DÖNEM:
22 CİLT: 88 YASAMA YILI: 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
116 ncı Birleşim
23 Haziran 2005 Perşembe
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.-
YOKLAMA
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Gündemdişi Konuşmalar
1.- Sakarya Milletvekili Süleyman
Gündüz'ün, Bosna-Hersek Srebrenica katliamının 10 uncu yıldönümüne ilişkin
gündemdışı konuşması
2.- İstanbul Milletvekili Mehmet
Sevigen'in, emekli, dul ve yetimler ile memurların sorunlarına ilişkin
gündemdışı konuşması
3.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa
Elekdağ'ın, Federal Almanya Parlamentosunun 1915 yılında cereyan eden Ermeni
olaylarıyla ilgili aldığı karara ilişkin gündemdışı konuşması
B) Tezkereler ve Önergeler
1.- Diyarbakır Milletvekili Mehmet Fehmi
Uyanık'ın Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi
(4/309)
C) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI
Önergelerİ
1.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu ve
22 milletvekilinin, ülkemizdeki su kaynaklarının tespiti ile etkin idare ve
koruma yöntemlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/292)
2.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı
ve 22 milletvekilinin, Erzurum Atatürk Üniversitesi 2004-2005 öğretim yılı
mezuniyet töreninde bir velinin salona alınmaması olayının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/293)
V.-
ÖNERİLER
A) Sİyasî Partİ Grubu Önerİlerİ
1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin CHP Grubu önerisi
VI.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü
Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma
ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/995) (S. Sayısı: 940)
VII.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kastamonu Milletvekili Musa
Sıvacıoğlu'nun, Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, konuşmasında,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VIII.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) Yazili Sorular ve Cevaplari
1.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Aksaray İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
GÜLER'in cevabı (7/6147)
2.- Muğla Milletvekili Fahrettin ÜSTÜN'ün,
Büyükşehir Belediye Ankara Spor Kulübünün gelir ve giderleri ile iktisadî
işletmelerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/6179)
3.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Aksaray İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı
(7/6181)
4.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Erzurum İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı
(7/6182)
5.- Afyonkarahisar Milletvekili Reyhan
BALANDI'nın, Kütahya-Gediz-Gökler Beldesindeki bir kömür ocağında meydana gelen
grizu patlamasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6198)
6.- Bursa Milletvekili Ertuğrul
YALÇINBAYIR'ın, Sivas-Yıldızeli-Yakacık Çavuşlu Köyü İlköğretim Okulunda
zehirlenen öğrencilere ve sorumlularına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6236)
7.- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin,
sağlık liselerinin devriyle personelin özlük haklarında meydana gelen sorunlara
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6238)
8.- Kırşehir Milletvekili Mikail
ARSLAN'ın, ÖSYM'nin ilan ettiği sözleşmeli personel sınavına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6241)
9.- Denizli Milletvekili Mustafa
GAZALCI'nın, sözleşmeli ve ücretli öğretmenler ile öğretmen ihtiyacına ilişkin
sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6243)
10.- Denizli Milletvekili Mustafa
GAZALCI'nın, görevden alınan öğretmen ve yöneticilere ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6244)
11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Bartın İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı
(7/6245)
12.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Fener Rum Patrikhanesinin faaliyetlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir
AKSU'nun cevabı (7/6314)
13.- Diyarbakır Milletvekili Mesut
DEĞER'in, köy grup teknisyenliği binalarına ilişkin sorusu ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6325)
14.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Gümüşhane İlinde 2003-2004 yıllarında gerçekleştirilen yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı
(7/6332)
15.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün,
pirinç ithalatına ve üretimine ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6357)
16.- Denizli Milletvekili Mustafa
GAZALCI'nın, görev yeri değiştirilen bir öğretmene ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6386)
17.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Düzce İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı
(7/6409)
18.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya kıyılarındaki trolle kaçak avlanmanın engellenmesine yönelik tedbirlere
ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı
(7/6410)
19.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
hububat alım kararnamesinin açıklanma tarihine ilişkin sorusu ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6411)
20.- Edirne Milletvekili Rasim ÇAKIR'ın,
çeltik üreticilerinin sorunlarına,
- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
hayvancılık sektörünün sorunlarına,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6408, 6412)
21.- Ordu Milletvekili İdris Sami
TANDOĞDU'nun, yeşilkart sahiplerinden ilaç katılım payı alınmasıyla ilgili
düzenlemeye ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6426)
22.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün,
işsizlik sigortası kapsamında toplanan primlere ve yapılan ödemelere ilişkin
sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı
(7/6461)
23.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bolu İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı
(7/6485)
24.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Gümüşhane İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına,
Sakarya İlinde 2005 yılı için planlanan
yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6486, 6488)
25.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Kütahya İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı
(7/6487)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak
altı oturum yaptı.
Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya,
üniversitelerde yılsonu mezuniyet törenlerinde yaşanan son olaylar ile
jakobenizmin geldiği son duruma,
Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan, tarım
sektörünün son durumu ile çiftçilerimizin içinde bulunduğu sorunlara ve
alınması gereken önlemlere,
İstanbul Milletvekili Güldal Okuducu,
Babalar Gününe,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Saymanlığının
2005 yılı Ocak, Şubat ve Mart Ayları Hesabına Ait Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hesaplarını İnceleme Komisyonu Raporu (5/15) (S. Sayısı: 947);
Adana Milletvekili A. Zeynep Tekin
Börü'nün,
Amasya Milletvekili Hamza Albayrak'ın,
KİT Komisyonu üyeliğinden çekildiklerine,
Konya Milletvekili Atilla Kart ve 25
milletvekilinin, Mercedes Benz Türk AŞ'nin "Travego" adıyla ürettiği
yolcu otobüslerinde teknik kusurların bulunup bulunmadığı konularının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına (10/288),
İlişkin önergeleri;
Genel Kurulun bilgisine sunuldu; Meclis
araştırması önergesinin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül'ün Bahreyn'e yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi, kabul edildi.
21.6.2005 tarihli gelen kâğıtlarda
yayımlanan ve Genel Kurulun aynı tarihli 114 üncü birleşiminde okunmuş bulunan
(8/22) esas numaralı Avrupa Birliği Müzakerelerine Başlamadan Önce İmzalanacak
Uyum Protokolü konusundaki genel görüşme önergesinin, İçtüzüğün 102 nci maddesi
gereğince yapılacak öngörüşmelerinin, Genel Kurulun 22.6.2005 Çarşamba günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden
sonra, kabul edilmediği,
Gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve
bastırılarak dağıtılan 951 sıra sayılı Hâkim ve Savcılar Kanunu ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 48 saat geçmeden
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının 3 üncü sırasına, gündemin 279 uncu sırasında yer alan 930
sıra sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 4 üncü sırasına, 191 inci
sırasında yer alan 821 sıra sayılı T.C. Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma
İdaresi Başkanlığı (TİKA) ile Moğolistan Maliye ve Ekonomi Bakanlığı Arasında
İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının
6 ncı sırasına, 241 inci sırasında yer alan 855 sıra sayılı Avrupa İmar ve
Kalkınma Bankasının Kuruluş Anlaşmasında Yapılan Değişikliğin Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının 7 nci sırasına, 257 nci sırasında yer
alan 890 sıra sayılı Türkiye İstatistik Kanunu Tasarısının 8 inci sırasına, 289
uncu sırasında yer alan 944 sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 9 uncu
sırasına, 269 uncu sırasında yer alan 918 sıra sayılı 4.5.2005 tarihli ve 5344
sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 10 uncu sırasına alınmasına;
Genel Kurulun 24.6.2005 Cuma, 25.6.2005 Cumartesi ve 27.6.2005 Pazartesi
günlerinde de 14.00-23.00 saatleri arasında kanun tasarı ve tekliflerini
görüşmek üzere çalışmasına; 28.6.2005 Salı günü 15.00-23.00, 29.6.2005 Çarşamba
ve 30.6.2005 Perşembe günleri de 14.00-23.00 saatleri arasında çalışmalarını
sürdürmesine; 28.6.2005 Salı günkü birleşimde sözlü soruların ve diğer denetim
konularının; 29.6.2005 Çarşamba günkü birleşimde de sözlü soruların
görüşülmemesine ilişkin AK Parti Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra,
kabul edildiği,
Açıklandı.
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, Meclis
çalışmalarında iktidar kanadının, söz talepleriyle İçtüzükteki konuşmacı
sayısını doldurarak muhalefetin söz hakkını kısıtlama girişimlerine Başkanlık
Divanının himaye göstermemesi gerektiğine ilişkin,
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan,
Çankırı Milletvekili Tevfik Akbak'ın, konuşmasında, şahsına sataşması
nedeniyle,
Bir açıklamada bulundu.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz
gelmediğinden, ertelendi.
2 nci sırasında bulunan, Sivil Havacılık
Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının (1/995) (S.
Sayısı: 940), tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlandı, 11 inci maddesine kadar
kabul edildi.
23 Haziran 2005 Perşembe günü, alınan
karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 23.03'te son verildi.
|
|
|
İsmail Alptekin |
|
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Yaşar Tüzün |
|
Harun Tüfekci |
|
|
|
Bilecik |
|
Konya |
|
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
|
Mehmet Daniş |
|
|
|
|
|
Çanakkale |
|
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
|
No.: 162
II.- GELEN KÂĞITLAR
23 Haziran 2005 Perşembe
Teklif
1.- Ankara Milletvekili Salih Kapusuz'un;
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/548) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.6.2005)
Rapor
1.- Denetimli Serbestlik ve
Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum
ve Adalet Komisyonları Raporları (1/992) (S. Sayısı: 953) (Dağıtma tarihi:
23.6.2005) (GÜNDEME)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU ve 22 Milletvekilinin, ülkemizdeki su kaynaklarının tespiti ile
etkin idare ve koruma yöntemlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/292)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2005)
2.- Erzurum Milletvekili
Mustafa ILICALI ve 22 Milletvekilinin, Erzurum Atatürk Üniversitesi 2004-2005
öğretim yılı mezuniyet töreninde bir velinin salona alınmaması olayının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/293) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2005)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
23 Haziran 2005 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 116 ncı Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz,
Bosna-Hersek Srebrenica'da yapılan soykırımın 10 uncu yıldönümü münasebetiyle
söz isteyen, Sakarya Milletvekili Sayın Süleyman Gündüz'e aittir. (Alkışlar)
Buyurun Sayın Gündüz.
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Gündemdişi Konuşmalar
1.- Sakarya
Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Bosna-Hersek Srebrenica katliamının 10 uncu
yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temmuz ayında büyük bir ihtimalle
Meclisimiz kapalı olacağından, Bosna-Hersek Srebrenica katliamının 10 uncu yılı
olması dolayısıyla gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bu konu, önümüzdeki ay
dünyada en çok tartışılacak bir konu olacak; dolayısıyla, hepinizin bunu
ilgiyle dinlemesini istiyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Alman Parlamentosunun sözde Ermeni soykırımı tasarısını kabul
ederek Avrupa'da birçok parlamentonun uygulamasına katılmasını, bu kararı
şiddetle kınayarak başlıyorum.
Yugoslavya'nın dağılma
sürecine, Bosna-Hersek'te masum halka yönelik Sırp saldırılarını ve bunun
sonucunda çekilen acıların tümünü yaşayan bir arkadaşınız olarak
huzurlarınızdayım.
11 Temmuz 2005 tarihinde,
Bosna-Hersek'in Srebrenica Kentinde Sırp saldırganların saldırıları sonucu
soykırımına uğramış 8 000 Boşnak'ın katledilmelerinin 10 uncu yılını anacağız.
Avrupa kıtasının İkinci Dünya Savaşında Nazi Almanyasının Yahudilere uyguladığı
soykırımın dışında gördüğü en büyük soykırım, şüphesiz Bosna-Hersek'te
yaşananlardır. Uluslararası Kızılhaç Örgütünün verilerine göre, 1992-95
tarihleri arasında Sırp saldırıları sonucu Bosna-Hersek'te 312 000 kişi
ölmüştür. Savaş esnasında Srebrenica süreci nasıl oluştu; kısaca bunu
anlatmalıyım.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 1991'de Yugoslavya sorunu başladığı andan itibaren, bölgede
olası Alman nüfuzuna karşı Fransa, İngiltere ve Rusya Sırpların yanında yer
aldılar; bunu, Bosna-Hersek savaşında da sürdürdüler. Bosna-Hersek'te 27 Şubat
- 1 Mart 1992'de yapılan bağımsızlık referandumunda halkın yüzde 64'ü
bağımsızlığı oylarken, 4 Nisan günü, Yugoslavya Federal Ordusu desteğinde Sırp
Çetnik saldırganlar Başkent Sarajevo başta olmak üzere, Bjeljina, Foca, Zvornik
ve Banja Luka gibi diğer kentlere saldırarak savaşı başlattılar.
Savaşın durdurulması için
Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç -onu, burada, rahmetle yâd
ediyorum- Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Teşkilatı ve Amerika Birleşik Devletlerinden ısrarla müdahale talep etmekteydi.
Boşnaklar, Sarajevo kuşatmasını yarmak ve havaalanını kontrol altına almak
üzere oldukları bir anda; 28 Haziran 1992'de Fransa Cumhurbaşkanı François
Mitterrand -ki, o gün Kosova Meydan Muharebesinin (1389) yıldönümüydü-
Sarajevo'ya bir ziyarette bulunarak, kuşatma altındaki şehri gezdi; Sarajevo'da
savaşı hissetmediğini, dolayısıyla müdahaleye gerek olmadığını açıkladı.
Uluslararası müdahalenin tartışıldığı bir ortamda ziyaretin yapılması savaşın
gidişatını etkiledi. Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand'ın gelişinin ertesi günü
Sarajevo Havaalanı Birleşmiş Milletler Barış Gücünün kontrolüne verilerek,
Boşnakların eline geçmesi engellendi. Bu, Sarajevo kuşatmasının dört yıl
sürmesine ve 312 000 kişinin ölümüyle sonuçlanan büyük bir trajedinin
yaşanmasına sebebiyet verdi.
21 Nisan 1993'te
Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNPROFOR) Komutanı Fransız General Phillip
Morillion'un girişimiyle Srebrenica silahtan arındırılarak Birleşmiş Milletler
tarafından korunan 6 güvenlikli bölgeden biri ilan edildi. Güvenlikli bölge
olmasına rağmen Sırp saldırganlar zaman zaman ağır silahlarla kente
saldırmaktaydılar. 5-11 Temmuz 1995'te Doğu Bosna'yı tamamen ele geçirmek için
saldırıya geçen Sırplar, Birleşmiş Milletler Barış Gücünden, Hollandalı
askerlerin koruması altında bulunan ve silahtan arındırılmış Srebrenica'yı 11
Temmuz günü ele geçirerek 8 000 kişiyi katletmenin yanı sıra 40 000 kişinin de
kenti terk etmesine yol açtılar.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Washington'da askerî konularda araştırma yapan BASIC adlı
kuruluş tarafından yayımlanan bir raporda, çeşitli kaynak, belge ve New
York'taki Birleşmiş Milletler Merkezine çekilen kriptolara dayanılarak
"Srebrenica katliamının Fransa'nın tutumu sonucu yaşandığı" görüşü
savunuldu. Katliamların sorumlusu Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac olduğu
savunulan raporda, UNPROFOR komutanı
Fransız General Bernard Janvier'in, 24 Mayıs 1995'te Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyinin kapalı oturumunda, Bosna'da güvenlikli bölge ilan edilen
Srebrenica, Zepa ve Gorazde'nin, Sırplara karşı artık savunulmaması görüşünü
ortaya attığı ifade edildi.
Bu gizli oturumdan bir ay
sonra, Fransa istihbaratının, Sırpların Srebrenica ve Zepa'ya saldırı için
hazırlandığını öğrendiği bildirildi. Bu bilgilerin General Janvier'e, UNPROFOR
komutanı olarak değil, Fransa'nın subayı olarak iletildiği bildiriliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun,
konuşmanızı tamamlayın efendim.
SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla)
- 5-11 Temmuz tarihleri arasında, Srebrenica'yı korumakla görevli UNPROFOR'un
Hollandalı askerlerinin komutanı, UNPROFOR Komutanı Fransız General
Janvier'den, 5 kez NATO'nun duruma müdahale etmesini istediler. UNPROFOR
Komutanı Fransız General Bernard Janvier bu taleplerin tümünü geri çevirdi.
Ayrıca, raporda, General
Janvier'in Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'tan gelen talimat sonucu,
NATO'nun müdahalesinin reddedildiği kaydedildi. Bu bilgiye kaynak olarak,
Fransa ve BM yetkilileri gösterildi.
Raporda, Lahey'de, 11
Temmuz 1995'te çok gizli bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda, UNPROFOR'da
görevli Hollandalı subaylar, Sırpların kısa süre içerisinde başta Srebrenica
olmak üzere, bu bölgeye saldıracaklarını ilettiler. Toplantının yapıldığı günün
akşamı, General Janvier'in, saat 20.15'te, Paris'ten bir telefon aldığı
belirtildi. General Janvier telefon görüşmesi yapıp döndükten sonra, Sırp
kasabı Ratko Mladic'in kenti ele geçirmeyi planlamadığını ve NATO'nun müdahalesine
gerek olmadığını bir kez daha söyledi; ancak, Srebrenica onaltı saat sonra
Sırpların eline geçti. Ardından, iki gün sonra da Zepa düştü ve Sırplar
Gorazde'ye dayandılar.
BM'nin o günkü Genel
Sekreteri B. Butros Ghali, UNPROFOR komutanlarının kendi emirlerini
dinlemediğini, sadece kendi başkentlerinden aldıkları talimatlara göre hareket
ettiklerini söylemişti. BASIC'in ele geçirdiği, Srebrenica düşmeden haftalar
önce, BM'nin eski Yugoslavya eski Özel Temsilcisi Yasuşi Akaşi'nin, New
York'ta, merkeze, Genel Sekreter Yardımcısı (şimdiki Genel Sekreter) Kofi
Annan'a çektiği 1 Haziran 1995 tarihli kriptoda, NATO'nun müdahalesiyle ilgili
kararın Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a ait olacağı ve Chirac'ın da
müdahaleye karşı olduğu yolundaki düşüncelerini iletti.
Raporda, Fransız resmî
kaynaklarına dayanılarak, 11 Haziran 1995 günü, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac ile Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç arasında telefon
görüşmeleri yapıldığı kaydedildi. Bu görüşmelerden sonra, Sırpların bir NATO
saldırısı halinde insan kalkanı olarak kullanma amacıyla rehin tuttuğu 40
Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerini serbest bıraktığı ifade edildi. Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Slobodan Miloseviç'e, NATO'nun müdahalesi
konusunda Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bill Clinton'ın da Fransa'nın
istediği şekilde hareket edeceğini kabul ettiğini söyledi. Srebrenica'da toplu
mezarlar ortaya çıkarken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan
"Srebrenica'da sadece Birleşmiş Milletler değil, insanlık ailesi iflas
etti" yorumunu yaptı.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Srebrenica Sırp saldırganların eline geçmeden önce, Dayanışma
Vakfı olarak bizler, o devrin Cumhurbaşkanını, Başbakanını, Dışişleri Bakanını,
Türkiye Büyük Millet Meclisini ve tüm siyasî partilerini ve Batılı devlet
adamlarını, 5 Temmuz 1995'te gönderdiğimiz mektuplarla uyarmıştık.
BAŞKAN - Sayın Gündüz,
lütfen tamamlayın efendim.
SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla)
- Sayın Başkan, tamamlıyorum.
Mektuplardan bir bölümünü
sunmak istiyorum: "21 inci Yüzyıla girerken son yüzyılın en dramatik
olaylarının yaşandığı Bosna-Hersek'te dört yıldır dünyanın müthiş bir
kayıtsızlıkla izlediği etnik temizlik, bugün Srebrenica'da etnik temizliğin de
ötesinde, uluslararası etikten uluslararası hukuka, bütün güvenlik, barış ve
diplomasi kurumlarına kadar topyekûn uluslararası sistemin çöküşünü sergiliyor.
Srebrenica'da bir soykırım yaşanmaktadır. Uygar dünya bu soykırımı
engellemelidir, hemen, şimdi…"
Srebrenica'da katledilen
8 000 kişinin hesabını kim verecek? Katliamları yapan, ama henüz yakalanmayan
ve himaye edilen Radovan Karadzic, Ratko Mladic, katliamlardan haberdar olan
Lahey'de Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde yargılanan patron Slobodan
Miloseviç mi, göz yuman ve müdahaleyi engelleyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac mı? İstifa eden Hollanda Hükümetinin ve Hollandalı Birleşmiş Milletler
askerlerinin yargılanmasına ne zaman başlanacak?
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri, 11 Temmuz 2005, Srebrenica katliamının 10 uncu yılı. Tüm
insanlığı, Bosna'da işlenen soykırıma karşı görevlerini yerine getirmeye davet
ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyoruz Sayın Gündüz.
Gündemdışı ikinci söz,
emekli, dul, yetim ve memurların sorunları hakkında, İstanbul Milletvekili
Sayın Mehmet Sevigen'e ait.
Buyurun Sayın Sevigen.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Orada her şey gösterilmez, biliyorsun.
2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, emekli, dul ve
yetimler ile memurların sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması
MEHMET SEVİGEN (İstanbul)
- Sayın Erbakan…
Haklısın Başkanım;
yasakları deleceğiz inşallah, el ele verip.
Sayın Başkanım, önce size
çok teşekkür ediyorum, Sayın Gazalcı'ya teşekkür ediyorum.
Sevgili milletvekili
arkadaşlarım, gündemdışı konuşma yapıyoruz bugün; ama, hiç gündemden kopmayan
bir olayı size anlatmak istiyorum.
Yaşıyorsunuz; sizler,
bizler, çoğumuz, Türkiye bunu yaşıyor. Türkiye'nin iki yüzü var; bir,
gerçekten, televizyonlarda, gazetelerde gördüğümüz bir yüzü, insanların refah
içinde, varlık içinde yaşadıkları bir yüz; bir de, yoksul bir yüz, Türkiye'nin
fakir tarafı, Televole Türkiyesinin dışındaki Türkiye; yani, memuru, emeklisi,
polisi, öğretmeni, kısacası, maaşla geçinen insanların yaşadığı bir Türkiye,
dargelirli bir Türkiye, insanların çoğunun kuyruklarda öldüğü, geceleri
pazarlardan yiyecek topladıkları bir Türkiye. İzin verirseniz, Nazım'ın
"mutluluğun resmini çizer misin Abidin" dediği gibi, ben de size o
Türkiye'nin, yoksulluğun bir resmini göstermek istiyorum. Eğer bunu
göstermediğimiz zaman, ne kadar konuşsak, hep buralarda, raflarda kalıyor. İzin
verirseniz, ben bu resmi size göstermek istiyorum, hatıra kalması açısından.
Genç bir öğrenci
kardeşimiz, emekli bir öğretmenimiz, pazarın bitiminden sonra kendini
geçindirmek için topladıkları, domatesler, biberler, salatalıklar ve bu
Türkiye'nin gerçek yüzü...
MEHMET ALİ ARIKAN
(Eskişehir) - Çöpe atılanlar!..
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Burada bir resim daha var. Emeklimiz, dul ve yetimimizin gerçek yaşamı. Kim
ne derse desin, Türkiye bu.
MEHMET ALİ ARIKAN
(Eskişehir) - İş, aş bulamayanlar.
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Türkiye bu.
HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) - Alışkanlık haline geldi.
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Hangisi?
HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) - Görsel pozisyonlarla bir şey anlatmak.
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Yani, inşallah getirirsiniz. Başka türlü çıkmıyor, başka türlü insanlar
duymuyor…
BAŞKAN - Sayın Sevigen…
Sayın Sevigen…
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Basın yazmıyor, medya yazmıyor; Yani, bu insanların derdini kim dile
getirecek. Siz getirmezseniz, ben getirmezsem kim getirecek…
BAŞKAN - Sayın Sevigen,
bir dakikanızı rica ediyorum.
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Estağfurullah Başkanım.
BAŞKAN - Bakın,
İçtüzüğümüze göre, burada, kürsüde hitap usullerimiz var. Siz, lütfen Genel
Kurula hitap edin; bu usulümüze uygun olmayan herhangi bir davranış içerisinde
bulunmayalım; sizden rica ediyorum. Bu imkânı Başkanlık size vermiştir.
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Doğru söylüyorsunuz. Yani, insan üzülüyor.
Sevgili arkadaşlarım, ben
niye milletvekili oldum diye kendime sorarım bazen. Genelde baktım
milletvekillerinin ailelerine, hepinizin babaları ya çiftçi ya öğretmen
-sizlerin de bizlerin de- dargelirli insanlar. Şöyle bir etrafınıza bakın dönün
allahaşkınıza, hanginizin ailesinde ciddî, bir ferah, milletvekilli
olduğunuzdan dolayı zenginlik var. Bir bakıyor musunuz kendinize? Bir dönün
bakın bakalım, deyin ki, sülalenizde… Kendiniz için söylüyorum. Ama, bir de
bakıyorsunuz, devleti yönetenlerin bütün etrafı zenginliklerle dolu. Her dönem
bu böyle olmuş. Birileri gelmiş, yönetenler zenginleşmiş, yönetilenler, oy
verenler fakirleşmiş, yoksullaşmış. İnsanlar intihar ediyor, insanlar ölüyor;
inanın samimî olarak söylüyorum, bunu dile getirmek için üzülerek söylüyorum.
Diyor ki arkadaşlar:
"Biz seçtik Adalet ve Kalkınma Partisini, biz oy verdik." Bana feryat
ediyor cuma günü. Eyüp'teki cuma namazından çıktıktan sonra, imza kampanyası
yapıyorduk, orada bir emekli öğretmen "babam öldü, lütfen bunu açıklayın…"
"Biz, Tayyip Erdoğan'a oy verdik; bizim içimizden birisiydi; ama, o, şimdi
bizi unuttu, zengin sofralarından kalkmıyor" dedi. "Allahaşkına, rica
ediyorum, bunu, lütfen, feryatla duyur" dedi.
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) - Bugüne kadar Tayyip Erdoğan'dan başka hiçbir Başbakan fakir
sofrasına oturdu mu?!
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- "Şimdi Tayyip Erdoğan, yoksulun, fakirin fukaranın içinden çıkacak,
gelecek, zengin sofralarından kalkmayacak(1)" dedi; bunu söyledim ben.
Vatandaşın feryatı bu, feryadı!.. (CHP sıralarından alkışlar) Yoksulun, fakirin
fukaranın feryadı bu!..
Şimdi, Türkiye'de 10 000
000 insanımız işsiz…
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) - Başbakanın hakkını yeme!..
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Fahrettin, sonra konuşuruz be seninle. Senin de yoksulun var, senin de baban
öğretmen, emekli, işçi, senin de bunları savunman lazım. Bunlardan başka bizim
kimimiz var. Allahaşkına, rica ediyorum ya! Bu insanlar namuslu, şerefli
insanlar, devletine vergisini veren insanlar. Bu insanların tek istediği
insanca, onurunca yaşamak; başka bir şey istemiyorlar "onurumuzca
yaşayalım" diyorlar. "Bize bakın" diyorlar. Biz bunlara
bakmadıktan sonra, bizim burada milletvekili olmamızın ne anlamı var; onu
anlatmaya çalışıyorum. Biz, fakirimize fukaramıza, emeklimize, dulumuza,
yetimimize sahip çıkmadıktan sonra, buralardan milletvekili olmuşuz, ne anlamı
var Fahrettin, allahaşkına, rica ediyorum ya?!.. Bunun için milletvekili olduk.
1991'de milletvekili
olduğum dönemlerde, samimî olarak söylüyorum arkadaşlar, diyordum ki, yöreme
bir hastane yaptırayım, yöreme bir sağlıkocağı getireyim, yöremdeki insanları
kalkındırmak için çaba sarf edeyim. Gün geçtikçe yapamıyorsunuz iktidar olunca;
ama, siz iktidarsınız, siz iktidarsınız; başka ne yapacaksınız?! İktidar olarak
da yapamazsanız, yarın, bizim gibi, buralarda, muhalefette feryat edeceksiniz.
Ben diyorum ki, şimdi
iktidardayken, fırsatınız varken, lütfen, bu insanlara sahip çıkın; başka bir
şey istemiyorum. Sizin seçmenleriniz, sizi seçen insanlar, yüzde 90'ı size oy
vermiş. Yürekten söylüyorum, samimî olarak söylüyorum. "Ama, şimdi, Tayyip
Erdoğan senede bir gün hatırlıyor bizi; o da ramazanda" diyor.
Sevgili arkadaşlarım,
senede bir gün ramazanda. Ramazan günleri gidiyor fakirlere, geri onbir ay
zenginlerin sofrasında. Yalan mı söylüyorum?! Onbir ay zenginlerle beraber,
Halis Toprakların uçaklarında onbir ay; ama, bir ay ramazanda fakir fukaranın
sofrasında. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sevigen,
konuşmanızı toparlar mısınız.
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Hiç gördünüz mü arkadaşlar, samimî olarak söylüyorum, yürekten söylüyorum,
hiç gördünüz mü; şu onbir aydan sonra, ramazandan sonra, Tayyip Erdoğan bir
işçi emeklisi sendikasına gitti, bir yoksula gitti, bir fakir fukaraya gitti,
duydunuz mu, gördünüz mü?!
HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) - Milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyorsun.
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Görmezsiniz. Kızmayın ya…. Ne olacak, konuşuyoruz, siz de gelir konuşursunuz
arkadaş ya.
HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) - Yanlış yerde yanlış konuşuyorsun.
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Siz de gelir konuşursunuz kardeşim, burası serbest kürsü. Burada niye laf
atıyorsun?! Burada gelip konuşursun. Burası kürsü, gelir konuşursunuz ya.
HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) - Yalan yanlış konuş orada!
BAŞKAN - Siz Genel Kurula
hitap edin Sayın Sevigen.
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Maliye Bakanımız diyor ki: "Açlık sınırının altında maaş alan kimse
yok." Bakın, açlık sınırı 575 000 000 lira, SSK emeklisinin aldığı para
450 000 000 lira, Bağ-Kur 309 000 000 lira, Emekli Sandığı 520 000 000 lira.
Sayın Maliye Bakanı hesap bilmiyorsa, gitsin de o emeklilerle bir gün beraber
olsun da, otursun onlarla konuşsun da, sofralarına gitsin de misafir olsun.
Maalesef, Türkiye böyle
işte arkadaşlar, bunu anlatmaya çalışıyorum. Yoksulun bağrından çıkacaksın
geleceksin, sonra zengin sofralarında oturarak yoksulu unutacaksın. Böyle bir
düzen olmaz. Bu düzen olduğu zaman, Türkiye'de kavga eksilmez. Açlıkla politika
olmaz, yoksullukla politika olmaz. Sahip çıkın o insanlara. Benim feryadımı bir
milletvekili olarak, o yoksulluktan gelen, yoksulluğu olan yerlerden gelen bir milletvekili
olarak söylüyorum. Fakire, fukaraya, yetime, garip gurebaya sahip çıkın. Sahip
çıkmazsanız, "alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste" diye bir söz
var. "Zalimin zulmü varsa, garibin Allah'ı var" derler.
SERACETTİN KARAYAĞIZ
(Muş) - CHP'liye yakışmıyor.
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Bir dörtlükle bitirmek istiyorum izin verirseniz.
"Yoksulun sırtından
doyan doyana,
Bunu gören yürek nasıl
dayana.
Yiğit muhtaç olmuş
kurusoğana,
Bilmem söylesem mi,
söylemesem mi."
Söylemeden duramıyoruz
özür diliyorum.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Söyle… Söyle…
MEHMET SEVİGEN (Devamla)
- Sizi üzdümse kusura bakmayın; söylemeden duramıyoruz.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Sevigen.
Gündemdışı üçüncü söz
isteği, Federal Almanya Parlamentosunun 1915 yılında yaşanan Ermeni olaylarıyla
ilgili aldığı karar hakkında, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Mustafa
Elekdağ'a aittir.
Buyurun Sayın Elekdağ.
(CHP sıralarından alkışlar)
3.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Federal
Almanya Parlamentosunun 1915 yılında cereyan eden Ermeni olaylarıyla ilgili
aldığı karara ilişkin gündemdışı konuşması
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Almanya Federal Parlamentosu 16 Haziranda Ermeni iddiaları hakkında bir karar
kabul etmiştir. Bu karar, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı
İmparatorluğunu yöneten Jöntürk rejimini, Ermenilere karşı, imha etmek
amacıyla, sürgün ve kitle katliamları uygulamakla suçlamaktadır. Karar, ayrıca,
Osmanlı İmparatorluğunu dolaylı olarak başkalarının ağzından soykırımıyla
suçluyor. Gerekçesiyle birlikte dört sayfalık bir metin olan bu karar
incelendiğinde, tek yanlı olduğu, hiçbir nesnel yönü bulunmadığı, tarihsel
gerçekleri çarpıttığı, asılsız ve mesnetsiz suçlamalar içerdiği görülüyor.
Değerli arkadaşlarım, bu
talihsiz davranış, Almanya gibi bir ülkenin parlamentosuna yakışan ciddiyet ve
sorumluluktan maalesef uzaktır. Kararın özellikle gerekçe bölümünde, hiçbir
yargı kararına dayanmadan ve hiçbir karşı görüş dikkate alınmadan sadece bazı
parlamentoların kararlarına ve bazı yazarların sübjektif eserlerine istinaden
soykırımı iddiasına yer vermiş olması büyük bir adaletsizlik ve haksızlık
olduğu gibi, Alman Parlamentosunun da
bu konuda önyargılı ve taraf tutan tutumunu yansıtmaktadır. Ayrıca, karar, bir yandan gerçeklerin ortaya çıkması
için tarihçilerin bir araya gelmesini öneriyor, bir yandan da Türkiye'yi
suçluyor; tabiatıyla bu da çelişkili ve
mantıktan yoksun bir yaklaşımdır.
Alman Parlamentosuna bu
kararla ilgili önergenin sunulması sırasında bunun nedenleri medyada
tartışılmıştı. Bu tartışma, önergenin, sırf, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunu
kesmek için yapıldığını; yani, esas amacının siyasî nitelikte olduğunu, hiçbir
kuşkuya meydan vermeyecek şekilde ortaya koymuştur değerli arkadaşlarım.
Bu durumda, bir müttefik
devletin parlamentosunun, sırf siyasî amaçlarla Türkiye'nin tarihini
karalamaya, tahrif etmeye yeltenmesinin çok yakışıksız, adaletsiz ve etik
değerlerle bağdaşmayan bir hareket tarzı olduğunu da bu kürsüden belirtmek
durumundayım.
Değerli arkadaşlarım, bu
adaletsizlik, bize, ister istemez, 1921 yılında bir Alman mahkemesinin, eski
Türk Sadrazamı Talat Paşayı Berlin'de öldüren Ermeni militanını beraat
ettirerek bir hukuk skandalına yol açması olayını anımsatıyor. Dünya Savaşından
sonra, Batı basını, Alman Genelkurmayını, Ermeni tehcirini Osmanlı Devletine
sadece önermekle değil, aynı zamanda yönetmekle suçlamıştı. Bu ithamlar,
savaştan yenik çıkan Almanya'yı derinden etkilemiş ve psikolojik baskı altında
savunmaya geçen Alman Dışişleri Bakanlığı, Türk düşmanlığıyla ün yapmış din
adamı Lepsius'e "Almanya ve Ermenistan 1914-1918" adlı, propaganda
amaçlı, Almanları temize çıkaran, Osmanlıları ise suçlayan bir kitap
yazdırtmıştı. İşte böyle bir ortamda cereyan eden Talat Paşa mahkemesini, Alman
hâkimler, maktul Talat Paşayı suçlu, Ermeni katil Teilirian'ı da kurban
sandalyesine oturtacak şekilde kurgulayarak, Alman Devletini temize çıkarmayı amaçladılar.
Mahkeme kararıyla, Alman Devleti de, o zamanki Alman Hükümetinin görüşüne göre
beraat ettirilmiş ve hakkındaki ithamlardan kurtulmuş oluyordu.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye'de yaşamış olan ve olayları yakinen bilen Alman subayları, önce
mahkemeye tanık olarak çağrıldılar; fakat, sonradan, bunların tanıklığına
başvurulmadı. Mahkeme, olayları görenleri, bilenleri, yaşayanları tanık olarak
çağırmadı. Sadece olaylar hakkında ikinci elden bilgi sahibi olanları ve Ermeni
yanlısı kişileri dinledi.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ
(Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Örneğin, 1915 olaylarını
Türkiye'de bizzat yaşayan; fakat, görgü tanığı olarak mahkeme tarafından
kasıtlı olarak dinlenmeyen Alman Generali Bronsart, 24 Temmuz 1921 tarihli
Deutsche Allgemeine Zeituntg Gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle diyordu:
"Eli silah tutan bütün Müslümanlar Türk Ordusunda silah altında oldukları
için, Ermenilerin savunmasız kalan halka karşı korkunç bir katliam yapmaları
kolay oldu; çünkü, Ermeniler, Ruslar tarafından sıkıştırılan Osmanlı ordusuna
yandan ve arkadan saldırılar gerçekleştirmekle kalmayıp, bu bölgelerde yaşayan
Müslüman halkın kökünü kuruttular, yok ettiler. Bu gaddarlık, daha sonra,
Türklerin Ermenilere karşı yaptıkları iddia edilen zulümden çok daha kötü
idi." Mahkemenin taraf tutan davranışına, General Bronsart gibi Türkiye'de
görev yapan ve görgü tanığı olmak isteyen Almanlar itiraz etti; ama, mahkeme bu
itirazları dikkate almadı ve verdiği kararla, katili serbest bıraktı. O zaman,
Almanya'da yayımlanan önde gelen gazeteler, bu olayı tam bir hukuk skandalı
olarak nitelendirdiler. Adaletin, hak ve hukukun siyasî nedenlerle
katledildiğini ve bunun Almanya için utanç verici olduğunu belirttiler. Talat
Paşa mahkemesine benzeyen bir skandal ve adaletsizliğin seksendört sonra Alman
Federal Parlamentosunda vuku bulması büyük bir talihsizliktir.
Değerli arkadaşlarım,
Alman Parlamentosunun kararında "Osmanlı İmparatorluğunda görev yapan
Alman büyükelçilerinin ve konsoloslarının raporlarına dayanan Alman Dışişleri
Bakanlığı dosyaları, katliamların ve sürgünlerin planlı bir şekilde
düzenlendiğini belgelemektedir" deniliyor. Bu iddialar, tamamen
gerçekdışıdır. Bu husus, Türk Tarih Kurumunun 2004 yılında yayımladığı
"Sürgün ve Göç" adlı kitapta açıkça ortaya konulmaktadır. Türk Tarih
Kurumu, 1915 olayları sırasında Türkiye'de görevli Alman Büyükelçisi ile
başkonsolosların orijinalleri Alman arşivlerinde bulunan raporlarının
metinlerini, bu kitapta ayrıntılı bir incelemeye tabi tutmuştur. Bu raporlar,
Osmanlı Devletinin planlı bir katliam düzenlediği iddiasının bir iftira
olduğunu ve Osmanlı Ermenilerinin devlet eliyle imhasının planlandığı savının
tamamen temelsiz olduğunu ortaya koymaktadır.
Peki, değerli
arkadaşlarım, o zaman, Alman Parlamentosu böyle fahiş bir hatayı nasıl yapıyor;
bunu soracaksınız. Bunun nedeni, Alman Parlamentosunun, 1915 olaylarına, Alman
din adamı Johannes Lepsius'ün 1919'da yayımlanan "Deutschland und Armeniens
1914-1918" (Almanya ve Ermenistan 1914-1918) adlı kitabındaki görüşler
perspektifinden bakmasından ileri geliyor.
Sizlere, tam bir
propaganda ürünü olan Lepsius'ün kitabının hangi koşullarda yazıldığını izah
edersem, konuya açıklık getirilmiş olacak.
Biraz önce değindiğim
gibi, Birinci Dünya Savaşından sonra, Osmanlı Hükümetinin, tehcir kararını,
Alman Genelkurmayının desteğiyle aldığı ve uyguladığı hususunda, Batılı
ülkelerde yerleşmiş derin bir kanaat vardı. Nitekim, Almanya'nın Ermeni tehcir
ve kırımının başmimarı olduğu, 1914-1916 yıllarında İstanbul'da görevli
Amerikan Büyükelçisi Morgenthau tarafından iddia ediliyordu. Morgenthau, yazmış
olduğu anılarında, Ermenilerin tehcir edilmesini Türklere, Almanların
önerdiğini, Alman Amirali Usedom'un kendisine bizzat söylediğini yazmıştır.
Amerikalı tarihçi ve misyoner Gibbons da Ermenilerin yok edilmesinden Almanları
sorumlu tutar.
İşte, savaştan yenik
çıkmış olmanın ezikliği altındaki Alman Hükümeti de, bu suçlamaların yarattığı
psikolojik baskıya karşı durabilmek, tehcirde ve uygulamasında hiçbir
sorumluluğu olmadığını belirtmek ve sorumluluğun sırf Osmanlılara ait olduğunu
ortaya koyabilmek amacıyla, Alman Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde bulunan,
sadece işine gelen bazı belgeleri yayımlatma yoluna gitmiştir. Bu görev, biraz
önce belirtmiş olduğum gibi, Ermeni dostu olarak tanınan Protestan Papazı
Lepsius'e verilmiştir. Lepsius'ün yazmış olduğu "Almanya ve Ermenistan
1914-1918" kitabını hangi amaçla hazırlamış olduğunu diğer bir Alman
tarihçi Gotthard Jaschke şu şekilde açıklıyor: "Lepsius, ikibuçuk yıldan
beri bulunduğu Hollanda'nın Lahey Şehrinden 1918 Kasımından sonra geri döndü.
Döner dönmez Alman Dışişleri Bakanı Dr. Solf'la bir görüşme yaptı. Bu
görüşmeden sonra, Dr. Solf'un izniyle, Alman Dışişleri Bakanlığı arşivindeki
Ermeni sorunuyla ilgili belgeleri gözden geçirdi ve Mayıs 1919'da, seçtiği
belgeleri yayımladı. Lepsius, bu çalışmasıyla, Alman Hükümetinin, Osmanlı
İmparatorluğundaki konsolosları aracılığıyla Ermenilerin durumunu iyileştirmek
ve kolaylaştırmak için her şeyi yaptığını ve dolayısıyla, Almanya'nın bu konuda
tamamen masum olduğunu kanıtlama uğraşı içindeydi."
Gerçek şu ki, Lepsius,
çalışmaları sırasında, belgeleri, Osmanlı Devletini suçlayacak ve Almanları
aklayacak şekilde özenle seçmişti. İngiliz tarihçi Ulrich Trumpener yayınladığı
orijinal… O da bir kitap yazmıştır. "Almanya ve Osmanlı
İmparatorluğu" adlı kitabında esas sahtekarlığın bundan da öte olduğunu
belirtiyor Ulrich Trumpener. Trumpener, Lepsius'ün yayınladığı orijinal belgelerdeki
bazı önemli pasajların, birisi -birisi diyor- tarafından değiştirildiğini ya da
silindiğini önemle kaydediyor.
Fritz T. Epstein adlı
Alman tarihçisi de, bu konudaki bir yayınında Lepsius'ün kitabındaki orijinal
belgelerin tahrif edildiğini doğruluyor.
Gerçek şu ki değerli
arkadaşlarım, çok adette Alman yayını da, Lepsius'ün "Almanya ve
Ermenistan 1914-1918" isimli kitabının olayları bir Müslüman-Hıristiyan
çatışması olarak değerlendiren bir görüşle yazıldığını, bu eserde sadece Türk
düşmanlığı yapıldığını ve eserin tarihî bir değeri olmayıp, propaganda vasıtası
olduğunu belirtiyor.
Bir örnek vereyim: Alman
araştırmacı yazar olan Barth'ın "Türke, Wehre Dich" (Türk Kendini
Savun) adlı kitabında "Türk yiyicisi" (Türkenfresser) adıyla
tanımladığı Lepsius için kullandığı şu sözler, Lepsius'ün kitabının güvenilecek
bir tarihî kaynak olmadığını ortaya koyuyor. Barth şunları söylüyor:
"Lepsius, Almanya'da uzun bir mücadele ve çalışmadan sonra, Türkler
aleyhine bir kamuoyu oluşturmakta başarılı olmuştur. Hatta, bugün bile, birçok
araştırmacı, onun roman özelliği taşıyan yayınlarından faydalanmaktadır. Bir
defa, Lepsius, 1 inci Asırlardan kalma kopkoyu Haçlı düşüncelere sahip bir
papazdır. Bu Haçlılık ruhunu ve düşüncesini, her fırsatta, hem de açıkça ortaya
çıkarıp işlemektedir." Alman tarihçi Barth şu şekilde devam ediyor:
"Lepsius, bütün Türk olanlara karşı, vahşi, körü körüne acımasız bir kin
sergilemekte, katliamın politik, ahlakî ve sosyal sebeplerini tamamen örtbas
etmekte ve keyfî sahte vahşet olayları sunmaktadır."
Değerli arkadaşlarım, bu
söylediklerim, tarafsızlığı son derece kuşkulu, Türkler ile Müslümanlar
hakkında önyargılı bir din adamı olan Lepsius'ün ve tarihî kaynak olarak
güvenilir olmayan yayınlarının Alman Parlamentosunun kararıyla yüceltilmiş
olmasının ne denli bir talihsizlik olduğunu ortaya koyuyor.
Anılan kararda,
Lepsius'ün 1915 Temmuz-Ağustos aylarında İstanbul'da yürüttüğü araştırmaların
sonucunda Ermenilerin durumu hakkında yazmış olduğu; fakat, o dönemde askerî
sansür nedeniyle Almanya'da yasaklanmış olan raporuna da atıfta bulunuluyor.
Lepsius'ün İttihat ve Terakki hükümetinin Ermeni azınlığına karşı bir
toplukıyım tasarlayıp uyguladığını iddia ettiği bu rapor, savaşın sona
ermesiyle birlikte, 1918'de, Paris'te "Dr. Johannes Lepsius'ün Ermeni Katliamı
Hakkındaki Gizli Raporu" adıyla yayımlandı. Alman Parlamentosunun dikkate
almadığı husus, Lepsius'ün, kitabında, İstanbul'da ziyaret ettiği Amerikan
Büyükelçisi Morgenthau'nun kendisine verdiği Amerikalı Protestan misyonerlerin
uyduruk ve düzmece iddialarına dayalı raporlarını temel kaynak olarak
almasıdır.
Bakınız, şimdi,
Lepsius'ün, bu kitabını nasıl yazmış
olduğu hususunda Amerikalı tarihçi profesör Heath Lowry'nin "Büyükelçi
Morgenthau'nun Öyküsünün Perde Arkası" adlı eserinde çok ayrıntılı
bilgiler vardır değerli arkadaşlarım. Heath Lowry söz konusu eserini,
Morgenthau'nun Amerikan Dışişleri Bakanlığına gönderdiği resmî rapor ve
yazılara, tuttuğu günlüğe ve özel mektuplarına dayalı sağlam ve sağlıklı
bilgilere istinat ettirmiştir. Bu bilgiler ışığında, Heath Lowry şunları
söylüyor: "Lepsius, İstanbul'da 31 Temmuz 1915'te Amerikan Büyükelçisi
Morgenthau'yu ziyaret ederek, büyükelçiye, Türkleri tehcire ve katliama son
vermeye zorlamak amacıyla dünya çapında bir protesto hareketi başlatmak
istediğini, bu amaçla, Cenevre'ye giderek, Uluslararası Kızılhaç Örgütünden,
Papadan ve tarafsız devletlerin başkanlarından yardım isteyeceğini belirtmiştir
ve Büyükelçi Morgenthau'dan yapacağı bu girişimlerde kullanılmak üzere Osmanlı
vahşetine ilişkin bilgi talebinde bulunmuştur. Bu ziyaretten sonra Morgenthau
ile birçok görüşme yapan Lepsius, istediği belge ve bilgileri Büyükelçi
Morgenthau'dan almıştır. Lepsius bu bilgilere dayanarak, sonradan Paris'te
kitap halinde yayımlanan raporunu yazmıştır.
Bu konuda Amerikalı
tarihçi Profesör Lowry'nin değerlendirmesi şöyledir: "Morgenthau'ya
Amerikan konsolosları ve Amerikan misyonerleri tarafından gönderilen
raporlardaki verilerin basitçe karşılaştırılmasından Lepsius'ün kitabı için ana
kaynağın Morgenthau olduğu ortaya çıkmaktadır. Lepsius'ün savaş sırasında
Osmanlı başkentinde sadece bir ay kaldığı ve Anadolu'da nispeten az sayıda
Alman misyoneri bulunduğu gözönüne alınınca, elindeki Ermeni sürgünlerle ilgili
malzemenin çoğunun, Amerikalı misyoner kaynaklardan sağlanmış olması şaşırtıcı
değildir."
Profesör Lowry'nin
araştırmaları, Morgenthau'nun Lepsius'e verdiği bilgileri aynı zamanda İngiliz
Savaş Propaganda Bürosu tarafından 1916'da yayımlanan "Mavi Kitap"ın
editörü konumundaki Viscount Bryce'a da verdiğini göstermektedir.
Değerli arkadaşlarım,
yani, bugün artık tam bir savaş propaganda malzemesi olduğu ortaya çıkan Mavi
Kitap ile Lepsius'ün savaş sonrası Paris'te kitap olarak yayımlanan raporu ve
Büyükelçi Morgenthau'nun anılarının dayandığı bilgilerin kaynağı aynıdır. Bu
bilgi kaynağı da tümüyle yalan veya yarı gerçek verileri nakleden ve çarpıcı
tutarsızlıklar içeren Amerikalı misyonerlerin raporlarıdır. Amerikan
konsolosluk raporlarının da misyoner raporlarına dayandığı bilinmektedir. Bu bağlamda,
misyonerlerin Protestanlaştırmak istedikleri Ermenileri himayelerine almış
olduklarını ve Osmanlıyı da başdüşman olarak gördüklerini burada anımsayalım.
Değerli arkadaşlarım,
Alman Parlamentosu kararında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13 Nisan
tarihinde oybirliğiyle kabul etmiş olduğu bildiriye ve içerdiği öneriye en ufak
bir atıfta bulunmamaktadır. Bu da son derece hayret verici ve düşündürücüdür.
Bu durum, taslağı hazırlayan kişilerin bazı hususları Alman Parlamentosunun
dikkatinden bilinçli olarak kaçırdıkları izlenimini yaratmaktadır. Türkiye
Büyük Millet Meclisi bu bildirisinde, akıl ve mantığın Türkiye ile
Ermenistan'ın ortak bir girişimle tabuları yıkmaktan korkmamalarını ve
ortaklaşa yaşadıkları beşeri facianın tüm yönlerini açığa çıkararak
tarihleriyle yüzleşmeye ve hesaplaşmaya hazır olmalarını emrettiğini açıklamış
ve ortaya koyduğu bu siyasî iradeyi fiiliyata intikal ettirmek üzere şöyle bir
öneride bulunmuştu: "Türkiye ile Ermenistan, kendi tarihçilerinden
oluşacak ortak bir komisyon kurmalı, ulusal arşivlerini kısıtlamaya tabi
tutmadan araştırmaya açmalı, ilgili diğer arşivlerde de sürdürülecek ortak
araştırmaların sonuçları dünya kamuoyuna açıklanmalı ve bahis konusu komisyonun
kuruluş ve çalışma yöntemleri iki ülke arasında saptanmalıdır." Türkiye
Büyük Millet Meclisinin önerisine, bugüne kadar Ermenistan'dan bir yanıt
gelmemiştir.
Bu bakımdan, Alman
Parlamentosu, kararında belirttiği gibi, gerçekten ve samimiyetle Türkiye-
Ermenistan ilişkilerinin düzelmesini içtenlikle istiyor idiyse, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin önerilerine atıfta bulunarak, Ermenistan'a "tarihiyle
yüzleşmekten ve hesaplaşmaktan korkmamasını" ve Türkiye'nin akılcı ve
uzlaşıcı ortak tarih değerlendirmesi önerisini kabul etmesini tavsiye etmesi
gerekirdi.
Aklın ve basiretin yolu,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin önerdiği şekilde, taraflar arasında bilimsel
nitelikte ortak bir tarih değerlendirmesinden geçmektedir. Tarihin yükünden ve
önyargılarından kurtulmanın yolu budur.
Alman Parlamentosunun 16
Haziranda aldığı kararın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, 13 Nisan
Bildirisinde açıklanan şu yaklaşım çerçevesinde değerlendireceğini bilmesi
gerekir: "Türkiye Büyük Millet Meclisi, Osmanlı Ermenilerinin tarihi gibi
dünya tarihçileri arasında tartışmalı olan bir konuda, bazı parlamentolar
tarafından siyasî amaçlarla karar alınmasını ve aydınlığa kavuşturulmamış bir
tarihsel sorunun hangi yanının doğru olduğuna yasa yolu ile karar verilmesini,
yakışıksız, anlamsız, keyfî ve adaletsiz bir uygulama olarak görerek kınamakta
ve bu tür karar ve yasaların Türkiye açısından hiçbir geçerliliği olmadığını
ilan etmektedir."(Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım,
burada soykırımı teriminin, belirli tanımı olan bir suça ilişkin olduğunu ve
suçun tanımı ile varlığının nasıl saptanacağının, İkinci Dünya Savaşından sonra
hazırlanarak, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1948 günlü kararıyla
onaylanıp 11 Ocak 1951'de yürürlüğe giren Soykırımın Önlenmesine ve
Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme ile yapılmış olduğunu da belirtmek isterim.
Bu itibarla, belirli bir
yasal hükme istinaden, yetkili yargı organı tarafından karara bağlanmamış bir
suç iddiası hususunda uluslararası, ulusal ve yerel parlamentoların karar
almaları veya yasa çıkarmaları hukukdışıdır ve geçersizdir. (Alkışlar)
Bu açıdan, Alman
Parlamentosunun kararında yer alan "çok sayıda tarihçi, parlamento ve
uluslararası kuruluş, Ermenilerin sürgün edilmesini ve katledilmesini soykırımı
olarak tanımlamaktadır" ifadesi de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Diğer
bir deyişle, bu ifadeler hukukdışıdır ve geçersizdir.
Değerli arkadaşlarım,
baştan sona kadar Türkiye'ye karşı hasmane duygu ve düşüncelerle kaleme
alındığı görülen bu kararın Alman Meclisinde temsil edilen bütün siyasî
partilerin oybirliğiyle kabul edilmesini, esefle karşılıyorum ve bunu, tarihî
Türk-Alman dostluğuna indirilmiş büyük bir darbe olarak görüyorum. Alman
Parlamentosunun bu kararı, Türk Milletinin ve onun Almanya'daki temsilcisi olan
2 500 000 Türk'ün millî duygularını rencide etmiştir. Yakın tarihte işlenen en
büyük soykırımın sorumluluğunu taşıyan Almanya'nın, kendi vicdanını temizlemek
için dost bir milletin tarihini haksız ve asılsız iddialarla kirletmeye
kalkması hazindir. (Alkışlar)
Alman parlamenterleri, benim bu konuşmamla Türk Milletinin duyg