DÖNEM: 22 CİLT:
87 YASAMA YILI: 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
111 inci Birleşim
14 Haziran 2005 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
YOKLAMA
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş'in,
buğday ve soğan tarımı ile üreticilerinin içinde bulunduğu sorunlara ve bu
konuda alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması
2.- Niğde Milletvekili Mahmut Uğur
Çetin'in, ülkemizdeki çay üretiminin son durumu ile üreticilerinin sorunlarına
ve kaçak çayın sektör için olumsuz etkilerine ve bu konuda alınması gereken
önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması
3.- Mersin Milletvekili Vahit Çekmez'in,
kayıtdışı ekonominin boyutları ile toplum üzerindeki etkilerine ve bu konuda
alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Maliye Bakanı Kemal
Unakıtan'ın cevabı
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bir
Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında 5356 sayılı Kanunun bir defa daha görüşülmek
üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/843)
2.- Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in
(6/1387) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/304)
3.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Macaristan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/844)
4.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Murat Başesgioğlu'nun İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/845)
5.- Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül'ün Kırgız Cumhuriyetine yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/846)
6.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya
Federasyonuna yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/847)
7.- Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül'ün Ukrayna'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/848)
8.- Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın
Rusya Federasyonuna yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/849)
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu ve
20 milletvekilinin, kaçak işçi çalıştırılmasıyla ilgili iddiaların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/287)
2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 22
milletvekilinin, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının geçtiği illerde yaşayan
vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/289)
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
2.- Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısı ve
Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/865) (S.
Sayısı: 879)
3.- Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman ile
5 milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama
Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç, Seldek, Yeşilözen ve Karaotlak
Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun
Teklifi; Şanlıurfa Milletvekili M. Vedat Melik ile 23 milletvekilinin,
Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen
Bölümü ile Argaç ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle
Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi ve Şanlıurfa Milletvekili Mahmut
Kaplan ile 6 milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü
Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç, Karaotlak ve Yeşilözen
Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun
Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/395, 2/341, 2/396) (S. Sayısı: 837)
4.- Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu
Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile İçişleri Komisyonları
Raporları (1/984) (S. Sayısı: 911)
VI.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kazanılan davalara ve ödenen tazminatlara
ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/5113)
* Ek cevap
2.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Atatürk'e ait vasiyete ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı
(7/5823)
3.- Denizli Milletvekili Mustafa
GAZALCI'nın, Denizli'nin havaalanı ihtiyacına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/5962)
4.- Çanakkale Milletvekili İsmail ÖZAY'ın,
bazı resmî törenlere bir siyasî partinin davet edilmediği iddialarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in
cevabı (7/5972)
5.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in,
bazı bürokratlarla ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı
Osman PEPE'nin cevabı (7/5984)
6.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Konya-Karatay İlçesinde bir ilköğretim müdür yardımcısı hakkında hukukdışı
uygulamalar yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin
ÇELİK'in cevabı (7/5998)
7.- Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın,
Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun alacaklarına ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/5999)
8.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
ilçe millî eğitim müdürlüklerine yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6000)
9.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan-Çıldır Şehit Er Taner Karadeniz Çok Programlı Lisesinde yaşanan
sorunlara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6002)
10.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
İzmir-Bandırma demiryolu hattı çalışmalarına,
Bursa İlinde 2005 yılı için planlanan
yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,
Düzce İlinde 2003-2004 yıllarında
gerçekleştirilen yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,
Bursa İlinde 2003-2004 yıllarında
gerçekleştirilen yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,
İlişkin soruları ve Ulaştırma Bakanı
Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/6011, 6012, 6013, 6014)
11.- Şanlıurfa Milletvekili Turan
TÜYSÜZ'ün, infaz koruma memurlarının sosyal haklarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı
(7/6015)
12.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
DİE'nin gelir dağılımı araştırmaları olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/6017)
13.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
İstanbul Bağımsız Türk-Ortodoks Patrikhanesi Vakfının statüsüne ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in
cevabı (7/6024)
14.- İzmir Milletvekili K. Kemal
ANADOL'un, öğrencilerin staj çalışmalarını düzenleyen yönetmeliğe ilişkin
Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6026)
15.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, kalkınmada öncelikli illerin ziraat mühendisi ve veteriner hekim
sayısına ve ihtiyacına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi
EKER'in cevabı (7/6053)
16.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
Denizcilik Müsteşarlığı personeline ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/6086)
17.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in,
İzmir-Bandırma arası hızlandırılmış tren projesine ve alınacak önlemlere
ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/6087)
18.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Sakarya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve
Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/6091)
19.- İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz
KETENCİ'nin, Ordu İlinde TOKİ tarafından yapılacak konutlara tahsis edilen
arsaya ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/6092)
20.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Bolu İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/6093)
21.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Nevşehir İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı
(7/6094)
22.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Kütahya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı
(7/6095)
23.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Sakarya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6096)
24.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Bolu İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in
cevabı (7/6098)
25.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Nevşehir İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
ŞAHİN'in cevabı (7/6099)
26.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Kütahya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
ŞAHİN'in cevabı (7/6100)
27.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Sakarya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/6114)
28.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Bolu İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6115)
29.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Nevşehir İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/6116)
30.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Kütahya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/6117)
31.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, yoksul ailelere ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/6123)
32.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Aksaray İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
ŞAHİN'in cevabı (7/6160)
33.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Mudanya İlçesi spor sahasına kapalı tribün yapılıp yapılmayacağına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in
cevabı (7/6161)
34.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Mudanya İlçesine yapılmakta olan kapalı spor salonunun ne zaman
tamamlanacağına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet
Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6162)
35.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Erzurum İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
ŞAHİN'in cevabı (7/6163)
36.- Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, çeşitli kamu kuruluşlarının ve özelleştirilen kuruluşların ellerinde
bulunan tarihî eserlere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın
cevabı (7/6165)
37.- Kocaeli Milletvekili İzzet ÇETİN'in,
THY hisselerinin halka arzına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın
cevabı (7/6167)
38.- Kocaeli Milletvekili İzzet ÇETİN'in,
İzmit'te bir lisenin spor salonunda düzenlenen bir kermese ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6180)
39.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Aksaray İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı
(7/6185)
40.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Erzurum İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı
(7/6186)
41.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya ve Karaman'ın bazı köylerinde çevresel faktörlerin kanser
hastalığına etkisine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin
cevabı (7/6188)
42.- Yalova Milletvekili Muharrem
İNCE'nin, görevden alınan personele ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Atilla KOÇ'un cevabı (7/6189)
43.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Aksaray İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/6196)
44.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Erzurum İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/6197)
45.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Sabah Yayıncılık AŞ.’nin satışına ve hisselerine ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/6199)
46.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Bartın İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı
(7/6235)
47.- Yalova Milletvekili Muharrem
İNCE'nin, üniversitelerin araştırma isteklerinin incelenmesinin merkez
teşkilatınca yapılmasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in
cevabı (7/6239)
48.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Bartın İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in
cevabı (7/6259)
49.- Muğla Milletvekili Fahrettin
ÜSTÜN'ün, 1999 yılında mahallî seçimler nedeniyle istifa eden ve tekrar göreve
dönmek isteyen personele ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın
cevabı (7/6260)
50.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Demiryolları çalışanlarının özlük haklarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı
Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/6261)
51.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Sakarya Karasu Limanı Projesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/6262)
52.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya Ritmik Jimnastik Takımının spor salonu ihtiyacına ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6268)
53.- Ordu Milletvekili Kâzım TÜRKMEN'in,
Ordusporun üç futbolcusunun disiplin kuruluna sevkine ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6269)
54.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Bartın İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
ŞAHİN'in cevabı (7/6271)
55.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa Çevre Yoluna ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafiz
ÖZAK'ın cevabı (7/6275)
56.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Bartın İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafiz ÖZAK'ın
cevabı (7/6277)
57.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Mercedes Benz Türk AŞ'nin ürettiği 0 403 SHD Mercedes marka otobüslerde tasarım
ve üretim hatasının bulunduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret
Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6281)
58.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
2003-2004 yıllarında Bartın İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/6282)
59.- Afyonkarahisar Milletvekili Reyhan
BALANDI'nın, Türkiye'deki saymanlık sayısına ve denetimine ilişkin sorusu ve
Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6286)
60.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in,
THY'nin Adnan Menderes Havalimanından doğrudan yurtdışı seferinin olmamasına
ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/6333)
61.- Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, Onur
Air uçaklarına bazı Avrupa ülkelerince uçuş yasağı konmasına ilişkin sorusu ve
Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/6334)
62.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Gümüşhane İlinde 2003-2004 yıllarında gerçekleştirilen yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı
(7/6335)
63.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Gümüşhane İlinde 2003-2004 yıllarında gerçekleştirilen yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un
cevabı (7/6353)
64.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Millî Gençlik Vakfının kapatılmasına ve mallarının Hazineye devrine ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı
(7/6395)
65.- Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un,
Eurovision şarkı yarışmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın
cevabı (7/6442)
66.- Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, TRT
Genel Müdürünün göreve gelişinden itibaren kuruma gerçekleşen personel
istihdamına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/6443)
67.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
22 nci Dönem Birinci ve İkinci Yasama Yıllarındaki yasama faaliyetlerine
ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sorusu ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanvekili İsmail ALPTEKİN'in cevabı (7/6516)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak
yedi oturum yaptı.
Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır,
Kırgızistan Anayasasının yapımı sürecine katkıda bulunmak amacıyla yaptıkları
çalışmalara ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.
Antalya Milletvekili Osman Kaptan'ın,
Rusya'nın Türkiye'den sebze ve meyve alımını durdurmasının ülke ekonomisine
olumsuz etkilerine,
İzmir Milletvekili Ali Rıza Bodur'un,
İzmir İli Kiraz İlçesi çevre köylerinde meydana gelen dolu afetinin yol açtığı
zarara,
Ve bu konuda alınması gereken tedbirlere
ilişkin gündemdışı konuşmalarına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker
cevap verdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail ve
Filistin'e yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 125 inci sırasında yer alan
545'e 1 inci ek sıra sayılı komisyon raporunun bu kısmın 3 üncü sırasına
alınmasına ilişkin CHP Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul
edilmediği,
(10/251) esas numaralı Meclis araştırması
önergesinin öngörüşmesinin bugünkü birleşimde yapılmasına, "Kanun Tasarı
ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 259 uncu
sırasında yer alan 891 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 6 ncı sırasına,
248 inci sırasında yer alan 871 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına
alınmasına; 9.6.2005 Perşembe günü Genel Kurulun çalışma süresinin 23.00'e
kadar olmasına; 14.6.2005 Salı günü 15.00-23.00, 15.6.2005 Çarşamba ve
16.6.2005 Perşembe günkü birleşimlerde ise 14.00-23.00 saatleri arasında
çalışmasına; 14.6.2005 Salı ve 15.6.2005 Çarşamba günkü birleşimlerde sözlü
sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesine ilişkin AK Parti Grubu
önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği,
Açıklandı.
Samsun Milletvekili Cemal Yılmaz Demir ve
40 milletvekilinin, Ondokuz Mayıs Üniversitesinde keyfî yönetim, kamu
kaynaklarının amaç dışı kullanımı ve kadrolaşma iddialarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesinin (10/251), yapılan öngörüşmelerden sonra, kabul edildiği açıklandı.
Kurulacak komisyonun:
12 üyeden teşekkül etmesi,
Çalışma süresinin, başkan, başkanvekili,
sözcü ve kâtip üye seçimi tarihinden başlamak üzere, üç ay olması,
Gerektiğinde Ankara dışında da çalışması,
Kabul edildi.
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Samsun
Milletvekili Haluk Koç'un, konuşmasında, Genel Başkanlarına sataşması
nedeniyle, bir açıklamada bulundu.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz
gelmediğinden, ertelendi.
2 nci sırasında bulunan, Tarım Sigortaları
Kanunu Tasarısının (1/865) (S. Sayısı: 879) görüşmelerine devam olunarak 15
inci maddesine kadar kabul edildi; 15 inci madde üzerinde bir süre görüşüldü.
14 Haziran 2005 Salı günü saat 15.00'te
toplanmak üzere, birleşime 23.00'te son verildi.
|
|
|
Sadık Yakut |
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Harun Tüfekci |
|
Türkân Miçooğulları |
|
|
Konya |
|
İzmir |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
|
|
No.: 153
II.- GELEN KÂĞITLAR
10 Haziran
2005 Cuma
Yazılı Soru
Önergesi
1.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
22 nci Dönem 1 inci ve 2 nci yasama yıllarındaki yasama faaliyetlerine ilişkin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/6516)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
No.:
154
13 Haziran 2005 Pazartesi
Tasarı
1.- Türkiye Cumhuriyeti
ile Arjantin Cumhuriyeti Arasında Veterinerlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/1051) (Tarım, Orman ve
Köyişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.2005)
Teklifler
1.- Yozgat Milletvekili İlyas Arslan ile 23
Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanuna Bir Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/508) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
2.- Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri
Samsun Milletvekili Haluk Koç, İstanbul Milletvekili Ali Topuz, İzmir
Milletvekili Kemal Anadol ile 122 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması ve Bankalar Kanunu Hükümlerine İstinaden Bankacılık İşlemleri Yapma
ve Mevduat Kabul Etme İzni Kaldırılan Türkiye İmar Bankası T.A.Ş. Hakkında
Tesis Edilecek Bazı İşlemler Hakkındaki Kanuna Bir Fıkra Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (2/509) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
3.- Karaman Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu ile
293 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanunu ile 78 ve 190
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi (2/510) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
4.- Sivas Milletvekili Selami Uzun ile 8
Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/511) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan
ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
5.- Bursa Milletvekili Şevket Orhan'ın;
Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkındaki Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi (2/512) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; İçişleri ile
Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
6.- Trabzon Milletvekili Asım Aykan'ın;
Evleneceklere Kredi Verilmesine Dair Kanun Teklifi (2/513) (Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 8.6.2005)
7.- Ağrı Milletvekili Halil Özyolcu ile
94 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanunu ile 78 ve 190
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi (2/514) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.2005)
8.- Mardin Milletvekili M. Beşir Hamidi'nin;
Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/515) (Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8.6.2005)
9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet
Yılmazcan'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/516) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
10.- Samsun Milletvekili Mehmet Kurt'un; 2809
Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/517) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan
ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
11.- Samsun Milletvekili Mehmet Kurt'un; 2809
Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/518) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan
ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
Raporlar
1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor Komisyonu Raporu (1/1036) (S. Sayısı: 930) (Dağıtma tarihi : 13.6.2005)
(GÜNDEME)
2.- Doğal Gaz Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonu Raporu (1/1041) (S. Sayısı: 931) (Dağıtma tarihi : 13.6.2005)
(GÜNDEME)
3.- Kütahya Milletvekili Soner Aksoy ile Gaziantep Milletvekili
Fatma Şahin'in; Doğal Gaz Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonu Raporu (2/484) (S. Sayısı: 932) (Dağıtma tarihi : 13.6.2005)
(GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergesi
1.- Afyonkarahisar
Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE'nin, Afyonkarahisar Çevre Yolu Projesine ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1559) (Başkanlığa geliş
tarihi: 31.5.2005)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Hatay Milletvekili
Mehmet ERASLAN'ın, Sivas- Koyulhisar- Sugözü Köyünde meydana gelen toprak
kaymasına ve yapılan çalışmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/6518) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)
2.- Antalya Milletvekili
Nail KAMACI'nın, Antalya İli Nazım İmar Planına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/6519) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
3.- Denizli Milletvekili
Mustafa GAZALCI'nın, Kur'an kurslarına ve zorunlu eğitime ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/6520) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
4.- İzmir Milletvekili
Ahmet ERSİN'in, TMSF tarafından el konulan EGS Holding şirketlerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6521) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
5.- İzmir Milletvekili
Hakkı ÜLKÜ'nün, kadınlara yönelik şiddet olaylarına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/6522) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
6.- İzmir Milletvekili
Hakkı ÜLKÜ'nün, Kilis'te bir şahsın ölümüyle ilgili bazı iddialara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6523) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
7.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, vekaleten ve asaleten görev yapan idari personele ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6524) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
8.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, kara mayınlarının temizlenmesi çalışmalarına ve mayından
zarar gören vatandaşlarımıza ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6525)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
9.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, Hükümetin özelleştirme stratejisine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/6526) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
10.- Antalya Milletvekili
Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Hasankeyf'i kurtarma çalışmalarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6527) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2005)
11.- Konya Milletvekili
Atilla KART'ın, İGDAŞ davası sanıklarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/6528) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
12.- Hatay Milletvekili
Mehmet ERASLAN'ın, dış ticaret taşımalarında Türk Bayraklı gemilerin payına
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6529) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30.5.2005)
13.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6530) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
14.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6531) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
15.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6532) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
16.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6533)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
17.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bakanlıkta ve bağlı kuruluşlarda asaleten ve vekaleten görev
yapan idari personele ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6534) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
18.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, göreve başladığı tarihten itibaren bakanlığa alınan personel
sayısına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6535) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30.5.2005)
19.- İzmir Milletvekili
Vezir AKDEMİR'in, denizlerimizdeki kirliliğe ve İzmir'de deniz ulaşımının
geliştirilmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6536)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
20.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6537) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
21.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6538) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
22.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6539) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
23.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6540) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
24.- Manisa Milletvekili
Nuri ÇİLİNGİR'in, Manisa- Salihli İlçesindeki SSK'lı vatandaşların
mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6541) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
25.- Mardin Milletvekili
Muharrem DOĞAN'ın, İşsizlik Sigortası Fonuna ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6542) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
26.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru
önergesi (7/6543) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
27.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru
önergesi (7/6544) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
28.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru
önergesi (7/6545) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
29.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi
(7/6546) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
30.- Balıkesir
Milletvekili Turhan ÇÖMEZ'in, TRT'nin satın aldığı film ve televizyon
dizilerine ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi
(7/6547) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
31.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6548) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
32.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6549) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
33.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6550) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
34.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6551) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
35.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, doğal afetlere ve üreticilerin zararlarının karşılanma
çalışmalarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6552) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
36.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6553) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
37.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6554) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
38.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6555) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
39.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru
önergesi (7/6556) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
40.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru
önergesi (7/6557) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
41.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru
önergesi (7/6558) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
42.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru önergesi
(7/6559) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
43.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi
(7/6560) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
44.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi
(7/6561) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
45.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi
(7/6562) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
46.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali
ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/6563)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
47.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, kamuda ücret sistemindeki düzenlemelere ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/6564) (Başkanlığa geliş tarihi:
31.5.2005)
48.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6565) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
49.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6566) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
50.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6567) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
51.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6568) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
52.- Denizli Milletvekili
Mehmet YÜKSEKTEPE'nin, çimento ve hazır beton sektörüne ilişkin Sanayi ve
Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/6569) (Başkanlığa geliş tarihi:
31.5.2005)
53.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6570) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
54.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6571) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
55.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6572) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
56.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6573) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
57.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, Tuz Gölüne dökülen akarsulara ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6574) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
58.- Samsun Milletvekili
Haluk KOÇ'un, Sakarya İli Sapanca- İkramiye Köyü sınırları içinde orman
arazisine zarar verildiği iddialarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6575) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
59.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6576) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
60.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6577) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
61.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6578) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
62.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6579) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
63.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, 58 inci ve 59 uncu Hükümetler döneminde bakanlığa alınan
personel sayısına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6580) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
64.- İzmir Milletvekili
Hakkı ÜLKÜ'nün, Allianoi Antik Kentinin korunmasına yönelik çalışmalara ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6581) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30.5.2005)
65.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, özel hukuki statüye sahip turizm kentleri kurulup
kurulmadığına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6582)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
66.- Antalya Milletvekili
Nail KAMACI'nın, yurt dışına kaçırılan tarihi eserlere ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6583) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
67.- İstanbul
Milletvekili Bülent TANLA'nın, güzel sanat eserlerinin korunmasına ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6584) (Başkanlığa geliş
tarihi: 31.5.2005)
68.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, Bakanlığın yayınladığı bir kitaba ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6585) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
69.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6586) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
70- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6587) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
71.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6588) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
72.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6589) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
73.- Ankara Milletvekili
Zekeriya AKINCI'nın, madencilik sektörünün geliştirilmesine ilişkin Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6590) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30.5.2005)
74.- Ankara Milletvekili
Zekeriya AKINCI'nın, Maden Kanununda yer alan üretim iznine ilişkin Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6591) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30.5.2005)
75.- Ankara Milletvekili
Zekeriya AKINCI'nın, bakanlık personelinin ücretlerine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6592) (Başkanlığa geliş tarihi:
30.5.2005)
76.- İzmir Milletvekili
Hakkı ÜLKÜ'nün, Yortanlı ve Çaltıkoru Baraj projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6593) (Başkanlığa geliş tarihi:
30.5.2005)
77.- Antalya Milletvekili
Nail KAMACI'nın, Antalya- Beldibi Beldesinde gerçekleştirilen bazı uygulamalara
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6594) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30.5.2005)
78.- Muğla Milletvekili
Ali ARSLAN'ın, Milas Anadolu Lisesinde bir öğrencinin okuduğu şiirden dolayı
gözaltına alınmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6595)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
79.- Hatay Milletvekili
Mehmet ERASLAN'ın, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devriyle hastane
depolarında kalan ilaçlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6596) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
80.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6597) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
81.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6598) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
82.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6599) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
83.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6600)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
84.- Kırklareli
Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, bazı ilçelerin adliyelerinin kapatılacağı
iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6601) (Başkanlığa
geliş tarihi: 31.5.2005)
85.- İstanbul
Milletvekili Gürsoy EROL'un, ilaç fiyatlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6602) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
86.- Hatay Milletvekili
Mehmet ERASLAN'ın, akaryakıt kaçakçılığına ve akaryakıt vergilerine ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6603) (Başkanlığa geliş tarihi:
30.5.2005)
87.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, vergi kaçaklarının azaltılması çalışmalarına ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6604) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
88.- Kırklareli
Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, bazı mal müdürlüklerinin kapatılacağı
iddialarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6605) (Başkanlığa
geliş tarihi: 31.5.2005)
89.- Hatay Milletvekili
Mehmet ERASLAN'ın, meslek yüksek okullarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6606) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
90.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Nevşehir İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6607) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
91.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Aksaray İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6608) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
92.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Erzurum İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6609) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
93.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bartın İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan
ödenek miktarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6610)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
94.- Muğla Milletvekili
Ali ARSLAN'ın, Milas Anadolu Lisesinde bir öğrencinin okuduğu şiirden dolayı
gözaltına alınmasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6611) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
95.- İzmir Milletvekili
Vezir AKDEMİR'in, eğitim sistemindeki sorunlara ve öğrenci seçme sınavına
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6612) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30.5.2005)
96.- Denizli Milletvekili
Mustafa GAZALCI'nın, açık bulunan şube müdürlüklerine ve atamaya hak kazanmış
şube müdürü adaylarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6613) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
97.- Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Suriye, Irak, İran, Azerbaycan ve Nahcivan sınır
kapılarından yurt dışına çıkışı yapılan şeker ve şekerden mamul ürünler ile
akaryakıta ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi
(7/6614) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
98.- Ankara Milletvekili
Muzaffer R. KURTULMUŞOĞLU'nun, 2003- 2005 yıllarında çocuklara ve kadınlara
yönelik şiddet olaylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6616)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)
99.- İstanbul
Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, günlük bir gazetede yer alan yolsuzluk
iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6617) (Başkanlığa geliş
tarihi: 31.5.2005)
100.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, restore edilen kilise ve manastırların ibadete
açılıp açılmayacağına ve Fener Rum Patriği ile ilgili bazı iddialara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6618) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2005)
101.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, uluslar arası tahkime götürülen
davalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6619) (Başkanlığa geliş
tarihi: 1.6.2005)
102.- İzmir Milletvekili
Hakkı ÜLKÜ'nün, seracılık faaliyetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/6620) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
103.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Petrol Ofisinin İstanbul- Beykoz- Çubuklu'daki
dolum tesislerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6621) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2.6.2005)
104.- Aydın Milletvekili
Mehmet Mesut ÖZAKCAN'ın, iki Yunan vatandaşının bazı stratejik yerlerin
fotoğrafını çekerken yakalandığı ve serbest bırakıldığı iddialarına ilişkin
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6622)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
105.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasında imzalanan
Ortaklık Konseyi Anlaşmasına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6623) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2005)
106.- Balıkesir
Milletvekili Turhan ÇÖMEZ'in, Yunanistan'ın ve Avusturya Katolik Kilisesinin
Türkiye'ye ve Türk vatandaşlarına yönelik bazı faaliyetlerine ilişkin Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6624) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2.6.2005)
107.- Denizli
Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, ABD ile Türkiye arasında eğitim anlaşması
yapılıp yapılmadığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6625) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
108.- Denizli
Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, bazı okul müdürlüklerine ve bir öğrenci
yurduna ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6626)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
109.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Gazipaşa-Anamur karayolunda 2003- 2005
yıllarında meydana gelen trafik kazalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6627) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2005)
110.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Fener Rum Patrikhanesinin faaliyetlerine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6628) (Başkanlığa geliş tarihi:
2.6.2005)
111.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Gazipaşa- Anamur Karayolunun
genişletilmesine yönelik bir çalışma olup olmadığına ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6629) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2005)
112.- Kırklareli
Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, Babaeski Çevreyolu ve Kırklareli Devlet
yolu bağlantısı köprülü kavşak yapım çalışmalarına ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6630) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
113.- İzmir Milletvekili
Vezir AKDEMİR'in, trafik kazalarını önleyici tedbirlere ve otobüs
taşımacılığında vergi indirimine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6631) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
114.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, posta dağıtıcılarına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6632) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
115.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, günlük bir gazetede yer alan bir köşe yazısındaki
iddiaya ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/6633)
(Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2005)
116.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Hasankeyf'i kurtarma çalışmalarına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6634) (Başkanlığa
geliş tarihi: 1.6.2005)
117.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, diyabet hastalarının bölgesel
dağılımına ve bu hastalıkla mücadele çalışmalarına ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6635) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2005)
118.- Antalya
Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, lojmanlara ve resmi araçlara ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6636) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2005)
119.- Çanakkale
Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, Çanakkale İlinde hava kirliliğini önleyici
tedbirlere ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/6637)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2005)
120.- Hatay Milletvekili
Züheyir AMBER'in, Rusya Federasyonu'nun Türkiye'den yaş sebze ve meyve alımını
durdurmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6638) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.6.2005)
121.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Ilısu Barajı Projesine ilişkin Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6639) (Başkanlığa geliş
tarihi: 1.6.2005)
No.: 155
14 Haziran 2005 Salı
Cumhurbaşkanınca Geri Gönderilen Kanun
1.- 27.5.2005 Tarihli ve 5356 Sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ve
Anayasanın 104 üncü ve 175 inci Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi (1/1052) (Anayasa Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 10.6.2005)
Teklifler
1.- Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya'nın;
2809 Sayılı Yükseköğretim Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/519) (İçişleri; Plan ve Bütçe ile Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.2005)
2.- Konya Milletvekili Remzi Çetin ile 20
Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 28.3.1983 Tarihli ve 2809
Sayılı Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelere Ek ve Geçici
Maddeler Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/520) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik
ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.2005)
3.- Konya Milletvekili Remzi Çetin ile 19
Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanuna Bir Ek Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/521) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.6.2005)
4.- Trabzon
Milletvekilleri Mustafa Cumur, Kemalettin Göktaş ile 13 Milletvekilinin;
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/522) (Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9.6.2005)
5.- Adıyaman Milletvekili
Mahmut Göksu ile 8 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu
ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/523) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan
ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
6.- Sinop Milletvekili Cahit Can ile 65
Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
(2/524) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
7.- İzmir Milletvekili
Yılmaz Kaya ile 23 Milletvekilinin; 5682 Sayılı Pasaport Kanununun 14. Maddesinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/525) (İçişleri Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
8.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan
ile 23 Milletvekilinin; 2330 Sayılı "Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması
Hakkında" Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/526)
(Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
9.- Şanlıurfa Milletvekili M. Vedat Melik ile 4
Milletvekilinin; Bazı Kamu Personeline Tayin Bedeli Verilmesi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/527) (İçişleri ile Plan ve
Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
10.- Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun ile
23 Milletvekilinin; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik
Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi (2/528) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9.6.2005)
11.- Tokat Milletvekili Feramus Şahin'in;
6136 Sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanunun 7.
Maddesinin Birinci Fıkrasının (4) Numaralı Bendinin (3) Alt Bendine (F) İbaresi
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/529) (İçişleri ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
12.- Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un;
Muhtaç Durumdaki Ailelerin Çocukları ile İlköğretim Öğrencilerine Süt Yardımı
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/530) (İçişleri; Millî Eğitim, Kültür, Gençlik
ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
13.- Ordu Milletvekili Hamit Taşçı ile 19
Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair 2809 Sayılı Kanuna Bir Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/531) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
14.- Gümüşhane Milletvekili Temel Yılmaz
ile 11 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununa Bir Ek Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/532) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
15.- Erzincan Milletvekilleri Tevhit Karakaya ile
Talip Kaban'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
(2/533) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
Rapor
1.- Trabzon Milletvekili
Cevdet Erdöl ile 2 Milletvekilinin; Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık
Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu
ve Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonu Raporu (2/506) (S. Sayısı: 934) (Dağıtma tarihi: 14.6.2005)
(GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergesi
1.- Antalya Milletvekili
Osman ÖZCAN'ın, icra-iflas dairelerince tahsil olunan paraların özel bir
bankaya yatırılmasına dair genelgeye ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1560) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.6.2005)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Antalya Milletvekili
Nail KAMACI'nın, işsizliği azaltmaya yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/6640) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2005)
2.- Tekirdağ Milletvekili
Enis TÜTÜNCÜ'nün, Millî Eğitim Bakanlığınca Ankara'daki ilköğretim okullarına
gönderilen bir ankete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6641)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
3.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, yapılan atamalara ve atanan personel sayısına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6642) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
4.- İzmir Milletvekili
Enver ÖKTEM'in, Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıflar Bankası ve Türk
Eximbank'ın 2002 yılından itibaren kullandırdığı kredilere ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/6643) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
5.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun açtığı ulusal marker temin
ihalesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6644) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3.6.2005)
6.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, İzmir-Halkapınar Kapalı Spor Salonunun yapım ihalesine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6645) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
7.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonunun hazırladığı rapordaki
iddiaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6646) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3.6.2005)
8.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, Özelleştirme İdaresinin Yarımca Porselen arazisini satışına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6647) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.6.2005)
9.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, MİT'in şahsına ait telefon konuşmalarını ve e-posta
yazışmalarını izleyip izlemediğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/6648) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
10.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Ulaştırma Bakanlığından bir müsteşar yardımcısının,
Gebze'de akaryakıt kaçakçılığına karıştığı iddialarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/6649) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
11.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, Ayasofya Camiinin müze olarak kullanılmasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/6650) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
12.- Antalya Milletvekili
Feridun Fikret BALOĞLU'nun, görevden ayrılan bakanlara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/6651) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.6.2005)
13.- Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, basında yer alan Kıbrıs'la ilgili bazı açıklamalarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6652) (Başkanlığa geliş tarihi:
7.6.2005)
14.- Hatay Milletvekili
Mehmet ERASLAN'ın, ABD tarafından güneydoğu illerinde uygulamaya konulduğu
belirtilen Kadın Lider Geliştirme Programına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/6653) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
15.- Hatay Milletvekili
Mehmet ERASLAN'ın, dış yatırımlar sıralamasında Türkiye'nin konumuna ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6654) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
16.- İstanbul
Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, Ziraat Bankası'nın kayıp olduğu iddia
edilen yatırım fonlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6655)
(Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
17.- Çanakkale
Milletvekili İsmail ÖZAY'ın, Gökçeada'da istimlak edilen bazı yerlerle ilgili
olarak AİHM'ne açılan davalara ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6656) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.6.2005)
18.- Hatay Milletvekili
Mehmet ERASLAN'ın, sözde Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili olarak yabancı
ülkelerde alınan kararlara ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
yazılı soru önergesi (7/6657) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
19.- Hatay Milletvekili
Mehmet ERASLAN'ın, Irak'taki Türkmenlerin sorunlarına ilişkin Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6658) (Başkanlığa geliş
tarihi: 7.6.2005)
20.- Hatay Milletvekili
Mehmet ERASLAN'ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye aleyhine açılan
davalara ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru
önergesi (7/6659) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
21.- İstanbul Milletvekili Mehmet SEVİGEN'in,
THY'nin 2003 yılında dağıttığı PAS biletlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6660) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
22.- Konya Milletvekili
Atilla KART'ın, Konya-İzmir ulaşımını sağlamak amacıyla TCDD ve THY'nin
ulaştırma çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6661) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
23.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da yaşanan uçak kazası
sonrası alınan tedbirlere ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6662) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
24.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da yaşanan uçak kazası
sonrası THY'nin kaptan olma ve ekip oluşturma düzenlemelerine ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6663) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
25.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da yaşanan uçak kazası
sonrası THY uçuş ekiplerine verilen eğitimlere ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6664) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
26.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da yaşanan uçak kazası
sonrası havaalanlarında yapılan düzenlemelere ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6665) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
27.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da yaşanan uçak kazasının
raporunda yer alan yolcu sayısına ve ödenen tazminata ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6666) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
28.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da yaşanan uçak kazası
sonrası ödenen tazminat miktarlarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6667) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
29.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da yaşanan uçak kazası
sonrasında ödenen tazminatlar arasındaki farka ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6668) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
30.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da yaşanan uçak kazasına
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6669) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3.6.2005)
31.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da yaşanan uçak kazasıyla
ilgili rapora ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6670)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
32.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da yaşanan uçak kazası
nedeniyle ödenen tazminatlara ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6671) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
33.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da yaşanan uçak kazasıyla
ilgili hazırlanan raporlara ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6672) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
34.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, Diyarbakır'a yeni bir havaalanı yapılıp
yapılmayacağına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6673)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
35.- Diyarbakır
Milletvekili Mesut DEĞER'in, 2003 yılında Diyarbakır'da düşen THY uçağına
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6674) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3.6.2005)
36.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Kütahya-Çavdarhisar Belediyesinin düzenleyeceği 7 nci Kültür
ve Turizm Festivaline Bakanlığın katkısına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6675) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
37.- Antalya Milletvekili
Nail KAMACI'nın, Antalya Turizm İl Müdürlüğüne yapılan atamaya ilişkin Kültür
ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6676) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.6.2005)
38.- Kırklareli
Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, Kırklareli Demirköy dökümhane kazısına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6677) (Başkanlığa
geliş tarihi: 3.6.2005)
39.- Mardin Milletvekili
Muharrem DOĞAN'ın, Hasankeyf'in tarihi ve kültürel değerlerinin korunması
çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6678)
(Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
40.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, Denizli İlinde halı satışı yapan esnaflara yönelik
açıklamasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6679)
(Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
41.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bursa Çevre Yoluna ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/6680) (Başkanlığa
geliş tarihi: 3.6.2005)
42.- Yozgat Milletvekili
Emin KOÇ'un, Star TV'nin gelirlerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/6681) (Başkanlığa
geliş tarihi: 3.6.2005)
43.- Konya Milletvekili
Atilla KART'ın, Adli Tıp Kurumundaki bazı sorunlara ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6682) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
44.- İzmir Milletvekili
Hakkı ÜLKÜ'nün, İzmir Buca Cezaevinin Aliağa Yeni Şakran Beldesine taşınmasına
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6683) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3.6.2005)
45.- İzmir Milletvekili
Enver ÖKTEM'in, hayali ihracata ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6684) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
46.- Konya Milletvekili
Atilla KART'ın, Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş.'nin özelleştirilmesine ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6685) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.6.2005)
47.- İzmir Milletvekili
Ahmet ERSİN'in, İzmir Efes Oteline ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6686) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
48.- Iğdır Milletvekili
Yücel ARTANTAŞ'ın, bazı kamu çalışanlarının maaş farklılıklarına ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6687) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
49.- İstanbul
Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, Spor Toto'nun kamu kuruluşlarına aktarması
gereken kaynakları ve vergileri eksik yaptırdığı iddialarına ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6688) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
50.- Eskişehir
Milletvekili Mehmet Vedat YÜCESAN'ın, Eskişehir İlindeki bazı hastanelerin
uzman doktor ve donanım yetersizliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6689) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
51.- Muğla Milletvekili
Ali ARSLAN'ın, Düzce'de aile hekimliği pilot uygulamasına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6690) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
52.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, ATO ve Tıp Kurumunun birlikte hazırladığı ilaçlarla ilgili
bir rapora ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6691) (Başkanlığa
geliş tarihi: 7.6.2005)
53.- Manisa Milletvekili
Ufuk ÖZKAN'ın, bakanlıkça Ankara'daki ilköğretim okullarına gönderilen bir
ankete ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6692)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
54.- İzmir Milletvekili
Türkan MİÇOOĞULLARI'nın, uygulamalı din dersleri eğitimine ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6693) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
55.- Bursa Milletvekili
Mustafa ÖZYURT'un, Ankara'daki ilköğretim okullarında uygulandığı iddia edilen
bir ankete ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6694) (Başkanlığa
geliş tarihi: 3.6.2005)
56.- Yalova Milletvekili
Muharrem İNCE'nin, Ankara'da bazı okullarda yapıldığı iddia edilen anket
çalışmasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6695)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
57.- Ordu Milletvekili
İdris Sami TANDOĞDU'nun, 2004-2005 yıllarında Ordu İline yapılan yatırımlara ve
ayrılan ödenek miktarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6696) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
58.- Giresun Milletvekili
Mehmet IŞIK'ın, Giresun-Aksu deresi üzerinde bir hidroelektrik santral projesi
olup olmadığına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6697) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.6.2005)
59.- Konya Milletvekili
Atilla KART'ın, Gökpınar-Uzunbeyli yolunun onarımına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6698) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
60.- Konya Milletvekili
Atilla KART'ın, Konya-Kulu-Tavşançalı Beldesinde değerlendirilemeyen bir okul
binasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6699) (Başkanlığa
geliş tarihi: 3.6.2005)
61.- Ankara Milletvekili
Mehmet TOMANBAY'ın, Ankara Büyükşehir Belediyesinde ve metropol ilçelerinde
toplanan bağışlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6700)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6.6.2005)
62.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, ATO'nun hazırlattığı Faili Meçhuller Raporuna ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6701) (Başkanlığa geliş tarihi:
7.6.2005)
63.- İstanbul
Milletvekili Ahmet Güryüz KETENCİ'nin, Adana-Ceyhan-Birkent Belediyesi
tarafından kesildiği belirtilen okaliptüs ağaçlarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6702) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
64.- Adıyaman
Milletvekili Mahmut GÖKSU'nun, uyuşturucu ve madde bağımlılığına ve alınan
önlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6703) (Başkanlığa
geliş tarihi: 7.6.2005)
65.- Ardahan Milletvekili
Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan-Hanak-İncedere Köyü camiinin ek ödenek ihtiyacına
ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet AYDIN) yazılı soru önergesi (7/6704)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
66.- İzmir Milletvekili
Enver ÖKTEM'in, kamu kurum ve kuruluşlarında işe alınan personele ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru
önergesi (7/6705) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
67.- İzmir Milletvekili
Hakkı ÜLKÜ'nün, Bergama-Ovacık Köyü yakınlarındaki altın madeninin yeniden
açılmasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/6706)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2005)
68.- Giresun Milletvekili
Mehmet IŞIK'ın, Giresun-Sivas Karayolunun geliştirilmesine ilişkin Bayındırlık
ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6707) (Başkanlığa geliş tarihi:
6.6.2005)
69.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, TRT'nin yaptırdığı bir ankete ilişkin Devlet Bakanından
(Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/6708) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.6.2005)
70.- Hatay Milletvekili
Mehmet ERASLAN'ın, yıllar itibariyle ithalat ve ihracat miktarlarına ilişkin
Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/6709) (Başkanlığa geliş
tarihi: 7.6.2005)
71.- Antalya Milletvekili
Osman ÖZCAN'ın, Rusya'nın yaş sebze ve meyve alımını durdurmasıyla yaşanan
sorunlara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6710)
(Başkanlığa geliş tarihi: 7.6.2005)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU ve 20 Milletvekilinin, kaçak işçi çalıştırılmasıyla ilgili
iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/287) (Başkanlığa geliş tarihi:
9.6.2005)
2.- Ardahan Milletvekili
Ensar ÖĞÜT ve 22 Milletvekilinin, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattının geçtiği
illerde yaşayan vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/289)
(Başkanlığa geliş tarihi: 9.6.2005)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
14 Haziran 2005 Salı
BAŞKAN: Başkanvekili Ali DİNÇER
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mehmet DANİŞ
(Çanakkale)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 111 inci Birleşimini açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN - Elektronik
cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 3 dakika
süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını,
görevli personel aracılığıyla, 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, soğan
ve buğday üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili
Sayın Yılmaz Ateş'e aittir.
Buyurun Sayın Ateş. (CHP
sıralarından alkışlar)
IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş'in, buğday ve soğan tarımı ile üreticilerinin içinde
bulunduğu sorunlara ve bu konuda alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı
konuşması
YILMAZ ATEŞ (Ankara) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri,
bütün üreticilerimizin kendine özgü sorunları vardır. Ancak, özellikle buğday
ve soğan üreticileri de son yıllarda çok büyük bir mağduriyetle karşı karşıya
kalmışlardır. Bu mağduriyetin altında, sayın bakanlarımızın belki olumlu
gayretleri vardır; ama, maalesef, bu olumlu gayretlere rağmen, son yıllarda
iktidara gelenler, Türkiye'yi hortumlayanların, bankaları soyanların Türkiye'ye
ödettiği bedeli, onlar da, maalesef,
üretici ve köylüye ödetmektedirler.
BAŞKAN - Yılmaz Bey, bir
dakika...
Arkadaşlar, değerli
milletvekilleri; kürsüdeki sayın milletvekilini, değerli milletvekilini
dinlemek zor; uğultu var. Konuşmalar kesilirse, sükûnet sağlanırsa daha etkin,
daha verimli çalışma yapabiliriz, Sayın Ateş'i daha rahat dinleriz.
Buyurun Sayın Ateş.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) -
Bunun nedeni de, ülkeyi batıranların, hortumlayanların ülkeye ödettiği
maliyeti, maalesef, son yıllardaki iktidarlar da üreticilere ödetmektedirler;
çünkü, özellikle uluslararası kuruluşların bu iktidarlara karşı dayattığı
politika, üreticiden, köylüden, çiftçiden, işçiden, memurdan, dargelirli
vatandaştan çıkarılmaktadır. Oysa, ülkeyi bu olumsuz koşullara sürükleyenler,
yine, ellerini, kollarını... Ve o meşhur, zevkli hayatlarını sürdürmektedirler.
Değerli arkadaşlar,
buğdayın 2005 maliyet fiyatı 404 000 liradır. Buna rağmen, maalesef, Toprak
Mahsulleri Ofisi, tabanfiyatı açıklamayarak, yeniden, buğday üreticisini, bu
maliyet fiyatının da altında, yeni sezonda da buğdayını satmak, elden çıkarmak
durumuyla karşı karşıya bıraktı.
Maalesef, üreticinin alım
gücü her geçen gün azalmaktadır; mazota göre yüzde 61, traktördeyse yüzde 32
oranında alım gücünü kaybetmiştir. İktidarın bu olumsuzluğu önleyebilmesinin
yolu, bence, şuna dikkat etmekten geçmektedir: Geçen yıl, 100'ü aşkın alım
merkezi kapatıldı ve üretici, toplayıcıların insafına bırakıldı. İktidar, bu
dönemde, bu 100'ü aşkın alım merkezini yeniden açmalıdır; Toprak Mahsulleri
Ofisi, ürün alımlarını peşin yapmalı, vadeli alımlardan dolayı oluşan fiyat
düşüşlerini önlemelidir.
Sayın milletvekilleri,
soğan üreticisi çok daha perişan bir durumdadır. Ankaramız da önemli soğan
merkezlerinden biridir. Sadece Polatlı İlçemizde, bu yıl, 150 000 ton soğan,
maalesef, alıcı bulamayarak, derelere ve meralara döküldü; şu anda, Polatlı'nın
dereleri de, meraları da, arazisi de soğan çöplüğüyle karşı karşıya kaldı.
Soğanın maliyeti 80 ile 120 000 lira arasında değişmektedir. Üretici depo
parası ödememek için fiyatını 15 000 liraya düşürmesine rağmen, maalesef, alıcı
bulamadı. Şu anda, Polatlı'da üretilen soğanlar, derelere ve meralara terk edildi.
Değerli arkadaşlar, soğan
üreticilerinin bu uygulamadan ötürü uğradığı zarar 25-30 trilyon liradır.
Maalesef, hükümetten, bu konuda, olumlu bir destek de görmemişlerdir. Eğer, bu
böyle devam ederse, soğan üreticisi olan diğer illerde de -Hatay, Adana gibi
illerde de- büyük zararlar oluşacaktır.
Bunu önlemenin yolu, bir
an önce üretici birlikleri oluşturulmalı, spekülatif amaçlı soğan ekimi
önlenmelidir. Üretimden tüketime kadar var olan kayıtdışılık mutlaka
önlenmelidir. Şekerpancarı kotaları da artırılarak, soğan ekimi sınırlandırılmalıdır.
Değerli arkadaşlar, bir
dönem Türkiye'nin efendisi olan köylüler, son yıllarda -yalnız bu hükümet
döneminde değil, daha önceki hükümetler döneminde de- uygulanan politikalar
nedeniyle, toplumun efendisi olmak bir yana, maalesef, Kunta Kintesi durumuna
düşmüşlerdir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ateş,
sükûneti sağlamak için çaba gösterirken vaktinizi aldık; o yüzden, size 2
dakika daha süre veriyorum; lütfen, 2 dakika içinde toparlayın.
YILMAZ ATEŞ (Devamla) -
Peki; teşekkür ederim Sayın Başkan.
Televizyonları yok,
gazeteleri yok; o nedenle, kendi sorunlarını halka anlatamıyorlar. Sorunlarını
anlatmak için Sayın Bakana, Sayın Başbakana başvurdukları zaman da, maalesef,
horlanmışlardır ve hak etmedikleri bir muameleyle karşı karşıya kalmışlardır.
Bu vesileyle, bu
üreticilerimizin sorunlarına hükümetimizin daha duyarlı yaklaşmasını diliyorum.
İkibuçuk yıl Tarım Bakanı olarak görev yapan Sami Güçlü'ye katkılarından ötürü
teşekkür ediyorum, yeni Sayın Bakana da başarılar diliyorum.
Yüce Meclisi, tekrar,
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Süreye uyma
konusunda gösterdiğiniz titizlikten ve duyarlılıktan dolayı teşekkür ederim.
Değerli milletvekilleri,
gündemdışı ikinci söz, çay üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Niğde
Milletvekili Mahmut Uğur Çetin'e aittir.
Buyurun Sayın Çetin. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
2.- Niğde
Milletvekili Mahmut Uğur Çetin'in, ülkemizdeki çay üretiminin son durumu ile
üreticilerinin sorunlarına ve kaçak çayın sektör için olumsuz etkilerine ve bu
konuda alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde)
- Sayın Başkan, Yüce Meclisimizin
değerli üyeleri; Türkiye'de çay üretimi, çay üreticisinin sorunları ve
özellikle de kaçak çayla ilgili yapılması gerekenler konusunda gündemdışı söz
almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizde çay tarımı, 204
000 üretici tarafından, 767 000 dekar sahada, küçük aile işletmeciliği şeklinde
yapılmaktadır. Çay tarımı ve ticareti, Doğu Karadeniz Bölgesi ekonomisinde çok
önemli bir yer tutmakta, dengeli gelir dağılımı sağlamakta, istihdam yaratarak,
bölgesel göçün azalmasında rol oynamaktadır. Ülke ekonomisine ise 300 000 000
dolarlık kaynak yaratmakta, 1 000 000 insanın ise geçim kaynağını teşkil
etmektedir.
Ekolojik şartlar
nedeniyle, dünyada çay hasadı ve kuru çay üretimi 9 - 11 ay devam ederken,
ülkemizde 5 - 6 ay yapılmaktadır. Mayıs ayında başlayan hasat, ekim ayında son
bulmaktadır. Üretimle ilgili harcamaların ve yaş çay bedeli ödemelerinin büyük
bir bölümü bu zaman diliminde gerçekleşmektedir. Buna mukabil, üretilen çayın
pazarlaması, bir yıla tekabül etmektedir.
Ülkemizde kamu ve özel
sektörün satın aldığı yaş çay yaprağı miktarı 850 - 900 bin ton, üretilen kuru
çay miktarı 180 - 190 bin ton, yurtiçi tüketim miktarı 150 - 160 bin ton
arasındadır. Bu durumda, tüketim fazlası 30 - 40 bin ton çayın ihraç edilmesi
gerekmektedir.
Dünyada çay üretimi, az
gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılmaktadır. Bu ülkelerin büyük
çoğunluğunda üretim maliyetleri oldukça düşüktür. Ülkemizde ise, kuru çay
maliyeti, diğer üretici ülkelerin maliyetlerinin çok üzerinde gerçekleşmektedir.
Diğer üretici ülkelere göre, üreticilere ödenen hammadde fiyatı 3 kat, personel
gideri 5 kat, üretim maliyeti ise 4 - 5 kat daha fazladır.
Türkiye, çay tarım
alanlarının genişliği bakımından dünyada üretici ülkeler arasında 6 ncı sırada,
kuru çay üretimi yönünden 5 inci sırada, yıllık kişi başına tüketim bakımından
ise İrlanda'yla birlikte 1 inci sırada yer almaktadır. Dünyada başlıca çay
üreten ülkeler sırasıyla; Hindistan, Çin, Srilanka, Kenya, Endonezya ve
Türkiye'dir. Çaykurun 46, özel sektörün 230 adet yaş çay işleme fabrikası
bulunmaktadır. Toplam fabrika sayısı, ülkemizde 276'dır. Çaykurun üretim
kapasitesi 6 700 ton, özel sektörün ise 8 700 tondur.
Değerli milletvekilleri,
ben, Niğde Milletvekili olarak, daha önce Niğde'nin elmasını ve patatesini
gündemdışı konuşmamda gündeme getirmiştim; fakat, benim bugün özellikle burada
vurgulamak istediğim, çay ve çay üreticilerinin sorunlarından daha ziyade
olarak, çay sektörünü olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörlerden biri olan
yabancı menşeli, halk tabiriyle, kaçak çaylar üzerine olacaktır.
Bu çaylar, ülkemize
bellibaşlı dört yoldan girmektedir. Birincisi, bu çayların, doğu ve güneydoğu
illerimizden sınır ticareti yoluyla; ikincisi, zatî eşya muafiyeti yoluyla;
üçüncüsü, ithalat yoluyla; dördüncüsü, sınır illerimizden kaçakçılık yoluyla
ülkemize girmekte olduğu bilinmektedir.
Transit ticaret adı
altında, özellikle doğu ve güneydoğu illerinden, kamyon, tanker ve TIR gibi
araçların belli bölümlerinde yabancı menşeli çayların yurda kaçak olarak
girdiği ve bu çayların bir kısmının paketlenerek, diğer kısmının ise, açıkta,
dökme olarak içpiyasaya pazarlandığı ve sadece bu yolla giren çayın parasal
değerinin yaklaşık 60 trilyon olduğu bilinmektedir. Günde, takriben 1 000
tankerin giriş-çıkış yaptığı sınır kapılarından yılda yaklaşık 25 000 ton kadar
çayın, ülkeye bu yolla sokulduğu bilinmektedir.
Diğer önemli bir sorun
da, dahilde işleme izin belgesi kapsamında yurda giren kaçak çaylardır. Son
dönemlerde bazı firmalar, ithal edecekleri düşük kıymetli çayları yerli
çaylarla karıştıracaklarını beyanla, dahilde işleme izin belgesi alarak yurt
içerisinde paketleme yapmaktadırlar. Bu şekilde, hassas ürünler kapsamına
alınan çayın, asgarî yüzde 50 oranlı karışımı yapılarak tekrar ihracı
hedeflenmiştir; ama, bu da mümkün olmamıştır.
Netice itibariyle, çayın,
dahilde işleme izin belgesindeki hassas ürünler kapsamından çıkarılarak, yasak
ürünler kapsamına alınması gerekmektedir. Bu hususta, İhracat Genel Müdürlüğü
nezdinde gerekli girişimlerde bulunulduğunu sevinerek öğrenmiş bulunmaktayım.
Burada asıl mesele,
Türkiye'ye giren kaçak çay satışının yarattığı ekonomik kayıp ve tahribattan
çok, insanımızın sağlığı üzerindeki ölümcül etkileri önemlidir. Türkiye'de
insanımızın, sudan sonra en çok tükettiği sıvı içecek, çaydır. Çay, insanımızın
müptelası olduğu, tiryakisi olduğu
müstesna içeceklerdendir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çetin, 1
dakikalık eksüre veriyorum; lütfen, tamamlayın.
MAHMUT UĞUR ÇETİN
(Devamla) -Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Özellikle Güneydoğu
Anadolu Bölgemizde kaçak çay içme alışkanlığı çok yaygındır. Son dönemde,
konuyla ilgilenen bilim adamlarının her türlü uyarılarına rağmen, kanserojen
madde ihtiva eden kaçak çay tüketiminin her geçen gün artarak devam etmesi,
insan sağlığımız açısından çok önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Bu konuda,
özellikle Karadeniz Teknik Üniversitesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalınca
yapılan araştırmanın sonuçları tüyler ürperticidir. Raporda, kaçak çaydaki
katkı maddenin, özellikle de çaya dem ve koku veren boyar maddenin kansere yol
açtığı öne sürülüyor. Su bazlı anilin boyalarla ve Türk gıda kodeksine uygun
olmayan esans ve tatlandırıcılarla oluşturulan çayın kaçak rakıdan daha tehlikeli
olduğu belirtiliyor. Kaçak ve sahte rakının hemen, kaçak çayın ise yavaş yavaş
öldürdüğü belirtiliyor.
Harran Üniversitesinde
yapılan bir araştırmada, kaçak çayda bulunan su bazlı anilin boyanın hamilelik
sırasında B-12 vitamin eksikliği meydana getirdiği, yeni doğan çocuklarda
meningosel doğumsal anormallik hastalığına yol açtığı belirtilmektedir. Bu
hastalık yüzünden, beyin omirilik suyu yeni doğan çocukların bazılarında sırt
ve bel bölgelerinde toplanmaktadır. Sadece Şanlıurfa'da son bir yıl içinde
100'den fazla çocuğun bu hastalık nedeniyle ameliyat edildiği belirtilmektedir.
Bu konuda, özellikle Güneydoğu Anadolu halkı bilinçlendirilmeli ve
uyarılmalıdır. Şu an dünyanın en güvenilir ve insan sağlığına en faydalı çayı,
Çaykurun ürünü olan çaylardır. Burada Çaykura düşen, özellikle güneydoğu
insanımızın damak ve ağız tadına hitap edecek Türk gıda kodeksinin 19 uncu
maddesine uygun olarak yeni bir ürünü acilen geliştirmesidir. Bu imkânlar şu an
Çaykur bünyesinde mevcuttur. Özellikle, kanser, kısırlık ve hamilelerde düşük ve
sakat doğuma neden olan kaçak çay içiminin önüne derhal geçilmeli, halk bu konuda
bilinçlendirilmeli, uzmanların "sahte ve kaçak rakı hemen, kaçak çay ise
yavaş yavaş öldürüyor" uyarısına kulak verilmeli diyor ve bu vesileyle
gerekenin yapılmasını belirtiyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Bir hatırlatma
yapmak gerekiyor.
"Sağlıklı ürünler,
Çaykur ürünleri" dediniz. Çok başarılı -çay sanayiinde- özel sektörümüz de
var. Onlar da, Türk gıda kodeksine göre denetim altında üretim yapıyorlar.
Çaykur gibi onların ürünlerini de sağlıklı kabul etmek gerekiyor, hariç
tutmamakta yarar var.
Şimdi, gündemdışı üçüncü
söz, vergideki kayıtdışı ekonomiyle ilgili söz isteyen Mersin Milletvekili
Vahit Çekmez'e aittir.
Buyurun Sayın Çekmez.
(CHP sıralarından alkışlar)
3.- Mersin
Milletvekili Vahit Çekmez'in, kayıtdışı ekonominin boyutları ile toplum
üzerindeki etkilerine ve bu konuda alınması gereken tedbirlere ilişkin
gündemdışı konuşması ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı
VAHİT ÇEKMEZ (Mersin) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayıtdışı ekonomi ve yarattığı sorunları
sizlerle paylaşmak ve bu soruna Yüce Meclis çatısı altında bir çözüm aramak
amacıyla gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye'de yaklaşık 13 000 000 kişi kayıtdışı çalışmaktadır. Bu sayı, uygulanan
ekonomik programlarla giderek artış göstermekte ve kayıtdışı işçilik ile
kayıtdışı ekonomik alan hızla gelişmektedir.
Kayıtdışını vergi altına
almak konusunda çok iddialı konuşanlar, bugüne kadar önleyecek somut uygulamada
bulunmamıştır. Ne yapmıştır; maalesef, esnaf ve sanatkârlar ya da genel
anlamıyla mükellefler, vergi elemanları tarafından matrah artırma yönünde
zorlamaya tabi tutulmuşlardır.
Değerli milletvekilleri,
son zamanlarda uygulamaya konulan KDV oranlarının düşürülmesiyle, esnafımızın
şikâyetleri belli oranda azalacak diye düşünülüyor. KDV oranlarının düşmesiyle
vergi gelirlerinin artacağı hesaplanıyor. Hatta, "kayıtdışı ekonomiyi
kayıt altına almaya başladık" deniliyor. Bütçeyi IMF'nin hazırladığı bir
ülkede, kayıtdışı ekonominin nasıl kayda alındığını hep beraber göreceğiz.
Denk bir bütçe yapmadan,
istikrarlı bir ekonomi kurmadan, sürekli borç alıp, sürekli faiz ödeyerek mi bu
başarılacak?! Hepimiz biliyoruz ki, kayıtdışında bırakılan gelirler, ülkemiz
açısından son derece önemlidir. Vergi oranlarını indirirken, denetim
mekanizmasını da çalıştırmak, çağdaş bir denetim mekanizmasını kurmak
gerekmektedir. Gelir idaresinin yeniden yapılanmasıyla bu ne derece
başarılacak, onu da göreceğiz.
Geride bıraktığımız 2004
yılı "kayıtdışılıkla mücadele yılı" olarak kabul edilmişti. Aslında,
kayıtdışılıkla mücadelede her yurttaşın görev üstlenmesi ve en azından kendi
durumunu gözden geçirmesi bir vatandaşlık görevidir diye düşünüyorum. Ancak,
ülkemizdeki gerçekler şunu gösteriyor: Türkiye'de bordro mahkûmları olarak
adlandırılan işçi ve memurlar dışında kalan herkes, maalesef, vergi kaçırıyor.
Vatandaşlarımız, harcamalarını belgelendirmek suretiyle, kayıtdışıyla
mücadeleye destek olmalıdır; çünkü, her kayıtdışı işlem demek, bu işleme
muhatap olanlar yanında, vergisini ödeyen mükellef açısından üzerinde durulması
gereken bir konudur. Kayıtdışı ekonomi resmî kayıtlara girmediği sürece, ekonominin
gerçek boyutunu ve ekonomik büyüklükleri saptamak mümkün değildir. Örneğin,
kayıtdışı ekonominin gerçek boyutu bilinmeden, işsizlik oranı, kamu kesiminin
büyüklüğü gibi oranları doğru olarak saptamak, buna bağlı olarak ekonomik sorunlara
doğru teşhis koymak da mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri,
hepimizin de bildiği üzere, kayıtdışı ekonominin ciddî zararları söz konusudur;
bu zararlar, rakamsal verileri saptırmasından ekonomi politikalarını
çarpıtmasına kadar geniş bir yelpazenin içinde yer alır. Rakamsal verilerin
saptırılması sonucunda, gayri safî millî hâsıladan başlayarak, bir dizi veri,
eksik ya da yanlış olarak hesaplara yansıtılmış olur. Bunun sonucunda, örneğin,
ülkelerdeki kamu kesiminin hacmi ve vergi yükü, gerçek boyutlarından yüksek
çıkar; dışticaret ve döviz hareketleri tam olarak izlenemez ve bunların doğal
sonucunda da, anlamlı ve isabetli para ve maliye politikaları geliştirilemez.
Değerli arkadaşlarım,
kayıtdışı ekonomi, dünya üzerinde birçok ülkeyi tehdit eden bir gelişme arz
etmektedir. Küreselleşme olgusuyla birlikte, teknolojik gelişmenin sağladığı
kolaylıklarla, ekonomik olayların izlenmesinde ortaya çıkan zorluklar, âdeta,
bu alanı özendirir olmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - 1 dakikalık
eksüre veriyorum; lütfen tamamlayın.
VAHİT ÇEKMEZ (Devamla) -
Bu bağlamda, kayıtdışı ekonomi, yarattığı sosyal sorunlara ek olarak,
vergilendirilmeyen alan olması yönüyle kamu gelirinde önemli kayıplara neden
olurken, ekonominin etkin bir şekilde işleyişini de engellemektedir. Şayet,
bununla mücadelede başarılı olunmazsa, yapılacak yeniliklerin yaşama
geçirilmesi imkânsız görünüyor.
Ekonomik işlemlerin kayıt
altına alınması ve izlenmesi, sadece vergisel bir sorun olarak görülmemelidir;
eğer, olay sadece vergicilik açısından önplana alınırsa, bu takdirde, esas
kayıtdışılığı yaratan diğer unsurlar gözardı edilebilir. Günlük yaşamda,
özellikle belgesiz iş yapmayı alışkanlık haline getirenler, öncelikle, kendi
hukuklarını korunamaz hale getirmektedirler. Bu açıdan, öncelikle, belge
kullanımına ilişkin düzenlemeleri vergi yasaları dışında da aranır hale
getirmekte yarar bulunmaktadır. Ülkemizde kayıtdışının gayri safî millî
hâsılanın yüzde 30'una ulaştığı görülüyor. Bu oran gelişmiş ülkelerde yüzde
10'larda. Herhalde bu oran, içinde bulunduğumuz vahameti açıkça gözler önüne
seriyor. Bu rakamlarla bizi Avrupa Birliğine nasıl alacaklar?!
Değerli milletvekilleri,
kayıtdışı gelirin vergilendirilmesi ve kayıt altına alınması için, tüm
giderlerin deftere işleme esasının getirilmesi gerekmektedir. Bu sistem, asgarî
ücretlileri, emeklileri, vergi mükelleflerini üretim ve hizmet erbabı ile tüm
üreticileri ve tüketicileri hedef almalıdır. Bu proje, kayıtdışı ekonominin
kayıt altına alınmasının, tüm giderin kayıt altına alınmasıyla başarılabileceği
bir sistemdir. Giderlerin belgelendirilmesinin teşvik edilmesi gerekmektedir.
Bu sistemde, tüketici, yaşam standardı çerçevesinde yapacağı harcamalarını KDV
ödeyerek belgelendirirken, üretici gelirinin kayıtdışı olmasını önleyecektir.
Kayıtdışının kayıt altına
alınarak ekonomiye kazandırılması yönünde yapılan çalışmalara katkıda bulunan
herkese teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Maliye Bakanı
Sayın Kemal Unakıtan, Hükümet adına, son konuşmacı Sayın Vahit Çekmez'in
konuşmasına yanıt verecektir.
Buyurun Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Sayın
Milletvekili Vahit Çekmez Beyin kayıtdışıyla ilgili yapmış olduğu konuşmaya
cevap vermek için huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum.
Önce, böyle önemli bir
konuyu dile getirdiği için Vahit Beye teşekkür ediyorum.
Bildiğiniz gibi,
kayıtdışı, bugün ekonomimizin en büyük problemlerinden bir tanesidir. Bu
problemi çözmek için, Hükümetimiz, geldiği günden beri yoğun olarak
çalışmaktadır. Değerli arkadaşlar, tabiî, maliye politikalarının ekonomi
politikalarıyla uyumlu olması lazım; yani, maliye politikası ayrı, ekonomi
politikası ayrı diye bir şey söz konusu olamaz. Ayrıca, maliye politikalarının
ekonomik gelişmeyi sağlayıcı bir yönde olması lazım, onu önleyici bir yönde,
ona köstek olucu bir durumda olmaması lazım.
Daha önce, hepinizin
bildiği gibi, maliye politikaları, ekonominin gerçeklerinin dışında bazı
uygulamaları sahneye koymuştur, ortaya koymuştur. Biz, hükümet olur olmaz,
ekonominin gelişmesiyle taban tabana zıt olan bazı kanunları kaldırdık ve ondan
sonra vergi barışını getirdik.
Vergi barışı, hakikaten
toplumumuzun ihtiyaç duyduğu çok önemli bir kanundu ve onunla, devletimiz
mükellefiyle barıştı ve birçok ihtilaflarımız ortadan kalktı, bundan sonra,
hükümet, Maliye, kayıtdışıyla daha iyi mücadele edebilir duruma geldi.
Nasıl oldu o; binlerce,
yüzbinlerce dosya, birikmiş, ihtilaflı bir haldeydi, Maliye, onları takip
etmekten, kendi özel, günlük takiplerini yapamaz bir hale gelmişti; bir defa,
onlar tamamen kaldırıldı, herkes günlük işine bakmaya başladı. Cari denetimler
tamamen aksamıştı, bu cari denetimler artık etkin bir şekilde uygulanmaya
başladı ve kayıtdışıyla ilgili olarak, biz, bir strateji planı da hazırladık, o
strateji planını da kamuoyuyla paylaştık; ama, son zamanlarda görüyorum ki,
bazı kesimler, acaba o strateji planı neymiş diye bana sorup duruyorlar; onu,
herhalde, bir kere daha kamuoyuyla paylaşma ihtiyacımız var.
Değerli arkadaşlar,
kayıtdışı ekonomiyle uğraşmak köklü bir iştir; yani, sadece denizin üstünde
görünenler değil, onun altındakilerle de uğraşmak mecburiyetimiz var, köklü
çözümler getirmek mecburiyetimiz var ve bu köklü çözümlerle de kalıcı çözümlere
ulaşmak mecburiyetindeyiz. Bununla ilgili, mesela, biz, çok önemli bir adım
attık; Gelir İdaresini kurduk. Çok yakında, Yüce Meclisinizin kabul ettiği
Gelir İdaresi Kanunu Tasarısı kanunlaştı ve şu anda tatbikata geçmiş bulunuyor.
Bununla ne yapıyoruz biz; Gelir İdaresini daha etkin bir hale getiriyoruz ve
artık, biliyorsunuz, biz, teknoloji çağında yaşıyoruz; ama, bugüne kadar bizim
vergi idarelerimiz, vergi dairelerimiz, maalesef, teknolojik altyapısından
yoksun olarak çalışıyordu ve düşünün, işi gücü vergi dairesinin, beyanname
almaktan başka bir şey değildi. Öyle yoğun bir beyanname alınıyordu ki, ben
biliyorum, beyanname alma, hele hele vergilerin yatırılmasının veyahut
beyanname verilmesinin son günü geldiğinde öyle bir hücum oluyordu ki vergi
dairelerine, vergi dairelerinde o işi nasıl yapalım derken, o sıkıntıdan, iş
yoğunluğundan bayılanlar oluyordu, hastaneye kalkan memurlarımız vardı; ama,
şimdi, artık, önemli bütün vergi dairelerini otomasyona bağlamış bulunuyoruz.
Bu sene sonu itibariyle otomasyona bağlanmamış önemli vergi dairemiz
kalmayacak. Aşağı yukarı büyük bir kısmını da tamamlamış bulunuyoruz. Bu
yetmedi; ayrıca, artık, e-beyanname alıyoruz; yani, elektronik ortamda
beyannameleri kabul ediyoruz. Eskisi gibi vergi dairelerinin önünde kuyruklar
yok ve geçen sene ekim ayında başladık elektronik ortamda beyanname almaya; ilk
34 000 beyanname verildi. Şimdi, mayıs sonu itibariyle bu rakam 5,5 milyonu
geçti ve burada, mükelleflerimize de ben huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum.
Böyle gelişmeye çok güzel uyum sağladı mükelleflerimiz ve bu teknolojik gelişme
sayesinde şimdi hem mükelleflerimiz rahat ediyor; kimse vergi dairelerine
gelmiyor, günlerini, saatlerini oralarda geçirmiyor ve adamları oralarda
kalmıyor, birsürü masraflara girmiyorlar, sadece elektronik ortamda
beyannameleri veriliyor.
Bununla da kalmadık;
ayrıca veritabanı geliştiriyoruz. Türkiye'de ilk defa mükelleflerin
veritabanları gelişiyor. Bu ne demek oluyor; bundan sonra mükelleflerimizin
bütün para ve mal hareketleri otomatik olarak kontrol ediliyor ve icabında,
bunlar, denetim elemanlarının da hizmetine açılıyor, bir mükellefin para
hareketleri veya mal hareketleri anında takip edilmeye başlandı. Bunlar hep
yenilikler, bunlar yaptıklarımız ve ayrıca, auditing sistemimizi de, yani,
murakabe sistemimizi de gittikçe daha fazla kuvvetlendiriyoruz, her sene 400-500
civarında vergi denetmeni alıyoruz, daha fazlasını da kaldıramıyoruz; çünkü,
onları da eğitmek mecburiyetimiz var ve yine, 8 milyarın üzerindeki paraların
bugün bankalardan havale edilmesi mecburiyetini getirdik. Bunları yapmayanlara
da, ayrıca, cezalar öngördük.
Şimdi, yeni bir şey daha
var; yakında bütün benzin istasyonlarına yazar kasa takıyoruz ve bununla ilgili
olarak teknolojik bazı sıkıntılarımız vardı, o sıkıntılar giderilmiş bulunuyor.
Yakında bunların uygulamasına da geçeceğiz. Bunda da hiç taviz vermeye
niyetimiz yoktur ve bunun dışında, bakınız, şimdi, ziraî kesimde de, biz,
biliyorsunuz, prim sistemini getirdik. İlk defa buğdaya prim ödüyoruz biz. Daha
önce pamuğa prim ödeniyordu, ayçiçeğine prim ödeniyordu; şimdi, daha fazla
kesimlere prim ödeyeceğiz. Primi almak isteyen bizim çiftçilerimiz, aynı
zamanda, müstahsil makbuzlarını da göstermek mecburiyetinde; yani, ben bu kadar
üretim yaptım bu kadarı da sattım diye göstermek mecburiyetinde.
Değerli arkadaşlar,
Hükümetimizin takip ettiği ekonomik politikaların neticesinde, ülkemizde,
biliyorsunuz, hem enflasyon düştü hem faizler düştü, yatırımlar arttı ve ülkeye
bir güven geldi, istikrar geldi. Bundan önce, biliyorsunuz, devletin çıkardığı
tahvillerden alınan faizlerden vergi alınamıyordu. Neden alınamıyordu; çünkü,
ekonomik istikrar henüz sağlanamadığı zamanlarda öyle bir ürkeklik vardı ki,
eğer, biz vergi getirirsek faizler yükselir, faizlerin yükselmesi yine bütçeyi
etkileyeceğinden dolayı o kesime herhangi bir vergi, maalesef, getirilemiyordu.
İlk defa, Hükümetimiz, 2006'dan itibaren uygulanmak üzere, bütün sermaye
kazançlarına -faiz, repo gelirleri, menkul sermaye iradı ne varsa hepsine-
adaletli bir şekilde, hiçbir kesimi dışarıda bırakmamak kayıt ve şartıyla ve
herkese eşit olarak yüzde 15 vergi getirdi. Bu vergiyi de, beyanname vermek
suretiyle, bazı sıkıntılar meydana gelmesin diye stopaj suretiyle alıyoruz;
yani, basit bir sistem getirdik; fakat, herkese uygulanabilir sistem getirdik
ve ilk defa devlet tahvillerinden alınan faiz gelirleri de böylece
vergilendirilmiş oluyor. Bunların hepsi, şimdiye kadar kayıtdışında kalmış olan
ekonominin vergilendirilmesine mahsus adımlardır. Bunlar yaptıklarımız. Şimdi,
bundan sonra tekrar buna devam edeceğiz. Niye devam edeceğiz; çünkü, biz Avrupa
Birliğine girmek istiyorsak bu kayıtdışı problemini çözmek mecburiyetindeyiz.
Hangi iktidar olursa olsun bunu çözmeden bir adım atamaz. Eğer ülkemizi çağdaş
ülkeler seviyesine getirmek istiyorsak, eğer evlatlarımızın geleceğini
düşünüyorsak, bizim, bu kayıtdışı sistemini muhakkak surette halletmemiz lazım...
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya)- Hallet o zaman.
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (Devamla) - ... kayıt içine almamız lazım ve ileri ülkelerdeki
seviyelere ülkemizi getirmemiz lazım. Öyle olursa zaten, Türkiye olarak biz
hiçbir kimseye muhtaç olmayız. Bizim potansiyelimiz bu ülkeyi çok daha ileri
noktalara getirecek bir potansiyeldir. Türk Milletinin o gücü vardır değerli
arkadaşlar, o imkân vardır. Eğer bugün, bütçe açıkları dahil halletmek
istiyorsak ve çok yüksek miktarlara varmış kamu borçlarımızı halletmek istiyorsak
ve sağa sola el açmak istemiyorsak, bu kayıtdışını halletmemiz lazım; ama,
şimdi, maalesef, bakıyorum, kayıtdışı kayıtdışı deyip de en fazla kayıtdışından
şikâyet eden kimseler var ya, bir kendilerini çek etmelerini ben özellikle rica
ediyorum. Bir yere gittiklerinde, bir şey aldıklarında, maalesef, bazı yerler
diyor ki: "Fatura alırsan bu kadar, almazsan bu kadar." O en fazla
şikâyet edenler, fatura almamayı yeğliyorlar. Bunu hepimiz biliyoruz. O zaman,
onların kayıtdışından şikâyet etmeye hakkı yok. Çarşaf çarşaf yazı yazmaya da
hakkı yok. Her şeyden önce samimî olmamız lazım. Eğer, bu ülkeyi seviyorsak,
burada, bu çorbada herkesin tuzu olması lazım. Kayıtdışı sadece Maliye
Bakanının işi değil, Maliye Bakanlığının işi değil, sadece hükümetin de değil,
bütün Türkiye'nin işi!..
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Muhalefetin işi!..
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (Devamla) - Hepimizin buna inanması lazım. Nasıl hep beraber inandık
bu enflasyonu düşürdüysek, nasıl hep beraber inandık bu faizleri düşürdüysek,
nasıl hep beraber inandık bu yatırımları artırdıysak, hep beraber inanalım ve
çuvaldaki çürük elmaları içimizden atalım artık.
Değerli arkadaşlar, biz,
Hükümet olarak elimizden geleni yapıyoruz ve en radikal tedbirleri alıyoruz ve
bunda hiç popülizm de yapmak istemiyoruz. O kayıtdışı ekonomiyi önlemek için
getirdiğimiz kanunlara da, burada bazı engellemeler oluyor, kayıtdışıdan
şikâyet edenler tarafından engellemeler oluyor; onu da anlayamıyorum doğrusu.
Değerli arkadaşlar, bu
konu çok önemlidir. Ben, bu konuyu dile getirdiği için değerli milletvekili
arkadaşıma tekrar teşekkür ediyorum ve bu konuda, bütün Türkiye'yi tekrar
mücadeleye çağırıyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SÜLEYMAN SARIBAŞ
(Malatya) - Kayıtdışı sensin, kayıtdışı olan sensin.
BAŞKAN
- Sayın Vahit Çekmez'in, kayıtdışı ekonomiyle ilgili gündemdışı konuşmasına
Sayın Bakanın yanıttan çok, katkı ve açıklama getiren konuşmasıyla devam ettik.
O da bitti, sıra gündeme geldi.
Değerli milletvekilleri,
Başkanlığın Genel Kurula diğer
sunuşları vardır.
Cumhurbaşkanlığının bir
tezkeresi vardır; okutup bilgilerinize sunacağım. Ondan önce, Kâtip Üye
arkadaşımızın yerinden okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Buyurun.
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında 5356 sayılı
Kanunun bir defa daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/843)
Sayı:
B.01.0.KKB.01-18/A-9-2005-472 10.6.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi: 27.5.2005 günlü,
A.01.0.GNS.0.10.00.02-10912/32681 sayılı yazınız.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulunca 27.5.2005 gününde kabul edilen 5356 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun
incelenmiştir:
İncelenen yasanın 1 inci
maddesiyle Anayasanın 133 üncü maddesine eklenen fıkrada "Radyo ve
televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulan Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu dokuz üyeden oluşur. Üyeler, siyasî parti gruplarının üye
sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı olarak gösterecekleri
adaylar arasından, her siyasî parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak
suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilir. Radyo ve Televizyon
Üst Kurulunun kuruluşu, görev ve yetkileri, üyelerinin nitelikleri, seçim
usulleri ve görev süreleri kanunla düzenlenir" denilmektedir.
Yapılan düzenlemede,
-Radyo ve televizyon etkinliklerini
düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulan Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun
dokuz üyeden oluşması,
-Üst Kurul üyelerinin,
siyasî parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek sayısının ikişer katı
gösterecekleri adaylar arasından, her siyasal parti grubuna düşen sayı esas
alınarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilmesi,
-Radyo ve Televizyon Üst
Kurulunun kuruluşu, görev ve yetkileri, üyelerinin nitelikleri, seçim
yöntemleri ve görev sürelerinin yasayla düzenlenmesi,
Öngörülmüştür.
1- Çağdaş anayasalarda,
yazılı, görsel ve işitsel yayıncılık konusunda öngörülen sistemler, birbirini
tamamlayan hak ve özgürlükler kümesinin gereklerine göre oluşturulmuştur.
Anayasamız incelendiğinde
aynı sistemin benimsendiği görünmektedir. Anayasada, temel hak ve özgürlükler
kapsamında düşünce ve kanaat, düşünceyi açıklama ve yayma, haber alma-verme ve
basın özgürlüklerine, radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden
yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının yansızlığına,
sistemin gerekleri olarak yer verilmiştir.
Radyo ve televizyon
etkinliklerinin yürütülmesine ilişkin genel düzenleyici işlemler oluşturan, bu
alanı denetleyen ve gerektiğinde yaptırım uygulayan Radyo ve Televizyon Üst
Kurulunun da, bu sistemi oluşturan halkalardan biri olduğunda kuşku
bulunmamaktadır. Bu özelliği nedeniyle, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun
statüsünün özerk, bağımsız ve yansız olması gerekmektedir.
Bugünkü durumuyla, Radyo
ve Televizyon Üst Kurulunun, bu nitelikleri yapısında taşıyan bir kamu
tüzelkişisi olarak kurulduğu görülmektedir.
Anayasalar, bir ülkenin
siyasal, sosyal, hukuksal düzenini belirleyen, devlet yapısının temelini
oluşturan başyapıtları ve en üst hukuksal normlarıdır. Anayasanın tüm kuralları
eşdeğerde olmakla birlikte, değiştirilemez nitelikteki kuralların farklı bir
önemi ve üstünlüğü vardır. Cumhuriyetin değiştirilemez temel niteliklerini
düzenleyen kurallar bu içeriktedir.
Anayasanın 2 nci
maddesinde, cumhuriyetin değiştirilemez nitelikleri arasında hukuk devleti
ilkesine yer verilmiştir. Hukuk devleti, yasa koyucunun evrensel hukuk
kurallarına uymasını zorunlu kılan bir ilkedir. Evrensel hukuk kuralları ise,
yasaların, bu bağlamda anayasa değişikliklerinin genel ve nesnel olmasını, kamu
yararı amacıyla yapılmasını gerektirmektedir.
Yazılı basının yanı sıra,
görsel ve işitsel yayın organları, kamuoyunu oluşturma ve etkileme gücüne
sahiptir. Medya kuruluşları ve yayınları, bir toplumda insan hakları ve
demokrasinin gelişip güçlenmesi, düşünce ve kanaatlerin özgün biçimde oluşması,
ülke ve ulus bilincinin yerleşip gelişmesi yönünden önemli bir güce ve etkiye
sahiptir.
Bu nedenledir ki,
ülkemizde, radyo ve televizyon yayınları kamu hizmeti yayıncılığı ilkesine göre
düzenlenmiş, yasal sınırlamalara ve kamusal denetime bağlı tutulmuştur. Başka
bir anlatımla, radyo ve televizyon yayıncılığının devlet tekelinden
çıkarılmasına karşın, kamu ve özel tüm yayınların düzenleyici bir kamu
otoritesinin gözetim ve denetimi altında tutulması, yayınların yasayla getirilecek
ilkelere uygun olma koşulunun öngörülmesi, kamunun yansız ve özgür haber alma
hakkının korunması, yayınların kamuoyunu etkilemekteki gücü nedeniyledir.
Öte yandan, aynı
nedenler, temel hak ve özgürlüklerin kullanımıyla yakından ilgili olan
kamu-özel, tüm radyo ve televizyon yayınlarının gözetim ve denetimiyle görevli
ve yetkili kılınan kamu otoritesinin özerk ve yansız olmasının gerekçelerini de
oluşturmaktadır.
Bu nedenle, 3984 sayılı
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Yasada, Üst Kurulun
özerkliğini ve yansızlığını sağlamaya yönelik kurallara yer verilmiş; bu
bağlamda, Üst Kurul üyelerinin görevleri süresince resmî ya da özel başka görev
almaları, siyasal partilere üye olmaları yasaklanmıştır.
İncelenen Yasanın
gerekçesinde, radyo ve televizyon yayınlarının kamuoyu oluşumunda çok önemli
etkisinin bulunduğu, radyo ve televizyon etkinliklerini düzenlemek ve
denetlemekle görevli ve yetkili olan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyelerinin
atanmasında, diğer düzenleyici ve denetleyici kurumlardan farklı olarak,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkili kılınmasında zorunluluk bulunduğu
belirtilmektedir.
Türkiye Büyük Millet
Meclisini oluşturan siyasal partiler, Anayasa ve yasalara uygun olarak,
milletvekili ve yerel yönetim seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarda
belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandalarıyla ulusal
istencin oluşmasını sağlayarak, demokratik bir devlet ve toplum düzeni içinde
ülkenin çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması amacını güden kuruluşlardır.
Görüldüğü gibi, siyasal
partilerin varlık nedeni, savundukları görüşleri doğrultusunda ulusal istencin
oluşmasını sağlamaktır. Bu temel amaçla hareket eden siyasal partilerin, özerk
ve yansız olması zorunlu bir kamu tüzelkişisinin aslî ve sürekli hizmetlerini
yürütecek görevlilerini belirlemekle yetkili kılınmasının, bu kamu
tüzelkişiliğinin yansızlığıyla bağdaştırılamayacağı açıktır.
Getirilen düzenleme, Üst
Kurul üyeliğine seçilebilmek için parti yandaşlığı yarışının önünü açmaktadır;
çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca yapılan seçimde, genellikle
siyasal yandaşlığı olanların yeğlendiği bilinen bir gerçektir. Radyo ve
televizyon yayıncılığında çok önemli yetkilerle donatılan ve yansız olarak
görev yapması gereken Üst Kurula siyasal kimlikli kişilerin seçimine olanak
sağlayan yöntemin, hizmetin gereklerine uygun düşmeyeceği açıktır.
Bu nedenle, Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu üyelerinin , siyasal parti gruplarının gösterdiği adaylar
arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilmesi, Üst Kurulun
özerklik ve yansızlık nitelikleriyle, hizmetin gerekleriyle ve dolayısıyla kamu
yararıyla bağdaşmamaktadır.
2- Radyo ve
televizyonların yayın ilkeleri, 13.4.1994 günlü 3984 sayılı Yasanın 4 üncü
maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre, radyo ve televizyon yayınlarının,
diğer ilkeler yanında,
Cumhuriyetin Anayasada
belirtilen temel niteliklerine, devletin varlık ve bağımsızlığına, ülkesi ve
ulusuyla bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve devrimlerine aykırı olmaması,
Toplumu şiddete, teröre,
etnik ayırımcılığa yönlendirmemesi,
Halkı sınıf, ırk, dil,
din, mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmemesi ya da
toplumda nefret duyguları oluşturacak içerikte olmaması,
Türk ulusal eğitiminin
genel amaçları ve temel ilkeleri ile ulusal kültürün geliştirilmesi yönünde
olması,
Suçluluğu yargı kararıyla
kesinleşmedikçe hiç kimsenin suçlu ilan edilmeyecek içerik taşıması,
Haberlerde yansızlık,
gerçeklik ve doğruluk ilkelerine bağlı olunması,
Siyasal partiler ve
demokratik gruplar arasında fırsat eşitliği sağlayacak içerikte olması,
Gerekmektedir.
Yayınların bu içerik ve
nitelikte olup olmadığını saptayacak Üst Kurulun özerk, bağımsız ve yansız
olması zorunludur.
Yansızlık, Türkiye
Cumhuriyetinin temel niteliklerinin korunup kollanmasında söz konusu olamaz.
Anayasa Mahkemesinin 22.5.1987 günlü, E.1987/3, K.1987/13 sayılı kararında da
belirtildiği gibi, kamu kurumları ve kamu görevlileri, anayasal ilkeler, bu
bağlamda cumhuriyetin temel nitelikleri konusunda yanlı olmak zorundadır.
Cumhuriyetin nitelikleri ile Atatürk ilke ve devrimleri söz konusu olduğunda
kamu görevlilerinin yansız kalması düşünülemez.
Yansızlık, siyasal baskı,
etki ve karışmadan uzak olmayı, denetim alanına giren yayın ilkeleri ihlal
edildiğinde hiçbir siyasal kaygı duymadan karar vermeyi gerektirmektedir.
Siyasal organlarca seçilen kişilerden bunu beklemek güçtür.
Bir yandan, resmî
makamların karışması olmadan haber ya da düşünce almak ya da vermek özgürlüğünü
de içeren düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğünden söz edilirken, diğer yandan
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyelerinin, siyasal partilere kontenjan
tanınarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilmesi çelişki
oluşturmaktadır.
Ülkemizde yayıncılığın
geliştirilip çağdaş düzeyi yakalaması, ancak özerk, bağımsız ve yansız bir
otoritenin önderliğinde olanaklıdır. Bu nitelikleri bozacak yapılanmalara
ilişkin düzenlemeler sistemin isterlerine uygun düşmemektedir.
Yayımlanması yukarıda
açıklanan gerekçelerle uygun bulunmayan 5356 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun, Türkiye Büyük Millet
Meclisince bir kez daha görüşülmesi için, Anayasanın 104 ve 175 inci maddeleri
uyarınca ilişikte gönderilmiştir.
Ahmet
Necdet Sezer
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Sözlü soru önergesinin
geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:
2.- Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir'in (6/1387) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/304)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü
Sorular" kısmının 277 nci sırasında yer alan (6/1387) esas numaralı sözlü
soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz
ederim.
Dursun
Akdemir
Iğdır
BAŞKAN - Sözlü soru
önergesi geri verilmiştir.
Meclis araştırması
açılmasına dair iki önerge vardır; ayrı ayrı okutacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Adana
Milletvekili Atilla Başoğlu ve 20 milletvekilinin, kaçak işçi çalıştırılmasıyla
ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/287)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Yurt sathında bazı
işletmelerin kaçak işçi çalıştırdıklarıyla ilgili olarak sıklıkla karşılaşılan
bazı iddiaların araştırılması, böylelikle, hem işçi ve insan haklarını ihlal
eden hem de haksız rekabete yol açan bu durumun ıslahı amacıyla, Anayasamızın
98 ve İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması
açılmasını saygılarımızla arz ederiz.
1- Atilla Başoğlu (Adana)
2- Recep Garip (Adana)
3- Metin Kaşıkoğlu (Düzce)
4- Cavit Torun (Diyarbakır)
5- Hamit Taşcı (Ordu)
6- Abdulbaki Türkoğlu (Elazığ)
7- Adem Tatlı (Giresun)
8- Cemal Uysal (Ordu)
9- Hasan Ali Çelik (Sakarya)
10- Mehmet Yüksektepe (Denizli)
11- Mehmet S. Tekelioğlu (İzmir)
12- Mahmut Koçak (Afyonkarahisar)
13- İlyas Çakır (Rize)
14- Halil Özyolcu (Ağrı)
15- Mehmet Kerim Yıldız (Ağrı)
16- Azmi Ateş (İstanbul)
17- Hasan Özyer (Muğla)
18- Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu (Muğla)
19- Hamza Albayrak (Amasya)
20- Enver Yılmaz (Ordu)
21- İdris Sami Tandoğdu (Ordu)
Gerekçe:
İşçilerin bugün sahip
oldukları haklar, uzun mücadeleler neticesinde elde edilmiş, insan onuruna
yakışır biçimde yaşamalarını ve çalışmalarını temin eden önemli kazanımlardır.
Türkiye Cumhuriyeti, kabul ettiği kanunlarla işçi kardeşlerimizin haklarını
hukukî güvence altına almış ve bunların ihlalini müeyyidelerle engellemiştir.
Bir millî pazarın arzu
edilir verimlilikte işletilmesinin birincil şartı, buradaki kuralların varlığı
ve uygulanması hususudur. Tekelleşmeye mâni olunması, ticarî altyapının tesisi,
uygun rekabet şartlarının yaratılması, hep bu kuralların işlerliği vasıtasıyla
temin edilen hususlar olmuştur. Ne yazık ki, ziyaret etmiş olduğumuz
işyerlerinde kanuna uygun çalışan ve üreten işadamları, sıklıkla, kaçak işçi
çalıştıran işletmelerden şikâyet eder olmuşlardır. Böyle bir sıkıntının dile
getirilmesi, sisteme olan sitem cümleleriyle birleşmekte ve kendilerinin haksız
rekabet şartlarına maruz bırakıldıkları şikâyetlerine yol açmaktadır. Nitekim,
üretim maliyetlerinde etkili olacak bir adaletsizlik başa çıkılması en zor
olandır.
Bu araştırma önergesi,
yurt içerisinde üreticilerimiz arasındaki adaletin tesisi, çalışanlarımızın
gelecek ve sağlık güvencelerinin temini amacıyla hazırlanmıştır. Kabulü halinde
kurulacak araştırma komisyonun sadece varlığının dahi bu ticarî suça yönelik
bir yıldırı teşkil edeceği tahmin edilmektedir.
BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum:
2.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt ve 22 milletvekilinin, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının
geçtiği illerde yaşayan vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/289)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Bakü-Tiflis-Ceyhan boru
hattı projesi henüz hayata geçmeden Türkiye açısından ne denli önemli bir proje
olduğu herkesçe biliniyordu. Yüzyılın projesi olarak adlandırılan
Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, sadece petrol değil, elbette, Türkiye
ekonomisine milyon dolarlar taşıyacaktı. Pompalar çalışmaya, petrol akmaya
başladı. Ekonomi için çok önemli olan bu projeden övgüyle bahsetmekte hem
bugünün hükümeti hem de geçmiş dönemin iktidarları haklı olabilirlerdi. Herkesin
kendine bir pay çıkarması çok doğal; ancak, bu projenin her aşamasında unutulan
birkaç hayatî konu var. İmzalar atılırken, proje hayata geçirilirken özellikle
Doğu Anadolu Bölgesinde boruların sınırdan içeri girdiği ilk durak olan Ardahan'da
köy muhtarlarımız nezdinde köylülerimize ilk gün verilen sözler bugün
unutulmuştur.
Ardahan İli sınırları
içerisinde BOTAŞ boru hattının döşendiği her arazi, her köy bugün büyük
sıkıntılar içinde. Milyar dolarlık bu boru hattı start aldığında köylülere
verilen sözler vardı. Altyapı, üstyapı sorunları ortadan kaldırılacaktı. Su
boruları döşenecek, tonlarca ağırlıktaki tırların bozduğu yollar, köprüler
onarılacaktı.
On yılı aşan bir süredir
devam eden çalışmada vatandaş mağdur edilmiş, zaten bin bir zorlukla elde
ettikleri yol, su, elektrik, hatta barınma olanaklarından da söz konusu proje
sırasında mahrum kalmışlardır. Arazi alımı esasında verilen hiçbir söz yerine
getirilmemiştir. Anayollar tahrip edilmiş, hastaları doktora, öğrencileri okula
gidemez olmuştur. Evde aşına katacak suyu bulamaz duruma gelmiştir. Göstermelik
olarak düzenleme yapılmış olanlarsa, maalesef, kısa sürede daha kötü duruma
gelmiştir. Vurulan her kazmada, döşenen her boruda köylü için sorunlar çığ gibi
büyümüş, geçim kaynağı hayvanlar, kazılan kanallar ve çukurlarda telef
olmuştur. Milyarlarca dolarlık bir
yatırım sırasında araziler yok pahasına alınırken, çevre ve bitki örtüsü
bozulup tahrip edilmiş, verilen yatırım ve altyapı sözü unutularak köylüler
büyük zarar görmüştür.
Görülmüştür ki,
hedeflenen amaca ulaşan Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı, Ardahanlılar ve boru
hattının geçtiği diğer tüm illerde yaşayan vatandaşlarımız için kalkınma ve
refah projesi olmaktan çok, daha büyük sıkıntıların ortasında kalmanın adı
olmuştur. Köylümüzün yaşadığı tüm sıkıntıların araştırılarak, bugüne kadar
verilen sözlerin, altına imza atılan vaatlerin yerine getirilip getirilmediği
ve mağduriyetin boyutunun tespiti amacıyla, Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.
31.5.2005
1. Ensar Öğüt (Ardahan)
2. Abdurrezzak Erten (İzmir)
3. Kemal Demirel (Bursa)
4. Ufuk Özkan (Manisa)
5. Mehmet Semerci (Aydın)
6. Enver Öktem (İzmir)
7. Mehmet Küçükaşık (Bursa)
8. Ahmet Yılmazkaya (Gaziantep)
9. Ali Cumhur Yaka (Muğla)
10. Orhan Ziya Diren (Tokat)
11. Mevlüt Coşkuner (Isparta)
12. Yılmaz Kaya (İzmir)
13. Mehmet Vedat Yücesan (Eskişehir)
14. Halil Tiryaki (Kırıkkale)
15. Mustafa Özyurt (Bursa)
16. Ali Arslan (Muğla)
17. Mustafa Yılmaz (Gaziantep)
18. Osman Kaptan (Antalya)
19. Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
20. Muharrem İnce (Yalova)
21. Mustafa Gazalcı (Denizli)
22. Nadir Saraç (Zonguldak)
23. Ali Oksal (Mersin)
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, önergeler bilgilerinize sunulmuştur.
Bu önergeler gündemde
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler,
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Başbakanlığın, Anayasanın
82 nci maddesine göre verilmiş 6 tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza
sunacağım.
İlk tezkereyi okutuyorum:
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
3.-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Macaristan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/844)
13.6.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak
üzere bir heyetle birlikte 12-13 Mayıs 2005 tarihlerinde Macaristan'a yaptığım
resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi
uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste:
Ömer Çelik (Adana)
Zekeriya Akıncı (Ankara)
Muzaffer Külcü (Çorum)
Ömer Özyılmaz (Erzurum)
Ahmet Yılmazkaya (Gaziantep)
Egemen Bağış (İstanbul)
Recep Koral (İstanbul)
BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer tezkereyi
okutuyorum:
4.- Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun İsviçre'ye yaptığı resmî
ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/845)
13.6.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nun 30
Mayıs-17 Haziran 2005 tarihlerinde Cenevre'de yapılan 93 üncü Genel
Konferansına katılmak üzere bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptıkları resmî
ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun
görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste:
İzzet Çetin (Kocaeli)
Cevdet Erdöl (Trabzon)
BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer tezkereyi
okutuyorum:
5.-
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün Kırgız Cumhuriyetine
yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/846)
13.6.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle
birlikte 5-6 Mayıs 2005 tarihlerinde Kırgız Cumhuriyetine yaptığı resmî
ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun
görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste:
Melik Özmen (Ağrı)
Yakup Kepenek (Ankara)
Ertuğrul Yalçınbayır (Bursa)
Erol Tınastepe (Erzincan)
Muzaffer Gülyurt (Erzurum)
Fuat Geçen (Hatay)
Alaattin Büyükkaya (İstanbul)
Nevzat Yalçıntaş (İstanbul)
BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer tezkereyi
okutuyorum:
6.-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya Federasyonuna yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/847)
13.6.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Moskova'da düzenlenen
İkinci Dünya Savaşının Bitişinin 60 ıncı Yıldönümü törenlerine katılmak üzere
bir heyetle birlikte 8-9 Mayıs 2005 tarihlerinde Rusya Federasyonuna yaptığım
resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi
uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste:
Ömer Çelik (Adana)
Egemen Bağış (İstanbul)
BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer tezkereyi
okutuyorum:
7.-
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün Ukrayna'ya yaptığı
resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi
(3/848)
13.6.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle
birlikte 11-13 Mayıs 2005 tarihlerinde Ukrayna'ya yaptığı resmî ziyarete, ekli
listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu
konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste:
|
Talip
Kaban |
(Erzincan) |
|
Murat
Mercan |
(Eskişehir) |
|
Şaban
Dişli |
(Sakarya) |
|
Öner
Ergenç |
(Siirt) |
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Son tezkereyi okutuyorum:
8.-
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın Rusya Federasyonuna yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/849)
13.6.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım'ın, Ulaştırma Bakanları Avrupa Konferansı Bakanlar Konseyi
Toplantısına katılmak üzere bir heyetle birlikte 23-26 Mayıs 2005 tarihlerinde
Rusya Federasyonuna yaptığı resmî ziyarete, İzmir Milletvekili Vezir Akdemir'in
de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının
sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Değerli milletvekilleri,
alınan karar gereğince, sözlü sorular ile diğer denetim konularını görüşmüyor,
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmına geçiyoruz.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1 inci sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu
gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2 nci sırada yer alan,
Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve
Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
2.- Tarım
Sigortaları Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/865) (S. Sayısı: 879) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Başarılar diliyoruz Sayın
Bakan.
15 inci madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
(x) 879 S. Sayılı Basmayazı 1.6.2005 tarihli 106 ncı
Birleşim Tutanağına eklidir.
Şimdi, madde üzerinde, 10
dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.
Daha önceki birleşimde
soru sormak isteyenler, kendilerini kayda geçirenler; Manisa Milletvekili Hasan
Ören, Ordu Milletvekili Kâzım Türkmen, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, öncelik
sırasına sahipler.
Sayın Hasan Ören, 15 inci
maddeyle ilgili soru sormak istemiştiniz; buyurun.
HASAN ÖREN (Manisa) -
Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanıma sorularımı sormak istiyorum.
1- Tarım sigortasıyla
ilgili olarak... Bu tarım sigortası, deprem sigortası gibi, trafik sigortası
gibi zorunlu olacak mı?
2- Bu yıl mahsul
kaldıranların, mahsullerinden belirli ölçüde paralar kesilip, tarım
sigortasıyla ilgili poliçeler doldurulacak mı?
3- Tarım sigortasıyla
ilgili, tarımda üreten insanlardan ne kadar alınacağı veya devletin, bu tarım
sigortasına ne kadar katkı koyacağını sormak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Ordu
Milletvekili Sayın Kâzım Türkmen?.. Yok.
Ardahan Milletvekili
Sayın Ensar Öğüt?.. Yok.
Başka soru sormak isteyen
var mı?.. Yok.
Başka soru sormak isteyen
olmadığına göre, Sayın Bakana söz veriyorum.
Buyurun Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Manisa Milletvekilimizin
birinci sorusuna öncelikle cevap vereyim. Bu zorunlu olmayacak; yani, kasko
gibi, deprem sigortası gibi... Çünkü, dünyada böyle bir uygulama yok. Dünyanın
hiçbir yerinde tarım sigortaları bu şekilde zorunlu değil.
İkinci sorunuzla ilgili
olarak ise; uygulama bu yılın sonunda başlayacağı için, şu anda bu ürünlerden para kesilmesi vesaire
olmayacak.
Üçüncü sorunuzun cevabı:
Primler katılıma göre belirlenecek ve katılıma göre prim belirlendikten sonra
devletin buna yapacağı katkı da, eşzamanlı olarak, oradan aktuaryel çalışması
yapıldığı esnada, oradan gelecek prime göre karşılığı da devlet tarafından
ödenecek; yüzde 50 civarında bir rakam düşünülüyor.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Bakan.
Soru-cevap işlemi için 10
dakikalık toplam süre dolmadı. Biraz önce burada olmayan Sayın Ensar Öğüt'ün
soru sorma hakkı vardı; şimdi burada. Eğer, Sayın Ensar Öğüt soru sormak
istiyorsa, sorabilir.
Soru sormak istiyor
musunuz Ensar Bey?
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) -
Evet, sormak istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Öğüt.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) -
Sayın Başkanım, teşekkür ederim. Aracılığınızla, Sayın Bakana bir soru sormak
istiyorum; sorum şu:
Süt, Türkiye'de, çok
önemli bir hammadde olmasına rağmen, maalesef, para etmiyor. Birbuçuk ay önce
de, Ardahan'ın Göle İlçesinde, sütünü 300 000 liraya satamayan köylü, 4 ton
sütünü yere döktü. Bu konuda hükümetin bir çalışması var mı? Süte bir
tabanfiyatı veya sütü değerine sattırabilecek bir çalışmaları var mı? Sayın
Bakandan bunu cevaplandırmasını arz ediyorum.
Bir de, ben, geçen gün de
söylemiştim. Ziraat Bankası ve tarım krediye olan çiftçi borçlarının yüksek
faizleri halen devam etmektedir. Bu yüksek faizlerden dolayı da insanlar
borçlarını ödeyemedikleri için, hem kendilerine hem de kefillerine şu anda
haciz işlemleri yapılmaktadır. Bu çiftçi borçlarından ötürü borçları olan
insanlara bir kolaylık yapmayı düşünüyorlar mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Ben, Sayın Öğüt'ün sorularına, çok ayrıntılı
olduğu için, yazılı cevap vereceğim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Kâzım
Türkmen?.. Yok.
Zaten Sayın Bakana da
yeni olduğu için hoşgörü gösteriyor arkadaşlarımız.
Soru ve yanıt bölümü
bitti.
15 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
16 ncı maddeyi
okutuyorum:
Hasar fazlası desteği
MADDE 16.- Reasürans
anlaşmalarının üzerine çıkan oranda hasar fazlası oluştuğu veya yeterli
reasürans güvencesi temin edilemediği takdirde, bakiye kısım Devlet tarafından
karşılanır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteyenler: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili
Ahmet Yılmazkaya; şahısları adına, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, Aydın
Milletvekili Ahmet Ertürk, Adana Milletvekili Recep Garip, Manisa Milletvekili
İsmail Bilen, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan, Hatay Milletvekili Mehmet
Eraslan.
İlk söz, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Gaziantep milletvekili Sayın Ahmet Yılmazkaya'nın.
Buyurun Sayın Ahmet
Yılmazkaya.
CHP GRUBU ADINA AHMET
YILMAZKAYA (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Tarım
Sigortaları Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Ayrıca,
bir hafta önce Bingöl ve çevresinde depreme yenik düşen yurttaşlarımıza geçmiş
olsun diyorum.
Sayın Başkanım, müsaade
ederseniz, yasayla ilgili değil; ama, terörle ilgili üç beş laf etmek
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
yine bir hafta önce Tunceli'de şehit düşen askerlerimize Tanrı'dan rahmet,
ailelerine sabır ve başsağlığı dilerken, sağcıysa da solcuysa da, dinliyse de
dinsizse de terörü kınıyoruz. Silahlı Kuvvetlerimizin ve Büyük Türk Ulusunun
başı sağ olsun diyorum.
Değerli arkadaşlarım;
ancak, başı sağ olsun demeyle bu işleri geçiştirmememiz lazım, bu böyle
gitmiyor. Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu böyle de olmuyor. Mutlaka
teröre bir çare bulmalıyız. Anaların, babaların, dul ve öksüz kalanların
gözyaşlarını durdurmalıyız.
Türbana verdiğimiz önem
kadar, bu Meclisimiz teröre de mutlaka bir çare bulmalıdır. Yeter artık!
Kürdünün, Türkünün anasının ağıtı son bulsun. Denizlerötesi ülkeler teröre çare
bulmayabilir; ama, bu bizim asıl görevimiz olmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye Büyük Millet Meclisimiz bu noktada o kadar rahat ki, sanki bu olan
yanlışlıklar, sanki bu gözyaşları, bu dul, öksüz, yetim kalanlar bizim ülkenin
değil, başka ülkedeymiş gibi davranıyoruz. Onun için, mutlaka, bu Meclisimiz bu
işe bir çare bulmalıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; 16 ncı madde, çiftçinin ürününün hasar gördüğü
halde, sigorta şirketlerinin gücü yetmezse, geri kalan kısmını devlet karşılar
diyor.
Çiftçilerimizin
ürünlerinin hasarlar karşısında güvenceye alınması çiftçimiz açısından
sevindiricidir. Sonuçta, devlet güvencesi devreye girmektedir. Ancak, ilk
bakışta bir belirsizlik var. Devlet güvencesi zararın yüzde 1'ini mi verecektir,
binde 1'ini mi verecektir, büyük bir belirsizlik... İktidarın bazı yasalardaki
üzeri kapalı sözleri, bu yasada ileride içinden çıkılmayacak belirsizlikler
bizleri endişelendiriyor.
Değerli arkadaşlarım,
Devlet Planlama Teşkilatı, keşke 1967'lerden 1970'lere doğru sanayie vermiş
olduğu planlama çalışmalarının yarısını tarım sektörümüze yönlendirip,
köylümüzü teknolojiyle barıştırabilseydi. Yani, sanayie ayırdığımız 100 liranın
hiç değilse 40 lirasını bilimsel tarıma harcayabilseydik, bugün, belki
sanayimiz de bugünkü gibi zora girmeyecekti, çiftçimiz de bugünkü gibi zorda
olmayacaktı; ama, dün başkalarının yaptığı yanlışlar bundan sonra bizim de
yanlış yapmamızı gerektirmez. Sanayie teşvikler dağıtılırken otuzbeş yıl önce
yaptığımız yanlışı derhal terk edip, sigorta priminde getirmeye çalıştığımız
yenilikleri tarım sektöründe de mutlaka getirmeliyiz; çünkü, kalkınmış
ülkelerin büyük bir kısmı, tarıma verdikleri değerden dolayı kalkınmışlardır.
Köylümüz, teknolojiye verilen devlet desteğiyle mutlaka yönlendirilmelidir.
Sanayide dağıttığımız ve büyük bir kısmını geri alamadığımız paralar mutlaka
tahsil edilip, köylünün teknolojisi desteklenmelidir.
Değerli milletvekilleri,
2004 yılında, hepinizin bildiği gibi, ülkemizin belli bölgelerinde don olayı
olmuştur; Gaziantep ve çevresindeki komşu illerimiz de, don olayından büyük
zarar görmüştür. O günlerde köylümüzün, çiftçimizin ümitsizliğini,
perişanlığını hatırlıyorum; Allah, bir daha bu gibi afet olaylarını ne bize ne
de başka ülkelere versin.
MUSTAFA YILMAZ
(Gaziantep) - Fıstığı da söyle!
AHMET YILMAZKAYA
(Devamla) - Başüstüne Sayın Yılmaz.
Gaziantep köylüsünün
büyük bölümü fıstık üretimiyle uğraşır, bazı bölgelerde don olayıyla ilgili
yardım yapılırken, maalesef, benim Niziplim, Kargamışlım, Arabanlım,
Yavuzelilim, 1 kuruş dahi alamamıştır. İnşallah, bu çıkaracağımız yasayla,
çiftçimizin, bu gibi afetlerde çaresiz kalması son bulur.
Bu yasayla, köylümüz,
tarım ürünlerini sigorta ettirmek için prim ödemek mecburiyetindedir. Çoluğunun
çocuğunun nafakası için, dişiyle tırnağıyla toprakla uğraşan çiftçiler, bu
sigorta primlerini nasıl karşılayacak bilemem. Şimdi, bir de, sigorta
yaptıracaksınız diye bu insanlardan prim toplamaya kalkarsak, geriye
baktığımızda, ileriki günlerde, hoş olmayan olaylarla karşılaşabiliriz; çünkü,
mahsulü para etmeyen, mazotu, benzini bir yılda yüzde 50 zam görmüş köylümüz,
çiftçimiz, öyle sanıyorum ki, bu sigorta primlerini ödemekte zorlanacaktır.
Değerli milletvekilleri,
Amerika Birleşik Devletleri, tarımla ilgili sigorta priminin yüzde 50'sini
çiftçiden alırken, yarısını da, devlet kendisi ödemektedir. Yoksa, bizim
çiftçimiz, Amerika Birleşik Devletleri çiftçisinden daha mı zengin? Tabiî,
aklınıza şu gelir; evet, bizim çiftçimiz Amerika Birleşik Devletleri
çiftçisinden zengin değil, bizim
devletimiz de oradan fakir diyebilirsiniz; ama, buna, mutlaka, bir çare bulmalıyız.
Değerli milletvekilleri,
çiftçinin ürettiği buğdayı, arpayı, pancarı, tütünü değer bulmazken, bu da
yetmiyormuş gibi, destekleme primini gününde ödemediğiniz bir ortamda, bu yasa,
bu şekliyle geçerse, korkarım, köylümüz ile idare arasında büyük bir kargaşa
yaşanır. Hepinizin bildiği gibi, yeni mahsul arpa, maalesef, 200-220 bin liraya
satılıyor; buğday, 270-280 bin liraya satılıyor. Oysa, geçen yıl, yeni mahsul
çıktığında, arpa 300 000 liraya, buğday 350 000 liraya satılmıştı. Girdilerde
yüzde 50 zam, fiyatlarda yüzde 50 düşüş; bu gidiş, kargaşa çıkarmaz da ne
yapar.
Değerli arkadaşlarım,
onun için, Cumhuriyet Halk Partililer olarak biz diyoruz ki, önce köylümüzün
mahsulünün para edeceği ortamı mutlaka hep beraber sağlamalıyız. Yok, köylüyü
kendi kaderiyle baş başa bırakıp, ama, ben senden primi günü gününe isterim
şeklinde bir davranış içine girersek, köylümüze karşı yanlış yapmış oluruz.
İktidar, bundan önceki hükümetler gibi, köylüyü hiçe saydığı için, köylü size
dargın.
Değerli milletvekilleri,
köylü, şehre bir şeyler getirip, gerçek fiyatıyla satarsa, köylümüz köyüne
şehirden bir şeyler alır götürür; ama, köyden getirdiği ürünü para etmiyorsa,
zavallı köylünün şehirden, köyüne alıp götüreceği bir şeyi yok demektir. Tabiî,
o zaman esnafımız da -köylümüzün de
alışveriş edecek gücü kalmadığı için- siftah edemeden kepenk kapatır, iç
piyasaya çalışan sanayicimiz de bugünkü gibi zor duruma düşer.
Değerli milletvekilleri,
durum bu iken, bazı şeylerin hoş gitmediği bu ortamda, hükümetin, birkısım medya
mensuplarını koluna alıp, hiçbir şey düzelmediği halde, düzelttik diye gösteriş
yapması hükümete fayda getirmeyecektir. Sizden önceki iktidarlar bazı şeyleri
düzeltmediği halde, sizin gibi, medya mensuplarını koluna alıp meydan meydan
şov yaptılar; ama, bakın... Bu yanlıştan vazgeçin.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Ahmet Bey,
süreniz doldu, lütfen toparlayın.
AHMET YILMAZKAYA
(Devamla) -Başüstüne Sayın Başkanım.
İşin aslı ne ise
vatandaşımıza söylemekten korkmayalım. Kelime oyunlarını derhal bırakalım.
Değerli arkadaşlarım,
dışsiyasetin çıkmaza girdiği, Irak, Kıbrıs siyasetimizin başarısızlığa doğru
gittiği, demin söylediğim gibi, işçinin, köylünün, esnafın, sanayicinin zora
girdiği bir ortamda vatandaşlarımızın gündemini değiştirmek, ayrıca,
Cumhurbaşkanlığı makamını yıpratmak hiç kimseye fayda getirmeyecektir; çünkü,
Sayın Cumhurbaşkanımız, halkın oylarıyla seçilmiş bizden önceki Meclisin tüm
üyelerinin oylarını alarak seçilmiştir. O makama söz söylerken, biraz dikkatli
olmalıyız; çünkü, dolaylı da olsa, Cumhurbaşkanımızı halkın kendisi seçmiş
oluyor. Ortamı gerginleştirmek, işçinin, köylünün ve hiçbirimizin faydasına
olmayacaktır.
Değerli milletvekilleri,
şimdi, biz, köylümüzün sıkıntısını nasıl halledeceğiz? İşsizliği nasıl
çözeceğiz? Sanayi zorda, yanlış teşvik uygulamasıyla birkısım illerimiz büyük
bir haksızlıkla karşı karşıya, bunları nasıl çözeceğiz; gelin, bunları
konuşalım, bunları tartışalım.
Yeni Bakanımıza başarılar
dilerken, Yüce Meclisi, yeniden, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına söz
isteyen, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt; buyurun.
Süreniz 5 dakika.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısı
hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bir
kere, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, tarım sigortasını destekliyoruz, eksik
olmasına rağmen destekliyoruz. Niye destekliyoruz; çünkü, nüfusumuzun yüzde
40'ını oluşturan köylüye az da olsa katkı sunuyorsa, tabiî ki onu
destekliyoruz; ancak, eksiklerimiz var; bu eksiklerimizin giderilmesi lazım.
Bir; bir kere, sigorta primi olarak devlet yüzde kaçını ödeyecekse kanuna
koymamız lazım; yani, Amerika'da yüzde 60, İspanya'da yüzde 50 prim verilirken
çiftçiye, Türkiye'de, bu, kanunda belli değil. Onun için, kanuna yüzde kaç
olacaksa konulması lazım.
İki; küçük çiftçilerden,
yani tarlası, çayırı küçük olan çiftçilerden para alınmaması lazım. Hiç olmazsa
bir süre alınmasın; çünkü, bunlardan alınırsa, o zaman, bunların, sigorta
primini ödeme şansları yok.
Üç; iklim şartları ağır
olan, yılda bir defa tarımdan verim alabilen doğu ve güneydoğu illerinden
alınmaması lazım; diğer illerden de ona göre kademeli alınması lazım ki, o
zaman bir dengeyi kuralım; yani, yedi sekiz ay kar altında kalan Kars, Ardahan,
Erzurum, Ağrı, Doğu Anadolu Bölgesi tarımda yılda bir defa verim alamazken,
mahsul alamazken, diğer illerimiz yılda üç defa mahsul alırken, o illere
uygulanan primle diğer illere uygulanan prim arasında da fark olması gerektiğine
inanmaktayım.
Sayın Bakanım, şimdi,
yatırımları teşvikle ilgili bir yasa çıktı. Burada, organize sanayiler
yapılıyor. Örneğin, benim ilim Ardahan'da organize sanayi halen daha yapılmadı
bile; yani, var ama... Şimdi, Ardahan'a sanayiin gitmesi çok zor. Gitmesini çok
gönülden arzu ediyorum; ama, Ardahan'da organize sanayiin bir bölümüne
hayvancılık organize sanayii yapılırsa, Kars'ta, Ardahan'da, Erzurum'da, yani
hayvancılık olan yerlerde… Bu çok önemli bir projedir; yani, hayvancılıkla
uğraşan bölgelere hayvancılık organize sanayileri yapılması lazım ki, o bölge
kalkınsın.
Artı, en önemlisi, şu
anda, değerli arkadaşlar, hayvancılık yapan insanların çoğu hayvanına nasıl
bakacak, onu bilemiyor; ahırı teknik anlamda yeterli değil. Bunlara faizsiz
kredi verilerek, teknik anlamda hayvancılık yapılması lazım.
En önemlisi, insan
yetiştirme gücü olarak, hayvanına bakan, hayvanından sütünü, verimli etini
alabilmesi için hayvancılık meslek liseleri kurulması lazım. Sayın Bakanım,
hayvancılık meslek liseleri olursa, o zaman insangücü yetişiyor, adam hayvanına
nasıl bakacağını biliyor. Dışarıdan getirdiği veterinerle hayvanını ne kadar
sağlıklı bir şekilde oluşturur!.. Ama, hayvancılık meslek lisesini bitiren bir
adamın hayvancılık yapması, bir de hayvancılık organize sanayi bölgesinde
olduğu zaman, o zaman, hayvancılık korkunç derecede gelişmiş olur ve şu anda
bile et açığımız var, on yıl sonra daha büyük açık olacaktır. Hiç olmazsa bu
tedbirlerin alınması lazım.
En önemlisi de,
arkadaşlar, süt hayvancılığı. Türkiye'nin bölgesini çok iyi biliyorsunuz;
meslekten geliyorsunuz Sayın Bakanım. Süt hayvancılığını belli bir bölgede,
buzağı hayvancılığını belli bölgede, besi hayvancılığını da belli bölgede
yaparsanız; o zaman, organik tarıma da giren değerlerimiz var. Mesela, bizim,
doğu ve güneydoğuda yayla otuyla beslenen hayvanın organik olarak etinin
satılması, sütünün satılması, sütünden peynirinin, yağının oluşması, inanın,
dünyada, Türkiye aranan bir mekân olur; yani, bugün, Avrupa'da biliyoruz,
birsürü kimyasal maddenin katıldığı yemler yediriliyor hayvanlara. İşte,
delidana oluyor. Delidananın ötesinde, küspe yiyen hayvanların eti lezzetli
olmuyor; ama, gelin, şimdi, Doğu Anadoludaki bölgeye, Ardahan'a gelin, Kars'a
gelin, et yiyin, hakikaten çok lezzetli; ama, onu pazarlayamıyoruz, organik
olmasına rağmen.
Bu anlamda, yani, doğu ve
güneydoğunun kalkınması ve göçün durması lazım. Halen göç var. Değerli
arkadaşlar, büyük şehirlere göç edip, büyük şehirlerde şu anda gasp, hırsızlık,
kapkaç olaylarını önlemeyi polisle yapmaya çalışıyoruz, 10 000 tane polis
alınması için de bu Meclisten karar çıkardık. Polisi aldığınız zaman, polisin
gücüyle bu insanlara ne kadar baskı kurarsınız?! Bu insanlara, iş, aş, ekmek
verirseniz yerinde kalır, üretir, büyük şehre gelip aç kalıp hırsızlık yapmaz,
gasp yapmaz, fuhuş yapmaz. Bu, bizim gerçeğimiz.
Değerli arkadaşlar, bu
anlamda, hükümetin -yeni Bakan da, inşallah, bu işten geliyor; ben de
güveniyorum kendisine- acil olarak bu tedbirleri alarak, Türkiye'nin
bölgelerindeki hayvancılık potansiyeli…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) -
Toparlıyorum.
Türkiye'nin bölgelerini,
harita olarak, besi hayvanı, süt hayvanı, buzağı hayvanı şeklinde bölgelere
ayırır ve hayvancılık organize sanayii ile hayvancılık meslek liselerini
oluşturursa -ki, bu çok önemli bir projedir- o zaman, Türkiye, kendi kendine
yetecek tarım ürünlerini, hayvansal ürünleri hem sağlamış olur hem de bütün dünyaya
ihraç etmiş olur.
Bu duygularla, ben Sayın
Bakana yeni görevinde başarılar diliyor; hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına
ikinci söz, Aydın Milletvekili Sayın Ahmet Ertürk; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
AHMET ERTÜRK (Aydın) -
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz, Tarım
Komisyonumuzda incelenen ve Plan ve Bütçe Komisyonumuzun da süzgecinden geçerek
yasa tasarısı olarak Büyük Millet Meclisimizin huzuruna gelen ve ülkemizin
gerçekten üreten insanlarını çok ilgilendiren Tarım Sigortaları Yasa Tasarısını
bir bütün olarak değerlendirmemiz lazım.
Bu yasa tasarısından
sonra, inşallah, bu hafta içerisinde Toprak Kanunumuzu görüşmeye başlayacağız
ve onunla beraber de Tarım Komisyonumuzun gündeminde olan ve tarım stratejisi
belgesini yasa haline getirmek üzere çalışmalarına başlanan, Tarım Kanunuyla da
bir bütünlük arz edecek şekilde, üreten insanlarımız, çiftçilerimiz inşallah,
beklentilerini ve arzularını bu yasalar manzumesi içerisinde bulabileceklerdir
diye düşünüyorum.
Tarımsal ürünlerin
risklerinde, çiftçilerimiz zorunluluk olmadığı için çok seyyalen bu riskleri
sigorta ettirmeyi yeğliyorlar, düşünüyorlar. Ancak, bu yasa tasarısıyla,
hükümetimizin hazırladığı ve inşallah Meclisimizin yasalaştıracağı, son
maddelerine geldiğimiz bu tasarıyla, devletimiz de bir katkı sağlamak istiyor.
Örneğin, buğday ürününü sigortalatmak isteyen veya ahırındaki hayvanlarını
sigortalatmak isteyen veya bitkisel ürünlerini, meyve ağaçlarını sigortalatmak
isteyen çiftçilerimiz, ödeyecekleri mütevazı bir çiftçi sigorta primi bedelinin
yanında, devletimiz de en azından yüzde 50, yüzde 60, hatta belki yüzde 70,
yüzde 80 seviyelerinde, çiftçimizin ödeyeceği bu prime katkıda bulunarak, onun
ödeyeceği primi daha az nispette ödemesini ve böylece onun üretim girdilerinde
sigorta nispeti için çok fazla bir bedel ödememesini öngörmektedir.
Birden çok riskin
sigortalandığı ülkelerde, çiftçinin sigorta yaptırabilmesi için, mutlaka,
devlet katkısının sağlandığı bu duruma "tarımsal destekli ürün
sigortaları" denilmektedir. İşte, bu maddede de, eğer birden fazla risk varsa...
Yani, daha önce sadece dolu sigortalanıyordu, şimdi, yangın, afet, sel baskını,
hatta komisyonumuzda, Bütçe Plan Komisyonunda hortum gibi, su baskını gibi daha
farklı riskler de eklendi. Bu tip riskler çoğaldığı takdirde ve bu riskler,
yeteri kadar, anlaşmalarla karşılanamıyorsa eğer, yani, anlaşmalar yeterli
gelmiyorsa, işte bu maddeyle devletimiz bunu üstlenmektedir. Çiftçimizin mağdur
olmaması için, devletimiz bu katkıyı sağlamaya, bu maddeyle yükümlülük haliyle
bir görev olarak kendisine verilmektedir.
Son günlerde bazı
afetleri ülkemizin muhtelif yerlerinde yaşadık. Biz bu afetlerin
tekrarlanmamasını diliyoruz; ancak, tarım, üzeri açık bir alanda yapılmaktadır,
her zaman her türlü risk olabilir. Onun için, bu tip sigorta işlerini bir kural
ve kaidelere bağlamak gerekmektedir. O bakımdan, hükümetimizin sunduğu, Tarım
Komisyonumuzun ve Plan ve Bütçe Komisyonumuzun süzgecinden geçerek Meclisimizin
huzuruna gelen bu yasa tasarısıyla, inşallah, çiftçilerimiz -beklemeyi istemeyiz,
ama- bu tip risklere karşı, bu tip sel baskınlarına karşı, su baskınlarına
karşı, dolu risklerine karşı ürünlerini sigortalatma fırsatı bulacaklardır
diyorum ve bu düşüncelerimle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Madde üzerinde
konuşmalar bitti.
10 dakika süreyle
soru-cevap işlemini başlatıyorum.
Buyurun Sayın Ferit
Mevlüt Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Başkanım, Sayın Bakanıma, 2 tane, net cevap vermesi için soru
soruyorum.
Birinci sorum: bu
poliçelerde devletin yaptığı katkının bedelini, köylüden, önce sigorta
şirketleri tahsil edip daha mı sonra iade edecekler; yoksa, devletin yaptığı
katkı dışındaki miktarı isteyip daha sonra genel olarak katkı sigorta
şirketlerine havuzdan mı ödenecek? Yani, tekrar ediyorum; köylümüzden sigorta
poliçesinin tümü önce istenip sonra mı iade edilecek, yoksa havuzdan geri kalan
kısmı mı iade edilecek?
İkinci sorum: Tabiî,
burada, 6 ncı maddede kurulun görevleri belirleniyordu: "Ürün, risk ve
bölge bazında prim desteğini ve oranını belirlemek."
Sayın Bakanım, acaba,
ürünleri belirlemekte, bölge esasını belirlemekte ne kadar objektif
olacaksınız? Bir daha soruyorum; geçen yıl, Türkiye'nin her tarafında doğal
afet oldu, Malatya'nın tüm kayısısı dondu. Belli bölgelerimize devlet 50
trilyon yardım yaptı; ama, Malatya köylüsü bu yardımdan bir kuruş alamadı.
Acaba, bu poliçe, bu sigorta sisteminde, yine bölge ve ürün belirlemede ne
kadar objektif olacaksınız veya objektiflik esasını nasıl getireceksiniz, bölge
ve ürünü nasıl belirleyeceksiniz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Aslanoğlu, şimdi,
bu kanunla öngörülen, öncelikle, devlet tarafından ödenecek prim desteğinin,
bölgeler itibariyle, ürünler itibariyle, riskler ve işletmeler itibariyle, bu
bazda, farklı oranlarda önceden belirleneceğidir. Açık mı?.. Sonra, devlet,
buraya bu katkısını net olarak ürün, bölge ve işletme ölçeği bazında
belirledikten sonra, belirlenecek oran karşılığında vatandaştan prim istenecek.
Kanunda, oranları
belirleme yetkisi Bakanlar Kuruluna veriliyor. Bakanlar Kurulu, uygun gördüğü
takdirde, az gelişmiş bölgelerde, don veya dolu için mesela, küçük çiftçilere
yönelik prim desteğini yüzde 90'a kadar belirleyebilecek. Yani, burada, sistem
bu şekilde çalışacak ve bu, tabiî, azamî ölçüde objektif olacak.
2090'la ilgili olarak
söylediğiniz… Tabiî, 2090'daki uygulama zaten yetersizdir; çünkü, 2090'da,
bildiğiniz gibi, bir işletmenin veya işletme sahibinin tüm mal varlıklarının
yüzde 40'ı zarar gördüğü takdirde yardımı hak ediyor. Böyle bir uygulama var
orada. Burada, eğer bütçede bununla ilgili yeteri kadar kaynak yoksa, o
takdirde, bunun iadesi, ödenmesi zaman alıyor. Burada sübjektif şeyler var;
ama, getirdiğimiz, elimizdeki tasarıyla objektif ölçüler getiriliyor ve uluslararası
standartlara bağlıdır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Başka, soru
sormak isteyen?.. Yok.
Süre var; ama, soru
sormak isteyen yok.
Madde üzerinde 1 önerge
var; önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulunda görüşülmekte olan 879 sıra sayılı Tarım Sigortaları
Kanun Tasarının 16 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
|
|
Eyüp Fatsa |
Nevzat Pakdil |
Sedat Kızılcıklı |
|
|
Ordu |
Kahramanmaraş |
Bursa |
|
|
Ünal Kacır |
Mustafa Ataş |
Ahmet Gökhan Sarıçam |
|
|
İstanbul |
İstanbul |
Kırklareli |
"Madde 16- Havuz
tarafından üstlenilen risklerin transferi amacıyla ulusal ve uluslararası
piyasadan sağlanan korumanın yeterli bulunmaması halinde Bakanlar Kurulunca
belirlenecek kısım devlet tarafından taahhüt edilir."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Efendim, uygun görüşümüzle
takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Önergeniz
hakkında konuşacak mısınız, yoksa gerekçeyi mi okutalım?
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Öngörülen değişiklikle,
devlet tarafından sağlanacak hasar fazlası desteğine bir üst sınır getirilmesi,
sağlanacak desteğe ilişkin tutarın Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilmesi
amaçlanmıştır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda…
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.
BAŞKAN - Peki; kara
yetersayısı arayacağım.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda 16 ncı maddeyi, karar yetersayısı arayarak oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yetersayısı yoktur;
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.44
Açılma Saati: 16.58
BAŞKAN: Başkanvekili Ali DİNÇER
KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Mehmet
DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
879 sıra sayılı tasarının
görüşmelerine devam ediyoruz.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
2.- Tarım
Sigortaları Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/865) (S. Sayısı: 879) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
16 ncı maddenin
oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.
Şimdi, 16 ncı maddeyi
kabul edilen önerge doğrultusunda tekrar oylarınıza sunacağım, karar
yetersayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı
vardır, kabul edilmiştir.
17 nci maddeyi
okutuyorum:
Yardım ve borç ertelemesi
MADDE 17.- Bu Kanun
kapsamında, uygulama yılında yer alan riskler için tarım sigortası yaptırmayan
üreticiler, 20.6.1977 tarihli ve 2090
sayılı Kanundan yararlanamaz.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteyenler: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın
Birgen Keleş; şahısları adına yine İstanbul Milletvekili Birgen Keleş, Manisa
Milletvekili Mehmet Çerçi, Adana Milletvekili Recep Garip, Manisa Milletvekili
İsmail Bilen, Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan, Malatya Milletvekili Ferit
Mevlüt Aslanoğlu.
Sayın Birgen Keleş, hem
Grubunuz adına hem şahsınız adına söz hakkınız var, ikisinin süresi 15 dakika.
Buyurun Sayın Birgen
Keleş.
CHP GRUBU ADINA BİRGEN
KELEŞ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri,
incelemekte olduğumuz Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısıyla ilgili olarak
Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ve kendi görüşlerimi açıklamak için söz
almış bulunuyorum; Yüce Meclise saygılar sunuyorum.
Sayın milletvekilleri,
bütün Batılı gelişmiş ülkeler tarım sektörlerine büyük önem vermekte ve tarım
sektörünü başka ülkelerin rekabetine karşı özenle korumaktadır. Türkiye de
böyle bir politika izlemelidir. Çünkü, bu politika, Türkiye gibi nüfusu çok
olan, buna karşılık dış alanda kullanacağı döviz kaynakları sınırlı bulunan bir
ülke için çok gereklidir. Öte yandan, Türkiye'nin birçok sorunu, örneğin,
işsizliğin büyük boyutlara ulaşması, yatırımların artırılması için gerekli
kaynağın sınırlı olması ve kırdan kente göç edenlerin, kentte iş olanakları
olmadığı halde, kırda barınamadıkları için kente göç edenlerin kentlerdeki
sorunları hızla artırmaları, tarım sektörünün önemini çok daha artırmaktadır.
BAŞKAN - Bir dakika Sayın
Keleş…
Değerli milletvekilleri,
bir değerli hanımefendi milletvekilimiz konuşuyor; lütfen, sessizliği
sağlayalım ve Sayın Birgen Keleş'i dinleyelim, Başkanlığın da dinlemesine
müsaade edelim.
Buyurun Sayın Keleş.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) -
Tarım sigortası, hem tarım üreticileri hem de ülke ekonomisi açısından fevkalade önemlidir; ama, ne var ki, uzun
yıllardır konuşulduğu halde, gerçek anlamda uygulanamamıştır.
2000 yılında, tarım
reformu uygulama projesi çerçevesinde, tarımda, devlet desteğinde sigorta
başlatılması öngörülmüştür. Yalnız, bunun hemen arkasından, 2001 yılında, 5254
sayılı Yasa gündemden kaldırılmıştır. 2090 sayılı Yasa da, ödemelerde
kullanılan fon iptal edildiği için işlemez hale gelmiştir veyahut da çok az
işler hale gelmiştir.
Bugün, tarım sektöründe,
doğal afetler karşısında üreticiye devlet desteği sağlayacak ciddî bir
mekanizma olmadığı gibi, tarım sigortası da yoktur, böyle bir sistem yoktur.
Sadece, 9 tane özel sigorta şirketi tarım sigortasıyla ilgilenmektedir; ama,
kendisini sigorta ettiren çiftçilere baktığımız zaman, doluda binde 1 oranında
olduğunu, hayvancılıkta ise binde 5 oranında olduğunu görmekteyiz; diğer bir
deyişle, neredeyse, ihmal edilecek kadar az orandadır kendilerini sigorta
yaptıranlar.
Bitkisel üretimde,
halbuki, dolunun yanında, don, kuraklık, sel gibi risk alanlarının da sigorta
kapsamına alınması lazım, devlet desteğinin çok artırılması gerekir ve tarım
sigortalarının teşvik edilmesi kaçınılmazdır; ama, getirilen sisteme baktığımız
zaman ülke koşullarının dikkate alınmadığını görmekteyiz değerli arkadaşlarım.
İncelediğimiz tasarıdaki 17 nci madde bu konuda gerekli duyarlılığın
gösterilmediğini ve çiftçilerin durumunun dikkate alınmadığını göstermektedir. Neden;
çünkü, 17 nci madde, tarım sigortası yaptırmayanların 2090 sayılı Kanunun
hükümlerinden yararlanmayacağını öngörmektedir.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, tarım sektöründe kişi başına gelir, kişi başına millî gelirden
çok daha azdır. 1980 sonrasında destekleme politikalarından vazgeçilmesi,
üretimi artıracak veyahut da çiftçinin gelirlerini belli bir düzeyde tutacak
önlemlerin teker teker gündemden çıkarılması ve bu konularda görev yapan
kurumların özelleştirilerek veyahut da kapatılarak işlevini göremez hale
getirilmeleri, tarım üreticilerini, ne yazık ki, genelde en temel ihtiyaçlarını
bile karşılayamaz hale getirmiştir. Böyle bir ortamda, tarım üreticilerinin,
sigortaya prim ödeyerek katkıda bulunmaları çok güçtür veyahut da çok büyük bir
özveriyle gerçekleştirilebilecek bir iştir. Oysa, gerek mevcut tarım
üreticilerinin bu işlerine devam etmeleri gerekse tarımda ürünün kalitesinin ve
miktarının artırılması, üretimin ve çiftçi gelirlerinin belli bir şekilde
güvenceye kavuşturulmasıyla mümkündür. Ne yazık ki, tasarıda tarım sigortası
getirilirken, bu sigortayı yaptıramayanların 2090 sayılı Kanunun yetersiz
güvencesinden de mahrum kalması öngörülmektedir.
Şimdi, 2090 sayılı Tabiî
Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun, bugün
incelemekte olduğumuz tasarıdan farklı bir anlayış sergilemektedir. Bugün
incelediğimiz tasarı, tarım sigortalarından yararlanabilmek için çiftçilerin
sigorta primi ödemelerini öngörmektedir. Bu, çok doğal bir işlemdir tabiî; ama,
ne var ki, bu, kendi temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda bulunan
çiftçilerin büyük bir sorunla karşı karşıya kalması demektir. Dolayısıyla,
tarım sigortaları, kuşkusuz, çok çağdaş, çok gerekli bir uygulamadır; ama,
Türkiye koşullarında, sadece ciddî bir geçim sıkıntısı çekmeyen çiftçilerin
yararlanabilecekleri bir olanaktır. Oysa, 2090 sayılı Yasa daha farklıdır. O,
çaresizlere el atan bir yasadır. 2090 sayılı Kanun çerçevesinde yapılan
yardımlarda küçük işletmeler ile aile işletmelerine öncelik verileceği
öngörülmektedir, belirtilmiştir. Çiftçilerin ürünlerinin, canlı-cansız üretim
araçlarının veyahut da tesislerinin değer itibariyle yüzde 40'ının zarar
görmesi, çiftçilerin bu zararı diğer tarımsal gelirleriyle veyahut da diğer
kaynaklardan elde ettiği getirilerle karşılayamayacak durumda olması ve borç
alma olanağının bulunmaması, yardım için gerekli koşullar olarak ileri
sürülmektedir.
Tabiî, böyle koşullar
ileri sürmenin birtakım sakıncaları da vardır; çünkü, bu, afetten zarar gören
birçok kişinin bu sigorta kapsamına veyahut da afet programı kapsamına
alınmamasını da beraberinde getirmektedir ve bunların zararları karşılanmamaktadır;
ama, ne var ki, en çaresizlere el uzatılmakta ve geri ödeme gücü olmayan
çiftçilere yardım yapılması ve bunun karşılıksız olması öngörülmektedir.
Kuşkusuz, tarım sigortalarında devlet ciddî bir destek sağlamalıdır. Ancak,
tarım sigortaları yaptırmak 2090 sayılı Yasadan yararlanmanın önkoşulu olarak
ileri sürülmemelidir.
Sayın milletvekilleri
"öyle politikalar uygulayacağız ki, bütün tarım üreticileri rahatlıkla
tarım sigortası primini ödeyebilecek" deme olanağınız ne yazık ki yoktur.
2006 ve 2010 yılları arasında tarım için geçerli politika diye benimsediğiniz
tarım stratejinizde öngördüğünüz ilkeler, uygulayacağınız politikaların
sorunları çözemeyeceğini ve de birbirleriyle tutarlı olmadığını göstermektedir.
2006 ilâ 2010 yılları için benimsenen tarım stratejisinde, piyasa mekanizmasını
bozmayacak destekleme araçları kullanılacaktır denilmektedir.
Türkiye gibi serbest
piyasa mekanizmasının tam olarak işlemediği ülkelerde, destekleme araçlarını,
piyasa mekanizmasının bozulmamasına, böyle bir koşula bağlamak doğru bir
yaklaşım değildir. Sayın Hocam bunu herkesten iyi takdir edecektir diye
düşünüyorum. Örneğin, tarım ürünleri ithalatını serbestleştirdiğinizde, yabancı
ülkelerden gelen tarım ürünleri çok destek görüyorsa; ama, buna karşılık, sizin
ürünleriniz hiç destek görmemişse, burada serbest piyasa mekanizmasının
varlığından söz edilemez; çünkü, onun birinci koşulu olan rekabet koşulu yoktur;
farklı koşullarda yarışmaktadırlar; eşit rekabet koşullarından yoksun olunduğu
zaman da böyle bir ilke benimsenemez.
Yine, kaliteli üretim
artışı ile gıda güvenliği ve gıda güvencesinin sağlanması, çağdaş ve rekabet
gücünü artırmak isteyen her ülke açısından fevkalade önemlidir; nitekim, sizin
hükümetin benimsediği tarım stratejisinde de 1 inci madde olarak yer
almaktadır.
Sayın milletvekilleri,
2006-2010 tarım stratejisinde amaçlar sıralanırken, buna, 1 inci madde olarak
yer vermişsiniz; ama, hemen arkasına "sürdürülebilirlik ilkesi
çerçevesinde" ifadesini de eklemişsiniz. Sürdürülebilirlik ilkesi, gelişmiş
ülkelerde çevre koşullarının dikkate alınması için, çevre koşullarının öneminin
vurgulanması için gündeme getirilmiş olan bir tanımdır; ancak, Türkiye'de
hedeflerin küçültülmesi, bazı hedeflere ulaşılamayacağının peşinen kabul edilmesi
gibi bir anlayışla kullanılmaktadır; bu anlayış doğru değildir.
Kuşkusuz, böyle bir;
yani, kaliteli üretim gibi, gıda güvenliği gibi, gıda güvencesi gibi bir hedef
zaman alacaktır; ama, bunu baştan sınırlamak, doğru bir yaklaşım değildir.
Kaldı ki, 2010 yılına kadar kabul edilen stratejide "tarım sektörü desteklemeleri
için ayrılan kaynağın, gayri safî millî hâsılanın yüzde 1'inin altına
inmemesine, sektörün önem ve öncelik arz etmesi nedeniyle, özen
gösterilecektir" denilmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
yüzde 1, yaklaşık olarak bugünkü orandır; binde 7 bugün. Dolayısıyla, bu oranın
en alt düzeyde benimsenmesi, tarım destekleriyle ilgili olarak, gelecek
açısından umut vaat etmemektedir, daha doğrusu, umut beslememizi
engellemektedir; çünkü, vaat edilen şey, bugünkü oranın altına inilmemesidir;
içinde bulunduğumuz koşullar ise, bugünkü oranın çok yetersiz olduğunu net bir
biçimde ortaya koymaktadır.
2006-2010 yılındaki
stratejiyi belirleyen belgede diğer bir ilginç ilke de şudur: "Kamu kurum
ve kuruluşları tarafından yürütülen tarımsal program, proje ve faaliyetler
tüzelkişiliklerin girişimini özendirici bir çerçevede uygulanacaktır"
denilmektedir. Bunun tercümesi nedir derseniz, bunun anlamı şudur değerli
arkadaşlarım: Kamu faaliyetleri özel girişimcileri teşvik etmek için
kullanılacaktır.
Ama, içinde bulunduğumuz
koşullarda kamu kurum ve kuruluşlarının işlevlerini sürdürmeleri fevkalade
önemlidir. Neden?.. Bakın, Toprak Mahsulleri Ofisinin kuruluş amacında yer alan
hububatla ilgili düzenleyici ve destekleyici işlevin özel bir şirket tarafından
yapılması mümkün müdür? Yine, devlet üretme çiftliklerinin, tohum cinsinin
ıslahı, ürün çeşitlerinin artırılması, çiftçilere teknik destek sağlanması,
onların eğitilmesi gibi konularda oynayacağı rolü, bu çiftlikler
özelleştirildikten sonra, onların yeni sahiplerinden bekleyebilir miyiz?
Dolayısıyla, buradaki ilke de, Türkiye açısından, Türkiye'nin bugünkü koşulları
açısından geçerli bir ilke değildir.
2006-2010 yılları tarım
strateji belgesinde yer alan ilkelerden bir diğeri de, kamu ve özel sektörün
kırsal alandaki uygulama kapasitelerinin güçlendirilmesidir.
Böyle bir ilke,
gerçekten, benimseniyorsa -ki, ben, tabiî, hükümetin benimsediğine inanmak
istiyorum- o zaman, bunun, hükümetin uyguladığı diğer politikalarla, değerli arkadaşlarım, örneğin, Tarım
Bakanlığının taşra teşkilatının kaldırılmasıyla, Toprak Mahsulleri Ofisinin
işlevlerinin daraltılmasıyla, üretici birliklerine destek verilmemesiyle,
kamunun kırsal alanlarının kalkınmasıyla doğrudan ilgili olan kimi
faaliyetlerinin özelleştirilmesi ve özelleştirilen faaliyetlerin de bir süre
sonra tesislerini kapatarak gündemden kaldırılmasıyla bağdaşan bir yönü var
mıdır?! Bu bir tutarsızlık değil midir? Bütün bunlar, üzerinde durulması ve
incelenmesi gereken sorulardır.
Sayın milletvekilleri,
Avrupa Birliğinin ekonomi politikaları, Avrupa Birliği Komisyonu tarafından
kendi yapılarına ve kendi ihtiyaçlarına uygun bir şekilde belirlenmektedir.
Dışticaret politikaları gibi ortak tarım politikalarının da özelliği, yapıya ve
kendi koşullarına fevkalade uygun olmasıdır.
Avrupa Birliği, 1960'lı
yıllardan itibaren, bir yandan, büyük kaynaklar harcayarak tarım sektörünü
güçlendirmiş, öte yandan da, dış rekabete karşı özenle korumuştur. Oysa,
buradan ithal edeceği, bu konumda, tarım sektöründe ithal edeceği ürünleri çok
rahatlıkla karşılayabilecek malî olanaklara sahip olduğu halde, tarım sektörünü
özenle korumuştur.
Oysa, Türkiye, 1980
sonrasında uygulanan politikalarla, tarım sektörüne yapılan destekleri birer
birer ortadan kaldırmış, sonuçta sulayabileceği alanların, ancak yarısını
sulayabilen, tarımsal ve kırsal altyapı sorunlarını çözemeyen, tarım
üreticisinin yaşam koşullarını iyileştiremeyen ve giderek artan oranda tarım
ürünü ithal eden bir ülke konumuna gelmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayın
lütfen.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) -
Tamam...
Açıktır ki, Türkiye, en
kısa sürede ekonomide, kendi ulusal politikalarını geliştirmelidir sayın
milletvekilleri. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye'nin, tüm ekonomiyi
ilgilendiren bankacılık gibi bir konuda bile, ulusal bir politikasının olmaması fevkalade yanlıştır, büyük bir hatadır.
Örneğin, yabancı bankaların sektördeki oranı konusunda geleceğe dönük bir
belirleme yapılmaması büyük bir yanlıştır, hatadır.
Benzer bir şekilde,
ulusal tarım, ulusal sanayileşme politikaları yoktur ve bütün bunlar Avrupa
Birliğiyle olan müzakereler açısından büyük eksikliklerdir. Bu eksikliğin en
kısa sürede giderilmesi, Türkiye'nin Avrupa Birliğine eşit koşullarda üye
olması ve ülkenin geleceği açısından yaşamsal önemdedir.
Tarım sektörünün
desteklenmesi, uzun dönemli ciddî politikalarla yönlendirilmesi ve Avrupa Birliği
tarım sektörü karşısında ezilmeyecek bir konuma getirilmesi fevkalade büyük bir
önem taşımaktadır. Bu, aynı zamanda, sadece tarım sektörünün değil, Türkiye'nin
başka bazı sorunlarının giderilmesi açısından da önemlidir. Sayın
milletvekilleri, bu nedenle, hükümeti, bugüne kadar izlediği tarım
politikalarını ve 2006-2010 dönemi için benimsediği tarım stratejisini bir kez
daha gözden geçirmeye davet ediyorum. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu
konuyu çok önemsiyoruz ve hükümetin tarım sektöründe uyguladığı politikalar ile
2006 ve 2010 dönemi için benimsediği tarım stratejisi konusunda sizleri
uyarmayı görev biliyoruz. 17 nci maddenin de tasarıdan çıkarılmasını
öneriyoruz.
Teşekkür ederim, saygılar
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Şahsı adına söz
isteyen Manisa Milletvekili Sayın Mehmet Çerçi?.. Yok.
Adana Milletvekili Sayın
Recep Garip?.. Yok.
Manisa Milletvekili Sayın
İsmail Bilen?.. Yok.
Hatay Milletvekili Sayın
Mehmet Eraslan; piyango size düştü.
Buyurun.
Süreniz 5 dakika Sayın
Eraslan.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, geçen hafta
PKK terör örgütüyle yapmış olduğu mücadelede şehit düşen aziz vatan
evlatlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına, Türk Milletine ve Türk Silahlı
Kuvvetlerine de başsağlığı diliyorum.
Terör, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin ve vatan evlatlarının büyük bir sorunu olarak, maalesef,
devam ediyor ve İlker Başbuğ Paşa -Genelkurmay İkinci Başkanımız- Amerika
Birleşik Devletlerinde ABD'nin Genelkurmay
İkinci Başkanıyla yapmış olduğu basın toplantısında, haklı olarak, Türk
Milleti adına, Türkiye adına, yetmişiki milyon ülke insanı adına "Amerika
Birleşik Devletlerinden, PKK'yla mücadelede, terörle mücadelede somut adımlar
bekliyoruz" demişti. Fakat, Türk Milleti olarak, Türkiye olarak, yetmişiki
milyon vatan evladı olarak almış olduğumuz cevap, bizleri üzüntüye sevk
etmiştir. "PKK'yla mücadele, terörle mücadele, sadece silahla olmaz,
eğitimle ve ekonomik yönü de var, ekonomiyle de olur" demişti.
ABD, Irak'a girerken,
işin ekonomik yönünü ve işin eğitim yönünü düşünmemişti; Büyük Ortadoğu Projesi
kapsamında, hiçbir zaman işin ekonomik yönünü de, işin eğitim yönünü de
düşünmemişti. Almış olduğumuz bu cevap, Türkiye olarak, Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin vatandaşı olarak ve Parlamento olarak hepimizi büyük bir üzüntüye
sevk etmişti; öncelikle bunu ifade etmek istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Eraslan,
konuya gelelim.
MEHMET ERASLAN (Devamla)
- Bu başsağlığından sonra, çiftçimize dönüyoruz. Her kesimin sorunları var.
Sayın Başkanım, çiftçinin
de sorunu bizim sorunumuz, terör örgütünün musallat olduğu bu sorun da bizim
sorunumuz; ona değinmeden geçmek istemedim.
Değerli arkadaşlar, tabiî
ki, 16 ncı maddede AK Partinin vermiş olduğu önergeyle yasanın ruhunu,
maalesef, değiştirdik. Yani, 16 ncı maddede ben bu önergeyi gördüğüm zaman
çiftçimiz adına, çiftçiler adına üzüldüm. 16 ncı maddede "bakiye kısım
-tespit edilen zarar ve ziyanı ve toplanan sigorta primlerini aşan kısım-
devlet tarafından karşılanır" ibaresi varken, 16 ncı maddede getirilmiş
bir önergeyle ne denmiş; "havuz tarafından üstlenilen risklerin transferi
amacıyla ulusal ve uluslararası piyasadan sağlanan korumanın yeterli
bulunmaması halinde Bakanlar Kurulunca belirlenecek kısım devlet tarafından
taahhüt edilir." Daha önce biz bütün zarar ve ziyanı, sigorta primlerinden
topladığımız parayla, yetmedi, Hazine marifetiyle, Hazineden elde edilecek
finansmanla çiftçimizin zarar ve ziyanını karşılar iken, 16 ncı maddeye ilişkin
verilen önergeyle, biz, zarar ve ziyanın karşılanmasına ilişkin bu taahhüdü
ortadan kaldırdık. Haa, dedik ki, hepsini ödeyemeyebiliriz, ne kadarlık bir
kısmının Hazine tarafından ödeneceği Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilir
ve sadece tespit edilen miktar ödenir dedik. Hani bu yasada bütün çiftçinin
uğradığı veya uğrayacağı zarar ve ziyanı, kendimiz bu sistemle, bu çiftçi
sigortası sistemiyle, bu mekanizmayla biz ödeyecektik?! Hani devlet ödeyecekti,
hani toplanan primlerden ödenecekti?! Toplanan primler yetmedi, ne olacak? Ee,
Bakanlar Kurulu ne kadar tespit ederse, ne kadarını ödemeye kefil olursa o
kadarını öderiz. Peki, ondan fazla bir zarar ziyan olursa, ondan daha fazla bir
ürün hasarı söz konusu olur ise bunu kim ödeyecek? Bunu…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen!
MEHMET ERASLAN (Devamla)
- Bunu kimin ödeyeceği belli değil. Yine, o son anda, kanunun bitmesine beş
kala getirilen önergeyle maalesef kimin ödeyeceği muğlak ve belirsiz bir konuma
gelmiştir. Bu önerge bu yasanın ruhunu, yasanın felsefesini maalesef yok
etmiştir, değiştirmiştir.
Değerli arkadaşlar, 17
nci maddeye ilişkin kısa bir şey söylemek istiyorum. 17 nci maddede bir
değişiklik yapıldı. Aslında uygun bir değişiklik, güzel bir değişiklik. Gelen
komisyon raporunda, sigorta primlerini ödeyemeyen, ödemeyenler bu kanundan
faydalanamazlar, 2090 sayılı Kanundan yararlanamazlar... Bir önerge geldi, yine
iktidarın önergesi, küçük çiftçi tanımı yapılmaksızın, "küçük çiftçi
tanımı, bakanlıkça çıkarılacak yönetmenlikle yapılır. Kanunun yayımı tarihinden
itibaren üç yıl için uygulanmaz" denildi. Yani, küçük çiftçiyi koruyoruz
burada, doğrudur. "Küçük çiftçi kendisi ödeyemezse devlet onun yerine
öder" diyoruz; ama, küçük çiftçinin tanımını kanunda yapmıyoruz. Kim bu
küçük çiftçi? 1 dönüm arazisi olan mı, 2 dönüm arazisi olan mı, 5 dönüm arazisi
olan mı, 10 dönüm arazisi olan mı?
Sayın Tarım Bakanım,
küçük çiftçinin tanımını bir önergeyle yapalım kanuna koyalım, kanunun
maddesinde olsun, çiftçi de bunu bilsin, kanunun himayesinde olsun, kimlerin üç
yıla kadar tarım sigorta primi devlet tarafından ödenecek, kiminki ödenmeyecek
bunu hepimiz anlayalım, hepimiz bilelim. Bu daha sonra Genel Kurulun görüşü
alınmadan yapılacak olan bir çalışma olacak. Küçük çiftçi tanımı burada eksik
bir tanımdır. Bu tanımın kanunun maddesinde yapılması gerekir, bu ehemmiyetlidir
diyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
soru-cevap işlemini başlatıyorum 10 dakika.
Buyurun Sayın Hüseyin
Ekmekcioğlu.
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya)
- Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım,
yanıtlamanızı istediğim soru, Antalya'nın ilçeleri Manavgat, Serik ve ülkemizin
her tarafındaki pamuk üreticilerinin en önemli sorunlarından birisidir.
Hazine arazisi, vakıf
arazisi ve üzerine tapu intikali yapılmamış tarlaları eken pamuk üreticileri,
2004 yılına ait destekleme primlerini alamamışlardır. Bu önemli sorunun çözümü
için Bakanlıkça bir çalışma yürütülmekte midir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Ahmet
Işık…
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın
Başkanım, teşekkür ediyorum. Vasıtanızla, Sayın Bakanıma şu soruyu yöneltmek
istiyorum:
Ülkemizde çiftçilerimizin
uğrayacağı riskler karşısındaki zararları telafi etmek ve çiftçilerimize
yardımcı olmak üzere, 1948 yılında 5254 sayılı Muhtaç Çiftçilere Ödünç Tohumluk
Verilmesi Hakkında Kanun ve 1977 yılında 2090 sayılı Tabiî Afetlerden Zarar
Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun yürürlüğe konmuştur. İşbu
iki yasanın uygulamadaki sıkıntıları ile afet sonucu ertelenen çiftçi
borçlarının devlete görev zararı olarak dönmesindeki ekonomik maliyetleri
hakkında değerlendirmenizi almak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Başka soru
sormak isteyen?.. Yok.
Sayın Bakan…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ben, sorulara yazılı
cevap vereceğim.
Sağ olun.
BAŞKAN - Sayın Ferit
Mevlüt Aslanoğlu, soru mu sormak istediniz?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Hayır.
BAŞKAN - Sayın Mehmet
Eraslan, buyurun.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkanım,
aracılığınızla Sayın Tarım Bakanımıza iki sual iletmek istiyorum.
Reasürans anlaşmasının
üzerine çıkan oranda hasar fazlası oluştuğunda, bunu devlet ödeyecekti, bu,
devlet tarafından karşılanacaktı; daha sonra, bu miktar Bakanlar Kurulunca
tespit edilecek ve öyle ödeme yapılacaktı. Şimdi, 16 ncı maddede yapılan bu
değişiklikle, biz bu işi, yani hasar, zarar ve ziyan fazlası olan kısmı
Hazineye ödetmeyeceğiz. Peki, bunun kaçta kaçını Hazine ödeyecek; Bakanlar
Kurulu bunu tespit ederken hangi kriterleri, hangi ölçüleri gözönünde bulunduracak
ve bu hasarın kaçta kaçını tespit edecek?
İkincisi; 17 nci maddede
"küçük çiftçi" ibaresi var; ama küçük çiftçi ibaresi açılımlı değil,
yani küçük çiftçinin tanımı yapılmamış. Onların sigorta primleri, tarım sigorta
primleri üç yıl devlet tarafından karşılanır demişsiniz; fakat, küçük çiftçinin
tanımı yok. Küçük çiftçinin de, burada, genel bir tanımını yapar mısınız; küçük
çiftçi, orta çiftçi ve büyük çiftçi hangi kriterlere sahip, hangi ölçütlere sahiptir?
Bunların açıklamalarını
sizden alırsak, sevinirim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Eraslan'ın
sorularına cevap vereyim.
Sayın Eraslan'ın birinci
sorusu, hasar fazlası desteğiyle ilgili. Öncelikle, tabiî, bir yıllık
değerlendirme yapılıyor burada ve bu, yılda bir yapılan değerlendirmede, önceki
maddelerde sözü geçen havuz, bu primleri ve riskleri alıyor, karşılayabildiği
miktarını karşılıyor. Bir de, bunu reasüre ediyor; yani, biraz daha, tekrar,
başka bir piyasada bunu sigorta ettiriyor. İlavesini de, eğer, bir daha ihtiyaç duyulursa, yani, yetmezse,
ikinci bir defa, "retrosesyon" denilen sigortacılık tabiriyle,
sigorta ettiriliyor. Yani, oraya kadar, birkaç aşamada gidiyor. Eğer, bu üç
aşamada da karşılanamazsa, bu takdirde, eğer, hâlâ bir hasar fazlası kalmışsa,
bu destek devlet tarafından karşılanıyor; bunun oranı da, Bakanlar Kurulu
tarafından belirleniyor.
İkinci sorunuza gelince:
İkinci sorunuzda, tabiî, 17 nci maddeye atıf yapılıyor. Burada, küçük işletme,
vesaireden bahsediliyor. Tabiî, bu 17 nci maddede küçük çiftçiye ait herhangi
bir referans yok, herhangi bir şey belirtilmiyor; ancak, daha önce, biz, bir
önergeyle ilave ettirdiğimiz, geçtiğimiz gün, 13 üncü maddede, küçük çiftçi ve
işletme ölçeklerini oraya derc ettik ve orada -biraz önce, bir başka vesileyle
de söylediğim gibi- yıllık olarak prim destekleri, ürün, risk, bölge ve işletme
ölçeği hesaba katılarak, o bazda belirleniyor ve bunun belirleme yetkisi de,
oranları belirleme yetkisi kanunla Bakanlar Kuruluna verildiği için, o yıl
öngörülen veya o yıl çalışması yapılmış olan ürünler ve buralardaki hasarlar
vasıtasıyla, bunlar belirlenip, ödemeler buna göre yapılıyor.
Biz, burada, kesinlikle,
işletme ölçeğini, yani, küçük çiftçiyi, belirlenen yıldaki riskler sebebiyle,
onları mutlaka değerlendiriyoruz.
17 nci maddedeki
endişelerle ilgili olarak da şunu söyleyeyim -demin Sayın Keleş de konuşmasında
buna bir atıf yaptı: Sanki, buradan, hiçbir şekilde 2090'dan faydalanamazlar
gibi bir yanlış anlaşılma var zannediyorum. Esasen, 17 nci maddede kastedilen
şey o değildir. 17 nci maddede kastedilen husus, uygulama yılında yer alan risk
eğer sigorta ettirilmemişse, sadece o risk için, belirlenen risk için 2090'dan
faydalanamaz. Yoksa, eğer o risk belirlenmemişse o yıl, uygulama yılında ve
çiftçi herhangi bir afete maruz kalmışsa, bu takdirde mevcut, meri 2090 sayılı
Kanunun imkânlarından istifade etme şansı, imkânı devam etmektedir. Bunu,
özellikle, ben, Yüce Meclisin bilgisine, sayın vekillerimizin bilgisine, hem
Sayın Eraslan'ın hem de diğer vekillerimizin anlaması bakımından, teyiden ifade
etmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, madde üzerinde 4 önerge vardı, dağıtıldı; bunlardan 1 tanesi
geri çekildi. Şimdi, madde üzerinde, kalan 3 adet önergeyle ilgili işleme
geçiyoruz.
Önergeleri, önce geliş
sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 879
sıra sayılı Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısının 17 nci maddesine aşağıdaki
fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
"Ancak 5 hektardan
az arazisi olan üretici çiftçilerin tarım sigorta ücretleri devlet tarafından
karşılanır"
|
|
Mehmet Eraslan |
Ümmet Kandoğan |
Süleyman Sarıbaş |
|
|
Hatay |
Denizli |
Malatya |
|
|
Bayram Meral |
Halil Akyüz |
|
|
|
Ankara |
İstanbul |
|
BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 879
sıra sayılı yasanın 17 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
|
|
Nail Kamacı |
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
Fahrettin Üstün |
|
|
Antalya |
Malatya |
Muğla |
|
|
Halil Tiryaki |
Birgen Keleş |
|
|
|
Kırıkkale |
İstanbul |
|
"Madde 17- Bu kanun
kapsamında, uygulama yılında yer alan riskler için tarım sigortası yaptırmayan
üreticiler 10 yıl süreyle uğrayacakları zararlar devlet tarafından
karşılanır."
BAŞKAN - Maddeye en
aykırı olan son önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İncelemekte olduğumuz
Tarım Sigortaları Kanun Tasarısının 17 nci maddesinin tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Şevket Arz |
Birgen Keleş |
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
|
|
Trabzon |
İstanbul |
Malatya |
|
|
Haluk Koç |
Atila Emek |
Necati Uzdil |
|
|
Samsun |
Antalya |
Osmaniye |
BAŞKAN - Komisyon
önergeyi katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge
sahipleri, gerekçeyi mi okuyalım, yoksa konuşacak mısınız?
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Gerekçe okunsun efendim.
Gerekçe:
Tarım Sigortaları Kanun
Tasarısının getirdiği sistem, tarım üreticilerinin sigortadan
yararlanabilmelerini, üreticilerin sigorta primi ödemelerine bağlamaktadır.
Oysa, tarım üreticilerinin büyük bir kısmı en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz
durumdadır. 2090 sayılı Kanun ise, getirdiği koşullara ve yetersizliğe rağmen,
en muhtaç olanlara karşılıksız destek sağlayabilmektedir. Bu nedenle, Tarım
Sigortaları Kanun Tasarısında getirilen sistem yaygın bir uygulama kazanıncaya
kadar, 2090 sayılı Kanunun yürürlükte kalmasında yarar vardır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 879
sıra sayılı yasanın 17 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
Nail
Kamacı (Antalya) ve arkadaşları
"Madde 17- Bu kanun
kapsamında, uygulama yılında yer alan riskler için tarım sigortası yaptırmayan
üreticiler 10 yıl süreyle uğrayacakları zararlar devlet tarafından
karşılanır."
BAŞKAN - Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge
sahipleri, konuşmak mı istiyorsunuz?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Evet.
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
önerge üzerinde söz hakkınız, önerge sahibi olarak, 5 dakika.
Buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; 2090 sayılı Kanun ne diyor;
bir çiftçi tüm mal bedelinin yüzde 40'ını kaybederse -yine altını çiziyorum-
evi, arabası, ürünü, her şeyinin yüzde 40'ını kaybederse bu yardımdan
faydalanır. Bir kere, önce, bu 2090 sayılı Yasayı da Bakanlığımızın mutlaka bir
gözden geçirmesi lazım. Bir kere 2090 sayılı Kanunda bugüne kadar uygulamalara
bakalım. Çiftçinin 5 ton kayısısı varsa, bunun hepsini kaybettiyse, bir de traktörü varsa, 5 ton kayısı 10 milyar
yapar, bir traktör de 20 milyarsa, yüzde 40'ını kaybetmiyorsa, bu insanlara
traktörü mü yedireceğiz?! 1 traktörü var, 1 evi var, 5 ton kayısısı var… Onun
için, bu 2090 sayılı Yasa, tabiî afetten zarar gören insanların, bir kere,
ihtiyacını karşılamıyor. Bir kere, bu yasanın mutlak değiştirilmesi lazım. Ben
ürünümü kaybettiysem, ekmeğimi kaybettim; ekmeğimi temin etmek için devlet bana
yardım etsin. Ben kimseden bir iane istemiyorum. Yine söylüyorum, çiftçi, bir
torba un almak için taa öbür kayısı yılına bunu veresiye alıyor arkadaşlar.
Onun için, bir kere 2090 sayılı Yasayı mutlaka gözden geçirmemiz lazım. Bu
yasa, gerçek çiftçinin ihtiyacını gidermiyor.
İki; burada objektif
kriter yok. Tamamen il tarım müdürlüklerinin raporuna göre hazırlanıyor. Dürüst
il tarım müdürlüklerinin hazırladığı, çiftçinin her şeyini kaybettiği; yani,
yüzde 40 bedeli yaparken, eğer, bir il tarım müdürlüğü dürüstçe çalışıyorsa,
bundan hiçbiri geçen yıl faydalanmadı. Örneğin, Malatya dürüstçe davrandı, her
kuruşunu, çiftçinin ne kadar zarar gördüğünü yazdı; ama, yüzde 70'i gitmesine
rağmen kayısının, alamadı bir kuruş para.
Burada, yine, objektif
değil bu 2090 sayılı Yasa. Çiftçinin diğer gayrimenkulünün, traktörünün, evinin
barkının değerlerini çok düşük göstereceksin, kaybettiği ürünün bedelini çok
yüksek göstereceksin, bundan faydalandılar. Sayın Bakanım, işin gerçeği bu.
Lütfen... Dün, ben, bu kürsüde yine aynı şeyi söyledim. Dürüstçe, şereflice,
namusluca çalışan il tarım müdürlüklerinin hazırladığı raporların hiçbiri
devlet yardımından faydalanamadı. Onun için, bir kere, 2090 sayılı Yasanın
gözden geçirilmesi lazım.
Sayın Bakanım, 50 senttir
İran'da, Azerbaycan'da, Türkmenistan'da mazot, benzin, gübre. 50 sent, altını
çiziyorum, 50 sent. Benim ülkemde 30 kat daha pahalı gübre ve mazot. Aynı ürüne
aynı mazot harcanıyor, aynı ürüne aynı gübre harcanıyor, aynı ürüne aynı emek
veriliyor. 30 kat daha fazla bir şeye... Bu, köylünün suçu mudur?!
Tabiî, ne oluyor; serbest
rekabet... Tabiî, özel sektör nereden kâr ediyorsa, oradan getiriyor. Bugün
Türkiye'de karpuz piyasasına bakın, karpuza bakın, mutlaka hepsi İran'dan
gelmiştir; çünkü, kilosu o kadar ucuz alınıyor ki; ama, benim ürünüm tarlada
çürüyor. Eğer, biz, kendi ürünümüzü korumazsak, kendi ülkemizin kendi
katmadeğerini yaratmazsak, bu ülkedeki çiftçimiz aç kalır.
Bu açıdan, özellikle bu
önergede şunu diyoruz: Daha sigorta bilinci köylümüzde gelişmemiştir. Köylümüzdeki
sigorta bilincini geliştirine kadar bir geçiş süresi tanıyalım.
Bitiriyorum Sayın Başkan.
Bu geçiş sürecinde 2090
sayılı Yasayı da gerçek uygulamaya uygun
hale getirerek; yani, uygulanabilirliğini sağlayarak ve üreticinin
zararını karşılayacak hale getirerek, bir on yıllık süreçte, bir geçiş süreci
sağlayalım. Bunu söylemek istiyoruz.
Örneğin, Malatya'da geçen yıl don oldu; bu yıl da dolu kayısıları vurdu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.
O kayısıları görseniz
yüreğiniz acır; böyle, hepsi benek benek. Bu kayısının şu anda kilosu diyelim 2
000 000'a satılacaksa, 100 000 liraya kimse almaz bu benekli ve kötü kayısıyı;
çünkü… Gitti yine, ekmek gitti yine. Onun için, 2090 sayılı Yasayı on yıl daha
uzatalım ve insanlarda sigorta bilinci oluşana kadar, bu yasayı... Bu
önergemizi sizlere sunuyoruz. Gelin, buna on yıl bir geçiş süresi sağlayalım,
en azından insanlarımıza bu konuda destek olalım ve onların sigorta bilincini
bu şekilde geliştirelim.
Teşekkür ediyorum,
saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Son önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 879
sıra sayılı Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısının 17 nci maddesine aşağıdaki
fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
"Ancak 5 hektardan
az arazisi olan üretici çiftçilerin tarım sigorta ücretleri devlet tarafından
karşılanır"
Mehmet
Eraslan (Hatay) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Önerge
sahipleri, gerekçeyi mi okutalım, yoksa konuşacak mısınız?
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Konuşacağım.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Eraslan.
Süreniz 5 dakika.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi, öncelikle, saygıyla
selamlıyorum.
17 nci maddeye ilişkin
önergeyi az önce Sayın Bakanımızla da ayaküstü mütalaa ediyorduk. Şimdi, tabiî
ki, iktidarın önce bir önergesi vardı. Ben kısaca şöyle özetlemek istiyorum
sizlere: Komisyon raporunda madde aynen şöyle: "Bu Kanun kapsamında,
uygulama yılında yer alan riskler için tarım sigortası yaptırmayan üreticiler,
2090 sayılı Kanundan yararlanamaz.
Biz dedik ki, yani,
mutlaka birileri eğer bir şeyden faydalanacaksa, sigorta primini yatırsın, öyle
faydalansın. En doğal şey, en doğru şey bu; ama, ilave olarak şunu ifade ettik,
dedik ki: Türkiye'de fakir, yoksul, küçük çiftçiler var; yani, 5 dönümü vardır,
10 dönümü vardır, 15 dönümü vardır ve bu küçük arazi parçalarından kendi
geçimini, ailesinin geçimini, köylü ve çiftçi, zaten zor temin etmektedir.
Dedik ki: Bir küçük çiftçi tanımı yapalım. Yani, işletme falan değil. Yani,
Türkiye'de tarımsal faaliyetlerde bulunan büyük işletmeler var, onlar mutlaka
primlerini ödeyecekler; ama, işte, kırsalda yaşayan, köyde, Türkiye'nin çeşitli
bölgelerinde yaşayan köylülerimiz, çiftçilerimiz, çok az araziye sahip olan
çiftçilerimiz, en azından birkaç yıl devlet tarafından destek görsünler ve o
sigorta primleri devlet tarafından ödensin.
Sonra, bunu destekler
mahiyette bir önerge geldi. Önergede denildi ki; zaman almamak için ortasından
okuyorum: "Ancak, küçük çiftçiler için bu hüküm, kanun yayımı tarihinden
itibaren üç yıl için uygulanmaz. Küçük çiftçi tanımı, Bakanlıkça çıkarılacak
yönetmelikle yapılır."
Az önce ben, kürsüden
yaptığım konuşmada, bu önergenin geri çekildiğini bilmiyordum; onun için dedim
ki, bu küçük çiftçinin tanımını yapalım ve faydalanacak olan çiftçinin adını,
özelliklerini, sıfatlarını belirleyelim. Fakat, şimdi, önerge tamamen geri
çekildi; yani, artık küçük çiftçi tanımı da yok. Küçük çiftçinin sigorta
primlerini devlet ödemeyecek, Hazine ödemeyecek. Kendisi eğer yaptırabiliyorsa,
sigorta primini ödeyebiliyorsa ödesin, öyle istifade edebilir; ödeyemiyorsa, ne
hali varsa görsün. Sayın Bakanıma, az önce, ayaküstü onu da söyledim, dedim ki:
Keşke... Bu önerge doğru bir önerge, yani, AK Partinin vermiş olduğu önerge
doğru bir önerge. Bu önerge verildi; ama, niye çekildi; yani, bu önergeyi niye
çekiyorsunuz arkadaşlar, bu doğru bir önerge.
Küçük çiftçi, çocuğunu
doktora götürecek parayı bulamıyor, şehre inmek için dolmuş parasını bile
borçlanarak şehre inmeye çalışıyor; gerçekten, açlık sınırının altında,
yoksulluk sınırının altında yaşıyor, açlık sınırının altında yaşıyor. Sosyal
yardımlaşma duygusu var Allah'a şükür Türkiye'de, toplumumuzda ve sosyal
yardımlaşma duygusunun getirmiş olduğu güzellikler dolayısıyla bu tür
yoksullara, yoksul köylülere, yoksul çiftçilere, arazileri küçük, tarla parçası
küçük olan çiftçilere birtakım ivedi yardımlarla ayakta durabilen aileler
bunlar. Sağlıklı bir eğitim hizmeti alamayan, sağlıklı bir sağlık hizmeti
alamayan ve insanın onuruna, haysiyetine yaraşır ve yakışır bir şekilde
yaşayamayan bir hayat standardında, çok düşük bir hayat standardında, açlık
sınırının altında bir hayat standardında yaşıyor bu küçük çiftçiler.
Dolayısıyla, bu önerge var olmalıydı, bu önerge geri çekilmemeliydi, AK
Partinin vermiş olduğu bu önerge kalmalıydı ve küçük çiftçinin tanımını da
burada yapın dedim ben; ama, küçük çiftçinin tanımını Bakanlıkça çıkarılacak
yönetmelikle yapacağız denildi önergede. ..
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
MEHMET ERASLAN (Devamla)
- Toparlıyorum Sayın Başkan.
Ona da kabul… Siz,
Bakanlığınızda bir yönetmelik hazırlayın, yönetmelikle bu küçük çiftçinin
tanımını, bu ismi koyun; ama, küçük çiftçiyi, allahaşkına, destekleyelim, fakir
insanımızı destekleyelim. Zaten, çiftçi üretemez olmuş, ürettiğini satamaz
olmuş, sattığından para kazanamaz olmuş, nasıl geçineceğini kara kara düşünür
olmuş, çaresizlik içerisinde, acz içerisinde ve büyük bir feryat duyguları
içerisinde yaşarken, en azından, biz, küçük çiftçilerin tanımını yapalım, AK
Partinin vermiş olduğu bu önergeyi geri çekmeyelim. Bu önerge doğru bir
önergeydi. Bu önerge kalsın. Küçük çiftçinin tanımını yapalım ve küçük çiftçiye
destek olalım, sigorta primlerini, iki yıl, üç yıl, dört yıl, zaman tahdidi de
getirelim; ama, küçük çiftçinin tarım sigortası primlerini biz ödeyelim, devlet
ödesin, hükümet bunu sağlasın diyorum. Bu, gerçekten, büyük bir sorumluluk,
sosyal devlet anlayışı sorumluluğu olacaktır diyorum, hepinize saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
17 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
18 inci maddeyi
okutuyorum:
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Geçici ve Son Hükümler
Yönetmelik
MADDE 18.- Bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki ay içinde; Havuzun çalışma usûl ve
esasları Müsteşarlığın görüşü alınarak Bakanlık tarafından çıkarılacak
yönetmelikle, sigorta sözleşmelerinin tabi olacağı esaslar ise Müsteşarlık
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteyenler: Gruplar adına; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon
Milletvekili Şevket Arz; şahısları adına, Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün,
Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün, Adana Milletvekili Recep Garip, Manisa
Milletvekili İsmail Bilen, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan.
İlk
söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna adına söz isteyen Trabzon Milletvekili
Sayın Şevket Arz'da.
Buyurun Sayın Arz. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA ŞEVKET
ARZ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 879
sıra sayılı Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısının 18 inci maddesi üzerinde
görüşlerimi belirtmek üzere, Grubum adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; önce, Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliğinin, üreticilerimizin
ve nakliyecilerimizin bir sorununa değineceğim. Rusya Federasyonu, Türkiye'nin
en büyük yaş meyve-sebze, çiçek ihracat pazarıdır. Sadece Trabzon'da, 100'ün
üzerinde, Rusya Federasyonuna yönelik faaliyet gösteren ihracatçı
bulunmaktadır. Trabzon limanından, son bir yılda 250 000 ton sebze ve meyve
ihracatı gerçekleşmiştir. Bu ihracattan, hem nakliyeciler hem de ülkemizin
başta Mersin ve Antalyalı üreticileri ekonomik yarar sağlamaktadır. Şimdi ise,
üreticiler, nakliyeciler ve ihracatçılar perişan durumdadır; ancak, Rusya
Federasyonu, 30 Mayıs 2005 tarihi itibariyle, yaş sebze ve meyve ürünlerinde
hastalık görüldüğü gerekçesiyle, Türkiye'den yapılan tüm bitkisel ürün ve yaş
sebze meyve ihracatına, Akdeniz sineği olduğu gerekçe gösterilerek yasaklama
getirmiştir. Rusya Federasyonu Bitki Karantina ve Veterinerlik Servisinin Tarım
Bakanlığımızı muhatap alan yazılarının altı ay boyunca cevapsız kaldığı iddia
edilmektedir. Bu iddiaların doğruluğundan ötürü Bakan görevden alınmıştır. Yeni
Tarım Bakanı, bunun sorumluları hakkında ne yapmayı düşünmektedir? Elimdeki
belgeye göre, Rusya Federasyonu Bitki Karantina ve Veterinerlik Servisi, Tarım
Bakanlığımıza, ilki 2.11.2004 olmak üzere, dört beş kez yazı yazmıştır; tabiî,
bu yazılara bir karşılık alamamıştır. Gerekli önlemler derhal alınmazsa, bu
sektörden ekmek yiyen onbinlerce insan, zor durumdan kurtarılamayacak,
perişanlıkları devam edecektir. Bu sorunun bugüne kadar çözülmeyişi üzüntü
vericidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Doğu Karadeniz Bölgesinde, 2004 Nisanında, gece hava
sıcaklığının - 6 ile - 8 derecelere düşmesi sonucu bir don olayı yaşanmıştır.
Donun, başta fındık olmak üzere, bölgede yetiştirilen tüm meyve ağaçlarına
önemli zarar verdiği görülmüştür. Yörede bahçeler, sanki bir yangından
artakalmış manzara göstermiştir. Olay, bölgeyi, tabiî afet haline getiren bir
duruma çevirmiştir. Yöredeki yaşlı üretici köylülerimiz, elli yıldan bu yana
böyle bir afet yaşamadıklarını ifade etmişlerdir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bölgenin 2004 yılı için uğradığı zarar 700 trilyonun
üzerindedir, hükümetin yörede dağıttığı para ise 40 trilyon civarındadır.
Sadece Giresun'daki zarar 214 trilyondur, Giresun'da dağıtılan para ise 12
trilyondur. AKP Hükümeti, 2004 yılı sonunda, yörede bir miktar fındık
üreticisine para dağıtmıştır. Bu para köylümüzün aspirin parasıdır.
Değerli milletvekilleri,
fındığın, gerek ülke ve gerekse Karadeniz Bölgemizin ekonomisinde çok büyük ve
önemli yeri vardır. Ülkemizin üretim miktarı ise 650 000-700 000 tonlara
çıkmıştır. Dünya fındık üretimi ise 800 000-900 000 ton olup, Türkiye, dünya
üretiminin yüzde 75'ine sahiptir ve fındıkta, Brezilya'nın kahvede sahip olduğu
avantaja sahiptir. Fındığın ülkemize her yıl kazandırdığı döviz miktarı 700 000
000 dolar ile 1 200 000 000 dolar arasında değişmektedir. Bu miktar, ülkemizin
dışsatım gelirinin yüzde 2'sinin üzerindedir. Üstelik, bu kadar yüksek miktarda
döviz sağlayan fındık üretimi için dışarıya herhangi bir döviz ödemesi
olmamaktadır.
Fındık tabanfiyatı ilk
defa Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanı olduğu AKP Hükümetinin bakanı
tarafından açıklanmamıştır.
Fındık üreticisi çiftçi,
köylü ilk kez serbest piyasanın insafına AKP Hükümeti tarafından terk
edilmiştir.
Çiftçinin, köylünün hali
perişandır.
AKP İktidarında pamuk
para etmiyor, çiftçi pamuk üretiminden kaçıyor. Ülkemiz, pamuk ithalatçısı
ülkeye dönüştü.
Türkiye'nin her yerinde
buğday üreticisi bu yıl bir önceki yıla göre buğdayını daha düşük fiyata satmak
zorunda kalmıştır.
Süt üreticisi köylü, çiğ
sütü 350 000-400 000 TL'ye satmakta, tüketici ise dayanıklı sütü 1 100 000 TL
ödeyerek satın almaktadır. Köylünün 1 litre sütü, bir litre pet şişe suyu satın
alamıyor arkadaşlar, yani, köylünün 1 litre sütü 1 litre pet şişe su satın
alamıyor. Süt ve et besicilerinin durumu içler acısıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; aynı zamanda, eskiden beri Trabzon ve Samsun iyi bir tütün
üreticisi idi. Ülkemizin tütün pazarı yerli tütün üretimi ve tüketimi yok
edilerek, uluslararası tütün tekellerine teslim edilmiştir. Özellikle,
Trabzon'da Akçaabat İlçesi Yaroz Burnu ile Merkez İlçe, Maçka İlçesi Mataracı
Beldesine kadar olan bölgede kaliteli tütün yetiştirilmekte idi. Bu yörede
yetiştirilen tütün, IMF'nin talimatıyla, ANAP Hükümetleri tarafından yok edilmiştir.
Yok ederken de, bizlere, Virginia tütünü dikeceksiniz, çok kazanacaksınız
demişlerdi. Tüm Türkiye'de olduğu gibi Samsun ve Trabzonlu tütün üreticisini,
IMF'nin talimatıyla, önce ANAP hasta edip, yataklara düşürüp, komaya soktu;
şimdi, IMF, AKP Hükümetine hasta olan tütün üreticisi köylüyü yok etme talimatı
vermiştir. AKP, bu talimatın gereğini yapmaktadır.
Köylünün ahını almayın,
iflah etmezsiniz. Sonunuz iyi görünmüyor, bu gidişle ANAP gibi sonunuz kötü
olacak. Bu yol doğru yol değil; bir an önce bu kötü yoldan geri dönün.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; çay sektöründe isyan sürüyor. Çay sektöründe üretici ve
sanayici mağdur edilmiş ve edilmeye devam etmektedir. Yaş çay fiyatları, her
yıl, yaş çay sezonu açılmadan veya açıldıktan bir iki gün sonra hükümet
yetkilileri tarafından açıklanırdı; maliyetler değiştiğinden, kuru çay
fiyatlarına da artış oranına göre zam yapılırdı. Bu yıl birinci sürgün dönemi
bitmekteyken -yani, yirmi yirmibeş gün, bir ay geçtikten sonra- yaş çay fiyatları
henüz açıklandı. Üretici çayını kaç liraya sattığını bilmiyor, sanayici çayı
kaç liraya aldığını bilmiyor ve üretilen çayları satamıyor. Oluşan boşluğu ise,
yurt dışından çay ithal eden firmalar doldurmaktadır; yani, ülkemize kaçak
çayın yanında ithal çay giriyor. Böyle bir yönetim tarzı, böyle bir idare
olmaz.
Bu yıl büyük feryatlar
koparılıyor çay üreticisince; Trabzon'un doğu ilçeleri, Rize, Artvin'in sahil
ilçeleri ayakta, feryat ediyor. Geçen dönemde verilen fiyatlar ortadadır. AKP
Hükümeti, çayda uygulamış olduğu politikayla, çay üreticilerini bu yıl büyük
sıkıntılar içine sokacak gibi gözükmektedir.
Sayın Başbakan,
seçimlerde, Rize'de yaptığı konuşmada "çaya 750 000 TL vereceğini"
söylüyor idi.
MUSTAFA BAŞ (İstanbul) -
Şevket Bey, yok öyle bir şey!
ŞEVKET ARZ (Devamla) -
Evet Başkanım, daha çok söylediği şeyler var, onları da söyleyeceğim.
En son verdiği fiyat 460
000 liradır. "750 000 lira fiyat vereceğim" diye oy aldı, geçen yıl
450 000 lira fiyat vererek hükümete devam etti. Geçen yıl Rize halkının karşısına
çay fiyatını ilan etmek üzere çıkamadı. Bu yıl yaş çay fiyatını Çaykur Genel
Müdürü ilan etmiştir. Bu sene Başbakanın Rize'ye gidip, ne verecekse onu
Rize'de söylemesini istiyorduk, Rizelinin yüzüne, gözüne bakarak çay fiyatını
Rize'de ilan etmeli diyorduk; Başbakan geçen yıl olduğu gibi bu yıl da cesaret
edemedi. Lakin, çay tabanfiyatını 515 000 TL olarak Çaykur Genel Müdürü
açıklamıştır.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Hayırlı olsun…
ŞEVKET ARZ (Devamla) -
Hayırlı olup olmadığını biraz sonra göreceksiniz.
Çaykur Genel Müdürü, çay
tabanfiyatını Çaykur Genel Müdürlüğü toplantı salonunda yaptığı açıklamayla
kamuoyuna duyurmuştur. Genel Müdür bile yaş çay tabanfiyatını halkın karşısına
çıkarak açıklayamamıştır.
Biraz önce, çayın
sorunlarıyla ilgili gündemdışı konuşmayı bile İktidar Partisinin AKP Rize
milletvekilleri yapamamıştır, Niğde Milletvekili Mahmut Uğur Çetin yapmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ŞEVKET ARZ (Devamla) -
Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
ŞEVKET ARZ (Devamla) - Ne
oldu; çay üreticisi bölge milletvekilleri vardı burada, özellikle Rize
milletvekilleri; dillerini mi yuttular, çayla ilgili çıkıp burada
konuşamadılar?! Niğde milletvekili… Çay mı var Niğde'de?!
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Var tabiî. Ne içiyorlar sabah kahvaltılarında?!
ŞEVKET ARZ (Devamla) -
Evet, üretiyorlar değil mi Beyefendi, AKP'liler öyle biliyorlar! Peki, Niğde'de
çay üretiliyor!.. Peki, peki…
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Kimisi üretir, kimisi de tüketir…
ŞEVKET ARZ (Devamla) -
Siz öyle bilmeye devam edin. Karadenizli, yeri, zamanı geldi mi hesap sormasını
bilir.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Çay üreticisi de başımızın tacı, diğerleri de. Tüketen olmazsa kim üretecek?
ŞEVKET ARZ (Devamla) - Bu
bile, AKP İktidarının çay politikasından bölge milletvekillerinin memnun
olmadığını göstermektedir; çünkü, çay üreticisine söyleyebilecekleri sözleri
yoktur. Halktan oy almak için yerine getiremeyeceğin sözleri verirsen, sonra
halka bakacak yüzün olmaz, halkın karşısına çıkamazsın. Hiç kimse böyle davranmamalı,
hiç kimse halkı böylesine hiçe saymamalı. O halk, yeri geldiği zaman hesap
sormasını bilir.
Değerli arkadaşlarım,
aldatmacaya dayalı siyaset işte böyle açmazları da ortaya koyuyor ve bunun
kurbanı da üretici köylü oluyor.
Sayın Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimlerinde, çiftçiye, ucuz mazot vereceğine söz
vermişti. Geçtiğimiz ikibuçuk yılda, mazotun herhalde rengini tutturamadı ki,
ikibuçuk yılda bu uygulamayı hayata geçiremedi.
Şimdi de, üretici köylüye
300 000 TL ucuz mazot vereceğini söylüyor; Başbakanın bu sözünü de yerine
getirmesi için ikibuçuk yıl daha beklemek gerekiyor mu; soruyorum sizlere!
Vatandaş umudunu sizden
kesti, siz farkında değilsiniz. Bu gidişle sonunuz ANAP'tan kötü olacak.
Tereddütünüz varsa, 2002
ve 2003 yıllarında Meclise gelen ziyaretçilerin sayısına bakın. İktidara
geldiğiniz ilk yılda, halkımız, umutla, akın akıp Meclise gelip, sizden,
sıkıntılarına çare olmanızı istiyordu; ikibuçuk yıl sonra, şimdi, odalarınızda
in cin top oynuyor.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Neden?!
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
ŞEVKET ARZ (Devamla) -
Neden; vatandaş sizden beklentilerinden, umudunu yitirdi de ondan.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Hayır... Hayır...
BAŞKAN - Dinleyelim
arkadaşlar; karşılıklı konuşmayalım.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Sayın Başkan, atıyor ama! Problemleri çözdük, onun için gelmek istemiyorlar.
ŞEVKET ARZ (Devamla) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlıklı işleyen bir tarım sigortaları
yasasının düzenlenmesi, hem üretici zararını tazmin ve üretimin
sürdürülebilirliğinin sağlanması hem de kamu bütçesi üzerinde yükün azaltılması
açısından önemli.
Türk çiftçisinin doğal
afetlerden korunması, CHP'nin savunduğu tarım sigortaları yasasını çıkarmak ve
küçük çiftçinin sigorta primini de devlet tarafından karşılamakla mümkün olur.
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
ŞEVKET ARZ (Devamla) -
Tamam Başkanım, bitiriyorum.
Aksi halde, üretici
köylü, doğal afetler karşısında çaresiz kalır. Tarım sigortası, ülkenin
efendisi köylünün sigortasıdır.
Hükümetin getirdiği, CHP
programında da olan bu Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısını destekliyoruz.
Yeni Tarım Bakanına da
başarılar diliyorum.
Saygılarımla. (Alkışlar)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Trabzon Milletvekilimiz
Sayın Şevket Arz'ın değindiği konularla ilgili, ben, bir kısa açıklama yapmak
istiyorum.
Tabiî, muhalefet
partisinin değerli milletvekilinin görüşü kendine aittir, saygı duyarız;ancak,
birkaç hususu vuzuha kavuşturmak gerekiyor.
BAŞKAN - Sayın Bakan, bir
dakikanızı rica edeyim.
Eğer kısa bir açıklama
yapacaksanız, yerinizden; ama, uzunca bir açıklama yapacaksanız, kürsüye
buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Yok, çok uzun değil, birkaç madde… Oraya da
gelebilirim.
BAŞKAN - Kürsüye gelin,
daha iyi; İçtüzüğe daha uygun.
Trabzon Milletvekili
arkadaşımız Şevket Arz'ın konuşması üzerine, Hükümet adına, Tarım ve Köyişleri
Bakanımız Sayın Mehdi Eker'e söz veriyorum.
Buyurun Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Trabzon Milletvekili
Sayın Şevket Arz'ın biraz önce burada maddeyle ilgili olarak yaptığı konuşmada
değindiği hususlarla ilgili bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim, bu nedenle
huzurlarınızdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle şu hususu
belirtmek istiyorum; geçtiğimiz günlerde Rusya Federasyonunun ülkemize karşı
uyguladığı yaş sebze ve meyve ithalat yasağıyla ilgili olarak bazı beyanları
oldu, onu açıklamak istiyorum.
Geçen hafta, burada, yine
muhalefet partimizin bir değerli milletvekili tarafından yapılan gündemdışı
konuşmada cevaplandırdığım gibi, bu hususla ilgili iddia edilen yazı
Bakanlığımızın kayıtlarına ulaşmış değildir; bunu öncelikle belirtmek
istiyorum.
O gösterdiğiniz yazı
bende de var Sayın Arz; ama, o yazı…
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Demek ki, ulaşmış.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) -Hayır, o yazı öyle ulaşmış değil; mugalata
yapmayalım.
Şimdi, o yazı, daha
sonra, iddia edildikten sonra, Bakanlığımız tarafından büyükelçilik vasıtasıyla
Rus makamlarından temin edilen bir yazıdır, Moskova Büyükelçiliğimize kuryeyle
teslim edildiği iddia edilen yazıdır; ama, Moskova'daki büyükelçiliğimizin
kayıtlarında böyle bir yazı yok; onu öncelikle belirteyim.
Burada şunu da belirtmek
istiyorum: Benden önce Tarım Bakanlığı görevini yapan arkadaşım, Değerli
Milletvekilimiz Prof. Dr. Sami Güçlü, başarılı ve hayırlı hizmetler yapmıştır.
Bu görev değişikliğinin bu olayla bir alakası yoktur; onu öncelikle belirteyim.
Demokrasilerde her zaman görev değişiklikleri mümkündür; bu, eşyanın tabiatı
icabıdır. Nöbet değişimidir. Dün o arkadaşımız vardı, bugün ben varım, bir
zaman sonra da bir başka arkadaşımız olacaktır. Bu son derecede doğaldır. Sayın
Bakanımızın bu işle ilgili olarak görevden alındığı hususuna katılmıyorum; bu
şekildeki bir beyana.
Yine, bir başka husus;
tabiî, birçok ürünlerle vesaireyle ilgili Sayın Arz'ın beyanları oldu; ama, ben
şunu söyleyeyim: Çay fiyatları, çay tabanfiyatından bahsetti Sayın Arz. Değerli
arkadaşım, tabanfiyat uygulaması, 2001 yılından bu yana, Türkiye'de yoktur.
Bunun adı tabanfiyatı değildir. Tabanfiyatı dersek yanlış yapmış oluruz, böyle
bir uygulama söz konusu değildir. Belirtilen, açıklanan fiyat, sadece, Çaykurun
kendi alım fiyatlarıdır. Bu, Toprak Mahsulleri Ofisi için de böyledir, diğer
tarımsal ürünler için de böyledir. Bunun adı tabanfiyatı değildir, o
kurumlarımızın, piyasadan kendi ihtiyaçları için almayı düşündükleri ve
uyguladıkları fiyattır.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - O
zaman, söz vermeyecektiniz Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Bir başka hususu söyleyeceğim; kimsenin, Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın cesaretinden de bahsetmeye,
bu manada, hakkı yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar) Sayın Tayyip
Erdoğan'ın cesaretini herkes biliyor. Sizin de bilmeniz gerektiğini düşünüyorum
Sayın Arz.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) -
Sayın Başbakan geçen yıl Trabzon'da açıkladı, bu yıl gidemedi Rize'ye.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Efendim, şimdi, bu şekilde, karşılıklı bir
konuşma benim tarzım değildir. Onun için, müsaade ederseniz, bu şekilde, ben,
size cevap vermeyeceğim.
BAŞKAN - Siz, konuşmanıza
devam edin Sayın Bakanım.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Ben, Yüce Meclise hitap etmeyi yeğlerim. Bu
hususlarda, ben, Yüce Meclise bilgi sunmayı, açıklama yapmayı gerekli gördüm.
Bu kanunun... Zaten, Sayın Arz'ın da belirttiği gibi, bu kanunla ilgili olumlu
düşünceleri olduğunu söyledi, kendisine de teşekkür ediyorum. Şahsıma da başarı
dileklerinden ötürü, onun için de şükranlarımı sunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Şahsı adına,
Muğla Milletvekili Sayın Fahrettin Üstün.
Buyurun Sayın Üstün. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla)-
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Tarım
Sigortaları Kanunu Tasarısının 18 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım.
Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Tarımda çokbaşlılığı bir
türlü gideremediğimiz, bu maddede de belli. "Havuzun çalışma usul ve
esasları Müsteşarlığın görüşü alınarak Bakanlık tarafından çıkarılacak
yönetmelikle, sigorta sözleşmelerinin tabi olacağı esaslar ise Müsteşarlık
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir" diyor ve primlerin ne
olduğu belirtilmiyor.
Bağ-Kur primlerini
ödeyemeyen vatandaş sigorta primlerini nasıl ödeyecek? Hükümet daha evvelden
bir uygulama yapıp Bağ-Kur primlerini düzenleyeceğini ve 18 aya yayacağını
söylemişti; fakat, Maliye Bakanının açıklamalarıyla bunun da gerçekleşmeyeceği
ortaya çıktı.
Yeni Tarım Bakanımıza ve
diğer bakanlarımıza yeni görevlerinde başarılar dilerim. Yeni bakan atamaları
aslında AKP İktidarının başarısızlığının kabulü ve tescilidir. Eğer AKP
İktidarı başarılı olmuş olsaydı -Sayın Bakan az önce bahsetti önceki bakanın
başarılı hizmetlerinden- bugün çiftçi kan ağlıyor olmazdı.
1980'lerden sonra ortaya
çıkan küreselleşme sürecinden herhalde en fazla darbe almış sektör tarım
sektörüdür. 1980'lerin ortalarında tarımsal alanda hizmet veren KİT'lerin
satılmasıyla başlayan süreç, tüm tarımsal desteklerin ortadan kaldırılmasıyla
devam etmiştir. Ancak, tarım alanında en yıkıcı politikaları AKP İktidarının
hayata geçirdiğini görüyoruz. Türkiye öyle bir siyasî anlayışla idare
edilmektedir ki, bu anlayış, attığı
adımların hiçbirinin sosyal boyutlarını düşünmeden adımlar atmaktadır,
Türkiye'nin yüzde 40'ını yok saymaktadır.
2003 yılında millî gelir
yüzde 5,9 oranında büyümesine karşın, tarım sektörü yüzde 2,5 oranında
küçülmüştür. Bu küçülme 2004 yılında da devam etmiş, bu yılın ilk çeyreğinde
tarım sektörü yüzde 7,5 oranında küçülmüştür ve daha sonra yıl sonunda bu oran
yüzde 12'lere çıkmıştır.
"Tarım reformu"
adı altında or taya konulan ve AKP İktidarının harfiyen uyguladığı politikalar
sonucunda, tarım kesimi, işsizlik sorunundan sonra Türkiye'nin en sorunlu alanı
haline bilinçli bir şekilde getirilmiştir. Eğer, Türkiye tarımını bir yerlere
getirmek istiyorsanız, 1980'den 2005 Mayısa kadar yapılanların tam tersini
yapınız.
AKP İktidarının tarım
kesimine yönelik söylemleri hep rafta kalmıştır. 2004 yılında doğal afetlerden
dolayı üretim güçlerini büyük oranda kaybeden çiftçimize yardım eli
uzatmadınız. 2 katrilyonun üzerinde zarar gören çiftçilere 52,5 trilyon ödemede
bulundunuz.
1980'lerden
sonra bilinçli olarak geri bırakılan hayvancılık sektörünün durumu da içler
acısıdır. Anadolu'yu dolaşanlar bilirler, her taraf metruk, yıkıntı haline
gelmiş besi çiftlikleriyle doludur. Besiciler bu haldeyken, Sayın Başbakan, 29
Mayıs tarihinde düzenlenen Tarım Şûrasında besicilere, kilogram başına 1 000
000 Türk Lirası et teşvik primi verildiğini söyledi. Oysa, et teşvik primi, 30
Eylül 2004 tarihinden itibaren kiloda 500 000 liraya düşürüldü, şimdi, o da kaldırıldı.
İşte, böyle bir Başbakan portresi.
Sayın Bakan göreve gelir
gelmez Bakanı bekleyen sorunlar:
Toprak Mahsulleri
Ofisleri kapatılmaya devam edilecek mi?
Meralar yapılaşmaya
açılacak mı?
Araştırma enstitüleri
kapatılmaya devam edilecek mi?
Elma, muz üreticileri,
yine kaderiyle baş başa mı bırakılacak?
Narenciye üreticileri kan
ağlayacak mı?
Fındık, soya, kanola ve
ayçiçeği üreticisi, kaderiyle yine baş başa mı kalacak?
Süt fiyatları düşerken ve
üretici parasını alamazken, seyretmeyi sürdürecek misiniz? Süt, sudan ucuz
satılmaya devam edilecek mi?
Haralar, ipekhaneler ve
hayvancılık araştırma kurumları tekrar açılacak mı?
Tarımsal üretim
içerisinde hayvancılığın payı yüzde 30'ların üzerine çıkarılacak mı?
Yem bitkilerine verilen
desteklemeler artırılacak mı?
SEK, yem fabrikaları, Et
Balık Kurumu faal hale geçirilecek mi?
Tütün ve şekerpancarı
kotaları kalkacak mı?
Doğuda ve Türkiye
genelinde zor durumda olan besi hayvancılığı nasıl canlanacak, boşalan ahırlar
nasıl dolacak?
Değerli arkadaşlarım, bir
bakanın söylediği, hükümeti bağlar mı?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Bağlar.
FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla)
- Başbakanın söylediği?..
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) -
Sen kendi konuşmanı yap!
BAŞKAN - Soru-yanıt
şeklinde konuşmayalım, Genel Kurula hitap edelim.
FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, 17 Aralıkta zeytincilikle ilgili bir panelde, bundan
önceki Sayın Tarım Bakanı "pamuk üreticisi, ekim yapmadan bütün primlerini
ve desteklemelerini alacak" demişti. Bugün, ne bitkisel yağ üretimi yapan
ne de pamuk üretimi yapan vatandaşlar, doğrudan gelir desteğin 10 000 000'u
alıp, 6 milyonunun kaldığı gibi,
primlerden hiçbir şekilde yararlanamamıştır. Sayın Başbakan…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım.
FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla)
- Toparlıyorum Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
Sayın Başbakan, Toprak
Mahsulleri Ofisinin 10 tona kadar buğday alımlarında peşin para ödeyeceğini
söyledi; 10 ton sonrası 1 ay vadeli demişti. 12 Haziran 2005'te Milas'ta 3 ton
buğday teslim eden üreticiye parası verilmezken, 1 ay sonra alacağı söylendi.
Satma ve kapatma
konusundaki hassasiyetleriniz devam etmektedir; kapatma ve satma anlayışınız
devam etmekte. Toprak Mahsulleri Ofisi ajanslarını -ki, o çiftçinin karagün
dostu dediğimiz Toprak Mahsulleri Ofisi ajanslarını- kapattınız. Köy
Hizmetlerini, Su Ürünleri Araştırma Enstitüsünü, Meyvecilik Araştırma
Enstitüsünü, Arıcılık Üretme İstasyonlarını, GAP İdaresini, Sağlık Bakanlığı
taşra teşkilatlarını, Çevre ve Orman Bakanlığı taşra teşkilatlarını, Kültür ve
Turizm Bakanlığı taşra teşkilatlarını, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı taşra
teşkilatlarını, Devlet Su İşleri taşra teşkilatlarını, Mandacılık Araştırma
Enstitüsünü, YÖK, kütüphaneler…
Satma anlayışınıza
gelince, Atatürk Orman Çiftliğini, ormanlarımız, hazine arazileri, okullar,
hastaneler, Tekel, TÜPRAŞ, SEKA, Et-Balık, Petkim, Telekom, köy meraları,
tersaneler, havaalanları, araç muayene istasyonları, demiryolları, TİGEM
arazileri, tarım kredi kooperatifleri… Yabancılara Mülk Edindirme Yasasıyla,
maalesef, vatan topraklarını sattınız.
Sayın Başkanım,
hoşgörünüzden dolayı teşekkür ediyor, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına,
Karaman Milletvekili Sayın Mevlüt Akgün; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
MEVLÜT AKGÜN (Karaman) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Tarım Sigortaları Kanunu
Tasarısının 18 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; bu
vesileyle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
tabiî, ifade edildi, tarım kesiminin yıllardan beri birikmiş önemli sorunları
var. Bu sorunların çözümü de, bir anda olacak, bir anda çözülecek sorunlar
değil; ancak, hükümetimiz, kısıtlı imkânlara rağmen bu sorunları ortadan
kaldırmak için yoğun bir mücadele içerisinde. En son Başbakanımızın açıkladığı
300 000 lira mazot desteği önemli bir destektir; bütçenin kısıtlı imkânlarına
rağmen tarıma verilen önemi göstermek için açıklanmış ve hayata geçirilmek için
yoğun çaba sarf edilen desteklerden biridir.
Bu sıkıntılar içerisinde,
özellikle, Anadolu'da, Ortaanadolu'da her yıl yaşanan, kuraklık gibi, don gibi,
dolu zararı gibi zararlar sebebiyle gerçekten çiftçimiz çok yoğun zararlar
görmektedir. Mesela, geçen yıl Karaman ve Konya bölgesinde elma üreticisi,
bahar aylarında meydana gelen don tehlikesi sebebiyle büyük oranda elma
ürününde zarar görmüştür. Bu zarar bu bölgede 50 trilyonun üzerinde bir rakamla
ifade ediliyor. Yine, bu yıl, yağmurun az olması ve kuraklık tehlikesi
sebebiyle, özellikle kıraç dediğimiz sulanmayan topraklarda ekilen buğday, arpa
gibi ürünlerde yüzde 50'ye, yüzde 60'a varan zararlar söz konusu. Yıllardan
beri bu tip zararlar sebebiyle çiftçimiz önemli miktarda ürün ve sermaye
kaybına uğramaktadır. İşte, Tarım Sigortaları Yasası çiftçiyi bu tür
zararlardan koruyacak, bu tür zararları ortadan kaldıracak, telafi edecek çok
önemli bir adımdır. Belki, yıllardan beri bekleyen bu yasa geçmiş hükümetler
döneminde çıkarılamamıştır. Ancak, İktidarımız, gerek Tarım Sigortaları
Yasasını hayata geçirmekle, daha önce bu Meclisin gündeminden geçmiş olan
lisanslı depoculuk gibi çeşitli yasalarla, çiftçinin zararını minimize etmek için
çıkarılan yasalarla ve az önce de ifade ettim, kısıtlı imkânlara rağmen
verilen, çiftçiye, üreticiye verilen desteklerle tarım kesimini desteklemek
için yoğun çaba sarf etmektedir. Bu kapsamda, Tarım Sigortaları Yasası da
önemli bir yasadır, çiftçiye önemli katkılarda bulunacaktır ve yine, ifade
ettiğim gibi, tabiî afet durumlarında çiftçiyi destekleyecek önemli bir
mekanizma olacaktır.
Bu kanunun
hazırlanmasında emeği geçen tüm yetkilileri ben tebrik etmek istiyorum ve
kanunun çiftçimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Madde üzerinde
konuşmalar bitti.
Soru-cevap bölümüne
geçiyoruz.
Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Bakanım, özellikle Anadolu'da yarıcılık ve icarla arazi
kiralayarak ve icarlık; ama, sözleşme falan yapmıyorlar. Genelde üreticilerin
çoğu, kendine ait arazi olmayan yerlerde üretim yapıyorlar; ama, ülke için bir
üretim yapıyorlar.
Bu yasada, özellikle
tapusu olmayan insanlarla ilgili, yarıcılık ve icarcılık konusunda açıklık yok.
Özellikle, buradaki temel, esas, ürün. Ürün olduğuna göre, üreten insan…
Bunlarla ilgili, bunlara sigorta yapılmasıyla ilgili, bilemiyorum, yasa çok
açık değil. Bu konuyu açıklığa kavuşturabilir miyiz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Burdur
Milletvekili Ramazan Özkan...
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakana sormak istiyorum.
Önce, Tarım ve Köyişleri
Bakanımıza, sayın meslektaşıma başarılar diliyorum.
Soruma gelince; kırsal
alan sosyal yardımlaşmadan, 50x4 ve 100x2 gibi damızlık düve projeleri,
Bakanlığımız tarafından yürütülmektedir. Ödenekleri ayrılmasına, yatırım
programına alınmasına rağmen, para, ilgili kooperatif adına sosyal yardımlaşma
vakfına gönderilemiyor. Gerekçede, ilgili kooperatiflerin SSK'ya, Maliyeye,
TEDAŞ'a borçları gösteriliyor. Bu alacaklılar devletimizin kurumları olmasına
rağmen, devletin, ilgili kooperatife çıkaracağı ve o kooperatif üyelerinin
ekonomilerinde bir iyileştirme yapacak bu durum, kendi kendini yok etmektedir.
Bu konunun aşılması için, Bakanlık olarak, Maliye, SSK ve TEDAŞ'la bir protokol
yaparak "kırsal alan sosyal yardımlaşmadan kooperatiflere ayrılacak
paranın kullanımına ipotek konamaz" ibaresinin, bir an önce, yasal bir
düzenlemeyle düzeltilmesini düşünür müsünüz? Şu anda, Burdur İli Büğdüz
Beldesinin 115x2 damızlık düve projesi hazırdır; fakat, kontrolörlerden
"borcu vardır" ibaresi Bakanlığa bildirildiğinden, parası, Burdur
Sosyal Yardımlaşma Vakfına gönderilememektedir, yani aktarılamamaktadır. Duruma
bir çözüm getirir misiniz? 115 vatandaşımız, Büğdüz kasabamızda, kırsal alan
sosyal yardımlaşma projesinin tamamlanmasını beklemektedir.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Kırıkkale
Milletvekili Sayın Halil Tiryaki.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Sayın Bakana sormak
istediğim nokta şudur: Ben, Tarım Bakanlığına bağlı olan Kırıkkale Keskin'deki
hindi çiftliği hakkında soru sormak istiyorum. Birbuçuk sene evvel, hindi
çiftliğinin kapanacağını, mahallî gazetelerimizde haber vermişlerdi. Kırıkkale
Üniversitesi, bu yerimize talip olmuştu; bu yerimize, Keskin İlçemize, bir
ziraat fakültesi okulu açacaktı, kira veya satın almakla. Tarım Bakanlığına
müracaat edilmişti ve Tarım Bakanlığı da buna evet demişti; ama, ne hikmetse…
Bu 2 000 dönüm içerisinde çok geniş binalar vardı. Burasının, birilerine peşkeş
çekildiğini gördük.
Sorum:
Bu yerin ihalesi ne zaman ve nerede yapıldı? Bu yerin sahibi kimdir? Bu yerin
kira süresi kaç sene, kira bedeli nedir? Keskin insanı tarım ve hayvancılıkla
geçinen insanlardır; Keskin'deki besicilerimize, belediye, şehir dışına çıkmaları
için baskı yapıyor; bu yer Keskin besicilerine verilemez miydi?
Saygılarımla.
BAŞKAN - Kırşehir
Milletvekili Sayın Hüseyin Bayındır; buyurun.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Sayın Başkan, ben de sizin aracılığınızla Sayın Bakanıma birkaç
soru soracağım.
Sayın Bakanım, malum,
Türk çiftçisi, son yılların en ağır koşullarında yaşam mücadelesi veriyor.
Ektiği, diktiği çok fazla para etmiyor. Geçen yılki buğday fiyatına bile bu
sene buğday fiyatını aynı oranda bile açıklayamadınız. Geçen yıl 300 000 000
lira olan gübre, bu yıl 600 000 000 lira; ama bunu buğdayın fiyatına
yansıtmadınız.
Sayın Bakanım, bu
tabandan sonra, size diyorum ki: 2004 yılı içerisinde 16 000 000 liradan
doğrudan gelir desteği muamelesi yaptınız; ama, 10 000 000 liradan ödeme
yaptınız. Bu aradaki 6 000 000 liralık farkı ödeyecek misiniz? Ödeyecekseniz
hangi tarihte?
Sayın Bakanım, yine bu
doğrudan gelir desteği muameleleri yapılırken, tarım il müdürlüklerinizde ve tarım
ilçe müdürlüklerinizde 10 000 000 lira ya da 5 000 000 lira bağış adı altında
-ben ona haraç diyorum- bir para alınıyor. Bundaki ölçü ne? Bu para nerede
kullanılıyor? Ve Sayın Bakanım, 1 dönüm yeri olan da 1 000 dönüm yeri olan da
aynı parayı veriyor. Bunun gerekçesini sizden rica ediyorum.
Şimdi, yine somut bir
sorum: Yer Kırşehir, İlçe Boztepe: Toprak Mahsulleri Ofisimizin ajans
müdürlüğünü Boztepe halkının elinden aldınız. Yeniden açacak mısınız? Burada,
bereketli Anadolu toprakları üzerinde Malya Çiftliğimiz var. Burası bir ova.
650 000 dönüm arazi var. Yoksa, aynı pancara koyduğunuz kotalar gibi, burada
da, Boztepe halkına, Kırşehir halkına, buğday alımıyla ilgili kota mı
koyuyorsunuz; çünkü, halk arasında, bu sene, buğdayın 30 000 tondan fazla alınmayacağı
söyleniyor. Bu doğru mudur?
Sayın Bakanım, bana ve
Türk çiftçisinin gözüne bakarak, yazılı olmadan, sözlerinizle cevaplandırmanızı
rica ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Mehmet
Eraslan, buyurun.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Aracılığınızla, Sayın Bakanıma iki soru
yöneltmek istiyorum.
Sayın Bakanım, az önce
kürsüde izah ettiniz, bu yaş sebze ve meyve ihracatıyla ilgili Rusya'yla bir
sorun yaşanıyor şu an. Antalya, İzmir, Muğla, Adana, Mersin, Hatay gibi
illerimiz, yaş sebze-meyve üreten insanlarımız, bu yörelerimiz, gerçekten çok
büyük, ciddî bir mağduriyet yaşadılar ve ekonomik zarara uğradılar. Sayın
Bakanımız, Rusya Devletinin yazışmaları Bakanlığa gelmedi, Bakanlıkta öyle bir
yazı, öyle bir talep yok dediler; doğrudur, olabilir; ama, bu işin sorumlusu
kim? Yani, hem ben merak ediyorum hem milletvekili arkadaşlarımız hem de
kamuoyu.
Sayın Bakanım, eğer bu
işin sorumlularını bizlere söylerseniz, bu noktada bizi aydınlatırsanız memnun
oluruz ve bu işin sorumluları; yani, bu kadar bölgemizi, illerimizi,
çiftçimizi, yaş sebze-meyve üreticilerimizi ciddî noktada sıkıntıya sokan,
ekonomik noktada zarara uğratan kurum ve kuruluşlar veya kişiler kim? Bunların
müsebbibi kim?
BAŞKAN - Soru soralım
lütfen. Soruya gelelim.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Soruyorum Sayın Başkanım. Soru soruyorum. Yani, müsebbip kim? Hangi kurum ve
kuruluştur veya hangi şahıslardır bu işin müsebbibi? Bunu soruyorum.
Bir de, kaçak hayvan
ithalatıyla ilgili, yine birsürü haber var, birsürü söylem, spekülasyon var
-öyle de diyebilirim ona- şu an birçok markette, birçok ilde satıldığı iddia
ediliyor. Bu konuda da bizleri aydınlatır mısınız?
Kaçak hayvan ithalatıyla
ilgili nasıl önlemler almayı düşünüyorsunuz veyahut nasıl önlemleriniz var?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Ahmet
Işık…
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Sayın Başkan, soru sorma süresi 10 dakika mı?!.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, Bakanın cevaplandırma
süresinden yediriyorsunuz; İçtüzüğü uygulamanız gerekir.
BAŞKAN - Doğru, doğru;
ona dikkat etmemişiz.
Tamam o zaman.
Ahmet Bey, uyarı doğru,
yerinde; size soru sorma hakkı tanıyamıyoruz.
Sayın Bakan, buyurun.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Sayın Bakan, 1 dakikada anlatamazsınız; yazılı cevap verin.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sayın Başkan, tabiî, arkadaşlarımız bu
soru-cevapta 5 dakika soru soracaklardı, 5 dakika ben cevap verecektim; ama, şu
anda sadece 45 saniye bir süre kaldı.
AHMET IŞIK (Konya) -
Hayır, 16 saniye kaldı.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- 5 dakika daha müsaade olur Sayın Bakanım.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Evet.
Şimdi, ama, bu, tabiî,
Meclisin çalışmasını bu şekilde olumsuz yönde etkiler. Bütün sorular benim
elimde; bunların, ben, hepsinin cevabını yazılı olarak sizlere takdim edeceğim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
kusur bizde; ama, telafi etmek de bizden.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) -Evet.
BAŞKAN - Arzu ederseniz
size süre tanıyabiliriz, sözlü de yanıtlayabilirsiniz.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Bravo, Sayın Başkan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. İçtüzüğün bana
verdiği hak ve yetkidir. Nasıl arkadaşlar İçtüzükteki haklarını o şekilde
takdir edip kullandılarsa, ben de yazılı olarak vermeyi yeğliyorum.
Teşekkür ederim.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Sayın Bakan, cevabın yok, cevabın!..
BAŞKAN - Bu arada, Sayın
Bakan, veteriner hekim mesleğinden gelen arkadaşlar, Tarım Bakanlığı mevkiinde
bir meslektaşlarını görmeye alışık olmadıkları için, hepsi sizi kutladılar;
ama, bu demek değildir ki diğerleri kutlamıyor; onların adına ben de
kutluyorum.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Bu arada bir
daha belirtiyorum. İçtüzükten gelen değişik maddelerdeki yetkilerime dayalı
olarak, eğer gerçekten arzu ediyorsanız, sözlü olarak da yanıtlamanız için süre
tanırım.
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Sayın Başkan, Sayın Bakan tercihini koydu; lütfen geçelim.
BAŞKAN - Tamam,
anlaşıldı.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, maddeyi oylarınıza sunuyorum…
MUHARREM KILIÇ (Malatya)
- Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Karar
yetersayısı arayarak maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Madde kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.
Geçici madde 1'i
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1.- Kurulda
görev alacak üyeler, ilgili kurumlar tarafından Bakanlığa bildirilir ve
Bakanlıkça Kurul üyelerinin görevlendirilmesi bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren en geç üç ay içinde yapılır.
Bu Kanunun yayımı
tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, Şirket kurulur.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteyenler; gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya
Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç; Sayın Muharrem Kılıç aynı zamanda şahsı
adına da söz istiyor. Biraz sonra, kürsüde, ona, iki hakkı birleştirerek 15
dakika söz vereceğim.
Şahsı adına söz isteyen
diğer arkadaşlarımız, Denizli Milletvekili Mehmet Yüksektepe, Adana
Milletvekili Recep Garip, Manisa Milletvekili İsmail Bilen.
Buyurun Sayın Muharrem
Kılıç.
Süreniz 15 dakika.
CHP GRUBU ADINA MUHARREM
KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; görüşülmekte olan Tarım
Sigortaları Kanunu Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve
şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Yalnız, sözlerime
başlamadan önce, ben de, Sayın Bakana yeni görevinde başarılar diliyorum.
Değerli arkadaşlar,
Cumhuriyet Halk Partisi olarak Tarım Sigortaları Kanununu çok önemsiyoruz.
Ülkemiz için çok geç kalmış bir kanundur. Ülkemiz çiftçisi tarım sigortası
olmadığı için çok büyük mağduriyetler yaşamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi
Hükümeti de bu kanun tasarısını önemsemişti; bunu şuradan anlıyoruz; acil eylem
planında bu tasarıdan söz ediliyordu ve bir yıl içerisinde çıkarılması gereken
kanunlar arasındaydı bu Tarım Sigortaları Kanunu; ancak, aradan ikibuçuk yıldan
fazla bir zaman geçtiği halde bu kanun tasarısını ancak görüşme imkânı
buluyoruz.
Değerli arkadaşlar,
yalnız, bu gecikmeden dolayı Türk çiftçisinin uğradığı zararlar had safhadadır. Sadece 2004 yılında meydana gelen doğal
afetlerden dolayı Türk çiftçisi 2 katrilyon liradan fazla zarara uğramıştır. Bu
zararın 303 trilyon lirası sadece Malatya'ya aittir. Tarım Bakanlığının daha
önce vermiş olduğum soruya karşılık vermiş olduğu cevabında Malatya ve
ilçelerinde don nedeniyle uğranılan zararın 301 trilyon lira olduğu belirtiliyor; yine, 2004 yılında iki
ilçemizde dolu sebebiyle meydana gelen zararın da 2,5 trilyon lira olduğu
apaçık yazılmış ve gönderilmiş. Bu nedenle, bu yasanın geç çıkıyor olması, acil
eylem planında belirtildiği gibi bir yıl içinde çıkarılmamasından dolayı Malatyamız,
Malatya çiftçimiz çok büyük zararlara uğramıştır. Malatya'da, 2004 yılında,
kayısının, yüzde 50 ile yüzde 100'ü oranında, belli ilçelere göre zararı söz
konusudur. Bu zararı, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdık, sorular
sorduk, konuşmalar yaptık; ancak, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı,
maalesef, bu sorunlara çözüm üretemedi.
Malatya'da tarım il
müdürlüğümüz, çiftçilerin bahçelerini gezdi, zararlarını tespit etti; ancak, bu
zararlar Tarım Bakanlığınca da kabul edildiği halde "2090 sayılı Tabiî
Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun gereğince
tüm tarımsal mal varlığının yüzde 40'ı zarar görmediği için, Malatya çiftçisine
yardım edemiyoruz" denildi; ama, Türkiye genelinde durum böyle mi oldu;
durum böyle olmadı değerli arkadaşlar; bazı bölgelerde yüzde 40'lık dilim,
sanırım, çok fazla araştırılmadı.
Aynı konumda olmasına
rağmen, Doğu Karadeniz Bölgesinde fındıktan dolayı uğranılan zararın bir kısmı
karşılandı. Biz karşılanmasın demedik; Trabzon'daki, Ordu'daki, Giresun'daki
çiftçiler de bizim çiftçilerimiz, onların da tüm zararı karşılansın. Ancak,
Partinizin ilk kelimesi adalet; adaletli olmak durumundaydınız, tüm çiftçilere
adaletli bir şekilde davranmak durumundaydınız. 2 katrilyonluk bir zarar söz
konusuydu Türkiye genelinde, sadece bir bölgeye -Samsun, Ordu, Trabzon, Giresun
İllerine sadece- 50 trilyonluk bir dilim ayrıldı bütçeden, hazineden, bu
dilimin de tamamı sanırım ödenmedi.
Değerli arkadaşlar,
Malatyamızın gelir kaynağının büyük bölümü kayısı; nüfusun yüzde 60'ı kayısıyla
geçinmekte; 50 000 aile, yaklaşık 250 000 kişi kayısıyla geçiniyor ve
Malatyamızın üretmiş olduğu bu kayısılar dünyaya ihraç ediliyor. Dünya
pazarındaki kayısının yüzde 87'si Türkiye'den pazarlanıyor. Bu yüzde 87'lik
dilimin de yüzde 83'ü Malatya kayısısıdır. Malatyamız, her yıl, 200 000 000
dolarlık bir katkı sağlıyor devlet bütçesine, devlet hazinesine. Bu kadar
önemli, bu kadar devlet hazinesine katkı sağlayan Malatya çiftçisine, 2004'teki
don felaketinden dolayı hiçbir şey yapılmadı, bu insanlar perişan edildi. Bu
insanlar, ürüne güvenerek mazotu borca aldılar, gübreyi borca aldılar, ilacı
borca aldılar, tarım kredi kooperatifine, Ziraat Bankasına borçları vardı.
Bunlara yardımcı olun dedik, bu kredileri öteleyin dedik; bu insanlar, 2005
yılı için, yeni mahsul için yine kayısıya hizmet edecekler dedik; bunlara kredi
sağlayın dedik; ancak, bunların hiçbiri gerçekleşmedi.
Değerli arkadaşlar,
çiftçinin uğradığı bu zarardan dolayı zararı sadece çiftçi çekmiyor; bunun en
büyük zararını Malatya esnafı görüyor. Bu hafta sonu Malatya'daydım. Bir
esnafımızın dükkânına gittiğimde, gübre satan, tarım ilacı satan bir esnaf
"eğer bu sene de kayısı para etmezse, kesin iflas ediyoruz" diyor;
2004 yılında çiftçiye verdiğini alamadı. Malatya çiftçisi, dürüsttür,
namusludur, borcuna da sadıktır; vermemesi, cebinde parası olup da, imkânı olup
da vermeme şeklinde değil; sadece, 2004 yılında tüm ürünü yok oldu; sıra geldi
2005'e. Şu anda 2005 yılındayız. Malatya'da, kayısımız, bu dönem için çok güzel
ürün veriyor. Gerçi, bu dönemde, bazı ilçelerimizde, dolu kayısıya zarar verdi.
Doludan dolayı bazı ilçeler etkilendi; ancak, yine, buna rağmen, rekolte çok
iyi olacak Malatyamızda.
Değerli arkadaşlar,
rekolte çok olacak da; ancak, bu rekoltenin Malatya çiftçisine fazla bir
katkısı olmayacak gibi gözüküyor; çünkü, 2004 yılında, kayısının tonu 2 500-2
700 dolara ihraç edilirken, daha henüz yeni kayısı piyasaya çıkmadığı halde, şu
anda, tonu 1 700 ile 1 800 dolar arasında. Peki ne oldu da, böyle, birdenbire
düştü bu kayısının fiyatı; çünkü, yabancı alıcılar, bizim ülkemizi bizden iyi
tanıyorlar. Yabancı alıcılar, bizim ülkemizde hangi ürünler bol, o ürünleri
üreten çiftçiler örgütlü mü değil mi, güçlü mü güçsüz mü, bizimle dişe diş
pazarlık yapabilir mi, bunun hesabını iyi yapıyorlar; yerli birkaç tane
tüccarla da anlaştıkları zaman, çok rahatlıkla, çiftçinin elindeki ürünü ucuz fiyata
kapatabiliyorlar. Bu nedenle, hükümetten, acilen bu soruna el atmasını
istiyoruz.
Değerli arkadaşlar,
dünyanın en gelişmiş ülkelerinde, tarım kooperatifçilikle kalkınır. Bu nedenle,
hükümetin kooperatifleri desteklemesi gerekir, köylülerin kooperatif şeklinde
örgütlenmesini desteklemesi gerekir. Bunun yanında, Malatyamızda Kayısıbirlik
var; Kayısıbirlik'in büyük ölçüde alıma geçmesi gerekiyor. Malatya'da üretilen
kuru kayısının en azından yüzde 20'lik dilimini Kayısıbirlik alacak durumda
olacak ki, o zaman, fiyat belli bir seviyenin üzerine çıksın. Malatya'da Kayısıbirlik
ilk kurulduğunda, yabancı alıcılar telaşlanmışlar, karşımızda güçlü bir üretici
birliği var; bunlarla karşılıklı pazarlık yaparak alacağız, bu nedenle gerçek
değerini vermemiz gerekir demişlerdi; ancak, zaman içinde, birliklere
hükümetlerin desteği azaldı ve birlikler gerekli alımları yapamayınca,
vatandaş, tüccarın ve yabancı alıcıların insafına terk edilmiş oldu. Bu
nedenle, değerli arkadaşlar, hiç olmazsa, Malatya'da en büyük alıcı konumunda
olan Kayısıbirlik'e hükümetin acil destek vermesi şart. En azından 30
trilyonluk bir kaynak aktarıldığı takdirde, Malatya'da üreticinin yüzü nispeten
gülecektir.
Değerli arkadaşlar,
Malatyamızda kayısının durumu böyle; peki, Malatya'daki diğer üretim alanları
ne oldu; Malatya'da tütün ekimi vardı şimdiye kadar; ancak, bu sene, 2005
yılında Malatya'da bir tek çiftçi tütün ekmedi; çünkü, Tekel, Malatya'da tütün
alımını yasakladı, tütün alım merkezlerini kapattı. Biz sorduk "biz
yasaklamadık, tütün ekebilirsiniz" diyorlar. "Peki, tütün ekebiliriz
de, alacak mısınız?" "Hayır, almayacağız." Peki, kime satacak?!
Kaçak mı satsın?! Kaçak satınca da, cezaî müeyyidesi var. Köylüleri suç
işlemeye teşvik mi edeceğiz?!
Değerli arkadaşlar, bunun
yanında, bu sene tütün ekilmedi; köylünün elinde, geçen seneki tütünlerinden,
kota fazlası olan bir grup tütünü var; her birinin elinde 200 kilogram, 300
kilogram, 400 kilogram, 500 kilogram tütün kaldı. Peki, bu tütünler ne olacak?!
Defalarca, Yaprak Tütün İşletmelerine başvurduk "önce bu sezonun
tütünlerini alacağız, ondan sonra da, kota fazlası tütünleri alacağız"
dediler; ancak, bugüne kadar bir alım söz konusu olmadı. Almadılar da ne yaptılar;
yine, bu hafta sonu köyleri gezerken, bir de, vatandaşın Bağ-Kurla başının
belada olduğunu gördük. Vatandaş, 200 kilo tütün vermiş de olsa Tekele,
otomatikman vatandaşı Bağ-Kurlu yapmışız. Şu anda, elimdeki bir belgeye
bakıyorum, Ali Durmuş adında bir vatandaşın, ki, o köyde ve diğer köylerde,
Battalgazi'de, Kuşdoğan'da, yine Malatya'nın tütün eken pek çok köyünde her
çiftçinin 9 milyar, 10 milyar, 15 milyar Bağ-Kura borcu var. Kendisi Bağ-Kura
üye olmamış; ama, 200 kilo tütün sattı diye otomatikman vatandaşı Bağ-Kura üye
etmişiz, ondan sonra da primini ödemedin diye vatandaşı borçlu ilan ediyoruz.
Yarın, vatandaşın evine, buzdolabına, çamaşır makinesine, evindeki
televizyonuna Bağ-Kur haciz koyarsa hiç şaşırmayalım.
Değerli arkadaşlar, tütün
öyle; pancar ayrı bir olay. Malatyamızda her yıl büyük ölçüde pancar ekimi
oluyordu; kota sebebiyle yıllık 400 000 ton olan pancar üretimi şu anda 200 000
tonun altına düştü. Peki, ne olacak arkadaşlar; kayısı elden gidiyor, olsa bile
para etmiyor veya dolu vuruyor, dona mahkûm oluyor; tütün elinden alındı;
pancar ekemeyecek; bu çiftçi ne yapacak?! Bu çiftçiye hükümetin, devletin,
mutlaka bir çözüm üretmesi gerekiyor.
Değerli arkadaşlar,
Malatyamızda çok geniş tarım alanları var, Arguvan Ovası var, Yazıhan Ovası
var, bunlarla ilgili sulama projeleri var…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
MUHARREM KILIÇ (Devamla)
- Bu hükümet döneminde Malatyamızdaki baraj alanları da gözden çıkarıldı. Şotik
Barajına her yıl ayrılan para 1 milyar, Boztepe Barajına her yıl ayrılan para 1
milyar.
Değerli arkadaşlar, böyle
komik rakamlarla bu barajların bitmesi mümkün mü?! Bu barajlar bitmezse, su
toplanmazsa, bu ovalar sulanmazsa, ülkemizin kalkınması nasıl olacak?! Sürekli
dışarıdan borçlanarak, borç politikasıyla bu ülkeyi nereye götürebiliriz?!
Değerli arkadaşlar, bu
nedenle, hükümetin, büyük ölçüde oy aldığı köylüleri gözden çıkarmaması
gerekiyor; yoksa, köylüler de hükümeti gözden çıkarır. Büyük ölçüde, şu anda
çıkarmış da. Çünkü, köylü, büyük bir umutsuzluk içinde; köylü, büyük perişanlık
içinde. Köylüye el atmak zorundayız.
Değerli arkadaşlar,
köylüyü, sadece bir tüccar mantığıyla değerlendiremeyiz. Tarım, her ülkenin
stratejik bir alanıdır. Belki makine olmadan, diğer alanlar da, tekstil olmadan
yaşanabilir; ancak, tarım üretimi olmadan, hayvancılık olmadan, ziraat olmadan
bir ülkenin yaşaması mümkün değil. Bu nedenle, tarım alanında yaşayan
insanlarımıza, köylülerimize sosyal bir devlet olarak elimizden gelen tüm
katkıyı yapmak zorundayız.
Bu düşüncelerle, bu
yasayı olumlu buluyoruz; yalnız, şunu da belirtmek istiyorum: Bu yasada,
çiftçilerimizin bu tarım sigortasından faydalanması için primin büyük ölçüde
devlet tarafından yatırılması gerekir ve bunun, en azından, yüzde 60-70
civarında olması gerekir.
İkinci bir husus da, bu
destekten sonra, bunun, hem öneminin hem yararının eğitim yoluyla vatandaşımıza
izah edilmesi gerekir ki, ondan sonra, vatandaşımız gerektiği şekilde bu
sigortadan faydalansın. Zaten, vatandaşlarımız bu tarım sigortasından
faydalandıktan sonra, herhangi bir afet sonucunda sigorta bunların ürünlerini
karşıladığı zaman, devlet desteği azaltsa bile, o vatandaş evindeki ineğini de
satar, mutlaka, o sigortanın primlerini öder.
Bu düşüncelerle, Yüce
Heyete saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, şahsı adına Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Yüksektepe söz istemişlerdir.
Süresi 5 dakikadır.
Sayın Yüksektepe'nin
konuşmasından sonra saat 20.00'ye kadar yemek arası vereceğim.
Buyurun Sayın Yüksektepe.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
MEHMET YÜKSEKTEPE
(Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 879 sıra
sayılı Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesiyle ilgili
olarak şahsım adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün
burada görüşmekte olduğumuz Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısı, hepimiz
bilmekteyiz ki, yıllardan beri birçok hükümetin parti programlarında, hükümet
programlarında yer almış, birçok tarım bakanının hayalinde olan, rüyasında olan
ve milyonlarca çiftçimizi gece gündüz heyecanlandıran bir düzenlemedir. Bundan
dolayı, bu yasanın bugün burada görüşülmesine sebep olan başta Tarım Bakanlığı
bürokratlarımıza, bundan önceki Tarım Bakanımız Sayın Prof. Dr. Sami Güçlü
Beyefendiye ve şimdiki Bakanımız Mehdi Beye de teşekkür ediyorum; çünkü, bu
yasayla ilgili çalışmalarda çok büyük emekleri oldu.
Değerli arkadaşlar, her
canlı doğal afetlerle karşı karşıyadır; bu canlının gücü, bütçesi ne olursa
olsun, isterse tekhücreli bir canlı olsun isterse bir zürafa olsun veya 250
metre yüksekliğindeki bir ağaç olsun. Dolayısıyla, doğada her canlı bir doğal
afetle karşı karşıya olduğu için, maalesef, köylümüzün, çiftçimizin geçim
kaynağı olan tarım da doğal afetlerle karşı karşıya.
Değerli arkadaşlar,
burada çok şey konuşuldu, çiftçimizin problemleri, köylümüzün problemleri
konuşuldu. Şu çok iyi bilinmelidir ki, AK Parti, AK Parti Hükümeti, tarımı
geleceğimiz için olmazsa olmaz olarak görmüştür ve bu ikibuçuk üç yıllık süre
içerisinde de, birçok destekle, çiftçimizin, köylümüzün yanında olmuştur, ona
sıcak elini uzatmıştır. Tarlasına gönülsüz giden, ümitsiz giden köylümüze
tekrar yeni bir heyecan gelmiştir. Gerek ürün desteğinde gerek mazot desteğinde
gerek doğrudan gelir desteklerinde gerek kooperatiflere yapılan desteklerde
gerekse tarım kredilerinin faizlerinin indirilmesinde ve toplamda kullanılan
kredilerin artırılması gibi birçok konuda ciddî destekler sağlanmıştır. Bu
yeterli midir; elbette yeterli değildir; ama, şu çok iyi bilinmelidir ki, AK
Parti Hükümeti, başta Sayın Başbakanımız ve bakanlarımız olmak üzere,
köylümüzün, çiftçimizin, tarımımızın problemini bilmektedir, bunun farkındadır
ve bu problemleri çözmek için de, gece gündüz demeden, hep birlikte
çalışmaktayız. İnanıyorum ki, en kısa sürede bu problemler çözülecektir.
Tabiî, burada günah,
burada suç, burada kusur kimde; elbette ki AK Parti Hükümetinde değil; bundan
önceki dönemlerde, tarımı iyi yönetemeyenlerde, tarım politikalarını iyi
planlayamayanlarda, tarımda eğitim, teknoloji ve pazarlama noktasında ciddî
hedefler, ciddî planlamalar uygulayamayanlarda.
Değerli arkadaşlar, bu
yasa Türkiye'de bir ilk dedim. Bu anlamda çok önemli bir yasa. Bildiğiniz gibi,
daha önceden, 2090 sayılı, afetlerle ilgili bir yasa vardı, her birimizin
bölgesinde, zaman zaman, doğal afetlerle karşı karşıyaydık ve bu afetlerin
giderilmesi, bu zararların giderilmesi noktasında da değişik raporlar
çıkarıyorduk.
Geçtiğimiz mayıs ayı
sonunda, Denizli'de, hem kuraklıkla ilgili hem de dolu felaketleriyle ilgili,
yine sıkıntılar yaşadık. Burad an, tüm Denizlili vatandaşlarımıza, afetle karşı
karşıya kalan vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum.
İşte, bu tür felaketlerin
giderilmesinde, bundan sonra, bu yasayla birlikte, taşın altında hem
devletimizin eli olacak hem de çiftçimizin, köylümüzün eli olacak.
Değerli arkadaşlar, bu
noktada söylenecek çok şey var; ama, zamanımız da bir hayli ilerledi.
Ben bu vesileyle, tekrar,
bu yasada emeği geçen arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Saat 20.00'ye
kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.01
Açılma Saati: 20.00
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK
(Çanakkale)
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci
Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
879 sıra sayılı kanun
tasarısı üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
2.- Tarım
Sigortaları Kanunu Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/865) (S. Sayısı: 879) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?...
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Geçici madde 1 üzerindeki
konuşmalar tamamlanmıştı.
Şimdi, soru-cevap
işlemine başlıyoruz.
Sayın Ekmekcioğlu,
buyurun.
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Bildiğiniz gibi tarımsal
üretimin en önemli girdilerinden mazot, bugün, 1 960 000 TL'dir. Geçen yıla
göre, yaklaşık 500 000 lira artış var. Son bir yıl içinde, köylünün kullandığı
tüm girdilerin fiyatlarının arttığı, bütün tarımsal ürünlerde fiyat azalmaları
yaşandığına göre, mazota verilen 300 000 Türk Lirası destek, köylünün derdine
derman olabilir mi? 500 000 lira zam, 300 000 lira indirim; bu indirim,
kepçeyle alınanı, kaşıkla geri vermek değil midir? Ucuz mazotla ilgili,
bütçeden kaynak aktarıldı mı? Ucuz mazotla ilgili hükümet kararnamesi
yayımlandı mı?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN- Teşekkür ederim
Sayın Ekmekcioğlu.
Sayın Işık, buyurun.
AHMET IŞIK (Konya)- Sayın
Başkan, teşekkür ediyorum. Ben de, vasıtasınızla Sayın Bakanımıza şu soruyu
yöneltmek istiyorum:
Sayın Bakanım, 2002,
2003, 2004 ve 2005 yıllarına baktığımızda, tarımsal kredi faizleri, doğrudan
gelir desteği, mazot desteği, hayvancılıktaki destekleme, tarım gönüllüleri
uygulaması, kooperatiflere sağlanan destek, prim ödemeleri gibi… 2002 ile
2003'ü, 2003 ile 2004'ü, 2004 ile 2005'i kıyasladığımızda, tarım sektöründe
gelinen nokta nedir, 2006'daki öngörünüz nedir? Özet bilgi olarak almak
istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN- Teşekkür ederim
Sayın Işık.
Sayın Bakan, buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Ekmekcioğlu'nun
sorusuna öncelikle cevap vereyim.
Şimdi, Sayın Başbakanımız
tarafından, mazot için litre başına 300 000 lira bir destek verileceği
açıklandı. Tabiî, doğrudur; mazot, tarımdaki çok önemli bir girdidir. Geçen
dönem içerisinde, bildiğiniz gibi, 58 inci Hükümet -AK Parti Hükümeti- göreve
gelmeden önce dünyada hampetrol fiyatları varil başına 10-15 dolar
civarındaydı; ama, geçen süre içerisinde sürekli bir artış kaydederek varil
başına 50 doların üzerine çıkmıştır, 50 dolara yaklaşmıştır, zaman zaman 50
dolar civarında teşekkül etmiştir. Tabiî, mazottaki esas artışın sebebi budur.
Ancak, AK Parti Hükümeti, verdiği sözleri, bugüne kadar olduğu gibi, bu konuda
da yerine getirmiştir. İktidara geldikten sonra, 2003 yılı ile 2004 yılı
içerisinde -daha önceden- çiftçilerimize, dekara 8 litre hesabıyla bir mazot
ödemesi yapılmıştır. Şimdi de, tekrar, Sayın Başbakanımızın açıkladığı
şekliyle, bir mazot ödemesi yapılacaktır. Bunun, şu anda hazırlıkları
yapılmaktadır.
Burada, Sayın
Ekmekcioğlu'nun özellikle bilgilerine sunmak isterim, tarımsal ürünlerde
kullanılan mazot, ürünler itibariyle farklılık arz eder; şekerpancarında ayrı
bir miktar mazot kullanırsınız, pamukta ayrı bir miktar mazot kullanırsınız,
hububatta ayrı bir miktar mazot kullanırsınız,
sebze meyvede ayrı bir miktar mazot kullanırsınız; bunların, her birinin
oranları farklıdır. Mesela, sebzede, 1 dekardaki ziraat için kullanacağınız
mazot miktarı 1,8 litre civarındayken, bu, pamukta 20 litreye çıkmaktadır;
yani, sürüm sayısı, tohumlama, sulama vesaire, bu tür faaliyetlerin her birinde
bu kullanılmaktadır.
Bununla ilgili olarak
çalışmalar son noktaya gelmiştir ve bu çalışmalar tamamlandığında, bunun
ödemesi yapılacaktır. Zaten, hangi tarih baz alınarak ödemenin yapılacağı da,
yine Sayın Başbakanımızın daha önce yapmış olduğu açıklamanın içerisinde yer
almaktadır.
Mazotla ilgili olarak,
benim, Sayın Ekmekcioğlu'nun sorusuna vereceğim cevap bundan ibarettir.
Sayın Işık'ın sorusu,
tabiî çok etraflı ve çok kapsamlı bir sorudur; iki bakımdan; bir, geçen zaman
içerisinde, özellikle 2000, 2001, 2002 yıllarında Türkiye'nin yaşadığı ekonomik
kriz bütün sektörleri olduğu gibi tarım sektörünü de çok olumsuz etkilemiştir.
Bu nedenle, burada, tabiî, detaylı bilgi vermek oldukça zordur, bütün sektörün
bütün parametreleri altüst olmuştur; ama, AK Parti Hükümeti göreve geldikten
sonra, Yüce Meclise sunduğu programla, millete verdiği vaatler doğrultusunda
çalışmalarını hızlandırmış ve geçen zaman içerisinde, 2003-2004 yılı
içerisinde, bütün bu sorunlu alanların her birinde ayrı ayrı icraatlar ortaya
koymuştur.
Şimdi, örnek olarak,
birkaç tane, size bilgi, rakam sunmak istiyorum; mesela, prim ödemeleri… 2002
yılında 186 trilyon lira prim ödenmiştir, 2003 yılında, AK Parti iktidara
geldiğinde bu 264 trilyona çıkmıştır, 2004 yılında 282,5 trilyona çıkmıştır,
2005 yılında bu rakam 600 trilyon olarak planlanmış ve ödemeleri buna göre
yapılmaktadır.
Biraz daha, eğer, detay
verirsek bu konuyla ilgili olarak, ürünlerin, mesela, pamuk ürünündeki prim
miktarı, sertifikasız pamuk ürününde 2004 yılında 90 000 lira/kilogram olarak
belirlenmiş, 2005'te bu 190 000 liraya çıkarılmıştır. Sertifikalı pamukta, 2004
yılında 99 000 lira kilogram başına verilmiş, 2005 yılında 228 000 liraya
çıkarılmıştır. Ayçiçeği 110 000 liradan 135 000 liraya çıkarılmıştır.
Sertifikasız soyada 115 000 liradan 140 000 liraya çıkarılmıştır. Sertifikalı
soyada 126 000'den 168 000 liraya çıkarılmıştır. Zeytinyağında 200 000 liradan
250 000 liraya çıkarılmıştır. Dane mısırda bu prim ödemesi yoktu. 2005 yılında
ihtiyaca binaen, üretimi teşvik etmek gayesiyle 25 000 lira, burada, yine,
çıkarılmıştır.
Şimdi, bizim, destekleme
konularında, yine, toplam tarımsal desteklemelerde, 2005 yılında, biz,
başlangıçta vaat ettiğimiz gibi, toplam destekler içerisinde doğrudan gelir
desteğinin payını giderek azaltıyoruz; yani, toplumun şikâyetleri dikkate
alınarak ve beklentileri doğrultusunda, doğrudan gelir desteğinin toplam
destekler içerisindeki payını biz tedricî olarak azaltırken, prim ödemelerini,
üretime, kaliteye, verimliliğe ve standarda dönük olarak prim ödemelerine ayırdığımız
miktarı, meblağı tedricî olarak giderek artırmaktayız.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Bakanım,
teşekkür ederim.
Saygıdeğer
milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.
Geçici madde 1'i
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Madde 19'u okutuyorum:
Yürürlük
MADDE 19.- Bu Kanunun 4
üncü maddesi yayımı tarihinden üç ay sonra, diğer maddeleri yayımı tarihinde
yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Türkân Miçooğulları;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA TÜRKÂN
MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım Sigortaları
Kanunu Tasarısının 19 uncu maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum;
hepinizi saygıyla selamlarım.
Bir yasanın
yapılmasından, bir yasanın yürürlüğe giriş tarihinden daha önemli olan o
yasanın uygulanış biçimidir, yerinde ve zamanında uygulanmasıdır.
Türkiye, geniş, verimli
toprakları, çok güzel kliması, çalışkan insanlarıyla tam bir tarım ülkesidir.
Bizim bu güzel yurdumuzda 11 000 çeşit bitki yetişir; bu yetişen 11 000 çeşit
bitkinin 3 100 tanesi sadece bizim ülkemize özgü, bizim ülkemizde yetişen
bitkidir. Tarım yönünden bu kadar özel olan bir ülkede eskiden bir evlek
toprağı olan bir çiftçi, çoluğunun çocuğunun geçimini sağlar, onları okutur,
onlara bakar ve rahat bir şekilde geleceğini güvence altına alırdı; ama, gelin,
görün ki, uzun yıllar sonunda köylü geleceğinden güven duymaz bir hale geldi.
Egede topraklar genelde
küçüktür; sulu ve susuz üretim yapılır. Susuz üretim yapılan yerlerde,
geçmişte, Egeye özgü, Türkiye'ye özgü çok güzel tütünler dikilirdi. Bu güzel
tütün, 1974 yılında, Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında, toprağı bol olsun,
Gümrük ve Tekel Bakanı Mahmut Türkmenoğlu'nun bakanlığı döneminde öyle para
etti ki, çiftçilerimiz, 1985-1987 yıllarında bile "Sayın Bakanım, hâlâ
bizim cebimizde sizin paranız var" diye seslendiler; ama, tütüne getirilen
kotalarla tütün üretiminden köylü vazgeçirildi, susuz üretim yapılan bu tarlalar…
Planlama olmaması nedeniyle hem köylülerimiz üretimsizliğe hem tarlalarımız
boşluğa sevk edildi.
Köylülerimiz, kendi
çabaları, gelenekleri, görenekleri ve geçmişten edindikleri birikimle bu susuz
üretim yapılan topraklarda üzüm yetiştirmeye, bağ yetiştirmeye başladılar. Bu
üzümlerin sofralık üzüm olarak satılmasından çok şaraplık üzüm olarak satılması
gelir getiriyordu; ama, siz, bu yıl şaraba getirdiğiniz yüzde 118 KDV'yle
şaraplık üzüm üreten bağcıyı bir çıkmaza soktunuz. Şarap üretimi yapan fabrikalar
üretimlerini azalttılar ve bağlar yeşermeye başladığı zaman, tam bağların
mazota ve gübreye ihtiyacı olduğu zamanda bağcılara verdikleri avansları
vermediler; çünkü, onlar da gelecekte ürettiklerini satamamanın kaygısı
içindeydiler ve üzümcü, bağcı ürettiği üzümü satamamakla karşı karşıya kaldı;
bağına vereceği gübrenin, bağını sürerken kullanacağı mazotunun parasını şarap
üreticisinden avans olarak alamadı.
Bu topraklarda yapılan
bütün bu uygulamalar, işsizliğe ve köylünün üretimden uzaklaşmasına neden oldu.
Zeytin, üzüm, incir, tütün, pamuk kan kaybediyor; köylü, âdeta mide kanaması
geçiriyor. Bunu hepimizin duyması, bunu AKP Hükümetinin duyması; bir an önce,
köylünün kan kaybetmesine çare bulması gerekiyor. Onbeş gün önce Ödemiş, Kiraz
İlçelerinde bir felaket yaşandı; yumruk büyüklüğünde, ceviz büyüklüğünde dolu
düştü; köylülerimiz, tüm mahsullerini, yetişmiş karpuzlarını, topraklarını,
ürettikleri ürünleri kaybettiler. Onlara hâlâ hükümetimizin eli uzanmış değil.
Uygulamasında birçok zorluk olan Afet Yasasına rağmen ve şimdi tarım
sigortasını çıkarmaya çalışmamıza rağmen, pratik olarak köylüye ulaşan,
köylünün derdine derman olan bir çaba yok.
Hemen onun ardından
Kemalpaşa'nın Ören, Bağyurdu, Çambel, Aşağıkızılca gibi Köylerinde, şimdi
sofralarınızda keyifle yediğiniz kirazlar, büyük bir felaketle karşılaştı. Biz,
arkadaşlarımızla, buraya incelemeye gittiğimizde, yağmur nedeniyle dallarında
çatlamış ve çürümeye yüz tutmuş kirazları gördük. Bu yöredeki kiraz rekoltesi
10 000 tondu geçmiş dönemlerde. Bu, şimdi dörtte 1'e düştü ve geçen sene 5 000
000 lira olan kiraz, bu sene, satılabilecek, ihraç edilebilecek ürün daha az
olmasına rağmen, 3 000 000 liraya düştü. Bütün bunları AKP Hükümetinin gördüğü
yok. Ayrıca, bu yağan yağmur ve dolu sırasında, bağlar, yaprakları, filizleri
ve üzümleriyle, çiçekleriyle yok oldu, âdeta kökleri kaldı. Şeftaliler yara
aldı. Kirazdan ettiğimiz zarar meydanda; ama, şeftaliden ve üzümden üreticinin
edeceği zarar, daha zaman içerisinde anlaşılacak.
Bunlara Tarım Sigortaları
Kanununun bir çözüm bulması mümkün değil, mümkün görünmüyor. Hükümetin eli de,
bir şekilde, bazı konuları zorlayarak buraya ulaşmıyor. Cumhuriyet Halk Partili
heyetler buraya gitti, incelemelerini yaptı, hatta AKP'li dostlarımız da gitti;
ama, hükümet henüz ulaşamadı. Köylülerimiz elektrik ve kredi borçlarının
ertelenmesini istiyor. Henüz çiçeği burnunda Bakanımızı bu konuda uyarıyor,
köylülerimizin elektrik ve kredi borçlarının ertelenmesi konusunda bir çaba
sarf etmeye davet ediyorum.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Erteledik ya!..
TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI
(Devamla) - Biz, bir tarım sigortası başlatıyoruz. Köylü, bu tarım
sigortasından alacağı devlet desteğini bilmiyor. Uygulanmakta olan Afet Yasası
köylünün derdine derman olamıyor. Peki, bu yıl emeğini ve ürününü kaybetmiş
olan köylüler ne yapacaklar? Bu köylülerin derdine kim çare olacak? Çiftçi,
köylü sizden destek bekliyor.
"Köylü, milletin
efendisidir" diyen Mustafa Kemal Atatürk'ün köylüsünün şimdiki durumunun
ne olduğuna bir göz atalım. OECD ülkeleri arasında en az destek alan çiftçi
bizim çiftçimiz. Son onbeş yılda dünyanın en fazla gelir kaybına uğramış
çiftçisi bizim çiftçimiz. Dünyanın en pahalı gübresini kullanan çiftçi bizim
çiftçimiz. Dünyanın en pahalı elektriğini kullanan çiftçi bizim çiftçimiz.
Dünyanın en pahalı mazotunu kullanan çiftçi bizim çiftçimiz. Hiçbir girdi için
destek almayan ve girdiler için enflasyon oranının çok üzerinde fiyatlar ödeyen
çiftçi yine bizim çiftçimizdir. Afetler karşısında en çaresiz çiftçi, en son
yaşanan örnekte olduğu gibi, maalesef, yine bizim çiftçimizdir. AB üyeliği
sürecinde en büyük haksızlığa uğrayan çiftçi yine bizim çiftçimizdir ve
ürettiği için cezalandırılan ve ürettiği için bugün açlığa mahkûm edilen çiftçi
yine bizim çiftçimizdir.
Sayın milletvekilleri, bu
hükümetin, köylü ve çiftçi için yapması gereken çok önemli şeyler var.
Geçenlerde, 17 Nisan nedeniyle, Millî Eğitim Bakanına, köy enstitülerinin
eğitime yapacağı katkı konusunda ne düşünüyorsunuz diye sormuştum. Millî Eğitim
Bakanımızdan gelen yanıt köy enstitülerinin miadını doldurduğu şeklindeydi. Bu
miadını dolduran köy enstitülerinde bir Ziraat Marşı vardı. O Ziraat Marşı
şöyleydi:
"Sürer, eker,
biçeriz, güvenip ötesine
Milletin her kazancı,
milletin kesesine.
Toplandık Başçiftçinin,
Atatürk'ün sesine."
Siz, köylüye 3 kuruş
vererek, karşılaştıkları afetlerde köylüyü yalnız başına bırakarak köylüyü
bitirdiniz, özelleştirme politikalarıyla işçiyi bitirdiniz, memur ve gençler
gelecekten umutsuz ve bu anlayışla, bu köy enstitülerinde söylenen Ziraat
Marşının sonunu "milletin her kazancı, milletin kesesine" noktasından
çıkarıp "milletin her kazancı, AKP Hükümetinin ve IMF'nin kesesine"
noktasına taşıdınız.
Sayın Başkan, biraz,
köylüye, işçiye, çiftçiye güven verelim. Biraz, onların geleceğine güvenle
bakmasını sağlayalım.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Miçooğulları, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI
(Devamla) - Teşekkür ederim.
Ayrıca, bundan sonra
hepimizin gideceği yer yine bu milletin kendisi. Önüne çıkacağımız, sınav
vereceğimiz nokta bu milletin, bu köylünün, bu işçinin kendisi. Hiç kimse, bu
ülkenin geleceğiyle ve kendi geleceğiyle ilgili Bush'tan ve ABD'den medet
ummasın. Gelin, bu toplumu germeyelim. Eğer bir gelecek umut ediyorsak bunu bu
halkımızda arayalım. "2007'de ne olursa olsun Çankaya'ya çıkacağız"
sevdasından vazgeçelim.
AHMET YENİ (Samsun) - O
işi bitirdik biz.
TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI
(Devamla) - Toplumu daha çok germeden, önce kendi hesabımızı verelim. Ortamı
germeyelim. Yüzde 35 oyla bu insanların geleceğini ipotek altına almayalım. Ben
inanıyorum ki, siz bu anlayışla giderseniz arifeyi görürsünüz; ama, bayrama
ulaşamazsınız. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) - Ona
halkımız karar verecek.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Miçooğulları.
Şahsı adına Antalya
Milletvekili Nail Kamacı…
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, grupları adına veya şahsı adına konuşacak milletvekili
arkadaşlarımıza konuşmalarını tamamlamaları için sadece 1 dakikalık eksüre
vereceğim; mikrofon kendiliğinden kapanacaktır.
Bilgilerinize sunarım.
ERDAL KARADEMİR (İzmir) -
Sayın Başkan, neden bu kadar katısınız?!
BAŞKAN - Sayın Kamacı
buyurun.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 19 uncu madde üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Geçen konuşmamdan sonra
Sayın Bakanın burada konuşmaları vardı; onlara birkaç şey eklemek istiyorum.
Biliyorum ki, bu konuda da çok bilgisi vardır; ama, ben bir eksikliği gidermek
için burada söz almış bulunuyorum. Aynı zamanda da, Rusya'ya yapılan ihracatın
durmasından sonra, Sayın Başbakan geçen gün Antalya'daki açılışlarda "bu
konuda hepimizin kabahati var" dedi. Yani, kabahati olanlar olabilir; ama,
bence üreticilerde bu konuda hiç kabahatin olmadığını söyleyebilirim; çünkü, bu
konudaki en büyük kabahat yürütmenindir. Nasıl yürütme zaman zaman kendilerine
göre başarılı oldukları konularda "ben başarılıyım" diyebiliyorsa,
bence sorumluluklarını da zaman zaman üstüne alabilmeli; çünkü, yürütmenin
kudreti buradan belli olur.
Değerli arkadaşlar, geçen
günkü konuşmamda, bu konuşmalarımızın belli noktaya kadar olabileceği ve belli
noktadan sonra, imza attığımız uluslararası sözleşmelerin geçerli olduğunu
söylemiştim. Sayın Bakanım da, Cenevre'de görüşmelerin devam ettiğini; ama, en
son Hong Kong'da bunun sonuçlanacağını söylemişti. Ancak, ben, 1986-1994 dönemi
arasında Uruguay'da yapılan toplantılar sonucunda tarımla ilgili alınan
kararların bir kısmını burada açıklamak istiyorum.
Uruguay müzakereleri
sonunda üzerinde uzlaşmaya varılan önemli konulardan birisi de, tarımın, Dünya
Ticaret Örgütü kapsamına alınması olmuştur. Üye ülkeler tarım ürünlerinde
pazara girişte, yani, ithalatta uyguladıkları tarifeleri indirecekler. Bu,
alınan karardır.
İç üretimdeki destekleri
ve ihracatta uyguladıkları teşvikleri azaltacaklardır. Nasıl bugün Türkiye'deki
destekleri, buğdayda ve diğerlerinde azaltıyorsak, bu, sadece buranın
iradesinden kaynaklanmıyor; bu, 1986'dan 1994'e kadar gelen süreç içerisindeki
yapılan uygulamaların sonunda alınan kararlar gereğince oluyor.
Aynı şekilde, bundan,
tarım ürünleri üretim ve ticaretindeki iktisadî faaliyetlerin serbest rekabet
şartları altında yürütülmesi amaçlanmaktadır. Yani, diyorlar ki: Koruma
duvarlarını kaldıracaksınız, tarım ürünlerinin serbest piyasaya girmesi için
gümrük duvarlarını indireceksiniz, biz de istediğimiz gibi Türk piyasasına
girebileceğiz.
Pazara girişte, yani,
ithalattaki tarife oranları da gelişmiş ülkelerde altı yıl içerisinde yüzde 36,
gelişme yolundaki ülkelerde on yıl içerisinde yüzde 10 civarında aşağıya doğru
indirilecektir. Bu, sizin aldığınız karar değildir, Dünya Ticaret Örgütüne üye
olan ülkelerin uygulamak zorunda olduğu şartlardır. Bu şartları
uygulayamayacağız deme şansınız hiç yoktur. İndirimde esas alınacak tarife
oranları ise, her ülkenin 1986 yılındaki ithalata uyguladığı tarife sistemleri
olacaktır. Ticareti bozucu iç desteklerdeki indirim oranları ise, gelişmiş
ülkelerde altı yılda yüzde 20, gelişme yolundaki ülkelerde on yılda yüzde 13,3
olacaktır.
İhracat sübvansiyonları,
bütçe harcamalarını ve sübvansiyondan yararlanılan ürün miktarlarını azaltma
şeklinde uygulanmaktadır. Buna göre, gelişmiş ülkeler, altı yıl içinde, bütçe
harcamalarını yüzde 36, sübvansiyondan yararlanılan ürün miktarlarını yüzde 24
oranında azaltacaklardır. Gelişme yolundaki ülkeler ise, sırasıyla, on yılda,
yüzde 24 ve yüzde 14 nispetinde azaltacaklardır.
Değerli arkadaşlar, 11
dalda uygulanmakta olan, şu anda taahhüt ettiğimiz bu anlaşmalardan eğitim
alanındaki anlaşmayı söyleyeyim. Bu ülkede iki türlü eğitim sistemi var; bir
devlet okulları, bir özel sektör okulları var. Diyorlar ki, devlet okullarında
bugün devlet profesörün parasını veriyor, okulu yaptırıyor, hademenin parasını
veriyor; ama, özel okullarda bütün hepsini biz yapıyoruz. O anlamda, bir
öğrenci, devlet okulunda 1 000 000 liraya mal oluyorsa, özel okullarda 10 000
000 liraya mal oluyor. O yüzden, ya siz de öğrenci harçlarını artıracaksınız ya
da bize destek vereceksiniz diyorlar. Geçen yıl burada çıkarılmış olan 10 000
öğrencinin özel okullara gönderilmesinin temelinde yatan gerçek budur. Yoksa,
öğrencileri daha iyi okullarda okutmak anlamında değildir. O, diğer özel
okullara bir teşvik anlamındadır değerli arkadaşlar. Bu, sağlık uygulamalarında
da aynı şekildedir; çünkü, siz, devlet olarak hastane yapıyorsunuz, hastanede
çalışan doktorlara maaşını veriyorsunuz, hemşirelere parasını veriyorsunuz;
ama, özel hastaneler bunları kendi kaynaklarından giderdikleri için, şimdi
SKK'lı hastaları özel hastanelere göndermek zorunda kalıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kamacı,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
NAİL KAMACI (Devamla) -
Bu uygulama sadece size ait değildir. Bunu açıkça söyleyeyim. Geçen günkü
konuşmamda da bunu söylemiştim. Yani, bunun karşısında duracak sadece iktidar
değildir; hep beraber durabilirsek, bir noktaya varabiliriz, bir amaca
ulaşabiliriz dedim. Yani, bunda hiç kimseyi ayrı ayrı suçlamıyorum; ama, gerçek
şu ki, bundan sonraki uygulamalar daha da kesin ve kati olacaktır. Dünya
Ticaret Örgütü, 2005 yılında, bütün ülkelerdeki -eğer özel sektör varsa- özel
sektörlere, başka ülkelerden herhangi birisi gelip, bu ülkede veya başka bir
ülkede yatırım yapabilecektir. Bunu durduramazsınız, bunu durdurmaya gücünüz
yetmeyecektir; ancak, Hong Kong'da yapılacak olan çalışmalara karşı koyabilirsek,
tarımı belki kurtarabiliriz diye düşünüyorum, hepinize saygılar, sevgiler
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kamacı.
Madde üzerinde, şahsı
adına, Konya Milletvekili Sayın Özkan Öksüz.
Buyurun Sayın Öksüz. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Tarım Sigortaları Kanunu
Tasarısının 19 uncu maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum;
hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Tarım Sigortaları
Kanunuyla, çiftçilerimiz doğal afetler karşısında sahipsiz ve çaresiz kalmaktan
kurtulacaklardır. Doğal afetlerden kaynaklanan zararlar, oluşacak tüm imkânlar
çerçevesinde karşılanacak, hiçbir iktidar tarafından bugüne kadar el atılmayan
bir sorun tarihe karışmış olacaktır.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
İnşallah!..
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) -
Arkadaşlar, 58 inci ve 59 uncu hükümetler zamanında, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığımızca, çiftçilerimizi birhayli ilgilendiren 7 tane kanun şu anda
yürürlüğe girmiştir. Bunlardan bazıları; Mera Kanunu, Gıda Kanunu, Üretici
Birlikleri Kanunu, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Kanunu, organik tarım, at
yarışları, ıslahatçı haklarla ilgili kanunlar ve bunlarla birlikte yolda olan,
en önemlisi tarım kanunu ve toprak kanunu da, inşallah, en kısa zamanda
Meclisimiz tarafından kanunlaştırılacaktır. Çıkarılan bu kanunlar, çıkarılış
amaçlarına uygun olarak uygulanmaya başlandı.
Çiftçilerimiz, CHP'li
arkadaşlarımızın dediği gibi değil, üretime dönüyor arkadaşlar. Bakın, bir
zamanlar "karasabana dönüş" diye başlıklar görürdünüz gazetelerde;
ama, şu andaki rakamlara bir bakalım, acaba, karasabana mı dönüş var, traktöre
mi dönüş var.
NECATİ UZDİL (Osmaniye)
-Traktörü vadeli alıp peşin satma var!
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) -
Bakın, daha önce, 2003 yılında 6 300 traktör satılmıştı, 2004 yılında 30 000
traktör satıldı arkadaşlar. Bu gösteriyor ki, artık, çiftçilerimiz tarıma
dönüyor ve tarıma katkıda bulunuyor.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Şu anda çiftçi mutlu mu?!
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) -
Bakın, elektrik borçlarını yeniden yapılandırdık; birikmiş borçlarını yeniden
yapılandırdık. 6 katrilyonu aşan bir destek verildi çiftçilerimize. Kredi
faizleri düşürüldü ve bugün, Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifleri
aracılığıyla, çok düşük faizle, 2,5 katrilyona yakın bir kredi
kullandırılmıştır. Ucuz tohumluk dağıtıldı; sertifikalı tohumculuk diyoruz.
Ürün bazında verilen destekler çoğaltıldı. Düşünün, buğdaya, arpaya, yulafa destekler
verildi. Süt ve besi hayvancılığı desteklendi, 40 000'e yakın inek dağıtıldı ve
şu anda, Türkiye'de günlük 1 000
tonun üzerinde süt verimi sağlandı ve bu artış, arz-talep meselesidir
arkadaşlar. Şu ana kadar Türkiye'de süt yoktu, şu anda süt bolluğu var ve bu,
hükümetin dağıtmış olduğu verimli inekler sayesinde olmuştur.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Şu sütleri satmanın bir yolunu da bulsak iyi olur!
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) -
Sertifikalı tohumlukta ve fidanda KDV yüzde 18'den yüzde 1'e indirildi
arkadaşlar.
Tarımsal gayri safî millî
hâsıla, 2002 yılında 32,9 katrilyonken, 2003 yılında 42,1 katrilyona
yükselmiştir. Bunlar büyük rakamlardır.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Çiftçinin sorunu bitti mi?.. Çiftçi mutlu mu?..
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) -
2001 yılında 40-50 kooperatife destek veriliyordu, şu anda 304 kooperatife
destek veriyoruz arkadaşlar. Bu, AK Parti Hükümetinin çiftçiye ne kadar önem
verdiğinin bir göstergesidir. Diğer hükümetler zamanında 30-40, şu andaki
hükümet 304 kooperatife destek vermektedir.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Onları bir de Kırşehir'de anlat!
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) -
Anlatıyoruz, anlatıyoruz.
Hayvansal desteklere
gelince: Arkadaşlar, AK Parti Hükümeti geldiğinden beri hayvansal destekleri de
vermek istiyorum: 2002 yılında 75 trilyon, 2003 yılında 126 trilyon, 2004
yılında 209 trilyon. 2005 yılında, kooperatiflerle birlikte 900 trilyonluk
destek verilecek. Bu, hiçbir hükümet zamanında verilmemiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Öksüz,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) -
2004 yılı itibariyle, tarım ürünü ihracatımız 6,4 milyar dolara yükselmiş ve
500 000 000 fazlalık vermiştir. 2002 yılında, özel sektörün tarımsal yatırımı
1,9 iken, 2004 yılında 3,4'e yükselmiştir; yani, özel sektörümüz de, şu anda,
AK Parti Hükümeti zamanında tarıma önem veriyor.
Bakın, bir örnek daha
vereceğim: Un ihracatında, şu anda, Türkiye, dünyada ikinci sıraya
yükselmiştir. Süneyle mücadele edilmiştir. Şu anda buğday ithalatı da
durdurulmuştur. Neden; kalite artmıştır. Süneyle mücadeleden dolayı, buğday
kalitesinden dolayı şu anda dışarıdan ithalatı da kıstık. Bunların hepsi
başarıdır.
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Sayın Öksüz, siz uzayda mı yaşıyorsunuz?!
ÖZKAN ÖKSÜZ (Devamla) -
Ülkemizin tarım alanında yeni bir enerjiye, yeni bir heyecana, yeni bir atılım
gücüne ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı AK Parti karşılayacaktır. Bunu böyle
bilesiniz.
Saygılar sunuyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Öksüz,
teşekkür ederim.
19 uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
20 nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 20.- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına İzmir Milletvekili Sayın Oğuz
Oyan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN
(İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri,
bugün, üçüncü haftasına giren bir tartışmayı noktalamak üzere buradayız.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Ne kadar engellesiniz de çıkacak!
OĞUZ OYAN (Devamla) -
Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısı hakkında son maddeyi görüşüyoruz. Bununla
ilgili şu tespiti yapmak istiyorum ilk olarak: Bir kere, Tarım Sigortaları
Kanunu Tasarısını desteklemek üzere, başından itibaren, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu buradaki tavrını sürdürdü; ama, bu vesileyle hem bu kanunun
eksikliklerini gündeme getirdi hem de bu vesileyle tarımın büyüyen sorunlarına
dikkati çekti, hükümete uyarı görevini yaptı. Bu son konuşmayla da bunu yapacağız.
Bir kere şunu söylemek
isterim: Getirilen tasarıların yarı mamul olarak gelmesi geleneği burada da
sürmüştür; 16 maddelik tasarı 20 maddeye çıktı. Belki madde sayısı 4 maddeden
ibaret denilebilir artış; fakat, içeriği bütünüyle değiştiren -ya da içeriği
önemli ölçüde değiştiren diyeyim- birtakım düzenlemeler getirildi, farklı bir
sistem oluşturuldu. Komisyonlarda katkılar yapılması yanlış bir iş değil; ama,
hükümetin, komisyonlara bu denli hazırlıksız gelmesi yanlış bir yasama
sürecidir ve bunun devam ettiğini görüyoruz.
Tasarıyla, hükümetin
teklif ettiği metin ile komisyondan çıkan ve bugün burada tartıştığımız metin
arasında, gerek sistemin ana kurumları, birincisinde olmayan bir kurulun ikinci
metinde, yani, komisyondan çıkan metinde ortaya çıkmış olması gerek sigorta
primleriyle ilgili havuzun oluşturulma biçimi, havuzun kaynak yapısına ilişkin
değişiklikler gerekse de şirketin ele alınış biçimi, bir şirket kurulması,
kurulan şirketin ayrıntılarıyla, kuruluş esaslarıyla belirtilmesi,
ayrıntılandırılması ve yetkilendirilmesi, farklı metinlerle karşı karşıya
olduğumuzu gösteriyor.
Bir kere, iki metin
arasında ortak bir nokta da var; o da 17 nci madde. Ortak nokta şu: Çok büyük
eksiklik burada dile getirildi. Tarım sigortası yaptırmayanlara, bu süreç
içinde, en azından, bir geçiş süreci içinde böyle bir sigorta kavramıyla
tanışmamış olanlara, hiçbir şekilde, ne mevcut yapıda var olan sistemden
yararlanma, yani, tabiî afetlerden zarar gören çiftçilere yapılacak
yardımlardan yararlanma imkânı getiriliyor ne de bu mevcut sigorta sistemi
içine girmesine izin veriliyor. Bu 17 nci madde, bu şekliyle, Türkiye'de,
çiftçinin korunmasını Allah'a havale eden bir yapıdadır. Bundan sonra, artık,
çiftçi, ya piyasa sistemi içine girecektir ya da bütün zararı, ziyanı -devletin
hiçbir şekilde el atmadığı biçimde, kendi kaderiyle baş başa kalacak biçimde-
yüklenecektir.
Değerli arkadaşlarım,
burada getirilen sistemin ana eleştireceğimiz bir başka konusu şudur: Bir kere,
tarıma çok düşük destekleme fonlarının ayrıldığı, IMF'nin direktiflerine göre,
bunun, millî gelirin yüzde 1'inden fazla olamayacağı tavanının konulduğu bir
ortamda, hükümet, bu yüzde 1'i dahi, son iki yıldır iktidar olduğu dönemde, bu
üçüncü bütçe yılında kullanamamış; bu, binde 7 oranında kalmıştır; ama, şimdi,
öyle anlaşılıyor ki, 2090 sayılı Yasada, mevcut yürürlükteki Tabiî Afetlerden
Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunda yapılan o güdük
yardımların bile gerisine düşen bir devlet desteği söz konusu olabilecektir.
2005 bütçesi için, bu kanun için ayrılan kaynak 30 trilyon liradır ya da Yeni
Türk Lirasıyla 30 000 000 YTL'dir. 2004'te yapılan o eksik ödemelerin bile 50
trilyon düzeyinde olduğunu dikkate alırsak, 2004'te tespit edilen hasarların
290 trilyon düzeyinde olduğunu gözönüne alırsak, bu, 30 trilyonluk miktarın ne
kadar yetersiz olduğunu; yani, aslında, âdeta, dostlar alışverişte görsün, biz,
işte devlet yardımı da yapıyoruz anlayışından ibaret olduğunu bize gösterir.
Bu, bize başka bir soruyu
sorduruyor: Bu tasarıyla, bu çıkacak yasayla, acaba, hükümetin bir niyeti
tasarruf mu yapmak; yani, tarıma dönük yaptığı o güdük afet fonlarıyla, bir,
tasarruf yapmak, iki, bu konuda kendi üzerine gelen eleştirilerden kurtulmak,
biz, bu işi piyasaya bıraktık, sigortaya girin zararınızı oradan karşılayın mı
demek?..
Tabiî, bir başka niyeti
de söyleyebiliriz; o da, malî piyasalara, İMKB'ye vesaire yeni bir fon
oluşturmak. Böylece, piyasaya, malî sisteme akan yeni bir çeşme, bu havuz, aynı
zamanda malî sisteme akan bir çeşme de olacak, bunu yaratmak.
Bunun ötesindeki amaçlar,
gerçek anlamda sosyal ve tarımsal kalkınmayla ilgili amaçlar olması için
bütçeden ayrılacak ödeneğin 300-400 trilyon liranın altında olmaması gerekirdi.
Bakınız, bugün bütçeden tarıma ayırdığımız kaynak 3,5 katrilyon lira dolayında.
Bu 3,5 katrilyon, dediğim gibi, binde 7 dolayında bir miktar ediyor. Bunun, hiç
olmazsa yüzde 10'unu tarım sigortasına ayırmadığınız takdirde; yani, 350
trilyonluk bir miktarı öngörmediğiniz takdirde, tarımı, yine, doğal afetlere,
her türlü olağanüstü iklim koşullarına bırakıyorsunuz demektir; yani, çiftçiyi,
afetler karşısında tamamen sahipsiz, tamamen kendi kaderiyle baş başa
bırakıyorsunuz demektir.
Değerli arkadaşlarım,
bakınız, 2004 yılında tarımda 2 katrilyon mertebesi bir zarar oluşmuştur. Bunun
290 trilyonluk bir tespiti var. Bu 290 trilyonluk tespit, aslında, 2090 sayılı
Yasanın bu tür afetlerde yüzde 40 barajı getirmesi ve çiftçinin toplam
varlığının yüzde 40'ını kaybetme koşulunu koymasındandır. Buna rağmen biz bu
zararı karşılayamadık.
Şimdi, şunu sormak
istiyorum: Getirilen bu sistemde, çiftçi gerçekten tazmin mi edilecek doğal
afetler karşısında, yoksa, çiftçiye, biz, burada göstermelik bir sigorta
sistemini getirerek, onu tamamen kendi kaderiyle ve piyasa sistemi içinde
boğulmaya mı terk edeceğiz?
Değerli arkadaşlarım,
buraya getirilen "şirket" kavramını da eleştirmek lazım. Kuşkusuz, bu
iş sigorta şirketleri tarafından yapılıyor; ama, bugün, Türkiye'de 62 sigorta
şirketinden sadece 9 tanesi tarımsal sigorta yapıyor. Bunlardan özellikle 2
tanesi daha fazla işin içinde. Bunlardan 1 tanesi, Tarım Satış Kooperatifleri
Birliğinin ortak olduğu Başak Sigorta, öbürü de tarım kredi kooperatiflerinin
elindeki sigorta şirketi. Bu iki sigorta şirketi dışındakiler son derece
sembolik olduğu gibi, bunların tümünün tarım içinde yaptığı sigorta da son
derece semboliktir; yani, dolu sigortasının Türkiye'de toplam sigortaya oranla
baktığımızda binde 1 olduğunu, hayvanda binde 5 oranlarında sigortalandığını
görüyoruz. Bunlar çok düşük oranlardır. Şimdi bu düşük oranları acaba ne kadar
artırabileceğiz? Bir geçiş dönemi sürecinde, hiç olmazsa, devlet, bu sigorta
sistemi yerleşene kadar 17 nci madde hükmünden vazgeçip, 2090 sayılı Yasanın
iyileştirilerek sistem içinde kalmasını belli bir dönem için -belki bir beş yıl
için- niye öngörmedi? Bu soruları buradan sormak istiyoruz.
İkinci bir nokta;
devletin prim sistemine katkısı, gelişmiş ülkelerde sizin burada öngördüğünüzün
çok üzerindedir; yani, bu, Amerika'da yüzde 50, Fransa'da yüzde 70, Japonya'da
yüzde 75, Almanya'da yüzde 65 oranlarındadır. Eğer, Türkiye, hiç olmazsa bir
yüzde 50 oranında; yani, çiftçinin prim harcamasının yarısını karşılamak üzere
sisteme girmezse, küçük çiftçilerde çok daha yüksek oranlarda, yüzde 100'e
yakın oranlarda, belli bir dönem için yüzde 100'ün altında olmamak koşuluyla
girmezse, bu sistemin yürümesi, bu sistemin yaşaması mümkün değildir, ölü
doğmuş bir yapı oluşturursunuz. Aslında, tabiî, üzerinizdeki yükü atmış
oluyorsunuz. Yani, bundan sonra, artık, devlete hiçbir şey yöneltmeyin, şikâyet
yöneltmeyin, piyasa bu işi çözecek demekten ibaret bir çözümdür.
Tarımın, gelişmiş
ülkelerde bile, piyasa sisteminin çok gelişmiş olduğu gelişmiş ülkelerde bile,
tarıma desteklerin çok yüksek oranlarda olduğu gelişmiş ülkelerde bile,
tarımsal sigortaya devletin katkısı bu kadar yüksek düzeylerdeyken, Türkiye'de,
tarımın sigortalanmasını piyasaya tamamen bırakmak, aslında, çiftçiyi -tekrar
söylüyorum- kendi kaderiyle baş başa bırakmaktır, Allah'a emanet etmektir.
Değerli arkadaşlarım, bu
nedenle, bu tasarı dolayısıyla, bizim buradaki eleştirilerimizin dikkate
alınmış olması gerekirdi; ama, ne yazık ki, son maddeye geldik, bu maddede
dahi, bu sorunları çözemedik.
Kaldı ki, Türkiye'de,
şirket eliyle bu işlerin yönetilmesinin, şöyle, çok önemli bir sakıncası
olabilecektir: Şirketler, afetlerin az olduğu, düşük olduğu yılda, bunu kendi
kârlarına ya da burada kurulan şirket ve ona ortak olan sigorta şirketleri,
sonuç olarak, bunu, kendi kârları içinde göreceklerdir. Oysa, bunu, bir
kooperatif şirket olarak kurma durumunda, buradaki bir yılın kazancının,
kârının öbür yıla aktarılması üzerinden, sigorta fonunun, havuzun, çok daha büyük
noktaya getirilmesi, çok daha anlamlı noktalara getirilmesi ve büyük afet
yıllarında çiftçiye geri dönüşün çok daha anlamlı ölçeklere getirilmesi mümkün
olabilirdi.
Şimdi, bu tasarının,
ayrıca, bir tarım reformu uygulama projesi unsuru olduğunu da söylemek
istiyorum: Yani, burada, 2000 yılından itibaren, IMF ve Dünya Bankasının
çizdiği politika doğrultusunda yapılan bir uygulamadan ibaret. Bu uygulamanın
sosyal içeriğe kavuşması, IMF ve Dünya Bankası yörüngesinden kurtarılmasıyla
mümkün olabilirdi. Oysa, sizin anlayışınız, tamamen bu politikalar
doğrultusunda, burada, bir tasarı getirmekten ibaret.
Değerli arkadaşlarım,
tarıma binde 7 oranında, millî gelirin binde 7'si oranında bir destek
veriliyor. Bu desteklerin içeriğinde bazı değişiklikler yaparak, bazı
desteklerin... Burada, biraz önce Sayın Bakanın değindiği gibi "pamuk priminde
önemli hamle yaptık" diyorsunuz. Mazotta bir vaat var, ne olacağı belli
değil. Pamuk priminde de, daha, ödemeler ne oldu, ne olacak, ne zaman ödenecek,
geçen senenin primi ne zaman ödenecek, bu yılın primi ne olacak, bütün bunlar
belirsiz; yani, üretici, hangi üretimi yapacak, neyi seçecek, bunları bilmiyor.
Eğer, Ege Bölgesinde, pamukta üretim sahaları 200 000 hektardan 90 000 hektara
düştüyse, bütün bunların arkasında, bu pamuk primlerindeki düşük düzeyler,
gecikmeli ödemeler ve belirsizlikler rol oynamaktadır. Oysa, siz, bunlarla
ilgili hiçbir gelişme yapmıyorsunuz. Yaptığınız şey şudur: Doğrudan gelir
desteğinin bileşimiyle oynuyorsunuz, doğrudan gelir desteğinin toplam içindeki
payını yüzde 70-80'lerden yüzde 45'lere düşürmeyi planlıyorsunuz, bunun
ötesinde, işte, birtakım destekleri de o kesintilerden ortaya çıkarmaya
çalışıyorsunuz.
Daha önce yaptınız,
doğrudan gelir desteğinin dönüm başına miktarını sabit tutarak, bunun
üzerinden, geçtiğimiz 2003 yılında, mazota bir destek verdiniz. Şimdiki mazot
desteği de acaba böyle mi olacak? Bu soruyu sormamız lazım; çünkü, doğrudan
gelir desteği, ilk defa sizin hükümetiniz döneminde, iki yıla yayılarak ödenmek
durumunda; yani, 2004 yılının destekleri 2005 yılında ve 2006 yılında ödenmek
üzere planlandı; dönüm başına 16 000 000
liranın 10 000 000'u bu yıl, 6 000 000'u herhalde gelecek yıl. Onu da,
herhalde, şimdi, bir mazot desteği altında… Yani, çiftçiye, zaten kendi hakkı
olan bir şeyi, yeni bir hak veriyormuş gibi pazarlama anlayışı! Bu, herhalde,
tüccar siyaset anlayışının izleridir; ama, çiftçinin bütün bunlardan tatmin
olması, bir üretim planlaması yapması ve gerçekten ayakları üzerinde durması
mümkün olamamaktadır. Bunu, herhalde, kendiniz de, çiftçinin arasına
katıldığınızda, katılma cesareti bulduğunuzda görüyorsunuzdur.
Değerli arkadaşlarım, bu
dönemde, sigorta, koşulların daha kötüye gitmesini önlemek için bir güvencedir.
Aslında, çiftçinin en büyük sigortası, piyasa sisteminin sömürüsüne karşı
kooperatif örgütlenmedir. Oysa, Türkiye'de, kooperatif örgütlenmede ciddî
gerilemeler var. Sizin söylediğiniz kooperatifleşme rakamları; yani, şu kadar
kooperatif yerine -burada arkadaşım söyledi- şu kadar, 50 yerine 300
kooperatif; bunlar çok anlamsız rakamlar. Yani, kaç tane kooperatif sayısı
değil; toplam kooperatiflerin işlem hacmi içinde sizin desteğinizin payı nedir?
Bunlar önemlidir. Kooperatif örgütlenme, nasıl piyasa sisteminin, nasıl
kapitalizmin sömürüsüne karşı bir savunma mekanizmasıysa, aslında, sigorta
sisteminin, tarım ürünleri sigorta sisteminde böyle bir anlamı olabilirdi;
ancak, sizin getirdiğiniz sistem, ne yazık ki, bu anlamı taşımıyor. O nedenle
de, biz, bu tasarıyı destekliyoruz; ama, bu tasarıyı, ne yazık ki, gönülsüz
destekliyoruz; çünkü, bu tasarı, gerçekten, çiftçiye, umduğunu ve sizin vaat
ettiğiniz ve çiftçinin de beklediği değişiklikleri getirmemektedir. Bu nedenle,
herhalde, önümüzdeki dönemde, tekrar çiftçinin şikâyetlerine konu olacaktır.
İlginiz için teşekkür
ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Oyan.
Madde üzerinde, şahsı
adına, Ordu Milletvekili Cemal Uysal.
Sayın Uysal; buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Uysal, süreniz 5
dakika.
CEMAL UYSAL (Ordu) -
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının
20 nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Ben, yaklaşık yirmibeş
sene evvel, çiftçilerin sigortasıyla ilgili; yani, Bağ-Kura dahil edilmesiyle
ilgili kanunun hazırlanmasında bulunmuştum. Şimdi de, parlamenter olarak,
çiftçilerin ürünlerinin sigortasıyla ilgili olarak, burada, Parlamentoda, bir
milletvekili olarak bu çok önemli kanunu tartışmaktan da çok mutlu olduğumu
ifade etmek istiyorum.
Çok değerli
milletvekilleri, gerçekten de çok önemli bir kanunu tartışıyoruz ve sonuna da
geldik. Bu bir sigorta sistemidir, sigorta rejimidir. Sigorta, esasında,
bireysel risklerin, bireysel tehlikelerin kolektif bir sistem içerisinde
giderilmesi esasına dayanmaktadır.
Bu kanuna baktığımız
zaman, esasında özel sigorta rejimine göre dizayn edilmiş bir kanun; ama,
devletin yüzde 50'nin üzerinde katkısıyla, adeta, bir sosyal güvenlik kanunu
mahiyetinde bir kanundur. Tabiî, tarımın özelliğinden dolayı da, hazırlanması
sırasında Plan ve Bütçe Komisyonunda -ben altkomisyonda da bulundum- bu kanunla
ilgili olarak -Türkiye'de ilk defa yapılan bir kanun- çok ciddî çalışmalar
yapıldı ve bu kanun biraz sonra yürürlüğe girecek.
Tarımın dünyada ve
Türkiye'de çok büyük önemi var. Yani, millî gelir içerisindeki payı çok düşmüş
olmasına rağmen tarım çok özelliği olan bir üretim tarzı. Başka bir üretim
alanında, bir sanayide veya herhangi bir işyerinde işveren iflas ettiği zaman,
malının fiyatı düştüğü zaman devlete müracaat etmez, dükkânını kapatır geçer
gider veya malının fiyatı düştüğü zaman onu gelip devlete şikâyet etmez; ama,
bütün dünyada ve Türkiye'de, ürün fiyatları düştüğü zaman veya ürün bol olduğu
zaman veya zarar olduğu zaman devletin tarıma yardım etmesi, destek vermesi
gerekir ve Türkiye'de de bu destek yapılmaktadır.
Bakın, yılbaşındaki
programda olmamasına rağmen -Sayın Başbakanımız da açıkladılar- mazot desteği,
gübre desteği ve bunun yanında da… Türkiye'de aşağı yukarı 30-35 milyon ton
tahıl üretiliyor. Bunun 20 000 000 tonu piyasaya çıkıyor. Bunun için de kilo
başına 30 000 lira destek veriliyor. Türkiye'de özel sektöre, sanayie veya
Toprak Mahsulleri Ofisine verilecek olan 20 000 000 ton ürün için bu desteğin
yapılacağını düşündüğümüz zaman, gerçekten de bunun çok büyük rakamlara ulaşacağını
kolayca hesaplayabiliriz.
Çok değerli
milletvekilleri, tarım geriye mi gitti?.. Bakın, biz iktidara geldiğimiz zaman,
2002 yılında gayri safî millî hâsıla 180 milyar dolardı. Tarımın millî gelir
içerisindeki payı yüzde 12'ydi; yani, aşağı yukarı tarımın cirosu 21 milyar
dolardı. Şu anda millî gelir 300 milyar dolar. Tarımın millî gelirdeki payı
yüzde 11. Tarımın cirosu 33 milyar dolar; yani, 21 milyar dolardan 33 milyar
dolara çıkmış.
Biz, tarım ürünleriyle
ilgili olarak veya çiftçilerle ilgili olarak, hep gelir yönünü telaffuz
ediyoruz, harcama yönünü telaffuz etmiyoruz. Bir kişinin -ister çiftçi olsun,
ister memur olsun- gelirini belirleyen, hayat seviyesini belirleyen iki faktör
vardır; birisi, geliri artacak, ikincisi de bu gelirin harcama safhasıdır.
Gelirin harcama safhası enflasyonla ilgilidir. Bakın, çiftçiler, ürününü bir
günde satar; getirir, buğdayını, fındığını bir günde satar ve oniki ay onunla
geçinir. Eğer enflasyonu kontrol altında bulunduramıyorsanız, enflasyonu
düşüremiyorsanız, bugün sattığı ürününden almış olduğu parasının satın alma
gücü -beş ay sonra, on ay sonra-
onikinci ayın sonunda iyice düşer, refah seviyesi düşer.
Biz iktidara geldiğimiz
zaman yüzde 40'larda olan enflasyon, şu anda yüzde 10'un altına düştü. Bundan
çiftçimizin istifade etmemesi mümkün değil.
Tabiî, biz, tarımı
konuşurken, hep çiftçilerimizin gelirlerinden bahsediyoruz. Bugün,
çiftçilerimiz, dargelirli bir gruptur; ama, çiftçimizin üretmiş olduğu
ürünleri, özellikle tahılı, şehir merkezlerinde tüketen çok dargelirli vatandaşımız
vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uysal,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
CEMAL UYSAL (Devamla) -
Bu vatandaşlarımız, halk ekmek satış büfelerinin önünde kuyruklar
oluşturmaktadırlar. Bunu da düşünmek zorundayız, bunları da düşünmek
zorundayız; ki, tarım ürünlerinin en kritik noktası buradadır. Dargelirli çiftçi
satıcılar ile dargelirli tüketiciler arasında bir menfaatı optimize edecek,
dengeleyecek bir fiyat yapısının oluşması lazım. İşte bu fiyatın, yani
çiftçilere verilmiş olan tahıl fiyatlarının tüketiciye yansımaması için
yapılmaktadır 30 000 lira destek. Ama, şimdiye kadar, otuz kırk yıldan beri
Türkiye'de uygulanmış olan tabanfiyatı ve destekleme fiyatı politikası, hiçbir
zaman tarıma fayda getirmemiştir; işte, fındık ortada, pamuk ortada; fındıkta
üretim fazlası var, pamukta üretim azlığı var. Bu ürünler, otuz yıldan beri,
hem tabanfiyatlarıyla hem destek alımlarıyla desteklendi; ama, hiçbir yere
varılamadı. İnşallah, bundan sonra, hükümetimizin uygulamakta olduğu yapısal
dönüşümü…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
CEMAL UYSAL (Devamla) -
…gerçekleştirecek fiyatlar bakımından Türkiye'de tarım da yörüngesine
oturacaktır.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Uysal,
teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri,
madde üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Buyurun Sayın Eraslan.
MEHMET ERASLAN (Hatay) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Aracılığınızla, Sayın Bakanıma, kanun
tasarısının yürürlük maddesine girerken ve kanunlaşmak üzere bir kanunun çok
önemli bir boyutuyla ilgili bir soru sormak istiyorum.
Sayın Bakanım, tabiî ki,
tarım sigortaları kanunu gerçekten çok önemli ve düzgün hazırlanmış bir kanun
tasarısı; fakat, 16 ncı maddeyle ilgili, Eyüp Fatsa ve arkadaşlarının vermiş
olduğu önergeyle, bu kanun tasarısının felsefesi, amacı sanki ortadan kalkmış
bir görüntü içerisinde. Devlet güvencesi varken, oluşacak olan hasarlara
ilişkin devlet güvencesi varken, önergeyle, sanki bu devlet güvencesi ortadan
kaldırılmış ve bu noktada, çiftçinin veya tarım sigortası yaptıracak olan
insanımızın kafasında çeşitli soru işaretleri belirmiştir.
Bu, 16 ncı maddedeki
verilen önerge, kanunun felsefesi, ruhu, amacına ne getiriyor, ne götürüyor;
kısa bir açıklama sizden talep ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Eraslan.
Sayın Işık…
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Ben de vasıtanızla Sayın
Bakana şunu sormak istiyorum:
Sayın Bakanım, dört temel
konuda, yani, kamu yönetimi reformu, sosyal politikalar, ekonomik dönüşüm
politikaları, demokratikleşme ve hukuk reformu konusunda acil eylem planında
bir aylık, üç aylık, altı aylık, bir yıllık, iki yıllık ve iki yıl üzerinde
devam eden süreçte 205 faaliyetten 150'si hayata geçmiş bulunmakta. Tarım
sektöründe bu süreç içerisindeki acil eylem planında bulunan faaliyetlerin
hayata geçme oranı hakkında bilgi almak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Işık.
Sayın Bakanım, buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Eraslan'ın
sorusuyla başlamak istiyorum. Haddizatında, ben, kendisine özel olarak da bu
konuyu merakını gidermek açısından izah etmiştim; ama, bir kere daha izninizle
açıklamaya çalışayım. Öncelikle, 16 ncı maddeyle ilgili olarak Sayın Eraslan'ın
belirttiği kaygıya katılmak mümkün değil; yani, bu konuda bir kaygı duyması
gerekmiyor; çünkü, burada, ne kanunun amacı ne ruhu ne bedeni, herhangi bir
yeri bununla zedelenmiş değildir. Burada, getirilen, 16 ncı maddeyle ilgili
olarak getirilen önergede hasar fazlası destek kalkmış değildir. Sadece,
Bakanlar Kurulu bunun oranını belirliyor. Getirilen değişiklik, önergeyle
sağlanan değişiklik budur. Burada, tabiî, esneme, aslında, iyi niyetli olarak
ve küçük ölçekli veya küçük çiftçi dediğimiz kesimin avantajına
kullanılabilecek, onun lehine değerlendirilebilecek bir imkândır; yani,
Bakanlar Kurulu gerek gördüğü takdirde, bunu, yüzde 90 oranında da, bu prim
desteğini veya hasar fazlası şey desteği sağlayabilecektir. Bu konuda ben
bununla iktifa ediyorum. Eğer, daha fazla detay gerekiyorsa uzunca onu ayrıca
tartışabiliriz. Sayın Işık'ın sorusuna da bir miktar… Çünkü, o da çok ayrıntılı
sorular soruyor çok ayrıntılı cevaplar gerektiren; ama, ben, izninizle, ona da
bir miktar cevap vereyim.
ERDAL KARADEMİR (İzmir) -
Çanak sorular!..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Acil eylem planımızda Organik Tarım Kanunu
vardı; bu, Yüce Meclisin takdiriyle geçti.
Yine, Tohumculuk Kanunu
vardı. Tohumculuk Kanunu da Genel Kurulun gündeminde; yani, burada, Yüce
Meclisin görüşmesini ve takdirini bekliyor.
Tarım Çerçeve Kanunu şu
anda Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde.
Tarımsal Üretici
Birlikleri Yasası vardı; bu, çıkarıldı.
Yine, çiftçilerin
örgütlenmesini kolaylaştıracak, onun önünü açacak, Türkiye Ziraat Odaları
Birliği Kanunu vardı; bu, çıktı.
Organik tarım, acil eylem
planımızda ve hükümet programımızda yer alan önemli bir kanundu. Türkiye'de bu
konuyla ilgili çok basit, sınırlı bir yönetmelik vardı sadece; bunda da kanun
çıkarıldı.
Türkiye'de, özellikle
tohumculukla ilgili temel bir patent kanunu niteliğinde bir düzenlemeye ihtiyaç
vardı. Biz, buna, Islahçı Hakları Kanunu diyoruz. Bu kanun da yine planımızda yer
almaktaydı. Burada, Yüce Meclisin takdiriyle kanunlaştı, çıktı.
Gıda Kanunu, keza onunla
ilgili düzenleme burada vardı ve Gıda Kanunu da çıktı.
Şimdi, burada, acil eylem
planında yer alan hayvancılıkla ilgili birçok hususlar uygulamaya kondu.
Mesela, 5 000 000 hektar alanda meralarda tespit ve tahdit işlemleri
tamamlandı. Halihazırda, yılda 750 000 hektar alanda mera ıslahı yapılıyor ki,
meralar, hayvancılığın en önemli girdisini sağlayacak yem açısından son
derecede önemli.
Yine, çevreyi ve ekosistemi
korumak amacıyla erozyonla mücadele sürekli bir faaliyet halinde acil eylem
planında yer alıyor.
Hayvancılığın
geliştirilmesi, acil eylem planında bahsedilen bir husustu. Bu konuyla ilgili
destekler artırıldı. Bu gerçekleşti. Burada, 2004 yılında hayvancılığa ayrılan
destek miktarı 200 trilyon lirayken, bu, 2005 yılında 622 trilyon liraya
çıkarıldı.
Bunun dışında,
hayvancılıkla ilgili birtakım başka projeler de uygulamaya kondu. Bunlardan bir
tanesi, progeny testing veya döl kontrolü dediğimiz bir kanundur; bir tanesi,
hayvanların soy kütüğü uygulamasıdır; bir tanesi, çok önemli ıslah aracı olan,
hayvanlarda sunî tohumlamanın geliştirilmesi, yaygınlaştırılmasıdır. Bu da
destek kapsamına alındı; şu anda bu faaliyet de desteklenmektedir.
Bunun dışında, yine gerek
hayvanlarda gerek bitkilerde çok önemli ıslah faaliyetleri yapılmaktadır.
Acil eylem planının
tarımla ilgili kısmının çok büyük bir kısmı bitmiş, tamamlanmış durumdadır;
kalanların da önemli bir kısmı Meclisimizin gündemindedir. Bunlardan bir
tanesi, Toprak Koruma Kanunudur. Toprak Koruma Kanunu da bu hafta içerisinde
Yüce Meclisin, Genel Kurulun gündeminde görüşülecekler arasındadır.
Bunun dışında, yine
birkaç tane daha kanun tasarısı var; hükümette bekliyor ve bunlar da günü
gelince çıkacak. Bu şekilde, acil eylem planında öngörülen bütün hususlar
zamanında tamamlanmış olacak.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Koç, sorunuzu çok
kısa olarak sorarsanız… Sayın Bakan, herhalde, size, süre yetmeyeceği için,
yazılı cevap verecektir.
Buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Teşekkür ederim.
Ben, sadece bir ufak
hatırlatma yapmak için söz aldım Sayın Başkanım; teşekkür ediyorum.
Tarım Ürünleri Sigortası
Kanunu yasalaşıyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak da, çeşitli konulardaki
tarımla ilgili görüşlerimizi ifade ederek, bu yasaya desteğimizi açıkladık;
ama, ben, bir hakkı da teslim etmek istiyorum müsaade ederseniz. Bu kanunu
hazırlayan, esas mimarı olan eski Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'ye de,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bir kere daha teşekkür ediyoruz.
Sağ olun. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Koç.
Sayın milletvekilleri,
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
İçtüzüğün 86 ncı
maddesine göre, tasarının tümünü açık oylamaya tabi tutmadan önce, iki
arkadaşıma, birisine lehte, birisine aleyhte söz vereceğim.
Aleyhte, Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan?.. Yok.
Lehte, İstanbul
Milletvekili Alaattin Büyükkaya; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALAATTİN BÜYÜKKAYA
(İstanbul) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; çok mutluyum, Türk çiftçisinin, çiftçimizin altmışbeş yıllık
rüyası, bugün, inşallah, biraz sonra tasarının tümü oylanarak hayata geçirilmiş
olacak; çünkü, tarım sigortalarıyla ilgili ilk çalışma, 1930 yılında, Atatürk
zamanında yapılmış; ama, ne hikmetse, sadece birileri konuşmuş ve sonuç, bugün,
AK Parti İktidarına nasip oldu. Onun için mutluyum. Onun için, AK Parti
İktidarı, Grubumuz adına, hepinizi kutluyorum. Türk çiftçisine, sanıyorum ki,
2005 yılında hiçbir şey yapmasak bile, tarım sigortası yasasını çıkarmakla,
Türk çiftçisinin altmışbeş yıllık rüyasını gerçekleştirdiğimiz için bundan daha
büyük hizmet olamaz.
Bugüne kadar Türk
çiftçisine birçok hizmet yaptık; ancak, unutmayalım ki, tarım sigortası
yasasıyla, Türk çiftçisinin bundan sonraki hayatına önemli değişiklikler
getiriyoruz ve getirilen en önemli değişikliklerden biri, artık, Türk çiftçisi
kendi geleceğini kendi teminat altına alacak bir sistem içerisinde çalışacaktır.
Bugüne kadar, sadece çok kısa, belirli konularda teminat verilirken,
çiftçimizin tüm ihtiyacı, kuraklıktan dona kadar her konuda ona sigorta
güvencesi getirilmektedir. Ayrıca, sigortacılığın gelişmesinde de büyük bir
hizmeti olacaktır bu sistemin.
Tarım sigortası, Türk
çiftçisi için bir teşvik tedbiridir unutmayalım ki ve bu teşvik tedbiri de,
devlet üç noktada, sigorta primini sübvanse ederek, hasarlarını sübvanse ederek
ve sigorta için gerekli olan reasürans teminatını sübvanse ederek Türk çiftçisine
hizmet vermektedir.
Evet, bu tasarıyla,
ayrıca, tarım konusunda onbinlerce çalışan, bugün, ziraat mühendisinden
veterinere kadar, birçok insana da yeni iş kapısı açılmış olacaktır.
Bu tasarının
hazırlanmasında, buraya gelmesinde, ülkemizin hizmetine, çiftçimizin hizmetine
sunulmasındaki gayretlerinden dolayı eski Tarım Bakanımız Sami Güçlü Beye önce
teşekkür ediyorum; çünkü, çok gayretini gördük, kendisinden Allah razı olsun;
sanıyorum ki, bu hizmetini bu millet unutmayacaktır. Ayrıca, bu hizmeti kaldığı
yerden tutup aynı hızla devam ettiren yeni Tarım Bakanımız Mehdi Eker Beye de
teşekkür ediyorum; çünkü, o da aynı şekilde bu tasarının peşine düştü. Tarım
Bakanlığımıza teşekkür ediyorum, hizmeti geçen herkese teşekkür ediyorum.
Ayrıca, şunu da söylemek
istiyorum: Bir sigortacı olarak, bir çiftçi çocuğu olarak, böyle bir tasarının
hazırlanmasında rolüm olduğu için de Allah'a şükrediyorum. Bu millete,
çiftçimize hayırlı uğurlu olması dileğiyle, hepinize saygılar ve sevgiler
sunuyorum.
Teşekkür ederim efendim.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Büyükkaya.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.
Açıkoylamanın şekli
hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açıkoylamanın elektronik
oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen
üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme
giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre
içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy
kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını,
oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını taşıyan oy pusulasını 3
dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
oylama yapıldı)
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısının oylama
neticesini arz ediyorum:
Kullanılan oy sayısı : 280
Kabul :
279
Ret : 1 (x)
(x) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın
sonuna eklidir.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, çok önemli bir kanun tasarısını oylarınızla, desteğinizle
yasalaştırmış bulunuyoruz. Çiftçilerimize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını
temenni ederken, Tarım ve Köyişleri Bakanımız Sayın Mehmet Mehdi Eker Bey,
sizlere kısa bir teşekkür konuşması yapacaktır.
Buyurun Sayın Bakanım.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değerli
üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, artık, Türk
çiftçisinin bir Tarım Sigortası Kanunu var ve bu, sizlerin çok değerli
katkılarıyla, sizlerin oylarıyla gerçekleşti; ben, hepinize teşekkür ediyorum.
Tarım, bu süre zarfında
sık sık dile getirildiği gibi, tabiat şartlarına bağlı, bütün risklere açık bir
üretim faaliyetidir ve bunun içindir ki, dünyanın gelişmiş-gelişmemiş bütün
ülkelerinde tarım desteklenmektedir. Bu desteklemenin en önemli araçlarından
bir tanesi de sigorta uygulamasıdır; ama, maalesef, bizimki, bugüne kadar
kaldı, bugüne kadar gecikti; hayırlısı olsun. İnşallah, bundan sonra, bu
Kanunla, üreticilerimiz, belirlenecek olan afetlere, önceden düşünülecek,
kararlaştırılacak ve umarız ki, hiç karşılaşılmayacak afetlere karşı, risklere
karşı sigortalanmış olacaklar.
Tabiî, muhalefet
partimize de teşekkür ediyoruz. Bu Kanun, burada, benim ikibuçuk yıllık
parlamenterlik hayatımda gördüğüm en uzun süren, yani hacmine kıyasla, 19-20
maddelik bir kanun olmasına rağmen, üç dört birleşimlik yoğun müzakereyle
geçti. İnşallah, böylesi hayırlıdır. Muhalefet partisine de, katkılarından
dolayı teşekkür ediyorum. Onlar, tabiî, bu vesileyle, konuyla ilgili olmasa
bile, tarım sektörüyle ilgili düşüncelerini de seçmenlerine anlatma fırsatı, imkânı
buldular, onların bir kısmını biz cevaplandırdık, bir kısmı yazılı olarak
cevaplandırılacak. Ben, kendilerine de teşekkür ediyorum.
Bu arada, teşekkür etmem
gereken bir kişi daha var; benim selefim, değerli arkadaşımız, milletvekilimiz,
Tarım ve Köyişleri eski Bakanımız Sami Güçlü Beye, bu Kanunun hazırlanması
esnasında yaptığı çalışmalardan, katkılardan dolayı şükranlarımı sunuyorum.
Emeği geçen gerek Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyelerine gerek Plan ve
Bütçe Komisyonu üyelerine gerekse bürokratik olarak buna katkı sağlayan diğer
arkadaşlarımıza; yine, sigortacılık deneyimi sebebiyle, İstanbul
Milletvekilimiz Sayın Alattin Büyükkaya'ya da özel olarak, ayrıca teşekkür
etmek istiyorum.
Bu Kanunun Türk
çiftçisine, Türk üreticisine ve Türk Milletine, hepimize hayırlı olmasını
diliyorum.
Hepinize teşekkür ediyor,
saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakanım,
teşekkür ederim.
Hakikaten, bu Kanunun
hazırlanmasında büyük gayret sarf eden Tarım ve Köyişleri eski Bakanımız Sayın
Sami Güçlü'ye, biz de, buradan, Başkanlık Divanı olarak teşekkür ediyoruz.
Yine, neticelendiren Tarım ve Köyişleri yeni Bakanımız Sayın Mehmet Mehdi Eker
ile gruplar ve şahıslar adına konuşmalarıyla bu Kanunun çıkarılmasına katkı
sağlayan bütün milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum.
Sayın milletvekilleri,
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 21.28
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 21.35
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ
(Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
3 üncü sırada yer alan,
Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman ile 5 milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti
İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç,
Seldek, Yeşilözen ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle
Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi; Şanlıurfa Milletvekili M. Vedat Melik
ile 23 milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama
Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe
Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi ve Şanlıurfa
Milletvekili Mahmut Kaplan ile 6 milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti
İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç,
Karaotlak ve Yeşilözen Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak
Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine
başlıyoruz.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3.-
Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman ile 5 milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti
İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç,
Seldek, Yeşilözen ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle
Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi; Şanlıurfa Milletvekili M. Vedat Melik
ile 23 milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama
Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe
Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi ve Şanlıurfa Milletvekili
Mahmut Kaplan ile 6 milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak
Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç, Karaotlak ve Yeşilözen
Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun
Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/395, 2/341, 2/396) (S. Sayısı: 837) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Komisyon raporu 837 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik,
AK Parti Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman ve şahsı adına Ferit
Mevlüt Aslanoğlu'nun söz talepleri vardır.
İlk söz, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik'e aittir.
Sayın Melik, buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Melik, süreniz 20
dakika.
CHP GRUBU ADINA MEHMET
VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa İli
Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç,
Seldek, Yeşilözen ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle
Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi hakkında görüşlerimi belirtmek üzere
söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi ve bu sorunun çözümünü merakla bekleyen
Halfeti halkını saygılarımla selamlıyorum.
(x) 837 S. Sayılı Basmayazı tutanağına eklidir.
Değerli arkadaşlar,
görüşmekte olduğumuz yasa teklifi, belki sizler için ve televizyonda bizleri
izleyen vatandaşlarımız için, bir ilçedeki basit bir idarî düzenlemeyi
gerçekleştireceğimiz sıradan bir oylama gibi görülebilir; ama, Halfeti halkı
için, yıllardır yaşadıkları sorunları kökten çözecek ve yeniden
umutlanmalarının başlangıcı olacak bir karardır.
Bildiğiniz gibi, GAP
Projesi kapsamında Fırat Nehri üzerinde inşa edilen son 2 barajdan biri olan
Birecik Barajının göl aynası, Şanlıurfa'nın Fırat kenarındaki 2 ilçesinden biri
olan Halfeti İlçe Merkezinin yaklaşık beşte 2'siyle, 100 hanelik Kavaklıca Köyü
ile Magnam Mezraını ve Gözeli Köyünün tamamı ile ve Savaşan Köyünün yüzde
80'ini sular altında bırakmıştı.
Evleri sular altında
kalan bu insanların mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla, Halfeti-Birecik
arasındaki, Halfeti İlçe Merkezine 8,5 kilometre mesafedeki Karaotlak Köyü
sınırları içinde, ancak, tapulama dışındaki 3 559 dekarlık alan yeni yerleşim
alanı olarak tespit edilmişti. Bu alana, Dünya Bankasından sağlanacak krediyle,
hak sahiplerine verilmek üzere, 2 000 konut yaptırılması yönünde karar
verilmiş; fakat, kredide yaşanan sorunlardan dolayı, sadece 220 konut,
ilköğretim okulu, sağlıkocağı ve lojmanı ile 19 işyerinden oluşan sosyal
konutlar, Başbakanlık Acil Destek Fonu olanaklarıyla 1999 yılı mayıs ayında
yapılmaya başlanmış ve 2000 yılı haziranında da tamamlanmıştır. Şanlıurfa
Valiliğinin belirlediği kriterler çerçevesinde de 197 konut dağıtılmış, geriye
kalan 23 konut ise, şehirde yaşama talebinde bulunan Savaşan, Gözeli, Kavaklıca
Köylerindeki hak sahipleri ile memurlara lojman olarak kiralama suretiyle
verilmiştir.
Ancak, Çekem Mahallesinin
tamamı sular altında kalmadığı için, sadece evleri sular altında kalanlar yeni
yerleşim yerine nakledilerek, konut dağıtılmış, geriye kalan 30 aile, konut
yetersizliği nedeniyle, oldukları yerde bırakılmışlardır. Bu 30 ailenin evleri
yıkılmamış, sular altında kalmamış; ama, Çekem Mahallesi, âdeta, bir ada haline
gelmiştir.
Değerli arkadaşlar, bu 30
ailenin, biraz önce de söylediğim gibi, evleri sular altında kalmamıştır; ama,
Çekemlilerin, Çekem Mahallesinde oturanların okulları, camileri yıkılmış, su,
yol ve telefon gibi altyapıları tamamen tahrip olmuş, burası küçük bir ada
halini almıştır. Köyde yaşayan ailelerin çocukları, önceleri, Halfeti'deki
okullarına valiliğin sağladığı tekneyle gidip gelmişler; fakat, sonradan bu da
kaldırılmış ve aileler, çocuklarını başka yerlerdeki yakınlarının yanlarına
göndermek zorunda kalmışlardır. Bu nedenle, Toplu Konut İdaresi tarafından Yeni
Halfeti'de şu anda inşaatı devam eden ve yakında biteceği umulan 158 adet
konutun dağıtımında öncelik Çekem Mahallesinde yaşayan 30 aileye verilmelidir
ki, bu aileler, artık, evlerinin içinde yılanlarla savaşmaktan kurtulsunlar.
Değerli milletvekilleri,
çok geniş bir coğrafyaya sahip olan ülkemizde, il bazında da ilçeler arasında
yatırım olanakları birbirinden farklılık arz etmektedir. Halfeti İlçemiz ve
köyleri, GAP Projesinin merkezi sayılan ve bu proje kapsamında sulanabilir
arazilerinin yarısının bulunduğu Şanlıurfa'ya bağlıdır; ama, Halfeti İlçemizde
sulanabilir arazi hemen hemen yok gibidir. İlçenin ekonomisi genel olarak
fıstık yetiştiriciliği ile Avrupa Birliği ülkelerinde çalışan Halfetili
işçilerin gönderdikleri paralarla ayakta durabilmektedir.
Halfeti'nin ekonomik
gelişiminin sağlanabilmesi açısından yöreye uygun meyve yetiştiriciliğinin yanı
sıra, en önemli ayağı turizm olarak belirlenmeli ve ilçe, turizm teşvik
kapsamına alınmalıdır; ancak, tüm Halfeti İlçesi Su Kirliliği Koruma
Yönetmeliği kapsamında olduğu için, 3 okulu ve 1 tarihî camii sular altında
kalmış olmasına rağmen, yeni hiçbir yapılanmaya izin verilmemektedir. Bu
nedenle, turizmi canlandırmak amacıyla turist konaklama tesislerinin yapılabileceği
uygun yerlerin tespit edilmesi gerekir.
Değerli arkadaşlar, bu
teklifin yasalaşmasıyla birlikte Halfeti İlçemizin idarî sorunu kalmayacak ve
yeni kimliğine kavuşmuş olacaktır; ancak, Yeşilözen'de 4 000, Seldek'te 3 000,
Karaotlak'ta 2 000 ve Argaç'taki 750 kişiyle birlikte nüfusu yaklaşık 11 000'e
çıkacak Halfeti'nin bu nüfusuna altyapı hizmetlerinin götürülmesi için ek
kaynak sağlanması, özel bir ilgi gösterilmesi gerekmektedir. Bu konuda
izlenebilecek yöntemlerden biri de, Halfeti Belediyesine kaynak aktarırken yeni
oluşan nüfus yapısı baz alınmalı, ihtiyaçlar artan nüfusun ihtiyaçlarını
karşılamak önceliğinde değerlendirilmeli ve reel nüfus kriterine göre
yapılmalıdır.
Şu anda ilçede bir devlet
hastanesi dahi yoktur. Birecik İlçesi Halfeti'ye 25 kilometre mesafededir;
ancak, yolu çok virajlı ve bozuk olduğu için, en yakın hastane Birecik Devlet
Hastanesi olmasına rağmen, oradan bile sağlıklı bir şekilde yararlanamamaktadırlar.
Bu anlamda, ilçede ivedilikle bir devlet hastanesi kurulması yönünde gerekli
adımlar atılmalıdır.
Değerli milletvekilleri,
Şanlıurfa'nın şirin ilçesi Halfeti'nin yıllardır çözüm bekleyen ve yöre halkı
için çok önemli bir sorun teşkil elden bu aksaklığı giderecek olan bu yasaya
muhakkak ki hepimiz olumlu oy kullanacağız.
Bu yasanın
hazırlanmasında emeği geçenlere, başta -geçen günkü konuşmamda da söylediğim
gibi- İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu olmak üzere, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı
Sayın Şahabettin Harput'a, Mahallî İdareler Genel Müdürlüğünün tüm personeline,
Şanlıurfa Valiliğine, Halfeti Kaymakamlığına, İçişleri Komisyonu Başkanımız ve
eski Urfa Valimiz Sayın Ziyaeddin Akbulut'a ve tüm Şanlıurfalı milletvekili
arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Bu yasanın, bir an önce
yürürlüğe girmesini bekleyen tüm Halfeti halkı için hayırlı olmasını diliyor,
Halfeti halkını ve Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Melik.
Teklifin tümü üzerinde,
AK Parti Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman; buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım;
837 sıra sayılı Kanun Teklifimiz üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, GAP
Projesi dediğimiz, Türkiye'nin en büyük projesi ve dünyanın sayılı
projelerinden biri olan bu muhteşem eserin meydana gelmesi sırasında, belki
doğaldır ki, birtakım yan etkiler de meydana gelmiştir. Bugün Türkiye için
milyarlarca dolar enerji getirisi sağlayan, birçok alanda, tarım alanında ve
diğer sektörlerde getiri sağlayacağı umulan GAP Projesinin yan etkilerinden
biriyle ilgili bir kanun teklifi vermiş bulunuyoruz Meclise.
Birecik Barajı, GAP
Projesinin kapsamı içerisindeki en önemli halkalardan, en önemli barajlardan
bir tanesi; yap-işlet-devret modeliyle yapılan ve ihaleyi kazanan firmalar
açısından, kârlılık oranı son derece yüksek olan bir proje olmasına rağmen, ne
yazık ki, bu projeyle beraber, arazileri ve evleri sular altında kalan
insanlar, yıllarca çeşitli mağduriyetler yaşadılar. Halen, şu ana kadar dahi,
arazileri ve evleri su altında kalan birkısım vatandaşlarımız, mahkeme neticesi
hak etmiş oldukları, tezyidi bedel davalarında hak etmiş oldukları alacaklarını
devletten tahsil edememişlerdir. Bunun, en önemli nedenlerinden bir tanesi,
yargının ve bürokrasinin ağır işlemesidir; bir tanesi de, daha önceki hükümetlerin
bu konuya gerekli ilgiyi göstermemesinden kaynaklanmıştır.
Halfeti İlçemiz, ilçe
olarak baraj gölü alanı içerisinde kalan, altında kalan yerleşim yerlerimizden
bir tanesidir. Yaklaşık olarak, yerleşim yerinin üçte 2'si sular altında kalan
bu ilçemiz, o günkü siyasîler tarafından, o günkü idareciler tarafından, ne
yazık ki, çok iyi organize edilemediği için olay, Halfeti'den zaten Antep'e,
Nizip'e ve diğer yerlere göç eden insanlar göç etmek durumunda kaldılar; ama,
diğer bir kısmı da, şu anki Halfeti'nin ilçe merkezinin bulunmuş olduğu yerden
yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki bir yerleşim alanına nakledilmek istendiler.
Bununla alakalı olarak,
bu konuyu izah etmek için, şöyle, basit sayılabilecek bir harita hazırlattım.
Şu, baraj gölü sahası ve eski yerleşim yeri. Tabiî, bu eski yerleşim yeri de
iki mahalleden oluşuyor. Demin Sayın Milletvekilimizin de ifade ettiği Çekem
Mahallesi ve bir de Halfeti'nin merkezi olan yer. Bunların çok büyük bir kısmı,
örneğin, Çekem'de, 13 hane dışındaki bütün haneler, Halfeti merkezinde de, tarihî
cami, tarihî evler ve asrî mezarlıklarla beraber birçok konut sular altında
kaldı ve insanlar, ilçeden yaklaşık olarak 10 kilometre uzaklıktaki -daha
büyütülmüş bir şekilde gösterilen- yeni yerleşim alanına nakledildiler, en
azından bir kısmı nakledildi.
Bu nakledilen insanların
konumu, Karaotlak Köyü sınırları içerisinde olmuş olmalarına rağmen, tapulama
harici alanda olmuş olmalarına rağmen, bunlar, ne köylü ne kentli statüde
yaşamak durumunda kaldılar; yani, nüfus kayıtları, ikametgâh kayıtları Halfeti
merkezinde, işte, oy kullanmaları icap ettiği zaman veya diğer konularda
merkezdeki mahallelerin birer bireyi gibi görünmelerine rağmen, tabiî, araya
böyle 10 kilometrelik bir mesafe girdi; aileler birbirlerinden koptu, baba
aşağıda kaldı, oğul yukarıda kaldı ve bunun gibi problemler meydana geldi.
Tabiî, en büyük
problemlerden bir tanesi de, bu ilçemizde yaşayan 40 000'i aşkın nüfus, sadece
1 000 civarında insanın yaşamak durumunda kaldığı bu eski yerleşim yerine,
günübirlik olarak, ihtiyaçları için, en ufak bir resmî muamele için gidip
gelmek durumunda kaldı.
Yine, mevcut yasalarımız
gereği, tabiî, eski yerleşim yeri göl alanına çok yakın bir yerde kalmış olduğu
için, yapılaşma yasağı söz konusu; yani, burada, insanlar, kendilerine yeni bir
konut yapma imkânına sahip değiller. Hatta, ben 21 inci Dönemde de bir basın
toplantısı yapmış ve o zaman da ifade etmiştim ki, belki, Türkiye'de camii ve
okulu bulunmayan tek ilçe konumunda kaldı Halfeti İlçemiz.
İşte, biz, bugün, bu
dramı, bu sosyal hadiseyi bir nebze olsun ortadan kaldırmak maksadıyla böyle
bir teklifi vermek durumunda kaldık. vermiş olduğumuz bu teklifle de, yeni
yerleşim yerinin hemen yanıbaşında bulunan ve belde olmayı neredeyse hak etme
noktasına gelen Yeşilözen Köyünü ve yine, yaklaşık, 1 000'in üzerinde nüfusun
yaşamış olduğu Karaotlak Köyünü, doğal olarak ilçe sınırına almakla beraber,
burada, ana ulaşımı sağlayan yol güzergâhında kalan, yolun sağında ve solunda
kalan Seldek ve Argaç Köylerini de, bu ilçenin birer mahallesi durumuna, kanunla
getirmek durumunda kaldık; çünkü, yıllarca yapılan uğraşlar neticesinde, idarî
olarak bu problemi çözme imkânı olmadı; yani, belli bir kilometre kriterinin
dışında kaldığı için bu yeni yerleşim yeri, bunu çözmek mümkün olmadı. Bu
sorunu çözmek için, kanun teklifi vermek durumunda kaldık, diğer Urfa
Milletvekili arkadaşlarımızla beraber ve yine, benden önce konuşmasını yapan
arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, bu teklifimizin yasalaşması süresince çok
sayıda arkadaşımızın hakikaten emekleri geçti, bize destek verdiler; tıpkı,
bugün, bu ortamda, sizlerin oturarak, gecenin bu saatinde, beklemek suretiyle bize
destek vermesi gibi, en kılcal damarlardan, oradaki köylü vatandaşlarımızdan,
bu ilçe halkından süzüle süzüle bu kanun teklifini buraya kadar taşımaya
muvaffak olduk. Bu süreç içerisinde gerek yerel bazda belediye başkanlarımız,
kaymakamlarımız, valilerimiz gerekse Ankara'da İçişleri Bakanlığımızın Mahallî
İdareler Genel Müdürlüğü, Müsteşarı ve Sayın Bakanı ve İçişleri Komisyonumuzun
Sayın Başkanı ve değerli Urfa milletvekillerimizle beraber Türkiyemizi temsil eden
bütün milletvekillerine şükran borçluyuz. Tabiî, en büyük teşekkürlerimizden
bir tanesi de, AK Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekillerimizin,
bu yakınlığı göstererek, kanun teklifimizin ön sıralara alınması ve bugün, bu
saatte görüşülmesini temin etmiş olmaları nedeniyledir, bir teşekkürümüz de
onlaradır.
Ben, gecenin bu saatinde
sizi daha fazla rahatsız etmek istemiyorum. Halfeti İlçemizin, tabiî, birçok
problemi var. Bunları, ben, burada, tamamını sıralayabilecek değilim; ama,
vatandaşlarımız merak ettiği için bir iki hususu daha, birer cümleyle ifade
etmek istiyorum. O da şudur: Bu yeni yerleşim yerinin de Halfeti İlçemizin ilçe
sınırları içerisine dahil edilmesiyle beraber, Halfeti İlçemizin -aşağı yukarı-
nüfusunun çok büyük bir çoğunluğunun gelmekte olduğu yol güzergâhında, doğrudan
doğruya yeni yerleşim yerinin en fazla nüfus barındıran alanına doğru akım
meydana gelecek ve bir süre sonra hizmet alınan bazı devlet birimlerinin de
buraya gelmesi suretiyle ilçenin tamamının problemi çözülecek ve inşallah, o
bahsettiğimiz yolu, Halfeti'nin yeni yerleşim yerinden başlayarak Aşağıgöklü,
Yaylak ve Atatürk Barajıyla birleşen o yolu da -ilgililerle konuştuk-
karayolları ağına almak suretiyle daha işler, daha tamir edilebilir, daha insanların
kullanabileceği bir karayolu haline getirmeyi hedefliyoruz.
İlçemizde, dediğim gibi
-demin de söyledim- okulla alakalı problemler var. Genelde köylerde yaşanıldığı
için birçok doğu ve güneydoğu ilçesinde yatılı ilköğretim bölge okulları
olmasına rağmen, Halfeti İlçemizde bu yok. Bir öğretmenevi, özellikle yeni
dönemde tayin olan öğretmenlerimizin belli sürelerle kalmak durumunda
kaldıkları ve hatta, zaman zaman devamlı kalma ihtiyacı hissettikleri
öğretmenevi ihtiyacı var. İlçemiz için önemli olan bu iki konuyu da yaklaşık
iki ay kadar önce ili ziyaret eden Sayın Millî Eğitim Bakanımızla konuştuk ve
inşallah, bununla alakalı çalışmalar da başladı. Bu ilçemize de bir yatılı
ilköğretim bölge okulu ve öğretmenevi kazandırmayı da hedefliyoruz.
Yine, demin söylemiş
olduğumuz bu tezyidi bedel davalarıyla ilgili olarak hükümetimize, tabiî,
teşekkür borçluyuz. Sadece bu sene içerisinde yaklaşık 40 trilyon civarında
ödeme yapıldı ki, bunun son partisi, tamamı neredeyse, Halfeti İlçesine olmak
üzere, geçtiğimiz cuma günü Halfeti Ziraat Bankası hesabına 9 trilyona yakın
bir para gönderildi. Maliye Bakanımızla ve ilgililerle görüştük. Geriye kalan
tezyidi bedelin de, eködenek tahsis edilmesi suretiyle 2005 senesi içerisinde
bu vatandaşlarımıza ödenmesiyle beraber ilçemizde ciddî bir canlılık meydana
gelecek. En önemlisi de, yıllardır yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda
kalan bu insanlar, gecikmiş de olsa, bu haklarına, bu alacaklarına kavuşmuş
olacaklardır.
Ben, tekrar, beni
sabırla dinlediğiniz için ve bu yöremiz
için, ilimiz için çok önem arz eden, hakikaten, sosyal anlamda, coğrafî anlamda
önem arz eden bu kanuna katkı sağladığı için bütün milletvekili arkadaşlarıma
teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ederim
Sayın Akman.
Tasarının tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
ŞANLIURFA İLİ HALFETİ İLÇESİ KARAOTLAK KÖYÜ TAPULAMA ALANI
DIŞINA NAKLEDİLEN BÖLÜMÜ İLE ARGAÇ, SELDEK, YEŞİLÖZEN VE
KARA-OTLAK KÖYLERİNİN HALFETİ İLÇE BELEDİYESİNE MAHALLE
OLARAK BAĞLANMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ
MADDE 1.- 15.12.1998
tarihli ve 98/12242 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla Şanlıurfa İli Halfeti
İlçesinin Karaotlak Köyü tapulama alanı dışına nakledilen bölümü ile Argaç,
Seldek, Yeşilözen ve Karaotlak köyleri Halfeti İlçe Belediyesine mahalle olarak
bağlanmıştır.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2.- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3.- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Tasarı kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır; Şanlıurfa İlimiz, Halfeti İlçemiz ve Türkiyemiz için hayırlara
vesile olmasını diliyorum.
4 üncü sırada yer alan,
Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm ile İçişleri Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.
4.- Kentsel
Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
ile İçişleri Komisyonları Raporları (1/984) (S. Sayısı: 911) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 911 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili Nurettin Sözen, AK Parti
Grubu adına İstanbul Milletvekili Recep Koral; şahısları adına, Erzurum
Milletvekili Mustafa Ilıcalı ve İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek'in söz
talepleri vardır.
İlk söz, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili Nurettin Sözen'e aittir.
Sayın Sözen, buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA NURETTİN
SÖZEN (Sivas) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 911 sıra sayılı Kentsel
Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısına ilişkin, Grubum adına görüşlerimi
sunacağım; sunuşumu yapmadan önce, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu
tasarı buraya, Genel Kurula inmeden önce, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor; Çevre; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile İçişleri
Komisyonlarında görüşüldü; yani, üç komisyonda görüşüldü. Komisyonlar, bu
tasarıya ad koymada zorlandı. Bakanlar Kurulu tasarıyı, biraz evvel gündemde de
göreceğiniz gibi "Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı" olarak
Meclise sundu; İçişleri Komisyonu, tasarının adını "Yıpranan Kent
Dokularının Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun
Tasarısı" olarak değiştirdi; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
Komisyonu ise "Eskiyen Kent Dokularının Yenilenmesi, Korunması ve
Kullanılması Hakkında Kanun Tasarısı" adını uygun buldu. Şimdi, Genel
Kurul hangi adı beğenecek ve bu tasarıya hangi adı verecek, onu göreceğiz.
Bu durum da gösteriyor
ki, bundan evvel olduğu gibi, AKP Hükümeti, Meclise sunulan diğer tasarılar
gibi, bu tasarıyı da alelacele, sipariş üzerine, hazırlanmasına hiçbir özen
göstermeden, siyasî yakınlarının isteği doğrultusunda ve de en önemlisi, ilgili
üniversite, meslek odaları ve uzmanların görüşünü almadan veya bu çevrelerin
görüşlerini dikkate almadan, tasarıları Meclise sunmaktadır. Bu nedenle de,
tasarıların önemli bölümü Cumhurbaşkanlığından dönmekte, önemli bölümü Anayasa
Mahkemesinden dönmekte, bir bölümü de, ikinci, bazen üçüncü ek tasarılarla
eksikleri tamamlanmaktadır.
Kuşkusuz, bu yaklaşım ve
uygulamalar yanlıştır, ulusal çıkarlarımıza uygun değildir; yetersizliği,
duyarsızlığı, becerisizliği sergilemektedir. Bu tasarı da, diğerleri gibi,
aceleyle, sipariş üzerine, bilgisizce ve özen gösterilmeden hazırlanmıştır. O
yüzden de komisyonlar tasarıya ad bulmakta zorlanmışlardır.
Sipariş üzerine
hazırlanmıştır dedim. Bunun açılımı şöyledir: Bu tasarı, Beyoğlu ve Fatih İlçe
Belediye Başkanlarının isteğiyle hazırlanmıştır. Bu belediyelerimiz iyi niyetle
beldelerine, bölgelerine hizmet etmek için hükümetten ve partilerinden destek
isteyebilirler. Bunun cevabı, idarenin tüm hukuk ve imar değerlerini yok
sayarak alelacele bir yasa tasarısı hazırlamak değildir.
Komisyon çalışmaları
sırasında şunu da saptadık ki, taslağın hazırlığı, TAÇ Vakfı diye bilinen,
belediyelerden proje ve inşaat ihaleleri alan bir kuruluş tarafından
yapılmıştır; yani, muhtemelen, bu yasaya dayalı projelerin ihaleleri de bu vakfa
verilecektir; yani, adı geçen kuruluş, ihalelerini alacağı projeleri hayata
geçirmek için kendine uygun yasa tasarısı hazırlıyor. Bu da AKP Hükümeti ve
Grubunun yasa tasarısı hazırlama ve yasalaştırma anlayışını sergiliyor.
Daha da ilginci, Bakanlar
Kurulunun bu tasarısı komisyonlarda bir ölçüde değişikliğe uğradı. Dolayısıyla,
tasarı görüşülürken, önergelerle, bu tasarıyı hazırlayanların amacına uygun bir
şekilde değişiklik önergeleri gelirse bunlara da şaşmayız. Türk Ceza Kanunu
Yasasındaki imar affı manevrası, Parlamento hayatımızda, AKP'ye özgü
kurnazlığın başarılı bir örneği olarak yerini alacaktır.
(x) 911 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Değerli arkadaşlarım, bu
tasarı, AKP İktidarı döneminde yasalaşan Belediye Yasasıyla çelişmektedir,
yasanın 73 üncü maddesiyle. Yine, bu dönemde yasalaşan 2863 sayılı Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasıyla çelişmektedir; bu yasanın 17 nci maddesi
ve 2 nci maddesinin son fıkrası. Daha da önemlisi, Bayındırlık ve İskân
Bakanlığınca hazırlanan ve internette yer alan Şehircilik ve İmar Kanunu
Tasarısıyla da çelişkilidir bu yasa taslağının 30 uncu maddesiyle… Bir başka
deyişle, bu yasayla yapılmak istenenler, Belediye Yasasıyla, Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Yasasıyla ve ilgili bakanlığın Şehircilik ve İmar Yasasıyla
gerçekleştirilebilirdi. Bu yolu seçmemelerinin nedeni, kolaycılıktır,
aceleciliktir ve bazı temel hukuk ve imar değerlerini ortadan kaldırması
hesabıdır.
Tasarıda "diğer
kanunların bu kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz" denmektedir. Böylece, bu
dönemde yürürlüğe giren, başta Belediye Yasası ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Yasasının bazı ilke ve maddeleri başta olmak üzere çok sayıda yasanın
ilgili maddeleri yok sayılacaktır.
Maddelere şöyle bir göz atacak olursak… Bir; amaç
maddelerindeki "kentin gelişimine uygun" ifadesi açık bir anlam
taşımamaktadır. Tarihî ve doğal dokuların korunmasıyla çelişecek girişimleri de
akla getirmektedir. Eğer başka amaçlar yok ve istenilen hedeflerin tarihî ve
doğal yerlerin korunması ise, bu, açıkça yasa tasarısında yer alabilirdi. Bu
bölgelerde tarih korunarak ve doğal varlıklar korunarak, konut, ticaret,
kültür, turizm ve sosyal devlet alanları -otopark da yazılıydı; komisyonda
çıkarıldı- nasıl yapılacak; bunu, herhalde, TAÇ Vakfı yöneticileri
açıklayacaklardır. Yenileme alanlarının belirlenmesiyle ilgili olarak, özel
çıkarları dikkate almayan, demokratik ve diğer yasalarla uyumlu meslek
odalarının, üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşlerinin
alınmasını öngören bir yöntem izlenmesi gerekirdi.
Tasarı, yenileme
alanlarının belirlenmesi konusunda 5272 sayılı Belediye Yasasının 73 üncü
maddesiyle de çelişmektedir. Bu maddede
kentsel dönüşüm için en az 50 000 metrekare koşulu getirilmektedir; daha evvel
yayımlanmış bir yasa biliyorsunuz. Tasarıda, 10 000 metrekarelik bir sınırlama
vardı ve komisyonda bu sınırlama da kaldırıldı.
Yine, tasarının 2 nci
maddesinde, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak belirlenen projelerin
Bakanlar Kurulu onayından geçmesi gerekiyor; ancak, maddede, Bakanlar Kurulunun
bu onaylama işlemini ne kadar sürede yapacağı belirtilmemiştir. Bu da
yanlıştır. Değişik belediyelerin, değişik projeleri, bakanların ve Bakanlar
Kurulunun isteğine bağlı kalabilir; yani, bazı projeler kabul edilmeyebilir
veya istenilen sürede Bakanlar Kurulu kararı çıkmayabilir.
Tasarının 3 üncü
maddesinde "söz konusu alanlar için 2863 sayılı Yasanın 51 inci maddesine
göre gerektiği kadar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu
oluşturulur" denmektedir. Burada "söz konusu alanlar için"
ifadesiyle, özel görevli koruma kurulları oluşturulmaktadır. Daha önce
kurulmuş, görev başındaki kültür ve tabiat varlıkları kurullarının görevleri ne
olacaktır? Bölge hangi kurulun sınırları içindeyse o kurul görev yapmalıdır;
yani, doğal yargıç, doğal mahkeme gibi ilgili ve yetkili kurul görev başında
olmalıdır. Özel mahkeme ve özel yargıç, demokrasimize de, adalete de aykırıdır.
4 üncü maddedeki
"Taşınmaz tasarruflarının kısıtlanması ve kamulaştırma" başlığı
taşıyan hüküm, belediyeleri, kentsel dönüşüm ve gelişim alanlarında yapacakları
kamulaştırmalar bakımından oldukça fazla güçlendirmekte ve mülkiyet hakkını
fazlasıyla zorlamaktadır. Anayasanın 35 inci maddesi "Herkes, mülkiyet ve
miras hakkına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir" demektedir.
Tasarının 4 üncü
maddesinin dördüncü fıkrasında "kentsel dönüşüm ve gelişim alanı
içerisinde kalan hazineye ait taşınmazlar, başka bir işleme gerek kalmaksızın
projeyi yürüten belediyeye bedelsiz devredilir" denmektedir. Oysa, bu
yasa, 2863 sayılı Yasanın 13 ve 14 üncü maddesine aykırıdır ve de kültür ve
tabiat varlıklarının korunması açısından sakıncalıdır. Taşınmazlar, Kültür ve
Turizm Bakanlığının izni olmadan, gerçek ve tüzelkişilere satılmamalıdır, hibe
edilmemelidir.
Unutmayalım ki, korunması
gereken alanlar ve mekânlar arasında kentlerin dışında köyler de vardır.
Tasarının sadece belediye sınırları içinde geçerli olması da, ülkemizdeki
kentsel SİT'ler açısından gerçekçi değildir; çünkü, belediye sınırları içinde
olmamasına karşın, SİT kararlarıyla korunan veya korunması gereken özgün ve
geleneksel mimarî özelliklere sahip köylerimiz de vardır; Karadeniz
yaylalarındaki geleneksel yerleşmeler gibi, antik kentlerle bütünleşmiş köyler
gibi. Bu konuda da, il özel idareleri görev ve sorumluluk almalıdır.
Sonuç olarak, bu yasayla
amaçlanan düzenlemeler yürürlükteki, üstelik bu dönemde çıkarılan yasalarla
yapılabilecekken, yeni bir yasa hazırlanmasını anlamak mümkün değildir. Eğer bu
alanda bir düzenleme yapma zorunluluğu varsa, imar mevzuatı bütünlüğüne saygı
gösterilerek yapılmalıdır. Nazım planı, koruma planı ve genel koruma kural ve
ilkelerine uyulmak zorunluluğu vardır. İmar koruma ve çevreyle ilgili mevzuata
uyulmayarak, ilke ve kurallara uyulmayarak yapılan işlemler, ancak ve ancak
birilerine rant alanı yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Planlama, ancak
disiplinli ve bütüncül ele alınırsa yararlı olur. Parçacıl çözümler başarısız
olmaya mahkûmdur.
Yıpranan kent dokularının
yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması hakkındaki kanun tasarısıyla
ilgili düşüncelerimi bilgilerinize sundum.
Hepinize saygılarımı
tekrarlıyorum; yasanın ülkemize, kentlerimize hayırlı olmasını diliyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Sözen.
NURETTİN SÖZEN (Devamla)
- Ben teşekkür ederim.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Recep Koral; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
RECEP KORAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; 911 sıra
sayılı kanun tasarısının tümü üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hepimizin ve ülke
insanımızın en hassas olduğu konuların başında tarihî ve kültürel varlıklarımız
gelmektedir. Ülkemiz açısından en önemli değerimiz olan tarihî ve kültürel
varlıklarımızın korunması ve yaşatılması, hepimizin arzu ettiği, hepimizin
birlikte yapması gerektiği ve üzerinde durduğumuz en önemli husustur. Ülkemizin
bu zenginliğini en iyi şekilde korumak zorundayız. Bu tarihî ve kültürel
varlıklarımızı büyük bir heyecanla çocuklarımıza ve ülkemize gelen yabancılara
anlatmak, aktarmak ve onların kullanımına sunmak durumundayız.
Bu manada, bugüne kadar,
kültür ve tabiat varlıkları, Kültür ve Turizm Bakanlığı imkânlarıyla korunmaya
çalışılmış. Bu yapılanların dışında kalan ve bilhassa özel mülkiyete konu olan
bu değerlerimizin son yıllarda yıpranmalarının yanı sıra, bakım görememeleri
nedeniyle denetimsiz kalmaları ve bu denetimsizlikten dolayı sahipleri dışında
izinsiz iskân edilmeleri, hatta yağmalanmaları sebebiyle yanmakta, yıkılmakta,
can ve mal güvenliğini tehlikeli bir şekilde tehdit etmektedir.
Daha yeni, gazeteden bir
kupür: "Tarihî binayı yaktılar." İstanbul Beşiktaş Ortaköy. Niye?
Bunun çok örneklerini hep birlikte yaşıyoruz. Bunlar bu şekilde kaderine terk
edilmeli mi; elbette hayır. Bu manada, bunun önlenmesi için gereken tedbirlerin
alınması lazım.
Tarihî ve kültürel
varlıklarımızdan kamuya ait kullanılamayanların, mutlaka, yenilerek kullanıma
sunulması gerekmektedir. Kullanma, korumanın en pratik yoludur. Bu amaçla yerel
yönetimlerimizin etkili bir şekilde görev yapabilmelerini sağlamak zorundayız.
Gazete kupüründeki ve benzer örneklerdeki haberleri dikkatle okuduğunuzda,
vatandaş hep, yerel yönetimlerin bunlara sahip çıkamadığından, bunlarla
ilgilenmediğinden bahsetmektedir. Oysa, yerel yönetimlerin böyle bir koruma,
onarma yetkisi bulunmamaktadır.
Burada getirilmekte olan,
SİT alanlarındaki tarihî ve kültürel varlıklarımızın yerel yönetimler eliyle
korunmasının sağlanmasıdır. Biraz evvel Değerli Hocamız ifade ettiler
"bunlar sadece belediye sınırları içerisinde değil, köylerde ve il özel
idarelerinin yetki alanlarında da mevcuttur" dediler ve altkomisyonda
birlikte çalıştık, üstkomisyonda da birlikte değerlendirdik. Üstkomisyonda
-Hocam hatırlaması lazım, ifadelerini ben mi yanlış anladım bilemiyorum ama- il
özel idarelerinin yetki alanları içinde de
il özel idarelerinin bu tarihî ve kültürel varlıkları yenileme yetkisi
verildi; yani, bir tarafta belediyeler kendi sınırları içerisinde bunları
yapacaklar, diğer tarafta da il özel
idareleri köylerde ve yetki alanlarında bulunan alanlarda bu yenilemeyi
yapabilme imkânına kavuşacaklar; dolayısıyla, yurdumuzun her alanındaki bu
varlıkların eskimiş olanlarının yenilenmesiyle ilgili yeni bir atılım ve yeni
bir yetkilendirme yapılmaktadır.
Bu manada yapılan bu
çalışma bir taraftan da kentsel dönüşümle karıştırılmıştır maalesef. Yine
burada değerlendirirken de, Muhterem Hocamız verdiği değerlendirmede, Belediye
Kanunundaki kentsel dönüşümle ilgili 50 000 metrekarelik örneği verdi ve gelen
teklifte de bunun 10 000, daha sonra da tamamen kaldırıldığını ifade etti.
Kentsel dönüşümle ilgili alan sınırlaması elbette Belediye Kanununda var; İmar
Kanunu taslak çalışmaları içerisinde de var; ancak, burada getirilen kentsel
dönüşüm değil, SİT alanı olarak ilan edilmiş yerler içerisindeki tarihî ve
kültürel varlıklardır; yani, yeni bir plan yapımı veya yeni bir değerlendirme
söz konusu değil, mevcut bir alan. Bunlar kurullar tarafından ilan edilmiş ve
bu alan içerisinde yıpranan, eskiyen, yanan, yıkılan, yok olan bir tarih var.
Buna sahip çıkmak
maksadıyla, gelen tasarıda 10 000 metrekare şartı vardı; yaptığımız
toplantılarda, sivil toplum örgütlerinin görüşlerini aldık, muhalefet
partisinin görüşlerini de aldık ve Bayındırlık Komisyonunda muhalefet partisine
mensup arkadaşlarımızın koyduğu notları da, muhalefet şerhlerini de dikkate
aldık ve onlar, bunun 10 000 metrekareyle sınırlı olmaması gerektiğini, eğer
kentsel dönüşüm olsaydı, mutlaka 50 000'le paralel olması gerektiğini, ama, SİT
alanlarının büyük bir çoğunluğunun 10 000 metrekarenin altında bulunduğunu
-Bakanlık temsilcileri de ifade ettiler- dolayısıyla, bunlara, hele hele daha
küçük noktadaki SİT alanı olan, daha küçük alandaki SİT alanı olan yerleri de
kapsaması gerektiğini ifade ettikleri için, biz, muhalefetin ve odaların
görüşlerini dikkate alarak, bu alanla ilgili metrekare şartını ortadan
kaldırdık. Bunun dikkate alınması lazım. Kentsel dönüşüm, imar kanunu
taslağıyla birlikte, Belediye Kanununa uygun bir halde, önümüzdeki zamanlarda
gelecektir; ancak, bu, mevcut SİT alanlarındaki tarihî ve kültürel varlıklarla
ilgilidir. Bu manada, bütün katılımcı gönüllü kuruluşların, odaların ve
muhalefetin önerilerini dikkate almak suretiyle buraya geldik.
Komisyonda en önemli
muhalefet, biraz evvel de yine Hocamızın ifade ettiği gibi, yeni kurulların
kurulmasıyla oldu. Bu yeni kurulların kurulup kurulmamasıyla alakalı
tartışmalar epey uzadı. Ancak, bugün, Bakanlığın zaten yeni kurul kurabilme
yetkisi var. Bu yetkiyi burada da kullanacak, bu işle ilgili de kullanacak ve
kuracağı kurul, bugün mevcut kurulları nasıl kuruyorsa, hangi şartlarda atama
yapıyorsa, yapısı nasılsa, yine aynı olacak. En küçük bir değişiklik yok, özel
bir yapılandırma yok, özel bir hüküm yok, özel bir atama yok. Bugün, Sayın
Kültür ve Turizm Bakanımızın kurabildiği kurul, aynen, yine bu bölgeler için de
kurulacak.
Niçin ihtiyaç duyuldu;
biliyorsunuz, kurullarda -meslek sahibiyiz, bu meslekten olanlar biliyor,
vatandaşlarımız da biliyor- aylarca… Oradaki değerli kurul üyelerimizi de
suçlamak için söylemiyorum; ama, hepimiz biliyoruz ki, o kadar çok, yoğun talep
var ki, bunların altından belli sürede kalkabilmeleri mümkün değil. Kalkamamışlar,
yetişemiyorlar, yetişmeleri de mümkün değil. Sayıları artıyor bir taraftan
kurulların; ama, yine iş hacmi nedeniyle yetişemiyor. Dolayısıyla, belediyeler
olarak ve il özel idaresi olarak bu alanlarda süratli bir şekilde yenileme
yapmamız lazım ve yıpranan bu yapıların… "Eskiyen" diye gelmişti
hatta, oda temsilcileri 'yıpranan' ifadesini kullanmanız daha doğru olur"
dediler. Doğru, hakikaten, eski olması, eski olsa da kullanılabilir durumda
olması ile yıpranmış olması arasında fark var; yıpranan ifadesini koyduk; yani,
bunu bir kabahat olarak görmemek lazım; katılıma açık olduğumuzu, yaşatılması
gerektiğini, kullanırken de yaşatılması gerektiğini ifade ettiler; onu da monte
ettik. Elbette, tarihî eser ve kültürel varlık yaşatılmak için yenilenir.
Dolayısıyla, kendisinin de, içinin de yaşanılır ve kullanılır olması lazım.
Yani, bunların bir kabahat olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etmek
istiyorum.
Kurullar konusunda hiç
kimsenin tereddütü olmasın. Bugün var olan Kültür ve Turizm Bakanlığının bir
yetkisini bu amaçla, daha hızlı çalışabilmek ve buradaki… Bu alanların sayısı
çok, değerli kardeşlerim, içerisindeki ada sayısı çok, bina sayısı çok;
bunların mutlak surette yenileme alanı olarak Bakanlar Kurulu tarafından ilan
edildikten sonra -Bakanlar Kurulunu bir süreye bağlamanın da doğru olduğuna
inanmıyorum- olayın önemine ve güncelliğine göre, gelen taleplerin de azlığına
çokluğuna göre, bunlar mutlaka hayata geçirilecek; çünkü, hepsinin aynı anda
yapılması da mümkün değil; etaplar halinde yapılabilme imkânı da var. Aslolan,
yenilemeye ihtiyaç var mı yok mu; bunun tespit edilmesi. Bu manada da, Bakanlar
Kuruluna kadar konunun ilgili meclislerde karar altına alındıktan sonra; ilgili
meclislerde karar almak demek, komisyonların çalışması demek, komisyonlarda da
gönüllü kuruluşların, üniversitelerimizin ve odalarımızın, hatta
muhtarlarımızın komisyonlarda buna katılımı da söz konusu; yani, sivil toplum
örgütlerinin görüşlerinin de alınmaması diye bir şey söz konusu değil, yenileme
alanı ilan edilene kadar. Edildikten sonra da var; yani, o yerle ilgili değerlendirmelerin
yapılma ve kullanıma sunulma aşamasında gerek mal sahiplerinin gerekse o
civarda, mahallede yaşayan insanların katılımı da kanunda mevcut; yani, o kadar
demokratik bir şekilde karar alma esası getiriliyor ki, bu belki de bu kanunla
ilk defa bu kadar geniş ve açık bir yelpaze içerisindedir.
Hazine parsellerinin
üçüncü şahıslara falan devri söz konusu değil. Tabiî ki, hazine parsellerinde,
burada Millî Eğitime ait olan okullarla alakalı bir istisna tutulmuştur, Millî
Eğitimle görüşmek suretiyle. Vakıflara ait ve vakıfların kontrolünde, koruma ve
gözetiminde olan yerlerle alakalı yine istisna tutulmuştur; ama, onun dışında,
bu amaçla kullanılacak hazine mülkiyetinde ise, bunu il özel idarelerinin ve
belediyelerin bedelsiz alıp değerlendirmesi, yenilemesi, kullanıma uygun hale
gelmesi, masrafları çıkarttıktan sonra, o projeye harcanan giderler çıktıktan
sonra, kalan kısımla ilgili de hazineye pay verilmesi esası kabul edilmiştir.
Bu manada, aslolan bir gelir getirmek değil, aslolan hazineye ait olan
taşınmazların da yenilenebilir bir yetkiliye devredilmesi ki, bunlar da
belediye ve il özel idarelerimizdir. Bu manada değerlendirilmesi lazım. Aynı
zamanda, Belediye Kanunuyla da bir bütünleşme söz konusudur burada.
Değerli kardeşlerim,
yani, ben İstanbul Milletvekili olduğum için, tabiî İstanbul'dan da örnek
geldi, Değerli Hocamız bir vakıfla bağlantı kurdu. Tabiî, o vakıfta da görevli
olan, komisyona gelen değerli bir hocamız vardı, onunla olan diyalogdan dolayı
mı bilemiyorum, ben bir şey ifade etmek istemiyorum; ama, İstanbul'daki
belediyelerimizin, yani bir Fatih Belediyesinin, bir Eminönü Belediyesinin, bir
Beyoğlu Belediyesinin, bir Beşiktaş Belediyesinin, bir Eyüp Belediyesinin
tarihî ve kültürel varlıklarının tamamı SİT alanı bunların. SİT alanında olan
bu yapılara duyarsız kalmaları söz konusu olabilir mi, bunu kabul edebilir
miyiz?! Bugüne kadar, belki duyarlı oldular belediyelerimiz; ama, Meclisle,
hükümetle bir bütünleşme sağlanamadığı için gündeme gelmedi. Bugün, çok güzel
bir bütünleşme var; bu bütünleşmenin meyvesini de, mutlak surette almak
zorundayız. İstanbul'da yaşayan insanlar, ülkemizde yaşayan insanlar, tarihî ve
kültürel varlıklarımız, bu meyveleri kendi üzerlerinde görmek
mecburiyetindeler. Yani, ben, varlıklar derken, gayrimenkullerin de bu
nimetleri görmesini diyorum; çünkü, onların da bir ruhu vardır, bunu
hissederler. Dolayısıyla, buna imkân sağlayan bir kanun tasarısı olarak geldi.
Bunu, kentsel dönüşümle bütünleştirme gayesi vardı; dolayısıyla "kentsel
dönüşüm" adı altında Meclise getirildi; ama, kentsel dönüşüm çok geniş. Bu
SİT alanları, dar alanlar, acil alanlar, bunların aciliyeti dolayısıyla İmar
Kanununu beklemesi söz konusu olamazdı. İmar Kanunu, kentsel dönüşüm, depremle
ilgili özellikler, bunların bilahara gelmesi söz konusu olabilir; ama,
Eyüp'ten, Fatih, Eminönü istikametine bir gidin, arabanızın üzerine yıkılacak
binalar, yanan, yıkılan binalar, bunları biliyorsunuz. Malikleri tarafından
kullanılmayan -dışarıdan gelmiş- içinde kaçak iskân edilen binalar; bir
çöküyor, birkaç tane can gidiyor, sorumlu yok; yanıyor, can gidiyor, sorumlu yok.
Bu tabloya daha fazla seyirci kalınması elbette ki söz konusu olamazdı ve bu
manada, bu kanun tasarısının hazırlanıp getirilmesinin ve bu yapı manzarasına
bir son vermenin esas alınmasının fevkalade önemli olduğu kanaatindeyim. Bu
kanunla, bunun ilke ve esasları belirleniyor değerli arkadaşlar.
Bu kanunun hayata
geçirilmesinden sonra yapılacak olan tarihî ve kültürel taşınmaz
varlıklarımızdan yıpranmış olanlarının yenilenerek korunması ve yaşatılarak
kullanılması sağlanacaktır. İl özel idareleri, büyükşehir belediyeleri, büyükşehirlerdeki
ilçe ve ilk kademe belediyeleri, il, ilçe belediyeleri ve nüfusu 50 000'in
üzerindeki belediyeler yetkilendirilmiştir.
Bu kanun, kültür ve
tabiat varlıklarını koruma kurullarınca SİT alanı olarak tescil ve ilan edilen
bölgeler ve koruma alanlarında uygulanacaktır sadece. Yeniden inşa ve
restoreyle, konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanları
oluşturulmakta, tabiî afetlere karşı tedbirlerin alınması sağlanmaktadır. En
önemli konulardan biri de bu; bilhassa, depreme tabi olan yerlerde, SİT
alanlarındaki bu yapıların mutlak suretle korunması, depremle ilgili, bakanlıkların
tespit ettiği deprem bölgelerinde zemin şartlarında ve binalarda da
sınırlamalar getirilmek suretiyle, esaslar koymak suretiyle bunlara da bir
çözüm getirilmesi sağlanmaktadır.
Yenileme alanları, il
genel ve belediye meclislerinde salt çoğunlukla karar altına alınarak Bakanlar
Kurulunca ilan edilmektedir. Vali ve belediye başkanınca onaylanacak olan
yenileme projelerine göre de, kamulaştırma ve uygulama yapılır, usul ve
esasları da yönetmeliklerinde belirlenecek denilmektedir. Kamulaştırma Kanunu
burada uygulanacaktır. Yani, yeni ve özel bir hüküm yok. Kamulaştırmalarda,
tamamen Kamulaştırma Kanununa göre gidilecektir; ki, orada da, biliyorsunuz,
Kamulaştırma Kanununda, uzlaşma esası ön plandadır. Bu da karşılıklı rıza
esasına dayanmaktadır.
Yenileme projeleri ve
uygulamaları, il özel idareleri ve belediyeler eliyle yapılacak, kamu kurum,
kuruluşları veya gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerine yaptırılarak
uygulanacaktır. Burada, kanununda yetkiye dayanarak TOKİ de kanuna monte edilmiştir;
çünkü, TOKİ'nin kanununda da bu yetki var, TOKİ'ye de bu uygulamaya katılabilme
imkânı verilmiştir.
Parsel ve yapı
sahiplerine kendi binalarını da yenileme esası getirilmiştir. Aynı parsel
içerisinde korunarak yenilenecek olan özel mülkiyete ait bir yapı varsa, bu,
proje bütünlüğünü bozmamak, eşzamanlı başlayıp bitirmek şartıyla, yapı
sahibinin kendisi tarafından yapılabilecek ve hatta, yapı sahibinin bir
başkasına yaptırabilme imkânı da getirilmektedir. Böylece, mülkiyet hakkı da
esaslı olarak korunmuş olmaktadır.
Uygulamada kontrol ve
denetim, takip işlemlerinin, uzman kişi, kurum ve ekiplerce yapılabilme şartı
getirilmiştir, ki, bu konuda muhalefetin de önerileri olmuştur; fevkalade
önemlidir; bu, bilhassa ifade edilmiştir. Zaten, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kanunu, bu konuda belediye ve valiliklere bu denetlemeyle
alakalı kurul kurma mecburiyeti de getirmiştir.
Ayrıca "yenileme
alanı ilan edilen yerlerde kalıcı ve geçici kısıtlamalar" diye gelmişti.
Bu "kalıcı kısıtlamaları" muhalefetin ikazıyla metinden çıkarttırdık.
Böylece "geçici kısıtlamalar" konularak yapılaşma kullanım ve işletme
projelerinin bütünlüğü bozmaması da bir esasa bağlanmıştır. Gerektiğinde
kamulaştırma yerine, idareye, satın alma, kat karşılığı ve Türk Medenî Kanunu
gereğince intifa hakkı veya sınırlı ayni hak tesis edilmesi esası da
getirilmiştir.
Değerli arkadaşlar, yine,
bu manada, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 12 nci
maddesine göre oluşan, biliyorsunuz, bu maddeyle Emlak Vergilerinin üzerine
yüzde 11 ilave getirmek suretiyle, bu tarihî ve kültürel varlıkların
yenilenmesi ve korunmasında kullanılması amaçlanmıştı. Bu kaynağı bu doğrultuda
kullanabilme imkânı da getirilmiştir.
Ayrıca, kamuya ait tarihî
eser niteliğindeki bina ve müştemilatlarının restore edilerek, yenilenerek,
eğitim, sağlık, kültür ve sosyal amaçlı olarak kamu yararına çalışan
derneklere, vakıflara ve diğer kurum kuruluşlara tahsisi, ticarî olarak
kullanılmak üzere de gerçek ve özel hukuk kişilerine sınırlı aynî hak olarak
tesis edilebilme esası getirilmiştir.
Bu arada, istisnalar
bölümünde, tabiî, uluslararası hukuktan doğan bazı sınırlamalar var,
dolayısıyla, buraya, uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerimiz saklı kalmak
kaydıyla bu kanunun diğer kanunlarla bir mukayesesi yapılmış ve diğer
kanunların bu kanuna aykırı hükümlerinin uygulanması ortadan kaldırılmıştır,
ki, bu, uygulamanın hayata geçmesi için de elzemdir zaten.
Belediye Kanunu ve
kentsel dönüşüm esaslarıyla belediyelere verilmiş olan bu yetkiyle de bir
bütünleşme sağlayacak, böylece SİT alanlarında da il özel idareleri ve
belediyeler bu manada, bu bütünleşmeyle boş alan bırakmamış olacaklardır.
Değerli kardeşlerim,
tabiî ki, fevkalade emekle gelmiş ve fevkalade özel önemi olan bir kanundur.
SİT alanları zaten ülkemizin gözbebeği olan alanlardır. Bu alanlardaki tarihî
ve kültürel varlıklarımızı da gözbebeğimiz olarak değerlendirdiğimiz için,
mutlak surette, bu varlıkların yenilenmesi ve kullanılmasıyla ilgili yerel
yönetimler yetkilendiriliyor ve bütün halkın, gönüllü kuruluşların katılımıyla bunun seri bir şekilde yapılması
sağlanacak. İnşallah, ilk etabı başladığında, Türkiye'de, bu alanda, bu adımın
atılmasını sağlayan bu tasarının ne kadar önemli olduğunu hep birlikte müşahede
edeceğiz.
Bu nedenle, emeği geçen, gerek
yerel yönetimlerde… Yani, bir yerel yönetimin, iki, üç, beş tane yerel
yönetimdeki belediye başkanımızın buna öncülük etmesini ben şükranla
karşılıyorum. Gerek hazırlık safhasında, gerek komisyon safhasında ve gerekse
Mecliste emeği geçen bütün arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum, hayırlı
olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Koral.
Şahsı adına, İstanbul
Milletvekili Sayın Berhan Şimşek; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşülmekte olan 911 sıra sayılı kanun tasarısının tümü
üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım,
üçüncü yasama yılını bitiriyoruz. Üçüncü yasama yılı içerisinde, ilk defa, bir
kanunla ilgili -Sayın Komisyon Başkanım da gözlerimin içine bakıyor- ilginç bir
süreç yaşadık. Bu yasa tasarısı, ilk olarak Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor Komisyonuna geldiğinde, bakanlık temsilcisi olarak bulunan arkadaşlarımıza
da "bu kanun tasarısı hangi bakanlığın önerisidir, sahibi kimdir"
diye sorduğumuzda, maalesef, sahibi çıkmamıştır; yani, hükümet, komisyona bir
tasarı gönderiyor ve sahibi yok. Biz, hükümet tarafından sahibi çıkmadığına
göre, bunu erteleyelim dedik. Bu ertelemeden sonra, ikinci komisyon toplantısı
oldu.
İkinci komisyon
toplantısına, Kültür ve Turizm Bakanlığından arkadaşlarımız geldi, Sayın
Müsteşar geldi ve diğer bakanlıklardan arkadaşlar geldi. Bayındırlık ve İskân
Bakanlığından gelen arkadaş dedi ki: "Bizim haberimiz yoktu; aslında,
Bayındırlık ve İskân Bakanlığının, bu kanun tasarısına benzer bir şekilde bir
çalışması var; yani, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının, kentsel dönüşüm
çalışması, şehircilik imar kanunu çalışması var; o zaman, bu konuyla bizim de ilgilenmemiz
gerekiyor."
İşin acı tarafı, Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna bir tasarı geliyor; bakanlıkların
haberi yok. Sayın Hocam ve Sayın Koral, isminden cisminden bahsediyor; ismini
cismini bir tarafa bırakalım, hiçbir bakanlığın bilgisi dahilinde olmayan bir
yasa tasarısı komisyona geliyor. Bunu burada söylemekten, gerçekten, acı
duyduğumu bilmenizi rica ediyorum. Ciddî bir acıdır bu.
Ertesi gün, Eskişehir'e,
bir panele gidiyorum; sabah yolda giderken, telefonum çalıyor. O gün komisyonda
görüşmeler yaptığımız için, basında yazılar çıktı. Beyoğlu Belediye Başkanı
arkadaşımız -Sayın Koral'ın deyimiyle- kardeşimiz "Sayın Şimşek, dün sizin
söylemiş olduğunuz, komisyonda görüşmüş olduğunuz yasa tasarısı, bizim
hazırlığımızdır" diyor. Tabiî ki, belediye başkanları bu tür önerilerde
bulunabilir, bir mahzuru yoktur. Ben de diyorum ki, biraz eksik, biraz yanlış yapmışsınız,
bu yasa tasarısına evet deriz; ama, genel gerekçe ile maddelerinin arasında
-ki, ilk kanun tasarısı elimde- hiçbir alaka yoktur.
Şimdi, bu kelimeyi burada
konuşmak sizin nezaket ve zarafetinize ve bana uymaz; ama, bu kadar
ciddiyetsizlik olabilir mi allahaşkına?!
Aradan bir zaman geçiyor
ve yine, Sayın Beyoğlu Belediye Başkanının gazete manşetlerinde haberleri
"Beyoğlu'nu değiştiriyoruz." Nasıl değiştiriyorsun; yık-yap
modeliyle. Burada gazeteleri göstermeye gerek yok, Vatan Gazetesinde ve
Milliyet Gazetesinde var bunlar.
Arkadaşlar "SİT
alanları" kelimesinin, cümlesinin geçmediği bir kanun tasarısı geliyor;
sadece, biraz romantik olsun diye Zeyrek'ten, Beyoğlu'ndan ve Süleymaniye'den
bahsediliyor; benim çocukluğumun geçtiği yerlerden. Zeyrek'le ilgili ayrıca bir
yazı dizisi yazmışım ben bu konuyla ilgili.
Buradan soruyorum, bu ciddiyetin
veya bu ciddiyetsizliğin -sizleri tenzih ederim- hesabını kim verecektir, kim
vermelidir?!
Ondan sonra, Bayındırlık
Bakanlığı ortada yokken, Bayındırlık Bakanlığı, İçtüzüğün 34 üncü maddesi
gereği Meclis Başkanlığına yazıyor, bu konuya müdahil olmamız gerekir diyor ve
onlar da katılıyorlar. Yani, adı değişmiş, şanı değişmiş, ismi değişmiş, ruhu
değişmiş, kimliği değişmiş ve sivil toplum örgütlerinin hiçbirine sorulmamış.
Sayın Başkanım tanıktır, biz, sivil toplum örgütlerinden, Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanı Sayın Melih Gökçek Beyi, mimarlar odasından, ÇEKÜL'den
arkadaşlar çağırdık, burada ne oluyor bir anlatın bize diye.
Bütün meseleler bu
değerlendirme içerisinde yapıldığı için, gayri ciddîliğin altında da insanların
bir şeyler aramasının çok normal olduğunu düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, bu
tasarıyla, belediyelere ve il özel idarelerine, yıpranan ve özelliğini
kaybetmeye yüz tutmuş tarihî ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek
korunması için projeler hazırlama ve bu alanlarda yapılacak kamulaştırmalar,
iskân projelerinin gerçekleşmesi amaçlı kamulaştırmalar sayılma yetkisi
verilmekte. Hatırlayın, 3194 sayılı İmar Kanunuyla belediyeler yetki bakımından
güçlendirilmiş ve kıyı bölgelerimiz, bugün olduğu gibi, betonlar haline
gelmiştir.
Bu tasarının 1 inci
maddesinin gerekçesinde deprem riskinden ve 2 nci maddesinde de tabiî afet
risklerine karşı tedbirler alınması amacından bahsedilirken, Marmara depreminde
büyük bir yıkım yaşanan Yalova'da, 2 katla sınırlandırılan imar izni bu şubat
ayında 4 kata çıkarıldı. Yalova Belediye Başkanının gerekçesi de şu: İnşaat
sektörüne ve kent ekonomisine canlılık getireceği… Daha yeni bu olaylar
yaşanırken, belediyelerin iktisadî amaçlarla hareket edebileceklerini,
tasarının gerekçesinde ifade edilen kültürel mirasın korunması amacına
ulaşamayacağını da ortaya koymaktadır. Belediyelerin, tanınan bu yetkisini
sınırsız kullanabileceği tasarının genel gerekçesinin son paragrafında açıkça
ifade edilmekte ve bu durumun engellenmesi için alan belirlenmesi ve projelerde
Bakanlar Kurulu onayı şartı getirildiği belirtilmektedir. Belediyelerin bu
yetkileri kötüye kullanma riskinin güvencesinin Bakanlar Kurulu olduğu da ifade
edilmekte. Ben anlatmayacağım daha önceki Bakanlar Kurulunun almış olduğu
kararları, SİT alanları kıyılarının satışlarını; fakat, burada, sadece
belediyelerin bu kadar donanarak, bu kadar yetkiye kavuşturularak bir sunum
yapmasının acı tecrübelerini daha önceki yıllarda hep beraber yaşadık; burada
belediye başkanlığı yapmış çok değerli arkadaşlarımız var.
Değerli arkadaşlarım, ben
bir gerçeği de burada ifade etmek istiyorum. SİT alanları, tabiî ki, bizim, hem
tarihî hem kültürel gözbebeğimiz, zenginliklerimiz; fakat, bu anlayışı şöyle
değerlendirmek gerekiyor: Türkiye'nin bugün en önemli girdilerinin başında
turizm geliyor. 1950'li yılardan sonra, Ordu Caddesi, Millet Caddesi, Vatan
Caddesi yıkılmıştır, Doğu Roma'dan kalan, Cenevizlilerden kalan bir İstanbul
tarihi ortadan kaldırılmıştır. Bugün Prag'a gittiğinizde, Prag, 1, 5 milyon,
Kadıköy kadar bir kenttir; fakat, yılda 16 000 000 turist gidiyor. Niçin;
tarihî zenginliklerine, tarihî, kültürel varlıklarına sahip çıkabildikleri
için; ama, biz, müteahhitlere kat karşılığı vererek, birçok yeri yıkmışız,
yakmışız veya Sayın Başkanın söylediği gibi, mafya yakıp, nasıl olsa benim
adamım belediyede vardır, nasıl olsa Emniyette de vardır, raporu ona göre
tutar, ben de buraya yapıveririm oteli, iş hanını, otoparkı...
Bu anlayışı, sürekli, bu
kürsüden dile getiriyorum. Bu anlayışın içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi
yoktur; bu anlayışın içerisinde, 1950 yılından beri, ellibeş yıldır bu ülkeyi
idare eden merkez sağ anlayış vardır. Bu bir gerçektir, bunu yok sayamazsınız.
Eğer, bu yapı içerisinde
devam edersek -ki, durum oraya gidiyor- tasarının 3 üncü maddesinin yedinci
fıkrasında, yenileme alanındaki en önemli tehlike -Sayın Koral da ifade etti;
ama, benim için yeterli değil bu- yenileme alanlarındaki yeni yapılanmalar ile
korunması gerekli, kültür ve tabiat varlıklarına ilişkin uygulamalar hakkında
karar vermek ve hazırlanan projeleri onaylamak üzere, söz konusu alanlar için
bu uygulamalarla ilgili olarak, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kanununun 51 inci maddesine göre, gerektiği kadar kültür ve tabiat
varlıklarını koruma bölge kurulu oluşturulması öngörülmekte; bunu, siz,
bakanlığa bağlıyorsunuz. 100 tane şantiye var, 500 tane şantiye var; sadece kentler
değil, SİT alanları, bütün geneli oluşturduğumuz için. Bu konudaki ekonomik
giderler, bu konudaki yapılanmalar...
Daha büyük tehlikesi, üst
planlama olmadan proje olabilir mi Sayın Başkan?! Plan yok, proje var; yani,
senaryosuz film çekeceksin!
RECEP KORAL (İstanbul) -
Uygulamada var mı?
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) -
Hayır efendim, plan yok, proje var.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Şimşek,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) -
Toparlıyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, bu
yasa, kimlik olarak, düşünce olarak doğrudur; ama, yapılanma olarak, sunum
olarak, geliş olarak problemlidir, prematüredir; yarın, doğru bir uygulamaya
ayna tutamayacaktır. Yani, Sayın Sözen ifade etti, Belediye Yasasının 73 üncü maddesi… Geçen yıl bizim Kültür
Bakanlığının çıkarmış olduğu 5226 sayılı Kanunun içerisinde bütün bunlar
vardır. Ayrıca, Anayasanın 35 inci maddesine göre de, mülk edinme hakkını
kimsenin elinden alamazsın; alamazsın, alabilmen de mümkün değildir.
Bu anlayış içerisinde,
eğer, buradan, plansız bir projelendirmeyle bu yasayı çıkarıp uygulama
yapacaksak, sadece ve sadece, Sayın Beyoğlu Belediye Başkanımızı, genç
kardeşimizi haklı çıkarırız. Bu, yık-yap modeli olur. Tarihî, kültürel varlıklarımıza
sahip çıkacağız diye, mafya yakmaz, mafya yıkmaz, devlet eliyle yıkıp…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Şimşek,
bugün ilk defa kendi koyduğum kuralı ihlal ediyorum. Lütfen, teşekkür
konuşmanızı Genel Kurula sunun.
Buyurun.
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) -
Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum. Bilirsiniz ki, burada, politika yapmak
adına değil, burada bulunan milletin vekillerinin her zaman vicdanına konuşmak
için bu kürsüyü kullanıyorum. Bu zarafetinize de çok teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlarım,
eğer, bu uygulama bu şekilde devam ederse, plansız projelendirmeyle, mafya
yıkıp yakmaz, devlet eliyle yıkıp yapıp, birilerinin ceplerini doldururuz.
Umarım ki, yanılan ben
olayım.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Şimşek.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, kısa bir açıklama
yapabilir miyim efendim?
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz
tasarının sahibi Türkiye Cumhuriyeti Hükümetidir. Sayın Şimşek, biraz önce
"bu tasarının sahibi yok, hangi bakan bu tasarının sahibidir" diye
sordular. Türkiye Cumhuriyeti 59 uncu Hükümeti adına bu tasarının sahibi benim efendim.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Şimdi, şu tasarıyı, Sayın
Şimşek, gözden geçirseydiniz, 4 üncü sayfasında, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma
ve Turizm Komisyonu Raporunu okusaydınız, ikinci paragrafında şu cümleyi
görecektiniz: "Tasarı, Komisyonumuzun 12.4.2005 tarihli 31 inci
Birleşiminde, Hükümeti temsilen Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
Şahin, Bayındırlık ve İskân, Kültür ve Turizm, Maliye, İçişleri, Millî Savunma,
Adalet, Çevre ve Orman Bakanlıklarıyla, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin
katılımıyla incelenip, görüşülmüştür." Tabiî, okumadan, burada, gelip,
ezbere bir şeyler söylüyorsunuz; kusura bakmayın.
İçişleri Komisyonu esas
komisyondur. İçişleri Komisyonu bu konuyla ilgili iki toplantı yapmıştır.
Birinci toplantısında Hükümeti ben temsil ettim. Hem iktidara hem muhalefete
mensup arkadaşlarımız "altkomisyon kuralım, bu tasarıyı daha da mükemmel
hale getirelim" dediler, biz de, Hükümet olarak buna katıldık -Hükümet
adına ben katıldım- altkomisyon kuruldu. "Efendim, sivil toplum
örgütlerinden görüş almadınız, bu çok önemli eksikliktir." Şimdi, açalım
raporu arkadaşlar, 13 üncü sayfa; ne diyor: "Altkomisyon toplantılarına
İçişleri, Adalet, Maliye, Millî Eğitim, Bayındırlık ve İskân ve Kültür, Turizm,
Çevre ve Orman Bakanlıklarıyla, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, İstanbul,
Ankara, İzmir ve Adana Büyükşehir Belediyeleri, Türk Belediyeler Birliği,
Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar
Üniversitesi, Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği, Mimarlar Odası, Şehir
Plancıları Odası, Tarihî Kentler Birliği temsilcileri davet edilmiş ve
toplantıya katılmışlardır." Şimdi bunları görmeden konuşuyorsunuz. Demek
ki bu arkadaşlar da katılmışlar, sivil toplum örgütleri görüşlerini
söylemişler. Bütün bu görüşler istikametinde geniş katılımlı bu tasarı
huzurunuza gelmiş. Gerçi, muhalefet partimize mensup iki arkadaşımız da, bu
tasarının, aslında, yararlı olduğu konusunu konuşmalarının içerisinde birer
cümleyle ifade etme ihtiyacını duydular. Biraz önce, Sayın Recep Koral, bu
tasarının hangi amaçla hazırlandığını, özellikle bazı büyük kentlerimizde
yıllardır sorun olan o yıkılmaya yüz tutmuş, yıkılmış, el atılması gereken
tarihî ve kültürel taşınmaz varlıkların nasıl ayağa kaldırılacağını ve o
kentlerin bölümlerinin nasıl yaşanabilir kentler haline getirilmesinin
amaçlandığını çok güzel cümlelerle ifade etti. Ben, kıymetli vakitlerinizi
almamak için o cümleleri tekrar etmek istemiyorum.
Bir belediye başkanı
arkadaşımızdan bahsedildi. Kuşkusuz ki, bu yasa çıktığı takdirde, bazı belediyelerimizdeki
sorun olan alanların yeniden el atılarak düzenlenmesi ve oraların yaşatılarak
kullanılacak hale getirilmesi mümkün olacaktır. Bu yasaya güvenerek kendi
ilçesinde bunları yapmayı hasretle bekleyen bir belediye başkanımızın, işte, bu
yasa çıkarsa şunları şunları yapacağız demiş olmasını ben takdirle
karşılıyorum. Bu bir heyecandır. Bu heyecanı her belediye başkanımızın
duymasını arzu ederim. Bu, tenkit edilecek bir husus değil, bana göre, takdir
edilecek bir husustur.
Bu tasarının sadece
belirli illeri ve ilçeleri kapsamadığını biraz önce arkadaşlarımız söylediler.
Aynı şartları haiz Türkiye'nin her yerinde uygulamayı öngören bir tasarıdır.
Ben bu tasarının gerçekten bir ihtiyacı karşılayacağı inancındayım.
Sadece bu açıklamaları
yapmak için huzurunuzu işgal ettim. Ben söz alan arkadaşlarıma teşekkür
ediyorum; uyarıcı ifadeleri oldu. Ancak, bu tasarının bir an önce yasalaşarak
yürürlüğe girmesinde, ben de bir İstanbul milletvekili olarak büyük yarar
gördüğümü ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakanım.
Tasarının tümü üzerinde,
şahsı adına, İstanbul milletvekili Sayın Nusret Bayraktar; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; gecenin bu
ilerleyen saatinde, tasarının tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye'nin gözbebeği İstanbul, İstanbul'un vitrini ve gözbebeği de, takdir edersiniz
ki, tarihî yarımada ve Beyoğlu sınırlarını içine alan Eminönü, Fatih,
Beyoğlu'dur.
Aslında, tarihî eserler,
kültürel zenginliklerimiz sadece İstanbul'la sınırlı değil; Türkiye'nin her
tarafında, bahsedilen kanunu içine alan ve bu kanunu bekleyen onlarca il
onlarca ilçe vardır. Denizli'den tutun, Kapadokya'dan, Sivas'tan, Kayseri'den,
Amasya'dan, Yozgat'tan, Urfa'dan Van'a her yer, Ankara'nın Ulusuna kadar.
Dolayısıyla, bu
sıkıntıyı, önce, bizzat yaşayan yerel yöneticiler öne çıkaracaklar, altyapısını
onlar hazırlayacaklar, istek ve arzuları onlar dile getirecekler; tabiî ki,
yasama organı olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi de, eğer yasal bir düzenleme
söz konusu olacaksa, bu konuyu Meclise taşıyacak. Elbette, bu işin sahibi de
hükümettir; hükümet adına, Sayın Başbakan Yardımcımız da konulara cevap vermiş
oldular.
Ben, olayı çok fazla
dallandırmadan, müşahhas örneklerle şekillendirmek istiyorum. Prag'dan bahsetti
biraz önce Sayın Berhan Şimşek; doğrudur, 1,5 milyon nüfuslu Prag, kültürel ve
tarihî mirası, değerleri koruyarak, bugün 15 - 16 milyon turist çekebiliyor.
Paris'in merkezinden bahsediyoruz. Merkezde olan bu tip kültürel
zenginliklerimizi yıllarca koruyamadık. Bakınız, örnek vermek istiyorum; Sayın
Sözen, hem Beyoğlu'nda otururlar, evleri var hem de İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı yapmıştır. 1989 - 1994 yılları arasında belediye başkanlığı
yapmış -İstanbul'da belediye başkanlığı yapmış- 1994'ten sonra ben de Beyoğlu
Belediye Başkanı olmuştum. O dönemde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olan
Sayın Cindoruk bile, bizi ziyarete geldiklerinde, bu, metruk olan binaların
koruması hususunda şikâyetlerimi dinlediler ve mutlaka, yasal düzenlemelerle
yardımcı olacaklarını söylediler. Sekiz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
gelip geçti, hâlâ, bu konularla ilgili ciddî adım atılamadı. 450 tane maili
inhidam kararı almış olduğumuz binalar, maalesef, yıkılmaya maruz kaldığı
halde, kültür ve tabiat varlıkları koruma kurullarının katı tavırları ve korunamaz,
kullanılamaz ilkeleri dolayısıyla, mülkiyet sahiplerinin belli olmamaları,
varislerinin belli olmamaları, yurt içinde, yurt dışında, maalesef, kimin,
nerede, ne yaptığı belli olmayan yerler. İşte, örnekleri veriyorum: Bakın, bunlar,
Fatih'te, Beyoğlu'nda, Eminönü'ndeki eserler, son derece kopmuş ve gayri meşru
faaliyetlerin odağı noktasına gelmiş; tinerciler, kapkaççılar, hırsızlar,
ayyaşlar mekân tutmuşlar. Koruyamadığınız bu eski eserleri, koruyamadığınız,
kullanamadığınız takdirde, kent dediğimiz, İstanbul gibi, Türkiye'nin gözbebeği
Beyoğlu, Fatih, Eminönü, ki, bakın, Fatih'te Zeyrek diye bir proje var, 1994'ten
beri, UNESCO'nun desteği altında, aslında onarıma hazır; Zeyrek, Balat, Türk
Mahallesi, Sulukule, Sahil Mahallesi, Süleymaniye'nin bir bölümü, Tarlabaşı,
Galata… Bu bölgelerin nasıl olduğunu hepiniz biliyor, hepimiz biliyoruz. Niçin
İstanbul'a kültürel zenginliklerimiz açısından turist getiremiyoruz, niçin
İstanbul'da güvenlik sorunu bu kadar had safhalara girmiş… Evet, yeni Belediye
Yasasının 73 üncü maddesinde kentsel dönüşümle ilgili bir pozisyon var, bir
projeksiyon var; ama, 50 000 metrekarenin üzerindeki alanlarla ilgili bir proje
ve onun uygulanması hususunda, yine, gerek kamulaştırılması gerek projelerin
uygulanması gerekse Türkiye genelinde 20 tane olan kültür ve tabiat
varlıklarını koruma kurullarının çalışma esas ve usulleri açısından
tıkanıklıklar yaşanıyor. Bakın, İstanbul'un 12 ilçesi bir kurula bağlı; bir
kurulun önündeki projeyle, altı ayda bir sıra geliyor, haftada birbuçuk gün
çalışıyorlar, ayda altı gün. Dolayısıyla, sıra gelmeyen, çalışma düzenleri
müsait olmayan bu koruma kurullarının ya çalışma esas ve usullerini
değiştireceksiniz ya kurulların yine aynı ilkeler doğrultusunda sayısını
artıracaksınız, sayısını artırarak çalışmalarını kolaylaştıracaksınız.
Özellikle kamulaştırma hususunda, mülkiyet haklarına tecavüz etmeden, mülk
sahipleri belli olan yerlere, ilgili proje sahibi belediye "şunu şu
şekilde yaparsanız yapabilirsiniz, ama, siz yapmayacaksanız, ben, iki yıl
içerisinde resen parasını falan yere bloke etmek suretiyle her türlü projeyi
uygulattırabileceğim" maksadıyla olay gündeme gelmiştir ve bu olay enine
boyuna tartışılmış; önce İçişleri Komisyonuna gelmiş, İçişleri Komisyonunda
İçtüzük gereği Bayındırlık Komisyonumuza gelmiş ve Bayındırlık Komisyonunda da
öncelikle bu isim değişikliği tartışılmış; yani, kentsel dönüşüm projesi İmar
Kanunu tasarısı içerisinde var; yapı denetimi, İmar Kanunu, kentsel dönüşüm;
ama, bu yıl da yetişmeyeceği kesin gözüken bu tasarıyı beklemek, aslında,
birçok değerlerimizi kaybetmemize vesile olacağı için 10 maddelik bir kanun
-biliyorsunuz belki, ben hatırlatıyorum- 1955 yılı 25 Nisanda…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bayraktar,
bir 5 saniyenizi rica edeyim. Teknik bir arıza oluyor galiba.
Sayın milletvekilleri,
hatibin konuşması 1-2 dakika geçebilir. Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanıncaya kadar Genel Kurulun çalışma süresinin uzatılmasını oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın Bayraktar, buyurun.
NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, İstanbul'u konuşuyoruz. İstanbul,
aslında, 15 000 000, 20 000 000, hatta
30 000 000 turist çekebilecek potansiyele sahip; Türkiye'nin yarısı
demek, her yönüyle. Böyle bir kentin korunması, kullanılması,
değerlendirilmesi, ulusal ve uluslararası boyutlarda kimliğini ortaya çıkarması
son derece önem arz ettiğini bildiğimiz için, 15 Nisan 1955'te, 6538 sayılı
Yasayla, Kapalıçarşı yandıktan sonra 9 maddelik bir özel kanun çıkmıştır. Bu
özel kanunla Kapalıçarşının onarımı sağlanmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) - Zamanımız var; ama, mikrofonda bir arıza oluyor.
Aynı şekilde, yine de bir
kararname var; bu karar sayısı 4 198. Yine de, 12.10.1954'te, 25.12.1954'te
Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın imzalamış olduğu Rumelihisarı'nın onarılmasıyla
ilgili bir kararname. Dolayısıyla, İstanbul veya Türkiye'nin herhangi bir
yerinde 10 000 metrekarenin altında şimdi ada bazında metruk binaların, tarihî
ve kültürel eserlerin bulunduğu yerlerin onarılmasına yönelik bir projeyi
ilgili belediye başkanlığının önderliğinde, öncülüğünde, yine kültür ve tabiat
varlıklarını koruma kurullarının tasdikiyle, Bakanlar Kurulunun kararıyla, her
kesimin, sivil toplumun da, aslında, gözetimiyle yapılabilmesinin; bu kadar
aceleciliktir, bu, işte birilerine ısmarlama bir kanundur, TAÇ Vakfının
yetkilileri geliyor diye farklı mecraya çekmenin doğru olmadığını düşünüyorum.
TAÇ Vakfının mensupları
üniversitelerde öğretim görevlileridirler ve kültür ve tabiat varlıklarını
koruma kurullarında görev almış bilim adamlarıdır, bir sivil toplum örgütünün
mensuplarıdır. Bayındırlık Bakanlığının görüşleri burada, elimde var. Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun çalışma esas ve usulleri var ve
kanunda üç ayrı isim değişikliği hususunda…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bayraktar,
orada bir şeye mi temas ediyor acaba dosyalar; onu bilmiyorum.
Buyurun, devam edin.
NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) - Belki…
Değerli arkadaşlar, işte,
Sayın Bakanımızın anlattıkları gibi, kentsel dönüşüm tasarısı Bayındırlık
Komisyonunda Eskiyen Kent Dokularının Yenilenmesi, Korunması ve Kullanılması
Hakkında Kanun Tasarısı şeklinde geniş tartışmalar sonucu İçişleri Komisyonuna
ve altkomisyona havale edildi. Altkomisyondaki çok detaylı çalışmalar sonucu
Yıpranan Tarihî ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve
Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun Tasarısı şekline dönüştürülmüş,
muhalefetin de arzu ve isteklerine uygun olarak SİT alanları içerisinde sadece
kent merkezleri değil, kırsal alanlarda il özel idarelerinin de böyle konulara
müdahale edebilmesi hususu da ilave edilmiştir. Dolayısıyla, Meclis tatile
girmeden bu kanunun yürürlüğe girmesi, bir an önce bu projeyi uygulamak isteyen
ve bu projeden istifade edecek kentlerle ilgili çalışmaların önünü açacağı
bakımından önem arz ettiğini şu an için belirtiyorum. Süremiz burada doldu; bu
saatten sonra sizleri fazla meşgul etmeyelim. Vakit bulduğumuz takdirde
maddeler üzerinde size müşahhas bazı örnekler vereceğim. Yıkılan binaların
nasıl yıkıldığını, o kadar güzelim binaların ne olduğunu ve ne olması gerektiği
hususunu da tartışma fırsatı bulursak memnun olacağım.
Emeği ve katkısı
geçenlere, tabiî, muhalefet partisi mensuplarına, sivil örgüt mensuplarına ve
başta İçişleri Komisyonumuza ve Sayın Değerli Bakanımıza ve hükümetimize ben
şükranlarımı arz ediyorum.
Tabiî, İstanbul adına
konuşulurken, ben Kayseri'ye de gittim, Sivas'a da gittim, Amasya'ya da gittim,
aynı kanunu bekleyenleri gördüm. Ankara'nın merkezinde bu kanunu bekliyorlar;
Kapadokya bölgesi bu kanunu bekliyor; Denizli de, Pamukkale de bekliyor, Konya
bekliyor; Anadolu'nun her tarafı bekliyor. Bu, İstanbul'la ilgili bir ısmarlama
kanun değildir; öncülüğünü, lokomotifliğini yapmaları çok doğaldır.
ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) -
Bursa var.
NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) - Bursa da var, evet, Edirne de var. Bütün Türkiye'yi sayamıyorum;
ama, elbette, İstanbul milletvekilleri olarak bize görev düşüyor. İstanbul'daki
belediye başkanlarına daha çok görev düşüyor; çünkü, yıkılan, yakılan o
binalardan sonra belediyeler uyuyor mu diyerek yıllarca suçlanan bizler olduk.
Sayın Sözen de suçlandı, ben de suçlandım, Sayın Başbakanımız da suçlandı,
İstanbul'a niye sahip çıkmıyorsunuz diye. O dönemlerde biz bunları yapamadık.
Ne Sözen yapabildi, ne biz yapabildik, ne de Recep Tayyip Erdoğan yaptı. Neden;
yasal boşluklar ve mevzuatlardan kaynaklanan eksiklikler vardı. Şimdi, bunu
elbirliğiyle hep beraber bizler yapacağız.
Hepinize teşekkür ediyor,
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bayraktar.
Tasarının tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, çalışma süremiz dolmuştur.
Alınan karar gereğince,
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 15 Haziran 2005 Çarşamba
günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 23.02