekilimiz gerek Sayın Araslı gerekse
Sayın Kuzu, bu hususta anayasal açıdan yapılabilecekleri veya yapılması gerekli
olanları sıraladılar. Ancak, Meclis içerisinde bizler çalışıyoruz. Geçmişte
yaşadığımız Lisanslı Depoculuk Yasası, tarım sigortası ve hâkimler ve
savcılarımızla ilgili kanun değişikliklerinde her iki grubun da mutabık
olmasına rağmen hatta ve hatta Cumhuriyet Halk Partisinin kendi seçim
beyannamesinde bunları dile getirmesine rağmen, katkı da sağlamalarına rağmen
birçok maddede gerekli veya gereksiz zaman zaman engellemelerle birçok sıkıntı
yaşadık.
Halbuki, bu Meclisin
verimli çalışması lazım, süratli de çalışması lazım. Önümüzde çok ciddî yasal
değişiklikler bekleyen alanlar söz konusu. Avrupa Birliğiyle ilgili bir çalışma
sürdürülüyor. Temel yasalarımızın birçoğunda, Borçlar Kanununda - ben de bir
hukukçuyum- İcra ve İflas Kanununda, Ceza Kanununda, Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanununda, Ticaret Kanunumuzda, belki, Deniz Ticareti Kanununda birçok
değişiklik yapmamız gerekecek. Bu kanunların da her biri nereden baksanız
200-300 maddelik kanunlar. Bunların her birinin üzerinde lüzumlu veya lüzumsuz,
sırf İktidar Partisini veya hükümeti engellemek veya icraatları geciktirmek
adına veya İktidar Partisinin taahhütte bulunduğu konularda çalışma yapamaması
adına zaman zaman arkadaşlarımız kürsüye çıkıp, bu kürsüdeki haklarını zaman
zaman, kanaatim odur ki, suiistimal etmekteler, hakkın kötüye kullanılmasına
vesile olmaktalar. Bunun da önüne geçmemiz lazım. Hakkın kullanımını azamî
ölçüde desteklememiz, genişletmemiz hatta belki kanunî olarak da bir güvenceye
kavuşturmamız lazım. Ancak, bu hakların kullanılmasında hakkın kötüye
kullanılmasını da engellemek lazım. Sayın Araslı söylediler; evet, bu tür
suiistimaller, bu tür engellemeler yapılabilir, yapılıyor, geçmişte de
olmuştur. Ancak, bunun yöntemi bu değildir; öyleyse, buna daha ciddî, daha sert
tedbirler de alınabilir.
Şimdi, bunlar yapılıyor,
bunlar bir vakıa, bunlar bir tespit. Bu tespit ortadayken, biz de, bu tespiti,
Anayasa Mahkemesinin kararındaki uygulamaya veya gerekçesine de uygun hale
getirerek, Meclisin daha verimli, daha süratli çalışması yönünde bir teklif
hazırlamış ve Yüce Meclisin, Heyetinizin huzuruna getirmiş bulunmaktayız.
Sayın Araslı, yine,
konuşmasında söylediler, buradaki saniyelerin, dakikaların çok pahalıya, çok
yüksek meblağlara mal olduğunu dile getirdiler; ancak, biz, burada, daha bir
hafta önce, hatta, bir iki gün önce, hâkimlerimizin, savcılarımızın hayat
hikâyelerini veya fıkralarını dinledik. Öyleyse, burası, bu şekilde,
gelişigüzel, keyfe keder kullanılmamalı.
Kürsü dokunulmazlığını
sonuna kadar destekleyelim. Kürsü dokunulmazlığının da arkasında olalım; ama,
zaman zaman kürsü dokunulmazlığının da para etmediğine biz şahidiz; Türkiye'de
yaşıyoruz. Öyleyse, bunu engellemenin veya bunu zorlaştırmanın peşinde
olmayalım.
Kanaatim şudur: Doğrudur,
muhalefetin veya milletvekili arkadaşların buradaki yasal çalışmalara katkı
sunmalarını azamî ölçüde sağlamalıyız. Peki, nerede; ihtisas komisyonlarında.
İhtisas komisyonları bunlar için vardır. Acizane, bendeniz de, geçmişte,
Dilekçe Komisyonunda, Adalet Komisyonunda görev yaptım ve şimdi de Millî
Savunma Komisyonunda görev yapmaktayım. Bu ihtisas komisyonları, milletvekili
arkadaşlarımızın, gerek ihtisas komisyonu üyelerine, gerekse Genel Kurul üyesi
parlamenter arkadaşlarımıza, milletvekili arkadaşlarımıza, orada, söz söyleme
veya teklifte bulunma hakkı tanıyor. Orada yapılması gereken çalışma buraya
taşınıyor, buraya geliyor ve burada lüzumsuz bir zaman israfına vesile
oluyoruz.
Değerli arkadaşlar,
birçok kanun çıkardık. Bu kanunlarda Cumhuriyet Halk Partisinin de çok ciddî
desteğini aldık; ancak, bu destek tek başına yetmedi. Bununla birlikte, hem
destek olundu hem de ondan sonra gelecek yasaları engellemek adına, sürekli,
arkadaşlarımız, bu kürsüden, değişik şekillerde, maddeyle ilgili olsun,
olmasın…
BAŞKAN - Sayın Bilen,
herhangi bir sataşmaya sebebiyet verecek konuşmalardan kaçınalım.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Hayır, hayır, hiçbir sataşmaya sebebiyet vermiyorum.
BAŞKAN - Konu üzerinde
açıklamalarda bulununuz.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Sayın Başkanım, tam aksine, Cumhuriyet Halk Partisine, milletvekili
arkadaşlarıma, mensubu bulunan arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum; çok
ciddî katkılar sundular, bunu da inkâr etmiyoruz: ancak, daha sonraki
kanunlarda eğer, bir sıkıntı varsa, muhalefet kendi açısından burada bir
engelleme taktiği içerisine girdiğinde, maalesef, Parlamento kilitleniyor,
çalışmakta zorluk çekiyor. Yaz tatilini vermeyelim, yaz tatiline çıkmayalım,
öyle ise burada çalışalım...
Bakın, 300 maddelik bir
kanunu, eğer, bu çalışma temposuyla Parlamento gündemine getirsek biz, dört
ayda bunu başaramayız. Bunu, Hâkimler ve Savcılar Kanununda yaşadığımız için
söylüyorum; başka kanunlarda da yaşadığımız için söylüyorum, soru-cevapla,
önergelerle veya konuşma süreleriyle.
Öyle ise, Meclisin
çalışmasını süratlendirecek, verimli hale getirecek bir yasal değişikliğe,
içtüzük değişikliğine ihtiyaç vardır, zaruret vardır diye düşünüyorum.
Bunu verimli kullanmak,
dediğim gibi, ihtisas komisyonlarında mümkün olabilir. Hatta, ihtisas komisyonu
mensubu olmayan arkadaşlarım, oy vermemek kaydıyla, oy verme hakkı bulunmaması
şartıyla komisyonlara gidebilir, komisyondaki bütün yasaları takip edebilir,
eğer, ilgisi veya alakası var ise, veya bilgisi yeterli ise, donanımı yeterli
ise, oradaki kanunlara her türlü katkıyı, desteği sunabilir.
Benim kanaatim, şahsî
kanaatim odur ki, ihtisas komisyonlarının daha verimli veya daha geniş
çalışabilecek, daha uzun çalışabilecek sürelerle çalıştırılması gerekir; ancak,
Parlamentonun, Genel Kurulun çalışmasının da süratlendirilmesi gerekir.
200 maddelik Borçlar
Kanununu, Ticaret Kanununu veya İcra İflas Kanununu Parlamentonun gündemine
getirdiğimizde, sadece bugünkü Parlamento yapısı için de söylemiyorum, bundan
sonraki Parlamento yapıları için de bu zarurettir, bu bir ihtiyaçtır; orada
istenmediği takdirde bu kanunların çıkması veya birkaç gruba sahip bir Genel
Kurulda böyle bir çalışmanın sergilenmesi veya böyle bir değişikliğin yapılması
âdeta imkânsız hale getiriliyor.
Sayın Hocam Burhan Kuzu
çok güzel ifade ettiler. Elbette muhalefetin hatta milletvekillerinin söz
haklarını fazlasıyla destekleyelim ve mümkünse biraz da uzatalım. Bunu
koruyalım; ama, hükümetin de, iktidarın da çalışmasına engel olmayalım.
Hükümetin de bu tür değişiklikleri veya bu tür süreleri süratle kullanmasına
fırsat ve imkân tanıyalım.
Biraz önce konuşmacı
arkadaşım buradan, oturduğu yerden Sayın Araslı'ya söylemişti, Mevlüt Çavuşoğlu'ydu zannediyorum. Evet, değerli
arkadaşlarım, Avrupa Parlamentosunda, bu süre, zaman zaman, belki daha kısıtlı,
1 dakikalık, 3 dakikalık veya Sayın Kuzu'nun bahsettiği gibi, bazı
parlamentolarda, belli bir saat içerisinde belli bir kanunun görüşülmesi,
görüşmelerinin tamamlanması konusunda uyarı ve ikazlarla, zamanla
sınırlandırılarak, belki süreç tamamlanmadan da, belki maddelerin süratle
okunarak oylamaya geçilmesi sistemiyle de, dünyada ve Avrupa'da uygulanan
birtakım sistemler mevcut.
Kanaatim odur ki,
Türkiye'nin ihtiyacına cevap verecektir bu İçtüzük Değişiklik Teklifimiz.
Bundan, belki, bugün iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi istifade edecek;
ama, bundan sonra iktidar olacak partiler de, ülke de kazançlı çıkacaktır diye
düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi de belki gelecekte iktidar olacaktır ve bu
içtüzük değişikliğinden belki onlar da istifade edecektir.
Dolayısıyla, hükümete ve
Parlamentoya böyle bir kolaylık sağlama yönündeki gayreti olumlu buluyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bilen.
Sayın milletvekilleri,
İçtüzük Değişikliği Teklifiyle ilgili olarak 20 dakika süreli soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, kimler var, bir okur musunuz?
BAŞKAN - Sayın Küçükaşık,
buyurun.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)
- Sayın Başkan, getirilen içtüzük değişikliğinde "kanunların bölümler
halinde görüşülmesine ve her bölümün en çok 15 maddeyi geçmemek kaydıyla hangi
maddelerden oluşacağına, hükümetin, esas komisyonun veya grupların teklifi
üzerine Genel Kurulca karar verilebilir" hükmü var. Hükümetin, dolayısıyla
yürütmenin yasama organı üzerindeki etkisini artırmayacak mıdır bu durum?
Öncelikle bunu sormak istiyorum.
İkincisi; yürütmenin
yasama organı ve yargı üzerinde egemenliğini oluşturan rejimler, bilindiği
gibi, totaliter ve faşist rejimlerdir. Bunu demokrasi anlayışıyla bağdaştırabiliyor
musunuz?
Üçüncüsü; en çok 15 madde
hangi kriterlere ve kıstaslara göre belirlenecektir? Örneğin, 40 maddelik
bölümler var. Temel kanun dediğimiz, temel kanun esprisini yaptığımız zaman,
esas kanunlarımızda sadece bir bölüm 40 maddeden oluşabiliyor. Buradaki 15
maddeyi nasıl parselleyebileceksiniz; hangi kriterler, hangi kıstaslar burada
gözönüne alınacak?
Yine, en çok 15 maddeden
oluşan bölümlerde, değişiklik önergesi sayısını azaltmayı ve muhalefetin sesini
kesmeyi düşünüyorsunuz. Oysa, şimdiye kadar yapılan uygulamalarda da görüldüğü
gibi, getirdiğiniz hatalı maddeleri değiştirmek için en fazla değişiklik
önergesini İktidar Partisi verdi. Diyelim ki, 15 maddeden oluşan bir bölümde,
bir madde değişiklik önergesiyle değiştirildi.
BAŞKAN - Sayın
Küçükaşık...
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)
- Soruyu soruyorum.
BAŞKAN - Soru sorma
hakkınızı kısıtlamıyorum.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)
- Sorum bu.
BAŞKAN - Sizden sonraki
arkadaşlarınızın hakkını kullanıyorsunuz, bunu hatırlatmak istedim.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)
- Biliyorum. Teknik olarak sormak istediğim bir soru var burada.
İş Yasası görüşülürken,
İktidar Partisinden arkadaşlar birçok değişiklik önergesi vermişlerdi, bizim
değişiklik önergelerimizi de engellemek için. Şimdi yine aynı usule başvurulacak.
Bir değişiklik önergesiyle, bir madde değiştiği zaman, o madde diğer maddelerle
çelişki yaratırsa, bu çelişkiyi -önerge sayısını da kısıtladığınız için- nasıl
gidereceksiniz? Esas, benim sormak istediğim konu bu. Örneğin, bir bölüm 15
maddeden oluşuyor; 1 inci maddeyi değiştirdik, o bölümdeki, 7 nci, 8 inci
maddelerde değişiklik yapmak gerekebilir; çünkü, yanlış olduğu, uygulama
esnasında, burada ortaya çıkıyor. Önerge sayısını da değiştireceksiniz. Tekrar
o maddeleri geri mi çekeceksiniz? Bu ise, zaman israfına yol açmayacak mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Küçükaşık.
Sayın Ercenk, buyurun.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Meclis Başkanvekilimize bir soru yöneltmek
istiyorum.
Yasama yetkisi, ulus
adına, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılır. Türkiye Büyük Millet
Meclisinde kanun tasarıları ve teklifleri görüşülürken, milletvekillerinin,
düşüncelerini madde madde açıklamaları esastır. Milletvekilleri yasama görevini
ulus adına yerine getirirler. Kanun tasarı ve tekliflerinin madde madde
görüşülmemesi Meclisin ulustan aldığı görevin tam anlamıyla yerine getirmesini
engellemektedir.
Bu İçtüzük değişikliğinin
yasama yetkisi ve demokrasi anlayışıyla, demokrasi kavramıyla bağdaştığını düşünüyor
musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN- Teşekkür ederim
Sayın Ercenk.
Sayın Çerçioğlu, buyurun.
ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın)-
Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Meclis Başkanvekilimize bir soru yöneltmek
istiyorum.
Temel yasa kavramı hukuk
sistemimizde çok sık uygulanan bir durum değildir. Kanun tasarılarının şimdiye
kadar madde madde görüşülerek değerlendirilmesi esas alınmıştır. Toptan bir
anlayışla 15 maddenin aynı anda görüşülmesinin yasa yapma anlayışıyla
bağdaştığını düşünüyor musunuz? Bu durumda, milletvekillerine ulusun vermiş
olduğu görevin, madde madde konuşmadan, görüşlerini ifade etmeden, tartışmadan
yerine getirilmesini doğru buluyor musunuz?
BAŞKAN- Teşekkür ederim
Sayın Çerçioğlu.
Sayın Kart, buyurun.
ATİLLA KART (Konya)-
Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Sayın Başkanvekilime aracılığınızla şu
soruları yöneltmek istiyorum:
Bilindiği gibi -getirilen
teklifin 3 üncü maddesinde de ifade ediliyor- İçtüzük hükümlerini Türkiye Büyük
Millet Meclisi yürütüyor; yani, diğer tasarılardan farklı olarak Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı burada yürütme birimi.
Şimdi, çok iyi biliyoruz
ki, 21 inci Yasama Döneminde açılan, bu içtüzük değişikliğiyle ilgili olarak
Anayasa Mahkemesine açılan dava dilekçesinde Sayın Mehmet Ali Şahin'in, Sayın Salih
Kapusuz'un, Meclis Başkanı Sayın Bülent Arınç'ın da imzaları var. O dilekçede
kullanılan ifadelerden birkaçını söylüyorum, aynen söylüyorum: Bu değişiklik
girişiminin "bir sivil darbe" olduğunu, bunun bir "zillet"
olduğunu ifade eden, bu zillete hiç kimsenin katlanamayacağını, katlanmaması
gerektiğini ve âdeta, toplumu bu sivil darbeye karşı bir tepkiye davet eden
değerlendirmeler yapılmıştır. Burada, o dava dilekçesinde Sayın İsmail
Alptekin'in de imzası var mı yok mu, bilemiyorum, onu da cevaplarında
açıklarlarsa memnun olurum, imzaları olmasa bile, Sayın Alptekin'in şahsında
Sayın Meclis Başkanına yöneltiyorum, tutarlılık adına soruyorum, politik namus
adına soruyorum; tekrar ifade ediyorum, politik namus adına soruyorum,
milletvekili sorumluluğu adına soruyorum ve milletvekili saygınlığı adına
soruyorum: Bu çelişkileri nasıl izah edeceksiniz, nasıl açıklayacaksınız ve bu
İçtüzük hükmünü uygularken nasıl bir anlayış içinde olacaksınız, nasıl bir
tavır içinde olacaksınız?
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Özakcan…
MEHMET MESUT ÖZAKCAN
(Aydın) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Bankacılık
Düzenleme Yasası olarak bilinen yasa, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü,
sanırım, önümüzdeki iki üç gün içinde Meclis Genel Kurulumuza getirilmek isteniyor,
193 maddeden oluşan bu tasarı, 15 bölümden oluşuyor. Getirmek istediğiniz
içtüzük değişikliğiyle, 193 maddelik tasarıyı 15 maddeymiş gibi görüşüp, 178
maddesinin görüşülmesini engellemiş, sınırlamış olmayacak mısınız? Oysa, bu
tasarı, ülkemizde 21 bankada batan 47 milyar doları, bankayı batıranlardan
hesap sormak ve hesabını istemek yerine IMF'nin talebi üzerine 70 000 000
yurttaşımızın sırtına yüklüyor. 70 000 000 yurttaşımızın haklarını, hukukunu,
uğradığı zararın konuşulmasını niçin engellemek istiyorsunuz?
Getirdiğiniz içtüzük
değişikliğiyle milletvekillerinin ifade özgürlüğünü ve Meclis kürsüsünden
konuşma hakkını ortadan kaldırmış ve sınırlamış olmuyor musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özakcan.
Sayın Baloğlu, buyurun.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Bu İçtüzükte yapılmak
istenen değişikliğin temelinde hangi gerekçenin olduğu pek anlaşılamıyor.
Milletvekillerinin çok konuşması mı bu içtüzük değişikliğini gerekli kıldı?
Öyleyse soruyorum: Çok konuşmanın ölçüsü ne oluyor, bu konuda bilimsel bir
araştırma yaptılar mı, ellerinde istatistikî değerler var mı? Kaldı ki,
Parlamentoda bugünkü manzara şunu ortaya koyuyor: Yemin dışında kürsüye
çıkmayan çok sayıda iktidar milletvekili var; onları konuşturmaya özendirecek
bir yöntem bulmak yerine konuşanları susturmak, demokrasiye, adalete ve Meclis
adabına uyuyor mu? Bunu öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Baloğlu.
Sayın Gazalcı, buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü, yani bizim yasamız, kurallarımız bu İçtüzükte belirlenir.
Dışarıdaki kamu kuruluşları ya da özel kuruluşlar Türkiye Büyük Millet
Meclisini örnek alırlar; eğer, kendi tüzüklerinde bir kural yoksa, Meclis
İçtüzüğüne bakalım derler. Şimdi çok kötü bir eşikteyiz, bir karar
değişikliğindeyiz. Yani, kötü örnek olmanın yolundayız. Katılımcılığı önleyen
bir değişiklik aşamasına giriyoruz. Bu ne derece, demokrasiyle, hukukla,
arkadaşlarımın söylediği gibi, bağdaşır?
Konuşmacılar, özellikle
AKP sözcüleri…
BAŞKAN - Sayın Gazalcı,
sorunuzu sorar mısınız; istirham edeyim.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Soru soruyorum.
BAŞKAN - Hayır, sizden
sonraki arkadaşlara da soru sorma hakkı vereceğim de, onun için...
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Peki efendim.
BAŞKAN - AKP'li
konuşmacıların dışında, görüşünüzü…
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Dünyada bunun örnekleri var dedi. Tam tatile gidilecek bir zamanda, kim bu
dünyadaki örnekleri inceledi, kiminle yaptı? İçtüzük, yalnız AKP'lileri
bağlayan bir kurallar topluluğu mu?! Burada başka partiler var, muhalefet
partisi var. Böyle, tatile giderken, çok ivedi olarak, yangından mal kaçırır
gibi İçtüzüğü değiştirmek gerçekten doğru mu? Onu yöneltmek istiyorum. Birkaç
sorum daha vardı; ama, Sayın Başkan baskıladı. Başka arkadaşlara bırakıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Başkanvekili,
izninizle, iki soru daha var. O arkadaşlarımızın sorularını alalım, sonra cevap
verirsiniz.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Ben, komisyon sıralarına,
belki de dolaylı olarak muhatap olacak olan Sayın Meclis Başkanvekiline de
yöneltiyorum sorumu.
Bir alıntı yapacağım,
bunun doğru olup olmadığını teyit etmelerini isteyeceğim sayın yetkililerden.
Efendim, şu şekilde:
"Meclisin sesinin kesilmesi, milletin temsilcilerinin sesinin kesilmesi,
milletvekillerinin sesinin kesilmesi sadece Meclisin sesinin kesilmesi olmuyor,
milletin, halkın sesinin kesilmesi oluyor. Bu teklifi verenlere sesleniyorum,
size sesleniyorum, bir defa daha sesleniyorum; verebilirsiniz, bu parmaklarla
bu Tüzük bu Mecliste kabul edilebilir; ama, tarih her şeyi yazacaktır ve yine,
size sesleniyorum ki, suları asla tersine akıtamazsınız."
Sayın Alptekin, bu sözler
size mi ait, doğrular mısınız? Bugün de aynı görüşte misiniz? Ne
düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Koç.
Sayın Işık, lütfen, kısa
olsun.
Buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Vasıtanızla, Sayın Başkana şu soruyu yöneltmek
istiyorum:
Getirilen teklif,
Türkiye'nin birikmiş sorunlarının hallinde, temel yasalarda ve başkaca
yasalardaki hükümlere yönelik yapılması gereken düzenlemelerdeki zaman
meselesinin çözümüdür.
22 nci Dönemde, ikibuçuk
yıllık dönemin geride bırakıldığı ve ikibuçuk yıllık sürenin kalmış olması,
cumhuriyet tarihinde en fazla mesai yapan dönemin bu dönem olmasına rağmen,
Türk Ticaret Yasası, Borçlar Yasası ve AB sürecindeki diğer düzenlemeleri de
dikkate aldığımızda, getirilen teklifin bir çözüm olarak gündeme
getirilmesinin, amaca yönelik uygunlukla paralellik arz ettiği görülmektedir.
BAŞKAN - Sayın Işık,
lütfen, kısa
olsun.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, şayet bu içtüzük değişikliği hayata geçmeyecek olduğu takdirde,
ülkenin sorunları ortada, çözüm bekleyen sorunlar da ortada ve Meclisten
geçmesi gereken yasalar da ortada, bunun yerine ikame edebileceğimiz bir
düzenleme mümkün müdür? Bu noktada görüşünüzü almak istiyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Işık.
M.CEVDET SELVİ (Eskişehir)
- Tatil yapmazsınız hallolur; o kadar çok sıkıntı yaratmaz!
BAŞKAN - Sayın Başkanım,
buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
aslında, soruların tamamı belki bir soru şeklinde özetlenir; ama, ben, ayrı
ayrı cevap vermeye çalışacağım.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Temel bir yaklaşımla hepsine tek cevap!
ATİLA EMEK (Antalya) -
Toptancılık başladı nasılsa!
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Yok, öyle vermeyeceğim de, yani genel olarak soruların
hedefi aynı. (CHP sıralarından gürültüler)
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Hiç gerek yok yani!
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Gazalcı, hepsine birden cevap vereceğim demedim,
hepsi aynı yönde, ama, tek tek cevap vereceğim dedim; niçin anlamıyorsunuz?!
Kusura bakmayın; beni bile kızdırıyorsunuz görüyorsunuz.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Sinirlenmeyeceksin beyefendi!
ATİLA EMEK (Antalya) -
Kızmayacaksınız!
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
buyurun efendim.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Şimdi, Sayın Küçükaşık diyor ki: "Bölümler
halinde görüşülmesi, 15 madde halinde görüşülmesi esasını neye göre
belirliyorsunuz?" Konuşmalarımızda bunu söyledik; 15 dersin, 25 dersin,
sonuç olarak bu bir takdirdir. Demin, dünya ülkelerinden binlerce örnek verdim,
birçoğunun maddesini size burada açık açık okudum; her ülkede bir formül
bulunmuş. Komisyon bunu takdir etmiş, burada müzakere edilecek; belki önergeyle
bu değiştirilecek, o ayrı bir mesele; ama, ben, mevcut metne göre cevap vermeye
çalışıyorum. "Faşist yönetimlerde bunlar olur" filan dediniz; demin,
size, Avrupa ülkelerinden örnekler verdim, bunların faşist ülke olmadığını
biliyorsunuz. Şimdi "değişiklik önergelerinin sayısı azaltılıyor, çok
sayıda değişiklik önergesi verilirse" dediniz; bu, evet eleştiri olarak
yerinde bir eleştiri; zaten, Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alınarak bu yönde
verilen önergeler var, bunlar dikkate alınacaktır; cevabın bir kısmı bu.
Şimdi, Sayın Ercenk diyor
ki: "Yasama faaliyetleri, madde madde görüşme esasına dayanıyor; genel
görüşülmesi buna aykırı mı?" Aslında, burada, maddelerin görüşülmesi tam
sınırlanmış olmuyor; zaten, madde madde görüşme usulünde kalacak olursak, o
normal yöntemdir. Dünyada, madde madde yöntemi de var, böyle farklı olan yöntem
de var; ikisi de var. Esasen, bir şeyi daha belirteyim; bu yöntemin kabul
edilmesi durumunda, bu yönteme gitmek zorunluluğu yok aslında; yani, ille de o
yönteme gideceksin diye bir kaide de yok; durur bir kenarda bu. İlle de,
iktidar partisi ya da partileri, koalisyon durumlarında, bu yönteme gidecek
diye bir kaide yok. O yüzden, getirilen yöntemin, bu açıdan, yani, madde madde
görüşme yönteminin istisnası olduğunu, elbette ki, kabul etmemiz lazım; ama,
genel olarak, gene, madde üzerinde önergeler verilebilecek.
Çerçioğlu, temel yasa
kavramı, hukuk sistemimizde sık uygulanmıyor;
dolayısıyla, bu yönteme neden gidiliyor filan dedi. Tabiî, söylediğim
gibi, bizde uygulanan bir yöntem değil; zaten, ilk defa geliyor; ama, bilesiniz
ki, bu yöntem, birkaç defa denendi Türkiye'de; 1996'da, ilk şeklinde de var
İçtüzüğün, 2001'de tekrar getirilmiş; farklı olarak var; ama, belki aynı değil;
ama, yani, bir ihtiyaç anlamında var. Bu getirilen yöntem, yeni bir yöntem
değil; ama, söylediğim gibi, Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alınarak, mümkün
olduğu kadar, o arıza giderilmeye çalışılıyor.
Sayın Kart'ın sorusu bana
ait değil.
Özakcan "193 madde
var, 15 bölüm halinde getirilecek" diyor. Zaten, amacı da bunun bu; yani,
193 maddeyi, 193 madde halinde burada görüşürsek, bunu tartışmanın bir anlamı
da yok; zaten, farkı bunun burada, tartıştığımız da bu zaten bizim. 15 bölüm
halinde, bölümler üzerinde önergeler verilebilecek, bölümler üzerinde
konuşmalar yapılabilecek, madde hakkında önergeler verilebilecek; yani, tek tek
madde görüşmenin biraz daha farklı hali, çok da rahatlık getireceğini ben
zannetmiyorum iktidar grubuna, ama, en azından bir denge kurmaya çalışılıyor.
Sayın Baloğlu
"konuşmadan mı kaynaklıyor bu" diyor. Kısmen ondan olabilir;
hakikaten, arkadaşlarımız... Tek sebebi bu değil tabiî ki; ama, yürütme maddesi
üzerinde söz alan arkadaşlarımızın ya da başka bir maddeyle ilgili söz hakkı
kullanan arkadaşlarımızın, ilgisi olmayan birçok konulara girdiği... İlk defa
da olmuyor bu, iktidar, muhalefetten... Eskiden beri olan bir usul. Buna biraz
daha kısıtlama getirilmiş olunuyor. Gerçi, Başkan sık sık uyarıyor; ama,
söylediğim gibi, tek gerekçesi bu değil; yani, lüzumsuz konuşmalar var,
bundandır demek istenmiyor bu gerekçe, daha doğrusu metin. Biraz daha farklı
bir yöntem getirilmeye çalışılıyor.
"İçtüzük, dışardaki
kurumlar için kötü örnek olmaz mı?" Sayın Gazalcı'nın buradaki sorusu.
Olmaması lazım; yani, her kurul bu kadar kalabalık değil. Kaldı ki, İçtüzük,
Meclisin kendine has bir içtüzüktür. Diğerleri belki aynı yöntemi benimsemez;
ama, farklı yöntemlere gidebilir. Bizim bir zorunluluğumuz var, bundan doğan
bir usuldür. Eğer bu kadar kalabalık kurullar varsa -bizim dışımızda-
çalışamıyorsa, pekâlâ bu örneği de alabilir tabiî ki, bir anlamda.
Tatile giderken
yapılması… Tabiî, zamanlama sorunu ayrı bir mesele. Bu, bizden altı ay önce
çıktı biliyorsunuz, zaten Genel Kurulda bekliyordu. Benim şahsımla alakalı bir
mesele değil bu.
Sayın Koç'un sorusu bana ait
değil.
Sayın Işık "ikame
düzenleme olabilir mi" dedi. İkame düzenleme yok. Yani, Meclisin tatile
girmeden çalışması olabilir mi?.. Kısmen çözer; ama, tamamen bu konuyu çözmez;
yani, bir ay daha çalışsak bu mesele çözülmez.
Söylediğim gibi,
arkadaşlar, burada bütün mesele, iktidar-muhalefet ikilisinde, iki tarafın
mümkün olduğu kadar dengesini kurarak özel bir yasama yönteminin konuşulması.
Demin de söyledim, dünyada çok çeşitli örnekleri var, bunun çok çok üstünde.
Ben, onları buraya getirelim demiyorum, onları uygun da bulmuyorum; ama, demin verdiğim örnekleri gördünüz; çok
farklı.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan da cevap verecek!..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Evet, ben burada sözümü bitirmiş oluyorum; teşekkür
ediyorum.
ATİLLA KART (Konya) -
Sizin ne diyeceğinizi çok iyi biliyoruz; Sayın Alptekin konuşsun!..
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım…
ATİLLA KART (Konya) - Ne
diyeceğinizi çok iyi biliyoruz!..
BAŞKAN - Sayın Kart,
istirham ediyorum…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Kart, ne güzel, bildiğin iyi, komisyon üyemsin,
tabiî ki bileceksin.
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, müsaade ederseniz…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Senin de ne söyleyeceğini çok iyi biliyoruz Sayın Kart.
ATİLLA KART (Konya) -
Sizin gayri ciddî konuşmalarınızı iki yıldır dinliyoruz!..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Çizginde en ufacık bir sapma yok, en ufacık, hiç!
ATİLLA KART (Konya) -
Sizin tutarsızlıklarınızı iki yıldır dinliyoruz…
BAŞKAN - Sayın Kart…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Ne konuştuysan aynı şeyde devam ediyorsun sen de…
ATİLLA KART (Konya) -
Sizin dediklerinizi ciddîye almıyoruz!..
BAŞKAN - Sayın Kart…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Tabiî almazsın, doğru söylüyorum çünkü ben; alsan
şaşırırdım zaten o zaman!
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
Sayın Başkan, lütfen…
ATİLLA KART (Konya) -
Ciddîye almıyoruz!..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - O zaman benim düşünmem lazım, yanlış mı yapıyorum
diye.
BAŞKAN - Sayın Kart,
saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; birkısım arkadaşlarımız, kendileri
kürsüde konuştuğu zaman, hiçbir kimsenin kendisine bir şey söylemesini
istemiyor; doğrudur; ama, aynı arkadaşlarımız, yerlerinde otururken, kürsüdeki
hatibe ve diğer konuşmacılara da sürekli olarak laf yetiştirmekten geri
durmuyorlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bilgilerinize arz
ediyorum.
Sayın Başkanım, cevap
verecek misiniz; buyurun.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - İzin verirseniz, birkaç cümleyle cevap vermek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Parlamento çalışmalarımız içerisinde tüzük değişiklikleri,
nadir, Genel Kurula gelen önemli yasal değişiklikler.
Hepimiz biliyoruz ki, bu
Parlamentonun çalışması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının da
çalışması, elimizde bulunan bu İçtüzük ve Anayasayla bağlıdır. İçtüzüğü ne
kadar iyi bir şekilde kullanır, iyi bir şekilde bu İçtüzüğün gereklerini yerine
getirirsek, Parlamentodaki çalışmalarda verim o nispette fazla olur.
Şimdi, bugün müzakere
ettiğimiz İçtüzüğün 91 inci maddesindeki değişiklikle ilgili müzakerede, sanki
bu değişiklik, hukuk literatürüne, hukuk mevzuatına ilk defa giriyormuş gibi
bir bakışla mesele değerlendirildi, ben, belki öyle anladım.
Değerli arkadaşlar, bir
defa, 1996 yılında bu konuda bir değişiklik yapılmış; Anayasa Mahkemesinin bu
konuda bir kararı yok. Daha sonra, koalisyon hükümeti zamanında, bizim de
Parlamentoda bulunduğumuz dönemde, İçtüzükte yine bir değişiklik yapıldı; bu
değişiklik Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. 22 nci Dönemde de aynı
madde üzerinde bir değişiklik yapıldı; yine, Anayasa Mahkemesi tarafından,
İçtüzüğün bu ilgili maddesinde yapılan değişiklik iptal edildi.
Şimdi, bizim, yapılan
değişiklikler ve Anayasa Mahkemesinin bu değişiklikler üzerine verdiği karara
bakmak suretiyle meseleyi değerlendirmemiz lazım.
Huzura gelen ve biraz
sonra belki müzakerelerde değişiklik talebiyle gelecek olan 91 inci maddedeki
değişikliğin esprisi… Anayasa Mahkemesi, yapılan bu değişikliği, kaç madde
halinde ya da hangi gerekçelerle iptal etmişse, hazırlanan ya da hazırlanmak
için gayret edilen bu değişiklikte, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri
nazara alınmıştır. Nedir bunlar…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Alptekin,
süremiz doldu. Sorulara cevap vererek toparlar mısınız.
Buyurun.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Sayın Grup Başkanvekilinin sorduğu soruya cevap verin.
BAŞKAN - Sayın Şahin,
lütfen…
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Efendim, bu iş sırayla. Sayın Koç…
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Efendim, önemli olana cevap verin.
BAŞKAN - Sayın Şahin,
istirham ediyorum.
Sayın Başkan, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Hadiseyi biliyoruz; sorduğum soruya cevap verin.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Sayın Koç, benim bu açıklamam sizi niye rahatsız ediyor?!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Rahatsız etmiyor efendim, onları biliyoruz zaten. Sizin sorulara cevap
vermemeniz bizi rahatsız ediyor.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - O zaman, hani Nasrettin Hoca'nın meşhur hikâyesi gibi,
bilenler bilmeyenlere anlatır, bu mesele de kapanır.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Burada yazıyor efendim; Nasrettin Hoca burada!
Bu ifade sizin mi, değil mi?..
BAŞKAN - Sayın Alptekin,
lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Gerek sizin sorunuz, gerekse Sayın Kart'ın sorusu ve benim
konuşmamdan tırnak içerisinde aldığınız sözler, beni rahatsız etmiyor. Benim
yapım da, bu konulara, en açık, en samimi bir şekilde cevap verecek bir anlayış
içerisindeyim, hukuk anlayışı içerisindeyim, hoşgörü anlayışı içerisindeyim.
O zaman, eğer, siz, diğer
milletvekili arkadaşlarım, beni de ilgilendiren "bu sorulara cevap verme,
sadece sizinle ilgili kısma cevap ver" diye bir talebiniz varsa, hay hay,
ona geçerim. Böylece zamanımızı da iyi kullanırız.
HALUK KOÇ (Samsun) - Onu
istiyoruz.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - O
söz sizin mi değil mi, ona cevap verin.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen…
Sayın Alptekin, karşılıklı
konuşmayalım lütfen.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Sayın Kart ve Sayın Koç, doğrudan doğruya beni ilgilendiren
iki soru sordular; elbette onları açıklayacağım.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
En güzeli bu, şükür...
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Sayın milletvekilleri, siyasette, politikada, siyasî
hayatta bulunan, siyaset yapan insanlar, masanın o tarafında da bulunur -bu bir
gelenektir, gerektir- bu tarafta da bulunur; iktidarda da bulunur muhalefette
de bulunur. (CHP sıralarından alkışlar [!])
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Anlaşıldı.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Koç, benim "dün dündür, bugün bugündür"
söyleyeceğimi zannetmeyin; alkışınız o değil.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Söylediniz zaten.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN
(Ankara) - O değil…
Şimdi, değerli
arkadaşlar, ben, orada söylediklerimin arkasındayım. Zaten, arkasında olduğum
için, Anayasa Mahkemesi hangi gerekçelerle bu İçtüzüğün bu maddesini iptal
etmişse, o gerekçeler gözönüne alınarak huzurunuza bir madde getirilmiştir.
HALUK KOÇ (Samsun) - O
zaman, savunmayın Sayın Başkan.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Kabul ederiz, kabul etmeyiz…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Savunmayın o zaman.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - …ama, biz, o gün savunduklarımızın doğruluğunu yine bugün
de savunarak, bu değişikliği getirmişiz. O bakımdan, dün neyi savunmuşsam,
bugün getirdiğimiz maddelerde de, arkadaşlar, biz aynı şeyi savunuyoruz.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Yani, sivil darbeyi yapıyoruz diyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Başkan…
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
İkincisi; arkadaşlar, bu,
dünyanın en demokratik olduğunu her zaman atıf yaptığımız ülkelerde de,
yasaların çıkarılmasında ileri sürülen ve başvurulan yöntemlerden bir
başkasıdır. Kaldı ki, altını çizerek ifade ediyorum, 91 inci maddede
getirdiğimiz bu değişiklik temel kavram değildir, zaruret halinde başvurulacak
ve Parlamentonun da beraber düşüneceği kavramlardır. O bakımdan, endişe
edilmesi gereken, değişik yorumlanması gereken bir husus değildir. Anayasa
Mahkemesinin de ileri sürdüğü iptal gerekçelerine uygundur diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri,
teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, saat 15.10'da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 14.10
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.17
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
161 sıra sayılı İçtüzük
Teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. -KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
2.- Adalet
ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz
ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Başkanlık Temsilcisi?..
Yerinde.
Teklifin 1 inci maddesini
okutuyorum:
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ İÇTÜZÜĞÜNDE DEĞİŞİKLİK
YAPILMASI HAKKINDA İÇTÜZÜK TEKLİFİ
MADDE 1.- 5.3.1973
tarihli ve 584 Karar numaralı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 91 inci
maddesi madde başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Kapsamlı kanunların görüşülmesi
Madde 91. - Toplumsal
hayatın geniş bir alanını düzenleyen ve kapsayan kuralları bir araya getiren,
içerdiği hükümler nedeniyle kendi alanındaki mevzuata uyulması gereken usul ve
esaslar ile bu alanda mevzuatın yönelmesi gereken esasları sistematik ve
belirli bir düzen içerisinde gösteren, o alandaki kanunlar arasında ve bunların
uygulanmasında birlikteliği sağlamayı amaçlayan Kanunların ve İçtüzüğün, en az 40
maddesini değiştiren veya yürürlüğe koyan
tasarı veya tekliflerin Genel Kurulda görüşülmesinde uygulanacak özel
görüşme ve oylama usulü tespitine, Hükümetin, esas komisyonun veya grupların
teklifi, Danışma Kurulunun oybirliği ile önerisi üzerine Genel Kurulca karar
verilebilir.
Danışma Kurulunda
oybirliği sağlanamaması halinde, bu kapsamdaki kanunların bölümler halinde
görüşülmesine ve her bölümün en çok 15 maddeyi geçmemek kaydıyla hangi
maddelerden oluşacağına hükümetin, esas komisyonun veya grupların teklifi
üzerine Genel Kurulca karar verilebilir. Bu takdirde bölümler, maddeler
okunduktan sonra ayrı ayrı görüşülür ve bölümdeki maddeler ayrı ayrı oylanır.
Bölümlerin görüşülmesinde ve önerge sayısı ile işlemlerinde, madde hakkındaki
hükümler uygulanır. Ancak, bölümler üzerindeki önergeler sadece veriliş
sırasına göre okunur ve işlemleri yapılır. Bölümler üzerinde birden fazla madde
değişikliğini içeren önergeler verilebilir, bu önergelerdeki her madde
hakkındaki değişiklikler ayrı ayrı oylanır.
81 inci maddenin diğer
hükümleri saklıdır."
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Uğur Aksöz; şahısları
adına, Manisa Milletvekili İsmail Bilen, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan ve
yine, Adana Milletvekili Uğur Aksöz'ün söz talepleri vardır.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, bunu her maddede söyleyecek miyiz yani; çekeceklerini söylediler.
BAŞKAN - Şu anda Sayın
Aslan?.. Yok.
Sayın Bilen, madde
üzerinde şahsınız adına?..
İSMAİL BİLEN (Manisa) -
Konuşacağım.
BAŞKAN - Konuşacaksınız.
Konuşmalar sırasında
Sayın Zeyid Aslan geldiğinde ben konuyu tekrar değerlendiririm.
Şu anda, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Sayın Uğur Aksöz; buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA UĞUR
AKSÖZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
İçtüzük Değişiklik Teklifinin 1 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
öncelikle, üç ana noktanın altını çizmek istiyorum.
Birincisi şudur: Birkaç
gün önce, Adalet ve Kalkınma Partisi, yayımladığı bir kitapta, en çok yasanın
bu dönemde çıktığını ifade etti ve bunu kendisine bir övünç kaynağı, bir kıvanç
kaynağı yaptı. Doğrudur, en çok yasa bu dönemde çıkmıştır. Peki, en çok yasa bu
dönemde çıktığına göre ve bu dönemde biz bu İçtüzükle bu kadar çok yasa
çıkardığımıza göre, o zaman bu İçtüzüğü niye değiştiriyoruz?! Demek ki, bu
İçtüzük çok güzel ki, ihtiyaca cevap veriyor ki, biz bu kadar yasa çıkarmışız.
Eğer bir tıkanma olsaydı, bir sıkıntı olsaydı, biz bu içtüzük değişikliğini
kabul edebilirdik. Bu, demek ki, bir mazeret değil, bunun arkasında başka
şeyler aramak lazımdır. Acaba diyorum, IMF'nin istediği yasaları şu birkaç gün
içinde çıkarmanın telaşı mıdır?! Eğer böyle yaparsanız, Anayasa Mahkemesinin
iki kararına rağmen, bu kadar hukukçunun anlatmasına rağmen, bu kadar hukuka
aykırı bu içtüzük değişikliğini bugün geçirirseniz, elinizde ne kalır biliyor
musunuz; kala kala IMF'nin aferini kalır; çünkü, Anayasa Mahkemesi ilk oturumda
bunu iptal eder.
Şimdi bana arkadaşlar
diyecekler ki?.. Nereden biliyorsun; nereden bildiğimi söyleyeyim. Bundan
önceki içtüzük değişikliği buraya geldiğinde, ben yine bu kürsüye geldim, bu
içtüzük değişikliğinin yanlış olduğunu, hukuka aykırı olduğunu ve bunun Anayasa
Mahkemesinden döneceğini söyledim. Arkadaşlarım, ne biliyorsun dedi; döndükten
sonra konuşuruz dedim. Şimdi benim konuşma hakkım doğdu. O gün tutanaklarda
belli benim sözlerim; o gün bozulur dediğim o İçtüzük bozuldu ve geldi, karar
burada. Şimdi, aynı şeyi bir daha yapıyoruz; yani, Anayasa Mahkemesi, ısrarla,
bu, Anayasaya aykırı; bu değişiklik hukuka aykırı diyor iki kere; siz üçüncüyü
getiriyorsunuz. Bunu anlamak mümkün değil.
Değerli arkadaşlarım, bakın,
acaba diyorum, yine başka şey arıyorum; çünkü, bu İçtüzük işimizi gördüğüne
göre, bu kadar yasa çıktığına göre, Anayasa Mahkemesi kararı önümüzde olduğuna
göre -herkesin okuma-yazması var- bu İçtüzük, besbelli ki, bugün gitse tekrar
bozulacak. Niye bozulacak, hemen size söylüyorum: Bunun için hukukçu olmaya
lüzum yok değerli arkadaşlar. Önce şu maddeyi okuyalım, yani bunu sade vatandaş
da anlar. Bakın, madde nasıl; "toplumsal hayatın geniş bir alanını
düzenleyen kanunlar böyle görüşülür" deniliyor. Şimdi, size soruyorum,
toplumsal hayatın geniş alanını düzenlemeyen kanun olur mu?! Zaten, bir kanun
toplumun geniş alanını düzenler. Yani, dar alanda kısa paslaşmalar mı
yapıyoruz?! Top mu oynuyoruz burada?! Hangi kanun dar alanı etkiler
arkadaşlar?! Bütün yasalar toplumun geniş alanını etkiler. Buraya nasıl
yazıyorsunuz "toplumsal hayatın geniş alanını düzenleyen yasalar"
diye?! Bakın, saçmalık burada başlıyor. Hiç hukukçu olmaya gerek yok.
İki: "Esaslarını
sistematik ve belirli bir düzen içinde gösteren yasalar…" Allah Allah!..
Sistematik ve belirli düzeni olmayan yasa olur mu ya?! Bütün yasalar
sistematiktir. O zaman, bu ne?! Bu da yanlış.
Üçe geliyorum: "Bu
kanunların en az 40 maddesini değiştiren" deniliyor. Yani, bizim, böyle
tek tek, madde madde değil de, toptan, götürü usulü, yasaları böyle toplu toplu
geçirecek şu düzenleme var ya, niye geliyormuş bu, biliyor musunuz; 40'tan
fazla madde olursa, bu madde uygulanırmış! Peki, bu maddeleri kim yazıyor?!
Allah yapısı mı bu kanunlar arkadaşlar?! Birbirimizi mi kandırıyoruz burada?!
Kanunu biz yapıyoruz. Buraya sokmak istersem, 40 cümlede 40 madde yaparım,
buraya sokarım, toptan geçiririm. Bunu hükümet de yapar, gruplar da yapar.
Yani, 40 maddeyi geçerse, böyle toptan geçecek, 40'ın altındaki tek tek görüşülecek!
Bu, çocuk oyuncağı arkadaşlar! Bakın, gülünç oluyoruz. Hukukçulara karşı gülünç
oluyoruz. Avrupa Birliği diyorsanız, oraya da gülünç oluyoruz. Böyle şey olmaz!
40 maddeyi geçerse böyle olacak!.. 40 maddeyi siz, biz yazdığımıza göre, bunun
adı şikedir! Bunun adı şike! Sonu belli maç, şike değil mi? Bunun sonu belli;
40 madde… 40 cümlelik yazarım, 40 madde olur! Çok basit; ben hukukçuyum, verin
bana bir madde, onu 40'a bölüvereyim, toptan geçirivereyim. Böyle, oyuncak iş
olur mu arkadaşlar?! Burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi.
Başka bir şey daha var,
diyor ki: "Böyle kanun gelirse, bunu 15'erlik maddeler halinde
görüşeceğiz." Ya, dünyada böyle bir komedi görülmemiş. Yani, bakın, Türk
Ceza Kanunu gelecek diyelim, bunun 15 maddesini bir grup yapacağız, onu toptan
geçireceğiz. İyi de, hırsızlık 2 madde, dolandırıcılık 4 madde, cinayet 6
madde; nasıl bu 15'i bir araya getireceksiniz. Yumurta ile elma bir araya gelir
mi ya?! Böyle şey olur mu?!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Aksöz, 30 oluyor; önerge var.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) -
Önergeyle 30 oluyorsa, yine değişmiyor. Yani, toptancılık zihniyeti 30 da olsa
değişmiyor, 15 de olsa değişmiyor. Ben bir zihniyetten bahsediyorum; böyle yasa
olmaz.
Bakın, biz burada ne
yapıyoruz arkadaşlar; biz burada, millet adına, her maddeyi kuyumcu
titizliğiyle işliyoruz, her maddeyi milim milim inceliyoruz, önergeler
veriyoruz, karşı görüşler çarpışıyor ve halkımız için, ulusumuz için güzeli,
doğruyu buluyoruz. Şimdi siz ne yapıyorsunuz, hayır, her maddeye gerek yok,
siz, bunu yumurta gibi doldurun sepete, 15-15 konuşun burada, 15-15, oylayın
geçin. Arkadaşlar, bu komediden de öte, bu bir hukuk cinayetidir. Bakın, yarın,
Anayasa Mahkemesinde bu öyle bozulacak ki, yine bugünkü tarihi unutmayın, yine
çıkıp burada diyeceğim ki, "biz size söylemekten usandık, Anayasa
Mahkemesi yazmaktan usandı. Yapmayın bunu, bu böyle olmaz."
Neticede, değerli
arkadaşlarım, bu getirilen değişiklik tümüyle yanlıştır ve uygun değildir. Bunu
böyle yaparsanız, ben size söyleyeyim, Anayasa Mahkemesinin dışında -bir başka
şey daha yapmış oluyoruz- kendimizi kandırıyoruz. Burada takıyye yapıyoruz.
Şimdi, bir şey daha
söyleyeceğim, bana hak vereceksiniz. Biz her maddede, 10 dakika iktidar, 10
dakika muhalefet konuşmuyor muyuz; konuşuyoruz. Bakın, bunu düzenleyen
uyanıklar ne yapmışlar: 15, 15 görüşürüz diyorlar; ama, 15 maddeye süre
koymamışlar. Biz her maddede 10 dakika konuşuyorduk ya, şimdi bu madde geçerse,
biz 15 maddede yine 10 dakika konuşacağız. Aksi varsa, söylesinler. Her maddede
10 dakika konuşup, kendini anlatan, maddeyi yorumlayan arkadaşlarımız, şimdi,
15 madde üzerinde de, blok blok, bölüm bölüm görüşüleceği için 15 madde veya
artırılırsa 30 madde üzerinde 10 dakika konuşacağız. 30 madde olursa ne olur
biliyor musunuz? 10 dakikayı 30'a bölün bakalım, 30 saniye mi eder; her maddede
30 saniye konuşacaksınız. Yani, tamam, çok süratlisiniz, Avrupa Birliğine
gideceksiniz, uzaya gideceksiniz, AKP çok hızlı da her maddede de 30 saniyeye
gülerler yani.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Hızlı tren; tren hızlı!..
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - O
bakımdan, eğer bunu getirecekseniz, eğer hukuka inanıyorsanız, buraya süre
koyacaksınız, diyeceksiniz ki, biz her maddeyi 10 dakika görüşüyorduk; ama,
bunu, 15-15, 30-30 toptancı hali gibi toptancılığa getirdik; ama, olsun, buna
da, hiç değilse, o toptan maddelerde gruplar birer saat konuşur, yarımşar saat
konuşur deyin ki, ben her madde üzerinde fikrimi söyleyeyim. Haa, bunun adı ne;
bunun adı şudur: Adana'da -Adanalıların çoğu bilir- ekmek arası döner yaparlar;
eğer döner eti kötüyse, ekmeği kalın yaparlar, araya döneri sıkıştırırlar.
Bunun adı ekmek arası döner (CHP sıralarından alkışlar) yani, kaçırmak
istediğiniz maddeleri 15'er, 20'şerin arasına sokup sokup toptan
geçireceksiniz; ama, bunu, gören gözler görüyor; hukukçular iki kere görüyor.
Sizler milletvekilisiniz, sizlerin, bunu, yakından incelemeniz lazım.
Değerli arkadaşlar, bu
değişiklik, her yönüyle sakattır. Ben, bir kere daha sizleri uyarmış olayım;
sonra, söylemedi demeyin; ama, bakın, şunu tekrarlıyorum…
BAŞKAN - Sayın Aksöz,
şahsınız adına olan konuşma sürenizi Grup adına konuşmanız bittiğinde ilave
edeceğim; bildireyim dedim.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) -
Yani, 5 dakikam daha mı var?
BAŞKAN - Evet.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) -
Çok teşekkür ederim, sağ olun.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Bir daha konuşmayacağız nasıl olsa, onun için rahat rahat konuş.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) -
Peki.
Çok teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Değerli arkadaşlar, bir
de şunu söyleyeceğim; ama, bakın, bana kızmayın. Sayın Başbakan geçenlerde
çıktı bir konuşma yaptı, doğru bir konuşmaydı; yani, o konuşma mantıken
doğruydu, dedi ki: "Kardeşim, yüzde 35'le yüzde 65 milletvekili aldım diye
bana niye kızıyorsunuz; bu yasayı ben mi yaptım?" Doğru, başkaları yaptı,
Sayın Başbakan istifade etti. Evet, ama, bakın şimdi, bu yasayı siz
yapıyorsunuz, biz karşıyız, bu Grup yapıyor...
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) - Yarın siz istifade edersiniz.
UĞUR AKSÖZ (Devamla)-
Yarın iktidar değişirse, koalisyonlar olursa, olur ya, siz 360 değil de 200
küsur, 150 küsur -bilemiyorum, Allah bilir- olursanız, bakın, bu maddeden çok
sıkıntı çekersiniz, sizi perişan ederler. Recep Tayip Erdoğan Beyefendi gibi, o
günkü başbakan der ki "bunu ben mi yaptım, yapmasaydınız" ve bütün
kanunları 15-15, 30-30 geçirir; biz de burada üzülürüz. O bakımdan, Anayasa
Mahkemesinin şu kararını hepimiz kulağımıza küpe etmeliyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sayın Aksöz,
buyurun.
UĞUR AKSÖZ (Devamla)-
Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Bir hukuk formu önceden bilinebilir
olmalıdır." Yani, ben, vatandaş olarak, bir eylem yaptığım zaman bana
hangi hukuk normunun uygulanacağını bilmeliyim.
Şimdi, burada, böyle bir
şey yok bu maddede; dikkat ettiniz mi? Bu madde önceden bilinemiyor; yani,
bakın, siz, vatandaş olarak ve milletvekili olarak hangi kanunun bu maddeden
dolayı toptan ve götürü geçirileceğini bilmiyorsunuz. Bu, iktidarın, daha
doğrusu burada çoğunluk olan grubun keyfine bağlı; yani, iktidar, sabah
uyandığında "bugün keyfim istedi, şu kanunu toptan geçireyim" derse
40 tane yazacak, "yok, CHP'ye ayıp oluyor, perakende geçireyim" derse
15 yazacak. Böyle bir keyfîlik olur mu?! Bakın, hukukun temel prensibi, önceden
bilinebilirliktir, önceden bilinebilirliktir. Yani, şu anda, ne siz ne biz ne
Anayasa Komisyonu Başkanı ne hiç kimse, hangi kanunun bu maddeye göre
geleceğini bilmiyoruz. Onu ayarlayacaklar, 40, 30, 20 gelecek. Demek ki,
öngörülebilirlik yok.
İki; bakın arkadaşlar,
İçtüzük, bizim anayasamızdır. Yani, bir Anayasamız var, bütün ülkenin Anayasası
var ve bir de bu Meclisin anayasası İçtüzüktür. Bu İçtüzük sadece size ait
değil, buradaki bütün partileri düzenleyen, bütün milletvekillerinin haklarını
koruyan bir şey. Bu İçtüzükte hepimizin hakkı var, sadece bu çoğunluğun değil;
çünkü, bu İçtüzüğe göre biz konuşacağız, siz konuşacaksınız, yasalar
görüşülecek, vesaire.
Peki, burada öyle
tehlikeli bir madde var ki, bakın, aman Allahım; yani, bunu iyi hukukçular hiç
görmesin. Bakın, ne deniliyor: "Özel görüşme ve oylama usulü her yasa için
ayrıca tespit edilir." Hadi, buyurun bakalım! Böyle bir kanun yapma
tekniği olur mu?! Yani, bu maddelere göre gelen bir yasayı vazgeçtik toptan,
moptan, o ekmek arası döner, madde saklama, madde kaçırma, bunlardan vazgeçtik; bir de, bu çoğunluk toplanacak,
diyecek ki, biz, bu maddeyi özel görüşeceğiz. Ne demek özel? Haydi, bana, bir
hukukçu çıksın bakalım burada, Türkiye'de çıksın bakalım; özel görüşeceğiz ne
demek, bana biri bunu anlatsın bakalım. Hangi hukuk fakültesinde anlatıyorlar
bunu, özel görüşme usulünü?!
Değerli arkadaşlar, bu
İçtüzükte görüşme usulleri yazar; işarî oy, elektronik oylama, şu, şu, şu,
madde madde yazar ve siz onun dışına çıkamazsınız. Çıkarsanız, adı hukuk olmaz
ki, keyfîlik olur. Haa, burada deseydiler ki arkadaşlarımız, şu sisteme göre
görüşülür, tamam, itirazım yok; ama, burada ne diyor, bakın: "Özel
görüşme." Yani, özel görüşme ne demek; fiskosla mı konuşacağız, yazılı
kâğıtla mı konuşacağız; ne demek özel görüşme? Burada olmayan şey özel
görüşmedir. Bu da, özel görüşme demek, keyfîlik demektir.
İki; daha bitmedi, bakın,
ucubeye bakın, hukuk ucubesine bakın: "...ve özel oylama usulü tespitine
Genel Kurul yetkilidir." Vay, vay, vay, vay, maddeye bakın! Özel oylama
usulünü, birisi çıkacak, diyecek ki, çoğunluktan, ben çoğunluğum, ben bunu sepete
atacağım; öbürü diyecek ki, yok basket sahasına atacağım... Böyle şey olur mu
ya?! Özel oylama usulünü nasıl bu kadar keyfîliğe terk edebilirsiniz. Haa,
buraya yazarsanız itirazım yok; şöyle oylanır, böyle oylanır, süreler şudur,
itirazı budur, tamam; ama, özel görüşme ve özel oylama dediğiniz zaman
arkadaşlar, bu, keyfîliğin ta kendisidir.
Öyleyse, değerli
arkadaşlar, vaktim daralıyor, tabiî, bu kadar kısa süre içinde iki tane 30'ar,
40'ar sayfalık Anayasa Mahkemesi kararını, hukuk fakültesinde okutulan binlerce
sayfayı size anlatacak halim yok; ama, diyorum ki, biz, olaylardan ders almak
zorundayız. Hani "tarih tekerrürdür diyorlar; hiç ibret alınsaydı tekerrür
mü ederdi" diyor ya şair; biz niye ibret almıyoruz? Yani, Anayasa
Mahkemesi bozuyor, bir daha yazıyoruz; bozuyor, bir daha yazıyoruz. İyi de, o
zaman, yeterli çoğunluğunuz var, Anayasa Mahkemesini kaldırın o zaman.
Dinlemiyorsanız, onun orada ne işi var?! Haa, o oradaysa, anayasal kurum olarak
duruyorsa, dinlemeye mecbursunuz, onun kararını hepimiz saygıyla karşılamaya
mecburuz; çünkü, Anayasada bir hüküm var, aynen şöyle yazıyor Anayasa:
"Anayasa Mahkemesinin kararları herkesi bağlar."Sizi de bağlar, bizi
de bağlar. Öyleyse -toparlıyorum- gelin, yol yakınken şu düzenlemeden vazgeçin.
Bakın, ne olur... Tekrar
söylüyorum, zapta geçsin diye; sizin dinlemeyeceğinizi biliyorum; çünkü, burada
ne gelirse geçiyor. Geçsin, önemli değil. Sonuçta bizim dediğimiz olacak
-bakın, burada söylüyorum, zapta geçiriyorum- bu da Anayasa Mahkemesinden
gelecek, ben yine buraya çıkacağım, üç oldu beyler, hak oyunu üçtür, artık
sıçramayın diyeceğim.
Saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Aksöz.
Şahsı adına, Manisa
Milletvekili İsmail Bilen. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İSMAİL BİLEN (Manisa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle, saygıyla
selamlıyorum.
Biraz önceki konuşmacı
arkadaşımın son cümlesinden başlayarak, maddeyle ilgili düşüncelerimi sizlerle
paylaşmak istiyorum.
Evet, Anayasa
Mahkemesinin kararlarını hepimiz dinleyeceğiz; ama, Anayasa Mahkemesi de, yine,
Anayasanın amir hükmüne göre, kanun koyucunun yerine geçmeyecek. Bunu, hepimiz
de biliyoruz. Bir hukukçu olarak, Anayasa Mahkemesinin kararları herkesi, başta
da kendisini bağlar, hele hele Anayasada hepimizi bağlar. Dolayısıyla, Anayasa,
burada bir kural koymamıştır. Bu teklif de, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli
kararı yayınlansın, ondan sonra görüşülsün istendiği için bugüne kalmıştır.
Toptancılık anlayışı
yoktur. Bakın, biraz önceki konuşmamda söyledim, bir önceki oturumda. Değerli
milletvekilleri, ihtisas komisyonları, kanunların hazırlandığı mutfaklardır. Bu
mutfaklarda herkes, bu Parlamentonun her bireyi -o komisyon üyesi olsun
olmasın- orada, mutlaka, görüşünü komisyona beyan etme hakkına, salahiyetine
sahiptir, sadece oy verme hakkı yoktur. O komisyon üyesi arkadaşlarımız da,
ihtisas komisyonu üyesi arkadaşlarım da, orada, hem reyleriyle hem de
katkılarıyla kanunlara, İçtüzüğe veya yapılacak değişikliğe katkı sunmaya
salahiyetlidir.
Değerli dostlar, etkin ve
verimli bir çalışma sergilenmesi açısından böyle bir değişikliğe gidildiğini,
biraz önce ben, Grup Başkanvekilimiz ve yine, Anayasa Komisyonu Başkanımız
Sayın Kuzu, Faruk Bey, bunları teker
teker izah ettiler.
Değerli dostlar, evet, her
bir madde üzerinde görüşme yapıldığında, hatta ve hatta, zaman zaman
muhalefetle de ittifakla, oybirliğiyle Genel Kurulun gündemine getirilen
kanunlarda geceli gündüzlü çalışmamıza rağmen, 40-50 maddelik kanun
tekliflerini veya tasarılarını, bir haftada, on günde, onbeş günde, mutabakat
olmasına rağmen götüremedik, çıkaramadık.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Neden acaba mutabakat yok, bir sorsanıza!
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Değerli dostlar, sadece bu, AK Partiye veya Adalet ve Kalkınma Partisine izafe
edilecek bir kusur değil.
ATİLLA KART (Konya)
-"Değerli dostlar" olur mu? (CHP sıralarından " değerli dostlar
ne" sesleri, gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Bilen,
"dostlar" ifadesinin sehven geçtiğine inanıyorum; "değerli milletvekilleri" olarak….
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Evet, "değerli milletvekilleri" diye düzeltiyorum.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Değerli milletvekilleri, komisyonun dışındaki katkıları, elbette Genel Kurulda
da, burada paylaşma imkânı, fırsatı
bulacağız. Bu içtüzük değişikliği veya teklifi, bunu engelleyici nitelikte de
değildir. Burada her madde hakkında konuşmak yerine, 15 veya 30 madde veya 40
madde üzerinde, birlikte, bütün hepsini kapsayacak fikir de serdedilebilir.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - 10 dakikada mı?!.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Bu bir mazeret değildir. Grup adına bu süre 20 dakikadır. Dolayısıyla, bu süre
de, kanaatimce, yeterli bir süredir; ancak, demin de söylediğim gibi,
Parlamentonun etkin ve verimli çalışmasını sağlamak hepimizin sorumluluğu ve
yükümlülüğüdür.
Sayın Araslı öğleden önce
de bahsettiler. Çok pahalı bir görev görüyoruz; zamanımız çok kıymetli, çok
değerli. Öyle ise, zamandan da tasarruf etmemiz gerekir. Neden kıymetli
vakitlerimizi veya söyleyeceklerimizi ihtisas komisyonlarına götürmek yerine,
ille Genel Kurula getiriyoruz? Kanaatim odur ki;
1.- Televizyondan canlı
yayın veriliyor.
2.- Bazı arkadaşlarımız
-bu, iktidar veya muhalefet partisi olsun, fark etmiyor- seçmene de vatandaşa
da bir selam verme ihtiyacı, zarureti doğduğu içindir.
İSMET ATALAY (İstanbul) -
Kapatın, kapatın, televizyonu da kapatın.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Onu da kapatın.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Bakın, kapatılmayla ilgili böyle bir niyet, böyle bir tercih asla olmamıştır.
BAŞKAN - Sayın Bilen…
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Kapatın, onu da kapatın.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Vatandaş selam bekliyor.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Vatandaşa selam vermek elbette ki bir ihtiyaç; ama, zaman zaman bunu seçim
bölgelerine gidilerek…
BAŞKAN - Sayın Bilen,
lütfen, Genel Kurula hitap edin.
Sayın milletvekilleri,
hatibe müdahale etmeyelim.
Buyurun.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Zaman zaman seçim bölgelerine gidilerek de, bu zaruret, bu ihtiyaç
giderilebilir diye düşünüyorum. İlla kürsüyü, illa televizyonu kullanmak gerekmez
diye düşünüyorum.
Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Meclis Televizyonunu kapatın, komisyonları kapatın, Meclisi de
kapatın!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Bu söylediklerinize siz inanıyor musunuz?!
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sizin 15 tane televizyonunuz var…
BAŞKAN
- Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz.
Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan teşekkür ediyorum.
Ben, komisyon sıralarında
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını temsil eden Sayın İsmail Alptekin'i daha
çok zor durumda bırakmak istemediğim için -çünkü, çelişkileri ortaya çıktıkça
Sayın Başkan zorlanıyorlar, onu üzmek istemiyorum- Sayın Kuzu'ya yönelmek
istiyorum ve soruyu da, aracılığınızla, Sayın Kuzu'ya sormak istiyorum.
Sayın Burhan Kuzu, şimdi,
10 Nisan 2003 günlü, 766 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılması Hakkında Karar, yine sizin Anayasa Komisyonunuzdan ve
sizin Anayasa bilgisi denetiminizden geçerek Genel Kurula gelmişti, burada
görüşülmüştü. Aynı bugün olduğu gibi, Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin
"bu bir hukuksal cinayettir" sözlerine rağmen "hayır, bunun Anayasaya
aykırılığı yok" denilmişti tarafınızdan ve gitmişti. Hemen on gün sonra
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Bakın, elimde, tarihi, kararı ve
gerekçesi var. Burada, Anayasanın 2 nci ve 87 nci maddelerine aykırılık net
biçimde ortaya konuluyor ve gerekçeli raporda da belirtiliyor.
Sayın Kuzu, sorum şu:
Bugünkü düzenlemenin de, aynı şekilde, sizin Anayasa süzgecinizden Anayasaya
uygunluk bakımından geçtiğine hâlâ inanıyor musunuz? Bu çelişkilerinize biz ne
kadar katlanacağız daha?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Koç.
Sayın Gazalcı, buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu içtüzük değişikliğiyle
milletvekillerinin katılımı engelleniyor; çünkü, biliyoruz ki, grup adına ve
kişisel söz alma, sınırlı arkadaşlarla oluyor; daha çok arkadaşın katılımı,
bugünkü yöntemde bile, sıkıntılar yaratıyor. Böyle toptancı bir anlayış
geldiğinde, halkın oyuyla seçilmiş milletvekillerinin katılımı nasıl
sağlanacaktır?
Şu anda Meclisimiz,
çoğunluğu iki partiden oluşan ve tek partinin iktidar olduğu bir yapıya sahip.
Böyle bir yöntem -üstelik yukarıda Danışma Kurulunda oybirliği de aranmadan-
tek partinin, yani, iktidarın kararıyla buraya gelecek, yine tek partinin
oyuyla temel yasa olup olmadığı kararlaştırılacak. Bu, bir partinin, Mecliste
çoğulculuğu engelleyerek, mutlak bir baskıcı yöntemi değil midir?
BAŞKAN - Sayın Gazalcı,
sorunuzu sorarsanız diğer arkadaşlara da fırsat vermiş olursunuz.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Son sorum; bitiriyorum efendim.
Bu Parlamento bir yasa
yapma makinesine mi dönüştürülmek isteniyor; milletvekilleri de o makinenin bir
robot kolu gibi indirilip kaldırılmak mı isteniyor?
Halktan bazı şeyler
gizlensin diye mi bu değişiklikler yapılıyor?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Oral, buyurun.
V. HAŞİM ORAL (Denizli) -
Teşekkür ederim, sağ olun.
Sayın Başkanım, Sayın
Başkanvekilim; ben, sizin, demokrat kimliğinizle ve şu ana kadarki Meclis
oturumlarındaki tutumunuz ile bu yeni gelişmenin çok bağdaşmadığını düşünüyorum.
Bir insan olarak
soruyorum. Bunu reddedersiniz etmezsiniz; ama... Gerçekten bunu çok demokratik
buluyor musunuz? İlk sorum bu.
İkinci sorum: Demin
AKP'li bir milletvekili arkadaşım "Meclisin mutfağı komisyonlardır"
dedi. Komisyonlardaki tutum da belli olduğuna göre, yani, demokrasi
anlayışımızın, özellikle tercihlerimizin birbiriyle bağdaşmadığını,
örtüşmediğini gözeterek -yani, bir tarafta Adalet ve Kalkınma Partisi, bir
tarafta Cumhuriyet Halk Partisi, taban tabana iki zıt parti- bunlar hasbelkader
uzlaşmalarına rağmen, Mecliste, halkın gözü önünde -çünkü, komisyonlar halkın
gözü önünde de değil- yapılacak demokratik çalışmanın acaba Türkiye'nin
demokrasisine katkısını siz bu gelişmeyle, bu yeni çarpık önlemle engellemiş
olmayacak mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN- Teşekkür ederim
Sayın Oral.
Sayın Kuzu ve Sayın
Alptekin, buyurun efendim.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul)- Sayın Başkan, Sayın Koç'un sorusu... Evet, 10 Nisan
2003'te bu bizim önümüze geldi. Anayasa Mahkemesinin kararı var. Daha önce de
bir kararı var; yani, yeni bir karar değil.
Tabiî, Anayasa
Mahkemesinin kararları, elbette ki hepimizi bağlar; ama, hepimizi bağlamış
olması, bu kararların mutlak ve nas anlamında doğru olduğunu göstermez Sayın
Koç. Yani, hukukta, siyaset biliminde elastikiyet vardır, tıptaki gibi
değildir; teşhis koymalarda bile farklılık vardır, biliyorsunuz.
Anayasa Mahkemesi,
yürütmeyi durdurma -mesela- yetkisi olmadığını 10 kez ifade etti. Bütün
kararlar elimde var. Böyle bir yetki, Anayasa Mahkemesi, bana vermemiştir
diyor, böyle bir yetki kanunda yoktur diyor. Efendim, Deniz Gezmiş asılıyor;
ortada kanun var, durdurulması gerekir diyelim prensip olarak asılmaması
bakımından -öyle düşünüyoruz da; çünkü, daha sonra geriye dönüşü olmaz- yoktu,
ne yapayım diyor. Özelleştirme gündeme geldi, vardır dedi, hâlâ buna devam
ediyor. Yani, bunu şunun için söylüyorum: 10 karardan sonra Anayasa mı değişti,
kanun mu değişti de Anayasa Mahkemesi yürütmeyi durdurmaya yetkim vardır
noktasına gelebildi?!
Demek ki, Anayasa
Mahkemesinin ya da bir başka mahkemenin kararlarını biz sonuç olarak bağlayıcı
olduğunu düşünürüz, gerekçelerini dikkate alarak bir yeni metin getirebiliriz.
Yani, bu getirdiğimiz metin Anayasaya aykırı mı değil mi, ben onu bilemem.
Zaten bilsem, bile bile getirmem. Bir arayış içerisindesin, hepimiz öyle.
Şimdi, yeni getirilen
metin, önergelerle… O karar yayınlandığı için, Anayasa Mahkemesinin kararını
dikkate alarak, mümkün olduğu kadarıyla uyduğumuzu düşünerek -bunu samimî
olarak söylüyorum- bir metin getiriyoruz. Yani, bunun iptal edilmiş olması,
bundan sonra iptal edilmiş olması, bu ihtiyacı yine gidermez.
Bütün mesele şu:
"Temel kanun", "kapsamlı kanun" nedir diye, bunun bir
tanımı, hakikaten, yok hukukta. Anayasa Mahkemesi göreceli bir yaklaşımda
bulunmuş -tam tanım değil; ama -yani, şöyle şöyle olan, filan diye bir şey
söylüyor, buna uymaya çalışıyoruz; ama, bu da ne kadar doğrudur...
O bakımdan, bence, sosyal
dallarda ve özellikle hukuk alanında, mutlaka bu doğrudur diyemiyoruz. Yani, o
yüzden, bunu bile bile, Anayasaya aykırılığı şeklinde, bile bile buraya
getirmem -benim samimî ifadem- mümkün olmaz. Yani, bunun çok hoş bir yöntem
olmadığını, zaten, konuşmamda birçok kez söyledim. Dünyada bunun çok örnekleri
var. Bu bir anlamda, arızî belki bir durumdur; yani, çok darda kalındığı zaman
kullanılabilecek bir durumdur.
Kaldı ki, biz buna gitmek
zorunda da değiliz; yani, ille de bu yönteme gideceğiz diye bir şey de yok.
Bulunabilir; kullanmazsın. Eski dönemlerde de, mesela, 20 nci ve 21 inci
Dönemlerde de bu yönteme pek gidilmemiş; yani, bir iki kez gitmişler. Yani,
hüküm var; ama, kullanılmamış. İlle de çok sık kullanılacak diye bir kaide yok.
Bunu da özellikle belirtmek istiyorum.
Şimdi, Sayın Gazalcı
"milletvekillerinin katılımı engelleniyor, sınırlı katılım var"
diyor. Evet, bir sınırlı katılım olduğu doğru. Engelleme lafı belki doğru
değil; ama, sınırlı katılım doğru. İki parçalı parlamentoda, belki bunu
savunması daha zor; ama, çokparçalı bir modelde daha da ihtiyaç doğan bir yöntem.
Birazdan önerge okunduğu zaman da görülecek; maddelerin görüşülmesi, prensip
olarak engellenmiyor. Belki, bölüme ağırlık veriliyor; ama, madde hakkında
önerge verilmesi engellenmiyor. Konuşma sırası, süre olarak biraz
kısıtlanabiliyor; ama, diyelim ki, soru-cevap süresi daha bir artırılıyor
eskiye göre.
Zaten, aynısını
getirirsek madde görüşmesinin, istisna koymanın bir anlamı kalmaz. Yani, bunun
farklı olduğunu, nasıl başka türlü göstereceksiniz. Şimdi, en çok 30 madde
diyor bölümlerin oluşmasında. Bu, 5 madde de olabilir, 15 madde de olabilir.
Yani, ilgili maddeleri bir yerde kesersiniz, ilgisiz maddeyi başka bir bölüme
aktarabilirsiniz. Uygulamada kimi zorluklar çıkabilir; ama, zannediyorum, zaman
içerisinde bu da yerleşir diye düşünüyorum.
Bana başka soru yok.
Çok teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kuzu.
Sayın Alptekin, çok kısa
bir süremiz kaldı…
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; Sayın Oral'ın sorusu, tabiî ki, kendisinin de ifade ettiği gibi,
kişisel bir düşünceyi ifade eden bir soru. Benim siyasî hayatımda, bugüne kadar
düşündüğüm, savunduğum, ortaya koyduğum fikirlerimde bugün de aynı noktadayım.
Elbetteki, parlamenter siyasî çalışmalarda, bu Parlamentoda, milletvekillerinin
en geniş bir şekilde bu kürsüde düşüncelerini ifade etmeleri, bizim
anlayışımızın gereği. Bu noktada zaten tatbikatımız da budur. Ancak, bu İçtüzük
teklifi, Başkanlığın da bir teklifi olmadığı için, bizim bu konuda çok fazla bir
yorum yapma hakkımız da yok, imkânımız da yok. Dolayısıyla, benim
düşüncelerimde bir değişiklik yoktur.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Alptekin.
Sayın milletvekilleri,
madde üzerinde 1 önerge vardır; önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 161
sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması
Hakkında İçtüzük Teklifinin 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih
Kapusuz |
İsmail
Bilen |
Mücahit
Daloğlu |
|
|
Ankara |
Manisa |
Erzurum |
|
|
Alaettin
Güven |
İrfan
Gündüz |
|
|
|
Kütahya |
İstanbul |
|
Madde 1. - 5.3.1973
tarihli ve 584 karar numaralı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa
Mahkemesince iptal edilen 91 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden
düzenlenmiştir.
"Temel Kanunlar
Madde 91. - a) Bir hukuk
dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde
genel ilkeleri içermesi; kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü
ilgilendirmesi; kendi alanındaki özel kanunların dayandığı temel kavramları
göstermesi, özel kanunlar arasında uygulamada ahenk sağlaması, düzenlediği alan
yönünden bütünlüğünün ve maddeler arasındaki bağlantıların korunması
zorunluluğunun bulunması; önceki yasalaşma evrelerinde de özel görüşme ve
oylama usulüne bağlı tutulması gibi özellikleri taşıyan kanunları ve İçtüzüğü
bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştiren veya yürürlüğe koyan tasarı veya
tekliflerin Genel Kurulda bölümler halinde görüşülmesine ve her bölümün en çok
otuz maddeyi geçmemek kaydıyla hangi maddelerden oluşacağına hükümetin, esas
komisyonun veya grupların teklifi, Danışma Kurulunun oybirliği ile önerisi
üzerine Genel Kurulca karar verilebilir. Bu takdirde bölümler, maddeler
okunmaksızın maddenin görüşülmesindeki usule göre ayrı ayrı görüşülür ve
bölümdeki maddeler ayrı ayrı oylanır.
Milletvekilleri, esas
komisyon veya hükümet değişiklik önergeleri verebilir. Milletvekilleri
tarafından, Anayasaya aykırılık önergeleri dahil her madde için iki önerge
verilebilir.
Bölümler üzerindeki
soru-cevap süresi onbeş dakika ile sınırlıdır.
81 inci maddenin diğer
hükümleri saklıdır.
b) Danışma Kurulunda
oybirliği sağlanamaması halinde siyasi parti gruplarının önerisi üzerine de (a)
bendinde belirtilen yasama yönteminin uygulanmasına Genel Kurulca karar
verilebilir."
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, 500 kelimeyi geçen bir önerge, 517 kelimedir; işleme koyamazsınız
İçtüzük gereği.
Gerekirse sayılsın
tekrar.
BAŞKAN - Sayın Koç,
ilgili arkadaşlara, sizin ifadenizden sonra sordum…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, ben de 517 kelime saydım. Yanlış bir iş yapıyorsunuz; İçtüzüğe aykırı;
500 kelimeyi geçemez.
Sayın Başkanım, ara verin
sayın, 517 kelimedir.
BAŞKAN - Sayın Koç,
arkadaşlara sordum…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, yanlış bir iş yapmamanız için uyarıyorum sizi.
BAŞKAN - Müsaade
ederseniz, bir Grup Başkanvekili olarak tabiî ki önergelerin fotokopilerini
size takdim ediyorlar, siz onu inceliyorsunuz…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, bir sayın; 5 dakika ara verin, düzeltin önergeyi.
BAŞKAN - Müsaade eder
misiniz; başka bir şey diyeceğim ben müsaade ederseniz.
Sayın yetkili
arkadaşlarımıza sordum onlar "geçmiyor" dediler. Şu anda…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, ben de saydım, geçiyor.
BAŞKAN - Efendim, müsaade
ederseniz ben cümlemi tamamlayayım.
Şu anda kısa bir ara
vereceğim, bu dediğiniz hususu tetkik ettireceğim tekraren; eğer böyle bir şey
varsa, gereken şeyleri çıkarıp ona göre işlem yapacağım.
Sayın milletvekilleri,
Birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.55
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.08
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
161 sıra sayılı İçtüzük
Teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. -KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
2.- Adalet
ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz
ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Başkanlık Temsilcisi?..
Yerinde.
1 inci madde üzerinde
verilen önergede kalmıştık.
Önerge üzerindeki gerekli
işlemler yapılmıştır.
Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Başkanlık
Temsilcisi?
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Katılıyorsunuz.
Sayın Kapusuz, önerge
hakkında konuşacaksınız; buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, hangi bölümleri çıkarttınız?
BAŞKAN - Tutanağı size de
gönderdik Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Tamam da, belirtin; benim doğruluğum anlaşılsın.
BAŞKAN - Gerekli
düzenleme tutanağa yansımıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) - 500
kelimeden fazlaydı, iki paragraf çıkarılmış; bilgisi olsun arkadaşlarımızın;
boşuna bir muhalefet gayretkeşliği olarak görülmesin.
BAŞKAN - Sayın Kapusuz'u
dinleyelim.
Sayın Kapusuz, buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, İçtüzükte yapılan
bir değişiklik: Yasama Meclisinde milletvekillerinin tartışmasında, farklı
düşüncelerin, farklı iddiaların ve yaklaşımların olmasını doğal karşılıyoruz.
Ancak, bunları yaparken, geçmişteki konuşmalara, geçmişteki uygulamalara atıfta
bulunarak, onlardan güç almaya kalkmak, onları dayanak olarak kabul etmeyi,
doğrusu, ben kabullenmiyorum.
Evet, düşünceniz neyse,
onu getirir orta yere koyarsınız, savunursunuz. Geçmişte falan başkan bunu
söyledi, falan konuşmacı şunu söyledi gibi bir gerekçeye ihtiyacımız olmadığı
kanaatini taşıdığımızı ifade etmek istiyorum.
Yapmak istediğimiz nedir;
yasama hukukunda, özel yasama yöntemleri -ki, bununla ilgili olarak çok açık
bir şeyi ifade etmenin yeri burasıdır diye düşünüyorum- sadece Türkiye'de
değil, dünyada uygulanan bir yöntemdir; ki, bizde de uygulandı.
Şimdi, inşallah aramızdan
ayrılmamıştır değerli konuşmacı arkadaşlarımız, birkaç hususu sizlerle
paylaşmak istiyorum. Evet, 20 nci Dönem Birinci Yasama Yılında bu konu gündeme
getirilmiş; bu gündeme taşındığında, birkaç isim burada çok öne çıktığı için,
gerekçe olarak göstermek açısından değil, değerli milletvekili arkadaşlarımızın
konuyu daha iyi anlamaları açısından ifade etmek istiyorum ki, o dönemde,
Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Sayın Uğur Aksöz var, Cumhuriyet Halk
Partisi Grup Başkanvekili Sayın Oya Araslı var. Şimdi, kendi gerekçesi olarak
Sayın Araslı şunu söylüyor, diyor ki: "Bizim o zamanki kabul ettiğimiz
metin var ya, o metini siz tetkik etmemişsiniz."
Değerli arkadaşlar, ben,
2001 yılına kadar bu düzenlemenin uygulamasını burada yapan bir arkadaşınızım.
Dolayısıyla, eğer -bir düzenleme yapılıyor- sizin yaptığınız düzenleme doğru,
benim yaptığım düzenleme yanlış olarak bir gerekçeye getirir dayamak
isterseniz, bu fevkalade hatalı olur. O zaman kabul edilen nedir; o zaman kabul
edilen, evet, temel yasa olmalı, temel yasa uygulanmalı; ancak, ne olmalı;
sadece ve sadece şu olmalı; nedir o; oybirliği olmalı. Evet, o gün için kural
olarak oybirliği kullanılmış olabilir; ama, daha sonraki süreçte, iki kez
Anayasa Mahkemesi iptal etmiş, bu iptal sırasında birtakım tespitler yapmış.
Bizim yapmış olduğumuz da, Anayasa Mahkemesinin yapmış olduğu tespitleri
bugünkü İçtüzüğe yerleştirmek; oradaki boşluğu doldurmak istiyoruz.
Peki, biz ne yapıyoruz;
değerli arkadaşımızın birisi "yasayı bugün getirdiniz, 12 saat geçmeden de
önerge veriyorsunuz" falan dediler. Değerli arkadaşlar, lütfen dikkat
buyurun; biz, bu teklifi, 27.5.2003 tarihinde teklif olarak vermişiz; bunu
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı komisyona havale etmiş; komisyon da
29.5.2003'te bunu rapor haline getirmiş, görüşmüş, Genel Kurulun gündemine
girmiş; yaklaşık iki yıldır… Peki, onunla ilgili, bugün, bir düzenleme
yapılıyor. Niye, peki, biz bu önergeyi verdik? Konuşmacı arkadaşlarımız da
söylediler, ben de tekrar ediyorum; Anayasa Mahkemesi, gerekçeli kararını,
maalesef, kararla birlikte yayımlaması gerekirken yayımlamıyor. Aslında,
Anayasa açıktır; karar, gerekçesiyle birlikte yayımlanır; ama, maalesef, biz
bir hata yaparsak düzeltmenin yolu mümkün; yargının hatasını, eğer hata varsa
-ki, uymak mecburiyetinde olduğumuz karar için şunu söylemek istiyorum- Anayasa
Mahkemesinin hatasını kim düzeltecek; yok bir müessese. Dolayısıyla, Anayasa
Mahkemesi kararını bekledik; gerekçeli karar yayımlandı, önergemize de, o
kararda zikredilen bütün hususları koyduk arkadaşlar.
OYA ARASLI (Ankara) -
Karar yayımlandıktan sonra koydunuz.
SALİH KAPUSUZ (Devamla)-
Sonra, burada, arkadaşlarımız, milletvekillerimizin sözünü kestiğimiz, komisyonlara
veyahut da çalışma sisteminde arkadaşlarımızın katılımlarını engellediğimiz
gibi birtakım değerlendirmeleri, benim tasvip edip, kabul etmem mümkün değil.
Her seviyede bu katılım söz konusudur.
Değerli arkadaşlar, bizde
yasama sistemi şu şekilde işliyor: Bir tasarı veyahut da teklif, Meclis
Başkanlığına veriliyor, ilgili ihtisas komisyonuna gönderiliyor; komisyon,
direkt görüşebildiği gibi, gündemine alıyor, isterse altkomisyona gönderiyor,
altkomisyondan tekrar üstkomisyona geliyor, üstkomisyonda çalışmalar
şekilleniyor, komisyon raporuyla birlikte Genel Kurula geliyor. Genel Kurulda
da, bu çalışmaların her seviyesine katılım sağlanmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kapusuz,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Sadece değişen nedir derseniz, zaten,
bir ihtiyaçtan doğan temel yasa kavramı, her yasa için kullanılacak bir yöntem
değildir. Temel yasa kavramı belirlenmiştir. Burada, ihtilafa düşülen bir husus
oldu, geçmişte tarif olmadığı söylendi; ama, Anayasa Mahkemesi kendisine göre
bir tarif koydu. Biz, bu önergemize, Anayasa Mahkemesinin tarifini olduğu gibi
koyduk; maddelerde önerge verilmesini getirdik; aynı şekilde, önceden
belirlenmiş yöntem -ki, buraya gelince bir yöntem belli olmayacak- bir yöntem
belli olmayacak- bir temel yasa Danışma Kuruluna götürülecek, Danışma Kurulunda
mutabakat sağlanırsa, buradaki yönteme göre getirilip görüşülecek. Şayet
Danışma Kurulunda mutabakat sağlanmazsa, o takdirde, aynı yöntem, Genel Kurulun
oyuna müracaat edilecek. Genel Kurul kabul ederse, ondan sonra, o yasa, temel
yasa şeklinde, özel yöntemle görüşülecek; yani, belirsiz hiçbir şey yoktur.
Kural, önceden bellidir. Bir temel yasa, İçtüzüğümüze göre nasıl görüşülecekse,
hepsi burada tadat edilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kapusuz,
lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Evet, tamamlıyorum Sayın Başkanım. Yalnız, özel bir konu olduğu için, bir de,
maddenin -biraz önce söylediğim gibi- metni değiştiğinden dolayı, neyi getirip
getirmediği hususunu arkadaşlarımızla paylaşıyorum.
Biz, bu teklifimizdeki
önerimize ilave olarak şunu koyduk: Evet, getirdik buraya, tanım koyduk, nasıl
görüşüleceğini netleştirdik. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesinin zikretmiş
olduğu, ifade etmiş olduğu, iptal gerekçesi olarak ortaya koymuş olduğu her
hususu buradaki metne koyduk. Dolayısıyla, bundan sonrası için, Anayasa
Mahkememizin, bunu iptal gerekçesi olarak bir şey bulacağı kanaatini taşımadığım
gibi, bu yöntemin, her yasa için değil, ancak temel yasalar için belirlenmiş,
tüm temel yasalar için uygulanacak bir yöntem olduğunu ifade ediyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kapusuz.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Koç, ne
anlamda söz istiyorsunuz?
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, verilen bu önerge, yeni bir madde ihdası gibi algılanıyor. Bu
konuda bir usul tartışması açılmasını talep ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Koç, bu
hususta yeni bir madde ihdası söz konusu değil…
HALUK KOÇ (Samsun) - Size
göre değil…
BAŞKAN - …çünkü, temel
kanun anlamında, komisyon metninde var, aynı metin geçerli. Bununla ilgili
olarak pek çok işlem yapıldı.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, 63'e göre bir usul tartışması…
BAŞKAN - Fakat,
görüşünüzü ifade etmek üzere, size söz vereceğim. 69 uncu maddeye göre, bir
açıklama yapmak için, görüşünüzü açıklamak üzere size söz vereceğim.
Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsım adına, saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
değişik tartışma boyutları gündeme geliyor. Değerli Grup Başkanvekili
arkadaşım, bundan dört yıl önce, üç yıl önce bu kürsülerden söylenen ve
tutanaklara geçen sözlerin burada yinelenmesinden çok hoşnut olmadığını
söyledi.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Hepsi isabetli onların.
HALUK KOÇ (Devamla) - Hiç
olmazsa ben öyle anladım. Bundan alınmamak gerekiyor Sayın Kapusuz.
SALİH KAPUSUZ(Ankara) -
Hayır, hiç endişemiz yok.
HALUK KOÇ (Devamla) - O
zamanki siyasî konumunuz gereği birçok şeyi ifade etmişsiniz bu kürsülerden.
Şimdi, bunlar, siz iktidarda iken sizin bazı uygulamalarınız karşısında
muhalefet tarafından dile getirildiğinde, bundan hiç şikâyet etmemeniz
gerekiyor. Tutanaklarda çok iz bırakmışsınız Sayın Kapusuz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Hayır, hayır...
HALUK KOÇ (Devamla) - O
kadar çok iz var ki ve şimdi bu adımları atarken yaşadığınız çelişkiler
muhalefet tarafından dile getirildiğinde, biraz bunun mahcubiyeti oluyor
herhalde, bunu da anlayışla karşılamak mümkün.
Değerli arkadaşlarım,
bakın, şimdi getirilen önerge özensiz hazırlanmış bir önergedir. Burada
dikkatli bakınca, bunun 500 kelimeyi geçtiği ifade edildiğinde, hemen tepki
gösterildi; hayır efendim, şudur budur… Sayın Başkan bu uyarıyı dikkate aldı
-kendisine teşekkür ediyorum- ve sayıldı; sadece gerekçesi 470 kelime çıktı.
Yani, bir şey söylediğimiz zaman bunun bir karşılığı oluyor, bir
değerlendirilmesi lazım. Hemen peşinen, biz bunu verdik, bu şekilde yapılacak;
hiç itiraz yok…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Hayır, öyle bir şey yok Sayın Başkan.
HALUK KOÇ (Devamla) - Bu
yanlış bir uygulama; siz de yanlışınızı kabul ediyorsunuz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Yanlış yok; neyse, söyleyin.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Efendim, yanlış yok değil, yanlış var. Var ki, burada, bakın…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Size göre.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Ben, konudan haberi olmayan değerli İktidar Partisi milletvekili arkadaşlarıma
seslenmek istiyorum…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, bakınız…
HALUK KOÇ (Devamla) -
Demek ki, uyarılarımız doğruymuş ki, bu kadar paragraf buradan çıkarıldı. Biraz
özen Sayın Kapusuz, biraz özen! Bunları söylemek hata mı?!
Değerli arkadaşlarım, bu
Meclisin, bugün, son bir aydır bu şekilde zıtlaşan bir çalışma ortamına
gelmesinin sebebini, ben bu kürsüde, salı günkü danışma kurulunda anlaşma
olmayınca, İktidar Partisinin grup önerisi aleyhinde aldığım sözlerde dile
getirdim, lütfen, özeleştiri yapın dedim. Lütfen, hükümet, Grup ve Genel
Merkeziniz arasındaki koordinasyonsuzluğu -sizi ne ilgilendiriyor diyemezsiniz;
çünkü, Meclisi ilgilendiriyor- buradaki eşgüdümsüzlüğü dile getirdim. Bunun
için, ben eleştiri yaparım ama, sizlerin de özeleştiri yapması gerekir diye söyledim.
Sivil havacılıkla ilgili kanunda Cumhuriyet Halk Partisinin çok yaratıcı
fikirleri yoktu. Bu kanun çabucak görüşülüp geçecekti. Hâkimler ve Savcılar
Kanununda, özlük hakları ve mülakatlar dışında, Cumhuriyet Halk Partisinin çok
fazla bir itirazı yoktu. Bu Meclisin, bu gündemle, bu şekilde kilitlenmesinin
sebebi, dün bana yönelttiğiniz suçlamalarda, ben ve Cumhuriyet Halk Partisi
değil; lütfen, biraz da, bu değerlendirmenin sebebini kendinizde arayın.
Değerli arkadaşlarım,
bunun ceremesini, burada çok süslü tümcelerle dile getiren arkadaşlarımız,
Meclisin zamanının çok kıymetli olduğunu, vatanın, milletin sosyal boyutlarda
birçok beklentisi olduğunu… Niye getirmediniz bugüne kadar Özürlüler Yasasını?
Niye getirmediniz? Niye getirmediniz?
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, bunu söylediğiniz zaman…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Başkanım, boş mu kaldı bu Meclis; hep çalıştı.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Efendim, siz konuştunuz, ben sizi dinledim. Lütfen, Sayın Kapusuz…
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
İyi de, şimdi niçin söz aldınız, onu anlayamadım?
HALUK KOÇ (Devamla) -
Ünal Bey, yine mi siz?.. Yine mi siz?.. Yine mi siz?..
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Evet, yine ben! Niçin söz aldınız, anlayamadım. (CHP sıralarından ayağa
kalkmalar, gürültüler)
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Otur oturduğun yerde!
BAŞKAN - Sayın Tiryaki…
Sayın Tiryaki…
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Sayın Başkan, 69'u okudum, yok böyle bir şey.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Her şeye cevap mı vereceksin ya! Otur, otur yerine!
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
lütfen, oturunuz… Sayın Aslanoğlu…
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Sen buradan zor gidersin! Bak, adam gibi otur yerinde! Terbiyesiz adam!
BAŞKAN - Sayın Tiryaki…
Saygıdeğer arkadaşlarım,
lütfen yerinize oturur musunuz…
Sayın Koç, devam edelim;
buyurun efendim.
Arkadaşlar, lütfen hatibi
dinleyelim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sen de kalk konuş!
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
lütfen, istirham ederim… Lütfen…
HALUK KOÇ (Devamla) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri… (Gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Koç,
lütfen devam ediniz.
HALUK KOÇ (Devamla) -
Eğer bu gerginliğin yaşanmasında benim payım varsa, özür diliyorum; eğer yoksa,
olanlar varsa, onların da dilemesini bekliyorum.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, bakın, İçtüzük, değişiklik önergeleri hakkında, 87 nci maddede çok açık
bir hüküm getiriyor.
Lütfen, açarsanız, 55
inci sayfada, 87 nci maddenin son paragrafında "Görüşülmekte olan tasarı
veya teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan, ancak tasarı veya
teklif ile çok yakın ilgisi bulunan…"
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Koç,
sürenizi, ihtilaf konuları da dahil olmak üzere uzattım. Lütfen konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
HALUK KOÇ (Devamla) -
"Görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan,
ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin
değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler
üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılır."
Değerli arkadaşlarım, bu,
bu kapsamda değerlendirilebilecek bir olaydır. Bütünüyle, fazlasıyla bile, iki
paragraf fazlasıyla bile yeni bir madde olarak yerini almaktadır; yani, daha
komisyondan çıkmış tek maddelik kanunda dahi, tek maddelik -kanun demeyelim-
bir İçtüzük değişiklik teklifinde dahi, burada yaptığınız değişiklik teklifinin
tümüyle yeniden ele alınmasını öngören üç sayfalık bir önerge veriliyor!
Değerli arkadaşlarım,
lütfen… Ben, Sayın Başkandan istirham ediyorum, İçtüzüğün 87 nci maddesi
uyarınca, son paragrafında belirtildiği usulde, komisyon salt çoğunluğunu
sağlasın Sayın Başkan ve ondan sonra, 87 nci maddenin son paragrafında ele
alındığı üzere, bu değişiklik önergesinin gündeme getirilmesini,
değerlendirilmesini talep ediyorum. Bu, en doğal, İçtüzükten gelen hakkımızdır
ve sizi de, İçtüzük hatası yapmamanız için bir uyarma fırsatıdır.
Dikkatiniz için teşekkür
ediyorum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Koç.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, bir hususu dikkatlerinize arz etmek istiyorum; hatiplerin
konuşmasını beğenirsiniz beğenmezsiniz, olabilir, hoşunuza gidebilir
gitmeyebilir, bunlar normaldir. Zaman zaman, irade içinde veya iradesi dışında,
birkısım arkadaşlarımız -her iki gruptan da- ifadelerde bulunuyorlar konuşan
hatibe. Yalnız, birkısım milletvekili arkadaşlarımızın, böyle, ayağa kalkarak,
başka bir grubun üstüne doğru gitmeleri falan hiç yakışık alan bir davranış
değildir. Bu arkadaşlarımızı uyarıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Lütfen…(CHP sıralarından
gürültüler)
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Öbür arkadaşı da uyarın ama Sayın Başkan, laf atanı da uyarın; onu niye
uyarmıyorsunuz?!
BAŞKAN - Saygıdeğer
arkadaşlarım, bakınız, dikkat ederseniz, ben burada hiçbir şeyden bahsetmedim;
sadece, bir eylemi, bir fiili gerçekleştiren arkadaşlardan bahsettim. Niçin
tepki gösteriliyor buna?! Kim yapıyorsa bunu, o arkadaşlarıma diyorum ki,
lütfen, tepkilerinizi, medenî usuller, İçtüzük hükümleri çerçevesinde
gerçekleştirin; kalkıp, başkasının kürsüsüne doğru yürüyerek, sıralarına doğru
yürüyerek; böyle bir usul falan yok, istirham ediyorum…
MEHMET SEMERCİ (Aydın) -
O tarafa bakarak konuşun Sayın Başkan.
BAŞKAN - O tarafa bakarak
konuşayım: Böyle bir usul ve esas yok; size de bakarak konuşayım...
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, Sayın Koç'un konuşmalarını dinledim. Teklif, 91 inci maddenin
düzenlenmesiyle ilgilidir, bunu amirdir ve böyle bir teklif verilmiştir
milletvekilleri tarafından. Bu önergede de, verilen bu teklifle ilgili olarak
bir düzeltme söz konusudur. Dolayısıyla, burada, yeniden bir madde ihdası söz
konusu değildir. Eğer yeniden bir madde ihdası söz konusu olsaydı, komisyonun
salt çoğunlukla buna katılıp katılmadığını tabiî ki arayacaktım; bunu,
bilgilerinize arz ediyorum.
Şimdi, önergeyi
oylarınıza sunuyorum…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısı istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamam Sayın Koç,
karar yetersayısını arayacağım.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Sayın milletvekilleri,
karar yetersayısı yoktur; birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.26
Açılma Saati: 16.32
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
161 sıra sayılı İçtüzük
teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. -KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
2.- Adalet
ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz
ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Başkanlık Temsilcisi?..
Yerinde.
Teklifin 1 inci maddesi
üzerinde verilen önergenin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.
Önergeyi yeniden
oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
istikametinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum…
OYA ARASLI (Ankara) -
Sayın Başkan, sözlerimin yanlış anlaşılması nedeniyle söz talep etmiştim.
BAŞKAN - Sayın Özçelik,
bir dakika…
Sayın Araslı, tutanakları
getirttim. Tutanaklarda Sayın
Kapusuz'un geçen ifadesini aynen okuyorum…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Çelik, efendim, Kapusuz değil…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Ben… Ben…
OYA ARASLI (Ankara) -
Hayır, daha önce de Sayın Faruk Çelik Beyinkini istemiştiniz.
BAŞKAN - Kapusuz…
Kapusuz…
HALUK KOÇ (Samsun) - Daha
önceden Faruk Çelik'le ilgili olan konuşma bölümüne tutanaklardan bakacaktınız…
BAŞKAN - Efendim,
bakınız…
HALUK KOÇ (Samsun) -
"Aynı birleşimde devam edeceğim" dediniz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hayır, hayır…
Bu, Salih Kapusuz.
Sayın Salih Kapusuz'un
ifadesi aynen şöyle: "O dönemde Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Sayın
Uğur Aksöz var, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Sayın Oya Araslı var.
Şimdi, kendi gerekçesi olarak Sayın Araslı şunu söylüyor, diyor ki: 'Bizim o
zamanki kabul ettiğimiz metin var ya, o metni siz tetkik etmemişsiniz.'"
Burada, hiçbir sataşma vesaire
yok; yani, siz, Sayın Kapusuz'a metnin tetkik edilmediğini söylüyorsunuz; o da,
bu ifadeyi kullanıyor…
OYA ARASLI (Ankara) -
Devam ediniz efendim… Devam ediniz…
BAŞKAN - …burada sözün
devamı olacak bir şey yok. Buraya kadar olan husus bu.
Bilgilerinize sunuyorum.
OYA ARASLI (Ankara) - Bu
kısmı değil efendim, konuşmasının keşke daha sonra gelen kısmını da incelemiş
olsaydınız ve ben, bundan önce, Sayın Faruk Çelik'in de aynı şeyi yapması
üzerine söz hakkı talep ettim; onu da vermediniz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Şu anda burada
yok.
Bakınız, saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, bu tip konuşmalara…
OYA ARASLI (Ankara) -
İçtüzük değişikliği olmadan, siz, bizim söz imkânlarımızı kısıtlıyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Araslı,
müsaade ederseniz, cevap vereyim.
Malumunuz olduğu üzere,
bu tip konuşmalara aynı oturum içinde cevap verilir diye bir ifade var ve
gruplar arasındaki konuşmalarda -diğer ifade; ben, onu da getirttim- 30
dakikalık konuşma süreniz içerisinde, zaten, Sayın Faruk Çelik'e hitaben o konuşmaları
yaptınız ve söylediniz; o ifadeler kullanıldı. Yarım saat, hatta belki bir iki
dakika fazla konuşuldu. O oturum içinde bunlar cevaplandırıldı. Şu anda
herhangi bir işlem yok.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - Bu İçtüzük
hükümleri, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Atila Emek ve
aynı zamanda Sayın Emek'in şahsı adına da söz talebi var.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Grup adına konuşacağım.
BAŞKAN - Şahsınız adına
konuşmuyorsunuz.
O zaman, süreyi
düzelteyim.
Süreniz 10 dakika Sayın
Emek.
Buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA ATİLA
EMEK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz
İçtüzüğün değiştirilmesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini
açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım,
İçtüzüğü değiştiriyoruz. Biraz önce, Komisyon Başkanı "Meclis İçtüzüğü,
Meclisin anayasasıdır" demişti. Şimdi, bunun üzerinde tartışma yapıyoruz
ve İçtüzüğü değiştirirken, açıkça,muhalefetin söz hakkını kısmak için çaba sarf
ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
özellikle son günlerde, Meclisimiz, 22 nci Dönem olarak, çok yoğun çalışmalar
yaptı. Neyin eksiği vardı da böylesine bir durumu, Meclisin son günlerine,
yasama dönemi biterken getirme gereğini duyduk?!
Şimdi,
buradan şu çıkıyor: Önümüzdeki gün, yarın, muhtemelen, bankalar kanunu gelecek,
bir sipariş yasası olarak gelecek ve o kanunu, o tasarıyı görüşmek için, Meclis
İçtüzüğünü değiştirme gayreti içindeyiz.
Şimdi, bu Mecliste, biz,
özellikle sipariş yasalarını bu dönemde gördük, kişiye özel yasaları da gördük.
Sayın Maliye Bakanının af kanunları, bu Mecliste çoğunluğunuzla çıkarıldı.
Şimdi, bir sipariş yasası, IMF'nin size sipariş verdiği bankalar tasarısını,
Meclisten alelacele, halkın gözünden birçok şeyi gizleyebilmek için, getirip,
İçtüzüğü değiştiriyorsunuz. Şimdi, böyle bir anlayışla varacağımız bir yerin
olmadığını ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
sabahtan beri çok ciddî tartışmalar yapıyoruz; çünkü, Sayın Komisyon
Başkanımızın ifade ettiği gibi, Meclisin anayasasını değiştiriyoruz.
Şimdi, biraz önce, Sayın
Kapusuz "tutanakları önümüze getirmeyin" dedi. Peki, bu tutanaklar
niçin önemli; bu Meclisin bugüne kadar, 1920'den bu yana yaptığı tüm çalışmalar
bu tutanaklarla belgeleniyor. Örneğin, ben, kendi adıma söyleyeyim; bu dönem,
22 nci Dönem ilk defa milletvekili olarak geldim, bu tutanaklardan
yararlanmayıp da neden yararlanacağız; gelecek kuşaklar, bu Parlamentoda
yapılan çalışmaları bu tutanaklardan izlemeyip de nereden izleyecek?!
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, elimdeki tutanak bir ibret vesikası; çünkü, köklerinize
döndüğümüz zaman, dün muhalefette olduğunuzda,
sizin geçmişte mensup olduğunuz parti muhalefette olduğunda, o
muhalefetin sözcülerinin söylediklerine baktığımız zaman… Ben bir muhalefet milletvekili olarak konuşma
hazırlamaya çalıştım, tutanağa baktım; bugün söyleyeceklerimin hepsini
muhalefet adına o dönemdeki değerli
muhalefet sözcüleri söylemiş; kim söylemiş -çok seviyorum, saygı duyuyorum-
Sayın Alptekin söylemiş. Kim söylemiş; Sayın Kapusuz söylemiş. Kim söylemiş;
Sayın Meclis Başkanı Bülent Arınç söylemiş. Şimdi, burada var.
Değerli arkadaşlarım,
rejimleri demokratik kılan muhalefetin varlığıdır. İktidar her rejimde vardır;
ama, rejimi demokratik kılan muhalefetin varlığıdır. Siz, dün muhalefetteyken,
sonuna kadar, muhalefetin, Meclisin haklarını savunacaksınız; millet bizi
buraya gönderdi, bu millet adına bu kürsüden konuşma hakkını savunacaksınız;
bugün iktidar olduk, ama, muktedir olamıyoruz; bir yerlerde, gelip, muhalefetin
sesini kısacaksınız!..
Sayın Başkan biraz önce
dedi ki: "Bu içtüzük değişikliği, iktidar-muhalefet dengesini
sağlayacak." Sayın Başkan, beraber çalışıyoruz komisyonda; bir akademisyen
hukukçu olarak böyle mi sağlayacağız; muhalefetin sesini kısarak mı bu dengeyi
sağlayacağız?! Bu konuda hukukçu kimliğinizle, akademisyen kimliğinizle bir
milletvekili olarak vicdanınız rahat mı?!
Yine diyor ki Sayın Başkan: "Hükümetin icraatının önü
açılacak."
Değerli arkadaşlarım, çok
açık söylüyorum, bir milletvekili olarak, milletim adına bu kürsüden bu
konuşmayı yaparken, daha geçen hafta bölgemde, Manavgat'ta, Alanya'da,
Antalya'da ve bütün sahil boylarında, domates üreticisi, domatesini sokağa
döküyordu. Peki, bu domatesin böylesine sokağa dökülmesine, üreticinin rezil
rüsva, perişan durumuna eğer çözüm olacaksa, buyurun İçtüzüğü değiştirelim.
İcraatın neyine engel?!.
Sayın Başbakan Antalya'da
dedi ki: "Sayın Putin'le hemen telefon görüşmesi yapacağım, ihracatın
yolunu açacağım." Değerli arkadaşlarım, hâlâ üretici perişan, kan ağlıyor.
Yine, geçen gün portakal üreticisi dedi ki: "Portakalı toplatmaya
çalıştım, kilo fiyatı işçi ücretini karşılamayacak. Bırakın ağaçta
kalsın..."
Değerli arkadaşlarım,
eskiden kervan vardı. Geçen gün, bir değerli milletvekilimize bölgeden bir
telefon geliyor "Sayın Başbakan hâlâ Putin'le görüşemedi. Bizim kervan,
develer çıksaydı, şimdiye Bakû'ye varırdı" diyor. (CHP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar)
MEHMET ALİ ARIKAN
(Eskişehir) - Telefon hattı çekilecekmiş!
ATİLA EMEK (Antalya) -
Değerli arkadaşlarım, şimdi, çok açık söylüyorum, inançla söylüyorum; şu
tutanağın üst kısmına baktığımız zaman, o gün Sayın Salih Kapusuz, Sayın
Alptekin, Sayın Arınç muhalefet ederken, bu İçtüzüğü değiştirmeye çalışanların
hiçbirisinin partisi burada yok. Şimdi, eğer İçtüzüğüyle oynamaya başlarsanız,
Meclisin anayasasıyla oynamaya başlarsanız, sıkıştınız demektir, suyunuz ısındı
demektir; yarın, aynı akıbete siz düşeceksiniz.
Değerli arkadaşlarım,
hiçbir zaman, bu Mecliste muhalefetin sesini kısmaya çalışanlar bir şey
kazanamamışlardır; siz de kazanamayacaksınız.
Bakınız, 22 nci Dönem, en
çok, en yüksek çalışma oranının yapıldığı, verimli çalışmaların yapıldığı bir
dönem. Türk Ceza Kanununu bu Meclis değiştirdi, AB'ye uyum yasalarını bu Meclis
çıkardı; Anayasa paketlerini değiştirdik, hiçbir sıkıntı olmadı da, şimdi
nedir, Meclisin kapanmasına üç gün kala, neden dolayı bu İçtüzüğü
getiriyorsunuz?!
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
IMF'nin isteği!..
ATİLA EMEK (Devamla) -
Yeni dönemde olabilirdi, uzun uzun tartışırdık; ama, IMF talimat verdi,
Bankalar Yasası Plan ve Bütçe Komisyonundan çıktı, yarın geliyor. Milletin
gözüne perde, muhalefetin sesini kısmak için, şimdi kalkıyorsunuz, bunu
getiriyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Ama, unutmayın, orada 47 milyar
doları bu milletin sırtına yüklerseniz, sizin de sonunuzun geldiği demektir ve
biliniz ki, bu millet bunun hesabını soracaktır.
Değerli arkadaşlarım, şu
gerilime ne gerek var. Dün, bugün, neredeyse, Parlamentoda kamuoyundan
aldığımız desteğe gölge düşürürcesine bir gerilime girdik; hiç gerek var mı;
tatile gidiyoruz.
ALİM TUNÇ (Uşak) - Yok
tabiî ki…
ATİLA EMEK (Devamla) - Hiç
gerek yoktu; ama, bunu siz sağladınız, birilerinden talimat aldınız…
BAŞKAN - Sayın Tunç,
lütfen…
ATİLA EMEK (Devamla) -
…yukarılardan talimat alıyorsunuz, günlük değişim içine giriyorsunuz. Bununla,
bu tarzda verimli çalışma da olmaz, iktidar-muhalefet dengesi de kurulmaz Sayın
Başkanım.
ALİM TUNÇ (Uşak) -
Önlemezseniz olur!
ATİLA EMEK (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, şimdi, Parlamento olarak, 22 nci Dönem olarak gerçekten
verimli çalışma yaptık da, hükümetin önüne her getirdiği tasarıyı kanunlaştırmak
için gece gündüz çalıştık…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Emek,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ATİLA EMEK (Devamla)
-…ama, halka bir bakın, dönün bakın memleketin haline; bütün kesimler ağlıyor,
bütün kesimler inim inim inliyor. Gençler işsiz; işsizliğe çare mi buldunuz,
tarıma çare mi buldunuz?! Tekstilci bağırıyor, battım diye bağırıyor; çare mi
buldunuz?! Bir tek ayakta kalan sektör turizm; yakında onun ocağına da incir
ağacı dikeceksiniz.
MEHMET SOYDAN (Hatay) -
Haydi canım!..
ATİLA EMEK (Devamla) -
Evet… KDV'yi düşüremediniz; şimdi de, konaklama vergisini getirerek o insanları
perişan edeceksiniz.Size hayırlı olsun; ama, millet sizden kurtulmanın yolunu
bulacaktır.
Bu
duygular içinde, Yüce Heyete saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Emek.
Madde üzerinde, şahsı
adına, Manisa Milletvekili Sayın İsmail Bilen; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
İyi ki İsmail Bey var; sağ olsun!
İSMAİL BİLEN (Manisa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçtüzük Değişiklik Teklifi üzerinde söz
almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli dostlar, bir
önceki konuşmamda söyledim; kanunların asıl hazırlanış yeri komisyonlardır,
ihtisas komisyonlarıdır. Bu ihtisas komisyonları, zaman zaman altkomisyonlar
kurarlar, buralarda da çalıştırılır, hem milletvekili arkadaşlar hem teknik
donanımı olan bürokrat arkadaşlar veya sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri
de buraya davet edilir; onların değerli fikirlerinden istifade edilir.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Bürokratlar bir iş bilmezler, koyun bile güdemezler!
BAŞKAN - Sayın Uzdil…
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Evet, burayı bir mutfak olarak tasvir etmiştim; hakikaten, burası bir mutfak.
Mutfakta hazırlanan yemekler masaya servis yapılırken, bu yemeğin belki tuzu
veya biberi eksik bırakılmış olabilir; bunları masada hazırlarsınız, masada o
yemeğin üzerine nakledersiniz. Bakın, eğer, bunu da ciddî bir çalışma olarak değerlendirirsek,
aslolan, bu kanun teklif veya tasarılarının, komisyonlarda bilgisi, birikimi,
donanımı olan bütün arkadaşlardan istifade edilerek hazır hale getirilmesidir;
sonra, bunu Genel Kurulun huzuruna getirirsiniz; rötuş yapılacak veya ilave
edilecek çok teknik bir şey varsa eğer, donanımı olan bir arkadaşımız veya
heyetin içerisinden birisi bunu önerirse, o da, burada o teklife veya tasarıya
ilave edilir.
Değerli dostlar, süratli
çalışmak durumundayız. Demin de söyledim, tatili de…
ATİLLA KART (Konya) -
"Değerli dostlar" değil, yanlış konuşuyorsun; dost değiliz. Dost diye
bir kavram yok; onun yeri burası değil. Onun yeri başka yer…
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Affedersiniz…
Değerli arkadaşlar, sayın
milletvekili arkadaşlarım…
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu)
- Tatile gitmek istemiyoruz...
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Bakın, tatile de gitmeyebilirsiniz. Eğer, tatil sürenizin tamamını buraya
vakfetseniz, orada çıkaracağınız, bu dirençle çıkaracağınız yasa sayısı
bellidir, kanun sayısı bellidir.
Evet, değerli arkadaşlar,
bu kanunların çıkarılması lazım, ülkenin önünün açılması lazım. Avrupa
Birliğiyle müzakereleri, inşallah, 3 Ekimde başlatıyoruz. Burada, mevzuatımız
da gözden geçirilecek.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Avrupa Birliğiyle ilgili bu yasa…
BAŞKAN - Sayın Uzdil,
istirham ediyorum.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Biz kimseden...
Değerli Arkadaşım, bakın,
varsa sizin de söyleyecek bir şeyiniz, çıkar buradan söylersiniz.
Biraz önceki konuşmacı
arkadaşımı da biraz yadırgıyorum. Biz kimseden talimat almayız.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
IMF…
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Bu Parlamento da, bugüne kadar kimseden böyle bir talimat almamıştır; talimat
üzerine de hareket edilmiyor. (CHP sıralarından "Washington, IMF"
sesleri, gürültüler) Geçmişte de bu bir zaruret olarak getirilmiştir.
BAŞKAN - Sayın Uzdil…
Sayın milletvekilleri... Lütfen, dinleyelim efendim.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Bu zaruret nedeniyle, bugün, bu değişiklik önerilmiştir ve bundan sonra, belki,
Adalet ve Kalkınma Partisi olmayacak; ama, burada iktidar partisi olan
arkadaşlar veya bu Parlamento çatısı altında hizmet üretmeye çalışan
arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlara, bu teklifi getiren
arkadaşlara, bu teklife destek olan arkadaşlara müteşekkir olacaklardır.
Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Şahsı adına ikinci
konuşmacı, Sayın Zeyid Aslan.
Konuşacak mısınız
efendim?
ZEYİD ASLAN (Tokat) -
Evet.
BAŞKAN - Buyurun.
ZEYİD ASLAN (Tokat) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içtüzük değişikliğiyle ilgili teklifin 2
nci maddesinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Yaklaşık 4-5 saatten beri
bu değişiklik teklifi üzerinde, gruplar düşüncelerini ve görüşlerini ifade
ettiler. Konunun içeriğiyle ilgili, sanıyorum, milletvekili arkadaşlarımız
yeterince bilgi sahibi oldular.
Bu içtüzük değişikliyle
yapılmak istenilen şey, özellikle "kapsamlı kanun" diye tarif edilen,
toplumun birçok kesimini ilgilendiren, en az 40 maddeyi bulan, kendi içerisinde
teselsül eden bir hususu düzenleyen; yani, kısacası, bu hafta görüşeceğimiz
Bankacılık Kanunu gibi, Belediye Kanunu gibi, daha önce burada zaman zaman
görüştüğümüz 100, 150, 200 maddelik kanunlarda olduğu gibi, yine, bu husus,
Meclisin huzuruna getirilmek ve Genel Kurul tarafından kabul edilmek suretiyle
belirli bölümler halinde görüşülmesi, görüş ve düşüncelerin bölümler üzerinde
aktarılması; ama, oylamaların ve önergelerin, yine, tek tek maddeler halinde
oylanması ve önergelerin verilmesi suretiyle bir değişiklik teklifi.
Bunun, Anayasa Mahkemesi
tarafından benzer düzenlemelerinin daha önce iptal edildiği burada ifade
edildi, bununla ilgili açıklamalar da yapıldı; 96'da, 2001'de, 2003'te yapılan,
değişik zamanlarda İçtüzük 91 inci maddede yapılan içtüzük değişikliklerinde
Anayasa Mahkemesinin, içtüzük değişikliğinde olması… Eksik olarak gördüğü
hususlardan da tecrübe edinmek suretiyle, deneyim kazanmak suretiyle, burada
belirtilen eksikliklerin de giderilmesi suretiyle yeni bir düzenleme yapılmıştır.
Bu düzenlemenin, Meclisin sağlıklı çalışabilmesi açısından -ki, bu zaman zaman
ifade edildi- istisnaî olarak kullanılabilecek bir düzenlemedir; yani, bu
düzenleme, sürekli olarak kullanılabilecek bir düzenleme değildir. Bazen öyle
durumlar olabilir ki, buna gereklilik duyulabilir.
Burada, yaklaşık iki
haftadan beridir Sivil Havacılık, peşinden Hâkimler ve Savcılar Kanununu
görüştük; ikisi de yaklaşık 100 maddeydi toplam, bizim dokuz çalışma günümüzü
aldı. Şimdi, o maddelerin hepsinde, özellikle Cumhuriyet Halk Partisine mensup
arkadaşlarımız, gerek grup gerekse şahıs adına toplam 15 dakika, yine,
İçtüzüğün kendilerine verdiği bu hakkı -tabiî ki, kullanacaklar- 10 dakika da
soru-cevap haklarını da kullanmak suretiyle; yani, her bir maddeyi, biz, yarım
saati aşkın bir sürede geçtik. Nihayet bu görüşmelerin sonuna geldiğimizde,
geçen cuma günü akşam, sivil havacılığın son maddelerinde -şu anda ismini
hatırlayamıyorum; ama, zabıtlarda mutlaka bulabiliriz- Cumhuriyet Halk
Partisinden bir sözcü arkadaşımız burada, çıktı ve aynen şu cümleyi kullandı
"Gördünüz mü, eğer Cumhuriyet Halk Partisiyle anlaşmadığınız zaman,
kanunların nasıl çıkamadığını gördünüz mü? Siz, işte, biz, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak Meclisin bu çalışmasını bilinçli olarak engelliyoruz; ya bizimle
anlaşırsınız ya da bu sonuca katlanırsınız" cümlesini aynen kullandı.
Yani, elbette, İçtüzük bize birtakım haklar veriyor; ama, özellikle Sayın
Anadol'un, sık sık bu kürsüye geldiği zaman "hakkın suiistimali, hakkın
kötüye kullanılması" cümlesini ne kadar fazla kullandığını benim kadar
sizler de mutlaka duymuşsunuzdur.
Burada, zaman zaman,
hakkın suiistimali, hakkın kötüye kullanılması vardır; yoksa asla ve asla,
hiçbir zaman, gerçekten o kanuna katkıda bulunmak isteyen, gerçekten o kanunla
ilgili eleştirilerini, görüşlerini, önerilerini getirmek isteyen hiç kimsenin
sözünü kesmeye hiç kimsenin hakkı olamaz. Buna AK Parti Grubu olarak da biz,
asla ve asla taraf olamayız. Ama, dediğimiz gibi, asla, bunun, bir hakkın
suiistimaline, bir hakkın kötüye kullanılmasına sebep olmaması gerekir.
Burada, Hâkimler ve
Savcılar Kanununu görüşürken, hâkim ve savcıların dışında o kadar çok şey
konuştuk ki!.. Biraz önce, Sayın Emek, muhalefetin sesinden bahsederken,
gündemin tamamen dışında, Antalya'da Başbakan, Putin, Bakû gibi alakasız
konuları burada gündeme getirdi. Alakasız konuları gündeme getirdi; bu da, bir hakkın suiistimalidir.
ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) -
Buna sen karar veremezsin!...
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Bu da, bir hakkın kötüye kullanılmasıdır.
ALİ CUMHUR YAKA (Muğla)-
Buna sen nasıl karar veriyorsun!..
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Değerli Arkadaşım…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aslan,
lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurunuz.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Burada, gündem dahilinde bu konuları getirir konuşursunuz. Bununla ilgili yasal
çalışma varsa, gelir, burada bunları konuşursunuz; ama, İçtüzük değişikliğinde,
kalkıp da, Başbakanın Antalya'da yaptığı bir konuşma ya da Başbakanın
Antalya-Putin görüşmesi gibi konunun tamamen dışında bir hususu burada
konuşuyorsanız; demek ki, o zaman, İçtüzüğün verdiği hakkı doğru kullanamıyoruz
demektir.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Vatandaşın İçtüzük derdi yok, domates derdi var; sorununun çözümünü bekliyor.
ZEYİD ASLAN (Devamla) -
Elbette, muhalefet, İçtüzüğün kendine verdiği hakkı kullanırken, iktidar da,
İçtüzüğün kendisine verdiği hakkı mutlaka kullanacaktır diyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Uymuyorsunuz; kuralları değiştiriyorsunuz.
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım…
ATİLA EMEK (Antalya) -
Bir konuya açıklık getireceğim.
BAŞKAN - Sayın Emek,
yerinize oturur musunuz; lütfen, istirham edeyim.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN- Efendim, yerinize
bir oturun.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Sayın Başkan…
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Çok ağır konuştu ama!..
BAŞKAN - Hayır. Niye?!
Bir dakika… Ne gerekçeyle talep ettiğinizin hiçbirini duymadım.
Bakın, oturur musunuz…
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, biraz önce de Genel Kurulun dikkatine arz ettim; burada, çıkıp,
bütün arkadaşlarımız konuştu. Bakınız, geneli itibariyle, İçtüzüğü en geniş
anlamıyla yorumlayarak hiçbir arkadaşımın konuşmasına müdahale etmek
istemiyorum, çok nadir olarak ikaz ediyorum; ama, şimdi, kendisi konuştuğu
zaman, ilgili, ilgisiz hiç kimsenin sesi falan çıkmıyor, başka bir arkadaşımız
ufacık bir konuşma yaptığı zaman -bu defa bu tarafa bakarak konuşuyorum- bütün
millet hep birden ayağa kalkıyor, yürüyor! Böyle bir usul falan yok arkadaşlar.
Bu milletvekillerinin hepsi için Genel Kurulda her türlü hak hepsine eşit
derecededir, kimse kimseden farklı bir imtiyaza sahip değildir.
Bilgilerinize arz
ediyorum.
Şu anda, madde üzerinde
10 dakika soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Sayın Başkan, sataşma iddiasıyla söz istiyorum.
BAŞKAN - Tutanakları
getirtip incelettireceğim, böyle bir şey varsa söz vereceğim.
Sayın Şimşek, buyurun
efendim.
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Alptekin'e bir
sorumu yöneltmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
uzlaşma diyorsunuz, bu teklifi veriyorsunuz. Hükümete mensup koalisyon
ortakları, Meclisi hızlı çalıştırmak istediklerini ifade ediyorlar ve bunun
için de kapsamlı bir teklif getirmişler, uzun süre bu Meclis meşgul edilmiş;
ama, nedense geri çekilmiştir. İşte, bu durumda sormak gerekiyor, zaman
tasarrufuysa ve zamanda israf varsa, bunun muhatabı, şu anda görülen odur ki,
iktidar ve onun kendi tutumudur. Müzakereler saatler sürer, bu, günler sürer.
Şimdi, bütün bu müzakerenin tarihteki ehemmiyeti ortadayken, iktidar olarak, bu
teklifleri verenler olarak, bu Mecliste bu meselelerin tartışılmasının ve
müzakere edilmesinin, bunun, iktidarıyla, muhalefetiyle millet adına
yapılmasının bu Mecliste çok görülmesini gerçekten hayretle karşılıyoruz.
Tartışmalar daima doğruları getirir, hayırlı sonuçları getirir.
Değerli arkadaşlarım,
biz, görüyoruz ki, bu teklifleri getirenler olarak siz, bindiğiniz dalı kesiyorsunuz,
yanlış yapıyorsunuz. Biz, burada feryat ediyorsak, demokrasi adına, Parlamento
adına feryat ediyoruz.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa)
- Böyle olmaz ki; soru, soru…
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Evet, bu parmaklar, bu Tüzük Mecliste kabul edilebilir; ama, tarih her şeyi
yazacaktır. Sayın Kapusuz'un söylediği gibi "keser döner sap döner, gün
gelir hesap döner" değil. Tarihin de dili vardır, Sayın İsmail Alptekin
Beyin 2001 yılında söylemiş olduğu tarihin dili tutanaklara geçmiş; fakat,
biraz önce, Sayın Alptekin…
BAŞKAN - Sayın Şimşek…
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Sorumu soruyorum.
BAŞKAN - Biliyorum, siz
güzel konuşursunuz…
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Sorumu soruyorum.
BAŞKAN - …güzel de
konuşuyorsunuz ama…
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Efendim, sorumu soruyorum.
BAŞKAN - …diğer
arkadaşların hakkı gidiyor.
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Sorumu soruyorum.
Yalnız, anlaşılan şu ki:
Sayın Alptekin "Başkanlık bu teklifi getirmedi" dediğine göre, o da
bu teklife katılmıyor.
Benim sorum şu, biraz da
kendi içinde ironisiyle soracağım: İkibuçuk yıldır anlamak istediğim şuydu:
Acaba tüccar olarak siyasetin perakendeden bu yasaların temel yasaya dönmesi
toptan siyaset anlayışı içerisinde mi olacaktır? Günün birinde, bu Genel
Kurulda, sadece tümü üzerinde görüşmeler yapılır ve sanırım ki, o zaman, bu
yasaları getiren, demokrasinin önünü kesmeye çalışan anlayış bu Mecliste olmaz.
Teşekkür ederim.
MEHMET SOYDAN (Hatay) -
İktidar olmayı hiç düşünüyor musunuz?
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Şimşek.
Sayın milletvekilleri,
lütfen, kendi aramızda konuşmayalım.
Sayın Oral…
V. HAŞİM ORAL (Denizli) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Önce, bir yanlış
anlaşılmaya mahal vermemek için bir düzeltme yapmak istiyorum Adalet ve
Kalkınma Partisi adına konuşan arkadaşıma karşılık.
"Engelleme"
denilen şey, eğer, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, İçtüzüğe göre hakları
bulunan partilerin haklarını kullanmaksa, bu engelleme değildir; bir.
İkincisi, 360 küsur
milletvekiliyle Meclistesiniz arkadaşlar. Eğer, siz, burada karar yetersayısını
günde 6 kez, 7 kez, 8 kez, 9 kez istettiriyorsanız ve her seferinde de bu karar
yetersayısı bulunmuyorsa, bunun müsebbibi sizsiniz, kendi kendinizi engelleyen
sizsiniz.
BAŞKAN - Sayın Oral,
sorunuzu sorar mısınız efendim.
V. HAŞİM ORAL (Denizli) -
Onun için, lütfen, yanlış yapmayın, önce kendi tahlilinizi kendiniz yapın Sayın
Koç'un söylediği gibi.
Şimdi, soruma geliyorum.
Sayın Kapusuz'un söylediğine göre, bununla ilgili, yani -komisyonlarda, bir
arkadaşım da söyledi- belediyelerle ilgili, bankalarla ilgili, sosyal
güvenlikle ilgili bütün çalışmalar yapılmış; ben, şimdi buradan, başta, Sayın
Meclis Başkanına ve bu konuyla ilgili sorumluluk alan Sayın Komisyon Başkanına
soruyorum ve diyorum ki, acaba, siz, komisyonlarda yaptığınız bu çalışmalar
konusunda -bizim haberimiz yok- Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarındaki
arkadaşlarımızı yeterince bilgilendirdiniz mi; yani, hangi maddede, kim ne
konuşacak, ve öneri getirecek, biliyor mu? Bunu gerçekten öğrenmek istiyorum;
bir.
İkincisi; son söz olarak
şunu söylüyorum; Sayın Kapusuz'un dediğine yürekten katılıyorum; yürekten
katılıyorum Sayın AK Parti Grup Başkanvekilinin... Ayinesi iştir kişinin, lafa
bakılmaz.
Sayın Kapusuz, üç dönem
önce böyle söylemiş olabilir, iki dönem önce böyle söylemiş olabilir; ama,
bugün bunu böyle söylüyor; ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!..
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Gazalcı, buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, bir senato
vardı, Millet Meclisinden çıkan kararlar orada da görüşülürdü. Sonra, senato
kalktı, tek meclis geldi. Şimdi, tek sese doğru gidiliyor.
Demokrasi bir kurallar
düzenidir ve katılım ve çoğulculuğun yaşanmasıdır. Demokrasinin yaşanacağı yer,
birinci olarak Parlamentodur. Bu tüzük değişikliği geldiği takdirde, nasıl bir
demokrasi olacaktır, üstelik senato da yokken?
Meclis Başkanı ve AKP
sözcüleri sürekli olarak Meclisin çok yasa çıkardığını, çok çalıştığını
söylediler.
BAŞKAN - Sayın Gazalcı,
sorunuzu istirham edeyim mi...
MUSTAFA GAZALCI
(Denizli)-Soruyorum efendim.
BAŞKAN- Şu bakımdan
diyorum; bakınız; soru soracak arkadaşların süresinin 5 dakikası geçti..
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
-Bitiriyorum efendim, 1 dakika oldu.
BAŞKAN-Bir arkadaşımız, 3
dakikada soru sorduğu için diğer arkadaşlara sıra gelmiyor ve onların hakkı
gasboluyor, onun için...
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Peki, bitiriyorum efendim.
Şimdi, bu bir çelişki
değil mi? Daha önce, Meclis Başkanı, AKP sözcüleri Parlamentonun çok iyi
çalıştığını, çok yasa çıkardığını söylediler. Ben soruyorum şimdi: Ne engel
oldu da, aradan üç yıla yakın bir zaman geçtikten sonra hangi engelle
karşılaştınız? O dedikleriniz mi yanlıştı, şimdi mi bir şey oldu?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Gazalcı.
Sayın Kuzu, buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, bana sorulan soru... Gazalcı'nın sorusu
var.
Şimdi, tabiî, senatonun
kaldırılmış olması ve tek meclise indirilmiş olması Türkiye için bir aşamadır.
Ben, onun doğru yapıldığını düşünüyorum; çünkü, orada da, bilindiği gibi,
siyasî partiler, eğer, her iki mecliste de aynı çoğunluğu almışsa, sonuç zaten
değişmiyordu; aksi durumda da engelleme çıkarıyordu.
Şimdi, tabiî, burada,
demin söyledim, iktidar-muhalefet dengesi derken, ben, şunu anlatmaya
çalışıyorum: Demokrasilerde muhalefet çok önemli. Zaten, muhalefet, bir tek de
demokrasilerde var, diğer sistemlerde muhalefet zaten yok; farkı da bu.
Muhalefetin susturulmasını, onun tamamen bir kenara bırakılmasını hiçbir zaman
kimse savunamaz, savunmaması lazım.
Burada getirilen, bana
sorarsanız, arızî bir durum, demek istediğim o; yani, bu çok iyi yapıldı, çok
çok güzeldi filan diyen, bunu söyleyen zaten yok burada.
Sonuç itibariyle,
çoğunluğa bir yükümlülük getirmiş bu millet, şunları yapacaksın diyor, verdiğim
icraatlar var diyor, ona bir hız kazandırılmak isteniyor, getirilen düzenleme
bu.
Belki, bu arada
"muhalefetin engellemesi" dediğimiz yöntem biraz kısmış olunuyor veya
bu yol… Kaldı ki, bir de şu var: Bu yola gitme zorunluluğu yok; yani, ille de
hükümet bu yola gidecek diye... Böyle bir yol da yok. Belki bazı kanunlar
bakımından, gerektiğinde kullanılabilecek olan bir yöntemdir bu.
O bakımdan… Yani, burada,
biz, hani, zaman zaman diyoruz, bizim demokrasimiz müdahalecidir, militandır;
bunu, biz demiyoruz da, dışarıda söyleyenler oluyor; yani, bunu, göğsümüz
kabara kabara söyleyemeyiz tabiî ki.
Neticede, bunu, şunun
için söylüyoruz: Türkiye'de demokrasi yenidir, elli altmış yıllık bir geçmişi
vardır, birden bire Batı tipi, tam açılırsak sorun çıkar düşüncesiyle...
Mesela, siyasî parti kapatma bundan doğmuştur, düşünce açıklama hürriyetini
kısma bundan doğmuştur; ama, bugün, bunları, Türkiye, yavaş yavaş aşma
noktasına gelmiştir.
Son söz olarak...
Belirttiğim gibi, muhalefeti kısmak gibi bir niyetimiz asla olamaz, hele hele
engellemek... Kısmen bir kısılma; doğru. Zaten, bunu getirmezsen, o zaman
normal usulle yapmış olacağız.
Söylediğim gibi, benim,
yine, temennim, iktidar-muhalefet anlaşarak, oybirliği dediğimiz birinci cümlede
yer alan maddenin uygulanması… Zaten, o zaman sorun çıkmaz. İkinci kısma mümkün
olduğu kadar çok başvurulmaması elbette ki... Ama, hükümetin icraatları
tıkandığı zaman başka da çaresi kalmıyor; bunu belirtmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kuzu.
Sayın Başkanım, Sayın
Alptekin, ilave edeceğiniz bir husus var mı?
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Sayın Şimşek ismimden
bahsetmek suretiyle bir yorum yaptılar. Dolayısıyla, bu yorumun içerisinde
benim cevap vermemi gerektiren bir yön bulamadığımdan, ben de buna ilave edecek
bir söz söylemiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum.
Sayın milletvekilleri,
soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.
2 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3.- Bu İçtüzük
hükümleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürütülür.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA ATİLLA
KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İçtüzük Değişikliği
Teklifinin 3 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
görüşlerimi beyan etmek üzere söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
konuşmama Anayasa Mahkemesi dosyasından bir paragrafı aktararak başlamak
istiyorum. Aynen okuyorum: "Komisyonları zamana oynayan, genel kurulu
tartışmayan bir yapı kendi özünden uzaklaşır ve bürokratik yasamanın bir örtüsü
olarak kalır. Bir maddelik kural, yasama egemenliğini yürütme ve bürokrasi
egemenliğinin içinde eritmektedir. Kuvvet birliğinden daha farklı olan bir
tehlike önümüzdedir. İki kuvvet tarafından yasama kuvvetinin yutulması
tehlikesi… Demokrasiyi imha eden sebepler, daima topla ve tüfekle gerçekleşmez.
Bazen, adına 'hukuk' denen ve Prof. Aksoy'un tarifiyle 'cibilliyetsiz' olan
kurallar da aynı sosyal felaketi hazırlayabilir. Bütünleşmenin iletişim
tekeliyle geçirimsiz bir bağ kurması ise, sonuçları kestirilemez bir vahamet
olacaktır. Güzel ve büyük Türkiye'nin yaşadığı gerçek budur. Bu girişim, gücün
hukuk yuvasından fırlaması ve yasama egemenliğinin yok edilmesi olayıdır; bu
girişim, bilgi ve tecrübî akıl temelinden yürümeyen çoğunluğun rejim için nasıl
tehlikeler ürettiğinin eşine rastlanmaz örneğidir, emsal oluşturacak
suimisalidir." Bu ifadeler nerede kullanılmış, kimler tarafından
kullanılmış, onu, biraz sonra, yine, yeri geldiği zaman anlatacağım.
Değerli arkadaşlarım,
bilindiği gibi, yasama organı çalışmalarını düzenleyen içtüzükler, uygulamada,
anayasalar kadar önemli olan düzenlemelerdir; bunlar Meclisin sessiz
anayasalarıdır.
Anayasamız, madde
oylaması esası üzerine oturtulmuştur. Temel yasalarda, madde oylaması
yapılmadan, herkesi bağlayacak hukuk kuralını tesis etmek mümkün değildir.
Böyle bir yaklaşım, toplum için son derece önemli sonuçları olacak yasalarda,
toptan oylama arayışlarını hızlandıracaktır.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Madde oylanacak.
ATİLLA KART (Devamla) -
Hukuk sistemimizde ve doktrinde, temel yasa, yeniden yapılanma, kapsamlı
değişiklik kavramlarının unsurları ve sınırları, teknik ve objektif esaslara
bağlanmamıştır. Bu konu hem uygulamada hem de doktrinde tartışmalıdır. Medenî
Kanun, Ceza Kanunu, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu gibi yasalarla ilgili
düzenlemelerin temel kanun vasfında olduğu açıktır.
Ancak, Kooperatifler
Kanunu, İş Kanunu, idarî yargıya, sosyal güvenlik, bankacılık konularına
ilişkin düzenlemelerse, getirilen bu teklifle, her zaman için temel kanun
olarak nitelendirilip, bu ve benzeri düzenlemelerle, muhalefetin çalışmasını ve
denetim görevini kısıtlamanın amaçlandığı, açık bir şekilde, sözcüler, iktidar
sözcüleri tarafından da ifade edilmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
esasen, idarî denetim mekanizmalarını etkisiz hale getiren, adlî yapıda
kadrolaşma sürecini başlatan, kritik soru önergelerine cevap vermemek suretiyle
yasama denetimini engelleyen bir siyasî iktidarın, en nihayet,
milletvekillerinin Meclisteki seslerini kısmak suretiyle, yasama
sorumsuzluğuna, kürsü sorumsuzluğuna, kürsü sorumsuzluğuna müdahaleyi
başlatması kaçınılmazdır. Bu sebeple ve bu anlamda getirilen bu teklifi pek de
yadırgamıyoruz. Aslında, adi suçlardan, yüz kızartıcı suçlardan dolayı
yargılanır iken ve işin esasında milletvekili seçilme engeli mevcut iken
Parlamentoya girenlerin ve yasama dokunulmazlığı zırhına bürünenlerin kürsü
sorumsuzluğuna müdahalede bulunmalarında da yine şaşılacak bir şey yoktur. Bu
süreç maalesef kaçınılmaz bir süreçtir.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye'de otoriter yönetimi aşan, totaliter ve faşizan bir yönetim anlayışı ve
uygulamasına hızla gitmekte olan bir süreç söz konusudur. Yakın zamanda bu
teklifi tamamlayan yeni teklifleri de göreceğimizden hiç kimsenin şüphesi
olmasın. Sözgelişi, maddeler üzerindeki konuşma sürelerini 10 dakikanın altına
düşüren tekliflerle de karşılaşacaksınız. Bunlara da hazırlıklı olmamız
gerekiyor.
Bakın değerli
arkadaşlarım, getirilen bu İçtüzük teklifi Anayasa Mahkemesinin 31.1.2002 ve
29.4.2003 tarihli iptal ve yürütmenin durdurulması kararlarındaki gerekçelerin
hiçbirisini bünyesinde taşımamaktadır. Hukuk normunun genellik, soyut ve
sürekli olma unsurları ihlal edilmiş, her olay için ayrı ayrı özel yasama
yöntemleri geliştirilmiş olmaktadır bu teklifle. Komisyon Başkanı ve iktidar
sözcüleri, bu risklerin, yani, Genel Kuruldaki bu risklerin yasalarla ilgili
komisyon çalışmaları esnasında giderilebileceğini kendilerince ifade ediyorlar.
Bu ifadenin de, Türkiye gerçekleri ve sözgelişi Anayasa Komisyonu Başkanı ve
siyasî iktidara mensup komisyon üyelerinin demokrasi anlayışları ve
uygulamaları karşısında hiçbir anlamının olmadığını yine ifade etmek istiyorum.
Öylesine hukuk tanımaz bir siyasî iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız ki
"nasıl olsa karma komisyonun iradesi belli, bunun için toplanmaya gerek
yok" diyen, diyebilen komisyon başkanları ve bu komisyona, bu anlayışa
sahip olan bir siyasî iktidar uygulamasıyla karşı karşıyayız.
Keza, şu anda
görüştüğümüz İçtüzük teklifinin Anayasa Komisyonunda görüşülmesi
aşamasında "temel yasa" veya
"kapsamlı yasa" kavramlarının unsurlarını ve sınırlarını belirlemek,
böylece, komisyon ve Genel Kurul çalışmalarında etkinlik ve verimlilik
sağlayabilmek amacıyla altkomisyon kurulması yolunda talepte bulunmuş isek de,
bu teklifimiz de kale alınmamıştır. Dolayısıyla, burada, Genel Kuruldaki bu
risklerin, bu hataların komisyonda, mutfakta görüşülmek suretiyle
giderilebileceği yolundaki söylemin hiçbir inandırıcı yönünün olmadığı, hiçbir gerçek
yönünün olmadığı, bu İçtüzük görüşmelerindeki, komisyon görüşmelerindeki
süreçle belli. Onun için, bu söylediklerinizin de doğru bir tarafı yok,
inandırıcı bir tarafı yok.
Değerli arkadaşlarım,
geldiğimiz aşamada sizleri, yine, sağduyu ve sorumluluk almaya davet ediyorum.
Demokrasi anlayışı, böylesine hukuk tanımaz ve keyfî olan bir siyasî iktidarın
uygulamalarına karşı, hangi insafla, hangi adalet duygusuyla, muhalefetin,
denetim mekanizmalarını kötüye kullandığından söz edebilirsiniz. Unutmayalım ki,
konumu, sayısal gücü ve demokrasi anlayışındaki yetersizlik sebebiyle, hak ve
yetkilerini kötüye kullanma konusunda siyasî iktidarın çok geniş bir manevra
alanı vardır. Bu alan karşısında muhalefetin gücü, bu anlamda yetersiz
kalmaktadır.
Sorunun esası nedir;
sorunun esası şu, değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri: Türkiye'de üst
kurullar ve teftiş kurulları devreden çıkarılmıştır. Yargı, 1982 Anayasasının
getirdiği bürokratik yapıdan da istifadeyle, bağımlı hale getirilmiştir.
Kadrolaşma süreci başlatılmıştır. Hâkimler ve Savcılar Kanununda bu süreç
kurumsallaştırılmıştır. Medya-siyaset ve ticaret ilişkileri ustalıkla
kullanılarak, iletişim özgürlüğü kontrol altına alınmıştır. Nihayet, sıra,
Meclisi susturmaya gelmiştir; bu süreç Türkiye'de başlamıştır.
Sayın milletvekilleri,
peki, demokrasinin ve millet iradesinin kalbi olan Meclis, neden susturulmak
isteniliyor?
Sayın Başkanım, birinci
sırada, telefonla konuşan arkadaşımı, lütfen, uyarır mısınız.
BAŞKAN - Sayın Kart,
telefonla kim konuşuyor?
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Bayburt) - O yasaktır aslında.
ATİLLA KART (Devamla) -
Sayın milletvekili, sizi biraz sorumluluğa davet ediyorum, biraz,Millet
Meclisine saygıya davet ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Kart,
tamam…
ATİLLA KART (Devamla) -
Meclis Başkanının yapmadığı bu uyarıyı, ben yapmak zorunda kalıyorum.
BAŞKAN - Sayın Kart,
kendinize ait olan yetkileri kullanın da "Meclis Başkanı uyarmadı"
ifadelerini kullanmayın…
ATİLLA KART (Devamla) -
Sayın Başkan, orada yetersiz kaldığınız için ben bu uyarıyı yapıyorum.
BAŞKAN - Yalnız, Sayın
Kart, şunu ifade ediyorum: Şu Meclisin içerisinde Genel Kurulda, zatıâliniz
dahil, telefonla konuşmayan kaç kişi vardır?! Lütfen, istirham ediyorum… Bu
şekilde itham etmeyin… Bakınız… Lütfen…
ATİLLA KART (Devamla) -
Ben, birinci sırada, ikinci sırada, hatibin konuşmasını etkileyecek şekilde
hiçbir davranışın içinde olmadım Sayın Başkan.
BAŞKAN - O zaman
grubunuzdaki arkadaşlarınıza ve Grup Başkanvekillerinize de bu konuyu
hatırlatın. Her şey, yani, bu şekildeki ifadeyle değil... Ben arkadaşıma
söylüyorum; ama, kullandığınız kelimelerin sizin grup ve iktidar grubu dahil,
bütün arkadaşlarımızı töhmet altında bıraktığını, lütfen, dikkate alınız;
istirham ediyorum.
RECEP GARİP (Adana) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Sağ ol Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
ATİLLA KART (Devamla) -
Burada, bakın, bu tepkinin anlamı nedir? Bu tepkinin anlamı şudur: Meclisin
susturulmasına karşı bu duyarsızlık nedir?
ALİ AYAĞ (Edirne) - Ne
alakası var ya!
ATİLLA KART (Devamla) -
Bu tepki nedir, bu sorumsuzluk nedir?!Bunu size hatırlatmak istiyorum. (AK
Parti sıralarından gürültüler)
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Ayıp oluyor ama!.. O zaman ben size soruyorum: Sayın Araslı, 1996'da o teklifi,
Meclisi susturmak için mi verdi peki?!
BAŞKAN - Sayın Çelik,
lütfen…
Sayın Çelik…
Sayın Kart, lütfen,
konuşmanıza devam ediniz. (AK Parti sıralarından gürültüler)
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa)
- Sizin arkadaşlarınız da…
ATİLLA KART (Devamla) -
Uyarsın, uyarsın; orada Başkan duruyor; hepsini ben uyaracak değilim. Orada
Başkan duruyor.
BAŞKAN - Sayın Kart,
buyurun efendim. Benim sözlerim, sadece, sizin "telefonla
konuşuluyor" sözünüzle ilgiliydi. Buyurun efendim.
ATİLLA KART (Devamla) -
Sayın Araslı'nın verdiği teklifte ne vardı; bu türlü tasarıların görüşülmesinde
Meclisin oybirliği aranıyordu. Onun o teklifi ile bu teklif arasında nasıl bir
bağlantı kurabilirsiniz?! İşte, bu nedir biliyor musunuz: Bu, sizin adalet
duygunuzdur, bu, sizin adalet anlayışınızdır. Böylesine sığ, böylesine yetersiz
bir adalet anlayışı! (AK Parti sıralarından gürültüler)
MUSTAFA NURİ AKBULUT
(Erzurum) - Ya, sen kendine bak!
SERACETTİN KARAYAĞIZ
(Muş) - Misliyle iade ediyorum.
ATİLLA KART (Devamla) -
İkisi arasında dağlar kadar fark var. (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti
sıralarından gürültüler) İkisi arasında dağlar kadar fark var. Nedir; Meclisin
tamamı, grupların tamamı bir konuda oybirliği sağlamış ise, zaten mesele yok.
Kaldı ki, o zaman, o dönemde 5-6 gruplu bir Meclis söz konusu. O 5-6 gruplu
Meclis arasında bir oybirliği sağlanmışsa tartışılacak bir konu zaten yok
demektir. Buradaki tablonun o tabloyla uzaktan yakından ne alakası var?!
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kart,
Genel Kurula teşekkür eder misiniz.
Buyurun efendim.
ATİLLA KART (Devamla) -
Sayın Başkan, kişisel konuşma sürem de var, onu kullanmak istiyorum.
BAŞKAN - Kişisel hakkınız
şu anda yok; çünkü, sizden sonra şahsı adına konuşma talepleri var efendim.
ATİLLA KART (Devamla) -
Peki, Sayın Başkan. O zaman devam etmek üzere Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, bir açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN - Yerinizden mi
bir açıklama yapacaksınız?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Evet.
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
Komisyon Başkanı olarak bir talebiniz varsa sizi kürsüye davet etmek
zorundayım.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Şahsımla alakalı bir şey.
BAŞKAN - Kürsüden ifade
eder misiniz efendim.
Buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Kart'ın her çıkışı
olay oluyor bu kürsüde, her defasında üstü kapalı ya da açık şahsıma yönelik
tenkitlerde bulunuyor. Burada benim başka, komisyon üyelerim de var; elini
vicdanına koysunlar, benim kadar demokrat ikinci başkan var mı burada, söyler
misiniz? (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bu kadar geniş imkân
sağladım, çayı komisyondan, kahvesi komisyondan, her türlü imkânlarını
sağlarız, sonuna kadar konuştururuz. (Gülüşmeler, AK Parti sıralarından
alkışlar)
Bunu samimî olarak
söylüyorum, işin şakası bir tarafa. Neyse, bu Kart'la yıldızımız barışmadı
gitti.
İSMET ÇANAKCI (Ankara) -
Bu şekilde konuşmak yakışmıyor.
ATİLLA KART (Konya) -
"Sen" diye itham etme.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (Devamla) - Sayın Kart, müsaade buyur.
Bu kürsüye çıktın…
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkan, uyarınızı yapın, görevinizi yapın.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (Devamla) - Bir dakika...
Bu kürsüye çıktın,
allahaşkına, yürütme maddesinde söz aldın, yürütme konusunda ne dedin söyler
misin burada? Kayıtlardan getiririm. Bakın, bir tek cümle kullandın mı, bir tek
kelime kullandın mı?
Diyor ki oradaki madde:
Bu İçtüzük hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi yürütür. Ne dedin bu
konuda, kim yürütür? Niçin çıktın o zaman buraya, söyler misin? İşte, bu
getirilen düzenleme bunları önlemek için getiriliyor, tutumu yüzünden
getiriliyor bunlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Eğer gerçek anlamda
İçtüzük uygulansaydı iktidar bu yollara gitmezdi. Dolayısıyla…
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
Genel Kurula hitap ediniz lütfen!
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (Devamla) - Evet, ben Genel Kurula hitap ediyorum tabiî ki Sayın
Başkan.
ATİLLA KART (Konya) -
"Sen" diye hitap etmeyin.
Konuşmasına dikkat etsin
Sayın Başkan.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (Devamla) - Tamam, siz diye düzeltiyorum; onun da kolayı var.
ATİLLA KART (Konya) -
"Siz" diye konuşun "sen" diye konuşmayın, haddinizi bilin.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (Devamla) - Doğrudur.
Sonuç itibariyle, eğer,
iktidar-muhalefet dengesinde hakkın suiistimali olursa hukuk bunu korumaz
arkadaşlar. O açıdan, ikide birde böyle, şahıslara yönelik sözler sarf ederek,
burada sonuç alacak gibi bir yola gitmeyin.
MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) - İçtüzük değişikliği yapın, yürütme maddesinde konuşulmaz
deyin.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (Devamla) - Zaman kaybediyoruz, bunu hatırlatıyorum.
Saygılarımı sunuyorum.(AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum.
Şahsı adına, Manisa
Milletvekili Sayın İsmail Bilen; buyurun.
İSMAİL BİLEN (Manisa) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Hocamın ikazına
uyarak; ki, fakülteden de hocamdır... Bu İçtüzük değişikliğini Türkiye Büyük
Millet Meclisinin uygulamasından daha tabiî bir şey yoktur.
Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Aslan, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, grup başkanvekilleri buradaydı, tam bu sırada dışarıya
çıkarıyorlar. Bu bir hak suiistimalidir. İktidardan bir, muhalefetten bir dedik
efendim. Her seferinde, Genel Kurulu selamlayıp gidiyor ve ondan sonra hak
suiistimalinden bahsediyorlar. Yapmayın! Daha burada bile konuşma hakkını…
BAŞKAN - Sayın Koç,
oturun efendim.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, bakın, hiçbir grup başkanvekili arkadaşım yok. Esnaf Yasasında da
böyle oldu. Mutabakat bozulurken hepsi dışarıya çıkıyor; şu anda da aynı
şekilde!..
BAŞKAN - Sayın Koç… Salih
Kapusuz burada efendim.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, sabahtan beri ben arkadaşlarımla konuştum "evet"
diyorlar ve ondan sonra "hayır" oluyor.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, buradayım, söz verin…
BAŞKAN - Sayın Kapusuz,
herhangi bir şey yok.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım…(Gürültüler)
Sayın Aslan, kürsüde
durur musunuz efendim; izah edeyim.
HALUK KOÇ (Samsun) - Ben
konuştum arkadaşlarımızla, lütfen…
BAŞKAN - Saygıdeğer
arkadaşlarım, Sayın Koç, istirham edeyim…(Gürültüler)
Sayın Bilen... Sayın
Koç.. Sayın Kart…
Saygıdeğer arkadaşlarım,
bakınız, burada, gruplar adına konuşmalar var, şahıslar adına konuşmalar var.
Biz, İçtüzüğü uygulamakla yükümlüyüz. O aradaki konuşmalar, birbirlerine hak
devirleri ayrı bir meseledir. Eğer, burada, bizim önümüze böyle bir husus
intikal ederse, böyle bir husus, biz icra ederiz, gereğini yaparız. Şu anda,
benim önümdeki istek listesinde vardır ve ben, şu anda, konuşmak üzere Zeyid
Aslan'ı kürsüye çağırdım, şahsı adına konuşacaktır; çünkü, işlemi başlattım.
Sayın Aslan, buyurun,
mikrofonunuzu açıyorum. (Gürültüler)
ZEYİD ASLAN (Tokat) -
Devredebilirsek devredelim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim, şu
anda, ben, sizi -işlem olarak- kürsüye çağırdım; konuşuyorsunuz.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, devrediyor söz hakkını.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Arkadaşımız devrediyor Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Kapusuz,
efendim, siz Grup Başkanvekilisiniz; bu, şahsı adına bir taleptir, Sayın Zeyid
Aslan'la ilgili bir husustur.
Sayın Aslan, konuşmuyor
musunuz?
ZEYİD ASLAN (Tokat) -
Konuşmayacağım efendim.
BAŞKAN - Tamam, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Yani, Kanunlar Kararların kapısından, hangi kanun baskıdan çıktıysa, iki şahıs
konuşması İktidar Partisi tarafından kapatılıyor; bu hak suiistimali değil
midir değerli kardeşim?!
BAŞKAN - Zeyid Aslan
konuşmaktan feragat ettiği için, şahsı adına üçüncü konuşmacı, Konya
Milletvekili Sayın Atilla Kart; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar[!])
ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
ikibuçuk yıllık yasama faaliyetim esnasında hiç kimseyle kişisel bir kavganın
içinde olmadım; burada inandığım şeyleri anlatıyorum. Sayın Kuzu'nun karma
komisyonu bir yıl süreyle toplantıya çağırmadığı, kendisi hakkında suç
duyurusunda bulunduğumuz ve kendisinin de "karma komisyonu toplantıya
çağırmaya ne gerek var, nasıl karar vereceğimiz belli" dediği basın
kayıtlarında, komisyon tutanaklarında mevcuttur; bunları söyledim ben, başka
bir şey söylemedim. Bu nedir; demokrasi kültüründeki bir çarpıklığı gösterir;
bunun anlamı ve izahı budur.
Bakın değerli
arkadaşlarım, geldiğimiz aşamada, demokrasinin ve millet iradesinin kalbi olan
Meclisi neden susturmak istiyoruz?! İşin esası burada düğümleniyor.
MUSTAFA DURU (Kayseri) -
Konuşuyorsun ya!
ATİLLA KART (Devamla) -
Eğer yapılan ve yapılmakta olan yolsuzlukların sorgulanmasından ve
denetlenmesinden rahatsızsanız, rahatsız oluyorsanız, Hukukdışı ilişkilerle
sürdürülen özelleştirme uygulamalarının sorgulanmasından rahatsız oluyorsanız,
Mecliste toplantı ve karar yetersayısı istenilmesinden rahatsız oluyorsanız,
IMF'nin talepleri ve talimatları doğrultusunda… Sayın Bilen, bundan niye alınıyorsunuz,
iki gündür, televizyonlar naklen yayın yapıyor, IMF'nin bu taleplerini ve
talimatlarını iletiyorlar. Bütün ulusal televizyonlar, uluslararası
televizyonlar bunları anlatıyor.
İSMAİL BİLEN (Manisa) -
Ne Parlamento ne hükümet, kimseden talimat almaz…
BAŞKAN - Sayın Bilen…
Sayın Bilen, lütfen…
ATİLLA KART (Devamla) -
Bu talimatlar doğrultusunda…
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa)
- Biz verdik bu önergeyi…
ATİLLA KART (Devamla) -
…100-200 maddelik bazı yasaların bir iki gün içinde görüşülmesi konusunda bağımlılık
ve taahhüt içine girmiş ve ekonomimizin geleceğini, oradan gelecek bir dilime
endekslemiş iseniz; yargıya yapılan hukukdışı ve siyasî müdahalelerin deşifre
edilmesinden rahatsız oluyorsanız; işçi, köylü ve esnafın uluslararası tekeller
tarafından sömürülmesinden ve ulusal değerlerimizin yabancılaştırılmasından
duyulan tepkilerin Meclis zemininde dile getirilmesinden rahatsız oluyorsanız;
bankacılık sektörünün, uluslararası sermayenin ipoteği altına alınması
yolundaki çalışmalarının deşifre edilmesinden rahatsız oluyorsanız; 47 milyar
dolarlık bankacılık hırsızlığının sorgulanmasının önünü kesmek istiyorsanız,
orada yapacağınız, o Meclisin sesini, orada kesmektir. (AK Parti sıralarından
gürültüler) Bugün yapmak istediğiniz bu, değerli arkadaşlarım.
Sizleri bir noktada
uyarmak gereğini duyuyorum. Milletvekili görevi ve sorumluluğum adına bunu
ifade ediyorum. Bakın, geldiğimiz aşamada, bunların adı şudur: Totaliter ve
faşizan bir yönetim anlayışı ve uygulamasının Meclis bünyesinde
kurumsallaşmasına yönelik bir düzenleme getiriliyor. Tekrar ifade ediyorum…
(Gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Eraslan…
Sayın Çerçi…
ATİLLA KART (Devamla) -
Totaliter ve faşizan bir yönetim anlayışı ve uygulamasının
kurumsallaştırılmasına yönelik… (AK Parti sıralarından gürültüler)
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Dinleyin!..
BAŞKAN - Sayın Uzdil..
ATİLLA KART (Devamla) -
Bunları, fazla değil, bir yıl sonra, iki yıl sonra anladığınız zaman iş işten
geçmiş olacak değerli arkadaşlarım ve burada, o çatının altında, sadece siz
değil, hepimiz kalmış olacağız.
Bakın, tarihe karşı
sorumlu olmamak adına, sizleri, sağduyulu ve akılcı değerlendirme yapmaya, bir
defa daha davet ediyorum.
Yasama faaliyetinin,
yasama işlevinin niteliği adına, tutarlılık adına, siyasî etik adına, politik
namus adına... Hangi anlamda söylüyorum; üç yıl evvel Anayasa Mahkemesinde
söylediğiniz o söylemler adına söylüyorum. Politik namus adına, siyasî etik
adına soruyorum ve milletvekili sorumluluğu ve saygınlığı adına söylüyorum;
gelin, milletvekilinin; yani, sizlerin, bizlerin varlık sebebini ve
fonksiyonunu yok etmeye yönelik olan böyle bir düzenlemeye katkı sağlamayalım,
bu sorumluluğa ortak olmayalım.
Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kart.
Sayın Kuzu, Komisyon
Başkanı sıfatıyla değil, milletvekili sıfatıyla, kendisine atfen izafe edilen,
söylenilen sözlerle ilgili bir söz talebinde bulunmuştur.
Buyurun Sayın Kuzu.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Tutanakları incelemediniz Sayın Başkan!..
BURHAN KUZU (İstanbul) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karma Komisyonu toplamadığım ve gerek
yok dediğim konusunda Sayın Kart'ın açıklaması oldu.
BAŞKAN - Açıklıyor
efendim, dinleyiniz lütfen.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, hiç tutanakları incelemediniz, 69'a göre söz vermek için!
BAŞKAN - Efendim,
dinledim ve tespit ettim ben kendim.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Yani, bazı şeyleri çok kolay algılıyorsunuz!
BAŞKAN - İstirham
ediyorum...
BURHAN KUZU (Devamla) -
Sayın Koç, söz Kuzu da!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim?..
BURHAN KUZU (Devamla) -
Söz Kuzu'da…
HALUK KOÇ (Samsun) - Koç da burada!..
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
hiçbir sataşmaya sebebiyet vermeden; lütfen efendim…
BURHAN KUZU (Devamla) -
Yok, vermem, benim âdetim değil o biliyorsunuz Sayın Başkan.
HALUK KOÇ (Samsun) - Ama,
Koç derken, lütfen Haluk Koç deyin, Atilla Koç'la karışmasın; ben hiç
uyumuyorum çünkü!
BURHAN KUZU (Devamla) -
Tamam, Haluk Koç…
Sayın Kart, bu karma
komisyonun nasıl çalıştığını biliyoruz. Hangi beyanatta ve nerede?.. Burada,
Meclis huzurunda söylüyorum, nerede dedik biz "komisyonu çalıştırmaya
gerek yoktur, sonuç bellidir" filan gibi?.. Böyle bir şeyi bu kürsüden
nasıl söylüyorsun, hukukçu sıfatınla?!
Şimdi, karma komisyon,
biliyorsunuz, dokunulmazlıklara bakan bir komisyon. Biz, daha önce, bir süre bu
komisyonu toplamadık. Sebebini hepimiz biliyoruz; muhalefet partimizin verdiği
bir araştırma komisyonu önergesi vardı; dünyada bu nedir, nasıl çalışıyor,
karma komisyonun görevi nedir filan diye. Kendisi de komisyon üyesiydi
biliyorsunuz ve en son…
ATİLLA KART (Konya) -
Yanlış konuşuyorsunuz!..
BURHAN KUZU (Devamla) -
Böyle bir komisyon kurulmadı mı?..
ATİLLA KART (Konya) -
Sekiz ay sonra…
BAŞKAN - Sayın Kart,
istirham ediyorum! Sayın Kart, bütün hatiplere müdahale ediyorsunuz. Lütfen
yani…
BURHAN KUZU (Devamla) -
Hayır, onu söyleyeceğim; bu komisyon kurulmadı mı?! Gel burada kurulmadı de,
diyebiliyorsan!
ATİLLA KART (Konya) -
Sekiz ay niye toplamadınız?!
BAŞKAN - Sayın Kart,
lütfen!..
Sayın Kuzu, buyurun.
BURHAN
KUZU (Devamla) - Bu komisyon kuruldu ve biz o arada bu komisyonun kararını
bekledik.
Eski dönemlere baktım
-benden önce de başkanlar gelmiş geçmiş bu Mecliste- hepsi altı ay, yedi ay,
sekiz ay, bu tür komisyon toplanmamış. Sebebini incelediğimizde, her dönemde
bir anayasa değişikliği gündeme gelmiş; acaba, hani bir genel formül bulunur da
dosyalar o şekilde çözülür mü diye. Sayın Kart gitti beni mahkemeye verdi o
zaman, savcılığa dava açtı, dedi ki: "Komisyon Başkanı karma komisyonu
toplamıyor." Savcılık şaşırdı, allah allah, böyle bir dava nasıl açılır,
bir hukukçu nasıl böyle bir dava açabilir… Ve netice itibariyle bu incelendi,
reddolundu.
Sonra, gitti ağır ceza
mahkemesine itirazda bulundu, oradan da ret aldı. Şimdi onun hışmını benden
almaya çalışıyor. Mahkemeden döndü, bilesiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Komisyonu toplama
yetkisinin bize ait olduğuna, mahkeme haklı olarak karar verdi. Bir hukukçu
olarak bunu yapmamalıydınız Sayın Kart. Benim gibi demokrat başkan hakikaten
bulamazsın; kıymetini bil.
Teşekkür ediyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde 10 dakika
süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Diğer arkadaşlarımıza da
soru fırsatı doğması için, soru soracak olan arkadaşlarımızın, lütfen, çok açık
ve kısa bir şekilde sorularını sormalarını istirham ediyorum.
Sayın Orhan Eraslan,
buyurun efendim.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Sayın Başkan, ilk sorum Sayın Kuzu'ya.
Bilindiği gibi, hukuk
devletlerinde kuvvetler ayrılığı esastır. Yürütmenin gücünün kontrol
edilemediği devletlere polis devleti deniliyor. Yoksa, polis devleti, polisin
idare ettiği devlet anlamında değildir. Yürütmenin gücünün bir adım daha
ileriye gittiği hallere de otoriter rejim deniliyor. Yürütme gücünün en
kontrolsüz ve sınırsız olduğu hal ise, yani yürütme gücünün diğer güçleri
denetimi altına aldığı hale ise faşizm deniliyor. Tarih, demokrat olma
iddiasıyla çıkan ve faşist olan idarelerle, yönetimlerle doludur.
Partiniz ve iktidarınız,
bu değişiklikle faşizmi uygulamaya mı karar vermiş oluyor? Bu Sayın Kuzu'ya
sorum.
Sayın Alptekin'e de bir
başka sorum var.
BAŞKAN - Sayın Eraslan,
soru sormakta hürsünüz. Yalnız, bakınız, sorular çok kısa ve net olmalı;
gerekçeli, bu şekildeki ifadelerle bir soru olmaz. İstirham ediyorum...
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Sorumu soruyorum, kısa efendim...
BAŞKAN - Ve diğer, sırada
bekleyen arkadaşlarıma söylüyorum; bu sürenizi ilave edeceğim, 5 dakika
bittiğinde keseceğim.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Tamam efendim.
Sayın Başkan, sorumuz
gayet açık ve kısa.
Yapılan değişiklikle,
Parlamento müzakere hakkından vazgeçiyor. Parlamentonun müzakere hakkından
vazgeçmesi, kendi kendini inkârdır, milletvekilinin parmak makinesi haline
gelmesi demektir. Kendine milletvekili diyen ve kendine saygısı olan kişilerin
bu değişikliğe "evet" diyebilmesi mümkün müdür? Siz, bu değişikliği
içinize sindirebiliyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Küçükaşık, buyurun.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)
- Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Ben, teklifin bütünü
hakkında soru sorduğumda, dedim ki, değişiklik önergeleri vermekte rekor
kırıyoruz ve bu getirilen içtüzük değişikliğiyle, değişiklik önergeleri verme
hakkımız da kısıtlanıyor.
Nitekim, arkadaşlar beni
hemen doğruladılar; çok özenle hazırladığı ve 7 saatten beri üzerinde
çalıştığımız İçtüzükte, yine bir değişiklik önergesi vererek, değişiklik
yaptılar.
Şimdi, bakınız, biz,
artık alıştık, bıktık bu değişiklik önergelerinden. Mecliste, ne hükümette
hazırlanan tasarı ne komisyonlarda…
BAŞKAN - Sayın Küçükaşık,
sorunuzu direkt sorar mısınız.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)
- Sorumu soruyorum.
İlk sorumu sordum, ona
cevap alamadım. Kısıtlanacak tekrar değişiklik…
Şimdi, bu kadar
değişiklik yapıyorsunuz, bunda dahi içtüzük değişikliği yaptınız. Bundan
sonraki yasaların, gerçekten de hukuka uygun olarak çıkacağına inanıyor
musunuz? Bu bir.
İkincisi; şunu sormak
istiyorum: Bizim sesimizi kısmak yerine, gelin, hep beraber çalışalım, hiç
tatil yapmayalım, bu yasaları hukuka uygun çıkaralım. Ona ne cevap
vereceksiniz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Küçükaşık.
Sayın Işık, buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Komisyon Başkanımıza kısa bir soru sormak
istiyorum.
İçtüzüğün 91 inci
maddesine yönelik olarak getirilen bu düzenleme, Anayasa Mahkemesinin hangi
noktalardaki itirazlarını karşılamaktadır? İtirazların karşılanmadığı kısımlar
var mıdır?
Bir de, Sayın Araslı'nın
teklifinden bahsediliyor. Şayet böyle bir teklif varsa, getirilen teklifle…
BAŞKAN - Sayın Işık,
Sayın Araslı söz istemiş zaten, soru soracak; siz, kendi sorunuzu sorun
efendim.
Buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, sorumu soruyorum.
O teklif ile bu teklif
arasında bir farklılık var mıdır?
Teşekkür ederim.
ATİLLA KART (Konya) -
Bunları bilmiyorsanız, buna nasıl oy vereceksiniz?!
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Araslı, buyurun.
OYA ARASLI (Ankara) -
Sayın Başkan, biraz önce de konu edildi; altında benim de Grubum adına imzam
bulunan bir içtüzük değişikliği düzenlemesi, sanki bugünkü kadar Anayasaya
aykırıymış gibi takdim ediliyor ve bundan bir hak çıkarılmaya çalışılıyor.
Bilginize sunmak isterim
ki, o içtüzük değişikliği, Anayasa Mahkemesinden iptal kararıyla dönmemiş bir
içtüzük değişikliğidir ve bugün getirilen düzenlemeden de fevkalade farklıdır.
1996'daki içtüzük değişikliğinde, temel kanunlar hakkında özel görüşme ve
oylama yöntemi uygulanabilmesi için Danışma Kurulunun -dikkat buyurun-
oybirliğiyle öneride bulunması şartı aranmıştır. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi görüşmekte olduğumuz değişiklikte ise, grup önerisinin, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde oy çokluğuyla kabulü yeterli görülmektedir. Bu iki öneri
arasında, kadın ile erkek, gece ile gündüz arasındaki fark kadar fark vardır.
(CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, ben, bir meslektaş
gözüyle değerlendirmesi için, Sayın Burhan Kuzu'ya sormak istiyorum; gerçekten,
bu iki öneri aynı mıdır; yoksa, aralarında oy çokluğu ve oybirliğine dayalı çok
önemli bir fark mı vardır?
Bir soru da Sayın
Alparslan'a sormak istiyorum.
M. CEVDET SELVİ
(Eskişehir) - Alptekin…
OYA ARASLI (Ankara) -
Bugün getirilen içtüzük değişikliği önerisine göre, bu öneriden görece daha
ılımlı olan bir kısıtlama getiren 2001 değişikliğine karşı çıkmıştınız. Karşı
çıkma gerekçeniz de, Meclisin sesinin, halkın, ulusun sesinin kısılıyor
olmasıydı. Bugün ise, demokrasiyi çoğunluk diktatoryasına dönüştürecek çok daha
ağır kısıtlamalar getiren bir öneriyi, bir düzenlemeyi savunuyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Araslı,
süremiz doldu; lütfen tamamlar mısınız sözünüzü.
OYA ARASLI (Ankara) -
Aradan geçen zaman içerisinde demokrasi anlayışınızın değişmesi mi bu tavrın bu
şekilde ortaya çıkmasına yol açmıştır; bunun yanıtlanmasını bekliyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Araslı.
Sayın Kuzu…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkanım, bir ben kaldım, bana da müsaade edin.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Süre doldu, süre.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Kuzu.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, Eraslan'ın kuvvetler ayrılığıyla ilgili,
polis devleti- hukuk devleti ayırımı, elbette ki doğru, teorik bir ayırımdır.
Denetim olmayan yerlerde, elbette ki polis devleti, hukuk devletinin
kullanılmadığı yerlerde olan bir sistemdir; faşist, komünist modellerde
uygulanan bir uygulamadır bu. Tabiî, Türkiye için böyle bir şeyi yakıştırmak,
uzaktan yakından bunu söylemek, bırakın iktidar-muhalefet ayırımını, Eraslan'a
bunu yakıştıramadım; böyle bir şey telaffuz dahi edilemez burada. Esasen, AK
Parti, bu tür uygulamalara gidilmesin diye teminattır Türkiye'de; açık
söylüyorum yani; demokrasinin bel kemiğini gerçekleştirmeye çalışıyor. Hata her
hükümet yapabilir; ama, kayıtlardan bunun çıkarılmasını talep ediyorum, böyle
bir soru sorulmamış sayıyorum.
Şimdi, ikinci bir soru
"müzakere hakkından vaz mı geçiyor Meclis" diye… Hayır, o şekilde bir
vazgeçme yok. Deminden beri söyledik; elbette ki, bir kısıtlama olduğu doğru;
ama, bir vazgeçme anlamında bunu algılamamak lazım. Zaten, normal yolu
uygularsak biz, o zaman farklı uygulama ya da usul getirmenin anlamı da kalmaz.
Ondan biraz ayrık olduğu doğrudur; dünyada bunun örneklerini burada madde
vererek açıkladım, Eraslan'a bunun dökümünü vereyim isterse. Bunun çok çok önde
olanları var. Ben onlar gelsin demiyorum…
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Demokrasi olduğunun örneği yok.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Buyurun, anlamadım Sayın Eraslan?
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
lütfen, Genel Kurula hitap edin.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Demokrasi olduğunun örneği yok ama.
BAŞKAN - Sayın Eraslan,
istirham ederim…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - O ayrı bir mesele, yani, bunun çok iyi olup olmadığı;
ama, bunu İngiltere uyguluyor, Almanya uyguluyor, Fransa uyguluyor, hepsi
uyguluyor; yani, bunun çok ötesinde uyguluyor. Bunu getirelim demiyorum; ama,
bu kadarına da müsaade edelim diye ben düşünüyorum.
Şimdi, Küçükaşık diyor
ki: "Bundan sonraki yasalar bu yolla çıkarsa, hukuka uygun çıkmış sayılır
mı" diye… Evet, yani, netice itibariyle, İçtüzük bu Genel Kuruldan
geçerse, bu, bir yasa yapma yöntemidir, o çerçevede, tabiî, çıkarılırsa, hukukî
temeli de bulunmuş olur; eleştiri hakkı ayrı bir mesele.
Sayın Işık, Anayasa
Mahkemesinin kararlarına ne kadar uyuldu diye söylüyor.
Şimdi, bakın, Anayasa
Mahkemesi diyor ki, tanım yok. Bir tanım getirmeye çalışmış kendisi, gerçi tam
tanım değil; ama, tanımın unsurlarını göstermeye çalışmış; bunu, buraya, biz,
almış olduk; aşağı yukarı karşılandığını düşünüyorum.
İkincisi; maddeler
üzerinde önerge verilmesi engellenemez diyor; o da getirildi, yapılan malum
değişiklikle.
Madde sayısı konsun
diyor. Kaç maddeyi siz temel yasa sayacaksınız... Bu konuda da aşağı yukarı bir
düzenleme var.
Şimdi, dediğim gibi,
bütün bunlar zorunlu yol değil; onun altını çizmeye çalışıyorum. Hükümet,
iktidar ya da iktidar çoğunluğu ille de bu yola gidecek diye bir kaide yok;
yani, bu, normal olarak her zaman uygulanacak bir yöntem olmadığını, burada,
bir kez daha, belirtmek istiyorum.
Şimdi, Sayın Araslı'nın
önerisiyle… Farkı nedir diye sordu Sayın Işık ve aynı soruyu Sayın Araslı da
sormuş oldu. Aslında, 1996'daki o getirilen metinde, bilindiği gibi, 2001'in
metninde de, ilk bölümünde, oybirliği orada da var, burada da var; yani,
birinci bölümü aynı; sadece farklılığı, oybirliği sağlanamazsa ne olacak; bir,
bu getiriliyor. 2001'deki…
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Her şey değişiyor…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Hayır… Hayır… Bir şey söylüyorum; müsaade edin.
Yani, iki aşamalı
görürseniz metni, birinci aşamada eğer oybirliği sağlanırsa, zaten sorun
yok; o gene var, ondan vazgeçilmiş
değil. Sağlanamazsa ne olacağı düzenlenmiş, orada ayrılıyor. Zaten fark da
burada; Hocam onu anlatmaya çalışıyor. Doğrudur yani bu; ama, şunu da
belirteyim: Şimdi, Anayasa Mahkemesi kararları bizim önümüzde, diyor ki orada;
3/5'le bu karar verilirse... Bu da, malumunuz, muhalefet partimiz tarafından
dava konusu yapıldığında itiraz olarak ileri sürülmüş. Anayasa Mahkemesi diyor
ki, zaten bu konuda, Anayasanın 96 ncı maddesi çoğunluk konusunda nisapları
belirtmiş; işte, karar nisabı veya toplantı nisabı, bunun dışında 3/5 gibi daha
yüksek bir rakamın konulmuş olması Anayasaya aykırı değildir diyor. Yani,
getirilen bu 3/5 olsaydı bile -gerçi biz onu şimdi getirmemiş olduk ama-
Anayasaya aykırı bir durum olmayacaktı.
Yani, farkı, Oya Hocamın bahsetmek istediği, daha doğrusu, vermiş olduğu
önergedekinden bir adım farklı olarak gözüküyor. Bunu belirtmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kuzu.
Sayın milletvekilleri,
soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.
Madde üzerinde 1 önerge
vardır; önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
161 sıra sayılı teklifin
3 üncü maddesinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle teklif metninden çıkarılmasını
arz ederiz.
|
|
İlyas
Sezai Önder |
Oya
Araslı |
Ertuğrul
Yalçınbayır |
|
|
Samsun |
Ankara |
Bursa |
|
|
Mehmet
Küçükaşık |
Mustafa
Özyurt |
|
|
|
Bursa |
Bursa |
|
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Sayın Alptekin,
katılıyor musunuz?
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Sayın
Yalçınbayır, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR
(Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ancak bu suretle söz hakkımı
kullanabildiğim için, lütfen, beni mazur görün; çünkü, milletvekilinin, bireyin
hukukunu korumak burada fevkalade önemli.
Partiler demokrasisinin
hâkim olduğu bir meclisteyiz. Katılımın en az olduğu yer Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kuruludur. Ben, konuya, demokrasiyle kısaca girmek istiyorum. 5
dakikalık sürede ne anlatabilirim, bilemiyorum.
Bilindiği gibi,
Anayasanın 2 nci maddesi, Türkiye Cumhuriyetinin niteliklerini belirlemiş.
Demokratik bir ülkeyiz. Demokrasinin vardığı seviye, katılımcılıktır ve
çoğulculuktur; çoğunlukçuluk değildir, dayatmacılık değildir. Muhalefetin
hakları, en önemli haklardandır. Muhalefetin bu haklarını kullanması nedeniyle
uğranılan zaman önemli değildir. Muhalefete bu hakların tanınması, bizim
zenginliğimizdir, en önemli varlığımızdır.
Avrupa Birliği süreci,
Avrupa Birliği demokrasi değerleriyle örtüşen bir birliktir ve demokrasinin
bütün unsurlarıyla, kurum ve kurallarıyla yürürlüğe girmesi gerekir. Bize, bu
bağlamda ne Avrupa Birliğinin ne IMF'nin herhangi bir diretmesi söz konusu
olamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokrasi yolunda, insan hakları, hukuk
devleti, azınlık haklarının ve azlık haklarının, muhalefet haklarının güvencesi
altında olan ve bu doğrultuda kararlı ilerleyen bir devlettir.
Türkiye Cumhuriyetinin 22
nci Dönemi bunu göstermiştir. Daha önce, zaman zaman, 91 inci madde nedeniyle
arayışlar olmuştur. 20 nci Dönemde, benim komisyon başkanlığımda da bunlar
oldu. O dönemde, şu anda Mecliste bulunan arkadaşlarımızın bugünkünden çok daha
farklı şerhleri, sözleri oldu ve onlar, bu noktada, demokrasinin katılımcı,
uzlaşmacı olması noktasında çok önemli değer hükümleri ifade ettiler. Siyaset
çelişki kaldırmaz ve bugün, demokrasinin vardığı seviyeyi, bizim, bütün dünyaya
göstermemiz gerekir.
Dayatmalarla, biz, kanun
yapamayız. Süreli, şu sürede bitsin, şunu yapalım diyemeyiz. Meclisin bu
iradesi, hiçbir kimseye, hiçbir şekilde devredilemez; ne gruplara ne partilere
devredilebilir. Milletvekili olarak her birimizin maddeler üzerinde görüş
bildirme ve onlar hakkında, dinledikten sonra karar verme hakkı var. Bu hakkın
sınırlandırılması, bir nevi devir mahiyetindedir. Yasama yetkisinin
devredilmesi kabul edilebilir bir hadise değildir.
Değerli milletvekilleri,
her ne kadar Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararında, 96 ncı maddeyle ilgili
Anayasaya uygunluk belirtilmişse de, bakın, buradaki nitelikli oy çoğunluğu,
milletvekilinin de teminatıdır; milletvekilinin de, 7 nci madde kapsamında, 87
nci madde kapsamında, 2 nci madde kapsamında teminatıdır. Orada nitelikli oy
çoğunluğu isteyen işler dışında, biz, oyumuzu belirteceğiz. Bunlar da, ancak ve
ancak, anayasalarda belirtilebilir, içtüzükte belirtilmez. İçtüzükler oyunun
kuralıdır, usulüdür, esasıdır, nezaketidir, şeklidir. Bu şekil ne kadar
demokratikse, esas da o nispette demokratik olacaktır; ama, bu uygulamanın o
kadar demokratik olduğunu söylemek mümkün değildir.
Biz, 20 nci Dönemde 250
maddelik Gümrük Kanununu uzlaşmayla çıkardık, Medenî Kanunu uzlaşmayla
çıkardık. Uzlaşma için sarf edeceğimiz gayret, şüphesiz ki daha değerlidir.
Sesi kısmaktansa, uzlaşma arayışları içinde her iki tarafın feragati,
fedakârlığı ve bu cumhuriyetin gittiği yola katkısı, beklenilen bir hadisedir;
bugüne kadar bunlar da yapılmıştır. Engellemek, muhalefetin en doğal hakkıdır;
muhalefet haklarının başında gelir.
Değerli milletvekilleri,
iktidar ve muhalefet dengesi ve diyaloğu fevkalade önemlidir. Bunun yönetmeleri
vardı; uzlaşma komisyonuyla ilgili çok önemli mesafeler katedildi; ancak, bu
dönem bu komisyonun kurulmaması eksiklik oldu; hem Anayasaların yapımında hem
İçtüzüğün yapımında hem de temel kanunların yapımında o uzlaşma komisyonu
önemli görev üstlenebilirdi; hiç gecikmiş değil.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Yalçınbayır, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, ben aykırı görüşümü belirtiyorum; bu,
benim düşünce özgürlüğümün zarurî sonucu; beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Türkiye
için de bu böyle. Bunları, şüphesiz söyleyeceğiz; hoşgörüyle dinleyeceğiz. Bu
kültürü Türkiye yakaladı. Bu dönem Meclisi buna büyük katkıda bulundu. Bu
katkıyı azaltacak, hatta ortadan kaldıracak anlayışa evet denilmemesi benim
dileğimdir.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Yalçınbayır.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
teklifin tümünün oylamasından önce, İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre, aleyhte ve
lehte bir üyeye söz vereceğim.
Aleyhte, Sinop
Milletvekili Sayın Engin Altay; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sürem çok kısa…
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Sayın Başkan, 4 dakikadan başlattınız.
BAŞKAN - 4 dakika verdim;
evet.
Lehte konuşacak arkadaşa
da 4 dakika vereceğim; çünkü, çok kısa bir süreden bahsediyor orada.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Ne kadar demokratsınız Sayın Başkan!
ENGİN ALTAY (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği dedik, Irak dedik, Kıbrıs dedik, Ermeni
tasarısı dedik; Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülkenin ve ulusun bekasını
düşünerek, sizlerle ikibuçuk yıldır birçok konuda, yeri geldi taviz verdik,
kendimizle çeliştik; ama, ülkenin âli menfaatları için bu Parlamentoda bir
süreci getirdik.
Sayın Yalçınbayır, o
kültür, oluştu dediğiniz kültür, bugün itibariyle, hatta, bu son onbeş gün
öncesinde kopmuştur.
Siz ipi kopardınız!..
Bundan sonra, bu Parlamentoda, o, Ertuğrul Yalçınbayır'ın "oluştu"
dediği kültür, anlaşılıyor ki, oluşmamış. Anlaşılıyor ki, AKP Grubu samimî
değilmiş.
Beyler, bu ülkede,
Eskişehir'de oluk oluk kan akarken bile, Polatlı'dan top sesleri buraya
gelirken bile, bu Mecliste, milletvekillerinin sesi kısılmamıştır. Bu Meclis,
öyle bir meclistir ki, Başkomutan ve Meclis Başkanı Büyük Atatürk'ü 8 saat
burada ifade vermeye mecbur etmiştir, savaş esnasında bunları yapmıştır. Böyle
bir meclisten bahsediyoruz.
Bu düzenlemeyle, dünya
tarihine, kendi kendini by-pass eden milletvekilleri olarak geçeceksiniz. Dünya
siyaset tarihinde böyle anılacaksınız ve bu Parlamento, bu İçtüzük geçtiği
andan itibaren işlevsiz bir hale gelecektir.
Birbuçuk yıl önce
söylemiştim; gene bu kürsüde söylemiştim; demokrasi, el kaldıran iki ördeğin
bir file hükmetme rejimi değildir demiştim. Anlaşılıyor ki, bu sözü birbuçuk
sene sonra tekrar söylemek mecburiyetimiz var.
Arkadaşlar bahsetti;
hükümet IMF'yle görüşebilir, IMF'den talimat alabilir; 47 milyar doları peşkeş
çekerken, 800 000 000 dolar için, üçüncü çerçeve protokolü bünyesinde acil
çıkması gereken kanunlar için size bu dayatmayı yapabilir. Siz yürütme organı
değilsiniz, siz yasama organısınız; bu Parlamento IMF'nin emrinde çalışamaz.
Hükümet çalışırsa çalışır; Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu, Türkiye Büyük
Millet Meclisi IMF'nin emrine giremez. Bu Meclisin, emrinde olduğu bir tek güç
vardır, o da milletin gücüdür, o da millettir (CHP sıralarından alkışlar) ve
millet de IMF'ye kan kusuyor, bu millet IMF'ye kan kusuyor. Öyle olsaydı, bu
Parlamento IMF dayatmasıyla kanun çıkaracak olsaydı, seksenbeş yıl önce mandayı
ve himayeyi kabul ederdik, bu tartışmaların hiçbirine gerek kalmazdı. Bu
millet, seksenbeş yıl önce verdiği karar doğrultusunda bu yaşamını,
cumhuriyetini sürdürecektir.
Üç yıldır mehter yürüyüşü
yapıyordunuz, birkaç aydır maratona başladınız; korkarım, önümüzdeki yıl 100
metreye geçeceksiniz. Ne için; ne için geçeceksiniz; rejimde arzu ettiğiniz
kırılma noktasını yakalamak için geçeceksiniz. (AK Parti sıralarından "ne
alakası var" sesleri, gürültüler) Biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti
sınırları içinde yaşayan nüfusumuzun yüzde 85'i laik ve çağdaş bir cumhuriyet
isterken ve Cumhuriyet Halk Partisi buradayken, o kırılma noktasını
yakalayamayacaksınız!
Oyumun rengi rettir;
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar; AK Parti sıralarından
"uğurlar olsun" sesi ve gürültüler)
ENGİN ALTAY (Sinop) - Kim
o "uğurlar olsun" diyen!.. (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Altay….
ENGİN ALTAY (Sinop) - Kim
o "uğurlar olsun" diyen!.. Gel!..
BAŞKAN - Sayın Altay,
buyurun efendim. Lütfen…
Sayın milletvekilleri,
saygıdeğer arkadaşlarım, konuşmalar sırasında, belki bazı kelimeleri ben
kaçırmış olabilirim; ama, şu anda, yine, teklifin lehinde, AK Parti Grup
Başkanvekili Ankara Milletvekili Sayın Salih Kapusuz söz istemiştir. Sayın
Kapusuz'a söz vereceğim ve onun da süresi 4 dakikadır; 4 dakikalık süre
içerisinde konuşmasını tamamlasın.
Buyurun Sayın Kapusuz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bir hususun altını
çizmek, bir tespitte bulunmak mecburiyeti hâsıl olmuştur. Ben, dinleyen
arkadaşlarımızın bu konudaki hassasiyetlerine bir ikazda bulunmak istiyorum.
Her fırsatta,
uluslararası kurum ve kuruluşları, büyük bir olay gibi, bu memleketin, bu
milletin tasvip etmeyeceği bir yaklaşımla gündeme taşıyan ve bu meseleyi bir
saldırı aracı gibi orta yere koyan arkadaşlarımıza hatırlatmak istediğim şey
şudur: Bunların bir kısmında Türkiye kurucudur ve ortaktır.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Tutanaklara geçiyor!..
ALİ ARSLAN (Muğla) -
Seçimden önce millete böyle mi diyordunuz?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, dünyaya entegre olmak istemeyenler olabilir…
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Tutanağa geçiyor!..
ATİLA EMEK (Antalya) -
IMF'yi kovacağız dediniz, teslim oldunuz!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
…kendi içinde kapanmak isteyenler olabilir, değişime, gelişime kendini,
kurumunu, kuruluşunu, anlayışını da kapatabilir; ancak, işte, farklı olduğumuz
nokta burasıdır ki, biz, bunu değiştirmek istiyoruz.
ATİLA EMEK (Antalya) - Ne
güzel!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Evet, biz, bunu değiştirmek istiyoruz arkadaşlar.
ATİLA EMEK (Antalya) -
İşte, böyle!..
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
O da doğru!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Türkiye'yi, korkularla ve vehimlerle yönetme anlayışı artık geride kalmıştır.
(AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Biz, fert olarak,
kurum olarak, Türkiye olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bunu hak
ettik. Bu noktada en ufak bir tereddütümüz söz konusu değildir. (AK Parti
sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)
ATİLA EMEK (Antalya) -
Helal olsun!..
BAŞKAN - Sayın Emek…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
İşte, dünyayla buluşan…
ATİLA EMEK (Antalya) -
Kovacağınız IMF'ye teslim oldunuz!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen, hatibi dinleyelim.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Emirle, talimatla hareket etme!..
BAŞKAN - Sayın Uzdil…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, dünyayla buluşan, dünyayla konuşan, dünyayla gelişmelerini
paylaşan bir ülke olması, Türkiye'nin bu noktaya ulaşması, AK Partinin
hedefidir. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
ATİLA EMEK (Antalya) -
IMF'yi kovacağız dediniz, geldiniz, teslim oldunuz.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Tespit etmek istediğim ikinci husus, bugün çok tartışıldı.
ATİLA EMEK (Antalya) -
IMF'ye teslim oldunuz!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, bakınız, bir hususu daha tespit etmek istiyorum. Doğrusu,
buradaki çalışmalarla ilgili, İçtüzükle ilgili yapmış olduğumuz düzenlemeyi
birkaç cümleyle sizlere bir kez daha hatırlatmak ve özetlemek istiyorum.
Bakınız, İçtüzük,
bildiğiniz gibi, tek partili dönemden çift partili döneme, çift partili dönemle
birlikte, iki dönemli, iki meclisli dönem olmak kaydıyla, uygulanarak, birçok
değişikliklerle bugüne kadar geldi; nizamname olarak başladı, bugün, İçtüzük
olarak çalışmalarımızda kullanıyoruz, âdeta iç çalışmanın anayasası. Şimdi,
burada zaman zaman değişiklikler yapıldı. Burada bu cihazlar yokken,
yoklamalar, tek tek isim sayılarak yapılıyordu; ama, bu cihazlar girdikten
sonra, bundan istifade ederek, yarım saatten aşağı bitmeyen bir yoklama, 3
dakikada sonuçlanabiliyor.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Bir muhalefete dayanamadınız, bir muhalefete!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Peki, biz buna karşı mı çıkacaktık?! Bu, muhalefetin sesini kesmek mi; değil.
BAŞKAN - Sayın Uzdil…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Onun için, 1996 yılında…
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
İyi demagoji!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Bakınız, arkadaşlar, 1996 yılında, CHP Grup Başkanvekilinin olduğu, ANAP Grup
Başkanvekilinin karşımda oturduğu, Cumhuriyet Halk Partisi sırasında oturduğu…
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Ben kökten CHP'liyim Sayın Kapusuz, niye beni işaret ediyorsun?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
DSP'nin, DYP'nin, ANAP'ın yöneticileri ve temsilcileri, 1996 yılında bu
"temel kanun" kavramını İçtüzüğe koydu; 2001 yılına kadar da
kullanıldı ve uygulandı. Bu uygulama döneminde, benim gibi, burada bulunan
arkadaşlarım oldu. Dolayısıyla, bunun uygulamalarında zaman zaman değişiklik
yapıldı, bu değişiklikler sebebiyle de Anayasa Mahkemesine götürüldü.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Kim götürdü?
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Götürenler arasında ben de vardım.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Hangi partideydin?..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Doğrusu, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesini bugün esas alıp İçtüzüğe
koydum. Dolayısıyla, bizim yaptığımızda bir tezat yoktur, kırılma da yoktur
arkadaşlar. CHP'li arkadaşlar kırılma noktasını kendilerinde arasınlar.
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Oyunun rengini söyle.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kapusuz,
lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun efendim.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: 2001 yılında değişiklik yapıldı, 2002
yılında Anayasa Mahkemesi iptal etti. 2003 yılında değişiklik yapıldı; birkaç
ay sonra ne oldu; iptal oldu.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Sen değiştin!..
BAŞKAN - Sayın Uzdil,
istirham ediyorum…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Bu iptalden sonra, şu anda, biz, Anayasa Mahkemesinin yayımlamış olduğu,
İçtüzüğün gerekçeli kararında bizden istemiş olduğu tanım, bizden istemiş
olduğu oylama, bizden istemiş olduğu söz haklarının hepsini vererek, sadece
temel yasada kullanılmak üzere, özel kullanılmak üzere yeni bir düzenleme
yaptık.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Bravo!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Bu düzenleme, Anayasaya da uygundur.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
O senin kafana uygun!..
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde, Avrupa ülkelerinde mevcuttur, Türkiye de
buna layıktır.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- O, gelişmiş ülkelerde…
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Biz bu düzenlemeyi yapmakla isabet etmekteyiz.
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Lütfettiniz efendim, lütfettiniz!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Çünkü, milletimiz bizden çok şey bekliyor, bunu yerine getirmek de bizim aslî
görevimizdir diye düşünüyor, olumlu oy vereceğimizi bir kez daha ifade ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri,
görüşmeler tamamlanmıştır.
Teklifin tümünü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Teklif kabul edilmiştir.
Hayırlı ve uğurlu
olmasını temenni ediyorum.
Birleşime 10 dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 18.04
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 18.25
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK
(Çanakkale)
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
3 üncü sıraya alınan,
Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı; Tekirdağ Milletvekili Mehmet
Nuri Saygun'un Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul
Milletvekili Lokman Ayva'nın Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk
Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz, İzmir
Milletvekili Kemal Anadol, Samsun Milletvekili Haluk Koç ile 46 milletvekilinin
Özürlüler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile
Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.
V. -KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (DEVAM)
3.-Özürlüler
Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı; Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un
Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili
Lokman Ayva'nın Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz, İzmir Milletvekili Kemal
Anadol, Samsun Milletvekili Haluk Koç ile 46 Milletvekilinin Özürlüler Kanunu
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1029, 2/215, 2/424,
2/437) (S. Sayısı: 969) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 969 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Ali Arslan; şahısları
adına, İstanbul Milletvekili Gürsoy Erol, İstanbul Milletvekili Ünal Kacır,
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan ve Muğla Milletvekili Ali Arslan'ın söz
talepleri vardır.
İlk söz, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Ali Arslan'a aittir.
Sayın Arslan, buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Arslan, süreniz 20
dakika.
CHP GRUBU ADINA ALİ
ARSLAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adı çok uzun; ama,
katkı koyanları da açıklaması açısından ben adını yeniden okumak istiyorum bu
tasarının. Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı; Tekirdağ
Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi; İstanbul Milletvekili Lokman Ayva'nın Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz,
İzmir Milletvekili Kemal Anadol, Samsun Milletvekili Haluk Koç ile 46
Milletvekilinin Özürlüler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi.
Gerçekten, çok uzun
yıllardan beri birçok kurumun, birçok insanın, birçok derneğin, birçok
federasyonun, konfederasyonun büyük gayretleriyle, büyük çalışmalarıyla, bugün,
ancak çok da enteresan bir günde -30 Haziran 1921 Himayei Etfalin Ankara'da
kuruluş yıldönümü- böyle güzel de bir günde, üst üste, hem özürlülerle ilgili
teklifin görüşülmesi hem de böyle, Ankara'da Çocuk Esirgeme Kurumunun -ki, bu,
Çocuk Esirgeme Kurumunun temeli- ilk kurulduğu güne rast gelmesi enteresan.
Sıra sayısı 969. Böyle güzel ve uzun dönemden beri beklenen bir yasa hakkında,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan
önce Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
2002 yılında, Devlet İstatistik Enstitüsü, özürlülerle ilgili bir araştırma
tamamlıyor, 97 000 hane üzerinde yapılan bir araştırma bu. Bu araştırmaya göre,
nüfusumuzun yüzde 12,28'i özürlü. Bu, oldukça yüksek bir rakam aslında. Gerçi,
dünya ortalamalarına göre çok yüksek değil ama, nereden bakarsanız bakın 10
kişiden 1 kişi özürlü. Tabiî, bu özürlüler sadece bizim anladığımız klasik
anlamda görme, işitme, ortopedik özürlüler değil, sonradan edinilmiş, işte,
bazı hastalıklarla -akciğer hastalıkları, kalp hastalıkları gibi hastalıklarla-
kazanılmış hastalıklar sonucunda oluşan, işgücünden kalma şeklinde
tanımlayabileceğimiz hastalıkları da özürlü gruba dahil edince, rakam bu kadar
yüksek oluyor.
Değerli arkadaşlarım,
bizim de özrümüz var devlet olarak, bu kadar çok yurttaşta özürümüz var ama,
bizim de özrümüz var. Bu araştırmaya göre okuryazarlık oranı mesela, çok
enteresan, okuma yazma bilmiyor özürlülerimizin yüzde 36,4'ü, üçte 1'inden
fazlası okuryazar değil. Okuma yazma bilen de, geri kalanı, yüzde 63,62'si.
Okul bitirenlerin yüzde 40,97'si ilkokul bitirmiş, yüzde 5,6'sı ortaokul veya
meslek okullarını bitirmiş, lise ve dengi yüzde 6,19; yüksekokul bitirme oranı
çok düşük, normal, sağlıklı yurttaşlarımıza göre, yüzde 2,42. Eğitimde müthiş
bir ihmal altında kalmışlar. Ulusumuz, Türkiye, maalesef, özürlülerimizin
eğitimi konusunda özürlü bir devlet.
Bir diğeri, sağlıkla
ilgili. Özürlülerimizin neredeyse yarısı kendi özrüyle ilgili hiç doktora
gitmemişler, hiç doktor muayenesi görmemişler. Sağlık konusunda da müthiş bir
yanlışı var, eksiği var bu ülkenin.
Değerli arkadaşlarım,
özürlülerimizin yüzde 80'i işsiz, işgücüne katılamıyor. İşgücüne katılan özürlü
oranı yüzde 21,71; yani, özürlü olan her 5 kişiden 1'i işgücüne katılmakta.
Değerli arkadaşlarım, çok
enteresan, yine, bilginizde olsun diye bu araştırmadan bir sonuç okuyacağım.
Özürlü yurttaşlarımızın evlenme oranları da, sağlıklı yurttaşlarımızın yarısı
kadar; yani, özürlü yurttaşlarımızı evlendiremiyoruz, evlendirmekte de zorluk
çekiyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
yine, bu araştırmaya göre, özürlü yurttaşlarımızın devletten bekledikleri
sorulmuş. Çok enteresan, parasal katkıda bulunmak; yani, ekonomik olarak
rahatlamak istiyor yurttaşlarımız, yüzde 61,22. Eğitim olanaklarından
yararlanmak isteyenler yüzde 3,31. İş bulmaya yardım etme yüzde 10 civarında.
Diğerleri çok fazla değil, ihmal edilebilir talepler; ama, en çok, parasal
katkıda bulunma; yani, özürlülerin ekonomik talepleri var.
Değerli arkadaşlarım, son
10 yıldan beri, gerek dünyada gerek ülkemizde konuyla ilgili sivil toplum
örgütlerinin ve özürlü yurttaşlarımızın, Anayasadan da kaynaklanan ve Dünya
Sağlık Örgütünün, başka kurumların kendilerine tanıdığı hakları yasal güvence
altına alan bir yasa çalışması başlamış ve bugün, ne mutlu ki -gerçekten çok
seviniyorum ben- özürlü yurttaşlarımız adına çok güzel bir gün bugün. Mecliste
yaşadığımız, bir iki günden beri yaşadığımız olumsuzlukların sonucunda böyle
güzel bir yasayı görüşmüş olmak, sanıyorum, hepimiz için bir onur; çünkü, çok
uzun dönemli bir hedefin sonu, bugün özürlüler için çıkardığımız bu yasa.
Değerli arkadaşlarım, bu
yasanın çıkacağı konusunda özürlülerimiz uzunca bir dönemdir çok umutsuzdular.
Mesela, bir değerli milletvekili arkadaşımıza meil gelmiş -sevgili Bihlun
Tamaylıgil'e- bana gönderdi bu özürlülerle ilgim dolayısıyla. Bu meili sizlere
okumak istiyorum; yani, özürlü yurttaşlarımız bu yasanın çıkacağını beklemiyor.
Meili aynen okuyorum: "Ben 22 yaşında özürlü bir vatandaşım. Türkiye
Cumhuriyetinde yaşamanın ne denli zor olduğunu biliyorum. Ancak, bir de beden
eksikliği olunca Türkiye Cumhuriyetinde yaşamak o kadar zor ki!" Gerçekten
çok zor ve bizlerden şunu istiyor; "Özürlüler Yasası hakkında kamuoyunda
daha içerikli ve daha tepkili olmanızı rica ediyorum; yardım çığlığı olarak
sizden bunu istiyorum" diyor, çığlık atıyor. "Bu yasayı çıkarın"
diye çığlık atıyor yurttaşımız. "Çünkü, işimiz devlete kalırsa bu yasa tam
bir çıkmaza girer; yürürlüğe ne zaman girdi, ne şartlar var, bu yasa özürlülere
ne kolaylık sağlayacak, ne şartlarda yararlanılacak ve ileride ne olacak,
bilemeyiz ve bize kimse söylemez; yani, devletten biz özürlülere destek olmaz,
zaten de hiç olmazdı" diyor. Umutsuzluğa bakın değerli arkadaşlarım! Yani,
bugün gerçekten çok güzel bir iş yapıyoruz.
Diyor ki mesela: "Bu
devlet, Avrupa Birliğine uyum için kokoreçi bile konuştu; Avrupa Birliğindeki
özürlü haklarını bize vermek için çalışmadı. Bu konuda Avrupa Birliğinin
kapısından bile geçemeyiz." diyor. En altına da çok anlamlı bir cümle
yazmış; diyor ki: "Bu mesajı okuyan, yetkililere ulaştırsın Allah adına.
Unutmayın, her sağlam bir özürlü adayıdır; Allah kimseye göstermesin."
Değerli arkadaşlarım,
gerçekten, ben -bir çığlık bu- bu çığlığı sizlerle paylaşmak istedim ve onun
sonucunda, bugün, bu yasayla ne kadar güzel bir iş yaptığımızın da, hep
birlikte, o heyecanını, o mutluluğunu duymanızı istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu
yasa buraya gelene kadar emek harcayan kurumlar var, özürlü dernekleri var,
federasyonlar var, Sakatlar Konfederasyonu var ve bu konuda uzunca bir dönemden
beri emek harcayan çok değerli bakanlarımız var; Sevgili Şuayip Üşenmez
Bakanımız var ve bakanlığı bittiği halde, bugün, özürlüler için gecesini
gündüzüne katarak çalışan bir Hasan Gemici var -ben, bu isimleri burada anmak
istiyorum- Sayın Bakanımız Güldal Akşit var, bu yasa bu duruma gelene kadar
emek harcayan; yine, özürlülerle ilgili çalışmalarını yakından bildiğimiz
Sevgili Lokman Ayva var… Yani, bunları, burada, bu yasa görüşülürken anmamak,
haklarını teslim etmemek mümkün değil. Ben, kendilerine, özürlüler adına
teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım,
özürlüler, bir ara umutsuz hale geldiler, yine bu yasa çıkmayacak mı gibi; ben
de, mesela, dünden beri bir yürek oynar içindeyim, acaba, tam geldi de
gelmeyecek mi gibi.
Dün bir grup başkanvekili
arkadaşımız geldi ve "bakın, Cumhuriyet Halk Partisinin talebi diye
özürlüler yasasını getiriyoruz; ama, sakın ha, böyle, her maddede konuşmayın,
burnumuzdan getirmeyin bizim; çünkü, 52 maddelik bir yasa bu. Diğer çıkaracağımız
yasaları engelleyecek bir yasa gibi kullanırsanız hoş olmaz; yani, siz
istediniz diye getirdik biz bu yasayı; ama, bunu da kötüye kullanmayın"
gibi bir talepte bulundu bana; ama, bakın, bizim daha önce altkomisyonlarda ve
komisyonlarda bu yasaya eklenmesini istediğimiz taleplerimiz var. Özürlülerle
ilgili bu taleplerimizin, bugün, burada, bu yasaya eklenmesini istiyoruz. Bunu
da dile getirmek, bir muhalefet partisinin en doğal hakkı olsa gerekir.
Sanıyorum, birçoğuna da zaten siz katılacaksınız.
Değerli arkadaşlarım,
başlığında da okudum, üç koldan bir çalışma yapıldı bu yasa hazırlanırken.
Biri, Hükümetin getirdiği… Ki, geçen sene, ben, Sevgili Lokman Ayva'yla bir
televizyon programına katılmıştım, Hükümetin hazırladığı 90 küsur maddelik bir
özürlüler yasası vardı, çok sevinçle, bir an önce geliyor sandık acemi
milletvekilleri olarak. Dedik ki, oh ne güzel, işte, özürlüler yasasını
çıkarıyoruz, özürlülerimize hayırlı olsun, kutlu olsun falan diye, televizyon
programında, birlikte, el ele çıktık. Sonra, yasa kayboldu. Sanıyorum, Sayın
Maliye Bakanı, bu devletin kaldıracağı bir iş değil, geri çekin falan gibi…
Sayın Bakanım, bilmiyorum…
GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) -
Hayır…
ALİ ARSLAN (Devamla) -
Sonra, geri çekildi ve budanarak geldi. 90 küsur maddelik o teklif 40 küsur
madde olarak -yanılmıyorsam 41 madde- geri geldi. Bu arada, Sevgili Lokman Ayva
başka bir yasa teklifi hazırladı ve bizim grup başkanvekillerimizin imzasıyla
ve Cumhuriyet Halk Partisinden birçok milletvekili arkadaşımızın imzasıyla,
Cumhuriyet Halk Partisi de 91 maddelik bir yasa teklifi getirdi ve bu teklifler
komisyonlarda karşılaştırıldı, çakıştırıldı. Ekleme yapmak istediğimiz maddeler
vardı, katkı koyabildiklerimiz oldu, kabul edilenler oldu, kabul edilmeyenler
oldu. Şimdi, kabul edilmeyenlerin gerekçelerinin bazılarında, birçok maddede,
denildi ki: "Bu düzenlemeler, Mecliste birkaç gün sonra görüşülecek olan
Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Tasarısında var. O nedenle, bunlara
gerek yok, bunları çıkaralım." Biz de, tamam, madem, bunlar genel sağlık
sigortasıyla gelecekse, özürlülere bir hak olarak verilecekse, itirazımız
olmaz, kabul ederiz dedik; ancak -biliyorsunuz, bugünlerde komisyonlarda
görüşülüyor genel sağlık sigortası ve emeklilik sigortası, Sosyal Güvenlik
Tasarısı- yeni haklar getireceğine, özürlülere kararnamelerle verdiğimiz birçok
hakkı da o tasarıda geri aldığımız görünüyor. Yani, biz, genel sağlık
sigortasıyla özürlülere bir şeyler verilecek diye beklerken -ki, komisyonlarda
bize söylenen oydu; bu maddeyi orada gündeme getirmeyin, genel sağlık
sigortasıyla vereceğiz, bu Sosyal Güvenlik Tasarısıyla vereceğiz" denildi;
ancak -gördük ki, kararnameyle verilenler bile bu tasarıda geri alınıyor.
Değerli arkadaşlarım,
mesela -çok enteresan- bu tasarının 30 uncu maddesinde, sosyal güvenlik kapsamı
dışında kalan kimsesiz ve bakıma muhtaç özürlülerin evde ve kurumlarında
bakımlarının yapılabilmesi için SHÇEK tarafından, bu iş için bir aylık bakım
ücreti olarak iki aylık net asgarî
ücret tutarına kadar harcama yetkisi veriliyor. Ancak, sosyal güvenliğe
sahipse, sözgelimi 150 000 000 lira civarında ölüm aylığı alan bir sosyal
güvenlik kapsamındaki özürlü, bu 700 000 000 liralık SHÇEK'in vereceği yardımı
alamıyor; yani, daha önce kararnameyle kendisine verilen bu hak, Genel Sağlık
Sigortası Yasasıyla geri alınıyor. Özürlüyü daha ileri götüreceğine geri
götüren bir düzenleme bu 30 uncu maddedeki düzenleme. O açıdan, sanıyorum,
verdiğimiz önergelerle, yeniden, bu arkadaşlarımıza, birtakım hakları, ekonomik
hakları... Ki, başlangıçtaki konuşmamda da söyledim, özürlülerin temel
istekleri ekonomik katkı. Elbette eğitim, elbette sağlık, elbette istihdam;
ama, ekonomik de katkı. Ne kadar rehabilite edersek edelim, ne kadar sağlığına
kavuşturmaya çalışırsak çalışalım, birçoğunu yeniden çalışma hayatına
kazandırmamız mümkün olmayacak bu yurttaşlarımızın.
Değerli arkadaşlarım, bu
arada, bu tasarının, kendi içinde de bazı çelişkileri var. Zaten, özürlü
yurttaşlarımızın şimdiye kadarki sıkıntılarının önemli bir bölümü, yasalarda ve
yönetmeliklerdeki çelişkilerle ilgiliydi. Bu yasa da, ayrıca kendisi bizatihî
çelişki yaratan bir yasa. Elbette güzel tarafları var, elbette, sanıyorum,
özürlü yurttaşlarımızın heyecanla beklediği, birçok soruna çözüm getiren bir
yasa; ancak, sanıyorum, bir mevzuat karmaşasının içine sokacak özürlülerimizi.
Önümüzdeki dönemde büyük sıkıntılar çekeceğimiz konusunda kuşkularımız var.
Mesela, bu yasa, özürlülerimizin bakımını SHÇEK'e, rehabilitasyonunu Millî
Eğitim Bakanlığı sorumluluğuna veriyor. Düşünün, bir rehabilitasyon ve bakım
merkezi açmak isteyen ya da açan bir kurum; o kurumun bir bölümü SHÇEK
tarafından denetlenecek ya da izni oradan alacak, bir bölümü de Millî Eğitim
Bakanlığı kanalıyla denetlenecek. Büyük bir karmaşa. Şimdiye kadar, SHÇEK'in
etkisiyle, SHÇEK'in denetiminde olan bu kurumlar, bu düzenlemeyle, 2007 yılında
Millî Eğitim Bakanlığının denetimine devredilecekler, izinleri Millî Eğitim
Bakanlığından alacaklar; ama, bildiğimiz kadarıyla da, Millî Eğitim
Bakanlığının bu denetimi yapacak sosyal güvenlik uzmanı yok; yani, denetim
elemanları yok. SHÇEK iyi ya da kötü şimdiye kadar bu işi kör topal
beceriyordu. Sanıyorum, bu konuda Millî Eğitim Bakanlığından çok daha yetkili,
çok daha elverişli kadrolara sahip; ancak, kadroları artırıp SHÇEK'in hâlâ bu
işi yapıyor olması, rehabilitasyon bölümü gibi bakım bölümünü de, ikisini
birlikte SHÇEK'in yapması çok daha elverişli, çok daha iyi olurdu diye
düşünüyoruz.
Gene, bilemiyorum,
dilerim gerçekleşmez, dilerim böyle bir şey olmaz, bir dedikodudur; bu yasanın
41 inci maddesi… Değerli arkadaşlarım, 41 inci madde, özürlülerin haklarını
korumak için bu yasanın temel maddelerinden birisi. Aynen şöyle diyor 41 inci
madde: "26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 122 nci
maddesinin (1) numaralı fıkrasında geçen 'dil, ırk, renk, cinsiyet'
ibarelerinden sonra gelmek üzere 'özürlülük' ibaresi yüklenmiştir."
Duyuyoruz ki -inşallah doğru değildir- bu madde bu tasarıdan çıkarılmaya
çalışılıyor.
Değerli arkadaşlarım,
eğer böyle bir şey olursa, bu tasarıyı çıkarmanın hiçbir anlamı kalmaz. Bu
tasarı, özürlülerin istihdamı konusunda, özürlülere karşı toplumun davranışları
konusunda çok önemli yaptırımlar getiren bir tasarı ve bununla ilgili, mesela,
Fransızların ayırımcılıkla ilgili yasasında özürlülük yer alıyor ve yaptırımları
şu: İki yıla kadar hapis ve 30 000 euro para cezası; eğer, özürlüler konusunda,
ayırımcılık konusunda dikkat etmezse bir işveren ya da toplumdaki herhangi bir
kurum ya da kişi ya da kuruluş.
O açıdan, bence bu yasa
tasarısının özü, bu yasa tasarısının en önemli maddesi bu. Dileyelim,
duyduğumuz, öğrendiğimiz dedikodudur, aslı yoktur, böyle bir şey gerçekleşmez,
böyle bir öneri, böyle bir talep gelmez ki, biz de, Cumhuriyet Halk Partisi
olarak, şimdiye kadar bu yasa tasarısına verdiğimiz desteği vermeye devam
ederiz.
Değerli arkadaşlarım,
sanıyorum sürem bitmek üzere; biraz sonra şahsım adına söz alacağım. Bu tasarı
hazırlanırken, Cumhuriyet Halk Partisi olarak teklif ettiğimiz; ancak,
komisyonlarda bu tasarıya yerleştiremediğimiz maddelerden, neleri talep
etmiştik, neleri yerleştiremedik, biraz sonraki şahsım adına konuşmamda
onlardan söz edeceğim.
Bu duygularla…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Arslan.
ALİ ARSLAN (Devamla) -
Zaten... Sanıyorum, saniyeleri ayarlayamadım.
Bu duygularla, Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Şahsım adına konuşmamda,
konuşmamın kalan diğer kısmını tamamlayacağım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Arslan.
Madde üzerinde, AK Parti
Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Güldal Akşit; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 969 sıra
sayılı Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının geneli üzerinde, AK Parti
Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Günümüz dünyası, değişen
toplumsal koşullar nedeniyle, sosyal politika alanında yeni yaklaşımlar
geliştirme çabası içindedir. Sosyal politikanın temel amacını, değişik risklere
karşı toplumda zayıf kesimlerin güvenceye alınması oluşturur. Bu amaçla
oluşturulan sosyal koruma sistemleri ve yeniden dağıtım mekanizmalarıyla bu
kesimlerin sosyal ve ekonomik yaşama katılımı sağlanırken, toplumun ekonomik ve
kültürel kaynaklarının adil dağılımı da sağlanmaya çalışılır. Bu bağlamda,
sosyal politikanın 3 temel değerden esinlendiği söylenebilir. Bunlar, özerklik,
hakkaniyet ve toplumsal bütünleşmedir.
Sosyal dışlanmayla
mücadele, toplumsal aidiyet ve güven, sosyal politikanın hedefleridir.
Geleneksel sosyal politika olarak nitelendirebileceğimiz söz konusu yaklaşım,
nüfusun yaşlanması ve iş piyasasından dışlanma gibi yeni sorunlar karşısında
yetersiz kalmıştır. Eşit olmayan gelir dağılımını düzeltmek ve yoksulluğu
önlemek için geçmişte uygulanan sosyal politikaların başvurduğu temel araç,
zenginlerin ve ekonomik büyümede en fazla pay alanların gelirlerinden kesilen
vergilerin, hastalık, yaşlılık ve meslekî vasıf yetersizliği gibi herhangi bir
nedenle ücretli bir işte çalışamayan kişilere transfer edilmesiydi. Ancak,
geçmişte böyle bir sözleşmenin uygulanabilmesini mümkün kılan uygun ekonomik ve
demografik koşullar artık ortadan kalkmıştır. Günümüzde sayıları gittikçe artan
emeklilerin ve sağlık hizmetlerine ihtiyacı olan kişilerin giderleri, sayısı
gittikçe azalan çalışma yaşındaki nüfus tarafından üstlenilmektedir. Kitlesel
işsizlik ve erken emeklilik olguları, demografik etkenlerin etkisini artırarak
sosyal güvenlik sistemlerinin sürekliliğini zora sokmuştur. Bu bağlamda,
geleneksel sosyal politikanın dışında aktif sosyal politikadan söz
edilmektedir. Bu yaklaşıma göre kamu idareleri sosyal politikanın tek aktörü
değildir. Sosyal alanda önemli roller üslenebilecek, hatta sosyal korumanın
finansmanına ve uygulamasına katılabilecek birçok sosyal grup bulunmaktadır. Bu
doğrultuda özel sektör sosyal hizmetlerin sunumuna geniş ölçüde katılabilir;
çocuk bakımından yaşlılara ve özürlülere götürülebilecek çeşitli hizmetlere
kadar, özel sektör, kamu sektörü yanında değişik seçenekler sunarak önemli
işlevler yerine getirebilir.
Sosyal politikalarda
ortaya çıkan bu iradî yaklaşım, bireylerin gelecekten beklentilerini artırmak
için onların kapasitelerine yatırım yapılması gerekliliğine vurgu yapmaktadır.
Bu yeni yaklaşım, hükümetlerce sosyal yardımları azaltan, vergi gelirlerini
artıran, daha geniş anlamda yoksulluğu ve sosyal dışlanmayı önleyerek uyumlu
bir toplum öngören sosyal politikalara yatırım yapılmasının daha yararlı olduğu
anlayışına dayanmaktadır. Söz konusu politikalar, toplumu oluşturan birey ve
grupların sosyal ve ekonomik yaşama tam olarak katılmalarını özendirmektedir.
Bu yaklaşım, toplumun üyesi olarak, bireylerin ve grupların hak ve
yükümlülüklerinin tanınmasına dayanmakta ve hayatın risklerine karşı kişileri
korumanın ötesinde, mümkün olduğu kadar onların kapasitelerine yatırım yaparak
tüm yaşam boyunca potansiyellerini gerçekleştirmelerine çalışmaktadır.
Özürlülük açısından ise
yeni sosyal politika yaklaşımında temel hedef, özürlülerin toplumla
bütünleşmesi olarak karşımıza çıkar. Özürlülük konusundaki çalışmalar, değişen
koşullar açısından değerlendirildiğinde ise, sosyal politikanın en sorunlu
alanlarının başında gelmektedir ve bu durum, özürlülüğün dinamik yapısından kaynaklanmaktadır.
Özürlülük, günümüzden kısa süre öncesine kadar kabul edildiği gibi, çeşitli
önleme çalışmalarıyla tüketilebilir bir olgu değildir. Dünyada olduğu gibi
ülkemizde de -biraz evvel değerli milletvekilimizin de bahsettiği gibi- yüzde
12,29 özürlülük oranı, yaşlanmaya endeksli olarak yükselmekte ve bu bağlamda da
özürlülük fenomeninin kapsamı ve içeriği genişlemektedir. Özürlülüğün
geleneksel olarak tanımlandığı fiziksel eksikliğe dayalı yaklaşımlardan
vazgeçilmiş, işlevsellik açısından değerlendirilmeye başlanılmıştır. Buna göre,
özürlülük, sadece, ortopedik, görme, işitme ve zihinsel olarak değerlendirilen,
başka bir deyişle, fiziksel bir eksiklikle nitelenen bir olgu değil, süreğen
hastalıkları da içinde barındıran bir olgudur. Bu doğrultuda, homojen bir yapı
arz etmeyen özürlülük, kendi içinde, ağır özürlülük ve diğerleri olarak
sınıflandırılmaktadır. Ağır özürlülük, sadece belli özür türlerinin niteliği
olarak değil, bağımlılık oranı çerçevesinde her özür türünü kendi içinde
barındırmaktadır. Bu anlamıyla da, özürlülük alanında yapılacak çalışma ve
hizmet sunumları da değişmektedir. Ülkemizde ise, sosyal politika açısından
özürlülüğün daha çok yoksulluk bağlamında değerlendirildiğini söyleyebiliriz.
Özürlülük, yoksulluğun ürünü olmamakla birlikte, yoksulluk nedenidir ve
ülkemizde, özürlülerimize yeterli eğitim ve istihdam altyapısı söz konusu
olmadığından, özürlülük, yoksulluk bağlamında, hizmet sunumunun konusudur.
Ülkemizde diğer bir sorun
alanı, yine yoksullukla bağlantılı olarak, sağlık hizmetleridir. Özürlülerin
sağlık sorunlarından söz edilebilir; ancak, özürlülük, bir hastalık değil, bir
durumdur. Bu doğrultuda da, özürlülere yönelik hizmet sunumunun öncelikleri,
sadece "yardım" başlığında toplanmaya uygun değildir ve bu türden
hizmetler yeterli de değildir. Konuya, sosyal hizmetler açısından
yaklaşıldığında ise, ülkemizde, yoksulluk eksenli yardımlar dışında özel eğitim
ve rehabilitasyon hizmetleri söz konusudur. Hem hizmet standartları hem de
denetim mekanizmaları açısından çeşitli sorunlar taşıyan bu hizmet sunumlarının
yetersizliği bir yana, ülke koşullarımıza göre uygunluğu da ayrı bir
problemdir.
Ağır özürlülük açısından
en temel sorun, ailelerine bağımlı olan özürlülerin ailelerinin de eve bağımlı
yaşamalarıdır. Bu bağlamda, çok acil durumlarda dahi özürlü çocuğunu bırakıp
ihtiyacını gideremeyen özürlü annelerine yönelik aile destek hizmetleri
önceliktir.
Aile destek hizmetleri,
yerel idareler açısından da en kolay hizmet organizasyonlarının başında yer
almaktadır. Basit anlamda, özürlü kreşi biçiminde sunulabilecek bu tür
hizmetler, aile eğitimi ve rehabilitasyonunu da içerecek biçimde daha kompleks
olarak sunulabilir.
Kamu idareleri merkezli
hizmet imkânları açısından diğer öncelikli alan ise, istihdamdır. Ülkemizde
özürlülerimize meslek edindirilemediği için, istihdam konusunda önemli sorunlar
bulunmaktadır. Bu konuda yapılabilecek en doğrudan hizmetler, meslekî
rehabilitasyon ve korumalı işyerleri düzenlemeleridir. Bu bağlamda,
gündemimizde olan özürlüler kanunu yürürlüğe girdikten sonra, ülkemizde
özürlülük konusunda yeni politikaların temel referansını oluşturacaktır.
Bir politika aracı olarak
özürlüler kanunu, hem özürlülere yönelik sunulacak hizmetleri hem de sosyal
hakları yeniden düzenlemektedir. Ayırımcılıkla mücadele merkezinde bir
özürlülük politikasını belirleyecek olan kanunla birlikte, kamu idaresine
ulaşılabilirliğin sağlanması açısından da önemli yükümlülükler getirmektedir.
Dünyada 1970'li yıllarda
ortaya çıkan ve yaygınlaşan özürlüler kanunları, yeni bir politika aracıdır. Bu
anlamda, yaygın biçimde anlaşıldığı gibi, özürlüler kanunları, özürlüler
konusunda mevcut olan mevzuatın bütünleştirilmesi anlamına gelmemektedir.
Günümüz dünyasında özürlülüğün sorunları, ayırımcılık ekseninde
değerlendirilmektedir. Bu yaklaşıma göre, özürlü haklarıyla ilgili çalışmalar,
fırsat eşitliği ve insan hakları bağlamında yer alır. Bu anlamda, dünyada
özürlülük konusunda gelişmiş olan terminoloji yanında, temel esaslar Özürlüler
Kanunda yer almaktadır.
Bilindiği gibi,
hazırlıklarına 2003 yılında başlanılan ve ilgili kurum ve sivil toplum
kuruluşlarının görüş ve önerileri doğrultusunda hazırlanan Özürlüler Yasa
Tasarısı, 94 maddeden oluşmaktaydı. Tasarı, Mayıs 2004'te Başbakanlığa sevk
edilmişti. Geçen sürede, şahsımın Başkanlığında, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Maliye Bakanlığından oluşan bir komisyon
oluşturulmuş ve söz konusu komisyon, mevcut tasarıyı yeniden biçimlendirmişti.
Bir anlamda güncelleme çalışması olarak da nitelendirilebilecek çalışmada, Özürlüler
Kanun Tasarısı, Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının
hazırladığı Primsiz Ödemeler Kanunu Tasarısı, sosyal güvenlik kuruluşlarının
tek çatıda toplanması, Genel Sağlık Sigortası Kanunu Tasarısı ve yeni
kanunlaşan Belediyeler Kanununa göre yeniden düzenlenmişti. Son çalışmayla,
Özürlüler Kanun Tasarısı, 16 maddelik bir çerçeve kanun ve 23 kanunda 37
maddelik değişiklik getiren 54 maddelik düzenlemeden oluşmaktadır.
Çerçeve kanun, ülkemizde
bir özürlüler politikasının kurumsallaşmasının altyapısı niteliğindedir. Buna
göre, ülkemizde özürlüler politikasının temeli, ayırımcılıkla mücadele üzerine
kurulacaktır ve özürlülerin özürlerinden dolayı herhangi bir ayırımcılığa tabi
tutulamayacağı genel esas hükmüne bağlanmıştır. Avrupa Birliği sosyal
politikasıyla paralellik taşıyan bu yaklaşım yanında, kanunu oluşturan tanım ve
terminolojiler, özürlülüğün sınıflandırılması ve ölçülmesiyle ilgili hükümler,
dünyada geliştirilen en son sistem olan ICF'e göre biçimlendirilmiştir; ki, bu
nitelik de, ülkemiz mevzuatı ve uluslararası dil arasında örtüşme
sağlamaktadır.
Diğer yandan, çerçeve
kanun, mevzuatımızda mevcut olmayan sosyal hizmet uygulamalarıyla ilgili
esasları içermektedir. Bakıma muhtaçlık, ağır özürlülük, korumalı işyeri,
toplum temelli rehabilitasyon, bakım ve bakım çeşitleri gibi alanlarda, hizmet
sunum biçimlerini belirlemektedir. Ülkemizde, özürlülük profiline göre,
öncelik, yaşlı ve ağır özürlülerdedir ve özürlü vatandaşlarımızın yüzde 41'i 65
yaşın üzerindedir. Bu doğrultuda en temel sorun, ailesine bağımlı olarak
yaşayan özürlülerimizin ailelerini kaybettikten sonra ortaya çıkan durumdur. Bu
konuda, Özürlüler Kanunu, bakıma muhtaç ağır özürlüye bakım teminatı
getirmektedir. 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel
Müdürlüğü Kanununda yapılan değişiklikle, ülkemizde bakım hizmeti, özel
sektörden hizmet satın alma yoluyla sunulmaya başlanılacaktır. Bu düzenlemeyle
ülkemizde, üç yıl içinde, sosyal güvenlik kapsamı dışında kalan 200 000 ağır
özürlü vatandaşımıza bu hizmet verilmeye başlanılacaktır. Bakım hizmetinin
ülkemizde bir sektör olarak kurumsallaşmasını belirleyecek olan bu düzenleme,
genel sağlık sigortası çalışmalarının tamamlanmasıyla, sosyal güvenlik
kapsamında yer alan yaşlı ve özürlüleri de kapsayacaktır. Özürlülerin toplumla
bütünleştirilmesi olan sosyal politikanın önündeki en kayda değer engellerin
başında, mevcut mevzuat gelmektedir. Mevcut haliyle, kişilerin taşıdığı özür,
memur olmaya engeldir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, söz konusu ayırımcı
düzenlemeler kaldırılmaktadır Yine, özürlülerin toplum hayatına katılmalarında
büyük bir engeli oluşturan altyapı sorunları, getirilen düzenlemelerle, yedi
yıl içinde giderilecektir.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, bu yasanın, yaklaşık iki yıllık bir süredir, özellikle özürlü
kardeşlerimizce büyük bir sabırsızlıkla beklenildiği hepimizce bilinmektedir;
ancak, bu iki yıllık süreç içerisinde, çalışmaları yakinen takip eden, hatta zaman zaman bu çalışmaların bizzat
içinde olan bir arkadaşınız olarak, konunun uzmanı bürokrat arkadaşların da bu
konuda ne kadar hummalı ve özverili çalışmayla bu sonuca geldiklerini yakinen
bilmekteyim. Amaç, mümkün olan en iyi tasarıyı gündeme taşımak idi ve bu amaca
bugün vardığımızı, sevinerek ve gururla görüyorum.
Bu vesileyle, bu
tasarının hazırlanması sırasında desteklerini esirgemeyen, başta Sayın
Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, katkı sağlayan değerli
bakanlarımıza, çalışmalara bizzat katılan milletvekili arkadaşlarımıza, Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine, sivil
toplum kuruluş temsilcilerine ve kanunun hazırlanmasında emeği geçen herkese
teşekkür ediyor, ülkemiz açısından çok önemli bir alanda yeni bir süreci
başlatacak olan bu kanunun hayırlı olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Akşit,
teşekkür ediyorum.
Şahsı adına, İzmir
Milletvekili Nükhet Hotar Göksel; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
NÜKHET HOTAR GÖKSEL
(İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Özürlüler Yasa
Tasarımız -kısaca adı- hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Biraz evvel, CHP'li sayın
arkadaşımız grup adına konuşurken, bir faksı okudu, özürlü bir arkadaşımızdan
gelen; ama, biz, AK Parti olarak, gelen faksları okumak, değerlendirmek yerine,
onların değerlendirilebileceği ve çözüm üretilebileceği adımlar da attık
kurumsal anlamda. Bunlardan bir tanesi, bir ilk olarak Genel Merkezimizde
Özürlü Koordinasyon Merkezimizi oluşturduk ve bunun tüm Türkiye genelinde
örgütlenmesini sağladık, hatta ilçe bazına indik. Daha sonra bugüne kadar
defalarca Meclise kadar getirilebilmiş, ama, görüşmelerine dahi başlanamamış
olan Özürlüler Yasa Tasarımızı bugün burada karşınıza getirmiş olduk. Bu
anlamda, tabiî ki bu katkıları birlikte yaşıyoruz, bunun şerefini birlikte
paylaşıyoruz; ama, bir yönüyle de Partimizin bu yöndeki kararlılığının ve
çalışmalarının somut bir örneği olarak bu hakkı da teslim etmek gerekir diye
düşünüyorum.
Konuşmamın başlangıcında
bir de şunu belirtmek istiyorum: Kanunun özünü oluşturan özürlü ya da engelli
insan demek, doğrudan doğuştan veya sonradan fizikî kapasitesi sınırlanmış
insan demektir. Ancak, özürlü ifadesi yeterince açıklayıcı bir ifade değildir;
çünkü, biyolojik olarak iradesi dışında sınırlanmış olan insanın fiilî
kapasitesine yeni kapasiteler eklemesinin görüldüğü muhteşem örneklerle
dünyanın her tarafında karşılaşmak mümkündür.
Değerli
milletvekillerimiz, Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan çalışmalar,
yaklaşık yüzde 13'lük bir özürlü nüfusumuzun olduğunu göstermektedir ve bu oran
da dünya ortalamasının maalesef üzerindedir. Böyle bir orana sahipken, ülkemizi
ziyaret eden yabancılar da dahil birçok kişi "sizin ülkenizde özürlü yok
mu veya özürlü oranı çok mu düşük" demektedirler; çünkü, sokaklarda
özürlülerimizi görememekteler. Onlara, gerek çalışma hayatında gerek sosyal
hayatta gerekse sadece evden çıkıp gezmelerini, ziyaretlerini sağlama amacıyla
gerekli ortamı bugüne kadar maalesef sağlayamamışız, onları evlerine
kapatmışız. İşte bu tasarı, onların evden çıkmalarını, gerek sosyal hayata
gerek çalışma hayatına girmelerini de sağlayacak çok önemli bir başlangıcı
oluşturmakta.
Burada, özürlülüğün
sebepleri de, yine bizim önemli bir gündem maddemiz. Eğer doğuştan ise,
yapılabilecek konular, alınabilecek önlemler farklı; eğer sonradan ise, yine
çok farklı.
Biz, bütün bu anlamdaki
çalışmalarımızı, tedbirlerimizi aldıktan sonra bile, bakıyoruz ki, özürlü olma
hali engellenemeyen çok ciddî bir nüfus var ve bir miktar da olsa, olacak,
olmaya devam edecek. O halde, hedefimiz de, bu vatandaşlarımızın asgarî yaşam
şartlarını dizayn ederek, kendilerine ve yakınlarına hayatı daha yaşanılır
kılmaktır. Eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri, istihdam ve sosyal hayata uyum konuları,
yapılması gereken icraatların en önemlileri arasındadır.
İşte, Partimiz ve bizler
bu gayretlerin içindeyiz. Özürlü vatandaşlarımıza duyarlılığımız en üst
seviyede. Her şeyden önce toplumun bütün kesimlerini kucaklayarak, huzurlu ve
mutlu bir hayata giden yolun altyapısını hazırlama çalışmaları içindeyiz. Bu
anlayış doğrultusunda da, özürlü vatandaşlarımıza hayatı daha yaşanılır kılma
gayretini sürdürmekteyiz; çünkü, Partimiz, programında da vurguladığı gibi,
özürlü vatandaşlarımızın insan onuruna yakışacak şekilde yaşamalarını sosyal
devlet anlayışının bir gereği olarak görmektedir.
Yine, hiçbir özürlü
vatandaşımıza, zihinsel ve bedensel özürleri nedeniyle ayırımcılık yapılmasına
da müsaade etmeyeceğimizi, bu yönüyle de özürlülere bakış açımızı net bir
şekilde ifade etmek istiyorum.
Özürlülere yönelik özel
eğitim imkânlarının artırılması, iş kurma kredilerinin sağlanması, vergi
muafiyeti getirilmesi, gerekli araç ve gereçlerin imalat ve ithalatına kolaylık
getirecek çalışmaların yapılması, bu alandaki gündemimizin en önemli maddeleri.
Dolayısıyla, kanunumuzda
da bu saydığımız ihtiyaçlar önemli ölçüde karşılanmakta. Çok başındayız; gerek
kanunun ilerleyen maddeleri içinde gerekse çıktıktan sonraki süreçte, eminim
ki, haklı da olabilecek bazı eleştiriler olacaktır; ama, şunu çok önemle
vurgulamak ve gözönüne almak zorundayız: Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir
ilk, dolayısıyla her ilkte olduğu gibi, mutlaka aksaklıkları, eksiklikleri
olabilir; ama, buradaki hedef noktamız, mükemmele ulaşmayı hedefleyerek, bu ilk
üzerinde çalışmalarımızı geliştirmek olmalı, aksaklıklarımızı gidermek olmalı.
İnsana hizmeti her şeyin
üzerinde tutan Partimiz, özürlü vatandaşlarımızın sorunlarını da takip ederek,
konuyu bu noktaya getirmiştir; bunu tekrar vurgulamak istiyorum; çünkü, bizim,
gerek özürlülerimize gerek yaşlılarımıza ilişkin yaptığımız faaliyetler, bugün,
belki çok fazla değil, ama, yakın bir gelecekte, çok ciddî bir adımın temelleri
olarak tarihteki yerini de alacaktır. Ülkemizin demografik yapısına baktığımızda,
yakın bir gelecekte, neredeyse yarısının özürlü ve yaşlılardan oluşmakta
olduğunu göreceğiz ve biz bir öngörüyle, nüfusumuzun yakın gelecekteki bu
demografik yapısını, bugünden, sorunlarına çözüm bulan bir zemine oturtmak,
politika belirlemek ve bu politikaları uygulamaya sokmak amacıyla hareket
ediyoruz ve bu kanun da, bunun ciddî örneklerinden bir tanesi.
Değerli milletvekilleri,
siyasî hayata birçok ilki kazandıran Partimiz, 3 Kasım seçimlerinde, iki
arkadaşımızı da, bu kanuna konu oluşturan iki arkadaşımızı da Yüce Meclisimize
taşımıştır. Yine, 28 Mart yerel seçimlerinde, özürlü vatandaşlarımızdan başvuru
ücreti almayarak bir ilki yapmıştır. Onlara belirli kontenjanlar vererek,
bugüne kadar olmamış sayıda belediye başkanı, il genel meclisi ve belediye
meclisi üyesinin de, yerel yönetimlere taşınmasını mümkün kılmıştır.
Dolayısıyla, biz bu konuda samimiyiz ve kararlıyız.
Onun için, bu ilki, çok
önemli ilki başlattığımız şu günde ve bunun sonrasında yapılacak eleştirilerin
yapıcı olması, katkı sağlaması, en büyük temennimiz, en büyük isteğimiz.
Bu konuda, Sayın
Bakanımızın da ifade ettiği gibi, çok ciddî çalışmaları ve emeği geçen kişi ve
kurumlar oldu. Ben de bunları burada tek tek sıralamadan, hepsine çok
teşekkürler ediyor, şükranlarımızı arz ediyor, bu uygulamanın, bu kanunun,
başta özürlü vatandaşlarımız olmak üzere, tüm ülkemize ve tüm dünyaya hayırlar
getirmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Göksel.
Madde üzerinde, şahsı
adına, İstanbul Milletvekili Sayın Gürsoy Erol; buyurun efendim. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
GÜRSOY EROL (İstanbul) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan, 969 sıra sayılı, kısa
adı Özürlüler Yasa Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Meclisimizi saygılarımla selamlıyorum.
Bugün, özellikle, tabiî
ki özürlüler camiası adına önemli bir gün, tarihî bir gün; çünkü, Türkiye'de
bir ilki bu Meclis gerçekleştiriyor ve bunu da, iktidarıyla, muhalefetiyle,
sivil toplum kuruluşlarıyla, kısacası, emeği geçen tüm arkadaşlarımız adına, bu
onuru hep birlikte paylaşıyoruz; bu vesileyle, böylesine mutlu bir günde
sizlerle bir arada olmanın, hep birlikte onurunu yaşıyoruz.
Tabiî ki, bu yasa,
değişik vesilelerle, değişik zamanlarda, bundan önce de gündeme geldi; ama,
komisyonlara kadar ancak gelebildi ve komisyonlarda görüşülemeden, kadük kalmış
olan bir yasa; ama, bu dönemde, özellikle iktidarımızın bu noktadaki
hassasiyeti ve muhalefetimizin de bu noktadaki yakın desteğiyle, hoşgörüsüyle,
sivil toplum kuruluşlarının da katkılarıyla, bugünkü bu şeklini aldı ve bugün
burada hep birlikte görüşüyoruz.
Mevzuat içerisinde bugüne
kadar birçok dağınık konuları bu yasa şu anda toparlamış oluyor ve bir bütünlük
içerisinde, özürlülerin önüne, artık, Türkiye'de bir konuşulan yasa, Türkiye'de
bir çerçeve yasa haline bugün getirmiş oluyoruz. Yasanın, özürlülüğün önlenmesi
anlamında ve yine özürlülerin özellikle baş sıkıntıları olan sağlık, eğitim,
rehabilitasyon, istihdam gibi konuları, bakım ve güvenliğe ilişkin önemli
konuları içermesi açısından son derece önemli bir yasa olduğunu ifade etmek
istiyorum.
Yine, özürlü adına
sorunun çözülmesi açısından özürlünün tek başına problemini çözmesi oldukça
-günümüz şartlarında- zor görünüyor ve dolayısıyla özürlünün problemini
çözmesinde ailesinin, toplumun tüm kesimlerinin ve özürlülere yönelik hizmet
veren kurum ve kuruluşların bir arada davranmasının ve bu şekilde bu problemin
çözülmesinde beraberce hareket etmelerinin son derece önemli olduğunu ifade
etmek istiyorum.
Bakım hizmetlerine, yeni
bir kavram olarak evde bakım hizmetlerinin de getirilmiş olması, yasanın,
zannediyorum, en önemli, en can alıcı noktalarından bir tanesi. Yine, aynı
şekilde, erken tanının özürlülüğün önlenmesinde önemli bir adım olduğunu,
ayrıca, meslekî rehabilitasyon ve korumalı işyeri kavramlarının da tasarıda yer
almasının özürlüler adına önemli maddeler olduğunu yine aynı şekilde ifade
etmek istiyorum.
Özürlülerin özürlü
olmayanlarla beraber eğitim imkânları alması ve beraber aynı sınıflarda, aynı
okullarda, birbirleriyle yan yana, ciddî bir eğitim alma imkânının
sağlanmasının da, yine, tasarıdaki önemli adımlardan birisi olduğunu,
önemsediğimi de aynı şekilde ifade etmek isterim.
Özürlülerin devlet
memurluğuna alınması ve mesleklerine uygun münhal kadrolara atanmaları,
yapılacak atamalarda çocuklarının özür durumlarının önemli olduğu ve bu noktada
bunların dikkate alınması; yine, aynı şekilde, özürlülerin spor yapmasının ve
spor aktivitelerine katılmalarının kolaylaştırılması; özürlülerin araçlarına
mahsus park yerlerinin ayrılması ve uymayanlara bu konuda 2 katı ceza
verilmesi; yine, aynı şekilde, özürlülerin en büyük problemlerinden birisi olan
toplutaşıma araçları, kamu binaları başta olmak üzere, tüm umuma açık alanlarda
erişilebilirliğe uygun hale getirilmiş olması -ki, tasarıda beş yıl olarak
geliyor bu süre- zannediyorum, özürlüler adına bu tasarıdaki en önemli
kazanımlardan bazıları olarak ifade etmek istiyorum.
Tabiî, şunu da ifade etmek
isterim ki, yasa çıkıyor ve bu noktada tüm özürlülerin problemleri çözümleniyor
anlamı da çıkarılmaması gerekir; çünkü, senelerdir birikmiş ve özellikle
cumhuriyetimiz dönemini kastedersek, seksenbeş yılın birikmiş problemleriyle
ilgili ilk defa bir çerçeve yasa çıkarıyoruz ve dolayısıyla, bütün problemlerin
çözülmüş olmasını da bir anda beklemek tabiî ki mümkün değil.
Bu noktada, özellikle bu
problemlerin çözümü anlamında söylemek istiyorum; herkese ayrı ayrı görev
düşüyor. Kanunları hazırlamak, kanunları yasalaştırmak, çok güzel; ama, her
şeyin çözümü anlamına da gelmiyor. Bu noktada, uygulanması çok çok daha önemli;
nasıl bugün bir arada, iktidarıyla muhalefetiyle beraberce bu yasayı
çıkarıyorsak, uygulanması anlamında da, iktidarıyla, muhalefetiyle,
vatandaşıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla hepimize büyük görevler düşmekte ve
yasanın bundan sonrasında da takipçisi olmak, bu çıkan yasanın maddelerinin
uygulanması adına hep birlikte hareket etmek durumundayız.
Ben, bu arada, iki tane
önemli konuyu da ifade etmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, özellikle bu
yasanın çıkması vesilesiyle hükümetimiz adına önemsediğim için ve özürlülerin
en önemli problemi olduğu için, istihdam problemini dile getirmek istiyorum. Bu
yasa, özürlülerin istihdam anlamında bütün problemlerini tabiî ki çözmüyor ve
özellikle, Sayın Başbakanımızın 2005 yılını özürlülerin istihdam yılı ilan
etmesi dolayısıyla önemli bir yıl olduğunu ifade etmek istiyorum; ama, bütün
buna rağmen, özellikle çatısı altında bulunduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi
başta olmak üzere, kamuda, yüzde 3 kontenjandan doğan özürlü açığının çok ciddî
seviyelerde olduğunu da hepimiz biliyoruz.
Dolayısıyla, çıkardığımız
yasaların uygulanması adına, önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı başta
olmak üzere, kamudaki tüm kurumların, özürlülerin adına açık olan bu kadroları
bir önce doldurmasını, tüm özürlülerin arzusu olarak burada ifade etmek
istiyorum; ki, bu ciddî sayıda bir istihdamdır ve bu noktada da özürlülerin her
birisi, ayakları üzerinde durmak, akşam evine gittiği zaman kendi kazandığı
ekmeği çocuklarıyla paylaşmayı arzu etmektedir. Dolayısıyla, yardımlardan
ziyade, istihdam probleminin de, zannediyorum, hükümetimizin yüzde 3
kontenjandaki açıkları doldurması adına önemli olduğunu burada ifade etmek
istiyorum.
Yine, bir diğer önemli
konu, yasada olmayan, ama, emeklilikle ilgili, özellikle özürlülerin en
sıkıntılı olduğu maddelerdir. Bunun sosyal güvenlik kanunu içerisinde geleceği
ifade edildi; ama, Sosyal güvenlik kanunu içerisinde nasıl geleceğini şu anda
tam olarak biz de bilemediğimiz için, ben, özellikle ifade etmek istiyorum,
kurumlar arasında, yani, Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı arasında ayrı ayrı
uygulamalar var şu anda ve bunlardan, özürlü olarak işe girme veya sonra özürlü
olma adına son derece ciddî sıkıntılar yaşıyor özürlü arkadaşlar. Dolayısıyla,
çıkacak olan sosyal güvenlik yasasında, bu noktada, özellikle özürlülerin
emeklilik problemlerinin de tek bir çatı altına alınarak halledilmesi en büyük
beklentilerden biri olduğu için özellikle vurgulamak istiyorum.
Ben, tekrar, bu noktada,
emeği geçen tüm arkadaşlara teşekkür etmek istiyorum ve bu önemli günde,
özürlüsüyle, özürsüzüyle, daha mutlu bir Türkiye ve daha güzel bir gelecek
umuduyla, Genel Kurula saygılarımı sunuyorum.
Hepinize teşekkürlerimi
arz ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Erol,
teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, saat 20.30'da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.23
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 20.37
BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Bayram
ÖZÇELİK(Burdur)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin Altıncı
Oturumunu açıyorum.
969 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. -KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (DEVAM)
3.-Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı; Tekirdağ
Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi; İstanbul Milletvekili Lokman Ayva'nın Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz,
İzmir Milletvekili Kemal Anadol, Samsun Milletvekili Haluk Koç ile 46
Milletvekilinin Özürlüler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları (1/1029, 2/215, 2/424, 2/437) (S. Sayısı:
969)(Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 1 inci
maddesini okutuyorum:
ÖZÜRLÜLER VE BAZI
KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN
TASARISI
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç,
Kapsam, Tanımlar ve Genel Esaslar
Amaç
MADDE 1.- Bu Kanunun
amacı; özürlülüğün önlenmesi, özürlülerin sağlık, eğitim, rehabilitasyon,
istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarının çözümü ile her
bakımdan gelişmelerini ve önlerindeki engelleri kaldırmayı sağlayacak
tedbirleri alarak topluma katılımlarını sağlamak ve bu hizmetlerin
koordinasyonu için gerekli düzenlemeleri yapmaktır.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Muzaffer
Kurtulmuşoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA MUZAFFER
R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım;
Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde CHP
Grubu adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce, hepinizi
sevgiyle, saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri,
bu yasada emeği geçen -eksiğiyle beraber- gerek hükümete gerekse Cumhuriyet
Halk Partisi Grubuna teşekkür ediyorum; bu bir ilktir. Bu yasanın çıkması,
özürlüler için bir başlangıçtır; ama, buna tam olarak, her şeyiyle mükemmeldir
demek biraz güçtür; ama, böyle olmasına rağmen, bunun çıkması için gayret
gösteren her iki tarafa da teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri,
özürlü olmak, hiç kimsenin, bağımsız yaşama hakkını, yaşamdan haz duyma
hakkını, kendi tercihlerini kullanma hakkını, topluma katkıda bulunma hakkını,
bir meslek sahibi olma hakkını; ekonomik, siyasî, sosyal, kültürel ve eğitsel
alanlardan yararlanma hakkını, fırsat eşitliği, tam katılım, istihdam, iyi bir
yaşam standardına ulaşma ve kendine yeterli olma hakkını, kendi sorunlarının çözümüyle
ilgili konularda söz ve karar sahibi olma hakkını kısıtlamaz ve engellemez.
Özürlülerin, kendine
yeterli, toplumda kaynaşabilen, üretici bireyler olarak yetişmelerini sağlamak
için, eğitsel, kültürel, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması
gerekir. Bütün hizmetler, olanaklar ve avantajlar, özürlülerin topluma
kaynaşmalarını engellemeyecek biçimde ve onların durumlarına ve ihtiyaçlarına
uygun koşullarda düzenlenmelidir diye düşünüyorum.
Özürlüler için asıl
problem, sadece özrün kendisi değil, toplumun özürlülere ilişkin yanlış anlayış
ve önyargıları ile sağlanan olanakların yetersizliğidir. Her alanda yeterli
olanaklar ve fırsat eşitliği sağlandığı, ayırımcı uygulamalar ortadan
kaldırıldığı takdirde, özürlüler de, diğer insanlarla aynı düzeyde başarılı
olabilirler ve özürlü olmak, o insanlar için basit bir fiziksel problem
düzeyine inebilir. Bir kişi, yaşamının her alanında engellerle ne kadar az
karşılaşırsa, özürlülüğünü de o kadar az hisseder.
Bireylere, yasalarla hak
ehliyeti vermiş olan devlet, bu hakların uygun biçimde kullanılmasını da
gerçekleştirmek durumundadır. Modern devletin görevi, yalnızca özürlü
bireylerin haklarını geliştirmek ve denetlemek değildir; devlet, aynı zamanda,
özürlülerin, yetenekleri ve potansiyelleri doğrultusunda gelişmelerini, eşit
fırsatlara sahip olmalarını güvence altına almak, onların ekonomik ve sosyal
refahını sağlamak zorundadır.
Ülkemizde, 8 431 937 kişi
özürlü olarak yaşamını sürdürmektedir. Bunun genel nüfusa oranı yüzde 12'dir.
Bunların yüzde 2'si yaklaşık 1 800 000 kişisi fiziksel özürlü; yüzde 9'u,
yaklaşık 6 600 000 kişi ruhsal ve süreğen hastalığa sahiptir.
Özürlülük, öncelikle, bir
sağlık sorunudur. Özürlüler araştırmasına göre, özürlülerin yaklaşık yarısı,
yani, yüzde 47'sinin özründen dolayı herhangi bir şekilde tedavi edilemediği
bildirilmiştir. Bu durum, belki de tedavi sonrası bağımsız ve üretken biçimde
yaşamına devam edebilecek pek çok özürlüyü bağımlı hale getirmenin başlangıcını
oluşturmaktadır.
Bir diğer önemli nokta
eğitim konusudur. Ülkemizde, son yıllarda, okuma yazma bilmeyen nüfusun
azaltılması ve eğitim düzeyinin yükseltilmesi konusunda oldukça önemli
mesafeler kat edilmiştir; ancak, genel nüfusun göstergeleriyle özürlü nüfusun
göstergeleri arasında çok büyük uçurumlar vardır. Genel nüfusta okuma yazma
bilmeyenlerin oranı yüzde 12 iken, bu oran özürlülerde yüzde 36, süreğen
hastalığı olanlarda yüzde 24'tür.
Okullaşma oranına ilişkin
veriler de genel nüfusa göre oldukça düşüktür. Özürlülerin yüzde 40'ı, süreğen
hastalığı olanların yüzde 47'si ilkokul mezunudur, ilkokul sonrası eğitim
düzeyi ise oldukça düşüktür; yüksekokula devam eden özürlü oranı, sadece yüzde
2'dir; süreğen hastalığa sahip olanlarda ise yüzde 4'tür.
Özürlülerin işgücüne
katılmalarıyla ilgili verilere bakıldığında ise, sadece yüzde 7'sinin işgücüne
dahil olduğu görülmektedir. İşgücüne dahil olan yüzde 21'lik oranın ise, yalnız
yüzde 19'u istihdam edilmektedir. Süreğen hastalığı olanların yüzde 22'si
işgücüne katılmakta, yüzde 20'si istihdam edilmektedir. Bu grupta işgücüne
dahil olmayanların oranıysa yüzde 77'dir.
Çok çabuk okumaya
çalışıyorum; ama, bitecek gibi değil sevgili arkadaşlarım. Onun için, şunu
söyleyeyim; burada, sevgili milletvekili arkadaşım "biz, özürlülere
bunları yapıyoruz" dedi; doğrudur, yapıyorlar; ama, unutmayınız ki,
Türkiye'de 8 000 000 özürlü insanın yarın 9 000 000 olmayacağını kimse
söyleyemez. Bu özürlü insanlara gereği kadar iş sağlanamamaktadır, okul
sağlanamamaktadır, eğitimlerini istedikleri gibi alamamaktadırlar. Bunu şunun için
söylüyorum: Sağlıktan yeteri kadar faydalanamamaktadırlar, eğitimden hakeza.
Her işyerinde yüzde 3 oranında özürlü işe alınması lazım diye kanunda yazar;
ama, alınamaz, almazlar.
AGÂH KAFKAS (Çorum) -
Alıyorlar, alıyorlar.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Hükümetin, iktidarların, bugün bu vardır, yarın bir başkası olur…
Ben şunu söylüyorum, senelerce bu devlete çalıştığım için de biliyorum,
özürlüleri bizden ayrı görmeyelim. Bugün burada sağlam olabilirsiniz; ama,
sokağa çıktığınızda, gönül istemez, ama, bir trafik kazası sonrası hepimiz de
özürlü olabiliriz. Yani, eğer, bir işe bakarken kendi cephemizden bakarsak, biz
de yarın böyle olabiliriz diye bakarsak, çok şeyi daha iyi hallederiz diye
düşünüyorum.
Ben, yerel yönetimlerden,
özürlüler için… Deniyor ki kanunda; yerel yönetimler, kamu kurum ve
kuruluşlarında, açık yaya geçidi, yeşilalanlar, spor alanları benzeri sosyal,
kültürel tesisler yapılır, özürlülerin erişebileceği uygun duruma
getirilir." "Belediye bunu yapar" denilmiyor. Bu "getirilir"
kelimesi var ya, böyle çok uzayabilen bir şey.
Benim tavsiyem, yerel
yönetimlere bir şey verirken kontrol ederek vermek lazım. Otobüslerde,
Avrupa'da nasıl oluyorsa, otobüslere binerken onlara kolaylık sağlanması lazım.
Trotuarlardaki babalar özürlülere engel olmaktadır; bunları kaldırmak lazım.
Amerika'da, tabiî ki, insanlar bize göre hem eğitim bakımından, kültür
bakımından...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Sevgili Başkanım, 5 dakikam var, özellikle mümkünse; kişisel söz
talebim de var…
BAŞKAN - Sayın
Kurtulmuşoğlu, sizden önce müracaatlar olduğu için onu şimdi veremedim. Size
eksüre verdim; buyurun.
MUZAFFER R.KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Ben şunu istiyorum: Eğer, insansak, onların bizden hiçbir farkı
yoktur. Nasıl özürlü olursa olsun, hangi özürlü tipte olursa olsun, onlar da
bizim gibi her şeye layıktırlar ve ihtiyaçları vardır, ihtiyaç duyarlar.
Sadece, belki söyleyemiyorlar ihtiyaç olduğunu, ama, açlık hissediyor; sevmek
istiyor, ama, sevdiğini söyleyemiyor; yürümek istiyor, ama, yürüyemiyor; ama,
hissediyor. Yani, bu ne demektir; onların, sağlam olan insanlardan, vücut
olarak, bünye olarak hiçbir farkı yoktur. Bence, bu şekilde, eğer bu özürlülere
yaklaşırsak, onların sosyal haklarını, emeklilik haklarını, sağlık haklarını ve
bilhassa, çocuğu evde anneden başka bakacak kimsesi olmadığı için,
emekliliklerini verirken de onlara yapılan maaş tahsisinde -bilhassa, onlara,
bakıcılarına- insanca yaşabilecekleri şekilde bir ücret verilmesini söylüyorum.
Bu, inşallah, Sosyal
Güvenlik Yasasında getiriliyor; ama, çoğu yeri kırpılarak getiriliyor. Bunu
burada düzeltirsiniz diye düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun,
tamamlayın sözünüzü.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Konuşmamı burada kesiyorum. Bir tek bir şey istiyorum; ne olur,
onları toplumdan soyutlamayınız; bir hekim olarak söylüyorum. Onlara yardım eli
uzatmak değil, yani, ben buna şöyle yardım edeyim değil, onların asıl hakkı
olanı, haklarını verelim diye düşünüyorum. Onların da bizim gibi insanca
yaşabilmeleri için ne lazımsa bu toplumda onlara, yerine verelim diyoruz;
çünkü, tekrar söylüyorum, yaşamadan bilemezsiniz arkadaşlarım. Çoğu aile,
çocuğunun özürlü olduğunu bile söyleyemiyor bu toplumda, dışarı çıkaramıyor.
Her türlü yardımı… Yardım derken özürlü arkadaşlarım alınmasın; yardım derken,
anayasal haklarını verelim diye düşünüyorum.
Hepinize, sevgi ve
saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Kurtulmuşoğlu.
Şahısları adına söz
isteği var.
Erzurum Milletvekili
Sayın Mücahit Daloğlu?.. Yok.
İstanbul Milletvekili
Sayın Ünal Kacır; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci
maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
kanunun 1 inci maddesi, amaç maddesi "Bu kanunun amacı; özürlülüğün
önlenmesi" ile başlıyor. Tabiî, özürlülüğün önlenmesi deyince, hepimiz
biliyoruz ki, bir anadan doğma özürlülük var, bir de sonradan, kazalar
neticesinde, hastalıklar neticesinde özürlü olmak var. Kazalar deyince,
ülkemizde iş kazaları, çok sayıda iş kazası var. İstatistiklere baktığımız
zaman, değerli milletvekilleri, 1999 yılında 77 955 iş kazası olmuş; 2000
yılında 74 000 küsur; 2001 yılında da 72 000 küsur; yani, her yıl 70 000'in
üzerinde iş kazası oluyor ve bu iş kazalarında her yıl 1 000'in üzerinde
insanımız hayatını kaybediyor. Sürekli işgörmezliğe gelince, yine,
istatistiklere göre, 1999 yılında 3 407 kişi, 2000 yılında 1 818, 2001 yılında
2 183 kişi sürekli işgörmezlik durumuna düşmüş.
Değerli milletvekilleri,
iş kazaları konusunda hem işçilerin hem işçilerin hem de işverenlerin mutlaka
eğitilmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum.
Yine, özürlülüğün
önlenmesi için, çocuk yaşta yapılacak olan aşılar ve saire, tıbbî konulara çok
fazla girmek istemiyorum; ama, toplumun eğitilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Yine, trafik kazaları,
ülkemizde "trafik canavarı" olarak hepimizin tabir ettiğimiz; ama,
içinde şoför olarak bizlerin bulunduğu, bu toplumun insanlarının bulunduğu,
işte, o trafik canavarına dur demek gerektiği şeklinde önlemler alınması gerekir
diye düşünüyorum.
Tabiî, kanunun amacında
sadece özürlülüğün önlenmesi değil, bunanla beraber, özürlülerin, sağlık,
eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin
sorunların çözümüyle her bakımdan gelişmelerini ve önlerindeki engelleri
kaldırmayı sağlayacak tedbirlerin alınmasını da bu kanun amaçlamıştır.
Bu kanuna emeği geçen
herkesi kutluyorum, tebrik ediyorum ve bizler, vücut veya zihinsel fonksiyon
eksikliği olan insanlarımıza özürlü ismini vermişiz; ama, şunu ifade etmek
istiyorum ki, asıl özürlü onlar değil, onlara insanca yaşayacakları imkânı
sağlamayanlar diye düşünüyorum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kacır.
Denizli Milletvekili
Sayın Ümmet Kandoğan?.. Yok.
Ankara Milletvekili Sayın
Muzaffer Kurtulmuşoğlu; buyurun.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; tabii ki, özürlüler
hakkında konuşmak, bir lüks değildir, bir ihtiyaçtır, bir gerçektir.
Evet, sayın
milletvekilleri, özürlüler, toplum içinde toplumun katılımcı bir bireyi olarak
yaşamlarını sürdürebilmek için, özel bakıma ve desteğe gereksinim duyan bir
kesimdir. Bu insanların, çoğu kere, erişkinlerin sahip oldukları aklî
yeterliliğe ulaşamadıkları bir gerçektir; ancak, onların da, yemek yemek, su
içmek, uyumak ve özellikle sevmek, sevilmek, paylaşmak ihtiyacıdır; çünkü,
mideleri, kalpleri, dolaşım ve böbrek sistemleri, yumurtalıkları, testisleri,
hulâsa mental güçlükleri dışında tüm organları diğer insanlar gibi
çalışmaktadır; vücut gelişmeleri tam olmaktadır. Nasıl acıkıyor ve sonuçta
besleniyorlarsa, ya da acıktıklarını ifade etmeseler de, yaşamak için
beslenmeye ihtiyaçları varsa, normal düzeyinde çalışan hormonları nedeniyle,
cinsel aktivite ve ifade edemeseler de istekleri olacaktır. Üstelik, kendilerini, çoğu kere yeterince ifade
edemeyen bu özürlülerin, her yönden olduğu gibi, cinsel istismara uğramaları,
tüm dünyada sık rastlanan, istenmeyen durumlardandır. Öyleyse ne yapılmalı:
Öncelikle, onların,
varlığını, ama, bütünlüğüyle, insan olarak, toplumumuzun bireyleri olarak
varlıklarını kabul etmeliyiz. Bu kabulün içinde, mental ve genel sağlık
sorunları, korunma, eğitim, gelişim ve entegrasyonla ilgili problemlerin
yanında, her türlü sorunlarının var olduğunu bilmemiz gerekir. Dünya toplumları
ve sosyal yapıları değişmekte, bu tür özürlülerin düzenli ve doyurucu bir
cinsel yaşamları olmasına sıcak bakmaya başlamaktadır. Bu yaklaşım, özürlülerin
yaşam konforlarını, eğitilebilirliğini ve topluma entegrasyonlarını artıracağı
gibi, toplumun onları yok saymasını, sorunlarına gözlerini kapamasını ve de en
önemlisi, cinsel istismarları ve hatta, zekâ, zihinsel engellilerde daha sık
görülen sapkın seksüel davranışları önleyecektir. Bu engellilerin cinsel
aktiviteleri ve üremeleri, böylece, ailesi, hekimleri ve eğitmenleri tarafından
da yakından takip edilecek ve gereğinde kontrol altına alınabilecektir.
Kalıtsal hastalıklara bağlı ergenlik halinde ve istendiğinde gebeliği önleyici
etkin yöntemleri, mental ve fiziksel durumlarına göre kullanabileceklerdir.
Özel eğitime gereksinim
duyan çocuklara ve ailelerine gereken hizmetin sunulması için, ilkin, bu amaçla
çalışacak kuruluşların sayısının artırılması ve yurt genelinde dengeli
dağıtılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, bu alanda var olan yasal
boşlukların engellilerden yana düzenlenmesi, parasal kaynakların
oluşturulmasında geniş kesimlerle işbirliği yapılması, engel türüne ve
derecesine göre hazırlanmış fiziksel ortamların hazırlanması… Devlet ve özel kurumlarda
daha çok sayıda engelli ve özel eğitimli insan istihdamı yapılmalıdır. Özürlü
istihdamının artırılması için gereken özendirici önlemler ve yatırımlar mutlaka
geliştirilmelidir.
Değerli milletvekilleri,
tabiî ki özürlülerin sorunları sadece devletin alacağı önlemlerle çözülemez,
burada ailelere de görevler düşmektedir. Ailelere düşen görevleri bir kez daha
hatırlatmak istiyorum.
Bazı ailelerin, özürlü
özelliklerinde, özellikle de zihinsel ve bedensel engelli çocukları gizlemeleri
sonucu, Türkiye'de özürlü çocuk sayısını tam olarak belirlemek, ne yazık ki,
mümkün olmamaktadır.
Anne ve babalar, engelli
olsun olmasın, çocukların gelişimini doğuşlarından itibaren çok iyi
izlemelidirler; hatta, çocuklarıyla ilgili olarak günlük tutmalıdırlar. Bu
günlükte çocuklarının hangi ayda hangi davranışı gösterdiğini, yemek yeme,
işitme, tuvaletini yapma, dengede durma gibi durumlarını yaşıtlarıyla
karşılaştırmalıdırlar. Bu karşılaştırmaları kaygılı şekilde değil de, gerçek
bir gözlemci gibi yapmalıdırlar. Sık sık çocuk doktoruna başvurmalıdırlar.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun,
tamamlayın konuşmanızı.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Teşekkür ederim.
Özel eğitime ne kadar
erken başlanırsa, o çocuğun gelişimi ve kendi kendi kendine yönlendirme
gelişmeleri de gelişmiş olur. Zihinsel engeli nedeniyle çocuklarını evinde
saklayan ailelerin sorunları daha da artar; çünkü, çocuk büyüdükçe onun
ihtiyaçları da artacaktır.
Değerli milletvekilleri,
Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı, sadece hastalık veya özürlülüğün olmayışı değil,
fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlamıştır. 21
inci Yüzyılda insan sağlığı için 21 hedef belirlenmiştir; bu hedefler, sadece
hastalık veya özürlülüğün yok edilmesi veya azaltılmasını değil, yaşam
kalitesinin artırılmasını da kapsar. Biz de bu hedeflerin
gerçekleştirilebilmesi için, kendi insanımızı, özürlülüğünü hissettirmeyecek
şekilde yaşatmak zorundayız.
Özürlülerle ilgili olarak
herkes kamuoyu oluşturarak elinden gelen her şeyi yapmak zorundadır diyor,
hepinize saygılarımı ve selamlarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Kurtulmuşoğlu.
Sayın milletvekilleri, 1
inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Kapsam
MADDE 2.- Bu Kanun
özürlüleri, ailelerini, özürlülere yönelik hizmet veren kurum ve kuruluşlar ile
diğer ilgilileri kapsar.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt
Aslanoğlu; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bir kere, bu yasa
tasarısının oluşmasında emeği geçen gerek AK Parti Grubundaki arkadaşlarıma
gerek Cumhuriyet Halk Partisi Grubundaki arkadaşlarıma şükran duyuyorum. Her
iki parti, bu yasanın çıkması için önemli uğraş veriyorlar; çünkü, bu,
hepimizin sorunu. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu yasayı sonuna kadar
destekliyoruz. Aslında, bu insanlardan, bizim özür dilememiz lazım. Kanunun
genel gerekçesinde şöyle bir ifade yer alıyor değerli milletvekilleri:
"Ancak, Anayasamızda yer alan bu hükümlere rağmen özürlü bireylerin sorunlarının
azaltılmasında yeterli mesafe alınamamıştır." Buna, bugüne kadar görev
yapan tüm parlamenterlerimiz, bu Parlamento, çözüm getirmediği için, bu
insanlara özür borcumuz var bizim. Bugüne kadar, Türkiye'deki özürlülerin
sorununa çözüm getirmediğimiz için -üç yılda da biz- hakikaten, ben özür
diliyorum. Onun için, kimin emeği geçtiyse, onlara şükran duyuyorum ve sağır
ve dilsizlerin bir ifadesi var; böyle
bir işaret, hepinizi çok seviyorum demektir. Bu kanuna emek veren herkesi çok
seviyorum; sağır ve dilsizler adına konuşuyorum.
Değerli arkadaşlarım,
tabiî, bu yasada önemli eksiklikler var; ama, temel olarak, özürlülerimizin
sorunlarının çözümü yolunda -çok eksiğimiz var ama- önemli bir yol katediyor bu
yasa. Bu nedenle, yasal düzenlemelerin yanında, toplumsal gerçekleri de gözardı
etmememiz lazım.
Değerli arkadaşlarım, bu
insanlar, hepimizin çocukları, hepimizin evladı, hepimizin kardeşi ve toplumda
yüzde 12... Demek ki, bu toplumdaki yüzde 12 insan -hepimizin ya kardeşi ya
evladı veya akrabası- özürlü. Yarın, kimin ne olacağı belli değil; Tanrı
herkese sağlık versin. Yaşamak, herkesin; ama, özürlü kardeşlerimin de, onların
da, en tabiî hakkı ve en tabiî şekilde, bu insanlar, bir yaşam savaşını, yaşam
mücadelesini, bizler gibi vereceklerdir; ama, ekonomik özgürlükler olmayan,
ekonomik bacağı olmayan hiçbir yasa, bir şekilde, toplumun, özellikle
özürlülerin gerçek sorunlarını çözemez değerli arkadaşlarım.
Ben soruyorum; bir sağır
arkadaşım bir kulaklık aldığı zaman -yani, kendi ihtiyacı- veya bir sakat arabası
aldığı zaman -yürümek için- normalde, bugüne kadar, bu insanlardan, her türlü
vergisi alınıyordu. Diliyorum ki, bu
kanunun yürürlüğe girmesiyle, özellikle özürlü vatandaşlarımızın gerçek
ihtiyaçlarında, devletin birtakım yüklerinin, KDV gibi birtakım vergilerin,
özellikle bu insanlardan alınmaması lazım.
Özellikle, özürlü
kardeşlerimin eğitimleri… Türkiye'de herkesin eğitim görmesi Anayasanın temel
bir kuralıdır. Özellikle özürlü kardeşlerimizin eğitimine, onları topluma
kazandırmak için, bizler gibi yaşamaları için bazı öncelikler vermek zorundayız
arkadaşlar. Soruyorum, üniversiteye
devam eden bir özürlü kardeşimin -ihtiyacı olan- bursunda, harcında bir
ayrıcalık yapılmadıktan sonra, bu arkadaşlarımıza, bu insanlarımıza birinci
öncelikle burs vermediğimiz sürece veya onları, eğitimleri için birtakım
konularda özendirmezsek, yine, bu yasayla onların sorunlarını çözemeyiz.
O açıdan, onlar bizden aş
istemiyor, ekmek istemiyor. Sadece ve sadece, biz de bu toplumda normal
insanlar gibi yaşayalım diyorlar. Onun için, özellikle iş konusunda, ekmek
konusunda… En büyük sorun bu. Bu insanlara ekmek bulmak zorundayız, balık
tutmayı öğretmek zorundayız. İstedikleri, biz çalışalım… Herkesin bir becerisi
var; ama, maalesef, bugüne kadar, Türkiye'de, özürlü insanlarımızın
becerilerini değerlendirip ortak bir ekonomik getiriyi onlara veremedik.
Malatya'da benim Sağır ve
Dilsizler Spor Kulübüm var. Değerli milletvekilleri, yaklaşık 100 üyesi var.
Hakikaten, bunların hepsi aslan gibi delikanlı. Yaşları 20 ile 50 arasında olan
100 sağır ve dilsizin kurduğu bir spor kulübü. Burada, akşama kadar
birbirleriyle oyun oynuyorlar, bunların bir de spor kulüpleri var. Türkiye'de
bir Sağır ve Dilsizler Ligi kurulmuş; futbol, basketbol, voleybol gibi… Ama bu
insanlar bu spor aktivitelerini yapmak için, maalesef ve maalesef, belediye
belediye dolaşıp, yalvararak, bize otobüs verin diyorlar. İşte, özürlülere
sahip çıkmak, işte onlara sahip çıkmak…Türkiye'de sağlıklı insanlardan sporu
profesyonel yapanlar var, amatör yapanlar var; ama, özürlü insanın da spor
yapmaya hakkı var. Onun için, Türkiye'deki spor rantından acaba bunlara biz bir
pay veremez miyiz?! Bunların hakkı değil mi?! Onları akşama kadar o lokalde
hapsetmek yerine, bunları daha özendirecek… İnanın, formalarını, ayakkabılarını
her yıl birilerinden alıyoruz. İşte, o zaman biz özürlülerin sorunlarına çözüm
buluruz arkadaşlar; ama, yasal birtakım çözümler getirip, uygulamada eğer
birtakım gerçekleri göremezsek, biz bu arkadaşlarımızı yine mutlu edemeyiz.
Bu açıdan, özellikle
ekonomik konularda onları bir araya getirip, onların becerilerinden, her ilde
değişik özürlü gruplarını toplayıp, özellikle el becerileri yoluyla mutlaka
onlara bir ekonomik kaynak yaratmalıyız. O zaman mutlu oluyorlar. Bu topluma
yük olmak istemiyorlar. Bu insanlar, bu toplumda, bir şekilde, para yiyen,
tüketici insan olmak istemiyorlar. Çok onurlu insanlar bunlar. Onun için,
özellikle Sayın Bakanım, ekonomik aktivite konusunda her ilde değişik bir
kooperatifleşme şeklinde, değişik beceri grupları oluşturup, bir şekilde, bir
ekonomik kazanç bu insanlara temin edersek, onlar daha özgür, daha mutlu
olurlar.
Değerli arkadaşlarım,
tekrar ediyorum, bu yasaya emek veren Sayın Ayva'ya şükran duyuyorum. CHP
Grubundan bu yasa teklifini veren sayın grup başkanvekilleri ve Sayın Mehmet
Nuri Saygun'a hakikaten şükran duyuyorum.
AK Parti Grubu,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, komisyondaki arkadaşlarımın önünde, özürlüler
adına saygıyla eğiliyor; tekrar, onların ifadesiyle hepinizi çok seviyorum
diyorum.
Teşekkür ederim.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Aslanoğlu.
Şahsı adına, Erzurum
Milletvekili Sayın Mücahit Daloğlu?.. Yok.
İstanbul Milletvekili
Sayın Ünal Kacır; buyurun.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının
2 nci maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, bu
kanunun kapsamı bu maddede anlatılmaktadır. Bu kanunun çıkmasını bekleyen
özürlüleri, özürlü ailelerini ve özürlülere yönelik hizmet veren kurum ve
kuruluşlar ile diğer ilgilileri kapsadığını ifade etmektedir kanun maddesi.
Madde üzerinde söylenecek
fazla söz yoktur. Zaten, AK Parti Grubu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak
mutabakat halinde çalışmaları yürütüyoruz.
Emeği geçen herkese
teşekkür ediyorum ve tekrar, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kacır.
Denizli Milletvekili
Sayın Ümmet Kandoğan?.. Yok.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
2 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
Tanımlar
MADDE 3.- Bu Kanunun
uygulanmasında;
a) Özürlü: Doğuştan veya
sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal
yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum
sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım,
rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiyi,
b) Özürlülük ölçütü:
Uluslararası temel ölçütler esas alınarak hazırlanan ve gerek duyuldukça revize
edilen ölçütleri,
c) Hafif özürlü:
Özürlülük ölçütüne göre, hafif özürlü olarak tanımlanan kişiyi,
d) Ağır özürlü: Özürlülük
ölçütüne göre, ağır özürlü olarak tanımlanan kişiyi,
e) Bakıma muhtaç özürlü:
Özürlülük sınıflandırmasına göre resmi sağlık kurulu raporu ile ağır özürlü
olduğu belgelendirilenlerden, günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini
önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve
bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olan kişileri,
f) Korumalı işyeri:
Normal işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan özürlüler için meslekî
rehabilitasyon ve istihdam oluşturmak amacıyla Devlet tarafından teknik ve malî
yönden desteklendiği ve çalışma ortamının özel olarak düzenlendiği işyerini,
g) Korumalı işyeri
statüsü: Çalışanlarının yönetmelikle belirlenen oranını özürlülerin oluşturduğu
veya özürlülere yönelik çalışmaları ile korumalı işyerine sağlanan teknik ve
malî destek sağlanma şartlarını taşımayı,
h) Rehabilitasyon:
Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle oluşan özrü ortadan kaldırmak veya
özürlülüğün etkilerini mümkün olan en az düzeye indirmek, özürlüye yeniden
fiziksel, zihinsel, psikolojik, ruhsal, sosyal, meslekî ve ekonomik yararlılık
alanlarında başarabileceği en üst düzeyde yetenekler kazandırarak; evinde,
işinde ve sosyal yaşamında kendine ve topluma yeterli olabilmesi ve özürlünün
toplum ile bütünleşmesi, ayrımcılığa
karşı tüm tedbirlerin alınması amacıyla verilen koruyucu, tıbbî, meslekî,
eğitsel, rekreasyonal ve psiko-sosyal hizmetler bütününü,
i) Sınıflandırma: Önemli
bir sağlık öğesi olarak insan vücudunun fonksiyonu ve yetersizliğinin tanımı
konusunda ortak ve standart bir dil ve çerçeve geliştirme çalışmasını,
İfade eder.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin;
buyurun.
CHP GRUBU ADINA İZZET
ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi üzerine söz
almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu
kanun, gerçekten, ülkemizde, toplumumuzun korunmaya muhtaç kesimlerine bakış
açımızı toplum olarak ortaya koymaya yeten bir kanun. 2005 yılına gelmişiz,
daha hâlâ, özürlülerle ilgili bir çalışma, ciddî bir yasal düzenleme bugüne
kadar yapılabilmiş değil. Şimdi herkes buna sahip çıkıyor; ama, Sezar'ın
hakkını Sezar'a vermek gerekir. Eğer özürlüler de örgütlenip, seslerini duyurma
girişiminde bulunmamış olsalardı; daha doğrusu, 1999 yılında, Birinci Ulusal
Özürlüler Şûrasını toplayıp, o günkü hükümet üzerine bir baskı oluşturmamış
olsalardı, Türkiye, Avrupa Birliği sürecinde birtakım uyum yasalarını yapmış
olmasına rağmen, özürlülerini hâlâ hatırlayabilmiş değildi.
Özürlülerle ilgili, bildiğiniz
gibi, ilk yasal çalışma 57 nci hükümet döneminde yapıldı. Pek çok eksiği
olmasına rağmen, Meclisin o günkü gündeminde ilk sıralara gelmiş olan o tasarı,
milletvekili erken genel seçimi kararı nedeniyle kadük oldu ve bu Mecliste
tartışılarak yasalaşma olanağı bulamadı. Daha sonra, yine Özürlüler İdaresinin,
özürlülerin girişimleriyle ve eski Bakanlarımızdan Sayın Gemici'nin özel
çabalarıyla, özürlüler bu konudaki taleplerini 58 inci hükümete götürdüler.
Tabiî, onlara söz verildi. Geçtiğimiz yıl yasal düzenlemenin
gerçekleştirileceği sözü verildi. En son, aralık ayında, Özürlüler Haftasında,
bu konudaki yasal düzenlemenin 31 Mart 2005 tarihine kadar gerçekleştirileceği
söylendi; ama, yine gerçekleşmedi. Özürlüler, o durumlarıyla birlikte,
hepimizin vicdanını, yüreğini sızlatacak bir biçimde kendi tepkilerini yeniden
ortaya koydular ve bunlara ilişkin yasal düzenleme sözü yeniden verildi. Temmuz
ayı içerisinde, 27 Temmuz 2004 tarihinde, tabiî ki, önceki eylemlerinde Sayın
Devlet Bakanımız, o günkü Bakanımız Akşit de, Sayın Başbakan da kendilerine söz
vermiş olmasına rağmen o söz de gerçekleştirilemedi. Bunun üzerine, Sayın
Ayva'nın ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bizim verdiğimiz teklifler de
Meclisin gündemine gelince, zorunlu olarak, AKP Grubu da bu konuda
çalışmalarını hızlandırdı ve komisyona geldi.
Değerli arkadaşlarım,
şunu samimiyetle söylüyorum: Biz, ilk defa, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonunda iktidarıyla muhalefetiyle bir yasayı birlikte yapalım
istedik. O nedenle de bir altkomisyon kuruldu ve altkomisyonda arkadaşlarımız
ciddî bir çalışmanın içine girdiler. Özürlü arkadaşlarımızın konfederasyonları,
federasyon ve dernekleri de katkıda bulundu. Yine de pek çok eksiği olmasına
rağmen, pek çok aksağı olmasına rağmen önümüzdeki bu tasarıyı bugün
konuşuyoruz, görüşüyoruz.
Bizim bu konuda herhangi
bir engelleme girişimimiz asla söz konusu değil; yani, diğer yasalarda olduğu
gibi, belli maddelerde -maddeyi açıklığa kavuşturma adına- soru hakkımızı,
kullandığımız soru hakkını bu kanun görüşülürken kullanmayacağız. Yine, şu anda
bile sayımız bir yasanın, bir kanun maddesinin kabul edilebilmesi için gerekli
sayıyı bulmamasına rağmen yoklama da istemeyeceğiz, bu kanun görüşmeleri
süresince.
Yine, bu kanunun
görüşmeleri süresince, önemli ve zorunlu olmadıkça, maddeler üzerinde şahsı
adına da konuşma yapmamaya gayret edeceğiz; ancak, bu kanunun komisyonlardaki
görüşmelerindeki katılımcılığın, işbirliğinin, uzlaşmanın diğer yasalarda da
olmasını arzu ediyoruz. Eğer, bugün, Mecliste birtakım yasalar görüşülürken o
yasadan etkilenecek toplumsal kesimlerin katkısı yoksa ve muhalefete de bu
konuda kulak tıkanıyorsa, elbette söyleyeceklerimiz oluyor.
Değerli arkadaşlarım,
biraz evvel Sayın Hotar, gerçekten, güzel konuşması içerisinde, bir bakıma
AKP'nin parti içinde sakatlara ilişkin birim oluşturduklarını, ilçelere kadar
yaydıklarını anlattı; ama…
V. HAŞİM ORAL (Denizli) -
Sakatlar değil; özürlüler…
İZZET ÇETİN (Devamla) -
Tabiî, o kavram içerisinde, sakat, özürlü, hatta, yeri gelmişken uyarı üzerine
söyleyeyim... Sosyal Sigortalar Yasası içerisinde özürlülere ilişkin
"arızalı" kelimesini bile çıkartamadık biz o komisyonda; bir bakış
açısı olması açısından söylüyorum. Oysa, arıza, mekanik bir alet için, bir
nesne için kullanılan bir terim, bir kelime. O kelimeyi bile, o sosyal
sigortalar ve genel sağlık sigortasının komisyonda görüşmeleri sırasında,
arkadaşlar, bu, bir alet değil; bu, bir insan, bu kelime uymaz dedik; ama,
AKP'li, komisyondaki arkadaşlarımıza, o maddeyi çıkartamadık. O nedenle,
uyarına teşekkür ediyorum. Amacım, hiç kimseyi incitmek değil.
Sayın Hotar şunu unuttu
değerli arkadaşlarım: 94 maddelik, daha evvel hazırlamış olduğunuz o tasarının
47 maddesine Maliye Bakanının niçin karşı çıktığını, Maliye Bakanının AKP'nin
içinden bir bakan olduğunu, ya bilmezlikten geldi ya da toplumu böylece uyutmak
istedi.
Değerli arkadaşlarım,
bakınız, bu yasal düzenlemeyi yapıyoruz; eksiği vardır aksağı vardır, olacaktır
da; bunları zaman içerisinde de düzeltebiliriz; ancak, 47 maddesine Maliye
Bakanı karşı çıktı. Daha doğrusu "IMF bu konularda bile izin
vermiyor" gerekçesiyle aylarca sürüncemede kaldı bu kanun. Şimdi, yine, bu
kanunu çıkaracağız; ama, çıkardıktan sonra, eğer, bu kanunu büyük ölçekte
uygulayacak olan Sosyal Hizmetler Kurumunun ihtiyaçlarını IMF izin vermiyor
diye gidermezseniz, ona yeterli kaynağı aktarmazsanız, onun personel ihtiyacını
karşılamazsanız, rehabilitasyon için, eğitim için, tedavi için masraf
gerekiyor, Maliye Bakanımız izin vermiyor diye, IMF izin vermiyor diye, bu
kanunu uygulamaktan -şimdiye kadar çıkanlarda olduğu gibi- kaçınırsanız, o
zaman, sizin, parti programınızda, genel merkezinizde ne yaparsanız yapınız ne
düzenlerseniz düzenleyiniz, özürlü yurttaşlarımızı, bu kanundan beklentisi
olan, yarın daha iyi bir yaşam süreceği umudunda olan yurttaşlarımızı mutlu
kılamazsınız, bizi de, o özürlü yurttaşlarımızı da üzersiniz.
Değerli arkadaşlarım,
özürlülerin sorunlarının çözümü ve insan onuruna yakışır bir yaşam olanağına
kavuşmaları için, öncelikle özürlü insanların haklarını güvenceye alan, sosyal
devletin onlara karşı yükümlülüklerini belirleyen, tanımlayan kapsamlı bir
yasal düzenlemeye gerçekten ihtiyaç vardı. Şimdi, biz, bir bakıma,
özürlülerimizin yıllardan bu yana beklediği bu yasal düzenlemeyi gerçekleştiriyoruz;
ama, tanımlara bile baktığımızda "sakatlar federasyonu" diye,
kendilerinin hazırlamış oldukları öneriyi dikkate alsaydık, oradaki tanımları,
hiç olmazsa toplumun kendilerini daha iyi tanıma, daha iyi anlama ve onlara
karşı yükümlülüklerini, sorumluluklarını yerine getirmeleri için gerekli olan
anlayışı bu "Tanımlar" maddesinde bulabilirdi.
Biz, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak, hazırlamış olduğumuz kanun teklifimizi, büyük ölçekte, sakatlar
federasyonundaki görevli, yetkili arkadaşlarla konuşarak hazırlamıştık. Her
şeye rağmen bu tanımlar bile yeterli açıklıkta değil; yani, tanımlara takılacak
değilim. Elbette, bir başka tasarı, bir başka konudaki bir tasarı olsa,
üzerinde ciddîce durur, ciddîce öneriler yapma gayreti içerisinde olurdum.
Değerli arkadaşlarım, bu
kanun tasarısının bugün Meclise gelmesine katkı koyan eski Bakanımız Sayın
Akşit'e, komisyon üyesi arkadaşlarıma ve hiç olmazsa bu kanun tasarı ve
teklifleri üzerinde bir uzlaşı sağlayan AKP'li komisyon üyesi arkadaşlarımıza,
anlayış gösteren Sayın Kafkas'a teşekkür ediyorum.
Gerçekten, bu kanundaki
çalışma yönteminin diğer yasalarda da olması dileğiyle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Çetin.
Şahsı adına, Denizli
Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan?.. Yok.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum:
Genel esaslar
MADDE 4.- Bu Kanun
kapsamında bulunan hizmetlerin yerine getirilmesinde aşağıdaki esaslara uyulur:
a) Devlet, insan onur ve
haysiyetinin dokunulmazlığı temelinde, özürlülerin ve özürlülüğün her tür
istismarına karşı sosyal politikalar geliştirir. Özürlüler aleyhine ayrımcılık
yapılamaz; ayrımcılıkla mücadele özürlülere yönelik politikaların temel
esasıdır.
b) Özürlülere yönelik
olarak alınacak kararlarda ve verilecek hizmetlerde özürlülerin, ailelerinin ve
gönüllü kuruluşların katılımı sağlanır.
c) Özürlülere yönelik
hizmetlerin sunumunda aile bütünlüğünün korunması esastır.
d) Kurum ve kuruluşlarca
özürlülere yönelik mevzuat düzenlemelerinde Özürlüler İdaresi Başkanlığının
görüşünün alınması zorunludur.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi
okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Sınıflandırma, Bakım, Rehabilitasyon, İstihdam, Eğitim,
İş ve Meslek Analizi
Sınıflandırma
MADDE 5.- Özürlülerle
ilgili derecelendirmeler, sınıflandırmalar, tanılamalar uluslararası özürlülük
sınıflandırması temel alınarak hazırlanan özürlülük ölçütüne göre yapılır.
Özürlülük ölçütünün tespiti ve uygulama esasları, Maliye Bakanlığı, Sağlık
Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile
Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
5 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
Bakım
MADDE 6.- Özürlü
kişilerin yaşamlarını öncelikle bulundukları ortamda sağlık, huzur ve güven
içinde sürdürmesi, toplum içinde kendi kendilerini idare edebilecek ve üretken
hâle gelebilecek şekilde bakım ve rehabilitasyonlarının yapılması, bunlardan
ihtiyacı olanların geçici veya sürekli bakım altına alınması veya bunlara evde
bakım hizmeti sunulması esastır.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Haşim Oral;
buyurun.
CHP GRUBU ADINA V. HAŞİM
ORAL (Denizli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilli arkadaşlarım; tabiî,
yasaları çıkarmak öncelikle ciddî bir adımdır; ancak, ondan sonra yasaların
uyarlayıcısı olan kurumların bu konuda gereken hassasiyet ve önemi göstermeleri
bizim için önceliktir; çünkü, Türkiye'de, ne yazık ki, bazen Avrupa Birliği
standartlarını yakalamak için, bazen ILO standartlarını yakalamak için, bazen
de kendi insanımızın ihtiyaçlarını belirleyerek çıkardığımız sonuçlarla, biz,
insanımıza zor gelen, insanımızla örtüşmeyen sonuçlar da elde edebiliyoruz. O
yüzden, Türkiye standartlarında ve Türk insanına yakışan, özürlülerin
sorunlarına gerçekten ciddî çözümler bulan, kesin çözümleri üreten bu yasanın
hazırlanmasında veya bundan sonra bu konuyla ilgili emek harcayacaklara ben
şimdiden şükranlarımı sunuyorum.
Genel olarak özürlülerin,
raylı sistemler özürlülere göre düzenlenmelidir diye talepleri var.
Metrolardaki beyaz dikkat
çizgileri görme engelliler dikkate alınarak belirlenmelidir diye özürlü
yurttaşlarımızın talepleri var.
Özürlüleri kabul edecek
huzurevleri açılmalıdır diye özürlülerimizin talepleri var.
Yerel yönetimler
özürlünün ulaşımını sağlamalıdır diye özürlülerimizin bakımlarıyla ilgili
talepleri var.
Yol kenarlarındaki
mantar, tekerlekli sandalyelere sıkıntı yaratmaktadır; bunun giderilmesi
konusunda, özürlülerimizin, yine, bakımlarıyla ilgili kendi talepleri var.
Binalara ruhsat
verilirken, binaların özürlülerin kullanımına uygun olup olmadığına dikkat
edilmelidir şeklinde özürlülerin yine kendi talepleri var.
Hastanelerde özürlülerle
ilgilenecek özel birimler kurulmalıdır diye özürlülerin talepleri var.
Özürlüler, su, doğalgaz
ve telefon ücretlerinde indirime tabi tutulmalıdır diye bu konuda özürlülerin
talepleri var.
Belediye otobüsleri
özürlüler dikkate alınarak dizayn edilmelidir diye özürlü yurttaşlarımızın
talepleri var ve bunların bir kapısı özürlüler için düzenlenmelidir diye yine
özürlülerin talepleri var.
Çarşıların, parkların
merdivenleri özürlüler için özel inşa edilmelidir diye özürlülerin talepleri
var.
Bunların hepsi,
özürlülerin, normal, sosyal yaşamdaki bakımlarıyla ilgili ciddî talepleridir.
Dolayısıyla, bu konudaki taleplerin, hem bu konuşmamla Meclis tutanaklarına
geçmesini istedim hem de bu konuda bundan sonra kolları sıvayacak olan
bürokrasinin, yerel yönetimlerin, bakanlık ilgililerinin bu konuları özellikle
öne çıkarmalarını... Bu yüzden, bunların altını çizme konusundaki fırsatı
değerlendirmek istiyorum.
Şimdi, Birleşmiş
Milletler, özürlülerle ilgili birtakım konularda kararlar alırken, özürlülerle
ilgili, genellikle, özürlü derneklerinin katkılarını ister. Bu çok önemlidir;
çünkü, pratikte yaşananlar ile teoride bilinenler arasında fark vardır.
Dolayısıyla, bu konuda özürlülerin derneklerinin taleplerini, bakımı
kolaylaştırmak açısından önemsemeliyiz diye altını çizmek istiyorum.
Örnek vermek istiyorum.
Ben kendim tekstilci olduğum için, bizim dokuma tezgâhlarında çalışan insanlar
genellikle bir süre sonra duyma özürlü hale gelirler, duyma yeteneklerini
yitirirler. Bu, her türlü tedbire rağmen, ne yazık ki, bu meslekte yaşanan bir
gerçektir. Pratikte bunu insanların bilmesi mümkün değildir. Yani, dokuma için
gelen bir işçiye, sen bir süre sonra bu tezgâhların sesinden işitme yeteneğini
belli ölçüde yitirebilirsin dediğin zaman "olsun olsun, ben
çalışayım" der; ama, sonuçta, onun yaşamında gerçekleşecek hoş olmayan bir
sonuçtur. Dolayısıyla, bu konuyla ilgili işitme engellilerin dernekleri ne der
biliyor musunuz; ben, işitme engellilerin dokuma tezgâhlarında çalışmasını
öneriyorum der. Eğer biz bu konuda kulaklarımızı onlara açarsak, onların pratikteki
bu çözümlerine gerçekten beynimizi açarsak, işte size bir çözüm. Örneğin,
bilgisayar başında çalışan veya çalışacak olan bir kişinin yine dikkatinin
dağılmaması çok önemlidir. Bu yüzden, gelen telefonlara yanıt vermesi,
yanındaki insanlarla ilişkiye girmesi, yandan gelecek veya dışarıdan gelecek
birtakım etkilere karşı duyarlı olması bir insanın çok doğal bir sonucudur.
Halbuki, bunun yine bir işitme engelli olması, o işe yüzde yüz konsantre
olmasını da beraberinde getirecektir.
Bakın, bunlar, aslında
bizim normalde düşünemeyeceğimiz, ancak, bu konuda yaşayarak bunu her gün,
tabiri caizse, yaşamının her parçasında dünyada yaşayarak gören insanların
bizlerle ilgili, bizlere hazırladıkları ciddî önerilerdir.
Yine, özürlülerimizin
bakımıyla ilgili... Biliyorsunuz, Türkiye'de eğitim ciddî bir sorundur; yani,
paralı eğitime dönüşmüştür. Şimdi siz bana bir tane üniversiteye hazırlık kursu
söyleyebilir misiniz, özellikle özürlüler için uzmanlaşmış; yani, hangi
dershanede işitme engelliler için çevirmen vardır. Bakın, bu, özürlülerin
bakımıyla ilgili ciddî bir olay. Özürlülerimizin üniversiteye gitme hakkı yok
mu; var. Peki, bunların yetiştirilmesi konusunda, bakımı konusunda bizim
yapmamız gerekenler var mı; o da var. Söylediğim gibi, eğer bu ülkede üniversiteye
girmek için birtakım dershanelerden yararlanılacaksa, bu gerçek varsa, o zaman
özürlüler için bu gerçeğin özürlülere dönük dönüşmesinde, değiştirilmesinde
fayda vardır.
Yine, özürlülerin
bakımıyla ilgili ciddî bir olay; kamu binalarının yeniden düzenlenmesi
konusunda beş yıllık bir süre var bu yasada. Şimdi, beş yıllık bir süre var;
ama, bu beş yıllık sürenin sonucunda eğer bu dönüşüm sağlanmazsa ne olacak?..
Yani, bunun bir yaptırımı olmalı. Her kamu düzenleyicisi, bu konuda üzerine
düşen sorumluluğu yerine getirmeli ve özellikle, bunun takibini yapacak bir
birim, bunun takibini yapacak bir kurum, bunu öncelikleri içine alacak bir
kurum… Belki, bir kurumun görevleri arasında bu yer alır; ama, zamana karşı
olan olaylarda... Yani, beş senelik bir süreç ciddî bir süreçtir. Bu süreçte bu
dönüşümü sağlayamayan kamu kurumlarının bu konuda -bana göre- bir yaptırıma
karşı tutulmaları gerekir diye düşünüyorum.
Türkiye Sakatlar
Federasyonu, özellikle, bu konuda fikri sorulması gereken kurumlardan birisidir
diye altını çizmek istiyorum; çünkü, Türkiye Sakatlar Federasyonu, demin de
söylediğim gibi, bütün bu yaşananları pratikte yaşayan, hatta şu ana kadar
çözümleri kendi kendine üreten, ciddî bir kurumdur. Dolayısıyla, Birleşmiş
Milletlerin yaptığı gibi, ILO'nun yaptığı gibi, biz, özürlülerimize,
özürlülerimizle birlikte çözüm üretme konusunda daha çağdaş, daha akılcı,
onların pratikten gelen deneyimlerine de kucak açan, kulağımızı açan bir çözüm
duruşu içinde olmalıyız diye düşünüyorum.
Sözlerimi daha fazla uzatmak
istemiyorum. Bu yasada emeği olan herkese şükranlarımı sunuyorum. Bu yasayı
çıkarmak kadar, bu yasanın takipçisi olmak çok önemli diye, özellikle altını
çizmek istiyorum. Türkiye'deki birçok kurumun kamu kurumu olduğunu düşünerek,
özürlülerle ilgili dönüşüme uğrayacak kamu kurumlarının beş sene içinde buna
göre düzenlenmesi gerektiğini bu yasa emrediyor; bu konuyla ilgili takibin
ciddî şekilde yapılması gerektiğine inanıyorum. Bütün özürlü yurttaşlarımıza,
Cumhuriyet Halk Partisi Denizli Milletvekili olarak, bundan sonraki
yaşamlarında mutluluk diliyorum, sağlık diliyorum ve özürlü yurttaşlarımızla
yan yana yaşayan bizlere de, daha toleranslı olmayı, onları daha fazla anlamayı
ve sosyal devlet kimliğini taşıyan devletin de, bu konuda, özellikle, çıktıktan
sonra, yasanın takibi konusunda da zafiyete düşmemesini diliyorum. Yüce Meclisi
ve Yüce Türk Ulusunu saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Oral.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
6 ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
Ruhsatlandırma
MADDE 7.- Özürlülere
yönelik bakım hizmetlerini, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel
Müdürlüğünden ruhsat alan gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşları
verebilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi
okutuyorum:
Hizmet sunumu
MADDE 8.- Bakım
hizmetlerinin sunumunda kişinin biyolojik, fiziksel, psikolojik ve sosyal
ihtiyaçları da dikkate alınır. Bakım hizmetlerinin standardizasyonu,
geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğü koordinasyonunda çalışmalar yürütülür.
Bakım hizmetleri ile
bakımın nitelikli temini sağlanır.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Gökhan Durgun;
buyurun.
Süreniz 10 dakika.
CHP
GRUBU ADINA GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
görüşmekte olduğumuz tasarının 8 inci maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
özürlüler yasasının çıkması, 1999 yılında toplanan Birinci Özürlüler Şûrasında
kabul edilmiş ve bu doğrultuda, 57 nci hükümet döneminde bir tasarı
hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştu; ancak, o dönemde
yaşayan siyasî gelişmeler sonucunda bu yasa çıkarılamamıştı. Daha sonra, sivil
toplum kuruluşlarının çabaları ve katkılarıyla, anılan yasa, üzerinde
görüştüğümüz tasarı, AKP İktidarında yeniden düzenlenerek Başbakanlığa sunuldu
ve şu anda, bugün, bugün yetişmezse yarın; ama, umarım bugün yetişir, bu tasarı
kabul edilecek ve kanunlaşacak.
Sakat doğmayı ve sakat
olmayı hiç kimse istemez. Ülkemizin olumsuz koşulları ve hükümetlerin ağır
ihmalleri sonucu, doğuştan sakat olmayanlar daha sonra da sakat olma noktasına
gelmişlerdir. Anayasamızın 2 nci maddesi, devletimizin sosyal niteliğine işaret
etmektedir. Sosyal devlet, toplumun en güçsüz kesimlerinden başlamak üzere,
yurttaşlarının başta sağlık, eğitim, istihdam ve sosyal güvenlik gibi temel
gereksinimlerini karşılayan devlet demektir. Devletin sosyal niteliğini yaşama
geçirmek hükümetlerin anayasal yükümlülüğüdür. Buna karşın, bugün, ülkemizde,
sakatların yüzde 98'i halen işsiz, yüzde 96'sı da eğitimsizdir.
Ülkemizde, hangi
sıkıntılar, zorluklar, yokluklar ve acılar içinde yaşadıklarını yeterince
kavrayamadığımız milyonlarca özürlü insan yaşıyor. Devlet İstatistik
Enstitüsünün verilerine göre, bugün, nüfusumuzun yüzde 12,29'u özürlü, kronik
hastalığı olan hastalardan oluşuyor; yani, nüfusun 8,4 milyonuna karşılık
gelmekte.
Değerli arkadaşlarım, bu
yasayı destekliyoruz, bu yasanın çıkmasını istiyoruz; ama, yasa konusunda da
eksikleri dile getirmekte büyük yarar olduğunu düşünüyorum. Yasa tasarısını
incelediğimizde, maddelerin yüzde 28'inin tanımlarla ilgili olduğunu görüyoruz.
Yüzde 10'unun ek tanımlarla ilgili olduğunu görüyoruz. Yani, toplam yüzde 38'i
tanımlarla ilgili. Yüzde 20'si yönetmelik düzenlemesiyle ilgili, yüzde 20'si
kurumların örgütsel yapısında değişiklik yapmakla ilgili; geriye kalan çok
küçük bir miktar; yani, yüzde 9'luk gibi bir miktar da, özürlülerin, diğer,
eğitim, istihdam, rehabilitasyon konularıyla ilgili maddeleri kapsıyor.
Önemli olan birkaç
noktayı daha vurgulamak istiyorum. 571 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname,
Özürlüler İdare Başkanlığını düzenleyen bir Kararnamedir. Eski haliyle 4 ana
birim vardı burada. Bunların birincisi Eğitim Daire Başkanlığı, ikincisi Tıbbî Hizmetler
Daire Başkanlığı, üçüncüsü Sosyal Hayata Uyum Daire Başkanlığı, dördüncüsü de
Meslekî Rehabilitasyon ve İstihdam Dairesi Başkanlığıydı. Şimdi, bu 4 ana
hizmet birimi kalkıyor, yerine bütün bu 4 ana hizmeti kapsayan bir hizmet
birimi geliyor; Rehabilitasyon ve Eğitim Daire Başkanlığı. Bununla birlikte,
yeni birtakım birimler oluşturulmakta; onlar da şunlar: Özürlüler Araştırma ve
İstatistik Daire Başkanlığı, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Daire Başkanlığı,
Proje ve Koordinasyon Daire Başkanlığı. Baktığımız zaman, özürlülerin
istihdamıyla, eğitimiyle, rehabilitasyonuyla ilgili böyle bir görev üstlenecek
birimin sadece bir birim haline dönüştürüldüğünü ve kapsamının da
daraltıldığını görüyoruz. Bu, ne kadar sosyal hizmet anlayışını
karşılayacaktır; onu ben de merak ediyorum.
İkinci bir temel nokta,
gönüllülük esasına dayanan bir sosyal hizmet anlayışı getiriliyor. Yani,
devletin kendi görevleri olan, Anayasada tanımlanmış görevlerinin dışında,
bunun dışına çıkarak, gönüllülük esasına dayanan bir sosyal hizmet anlayışı
getiriliyor. Burada da, zannediyorum, vakıflar ve ona benzer kurumların bu işe
katkıları gözönüne alınmıştır. Batı'da da bunların örnekleri var; kiliseler,
işte bu noktada birtakım çalışmalar yapmaktadırlar.
Yine, diğer bir temel
eksik nokta, sosyal hizmetler özelleştiriliyor, yani hizmet alımına gidiliyor.
Bunun da çok doğru bir madde olmadığını, çok doğru bir anlayış olmadığını
düşünüyorum.
Ben, bu düşünce ve
duygularla, kanunun hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygı ve sevgiler
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Durgun.
Madde üzerindeki
konuşmalar tamamlanmıştır.
8 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi
okutuyorum:
Bakım çeşitleri
MADDE 9.- Bakım
hizmetleri, evde bakım veya kurum bakımı modelleriyle sunulabilir. Öncelikle
kişinin sosyal ve fiziksel çevresinden ayrılmaksızın hizmetin sunulması esas
alınır.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Ufuk Özkan;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA UFUK
ÖZKAN (Manisa)- Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 969 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde şahsım ve Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi sevgi ve
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; kısaca görüşlerimi sizlerle paylaşacağım. Türkiye'de özürlü
bireylere yönelik hizmetlere kısaca bir göz atmak istiyorum. Dünya Sağlık Örgütünün
tanımına göre, nüfusumuzun yaklaşık yüzde 10'u, yani 7 000 000 kişiye yakın
vatandaşımızın çeşitli özürleri bulunmaktadır. Yaklaşık, 1 500 000 kişinin de
zihinsel özürlü olduğu malumunuzdur. Bu rakam, Türkiye'de her üç aileden
birisinde özürlü vatandaşımızın olduğunu gösterir.
Dolayısıyla, bu, bireysel
bir sorundan ziyade toplumsal bir sorundur, hepimizin sorunudur. Daha önceki
konuşmacı arkadaşlarımızın söylediği gibi, bugün sağlam olmak yarın da sağlam
olmak anlamına gelmez, her an herhangi birimiz bir özür sahibi olabiliriz.
Konuya bu bakımdan, bu açıdan bakarak hareket etmekte fayda olduğunu
düşünüyorum.
Özürlü haklarıyla ilgili,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, bütün yurttaşlarının korunma, topluma katılım,
istihdam, çalışma ortamında korunma, eğitim ve toplumla bütünleşme haklarının
garanti altına alındığını söyler. Bu nedenle, özürlü bireylerin örgütleri,
özürlü bireylerin sağlık, eğitim, bakım ve rehabilitasyon, istihdam, sosyal
güvenlik ve ulaşabilirlik fiziksel çevre gibi haklarına ilişkin çeşitli
düzenlemeleri savunmaktadır.
Özürlülük alanında
gerçekleştirilen ve geleceğe umut veren iki gelişme bulunmaktadır. Bunlardan
biri, hizmet sunan kurumların yeniden organize edilmesi ve resmî, sivil toplum
kuruluşları arasındaki işbirliğinin artırılması... Her iki gelişme de,
özürlülük alanlında çaba gösteren insanların uzun süreli çabalarının sonucunda
gerçekleştirilmiştir ve politika ve hizmetlerin daha iyi olması için bir
başlangıç olarak görülmektedir.
Eğitim konusunda, Millî
Eğitim Bakanlığı 1951 yılından bu yana özel eğitim programlarını müfredatına
almış, müfredatla ilgili mevzuat 1983 ve 1997 yılında yeniden düzenlenmiştir.
Özel gereksinimi olan çocukların eğitim sistemine dahil olmaları için,
ulaşabilirlik, sınıf koşullarının hazırlanması, öğretmenlerin ve personelin
eğitimi konusunda çeşitli çabalar bulunmaktadır.
2000-2001 öğretim yılında
269 özel eğitim okulunda ve merkezinde 2 603 öğretmen ve 16 155 öğrenci
bulunmaktadır. İlköğretim okullarının sayısı ve öğrenci sayısıyla
karşılaştırdığımızda, özürlü çocukların çok küçük bir bölümünün eğitim
hakkından yararlanabildiği açıktır. Okul sistemi içerisine dahil olan özürlü
çocukların sayısının gelecekte artmasını umut ediyoruz.
Sevgili arkadaşlarım,
çocukları özürlü vatandaşlarımızın çocuklarını eğitim alanına, eğitim bölümüne
götürüp getirmeleri, gerçekten, son derece ciddî sıkıntıları ve problemleri
yanında getirmektedir. Bu konuda, mevcut, çıkacak olan yasayla ve Bakanlığın
özel alakasıyla, gerekli kolaylıkların sağlanacağını tahmin ediyorum ve umut
ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; 5 Ocak 2005 tarihinde Salihli Zihinsel Engelli Öğrencileri Koruma
Derneğinden gelen bir talep vardı. Bu talebi sizlerle paylaşarak, bu konudaki
eksikliklerimizi de bir an önce tamamlamamızın, bu vatandaşlarımız açısından
son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Dönemin Bakanı olan Sayın Güldal
Akşit'e yönelik olan yazıyı sizlerle paylaşıyorum:
"Biz, Salihli
Zihinsel Engelli Öğrencileri Koruma Derneği olarak, Salihli Eğitim Uygulama
Okulu ve İş Eğitim Merkezine destek amacıyla kurulmuş bir derneğiz ve okula
desteğimizi, elimizden geldiğince, duyarlı Salihli halkının da yardımlarıyla
yapmaya çalışıyoruz; fakat, bazen gücümüzün tükendiği, yetemediğimiz zamanlar
da oluyor. Bu zamanlarda biz de desteğe ihtiyaç duyuyoruz.
Okulumuz Millî Eğitim
Bakanlığına bağlıdır. 2 idareci, 21 öğretmen, 1 hemşire, 2 hizmetli görev
yapmaktadır. Personel, Bakanlık personelidir. Maaşları, Millî Eğitim Bakanlığı
tarafından karşılanmaktadır.
Okulumuzda çocuklarımıza
verilen öğle yemeği için okulda aşçı çalıştırmaktayız. Bu aşçının giderini
dernek bütçesinden karşılıyoruz; ancak, artık buna gücümüz yetmiyor. Aşçının
ücretini karşılayamayacak duruma geldik. Bunun için sizden, okulumuz için
kadrolu 1 aşçı talebimiz olacaktır. Ayrıca, okulumuz açıldığından bu yana
okulumuzun memuru bulunmamaktadır. Lağvedilen devlet kadrolarındaki memurlardan
1 tanesi bile olsa okulumuzun ihtiyacı karşılanacaktır. Yine, temizlik ve
hijyen bakımından, 1 bakıcı ve 1 hizmetlinin okulumuz kadrosuna verilmesine
ihtiyaç vardır."
Değerli arkadaşlarım, bu
okul gerçekten son derece güzel ve inanılmaz işler yapan bir okul. Orada
yaşayan çocuklarımızın el emeği ürünlerini görmenizi tavsiye ederim. Oradaki
çocuklarımızın bir cuma günü İstiklal Marşını hangi coşkuyla, hangi istekle,
hangi güçlüklerle söylediklerini kulaklarınızla duymanızı ve görmenizi arzu
ederim. İnanın, yüreğiniz parçalanır. Türk Halkının çocuğunun, özürlü bile
olsa, eline yetki verilirse, eline imkân verilirse, neler yapabileceğinin en güzel
kanıtlarından bir tanesi Salihli'deki Özürlüler Okuludur. O okulda bulunan
bütün çocuklarımıza, Akhisar'da AKSEK Vakfında bulunan spastik çocuklarımıza
Soma'daki çocuklarımıza, Türkiye'deki çocuklarımıza, inşallah, gönül arzu eder
ki, bu kanun tasarısıyla geniş imkânlar veririz ve bir sağlam insan neler
yapabiliyorsa, bu çocuklarımızın da neler yapabileceğini bütün dünyaya
gösteririz.
Kanunumuzun hayırlı
olmasını diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Özkan.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
9 uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi
okutuyorum:
Rehabilitasyon
MADDE 10.- Rehabilitasyon
hizmetleri toplumsal hayata katılım ve eşitlik temelinde özürlülerin bireysel
ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak verilir. Rehabilitasyon
kararının alınması, plânlanması, yürütülmesi, sonlandırılması dâhil her
aşamasında özürlü ve ailesinin aktif ve etkili katılımı esastır.
Rehabilitasyonun her
alanında ihtiyaç duyulan personelin yetiştirilmesine yönelik eğitim programları
geliştirilir ve bu personelin istihdamı için gerekli önlemler alınır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
11 inci maddeyi
okutuyorum:
Erken tanı ve koruyucu
hizmetler
MADDE 11.- Yeni doğan,
erken çocukluk ve çocukluğun her dönemi fiziksel, işitsel, duyusal, sosyal,
ruhsal ve zihinsel gelişimlerinin izlenmesi, genetik geçişli ve özürlülüğe
neden olabilecek hastalıkların erken teşhis edilmesinin sağlanması, özürlülüğün
önlenmesi, var olan özrün şiddetinin olabilecek en düşük seviyeye çekilmesi ve
ilerlemesinin durdurulmasına ilişkin çalışmalar Sağlık Bakanlığınca planlanır
ve yürütülür.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi
okutuyorum:
İş ve meslek analizi
MADDE 12.- Özür türlerini dikkate alan iş ve meslek analizleri,
Özürlüler İdaresi Başkanlığının koordinatörlüğünde Millî Eğitim Bakanlığı ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılır. Bu analizlerin
ışığında, özürlülerin durumlarına uygun meslekî rehabilitasyon ve eğitim
programları, anılan kurumlarca geliştirilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek;
buyurun. (Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan
kanun tasarısının 12 nci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum;
Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Özürlü insanlarımızla
ilgili temel sorunlardan birisi, hiç kuşku yok ki, onların eğitim sorunudur.
Bir nedenle sonradan özürlü kalanlar dışarıda bırakılırsa, özürlü
yurttaşlarımızın ancak yüzde 3'ü okuma yazma bilmektedir. Son on yıl içerisinde
üniversitelerimizde okuyan özürlü insanımızın sayısı 1 200- 1 500 arasında
değişmektedir.
Millî Eğitim Bakanlığı
2004-2005 istatistiklerine göre, 465 özel eğitim okulunda 21 253 öğrencimiz
eğitim almaktadır. Bunların 13 443'ü erkek, 7 810'u ise kız öğrencilerden
oluşmaktadır. Kız öğrenciler erkek öğrencilerin neredeyse yarısı kadardır.
Bunun anlamı şudur: Özürlülerin eğitiminde cins ayırımcılığı hâlâ devam etmektedir.
Ailelerimiz özürlü kız çocuklarını okula göndermemektedir. Bu, aşmamız gereken
önemli bir sorundur.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; yine bu istatistiklere göre özel eğitimden en çok işitme
engelliler yararlanmakta; özel eğitime muhtaç 21 253 çocuğumuzun 9 111'i işitme
engelliler ilköğretim okullarına devam etmekte. Bu durum, diğer özürlü
grupların, örneğin görme engelliler özürlü çocuklarımızın sayılarının
azlığından kaynaklanmamaktadır. Özel eğitimde kurumlaşmamızın, işitme
engellilerin daha iyi olmasından ve diğer özürlü grupların eğitimine oranla
işitme engellilerin eğitiminin daha kolay ve daha ucuz olmasından
kaynaklanmakta; çünkü, işitme engellilerde bire bir ilgilenme gerekmemektedir.
Özel eğitim alanında
yaşanan birçok sorun bulunmakta. Bunlardan birisi de özel eğitim kurumlarının
durumudur. Özel eğitime muhtaç çocuklar, bir taraftan devlet okullarına
giderken, aynı zamanda, özel eğitim merkezlerine de gidebilmekte. Özel eğitime
muhtaç çocuklarda okula devam etme zorunluluğunun olmaması dolayısıyla, hafta
içi en az iki gün çocuklar ailelerince buralara gönderilmektedir. Buralarda 1
hemşire ve hizmetli eline bırakılan çocuklara yeterli bir eğitim ortamı
sağlanabildiği söylenemez. Ayrıca, çocuklar buralarda, ne tedavi alabilmekte ne
de eğitim alabilmekte.
Özürlülerin eğitimiyle
ilgili bir başka yanlış ise, eğitim-istihdam ilişkisinin yanlış kurulmasından
kaynaklanmakta. Bu maddeyle bu sorun aşılmaya çalışılmakta ve özür türlerini
dikkate alan iş ve meslek analizlerinin, Özürlüler İdaresi Başkanlığının
koordinatörlüğünde, Millî Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı tarafından yapılacağı hükme bağlanmakta. Yine, bu analizler ışığında,
özürlülerin durumlarına uygun meslekî rehabilitasyon ve eğitim programlarının
bu kurumlar tarafından geliştirileceği ifade edilmekte.
Bizde, özel eğitime
muhtaç çocuklar, diğer çocuklar gibi, önce eğitime tabi tutulmakta, daha sonra
istihdam edilmeye çalışılmakta. Bu durum birçok açıdan sorun yaratmakta;
özellikle de, özel sektörün özürlü istihdam etmesinde gözlenmektedir. Özel
sektör, içinde bulunduğu rekabet ortamı gereği, istihdam verimliliği açısından,
özürlü çalıştırmaya pek sıcak bakmamaktadır; iş kazalarının getirdiği ek
harcamaları göze almak istememektedir. Ülkemizde, özürlü yurttaşlarımızın
işgücüne katılım oranlarına baktığımızda, her 5 özürlüden 1'inin işgücüne
katıldığını görmekteyiz.
Ülkemizde, 2005 yılı,
hükümet tarafından "Özürlülere İstihdam Yılı" olarak ilan edilmiştir.
Maalesef, hepimizin bildiği gibi, tabiî ki, istihdam sorunu sadece özürlülerin
değil Türkiye'nin sorunudur. Özürlü istihdamı yerine, para cezası tercih
edilmektedir. Bu cezayı maliyet göstererek, fatura tüketiciye maalesef
yansıtılmakta.
Bu olumsuz durumun önüne
geçilebilmesinin tek yolu, özel eğitimin iş atölyeleriyle birleştirilmesidir.
Kamu ve özel sektörün istihdam edeceği özürlüyü buradan seçmesi sağlanabilir.
Bütün bunlar
göstermektedir ki, özürlülerin sorunları tüm toplumu ilgilendirmektedir. O
nedenle, bu yurttaşlarımızın sorunları bir bütün olarak ele alınmalı ve ona
göre çözüm yolları bulunmalıdır.
Özürlülerin sorunlarıyla
ilgilenmek, sadece onlara parasal destek sağlamaktan da ibaret sayılmaz. İnsan
Hakları Evrensel Bildirisinin devamında yer alan "Özürlü Hakları
Bildirisi" bu kişilerin topluma üretici bireyler olarak katılmasını
öngördüğü gibi, toplumların özürlü yurttaşlarına karşı yükümlülüklerini de
saptamaktadır. Bu konuda, Türkiye olarak daha çok yol almamız gerekir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bundan birkaç gün önce Kırkpınar'da çok önemli bir güzellik
yaşadık. Özürlü çocuklarımıza Kırkpınar'da güreş yaptırdılar. Onları, hem sevgi
hem kucaklama hem de bir güzellik yaşattılar, özendirdiler. Ben, buradan,
Edirne Belediye Başkanımız Sayın Hamdi Sedefçi'yi ve emek verenleri kutluyorum.
Özürlüler dahil olmak
üzere, yurttaşlarımıza insan olmanın ve Türkiyeli olmanın onurunu yaşatacak bir
ülke olmak dileğiyle, bu kanunun özürlülerimizin sorunlarına olan
duyarlılığımızı daha artıracağını umut ediyorum, ki onların da, özürlü
yurttaşlarımızın da umutlarına cevap verecektir.
Saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Şimşek.
Sayın milletvekilleri, 12
nci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
13 üncü maddeyi
okutuyorum:
Meslekî rehabilitasyon
MADDE 13.- Özürlülerin
yeteneklerine göre mesleğini seçme ve bu alanda eğitim alma hakkı kısıtlanamaz.
Özürlülerin yetenekleri
doğrultusunda yapabilecekleri bir işte eğitilmesi, meslek kazandırılması,
verimli kılınarak ekonomik ve sosyal refahının sağlanması amacıyla meslekî
rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmasının sağlanması esastır.
Gerçek veya tüzel
kişilerce açılacak olan özel meslekî rehabilitasyon merkezleri, yetenek geliştirme
merkezleri ve korumalı işyerlerinin değişik tipleri ile özel işyerlerinde
bireylerin bireysel gelişimleri ve yeteneklerine uygun iş veya becerilerini
geliştirici tedbirler alınır. Bu alandaki hizmetler ihtiyaçlara göre iş ve
meslek analizi yapılarak hizmet satın alınması suretiyle temin edilebilir. Buna
ilişkin usûl ve esaslar, Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak
yönetmelikle belirlenir.
Sosyal ve mesleki
rehabilitasyon hizmetleri belediyeler tarafından da verilir. Belediyeler bu
hizmetlerin sunumu sırasında gerekli gördüğü hallerde, halk eğitim ve çıraklık
eğitim merkezleri ile işbirliği yapar. Özürlünün rehabilitasyon talebinin
karşılanamaması halinde özürlü, hizmeti en yakın merkezden alır ve ilgili
belediye her yıl bütçe talimatında belirlenen miktarı hizmetin satın alındığı
merkeze öder.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Özyurt?..
Yok.
Başka söz isteği?.. Yok.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
13
üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Madde kabul
edilmiştir.
14 üncü maddeyi
okutuyorum:
İstihdam
MADDE 14.- İşe alımda; iş
seçiminden, başvuru formları, seçim süreci, teknik değerlendirme, önerilen
çalışma süreleri ve şartlarına kadar olan safhaların hiçbirinde özürlülerin
aleyhine ayrımcı uygulamalarda bulunulamaz.
Çalışan özürlülerin
aleyhinde sonuç doğuracak şekilde, özrüyle ilgili olarak diğer kişilerden farklı
muamelede bulunulamaz.
Çalışan veya iş
başvurusunda bulunan özürlülerin karşılaşabileceği engel ve güçlükleri
azaltmaya veya ortadan kaldırmaya yönelik istihdam süreçlerindeki önlemlerin
alınması ve işyerinde fiziksel düzenlemelerin bu konuda görev, yetki ve
sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlar ile işyerleri tarafından yapılması
zorunludur. Özürlülük durumları sebebiyle işgücü piyasasına kazandırılmaları
güç olan özürlülerin istihdamı, öncelikle korumalı işyerleri aracılığıyla
sağlanır.
Korumalı işyerleriyle
ilgili usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı
ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin;
buyurun.
CHP GRUBU ADINA İZZET
ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte
olan kanun tasarısının 14 üncü maddesine ilişkin, Grubum adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
tabiî, bu kanun tasarısı içerisinde, belki, en önemli maddelerden birisi,
özürlülerin istihdamına ilişkin bu madde; yani, özürlüler, bugün, sadece bir
öğün karnının doyurulması, cebine üç beş kuruş para konulması, devletin ya da
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu gibi sosyal yardım kurumlarımızın
ödediği çok küçük ödentilerle yaşamlarını sürdürmek istemiyor. Özürlüler de,
bir insan olarak, kendi emeklerini harcayarak, alınterlerini harcayarak, hem
kendilerinin gelişimine katkıda bulunacak hem de insan onuruna yaraşır bir
tarzda, çalışarak yaşamlarını sürdürmek istiyorlar. Sosyal devlet olmanın bir
gereği olarak, eğer, ülkemizde, sosyal devletin gereklerinden söz
edebileceksek, özürlülere ilişkin düzenlemelerin, mevcut, şu anda pek çok yasada
var olan, dağınık olan düzenlemelerin bile yaşama geçmesi gerekirdi; biz, bunu
bile sağlayamadık. Umarım, bu tasarısı yasalaştıktan sonra, istihdam konusunda
gerekli duyarlılık, hem devlet tarafından hem de bu yasanın kendisine
yükümlülük yüklediği diğer kişi ve kurumlar tarafından yerine getirilir.
Bugün, memurlar
içerisinde 9 100 civarında özürlü yurttaşımız istihdam ediliyor, 19 000
civarında da işçi statüsünde çalışan özürlümüz var; ama, resmî kayıtlara
bakıldığı zaman, iş talebinde bulunan 70 000'den fazla özürlü yurttaşımız var;
ama, bu, özürlülerimizin ancak yüzde 10'una tekabül edebilen bir sayı; yani,
bu, bizim, ülke olarak, özürlülerimizi nasıl
dışladığımızı, bu maddenin ilk bendinde özürlülere ilişkin, aleyhlerine
ayırımcılık yapılamayacağı hükmünü getirmiş olmamıza rağmen, bugüne kadar, bu
ayırımcılığı hem devlet olarak hem de kurumlar ve kişiler olarak nasıl
görmezden geldiğimizi de ortaya koyuyor.
Şimdi, bu madde
içerisinde, üçüncü paragrafta deniliyor ki: "Çalışan veya iş başvurusunda
bulunan özürlülerin karşılaşabileceği engel ve güçlükleri azaltmaya veya
ortadan kaldırmaya yönelik istihdam süreçlerindeki önlemlerin alınması ve
işyerinde fiziksel düzenlemelerin bu konuda görev, yetki ve sorumluluğu bulunan
kurum ve kuruluşlar ile işyerleri tarafından yapılması zorunludur."
Değerli arkadaşlar, hangi
kaynakla bu fiziksel engelleri kaldıracağız da, özürlülere yönelik istihdamın
önünü açacağız? Bu yasa tasarısı daha Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken,
özelleştirme kapsamındaki işyerlerinde zorunlu olan yüzde 3 özürlü istihdamına
ilişkin hükmün, özelleştirilecek işletmelerde uygulanmamasını Devlet Bakanımız
Sayın Babacan istedi; yani, bunu, bir bakıma, sizin yarın bu yasayı nasıl
uygulayacağınızı da göstermesi açısından söylüyorum, bir uyarı olarak
söylüyorum; yani, biz, özürlülerimizin toplumda gerçekten pozitif ayırımcılığa
tabi tutulması, öncelikle gözetilmesi gereken kesimlerine maddî olgularla
yaklaşırsak, onların istihdamını özel sektörden ya da diğer kuruluşlardan
bekleme hakkına sahip olamayız.
Bakın, bugün ülkemizde
kayıtdışı ekonominin boyutları kayıtlı ekonomiden fazla. Onu bir kenara
bıraksak bile, bugün 70 000'den fazla özürlü yurttaşımız iş beklentisi
içerisinde. Bizim, onlara iş bulabilmek için birtakım görev ve sorumluluklarımız
var. Bu konuda, eğer özürlü istihdamına ilişkin yasal zorunluluğu işverenler
yerine getirmiyorsa, onlara müeyyide uygulanacağı İş Yasamızda ve diğer
yasalarımızda var; ama, bakıyorsunuz, pek çok işletmede, pek çok işyerinde
bugün şöyle bir yol izleniyor -bunu, sayın bakanlarımız da duysun ve gerekli
önlemleri alsın, müfettişleri çalışsın ve gerekli yaptırımlar uygulansın diye
söylüyorum- yüzde 80 ve daha üst özürlü gruplarda istihdam edilenlerin sigorta
primlerinin yüzde 50'si devlet tarafından karşılandığı için, pek çok işyerinde
özürlüye "sen işe gelme, senin sigorta primini ben yatırayım"
deniliyor. Özürlü de "hiç olmazsa sigorta primim yatıyor, sağlık
hizmetlerinden daha rahat yararlanırım" deyip, buna "evet" diyebiliyor.
Bir bakıma buna mecbur da. Ne oluyor; o özürlü yurttaşımız, belki hiç işyerine
gitmiyor, çalıştığı işyerini bile bilmiyor. Oysa değerli arkadaşlar,
özürlülerin istihdam edilebilecekleri yerler var.
Bakınız, bizim ülkemizde
özürlülere ilişkin seçme sınavlarında hepsini aynı potanın içerisine koyuyoruz,
diyoruz ki: "Sınav bu, al bakalım, gelin yapın…" İşitme engellilerin
bu konudaki başarı oranları binde 3. Bu konuda avantaj, belki diğer özür
gruplarına geçiyor. Oysa, onların, hiç olmazsa yetiştirilmesi, rehabilitasyonu,
eğitimi gibi konular dikkate alınarak ayrı ayrı sınav yapılabilir. İlgi
alanlarına göre, yetişme durumlarına göre sınav yapılır, işe yerleştirilmeleri
kolayca gerçekleştirilebilir.
Değerli arkadaşlarım,
biliyorsunuz, biz özürlü yurttaşlarımıza hep böyle korumacı, onlara, biraz da
vicdanımız sızlayarak bakan bir yaklaşım içerisindeyiz. Onları, kendi
kişiliğimizin içerisinde himaye etme yaklaşımı içerisindeyiz; ama, size
hatırlatmak istiyorum: Dünyada en ünlü astrofizik profesörü olan Stephen
Hawking'i duydunuz, Nobel ödülü aldı. Hawking, eğer Türkiye'de olsaydı, belki
de evinden çıkarılamayacaktı. Yani, şimdi, özürlülerin sadece işletmelerde
çalışmaları değil, hiç işyerlerine gitmeden, evindeki bilgisayarla teknolojiyi
kullanarak istihdam edilmeleri de mümkün; yani, bu konuda, biz, ülke olarak,
gerçekten gerekli ihtimamı göstermedik hiçbir zaman.
Değerli arkadaşlarım, bu
özürlülerin istihdamına ilişkin yaklaşımda, hiç olmazsa bu kanun tasarısı yasa
şekline dönüştükten sonra, istihdam konusunda duyarlı olmak zorundayız. Çalışma
Bakanlığı müfettişleri istihdamdan kaçınanlara gerekli cezaî müeyyideleri
uygulamalılar.
Mesela, bir banka -ismini
de verebilirim; ama, ismini söylemeyeceğim- özürlü istihdamına ilişkin
yükümlülüğünü yerine getirmek için aradığı nitelikleri ilan ediyor. İlana
baktığınız zaman, iki tane dil bilecek, üniversite mezunu olacak, şudur budur.
Evet, ben, bunları istihdam edebilirim diyor. Olmazsa, o cezaî müeyyideden de
kurtulmanın yolunu bulabiliyor.
Onun için, biz, istihdama
yönelik bu pek fazla açık olmayan "fiziksel düzenlemelerin" tabirini
daha açarak anlaşılır hale getirmemiz gerekir. Sonra "korumalı
işyerleri" kavramına açıklık getirmeliyiz. Yani, istihdam edilecek özürlü
yurttaşlarımızın, sadece o işyerlerine bağımlı olması değil, giderek ya da
evinde bizzat çalışarak, üreterek, alınterini akıtarak, onun da, diğer
çalışanlar gibi, onların içerisinde onurlu bir yurttaş gibi istihdam
edilmesinin önünü açmalıyız. Bu konuda, bu düzenleme bile eksik olmasına rağmen
yeterli olacaktır; yeter ki, iyi niyetli olalım, sadece kanunu yaptık, artık
özürlülerin de bir kanunu var, eh, kanun da burada, artık ne halleri varsa
görsünler mantığında yaklaşmayalım.
Bir de, özellikle
istirham ediyorum; sayın bakanların; yani, Hazineden, Maliyeden sorumlu bakanların,
bu konuda, özürlü yurttaşlarımızın hakları konusunda, işte "IMF'ye hesap
veremeyiz" gibi bir yaklaşımı terk ederek, sosyal devlet olmanın bir
gereği, bir sorumluluğu olarak, onların istihdamında, diğer bakanlara örnek
olacak şekilde, burada maliyet hesabı yapılmaz. Bu, sosyal devlet olmanın bir
gereğidir, bir zorunluluğudur.
Bu yurttaşlarımızın da,
onurlu birer yurttaş olarak, diğer çalışanlarımızla birlikte omuz omza
çalışması gerekir deyip, ön açması gerektiğini kendilerine hatırlatıyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Çetin.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
14
üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul
edilmiştir.
15 inci maddeyi
okutuyorum:
Eğitim ve öğretim
MADDE 15.- Hiçbir
gerekçeyle özürlülerin eğitim alması engellenemez. Özürlü çocuklara, gençlere
ve yetişkinlere, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak,
bütünleştirilmiş ortamlarda ve özürlü olmayanlarla eşit eğitim imkânı sağlanır.
Özürlü üniversite
öğrencilerinin öğrenim hayatlarını kolaylaştırabilmek için Yükseköğretim Kurulu
bünyesinde araç-gereç temini, özel ders materyallerinin hazırlanması,
özürlülere uygun eğitim, araştırma ve barındırma ortamlarının hazırlanmasının
temini gibi konularda çalışma yapmak üzere Özürlüler Danışma ve Koordinasyon
Merkezi kurulur.
Özürlüler Danışma ve
Koordinasyon Merkezinin çalışma usûl ve esasları, Sağlık Bakanlığı, Millî
Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurumu ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca
müştereken hazırlanan yönetmelikle belirlenir.
İşitme özürlülerin eğitim
ve iletişimlerinin sağlanması amacıyla Türk Dil Kurumu Başkanlığı tarafından
Türk işaret dili sistemi oluşturulur. Bu sistemin oluşturulmasına ve
uygulanmasına yönelik çalışmaların esas ve usûlleri Türk Dil Kurumu Başkanlığı
koordinatörlüğünde, Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğü ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken
çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Özürlülerin, her türlü
eğitim ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kabartma, sesli, elektronik
kitap; alt yazılı film ve benzeri materyal üretilmesini teminen gerekli
işlemler, Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığınca müştereken
yürütülür.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa
Gazalcı; buyurun.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA
GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; son üç dört gündür yaşadığımız gerilimli ortam ve bizim
benimsemediğimiz kimi yasaların geçmesinden sonra, ortak, iyi ve güzel bir iş
yapıyoruz; özürlülerle ilgili -gecikmiş de olsa- yasayı çıkarıyoruz; bu,
sevindirici bir durum.
Benim söz aldığım madde,
özürlülerin eğitimi ve öğretimiyle ilgili. Her ne kadar, bu madde "hiçbir
gerekçeyle, özürlülerin eğitim alması engellenemez" dese de, maalesef,
tablo -arkadaşlarım da söylediler- çok acıdır. 8 000 000'un üstündeki özürlünün
yüzde 41'i ilkokul ancak bitirebilmiş, yüzde 36'sı okuma yazma bile bilmemektedir;
yüzde 5 civarında eski ortaokulu, yani şimdiki ilköğretimi bitirmiş, yüzde
2'nin az üzerinde de lise ve üniversite bitirmiş özürlülerimiz var. Devede
kulak gibi, eğitimden yararlanan özürlü insanımız.
Yasada "özürlü
çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin eğitim alması için önlemler alınır"
deniyor; "üniversite aşamasına geldiği zaman da, üniversitede birtakım
önlemler alınır" diyor; ama, özürlüler için o kadar kolay değil. Nitekim
de, deminki acı tablo, bunu çok açık bir biçimde gösteriyor.
Bu maddede eksik
bulduğumuz yan, şimdi, özürlüler için bir kurul, özürlüler danışma ve
koordinasyon merkezi kuruluyor. Maddeyi çok iyi okursak, burada özürlülerin
örgütü yok. Türk Dil Kurumu Başkanlığında onların işaret dili sistemi
oluşturulacağı söyleniyor. Resmî daireler sayılıyor, sayılıyor; ama, Türkiye
İşitme Engelliler Millî Federasyonu burada da yok. Yani, yeni yasa yapıyoruz,
özürlüler için bir kurul oluşturuyoruz; orada özürlülerin örgütü yok. Özürlüler
için Türk Dil Kurumu Başkanlığında bir iş yapıyoruz; onların, işitme
engellilerin örgütü orada yok.
Değerli arkadaşlar, ateş
düştüğü yeri yakar. En iyi, özürlünün durumunu özürlü bilir. Nitekim de, bakın,
iki gündür şurada sürekli bekliyorlar.
BURHAN KILIÇ (Antalya) -
Özürlülerin örgütü var.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)
- Özürlülerin örgütü var; fakat, onlar için alınacak kurulda onlar yok diyorum.
Ben, özürlülerin örgütü yok demiyorum Burhan Bey. Özürlülerle ilgili kurulda
özürlülerin örgütü yok diyorum.
Değerli arkadaşlar,
tabiî, özürlülerin eğitimi konusunda, asıl, okullarda da önlem alınması
gerekir. Bakın -millî eğitimci olanlar bilirler- özel eğitime tabi tutulurdu
özürlülerin eğitimi; ama, özel eğitim, şimdi, özel girişimin yaptığı eğitim
gibi algılanıyor. Nitekim de 625 sayılı Özel Eğitim Kanununa özürlülerin
eğitimi şimdi bırakılıyor. Değerli arkadaşlar, tabiî ki, özel kesim özürlülerin
eğitiminde de çabalar harcasın. Hatta, o çabayı harcayanlara devlet katkıda da
bulunsun; ama, sosyal devlette sosyal devletin birinci görevi özürlünün eğitimini
sağlamaktır. İş bulması da eğitimiyle ilgilidir, bakın. Eğer, özürlü, ayakları
üzerinde dursun, kendi kanatlarıyla uçsun istiyorsak; yani, iş bulsun, üretime
katılsın, nitelikli olsun diyorsak, önce ona iyi bir eğitim vereceğiz. İyi
eğitim vermeden, ben iş bulacağım, yasa çıkaracağım, şunu yapacağım, bunu
yapacağım; o, olmaz. Devlet, şimdiden sonra ben işçi almıyorum diyor. Peki,
özel kesim; yalnız acıma duygusuyla, kayırma duygusuyla alır mı; almaz; işine
yaramasına bakar. O zaman, siz, özürlüye, işe yarayacak, onun beceri ve meslek
sahibi olacak bir eğitimden geçme ortamını sağlamalısınız.
Şimdi "üniversitede
önlem alınır" deniyor. Bırakın, o aşamaları geçti varsayalım, üniversiteye
geldi. Değerli arkadaşlar, konuşma özürlü bir arkadaş, yanında bir kişi de
götürüyor, "şu şıkkı işaretle" deyinceye kadar normal bir insanın 2
kat, 3 kat zaman harcıyor. Şimdi, buna bir eksüre vermedikçe, siz, aynı ipten o
özürlüyü atlatacaksınız. Ayrıntı gibi gelen şeyler çok önemli. Eğer, siz,
acımasızca, siz de bu yarışı yapın, atlayın derseniz, eşitsiz davranmış
olursunuz, özürlüye engel çıkarmış olursunuz. Yani, üniversite sınavlarında
özürlüye daha çok ek bir zaman vermek gerekir hiç olmazsa. Aynı sorular
sorulsun; ama, o, şıkkı imzalayıncaya kadar bir zaman geçecektir. Bir de
oradaki ortamlar çok önemli; asansör var mı, arabasının çıkacağı bir yer var
mı; bunlar o kadar önemli ki…
Bakın, Millî Eğitim
Bakanlığı okul çağındaki özürlü oranı Türkiye'de 895 581 -2003 araştırmasına
göre konuşuyorum- 480 özel eğitim okulu var Türkiye'de, Millî Eğitim
Bakanlığına bağlı 22 082, kaynaştırma ve özel eğitim sınıflarında -kaynaştırma
dediği, normal çocuklarla birlikte eğitilecek çocuklar- orada rakam biraz
yükseliyor, 50 355; ama, fizikî ortam eksik; yani, siz, özürlü bir insanı, çocuğu,
normal sınıfa koyuyorsunuz; güzel, kaynaştıracaksınız. Toplumla kaynaştırmak
için, önce sınıfta ve okulda kaynaştırmak gerek; ama, onun normal insanlar gibi
orada tuvalete gittiği zaman özürlüler için bir tuvalet olup olmadığı
-göstermelik değil- kaynaştırma yaptığınız her okulda, eğer iki katlıysa
asansör var mı özürlüler için; yani, onun yaşamını kolaylaştıracak, hatta
normal çocuklarla yarışabilecek bir ortamı sağlayacak durumu yaratmalısınız.
Özel eğitim ilköğretim okullarında yalnız 3 800 çocuğumuz okuyor.
Değerli arkadaşlar,
normal eğitimde olduğu gibi, özürlülerin eğitimi de özel kesime, yalnızca özel
kesime bırakılamaz. Gerçekten, devlet, sosyal devlet olmalıdır, özellikle bu
özürlüler eğitiminde, iş bulmasında ve onlara tanınan haklar konusunda
olmalıdır, yardım etmelidir diye düşünüyorum.
Yine de hiç yoktan
iyidir. Bu konuda, özellikle özürlü aile sahipleri, özürlüler konusunda çok
çaba harcarlar. Onlar, bizden de duyarlıdır. Şimdi, bir aileyi anımsıyorum. Bu
Mecliste de uzun süre bulunmuş Sayın Ali Nejat Ölçen; onun eşi Makbule Ölçen
vardır, Demir adlı özürlü bir çocukları var. Onlar, özürlüler için kurum
açtılar. Şimdi "Özürlüler Yokuşu" diye de bir kitap yazdı Makbule
Hanım, çocuğunu gözlemleyerek, yani, o Demiri gözlemleyerek, her aşamasını
anlatarak.
Değerli arkadaşlar,
toplumda bu konuda en az bir uzman kadar o Ölçen Ailesi uzmanlaşmıştır, topluma
katkı sunmuştur, kendi çocukları üzerinde, gerçekten, bilimsel denilebilecek
birtakım gözlemleri olmuştur ve çocuğu, yaşama, yapabildiği kadar
kazandırmıştır.
Bakın, özürlülerin belki
de en sıkıntı içinde olanları zihinsel özürlü olan insanlardır. Onlara, belki,
yani, bir görme, bir işitme, bir fiziksel engelli yerine, daha çok özen
göstermek gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)
- Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Lütfen
toparlayın...
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)
- Ben, bu yasada katkısı olan bütün kişilere teşekkür ediyorum; ama, asıl
uygulamadır diyorum. 8 000 000'dan fazla insanımızın, özürlü insanımızın
eğitimi için sosyal devletin daha çok hareket etmesi gerektiğini söylüyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum.
Hayırlı uğurlu olsun
özürlüler için.
Teşekkür ediyorum,
yeniden, katkı sunanlara. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Gazalcı.
Madde üzerindeki
konuşmalar tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
16 ncı maddeyi
okutuyorum:
Eğitsel değerlendirme
MADDE 16.- Özürlülerin
eğitsel değerlendirme ve tanılaması il milli eğitim müdürlükleri rehberlik
araştırma merkezlerinde uzman kişilerden oluşan ve özürlü ailesinin yer aldığı
özel eğitim değerlendirme kurulu tarafından yapılır ve eğitim plânlaması
geliştirilir. Bu plânlama her yıl yeniden değerlendirilerek gelişmeler doğrultusunda
gözden geçirilir.
Çıraklık eğitimi almak
isteyen özürlülerin ilgi, istek, yetenek ve becerileri doğrultusunda ve sağlık
kurulu raporunu da dikkate almak suretiyle hangi meslek dalında eğitim
alacaklarına kurul karar verir.
Kurulun teşkili ve çalışma
usûl ve esasları Milli Eğitim Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca
müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
16
ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul
edilmiştir.
17 nci maddeyi
okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Değiştirilen Hükümler
MADDE 17.- 8.6.1965
tarihli ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 1 inci maddesinde yer
alan "öğrenci etüd eğitim merkezleri," ibaresinden sonra gelmek üzere
"özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri," ibaresi eklenmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
18 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 18 .- 625 sayılı
Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
GEÇİCİ MADDE 2.-
24.5.1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
Kanunu hükümleri gereği izin almış olan özel eğitim ve rehabilitasyon
merkezleri 31.12.2007 tarihine kadar Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenen
şartlara uygun olarak açılış izinlerini yenilerler.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Osman Özcan;
buyurun.
CHP GRUBU ADINA OSMAN
ÖZCAN (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özürlüler hakkındaki
kanun tasarısının 18 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz aldım; hepinizi saygı, sevgiyle selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
özürlülük doğuştan veya sonradan yaşanılan bir sağlık sorunudur. DİE
raporlarına göre nüfusumuzun yüzde 13'e yakını özürlüdür. Yine, aynı rapora
göre, bunların yüzde 47'si hiçbir tedavi görmemiştir. Nüfusumuzun yüzde 13'ü
okuma yazma bilmiyor; ama, özürlülerin yüzde 36'sı okuma yazma bilmemektedir.
Bunların yüzde 50'den fazlasının da sosyal güvenliği yoktur.
Değerli arkadaşlarım,
bunların en çok üzüldükleri konu, toplumun kendilerine önyargılı bakmalarıdır.
Demek oluyor ki, özürlüler, sağlık, eğitim ve istihdam olanaklarına sahip
değildirler; ama, Anayasamıza göre bu sorunların çözümü lazımdır. Şimdiye kadar
bu kanunun Meclisimize gelmemesi büyük bir eksiklik olmakla beraber, yeni gelen
kanunla bunların sorunlarının çözüleceğine inanıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
ülkemizin kabul ettiği uluslararası sözleşmeler, ILO, Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi gibi düzenlemeler üzerinde sorumluluklarımız
bulunmaktadır. Bu sorumlulukların başında, ayırımcılık yapılmaması, işte ve
istihdamda eşit muamele, özürlü öğrencilere eğitim ve meslekî eğitimde fırsat
eşitliği sağlanması, özürlü bireylere fırsat eşitliği sağlanması gelmektedir.
Yakın zamana kadar bu
vatandaşlarımız hor görülmüş, dışlanmış, görmezlikten gelinmiş, âdeta toplumdan
uzaklaştırılmıştır. Halbuki, bu hareketler, bizim ne ananemizde ne
geleneğimizde ve ne de insanlık anlayışımızda olmaması gereken davranışlardır.
Ancak, zaman içinde yeni ihtiyaçlar ve çağdaş dünyadaki uygulamalar ile Avrupa
Birliği normları dikkate alınarak, özürlülerle ilgili hak ve hizmetler dikkate
alınarak yeni bir yasal düzenleme yapılması zarureti doğmuştur ve yerinde de
olmuştur.
Değerli arkadaşlarım,
zaten, Avrupa Birliği, Türkiye üzerinde Batılılaşma, medenîleşme ve aynı
zamanda uyum kanunlarının çıkması, daha doğrusu hürriyetlerin gelişmesi
bakımından çok faydalı olacaktır; ama, Avrupa Birliğine girmemizle ilgili, ben
şahsen, Avrupa Birliğinin iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum.
Çağdaş dünyadaki düşünce,
bunlara acıma, yardım yapma yerine, bunları kendi kendilerine yetecek, bakacak
duruma getirmek, eğitimlerini sağlamak, korunmalarını temin etmektir. İşte, bu
yasayla, toplumun en mağdur kesimi olan özürlülere borcumuzu ödeyeceğimizi,
onları insan onuruna yakışır bir yaşama kavuşturmayı amaçladığımızı belirtmek
isterim.
Değerli arkadaşlarım,
kanunlar ne kadar iyi olursa olsun, uygulama önemlidir. Göstermelik kanunlar,
uygulanmayan kanunlar, inanıyorum ki, toplumu ümitsizliğe sevk etmektedir.
Örneğin, belediyelerimize özürlü insan alınması; birçok belediye hâlâ almamış
bulunmaktadır.
Bu maddeyle, bedensel ve
zihinsel özür nedeniyle hiçbir kimseye ayırımcılık yapılmayacağı
belirtilmektedir. Zaten, bizim, Cumhuriyet Halk Partisinin tüzüğünde de, dini,
dili, mezhebi, soyu sopu ve özürleri nedeniyle ayırımcılık yapılmayacağı
yazılıdır. Yani, biz, bunu zaten çoktan hallettik.
Bedensel ve zihinsel özürlüleri
bazı hak ve imkânlardan mahrum eden kişiler ve kamu kuruluşları ayırımcılık
yapmış sayılacak ve bunlar da gereken zararı ödemeye mahkûm edilecektir bu
tasarıya göre.
Değerli arkadaşlarım,
bizi dışarıda bekleyen, televizyon başında bekleyen özürlü vatandaşlarımızı
saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu kanunun
hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Özcan.
Madde üzerindeki
konuşmalar tamamlanmıştır.
18 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
19 uncu maddeyi
okutuyorum:
MADDE 19.- 23.6.1965
tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 42 nci maddesinin birinci
fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
Özürlülerin yaşamı için
zorunluluk göstermesi hâlinde, proje tadili kat maliklerinin en geç üç ay
içerisinde yapacağı toplantıda görüşülerek sayı ve arsa payı çoğunluğu ile
karara bağlanır. Toplantının bu süre içerisinde yapılamaması veya tadilat
talebinin çoğunlukla kabul edilmemesi durumunda; ilgili kat malikinin talebi
üzerine bina güvenliğinin tehlikeye sokulmadığını bildirir komisyon raporuna
istinaden ilgili mercilerden alınacak tasdikli proje değişikliği veya krokiye
göre inşaat, onarım ve tesis yapılır. İlgili merciler, tasdikli proje
değişikliği veya kroki taleplerini en geç altı ay içinde sonuçlandırır.
Komisyonun teşkili, çalışma usûlü ile özürlünün kullanımından sonraki süreç ile
ilgili usûl ve esaslar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi
Başkanlığı tarafından müştereken hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Sayın Vedat
Yücesan; buyurun.
CHP GRUBU ADINA MEHMET
VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özürlüler
hakkındaki kanun tasarısının 19 uncu maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
konuşmama başlamadan önce, Grubum ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün, özürlü vatandaşlarımızın uzun süredir mücadelesini
sürdürdükleri bir kanun tasarısını görüşmekteyiz. Bu tasarı, Yüce Meclisteki
tüm partilerin mutabakatının, uzlaşmasının sonucunda Meclis gündemine gelmiş
bulunmaktadır. Bu vesileyle, yasanın yasalaşma sürecinde emeği geçen herkese
teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri,
ülke olarak, sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda önemli eksikliklerimiz ve
yetersizliklerimiz bulunmaktadır. Bu eksiklikler ve yetersizlikler, ülkemizin
çağdaşlaşma mücadelesini yavaşlatmaktadır. Millet olarak hepimize düşen,
ülkemizin tüm alanlarda başarılı olması için gayret sarf etmek,
eksikliklerimizi ve yetersizliklerimizi gidermektir.
Bu bağlamda, ülkemizin kanayan yaralarından biri de, özürlü vatandaşlarımızın durumudur. Yıllardır ihmal ettiğimiz, gereken ilgiyi göstermediğimiz özürlü vatandaşlarımıza karşı, toplum olarak suçluyuz. Maalesef, bu zamana kadar, onların toplum yaşamına entegre olmaları için, göstermelik düzenlemeler dışında olumlu hiçbir adım atılmamıştır. Oysa, ö