DÖNEM: 22 YASAMA YILI: 3
T. B. M. M.
TUTANAK
DERGİSİ
CİLT : 86
105 inci
Birleşim
31 Mayıs 2005 Salı
İ Ç İ N D E K İ L E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, Ege Bölgesinin turizm
zenginlikleri ile İzmir'in ithalat ve ihracat potansiyeline ve taksici
esnafının can güvenliği sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması
2.- Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, ülkemizde Mercedes marka
otobüslerde meydana gelen yangınlara ve alınması gereken önlemlere ilişkin
gündemdışı konuşması
3.- Bursa Milletvekili Faruk Anbarcıoğlu'nun, İstanbul'un fethinin 552
nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
B) Tezkereler ve
Önergeler
1.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Afganistan'a yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/833)
2.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, 657 Sayılı Devlet Memurları
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/327) doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/300)
3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Üreticilerin TC Ziraat Bankası
AŞ ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan ve Yeniden Yapılandırılan Borçlarının
Faizsiz Ödenmesine İlişkin Kanun Teklifinin (2/404) doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergesi (4/301)
C) Çeşİtlİ İşler
1.- Genel Kurulu ziyaret eden Amerika Birleşik Devletleri Kongresi Türkiye
Çalışma Grubu Eşbaşkanı Edward Whitfield ve beraberindeki kongre üyelerine
Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi
V.- ÖNERİLER
A) Sİyasî Partİ
Grubu Önerİlerİ
1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine
ilişkin AK Parti Grubu önerisi
VI.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.- Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, Denizli Milletvekili Ümmet
Kandoğan'ın, konuşmasında ileri sürmüş olduğu görüşler nedeniyle konuşması
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin,
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
2.- Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu Tasarısı ile Sanayi,
Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/969)
(S. Sayısı: 851)
3.- Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/460)
(S. Sayısı: 915)
VIII.- SORULAR VE CEVAPLAR
A) YazIlI
Sorular ve CevaplarI
1.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, IMF'nin Türkiye'nin ekonomik
politikaları üzerindeki etkisine ilişkin Başbakandan sorusu Devlet Bakanı
Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/5664)
2.- Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, F tipi cezaevinin maliyetine
ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/5668)
3.- Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, TCDD'ye ait kızaklama
ünitesinin işletme ihalesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/5810)
4.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem Planı
kapsamındaki faaliyetlere ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın
cevabı (7/5811)
5.- Ankara Milletvekili Mehmet TOMANBAY'ın, EGS Bank hisselerinin Egeser
Giyim Şirketine devrine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/5871)
6.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF'nin bir firmayla
imzaladığı anlaşmanın detaylarının internette yayınlanmamasına ilişkin sorusu
ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/5872)
7.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, müze ziyaretçilerine ve elde
edilen gelirlere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı
(7/5885)
8.- Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN'un, Tekirdağ'daki süt
üretimi ve pazarlanmasına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami
GÜÇLÜ'nün cevabı (7/5903)
9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, havaalanlarındaki personele,
Kullanıma kapalı havaalanlarına,
İlişkin soruları ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/5908,
5909)
10.- Samsun Milletvekili Musa UZUNKAYA'nın, sporda hakem hataları ve
şike iddialarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet
Ali ŞAHİN'in cevabı (7/5912)
11.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, 2004 yılı tüketim
harcamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ali BABACAN'ın cevabı (7/5914)
12.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İlinde gerçekleştirilen
yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/5926)
13.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, bir teknik direktöre karşı
yapılan eyleme ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet
Ali ŞAHİN'in cevabı (7/5927)
14.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İlinde gerçekleştirilen
yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir
ATALAY'ın cevabı (7/5930)
15.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, ABD'nin Diyarbakır'da bir
konsolosluk açacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/5958)
16.- Afyonkarahisar Milletvekili Reyhan BALANDI'nın, gıda siciline
kayıtlı olan ve olmayan işletme sayısına ve denetimine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/5963)
17.- Osmaniye Milletvekili Necati UZDİL'in, Osmaniye İli ve ilçelerinde
yapılan yatırımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/5964)
18.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, Meclisin denetim faaliyetine
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
ŞAHİN'in cevabı (7/5968)
19.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, yabancı sermaye girişine
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/5969)
20.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, SSK'nın bazı ilaçlarla
ilgili uygulamasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/5980)
21.- Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, Diyarbakır-Büyükkadı Köyü
Abdioğlu mezrasının elektrik ihtiyacına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/5989)
22.- Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, İsrail Büyükelçiliğimizin
güvenlik sorununa ve yeni bir bina alınıp alınmayacağına ilişkin sorusu ve
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/6018)
23.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İline yapılacak
yatırımlara ve ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Atilla KOÇ'un cevabı (7/6019)
24.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, kredi kartları ile yapılan
harcamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif
ŞENER'in cevabı (7/6020)
25.- Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, Çanakkale-Biga İlçesi Kemer
Balıkçı Barınağının büyütülüp büyütülmeyeceğine ve balıkçılık sektörünün
geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün
cevabı (7/6050)
26.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Aksaray
İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Tarım
ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/6155)
27.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İzmir Tekel Çamaltı Tuz
İşletmesindeki yolsuzluk soruşturmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/6168)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak iki oturum yaptı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu
Başkanlığının, Komisyon Başkanvekilliğine Çankırı Milletvekili İsmail
Ericekli'nin seçildiğine ilişkin tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri
alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden;
2 nci sırasında bulunan, Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları (1/969)
(S. Sayısı: 851),
5 inci sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin
(1/1030) (S. Sayısı: 904),
6 ncı sırasında bulunan, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Ülkeleri
Hükümetleri Arasında Doğal ve İnsanlardan Kaynaklanan Afetlerde Acil Yardım ve
Acil Müdahale Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair (1/930)
(S.Sayısı: 740),
Kanun Tasarıları, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından;
Ertelendi.
3 üncü sırasında bulunan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili Faruk
Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz ve
Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile 193 Milletvekilinin, Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/435)
(S. Sayısı: 894 ve 894'e 1 inci Ek) ikinci müzakeresi tamamlanarak, yapılan
gizli oylamadan,
4 üncü sırasında bulunan Kilis Milletvekili Hasan Kara ile 2
milletvekilinin, Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifinin (2/452) (S. Sayısı: 901) görüşmeleri tamamlanarak, istem üzerine
elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan,
Sonra, kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
31 Mayıs 2005 Salı günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak
üzere, birleşime 14.12'de son verildi.
İsmail Alptekin
Başkanvekili
|
|
Ahmet Gökhan Sarıçam |
Yaşar Tüzün |
|
|
Kırklareli
|
Bilecik |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
II. - GELEN KÂĞITLAR No.: 144
30 Mayıs 2005
Pazartesi
Rapor
1.- Askerî Hâkimler Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1033) (S. Sayısı: 916)
(Dağıtma tarihi: 30.5.2005) (GÜNDEME)
Sözlü Soru
Önergeleri
1.- Mersin Milletvekili Ersoy BULUT'un, muz
üreticisinin mağduriyetine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1547)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)
2.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Nevşehir-Kozaklı İlçesindeki SSK Fizik Tedavi Rehabilitasyon ve Kür Merkezi
binasının inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1548) (Başkanlığa
geliş tarihi: 18.5.2005)
3.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Antalya-Kemer Devlet Hastanesi ek bina inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1549) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
4.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Antalya-Finike Devlet Hastanesi Başhekiminin görevinden ayrılma nedenine
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1550) (Başkanlığa geliş
tarihi: 18.5.2005)
5.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, AİHM'de
görülen türban meselesi ile ilgili davada Türkiye'nin izlediği yaklaşıma
ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi
(6/1551) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
6.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Onur Air
Şirketine ait uçakların bazı ülkeler tarafından uçuştan men edilmesine ilişkin
Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1552) (Başkanlığa geliş tarihi:
18.5.2005)
7.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Nevşehir-Kozaklı İlçesindeki SSK Fizik Tedavi Rehabilitasyon ve Kür Merkezi
binasının inşaatına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1553) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
8.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Antalya-Kemer Devlet Hastanesi ek bina inşaatına ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1554) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
9.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Antalya İlindeki TMO'ya ait silolara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1555) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
Yazılı Soru
Önergeleri
1.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Erol Evcil
isimli şahsın yasadışı faaliyetlerine ve bazı iddialara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/6355) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2005)
2.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Türk-Ortodoks
Patrikhanesine tanınan çalışma imkan ve araçlarına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/6356) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
3.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, pirinç
ithalatına ve üretimine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6357)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
4.- Denizli Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın, Millî
Eğitim Bakanının bir beyanına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6358)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)
5.- Diyarbakır Milletvekili Muhsin KOÇYİĞİT'in,
Ermenilerin Azerbaycan'da uyguladığı soykırıma ve sürgüne ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/6359) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)
6.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TÜPRAŞ'ın belli
bir kısmının blok olarak satılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/6360) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)
7.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Fener Rum
Patrikhanesiyle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/6361) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)
8.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, vize ve yurt
dışı çıkış harcı uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6362)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)
9.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Millî Gençlik
Vakfının kapatılması ve mallarının Hazineye devrine ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6363) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
10.- Edirne Milletvekili Rasim ÇAKIR'ın, mahkeme emanet
paraları ile icra iflas dairelerince tahsil olunan paraların yatırılacağı
bankalarla ilgili genelgeye ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6364) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
11.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, terör örgütü
lideriyle ilgili AİHM kararına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6365) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
12.- Ankara Milletvekili Ersönmez YARBAY'ın, Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulunun hâkim ve savcılara verdiği disiplin cezalarına
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6366) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.5.2005)
13.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, mahkemeler ile
icra ve iflas dairelerince tahsil olunan paraların hangi bankalarda
tutulacağını düzenleyen genelgelere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6367) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)
14.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Millî Gençlik
Vakfının kapatılmasına ve mallarının Hazineye devrine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6368) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
15.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Antalya-Gündoğmuş-Çamlıalan Köyü ile Köprülü arasındaki yolun yeniden yapılıp
yapılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6369)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
16.- Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN'un,
Çorlu'da asayişin sağlanması için güvenlik görevlilerinin artırılıp
artırılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6370)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)
17.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, trafik ceza
tutanağını düzenleyen bir genelgeye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6371) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)
18.- Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in,
milletvekilleri, yargı mensupları ve yabancı elçilik görevlilerinin trafik
suçlarını düzenleyen genelgelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6372) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)
19.- Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, Manavgat
Belediye Başkanıyla ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6373) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)
20.- Kırşehir Milletvekili Mikail ARSLAN'ın, Hazine
arazilerine ve satışına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6374)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
21.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bina inşaat
ve işgaliye harçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6375)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
22.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, 2002'den
itibaren silinen veya affedilen vergi tutarlarıyla ilgili bilgilerin konsolide
edilip edilmeyeceğine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6376)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
23.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, TEKEL'e bağlı
İzmir Çamaltı Tuz İşletmesi Müdürlüğünün Tuz Yıkama Tesisi ve İyileştirme
Yatırımı ihalesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6377)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)
24.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, güvenlikli araç
satın alacak taksicilerden bir defalık ÖTV ve KDV alınmamasına ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6378) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)
25.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, SSK'dan
Sağlık Bakanlığına devredilen personelin maaşlarının ödenmesine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6379) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
26.- Isparta Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in, Isparta
Şarkikaraağaç Devlet Hastanesinin uzman doktor ve hemodiyaliz makinesi
ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6380) (Başkanlığa
geliş tarihi: 18.5.2005)
27.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Antalya-Serik'teki devlet hastanesi inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6381) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
28.- Denizli Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın, İstanbul
Koşuyolu Hastanesinin adının değiştirilmesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6382) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)
29.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, THY'nın, Adnan
Menderes Havalimanının doğrudan yurt dışı seferlerine açılması için gösterdiği
çabaya ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6383)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16.5.2005)
30.- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, Tekirdağ
İli Muratlı ve Şarköy Kültür Merkezi inşaatlarına ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6384) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)
31.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, İzmir Resim ve
Heykel Müzesinde sergilenmekte olan iki tablonun muzır bulunup kaldırılmasına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6385) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23.5.2005)
32.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, görev
yeri değiştirilen bir öğretmene ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6386) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)
33.- Denizli Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın, basına
yansıyan bir beyanına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6387) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)
34.- Antalya Milletvekili Hüseyin EKMEKÇİOĞLU'nun,
doktora için geçici olarak başka üniversitelere giden araştırma görevlileri ile
ilgili düzenlemeye ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6388) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)
35.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Mudanya'da Bayramyeri Parkı ve Kanal Boyundaki çocuk parkından geçen
yüksek gerilim hatlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6389) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
36.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
mermer işletmelerine ve mermer rezervine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6390) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
37.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, isteğe bağlı
sigortalıların sağlık hizmetlerinden yararlanmasına yönelik çalışmalara ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/6391) (Başkanlığa
geliş tarihi: 18.5.2005)
38.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, terör
örgütüne destek verdikleri iddia edilen Avrupa Konseyi üyesi devletler aleyhine
bir işlem yapılıp yapılmayacağına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6392) (Başkanlığa geliş tarihi:
18.5.2005)
39.- Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, Kral FM'in bazı
DJ'lerinin işlerine son verilme gerekçesine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/6393) (Başkanlığa
geliş tarihi: 20.5.2005)
40.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, THY'nın, Adnan
Menderes Havalimanının doğrudan yurt dışı seferlerine açılması için gösterdiği
çabaya ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet AYDIN) yazılı soru önergesi (7/6394)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16.5.2005)
41.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Millî Gençlik
Vakfının kapatılmasına ve mallarının Hazineye devrine ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/6395)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)
42.- Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un, Ziraat
Bankasının 2004 yılında yaptığı yönetmenlik sınavına yönelik iddialara ilişkin
Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/6396) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20.5.2005)
Süresi İçinde
Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, İslam Özel
Sektörünün Geliştirilmesi Kurumunun kuruluş anlaşmasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/5653)
2.- Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, akaryakıta
yapılan zamlara ve ÖTV oranına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/5655)
3.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/5658)
4.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, 2002 yılı
itibariyle kişi başına düşen iç ve dış borç miktarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/5659)
5.- Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in, bazı meslek
gruplarındaki kişilere Trafik Ceza Tutanağı düzenlenmesine yönelik genelgeye
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5660)
6.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, iş takibi için
randevu talep eden gazetecilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/5661)
7.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, Başbakanlık
konutu ve merkez binada yapılan tadilata ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/5662)
8.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, son günlerde
yaşanan şiddet olaylarına ve alınan tedbirlere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/5665)
9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bakanlık ve
bağlı kuruluşlarında vekaleten ve asaleten görev yapan idari personele ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5690)
10.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa
İlindeki yatırım projelerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5691)
11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlinin
kalkınmasına yönelik yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5692)
12.- Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, milletvekili
lojmanlarının ABD vatandaşlarına verileceği iddialarına ilişkin Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/5699)
13.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem
Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/5700)
14.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem
Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/5709)
15.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bakanlık ve
bağlı kuruluşlarında vekaleten ve asaleten görev yapan idari personele ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru
önergesi (7/5710)
16.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa
İlindeki yatırım projelerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/5711)
17.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, SSK
hastanelerinin devriyle ortaya çıkan maliyet artışına ilişkin Devlet Bakanından
(Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/5713)
18.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, 2003-2005
yılları arasında tespit edilen iç ve dış borç stoklarına ve faiz ödemelerine
ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/5715)
19.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem
Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı
soru önergesi (7/5716)
20.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bakanlık ve
bağlı kuruluşlarında vekaleten ve asaleten görev yapan idari personele ilişkin
Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/5717)
21.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa
İlindeki yatırım projelerine ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı
soru önergesi (7/5718)
22.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlinin
kalkınmasına yönelik yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanından
(Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/5719)
23.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem
Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı
soru önergesi (7/5729)
24.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, Mavi Akım
Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5737)
25.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, doğalgazın
BOTAŞ çıkış fiyatına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5738)
26.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem
Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5739)
27.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, mazotun
rafineri çıkış ve tüketiciye ulaşım fiyatına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5741)
28.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bakanlık ve
bağlı kuruluşlarında vekaleten ve asaleten görev yapan idari personele ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5742)
29.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa
İlindeki yatırım projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5743)
30.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Doğu Anadolu'da
kurulan mobil santrallere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5744)
31.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, elektrik
piyasasıyla ilgili bir yönetmeliğe ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5745)
32.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlinin
kalkınmasına yönelik yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5746)
33.- Kastamonu Milletvekili Mehmet YILDIRIM'ın, Boyabat
Barajı ve Hidroelektrik Santrali Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5747)
34.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, kapkaç
olaylarına ve alınacak önlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5748)
35.- Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın,
Ankara-Çubuk-Akkuzulu Köyünün su ve asfaltlama ihtiyacına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5749)
36.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Pendik'te fay
hattı üzerinde akaryakıt istasyonu kurma izni verilmesine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5753)
37.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya
merkezdeki bir mesire ormanının turizm alanı ilan edilmesine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5754)
38.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Mavi Akım
Projesiyle ilgili zeyilname imzalanıp imzalanmadığına ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5769)
39.- Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın, dış kaynaklı
kredilerle finanse edilen projelere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5780)
40.- Manisa Milletvekili Hasan ÖREN'in, askerlik süresi
ile ilgili beyanına ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5782)
41.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Eşdeğer
İlaç Listesine alınan ilaçlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5797)
42.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem
Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5798)
43.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bakanlık ve
bağlı kuruluşlarında vekâleten ve asaleten görev yapan idarî personele ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5800)
44.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Basın İlan
Kurumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5815)
45.- Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, Kalecik
İlçesi Göl Köyünün bazı sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/5816)
46.- Mersin Milletvekili Mustafa ÖZYÜREK'in, ticari
taksi plakalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5828)
47.- Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, Bursa
İlinde ticari araçlara getirilen tahdit uygulamasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5829)
48.- İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, diyaliz
bölümü mezunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5840)
49.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Konya-Doğanhisar İlçesi Devlet Hastanesinin uzman doktor ihtiyacına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5842)
50.- İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun,
Ulusal Biyogüvenlik Kanun Tasarısı Taslağı çalışmalarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5843)
51.- İzmir Milletvekili Hakkı AKALIN'ın, Ilısu Barajı
ihalesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5853)
52.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
Ordu-Merkez İlçesinin Cumhuriyet Mahallesinde iki kavşakta sinyalizasyon
sistemi yapılıp yapılmayacağına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5854)
31 Mayıs
2005 Salı No.: 145
Tasarı
1.- Belediye Kanunu Tasarısı (1/1038) (İçişleri; Avrupa
Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
30.5.2005)
Teklifler
1.- Hatay Milletvekili Züheyir Amber ile 4
Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri
Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi
(2/493) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2005)
2.- Hatay Milletvekili Züheyir Amber ile 4
Milletvekilinin; 2839 Sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/494) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25.5.2005)
3.- Bursa Milletvekili Zafer Hıdıroğlu ile 4
Milletvekilinin; Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/495) (İçişleri ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2005)
4.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün'ün; Türkçenin
Kullanılmasına ve Yabancı Dil Öğretimine İlişkin Kanun Teklifi (2/496) (Adalet;
İçişleri; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
26.5.2005)
Tezkere
1.- Cumhurbaşkanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesap
Cetvelinin Sunulduğuna İlişkin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Tezkeresi
(3/832) (Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2005)
Rapor
1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Türk Silahlı Kuvvetleri Personel
Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî
Savunma Komisyonu Raporu (1/663, 1/738) (S. Sayısı: 917) (Dağıtma tarihi:
31.5.2005) (GÜNDEME)
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma Saati:
14.00
31 Mayıs 2005
Salı
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 105 inci Birleşimini açıyorum.
III. -
YOKLAMA
BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.
Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen de sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama
pusulalarını, görevli personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde
Başkanlık Divanına ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
yoktur.
Birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 14.10
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
14.25
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 105 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
III. -
YOKLAMA
BAŞKAN - Birinci Oturumda toplantı yetersayısı
bulunamamıştı.
Şimdi, yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağım ve
yoklama için 3 dakikalık süre vereceğim.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline
gündemdışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri 5'er dakikadır. Hükümet konuşmalara
cevap verebilir. Hükümetin konuşma süresi 20 dakikadır.
Gündemdışı ilk söz, İzmir ve Ege Bölgesinin turizm
zenginlikleri ve tanıtımı hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'e
aittir.
Sayın Ersin, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in,
Ege Bölgesinin turizm zenginlikleri ile İzmir'in ithalat ve ihracat
potansiyeline ve taksici esnafının can güvenliği sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşması
AHMET ERSİN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bugün, sabahleyin öğrendim, İzmir'in bazı ilçelerinde,
Kiraz ve Tire'de, yoğun yağış nedeniyle sel baskınları olmuş; maalesef, 1
vatandaşımız yaşamını yitirmiş, yaralılar var, tarım ürünleri büyük hasar
görmüş. Bu sel baskınında yaşamını yitiren vatandaşımıza Allah rahmet eylesin diyor,
yakınlarına başsağlığı diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum ve aynı
zamanda, hükümetin, bu sel felaketine uğrayan Kiraz ve Tire'deki
vatandaşlarımıza ve çevre köylerdeki vatandaşlarımıza da acil biçimde yardım
etmesini bekliyorum, rica ediyorum.
Değerli milletvekilleri, Ege Bölgesi, turizm
potansiyeli çok büyük olan ve aynı zamanda, ithalat ve ihracatın da yoğun
yaşandığı bir bölgemiz. İzmir, bu bölgenin lider ve öncü kenti olarak, gerek
turizmde gerekse ithalat ve ihracatta tüm bölgenin sıçrama tahtası.
İzmir ve Ege Bölgesi, kültür turizmi, inanç turizmi,
tatil ve sağlık turizminde dünyada eşi olmayan güzelliklere ve özelliklere
sahip; ama, ne yazık ki, Ege Bölgesi, turizmde bu kadar güzelliklere sahip
olmasına…
BAŞKAN - Sayın Ersin, bir 5 saniyenizi rica ediyorum.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Genel Kuruldaki
uğultudan hatibin konuşması anlaşılamıyor; istirham ediyorum, lütfen…
Buyurun.
AHMET ERSİN (Devamla) - Teşekkür ederim.
Ne yazık ki, Ege Bölgesi, turizmdeki bu büyük özelliklere
sahip olmasına, ithalat ve ihracatın son derece yoğun yaşanmasına karşın, dış
dünyaya kapalıdır.
Sayın milletvekilleri, İzmir'in bir havalimanı var;
çoğunuz biliyorsunuz, uluslararası Adnan Menderes Havalimanı; İzmir'de olmasına
karşın bütün Ege Bölgesine hizmet veriyor; ancak, Türk Hava Yolları, bu
havalimanından sekiz yıldan beri yurtdışına direkt uçuş yaptırmıyor. İzmir'deki
uluslararası Adnan Menderes Havalimanından yurtdışına direkt sefer, sekiz
yıldan beri yok. Türkiye'nin en fazla vergi veren, sanayi ve ticarette en
gelişmiş ve dış turizmin en yoğun yaşandığı Ege Bölgesi ve İzmir, Türk Hava
Yollarının bu anlamsız tutumu yüzünden içekapanıktır.
Türk Hava Yolları, İzmir'in Adnan Menderes
Havalimanından yurtdışına doğrudan sefer yapmamasına hiçde inandırıcı olmayan
sudan gerekçeler bulmuş; sözde rantabl değilmiş, sözde yeteri kadar yolcu
yokmuş... Nereden biliyorsun diye soruyorum; nereden biliyorsun, denedin mi?
Sekiz yıldan beri, İzmir'den yurtdışına bir tane bile olsa uçak kaldırdın mı?
Bütün bunları yapmadan, hesabını kitabını yapmadan, bütün Ege Bölgesini gözden
çıkaracak biçimde ve cezalandıracak biçimde, üstelik turizmin, ithalatın,
ihracatın son derece yoğun yaşandığı bu bölgeden yurtdışına direkt sefer
yapılmamasını anlamak mümkün değil. Kaldı ki, Türk Hava Yollarının yarattığı
boşluğu, bugün, yabancı havayolu şirketleri dolduruyor. Türk Hava Yolları bunu
görmüyor mu?! Başka şirketler, yabancı havayolu şirketleri bu uçuşları rantabl
kabul ediyor, yeterli sayıda yolcu var diye buralardan direkt uçuşlar yapıyor
da, Türk Hava Yolları bunu niçin yapmıyor?! Dahası, İzmirlilere ve Egelilere,
hatta yurtdışından gelen turistlere İstanbul Havalimanında çile çektirmek,
süründürmek, bunlar hiç yakışıyor mu değerli arkadaşlarım.
Değerli milletvekilleri, Ege Bölgesinin hükümette iki
temsilcisi var. İzmir ve bölgenin köklü ve saygın gazetesi Yeni Asır, günlerce
bu saçmalığı yazdı. Bakın, değerli milletvekilleri, sekiz yıldan beri yazıyor,
Türkçe yazdı anlatamadı derdini, bu kez İngilizce anlatıyor; oradaki sorunu
duyurabilmek için İngilizce anlatıma başladı. Bu durum, hiç Ege Bölgesine
yakışmıyor, İzmir'e yakışmıyor, Türkiye'ye yakışmıyor.
(Mikrofon Otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Ersin.
AHMET ERSİN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, şimdi,
bölgenin hükümette iki bakanı var. Birisi, çok şükür, Turizm Bakanı; ama, sekiz
yıldan beri devam eden bu yayınlar, yaşanan bu sıkıntı ne yazık ki, ne
hükümette ne de bölgenin temsilcisi olan bakanlarda bir cevap bulmuyor; soruna
bir çözüm bulamıyorlar. Yaşanan bu sıkıntıyı, İzmirlilerin, Egelilerin
yıllardan beri dillendirdiği bu çığlığı sağır sultan duydu; ama, bunlar
duymadılar.
Değerli milletvekilleri, bir diğer sorun: Turizm
deyince akla taksiciler gelir. Turizm ve taksi birbirini tamamlayan
unsurlardır. Taksicilik, doğumdan ölüme kadar insanlara hizmet veren, turizmin
gelişmesinde önemli katkısı olan bir meslek grubudur; ancak, taksicilerin çok
önemli bir sorunu var; ailesini geçindirmek için çalışan taksiciler, bugünlerde
can derdine düştüler; çünkü, özellikle, geceleri, hapçı, tinerci ve
gaspçıların…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ersin, 1 dakikalık süre daha ilave
ediyorum; lütfen konuşmanızı bitirir misiniz.
Buyurun.
AHMET ERSİN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
…birinci ve kolay hedefi durumundalar. Müşteri olarak
taksisine bin, ücra bir köşede durdur, boğazına bıçağı daya, parasını al, ekmek
teknesini al; yöntem bu, eğer direniyorsa ya da zevk için canını da al. Bugüne
kadar 100'ün üzerinde taksici bu yolla yaşamını yitirdi ve artık ölmek
istemiyorlar, güvenlikli araç almak istiyorlar; ama, devlet, yaşamak için
güvenlikli araç almak isteyen taksiciden yüklü miktarda ÖTV, KDV istiyor; yani,
ya vergi ya hapçı ya tinerci diyor. Devlet, taksiciye kırk katır mı, kırk satır
mı tercihini dayatıyor. Maliye Bakanımız, maalesef, bu vergileri almakta ısrar
ediyor. Zaten zor geçinen taksici ÖTV, KDV'yi nasıl ödesin? Bir kereye mahsus
bu vergiler alınmazsa Maliye batar mı değerli arkadaşlarım?!
Değerli Maliye Bakanımıza sesleniyorum: ÖTV'n, KDV'n
batsın, inadı bırak artık, insanların yaşamı üzerinde inatlaşma olmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ersin, lütfen, teşekkür eder misiniz…
Buyurun efendim.
AHMET ERSİN - Teşekkür ediyorum, bitiriyorum.
Bu inadın yüzünden yaşamını yitirecek taksicilerin
sorumlusu siz olursunuz ve taksiciler bundan sonra "Katil Kemal" diye
slogan atarlar, bilginiz olsun.
Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ersin.
Gündemdışı ikinci söz, ülkemizde meydana gelen Mercedes
otobüsü yangınları hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Musa Uzankaya'ya
aittir.
Sayın Uzunkaya, buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
EYÜP FATSA (Ordu) - Daha önce konuşmuştunuz…
2.- Samsun Milletvekili Musa
Uzunkaya'nın, ülkemizde Mercedes marka otobüslerde meydana gelen yangınlara ve
alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması
MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün, gündemdışı olarak -Sayın Başkanvekilimizin söylediği
gibi, daha önce konuştunuz ama, niye konuşuyorsunuz dediği- malum gündem, yanan
Mercedes olayları üzerinde gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 18 Şubat 2003 tarihinde, Yüce
Parlamento, bu meseleyi bir daha burada enine boyuna görüştü; ama, sonuç alacak
adımları atamadığı için, maalesef, hem Mercedes olayları hem yangın olayları…
Hem de yanan sadece Mercedesler değil, hanümanlar, gönüller, ailelerin yandığı
bu olayda bir sonuca ulaşamadık.
Hani, bizim Karadenizli mezar taşına yazdırmış:
"Hastayım dedum inanmadunuz, eliyrum dedum inanmadunuz; bakın şimdi ne
oldi?"
Değerli arkadaşlar, ne oldu biliyor musunuz; bizim o
gün ortaya attığımız veya var olduğu konusunda o gün birkısım yargı
organlarının da, teknik adamların da, bilim adamlarının da söylediği Mercedes
adı ile kısaca özdeşleştirilen 403 Mercedeslerle alakalı yangınların daha çok
çıkış sebepleri olarak ifade edilen depoların ön lastiğin önünde bulunması
hadisesi, o gün Meclis tarafından araştırma komisyonunun gündemi olarak kabul
edilmedi; ama, bugün, işte o Karadenizlinin fıkrasında, hikâyesinde olduğu
gibi, Mercedes, son 2005 yılında çıkardığı Mercedes Travago diye adlandırılan
54 kişilik otobüslerinde, akaryakıt depolarının, mazot depolarının depo olarak
kalitesini geliştirdi -bizzat, iki akşam önce bu arabayla yaptığım bir
seyahatte detaylarını da izleme fırsatım oldu- arka kesime, işte, şu görülen bölüme
depoyu aktardı, yalıtım sistemini daha olumlu hale getirdi, yetmedi, 13 000
metre uzunluğundaki elektrik donanımını 3 000 metreye düşürerek, elektrik
donanımından kontak yapabilme tehlikesini de, aşağı yukarı, dörtte 1'e düşürmüş
oldu; 13 kilometreden 3 kilometreye düşürdü.
Değerli arkadaşlar, bunun anlamı şudur: Depo
yalıtımının güçlü hale getirilmesi, büyütülerek arkaya çekilmiş olması,
elektrik donanımının daha olumlu hale getirilmesi, zımnî olarak, daha önceki
burada var olan iddianın… Bu iddia, ne İpek Turizmin sahibi Sayın Derviş
Binboğa'nın ne Sayın Atilla Kart'ın ne de Sayın Musa Uzunkaya veya bir başka
milletvekilinin sorunu değil, bu, Türkiye'nin sorunuydu ve bugüne kadar 450
civarında otobüs yandı arkadaşlar. Eğer, değer olarak alırsanız ele,
milyarlarla ifade edilecek dolarlara baliğ olan bir malî külfet. 300'e yakın
insan öldü, trafik kazaları anında yanarak öldü. Yanarak ölmek… Hani, şairin
dediği gibi: "Sen aşk nedir bilir misin, sevdaya tutuldun mu/ Düştün mü
Leyla diye Mecnun gibi çöllere." Allah kimsenin başına vermesin. Siz
yanarak ölmek nedir biliyor musunuz? O yangını yaşayanlara bir soruverin. 300'e
yakın insan yanarak öldü, bunların 17'si de benim Samsun Havza Bölgesinde. İlk
defa bu olayın cereyan ettiği tarih, biliyorsunuz, 24.10.1997; Karapınar
yakınlarında 49 kişi hayatını kaybetti, her biri gencecik terütaze
fidanlarımızdı.
Değerli arkadaşlar, o günden bugüne ve ondan öncesi
itibariyle, esasen, trafik kazalarında çok insan kaybediyoruz. Az önce değerli
arkadaşımız burada taksicilerle alakalı derdi dile getirdi, hakikaten, 100
civarında taksicinin öldürülmesi ne korkunç bir cinayetse, eğer, bizim
ihmalimizden kaynaklanan bir ölüme, tesebbüben katil dediğimiz; yani,
sebebiyetle, ölüme sebep olmaktan kaynaklanan herhangi bir nedenle bugüne kadar
bu ölüme seyirci kalınmışsa, korkarım ki, bu sebebiyet verenler içerisinde
Parlamentomuzun 18 Şubat 2003 tarihinde kabul etmesini umduğumuz o günkü
araştırma önergemiz eğer kabul edilmiş olsaydı, o günden bugüne yanan takriben
100 tane otobüs ve içinde kaybolan canların heder olmasının önüne belki
geçebilirdik.
Bunun, ne yabancı sermayenin bu ülkeden kaçışına…
Mercedes için bir onur kaybı değil, işte düzeltti arkadaşlar, depo şurada, 600
litrelikti, 750 litre oldu…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Uzunkaya.
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - …yalıtımı çok daha olumlu
hale getirildi; az önce de arz ettiğim gibi, elektrik donanımı, şebeke 13 000
metreden 3 000 metreye düşürüldü. Bu, bir zımnî kabuldür. Peki, biz, bunu o gün
görüşseydik de, hemen arkasından, efendim, tazminat mı doğardı?.. İnsafla
bakalım olaya, doğarsa bunu ödemek de mesullerinin görevi olmalıdır tabiî. Ben,
bugünden itibaren hukukçuları, yargı sistemimizi, bu konuyu takibe almaya,
zorunlu bir vazifeleri olduğunu düşünerek, davet ediyorum; bu milletin
kürsüsünden davet ediyorum. Eğer, gerçekten, burada bir ihmal varsa, bir hata
varsa… Geçmişte, Mercedes, C serisi otomobillerinde birkısım teknik arızalardan
dolayı bu araçları topladı, zaman oldu BMW topladı -basına intikal ettiği için
burada tezekkür etmemde mahzur yok- Citroen topladı… Teknik arızalar olabilir;
herhangi bir sisteminde, fren sisteminde, balata sisteminde debriyaj
sisteminde… Nitekim, bu nedenlerle geçmişte toplatılan araçlar oldu; ama,
bugüne kadar, eğer, bu teknik aksaklık ölümlere sebep olmuş, millî servet heder
olmuşsa, hele hele insan hayatına mal olmuşsa…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, lütfen…
MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Bunun, tekrar ediyorum, herhangi bir kişinin… Yani,
ben, Sayın Derviş Binboğa'nın bu konu üzerinde ısrarla durmasını tebrik
edilecek bir olay olarak görüyorum. Bir vicdan azabı çekiyor. Bütün
milletvekillerine, hepimize mektup yazdı: "Eğer benim otobüsümün
yanmasında benim bir hatam varsa beni Meclisin önünde idam edin" diyor;
ama, yoksa, suçlu kimse ortaya çıkarılsın. Otobüsünün yanması değil, içinde
yanan 49 kişinin hayatı, her vicdan sahibi gibi bu insanın da vicdanını kanatmış
bir hadisedir.
Değerli arkadaşlar, Yüce Meclisin üzerine bu konuda
ciddî görevlerin düştüğüne inanıyorum. Bunu yeniden gündeme taşımış olmamın
sebebi, Mercedes Travagolardaki düzeltilme hadisesidir. Ben, Mercedesi bu
düzenlemeden dolayı kutluyorum, tebrik ediyorum.
Bundan sonra hiçbir otobüsümüzün yanmaması, hiçbir
canın heder edilmemesi temenni ve dileğiyle, bu konu üzerinde Meclisimizin daha
aktif vazife alacağına inanıyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uzunkaya.
Gündemdışı üçüncü söz, İstanbul'un fethinin 552 nci
yıldönümü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Faruk
Anbarcıoğlu'na aittir.
Sayın Anbarcıoğlu, buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
3.- Bursa Milletvekili Faruk
Anbarcıoğlu'nun, İstanbul'un fethinin 552 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı
konuşması
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; İstanbul'un fethinin 552 nci yıldönümü sebebiyle söz almış
bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisimizi ve yüce milletimizi saygıyla
selamlıyorum.
İstanbul'un fetholunmasıyla beraber, sadece fethi
yapılan Bizans değildir, surların içindeki Bizanslıların da gönülleri
fethedilmiştir. Fetihle yıkılan sadece Bizans'ın surları değil, karanlık
kalpler, karanlık vicdanlar ve karanlık duygular içindeki Bizans yıkılmıştır.
Bir tarih böylelikle tarihin derinliklerine gömülmüş, aydınlık bir çağa, adalet
ve hakkaniyetle yürünülecek ilim, irfan ve ahlak çağına kutlu bir yürüyüş
başlamıştır. Bugün barış adına savaştıklarını savunanlara, "kimyasal silah
üretiyorsunuz" diye masum insanların üzerinde son ürettikleri kimyasal
silahları deneyenlere, akıldan, vicdandan, insanlıktan uzak, çağımızın maddî
güçlerini elinde bulunduranlara hatırlatmak isterim ki, gönüller sultanı Yüce
Peygamberimiz "İstanbul elbet bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden
komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir" diyerek,
savaşacak askerlerin vahşilikten, barbarlıktan, zulümden uzak insanlar
olacağını yüzyıllar öncesinden müjdelemiştir.
Öyle bir fetih ki, baştan sona sanki mucizelerin
yarıştığı, birbirine karıştığı bir fetihtir. Tophane sırtlarından Kasımpaşa'ya
kadar kızaklar döşeniyor, gemiler denizden değil, karadan denize yürütülüyordu.
Öyle bir fetih ki, başında 21 yaşında Sultan Mehmet'in
olduğu bir ekip, dönemin en büyük toplarını hatta bugünün havan toplarını
döküyordu.
Öyle bir fetih ki, tekerlekli kuleler üzerinde
Bizans'ın surları dövülüyor, 400 parçadan oluşan bir donanma inşa ediliyor,
Turhan Bey komutasındaki donanma, Mora tarafından gelecek olan yardımları
engelliyordu.
Öyle bir savaş ki, daha 22'sinde olan; ama, daha önce
22 defa kuşatılan İstanbul mutlaka alınacaktı. Genç Sultan " ya İstanbul
beni alır, ya ben İstanbul'u alırım" diyerek, gençliğinden bu yana bu
düşle yatıp kalkmaktadır.
Öyle bir savaş ki, bir yanda manevî fatihler, Molla
Gürani, Molla Hüsrev, Vezir Sinan Paşa, Ahmet Paşa ve Fatih'in hocası
Akşemseddin; diğer yanda, devrin mühendislerinden Nusrettin Efendi, Sarıca
Sekban, top ustası Macar Urban; yüreklerinde barbarlıktan ve zulümden uzak,
hiçbir eser bulunmayan 200 000'e yakın asker.
Bizans'ın haliyse, bu durumda, içler acısıdır; hak ve
adalet ayaklar altında kalmıştır; her yerde rüşvet yaygınlaşmış, halkın, gerek
Konstantin'e gerekse askerlerine olan inancı, güveni kalmamıştır. Şehirdeki
Katolik ve Ortodokslar, aralarında çok ciddî mezhep ve görüş ayrılıklarına
düşmüşler, bu durumdan ıstırap duyan halk "artık, Hıristiyan külahı
görmektense, Osmanlı sarığını görmeyi daha yeğleriz" demişlerdir. "Bu
gidişle, Osmanlılar bizi almadan, korkarım ki, biz içten içe çökeceğiz"
diyen ilim adamlarını, Konstantin birer ikişer meşhur Yedikule zindanlarına
atmaktadır. Sultan Mehmet, tüm hazırlıklarını bitirince Konstantin'e haber
gönderir. Bütün bu olumsuzluklardan… Kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini
ister. Çünkü, amaç, kan dökülmesi değil, şehrin fethedilmesi, gönüllerin
fethedilmesidir; çünkü, amaç, şehirlerin incisi olan İstanbul'u çapulcuların
elinden kurtarıp tüm insanlığın hizmetine sunmaktır. Fakat, Bizans'tan olumsuz
cevap gelir; savaşa hazır olduklarını söylerler.
53 gün süren kuşatmanın neticesinde 21 yaşındaki genç
padişah artık huzursuzluk duymaktadır. Bir gün ağlayarak hocası Akşemseddin'e
gelir ve "Hocam, himmet buyurun, artık şu fetih müyesser ola" der.
Akşemseddin hazretleri uykuya dalar, rüyasında Eyüp Sultan hazretlerinin kabri
kendisine gösterilir. Bu, apaçık İstanbul'un fetih müjdesidir. Geceyarısı 21
yaşındaki öğrencisi Sultan Mehmet'i çağırır "evladım, fetih hazırlığı
artık tamama ermiştir. Bu sabah namazından sonra artık fetih için gereken
şartları yerine getirin" der.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FARUK ANBARCIOĞLU (Devamla)- Surlar bu son hücuma
dayanamaz. Ulubatlı Hasan adındaki yiğit, yanındaki 30 neferle beraber surlara
tırmanır. 18 yiğit orada şehit olur. Bir elinde kılıç bir elinde sancak surlara
çıkan Ulubatlı Hasan son nefesini orada verir. Sultan Mehmet, Ulubatlı Hasan'ın
başucuna gelir, fatihalar okur "eğer Sultan Mehmet olmasaydım, Ulubatlı
Hasan olmak isterdim" der. Artık Sultan Mehmet, Fatih olmuştur. Önde
hocası Akşemseddin, arkasında kendisi olmak üzere, Bizans'tan içeri girerler.
Halk, üzerlerine güller, karanfiller atar. Herkes Akşemseddin'i Sultan
zannederken, o, arkasındaki gencecik delikanlıyı gösterir "işte padişah
odur" der. Ecdadımızın ilme verdiği çok önemli bir göstergedir bu olay.
Sultan Fatih, önünde diz çöken halka "ayağa kalkınız, herkes yaşantısında,
dininde özgürdür, serbesttir, hürdür, ibadethanelerinize gidin, dilediğiniz
gibi ibadetinizi yapın" der.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Anbarcıoğlu, lütfen, konuşmanızı
tamamlayınız.
FARUK ANBARCIOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın
Başkanım.
Yedikule Zindanlarına atılmış olan Bizanslı ilim
adamlarını derhal serbest bırakarak hürriyetlerine kavuşmalarını sağlar.
İstanbul'un fethiyle, Haliç'e çekilen zincirlerden önce gönüllerdeki zincirler
kırılmış, yıkılmaz zannedilen Bizans surları yıkılmış; ama, her şeyden
önemlisi, Bizans'ın bütün kalpleri fethedilmiştir.
Bu fetih ve diğer bütün fetihleri gerçekleştiren aziz
ecdadımızın önünde hürmetle eğilir, ruhları şad olsun der, Meclisimizi ve Yüce
Milletimizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Anbarcıoğlu.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre
verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.
B) Tezkereler ve
Önergeler
1.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Afganistan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/833)
30.5.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 20-21
Nisan 2005 tarihlerinde Afganistan'a yaptığım resmî ziyarete ekli listede,
adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu
konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste
Ömer Çelik Adana
Mahmut Koçak Afyonkarahisar
Egemen Bağış İstanbul
İdris Nami Şahin İstanbul
Nezir Büyükcengiz Konya
Ömer Kulaksız Sivas
BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.
V.- ÖNERİLER
A) Sİyasî Partİ
Grubu Önerİlerİ
1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu, bir siyasî parti grubunun katılmaması
nedeniyle toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu
maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
İrfan Gündüz
İstanbul
AK Parti Grubu Başkanvekili
Grup Önerisi:
31.5.2005 Salı günkü birleşimde Sözlü Sorular ile diğer
denetim konularının görüşülmeyerek, bu birleşimde de kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesi; 1.6.2005 Çarşamba günü sözlü soruların
görüşülmemesi; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmının 274 üncü sırasında yer alan 915 sıra sayılı
kanun tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 30.5.2005 tarihli gelen kâğıtlarda
yayımlanan 916 sıra sayılı Askerî Hâkimler Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısının, 48 saat geçmeden, 4 üncü sırasına alınması; 5 inci
sırada yer alan 741 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci sırasına, 209 uncu
sırasında yer alan 858 sıra sayılı kanun teklifinin 6 ncı sırasına, 250 nci sırasında
yer alan 879 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 270 inci sırasında
yer alan 911 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 199 uncu sırasında
yer alan 839 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 249 uncu sırasında
yer alan 878 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına alınması,
sıralarının buna göre teselsül ettirilmesi; Genel Kurulun 31.5.2005 Salı günü
14.00-23.00, 1.6.2005 Çarşamba günü 14.00-23.00, 2.6.2005 Perşembe günü
14.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi ve Genel Kurulun
7.6.2005 Salı günü saat 14.00'te toplanması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin lehinde Adana Milletvekili Sayın
Recep Garip; buyurun.
RECEP GARİP (Adana) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; bu hafta çok yoğun bir şekilde çalışmamız gerekiyor;
çünkü, bir ay sonra, 1 Temmuz itibariyle, hep beraber tatile gireceğiz, bölgeye
dağılacağız, insanlarımızla karşı karşıya geleceğiz. Dolayısıyla, Meclis tatile
girmeden önceki süreç itibariyle çıkması gereken, yasalaşması gereken
kanunlarımız var, hazırlıklar var. Bunların üzerinde kısaca durmak istiyorum.
Özellikle, Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısı,
uygulamaya konulmasıyla, devletin prim desteğiyle bugüne kadar sigorta
edilemeyen sel, kuraklık, don gibi riskler sigorta kapsamına alınacaktır.
Sorumlu kuruluşun Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olduğu gibi bu sistemde mevcut
uygulamayı geliştirecek şekilde kurulması düşünülen havuzda primlerin
toplanması ve hasar ödemelerinin havuz tarafından doğrudan çiftçiye yapılması
öngörülmektedir. Şimdi yaz dönemindeyiz ve kış dönemine girmeden mutlak surette
bu kanun yasalaşmalı ve bu konudaki havuz birikimi sağlanmalı ve gerekli olan
bu tür sıkıntılarda çiftçimize gerekli olan destekler verilebilmelidir. Bu
nedenle, mutlak surette böyle bir çalışmanın yapılması gerektiğini
düşünmekteyiz.
Tarım Sigortaları Kanununun uygulamaya konulmasıyla,
devletin prim desteği sağlanacak ve bugüne kadar sigorta edilemeyen sel,
kuraklık, don gibi riskler sigorta kapsamına alınacaktır. Sorumlu kuruluşun
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olduğu bu sistemde mevcut uygulamayı geliştirecek
şekilde kurulması, düşünülen havuzda primlerin toplanması ve hasar ödemelerinin
havuz tarafından doğrudan çiftçiye yapılması öngörülmektedir.
Sigorta hizmetleri havuza üye sigorta şirketleri
tarafından aynı esaslarla yürütülecek ve Hazine Müsteşarlığı tarafından
denetlenecektir.
Değerli dostlar, bugün Türkiye'de tarım sigortaları
uygulamalarında, poliçe düzenlemeleri, risk inceleme, hasar organizasyonları,
risk haritaları hazırlama, raporlama ve tarım sigortaları vakfı veri bankasına
kadar uygulamanın her noktasındaki otomasyon sisteminin, henüz, Avrupa Birliği
ülkelerinin birçoğunda mevcut olmadığı bilinmektedir. Türkiye'nin bu konuda
Avrupa Birliğiyle uyumu son derece kolay olabilecektir. Henüz ekili alanların
en fazla yüzde 1'inde yürütülen bu çalışmalar Tarım Sigortaları Kanununun
yürürlüğe girmesiyle sel, kuraklık, don gibi sıkıntılarda sigortaların
uygulanmasının başlamasıyla ve talep patlaması olduğunda, sistemin çekirdeğini
oluşturmuş olacak. Dolayısıyla, bu tür hazırlıklar, mutlak surette, bir tarım
ülkesi olan ülkemizin, mutlaka, bu sıkıntıların da önleminin alınması
konusunda, biraz ivedi davranmamız gerekiyor. Bunun için, bu tasarı
gelmektedir.
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu Tasarısıyla
ilgili konuda ise, tasarının kanunlaşmasıyla, her ilde toprak koruma kurulu
oluşturulacak, en uygun tarımsal arazi parsel büyüklükleri belirlenecek, arazi
kullanımı planları yapılacak, tarımsal amaçlı arazi kullanım plan ve projeleri
hazırlanacak, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı sınırlandırılacak, amaçsız
yere kullanılmayacak ya da bir sınır getirilecek, toprakların erozyon yoluyla
kaybını azaltmak amacıyla önlemler alınacak, toprak kirliliği önlenecek,
gerekli görülen yerlerde arazi toplulaştırılması ve dağıtımı
gerçekleştirilebilecektir. Bu çalışmaların, mutlak surette, yapılabilmesi için,
Türkiye'nin yeniden imar edildiği, mamur hale getirildiği, yeniden şekillendiği
bir dönemde, mutlak surette, bu yasal düzenlemelerin bir an evvel derlenip
toparlanması, hazırlanması ve hayata geçirilmesi gereğine inanmaktayız.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, Kentsel Dönüşüm ve
Gelişim Kanunu Tasarısında ise, tasarının gerekçe metni şöyle: Ağırlıklı olarak
ve özetle, tarihî kent merkezlerinin, kültürel ve mimarî özellikleri
gözetilerek yenilenmesi ve yıpranmış olan bu bölgenin, altyapı ve diğer
donanımlarla da desteklenerek yeniden yaşama dönüştürülmesini öngören, bu
anlamda, kentsel kimliğe ve değerlere duyarlı beklentiler içinde, çekici
olabilecek ifadeler içermektedir; yani, tarihî kentlerin, kent merkezlerinin
dünden bu yana şekillenmiş tarihî misyonunu, kimliğini, vizyonunu, bir şekliyle
insanımıza aktarabilen, dünya insanıyla paylaşabilen bir medeniyet zinciri
içerisinde olması gerektiğini ve kentin, tarihsel dokusunu kaybetmeden,
kaybedilmiş, yıpranmış birtakım dokular varsa, bu dokuların onarılması ve
mutlaka, gelecekteki kuşaklara tarihsel bu bilgimizi, bu bilgimizi, bu
birikimimizi, bu medeniyet zincirimizi aktarmak gibi bir mecburiyetimizin
olduğu kaçınılmazdır, kaçınılmaz mecburiyetimizdir. Dolayısıyla, buradaki
tarihsel kentlerin kent bilgisinin, kent donanımının yeni dünyayla barışık hale
gelmesi ve yeni yapılanma içerisinde kendi tarihsel misyonunu kaybetmeden,
tarihî anıtlarımızın ve mimarî üsluplarımızın, bugün, hayatımızın birçok
tarafında eksik olduğunu bilmekteyiz. Bunların da telafi edilmesi ve bir an
evvel hayatımıza geçirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Hatta, İstanbul'daki Süleymaniye
ve Zeyrek gibi, yıllardır özel yasalarla kurtarılmayı bekleyen ve UNESCO
gündeminde yer alan tanınmış semtler de örnek gösterilerek, tasarının önemi
güçlendirilmektedir; yani, Süleymaniye'deki Osmanlı mimarisiyle ilgili o
tarihsel dokümanların, aynı şekliyle diğer kentlerimiz de -Bursa gibi, Kayseri
gibi, Konya gibi, Adana Tepebağ evleri gibi- bu kapsamda ele alınmalıdır. Bütün
bunlara bakıldığı zaman, tarihî kent merkezlerinin mutlak surette onarılması ve
bu Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı doğrultusunda ele alınması
gerektiğini belirtmek istiyorum.
Tasarıyla, genel anlamda bakıldığı zaman, bütün bu
yapılanma içerisinde, tarihsel gelişimimiz, bizim çok ciddî uygarlıklara
beşiklik yapan Anadolu insanının mutlak surette dünya devletleriyle buluşması
ve dünya ülkelerindeki turistlerin ülkemizde kendileriyle özdeşleştirdikleri
tarihsel dokulardan da mutlaka faydalanmaları gerektiği konusunu da gözardı
etmememiz gerekiyor.
İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifinde ise, teklifin geneline bakıldığı zaman, 1 Haziran 2005
tarihinde yürürlüğe girecek olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile icra suç ve
cezaları açısından bir uyumlaştırma yapılmaktadır. Yine, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunuyla paralel bir şekilde Türkçe diline uyum sağlanmakta; yani, İcra ve
İflas Kanununun söz konusu maddelerinin dili sadeleştirilmektedir. Yani, dünkü
dilimizin mutlak surette muhafaza edilmesi; ama, bugün kullanmış olduğumuz
Türkçemizle de anlaşılır hale getirilmesi gerektiğini vurgulamaktayız.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki suçların karşılığı
olan hapis cezalarına uygun olarak İcra ve İflas Kanunundaki hafif hapis cezası
kaldırılmakta, icra suçlarına karşılık olarak hapis cezası kavramı
konulmaktadır. Teklifte, idarî para cezası ile hapis tazyiki müesseselerinin,
Kabahatler Kanunuyla, yine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunuyla aynı paralelde
düzenlendiğini burada görmekteyiz.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, yine Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile
Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri de gündemimize gelmektedir. Bu
konuda ise teklife şöyle bakmak lazım: Diğer sosyal güvenlik şemsiyesi altında
bulunan kişilere tanınan yurt dışında tedavi imkânının, Bağ-Kurlulara ve tarım
Bağ-Kurlularına da tanınması amaçlanmaktadır, bunun sağlanması için bu
tekliflerimiz gelmektedir.
1479 sayılı Kanuna eklenen maddeyle, Bağ-Kur, sigortalı
ve hak sahiplerinin, yurt içinde tedavisi mümkün olmayan hastalıklarının yurt
dışında tedavi edilmelerine imkân sağlanmaktadır. Bu teklifi, Trabzon
Milletvekilimiz Cevdet Erdöl Bey ve arkadaşlarımız vermişlerdir. Elbette ki, bu
konu mutlak surette savunulması gereken, gerçekleştirilmesi gereken
çalışmalardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Garip, lütfen konuşmanızı tamamlar
mısınız.
Buyurun.
RECEP GARİP (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Yurt içinde tedavinin mümkün olmadığının tespitinde,
Sağlık Bakanlığınca yetkili kılınan hastanelerin sağlık kurullarınca
düzenlenecek raporlar esas alınacak ve yurt dışında tedavinin süresi altı ayı
geçemeyecektir; ancak, yurt dışında tedavi yapan hastanelerin önerisi üzerine,
Sağlık Bakanlığı yetkili hastanesinin onayıyla, altışar aylık dilimler halinde,
iki yılı aşmayacak şekilde tedavi imkânı sağlanabilecektir. Mutlak surette,
buna da imkân sağlanmalıdır.
Lisanslı harita, kadastro Mühendislik Bürolarının
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarımız var. Bununla ilgili de, mevcut
hukukumuza göre ve uygulamada taşınmaz mallara ilişkin kamu hizmeti görülürken
de, kadastro öncesi sınırlandırma haritaları ile kadastro sonrası değişiklik
hizmetleri kapsamında tescile konu harita yapımını gerektiren işlerde, serbest
çalışan harita mühendisi, harita kadastro mühendisi veya jeodezi ve
fotogrametri mühendislerince açılan bürolardan yararlanılmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Garip, teşekkür konuşmanızı yapar
mısınız lütfen.
Buyurun efendim.
RECEP GARİP (Devamla) - Son cümlelerimi söylüyorum
Sayın Başkanım.
Çok teşekkür ediyorum.
Ancak, bu unvanlara sahip kişiler ile bunların açmış
oldukları büroların kapsamlı biçimde sorumluluklarını belirleyen yasal bir
düzenleme, bugüne kadar yapılamamıştır.
Dolayısıyla, bütün bu önerdiğimiz, konuştuğumuz
tasarılar ve gündeme almış olduğumuz konular, mutlaka, bu hafta ve bu ayın
içerisinde yetiştirilmesi gereken çalışmalardır.
Dolayısıyla, bu haftaki gündemimizin bu şekilde
belirlenmesi gerektiğine inanıyor, hepinize sevgiler saygılar sunuyorum.
Elbette ki, bu yasa tasarılarını destekleyeceğiz.
Yeniden, herkese saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Garip.
Lehte, İstanbul Milletvekili Sayın İrfan Gündüz;
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; gerçekten, Meclisimiz, bu dönem yoğun bir çalışma temposu
sergiledi; iktidarıyla muhalefetiyle, geceli gündüzlü çalıştığımız günler oldu,
sabahlara kadar süren mesaimiz oldu. Emeği geçen herkesi, buradan, özellikle
tebrik ediyorum.
Dolayısıyla da, 30 Haziranda da, eğer nasip olursa,
Meclisimizi tatile sokacağız. Tabiî, tatile girmeden önce, yine bu Meclisin ve
hükümetin toplumun karşısına çıkacağı, mutlaka çıkması gereken bazı yasalar
var. Bunlardan bir kısmı Avrupa Birliği hazırlığıyla ilgili, bir kısmı Türk
ceza kanunlarıyla ilgili, bir kısmı toplumsal talebin gereği olarak... Bu
yasaların çıkması lazım. Dolayısıyla da, biz, bu çıkması gereken yasaları 30
Hazirana kadar bitirip, 30 Haziranda da milletin karşısına yüzakıyla çıkmayı
düşlüyoruz. Dolayısıyla da, bizim bu teklifimizde, bir defa, Türk Ceza
Kanununun yürürlük tarihinin 1 Hazirana tehirinin esas gerekçelerinden birisi,
bazı yargı kurumlarının talebi üzerine İcra ve İflas Kanununda değişiklik
yapılması ve bu kanunun yeni uygulamaya girecek olan Türk Ceza Kanununa
adaptesiyle ilgili. Tamamen teknik bir kanun; çıkması gerekliydi 1 Hazirana
kadar. O yüzden bunu gündemimize aldık.
Arkasından, Askerî Hâkimler Kanununda bir değişiklik
var. Millî Savunma Bakanlığı adına ya da Millî Savunma Bakanlığından burslu
olarak okumuş ya da dışarıdan sivil olarak hukuk fakültelerini bitirmiş, ama,
sonra Millî Savunma Bakanlığına geçmiş personelle ilgili, bunların askerî
hâkimlik sınavına girmesine imkân tanıyan bir yasal düzenleme. Arkasından, bir
uluslararası sözleşme ve dördüncü de -ki, bu çok önemli bir yasa- yurt içinde
tedavi imkânı bulamayan SSK'lılara böyle bir imkân tanınmıştı; dolayısıyla,
şimdi, Bağ-Kurluya da, isteğe bağlı, gönüllü tarımsal sigorta kapsamında
bulunan kişilere de yurt içinde tedavi imkânı bulunmadığı takdirde yurt dışında
tedavi imkânı getiren bir yasa.
Tabiî, çalışma saatlerimiz, salı ve çarşamba
14.00-23.00, perşembe günü de 14.00-20.00. Önümüzdeki salıyı da yine 14.00'te
başlatma düşüncesiyle, böyle bir teklifimiz var.
Çarşamba günü görüşülmesi planlanan yasa tasarıları
içerisinde, yine, iktidarıyla muhalefetiyle, komisyonlarda mutabakat sağlanmış
bir Tarım Sigortaları Kanunu ki, toplumumuz bunu bekliyor. Hele bugünler,
görüyoruz, sel felaketleri, yurdun değişik bölgelerinde doluya maruz kalan
bölgeler... Burada tarımsal ürünleri hasarla karşılaşan çiftçilerimizin artık
don, kıtlık, kuraklık gibi sebeplerle, sel felaketi gibi tabiî afetlerle mağdur
olmaması, mağduriyetlerinin giderilmesi yönünde hazırlanan bir yasal tasarı;
bunun çıkması lazım.
Kentsel dönüşümle ilgili bir yasa tasarısı ki hem
gecekondulaşmayı ortadan kaldırmak hem de özellikle illerimizi tarihî dokusuna
uygun, tarihî eserleri restore ederek, efendim, gecekondulaşmayı ortadan
kaldırıp çağdaş bir kente dönüştürmek üzere bir altyapı hazırlığı babında bu
yasanın çıkması gerekliydi. Nasip olursa eğer, hükümetimizin planı, 2006
yılının sonuna kadar Türkiye'nin bütün kadastro işlemlerinin ikmal edilmesini
hedeflemiş; ama, bizim genel müdürlüğümüz, mevcut personeliyle bunu yapmanın
zor olduğunu... Dolayısıyla, onların özel kadastro bürolarından hizmet alımına
imkân veren bir yasa tasarısı. Sonra, toprak koruma ve arazi kullanımı,
ardından da esnaf yasa tasarısı...
Bütün bunların, gerçekten, toplumsal yarar açısından
çıkmasının gerekliliğine inandığımız için, aynı zamanda da, 30 Hazirana çıkması
gereken yasaları çıkarmamız zaruretinden dolayı, böyle bir çalışma planını ve
bu kanunların yasal çerçevede, zamanında gündeme taşınmasını istediğimiz için,
böyle bir teklif verdik.
Bu teklifimize sizden destek bekliyor, hepinize en
derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gündüz.
Önerinin aleyhinde, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet
Kandoğan; buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, Meclisin açıldığı ilk gün olan
salı günleri, yine, mutat veçhile, bir grup önerisi karşımızda. Her hafta salı
günü böyle grup önerileri Meclis gündemine geliyor; salı günü bu önerinin
lehinde konuşan arkadaşlarımız, o hafta içerisinde niçin böyle bir program
yaptıklarını, bu hafta içerisinde hangi önemli kanunların görüşüleceğini ve
kanunlaşacağını, burada, gelip anlatıyorlar; ancak, ne hikmetse, her hafta salı
günü bizlere sunulan bu öneriden çok farklı bir gündemle o hafta tamamlanıyor.
Şimdi, üç dört haftalık gündemleri aldım, inceledim.
Her hafta, getirilen öneriden farklı olarak, o hafta farklı işler yapılmış.
Mesela, üç hafta önce, yine Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu bir öneri
getirmiş; cuma ve cumartesi günleri çalışma teklifiyle Meclisin önüne gelinmiş.
Ben, yine o gün, çıktım, burada, önerinin aleyhinde konuştum; dedim ki:
Bakınız, bugün salı; Meclisin halini görüyorsunuz. Şimdi aynı şeyi söylüyorum.
İşte, Mecliste 40 kişi var şu anda. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi
çalışıyor ve sadece Mecliste 40 kişi bu çalışmaları takip ediyor, katkı
veriyor. Ben dedim ki: Bakınız, salı ve çarşamba günü bile burada 30-40 kişi
var, siz Meclisi cuma ve cumartesi günleri çalıştıramazsınız. Geliniz,
çalıştırabilecekseniz, gerçekten milletvekillerini burada tutabilecekseniz, biz
de bu önerinize destek olalım. Arkadaşlarımız, milletvekillerinin cuma ve
cumartesi burada çalışacağını ifade ettiler; ancak, perşembe günü yeni bir
öneri getirildi: Sadece cuma çalışalım, cumartesi çalışmayalım... Biz yine aynı
şeyi söyledik; cuma günü de milletvekillerini burada tutamazsınız dedik ve öyle
oldu. Cuma günü saat 19.00'da Mecliste karar yetersayısı bulunamadığı için
-cumartesi de çalışılacağı salı günü ifade edilmesine rağmen- Meclis cuma günü
kapanmak mecburiyetinde kaldı ve…
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Gündem bitti!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hayır, gündem bitmedi.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Karar yetersayısı
nedeniyle değil.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Burada karar yetersayısı
arandı, bulunamadı Sayın Milletvekilim ve onun üzerine, ikinci seferde de
toplanamayacağı anlaşılınca, komisyon ve hükümet yerini almadı ve o nedenle,
Meclis Başkanvekili tarafından Meclis tatil edildi.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Çıkaracağımız kanunları
çıkardık.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hayır efendim, yarıda kaldı.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Hayır efendim…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hayır, yarıda kaldı efendim.
Ben size tutanakları getiririm. Sayın Milletvekili, ben o gün buradaydım; ama,
siz yoktunuz.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Ben buradaydım.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ama, buradaysanız, o gün son
oturumda, burada 22 milletvekilinin olduğunu sizlerin de görmüş olmanız lazım.
Üç hafta öncekini söylüyorum; karar yetersayısı bulunamadı. Bakınız, bu hafta
da aynı şey söylendi. Başlangıçta dediniz ki, cuma ve cumartesi günü de hep
beraber çalışalım. Biz yine aynı şeyleri söyledik; çalışamazsınız,
milletvekillerini toplayamazsınız, milletvekilleri yorgun, milletvekilleri,
artık... O kadar hızlı bir tempoyla Meclisi çalıştırmaya gayret ediyorsunuz ki,
milletvekillerinin başı döndü ve geçen hafta da, cuma günü, daha önce cumartesi
de çalışalım demiş olmanıza rağmen, cuma günü saat 14.00'te, Meclis
çalışmalarına ara vermek mecburiyetinde kaldı; ama, bize verdiğiniz gündemde,
bize teklif ettiğiniz gündemde, cuma günü hâlâ görüşülmesi gereken ve sıra
bekleyen kanun tasarıları vardı. Şimdi, bu hafta da, yine önümüze bu konuyla
ilgili bir teklif ve yine her hafta olduğu gibi, bu teklifin içerisinde, 48
saat geçmeden görüşülmesi gerekir iddiasıyla önümüze getirilmiş olan bir kanun
tasarısı.
Bakınız, devamlı söylüyoruz; Meclis İçtüzüğü,
kanunların, tasarıların, tekliflerin, 48 saat geçirilmeden Meclis gündemine
getirilmesine izin veriyor, müsaade ediyor; ama, bunu, istisna olarak koyuyor,
çok zarurî hallere inhisar ettiriyor; ama, her hafta, hiç de acelesi olmayan
bir kanun, 48 saat geçmeden Meclis gündemine getiriliyor.
Geçen hafta, Faruk Çelik arkadaşımız, burada, grup
önerisinin lehinde konuştu; "sizler istemiyor musunuz Bağ-Kur ve SSK
primlerinin borçlarıyla ilgili kanunu Meclis gündemine getirmemizi, bu hafta
bunu burada kanunlaştırmamızı; milyonlarca insanın bu kanunu beklediğini
bilmiyor musunuz; işte, bizler size cuma ve cumartesi çalışalım teklifinde
bulunurken, bu kanunlardan bir tanesi de budur, bunu kanunlaştırmak istiyoruz.
Siz, buna niye karşı çıkıyorsunuz" dedi. Şimdi, ben, buradan, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekiline soruyorum: Nerede o kanun tasarısı Sayın
Grup Başkanvekilim? Geçen hafta, o kanun tasarısının görüşülmesinin elzem
olduğunu iddia ederek, Meclisi cuma ve cumartesi çalıştıralım dediniz; ama,
geçen hafta bitti, gerekçe olarak ileri sürdüğünüz kanunlardan birisi, hiç
Meclis gündemine gelmeden -ne olduğunu da bilemiyoruz- maalesef, görüşülme
imkânını bulamadı.
Şimdi, Sayın Grup Başkanvekili "çok hızlı
çalışıyoruz, çok gayret sarf ediyoruz, sabahlara kadar kanun çıkarıyoruz"
şeklinde ifadelerde bulundu. Elbette, milletvekilleri olarak, bizim çok
çalışmamız lazım, çok gayret sarf etmemiz lazım. Millet bizden bunu bekliyor;
ancak, çok çalışalım derken -bakınız, benim elimde rakamlar var; o rakamları da
size söyleyeceğim- acele ederken, maalesef, kanunlarla ilgili,
milletvekillerinin bunları incelemesi, araştırması için yeterli süre
verilmediği için, kanunlar burada yeterince tartışılmadığı için, komisyonlarda
yeterince tartışılmadığı için, cumhuriyet tarihi boyunca en fazla
Cumhurbaşkanından geri gönderilen kanun sayısı bu döneme ait. Anayasa
Mahkemesinden gönderilenleri söylemek istiyorum.
Bakınız, 21 inci Dönemde çıkarılan kanun sayısı 386,
şimdi o sayıyı geçmişiz; ancak, bu dönemde, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bir
daha görüşülmek üzere gönderilen kanun sayısı şu anda 34 olmuş, 34 kanun. Sayın
Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet
Meclisine geri gönderilmiş. Anayasa Mahkemesinden geri dönenler de var. Geçmiş
dönemlere bakıyoruz, bir Meclis döneminde 8 adet, 10 adet, 12 adet -19 uncu
Dönem, 20 nci Dönem, 21 inci Dönem- ancak, 22 nci Dönemde, şu anda, geri
gönderilen kanun sayısı 34 olmuş sayın milletvekilleri.
Şimdi, bakıyorum, saat 23.00'e kadar çalışma süresi
var. Ben çalışmaya hazırım, ben varım; ama, geçen hafta üzülerek gördüm ki,
Türkiye'de 1 Hazirandan önce mutlaka çıkarılması gerektiği için Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun da desteklemek mecburiyetinde kaldığı kanunların görüşülmesi
sırasında, burada 15'er, 20'şer milletvekilinden fazla milletvekili yoktu sayın
milletvekilleri. Evet, bunu, bütün millet üzüntüyle izledi; ama, hem bizler hem
de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, karar yetersayı ve toplantı yetersayısı
istemeyerek, o kanunların bir an önce çıkarılması ve 1 Haziranda yürürlüğe
girmesi için sizlere destek verdik.
Bugün 31 Mayıs. Sayın Grup Başkanvekili çıktılar;
dediler ki "İcra İflas Kanununun 1 Haziranda yürürlüğe girmesi
lazım."
Değerli milletvekilleri, bugün 31 Mayıs, yarın 1
Haziran ve bugün o kanun burada görüşülecek ve Sayın Cumhurbaşkanı da eğer
uygun görürse bugün 24.00'e kadar imzalayacak! Geçen sefer, Sayın Cumhurbaşkanı
da kolaylık sağladı. Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesiyle ilgili, 31 Mart
günü, yine, burada, ben saat 17.15'te kürsüdeydim, şunu söyledim...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Toparlıyorum.
Dedim ki: "Türk Ceza Kanunu yarın yürürlüğe
girecek. Bugün, yürürlüğe girmesinden önceki son gün ve saat 17.15 ve biz, hâlâ
o kanunu görüşüyoruz. Eğer, Sayın Cumhurbaşkanı, o gün, elden gönderilen o
kanunu onaylamasaydı, onbeş günlük yasal hakkını kullansaydı, 1 Nisan günü
Türkiye'de çok büyük bir kaos yaşanacaktı...
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - 1 Nisan şakası olacaktı.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - ...adliyeler çok büyük
sıkıntı içerisinde olacaklardı, hâkim ve savcılar ne yapacaklarını
şaşıracaklardı. İşte, önemli olan çok hızlı çalışmak değil, Meclisin zamanında
ve süresinde ilgili kanunları çıkarmasıdır ve milletvekillerine yeterli süre
verilmesidir önemli olan. Benim, bir milletvekili olarak sizlerden istirhamım,
ne olur, bundan sonra çok çalışma uğruna çok yanlış yapmamak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, lütfen teşekkür ediniz.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlemi söylüyorum.
…ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışacak ölçüde
çalışmalar içerisinde bulunmamızdır.
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Sayın Fatsa…
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkanım, Sayın Kandoğan,
şahsımı da ifade ederek bir konuyu açıklamamızı istedi.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, tutanaklara bakın
siz isterseniz.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Fatsa, kısa bir açıklama yapın, sonra
Sayın Koç'a söz vereceğim; çok kısa rica edeyim Sayın Fatsa.
Buyurun.
VI.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın,
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, konuşmasında ileri sürmüş olduğu
görüşler nedeniyle konuşması
EYÜP FATSA (Ordu) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, Sayın Kandoğan, Grubumuzun grup
önerisinin aleyhinde konuştu; ancak, tabiî, bu gündemin salı, çarşamba,
perşembe günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülecek gündemle
ilgili, öyle zannediyorum, söyleyebilecek veya itiraz edebilecek çok şey
bulamadığı için, geçen haftaların gündemlerini ve o gündemler üzerinde
konuşmayı yeğledi. Tabiî, geçen haftayla ilgili de, belli ki Genel Kurulu çok
takip etmemiş. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, iktidar ve
muhalefet partisinin mutabakata vardığı gündemin tamamı bitmiştir.
Tabiî, Sayın Kandoğan bunları çok takip etme imkânı
bulamıyor. Belli ki bugünlerde çok yoğun, başka görüşmeleri ve konuşmaları var,
ondan dolayı gündemi çok fazla takip etme imkânı bulamıyor; bunu anlayışla
karşılarız.
Bir diğer konu: Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilliğini de ifade ederek "ne oldu Bağ-Kur ve SSK primlerinin
taksitlendirilmesiyle ilgili çalışmalarınız" diye sordu.
Sayın Kandoğan, hiç tereddütün olmasın, hiç endişen de
olmasın, önümüzdeki hafta, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde olacak ve
Adalet ve Kalkınma Partisi bir kere daha kamuoyuna vermiş olduğu sözü yerine
getirecektir.
Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Fatsa.
Sayın Koç, buyurun efendim.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, bakın, söz
verdiniz; ancak, Sayın Fatsa konuşmasında, geçen hafta benim Meclis gündemini
takip edemediğimi, şahsımla ilgili, özel sıkıntıları, problemleri olması
nedeniyle bu Meclis gündemini takip edemedi şeklinde ifadelerde bulundu.
Bununla ilgili…
BAŞKAN - Sayın Kandoğan…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hayır, ben, geçen hafta
Sayın Fatsa'dan daha fazla Meclisteydim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Kandoğan…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Fatsa'dan daha fazla
buradaydım ben geçen hafta.
EYÜP FATSA (Ordu) - Gündemin tamamını bitirdik Sayın
Kandoğan; lütfen…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Esnaf ve sanatkârlarla
ilgili tasarı ne oldu Sayın Fatsa? Geçen haftanın gündeminde vardı.
BAŞKAN - Lütfen…
EYÜP FATSA (Ordu) - Biz, burada, Cumhuriyet Halk
Partisi Grup Başkanvekiliyle…
BAŞKAN - Sayın Fatsa, buyurun efendim.
Sayın Kandoğan, bakınız…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Ne oldu esnaf ve
sanatkârlarla ilgili tasarı? Gündemde vardı.
BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen, istirham ediyorum.
Sayın Kandoğan, oturur musunuz.
Bakınız, burada, ben, arkadaşlarıma, demokratik,
İçtüzüğün teamülleri gereğince söz veriyorum. Siz, konuşmalarınız sırasında
bütün Meclisin, Genel Kurulun çalışmalara iştirak etmediğini, diğer şeyleri
vesaire söylüyorsunuz. O zaman, buradaki milletvekillerinin her birisinin tek
tek çıkıp "hayır, biz buradaydık, çalışmalar yaptık, katıldık" falan
demesi lazım. Böyle bir üslup olmaz.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Onu anlatmaya çalışıyorum
efendim.
BAŞKAN - Sayın Koç, buyurun efendim.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - 30 kişisiniz burada.
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Sen kendine bak.
V.- ÖNERİLER
(Devam)
A) Sİyasî Partİ
Grubu Önerİlerİ (Devam)
1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi (Devam)
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; eğer İktidar Partisi ile Sayın Ümmet Kandoğan arasındaki
tartışma bittiyse, ben devam edeyim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Devamla) - Adalet ve Kalkınma Partisinin
grup önerisi aleyhinde söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bir siyasî nezaket
konusunu ben gündeme getirmek istiyorum. O da şu: Sayın Grup Başkanvekili
meslektaşlarım, arkadaşlarım buradalar. Salı günleri, grubu bulunan her iki
siyasî partinin grup toplantılarının olduğunu biliyoruz. İktidar Partisi saat
11.00'de yapıyor ve 12.00'yi geçerken bitiyor. Biliyoruz, bunlar Meclis
Televizyonundan naklen yayınlanan toplantılar. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
saat 13.00'te toplanıyor ve yaklaşık bitiş süresi 14.20, 14.30 civarında
oluyor.
Şimdi, niye siyasî nezaket konusuyla başladım Sayın
Gündüz; çünkü, Danışma Kurulu Önerisinde -bakın, şimdi, burada da aynısı
geçerli- gelecek hafta da, şimdiden, salı günü saat 14.00'te toplamak üzere
burada karar alacaksınız. Şimdi, bu, Cumhuriyet Halk Partisinin, burada grubu
bulunan tek Muhalefet Partisinin grup toplantısını, bir noktada görmezlikten
gelmek, saygıyla karşılamamak anlamına geliyor. Lütfen bunu tashih ediniz,
lütfen bunu düzeltiniz. Cumhuriyet Halk Partisinin grup toplantısının Türkiye
Büyük Millet Meclisi Televizyonundan bütün yurttaşlara ulaşmasına lütfen engel
olmayınız; çünkü, saat 14.00'te yayın kesiliyor. Bakın, bu bir uyarıdır. Belki
gözden kaçıyor; ama, ben, bunu, bir kere daha dikkatlerinize sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, ikinci konu olarak, geçen
haftanın özetine kısaca değinmek istiyorum, birçok arkadaşım değindi. Bu
konuların detaylı bir şekilde tartışıldığını biliyoruz; komisyonlarda
tartışıldı, Genel Kurulda tartışıldı. Birçok konuşmacı arkadaşımızın değindiği
gibi, 1 Haziran uç tarihine yetişebilmesi için, Türkiye'nin hukuk sisteminin
böyle bir gecikme karşısında allak bullak olmaması için elimizden geleni
yaptık. Belli bir mutabakat sergilendi. Bu mutabakat sergilenirken içimize
gömdüğümüz çok şey oldu bizim. Basın özgürlükleriyle ilgili olsun, diğer konularla
ilgili olsun, birçok şeyi, 1 Hazirana bu kanun çıksın diye, belli noktalarda,
tartışma noktasından çıkarıp, bunun gereğini yerine getirmeye çalıştık. Yaptık
da ne oldu değerli arkadaşlarım?! Yaptık da ne oldu?! Bu mutabakat perşembe
günü akşamı, 263 üncü madde gündeme geldiğinde ne oldu?! Şimdi, geçen haftanın
özetine bakalım ki, geçen hafta neler yaşadığımızı değerlendirelim ki, bu hafta
neler yaşayabileceğimizi de bir öngörelim.
Değerli arkadaşlarım, eksik olmayın, ağzınızdan
"iktidar ve muhalefet partileri birlikte hareket ediyorlar" söylemi
düşmüyor, tamam; ama, işin nazik noktası geldiğinde, muhalefet partisi bir
kenara gidiyor, İktidar Partisi "benim dediğim olacak" diyor. Böyle
mutabakat olur mu değerli arkadaşlarım?! Bunun olumsuz örneklerinin bu haftaya
yansımayacağının garantisini kim verebilir?
Sayın milletvekilleri, üzüldüğüm bir noktayı sizlerle
paylaşmak istiyorum. Belki, muhatabı olarak Sayın Başbakan burada değil; ama,
gerçekten, sadece beni değil, Cumhuriyet Halk Partili tüm milletvekillerini ve
Cumhuriyet Halk Partisi çizgisinde bulunan tüm yurttaşlarımızı yaralayan bir
konuyu da dile getirmek istiyorum; "seviyesiz muhalefet" eleştirisi.
Değerli arkadaşlarım, geçen haftaki çalışmalar
sırasında özveriyi söyledim. Bu mu seviyesiz muhalefet örneği suçlamasına neden
olacak konu?! Şimdi, bazı şeyleri, toplumsal değerleri zedelemeden, bir
saptırma yapmadan ve hele de Sayın Başbakan konumunda, noktasında, üsluba
dikkat ederek dile getirmek son derece gerekli görünüyor.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu suçlamayla karşı
karşıya kalan Anamuhalefet Partisi Grubu bu hafta nasıl bir çalışma temposu
içine girsin sizce? Evet, soru çok açık; nasıl bir çalışma temposu içine girsin
sizce?
Şimdi, ilk sırada görüşeceğimiz İcra ve İflas Kanunu
Teklifi 1 Hazirana yetişecek söylemi… Peki, niye 263'le bu kadar uğraştınız? Bu
Mecliste bu kadar çok gerginlik yarattıktan sonra, 263'ü olduğu şekliyle,
mutabakat olduğu şekliyle geçirseydiniz de, İcra ve İflas Yasa Teklifi
komisyonlarda ve Genel Kuruldaki görüşme sırasını alıp, geçen hafta içinde
yasalaşıp Sayın Cumhurbaşkanının önüne gitseydi; değil mi? Sorulara yanıt da
vermek gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, o zaman, ben, size, kararımızı
çok net ifade edeyim: Biz, bu haftadan sonra, Sayın Başbakanın istediği
seviyede muhalefet yapacağız ve burada, tüm maddelerde, bütün arkadaşlarım
çıkacak ve konuşacaklar. Kanunu desteklediğimiz yönler çok var; Tarım Ürünleri
Sigortası Kanununda olduğu gibi, diğer kanunlarda olduğu gibi; ama, her maddede
görüşümüzü söyleyeceğiz ve sizden de, asgarî, bu salonda, 139 kişinin, maddeler
oylanırken bulunmasını talep edeceğiz. Bakın, şimdiden söylüyorum. Şimdiden
söylüyorum.
Değerli arkadaşlarım, evet, muhalefet istiyorsunuz,
seviye biçiyorsunuz. O zaman, biz, gerekli noktada belli bir tavır sergileyelim
ki, bu tartışmalara bir son verelim.
Sayın milletvekilleri, bu arada, üzüldüğüm bir nokta
daha var -ki, kendisini çok sayarım ve severim- Sayın İrfan Gündüz'ün dünkü
açıklamalarının bir sürçülisan mı, yoksa, hani "fırsatını bulmuşken
içimdekileri bir şu ortama dökeyim de olsun bitsin" tarzında söylenmiş
sözler mi olduğunu gerçekten merak ediyorum; çünkü, kastını aşan bazı ifadeler
bakımından, Sayın Gündüz, belki -Sayın
Başkan müsaade ederse- yerinden, kürsüye gelmeden kısa bir açıklamada bulunmak
ister.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakın, Sayın Gündüz'ün
dünkü sözlerinden sonra, ben, bakıyorum, bir tek Sağlık Bakanı var; onun tıp
fakültesinden mezun olduğunu biliyorum; ama, 7 tane, terörist suçlamasıyla
karşı karşıya kalacak bakan var kabinede.
Şimdi, bakın, ODTÜ, Siyasal, İTÜ, ODTÜ, Siyasal,
Siyasal mezunu 7 tane bakan var elimde; yani, Sayın Grup Başkanvekili
arkadaşımın dünkü değerlendirmesiyle, haşa, öyle bir yorum yapmak istemiyorum;
ama, kendi yorumuyla, bu suçlamaya maruz kalıyorlar. Milletvekili sayısını
düşünecek olursanız, İktidar Partisinde tam 26 tane arkadaş bu suçlamayla karşı
karşıya. Karşımda 1 tane örnek görüyorum; Sayın Hasan Anğı'yı görüyorum; İTÜ
mezunu.
Yanılmıyorum değil mi?
HASAN ANĞI (Konya) - Doğru.
HALUK KOÇ (Devamla) - Ama, haşa, sizi biliyorum, millî
ve manevî değerlerle büyüdüğünüzü ve belli bir dünya görüşüne sahip olduğunuzu
biliyorum; bu suçlamaya maruz değilsiniz. Onu Sayın Gündüz açıklayacak burada;
çünkü, bu eğitim kurumlarından mezun olan binlerce insan bir açıklama bekliyor
Sayın Gündüz, asgarî bir nezaket bekliyor. Sürçülisan mıdır yoksa içinizden
gelenin dökülmesi midir? Bunlara herhalde yerinizden kısa bir açıklama
getirirsiniz.
Değerli arkadaşlarım, açıklaması biraz gerçekten güç
bir manzara çıkıyor. Ben kendi grubumdaki arkadaşlarım için; İstanbul Teknik
Üniversitesinden, Orta Doğu Teknik Üniversitesinden ve Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olan tüm arkadaşlarım için kefilim Grup
Başkanvekili olarak. Sizin değerlendirmelerinizin dışındalar onlar. Sizinkilere
de siz açıklık getirin.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu hafta tüm bu yasaların
görüşmelerinde, komisyonda muhalefet şerhi konulmayan konularda bile, inanın,
yaşadığımız olaylardan sonra bir değişiklik yapıp yapmayacağınızı biz
bilemiyoruz ve bu konuda da güvenemiyoruz. Onun için, bir soru daha sormak
geliyor aklıma. Sayın Kandoğan da buna değindiler. Peki, gerçekten, siz, saat
14.00-23.00 arasında aralıksız 9 saat mesaiye burada karar yetersayısı ve
toplantı yetersayısı bulundurarak acaba uyabilecek misiniz?
İLYAS ARSLAN (Yozgat)- Uyarız… Uyarız…
HALUK KOÇ (Devamla)- Peki. Sizi pek nadir görüyorum;
ama, Sayın Bayraktar dese ben ona saygıyla yaklaşırım; çünkü, o devamlı burada.
Bir çözülme içindesiniz biliyor musunuz. Bir gevşeme içindesiniz. Ben size onu
söyleyeyim. Gerçekten yoruldunuz. Çünkü, içinizde hep aynı arkadaşlar
grubunuzun devam sorununu aşmaya çalışıyor. Ben onları gerçekten kutluyorum.
Bir kısmı sadece oylamalarda büyük bir telaş içerisinde el kaldırarak içeriye
girip, ne oylandığını bilmeden, gruba bakarak el kaldırma peşinde. Onlara da
yine bir derece saygı gösteriyorum; çünkü, hiç olmazsa Meclis çatısı içindeler;
ama, geniş bir çoğunluk burada yok.
ZÜLFÜKAR İZOL (Şanlıurfa)- Sizinkiler yapmıyor mu?
HALUK KOÇ (Devamla)- Sayın Aktaş, siz de varsınız.
Sayın Aktaş dedim, pardon, sesi ona benzettim. Genellikle uzaktan bağırınca
Sayın Aktaş oluyor. Sayın Aktaş da devamlılardan.
ZÜLFÜKAR İZOL (Şanlıurfa)- Hayır efendim, biz grubumuzu
topluyoruz. Siz kendi grubunuzu tutamıyorsunuz.
HALUK KOÇ (Devamla)- Değerli arkadaşlarım, siz
iktidarsınız. Bu Mecliste bu sayıları bulundurmak öncelikle sizin göreviniz.
BAŞKAN- Sayın Koç, lütfen Genel Kurula hitap eder
misiniz.
Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız.
HALUK KOÇ (Devamla)- Peki.
Değerli arkadaşlarım, önceliklerinizi de tam
saptayamıyorsunuz. Bakın, tohumculuk yasası getirdiniz, 4 üncü, 5 inci maddede
çektiniz, rafta duruyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HALUK KOÇ (Devamla) - Bitiriyorum… Toparlıyorum…
BAŞKAN - Sayın Koç, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Esnaf yasasını getirdiniz, 7 nci maddede duruyor.
Boyuna "çok acil" diyorsunuz, "15 Hazirana kadar çıkması lazım"
diyorsunuz; Sayın Anğı çırpınıyor, Sayın Ali Coşkun çırpınıyor, fakat, önüne,
boyuna, kanun geliyor. Acaba, samimî misiniz?! Samimî misiniz bu yasanın
çıkmasında?! Rafta olan, getirip de, yine, böyle Danışma Kurulu kararlarıyla
öncelikle çıkması gereken yasalar kapsamında değerlendirdiğiniz ve rafta
tuttuğunuz yasalara bir bakın değerli arkadaşlarım!.. Önceliklerinizi saptayın.
Bir panik içindesiniz, devam sorununuzdan bu gündem belirleyememe sorununa
kadar bunalmış vaziyettesiniz. Çabuk yaşlandınız. Bunları bir eleştiri olarak,
lütfen, kabul edin. Belki söylediğim noktalarda bazı açıklamalarda
bulunursunuz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.
Sayın Gündüz, sadece Sayın Koç'un…
Buyurun.
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; değerli arkadaşım Sayın Koç'a, bana açıklama fırsatı verdiği
için teşekkür ediyorum.
Bir defa, ne kişiliğim ne kimliğim, bir kurumu
bütünüyle karalamaya imkân vermez. Kaldı ki, ben hayatını üniversitede geçirmiş
bir insanım. Tabiî, bu kanunsuz eğitim kurumu açanlarla ilgili meşhur 263 üncü
maddeyle ilgili sorulan sorular… Aslında, "eğitim kurumu açanlar"
olmasına rağmen kanunun maddesi, her nasılsa, hep Kur'an kursuna indirgendi.
Yani, bir tek eğitim kurumu olarak Kur'an kursu mu var idi?! Kaldı ki, Sayın
Baykal… (CHP sıralarından gürültüler)
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Ona indirgeyen sensin!
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Ona çekmeye çalışıyorsunuz!
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Kaldı ki, Sayın Baykal,
geçende güzel bir açıklamada bulundular. "Biz, Kur’an eğitimine,
vatandaşın din eğitimine kesinlikle karşı değiliz." Sayın Koç aynı şekilde
açıklamalarda bulundular. Aslında, illegal Kur'an kurslarının açılmasını
tetikleyen esas gerekçeleri görmemiz ve ona göre de bir çözüm aramamız lazım. O
da şudur: Bugün, Diyanetin, nasıl bütün eğitim kurumları Millî Eğitim
Bakanlığının denetimindeyse, aslında, Kur'an kurslarının da Diyanetin
denetiminde yaygınlaştırılarak devam etmesi lazım; çünkü, misyonerlik
faaliyetleriyle ilgili her gün bir hayıflanma karşımıza çıkıyor. Bu tabiat,
birleşik kaplar kanunu gibi boşluk bırakmayı kabullenmez. O yüzden, sizin bıraktığınız
boşluğu bir başkası gelir doldurur. O yüzden, vatandaşın din eğitimiyle ilgili
taleplerine karşılık verebilmek için önündeki kısıtlamaları kaldırma konusunda
önümüzdeki günlerde hep beraber gayret gösterelim.
Benim burada söylemek istediğim, bütün Kur'an
kurslarını, nasıl terörist Kur'an kursları, illegal El Kaidenin, Hizbullahın ya
da diğer illegal örgütlerin kursları diye nitelemenin yanlışlığını vurgulamak
üzere dedim ki, suç ve suçluluk şahsîdir, ceza da şahsîdir.
YILMAZ KAYA (İzmir) - Beyefendi, kanunsuz eğitimden
bahsediyoruz.
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla) - Eğer, böyle münferit, bazı
kişilerden dolayı bir kurum bütünüyle karalanacak ve kapatılacaksa, o zaman
Orta Doğu Teknik Üniversitesi menşeli ya da siyasal menşeli ya da teknik
üniversite menşeli birkaç terörist çıktı diye koskoca kurum ne karalanabilir ne
de kapatılabilir. Benim söylemek istediğim budur. Bunun dışında başka bir
ifadeyi benim adıma söylemek yanlıştır. Özellikle bunu kamuoyuna ilan ediyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Yasadışı eğitimden
bahsediyoruz.
ATİLA EMEK (Antalya) - Kanuna aykırı okul…
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gündüz.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, yerimden kısa bir
açıklama yapmama müsaade eder misiniz?
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sayın Başkan, böyle bir
savunma olabilir mi yahu?
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Ancak Sokrat yapar böyle bir
savunmayı!
BAŞKAN - Saygıdeğer arkadaşlarım, hatiplerin
konuşmasını başka bir milletvekilinin düzenlemesi mümkün değil. Açıklamayı
kendisi yapıyor, kendisini bağlıyor. Dolayısıyla, onun nasıl konuşacağına
yerimizden oturarak biz karar veremeyiz, böyle bir hakkımız yok.
YILMAZ KAYA (İzmir) - Ama, sizin de müdahale hakkınız
var.
BAŞKAN - Onun için sabırla, lütfen, bekleyelim.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, yerimden açıklama
yapabilir miyim?
BAŞKAN - Sayın Koç, mikrofonunuz açık. Çok kısa…
Buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Bu konuda bir çarpıtma gayreti
devam ediyor. Öncelikle ben iki cümleyle şunu ifade etmek istiyorum: Tabiî ki,
nüfusunun yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede isteyen herkesin dinî bilgilere
ulaşması ve Kur'an'ı öğrenmesinin önüne kimse bir engel koyamaz. Cumhuriyet
Halk Partisi bunu savunuyor diye, yani bunun aksini savunuyor diye bir suçlama
getirmeyin. Bunu çok net ve açık söylüyorum.
Yalnız, problem şurada: İslama inanan, İslam
felsefesine inanan; ama, demokratik cumhuriyet içerisinde, demokrasi ve
cumhuriyet kavramları ile Müslüman kimliğini birleştirerek yaşayan insanlardan
hiçbirimizin rahatsız olmaması gerekiyor; bizim söylemek istediğimiz bu.
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Ben de bunu söyledim zaten.
HALUK KOÇ (Samsun) - Bizim söylemek istediğimiz bu;
yani, farklı bir şey değil. Lütfen, Sayın Başbakan dahil, Cumhuriyet Halk
Partisiyle ilgili asılsız hiçbir şeyi lütfen dile getirmeyin. Bu konular hassas
konulardır, ortak değerlerdir; bu konular yakar, herkesi yakar.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş olan
önerisi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını
istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Şimdi, öneriyi okutup, oylarınıza sunacağım.
HALUK KOÇ (Samsun) - Okundu Sayın Başkan.
BAŞKAN - Oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını
arayacağım.
Öneriyi okutuyorum, tekraren...
HALUK KOÇ (Samsun) - Demin okundu, bir daha mı
okutuyorsunuz Sayın Başkan?!
(CHP sıralarından "Okundu, okundu" sesleri)
BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler...
Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur;
birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 15.46
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:
15.57
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 105 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
V.- ÖNERİLER
(Devam)
A) Sİyasî Partİ
Grubu Önerİlerİ (Devam)
1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İçtüzüğün
19 uncu maddesine göre verilmiş olan önerisinin oylanmasında karar yetersayısı
bulunamamıştı.
Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunup, karar
yetersayısını arayacağım.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, İçtüzüğün 37 nci
maddesine göre verilmiş 2 adet doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; ayrı
ayrı okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) Tezkereler ve
Önergeler (Devam)
2.- Denizli Milletvekili Ümmet
Kandoğan'ın, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifinin (2/327) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi
(4/300)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
13.10.2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına sunmuş olduğum (2/327) esas numaralı 657 Sayılı Devlet Memurları
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifim, Başkanlıkça havale
edildiği komisyonda bugüne kadar görüşülmediğinden, teklifimin, İçtüzüğün 37
nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması hususunda gereğini arz ederim.
Saygılarımla.
Ümmet Kandoğan
Denizli
BAŞKAN - Önerge üzerinde, teklif sahibi Sayın Ümmet
Kandoğan'a söz veriyorum; buyurun.
Sayın Kandoğan, süreniz 5 dakikadır.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
13.10.2004 tarihinde vermiş olduğum kanun teklifi,
kırkbeş günlük süre içerisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmediği için,
37 nci maddeye göre söz talebim bulunmuştu.
Değerli milletvekilleri, devlet memurlarıyla ilgili, 8
adet kanun teklifi verdim, Prof. Dr. Sayın Dursun Akdemir'le birlikte. Bu 8
adet kanun teklifimiz, devlet memurlarıyla ilgili olarak, son derece önemli
konuları ihtiva eden kanun teklifleri. Bunlardan bir tanesi, memurlara 1 derece
verilmesi; daha önce, Meclisimizde kanunlaşarak yürürlüğe girmişti
Bugünkü vermiş olduğumuz kanun teklifi ise, devlet
memurlarının ikamet ettikleri il hudutlarını yetkili amirlerinin yazılı izni
olmadan terk edememeleriyle ilgili bugüne kadar yürürlükte olan ilgili kanun
maddesinin değiştirilmesiyle ilgili. Bu madde, bugüne kadar, maalesef, devlet
memurlarının yüzlercesinin -bu maddeye riayet etmemesi nedeniyle- disiplin
cezası aldığı bir madde. Getirdiğimiz teklif, bundan sonra, devlet memurlarının
ikamet ettikleri il sınırları dışına çıkmalarının sadece ilgili amirleri
bilgilendirerek olması yönünde bir teklifimiz. Eğer bu teklifimiz sayın
milletvekilleri tarafından da uygun görülecek olursa, devlet memurlarının
çekmiş olduğu büyük bir sıkıntı hafiflemiş olacaktır.
Yine bu konularla ilgili vermiş olduğumuz kanun
tekliflerinden biri de... Devlet memurlarının 18 yaşını bitirmiş erkek
evlatları ve 25 yaşını bitirmiş kız çocuklarının tedavi giderlerinin devlet
tarafından karşılanmaması söz konusu. 18 yaşını bitiren erkek evladının -eğer
üniversiteye devam etmiyorsa- herhangi bir sağlık problemi nedeniyle çıkacak
fatura devlet tarafından değil, zaten zor şartlar altında geçimini sürdüren
devlet memurları tarafından ödeniyor. Bu sınır kız çocuklarında 25 yaş. 25
yaşını bitirmiş, ancak herhangi bir işte çalışmayan devlet memurunun kız
çocuklarının da tedavi giderlerinin devletçe karşılanmasıyla ilgili bir başka
kanun teklifi...
Yine, devlet memurlarının yıllık izinleriyle ilgili
olarak... Biliyorsunuz, devlet memurları, izinlerini, cumartesi, pazar günleri
de sayılmak üzere almaktadırlar; ancak, işçilerdeki uygulama farklıdır.
Teklifimiz, 5 yıla kadar devlet memuru olanların 15 işgünü, cumartesi, pazarlar
hariç sayılmak üzere, 5 yıla kadar devlet memurluğu yapanların 15 işgünü, 6
yıldan 15 yıla kadar olanların 20 işgünü ve 15 yıldan fazla olanlar için de 25
işgünü izin verilmesiyle ilgili.
Yine bir başka kanun teklifimiz, devlet memurlarının
disiplin cezalarının affıyla ilgili; o da perşembe günü Adalet Komisyonunda ele
alınacak. İnşallah, en kısa zamanda da Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine geleceğine inanıyorum.
Değerli milletvekilleri, niçin devlet memurlarıyla
ilgili bu düzenlemeleri getiriyoruz; hakikaten, devlet memurları son derece
fedakârca görevlerini yapan ve sadakatle devlete bağlı olan insanlar. Bunların
içinde bulundukları maddî durumlarının da -ekonomik bakımdan- sağlıklı bir
yaşam sürmelerine elverişli olmadığını da çok yakından bilen birisiyim. En
azından, maddî imkânlarının dışında, onları diğer yönlerden rahatlatacak olan
bu kanun tekliflerinin, inşallah, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul
edilmesi en büyük arzumuzdur.
Değerli milletvekilleri, biraz önce Türkiye Büyük
Millet Meclisinin çalışmasında sıkıntılar olduğunu ifade etmiştim. Daha bu
konuşmanın üzerinden 5 dakika geçmeden, daha Meclisin açıldığı ilk gün, ilk
karar yetersayısının, 139 sayısının bulunamaması, benim ne kadar haklı olduğumu
biraz önce gözler önüne serdi.
Yine, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili
Sayın Eyüp Fatsa'nın ifadelerinin de, son derece yanlış olduğunu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, 1 dakikalık eksüre veriyorum,
lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Toparlıyorum.
Sayın Eyüp Fatsa, geçen hafta, benim, Meclis
çalışmalarını yeterince takip edemediğimi ifade etti; ancak, sizler de
biliyorsunuz ki, Meclise en fazla devam eden milletvekillerinin başında yer
alıyorum. Geçen hafta da, yine başından sonuna kadar Meclis çalışmalarında hep
yer aldım ve söylediğimin de arkasındayım. Geçen hafta 25-30'ar kişilik
parmaklarla çok önemli kanunlar buradan geçti. Sayın Fatsa, benim özel
sıkıntılarım olduğundan bahsetti; ancak, ben hemen şunu ifade etmek istiyorum:
Ben, devletimin, milletimin menfaatlarını, Meclisin yüce menfaatlarını, kendi
özel menfaatlarımın, sıkıntılarımın üzerinde tutan birisiyim. O bakımdan, Sayın
Eyüp Fatsa'nın o beyanını da yakışıksız buluyorum, yanlış buluyorum ve o beyanı
da, inşallah, ilk konuşmasında düzeltmesini istiyorum.
Ve son olarak, geri gönderilen kanunlarla ilgili
rakamları demin verememiştim. 22 nci Dönemde 34 kanun, 21 inci dönemde 8 kanun,
20 nci Dönemde 6 kanun, 19 uncu Dönemde 18 kanun, 18 inci Dönemde 16 kanun
Sayın Cumhurbaşkanından geri dönmüş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Teşekkür edeceğim Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ve ilk defa, bu dönemde,
daha ikibuçuk yıl içerisinde 34 kanun Sayın Cumhurbaşkanından geri dönmüştür.
Bu rakamları, bilgileri de sizlere iletiyorum ve Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bugünkü, bundan
sonraki görüşmelerle ilgili olarak yapacağım uygulamayı bilgilerinize
sunuyorum. İster grup adına ister şahıslar adına konuşma yapan bütün
milletvekili arkadaşlarımın sürelerini, sadece sözlerini bitirmeleri için 1
dakika uzatacağım, 1 dakikanın dışında, hiçbir milletvekili arkadaşımın veya
grup adına konuşan arkadaşların sözlerini uzatmayacağımı takdirlerinize
sunuyorum. İcraatım bu şekilde olacaktır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İkinci önergeyi okutuyorum:
3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün,
Üreticilerin TC Ziraat Bankası AŞ ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan ve
Yeniden Yapılandırılan Borçlarının Faizsiz Ödenmesine İlişkin Kanun Teklifinin
(2/404) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/301)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
(2/404) esas numaralı kanun teklifim 45 gün içinde
Komisyonda görüşülmediğinden, İçtüzüğün 37 nci maddesi gereğince doğrudan
gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.
4.5.2005
Ensar Öğüt
Ardahan
BAŞKAN - Sayın Öğüt, buyurun.
Süreniz 5 dakika.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; İçtüzük 37 nci maddeye göre gelen kanun teklifimin üzerinde
konuşmak istiyorum.
Çiftçilerin, Ziraat Bankasına, tarım kredi
kooperatifine borcundan dolayı faizlerin silinmesi, anaparanın da 5'e
bölünmesiyle ilgili bir kanun teklifim var; bu kanun teklifimle ilgili
konuşacağım.
Yalnız, biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleriyle de görüştüm. Bu kanun teklifimin gündeme gelmesi için
konuşma yapacağım. Kanun teklifimin, Adalet ve Kalkınma Partisinin vereceği
kanun teklifiyle -onlar da hazırlıyorlarmış- birleşerek, çiftçilerimize bir
iyileştirme, rahatlatma getirilmesini açıklıyorum; yani gündeme getiriyorum.
Kanun teklifimin, daha sonra gelecek kanun teklifiyle birleşmesini öneriyorum.
Bu arada, değerli arkadaşlar, kendi bölgemle ilgili bir
şey söyleyeceğim; bu, Türkiye'nin genelinde de var. Şu anda, Ardahan'da
dozerler çalışmıyor, yol yapılmıyor, kanal eşilemiyor, korkunç bir durum var.
Niye; mazot yok. Bu, sadece Ardahan'da değil, Türkiye'nin her yerinde var.
Devletin, böyle bitmişliği olabilir mi?!
Göle'de, Samandöken Köyüne cenazeye gidecek bir
arkadaşım, yol olmadığı için gidememiş, dozere, greydere kendisi mazot koymuş,
yolu açtırmış ve beni aradı. Yani, hakikaten ciddî söylüyorum, böyle bir şey
olmaz! Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılmasının ne kadar zararlı
olduğunu, işte, hep beraber yaşıyoruz; Yozgat'ta da, Konya'da da, her yerde
yaşıyoruz, Burdur'da da yaşıyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu çiftçilerin borçlarının
silinmesinin üzerinde niye çok sık duruyorum; köylümüz çok mağdur oldu, perişan
oldu. Bakın, burada, yine Göle'nin Samandöken Köyünde, 200 kişi icraya verilmiş
ve bu insanların inekleri satılıyor Göle'nin meydanında. Yine, Ardahan Göle'de
-şimdi bu belgeyi vereceğim- Esnaf Kefalet Kooperatifinden kredi alan esnafa
yüzde 64 faiz uygulanmış, şu anda, 600 esnafın evine icra gitmiş. Lütfen, Sayın
Bakanım, bu konuda talimat verin, icraları durdurun ve esnafa, çiftçiye
iyileştirmeyi, çok kısa bir zamanda getirelim ve bu insanlarımızı kurtaralım.
Şimdi, bana gelen icra emirlerini okuyacağım. Bakın,
Zile'den gelmiş, Tokat-Zile'den; yüzde 39 faiz isteniyor. Bunu, AK Partinin
Grup Başkanvekiline vereceğim, yüzde 39… Şimdi, Türkiye'de enflasyon yüzde 9,
çiftçiden istenen faiz yüzde 39; bu, Allah'a reva değil arkadaşlar, hakikaten
çok kötü bir şey; yani, bu, hepimizin ortak sorunu.
Erzurum'dan gelmiş, Hanifi Ateş'ten -ismini söylüyorum-
Erzurum-Pasinler'den; aynı durumda; 3 milyar almış, 23 milyar olmuş. Bunun
altından, ben kendimi satsam kalkamam diyor.
Aynı durumda, Amasya-Suluova'dan gelmiş; anapara 25
milyar lira, faiz 57 milyar lira, toplam borç 113 milyar lira. Bir köylünün,
113 milyar ödeme şansı var mı?! Evini, mülkünü, tarlasını da satsa, traktörünü
de satsa, mümkün değil. Amasya'dan gelmiş bana faks, 113 milyar lira…
Ankara-Beypazarı… Çiftçilerimiz de, bak, orada
oturuyorlar; Beypazarı'ndan geldiler, orada oturuyorlar. Ahmet Bozkurt borçlu,
kefilleri de var; 42 milyar lira kredi almış, 106 milyar lira faiz gelmiş,
toplam borç 149 milyar. 149 milyarı, adam rüyasında görmedi.
Şimdi, benim istediğim şu, değerli arkadaşlar: Biz,
burada, naylonfaturacıları, sahte faturacıları, hayalî ihracatçıları affettik.
Bu köylü bizim üretenimiz, bizim soframıza getiren insanlar. Sizden istirham
ediyorum, bunların bu yüksek faizleri silinsin, diğer kısım da 5 taksite
bölünsün…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Öğüt, lütfen konuşmanızı bitiriniz.
Buyurun.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Bu şekilde, mutlak surette
çözülsün.
Niye; bakın arkadaşlar, şimdi, diyelim ki…Efendim,
bazıları demiş ki, ödeyenler var, ödemeyenler var; ödemeyenler ne olacak?!
Şimdi, bakın, ödeyenler ne yapmış biliyor musunuz; ödemeyenlere kefil olmuş.
Şimdi, gidin, Yozgat'ta Toprak Mahsulleri Ofisine mal veriyor adam. Kefil olmuş
bir başka köylüsüne. Kefil olduğundan dolayı o adamın buğdayını almıyor Ofis.
Niye almıyorsun? "Senin borcun var, verirsen de borcundan keserim. Niye
ödemedin? Filan adama kefil olmuşsun..." Şimdi, köy küçük olduğu için
herkes birbirine kefil olmuş; herkes borçlu devlete; yani, ödeyen de, ödemeyen
de. Ödeyen, kefil olduğu için borçlu; ödemeyen zaten borçlu.
Bu çerçevede, değerli arkadaşlar, kanun teklifimin,
İktidar Partisinin kanun teklifiyle birleşerek, en kısa zamanda, gelip,
çiftçilerimizin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Başkanım, toparlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öğüt; buyurun.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Teşekkür edeceğim Sayın
Başkan...
BAŞKAN - Sayın Öğüt, açıkladım; uygulamamı bugün bu
şekilde devam ettireceğim.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Kardeşim, ölüm değil yani!..
Teşekkür edeceğim.
BAŞKAN - Açıkladım Genel Kurula, icraatımı nasıl
yapacağımı; sözümü geri alamam. Buyurun, lütfen, teşekkür ediniz.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Peki; teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Ben teşekkür ederim.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, önergeyi
oylarınıza sunuyorum...
HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını
istiyorum.
BAŞKAN - Arayacağım.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur; birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 16.14
DÖRDÜNCÜ
OTURUM
Açılma Saati:
16.26
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 105 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) TEZKERELER
VE ÖNERGELER (Devam)
3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün,
Üreticilerin TC Ziraat Bankası AŞ ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan ve
Yeniden Yapılandırılan Borçlarının Faizsiz Ödenmesine İlişkin Kanun Teklifinin
(2/404) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/301) (Devam)
BAŞKAN - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, İçtüzüğün
37 nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergesinin oylamasında
karar yetersayısı bulunamamıştı. Önergeyi
yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler...
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Kâtip Üyelerimiz
arasında ihtilaf vardır; oylamayı elektronik oylama cihazıyla yapacağım.
Oylama için 3 dakika süre veriyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, karar
yetersayısı vardır; önerge kabul edilmemiştir.
Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer
denetim konularını görüşmüyor, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
VII. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1. - Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihi
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu
İhale Kanununa Geçici Madde eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1 inci sırada yer alan kanun teklifinin geri
alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden teklifin görüşmelerini
erteliyoruz.
2 nci sırada yer alan, Esnaf ve Sanatkârlar Meslek
Kuruluşları Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi
ve Teknoloji Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerde devam edeceğiz.
2.- Esnaf ve Sanatkârlar Meslek
Kuruluşları Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi
ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/969) (S. Sayısı: 851)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Tasarının görüşülmesi ertelenmiştir.
Üçüncü sıraya alınan, Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve
Adalet Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
3.- Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in;
İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet
Komisyonu Raporu (2/460) (S. Sayısı: 915) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Komisyon raporu 915 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde söz alanlar: Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç, AK Parti Grubu adına
Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu; şahısları adına, Malatya Milletvekili
Muharrem Kılıç ve Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu.
İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Malatya
Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç'ın. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Kılıç, sürenizi birleştirerek kullandıracağım
size.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sağ olun
efendim.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Hatay
Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifiyle ilgili olarak, teklifin geneli üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, getirilen kanun teklifinin
gerekçesinde "5327 sayılı Türk Ceza Kanununun genel hükümleri bakımından
özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda gerekli değişikliklerin
yapılması zorunlu bulunmaktadır" denilmektedir; yani, İcra ve İflas
Kanununun ceza içeren hükümlerinin, yeni Türk Ceza Kanunu çerçevesinde yeniden
değerlendirilmesinden ibaret, bu getirilen kanun teklifi. Türk Ceza Kanununun 5
inci maddesi ne diyordu; şöyle bakarsak:
"Özel
kanunlarla ilişki
Bu kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza
içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır." Bu getirilen düzenleme
önemli bir düzenleme olarak gösterildi, denildi ki: Ceza içeren tüm kanunlarda
hükümler bir bütünlük arz etsin, Türk Ceza Kanununun genel hükümleri tüm özel
kanunlardaki cezalar için de uygulansın; ama, öyle oldu mu acaba. Türk Ceza
Kanununun 5 inci maddesi değerli arkadaşlar, henüz yürürlüğe girmeden şu anda
eskimiş durumda; çünkü, henüz yürürlüğe girmemiş bu 5 inci maddeyi birkaç
yerinden şu anda delmiş bulunmaktayız. Bununla ilgili bir düzenleme 765 sayılı
Türk Ceza Kanununun 10 uncu maddesinde vardı; orada "ayrı hüküm
bulunmaması durumunda özel ceza kanunlarıyla ilgili genel kanunlar
uygulanır" deniliyordu; ancak, -dediğimiz gibi- bu getirilen düzenlemeyle
özel ceza kanunları, Türk Ceza Kanunuyla ilgili hükümler bakımından uygulanır
duruma geldi.
Değerli arkadaşlar, hukukumuzda çok sayıda özel yasa
var. Bunlardan bir kısmı suçları belirlemiş; ancak, cezası bakımından Türk Ceza
Kanununa atıfta bulunmuş. Birkısım özel yasalarda da hem suçlar belirlenmiş hem
de karşılığında cezaları konulmuş.
(x) 915 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Değerli arkadaşlar, bu kanun görüşülürken, yani, Türk
Ceza Kanunu görüşülürken, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bu kanunun
uygulanmasında sıkıntılar yaşanacağı belirtilmişti; çünkü, tüm özel ceza yasalarındaki
hükümleri Türk Ceza Kanununa uyarlamak o kadar da kolay değildi. Bununla
ilgili, özel yasanın uygulandığı alanlardan, hemen bu Türk Ceza Kanunu
yürürlüğe girdikten sonra tepkiler gelmeye de başladı.
İlk eleştiri ve teklifler askerî cenahtan geldi;
dediler ki: "Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesi, Askerî Ceza Kanununda,
disiplin mahkemelerinde uygulanırsa, askerî düzen zafiyete uğrar, askerin
disiplini bozulur, terörle etkin mücadelemiz zarara uğrar. Bununla ilgili, biz,
Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesi kapsamından çıkmak istiyoruz." Hükümet
ne yaptı; hükümet de "askerî cenahın, askerî kesimin eleştirileri
doğrudur. Biz, Askerî Ceza Yasası yönünden, askerî disiplin mahkemeleri
yönünden bu düzenlemeyi değiştirelim" dedi ve çıkarmış olduğumuz bir
kanunla, yani, Türk Ceza Kanununun yürürlüğe gireceği 1 Nisandan bir gün önce,
31.3.2005 günü çıkardığımız bir yasayla, Askerî Ceza Kanunu ve Disiplin Mahkemeleri
Kanununa madde ekleyerek, bu kanunları, Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesi
kapsamından çıkardık. Askerlerin eleştirileri kısmen haklıydı; ancak,
askerlerin içinden, bizim kanunlarımız da Türk Ceza Kanunundaki genel hükümlerle
uyumlu hale gelsin diyenler de vardı. Örneğin, birkısım vatandaş askerlik
hizmeti yaparken… Somut bir olay anlatayım; bir albay, aynı düzeydeki bir
albayla ağız münakaşasından on ay hapis cezası alıyor. Eğer, o hapis cezası,
genel hükümler uygulansaydı, şu anda paraya çevrilmiş olacaktı; ancak, Askerî
Ceza Kanunu hükümleri olduğu için, bu hapis cezasının paraya çevrilmesi imkânı
yok. Bu nedenle, o kesimde de mağduriyetler yaşanıyordu. Olayın bir başka
boyutu var; onu da yine askerî kesim izah etti, dedi ki, bizim disiplinimiz
zaafa uğrar; bu da gözardı edilmeyecek bir gerekçe. Bu nedenle, bu yasanın
uygulanması zor.
Olay bununla da kalmadı; biz, tüm özel yasalardaki
durumları Türk Ceza Kanununa uyumlu hale kısa sürede getiremeyeceğimizi
anladığımız için, yeni bir kanun teklifi getirildi Genel Kurulun huzuruna. Bu
kez, 11.5.2005 tarihli ve 5349 sayılı Yasayla, tüm özel ceza yasaları Türk Ceza
Kanununun 5 inci maddesi kapsamından, bir yerde, çıkarıldı. Bunlarla ilgili
uyumlu hale getirilmesi düzenlemeleri 31 Aralık 2006 tarihine ertelendi. Yani,
kanunu çıkarıyoruz, iyi niyetle kanunu çıkarıyoruz, diyoruz ki, tüm ceza
yasalarını bu kanuna uyumlu hale getireceğiz; ancak, daha yasa yürürlüğe
girmeden, yasayı iki kez değiştirdik ve uygulanmasını da tüm özel ceza yasaları
yönünden 31 Aralık 2006 tarihine kadar erteledik.
Değerli arkadaşlar, madem biz bu kanunları
uygulayamayacak idiysek, niye bunlarla ilgili bu kadar uğraş veriyoruz?! Bu
Meclisin mesaisi bu kadar ucuz mu?! Uygulayamayacağımız kanunları niye
çıkarıyoruz?!
Olayın bir başka boyutu daha var değerli arkadaşlar.
Biz, Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesini, sanki, ceza içeren diğer kanunların
hepsinin üzerinde bir madde olarak gördük. Oysa, Yüce Meclisin çıkarmış olduğu
kanunlarda astlık-üstlük ilişkisi olmaz. Yüce Meclisin çıkarmış olduğu
kanunların hepsi birbirine eşittir. Kanunlar arasında bir hiyerarşi olmaz.
Hiyerarşi bizim mevzuatımızda nasıldır; en üst sırada Anayasa vardır,
Anayasamızdan sonra kanunlar, tüzükler, yönetmelikler. Hatta, şu anda,
Anayasamızın 90 ıncı maddesiyle, uluslararası sözleşmeleri de kendi
mevzuatımızın önüne geçirmiş olduk. Hiyerarşi bu şekilde.
Şimdi, biz, 5 inci maddeyi böyle bir anlamla ifade
edersek, sanki diğer kanunların üzerinde bir maddeymiş gibi, sanki diğer
kanunlar buna göre şekillenmek zorundaymış gibi bir ibareyle getirirsek, bunun
uygulamasını yapmamız mümkün olmaz. Bu kanun, yarın, 1 Haziran 2005 tarihinde
yürürlüğe girecek. Peki, 2 Haziranda, 2 Hazirandan sonra, yeni kanunlar önümüze
geldi, eski eserlerle ilgili bir kanun geldi, ormanla ilgili bir kanun geldi
veya icra ve iflasla ilgili başka bir kanun geldi. Bu kanunlarda, Yüce Meclis,
isterse cezalar koyamayacak mı; yeni cezaî düzenlemeler getirirse, o
düzenlemeler geçerli olmayacak mı; mutlaka geçerli olacak. Öyleyse, böyle bir
maddeye, bence gerek yoktu. İyi niyetle düzenlenmiş; ancak, uygulamasının zor
olacağı bir kanun.
Değerli arkadaşlar, üzerinde görüş bildireceğim teklif,
İcra ve İflas Kanunuyla ilgili düzenlemeler getiriyor. İcra ve İflas Kanunu,
hayatımızda önem arz eden bir kanun, temel kanunlardan bir tanesidir; toplum
hayatında çok büyük önemi vardır; çünkü, alacaklıların, hukuk çerçevesi
içerisinde, kanunî ölçüler içinde alacağını almasının şartlarını belirler;
yine, borçluların, hukuk çerçevesi içerisinde, borçlarını nasıl ödeyeceklerinin
şartlarını belirler. İcra ve İflastaki hükümler etkin ve yeterli olmazsa,
toplumda büyük zafiyet doğar. Eğer, biz devlet olarak, mahkemelerimizin vermiş
olduğu kararları yeteri kadar etkin biçimde uygulayamazsak, yine, alacaklı,
kısa bir zamanda alacağına kavuşamazsa, o zaman ne yapar; kanundan umudunu
keser, hukuktan umudunu keser, hukukdışılığa yönelir; buna zaman zaman
rastlamaktayız da. Geçmişte, bu ülkede çek senet mafyalarının çıktığını hepiniz
bilmektesiniz. Bu nedenle, yasaların, mutlaka toplumsal mutabakat içinde, bu
işin uzmanlarından, bu işin uygulayıcılarından fikir alarak, görüş alarak,
düşünce alarak birlikte yapılması gerektiğini söylüyoruz.
Bununla ilgili bir düzenlemeyi 17.7.2003 tarihli ve
4949 sayılı bir kanunla hükümetiniz döneminde yapmıştık, hem de 107 maddelik
bir düzenlemeydi. Ancak, getirilen bu düzenlemeye, önümüze gelen yeni kanun
teklifine bakıyoruz, 2003 yılında hükümetiniz tarafından getirilen ve Mecliste
kabul edilen kanunların bir kısmının, burada, etkisinin azaltılmaya
çalışıldığını gördük. O dönem ne denilmişti; icra hukukunda etkinlik
sağlayalım; alacaklılar alacağına kısa sürede ulaşsınlar; yolsuzlukları
önleyelim; yolsuzluk yapanlardan hesap soralım. Peki, şu anda sistem tümüyle
yerine oturdu mu ki, Türkiye'nin şartları tümüyle düzeldi mi ki, bu yasalarla
ilgili, 2003'ten bu yana henüz daha iki yıl bile geçmeden, iki yıl içerisinde
yeniden değişikliklere gidiyoruz?!
Şu anda gelen teklif de 23 maddelik bir teklif. 23
maddelik teklif, teklif olarak karşımıza geldi; ancak, yine de, biz Ceza Kanunu
görüşmelerinde de belirttiğimiz gibi, bu teklifin bir altyapısı vardı. Bu
teklif, Adalet Bakanlığının mutfağında hazırlanan bir teklifti; ancak, bu
tekliften, bizim, Anamuhalefet Partisi olarak, komisyona gelinceye kadar bir
haberimiz olmadı. Komisyona geldikten sonra bu teklifle ilgili çok fazla bir
katkı sağlama imkânımız da olmuyor; çünkü, değerli arkadaşlar, gerek Meclis
çalışmaları gerekse komisyon çalışmaları insanların çalışma gücünün, çalışma
boyutunun çok üzerine çıkmış durumda. Milletvekillerinin bu çalışma temposu
insan haklarına aykırı. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bunu da mutlaka
incelemeye alması gerekir. Bir milletvekilinin 10 saat, 11 saat, 12 saat burada
görüşmeler yapması, komisyonlarda çalışması, gelen teklifleri, tasarıları
incelemesi, bununla ilgili yorum yapması, bununla ilgili sivil kitle
örgütlerinden, düşünce kuruluşlarından görüş alması mümkün değil.
Bu teklif komisyona geldiğinde, bir de baktık ki, 2003
yılında hükümetin önemle getirmiş olduğu İcra ve İflas Kanununun 331 inci
maddesinin birinci fıkrasıyla, yine, 333/a maddesiyle ilgili önemli
düzenlemeler var.
333/a'da ne deniliyor "ticarî işletmede
yöneticinin sorumluluğu" deniliyor. İki sene önce bununla ilgili çok ağır
müeyyideler getirmişiz, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası getirmişiz, 4
milyar liradan 400 milyar liraya kadar para cezası getirmişiz; ancak, teklif
karşımıza çıktı, deniliyor ki, bu maddeyi çıkaralım.
Yine, 331 inci maddede, haciz yoluyla takip, iflas
takibinden sonraki uygulamalar, konkordatoda, taşınmaz rehninde, bununla ilgili
takiplerde, alacaklısını zarara uğratan borçluyla ilgili önemli cezaî
müeyyideler vardı; ancak, bir de baktık ki, 331/1 nolu maddede sadece haciz
yoluyla takip, bir de rehnin paraya çevrilmesi suç olarak bırakılmış, diğerleri
suç olmaktan çıkarılıyor.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'de, şu anda, her şey güllük
gülistanlık mı oldu?! Ancak, şunu da belirteyim: Adalet Komisyonunda bu
hususları dile getirdiğimizde, komisyonda bulunan arkadaşlarımız -Sayın Başkan,
Sayın Bakan- bu eleştirileri haklı buldular ve 333 üncü maddenin yine kanun
metninde kalması yolunda karar bildirildi. 331 inci maddeyle ilgili
eleştirilerimiz dikkate alınmıştı; ancak, sanırım, bir yazılım hatası olmuş
olacak ki, bizim, komisyon görüşmelerinde üzerinde mutabakata varmış olduğumuz
metin ile şu anda sıra sayısında gördüğümüz 331/1 nolu madde birbirine uyum
sağlamıyor. Bununla ilgili düşüncemi Sayın Hakkı Köylü arkadaşıma da
ilettiğimde, bunun bir daktilo hatası olduğunu, önergeyle düzeltileceğini
söyledi; ümit ediyorum ki, bu maddeyi de düzelteceğiz; çünkü, hepimizin ortak
amacı, vatandaşın, toplumun huzur içerisinde yaşaması için, gerekli yasaların
bir an önce çıkarılmasıdır.
Değerli arkadaşlar, ancak, biz, milletvekiliyiz.
Milletvekilinin, tek başına, kanun hazırlaması, kanun çıkarması mümkün değil.
Bunun, akademisyenler tarafından, sivil kitle örgütleri tarafından,
üniversiteler tarafından, uygulayıcılar tarafından mutlaka desteklenmesi
gerekir. Komisyonda, komisyon çalışmalarında, icra ve iflas hukukuyla ilgili
katkı sağlayacak kimseye ulaşamadık. Çok fazla zaman olmadığı için, bizim, özel
gayretimizle, üniversitelerden görüş alma şansımız da olmadı. Bununla ilgili,
baroların, diğer sivil kitle örgütlerinin bir katkısı da olmadı. Akademisyen
olarak, sadece Sayın İzzet Özgenç vardı. Sayın İzzet Özgenç, bildiğim kadarıyla
ceza hukuku doçenti; ancak, icra iflas çok ayrı bir uzmanlık dalıdır. İcra
iflasta... Her hukukçu icra iflas alanında görüş bildiremez.
Değerli arkadaşlar, burada çok önemli işler yapıyoruz,
tüm Türk Milleti hakkında uygulanacak kanunları çıkarmaya çalışıyoruz. Sadece,
bir an önce kanun çıkaralım mantığıyla hareket etmemiz yanlış olacaktır. Bu
kadar acele etmemizin bir gereği de yoktu. Demin belirttiğim gibi, zaten, özel
yasaların uygulanması; yani, Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesiyle ilgili
uyumlu hale getirilmesi için yeteri kadar süre verilmişti. Bu süre de, 31
Aralık 2006'ya kadar uzamıştı; o zamana kadar zamanımız var, geniş geniş
çıkarırız. Bu kadar acele çalışmalar Meclise zaman da kazandırmıyor, özellikle,
Meclisin zamanını harcamış oluyoruz; çünkü, görüştüğümüz kanunlar ya Sayın
Cumhurbaşkanından dönüyor ya Anayasa Mahkemesine götürülüyor, Anayasa
Mahkemesinden dönüyor veya kendi çıkardığımız kanunları, bir süre sonra,
kendimiz yanlış buluyoruz, kendimiz hatalı buluyoruz, kendimiz diğer hukuksal
düzenlemelerle bağdaşır bulmuyoruz. Bu kez de ne yapıyoruz; o kendi
çıkardığımız kanunlarla ilgili sayısız değişiklik teklifleri getiriyoruz. Bu,
Meclisi duble çalıştırmak anlamına geliyor. Oysa, bu kadar hızlı çalışmamızın
bir anlamı yok. Hızlı çalışalım; ancak, kanunlar yeterli olgunluğa gelmeden o
kanunları Meclis gündemine taşımayalım; çünkü, çok bariz yanlışlıklar
yapabiliyoruz. Kanun geliyor, yeteri kadar hazırlık yapılmamış, komisyonda
sayısız önergeler veriliyor, komisyonda yeteri kadar zaman ayrılmıyor komisyon
üyelerinin incelemeleri için.
BAŞKAN - Sayın Kılıç, bir saniyenizi rica edeyim.
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
C) Çeşİtlİ İşler
1.- Genel Kurulu ziyaret eden Amerika
Birleşik Devletleri Kongresi Türkiye Çalışma Grubu Eşbaşkanı Edward Whitfield
ve beraberindeki kongre üyelerine Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Amerika
Birleşik Devletleri Kongresi Türkiye Çalışma Grubu Eşbaşkanı Edward Whitfield
ve beraberindeki kongre üyeleri Genel Kurulumuzu teşrif etmiş bulunuyorlar;
kendilerine, Yüce Heyetiniz adına hoşgeldiniz diyorum. (Alkışlar)
VII. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3.- Hatay
Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/460) (S. Sayısı: 915) (Devam)
BAŞKAN - Sayın Kılıç, buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
Değerli arkadaşlar, bu dönem, bu Meclis çok önemli
işler yaptı, çok önemli kanunlar çıkardı; bunları önemsemiyor değiliz. Ancak,
çıkardığımız kanunları biz kendimiz sil baştan ele almaya çalışırsak,
kendimizle çelişkiye düşmüş oluruz. Şu olur: Çıkardığımız kapsamlı kanunlarda 1
maddelik, 2 maddelik yanlışlıklar, hatalar yapılmış olabilir veya toplum
hayatında öngöremediğimiz birtakım değişiklikler olmuş olur, onlarla ilgili 1
maddelik, 2 maddelik bir değiştirme yapabiliriz. Ancak, yeni çıkardığımız bir
kanunda 30 madde, 40 madde birden değiştirmeye çalışırsak, o zaman, bunu ne
kendimize ne Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyelerine ne de Yüce Türk
Milletine anlatabiliriz. Şu anda yaptığımız uygulama o şekilde,
böyle bir gidişat içerisindeyiz.
Değerli arkadaşlar, bu nedenle, bu uygulamadan bir an
önce vazgeçmemiz gerekiyor. Bu gidişat gidişat değil; bu gidişatı değiştirmemiz
gerekiyor.
Bu, acaba, şuradan mı kaynaklanıyor: İlk geldiğimizde,
muhalefetten gelmenin heyecanıyla, geçmişte muhalefette olmanın içinde
bulunduğu algılamayla, demokratikleşme, özgürleşme, hukukun üstünlüğü, bunlarla
ilgili, heyecanlı bir şekilde olaya sarıldık; ancak, zaman içerisinde,
yaptığımız icraatlarla, toplumdan eleştiriler gelmeye başlayınca, toplumdaki
desteğimizi kaybetmeye başlayınca, bu kez de yasalarda baskıcılığa doğru bir
gidiş içine girdik. Bir taraftan, Ceza Usulde yaptığımız değişikliklerle
özgürlüklerin alanını kısıtlamaya çalışıyoruz, basını susturmaya çalışıyoruz,
cezaevlerinde insanları tek kişilik hücrede barındırmak için yasalar
çıkarıyoruz.
Değerli arkadaşlar, "korkunun ecele faydası
yoktur" derler. Demokrasiden korkmayacağız, muhalefette olalım iktidarda
olalım. Hepimizin yaşam kaynağı demokrasidir, hukuktur, hukukun üstünlüğüdür.
Bunlar bizim ana felsefemiz olmalı. Bu nedenle, ümit ediyorum ki, bundan böyle,
çıkaracağımız yasaları, iktidarıyla, muhalefetiyle, hep beraber, bir anlayış
içerisinde çıkarmamız gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi, bu
getirmiş olduğu yasalarla, iyi sınav vermedi. Bu yasaları eğer yeniden gözden
geçirmek gerekiyorsa, yeniden bu temel yasaları ele almak gerekiyorsa... Her
zaman söylüyorsunuz, diyorsunuz ki, bu temel yasalarda Anamuhalefet Partisinin
çok büyük katkıları oldu. Ancak, bu katkı ne zamana kadar; bu katkı, temel
yasalar bitinceye kadar. Temel yasalar bittikten sonra birtakım özel
değişiklikler yapmak isteyince, o zaman Anamuhalefet Partisinin görüşünü alma,
düşüncesini alma anlayışı ortadan kalkıyor. Yani, bu "dün dündür, bugün
bugündür" anlayışının başka bir şekli.
ÜNAL KACIR (İstanbul)- Koalisyon muyuz?!
MUHARREM KILIÇ (Devamla)- Koalisyon değiliz; fakat,
politikanın da kendine göre bir etik anlayışı vardır. Biz eğer burada o anlayış
içinde hareket etmeseydik, o yasaların hiçbir tanesi bu Meclisten geçme şansına
sahip olmazdı. Düşünebiliyor musunuz; 300 maddelik, 400 maddelik yasaları
buradan iki günde geçirdiniz, 3 günde geçirdiniz. Eğer bu anlayış içinde
olmazsanız, politikada olsun…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sayın Kılıç, 1 dakikalık sürenizi başlatıyorum;
lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Devamla)- Tamam.
Gerek özel hayatımızda gerek politikada gerek ticarette
sözünde durmak iyi bir erdemdir. Eğer, biz muhalefeti kandırdık, gerekli
yasaları geçirdik anlayışındaysanız, bundan sonra o anlayışınız sizin için çok
yanlış olacaktır diye söylüyorum.
Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Kılıç.
Madde üzerinde, şahsı ve AK Parti Grubu adına,
Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Durdu; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT DURDU (Gaziantep) - Sayın
Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; geçen sene bu yasayı çıkarır
iken, yine, grup adına ben konuşmuş idim, İcra ve iflas Yasasının tarihçesi,
safhaları hakkında bilgi vermiş idim. Şimdi, bu vesileyle, siz saygıdeğer
arkadaşlarıma ve yüksek huzurunuzda aziz milletimize sonsuz selam, muhabbet ve
saygılarımı sunarım. Mesainiz mübarek olsun, hayırlı olsun.
Saygıdeğer arkadaşlarım, şu ikibuçuk sene içinde
Cumhuriyet Halk Partisi Anamuhalefet olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak,
demin arkadaşlarımın söylediği gibi, geceyarılarına kadar, kimi zaman sabahlara
kadar çalışarak bir şeyler yapmaya çalıştık. Bu bapta, bir adalet sistemi kurmaya
çalışıyoruz; Ceza Kanunuyla, Ceza Muhakeme Kanunuyla, İnfaz Yasasıyla. Bugün de
İcra İflas Yasasıyla bir mesai vermeye çalışıyoruz.
Hangi toplumun ve ulusun kalkınmışlığına veya geri
kalmışlığına bakarsanız, huzurunuza ilkönce iyi adalet sistemi veya kötü adalet
sistemi çıkar. Hangi toplum ve ulus, adalet sistemini mükemmeliyete yakın,
eğer, oluşturmuş ise, kalkınmıştır ve bugün saadet içinde, refah içinde
yaşamaktadır. Biz, Türk toplumu olarak, ilkönce 1808'de Senedi İttifak ile,
onun akabinde 1839'da Gülhane Hattı Hümayunu, diğer ismi Tanzimat Fermanı ile,
onun akabinde 1856'da Islahat Fermanı ile, ondan sonra 1876'da Birinci
Meşrutiyet, 1908'de İkinci Meşrutiyet ile Batı hukukuyla tanışmış bulunuyoruz.
Daha önceki konuşmamda İcra İflas Yasasının merhale ve
safhalarını anlatmaya çalışmıştım. Konu başlıklarıyla tekrar ediyorum:
1295-1296 tarihinde Bazı İlamatın Sureti İcrasına Dair Muvakkat Kanun, ondan
sonra 1929 tarihli İcra İflas Kanunu -ki, bu kanunda hapsen tazyik olmadığı
için üç sene boyunca muharrirler ve hukukçular tarafından büyük tenkit görmüş-
onun akabinde, 1932 tarihinde 2004 sayılı Yasayla, bugün hâlâ yürürlükte olan
İcra İflas Kanununu çıkarmış bulunmaktayız.
Bu üçüncü safhadan sonra, 1940'ta sözünü ettiğim yasada
birkısım değişiklikler, ondan sonra 1965'te 538 sayılı İcra İflas Kanunuyla,
iktidarı devraldığımız devreye kadar icra iflas işlemlerini takip ettik.
Geçen sene 100'e yakın maddede değişiklik yaptık;
17.7.2003 ve 4449 sayılı Yasayla. Bu yasada, 331 inci maddeden başlayarak,
takriben 25 maddeye yakın, icra ceza müeyyidelerini içeren birkısım maddelerin
değişikliğini bugün yapacağız. Bununla ne yapmaya çalışıyoruz?.. 2003 yılında
yaptığımız değişiklikle meydana gelmiş olan kanun maddelerinin redaksiyon
hükümlerini, imla ve ibarelerinde değişiklik, cezanın üst sınırında değişiklik,
alt sınırında değişiklik gibi bir çalışmanın içinde olduk. Saygıdeğer arkadaşım
Muharrem Kılıç Beyefendi diyor ki: "Ceza hukuku profesörleri vasıtasıyla
bu çalışmaların yapılması doğru değil." Elbette doğru değil; fakat, şunu
bildiriyorum: Şu İcra İflas Yasasının değişikliğine ilişkin olan madde
hükümleri üzerinde, icra iflas hukuku profesörleri, Yargıtaydaki başkanlarımız
ve üyelerimiz çalıştılar. Bu metnin çalışmasında onların da katkısı olmuştur;
yüksek huzurunuzda onlara da teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
Saygıdeğer arkadaşlarım, şimdi, sözünü ettiğim adalet
sisteminin gereği olarak, siz, Türk Ceza Kanununu, Ceza Muhakeme Yasasını, Ceza
İnfaz Yasasını gözardı ederek, onu görmeyerek eğer bu İcra İflas Yasasını
meriyete korsanız, uygulamada sıkıntılar olur. Bizim komisyonumuz bu
eksiklikleri gördüğü için bu çalışmaya girmiştir ve bu çalışmaya da Cumhuriyet
Halk Partili arkadaşlarımız gerçekten çok samimî çalışmalarıyla, katkılarıyla
faydalı katkılarda bulunmuşlardır.
Saygıdeğer milletvekilleri, daha önce, konuşmaların
başında, Haluk Koç arkadaşımızın bir konuşmasına aklımı taktım, ben ona bir
cevap vermek istiyorum. Sayın Başbakanımız seviyeli muhalefet istiyor demiş.
HALUK KOÇ (Samsun) - "Seviyesiz" dedi,
"seviyeli" demedi.
MAHMUT DURDU (Devamla) - Yani, seviyeli muhalefet
istiyorum demiştir. "Seviyesiz muhalefet yapılıyor" demesinin Türkçe
anlamı "seviyeli muhalefet istiyorum" demektir.
Siz de çok rahat bir şekilde diyebilirsiniz ki,
seviyeli iktidar olunuz. Bu sizin hakkınız ve bence, çok da doğru bir söz; ama,
bu demek değil ki, ben seviyeli muhalefet istiyorum demek, önümüzdeki hafta her
maddede kavga çıkarmak, işi yokuşa tutmak değildir.
HALUK KOÇ (Samsun) - Kavga yok ki...
MAHMUT DURDU (Devamla) - Siyaseti layıkı vechile yapmak
mesajı vardır bu sözün içinde.
Siz de bize deyin ki "seviyeli iktidar olunuz,
kanunları doğru dürüst getiriniz" deme hakkınız vardır ve bence, bu sözler
de doğrudur yani. Ben, bu tarizimi Sayın Haluk Koç'a bildirmek istiyorum.
Sonra, bir şey daha söylemek istiyorum: Sayın
Başbakanımızı bu ülkenin yegâne, münhasıran sahibi olarak görmeyiniz. Siz de bu
memleketin sahibisiniz, ben de bu memleketin sahibiyim, hepimiz bu memleketin
sahibiyiz ve bundan da kıvanç duyacağız. Velev ki Başbakanımız hata etmiş olsa
bile, bütün Meclisi gözardı ederek, Meclis çalışmalarını yokuşa sürerim gibi
bir tehdit savurmanız bence doğru değildir. Saygılar sunarım Haluk Bey.
HALUK KOÇ (Samsun) - Kavga yok ki... Hiçbir şey yok.
MAHMUT DURDU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bugün,
şu önünüze getirdiğimiz maddeler, İcra İflas Kanununda değişikliğe müteallik
olan maddeler tamamen ceza müeyyidelerine yönelik olan maddelerdir, 331'den
370'e kadar devam eden maddelerdir.
Bunların içinde borçlunun, iflas idaresinin, konkordato
yönetiminin çalışanlarının kasten veya bilinçli taksirle yapabilecekleri
kayırmalar, hatalar, yanlışlar, eylem ve pratikleriyle, gerek borçluyu gerek
alacaklıyı zarardide edecek olan hareketlerinin müeyyideleri tanzim edilmiştir.
Bunlar tanzim edilirken, Türk Ceza Kanununun, Ceza Muhakemesi Yasasının, Ceza
İnfaz Kanununun hükümleri de gözönüne alınarak bir uyum içerisinde getirilmesi
düşünülmüştür. Bunda, komisyondaki Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın, AK
Partili arkadaşlarımızın uyum içinde çalıştıklarını memnuniyetle gördük. Bundan
dolayı da, tekrar, ben, bu arkadaşlarıma teşekkür ediyorum; fakat, burada şunu
da söylemek istiyorum: Biz, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri,
komisyondaki Adalet ve Kalkınma Partisi komisyon üyeleri ile Cumhuriyet Halk
Partisinin komisyon üyelerinin bazı hassasiyetleri farklı olabiliyor; her şey,
2 kere 2, 4 değildir arkadaşlar. O komisyon çalışmalarında, siz Cumhuriyet Halk
Partili arkadaşlarım, bir meselede 2 kere 2'ye 3 diyorsanız...
MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) - Biz 4 diyoruz, siz 3
diyorsunuz...
MAHMUT DURDU (Devamla) - ...bizim arkadaşlarımız da 2
kere 2'ye 5 diyorsa, takım adına biz arkadaşlarımıza uyuyoruz, doğrudur; fakat,
bizimkiler bir meselede 2 kere 2'ye 3; ama, siz 2 kere 2 'ye 4 diyorsanız, siz
de şahitsiniz ki, biz size uyuyoruz.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Bu sizin şahsınız
için geçirli, siz öyle yapıyorsunuz.
MAHMUT DURDU (Devamla) - Teşekkür ederim.
Ama, şunu demek istiyorum; yani, pencerelerimiz bazen
farklı olabiliyor. Bir gün Gaziantep'te bir demokrasi paneline katıldım; Orhan
Aldıkaçtı Hocamız ve merhum Bülent Tanör, demokrasiyi anlatıyorlar, demokrasiyi
çok güzel anlatıyorlar; Türkiye hususuna gelince, özel bir demokrasiden söz
ettiler. Panelin sonunda, her birimize, sorularınızı sorun diye bir soru kâğıdı
verdiler; tek soru sordum ben, tek soru yazdım; fakat, sağımda, eskiden
Cumhuriyet Halk Partisinde il başkanlığı yapmış bir arkadaşım, solumda da yine
eskiden Cumhuriyet Halk Partisi il başkanlığı yapmış hukukçu arkadaşım var;
senin sorunu merak ediyoruz dediler. Arkadaşım, vallahi ben bir soru soruyorum;
ama, cevap vermez" dedim. Sorum da şu, arkadaşlar: "Hocam, muhterem
"Hocam, muhterem hocam, faşizmin Amerika'da tarifi birdir, Almanya'da,
İngiltere'de, İtalya'da, Fransa'da tarifi birdir, bir olması gerekir;
sosyalizmin de tarifi, böyle, birdir, bir olması gerekir; demokrasinin,
Almanya'da, İngiltere'de, Kanada'da, Amerika'da tarifi birdir, bir olması
gerekir. Siz, Türkiye'de, özel bir demokrasiden söz ediyorsunuz; bu tarifi
yapılan, genel tarifi yapılan, demokrasinin altında bir şey mi, üstünde bir şey
mi; şunu lütfen açıklar mısınız?.." Bu soruma cevap verilmeyeceğini bile
bile sordum.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, siz Cumhuriyet Halk
Partililer ve AK Partililer, büyük, tarihî bir yükü omzunuza aldınız. Şu
millet, Parlamento içindeki partilerin -iktidarının, muhalefetinin- tamamını
Parlamentodışı bıraktı. Sizi anamuhalefete, bizi iktidara taşıdı. Belki, Türk
tarihinde, has bir dönem olabilir, özel bir dönem olabilir bu dönem. Bu dönemi
layıkı veçhile kullanmayan İktidar Partisi ve Anamuhalefet Partisi, tarihî
vebal altında kalır diye düşünüyorum. Mesaimizi güzel kullanalım, siyaseti
güzel yapalım. Bu memleket, gerçekten, şu sıkıntılara müstahak bir memleket
değildir.
Bir İngiliz avukatla konuştum; dünyayı gezmiş. Daha,
ben Kapadokya Bölgesini görmemişim, bunu bana anlattığı zaman; ben, daha,
Türkiyemizin onda 1'ini görmemişim, bunu anlattığı zaman; halbuki, o avukat,
benim girdiğim davaların yanında, hiç avukatlık yapmamış, senede iki duruşmaya
girmiş, dünyayı gezebilecek imkâna kavuşmuş. İsviçre'de şunlar var, İsveç'te,
Norveç'te şunlar var diyor. Kıta Avrupasını övgüyle anlatırken, istirham
ediyorum bunları anlatma, sen bunları anlatırken bende mağlubiyet oluyor,
utanıyorum dedim. Neden; çünkü, biz, ilkokulda, ortaokulda, lisede, fakültede,
çocuklarımıza, 16 tane imparatorluk kurduk diyoruz. Bizim 15 inci imparatorluk
yıkıldığı zaman, senin dediğin İskandinav ülkelerinin hiçbiri yoktu, lütfen
bunları anlatma, sizi bu hassasiyete davet ediyorum dedim.
Ben, bir arkadaşınız olarak, hasbî konuşan bir
arkadaşınızım, dobra konuşmaya çalışan birisiyim. Bir noktada takım adamlığı da
yaparım, elbette ki AK Partimizin doğru bulduklarıma katılırım, ayrı mesele;
ama, şunu anlatmaya çalışıyorum: Bir arkadaşınız olarak ben, Avrupa
medeniyetinin bugünkü bazı güzelliklerine hayranlığımı söylerim; ama, bu demek
değil ki, ben Avrupa medeniyetin bilaistisna her şeyine hayranım. Aksini
söylüyorum; biz aile yapımızla, biz geçmişimizle, biz mefahirimizle, samimî
söylüyorum, Avrupa'nın çok önündeyiz, çok önündeyiz.
Değerli arkadaşlarım, geçmişte de burada bir
sohbetimiz, bir konuşmamız olmuştu; demiştim ki, lütfen, fikren bana bağlanın,
beşyüz sene geriye gidelim, altıyüz sene geriye gidelim, Avrupa'ya bakalım,
yolculuk yapalım; hem mekân olarak yolculuk yapalım hem de zaman olarak
yolculuk yapalım, Avrupa'ya gidelim, bir de Anadolu'ya bakalım, bir de
mefahirimizin at sürdüğü yerlere bakalım. Evet, bir ulusun, bir toplumun
medeniyetini teraziye koyuyorsanız, layıkı veçhile teraziye koyacaksınız. Bin
senelik, ikibin senelik, üçbin senelik zaman dilimi içinde hükümferma olmuş bir
toplumu, bugün maddî sıkıntıların yaşandığı, insan hak ve hürriyetlerinin ihlal
edildiği bir kısacık devresinde siz teraziye koyarsanız, yanlışlık yaparsınız.
Şarlken'e demişler ki: Ebu İlim. Niye öyle demişler; ilk kütüphaneyi kurduğu
için. Ne zaman kurmuş; 15 inci Asırda. Israrla söylüyorum: Şarlken, o devlet
kütüphanesini kurduğu zaman, Şam'da, Halep'te, Konya'da, Bursa'da, Ahmet
Efendinin, Mehmet Efendinin kütüphanesinde, onun devlet kütüphanesindeki kitap
adedinden 10 misli daha fazla kitap vardır.
Saygıdeğer arkadaşlarım, ben belagat için konuşmuyorum,
gerçekten, samimî duygularımı bu vesileyle aktarmaya çalışıyorum. Ben,
medeniyetler tarihini çok incelemiş birisiyim, çok okuyanlardan birisiyim.
Arkadaşlarımızın içinde çok okuyan arkadaşlarımız var, çoğunu biliyorum ben,
ben de okuyanlardan birisiyim. Daha 1205 tarihinde Artukoğlu saraylarında kahve
ikram eden robot makinenin sahibi Ebul-İz Efendi'dir. Cabir Bin Hayyan,
Muhammed Bin Cabir; daha hicri 2 nci Asırda, 1 inci Asırda bugünkü matematik
ilminin, cebir ilminin, logaritma ilminin kurucularıdır bunlar. Avrupa'da,
biliyorsunuz logaritmaya "Algoridmi" diyorlar. Niye başka bir isim
değil de Algoridm; çünkü, El Harizmi'nin ismidir. Ama, bugün tarih öyle
dönmüştür ki, bizim terahilerimiz, bizim eksikliklerimizin, bizim
yapmadıklarımızın daha güzelini yaptıkları için hâkim medeniyet, güneş gibi,
Avrupa'yı, Batı'yı aydınlatmaktadır. Kâinat kitabını bizden güzel okuyorlar.
Bir kaplumbağanın hayatını incelemek için yüzlerce âlim, mühendis, profesör
görevlendiriyorlar; bir kaplumbağanın hayatı için. Bir maymunun ailevî hayatı
var mı yok mu, sosyalitesi var mı yok mu; bunu incelemek için milyarlar
harcıyorlar. Böceğe de böyle bakıyorlar. Mikrokozmik âlemi de inceliyorlar,
makrokozmik âlemi de inceliyorlar. Geçmişte atalarımızın yaptığı şeyi bunlar
yapıyor ve bundan da, doğal sonuç olarak menfaat temin ediyorlar.
Şimdi, Avrupa'da yeni gelişmeler var, bunlara da bir
bakmak istiyorum. Biz, geçen sene, 24 milletvekili arkadaşımızla birlikte
Almanya'ya gittik. Orada, iktidardaki partinin, muhalefetteki partilerin ileri
gelenleriyle görüştük. Bir vesileyle, buraya geldiğimde, Sayın Başbakanımızın
bir toplantısında "Sayın Başbakanım, bizim bu Avrupa Birliğine giriş
sürecimizin zorluklarını, zahmetlerini hep birlikte yaşıyoruz, ben bunları
biliyorum; fakat, müşahede ettim ki, Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da
gördüğüm müşahede şu ki, Avrupa Birliği hikâyesinde, onlarda daha fazla
zahmetler, zorluklar var" dedim. Bunu söylediğim zaman, daha, henüz,
Avrupa'da, Avrupa Anayasası hazırlanmış değildi, daha imzalanmış değildi.
Bu Avrupa Anayasasının taslağını inceledim arkadaşlar,
bu Anayasa imzalandı.
1- Parlamentolarda tasdik görecek.
2- Tasdikten sonra anayasal kuruluşlar kurulacak.
3- Bu kurum ve kuruluşlar arasında münasebetler nasıl
olacak?
4- Bugün, sizi Avrupa Birliğine alacağız diyen siyasî hareketler,
orada, benim müşahede ettiğim kadarıyla, iktidardan kayma durumuna gelmişler.
Bundan şunu demek istiyorum: Biz, kendimize güvenelim
ve şu önümüzdeki -iki sene gibi bir zamanımız kalmış- zamanı güzel yapalım;
memleketimize, milletimize hizmet edelim, Rabbim bize yardımcı olur, halkımız,
hiçbir zaman yapılan iyilikleri unutmaz.
Fazla da zamanınızı almamak için sizin yüksek
huzurunuzu bırakacağım.
Hepinize, ama hepinize saygılar sunarım. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Durdu, teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını
istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı yoktur.
Birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.28
BEŞİNCİ
OTURUM
Açılma Saati:
17.38
BAŞKAN: Başkanvekili
Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 105 inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
915 sıra sayılı teklifin görüşmelerine kaldığımız
yerden devam ediyoruz.
VII. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3.- Hatay
Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/460) (S. Sayısı: 915) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Teklifin maddelerine geçilmesinin oylamasında karar
yetersayısı bulunamamıştı; maddelerine geçilmesini yeniden oylayacağım ve karar
yetersayısını arayacağım.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler…
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Kâtip Üyelerimiz
arasındaki ihtilafı elektronik oylama yoluyla çözeceğim.
Elektronik oylama cihazıyla oylama yapacağım ve 2
dakikalık süre vereceğim.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım,
maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.
1 inci maddeyi okutuyorum:
İCRA VE İFLAS
KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
MADDE 1.- 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas
Kanununun 331 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 331.- Haciz veya rehnin paraya çevrilmesi
yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu;
alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını
mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut
gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan
borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi
alınması ve alacaklının alacağını tahsil edememesi halinde, şikayeti üzerine
altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır.
Birinci fıkrada tanımlanan fiillerin bilinçli taksirle
işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsı adına, Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Küçükaşık; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 15 dakika.
CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 915 sıra sayılı teklifin 1
inci maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz
almış bulunmaktayım; hepinizi, sevgi ve saygılarımla selamlarım.
1 inci maddeyle, İcra ve İflas Kanununun 331 inci
maddesi, alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksilten borçluların
cezasını düzenleyen düzenleme yeniden değişikliğe uğratılıyor. Bu düzenleme
2003 yılında yapıldı. Maddenin genel özelliğiyle birlikte baktığımızda, daha
önceki, 2003 yılında yapılan düzenlemede bir gerçek borçluların
alacaklılarından mal kaçırmak ile yapmış olduğu tüm hileli tasarrufların
iptalini düzenliyordu ve bu düzenlemeyle altı aydan üç yıla kadar hapis cezası
ve 1 milyar liradan 100 milyar liraya kadar da ağır para cezası getirilmesi
hükmü vardı.
Maddenin ikinci bendinde ise, iflas takibinden veya
doğrudan doğruya iflas hallerinde iflas talebinden önce birinci fıkradaki
fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu
fiiller başka bir suç oluştursa dahi yine aynı hükümler uygulanıyordu.
Üçüncü bendinde, konkordato mühleti veya iflasın
ertelenmesi talebinden önceki iki yıl içinde ya da konkordato mühleti talebi
veya iflasın ertelenmesi süresinden sonra birinci fıkradaki fiilleri işleyen
borçlu hakkında da aynı hükümler uygulanıyordu. Yine, taşınmaz rehini
kapsamında bulunan eklentinin, rehin alacaklısına zarar vermek kastıyla
taşınmaz dışına çıkarılması halinde de zilyedine iki yıldan dört yıla kadar
hapis cezası ve 1 milyar liradan 100 milyar liraya kadar para cezası verilmesi
hükmü vardı. Alacaklar, yine alacaklının şikâyeti üzerine takibe devam olunurdu
ve en sonunda, bu fiilleri bilerek borçlu lehine iştirak eden kişilere de, aslî
faille birlikte aynı şekilde hapis cezasının verilmesi hükmü vardı.
Getirilen -tasarı/teklif diyelim artık- tasarıda ise,
sadece 1 inci madde kalıp, diğer ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci bentler
tümüyle madde metninden çıkarılmakta ve burada, mal kaçıran şahıslara verilen
altı aydan üç yıla kadar olan hapis cezası yerine -nedense bilemiyoruz; geçen
gün de olduğu gibi- altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla
cezalandırılır hükmü getiriliyor.
Şimdi, izinsiz Kur'an kursları dediğimiz veya izinsiz
eğitim kurumları dediğimiz, Cezada da verildiği gibi, tartışmalar çok olduğu
gibi, burada da bilerek hileli iflasa sebep veren, alacaklısını zarara uğratmak
isteyen tüm kötü niyetli borçlulara, biz, acaba neden erteleme sınırı
içerisinde, iki yıl içerisinde cezayı verilmeye getiriyoruz veya adlî para
cezası veya hapis cezasını kaldırarak da sadece adlî para cezası verilir
diyoruz? Yani, bu toplumda, Allahaşkına, biz, hiç, dürüst mal veren insanları
korumak için bu Meclisten bir yasa çıkarmayacak mıyız arkadaşlar?! Niye
indiriyoruz bu insanları? Yani, başkasının malını almış, borcunu ödememiş, kötü
niyetli, özel ya da tüzelkişileri, şahısları biz korumak zorunda mıyız; bizim
böyle bir yükümlülüğümüz mü var veya sizin böyle bir yükümlülüğünüz mü var, ben
bunu anlamadım. Niye bu insanların hapis cezasını hep tecil sınırları içerisine
getiriyorsunuz ya da hapis cezası yerine adlî para cezası verilerek, evet, sen,
toplumda her türlü üçkâğıtçılığı yapabilirsin, herkesi dolandırırsın, herkesten
mal alırsın, borçlarını ödemezsin, ondan sonra borç mallarını da hileli olarak
üçüncü şahıslara, yakınlarına verirsin ve arkadaş, kusura bakma, ondan sonra da
gelirsin, bana adlî para cezasını ödersin; hadi güle güle!.. Bu toplumun dürüst
insanları ne olacak?! Mevcut olan yasalarımıza güvenerek özel veya
tüzelkişilere mal veren o dürüst insanlar ne olacak?!
Bakın, size, bir hikâye anlatmak istemiyorum, bir
gerçeği anlatmak istiyorum. Bursa'nın Karacabey İlçesinde, geçen yıl kurulan
bir fabrikaya, o yöredeki bütün köylülerimiz domateslerini verdiler -2004
yılının domates ürünü- kilosunu da 100 000 liradan verdiler, şimdi koymaya
kalktığımızda 10 kuruştan verdiler Türk parasıyla, yeni YTL'yle. Tam 1 trilyon
80 milyar alacakları var, 1 trilyon 80 milyar… Bir yıldan beri bekliyorlar bu
para ödenir diye. Sözleşmeler var ellerinde. Bu sözleşmelere güvenerek, bu
insanlar diyor ki: "Bizim paramız ödensin." Ama, şirketin aktifleri
hiç yok ve bir kişinin alacağı burada, müstahsil makbuzu elimde. 6 milyar Türk
Lirası domates alacağı var geçen yıldan bir kişinin sadece ve bu insanlar, bir
yıldan beri başvurmadık bir makam bırakmadılar. Bir de baktılar ki, şirket,
başka bir şirkete kiralanmış, tabelalar değişmiş, borçlu şirketin iflası
istenmiş. İnsanlar, ne yapacaklar diye, panik halindeydiler. Geçen hafta
toplandılar, eylem yapmaya karar verdiler; hep beraber gideceğiz fabrikanın
önüne.
Bakıyoruz ki, biz, bu insanların alacaklarını almak
için kavga vermeye çalışıyoruz. Şimdi, bu insanlara parayı zaten ödemiyorlar,
parayı tahsil edemiyorsunuz. Boşaltılmış, şirketlerin içi boşaltılmış ve o şirketi
bir de devir yapıyoruz ve biz de şimdi yasada bir değişiklik yapıyoruz ki
"artık, sen, hiçbir şeyini alamazsın kardeşim" demeye getiriyoruz.
Allahaşkına, bizlerin bunu yapmaya hakkı var mı?!
Bakınız, komisyon görüşmeleri esnasında bunları biz
tartıştık, bunları yapmayın dedik. Evet, hileli olarak mal kaçıran şahısların
İcra İflas Kanununun 277, 278, 279, 280, 281 ve müteakip maddeleri içerisinde,
asliye hukuk mahkemeleri içerisinde iptal davası açma hakları var mallarını
geri alabilmek için; ama, bu davalar ne kadar sürüyor, ne kadar sürecek?!
Türkiye'deki enflasyon şartları içerisinde, Türkiye'de satılan ürünün bedelini
tahsil edeyim derken, girdilere yapılan zamlar nedeniyle, bu insanlar, bu
alacaklarını kaç yıl içerisinde alacaklar, hangi yerden alacaklar?! Düşününüz
ki bir ticarî işletme, bir fabrika, gayrimenkul rehiniyle menkuller de
rehinlenmiş; siz fabrikayı herhangi bir şahsa kiralıyorsunuz, o kiraladığınız
şirket de, yine, kiraladığı başka bir şirkete oradaki en değerli, yani,
fabrikanın müştemilatı içerisindeki en değerli menkul malını alıp da diğer bir
fabrikaya götürdüğü anda, siz oradaki iptal davalarını kazansanız ne olur
kazanmasınız ne olur; hiçbir şey yapamazsınız, hiçbir şekilde alacağınızı
tahsil edemezsiniz.
Şimdi, tüm Türkiye'deki uygulamalar bu şekilde devam
ediyor. Ben merak ediyorum; allahaşkına niye biz 1 inci maddedeki hem hapis
cezasını tecil edilebilir sınırlar içerisinde bırakıyoruz da, ikinci bendi niye
tekliften çıkarma ihtiyacını hissettik?! Özellikle kanunun altında imzası
bulunan Sadullah Ergin buna bir cevap verse, ben çok sevineceğim. Üçüncü bendi
niye çıkarıyoruz, dördüncü bendi niye çıkarıyoruz, beşinci bendi niye
çıkarıyoruz? Kimi kurtarmak istiyoruz, kimi?! Kimin ihtiyacı var bundan?! Ben
bu sorunun cevabını hakikaten bulamadım, düşünüyoruz.
Bakın, bize böyle kanun teklifleri geldiği zaman, biz,
Adalet Komisyonunda, artık, şunu düşünmeye başladık: Allah Allah, yine, kimi
kurtaracağız acaba diye; kim zor durumda ki bunlarda değişiklik yapacağız diye.
Bakın, arkadaşlar, tasarılara imza atıyorsunuz; biz
milletvekiliyiz, bizim hepimizin sorumluluğu var verdiğimiz kanun
tekliflerinde. O kanun tasarılarına imza attığınızda, acaba kimi kurtarıyoruz
diye, ben buradaki düzenlemeleri, ben bu maddeleri, bentleri çıkardığım zaman
bundan kim yararlanacak diye hiç düşünüyor musunuz? Benim vicdanım sızlıyor.
Benim vicdanım sızlıyor; çünkü, binlerce üreticinin, binlerce insanın mağdur
olacağı düzenlemeleri yapıyoruz burada.
Şimdi, İcra İflas Kanununu, biz, tekrar değiştireceğiz diyoruz.
İyi değiştireceksek, bunları niye yapıyoruz o zaman, bunları şimdi niye
yapıyoruz?! Kim anlatacak bunun sebebini?! Haa, yeni Ceza Yasasına uyum
göstereceksek, iyi, cezanın alt sınırıyla üst sınırıyla oynamayalım, ona göre
değiştirelim bunu; ama, diğer suç faillerini niye aradan çıkarıyoruz biz, o suç
faillerinin bununla, çıkmayla ne alakası var, onları niye çıkarıyoruz?! Yani,
biz, her getirdiğiniz teklife, tasarıya şüpheyle bakmaktan kurtulmak istiyoruz.
Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aklama paklama mekanizması haline
gelmemesi lazım. Biz, bu Meclisin saygınlığına gölge düşürüyoruz; gerçekten de
gölge düşürüyoruz.
Komisyonda biz bu sıkıntıları dile getirdik; ama,
komisyonda yapılan oylama esnasında 331 inci maddedeki değişiklik aynı şekilde
geçti. Şimdi bakıyoruz ne oldu; şimdi elime bir önerge geldi. Yahu kusura
bakmayın yanlışlık yapmışız, biz tekrar eski haline döndürüyoruz. Allahaşkına
biz ne yapıyoruz; yani, sıkışıklık, 1 Hazirana kadar yetiştireceğiz mi diyoruz?
Şimdi, 331 inci maddeyi biz, tekrar bir önerge vereceğiz, bakınız bir önerge
vereceğiz eski haline getireceğiz. Önerge burada, hazırlanmış, verilmiş. O
zaman bu tasarıyı kim hazırladı; yanlış, hükümetin de kabul etmediği, içine
sindiremediği tasarıyı, madde metnini biz altkomisyondan, Adalet Komisyonundan
niye geçirdik de Meclisin gündemine getirdik? Allahaşkına buna bir cevap
verecek bir insan var mı; ben cevap veremiyorum. Biz bu maddedeki
değişiklikleri eleştirmek için toplanıyoruz. Geliyor önerge, deniliyor ki, yok
tekrar eski haline getiriyoruz. O zaman bu değişiklikleri niye yapıyoruz?!
Niye?! Yani, gözden kaçmış olsaydı kimler kurtulacaktı o zaman; kimlere biz
iyilik yapacaktık?
Tekrar söylüyorum, bakınız, Bursa'nın Karacabey
İlçesinin köylülerinin 1 trilyon 80 milyar lira alacağı var. Bu insanlar, bu
hafta sonu yollara dökülecekler. Eğer, 331 inci maddedeki değişiklikler geçmiş
olsaydı ve müteakip maddelerdeki, bunların sorumlularına hiçbir şey
yapamayacaktık biz. O insanlar ekmeklerini istiyorlar, alınterlerinin karşılığını
istiyorlar. Bir yıl, nisan ayından eylül ayına kadar tarlada çalışarak
kazandıkları, hem de kilosu 10 kuruş olan domatesin parasını istiyorlar o
insanlar. Biz onlara yardımcı olmak yerine, mallarını bilerek eksilten,
kaçırtan, devreden insanların değirmenine su taşımak zorunda mıyız; bunu mu
taşıyacağız biz?!
Şimdi önergeyle düzeltilecek. Evet, önerge geldi.
İnşallah önerge kabul edilir; bilmiyorum şu anda. Önergeye baktığımızda tekrar,
bu kanunun 1 inci maddesinden, yine, eski 331 inci maddeye bir dönüş var önerge
içerisinde. Oradaki tek fark herhalde, iştirak halinde olanlar değiştirilmiş,
ikincisi, 1 milyardan 100 milyara kadar olan ceza da, bin güne kadar adlî para
cezasıyla cezalandırılır haline getirilerek, Türk Ceza Yasasına uyumlu bir hale
getirilmiş.
Demek ki, bir cümlelik bir değişiklikle niyet hâsıl
olurken, acaba -gerçekten de bunun cevabını istiyorum- 331 inci maddenin
ikinci, üçüncü, dördüncü bentlerinde niye değişiklik yapılmak istendi, kim
kurtarılmak istendi; bunun cevabını verirseniz sevinirim.
Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN -Sayın Küçükaşık teşekkür ederim.
Şahsı adına, Çorum Milletvekili Sayın Muzaffer Külcü,
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Külcü, süreniz 5 dakika.
MUZAFFER KÜLCÜ (Çorum) - Sayın Başkanım, değerli
arkadaşlar; Hatay Milletvekilimiz ve AK Parti Grup Başkanvekilimiz Sayın
Sadullah Ergin'in İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifiyle ilgili, 1 inci madde üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, biz, yaklaşık ikibuçuk yıldır -her
ne kadar Sayın Koç çok hoşnut olmasa da bu sözümüzden- hem iktidar olarak hem
muhalefet olarak Türkiye'de değiştirilmesi gereken birçok yasayı değiştirdik ve
günün ihtiyaçlarına, modern hukukun gereklerine uygun bir şekilde yeniden
düzenledik ve tabiî, bu yaptığımız çalışmalar, hem Ceza Kanunu olsun hem Ceza
Muhakemesi Kanunu olsun hem İnfaz Yasamızdaki değişiklikler olsun, zaman
içerisinde, hem uygulamada ortaya çıkan birtakım aksaklıklar, eksiklikler,
arızalar dolayısıyla hem de zamanında kamuoyuna sunulmuş olmasına rağmen
gerekli tepkiler Büyük Millet Meclisine yasama çalışmaları daha tamamlanmadan
ulaştırılmadığı için, yasalaştıktan ve yürürlüğe girdikten sonra bizlere gelip
tepkilerini bildirdikleri için, zaman içerisinde değişiklik yapılması gereği
tekraren hâsıl olabiliyor.
Bugün, belki, bu konuştuğumuz 1 inci madde de, bu
kapsamda değerlendirilebilecek olan değişikliklerden bir tanesi. Az önce, Sayın
Küçükaşık da bildirdi, belirtti; biz, 17 Temmuz 2003 tarihinde, yani, yaklaşık
olarak bundan iki yıl kadar önce, bu madde üzerinde bir değişiklik yapmıştık,
bir çalışma yapmıştık. Şimdi, yeniden bir çalışma yapıyoruz. Bir değişiklik
ihtiyacı hâsıl oldu. Bu nereden çıktı? Belirttiğim tarih, 2003'ün temmuz ayı.
Ondan sonra, biz, söylediğim gibi, Türk Ceza Kanununda ve Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanununda tamamen köklü değişiklikler yaptık ve bu değişiklikler, özel
kanunların da birçok kısmını yakından etkiledi ve onların üzerinde de
değişiklikler yapılması ihtiyacı hâsıl oldu. Bundan dolayı, biz, bugün,
özellikle Kabahatler Kanunu ve Ceza Kanunundaki o ceza sistemine ilişkin
yapılan değişikliklerden dolayı bu değişikliği de gerçekleştirmek zorunda
kaldık.
Değerli arkadaşlarım, az önce, Sayın Küçükaşık
konuşmasını yaparken, sanki, biz, komisyon çalışmalarını yürütüyorken
birilerinin gözünden bir şeyleri kaçırmaya çalıştık; ama, Sayın Küçükaşık bu
kürsüye gelip söyleyince gözden kaçıramayacağız, hemen bir önergeyle durumu
düzeltelim gibi bir ifade kullandı yahut da böyle anlaşıldı; yumuşak bir
ifadeyle öyle söyleyeyim.
Değerli arkadaşlar, biz, bu teklifle, bakınız,
yaptığımız bu değişiklikle, hiç kimseyi hiçbir şeyden kurtarmak gibi bir
çabanın, gayretin içerisinde değiliz. Az önce, komisyon sıralarında oturan
arkadaşlarımızla da bu konuyu görüştük; dediler ki: "Bu bir yazım
hatasından kaynaklanmıştır." Komisyonda, bu konular değerlendirilmiştir.
Böyle olmasının uygun olduğu, mevcut haldeki ikinci ve üçüncü fıkraların
korunmasının gerektiği ve gerekli değişikliklerin bunların üzerine ilave
edilerek yapılması gerektiğinin doğru olduğu söylendi ve biz de, bunun üzerine,
Grup Başkanvekilimiz Sayın Sadullah Ergin'in vermiş olduğu teklifi bunun
üzerine yapılandırdık.
Değerli arkadaşlar, bakınız, o ikinci fıkrada, iflasla
ilgili bir düzenleme var; cezaî yaptırımı değişmek kaydıyla, aynen devam
ediyor. Üçüncü fıkrada, konkordatoyla ilgili bir düzenleme var; o da, yine,
cezaî müeyyidesi değişmek kaydıyla, mevcut 331 inci maddedeki düzenleme ne ise,
o şekilde varlığını devam ettiriyor. Hal böyle olunca, hiç kimsenin, hiçbir
şeye ihtiyacı yoktur. O, belki, bir anlık, akla gelmiş ve ağızdan çıkmış olan
bir sözdür. Kimsenin aklında da böyle bir şeyin olmaması gerekir.
"Peki, bir yıl önce yaptık, altı ay önce yaptık,
yürürlüğe soktuk, bazı yasaları yeniden değiştiriyoruz; niye" deniliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Külcü, ek 1 dakikalık sürenizi
başlatacağım. Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız; çünkü, icraatımız bugün böyle
devam edecek.
Buyurun.
MUZAFFER KÜLCÜ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, eğer, bu değişiklik ihtiyaçları,
yapılan bu yeni çalışmalar, lüzumsuz bir çalışma gibi değerlendirilecekse,
Meclisin gündemini işgal etmek olarak değerlendirilecekse, elli yıl önce
yapılanları da değiştiriyoruz, otuz yıl önce yapılanları da değiştiriyoruz.
Niye değiştiriyoruz? Bir tane soru var, bir tane cevabı var bunun: Günün
ihtiyaçları mevzuatta değişikliği zorunlu kılıyor ve biz de, bunun için, bu
değişiklikleri yapıyoruz. Önümüzdeki maddeler de, bu anlamda yapılmış olan
çalışmalardır, sadece uyum anlamında getirilmiş olan çalışmalardır; zaten çok
ciddî değişiklikler de içermiyor.
Bu düşüncelerle, Yüce Heyetinizi, tekrar, saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Külcü, teşekkür ederim.
Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; önergeyi okutup
işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan İcra ve İflas Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci çerçeve maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
İrfan
Gündüz |
Orhan
Yıldız |
M. Necati
Çetinkaya |
|
|
İstanbul |
Artvin |
Elazığ |
|
|
Ayhan
Sefer Üstün |
|
Muzaffer
Külcü |
|
|
Sakarya |
|
Çorum |
Madde 1.- 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas
Kanununun 331 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 331.- Haciz yolu ile takip talebinden sonra
veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak
maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef
ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla
başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu
sunî surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını
almadığını ispat ettiği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne
kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
İflas takibinden veya doğrudan doğruya iflas hallerinde
iflas talebinden önce birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da, bu
fiiller başka bir suç oluştursa dahi bu hükümler uygulanır.
Konkordato mühleti veya iflasın ertelenmesi talebinden
önceki iki yıl içinde ya da konkordato mühleti talebi veya iflasın ertelenmesi
süresinden sonra birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu
hükümler uygulanır.
Taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin rehin
alacaklısına zarar vermek kastı ile taşınmaz dışına çıkarılması halinde,
eklentinin zilyedi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para
cezası ile cezalandırılır.
Bu suçlar alacaklının şikâyeti üzerine takip
olunur."
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) -
Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet?..
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Katılıyoruz Sayın
Başkanım.
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Türk Ceza Kanununun Yürürlük Kanunu gereğince hafif
hapis ve hafif para cezaları idarî para cezasına dönüştürülmüş olduğundan bu
Kanundan etkilenmemesi için para cezaları, adlî para cezasına dönüştürülmüştür.
Ayrıca, iştirak hükümleri Türk Ceza Kanununda düzenlendiğinden buna ilişkin son
fıkra da madde metninden çıkarılmıştır.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire
bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge istikametinde 1 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2.- İcra ve iflas Kanununun 332 nci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 332.- Haciz yolu ile takip talebinden sonra
veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu, adet üzere tecviz edilemiyecek
bir hiffetle hareket ederek veya haddinden ziyade masraflar yaparak yahut
cüretli talih oyunlarına veya basiretsizce spekülasyonlara girişerek yahut
işlerinde ağır ihmallerde bulunarak aczine kendi fiili ile sebebiyet verir
yahut vaziyetinin fenalığını bildiği halde o gibi hareketlerle bu fenalığı
ağırlaştırırsa, aleyhine aciz belgesi istihsal edildiği veya alacaklı alacağını
istifa edemediğini ispat ettiği takdirde, onbeş günden altı aya kadar hapis
cezasiyle cezalandırılır.
Konkordato mühleti talebinden önceki iki yıl içinde
birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu hükümler uygulanır.
Bu suç alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur.
Borçluyu fazla borç altına girmeye veya talih oyunu ile spekülasyonlarda
bulunmaya sevk etmiş yahut ağır faiz almak suretiyle zaafından istifade etmiş
olan alacaklıların şikâyet hakkı yoktur."
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, iki yerde yanlış
okudu Sayın Kâtip Üye; bir tanesi "girişerek" doğru metin, öteki de
"istifa" dedi "istifade" olacak.
BAŞKAN - Sayın Koç, gerekli düzeltmeler yapılmıştır.
Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı
adına Çorum Milletvekili Feridun Ayvazoğlu.
Sayın Ayvazoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İcra ve İflas Kanunuyla
ilgili 915 sıra sayılı Hatay Milletvekili Sayın Sadullah Ergin'in vermiş olduğu
bir değişiklik teklifiyle huzurunuzdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, İcra ve İflas Kanunu denildiğinde, İcra ve İflas
Kanununun çok önemli bir infaz kanunu olduğunu bütün hukukçu arkadaşlarımız
bilmekte ve bunun hepimiz bilincinde olmaktayız. Ceza mahkemelerinden verilen
kararların infazının ayrı bir infaz kanunuyla, Ceza İnfaz Kanunuyla yerine
getirildiği, hukuk mahkemelerinden verilen kararların ise infazının İcra ve
İflas Kanunu çerçevesinde yerine getirilmekte olunduğu bir gerçektir. Böyle bir
yasadaki değişikliğin, gerçekten, gerek alacaklıyı gerek borçluyu gerekse
alacaklı ve borçlular adına özellikle adliyelerde uğraş veren bütün avukatları
ciddî bir şekilde ilgilendirdiği, yine bir gerçektir.
Böyle bir kanundaki değişiklik tekliflerinin zaman
zaman ihtiyaçlar çerçevesinde Meclisin huzuruna getirildiğini bizden önceki
konuşmacı arkadaşlarımız belirttiler; ancak, bu kanunlardaki değişiklik tekliflerinin
veya değişiklik tasarılarının Meclise getirilirken, her nasılsa, mutlaka, bir
yerlerinden bir aksaklık, bir eksiklik çıkıyor, bulunuyor ve hemen akabinde,
hemen peşinde, gerek Meclis Genel Kurulunda gerekse önceden eğer vâkıf
olunursa, bilgi sahibi olunursa, komisyonlarda 1-2 önergeyle veya önergelerle
değiştiriliveriyor veya değiştirilmeye çalışılıyor.
Değerli arkadaşlarım, bu tekniğin, bu yöntemin
uygulanması sonucu, yıllardan beri, biz, 22 nci Dönem parlamenterleri olarak,
gerçekten, çok sıkıntı yaşadığımızı da burada ifade etmek zorundayız; bu
yöntemlerin uygulanması sonucu, bizlerin, burada, vatandaşın beklemiş olduğu
verimli çalışmayı gösterememekten dolayı bir sıkıntı yaşadığımızı hepimiz kabul
etmek zorundayız. Bunların sonucunu, elbette, iktidar, özellikle siyasî iktidar
verecektir ve eğer, günahı var ise de, çekecektir.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, görüşmekte olduğumuz bu
değişiklik teklifinin değiştirilmek istenilen 332 nci maddesine, ben, aynen,
baktım ve değiştirilmek istenilen ve getirilmek istenilen teklifle
karşılaştırdım; bütün kelimelerinin, bütün harflerinin, rakamlarının hemen
hemen aynı olduğu gözlenmektedir. Şimdi, örnek verecek olursak, değiştirilmek
istenilen -burada, hangi kelimelerin değiştirildiği örneğini verecek olursak-
332 nci maddenin birinci fıkrasından başlamak suretiyle, ikinci cümlesinde
"âdet üzerine" denilmiş; burada ise "âdet üzere" şeklinde
değiştiriliyor; sadece bir harf değiştiriliyor değerli arkadaşlarım.
Yine, devamında -tabiî ki, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
bütün cezaların temeli olduğu için, ona uygun bir şekilde- daha önce ve şu anda
yürürlükte bulunan birinci fıkranın son cümlesindeki "onbeş günden altı
aya kadar hafif hapis" ibaresinden "hafif" kelimesi çıkarılmak
suretiyle, sadece "hapis cezasıyla cezalandırılır" şeklinde oluyor.
Yine, ikinci fıkraya baktığımızda, teklifin ikinci
fıkrasıyla karşılaştırıyoruz; okuyoruz... Ben ikna olmadım, acaba yanlış mı
görüyorum diye tekrar tekrar okudum. İkinci fıkrasında da hiçbir değişiklik
göremedim.
Yine, üçüncü fıkrasına baktım "bu suç alacaklının
şikâyeti üzerine" diye devam eden fıkra; aynen, bu da, cümle ve kelime
olarak yer almış, hiçbir değişiklik yok.
Şimdi, bunu söylerken bir hususu daha vurgulamak
istiyorum: Şimdi, kanun teknik yönden yapılırken, bunların tekniğe uygun olarak
yapılmasının zorunlu olduğu gerçeğini hepimiz kabul etmek zorundayız. Eğer,
teknik açıdan bir yanlışlık yapmamak gerekirse, burada, Parlamentonun zamanını
gereksiz yere almamak gerekirse, teklifi getiren arkadaşlarımızın ve bu teklife
katkıda bulunan -hükümet adına- bakanlık bürokratlarının ve bakanlığımızın çok
titiz şekilde bunu ele alması gerekir diye düşünüyoruz; çünkü, sadece bir harf
ve rakam üzerinde değişiklik yapılmış. Bunun, kısa bir şekilde, birinci
fıkranın ikinci cümlesindeki "üzerine" kelimesi "üzere"
olarak değiştirilmiştir denilip geçiştirilmesi varken, yine "hafif hapis
cezası" da, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki cezaların türüne göre
"hafif hapis" kaldırıldığı için "hafif" kelimesi
kaldırılmıştır şeklinde, sadece "hafif" kelimesi kaldırılmıştır
şeklinde olsaydı, bu, daha gerçekçi ve kanun tekniğine daha uygun olurdu diye
burada görüyoruz, gözlemliyoruz.
Şimdi, bunları bu şekilde belirttikten sonra, elbette,
bu maddenin, İcra ve İflas Kanununun 16 ncı babının Birinci Bölümündeki
"Cezai Hükümler" bölümünde yer alan bir ceza maddesi olduğuyla karşı
karşıyayız. Bu durumda, değerli arkadaşlar "borçlunun aczine kendi
fiiliyle sebebiyet veren veya vaziyetinin fenalığını bilerek ağırlaştıran
borçlunun cezası" şeklindeki bir başlığı taşıyan ceza maddesidir.
Şimdi, teknik yönlerden bunları izah ettikten sonra,
bir de, aynı maddenin içerisinde gerçekten o kadar ilginç ve eski bir tabir
kullanılmış ki, değerli arkadaşlarım, "tecviz" den bahsediliyor,
tecviz kelimesi kullanılmış. Şimdi, tecviz kelimesinin, sayın bakanlık
bürokratları hazırlarken, en azından, bunu, biraz daha sade bir halde,
vatandaşın, borçlunun, alacaklının anlayabileceği bir halde değiştirilmesi
gerekirdi diye düşünmekteyiz. Gerçekten tecvizin, izin verme veya yapılmasını
uygun bulma şeklindeki bir tarifini, vatandaşlarımız olarak veya alacaklı,
borçlu olarak çoğu insanımız bilmeyebilirler.
Yine, aynı cümle içerisinde "hiffet" kelimesi
kullanılmaktadır. Hiffet"in, yani, hafiflikten kaynaklanan, borçlunun
hafifliğinden, gereksiz hareketlerinden kaynaklanan, ticaretse ticaret erbabı
olarak lüzumsuz, gereksiz hareketlerinden kaynaklanan hareketler gibi
algılanması gerekir; ama, hiç olmazsa bu madde görüşülürken, değişiklik
önerilirken, bunların, iki kelimenin Türkçe manası, anlaşılabilir bir mana
taşıyan bir kelimeyle karşılanmasında fayda olacak idi; ama, gözlemledik ki,
maalesef, bu da bu şekilde geçiştirilmiş oldu.
Tabiî, sadece kanunlarımızda bu iki kelime mi eski
kelime olarak yer almaktadır; hayır. Kanunlarımızda o kadar fazla eski
kelimeler kullanılmıştır ki, bunu, vatandaşlarımızın, Türkçeyi bilen
insanlarımızın, gerçekten, ilk okuduğunda anlayabilmesi çok çok zor.
Bunlara bakıldığında, yerine göre burada siyasî iktidar
olarak çıkıp konuştuğumuzda, bir kanunu, temel kanunu veya kanunları
değiştirmeye çalıştığımız çalışmalarımızda devrim yaptığımızdan bahsediliyor,
bu iddia ediliyor, iktidar tarafından savunuluyor; ama, temeline bakıldığında,
bu devrimin hangi anlamda, ne şekilde yapılıp yapılmadığı hususu kamuoyuna
açıklanamıyor. Bunun, İktidar tarafından, bundan sonraki çalışmalarda daha
ciddî bir şekilde, daha titiz bir şekilde ele alınması için, biz, Anamuhalefet
Partisi milletvekilleri olarak, sizleri uyarmayı görev biliyoruz.
Şimdi, benden bir iki konuşma öncesi konuşan değerli
milletvekili arkadaşımız Mahmut Beyin konuşmalarından yola çıktığımızda,
öncelikle, yine kendisine teşekkürü borç biliyoruz; aynı Adalet Komisyonunda
iki yılı aşkın süreden beri, gerçekten, çalışıyoruz ve şunu itiraf etmesinden
dolayı teşekkür ediyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi adına anamuhalefet olarak
orada görev yapmakta bulunan değerli arkadaşlarımızın kendilerine, daha doğrusu
ülkemiz adına yapmış olduğumuz katkılardan dolayı bize teşekkür ediyor. Biz de
bu teşekkürün altında kalmamak için, Sayın Mahmut Durdu'nun bu hoşgörülü
teşekkürüne gerçekten teşekkürü borç biliyoruz, biz de kendisine teşekkür
ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, geçen haftanın manzarasına
baktığımızda, gerçekten, bizleri, hepimizi üzmesi gereken bir manzara olduğunu
kabul etmek zorundayız. Yani, bizler üzülelim veya üzülmeyelim; ama, üzülmek
zorundayız. Eğer bu Parlamentoyu sadece bizler, kendi aramızda idare etmeye
çalışsak, belki, kol kırılır yen içinde kalır misali burada kalır idi o
görüntü; ama, Adalet Komisyonunda
birlikte çalışmış olduğumuz, altkomisyonda birlikte imza altına almış olduğumuz
bir kanun teklifi, yine, aynı şekilde, arkadaşlarımızın, Adalet ve Kalkınma
Partisine mensup iki milletvekili arkadaşımızın imzasıyla, yine Cumhuriyet Halk
Partisine ait iki milletvekili arkadaşımızın imzasıyla tekliften çıkarılan
maddenin, yeniden... Adalet Komisyonunda çıkarılması onaylandığına göre, ona
rağmen Genel Kurula gelmek suretiyle, güya uzlaşmayla getirilen, tekliften
çıkarılan Türk Ceza Kanununun 263 üncü maddesindeki değişikliğin burada yaratmış
olduğu manzara, bütün Türkiye'de üzüntüyle karşılanmıştır. Bunu, hepimiz, bütün
milletvekilleri olarak, hangi partiye mensup olursak olalım, üzüntüyle kabul
etmek zorundayız; bu, tarihe geçmiştir. Biz, bu kanunun maddesinin yeniden
gündeme getirilmesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak
Parlamentoyu terk ettiğimizde, biz inanıyoruz ki -burada bulunan
arkadaşlarımızı tenzih ederek söyleyelim- çoğu milletvekili arkadaşlarımızın,
Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımızın, peşimizden, o madde görüşülürken
"her şey oybirliğiyle geldi, geçti, ne kadar da rahatmış Cumhuriyet Halk
Partisi olmadan bu Parlamentonun çalışması" diye, belki, gülümsemeleriyle
geçiştirildi; ama, o gülümsemenin, yarın, bir gün, hesabı, millet tarafından,
bizlere, bu Parlamentoya, cumhuriyetin adına Parlamento görevini yapan 22 nci
Dönem milletvekillerine ve o siyasî iktidarı temsil eden partiye elbette
sorulacaktır diye düşünüyoruz, düşünmek zorundayız. O manzara, gerçekten acı
bir manzara olmuştur; çünkü, birbiriyle çelişen, altkomisyonda ayrı, Adalet
Komisyonunda ayrı, Genel Kurulda ayrı tavır gösteren milletvekili
arkadaşlarımızın kayıtları ve imzaları tarihe geçmiştir, tutanaklara geçmiştir.
Bunun hesabını, acaba, yarın, bir gün seçimlere giderken, milletin huzuruna
giderken, ne şekilde, nasıl vereceğiz? Bunun -daha önce yapıldıysa- Cumhuriyet
Halk Partisini kandırmaya yönelik bir eylem olduğu kabul edilerek hesabı
sorulacaktır. Yok, eğer, kandırmaya gidilmediyse, samimi bir şekilde imza
verilerek 263 üncü maddedeki değişiklik teklifinin geri alınmasının hesabını,
acaba, sizin hizmet vermek istediğiniz Adalet ve Kalkınma Partisinin
temelindeki o insanlara, tabanınıza nasıl vereceksiniz? Bunu, elbette, o
millet, sizlere soracaktır.
Sayın milletvekilleri, Değerli arkadaşlarım, elbette,
bunları görüşürken, bizler, benden önceki konuşmacı arkadaşlarımızın da,
konuşmaya konu olan teklif değişikliğiyle ilgili konunun dışarısına çıkmanın,
yine, bizlere millet tarafından verilen bir görev olduğunu bilerek bunu
söylüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Ayvazoğlu, lütfen, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Dün akşam, bir televizyon
kanalındaki canlı yayında Sayın Milletvekili Sadullah Ergin'in konuşmasını
izledik. Maalesef, bir örnek veriyor, düşününüz, bir örnek veriyor. Bizim
temelimiz eğitimdir, "eğitim birliği" diyoruz; ama, eğitimin temel
kurallarını 263 üncü maddeyle aynı çerçeveye sokmak suretiyle, eğitim
kurumlarının açılmasının bir bakkal dükkânıyla, bir berber dükkânıyla aynı,
eşit değere koymak suretiyle karşılaştırılması ve kıyaslanması da, gerçekten,
abesle iştigal olmuştur. Konuşacaklarımızı -canlı televizyondur, basındır-
medyanın huzuruna çıkıp konuştuğumuzda, bunlarda çok dikkatli bir şekilde
kıyaslama yapalım. Elbette, esnaflarımız bizim baş tacımızdır. Biz, ne
berberimizi ne diğer küçük esnaflarımızı küçümseriz; ama, kıyaslama yapılırken,
bir kural vardır teşbihte hata olmaz diye, bu kural çiğnenirse, bizleri yanlış
yola, yanlış yöne yönlendirir.
Bu duygu ve düşüncelerimle, Yüce Meclisi saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ayvazoğlu.
Madde üzerinde şahsı adına Artvin Milletvekili Orhan
Yıldız?.. Yok.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3.- İcra ve İflas Kanununun 333 üncü maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 333.- Her kim iflas bürosu veya idaresinin
yahut bir alacaklının veya alacaklılar toplanmasındaki mümessilinin reyini
yahut konkordatoya muvafakatini kazanmak için ona hususi bir menfaat temin veya
vaat ederse altı aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Menfaat temin eden alacaklı yahut mümessili de aynı
ceza ile cezalandırılır.
Suçun iflas bürosu veya idaresi üyesi tarafından
işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsı adına Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Sayın
Başkan, değerli üyeler; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda değişiklik yapan
915 sıra sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifinin 3 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım
adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, Grubumuz ve şahsım adına saygıyla
selamlıyorum.
Teklifin 3 üncü maddesiyle, İcra ve İflas Kanununun
iflas ve konkordato işlerinde hususî menfaat temin edenlerin cezasını
düzenleyen 333 üncü maddesinde kapsamlı bir değişiklik yapılmaktadır. Bilindiği
gibi, Anayasamızın 2 nci maddesinde cumhuriyetin nitelikleri belirtilmiştir.
Cumhuriyetin nitelikleri olarak belirtilen unsurlardan birisi de hukuk
devletidir. Çağdaş devlet olabilmenin de önemli özelliklerinden biri, hukukun
üstünlüğünü savunmak ve hukuk devleti olabilmektir. Yasalar, toplumsal
ihtiyaçları karşılamak, toplumsal sorunları çözmek amacıyla düzenlenir. Bugün
üzerinde görüştüğümüz alacaklı-borçlu ilişkilerini, yargı mercilerince verilen
kararların infazını, icra ve iflas dairelerinin kuruluş ve çalışmalarını,
buradan çıkan sorunların çözümünü düzenleyen ve 1932 yılından beri yürürlükte
olan, toplumun ihtiyaçlarını da bugün artık yeterince karşılayamadığına
inandığımız İcra İflas Yasasındaki yeni birtakım değişiklikleri görüşüyoruz.
Biraz önce bir arkadaşımın da belirttiği gibi, İcra
İflas Yasası, infaz hukukudur; toplum yaşamını çok ilgilendiren bir yasadır,
uygulayıcılarının halkla karşı karşıya kaldığı bir yasadır.
Bu İcra İflas Yasası üzerinde 1965'te, 1997'lerde köklü
değişiklikler yapılmış. Bu değişiklikler, biraz önce de belirttiğim gibi,
yeterince ihtiyacı karşılayamamış ve 22 nci Dönem Parlamentosuna gelindiğinde,
hep övündüğümüz, hızlı, koşarak çalışmalar yapıp İcra İflas Yasasında
değişikliklere gidiyoruz. Kaç sefer; göreve geldiğiniz günden beri İcra İflas
Yasasında dördüncü değişikliği yapıyoruz arkadaşlar; yaz boz tahtası. Hani
ilkokula giden bir çocuk ödevini yapamaz, genellikle onlara kurşunkalemle yazı
yazdırılır; işte, öğretmen bakar, hatayı görünce "burayı sil, düzelt,
olmamış, şu şekilde olsun" diye... Ödevini yerine getiremeyen bir öğrenci
konumunda bugün Parlamento. İcra İflas Yasası üzerinde hakikaten bir değişiklik
yapılacaksa, 2003 yılında getirdiğiniz bir değişiklikle 107 maddesinde
değişiklik yapılmış. Bu yetmemiş -yaz-boz tahtası- 2004 yılında bunun üzerinde
bir değişiklik yapılmış. Sevgili arkadaşlar, 2005'in mart ayında da bu yasada
biz değişiklik yapıyoruz. Bu yasanın gerekçesi ne; 5237 sayılı Ceza Kanununda
yapılan değişikliklere uygun bir değişiklik yapabilmek.
Sevgili arkadaşlar, Ceza Kanununu 26 Eylül 2004'te bu
Türkiye Büyük Millet Meclisi kabul etti. Mademki bu yasada değişiklikler
yapacaksınız, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa uygun bir icra ve iflas yasası
düzenleyeceksiniz, mart ayının içinde yapılan değişikliklerin içine bu yasa
değişikliklerini niçin koymazsınız? Bakanlığın işi o kadar çok ki, akıllarına
gelmiyor. Bu değişiklikleri kim düşünüyor; Değerli Hatay Milletvekili Sadullah
Bey ve öyle bir değişiklik teklifi ki, Sadullah arkadaşımız kanun teklifini
verdiği halde, hiçbir gün, komisyondaki toplantılara gelerek komisyonda kanun
teklifini anlatma ihtiyacı duymadı. Bugün de değerli Grup Başkanvekilimizi
Mecliste görmüyorum ve bu kanun teklifi görüşülürken de anlatma ihtiyacını
duymuyor. Niye; çünkü, bu yasanın mutfağı Adalet Bakanlığı. Peki, Bakanlık,
Türkiye Büyük Millet Meclisine veya Hükümet, Türkiye Büyük Millet Meclisine
artık yasaları tasarı halinde getirme ihtiyacı duymuyor mu? Kanun teklifi
olağan bir yöntem değildir. Meclisin çalışmalarında asıl olan yöntem hükümetin
tasarılarıdır. Komisyona geldiğimizde hükümet bu teklife sıcak bakıyor ve
savunuyor. Yanlış bir yöntemi deniyorsunuz hükümet olarak. Bunun sonucu iyi
değildir. Hükümet kararlı olmalıdır, ne istiyorsa onu arkasına kadar takip
edebilmelidir.
Değerli arkadaşlar, 1 haziran sendromunu yaşıyoruz.
Saat 18.30, bu kanunu biz bugün kabul edeceğiz, Sayın Cumhurbaşkanımıza
gidecek, Sayın Cumhurbaşkanımız bu kanunun üzerinde inceleme yapacak, gece saat
12'ye kadar onaylarsa yürürlüğe girecek. Biz, Sayın Cumhurbaşkanlığı makamını
da kendimize alıştırmaya çalışıyoruz, hızlı sendroma. Başka bir makamın bu yasa
üzerinde yeterince inceleme yapabilmesi için niye bu fırsatı vermiyoruz, niçin
bu fırsatı vermiyoruz?! Şimdi, değerli bürokratlarımız, değerli hükümetin üyeleri,
işte, "şu yasa onaylandı mı onaylanmadı mı" diye onu takiple
uğraşıyoruz.
Halbuki, benim parlamenter olarak aslî görevim, 1
Hazirana bu yasayı yetiştirebilme değil. Parlamenter olarak benim uğraşım,
düzgün yasa yapabilmektir, doğru yasa yapabilmektir ve üç ayda bir değişiklik
yapılacak bir şekildeki yasal düzenlemeler değil, hükümetin beş ay sonrasını
görebilecek yasal düzenlemeler değil. Yapılan yasalar, en az on yıl, yirmi yıl
Türkiye'de uygulanabilmeli; uygulanırsa, Yargıtay bunlardan içtihat üretir.
Şimdi, siz, Yargıtayın içtihat üretmesini de engelliyorsunuz. Her gün bir yasa
değişikliği... Vatandaş yasayı bilemeyecek, uygulayıcı da bilemeyecek. Değişik
bir yöntem.
Şimdi, sevgili arkadaşlar, ben bir komisyon üyesi
olarak bu yasayı takipte zorlandığımı belirtmek istiyorum. Bu yasa
görüşülürken, ya bunun 1 Hazirana yetişmesi lazım... Bazı sorular sorduk.
Sorduğumuzda, üniversiteden gelen değerli arkadaşlarımız, icra iflas üzerinde
uzman değillerdi. "Bizler, bu konuda uzman değiliz" dediler; ama,
biz, arkadaşlarımızdan soralım.
Ben, komisyon üyesi olarak o komisyonda ikna olmak
zorundayım. İkna olmadan, 1 Hazirana yetişsin diye, acelece, koşarak bu yasayı
huzurunuza getirdik. Biz, sanki, imtihana çıkmış öğrenciler gibi, her yasa
teklifi oylanırken çoğunluk aramaya çalışıyoruz. Bunlar,sizin kadar bizi de
üzüyor. Parlamenter olmanın gereğini, bu dönem, bilemiyorum... İki üç dönem
parlamenterlik yapan arkadaşlarımdan birisi geçen bana söyledi, "bu
dönemdekiler parlamenterlik yapmıyor" diye.
Değerli hükümet yetkilileri, bize çalışma ortamını
sağlamak zorundasınız. Meclis Başkanımıza sesleniyorum: Parlamenterlerin
çalışması için ve bu yasalarla ilgili hazırlıkları yapabilmesi için, lütfen, bu
konuda bizlere yardımcı olun. Bugün gece 23.00'e kadar, 24.00'e kadar
çalışalım; ama, doğru karar verebildiğimize emin miyiz arkadaşlar?! Bu, teknik
bir yasa; doğrudur, çıkması gerekiyor; ama, son saate, son sürat... Sürat,
felaket, biliyorsunuz; hep ikaz ediyoruz, 90'ı geçmeyelim. Biz süratle
gidiyoruz, hep duvara çarpıyoruz, geri geliyoruz ve ondan sonra -geçen gün
baktım- hep öne aldığımız bazı yasalarımız Sayın Cumhurbaşkanının makamından
döndüğünde bir bakıyoruz bir daha Meclisin gündemine gelmemiş, arkalarda
kalmış; demek ki, bu kadar önemli değil. Acil olan şeylerde bir bütün olalım,
grup başkanvekillerimiz anlaşsın, bizler uyum içinde olalım, bu yasaları
çıkarırız; fakat, bu, ben yarışı birinci bitireceğim, benim dediğim olacak
yarışı Parlamentonun saygınlığına da zarar veriyor.
Sevgili arkadaşlar, işte, bu tür bir yasayı da, bugün
tekrar görüşüyoruz ve bunun sıkıntılarını sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum bir
hukukçu olarak.
Sevgili arkadaşlar, bu yasa teklifi, komisyonda
yeterince tartışılmadı, Bakanlığın mutfağında tartışıldı; ama, son ana
bırakıldı, öyle uygun görüldü. Halbuki, her şeyi uygun görecek Yüce
Parlamentodur. Bugün, biz, bir direnç sınavı vermeye çalışıyoruz; açıkçası,
buradan hükümete bir şeyi göstermeye çalışıyoruz; Parlamentoya saygı
gösterilmesini, çalışma ortamı için fırsat verilmesini ve bugün, biz, burada,
15'er dakika sürelerimiz içinde, bu yasayla ilgili düşüncelerimizi size
anlatmaya çalışıyoruz. İnanın, körü körüne karşı çıkmak değil; ama, tutmuyor,
olmuyor, olmuyor... Bundan vazgeçelim. Sizin, hükümet içinde, ciddî planlamalar
yapmanız lazım; aciliyet isteyen yasalar neyse, onları hazırlayın, onların
üzerinde çalışılsın. Zaman zaman, geliyor, biz, çok çalışıyoruz; ama, ağustos
böceği gibi cır cır ötüyoruz, meyve vermiyoruz. Bu Parlamentonun, bugünkü
birikimi ve deneyimiyle, çok daha iyi yasalar çıkarabileceğine de içtenlikle
inanıyorum; ama, bir planlama tekniğinin olmaması, hem siyasî iktidarı hem
Parlamentoyu sıkıntıya sokuyor arkadaşlar. Bundan, yeni dönemde kurtulalım;
bundan, yeni dönemde kurtulalım diyorum.
Değerli arkadaşlarım, peki, bu, 333 üncü maddeyle
ilgili; yani, bu 3 üncü madde, 333 üncü maddede bir değişiklik öneriyor, köklü
bir değişiklik öneriyor. Nedir bu köklü değişiklik: Demin de söyledim, maddenin
başlığı: "İflas ve konkordato işlerinde hususi menfaat temin edenlerin
cezası" Bu, geçen dönemlerde, zaman zaman ciddî sıkıntıların doğduğu bir
madde. Burada, biz... Eski maddede, cumhuriyet savcılarının bunu resen takibatı
vardı; şimdi, biz, bunu kaldırıyoruz, cumhuriyet savcılarının resen
takibatından kaldırıyoruz, şikâyete bağlı bir suç haline dönüştürüyoruz. Daha
önceki yasanın alt sınırı altı aydan üç yıla kadarken, bunu, altı aydan iki
yıla düşürüyoruz. Bir şey daha var; bu iflas bürosu ve idaresi azalarından
herhangi birisi bu suça iştirak ederse, cezası, beş seneyi geçmemek üzere iki
kat olarak hükmolunuyordu, eskisi buydu; yenisinde, cezayı yarı oranında
artırmaya gidiyoruz. Açıkçası, cezalarda belirli bir düşmeyi yaratıyoruz.
Bir şeyi daha söyleyerek sözlerimi sona erdiriyorum.
Bakın, o kadar aceleci gitmemize Adalet Komisyonu raporu da uyum sağlayamamış,
demek ki, o da yorulmuş! Şimdi, madde gerekçelerinin 3 üncü maddesine
baktığımda "İcra ve İflas Kanununun 334 üncü maddesi
değiştirilmektedir" deniliyor. Halbuki, 3 üncü maddeyle, İcra ve İflas
Yasasının 333 üncü maddesi değiştiriliyor. Arkadaşlar, bunlar, basit hata; ama,
Meclisin vakarına yakışmaz. Çok geniş bir kadro...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlar mısınız Sayın Ünlütepe.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - Bağlıyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, iktidara geldiğiniz günden beri 4
üncü olarak İcra ve İflas Kanununda değişiklikler yapıyoruz. Bu değişikliklerin
hem ulusumuza hem de bizlere hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinize sevgi
ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ünlütepe.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısı...
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunup, karar yetersayısını
arayacağım.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur.
Birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 18.41
ALTINCI
OTURUM
Açılma Saati:
18.50
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 105 inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.
915 sıra sayılı teklif üzerindeki görüşmelerimize
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VII. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3. - Hatay
Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/460) (S. Sayısı: 915) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve hükümet yerinde.
3 üncü maddenin oylamasında karar yetersayısı
bulunamamıştı; şimdi maddeyi yeniden oylayıp, karar yetersayısını arayacağım.
3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4.- İcra ve İflas Kanununun 333/a maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 333/a.- Ticaret şirketlerinde hukuken veya
fiilen yönetim yetkisine sahip olanların alacaklıları zarara uğratmak kastıyla
ticarî işletmenin borçlarını kısmen veya tamamen ödemeyerek alacaklıları zarara
soktukları takdirde, bu işlem ve eylemlerin başka bir suç oluşturmaması
hâlinde, alacaklının şikâyeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve
beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
Birinci fıkradaki suç taksirle işlendiği takdirde,
alacaklının şikâyeti üzerine, fail hakkında zararın ağırlığına göre ikibin güne
kadar adlî para cezasına hükmolunur."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsı adına Artvin Milletvekili Yüksel Çorbacıoğlu söz istemiştir.
Sayın Çorbacıoğlu, buyurun.
CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşülmekte olan teklifin 4 üncü maddesiyle ilgili
olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına görüşlerimi açıklamak
üzere söz almış durumdayım.
Değerli milletvekilleri, 4 üncü maddeyle, 2004 sayılı
İcra İflas Yasasının 333/a maddesinde birtakım düzenlemeler yapılmaktadır.
Öncelikle, mevcut yasa, biliyorsunuz, çok önemli bir miktarda, 100 küsur
maddesini 2003 yılında değiştirdiğimiz bir yasadır. Bu madde de, 333/a maddesi
de, 17 Temmuz 2003 tarihinde değişmişti.
İçeriğine baktığımızda, zaten başlığından hareket
edersek daha kolay anlayacağız: "Ticarî işletmede yöneticinin
sorumluluğu."
Yöneticinin sorumluluğunun yerine gelmemesi halinde ve
bunun, kasten alacaklılara zarar verme sonucu doğurması halinde, o yöneticiye
hapis cezası ve para cezası verilmekteydi. Hapis cezası değişmedi; yani, mevcut
haliyle, şimdiki düzenlemede, yine altı aydan iki yıla kadar hapis cezası
öngörülüyor; ancak, para cezasında bir değişiklik var; o da, mevcut yasada,
para cezası, işin ağırlığına göre, kasten bu suç işlendiğinde 4 milyardan 400
milyara kadar veriliyordu, eğer bu suç taksirle işlenirse, 2 milyardan 200
milyar liraya kadar ceza veriliyordu. Mevcut değişiklik sonucu hapis cezası
yine kalıyor; ancak, para cezasını, bu suç kastî olarak işlendiğinde beşbin
güne kadar adlî para cezası olarak veriyoruz, taksirli suçta ise ikibin güne
kadar para cezası veriyoruz.
Şimdi, değerli arkadaşlar, para cezasının adlî para
cezası olarak düzenlenmesi, mevcut halin TCK'daki adlî para cezasına uymaması
nedeniyle uyum açısından böyle bir düzenlemenin yapılması doğrudur; ancak, bunu
yaparken, para cezalarında biraz indirim yapılmış durumdadır; yani, daha henüz
iki yıl önce değiştirdiğimiz -para cezasına ilişkin bölümünü diyorum- yasa
maddesinin, iki yıl sonra değiştiğinde para cezasının artması gerekirken, tam
tersine para cezası düşürülerek bu değişiklik öneriliyor.
Tasarıya genel olarak baktığımızda, şahsen ve
Cumhuriyet Halk Partisi olarak da -zaten zımnî olarak görüşümüz odur- biz
teklifin içeriğine büyük oranda katılıyoruz; ancak, usule katılmıyoruz; yani,
bu şekilde kanun yapma usulüne, tekniğine katılmıyoruz. O nedenle, bu kanunu
çıkarmakta biraz zorlanacaksınız.
Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Durdu dedi ki:
"Seviyeli muhalefet yapmak demek, engel olmamak demektir; yani, bir şey
yapıyorsak, hep beraber yapalım." Hayır efendim, biz, şimdi seviyeli
muhalefetimizi yapacağız; ama, sizi -Sayın Durdu'nun sözlerinde olduğu gibi-
yokuşa süreceğiz. Düzde herkes yürür; bir bakalım yokuşta ne yapıyorsunuz,
zorlanacak mısınız.
Sonra, bu yokuşa sürmek, bizim keyfî davranışımız
değil, bu bizim anayasal, yasal, İçtüzükten doğan hakkımızdır ve bunu
kullanmakta da, sonuna kadar haklı olduğumuzu, biraz sonra söyleyeceklerimi
dinlediğinizde anlayacaksınız.
Afyonkarahisar Milletvekilimiz, Cumhuriyet Halk Partisi
Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe dedi ki haklı olarak "bugüne kadar
neredeydiniz?" Bu yasayla ilgili, bu iktidar döneminde dört değişiklik
yapılmış, Ceza Kanunu çıktıktan sonra değişiklik yapılmış; orada yapmıyorsunuz
da, burada, son günde bu değişikliği niye yapıyorsunuz?!
Şimdi, ben düşünüyorum; bu arada, çok önemli işiniz mi
vardı; yoksa, o ön tarafta, beyninizin önündeki değil de, beyninizin
arkasındaki işlerle mi uğraşıyordunuz? Diyeceksiniz ki, beynimizin arkasında…
(AK Parti sıralarından gürültüler)
Sayın milletvekilleri…
BAŞKAN - Sayın Çorbacıoğlu, lütfen Genel Kurula hitap
eder misiniz.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Genel Kurul da benim
hitabetime engel olmasın Sayın Başkanım.
ALİM TUNÇ (Uşak) - Sayın Çorbacıoğlu…
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, hatibe müdahale
etmeyelim; hatip de Genel Kurula hitap etsin.
Buyurun.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Sayın Alim Tunç, değerli
arkadaşım; ben şimdi burada bir şey diyeceğim, cevabını veremeceksiniz! Çok
masumane görünüyor değil mi bu kanun teklifi, bu teklif çok masum, değil mi?!
Çok ilginç bir şey söyleyeceğim; ama, yavaş yavaş, sindire sindire.
Şimdi, kafanızın arkasında neler olduğunu, Ceza Yasası,
Ceza Muhakemesi Yasası, İnfaz Yasası çıkarken gördük; daha geçen hafta gördük
neler olduğunu; çok da üzülerek söylüyorum bunu. İlerleme diye, mevcut
yasalardan daha iyi diye, daha çağdaş, daha özgür diye, Türk ceza mevzuatında
düzenleme yaptık; ama, yaptığımız o düzenleme daha yürürlüğe girmeden, ilk,
sizler tarafından ihlal edildi. Hukuk devleti adına elde edilen kazanımları siz
geri götürdünüz. Aynen söylüyorum; bu ceza mevzuatında, çıkardıktan sonra
yapılan düzenlemelerin tamamı, hukuk devleti adına geri düzenlemelerdir, polis
devletine doğru giden düzenlemelerdir. Bekir Bozdağ beni dinliyor; o da, içten
içe, haklısın Sayın Çorbacıoğlu diyor. Evet; ne yazık ki haklıyım.
Bu yasaların düzenlemesinde, belki size birileri baskı
yapmış, etkilemiş olabilir, bürokratlardan gelen talepler olabilir; ama,
bunlar, hiçbir zaman için, sizin geri adım atmanız için yeterli sebep değildir.
Eğer geri adım atıyorsanız ve eğer, karşılıklı sohbetlerimizde dediğiniz gibi,
ya, ne yapalım, baskı var üzerimizde; işte, böyle oluyor, şöyle oluyor; görev
yapılmazmış, sıkıntı olurmuş diye baskı var; o nedenle, ne yapalım diyorsanız,
değerli AKP milletvekilleri, bu, bir aczin itirafıdır. Siz, iktidarsınız. Evet;
bizim yasalarımıza göre, Anayasaya göre siz iktidarsınız. Hükümeti siz
çıkarıyorsunuz, siz yönetiyorsunuz, bunun gereğini yapacaksınız; yarın öbür gün
de vatandaşın karşısına gittiğinizde yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz.
Şunu mu diyeceksiniz: Efendim, biz yapmak istedik de, işte, bürokratlar engel
oldu veya şu oldu, bu oldu… İktidar değil misiniz diye sorar size vatandaş. O
anlamda, iktidarın ne olduğunu ikibuçuk yılda çok da anlamış görmüyorum
sizleri.
Şimdi, değerli arkadaşlar, gelelim, o, tepkilerinizi
haksız çıkaracak konuya. Bu teklif, Hatay Milletvekilimiz Sayın Sadullah Ergin
-şu anda karşımızda; pek görünmedi ne komisyonda ne burada; umarım,
düşüncelerini de alırız- Sayın Milletvekilimizin teklifi olarak Meclise geldi, Adalet
Komisyonunda görüştük. Tabiî, bu teklifin, biz, hükümetin, Adalet Bakanlığının
hazırladığı bir teklif olduğunu da biliyoruz; ama, sonuç olarak, bu teklif
hazırlanırken de bu Meclise gelene kadar her aşamada, sonuç olarak Adalet ve
Kalkınma Partisinin ürünü bir tekliftir. Ancak, Meclise geldikten sonra,
komisyonda yapılan görüşmede bu teklife AKP dışında bir de CHP'nin katkısı
oldu; yani, bu komisyondan çıkarken, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet
Halk Partisinin ortak ürünü olarak çıktı.
4 üncü maddeyle ilgili olarak ne söyleyeceğim; bakalım,
söylediklerimin altından kalkabilecek misiniz.
ALİM TUNÇ (Uşak) - Kalkarız.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Bakacağız Alimciğim.
Elinizdeki sıra sayısına bakarsanız, teklifin 4 üncü
maddesinde 333/a maddesiyle ilgili bir düzenleme yok. Dikkat edin; teklifte yok
333/a; ama, böyle bir madde mevcut yasada var. 21 inci maddede ne var -teklifin
21 inci maddesini açın, orada- söylüyorum -tırnak içinde, hepsini okumuyorum-
"ticarî işletmede yöneticinin sorumluluğu başlıklı 333/a -en sonuna
bakıyorum- maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır." Siz, teklifinizle, bu
teklifinizle -size söylüyorum, hükümet ve Adalet ve Kalkınma Partisine ve Sayın
Sadullah Ergin'e- siz, bu teklifinizle 333/a maddesini mevzuatımızdan
kaldırıyorsunuz; İcra İflas Yasasından, her şeyden kaldırıyorsunuz; ceza yok.
Peki, 333/a neyi düzenliyordu; biraz önce söyledim; ticarî işletmede
yöneticinin sorumluluğu.
Şimdi, ticarî işletmede yöneticinin sorumluluğu deyince
benim bir müvekkilim aklıma geldi. İslamî holdinglerden bir holdinge 150 000
dolar kaptıran bir müvekkilim, bir memleketlim, Artvin'in Arhavi İlçesinden bir
arkadaşımız -ki kendisi siyasî olarak da, seçmen olarak da her zaman sizin
yanınızda olan, geçmişte Refah ve Fazilet çizgisinde olan bir arkadaşımız, yani
sizin de seçmeniniz- diyor ki "ben 150 000 dolarımı kaptırdım, bunu ne
olur kurtar sayın avukatım." Hatta, milletvekili olduktan sonra bile bu
talebini bana iletti.
Şimdi, bakıyorum da, günümüzün İslamî holdinglerin en
büyük sorunu olan 333/a maddesini hiç kimseye çaktırmadan, hiç kimse farkına
varmadan çıkarıyorsunuz. Bunu da Genel Kurula bugün ancak getiriyoruz. Şimdi,
bu kadar gün var, bu kadar vakit vardı, Ceza Yasası çıktı, altı ay oldu, o
günden bugüne kadar bekleyip bekleyip, bugün, bunu yutturabilirsek diye Meclise
getirip, ancak Cumhuriyet Halk Partisinin o sorumlu muhalefeti gereği
komisyonda bu maddeyi tekrar gündeme sokmamız; bunlar sizi düşündürmüyor mu?
Biraz önce ben konuşurken bazı şeyleri ima ettiğimi söyleyen değerli
milletvekillerinin şimdi cevap vermesini istiyorum. Siz, bu teklife bu maddeyi
koymayarak ve 21 inci maddede yürürlükten kaldırarak binlerce, binlerce
-üstelik size daha yakın- insanın Türkiye'de veya yurt dışında paralarını
gasbeden, sahtekârlık, dolandırıcılık, yolsuzluk yaparak o paraları iç eden,
kaybolan yöneticileri affediyorsunuz. Size karşı tabiî ki biz uyanık olmak
zorundayız. Sayın Mahmut Durdu diyor ki: "Efendim, güzel bir ülke, güçlü
bir ülke, birbirimize güvenelim." Size güvenmiyoruz! Güvenmemekte de
haklıyız. Bana, ya Sadullah Ergin ya hükümet temsilcileri ya Adalet ve Kalkınma
Partisinin grup sözcüleri gelip diyecek ki, biz, bu maddeyi bu teklife bunun
için koymadık. Gerekçesini koyacak. Aksi halde ben itham ediyorum. Siz, bu
maddeyi koymayarak, bu İslamî holdinglerin yaptığı yolsuzluk sonucu işlediği
suçları ortadan kaldırmayı amaçladınız. İddia ediyorum bunu; gelin, aksini
söyleyin. Ben hatalıysam, buraya çıkar özür dilerim.
Şimdi, değerli arkadaşlar…
CÜNEYİT KARABIYIK (Van) - İddianızı ispatlamanız lazım.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Efendim, ben, iddia
ediyorum; aksini siz ispatlayacaksınız, aksini siz ispatlayacaksınız. Buradan
da bu söylediğimin aksini ispat edenin karşısında özür dileyeceğimi söylüyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlar, yasa, toplumsal ihtiyaç için
yapılır; yasa, Türkiye'nin önünü açmak için, Avrupa Birliği süreci için, her
şey için yapılır; ama, yasa, iyi niyetle yapılır. Yasa, iyi niyetle yapılır.
Yaptığınız yasanın birilerini kurtarmaya yönelik olmaması lazım; yaptığınız
yasanın, toplumu kurtarmaya yönelik olması, insan hak ve özgürlüğünü korumaya
yönelik olması, hukuku korumaya yönelik ve hukuku kurtarmaya yönelik olması
lazım; ama, o kadar masumane sunulan ve hiç kimsenin de belki de göremeyeceği,
anlayamayacağı bir şeyi, öyle sanıyorsunuz; ama, Cumhuriyet Halk Partisi,
seksenbeş yıldır uyanık ve ayaktadır, görevini yapıyor; bu maddede yaptığı
gibi, bu yasada yaptığı gibi, bugüne kadar yaptığı gibi, bugünden sonra da bu
görevini sonuna kadar layıkıyla yerine getirecektir.
Değerli milletvekilleri, sözlerimi burada sona
erdirirken, devletin kurumlarının bu kadar zorlandığı, bu kadar sıkıntıya
sokulduğu bir süreci yaşamayı, ben, gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
geçmişiyle, amacıyla da bağdaştıramıyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çorbacıoğlu, konuşmanızı tamamlar
mısınız.
Buyurun.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Daha doğru, daha saydam,
daha samimî bir çalışma düzeni olursa, Cumhuriyet Halk Partisi, bugüne kadar olduğu
gibi, bugünden sonra da halkın çıkarına, ülkenin çıkarına olan her türlü
çalışmaya sonuna kadar, sadece o taşın altına elini değil, kellesini de koyar,
gövdesini de koyar.
Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Madde üzerinde, AK Parti Grubu adına, Sayın
Sadullah Ergin; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA SADULLAH ERGİN (Hatay) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 915 sıra sayılı kanun teklifi üzerinde söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evvelemirde bu kanun teklifi, muhalefet partisi
yetkililerinin de sıkça dile getirdiği gibi, aslında tasarı olacaktı; ama,
teklif olarak getirildi şeklinde eleştirileri var. Evet, bu kanun teklifi,
Sadullah Ergin olarak benim imzamla gelmiş bir tekliftir. Türk Ceza Kanunu,
malumunuz, 5237 sayılı TCK, 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecekti; ancak,
uygulamacılardan gelen talep, Yargıtaydan gelen talepler de dikkate alınarak,
burada, müştereken, 1 Haziran 2005 tarihine ertelenmesi yolunda yeni bir kanun
yaptık ve bu süre içerisinde Türk Ceza Kanununun, yeni Türk Ceza Kanununun,
5237'nin yürürlüğe girmesiyle eldeki dosyaların, Yargıtaydaki dosyaların
sıkıntıya girmemesi, birtakım suçlardan yapılan yargılamalarda faillerin
cezasız kalması ihtimaline binaen yeni düzenlemeler yapıldı. Bu doğrultuda
yapılan bir dizi değişiklikleri hep beraber bu Meclisten geçirdik. 9 adet kanun
tasarı ve teklifi bu Meclisten geçti; Ceza İnfaz Kanunu, TCK'daki
değişiklikler, CMK'daki değişiklikler, Adlî Sicil Yasasındaki değişiklikler
vesaire. Bu önünüzdeki teklif de bu baptan bir tekliftir.
Değerli arkadaşlar, bunun komisyonda görüşülmeye
başlandığı sırada, değerli muhalefet temsilcileri, hükümet, komisyon üyeleri ve
akademisyenlerin de beraber olduğu bir çalışma yapıldı. Bu çalışma sonrasında,
Cumhuriyet Halk Partili komisyon üyelerinden sadece iki arkadaşımız,
zannediyorum, muhalefet şerhi yazdılar, diğer arkadaşlarımızın katkılarıyla da,
beraberce, bu teklif önünüze gelmiş durumda.
Değerli arkadaşlar, sıkça adım zikredilerek birtakım
eleştiriler yapıldı. Elbet, bu teklifi, biz, zamandan kazanmak için bir teklif
olarak huzurlarınıza getirdik; çünkü, 1 Haziran 2005 tarihinde yeni TCK
yürürlüğe girecek ve fakat İcra İflas Yasasında düzelmesi gereken, teknik
olarak yapılması gereken düzeltmelerin yetişmesi maksatlı bu şekilde
getirilmiştir huzurlarınıza.
Şimdi, benden önce konuşan değerli Cumhuriyet Halk
Partisi sözcüsü arkadaşım, burada 330/a maddesi niçin çıkarılmak istendi gibi
bir…
HALUK KOÇ (Samsun) - 333…
SADULLAH ERGİN (Devamla) - ...333/a maddesi niçin
çıkarılmak istendi diye bir eleştiride bulundular.
Değerli arkadaşlar, bunun kanun teklifinde olmamasının
sebebi, genel hükümlerde bu hususun, bu fiillerin karşılığının düzenlendiği
düşüncesiyle 333/a maddesi bu teklife konulmamıştır; ancak, komisyonda yapılan
itirazlar üzerine… Bizde kötü niyet olsa, art niyet olsa, kafamızın arkasında
farklı bir düşünce olsa, -bizim komisyonda çoğunlumuz var, Genel Kurulda
çoğunluğumuz var- böyle bir yanlış düşüncemiz olsa ve bunda ısrarcı olsak; bunu
aynen Genel Kurulda da önünüze getirirdik. Ancak, komisyonda öne sürülen
itirazlar üzerine, bizim böyle bir niyetimiz yok, bir art niyetimiz yok, iyi
niyetliyiz. Madem yanlış anlamalara mahal verecek bir düzenleme şeklinde
algılanıyor, o halde, Cumhuriyet Halk Partili üyelerin itirazlarını da
değerlendirerek, 333/a maddesi tekrar kanun teklifinin içerisine komisyon
kararıyla konulmuş durumda; dolayısıyla, burada, değerli arkadaşlar, bu komisyonun,
partimizin, şahsımın herhangi bir art niyeti de söz konusu değildir. Bu teklif,
sadece… Türk Ceza Kanununda düzenlenmiş yeni anlayış içerisinde hapis cezası
var, hafif hapis yok; oysa, İcra İflas Yasasında hafif hapis diyor ya da
birtakım kabahatler TCK'nın içerisinden çıkarılmış, Kabahat Yasasına konulmuş.
Yapılması gereken teknik değişiklikler esas itibariyle bu teklifin içerisinde
yer almış ve bu değişiklikler, komisyonda, Cumhuriyet Halk Partili
milletvekillerimizle beraber üzerinde büyük bir mutabakatla Genel Kurulun
huzuruna getirilmiştir. Dolayısıyla, bizim, bu teklifin hazırlanmasında,
komisyon aşamasındaki çalışmalarda ve Genel Kurul aşamasındaki çalışmalarda
hiçbir art niyetimiz yok; ne düşünüyorsak aynen burada ifade ediyoruz, ne düşünüyorsak
aynısını metne yazmışız ve dolayısıyla, altında, iki üyeniz hariç hepinizin,
hepimizin imzası var.
Değerli arkadaşlar, bu teklif, teknik zaruretten dolayı
hazırlanmış bir tekliftir ve kanunlaşmasıyla beraber hayırlara vesile olmasını
diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ergin.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Sayın Başkan, Sayın Ergin
doğruyu söylemiyor. Bizim imzamızın olmadığı, sıra sayısında gözüküyor. Bizim
imzamız yoktur.
BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına, Çorum
Milletvekili Muzaffer Külcü.
Sayın Külcü konuşacak mısınız?
MUZAFFER KÜLCÜ (Çorum) - Hayır.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki, grup
ve şahsı adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.
Sayın Haluk Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum.
Ben çok aydınlanmış değilim değerli arkadaşlarım.
Aracılığınızla Sayın Bakana şu soruyu yöneltmek istiyorum:
Şimdi, İcra ve İflas Kanununun, son, 17 Temmuz 2003'te
yapılan değişiklikle 333/a maddesi burada yerini almış durumda. Şimdi, bir
kanun tasarısı değil, bir kanun teklifi şeklinde gelen, komisyona gelen metinde
333/a her nedense unutulmuş. Bu, sehvendir, sehven değildir; fakat, sonuçları
bakımından son derece -Sayın Çorbacıoğlu'nun değindiği- Türkiye'de önümüzdeki
dönemde de suç olabilecek -Mecliste de bir araştırma komisyonu var
biliyorsunuz- son derece ciddî sonuçları olabilecek birtakım müeyyideler
taşıyor. Bunun, ben, sehven unutulduğu ya da böyle "aklımızda başka bir
düşünce yoktu" mantığına sığınılmasını pek anlamıyorum, inandırıcı da
bulmuyorum.
Sayın Bakan, sorum şu: Sizden açıklama istiyorum.
Sizden açıklama istiyorum, bunu herhalde birçok arkadaşım da birlikte istiyor.
Bu konuda Genel Kurulu tatmin etmek zorundasınız. Komisyona gelen şekli,
komisyonda Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin uyarısıyla 333/a'nın şu
anda yer aldığı şeklinde, metinde yer aldığı şekilde bulunmasının mutlaka bir
önemi olmalı, bir yorumu olmalı. Sayın Bakanım, sizden bunun açıklamasını
özellikle rica ediyorum. Duyarlı olunması gereken bir konudur diye de
düşünüyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.
Sayın Bakanım, buyurun.
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; hiç şüphesiz, İcra ve İflas Yasasıyla ilgili, muhtelif
tarihlerde muhtelif değişiklikler yapıldı. Şimdi, Sayın Koç'un belirttiği
tarihte İcra ve İflas Kanununda değişiklik yapıldığında, henüz, yarın yürürlüğe
girecek olan Ceza Kanunu değişikliği yapılmamıştı; 765 sayılı Ceza Kanunu
yürürlükteydi. Aradan geçen süre içerisinde, şimdi teklifte yer almayan; ama,
komisyonda bir duyarlılık gösterilerek gündeme getirilen konu, teklifi
düzenleyen ve sunan arkadaşımızın kanaati, birçok hukukçunun da kanaati, yarın
yürürlüğe girecek olan Ceza Kanunu açısından genel hükümler çerçevesinde
düzenlendiği için, aynı konuyu bir Ceza Kanununda bir de burada düzenlemek
ihtiyacı doğmamıştı; ancak, komisyonda arkadaşlarımız böyle bir düzenlemeyi
getirdiler. Zaman zaman, tutanaklara da baktığınızda, aslında pek çok maddede
demişizdir ki, bu da olmasa olur ya da şu kelimeyi de koymasak olur; ama,
korkulu düş görmektense uyanık yatmak iyidir mantığıyla, buradaki
arkadaşlarımız da şahittir, iyi niyetle, hukuk tekniği açısından, kanun yazımı
açısından ihtiyaç duyulmasa dahi, birkısım yanlış anlamalara, istismarlara
-sizleri tenzih ederek söylüyorum- başkalarının şu veya bu istikamete çekmesine
imkân vermemek adına, ihtiyaç olmadığı halde de zaman zaman bazı kelimeler,
bazı cümleler, bazı maddeler ilave ediliyor. Dolayısıyla, aslında, bu madde
burada düzenlense de düzenlenmese de, bu neviden, yöneticiler açısından bir
sıkıntı söz konusu değil; orada da cezalandırır, burada da; ama, bir duyarlılık
gösterilmiştir, bir hassasiyet gösterilmiştir ve komisyon da buna katılmıştır.
Eğer bir art niyet olsa, zaten, bu teklif getirilir, buna gerek yok denilip
reddedilebilirdi; reddedilmeyip bu hassasiyete katılındığına göre, bu işin
arkasında bir şey var mı diye aramak, bence çok doğru değil. Onun için,
meseleye böyle bakmakta fayda var diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 5.- İcra ve İflas Kanununun 334 üncü maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 334.- Konkordato mühleti elde etmek veya
konkordato veya sermaye şirketleri ile kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden
yapılandırma projesini tasdik ettirmek için hileli tutum ve davranışlarıyla
malî durumu hakkında alacaklıları, komiseri, ara dönem denetçisini veya yetkili
memuru hataya düşürmek veya konkordato projesine ya da sermaye şirketleri ve
kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması projesine uymamak
yoluyla kasten zarara sebebiyet veren borçlu, ilgilinin şikâyeti üzerine altı
aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsı adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Mehmet Nuri Saygun; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; İcra ve İflas Yasasında bazı değişikleri
içeren 915 sıra sayılı yasa teklifine ilişkin olarak, 5 inci maddede söz almış
bulunuyorum; bu nedenle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Maddenin metniyle ilgili olarak açıklamalara geçmeden
önce, izin verirseniz, bugün, bu yasayla ilgili burada yapılmış olan birkaç
konuşmaya değinmek istiyorum. Az evvel, Sadullah Beyin, Cumhuriyet Halk Partisi
milletvekillerinin, Adalet Komisyonu üyelerinin imza koydukları şeklinde bir
ifadesi oldu; ama, elinizdeki yasa teklifinin metnine bakarsanız, Adalet
Komisyonunda Cumhuriyet Halk Partisinin 8 milletvekili var, 6'sının bu yasa
teklifinde imzası yok; bir kere, bunu açıklığa kavuşturalım istedim.
İkincisi de, değerli arkadaşımız Mahmut Durdu'nun, yasa
teklifinin geneli hakkında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşma
yaparken söylediği bir söz biraz dikkatimi çekti; hatta, oturduğum yerden de
ona bir söz söyledim. "Bazı hallerde, Cumhuriyet Halk Partisinin 2 kere 2
dediği 3, bazı hallerde de Adalet ve Kalkınma Partisinin 2 kere 2 dediği 3 veya
5 olur" şeklinde bir ifadesi oldu. O söylediği sözden istifade ederek
AKP'ye yönelik bir söz söylemek istemiyorum; ama, mensubu bulunduğum Partim
adına bir şey söylemek istiyorum. Ben, Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında
çok uzun yıllardır emek veriyorum, çok çalıştım, bütün milletvekili
arkadaşlarım da benim gibi geldiler. Bildiğim bir şey var; Cumhuriyet Halk
Partisinin enine boyuna inceleyip de Türkiye kamuoyuna söylediği sözlerde,
bugüne kadar 2 kere 2 her zaman 4 etmiştir, hiç 3 olmamıştır; Mahmut Beyin bu
sözünü tashih edelim lütfen.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - 2 kere 2; 1,5 yapmıştır!
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - O size göre efendim.
Eğer kendi partiniz adına böyle bir iddianız varsa, ona söyleyecek bir sözüm
yok, Mahmut Beyin AKP'yle ilgili iddiasına da karışmadım.
Her seferinde, buraya yasa teklifleri, tasarıları
getirildiğinde hep söylediğimiz bir söz var, bugün yine aynı sözü söylemek
durumundayız. Çalışma süresi çok kısıtlı, altyapı hazırlıklarını yetiştirmek
mümkün değil. Sonuç itibariyle, Meclisin gündemine getirilen tasarı ve
teklifler, zaman itibariyle, Mecliste çalışan milletvekilleri tarafından
incelenme şansına sahip değiller; hatta ve hatta, ilgili komisyonların üyeleri
dahi, bu yasa teklif ve tasarıları hakkında yeteri kadar bilgi sahibi
olamıyorlar.
Sonuç, bu tasarı ve teklifler bir şekilde hazırlanıyor,
son hızla geliyor ve yeterince değerlendirilmeden Meclisten geçip gidiyor.
Bunun en basit örneğini şu görüşmekte olduğumuz yasa teklifinde çok açık bir
şekilde görürüz. Neden görürüz değerli arkadaşlarım: Şimdi, görüşmekte
olduğumuz yasanın benim söz aldığım 5 inci maddesi, çok değil, 12 Şubat 2004
tarihinde değişikliğe uğramış; yani, bir yıl kadar önce, biz, bu Mecliste
oturmuşuz, bu maddede bir değişiklik yapmışız. Sonra, bir yıl önce yaptığımız
değişikliği beğenmemişiz, şimdi tekrar getiriyoruz, bir değişiklik daha
yapıyoruz. Hal böyle olunca, söylediğimiz söze geri dönmek durumundayız.
Eğer çok çalıştığımız iddiası varsa, ki, Meclis zaman
itibariyle çok çalışıyor; ama, üretim açısından ne kadar ürettiğimize bakarsanız…
Şimdi, aynı maddeyi 3 defa, 4 defa ısıtıp ısıtıp önümüze koyarsanız, biz de
aynı maddeyi her yıl bir kere daha değiştirirsek, buna çok çalışmak denmez; bu,
bu işin sadece yanlış gittiğinin çok açık bir örneği olur.
Umarım, bundan sonrasında hiç değilse, gelecek olan bu
yasa tekliflerinde ve tasarılarında, artık, birkaç zaman sonra tekrar
değiştirmemizi gerektirecek bir pozisyonda kalmayız.
Görüştüğümüz bu yasanın bugün çıkıp çıkmamasıyla ilgili
çok önemli bir gerekçe, sebep var arkadaşlarım; bu, şu ana kadar hiç ifade
edilmedi. Bilmiyorum, Adalet ve Kalkınma Partisinden milletvekili olan
arkadaşlarım bu konuda bilgi sahibi mi; ama, küçük bir açıklama yapma ihtiyacı
duyuyorum. Eğer, bu İcra İflas Yasası bugün onaydan geçip de kanunlaşamazsa, bu
yasadan önce yürürlüğe giren Ceza Yasasının hükümleri gereğince, 1 500 000'e
yakın mal beyanı ve benzeri cezalardan bekleyen dosyaların tümü idarî kararla
ortadan kalkacak. Belki bir veya iki gün sonra bu İcra İflas Yasası yürürlüğe
girecek; ama, o aradaki iki gündeki kayıp, o müktesep hak nedeniyle -rakamını
görevli bürokrat arkadaşlardan öğrendim tam bilmiyorum, ama- 1 500 000
civarındaki dosya işlemden kalkacak, işlevsiz kalacak.
Şimdi, burada iki şey var; bir, alelacele hareket
etmek, yasayı enine boyuna tartışmamak, hiç değerlendirmemek, hiçbir şeye
bakmamak, sadece ve sadece onaydan geçirmeyi ve böylece, böylesine bir
pozisyonun doğmasının önüne geçmek; ama, eğer, Meclis bir yasama görevini
yerine getiriyorsa, o zaman, bu Meclis, yasama görevinin gereklerini de
sübjektif, bakarak değil, objektif değerlendirmeyle gerçekleştirmek zorundadır.
Bize düşen görev, çıkacak yasayı olabildiğince sağlıklı halde çıkarmak olduğuna
göre, böylesine bir zaman sınırlaması karşısında, bu yasayla ilgili gerekli
ifadelerimizi, beyanlarımızı söylemeden yasanın bir an önce çıkmasına da
herhalde Meclisteki hiçbir arkadaşım gönülden razı olmaz.
Efendim, bu arada, bizim, Adalet Komisyonu olarak, hep
söylediğim gibi, olabildiğince uzlaşma tahtında, şu ikibuçuk yıllık süre
içinde, hukukun üstünlüğünü ve demokrasiye, Anayasanın değişmez ilkelerine
saygı göstererek, ona bağlı kalarak, elimizden geldiğince ve uzlaşı içinde
yasaları çıkarmaya çalıştık. Dediğim gibi, acele işe şeytan karıştığının
dışında, olabildiğince de sağlıklı ve düzgün çıktı; ama, dönem dönem, bu
uzlaşmacı, hukuk adamının, hukuk üstünlüğünün öne çıktığı pozisyonlardaki
uzlaşmacı yaklaşım inkıtaa uğradı. Bu, bir kere iki kere değil, birkaç kere
oldu.
Şimdi, bunun olma gerekçesini, ben... Hukukî
yapılanmanın dışında, hepimiz birer siyaset adamı olduğumuz için, siyasî
partimizin, bağlı olduğumuz siyasî partimizin temel görüşleri doğrultusunda
bazen uzlaşma şansı bulamadık. Doğrudur; Adalet ve Kalkınma Partisi ile
Cumhuriyet Halk Partisinin siyasî iddialarının aynı olması, zaten, mümkün
değildir, böyle bir şeyin söz konusu olduğunu da iddia etmiyoruz. Ama, biz bu
siyasî iddialarımızı yerine getirirken, Cumhuriyet Halk Partisi adına siyasî
tercihlerimizi koyarken, hep şuna dikkat ettik: Seksen yıllık cumhuriyetin
getirdiği alışkanlıklara, örfe, hukuksal yapıya ve Anayasadaki temel ilkelere
rahatsızlık vermeyecek bir siyasî anlayışı önplanda tutmak suretiyle,
gerektiğinde bu iddialarımızı dile getirdik. Ama, geçen hafta yaşadığımız olay,
tabiî ki, Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarımıza sorduğumuzda,
kendi siyasî anlayışları doğrultusunda, doğru bir iddia olarak ifade
edeceklerdir; ama, Cumhuriyet Halk Partisinin siyasî anlayışına uygun bir iddia
değildi ve yine, benim görüşüme ve Partimin görüşüne göre de Anayasanın
değişmez ilkelerine ve maddelerine uygun düşmeyen bir anlayıştı.
Bu konuda tavrımızı koyduk, mücadelemizi yaptık; ama,
biliyorsunuz, çoğunluk sizde olduğu için, sonuçta, eller kalktı, oylama geçti
ve bazen, sık sık söylediğimiz bir söz var: Çoğunluk olmanın getirdiği
avantajları kullanırken, demokrasiye, insan haklarına, çağdaş uygarlık düzeyine
olan yürüyüşümüze ve anayasal ilkelerimize sadık kalmak, saygın olmak
durumundayız. Ben, bu gelişmelerin, bu ilkelerden belirli oranda uzaklaştığı
düşüncesi ve iddiasındayım; bunu da yeri gelmişken söylemeden geçmek istemedim.
Burada bir de orijinal bir şey var. Sayın Adalet
Komisyonu Başkanımızın bir sözü vardı "Katolik nikâhı yok aramızda"
diye. Tabiî, "Katolik nikâhı yok aramızda" sözü çok net, yani
Katoliklerde nikâh sonrası artık ayrılma şansı yoktur, böyle bir kuralları
vardır; yani, Sayın Komisyon Başkanımın da, sanıyorum o inançla söylediği, her
şeyde beraber yürüyecek değiliz, yeri geldiği zaman farklı iddialarda bulunuruz
şeklinde bir deyişi var. Şimdi, bunu kabul ediyoruz; ama, yeri geldiğinde,
Cumhuriyet Halk Partisinin ülke menfaatlarını, toplumun geniş kesimlerinin
menfaatlarını gerektiren konularda direnç gösterdiği durumlarda, mücadele
ettiği durumlarda, neden Adalet ve Kalkınma Partisinin bu olaya bakış açısını
aynı anlamda, aynı mantıkta göremiyoruz?!
Yine, burada, bir hususu daha dile getirmek istiyorum.
Sayın İrfan Beyin geçen günkü açıklamasını, ben, gazetelerden izledim;
şaşırdım, hakikaten şaşırdım. Bugün, burada da bir açıklama yaptı, yaptığı
açıklamaya saygı duymak isterdim; ancak, yaptığı açıklamadan ne bir şey
anlayabildim ne de söylediği sözlerden geriye bir adım atmaya gayret gösterdi.
Yani, bakın, burada bazen o kadar sertleşiyor, o kadar katılaşıyorsunuz ki,
kendi dünyanızda yarattığınız bir iddianın gerçekleşmesine biz karşı
çıktığımızda ipin ucunu kaçırıyorsunuz, söylediğiniz sözler nereye gidiyor
farkına varmıyorsunuz ve bunu söyleyen de, İrfan Bey gibi Adalet ve Kalkınma
Partisinin yetkin bir milletvekili.
Yine, bir hususu da dile getirmek istiyorum. Bakın,
bugün, İcra İflas Yasasını görüşüyoruz; bu yasa teklifiyle ilgili görüşmelerde,
Cumhuriyet Halk Partisinin 8 komisyon üyesinden -az evvel baktığımda, ki yine
hepsi burada- 7'si Meclis platformu altında ve biz 7'miz, her seferinde
görüşüyoruz, değerlendirme yapıyoruz; eğer bir şeyler yanlış bitmişse, onları
toparlamaya çalışıyoruz; ama, şöyle bir bakıyorum -hatta, oraya da bir bakalım-
Adalet ve Kalkınma Partisinin Adalet Komisyonunda 16 üyesi var. Değerli
arkadaşlarım, komisyon üyeliği ve bu üyelikten doğan... Yasalar Meclise
geldiğinde o yasaya sahip çıkmak ve komisyonda koymuş olduğunuz emekleri, en
azından, bu kadar hızlı geldiği için paylaşamadığınız arkadaşlarınızla
paylaşmak, ifade etmek, anlatmak gerekir.
Şimdi, biraz sonra, bu madde oylanacak. Biliyorum ki,
Adalet ve Kalkınma Partisinin, önemli sayıda, bu maddeye evet diyebilecek
sayıdaki milletvekili, bu maddeyle ilgili yeterli bilgiye sahip değil.
Hiçbirinizi de kınamıyorum; çünkü, o kadar hızlı geliyoruz ki, yeterli bilgiye
sahip olma şansınız yok; ama, ben isterdim ki, 16 Adalet Komisyonu üyesi, bu
arkadaşlarımıza, en azından, şu sıralarda, bir parça açıklama, bir parça bilgi
verebilme ortamı yaratsalardı ve bu arkadaşlarım da, en azından, neye, niçin,
neden oy verdiklerini bilir hale gelselerdi. Ben, bu konuda ciddî bir
rahatsızlığımı dile getireyim. Her seferinde, oylamaya başlandığında, kritik
bir oylama varsa, şu kapılar açılır, içeriye milletvekili arkadaşlarımız
girerler, şöyle bir bakarlar, kendi grupları nereye el kaldırmışsa, ne olup
olmadığını hiç bilmeden, eller kalkar ve karar verilir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Halk Partisinde farklı bir
şey mi oluyor?.. CHP'de farklı bir şey mi oluyor?..
BAŞKAN - Sayın Demirbağ, lütfen...
HALUK KOÇ (Samsun) - Siz iktidarsınız!..
BAŞKAN - Sayın Saygun, buyurun.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Yapmayın allahaşkına...
ATİLA EMEK (Antalya) - İktidar olmak kolay değil!..
BAŞKAN - Sayın Saygun, 1 dakikalık eksüre içerisinde,
konuşmanızı, lütfen tamamlar mısınız.
Buyurun.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Şimdi, Sayın Başkanım,
izin verirseniz, bu yasanın bu maddesi, doğru tahlil edilmiş, doğru düzenlenmiş
bir madde; ama, ben, bir de, İcra ve İflas Yasasını konuşurken, kendi
kentimdeki çok küçük bir sorunu, yarım dakikaya sığdırmak suretiyle, bir şey
anlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, Trakya Elektrik Dağıtım AŞ; yani,
TREDAŞ, Tekirdağ'da, elektrik borcu olan vatandaşların -ki, altını çizerek
söylüyorum; bu rakamlar, 15 000 000, 20 000 000, 25 000 000 gibi- elektriğini
kesmiyor; ama, ertesi sabah icraya koyuyor. Bir gün sonra, o 25 000 000'u bulup
da ödeyemeyen vatandaş, parasını ödemek için icra dairesine gittiğinde, önüne
konulan rakam minimum 174 000 000; yani, 15 000 000 elektrik borcunu ödemekte
zorlanan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Saygun, teşekkür ediyorum.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın
Başkan, hemen bitiriyorum.
BAŞKAN - Sayın Saygun, Genel Kurula bu hususta bir
açıklama yapmıştım. Onun için, bu icraatıma devam edeceğim. Kusura bakmayın...
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Peki, teşekkür ediyorum,
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına, Artvin
Milletvekili Orhan Yıldız; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
ORHAN YILDIZ (Artvin) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Şimdi, maalesef, maddeler üzerinde söz alan değerli
CHP'li milletvekilleri maddeyle ilgili hiçbir şey söylemiyorlar; ama, beni
hepsinden çok üzen de, doğruyu söylemiyorlar. Yani, şimdi, biraz evvel 333/a
maddesiyle ilgili, değerli bir arkadaşımız açıklama yaptı "bu maddeyi
kaldırmakla, siz İslamî holdingleri mi koruyorsunuz" diye. Böyle bir şey
olabilir mi?! Yani, bir kere, öncelikle şunu söylemek lazım: İslam kelimesi ile
holding kelimesini nasıl yan yana koyabiliyorsunuz, ben bunu anlamıyorum. Ne
alaka var arasında; hiçbir alaka yok. Yani, ucuz siyaset yapacağız diye
tribünlere oynamanın hiç kimseye faydası yok! 333/a maddesi... Arkadaşlar, size
şunu soruyorum: 333/a maddesini kim getirdi? Kim getirdi bu maddeyi? Bu madde,
zaten bizim hükümetimiz zamanında getirilmiş olan bir madde. Bunu da söyleyin;
daha önce, İcra ve İflas Kanununda böyle bir madde var mı?.. Yani, bu kadar
saçma sapan... Ben anlayamıyorum; yani, nasıl bağlantı kurabiliyorsunuz; ben
bunu anlayamıyorum!
Şimdi, bu yasa ne zaman getirilmiş; 2003'ün 7 nci
ayında getirilmiş; yani, 333/a maddesi. Peki, buradan ne anlam çıkar; zaten bu
tarihten önce işlenmiş olan suçlara bu yasa uygulanmaz anlamı çıkar. Onun için,
kafamızın arkasında böyle bir şey yok, böyle şeyleri gündeme getirmeyin,
yazıktır. Tamam, siyaset yapabilirsiniz, yapın; ama, önemli olan nokta şu:
Arkadaşlar, gelin, maddeyle ilgili olan açıklamalar yapın. Haa, bunu niçin
söylüyorum; çünkü, bizi televizyonları başında binlerce, milyonlarca insan
izliyor, gerçekten de Meclis Televizyonu en fazla izlenen kanallardan bir
tanesi, vatandaşlarımız, en azından, bu çıkarılacak yasalarla ilgili, bu yapmış
olduğumuz açıklamalarla ilgili bilgilenmiş olurlar. Ama, siz, gelir de, her
maddeyle ilgili aynı şeyleri söylerseniz, herhalde dinleyen vatandaşlarımız da
sizin açıklamalarınızdan hiçbir şey kazanmaz. Bunu da, burada özellikle ifade
etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, İcra ve İflas Kanununda bu
değişiklik tabiî ki yapılacaktı. Biliyorsunuz, Ceza Kanunumuz değişti,
sistematik tamamen değişti. Şimdi, Ceza Kanununun esas sistematiği değişirken,
İcra ve İflas Kanununda değişikliği nasıl yapmayacağız?! Çünkü, biliyorsunuz,
İcra ve İflas Kanununda hafif hapis cezası düzenlenmiş, hafif para cezası
düzenlenmiş. Bunların Ceza Yasasına uyarlanması gerekiyor; çünkü, Ceza
Yasasıyla hafif hapis cezaları kaldırılmış, para cezasına dönüştürülmüş. O
zaman, İcra ve İflas Yasasında biz bu değişikliği yapmak zorundayız. Haa, ne
yaptık; hafif hapisle düzenlenecek olan müeyyideleri biz hapis cezasına
dönüştürdük. Eğer bu değişikliği yapmamış olsaydık, ne olacaktı; para cezasına
dönüşecekti. Yani, şimdi biz bunu yapmakla kimi korumuş olduk; tabiî ki
alacaklıları korumuş olduk, borçluları korumadık ki biz burada. Şimdi, siz
diyorsunuz ki: Getirilen düzenlemeler tamamen borçluları korumaya yöneliktir.
Böyle bir şey söz konusu değil, böyle bir şey kimsenin aklının ucundan dahi
geçmiyor, geçmez de zaten; çünkü, İcra İflas Yasasının zaten temel sistematiği
borçların ödenmesi üzerine kurulmuştur, getirilen bütün düzenlemeler de buna
yöneliktir.
Şüphesiz, hileli olarak alacaklılardan mal kaçıran
kişilerin en ağır şekilde cezalanması gerekir. Eğer tamamen teknik maksatlarla,
hiçbir art niyet görülmeden, böyle bir şey düşünülmeden birtakım maddelerde
atlamalar olmuşsa -ki, olmuştur demiyorum; ama, olabilir de- bunda art niyet
aramaya ne gerek var? Yani, biz, şimdi, art niyetliydik, siz geldiniz,
komisyonda müdahale ettiniz ve biz, art niyetimizden geri döndük; böyle bir şey
olabilir mi?
Öngörülen düzenleme -demin de bahsetmiş olduğum gibi-
zaten bizim hükümetimiz zamanında getirilmiş. Eğer biz kötü niyetli olsaydık bu
düzenlemeyi niçin getirdik? Yani, bir kere, bunu açık olarak söylemek
istiyorum; AK Parti İktidarında yanlış iş olmaz. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HALUK KOÇ (Samsun) - Yapma ya!
BAŞKAN - Sayın Yıldız, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
ORHAN YILDIZ (Devamla) - Ben, hepinizi sevgi ve
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını
istiyorum.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunacağım ve karar
yetersayısının arayacağım.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur. (AK Parti sıralarından "var,
var" sesleri)
Saygıdeğer arkadaşlarım, ben saydım.
20.40'ta toplanmak üzere, birleşime bir saat ara
veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.41
YEDİNCİ
OTURUM
Açılma Saati:
20.50
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER:
Harun TÜFEKCİ (Konya), Türkân Miçooğulları (İzmir)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 105 inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.
915 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VII. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3. - Hatay
Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/460) (S. Sayısı: 915) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Teklifin 5 inci maddesinin oylamasında karar
yetersayısı bulunamamıştı.
Şimdi, 5 inci maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve
karar yetersayısını arayacağım.
5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Kâtip Üyeler yine
ihtilafa düştü.
2 dakikalık süre içerisinde elektronik oylama
yapacağım.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı
vardır; madde kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 6.- İcra ve İflas Kanununun 336 ncı maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 336.- Müflisin mallarını ellerinde
bulunduran veya müflise borçlu olan üçüncü şahıslar iflasın açıldığına dair
ilana muttali oldukları tarihten itibaren bir ay içinde makbul bir mazeret
olmaksızın o malları iflas idaresi emrine vermezler veya borçlarını
bildirmezlerse, doksan güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsı adına, Adana Milletvekili Uğur Aksöz.
Sayın Aksöz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA UĞUR AKSÖZ (Adana) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa teklifinin 6 ncı maddesi
üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu yasa, adı üstünde, İcra
İflas Yasası; ama, bana göre, buraya gelişiyle iflas etmiş bir yasa. Niye
derseniz; çok talihsiz bir haftaya rastladı; yani, yasanın kendisinin bir suçu
yok da, zamanlama olarak talihsiz bir haftaya rastladı. Niye talihsiz bir
haftaya rastladı; bu Parlamento tarihinde komisyonlarda varılan mutabakatlara
bugüne kadar hep riayet edilmiştir. İlk defa, bu Türk Ceza Kanununun, malum,
geçen hafta boyunca konuştuğumuz maddesi üzerindeki komisyonda varılan
mutabakata Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Kurulda uymayınca böyle bir
talihsiz haftaya girdik; çünkü, muhalefet de doğal refleks gösterdi. Siz,
mademki mutabakatlara uymuyorsunuz, mademki bizimle vardığınız anlaşmaya
uymuyorsunuz; ben de bundan sonra gelen yasaları engellerim dedi ve ilk yasa da
bu yasa olunca, böyle bir engellemeyle karşılaştı. Yani, burada yasanın
kendinin kusuru yok da, Adalet ve Kalkınma Partisinin sözünü tutmamasının bir
sonucu var. Onunla da kalmadı, maalesef, siyasetin birinci maddesi nezakettir;
yani, biz burada birbirimize laf
atarız, zekice laf atarız, zekice cevaplar alırız; bunlar hoş şeylerdir; ama,
özellikle liderler, sözlerini dokuz boğumlu boğazdan, yirmidokuz kere geçirmek
zorundadırlar.
Bir ülkenin başbakanı -ki, çok önemli bir insandır;
Türkiye'de kaç başbakan var!- tutup da, koskoca bir muhalefet partisine
"seviyesiz" dememeli. Bunu siz de takdir edersiniz. O zaman bu
muhalefet partisinin şu hakkı doğar. Yani, aziz Başbakan, biz seni
Parlamentonun dışındayken önünü açıp milletvekili yaptık diye mi seviyesiz
olduk; o nedenle mi bunu diyorsun dersek, o
zaman laflar çoğalır. O bakımdan, ben bunu fazla uzatmıyorum. Sayın
Başbakanın dil sürçmesi yaptığına inanmak istiyorum ve önümüzdeki günlerde,
kendisi veya sözcülerinin, bir yanlış anlaşılma olmuştur diyeceğini bekliyorum.
Bakın, Başbakan bunu yapmazsa ne olur size söyleyeyim:
Önümüzde daha iki sene var. Biz birbirimize ayaklarından prangayla bağlı iki
grubuz. Bu millet bu iki grubu buraya gönderdi, dedi ki, ülke yararına olan
yasalarda uyum sağlayın, benim menfaatımı koruyun, kollayın. Sayınız 365 değil,
465 olsa, eğer bu muhalefetle mutabakat sağlamazsanız buradan yasa
çıkaramazsınız. Bakın, bugün örneği meydanda. Bu, İcra ve İflas Yasası -ben
hukukçuyum, şu maddeleri de okudum- 5 dakikada geçecek bir yasadır; ama,
muhalefet partisi İçtüzükten gelen yasal hakkını kullanıyor, geçen hafta olan
olaylara doğal refleksini kullanıyor ve engelliyor.
Şimdi, demin bir arkadaşım çıktı, dedi ki: Hep
engelliyorsunuz, şunu yapıyorsunuz, bunu yapıyorsunuz!.. Peki, şimdi ben bu
heyete soruyorum: Cumhuriyet Halk Partisi bugün engelleme olarak ne yapıyor;
sadece konuşuyor, değil mi! Peki, biz konuşup engelliyorsak, ey Adalet ve
Kalkınma Partisi, siz niye konuşuyorsunuz?! Ben 15 dakika konuşuyorum, bu
Grupda 15 dakika konuşuyor. Benim Grubum 30 dakika konuşuyor, Adalet ve
Kalkınma Partisi de 30 dakika konuşuyor. Eğer benim yaptığım engellemeyse, bu
yasayı siz engelliyorsunuz! Konuşmayın o zaman! Az laf, çok iş; oturun
yerinize, üretin; niye konuşuyorsunuz?! Eğer, benim konuşmam engellemeyse, siz
konuşmayın. Doğru mu; doğru.
Peki, demin, yine bir arkadaşım dedi ki…
AHMET YENİ (Samsun) - Maddeye geçelim, maddeye…
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Geçeceğim, geçeceğim… Bakın
arkadaşlar, demin, daha 5 dakika evvel dedim ki, siyasette güzel laf atın, ben
de tat alayım, güzel cevap vereyim. Şimdi, arkadaşım diyor ki, maddeye geç,
maddeye." Peki, tutanakları getirtelim; Adalet ve Kalkınma Partili
konuşmacıların hangisi madde üzerinde konuştu?!
AHMET YENİ (Samsun) - Onlara da aynısını söyleyelim.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın,
şimdi, burası ilkmektep değil, burası çok yüce bir makam. Burada lafı atarken,
demin söylediğim gibi, dokuz kere düşüneceksiniz; çünkü, karşınızdaki muhatap
öyle bir laf söyler ki, altından kalkılmaz sonra. Haa, lafı akıllı, zekice atarsanız
hiçbir sorun yok. "Maddeye gel" laf atma değil, çok çocukça bir şey.
Maddeye gel!.. Ne demek maddeye gel?! Ben ne anlatıyorum; neden engelleme
yaptığımı anlatıyorum. Bundan daha doğal bir şey var mı?! Sabahtan beri sizin
her konuşmacınız çıkıp "niye engelliyorsunuz" diyor; ben de neden
yaptığımızı anlatıyorum. Bundan daha güzel bir anlatım olur mu ki, arkadaşım
bana "maddeye gel" diyor. Peki, bunu da geçelim.
Şimdi, değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma
Partisinin bu iktidara geldiği günden beri yaptığı bir yanlışlık var. Onu hep
beraber tespit edelim de, belki Grup Başkanvekilleri bunu düzeltirler. Bunu da
niye söylüyorum; yani, buradan daha iyi üretim yapalım, yasalar daha rahat
çıksın diye söylüyorum. Bakın, bugün salı; saat 11.00'de gruplara girdik
hepimiz, siz kendi grubunuza, biz kendi grubumuza; saat şu anda 21.00; on
saattir çalışıyoruz, daha 23.00'e kadar çalışacağız. Arkadaşlar, kanun yapma
işi bir zihin, bir beyin işi; yani, yorucu bir iş ve yaptığımız iş, çok sorumlu
bir iş; yani, çoluğumuz, çocuğumuz, torunumuz, devletimiz, milletimiz bundan
etkileniyor. Biz, otobüs sürmüyoruz; otobüs süreni bile sekiz saatten fazla
çalıştırmıyor polis, indiriyor hemen; takometre takmış, sen sekiz saati geçtin,
dikkatin dağılır demiş, indiriyor şoförü polisimiz; ama, biz, Adalet ve
Kalkınma Partisi sayesinde, bu dönem, maşallah, gece 11'ler, 12'ler, cumartesi,
pazarlar… Ne oluyor arkadaşlar, ne yapıyorsunuz?! Bu yanlış.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sen eski dönemleri de
bilirsin!
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Ben, tabiî, eski dönemleri
bildiğim için söylüyorum. Eski dönemlerde hiç böyle şeyler olmadı arkadaşlar.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) - O zaman da sabahlara kadar
çalışıyorduk!
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Hiç böyle olmuyordu. Bakın, eski
dönemlerde olan çok arkadaşımız var; Sayın Salih Bey de burada, Sayın Bakanım
da burada. Eski dönemlerde, bu gece çalışmaları istisnaydı -Salih Bey,
istisnaydı- siz, bunu kural yaptınız. Bakın, İçtüzük, eğer ihtiyacı
karşılamıyorsa değiştirilmelidir; ama, İçtüzüğe rağmen ve ona aykırı işlem
yapmak bize yakışmaz. İçtüzükte ne deniliyor: "Bu Meclis, salı, çarşamba,
perşembe, 15.00-19.00 arası çalışır" deniliyor. Peki, ben size soruyorum;
hangi salı, çarşamba, perşembe 15.00-19.00 arası çalıştık, Allah rızası için;
ya 11.00'de başladık, ya 10.00'da başladık ya 23.00'te... Haa, o zaman, bakın,
ben bir şey demiyorum; eğer böyle çalışmak uygunsa size, gelin, İçtüzüğü hemen
değiştirelim, diyelim ki, bu Meclis, Allah'ın her günü 10.00'da başlar,
24.00'te kapanır; eyvallah, buna hiç itirazım yok; ama, o İçtüzük orada öyle
yazıyorken, böyle çalışamazsınız; bu, İçtüzüğe aykırılıktır, olmaz; yani, bu,
hakkın suiistimalidir, hukukçular iyi bilir; bu, Danışma Kurulu denilen kurulun
suiistimalidir, Danışma Kurulu her gün toplanmaz.
Bakın şimdi, size soruyorum. Bu kadar milletvekiliyiz,
hepimiz kardeşiz. Hepimizin de memleket hizmeti için yorulduğumuzu, buna kafa
yorduğumuzu biliyorum, hiç şüphem yok; ama, bakın arkadaşlar, elinizi
vicdanınıza koyun, bu Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde, üç yıldır,
hanginiz, bırakın CHP'yi, hangi Adalet ve Kalkınma Partili -bakın, size
saygımdan da AKP'li demiyorum ha, kıyak yapıyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi
diyorum- memleketine cumartesi, pazar gittiğinde, kahvehanede sorulduğu zaman,
"ağabey be, salı günü hangi yasayı görüşeceksiniz" denildiğinde,
cevap verebildi?! Hadi, bana söyleyin! Bakın, böyle milletvekili olmaz. Bizi bu
hale düşürmeye, bu iktidarın ve bu Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun hakkı
yok, sizi düşürmeye de hakkı yok. Ben, memleketime gittiğimde, önümdeki hafta,
salı, çarşamba, perşembe hangi yasayı görüşeceğimi bilmeliyim, vatandaşıma bunu
söylemeliyim, danışmanlarıma bu konuda hazırlık yap, fotokopileri getir,
çalışayım diyebilmeliyim, sayın bakanlarımı arayıp sayın bakanım böyle bir
tasarı gelmiş, şu nedir, bu nedir diyebilmeliyim. Diyalog böyle olur,
yardımlaşma böyle olur, katkı böyle olur. Bakın, şimdi, buradayız, işte
söylüyorum, önümüzdeki hafta salı günü neyi görüşeceğimizi, milletvekillerinden
vazgeçtim, Sevgili Salih Kapusuz biliyor mu?
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Biliyorum, biliyorum…
Planladık…
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Bir vahiy geliyor, o yasa
geliyor. Olmaz böyle şey!
Bakın, arkadaşlar, ben, size işin kuralını söylüyorum,
işin yakışırını söylüyorum, siyaset yapmıyorum. Bakın, demin, bir arkadaşım,
çıktı "CHP ucuz siyaset yapıyor" dedi. Ben, onu, gençliğine verdim;
çünkü, ucuz siyasetin antisi pahalı siyasettir. Yani, biz ucuz siyaset
yapıyorsak, siz pahalı siyaset mi yapıyorsunuz?! Paha, para demektir, değer
demektir. Siz, öyle mi siyaset yapıyorsunuz?! Şimdi, onun için, bir şeyi
konuşurken, çok iyi düşünmek lazım, burada çok tecrübeli, çok akil adamlar
olduğunu düşünmek lazım. O bakımdan, ben, Sevgili Adalet ve Kalkınma Partisinin
Grup yöneticilerine bir şey öneriyorum: Eğer, bu memlekete hizmet etmek
istiyorsanız gerçekten, lütfen -30 Haziranda kapatacağız diyorsunuz- 30 Hazirana
kadar hangi yasaları çıkaracaksanız, bunun bir listesini yapın, bizim Grup
Başkanvekilleriyle görüşün, hangisinde mutabıksanız, onları getirip, burada hiç
lagaluga yapmadan, bu ülkenin elektriğini, suyunu bedava harcamadan, takır takır
geçirelim; mutabık olmadıklarımızı komisyonlarda tartışalım, tartışalım. bu
kadar basit. Size bedava akıl da veriyorum ya, bunu yapın bari. (CHP
sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, bakın, grup psikolojisidir, grubun
etkisinde kalabilirsiniz, bu söylediklerimi yalnız kaldığınız zaman, elinizi
vicdanınıza koyup düşünün, yahu, adam doğru söylüyor demezseniz, ben kabul
etmeyeceğim, ben doğruları söylüyorum. Bu Parlamentoda, bakın, biz engellersek,
önümüzdeki iki sene heba olur, yazık olur; her şeyde söz alırız, her konuda
karar yetersayısı deriz, her konuda toplantı yetersayısı deriz, yoklama deriz.
Şimdi, siz, bize "yahu, arkadaş, engelleme yapıyorsunuz"
diyemezsiniz, böyle bir hakkınız yok; sakın ha! Niye; burası bir hukuk devleti,
hukuk devletinde yasal hakkını kullanan adama ancak selam durulur, hiç itiraz
edemezsiniz. Ne yapıyoruz biz; İçtüzükten kaynaklanan hakkımızı kullanıyoruz.
İçtüzük, şu maddede bu kadar konuşulur, tümü üzerinde bu kadar konuşulur demiş,
biz onu kullanıyoruz. Yasal hakkımızı, içtüzüksel hakkımızı kullandığımız için
bize "yahu, bu CHP de hep engelleme yapıyor" derseniz, siz, hukuka
saygısızsınız demektir.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Hakkın kötüye kullanılması var.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Hakkın kötüye kullanılması
değil. Hakkın kötüye kullanılması ne, biliyor musun; benim hakkım 15 dakika, 25
dakika kullanırsam o, 15 dakikaya uyarsam ben o hukuka uymuşum demektir, sen de
saygı göstermek zorundasın.
Değerli arkadaşlar, bakın, ben söyleyeceklerimi
söyledim, isteyen alır isteyen almaz; ama, son sözümü söylüyorum…
AHMET YENİ (Samsun) - Maddeyle ilgili…
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Maddeyi de siz konuşursunuz
artık; nasılsa, AKP konuşmayı çok seviyor!
Bakın, bugün 14.00'ten beri toplantı yapıyoruz.
Cumhuriyet Halk Partili üyelerin bütün maddelerdeki konuşmalarını alt alta
yazdım; diyelim ki, biz toplam üç saat konuşmuşuz. Yahu, biz engelleme
yapıyoruz, biz muhalefetiz, üç saat konuşmuşuz. Siz iktidarsınız, aceleniz var,
koşa koşa yasa çıkaracaksınız, siz de üç saat konuşuyorsunuz. Peki arkadaş, bu
akıl, mantık mı?! Konuşmayın; siz konuşmazsanız, bizim yaptığımız konuşma üç
saatte kalır, üç saat kâr edersiniz; hayır, ille konuşacaksınız, memlekete
selam, seçmene selam, konuştuğunuz zaten incir çekirdeğini doldurmuyor ki, yasa
neyse öyle geçiyor; ama, biz, muhalefet yapmak mecburiyetindeyiz. Bakın,
hükümet sizde, devlet sizde, bütçe sizde, her şey sizde. Bu Grubun elinde bir
tek özgür konuşma hakkı var, onu bile çekemiyorsunuz, onu bile engelleme
diyerek bize kızıyorsunuz, laf atarak bize kızgınlığınızı belli ediyorsunuz;
bunlar yanlış; çünkü, bu kardeşiniz, bu Parlamentoda, Salih Kapusuz'la beraber
çok iktidarlar gördüler, kimler kimler geldiler, neler neler söylediler, hepsi
de çekip gittiler.
AHMET YENİ (Samsun) - Kaçıncı madde üzerinde
konuşuyorsun?
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Siz hiç gitmeyecek gibisiniz değil
mi; ama, o gidenler de sizin gibi düşünmekteydiler.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aksöz.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 7.- İcra ve İflas Kanununun 337 nci maddesi
başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Yükümlülüklerin yerine getirilmemesi:
Madde 337.- Müddeti içinde beyanda bulunmak üzere
mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayan
borçlu, alacaklının şikâyeti üzerine, on gün disiplin hapsi ile cezalandırılır.
Alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmesi veya borcun
ödenmesi hâlinde, bu ceza düşer.
162, 209 ve 216 ncı maddeler hükümlerine muhalefet
edenler hakkında da iflas idaresinin vereceği müzekkere üzerine, aynı ceza
verilir. Bu maddelerde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi hâlinde,
verilen ceza düşer."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsı adına, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Sayın
Başkan, Genel Kurulun değerli üyeleri; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda
değişiklik yapan 915 sıra sayılı kanun teklifinin 7 nci maddesi üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi,
Grubumuz ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Teklifin 7 nci maddesiyle, İcra ve İflas Kanununun
"yükümlülüklerin yerine getirilmemesi" başlığını düzenleyen 337 nci
maddesinde kapsamlı bir değişiklik yapılmaktadır. Bunu, biz, daha ziyade, mal
beyanını düzenleyen madde olarak da yorumlayabiliriz; halk dilinde, genellikle,
borçluların süresi içinde mal beyanında bulunmamalarında bu maddenin
yaptırımıyla karşı karşıya kalırlardı.
Sayın Başkan, yapılan bu son değişiklikler ihtiyacı
karşılayabilecek mi; bana göre hayır. Zaten, Yasa, son dönemlerde yapılan
değişikliklerle yamalı bir bohça haline dönüşmüştür; bu nedenle, yeni bir İcra
ve İflas Kanununa ihtiyaç vardır. Zaten, öğrenebildiğimiz kadarıyla da,
Bakanlıkta yeni bir İcra ve İflas Kanununun hazırlıkları yürütülmektedir.
Yeni bir İcra ve İflas Kanunu yapabilmek için… Bu
iktidar döneminde İcra ve İflas Kanununda yapacağımız dört sefer değişiklik
için harcayacağımız emeği yeni bir yasanın hazırlanması için harcasaydık bugün
çok daha başarılı bir sonucu alabilirdik; ama, günlük, anlık değişiklikleri
yaparak hem kendimizi yoruyoruz hem de hem uygulayıcıların bu yasaya adapte
olmasını hem de yasanın uygulanacağı kişilerin de bu yasayı bilmelerini,
öğrenmelerini zorlaştırıyoruz. Acaba bu yasa maddesi değişti mi değişmedi mi,
hem uygulayıcıların hem de yasa uygulananların aklında bu soru işareti kalıyor.
Sevgili arkadaşlar, bu yasadaki değişiklikler,
genellikle -demin de, biraz önce konuşmamda belirttiğim gibi- Türk Ceza
Yasasında yapılan değişikliklerdeki 5 inci maddeye adapte olmak amacıyla İcra
İflas Yasasının cezayla ilgili olan hükümleridir.
Hepinizin de bildiği gibi, Ceza Kanunundaki
değişiklikleri, biz, Eylül 2004'te tamamladık ve bitirdik. Bu Parlamentodan
çıkmıştır; ancak, yürürlük tarihi 1 Nisan olarak kabul edilmişti. Mart
2005'teyse, yeni bir, İcra İflas Kanununda 28 maddede bir değişiklik yaptık. O
dönemde, bugün bu tartıştığımız konuları gündeme getirebilir, bu değişiklikleri
yapabilirdik; yapmadık. Hep sıkıştığımız anda, aklımıza ne geliyorsa onu
yapmaya çalışıyoruz. Planlama yok; siyasî iktidar, halbuki, bir planlama yapmak
zorundadır, neyi ne yapacağı konusunda. Hukukla ilgili yasal düzenlemelere bir
baktığınızda, Avrupa Birliği uyum yasaları, Kopenhag Kriterleri… En az bir yıla
yakın bir süre bu türküyü söyledik. Bu süre bitti, yeni bir Ceza Yasası, yeni
bir Ceza Usul Yasası, yeni bir İnfaz Yasası, yeni bir, İcra İflas Kanunundaki
yamalı bohça gibi değişiklikler, hep bunlarla uğraştık. Halbuki, çok daha kısa
bir dönemde, çok daha verimli bir çalışmayla bugünkünden çok daha iyi bir
sonucu alabilirdik.
Peki, İcra İflas Yasası bu kadar yamalı bohça iken,
icra dairelerinin durumu ne? Yanılmıyorsam, Türkiye'de 1 200'ün üzerinde icra
dairesi var.
MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - İçler acısı…
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - İçler acısı… İcra
dairelerine, hakkını arayacak kişi girmeye korkuyor, içler açısı…
İş yükü çok daha fazla. İcrada işi olan, icra
müdüründen iki üç gün öncesinden randevu almak zorunda. Devletin hiçbir yerinde
böyle bir uygulama yoktur. Çok acil bir hadiseye gidecek olsanız bile, doluyum
diyor.
Peki, bu iş yükünün yoğunluğunun gerekçesi ne; o da,
ekonominin kötüye gidişi. Ekonomi düşündüğünüz gibi değil arkadaşlar. Halk
katmanları, dün size de bize de destek olanların büyük bir grubu düne göre daha
fukara, düne göre daha fakirleşmiş, 2001 krizinden daha kötü bir krizin içinde.
Esnafı, çiftçisi 2001 krizini belki cebindeki eski birikimiyle aşabilmiş,
direnebilmiş. Şimdi ona direnç de yok, ona direnç de yok… Bu ne zaman başladı;
1980 sonrası başladı. 1980'de neler oldu; biliyorsunuz, ekonomide kırılmalar,
köşe dönmecilikler, yolsuzluklar, iş bitiricilikler, toplumca iyi karşılanan
öğeler olarak gözüktü, hatta bu tür davranışlar, bir dönem, ülkeyi yönetenlerce
takdir edilen davranışlar olarak yorumlandı. Bunları yaşımız gereği hepimiz
bilebilecek durumdayız.
Sevgili arkadaşlar, şimdi, toplumun iyileşme denildiği
bir dönemde şunu bir defa kabul etmek zorundayız ki, yurttaşımızın yüzde 80'i
yüzde 20'sinin geçimini temin etmekle yükümlü. Yüzde 20'si çok müreffeh; ama,
yüzde 80'i ciddî bir sıkıntı içinde toplumda; onu çözmek zorundayız. Çoğunluğun
sıkıntılarını, çoğunluğun dertlerini bir araya gelip çözebilirsek, işte o zaman
görevini yapmış olan bir milletin vekili olabilirsiniz. Öyle mi oluyor; hayır.
İşte, demin söylediğimiz gibi, bir yerin arkasından koşan bir siyasal iktidar.
Nereye gittiğini biliyor mu; hayır arkadaşlar, hayır. Günlük, anlık, rüzgâr ne
taraftan geliyorsa, ona göre yöneliyoruz.
Sevgili arkadaşlar, gönlüm şunu isterdi, keşke, bugün
burada İcra İflas Yasasında değişiklikler yaparken, icra iflas dairelerinde
çalışan memurların konumunu da tartışabilseydik, icra iflas dairelerinde
çalışan kâtiplerin konumunu tartışabilseydik, adliyedeki mübaşirlerin konumunu
da tartışabilseydik; onların da durumu içler acısı, biraz önce söylediğim,
onlar da o yüzde 80'lerin içinde, ciddî ekonomik sıkıntıların içinde.
İşte, böyle bir ortamda İcra İflas Yasasının 337 nci
maddesinde değişiklik yapıyoruz. Nedir değişiklik; eski maddenin başlığı
"mal beyanı için gelmeyenlerin ve beyanda bulunmayanların ve istenen malı
teslim etmeyenlerin cezası" buradaki madde başlığında ise bunu
"yükümlülüklerin yerine getirilmemesi" olarak değiştiriyoruz. Doğru
bir tanımdır; diğeri uzun, anlaşılması zordur; ama, bu başlık açısından
doğrudur, yerindedir. Peki, önemli değişiklik nedir diye baktığımızda; burada,
daha önceleri, 337'ye göre, gerçi bu değişti, tetkik mercii tarafından icra
cezaları veriliyordu, şimdi icra hâkimliklerince bu yapılacaktır. Şimdi,
burada, on günlük hapis yeni uygulamayla disiplin cezasına döndürülüyor. Daha
önce, mal beyanında bulunmamanın cezasındaki önkoşullardan birisi, müddeti
içinde mal beyanında bulunmamak; iki, alacaklı açısından ise, eğer, borçlunun
mallarının alacaklının bildiği veya bilmesi lazım geldiğini ispat ederse gene
bu yönden bir cezalandırmaya gidilmiyordu. Yeni düzenlemede ise, mazereti
olmadan, eğer, meşru bir mazereti varsa borçlu bu on günlük sürenin dışında da
yasanın elverdiği koşullarda yeniden bir mal beyanında bulunabilecektir. Süresi
içinde mal beyanında bulunmazsa alacaklının şikayeti üzerine on günlük disiplin
cezasıyla cezalandırılacaktır. Eğer, alacaklının alacağını karşılayacak şekilde
malının haczini yaptırırsa, o zaman da bu disiplin cezası kendiliğinden
kalkıyor veya hepinizin de bildiği gibi, borç ödendiğinde de bu ceza
kendiliğinden düşmektedir.
Bu ikinci bent de, daha ziyade, iflasla ilgili kısmı
içermektedir. Bu da İcra ve İflas Kanununun, iflas müdürünce defteri yapılmış
olan malları aynen veya istenildiği zamanki kıymetiyle vermeyenler, 162 nci
madde, 209 uncu madde ve 216 ncı madde hükümlerine de muhalefet edenlere de
aynı on günlük disiplin cezası verilecektir.
Bu maddelerde belirtilen yükümlülüklerin yerine
getirilmemesi halinde verilen cezalar düşer.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün, şu saatlerde
görüşmeye çalıştığımız bu madde, bugün, saat 24.00'e kadar Sayın
Cumhurbaşkanınca onaylanmadığı anda, 1 500 000'e yakın dosya düşecektir. Yani,
bugün, son ana getirilen sıkışmanın sonucu budur.
Burada, belki, bizden şu beklendi: Cumhuriyet Halk
Partisi sussun, sessiz kalsın, bu yasayı çıkartsın. Cumhuriyet Halk Partisi,
üzerine düşeni yapıyor, yasa hakkında düşündüklerini söylemeye çalıştı. Belki,
pek çok haksız durumda olan insan bu cezadan kurtulacak, pek çok alacaklı
mağdur duruma gelecek; ama, bunun kusurlusu siyasî iktidardır.
Birbuçuk ay önce, Mart ayında bu yasayı getirseydi o
gün çıkarırdık... Hayır, aklımıza geldiği gün çıkacak!.. Gerçi, Sayın Sadullah
Bey, biraz önceki konuşmasında da bunun mutfağının Adalet Bakanlığı olduğunu
söyledi; bizim ısrarla savunduğumuz, Bakanlık, tasarılarıyla Meclisin karşısına
gelsin; işin doğasına doğru gidelim, doğasından dışarıya doğru çıktığımız anda,
işte, zaman zaman, daha önceki, geçen konuşmamda da yaptığım gibi, değerli
arkadaşlarımızı sanki küçük düşürücü sözler söylemeye çalışıyormuşuz gibi bir
havanın içine giriyoruz; ki, bundan biz sıkıntı duyuyoruz; çünkü, değerli
parlamenter arkadaşımız, o sıkıntıyı, hükümetin veremediği, getiremediği
tasarıdaki sıkıntıyı çözmeye çalışıyor; halbuki, bir parlamenterin üzerine bu
yükümlenemez diye düşünüyorum.
İcra ve İflas Kanununun uygulamasında başarıya
ulaşabilmenin önkoşullarından birisi, yetişmiş yargıç, icra memuru ve kâtipleri
ile icra hâkimliği ve icra memurluklarının donanımıdır. Hâkim kadrolarındaki
eksiklikler nedeniyle, icra hâkimlikleri başka mahkeme hâkimliklerince
doldurulmaktadır; dolayısıyla, kanunda beklenen seri çalışma
yakalanamamaktadır. Bugün, büyük illerimizde, icra yargıçları duruşmaya günde
en az 250-300 dosyayla çıkmaktadır; 250-300 dosyayla çıkan bir yargıç ne dereceye
kadar sağlıklı karar verebilir, 250-300 dosyayla çıkan bir yazman, kâtip, ne
dereceye kadar başarılı olabilir; bizim Parlamentomuzun ulaştığı başarı kadar
başarıya ulaşabilir. Biz de aynı sistemle çalışıyoruz, biz de çok çalışıyoruz;
ama, çok hata, çok eksiklikler yapıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ünlütepe, lütfen konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - Ben de, Partim ve şahsım
adına, 337 nci madde üzerindeki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Hepinize iyi geceler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ünlütepe.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 8.- İcra ve İflas Kanununun 337/a maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 337/a.- 44 üncü maddeye göre mal beyanında
bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış
malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya
beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören
alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının
zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez.
Borçlunun iflası halinde, birinci fıkradaki durum
ayrıca taksiratlı iflas hali sayılır."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsı adına, Çorum Milletvekili Feridun Ayvazoğlu; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yasa değişikliği
teklifiyle, yine, tekrar, huzurunuzdayız. Bu defa, bu teklifin 8 inci
maddesiyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz
almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, öncelikle, ben, tabiî, kanunların, tasarıların
ve tekliflerin, teknik yönden ele alınarak, size, bir sunum yapılmasıyla başlanması
gerektiğine inanıyorum, konuşmanın. Bu noktadan hareketle, gelen teklifin, ne
derece, ne şekilde, hangi süreçle geldiğini, size, kısaca sunmak istiyorum.
Şimdi, değişiklik teklifinin 8 inci maddesi, daha önce, teklif sahibi sayın
milletvekili arkadaşımız tarafından 6 ncı madde olarak komisyona gönderilmiş;
komisyonda, iki madde kaydırılmak suretiyle, 6 ncı madde, huzurumuza, komisyon
tarafından, 8 inci madde olarak getirilmiş bulunmaktadır.
Şimdi, getirilen 8 inci maddenin özüne bakıldığında, bu
madde, şu anda yürürlükte bulunan İcra ve İflas Kanununun 337/a maddesi
şeklinde yer almaktadır. 337/a maddesinde kısa olarak şu ifade ediliyor...
Bunun da -daha önce yapılan konuşmalardan ve benim yaptığım konuşmadan da
anlaşılacağı üzere- İcra ve İflas Kanununun ceza bölümüyle ilgili olan, 331 ve
devamı maddeler içerisinde yer alan bir madde olduğunu belirtmiştik.
Şimdi, buna göre, 337/a maddesinde 44 üncü maddeye atıf
yapılıyor; yani, herkesin bildiği şekliyle, İcra ve İflas Kanununun 337 nci
maddesinde, borçlunun mal beyanında bulunmaması ve burada verilebilecek ceza
hüküm altına alınıyor. 337/a maddesinde ise, bunun biraz daha değişik hali, 44
üncü maddeye atıf yapılmak suretiyle belirtiliyor. Nedir 44 üncü madde;
ticareti terk edenlerle ilgili bir madde; yani, daha özel bir mal bildirimini
kaleme alan, hüküm altına alan bir madde. "Ticareti terk eden bir tacir
onbeş gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve
bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal
beyanında bulunmaya mecburdur" deniliyor ve 337/a maddesinde de, buna
verilebilecek, yani, bu zorunluluğa uymayan borçluya uygulanabilecek ceza
belirtilmiş oluyor. Bu ceza da, üç aydan bir yıla kadar hapis şekline dönüşmüş
oluyor. Daha önceki cezanın miktarı da, yani şu andaki 337/a'nın ceza miktarı
da aynı. Sadece, yine bahsedildiği gibi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki ceza
tabirlerine ve tariflerine uygun olması açısından, daha önceki "hafif
hapis" ibaresindeki "hafif" tabiri kaldırılmış ve burada
"hapis" olarak yer almıştır.
Yine, çok öz ve kısa olarak belirtirsek
"gösteremeyen" şeklindeki ibare de, burada "göstermeyen"
şeklinde; yani, kasten o malları göstermeyen şeklinde bir harf değişikliği söz
konusu olmuştur.
Yine, 337/a'nın üçüncü fıkrasında, gerçekten cümlenin
gidişine uygun olmayacak bir şekilde "borçlunun iflası takdirinde"
gibi, gereksiz bir kelime çıkarılmış, onun yerine maddeye ve cümlenin akışına
daha uygun olarak "halinde" ibaresi değişiklik olarak yer almıştır.
Değerli arkadaşlarım, şu ana kadar konuşan bütün
arkadaşlarımız, bizlerin, burada, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, neden söz
almış olduğunu, neden konuşmak zorunda kaldıklarını belirttiler. Gerçekten,
hepimiz şöyle oturup, salimane, objektif olarak düşündüğümüzde, bu
konuşmaların, hele hele bugün, 31 Mayıs 2005 tarihinde yapılan bu konuşmaların,
neden Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri tarafından kamuoyuyla
paylaşılarak böyle bir yasanın geciktirilmesine sebebiyet verdiği şeklinde
kendi kendimize bir soralım ve inanıyoruz ki, kendi kendinize vereceğiniz cevap
da, Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda haklı bir tutum ve tavır sergilediği
şeklinde olacaktır. Bunun sebebine bakıldığında, bu yasanın şimdi çıkmasında,
bu değişikliğin yapılmasında, inanıyoruz ki, hepimiz biliyoruz ki, burada,
Mecliste gözü olan, adliye teşkilatlarındaki müstahdemlerinden kâtiplerine
kadar, cumhuriyet savcılarına kadar, yargıçlarımıza kadar bütün görevliler,
özellikle de icra dairelerindeki görevliler, bu Meclisi can kulağıyla
dinliyorlar, gözleriyle gözlüyorlar; çünkü, buradan çıkacak, bu akşam saat
12'ye kadar çıkacak olan bir yasanın, o dediğimiz görevlileri ve icra
dairelerinden alacağını alabilmek için umutla bekleyen alacaklıları ve yine,
borçluları ne derece yakından ilgilendirdiğini de, bizler, burada birbirimizin
gözüne bakarken, onlar bizi çok yakın takip ediyorlar ve değerlendiriyorlar ve
kendi kendilerine ve bize yarın bir gün soracaklar. 1 Haziranda yürürlüğe
girmesi gereken bir yasa, bir gün önce Meclisin gündemine geliyor, getiriliyor.
Yani, bu, ne demektir değerli arkadaşlarım? Siyasî iktidar olarak, toplumun
belirli kesimlerine, topluma verilebilecek mesajda, canım, biz bir gün önce de,
bir günde de yasa çıkarırız, biz tek başımıza iktidarız, hiç sorun değil
mesajını mı vereceğiz? Verebildiniz mi, yapabildiniz mi, yapılabilecek mi?
Kaldı ki, düşününüz, burada, Cumhuriyet Halk
Partisindeki milletvekili arkadaşlarımız bu endişelerini kamuoyuyla
paylaşmasaydı, bu endişelerini, ilgili, bekleyen az önceki kesimlerle
paylaşmasaydı, onlar, yarın bir gün, yine, Cumhuriyet Halk Partisi bir hafta
önce yapmış olduğu o eksikliği bugün de yaptı diye, kafalarında soru işareti
olmayacak mı; elbette olacaktı. Biz, işte, bugün, bu görevimizi yerine
getirmeye çalışıyoruz ve bu özgürlüğümüz, şu andaki siyasî iktidar tarafından
hiçbir şekilde bizlere çok görülmez, çok görülemez.
Bunun ötesinde, bugün, bu akşam 12'den önce bu yasanın
çıktığını kabul eyleyelim Yüce Meclisten. Peki, Sayın Cumhurbaşkanımıza
gittiğinde, haydi, apar topar, bu yasaya, Meclisten çıkan bu yasaya 12'ye kadar
onay ver dememizdeki anlamın, hukuk devleti mantığıyla bağdaşır bir tarafı olup
olmadığını, gerçekten, birbirimize sorduğumuzda, olumlu cevap verebilmemiz ve
verebileceğimiz mümkün değildir.
O nedenle, kendi kendimizi aldatmayalım. Buna sebep
olanlar kimse, bu sebebi ortaya koyuyoruz. Buna sebep olanlar -geçen haftanın
ve onun devamında, Meclisin dışında, Sayın Başbakan tarafından, bir yerlerden,
fetva verir gibi konuşarak Cumhuriyet Halk Partisini refüze etmekse- bunun cevabını
da, bugün, burada almış olacaktır.
Biz, bu şekilde, kesinlikle endişelerimizden dolayı, bu
yasa teklifinin görüşülmesinde, maddelerin görüşülmesindeki endişelerden dolayı
bu konuşmaları yaptığımızı ifade ettik; yoksa, bunun dışında, kamuoyuna ve
belirtmiş olduğumuz, umutla bekleyen az önceki kesimlere -sizlerden geçen
haftanın rövanşı alınıyormuş gibi, öyle bir rövanş almak adına- o insanlarımıza
haksızlık etmek bizim amacımız değildir. Bizim amacımız, kamuoyuyla, şu andaki
siyasî iktidarın, gerçekten samimi olup olmadığını paylaşmaktır.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Arkadaşın öyle söylemedi.
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Gerçekten samimi olup
olmadığını, bugüne kadar, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından sizlere gösterilen
iyi niyet bir hafta önce nasıl bozulduysa, onun devamında da, artık, bizim
tarafımızdan sizlere güvenin kalmadığı, toplumun sizlere güveninin de bundan
sonra kalmayacağını göstermenin ifadesi olarak kabul etmenizi diliyoruz.
Değerli milletvekilleri, herkes kendine bakacaktır;
ama, öncelikle de siz kendinize bakın ve biz bir düşünüyorsak siz bin düşünün;
çünkü, bu insanlar, milletimiz, sizi tek başına iktidara gönderirken, bunların
hesabının da gün gelir, onlar tarafından, gönderen millet tarafından
sorulacağını, elbette o insanlarımız, milletimiz unutmayacaktır. Onun için,
biz, elbette kendimize bakarız; ama, siz, iktidar olarak, elinde muktedir bir
güç bulunan siyasî iktidar olarak, öncelikle kendinize, oturunuz ve bakınız;
kendinize bakmazsanız, aynaya geçin, aynada kendinize bakınız.
Sayın milletvekilleri, eğer bugün, bu yasadan dolayı,
bizler ve sizler, belirli bir şekilde töhmet altında tutulacak isek, sizler,
siyasî iktidar olarak, ne şekilde sorumluluk altında kalacağınızı çok iyi
bilmelisiniz. Bilmelisiniz ki, acil yasaların, 1 Haziranda çıkması gereken
yasalardan önce başka yasaları görüşürken, acaba hangisi daha acildir diye, o
zaman karar vermeniz gerekirdi ve Cumhurbaşkanlığından, Anayasamızdaki
yetkisini kullanmak durumunda olan Cumhurbaşkanlığımızdan belirli yasaların
dönmesini sizler de bilmiş olmanıza rağmen, geçen haftalarda çıkarmış olduğumuz
TÜBİTAK Yasasındaki aciliyet bu kadar mı önemliydi?! TÜBİTAK Yasasındaki sizin
o direnişiniz, bizim direnişimiz, onun karşısında böyle bir yasanın
gelmesindeki kıyaslamada hangisi daha acildi; 1 Hazirana hangisi yetişmesi
gerekirdi?!
Sayın Cumhurbaşkanından döneceğini bildiğiniz bir yasa,
işte, döndü geldi; şimdi de, yarın yürürlüğe girmesini istediğiniz bir yasayı
Yüce Meclisin huzuruna getirerek, dayatma yapmaktasınız. Böyle bir dayatmayı,
hukuk devletinde bu Parlamentoya yapmak, bırakınız 370 milletvekiliyle gelen
bir siyasî iktidar, tek başına iktidar olan sizler değil, 400-500
milletvekiliyle gelen bir siyasî iktidar da olsa, böyle bir hakkı kendisinde
görmemesi gerekir. Bunun hesabını, elbette, bu kamuoyuna, millete, biz değil,
öncelikle sizler vereceksiniz. Bunun hesabını, yarın olmazsa bir gün, mutlaka,
buna sebep olan Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekilleri olarak,
gittiğiniz seçim bölgelerinde sizler vereceksiniz. Onun için, sayın
milletvekilleri, biz, buradan, sizi, tek başına iktidar olan Adalet ve Kalkınma
Partisini halkımıza şikâyet ediyoruz. Bu durumlara, gecenin bu saatinde, 12'den
önce onaylanması gereken böyle bir dayatmayı Sayın Cumhurbaşkanına kadar
götürmeyi, cüret etmeyi, kendilerine görev sayan böyle bir iktidarı halka
şikâyet ediyoruz. Böyle bir yasayı, milyonlarca ilgilinin, borçlunun,
alacaklının beklediği bir yasa değişikliğini, yine, sizler sebebiyet vermiş
olduğunuzdan dolayı, alacaklısından borçlusuna kadar, adliyelerde çalışan bütün
görevlilerine kadar, yargıçlardan savcılarına kadar bütün görevlilere,
müstahdeminden mübaşirine kadar, kâtiplerine kadar, sizi onlara şikâyet
ediyoruz; sizi Yüce Meclisin vicdanına şikâyet ediyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, bu yasanın -yine de diyoruz
ki- insanlarımıza, milletimize iyilikler getirmesini diliyor, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ayvazoğlu.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 9.- İcra ve İflas Kanununun 338 inci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 338.- Bu Kanuna göre istenen beyanı,
hakikate aykırı surette yapan kimse, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Hakkında aciz vesikası alınmış borçlu, asgari ücretin
üstünde bir geçim sürdürdüğü, aciz vesikası hamili alacaklının alacağının aciz
vesikasına bağlanmasından en geç beş sene içinde müracaatı üzerine sabit
olursa, asgari ücretin üstünde kalan gelirlerinden icra tetkik merciinin dörtte
birden az olmamak üzere tespit edeceği kısmını merci kararının kesinleşmesinden
itibaren en geç bir ay içinde ve aciz vesikasındaki borcun ödenmesine kadar her
ay icra dairesine yatırmaya mecburdur. Bu mükellefiyeti yerine getirmeyen
borçlu hakkında bir yıla kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine
başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine
yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar
keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan
dolayı tazyik hapsinin süresi bir yılı geçemez.
Borçlunun nafaka borçluları dahil üçüncü şahıstan
yardım görmesi, asgari ücretin üstünde eline geçen para ve menfaatlerin icra
mahkemesi kararı ile belirlenecek kısmını, icra veznesine yatırmak
mükellefiyetini ortadan kaldırmaz.
İkinci fıkradaki hükmün tatbikini birden fazla aciz
vesikası hamili alacaklı talep etmiş ise, bunlar talep tarihi sırasıyla öncelik
hakkını haizdir."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsı adına, Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Küçükaşık; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 915 sıra sayılı yasa
teklifinin 9 uncu maddesi hakkında söz almış bulunmaktayım; hepinizi sevgi ve
saygıyla selamlarım.
Madde, İcra ve İflas Kanununun 338 inci maddesini değiştirmektedir.
Esas itibariyle, gerçeğe aykırı mal beyanında bulunmayı düzenleyen, yapılan bu
değişiklikle, eskiden icra tetkik merciinin yetkisinde olan düzenleme şimdi
genel mahkemelere bırakılmakta ve aynı şekilde, daha önce bir aydan altı aya
kadar olan hafif hapis cezası, şimdi üç aydan bir yıla kadar hapis cezası
haline getirilmektedir. 2003 yılında yapılan değişiklikten önce, bildiğiniz
gibi, yine buradaki hapis cezası, bir seneye kadar hapis cezasıydı. Şimdi
yapılan bu değişiklikle, biz, tekrar, iki yıl önceki konumumuza geri dönmüş
bulunmaktayız; fakat, burada ince bir nokta var. Daha önce icra tetkik mercii
tarafından verilen, gerçeğe aykırı mal beyanında bulunan borçlunun bir ay hapse
mahkûmiyeti, herhangi bir şekilde tecil edilemez bir haldeydi. Borçlu, ancak
borcun tamamını ödediği takdirde ya da alacaklı şikâyetinden vazgeçtiği
takdirde hapis cezasını yatmaktan kurtuluyor idi; ama, şu anda yapılan
düzenlemeyle, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilmekle, artık, kısa
süreli hafif hapis cezasına döndürülüyor ve Türk Ceza Kanununun 50 ve 51 inci
maddelerini uygulama olanağı bulunuyor. Yani, daha önce icra tetkik mercii bu
cezayı tecil etmezdi. Şimdi, biz, ceza mahkemesine tecil etme yetkisini
veriyoruz -ne olacak pekâlâ bu- veya bunu kısa süreli hapis cezaları gibi,
tedbir cezası gibi diğer cezalara çevirme imkânını, olanağını tanıyoruz biz
yargıca.
Şimdi, icra cezalarındaki, bildiğiniz gibi, en büyük
sorun, tahsilat sorunu. Ne yazık ki, ülkemizdeki ekonomik sorunlar nedeniyle ve
özellikle Çek Yasasında yaptığımız değişiklikle hapis cezalarını
kaldırdığımızdan dolayı, şu anda, hiçbir icra dosyası, ne yazık ki, infaz
edilememekte. Bunun birçok nedeni var. İcra iflas dairelerimizin konumu,
vatandaşımızın konumu, hapis cezalarının ortadan kalkması, birçok ilçede ve
ilde yediemin depolarının bulunmaması gibi sorunlarla, birçok alacak tahsil
edilemez haldeydi ve giderek, icra dosyaları zamanaşımına uğrar bir şekilde,
infaz edilemez halde, hem alacaklılar alacaklarını tahsil edemiyordu hem
hukukçular, avukatlarımız da görevini yerine getirememenin sıkıntısını
yaşıyorlar idi. Bu nedenle, alacaklının alacağını tahsil edememesinin en büyük
nedenlerinden bir tanesi, borçlu ya mal beyanında bulunmadığı zaman hapsen
tazyik ya da gerçeğe aykırı mal beyanında bulunmadığı zaman, mahkûmiyet kararı
verildiği zaman, gerçekten de, kötü niyetli olan borçlu, içeride yatmamak için,
gelip borcunu ödüyordu ya da taksit talebinde bulunuyordu. Bu şekilde de
şikâyetçi veya alacaklı şikâyetinden vazgeçtiği takdirde ise, o zaman, para tahsil
edilebilir bir konuma geliyor idi.
Şimdi, biz, ne yapıyoruz?.. Buradaki şeklî hapis
cezasını kaldırarak hâkime tecil etme yetkisini veya diğer hapis sürelerine
çevirme yetkisini verdiğimiz takdirde, büyük bir ihtimalle, ne yazık ki, bu
şekilde de hiçbir şekilde alacağın tahsil edilemeyeceği kanısını taşıyorum;
yani, biz, 1 Hazirana kadar, evet, bu yasayı değiştirelim diyoruz da Ceza
Kanununa da uyumu gösterelim diyoruz; ama, İcra Yasası ayrı bir yargılama ve
şeklî bir suçu, biz, genel suç niteliğine getirdiğimizde, infaz edilebilir ve
paranın tahsilinden de tamamen uzaklaşılır bir halde olduğunu görüyorum.
Maddenin ikinci bendinde, daha önce ikinci ve üçüncü
bent birleştirilmiş ve tek bir bent haline getirilmişti. borç ödemenin... Aciz
vesikası alınan bir borçlu, beş yıl içerisinde, tekrar, asgarî ücretten daha
fazla bir gelir elde ettiği takdirde ve bu gelirini beyan etmediği takdirde bir
yıla kadar hapis cezasıyla mahkûm ediliyordu -burada herhangi bir değişiklik
yok- ve hâkim asgarî ücretin üstünde belirlenen bir miktarı, taksitler halinde,
borcun ödenmesine karar veriyordu; ödemediği takdirde de, bir yıla kadar hapsen
tazyik cezası veriliyordu; borçlu, eğer borcunun tamamını öderse ya da
taksitler halinde ödemeye başlarsa, hapisten çıkacak idi.
Şimdi, buradaki düzenlemede yine bir yanlışlık
yapıyoruz. Borçlu, ödemelerini tekrar keserse, eski metinde, geri kalan cezası
infaz olunur; ancak, bakiye borcun tamamını ödediği takdirde cezadan kurtulur
hükmü var idi; fakat, şimdi yapılan düzenlemede, hapsin tatbikine başladıktan
sonra, borçlu, borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak
zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir, ödemelerini keserse hakkında
tazyik hapsine yeniden karar verilir; ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin
süresi bir yılı geçemez diyoruz. Yani, borçlu, hapisten çıktıktan sonra borcunu
ödeyip de bir ay sonra vazgeçtiği takdirde, yeniden, bir hapsen tazyik cezası
verilecek; ama, borcun tümünün ödenmesi yine garanti altına alınmıyor. Bu
değişikliğin niçin yapıldığını ben anlamış değilim. Bu, yine, tahsilatın
zorlandırılması, borçlunun borcunu ödemesini zorlandırıcı bir hüküm halinde.
Eski metne dönülmesinin çok daha yararlı olacağı kanaatindeyim.
Evet, arkadaşlar "engelleme yapıyorsunuz"
diyorlar. Bence, bu, çok ters bir metin. Biz, bakın, bir önerge de vermiyoruz
bu konuda tekrar geriye dönülmesi için veya zaman uzatılması için; ama, bu yasa
teklifinde hepimizin dikkatini çeken bir husus var arkadaşlar, temel bir husus
var. Gerçekten de -ben, 1 inci maddede konuşurken de aynı şeyi söyledim- biz
şüpheyle bakıyoruz bu yasa teklifine, gerçekten şüpheyle bakıyoruz. Sayın
Muzaffer Külcü "hayır, biz bu hatamızı düzeltiyoruz" dedi. O da 1
inci maddede şahsı adına söz aldığında, bana bir cevap verdi: "Hayır, biz
bir hata yapıyorsak bunu düzeltiyoruz." Ben hatanın niçin yapıldığını
sorgulamaya çalışıyorum, ben onu sormaya çalıştım. Getirilen 1 inci madde,
hükümetin tasarısı. Sayın Sadullah Ergin onu teklif olarak kendisi verdi; ama,
hükümet o tasarıyı getirirken niye iflastaki tüzelkişileri çıkardı, niye
konkordatoları çıkardı? Benim sormak istediğim soru bu. Şimdi, önerge verilerek
o tekrar düzeltildi. "Ee, biz artık düzeltiyoruz bunu..." İyi, güzel
de niye getirdiniz bu değişikliği; hangi ihtiyaçtı?
Şimdi, diğer maddelere baktığımızda, tüm arkadaşlarımın
konuşmalarında olduğu gibi, 332/a'daki, 333/a'daki, b'deki değişikliklere
baktığımızda, biz sanki yasaların... 1 Hazirana kadar sıkışmış olan bu
trafikte, bazı insanların adlî kovuşturmadan kurtarılması için, yavaş yavaş,
tuzaklar olduğu hepimizin beyninde canlanıyor. Her maddeyi okuduğumuzda da aynı
şeyi tekrar ediyoruz. Ne yazık ki hep aynı şey, değişen bir şey gözükmüyor
burada. İyi niyet varsa, biz Ceza Yasasını bir yıl tartıştık kamuoyunda. İcra
ve İflas Yasasındaki değişiklikler de buna tabi olacaktı. Bu, Adalet Bakanlığı
personeli tarafından veya uygulayıcılar tarafından şimdiye kadar hiçbir şekilde
belirtilmedi mi, görülmedi mi bu da son güne kadar geldi? Evet, biz bu akşam
bunu saat 12'ye kadar yetiştirmeye çalışıyoruz diyoruz hepimiz de ve hepimiz,
hukukçu kimliğimizle baktığımızda, milyonlarca insanın alacağını alamadığını
veya alacaklının ve borçlunun mağdur olduğunu, gerek mahkemelerin gerek
avukatların gerekse hâkimlerin büyük bir baskı altında olduğunu biliyoruz. Aynı
şekilde, Yargıtayda temyiz aşamasında olan birsürü bu şekildeki dosyaların,
gerek mal beyanında bulunmama gerekse gerçeğe aykırı mal beyanında bulunmak
suçundan Yargıtayda dosyaların bekletildiğini de biliyoruz. Biz, yine aynı şekilde,
dosyalar içerisinde bölge istinaf mahkemelerini de getirdik, bölge adliye
mahkemelerini de getirdik; orada hangi uygulamalarla karşılaşacağımızı da
bilmiyoruz.
O nedenle, şimdiye kadar getirilen bu maddedeki
düzenlemelere baktığımızda, bence, tekrar hapsen tazyiğin devamı çok daha
yerinde olacaktır; çünkü, genel ceza mahkemesine hapsi erteleme yetkisini
vermek veya 50 ve 51 inci maddelerdeki yetkileri verdiğimiz takdirde, ben,
kesinlikle borçluların borçlarını ödeyemeyecekleri ve alacaklıların da tüm
alacaklarını tahsil edemeyeceği endişesi taşıyorum.
Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Küçükaşık.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 10.- İcra ve İflas Kanununun 339 uncu maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 339.- Sonradan kazandığı malları veya
kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri bu Kanun mucibince bildirmeye mecbur
olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine
taahhütlü mektupla veya şifahi surette bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl
veya bedel itibariyle mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl
veya bedel itibariyle makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya
kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır.
Bu cezalara alacaklının şikayeti üzerine karar verilir.
Kişi, icra takibine konu olan borcu tamamen ödediği takdirde, bu ceza
düşer."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsı adına, Antalya Milletvekili Feridun Baloğlu; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İcra ve İflas Kanunumuzda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 10 uncu maddesi üzerinde söz almış
bulunuyorum.
Aslında, yeryüzünde söylenmemiş laf kalmamıştır. Bu
kanun üzerinde de söylenmemiş laf kalmamış gibi gözüküyor; ama, bu kanunun ve
diğer, bu son ay içinde görüştüğümüz kanunların niye bu hale getirildiğinin
tartışılması gerektiğini düşünüyorum. O nedenle söz almış bulunuyorum.
Bu yasa değişikliğinin genel gerekçesinde, Türk Ceza
Kanununun 1 Haziran 2005'te yürürlüğe gireceği ve buna bağlı olarak özel ceza
kanunları ile yine, ceza içeren tüm kanunlarda değişiklik yapılması
zorunluluğuna değinilmektedir. Bu gerekçeyle de, yaşlı İcra ve İflas
Kanunumuzda ceza içeren hükümlerde bir değişiklik yapılması gerektiği öne
sürülmektedir. Bu gerekçeye katılmamak mümkün değildir; ancak, burada sorulması
gereken soru, neden son dakikada bu ihtiyacın hissedilmiş olduğudur.
Aslında, Türk Ceza Kanunu 1 Nisanda yürürlüğe
girecekti, bir ertelemeyle 1 Hazirana bırakıldı; ama, nedense İcra ve İflas
Kanunumuza ilişkin değişiklikler bir hükümet tasarısı olarak değil, bir
milletvekili arkadaşımızın teklifi olarak önümüze gelmiştir.
Şimdi, bu yasayla uyumlu duruma getirilmesi düşünülen
Türk Ceza Kanunumuzun -ki, iki saat sonra yürürlüğe gireceğini biliyoruz- ne
halde olduğuna bir bakmak gerekiyor. Türk Ceza Kanunumuz yürürlüğe girmeden
önce delik deşik edilmiştir. Bu yasanın birçok hükmü, kamuoyunda güç sahibi
olanların, kamuoyu oluşturmada etkisi olanların çabalarıyla değiştirilmiştir.
Özellikle medya, başlangıçta fark etmediği, sonra birdenbire fark ettiği bazı
konularda ciddî bir direnç göstermeye başlamış, kamuoyu oluşturmuş ve onlara
ilişkin hükümlerin değiştirilmesi yönüne gidilmiştir. Bu arada, birtakım
maddeler de kanunlara sokulmaya çalışılmıştır -son değişiklikte olduğu gibi- ve
kamuoyunu yakından ilgilendiren tartışmalar doğmuştur.
Türk Ceza Kanununun -ki, bu İcra ve İflas Yasamızı
uydurmaya çalıştığımız yasadır Türk Ceza Kanunu, temel bir yasadır- en talihsiz
yanı, âdeta, sahipsiz bırakılmış olmasıdır. Bu yasanın çıkarıldığı ve Resmî
Gazetede yayımlandığı günleri çok iyi hatırlıyorum; bunun çok önemli bir
değişiklik olduğu, yeni bir sistemin oluştuğu iddia edilmişti ve çok kişi, bu
yasanın çok olumlu bir yasa olduğunu iddia etmişti. Bugün, çok ilginçtir, yasa,
sahipsiz bir çocuk gibi ortada durmaktadır ve iki saat sonra yürürlüğe girecek
olmasına rağmen, üzerinde ciddî tartışmalar yapılmaya devam edilmektedir. Türk
Ceza Kanunu, kendi içinde bütünlüğünü yitirmiş bir yasa halini almıştır. Şimdi,
İcra ve İflas Kanununu da ona uydurmaya çalışıyoruz; hayırlı olmasını
diliyorum.
Bunun dışında, bu üzerinde konuştuğumuz 10 uncu
maddedeki tek değişiklik, hapis cezası yerine disiplin hapsinin getirilmiş
olmasıdır. Bu, doğru bir düzenlemedir. Bu düzenlemeyle, borcun tamamen ödenmesi
halinde cezanın düşmesi gibi bir gelişme de kanunda yer almıştır. 10 uncu madde
şu şekli alıyor: "Sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde
vaki artışları bu kanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir
mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine taahhütlü mektupla veya
şifahî surette bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl ve bedel itibariyle
mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariyle
makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplin hapsiyle
cezalandırılır." Burada istenilen şudur: Borçlunun mal kaçırması
engellenmeye çalışılmaktadır. Bu da, son derece doğru bir düzenlemedir.
Bu söylediklerimiz, tüm bu değişikliklerle ilgilidir,
teknik konularla ilgilidir. Aslında, şunu yapmaya çalışıyor yasa: Borçlunun
borcunu kaçırmasına engel olmaya çalışıyor. Oysaki, toplumumuzda, çok sayıda
insan ağır bir borç yükü altındadır. Bu noktaya nasıl gelinip dayanıldığına
dikkatle bakmak gerekiyor. Olayın bir de insanî ve toplumsal yönü vardır,
ekonomik temeli vardır. Toplumumuz, iktidarın tüm iddialı açıklamalarına ve
zaman zaman aşırıya varan övünmelerine rağmen, ciddî bir yaşam sıkıntısı
içindedir. Onbinlerce işyeri kapanmaktadır. Çiftçi perişan durumdadır. Esnaf
çok zor durumdadır, kredi borçlarını ödeyemez haldedir. Onbinlerce insan,
kirasını ödeyemez durumdadır. Bu nedenle, kiracılar ile ev sahipleri arasındaki
ihtilaflar mahkemelerimizi işgal etmektedir. Çok sayıda insan, utanarak da
olsa, nafaka borcunu ödeyememenin altında ezilmektedir. Türkiye'de, 1 000 000'a
yakın insanın aç olduğu resmen açıklanmaktadır. Bu şartlar altında, bu
düzenlemelerin ciddî bir çözüm getirmeyeceğini hepimiz biliyoruz; ama, yasalar
bu tür düzenlemelere gerek duyduğu için ve sosyal hayat, hukuk alanı ihtiyaç
duyduğu için, bu değişiklikler yapılmaktadır.
Şimdi, bütün bunlar söylendiği zaman, şu savunma
yapılacaktır: Bütün bunların sorumlusu biz miyiz, yani bugünkü iktidar mıdır?
Bu söylenecektir. Tabiî, bunların tümünden sorumlu bugünkü iktidar değildir,
bunun aksini söylemek haksızlık olur; ama, şunu söylemek de mümkündür: İkibuçuk
yıldan beri, tek başına iktidar olan bir siyasî kadronun, hâlâ bu sorunlara
ciddî bir çözüm bulamaması ve birtakım yasal düzenlemelerle, geçici tedbirlerle
bunları geçiştirmeye çalışması kabul edilecek bir durum değildir.
Aslında, bugünkü ekonomik koşulların olumsuz
sonuçlarından tümüyle sorumlu olan, çeşitli parti adları altında yıllardır
ülkeyi yöneten sağ iktidarlardır. Sağ iktidarlar halkın önüne sadece küçük
lokmalar koymuşlar, lokmanın büyüğünü yiyenler ise bu sağ iktidarların
hiçbirinde değişmemiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Sosyal devleti unutan sağ
iktidarlar, sadece görüntüyle övünmüşlerdir -nitekim, bu iktidar, cumhuriyet
tarihinin en çok övünen iktidarıdır- insanı görmemişler ve halkı bir siyasî
edebiyat malzemesi olarak kullanmışlardır. Fazla söze gerek yok. Bugün,
milyonlarca eğitilmiş genç, işsizliğe mahkûm edilmiştir. Milletvekili olarak en
büyük acımız, her gün bürolarımızı dolduran çok sayıda insanın iş talebidir,
yetişmiş insanın iş talebidir. Bunu en iyi bilenlerden birisi de, Sayın
Gündüz'dür. Ben biliyorum, bürosuna günde yüzlerce kişi geliyor ve iş talep
ediyor. O da çok üzülüyor "ben bulamıyorum -üzüntüsünü ifade ediyor şu
anda da- İktidar Partisinin Grup Başkanvekiliyim; ama, işsizliğe çare
bulamıyorum, bireysel çare de bulamıyorum" diyor. Toplumsal çözüm de
bulamıyorlar. Bu çerçeve içerisinde, İcra ve İflas Kanununu görüşüyoruz. Yani,
adam ödeyememiş; ödeyemez. Türkiye'de borçların ödenememesinin temel
nedenlerinden birisi, yaşanan korkunç ekonomik krizdir. Krizin, boyut boyut
çeşitli alanlarda sürdüğünü görüyoruz.
Bu aşamada, iktidar, son çare olarak, bu dağınıklığı ve
kötü gidişi durdurmak için Ereğlisinden SEKA'sına, TÜPRAŞ'tan Ferrokroma kadar,
cumhuriyetin ne kadar ekonomik birikimi varsa, bunları satışa çıkarmaktadır.
Bunları satarak ekonominin düzeleceğini, alacak-borç ilişkilerinin
düzeleceğini, İcra ve İflas Kanununun cezaî hükümlerinin uygulanmasına gerek
kalmayacak bir düzen olacağını umut etmektedir; bütün bunları sattıktan sonra,
bugünü kurtardıktan sonra, gelecekte ne yapacağına ilişkin hiçbir ekonomik
hedefi görünmemektedir. Geçmiş sağ iktidarlar, nasıl ilk günlerinde, yoğun bir
çoğunlukla ülkeyi rahatça yönetmişler, daha sonra da adım adım gerilemişlerse,
Adalet ve Kalkınma Partisi de bugün aynı süreci yaşamaktadır biz istesek de
yaşamaktadır istemesek de yaşamaktadır.
Değerli arkadaşlarım, İcra ve İflas Kanununu değiştiren
teklifin 10 uncu maddesi, alacaklıların hakkını korumak için gerekli görülmüş,
yasalaşıyor. Böyle bir ihtiyaç görülmüş, Meclis gereğini yapıyor, buna
söyleyecek hiçbir şey yok. Asıl büyük ihtiyaç, halktan aldığı oylar nedeniyle
topluma borçlu olan iktidarların bu borcu ödemeleridir; bu borç ödetilmelidir.
Kişisel borçlar ödenebilir, kira borçları ödenir, nafaka borçları ödenir,
insanlar boyunlarını eğerler, bir yerden para bulurlar, oradan alıp oraya
öderler; ama, asıl büyük borç, bütün bu sistemi düzelteceğini iddia eden
iktidarın, iktidara geldikten ikibuçuk yıl sonra halka borçlarını ödememiş
olmalarından dolayı yaşanan dramdır, o dramın içinde gizlidir gerçek. Tablo,
İktidar Partisi AKP'nin halka olan büyük borcunun altında gün geçtikçe
ezildiğini göstermektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi ilk seçimde bu borcunu da
mutlaka halka ödeyecektir.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baloğlu.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Karar yetersayısının
aranılmasını istiyoruz.
BAŞKAN - Geç kaldın.
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Hayır, geçmedi…
BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
11 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 11.- İcra ve İflas Kanununun340 ıncı maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 340.- 111 inci madde mucibince veya
alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını,
makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine,
üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra
borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda
olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında
tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin
süresi üç ayı geçemez."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Yılmaz Kaya; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YILMAZ KAYA (İzmir) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in; İcra
ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde, Grubum
ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu yasa teklifinin görüşülmesi
sırasında yaşananlara ne demeli, bilemiyorum. Ben, kısaca şöyle diyorum: İşte,
yine bir AKP Hükümeti klasiği. Bu tür uygulamalar, artık, maalesef, AKP
Hükümetinin klasiği haline geldi. Nasıl mı; bakın, bu yasa -çok söylendi- 1
Haziran 2005 tarihinde, yani, 2 saat sonra yürürlüğe girmek zorunda; ama, işte,
biz, karar yetersayısı istiyoruz, yoklama istiyoruz ve engellemekle
suçlanıyoruz. Bakar mısınız engellemeyen AKP Grubundaki milletvekili
arkadaşlarımıza, hepsi birbirleriyle muhabbet ediyorlar. Demin saydım, 52
milletvekili arkadaşım vardı AKP'den ve AKP Grubu, anlaşılıyor ki, canla başla
bu yasayı çıkarmaya çalışıyor; öyle bir görüntü var!.. Bunu, tahmin ediyorum,
siz de takdir ediyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, çok önem verilen bir yasa, Türk
Ceza Kanunuyla entegrasyon sağlanması için bir an önce çıkarılması lazım.
Nedir, nedendir, bu anlayış nedir, bu mantık nedir, ben, kendimi zorluyorum;
ama, çıkaramıyorum!
26 Mayıs günü komisyondan geçiyor. 26 Mayıs günü
komisyondan geçiyor, bu teklifin -aslında teklif demeye de dilim varmıyor,
tasarı da değil; ama, "taslif" mi desek ne desek onu da bilmiyorum-
dağıtılma tarihi 27 Mayıs Cuma. Aslında Genel Kurul normalde çalışmıyor cuma
günü. Cuma günü çalışmadığı için ve tesadüfen Anayasa oylaması olduğu için veya
o gün öyle bir çalışma olduğu için 27 Mayısta dağıtılıyor; arada cumartesi,
pazar, pazartesi Genel Kurul çalışmıyor ve salı günü, biz, AKP Grubunun ve
Hükümetinin çok önem verdiği bu yasayı görüşmeye başlıyoruz.
26 Mayısta komisyondan geçmiş. Denilebilir ki 26
Mayısta komisyondan çıkmış; ama; aylarca komisyonda tartışılmış. Hayır
arkadaşlar, aynı gün komisyona girmiş, aynı gün komisyondan çıkmış, süratli bir
şekilde bir günde görüşülmüş ve aynı gün çıkmış, iki gün sonra da burada
görüşüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bir de Danışma Kurulu kararları
var, onların görüşmeleri, oylamaları... Daha önce, bakıyoruz, çok önemli
denilen bir Esnaf Yasası, tabiî AKP Hükümetine göre çok önemli sayılan bir
Esnaf Yasası 1 inci sıraya alınıyor, o yarım bırakılıyor, daha sonra, yine
önemli olan bir yasa 1 inci sıraya alınıyor; bugün bakıyoruz, bu çok önemli
yasa, yasalaşması gerektiği tarihe bir gün kala getiriliyor ve bir milletvekili
arkadaşımızın teklifi şeklinde.
Bakıyorum gündeme, gündemin en sonunda, 274 üncü
sırasında değerli arkadaşlarım. O kadar önemli ki, en son gün en son sıraya
alınmış ve Danışma Kurulu önerisiyle, AKP Grubunun oylarıyla, çok önemli
bulunarak, 1 inci sıraya alınmış ve 1 inci sıradan görüşülmekte. Ben, ne
yapılmak istenildiğini, inanın ki anlamış değilim.
Yine, biraz önce belirttiğim gibi, bu tür görüşmeleri,
aynı gün, son gün Meclis Genel Kuruluna getirilip, son gün yasalaştırmaya
çalışmak, artık, bir klasik haline geldi demiştim. Henüz klasik hale gelmeyen
bir uygulama daha var; artık, hükümetin şiddetle ve ısrarla arkasında durması
gerektiği ve kendilerine göre önem verdikleri yasal düzenlemeler, bir veya
birkaç milletvekili arkadaşımızın teklifi şeklinde gelmektedir.
Bunun nedenini de ben yine kendime göre şöyle buldum:
Birçok kesimi, borçluyu, alacaklıyı, adlî teşkilatı, hâkimleri, savcıları,
avukatları ilgilendiren bu yasa teklifi, bakın, o kadar önemli, o kadar elzem
ki, gerekçesine bakıyoruz, genel gerekçe üç cümle: "Türk Ceza Kanununun
genel hükümleri bakımından özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda
gerekli değişikliklerin yapılması zorunlu bulunmaktadır" diye, yani,
temelini bu cümle oluşturuyor ve ardından, fazla uzun değil, iki cümle daha
geliyor.
Benim konuşmakta olduğum 11 inci maddenin gerekçesi ise
-yani, neresinden tutmalı, neresini düzeltmeli bu önemli yasanın- şöyle:
"Maddeyle, İcra ve İflas Kanununun 342 nci maddesinde Türk Ceza
Kanunununda yapılan atıf, Türk Ceza Kanununa göre yeniden düzenlenmiştir."
Gerekçe bu.
Şimdi, ben, bu yasa teklifine baktığımda, 11 inci
maddeyi incelediğimde, tereddüt yaşadığım bazı konular oldu. Evet, birçoğumuz
meslekten geliyoruz; galiba, 170 civarında hukukçu arkadaşımız Parlamentoda
milletvekilliği yapmakta. Eğer, bir yasa hükmünün öngördüğü ve emrettiği
konularda, yani, neyi anlatmak istediği konusunda tereddüte düştüğümüz
takdirde, biz, daha doğrusu, uygulayıcılar, o yasanın gerekçesine bakarız,
acaba, yasa yapıcı, yasa koyucu, bu maddeyi veya bu yasayı getirmekle,
çıkarmakla neyi düzenlemiştir veya müphem olarak kalan konularda, aslında
gerçek niyeti, iradesi nedir diye gerekçeye bakılır. Şimdi, bu yasanın genel
gerekçesine ve 11 inci maddenin gerekçesine bakın, günlerce bakın arkadaşlar;
yani, tereddütte kaldıysanız, o gerekçe de, bu teklif de işe yaramamaktadır.
Artık, dediğim gibi, bu şekilde, yasalar, son dakikalarda yapılıp, son
dakikalarda Sayın Cumhurbaşkanına gönderilmekte; yani, o makamın da yeterli
incelemeyi yapmadan… Hadi Meclis o hale geldi. Genel Kurula girdiğimizde
sıralarımızdan yasa teklifini alıyoruz, bakıyoruz, ne kadar inceleyebildiysek onun
üzerine çıkıp değerlendirme yapıyoruz; ama, maalesef ve ne acıdır ki, Cumhurbaşkanlığı
Makamı da o hale getirilmek istenmektedir veya uygulamada, fiiliyatta o hale
getirilmiş bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa, diğer arkadaşlarım da
söyledi, 1 Haziranda yürürlüğe girmemiş olursa neler olacak; ben de tekrar
etmek istiyorum; çünkü, çok önemli bir konu.
Yaklaşık 1,5 milyon civarında icra suçlarıyla ilgili
açılmış mal beyanında bulunmama, taahhüdü ihlal, icra emrini yerine getirmeme,
çocuk tesliminden imtina gibi konulardaki açılmış davalar bu gece 12'de kül
kedisindeki gibi yok olacaklar; ama, bunun sebebi, biz, baştan beri
suçlanıyoruz "engelleme yapıyorsunuz" diye; kesinlikle biz değiliz.
Bu kadar önemli, bu kadar sayıda davayı ilgilendiren bir yasanın, bir günde,
bir önceki çalışma gününde komisyona getirilmesine neden olan ve ertesi çalışma
gününde de Genel Kurula getirip bunu, sanki Genel Kurul bu konuda başka hiçbir
inceleme yapmadan, sanki bu konuda Hükümetin getirdiği veya Hükümetin getirmeye
çekindiği, arkasında durmaktan mı korktuğu -onu da bilemiyorum- o vasıtayla
AKP'li arkadaşlarımızdan birkaçının getirdiği yasaları sanki hiç incelemeden
onaylama görevi varmış gibi veya o anlayışta olunduğu için son gün Meclise
getiren Hükümetindir diyorum bu sonucun sorumlusu.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa eğer yetişmiş olsa bile,
dediğim gibi, birçok eksiklikleri ve yanlışlıkları kapsadığından, bu nedenle de
gerek Cumhurbaşkanından dönmesi gerekse Anayasa Mahkemesi tarafından iptal
edilme olasılığı da çok güçlüdür. Bunu da ayrıca belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, 11 inci maddeyle ne getirilmek
istenmektedir, biraz da ondan bahsetmek istiyorum. 11 inci madde, İcra İflas
Kanununun 340 ıncı maddesindeki düzenlemeyi değiştirmektedir. Nedir; 111 inci
madde gereği, yani borçlu, mallarının satış kararı verilmeden önce icra
dairesine gidip "ben bu borcu, biri peşin olmak kaydıyla dört eşit
taksitte ve üç ayda ödemek istiyorum" dediğinde, alacaklı malları
sattıramıyordu, ödeme kaydına, ödeme taahhüdüne borçlu uyduğu takdirde satış
yapılamıyordu veya icra takibinin herhangi bir aşamasında, alacaklının
kabulüyle borçlunun taahhüdü resmiyet kazandığı takdirde yine satış yapılamıyor
ve borçlunun taahhüdü, ödemeleri sonuna kadar bekleniyordu -dört taksitten
fazla olsa bile taahhüt, alacaklının kabulüyle- bu taahhüdüne uymadığı takdirde
borçlu, alacaklının şikâyeti üzerine otuz güne kadar hafif hapis cezasıyla
cezalandırılıp cezaevine konuluyordu. Burada borçlu, eski metne, eski maddeye
göre bir taksiti ödememiş olsa bile, cezaevine girdikten sonra, yani mahkûm
olduktan sonra borcunun tamamını ödemezse veya hiç ödemediği takdirde, alacaklı
şikâyetinden feragat etmezse, cezasından kurtulup cezaevinden de çıkamıyordu.
Şimdi burada, aslında ilk bakışta olumlu bir düzenleme gibi görülmekle
birlikte, hafif, hapis cezası üç aya kadar tazyik hapsine çevriliyor yeni
düzenlemeyle; ama, burada, borçlunun bu cezayı aldıktan sonra, daha doğrusu,
yeni düzenlemeye göre tahliye olabilmesi için, sadece, o güne kadar ödemesi
gereken miktarları ödemesi yeterli. Ne tamamının ödenmesi isteniyor kendinden
ne de alacaklının bu şikâyetinden feragat etmesi istenmekte.
Şimdi, bu, ilk bakışta mantıklı gibi görünüyor, ki
aslında öyle de. Ancak, daha sonra bakıyoruz, madde metninde şu var... Yani,
bu, gayet teknik, benim kafam biraz karışık kaldı. Daha önceki yasalarda,
birkaç maddede de aynı uyarıda bulunmuştum; ama, dikkate alınmadı, tamamen
teknik bir uyarıdır: "Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun
tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı
öderse tahliye edilir..." Sorun yok. "Ödemelerini tekrar keserse,
hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik
hapsinin süresi üç ayı geçemez."
Şimdi, borçlu bir taksitini ödememişti, hapsen tazyikle
cezalandırılmasına karar verilmiş idi. Daha sonra o taksiti ödedi ve tahliye
edildi. Şimdi, deniyor ki: "Tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse,
hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir."
Yani, şimdi, burada, yeniden karar verilme durumunda,
alacaklının tekrar bir şikâyeti gerekiyor mu, yeniden bir dava açılıp, şikâyet
üzerine bu davaya mı devam ediliyor; yoksa, bilmiyorum, o ihtimal yok gibi;
ama, net değil; resen, biz, işte, bir taksitini ödedin diye seni tahliye
etmiştik, tekrar ceza veriyoruz, tekrar sen içeri gireceksin mi deniyor; bu
belli değil. Bu konunun sarih bir şekilde yazılmış olması çok daha iyi olurdu
diye düşünüyorum.
Bunun yanında, aslında, bu sistemde, tekrar hapsen
tazyikle cezalandırılması borçlunun, birtakım sakıncalara da neden
olabilmektedir.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir taksitini ödememiş bir
borçlu hapse giriyor, o taksiti ödüyor, çıkıyor, tekrar ödemiyor, hapse
giriyor. Yani, bu borçlunun yerinde olmak ister miydiniz veya bu borçlunun
psikolojisini yaşamak ister miydiniz?! Bu, işin borçlu tarafından bakışı. Bir
de, alacaklı tarafından bakmak lazım meseleye. Nasıl mı; bir taksiti, yine aynı
örnekte, ödemeyen borçlu hapse girdikten sonra tekrar çıktı ve alacağını başka
türlü alma ihtimali olmayan alacaklıya borçlu olan kişi alacağını da ödemeden
ortadan kayboldu. Bu alacağı nasıl alacağız; bu alacaklıya ne cevap vereceğiz?!
Bu para gitti demektir arkadaşlar. Burada büyük bir kısmın hukukçu olduğunu
biliyorum ve meslekten geliyor. Bu çok önemli bir müessesedir aslında; yani,
borçlu ortadan kaybolduğu takdirde, bu alacağın alınması imkânı kalmamaktadır
diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, biraz önce de söylediğim gibi, ben,
buna oldubitti diyorum; yani, bir dakikada Genel Kurula geldi, bir gün önce
Adalet Komisyonundan geçti. Bakın, yani, biz bunu böyle yapacağımıza, bu
sorunları son dakika buraya getireceğimize...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kaya, lütfen konuşmanızı tamamlar
mısınız.
YILMAZ KAYA (Devamla) - 1 dakikalık sürede tamamlıyorum
Sayın Başkan; teşekkür ediyorum.
Bakın, adliyenin birçok sorunu var. Mesela, bugün bana
bazı kamu avukatları geldi; 376 000 000 lira aylık alan kamu avukatları var,
aynı derecedeki -ki, ben onlar niye fazla alıyorlar diye yadırgamıyorum, keşke
daha fazla alsalar- hâkimler, savcılar 1 150 000 000 lira -ki, bu da az- maaş
alıyorlar; ama, aynı derecedeki kamu avukatı 376 000 000 lira maaş alıyor.
Bunları düzeltelim. Mübaşirlerin sorunu var, zabıt kâtiplerinin sorunu var,
adliyelerin fizikî durumları bazı yerlerde içler acısı. Bunları enine boyuna
tartışıp getirirsek, öncelikle bunları düzeltirsek -ki, bu da önceliklidir;
ama, son dakikada getirilmez diye düşünüyorum- birlikte, adliyenin ve adliye
çalışanlarının birçoğunun sorunlarını çözeriz diye düşünüyorum; ama, zamanında
ve gerekli incelemeler, gerekli katılım sağlandıktan sonra diyorum, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaya.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
ATİLA EMEK (Antalya) - Sayın Başkan, karar
yetersayısı...
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunup, karar yetersayısını
arayacağım.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 12.- İcra ve İflas Kanununun 341 inci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 341.- Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya
ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen
kişinin, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, altı aya kadar tazyik
hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilâmın veya ara
kararının gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilir."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsı adına, Adana Milletvekili Ziya Yergök; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; İcra ve İflas Yasasında Değişiklik Yapılmasına
Dair, Hatay Milletvekili Sayın Sadullah Ergin'in Kanun Teklifi ve Adalet
Komisyonunun raporunun görüşüldüğü bugünkü gündemde, 12 nci maddeyle ilgili,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına, görüş ve düşüncelerimi belirtmek
üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisimizi ve Yüce Milletimizi saygıyla
selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
İcra ve İflas Yasası, özel ve ticarî yaşamı düzenleyen
temel yasalarımızdan biri olup, 19 Haziran 1932 tarihinden bu yana
yürürlüktedir. 2004 sayılı bu Yasamız, günün koşullarına uyum sağlamak ve
ihtiyacı karşılamaya dönük olarak, bugüne kadar, tam 14 kez değişikliğe
uğramıştır. En kapsamlı değişikliklerden biri de, bu dönemde, 22 nci Dönem
Meclisimizce, 17 Temmuz 2003 tarihinde, 4949 sayılı yasayla yapılmıştır. 4949
sayılı Yasayla, uygulamaya ilişkin pek çok esaslı değişiklik ve yenilikler de
getirilmiştir. 107 maddeden oluşan 4949 sayılı Yasayla, İcra ve İflas Yasasının
81 maddesinde değişiklik yapılmış, yasanın değişik maddelerine 17 fıkra
eklenmiştir. Ancak, daha üzerinden bir yıl geçmeden, 5092 sayılı ve 12.2.2004
tarihli 13 maddelik bir yasayla yeni bir değişiklik yapılmıştır. Bu
değişikliğin gerekçesine baktığımız zaman "ekonomik koşullardaki
beklenmedik değişiklikler nedeniyle, aslında ekonomik varlıklarını devam
ettirmesi mümkün olan sermaye şirketleri muaccel borçlarını ödeyemedikleri için
faaliyetlerini durdurmak tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler.
Faaliyetlerine devam etmelerini sağlamak amacıyla bu tasarı
hazırlanmıştır" denilmiştir. İlk değişiklikten kısa süre sonra, bu genel
gerekçedeki özetle, değişiklik yapılmıştır.
Bununla da yetinilmemiş, bir yıl sonra, 5311 sayılı
Yasayla 2 Mart 2005 tarihinde, bu kez 31 maddelik bir değişiklik daha
yapılmıştır. Bu değişikliğin de genel gerekçesine baktığımız zaman "İcra
ve İflas Kanununun bazı maddelerinde önceki tarihlerde değişiklikler yapılmış
ise de günümüzün değişen sosyal ve ekonomik koşulları nedeniyle alacaklı ile
borçlunun menfaatlarının bağdaştırılması ve kanunun aksayan yönlerinin
düzeltilmesi, kanundaki boşlukların doldurulması, bazı kötü niyetli kişilerin
bu boşluklardan yararlanma teşebbüslerinin önlenmesi, uygulamada tereddütlerin
giderilmesi ve bazı konulara açıklık getirilmesi amacıyla bu tasarı
hazırlanmıştır" denilmiştir. Ayrıca, devamla, bölge adliye mahkemelerinin
kurulduğu, icra tetkik mercii kararlarına karşı istinaf yoluna başvurma olanağı
getirilmesine yönelik düzenlemeler yapılmasının zorunlu hale geldiği
belirtilerek, bu dönem içerisinde, bu 3 üncü değişiklik yapılmıştır.
Şu anda görüşmekte olduğumuz, Sayın Sadullah Ergin'in
kanun teklifi ise, 22 nci Dönemde, yani 2003 ile 2005 yılları arasında
getirilen 4 üncü değişikliktir.
Değerli arkadaşlar, 2004 sayılı İcra ve İflas
Kanunumuz, gerçekten temel yasalarımızdan biridir ve kabul tarihi 9 Haziran
1932'dir. 9 Haziran 1932'den 2003 yılına gelinceye kadar sadece 11 defa
değişmiştir; yani, yetmişbir yılda İcra ve İflas Yasasında 11 kez değişiklik
yapılmış iken, bu 2003-2005 yılları arasında, 22 nci Dönemde, AKP İktidarı
döneminde 4 kez değişiklik yapılmıştır. Bu da, kanun tekniği açısından, bu
kanunların hazırlanması açısından, yeteri kadar tartışılmadan, görüşülmeden
kabul edilmesi açısından yeniden değişiklik yapılma ihtiyacını sık sık gündeme
getirmiş bulunmaktadır. O nedenle, bugün -bizim arkadaşlarımız da ifade etti,
AKP Grubuna mensup arkadaşlar da ifade etti- Cumhuriyet Halk Partisi
milletvekillerinin her yasa maddesi üzerinde çıkıp görüşlerini açıklamış
olmasını, yasanın daha sağlıklı, daha olgun, daha uygulanabilir şekilde çıkması
açısından yararlı bir çalışma olarak görüyoruz ve engelleme olarak
değerlendirilmesini kabul etmiyoruz. Bir yasanın çok hızlı, görüşülmeden, rahat
bir şekilde çıkmış olması, o yasanın sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Nitekim,
öyle yapıldığı zaman, acele edildiği zaman, hızlı yapılsın denildiği zaman,
yapılan her değişiklik yeni bir değişikliği gerekli kılmaktadır.
Değerli milletvekilleri, bugün görüşmekte olduğumuz
kanun teklifi, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu bağlamında yapılması zorunlu
değişiklikleri öngörmektedir. Yeni Türk Ceza Kanununun kabulüyle birlikte, 2004
sayılı İcra ve İflas Kanununun ceza içeren hükümlerinin, yeni Ceza Kanunu
çerçevesinde yeniden düzenlenmesi gerekmiştir. Yeni Türk Ceza Kanununun
"Özel kanunlarla ilişki" başlığını taşıyan 5 inci maddesi "bu
kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar
hakkında da uygulanır" demektedir.
Ancak, yasa teklifi bu kadar da masum değildir; çünkü,
yasa teklifinin 21 inci maddesinde, 333/a maddesinin kaldırıldığını
düşündüğümüzde -ki, bu, ancak, bizim arkadaşlarımızın komisyondaki
müdahalesiyle yeniden konulmuştur- sadece Ceza Kanunu bağlamında bir uyum
teklifi olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun
teklifinin Adalet Komisyonunda kabul edilen metnin 12 nci maddesiyle, İcra ve
İflas Kanununun 341 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu madde, çocuk
teslimi emrine aykırı davranmanın cezasını düzenlemektedir.
Bu maddeyle ilgili değişiklik, 6 Haziran 1985 tarihinde
3222 sayılı Yasayla ilk defa yapılmıştır. Bu yasayla, madde, o tarihte
"çocuk teslimi hakkındaki ilamın icrası sırasında çocuğu gizleyen veya
ilamın icrasından sonra tekrar kaçıran borçlu ile bu fiillere bilerek iştirak
edenler, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, tetkik mercii
tarafından, bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılır"
şeklinde düzenlenmiştir ve bu şekilde yasalaşmıştır.
Çocuk teslimi emrine muhalefetin cezası, 17 Temmuz 2003
tarihinde kabul edilen 4949 sayılı Yasayla yeniden düzenlenmiş ve yeni
düzenlemeyle, çocuk teslimine ilişkin ilama veya ara kararına uyulmaması cezaî
müeyyideye bağlanmış ve madde şu şekli almıştır: "Çocuk teslimi hakkındaki
ilamın veya ara kararının icrası sırasında çocuğu gizleyen ya da ilamın veya
ara kararının icrasından sonra tekrar kaçıran borçlu ile bu fiillere bilerek
iştirak edenler, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, tetkik mercii
tarafından, iki aydan altı aya kadar hafif hapis cezasıyla
cezalandırılırlar."
Burada da görüldüğü üzere, cezanın alt ve üst
sınırlarında artış yapılmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuyla ilintili
olması ve önemli bulunması bakımından, 17 Mart 2003 gün ve 4949 sayılı Yasayla
İcra İflas Yasasına getirilen bir yeniliği de anımsatmakta yarar görüyorum.
4949 sayılı Yasayla, İcra ve İflas Yasasının 25/a maddesinden sonra gelmek
üzere, yasaya, 25/b maddesi eklenmiş ve eklenen bu madde hükmüyle, çocuğun,
ülkemizin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede
öngörülen yüksek yararının gözetilmesi, ana babasından veya bunlardan birinden
ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana
babanın ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan
görüşme hakkına, sözleşmenin 9 uncu maddesi uyarınca, taraf devletlerin saygı
gösterecekleri esasına uyum sağlanması amacıyla, çocuk teslimine ve çocukla
kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasında, icra müdürünün yanında,
bir uzmanın hazır bulundurulması zorunluluğu, çocuğun psikolojik ve rahatsız
edici unsurlardan etkilenmemesi için getirilmiştir. Bu, gerçekten de, yasamızda
getirilen son derece olumlu bir düzenleme olmuştur; çocukların geleceği
açısından, korunması açısından gerçekten yerinde bir düzenleme olmuştur.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun
teklifinin 12 nci maddesiyle ise, İcra ve İflas Kanununun 341 inci maddesi
yeniden değiştirilmektedir. Adalet Komisyonunun kabul ettiği metne göre, çocuk
teslimine muhalefetin cezasını düzenleyen yeni 341 inci madde, çocuk teslimi
hakkındaki ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya
getirilmesini engelleyen kişinin, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti
üzerine, altı aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Burada, tazyik hapsinde
özellik şudur: Hapsin tatbikine başlandıktan sonra, ilamın veya ara kararırın
gereği yerine getirilirse kişi tahliye edilecektir; düzenleme bu şekildedir.
Yapılan bu değişiklikle, maddede düzenlenen çocuk teslimi kararına muhalefetin
cezası, hapis cezasından tazyik hapsine dönüştürülmektedir. Ayrıca, kararın
gereği yerine getirilince de kişi tahliye edilecektir.
Bu yeni düzenlemenin ülkemize ve ulusumuza yararlı
olmasını diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yergök.
12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
13 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 13.- İcra ve İflas Kanununun 342 nci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 342.- İcra dairesi marifetiyle alacaklıya
veya alıcıya teslim edilen bir taşınmaza veya gemiye haklı bir sebep olmaksızın
tekrar giren borçlu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 290 ıncı maddesi mucibince
umumi hükümler dairesinde cezalandırılır."
BAŞKAN - 13 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
14 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 14.- İcra ve İflas Kanununun 343 üncü maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 343.- Yalnız kendisi tarafından yapılacak
olan bir işin yapılması veya bir işin yapılmaması yahut bir irtifak hakkının
tesisi veya kaldırılması hakkındaki ilâm hükümlerine makbul mazerete müstenit
olmayarak muhalefet eden borçluların, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti
üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine
başlandıktan sonra ilâmın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye
edilir."
BAŞKAN - 14 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
15 inci maddeyi okutuyorum: 344 üncü maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 344.- Nafakaya ilişkin kararların gereğini
yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik
hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği
yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.
Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması
talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde
bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir
BAŞKAN - 15 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
16 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 16.- İcra ve İflas Kanununun 345/a maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 345/a.- İdare ve temsil ile
görevlendirilmiş kimseler veya tasfiye memurları, 179 uncu maddeye göre
şirketin mevcudunun borçlarını karşılamadığını bildirerek şirketin iflasını
istemezlerse, alacaklılardan birinin şikâyeti üzerine, on günden üç aya kadar
hapis cezası ile cezalandırılır."
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
17 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 17.- İcra ve İflas Kanununun 345/b maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 345/b.- Bu Kanuna göre yapılan ihalelerde
kendisine veya başkasına vaat olunan veya sağlanan yarar karşılığında
artırmadan çekilen veya artırmaya katılmayan kimseye bir yıla kadar hapis ve
bin güne kadar adlî para cezası verilir.
Aracılara da aynı ceza verilir."
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
18 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 18.- İcra ve İflas Kanununun 346 ncı maddesi
başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Görev ve birleştirilme yasağı:
Madde 346.- Bu Kanun hükümlerine göre disiplin veya
tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir.
İcra mahkemesinin görevine giren bu işler, diğer
mahkemelerde görülen ceza davaları ile birleştirilemez.
Bu Bapta yer alan suçlarla ilgili davalara, icra
mahkemesinde bakılır."
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
19 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 19.- İcra ve İflas Kanununun 347 nci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 347.- Bu Bapta yer alan fiillerden dolayı
şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin
işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer."
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
20 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 20.- İcra ve İflas Kanununun 348 inci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 348.- Bu Bapta yer alan fiillerden dolayı
yetkili icra mahkemesi, icra takibinin yapıldığı yerdeki mahkemedir."
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
21 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 21.- İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesi
başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"İtiraz:
Madde 353.- İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre
verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ
tarihinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza
mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
İcra mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlardan dolayı
verdiği hükümlerle ilgili olarak 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanır."
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
22 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 22.- İcra ve İflas Kanununun 354 üncü maddesine
aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği
tazyik veya disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki
yıl geçtikten sonra yerine getirilmez."
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
23 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 23.- İcra ve İflas Kanununun "Konkordato
komiserinin sorumluluğu:" başlıklı 334/a, "Kendisine teslim edilen
malları vermeyenler hakkındaki cezalar:" başlıklı 336/a, "Ceza
kararnamesi:" başlıklı 352/a ile başlıksız 352/b maddeleri yürürlükten
kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
24 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 24.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
25 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 25.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, maddeler üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir ve teklif yasalaşmıştır; hayırlı ve uğurlu
olmasını temenni ediyorum.
Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek Genel Kurula bir
teşekkür konuşması yapacaktır.
Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, çok
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ekonomik, ticarî ve hukukî hayatımız bakımından önemli
olan bir yasayı daha değerli oylarınızla ve katkılarınızla yasalaştırmış
bulunuyoruz; hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
Hiç şüphesiz, gecenin bu saatine kadar bu yasanın
gerçekleştirilmesi ve tasarının kanunlaşması açısından katkısı olan pek çok
insan var. Müsaade ederseniz, bunları, burada, teşekkürle ifade etmek isterim.
Evvela Başkanlık Divanına, teker teker bütün milletvekillerimize, gruplarımıza,
Komisyon Başkanımıza ve komisyon üyelerimize teşekkür ederim; ama, bu
teşekkürden ayrı olarak özellikle teşekkür etmek istediğim Cumhuriyet Halk
Partisinin Sayın Genel Başkanı ve Grup Başkanvekili Sayın Koç olmak üzere,
burada söz alan üyelerin hepsine ayrıca teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
Değerli milletvekilleri, benim için bu yasadan daha
önemli olan bir şey var; bugün, birlikte gerçekleştirdiğimiz hoşgörüdür.
Zannediyorum ki, Türkiye'nin sorunlarını karşılıklı anlayış içerisinde, hoşgörü
içerisinde, yeri geldiği zaman da bu işbirliğinin güzel örneklerini vererek,
biz, bu sorunları aşabileceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi, bugün, bunun güzel bir
örneğini vermiştir. Tekrar hassaten teşekkür ediyorum emeği geçenlere.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bugünkü yasama
çalışmalarımızı, vakit hayli ilerlediğinden, grup başkanvekilleri arasında
mutabakat sağlandığından, burada kesiyoruz.
Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini
sırasıyla görüşmek için, 1 Haziran 2005 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak
üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati: 22.44