DÖNEM:
22 CİLT: 86 YASAMA YILI: 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
107 nci Birleşim
2 Haziran 2005 Perşembe
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
YOKLAMA
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI Konuşmalar
1.- Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın,
Batman-Yumurtalık petrol boru hattında meydana gelen sızıntının yarattığı çevre
sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı
2.- Mersin Milletvekili Ali Er'in,
Rusya'ya yaş sebze-meyve ihracatında
yaşanan sıkıntının sektörde neden olduğu sorunlara ve alınması gereken
tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami
Güçlü'nün cevabı
3.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Faruk
Bayrak'ın, korsan yayıncılıkta gelinen nokta ile bu konuda bugüne kadar alınan
önlemlere ve bundan sonra yapılması gerekenlere ilişkin gündemdışı konuşması
V.-
ÖNERİLER
A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ
1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
VI.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
2.- Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları
Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji Komisyonu Raporu (1/969) (S. Sayısı: 851)
3.- Tarım Sigortaları Kanun Tasarısı ve
Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/865) (S.
Sayısı: 879)
4.- Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman ile
5 milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama
Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç, Seldek, Yeşilözen ve Karaotlak
Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun
Teklifi; Şanlıurfa Milletvekili M. Vedat Melik ile 23 milletvekilinin,
Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen
Bölümü ile Argaç ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle
Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi ve Şanlıurfa Milletvekili Mahmut
Kaplan ile 6 milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü
Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç, Karaotlak ve Yeşilözen
Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun
Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/395, 2/341, 2/396) (S. Sayısı: 837)
VII.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YazIlI Sorular ve CevaplarI
1.- Diyarbakır Milletvekili Mesut
DEĞER'in, hâkim ve savcıların keşif ücretlerindeki dengesizliklere ilişkin
sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/5669)
2.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa İlinin kalkınmasına yönelik yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/5676)
3.- Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün,
ağaç dikiminin özendirilmesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman
PEPE'nin cevabı (7/5880)
4.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Tuz
Gölündeki kirlenmeye ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin
cevabı (7/5881)
5.- Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün,
çevrenin ve ormanların korunmasını sağlayıcı çalışmalara ilişkin sorusu ve
Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/5924)
6.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in,
Gediz Nehrindeki kirliliğin önlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması
önergesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı
(7/5925)
7.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Düzce İline yapılan yatırımlara ve ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Çevre ve
Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/5983)
8.- Çanakkale Milletvekili İsmail ÖZAY'ın,
İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında yaşanan deniz kazalarına ilişkin sorusu ve
Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/5985)
9.- Şanluurfa Milletvekili Turan
TÜYSÜZ'ün, Şanlıurfa İlinde GAP Spor Oyunlarının geliştirilmesine ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı
(7/6016)
10.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Uşak'taki bir toplantıda kullandığı iddia edilen bir ifadeye
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
ŞAHİN'in cevabı (7/6023)
11.- İzmir Milletvekili Ali Rıza BODUR'un,
tarım üreticilerine ödenecek primlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/6052)
12.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan İli Hükümet Konağı inşaatına ve kafkas Dilleri ve Lehçeleri Fakültesi
açılıp açılmayacağına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı
(7/6084)
13.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
bazı MİT personelinin üniversite diplomaları ile ilgili iddialara ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in
cevabı (7/6127)
14.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
canlı hayvan sayısına ve tarımsal üretim içinde hayvansal üretimin payına
ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/6157)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak
beş oturum yaptı.
Manisa Milletvekili Hasan Ören, Bağ-Kur ve
Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalıları prim borçlarının yeniden
yapılandırılmasının önemine,
Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik,
Doğu ve Güneydoğu Anadoludan çeşitli illere çalışmak için giden geçici tarım
işçilerinin sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere,
İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem,
İstanbul'un fethinin 552 nci yıldönümüne,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Antalya Milletvekili Feridun Fikret
Baloğlu'nun (6/1522) esas numaralı sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
okundu; sorunun geri,
(10/128) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi okundu; daha önce
verilen 3 aylık çalışma süresini doldurması nedeniyle, İçtüzüğün 105 inci
maddesine göre, komisyona 1 aylık kesin süre,
Verildiği bildirildi.
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un
Endonezya'ya yaptığı resmî ziyarete İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş'ın
da katılmasının uygun görüldüğüne,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Polonya'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine,
İlişkin Başbakanlık tezkereleri kabul
edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 65 inci sırasında yer alan
471'e 1 inci ek sıra sayılı komisyon raporunun bu kısmın 3 üncü sırasına
alınmasına ilişkin CHP Grup önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul
edilmediği açıklandı.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz
gelmediğinden,
2 nci sırasında bulunan, Esnaf ve
Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu Tasarısı (1/969) (S. Sayısı: 851), ilgili
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından,
Ertelendi.
3 üncü sırasında bulunan, Askerî Hâkimler
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/1033) (S. Sayısı:
916),
5 inci sırasında bulunan, Trabzon
Milletvekili Cevdet Erdöl ile 6 milletvekilinin, Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer
Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile Tarımda Kendi Adına ve
Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifinin (2/409) (S. Sayısı: 858),
Görüşmelerini müteakiben;
4 üncü sırasında bulunan, TC Kültür ve
Turizm Bakanlığı ile Kosova Geçici Özerk Yönetim Kurumlarını (Kosova Kültür,
Gençlik ve Spor Bakanlığı) Temsil Eden Kosova'daki BM Geçici Yönetimi (UNMIK)
Arasında Yapılan Kültürel İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/929) (S. Sayısı: 741) görüşmeleri
tamamlanarak, elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra,
Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
6 ncı sırasında bulunan, Tarım Sigortaları
Kanunu Tasarısının (1/865) (S. Sayısı: 879) tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanarak 6 ncı maddesine kadar kabul edildi.
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, Muğla
Milletvekili Gürol Ergin'in, konuşmasında, partisine sataştığı iddiasıyla bir
açıklamada bulundu.
2 Haziran 2005 Perşembe günü, alınan karar
gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 23.10'da son verildi.
|
|
|
Nevzat
Pakdil |
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Harun
Tüfekci |
|
Ahmet
Küçük |
|
|
Konya |
|
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
Bayram
Özçelik |
|
|
|
|
Burdur |
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
No.: 147
II.- GELEN KÂĞITLAR
2 Haziran 2005 Perşembe
Raporlar
1.- 4.5.2005 Tarihli ve 5344 Sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik
Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor Komisyonu Raporu (1/1032) (S. Sayısı: 918) (Dağıtma tarihi: 2.6.2005)
(GÜNDEME)
2.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin;
2873 Sayılı Millî Parklar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifleri ve Çevre ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları
(2/433, 2/489) (S. Sayısı: 919) (Dağıtma tarihi: 2.6.2005) (GÜNDEME)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
2 Haziran 2005 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107 nci Birleşimini açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN - Elektronik
cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika
süre vereceğim.
Sayın milletvekillerinin
oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre
içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda bulunan
teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen de sisteme giremeyen
üyelerin ise, yoklama pusulalarını, görevli personel aracılığıyla, 5 dakikalık
süre içerisinde Başkanlık Divanına ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Üç sayın milletvekiline
gündemdışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri 5'er
dakikadır; hükümet cevap verebilir, konuşma süresi 20 dakikadır.
Gündemdışı ilk söz,
Şanlıurfa'dan geçen petrol boru hattında meydana gelen petrol sızıntısı ve
meydana getirdiği kirlenme hakkında söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Yahya
Akman'a aittir.
Sayın Akman, buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI Konuşmalar
1.-
Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Batman-Yumurtalık petrol boru hattında
meydana gelen sızıntının yarattığı çevre sorunlarına ve alınması gereken
tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
Mehmet Hilmi Güler'in cevabı
YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) -
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; gündemdışı söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
14 Nisan günü
Batman-Yumurtalık boru hattının Şanlıurfa güzergâhında meydana gelen petrol
sızıntısı büyük bir tehlike yaratmış, bölge felaketin eşiğinden dönmüştür. Boru
hattındaki bu sızıntı sonucunda Güneydoğu Anadolu Projesinin en büyük
yatırımlarından biri olan ve bölgeye sulamayla içmesuyu sağlayarak âdeta can
veren Atatürk Baraj Gölü ile geniş bir arazi bölgesi çok büyük bir kirlenmeyle
karşı karşıya kalmıştır. Sızıntı sonucu, alana 32 ilâ 33 000 varil petrol
yayılmıştır.
BAŞKAN - Sayın Akman, bir
saniyenizi rica edeyim.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, lütfen, hatibi sükûnetle dinleyelim. İstirham ediyorum...
Buyurun.
YAHYA AKMAN (Devamla) -
Baraj gölündeki kirlenme bölge halkını endişeye itmiş, özellikle içmesuyunu
buradan karşılayan Şanlıurfa merkez, Birecek, Halfeti ve Suruç ilçeleri ile
Gaziantep'in Nizip ve Karkamış ilçelerinin yanı sıra, birçok köy halkının,
ciddî sağlık sorunlarıyla karşılaşabilirim korkusunun içerisine girmesine neden
olmuştur.
Bölgede yapmış olduğumuz
tespitlerde bu konudaki hassasiyetin çok önemli boyutlara ulaştığını görmüş
bulunmaktayız. Ancak, konuyla ilgili olarak yaptığımız araştırmalar sonucunda,
ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının, tam bir uyum içerisinde, felakete
dönüşebilecek bu olayı titiz bir çalışma sergileyerek ortadan kaldırmaya
başlamış olması bizlere rahat bir nefes aldırmıştır. Şanlıurfa'nın Bozova
İlçesine bağlı Yığınak Köyü yakınlarında meydana gelen petrol sızıntısı,
rüzgârın da etkisiyle, Atatürk Baraj Gölüne yayılmış, bölgeye 26 Nisanda gelen
ekipler, gölü, bariyerler ve pompalar vasıtasıyla temizleyerek ilk müdahaleyi
yapmışlardır.
BAŞKAN - Sayın Akman…
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, sizler kürsüde olduğunuz zaman nasıl diğer arkadaşların sizleri
dinlemesini istiyorsanız... Lütfen!.. Hatibin konuşması hiç anlaşılmıyor,
lütfen, hatibi dinleyelim. (Alkışlar)
Buyurun.
YAHYA AKMAN (Devamla) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Baraj çevresindeki,
petrolle kirlenmiş sazlıklar da kısa sürede temizlenmiş, böylece, canlıların
zarar görmesi de engellenmiştir.
Bu çalışmaların
sonucunda, göle karışan petrol tamamen temizlenmiş görülmektedir. Gölden alınan
su örneklerinin temiz olması da bölge halkının su konusunda yaşadıkları
endişeleri ortadan kaldırması bakımından önem arz etmektedir.
Petrolle kirlenmiş toprak
ise kazılarak bir alana yığılmış vaziyettedir. 20 dekarlık bir alanı kapsayacak
bu kazılmış kirli toprağa uygulanacak bir dizi işlemlerden sonra toprak eski
haline dönebilecektir; ancak, bu işlemin yaklaşık bir yıl sürmesi
beklenmektedir. Bu uzun süre içerisinde hem baraj gölünde hem de toprağın
temizlenmesi işlemlerinin takip edilmesi önemlidir. Bunun için, incelemeleri
sürdürecek birer ekibin görev başında olması da devletin bu konuya ciddî bir
şekilde eğilmesinin bir göstergesidir.
Yine, BOTAŞ ile ilgili
kurum yetkililerinden oluşan ve baraj gölü civarında bulunan vatandaşların
uğradığı zarar ve ziyanın tespiti için bir komisyon kurulması bölge halkının
mağduriyetinin karşılanması bakımından sevindiricidir. Bu, ayrıca, bölgede
yapılan çeşitli iddiaların ortaya konulması bakımından da önem arz etmektedir.
Ayrıca, baraj gölünün,
Adıyaman'ın Kâhta İlçesinden, Diyarbakır'ın Çermik İlçesine kadar olan 70
kilometrekarelik bölümü kırmızı renge bürünmüş haldedir. Bunun üzerine harekete
geçen çevre ve orman il müdürlüğü, ve tarım müdürlüğü ekipleri incelemelere
başlamışlardır. Yetkililerden alınan bilgilere göre, kirliliğin petrol
sızıntısıyla bir ilgisinin olmadığı; ancak, konunun, o bölgede meydana gelen
orta şiddetli depremle ilgisinin olabileceği ihtimali üzerinde gerekli
çalışmaların yapılabileceği belirtilmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; gözle görülür bu güzel çalışmaların ötesinde, dikkat çekmek
istediğim başka bir husus bulunmaktadır.
Sudaki petrol temizlense
bile, etkilerinin daha sonra ortaya çıkacağı bilinmektedir. Boğazlarda
özellikle petrolden kaynaklanan kirlilik gözler önündedir.
Atatürk Baraj Gölüne de
sızan petrolün temizlenmesi çok önemlidir; ama, dibe çöken petrolün yaratacağı
tehlike nedir; bu, henüz bilinmemektedir. Bu nedenle, ivedi olarak
araştırmalara başlanılmalıdır. Sadece görsel olarak temizlenmesinin ötesinde,
bilimsel olarak da bu temizliğin ortaya konması önem arz etmektedir. Kirliliğin
gelecekte çıkarabileceği en önemli etkileri ekolojik denge üzerinde olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
YAHYA AKMAN (Devamla) -
Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Akman.
YAHYA AKMAN (Devamla) -
Teşekkür ediyorum.
Hatta, baraj gölü ve
aşağısındaki Fırat kaynağından su alan yerleşim yerlerinin sularının biyolojik
arıtmayla ancak zararsız hale gelebileceği iddia edilmektedir. Böyle bir
arıtmanın olmadığı dikkate alındığında, bu hususun risk teşkil edip etmediği
konularının açığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bölgede kanser taraması
yapılması ve istatistik bilgilerinin toplandığı bir veritabanının oluşturulması
da, ileride yapılabilecek çalışmalara ışık tutması bakımından fevkalade
gereklidir.
Yine, bölgede yaşayan
canlı türlerine yönelik bir çalışmanın da yürütülmesinde yarar vardır. Göldeki
balık ve diğer canlı türleri üzerinde de titiz bir araştırma yapılması
gerekmektedir. Göl, kısa süre içinde temizlenmesine rağmen, balık türleri takip
edilmeli, canlı ölümleri olup olmadığı yönünde titiz bir çalışma yapılmalıdır.
Sonuç olarak, çok boyutlu
olarak felakete dönüşebilecek bir olay, devletin koordineli müdahalesiyle
önlenebilmiştir. Özellikle halkın sağlığı ve ekolojik dengenin korunabilmesi
için, ortaya çıkan tablonun en kısa sürede kaldırılması öncelik taşımaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
YAHYA AKMAN (Devamla) -
Son cümlem Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Akman.
YAHYA AKMAN (Devamla) -
Devam eden çalışmaların sonucunu bölge milletvekili olarak takip edeceğimi
bildirmek istiyorum.
Yurdumuzda ve yöremizde
bir daha böyle bir felaketin yaşanmaması temennisiyle, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Akman.
Sayın Yahya Akman'ın
gündemdışı konuşmasına Enerji Bakanı Sayın Mehmet Hilmi Güler cevap
vereceklerdir.
Buyurun.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR
BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın
Yahya Akman'ın gündemdışı yapmış olduğu konuşmaya ilişkin görüşlerimi aktarmak
üzere huzurlarınızdayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği gibi, Yahya
Beyin de bahsettiği gibi, gerçekten çok önemli bir çevre problemi
oluşturabilecek bir olayla karşılaştık, bir kazayla karşılaştık; ancak,
aldığımız önlemlerle bu problemi çözdük; geri kalan kısımlarını da bir plan
dairesinde çözmeye çalışıyoruz.
Bilindiği gibi, BOTAŞ'a
ait Batman-Dörtyol boru hattı, Şanlıurfa İli Yığınak Köyü mevkiinde 13 Nisan
2005 günü saat 22.00'de yırtılarak patlamıştır. Yırtılma, üç dört yıl önce
açıldığı bildirilen yüzey suyu drenaj kanalında olmuştur. Boru hattının
yırtılma çizgisi üzerinde, bu çizginin üstünde ve altında olmak üzere, 3 yerde
kazıcı, yani ekskavatör diş izlerine rastlanmıştır. Bunun fotoğrafını da çektik
Yahya Bey; borunun üzerinde diş izleriyle beraber, nasıl patladığını da ifade
eden... Bir yanlış çalışma sonucunda meydana gelen bir kaza bu. Biz, bu boruyu
yerinden çıkardık, tamirini yaptık, eski haline geldi. Patlamayı müteakip, ki,
bu, gece saat 22.00'de oldu, biz, sabah 7.15'te bu patlamanın yerini bulduk;
süratle, o bölgedeki 13 ve 14 numaralı vanalar kapatılarak, boru hattından
akacak petrol sınırlandırıldı. Yalnız, patlak yerin bulunmasını müteakip,
çevrede faaliyet gösteren BOTAŞ müteahhitlerinin iş makineleriyle kanal üzerine
seddeler yapıldı, çukurlar kazıldı ve petrolün Atatürk Baraj Gölüne daha fazla
akması önlenmiş oldu. Bütün bu işler yapılırken, bir yandan da petrol
tankerleri ve pompalar temin edilerek, akan petrol yeniden kazanılmaya
çalışılmıştır, yani ziyan olmamıştır, önemli bir miktarı geri kazanılmıştır.
Tankerlere yüklenen petrol, Diyarbakır ve Adıyaman'daki TPAO tesislerinde
tanklara teslim edilmiştir.
Boru hattındaki akıntı
durduktan sonra, patlayan parça -fotoğrafta görüldüğü gibi- yerinden çıkarıldı
ve yeni boru parçası kelepçelenerek bağlandı. Boru hattını, 15.4.2005 günü,
akşam saatlerinde, işletmeye tekrar açtık; yani, süratli bir çalışma örneği
gösterildi. Aslında, bu, olumsuz bir olay; ama, bu olumsuz olayı, olumlu hale
çevirdik. Patlak nedeniyle dışarıya akan petrol miktarı 39 797 varil; yani,
mühim bir olay bu. Aslında, bu, aynı zamanda da, bir işlemin nasıl
çözülebileceğini göstermek bakımından mühim; 39 797 varil. Kanal üzerinde
yapılan seddelerin önünde biriken ve baraj gölü girişinde hapsedilen 13 126 net
varil hampetrol geri kazanıldı -bunu, tekrar geri kazandık- tankerlere taşındı;
hem hampetrol kaybı azaltıldı hem de kirlilik oluşturması engellenmiş oldu.
BOTAŞ'ın Genel Müdürlük
taşra teşkilatları ve Bakû-Tiflis-Ceyhan Proje Direktörlüğü, BOTAŞ
Internatianol Limited (BIL) gibi yan kuruluşların bütün imkânları burada
seferber edildi. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının ekipman ve personel
desteği, İsdemir, TÜPRAŞ, ATAŞ, Erenco şirketleri imkân ve ekipleri, FERNAS ve
İNDET şirketlerinin ekipman ve ekipleri, petrolün geri kazanılmasında BOTAŞ
ekiplerine destek olmuşlardır; buradan, onlara teşekkür ediyorum.
Şanlıurfa Valimiz Sayın
Şemseddin Uzun, valilik teşkilatı, Bozova ve Samsat Kaymakamlarımız ve DSİ
Atatürk Baraj Gölü Şube Müdürlüğü, bütün imkânlarıyla, petrolün toplanmasına,
toprağın, Atatürk Baraj Gölünün temizlenmesinde büyük destek verdiler. Ayrıca,
bölge halkı, traktörünü, kayığını kiralayarak ve bedenen çalışarak, dökülen
petrolün temizlenmesinde çok büyük katkılar sağlamıştır; onlara da, bu samimî
katkılarından, fedakârca çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum.
Çalışmaların başladığı 14
Nisan 2005 tarihinden 24 Mayıs 2005 tarihine kadar, drenaj kanalı ve göl
üzerinden, 13 126 varil petrol geri kazanıldı; göl suları üzerinde asfalt
haline gelmiş 1 500 varil petrol toplandı; Ceyhan Petrol İşletmeleri Müdürlüğü
tesislerine nakledildi. Aslında, bu olay, aynı zamanda, kötü bir olay; ama,
uygulama açısından, böyle bir olayın meydana gelmesinde, böyle bir işe nasıl
yaklaşabileceğimiz açısından da, bir uygulama projesi gibi bir proje oldu. Kötü
bir olaydan, biz, pozitif kazanımlar sağladık tecrübe açısından.
Drenaj kanalı ve
çevresinde petrolle kirlenmiş topraklar, kazıcı ve sıyırıcılarla toplandı.
Yığınak Köyü mevkiinde kuruluşumuza ait
164 nolu parselde hazırladığımız 25 dönüm kirlenmiş toprağın geri kazanılacağı
alana taşındı.
Ayrıca, göl yüzeyinde
kıyılara vuran petrolle kirlenmiş topraklar, gelberi ve küreklerle toplanıp
torbalandı ve traktörlerle toplanma alanına, oradan da geri kazanım alanına
taşınmıştır.
18 Mayıs 2005 tarihi
itibariyle Atatürk Baraj Gölü üzerinde petrol atığı kalmadı. Kirlenmiş
topraklar toplandı, geri kazanım alanına taşındı. Bunu, genel müdürlerimiz,
Çevre ve Orman Bakanlığının helikopteriyle, aynı zamanda, yerinde de görerek
tespit ettiler.
Kalan işlerimiz var Sayın
Yahya Akman. Petrolle kirlenmiş toprağın geri kazanılması, yani rehabilitasyonu
noktasında çalışmalarımız sürüyor. Atatürk Baraj Gölü ve kıyılarının petrol
kirliliği açısından takibini yapacağız.
Bu konuyu burada anlatma
fırsatı verdiği için, Şanlıurfa Milletvekilimiz Yahya Akman'a teşekkür
ediyorum.
Bu arada da, bu olayla,
aslında, benzer olaylar meydana geldiğinde ne yapmamız gerektiği noktasında,
bütün kamu kuruluşlarımız, bölge halkıyla büyük bir eşgüdüm içinde çalıştık. Bu
da, olumsuz bir olaydan hayırlı bir sonuç çıkarılması noktasında bize bir
kazanç oldu. Bununla da teselli buluyoruz.
Bu vesileyle, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) -
Duyarlılığınıza ve nezaketinize çok teşekkür ederim Sayın Bakan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
Gündemdışı ikinci söz,
Rusya'ya yapılan yaş sebze ve meyve ihracatı hakkında söz isteyen, Mersin
Milletvekili Ali Er'e aittir.
Sayın Er, buyurun
efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
2.- Mersin
Milletvekili Ali Er'in, Rusya'ya yaş sebze-meyve ihracatında yaşanan sıkıntının sektörde neden olduğu
sorunlara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım
ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
ALİ ER (Mersin) - Sayın
Başkan, Yüce Meclisin değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum.
Bugün gündemdışı söz
almamın nedeni, dört beş günden bu tarafa doğru, sizlerin ve kamuoyunun da
bildiği gibi, yaş sebze ve meyve ihracatının Rusya'ya yapılmasının durdurulması
konusunda mağdur olan yaş meyve ve sebze üreticisi çiftçilerimizin,
ihracatçılarımızın, yaş meyve ve sebze üretiminde çalışan işçilerimizin, yaş
meyve ve sebze nakliyesinde çalışan taşıyıcılarımızın ve bütün ilgilendiren
kurumların dertlerini, hem milletimizle hem de Yüce Heyetinizle paylaşmak için
söz aldım.
Muhterem arkadaşlar, bu
konu, dün, AK Parti Grubunda AK Partili milletvekillerimizce dile getirildi,
orada bu konu tartışıldı; ama, bir kez de milletimiz adına, ben, bu konuya hem
milletimizle hem de Yüce Heyetinizle paylaşmak istedim.
Biliyorsunuz, yaş meyve
ve sebze yetiştiren illerden en çok yaş meyve ve sebze yetiştiren illerimiz
Mersin, Antalya, Hatay, Adana, İzmir ve Muğla'dır. Aslına bakarsanız,
Türkiyemizin her tarafında yaş meyve ve sebze yetişmektedir; ama, özellikle
turfanda olarak bu illerimizde yetiştirilmekte ve ihraç edilmektedir.
Bizim yaş meyve ve sebze
ihracatımızın üçte 1'ini de Rusya'ya yapmaktayız. Rusya'daki bir sıkıntı,
gerçekten Türkiye'yi çok büyük badirenin içine sokuyor, çiftçiyi ve ihracatçıyı
gerçekten zora düşürüyor. İşte, dört beş günden bu tarafa doğru yaşadığımız
olay bu. Ama, benim üzüldüğüm bir şey var muhterem arkadaşlar; bu üzüntüm,
ihracat yapamamaktan dolayı değil, bu olay, bizim yetkililerimizin ihmalinden
dolayı. Bizim en çok üzüldüğümüz, çiftçilerimizin üzüldüğü, ihracatçılarımızın
üzüldüğü, üreticimizin üzüldüğü de bu. Rusya Federasyonu, bizi 2004 yılının
aralık ayında uyarıyor, yetkili bakanlıklara, ticaret ataşeliklerine yazıyor,
böyle problemler var, bu problemleri çözün, bize acil şekilde bildirin diyor.
Bu konuyu bir kez yazmıyor, defalarca yazıyor -belgeleri de var- nereye, ne
zaman, nasıl yazıldığı; ama, gelin görün ki, üzülerek söyleyeyim, yetkililer,
bunlara kesinlikle hiçbir cevap vermiyor.
Arkasından, en son bir
uyarıda daha bulunuyor; daha önce, şu şu tarihlerde yazdığımız bu problemle
ilgili bizim tarafımıza hiçbir cevap verilmediği için, kısa sürede, Rusya'ya
yapılan ithalatınızı durduracağız diyorlar; ama, hâlâ, yine, bizim tarafımızdaki
yetkililerden, üzülerek söyleyeyim ki, bir cevap yok. Tabiî, bunun üzerine de
ne oluyor; Rusya, yaptığı ithalatı, yani, Türkiye'nin yaptığı ihracatı
durduruyor.
Değerli arkadaşlar, biz,
sebze ve meyvemizin üçte 1'ini, biliyorsunuz, Rusya'ya ihraç ediyoruz. Rusya
kapısı kapandığı zaman, Türk çiftçisi perişan hale düşüyor ve bugün yaşadığımız
olay, maalesef, üzülerek söyleyeyim ki, Türk çiftçisinin beş altı günden bu
tarafa yaşadığı olay, felaket.
Türkiye'nin birçok
yerinden telefon geliyor, İzmir'den ihracatçılar, Mersin'den, Hatay'dan,
Adana'dan, Antalya'dan; hatta, İzmir'deki Bayburtlu ihracatçılar, taa
Bayburt'un insanları, yüzlerce insan telefon ediyor; nereye gidiyoruz, nedir bu
ihmal diye.
Şimdi, biz, buna kayıtsız
kalamayız değerli arkadaşlar. Biz, AK Parti Hükümetinin ve İktidarının olduğu
bir dönemde, bu işi, eksikliği yapanlara karşı kayıtsız kalmamamız gerekir; AK
Partiye bu yakışır. Bunun için de gereğinin yapılması lazım, kimin, nasıl,
nerede, niçin ihmali varsa, mutlaka gereğinin yapılması lazım; AK Partinin
anlayışı da budur.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Er,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ALİ ER (Devamla) - Ben,
huzurlarınızda, Başbakanımıza gerçekten teşekkür ediyorum; yani, dünden bu
tarafa, Sayın Başbakanımız birebir bu konuyla ilgileniyorlar. İlgilenen
arkadaşlara teşekkür ediyorum.
Bugün, bir heyetin
Rusya'ya gideceğini öğrendik; inşallah, yakın zamanda çözülür; ama, değerli
arkadaşlar, yakın zamanda çözülse de, kısa süreli de olsa, bu kriz, bir yıla
mal olur bize; açık söylüyorum.
Bakın, dünden beri ne
hale geldi piyasalar... Domates, 700 000 lirayken 300 000 liraya düştü -bugün
de, daha aşağı düştüğü söyleniyor- kayısı, 1 500 000 liradan 500 000 liraya
düştü; çilek, 1 300 000 liradan 500 000 liraya düştü; limonun sandığı 13 000
000 liradan 9 000 000 liraya düştü; salatalık, 450 000 liradan 200 000 liraya
düştü.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye'de 35 000 000 çiftçi var; 35 000 000 çiftçinin kaderiyle kimsenin
oynama hakkı yok, açık söylüyorum; bunun adı, bürokrat olur, bakan olur, kim
olursa olur, kimsenin oynama hakkı yok! (CHP sıralarından alkışlar) Bu
milletvekilleri, bu çiftçilerin sahibidir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Er, lütfen
konuşmanızı tamamlar mısınız.
ALİ ER (Devamla) - Sayın
Başkanım, 35 000 000 çiftçinin derdinin 5 dakikaya sığmayacağını zatıâliniz de
takdir edersiniz. Müsaade edin de, bir 5 dakika daha konuşalım şu çiftçinin
derdini.
BAŞKAN - Sayın Er, lütfen
konuşmanızı tamamlayınız. Yapamam efendim...
ALİ ER (Devamla) -
Lütfen… 35 milyon çiftçiyi…
BAŞKAN - Sayın Er, aynı
şeyleri söyleyeceksiniz. Maksat anlaşılmıştır, Tarım Bakanı da cevap
verecektir.
İstirham ediyorum,
lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ALİ ER (Devamla) - Sayın
Başkan, söyleyeceklerimi, müsaade edin ben söyleyeyim.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ
(Manisa) - Genel istek var Sayın Başkan, konuşsun.
BAŞKAN - Sayın Er, iyi
de, 5 dakikalık gündemdışı konuşmaya bir 5 dakika daha ilave edemem ki, takdir
edersiniz. Bakınız, 2 nci dakika…
Buyurun.
ALİ ER (Devamla) - Sayın
Başkan, çiftçilerin adına edin.
Bugün, Trabzon Limanında,
sebze meyve yüklü yüzlerce TIR beklemektedir, şu an. Yarın değil öbür gün, üç
gün sonra -bu iş, bir iki gün içerisinde çözülmezse- bakın siz rezalete,
perişanlığa bakın, çiftçinin haline bakın siz!
Değerli arkadaşlar, o
çiftçinin içinde biz yaşıyoruz, her gün o çiftçiyle iç içe olan biziz, gece
gündüz o çiftçilerin dertleriyle ilgilenenler milletvekilleridir. Onun için,
bırakın da şu milletvekilleri, iki adam, burada, 20'şer dakikadan 40 dakika
konuşsun.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Er,
konuyla ilgili bir husus varsa, tarım sigortasıyla ilgili kanun tasarısı
görüşülürken tekrar gündeme getirebilirsiniz; ama, şu anda, gündemdışı bir
konuşmada, çiftçilerin bütün sorunlarını halletmemiz mümkün değildir.
Son defa mikrofonunuzu
açayım, konuşmanızı lütfen tamamlayınız. Bir müddet sonra tasarı görüşülürken
yine gündeme getirin.
Buyurun efendim.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Çok önemli bir konu Sayın Başkan.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Bayburt) - Konu önemli efendim.
ALİ ER (Devamla) - Sayın
Başkanım, sevgili milletvekilleri; biz, çiftçilerin bu problemleriyle ilgili
konuyu takip etmeye devam ediyoruz. Bizim, bugün, buradaki bu konuşmamız bir
ikazdır, açık söylüyorum. Eğer, kısa sürede, bu hatayı yapanlar ve bununla
beraber, hükümetimiz, bu konuyu çözmezse sıkıntı doğacağını, biz, burada, bir kez daha söylüyoruz. Eğer, bu
hatayı yapanlar araştırılıp, bulunup da gereği yapılmazsa, bu hata binlerce
sefer tekrarlanır; yazık olur memleketin insanına; onu söylemek istiyorum ve
çiftçilerin bu dertlerini takip etmeye biz devam edeceğiz diyorum.
Hepinizi saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Er.
Sayın Ali Er'in
gündemdışı konuşmasına Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü cevap verecektir.
Sayın Bakan, buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Mersin Milletvekilimiz
Sayın Ali Er'in gündemdışı konuşmasına ben de gelişmelerle ilgili olarak bazı
bilgiler aktarmak ve bir değerlendirme yapmak üzere söz aldım.
Bugün gündeme gelen bu
konu, elbette, Ali Beyin ifade ettiği gibi, üzüntü vericidir ve sektörümüzün
önemli bir kesimini rahatsız edecek gelişmelerle karşı karşıyayız. Bu hadiseyi
ifade etmek için, ilkönce, bu hastalık hakkında birkaç cümle söyleyeyim.
Bu haşere, bu zararlı,
akdenizsineği olarak ifade edilen bu zararlı Türkiye'ye Afrika'dan gelmiş,
kendi coğrafyamıza ve iklimimize intibak etmiş, böyle bir kabiliyeti olan ve
sonra, bu zararlı etkisini yayan bir canlı. Avrupa'da mevcut; ama, Rusya'da
yok. Dolayısıyla, evvela, hadiseyi iyi anlayabilmemiz için... Bizim bu
bölgelerden Avrupa'ya giden ürünlerimizde bu sebepten dolayı bir engel
çıkmazken, Rusya, kendi ülkesinde olmadığı için ve bu hastalıkla ilgili de
toleransı sıfır kabul ettiği için, bu böcekten kaynaklanan hastalıkla ilgili
olarak rahatsızlık duymaktadır. Rahatsızlığı, gelen sebze ve meyvenin sağlığa
zararlı olması değil, bu böceğin kendi coğrafyasına da intibak ederek kalıcı
bir sorun çıkarması endişesidir. Avrupa'ya, biz, aynı nitelikte ürünleri
gönderdiğimizde bir sorun çıkmadığının tekrar altını çiziyorum. Şimdi,
dolayısıyla, hadisenin bir teknik tarafı var.
İkincisi -yine hepimiz
çok iyi bilmiyoruz- dışticaret, içerisinde birçok unsuru bulunduran bir husus.
Sadece ticaret değil bu; bunun içerisinde güç mücadelesi var, siyasî mücadele
var, yeni oluşan ülkelerde kuraldışı birkısım unsurların sisteme müdahalesi
var, zaman zaman izahı mümkün olmayan tedbirleri var. Bunu en çok kim bilir;
bunu en çok yurt içerisinde üretilen ürünleri yurt dışından ithal edilen
bölgelerdeki milletvekillerimiz bilir ve bize onlar hep gelirler, derler ki
"bak, şu ürünün mevsimi geliyor, ithalatına bir sınır getir." Kimler
söyler; Türkiye'nin çeşitli yerlerinde üretilen ürünlerden yurt içine ithal
edilenlerin hepsi; yani, bunun içerisinde fıstıktan tutun, Antep bölgesinden
tutun, doğu bölgesinden tutun, meyve, sebzeyle ilgili alanlarda...
Hatırlarsanız, elma üreticilerimiz, sıkıntıları olduğunda elma ithalatından
bahsederler ve bize "niçin yaptırıyorsunuz" derler.
Arkadaşlar, şimdi, aynaya
baktığımız zaman her şeyi iyi görmemiz lazım; yani, buradaki olan olayı da iyi
anlamamız lazım. Şimdi, Rusya çok önemli. Geçen sene Rusya'ya yaptığımız
ihracatın miktarı 455 000 ton ve 200 000 000 dolarlık Türkiye bir gelir elde
etmiş. Türkiye, bu piyasayı elbette kaybetmemeli. Peki, 2005'in ilk beş ayında
ne olmuş arkadaşlar; 160 000 ton ihraç etmişiz, yaklaşık 100 000 000 dolara
kadar da bir gelir elde etmişiz; yani, sistem devam ediyor. Ne zamana kadar;
mayıs ayına kadar devam ediyor, mayıs ayı dahil devam ediyor. Peki, sorun ne;
sorun, 2004'ün martında demişler ki, akdenizsineğiyle ilgili sorunlar var,
tedbir alın. Dış Ticaret Müsteşarlığımız kendisine intikal eden bilgiyi bize
intikal ettirmiş. Sorun Hatay bölgesinden kaynaklanıyor; Hatay bölgesiyle
ilgili tedbirler alınmış. Eylülde bir daha benzer uyarıyı almışız. Bu defa,
orada görevli olan inspektörler vesaireler... Onlarla ilgili biraz idarî
tedbirler daha var. Aynı yılın sonunda, bir önceki yıla göre, gelen
şikâyetlerde ve hastalıklı ürün oranında yüzde 64'lük bir iyileşme olmuş. Ne
zaman; 2004'te. 2004'te giden, ihraç edilen ürünlerde yüzde 64 oranında
denetimlerde iyileşme gözlenmiş ve Dış Ticaret Müsteşarlığı "çok olumlu
gelişmeler var" demiş. İşte, burada kritik bir nokta var; 2004'ün
kasımında Rusya'nın veterinerlik ve bitki sağlığı servisinin Türkiye'ye bir uyarı
yazısı yazdığı söyleniyor; 2 Kasım 2004'te. Bu yazı, ne Dış Ticaret
Müsteşarlığımızda var ne Dışişleri Bakanlığımızda var ne Tarım Bakanlığında
var.
Şimdi, arkadaşlar, biz,
bu tedbiri nasıl alacağız? Biz, ne dediklerini bilmediğimiz tedbiri nasıl
alacağız; yani, burada bir sorun olabilir, bu sorun Tarım Bakanlığında da
olabilir; ama, tam bilmeden, bir kişiye, bir kuruma yönelik iddialı ifadeler
kullanmak doğru değil. Bakanlığımla ilgili bu konuda soruşturma başlattım. Bize
niçin gelmedi bu yazı, bahsedilen yazı? Dış Ticaret Müsteşarlığı ve diğer
ilgili bakanlıklardan sorduk; bize gönderin kendi bilgilerinizi, çıkış
tarihini; gönderemediler, göndermediler. Nereden aldık; Moskova Büyükelçisini
aradık; oradaki Dış Ticaret Ataşesi, bize, o yazıyı 31 Mayıs tarihi itibariyle
gönderdi, bizim elimize 31 Mayıs tarihinde geçti, biz, Moskova'dan aldık ve
biz, istedikleri belgeleri temin ettik, hazırladık ve ilgili servise dün
akşamüzeri faksladık. Türkiye Büyükelçiliğine gönderdik, Rusya'nın Ankara
Büyükelçisine verdik ve şu anda, ilgili genel müdürümüz ve genel müdür
yardımcımız da, yarın resmî görüşmelerde bulunmak üzere, bugün Moskova'ya
hareket ettiler. Rusya'nın Ankara Büyükelçisiyle yaptığımız görüşme oldu. Konu
tekniktir, çözülmemesi için bir sebep yoktur; çok net ifadesini söylüyorum.
"Hadisenin diğer yönleri yoktur" diyor; inşallah öyledir; yani,
siyasî yön yoktur, başka bir kuraldışılık söz konusu değildir. Teknikse,
çözmemek için bir sebep yok.
Bu ülke, sadece
Türkiye'ye uygulamadı bunu, Avrupa ülkelerinden Hollanda, Danimarka, Belçika'ya
da uyguladı ve onlarla sorununu yeni çözdü. Onlarla sorunu çözerken aynı
yöntemi kullandılar. Hükümetler garanti verdi ve sistem işlemeye başladı. Biz
aynı garantiyi veriyoruz diye Rusya Tarım Bakanına resmen yazı yazdım, Tarım Bakanlığı
olarak biz, sizin istediğiniz sağlık sertifikasının doğruluğu ve tetkiki
konusunda Tarım Bakanlığı olarak garanti veriyorum; ama, sistemi işletmeye
başlayalım. Dolayısıyla, gelinen nokta, konunun teknik olduğu hususunda bir
kanaat var ve diyorum ki, inşallah böyledir; çünkü, bu durumda çözülmesi
kolaydır. Giden heyetimiz yarın bir görüşme yapacaktır, bunu çok daha iyi
anlayacağız.
Konunun ikinci kısmı ise,
kendi iç sorunumuzdur; yani, gerçekten Rusya'daki ilgili birim böyle bir yazı
yazdı mı; ben, onların böyle bir yazı yazmamış olabileceğini de düşünüyorum,
ihtimal olarak söylüyorum; çünkü, 28 Mayısta bildiriyorlar, 30'unda
uyguluyorlar. Bu kadar kararlılık olması çok izah edilir gibi değil ve iyi olan
taraf ise, bunu geçici olarak uygulamaya koyduklarıdır. İyi niyeti de biraz
burada görüyorum. Dolayısıyla, hadise, çok yönlü olarak takip ediliyor.
Oradaki büyükelçiliğimiz
zaten hadiseyi duyar duymaz, 27 Mayısta, gerekli bütün müracaatlarda bulunmuş,
itirazlarda bulunmuş ve biz, dokuz aydır bu ülkenin ilgili birimini Türkiye'ye
davet etmişiz; gelin, Türkiye'deki durumu inceleyin, eksik olan hususları
birlikte değerlendirelim... Bu davetimize de bir cevap vermemişler; ama, bu
defa, giden resmî heyetimiz bu daveti bizzat gerçekleştirecek ve o uzman insanları,
Türkiye'de, alıp gelişmeleri görmemiz lazım.
Son söz, hiç kimse konuyu
bütün detayıyla, net bilmeden suçluyu işaret etmesin. İkincisi, bu konuda
sorumlu olanlar kendilerine baksınlar. Bu konuda üretici, eğer, gerekli tedbiri
almazsa, ihracatçı özen göstermezse, elbette Tarım Bakanlığı kontrol görevini
iyi yapmazsa, sorun çıkmaya devam edecektir. Piyasa ekonomisi veyahut da
piyasanın, genel hayatın işleyişi öğreticidir; ama, çok acı öğreticidir. Biraz
önce Ali Beyin anlattıkları, bu acıyı derin hisseden bir arkadaşımızın
tezahürüdür; ama, üretici, o bölgenin milletvekili, o bölgenin tarımdan sorumlu
insanları, ihracatçısı, bu konuda ne yaptığını da düşünmelidir. Bundan sonra ne
yapacağımızı da iyi planlamamız lazım. Yarın kontrolleri artırdığımızda, ihracatı
Tarım Bakanlığı engelliyor dememeliler.
Efendim, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Açıklamalarınız
için teşekkür ediyoruz Sayın Bakanım.
Sayın Güney, buyurun
efendim.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Bayburt) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bugün, Sayın Ali Er, çok
önemli bir konuyu Meclis gündemine getirmiştir; kendisine teşekkür ediyorum.
Ben, buradan, Sayın
Bakanımıza, söylediklerine ilaveten bir şey söylemek istiyorum; o da şudur:
Değerli arkadaşlarım, ihracatını yaptığımız şey yaş meyve ve sebzedir; yani, bu
bir tekstil veya başka bir ihracat değildir; bunun beklemeye tahammülü yoktur.
Zaten daha önceden, ithalatçılar ve ihracatçılar karşılıklı anlaşmalar
yapmışlardır, ellerinde mallar vardır bu insanlarımızın. Sayın Bakanımız, bu konuyu
yakından takip edeceklerini söylediler. Eğer normal bürokratik sistem
içerisinde, Sayın Bakanım, bu işi götürmeye çalışırsanız, bu işten bir şey
çıkmaz ve buradaki bir aylık kayıp, işi bitirir. Benim istirhamım, bunu, normal
bürokratik çalışmaların, o temponun dışında, çok önemli bir konu olarak ele
alırsanız, hakikaten büyük bir hizmet etmiş olursunuz bu insanlara. Bunu
açıklamak istedim.
Size çok teşekkür ederim
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Güney.
Gündemdışı üçüncü söz,
korsan yayıncılıkla ilgili söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Faruk Bayrak'a
aittir.
Sayın Bayrak, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
3.-
Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Faruk Bayrak'ın, korsan yayıncılıkta gelinen
nokta ile bu konuda bugüne kadar alınan önlemlere ve bundan sonra yapılması
gerekenlere ilişkin gündemdışı konuşması
MEHMET FARUK BAYRAK
(Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde korsan yayının
geldiği noktayı, bugüne kadar alınan önlemleri ve alınması gereken önlemleri
bir kez daha dikkatlerinize sunmak için söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle,
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Meclisimiz ve iktidarımız, birçok konuda olduğu gibi, kültür ve sanat alanında
da önemli adımlar attı. Bunlardan belki de en önemlisi, geçen yıl, Sayın
Başbakanımızın öncülüğünde çıkarılan ve kamuoyunda Korsan Yayınla Mücadele
Yasası olarak adlandırılan yasadır. Sayın Başbakanımızın 2005 bütçe
konuşmasında belirttiği gibi, yolsuzluğun, emek hırsızlığının en yaygın olduğu
alanlardan biri de basım-yayım alanlarıdır ve bu nedenle, Sayın Başbakanımız,
bu yasanın hazırlanmasına ayrı bir önem vermiş, Korsanla Mücadele Yasasıyla
ilgili olarak, yine, bütçe konuşmasında "bize göre, fikir hırsızlığının,
emek hırsızlığının, intihalin, bir yazarın emeğine elkoymanın banka soymaktan
farkı yoktur. Bu yüzden, bu yaraya iyi bir neşter vurduk" demişlerdir.
Bu bağlamda, 22 nci Dönem
Meclisimizin çıkardığı bu yasa, cumhuriyet tarihi boyunca bu alanda çıkarılan
en kapsamlı yasadır. Korsan Yayınla Mücadele Yasası çıkarılmakla kalmamış,
Adalet, İçişleri, Kültür ve Turizm Bakanlıklarımızın çabalarıyla, yasa hızla
uygulama konulmuş ve kısa zamanda önemli mesafeler kaydedilmiştir.
Edebiyat ve İlim Eserleri
Sahipleri Meslek Birliği 2004 Korsan Yayın Raporuna göre, yasanın
uygulanmasıyla, ilk üç ayda, korsan yayının payı kitap sektörü içinde yüzde
60'lardan yüzde 30'lara gerilemiştir. Rakam olarak ifade etmek gerekirse, 500
trilyon olan yayıncılık sektörü cirosu içinde korsan kitapların payı 300
trilyondan 150 trilyona düşmüştür. Bu rakamlar, hükümetimizin kararlılığı
sayesinde korsan yayınla mücadelede çok önemli mesafe kaydettiğimizi
göstermektedir. Ne yazık ki, ilk üç aydaki bu kararlılık, zaman içinde hızını
kaybetmiştir. Korsan yayıncılar, denetimlerin gevşemesini fırsat bilip, tekrar
anacaddelerde, meydanlarda görünmeye başlamışlardır.
Sayın milletvekilleri,
geçtiğimiz günlerde, Avrupa Birliğinin alt kuruluşlarından Avrupa Yayıncılar
Federasyonunun genel kurulunda "Türkiye'de korsan yayın" özel gündem
maddesiydi ve Başkan Arne Bach, yaptığı açıklamada, Avrupa Yayınevleri
Federasyonuna üye olan 25 ülkeden yalnızca Türkiye'nin korsan yayınla mücadele
konusunda yavaş hareket ettiğine dikkat çekmişti. Bu görüşlerin Avrupa
Birliğinin Türkiye'yle ilgili raporlarına yansıyacağı da malumunuzdur.
Öte yandan, Uluslararası
Fikrî Mülkiyet Hakları Birliği 2005 Yılı Değerlendirmesi Türkiye Özel Raporuna
göre, Türkiye, yayın korsanlığı açısından dünyada en kötü örnektir. Aynı
raporda bildirildiğine göre, korsan yayınla ilgili atılan olumlu adımların
sürdürülmemesi nedeniyle, geçen yıl uluslararası kitap yayıncıları Türkiye'de
175 000 000 dolar zarara uğramıştır. Uluslararası Fikrî Mülkiyet Hakları
Birliğinin raporları, korsan yayındaki vahameti vurgulamasının yanında, başta
Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği olmak üzere, birçok ülkeye
yaptığımız ticarette de etkili olmaktadır. Uluslararası Fikrî Mülkiyet Hakları
Birliğinin verdiği şikâyet dilekçesi üzerine, ABD Hükümeti, 1993'ten beri,
Türkiye'nin fikrî mülkiyet hakları alanındaki uygulamalarını, bir ABD ticaret
ayrıcalıkları programı olan "Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi" adı
altında izlemektedir. Bu program, önemli Türk ihracat ürünlerinin ABD'ye
gümrüksüz ihracı gibi ayrıcalıklara hak kazanmak için, aralarında fikrî
mülkiyet haklarına yeterli koruma sağlanıp sağlanmadığı da olan bazı kriterlere
uyup uyulmadığını araştırmaktadır.
Uluslararası Fikrî
Mülkiyet Hakları Birliği, Türkiye'nin birçok konuda gerekli adımları atmış
olmasına karşın, korsanla mücadele gibi kilit öneme sahip bir konuda yasaların
etkin olarak uygulanmaması nedeniyle, Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi
dahilindeki ayrıcalıkların iptalini istemektedir. Bunun anlamı, İran, Çin,
Bulgaristan, Rusya, Ukrayna gibi ülkelerle aynı kategoriye alınarak, ABD'yle
olan tüm dışticaretimize sınırlama ve cezalar getirilmesidir. Korsan yayınla
mücadelede atılan olumlu adımların sürdürülmemesi nedeniyle bu yaptırımlar
uygulanmamıştır ve ülkemiz bu kurumun izleme listesindeki konumunu
sürdürmektedir. Gelecekte bunun olumsuz sonuçlarını Türk ihraç ürünlerinde
görmemiz kaçınılmazdır.
Değerli milletvekilleri,
hem ülkemizdeki kültür ve sanat hayatını korumak ve geliştirmek hem de
özellikle ekonomimizin candamarını oluşturan ihraç ürünlerimizde sorunlar
yaşamamak açısından, korsan yayınla mücadelede Sayın Başbakanımızın attığı
kararları adımları sürdürmemiz gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MEHMET FARUK BAYRAK
(Devamla) - Bu noktada en önemli görev, yasayla sorumluluk alan polisimizde,
jandarmamızda ve belediye zabıtalarımızdadır. Polisimizin, jandarmamızın,
belediye zabıtamızın, geçtiğimiz aylarda korsan yayına karşı gösterdiği
hassasiyeti yeniden canlandırmaları ve tekrar filizlenmeye başlayan korsan
yayıncılığın başını ezmeleri için gerekli gayret ve hassasiyeti
göstereceklerine inancım tamdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; son olarak farklı bir telif hakkı ihlalini dikkatinize sunmak
istiyorum. Telif hakları, sadece yayın ve basınla sınırlı kalmamalı, fikir
hayatının geliştirilebilmesi için hem televizyonlarda hem radyolarda hem de
sivil alanda istifade edilen fikir adamları ve bilim adamlarına telif ödenmesi
bir kural haline getirilmelidir.
Fiziksel ölçümü
yapılabilen her şeye cömertçe ödediğimiz bedeli fikir kaynaklarına aktarırken
cimri olmamalıyız. Başta üniversiteler olmak üzere, devlet, fikir adamı ve
araştırmacıları teşvik ve ödüllendiren tedbirler almalıdır. Bedelsiz kullanılan
her şey hoyratça ve israf edilerek kullanılır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bayrak,
lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
FARUK BAYRAK (Devamla) -
Değerli milletvekilleri, toplumların zenginliği sadece ekonomik zenginlik,
sadece ekonomik kalkınmayla ölçülemez. Gerçek zenginlik, kültürel, sanatsal
zenginliktir. Dolayısıyla, yazarların, sanatçıların itibarı ülkemizin
itibarıdır.
Biraz önce bahsettiğim
konularda birazcık yol almak istiyorsak, yazar ve sanatçıların sermayenin
tahakkümünden kurtulması için örgütlenebilmesi, haklarını koruyabilecek şekilde
baskı unsuru oluşturmaları gerekir. Bunun için fikir ajansları kurulmalı ve
ajanslar telif haklarını etkin bir şekilde takip etmelidir, yine ar-ge
ajansları kurulmalıdır.
Üniversitelerde bilim
adamlarının dışarıda katıldığı toplantılar da telife bağlanıp, üniversitelerin
dönersermayesine eklenmelidir.
Sözlerime son verirken,
bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Meclisi, tekrar, saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bayrak.
Sayın milletvekilleri,
gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
diğer sunuşları vardır.
Danışma Kurulunun bir
önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
V.-
ÖNERİLER
A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ
1.-
Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin
Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No: 154 Tarih: 2.6.2005
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 201
inci sırasında yer alan 837 sıra sayılı Şanlıurfa İli Halfeti İlçesi Karaotlak
Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç, Seldek, Yeşilözen ve
Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanmasına Dair
Kanun Teklifinin bu kısmın 4 üncü sırasına alınmasının; Genel Kurulun 7.6.2005
Salı günkü birleşiminin saat 15.00'te başlamasının Genel Kurulun onayına
sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
İrfan Gündüz Haluk Koç
AK Parti Grubu Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili
BAŞKAN- Danışma Kurulu
Önerisinin lehinde, Şanlıurfa Milletvekili Vedat Melik; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Dünkü uygulamaya devam
edeceğimizden, milletvekili arkadaşlarımızın konuşma sürelerine hassasiyet
göstermelerini istirham ediyorum.
MEHMET VEDAT MELİK
(Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa İli Halfeti
İlçesi Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç,
Seldek, Yeşilözen ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle
Olarak Bağlanmasına Dair Kanun Teklifi hakkında görüşlerimi belirtmek üzere söz
almış bulunuyorum; öncelikle, Yüce Meclisi ve değerli Halfeti halkını
saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
Halfeti İlçemiz, Şanlıurfa il merkezine yaklaşık 110 kilometre uzaklıkta,
Osmanlı döneminde rumkale olarak adlandırılan en eski yerleşim birimlerinden
biri olup, Şanlıurfa'nın, Fırat Nehri kıyısında, halkının genel geçim kaynağı
fıstık yetiştiriciliği olan, büyük bir kısmı da Almanya'da işçi olarak çalışan
şirin ve en aydın ilçelerinden biridir; ancak, Halfeti ilçe merkezi dört
mahalleden kurulu bir yerleşim birimi iken, GAP Projesi kapsamında Birecik
Barajının yapılmasıyla birlikte Rüştüye ve Şimaliye mahallelerinin yüzde 25'i,
Çekem Mahallesinin yüzde 80'i ve Başbostan Mahallesinin tamamı baraj gölünün
altında kalmış, bunun üzerine, evleri sular altında kalan yurttaşlarımızın,
ilçe merkezine yaklaşık 8 kilometre uzaklıkta bulunan Karaotlak Köyündeki 3
559 dekarlık tapulamadışı alana nakledilmesine
karar verilmiş ve evleri sular altında kalan bu insanlar, Yeni Halfeti adı
verilen bu yeni yerleşim birimine nakledilmişlerdir. Fakat, bu bölgeye
nakledilen insanlar taşındıkları günden bu yana büyük bir tedirginlik
içindedir. Çünkü, yaşadıkları yerin idarî statüsü belli değildi; yani, bu Yeni
Halfeti denilen Karaotlak'taki tapulama- dışı alan, belediye binasının
yapıldığı, kaymakamlık binasının yapıldığı Yeni Halfeti köy müydü, mezra mıydı
veya mahalle miydi? Kısacası, devlet eliyle yaptırılan; ancak, ne olduğu belli
olmayan bir yeni yerleşim birimi yaratılmıştı.
Değerli arkadaşlar, 22
nci Dönem Parlamentosu göreve başladığından beri, bizim ilk görevimiz, Halfeti
halkına verdiğimiz söz üzerine, bu konuyla ilgilenmek, soruna çözüm bulmaya
çalışmak ve en kısa sürede Yeni Halfeti'deki yerleşim alanına kimlik
kazandırarak, oradaki insanların rahat ve huzur içinde yaşamalarını sağlamak
için çalışmak oldu. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına 12 Aralık 2002 tarihli, bu konuyla ilgili yazılı bir soru önergesi
vermiştim. Ancak, ilgili bakanlık, önergemize, yeni yerleşim biriminin mahalle
olarak Halfeti Belediyesine bağlanma talebinin 1580 sayılı Belediye Kanununun 7
nci maddesindeki mesafe şartına uymadığı, yeni bir belediye kurulmasının da
nüfusunun 2 000'in altında olması nedeniyle mümkün olmadığı yönünde bir cevap
vermiştir.
Değerli milletvekilleri,
halbuki, yeni oluşturulan ve adına da Yeni Halfeti denilen yerleşim birimi,
yöre sakinlerinin kendi arzularıyla oluşturdukları bir yer değildi. Bu
vatandaşlarımızdan hiçbirisi, isteyerek evlerini terk etmemişler, kendi
başlarına gidip yeni bir birim oluşturup, bu birimin de idarece tanınması
isteminde bulunmamışlardı. Birecik Barajından da -Birecik Barajının
yapılmasından da- bütün ülke halkı kadar faydalanmışlar; yani baraj, doğrudan
kendilerine yarar getirmek için yapılmamış, aksine, bu baraj inşaatından dolayı
Halfeti halkı doğrudan zarar görmüştür.
Karaotlak'ta oluşturulan
bu yerleşim birimi, genel kamu yararına yapılan bir yatırımdan dolayı devletin
yaptığı bir tasarruftu. Bu yüzden, mevcut yasalar olmasa dahi, yeni bir yasal
düzenlemeyle bu sorunun ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bu amaç
doğrultusunda, İçişleri Bakanlığı Mahallî İdareler Genel Müdürlüğüyle
yaptığımız görüşmelerden sonra, konuyu, bir özel toplantıda İçişleri Bakanı
Sayın Abdülkadir Aksu'ya ilettim. Kendileri de konuyla yakından ilgilenerek, 12
Aralık 2002 tarihli soru önergeme verilen cevapta olduğu gibi, sorunun, 1580
sayılı Yasa çerçevesinde çözülemeyeceğini, özel bir yasa çıkarılması gerektiğini,
buna bağlı olarak da, Şanlıurfa Valiliğinin de görüşü alınarak, Yeni
Halfeti'nin, Karaotlak ve Argaç Köyleriyle birlikte Halfeti'ye bağlanmasıyla bu
sorunun çözülebileceğini ilettiler. Bu doğrultuda Mahallî İdareler Genel
Müdürlüğü tarafından hazırlanan -Sayın Bakanın hakkını vermek zorundayım- Sayın
İçişleri Bakanının Mahallî İdareler Genel Müdürlüğüne verdiği talimat
doğrultusunda hazırlanan yasa taslağı, tarafımdan incelendikten sonra, 28 Ekim
2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 23 arkadaşımın
imzasıyla birlikte sunulmuş, oradan da, 11 Kasım 2004 tarihinde İçişleri
Komisyonuna sevk edilmiştir. 2000 yılından bu yana beş yıldır çözülemeyen bu
soruna ilişkin girişimimiz, diğer değerli Urfa Milletvekili arkadaşlarımıza da
iletilmiştir. Değerli arkadaşlarımızın da, 4 Mart 2005 tarihinde, İçişleri
Komisyonuna ulaşan iki ayrı tekliflerinde, bizim verdiğimiz taslağa ilave
olarak, Argaç ve Karaotlak Köylerine ilave olarak Yeşilözen ve Seldek Köylerini
de kapsayan teklifleri İçişleri Komisyonuna iletilmiş, içeriği aynı olduğu için
bu üç yasa teklifi birleştirilerek Genel Kurula sevk edilmiştir.
Değerli arkadaşlar,
Zeugma Harabelerinin bulunduğu Halfeti İlçemiz, ayrıca ciddî bir turizm
potansiyeli de taşımaktadır. Fakat, yeterli konaklama olanaklarının olmaması,
bölgeyi ziyaret eden turistlerin konaklamak için çevre ilçelere gitmelerine
neden olmakta, dolayısıyla, fıstık dışında hiçbir gelir kaynağı olmayan Halfeti
halkı turizmden gerektiği ölçüde faydalanamamaktadır.
Halfeti'nin gelişmesi
için iki konuda öncelikle yatırım yapılması gerekmektedir. Bunlardan biri,
yukarıda da belirttiğim gibi, turizmdir, diğeri de, belki birçok kişinin aklına
gelmeyecektir, bölgeyi bilmeyen insanları kastediyorum tabiî, balıkçılıktır.
Halfeti'nin ve birçok köyünün sular altında kalmasından dolayı yörede meşhur
olan Halfeti balıkçılığı da ölmüş ve kaybolmuştur. Hükümetin, biraz sonra
inşallah çözeceğimiz Halfeti'nin idarî sorunundan sonra, yalnız Halfeti'ye
değil, geliştirildiği takdirde çevre ilçelere de faydası olacak turizm ve
balıkçılıkla ilgili özel projelerin yapılmasını sağlaması gerekmektedir. Bu
amaçla da, öncelikle Halfeti'nin şimdiki ilçe merkezinin turizm alanı olarak
ilan edilmesi gerekir. Balıkçılık konusunda da, yöre halkı balıkçılığa zaten alışkındır
-özellikle balıkçılıkla ilgilenen insanları kastediyorum- ancak, balıkçılık
yapabilmek için malî sıkıntı içindedirler. Bu sıkıntının çözümü de, aslında,
direkt olarak hükümetten kaynak çıkmasını sağlamayacaktır.
Balıkçılara verilecek
kaynak şöyle olabilir; zaten, bu beklenti içindedirler: Birecik Baraj Gölü
nedeniyle istimlak edilen araziler vardır. Bu arazilerle ilgili tezyidi bedel
davaları açılmış, mahkemeleri beş yıldır sonuçlanmasına rağmen, kamulaştırma
bedelleri, tezyidi bedelleri bugüne kadar ödenmemiştir. Bunların ödenmesi
durumunda, sanıyorum, Halfeti'de balıkçılık da kendiliğinden gelişecektir.
Değerli milletvekilleri,
yıllardır devam eden Halfeti İlçesinin bu önemli sorununun çözümü yönünde
hepinizin olumlu oy kullanacağını umut ediyorum. Bu yasanın bugün Türkiye Büyük
Millet Meclisinin gündemine getirilmesinden dolayı AK Parti ve Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu Başkanlarına öncelikle teşekkürlerimi sunuyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Melik,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
MEHMET VEDAT MELİK
(Devamla) - Tamamlıyorum.
Ayrıca, bu yasanın
çıkarılması için büyük emek sarf eden ve derhal hassasiyet gösteren, başta
İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu olmak üzere, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı
Sayın Şahabettin Harput'a, Mahallî İdareler Genel Müdürü Sayın Necip Çakmak'a,
İçişleri Komisyonunun tüm üyelerine, Şanlıurfa Valiliğine, Halfeti
Kaymakamlığına ve tüm milletvekili arkadaşlarıma teşekkürü borç biliyor, bu
yasanın tüm Halfeti halkına hayırlı olmasını diliyor, Halfeti halkını ve Yüce
Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Melik.
Önerinin lehinde,
Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) -
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Danışma Kurulu önerisi
üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Danışma Kurulu önerisinin konusunu, benden önce söz alan Değerli Şanlıurfa
Milletvekilimiz Sayın Vedat Melik çok detaylı bir şekilde anlattılar. Ben, bu
düzeyde, Danışma Kurulu önerisinin görüşüldüğü süre içerisinde bu detayda
açıklamalarda bulunmayacağım.
Yalnız, şunu ifade etmek
istiyorum: 21 inci Dönemde de ben burada milletvekiliydim, Meclisin çatısı
altında ve şu anda konuşmakta olduğumuz bu konu, 21 inci Dönemden de daha
önceki bir dönemde ortaya çıkmış olan bir problemdi. Birecik Barajında su
tutulmaya başlandığı andan itibaren Halfeti'ye bağlı Çekem Mahallesindeki
vatandaşlarımız oradan göç etmek ve 8-9 kilometre doğudaki, yeni yerleşim yeri
dediğimiz yere veya bir kısmı da hatta buraların dışına, Nizip, Gaziantep gibi
yerleşim yerlerine göç etmek suretiyle, ayrılmak durumunda kalmış oldukları halde,
idarî olarak ciddî sıkıntılar yaşadılar, coğrafî olarak ciddî sıkıntılar
yaşadılar, sosyal olarak ciddî sıkıntılar yaşadılar; ama, bu sorun, idarî
kararlarla, yönetmeliklerle, vilayetin ve kaymakamlığın yapacağı çalışmalarla
çözülebilecek bir problem de olmadığı için, o günkü iktidarlar da buna,
doğrusu, çok eğilmediklerinden dolayı bu konu bugüne kadar kaldı.
Geçtiğimiz yasama
döneminde ben, muhalefet milletvekili olarak, bu konuyla ilgili bağımsız, yani
müstakil basın toplantısı düzenlemiş olan bir arkadaşınızım. Bu açıklamaları
niye yapma ihtiyacı hissettim; şunun için hissettim: Evet, ben de, muhalefet
partisi grup başkanvekilimize de İktidar Partisi Grup Başkanvekilimize de son
derece müteşekkirim. AK Parti İktidarımızın ortaya koymuş olduğu, milletvekillerini,
milletvekillerinin çalışmalarını önceleyen tarzı da övmek istiyorum
müsaadenizle. Belki hiçbir yasama döneminde olmadığı kadar, bu dönemde,
milletvekillerinin teklifleri yasalaşma şansına sahip olmuştur. Çok önemli bir
gelişmedir. Daha önceki dönemlerde sadece hükümetin getirmiş olduğu tasarılar,
hatta bazen virgülüne de dokundurulmamak suretiyle bu Meclis Genel Kurulundan
geçmiş ve kanunlaşmıştır; ama, bu dönemde, gururla görüyoruz ki,
milletvekillerimiz, AK Parti içindeki çalışmaları itibariyle söylüyorum,
Grubumuzda enine boyuna tasarılar zaman zaman tartışılıyor, teklifler
tartışılıyor; yetmiyor, iktidar milletvekilleri olmalarına rağmen Genel Kurulda
değişiklik önergeleri veriyorlar; gelen tasarının şeklini bambaşka bir şekle,
yani Meclisin iradesini ona katacak şekle dönüştürüyorlar. Bu çok sevindirici
bir gelişmedir. Elbette ki, muhalefetin muhalefet etme görevi vardır, önerge
verme görevi vardır, değişiklik önergeleri verirler; onların dediklerinin de
yasalaştığı durumlar vardır; ama, iktidarın bu müsamahasını bir kere öncelikle
övmemiz, takdir etmemiz gerekiyor.
Bugün, yine, seçim
bölgemiz için, hakikaten sıkıntılı olan bir ilçemizin önemli bir problemini
halletmek için Danışma Kurulumuz toplanmış ve Danışma Kurulumuz bu kanunu
öncelikle görüşülecek kanunlar arasına almak suretiyle bu problemi çözme
yönünde bir adım atmıştır.
Karşımda oturuyor,
İçişleri Komisyonu Başkanımız Şanlıurfamızın önceki valilerindendir; kendileri
bu problemi çok yakından bildikleri için, sağ olsunlar, müteşekkiriz, gerek
komisyonda gerekse daha önce de bu konuyu yakinen bilen bir insan olarak bize
yardımcı oldular.
Vedat Beyin teşekkür
etmiş olduğu herkese ben de ayrıca isim zikretmeden teşekkür etmek istiyorum.
Bu ilçemizin hakikaten
çok problemleri var; ama, ben şunu düşünüyorum: Biz bugün bu kanunu kabul
edersek -inşallah çalışma süremiz içerisinde görüşüp kabul edeceğiz- Halfetimiz
açısından çok önemli bir adım atmış olacağız. Buna paralel olarak, bu 4
köyümüzdeki problemleri de çözmüş olacağız. Belediye sınırları içerisine dahil
olmakla yol, su ve benzeri nitelikteki birçok probleminin daha kolaylıkla
çözüleceği bir noktaya geleceğiz. En önemlisi, 40 000'in üzerindeki, bu
ilçemizde yaşayan insanlarımızın günübirlik olarak, halihazırda sadece 1 000
civarında insanın yaşamakta olduğu Fırat'ın kenarındaki eski yerleşim yerine
gidip gelmelerinin önüne belki bir nebze geçmiş olacağız. Önümüzdeki günlerde,
yeni hükümet binasının, yeni hizmet binalarının yeni yerleşim yerine -ki, bu
çok stratejik ve güzel bir yerdir- taşınması suretiyle sadece burada yaşayan 3
000-5 000 insanın değil, dediğim gibi, 40 000'in üzerindeki insanın da
problemini ayrıca çözmüş olacağımızı ben şahsen düşünüyorum.
Konuyla ilgili yasa
gündeme alındığı zaman, imza sahibi olan bir arkadaşınız olarak tekrar geneli
üzerinde söz alacağımı ümit ediyorum.
Ben, tekrar, bu Danışma
Kurulu önerisinin lehinde olduğumu, doğru bir iş yaptığımızı ifade etmek
istiyorum; bütün Genel Kurulu Danışma Kurulu önerisinin lehinde oy kullanmaya
davet ediyorum; hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Akman.
Öneri aleyhinde,
Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Atilla Maraş; buyurun.
MEHMET ATİLLA MARAŞ
(Şanlıurfa) - Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa İli Halfeti
İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç,
Seldek, Yeşilözen ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçesine Mahalle Olarak
Bağlanması Hakkındaki 837 sıra sayılı kanun teklifinin, lehte konuşma
kontenjanı dolduğu için aleyhte söz aldım; ama, lehte konuşacağım; bunu peşinen
söyleyeyim; hepinize saygılar sunuyorum.
Şimdi, üç tane, bu konuda
teklif var, birleştirilmiş teklifler. Sayın Yahya Akman ve 5 arkadaşının,
Şanlıurfa Milletvekili Sayın Vedat Melik ve 23 milletvekili arkadaşının, Sayın
Mahmut Kaplan ve 6 milletvekili arkadaşının hazırlamış oldukları teklifler
birleştirilerek bu kanun maddesi teklif halinde sunulmuştur.
Bildiğiniz gibi -demin,
arkadaşlarım da konuştu zaten- Halfeti İlçesi, gerçekten, Fırat kıyısında çok
güzel bir ilçemiz, çok şirin bir ilçemiz. Ancak, GAP Projesi dahilinde inşa
edilen barajların son halkası olan Birecik Barajımız inşa edildikten sonra,
Halfeti İlçesinin birçok köyü ve Halfeti İlçesinin de bir kısmı baraj gölü
suları altında kalmıştır. Dolayısıyla, yeni iskân sahaları araştırılmış, ancak,
buradaki Argaç ve Karaotlak Köylerinde iskân mahalli bulunmuş ve arazisi su
altında kalan vatandaşlar buraya iskân edilmişler.
Ancak, buranın statüsü ne
köy ne mahalle, hiçbir şey yok. Dolayısıyla, bu kanun teklifiyle bu yerleşim
birimi bir statüye kavuşacaktır.
Sözlerimi fazla uzatmak
istemiyorum. Konunun öne alınmasında emeği geçen Grup Başkanvekillerine, hem
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekiline hem AK Parti Grup Başkanvekiline,
ayrıca İçişleri Bakanımıza ve yine eski bir Şanlıurfa Valisi olan Sayın
İçişleri Komisyonu Başkanımıza, Yüce Meclisin huzurunda teşekkür ediyorum;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Maraş.
Biz de, teklifin en kısa
zamanda yasalaşmasını canı gönülden temenni ediyoruz.
Sayın milletvekilleri,
Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim
Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1 inci sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu
gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
Esnaf ve Sanatkârlar
Meslek Kuruluşları Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
2.- Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu Tasarısı
ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu
Raporu (1/969) (S. Sayısı: 851)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Tasarının görüşmeleri
ertelenmiştir.
Tarım Sigortaları Kanun
Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
3.- Tarım Sigortaları Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve
Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/865) (S. Sayısı: 879) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, 6
ncı maddeyi okutuyorum:
Kurulun görev ve
sorumlulukları
MADDE 6.- Kurulun
görevleri şunlardır:
a) Havuzun işleyişine
ilişkin uygulama esaslarını belirlemek.
b) Bu Kanun kapsamında
tarım sigortaları için verilecek, Devlet prim desteği toplam tutarını aşmamak
kaydıyla ürün, risk ve bölge bazında prim desteği oranını belirlemek üzere
çalışmalar yapmak ve Bakanlığa sunmak.
c) Uygulamada
karşılaşılan sorunları tespit etmek, bunların çözümüne yönelik çalışmalar
yapmak, yaptırmak.
d) Hizmet alınmasına
karar vermek.
e) Hasar tespit
işlemlerine ilişkin esas ve usûlleri
belirlemek.
f) Bu Kanun kapsamında
tarım sigortaları alanında faaliyet göstermek isteyen sigorta şirketleri ile
sözleşme yapmak.
g) Havuz işleticisi
şirketle çalışma usûl ve esaslarını belirleyen sözleşme yapmak.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Burdur Milletvekili Sayın Ramazan
Kerim Özkan; buyurun. (Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA RAMAZAN
KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
879 sıra sayılı Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesi üzerinde,
görüşlerimi belirtmek üzere, şahsım ve Grubum adına söz almış bulunmaktayım;
Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.
Öncelikle, bugüne kadar,
herhangi bir şekilde, kuraklık, don, sel, dolu gibi tabiî afetlere maruz kalmış
çiftçilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, bundan sonra bu tür afetlere
uğrayacak olan çiftçilerimizin, bir nebze olsun, yaralarını sarmak amacıyla,
çıkarılacak olan bu yasanın, ülkemiz çiftçilerine hayırlı olmasını diliyorum.
Bu yasa, gerçekten de,
daha önceleri gündeme getirilmesi gereken bir yasaydı. Bugün, çağdaş yaşamda,
insanların oturmakta oldukları evlerinin, kullandıkları arabalarının,
hayatlarının, hatta uzuvlarının bile sigorta edildiği bir ortamda,
çiftçilerimizin, tarımsal faaliyet alanlarında sigorta kapsamında olmamaları
yadırganacak bir durumdu. Bu yasa, bu eksikliği gidermesi açısından olumludur
ve Grubumuzca, bu yasayı destekliyoruz.
Tarım, nüfusun temel
ihtiyaç maddelerini üreten bir sektör olması nedeniyle, stratejik bir öneme
sahiptir ve diğer sektörler içerisinde, doğal, ekonomik, sosyal ve kişisel
risklerden en çok etkilenen sektördür. Bundan dolayı, tarım, üstü açık
fabrikaya benzetilir. Tarımın makroekonomik açıdan, stratejik olarak
desteklenmesi ve uzun vadeli istikrarlı politikalarla yönlendirilmesi
gerekmektedir. Bu üstü açık fabrikaları yaşatmak zorundayız.
Türkiye'de, tarım
sektörü, uzun yıllar boyunca, popülist sağ politikalarla idare edilmiş ve bu
nedenle de, asıl sorunlar giderek büyümüştür. Bu sorunlardan birisi de
sigortadır. Tarımda, teknik tedbirlerle önlenmesi mümkün olmayan riskler sık
sık görülmekte ve ülkemiz gibi, gelir düzeyi genellikle çok düşük olan çiftçiler için, köylülerimiz
için, her yıl, büyük felaketlere neden olmaktadır. Bütün gelişmiş ve birçok
gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi, ancak tarım sigortaları uygulamasıyla,
bu felaketlerin neden olduğu zararlar karşılanabilir. Sigortadan amaç,
sigortalının net varlığında bir azalma meydana gelmesini önlemektir. Bunun
için, sigorta sektöründe, oluşan hasarları karşılamak için, her ülkede çeşitli
şekillerde devlet desteği yapılmaktadır.
Ülke tarımındaki
teknolojik gelişmelere karşın, kontrol edilmeyen doğal afetlerin sebep olacağı
ürün ve hayvan kayıplarından doğan zararlar tarım sigortaları vasıtasıyla
karşılanabilirler. Zaten, köylümüzün, çiftçimizin yükü çok ağırdır; karınca
ondan geçinir, ambarından buğday çalar; tilki ondan geçinir, kümesinden tavuk
çalar; kurdu, kuşu onun sırtındadır; doğal felaketlerden en çok zarar gören
odur. Bu yasayla, bir nebze olsun yaralarına merhem olabilirsek, ne mutlu
bizlere.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, sizlerin de bildiği gibi, bölgelerimizden bizlere gelen
taleplerin en başında, tabiî afetler dolayısıyla maddî zarara uğrayan
vatandaşlarımızın sorunları yer almaktadır. Bu nedenle, bu tasarının, yerinde
ve zamanında Meclis gündemine getirilmesi hususundaki katkılarından dolayı,
komisyonda görev üstlenen arkadaşlarıma teşekkürlerimi iletmek istiyorum;
ancak, gönül isterdi ki, bu yasadan küçük çiftçilerimiz de yararlanabilsinler.
Tasarının 17 nci
maddesinde "uygulama yılında yer alan riskler için tarım sigortası
yaptırmayan üreticiler yararlanamaz" hükmü yer almaktadır. Bu tasarı bu
şekliyle yasalaştığı takdirde, tarım sigortası yaptırmayan küçük çiftçiler,
bundan sonra, tabiî afetlerden zarar görseler dahi, devletten hiçbir yardım
alamayacaklardır. Oysa, bu kapsama küçük çiftçilerimizin de dahil edilmesi ve
tarım sigorta primlerinin devlet tarafından belli bir süre için karşılanması,
sosyal devlet anlayışı açısından çok daha uygun olurdu.
Bu maddenin, verilecek
olan önergeler doğrultusunda yeniden düzenleneceği ümidini taşıdığımı ve bu
sorumluluğu sizlerin de taşıyacağınız beklentisi içinde olduğumu belirtmek
isterim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; kanun tasarısının 6 ncı maddesinde, Bakanlık ve Müsteşarlıktan
ikişer, Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği, Türkiye Ziraat Odaları
Birliği ve Şirketten birer üye olmak üzere toplam yedi üyenin görev ve
sorumlulukları belirtilmektedir. Ümit ediyoruz, bu kurul, bu sorumluluğu en iyi
bir şekilde taşıyacak ve her türlü bölgesel, genel, siyasî baskı ve
etkilenmelerden uzak kalacaktır; çünkü, bu kurulun üstleneceği sorumluluk, her
türlü suiistimale açık olacağından dolayı, bu kaygıları düşündürmemek amacıyla
siyasî idarenin dışında tutulmasının gerekliliğine inanıyorum.
Yine -gerçi bu madde
dışında olmasına rağmen- "Havuzun kaynakları" başlıklı 7 nci maddede
yer alan havuzda toplanan bu paranın kullanılmadığı zaman en verimli bir
şekilde değerlendirilmesi açısından, "faiz, fon gelirleri" gibi bir
ibarenin de yer alması iyi olurdu diye düşünüyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemizin coğrafî yapısı ve iklim şartları nedeniyle zaman
zaman tabiî afetlerin gündeme gelmesi ve çiftçilerimizin mağdur olması, ne
yazık ki artık kaçınılmaz olmuştur. Bu da, ülkemizin içinde bulunduğu tarımsal
alandaki ekonomik krizler ve çıkmazlar içindeki çiftçilerimizi oldukça fazla
etkilemektedir. İlimiz Burdur'da da, her yıl bu tür afetler meydana gelmekte ve
yöremiz çiftçisi mağdur olmaktadır. Son günlerde meydana gelen yağışlar ve
eriyen kar sularının aktığı düdenlerin tıkanması sonucu Burdur İli Bucak
İlçesine bağlı Kestel, Üzümlübel, Karaaliler, Kuşbaba beldeleri ile Kestel
Ovasındaki yüzlerce dönüm arazi sular altında kalmıştır. Bu durum, yağışların
çok olduğu dönemlerde sürekli olarak yenilenmekte ve bu bölgedeki arazilerde
tarım yapmakta olan vatandaşlarımızın her yıl mağduriyetine neden olmaktadır.
Ayrıca, dört yıldan beri bu arazilerde birçok mahsul de sular altında kalarak,
ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Bu da, bir yıllık emeğin boşa gitmesinin
yanı sıra, çiftçilerimizin ödemesi gereken borç ve zarurî masraflarını
ödeyememeleri nedeniyle çok zor durumlara düşmelerine neden olmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; burada irdelenmesi gereken bir diğer konu da, bu tür afetlere
maruz kalan çiftçilerimizin ödemek zorunda oldukları ve bu mağduriyetleri
nedeniyle ödeyemedikleri vergi borçları, elektrik borçları, kooperatif borçları
gibi ödemelerinin bir süre için ertelenmesi veya en azından, belli bir süre
için, ödeyemedikleri borçları için gecikme faizlerinin affedilmesi hususudur.
Bugün için, devletin
doğal afetler karşısında çiftçiye karşılıksız yardımları yapmasını sağlayan
uygulamaların tamamı kaldırılmış durumdadır. Bu konuda gerçekten de birçok
sıkıntılar vardır ve eminim, sizlere de, bu konularda birçok istek ve
şikâyetler gelmektedir ve bugüne kadar bu konularda yaptığımız girişimlerin
hiçbirinden olumlu sonuç alamadık. Bunun nedeni de, bununla ilgili bir yasal
düzenlemenin olmamasından kaynaklanmaktadır.
Sayın Tarım ve Köyişleri
Bakanımız, bununla ilgili bir yasal düzenlemenin en kısa zamanda Meclis
gündemine geleceği müjdesini vermişlerdi; ancak, bu konuda, bugüne kadar
herhangi bir adımın atılmadığını görüyoruz ve en kısa zamanda bu yasanın
gündeme getirilmesi için gereken desteği vereceğimizi bildiriyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
geçen hafta, Burdur'un köylerini dolaşırken, bir yaşlı amca şunları dile
getirdi: "Yavrum, sayın vekilim, ben, bu ülkede, 365 gün, karımla,
kızımla, arazimle, traktörümle bilfiil çalışıyorum. Her yıl, sizin o Mecliste
yaptığınız bütçe gibi ben de bütçe yapıyorum; fakat, her yıl açık veriyorum. Bunun
sebebi nedir? Bu ülkeden yurt dışına bir can gönderiyoruz. Bu can o ülkeye
gittiğinde, o ülkenin dilini, dudağını bilmiyor, tek bir can, emekle gidiyor;
fakat, bir yıl, iki yıl sonra bu ülkeye geldiğinde, ekonomisi düzelmiş, şekli
şemaili değişmiş, kılık kıyafeti değişmiş, cebinde eurosuyla, markıyla,
dolarıyla geliyor. Ben, bu ülkede bunları neden başaramıyorum? Şaştım ben bu
işe."
Şaştım derken de, bana şu
fıkrayı anlattı: Günün birinde iki dolandırıcı aç kalmışlar, gittikleri yerde
iş bulamamışlar, geri dönüyorlar. İki arkadaş, bir bakıyorlar, bir çiftçi, iki
öküzüyle çift sürüyor. Arkadaşı, diğerine "gel bunun öküzünün birini
çalalım" diyor. "Nasıl çalarsın, adam işinin başında, o öküz
çalınmaz" diye cevap veriyor. "Sen karışma, ben tepenin arkasına
dolaşacağım, sen buradan "şaştım, şaştım diye bağıracaksın" diyor
arkadaşı. Biri orada kalıyor, diğeri gidiyor. Yaşlı amca öküzüyle çiftini
sürerken, birisi "şaştım, şaştım, şaştım" diye bağırmaya başlıyor.
Yaşlı amcaya yaklaştığında, 150 - 200 metre kaldığında, yine aynı şekilde
"şaştım, şaştım…" Yaşlı amca pulluğunu deviriyor, öküzlerine
"doo" diyor, dönüyor adama "yavrum, nedir telaşın; niye
şaştın" diyor. Adam, Yaklaş, yaklaş" diyor. Yaklaşıyor yaşlı amca. O
arada diğer hırsız geliyor, öküzün boyunduruğundaki zeveleyi çekiyor, öküzün
birini tepenin arkasına götürüyor. Yaşlı amca, tekrar "evladım söyle, niye
şaştın" diyor. "Amca, iki saattir seni seyrediyorum, çok güzel çift
sürüyorsun; ama, bu tek öküzle bu çifti nasıl sürüyorsun, ben bu işe
şaştım" diyor adam. Yaşlı amca dönüyor, bakıyor "evladım, ben de
şaştım" diyor.
Yani, vatandaş şaşmış
durumda değerli arkadaşlarım, bizlerden destek ve güven bekliyor. Çiftçimiz,
gerçekten şaşmış; serumla yaşıyor "şaşkınım, ne yaptığımı da
bilmiyorum" diyor. "Alternatif kim" diyorum, ona da cevap
vermiyor; ne sizsiniz diyor, ne sizsiniz diyor. Bunu çok iyi değerlendirmemiz
gerekiyor, iktidarıyla muhalefetiyle, değerli arkadaşlarım.
Yasanın gerçek anlamda
bir işlerlik kazanması için, uygulamanın büyük önemi vardır. Üreticilerin
sisteme inancı sağlanarak, hasar halinde, tatmin edici düzeyde bir ödeme
yapılacağı ortaya konulmalıdır.
Primler, üreticilerin
ürettikleri ürünlerin üretim, risk ve bölge özellikleri dikkate alınarak tespit
edilmelidir. Prim ödemelerinde, üreticilerin üretim ve hasat dönemleri dikkate
alınmalıdır. Sigorta hizmetlerinin köylere ulaştırılmasını sağlamak için,
sigorta şirketlerinin acente ağlarını geliştirecek sistemleri kurmaları
gerekmektedir.
Bu nedenle, Tarım Orman
ve Köyişleri Bakanlığına, bu konuda ciddî görev ve sorumluluklar düşmektedir.
Burada önemli bir konu
da, çiftçilerimizin sigorta konusunda bilinçlendirilmesi ve teşvik edilmesi
için gereken eğitim ve yayın çalışmalarının düzenlenmesidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hayvan hayat sigortası da, bilindiği üzere, ülkemizde,
üzerinde durulması gereken önemli konulardan birisi. Bugün, büyükbaş ve
küçükbaş hayvan varlığının ancak binde 5'inin sigortası yapılmaktadır. Oysaki,
hayvancılığımız, zaman zaman, özellikle, bulaşıcı ve salgın hastalıkların
tehdidi altına girebilmektedir. 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununa
göre, ruam, sığır tüberkülozu, sığır brusellozisi, sığır vebası ve şarbon gibi
ihbarı zorunlu hastalıklardan dolayı öldürülen ve kesilen hayvan sahiplerine,
Bakanlık bütçesinden, belirlenen miktarlarda, yüzde 100'lere kadar varan
oranlarda tazminat verileceği öngörülmesine rağmen, yeterli salgın meydana
geldiğinde ve tazminat ödenmesi gerektiğinde, bu tazminat, yine Bakanlığın
ilgili bütçesinden mi karşılanacaktır; yoksa, ödeme, sigorta şirketince mi
yapılacaktır; bu hususun açıklığa kavuşturulması, ilerideki uygulamalarda
karışıklığa meydan verilmemesi açısından yararlı olacaktır. Burada, bence, hem
devletin üzerindeki yükün bir kısmını almak ve hem de söz konusu kanunun
işlerliğini kolaylaştırmak bakımından, hayvancılıkta salgın hastalıkların
sigorta kapsamına alınarak, risklerin bir kısmının sigortacı ve hayvan
yetiştiricisi tarafından paylaşılması yararlı olacaktır. Bu nedenle, hayvan
hayat sigortası uygulamalarında başarılı olan ülke örnekleri incelenerek,
ülkemiz için en uygun sistemin geliştirilmesi gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri,
bir diğer konu da, ülkemizde tarımı yapılan bitkilerin çeşitliliğidir. Bu da,
ürün bazında prim desteklemesinde, bu ürünlerin ayrı ayrı değerlendirilmesinin
yapılmasıdır. Yine, ülkemizdeki coğrafî şartlar, iklim yapısı ve doğal afet
risk faktörleri gözönünde bulundurularak primlendirmenin yapılması gereklidir.
Yine, prim desteklemesinde yapılacak
desteğin miktarı da önemlidir. Zira, bu uygulamanın yaygınlaştırılması
ve çiftçilerimizin devlete inancını ve güvenini sağlamak açısından, bu miktarın
tatminkâr olması, hem katılımı artıracak hem de süreklilik sağlayacaktır. Bu
nedenle, her yıl Bakanlık tarafından açıklanacak prim desteği miktarlarının,
günün ve ekonominin şartlarına uygun olması zorunludur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; çıkarılacak olan bu yasanın, ülkemiz çiftçisine, köylüsüne,
üreticisine hayırlı olmasını diliyorum. Bu sayede daha güvenli olacakları ve
devlet tarafından korunduklarını hissetmelerinden dolayı daha fazla
üreteceklerine inanıyorum. Daha bol ürün, daha çok destek ve daha güler yüzlü
çiftçiler görmek dileğiyle, Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özkan.
Madde üzerinde gruplar
adına ve şahıslar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
10 dakika süreyle
soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Bakan yok ki, Millî Savunma Bakanı mı cevap verecek?!
BAŞKAN - Sayın Koç,
buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Çok kısa; vakit almak
için bir soru değil, bir tespit yapmak için... Gerçi, ilgili Sayın Bakan da
yok; ama, Millî Savunma Bakanımız var. Sayın Bakanım, ben merak ediyorum,
Cumhuriyet Halk Partisinin de desteklediği ve muhalefet görevini yapıcı bir
şekilde yaptığı bu yasayı Adalet ve Kalkınma Partisi gerçekten çıkarmak istiyor
mu çıkarmak istemiyor mu? Şu anda karar yetersayısı yok; madde oylanacak ve ben
sizi uyarıyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Koç.
Sayın Bakanım...
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI
MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkanım, hakikaten çıkarmayı arzu etmesek
huzurlarınıza getirmezdik. Desteklerinizi bekliyoruz, teşekkür ediyoruz
efendim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakanım.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Maddenin
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Karar yetersayısı yoktur;
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.31
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.45
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107 nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
879 sıra sayılı tasarı
üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
3.- Tarım
Sigortaları Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/865) (S. Sayısı: 879) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 6 ncı
maddesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı. Şimdi, maddeyi yeniden
oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir; karar yetersayısı
vardır.
7 nci maddeyi okutuyorum:
Havuzun kaynakları
MADDE 7.- Havuzun gelirleri şunlardır:
a) Sigorta şirketlerinin
devrettiği primler.
b) Devlet tarafından
sağlanan prim desteği.
c) Toplanan kaynakların
yatırım gelirleri.
d) Alınan krediler.
e) Genel bütçeden
alınacak katkılar.
f) Diğer gelirler.
Havuzun gelirleri her
türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Manisa Milletvekili Sayın Ufuk
Özkan; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA UFUK
ÖZKAN (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlarım, 879
sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi adına söz
almış bulunuyorum; Yüce Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; tarım, makroekonomik açıdan desteklenmesi ve uzun vadeli
istikrarlı politikalarla yönlendirilmesi gereken bir sektördür. Ülkemizde,
tarım, uzun yıllar boyunca popülist politikalarla idare edilmeye çalışılmış,
sektörün sorunları da giderek büyümüştür. Tarım, ülkemizde, iklim
değişikliklerinden ve küresel ısınmadan dolayı, kuraklık, don, sel ve dolu gibi
doğal afetlerden zarar görmektedir. Gelişmiş ülkelerde tarımda doğal afet
riskleri "tarım sigortası" adı altında riskleri paylaşıp sigortalı
ürünü, makineyi, hayvanı veya tesisleri güvence altına almış ve üreticisini
sigorta primi konusunda da desteklemiştir. Ülkemizde çiftçilerimizin bu riskler
karşısında uğrayacağı zararları telafi etmek için, 1948 yılında 5224 sayılı
Muhtaç Çiftçilere Ödünç Tohumluk Verilmesi Hakkında Kanun ve 1977 yılında 2090
sayılı Doğal Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında
Kanun yürürlüğe konmuş; ancak, yetersiz kalan bu çalışmalar, doğal afetler
sonucu ertelenen çiftçi borçlarının devleti çok büyük zarara sokmasına sebep
olmuş ve ister istemez, çiftçilerimizi, seçim dönemlerinde politikacıların
insafına bırakmış ve günlük siyasî malzeme konusu yapmıştır
IMF'nin istemleri
doğrultusunda, 5224 sayılı Kanun, 20 Haziran 2001 tarihinde yürürlükten
kaldırılmış; yürürlükte olan 2090 sayılı Kanun ise, zararın tazmini için tüm
varlığının en az yüzde 40'ının zarar görmesi esasını benimseyerek, bu konuda
çiftçilerimize doğal afetlerden doğan zararların aslında ödenmemesini
kanunlaştırmıştır.
11 Nisan 2005 tarihinde,
2004 yılında Manisa ve ilçelerinde yaşanan don felaketine maruz kalan
çiftçilerimiz için bir soru önergesi verdim. Vermiş olduğum soru önergesine
yanıtta aynen şu söyleniyor; 2090 sayılı Kanunun zarar tazminine ne kadar
yetersiz olduğunu da ortaya çıkarıyor: "2004 yılı içinde, 2090 sayılı
Kanuna göre 196 çiftçimizin toplam 715 milyar liralık zararına karşılık ödenen para
55 milyar lira para olmuştur." Bu, 2090 sayılı Kanunun, gerçekten,
çiftçilerimizin zararının ödenmemesini kanunlaştırdığının da bir göstergesidir.
AKP İktidarı döneminde,
acımasız bir şekilde, tarımın bütçeden aldığı pay sürekli azalırken, tarım her
geçen gün daha da kötüye gitmiştir. Bu ortamda, çiftçilerimizden tarım
sigortası primlerini ödemeyi beklemek hayalcilikten öte bir şey değildir.
Ülkemizdeki tarımın önemini, Adalet ve Kalkınma Partili yetkililerin
kavrayabildiğine inanmıyorum. Çiftçimizin tarım sigortası priminde
desteklenmesi gerektiği bir gerçektir. Bu kanun tasarısının birbuçuk yıl
gecikmeli dahi olsa kanunlaşması, ülkemiz çiftçisi için önemlidir.
Değerli arkadaşlarım,
peki, bu kanun tasarısıyla gerçekleştireceğimiz kanunun prim desteği için 2005
yılı bütçesinden ayırdığınız paranın miktarını biliyor musunuz; 30 000 000 YTL.
Bu mu destek?! Bu desteğin yeterli olduğunu söylemek mümkün mü? Halen gayri
safî millî hâsılanın binde 7'si oranındaki son derece yetersiz destekleme
bütçesini başarılı bir çalışma olarak anlatan hükümet yetkililerinin, geçen yıl
yaşanan doğal afetlerden haberinin olmadığı da bir gerçektir.
Geçen yıl yaşadığımız
doğal afetlerden size biraz örnek vermek istiyorum. Manisa İl genelinde bağ
alanlarında hasar oranı yüzde 40 civarındadır, zararı 130 trilyon liradır.
Malatya ekonomisinin belkemiği olan kayısıda hasar yüzde 90 civarında olup,
zarar 331 trilyon liradır. Bursa İlindeki meyve ağaçlarındaki zarar 263 trilyon
civarındadır. Balıkesir'de hasar oranı yüzde 20-25 civarında olup, zarar 48
trilyon civarındadır. Sakarya Pamukova'da meyve ağaçlarında toplam hasar yüzde
70 oranında olup, zarar 2 trilyon civarındadır. İzmit'te hasar 4 trilyon
civarında, Karaman'da 175 trilyon civarında, Çanakkale'de zeytinliklerde gelen
hasar 85 trilyon civarında, Elazığ-Baskil'deki hasar 26 trilyon civarında, Doğu
Karadenizde fındık bahçelerindeki yüzde 100'e varan hasar 406 trilyon
civarında. 2004 yılında toplam tabiî afetlerden yaklaşık 2 katrilyon lira,
üreticimizin, çiftçimizin zararı vardır. Yürürlükte olan 2090 sayılı Kanunla
bütçeye konulan 550 milyar lira parayla bunun hangisinin zararı
karşılanacaktır? Tablo ortada; bu tablo geçen yılın.
Peki, bu yıl yaşadığımız
tablodan birkaç tane örnek vermek istiyorum. Yeni yeni gelen haberler var; don
felaketleri var, dolu felaketleri var, seller var.
Değerli arkadaşlarım,
Manisa-Ahmetli-Gökkaya'da bağ kalmadı. Bundan onbeş gün önce yağan dolu,
bahçelerimizin tamamını yerlebir etti. Yağan dolu ertesi gün bile
tarlalarımızda görülmekteydi. İzmir-Kiraz'da yaşanan dolu, topraklarımızı
kullanılamaz hale getirdi. Tokat'ta, Kazova'da dolu ve su baskını 40 000 hektar
araziyi kullanılamaz duruma getirdi. Şu anda halen Saruhan'da yağmakta olan
yağmur, tarlalarımızı içine girilemez duruma getirdi, 50'ye yakın ev yıkıldı.
Değerli arkadaşlarım, bu
olumsuzlukları "bu yıl tarım sigortasını çıkarıyoruz" diyerek
geçiştirmeniz mümkün müdür?! Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yaşanan doğal
afetlerle, Trakya'da yaşanan su baskınlarına ve bunlardan doğan zararlara çözüm
üretebilecek misiniz, merak ediyorum. Bu anlattıklarımdan sonra, Adalet ve
Kalkınma Partisi Hükümetinin "çiftçimizin tarım sigortası çıkıyor, bundan
sonra zararlarınız karşılanacak" sözünü her ortamda hatırlatacağımızı,
Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerimizin de bilmesini isterim.
Küçük çiftçilerimizin, bu
kanun tasarısıyla, tarım sigortası yaptırabilmesi söz konusu değildir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu kanunla, küçük çiftçilerin tarım sigorta
primlerinin belli bir süre devlet tarafından karşılanmasının uygun olacağını
belirtmek istiyoruz.
Dünyada birçok devlet
uzun seneler tarım sigortaları üzerinde çalışmalar yapmış, ülke yapılarına en
uygun programları tespit etmiş. Bazı ülkelerde sigorta işlemleri devlet
aracılığıyla yürütülürken, bazılarında özel şirket veya devlet-özel şirket
birlikteliği ya da kooperatifler aracılığıyla yürütülmektedir. Ülkelerin
devletin sigorta primine yaptığı desteğe bakıldığında ise, yüzde 50 ile yüzde
75 arasında devlet desteği görülmektedir. İspanya modelini örnek alan
ülkemizin, İspanya'daki son yirmiiki yıllık devlet desteğini bilmesinin doğru
olacağına inanıyorum. İspanya'da tarım sigortasına devlet desteği, son yirmiiki
yılın ortalaması, yüzde 50'dir. Bu oran Amerika Birleşik Devletlerinde yüzde
50, Japonya'da yüzde 75, Almanya'da yüzde 65, Fransa'da yüzde 70 dolayındadır.
Değerli arkadaşlarım,
küçük çiftçiyi, Türk tarımını koruyalım, hayvancılığı koruyalım; fakat, bu
konuda, Adalet ve Kalkınma Partisini samimî görmüyorum. Sizlere, Atatürk'ün bir
yazısını hatırlatmak istiyorum: "Bu memlekette çalışmak isteyenler, bu
memleketi yönetmek isteyenler, memleketin içine girmeli, bu milletle aynı
şartlar içinde yaşamalı ki, ne yapmak gerekeceğini ciddî olarak
hissedebilsinler; memleketi gezmeli, milleti tanımalı, eksiği nedir görüp,
göstermeli. Milleti sevmek böyle olur; yoksa, lafla sevmek fayda vermez.
Muhterem milletime şunu tavsiye ederim: Sinesinde yetişerek başının üstüne
kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki asıl cevheri çok iyi
incelemek dikkatinden bir an bile vazgeçmesin. Mustafa Kemal Atatürk."
Değerli arkadaşlarım,
iktidara geldiğiniz günden bu yana, lafla iş götürüyorsunuz. Çiftçimiz artık
size inanmıyor. Siz, çiftçimizi, köylümüzü hesap bilmez zannediyorsunuz.
Gübreyi, mazotu, tohumluk buğdayı, pamuğu, tütünü, zeytini, arpayı,
şekerpancarını ve bunların fiyatlandırmasını köylümüz çok iyi yapıyor ve artık
sizi tanıyor. Mağdur çiftçilerimizin banka ve kooperatiflere olan borçlarını
faizsiz ertelemeyi düşünüyor musunuz diye soru soruyorum; verilen cevap, kredi
borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi için Bakanlar Kurulu kararının
gerektiğini, bakanlığımızca yapacak herhangi bir işlemin bulunmadığını ifade
ediyor Tarım Bakanlığı. Bu mudur tarıma destek, bu mudur köylüye destek?! Ucuz
mazotu gündemden çıkardığınızı ve yalnızca bir kere destek verdiğiniz ucuz
mazot desteğine devam edecek misiniz diye soruyorum; verilmiş olan cevap,
bakanlığımızca gübre ve mazotla ilgili çalışmalar sürdürülmektedir oluyor.
Değerli arkadaşlarım,
2002 Kasım seçimlerinden önce ucuz mazot konusunda söz verirken neredeydiniz;
çalışmalara hâlâ mı devam ediyorsunuz?!
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
300 000 lira çıkarılırken sen neredeydin?!
UFUK ÖZKAN (Devamla) -
Ben buradayım.
Tarım sektörünün çiftçi
ve üreticisinin yanında olduğunu söylüyorsunuz; ancak, sözleriniz ile
uygulamalarınız hiçbir zaman birbirini tutmuyor. Buna bir açıklama nasıl
getiriyorsunuz diye soruyorum; 2005 yılını zaten unuttunuz, kitabınızda,
defterinizde yazmıyor; önümüzdeki 2006 ve 2010 yıllarında yeniden
yapılandırmadan söz ederek, doğrudan gelir ödemeleri, fark ödemeleri,
hayvancılık destekleri, telafi edici ödemeler, ÇATAK Programı destekleri,
kırsal kalkınma destekleri, ürün sigortası ödemelerinden bahsediyorsunuz;
ancak, doğrudan gelir desteğini bile doğru dürüst başaramadınız; bunları nasıl
başaracaksınız merak ediyorum.
Sözlerimi, Tarımsal
Sigorta Kanunu Tasarısına destek olacak nitelikte bazı sözlerle, önerilerle
bitirmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
devlet, tarım sigortaları primine ve hasarına destek sağlamalıdır.
Mutlak, küçük çiftçiye
bedelsiz sigorta konusunda yaptırım ve yardımcı olunmalıdır.
Üreticilerin sigorta
bilinci oluşturulması yönünde eğitim programları uygulanmalıdır.
Üreticilerin sisteme
inancı sağlanarak, hasar halinde tatmin edici düzeyde bir ödeme yapılacağına
inandırılmalı ve ortaya konulmalıdır.
Primler, üreticilerin
ürettikleri ürünlerin üretim, risk ve bölge özellikleri dikkate alınarak tespit
edilmelidir.
Prim ödemelerinde,
üreticilerin üretim ve hasat dönemleri mutlak dikkate alınmalıdır.
Sigorta hizmetlerinin
köylere ulaşmasını sağlamak için, sigorta şirketlerinin acente ağlarını
geliştirecek sistemler, mutlaka yasayla, yaptırımlarla yapılmalıdır.
Tarımsal üretim ve risk
değerlerine bağlı kayıtların alındığı Tarım Sigortaları Vakfı veri bankasına
Türkiye Ziraat Odası Birliği kayıtlarının da sisteme entegre edilmesi konusunda
ortak projeler desteklenmelidir.
Üreticinin tek meslekî
örgütü olan Türkiye Ziraat Odası Birliği, bundan sonra geliştirilecek tarım
sigortaları organizasyonunda sürekli yer almalıdır.
Unutmayalım, tarımın
sigorta edilmesi, geleceğimizin sigorta edilmesidir.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özkan.
Sayın milletvekilleri,
madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi
okutuyorum:
Havuzun kaynaklarının
kullanım yerleri
MADDE 8.- Havuzun
giderleri şunlardır:
a) Tarım sigortalarına
ilişkin tazminat ödemeleri.
b) Havuzun yönetimi ve
işleyişi için gerekli olan masraflar.
c) Reasürans, sermaye ve
benzeri piyasalardan sağlanacak korumaya ilişkin ödemeler.
d) Sigorta şirketlerine
ödenecek komisyonlar.
e) Bilgilendirme ve
tanıtım kampanyalarına ilişkin ödemeler.
f) Hasar tespit
işlemlerine ilişkin ödemeler.
g) Alınan kredilerin
anapara ve faiz geri ödemeleri.
h) Bu Kanunun amacı
doğrultusunda yapılacak diğer ödemeler.
ı) Havuz işleticisi
şirkete ödenecek işletme bedeli.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Şanlıurfa Milletvekili Sayın
Mehmet Vedat Melik; buyurun. (Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET
VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım
Sigortaları Kanunu Tasarısının 8 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu ve şahsım adına görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum;
öncelikle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
sizlerin de yakından bildiği gibi, tarım sigortası kanununun çıkarılmasına
dönük girişimler çok uzun süredir vardı. Sayın Bakan da, göreve başladığı ilk
günlerde bu konuya yaklaşımını ortaya koymuş ve tarım sigortası kanununun en
kısa süre içinde çıkarılacağını ifade etmişlerdi; fakat, Cumhuriyet Halk Partisinin
de bu yasanın bir an önce çıkarılması konusundaki yoğun çabalarına ve Sayın
Tarım ve Köyişleri Bakanının da bu yönde irade beyanına rağmen, ilgili yasa
ancak bugün Genel Kurula sevk edilebilmiştir.
Biliyorsunuz, bugün
görüştüğümüz Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısının işlevini, kısmen de olsa, 20
Haziran 1977'de çıkarılan 2090 sayılı Yasa görüyordu; ama, bu yasa yeterli
değildi. Şöyle ki; kaynak tamamen bütçe imkânlarına bağlıydı ve devletin
olanaklarıyla sınırlıydı. Ayrıca, bu yasanın 2 nci maddesinin (a) fıkrası,
doğal afetlerden zarar gören çiftçilere yardım koşulunu, ürünlerinin, canlı
cansız üretim araçlarının ve tesislerinin değer itibariyle en az yüzde 40
oranında zarar görmesi, bu zararı diğer tarımsal veya başka gelirleriyle
karşılayacak gücü bulunmaması ve kredi veren banka, kooperatif ve benzeri
kuruluşlardan bu zararı karşılayacak borç alma imkânı olmaması şartına
bağlanmıştı. 2090 sayılı bu yasanın en önemli kusuru, yoruma fazla açık
olmasıydı. Ülkenin çeşitli illerinde geçmişte yaşanan don, sel, kuraklık, dolu
gibi birçok doğal afette, yoruma açık bu yapıdan ötürü çiftçilerimize gerekli
yardımlar yapılamamıştır. Bunda, yer yer, hükümetlerin tarım sektörüne bakış
açıları etkili olmuştur. AK Parti Hükümeti de, yaklaşık üç yıllık iktidarı süresince,
2090 sayılı Yasanın bu bendini değiştirmek için hiçbir gayret göstermemiştir.
Bu yasadan, çiftçi büyük ölçüde mağdur olmuştur. Örneğin, geçtiğimiz 2004 yılı
ilkbaharında, ülkenin çeşitli yerlerinde görülen şiddetli don, birçok ürünü
olumsuz etkilemişti. Ülkemiz ihracatında ve sanayiinde önemli bir yer tutan
antepfıstığı üretiminde, ülkenin en önemli yetiştiricisi olan seçim bölgem
Şanlıurfa yaşanan dondan fazlasıyla etkilenmiş, üretici, ürününün yaklaşık
yüzde 80'ini kaybetmişti. Sayın Bakan, o tarihlerde verdiğim bir soru
önergesine verdiği cevapta, söz konusu maddeden dolayı yardım yapılamayacağını
belirtmişti; yani, çiftçi, o yasadan yararlanabilmek için tüm mal varlığının
yüzde 40'ını kaybetmesi gerekiyor ki bu yardımları alabilsin. Çiftçinin mal
varlığı nedir değerli arkadaşlar; çiftçinin mal varlığı, hepimiz gibi, evidir,
traktörüdür, toprağıdır. Yani, adamın tarlasında hiç mahsul kalmayacak, evine
ekmek götüremeyecek ve siz "senin evin yıkılmamış, daha traktörünü
kaybetmedin" diyeceksiniz; bununla da kalmayıp "git, kredi al"
diyeceksiniz. Bu anlayışla ne çiftçi korunabilir ne de tarım sektörü
kalkınabilir.
Değerli milletvekilleri,
tarım sektörü, ülke nüfusunun temel ihtiyaç maddelerini üreten bir sektör
olması nedeniyle, stratejik bir öneme sahiptir. Eşyanın tabiatı gereği doğa
olaylarından, ekonomik ve sosyal dalgalanmalardan en fazla etkilenen sektördür.
Ayrıca Türkiye'de tarım, stratejik olmasının dışında, en önemli sosyal olaydır.
Gelişmiş ülkelerde tarımın artık sosyal bir yönü kalmamıştır; çünkü, onlar,
hepinizin bildiği gibi, tarımla ilgili akla gelebilecek her türlü sorunu
1985'li yıllarda çözmüşlerdir; ama, ülkemizde tarımdan bahsederken yalnızca
ekonominin içindeki sektörlerden biri olarak bakamayız; çünkü, ülkemizde tarım,
öncelikli olarak sosyal bir meseledir. Resmî rakamlara göre, nüfusun yüzde 35'i
tarım sektöründe çalışıyor görünmesine rağmen, gerçekte bu rakam, geçimini
topraktan sağlayan insanların oranını tam olarak yansıtmamaktadır. Türkiye'de
dolaylı ve dolaysız olarak tarımla geçinen kesimin çalışan kesime oranı yüzde
50'lerden fazladır. Biz, bu rakamın içine, tarım ürünlerini paketleme gibi
işlerde çalışanları da katmıyoruz ayrıca.
Değeri milletvekilleri,
Türkiye'de tarımı konuşmak demek, kırsal kalkınmayı konuşmak demektir. Tarım
sektöründe yapılacak her iyileştirme, ülkemizde göreceli olarak çağdaş
hizmetleri daha az alan kitlenin yaşam seviyesinin yükseltilmesi demektir.
Kırsal kesimde yaşayan insanlarımızın yaşam koşullarını düzeltmedikçe, çağdaş
dünyanın en basit ölçüleri olan eğitim, ulaşım, sağlık ve en önemlisi iş
imkânını sağlamadıkça, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana katılmak için büyük
çaba sarf ettiğimiz gelişmiş Avrupa ülkeleri grubuna girmemiz de mümkün
değildir.
Dün yaptığım gündemdışı
konuşmada da değindiğim gibi, Şanlıurfalı 6 kişilik bir ailenin yok olmasına
neden olan olayda da gördüğümüz gibi, sayısı tam olarak bilinemeyen; ama,
muhakkak ki, onbinlerce insanı ilgilendiren, gezici veya geçici tarım işçisi
diyebileceğimiz yurttaşlarımızın insanca yaşamlarını sağlayacak iş imkânları
yaratılmadıkça, tarımda ve ülke ekonomisinde iyileştirme yaptığımızı
söyleyemeyiz. Bu ailelerin anne ve babaları zaten kayıp nesildir, belki de
dünyaya geldiklerine pişmandırlar; ama, hiç olmazsa, bunların çocukları
geleceğe güvenle bakabilen, mutlu insanlar olarak yetiştirilmelidir ki, yarın,
içinde bulundukları topluma da rahatsızlık vermesinler.
Hiçbir sektör yoktur ki,
konuşulduğu ya da gündeme geldiği zaman, ülkenin bütün yaşayanlarını, bütün
sorumlularını ilgilendirmesin. Tarım deyince, ülkenin eğitim, sağlık, yoksulluk
gibi birdizi sorunu aklımıza gelmektedir; çünkü, ülkemizin en önemli sosyal
problemlerinden biri olan yoksulluğun en derinden hissedildiği kesim tarım
sektörüdür. Bu yoksulluktan kaynaklanan nedenlerden ötürü bu kesimde çalışan
insanların eğitimi aksamakta, eğitimi aksayınca, gerekli bilgi birikiminden
yoksul bireyler yetişmekte ve en temel sorunlarını bile çözecek deneyimlerden
yoksun olarak yetişmektedirler. Ardından sağlığı konuşuyoruz, tarımda sigortasız
çalışan binlerce yurttaşımızı konuşuyoruz. Aslında, bu sektörün sorunları,
ülkenin genel sorunlarından ayrı düşünülemeyeceği gibi birbiriyle organik
olarak da ilintilidir. Ülkemizin de en büyük sorunu, hepimizin de yakından
bildiği gibi, belki de tek sorunu eğitimdir. Türkiye'deki eğitim düzeyini
sektörel temelde ele alırsak, eğitim düzeyinin en düşük olduğu kesimin tarım
sektörü olduğunu da hepimiz görürüz. Bu anlamda, eğitimin yaygınlaştırılması ve
sektörel içerikli bir şekilde tabana yayılması ciddî önem taşımaktadır.
Değerli milletvekilleri,
22 nci Dönemde komisyonlara sevk edilen ve Genel Kurulda görüşülen kanunların
büyük bir kısmı tarımla ilgilidir; ama, maalesef, bu yasaların birçoğu, kendi
ihtiyacımızı karşılamaktan ziyade, Avrupa Birliğine uyum amacıyla
çıkarılmaktadır. Gerçekte birçoğu da faydalı olmuştur, bizler bunu inkâr
etmiyoruz; fakat, Avrupa Birliğine, Avrupa'nın gelişmiş ülkelerine tarımımızı
uyumlu kılmaya çalışıyorsak, bunun için sadece yasa çıkarmanın yeterli
olmadığını da hepimiz biliyoruz.
Vakit kaybedilmeden
tarımda, ülke çapında olağanüstü hal ilan edilmelidir. Bu olağanüstü halden de
kastımız, sadece tarım sektörüne destekleme amaçlı kaynak aktarma veya tarım
örgütlerini yeniden yapılandırma şeklinde olmamalıdır. Bölgesel farklılıklar ve
coğrafik şartlar gözetilerek, her bölgeye özgü küçük çaplı projeler yapılmalı
ve uygulanmalıdır. Basit bir örnek verecek olursak, yine, geçen gün vefat eden
Urfalı Bilbay Ailesini örnek olarak vermek istiyorum. Tektek Dağlarındaki -Urfa'nın Harran ile Ceylanpınar ovaları
arasındaki- Uluhan yöresinde bağcılık, zeytincilik ve badem yetiştiriciliği
yönünde bir pilot proje uygulaması gerçekleştirebiliriz; çünkü, söz konusu
bölge, zaten tarla bitkileri üretimine uygun değildir, ürün üretecek tarla da
yoktur. Burada, bu ürünleri üretebilirsek, ihracata yönelik üretim gerçekleşmiş
olur ve ciddî anlamda istihdam yaratmış oluruz; ama, değerli arkadaşlar, bunu
hangi teşkilat yapacaktır? Tarım Bakanlığının yapısı buna uygun mudur? Uygun
değilse, kendini o yönde düzeltmelidir. Düzeltmelidir ki, ülkenin tarımsal
üretimde karşı karşıya olduğu sorunları çözebilsin, yoksulluğa karşı
özkaynaklarıyla bir kalkınma hamlesi yapabilsin.
Üzerinde konuşmakta
olduğum 8 inci maddede de "sigorta şirketleri, tarım üreticileriyle tarım
sigortaları sözleşmelerini kendi adlarına akdeder" denilmektedir. Halbuki,
burada, bu yasanın en büyük eksiği, bu yasayla getirilen tarım sigortaları
sistemi yerine oturuncaya kadar, Sayın Bakanın sık sık ifade ettiği gibi -Sayın
Tarım Bakanımızın- ve son olarak, hububat alımlarıyla ilgili açıklamada
belirttiği gibi, küçük çiftçinin, yani, 60 dekarın altında arazi sahibi olan
çiftçilerin primlerinin, hiç olmazsa, bu sistem yerine oturuncaya kadar birkaç
yıl devlet tarafından ödenmesi gerekir.
Değerli arkadaşlar,
ülkemizin, aslında, belki en temel sorunlarından biri de yönetim anlayışındaki
keyfilîktir. Maalesef, bu anlayışı zaman zaman tarım sektöründe de görmekteyiz.
Bakın, bunun en son örneğini, hasat mevsimine girdiğimiz bugünlerde açıkça görmekteyiz.
Hükümet, hububatla ilgili politikalarını açıklarken, arpayı sanki unutmuş
gibidir. Arpa biçimi Çukurova ve Şanlıurfa'da hızla devam ederken ve büyük bir
kısmı bitmiş iken, hâlâ o bölgelerde Toprak Mahsulleri Ofisleri açık değildir
ve zaten, sanıyorum, hükümetin arpayla ilgili olarak bir düşüncesi de yoktur
-günlerdir, iki gündür bu yasa burada tartışılıyor, sanıyorum, zabıtlarda
arpayla ilgili bir tek kelimeye rastlayamayız- ama, eğer, böyle bir düşünceleri
yok idiyse hükümetin, arpayı Ofislerce alma düşüncesi, bu kararın arpa ekimi
başlamadan önce açıklanması gerekirdi.
Bakın, şu anda, elimde,
Urfa bölgesinde arpa satan iki çiftçiye ait faturalar var; bunlar, evvelki
günkü faturalar. Bunlardan birinde arpanın kilosu 202 000 lira, diğerindeyse
206 000 liradır. Şimdi sizlere soruyorum: Arpanın ekim, biçim masrafları
buğdayınkinden daha mı azdır -bunu benden daha iyi bilen insanlar, arkadaşlar
var burada- veya tarımın ayrılmaz bir parçası olan hayvancılıkta arpanın yerini
tutacak yeni bir ürün mü bulunmuştur da bizim haberimiz yok?! Açıkçası, arpayla
ilgili bu uygulamanın nedenini biz anlayamadık; ancak, herhalde, önümüzdeki
aylarda, yani, çiftçinin elinden arpa çıktıktan sonra bu kararın ve bu
politikanın nedenini biz de anlayacağız.
Değerli arkadaşlar,
ülkemizde, hayvancılıkta, özellikle küçükbaş hayvancılığın vazgeçilmez unsuru
olan arpadaki fiyat düşüklüğü, keşke, nihai süt ve et tüketicisine
yansıyabilse; ama, maalesef yansıtılamamaktadır. Türkiye'de de giderek
yaygınlaşan, özellikle şehirlerimizin tamamında hâkim olan paket içinde satılan
süt fiyatlarıyla, üreticiden alınan çiğ süt fiyatları arasında bir uçurum
vardır. Üreticiden 350 000-400 000 liraya alınan süt, tüketiciye -büyük
şehirlerde özellikle- 1 200 000 lira ile 1 500 000 lira arası fiyatla
satılmaktadır. Bu rakamlar da göstermektedir ki, özellikle çocukların temel
besin kaynağı olan ve sağlıklı gelişmeleri için tüketmeleri elzem olan süt
fiyatlarının böylesine artması ile arpa fiyatları arasında hiçbir orantısal bağ
yoktur ve özellikle tarım konusu açılınca, bilen bilmeyen herkesin ağzından
düşürmediği Avrupa Birliği ülkelerindeki süt fiyatlarıyla da yakından uzaktan
alakası yoktur.
Değerli milletvekilleri,
tarım deyince, elbette ki, toplumun tüm sorunlarını konuşuyoruz; çünkü, konuşmamın
başında da söylediğim gibi, ülkemizdeki birçok olay, birçok problemin nedeni
topraktır. Bakın, ben, size, bu sabah Ceylanpınar Tarım İşletmesinde yaşanan
bir hadiseyi anlatacağım. Bu sabah, saat 8.00 sıralarında…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Melik,
konuşmanızı tamamlar mısınız efendim.
Buyurun.
MEHMET VEDAT MELİK
(Devamla) - Toparlıyorum.
…Ceylanpınar özel
güvenlik görevlilerinden 5 kişi, Ceylanpınar Tarım İşletmesi arazisi içinde
bulunan, fakat, idarî olarak Viranşehir İlçesine bağlı olan Hamut Köyüne, yani,
Hamit Köyüne giderek, burada bir olaya karışıyorlar. Çatışma çıkıyor.
Çatışmada, köy halkından 45 yaşında, evli ve 8 çocuklu İsmail Demir
öldürülüyor. Elbette bunun çeşitli nedenleri var. Bu köyler, yalnız Hamut Köyü
değil, buna benzer 37 köy TİGEM arazisi üzerinde inşa edilmiş. Buradaki basit
bir çatışmadan, basit bir tartışmadan bir insan hayatını kaybediyor, birçok, 8
çocuk yetim kalıyor ve çok önemli olayların başlamasına neden olunuyor, oradaki
idarî yetkilileri sıkıntıya sokuyor.
Değerli arkadaşlar, Tarım
Sigortaları Kanunu Tasarısının görüşülmesi vesilesiyle, şimdiye kadar olduğu
gibi, bundan sonra da ülkenin yatırım ve istihdamda en önemli dinamiği olan
tarım sektörü bir kez daha ülke gündemine gelmiş olduğu için…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET VEDAT MELİK
(Devamla) - Teşekkür edeceğim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Yok, mikrofonu
açmayacağım Sayın Melik, kusura bakmayın, affedersiniz; çünkü, prensibi
bozmayalım, bu prensibi devam ettireceğim; ama, arkadaşlara teşekkürü ben bu
vesileyle ileteyim.
MEHMET VEDAT MELİK
(Devamla) - Bizim de yasayı desteklediğimizi belirtir, hepinizi saygıyla
selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Melik,
nezaketinize teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri,
şahsı adına, Giresun Milletvekili Adem Tatlı?.. Yok.
Adana Milletvekili Recep
Garip?.. Yok.
Manisa Milletvekili
İsmail Bilen?.. Yok.
Denizli Milletvekili
Ümmet Kandoğan; buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bu kanun
tasarısına Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelinceye kadar katkısı olan
bütün ilgililere huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Yıllardan beri
Türkiye'deki tarımla uğraşan kesimin büyük bir merak ve heyecanla beklediği bir
kanun tasarısı Türkiye'nin gündemine gelmiş oluyor. Ancak, bu kanun tasarısı
hazırlanırken, çiftçilerimizin ihtiyacı olan bütün hususlara cevap
verilebildiğini söylememizin de güç olduğunu ifade etmek istiyorum.
Bu kanun tasarısının
gündeme geldiği bugünlerde, özellikle tarım kesiminin içinde bulunduğu
sıkıntıları gözönüne alacak olursak, bu kanun tasarısının, burada görüşülürken,
en azından çiftçiler lehine bazı iyileştirmeler ve kolaylaştırmaların sağlanarak
kanunlaşmasının faydalı olduğu inancındayım. Öncelikle, bu teşvik sisteminin de
yaygınlaştırılarak geliştirilmesi gerekmektedir.
Bu kanun tasarısında, her
ürün, her bölge ve her risk için prim desteğinde bulunulmayacağı ortaya
çıkmıştır. O nedenle, Türkiye'deki çiftçilerimizin değişik felaketlere karşı
sigortalanması hususunda, bu bölge, ürün ve risk faktörlerinin daha geniş bir
alanı içine alacak şekilde yaygınlaştırılmasında fayda mülahaza ediyoruz.
Özellikle 17 nci maddede, uygulamada, riskler için tarım sigortası yaptırmayan
üreticilerin 2090 sayılı Kanundan faydalanmayacağı hükmünün yer alması da,
maalesef, çiftçilerimiz açısından son derece olumsuz bir husustur.
Küçük çiftçilerimizin,
içinde bulundukları zor şartlar nedeniyle ürünlerinin para etmemesi ve girdi
fiyatlarının yükselmesi nedeniyle, sigorta risk katkı payında ciddî
sıkıntılarla karşılaşacakları gözönüne alınacak olursa, bunların 2090 sayılı
Kanundan yararlandırılmaması çiftçiler açısından son derece yanlış bir
uygulamadır.
Yine, tasarının 14 üncü
maddesinde yer alan "retrosesyon" ve "garameten"
kelimelerinin hangi anlamlara geldiğini, bu kelimelerin anlamlarının ne
olduğunu, ben öyle inanıyorum ki, şu anda burada bulunan milletvekillerimizin
büyük çoğunluğu tarafından da bilinmediği gözönüne alınacak olursa, böyle bir
kanun yapma tekniğinin nereden kaynaklandığını da merak ediyorum. Bizlerin,
kanunları yaparken, vatandaşların anlayabileceği dili, kelimeleri kullanmamız
gerekirken, bu kelimelerin bu kanun tasarısının içerisinde yer almasını
anlamakta zorluk çektiğimi ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri,
bu kadar güzel bir kanun tasarısının gündeme geldiği günümüzde, ilan edilen
buğday fiyatlarının, 2003 yılındaki -dikkatinizi çekmek istiyorum, AK Parti
İktidarının olduğu 2003 yılındaki- buğday fiyatının bazı girdi fiyatlarıyla
karşılaştırmasını yapmak istiyorum. Mesela, 2003 yılında 1 kilogram buğday
satarak 3,8 litre mazot alınabilirken, şimdi 5,5 kilogram buğday satmak
gerekmektedir. Yine, gübreyle ilgili bir rakam; 2003 yılında 1,1 kilogram
buğday satarak 1 kilogram gübre alabilme imkânı varken, şimdi 1,5 kilogram
buğday satmak gerekmektedir. Yine, buğday-traktör arasındaki rakamlar; 2003
yılında 55 ton buğday satarak 1 traktör alma imkânı varken, 2005 yılında 76 ton
buğday satarak ancak 1 traktör alma imkânı vardır.
Bu rakamlar, Adalet ve
Kalkınma Partisinin iktidar olduğu 2003 yılıyla yapılan karşılaştırmalardır.
Geçmiş yıllarla ilgili yapılacak karşılaştırmalarda, bu rakamların, çok çarpıcı
bir şekilde, çiftçinin, köylünün aleyhine olduğunu da ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Son cümlelerimi söylüyorum.
Örneğin, 1996 yılında
tarım kesimine 6 milyar dolar bir destekleme yapılırken, 2004 yılında bu
desteklemenin 2 milyar dolar civarına inmiş olduğunu da görüyoruz. Yine,
dünyada, Avrupa Birliği çiftçilerinin gelirlerinin yüzde 35'i devlet
desteğiyle, Amerika Birleşik Devletlerinde de yüzde 21'i devlet desteğiyle elde
edilmiş olmasına rağmen, bu rakamlar, Türkiye'de, o gelişmiş ülkelerdekinin
dörtte 1'i oranındadır.
Değerli milletvekilleri,
böyle güzel bir kanun tasarısı hazırlanırken, çiftçilerin içinde bulunduğu zor
şartları da gözden uzak tutmadan, bir an önce bahsetmiş olduğum hususların da
gözden geçirilerek, bu görüşmelerde, çiftçilerin, köylülerin, özellikle toprağı
az olan köylülerimizin lehine düzenlemeler yapılması ihtiyacı ortadadır.
Bu düşüncelerle, hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kandoğan.
Madde üzerinde gruplar
adına ve şahısları adına görüşmeler tamamlanmıştır.
Soru-cevap işlemine
geçiyoruz.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Ben -Sayın Bakan yerinde
bu sefer- bir soru yöneltmek istiyorum. Gerçekten önemli bir konu. Desteğimizi
başından beri ifade ediyoruz, sadece görüşlerimizi katkı olarak sunmaya
çalışıyoruz.
Şimdi, ilgili uzmanların
saha çalışmalarında yaptıkları önemli tespitler var Sayın Bakan. Burada, ilgili
sigorta alanında faaliyet gösterebilecek olan kadroların yanında, tarım
sektöründe bulunan üreticilerimizin eğitim noksanlığı önemli bir tespit. Şimdi,
üreticiler, riskler, risklerin yönetimi ve sigorta konularında Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı ya da ilgili görev alacak olan sigorta kuruluşlarının
hazırlayacağı yayınlar, televizyon programları ve benzeri diğer yollarla
bilgilendirme yoluna gidilecek midir? Bununla ilgili bir çalışma var mıdır?
Bu arada, bu yasanın
çıkması için desteğimizi başından itibaren belirtiyorum; fakat, Grubunuzda bu
konuda bir inisiyatif eksikliğini tekrar sizin takdirlerinize sunuyorum. Bu
konuda da Sayın Başkanın demin konuşmacıya bir dakikadan fazla teşekkür etme
hakkı tanımadığını da ifade ederek, kuralı bozmamak gerektiğini ben de ifade
ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Koç.
Sayın Melik, buyurun.
MEHMET VEDAT MELİK
(Şanlıurfa) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Sizin aracılığınızla Sayın
Tarım Bakanına kısa bir soru yöneltmek istiyorum:
Sayın Bakanım,
Şanlıurfa'nın pamuk destekleme primlerinin ne zaman ödenebileceği hakkında bir
tarih verebilir misiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Melik.
Sayın Bakanım, buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yasamızın bugün,
çalışma saatleri içerisinde tamamlanması konusunda gerek AK Parti Grubu
yöneticilerine gerekse Cumhuriyet Halk Partisi Grubu yöneticilerine istirhamımı
tekrar yineliyorum.
Bugün yine vakti tamamladığımız
zaman bu kanunun son maddeleri geçmemiş olursa, bu, diğer kanunlarımızı da
etkileyecek. Dolayısıyla, ben bu konuda hassasiyet göstermenizi özellikle
istirham ediyorum.
Sayın Koç'un ifade ettiği
konu çok önemli. Yalnız, Türkiye'de sigortacılık konusunda genel bir
iyileşmenin, bilgilenmenin olduğu kanaatindeyim; ama, bu kanunun 10 uncu
maddesi, zaten bize, Tarım Bakanlığına bu konuda bir görev veriyor.
Dolayısıyla, başta Bakanlığımız olmak üzere, sektörde görevli olan kuruluşlar,
Hazine, bu konuda müşterek bir programı yürütmek; ama, en önemlisi, biz,
sektörümüzün temel bir sorununu çözmeye yönelik olarak çıkan bu yasanın
tanıtılması konusunda üzerimize düşen görevi yapmamız gerektiğini ifade
ediyorum. Sayın Koç'a, bu konudaki uyarısı ve dikkat çekmesinden dolayı
teşekkürlerimi ifade ediyorum.
Sayın Vedat Melik, her
zaman olduğu gibi, sektörümüzün sorunlarını dile getirmekte o nazik üslubuyla
bize hep yol gösterdi, düşüncelerini ifade etti. Bu sene prim uygulamalarındaki
yöntem şu, saygıdeğer arkadaşlarım: İllerden icmal işlemleri tamamlanan ve
Bakanlığımıza intikal eden sıraya göre bir ödeme yapılacak. Şanlıurfa'yla
ilgili icmaller, tabii ki, hacmi, kapsamı, alanı büyük olduğu için bu bakımdan
ilk ödemelere giremedi. Biliyorsunuz bugünlerde başlamış olan pamuk primleri
ödemelerinde, 200 trilyonun üzerinde bir ödeme başlamış durumda. Şanlıurfa'yla
ilgili konuda haziran sonu temmuz başı diye arkadaşlarımın ilettiği bir not
var. Ben bu ifadeyi kendilerine iletiyorum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakanım.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, karar yetersayısı istiyorum.
BAŞKAN - Arayacağım Sayın
Koç.
Sayın milletvekilleri,
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Karar yetersayısı yoktur;
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.28
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.38
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107 nci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
879 sıra sayılı tasarı
üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.
VI.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
3.- Tarım Sigortaları Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri
ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/865) (S. Sayısı: 879) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 8 inci
maddesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı. Şimdi, maddeyi yeniden
oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir; karar yetersayısı
vardır.
9 uncu maddeyi
okutuyorum:
Şirket
MADDE 9.- Havuzun
işletilmesine ilişkin iş ve işlemler, Havuza katılan sigorta şirketlerinin eşit
oranda pay sahibi olacağı anonim şirket statüsünde kurulacak Şirket tarafından
yürütülür.
Şirketin, Kurulun
belirleyeceği usûl ve esaslar çerçevesinde görevleri şunlardır:
a) Tazminat
ödemelerine esas teşkil edecek hasar
tespit işlemlerine ilişkin her türlü çalışma ve organizasyonları yapmak
suretiyle, tazminat ödemelerinin en kısa sürede yapılmasını sağlamak.
Bitkisel ürün
sigortalarının hasar tespitleri ziraat mühendisi, ziraat teknikeri ve ziraat
teknisyenleri; çiftlik hayvanları
sigortalarının risk inceleme işlemleri veteriner hekimler ve zooteknist
ziraat mühendisleri, hasar tespitleri ise veteriner hekimler tarafından yapılır.
Hasar tespit işlemlerinde
öncelikle ziraat mühendisleri ve veteriner hekimlerden yararlanılır.
b) Risk paylaşımı ve
transferi ile reasürans plânının uygulanmasına ilişkin işleri yürütmek, risk
paylaşımı ve reasürans programını Kurulun onayına sunmak.
c) Kurulca alınan
kararların uygulanması ve Kurulun görevlerine ilişkin sekretarya hizmetlerini
yürütmek.
d) Primlerin tahsili,
tazminat ödemelerinin yapılması ve benzeri işleri yürütmek.
e) Üreticileri tarım
sigortaları hakkında bilgilendirmek, halkla ilişkiler ve tanıtım kampanyalarını
yürütmek.
f) Genel hükümler
çerçevesinde tarım sigortalarına ilişkin istatistik üretmek, bu konuda Kurula
rapor hazırlamak.
g) Havuz kaynaklarını,
belirlenen ilke ve kurallar çerçevesinde yatırıma yönlendirmek.
h) Havuz işlerinin
sağlıklı yürütülmesi bakımından, gerekli gördüğü hususlarda Havuz Yöne-tim
Kuruluna öneride bulunmak.
ı) Havuzun işletilmesiyle
ilgili diğer her türlü iş ve işlemleri yapmak.
Şirket, Havuz işlerinin
Havuz yararına ve en iyi şekilde yürütülmesinden Bakanlık, Müsteşarlık ve
Kurula karşı sorumludur. Şirket, Havuza ait gelir ve giderler ile tüm hesap ve
işlemleri özel ve ayrı kayıtlarda takip eder.
Şirket, bu Kanun
kapsamındaki görevleri gereği edindiği bilgileri herhangi bir gerekçeyle üçüncü
şahıslara açıklayamaz. Havuza ait yazışma ve belgelerin uygun bir şekilde
muhafaza edilmesi zorunludur. Şirket;
faaliyetine son verilmesi, tasfiye edilmesi veya iflas etmesi gibi
hallerde, Kurul tarafından yeni bir şirketle sözleşme yapılıncaya kadar
görevlerini yerine getirmeye devam eder. Bu durumda bu Kanun kapsamındaki bütün
bilgi ve belgelerin Kurula iade edilmesi zorunludur.
Şirket, bu Kanunda
belirtilen görevler dışında başka bir işle uğraşamaz.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Osmaniye Milletvekili Necati
Uzdil; buyurun. (Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA NECATİ
UZDİL (Osmaniye) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; sizleri, öncelikle
sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Ben, aslında, bu
kürsüden, Sayın Tarım Bakanıma teşekkür etmek isterdim bugün; ama, Toprak
Mahsulleri Ofisindeki buğday fiyatlarıyla ilgili veya buğdayın pazarlanmasıyla
ilgili toplantıda, kendileri -sizler de vardınız, hep beraber- bize dediler ki;
merak etmeyin, serbest piyasadaki fiyatı 370'te tutacağız. Biz de o zaman
kendilerine dedik ki -şahit arkadaşlarımız da burada, hep birlikteydik çünkü-
biz de Genel Kurula çıkacağız, Genel Kurulda sizi tebrik edeceğiz, size
teşekkür edeceğiz.
Ben, aslında, demin
arkadaşlarıma da seslendim, bizim Osmaniye Milletvekili arkadaşlarla konuştum,
dedim ki; arkadaşlar, Osmaniye'deki buğday fiyatlarını sordunuz mu? Tabiî, sormuşlar.
Şöyle oturun da, sizin de isimlerinizden bahsederek, Osmaniye'deki buğday
fiyatlarını söyleyeyim dedim, notuma da aldım. Karşıma oturursanız unutmam
dedim. Bakıyorum, maalesef, hiçbiri burada değil; ama, ben yine de fiyatı
söyleyeyim: Sevgili Bakanım, 370'te tutun, sizi alkışlayacağız, sizi tebrik
edeceğiz, size şükranlarımızı sunacağız açıkçası; ama, şu anda, yine
söylüyorum, Osmaniye'de, Kadirli'de -milletvekili arkadaşım vardı, burada yok-
şu anda 300 lira. Toprak Mahsulleri Ofisinin kapısını açmazsanız, Toprak
Mahsullerine gelen çiftçileri karşılayıp, buğdaylarını satın alıp, belli bir
miktar parayı, açıklayacağınız parayı vermezseniz ve de bunu peşin vermezseniz,
bunu sağlayamazsınız. Bizim endişemiz bu. Biz, sizi seviyoruz, size teşekkür
etmek istiyoruz, size takdirlerimizi sunmak istiyoruz. Sizin başarınız, benim
çiftçimin rahatıdır, mutluluğudur. O nedenle sizin başarılı olmanızı istiyoruz.
Lütfen, söylediğimiz eleştirilerden de fazla rahatsızlık duymayın.
Yararlanırsanız, bence, bu başarıyı yakalama şansımız daha fazla olacak.
Şimdi, sabahleyin
çıktınız, Rusya sınırlarında meyve ve sebze kamyonları, TIR'ları duruyor...
Sayın Bakanım, bence, daha önce de söyledim, şu yazılarınıza, hiç olmazsa, bir
danışmanınız doğru dürüst baksın, bakamıyorsa, müsaade edin, beni çağırın ben
bakayım. Çıkıyorsunuz diyorsunuz ki: "Bunun sorumluluğu üreticide,
ihracatçıda yok mu?" Yok arkadaşım, yok! Sevgili arkadaşlarım, sınırlara
TIR'larda dayanmış ürünün sorumluluğu, allahaşkına, üreticide olur mu?! Nerede
devlet?! Nerede eski Ziraî Mücadele ve Karantina Genel Müdürlüğü?! Karantina
müdürlükleri illerde ne iş yapıyordu; ihraç edilecek ürünü inceleyip rapor
vermiyor muydu?! Benim, sınırda bekleyen -dikkatinizi çekiyorum- TIR'daki
üründeki aksaklıktan üreticimi nasıl sorumlu tutarsın?! Ben, ovada veya
bahçede, Türkiye'nin herhangi bir yerinde sebze ve meyve üretirken, benim
yanımda Tarım Bakanlığının teknik teşkilatının bulunması lazım. Geçmişte böyle
idi, aksak topal böyle idi; şimdi, daha iyi olması lazım. İhraç edilecek ürünün
haşereleriyle mücadeleyi, bana, çiftçiye kim öğretecek? Tarım Bakanlığı
öğretmeyecek mi? Hani, 1 000 köye 1 000 tarımcı gönderdik, tarımın sorunlarını
çözdük?! Hayır, hayır; onbinlerce tarımcı, şu anda, tarım teşkilatında masa
başında oturuyor. Sizin teşkilatınızın yüzlerce, binlerce aracı garajlarda,
garajlara çekilmiş bekletiliyor. O personel ve o araçlar çiftçinin yanına
gidecek, ürünündeki hastalıkları ve zararlıları belirleyecek; onunla nasıl
mücadele edeceğini, ihracatı aksatmayacak şekilde hangi ilaçları, hangi
şartlarda kullanacağını, Tarım Bakanlığı öğretecek sevgili arkadaşlarım.
Lütfen, bir Tarım Bakanı,
sınırdaki sorunlu üründen dolayı, kendi üreticisini, hizmet verdiği üreticiyi
nasıl suçlar? Ben, sizi seviyorum, sizin başarınızı istiyorum; ama,
danışmanlarınızı da, size, bu kürsüden şikâyet ediyorum, size böyle bir konuşma
yaptırmamalıydı; hatta, onlar, 3 Kasımdan sonra ilk kurulan hükümette siz Tarım
Bakanı olduğunuzda, bizim tarımımızın geliştirilmesi için tarım ürünlerinin ihraç
edilmesi gerektiğini anlatmalıydı; ihraç edebilmemiz için, o ürünleri sorunsuz
ihraç edebilmemiz için neler yapılması gerektiğini anlatmalıydı ve ilk iş,
Ziraî Mücadele ve Karantina Genel Müdürlüğünü kurmalıydılar. Ama, onlar ne
yaptı; ülke topraklarını korumasız, bakımsız, sahipsiz bıraktı Köy Hizmetleri
Yasasını anında kaldırtarak size. Sizin, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün
kaldırılmasını yüreğinizden istemediğinizi biliyorum. Evet, sizin, şu gün,
çiftçinin…
Hasat başlamış sevgili
arkadaşlarım; bu kürsüden gündemdışı konuşmuştum, Çukurova'da başaklar
sararıyor demiştim. Değerli arkadaşlarım, yağmur yağıyor, İç Anadolu çiftçisi
memnun, mutlu, buğdaydaki gelişme iyi olacak, ürün bereketli olacak. Haklısınız
da, hasadın yapıldığı yerdeki çiftçim ne yapacak; biçeri sokmuş… Evet, bu sene,
Allah'a şükür, bereket de var, verim de iyi.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Bizimle birlikte oldu o iş.
NECATİ UZDİL (Devamla) -
Peki, sizinle birlikte oldu da, bu üretilen buğdayı, çok üretildi diye koyacak
yer mi bulamıyorsunuz sevgili arkadaşlarım?! Ayıp, ayıp!.. Toprak Mahsulleri
Ofisi Genel Müdürü çıkmış "ben ne yapayım, 330 000 küsur ton mısır
var." Evet, bu, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürünün lafı. Yapmayın
arkadaşlarım! Niye depoda var; niye vermiyorsun dedim. "Fazla ithal
edildi" dedi. "Niye ithal ettin dedim. Hasattan önce ithal etmiş.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Haydaa!..
NECATİ UZDİL
(Devamla) - Sayın Bakanım, Sayın
Müsteşarım, sevgili milletvekili arkadaşlarım; bir ülkede borçla yaşarken, siz,
hasattan önce, ihtiyacınızdan fazla mısırı alma hakkını kendinizde nasıl
görüyorsunuz?! Sevgili arkadaşlarım, bu iş, olacak iş mi?! (CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın Bakanım, sesim
yüksek çıktı diye bana uyarıda bulundu. Ben özür diliyorum. Ben kahvelerden,
alanlardan geliyorum, ben politikadan geliyorum; ben, üniversite kürsüsünde,
önüme mikrofon konulup konuşarak bugünlere gelmedim. O nedenle, kahvede, alanda
ne yapacaksın sesini duyurmak için; biraz bağıracaksın. İşte o nedenle, burada,
sesim biraz yüksek çıkarsa, rahatsız olan arkadaşlarımdan özür dilemek
istiyorum. Ben, kendi zaafımı ortaya koyup, özür diliyorum sizden.
Değerli arkadaşlarım,
biraz da sigortaya gelmek istiyorum. Bakın, burada, konuşmacı arkadaşları
dinlersek, Cumhuriyet Halk Partili sözcüleri dinlersek, bir başka Türkiye var,
başka bir kırsal alan var; AKP'li arkadaşlarımı dinlersem, bir başka Türkiye,
daha başka bir kırsal alan var. Şöyle, dışarıdan gelen bir arkadaşımız bizi
dinlese, ya, bunlar ne konuşuyor der; herhalde, bunlar başka ülkelerin
milletvekili der. Öyle der diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım,
biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, zorunlu tarım sigortasından yanaydık.
Dikkatinizi çekiyorum; biz, tarım sigortasından yana değildik; komisyonlarda
bunları söyledik, zorunlu tarım sigortası dedik. Siz, trafikteki otomobillere
zorunlu sigorta koyuyorsunuz; biliyorsunuz, orada, ayrıca bir kasko sigorta da
var. Sen, çiftçimin, üreticimin; vazgeçtim çiftçimden, üreticimden, millî
servetimle ilgili bir sigortayı gündeme getirmiyorsun dedik. Razı olduk; tarım
sigortasına da razı olduk arkadaşlar; çünkü, sonuçta demokrasi var.
Komisyonlarda sayılar belli; düşüncelerimizi aktardık, tarım sigortasına da
razı olduk.
Peki; ancak, hâlâ çiftçi
ile toprak sahibini, mülk sahibini ayırmadan, sizden rica ediyorum, çiftçi ile
mülk sahibini, toprak sahibini ayırmadan, sizin, tarım sigortası yapma şansınız
var mı; ben bunu öğrenmek istiyorum sevgili arkadaşlarım.
Sigorta yapılanlara
bakacaklarmış, çiftçi kayıt sisteminde varsa… Ya, Allah'tan korkun; çiftçi
kayıt sistemini, Tarım Bakanlığı yıllardır, dünyanın parasını çarçur ederek,
yerinde kullanmayarak kurmaya çalıştı. Bizim, 60'lı yıllardan sonra, çiftçinin
örgütlenmesiyle övündüğümüz ziraat odalarımız, Ziraat Odaları Birliğimizin
görevi ne arkadaşlar? Yasasını buradan çıkarmadık mı?! Orada çiftçilerin kaydı
yok mu?! Peki, doğrudur, o kayıtlar eksik, Tarım Bakanlığında da var kayıtlar.
İkisini birleştirmek hiç aklınızdan geçmiyor mu sevgili arkadaşlarım? Ziraat
odasının çiftçi kayıtlarından yararlanmayı düşünmüyor musunuz? Dikkat edin,
onlardaki kayıt çiftçi kayıtlarıdır. Tarım Bakanlığındaki kayıt, evet, mülk
sahiplerinin kayıtlarıdır. Bunu Tarım Bakanlığı yetkilileri de benden daha iyi
biliyorlardır.
Değerli arkadaşlarım,
sigorta priminin tamamını üreticiden almaya kalktınız. Devlet desteğini yok
sayarak tarım sigortası olur mu?! Konuşmacıların tümü örnekler verdi. Dünyanın
herhangi bir yerinde devletin desteği olmayan bir tarım sigorta sistemi var mı
sevgili arkadaşlarım; yok. Peki, bizde?.. Bizde, destekleyecek diyoruz.
Destekleyecek, doğru. O zaman ben de diyorum ki, hatta, arkadaşım bana diyor
ki: "En az yüzde 50'si desteklenecek, bölgelere göre yüzde 100'ü de
verilecek." Ben de diyorum ki, şunu oraya bir yazalım. Yok! Çık şu
kürsüden söyle, tutanaklara geçsin bari; öyle diyelim, biz yine size konuşmadan
olanak tanıyalım. Yok! Arkadaşlarım, sizin milletvekili sayınız belli; biz
muhalefetiz. Biz bu yasaya karşı değiliz. Aksaklıklarını da müsaade ederseniz
şuradan söyleyelim. Siz buna bile tahammül etmiyorsunuz. Biz yasayı geciktirmek
istemiyoruz Sevgili Bakanım; ama, çok özür dilerim, burada grup başkanvekilimiz
uyarıyor sizi; 135 kişi bari bulundurun diyoruz. Siz, 360 civarında
milletvekili olan bir grupsunuz. 135, sevgili grup başkanvekilim, nerede? O
zaman bizi niye suçluyorsunuz?
Dün, kalktınız, ortada
fol yok yumurta yokken saatlerce, dakikalarca lüzumsuz yere… Lüzumsuz derken,
özür dilerim, konunuz lüzumsuz değil; bu yasanın görüşülmesi sırasında lüzumsuz
yere niye zaman harcadık?!
Evet, değerli
arkadaşlarım, peki, bir şey daha söyleyeyim size: 2090 sayılı Yasamız var
çiftçilerimizle ilgili. Değerli arkadaşlarım, 5254 sayılı Yasa, yanılmıyorsam…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uzdil,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
NECATİ UZDİL (Devamla) -
Tamamlayacağım efendim.
Onu iptal ettik 2001
yılında; çünkü, çiftçinin korunmaya ihtiyacı yok ki; 2000 yılındaki krizin
sorumlusu da çiftçimdi ya! Ee, geldik şimdi, elimizde kalmış bir 2090...
Sayın Bakanım, siz Tarım
Bakanısınız. Sizin zamanınızda 2090 sayılı Yasanın yürürlükten kaldırılması
-ki, bana göre bu yasa onu yapıyor- sizin zorunuza gitmeyecek mi?! Bir Tarım
Bakanı olarak sizin zorunuza gitmeyecek mi allahaşkına?! Ben de diyorum ki,
2090 sayılı Yasayı, lütfen yürürlükten kaldırmasın bari bu yasa. Biz, çiftçiden
yana olalım, parti düşüncelerini bir tarafa koyalım. Önce çiftçi diyelim;
sonra, bir partili olalım. Tarım Bakanımız da her şartta çiftçi desin
istiyoruz.
Sizi, bu duygularla,
tekrar selamlıyorum. Çiftçilerimize ve sizlere güzel günler diliyor, saygılar
sunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Uzdil,
teşekkür ediyorum.
Buyurun Sayın Bakanım.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Osmaniye
Milletvekilimiz Sayın Necati Uzdil'in konuşmasına ben de teşekkür ederek cevap
vermek istiyorum. Söylediği ifadeler için gerçekten memnun oldum. İnsanın
iltifata da ihtiyacı var; tabiî, muhalefet partimizden duymak da önemli, kıymetli.
Ben, buğday politikasıyla
ilgili birkaç cümle söyleyeceğim, çok uzun tutmayacağım, merak etmeyin.
Ortalama fiyatı 370 000 lira hedefini tutturma konusunda elimizden gelen tüm
gayreti göstereceğiz; ama, bugün, 370 000 liranın altında buğday satılmayacağı
manasına gelmez, iki ay sonra da gelmez, sene sonunda da gelmez. Ortalama;
yani, A'den Z'ye ortalamasını aldığımızda 370 000 lira ortalama tutturursak,
bunun anlamı şu: Vasıflılar çok üzerinde, ama daha düşük vasıflılar da bunun
altında olabilir; ama, ortalama 370 000 lira. 320 000 lira, 325 000 lira
ortalamanın olduğu bir önceki yıla nispetle, bu, kabul edilebilir bir artış
olarak…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Toprak Mahsulleri Ofisinin devreye girmesi lazım Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Efendim, hayır, hayır.
HALUK KOÇ (Samsun) - Yok
ederseniz tamamen piyasaya kalıyor; çok net!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Hayır. Net; ama, şimdi bu dediğimiz ifade sadece istemekle
olacak bir şey değil ki Haluk Bey.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Yetki sizde, iktidar sizde!..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Hayır; ama, bununla ilgili hazırlıklar tamamlandı. Ben,
size, şimdi, o arzu ettiğiniz cümleyi söyleyeceğim: Kararname çıktı, gerekli
tebligatlar yapıldı, Toprak Mahsulleri Ofisi, ülke çapında, hasadın başladığı
her yerde yarından itibaren alımlara başlayacak. Bilgilerinize sunuyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, kiralık ofis arıyor, kiralık depo arıyor!.. Mısır dolu içi!..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Efendim, Haluk Bey…
BAŞKAN - Sayın Bakanım,
lütfen Genel Kurula…
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - …bununla ilgili konularda cümlemiz şu: Toprak Mahsulleri
Ofisi, yarın sabahtan itibaren, hasadın olduğu, başladığı her yerde, Türkiye'nin
her yerinde alıma girecektir. Dolayısıyla, o ifade ettiğimiz ilkeler çerçevesi
içerisinde hareket edecektir ve ortalama fiyatları, ülke çapında 370 000 lira
seviyesinde tutmayı hedefliyoruz. İnşallah hayırlı olur.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
Şahsı adına, Giresun
Milletvekili Sayın Adem Tatlı; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Tatlı, süreniz 5
dakika.
ADEM TATLI (Giresun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tarım Sigortaları
Kanununun bizim için, çiftçilerimiz için ne kadar önemli olduğunu dün akşam
vurgulamıştık. Bugün, yine, aynı örnekle bunu vurgulayacağız. 2004 yılında 70
ilimizde doğal afet görülmüştü. Doğu Karadenizdeki -fındık üreticilerimizde- 4
ilde yine doğal afet oldu; Samsun, Trabzon, Ordu, Giresun. Yaklaşık olarak,
geçen sene, 2090 sayılı Kanunla, biz, 50 trilyon lira yurt geneline kaynak
aktardık. 4 ilimize ayrılan para da, fındık üreticilerine ayrılan para da
-yüzde 90 civarında bir doğal afetten zarar görmüşlerdi- 42 trilyondu. Bunun 24
trilyonu Ordu, 12 trilyonu Giresun, 7 trilyonu Samsun'a. Yalnız, sadece bir
ilimizde meydana gelen zarar 200-250 trilyon civarındaydı.
Buradan da anlaşılıyor
ki, bizim, 2090 sayılı Kanunla bu işleri çözmemiz çok kolay değil, çok basit
değil. Tarım Sigortaları Kanunu, inşallah, çiftçimiz için hayırlı uğurlu olur.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Tatlı.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Önerge var…
BAŞKAN - Affedersiniz…
Özür dilerim…
Madde üzerinde 1 adet
önerge vardır; önergeyi okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 879 sıra
sayılı tasarının 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer alan
"Havuz kaynaklarını, belirlenen ilke ve kurallar çerçevesinde yatırıma
yönlendirmek" ifadesinin sonuna "kendi ihtiyacı dışında gayrimenkul
yatırımı yapamaz ve hazine bonosu ve kamuya ait borçlanma senetleri dışında
menkul kıymet alamaz" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.
Saygılarımızla.
Ferit Mevlüt Aslanoğlu Atila
Emek Osman Özcan
Malatya Antalya Antalya
Necati Uzdil Mehmet
Yıldırım
Osmaniye Kastamonu
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Efendim, bu konuda bir tashih ifadesi, bir düzeltme,
yeniden gözden geçirmek üzere bunun dikkate alınabileceğini düşünüyoruz. Şu
anda teknik olarak buna nasıl bir imkân var, bilmiyorum; ama, grup
başkanvekiliyle de bu konuda aynı düşünceyi paylaşıyoruz.
Aslında, maddenin (g)
bendinde "belirlenen ilke ve kurallar çerçevesinde yatırıma
yönlendirmek" ifadesi var. Sayın Mevlüt Aslanoğlu, bu konuda, bunu biraz
açma ihtiyacını duymuş. Biz de prensip olarak yer alabileceğini düşünüyoruz.
Ben, bir çözüm nasıl üretebileceğimizi… Şimdi, ifade üzerinde bir tashih
yapabiliriz.
Sayın Başkanım, yani,
prensip olarak "evet" diyoruz; ama, üzerinde 1 dakikaya ihtiyacımız
var.
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekillerim, geçmişten ders alalım.
Türkiye'de Bağ-Kur, SSK, Emekli Sandığının fonlarına -ben arkadaşlarım kötü
niyetli demiyorum- zamanında gittiler gayrimenkul aldılar. Şimdi o
gayrimenkuller beş para etmiyor.
Burası bir emanet,
köylünün emaneti. Bu şirket, bu fonları yönetirken, gidip kendi kullanımı
dışında gayrimenkul almaz, kendi kullanımı dışında gidip, örneğin, bir şirketin
hisse senedini aldı, şirket iflas etti!.. Menkul kıymet alabilir şirket
şeylerinden. Bu emanet fonları…
Şunu diyoruz özetle:
İhtiyacı dışında, kesinlikle, bu şirket, gayrimenkul almasın. Yatırımını, elde
ettiği fonları, havuzun parasını -çünkü, bunu hazine veriyor, halkın parasını
veriyor hazine- götürüp, bir şekilde, sadece kamuya ait kâğıtlar alsın, hazine
bonosu, devlet tahvili gibi; yatırımlarını ancak bu fonlarla değerlendirsin;
çünkü, eğer, bugün, SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı fonlarını -bakın, bunun altını
çiziyorum- primlerini, tahsil ettiği primlerini sadece hazine bonosuna
yatırsaydı, bugün, Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığının 100 katrilyon parası vardı
beyler.
HALUK KOÇ (Samsun) - İmar
Bankası hariç ama…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Dikkatinizi çekiyorum. Bu öneri; bu emanet paradır; sadece kamu
kâğıtları alınsın ve gayrimenkul; yani, kendi… Bunun görevi gayrimenkul
yatırımı yapmak değildir; bu şirketin görevi… Fon, ancak bir nakit yönetimidir;
yani, birtakım spekülasyon yaparak fonlar yönetilmez. Bu amaçladır; onun için
takdirlerinize sunuyorum.
Teşekkür ediyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri,
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati : 17.08
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.25
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107 nci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
879 sıra sayılı tasarının
görüşmelere devam ediyoruz.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
3.- Tarım Sigortaları Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve
Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/865) (S. Sayısı: 879)
(Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
9 uncu madde üzerinde,
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşları tarafından verilen
önergenin oylamasında kalmıştık.
Önerge teknik yönden
yeniden düzenlenmiştir.
Şimdi, önergenin yeni
şeklini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 879
sıra sayılı tasarının 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere
aşağıdaki ifadenin üçüncü fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
Mehmet Yıldırım |
Necati Uzdil |
|
|
Malatya |
Kastamonu |
Osmaniye |
|
|
Atila Emek |
Osman Özcan |
|
|
|
Antalya |
Antalya |
|
"Şirket, havuz
kaynakları ile kendi ihtiyacı dışında gayrimenkul alamaz; kaynaklarını
öncelikle hazine bonosu ve kamuya ait borçlanma senetleri yoluyla yatırımlarda
kullanır."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Havuz kaynaklarının bazı
gelişmelerle eksilmemesi amacıyla hazırlanmıştır.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda 9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi
okutuyorum:
Bakanlığın görev ve
yetkileri
MADDE 10.- Bakanlığın bu
Kanun kapsamında görev ve yetkileri şunlardır:
a) Tarım sigortalarının
geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için gerekli tedbirleri almak.
b) Ürünler, riskler ve
bölgeler itibariyle sağlanacak prim desteğine ilişkin teklifleri Bakanlar
Kurulunun onayına sunmak.
c) Tazminat ödemelerinin
doğru ve düzenli bir şekilde yapılmasını izlemek.
d) Bu Kanunla verilen
diğer görevleri yürütmek.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Kastamonu Milletvekili Sayın
Mehmet Yıldırım; buyurun. (Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET
YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım Sigortaları
Kanunu Tasarısının 10 uncu maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve
şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Gerçekten, Türkiye'nin
ihtiyacı olan, tarım kesiminin ihtiyacı olan bir kanun tasarısını konuşuyoruz.
Şimdiye kadar geç kalmış bir tasarı. Bu tasarıyla ilgili, elbette, belirli
eleştiriler komisyonlarda oldu, değerli arkadaşlarım düşüncelerini anlattılar;
ama, bu tasarıyı, Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi
grupları ortak çıkarıyor. Bu tasarının Türkiye'ye, Türk çiftçisine hayırlı
olmasını diliyorum.
Bu tasarıda eksik
gördüğümüz durumları ve şu anda çiftçimizin içinde yaşadığı, Türkiye'nin
tarımının da içinde bulunduğu durumları da anlatmakta yarar görüyorum.
Değerli arkadaşlar, bu
tasarıda zorunlu sigorta getirilmiyor. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak,
zorunlu sigortanın getirilmesini, devlet olarak da katılım miktarının
artırılması taraftarıyız. Nasıl, Batı ülkelerinde, Avrupa ülkelerinde,
Amerika'da, İspanya'da, Avrupa Birliğine girmeyi amaçladığımız ve o noktada
mesafe aldığımız günlerde, Türk çiftçimizin de, Avrupa Birliğinde bulunan
ülkelerdeki çiftçiler kadar, İspanya'daki çiftçi kadar, Fransa'daki çiftçi
kadar, Hollanda'daki çiftçi kadar, Amerika'daki çiftçi kadar desteklenmesi
gerektiğini düşünüyoruz. Oralarda destekleme yüzde 50'ler ile yüzde 75'ler
arasında olurken, bizim verdiğimiz destek yüzde 5. Diyeceksiniz ki, var da
vermiyor muyuz!
Değerli arkadaşlar,
gerçekten, hükümetin de bu konuda vermek istediğini biliyorum. Haksızlık etmek
doğru değildir. Haksızlık etmemeyi düşünüyorum; çünkü, bizden önce Türkiye'yi
yönetenlerin Türkiye'yi ne hale soktuğunu biliyoruz. Yani, Türkiye'de,
bankaların nasıl hortumlandığının, onlara nasıl göz yumulduğunun, şimdi o
bedeli bütün Türkiye'nin, çiftçisiyle, işçisiyle, memuruyla, iktidarıyla,
muhalefetiyle nasıl ödediğimizin de farkındayız. Eğer, bunu, doğru olarak, sadece
muhalefet anlayışıyla bu kürsüden dile getirirsek, inandırıcı olmadığımızı veya
inandırıcı olamayacağımızı düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar,
bakın, şu anda, Türk çiftçisinin durumu çok sıkıntılı ve az önce değerli
milletvekillerimiz de izah ettiler. Bu sigorta yasasıyla birlikte, 2090 sayılı
Yasanın da değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bununla ilgili, ben,
30.12.2004 tarihinde, Cumhuriyet Halk Partisi Kastamonu Milletvekili olarak
verdiğim ve bütün milletvekillerimizin imzaladığı, dün de Sayın Gündüz'le
paylaştığım ve Sayın Bakana da ifade ettiğim, 2090 sayılı, Tabiî Afetlerden
Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunda değişiklik
yapılmasıyla ilgili teklifimin gündeme alınması gerektiğini söylüyorum. Burada
istediğimiz nedir; 2090 sayılı Yasanın 2 nci ve 3 üncü maddelerinde, bütün
canlı ve cansız varlıkların tabiî afetler neticesinde… Tabiî, yağmur yağıyor,
bereket getiriyor, dere yataklarındaki feyezan veya barajlarda gerekli taşkın
korumayla ilgili tedbirleri almamışsak felakete dönüşebiliyor. Dolu yağıyor,
dolu yağışı karşısında çiftçilerimiz ürününü kaybediyor… Herhangi bir ürünün
yüzde 40'ını kaybettiği zaman, çiftçimize afetten dolayı yardım yapılması
öngörülüyor yasada. Türkiye, 2004 yılında, 2 milyar doların üzerinde, tabiî
afetten zarar görmüştür, bunun şimdiye kadar sadece yüzde 15'i karşılanmıştır;
ama, eğer böyle bir tasarı getirilirse, herhangi bir ürünün yüzde 40'ını
kaybederse, örneğin buğday veya başka bir ürünü yüzde 40 oranında zarar
görürse, afet bölgesi ilan edilmesine gerek kalmaksızın, 2090 sayılı Yasanın 2
nci ve 3 üncü maddelerinde değişiklikle bu işin çözüleceğine inanıyoruz.
Değerli arkadaşlar,
burada bir kaynak da önerdik; kaynak da şu: Çiftçimize, dönüm başına doğrudan
gelir desteği ödüyoruz. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütçesinden yüzde 10
kaynak aktarıyoruz fona; bunu yeterli görmüyoruz. Mademki biz insanız, mademki
biz Müslümanız, mademki biz İslamız, dayanışma bizde ön plandadır, yardımlaşma
ön plandadır. Bunun gereği de... Doğrudan gelir desteğinden yüzde 5 kesinti
yapılması ve fona aktarılmasıyla önemli bir kaynağı da tarım sigortasıyla
birlikte getiriyoruz. İnşallah, bu konuda gruplar anlaşır, inşallah, Sayın
Bakan da bu konuya destek verir; şu anda
Türkiye'nin her yerinde -Kastamonu'da, İzmir'de veya başka yerlerde-
yağmurdan, sel felaketinden, doludan zarar gören, afete uğrayan
vatandaşlarımızın bu derdine çare oluruz.
Değerli arkadaşlar,
bakın, Türkiye'de tarım sıkıntıda. Ben, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami
Güçlü'yü gerçekten çok seviyorum. Çok düzgün bir adam. Bilim adamı, ilim adamı,
mutedil bir insan, iyi niyetli bir insan, tarımın sorunlarını gerçekten çözmek
istiyor, çözmek için elinden gelen bütün gayreti gösteriyor; ama, kaynak yok
arkadaşlar. Tarım Bakanı "tarımı destekleyeceğim" diyor; Başbakan,
bir başka yerde "yeter, ne istiyorsunuz" diyor, çiftçiyi azarlıyor.
Sanki, o anda içim, böyle, gık diye gidiyor; Başbakan çiftçiyi azarlamamış,
Tarım Bakanını azarlamış gibi hissediyorum; çünkü, Tarım Bakanı çiftçinin sorununu
çözmek istiyor. Akaryakıta destek diyoruz, çiftçiye destek diyoruz; bir
bakıyorsun, Tarım Bakanının karşısına IMF dikiliyor, Maliye Bakanı dikiliyor.
Bunu çözmenin yolu ne? Hükümet "biz IMF'ye teslim olmayacağız" diye
taahhütte bulundu arkadaşlar. IMF'ye teslim olmayacağız politikasıyla, bu
millet sizi iktidar, bizi de muhalefet yaptı.
Bakın, hayvancılığı
destekleyeceğiz diyoruz. Sayın milletvekillerim burada, Kastamonu
milletvekilleri burada, Sayın Tayyar Altıkulaç burada. Geçen pazar günü
Devrekânî'nin pazarındaydım; sokak sokak dolaştım, hayvan pazarına gittim,
hayvancılarla konuştum. Nedir durumunuz... Halimiz perişan diyorlar. Peki,
hayvan pazarında vatandaşın, çiftçinin hali perişan olunca, Devrekânî pazarında
çiftçiden geçinen esnafın durumu ne; onlar da "perişanız" diyorlar;
birbirine bağlı.
Değerli arkadaşlar,
Daday'a gittim. cumartesi günü Daday İlçesinde dükkân dükkân dolaştım, pazar
yerini dolaştım, esnafı tek tek dolaştım, oy veren, vermeyen herkesin elini
sıktım. Ne durumdasınız... "Perişanız, Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve
hükümetten bir talebimiz var. Bize tavla yollayın; ama, eğlence vergisinden
muaf olsun; yani, şimdi yapacak bir işimiz kalmadı" diyorlar. Esnaf bu
durumda, çiftçi bu durumda. Peki, bunun sebebi ne? Diyorum ki, geçen sene
çiftçi gayet iyi gidecek, toparlayacak diye bakarken, Sayın Bakan birtakım
laflar söyledi "El insaf!.. Büyük gayret içindeyiz, size büyük hizmetler
ediyoruz, gözünüzü toprak doyursun" dedi. Acaba, böyle bir beddua,
vatandaşımın topraktan elde ettiği ürünler para etmesin anlamında mı oldu?..
Sayın Bakanım, en yakın bir zamanda bu konuda ne yaparsın; yani, bir dua mı
edersin, bu lafı geri mi alırsın… Bu çiftçinin hali düzelir mi diye
düşünüyorum. İsterseniz, bizim Kastamonu'da Şeyh Şabanı Veli Hazretleri adında
büyük bir evliya var, birlikte oraya gidelim, bir dua edelim, çiftçimizin
durumu düzelsin diye düşünüyorum.
Arkadaşlar, bakın,
hepiniz diyorsunuz ki: "Mehmet Yıldırım konuşuyor, Mehmet Yıldırım
konuşurken, Kastamonu akla geliyor, Kastamonu akla gelince de, Kastamonu'nun
Taşköprü sarmısağı akla geliyor. Bunu da konuşacak mı." Evet, evet,
konuşacağız.
Bakın, bu belge, Tarım
Bakanlığından alınmış bir belge. 2003 yılında 4 582 ton ithal izni verilmiş,
Türkiye'ye, 1 700 ton girmiş; 2004 yılında 2 200 ton civarında ithal izni
alınmış, 250 ton girmiş; 2005 yılının 1 inci ayından Mayıs ayının 25'ine kadar
98 ton girmiş, 98 ton ithal izni alınmış, 16 ton girmiş.
Değerli arkadaşlar,
buradan hükümete… Burada, Mecliste yapmış olduğumuz çalışma neticesinde,
milyonlarca doları, 5 000 000 doları... Türk çiftçisine katkı vererek, Çin
sarmısağını Türkiye'de kullanmayan, Babaeski sarmısağını yiyen, Babaeski
sarmısağının ötesinde Balıkesir sarmısağını yiyen ve Kastamonu sarmısağını
tüketen Türk Halkına ve siz, destek veren bütün milletvekili arkadaşlarıma
teşekkür ediyorum.
Şimdi, Sayın Bakandan
şunu istiyorum: Dün dedi ki: "Pamukçuya destek verdik." Verilsin,
karşı çıkan yok. Sarmısakçıya da destek istiyorum Sayın Bakan. Hak istiyoruz,
hak! Tosya'nın pirinç üreticisine, Boyabat pirinççisine, Samsun'un Terme
pirinççisine, Edirne'nin pirinççisine de destek istiyoruz; çünkü, Türkiye'de
220 000 ton üretim var, 550 000 ton tüketim var, 350 000 tonluk ithalatı
ihracata dönüştürmek veyahut da ithalatı sıfıra indirmek için desteklemeye
ihtiyacımız var. Bunun sözünü sizden istiyorum. Sarmısakta ihracat için ve
pirinçte de ithalatı önlemek için desteklenmeye ihtiyacımız olduğunu biliyorum.
Değerli arkadaşlar,
bakın, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, Genel Başkanımız da dahil, buğday fiyatları
üzerinde, destekleme fiyatları üzerinde ısrarla duruyoruz. Buğdayın fiyatı 280
000 lira. Bizim, geçen seneki buğday şu anda 280 000 liradan satılıyor, yeni
ürün de 270 000-280 000 lira. Mümkün değil maliyetini koruması. Desteklemenin,
tabanfiyat değil, prim şeklinde olmasını; ama, 30 000 liranın yetersiz olduğunu
savunuyorum. Ne için arkadaşlar; eğer, tarım kesimindeki ürünü prim bazında
desteklemeye gidersek kayıtdışını önleriz. Eğer, buğdayda 30 000 lira
destekleme veriyorsak, kayıt altına aldığımız 300 000 lira olan buğday
fiyatının yüzde 2 stopajı, yüzde 8 KDV'si; etti yüzde 10... Aldık 30 000 lira,
verdik 30 000 lira; yani, Tarım Bakanının cebinden 30 000 lira çıktı; ama,
Maliye Bakanının cebine 30 000 lira girdi. Daha sonra, buğday un oldu, un ekmek
oldu, kayıt altındaki bütün vergilendirmelerle, 30 000 liralık destek 100 000
lira olarak Maliye Bakanının cebine giriyor.
Biz, bu buğdaydaki
desteklemenin yukarıya çekilmesini ve 450 000 lira civarına taşınmasını, Toprak
Mahsulleri Ofisinin, en azından, geçen sene ilan ettiği fiyattan, 380 000
liradan alım yapmasını diliyoruz Sayın Bakanım; fiyat ancak o zaman oluşur. O
zaman, ancak -380 000 lira, artı 30 000 lira, 450 000 lira civarında-
çiftçimizin mağduriyeti giderilmiş olur; başka türlü olmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET YILDIRIM
(Devamla)- Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN- Buyurun,
tamamlayın.
MEHMET YILDIRIM
(Devamla)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2090 sayılı Yasayla
birlikte, inşallah, önümüzdeki günlerde çıkaracağız, Tarım Sigortaları
Kanununun da ülkemize, çiftçimize hayırlı olmasını diliyorum, Yüce Meclise
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.45
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 18.03
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107 nci Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
879 sıra sayılı tasarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
3.- Tarım Sigortaları Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve
Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/865) (S. Sayısı: 879)
(Devam)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Tasarının görüşülmesi
ertelenmiştir.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Koç, dinliyorum sizi.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, yerimden kısa bir açıklama yapabilir miyim, müsaade eder misiniz.
BAŞKAN - Tabiî;
mikrofonunuzu açtırayım.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pek alışık olmadığımız bir süreç
yaşıyoruz bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde. Tabiî ki, siyasî iktidarın ve
Sayın Başbakanın tasarrufudur; ama, üç sayın bakanın istifa ettiğini, yerlerine
yeni bakanlar atandığını duyduk, yeni atananlara hayırlı olsun diyoruz.
Beni yadırgatan deyimini
kullanmama neden olan gelişme, gerçekten, 58 ve 59 uncu hükümetlerin
kabinelerinde, iyi niyetiyle tanıdığımız, gerçekten zor bir dönemde zor bir
görev üstlenen ve hem bütçeden kaynaklanan hem politikalardan kaynaklanan
çeşitli güçlüklere karşın iyi niyetini hiçbir zaman Türkiye Büyük Millet
Meclisinden esirgemeyen Sayın Tarım Bakanının da görevden ayrıldığını öğrendik.
Yadırgatıcı yön, önemli bir yasa tasarısının görüşülmesi sırasında, bu yasayı
savunurken Sayın Bakanın görevden ayrılması haberi oldu.
Ben, Sayın Bakana, şu ana
kadar yaptığı iyi niyetli hizmetlerden dolayı ve kendisine sorulan sorulara çok
detaylı, hiç bıkmadan, usanmadan açıklayıcı cevaplar vermesi, konusuyla ilgili
gerçekten gayretli davranması dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
teşekkür etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bundan sonraki
parlamenterlik yaşamı boyunca da başarılar diliyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Koç.
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) -
Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Gündüz.
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, Türk çiftçisinin, köylüsünün,
Türk tarımının önünü açacak böyle bir yasa tasarısı görüşülürken, tabiî, böyle
bir yasanın mimarı Sayın Güçlü Bakanken, aldığımız bir haberle, Bakanlığından
ayrıldı ve yerine yeni bir arkadaşımızın atandığı haberini aldık.
Sayın Güçlü, Avrupa
Birliğine uyum sadedinde, gerçekten, Türk tarımında, taa yıllara varan
problemleri çözme gayretiyle uğraşmış, âdeta boğuşmuş, konuyla ilgili hem
akademik kariyerini, hem şahsî gayretini hem samimiyetini iktidarıyla,
muhalefetiyle gördüğümüz ve takdir ettiğimiz bir bakan arkadaşımız.
Tabiî, siyasette hiçbir
şey kalıcı değil, mahkeme kadıya mülk değil, her şey geçici; ama, asıl olan,
bir arkadaşımızın bir görevden ayrılırken, aslında geride bıraktığı adı, şanı
ve kimliği her şeyden önemlidir. Milletin verdiği vekâlet her şeyin
üzerindedir. O yüzden, biz, arkadaşımıza şimdiye kadar gösterdiği başarıdan
dolayı Grubumuz adına teşekkür ediyor ve bundan sonraki hayatında da başarılar diliyoruz.
Dolayısıyla da, Yüce Meclise ben saygılarımı sunuyorum.
Sağ olun Sayın Başkanım.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Gündüz.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Efendim, birkaç şey de ben söyleyebilir miyim...
BAŞKAN - Buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; evvela,
gösterdiğiniz ilgi ve bu konudaki çok nazik ifadeleriniz için hepinize teşekkür
ediyorum.
Gerçekten, ben, bu
sektöre mensup bir insan olarak, elimden gelen gayreti gösterdim, buna
çalıştım; zamanımı bu anlamda iyi kullandığımı düşünüyorum; ama, tabiî, siyasî
hayatta değişme de gerekli zaman zaman; bunu, hep yapmamız gereken bir iş
olarak algılamamalıyız. İnsanlar, sorumlu olduğu zaman dilimiyle ilgili hesap
verecekler. Ben, vicdanen, bu konuda, gücümü, aklımı, vaktimi bu meseleye
hasretme konusunda bir hesap verebileceğimi düşünüyorum. Bu bakımdan vicdanen
rahatım.
Burada, her iki gruptan
çok destek gördüm. Tarım sektörü, gerçekten, çok zor bir sektör. Ben, bu
sektörün içerisinden gelen bir insan olarak, bu zorluğu bildiğimi sanıyordum;
ama, yaşarken, bunun ağırlığını çok daha derin hissettim. Grubumuzdaki
arkadaşlarımız birçok konuda destek verdiler. Şu anda yerime gelen saygıdeğer
arkadaşım Mehdi Bey, en çok destek veren insanlardan biriydi; o kurumu iyi
bilen insanlardan biridir; dolayısıyla, o arkadaşıma başarılar diliyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grup Başkanvekili, çok güzel ifadeler kullandı benim için. Ben de, kendilerine,
bu Parlamentonun çatısı altında bulunan herkese olduğu gibi, sordukları
sorulara, gerek yazılı gerekse sözlü sorulara, milletimize olan saygımızın bir
gereği olarak, onları milletimizin temsilcisi olarak algıladım ve cevap verdim.
Bazen uzun konuştum; sizlerin sabırlarını bayağı zorladığım anlar olmuş; hatta,
bu konuda, Meclis başkanvekillerimizden zaman zaman uyarı da aldım, grup
başkanvekillerimizden de aldım; ama, ben, onu, milletimizin temsilcisidir,
sorduğu sorular siyasî olabilir; hatta, bu konuda bizi zor duruma düşüren
sorular da olabilir; ama, ben, onlara hep özenle cevap vermeye çalıştım.
Bunların geçici şeyler
olduğunu bilmeliyiz. Ben, hayatta, şöyle bir üslubu benimsedim: Sorumlu
olduğumuz işi iyi yapmak. Buna da insanın gücü ve kabiliyetiyle alakalı bir
cevap verilebiliyor; onu yapmaya çalıştım; inşallah, o konuda olumlu bir şey
olmuştur.
Bugün, Sigorta Yasasıyla
ilgili konu görüşülürken bu gelişmenin olmasını da çok sevindirici buluyorum.
Yani, mesela, başka bir işte bulunurken, tatildeyken veyahut da pazar günü bir
başka yerdeyken görevden ayrılmak yerine, Tarım Ürünleri Sigorta Yasası
çıkarılırken görevi bırakmış olmak güzel bir şey. (Alkışlar)
Son söz olarak,
gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ediyorum.
Sayın Başbakan beni 15.30
sularında aradılar ve Köşke gideceğini ifade ettiler. Daha önce de görüşmüştük
biz. Ben, gönlünüz rahat olsun Sayın Başbakanım, hayırlısı olsun, bu şekilde
hareket etmenizde benim açımdan hiçbir mahzur yoktur, hayırlısını diliyorum
diyerek sözlerimi tamamladım. Dolayısıyla, Sayın Başbakanımız da o nezaketi
göstermiş oldu. Sizler belki hadisenin bu kısmını bilmediğiniz için, belki
hadise biraz üzücü gibi geldi; ama, ben, bu saatlerde geçirdiğim zamanı bu
bilgiyle geçirmiştim.
Hepinize çok teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakanımıza
bugüne kadar yapmış olduğu çalışmalardan dolayı teşekkürlerimi ifade ediyorum
ve kendisine yeni dönemde başarılar diliyorum.
Sayın milletvekilleri, 4
üncü sıraya alınan, Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman ile 5 Milletvekilinin,
Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen
Bölümü ile Argaç, Seldek, Yeşilözen ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe
Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi; Şanlıurfa Milletvekili
M. Vedat Melik ile 23 Milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin
Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç ve Karaotlak
Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun
Teklifi ve Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaplan ile 6 Milletvekilinin,
Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen
Bölümü ile Argaç, Karaotlak ve Yeşilözen Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine
Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu
raporunun görüşmelerine başlayacağız.
4.- Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman ile 5
Milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı
Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç, Seldek, Yeşilözen ve Karaotlak Köylerinin
Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi;
Şanlıurfa Milletvekili M. Vedat Melik ile 23 Milletvekilinin, Şanlıurfa İli
Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile
Argaç ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak
Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi ve Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaplan ile 6
Milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı
Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç, Karaotlak ve Yeşilözen Köylerinin Halfeti
İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri
Komisyonu Raporu (2/395, 2/341, 2/396) (S. Sayısı: 837)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Sayın milletvekilleri,
teklifin görüşülmesi ertelenmiştir.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, grup başkanvekili arkadaşlarımızla da görüştüğümüz veçhile,
bundan sonra yeterli sayıyı bulamayacağımız anlaşıldığından, 7 Haziran 2005
Salı günü, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını sırasıyla
görüşmek için, saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 18.13