DÖNEM:
22 CİLT: 78 YASAMA YILI: 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
75 inci Birleşim
24 Mart 2005 Perşembe
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkanvekili Ali Dinçer'in, Dünya
Tüberküloz Günü münasebetiyle konuşması
B)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un,
Bayrağımıza karşı sergilenmek istenilen hain saldırıya ilişkin gündemdışı
konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı
2.- İstanbul Milletvekili Berhan
Şimşek'in, Uluslararası Saydamlık Örgütü tarafından hazırlanan küresel
yolsuzluk raporuna ve raporun Türkiye'yle ilgili bölümündeki konulara ilişkin
gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı
3.- İstanbul Milletvekili Hasan Aydın'ın,
ülkemizde yaşanan sosyal çöküntüye; özellikle İstanbul'da meydana gelen gasp
olayları ile otopark çetelerine karşı alınması gereken tedbirlere ilişkin
gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 31
milletvekilinin, zeytin yetiştiricilerinin sorunlarının araştırılarak üretimin
ve tüketimin artırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/263)
D)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Anayasa Komisyonu Başkanlığının,
Başkanvekili seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/780)
IV.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Tokat Milletvekili Mehmet Ergün
Dağcıoğlu'nun, İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek'in, konuşmasında, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
V.-
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi
VI.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
2.- Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/971)
(S. Sayısı: 831)
3.- Antalya Milletvekilleri Fikret
Badazlı, Mehmet Dülger, Mevlüt Çavuşoğlu, Osman Akman ile Burhan Kılıç'ın;
Antalya İli Kale İlçesi Adının "Demre" Olarak Değiştirilmesi Hakkında
Kanun Teklifi ile Antalya Milletvekilleri Osman Kaptan, Atila Emek, Osman
Özcan, Tuncay Ercenk, Feridun F. Baloğlu, Hüseyin Ekmekcioğlu ve Nail
Kamacı'nın Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/60,
2/69) (S. Sayısı: 634)
4.- Konya Milletvekili Atilla Kart ve 23
Milletvekili ile Konya Milletvekili Kerim Özkul ve 14 Milletvekilinin; 877
Sayılı Teşkilatı Mülkiye Kanununun 2. Maddesiyle Bağlı 4 Nolu Cetvelde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri ve İçişleri Komisyonu Raporu
(2/361, 2/393) (S. Sayısı: 836)
5.- Kozmetik Kanunu Tasarısı ile Avrupa
Birliği Uyum ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonları Raporları
(1/844) (S. Sayısı: 643)
6.- Karadeniz Ekonomik İşbirliği Ülkeleri
Hükümetleri Arasında Doğal ve İnsanlardan Kaynaklanan Afetlerde Acil Yardım ve
Acil Müdahale Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonları Raporları
(1/930) (S. Sayısı: 740)
7.- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile
Kosova Geçici Özerk Yönetim Kurumlarını (Kosova Kültür, Gençlik ve Spor
Bakanlığı) Temsil Eden Kosova'daki BM Geçici Yönetimi (UNMIK) Arasında Yapılan
Kültürel İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/929) (S. Sayısı: 741)
VII.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in,
İzmir bölgesindeki ruhsatlı maden işletmelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/4925)
2.- İzmir Milletvekili Türkân
MİÇOOĞULLARI'nın, SSK hastanelerinin devri nedeniyle ortaya çıkan sorunlara
ilişkin Sağlık Bakanından sorusu ve Millî Eğitim Bakanı ve Sağlık Bakanı Vekili
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/5083)
3.- Denizli Milletvekili Mehmet U.
NEŞŞAR'ın, SSK dispanserlerinin kapatılmasına ilişkin Sağlık Bakanından sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı ve Sağlık Bakanı Vekili Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/5084)
I.- GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak beş
oturum yaptı.
İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat,
Sivas'ın Koyulhisar İlçesi Sugözü Köyünde meydana gelen heyelan ve sonrasında
yaşanan sorunlara ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.
Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney'in,
5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun uygulamasında görülen aksaklıklara,
Balıkesir Milletvekili Orhan Sür'ün,
Balıkesir SEKA'nın özelleştirilmesindeki son duruma ve özelleştirmenin bölge
için yaratacağı sorunlara,
İlişkin gündemdışı konuşmalarına, Maliye
Bakanı Kemal Unakıtan, cevap verdi.
Bursa Milletvekili Şevket Orhan ve 30
milletvekilinin, bazı girişimcilerin holding adı altında gerçekleştirdikleri
izinsiz halka arz yoluyla oluşan mağduriyetin neden ve sonuçlarıyla bu süreçte
SPK'nın sorumluluğunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/262) Genel Kurulun
bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin,
sırası geldiğinde yapılacağı;
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 72 nci sırasında yer alan
477'ye 1 inci ek sıra sayılı Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu
Karma Komisyon raporunun bu kısmın 4 üncü sırasına alınmasına ilişkin
Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul
edilmediği;
Açıklandı.
Konya Milletvekili Atilla Kart, Kastamonu
Milletvekili Musa Sıvacıoğlu'nun, konuşmasında, ileri sürmüş olduğu görüşlerden
farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle açıklamada bulundu.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz
gelmediğinden,
3 üncü sırasında bulunan, Emniyet
Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/971) (S.
Sayısı: 831) görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadıklarından,
Ertelendi.
2 nci sırasında bulunan, Devlet Memurları
Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
(1/946) (S. Sayısı: 827) görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan
açıkoylamadan sonra,
4 üncü sırasında bulunan, Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun
Tasarısının (1/536) (S. Sayısı: 803), yapılan görüşmelerden sonra,
Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
24 Mart 2005 Perşembe günü, alınan karar
gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 23.48'de son verildi.
|
|
|
Ali Dinçer |
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Ahmet Küçük |
|
Harun Tüfekci |
|
|
Çanakkale
|
|
Konya |
|
|
Kâtip
Üye |
|
Kâtip
Üye |
|
|
|
Türkân Miçooğulları |
|
|
|
|
İzmir |
|
|
|
|
Kâtip
Üye |
|
No: 102
II.- GELEN KÂĞITLAR
24 Mart 2005 Perşembe
Tasarı
1.- Askeri Ceza Kanunu
ile Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları
Hakkındaki Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/996) (Millî
Savunma ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.3.2005)
Raporlar
1.- Lisanslı Harita
Kadastro Mühendislik Bürolarının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı
ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/902) (S. Sayısı:
839) (Dağıtma tarihi: 24.3.2005) (GÜNDEME)
2.- Kabahatler Kanunu
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/993) (S. Sayısı: 840) (Dağıtma tarihi:
24.3.2005) (GÜNDEME)
3.- Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt ile 46 Milletvekilinin; 14.9.1971 Tarihli ve 1479 Sayılı Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa Bir
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan
Gündeme Alınma Önergesi (2/352) (S. Sayısı: 841) (Dağıtma tarihi: 24.3.2005)
(GÜNDEME)
4.- Konya Milletvekili
Kerim Özkul'un, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifi; Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç ile 29 Milletvekili ve Trabzon
Milletvekili Cevdet Erdöl ile 5 Milletvekilinin; Türk Ceza Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri ve Adalet Komisyonu Raporu (2/402, 2/406,
2/408) (S. Sayısı: 842) (Dağıtma tarihi: 24.3.2005) (GÜNDEME)
Meclis Araştırması Önergesi
1.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL ve 31 Milletvekilinin, zeytin yetiştiricilerinin sorunlarının
araştırılarak üretimin ve tüketimin artırılması için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/263)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.3.2005)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
24 Mart 2005 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili Ali DİNÇER
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet Gökhan SARIÇAM
(Kırklareli)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 75 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkanvekili
Ali Dinçer'in, Dünya Tüberküloz Günü münasebetiyle konuşması
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, bugün, 24 Mart 2005 Dünya Tüberküloz Günü; verem hastalığıyla
ilgili bir gün. Ülkemiz, en başarılı veremle savaş programlarını uygulamış
ülkelerden biri, özellikle cumhuriyetin ilk yıllarında; ama, yoksullukla
birlikte verem tekrar gündeme geliyor. Ülkemizde de ciddî bir sorun. O nedenle,
bugünle ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.
24 Mart 1882 tarihinde,
binlerce yıldır insanlığın büyük belası "kara veba" olarak
adlandırılan verem hastalığına karşı insanlığın çaresiz olduğu bir dönemde,
Robert Koch, büyük bilimadamı, verem mikrobunu bulduğunu gösterdi. Bu nedenle,
Dünya Sağlık Örgütü, 24 Martı Dünya Tüberküloz Günü olarak ilan etti.
Hepimizin bildiği gibi,
geçen yüzyılda, özellikle cumhuriyetin ilk yıllarında, Türkiye, başarılı verem
savaş politikaları izlemiştir. Verem savaşındaki başarılarından dolayı, dünyada
Türk mucizesinden bahsedilmiştir; fakat, 1970'li yıllar biterken verem savaşına
verilen önem azalmıştır. Bu nedenle, verem hastalığını kontrol etmede hak
ettiğimiz yerde olduğumuzu söylemek zordur.
Tüberküloz, 24 Mart
1882'de de önemli bir sağlık sorunuydu. Ne yazık ki, aradan geçen 123 yıla
karşın ve son elli yıldır etkin bir tedavisinin bulunmasına rağmen, günümüzde
de sorun olma niteliğini sürdürüyor. Ülkemizde de maalesef giderek artıyor.
Dünya Sağlık Asamblesi,
1993 yılında tüberküloz için acil durum ilan etmiştir. Halen, yılda yaklaşık 9
000 000 kişi tüberküloz hastalığına yakalanmakta ve 2 000 000 kişi bu
hastalıktan ölmektedir. Tüberkülozun artık küresel bir sağlık sorunu olduğu
kabul ediliyor. Yoksulluk ve yoksulluğun yol açtığı hastalığın tedavisi var;
ama, uygulaması kolay değil.
Dünya Sağlık Örgütü
tarafından 1991 yılında başlatılan doğrudan gözetimli tedavi stratejisi, tüm
dünya ülkeleri için verem savaşında önemli bir program oluşturmuştur.
Türkiye'de de Aydın-Nazilli Verem Savaş Dispanseri tarafından uygulanan bu
model program çok başarılı olmuştur; ama, Türkiye'nin özellikle az gelişmiş
yörelerinde çok daha ciddî sorun olan veremle güçlü bir savaş verebilmemiz için
Nazilli'deki bu başarılı yeni uygulamayı tüm Türkiye'ye yaymamız gerekiyor. Bu
konuda Sağlık Bakanlığımıza büyük görev düşüyor; görevleri zor; ama, başarılı bir
şekilde yerlerine getirecekleri düşüncesiyle, onlara başarılar diliyoruz.
Değerli milletvekilleri,
gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
İlk söz, Türk Bayrağının
yakılması hakkında söz isteyen, Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'a aittir.
Buyurun Sayın Yakut.
(Alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
B)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut'un, Bayrağımıza karşı sergilenmek istenilen hain
saldırıya ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun
cevabı
SADIK YAKUT (Kayseri) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk Milletinin ebediyen anayurdu olarak
kalacak misakımillî sınırlarımızın millî sembolü şanlı Bayrağımıza karşı
sergilenmek istenen hain saldırıyla ilgili olarak millî hassasiyetimi Yüce
Meclisimiz ve milletimizle paylaşmak ve millî ikazımı şer odaklarına
yönelterek, millî refleksimi dile getirmek üzere gündemdışı söz almış
bulunuyorum; bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bayrak, Yüce Türk Milletinin
sembolü, bağımsızlık alameti, Yüce Türk Milletinin birlik ve beraberliğinin
nişanesi, milletimizin ortak değeri, millî kültürümüzün simgesi, rengi
şehitlerin kanı, ay yıldızı Türk Milletinin namus ve şerefinin nişanıdır.
Şairin dediği gibi, genç kızımın gelinliği, şehidimin kefeni bayrak...
Tarihin her döneminde
Türk Milletine yönelik saldırılar her zaman olmuştur; bugün de olmakta,
gelecekte de olmaya devam edecektir. Aslolan ve önemli olan, bu saldırılara
karşı uyanık olmak, güçlü olmak, nereden, ne şekilde gelirse gelsin bertaraf
etmek ve hakkından gelmektir.
Bu bağlamda, en yüce
değerlerimizin başında gelen, millî onurumuzu temsil eden şanlı Bayrağımıza
yönelik hain saldırılar da, nereden ve ne şekilde gelirse gelsin, millî
duruşumuzla sergileyeceğimiz refleksimizin ışığı altında yok edilecek ve bir
daha gerçekleştirilmesi, düşünülmesi dahi mümkün olmayacak şekilde şer
odaklarının karanlık dehlizlerinde kaybolup gidecektir.
Nitekim, son zamanlarda
derin bir suskunluğa maruz kalan milletimiz, bu olay karşısında suskunluğunu
bozarak, bu vatanın ve onun sembolü Bayrağımızın sahipsiz olmadığını en güzel
şekilde seslendirmeye ve göstermeye başlamıştır. Bize yakışan millî duruş da
budur.
Gelinen noktada, haklı ve
geçerli hassasiyetimizi, vakur bir şekilde, dosta düşmana göstermemizin yeterli
olmayacağı inancındayım. Soğukkanlılıkla şer olayını tüm boyutlarıyla irdelemek
zorundayız. Ne iki tane çocuğun gerçekleştirdiği akıl ve izan dışı bu çirkin
olay basit bir provokasyon diyerek görmezden gelinmeli ne de hain odakların
ellerini ovuşturarak sinsice bekledikleri gibi, kontrolsüz öfke ve güç
kullanımıyla Yüce Milletimizin birliği ve dirliği provoke edilmelidir.
Biliyor ve inanıyor ve
aynı zamanda yaşıyoruz ki, Türk töresinde vatan, millet ve bayrak sevgisi her
sevginin önünde gelir. Türk insanı vatan için, millet için, bayrak için ölmeyi
bir görev bilmekte; oğlunu şehit veren anne ve baba, acısını yüreğine gömerek,
şanlı Bayrağa sarılı şehidinin başında "vatan sağ olsun"
diyebilmektedir. Bunun içindir ki, Türk Milletinin en hassas olduğu bu nokta
kaşınmakta, kargaşa ve karmaşa yaratılmak istenmektedir. Bu oyuna gelme
lüksümüz yoktur; çünkü, şehitler tepesi boş değil, toprağını kahramanlar
bekliyor ve bir bayrak dalgalanmak için rüzgâr bekliyor.
Her şerde bir hayır var
inancıyla, ebediyen bu yurdun üzerinde dalgalanacak Bayrağımız için yeni bir
heyecanla rüzgâr esmeye başlamıştır. Bize düşen görev, bu rüzgârı fırtınaya
dönüştürerek yakıp yıkmak değil, her türlü düşmanlığa son verecek tatlı bir
meltemin esintisi içerisinde nazlı nazlı dalgalanmasını sağlamaktır.
Bunu hep birlikte
yapacağız, ortak duygu ve düşüncelerle, birlik ve beraberlik içinde yapacağız.
Malazgirt'te, Mohaç'ta, İstanbul'un fethinde, Çanakkale'de, İstiklal Savaşında
ve tarihimizin şanlı sayfalarında nasıl onlarca, yüzlerce kez yapmışsak; yine
birlikte yapacağız.
"Denilince bir yerin
ismine Türk Beldesi / Gözüm al bayrak arar, kulağım ezan sesi" misali,
millî varlığımızı kucaklayan, bütünleyen, manevî varlığımızdan, imanımızdan,
inancımızdan aldığımız güç ve heyecanla yapacağız bunu.
Bayrağı sevmek,
milletimizi sevmektir. Bayrağa saygı göstermek milletimizin namus ve şerefine
saygı göstermektir; ama, sadece kendi Bayrağımıza yönelik ilkel bir bayrak
sevgisi değil...
Dünya milletler âleminin
şerefli bir üyesi olarak, vatanını işgal eden ve yenilen düşmanın düşen
bayrağını kaldıracak kadar ulvî bir bayrak sevgisi, saygısıyla dopdolu bir
millet, son askerine kadar şehit olmasına karşın, kendisi yere düşerken
bayrağını, sancağını ağaca asmadan, bayrağını yere düşürmeden şehit
olmayanların neslinden olan bir millet, elbette, böyle bir hainliğe, gaflet ve
dalalet içinde bulunanların oyununa layık değildir.
İşlenen her suçun
kendisince haklı bir yanı vardır; ama, bayrağa ve onun temsil ettiği yüce
değerlere yönelik saldırıların, asla, asla haklı bir yanı, geçerli bir mazereti
olamaz.
Devletin en üst
makamından en mütevazı vatandaşımıza kadar, ortak ruh ve heyecanla tepki
gösterilmesini önemsiyor, siyasîlerin yanı sıra, siyasetbilimcilerinin,
sosyologların, psikologların, stratejistlerin, bu ve buna benzer olayların
köküne inerek, millî hassasiyetlerde ortaya çıkacak, hatta, çıkmış olan, bundan
sonra da çıkarılacak olan millî travma ve kırılmaların altında yatan nedenleri
bilimsel olarak analiz etmelerini ve tekrarlanmamasını teminen alınacak tedbir
ve millî politikaların belirlenmesini daha çok önemsiyor ve bekliyorum.
BAŞKAN - Toparlayalım...
SADIK YAKUT (Devamla) -
Gelinen bu noktada, yeniden tanımlayıcı hareket anlayışından yola çıkarak,
politik ve entelektüel açıdan, tek halk, ortak bir kültür, tek bir ulus
tanımlama ve tartışmalarından ve karşıtlarından korkmayalım. Korku psikozuyla
tepki veren değil, tek içinde birden çokluk veya çokluk içinde tek olma
anlayışını, tarihî ve millî geçmişimizden bugüne taşıdığımız millî ve manevî
değerlerimizle harmanlayarak, karşılıklı inanç, bağlılık, sadakat, mensubiyet
ve aidiyet duygu, düşünce ve inanç birliği içerisinde, çatışma ekseninden dahi
güç kazanma becerisini sergileyerek, dosta ve düşmana karşı millî
çözümlerimizle, 21 inci Asra gerçek anlamıyla damgamızı vuralım. Bunu
gerçekleştirecek her şeye sahibiz. Öncelikle biz inanalım ki, dosta düşmana da
inandıralım.
Bu duygu ve düşüncelerle,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir vekili olarak, Başkanvekili olarak, birçok
konuda konuşacağım aklıma gelirdi; ama, millî şairimizin İstiklal Marşında
söylediği gibi,
"Dalgalan sen de
şafaklar gibi ey şanlı hilal;
Olsun artık dökülen
kanlarımın hepsi helal!
Ebediyyen sana yok,
ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış
bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan
milletimin istiklal!"
Diyerek, Bayrağa saldırı
konusunda konuşacağım asla aklıma gelmezdi.
Nasıl millî şair
"Allah bu yüce millete bir daha istiklal marşı yazdırmayı nasip
etmesin" diye dua etmişse, ben de sözlerimi, Allah'tan, bu ulvî çatı
altında, hiçbir milletvekiline böyle bir konuda bir daha konuşmasını nasip
edecek hain olayların vuku bulmamasını temenni ederek bitiriyor; yakılmak ve
yere düşürülmek istenen şanlı Bayrağımıza sahip çıkan polisimizin şahsında tüm
güvenlik güçlerimize, Mehmetçiğe, "bir hilâl uğruna, ya Rab, ne güneşler
batıyor" diyerek şereflenen şehitlerimize, yüce milletimize ve Yüce
Heyetinize şükranlarımı arz ediyor, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - İçişleri Bakanı
Sayın Abdülkadir Koç…(Gülüşmeler) Pardon, Abdülkadir Aksu…
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU
(Çorum) - Koç gibi maşallah!
BAŞKAN - Koç gibi, bu
konuda görüşecek...
Buyurun Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Kayseri Milletvekili Sayın Sadık Yakut arkadaşımızın Türk Bayrağı konulu
gündemdışı konuşması üzerine söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan önce,
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, milletimizin
bağımsızlığının sembolü olan ve her karışı, geçmişimizde, şehit kanlarıyla
beslenmiş olan ay yıldızlı şanlı Bayrağımıza karşı yapılan çirkin saldırıyı
kınıyorum. Bu vesileyle, ülkemizin içinde bulunduğu barış ortamını bozacak bu
tür olayları lanetlediğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Vatanımızın bölünmez
bütünlüğünü ve Türk Milletinin tam bağımsızlığını simgeleyen Bayrağımız, her
zaman omuzlar üzerinde dalgalanmıştır ve bundan böyle de, sonsuza dek
dalgalanmaya devam edecektir. Bundan hiç kimsenin, ama hiç kimsenin en küçük
bir kuşkusu olmasın.
Tabiî ki, Bayrağımıza
yapılan bu çirkin saldırının, insanları, tabiatıyla, bütünleşmeye çağırdığı,
yaşama sevincini, sevgiyi ve kardeşlik duygularını temsil ettiği ifade edilen
Nevruz kutlamaları sırasında meydana gelmiş olması da daha bir düşündürücüdür.
Türkiye'nin birliği, herkes için, her kurum için vazgeçilmez, tartışılmaz bir
değer olarak en büyük ortak payda kapsamında savunulmalıdır. Türk Milletinin
mensubu olarak, her insanımızın huzuru, özgürlüğü, refahı ve gelecek umudu bir
bütündür. Bir ortak payda olarak vatan ve bayrak sevgisi, Türk Milletinin
birliğinin ve dirliğinin de teminatıdır. Ülkemizin birliği ve Türk Milletinin
dirliğinin sembolü Türk Bayrağıdır. Bu topraklarda yaşayan herkes Türk
Bayrağına karşı saygılı olmak mecburiyetindedir.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, sizlere, bu vesileyle, biraz da Mersin'de Nevruz şenlikleri
öncesinde ve sonrasında yaşanan olaylarla ilgili olarak biraz bilgi aktarmak
istiyorum. Emniyet mensuplarımız, güvenlik güçlerimiz, Nevruz öncesi ve
sonrasında aldığımız tedbirlerle olaya hâkim olmuş ve canla başla mücadele
etmişlerdir. Tüm güvenlik güçlerimize başarılı ve özverili çalışmalarından
dolayı huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Yine, bilinmektedir ki,
Nevruz şenlikleri fırsat bilinerek, 21 Mart öncesinde ve sonrasında, bazı
gruplarca yurt içinde ve yurt dışında değişik tarihlerde eylemler ve
kampanyalar da gerçekleştirilmiştir. İşte, bunlardan biri olarak, 15-20 Şubat
2005 tarihleri arasında Mersin İlimizde değişik mahalle ve sokaklarda çeşitli
eylemler gerçekleştiren, ev ve işyerlerine taşlı ve sopalı saldırılarda
bulunarak maddî hasar veren, kundaklama ve yakma eylemlerine karışan toplam 26
kişi, bu Nevruz öncesi yakalanmış ve sevk edildikleri adlî makamlarca,
bunlardan 13'ü tutuklanmıştır.
Ayrıca, yine, 21 Mart
Nevruz günü öncesi sansasyonel eylem yapmak üzere Mersin İline geldiği
değerlendirilen ve üzerinde parça tesirli el bombası ile sahte kimlik bulunan
bir kişi, polisimizin başarılı çalışmaları sonucu yakalanmış ve 16.3.2005
tarihinde tutuklanmıştır.
Bununla birlikte, Mersin
İlimizde, 15-20 Şubat 2005 tarihleri arasında meydana gelen olayları aktif
olarak planlayan, grupları organize eden ve 21 Mart öncesi eylemlerde bulunmak
üzere hazırlık içerisinde olduğu tespit edilen bir sahte kimlikli ve ayrıca,
hakkında iki yıl altı ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan bir yasadışı örgüt
mensubu da aralarında olmak üzere, toplam 11 kişi daha yakalanmış Nevruz öncesi
ve bunlardan 10'u da, yine, sevk edildikleri adlî makamlarca tutuklanmıştır.
Mersin İlimizde
Bayrağımıza yapılan menfur saldırı sonucunda emniyet kuvvetlerimiz derhal
gerekli çalışmaları yapmışlar ve olayı gerçekleştirdiği tespit edilen -ilk gece
2 kişinin kimlikleri tespit edilmişti, onlar, o gün sabaha karşı alındı; daha
sonra, yine olayın içinde, faili olan 2 kişi daha gündüz alındı; 4 ve daha
sonra da, bunları yönlendirdiği değerlendirilen 2 kişi de, en son, dün akşam
birisi alınmak suretiyle, 6 kişi daha gözaltına alındı bu konuyla ilgili
olarak- söz konusu eylemcilerin sorgusu ve olaya ilişkin tahkikat da devam
etmektedir.
Mersin'de, yine, Nevruz
etkinliklerini fırsat bilerek, 20 Mart 2005 Pazar günü, toplantılar sonrasında
çeşitli eylemler gerçekleştiren, miting alanında olay çıkaran, Bayrağımıza
saygısızca davranan eylemcilere müdahale eden emniyet kuvvetleri ile görüntü
almak isteyen basın mensuplarımıza taşlı, sopalı saldırıda bulunanlardan da 26
kişi emniyet kuvvetlerimizce tespit edilmiş ve bilahara yakalanmışlar, sonradan
sevk edildikleri adlî makamlarca bu 26 kişiden de 18'i tutuklanmıştır. Yine, bu
arada, örgütsel eylemlere karıştıkları tespit edilen 4 kişi daha yakalanmış ve
şu anda gözaltında tahkikatı devam etmektedir.
Sonuç olarak, Mersin'de,
tüm bu olayların öncesi ve sonrasında, bugüne kadar, toplam 74 şahıs
yakalanarak gözaltına alınmış, bu şahıslardan 42'si tutuklanmış, 22 kişi adlî
makamlarca serbest bırakılmış ve 10 kişi de halen gözaltında bulunmakta ve bu
soruşturma da devam etmektedir.
Yine -bilinmektedir ki-
yasadışı örgütler tarafından, ülkemizin bazı yerlerinde, yasadışı eylem ve
hainlikleri yapmak üzere birçok madde bağımlısı veya sokakta yaşamak zorunda
kalan 18 yaşından küçük çocukların bu iş için seçilmesi de daha ayrı bir
düşündürücü ve daha vahim bir yönüdür bu olayların.
Ben, buradan, bu
eylemleri gerçekleştiren kişilerin anne ve babalarına seslenmek istiyorum:
Eğer, yanlış düşünce ve eylemler içinde olan çocuklarınız varsa, onları bu
eylemlerden vazgeçirme konusunda uyarma görevini yapınız. Eğer, buna engel
olamaz ve de katkı, destek sağlarsanız, bu hatalı düşünce ve eylemler,
devletimizin kararlı tavrı ve gücü karşısında yok olup gidecektir. İçinizde bir
hain düşünce besliyorsanız ve bunun işareti olarak da Bayrağımıza hakarete
cüret gösteriyorsanız, Türkiye'nin birliğine ihanet ediyorsunuz demektir. Bunun
sonucunda da, devletimizin ve güvenlik kuvvetlerimizin yüksek kararlılığı
karşısında, dün olduğu gibi bugün de yok olup gidersiniz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Bayrağımıza yapılan bu menfur saldırı esnasında
terörist örgüt lehine slogan atarak yasadışı bayrak açan, teröristbaşı lehine
slogan atan ve şanlı Bayrağımızı yakma ve tahrip etme girişiminde bulunan
yaklaşık 50-60 kişilik gruba müdahale ederek, şanlı Bayrağımızı onların elinden
kurtaran polis memuru Gökhan Kızıltepe'ye, ben, huzurlarınızda bir kere daha
teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyor, gözlerinden öpüyor; şahsında, bütün
emniyet mensuplarımızı, güvenlik mensuplarımızı tebrik ediyorum. Ben, o gece,
Sayın Valimize talimat verdim; bu polis memurumuzun, hem bir takdirnameyle hem
de yasa gereği en üst düzey olan 24 maaş para ödülüyle ödüllendirilmesi
talimatını verdik ve bu işi de gerçekleştirmiş olduk.
Ben, bu vesileyle, tüm
sağduyulu vatandaşlarımızı, bu menfur saldırılar ve çirkin olaylar karşısında
soğukkanlı olmaya davet ediyor, provokasyonlara karşı da duyarlı olalım
diyorum. Devletimiz ve tüm güvenlik güçlerimiz, bu olayların üstesinden,
önceleri olduğu gibi, başarıyla çıkacak ve hainlerin emelleri kursaklarında
kalacaktır.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Gündemdışı
ikinci söz, Uluslararası Saydamlık Örgütü tarafından hazırlanan küresel
yolsuzluk raporu hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek'e
aittir.
Buyurun Sayın Şimşek.
(CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakikadır.
2.-
İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek'in, Uluslararası Saydamlık Örgütü
tarafından hazırlanan küresel yolsuzluk raporuna ve raporun Türkiye'yle ilgili
bölümündeki konulara ilişkin gündemdışı konuşması ve Adalet Bakanı Cemil
Çiçek'in cevabı
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sadık Yakut arkadaşıma, bu duyarlı
konuşmasından dolayı, sözlerime başlamadan önce, çok teşekkür ediyorum.
Uluslararası Saydamlık
Örgütü tarafından 16 Mart 2005 tarihinde açıklanan Küresel Yolsuzluk Raporu
hakkında gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Uluslararası Saydamlık
Örgütü, 2001 yılından bu yana her yıl, uluslararası uzmanların, sivil toplum
kuruluşları ve ülke kollarının katkısı ve katılımıyla, Küresel Yolsuzluk Raporu
hazırlamaktadır.
Bu sene hazırlanan
raporun birinci bölümünde, yolsuzluğun, sadece tepedeki siyaset ve iş âlemi
elitlerinin ceplerini doldurmadığı, aynı zamanda, insanları hayat kurtarıcı
ilaçlardan, asgarî kamu hizmetlerinden, yaşanabilir meskenlerden yoksun
bıraktığı yer almaktadır. Kısacası, yolsuzluğun maliyetini insanlar hayatıyla
ödemektedir. Raporda yer alan bu tespit, ülkemizde son yıllarda sıkça
vurgulanan "yoksulluğun nedeni yolsuzluktur" yargısıyla örtüşmektedir.
Bu yılın raporunda,
yolsuzluğun, inşaat sektöründe derinleştiği ağırlıklı olarak ifade edilmekte.
Konya'da 2 Şubat 2004 günü çöken ve 92 kişinin ölümüne yol açan 11 katlı Zümrüt
Apartmanı, Uluslararası Saydamlık Örgütünün raporuna kapak oldu.
Raporda, yapı sektöründe
yapılan usulsüzlüklerin ve hilelerin kalkınmakta olan ülkeleri, düşük nitelikli
temel altyapı ve aşırı borç yüküyle karşı karşıya bıraktığı belirtilmektedir.
Raporun Türkiye bölümü,
2004 yolsuzluk algılama endekslerindeki yolsuzluk dereceleri verilerek
başlamakta. Türkiye, 2004 yılında, yolsuzluk konusunda en temiz ülkelere
verilen 10 puan üzerinden, maalesef, 3,2 puan alarak, 146 ülke arasında 77 nci
sıradadır. Küresel yolsuzluk ligindeki yerimiz, 2001 yılında 54 üncü, 2002
yılında 64 üncü, 2003 ve maalesef 2004 yılında da 77 nci sıraya gelmiştir. Bu
sıralamalar, yolsuzlukla mücadelede yerinde saydığımızın en somut örneğidir.
Yolsuzlukla mücadele
hükümetin en büyük iddiasıdır. ve doğrudur. "Hortumlar kesildi",
"yolsuzlukların damarına girdik", "tüyü bitmemiş yetim
hakkı" gibi güçlü söylemlerle Sayın Başbakan tarafından dile getiriliyor.
Bu iddianın uygulamada cılız kaldığı bu raporda da ayan beyan ortaya
konulmakta. Bu raporda, Türkiye'nin bulunduğu sıralama ve bu İktidar döneminde
yaşanan, maalesef, Balıkesir SEKA, Toplu Konut İdaresi, enerji operasyonu, okul
ihaleleri, mısır, gemi alışverişleri gibi olaylar, hükümetin yolsuzluklara,
üzgünüm, damardan giremediğini, aksine, yolsuzlukların hükümetin damarına
işlediğini görüyoruz.
Okul inşaatı ihalelerinde
usulsüzlük yapıldığını ifade ettik, duyulmadı. Meclis soruşturması önergesi
oylarınızla reddedildi. Bizim söylediklerimizi Kamu İhale Kurumu da söyledi,
yine kabul etmediniz. Sayın Başbakan, okul inşaatı ihalelerinde yolsuzluk ve
usulsüzlük iddialarına ilişkin, milletvekillerine yapmış olduğu konuşmasında
"ben inceledim ve yolsuzluk ve usulsüzlük bulamadım" demiştir.
Kısaca, cumhuriyet
tarihindeki yolsuzluklara da bir değinmek istiyorum. 1927 Osmaniye Milletvekili
ve Bahriye eski Bakanı İhsan Bey hakkında, Yavuz Zırhlısı onarımında yolsuzluk
yaptığı gerekçesiyle, Başbakan İsmet İnönü'nün Malatya Milletvekili sıfatıyla
verdiği önerge doğrultusunda, 24 Aralık 1927 tarihinde, Meclis soruşturması
komisyonu kuruldu ve bu komisyon, İhsan Beyin dokunulmazlığını kaldırarak, Yüce
Divana sevk etti. İhsan Bey Yüce Divanda yargılandı ve mahkûmiyet cezası aldı.
Soyadı Kanunu çıktığında da, Mustafa Kemal Atatürk "ar etsin" diye,
İhsan Beye "Eryavuz" soyadını verdi.
Bu karar, Yüce Divanın
cumhuriyet tarihinde verdiği ilk mahkûmiyet kararıdır değerli arkadaşlar. Bunun
dışında, 1950 öncesinde buna benzer birkaç münferit olay var; Ali Cenani Bey
olayı, Hayri Ürgüplü olayları gibi. Yolsuzluk ve usulsüzlük alanında, 1950
öncesinde "kirli" denildiği, söylenildiği, geçmişimizde görülen
olaylar bunlardır. Bunlarda İsmet Paşa bizzat kendisi önerge vererek
soruşturulmalarını istemiştir.
Ama, 1950 sonrası
Türkiye'de yolsuzluklar başlamıştır. Gündemde de olan Ermeni meselesiyle ilgili
bir örnek vermek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla)-
Demokrat Milletvekili olan Ermeni kökenli Mığırdıç Şellefyan'la başlayan hayalî
ihracat olayından 2005 yılına kadarki geçen süre içerisinde Cumhuriyet Halk
Partisi koalisyonlarda 6 yıl iktidarda kalmıştır. Geri kalan 55 yıllık sürede
merkez sağ iktidarların Türkiye'yi yönetmesiyle 400 milyar dolardan fazla
yolsuzluk yapılmıştır. Bugün Türkiye'nin iç-dış borcundan fazladır.
Değerli arkadaşlarım,
yolsuzluklar bir taraftan borçlanmaya, bir taraftan faiz ödemeye neden olurken,
diğer taraftan da, yatırıma, üretime, sağlığa, eğitime ayrılabilecek olan
kaynakların iktidara yakın olan çevrelere aktarılmasına neden olmakta.
Anayasal bir kurum olan
Devlet Denetleme Kurulu raporuna konu olan evlere şenlik bir TOKİ olayı var.
Bunu sizinle paylaşmak istiyorum. Devlet Denetleme Kurulu raporunda,
milletvekillerinin TOKİ'ye dilekçeyle başvurarak bedelinin altında ev almak
istedikleri yer almakta. Sayın Başbakana sesleniyorum: Belge ve bilgi DDK raporunda
var. Bu dilekçeye istinaden konutlar için önerilen fiyat, idare tarafından
belirlenen satış bedelinden düşük olmasına rağmen, bu konutları satıştan çeken
TOKİ Başkanı bu meselede suçüstü yakalanmıştır. Bu olay gazetelere manşet,
Devlet Denetleme Kurulu raporuna konu olmasına rağmen TOKİ Başkanının o
koltukta hâlâ oturuyor olması, Sayın Başbakanın "bilgi belge getirin,
kafasını koparayım" sözünde ne kadar samimî olduğunu da göstermektedir.
Bu, işin idare kısmı. Bir de milletvekili boyutu var değerli arkadaşlar. Sayın
Başbakanımın meydanlarda ak kadrolar olarak tanıttığı milletvekili
arkadaşlarımızın, milletvekili olma nüfuzunu kullanarak ucuza konut almaya
çalıştıkları ortada değil midir? Sayın Başbakanın TBMM'de AKP Grubunda yaptığı
ilk konuşmada "milletin içinde oturun" dediği milletvekili
arkadaşlarımızın, milletin aldığı fiyattan daha ucuza konut almaya çalışmaları
sizce doğru mudur?! Dün AKP Grup Başkanvekilim ifade buyurdular:
"Parlamentoya güven olmalı ve dokunulmazlıkları sürekli gündeme getirerek
bu güveni kaybediyoruz." Halk bu Parlamentoya, bu anlayışa mı güvenecek
Sayın Başkan?!
Sayın Başbakanın TOKİ
olayıyla ilgili söylediği tek bir söz yoktur. "Hortumları kestik,
hortumlayanları cezalandırıyoruz, zararları tahsil ediyoruz" diyen sayın
hükümet, TMSF Başkanının, batan bankalardan kaynaklanan 37,6 milyar doların
üzerine su içildiğine, artık tahsil edilemeyeceğine ilişkin açıklamalarına ne
diyor acaba?!
Uluslararası Saydamlık
Örgütünün raporunun Türkiye bölümünde, el konulan 22 bankanın, Türk vergi
mükelleflerine, Türk Halkına maliyetinin 42 milyar dolar olduğu, banka
hortumlarının kamu fonlarıyla finanse edildiği belirtilmiştir.
O 37,6 milyar dolarda,
Başbakanlık önünde kasa fırlatanın hakkı var, Muş'ta hasadını alamayan
yurttaşın hakkı var, çocuğuna süt almak için bedenini satan kadınlarımızın
hakkı var, parasızlıktan, yoksulluktan kapkaç, hırsızlık gibi olaylara başvuran
gençlerimizin, çocuklarımızın hakkı var; bu parada, üniversite mezunu olduğu
halde iş bulamayan çocuklarımızın hakkı var.
Geçtiğimiz hafta sonu,
Kahramanmaraş'ta, borçlarını ödeyemeyen çiftçilere Sayın Başbakanım "yok
öyle 25 kuruşa simit"diyor. Eğitimli onlara söylüyor da, bu bankaları
boşaltan eğitimli hırsızlara da bu sözü söylemeli; o zaman adalet yerini bulacaktır.
Bu hafta, Endüstri
Holding Yönetim Kurulu Başkanı tutuklandı.
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen...
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) -
Toparlıyorum efendim.
Gazete haberlerine göre,
yurttaşlarımızın 300 trilyonu, bu holding eliyle buharlaşmış. Bu konuyla ilgili
araştırma önergesini onbeş gün önce -SPK'yla ilgili- verdiğimizde reddettiniz;
ama, çok sevindirici bir olay yaşadım ki, iki gün önce de bu meseleyle ilgili
bir önerge verildi. Biz verince reddediliyor, siz verince "evet"
deniliyor.
BAŞKAN - Sayın Şimşek,
toparlayalım...
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) -
Toparlıyorum efendim.
Değerli arkadaşlarım,
politikacıların, idarecilerin karıştığı yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin,
adaletle, temiz toplumla, şeffaf yönetimle açıklanması mümkün değildir.
Yolsuzluklar konusunda 1950'den bu yana Türkiye'ye yerleşen anlayışı, bakınız,
19 uncu Yüzyılda yaşamış şair ve devlet adamı Ziya Paşa şöyle açıklıyor:
"Milyonla çalan baş köşede otururken, üç beş kuruşu çalan elbette hapiste
yatmalıdır." Ne acı ki, Türkiye resmi böyle!
Tabiî ki, yolsuzluk,
istihdamdan, yatırımdan, enflasyondan, inanın ki -sizin de bilgileriniz
dahilinde- daha önemli. Sadece iktidara da bu payeyi, bu hakkı, bu şansı...
Veya neden yapmıyorsunuz demek, bizim için de, haksızlık olur. Yolsuzlukla
mücadele, iktidarın da, muhalefetin de, yurttaşın da, bürokratın da, yani, baştan çıkmaya karşı koyabilecek her
yüreğin, her insanın görevi ve sorumluluğudur. Umut ederim ki, önümüzdeki yılki
raporda 100 olmayız da 99'da kalırız.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet Bakanı
Sayın Cemil Çiçek, İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek'in konuşması üzerine söz
alıyor.
Buyurun Sayın Bakan.
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK
(Ankara) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yolsuzluk konusu, uzunca
bir süreden beri Türkiye'nin en önemli gündem maddesidir. Hepimizin de canını
sıkan, belki de yaşadığımız pek çok sorunun kaynağını oluşturan önemli bir
olay. Dolayısıyla, bu konunun zaman zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine gelmiş olması, konuya olan hassasiyetimizi vurgulamak açısından da
önem arz ediyor.
Yolsuzluk, esas
itibariyle, kamu gücünün özel çıkarlar amacıyla kullanılması olarak tarif
edilmektedir. Bu açıdan baktığımızda, yolsuzluk konusu, sadece Türkiye'nin
gündeminde değil, bütün dünyanın gündeminde olan bir olaydır. Bunun da sebebi,
yolsuzluk olgusunun sınıraşan, uluslararası boyut kazanmış olmasından
kaynaklanıyor. O sebeple, yolsuzluk meselesi, tek boyutlu, tek sebepten kaynaklanan
tek bir tedbirle de ortadan kaldırılacak bir konu değil. Onun için, yolsuzlukla
mücadele söz konusu olduğunda, bütün tedbirlerin birlikte ve eşzamanlı,
mümkünse, alınması gerekmektedir.
Onun içindir ki, bütün
dünya, yolsuzlukla mücadele konusunda uluslararası standartları ortaya
koyabilmek adına pek çok sözleşme ortaya koymuştur ve ülkelerin önemli bir
kısmı da bunları imzalamıştır. Memnuniyetle ifade etmem gerekir ki, bu
uluslararası sözleşmelerin ve bunun içe dönük yasal düzenlemelerinin çok önemli
bir kısmı bu dönemde yapılmıştır, bu Parlamentoda. Mesela, Yolsuzluğa Karşı
Özel Hukuk Sözleşmesi bu dönemde, bu Parlamentonun kabul ettiği bir
sözleşmedir; Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi yine bu dönem, bu
Parlamentonun yaptığı, onayladığı bir sözleşmedir; sınıraşan suçlarla ilgili
sözleşmeler bu dönemde yapılmıştır; Birleşmiş Milletlerin ortaya koyduğu
Yolsuzlukla İlgili Sözleşme, bunun iç hukukumuza yansımalarının önemli bir
kısmı bu dönemde gerçekleştirilmiştir. 3 Kasım Seçimlerinin hemen akabinde
Parlamentonun ilk çıkardığı yasalardan biri yabancı kamu görevlilerine rüşvet
verilmesiyle ilgili düzenlemedir. OECD ülkeleri içerisinde bu sözleşmeyi
parlamentosundan geçirmeyen, iç hukukuna aktarmayan tek ülke Türkiye idi ve 12
Ocak 2003 tarihine kadar eğer bu sözleşme bu Parlamentodan geçmemiş olsaydı,
Türkiye, dış ülkeler nezdinde rüşveti himaye eden, rüşvet yoluyla haksız
menfaat elde eden bir ülke konumuna getirilmiş olacaktı. Dolayısıyla, meseleye
bu açıdan baktığımızda, eğer yolsuzlukla mücadele sadece yasal düzenlemelerle
gerçekleşecek ise, bunun hukukî altyapısının büyük ölçüde tamamlandığı dönem bu
dönemdir. Bunun herkes tarafından iyi bilinmesi lazım. Bunun şerefi de bu
Parlamentoya aittir, müsaade ederseniz de bu hükümete aittir. Dolayısıyla,
bunları elbirliğiyle... Sayın Şimşek'in o görüşüne katılıyorum. Bu mesele, bir
kesimin meselesi değildir; sadece bir iktidar işi, sadece bir muhalefet işi
değil, kademe kademe, herkesin, bulunduğu konuma göre, bulunduğu noktaya göre,
sade vatandaşından hükümet sorumlularına varıncaya kadar hepimizin elbirliği
içerisinde mücadele etmesi gereken ve geleceğimizi de... Hep, geleceğimizin
teminatı gençler deriz, geleceğimizin teminatı... Evet, bunların hepsi
doğrudur. Türkiye'nin geleceğinin teminatı, bu yolsuzluk noktasındaki
kararlılığındadır; bunu görmüş olmamız lazım ve belki bu dönem, bu anlamda,
işte yolsuzlukla mücadelede özel bir paragrafın açılacağı bir dönem olsun
istiyoruz. Bunu yaptık. Elbirliğiyle de, iktidarıyla muhalefetiyle,
yolsuzlukların araştırılmasıyla ilgili önerge de bu dönemde gerçekleşti. Şimdi
o rapordan ortaya çıkan sonuçları hukukumuzda düzenlemeye, bunu hayata
geçirmeye çalışıyoruz.
Bu noktadan baktığımızda,
demek ki, yolsuzluk konusu bir mevsimlik mesele değildir. Yani, üç ay sonra netice
alınacak, üç ay sonra Türkiye'nin gündeminden çıkarıp rafa koyacağımız bir
mesele değil, insan olduğu sürece, insanın zaafları olduğu sürece yolsuzluk
olabilir. Bütün mesele, iyi bir sistem kurarak yapanın yanına kâr kalmaması,
mümkün olduğu kadar bunun sayısının, miktarının aza indirilebilmesidir; en
azından, Türkiye'nin bu görüntüden kurtarılmasıdır. Onun için, yolsuzlukla
mücadelenin uzun soluklu bir iş olduğunu kabul etmemiz lazım.
İkincisi: Biraz evvel
ifade ettim, yolsuzlukla mücadele bir kesimin işi değil. Genellikle toplum
olarak, sanki belli konular toplumun tümünü ilgilendirmiyormuş gibi, görevli
olan birkaç kişinin ya da öne çıkan birkaç kurumun yapabileceği bir iş olarak
görüyoruz. Halbuki, bu, herkesin meselesi. Herkesin meselesi söz konusu
olduğunda vatandaşın bu işlerde biraz yardımcı olması lazım. Özellikle,
demokrasi sivil kurumlar üzerine oturduğuna göre ve büyük ölçüde sivil
kurumların politika geliştirdiği, kamuoyu önünde bu neviden işleri bir anlamda
denetlediği bir düzenin, bir ortamın söz konusu olduğu dikkate alındığında,
maalesef bu konuda yeterli hassasiyetin olmadığını burada ifade etmek
istiyorum. Yapılan araştırmalar çıkıyor; çünkü, yolsuzluk diye ceza
kanunlarında bir suç tipi yoktur. Belli suçların kamuoyu nezdinde yolsuzluk
olarak algılanması söz konusudur; bunun başında rüşvet gelir; bunun başında
ihaleye fesat karıştırma gelir, dolandırıcılık gelir, nüfuz suiistimali gelir.
Benzer birkısım suçları kamuoyu yolsuzluk olarak algılar.
Şimdi, işin bu kısmına
baktığınızda, bunların hukuk nezdinde mücadelesinde yapanın yakasına
yapışılmasında vatandaşın çok büyük katkısına, bilgisine ve desteğine ihtiyaç
var. Şimdi, bazı meslek odalarının yaptırdığı araştırmalar var. Eğer, bu
sorulara verilen cevaplar doğruysa, ki, bu araştırmalar geriye dönük yapıldı;
yani, bazı konuların, bugün, bu kürsüden dile getirilmiş olmasından bunlar
bugün oluyor anlamı çıkarılmamalıdır; böyle bir kanaat bence doğru olmaz;
görüşlerin bir kısmı geriye doğrudur. O dönemlerde yapılan araştırmalar var; deniliyor
ki: Filanca yerlerde yüzde 60 rüşvetle iş dönüyor, falanca yerde rüşvet
vermeden iş dönmüyor. Bunu söyleyen, bu ülkenin vatandaşları. Hadi, gelin
suçüstü yapalım denildiğinde... Çünkü, bu işin belgesinin bulunmasının ne kadar
zor olduğu bellidir; alan ile veren arasındadır. Tutanaklara kadar da geçen,
bunun çok da fiyakalı bir lafı var; ama, bu kürsüden söylemeyi edep ederim.
Dolayısıyla, şimdi, bu iş bir vatanseverlik meselesidir. Bakınız, sizler bu
kürsüden, biz buradan ve her taraftan söylüyoruz; eğer, Türkiye'de böyle bir
olgu varsa -ki, bunu prensip itibariyle kabul ediyoruz; nitekim yapılan
araştırmalarda da bunlar ortaya çıkıyor- o zaman insanlar vatanseverlik
gösterip, kamu görevlisini bu neviden işlere yönelteceğine, kestirmeden çözüm
arayacağına, vatanseverlik yapsın, gelin, bu işleri suçüstü yaptıralım diyoruz.
Böyle deyince "vatandaşı jurnalciliğe mi teşvik ediyorsunuz?" Hayır,
ben, vatandaşı jurnalciliğe falan teşvik etmiyorum. Vatandaşlık görevini
yapmasını arzu ediyorum; çünkü, bu bir görevdir. Eğer, insanlar kötü yola sevk
ediliyorsa, kamu kaynakları kötüye kullanılıyorsa, bunda hepimizin hakkı var;
bu işle mücadele eden kesimlere, görevlilere insanların yardımcı olması lazım.
Aksi halde, hem bunları konuşacağız hem de bu meseleyi sadece üç savcının, beş
hâkimin omzuna yüklemiş olacağız. Hâkim, savcı, dosyadaki delile göre karar
verir. Şimdi, olayı sağda solda konuşan, filanca dairede şu iş dönüyor, burada
bu kadar olay oluyor deyip konuşan, gelip, vatanseverlik gösterip, savcıya,
hâkime yardımcı olmuyorsa, neye göre bu işin mücadelesi yapılacak? Bu anlamda,
doğrusu, vatandaşlarımızın -iyilerini tenzih ederek söylüyorum- bu noktada,
özellikle, belli makamlarla işleri olanların, devletin bu noktadaki
mücadelesine yardımcı olması lazım.
Şu ana kadar, bakınız,
iki sene dört aydan beri, biz bu işi konuşuyoruz, her vesileyle konuşuyoruz.
Bir defasında bir tek kişi geldi bana "bir düşüneyim" dedi, ondan
sonra bir daha da gelmedi. Bakınız,
yani, işin böyle bir zor tarafının olduğunu bilmemiz lazım. Eğer, bu işten
herkes şikâyetçiyse, herkes yardımcı olmalı.
İkincisi, tabiatıyla,
yolsuzluk olayının sistemden kaynaklanan ve insandan kaynaklanan boyutu var.
Tabiatıyla, eğer, sistem, yolsuzluk üretiyorsa, birkısım imkânlar bu şekilde
insanların servetine kolayca aktarılabiliyorsa, mekanizma böyle
çalışabiliyorsa, bu sistemin özüne inmekte fayda var. Tabiatıyla, bunun da çok
kolay olmadığını görmüş olmamız lazım.
Tabiatıyla, kamu
bankalarının önemli ölçüde kredi imkânlarını kontrol ettiği, ekonominin büyük
ölçüde, halen, devlet kontrolünde olduğu bir yerde, ister istemez, bu neviden
iddiaların sayısı da artıyor. Onun için, meseleye bir sistem, bir de insan
açısından bakmak lazım gelir.
İnsan deyince, sadece
birey olarak değil, hepimiz, icra ettiğimiz meslek itibariyle, şu veya bu
meslek kuruluşunun üyesiyiz. Bakınız, ister bu kürsüden ister gazete
sayfalarında zaman zaman yolsuzluk olarak algılanabilecek birçok olaylar
oluyor. Bu olayların faillerinin her birisi de şu mesleğin veya bu mesleğin mensubudur.
Bu meslek odalarının, mutlak suretle bu neviden yolsuzluklar karşısında bir
tavır koyması lazım. Mesela, bir olayda bir ihale yolsuzluğu mu var; ben,
Müteahhitler Birliğini buradan göreve çağırıyorum. Kendi meslektaşlarıyla
ilgili bu neviden iddialar varken "biz bunu kınıyoruz" tarzında bir
bildiriyi yayınlamazlarsa bu olmaz. Falanca meslek kuruluşuyla ilgili olarak
bir iddia gündeme geliyor da disiplin mekanizması çalışmıyorsa, o takdirde, bir
yerde bir yanlışlığımız var. Biz, bu işin işini mi yapmak istiyoruz, lafını mı
etmek istiyoruz; lafını etmekse, yolsuzluk adına çok laf edildi, bundan sonra
konuşmanın hepsi bana göre zait. İşini yapmak istiyorsak, sivil toplum
kuruluşlarımız, meslek odalarımız dahil olmak üzere, kamu görevlilerimiz, bu
işle mücadele edenler, yakın bir işbirliği içerisinde, bilgi verme, belge
verme, yeri geldiğinde alnı açık şahitlik yapabilme noktasında bir çabanın, bir
gayretin içerisinde olması lazım. Mesele, eğer bir yasal düzenlemeyle olacak
ise, Türkiye'de yeteri kadar yasa var. Ne zamandan beri Türkiye'de rüşvet
serbest ki?! En ağır ceza, yüz kızartıcı suç; milletvekili seçilmeye engel,
muhtar olmaya engel, memur olmaya engel; ama, bugüne kadar serbest olduğundan,
yasalarda buna imkân bulunduğundan dolayı değil, maalesef, bu noktada yeterli
işbirliğinin ortaya konulamamasından kaynaklanıyor.
Bu noktada, tabiî, meslek
odaları kadar sivil toplum kuruluşlarına da önemli görevler düşüyor. Lafın
burasında, Türkiye Saydamlık Derneği -ki, başında benim de çok saygı duyduğum
Sayın Erciş Kurtuluş var- bu konuda karınca kararınca elinden geldiği kadar
çaba gösteriyor; ben, onun bu çabasının diğer sivil toplum kuruluşlarına da
örnek olmasını temenni ediyorum. Tabiatıyla, Uluslararası Saydamlık Örgütünün
yaptığı sıralamada Türkiye'nin 70'li rakamlar arasında yer almış olması,
hepimiz adına üzücü bir olaydır.
Bu mesele, sadece bir
siyaset konusu da değil; başta bu kürsüden dile getirilen işsizlik dahil olmak
üzere, Türkiye'nin refahının artması, işsizliğin azalması, kişi başına düşen millî
gelir rakamının yükseltilmesi, vesaire, hepsi kaynak meselesidir. Bu kaynağı,
ya içeriden bulacaksınız ya da dışarıdan bulacaksınız. İçeriden olanı
yolsuzlukla götürürsek, dışarıdan olanı da yolsuzluğun olduğu ülkeye gelmiyor;
yani bu görüntünün olduğu bir ülkeye yabancı sermayenin kolay kolay gelmesi de
mümkün değildir. Onun için, meselenin çok boyutlu olduğunu kabul etmiş olmamız
gerekir.
Bu açıdan bakıldığında,
bu konunun, sadece bir gündemdışı konuşma ya da ona cevap tarzındaki kısa süre
içerisinde değerlendirilemeyecek kadar önemli olduğunu, hepimize teker teker
görevler düştüğünü ve hepimiz açısından da biri diğerimizi itham konusu olarak
şu şudur, bu budur tarzındanın ötesinde, soğukkanlılıkla, ama işin ucu nereye
gidiyorsa oraya kadar bu işi götürmek suretiyle, bir siyasî kararlılığın, bir
hukukî kararlılığın ve bir ahlakî kararlılığın gerektiğini de burada ifade
etmek mecburiyetindeyiz. Ümit ederim ki, meselelerin Parlamento çatısı altında
gündeme gelmiş olması bile, bence, Türkiye açısından önemlidir. Geriye dönük,
Türkiye'de, bu nevîden olaylar olurken, bu konuların hiç gündeme gelmediği
dönemler oldu; ama, çok şükür, bu dönem, en azından, yasal boşluk bırakmamaya
gayret ettik; bunu, çıkardığımız yasalarla, onayladığımız sözleşmelerle ortaya
koymaya çalıştık.
Müsaade ederseniz,
hepiniz adına, bir şeyi, buradan, ifade etmek istiyorum, bu işlerle mücadele
edenlere. Demek istiyoruz ki, yetkiniz azsa, biz yetki veririz. Bu Parlamento,
yolsuzlukla mücadele konusunda bir yetki sıkıntısı çekiyorsa kamu görevlileri,
biz, bu yetkiyi veririz. Eskiden, elimize, ayağımıza vuruyorlardı da, ondan biz
bu soruşturmaları yapamıyorduk diyorlarsa, Adalet Bakanı olarak, geldiğim
günden beri bar bar bağırıyorum; sonuna kadar, Parlamentosu, Hükümeti ve
karşıda, burada, konuşan Adalet Bakanı olarak, biz, bu işin destekçisiyiz, bu
işin mücadelesini yapanların alnından öpmek bizim boynumuzun borcudur.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, gündemdışı üçüncü söz, ülkemizdeki sosyal çöküntü ve otopark
çetesi hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Hasan Aydın'a aittir.
Buyurun Sayın Aydın. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
3.-
İstanbul Milletvekili Hasan Aydın'ın, ülkemizde yaşanan sosyal çöküntüye;
özellikle İstanbul'da meydana gelen gasp olayları ile otopark çetelerine karşı
alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu'nun cevabı
HASAN AYDIN (İstanbul) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; aslında, Sayın Başkanın ifade ettiği gibi,
bir başlığın da ötesinde, bir iki cümleyle, olayın esasını vurgulamak
istiyorum. İçinde bulunduğumuz koşullarda, ülkemiz, ciddî zorluklar yaşıyor.
Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz iyi değil. Dışpolitikamızda, aşağı yukarı
toplumun bütün kesimleri tarafından ciddî bir tartışma söz konusu. Borçlarımız
azalmıyor. Kıbrıs meselesinde çok ciddî bir politika izlediğimiz söylenemez.
Irak'ta, toplumun bütün kesimleri, hükümetin izlemiş olduğu politikayı tartışır
noktaya getirmiş. Amerika Birleşik Devletleriyle yıllara dayalı dostluğumuz
tartışmalı bir noktada. Yolsuzluklar, hemen her sayfada, her haberde, her
konuşmada söz konusu. Dokunulmazlık tartışılıyor. Özelleştirme tartışılıyor.
İşsizlik had boyutta. Bütün milletvekillerinin, diyebilirim ki, en yeteneksiz,
en başarısız, en yardım edemedikleri nokta Türkiye'de, işsizlik. Sosyal
kurumlar, siyasal partiler tartışmalı, demokrasi tartışmalı, insan hakkı
tartışmalı, özgürlük tartışmalı. Sivil toplum örgütleri geleneksel kronik
sorunlar yaşıyor, âdeta birer şirket, birer imparatorluk noktasında, sendikalar
hakeza. 1980 sonrasında başlayarak gençlik çok zor durumda, çok sıkıntılı bir
durumda, genç mi, değil mi belli değil. Esrar, sigara gibi içilmeye başlanmış,
eroin pazarda pazarlanır olmuş. Çeteler, sokaktaki çocuklar, intiharlar,
saldırılar, gasplar...
Sevgili arkadaşlarım, bu
gündemdışı konuşmaların çok da katkı yaptığını düşünmedik; ama, belki, Meclisin
gündemine düşürerek, milletvekili arkadaşlarımızın dikkatini çekerek, bir nebze
olsun konunun sıcaklığını muhafaza edebiliriz diye düşündüm.
Bir kent düşünün,
İstanbul; 1970'li yıllara kadar, neredeyse insanların evlerini
kilitlemedikleri, gecenin saat 1'lerine, 2'lerine kadar kızlarımızın,
çocuklarımızın sahillerde, parklarda oturdukları, kimsenin dönüp bakmadığı,
hatta baktığı zaman bile, sosyal dayanışmayla, kimsenin, rahatsız edemediği bir
İstanbul, bir de beş on sene öncesine kadar bayanların geceleri dışarıya çıkma
sıkıntısı yaşadığı, günümüzde ise erkeklerin de dahil olmak üzere gece sokakta gezme
noktasında çekindikleri Türkiye'nin büyük metropolü, büyük şehri, merkezi
İstanbul; hakeza Ankara ve İzmir, diğer kentler.
Şöyle zannedilebilir
-İçişleri Bakanımız da burada- bu sorunlara, polis niye tedbir almıyor, niye
üzerine gitmiyor, neden çözmüyor diye bir soru sorabileceğim düşünülmüş
olabilir. Yok böyle bir şey. Bugün Türkiye'de bu sorunların ağırlığı öyle bir
noktaya gelmiş ki, polisin bu işleri çözmesi, bu işte polisin titizliğini
arıyor olmamız sadece beyhude uğraşmak anlamına gelir; çünkü, bu olay bir
sosyal problem olmanın ötesinde, bir sosyal yara olmanın ötesinde, sosyal bir
kangrene dönüşmüş vaziyette. Her adamın başına bir polis bırakabilirseniz ve o
polislerin tamamı da işi düzeltme noktasında niyet birliği içinde ise, işi
düzeltebilirsiniz.
Sorun, ciddî olarak
sosyal bir soruna dönüşmüştür. Eğer işsiz sayısı milyonları aşmışsa, eğer
borcunuz had safhaya çıkmışsa, eğer Parlamentoda, hâlâ, yargılanmış,
parlamenter olduğu için parlamenterliğini sürdüren; ama, parlamenter
olmayanların mahkûm olduğu; ama, milletvekilliği sıfatını devam ettiren bir
ortamda yaşıyorsanız, büyük sorunlarla karşı karşıyasınız demektir.
Değerli arkadaşlarım,
gündüz gözüyle İstanbul'da evler yakılıyor, o evler yakıldıktan sonra enkazı
toplanıyor, enkazı toplandıktan sonra o evlerin yerine arsalar imara
açılamadığı için -eski antik kentler ve binalar olduğu için- otoparklar
açılabiliyor, insanlar sokakta sizi çevirip para isteyebiliyor. Hatta, daha da
ileriye gitmek istiyorum. Yeri geldiğinde polis de bu işe pek bakma ihtiyacı
duyamıyor, cesaret edemiyor. Türkiye'de ciddî bir yeniden yapılanma anlayışına
ihtiyaç var
Şimdi, iktidarımızın,
hükümetimizin, olaylara zaman zaman çözüm bulma noktasında çaba sarf ettiğini
görüyoruz; ama, bu çabanın ötesinde bir ufuk değişikliğini, bir perspektif
değişikliğini, geleneklerden farklı olarak bir duruş almak gereğini ortaya
koyuyor. Yıllardan bu yana sürdürmüş olduğumuz tedbirlerle bu işi
çözemeyeceğimiz açık. Yeni bir devlet politikasına ihtiyaç var. Sokaklara
çıkamaz noktaya geliyoruz; çünkü, milyonlarca işsiz var.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Aydın.
HASAN AYDIN (Devamla) -
Milyonlarca işsiz, varsa annesinden babasından alacağı üç beş kuruş harçlık,
ki, artık anneler babalar da işsiz... Yeni arayışlara girmek, kendi başının
çaresine bakmak gibi, neredeyse Parlamentoya kadar gelip "artık devleti
unuttuk, devletin kurumlarını unuttuk, kendi başımızın çaresine bakmak
zorundayız" diyebilecek, hukuk devletini neredeyse dinamitlemek anlamına
gelebilecek, devletin temel ilkelerini ortadan kaldırabilecek herkes başının
çaresine baksın meşruiyeti gibi düşüncelerin gelişmiş olması, içinde
bulunduğumuz ülkedeki vahameti göstermektedir, aciliyeti göstermektedir.
Ben, burada, Sayın
İçişleri Bakanımıza, hükümet yetkililerimize bir politika değişikliği yapmak
zorunda olduklarını, insanlara, zaman zaman, sadece sosyal kurumlar kanalıyla
destek olmanın yetmediğini, bunun giderek büyüdüğünü, 2003, 2004 yıllarında suç
oranlarının giderek arttığını, üç yıl içerisinde 123 000 çocuğun suça
karıştığını, bu çocukların bizim çocuklarımız olduğunu, bunun arkasını
düşünmemiz gerektiğini, kafa kafaya vererek Parlamentoda bu çözümün
bulunabileceğini; ama, alışkanlıklardan vazgeçerek, yeni çözümler üretme noktasında
yaratıcılığımızı kullanarak, toplumun değerlerini, tekrar, yeniden ayağa
kaldırmak gibi bir problemle karşı karşıyayız.
BAŞKAN - Toparlayalım
Sayın Aydın.
HASAN AYDIN (Devamla) -
Sağ olun Sayın Başkanım, bitiriyorum.
Son olarak şunu
söylüyorum: Birkaç gün önce bir bayrak yakma olayıyla karşı karşıya kaldık.
Ben, bu olayı iki
cümleyle özetlemek istiyorum: Artık, bu Parlamentonun bir şeyi görmesi gerekir.
Bu, sıradan, münferit, üç beş hainin teşvik ettiği, planladığı olay olmanın
ötesinde -buna bağlı hale getiriyorum, Sayın Başbakanın o noktadaki ifadesine
katılıyorum- sanki, bir yerden birileri parmağını bastı; Türkiye'de, yeniden
bir gerilim dönemi, yeniden bir karşı karşıya getirilme dönemi, bu boşluğun
devlet dışında, meşruiyet dışında herkes tarafından doldurulabileceği bir
fırsatçılık döneminin de başladığını düşünüyorum.
Bayrak konusunda, ulusal
değerlerimiz konusunda toplumumuzun göstermiş olduğu hassasiyeti büyük sevinçle
karşılıyorum; ama, bugün, buradaki bu Parlamentonun, toplumun beklentilerini
yerine getirme noktasında son derece ağır davrandığını da üzülerek ifade etmek
durumundayım.
Beni dinlediğiniz için
hepinizi saygıyla selamlıyorum; sağ olun. (Alkışlar)
BAŞKAN - İstanbul
Milletvekilimiz Sayın Hasan Aydın'ın gündemdışı ele aldığı konuyla ilgili
olarak, Hükümet adına İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu açıklama yapacak.
Buyurun Sayın Bakan. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; İstanbul
Milletvekili Sayın Hasan Aydın arkadaşımızın, ülkemizdeki sosyal çöküntü ve
otopark çetesiyle ilgili gündemdışı konuşması üzerine söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Meclisin siz saygıdeğer üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Arkadaşıma teşekkür
ediyorum; gerçekten, güncel, önemli bir konuyu Meclisimizin gündemine
taşıdılar. Bizim de, Hükümet olarak ve bilhassa İçişleri Bakanlığı olarak,
üzerinde büyük bir ciddiyetle durduğumuz bir konudur.
Hemen, peşinen şunu
söyleyeyim ki -bilhassa o sosyal çöküntü veya göç de diyebiliriz- son yıllarda,
kırsal alanlardan büyük kentlere doğru önemli göçler olmaktadır. Tabiî, hem
şehirler buna hazır olmadıkları için gelenlerin sorunu hem orada yaşayanlar
hazır olmadığı için orada daha önceden oturanların sorunu, böyle girift bir ortam
yaratmakta. Bunun yanında da, son zamanlarda, asayiş olaylarında, hepimizi üzen
ve üzerinde konuştuğumuz konular gündeme gelmiş oluyor.
Biz, hemen şunu ifade
ediyoruz ki, güvenlik politikalarını sosyal politikalarla dengeli bir şekilde
yürütmek zorundayız; çünkü, suç ve suçluluk birer sosyal hadisedir. Suç
işlenmesinin arkasında, yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi, sosyal,
kültürel, psikolojik ve ekonomik sorunları bir arada düşünüp, değerlendirmemiz
gerekmektedir.
Nitekim, Hükümet olarak
da biz meseleye böyle bakıyoruz ve konuyu böyle algılıyoruz. Bunun için de, bu
konularla, asayişe müessir bu olaylarla ilgili, sokakta yaşamak zorunda kalan
çocuklarımız, madde bağımlısı olan çocuklarımızla ilgili, meselenin bütün bu
boyutlarını da gözönüne alarak, Hükümet olarak, beş bakandan oluşan bir komite
kurduk; meseleyi bütün boyutlarıyla, bütün unsurlarıyla ele alabilmek için
Devlet Bakanımız Sayın Güldal Akşit'in koordinatörlüğünde, Millî Eğitim
Bakanımız, Sağlık Bakanımız, Adalet ve İçişleri Bakanından oluşan bir komite
oluşturduk, bir çalışma grubu oluşturduk. Bu bakan arkadaşların yapısı da, bu
olayı nasıl algıladığımızın da güzel bir örneğidir; yani, meseleyi bütün
unsurlarıyla ele aldığımızın bir ifadesidir.
Biz, beş arkadaş, bir
araya geldik, çalışmaları başlattık. Kısa, orta ve uzun vadeli tedbirler
düşünüldü. Kısa vadeli tedbirler, polisiye tedbirler, o gün için hemen alınması
gereken tedbirlerdir. Bunlar, hatırlarsanız, o günlerde en çok konuşulan
trenlerdeki kapkaç ve gasp olaylarıydı. Bir iki üzücü olay da yaşamıştık;
onunla işe başladık. Devlet Demiryolları yetkilileri ile Bakanlığım yetkilileri
bir araya geldiler, bir protokol imzalandı ve hemen olaya el konuldu.
Bunun yanında,
şehirlerimizin suç profillerinin çıkarılması bir genelgeyle istenildi; hangi
suçların, hangi zamanlarda, hangi yaş grupları tarafından yoğunlukla
işlendiği... Böylece, suç haritaları çıkmış oldu ve buralarda alan hakimiyeti
için sürekli polis bulundurulması söylendi ve bu genelgeyle bir de şunu yaptık:
Çevik kuvvetten de -ki, toplumsal olaylar için kullanılır- asayiş olaylarında
istifade edilmesi talimatını verdik. Böylece, başta İstanbul olmak üzere, bu
tür olayların yoğun olduğu zamanlarda, yoğun olduğu semtlerde bir taraftan
çevik kuvvet polislerimiz, öbür taraftan da emniyet müdürlükleri ve polis
merkezinde çalışan görevlileri de sokağa çıkarmak suretiyle tedbirler alındı.
İstasyonların korunması, gar binalarının korunması polis ve jandarma
tarafından, trenlerdeki güvenlik de Devlet Demiryolları tarafından sağlandı ve
bu olaylarda, gerçekten, gözle görülür ciddî azalmalar oldu.
Orta vadeli tedbirler
olarak da, bilhassa sokakta yaşayan veya sokakta yaşamak zorunda kalan
çocuklarımıza yönelik tedbirler düşünüldü. İlk planda mobil ekipler
oluşturalım... Bu mobil ekiplerin içerisinde pedagog, psikolog, doktor gibi
uzmanların da bulunduğu ekipler, 24 saat hareket halinde, bu çocuklarımıza
yönelik faaliyet gösterecekler. Pilot il olarak da, İstanbul seçildi.
İstanbul'da hazırlıklar yapıldı. Sayın Devlet Bakanımız İstanbul'da birkaç kez
toplantı yaptı, İstanbul Valimiz, Belediye Başkanımız ve diğer yetkililerle. Bu
mobil ekiplerden 9'u oluşturuldu. Bu sayı, daha da artırılacaktır. İçinde bu
uzmanların bulunduğu ekipler 24 saat esasına göre İstanbulumuzda faaliyet
göstermektedirler. Madde bağımlısı veya sokakta yaşayan çocuklarımızı alıp
onların rehabilitasyonu için, sağlık bakımından madde bağımlılarıyla ilgili
tedavi alabilmeleri için, eğitim eksikliği olanların da eğitim durumlarının
sağlanması için bir çaba gösterilmektedir.
Tabiî, orta vadeli
tedbirlerden birisi de, yine hepinizin bildiği gibi -ki, bugün de Türkiye Büyük
Millet Meclisinin gündeminde ve biraz sonra konuşacağız- bilhassa, İstanbul
İlimiz ve Türkiye genelinde eksik olan polis açığımızın giderilmesi bakımından,
4 yıllık yüksekokul, fakülte mezunlarımızın 6 aylık bir polis eğitiminden sonra
polis olarak atanmaları konusunda bir teklifle huzurlarınıza geliyoruz.
Değerli arkadaşlarım
bakın -ben, belki, o yasa görüşülürken de söyleme imkânı bulacaktım- ciddî açığımız
vardır. 2001 yılında İstanbul'da 29 600 polis varken, şimdi, bu sayı 26 000'e
düşmüştür. Yani, son iki yıl içerisinde meslekten ayrılan, emekli olanların
sayısı, Türkiye genelinde, 9 000'i bulmuştur. Haa, zamanında tedbir alınması
gerekirdi. Biz iktidara gelir gelmez ilk yaptığım işlerden biri, polis meslek
yüksekokullarının sayısını artırmak oldu. Bu sayı 25'ti, 26'ya çıkardık bu
sayıyı; ama, geçtiğimiz yıllarda, değerli arkadaşlarım -bilen arkadaşlarımız
vardır- 6 aylık eğitimle polis yapılıyordu; bir ara bu 3 aya indirildi, sonra
tekrar altı aya çıkarıldı, 9 aya çıkarıldı, 1 yıl oldu. Daha sonra 2000 yılında
bir uygulama -ki, 2001 yılında başladı- polis meslek yüksekokulları -bu çok
önemliydi; polis mesleğindeki arkadaşlarımızın eğitim seviyesinin yükseltilmesi
bakımından önemli bir olaydı- o tarihten itibaren faaliyete geçti. Ancak, o
geçiş döneminde, polis meslek yüksekokulları öğrenime başlamadan evvel polis
okullarından yılda 10 000 polis mezun verilirken, polis meslek
yüksekokullarının devreye girmesiyle bu sayı 4 500-5 000'e düştü. Ayrıca, 2001
yılında da 2 yıla çıktığı için hiç mezun verilmedi. Böylece bu açık, böyle
artarak bu zamana kadar geldi. İşte, bunun telafisi için de bir yasa teklifiyle
huzurlarınıza geldik. Bu da, orta vadede düşündüğümüz bir tedbir.
Bunun yanında, asıl
önemli olan, İstanbulumuz için elektronik, teknik, teknolojinin son ürünü olan
tesisattan istifade edebilmek. Şimdi, biz, bunun adına MOBESA Projesi diyoruz.
Daha önce Diyarbakır İlinde ve NATO toplantıları sırasında da İstanbul İlinde
başarıyla uygulanmıştı. Bu proje, aslında, bir iletişim projesidir. MOBESA,
temelinde polis araçlarına dijital harita üzerinden canlı olarak izlendiği ve
görevli personelin merkezle ve amirleriyle her türlü iletişimi kolay, hızlı bir
şekilde sağlayabildiği, arşivlerdeki bilgilerin aktif olarak kullanılabildiği
ve yazılımı da tamamen Emniyet Teşkilatımıza ait olan, bizim elemanlar
tarafından gerçekleştirilen bir bilişim projesidir. Bu proje için, İstanbul
Büyükşehir Belediyemiz, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, İstanbul, Ticaret,
Sanayi Odası, borsa gibi sivil toplum örgütlerinin de katkıları oldu ve en
büyük katkı da İstanbul İl Özel İdaresi tarafından yapıldı ki, aşağı yukarı,
yazılım bizim kendi elemanlarımız tarafından yapıldığı için, maliyet 20 000 000
YTL veya 20 trilyon Türk Lirası. Eğer yazılım bizim tarafımızdan yapılmamış
olsa ve birtakım parçalar bizim arkadaşlarımız tarafından gerçekleştirilmemiş
olsa, maliyeti 70 trilyon Türk Lirasını bulmaktadır.
Bu proje, inşallah, nisan
ayının son günleri hizmete girecektir İstanbul İlimizde. Bu, çok önemli bir
projedir. İşte, biraz evvel değerli arkadaşımın bahsettiği ve hepimizi rahatsız
eden kapkaç, gasp, hırsızlık, otoparkçılık gibi birçok asayişe müessir olaylara
etkin bir mücadele unsuru olarak görmekteyiz. Yine, değerli arkadaşımın
bahsettiği otoparkla ilgili, ben, şunu ifade edeyim ki, Bakan olur olmaz, ilk
yayımladığım özel genelgelerden biridir; valilerimize, kaymakamlarımıza,
emniyet müdürlerimize, belediyelerimize, otopark konusuyla muhakkak ilgilenin,
bu konuyla bizzat meşgul olun ve bu konudaki çarpıklıklara ve usulsüzlüklere
fırsat vermeyin diye. Çünkü, şehirler büyüyor, otopark alanları daralıyor.
Belediyelerimizin de bu konuda sıkıntıları var. Hep elbirliğiyle, işbirliğiyle,
bu konunun halledilmesi için yayımladığım ilk genelgelerden biridir.
Arkadaşlarıma şunu ifade
ediyorum ki, tedirgin olmaya gerek yoktur. Biz, elimizden geldiğince, hem
Hükümet olarak hem İçişleri Bakanlığı olarak, bütün tedbirleri alıyoruz; ama,
arkadaşlarımızın da bu konuda yeni önerileri olursa onlara da açığız; bize
getirirler, otururuz, görüşürüz ve Emniyet Teşkilatımıza güveniyoruz. Emniyet
Teşkilatımız, yıllardan beri, hem terörle hem de çetelerle, mafyalarla çok
etkin mücadele etmiştir, deneyim sahibidir. Bunların üstesinden gelen Emniyet
Teşkilatımız, bu asayişe müessir olan olayların da üstesinden gelecek güçtedir.
Ben, hepinize sevgiler,
saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek gündemdışı konuşma
yaparken TOKİ'den ev alımı hususunu da dile getirdi. Her ne kadar isim
bahsetmediyse de, basında, uzunca bir süredir, bu konu gündeme geldiğinde Tokat
Milletvekilimiz Ergün Dağcıoğlu'yla bağlantı kuruluyor. Bu nedenle, Sayın Dağcıoğlu,
sataşma olduğu, kendisiyle ilgili konuşma olduğu düşüncesiyle açıklama yapmak
istedi.
İçtüzüğün 69 uncu
maddesine göre, Sayın Ergün Dağcıoğlu'na söz verme durumumuz var. Kendisi
kürsüye gelebilir. 5 dakika içinde açıklamasını yaparsa, memnun oluruz.
Buyurun Sayın Dağcıoğlu.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
IV.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Tokat
Milletvekili Mehmet Ergün Dağcıoğlu'nun, İstanbul Milletvekili Berhan
Şimşek'in, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan, bu açıklama fırsatını verdiğiniz
için.
Sayın Başkan ve değerli
milletvekili arkadaşlarım; Sayın Başkanımızın izah konuşmasında da ifade
buyurduğu gibi, Sayın Milletvekilimizin yolsuzluklar, usulsüzlüklerle ilgili
yaptığı bir konuşma içerisinde bu hassasiyeti de dile getirmiş olması, benim
buradan açıklama yapmama imkân sağlamıştır. Bu manada, kendisine teşekkürlerimi
arz ediyorum.
Arkadaşlar, bu işin
hepimizi ilgilendiren boyutunu çok net bilmeliyiz ki, kamuoyunda sunî gündem
oluşturmaya çalışan kişi veya kuruluşlar arzu edilen cevabı ortak
tavırlarımızla alabilsinler diye açıklama ihtiyacı hissettim.
Hatırlarsanız, geçtiğimiz
yıl başında -yani, 2004 yıl başında- ben, o zamanlar, hem Hesap İnceleme
Komisyonu Başkanı idim hem de Sayın Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan ve başka
bakanlarla ilgili yolsuzluk soruşturma komisyon başkanlığı görevim var idi.
Böyle çok titiz ve dikkatli çalışma isteyen bir ortamda, sunî gündem oluşturmak
suretiyle, Yüce Meclisimizde yapılan çalışmaların, ürünlerin akamete
uğratılmaya çalışıldığını görerek, o zamanlar karşılıklı konuşma ortamı
oluşmasın diye cevap bile vermemiş idim; ancak, aradan geçen bir yıllık süreç
içerisinde ben, ne zaman -zamanlama olarak- çok önemli bir yolsuzlukla veyahut
da çok önemli bir ulusal problemle ilgili bir çalışma veya konuşma yapsam,
Anadolu'daki tabiriyle, temcit pilavı gibi pişirilip pişirilip önümüze
sürülmeye çalışılan bir konu haline geldi bu TOKİ'den ev alış.
Onun başlangıç safhası
aynen şöyle gerçekleşmiştir değerli arkadaşlar; kayıtlara geçsin diye
söylüyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu
Başkanlığı olarak bizim, Başbakanımızdan başlayan bir silsileyle talimat ve
kamuoyuyla paylaşılan bir ortamda lojman saltanatına son vermek ve lojmanlardan
da önce milletvekilleri geri çekilmek suretiyle, Türkiye'deki imkânlarımızın
daha rasyonel kullanılması konusunda Meclisten başlayan bir hareket sonucunda
yeni milletvekillerimiz lojmanlara yerleşmedi, eski milletvekillerimizden de,
bir an evvel, belli, tanınan sürelerde lojmanları boşaltsın istenilmişti. İşte
o süreç içerisinde lojmanların satış kararı alınınca, lojmanların özellikle iki
blok halinde, yani, iş merkezi olamayacağı düşünülen bloklar, mevcut oturan
milletvekillerine veya talip olan milletvekillerine satılabilir mi diye
komisyonuma resmen ve sözlü müracaat eden milletvekillerimiz olmuş idi. O tarih
itibariyle, 171 milletvekili bana müracaat ederek acaba burası konut olarak
satılabilir mi; satılırsa, biz de burayı toplu satış konseptiyle alabilir miyiz
diye müracaat etmişlerdi. Biz, sözlü ve yazılı olarak, o zaman Sayın Maliye
Bakanımıza müracaat etmiş ve bize buradan bu blokları toplu olarak satabilir
misiniz diye sormuştuk; ancak, Maliye Bakanlığı o tarihlerde "biz burayı
bir kül olarak iş merkezi olarak düşünüyoruz, konut olarak düşünmüyoruz"
dedikleri için, bu satış gerçekleşmemiş, bu talep gerçekleşmemiş idi. Ancak,
böyle bir hareketin sonucunda sayın milletvekillerimiz, hazır böyle bir organizasyon
bir araya gelmiş ve toplu müracaat bir merkezde buluşmuşken, acaba farklı
çözümler oluşturabilir miyiz diye yine beni zorladıklarında, hatırlarsanız,
topyekûn bir arayış içerisindeydik o günlerde ve TOKİ ve Tepe Grubunun -sadece
TOKİ'ye ait değil- Emlak Konuttan devredilen bir imkânla 100 tane dairesinin
olduğunu, bunun altı yıl içerisinde çeşitli defalar satışa sunulduğu halde hiç
satışın gerçekleşmeyişinden ötürü, TOKİ, mütemadiyen, satılan 5-6 daireden
ötürü yüzlerce trilyon lira masraf ediyor ve bu satış gerçekleşmiyor değerler
çok yüksek olduğu için dediler. Biz de, orada kaç tane daire satılmamışsa -71
tane denildi o zaman. Gazetelerde 19 filan yazıyor; ama, 71 tane dairenin
tamamını- nasıl ki askere satıyorsunuz toplu satış konsepti içerisinde, nasıl
ki öğretmenlere satıyorsunuz, nasıl ki toplumun diğer kurumlarına da
satıyorsunuz, eğer uygunsa, toplu satış konsepti içerisinde acaba TOKİ bize
burayı satabilir mi diye müracaat ettik.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayın
lütfen.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Ancak, biz bu müracaatı
yaptıktan sonra, TOKİ "konuyu inceleyelim, toplu satış olarak bunu
satabilirsek, size bildirelim" dedi. TOKİ inceleme yaptı. O esnada... O
güne kadar -değerli arkadaşlar, bunu sizin bilmeniz lazım, çok önemli- uzun
yıllardır, speküle edilmeye çok müsait bir satış anlayışıyla TOKİ evleri
satarmış. Nasıl? Diyelim ki, bir satış konsepti açıkladı topluma gazeteler
aracılığıyla. O satış için düşünülen evlere, insanlar, bilgisayara, sabahleyin,
Ziraat Bankasının Türkiye'deki herhangi bir şubesine gidip, sabah saat 9'da
Ziraat Bankasının şubesinden kim erken tuşa basarsa, o daireyi o alır şeklinde
bir satış anlayışı varmış o güne kadar. Biz bu müracaatı yaptıktan sonra, TOKİ,
bize "biz, toplu satış konseptiyle burayı satmayı düşünmüyoruz, perakende
satacağız, hatta eski spekülatif satış yöntemini de terk ederek, kamuoyunun
gözleri önünde, açık, şeffaf, televizyon ve gazetelerin yanında ihaleyle
satacağız" diye bildirdi. Biz de o zaman, toplu satış yapılmıyorsa,
arkadaşlarımızla görüştük, perakende olarak ihaleye girip buradan ev almak
isteyenler alabilir dedik. Onlardan bir tanesi de benim. O gün, gazetelerde
resimleri de çıktı. Ben değil, hatta benim şoförüm gitti; ihalede 350 milyar
lira bedelle oradan bir tane daireyi bana aldık. Aldım, 350 milyar lira
bedelle. Benimle röportaj yapan gazetecilere de hep aynı şeyi söyledim
"şayet 350 milyar lira -resmî kayıtlarda var- ucuzsa, buyurun, gelin, ben
burayı size aynı rakamlarla satabilirim" dedim.
İşte, bütün bunlara
rağmen, gerek Yolsuzluk Komisyonu Başkanlığım esnasındaki titiz çalışmalarımızı
refedebilmek için gerekse ondan sonra, geçtiğimiz hafta -bir yıl her şey bitti,
hiç kimse konuşmadı; ama- hatırlarsanız, burada, Tekelle ilgili, Amerikan tütün
firmaları ve Türk Tekelini karşı karşıya getiren bir Tekele makine alımıyla
ilgili bir konuyu burada gündeme getirdiğim için diye düşünüyorum. Arkadaşlar,
zamana dikkat ederseniz, burada ben konuşmamı bitirirken, internet anahaber
portallarına, benim birbuçuk sene evvel aldığım ve hiçbir suç, yolsuzluk,
usulsüzlük olmayan olay, aynı dakikada girdi. Yani, buradaki zamanlamaya
şaşmamak mümkün değil!
Milletvekilleri, burada,
geçmiş dönemleri ortadan kaldırmış, uyum içerisinde -muhalefetiyle,
iktidarıyla- yolsuzluklar üzerine böyle doludizgin giderek güzel bir hava
oluşturmuşken, bu gündemi, bu güzel havayı dağıtabilecek her türlü uygulamayı,
bu Meclisin ve milletvekilleri olarak bizlerin hak etmediği tasallutlar olarak kabul
ediyorum.
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) - Bu manada, Sayın Başkan bana bu sözü verdiğiniz için ve bana bu
konuşma imkânını veren Sayın Berhan Şimşek'e çok teşekkür ediyorum.
Arkadaşlar, birbirimizden
emin, birbirimize güvenen insanlar olmak durumundayız. Sizler biliyorsunuz,
biz, sizinle her an omuz omuza, beraber gidiyoruz.
TOKİ denilen kurumu, hem
Başbakanlık Yüksek Denetleme hem Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme denetliyor.
Bir denetleme kurulu raporunda bahsediliyor. Soranların hepsine ben soruyorum:
Arkadaşlar o raporu okudunuz mu? Yok. Niye? Hürriyet Gazetesinde yazmış diye. O
raporda isim zikredilmiyor; o raporda, bildiğiniz gibi -KİT Komisyonunda
çalışanlar bilir- eğer bir yolsuzluk, usulsüzlük varsa temenni dosyasına
alınır, temenni maddesine alınır ve bunun mutlaka giderilmesi talep edilir.
Böyle bir talep yok. Böyle bir yolsuzluktan, böyle bir usulsüzlükten hiç kimse
bahsetmiyor...
BAŞKAN - Sayın Dağcıoğlu,
toparlayalım lütfen.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Devamla) -...ama, Hürriyet Gazetesi bunu manşete taşıdı ve sunî bir gündem
oluşturdu. Hepinize arz ediyorum; böyle bir olay yok. Sadece "toplu satış
konseptiniz var mı" diye sorduk, onlar da "yoktur" dediler, biz
de bu alıştan vazgeçtik, perakende olarak, ihaleyle, televizyonların, basının
huzurunda oturduğumuz evi aldık. Eğer, bu ev çok geliyorsa bir milletvekiline,
gelsin devralsınlar da, satın alsınlar da bu evden canımızı kurtaralım diyor,
hepinize saygı ve hürmetlerimi arz ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Sayın Başkanım, bu rapor elimde. Yani, ben, gazete haberleriyle okumuş
değilim.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) - Efendim, sataşma olarak değil...
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Sayın Ergün Dağcıoğlu Beyle ilgili de, saygısızlık olmasın, iki cümleyle Yüce
Meclisle paylaşmak istiyorum.
BAŞKAN - Sizinle ilgili
bir şey değil, o...
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Hayır, varsa... Belgesiz, gazeteden konuşmuşum gibi...
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) - Böyle bir şey iddia etmedim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hayır, hayır,
size konuyu gündeme getirdiğiniz için teşekkür etti Sayın Dağcıoğlu.
BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)
- Yalnız, bu arada Sayın Başkanım, Yüce Meclise arz etmek adına, böyle bir
rapor... Yüksek Denetleme Kurulunun, Devlet Denetleme Kurulunun yapmış olduğu
rapor var. Bu rapordan, biz, bilgilenerek burada konuştuk, gazetelerden alınmış
bir hadise değil. Sayın Dağcıoğlu diyor ki: "Böyle bir rapor var mı?"
Bu rapor var.
Arz ediyorum.
BAŞKAN - Anlaşıldı;
kendisi de o rapordan bahsetti.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) - Sayın Başkanım, Sayın Berhan Şimşek orada benim adımı görüyor mu?
Sadece bir soru sordum, o kadar; adım yok orada benim.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Siz, adınızı kendiniz deşifre ettiniz.
BAŞKAN - Değerli
milletvekili...
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) - Utanacak bir şey mi var ki sayın milletvekili!
BAŞKAN - Karşılıklı
konuşmayın arkadaşlar.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
diğer sunuşları vardır.
Bir Meclis araştırma
önergesi var; onu okutacağım.
Yalnız, okutmadan evvel,
arkadaşlar, Kâtip Üyenin oturarak okuması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Meclis araştırması
önergesini okutuyorum:
III.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel ve 31 milletvekilinin, zeytin yetiştiricilerinin
sorunlarının araştırılarak üretimin ve tüketimin artırılması için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/263)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Tarih boyunca barış,
dostluk ve bereketi zeytin simgelemiştir. Zeytin, besin değeri çok yüksek bir
yiyecektir. Akdeniz uygarlığının sembolü olan zeytin ağacı, tarih boyunca bu
bölgede kurulan tüm uygarlıkların temelini oluşturmuştur.
Zeytin yetiştiriciliğinin
ilk insanlarla birlikte başladığı kabul edilmekte ve "zeytin bütün
ağaçların ilkidir" denilmektedir.
Zeytin ve zeytinyağı
Akdeniz insanının önemli bir gıdası olması yanı sıra Akdeniz ticaretinin de
temelini oluşturmuş ve sadece bir besin maddesi olarak değil, aynı zamanda,
ışık kaynağı, sağlık ve güzellik iksiri olarak da kullanılmıştır.
Zeytin ve zeytinyağının
başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere, sindirim sistemi, kemik yapısı,
beyin ve sinir dokuları üzerinde çok önemli fonksiyonları bulunmaktadır.
Sağlıklı bir hayat için zeytin ve zeytin ürünleri besin maddelerimiz arasında
bulunmalıdır.
Zeytinyağında yaklaşık
yüzde 80 oranında bulunan oleik asit insan sütündeki en önemli yağ asididir ve
doğumdan hemen sonra bebeğin sinir dokularının gelişiminin sağlanmasında temel
bir işleve sahiptir.
Zeytinyağı aynı zamanda
dokuların yaşlanmasını önler ve yaşlanmanın beyin fonksiyonları üzerindeki
yıpratıcı etkisini azaltır.
Gönümüzde özellik
Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgelerimiz zeytin yetiştiriciliği konusunda dünya
çapında isim yapmış yerler arasında bulunmaktadır.
Zeytin üreticileri, başta
üretim olmak üzere, çeşitli aşamalarda zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır.
Zeytin üretimini yapan
halkın büyük çoğunluğunun arazisi küçük, zeytin ağacı sayısı azdır. Bu yüzden
geçimlerini sağlayacak kazancı ancak elde edebilmektedirler. Bu üreticilerin
desteklenmesi ve üretim alanlarının genişletilmesi gerekmektedir.
Dünya ve ülkemiz
açısından hem çok değerli bir besin maddesi hem de çok zengin ekonomik
potansiyele sahip bir ticaret maddesi olan zeytine hak ettiği değerin verilmesi
gerektiğine inanıyoruz.
Ülkemizde bulunan zeytin
çeşitliliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bölgesel özelliklere göre
yetiştirilen zeytinlerin en uygun biçimde değerlendirilerek, gerekli işlemler
sonunda, kayıp olmadan üreticinin verdiği emekler ve alınteri hak ettiği değeri
bulmalıdır.
Zeytin yetiştiricilerinin
karşılaştıkları sorunlar ve üretim düzeyinin en iyi seviyeye getirilmesi
amacıyla, ülkemizdeki zeytin potansiyeli belirlenmeli ve bu potansiyelin en üst
düzeye getirilmesi için planlamaya gidilmelidir. Zeytincilik desteklenerek,
üreticilerin sorunları çözümlenmelidir.
Zeytinliklerin bulunduğu
yerlerin çevrelerindeki yapılanmalardan etkilenme düzeyleri saptanmalıdır.
Sanayileşmeyle birlikte, tarım alanlarının içine kadar ulaşan fabrikaların
yarattığı fiziksel ve kimyasal etkilerden zeytin ağaçları nasıl etkilenmektedir;
etkilenme varsa, tüketilen zeytin ve ürünleri yoluyla insan vücuduna etkileri
ne olmaktadır?
Zeytin üretiminde
kullanılan kimyasal maddeler, gübreler ve tarım ilaçlarının ürüne olan etkileri
hangi düzeydedir?
Zeytin işleme aşamasında
kullanılan maddelerin tüketilen zeytine olan etkileri hangi düzeydedir? Bu
ürünlerin insan vücuduna verebileceği etkiler neler olabilir?
Zeytin üretimi yapan
halkımızın, üretim, işleme ve satış aşamasında karşılaştıkları sorunların
belirlenmesi ve bu sorunlara çözüm yollarının bulunması, ihracatının
artırılması ve teşvik edilmesi,
Sağlıklı yaşamak için
zeytin ve zeytin ürünlerini tüketmekte olan halkımız açısından, zeytinin
üretiminden tüketimine kadar geçen aşama içerisinde meydana gelen kimyasal ve
fiziksel zararların belirlenerek, bunların asgarî düzeye çekilmesi,
Zeytin üretimi ve
tüketiminin artırılması yönündeki ihtiyaçların araştırılması amacıyla, Yüce
Meclisimizin ve halkımızın bilgilendirilmesi için, Anayasanın 98 inci, Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince
Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.
1- Kemal Demirel (Bursa)
2- Nurettin Sözen (Sivas)
3- Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
4- Mehmet Ziya Yergök (Adana)
5- Mustafa Özyürek (Mersin)
6- Bülent Baratalı (İzmir)
7- Mehmet Mesut Özakcan (Aydın)
8- Feridun Fikret Baloğlu (Antalya)
9- Gürol Ergin (Muğla)
10- Mevlüt Coşkuner (Isparta)
11- Yakup Kepenek (Ankara)
12- Hüseyin Bayındır (Kırşehir)
13- Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
14- Mustafa Özyurt (Bursa)
15- Birgen Keleş (İstanbul)
16- Atila Emek (Antalya)
17- Ahmet Yılmazkaya (Gaziantep)
18- Erol Tınastepe (Erzincan)
19- Ali Arslan (Muğla)
20- Türkan Miçooğulları (İzmir)
21- Nadir Saraç (Zonguldak)
22- Ali Cumhur Yaka (Muğla)
23- Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
24- Abdurrezzak Erten (İzmir)
25- Abdulaziz Yazar (Hatay)
26- Vahit Çekmez (Mersin)
27- Uğur Aksöz (Adana)
28- Ali Oksal (Mersin)
29- Necati Uzdil (Osmaniye)
30- N. Gaye Erbatur (Adana)
31- Mehmet U. Neşşar (Denizli)
32- Mehmet Küçükaşık (Bursa)
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge, gündemdeki yerini
alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Anayasa Komisyonunun,
Başkanvekili seçimine dair bir tezkeresi vardır: okutuyorum:
D)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Anayasa
Komisyonu Başkanlığının, Başkanvekili seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi
(3/780)
23.3.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Anayasa Komisyonu, Başkanvekili seçimi için 23.3.2005 günü saat
10.30'da toplanmış ve kullanılan 19 adet oy pusulasının tasnifi sonucu, aşağıda
adı ve soyadı belirtilen üye, karşısında gösterilen oyu alarak Başkanvekili
seçilmiştir.
Bilgilerinize sunulur.
Saygılarımla.
|
|
|
|
Burhan
Kuzu |
|
|
|
|
İstanbul |
|
|
|
|
Anayasa
Komisyonu |
|
|
|
|
Başkanı |
Başkanvekili : Semiha
Öyüş Aydın 19
Oy
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır;
okutup, oylarınıza sunacağım.
V.-
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.-
Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK
Parti Grubu önerisi
24.3.2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu; 24.3.2005
Perşembe günü (bugün) yapılan toplantısında, Danışma Kurulu toplanamadığından,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
|
|
|
|
Faruk
Çelik |
|
|
|
|
Bursa |
|
|
|
|
AK Parti
Grup Başkanvekili |
Öneri:
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 4 üncü
sırasında yer alan 634 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 3 üncü sırasına,
205 inci sırasında yer alan 836 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 4 üncü
sırasına alınmasını, 23.3.2005 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve aynı
tarihte dağıtılan 829 sıra sayılı (10/111,160,180) esas numaralı Meclis
Araştırma Komisyonu raporunun gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmında yer alması ve görüşmelerinin 29.3.2005 Salı günkü
birleşimde yapılması; gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması
Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 2 nci sırasında yer alan (10/16)
esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin 29.3.2005 tarihli
birleşimde ve 23.3.2005 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve Genel Kurulun
aynı tarihli 74 üncü Birleşiminde okunmuş bulunan (10/162) esas numaralı Meclis
araştırması önergesiyle birlikte yapılması ve görüşmelerinin bitimine kadar
çalışma süresinin uzatılması; Genel Kurul çalışma saatlerinin 30.3.2005
Çarşamba günü 14.00-23.00 saatleri arasında, 31.3.2005 Perşembe günü
14.00-20.00 saatleri arasında yapılması; 29.3.2005 Salı ve 30.3.2005 Çarşamba
günkü birleşimlerde sözlü soruların görüşülmemesi önerilmiştir.
BAŞKAN - Aleyhte ve lehte
söz talebi?.. Yok.
Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz.
VI.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri
alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu henüz gelmediğinden, teklifin
görüşmelerini erteliyoruz.
Emniyet Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe
Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
2.- Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/971) (S. Sayısı:
831) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Tasarının tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştı.
Tasarının maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
EMNİYET TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA
KANUN TASARISI
MADDE 1.- 4.6.1937
tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 13 üncü maddesinde sayılan
görev unvanlarından 2 nci meslek derecesine "Polis Meslek Eğitim Merkezi
Müdürü", 3 üncü meslek derecesine "Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdür
Yardımcısı" ibareleri eklenmiştir.
BAŞKAN - 1 inci madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla
Kart; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Kart aynı zamanda
şahsı adına da söz istemiştir. İkisini birleştirerek, kendisine 15 dakikalık
bir konuşma süresi veriyoruz.
CHP GRUBU ADINA ATİLLA
KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Emniyet
Teşkilatı Yasasıyla ilgili 831 sıra sayılı tasarı hakkında Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
getirilen tasarı, hızla artan gasp, kapkaç gibi suçlarla etkin bir şekilde
mücadele edilmesi ve genel asayişin temini amacıyla getiriliyor. Genel
gerekçeden bunu anlıyoruz. Bu amaca ulaşmak için de, polis memuru sayısının
hızla artırılması gereğinden söz ediliyor.
Son bir iki yıl
içerisinde özellikle büyük şehirlerimizde endişe verici boyutlara ulaşan can ve
mal güvenliği sorununa çözüm getirmek amacıyla bu tasarının getirildiği aşikâr.
Daha çok da, kamuoyunun bu yöndeki beklenti ve değerlendirmelerini görünürde
tatmin etme amacına yönelik olarak getirildiği bir gerçek.
(x) 831 S. Sayılı Basmayazı 17.3.2005 tarihli 72 nci
Birleşim Tutanağına eklidir.
Değerli arkadaşlarım, bu
sorunu çözmek, yani, asayiş sorununu çözmek veya çözümde aşama sağlamak, kadro
artışıyla keşke mümkün olabilseydi; ancak, mevcut kamu yönetimi anlayışı ve
uygulamalarıyla, yani, bu anlayış sürdüğü takdirde, kadro artışı yapmakla, bu
sorunun çözülemeyeceğini üzülerek ifade ediyoruz. Bunu ifade etmekle
yetinmeyip, somut değerlendirmelerimizle de açıklayacağız.
Sayın milletvekilleri,
olaya başından bakıyoruz. Bu tasarının hazırlanmasından itibaren, konunun
önemiyle bağdaşmayan gayri ciddî ve usule aykırı yaklaşımları görüyoruz. Asayişi
ve kamu güvenliğini doğrudan ilgilendiren bu tasarının, İçişleri Komisyonunda,
tali komisyon olarak bile, görüşülmediğini görüyoruz değerli arkadaşlarım;
Meclis Başkanlığı tarafından havale edildiğini; ama, İçişleri Komisyonunda,
tali komisyon olarak bile, görüşmenin yapılmadığını görüyoruz. Bu durum, Sayın
İçişleri Bakanı için de, İçişleri Komisyonu Başkanı için de, herhalde, üzücü
olduğu kadar, ayrıca sorgulanması gereken bir haldir.
Olayın ciddiyeti ve
vahametiyle bağdaşmayan tavırlar bununla da sınırlı değil değerli arkadaşlarım.
Sayın İçişleri Bakanının gerçekleri saptırdığını, resmî kayıtlara aykırı
davrandığını, gelinen aşamada da üzülerek görüyoruz. Bakın değerli
arkadaşlarım, İstanbul ve Türkiye'deki suç işleme oranlarındaki artış, bunlar kamuoyunun
bilgisinde olan hususlar, bunlar emniyetin resmî kayıtlarına intikal eden
hususlar. Buna göre, 2003 ile 2004'ü esas aldığınız zaman, İstanbul'da firarî
sanık sayısında, bir önceki yıla göre, 2 000 civarında artış olduğunu, 2003
yılında 3 800 civarında, 2004 yılında 5 529 civarında firarî sanık olduğunu
görüyoruz. Faili meçhul sanık sayısında ise, 53 000 olan rakamın, 60 000'e
yükseldiğini görüyoruz. Bunlar -tekrar ifade ediyorum- emniyetin resmî
kayıtlarında mevcut.
Televizyonda spiker, suç
oranındaki bu tehlikeli artışı ve faili meçhul olaylardaki artışı belirterek,
Sayın Bakana soruyor. Sayın Bakan "hayır" diyor, "bu rakamlar
doğru değildir" diyor, "İstanbul polisi başarılıdır" diyor
değerli arkadaşlarım. Bunu söyleyebiliyor Sayın Bakan. Milyonlarca insanın
gözünün içine baka baka gerçeklere aykırı konuşuyor. Televizyon spikerinin
gerek nezaketinden ve gerek bulunduğu konumdan dolayı soramadığı soruyu ben
huzurunuzda, sorumluluğumun gereği olarak soruyorum: Sayın Bakan, kendi
teşkilatınızın kayıtlarını inkâr eder ve görmezden gelirken rahatsızlık
duymuyor musunuz? Değerli arkadaşlarım, ortada tam bir acz var, tam bir
duyarsız tablo var.
Bakın, bir gazete
haberindeki bir makaledeki bir paragrafı okumak istiyorum; o paragrafa aynen
katıldığımı ifade ediyorum: "Türkiye'de eski başbakan Tansu Çiller,
bakanlar, başbakanlık müsteşarı, milletvekilleri, gazeteciler, gazete genel
yayın müdürlerinin, sanayici ve sanatçıların evleri, işyerleri soyuluyor,
kapkaç oluyor. Basın, her gün onlarca hırsızlık, gasp, haraç çetesi haberi
yapıyor. İnsanlar gece gezmesini unuttu. Gündüz ise, eli yüreğinde sokak ve
caddelerde yürüyor. Ev ve işyerine giderken binlerce insan otobüs duraklarında
servis, minibüs, otobüs beklerken, ne zaman kapkaça maruz kalacağım diye panik
içinde." Değerli arkadaşlarım, toplumda âdeta bir travma doğmuş durumda;
gaspa, kapkaça muhatap olacağı, maruz kalacağı endişesi doğmuş durumda. Bu
tabloyu inkâr etmemiz mümkün değil. Bu, Türkiye'nin şu andaki gerçeği.
Bakın, sabahleyin Kanal
D'de -kanalın ismini de söylüyorum- saat 7.30 civarında bir haber vardı. Neydi
haber biliyor musunuz -inanılır gibi değil, görüntüler vardı- 5 yaşında bir
çocuğun kapkaçtan yakalandığını ve çocuğun "ben avukat isterim"
dediğini duyduk. Bu, herhalde bir senaryo olamaz değerli arkadaşlarım. Bu,
olayın ne kadar dramatik olduğunu, ne kadar vahim olduğunu, gerisinde ne kadar
derin sorunların olduğunu gösteriyor değerli arkadaşlarım. Bugünkü tablo bu,
Türkiye'de.
Sayın İçişleri Bakanı
bunu yapıyor. Sayın Başbakan ne yapıyor değerli arkadaşlarım; Sayın Başbakan,
Sayın Bakandan daha da ileri gidiyor, güvenlik sorunu yokmuşçasına, bu olayları
medyanın abarttığını söyleyebiliyor; şu tablo ortada yokmuşçasına, bu fiilî
durum ortada yokmuşçasına, bu tabloyu medyanın abarttığını söyleyebiliyor.
Fiilî durumları görmezden
gelen, olayların sosyal ve ekonomik boyutlarını görmezden gelen ve sorgulamayan
böyle bir bakış açısı ve yönetim anlayışıyla bu soruna çözüm getirilemeyeceği
bir gerçektir değerli arkadaşlarım.
İşlenen suçların özelliğine
dikkatinizi çekiyorum. Bakın, ihkakı hak ve benzeri suçlar ile gasp, kapkaç
türü suçlar ağırlıklı olarak. Bunların devamında ise, insanların doğal olarak,
kaçınılmaz olarak, özel güvenlik arayışları. Böyle bir yapılanma süreci
başlıyor Türkiye'de.
Bu tablonun sonu şudur
değerli arkadaşlarım: Sorunu ciddî bir şekilde tahlil edemezseniz, sorunu
göstermelik çözümlerle geçiştirmeye çalışırsanız, bu tablonun sonu, kaos ve
anarşidir değerli arkadaşlarım. Gerekli duyarlılığı ve sorumluluğu göstermediğiniz
takdirde varılacak tablo, kaçınılmaz olarak budur.
Değerli arkadaşlarım,
gerekçeye bakıyoruz; gerekçede şu ifade ediliyor: Avrupa Birliği ülkelerinde 1
polise düşen vatandaş sayısı 250 iken, ülkemizde bu sayının 302 olduğu ifade
ediliyor. Diğer meslek gruplarında bu oranlamaların 1'e 10, 1'e 15
seviyelerinde olduğu, polislik mesleğinde ise, bu seviyenin 1'e 1 seviyesinde
olduğu, buna yakın olduğu gözönüne alındığında, sorunun esasının polis memuru
sayısı olmadığı açık olarak görülmektedir.
Evet, Türkiye'de suç
işleme oranı yüksektir, bunu hepimiz biliyoruz. Sorun, bu suç oranını yaratan
sosyal ve ekonomik sebeplerin yanında, mevcut Emniyet yapılanmasını etkin,
teknik ve verimli bir şekilde çalıştırabiliyor muyuz çalıştıramıyor muyuz?
Değerli arkadaşlarım,
sorunun esası, nitelikli ve teknik yapılanma yerine, siyasî ilişkilere, cemaat
ve tarikat ilişkilerine dayalı olan niteliksiz bir yapılanmaya ağırlık
vermektir. Sorunun esası budur. "Cemaat ve tarikat ilişkileri"
kavramını kullandığım zaman, arkadaşlarımın kimisinin tepki gösterdiğini,
kimisinin rahatsızlık duyduğunu biliyorum; ama, değerli arkadaşlarım, bunları
soyut iddialar olarak dile getirmiyorum, bunları biraz sonra belgeleriyle
açıklayacağım, ifade edeceğim.
Bu anlayıştan kurtulmamız
gerekiyor. Bu anlayışta ısrar ettiğiniz takdirde, o kurumun içini boşaltmaktan
öte, o kurumu tahrip ediyorsunuz değerli arkadaşlarım. O tahribat, kaçınılmaz
boyutlara varmak üzere Türkiye'de. Bakın, 58 ve 59 uncu hükümetler dönemine
gelinceye kadar, polisteki terfi olayının nasıl yapıldığını ifade etmek
istiyorum. Kıdem ve liyakati esas alan "kıdem kitapçığı" denen bir
olay var. Bu, Emniyetin kendi kayıtları içinde başarı ve disiplin durumlarına
göre oluşturduğu bir kitapçık. Bunu herhalde uygulamamız gerekiyor. Kendi
kayıtlarımız. Ne yapıyoruz: 622 kişilik ikinci sınıf emniyet müdürleri listesi
elimde değerli arkadaşlarım, o listeden size okuyacağım, başka bir yerden okumuyorum: O listenin,
yani, kıdem ve liyakat listesinin... Ne olacak bu insanlar, birinci sınıf emniyet
müdürü olacaklar. Doğal olanı nedir; 81 kişiyi birinci sınıf emniyet müdürü
yapacaksınız, doğal olanı, doğru olanı, adalet ve hakkaniyete uygun olanı, ilk
81'inin 1 inci sınıf emniyet müdürü
olması. Hadi siyasî iktidarın takdir yetkisi diyelim, ilk 81'le sınırlamayalım,
değişik özel sebepleri nazara alalım, bunu ilk 100'e çıkaralım, ilk 110'a
çıkaralım. Ne yapıyoruz değerli arkadaşlarım; 294 üncü sıradaki memuru,
amiri 1 inci sıraya getiriyoruz; 175
inci sıradakini, 2'ye getiriyoruz; 220'yi, 3'e getiriyoruz; 308'i, 4'e
getiriyoruz; 212'yi, 5'e getiriyoruz; 278'i, 6'ya getiriyoruz; 226'yı, 7'ye
getiriyoruz; 271'i, 8'e getiriyoruz; 300'ü, 9'a getiriyoruz; 265'i, 10'a
getiriyoruz...
Bakıyoruz, 81 kişi içinde
8 veya 9 kişi, kıdemine uygun bir şekilde birinci sınıfa geçmiş; 72-73 kişinin
tamamı, ilk 150'den sonraki kamu görevlileri.
Değerli arkadaşlarım,
insaf ile soruyorum: Böyle bir yapılanma içinde toplumun huzur ve güvenliğini
sağlamak durumunda olan Emniyet Teşkilatının kendi bünyesinde huzur ve güvenden
söz edebilir miyiz değerli arkadaşlarım? O teşkilatın kendi bünyesi içinde
herhangi bir huzur ve güvenden söz edilebilir mi? 294 üncü sıradaki adamı alıp
1 inci sıradaki adamın önüne getirdiğiniz zaman, o 1 inci sıradaki adamın
çalışma şevki kalır mı değerli arkadaşlarım? Bu bir insanî duygudur.
Bakın, bunu yaptığınız
zaman ne oluyor: Bunu yaptığınız zaman, o emniyet biriminin sürekliliğini yok
ediyorsunuz; bunu yaptığınız zaman, o emniyet kurumunun arşivini yok
ediyorsunuz; bunu yaptığınız zaman, orada istihbarat bilgisini yok ediyorsunuz
değerli arkadaşlarım.
Bu sebepledir ki, o
kurumu o şekilde tahrip ettiğiniz içindir ki, İstanbul'daki terör olaylarında,
kapkaç olaylarında, gasp olaylarında istihbarat zafiyeti doğuyor. Arşivi yok
etmişsiniz, sürekliliği yok etmişsiniz.
6 Mart Kadınlar Günü
gösterilerinde üzücü görüntüler ortaya çıkıyor ve yapılmak istenilen
provokasyonlara engel olamayan, bu pratiği ve intikali gösteremeyen bir tablo
ortaya çıkıyor değerli arkadaşlarım. Uyuşturucuyla mücadelede dramatik tablolar
ortaya çıkıyor. Emniyet binalarına baskın yapılabiliyor değerli arkadaşlarım.
Üzülerek ve endişeyle
ifade ediyoruz: Kamuda yapılanma faaliyetine ilişkin her tasarı kadrolaşma için
acımasız bir şekilde kullanılıyor ve istismar ediliyor değerli arkadaşlarım. Bu
tasarıda da bu anlayışı görüyoruz. Toplumsal ihtiyaç ve beklenti kullanılarak,
bu fırsattan istifade edilerek yine kadrolaşmanın zemininin yaratıldığını
üzülerek görüyoruz, kaygıyla görüyoruz.
MEHMET KARTAL (Van) -
Evvela özlük haklarını düzenlesinler.
ATİLLA KART (Devamla) -
Özlük hakları değerlendirmesi, hiyerarşik yapıdaki o bütünlük... Sorunun esası
o, bunu korumamız gerekiyor; ama, orada özlük hakları zafiyetinin dışında,
hiyerarşik yapılanmadaki, o kurumsal yapılanmadaki tahribatı ben öncelikle dile
getirmek istiyorum.
10 000 polis memuruna
hangi gerekçeyle evet diyoruz; bu asayiş sorununa bir an evvel çözüm
getirilmesi zorunluluğu gerekçesiyle evet diyoruz; ama, sorunun esasını gözden
kaçırmamak kaydıyla ve elbette 10 000 polis memuru alımında yasal usullere
uymak kaydıyla. Bu, olayın birinci boyutu.
Olayın ikinci boyutuna
bakıyoruz: Getirilen tasarıda, 10 000 polis memuru dışında ne getiriliyor;
polis meslek eğitim merkezi müdürü ve yardımcılarına ilişkin 30 kişi, şube müdürlerine
yönelik 50 kişi, öğretmen emniyet müdürlerine yönelik 100 kişi ve nihayet,
yardımcı hizmetler sınıfına yönelik olarak da 300 teknisyen yardımcısı kadrosu
getiriliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen!
ATİLLA KART (Devamla) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Tamamen kadrolaşma
amacıyla getirildiğini, biraz evvel anlattığım bu hususu biraz daha açmak
istiyorum değerli arkadaşlarım.
Bakın "birinci sınıf
emniyet müdürüne ihtiyacımız var" diyorsunuz "şube müdürüne
ihtiyacımız var" diyorsunuz "yardımcı hizmetler sınıfına ihtiyacımız
var" diyorsunuz, kadro talebinde bulunuyorsunuz, kadro ihdası
istiyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, şu
anda bunu soru olarak Sayın Bakana hemen yeri gelmişken soruyorum; soru-cevap
faslında ayrıca sormak istemiyorum, şu anda soruyorum: Birinci sınıf emniyet
müdürü olup APK'da bekletilen, kızağa çekilen, pasif görevlerde tutulan, bir
ifadeye göre 200, bir ifadeye göre 300-400 civarında olan birinci sınıf emniyet
müdürü varken, bu birinci sınıf emniyet müdürlerine neden görev vermiyorsunuz
değerli arkadaşlarım? O insanların kıdem ve liyakatleri uygun; en ufak bir
disiplin cezaları, olumsuz durumları söz konusu değil; şu anda, pasif
görevlerde bekletiliyorlar. Siyasî iktidarın yörüngesine girmedikleri için
bekletiliyorlar; ama, kıdem ve liyakat için, bu açıdan, en ufak bir sorunları
yok, en ufak olumsuz bir tutumları yok. Mademki birinci sınıf emniyet
müdürlerine ihtiyacımız var, bu insanlardan yararlanalım. Böylece, kamu
bütçesine de bir tasarruf imkânı sağlayalım. Bunu yapmıyoruz. Bunu yapmıyoruz.
Aynı şeyi, öğretmen ve
emniyet müdürleri için de görüyoruz değerli arkadaşlarım. Öğretmen, burada
da... Bilindiği gibi, değerli arkadaşlarım, emniyet müdürü rütbesinde bulunan
herkes -birinci sınıf olsun, ikinci sınıf olsun, üçüncü sınıf olsun- öğretmen
olabilir, ayrıca bir akademik çalışma veya benzeri lisans çalışmasına ihtiyaç
yok. APK'daki ve teftişteki müdürler, her zaman öğretmen olarak
görevlendirilebilir; buna engel bir durum yok. Bu sebeple de, bu noktada da, bu
tasarıyla, ayrıca, emniyet öğretmen müdürü yönünden kadro ihdası talebinde
bulunmaya gerek yok. Bu noktada bir ihtiyaç yok değerli arkadaşlarım.
Bu durumu, teknisyen
yardımcıları grubunda da görüyoruz. Bu sınıf, uygulamada, bilindiği gibi, büro
ve idarî hizmetlerde kullanılmaktadır. Yardımcı hizmetler sınıfı kapsamında
değerlendirilen bu kişilerin, teknik dinleme veya benzeri hizmetler yapması söz
konusu değil. O zaman, hangi gerekçeyle, bu şekilde, 300 civarında, bir yardımcı
hizmetler sınıfı kapsamında personel alımına gerek görüyorsunuz? Bunun adı
şudur, tekrar ifade ediyorum; toplumsal beklenti acımasızca kullanılarak,
istismar edilerek, bu fırsattan istifade edilerek, yeniden bir kadrolaşmanın
zemini yaratılmak isteniliyor. Nasıl yaratılmak isteniliyor; biraz daha
açıyorum: Emniyet Teşkilatı Yasasının 13 ve 15 inci maddelerinden
yararlanılarak, başka kurumlardan, kaymakam muadili olan kamu görevlilerinden,
emniyet müdürlüklerine naklen veya terfian tayin edilecekleri, aktarılacakları,
yatay geçişin sağlanacağı anlaşılıyor. Bu durum, mevcut hiyerarşik yapıdaki
bozuklukları daha da bozacak, daha da artıracak bir süreci beraberinde
getirecektir; bu, kaçınılmazdır.
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
ATİLLA KART (Devamla) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Emniyetin yapılanmasında,
değerli arkadaşlarım, hukuk devletine ulaşmak istiyorsak, bu noktada samimî ve
tutarlı olmak istiyorsak, bu işin yolu Emniyetten başlar, Emniyetin
yapılanmasından başlar. Siz, Emniyetin yapılanmasında hiyerarşik yapıyı, mevcut
olan hiyerarşik yapıyı, 58 inci hükümete kadar nispeten az yıpranmış olan o
hiyerarşik yapıyı, 58 inci hükümetten itibaren böylesine altüst ederseniz, o
kurumların arşivini yok ederseniz, orada amaca uygun bir sonuç elde edilmesi mümkün
değildir, orada polis devletinin adımlarını atmaktan başka bir iş yapmazsınız.
Avrupa Birliği konjonktürünü kullanarak, her ne kadar demokratikleşmeden söz
etseniz de inandırıcı olamazsınız, orada polis devleti yapılanmasına hız
kazandırmaktan ve bunun yanında da, kamu bütçesini acımasızca, amacı dışında
kullanmaktan başka bir amaca hizmet edemezsiniz.
Bu uyarılarla, bu
değerlendirmelerle, getirilen bu tasarıyı değerlendirdiğimizi Genel Kurula
saygıyla sunuyor, Genel Kurulu bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.02
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.15
BAŞKAN : Başkanvekili Ali DİNÇER
KÂTİP ÜYELER : Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet Gökhan SARIÇAM
(Kırklareli)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 75 inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
831 sıra sayılı tasarı
üzerindeki müzakerelere devam ediyoruz.
VI.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
2.- Emniyet
Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/971) (S. Sayısı: 831) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
1 inci madde üzerinde,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın
Ersönmez Yarbay; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA
ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi, AK
Parti Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz bu
kanun tasarısı, Emniyet Teşkilatının ve polis meslek eğitim merkezlerinin
personel ihtiyacının karşılanması amacıyla, 10 000 polis memuru olmak üzere, 10
480 adet kadro ihdas edilmesini düzenlemektedir.
İlkel toplumların basit
güvenlik teşkilatlarından günümüz bilgi toplumunun gelişmiş, modern güvenlik
örgütlerine bakıldığında, güvenlik sistemlerinin her geçen gün geliştiğini ve
değiştiğini görmekteyiz; çünkü, güvenlik, insan ihtiyaçları içerisinde
değerlendirildiğinde, açlık, susuzluk gibi fizyolojik ihtiyaçlardan hemen sonra
gelmektedir. Devletin temel görevlerinden biri olarak kabul edilen güvenlik
hizmetleri, toplum yaşantısı için vazgeçilmez bir zorunluluktur. Toplumun huzur
ve güvenliği açısından, gerek bireysel ve gerek kitlesel her türlü toplumsal
barışı bozan hareket ve davranışları kontrol altında tutma görevi, demokratik
ülkelerde, polis teşkilatları aracılığıyla yürütülmektedir. Toplumlar için,
eğitim, sağlık ve benzeri hizmetlerin gerekliliği tartışılmadığı gibi, güvenlik
hizmetlerinin gerekliliği de tartışılamaz; sadece, bu hizmetin veriliş biçimi
ve niteliği tartışılabilir.
Ülkemizde
gerçekleştirilmekte olan sanayi gelişimi, sosyal hareketliliği ve kültürel
değişimi büyük ölçüde artmıştır. Bu süreçle birlikte, ihtiyaçları karşılamak
isteyen büyük nüfus kitleleri şehirlere yerleşmiş ve yerleşmeye devam
etmektedirler.
Toplumumuzun beklentisi,
temel hak ve hürriyetlerin rahatça kullanıldığı, hukuka ve kanunlara uygun bir
ortamın oluşturulmasıdır. Güvenlik hizmetlerinden beklenen, yılın 365 günü 24
saatinde, daima kararlı ve dinamik olarak, suç işlemeye kalkışanları
engellemek, suç işleyenleri en kısa zamanda, tarafsız, objektif ve şeffaflık
kuralları içerisinde yargıya intikal ettirmektir.
Görüşmekte olduğumuz 1
inci maddede, polis eğitim merkezi müdür ve müdür yardımcılarıyla ilgili bir
düzenleme yapılmaktadır. Memnuniyetle müşahede ediyoruz ki, Türk Emniyet
Teşkilatı, büyük bir gelişme içerisindedir. Daha önce, kuruluş aşamasında,
ortaokul mezunu iken personelin büyük bir çoğunluğu, artık, lise mezunu, daha
sonra bir yıllık eğitim, sonra, 2000 yılından itibaren, iki yıllık yüksekokul
eğitimi, akademi eğitimi, bunun yanında, yine, emniyet amirlerimizin ve
memurlarımızın içerisinde, yüksek lisans yapan, doktora yapan, gerçekten çok
başarılı bir teşkilat oluşmuştur ve gelenekleri de oturmuştur.
Hepimiz memnuniyetle
müşahede ediyoruz ki, son yıllarda, Türkiye'de, insan hakları konusunda,
özellikle, çok büyük gelişmeler yaşanmakta, bütün uluslararası insan hakları
kuruluşları, Türkiye'de, işkencenin, artık, eskisi gibi, söz konusu olmadığı,
karakollarda kayıpların söz konusu olmadığı bir Türkiye'den bahsedilmektedir.
Bu konuda emeği geçen bütün emniyet güçlerine ve Jandarma Teşkilatımıza
şükranlarımızı arz ediyoruz. Gerçekten, Türkiye, çok büyük badireler atlatarak
bugünlere gelmiştir. Çok büyük terör olayları, sağ-sol kavgaları olmuştur; ama,
polis teşkilatımız başarılı bir şekilde bütün bunların üstesinden gelmiştir ve
bugün, artık, dünya emniyet teşkilatları arasında tartışılmaz bir yeri
bulunmaktadır.
Hepimiz, iktidarıyla
muhalefetiyle birlikte... Hem Türk Silahlı Kuvvetlerinin korunması, kollanması,
yıpratılmaması hem de Emniyet Teşkilatının korunması, kollanması ve
yıpratılmaması gerekmektedir. Bu iki teşkilatımız da, yurtiçi savunma ve
yurtdışı savunma, cumhuriyetin korunması görevleriyle müşahhas olan
teşkilatlarımız olup, bunları gözbebeğimiz gibi korumamız gerektiğine işaret
etmek istiyorum.
Bu kanun tasarısı
dolayısıyla, cemaat, tarikat ilişkilerinden bahsetmeyi, son derece yanlış bir
cümle kurulmuş olarak değerlendiriyorum; çünkü, biz, hem Türk Silahlı
Kuvvetleri için hem de Emniyet Teşkilatı için, cemaat, tarikat ilişkileri gibi
bu teşkilatların içerisine tefrika sokucu hareketlerde bulunduğumuz takdirde,
bu millî kurumları sadece yıpratmış oluruz. Hem Emniyet Teşkilatının hem de
Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçekten yerleşmiş kuralları var ve bu kurallar
içerisinde- artık, siyasî iktidarlar değişse bile, anlayışlar değişmiştir-
terfi sistemleri de devam etmektedir ve bunun devamı için, hepimiz elbirliğiyle
çalışmalıyız; çünkü, dışarıdan müdahaleler, bu şekilde ithamlar, bu
teşkilatları zafiyet içerisine sokacaktır.
ATİLLA KART (Konya) -
Keşke dediğiniz gibi olsa!..
ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla)
- Onun için, zafiyet içerisine sokulmaması için, bunların mutlaka korunması
gerekmektedir.
Bir diğer işaret etmek
istediğim konu da şu: Bazı tuzak kelimelere çok iyi dikkat etmemiz gerekiyor.
Cemaat, tarikat, irtica falan derken, 28 Şubat sürecinde, bütün bankaların içi
boşaltıldı, 46 milyar dolar uçtu gitti. Bunları tartışalım, sağda solda cemaat,
tarikat ilişkilerini araştıralım derken, bütün emniyet güçleri bununla
meşgulken, bankalar uçtu gitti, ortada hiçbir şey kalmadı. Onun için, bazı
tuzak kelimelere çok iyi dikkat etmemiz lazım. Cemaat, tarikat, kadro falan
denildiği zaman, bunlara çok hassas olmamız lazım. Elbette ki, adaletsiz, adil
yapılmayan işlere karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz; ama, hiçbir emniyet
mensubuna, o teşkilat içerisinde çalışırken "efendim, cemaate mensup,
tarikata mensup" gibi birtakım ithamlara girmemeliyiz.
ATİLLA KART (Konya) -
Belgelerden söz ediyorum; Sayın Bakan açıklar herhalde.
ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla)
- İçişleri Bakanımız burada, o belgelerin gereğini yapar, hiç şüphem yok,
kuşkum yok.
ATİLLA KART (Konya) -
Belgelerden söz ediyorum, gelişigüzel söz etmiyorum.
ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla)
- Karşımızda 156 000 kişilik bir kitle var ve bu 156 000 kişilik kitlenin
içerisinde, elbette ki, zaman zaman birtakım yanlışlıklar olabilir...
ATİLLA KART (Konya) -
İşte buna cevap istiyoruz.
ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla)
- ...ama, sistem çalışıyor ve sistem çalıştığı için de içindeki suç
işleyenleri, suçluları ayıklıyor.
Bakın, memnuniyetle
müşahede ettiğimiz bir konu daha var. Son yıllarda Türkiye'de çok büyük
yolsuzluklar olmasına rağmen, çok büyük yolsuzluklarla mücadele devam
ettirilirken, bu yolsuzluklar içerisinde ismi en az geçen teşkilat polis
teşkilatı, Emniyet Teşkilatı olmuştur. Buna, özellikle dikkatlerinizi çekmek
istiyorum. Bu kadar yolsuzluğun, vurgunun, talanın olduğu bir yerde, gerçekten
Emniyet Teşkilatı içerisinde bu konuda çok az, yok denilecek kadar bir isim yer
almıştır. Onları da, kendi içerisindeki suçluları da, polis teşkilatı kendi
dinamik yapısı içerisinde, rahat bir şekilde ayıklamıştır, ayıklamaya da devam
edecektir.
Biz, adil olmayan, adaletli olmayan,
kurallara aykırı, mevzuata aykırı konularda, elbette ki, eleştirilerimizi
yüksek sesle dile getirmeliyiz; ancak, itham edici konulardan özellikle
kaçınmamız gerekir diye düşünüyorum. Çünkü, bu kurumlara hepimizin ihtiyacı var
ve bu kurumların moralinin yüksek tutulması gerekiyor.
Son bir ay içerisinde iki
tane olay oldu; bir tanesi, İstanbul'da Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla meydana
gelen olaydır. Polis teşkilatımız orada belki çok fazla haksız bir itham
altında bırakıldı. Bir de bayrak olayı var; bayrak olayında da polis
teşkilatımızın yeterli övgüyü almadığına inanıyorum. Gerçekten, polis
teşkilatımız, görevi gereği bayrağı da çok iyi bir şekilde korudu; kendilerine
yine şükranlarımızı arz ediyoruz. Polisin, Emniyet Teşkilatının morali yüksek
tutulduğu takdirde ve kendilerine iyi imkânlar tanındığı takdirde, ben, çok
büyük işler başaracağına inanıyorum. Sadece sayıyı artırmakla da suçun ve
suçluların önüne geçilemeyeceğine inanıyorum. Daha geniş tedbirlerin alınması
gerekiyor. Özellikle, bütün dünyada dev kentlerin emniyet sorunları var; bu
emniyet sorunlarının önlenmesi için, ekonomik, siyasî tedbirlerin de alınması
gerekiyor.
Şuna çok iyi dikkat
etmemiz gerekiyor; biraz önce konuşan arkadaşımız, 5 yaşında bir çocuğun avukat
istediğini söyledi. Ben de hayret ettim, nasıl avukat istedi diye -ben olayı
seyretmedim- ama, avukat istediyse, bence olumlu bir gelişme; yani, 5 yaşındaki
çocuk avukat istediyse, en azından hukukî haklarını kullanmaya başlama emaresi
var, öğretiliyor anlamında olayı yorumluyorum.
Bayrak olayı dolayısıyla
gözaltına alınan insanlara baktım; 2 kişi gözaltına alındı diyor. Bugün
gazetelerden baktım; 12 ve 14 yaşında diyor. Şimdi, 12 ve 14 yaşındaki insanlar
gözaltına alınır mı, bunu da doğrusu bilmiyorum. Herhalde 12 ve 14 yaşındakiler
gözaltına alınmazlar da, çocuk eğitim merkezlerine falan gönderilirler; çünkü,
esas önemli olan, bu 12-14 yaşındaki çocuklar, bu bayrağa bu şekilde saygısızca
davranan, bayrağı yırtmaya, yakmaya kalkan bu çocuklar hangi okullardan mezun
oldu, hangi öğretmenler bu çocukları eğitti, hangi sosyal ortamlardan geldi,
bunların çok iyi araştırılması gerekiyor. Suç konusunda çocukların kullanılmaya
başlamış olmasını çok tehlikeli bir gelişme olarak görüyorum. Bu konuda
hükümetimizin gerekli tedbirleri alacağına da inanıyorum ve bu inançla hepinize
saygılar sunuyor; teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına,
Sakarya Milletvekili Sayın Recep Yıldırım?.. Yok.
Hükümet adına, İçişleri
Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu.
Buyurun Sayın Bakan. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Atilla Kurt, madde
üzerinde, Grubunun... (CHP sıralarından "Kart, Kart" sesleri)
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
"Atilla Kurt" değil "Atilla Kart" Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - "Kart" dedim ben.
ATİLLA KART (Konya) -
"Kurt" dediniz, soyadımı yanlış söylediniz Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - "Sayın Atilla Kart" dedim.
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
"Kurt" dediniz.
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Konuşmasına başlarken, gerçekten, hem üslup hem
söyledikleri bakımından üzüldüm biraz. Ben -söylediklerimi- ne söyledim,
televizyonda soru soran ne sordu, ben ona ne cevap verdim; müsaadenizle önce
bir açıklayayım.
Televizyonda mülakat
yaptığımız arkadaşımız, editör, bana, İstanbul'da, son olaylarda yakalanan
çocukların sayısıyla ilgili bir rakam söyledi, 10 000 000 dedi. Ben de, böyle
bir rakam yok, bunu nereden çıkardınız dedim. "O, sizin kayıtlarınız"
dedi. Hayır, bizim öyle bir kaydımızın olmaması lazım dedik. Şunu da söyledim:
İstanbul, genel asayişi bakımından gerçekten düzgündür. İstanbul polisimiz,
birçok konuda, gerçekten başarılı çalışmıştır. Bakın, organize suç örgütleriyle
mücadele, terörle mücadele, malî şube, uyuşturucuyla mücadele, insan
ticaretiyle mücadelede, polisimiz, başarılıdır ve bilhassa -bilhassa dönerek
söylüyorum- uyuşturucu maddeyle mücadele konusunda, dost, komşu ve ilgili
ülkeler tarafından da takdirle karşılanmaktadır. Ben bunu söyledim, yine de
söylüyorum; İstanbul polisimiz bu konularda başarılıdır.
Biraz önce, gündemdışı
konuşmaya cevap verirken de dedim ki: Polisimiz bu konularda başarılıdır,
deneyimlidir; ama, asayişe müessir olayların, bizi üzüntüye sevk eden, son
zamanlarda hep konuştuğumuz, bazılarında artış olan bu olayların üstesinden
gelir polisimiz. Aynı şeyi söylüyorum; gelir.
Bakın, ben, hiçbir zaman
rakamların arkasına sığınmıyorum, gizlenmiyorum; ama, şunu söylemek zorundayım;
bu, Interpolün rakamları: 2003 yılında,
12 300 000 nüfuslu Tokyo'da 229 919 hırsızlık olayı, 7 188 000 nüfuslu
Londra'da 469 922 hırsızlık olayı, 3 392 000 nüfuslu Berlin'de 244 393
hırsızlık olayı, 1 550 000 nüfuslu Viyana'da 171 000 hırsızlık olayı, 1 725 000
nüfuslu Budapeşte'de 55 926 hırsızlık olayı müracaatı kaydedilmiştir. Aynı
dönemde, yani, 2003 yılında, İstanbul'da ise 39 118 hırsızlık vakası olmuştur.
Bakın, ortada bu rakamlar
var. Bunun dışında -bu, hırsızlıkla ilgili- diğer olaylarda, ülke genelindeki
olaylarda, ülke karşılaştırması bakımından, gerçekten, hem Türkiyemiz hem
İstanbulumuz çok iyi durumdadır. Ben bunu ifade ettim, yine ifade ediyorum: Son
zamanlarda, hepimizi üzen, asayişe müessir, kapkaç, gasp, hırsızlık, otopark,
bu gibi suçların bazılarında olan artışların önlenmesi için birçok tedbir
alıyoruz. Bunların yanında, personel eksikliğimiz vardır; bunun telafisi için
de bu tasarıyla huzurlarınıza geldik.
Şimdi, değerli arkadaşım
Sayın Kurt...
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Kart...
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Pardon... Özür diliyorum efendim.
Sayın Atilla Kart...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Taze...
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - ...burada, biz polis alımını konuşurken, amirlerin
terfi konusunu gündeme getirdi.
Değerli arkadaşlarım,
bakın...
ATİLLA KART (Konya) -
Doğrudan bağlantılı Sayın Bakan; ilgisiz bir konu değil.
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Ama, onu da söyleyeyim, müsaade edin.
Sizin okuduğunuz,
gösterdiğiniz liste, kıdem listesidir. Kıdem listesine göre bu terfiler
yapılmıyor yalnız başına; kıdem, liyakat durumları nazarı dikkate alınıyor ve
bunu yapan bir değerlendirme kurulu vardır. Bu Yüksek Değerlendirme Kurulu 11
kişiden meydana geliyor. Ben Bakan olduktan sonra sadece 2 kişi değiştirmiştim;
bir Emniyet Genel Müdürü, bir Teftiş Kurulu Başkanı; yani, bu 11 kişilik
değerlendirme kurulu, eskiden beri bu değerlendirmeleri yapan, terfileri yapan
komisyon, kurul. Bunlara bir Emniyet Genel Müdürü Gökhan Bey, bir de Teftiş
Kurulu Başkanı... Daha sonraki, geçtiğimiz yıllarda da bir genel müdür
yardımcısı değiştirmiştim. Bu kurul yapıyor bu değerlendirmeleri, terfileri ve
sadece kıdem değil, liyakat... Liyakatte ne aranıyor; biz bunları sınava
çağırıyoruz; sınavdaki başarı puanları, sicil, ödül, takdirname, eğitim ve
öğrenimde kazanılan bilgi, beceri ve davranışlar ile geçmiş hizmetlerinde almış
olduğu ceza, geçirdiği ve devam eden soruşturmaların niteliğine göre
belirlenecek niteliklerin topunu birden değerlendiriyorlar; kıdem, liyakat bir
araya geliyor; bu yüksek değerlendirme kurulu bunları terfi ettiriyor. Kurulda,
dediğim gibi, sadece 2 kişi değişmiş; eskiden devam edegelenler...
Şimdi, yine, değerli
arkadaşım dedi ki: "APK'da bu kadar müdürünüz var, niye birinci sınıf
kadro alıyorsun polis okulları için?" Değerli arkadaşlarım, bu kadroları,
işte, o, APK'da duran birinci sınıf, ikinci sınıf emniyet müdürlerini atamak için
oraya alıyorum. Dışarıdan adam almıyoruz polis okullarına. Polis okulu
müdürlüğüne, polis okulu öğretmenliğine, işte, o, sizin "APK'da boş
oturuyor" dediğiniz arkadaşlarımızı oraya alacağız.
ATİLLA KART (Konya) -
Onun için kadroya gerek yok Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Tabiî, kadro almadan ücret ödeyemem ben oraya. APK
kadrosundan polis eğitim merkezi kadrosuna atayacağız naklen ve o kadrodan
maaş... Dışarıdan kimseyi bugüne kadar almadık Emniyet Teşkilatına. Lütfen,
bakın, bilgi eksikliği var. Bir sorun etrafınıza. Ben dışarıdan kimi alıp
getirip emniyet müdürü yapmışım? Kim yapabilir bunu?
Okul, öğretmen kadrosu da
aynı şekilde. İkinci sınıf emniyet müdürlerinden APK'da veya kadroda
bulunanlar, okul müdürlükleri kadrosuna aldığımız öğretmen kadrosuna naklen
atanacaklar. Dışarıdan yeni emniyet müdürü getirmiyoruz.
Ayrıca "300 yardımcı
hizmetli; bunlar ne iş yapacak" denildi. 10 000 kişiye kim hizmet edecek?
Yardımcı hizmetliye de ihtiyaç var. Okulun elektrik, su donanımı; bunlarla kim
uğraşacak? Elbette ki, yardımcı hizmetler, teknik hizmetler sınıfındaki
elemanlara da ihtiyaç var. Bu arkadaşlarımızı da bu hizmete yardımcı olmak, bu
işleri yapmak için alıyoruz, talep ediyoruz uygun görürse Yüce Meclis; onları
verirseniz, eğitim merkezlerimizde bunları istihdam edeceğiz; ama, müdür, müdür
yardımcısı, öğretmenler... İşte, bizim APK'da, teftiş kurullarında veya diğer
birimlerdeki müdürlerimizden istifade ederek atamalarını yapacağız.
Benim söylemek
istediklerim bu kadar. Saygıyla arz ediyorum efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, zaman zaman çıkan bazı anlaşmazlıkları gidermek için şimdi bir
örnek vermek istiyorum.
Örneğin, konuşma sırası
geldi, Sakarya Milletvekili Recep Yıldırım arkadaşımız yoktu. Şimdi gelse mesela,
ona söz vermek durumundayım; o olmadığı için, yine İçtüzüğe göre, 2 kişi şahsı
adına söz alma hakkına sahip olduğu için -1 kişi boşalmıştı Recep Yıldırım
olmadığı için- başka bir milletvekili arkadaşımız, aranızdan, o boşalan yere
talip olabilirdi, ona da söz verme durumunda olabilirdim. Yani, bunları bilelim
diye açıkladım, uygulamalar sırasında yanlış anlaşılmaları gidermek amacıyla.
Şimdi, değerli
milletvekili arkadaşlarım, 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddenin ilk
bölümünü okutuyorum:
MADDE 2.- 3201 sayılı
Kanuna aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.
EK MADDE 24.- Emniyet
Teşkilatının polis memuru ihtiyacını karşılamak üzere, Maliye Bakanlığı ile
Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve Devlet Personel Başkanlığının görüşü
alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile
polis meslek eğitim merkezleri açılabilir.
En az dört yıllık yüksek
öğretim kurumlarından veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki yüksek
öğretim kurumlarından mezun olup, sınav tarihi itibarıyla 27 yaşından gün
almayan erkek ve bayanlar ile askerliğini yapmış 29 yaşından gün almamış erkek
adaylar arasında yapılacak seçme sınavında başarılı olanlar, altı aydan az
olmamak üzere polis meslek eğitimine alınırlar.
Polis meslek eğitim
merkezlerinde eğitim-öğretim, parasız yatılı ve üniformalı olup, öğrencilerin
iaşe, ibate ve sağlık giderleri ile diğer istihkakları Devletçe karşılanır.
Ayrıca, öğrencilere polis meslek yüksek okulu öğrencilerine ödenen miktar kadar
harçlık ödenir.
Polis meslek eğitim
merkezlerindeki eğitim-öğretim süresi içerisinde; giriş şartlarını
taşımadıkları sonradan anlaşılanlar, eğitim ve öğretimini başarı ile
tamamlayamayanlar, sağlık ve disiplin yönünden polis olamayacağına yetkili
kurullarca karar verilenlerin polis meslek eğitim merkezleri ile ilişikleri
kesilir. Sağlık veya ölüm dışındaki nedenlerle ilişiği kesilenlerden, ödenen
harçlık ve yapılan masraflar kanunî faizi ile birlikte tahsil edilir.
Polis meslek eğitim
merkezlerinde eğitimlerini başarı ile tamamlayanlar, Emniyet Genel Müdürlüğü
kadrolarına aday polis memuru olarak atanırlar. Bu şekilde atananlar, atanma
tarihinden itibaren altı yıl süreyle başka kurumlara nakil yoluyla atanamazlar.
Bu süre zarfında memuriyetten çekilen, çekilmiş sayılan, meslekten veya
memuriyetten çıkarma cezası alan ve aslî memurluğa atanamayarak ilişiği
kesilenler, mecburi hizmet sürelerinin kalan
her yılı için, kendilerine
yapılmış olan öğretim masraflarını tazminat olarak ödemek zorundadırlar.
Polis meslek eğitim
merkezlerinin kuruluş ve çalışma usûl ve esasları; bu merkezlerde eğitime
alınacak öğrencilerde aranacak şartlar, mezun oldukları okulların nitelikleri,
yapılacak sınavlar, disiplin ve eğitim-öğretimle ilgili konular, öğrenciliğin
sona ermesi, tazminat ve yükümlülük esasları ile giyecekleri kıyafetler ve
diğer hususlar İçişleri Bakanlığınca
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
BAŞKAN - Çerçeve madde
2'ye bağlı ek madde 24'le ilgili söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel; aynı zamanda şahsı adına da talebi
var.
Toplam 15 dakika konuşma
süreniz var Sayın Pekel.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA SEDAT
PEKEL (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
831 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesine bağlı ek madde 24 hakkında
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz aldım; konuşmama başlamadan
önce, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri,
ulusumuzun sevgi ve güvenini kazanmış, Atatürk ilke ve devrimleri ile laik
cumhuriyetin, demokratik hukuk devletinin teminatı olan, yurttaşın canını,
malını, ırzını, hak ve özgürlüklerini korurken, aynı zamanda, ülkenin rejimi,
düzeni ve bölünmez bütünlüğü konusunda da görevini başarıyla sürdüren Türk
polis teşkilatının mevcut personel sayısının artırılması için hazırlanan önemli
bir kanun tasarısı üzerinde görüşmekteyiz.
Tasarının genel
gerekçesine baktığımızda, polis memuru sayısının artırılmasının nedenlerini
görebilmekteyiz. Bir neden, Avrupa Birliği ülkelerinde bir polise düşen yurttaş
sayısı 250 iken, bu sayı ülkemizde 302 yurttaştır. Buna göre, Avrupa Birliği
kriterlerini yakalayabilmek için, polis teşkilatımızın 35 000 polise ihtiyacı
bulunmaktadır. Bir diğer neden ise, polis teşkilatımızdan, başta emeklilik
olmak üzere, çeşitli nedenlerle ayrılanların sayısının giderek artmasıdır. Bu
sayı, 2003 yılında 3 516; 2004 yılında 5 006'dır ve giderek artması
beklenmektedir.
Görülüyor ki, tasarının
gerekçesine de yansıyan mevcut kadro artırımının nedenleri arasında meslekten
ayrılanların sayısının artması beklentisi vardır. Peki, bu beklenti nedendir?
Sadece emeklilik yaşı gelmiş polislerimiz mi bu sayıyı oluşturmaktadır; buna
verilecek yanıt, elbette ki, hayırdır.
Değerli milletvekilleri,
polislerimiz, özlük hakları, çalışma süreleri ve aldıkları ücretlerin düşüklüğü
gibi sorunları bulunmasına rağmen, özveriyle asayişin, huzur ve güvenin hukuk
kuralları içerisinde gerçekleşmesinin teminatı olarak onurlu görevlerini, her
şart altında, başarıyla ifa etmeye çalışmaktadırlar.
Bu tasarıyla, AKP
Hükümeti, yurttaş başına düşen polis sayısını Avrupa Birliği standartlarına
çıkarmayı hedefliyor. Peki, AKP madalyonun diğer yüzüne de bakıyor mu?!
Polisimizin en büyük sıkıntısı, uzun süreli çalışarak düşük ücret almasıdır.
Ortalama 700 YTL ile 2 000 YTL arasında maaş alan polislerimiz, açlık sınırında
hayat mücadelesi veriyor. Oysa, Avrupa Birliği üyesi ülkelerden Alman polisi 3
000 euro -yaklaşık 5 milyar lira- İngiltere'de ise bir polis 1 400 pound
-yaklaşık 3 360 000 000 lira- ile 2 000 pound -yaklaşık 4 800 000 000 lira-
arasında maaş almaktadır. Devede kulak diyebileceğimiz bu kıyaslamada, her şey
açık ve net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Sayın milletvekilleri,
polisimiz, yıpratıcı çalışma sistemi, sürekli olumsuz ve gergin bir ortam
içinde çalışmaktadır. Çalışma saatlerinin düzensizliği, günde 12 saati aşan
mesai saatleri, bazen hafta sonu izninde bile sabahın erken saatlerinde göreve
çağrılması ve bundan, fazla mesai ücreti gibi hiçbir ekgelir elde edememesi,
profesyonel olarak güvenlik hizmeti sunma anlayışından uzaklaşmasına,
psikolojik ve fiziksel olarak daha fazla yıpranmasına yol açmaktadır. Oysa,
Avrupa Birliği ülkeleriyle kıyaslandığında, Avrupalı polisler 8 saatten fazla
çalışırlarsa fazla mesai ücreti almaktadırlar. Avrupa Birliği ülkelerinde,
polis, haftada 40 saat çalışıyor, bu süre Danimarka'da ise haftada 35 saat.
Diğer Avrupa Birliği ülkelerinde de polislerin çalışma saatlerini haftada 35
saate düşürme çalışmaları bulunmaktadır. Türkiye'de bu durum doğal olmayan bir
biçimde haftada 72 saati bulmaktadır; polisimizin bu sorununa ivedi olarak
çözüm getirilmelidir. Ayrıca, emeklilik döneminde başka bir gelir kaynağı
olmayacak bu insanlarımızın özlük hakları ve maaşlarında ciddî bir iyileştirme
yapılması gerekmektedir. Polisimizin diğer sorunları arasında yer alan atama,
terfi ve şark hizmetinde kalıcı ve hakkaniyete dayanan çözümler mutlaka
uygulamaya konulmalıdır.
Değerli milletvekilleri,
polisimiz, sosyal ve psikolojik bakımdan ciddîye alınması gereken sorunlarla
karşı karşıyadır. Polislik mesleği, düzensiz çalışma saatleri, nöbet ve vardiya
sistemleri, görevin riskleri ve sorumlulukları nedeniyle stres bozukluklarının
sıkça görüldüğü bir meslek grubudur. Bu nedenledir ki, son yıllarda
polislerimizde intihar ve intihara teşebbüs olaylarına sıkça rastlanmaktadır.
Emniyet personelinin sağlık sorunlarına ve özellikle il emniyet müdürlüklerinde
kadrolu uzman psikolog bulundurulmasına önem verilmelidir. Polislerimize, her
türlü psikolojik, sosyal ve ekonomik destek verilmelidir.
Polis teşkilatımızı
Avrupa Birliği standartlarına sadece sayısal değerler açısından ulaştırmak
isteyen AKP Hükümeti, ne yazık ki -polislerimizin özlük hakları ve çalışma
düzenleri açısından- onları Batı ülkelerindeki meslektaşlarının çok gerisinde
bırakmaktadır.
MUSTAFA ÜNALDI (Konya) -
Yani, eskiden iyiydi de, AK Parti mi öyle yaptı?!
SEDAT PEKEL (Devamla) -
Sayın milletvekilleri, dört yıllık polis akademisi mezunları komiser yardımcısı
olarak görevlendirilmektedir. Bununla birlikte, polis memuru olarak görev
yaparken herhangi bir üniversiteyi bitirenler de komiser yardımcısı
olabilmektedir. Son zamanlarda, Emniyet Teşkilatında rütbe, kıdem gerilimi
yaşandığına dair haberler basında yer almaktadır. Akademi mezunu başkomiserler
ile lise mezunu olarak teşkilata girdikten sonra amir sınıfına geçen
başkomiserler arasında kriz yaşandığı, bu krizin Emniyet birimlerinin en önemli
gündemi haline geldiği, ilerleyen zamanlarda bu durumun polis teşkilatında
emir-komuta zincirini olumsuz etkileyeceği gibi ciddî endişeler kamuoyuna
yansımaktadır.
Bakınız, Emniyet
Teşkilatında amir grubu personel arasında huzursuzluk yaratan konu nasıl ortaya
çıkmıştır: Emniyet Teşkilatı Kanununun 55 inci maddesinin ondördüncü fıkrası
"mevzuat hükümlerine göre kazanılmış hak aylığında değerlendirilmesi
yapılan her türlü uzmanlık, mastır, doktora ve avukatlık stajı rütbe kıdeminde
değerlendirilmez; ancak, polis amiri olduktan sonra yapılan askerlik hizmeti,
yurtdışı misyon koruma, yurtdışı kurs ve diğer görevler sebebiyle geçirilen
süreler ile tedavi ve istirahat süreleri rütbe terfiinde değerlendirilir"
şeklindeyken, söz konusu fıkrada bulunan "ancak, polis amiri olduktan
sonra yapılan" ibaresi Anayasa Mahkemesinin 11 Haziran 2003 tarihli kararıyla
Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Bu
durum, 4 yıllık bir üniversiteyi bitiren ve askerliğini kıdem olarak saydıran
bir polis memurunun, daha önce emrinde görev yaptığı amirinin üstü olmasıyla
sonuçlanabilmektedir. Hatta, aynı tarihte amir olmalarına rağmen, bir ay
bedelli, altı ay kısa dönem ya da oniki ay yedeksubay gibi değişik askerlik
sürelerinden ötürü üniversite mezunu polis amirlerinin arasında da eşitsizlik
olabilmektedir.
Emniyet Teşkilatı içinde
hiyerarşik disiplini bozmayacak şekilde, kolejdışı kaynaktan gelen polislerin
rütbe-kıdem konusundaki kazanılmış haklarını da duyarlılıkla koruyan yeni bir
düzenlemenin yapılması konusunda hükümetin çalışmaları başlatması gerektiğinin
altını çizmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri,
sözünü ettiğim kıdem-rütbe geriliminin bir başka boyutu daha bulunmaktadır.
Askerlik görevi zorunluluğu olmayan bayan amirler de bu uygulamadan
rahatsızdırlar; çünkü, polis memuruyken üniversiteyi bitirip amir olanlar,
askerlik yapmayan bayan amirlerinin üstleri durumuna gelebilmektedirler; yani,
bayan olup da akademi mezunu olan polis amirleri, kadın oldukları için
haksızlığa uğramaktadırlar.
Değerli arkadaşlarım, 10
000 polis akademisi mezunu bu durumdan mağdurdur. Şimdi, Emniyet Teşkilatında
rütbe-kıdem tartışması yaşanırken, haksızlıklar gün gibi ortadayken, bununla
birlikte binlerce polisimiz bugüne kadar biriken sorunlarına çözüm beklerken,
hükümet olarak yeni bir kanun hazırlıyorsunuz; üniversite mezunu 10 000
gencimizi, böyle bir sorun yumağının içine atıyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi
olarak, gençlerimize istihdam sahalarının açılmasına karşı değiliz; kaldı ki,
işsizlik sorununa çözüm üretilmesinden yanayız. Böyle geçici çözümler üretmek
yerine, ayağı yere basan uygulamaları hayata geçirmek, daha sağlıklı bir
politika olacaktır; ancak, bu tasarı, sağlıklı bir politikanın ürünü gibi
maalesef görünmemektedir; çünkü, sorunları acilen çözüm bekleyen çok değerli
Emniyet Teşkilatımızın kadrosuna 10 000 üniversiteli gencimizi de dahil
ediyorsunuz. Üzülerek söylemeliyim ki, bu yaklaşım, AKP'nin popülist
yaklaşımıdır ve beraberinde daha büyük sorunlar getirecektir; çünkü, az önce
ifade ettiğim kıdem-rütbe krizi, bu 10 000 gencimizin Emniyet Teşkilatına
alınmasıyla yeni bir boyut kazanacak gibi görünmektedir.
Tasarı yasalaşırsa,
üniversitelerin dört yıllık fakültelerinden mezun olanlar, altı ay eğitimden
geçirildikten sonra polis memuru olacaklar. Peki, yeni alınan üniversite mezunu
polisler, bir süre sonra, biz de amir olarak görev yapmak istiyoruz diye dava
açarlarsa, hukukî karmaşa ortaya çıkmayacak mıdır?! Bu durum, polis
teşkilatımızda yeni sorunlar ortaya çıkmasına neden olacak, yeni haksızlıklara
yol açacak, dengesizlikler yaratacaktır. Ayrıca, zannediyorum ki, tasarı hazırlanırken,
kadınlarımıza yönelik ayırımcılık yapıldığı gözden kaçmıştır.
Ek madde 24'te,
yükseköğrenimini yapmış, 27 yaşını doldurmamış, askerlik yapmayan erkekler ve
kızlar ile askerliğini yapmış 29 yaşını doldurmamış erkeklerin polis
olabileceği belirtilmektedir. Bu yaş sınırları neye göre belirlenmiştir ve
askerlik yapma zorunluluğu bulunmayan bayanlar için neden yaş sınırı 29 değil
de 27'dir? Kadınlara askerliğini yapmamış yurttaş muamelesi yapmak doğru bir
tutum olmadığı gibi, gözden kaçan, kasıtlı olmadığını düşündüğüm bu
ayırımcılığın mutlaka düzeltilmesi gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri,
tasarı, polis memuru istihdamını artırmak amacıyla, iki yıllık polis meslek
yüksekokulları açmak yerine, daha az masrafla, dört yıllık yükseköğretim
kurumlarından mezun olanlara en az altı ay polis meslek eğitimi verilmesini
öngörmektedir. İki yıllık eğitimden vazgeçerek, sadece, kısa sürede polis
sayısını artırmak için, kısa süreli eğitim vermek ne kadar akıllıcadır?
Polis meslek
yüksekokullarındaki eğitimlerin etkinliği ve verimliliğiyle birlikte,
kontenjanını artırmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır; çünkü, değerli
arkadaşlar, polislik mesleği yalnız suçluyu yakalama ve adalete teslim etme
mesleği gibi görünse de, gerçekte öyle değildir. Ciddî sorumluluklar ve
işlevler içeren bir meslek olarak polislik, çok yönlü bir meslektir ve bu
nedenle, polis eğitimi de çok yönlü olmak zorundadır. Toplumdaki sosyal gelişim
ve değişim farklılaşmış, otorite ve otoritenin sembolü olan polise karşı bakış
tarzı değişmiş ve polisten beklentiler de, buna paralel olarak, değişerek
artmıştır. Bu nedenledir ki, polis teşkilatının geliştirilmesi, etkili, süratli
ve kaliteli hizmet verebilmesi, halkımızın polisten beklentilerinin
değerlendirilmesi ve çağımız polislerinin buna göre yetiştirilmesi
gerekmektedir. Çağdaş polis eğitimi, bir taraftan bilim ve teknolojinin
olanaklarından yararlanmayı, diğer taraftan da demokrasi ve insan haklarının
uluslararası bir duyarlılık kazandığı dünyada insanî değerlere bağlı kalarak
güvenlik hizmeti verebilmeyi amaçlamalıdır; aksi takdirde, 6 Martta
İstanbul'da, ülkemizi sarsan, Avrupa ve Türkiye kamuoyunu rahatsız eden
sahneleri görmeye devam edeceğiz.
Sayın milletvekilleri,
Emniyet Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu ve medyaya da yansıyan 2004 yılında
kayıtlara geçen asayiş olaylarını inceleyerek çıkardığı, Türkiye'nin suç
haritası bulunmaktadır. Bu harita, asayiş suçlarının bir önceki yıla oranla
yüzde 10 arttığını ortaya koymaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sedat Bey,
toparlayalım lütfen.
SEDAT PEKEL (Devamla) -
Teşekkür ediyorum.
2003 yılında 321 805
asayiş olayı meydana gelirken, 2004'te bu sayı 353 692'ye çıkmıştır. Polis
bölgesinde meydan gelen suçlarda, 2003 yılına göre en yüksek artış banka
soygunlarında yaşanmıştır. Bankadan hırsızlık olayı sayısı 2003'te 78 olarak
belirlenirken, bu sayı 2004'te yüzde 50 artarak 117'ye yükselmiştir. Şahıstan
yapılan gasp, yağma olayları ise yüzde 35 artmıştır. Kapkaç olaylarının önüne
geçilemiyor. Tüm bunlar neden oluyor; nedeni çok açıktır. İşsizliğin her geçen
gün arttığı, borçlunun borcunu ödeyemediği, milyonlarca yurttaşın açlık
sınırında yaşadığı bir ortamda, suçlu da, suç da, başarısız politikalar
yüzünden kendiliğinden çoğalmaktadır. AKP Hükümeti ise, bu sorunların kaynağı
olan politikalardan vazgeçmek yerine, durmaksızın, baskı mekanizmasını
büyütmektedir.
Değerli milletvekilleri,
az önce sözünü ettiğim gerçekler ortadayken, 10 000 üniversite mezunu gencimizi
polis yapma kararı almak ne derece doğrudur?! Avrupa Birliğinde kişi başına
düşen polis sayısı standartlarını yakalayarak Avrupa Birliği standartlarını
tutturacağız gibi bir düşünce ne kadar doğru bir düşüncedir; takdirlerinize
bırakıyorum. Bizim tutturmak zorunda olduğumuz, bu ülke adına, bu ülkede yaşayan
insanlar adına, çok daha faydalı, çok daha yararlı, Avrupa Birliği standartları
olmalıdır. İşçimizin, polisimizin, öğretmenimizin, doktorumuzun, bütün
memurlarımızın, esnaf, çiftçi, emekli, dul ve yetimlerimizin refah düzeylerini
Avrupa Birliği ülkeleri seviyelerine getirmek olmalıdır.
AKP Hükümetini, IMF ve
Dünya Bankası baskılarıyla ürettiği başarısız politikalardan bir an önce
vazgeçmeye davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına
Kilis Milletvekili Veli Kaya.
Veli Kaya Bey, Ersönmez
Yarbay size söz hakkını devrettiği için konuşma hakkını kazandınız.
Buyurun Sayın Kaya. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Söz süreniz 5 dakika.
VELİ KAYA (Kilis) -
Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, benden önceki
konuşmacılar, kıymetli Emniyet Teşkilatının memleketimize hizmetlerini birer
birer saydılar, Sayın Bakanımız da polisin öneminden bahsetti. Naçizane, bu
teşkilatın kısa bir süre de olsa ekmeğini yiyen, havasını teneffüs eden bir
milletvekili olarak, teşkilatı biraz tanıdığımı; dolayısıyla da, bu teşkilatın
sorunları hakkında söz söyleme hakkına sahip olduğumu söylemek istiyorum.
Değerli milletvekilleri,
ülkede en ufak bir asayişe müessir olay olduğunda, günah keçisi olarak polis
teşkilatının hemen suçlandığını görürüz. O polislerin hangi şartlar altında
çalıştığını kimse düşünmez. Gece evlerinizde huzur içerisinde yatarken,
kapınızın önünde, sabahlara kadar, - 10 derecelerde, uykusuz bir şekilde, sizin
güvenliğinizi sağlamak için, kendi canını ortaya koyarak görev yapan bu
arkadaşların, nasıl, hangi şartlar, hangi psikoloji altında görev yaptığını hiç
düşünmeyiz.
Şimdi, deniliyor ki,
Avrupa'da her 250 kişiye 1 polis düşüyor, bizde de düşsün. Doğru; ama,
öncelikli olarak, biz, Emniyet Teşkilatı mensuplarının özlük haklarında, yaşam
seviyelerinde onların standartlarını yükseltmeden de bu sayıyı çıkarmanın bir
anlamı yok diye düşünüyorum.
Gerçi, polisimiz
vatanperver, polisimiz ülkesever. İşte, iki gün önce Mersin'de yaşanan bayrak
yırtma olayında polisin canını ortaya koyarak fedakârca Türk Bayrağını o
ayaklar altına alan zavallıların elinden kurtarmaya çalıştığını hep beraber
müşahede ettik. İşte, bu arkadaşımız -ona çok az da para verseniz -ben
biliyorum ki, benim polisim memleketini canı pahasına savunur, insanına canını
vermeye hazırdır; ama, biz de, onun ve geçindirmekte olduğu ailesinin hangi şartlarda
yaşadığını görmek ve bilmek zorundayız.
Polis, 12 saat görev
yapar. 12 saatin sonrasında metropol kentlerde evine gitmek bir problemdir
polis için. Yollarda görürsünüz. Eğer arabayı durdurur, alır, biraz
götürürseniz, onu bir an önce istirahatine kavuşturmak durumunda kalırsınız.
İşten çıktıktan sonra iki saatini yolda verir, işe gelirken iki saatini yolda
verir.
Emniyet Teşkilatı
mensupları emekli olduklarında diğer kamu görevlilerinden daha az para alırlar.
Daha fazla çalışmalarına rağmen, daha fazla fedakârlıkta bulunmalarına rağmen,
değerli arkadaşlarım, diğer, kamuda çalışan bir memur, 657'ye tabi bir memur
emekli olduğunda maaşının yüzde 75'ini alırken, emniyet mensubu bir arkadaşım
sadece yüzde 48'ini alır.
OSMAN ÖZCAN (Antalya) -
Onu da çıkaralım madem!
VELİ KAYA (Devamla) -
Emniyet Teşkilatından emekli olan bir emniyet müdürü, geçinemediği için
herhangi bir şirketin ya güvenlik memurluğunu yapıyor ya da orada ikinci bir
görev yapıyor.
Bu kadar şerefli bir
görevi üzerinde taşıyan bir emniyet mensubunun, emekli olduktan sonra, insanca
yaşama hakkına sahip olduğunu düşünüyorum. Hükümetimizin, inanıyorum ki, bu
iktidarı döneminde, mahalle bekçisinden tutunuz, polisinden emniyet müdürüne
kadar olan tüm meslek mensuplarının yaşam kalitesini artırabilecek, insanca
yaşayabilecekleri bir maaşı ödeyebileceğinden ümitliyim şahsen.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayın
lütfen Veli Bey.
VELİ KAYA (Devamla) -
Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; polisin sorunlarını bu 5 dakikaya
sığdırmak tabiî ki mümkün değil; ama, daha fazla vaktinizi almadan, şunu
söylemek istiyorum: 10 000 polis, memleketimizin birçok ihtiyacını
karşılayacaktır. Ülkemiz her geçen gün büyümekte. Bakınız, bazı metropol
ilçelerde jandarma görev yapmaktadır. Bence, herkesin görev alanı belli olmalı.
Metropollerin her noktasına polisi hâkim kılmalıyız.
Şimdi, asayişe müessir
olan olaylarda polisin başarısını görmemek elde değildir. Dünyadaki polis
standardına baktığınız zaman, o imkânsızlıklar içerisinde, suçluyu yakalama
oranında dünya standartlarına yakın bir çizgide olduğunu görürsünüz polisin.
Polis kriminal laboratuvarı, artık, dünyadaki kriminal laboratuvarlarıyla
yarışır durumdadır. Polisimizin biraz daha teknolojiye kavuşması halinde,
başarısının iki kat daha artacağını biliyoruz.
Polis, kendi içerisinde
sorunlar yaşıyor şeklinde buraya yansıtıldı. Benim bildiğim, Emniyet Teşkilatı,
içerisinde hiçbir sorunu yaşamaz, yaşatmaz; bence, ufak meselelerdir. Bunları,
hükümet olarak, Sayın Bakanımızın çözeceğine eminim; çünkü, polislik mesleği,
meslekî taassubiyeti götüremeyecek kadar ince, nazik bir konudur. Onun için, bu
arkadaşlarımızın birbirleriyle sürtüşmesi söz konusu değildir. Bence polise
haksızlık etmeyelim.
Sayın Başkanım, değerli
milletvekilleri; daha fazla vaktinizi almak istemiyorum. Ancak, alınacak bu 10
000 polisimizin Türkiye'deki işsiz üniversite mezunlarımız için bir umut ışığı
olduğunu söylüyor, bunların ailelerinin, hepsinin gözünün, bugün, burada
olduğunu söylemek istiyorum.
Bu vesileyle, hepinizi
saygıyla selamlıyorum; hayırlı, uğurlu olsun diyorum efendim. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, çerçeve madde 2'nin ek madde 24'ünü oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Şimdi, çerçeve madde
2'nin ek madde 25'ini okutuyorum:
EK MADDE 25.- Polis
meslek eğitim merkezleri için ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas
edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Emniyet
Genel Müdürlüğüne ait bölümüne eklenmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü söz
istemiştir.
Sayın Ülkü'nün şahsı
adına da söz isteği var.
Sayın Ülkü, ikisini
birleştiriyoruz; toplam konuşma süreniz 15 dakika.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA HAKKI
ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Emniyet Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı hakkında, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu
konu hakkında şimdiye kadar yapılmış olan konuşmalarda, arkadaşlarımızın,
polisin çalışma koşullarıyla ilgili söylediklerine ve onların eğitimine tabiî
ki katılmamak mümkün değil.
Türkiye'de zaten bu
konunun öncüsü, hatta, aydınlanmanın öncüsü Cumhuriyet Halk Partisidir. Hiç
kimse eğitimi bizim kadar önemseyemez. Polisimizin eğitimi de böyledir. Takdir
edersiniz ki, akşamdan sabaha eğitim projesi kurulamaz, eğitim programlarıyla
yap boz gibi oynanamaz. Bir eğitim programının ortalama süresi otuzbeş yıl
sonra ancak alınabiliyor, bilimsel kuruluşların yapmış oldukları araştırmalara
göre. Sık değişiklikler, sonucu da anlaşılmaz kılar.
Polis eğitiminde sağ
iktidarların hatada ısrar etmelerinin faturasını her zaman halkımız
ödemektedir. Bu açıdan baktığımızda, bir polis eğitim sisteminden ne yazık ki
söz edemiyoruz. Ortada bir karmaşa, günübirlik düzenlemeler yumağı var. Her
düzenleme öncekilerle çelişkili. Bütüncül bir anlayış ve sistem yaklaşımı hak
getire. Dünyayı yorumlayabilen, çağdaş Türkiye'nin özlemini duyduğu demokratik
polislik anlayışına dair fikirleri olan bir kafa, hiç kuşkusuz, önümüze daha
doyurucu bir tasarıyla gelebilirdi.
Görüştüğümüz tasarıyla
ilgili olarak yakın geçmişe bir göz atarsak, önce 4562 sayılı Polis
Yükseköğrenim Kanunuyla 2001 yılında 1 yıllık polis okulları 2 yıllık polis
meslek yüksekokulu haline getirilmiştir. Program zenginleştirilemediği, bir
yılın dersi iki yıla yayıldığı için herhangi bir fayda da sağlanamamıştır.
Eğitimin felsefesi, program, ders araçları ve öğretim görevlileri gibi temel
unsurlar çözülmeden, sadece eğitimin süresini uzatmak, dar görüşlü bir siyasal
yaklaşımın ürünüdür ancak.
Tasarının gerekçesine
bakıldığında, bu kısır bakış açısı kendisini zaten göstermektedir. Polis
örgütünün personel ihtiyaçlarını karşılamak için böyle bir düzenlemeye
gereksinim duyulduğundan bahsediliyor. Türkiye'nin kentleşme hızı biliniyor,
nüfus trendleri sağlıklı olarak ölçülebiliyor; ama, sağ iktidarlar ve son
ikibuçuk yılda da sizler, polisin insan kaynağı gereksinimi planlayamıyorsunuz.
Bu tasarıyla, polis
okullarının 1 yıldan 2 yıla çıkarılarak meslek yüksekokulu haline getirilmesi
projesinin isabetsiz olduğu, âdeta, itiraf edilmektedir. Kamu kaynakları boşa
harcanmıştır. Eski yapılanlar sadece bir göz boyamaydı.
Daha da önemlisi, polis
örgütünün toplumdan soyutlanmış kapalı piramit yapısı iyice pekiştirilmiştir.
Artık, Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden bile mezun olsa, bir gencimiz
polis örgütüne girebilmek için, ayrıca bir de 2 yıllık polis meslek
yüksekokuluna gitmek zorunda bırakılıyordu. Kısaca, örgüte dışarıdan giriş
olanaksız hale getirildi. Saydamlığın, hesap verilebilirliğin, demokratik
toplum düzeninin konuşulduğu günümüzde, polis örgütünün kapalı yapısı açık bir
çelişkidir. Böyle bir yapı içerisinde yasadışı oluşumların yeşermesini, giderek
örgüte hâkim olmasını ve çeteleşmeyi önlemek hayaldir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Millî Güvenlik Kurulu toplantılarında, emniyet örgütümüzün
içindeki yasadışı oluşumların görüşülmesi hepimizi üzmektedir. Görüşmekte
olduğumuz 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununa bir madde eklenmesiyle ilgili
tasarı, demin özetlediğim sakıncanın iktidar tarafından fark edildiğini
gösteriyor olması bile bir olumluluktur.
İyi niyetli ve yapıcı
yaklaşmak istiyoruz elbette. Şayet, iktidar da aynı yaklaşımı benimsiyorsa,
bazı soruların yanıtlanması gerekiyor. 2 yıllık polis meslek yüksekokullarının
Avrupa Birliğinde bir örneği yoktur. Bu tasarının açılımı, 2 yıllık polis
meslek yüksekokulu uygulamasıyla çelişmektedir. O halde, tasarıya bir ek daha
yapın ve 2 yıllık meslek yüksekokulu anlamsızlığından kurtulun.
Tasarı metni, genel ve
soyut bir karalamayı andırıyor. Gazetelere de yansıdı; bu konuda, ilahiyat
fakültesi mezunları polis yapılacak ve daha sonra bunlar da emniyet müdürü
yapılacaklar diye.
Emniyet örgütümüzün hangi
meslekten kaç personele ihtiyacı var? Bunun planlaması yapılmış mıdır? Böyle
bir projeleri varsa öğrenmek istiyoruz; tasarının candamarı aslında bu sorudur.
Aksi halde, tasarı yasalaşırsa, partizanlığın ve kadrolaşmanın aracı olarak
kullanılmasından, kamu düzeninin onulmaz yaralar almasından endişe ediyoruz.
Neden endişe ediyoruz; endişemiz geçmişte yaşadığımız bir gerçekliğe dayanıyor.
1976-1977 yıllarındaki MC Hükümetleri döneminde böyle bir kadro alınmış ve bol
miktarda yüksek İslam enstitüsü mezunu, polis örgütüne alınmıştır. Onlar şimdi,
en üst düzey yönetici konumundadırlar. Yine, aynı hayal kırıklığının
yaşanmasını istemiyoruz.
RESUL TOSUN (Tokat) - Ne
var bunda, onlar Türk vatandaşı değil mi!
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Var, çok mahzuru var efendim.
BAŞKAN - Karşılıklı
konuşmayalım arkadaşlar.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Bu
nedenle, Emniyet örgütünün insan kaynakları planlaması ve örneğin, önümüzdeki
üç beş yıl için gereksinim duyduğu uzmanlık alanları sayısal verilerle tasarıya
eklenmeli, personel alımı da bu çerçevede yapılmalıdır.
Bir kez daha
hatırlatıyorum; kamu düzeni, ciddî sarsıntılar geçirmektedir. Bu olumsuzluğu
bir fırsata dönüştürme olanağımız vardır. Böyle günübirlik, birer ikişer
cümlelik tasarılarla sorunun tümünü kavramamız ve çözüm getirebilmemiz
olanaksızdır. Evrensel hukuk normlarına uygun, toplumdan soyutlanmamış, tam
aksine, toplum ortalamasını yansıtan, çağdaş eğitimle donanmış bir polis örgütü
kurabilmek için kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır. Emniyet örgütünün
temsilcisi, hükümetler değildir. Demokrasilerde bu iş sendikal örgütlenmeyle
olur. Polisimiz ağır eleştirilere uğrarken kamuoyu önünde polis sendikası
yetkililerinin bilgi vermesi, gerekiyorsa özeleştiride bulunmaları, sorunların
nedenleri üzerinde bilgi vermeleri, çoğulcu demokratik toplum yapısına daha
uygun olur.
Yine, bir vesileyle bu
Meclis kürsüsünden sormuş, ama yanıt alamamıştım; bugüne kadar, İçişleri
Bakanlığı yapmış ve kendi seçim bölgesine polis okulu açmamış bir kimse var
mıdır diye.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ
(İstanbul) - Var... Ben açmadım.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
Evet; bir tek bizim, 12 Eylül öncesi, o çok, ama çok MC Hükümetlerinin açmış
olduğu yaraları kapatmaya çalışan ve çok başarılı olduğunu bildiğimiz Sayın
Hasan Fehmi Güneş'i hariç tutuyorum.
Konya-Ereğli'de açılan
Polis Meslek Yüksekokulu ile İçişleri Bakanlığı Müsteşarının siyasî amaçları
arasındaki ilişki nedir? Küçük ölçekli ve çok sayıda polis okulu açmak hangi
çağdaş yönetim anlayışının ürünüdür? Hangi maliyet, verimlilik ve strateji
hesabını yansıtır?
Değişikliği üzerinde
çalıştığımız 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununa göre memleketin genel
emniyet ve asayişinden İçişleri Bakanı bizzat ve şahsen sorumludur.
Arkadaşlarımızın da dediği gibi, büyük şehirlerimizde suç patlaması
yaşanmaktadır. Halkımız endişe ve panik içerisindedir. Sayın Bakan hâlâ
koltuğunda rahat rahat oturabilmektedir. Sayın Bakana, demokratik
sorumluluğunun gereğinin yapılmasını anımsatıyorum. Emniyet örgütünü çağdaş
hale getirmediği için, polis eğitimini hurafelerden arındırmadığı için,
ikibuçuk yıldır görevde olmasına karşın polislerimizin sorunlarından hiçbirine
en küçük bir çözüm getiremediği gibi, bir umut ışığı dahi yakamadığı için, en
önemlisi de Emniyet örgütünü Amerika'da oturan emekli bir seyyar vaizin
yasadışı yönetimine terk ettiği için, Sayın Bakan, hem istifa etmeli hem de
Yüce Divana gönderilmelidir! Bu iddia bana ait de değildir. Gazetelere
yansıdığı kadarıyla Millî Güvenlik Kurulunda da bu konu Güvenlik Kurulunda da
bu konu gündeme getirilmiştir.
Polisin, adlî operasyon
perdesi adı altında yaptığı telefon dinlemeleri gazetelerde âdeta pehlivan
tefrikası gibi yayımlanmaktadır. Polis örgütü içerisindeki yasadışı yapılanma,
sanki iç ve dışpolitikada bir güç odağı gibi davranabilmektedir. Yasadışı
yapılanmanın önünde engel olarak görülen hedefler, adlî operasyonlara
bulaştırılarak kamuoyu önünde lekelenmektedir.
Yargıtay ve MİT'e yönelik
iddialar esef vericidir. Bir polis eğitim kurumunca çıkarılan dergide MİT'e
yönelik ağır eleştiriler yayımlanmıştır. Merak ediyorum; Parlamentoya intikal
etmeyen bir kavga mı yaşanmaktadır acaba?
Polisimizin acilen
yeniden yapılanmaya gereksinimi vardır, kamu yararı da bunu gerektirmektedir.
Polisin, telefon dinleme ve ülke çapında operasyon yapan birimleri ile eğitim
kurumlarının, yukarıda sözünü ettiğim yasadışı yapılanmanın denetimi altında
olup olmadığı konusunda geniş katılımlı bir Meclis araştırması kurulmasında son
derece yarar vardır.
Sayın İçişleri Bakanı,
lise yıllarında Edirne'de mahallelerindeki camiin görevlisiyken tanıştığı
seyyar vaize mi, yoksa Türkiye Cumhuriyetine mi sadakat gösterecektir; karar
vermenin zamanıdır!
Sonuç olarak: Görüşülen
yasa tasarısı yetersizdir, günü kurtarmaya yöneliktir, bir stratejinin ve
felsefenin de ürünü değildir; önceliklerle çelişki halindedir; en önemlisi de,
bu tasarı mevcut haliyle yasalaştığında partizanca bir kadrolaşmanın önü de
açılacaktır.
Birinci talebimiz;
hükümet, lütfen, bu tasarıyı geri çeksin ve daha kapsamlı bir öneriyle
huzurumuza gelsin. Tasarıda ısrar ediliyorsa, ikinci talebimiz de, tasarı
metnine, hangi fakültelerden kaçar kişilik kadro alınabileceği belirtilsin.
Zaten bu tasarı 10 000 kişilik kadro için çıkarılıyor; o zaman bu 10 000
kişinin mezun oldukları fakültelere göre dağılımı da yasada yer almalıdır diye
düşünüyorum ve bunları söyledikten sonra, bir hatırlatmada bulunmak istiyorum;
konuyla çok direkt olmasa bile, Sayın Başkanın hoşgörüsüne sığınarak... Dört
haftadan beri, burada, hemen her oturumda, dokunulmazlıkların kaldırılmasına
yönelik olarak bazı tartışmalar yapılmaktadır. Hatta, bir arkadaşımızın demin
dediği gibi, pişirilip pişirilip önümüze getirilen ve bu konuda, bazen gerçek
bazen gerçekdışı davranışlarda bulunulan ve o anlamda da, bazen gerçekdışı
iddialarla da kişilerin suçlanmasına neden olan konuşmalar da yapılmaktadır.
Şimdi, ben de, dokunulmazlık konusunda bir şey söylemek istiyorum; lütfen,
dikkatle dinlemenizi de salık veriyorum.
Değerli arkadaşlar,
değerli milletvekilleri, Sayın Başkanım; benim de 2 adet dokunulmazlık dosyam
var. Bu, belediye başkanlığı yaptığım döneme ilişkin, o günkü kontrolörlerin
hazırlamış olduğu inceleme raporunun daha sonraki prosedürleri sonucu oluşan
bir iddianame ve bu iddianameden sonra da arkadaşlarımızın yargılanmaları, o
yargılanma süreçlerinden geçildikten sonra onların beraatleri; ama, benim de,
arkadaşlarım beraat etmesine rağmen, üzerimde bulunan bir yükün temizlenmesine
yönelik olarak... Şimdi, şöylesi bir alışkanlığa doğru gidilmektedir; bakın,
burasına, lütfen çok dikkat edin: Benim 2 tane dokunulmazlık dosyam var diye,
benim yerime seçilmiş olan bir AKP'li belediye başkanı, nasıl olsa
dokunulmazlık dosyaları olan kişilere savcılık tahkikat açamıyor, soruşturma
yapılamıyor diye, hiçbir konu yokken...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
RECEP GARİP (Adana) - Ne
ilgisi var?!
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) -
... sadece ve sadece "eğer, Hakkı Ülkü'nün ismi olursa haber olur"
düşüncesiyle, savcılığa bir satır dilekçe vererek dokunulmazlık dosyalarımın
kabarmasına neden olan çalışmalar yapılmaktadır artık Türkiye'de. Bunu, bugün
için, Aliağa yönünden örnek veriyorum; ama, gelecekte başka arkadaşlarımızın da
başına aynı şeyler gelebilecektir.
O nedenle, dokunulmazlıkların
kaldırılması sadece şart değil, sadece zorunlu değil, sadece mecburî değil;
lütfen, hepimiz bunu kavrayalım; hepimizin, Parlamentonun, ülkemizin temiz
toplum, temiz siyaseti için çok, ama çok gereklidir. Eğer, siz, halen
dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde, tüm kamu personelini içeren bir
öneriyle geliyorsanız, bunun ismi kaytarıcılıktır en hafif deyimiyle. Lütfen,
Parlamentodaki arkadaşlarımızın dokunulmazlıklarının kaldırılması için
girişimde bulunalım. Zira, var olan Parlamentonun saygınlığı,
dokunulmazlıkların kaldırılmaması yüzünden giderek daha sonraki zamanlarda
düşecek ve önceleri, halkın, Parlamentodan şikâyet ettiği konuma tekrar
gelecektir diye düşünüyorum.
Bu düşüncelerimle,
hepinize saygılar sunuyorum; yasanın da hayırlı olmasını diliyorum.(CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına söz
isteyen, Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Güney; buyurun.
Süreniz 5 dakika.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Bayburt) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Hepinizin bildiği gibi,
kamuoyunun yakinen takip ettiği gibi, son birkaç yıldır, ülkemizde suçlarda
önemli bir oranda artış vardır. Bunların niteliğine baktığımız zaman, hele hele
bunların niteliğine baktığımızda, daha çok hırsızlık, gasp gibi suçlar önplana çıkmaktadır.
Tabiî, Türkiye'nin gündemini son aylarda meşgul eden bu hırsızlık, gasp
olaylarının önlenmesi için, polis sayısının artırılması, polisiye tedbirlerin
alınması gereklidir, önemlidir; ama, asıl burada yatan neden, insanlarımızın,
gençlerimizin, çocuklarımızın eğitimidir. Eğer, biz, çocuklarımıza, aile ve
okul eğitimlerini ciddî bir şekilde verebilirsek, bu, bu derece azmaz, bu
derece büyük olmaz. Tabiî, sosyoekonomik sorunların bunda etkisi var; ama, bunu
sadece bir neden olarak gösteremeyiz.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Bakanlığın hazırlamış olduğu bu kanun tasarısının amacı, 10 000
üniversite mezununun polis yapılması. Ben, Sayın Bakanın bunu içine sindirerek
getirdiği kanaatinde değilim. Ben de böyle bir uygulamayı doğru bulmuyorum;
ancak, bunun bir zaruretten ileri geldiğine de inanıyorum; kısa vadede
zaruretten bunun yapıldığını ve yapılmak mecburiyeti olduğunu biliyorum. O
bakımdan, acilen böyle bir ihtiyaca gidilmiş olabilir. Umuyor ve diliyorum ki,
bu, uzun süre uygulanmaz. Neden uygulanmaz; polislik mesleği, son derece
uzmanlık isteyen, önemli bir meslektir. Polis okullarımız iki yıldan beri
yüksekokul haline getirilmiş ve çok iyi bir eğitim vermektedir. Eksiği
olabilir, onları rehabilite edebiliriz, düzeltebiliriz; hatta, daha yeni derslerle,
üniversitelerden öğretim üyeleri temin ederek bunların kapsamını
genişletebiliriz. Ancak, benim inancım, polis okullarımızın kontenjanlarını
artırarak, yeniden polis okulları da açarak, bu sayıyı böyle temin etmektir;
yoksa, siz, 4 yıllık üniversite mezununu, biz bunlara bir altı ay kurs verelim,
polis olsunlar... Bu neye döner biliyor musunuz; 1960'lı yılların ortasında,
öğretmen okullarını kapatarak, lise mezunlarını, bir 45 gün staj yaptırarak,
kurs vererek öğretmen yapmaya benzer. Türkiye Cumhuriyetinin millî eğitiminin
temeline dinamitin konulduğu olay da odur, öğretmen okullarının kapatılmasıdır.
Tabiî, burada, okullarımız, polis okullarımız kapatılmıyor; doğru. Geçici bir
süre için bu yapılmış; çok kısa, geçici bir süre için kabul edilebilir; ama,
benim önerim, inancım, deneyimim -ki, Sayın Bakanın böyle düşündüğünü,
Bakanlığın böyle düşündüğünü tahmin ediyorum- bu okulların sayısı ve
kontenjanlarının, niteliklerinin de artırılarak polis yetiştirilmesidir.
Biraz evvel, burada, bir
arkadaşımız, işte, bütün içişleri bakanları, memleketlerine polis okulu yaptı
falan diye birtakım laflar etti; pek, doğru bir yaklaşım değil bunlar. Tabiî
ki, içişleri bakanı, memleketine okul yaptırır, benim memleketime de Sayın
İçişleri Bakanı yüksek polis okulu yaptırdı. Kendilerine, memleketim adına,
şahsım adına, huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) - Orada, şu anda, 200'ün
üzerinde öğrenci eğitim görüyor ve inanın değerli arkadaşlarım, o 200 öğrenci,
bu küçük vilayette, ekonomiye katkıda bulunuyor. Siz, o okulların hepsini
İstanbul'da da açabilirsiniz, Ankara'da da açabilirsiniz; keşke, bakanlarımız,
ellerindeki bütün imkânları seferber ederek, daha da çok periferdeki
vilayetlerimizde bu okulları açabilsinler. Benim tespit ettiğim, çok vilayet,
bunun da altyapısını hazırlamış vaziyette.
Değerli arkadaşlarım,
ben, bu vesileyle size birkaç şeyi hatırlatmak istiyorum. Bunlardan bir tanesi,
hatırlar mısınız, eskiden mahalle bekçilerimiz vardı. Mahalle bekçileri
"bekçi baba" dediğimiz o insanlar, şehirlerimizde ve
mahallelerimizdeki güvenliği sağlarlardı. Onlar kaldırıldıktan sonra,
Türkiye'de hiçbir zaman, o bekçilerin döneminde olduğu gibi mahallelerde,
çarşılarda güvenlik sağlanamamıştır. Niye; çünkü, o insanlar yöreyi çok iyi
biliyorlardı; çünkü, o insanlar o mahallenin içinden geliyordu; çünkü, o
insanların kendilerine mahsus bir ağabeyliği, bir saygınlığı vardı. Eskiden, 7
polis, 12 bekçinin olduğu Bayburt'ta bugün 360 polisimiz var. İnanın, bu mevcut
polislerimiz, bütün gayretlerine rağmen, şehri tanıyamıyorlar, şehri
bilmiyorlar, özelliğini bilmiyorlar; ama, bir bekçi bir mahalleyi istediği gibi
yönetebiliyordu. Benim önerim, bu fırsattan istifade ederek, bekçilik
müessesesini biraz daha düzenleyerek, çağa uydurarak geri getirmektir. Bu,
Türkiye'nin -kapkaç da dahil, özellikle hırsızlık da dahil- olaylarına büyük
ölçüde bir merhemdir. Bunu, burada, altını çizerek ifade ediyorum.
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) -
Doğrudur, alkışlıyorum.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, karakolların kaldırılması doğru
olmamıştır. İşte biz mobil polis kuracağız, karakolları kapatalım, polis
dolansın... Hayır, karakolun maddî yönü yanında bir de manevî yönü vardı.
Karakol, bulunduğu yerde, bulunduğu mahalde devleti temsil ediyordu, oraya
insanlar sığınıyordu, oraya insanlar gidip derdini anlatıyordu. Şimdi,
yanılmıyorsam İstanbul'da yine sabit karakol düzenine dönülüyormuş. Bana göre
çok doğrudur. Bunu, Bakanlığımızın mutlaka gözden geçirmesi lazımdır.
Son olarak, bu yeni
alınacak olan, polis olacak gençlerimizle ilgili bir endişemi dile getirmek
istiyorum. Şimdi, bunlar 4 yıllık üniversite mezunu ve 10 000 kişi polis
olarak, Emniyet Teşkilatı içine gelecek. Emniyet Teşkilatında da mevcut
polislerimiz, yüksekokul mezunu 2 yıllık. Şimdi, burada, korkarım ki, kıdem ve
rütbe bakımından ve menşe bakımından... O da nedir: 4 yıllık, işte,
hızlandırılmış polisler, polis okullarından mezun olan polisler diye bir
ayrımdan korkarım. Buna, uygulamada mutlaka dikkat edilmesi gerektiğine
inanıyorum. Hele hele şunu asla kabul etmiyorum: Efendim, Türkiye'de işsizlik
vardır, biz 10 000 üniversite mezununu da polis yapalım, böylece işsizliğe de
bir nebze çare bulmuş oluruz... Bunu burada düşünmek, söylemek bana göre son
derece yanlıştır, böyle bir şey düşünülemez. Polislik, teknik bir meslektir;
polislik, deneyim isteyen bir meslektir; polislik, ciddî okullarda okunarak
elde edilebilen bir meslektir. Yoksa, işsizliğe çare için bir araç olarak asla
kullanılmamalıdır diyorum.
Sonuç olarak, bu çıkacak
yasanın ülkemize, polis teşkilatımıza hayırlı olmasını diliyorum ve altını
çizerek, bunun uzun süre kullanılmamasını, uygulanmamasını diliyorum. Polis
okullarımızın niteliklerinin artırılarak, kontenjanının, artı sayısının artırılarak
hayata geçirilmesini diliyor, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (Bağımsızlar
ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şimdi, Hakkı
Ülkü Ülkü Güney konuşma bölümünü tamamladılar.
Hükümet adına, İçişleri
Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu söz istemiştir.
Buyurun Sayın Aksu. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce konuşan İzmir
Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü'nün konuşmalarına gerçekten üzüldüm.
Değerli arkadaşlarım,
ben, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarının emrinde, Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyesi olarak burada yaptığım yemine sadık kalmak suretiyle, İçişleri
Bakanı olarak hükümet sorumluluğunu yerine getirmeye gayret eden bir
arkadaşınızım. Maiyetimdeki Emniyet Teşkilatı güzide mensupları da, yine,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarına, Anayasanın temel ilkelerine ve
hukuk devleti ilkelerine uygun olarak, hiyerarşik amirlerinin maiyetinde, aziz
milletimize hizmet etme gayreti içerisindeler. Bunun dışında başka türlü
değerlendirmelere, vehimlerle hareket etmelere bir anlam vermek mümkün değil.
Ayrıca, Sayın Ülkü
Güney'e de teşekkür ediyorum, önemli bir konuya temas ettiler; eğitim dediler.
Gerçekten, eğitim çok önemli ve biz, Hükümet olarak da, her fırsatta ifade
ettiğimiz gibi dört önceliğimiz var diyoruz; eğitim, sağlık, adalet, güvenlik
ve emniyet.
Onun için, gerçekten
eğitime önem veriyoruz. Eğitim altyapısının hızlandırılması, işte, bir
taraftan, bildiğiniz gibi haydi kızlar okula kampanyasıyla kız çocuklarımızın
da okumasını teşvik ederken, bir taraftan eğitime yüzde yüz destek projemizle
de, kadirşinas, hayırsever vatandaşlarımızın da eğitime katkılarını sağlıyoruz,
bu yönden gayret gösteriyoruz.
Ben, hepinize teşekkür
ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakan
konuştuktan son söz milletvekilinindir kuralına göre söz hakkı var.
Kullanmak isteyen?.. Yok.
2 nci maddenin ek 25 inci
maddesini, ekli 1 sayılı listeyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Şimdi, ek maddeleriyle
birlikte, görüştüğümüz çerçeve 2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3.- 3201 sayılı
Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
GEÇİCİ MADDE 21.- Bu
Kanun uyarınca polis meslek eğitim merkezlerinde eğitimlerini başarı ile
tamamlayanların Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarına aday polis memuru olarak
atanmaları, 2005 yılı için geçerli olmak ve toplam (2.000) adedi geçmemek
üzere, 5277 sayılı 2005 Malî Yılı Bütçe Kanununun 25 inci maddesinin (a)
fıkrasındaki (48.000) adet sınırlamasına tâbi olmaksızın gerçekleştirilebilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz
isteyenler:
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Konya Milletvekili Atilla Kart.
Şahsı adına, Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan.
Buyurun Sayın Kart.
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA ATİLLA
KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının
3 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, hem
maddeyle sınırlı olacak şekilde hem de Sayın Bakanın açıklamalarına hem
karşılık vermek, hem açıklama getirmek üzere kısa bir değerlendirme yapmak
istiyorum.
Getirilen tasarıda, şube
müdürleri, birinci sınıf emniyet müdürleri dışında, yardımcı hizmetler sınıfı
adı altında, teknisyen yardımcısı sıfatıyla 300 kişinin alınmasından söz
ediliyor. Bu 300 kişinin, idarî hizmetlerde, büro hizmetlerinde kullanılacağı
anlaşılıyor; bunu, Sayın Bakan da ifade ettiler.
Bu hizmetler, biliyoruz
ki, değerli arkadaşlarım, şu ana kadar, genellikle ihale yoluyla özel
firmalara, özel şirketlere yaptırılıyor; çünkü, yaptırılan bu işlerin, polislik
mesleğinin teknik yapısıyla pek bir ilgisi yok, polislik mesleği anlamında,
ayrıca hizmet alınmasını gerektiren, eğitim verilmesini gerektiren bir yönü
yok. O sebeple, bu noktada, yardımcı hizmetler sınıfı adı altında, polis
kadrosu ihdas edilmesinin hiçbir gerekçesi ve dayanağı yok değerli
arkadaşlarım. Bu, bizim başlangıçtaki endişelerimizi yine doğrulayan bir
gelişme. Bir taraftan kamu bütçesine çok büyük yük getiren bir harcama, bir
taraftan da, kadrolaşmaya yasal zemin sağlayan bir gelişme. Bunun başka bir
açıklamasının olamayacağı görüşündeyiz.
Sayın Bakan, birinci
sınıf emniyet müdürlerine yönelik değerlendirme yaparken de, APK kadrolarında
kullanılan, görev yapan birinci sınıf emniyet müdürlerinin burada, eğitim
merkezlerinde görev yapabilmesi amacıyla, sadece teknik bir düzenleme
yapıldığını, bu amaçla bu düzenlemenin yapıldığını ifade ettiler. Açıkçası, bu
noktadaki gerekçenin de tatminkâr olmadığını tekrar ifade etme gereğini
duyuyorum. Burada yapılmak istenenin, en azından, Emniyet Teşkilatı Yasasının
13 ve 15 inci maddelerinden yararlanılarak, kaymakam muadili olan kamu
görevlilerinden, emniyet müdürlüklerine naklen veya terfian atama yapılmak
olduğu kanısındayız. Bu durumun, hem bu tasarının amacıyla, gerekçesiyle
bağdaşmadığını hem de, hep ifade ettiğimiz, Emniyet Teşkilatındaki hiyerarşik
yapıyı, bütünlüğü bozmamak amacını ihlal ettiğini tekrar ifade etmek istiyorum.
Burada, yine, hiyerarşik yapıyı bozan bir uygulama sürecinin başlayacağı
endişesini taşıdığımızı ifade etmek istiyorum. Sayın Bakan, umarım ki, o
noktadaki açıklamasında, ilerleyen aşamalarda, uygulamalarda tutarlı bir
şekilde davranırlar; gerçekten, bunu, fiilî anlamda yeni bir kadro ihdası ve
kamu bütçesi için yeni bir harcama kaynağı olarak ve bu arada, tabiî, yeni bir kadrolaşma
vesilesi olarak kullanmazlar; bunu uygulama içinde göreceğiz.
Ben, asıl, kıdem ve
liyakat kitapçığı konusuna gelmek istiyorum. Bakın, değerli arkadaşlarım, bu
kitapçıkta, demin, ilk on sıradaki tasnifi sizlere okudum. Burada, tekrar, şunu
altını çize çize anlatmak istiyorum: Kıdem kitapçığı, emniyetin kendi
kayıtlarına göre düzenlenen bir kitapçık. Yapılan uygulamayı, yapılan haksız
uygulamayı biraz evvel listelerle somut olarak açıkladım. Sayın Bakan da bu
terfi listesinin ve kıdem kitapçığı listesinin içeriğine yönelik herhangi bir
itirazda bulunmadılar.
Bakın, değerli
arkadaşlarım, ne yapıyoruz; kıdem kitapçığının -sırasıyla okuyorum- 294, 175, 220, 308, 212, 278, 226,
271, 300 ve 265 inci sırasındaki amirleri, geliyoruz, terfi listesinin ilk 10
sırasına terfi ettiriyoruz. Sayın Bakan diyorlar ki: "Efendim, her ne
kadar, kıdem kitapçığında, kıdem listesinde bu kadar geride de olsa bu
arkadaşlarımız, liyakatta yaptığımız mülakatlarda son derece başarılı
oluyorlar." Kıdem kitapçığında 294 üncü sıradayken, liyakat uygulamasında,
her nasılsa, bir anda 1 inci sıraya geliyor. Bakıyoruz, enteresan, böylesine,
294'te, 250'de olup da 1 inci sıraya, 2 nci sıraya gelen amir sayısı 1 kişi, 2
kişi, 3 kişi değil; yüzlerce kişi geliyor. Nasıl geliyor: 81 kişinin içinde
sadece 8-9 kişi kıdem listesine uygun bir şekilde geliyor, 72-73 kişinin tamamı
ilk 150'den sonraki insanlardan oluşuyor. O zaman değerli arkadaşlarım, şunu
sormamız gerekiyor; bir tarafta böyle bir kıdem listesi, öbür tarafta da o kıdem
listesini mutlak anlamda çürüten bir liyakat listesi. Kıdem listesi nasıl
oluşuyor, kıdem kitapçığı nasıl oluşuyor; bakanlığın kendi kayıtlarına göre
oluşuyor, başarı ve disiplin durumlarına göre oluşuyor. Liyakat listesi nasıl
oluşuyor; öyle anlaşılıyor ki ve biliyoruz ki, liyakat listesi, tamamen
sübjektif ölçülere göre, o siyasî iktidarın kişisel yakınlıklarına göre veya
başka ölçülere göre.
Başka ölçüler tabirini
kullanırken, yine, cemaat ve tarikat ilişkilerine temas etmeyeceğim; ama,
bakın, bunun adını ne koyarsanız koyun, bunun adı şudur değerli arkadaşlarım;
niteliksiz ve vasıfsız kadrolaşmadır bu. Bunun başka açıklaması olamaz, bunun
başka izahı olamaz.
Ben tekrar ifade
ediyorum: Kıdem listesinin 294 üncü sırasındaki kişiyi, terfi listesinin 1 inci
sırasına hangi liyakat ölçüsüyle getirebilirsiniz?! Bunun inandırıcı bir
açıklaması olabilir mi değerli arkadaşlarım?! Bunun inandırıcı hiçbir
açıklaması olamaz. Bunun tek açıklaması vardır; kişisel ölçülere göre
niteliksiz ve vasıfsız kadrolaşmadır. Bunun başka bir açıklaması olamaz. Bunun
dışında yaptığınız ve yapacağınız açıklamaların şu listeler karşısında, şu
kayıtlar karşısında hiçbir inandırıcı açıklaması olamaz ve böyle bir açıklama,
değerli arkadaşlarım, kamuoyunu ciddîye almamaktır; böyle bir açıklama,
kamuoyunun değerlendirmelerine itibar etmemektir; böyle bir açıklama, ben
bildiğimi yaparım, yapmaya devam ederim demektir. Bunu yaptığınız zaman, bu
getirdiğiniz tasarıda inandırıcı olamazsınız; bunu yaptığınız zaman, emniyetin
hiyerarşik yapılanmasını altüst edersiniz; orada da, o emniyet yapılanması
içinde de, asayişte ve diğer konularda huzur ve güveni sağlayamazsınız.
Onun için, ben, Sayın
Bakanı, bu konularda daha tatminkâr ve inandırıcı açıklamalar yapmaya ve
uygulamalarını da buna göre düzeltmeye bir defa daha davet ediyor, Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına söz
isteyen, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun. (Bağımsızlar
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz
kanun tasarısı, çok kısa süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine
gelmiş; geçen konuşmamda da bahsetmiş olduğum gibi, İçişleri Komisyonunda,
Meclis Başkanlığınca havale edilmiş olmasına rağmen, görüşülmeden Meclisin
gündemine getirilmiştir. Bu kanun tasarısının bu kadar hızlı bir şekilde Meclis
gündemine taşınmasının altındaki neden, son aylarda, özellikle Türkiye'nin
büyük şehirlerinde ortaya çıkan gasp, kapkaç ve hırsızlık olaylarının çok
fevkalade artmış olmasından kaynaklanmaktadır. Tabiî, kamuoyundaki çok büyük
tepki de dikkate alınarak, en azından bu tepkileri bir nebze olsun
susturabilmek maksadıyla Meclis gündemine getirilen bir kanun tasarısı. Bunu
niye söylüyorum; çünkü, görüşmekte olduğumuz maddede, 2005 yılı içerisinde
sadece 2 000 polis alınacak. 2005 yılında alınacak olan polis sayısı 2 000.
Şimdi, 81 ili düşünecek olursak, her il başına düşecek olan polis sayısı 24. Bu
kadar koparılan gürültünün ardından çıkacak netice böyle mi olmalıydı. Şimdi,
24 tane polis artacak her ilde; 24 polisle ortaya çıkan bu gasp, kapkaç,
hırsızlık gibi, özellikle büyük şehirlerde insanları sokağa çıkmaktan alıkoyan
ve gece vakti özellikle bayanların evlerinden dışarıya adım atamadıkları bir
dönemde getirilen bir kanun tasarısı sadece 2 000 polis memurunun alımıyla
ilgiliyse, ben, buradan iddia ediyorum ki, bu getirilen kanun tasarısıyla,
burada kanunlaştıktan sonra, bu meselelerin çözümünün de mümkün olmadığı
inancındayım. 2 000 polis memuruyla bu meseleler halledilebilecekse, 2 000
polis memurunu almadan da bu meselelerin çözümünün mutlaka İçişleri Bakanlığı
tarafından, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından düşünülüp ele alınması lazım.
Ben, öncelikle, Sayın
Bakanım, son günlerde artan bu olayların sebebinin ciddî bir şekilde
araştırılıp ortaya konulduğunu, merak ediyorum, böyle bir çalışma var mı veya
bu probleme karşı ne gibi tedbirler alınması lazım geldiği hususunda bir
çalışma var mı? Kamuoyunda bu konuyla ilgili olarak görüşlerini, önerilerini
ortaya koyanlar var. Bunlardan, en azından, bu meselelerin çözümüyle ilgili
görüşleri, önerileri alınıyor mu?
Ben, geçen haftaki
konuşmamda da, özellikle içinde bulunduğumuz günlerde, Türkiye'de emniyet ve
asayiş bakımından, bölücü terör örgütü açısından önemli gelişmelerin
olabileceğinin sinyalini vermiştim. İşte, o konuşmanın üzerinden üç gün sonra,
Mersin'deki menfur hadise ve Türkiye'nin birçok ilinde nevruz kutlamaları
bahanesiyle bölücü terör örgütü lehine atılan sloganların ve pervasızca o
toplantılara iştirak edip Türkiye aleyhine çalışan dışarıdan gelen
parlamenterlerin durumu karşısında, ben, hükümetten gür bir ses bekliyordum.
Norveç'ten gelen milletvekilleri, gazeteciler ve Norveç'in Ankara Büyükelçisi,
nevruz günü kutlaması yapılan bir ilde, bölücü terör örgütü lehine atılan
sloganlara iştirak ediyorlar, elleriyle zafer işareti yapıyorlar ve Norveç'in
Ankara Büyükelçisi, bütün bu olup bitenleri, Türkiye'deki demokratikleşme açısından
son derece uygun bulduklarını ifade ediyor ve bunun karşısında, bizim
hükümetimizden ne İçişleri Bakanımızdan ne Dışişleri Bakanımızdan ne de
hükümetten etkili ve gür bir ses çıkmadı arkadaşlar. Ben, bunu, bir soru
önergesi haline getirdim, Dışişleri Başkanlığına sordum. Eğer, bir Türk
milletvekili, İspanya'da ETA örgütüyle ilgili, Bask bölgesiyle ilgili,
İrlanda'da IRA Kurtuluş Örgütüyle ilgili, Almanya'da Baader-Meinhoff çetesiyle
ilgili herhangi bir söz söylese, o ülkenin hükümeti, eğer, bunu söyleyen
büyükelçiyse, onu, o ülkenin sınırları dışına çıkmaya davet eder ve bunun
takipçisi olur. Türkiye bu durumlara düşecek bir ülke midir arkadaşlar?!
Memleketin en güzide köşelerinde bölücü terör örgütü lehine atılan sloganlar
karşısında Sayın İçişleri Bakanının söyleyecek bir sözü yok mu değerli
arkadaşlar?!
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım
lütfen...
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Değerli milletvekilleri, geçen gün de söyledim. Bakınız, Kara Kuvvetleri
Komutanı bunun sinyalini, işaretini vermişti. Kara Kuvvetleri Komutanı şöyle
demişti: "Terör örgütü, elebaşısının yakalandığı 1999 yılından daha iyi
durumda; ama, biz, güvenlik güçleri olarak 1999'dan daha geri durumdayız."
Bu sözler karşısında hükümetin, kamuyu rahatlatacak, Türk Milletini
rahatlatacak ifadelerini, ben, maalesef, ne basında ne televizyonda ne de
Meclis kürsüsünde duymadım.
Şimdi, geliyoruz, burada,
emniyet örgütüyle ilgili çok önemli bir kanunu görüşüyoruz, Mecliste 60 kişi
var, 70 kişi var ve böyle bir kanunun görüşülmesi sırasında, bu Meclisin,
özellikle son günlerdeki asayiş bozukluklarından dolayı, dolu olması ve bu
konuyla ilgili olarak milletvekillerinin, burada, görüş ve önerilerini iletmesi
gerekiyor.
Geçen gün de söyledim;
polis, moral bozukluğu içerisinde; polis, arkasında siyasî güç ve siyasî destek
istiyor; yoksa, yıllarca, bu polis sayısıyla terör örgütleriyle başa çıkan Türk
polisinin, Türk Emniyet Teşkilatının, büyük şehirlerdeki kapkaç, gasp ve
hırsızlık olaylarıyla başa çıkmaması mümkün mü; ama, polis, akşam eve
gittiğinde ertesi gün geçimini nasıl sağlayacağının, çocuğunu nasıl
okutacağının hesabını yapıyor; polis, emekli olduğunda nasıl geçineceğini
düşünüyor.
Bakınız, Sayın Bakanım
sizin bir konuşmanız var; şöyle söylüyorsunuz: "Ben bakanlık görevime
başlar başlamaz, hem emniyet mensuplarımız, amir ve memurlarımızın hem de çarşı
ve mahalle bekçilerimizin özlük haklarıyla, sosyal haklarıyla ilgili bir
düzenleme yapılmasını istemiştim ve bu çalışmalarımız da devam
etmektedir." İkibuçuk yıl oldu
Sayın Bakanım; artık, bu polis memuru, bu sizin sözlerinizin
inandırıcılığına inanmıyor. Polis memurunun, bir Bakan olarak vermiş olduğunuz
sözün arkasında durmamanızdan dolayı size güveni ve inancı azalmış vaziyette.
Biraz sonra geleceksiniz,
bu kürsüden, yine, çalışmalarımız devam ediyor diyeceksiniz. Ben, bütçe
görüşmelerinde İçişleri Bakanlığı bütçesinde konuşurken de aynısını söyledim;
dediniz: "Çalışmalarımız devam ediyor." Bu çalışmalar nasıl bir
çalışmadır ki, aylarca, yıllarca devam edecek ve...
BAŞKAN - Ümmet Bey,
toparlayalım...
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Toparlıyorum.
Polislerimizin, çarşı ve
mahalle bekçilerimizin -hele hele onların- yıpranmayla ilgili sorunları da var;
bu meselelerin bir an önce çözülmesi gerekiyor. Polisin askerlik meselesi var;
geliniz, Sayın Bakanım bunu halledelim. Çarşı ve mahalle bekçilerimizin sosyal
ve özlük haklarını düzenleyelim ve Avrupa Birliği standartlarında polis
sayımızı artırmaya çalışırken, geliniz, onların sosyal ve özlük haklarını da
yine aynı şekilde düzeltelim.
AK Parti Milletvekili
Sayın Veli Kaya'yı dinledim burada, şunu söylüyor: "Polislerin, insanca
yaşayabilecekleri maaşı alabileceklerini bu iktidar sağlayacaktır." Bunun
mefhumu muhalifi nedir arkadaşlar; bu sözün mefhumu muhalifi -şu anda dilim
varmıyor- polislerimizin yaşantısının, geçim şartlarının çok kötü durumda
olduğunun bir ifadesidir. Yoksa, bizim polisimiz, 18 saat de çalışır, 24 saat
de çalışır; binlerce şehit vermiştir, yine binlerce şehit vermeye devam eder;
ancak, arkasında ciddî manada bir siyasî güç, bir moral desteğinin olmasını
dört gözle bekler ve bu durumlarının düzelmesi halinde biz bunlara, 12 saat
değil, 24 saat de görev başına desek, bu arkadaşlarımız seve seve görevlerinin
başına giderler.
BAŞKAN - Yani, Türk
polisi yorulmaz diyorsunuz.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Mümkün değil...
Ben, yirmiüç yıl bunlarla
en yakın konumda çalıştım; gecesini gündüzünü bu millet için fedakârlıktan...
Canını, malını her şeyini bu memleket için, bu millet için vermekten kaçınmayan
insanlardır. Ben soruyorum, dünyada Türk Polis Teşkilatı kadar görevi başında,
bizim inançlarımıza göre, şehit edilen, bir başka ülkenin polisi var mıdır? Bu
sayı en fazla Türkiye'dedir.
Öyleyse Sayın Bakanım,
böyle 2 000 kadroyla bu meselelerin çözülmesi mümkün değil, geliniz, bu polis
teşkilatının meselelerini baştan alalım, bunlara sahip çıkalım ve bunların
moralini en üst noktaya taşıyacak tedbirleri alalım ve ondan sonra
kendilerinden de görev bekleyelim. Ben inanıyorum ki, ne kapkaç olur ne
hırsızlık olur ne gasp olur ne terör hadisesi olur.
Ben bu duygu ve
düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyor, Sayın Başkanıma da müsamahasından
dolayı teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Yine de
polislerimizin dinlenmeye hakkı vardır; yeteri kadar dinlenen, tatil yapan polislerimiz
daha başarılı olurlar.
AHMET IŞIK (Konya) -
Doğru Yol Partisi ne yaptı zamanında?
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Hep beraber yapalım. Bunun partiyle alakası yok.
AHMET IŞIK (Konya) -
Doğru Yol Partisi, iktidarında ne yaptı?! Hariçten gazel okumak kolay.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Hep beraber yapalım.
AHMET IŞIK (Konya)
-Çalışmalar devam ediyor.
ATİLLA KART (Konya) -
İktidar olmanın sorumluluğu var.
BAŞKAN - Madde 3'ü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3 üncü madde kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 4.- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Söz isteyen?..
Yok.
Soru yok.
4 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 5.- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Söz isteyen?..
Yok.
Soru yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 5 inci madde kabul edilmiştir.
Tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir;
hayırlı olsun.
Sayın Bakan teşekkür
konuşması yapacaklardır.
Buyurun Sayın Bakan. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarımızın Yüce Meclisimizde kabulü üzerine söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Meclisimizin siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Malumlarınız olduğu
üzere, 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu, kamu düzeni ile emniyet ve
asayişin sağlanmasında temel kanunlarımızdan biridir. 4 yıllık yükseköğrenim
kurumlarından mezun olanların polis memuru olarak istihdamına ilişkin
değişiklik çalışmaları biraz önce tamamlanarak Yüce Meclisin kabulüne, sizlerin
kabulüne mazhar oldu. Ülkemizde yaşanmakta olan sosyoekonomik gelişmeler, hızlı
kentleşme ve göç hareketleriyle birlikte yeni suç kavramları polis
teşkilatımızın güçlendirilmesi ihtiyacını da doğurmuştur. Değişen dünya
koşullarına uyum paralelinde, Avrupa Birliğine üye ülkelerdeki polis sayısı
standardı, polis sorumluluk alanına giren bölge ve nüfus miktarı, organize suç
birimlerinin giderek kompleks bir hale gelmesi gibi nedenler de gözönünde
bulundurularak bu düzenleme yapılmıştır. Bu düzenleme, uygulamada nadir de olsa
sıkıntıları giderebilecek niteliktedir.
Emniyet Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun ülkemize, milletimize ve
teşkilatımıza hayırlı olmasını diliyorum. Kanunun kabulü nedeniyle, Yüce
Meclisin siz değerli üyelerine tekrar teşekkür ediyor ve saygılarımı sunuyorum;
hayırlı olsun efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Biz de, Divan
olarak, Meclis adına, hayırlı olsun diyoruz. Ülkemizin güvenliğini, asayişini
sağlamak açısından yararlı olur diye düşünüyoruz.
Değerli milletvekilleri,
Antalya Milletvekilleri Fikret Badazlı, Mehmet Dülger, Mevlüt Çavuşoğlu, Osman
Akman ile Burhan Kılıç'ın, Antalya İli Kale İlçesi Adının "Demre"
Olarak Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Antalya Milletvekilleri Osman
Kaptan, Atila Emek, Osman Özcan, Tuncay Ercenk, Feridun F. Baloğlu, Hüseyin
Ekmekcioğlu ve Nail Kamacı'nın Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifi ve İçişleri
Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
3.- Antalya
Milletvekilleri Fikret Badazlı, Mehmet Dülger, Mevlüt Çavuşoğlu, Osman Akman
ile Burhan Kılıç'ın; Antalya İli Kale İlçesi Adının "Demre" Olarak
Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Antalya Milletvekilleri Osman Kaptan,
Atila Emek, Osman Özcan, Tuncay Ercenk, Feridun F. Baloğlu, Hüseyin Ekmekcioğlu
ve Nail Kamacı'nın Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu
(2/60, 2/69) (S. Sayısı: 634) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporu 634 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde
söz isteyenler: Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili
Fikret Badazlı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Osman
Kaptan.
Şahısları
adına söz isteyenler: Antalya Milletvekili Osman Kaptan, Antalya Milletvekili
Fikret Badazlı.
Sayın Fikret Badazlı,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz alıyorsunuz; aynı zamanda, şahsınız
adına da konuşma talebiniz var.
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Şahsı adına değil Sayın Başkan, yalnız grup adına konuşacak.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Şahsı adına da bir başka arkadaşım konuşsun.
BAŞKAN - O zaman 20
dakika.
Buyurun, söz sizin Sayın
Badazlı.
AK PARTİ GRUBU ADINA
FİKRET BADAZLI (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
(x) 634 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Sayın Başkan, Yüce
Meclisin çok değerli milletvekilleri; Antalya İli Kale İlçesinin adının
"Demre" olarak değiştirilmesi hakkında, altında imzam bulunan kanun
teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına Yüce Heyetinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Konuya girmeden önce, üç
gün evvel Mersin'de zuhur eden, ecdadımızın kanlarından rengini almış Şanlı
Bayrağımıza uzanan eli lanetle kınıyorum, o el kırılsın diyorum. Polisimizin
oradaki duyarlılığından dolayı kendilerini tebrik etmekle beraber, mesele,
konu, üç gündür ülke insanını stres içerisine sokmuştur. Bu tip olayların
seçildiği günler, aşağı yukarı, bellidir. Polisimizin, bundan sonra, artık, bu
olaylar, bu çirkin olaylar, bu sevimsiz olaylar yaşanmadan, bunların önüne
geçeceğini ve bize, ülkemize, insanımıza bir daha bu tip olayları yaşatmamaları
noktasında, polisimizin becerisine, maharetine güvendiğimi de ifade etmek
istiyorum.
Şu anda, Kale İlçesinin
isminin değiştirilmesini müzakere edip kanunlaştıracağız. Aslında, bu tanımlama
da tam yerine oturmuyor. 2600 yıldır önemli bir insanlık tarihine yataklık
yapmış, antik, doğal, sembol ve tarihî değerleriyle ayrı bir özelliği olan
Demre Beldemizin, 4 Temmuz 1987 günü Resmî Gazetede yayımlanarak ilçeliğe
yükselirken elinden alınan isminin iadesini müzakere edip, inşallah, yüce
iradenizle kanunlaştıracağız dersek daha doğru ifade etmiş oluruz diye
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Antalya'nın Demre İlçesi, Finike ve Kaş İlçeleri arasında olup, Kaş'a 48,
Finike'ye de 25 kilometre mesafede bir sahil ilçesidir.
Demre, MÖ 5 inci
Yüzyılda, yani, tüm Ortaçağ boyunca ününü sürdüren Myra adlı önemli bir Likya
kentidir. Myra, kelime olarak "yüce ana tanrıçanın yeri" anlamına
gelmektedir. Myra'da, MÖ 4 üncü Yüzyılda basılan ilk sikkenin üzerinde ana
tanrıçanın kabartması da vardır.
Myra, Likya bölgesinin
başşehri olarak da bilinir. Aziz Nikola, 408-450 yıllarında Myra'da
Başpiskoposluk yapmıştır; öldüğünde de, adını verdiği kendi kilisesine
gömülmüştür. Şehir, 7 nci Yüzyıldan başlayarak 9 uncu Yüzyıla kadar Arapların
hücumlarına maruz kalmış, 1034 yılında Harun El Reşit'in komutanlarından birisi
Myra'yı zaptetmiştir. Bu deniz hücumlarında Aziz Nikola'nın kilisesi de hasar
görmüş, sonra onarılmıştır. Myra Çayının sık sık taşması ve depremler Arapların
şehri terk etmesine neden olmuştur. Türkler bölgeye geldiklerinde kaybolmak
üzere olan bir Myra bulmuşlardır. Zira, Myra'nın birçok yapısı, Kekova başta
olmak üzere, bugün sular altında bulunmaktadır.
Bugün, Aziz Nikola
Kilisesi, tiyatro ve Roma Devri mezar anıtı, portika ve taş mezarlar, antik ve
paha biçilmez değerleriyle göze çarpmaktadır. Ayrıca, Sura antik kentini,
birkaç kilometre ileride de Trebenda antik kentini görürüz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Kale, yani, Demre, dinler tarihi açısından dünyada önemli bir
yeri olan "Noel Baba" olarak efsaneleşen Aziz Nikola'nın mezarının
bulunduğu bir yerleşme yeridir.
Her yılın 6 Aralık günü
başlayan törenlerle anılan ve bugün, pek çok ülkenin başazizi kabul edilen
Nikola, yani, Noel Baba, her yıl, 250 000 civarında yabancının bilfiil ziyaret
ettikleri Demre'dedir.
Bu güzel kent Türklerin
eline geçince Myra olan adı Demre olarak değiştirilmiş, yukarıda belirttiğim
ilçe olduğu tarihe kadar da Demre olarak, bir marka şeklinde kalmıştır. İlçe
yapılırken de, Demre ismi, bizim Antalya'nın, o zamanki, bu salonda oturan
milletvekillerinin, maalesef, alık alık bakışları arasında, bir hokus pokusla
bir anda buharlaşmış "Kale" oluvermiştir. Kale olmuş da ne olmuştur;
izninizle bunu inceleyelim.
BAŞKAN - Fikret Bey, o
dönemin milletvekillerinin alık alık baktıklarını söylemek pek uygun kaçmadı.
FİKRET BADAZLI (Devamla)
- Bakmışlar.
BAŞKAN - Daha uygun bir
sıfatla değerlendirirseniz daha iyi olur.
FİKRET BADAZLI (Devamla)
- Olabilir. Veya ilgisizlikleri diyelim. Mutlaka, burada, ben, eski
milletvekillerini suçlamadan geçemiyorum Sayın Başkanım; vebali varsa, bana
ait. Bugün, bizi, bakınız, tekrar uğraştırıyorlar.
25 kilometre ilerideki
Finike İlçesinin merkezine yörede Kale denilir. Ayrıca, bitişik Denizli'nin
Kale'si, Malatya'nın da Kale'si var. Türkiye'deki 40 000 civarında köyde
mükerrer çok isim vardır; ama, köylerin isminin, o kadar sayıda ayrı isim
bulunamadığı cihetiyle, ili, ilçesi de yazılarak belirlenip ifade edilmesi
doğrudur. Ancak, ilçelerde mükerrer isim kullanmaya gerek de yoktur. İlçeler
de, iller gibi, markadır, marka da olmalıdır.
Örnek verelim: Lapseki
dediğimizde Çanakkale yazmaksızın, İmranlı dediğimizde Sivas yazmaksızın,
Tefenni dediğimizde Burdur yazmaksızın postayla gönderilen bir emtianın,
mektubun, kolinin yerine vardığını hepimiz biliyoruz; ama, Kale dediğimizde,
bizim havalemiz, illâ, Malatya'yı, Denizli'yi, Antalya'yı yazmak suretiyle
yerini buluyor. Dolayısıyla, posta kodu kullanma alışkanlığını da
beceremediğimize göre, haydi gitsin mektubunuz, koliniz vesaireniz... İşin
içinden çıkılmıyor ve birçok karmaşa doğuyor.
Madalyonun bir diğer yüzü
de -konumuz Kale- diyelim ki, Kanada'dan Demre diye bir mektup yazsanız veya
bir posta emtiası gönderseniz veya Avustralya'dan gönderseniz veya Oslo'dan
-Norveç'ten- gönderseniz, tıpış tıpış Demre'ye varıyor; yani Antalya yazmaya
lüzum yok, "Demre-Türkiye" dediğimizde, dünyanın dört bucağından
yerine ulaşabiliyor. Demek ki, Demre, beynelmilel bir isim, marka olmuş. Bunu
burada niye değiştirmişler; ben, anlamakta sıkıntı çekiyorum.
Bu tarihî isim, tüm
Antalyalıların, Türkiye'nin, dünyanın bildiği Demre ilçe olurken Kale olmuş,
günümüze kadar, pratikte olmasa da, resmiyette Kale olarak gelmiş.
İlçeye girerken belediye
bir kemer kapı yapmış ve "Demre'ye hoş geldiniz" diye yazmış.
Otobüslerde, minibüslerde, her tarafta Kaş-Demre, Demre-Finike, Demre-Elmalı
diye görürsünüz.
Zorla giydirilmeye
çalışılan bu elbiseyle o insanlarımız rahat edemediler. O insanlar bizden
isimlerinin iadesini istediler. Bizlerden, siz Yüce Meclise, Meclisin çok
güzide üyelerine bu dileklerini saygılarıyla iletmemizi talep ettiler. İşte
demokrasi. Biz, o insanların temsilcileri olarak tüm Antalya milletvekilleri,
konuyu Yüce Meclise, yüce huzurunuza taşımış olduk.
Bu tasarımız geçtiğimiz
günlerde gündeme geldiği halde görüşülemedi. Geçen süre içerisinde birkaç
değerli milletvekili arkadaşım, bana, şakayla karışık, Demre isminin Türkçe
olup olmadığı hakkında fikrimi sordular. Bakınız değerli arkadaşlarım, bu
esprilere izninizle birlikte bir göz atalım.
Bizim, Türkiye'de Türkçe
olmayan isimlerin karşılığında Türkçe sözcükler üreterek bunları değiştirmek
gibi bir çabamız veya çalışmamız var mıdır; yoktur böyle bir şey. Türk Dil
Kurumu görevlendirilip çalışma mı yaptırılacak?! Gerçi -kulakları çınlasın-
Sayın Hüseyin Çelik Bakanımın da bilgisi, yeteneği dahilinde konu. Diyelim ki,
böyle bir konu gündeme geldi ve icra safhasına geçildi. Haydi kolay gelsin,
bismillahirrahmanirrahim, benim Antalya'dan başlayalım. Tarihe geçmiş;
literatürlere, haritalara, her yere asırlar önce geçmiş. Mesela, Patara, Demre,
Kekova, Aziz Nikola, Finike -dikkat ediniz- Olimpos, Phaselis, Pamfilya, Olbia,
Antalya, Termessos, Perge, Aspendos, Side... Bunlar, benim sadece Antalyamda
olan ve aklıma gelen tarihî isim envanteri, yerleşmelere verilmiş adlar.
Türkiye'de buna benzer birçok örnekler vardır.
Bunlar bu şekliyle dünya
arşivlerinde yerlerini bulmuş. Şimdi biz bunları mı kurcalayacağız! Ben, böyle
bir yanlışın da yapılamayacağına inanıyorum, hepinizin de aynı görüşte
olacağınızı ümit ediyorum ve konuya bu perspektiften baktığımızda, yanlış
olacağını düşünüyorum.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, kanun teklifimizin yasalaşması için, firesiz, olumlu oylarınızı
talep ediyorum.
Teklifin, yüce
huzurlarınıza taşınmasında emeği geçen, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi ve
Cumhuriyet Halk Partisi grupları ile İçişleri Komisyonunun güzide Başkan ve
üyelerine, destekleriniz için Yüce Meclisin siz seçkin üyelerine, en kalbî
duygularımla şahsım ve kendilerini temsil etmekten ayrı bir haz duyduğum
Demreli hemşerilerim, Antalyalı hemşerilerim adına, en kalbî şükranlarımı
sunuyorum. Şu anda televizyonları başında coşkuyla bu konuyu izleyen
hemşerilerimizi de, izninizle, selamlıyorum, en içten duygularla
teşekkürlerimi, saygılarımı sunuyorum ve size de teşekkür ediyorum Sayın
Başkan. (Alkışlar)
BAŞKAN - Fikret Bey,
Demre'nin özgün adını muhafaza ederken, Fikret adını ve Ali adını da
kurtardınız; çünkü, onlar da Türkçe değil.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Doğrudur.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
CHP GRUBU ADINA OSMAN
KAPTAN (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Antalya'nın
Kale İlçesinin adının "Demre" olarak değiştirilmesi hakkındaki 634
sıra sayılı kanun teklifi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Sayın arkadaşlarım,
Antalya'nın Kale İlçesine "Kale" adı 1987 yılında ilçe olunca
verilmiştir. Kale adı resmî yazışmalar dışında kullanılmamaktadır. Yani, bu
ilçenin adı, devlete göre Kale, halka göre "Demre"dir. Yine,
ülkemizde Sayın Fikret Badazlı'nın da belirttiği gibi, 3 tane Kale adında ilçe
bulunmaktadır, Denizli'de, Malatya'da ve Antalya'da. Ancak, Antalya-Kale,
halkımız arasında kabul gören bir ad değildir; çünkü, hem uluslararası turizm
haritalarında Antalya-Kale'nin adı Demre'dir, hem de Türkiye içinde Demre
adıyla bilinmektedir, tanınmaktadır. Örneğin, Demre, sivribiberiyle ün
yapmıştır, bütün toptancı hallerinde Demre'nin sivribiberi Demre sivrisi diye
bilinmekte, fiyatlandırılmakta ve satılmaktadır. Bırakın Türkiye içinde Kale
ilçelerinin karıştırılmasını, Antalya içinde bile Kale yeterince bilinmemektedir.
Örneğin, Antalya Otogarına gitseniz, Kale arabaları nereden kalkıyor diye
sorsanız, sizin, oradaki kişiler yüzünüze bakarlar, bir şey söyleyemezler,
karıştırırlar; ama, Demre arabaları nereden kalkıyor deseniz, hepsi size
yardımcı olur, yol gösterir. Kısacası, Demre, bir markadır; dünyada böyle
bilinir, Türkiye'de böyle bilinir. İnternette 40 000 ile 60 000 arasında Demre
tanıtım sayfasına rastlanmaktadır. Bu sayfaların birçoğu da yurtdışı web
sitelerindendir. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının
Ekim 1997 tarihinde Strazburg'ta yaptığı ikinci zirve toplantısında alınan bir
karara göre, Avrupa'nın kültürel ve doğal mirasının korunmasına ilişkin
belirledikleri projelerden biri de Demre Noel Baba Projesidir. Öz olarak,
Antalya-Kale İlçesinin adı, turizmde Demre olarak geçiyor, haritalarda Demre,
projelerde Demre olarak yer alıyor, tarımda Demre sivri biberiyle tanınıyor,
dünyada Demre, Türkiye'de Demre, Antalya'da Demre olarak biliniyor, tanınıyor.
Yöre halkı Demre adını benimsemiş, kabullenmiş, Kale adının Demre olmasını
istiyor.
Kale Belediye Meclisi 3
Mayıs 1999 tarih ve 26 sayılı Kararıyla ilçenin adının Demre olmasını istemiş,
2000 yılında Kale Kaymakamlığı Antalya Valiliğine yazmış, Antalya Valiliği de
olumlu mütalaa ile İçişleri Bakanlığına göndermiştir. Ancak, zaman içerisinde
bürokratik ve siyasal süreç ağır işlemiş ve bu tarihe kadar
sonuçlandırılamamıştır. Şimdi ise, Antalya'nın iktidar ve muhalefet tüm
milletvekilleri, Kale adının Demre olmasını istemektedirler ve Yüce Meclisimizin
de takdirine sunuyoruz. Kabul edeceğinizi de umuyoruz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Demre, eski çağ Likyasının en önemli 5 kentinden biri olup,
kuruluşu MÖ 5 inci-6 ncı Yüzyıla kadar uzanmaktadır. Demre, Kekova, Myra -veya
Mira- antik kentleri ve Noel Baba Kilisesiyle tanınır. 1997 yılında Demre,
turizm merkezi ilan edilmesine karşın, şu ana kadar turizmde bir yatırım
yapılmamıştır.
Sayın arkadaşlarım, yine,
Türkiye'nin 14 özel çevre koruma bölgesinden bir tanesi de Üçağız (Kekova) bölgesi
Demre sınırları içindedir. Özel Çevre Koruma Kurumu, şu ana kadar bu bölgenin
koruma imar planını hazırlamamıştır. Bu gecikme, Üçağızda (Kekova) yaşayan
vatandaşlarımızı çok mağdur etmiştir. Bu yüzden orada yaşayan insanlarımız
tapulu arazilerine bir ev, bir oda hatta bir kümes bile yapamamaktadırlar;
çünkü, burası aynı zamanda birinci derecede arkeolojik ve doğal SİT alanıdır, o
nedenle korunması gerekiyor; ancak, burada yaşayan insanlarımız, nüfus
artışından dolayı, evlenen çocuklarına, tapulu arazilerine yaptıkları evlerden
ve mevcut evlere yaptıkları ilavelerden, evin akan damının kiremidinin
değiştirilmesinden, sekiz on dilmenin değiştirilmesinden gibi mecburi, zorunlu
olarak yaptıkları işlerden dolayı ceza mahkemelerinde yargılanıp ceza almaktadırlar.
Örneğin, köyün son seçilen iki muhtarı, ceza aldıkları için, adlî sicillerinin
bozuk olması nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu kararıyla muhtarlıktan el
çektirilmiştir. Şu anda Üçağız halkı tarafından seçilmiş muhtar yoktur. Muhtar
adayı da bulunmamaktadır; çünkü, köyde adlî sicili düzgün, muhtar olacak insan
kalmamıştır.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Hepsi içeride.
OSMAN KAPTAN (Devamla) -
Muhtarlığa kaymakam tarafından atanmış bir öğretmen vekalet etmektedir.
Değerli milletvekilleri,
Üçağız'da koruma imar planının bir an önce yapılarak burada yaşayan insanlara,
mağdur edilmeden alternatif yerler gösterilmelidir. Bir ay önce Kekova'da
(Üçağız) yapılan yıkım olaylarında vatandaşla devlet memurları karşı karşıya
gelmiştir. Devletin görevlisi yıkacağım diyor vatandaş, yıkma, ben evsiz ne
yapacağım; koruma imar planı yapılıncaya kadar yıkma diyor. Memur çaresiz,
vatandaş çaresiz. Çare elinde olanlar elini çabuk tutup, koruma imar planını
bir an önce yapmalıdırlar. Üçağız'da (Kekova) insanlarımız deniz ile SİT arasında
sıkışmış kalmışlardır; denize çıksalar Sahil Güvenlik, karaya çıksalar Özel
Çevre Koruma.
Sayın milletvekilleri,
Kekova'da (Üçağız) vatandaşlarımız perişan, ne yapacaklarını bilemez hale
gelmişlerdir. On vatandaşımızın evi yıkılmıştır; yıkılanların içinde 60
yataklı, yurtdışı bağlantılı 2 tane de pansiyon vardır. Turizm sezonu
başlarken, bu yıkımların, turizm açısından olumsuz etki yapacağı dikkate
alınmalıdır. Vatandaşlarımız, devlete, burası SİT alanıysa, bana yer göster;
yer gösteremiyorsan, arazime bir göz bir oda bir yer yapayım çoluğumun
çocuğumun, kışta kıyamette başını sokacak bir odası olsun, bir evi olsun
demekteler ve imar planının bir an önce yapılmasını da istemektedirler.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; burada, hazineye ve ormana ait arazilerde bulunan evler
yıkılmıştır. Bu konuda, Üçağız Köyü muhtarsız ihtiyar heyetinin Kale
Kaymakamlığına verdiği köyün azalarınca imzalanmış bir dilekçe var. "
Kaymakamlık makamına, Kale.
Üçağız köyünde kadastro
çalışmaları yapılırken, köylümüzün cahil ve yoksul olması sebebiyle, atadan
kalma birçok ev ve arazi haksız olarak hazine adına kaydedilmiş, köylümüzün
mahkemelerde uğraşacak gücü olmadığından, atadan kalma mülkler hazineye
geçmiştir. Oysa, bu mülkler, halen, gerçek hak sahipleri tarafından
kullanılmaktadır. Kaçak yapıldığı söylenen birçok yapı, işte bu şekilde
hazineye veya ormana geçmiş araziler ve yapılar üzerindedir. Bu nedenle, koruma
amaçlı imar planı yapılıp kesinleşinceye kadar, bütün yapı ve inşaatların
yıkımının ertelenmesini arz ve talep ederiz" diyor 23 Şubat 2005'te.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bunları niye söylüyorum; Kale adının Demre olarak
değiştirilmesiyle iş bitmiyor; Demrelilerin sorunları var, Üçağızlıların
sorunları var, seracıların sorunları var, narenciyecilerin sorunları var.
Demre'de ihracat az olduğu için, yetersiz olduğu için, ticaret durma noktasına
gelmiştir. Demre'de, üretici ve tüccarlar, banka kredisiyle ayakta durmaya
çalışmaktadır. Demre'de 3 banka şubesi vardır; bir bankaya olan borç öbür bankadan
alınan krediyle kapatılmaktadır. İhracatın teşvik edilmesi gerekir. Aslında, bu
sorunların çoğu, Antalya'nın ve Türkiye'nin sorunlarıdır; bu sorunların
çözülmesi gerekmektedir.
Demre'nin nüfusu 14
000'dir, kışın 30 000 oluyor; çevre ilçe ve illerden, köylerden gelen sebze
işçileri, tüccarlar bu Demre nüfusunu 2 katına katlıyor.
Türkiye'de ilk turfanda
sebze Demre'de üretilmekte. Ne yazık ki, bu ilçemizin sulamasuyu yoktur.
Kuyular açılarak yapılan sulamasuyu yetersiz kalmaktadır. Zamanla, bu kuyulardaki
su da tuzlanmaktadır. Deniz seviyesinde olan bu yerlerdeki kuyulardan içilen
suyun yerini deniz suyu doldurmaktadır. Bu durumdaki kuyulardan sulanan toprak
zamanla çoraklaşmakta ve verimsiz hale gelmektedir. Bunun için, kışın sel
olarak denize akan Demre Çayına baraj yapılarak, sulama sorunu bir an önce
çözüme kavuşturulmalıdır.
Değerli milletvekilleri,
Finike-Demre yolu iyileştiriliyor. Bu, doğru ve geç bile kalmış bir iştir.
Ancak, dostlar alışverişte görsün cinsinden olmasın. Bu yolun daha güzel, daha
kalıcı ve daha kullanışlı yapılması için gerekli önlemlerin alınmasında yarar
vardır.
Sayın arkadaşlarım, belki
dostlar alışverişte görsün lafından alınabilirsiniz; alınmanıza hiç gerek yok.
Ancak, bazı yapılanlar, hakikaten, bazı işler çok aceleye getiriliyor; onun
için de, ya eksik yapılıyor ya da yanlış yapılıyor. Çoğu kanun teklif ve
tasarıları da böyle.
Sayın Badazlı,
konuşmasında, konuyu doğru anlattı; ancak, arkadaşlarımızın verdiği kanun
teklifinde, gerekçede "40 kilometre ötedeki komşu ilçe Finike'ye bağlı
Kale adında kendi ilçesinden daha fazla tanınan bir belde mevcuttur. Bundan
dolayı da idarî ve hukukî sorunlar ortaya çıkmaktadır" denilmektedir.
Sayın arkadaşlarım, Sayın
Badazlı konuşmasında doğru söylemesine rağmen, bu gerekçede Finike-Demre arası
40 değil, 25 kilometredir. Finike'ye bağlı Kale diye bir belde yok; Finike'nin
beldeleri, Turunçova, Sahilkent, Hasyurt, Yeşilyurt'tur. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına verilen bir kanun teklifinin gerekçesi gerçekleri
yansıtmalıdır diye bunları söylemek istiyorum; yoksa, eleştirmek açısından
değil. Bunu biz yazmış olsaydık, siz derdiniz ki "Demre'yi, Finike'yi
bilmiyor musunuz" ve bunda da haklı olurdunuz. AKP'li arkadaşlarca
hazırlanan kanun teklifinin gerekçesini, Finike'yi, Demre'yi bilmeyen birisinin
yazdığına kuşku yok. Kendileri yazmamış olabilirler, hiç olmazsa okuyup da
imzalasalardı daha iyi olurdu; insana, madem yazmadınız, niye okuyarak
imzalamadınız derler. Ben, gerçeğin tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum
bunları; yoksa, eleştirmek için değil.
Aslında, bu teklifi ben
hazırladım; AKP'li Antalya milletvekili bir sayın arkadaşımızla görüştüm, siz
de imzalar mısınız dedim, "imzalarız" dediler. Ben de seve seve
hazırladım; ama, bir baktık ki, arkadaşlar yangından mal kaçırır gibi hemen
onlar ayrı bir şey hazırladı, biz ayrı hazırladık; neyse ki, sonunda bunlar
birleşti, İçişleri Komisyonunda da kabul gördü.
Sayın arkadaşlar, siz-biz
meselesi değil; Antalya için, Türkiye için, Demre için yapılacak her şeyde biz
varız. Nitekim, iki üç hafta önce, AKP İstanbul Milletvekili Sayın Yahya Baş'ın
hazırladığı Meclis araştırma önergesini ben memnuniyetle imzaladım, bizim çoğu
arkadaşlarımız da imzaladı.
Sayın arkadaşlar, neyse,
önemli olan, Kale'nin adının Demre olarak değiştirilmesidir. Her ne kadar ayrı
teklifler de olsa, bunlar sonuçta birleştirilmiştir. Bu konudaki olumlu tutum
ve çalışmalarından dolayı İçişleri Komisyonuna, Antalya'nın iktidar ve
muhalefet tüm milletvekillerine şahsım adına teşekkür ederim.Genel Kurulumuzda da
bu kanun teklifimizin kabul edileceği inancıyla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Sataşma var Sayın Başkan.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Sataşma var; hakkımda...
BAŞKAN - Anlatın bakalım,
anlayalım nasıl sataşıldı...
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Efendim, tutanaklara bakılsın, ondan
sonra...
BAŞKAN - Biz, tutanaklara
bakıp, vakit kaybetmeyelim; siz, anlatın...
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Tutanaklara istediğiniz kadar bakın, herkesin gözü önünde, siyaset yapma
uğruna, benim o verdiğim bilgileri çarpıttı.
BAŞKAN - Hayır...
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Ben, burada doğrultacağım; siz sonra bakın tutanaklara.
BAŞKAN - Hayır... Şimdi,
Fikret Bey, şahsızınızla ilgili bir olay... Ben konuşmayı yakından izledim;
sizin, doğruyu söylediğinizi söyledi. Sizin söylediklerinizi tasdik etti.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Benim söylediklerimi saptırdı; "bilmiyor" dedi...
BAŞKAN - Hayır, hayır...
Şahsınızla ilgili bir şey söylemedi.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Sayın Başkan, benim cevap hakkım doğmuştur.
BAŞKAN - Hayır,
şahsınızla ilgili, sizin doğruyu söylediğinizi söyledi.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Hayır, cevap hakkım var.
BAŞKAN - Peki, buyurun o
zaman, oturduğunuz yerden, size, bir...
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Hayır, kürsüden konuşacağım; aynı yerden konuşacağım.
BAŞKAN - Şimdi, bakın...
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, geri alacak sözlerini...
OSMAN KAPTAN (Antalya) -
Ben geri alıyorum; sözümü geri alıyorum.
BAŞKAN - Fikret Bey...
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Siyasete malzeme yaptı...
BAŞKAN - Şimdi, Fikret
Bey...
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- O zaman, ben, kürsüden cevap vereceğim.
BAŞKAN - Fikret Bey,
sizin konuşmanızla ilgili söylediklerini duyduk.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Saptırdı... "Kale-Demre arasının kaç kilometre olduğunu bilmiyor"
dedi; o dünyada yokken ben biliyordum.
BAŞKAN - Hayır, hayır...
Sizin için söylemedi...
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Gerekçeyi söyledi; sizinle ilgili değil Sayın Badazlı...
BAŞKAN - Sizin için
söylemedi, dilekçesiyle ilgili söyledi; ama, bütün bunlara rağmen, bu sözlerini
geri aldığını söylüyor.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Benim konuşma hakkım doğmuştur,
BAŞKAN - Şimdi, hayır...
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Herkese tanıdınız, ben de istiyorum. 2 dakika... Düzelteceğim..
BAŞKAN - Hayır, şimdi,
bakın, yol açarsak, bu işe...
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Açtınız ama siz... Kaç gündür konuşturuyorsunuz...
BAŞKAN - Hayır...
Hayır... Çok dikkat ediyoruz. Bakın, ben, size, aslında, sizin şahsınıza
yönelik hiçbir sataşma olmadığı halde, yerinizden, bir konuşun, anlatın
diyorum; ama, sataşmayı kabul edip de size kürsüyü verirsem teamül oluşacak,
sataşma olmadan da, herkes "sataşma var" diye söz isteyecek ve Divan
söz vermek durumunda kalacak.
Ben size, yerinizden, 60
ıncı maddeye göre bir açıklama yapmanız için söz veriyorum, sataşmadan dolayı
değil.
Buyurun.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Tamam Sayın Başkanım, açıklama olsun.
Şimdi, Sevgili Osman
Kaptan kardeşimi dikkatle dinledim, keyif de aldım; ama, burada bir ilçenin,
Demre'nin ismini değiştirmek AK Parti için çok küçük bir mesele, basit, biz
bunu değiştiririz burada bir dakikada. Bunu siyasete malzeme yapmak isteyişini
ve "biz önerge hazırladık, onlar bizden evvel verdiler" deyişini,
doğrusu isterseniz... Açsınlar Meclis tutanaklarını, milletvekili olur olmaz
ben o önergeyi verdim, bu bir.
İkincisi, Sevgili Kaptan
benden küçük, o dünyada yokken ben o yollarda geziyordum, ben o yollarda kamyon
çalıştırdım. Şimdi, tutanağı getirin, ben, Demre ile Finike arası 25 kilometre,
Kaş ile Demre arası da 48 kilometre dedim. Arşınlasınlar, ölçsünler. Ben,
Demre'nin Finike'yle olan yolunu yaptırıyorum. Fikret Badazlı ağabeyleri,
planda yok, DPT'de yok, bir yerde yok, Turizm Bakanlığından, oradan buradan
denkleştirerek, AK Partili milletvekilleri, o yolu, kimsenin el süremediği kaya
yolu genişlettirdik, önümüzdeki aylarda da asfaltlanacak. Biz bunları ağzımıza
almıyoruz. Böyle küçük şeylere de malzeme olarak tenezzül de etmiyoruz.
Sayın Başkanım, ben arz
ediyorum bilginize, düzeltiyorum durumu.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan...
OSMAN KAPTAN (Antalya) -
Sayın Başkan...
BAŞKAN - Bir dakika...
Bir dakika...
Bir dakika
arkadaşlarım... Sayın Badazlı, Sayın Osman Kaptan'a olağanüstü iltifat etti. O,
yetişkin, kamyon şoförlüğü yaptığı dönemde daha doğmamış diye çok genç gösterdi
Sayın Kaptan'ı. Bunu böyle tamamlayalım; çünkü, karşılıklı devam edersek olmaz.
(AK Parti sıralarından "Bravo Başkan" sesleri)
Sonuçta, Demre'ye,
dünyaca bilinen, Demrelilerin benimsediği özgün Demre adını Meclis verecek ilçe
adı olarak, sadece AKP değil, hep beraber vereceğiz, sadece Adalet ve Kalkınma
Partisi değil; hep birlikte Meclis olarak verilecek bu, görünen o.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Doğrudur.
BAŞKAN - Şimdi, süreci
sürdürüyorum.
Teklifin tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
ANTALYA İLİNE BAĞLI KALE İLÇESİNİN ADININ "DEMRE"
OLARAK
DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ
MADDE 1. - Antalya İline
bağlı Kale İlçesinin adı "Demre" olarak değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteyenler: Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili
Osman Akman; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Tuncay
Ercenk,
Şahısları adına: Antalya
Milletvekili Fikret Badazlı.
Fikret Bey, yeteri kadar
konuştunuz sayılır.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Ben vazgeçtim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamam,
anlaşıldı; Fikret Bey vazgeçti.
Osman Bey, buyurun.
Süreniz 10 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA
OSMAN AKMAN (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten
arkadaşlar "çok fazla konuşma" dediği için ben de lafımı uzatmak
istemiyorum. Aslında, Antalya'nın sıkıntılarından bahsetmek istiyordum, onu
geçiyorum. Yalnız, Demre'nin... Ben, yine Demre diyorum görüyorsunuz, benim
dilim bile Kale demeye alışmamış. Kale'nin ismini neden Demre yapıyoruz, neden
değiştiriyoruz diyecek olursak, burada elbette Demre kelimesinin kökeni
üzerinde durulmaya çalışılacaktır.
Öncelikle iki soruya
cevap vermek gerekir. Demre sözcüğü Türkçe midir değil midir? Türkçe olup
olmamasının ne önemi vardır? Demre, eski ismi Myra'dan gelebilir mi; biraz zor;
çünkü "mre" kısmı Myra'yı andırmıyor; fakat "de"nin
açıklaması daha da zor. Nereden aklımda kaldıysa, bölgede "işte
orada" anlamına gelen "da" ile "myra"nın birleşmesi
olarak açıklanmaya çalışıldığını duymuştum. Bunu, bölge insanının bir yakıştırması
olarak değerlendirmek gerekir.
Myra'dan gelmiyorsa,
hangi Türkçe sözcükten gelebilir? Bir çeşit deri hastalığı olan egzama anlamına
gelen "temriye" sözcüğünün Anadolu ağızlarında "dermeği",
"demirönü", "demravi" veya "terme", "termiye"
ve "temreki" biçimlerinin kullanıldığı görülür. Dolayısıyla,
"demre" sözcüğünü "temriye" sözcüğüyle birleştirebiliriz.
Bu, iki nedenle olabilir:
Birincisi, bölgenin bataklıklarıyla cilt hastalıklarına müsait bir alan olması;
ikincisi de, Çayağzı mevkiinde, Likyalılar döneminde de bilinen pek çok
hastalığa, özellikle cilt hastalıklarına iyi gelen şifalı bir suyun bulunması.
Demre'den Çayağzı'na giderken yolun sağındaki kükürtlü ve soğuk suyun, cilt,
güneş yanıklarına, mantar hastalıklarına ve egzamaya iyi geldiği bilinir. Evet,
bunu, insanların, halkımızın bilmesinde yarar var. Ayrıca, yolun solunda
bulunan içmelerden aç karnına içilecek suyun, gastrit, bağırsak kurdu ve böbrek
taşı gibi hastalıklara iyi geldiği söylenir.
Zaten, Nâbizade Nazım'ın
"Karabibik" romanında "demre" -burası çok önemli bence-
"temre" olarak geçmekte ve Temre Ovası, Temre Çayı, Temre Köyü
vesaire şeklinde kullanılmaktadır. Ayrıca, amfiteatrın üst tarafındaki dağlara
da Mira Sıradağları denmektedir. Dolayısıyla "temre" ve
"myra" ayrımı bu romanda kesindir ve Demre'nin merkezi için "halin
gözü", "merkezi", "işlerin görüldüğü yer" anlamında
"Eynihal" ismi kullanılmaktadır.
Ayrıca
"demre"nin, göçüşme sonucunda, Türkçe "terme",
"derleme", "toplama", "derme", "demre"
sözcüklerinden de gelebileceğini burada belirtmek lazım.
Değerli arkadaşlar,
tarihçesinden, benden önceki her iki konuşmacı da bahsettiler. Ben, tarihçesi
üzerinde çok fazla durmak istemiyorum; ancak, 1904 yılında Eynihal adıyla köy
statüsüne kavuşan Demre, 6 Haziran 1968 yılında 4 köyün birleştirilmesiyle
Demre, sonra 4 Temmuz 1987 tarihinde ise Kale adıyla ilçe olmuştur.
Resmiyette, sadece
Demre'nin içinde geçen çaya Demre denilmiştir. Demre'ye, Türkiye'nin herhangi
bir yerinden "Demre" denilerek erişilebilir; fakat, Kale denilince
erişilemez. Malatya'da, Denizli'de Kale ilçelerinin olduğunu arkadaşlarım
belirttiler. Resmî yazışmalarda, banka havalelerinde, PTT kanalıyla yapılan
haberleşmelerde de sorunlar yaşanmaktadır.
Kale kelimesi ise, hem
Türkçe kökenli değil hem de yöre ve yöre halkı açısından tarihî herhangi bir anlamı
ve önemi de yoktur; çünkü, Demre için, 1987'den önce, Kale ismi kullanılmamış
ve ilçe merkezinde bir kale de yoktur. Ayrıca -biraz önce Sayın Kaptan'ın ifade
etmek istediği oydu galiba- Finike İlçemizde bir bölgeye de kale denilmektedir.
Değerli
milletvekilleri Demre sivrisi adıyla bilinen bir yeşil biber türü olduğunu
arkadaşlarım söylediler.
Kaş İlçemiz, tarihî,
turistik güzellikleriyle, Finike ve Kumluca İlçelerimiz sebze ve meyve
üretimiyle öne çıkmıştır; Demre İlçemiz ise, adında yaşanan bu ikilemle, âdeta
kahrolmaktadır; iadei itibar edilip, Kale yerine Demre adını almayı kendine bir
hak olarak görmektedir.
Demre "Myra"
adından gelmemektedir; gelse dahi, artık Türkçeleşmiş, bizim malımız olmuştur.
Halkımızın dilinden hiç düşürmediği Demre, 1987'den bu yana da, resmî
yazışmalarda Kale'nin yanında (Demre) olarak yazılmaya da devam etmektedir.
Kale adını kullanmayı öğrenememiş ve kabullenememiştir halkımız. Öyleyse Kale
isminde bu kadar ısrar etmenin ne anlamı vardı?! Kaldı ki, 1987'de, Demre'nin isminin
değişmesiyle uğraşılacağına kaderinin değiştirilmesiyle uğraşılması çok daha
iyi olmaz mıydı. Demre ismi değiştikten sonra, iyiye doğru bir gelişmenin
olduğunu söylemek de zor. Yalnız, bizim iktidarımız döneminde, gerçekten, Kemer
yolunun duble yol yapılması Finike-Demre arası yolun genişletilmesi; ayrıca,
yine, Demre sivrisi gibi, Demre'nin yetiştirdiği ürünlerin İç Anadoluya daha
kolay iletilebilmesi için Finike-Elmalı arasındaki yol çalışması bizim
dönemimizde yapılan çalışmalardır.
Kale ismini bırakarak,
2000'li yıllarda, Demre makûs talihini yenmek istiyor. Yasa teklifimize
hepinizin destek vereceğini umuyor, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Tuncay Ercenk; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
CHP GRUBU ADINA TUNCAY
ERCENK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demre İlçemiz, turizm
ve dünya kenti Antalya İlimizin batısında ve kıyı şeridinde sıralanan çok güzel
ilçelerimizden birisidir.
Doğudan Demre'ye gelmek
isterseniz, o narenciye beldesi, şirin Finike İlçemizden girer ve güzelim
koyları, o Akdenizin mavisiyle bütünleşen ormanların arasından, o Akdeniz'i
seyrederek, o güzel manzaraları izleyerek, Dalyan'dan geçerek, o güneşin en
güzel battığı yerlerden birisi Dalyan'dan geçerek, Demre'yle doğudan
kucaklaşırsınız. Batıdan gelirseniz, Kaş İlçemizin o enfes Bucak denizini...
Sayın Başkan...
BAŞKAN - Lütfen
arkadaşlar... Ülkemizin...
TUNCAY ERCENK (Devamla) -
En güzel coğrafyasını konuşuyoruz.
BAŞKAN - Ülkemizin en
güzel coğrafyasını çok şairane bir dille dile getiriyor Tuncay Bey; aramızda
konuşmayı kesip, dinleyelim. Bu güzelliği beraber paylaşalım.
TUNCAY ERCENK (Devamla) -
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Batıdan Demre'ye gelmek
isterseniz, o güzelim Bucak denizini içinde barındıran, o gizemli ve güzel Kaş
İlçemizden hareket edersiniz; bir süre yayla havası aldıktan sonra...
ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) -
Sayın Ercenk...
TUNCAY ERCENK (Devamla) -
Antalya sınırları için konuşuyorum Sayın Yaka.
Bir süre yayla havası
aldıktan sonra kuşbakışı Demre'yi seyrederek kuzeyden Demre'ye inersiniz.
Ayrıca, yine, batıdan bir girişi daha vardır Demre'nin. O da Çevreli Köyünden
gelir ve Çayağzı Körfezini, Kekova'yı görerek, yine, Andriake Nehrinin kıyısına
iner ve buradan da, geldiğiniz zaman, batıdan kucaklaşmış olursunuz Demre'yle.
NİHAT ERİ (Mardin) - Bizi
de davet et.
TUNCAY ERCENK (Devamla) -
Hay hay... Memnuniyetle...
Değerli milletvekilleri,
artık, doğu ve batıdan, kuzeyden girdikten sonra, üretim kavramıyla
bütünleşmiş, o güzelim yeşilliklerle donanmış, barıştan yana, sıcak insanlarla
dolu Demre'yle buluşmuş durumdasınız.
Tabiî, Demre İlçemiz,
aynı zamanda, ekonomik açıdan da önemli bir beldemiz bizim. Sebze ve meyve
üretimi açısından çok ciddî potansiyeli olan ve ihracatını kendisi yapan bir
belde, bir ilçe, Demre İlçemiz. Demre İlçemiz, Noel Babasıyla, tarihiyle,
kültürüyle, kaya mezarlarıyla, antik tiyatrosuyla, Toros Dağlarıyla Akdeniz'in
turkuaz mavisi arasına sıkışmış o güzelim ovadan oluşmakta ve yerleşim birimi
de bu bölge içinde yer almaktadır.
İlçeyi doğudan batıya
doğru geçerken Akdeniz'i ve Sülüklü Plajını sol tarafınızda bırakırsınız ve
sağınızda yeşil yeşil akan Andriake Çayıyla birlikte Çayağzı Körfezine
ulaşırsınız. Yine, Antalya bölgesinin ve Türkiye'nin bence en güzel koylarından
birisidir Çayağzı.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Orada bir balık yiyelim.
TUNCAY ERCENK (Devamla) -
Evet, yiyelim Fikret Ağabey.
Buradan teknelerle ve
yine dünyaca ünlü Kekova'ya ulaşırsınız. Kekova ki, o turkuaz mavisi deniziyle,
batık kentiyle, kalesiyle, yine, dünyanın gözbebeği olan bir beldedir.
Bölge üretim kavramıyla
özdeşleşmiş köklü bir kültürü barış kavramıyla daha çok kaynaşmaktadır.
"Demre" isminin özellikle bu açıdan da büyük önemi vardır.
Denizin, tarihin,
kültürün, üretimin olduğu yerde barış vardır.
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) -
Heykel işi ne oldu?
TUNCAY ERCENK (Devamla) -
Snt. Nikola, onun için Demrelidir; çünkü, o, çocukların, sevginin, barışın,
dayanışmanın, yardımlaşmanın simgesidir. Nikola onun için Demrelidir. O
nedenle, heykeline dokunmanızı istemiyoruz. Özellikle, bunu, Meclis kürsüsünden
bütün ulusumuza belirtmek istiyorum.
Özelliklerini saymaya
çalıştığım bu güzel ilçemizin ismi Myra (Demre) yazar iken 4 Temmuz 1987 tarih
ve 3392 sayılı Yasayla Kale olarak değiştirilmiştir, ilçe halkının karşı
çıkmasına rağmen değiştirilmiştir. Değişimden sonra birsürü karışıklık gündeme
gelmiş. Bakın, birisini söyleyeyim.
Biliyorsunuz, ilçe
kurulduktan sonra buraya resmî daireler kurulur; adliyesi, nüfusu, tapusu,
kaymakamlığı... Adliye kurulmuş, adliyenin mührü Denizli-Kale'ye gönderilmiş
Kale olduktan sonra.
EYÜP FATSA (Ordu) -
Denizli-Kale'ye Antalya-Kale yerine nasıl gitmiş?
TUNCAY ERCENK (Devamla) -
Evet, Denizli-Kale'ye gönderilmiş.
O yetmemiş, İller
Bankasından belediyelere aktarılan bir miktar var -onu belediyeci arkadaşlarım daha iyi bilirler- o miktar da
Denizli-Kale'ye gönderilmiş bizim Demre'ye gönderilecek diye. Bir de bu
karışıklıklar var. Bana anlatılanlar bunlar hepsi...
EYÜP FATSA (Ordu) -
Denizli-Kale'den Antalya-Kale'ye gelmemiş...
TUNCAY ERCENK (Devamla) -
Vermemişler... Vermemişler... Bana söylenen o. Onu da vermemişler.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- "Demre" adıyla alır şimdi.
TUNCAY ERCENK (Devamla) -
İşte, ismi değişince alacağız.
Şu anda Demre'de yaşayan
herkes, Demre'yi ziyaret etmek isteyen herkes, turistler dahil, Kale isminin
kesinlikle değiştirilmesini ve hiç kullanılmadığını söylemektedirler ve sürekli
"Demre" ismi kullanıldığı için de karışıklıklara sebep olmaması için,
turistler dahi gidecekleri yere "bizi Demre'ye götürün"
demektedirler. Taksiciler dahi, minibüsçüler, bütün vasıta işletenler, bunu bu
şekilde, Demre olarak tanımaktadır ve herkes bu yasal değişikliği bekliyor.
AKP'ye oy vermiş, Cumhuriyet Halk Partisine oy vermiş, diğer partilere oy
vermiş, siyasî düşüncesi ne olursa olsun, Demre'de yaşayan herkes bugün bu
yasal değişikliği bekliyor. Orada yaşayan herkes hiçbir siyasî ayırım
gözetmeden ve biz de Antalya'nın 13 milletvekili bu konuda kararlıyız. Buranın,
bu bölgenin, Kale'nin isminin Demre olarak kabul edilmesini istiyoruz ve biz,
onları da, Demre'de yaşayan herkesi fazla bekletmeyelim; onları çok
özledikleri...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Konuşmayı kısa kesin de hemen çıkaralım!
TUNCAY ERCENK (Devamla) -
Tamam.
BAŞKAN - Müdahale
etmeyelim arkadaşlar... Müdahale etmeyelim...
TUNCAY ERCENK (Devamla) -
Demrelileri çok özledikleri Demre'yle buluşturalım; bugün bunu yapalım. Bunu
yapacağız da, bu arada Sayın Badazlı yol işini hallettik, konuştuk; ama,
Çağman'ın, Muskar'ın suyunu ve yolunu, Kapaklı'nın Hoyran Mahallesinin yolunu,
bunları da, Çevreli'nin sorunlarını, Kekova'nın sorunlarını da unutmadan bu
işleri halledelim ve bir de Demre bölgesi özellikle kış aylarında ciddî olarak
sel ve hortum felaketine maruz kalmaktadır. Bu konuda da gerekli tedbirlerin
çok kısa sürede alınmasında yarar vardır.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Bu arada
Çayağzı'nda balığı tek başınıza yemeyeceksiniz, değil mi!..
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Hayır, sizsiz olmaz, Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamam.
Tüm Antalyalı
milletvekili arkadaşlarıma, süreye uydukları için, süre içinde konuştukları
için teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Oybirliğiyle kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Söz?..
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN - Şahsınız adına
söz istiyorsunuz.
Buyurun. (Alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bizi, inanıyorum ki, dört
gözle, şu anda, Antalya'nın Kale İlçesinde bütün vatandaşlarımız izliyorlar.
Kale diyorum, şu an itibariyle Kale, birazdan isminin değiştiğine hep beraber
şahit olacağız. Ama, şunu da ifade edeyim: Kale sakinleri, yalnız isimlerini
değiştirmekle kalmadılar, aynı zamanda, Mecliste, bu çatı altında
muhalefet-iktidar işbirliğinin de güzel bir örneğini sergilediler. (Alkışlar)
Ben, şu saat itibariyle
Kale isminin bu güzel çalışmayla Demre'ye dönüştüğünü ifade ediyorum. Demre'nin
tüm ülkemize, bu ismin Antalya'ya ve Demrelilere hayırlı olmasını temenni
ediyor; saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, maddeyi oylarınıza sunmadan bir ekleme yapmak istiyorum.
Burada, Demre'yle ilgili
iktidar-muhalefet bir araya geldi. Antalya'da, biliyorsunuz, Cumhuriyet Halk
Partisi iktidar sayılır, birinci parti. Antalya'da da bütün milletvekilleri,
iktidarı muhalefeti bir araya geldi.
Şimdi, maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Oybirliğiyle kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3. - Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Söz?.. Yok.
Soru ve önerge yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Oybirliğiyle kabul edilmiştir.
Teklifin tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Oybirliğiyle kabul
edilmiştir.
Bütün Demrelilere sevgi
ve saygılarla. (Alkışlar)
Değerli milletvekilleri,
4 üncü sıraya alınan, Konya Milletvekili Atilla Kart ve 23 milletvekili ile
Konya Milletvekili Kerim Özkul ve 14 milletvekilinin; 877 Sayılı Teşkilatı
Mülkiye Kanununun 2. Maddesiyle Bağlı 4 Nolu Cetvelde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifleri ve İçişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
4.- Konya
Milletvekili Atilla Kart ve 23 Milletvekili ile Konya Milletvekili Kerim Özkul
ve 14 Milletvekilinin; 877 Sayılı Teşkilatı Mülkiye Kanununun 2. Maddesiyle
Bağlı 4 Nolu Cetvelde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri ve İçişleri
Komisyonu Raporu (2/361, 2/393) (S. Sayısı: 836) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporu 836 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde
söz isteyen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Kerim
Özkul; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA
KERİM ÖZKUL (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz
836 sıra sayılı Konya İli Hadım İlçesinin adının "Hadim" olarak
değiştirilmesine ilişkin kanun teklifimiz üzerine, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz
kanun teklifimiz, resmiyetteki ismi Hadım olan, Konya İlimize bağlı, Toros
Dağlarının zirvesinde kurulmuş bulunan, fiilen kullanımdaki ismi geçmişten
günümüze kadar hep Hadim olmuş bu şirin ilçemizin, uygulamadaki isminin resmen
de verilmesini içermektedir.
Sayın milletvekilleri,
Hadim ismi, hizmet eden anlamındadır ve ilçe bu ismini, 1701-1762 yıllarında
bölgede yaşamış büyük âlim Muhammed El Hadimi'den almaktadır. Nitekim bölge
halkımız da öteden beri ilçe için Hadim ismini kullanmaktadır. Öyle ki, bu
durum, resmî kurumlarca da benimsenmiş ve birçok resmî evrakta, insanlarımıza
verdiğimiz nüfus cüzdanının birçoğunda Hadim ismi kullanılmaktadır.
Ayrıca, şu anda ilçenin
resmî ismi olan Hadım ismi, anlamı pek hoş olmayan ve bir ilçe için
kullanılması mümkün olmayan bir isimdir. Bu da göstermektedir ki, bu isim, bu
ilçeye bir hata sonucu verilmiştir.
İşte, biz, bu hatanın ve
anlam karmaşasının giderilmesini, yöre halkımızın bu anlamı pek de hoş olmayan
isimden duyduğu rahatsızlığın ortadan kaldırılmasını ve kullanımda istikrarın
sağlanmasını istiyoruz ve bu kanun teklifini vermiş bulunuyoruz.
Ben, bu kanun teklifimize
destek vereceğinizi umuyorum. Teklifimizin Yüce Heyetinizce kabul edilmesiyle
ilçemizin geçmişten günümüze gelen uygulamada yaygın olarak kullanılan ve hizmet
eden anlamına gelen gerçek ismi Hadim ismini resmen de kazanmış olacağını
umuyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Hadim isminin ilçemize ve bölge insanımıza hayırlar getirmesi
dileğiyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ATİLLA
KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan teklif
hakkında söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Konya'nın Hadım İlçesinin adının Hadim olarak değiştirilmesi için Aralık 2004
tarihinde arkadaşlarımla birlikte kanun teklifi hazırladım. Aynı konuda yine
Konya Milletvekilimiz Kerim Özkul, Konya milletvekili ve diğer milletvekili
arkadaşlarımızla beraber şubat ayında kanun teklifi hazırladılar. Her iki kanun
teklifi birleştirilerek Genel Kurula intikal etti; şu anda bu kanunu
tartışıyoruz.
(x) 836 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Konya İline bağlı Hadım
İlçesi 1926 yılında ilçe statüsüne kavuşuyor. Bürokratik yapı ve biraz da
ilgisizlik sebebiyle, ilçenin ismi, o tarihten bu yana, resmî yazışmalarda ve
kayıtlarda Hadım olarak geçiyor.
Takdir edersiniz ki,
ilçenin adı, her ne kadar, Hadım olarak yasalaşmışsa da, uygulamada ve konuşma
dilinde hep Hadim olarak kullanılmıştır. Halen de bu kullanım istikrarlı bir
şekilde sürmektedir. Esasen, Hadım şeklinde telaffuz edilmesinin yanlış
anlamalara yol açacağı açık olduğu gibi, böyle bir nitelendirme, yerleşim
birimi kavramıyla da bağdaşmazdı. Uygulamada ve yazışmalarda, artık, Hadım
ismi, öteden beri -tekrar ifade
ediyorum- Hadim olarak kullanılmaktadır.
Hadim sözcüğü, bilindiği
gibi, hizmete aracı olan, hizmete vesile olan anlamına gelmektedir.
Yine, bu yörede, 18 inci
Yüzyılda yaşayan, büyük hizmetleri ve saygınlığı olan Ebu Said Muhammed El
Hadimi adındaki bilgenin ismi de, ilçe merkezi isminin, gerçekte
"Hadim" olarak belirlenmesinde etkileyici olmuştur. Bu kanun
teklifiyle, bölgede büyük hizmetleri olan Ebu Said Muhammed El Hadimi'nin
hatırasını da anmış olacağız.
Ben, açıklamış olduğum
gerekçelerle, bu teklife vereceğiniz desteğe şimdiden teşekkür ediyor, Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkanım, Konya Milletvekili olarak, yerimden birkaç cümle ifade etmek
istiyorum.
BAŞKAN - Aslında,
şahsınız adına da kalkıp konuşabilirsiniz.
AHMET IŞIK (Konya) -
Zaman kazanmak açısından, yerimden çok kısa bir ifadede bulunmak istiyorum.
BAŞKAN - Anlaşıldı; kısa
bir açıklama yapmak için yerinizden söz istiyorsunuz. Ben de, size, İçtüzük 60
ıncı maddeye göre, yerinizden kısa bir açıklama için söz veriyorum.
Buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Zaman ekonomisi
açısından, yerimden kısa bir açıklamayı uygun buldum.
Konya milletvekili olarak
ifade etmek durumundayım ki, Konya Hadım İlçesinin adının "Hadim"
olarak değiştirilmesine yönelik teklifin Genel Kuruldan oybirliğiyle geçeceği
kanaatindeyim. Ben, Genel Kurulu şimdiden saygıyla selamlıyorum.
Bu değişikliğin,
İlçemize, Konyamıza ve tüm Türkiyemize hayırlı olmasını temenni ediyor,
teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Oybirliğiyle kabul
edilmiştir.
Demre konusunda olduğu
gibi Hadim konusunda da bir birliktelik oluşuyor.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
KONYA İLİNE BAĞLI HADIM İLÇESİNİN ADININ "HADİM"
OLARAK
DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ
MADDE 1.- Konya İline
bağlı "Hadım" İlçesinin adı "Hadim" olarak
değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Söz, soru,
önerge olmadığına göre, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Oybirliğiyle kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2.- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Söz, soru,
önerge yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Oybirliğiyle kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3.- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Söz, soru,
önerge yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Oybirliğiyle kabul edilmiştir.
Teklifin tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Oybirliğiyle kabul
edilmiştir; hayırlı olsun. Hadimlilere de sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
(Alkışlar)
Değerli milletvekilleri,
Kozmetik Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.
5.- Kozmetik Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonları Raporları (1/844) (S.
Sayısı: 643) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon Raporu 643 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde
söz isteyenler: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ali Arslan, Muğla
Milletvekili; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ahmet Yaşar, Aksaray
Milletvekili.
İlk söz, Sayın Ali
Arslan'ın.
Buyurun Sayın Arslan.
Süreniz 20 dakika.
CHP GRUBU ADINA ALİ
ARSLAN (Muğla) - Hızlı bir gündeyiz, o açıdan, süremin 20 dakikasını
kullanmayacağım. Böyle sempatik bir günde de Kozmetik Yasası tam uydu.
Değerli arkadaşlarım,
görüşülmekte olan 643 sıra sayılı Kozmetik Kanunu Tasarısı üzerinde şahsım ve
Grubum adına söz almış bulunuyorum; görüşlerimi belirtmeden önce Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
mevcut kozmetik piyasamızı 3977 sayılı Yasa belirliyor. Bu yasa, 1994 Nisan
ayında çıkmış. Bu yasanın 2 nci maddesine göre, kozmetik ürünleri, piyasaya
verilmeden önce ve piyasada denetlenmek durumunda, Sağlık Bakanlığından önce
izin alacaksınız, ondan sonra da denetlenecek, piyasa denetimi yapılacak.
Ancak, Avrupa Birliğindeki kozmetik piyasasını düzenleyen yasaya göre de,
üretim öncesinde izin almaya gerek yok; ama, ciddî bir piyasa denetimi
yapılıyor. Aslında, birçok teknik tarafı, bizim Kozmetik Yasamızla, Avrupa
Birliği kozmetik yasaları arasında uyum olmasına rağmen, sadece bir farkı var,
Türkiye'de üretim öncesinde de Sağlık Bakanlığından izin almak gerekiyor.
Bugün, bu yasayı değiştirerek, Avrupa Birliğine uyumlu hale getirmiş olacağız.
Değerli arkadaşlarım,
piyasa içi denetim, gerçekten, çağdaş ekonomilerde gerekli, olmazsa olmaz
koşullardan birisi. Birçok avantajı var. Örneğin, birkaç tanesini sıralamak
istiyorum. Pazar içi kontrolde ürün güvenliği önplanda. Ürünler hemen
pazarlanabiliyor, üretimden önce birtakım bürokratik işlemlerin yapılmasına
gerek yok. Tüm ürünlere, yeni ürünler de dahil olmak üzere, tüketici hemen
ulaşıyor. Kontrollerin maliyeti devlete ve tüketiciye değil, hatayı yapan,
hatalı ürün sunan, kötü ürün sunan üreticiye yükleniyor. Bir otokontrol sistemi
oluşuyor; piyasadaki bütün üreticiler birbirlerinin denetimini yapmakla mükellef
ki, ancak kendi pazarları öyle artabilsin. Buna benzer birçok avantajları var.
O açıdan, biz de bu yasa tasarısını destekliyoruz. Fakat, bildiğiniz gibi,
geçtiğimiz günlerde bir rakı faciası yaşadık. Türkiye'de, gerçekten kötü
niyetli, kısa yoldan para kazanmak için insan sağlığını ölüme kadar varacak
tehlikelere sokabilecek kötü niyetli yurttaşlarımızın olduğu da bir gerçek ve
maalesef, biz, ülke olarak piyasa denetimi konusunda çok da yeterli değiliz.
Bunu rakı olayında gördük.
(x) 643 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Bu yasanın çıkarılması
için sektör temsilcileri ve Bakanlığımız 2002 yılından beri ciddî bir uğraş
içinde. Bugün yasalaşacak. Fakat, yola çıkarken düşünülen, bu yasa çıkana
kadar, bu yasa yürürlüğe girene kadar, Türkiye'nin dört bir yanında, bölgelerde
-biraz önce isimlerini değiştirdik; Demre'de bile, Hadim'de bile- denetim
elemanlarının yeterince eğitimden geçmiş, kozmetik konusunda bilgi sahibi, bu
konuda Bakanlık ve sektör temsilcilerinin ortaklaşa çalışmalarıyla denetim
yapabilecek elemanların yetiştirilmesi gerekiyordu. Bu yasa tasarısı hakkında
konuşma görevi bana verildikten sonra, üzüntüyle gördüm ki, denetim
elemanlarının yetiştirilmesi ve kozmetik alanında uzmanlaşmış laboratuvarların,
henüz, yeterince mevcut olmadığı.
Bir rakı olayında
düşünüyorsunuz, arkasından, yeterince denetim elemanı olmamış, yeterince
laboratuvarla teçhiz edilmemiş bir ülkeyi düşünüyorsunuz, sonuçta, kozmetik,
belki insana biraz sempatik gibi geliyor; ama, bunlar, insan sağlığını da
direkt ilgilendiren maddeler. Göz rahatsızlıklarından tutun da, cilt
rahatsızlıklarına kadar, insanları güzelleştirelim derken sağlığını bozduğumuz,
kötü ürünlerle sağlığını bozduğumuz bir sektör kozmetik sektörü. Böyle de bir
korkumuz var.
Sayın Bakan burada yok;
ama, Sağlık Bakanlığının temsilcileri mutlaka vardır. Eğer, hal böyleyse,
önümüzdeki dönemde, büyük sıkıntılar çekeceğiz diye kuşkularımız var.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye'de kişi başına 14 euro civarında kozmetikle ilgili harcamamız var ve
kozmetik piyasası -ben bu olayı incelemeye başlamadan önce bu kadar büyük
olduğunu sanmıyordum- 1,5 milyar dolar civarında; bu kayıtta olan tarafı.
Gerçekten, önemli bir sektör.
Türkiye'nin, kozmetik
sanayii konusunda, ilk bakışta, rakamlara baktığımızda, ihracatı ithalatından
fazlaymış gibi görünüyor; ancak, ihracatımızın önemli bir bölümü de sabun ve
sabun mamulleriyle ilgili. Diğer kokular, boyalar, teknolojik kozmetik
ürünlerine baktığımızda da, o konuda büyük açığımız var.
Sektörün yine önemli bir
kuşkusu var bu yasa tasarısı bu haliyle çıkarsa, denetim elemanları
laboratuvarlarını çok iyi kuramadan çıkarsa, dünyanın pek çok ülkesinden sahte,
kalitesiz ve insan sağlığını tehlikeye sokabilecek ürünlerin piyasamıza
girebileceği konusunda.
Ben, Sağlık
Bakanlığımızın, bu konuda bir an önce harekete geçmesini... Hatta, görüşmeler
yapılabilir; bu konuda ciddî bir hazırlık yoksa, denetim elemanları ve
laboratuvarları yeterince organize olduktan sonra, bu tasarının yürürlüğünün
ileri bir tarihe atılabileceğini, eğer, gerçekten duyduklarımız doğru da, bu
konuda hazırlıklar yapılmadıysa, yürürlük tarihinin biraz daha ileriye
atılabileceğini düşünüyorum.
Bu duygularla, Yüce
Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Süre içinde
kaldınız; teşekkür ederiz.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar.
Buyurun Sayın Yaşar. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA
AHMET YAŞAR (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 643 sıra sayılı
Kozmetik Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler Komisyonları raporları hakkında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti şahsım ve Grubum adına
saygıyla selamlıyorum.
Kozmetik Kanunu hakkında
düşüncemi açıklamadan önce, geçtiğimiz pazar günü bir ilimizde bayrağımıza
karşı yapılan çirkin saldırıdan dolayı, bugüne kadar hiçbir sıkıntı yaşamamış,
savaşlar görmemiş sevgili gençlerimize bu kürsüden seslenmek istiyorum. Bayrak,
bir milletin varlığının ve bağımsızlığının sembolü ve tarihinin hatırasıdır.
Değeri, pamuk veya ipekten yapılmasına bağlı olmayıp, temsil ettiği milletin
kıymetiyle ölçülür. Devletin hâkimiyetini, bağımsızlığını ve şerefini temsil
ettiği için bayrağa çok büyük saygı gösterilir. Milletin hükümranlığını temsil
eden bayrak, kutsaldır. Tarihimizin her döneminde onu yere düşürmemek, düşmana
bırakmamak, manevî haysiyetine dokunacak bir duruma sokmamak için, ölüm dahil, her
türlü fedakârlık göze alınmıştır. Yine, tarihimizin her döneminde bayrak ve
sancağa hakaret, en büyük millî şerefsizlik olarak kabul edilmiştir. Bayrağın
kutsallığı, hele, muharebe meydanında en yüksek mertebesini bulur. Bayrağı
düşürmemek için, nice komutanlar, en küçük bir tereddüt göstermeden şehit
olmayı göze almışlardır. İşte bunun içindir ki, şairimiz "Bayrakları
bayrak yapan üstündeki kandır/Eğer uğrunda ölen varsa vatan topraktır"
demiştir.
İşte, rengini vatan için
ölen bu şehitlerin kanından almış ay yıldızlı Türk Bayrağı, dünya durdukça bu
semalarda dalgalanacak ve hiçbir hainin onu yere indirmeye gücü yetmeyecektir.
(AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Bu millet, ecdadının
kanıyla sulanmış Bayrağına canı pahasına sahip çıkmış ve sahip çıkmaya devam
edecektir. Her Türk vatandaşı Bayrağı için şehit olmaya hazırdır.
Bu duygu ve düşüncelerle,
Bayrağımıza yapılan çirkin saldırıyı şiddetle ve nefretle kınıyorum.
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
kozmetikle ilgili de konuşacaksınız değil mi?
AHMET YAŞAR (Devamla) -
Sayın Başkanım, çok kısa da olsa Kozmetik Kanunu Tasarısıyla ilgili bir iki şey
söylemek istiyorum.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, 26.2.1994 tarih ve 3977 sayılı Kozmetik Kanununda tanımlanan
şekliyle kozmetik, insan vücudunun epiderma, tırnaklar, kıllar, saçlar,
dudaklar ve genital organlar gibi değişik kısımlara, ağız ve dişler veya
mukozaya uygulanmak üzere hazırlanmış, amacı veya yan amacı bu kısımları
temizlemek, koku vermek ve korumak suretiyle iyi bir durumda muhafaza etmek,
görünümünü değiştirmek, vücut kokularını değiştirmek olan saç boyaları ve saç
açıcıları da dahil, preparat veya maddelerdir.
Bu tasarıyla, kozmetik
ürünlerinin, topluma güvenli, etkili ve kaliteli şekilde ulaşmasını temin etmek
üzere ürünlerin piyasaya arz edilmesinden önce bildirimde bulunulması, piyasa
gözetim ve denetiminin yapılmasıyla bu ürünlerin üretim yerlerinin denetimi
konularındaki esaslar düzenlenmektedir.
Günümüzde kozmetik
ürünleri tanımda belirtilen amaçları dışında kullanılmaya başlanmış olup,
hileler ve sağlığa zararlı bir durum ortaya çıkmaktadır.
Kozmetiklerin üretimi,
ithalat ve satış izni bu kanun tarafından Sağlık Bakanlığına verilmiştir.
Kozmetiklerin üretiminde
kullanılan bütün maddeler fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik olarak uygun
kalitede ve sağlığa zararlı olmamalıdır. Mesela, yara dezenfektanı olarak halk
arasında kolonya kullanılmaktadır. Kolonyanın uygun miktarda alkolle formüle
edilmiş olması gerekir. Çok düşük oranda alkol içeren ucuz kolonyalar
mikroorganizma üremesine neden olabilmektedir. Mikroorganizmalar sıvı ve nemli
ortamları severler, böyle ortamlarda üreme olasılıkları fazladır. Örneğin,
şampuanların birçoğunun içerdiği protein, yumurta, maya, bakterilerin çoğalması
için uygun besi ortamıdır. Mikroorganizmalar yönünden uygun formülle
üretilmeyen krem ve losyon gibi sıvı içeren preparatlar risk oluşturmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; son zamanlarda kozmetiklerin, özellikle de makyaj malzemelerin
kullanım yaşı 8-10 yaşlarına kadar inmiştir. Uzakdoğu ve eski doğu bloku
ülkelerinden gayri yasal yollardan ülkemize sokulan kaçak makyaj malzemeleri
cilt rahatsızlıklarına sebep olmaktadırlar. Alınacak ürünlerde etiket
bilgilerinin tam ve okunaklı olmasına dikkat etmek gerekmektedir.
Avrupa Birliği ülkelerinde
kozmetiklerin piyasaya arzından önce izin zorunluluğu yoktur; bunun yerine
etkin piyasa kontrolleri yapılmaktadır. Ülkemizde ise piyasaya arz edilmeden
önce, 3977 sayılı Kozmetik Kanunu uyarınca izin zorunluluğu bulunmakta ve bu
yüzden AB ile farklılıklar oluşmaktadır. Bu nedenle kozmetik ürünlerin piyasaya
arzından önce alınması şart olan izin işlemlerinin kaldırılarak kozmetik
bildirim sistemiyle etkin şekilde yürütülecek kozmetik piyasa gözetim ve
denetimlerine amir mevzuat değişikliğine ihtiyaç duyulmuştur. Bu çerçevede,
mevcut farklılığı gidermeye, tüketici boyutunda ve sektörel nitelikte yaşanan
sıkıntıları etkin şekilde çözümlemeye yönelik, ülkemiz şartları ve
kozmetiklerle ilgili 76/768 EEC temel direktifi esas alınarak bu kanun tasarısı
hazırlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu tasarıyla kozmetik ürünlerinin tanımı Avrupa Birliği
mevzuatındaki kozmetik tanımına uygun olarak yapılarak kanun kapsamı
belirlenmekte ve kanunun uygulanması bakamından üretici tanımı yapılarak üreticinin
yükümlülükleri belirlenmektedir. Kanunda öngörülen yükümlülüklerin ihlali
halinde, ihlal edilen yükümlülüğün niteliğine göre hangi miktarda idarî para
cezası uygulanacağı, cezaya itiraz usulüyle, fiilin tekrarı durumunda idarî
para cezasının nasıl uygulanacağı düzenlenmektedir. Kanunda öngörülen
yükümlülüklerin ihlali halinde, sırf idarî para cezası uygulanmakla kifayet
edilmesinin kanunun amacıyla bağdaşmayacağı ve halk sağlığının korunması da
mümkün olmayacağından, idarî para cezasının yanı sıra, uygulanabilecek diğer
idarî tedbirler düzenlenmektedir. Bu kanunun, gerek kozmetik üreticilerine
gerekse kozmetik kullanıcılarına daha sağlıklı ürünler sunulmasına vesile
olacağına inancımız tamdır. Aynı zamanda, bu kanunla, ülkemizde, kozmetik
sanayii daha çok gelişecek ve büyük çoğunluğu ithal olan ürünler artık
ülkemizde üretilecektir diye düşünüyor ve bu vesileyle, Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Azmi Ateş
bir düzeltme yapılmasını istedi; mısra yanlış söylenmiş; doğrusu "Toprak,
eğer uğrunda ölen varsa vatandır." Bu düzeltmeyi yaparak tutanaklara
geçirmiş olalım. Bu da tamam olsun.
Şimdi, tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlandı.
Maddelere geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
KOZMETİK KANUNU TASARISI
Amaç
MADDE 1. - Bu Kanunun
amacı; kozmetik ürünlerin topluma güvenli, etkili ve kaliteli şekilde
ulaşmasını temin etmek üzere ürünlerin piyasaya arz edilmesinden önce
bildirimde bulunulması, piyasa gözetim ve denetiminin yapılması ile bu
ürünlerin üretim yerlerinin denetimi konularındaki esasları belirlemektir.
BAŞKAN -Söz, soru, önerge
yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Kapsam
MADDE 2. - Bu Kanun,
insan vücudunun epiderma, tırnaklar, kıllar, saçlar, dudaklar ve dış genital
organlar gibi değişik dış kısımlarına, dişlere ve ağız mukozasına uygulanmak
üzere hazırlanmış, tek veya temel amacı bu kısımları temizlemek, koku vermek,
görünümünü değiştirmek ve/veya vücut kokularını düzeltmek ve/veya korumak veya
iyi bir durumda tutmak olan bütün preparatları veya maddeleri kapsar.
BAŞKAN - Söz, soru,
önerge yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
Bildirim ve denetim
MADDE 3. - Kozmetik
ürünün piyasaya ilk kez arz edilmesinden önce Sağlık Bakanlığına bildirimde
bulunulması zorunludur. Bildirimden sonra üründe veya üreticide meydana gelen
değişikliklerin de bildirilmesi zorunludur.
Bu Kanun hükümlerine göre
eksik bilgi ve belge ihtiva eden bildirim, yapılmış sayılmaz.
Piyasaya arz edilen
kozmetik ürünlerin üretim yerlerinin denetimi ile piyasa gözetim ve denetimi
Sağlık Bakanlığı tarafından yapılır.
BAŞKAN - Söz, soru,
önerge yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... 3 üncü madde kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum:
Üretici ve yükümlülükleri
MADDE 4. - Bir kozmetik
ürünü üreten, imâl eden, ıslah eden veya ürüne adını, ticarî markasını veya
ayırt edici işaretini koymak suretiyle kendini üretici olarak tanıtan gerçek
veya tüzel kişi; üreticinin Türkiye dışında olması halinde, üretici tarafından
yetkilendirilen temsilci veya ithalatçı; ayrıca, ürünün tedarik zincirinde yer
alan veya faaliyetleri ürünün güvenliğine ilişkin özelliklerini etkileyen
gerçek veya tüzel kişi, bu Kanunun uygulanması bakımından üretici sayılır.
Üreticinin yükümlülükleri aşağıda belirtilmiştir:
a) Sağlık Bakanlığına bildirimde
bulunulmaksızın kozmetik ürün üretmek, ambalajlamak, ithalat müessesesi açmak
veya işletmek veya ilk bildirimden sonra yapılan değişiklikleri bildirmeksizin
bir müessesenin faaliyet sahasını genişletmek yasaktır.
b) Bu müesseseler sorumlu
teknik eleman ile hizmetin gerektirdiği nitelikte personel istihdam edilmeden
işletilemez.
c) Herhangi bir kozmetik
ürün, ürün güvenlik bilgileri Sağlık Bakanlığı Zehir Araştırma Merkezine
bildirilmeden piyasaya arz edilemez.
d) Kozmetik ürün, normal
ve üretici tarafından önerilen şartlar altında uygulandığında veya ürünün
sunumu, etiketlenmesi, kullanımına dair açıklamalara veyahut üretici tarafından
sağlanan bilgiler dikkate alınarak öngörülecek kullanım şartlarına göre
uygulandığında, insan sağlığına zarar vermeyecek nitelikte olmak zorundadır.
e) Muhtevasında hiç veya
belirli limit ve şartların dışında bulunmaması gereken maddeler içeren kozmetik
ürünler piyasaya arz edilemez.
f) Kozmetik ürünlerin
ambalaj ve etiket bilgilerinin yönetmelikte belirtilen esaslara uygun olması
zorunludur.
g) Kozmetik üretim
yerinin Sağlık Bakanlığınca belirlenen esaslara uygun olması zorunludur.
BAŞKAN - Söz, soru,
önerge yok.
4 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 5. - Bu Kanunun;
a) 3 üncü maddesinin
birinci fıkrasında belirtilen yükümlülüklerinden herhangi birini ihlal eden
üreticiye yirmimilyar lira,
b) 4 üncü maddesinin;
1) (a) bendinde
belirtilen yasaklardan herhangi birine uymayan üreticiye yirmimilyar lira,
2) (b) bendinde
belirtilen personeli istihdam etmeyen ve (c) bendi uyarınca bildirimde
bulunmayan üreticiye onmilyar lira,
3) (d) bendine aykırı
hareket eden kozmetik ürünün üreticisine ellimilyar lira,
4) (e) bendine göre
muhtevasında hiç bulunmaması gereken maddeler içeren kozmetik ürünleri piyasaya
arz eden üreticiye yirmimilyar lira, muhtevasında belirli limit ve şartların
dışında maddeler içeren kozmetik ürünleri piyasaya arz eden üreticiye
onbeşmilyar lira,
5) (g) bendinde
belirtilen yükümlülüğü ihlâl eden üreticiye yirmimilyar lira,
İdarî para cezası Sağlık
Bakanlığınca verilir. Verilen para cezalarına dair kararlar ilgililere 7201
sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebilir. İtiraz, verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. Bu Kanuna
göre verilen idarî para cezaları, Bakanlığın bildirimi üzerine 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre Maliye Bakanlığınca
tahsil olunur.
Bu Kanuna göre idarî para
cezasını gerektiren fiilin tekerrürü halinde idarî para cezaları iki kat olarak
uygulanır.
Bu maddeye göre idarî
para cezası verilmiş olması, ihlâl edilen yükümlülüğün niteliğine göre gereken
diğer idarî tedbirlerin ve müeyyidelerin uygulanmasına engel olmaz.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
söz, soru yok.
1 adet önerge var
"lira"nın "Yeni Türk Lirası" olarak değiştirilmesiyle
ilgili; önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
643 sıra sayılı kanun
tasarısının 5 inci maddesinin (a) bendinde geçen "yirmimilyar lira"
ibaresinin "yirmibin Yeni Türk Lirası", (b) bendinin (1) numaralı alt
bendinde geçen "yirmimilyar lira" ibaresinin "yirmibin Yeni Türk
Lirası", (2) numaralı alt bendinde geçen "onmilyar lira"
ibaresinin "onbin Yeni Türk Lirası", (3) numaralı alt bendinde geçen
"ellimilyar lira" ibaresinin "ellibin Yeni Türk Lirası",
(4) numaralı alt bendinde geçen "yirmimilyar lira" ibaresinin
"yirmibin Yeni Türk Lirası" ve "onbeşmilyar lira"
ibaresinin "onbeşbin Yeni Türk Lirası", (5) numaralı alt bendinde
geçen "yirmimilyar lira" ibaresinin "yirmibin Yeni Türk
Lirası" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Şükrü Önder |
Nevzat Doğan |
Faruk Çelik |
|
|
Yalova |
Kocaeli |
Bursa |
|
|
Özkan Öksüz |
Ahmet Ertürk |
Fetani Battal |
|
|
Konya |
Aydın |
Bayburt |
BAŞKAN - Komisyon
katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE
SOSYAL İŞLER KOMİSYONU ADINA NEVZAT DOĞAN (Kocaeli) - Takdire bırakıyoruz
efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR
BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Kabul ediyoruz.
BAŞKAN - Gerekçeyi mi
okutalım?..
EYÜP FATSA (Ordu) -
Gerekçe...
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
İlgili madde yeni para
birimimize uygun hale getirilmiştir.
BAŞKAN - Söz isteyen yok
önerge üzerinde.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda 5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
Diğer idarî müeyyideler
ve tedbirler
MADDE 6. - Bu Kanun
hükümleri ile bu Kanuna göre yürürlüğe konulan yönetmelik ve diğer
düzenlemelerde belirlenen esaslara uygun olmadığı tespit edilen kozmetik
ürünler ile ilgili uyarı, piyasadan toplatma ve imha için gereken işlemler ile
kozmetik ürün üretim yerinin ıslahı ve gerektiğinde kapatılması ile ilgili
bütün tedbirleri almaya ve uygulamaya Sağlık Bakanlığı yetkilidir.
Bu Kanun ile bu Kanuna
göre çıkarılan mevzuata uygunluğu belgelenmiş olsa dahi, bir ürünün genel
sağlık yönünden güvenli olmadığına dair kesin belirtilerin bulunması halinde,
bu ürünün piyasaya arzı, kontrol yapılıncaya kadar Sağlık Bakanlığınca geçici
olarak durdurulur.
Kontrol sonucunda ürünün
genel sağlık yönünden güvenli olmadığının tespit edilmesi halinde, masrafları
üretici tarafından karşılanmak üzere,
Sağlık Bakanlığı;
a) Ürünün piyasaya
arzının yasaklanmasını,
b) Piyasaya arz edilmiş
olan ürünlerin piyasadan toplanmasını,
c) Ürünlerin, güvenli
hale getirilmesinin imkânsız olduğu durumlarda, taşıdıkları risklere göre
kısmen ya da tamamen imha edilmesini,
d) (a), (b) ve (c)
bentlerinde belirtilen önlemler hakkında gerekli bilgilerin, ülke genelinde
dağıtımı yapılan iki gazete ile ülke genelinde yayın yapan iki televizyon
kanalında ilanı suretiyle risk altındaki kişilere duyurulmasını,
Sağlar.
Risk altındaki kişilerin
yerel yayın yapan gazete ve televizyon kanalları vasıtasıyla
bilgilendirilmesinin mümkün olduğu durumlarda, bu duyuru yerel basın ve yayın
organları yoluyla, risk altındaki kişilerin tespit edilebildiği durumlarda ise
bu kişilerin doğrudan bilgilendirilmesi yoluyla yapılır.
Türk Ceza Kanunu
hükümleri saklıdır.
BAŞKAN - Söz, soru,
önerge yok.
6 ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
Yönetmelik
MADDE 7. - Kozmetik
ürünlerin teknik niteliklerine, ambalaj bilgilerine dair şartlara,
bildirimlerine, piyasaya arz edilmelerine, piyasa gözetim ve denetimlerine,
üretim yeri denetimlerine, analiz metotlarına, tedbirlere ve ilgili diğer
hususlara ilişkin usûl ve esaslar, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir ay
içinde Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanarak yürürlüğe konulacak bir
yönetmelik ile düzenlenir.
BAŞKAN - Söz, soru, önerge
yok.
7 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi
okutuyorum:
Yürürlükten kaldırılan
mevzuat
MADDE 8. - 23.2.1994
tarihli ve 3977 sayılı Kozmetik Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Söz, soru,
önerge yok.
8 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici 1 inci maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1. - Bu
Kanunda öngörülen yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar mevcut yönetmeliklerin
bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
BAŞKAN - Söz, soru,
önerge yok.
Geçici 1 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi
okutuyorum:
Yürürlük
MADDE 9. - Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Söz, soru,
önerge yok.
9 uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
ALİM TUNÇ (Uşak) - Sayın
Başkan, bir önerge vardı...
BAŞKAN - Tutanaklara
geçti...
10 uncu maddeyi okutuyorum:
Yürütme
MADDE 10. - Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Söz, soru,
önerge yok.
10 uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
BAŞKAN - Değerli
milletvekilleri, bir teknik sorun nedeniyle, onu halledebilmek için, birleşime
5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.34
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.40
BAŞKAN: Başkanvekili Ali DİNÇER
KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 75 inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
643 sıra sayılı tasarı
üzerindeki çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VI.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
5.- Kozmetik
Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler Komisyonları Raporları (1/844) (S. Sayısı: 643) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon
yerinde, Hükümet yerinde.
Tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir; hayırlı
olsun.
Değerli milletvekilleri,
6 ncı sırada yer alan, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Ülkeleri Hükümetleri
Arasında Doğal ve İnsanlardan Kaynaklanan Afetlerde Acil Yardım ve Acil
Müdahale Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonları raporlarının
görüşmelerine başlayacağız.
6.-
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Ülkeleri Hükümetleri Arasında Doğal ve İnsanlardan
Kaynaklanan Afetlerde Acil Yardım ve Acil Müdahale Anlaşmasına Katılmamızın
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/930) (S. Sayısı: 740)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
TC Kültür ve Turizm
Bakanlığı ile Kosova Geçici Özerk Yönetim Kurumlarını (Kosova Kültür, Gençlik
ve Spor Bakanlığı) Temsil Eden Kosova'daki BM Geçici Yönetimi (UNMIK) Arasında
Yapılan Kültürel İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlayacağız.
7.- T.C.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kosova Geçici Özerk Yönetim Kurumlarını (Kosova
Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı) Temsil Eden Kosova'daki BM Geçici Yönetimi
(UNMIK) Arasında Yapılan Kültürel İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/929) (S.
Sayısı: 741)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
Değerli milletvekilleri,
çalışma süremiz tamamlanmıştır.
Alınan karar gereğince,
sokak çocuklarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla kurulan (10/111, 160, 180) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonunun 829 sıra sayılı raporunu görüşmek ve tasarruf
sahiplerinin mağduriyetine yol açan holdinglerin faaliyetlerini ve bu süreçte
SPK'nın sorumluluğunu araştırmak amacıyla verilen (10/16) ve (10/162) esas
numaralı Meclis araştırması önergelerinin birleştirilerek öngörüşmelerini
yapmak için, 29 Mart 2005 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi
kapatıyorum.
Kapanma Saati: 19.43