DÖNEM : 22 CİLT : 74 YASAMA
YILI : 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
57 nci Birleşim
10
Şubat 2005 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Erzurum Milletvekili Muzaffer
Gülyurt'un, Doğu Anadolu Bölgesi ile Erzurum'da kış mevsiminde karşılaşılan
güçlüklere ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali
Özpolat'ın, İstanbul'da son günlerde artan asayiş sorununa ve alınması gereken
tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Güldal Akşit'in cevabı
3.- Samsun Milletvekili Mustafa Çakır'ın,
Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamid'in ölüm yıldönümü münasebetiyle,
kişiliğine ve ülke için yaptığı hizmetlere ilişkin gündemdışı konuşması
B) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1.- Genel Kurulu ziyaret eden Yunanistan
Adalet Bakanı Anastasis Papaligouras ve beraberindeki heyete Başkanlıkça
"Hoşgeldiniz" denilmesi
C) OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil'in,
Kahramanmaraş'ın kahramanlık unvanını almaya hak kazandığı ve bağımsızlık
mücadelesini zaferle sonuçlandırdığı kurtuluş günü münasebetiyle
Kahramanmaraşlıları kutlayan konuşması
D)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Mikro Finans Kuruluşları Hakkında
Kanun Tasarısının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/751)
2.- Çevre Komisyonu Başkanlığının, (1/949)
esas numaralı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu Tasarısının, kapsam
itibariyle ihtisas alanına girmesi nedeniyle Komisyonlarına havale edilmesine
ilişkin tezkeresi (3/752)
3.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/753)
4.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya
Federasyonuna yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/754)
E) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı
ve 29 milletvekilinin, sigara sanayiinin durumu ile sigara kaçakçılığının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/247)
IV.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Afyonkarahisar Milletvekili Mahmut
Koçak'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/595) (S. Sayısı: 752)
2.- Niğde Milletvekili Mahmut Uğur
Çetin'in yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/596) (S. Sayısı: 753)
3.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S.
Kesimoğlu'nun yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık
tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon
Raporu (3/597) (S. Sayısı: 754)
4.- Mersin Milletvekili Vahit Çekmez'in
yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa
ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu (3/598) (S.
Sayısı: 755)
5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa
Sirmen'in yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi
ve Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu
(3/599) (S. Sayısı: 756)
6.- Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu
İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
7.- Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk
Kanunu Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji,
Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları Raporları (1/821) (S. Sayısı:
701)
8.- Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin
Yönetimi Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/890) (S. Sayısı: 787)
V.- ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
VI.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in,
İzmir Millî Eğitim Müdürlüğünce gerçekleştirilen bir ihaleye ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/4529)
2.- Mersin Milletvekili Hüseyin GÜLER'in,
Mersin'deki bazı okulların sorunlarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/4530)
3.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S.
KESİMOĞLU'nun, Kızılay meydanında gerçekleştirilen bir gösteriye ilişkin sorusu
ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/4560)
4.- İzmir Milletvekili Bülent
BARATALI'nın, vatandaşlık için müracaat eden göçmenlere ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/4561)
5.- Ordu Milletvekili İdris Sami
TANDOĞDU'nun, devlet hastaneleri ve sağlık ocaklarında yaşanan aşı sıkıntısına
ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/4576)
6.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
toplumsal cinsiyet rolleri eğitim programına,
Türkiye'de kadının durumuna,
AB ülkelerine ülkemizdeki kadınların
durumlarını anlatacak basılı materyale,
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
yöneticilerinin sosyal hizmet uzmanı olup olmadığına,
İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Güldal
AKŞİT'in cevabı (7/4668, 4669, 4670, 4671)
7.- Trabzon Milletvekili Şevket ARZ'ın,
Trabzonlu nakliyecilere yeterli ihracat geçiş belgesi verilmemesine ve
Ulaştırma Bölge Müdürlüğünün Rize İline kaydırılıp kaydırılmayacağına ilişkin
sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/4691)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
15.00'te açılarak üç oturum yaptı.
Van Milletvekili Hacı
Biner,
Tokat Milletvekili Resul
Tosun,
9 Şubat Dünya Sigarayı
Bırakma Günü ile sigaranın sağlığa verdiği zararlara ve sigarayla mücadele
yollarına ilişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Hakkâri Milletvekili Esat
Canan'ın, Hakkâri İlinde meydana gelen deprem felaketi ve sonrasında yaşanan
sıkıntılar ile bu konuda alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı
konuşmasına, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun cevap verdi.
Antalya Milletvekili
Deniz Baykal'ın (3/557) (S. Sayısı: 747),
Zonguldak Milletvekili
Polat Türkmen'in (3/560) (S. Sayısı: 748),
Tokat Milletvekilleri:
Orhan Ziya Diren ve
Feramus Şahin'in (3/574) (S. Sayısı: 749),
Mehmet Ergün
Dağcıoğlu'nun (3/594) (S. Sayısı: 751);
Konya Milletvekilleri
Hasan Anğı, Remzi Çetin, Kerim Özkul, Mehmet Kılıç ve Muharrem Candan'ın
(3/584) (S. Sayısı: 750),
Yasama
dokunulmazlıklarının kaldırılmasına gerek bulunmadığı hakkında Anayasa ve
Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon raporları okundu; 10 gün
içerisinde itiraz edilmediği takdirde raporların kesinleşeceği açıklandı.
İstanbul Milletvekili Ali
Rıza Gülçiçek'in (6/722),
Antalya Milletvekili
Feridun Fikret Baloğlu'nun (6/1376),
Esas numaralı sözlü
sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; soruların geri verildiği
bildirildi.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan,
Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S.
Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden, ertelendi.
2 nci sırasında bulunan
ve görüşmelerine devam olunan Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısı
(1/821) (S. Sayısı : 701) 28 inci maddesine kadar kabul edildi.
10 Şubat 2005 Perşembe
günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 21.10'da son verildi.
|
|
|
Nevzat
Pakdil |
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Bayram
Özçelik |
|
Türkân
Miçooğulları |
|
|
Burdur |
|
İzmir |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
Harun
Tüfekci |
|
|
|
|
Konya |
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
No.: 76
II.- GELEN KÂĞITLAR
10 Şubat 2005 Perşembe
Teklif
1.- Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Ordu Milletvekili
Eyüp Fatsa, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ile İstanbul Milletvekili İrfan
Gündüz ve İki Milletvekilinin; Yükseköğretim Kanununa Geçici Maddeler
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/376) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.2.2005)
Tezkereler
1.- Zonguldak
Milletvekili Fazlı Erdoğan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/747) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.2.2005)
2.- Balıkesir
Milletvekili İsmail Özgün'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/748) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.2.2005)
3.- Zonguldak
Milletvekili Fazlı Erdoğan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/749) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.2.2005)
4.- İstanbul Milletvekili
Mehmet Sekmen'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi (3/750) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.2.2005)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun, kamuya ait inşaat ihalelerinin tümünün TOKİ
tarafından koordine edilip edilmeyeceğine ilişkin Başbakandan sözlü soru
önergesi (6/1424) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.1.2005)
2.- Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun, sokak aydınlatma faturalarının belediyelere
ödettirilmesine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1425)
(Başkanlığa geliş tarihi: 13.1.2005)
3.- Balıkesir
Milletvekili Sedat PEKEL'in, Ziraat Bankasının kârı ile çiftçilerin kredi
borçlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1426) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.1.2005)
4.- Antalya Milletvekili
Hüseyin EKMEKCİOĞLU'nun, esnaf ve sanatkârlara verilen kredilere ilişkin Sanayi
ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1427) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.1.2005)
5.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1428)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
6.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1429)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
7.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1430) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
8.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1431)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
9.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1432) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
10.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1433)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
11.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1434)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
12.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1435) (Başkanlığa
geliş tarihi: 26.1.2005)
13.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1436) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
14.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1437)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
15.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1438) (Başkanlığa
geliş tarihi: 26.1.2005)
16.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1439)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
17.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Millî Savunma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1440)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
18.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1441) (Başkanlığa
geliş tarihi: 26.1.2005)
19.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) sözlü soru önergesi
(6/1442) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
20.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Devlet Bakanından (Güldal AKŞİT) sözlü soru önergesi
(6/1443) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
21.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet AYDIN) sözlü soru önergesi
(6/1444) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
22.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) sözlü soru önergesi
(6/1445) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
23.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) sözlü soru önergesi
(6/1446) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
24.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN)
sözlü soru önergesi (6/1447) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
25.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru
önergesi (6/1448) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
26.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER)
sözlü soru önergesi (6/1449) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
27.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, personel atamalarına ve geçici personele döner sermayeden
ödenen paya ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1450) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26.1.2005)
28.- Muğla Milletvekili
Ali Cumhur YAKA'nın, İLKSAN Genel Kuruluna ilişkin Millî Eğitim Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1451) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.1.2005)
29.- Antalya Milletvekili
Hüseyin EKMEKCİOĞLU'nun, Antalya-Elmalı Devlet Hastanesinin uzman doktor
ihtiyacının giderilmesine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1452) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.1.2005)
30.- Mersin Milletvekili
Hüseyin GÜLER'in, hükümetin sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesini amaçlayıp
amaçlamadığına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1453) (Başkanlığa
geliş tarihi: 31.1.2005)
31.- Mersin Milletvekili
Hüseyin GÜLER'in, Güney Asya'daki felaketzedeler için yardım toplanmasına
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1454) (Başkanlığa geliş tarihi:
31.1.2005)
32.- Balıkesir
Milletvekili Sedat PEKEL'in, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu
bünyesindeki yuvalar ve yetiştirme yurtlarının sorunlarına ilişkin Devlet
Bakanından (Güldal AKŞİT) sözlü soru önergesi (6/1455) (Başkanlığa geliş
tarihi: 2.2.2005)
33.- Balıkesir
Milletvekili Ali Kemal DEVECİLER'in, Balıkesir-Burhaniye'deki Millî Eğitim
Bakanlığı hizmet içi eğitim tesislerine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1456) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.2.2005)
34.- Balıkesir Milletvekili
Ali Kemal DEVECİLER'in, Balıkesir İli Körfez Havaalanına ilişkin Ulaştırma
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1457) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.2.2005)
35.- Balıkesir
Milletvekili Sedat PEKEL'in, ilaçta sahte kupürlerle yapılan yolsuzluğa ilişkin
Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1458) (Başkanlığa geliş tarihi:
2.2.2005)
36.- Antalya Milletvekili
Hüseyin EKMEKCİOĞLU'nun, Antalya İline hipodrom yapılıp yapılmayacağına ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) sözlü soru önergesi
(6/1459) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.2.2005)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Denizli Milletvekili
Mustafa GAZALCI'nın, Tekel'e ve Tütün Üst Kuruluna ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/4743) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2005)
2.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Şanlıurfa Asliye Ceza Mahkemesinde açılan
bir davaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4744) (Başkanlığa geliş
tarihi: 18.1.2005)
3.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, TMSF'nin batık bankalardan tahsil etmeyi hedeflediği paraya
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru
önergesi (7/4745) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2005)
4.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, TMSF'ye devredilen Demirbank ve Ulusal Bank'ın aktif ve pasifine
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru
önergesi (7/4746) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.1.2005)
5.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, Ziraat Bankası A.Ş. Hasanpaşa Şubesi Müdürü hakkındaki iddiaya
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru
önergesi (7/4747) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.1.2005)
6.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, TMSF'nin denetimine ve açılan davalara ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4748)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18.1.2005)
7.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, TMSF tarafından yapılan tahsilata ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4749)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18.1.2005)
8.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, Eze Zeytincilik'e kullandırılan kredilere ve Erol Evcil'in
TMSF'ye olan borcuna ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4750) (Başkanlığa geliş tarihi:
18.1.2005)
9.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, Etibank nedeniyle hakkında dava açılanlara ilişkin Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4751)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18.1.2005)
10.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Ziraat Bankası A.Ş.'nin bilgisayar sisteminin
çökmesi ve bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4752) (Başkanlığa geliş tarihi:
18.1.2005)
11.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Kentbank'ın Arnavutluk'taki bir iştirakinin satışı
için kamu bankalarından kredi kullandırılıp kullandırılmadığına ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi
(7/4753) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.1.2005)
12.- Ordu Milletvekili
İdris Sami TANDOĞDU'nun, halkın dinî duygularının istismar edildiği iddialarına
ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet AYDIN) yazılı soru önergesi (7/4754)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14.1.2005)
13.- Çankırı Milletvekili
Hikmet ÖZDEMİR'in, misyonerlik faaliyetlerine ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet
AYDIN) yazılı soru önergesi (7/4755) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.1.2005)
14.- Bursa Milletvekili
Şevket ORHAN'ın, Diyanet İşleri Başkanlığının konumuna ilişkin Devlet
Bakanından (Mehmet AYDIN) yazılı soru önergesi (7/4756) (Başkanlığa geliş
tarihi: 18.1.2005)
15.- İzmir Milletvekili
Oğuz OYAN'ın, 5272 sayılı Belediye Kanununun 84 üncü maddesine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4757) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2005)
16.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, azınlıklarla ilgili bir düzenlemeye ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4758) (Başkanlığa geliş tarihi:
18.1.2005)
17.- İzmir Milletvekili
Enver ÖKTEM'in, Ankara Büyükşehir Belediyesinin toplu ulaşım ücretlerine
yaptığı zamma ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4759)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.1.2005)
18.- İzmir Milletvekili
Oğuz OYAN'ın, belediyelere devredilen Hazineye ait taşınmaz olup olmadığına
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/4760) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17.1.2005)
19.- İstanbul
Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, 1.1.2003 tarihinden itibaren TOKİ
tarafından yapılan konutlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4761) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2005)
20.- İstanbul
Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, kolalı ve alkollü içecekler ile tütün
mamullerinden alınan vergiye ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4762) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.1.2005)
21.- Bartın Milletvekili
Hacı İbrahim KABARIK'ın, yurtdışı uçak seferlerinde ülkemiz sınırlarında
yapılan satışların belgelendirilip belgelendirilmediğine ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4763) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.1.2005)
22.- İstanbul
Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, İstanbul'da muhtemel bir depreme yönelik
çalışmalara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/4764) (Başkanlığa
geliş tarihi: 19.1.2005)
23. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Irak'ta yapılacak seçimlere ilişkin Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/4765) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17.1.2005)
24.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, 5176 sayılı Kanun ile 3628 sayılı Kanun arasındaki
farklara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/4766) (Başkanlığa
geliş tarihi: 18.1.2005)
25.- Muğla Milletvekili
Gürol ERGİN'in, Şeker Kurumu ve Şeker Kuruluna ilişkin Sanayi ve Ticaret
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4767) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.1.2005)
26.- Ardahan Milletvekili
Ensar ÖĞÜT'ün, kurban kesimlerinde yaşanan olumsuzlukların çözümüne ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4768) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2005)
27.- İzmir Milletvekili
Oğuz OYAN'ın, 5272 sayılı Belediye Kanununun bazı hükümlerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4769) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2005)
28.- Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, Spor Toto bünyesindeki bir bahis oyununun hasılatının özel
şirketlerin banka hesabında tutulduğu iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4770) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
29.- Tekirdağ
Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, hırsızlık olaylarındaki artışa ve bazı verilere
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4771) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.1.2005)
30.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Uzan Grubu borçları adına yapılan teklifin kabul
edilmeme nedenine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif
ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4772) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2005)
31.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, İktisat Gayrimenkul Yatırım Ortaklığının satış kararına ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru
önergesi (7/4773) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2005)
32.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Erol Aksoy'un basında yer alan iddialarına ve TMSF
Başkanının açıklamasına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4774) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.1.2005)
33.- İstanbul
Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, Uzan Grubunun TMSF'ye ödeme planı sunup
sunmadığına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER)
yazılı soru önergesi (7/4775) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.1.2005)
34.- İstanbul
Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, İmar Bankasına el konulma sürecinin
geciktirilmesine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif
ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4776) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.1.2005)
35.- Antalya Milletvekili
Feridun Fikret BALOĞLU'nun, TRT'nin bir çalışanı hakkındaki iddialara ilişkin
Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/4777) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28.1.2005)
36.- Antalya Milletvekili
Feridun Fikret BALOĞLU'nun, TRT'de görevlendirilen bir kişi hakkındaki
iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi
(7/4778) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.1.2005)
37.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Cem Uzan ile Kemal Uzan arasındaki telefon konuşma
kayıtlarının basına sızdırılmasına ve Kemal Uzan'ın yakalanamama sebebine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4779) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.1.2005)
38.- Kocaeli Milletvekili
İzzet ÇETİN'in, sendikal faaliyette bulunan kamu görevlileri hakkında Sivas
Valiliğince soruşturma başlatıldığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4780) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2005)
39.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, THK'ya kurban derisi toplama yetkisini düzenleyen
yönetmeliğin hukuki dayanağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4781) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
40.- Ardahan Milletvekili
Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan İli valilerinin sık değiştirilmesine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4782) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.1.2005)
41.- Tokat Milletvekili
Resul TOSUN'un, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca verilen ilanlara ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/4783) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.1.2005)
42.- İzmir Milletvekili
Hakkı ÜLKÜ'nün, seracılıkla uğraşan çiftçilerin, tarımsal destekleme projelerinden
yararlandırılıp yararlandırılmayacağına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4784) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2005)
43.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Tekel Genel Müdürlüğünün Ankara'da
yaptırdığı hizmet binasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4785) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2005)
44.- İzmir Milletvekili
Oğuz OYAN'ın, 5272 sayılı Belediye Kanununun geçici 1 inci maddesinin
uygulanmasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/4786)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2005)
45.- Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, Spor Toto bünyesindeki bir bahis oyununun hasılatının özel
şirketlerin banka hesabında tutulduğu iddiasına ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4787) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
46.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bursa'daki eczacıların Emekli Sandığından alacaklarına
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/4788) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27.1.2005)
47.- Karaman Milletvekili
Mevlüt AKGÜN'ün, bisküvi ve gofret satışında uygulanan KDV oranına ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/4789) (Başkanlığa geliş tarihi:
28.1.2005)
48.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, orta ve yüksek öğrenimde kullanılan ve tavsiye
edilen Kur'an-ı Kerim meal ve tefsirlerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4790) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.1.2005)
49.- Ardahan Milletvekili
Ensar ÖĞÜT'ün, Şubat ayında Ardahan'a kaç öğretmen atanacağına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4791) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.1.2005)
50.- Denizli Milletvekili
Mehmet U. NEŞŞAR'ın, bir firmaya elma ithalatı izni verilip verilmediğine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4792) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25.1.2005)
51.- Ardahan Milletvekili
Ensar ÖĞÜT'ün, Doğu ve Güneydoğu'daki çiftçilere yapılacak yardımlara ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4793) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27.1.2005)
52.- İstanbul
Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, bir müsteşar yardımcısıyla ilgili iddialara
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/4794) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.1.2005)
53.- Giresun Milletvekili
Mehmet IŞIK'ın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Kafkas Cumhuriyetlerini Doğu
Karadeniz’e bağlayacak demiryolu projesi olup olmadığına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4795) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.1.2005)
54.- İstanbul
Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, bir firmanın gazyağı ithalinde yolsuzluk
yapıldığı iddiasına ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru
önergesi (7/4796) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2005)
55.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bazı hükümlü eski milletvekillerinin siyasi
faaliyette bulunup bulunamayacağına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4797) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.1.2005)
56.- Balıkesir
Milletvekili Orhan SÜR'ün, Burhaniye Veremle Savaş Dispanserinin kapatılacağı
iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/4798) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27.1.2005)
57.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, DSİ 15. Bölge Müdürlüğüyle ilgili bazı
iddialara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4799) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.1.2005)
58.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Türkiye'nin yurtdışında tanıtım envanterine ilişkin
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/4800)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28.1.2005)
59.- Tekirdağ
Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, yoğun göç alan il ve ilçelerin yatırım teşviklerinden
yararlandırılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4801) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.1.2005)
60.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Emlakbank'taki usulsüz kredilere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4802) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2005)
61.- Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, Gedikli Köyü Şehitlik Anıtı Projesine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/4803) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2005)
62.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, basında yer alan bir açıklamaya ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi
(7/4804) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2005)
63.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İmarbank soruşturmasında BDDK'ya gelen bir ihbar
mektubuna ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER)
yazılı soru önergesi (7/4805) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.2.2005)
64.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İmarbank'la ilgili bazı iddialara ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi
(7/4806) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.2.2005)
65.- Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, Doğu Anadolu Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4807) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2005)
66.- Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, elektriğin üretim maliyeti ve kullanım ücreti ile kaçak
kullanımın nedenlerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4808) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2005)
67.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir gazetede yer alan iddiaya ilişkin Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/4809)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2005)
68.-
İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Veteriner Fakültesi öğrencilerinin
yurtdışı eğitim imkanlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4810) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.1.2005)
69.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bir firmadan
aldığı otobüslere ve bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4811) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.2.2005)
70.- Konya Milletvekili
Atilla KART'ın, Bergama'daki altın madeni işletmesine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/4813) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.2.2005)
71.- Antalya Milletvekili
Osman ÖZCAN'ın, Antalya-İbradı İlçesindeki boş idareci kadrolarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4814) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.2.2005)
72.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Türkiye-Suriye sınır bölgesinde petrolle ilgili
iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4815) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3.2.2005)
73.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, hükümetin ucuz konut projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4816) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.2.2005)
74.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, emeklilerin maaşlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4817) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.2.2005)
75.- Antalya Milletvekili
Feridun Fikret BALOĞLU'nun, duble yol çalışmalarına ve çıkan sorunlara ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/4818) (Başkanlığa geliş
tarihi: 2.2.2005)
76.- Antalya Milletvekili
Feridun Fikret BALOĞLU'nun, duble yol çalışmalarına ve çıkan sorunlara ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/4819) (Başkanlığa geliş
tarihi: 2.2.2005)
77.- Kocaeli Milletvekili
İzzet ÇETİN'in, Kocaeli Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin Sakarya Elektrik Dağıtım
A.Ş.'ye bağlanacağı iddiasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4820) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.2.2005)
78.-
Zonguldak Milletvekili Harun AKIN'ın, Karaelmas Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin
kapatılıp kapatılmayacağına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4821) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.2.2005)
79.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın, LPG'li araç kullanımının sebep
olduğu sorunlara ilişkin
Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/4822) (Başkanlığa geliş
tarihi: 2.2.2005)
80.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, gazete tiraj ve satış raporlarının denetimine
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/4823) (Başkanlığa
geliş tarihi: 3.2.2005)
81.- Ardahan Milletvekili
Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan'da yol kenarlarının ağaçlandırılmasına ilişkin Çevre ve
Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/4824) (Başkanlığa geliş tarihi:
2.2.2005)
82.- Yalova Milletvekili
Muharrem İNCE'nin, 17 Ağustos 1999 depreminin gerçekleştiği illerde yıkılan
konutlarla ilgili olarak yargıya intikal ettirilen dosyalara ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4825) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.2.2005)
83.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın, Emniyet Teşkilatına üniversite mezunu
eleman alınıp alınmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4826) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.2.2005)
84.- Yozgat Milletvekili
Emin KOÇ'un, SSK'lılara tüp bebek imkanı sağlanıp sağlanamayacağına ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/4827) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2.2.2005)
85.- İstanbul
Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Yunanistan'da "Türk" sıfatının
kullanılmasının yasaklanmasına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/4828) (Başkanlığa geliş tarihi:
2.2.2005)
86.- İstanbul
Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Türkiye'nin AB üyeliği için Fransa'nın aldığı
referandum kararına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı
soru önergesi (7/4829) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.2.2005)
87.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, "hortumcu" kavramının tarifine ve
Etibank'a ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER)
yazılı soru önergesi (7/4830) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.2.2005)
88.- Denizli Milletvekili
Ümmet KANDOĞAN'ın, çiftçilere yönelik doğrudan gelir desteğine ilişkin Tarım ve
Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4831) (Başkanlığa geliş tarihi:
3.2.2005)
89.- Adana Milletvekili
N. Gaye ERBATUR'un, halk eğitim merkezlerinde, vatandaşların AB konusunda
bilgilendirilmesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4832) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.2.2005)
Meclis Araştırması Önergesi
1.-
Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI ve 29 Milletvekilinin, sigara sanayiinin
durumu ile sigara kaçakçılığının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/247)
(Başkanlığa geliş tarihi: 9.2.2005)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.02
10 Şubat 2005 Perşembe
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya),Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57 nci Birleşimini
açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri 5'er
dakikadır. Hükümet konuşmalara cevap verebilir. Hükümetin konuşma süresi 20
dakikadır.
Gündemdışı ilk söz, kış mevsiminde Doğu Anadolu Bölgesi ve Erzurum İlinde karşılaşılan güçlüklerle ilgili söz isteyen Erzurum Milletvekili Muzaffer Gülyurt'a aittir.
Sayın Gülyurt, buyurun
efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
III.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Erzurum
Milletvekili Muzaffer Gülyurt'un, Doğu Anadolu Bölgesi ile Erzurum'da kış
mevsiminde karşılaşılan güçlüklere ve alınması gereken tedbirlere ilişkin
gündemdışı konuşması
MUZAFFER GÜLYURT
(Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kış mevsiminde Doğu Anadolu
Bölgesi ve Erzurum'da karşılaşılan güçlüklerle ilgili gündemdışı söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında karakışın ve
kışın, karın getirmiş olduğu güçlükler bugün ülkemizin gündeminde yer
almaktadır. Tabiî, bunun, ülkemizin gündeminde yer alması, Doğu Anadoludaki,
Erzurum'daki çekilen güçlüklerden dolayı değil, bir haftadan beri İstanbul'a
yağan kardan dolayıdır. Bütün televizyon kanallarımız birinci haber olarak
İstanbul'da kışın ve karın getirmiş olduğu sıkıntıları dile getirmektedirler.
Halbuki bu sıkıntılar uzun zamandan beri Doğu Anadolu Bölgesinde ve Erzurum'da,
Doğu Anadolu Bölgesinin diğer bütün il ve ilçelerinde yaşanmaktadır. Bu, bugün
okuduğum bir dergide şöyle ifade edilmektedir: Erzurum karakışın başkenti
olarak tanımlanıyor "karakışın başkenti Erzurum" deniyor. Tabiî,
sadece Erzurum değil, aslında, Ağrısı, Karsı, Erzincanı, Bayburtu, bunların
hepsi karakışın en şiddetli yaşandığı illerdir.
Ben konuşmamı iki yönüyle
burada ifade etmeye çalışacağım. Bunlardan birisi, bu kışın, aslında yağan
beyaz karın neden karakış olarak ifade edildiği ve bu konudaki rakamları,
parametreleri burada sizlere ifade etmek istiyorum. Vereceğim rakamlar bilimsel
olarak istatistikî yönden elde edilmiş olan rakamlardır. Birinci parametre
sıcaklıktır. Sıcaklık ortalamalarına baktığınız zaman Erzurum'da ve doğuda ekim
ayında havalar soğumaya başlar haziran ayına kadar devam eder. Aralık, ocak ayı
ortalaması - 21 derecedir; ama, birçok gece üst üste - 35'lere hatta - 40'lara
kadar varan ısı düşmesi görülmektedir. İkinci parametre don olayıdır. Erzurum
ve Doğu Anadoludaki diğer bütün illerde don olayının görüldüğü gün sayısı
156'dır. Ayrıca, karla örtülü olan gün sayısına baktığımız zaman, ortalama 128
gün karla örtülü olduğunu görüyoruz ve yetmiş yıllık rakamlar var elimizde; bu
rakamlara baktığımızda, bazı yıllarda 150'ye kadar, karla örtülü gün sayısının
çıktığını görmüş bulunmaktayız.
Ben, bu rakamları
verirken, bize yakın olan komşu illerin de rakamlarını alarak karşılaştırma
durumunda oldum ve şunu gördüm: Bazı illerin rakamları, Erzurum'a göre, Ağrı'ya
göre, Bayburt'a göre daha düşük; sebep, o bölgedeki o illerimizin rakımıdır.
Erzurum, 1950 rakımlı bir ilimizdir; yani, ülkemizde, en yüksek yerde yerleşim
alanı olan bir ildir; dünyada da, belki, bir veya iki tane il arasına girmiş
bulunmaktadır. Şimdi, bu kadar ağır şartları olan ve karakışın başkenti olarak
tanımlanan Erzurum'da yağan karı ve karın yapmış olduğu hasarları, bir bakıma,
gösteren bir resmi burada göstermek istiyorum. Erzurumumuzun Üçkümbetler olarak
tanımladığımız bölgesinde yağan kar bütün arabaların üzerini kapatmış,
çatılarda bir insanın boyundan çok daha uzun buz sarkıtları meydana gelmiş ve
insanların sağlığını, arabaların hasar görmesini tehdit eder bir durum arz
etmiştir.
Şimdi, bütün bunlara
karşı olarak Köy Hizmetlerimiz, Karayollarımız, belediyelerimiz kar mücadelesi
yapmaktadırlar. Yapılan kar mücadelesinde yapılan masrafın boyutları,
hakikaten, oldukça büyüktür. Köy Hizmetleri, geçen yıl 17,5 trilyon lira,
Karayolları 4 trilyon lira, belediyemiz ise 4,3 trilyon lira... Sadece karla
-yol açmak için- mücadele etmiş ve bu kadar parayı harcamış bulunmaktadır.
Tabiî, ben, bu arada,
hükümetimize ve ilgili bakanlarımıza şükranlarımı da ifade etmeden
geçemeyeceğim. Erzurum'a 31 400 ton kömür gönderilerek ve 33 000 civarında
aileye yakacak yardımı yapılarak, onların, bu karakıştan etkilenmemesi için,
hükümetimizce, sosyal yardımlaşma anlayışıyla yardımda bulunulmuştur; ancak,
bölgedeki kışın çok ağır devam etmesi nedeniyle, 6 000 ton kadar daha kömüre
ihtiyaç olduğunu buradan ifade etmek istiyorum.
Şimdi, bu ağır kış
şartları karşısında, kışın bu ağırlığını, külfetini, kara olarak tanımlanan
yapısını, acaba...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gülyurt,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
MUZAFFER GÜLYURT
(Devamla) - Tamamlayacağım efendim; çok önemli bir konuya temas edeceğim şimdi.
Kışın bu külfetini
gidermenin yolları var mıdır; elbette ki vardır. Bunun nasıl yapılacağının
farkında olduğumuzu burada ifade etmek istiyorum.
Milletvekilleri olarak,
doğu illerini ilgilendiren -doğu illerini temsil eden milletvekillerimiz-
konunun farkındadırlar. Ayrıca, o illerde görev yapan yöneticilerimiz de bu
işin farkındadır, hükümetimiz de bu işin farkındadır ve ayrıca, kışın, karın
doğu bölgesinde faydalı hale dönüştürüleceğini bilen bir sivil toplum örgütümüz
de bu işin farkındadır. Bu sivil toplum örgütü, İstanbul Ticaret Odasıdır.
İstanbul Ticaret Odası,
kendisi "Doğu Anadolu Turizm Odaklı Bölgesel Kalkınma Projesi ve Kış
Olimpiyatları" adında bir proje hazırlamıştır. Burada, çok kalın bir dosya
halinde elimizde mevcut olan bu projenin tanıtımı için, Doğu Anadolu
Bölgesindeki 14-15 ilin milletvekilleri, geçtiğimiz hafta sonu İstanbul'a davet
edilmiş ve orada bu proje tanıtılmıştır. Çok büyük bir emekle yapılan bu
projede emeği geçenleri, başta İstanbul Ticaret Odasının Başkanı Sayın Mehmet
Yıldırım Beyefendiyi ve bu projede emeği geçenleri buradan tebrik etmek
istiyorum. Gerçekten, sadece Erzurum değil, bütün Doğu Anadolunun kaderine etki
edebilecek manada çok güzel bir proje hazırlanmıştır.
Şimdi, bu projeyi niçin
burada ifade etmek istedim... Biliyorsunuz, spor faaliyetleri olarak yaz ve kış
olimpiyatları düzenlenmektedir. Ülkemizin onbeş yirmi yıl, belki daha fazla
uzun bir süre yaz olimpiyatlarını alma şansının olamayacağı bir gerçek; ama,
kış olimpiyatlarını alma şansımız vardır.
Bununla ilgili bir
deneyimi de bir ay önce yaşadık. Üniversitelerarası Kış Olimpiyatları için
Erzurum-Palandöken aday oldu; ama, ne yazık ki, bu adaylığımız gerçekleşemedi
ve bu Kış Olimpiyatları, Üniversitelerarası Kış Olimpiyatları Çin'e verilmiş
oldu.
Şimdi, bu, bize bir
deneyim, bir kazanım sağladı. Biz, kış olimpiyatlarına nasıl hazırlanmamız
gerekiyor, kış olimpiyatlarında hangi süreci takip etmemiz gerekiyor, bu manada
bir tecrübe kazandık. 2014 yılındaki kış olimpiyatlarını elde edebilmek için,
2007 yılında aday belirlenecektir; biz, 2007 yılına kadar kış olimpiyat
oyunlarıyla ilgili organizasyonları gerçekleştirirsek ve bu büyük fırsatı
değerlendirirsek, ümit ediyorum ki, Doğu Anadolunun, hatta sadece Doğu
Anadolunun değil, ülkemizin çok büyük kazanımları olacaktır. İşte, bu amaçla,
kış olimpiyatlarının düzenlenmesi sürecinde yapılması gereken bazı şeyler vardır;
bunlar, adaylık hazırlık komitesinin oluşturulması ve arkasından da, kış
olimpiyat oyunlarıyla ilgili bir kanun çıkarılması gerekmektedir. Yani, yapılan
bu projede, hangi tür çalışmaların yapılacağı, ilgili bakanlıklarımızın, yerel
yönetimlerimizin, merkezî idarenin neler yapması gerektiği gösterilmiştir. Bu
nedenle, ben, ümit ediyorum, bu Yüce Meclisimiz, kış olimpiyat oyunlarıyla
ilgili kanunu çıkaracaktır, aynen İzmir'deki olimpiyatlarla ilgili çıkardığımız
kanunda olduğu gibi. Sadece Erzurum'un değil, Ağrı'dan Ardahan'a, Kars'a,
Bayburt'a, doğudaki bütün il ve ilçelerimize yönelik olan ve onların
yararlanacağı bu projenin çıkması için, Doğu Anadoluyu temsil eden
milletvekilleri olarak bu konuda üzerimize düşeni yerine getireceğimizi burada
ifade etmek istiyorum.
Ayrıca, hükümetimizin,
özellikle Sayın Başbakanımızın bu olaya çok sıcak baktığını ve geçmişte
Avusturya'nın İnsburg Şehrinde yapılan adaylık toplantısında çok büyük
desteğini görmüş bulunmaktayız. Bu nedenle, ben, hükümetimize ve özellikle Sayın
Başbakanımıza şükranlarımı, bu bölgenin milletvekili olarak, ifade etmek
istiyorum ve aynı desteğin, bu kış olimpiyatları için de devam edeceğine
inanıyorum.
Sonuç olarak da şunu
ifade etmem lazım; Avrupa Birliğine girme sürecinde bizim karşımıza çıkan en
büyük problemlerden bir tanesi, bölgelerarası kalkınmışlık farkıdır.
Bölgelerarası kalkınmışlık farkının giderilmesinde en önemli etken, kış
olimpiyatlarıdır ve kış turizmidir. Bu turizmi ve kış olimpiyatlarını
desteklediğimiz zaman, o bölgenin temel sektörleri olan tarım ve hayvancılık ve
diğer sektörlerin de bundan yararlanacağı ve daha fazla gelişim sağlayacağı bir
gerçektir.
Ben, bu duygularla, Yüce
Meclisimizin, yakında getirilecek olan kış olimpiyatlarıyla ilgili yasaya
destek vereceğini ve sizlerin değerli oylarınızla bu yasanın çıkacağına
inanıyorum; hepinize, saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Gülyurt,
teşekkür ederim açıklamalarınız için.
Saygıdeğer
milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz, İstanbul İlinde artan asayiş
sorunlarıyla ilgili söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat'a
aittir.
Sayın Özpolat, buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
2.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat'ın, İstanbul'da son günlerde artan
asayiş sorununa ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve
Devlet Bakanı Güldal Akşit'in cevabı
MEHMET ALİ ÖZPOLAT
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbulluları canından
bezdiren asayiş sorunlarıyla ilgili olarak söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
şu anda İstanbul, önemli bir güvenlik sorunuyla karşı karşıyadır. Kentimiz,
yeni bir terör dalgasının pençesindedir. Kentimizde can güvenliği de, mal
güvenliği de kalmadı; sokağa çıkmaya korkar olduk. İnsanlarımız, evlerinde de
işyerlerinde de güvende değiller. Kapkaç, gasp, bıçaklama, tehdit, kaçırma,
taciz, tecavüz, insanlarımızı canından bezdirmiştir. İyi korunan yalılar,
villalar, hastaneler bile kolayca soyuluyor. Eski Başbakana ait yalı, sıkı
güvenliğine rağmen, tanınmış bir sanatçının evi, kendisi ve çalışanları
evdeyken soyuldu; AKP İl Başkanının, milletvekillerinin evleri de öyle. Bir
hastanemizden, pahalı cihazlar, rahatça, alıp götürülmüştür. Meydan okur gibi,
Beyoğlu Emniyetinin bulunduğu caddenin hemen paralelinde, yakınında olan
caddeler ve birçok işyeri, tek ve çift numaralara ayrılarak, ilkönce tek
numaralar, sonra çift numaralar, hepsi birden soyulmuştur. Üsküdar Adliyesinin
ve Askerlik Şubesinin bulunduğu cadde de aynı şekilde bu soygunlara muhatap
olmuştur. Deprem konteynerleri bile soyuldu, hem de 62 tanesi birden.
İstanbul'da ayda 10 000 araç soyuluyor. Bunlar, kayıtlara geçenler. Ne güvenlik
sistemleri ne çelik kapılar ne de çelik kasalar işe yarıyor. Her gün, her saat,
onlarca olay meydana geliyor.
Suç örgütlerinde yöntem
çok; organize, akıllıca ve cesurca çalışıyorlar. Geçtiğimiz hafta çok değerli
bir kanalda yer aldı; asker, polis, zabıta ve postacı kıyafetleriyle evlere
giriyorlar ve evleri rahatça soyup, oradan çıkıyorlar. Üstelik, bu resmî
giysileri pul parasına ve rahatça temin etmek mümkün. Bu konuda hiçbir engel de
bulunmuyor.
İstanbullu, çarşıda,
pazarda, otobüste, minibüste, metroda, trende, kendi aracında, evinde, her an
saldırı tehlikesiyle karşı karşıyadır. Şehrimiz bir suç şehri oldu.
Değerli milletvekilleri,
İstanbul, birçok bölgeden göç alıyor. Kimlik Bildirme Kanununun yetersizliği,
Emniyetin suçla mücadelesini zorlaştırıyor. Yakalanan küçük yaştaki çocuklar
serbest kalıyor ve tekrar suça dönüyor; çünkü, yerleştirilecekleri yurt ve
ıslahevleri bulunmuyor. Küçük çocuklarını suça teşvik eden ailelere yönelik
yaptırımlar yetersiz; çoğu, erteleme ve paraya çevirme hallerinden
yararlanıyor. Hırsızlık malları kolayca paraya çevriliyor; çünkü, denetim yok,
bilgisayar ve cep telefonu gibi aygıtları tespit için teknoloji yetersiz.
Değerli milletvekilleri,
meseleyi sadece sokak çocukları, tinerci terörü olarak görmek de yanlış. Zira,
organize suç şebekeleri, İstanbul'u kuşatmış. Yoksulluk, işsizlik, eğitimsizlik,
onların işlerini kolaylaştırıyor. Yoksul ailelerin eğitimsiz çocuklarını
kolayca ağlarına düşürüyorlar, onları birer suç makinesine çeviriyorlar.
Ülkemizde 10 000 000 işsiz var, yüzde 30 aç ve yoksul, 100 000 kimsesiz çocuk
sokaklarda. Üstelik, bu tablo her gün daha da ağırlaşıyor. Bu insanlar, ülkenin
her köşesinden binbir umutla İstanbul'a akıyor ve İstanbul Şehri onlara tek
seçenek sunuyor; o da suç.
Suç işleyenlerin çoğu,
aslında, bilinen, daha önce suç işleyerek kayıtlara geçmiş kişiler; yoğun göç
ve çarpık kentleşme, onların bu kente kolayca saklanmasını sağlıyor; zira, suç,
bir sektör haline gelmiş; bu işten zengin olan mafya liderleri, patronları var.
Bu alanda istihdam edilen geniş bir kesim oluşmuş.
Bunlarla etkili biçimde
mücadele edilmezse, yarın tehlike daha da büyüyecektir. Yurttaşa "çanta
taşımayın, saldırganlara direnmeyin" demek çözüm değildir. Bu, suç
şebekelerinin işlerini kolaylaştırmak oluyor "başınızın çaresine bakın,
bizden size fayda yok" demek oluyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Özpolat.
MEHMET ALİ ÖZPOLAT
(Devamla) - Medya da şiddet ve mafya liderlerini yüceltiyor, suç
kanıksatılıyor, ekrana yansıyan yaşam biçimleri özendirici içerik taşıyor.
Elbette, konu, öncelikle bir sosyal sorun olarak ele alınmalıdır; ancak, bu,
uzun soluklu bir mücadeleyi ve sorumlu bir yönetim anlayışını gerektirir. Oysa,
İstanbul'un artık sabrı kalmadı. En acil biçimde yeni ve etkili güvenlik
tedbirleri geliştirilmelidir.
"Biz yakalatsak da
yargı bırakıyor" anlayışıyla sorumluluğu başka yere yüklemek de sorunu
derinleştiriyor. Öncelikle, Emniyet Teşkilatı, daha donanımlı hale
getirilmelidir. Hem ekonomik hem teknolojik hem de eğitim konularında önemli
takviyeye ihtiyaç olduğu ortadadır. Polis memuru, görevini gerektirdiği gibi
yapacak motivasyona sahip değildir. Görev koşulları ağır, ücretler düşük,
meslekiçi eğitim sınırlı, teknoloji eski, araçlar yetersizdir. Örneğin,
İstanbul'da 3 487 aracın 653'ü yeni, geri kalan araçlar eski ve yorgun
araçlardır. Suçluyu izlemek için tanınan olanaklar yetersizdir. Mesela, bir
araca 24 saat içinde verilen benzin miktarı 15-20 litreyle sınırlıdır. Her
ilçede motorize ekipler yoktur; oysa, İstanbul trafiğinde suçlu takibi için
daha çok motorize ekibe gerek vardır. Polis memuru mutsuz ve aşırı stres
altında, intiharlar artıyor. Hatta, bu olumsuz koşullar polisi de suç
şebekelerinin ağına düşürebiliyor. Tüm bunlar, Emniyetin etkili biçimde görev
yapmasını zorlaştırıyor. Kendi hayatının ve geleceğinin kaygısını taşıyan
polisin halkın güvenliğini sağlaması güç.
Değerli milletvekilleri,
polisin yaşam koşulları düzeltilmelidir, eğitimi güçlendirilmelidir, görev
koşulları iyileştirilmelidir, gelişmiş teknolojinin kullanımına özen
gösterilmelidir, etkin izleme ve istihbarat yapacak biçimde donatılmalıdır.
Bölgenin özelliklerini iyi bilen, böylece suçla daha etkili mücadele edilen
kadrolar dağıtılmamalı, yerleri sık sık değiştirilmemelidir; suçlunun izlenmesi
açısından bu nokta çok önemlidir. Polis her açıdan suçludan daha güçlü konuma
getirilmelidir ki, suçluyla mücadele edebilsin.
Medyaya da çok iş
düşüyor. Sorumlu yayıncılık önem taşıyor. Suçla savaşmak konusunda herkesin
ortak sorumluluğuna ihtiyaç vardır. Hükümet, İçişleri Bakanlığı, Emniyet, sivil
toplum örgütleri, medya, iş çevreleri ortak bir duyarlılıkla konuyu masaya
yatırmalı ve sorumluluk almalıdır.
Evet, 2000 affından sonra
İstanbul'da asayiş sorunları çok daha ciddî boyutlara tırmanmıştır; evet,
yoksulluk temel nedendir; ancak, son aylardaki bu suç patlamasının başka zafiyetlerden
de kaynaklanabileceği gözönüne alınmalıdır. Bu zafiyetler tespit edilmeli, daha
etkin bir mücadele yürütülmelidir.
Artan suç ve şiddet
kentin turizm gelirlerini de olumsuz yönde etkiliyor. Şehir, giderek
yoksullaşıyor. Böylece, yoksulluk ve suç sarmalı birbirini büyütüyor.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri, İstanbullu evinde, şehrin sokaklarında, caddelerinde,
meydanlarda güvenle, özgürce yaşamak istiyor. Bunun sağlanması için hükümeti ve
tüm ilgilileri konuyu baştan ele almaya çağırıyorum ve konunun bütünüyle ele
alınmasını öneriyorum. Sorun, tüm tarafları ve tüm boyutlarıyla ele alınmalı,
tartışmaya açılmalıdır. Rasyonel ve iyi planlanmış çözümler geliştirilmelidir.
Bir hükümetin en temel görevi, yurttaşın can ve mal güvenliğini sağlamaktır.
Suçla savaşacak güçlü iradeyi ortaya koyamayan idareciler görevde kalmamalıdır.
Bu kaygıyla, Yüce
Meclisimizi saygıyla selamlıyor; bu konuya ilgi bekliyorum.
Saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özpolat.
Sayın Özpolat'ın
gündemdışı konuşmasına, Devlet Bakanı Sayın Güldal Akşit cevap vereceklerdir.
Sayın Bakanım, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI GÜLDAL
AKŞİT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul Milletvekili
Sayın Mehmet Ali Özpolat'ın, İstanbul'da artan asayiş olayları konulu
gündemdışı konuşması üzerinde, Hükümet adına söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Sayın
Özpolat'a, bugünlerde kamuoyunu meşgul eden asayiş durumu hakkında
Hükümetimizin tutumunu açıklamamıza fırsat veren konuşmaları için teşekkür
ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
izin verirseniz, ben, konuyu, İstanbul özelini de içine alacak ve fakat,
ülkenin geneline şamil bir bakış açısı içinde cevaplamak istiyorum.
Öncelikle, bir tespit
yapmamıza izin verin. Huzur ve asayişin temini, yalnızca bir polisiye sorun
değildir. Elbette, öncelikli olarak asayişin korunması ve huzurun temin
edilmesi güvenlik kuvvetlerinin işidir; ama, suç ve suçluluk birer sosyal
hadisedir. Suç işlenmesinin sebeplerinin arkasında, sosyal, kültürel,
psikolojik ve ekonomik sebeplerin bir arada düşünülüp değerlendirilmesi
gerekmektedir.
Nitekim, biz Hükümet
olarak meseleye böyle yaklaşıyoruz. Nedenlerin tamamını kuşatacak, kısa, orta
ve uzun vadeli çözüm önerilerini içeren, disiplinlerarası arası ve birkaç
bakanlığı kapsayan çalışmalar yürütüyoruz. Bu amaçla, beş bakan arkadaşımızın
katılımıyla bir komisyon kurulduğu malumlarınızdır. Bu komisyon, eldeki
verilerden hareketle, bakanlıklarının bütün imkânlarını bu amaca teksif etmiş
durumdadır.
İsterseniz, bu vadede
neler yapılabildiğini, ana başlıklarla ifade edeyim.
Kısa vadeye ilişkin
olarak işin polisiye boyutları ele alınmış, başta İstanbul olmak üzere büyük
illerimizde ve ülkenin genelinde, suç tiplerine göre suçlu profilleri
çıkarılmıştır; hangi suçları, kimler, kaç yaş grubundakiler, hangi ekonomik
veya sosyal katmandan gelenler işlemektedir, bunun tespiti yapılmıştır. Eldeki
veriler, özellikle, hırsızlık, kapkaç, yaralama, dolandırıcılık gibi suçların,
genellikle 18 yaşından küçük çocukların kullanılması suretiyle yapıldığını
ortaya koymaktadır. İçgöç, ekonomik nedenler, parçalanmış aile, eğitim
yetersizliği, rehabilitasyona yönelik kurumsal yapı eksikliği, sivil toplumun
güvenlik hizmetine yeterince istekli olmaması gibi sebepler, bu anlamda öne
çıkmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; kısa vadede, soruna, polisiye anlamda müdahale
edebilmek için, öncelikle, yayımlanan bir genelgeyle suça hassas bölgelerin
tespit edilerek buralar için özel tedbirler alınması istenilmiştir. Ayrıca,
İçişleri Bakanlığımız, geçtiğimiz haftalarda, bütün emniyet müdürlerini
Ankara'da toplayarak bir durum değerlendirmesi yapmıştır. Bu çerçevede, bugüne
değin toplumsal olaylarda kullanılan çevik kuvvet birimlerinin asayiş
hizmetlerinde kullanılması, Emniyet Teşkilatının büro hizmetlerinde kullandığı
eleman sayısının azaltılarak, sokak hâkimiyetine dönük kadro tasarrufu
sağlanması, suçtan endişe duyan her bir kurumun, sivil toplum kuruluşunun ve
vatandaşın suçla mücadeleye aktif katılımının sağlanması gibi acil önlemler
alınması kararlaştırılmıştır.
Bu ön tespitlere bağlı
olarak, örneğin, İstanbul İlinde, çevik kuvvetin önemli bölümü asayiş
hizmetlerinde görevlendirilmiş, büro görevlilerinin sayısı asgarîye çekilmiş,
sivil toplum kuruluşları ve diğer kuruluşlarla işbirliği arayışları
hızlandırılmıştır. Bunların yanında, orta vadede alınması gereken önlemler
bakımından da çalışmalara başlanmıştır. Bakanlardan oluşan komisyonumuz,
illerde, içlerinde psikolog, pedagog, sosyal hizmet uzmanı gibi uzmanların da
bulunduğu ve daha çok, sokakta yaşayan çocuklarımıza yönelik istismarın
önlenmesi amaçlı özel mobil ekiplerin oluşturulması yönünde karar almış
bulunmaktadır. İlk uygulama olarak, İstanbul'da oluşturulan 30 özel mobil ekip,
önümüzdeki günlerde göreve başlayacaktır.
Yine, orta vadede
alınması gereken tedbirler cümlesinden olarak, özellikle büyük kentlerde
yeterli sayıda polis istihdamı için, mevcut polis okullarına takviyeler
yapılmış; ayrıca, açığın bir an önce kapatılması bakımından, yeni yöntemlerin
belirlenmesi amaçlı çalışmalarda da son aşamaya gelinmiştir. Bununla beraber,
polisin teknolojiden azamî istifadesi, yeterli ve modern araç ve gereçle
donatılması için bütçe imkânları zorlanmaktadır. Özellikle, doğrudan suça
müdahalede yeni teknolojilerin kullanılması için çalışmalarda önemli gelişmeler
kaydedilmiştir.
Bu bağlamda, prototip
olarak Diyarbakır'da ve İstanbul İlinde, NATO zirvesinde uygulanan MOBESE
projesinden söz etmek istiyorum. Temelinde, polis araçlarının dijital harita
üzerinden canlı olarak izlenebildiği ve görevli personelin merkezle ve
amirleriyle her türlü iletişimi kolay, hızlı bir şekilde sağlayabildiği,
arşivlerdeki bilgileri aktif olarak kullanabildiği, yazılımı tamamen Emniyet
Teşkilatımıza ait bir bilişim projesidir bu. Bu proje, 7 Mayıs 2003 tarihinde
Interpro Bilişim Ödülleri birincisi seçilmiştir. Bilişim teknolojisinin etkin
kullanımıyla süratli bir hizmet sunulacak, insan unsurundan kaynaklanan hatalar
minimize edilecektir. Suçu delillendirmek ve suçluların daha kolay yakalanması
için gerekli olan bu sistemin yalnızca İstanbul ayağının maliyeti yaklaşık 20
trilyondur. Projenin 10 Nisan 2005 tarihinde faaliyete geçirilmesi
planlanmaktadır. Bu projeyle, komuta kontrol merkezi, doküman yönetim sistemi,
mobil araç sorgulama ünitesi, araç takip sistemi, polis merkezleri bilgisayar
ağı, mobil polis karakol ünitesi, nezarethane iyileştirme ve kontrol sistemi,
plaka tanıma sistemi, bölge görüntüleme sistemi, muhtarlık otomasyonu
gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
işin uzun vadeye yayılması gereken bölümleri de elbette bulunmaktadır. Örneğin,
e-devlet konseptinin bütün kurumlarda yerleşmesi, güvenlik hizmetinin en etkin
şekilde verilmesi için gerekli şartlardan biridir. İçişleri Bakanlığımız,
devletin elektronik altyapısına, kimlik paylaşım sistemini devreye sokarak çok
temel bir bakış açısı kazandırmıştır. Bu sistemle, üretilen kimlik bilgilerini
bütün ilgili kurumlar yeniden üretmek zorunda kalmayacaktır. Bu ayın sonlarında
bir devlet töreniyle tanıtılacak olan bu proje de güvenlik hizmeti açısından
son derece hayatî olmuştur. Tıpkı e-devlet gibi, eğitim, rehabilitasyon ve
infaz sistemindeki iyileşmeler, uzun vadede daha güvenli bir toplum oluşumuna
katkı sağlayacaktır.
Öte yandan, asayiş ve
huzurun sağlanmasını, iktidara geldiğimiz ilk günlerden itibaren, acil eylem
planımızın öngörüsü meyanında sosyal politikanın bir versiyonu olarak görüyor
ve üzerine gidiyoruz. Malumunuz, acil eylem planımızda, gelir dağılımında
adaletin sağlanması, işsizliğin önlenmesi, nitelikli eğitim, sağlıklı toplum,
herkese sosyal güvenlik, kentleşme ve yerleşme ana başlıkları altında 45 tedbir
öngörülmüştür. Bu tedbirlerin realize edilmesi için, yasal altyapıyı uyumlu hale
getirmek amacıyla, geçtiğimiz iki yıl boyunca pek çok yasa Yüce Meclise
getirilerek onayınız alınmıştır. Ayrıca, idarî tedbirler cümlesinden olarak
önemli projeler gerçekleştirilmiştir. Uzun vadede alınması gereken önlemler
konusunda eğitim ve sosyal hizmet kapasitesinin genişletilmesinin önemini bir
kez daha vurgulamak ve bu konuda ilgili bakan arkadaşlarımızın çalışmalarını
sürdürdüğünü ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, esas itibariyle, ceza adaletinin sağlanması bağlamında yapılan
çalışmalarla, güvenlik birimlerimiz moral değerlerini korumak durumundadır. Bu
çerçevede, yeni Türk Ceza Kanununun "Nitelikli hırsızlık" yan
başlıklı 142 nci maddesinde "elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak
suretiyle ya da özel beceriyle" ifadesi kullanılarak kapkaç suçu
tanımlanmış ve bu suçu işleyenlerin üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla
cezalandırılmaları öngörülmüş bulunmaktadır.
Önümüzdeki günlerde bu
çalışmaların net sonuçlarını birlikte göreceğimizi düşünüyorum. Bu suçların
tamamen bertaraf edilmesi, tabiî ki, mümkün değildir; ancak, toplumsal
rahatsızlığa neden olmayacak ölçüye indirgenmesi konusundaki gayretlerimize
aralıksız devam edilecektir.
Değerli arkadaşlarım, son
olarak İstanbulumuza ilişkin birkaç değerlendirme yaparak konuşmamı tamamlamak
istiyorum. Malumunuz, İstanbul, 10 951 009 nüfusa sahip bir megapol. 2003 yılı
Interpol verilerine göre, bu örgüte üye bazı ülkelerdeki suç oranları ile
İstanbul'u mukayese etmek istiyorum.
2003 yılında, 12 310 000
nüfuslu Tokyo'da 229 919, 7 188 000 nüfuslu Londra'da 469 922, 3 392 425 nüfuslu Berlin'de 244 393, 1
550 874 nüfuslu Viyana'da 171 043, 1 725 000 nüfuslu Budapeşte'de 55 926
hırsızlık olayı müracaatı kaydedilmişken, aynı yıl, 10 951 009 nüfuslu
İstanbul'da 39 118 hırsızlık vakası olmuştur. İşin gerçeği, bu rakamların
arkasına sığınacak değiliz. Geleneklerine bağlı Türk toplumunda daha az suç
işlenmesi bizim de temennimizdir. Yukarıda da arz ettiğim gibi, bunu temenni
boyutunda tutuyor değiliz. Bütün gücümüzle, suç ve suçlulukla savaş için
mücadeleye devam ediyoruz.
Hemen hatırlanacağı gibi,
yakın dönemde, özellikle de İstanbul'da önemli başarılar elde edilmiştir.
Asayişe yönelik, kamuoyunda geniş yer alan olaylardan, üniversite öğrencisi
Ahmet Hakan Candemir'in 4.1.2004 günü cep telefonunu gasbederek ölümüne
sebebiyet verme suçunun zanlıları yakalanmıştır. İnönü Stadındaki Cihat
Aktaş'ın öldürüldüğü tribün cinayeti zanlısı yakalanmıştır. Sarıyer'deki 1'i
çocuk 7 kişinin öldürüldüğü gasp amaçlı cinayet olayı aydınlatılmıştır. Akın
Şimşek, Yakup Yazıcı, Musa Sargın, Serkan Acar ve Şehabettin Oruç'un
liderliğini yaptığı büyük kapkaç ve gasp grupları, tüm üyeleriyle birlikte
yakalanarak adlî makamlara teslim edilmiştir. 15-20 Kasım 2003 tarihinde
meydana gelen ve birçok vatandaşımızın ölümüne ve yaralanmasına neden olan, El
Kaide bağlantılı...
BAŞKAN - Sayın Bakanım,
bir 15 saniyenizi rica edeyim...
DEVLET BAKANI GÜLDAL
AKŞİT (Devamla) - Tabiî.
B) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1.- Genel
Kurulu ziyaret eden Yunanistan Adalet Bakanı Anastasis Papaligouras ve
beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, Yunanistan Adalet Bakanı Anastasis Papaligouras ve
beraberindeki heyet, Sayın Adalet Bakanımız Cemil Çiçek Beyle beraber
Meclisimizi teşrif etmişlerdir; kendilerine "Hoşgeldiniz" diyorum.
(Alkışlar)
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR (Devam)
2.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat'ın, İstanbul'da son günlerde artan
asayiş sorununa ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve
Devlet Bakanı Güldal Akşit'in cevabı (Devam)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakanım.
DEVLET BAKANI GÜLDAL
AKŞİT (Devamla) - 15 - 20 Kasım 2003 tarihinde meydana gelen ve birçok
vatandaşımızın ölümüne ve yaralanmasına neden olan El Kaide bağlantılı bombalama
olayını gerçekleştiren terör örgütü mensupları çok kısa bir sürede tespit
edilerek yakalanmış ve örgüt tamamen deşifre edilmiştir.
DHKP-C örgütüne yönelik,
5 Avrupa ülkesiyle birlikte gerçekleştirilen, 2004 Nisan ayında
gerçekleştirilen operasyonda birçok suikast ve bombalama olayı önlenmiştir.
Organize suç gruplarına
yönelik gerçekleştirilen operasyonlarla, birçok, adam kaçırma, tehdit, şantaj
ve gasp olayı aydınlatılmıştır. Organize suç örgütlerine yönelik 2003 yılında
214 operasyon, 2004 yılında 159 operasyon gerçekleştirilmiştir. Bu
operasyonlardan önemli bazıları, Sedat Peker, Oğuz Korukır, Hakan Çillioğlu,
Ömer Sundura, Yakup Süt, Fırat Delibaş, Naci Yılmaz, Nuri Ergin, Alaattin
Çakıcı, Sami Kutsal, Nihat Yılmaz, Mehmet Sena Söylemez, İbrahim Gümüştekin'in
liderliklerini yaptıkları gruplara yapılan operasyonlardır.
Malî şube faaliyetlerinde
geçmiş yıllara oranla başarılı operasyonlar gerçekleştirilmiş ve bu
operasyonlarda, 2003 yılında 27 063, 2004 yılında 33 748 adet kaçak cep
telefonu, 2004 yılında ilaç imalathanelerine yapılan operasyonlarda yüksek
miktarda, sahte ilaç yapımında kullanılan hammadde ele geçirilmiştir. 2003
yılında 5 ve 2004 yılında 6 adet sahte para, 2 adet sahte damga pulu, 1 adet
sahte millî piyango matbaaları yakalanmıştır.
Ayrıca, kamuoyunda İmar
Bankası soruşturması olarak bilinen tarihimizin en büyük yolsuzluk operasyonu,
iki yıl süren çalışmalar sonucunda aydınlatılmış ve devletimizin kaybolan
trilyonlarca zararı geri döndürülmeye çalışılmıştır.
Narkotik şubemiz, uyuşturucuyla
mücadelede tarihin en başarılı operasyonlarını gerçekleştirerek, Türkiye'nin
uluslararası kamuoyunda takdirini kazanmıştır. 2003 yılında 2 ton 342 kilo
eroin, 206 kilo esrar, 499 kilo baz morfin, 5 kilo kokain, 1 919 000 adet
sentetik hap; 2004 yılında 966 kilo esrar, 3 ton 632 kilo eroin, 4 ton 410 kilo
baz morfin, 84 kilo kokain, 2 429 000 adet sentetik hap ele geçirilmiştir.
İstanbul Narkotik Şube
Müdürlüğünce gerçekleştirilen önemli operasyonlar "şimendifer",
"son tango", "demir kapı", "kervan",
"zeybek", "okyanus", "poyraz",
"tekirdağ", "vira", "kartal pençesi",
"kafes", "sis", "şen gelin", "erciyes",
"hasandağı", "lale", "meriç", "toros"
ve "nil" kod isimli operasyonlardır.
Yukarıdaki bilgilerden
anlaşılacağı üzere, İstanbul'un genel asayişinde bir bozulma ve gerileme söz
konusu olmayıp, terör, malî suçlar, organize suç örgütleri, uyuşturucu madde
kaçakçılığı olaylarında üstün bir başarı, hırsızlık ve kapkaç gibi adi
olaylarda az da olsa iyileşmeler mevcuttur.
Bu anlatımlardan da
görüleceği gibi, polisimiz ve jandarmamız, mevcut şartlarda, kendisine tevdi
edilen görevi özveriyle sürdürmektedir. Bu konuda, bizlere de, güvenlik
birimlerimizin fedakâr çalışmalarına yardımcı olmak düşmektedir.
Daha huzurlu bir İstanbul
ve daha huzurlu bir Türkiye için, bütün toplum olarak meseleye sahip çıkmamız
lazım geldiğini düşündüğümü ifade ediyor; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakanım.
Sayın milletvekilleri,
gündemdışı üçüncü söz, Sultan II. Abdülhamid Hanın ölüm yıldönümü münasebetiyle
söz isteyen Samsun Milletvekili Mustafa Çakır'a aittir.
Sayın Çakır, buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
3.- Samsun
Milletvekili Mustafa Çakır'ın, Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamid'in ölüm
yıldönümü münasebetiyle, kişiliğine ve ülke için yaptığı hizmetlere ilişkin
gündemdışı konuşması
MUSTAFA ÇAKIR (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Osmanlı padişahlarından II.
Abdülhamid'in ölüm yıldönümü sebebiyle anma konuşması yapmak üzere gündemdışı
söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizin malumları olduğu üzere, dünyamız coğrafyasında yer
almış milletler ve bu milletlerin tarihleri vardır. Bildiğiniz gibi tarih, milletlerin
yaşantılarından ve öteki uluslarla olan ilişkilerinden oluşur. Tarih, bir
ulusun hafızası gibidir. Bu hafızanın bütün şubelerinde ve kayıtlarında bir
milletin değerleri mevcuttur. Milletler, bu tarihî değer kayıtlarından,
geleceklerle ilgili alacakları kararlarda yararlanırlar. Bugün, her zamankinden
daha fazla, geleceği belirleyecek faktörler üzerinde durmamız, önemli bir
mecburiyet halini almıştır. Ancak, takdir edersiniz ki, uluslar arasında ve
milletlerin hayatlarında alınmakta olan kararlarda tarihin önemli bir yeri
mevcuttur.
II. Abdülhamid, Türk
tarihinde otuzüç yıl Osmanlı Devletini yönetmiştir. 10 Şubat 1918 tarihinde,
arşivi ve laboratuvarı olarak gördüğümüz dönemini bize devrederek vefat
etmiştir. Bugün, ülkemizde ve dünyada hızla gelişen olayların arasında
kendilerini saygı ve rahmetle anıyoruz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; II. Abdülhamid, 21 Eylül 1842'de İstanbul'da doğmuştur. Babası
1839 ile 1861 tarihleri arasında padişah olarak Osmanlı Devletini yönetmiş olan
Abdülmecid'dir. Annesi Tiri Müjgân Kadınefendidir. Gerdankıran Ömer Efendiden
Türkçe, Ali Maafi Efendiden ve Saffet Paşadan Farsça, Ferit ve Şerif
Efendilerden Arapça öğrendi. Lütfi Efendiden Osmanlı tarihi, Kemal Ethem ve
Gadret Paşalardan Fransızca ve iki İtalyandan musiki dersleri aldı. Fransızca,
Arapça, Farsça, Arnavutça dilleri, bildiği diller arasındaydı.
II. Abdülhamid zeki
olmasına rağmen düşünce ve kanaatlerini açığa vurmak istemezdi. Bunda, içinde
yaşadığı olaylar etkiliydi. Hafızası güçlüydü, en eski ve ayrıntı konuları bile
rahatlıkla hatırlayabiliyordu. Şehzadeliği, sahip olduğu üstün zekâ ve politik
kabiliyeti sayesinde rahat bir ortamda geçmişti. Maslak ve Kâğıthane'de bulunan
çiftliklerde tarımla uğraşmış, koyun ticareti yapmış, maden işletmiş, spor yapmanın
yanında ata binmeyi, silah kullanmayı öğrenmiştir. Şehzadelik yıllarında, 1863
yılında Mısır, 1867 yılında İngiltere, Fransa, Almanya ziyaretlerinde bulunmuş
ve 31 Ağustos 1876'da tahta geçmiştir.
II. Abdülhamid Osmanlı
Devletini yönetmeye başladığı zaman büyük bir malî sıkıntı yaşanıyordu. 1854
ile 1874 yılları arasında alınmış dış borçların, vadesi dolan yıllık anapara ve
faiz ödemeleri devletin gelirlerinin yarısını aşmıştı. Dünyada büyük güçler
arasında denge Avrupa lehine gelişmekteydi. Avrupa'da güçler arasında denge
arayışı ve belirsizlik Osmanlı üzerindeki baskıyı artırmıştı. Bu durum,
devletadamları arasında gerilim ve ayrılıkçı eğilimlerin gelişmesine sebep
olmuştu. 1875'te, dışborç ödemelerini erteleme kararı dünyada tepkiyle karşılanmış,
büyük ülkelerde Osmanlı Devletinin artık kurtulamayacağı inançları gelişmişti.
II. Abdülhamit'in, aşırıya kaçan, kimselere güvenmeme duygusunun kaynağında,
tahta çıkana kadar geçen şehzadelik süresinde yapmış olduğu derin
gözlemlerinde, kendi çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan yöneticiler olmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çakır,
biraz özetleyerek toparlarsanız... Buyurun.
MUSTAFA ÇAKIR (Devamla) -
Toparlıyorum efendim.
Abdülhamid, diplomatik
gelişmeleri yakından izlemek üzere, Sarayda bir bilgi merkezi kurmuş,
dışişlerini bizzat kendi eline almış; Osmanlı devlet töresi ve 1876
Anayasasıyla getirdiği yeni düzen, yani, Birinci Meşrutiyet, güç ve otoritesini
içeride artırmıştı. İki defa topladığı Meclisi Mebusan, artan iç kargaşa ve dış
baskılara karşın etkin önlem almak düşüncesiyle 1878'de süresiz tatil
edilmiştir.
Devraldığı 252 000 000
altın borcun ödenebilmesi için 1881 yılında Düyunu Umumiye İdaresini kurmuştur.
Tanzimat dönemi borçlarını ödeyebilmek için dışborç almaktan uzak durmaya ve
tasarrufa önem vermiştir. Bu dönemde dünyada ekonomik bunalım yaşanmaktaydı.
1889 yılında Anadolu
demiryolu ağı yapımına başlanmış, 1893 yılında Ankara'ya kadar raylar döşenmiş;
sonraki yıllarda, Bağdat'tan Basra'ya kadar demiryolu ağı kurulmasına
çalışmıştır.
Askerî alanda
işbirlikleri ve anlaşmalarla Osmanlı askerî gücünün yenilenmesine çalışmıştır.
Adlî alanda ise, Ceza
Usulü ve Ticaret Usulü Kanunları yapılmıştır.
Modern eğitim bu dönemde
yerleşti ve bu arada devlet, eğitimdeki görevinin şuuruna vardı. Yeni
mekteplere, devletçe, malî yardım, eğitim giderleri için vergi yoluyla kaynak
temini, mektep yapma, öğretmen yetiştirme, öğretmen tayini, merkez ve taşra
teşkilatının kurulması, darülfünun açılması, özellikle Anadolu'ya yönelik
olması, eğitimde bilinçlenmenin güçlenmesini sağlamıştır.
10 000 000
kilometrekareye yakın imparatorluk hudutlarının korunabilmesi için, Batılı
ülkelerle ve İslam ülkeleriyle dengeli ilişkiler geliştirilmesine önem
vermiştir. Özellikle, askerî alanda Almanya'yla ilişkiler güçlenmiştir.
Gelişen dünyanın
oluşturduğu baskı ve artan iç gerilim neticesinde, 23 Temmuz 1908'de İkinci
Meşrutiyetin ilanına karar vermiştir. Daha sonraki günler, sağlanmış olan
hürriyetlerin ve idarî yetkilerin doğru kullanılmaması neticesinde talihsiz 31
Mart Vakası meydana gelmiştir. 27 Nisan 1909'da toplanan Mebusan ve Âyan
Meclisleri II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesine karar vermiş ve aynı günün
gecesi, tahttan alınarak Selanik'te ikamete mecbur edilmiştir.
II. Abdülhamid, aile ve
maiyetlerindeki birlikle 2 Aralık 1912'de Çanakkale üzerinden İstanbul'a dönmüş
ve 10 Şubat 1918'e, ölüm tarihine kadar Beylerbeyi Sarayında hayatını
sürdürmüştür.
Tabiî ki, tarihin
tanıklık ettiği ve sonuçlarını hepimizin bildiği gibi, devleti yönetmekten
uzaklaştırılıp İstanbul'a döndüğü bu tarihler arasında Balkan ve Birinci Dünya
Harpleri vardı.
BAŞKAN - Sayın Çakır,
kronolojik olmaktan öbür tarafa; lütfen, toparlayınız.
MUSTAFA ÇAKIR (Devamla) -
Bitiriyorum efendim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; dünyada sanayileşme sonucu ortaya çıkan yeni güçler arasında
devletini ayakta tutmaya ve öteki ülkelerle iyi ilişkiler kurmaya önem
vermiştir. Ayrıca, bir imparatorluktan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin
kuruluşuna giden yolda fikirlerin oluşmasına imkân sağlayan II. Abdülhamid'i
ölüm yıldönümünde rahmetle anıyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum
efendim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Çakır.
C) OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM
Başkanvekili Nevzat Pakdil'in, Kahramanmaraş'ın kahramanlık unvanını almaya hak
kazandığı ve bağımsızlık mücadelesini zaferle sonuçlandırdığı kurtuluş günü
münasebetiyle Kahramanmaraşlıları kutlayan konuşması
BAŞKAN - Değerli
milletvekili arkadaşlarım, gündeme geçmeden önce, izninizle, önemli bir hususu
sizlere hatırlatmak, sizlerle ve milletimizle paylaşmak istiyorum.
12 Şubat,
Kahramanmaraş'ın, kahraman unvanını almaya hak kazandığı, bağımsızlık
mücadelesini zaferle sonuçlandırdığı kurtuluş günüdür. İşgale karşı bağımsızlık
mücadelemizin ilk zaferini kazanan Kahramanmaraşlı hemşerilerim bununla ne
kadar gurur duysalar azdır. Kahramanmaraş'ta başlayan direniş, yüce çatısı
altında bulunduğumuz Büyük Millet Meclisinin kuruluşuna giden yolda önemli bir
kilometre taşı olmuştur. Kahramanmaraş'ta çakan bağımsızlık kıvılcımı Ankara'da
ateşe dönüşmüş; bu ateş, Millî Meclisimizin kuruluşuyla sonuçlanmıştır.
Nitekim, Yüce Meclisimiz, bu önemli olayı unutmamış, Kahramanmaraş'ı 1925
yılında istiklal madalyasıyla şereflendirmiş; sonrasında da, 1973 yılında
kahramanlık unvanıyla taçlandırmıştır.
Bu vesileyle, yüce
milletimizin ve sizlerin huzurunda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah
arkadaşlarını, kurtuluş mücadelesinde bizzat önderlik yapan Büyük Millet
Meclisi üyelerimizi, şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.
Aziz şehitlerimizin ruhları şad olsun. (Alkışlar)
Değerli milletvekilleri,
gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Anayasa ve Adalet
Komisyonu üyelerinden kurulu karma komisyonun, bazı sayın milletvekillerinin
yasama dokunulmazlıkları hakkında 5 adet raporu vardır; sırasıyla okutup
bilgilerinize sunacağım.
IV.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.- Afyonkarahisar Milletvekili Mahmut Koçak'ın yasama
dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa ve
Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu (3/595) (S.
Sayısı: 752) (x)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Seçim yasaklarına aykırı
davranmak suçunu işlediği iddia olunan Afyonkarahisar Milletvekili Mahmut Koçak
hakkında düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık
tezkeresi ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, Karma
Komisyonumuzun 12 Ocak 2005 tarihli toplantısında görüşülmüştür.
Karma Komisyonumuz, isnat
olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Afyonkarahisar Milletvekili Mahmut
Koçak hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun
bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan
Kuzu
İstanbul
Komisyon
Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasamızın 83 üncü
maddesinde yasama dokunulmazlığı başlığı altında mutlak ve geçici anlamda iki
tür dokunulmazlık düzenlenmiştir. Mutlak dokunulmazlık, milletvekillerinin
Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri
düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka
bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan
sorumlu tutulmamalarını sağlamaktadır. Mutlak dokunulmazlık adı verilen ve
kaldırılması söz konusu olmayan bu dokunulmazlığın amacı, milletvekillerinin
düşüncelerini serbestçe ifade etmelerine imkân tanımaktır.
Geçici dokunulmazlık ise,
seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin
Meclisin kararı olmadıkça tutulamamasını, sorguya çekilememesini,
tutuklanamamasını ve yargılanamamasını; hakkında verilmiş olan ceza hükmünün
üyelik sıfatı sona erinceye kadar yerine getirilmemesini sağlamaktadır.
Geçici dokunulmazlık,
Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla kaldırılabilmektedir.
Geçici dokunulmazlığın
amacı, milletvekillerinin yasama çalışmalarına katılımının tutuklanma, sorguya
çekilme, yargılanma veya tutulma gibi nedenlerle engellenmemesi ve siyasî
iktidarın keyfîleşebilecek suç isnatları veya ceza kovuşturmalarına karşı
korunmasıdır.
Günümüzde pek çok ülkede
geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltıldığı görülmektedir.
Türkiye ise bu gelişimin
dışında kalmıştır.
Bu durum, geçici
dokunulmazlığın toplum tarafından giderek bir ayrıcalık olarak görülmesine yol
açmıştır.
Son zamanlarda kimi
vatandaşlarımızda yolsuzluk olaylarının bir bölümünün siyasetçiyle bağlantılı
olduğu ve dokunulmazlık nedeniyle bu yolsuzlukların takibinin güçleştiği
yolunda bir kanı oluşmaya başlamıştır. Bu kanı, Parlamentonun saygınlığının
olumsuzca etkilenmesine ve dokunulmazlıkların hukuk devletinin gerçekleşmesinin
önündeki bir engel olarak görülmesine neden olmaktadır.
Milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargı organlarından gelen
taleplerin sonuca bağlanmasının uzun zaman alması veya Meclisçe genellikle
kovuşturmanın milletvekili sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar
verilmesi, toplumun adalet duygusunu da zedelemektedir.
Diğer yandan
dokunulmazlığının kaldırılmaması, hakkında suç isnadı bulunan milletvekilinin
yargılanma hakkından yararlanmasına da imkân bırakmamaktadır.
Bütün bu kanı ve
değerlendirmelerin siyasal yaşantımızdaki olumsuz etkilerinin daha büyük boyutlara
ulaşmasını engellemek için Anayasamızın 83 üncü maddesinin değiştirilmesi ve
geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltılması gerekmektedir. Bu konuda CHP ve
siyasî partilerimizin pek çoğu 2002 seçimleri sırasında topluma taahhütte
bulunmuştur.
Ancak şu ana kadar böyle
bir Anayasa değişikliği gerçekleştirilmemiştir.
Bu durumda, milletvekili
dokunulmazlığının hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesini güçleştirici bir
husus haline dönüşmemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığını
zedeleyecek eleştirilere neden olmaması ve milletvekillerinin yargılanarak
aklanma hakkından yararlanmalarını engellememesi için bir tek çözüm kalmıştır;
o da, hakkında dokunulmazlığının kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin
dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verilmesidir.
Bu nedenlerle, komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
|
|
Oya Araslı |
Mehmet Küçükaşık |
Halil Ünlütepe |
|
|
Ankara |
Bursa |
Afyonkarahisar |
|
|
Feridun Fikret Baloğlu |
Muharrem Kılıç |
Uğur Aksöz |
|
|
Antalya |
Malatya |
Adana |
|
|
Atilla Kart |
Ziya Yergök |
İlyas Sezai Önder |
|
|
Konya |
Adana |
Samsun |
|
|
|
Feridun Ayvazoğlu |
|
|
|
|
Çorum |
|
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Diğer raporu okutuyorum:
2.- Niğde Milletvekili Mahmut Uğur Çetin'in yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu (3/596) (S. Sayısı: 753) (x)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
298 sayılı Seçimlerin
Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanuna muhalefet suçunu işlediği
iddia olunan Niğde Milletvekili Mahmut Uğur Çetin hakkında düzenlenen yasama
dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık tezkeresi ve eki dosya
hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, Karma Komisyonumuzun 12 Ocak 2005 tarihli
toplantısında görüşülmüştür.
Niğde Milletvekili Mahmut
Uğur Çetin, Komisyonda sözlü olarak savunmasını yapmıştır.
Karma Komisyonumuz, isnat
olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Niğde Milletvekili Mahmut Uğur Çetin
hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun
bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygı ile sunulur.
Burhan
Kuzu
İstanbul
Komisyon
Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasamızın 83 üncü
maddesinde yasama dokunulmazlığı başlığı altında mutlak ve geçici anlamda iki
tür dokunulmazlık düzenlenmiştir. Mutlak dokunulmazlık, milletvekillerinin
Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden,
o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar
alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu
tutulmamalarını sağlamaktadır. Mutlak dokunulmazlık adı verilen ve kaldırılması
söz konusu olmayan bu dokunulmazlığın amacı, milletvekillerinin düşüncelerini
serbestçe ifade etmelerine imkân tanımaktır.
Geçici dokunulmazlık ise,
seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin
Meclisin kararı olmadıkça tutulamamasını, sorguya çekilememesini,
tutuklanamamasını ve yargılanamamasını; hakkında verilmiş olan ceza hükmünün
üyelik sıfatı sona erinceye kadar yerine getirilmemesini sağlamaktadır.
Geçici dokunulmazlık TBMM
kararıyla kaldırılabilmektedir.
Geçici dokunulmazlığın
amacı, milletvekillerinin yasama çalışmalarına katılımının tutuklanma, sorguya
çekilme, yargılanma veya tutulma gibi nedenlerle engellenmemesi ve siyasî
iktidarın keyfîleşebilecek suç isnatları veya ceza kovuşturmalarına karşı
korunmasıdır.
Günümüzde pek çok ülkede
geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltıldığı görülmektedir.
Türkiye ise bu gelişimin
dışında kalmıştır.
Bu durum, geçici
dokunulmazlığın toplum tarafından giderek bir ayrıcalık olarak görülmesine yol
açmıştır.
Son zamanlarda kimi
vatandaşlarımızda yolsuzluk olaylarının bir bölümünün siyasetçiyle bağlantılı
olduğu ve dokunulmazlık nedeniyle bu yolsuzlukların takibinin güçleştiği
yolunda bir kanı oluşmaya başlamıştır. Bu kanı, Parlamentonun saygınlığının
olumsuzca etkilenmesine ve dokunulmazlıkların hukuk devletinin gerçekleşmesinin
önündeki bir engel olarak görülmesine neden olmaktadır.
Milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargı organlarından gelen talebin
sonuca bağlanmasının uzun zaman alması veya Meclisçe genellikle kovuşturmanın
milletvekili sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar verilmesi,
toplumun adalet duygusunu da zedelemektedir.
Diğer yandan
dokunulmazlığının kaldırılmaması, hakkında suç isnadı bulunan milletvekilinin
yargılanma hakkından yararlanmasına da imkân bırakmamaktadır.
Bütün bu kanı ve
değerlendirmelerin siyasal yaşantımızdaki olumsuz etkilerinin daha büyük
boyutlara ulaşmasını engellemek için Anayasamızın 83 üncü maddesinin
değiştirilmesi ve geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltılması gerekmektedir.
Bu konuda CHP ve siyasî partilerimizin pek çoğu 2002 seçimleri sırasında
topluma taahhütte bulunmuştur.
Ancak şu ana kadar böyle
bir Anayasa değişikliği gerçekleştirilmemiştir.
Bu durumda, milletvekili
dokunulmazlığının hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesini güçleştirici bir
husus haline dönüşmemesi, TBMM'nin saygınlığını zedeleyecek eleştirilere neden
olmaması ve milletvekillerinin yargılanarak aklanma hakkından yararlanmalarını
engellememesi için bir tek çözüm kalmıştır; o da, hakkında dokunulmazlığının
kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına
karar verilmesidir.
Bu nedenlerle,
Komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
|
|
Oya Araslı |
Mehmet Küçükaşık |
Halil Ünlütepe |
|
|
Ankara |
Bursa |
Afyonkarahisar |
|
|
Feridun Fikret Baloğlu |
Muharrem Kılıç |
Uğur Aksöz |
|
|
Antalya |
Malatya |
Adana |
|
|
Atilla Kart |
Ziya Yergök |
İlyas Sezai Önder |
|
|
Konya |
Adana |
Samsun |
|
|
|
Feridun Ayvazoğlu |
|
|
|
|
Çorum |
|
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Diğer raporu okutuyorum:
3.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu'nun yasama
dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa ve
Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu (3/597) (S.
Sayısı: 754) (x)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Silahla tehdit, müessir
fiil, hakaret suçlarını işlediği iddia olunan Kırklareli Milletvekili Mehmet
Siyam Kesimoğlu hakkında düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına
dair Başbakanlık tezkeresi ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu,
Karma Komisyonumuzun 12 Ocak 2005 tarihli toplantısında görüşülmüştür.
Kırklareli Milletvekili
Mehmet Siyam Kesimoğlu Komisyonumuza yazılı olarak dokunulmazlığının
kaldırılması talebini iletmiştir.
Karma Komisyonumuz, isnat
olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam
Kesimoğlu hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine
kadar ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun
bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan
Kuzu
İstanbul
Komisyon
Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasamızın 83 üncü
maddesinde yasama dokunulmazlığı başlığı altında mutlak ve geçici anlamda iki
tür dokunulmazlık düzenlenmiştir. Mutlak dokunulmazlık, milletvekillerinin
Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri
düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka
bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan
sorumlu tutulmamalarını sağlamaktadır. Mutlak dokunulmazlık adı verilen ve
kaldırılması söz konusu olmayan bu dokunulmazlığın amacı, milletvekillerinin
düşüncelerini serbestçe ifade etmelerine imkân tanımaktır.
Geçici dokunulmazlık ise,
seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin
Meclisin kararı olmadıkça tutulamamasını, sorguya çekilememesini,
tutuklanamamasını ve yargılanamamasını; hakkında verilmiş olan ceza hükmünün
üyelik sıfatı sona erinceye kadar yerine getirilmemesini sağlamaktır.
Geçici dokunulmazlık
Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla kaldırılabilmektedir.
Geçici dokunulmazlığın
amacı, milletvekillerinin yasama çalışmalarına katılımının tutuklanma, sorguya
çekilme, yargılanma veya tutulma gibi nedenlerle engellenmemesi ve siyasî
iktidarın keyfîleşebilecek suç isnatları veya ceza kovuşturmalarına karşı
korunmasıdır.
Günümüzde pek çok ülkede
geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltıldığı görülmektedir.
Türkiye ise bu gelişimin
dışında kalmıştır.
Bu durum, geçici
dokunulmazlığın toplum tarafından giderek bir ayrıcalık olarak görülmesine yol
açmıştır.
Son zamanlarda kimi
vatandaşlarımızda yolsuzluk olaylarının bir bölümünün siyasetçiyle bağlantılı
olduğu ve dokunulmazlık nedeniyle bu yolsuzlukların takibinin güçleştiği
yolunda bir kanı oluşmaya başlamıştır. Bu kanı, Parlamentonun saygınlığının
olumsuzca etkilenmesine ve dokunulmazlıkların hukuk devletinin gerçekleşmesinin
önündeki bir engel olarak görülmesine neden olmaktadır.
Milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargı organlarından gelen
taleplerin sonuca bağlanmasının uzun zaman alması veya Meclisçe genellikle
kovuşturmanın milletvekili sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar
verilmesi, toplumun adalet duygusunu da zedelemektedir.
Diğer yandan
dokunulmazlığının kaldırılmaması, hakkında suç isnadı bulunan milletvekilinin
yargılanma hakkından yararlanmasına da imkân bırakmamaktadır.
Bütün bu kanı ve
değerlendirmelerin siyasal yaşantımızdaki olumsuz etkilerinin daha büyük
boyutlara ulaşmasını engellemek için Anayasamızın 83 üncü maddesinin
değiştirilmesi ve geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltılması gerekmektedir.
Bu konuda CHP ve siyasî partilerimizin pek çoğu 2002 seçimleri sırasında
topluma taahhütte bulunmuştur.
Ancak şu ana kadar böyle
bir Anayasa değişikliği gerçekleştirilmemiştir.
Bu durumda, milletvekili
dokunulmazlığının hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesini güçleştirici bir
husus haline dönüşmemesi, TBMM'nin saygınlığını zedeleyecek eleştirilere neden
olmaması ve milletvekillerinin yargılanarak aklanma hakkından yararlanmalarını
engellememesi için bir tek çözüm kalmıştır; o da, hakkında dokunulmazlığının
kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına
karar verilmesidir.
Bu nedenlerle,
Komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
13.1.2005
|
|
Oya Araslı |
Mehmet Küçükaşık |
Halil Ünlütepe |
|
|
|
Ankara |
Bursa |
Afyonkarahisar |
|
|
|
Feridun Fikret Baloğlu |
Muharrem Kılıç |
Uğur Aksöz |
|
|
|
Antalya |
Malatya |
Adana |
|
|
|
Atilla Kart |
Ziya Yergök |
İlyas Sezai Önder |
|
|
|
Konya |
Adana |
Samsun |
|
|
|
|
Feridun Ayvazoğlu |
|
|
|
|
|
Çorum |
|
|
BAŞKAN- Bilgilerinize
sunulmuştur.
Diğer raporu okutuyorum:
4.- Mersin Milletvekili Vahit Çekmez'in yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları
üyelerinden kurulu karma Komisyon Raporu (3/598) (S. Sayısı: 755) (x)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Basın yoluyla hakaret
suçunu işlediği iddia olunan Mersin Milletvekili Vahit Çekmez hakkında
düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık tezkeresi
ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, Karma Komisyonumuzun 12 Ocak
2005 tarihli toplantısında görüşülmüştür.
Karma Komisyonumuz, isnat
olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Mersin Milletvekili Vahit Çekmez
hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun
bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan
Kuzu
İstanbul
Komisyon
Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasamızın 83 üncü
maddesinde yasama dokunulmazlığı başlığı altında mutlak ve geçici anlamda iki
tür dokunulmazlık düzenlenmiştir. Mutlak dokunulmazlık, milletvekillerinin
Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri
düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka
bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan
sorumlu tutulmamalarını sağlamaktadır. Mutlak dokunulmazlık adı verilen ve
kaldırılması söz konusu olmayan bu dokunulmazlığın amacı, milletvekillerinin
düşüncelerini serbestçe ifade etmelerine imkân tanımaktır.
Geçici dokunulmazlık ise,
seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin
Meclisin kararı olmadıkça tutulamamasını, sorguya çekilememesini,
tutuklanamamasını ve yargılanamamasını; hakkında verilmiş olan ceza hükmünün
üyelik sıfatı sona erinceye kadar yerine getirilmemesini sağlamaktadır.
Geçici dokunulmazlık TBMM
kararıyla kaldırılabilmektedir.
Geçici dokunulmazlığın
amacı, milletvekillerinin yasama çalışmalarına katılımının tutuklanma, sorguya
çekilme, yargılanma veya tutulma gibi nedenlerle engellenmemesi ve siyasî
iktidarın keyfîleşebilecek suç isnatları veya ceza kovuşturmalarına karşı
korunmasıdır.
Günümüzde pek çok ülkede
geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltıldığı görülmektedir.
Türkiye ise bu gelişimin
dışında kalmıştır.
Bu durum, geçici
dokunulmazlığın toplum tarafından giderek bir ayrıcalık olarak görülmesine yol
açmıştır.
Son zamanlarda kimi
vatandaşlarımızda yolsuzluk olaylarının bir bölümünün siyasetçiyle bağlantılı
olduğu ve dokunulmazlık nedeniyle bu yolsuzlukların takibinin güçleştiği
yolunda bir kanı oluşmaya başlamıştır. Bu kanı, Parlamentonun saygınlığının
olumsuzca etkilenmesine ve dokunulmazlıkların hukuk devletinin gerçekleşmesinin
önündeki bir engel olarak görülmesine neden olmaktadır.
Milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargı organlarından gelen
taleplerin sonuca bağlanmasının uzun zaman alması veya Meclisçe genellikle
kovuşturmanın milletvekili sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar
verilmesi, toplumun adalet duygusunu da zedelemektedir.
Diğer yandan
dokunulmazlığının kaldırılmaması, hakkında suç isnadı bulunan milletvekilinin
yargılanma hakkından yararlanmasına da imkân bırakmamaktadır.
Bütün bu kanı ve
değerlendirmelerin siyasal yaşantımızdaki olumsuz etkilerinin daha büyük
boyutlara ulaşmasını engellemek için Anayasamızın 83 üncü maddesinin
değiştirilmesi ve geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltılması gerekmektedir.
Bu konuda CHP ve siyasî partilerimizin pek çoğu 2002 seçimleri sırasında
topluma taahhütte bulunmuştur.
Ancak şu ana kadar böyle
bir Anayasa değişikliği gerçekleştirilmemiştir.
Bu durumda, milletvekili
dokunulmazlığının hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesini güçleştirici bir
husus haline dönüşmemesi, TBMM'nin saygınlığını zedeleyecek eleştirilere neden
olmaması ve milletvekillerinin yargılanarak aklanma hakkından yararlanmalarını
engellememesi için bir tek çözüm kalmıştır; o da, hakkında dokunulmazlığının
kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına
karar verilmesidir.
Bu nedenlerle,
komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
|
|
Oya Araslı |
Mehmet Küçükaşık |
Halil Ünlütepe |
|
|
Ankara |
Bursa |
Afyonkarahisar |
|
|
Feridun Fikret Baloğlu |
Muharrem Kılıç |
Uğur Aksöz |
|
|
Antalya |
Malatya |
Adana |
|
|
Atilla Kart |
Ziya Yergök |
İlyas Sezai Önder |
|
|
Konya |
Adana |
Samsun |
|
|
|
Feridun Ayvazoğlu |
|
|
|
|
Çorum |
|
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Diğer raporu okutuyorum:
5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen'in yasama
dokunulmazlığının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa ve
Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Raporu (3/599) (S.
Sayısı: 756) (x)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görevi kötüye kullanmak
suçunu işlediği iddia olunan Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen hakkında
düzenlenen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair Başbakanlık tezkeresi
ve eki dosya hakkındaki hazırlık komisyonu raporu, Karma Komisyonumuzun 12 Ocak
2005 tarihli toplantısında görüşülmüştür.
Karma Komisyonumuz, isnat
olunan eylemin niteliğini dikkate alarak Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa
Sirmen hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesine karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun
bilgilerine arz edilmek üzere Yüksek Başkanlığa saygıyla sunulur.
Burhan
Kuzu
İstanbul
Komisyon
Başkanı ve üyeler
Karşı Oy Yazısı
Anayasamızın 83 üncü
maddesinde yasama dokunulmazlığı başlığı altında mutlak ve geçici anlamda iki
tür dokunulmazlık düzenlenmiştir. Mutlak dokunulmazlık, milletvekillerinin
Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri
düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka
bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan
sorumlu tutulmamalarını sağlamaktadır. Mutlak dokunulmazlık adı verilen ve
kaldırılması söz konusu olmayan bu dokunulmazlığın amacı, milletvekillerinin
düşüncelerini serbestçe ifade etmelerine imkân tanımaktır.
Geçici dokunulmazlık ise,
seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin
Meclisin kararı olmadıkça tutulamamasını, sorguya çekilememesini,
tutuklanamamasını ve yargılanamamasını; hakkında verilmiş olan ceza hükmünün
üyelik sıfatı sona erinceye kadar yerine getirilmemesini sağlamaktadır.
Geçici dokunulmazlık TBMM
kararıyla kaldırılabilmektedir.
Geçici dokunulmazlığın
amacı, milletvekillerinin yasama çalışmalarına katılımının tutuklanma, sorguya
çekilme, yargılanma veya tutulma gibi nedenlerle engellenmemesi ve siyasî
iktidarın keyfîleşebilecek suç isnatları veya ceza kovuşturmalarına karşı korunmasıdır.
Günümüzde pek çok ülkede
geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltıldığı görülmektedir.
Türkiye ise bu gelişimin
dışında kalmıştır.
Bu durum, geçici
dokunulmazlığın toplum tarafından giderek bir ayrıcalık olarak görülmesine yol
açmıştır.
Son zamanlarda kimi
vatandaşlarımızda yolsuzluk olaylarının bir bölümünün siyasetçiyle bağlantılı
olduğu ve dokunulmazlık nedeniyle bu yolsuzlukların takibinin güçleştiği
yolunda bir kanı oluşmaya başlamıştır. Bu kanı, Parlamentonun saygınlığının
olumsuzca etkilenmesine ve dokunulmazlıkların hukuk devletinin gerçekleşmesinin
önündeki bir engel olarak görülmesine neden olmaktadır.
Milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargı organlarından gelen
taleplerin sonuca bağlanmasının uzun zaman alması veya Meclisçe genellikle
kovuşturmanın milletvekili sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar
verilmesi, toplumun adalet duygusunu da zedelemektedir.
Diğer yandan
dokunulmazlığının kaldırılmaması, hakkında suç isnadı bulunan milletvekilinin
yargılanma hakkından yararlanmasına da imkân bırakmamaktadır.
Bütün bu kanı ve
değerlendirmelerin siyasal yaşantımızdaki olumsuz etkilerinin daha büyük
boyutlara ulaşmasını engellemek için Anayasamızın 83 üncü maddesinin
değiştirilmesi ve geçici dokunulmazlığın kapsamının daraltılması gerekmektedir.
Bu konuda CHP ve siyasî partilerimizin pek çoğu 2002 seçimleri sırasında
topluma taahhütte bulunmuştur.
Ancak şu ana kadar böyle
bir Anayasa değişikliği gerçekleştirilmemiştir.
Bu durumda, milletvekili
dokunulmazlığının hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesini güçleştirici bir
husus haline dönüşmemesi, TBMM'nin saygınlığını zedeleyecek eleştirilere neden
olmaması ve milletvekillerinin yargılanarak aklanma hakkından yararlanmalarını
engellememesi için bir tek çözüm kalmıştır; o da, hakkında dokunulmazlığının
kaldırılması istemi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına
karar verilmesidir.
Bu nedenlerle,
komisyonun, kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar
ertelenmesi yolundaki kararına katılmıyoruz.
|
|
Oya Araslı |
Mehmet Küçükaşık |
Halil Ünlütepe |
|
|
Ankara |
Bursa |
Afyonkarahisar |
|
|
Feridun Baloğlu |
Muharrem Kılıç |
Uğur Aksöz |
|
|
Antalya |
Malatya |
Adana |
|
|
Atilla Kart |
M. Ziya Yergök |
Sezai Önder |
|
|
Konya |
Adana |
Samsun |
|
|
|
Feridun Ayvazoğlu |
|
|
|
|
Çorum |
|
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Başbakanlığın, İçtüzüğün
75 inci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutuyorum:
III.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
D)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Mikro
Finans Kuruluşları Hakkında Kanun Tasarısının geri gönderilmesine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/751)
Türkiye Büyük Millet
Meclis Başkanlığına
İLGİ: 26.5.2004 tarihli
ve B.02.0.KKG.0.10/101-695/2476 sayılı yazımız.
İlgide kayıtlı yazımız
ekinde Başkanlığınıza sunulan Mikro Finans Kuruluşları Hakkında Kanun
Tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 75 inci maddesine göre
geri gönderilmesini arz ederim.
Abdüllatif
Şener
Başbakan
V.
BAŞKAN - Plan ve Bütçe
Komisyonunda bulunan tasarı geri verilmiştir.
Çevre Komisyonunun,
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu Tasarısı hakkında İçtüzüğün 34 üncü
maddesi uyarınca verilmiş bir tezkeresi vardır; okutuyorum:
2.- Çevre
Komisyonu Başkanlığının, (1/949) esas numaralı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanunu Tasarısının, kapsam itibariyle ihtisas alanına girmesi nedeniyle
Komisyonlarına havale edilmesine ilişkin tezkeresi (3/752)
Türkiye Büyük Millet
Meclis Başkanlığına
28.1.2005 tarihinde esas
olarak Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna, tali olarak da Adalet ve İçişleri
Komisyonlarına havale edilmiş bulunan (1/949) esas numaralı "Toprak Koruma
ve Arazi Kullanımı Kanunu Tasarısı" kapsam itibariyle Komisyonumuzun görev
alanına girmektedir.
Toprak başlı başına doğal
çevrenin bir unsurudur ve toprağın korunması, toprağın çeşitli atıklarla
kirlenmesi, arazi kullanımı ve planlaması, erozyon ve çölleşme gibi konular
doğrudan çevreyle ilgili konulardır. Tasarı kapsamı içinde olan arazi kullanım
planlarının da Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yapılacak olan ve bir üst
plan niteliği taşıyan çevre düzeni planlarına uygun olarak yapılması
gerekmektedir.
Söz konusu tasarı
Komisyonumuzun ihtisas alanına girmekte olup, Komisyonumuzda görüşülmesi uygun
olarak değerlendirilmiştir.
(1/949) esas numaralı
tasarının Komisyonumuzda görüşülmesi için TBMM İçtüzüğünün 34 üncü maddesi
uyarınca gereğini yüksek müsaadelerinize saygılarımla arz ederim.
A.
Münir Erkal
Malatya
Çevre
Komisyonu Başkanı
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, okunmuş bulunan tezkeredeki Çevre Komisyonunun talebi, Tarım,
Orman ve Köyişleri Komisyonunca da uygun bulunduğundan, İçtüzüğün 34 üncü
maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Başkanlığımızca yerine getirilmiştir.
Bir Meclis araştırması
önergesi vardır; okutuyorum:
E) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Denizli
Milletvekili Mustafa Gazalcı ve 29 milletvekilinin, sigara sanayiinin durumu
ile sigara kaçakçılığının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/247)
Türkiye Büyük Millet
Meclis Başkanlığına
Sigara, insan sağlığına
zararlı olmasına karşın, ekonomik açıdan önemli bir tüketim maddesidir. Ne
yazık ki, Türkiye'de, nüfusun yaklaşık üçte 1'i sigara tüketmekte, bunun için
büyük paralar harcamaktadır. Bu harcanan paraların büyük bir bölümü yabancı
sigara tekellerinin kasasına gitmektedir.
1980'li yıllarda sigara
kaçakçılığını önleme gerekçesiyle, önce yabancı sigaraların ülkemizde satışına,
sonra da yapımına izin verildi. Halkımızın yüzde 100 Türk (şark) tütününden
yapılan yerli sigaraya olan alışkanlığı yavaş yavaş değiştirildi. Anadolu'da
üretimi çok fazla olmayan Virginia ve Burley tütünlerinden üretilen sigara
alışkanlığı aşılandı. Bu alışkanlık üzerine, yerli sigara üreticisi Tekel de,
bu tür sigaraların üretimine yöneldi.
1990'lı yıllarda arazi ve
nitelik durumuna bakılmadan yerli tütüne kota kondu. Bu durum, hem tütün
tarımımızı hem de sigara sanayimizi olumsuz etkiledi. Dışarıya tütün ve sigara
satan Türkiye, dışarıdan her yıl artan oranda tütün ve sigara almaya başladı.
20.6.2001 tarihinde, yeni
sorunlar ve sıkıntılar yaratan, kısaca, Tütün ve Tekel Yasası diye bilinen yasa
çıkarıldı. Yeni yasanın sonucu olarak, Tütün Üst Kurulu oluşturuldu, sözleşmeli
tütün dikimine başlandı. Devlet, tütün üreticilerini desteklemekten vazgeçti.
Tekelin, tütün
üreticisini destekleme politikalarından vazgeçmesi ve dört yılı aşkın bir
süredir özelleştirme kapsamına alınması, tütüncülüğümüzü ve sigara sanayimizi
yaraladı.
Tekel, ülkemizde sürekli
pazar payını yitirirken, yabancı sigara tekelleri pazar payını artırdı.
Örneğin, Tekelin 2000 yılındaki yüzde 69,8 olan pazar payı, 2004'te yüzde 48'e
düşerken; Philsa, ülkemizde, 2000 yılındaki pazar payını yüzde 22,9'dan 2004'te
yüzde 38'e; JTI ise, payını 2000'de yüzde 7,3'ten 2004'te yüzde 12'ye
yükseltmiştir.
Ülkemizdeki özel sektör
sigara fabrikaları, kullandığı tütünün büyük bölümünü dışarıdan getirmekte, çok
az bir bölümünü yerli tütünden kullanmaktadır.
Tekel de, Virginia ve
Burley tütünlerinin yüzde 85, Türk tütününün yüzde 15 olduğu harmanlanmış
(blended) sigara yapımına yönelmiştir. Fabrikalarında 1991'de 81 000 ton olan
yerli tütün kullanımı 2000'de 41 tona düşmüştür.
Tekelin son zamanlarda
piyasada istenen sert kutu sigara üretimi için yaptığı girişimler bizzat Tütün
Üst Kurulu tarafından engellenmektedir. Bu konuda Tekel ile Tütün Üst Kurulu
mahkemeliktir. Önceleri çeşitli gerekçelerle, son yıllarda da özelleştirme
nedeniyle, Tekel, sigara sanayii için yeni yatırımlar yapamamıştır,
teknolojisini yenileyememiştir. Kendi ülkemizde yabancı sigara tekelleriyle
rekabeti zayıflatılmıştır.
Tekel özelleştiğinde
(özellikle yabancılara satıldığında) tütüncülüğümüz kadar, ulusal sigara
sanayimiz de büyük darbe yiyecektir; Tekelin yıllardır halka tutturduğu sigara
markaları, bu sanayide kazandığı deneyimler, yok olma tehlikesiyle karşı
karşıya kalacaktır; hem içpazar hem de dışpazar, temelli yabancı sigara
tekellerine kalacaktır.
Son yıllarda, beklenenin
tersine, ülkemizde sigara kaçakçılığı artmıştır. Kaçakçılığın artması da
Tekelin pazar payını olumsuz etkilemektedir.
Yaygın tüketim özelliği,
ekonomiye katkısı nedeniyle sigara ve sigara sanayimizin durumu ve sigara
kaçakçılığı konularının incelenmesi için Anayasanın 98 inci maddesine, Meclis
İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddelerine göre Türkiye Büyük Millet Meclisi
araştırması açılmasını dileriz.
Saygılarımızla.
1.- Mustafa Gazalcı (Denizli)
2.- Erol Tınastepe (Erzincan)
3.- Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
4.- Feridun Fikret
Baloğlu (Antalya)
5.- Ahmet Küçük (Çanakkale)
6.- Vezir Akdemir (İzmir)
7.- Muharrem Kılıç (Malatya)
8.- Bülent Baratalı (İzmir)
9.- Uğur Aksöz (Adana)
10.- Erdal Karademir (İzmir)
11.- Orhan Eraslan (Niğde)
12.- Kemal Sağ (Adana)
13.- İsmail Değerli (Ankara)
14.- Kâzım Türkmen (Ordu)
15.- Ali Kemal Kumkumoğlu (İstanbul)
16.- Necati Uzdil (Osmaniye)
17.- Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)
18.- Ahmet Yılmazkaya (Gaziantep)
19.- Mehmet Uğur Neşşar (Denizli)
20.- Ufuk Özkan (Manisa)
21.- Mustafa Erdoğan
Yetenç (Manisa)
22.- Nuri Çilingir (Manisa)
23.- Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
24.- Mehmet Boztaş (Aydın)
25.- Mehmet Ziya Yergök (Adana)
26.- Atilla Kart (Konya)
27.- Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
28.- İzzet Çetin (Kocaeli)
29.- İlyas Sezai Önder (Samsun)
30.- Mehmet Işık (Giresun)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Başbakanlığın Anayasanın
82 nci maddesine göre verilmiş 2 adet tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup,
oylarınıza sunacağım :
D)
TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
3.-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/753)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
26-30 Ocak 2005
tarihlerinde Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Toplantısına
katılmak üzere bir heyetle birlikte 27-28 Ocak 2005 tarihleri arasında
İsviçre'ye yaptığım resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı
milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar
Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
LİSTE
Ömer Çelik (Adana)
Egemen Bağış (İstanbul)
BAŞKAN - Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer tezkereyi
okutuyorum :
4.-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya Federasyonuna yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/754)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşmelerde bulunmak
üzere bir heyetle birlikte 10-12 Ocak 2005 tarihlerinde Rusya Federasyonuna
yaptığım resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de
iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti
ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
LİSTE
Ömer Çelik (Adana)
Hüseyin Besli (İstanbul)
Orhan Eraslan (Niğde)
BAŞKAN - Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Danışma Kurulunun bir
önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
V.-
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1.-
Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No.: 129 Tarih:
10.2.2005
9.2.2005 tarihinde
dağıtılan ve aynı tarihli gelen kâğıtlarda yer alan kamu vakıfları ile kamu
bünyesinde kurulu dernek ve yardımlaşma konusunun araştırılarak, bu
oluşumlardan kaynaklanan sorunların çözümü için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla kurulan (10/12,28) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonunun 699 sıra sayılı raporunun, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak
İşler" kısmında yer almasının ve görüşmelerinin 15.2.2005 Salı günkü
birleşimde yapılmasının; 9.2.2005 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 787 sıra
sayılı Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Yönetimi Adına Filistin Kurtuluş Örgütü
Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısının, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 3 üncü sırasına
alınmasının, Sayıştayda boş bulunan üyeliklere 832 sayılı Sayıştay Kanununun 6
ve ek 8 inci maddeleri hükümlerine göre yapılacak seçimlerin 22.2.2005 Salı
günkü birleşimde yapılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca
uygun görülmüştür.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
İrfan Gündüz Ali
Topuz
AK Parti Grubu Başkanvekili CHP
Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına devam
ediyoruz.
IV.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
6.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim
Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1 inci sırada
yer alan, Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin,
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu henüz
gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2 nci sırada yer alan,
Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri
ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları
raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
7.- Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısı ile
Tarım, Orman ve Köyişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi
ve Teknoloji Komisyonları Raporları (1/821) (S. Sayısı: 701) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
28 inci maddeyi
okutuyorum:
Lisansın askıya alınması,
iptali veya lisanslı depo işletmesine el konulması hallerinde, deponun faaliyet
göstermesi
MADDE 28.- Lisanslı depo
işletmesinin bir veya birkaç faaliyetinin geçici olarak durdurulması ya da
lisansının askıya alınması durumlarında, lisanslı depo işletmesi faaliyetlerini
sürdürür, ancak depolamak üzere yeni ürün kabul edemez. Bu durumlarda mudilerin
çıkarlarının korunması amacıyla, Bakanlık lisanslı depo işleticisinin işlem ve
faaliyetlerine nezaret edebilir veya ihtiyaç görürse geçici yönetim kurulu
atayabilir ya da kayyım atanması için mahkemeye başvurabilir.
Doğrudan lisanslı depo
işletmesinin yönetimine ve varlıklarına el konulmasını gerektiren durumlarda ya
da lisansın iptali halinde, lisanslı depo işletmesine geçici yönetim kurulu
veya mahkeme marifetiyle kayyım atanır ve mudilerin çıkarları öncelikle
korunur.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Sinop Milletvekili Engin Altay.
Sayın Altay, buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ENGİN
ALTAY (Sinop) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 85 inci kuruluş yıldönümünü kutlamamıza çok az bir süre kalan
Parlamentomuzun, kurulduğunda, önünde, biri acil, ikisi sürekli ve temel olan
üç görev vardı. Acil görev, ülkemizin emperyalist işgalden kurtarılmasıydı. Bu,
o günün şartlarında, milletimizin her ferdinin, ayrı ayrı, büyük, bireysel
özverisiyle, sorumluluğuyla, gayretiyle, Büyük Önder ve Partimizin Kurucusu
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde başarıldı.
Ancak, Parlamentomuzun
iki temel ve sürekli işlevi vardır. Değerli arkadaşlar, bunlardan birincisi,
Türkiye Cumhuriyetinin uluslararası camia içerisinde en saygın noktada yer
alması, mevzi tutmasıdır. İkinci temel ve sürekli görevi Parlamentomuzun,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının refah düzeyinin en üst noktaya taşınması ve
bu yapılırken de, hiçbir dış dayatmaya, yaptırıma boyun eğmeden, onurluca
direnerek, bu temel ve sürekli görevi yerine getirmektir.
Ancak -şartları da
elbette dikkate almak mümkün- bu temel ve sürekli görevlerimiz konusunda,
seksenbeş yıl aradan sonra, halen, istediğimiz noktaya geldiğimizi söylemek
mümkün değildir.
Lisanslı Depoculuk Kanun
Tasarısı, bizim de, elbette ki, Avrupa Birliği müktesebatı çerçevesinde uygun
bulduğumuz bir kanun tasarısıdır. Ancak, bu Parlamentonun Avrupa Birliği
müktesebatına yönelik kanunlar çıkarmak da temel bir işlevi ve görevi olmakla
beraber, Parlamentomuzun asıl görevi, 35- 40 000 000 Türk çiftçisinin refah
seviyesini, en seri, en süratli şekilde, üst noktalara, Yüce Atatürk'ün
buyurduğu "çiftçi, köylü milletin efendisidir" sözünde olduğu
şekilde... Bırakın efendiliği, çiftçinin efendiliğinden geçtik; ama,
çiftçimizin insan gibi, insan onuruna yaraşır bir yaşam standardı sürdürmesini
sağlamak da Yüce Heyetimizin, Parlamentomuzun çok aslî görevidir.
Değerli arkadaşlar,
lisanslı depoculuğa karşı durmak elbette düşünülemez; ama, bu sistemin hayata
geçmesi için, ülke genelinde geçerli bir ürün standardizasyonuna, homojenize
edilmiş bir ürün yapısına, sağlıklı ve hijyenik depolama tesislerine, hukukî
altyapıya, bilgiişlem altyapısına, ürün borsasına ve her şeyden önemlisi, düşük
faizli ekonomiye gerek vardır. Üzülerek ifade etmek lazım ki, bu saydığım 8
madde Türkiye'de vücut bulmuş değildir. Bunlar vücut bulmadan buradan
çıkaracağımız lisanslı depoculuk kanununun da çok işlevsel olmayacağı gayet
açıktır.
Nadas dışında, 18 700 000
hektarlık işlenen arazimizin 13 900 000 hektarı hububatla ilgilidir; ancak,
bunların her biri için ayrı ayrı üretim ve depolama yönetmeliklerini
hazırlayamazsak... Yani, şunu söylemek istiyorum: Siz pirinci de, mercimeği de,
pamuğu da aynı depoya koymak durumunda kalırsanız, başka bir faciayla da karşı
karşıya kalmamız mümkündür.
Değerli arkadaşlar,
neoliberal ekonomi politikaları neticesi, devletin her şeyden elini çekerek
piyasalara karışmaması, bir yaşadığımız süreç, uygulanan bir süreç Türkiye'de;
ancak, bir şeyin fark edilmesi lazım: Dünyanın en gelişmiş ülkesi Amerika
Birleşik Devletlerinde bile, tarımla ilgili özellikle, piyasaya müdahale
vardır. Dünyanın en gelişmiş ülkesinde "kamu stoku" olarak
adlandırılan ürünler, stratejik ürünler, lisanslı depolarda, devletin
denetiminde, gözetiminde yürümektedir. Biz ne yapıyoruz; Toprak Mahsulleri
Ofisi -artık ismini yeni ilkokul çocukları falan bilmez, işlevini tamamen
kaybetti; sizin iktidarınızla ilgili değil ama- önce bakliyattan elini eteğini
çekti, şimdi de hububattan elini eteğini çekecek. Ancak, arkadaşlar, biz, on
yıl önce, bakliyatta dünya şampiyonu bir ülkeydik; yani, ilk 3'te, ilk 4'te bir
ülkeydi Türkiye; bugün ise, bakliyatımız ve hububatımız tamamen dışa bağımlı
hale gelmiştir.
Trenle seyahat edenler
bilir, tren güzergâhlarında Toprak Mahsulleri Ofisinin siloları daha sıktır
diğer yerlere göre ve orada çok güzel bir yazı vardır: "Ofis çiftçinin
dostudur."
Şimdi, 4 500 000 ton
kapasiteli, Toprak Mahsulleri Ofisine ait siloları ne yapacağız? Görüşmelerde
-ben kaçırdıysam bilmiyorum, konuşulduysa bilmiyorum ama- bu konuda bir açıklık
olduğunu da gözlemlemiş değilim. Bu ofisleri de çarpık özelleştirme mantığıyla
satacak mıyız, ne olacak bu siloların durumları, bu da ayrı bir merak
konusudur.
Yine bir çelişki de,
sistemin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı uhdesine verilmesidir. Bu da uygulamada
çok ciddî sorunlara yol açacaktır diye düşünüyoruz.
Değerli arkadaşlar, tarım
konusunda bir miladımız var. Tarım konusundaki miladımız 12 Eylül 1980'dir.
Ben, şimdi, muhalefet milletvekili olarak size demiyorum ki, siz tarımı
bitirdiniz; ama, 12 Eylül 1980'le birlikte, Türkiye'de, bir tarım politikası
hayata geçirilmiş ve bu politikayla da, Türkiye'de tarım ağır, ağır, ağır
çökertilmiştir.
3 Kasım 2002 seçimleri
öncesinde, gerek siz gerekse biz, Türk çiftçisini şahlandıracağımızı, komadaki
Türk tarımını ayağa kaldıracağımızı söyledik. Bu bir realitedir; yani, 12 Eylül
1980'den sonra başlayan süreçte, Türk tarımı, Türkiye'deki bütün sektörler
içerisinde en kötü durumda olan sektör olma yolunda hızla yol almıştır. Bunu
bir örneklemeyle izah etmek gerekirse, bir trafik kazası olmuş, bir şahıs
yaralanmış, koma halinde serilmiş yatağa, sunî işlemlerle yaşatılmaya
çalışılıyor, pansuman tedbirlerle ömrü uzatılıyor; ama, hastanın direnci her
geçen gün azalıyor ve hasta ölüme doğru gidiyor. 3 Kasım 2002'de Türkiye böyle
bir noktadaydı. Türk tarımı da böyle bir noktadaydı.
Siz ve biz, benzer
iddialarla, niyeti aynı olan, niyeti tarımı ayağa kaldırmak olan iddialarla
seçmenin huzuruna çıktık. Siz daha tumturaklı anlatmış olmalısınız ki, Türk
çiftçisi size daha çok oy verdi; ama, değerli arkadaşlar, Türk çiftçisinin ve
milletimizin ve sizlerin de bilmesi gerekir ki, sizin döneminizde, AKP İktidarı
döneminde, Türk tarımında çok ciddî bir küçülme yaşanmıştır. Tarım Bakanımız
yok, Sanayi Bakanımız burada. Eğer, Tarım Bakanımız gelip, bu kürsüden
"hayır efendim, Engin Altay sen doğru söylemiyorsun, Türk tarımı
dönemimizde küçülmemiştir" diyebiliyorsa, ne âlâ; ama, devletin resmî kaynakları
söylüyor ki, değerli arkadaşlarım, sizin döneminizde, 2003 yılında, Türk tarımı
yüzde 2,5 küçülmüştür. Hadi yeni geldik, ettik denilebilir; 2004 yılında
rakamlar daha da vahimdir. 2004 yılında, 2004 yılının bir de ilk çeyreğinde,
Türk tarımı yüzde 7,5 küçülmüştür.
Değerli arkadaşlar, hep
söylerim, seçimle işbaşına gelinen müesseseler çaresizlik makamı değildir;
seçildiyseniz çaresizlik üretemezsiniz, çözüm ve çare üretmek için seçildiniz.
Efendim, imkânlar kısıtlı, şu bu deme hakkı, ne Başbakanın ne ilgili bakanların
-aşağıya doğru inelim- ne belediye başkanlarının ne il genel meclisi üyelerinin
böyle bir şansı ve hakkı yoktur. Burada maksadımız bağcıyı dövmek değildir,
maksadımız üzüm yemektir; yani, maksadımız, beli bükülmüş, yere serilmiş, koma
vaziyetteki Türk tarımını ve Türk çiftçisini ayağa kaldırmaktır. Bu yönüyle de,
zaten, bu Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısını biz de destekliyoruz; ama,
endişelerimizi, çekincelerimizi, sıkıntılarımızı, eleştirilerimizi de
yapmamızdan daha doğal bir şey olamaz.
Bakın, Dünya Ticaret
Örgütü Cenevre'de bir karar almış; demiş ki: "Gelişmiş ülkelerdeki
tarımsal desteği bırakalım, azaltalım, düşürelim. Bunun yerine, gelişmekte olan
ülke pazarlarını Batının sanayi mamullerine açalım." Böylece, devlet,
gelişmiş ülkelerde tarıma sağladığı sübvansiyonu azaltma yoluna giderken bile,
oradan gelecek olumsuzluğu gidermek için de, gelişmekte olan ülkelerin
pazarlarını hedef seçerek bunu yapmış. Biz ne yapıyoruz; bunlara bir nevi
meydan açıyoruz.
Türkiye'nin tarım
politikası çok ciddîdir; ulusal bir politikadır, ulusal olmak zorundadır ve
stratejik olmak zorundadır. Tarım çok önemlidir. Kurtuluş Savaşından sonra
Türkiye'nin ilk onbeş yirmi yılında, biliniz ki, bu ülkeye çakılan her çivi,
tarımdan elde edilen artı değerle yapılmıştır; ama, bugün tarımdan artı değer
elde etmek şöyle dursun, tarım tamamıyla bir felakete dönüşmüş.
Değerli arkadaşlar,
Cenevre'de alınan bu karar, bizim gibi ülkelerde zaten felç olan, komada olan
tarımı tamamen bitirmeyi getirir. Bunun dışında, aksi bir gelişmenin söz konusu
olması mümkün değil.
Bakın, rakamlarla da
çarpıcı bir noktaya bunu getirmek mümkün. Ekilebilir tarım arazisi, Türkiye'de,
tarımla uğraşan kesim baz alındığında, kişi başına 6 hektarken, Avrupa Birliği
ülkelerinde 19 hektardır. Yine başka bir örnekleme yapalım. Buradan bir yere
varmak istiyorum. Amerika'da nüfusun yüzde 3'ü tarımla iştigal etmektedir,
Avrupa Birliği ülkelerinde bu ortalama yüzde 10'dur, Türkiye'de ise yüzde
40'tır; ama, Amerika, nüfusunun yüzde 3'ü tarım yaparken dünyanın birçok
ülkesine tarımsal ürün ihraç edebiliyor, Avrupa, aynı şekilde, nüfusunun yüzde
10'u tarımla uğraşırken dünyanın birçok ülkesine tarımsal ürün ihraç
edebiliyor. Şimdi Türkiye'de her şey yolundaysa, nüfusun yüzde 40'ı da tarımla
uğraştığına göre, Türkiye'de tarımdan elde edilen ürün ve artı değerin, şu an
üzerinde yaşadığımız dünya gibi 30 dünyayı beslemesi lazım; ama, bırakın 30
dünyayı beslemesini, Türkiye'nin 12 Eylülden önce, yani, 1980'den önce, dünyada
kendi kendini besleyen -çok klasiktir, herkes bilir- 7 ülkeden biriyken, bugün
20 milyar dolarlar civarında tarım ürünü ithal eder bir ülke haline nasıl
geldiğinin, nasıl getirildiğinin çok ciddî bir muhasebesinin yapılması lazım.
Çok doğal olarak, gerek
Sayın Bakan ya da sizler diyebilirsiniz ki, efendim, bunlar, işte, sen de
söylüyorsun; bu, 1980'de başlamış bir süreç; ee, biz ne yapalım... Hayır; yani,
öyle bir şey yok. Siz yapmak zorundasınız, siz düzeltmek için, yapmak için
buradasınız.
Değerli arkadaşlar, bu
yönüyle, bu konuda iktidarınızın hiçbir mazereti olamaz. Milletimizden
aldığınız beş yıllık yetkinin yaklaşık yarısını kullandınız; ama, yarısını
kullandığınız bu süreçte, bu zaman dilimi içerisinde -tekrar altını çizerek
söylüyorum- Türkiye'de yaşayan 35 000 000 çiftçimizin durumunda bir iyileşme
olmamıştır. Türk tarımında sektörel bazda bir büyüme şöyle dursun, aksine, çok
ciddî rakamlarda küçülme olmuştur.
Tarım nüfusunun yüzde 40
olmasını kim savunabilir; elbette doğru değildir; ama, yine döneminizde, tarım
nüfusunda bir düşüş olmamıştır. Doğru öngörü, Türkiye'de, en azından, tarım
nüfusunun yüzde 15'lere çekilmesidir; ama, iktidarınız döneminde, bu konuyla
ilgili de çok ciddî, somut bir uygulamaya geçilememiştir.
Efendim, her köye bir
ziraat mühendisi... 1 000 köye 1 000 ziraat mühendisi... Bunlar, iyi niyetli
girişimler olabilir; ama, bunlar, sorun çözmekten çok, günübirlik, politik
çıkar, politik artı değer elde etmeye yönelik gibi geliyor bana. Bunlar, böyle,
güzel reklamlarla, broşürler bastırarak olmaz. Bu konuda çok ciddî, ama, çok
ciddî bir tarım şûrası mı yapacaksınız, yoksa, Bakanlar Kurulu kapanacak üç
gün, beş gün, bir hafta, Türk tarımını, Türk çiftçisini nasıl ayağa
kaldırabilirizi mi konuşacak... Bunları konuşmak zorundasınız ve perişan halde
olan, bitmiş halde olan, tükenmiş olan, insanî değerler bakımından, insan
onuruna yakışacak normlardan çok uzak hale gelmiş Türk çiftçisine, devletin
devlet olduğunu, devletin sosyal devlet olduğunu göstermek zorundasınız. Bu,
iktidarın görevidir. Biz, muhalefet olarak...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Altay,
buyurun.
ENGİN ALTAY (Devamla) -
Son sözlerim Sayın Başkanım.
...bu konuda, sizi,
milletin bize verdiği denetim görevi yetkisini kullanarak, siyasî nezaket
kurallarına uyarak; ama, biraz da inciterek, bazen acıtarak, bunları söylemeye
devam ediyoruz. Burada, Yüce Milletimizin huzurunda, Parlamentomuzu ve
hükümetimizi Türk çiftçisinin feryadına kulak vermeye davet ediyorum. Zamanı bu
sefer bari düzenli kullanalım.
Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Altay.
Şahsı adına Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan.
Sayın Kandoğan, buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Dün, burada iki konuşma
yapmıştım. O konuşmamda, Konya İlindeki tarım gönüllüleriyle ilgili, yapılan
ödemeyle ilgili bir bilgi vermiştim. Ancak, benim konuşmamdan sonra, İzmir
Milletvekili Sayın Mehmet Tekelioğlu'nun, bu kürsüden gelip, benim Konya'yla
ilgili vermiş olduğum bilgilerin yanlış olduğunu, birtakım yerlere mesaj vermek
için bu konuşmayı yaptığımı ifade eden bir konuşması elimde var.
Ben, dünkü sözlerimin
arkasındayım. Konya İlini niye örnek gösterdim: Konya İli, Tarım Bakanımızın
milletvekili seçildiği il; o bakımdan, Konya İli çok önemli. Tarım gönüllüsü
olarak Konya'da çalışanlar, 31.12.2004 tarihine kadar -dikkatinizi çekmek
istiyorum- bir ay öncesine kadar bu projede çalışanların eline geçen ücret 184
000 000 lira. Başlangıçta 184 000 000 lira, kısa bir süre sonra çok cüzi bir
artış yapılmış ve ellerine geçen ücret 189 000 000 lira olmuş.
Şimdi, burada, Konya
Milletvekillerimiz -göremiyorum şu anda,-illerinden, bu bilginin doğru olup
olmadığını teyit edebilirler. Ben, Ümmet Kandoğan olarak bugüne kadar bu
kürsüden belki 50 konuşma yaptım, her konuşmamı çok ciddî araştırmalar ve
incelemelerden sonra yaptım. Konya'daki bu tarım gönüllülerinin eline geçen
ücreti de Konya'dan teyit ederek, oradan resmî rakamları alarak ifade ettim ve buradan,
şimdi, hem sizlere hem de yüce milletimize seslenmek istiyorum. 184 000 000
lirayla çalıştırdığınız ziraat mühendislerinin, veterinerlerin, aldıkları bu
ücretle insanca yaşamaları mümkün mü?
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ,
TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) - 1
milyar alıyorlar.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Sayın Başbakan, bayram öncesi çıktı, o tarım gönüllülerini de Ankara'ya
çağırdı, o zavallıları Ankara'ya çağırdı ve orada, bu projenin ne kadar
mükemmel bir proje olduğunu, 2005 yılı içerisinde 1 000 kişi alacaklarını, daha
sonra rakamı 3 000'e çıkaracaklarını ifade etti ve bu proje de 2006 yılında
bitiyor değerli milletvekilleri.
Şimdi, 2005 yılında,
Konya'da yeni bir düzenleme yaptılar; ama, bu yeni düzenlemeden daha henüz bu
tarım gönüllüleri istifade etmedi.
Bakınız, bunlar
KDV'lerini kendileri ödüyorlar, stopajlarını kendileri ödüyorlar, Bağ-Kur
primlerini kendileri ödüyor ve daha birçok harcama ve ödeme yaptıkları kalemler
var; brüt ücretlerin aşağı yukarı yarısı ellerine geçiyor. Konya örneği, çok
ekstra bir örnektir. Bunu Yüce Meclisin bilgisine sunuyorum.
Değerli milletvekilleri,
dün, AK Parti Grubu adına iki milletvekili, bir de Grup Başkanvekilimiz
konuştu. Biz, burada, günlerden beri tarımla ilgili yüzlerce rakam verdik. O
rakamlarla ilgili bir tek kelime söylemeden, sadece cek-cak'larla, önümüzdeki
aylarda, yıllarda, tarımın çok iyi olacağından bahsediyorlar; ama, değerli
milletvekilleri, geliniz, şöyle bir Anadolu'yu dolaşınız. Ben, yaklaşık, altı aydan
beri, 40 il dolaştım. Dolaştığım her yerde, tarımcılar, çiftçiler, köylüler
feryat ediyorlar. Niye feryat etmesinler ki!.. Çünkü, girdiler alabildiğine
artarken, ürün fiyatları da, tam tersine, her geçen gün düşmektedir. İşte,
girdi fiyatları; geçen sene, gübre yüzde 65 arttı, mazot yüzde 35 arttı,
tarımsal elektrik yüzde 32, sulama suyundaki ücretler yüzde 20, yem yüzde 36
arttı; ama, üzümdeki fiyat yüzde 30, kurusoğanda yüzde 65, patateste yüzde 25,
elmada yüzde 32, mandalinada yüzde 50, pamukta yüzde 20, şekerpancarında yüzde
10 fiyatlar düştü. Girdi fiyatları yükselirken, ürün fiyatları düşüyor.
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ,
TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) -
Enflasyon kaç?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bakınız, dünyada nasıl oluyor; Avrupa Birliği ülkesindeki çiftçiler, hektar
başına 441 dolar destek alıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ,
TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) -
Enflasyonu soralım?!.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Türkiye'deki destek, hektar başına, maalesef, 98 dolar. 2002 yılında gayri
safî millî hâsıladan tarımın aldığı pay yüzde 14 iken, 2004 yılı sonunda bu
rakam yüzde 10,5'lere düşmüştür. Avrupa Birliği ülkeleri, çiftçilerine, 2002
yılında, tam 104 milyar euro destekte bulunmuşlardır. Avrupa Birliği
çiftçilerinin elde ettikleri gelirlerin yüzde 35'i, değerli milletvekilleri,
desteklerden gelmektedir. Bu rakam, Amerika Birleşik Devletlerinde yüzde
21'dir. Komşumuz Yunanistan'da pamuğa 50 sent destek verilirken, Türkiye'de 15
sent destek veriliyor ve hâlâ, 2003 yılının pamuk prim desteğini alamayan pamuk
üreticilerimiz mevcut.
Değerli milletvekilleri,
tarıma ayrılan kaynak her geçen gün azalıyor. 1997'de 6 milyar dolarken, 2003
ve 2004'te bu rakamlar 2 milyar dolarlar civarına düşmüştür.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Son cümlelerimi söylüyorum.
2004 yılında -bugün,
sabahleyin, Devlet İstatistik Enstitüsünden geçici rakamları aldım- tarım
ürünleri ihracatı 2 517 000 000 dolar, ithalatı da 2 704 000 000 dolar;
yaklaşık 200 000 000 dolar tarım ürünleri ithalatı daha fazla. Siz, Türk
çiftçisine vermediğiniz kaynakları, imkânları ithalata vererek, Avrupa
Birliğinin çiftçilerine, Amerika'nın çiftçilerine veriyorsunuz.
Son günlerde basında ve
televizyonlarda yer alan bir haber -değerli milletvekilleri, dikkatinizi çekmek
istiyorum- doğrudan gelir desteğinin üzümde, narenciyede ve fındık gibi bazı
tarımsal ürün alanlarında doğrudan gelir desteğinin kaldırılacağı yolunda
söylentiler, çalışmalar var. Buradan ilan ediyor ve diyorum ki, eğer, böyle bir
uygulamayı, bu Türkiye'nin gündemine getirecek olursanız, Türkiye'nin dörtbir
köşesindeki çiftçiler dimdik karşınıza çıkacak.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
lütfen, son cümlenizi alayım.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Zaten, hiçbir derde deva olmayan 2004 yılının doğrudan gelir desteğinin hâlâ
ödenmediğini ifade etmek istiyorum.
Sayın Başbakan, 2004 yılı
bütçe görüşmelerinde, doğrudan gelir desteklerinin 2004 yılı içerisinde
ödeneceğini, burada, bu kürsüden ifade etti; ancak, 2005 Şubat 15, 2004 doğrudan
gelir desteklerinin daha bir tek kuruşu ödenmemiştir.
Bu duygu ve düşüncelerle,
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor; Sayın Başkana da müsamahasından dolayı
şükranlarımı sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kandoğan.
Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
28 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
29 uncu maddeyi
okutuyorum:
Denetim
MADDE 29.- Fon, lisanslı
depo işletmeleri, yetkili sınıflandırıcılar ile bu Kanun kapsamında lisans alan
diğer ilgililer Bakanlığın gözetim ve denetimine tâbidir. Bakanlık, bunların
tüm varlık ve işlemlerini, depolardaki ürünlerini, defterlerini, kayıtlarını,
belgelerini, hesaplarını, denetim elemanları aracılığıyla denetler veya denetim
kuruluşlarına denetlettirir. Bakanlık ihtiyaca göre denetimlerde yardımcı olmak
üzere teknik personel de görevlendirebilir, ilgili bakanlık ve kuruluşların
denetime katılmalarını veya yardımcı olmalarını talep edebilir.
Bunların yönetici ve
personeli; denetim amacıyla Bakanlıkça görevlendirilenlerin işletme ve
tesislere girmesine engel olmamaya, para, mal ve para hükmündeki kâğıtları,
ürünleri, kıymetli evrakı, kayıt ve defterleri gizli de olsa göstermeye,
incelenmesine yardımcı olmaya, istenilen bilgileri eksiksiz ve gerçeğe uygun
olarak vermeye ve diğer her türlü yardımı ve kolaylığı göstermeye mecburdur.
Bunlar denetim sonucunda Bakanlıkça verilecek talimata uymak zorundadırlar.
Bakanlık, denetim
kuruluşlarının nitelik, çalışma usûl ve esaslarını bir yönetmelikle belirler.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Niğde Milletvekili Sayın Orhan
Eraslan; buyurun.
CHP GRUBU ADINA ORHAN
ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer
üyeleri; Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 29 uncu maddesi
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum;
Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım,
tarım ürünleri lisanslı depoculuğunun yasasının çıkması, gerçekten, ülkemiz
açısından önemlidir. Eğer iyi disipline edilebilirse, arz yığılmasını,
finansman sıkıntısını gidermede önemli yararlar da sağlayacağına inanıyorum.
Ancak, yasayı çıkarırken, tarımın içinde bulunduğu genel durum nedir, ona bir
bakmak lazım.
Değerli arkadaşlarım,
beni bağışlayın; ama, söylemek zorundayım. Hükümetinizin tarım politikası, her
yerinden patlak vermeye başladı. Onun için, iyi işletilirse yararlı
olabileceğine inandığımız ve bu nedenle karşı çıkmadığımız lisanslı depoculuk
kanunu vesilesiyle, Türk tarımı ne noktadadır, bunu değerlendirmek istiyorum.
Bu değerlendirmeyi ivedi yapmazsak, ihtimal ki, lisanslı depoculuk kanununu
çıkarmış olmamız bir işe yaramayacak. Zamanımız elverdiği süre içerisinde, Türk
köylüsünün içine düştüğü duruma müdahale edilmesi gerektiği hususlarına
değinmek istiyorum. Bu konularda gereken yapılmazsa, her yasayı durdurmak
zorunda kalıp, hükümete bir tasarı hazırlayıp, hiç işe yaramayan Tarım
Bakanlığının kaldırılması tasarısını görüşmeyi önermek zorunda kalacağız.
Mademki köylüye bir yararı yok, Tarım Bakanlığına ne gerek var noktasına doğru
gidiyoruz.
Sayın milletvekilleri,
değerli arkadaşlarım; belki de, benim sitemli konuşmama güceniyorsunuz; ancak,
gerçek şu ki, köyler yanıyor, köylü fukaralıktan perişan; bu doğru değil, bu
hak değil, bu reva değil. Biz, oturmuşuz, depoculuk tartışıyoruz; çiftçi can
çekiyor, Türk tarımı ölüyor. Bırakın IMF'nin, Dünya Bankasının dolambaçlı
formüllerini, bırakın Amerikan çiftçisini daha zengin etme politikalarını da,
kendi çiftçinizin haline bir bakın; Anadolu kan ağlıyor.
Değerli arkadaşlarım,
benim yöremde en önemli ürün patates. Çok şükür ki ve ne acıdır ki, patates
üreticisinin canına okudunuz! Onlar size ne zaman rahmet okurlar, orasını
bilemem. Merak etmeyin, bu seferki konuşmam patates üzerine olmayacak. Ben de
biliyorum, patates üzerine çok konuştum; Mısır'da sağır sultan duydu da,
hükümet ne zaman duyar bilmiyorum. Soruyorum, patatese ihracat desteği verecek
misiniz; köylü kiloyla patates satamıyor, sıkıntı var diye; geçen seneki gibi
ihracat desteğini sezon kapandıktan sonra, geriye dönük olmasın, eşe dosta,
kayırmak için olmasın, köylüye yarasın diye; duvarlarda ses var, hükümette çıt
yok.
Değerli arkadaşlarım,
tamam, bu defa patates konuşmayacağız, buğday konuşalım. Patateste durum vahim
de, buğdayda tablo çok mu aydınlık?! İsterseniz bir değerlendirelim.
Değerli milletvekilleri,
4 900 000 hektar nadas alanı ayrıldıktan sonra, işlenen 18 700 000 hektar
alanın 13 900 000 hektarı; yani, ülkemizin işlenebilir tarım toprağının yüzde
75'i hububat ekiminde kullanılıyor. Bu alanın 9 500 000 hektarı da münhasıran
buğday ekilen alan; yani, ülkenin işlenen tarım alanının yüzde 50'si. Bu kadar
önemli bir alanı kapsayan ve milyonlarca çiftçi ailesinin geçim kaynağı olan
buğdayda durum nedir?
Değerli milletvekilleri,
hükümet, 2004 yılında, Toprak Mahsulleri Ofisine, buğday alımı için, Anadolu
kırmızı sert buğdayına 370 500 TL kilo başına, makarnalık Anadolu durum
buğdayına da 392 000 TL kilo başına fiyat belirlemişti. Oysa, aynı tarihlerde,
Ziraat Mühendisleri Odasının buğday tarımının sürdürülebilir olması için
önerdikleri asgarî fiyat, kilo başına 405 000 liraydı.
İş bununla da kalmadı.
Toprak Mahsulleri Ofisi alımı 2 000 000 tonla sınırlandırınca, Toprak
Mahsulleri Ofisinin açıkladığı fiyatların altında fiyatlar oluşmaya başladı.
Hele hele, Ofisin 150 alım merkezi kapatılınca, buğday, borsada 320 000
liradan, alım merkezlerine uzak yerlerde ise 280 000 liradan alınıp satılmaya
başlandı. Durum gerçekten vahimdi.
Stratejik bir ürün olan ve
insan beslenmesindeki temel ürünlerden biri olan buğday üzerinde spekülasyonun
önlenmesi ve hem üreticinin hem de tüketicinin korunması için kurulan ve
piyasada regüle edici, yani düzenleyici görevi olan Toprak Mahsulleri Ofisi, en
az 3 500 000 ton buğday stoklayarak fiyat kontrolü ve piyasa düzenlemesi
yapması gerekirdi; ne yazık ki, bu yıl itibariyle, en fazla 1 875 000 ton
buğday almıştır; yani, 2 000 000 tonun da altında kalmıştır. Aynı Toprak
Mahsulleri Ofisine, geçen yıl zaten doğru dürüst buğday alımı yaptırılamamıştı;
hasat zamanı hükümet buğday ithal ederek piyasayı düşürmüştü. AKP Hükümetinin
tarıma bakışı, buğday üreticileri yönünden de değişmedi.
Değerli arkadaşlarım, bu
yıl 150 sabit alım merkezi kapatılan Ofis, alıma, ABD'den temin ettiği 150 000
000 dolar krediyle çıktı "bedelin yarısı peşin, yarısı 30 gün sonra"
denilmek suretiyle, köylü, aracıya, tefeciye boğduruldu.
Akaryakıt istasyonları,
borç karşılığı getirilen buğdaylarla âdeta Ofise döndü. Sezonda 280 000-320 000
lira arasında olan buğday fiyatları, şu anda 380 000 ilâ 420 000 liraya
fırlamıştır. Ne yazık ki, köylü, her zamanki gibi, yine kaybetmiştir.
Sayın milletvekilleri,
buğday, nüfusumuzun beslenmesinde büyük önem arz eden stratejik bir üründür. 9
500 000 hektar alanda -yıllar itibariyle değişmekle birlikte- ortalama 19 000
000 ton civarında ürün elde etmekteyiz. Bu, aşağı yukarı, kendi ihtiyacımızı
karşılar. Kişi başına 225 kilogram hesapladığımızda, yaklaşık 16 000 000 ton
gıda olarak tüketilir. Tohum olarak da, dekara 20 kilogramdan hesapladığımızda
2 000 000 ton civarında bir rakam olur ki, topladığımızda 18 000 000 ton eder.
1 000 000 tona yakınını da kayıp olarak düşünebiliriz.
Buğday
üretiminden vazgeçemeyiz. Buğdayda ithalatçı olursak, kendi kafamıza kurşun
sıkmış sayılırız. Buğday
üretiminin sürdürülebilirliği için IMF, Dünya Bankası politikalarından derhal
vazgeçilmelidir.
Tarım, dünyanın her
yerinde korunan ve devlet desteğine ihtiyaç duyulan bir sektördür. Tarım demek,
doğayla savaş demektir. Bu savaşta devlet koruması, devlet desteği olmadan
çiftçinin ayakta kalması mümkün değildir. Dünyanın en ileri ülkelerinde dahi
tarım sektörü serbest piyasa koşullarına dayanamaz. Dünyanın her ülkesinde
tarım desteklenir. Gelişmiş ülkelerin tarım teşvikleri 300 milyar doların
üzerindedir. Gelişmiş ülkeler bu korumacılığı bıraksalar, tarım ticareti yüzde
17 artarak, gelişmekte olan ülkelere 60 milyar dolarlık ekkaynak yaratacaktır.
Demek ki, gelişmiş ülkeler de tarımda korumacılığı bırakmamaktadırlar.
Değerli milletvekilleri,
Amerika Birleşik Devletlerinde tarım desteği 45,1 milyar dolardır; yüzde 70
artışla, on yılda 73,5 milyar dolara ulaşacaktır. Avrupa Birliğinde de durum
farklı değildir. 98 milyar euroluk bütçenin yaklaşık yarısı tarımsal desteğe
gitmektedir.
Türkiye'de tarım
kesiminde kişi başına millî gelir 700 dolar, Avrupa'daysa 9 300 dolardır.
Avrupa'da buğday üreten çiftçi, ton başına 63 euro destek almaktadır. Avrupalı
buğday üreticisi Türk buğday üreticisinin 10 katı para kazanmaktadır.
Türkiye'de ortalama işletme büyüklüğü 5,5 hektar, Avrupa'daysa 17,5 hektardır.
Türkiye'de hektar başına verim 2 ton, Avrupa'daysa 6,6 tondur. Türk buğday
üreticisinin yıllık kazancı 3,5 milyar lira, Avrupa'nınki ise 33,9 milyar
liradır. Hesap ortada. Bizim maliyetimizin Avrupa çiftçisinden kat kat fazla
olduğu da açıktır.
Değerli milletvekilleri,
bizim çiftçimizin Avrupalı çiftçinin karşısında tarıma devam edebilmesi için
desteğe ihtiyacı vardır. Bu destek, tapuya değil, çiftçiye olmalıdır. Bu
desteklerle;
1- Maliyeti aşağıya çekmemiz
lazım,
2- Teknoloji yatırımı
yapmamız lazım,
3- Verimliliği artırmamız
lazım.
Değerli arkadaşlarım,
tarım ürünleri diğer sektör ürünlerine benzemez. Dolayısıyla, saf ticaret
mantığını tarıma uygulamak mümkün değildir. İşin sosyal boyutu vardır, istihdam
boyutu vardır, stratejik boyutu vardır, bu gibi pek çok boyutu vardır.
Bakınız, komşumuz İran
bile, yıllardan sonra kendi ihtiyacını karşılayabilen 14 000 000 ton buğday
ürettiği için bayram etmektedir. Biz de, buğdayda kendimize yeterli olmaktan
vazgeçemeyiz.
Tarımı sürdürülebilir
kılmak için destekleme zorunluluğu vardır. Bunun için de, IMF'nin, Dünya
Bankasının politikalarını uygulayarak, Amerikan çiftçisini kazandırarak, kendi
çiftçimizi vahşi liberalist politikalara boğdurmamalıyız.
Hem üzülmeyin, Amerikan
çiftçisini Amerika koruyor, Türkiye hükümetinin desteğine ihtiyaçları yok.
Sadece kendi pamuk çiftçilerine ayırdığı destek bile, tek başına, tüm Afrika'ya
ayırdığı yardımın 3 katı. Hem unutmayalım ki, kendi çiftçimizin derdine derman olamazsak,
tarımı tekrar sürdürülebilir hale koyamazsak, belki, bugün görüştüğümüz
Lisanslı Depoculuk Kanununu çıkarmasına çıkarırız; ama, çiftçi, ona ne koyar,
kimi koyar; artık, orasını siz düşünün.
Hepinize saygılar,
selamlar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Eraslan.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
30 uncu maddeyi
okutuyorum:
Denetim kurulu üyesi
atanması
MADDE 30.- Kamu
menfaatinin korunması, denetim ve hizmetlerde süreklilik, şeffaflık, etkinlik
ve Bakanlığa önemli durumlarda hızlı bilgi akışının sağlanması amaçlarıyla,
Bakanlık tarafından gerekli görüldüğünde, en az dört yıllık örgün öğretim veren
üniversitelerin hukuk, iktisadi ve idari bilimler, siyasal bilgiler ve
mühendislik fakülteleri mezunlarından olan ilgili birim personeli arasından
lisanslı depo işletmesinin denetim kuruluna bir üye atanabilir.
Denetim kurulunda
bulundurulacak Bakanlık temsilcisi hakkında Türk Ticaret Kanununun 275 inci
maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri uygulanır.
BAŞKAN -Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Burdur Milletvekili Sayın Ramazan
Kerim Özkan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA RAMAZAN
KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım Ürünleri
Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının denetim kurulu üyesi atanmasıyla ilgili
30 uncu maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla
selamlarım.
Bu maddede, göller ve
güller diyarının Cumhuriyet Halk Partili Isparta Milletvekili Sayın Mevlüt
Coşkuner de söz almıştı; ancak, bugün ve yarın Genel Başkanımız Sayın Deniz
Baykal'la birlikte Muğla Dalaman Kâğıt Fabrikasında işten atılarak açıkta kalan
işçilerimizle birlikte bir dayanışma içerisinde olacaklarından dolayı, Burdur
Milletvekili olarak, komşu ilimiz Isparta'nın sorunlarını da, bu tasarı maddesi
içerisinde ele almaya çalışacağım.
Tarımsal kaynakların
günden güne azaldığı, hortumlanan bankaların maliyetlerinin tarımsal kesime
yapılan dört yıllık toplam desteğin üzerinde olduğu bir dönemde, tarım reformu
adı altında, bu tasarıyı tartışmaya başladık.
Türkiye, her geçen gün
daha fazla üreterek ihtiyaçlarını karşılamak ve dünya pazarındaki diğer
ihracatçılarla yarışmak yerine, maalesef, IMF ve Dünya Bankasının baskılarıyla,
üretimden vazgeçmiş, iç piyasayı çokuluslu tekellere bırakma sürecine
girmiştir.
Geçmişte özelleştirilen
tarımsal KİT'lerin zararlarının birçoğu, devletin, geçmiş yıllarda bu
kuruluşlardan tüm desteğini çekmesi ve finansman açığını özel bankalardan
yüksek faizle karşılamaya zorlaması nedeniyle oluşan borçlardan
kaynaklanmaktadır. Ayrıca, özelleştirilen tarımsal ve hayvansal KİT'lerin
birçoğu, özelleştirildikten sonra kapanmış, yani, aslî işlevini yerine
getirmemiştir; piyasadaki düzenleyici işlevleri de bu sebeplerle sona ermiştir.
Değerli arkadaşlarım,
Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu bir Karacabey Harasını sizlere
hatırlatmak isterim; bir Acıpayam'ı, bir Aksu Devlet Üretme Çiftliğini, bir
Çifteler Harasını, bir Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliğini, bir Konya Harasını
unutmak mümkün değildir. Bunlar, Türkiye'nin, çoban ateşi gibi, gelişmesine
katkı koymuş KİT'lerimizdi. Ne yazık ki, bugün, dar bir kapasiteyle,
kaderlerine bırakıldı.
Tarım ürünleri depoculuğuna
ilişkin, bugüne kadar, ülkemizde yeterli altyapı kurulamamıştır. Depolama,
işletmelerin veya kişilerin ihtiyaçlarına göre, uygun olmayan ortamlarda ve
denetimden yoksun bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde tarımsal ürünler
depolama altyapısı yeterli olmadığından, arzın yoğun, fiyatların düşük olduğu
dönemlerde elden çıkarılmış, bu da, üreticiyi zarara uğratmıştır. Avrupa
Birliği tarım mevzuatı açısından da bu yasanın çıkması önemlidir; fakat, biz bu
uygulamayı nasıl yapmayı düşünüyoruz, dünyadaki öncü ülkeler nasıl yapıyor,
buna bakmalıyız.
Ülkemizde özellikle hasat
dönemlerinde, büyük miktarlarda ürünün piyasaya arzı nedeniyle fiyatlar
düşmektedir. Üretici, acil finansman ihtiyacını karşılamak için, ürünü, bu
düşük fiyattan elinden çıkarmaktadır. Sonbahar aylarında da fiyatlar
yükselmekte -bugün olduğu gibi- ve piyasada hem üretici hem de tüketici
açısından olumsuzluklar yaşanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
üretici, zaten, hasat dönemine, mazot borcu, gübre borcu, enerji borcu, ilaç ve
evinin kullandığı zorunlu ihtiyaçlarının borçlarıyla girmiştir. Hasadını,
bulduğu fiyata satmaya zorunludur. Düğün borcu vardır, takı borcu vardır;
bunları bir an önce ödemek zorundadır ve hasat mevsimi, tüm bu hizmetleri
sunanlar tarafından beklenmektedir. Onun için, bu dönemde, üreticimizin bu
lisanslı depolara ürününü koyması mümkün değildir. Zaten, bu lisanslı depolarda
ne elma üreticisi düşünülmüştür ne armut üreticisi düşünülmüştür, ne domates ne
armut ne biber... Yaş meyve sebze kesinlikle düşünülmemiştir. Bunda, pamuk söz
konusudur, buğday söz konusudur, şeker söz konusudur. Bunlar zaten depolanmaz;
vatandaş daha önce bunu hasat zamanında satar, parasını bir an önce
borçlularına dağıtmayı düşünür.
Avrupa Birliğinde ise
duruma baktığımızda, kendi ülkesi içerisinde uzun süredir uyguladığı lisanslı
depoculuk ve tarım ürünleri deyimi, kamunun stok tutma ve tarım ürünlerinin
desteklenmesi sisteminin bir parçası olarak devam etmektedir; ama, aynı sistem,
diğer ülkelere, kamu stoku tutma ve tarımsal destekleme faaliyetlerinden
soyutlanarak pazarlanmaktadır. Bu açıdan baktığımızda, Avrupa Birliğinde
uygulandığı orijinal sistem ile bizim gibi ülkelere uygulanan sistem arasındaki
farklılıklar görülecektir. Bu sebeplerle, Türkiye, destekleme politikaları,
kamu stoku, piyasa ilişkilerini gözeterek daha dengeli bir uygulama yapmak
durumundadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye'de ürün borsalarının çoğu tescil ofisi özelliğindedir
ve çalışma sistemleri spot piyasa sistemleriyle sınırlıdır. Çağdaş ürün borsası
anlayışında ise, borsa, taraflara vadeli işlem yapma olanağı sağlayarak, fizikî
işlemlerle sınırlı spot işlem hacminin yükselmesi sağlanır. Vadeli işlem
olanağı sunan bu ürün senetleriyle, daha sağlıklı bir lisanslı depoculuk
sistemi oluşturulacaktır.
Lisanslı depoculuğu,
şüphesiz, dünyada en iyi uygulayan ülke olan Avrupa Birleşik Devletlerinde,
tarım ürünleri borsacılığı çok gelişmiş bir yapıya kavuşmuştur. Bununla
birlikte, bu borsaların birçoğu kooperatif yapılarındadır. Yine, Avrupa
Birliğinde, özel lisanslı depolar, kamu tarafından, malî ve teknik açıdan
desteklenmekte ve denetlenmektedir; yani, sistem, özünde kamusal tarım
politikalarını destekleyen bir yapıdadır. Devlet, üreticisine yardım eder
konumdadır. Lisanslı depolar, hem özel depolama faaliyetlerini sürdürürken hem
de kamu stoklarını depolama görevini üstlenmektedir; ayrıca, Avrupa Birliğinde
çeşitli ürünleri özelliklerine göre destekleme programları yürütülmekte, tarım
piyasalarına müdahale edilerek alım yapılmakta ve oluşturulan kamu stoku,
lisanslı depolarda depolanmaktadır. Türkiye'de ise, biz, bunun tam tersini
yapmaktayız.
Toprak Mahsulleri Ofisi,
aynı Avrupa Birleşik Devletlerindeki sistemde olduğu gibi, güçlü bir müdahale
kuruluşu olarak yapılandırılabilir. Tarımda yapılan özelleştirmeler ve Toprak
Mahsulleri Ofisinin küçültülmesi planları, Avrupa Birliği tarım politikası uyum
çalışmalarıyla da çelişmektedir. Örneğin, Toprak Mahsulleri Ofisinin devreden
çıkmasıyla, ekmeklik buğday 280 000 liraya düşmüştür bu yıl. IMF ve Dünya Bankası
dayatmalarıyla ancak hasat dönemi ortasında açıklanan buğday fiyatları
üreticinin belini bükmüştür; bu, ülkemizin bir gerçeğidir. Hasat dönemlerinde
üreticiye yönelik avans kredi sistemi kurulmalı ve lisanslı depoculuk
faaliyetleri çerçevesinde üreticinin Toprak Mahsulleri Ofisi depolarını da
kullanarak stoklama ve buradan da pazarlama yapacağı bir sistem
geliştirilmelidir. Son yıllarda buğdayda yapılan alım ve destekleme
fiyatlarının düşürülmesiyle, dünyadaki büyük buğday üreticileri ve özellikle Avrupa
Birleşik Devletlerine karşı gücümüz zayıflamaktadır.
Türk insanı, kalori
ihtiyacının yüzde 50'den fazlasını, buğdaydan yapılan ürünlerden
karşılamaktadır; fakat, bu gidişle, buğdayda kendi kendine yeten ülke olmaktan
çıkmaktayız. Tüketimi ülkemizde bu kadar fazla olan bu stratejik üründe dışa
bağımlı bir ülke konumuna gelmek üzereyiz.
Avrupa Birleşik
Devletlerinde lisanslı depoculukta uygulanan sistemi incelediğimizde, yaygın
görüşlerin aksine, kamusal politikalar olmaksızın, lisanslı depo faaliyetlerinin
kârlı biçimde sürdürülmesinin pek mümkün olmadığı da görülmektedir. Avrupa
Birleşik Devletlerinde, Tarım Bakanlığı, lisanslı depolar üzerinde sıkı bir
denetim yetkisine sahiptir. Denetimlerde mevzuata aykırı durumların saptanması
halinde, deponun lisansı iptal edilebilir, hatta depoya ilgili bakanlık el
koyabilir. Depolardaki ücretlendirme, Tarım Bakanlığının belirlediği
ücretlerden yapılır. Lisanslı depo üreticisi, depolanan ürünün sağlıklı bir
şekilde muhafaza edilmesinden ve kalitesindeki her türlü bozulmadan sorumludur.
Türkiye'de Avrupa Birleşik Devletlerindeki sistemin baz alınarak kurulmaya
çalışılan lisanslı depoculuk sisteminde, Avrupa Birleşik Devletlerindeki
lisanslı depoculuğun bir devlet politikası olduğu gerçeği gözden
kaçırılmaktadır. Türkiye'nin kendine özgü koşulları ve altyapı yetersizliği
yeterince gözönünde bulundurulmamıştır.
Türkiye'nin lisanslı
depoculuğa geçebilmesi için, ülke çapında bir standart sistemi getirilmeli ve
sağlıklı depolamaya uygun tesisler kurulmalıdır. Ayrıca, yeterli ve sağlam bir
hukukî altyapı da kurulmalıdır. Örneğin, Türkiye'de hububata, Türk Standartları
Enstitüsü, Toprak Mahsulleri Ofisi ve borsaların uyguladığı standartlar
birbirinden farklıdır. Lisanslı depoculuğun uygulandığı hububat, bakliyat,
pamuk, tütün, şeker gibi ürünlere Tarım Bakanlığı ve yetkili alt kurumları
çeşitli programlarla destek vermekte; yeri geldiğinde ise piyasaya müdahale
ederek alım yapmakta ve bu ürünleri, kamu stoku lisanslı depolarda
depolamaktadır. Türkiye'de ise, bu ürünlerin tümünde müdahale alımları
bırakılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu
konuyla ilgili olarak hükümetin tarıma bakışına ve uyguladığı politikalara da
değinmek istiyorum. Köylünün yükü zaten ağır. Bakın, şehirlerin etrafında ne
tilki dolaşır ne tilki dolaşır ne kurt dolaşır. Şehirli, ne karıncayı bilir ne
fareyi bilir; fakat, köylümüz, bunlarla karşı karşıyadır, daha hasada
başlamadan kargalar tarlasındadır. Ambarda karınca ortaktır, koyununa kurt
ortaktır, keçisine kurt ortaktır.
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Balıkesir) - İstanbul'a kurt inmiş.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Devamla) - Yetmez, ilaçcı ortaktır, aşılama ortaktır, koruyucu hekimlik
ortaktır. Yükleri çok ağırdır; bu yüke ilave bir yük getirmeyelim. Köylünün
elinden tutalım, onu geleceğe taşıyalım.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Bu yasa tutacak işte onu.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Devamla) - Tutmuyor Sayın Badazlı, tutmuyor.
Değerli arkadaşlarım,
bakın, tütünde, Tütün Yasasının yürürlüğe girmesinin ardından, 2003-2004
yılları arasında, ülkemizde ürettiği tütünün neredeyse tamamı ihraç edilen Ege
Bölgesinde tütün ziraatıyla uğraşan ekici sayısı yüzde 33 azalmıştır. Yine
Karadeniz Bölgesinde azalma yüzde 25'tir. Bizim Burdur-Bucak bölgesinde ise
Virjinya tipi tütün üreten üretici, ekimi bırakma durumuna gelmiştir. Pancar,
keza öyle. Şekerpancarı ekim alanlarının tüm Türkiye sathına dağılmasından
dolayı, çiftçilerimizin birincil geçim kaynağı pancardır; ancak,
tatlandırıcıyla bu işin tadını da kaçırdınız.
Pancar, ekim dikim
çavuşluğuyla başlıyor değerli arkadaşlarım; bunu defalarca söyledik. Çapması
var, çapalaması var, sulaması var, sökmesi var, kantara taşıması var, yaprağı
var, melası var, küspesi var. Pancar inek demek, pancar besi demek, pancar
traktör demek, pancar lastik demek, kamyon demek, şoför demek, işçi demek,
tekniker demek, mühendis demek. Türkiye ekonomisinde, Türkiye'nin imarında, şu
günde oluşturduğumuz koşullarda Türkiye'de pancar vardır. Pancar, tek şeker
değil; pancarı şekerle alıyoruz, şekerle bitiriyoruz. Ben, pancar tarlasında
doğmuş bir kardeşinizim, çapada doğmuş, torbada köye getirilmiş bir
kardeşinizim.
Pancarı lütfen unutmayın
Sayın Bakanım. Fransa bugün ekim alanlarını, İtalya ekim alanlarını serbest
bırakmış; ama, biz, IMF politikalarından dolayı daraltmaya çalışıyoruz. Hani
nerede bizim söylemlerimiz?! IMF karşısında duruş sergileyecektik. İsteyen
istediği kadar ekecekti; unuttuk; unutmayalım, unutmayalım değerli
arkadaşlarım.
Bu, doğusundan batısına,
Burdurundan Balıkesirine, Susurlukuna, Afyonuna, Eskişehirine, Alpullusuna,
Ankarasına, Karsına, Erzurumuna, Amasyasına kadar uzanan bir sektör. Bunu
unutmayalım.
FİKRET BADAZLI (Antalya)
- Alternatif ürün sunduk.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Devamla) - Alternatif ürünü tam sunamadınız Sayın Badazlı. Alternatif ürün
sunuyorsanız, alanları bir bütünleştirelim, köylünün arazisini bütünleştirelim,
o çalışmaya hemen dört elle sarılalım, bölük pörçük arazilerde tarım
yapmayalım. Kimse o desteklemeden yararlanamıyor. Mısır desteklemesinden
vatandaşımızın yüzde 2'si, 3'ü yararlanıyor. Çalışmayı hemen yapalım, tarım
alanlarımızı toplulaştıralım. Benim Burdur'un Düğer Köyünde 200 dönüm arazim
var, babamdan kalma, 7 kardeşe; fakat, arazi bölük pörçük. Bizim 50 dönüm olsun
orada; ama, yerini bilelim. Biz yerini bilmiyoruz. Bu herkes için geçerli.
Buradaki arkadaşlarım için de geçerli.
Burdur'un, Denizli'nin,
Çivril'in, Antalya'nın, Korkuteli'nin, Elmalı'nın, Isparta'nın, Eğirdir'in,
Sütçüler'in, Gelendost'un elmasını, elma sorununu bu kürsüden defalarca dile
getirdik.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özkan,
ilçeleri saymaya devam edecek misiniz?!
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Devamla) - Yok, bölgelerini sayıyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Devamla) - Bugün sadece Isparta'nın senelik elma rekoltesi 500 000 tonun
üzerinde. Maalesef, geçen yıl üreticimizin elinde kalan büyük miktarda elma
telef olmuştur. Yine, bu sene soğukhava depolarının yetersiz kalması nedeniyle,
üreticimiz, ürününü çevre illerdeki depolara aktarmak zorunda kalmıştır.
Yakın zamanda, benim
Burdurumun komşu ilçesi Korkuteli ve yöresinde bir doğal felaket oldu. Gidip
gördüğüm için, o bölgede çalıştığım için söylüyorum. Kar yağışından, mantar
üretim depoları, mantar üretim üniteleri ve soğukhava depoları yerle bir oldu.
Onlar da devletimizin sıcak elini şu anda beklemektedirler. Tespitler
yapılmıştır, yardım beklemektedirler.
Değerli arkadaşlarım,
süre yetmedi; burada halıdan, gülden, Burdurumuzun gülünden, Ispartamızın
gülünden de söz edecektim. Onlar da bugünlerde unutuldu. Gülcümüzün sorunları
çok, halıcımızın sorunları çok. Onlara da en kısa zamanda bir destek verelim.
Bu yasa maddesiyle ilgili olarak, kamu menfaatının korunması, denetim ve
hizmetlerde süreklilik, şeffaflık, etkinlik ve bilgi akışının sağlanması
amaçlarıyla Sayın Bakan tarafından, birim personeli arasından depo işletmesinin
denetim kuruluna bir üye atanması Grubumuz tarafından da uygun görülmüştür.
Her ne kadar yasanın Türk
çiftçisine çok büyük yararlar getirmemesine rağmen, Avrupa Birliği uyum
yasaları gereğince yasa hakkında olumlu oy vereceğimizi bildirir; Yüce Meclisi
saygıyla selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özkan.
Hükümet adına, Tarım ve
Köyişleri Bakanı Sayın Sami Güçlü; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10
dakika.
TARIM ve KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Tarım Ürünleri
Lisanslı Depoculuk Kanun Tasarısının görüşüldüğü dün ve bugün bu saate kadar,
sektörümüzle ilgili konularda, muhalefet partisine mensup arkadaşlarımız
eleştirilerini dile getirdiler; kendilerine teşekkür ediyoruz.
ALİ KEMAL DEVECİLER
(Balıkesir) - Sayın Bakan önerge vereceğiz; bu, Tarım Bakanlığına bağlansın.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Bugün ve dün takip edebildiğim kadarıyla, arkadaşlarımın
bana intikal ettirdikleri hususları da dikkate alarak, sektörle ilgili tabloyu
çizen arkadaşlarımızın oldukça karamsar olduklarını, mevcut durumu ifade
ederken kullandıkları kelimelerle, tercih ettikleri niteleme hususlarıyla, bir
bakıma sektördeki durumun gerçekten kabul edilemez bir halde olduğunu
belirtiyorlar ve dolayısıyla, esas lisanslı depoculuk hakkında bir
değerlendirme yaparken de çok olumlu bulduklarını; ama, sektörün genel bir
değerlendirmesini yapma konusuna geldiklerinde de olumsuzluklar çok öne çıkıyor.
Arkadaşlarım, hayat,
doğum ve ölüm arasında devam eder. Bu, bütün sektörler için de âdeta böyle, bir
ülke için; ama, hayat diye bir safha var. Hayat, herhangi bir olumsuzlukta
birdenbire bitmez ve başlamaz. Tarım sektörü de, Türkiye'de en başta ekonomik
gelişmelerden, siyasî istikrardan ve tabiat şartlarından etkilenir. Buradaki
etkilenme, o sektörün yok olduğu, öldüğü anlamına gelmez. Eğer öyle olsaydı, bu
ülkede millî gelirin yüzde 12'si hâlâ tarımdan değil başka sektörlerden
üretilirdi ve insanların 25 000 000'a ulaşan yekûnu hâlâ kırsal kesimde yaşamaz
ve hayatlarını sürdüremezdi, böyle bir şey olamazdı. Dolayısıyla, evvela, bu
ülkede tarımsal faaliyetler devam ediyor, insanlar geçimlerini tarım kesiminden
sağlıyorlar.
Ancak, bu sektörde tabiî
ki sorunlar var, sanayide, hizmette, kültürde, eğitimde, uluslararası
ilişkilerde sorunlar olduğu gibi. Dünyada sorunu olmayan ülke, sorunu olmayan
sektör yok; ama, sizin anlattığınız gibi bir sektör de yok. Siz bu sektörle
ilgili gelişmeleri ifade ederken, genellikle ele aldığınız konularda, hadiseyi
olanca negatifleriyle yüklüyorsunuz. Ben de bakıyorum hadiseye, bu ülkede
olumsuzluk olarak neler var denildiğinde, elbette çok şey var. Tarım
ürünleriyle ilgili temel girdilerde bir fiyat artışı elbette var. Gübre ve
mazotta meydana gelen fiyat artışlarının ne olduğunu hepimiz biliyoruz, en çok
biz takip ediyoruz, bunun sektöre yönelik detaylarına da iniyoruz. 2004 yılında
ortalama yüzde 38'lere varan gübre fiyatlarındaki artış karşısında gübre fiilî
kullanımının ne olduğunu da biliyoruz. Bu fiyat artışına rağmen, Türkiye'de
gübre kullanımının 2003 yılında kullanılan seviyeyi aştığını da biliyoruz.
Bunun fiyatlarda meydana gelen artışa rağmen niçin kullanıldığının da bir
izahını yapmaya çalışıyoruz; çünkü, bunun getirisinin maliyetinden daha çok
olduğuna inanıyorsak, artan fiyatlara rağmen gübre kullanmaya devam ederiz ve
bunun böyle olması da gerçekten doğrudur. Bir de, çiftçimizin daha ihtiyatlı
davranmasıyla alakalı.
Bunun dışında, bu yıl
özellikle pamuk üretiminde meydana gelen gelişme olumlu, dünyadaki üretim
miktarındaki artış çok; dünya fiyatlarında meydana gelen gelişmenin Türkiye'de
piyasa fiyatlarını önemli ölçüde düşürdüğünü de biliyoruz ve pamuk
üreticisinin, maliyetlerinin altında bir piyasa fiyatı teşekkül ettiğini ve zor
durumda olduğunu da biliyoruz.
Bunun dışında, Türkiye'de
tarımsal sulamalarda elektrik enerjisi bedelleriyle ilgili konularda da sorun
olduğunu biliyoruz. Abonelerin üçte 1'inin borçlarını ödemekte zorlandığını,
üçte 2'sinin ödemeye devam ettiğini, ama, bu halin giderek sistemi
işletemeyecek bir noktaya geldiğini ve dolayısıyla bir müdahalenin yapılması
gerektiğini uzun bir zamandır söylüyoruz.
Onun dışında, bu ülkede
özellikle uluslararası rekabet bakımından tarımın alt sektörlerine
baktığımızda, hayvancılık sektörünün çok yüksek maliyetlerle çalıştığını,
hayvan ıslahı konusunda arzu ettiğimiz gelişmeyi sağlayamadığımızı,
verimliliğin düşük olduğunu; dolayısıyla, et ve süt gibi en temel besin
maddelerimizde sorunlarımız olduğunu biliyoruz ve dolayısıyla, bu sektörle
ilgili sorunları da başta sayıyoruz.
Onun dışında, tarımsal
destekler konusunda, ben, gittiğim her ilde mutlaka uğradığım köylerde, bizzat
köylülerden dinlediğim, aldığım bilgilere göre, tarımsal destekler içerisinde
hâkim destek unsuru olan, 2001 yılında Türkiye'nin kriz dönemi içerisinde
uygulamak zorunda kaldığı tarımsal reform projesi kapsamında hayata geçirilen
doğrudan gelir desteğiyle ilgili, çiftçilerin çok reaksiyon gösterdiklerini,
çiftçi örgütlerinin de buna karşı çıktıklarını, muhalefet partimizin her zaman
bunu eleştirdiğini, ama, İktidar Partisi olarak bizim de karşı olduğumuzu
biliyoruz.
Bu beş konu, en önemli
konular. Tarım sektörünün içerisinde bulunduğu sorunlar denilince, altını
çizeceğimiz "evet, ne yapacaksınız" diye sizlerin sorduğu, bizlerin
de düşündüğü ve cevap aradığı konulardı bunlar. Bunun dışında, elbette, başka,
daha küçük ölçekli, bölgesel birçok sorun yaşadık. Evvela, afetler yaşadık 2004
yılında. 2004 yılındaki afet, daha önceki yıllara nispetle, kıyaslanamayacak
ölçüde oldu. Burada da, alınan tedbirler olarak, önceki üç yıl içerisinde hiç
yapılmayan bir şey yapıldı ve bu insanlara, belli ölçüde zararlarını
karşılamaya yönelik, yani onların yaralarına merhem olacak -olmak niyetiyle-
bir teşebbüste de bulunuldu.
Onun dışında, Türkiye'de
buğday üretimiyle ilgili konuda, fiyatları konusunda eleştiri getirdiniz.
Elbette, bu eleştirilerin, söylenenlerin doğru olan kısmı var. Türkiye'de, 2004
yılında vermiş olduğumuz fiyat, piyasada daha düşük olarak gerçekleşti. Bunu on
defa söyledik; ama, arkadaşlarım, hepiniz biliyorsunuz, buğdayda meydana gelen
gelişme iki türlü oldu. Bir, toplam üretim yüzde 11 oranında bir artış
gösterdi; iki, Türkiye'de üretilen buğdayın 2004 yılı hasadının kalitesi konusunda
sektörle ilgisi olan herkesin bildiği bir husus var ki, ülkenin en ücra
köşesinde, tahıl üretiminin yapıldığı bütün noktalarda, yani Trakya'dan
Mardin'e kadar olan hatta, o temel kalite sorunumuzla ilgili bir mücadele çok
başarılı geçti. İlk defa, Urfa bölgesinin ürettiği buğdayları Türkiye'nin başka
yerlerindeki sanayiciler satın aldılar. Urfa milletvekillerimiz, sizin içinizde
olan arkadaşlarımız da bunu çok yakınen biliyor.
Şimdi, buğdayda meydana
gelen bu gelişme karşısında, çiftçinize Toprak Mahsulleri Ofisi aracılığıyla
ödediğiniz 350 000 000 lira ortalama fiyatla, dolar cinsinden değerini
hesapladığınızda, dünyadaki fiyatların 2 misli bir bedel ödüyorsunuz. 135
dolara, limanlarımızda, aynı nitelikte buğdayı teslim etmeye hazırlar. 2 misli
bir bedel ödüyoruz. Bunu, aynı zamanda, maliyetlerimiz yüksek olduğu için
ödemek zorundayız, ödüyoruz; ama, burada aslolan şu: Tahıl üreticisinin toplam
geliri ne oldu; arkadaşlarım, tahıl üreticisinin toplam geliri düşmedi,
düşmesine de imkân yok; hem kalitedeki artış hem üretimde meydana gelen
artıştan dolayı toplam gelirinde bir artış oldu. Elbette, gönül isterdi ki,
verdiğimiz fiyat seviyesinde, Türkiye'deki bütün alım noktalarında, piyasalarda
bu fiyatı hâkim kılsaydık; ama, toplam arz yüksekse, sizin ihracat etme
imkânınız çok sınırlı veya fiyat açısından imkânsızsa, o zaman, biz, bu ülkede
bu fiyatı nasıl tutabiliriz; tamamını aldığımız takdirde, bunun maliyetini
nasıl karşılayabiliriz?! Bu, hepimizin düşünmesi gereken bir husus; ama, orada
tutmak için çok mücadele ettik.
Şu anda, Türkiye'nin bazı
noktalarında, üreticinin elinde bulunan...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakanım,
bir sonraki maddede de konuşacak mısınız; yoksa devam...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Nasıl efendim?..
BAŞKAN - Bu turda
cevapları bitirecek misiniz, bir sonraki maddede tekrar söz alacak mısınız? Ona
göre konuşma sürenizi ayarlayayım.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Ben, müsaade ederseniz efendim, çok detaya girmeden, bir
yaklaşım olarak bunlara cevap vereceğim. Daha sonraki maddeler görüşülürken,
arkadaşlarımın, bu hususlarda yaptığım genel değerlendirmenin de etkisiyle daha
hoşgörülü davranacaklarına inanıyorum; dolayısıyla, o zaman söz hakkımı
kullanamayacağım.
BAŞKAN - Mümkün
olduğunca...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - O zaman, müsaade ederseniz, birkaç cümle daha
söyleyeyim.
BAŞKAN - Buyurun.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Konuşmalar yazılı olduğu için, sizin söylediklerinizin bir tesiri olmaz.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Buğdayla ilgili konuda eksikliğimiz, fiyatlar
seviyesindeki o düşmedir; bunu söylüyorum; ama, aldığımız bir tedbir var, onu
da hepiniz bilin, kamuoyu da bilsin.
Arkadaşlar, bir önceki
yıl Türkiye'nin ithal ettiği buğday miktarı 2 000 000 tona yakındır. Bu, ihraç
hedefli un, irmik, bulgur, ve sairi gerçekleştirmek için, dünya fiyatlarıyla
maliyet unsuru oluşturmak için, kaliteli buğday ithalatından kaynaklanmaktadır,
iç piyasanın ihtiyacı yoktur.
2004 yılı haziranından
sonra, Türkiye, buğday ithalatını iradî olarak durdurmuştur ve toplam ithalat
miktarımız 900 000 ton civarındadır.
Peki, bunu, sadece üretim
miktarı yüksek olduğu için değil; Türkiye, buğday üretiminde kaliteyi de bir
nebze yükselttiği için, ihracat amaçlı ihtiyaç duyulan; yani, un ihracatı için
ihtiyaç duyulan kalitedeki buğdaya Toprak Mahsulleri Ofisi sahip olduğu için ve
sanayicilere dünya fiyatlarından vermeyi taahhüt ettiği için olmuştur. 2004
yılında Türkiye'nin un ihracatı 1 000 000 tondur arkadaşlar. Bu, çok
sevinilecek bir gelişmedir ve dünyada un ihracatında ikinci sıraya gelinmiştir.
Şimdi, bunu hiç görmeden ve dikkate almadan, Türkiye'de en temel ürünümüz olan
buğdayla ilgili gelişmelerin... Evet, fiyatlar o noktada olmadı; ama, Türkiye
çok kaliteli buğday üretti. Türkiye, buğday konusunda bir mücadeleyi başarmayı
2004 yılında gerçekleştirdi. Türkiye, ihraç edeceği ürünler için, buğday
ithalatı bağımlılığından kurtuldu. Bunlar süreklilik arz edecek gelişmelerdir
ve çok önemli gelişmelerdir.
Bunun dışında, özellikle
hayvancılık sektörüyle ilgili eleştirileri oldu arkadaşlarımın. Arkadaşlarım,
hayvancılık sektörü, bu ülkede bugün için toplam tarımsal faaliyetin yüzde
22'si, yüzde 23'ü civarındadır. Bu, Türkiye'nin potansiyeli açısından çok düşük
bir orandır. Bunu, kesinlikle yüzde 35-40'a, hatta, daha fazla artırmamız
lazım. Bu, Türkiye'nin gelir seviyesindeki artışla beraber, talebin de
yöneleceği alandır ve dolayısıyla, biz, bu sebeple, hayvancılık ürünlerini daha
çok üretecek bir altyapı oluşturmamız lazım. İktidara geldiğimiz günden
itibaren dikkatimi bu noktaya vermiş durumdayım ve yaptığımız şeyi, sadece bir
mukayese olarak, çok anlaşılır halde ifade etmeye çalışacağım.
Arkadaşlar, 2003
bütçesiyle, 25 kooperatif destekledik. Bu, 25 trilyonu köylere aktarmak
demektir. Düşünün, Türkiye'nin 81 vilayeti içerisinde 45 000 köyden sadece 25
kooperatifi destekleyebildik. Peki, 2004'te ne yaptık; arkadaşlar, bu, 280
kooperatife çıktı. 280 köyde toplam üretim, hayvan ıslahı...
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
Sayın Bakan, toplam kaç kooperatif var?
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Türkiye'de, bize müracaat etmiş toplam 1 500'ün üzerinde
bekleyen kooperatif var.
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
280 ne olacak?!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - 25 ile 280 arasındaki gelişme konusunda da, lütfen,
birazcık insaflı davranın; yani...
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
Sayın Bakan, sonuçta, köylü kan ağlıyor. Sonuca gelmek lazım; sonuç yok.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Şimdi, bakın, böyle dediğiniz zaman... Şimdi, o insanlar
bizi dinliyorlar, bakın, o insanlar bizi dinliyorlar. O insanlar, Türkiye'de ne
olup bittiğini sizin ve bizim kadar biliyorlar; ne düşündüğümüzü de biliyorlar,
ne yaptığımızı da takip ediyorlar. Şimdi, siz, eğer, bir hadiseyi olduğundan
daha olumsuz gösterirseniz, bu insanları, biz memnun etmiş olmayız, doğru da
yapmış olmayız. Eleştiri objektif olmalı; fotoğrafı doğru okumalıyız.
Ben, biraz önce
sorunlarını saydım size. Bu sorunlar, gerçek ve önemli sorunlar; ama, her
baktığımız noktada, olumsuzlukları öne çıkararak "burada hayat yok, kırsal
kesim öldü, çiftçi mahvoldu..."
Arkadaşlarım, bu, var ya,
üslup olarak da doğru değil ve insanlara yönelttiğimiz, insanlara vermiş
olduğumuz yaklaşım tarzı da doğru değil; insanlar yaşıyorlar...
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
Sayın Bakan, sizin gittiğiniz köyleri söyleyin, biz de oralara gidelim, biz de
görelim!..
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Kendileri söylüyorlar, onlar diyor "öldük, bittik" diye.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Bakın, gittiğim her ilde... Bu sizin dediğiniz köylere
bizzat gidiyorum. 4 Aralıkta Diyarbakır'ın bir köyüne gittim -şu anda ismini
hatırlayamadım- şimdi, 4 Aralıkta Türkiye'de pamuk primleriyle ilgili bir
açıklamanın olmadığı bir zaman dönemi ve tüm arazide pamuk üretilen bir yer.
Şimdi, bu sizin dediğiniz sorunu bilen bir insan olarak oraya gittim ve oradaki
insanlarla beraber oldum. Bir müddet önce Trakya'da bütün çiftçilerle beraber
oldum; yani, sizin her birinizden daha çok köylülerle haşır neşirim.
Sorunlarını bilmek başka, paylaşmak başka; ama, sizin tanımladığınız gibi ne
bir köylü var ne de bir ortam var.
Ben, size, tarımsal
desteklerle de ilgili birkaç şey söyleyeyim.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Sayın Bakan, bir şey söyleyebilir miyim.
BAŞKAN - Sayın Ercenk...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Sevgili kardeşim, daha sonra söyle. Bakın, olaya...
BAŞKAN - Bir dakika...
Sayın Ercenk, lütfen,
karşılıklı konuşmayın.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
"Sayın Bakan kaç çiftçiyle görüştü" diye telefonla soru sordu adam
biraz önce!
BAŞKAN - Sayın Ercenk,
lütfen...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Ben, şimdi sizlere olumlu bazı konular söyleyeceğim.
BAŞKAN - Sayın Bakanım...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Efendim.
BAŞKAN - Şunu istirham
edeyim. Şimdi, tasarı üzerindeki, eğer, arkadaşlarımız da, konuşmalarını biraz
daha özetle yaparlarsa bitirme imkânımız var. Bugün, bir de Filistin'le serbest
ticaret anlaşması var.
VEZİR AKDEMİR (İzmir) -
Yarın devam ederiz.
BAŞKAN - Yarın Meclis
yok.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Efendim, ben, özet...
BAŞKAN - Somut tenkitlere
cevap verirseniz... Tamamlayalım lütfen.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Tamam.
Ben, o zaman biraz
toparlayayım arkadaşlar, çok detaya girmeyeyim.
Arkadaşlar, tarımsal
desteklerle ilgili konuyu, özellikle hayvancılıkla ilgili konuyu toparlamaya
çalışıyorum.
Şimdi, hayvancılık
sektörünün tarımsal üretim içerisindeki payını artırmak zorundayız ve bu
faaliyet alanında, mutlaka, Türkiye, şartlarını iyileştirmek zorunda. Bunun
için, bir mukayese olsun diye, 2004 yılı bütçesinde 200 trilyonluk bir kaynak
şimdi 600 trilyon lira. Şimdi, bu, hayvancılık sektörü açısından, ıslahı, hastalıklarla
mücadelesi, ölçek büyütmesi, eğitimi, yem bitkisi ekim alanlarını kapsayan bir
proje.
Şimdi, arkadaşlar,
hayvancılık sektörüyle ilgili konuda, biz, çok temel konuları ele alan bir
yaklaşım içerisinde hadisenin üzerine gidiyoruz, gideceğiz. Türkiye'de,
hayvancılığın en büyük sayıya ulaştığı, potansiyeli çok yüksek olan bir ilde,
bugüne kadar ortalama 2 000-2 500 civarında yapılan suni tohumlamayı 50 000-
100 000 arasındaki bir rakama çıkaracağız. Böyle kapsamlı bir çalışma
yapıyoruz. Niçin yapıyoruz; Avrupa Birliği üyeliği konusunda on yıllık süremiz
var. Bu on yıllık süre içerisinde bu sektörü rekabet edebilecek bir hale
getirmek zorundayız; yani, biz, muhalefet partimizden, elbette, altı çizilecek,
dikkatimizi çekecek, sektörümüzdeki sorunlara dikkat çekecek uyarıları
bekliyoruz. Bu, onların görevi. Biz de onları dikkatle dinlemek zorundayız;
ama, yaşayan bir insana "öldün" diye hitap edersen, bu insanı nasıl
yaşatacağız biz; orada nasıl tutacağız?! Şimdi, eğer, bu, hakikat değilse, bu insan
yaşıyorsa, bir ümit gerekiyor; biz, bu ümidi vermek zorundayız. Biz, Avrupa
Birliğine giriyoruz. Avrupa Birliğine giren insanlar olarak, orada daha yüksek
bir hayat ve onlarla rekabet edebilecek bir gelişme ortamı içerisinde, yüksek
bir moralle gireceğiz. Böyle inanarak gireceğiz, güvenerek gireceğiz.
Hedefimiz şu: Türkiye,
Avrupa Birliğine üye olduğu gün, Türk tarımı ve Türk çiftçisi, faaliyetini
sürdürülebilir yapmak zorunda. Bize düşen görev, bunu gerçekleştirmektir.
Nasılını bulmak da, hem sizin hem bizim görevimizdir. Önerileriniz bizim için
kıymetlidir.
Ben, son sözler olarak
şunu söylüyorum: Sizin, 2004 yılının sonlarında tarıma yönelik eleştirileriniz,
özellikle, Tarım Şûrasına katılan Genel Başkanınız Sayın Deniz Baykal'ın ve
diğer arkadaşlarımızın orada yaptıkları açıklamalar, uyarılar, bizim, zaten
takip ettiğimiz, gördüğümüz şeyler ve biz, bu çalışmalar içerisinde, o
uyarılar, o açıklamalardan sonra daha çok çalıştık ve muhalefetin, Türkiye'deki
bir sorunu dile getirmesinden daha tabiî ne var; ama, bunda, lütfen, makul,
ölçülü olalım ve yapılan çalışmaları da görmemiz lazım. Eğer, bunlar
görülmezse, o zaman, arkadaşlarım, sadece köylüler değil; yani, bu işi götüren
teşkilat da, bakan da, bürokrasisi de... Yani, niçin görülmüyor bunlar?! Peki,
görülmeyenler neler; ben, size sadece birkaç cümle söyleyeceğim.
BAŞKAN- Sayın Bakanım,
konuşmanızı lütfen tamamlar mısınız; 20 dakika oldu.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)- Efendim, ben, Sayın Başkanın sabrını daha fazla taşırmak
istemiyorum.
VEZİR AKDEMİR (İzmir)-
Sayın Bakanım, dinliyoruz...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)- Evet, ben, müsaade ederseniz, konuşmamı burada
tamamlayayım.
Bu kanun tasarımızın
görüşülerek, tamamlanmasından önce, kaldığım yerden değil; ama, bugün ne
yapıyoruz ve ne yapmalıyız konusunda bir cevap vereceğim. Ne yapmalıyız...
VEZİR AKDEMİR (İzmir)-
Köylü, serumla yaşıyor!..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)- Bak, yaşıyoruz, hayat devam ediyor.
VEZİR AKDEMİR (İzmir)-
Serumla yaşıyor!..
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)- Hayır; hayat devam ediyor. Bu kadar karamsar olmayın. Bu
kadar karamsar olmayın. Bu hayat devam ediyor ve inşallah, siz ve biz; yani, bu
toplumun siyasetçileri olarak, tarımda da temel sorunları çözeceğiz ve çözmek
zorundayız.
VEZİR AKDEMİR (İzmir)-
İnşallah, dediğiniz olacak.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)- Bunun için varız! Dolayısıyla, ben, uyarılarınız için
teşekkür ediyorum; ama, kırsal kesimdeki gelişmelerin olumlu yönlerini de
lütfen söyleyin.
Onun dışında, AK Partiye
mensup arkadaşlarım da, lütfen, köylere gittikleri zaman, bu fotoğrafı doğru
tespit etsinler. Eleştiri sadece oradan gelmesin, kendi içimizden de eleştiriye
ihtiyacımız var; ama, bizim görevimiz, bu sektörü yaşatmaktır.
Selam ediyor, saygılar
sunuyorum efendim.
Teşekkür ederim. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakanım.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
31 inci maddeyi
okutuyorum:
Bakanlıklararası
işbirliği ve kuruluşların yardım zorunluluğu
MADDE 31.- İlgili
bakanlıklar, bu Kanunun uygulanması bakımından ihtiyaç duyulan hususlarda,
sorunların çözüm ve görevlerin ifasında kendi görev ve yetkileri çerçevesinde
gerekli katılım, işbirliği ve katkıyı yapar. Kamu kuruluşları ile özel
kuruluşlar Bakanlığın daveti üzerine çalışmalara ve uygulamalara katılır,
gerekli destek ve yardımları öncelikle sağlarlar.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Giresun Milletvekili Mehmet Işık.
Sayın Işık buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET
IŞIK (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 701 sıra
sayılı, Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 31 inci maddesi üzerinde söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu tasarı ne getiriyor,
önce kısaca ona dokunup, ondan sonra gerekli görüşlerimi belirteceğim.
Lisanslı, izinli depolar kurulmasını, bu depolara, üreticinin, getirip ürününü
teslim etmesini, standardı ve kalitesi belirlenmiş ürünleri teslim etmesini,
burada, belli bir ücret ödeyerek bekletilmesini, ürün senedi alarak, bu ürün
senediyle finans kuruluşlarından kredi alabilmesini, elektronik ortamda
ticaretini yapabilmesini sağlamak amacıyla bu yasayı inceliyoruz.
Bu yasa, tabiî ki,
üreticinin, eğer, çok ürünü varsa, beklemeye tahammülü varsa, depoya kira
ödeyecek durumu varsa, kredi alması icap ediyorsa, kredi kurumundan kredi faizi
ödemeye tahammülü varsa, bu yasa tasarısının getirdiklerini kabul etmek mümkün;
güzel şeyler oluyor. Dünyanın her tarafında, ileri ülkelerde bu depoculuk var;
ama, Türkiye'nin de gerçekleri var. Gerçi, Sayın Bakan "köylünün,
çiftçinin, bugün, sıkıntılı durumunu tekrar tekrar gündeme getirerek onların da
moralini bozmayalım" diyor, ama, gerçekleri de söylemek lazım. Bizim,
muhalefet olarak görevimiz hataları, eksikleri söylemek, iktidar olarak da
sizlerin görevi bunları telafi etmek, düzeltmek ve daha mükemmele doğru
götürmektir.
Bu tasarı, Grup olarak
bizim de desteklediğimiz -Türkiye'de kurulmasını arzu ettiğimiz- bir tasarı;
ancak, bunun, finans kaynağı da eksik. Özel sektör, finans kuruluşları, bu ürün
senediyle ne kadar kredi vermeye yanaşacaklar; onu bilemiyoruz. Ziraat Bankası
da tarımsal kredileri asgarî limite indirdiğine göre bu ihtiyaçlar nasıl
karşılanacak; onu da sizin dikkatinize sunmak istiyorum. Bu tasarının en büyük
eksikliklerinden birisi de finans kaynağının nereden sağlanacağının, ne şekilde
sağlanacağının bilinememesidir.
Bu durumda ne olacak?!
Vatandaş bol ürün zamanı, hasat zamanı ürününü çarşıya indirdiği zaman ne
yapacak?! Acil paraya ihtiyacı var, borçlu, hasadı bekliyor, oğlunu
evlendirecek, çocuğunu okula gönderecek, sağlık sorunu varsa çözecek, evin
ihtiyaçları varsa karşılayacak... Ne yapacak; peşin para veren tüccara
götürecek, depoya değil, peşin para veren tüccara götürecek. Eğer, yeteri kadar
ürünü varsa elinde, bir kısmını kredi olarak alacak, avans olarak alacak, geri
kalanını da faizsiz sermaye olarak tüccara bırakacak; yani, deponun -yapması
gereken- işlevini, çoğu zaman parayı veren tüccar yapacak ve tüccar da belki bu
depoyu arzu ettiğimiz amaçla kullanmaya başlayacak. Özellikle bu eksikliği
belirtmek istiyorum.
Depoları kursak bile, bu
depoya hangi ürünü koyacağız?! Bugün, Türkiye'de, tarımda büyük bir yıkım
yaşanmaktadır. Türkiye'nin tarihinde, cumhuriyetin tarihinde, hiçbir zaman, üst
üste, tarımda geriye gidiş olmamıştır. İlk defa, bu dönemde -2003, 2004,
ayrıca, 2005'te de, hedef olarak, aynı görünüyor- tarımsal üretim düşecek,
tarım gelirleri geriye gidecek; yüzde 1,7 yüzde 1,9 ve yüzde 1,7 olarak tarımın
gerilemesi öngörülmüş ve gerçekleşmiş. Bu nereden kaynaklanıyor; tarımdaki ürün
fiyatlarının düşüklüğünden. Trakyalı üzümcü, geçen yıl -yeni fiyatlarla
söylüyorum- 22 kuruşa sattığı üzümü, bu sene 15 kuruştan satmış. Türkiye limon
üreticisi, 50 kuruştan sattığı limonu, bu sene 30 kuruştan satmış. Türkiye
tarımında önemli yer tutan buğday, geçen yıla göre, 5 kuruş eksiğe gitmiş.
Pamukta daha üzücü bir durum var; 1 lira 20 kuruş olan -biz, büyük rakamlara
alıştık, şimdi bu rakamları söylemekte zorluk çekiyorum- ürün 80 kuruşa alıcı
bulamamış.
Peki, fiyatlar aşağıya
inerken, tarım girdi fiyatları artmış mı, azalmış mı; bu dönemde, sadece
mazotta, gübrede, tohumlukta meydana gelen fiyat artışları büyük rakamlara
ulaştı; buna rağmen, ürün fiyatları düşüyor. Geçen yıllar, 2,5-3 kilogram
buğdayla 1 litre mazot alınırken, bu sene 4 veya 5 kilogram buğdayla 1 litre
mazot alınabilmektedir.
Efendim, serbest piyasa
ekonomisi, ne yapalım diyebilirsiniz; herkes, mevcut şartlara göre kendisini
ayarlasın diyebilirsiniz. Peki, soruyorum; serbest piyasa ekonomisinin
önderliğini yapan ülkelerde, tarımdaki girdilerin fiyatları bizdekilerle aynı
mı? Orada, düşük girdi fiyatları, büyük bir destek var; ama, bizde, hem yüksek
girdi fiyatları hem de destekten yoksunluk var.
Bugün, Türkiye'de, girdi
fiyatları sürekli arttığı halde, ürün fiyatları sürekli düşmektedir. Bazı
ürünlerin 2003 fiyatlarını biraz önce sizlere arz ettim. Bugün, Amerika'da,
üreticinin tarım ürünlerinden elde ettiği gelirin yüzde 35'i devlet desteğinden
gelmekte. Avrupa'da hektar başına desteklemeler 440 dolar, Türkiye'de 80, işte,
bazı rakamlara göre 90 dolar civarında; yani, beşte 1'i civarında bir destek
verebiliyoruz. Köylüye verebildiğimiz destek bu, üreticiye verebildiğimiz
destek bu, maliyet artışları bu ve bu şekilde devam ediyor. Örnek olarak
söylemek lazım gelirse, Yunanistan'da pamuğa 63 sent, ABD'de 35 sent prim
verilirken, Türkiye'de 15 sent civarında bir prim verilebilmekte.
Bu örnekleri bütün
ürünler için çoğaltmak ve sizlere sunmak mümkün; ama, fazla zamanınızı da almak
istemiyorum.
Peki, bu Türk üreticisi,
bu durumda, çok savunduğumuz serbest piyasa ekonomisi koşullarıyla nasıl
rekabet edecek?! Kağnı arabası, son model otomobille yarışabilir mi;
yarışamıyor ve çöküntü buradan kaynaklanıyor, tarımdaki gerileme buradan
kaynaklanıyor.
Tarım bu derece ihmal
edilecek bir sektör mü?! Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, tarım, vazgeçilmez bir
ekonomik faaliyettir. Bir ülkenin gücü, tarımdaki gücünden gelir. Ne kadar
tarımda zenginse, kendi kendine yeterliyse, o derece güçlü ve başkasına muhtaç
olmayan bir ülke demektir. Tarım ürünlerinde kendi kendine yetebilen 7 ülkeden
biriyken, bugün, maalesef, ithalatımız ihracatımızı geçmiş durumdadır; yani,
Türkiye, dışarıdan tarım ürünleri alabilen bir ülke durumuna gelmiştir.
Bu hükümet, birçok
konuda, köylüyü başbaşa bıraktı. Tarımsal KİT'ler ya özelleştirildi ya
fonksiyonlarını yapamaz hale getirildi. Tarım satış kooperatiflerini
desteklemeyi bırakarak, bu kuruluşları da, kendi ortaklarına desteğini yapamaz
ve yapmaz duruma getirdi. Şimdi, tekrar, özel sektör-devletçilik tartışması
açmak istemiyorum; elbette ki, özel sektörümüz olacak, ekonomimizdeki önemli
yerini koruyacaktır, mutlaka bulunması gereken bir sektör olarak özel sektörü
burada anmak istiyorum; ama, devlet, piyasayı istikrarda tutacak bazı
enstrümanları elinde tutması gerekmiyor mu?
Hükümet "tarım satış
kooperatiflerinin 800 000 000 YTL borcunu sildik ve birliklere 208 000 000 YTL
kredi verdik" diyor. Yakın tarihte basın ajanslarına yansıyan haberlere
göre, hükümet, banka hortumcularının 40 milyar dolar borcunu silmeye veyahut da
alamayacağını ilan etmeye kalkıyor. Peki, 5-10 hortumcunun 40 milyarını silmeyi
veyahut da "artık alamayacağım" diye teslim olmayı göze alan devlet,
tarım satış kooperatiflerine verdiği 570 000 000 liralık borcu silmemeyi çok
büyük bir başarı gibi, çok büyük bir uygulama gibi göstermeye çalışıyor.
Bu sene, yani, 2004
yılında, 4 Nisanı 5 Nisana bağlayan gece büyük bir don olayı yaşandı. Doğu
Karadenizde, 100 metre rakımın üzerindeki fındık mahsulü tamamen kurudu; yani,
fındık yok oldu; bir tek fındık üretilemez durumda. Fındık ağaçları kurudu; yer
yer kurumalar başladı. Yani, don zararı yalnız 2004 yılında değil, 2005 ve 2006
yılında da üreticiyi sarsmaya devam edecek. Üreticiler kuruyan fındık dallarını
kesmeye başladı; maalesef, yeni ürün alması mümkün değil. Kuruyan dallarda,
zarar gören dallarda, zayıflayan dallarda ziraî zararlılar üremeye başladı;
bunun da ziraî mücadelesini yapacak durumda değil; çünkü, ekonomik gücü yok;
geçen sene hiç ürün alamamış, bu sene ürün alabilmesi için gereken ziraî
mücadeleyi yapması da mümkün değil.
Sayın milletvekilleri,
konuyu biraz daha özele indirmek ve kendi seçim bölgemle ilgili durumu size arz
etmek istiyorum. Giresun'un 900 000 dekar arazisi fındık ağaçlarıyla kaplıdır;
yani, arazinin tümü fındık ağaçlarıyla kaplıdır, başka bir ürün, maalesef,
burada üretilememektedir. Bütün alternatif ürün araçlarına rağmen, bu iklimde, bu
sığ toprakta, bu bol yağışta üretilebilen başka bir ürün, maalesef, henüz daha
bulunamamıştır. Yani, Giresunlu, fındıkla yaşamaya, Giresun'un esnafı fındıktan
gelecek gelirle kendi hayatını, ticaretini devam ettirmeye, köylü de hayatını
devam ettirmeye mecburdur.
Arazi çok bölünmüştür.
Çiftçi ailesi geliri ortalama 13 dekardır. Bunun da büyük kısmı; yani, yüzde
80'e kadar kısmı 8 dekarın altındadır. 1 dekar yerden 100 kilo fındık alınacağı
hesap edilirse, yıllık kazancı -bu ortalama alana göre söylüyorum- 3 000 YTL
civarındadır. 3 000 YTL ile bir dönem geçirilemeyeceğine göre, bir yıl
geçirilemeyeceğine göre, insanlar göç etmek mecburiyetinde kalıyor. Türkiye'de
en fazla göç veren illerden biri Giresun'dur; hatta, o kadar ileridir ki,
İstanbul'da yaşayan Giresunlu sayısı Giresun'da yaşayandan daha fazladır.
İstatistik Enstitüsünün rakamlarını söylüyorum.
Bu sene, bu afetten
sonra, Tarım Bakanlığınca bir inceleme yapıldı, 53 712 aile zarar görmüş olarak
tespit edildi. Bu, 37 000 aileye indirildi çeşitli sebeplerle ve 214 000 000
YTL zararın olduğu tespit edildi. Bunun da 121 000 000 YTL'si ödenebilecek
olarak kabul edildi. Yüzde 15'inin ilk aşamada ödenmek üzere gönderileceği
söylendi; ancak, 18 000 000 YTL yerine 11 000 000 YTL gönderildi ve dolayısıyla
da, yüzde 15 değil, yüzde 9 ödendi.
Halk perişan; esnaf
kepengini kapatmakla karşı karşıya; esnaf, aldığını veremiyor, borcunu
ödeyemiyor; üreticilere de herhangi bir kredi açıp da, fındıktan sonra ödenmek
üzere herhangi bir mal vermesi mümkün değil. Yani, esnaf dükkânını kapatmakla
karşı karşıya, köylü de herhangi bir ihtiyacını karşılamamakla karşı karşıya;
bu kadar perişan bir durumda.
Burada yapılan bir
konuşmada, Giresun'daki bu büyük afetin boyutunu bilmeden, bir arkadaşımız
"Giresunlu traktörünü mü sattı" dedi, kendi bölgesinde daha fazla
afet olduğunu düşünerek.
Arkadaşlar, Giresun'da,
çiftçimiz, hiçbir zaman bir traktör alacak kadar zengin olmadı. Nitekim,
Türkiye'nin, zannediyorum, en az -traktör sayısı 8-10-15'i geçmez- traktör
Giresun'dadır. Belki arazinin de etkisi var; ama, traktör alacak parası olan
da, herhalde, kendi ihtiyacını görecek traktörü almak ister; ama, Giresunlu bir
şey yapıyor; traktörünü alamadı; ama, şimdi, kapıdaki tek ineğini satarak,
başka hangi ile gidebilirim diye onun hesabı içerisinde.
Bir başka arkadaşımız da
-biraz önce yüzde 15 afet yardımının yüzde 11 olarak ödendiğinden bahsetmiştim-
"bunu ödedik bayramdan önce, Giresun'da halk bayram ediyor" dedi. Bu
nasıl bir bayramdır?! 214 000 000 zararın 11 000 000 Yeni Türk Lirası zararı
ödenmiş, halk da bayram ediyormuş!.. Sizlerin takdirine bırakıyorum.
Çok acil olarak, afet
gören bölgemizde doğrudan gelir desteği ödemeleri, Sayın Bakanım, afet dikkate
alınarak öncelikle ödenmelidir. 2090 sayıl Yasa gereği, ödenmesi gereken afet
zararları beklenmeksizin hemen ödenmelidir. Artık, yüzde 15'i değil, yüzde 85'i
ödenmelidir. Aksi halde, Giresunlunun bu kışı geçirmesi mümkün değildir.
Son olarak şunu söylemek
istiyorum: Giresunlu, valizi elinde, hangi ile gideceğini hesap etmektedir. Bu
göçün, birçok büyük ilde, hangi sosyal sorunları yaratacağını takdirlerinize
arz ediyorum. Biraz önce, İstanbul'daki asayiş olaylarıyla ilgili olarak
konuşan arkadaşımız, neden kaynaklandığını söylemişti; işte, bu göçün yarattığı
sorunlardır. Orada bu sorunları çözmezsek, İstanbul'da çözemez hale getiririz.
Hükümet, seçim öncesi,
karşı olacağını ifade ettiği IMF programını üç yıl daha uygulamayı kabul
ederek, çiftçimizi, dolayısıyla tarımımızı her gün üretemez, ürettiğiyle
geçinemez bir hale getirmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET IŞIK (Devamla) -
Lisanslı depoculuk; ama, AKP Hükümetinin bu politikası devam ettiği sürece,
depolara koyacak tarım ürünlerini bulamayacağımız açıktır.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Işık.
Sayın milletvekilleri,
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Birleşime 5 dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 18.00
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 18.07
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir), Harun TÜFEKCİ
(Konya)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57 nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
701 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
IV.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
7.- Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısı ile
Tarım, Orman ve Köyişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi
ve Teknoloji Komisyonları Raporları (1/821) (S. Sayısı: 701) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
32 nci maddeyi
okutuyorum:
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Yasaklar, Hukukî ve Cezaî
Sorumluluk
Lisanslı depo
işleticisinin ayrım yapma yasağı
MADDE 32.- Depo
kapasitesinin dolu olması, teslim edilmek istenen veya depolanmış bir ürünün
lisanslı depodaki diğer ürünleri ve sağlığı olumsuz etkileyecek bir nitelik
taşıması ya da depolanmaya elverişsiz olması durumları dışında, lisanslı depo
işletmesi ürünün depolanmak üzere kabulünde, depolama hizmetlerinden ve
lisanslı depo işletmesi imkânlarından yararlanılmasında kişiler arasında ayrım
yapamaz.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Bursa Milletvekili Sayın Kemal
Demirel; buyurun.(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA KEMAL
DEMİREL (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Bugün görüşmekte
olduğumuz Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 32 nci maddesi
üzerinde söz almış bulunuyorum.
Bu maddeyle "depo
kapasitesinin dolu olması, teslim edilmek istenen veya depolanmış bir ürünün
lisanslı depodaki diğer ürünleri ve sağlığı olumsuz etkileyecek bir nitelik
taşıması ya da depolanmaya elverişsiz olması durumları dışında, lisanslı depo
işletmesi ürünün depolanmak üzere kabulünde, depolama hizmetlerinden ve
lisanslı depo işletmesi imkânlarından yararlanılmasında kişiler arasında ayrım
yapamaz" hükmü getirilmektedir.
Değerli milletvekilleri,
ülkemiz, sahip olduğu coğrafî özellikler açısından, dünya ülkeleri arasında,
tarım ülkeleri arasında geçen bir ülkedir; yani, bunun anlamı, tarımda kendi
kendine yeten, kendi ektiğiyle, kendi biçtiğiyle hayatını devam ettirebilen bir
ülke konumunda olduğu gerçeğidir; ama, ne yazık ki, son yıllarda, ülkemiz, bu,
kendi kendine yetmeden uzaklaşmış, hızla tarımda, ihraç eden ülke sıfatından
uzaklaşarak, ithal eden ülke konumuna gelmiş, bu da, bizi, dışa bağımlı olma noktasında
sıkıntıya sokmuştur. Yani, bizim ülkemiz tarım ülkesi olmasına rağmen,
tarımdaki bu olumsuz gelişmeler, hem Türk çiftçisinin hem Türk köylüsünün
ektiği ürünün karşılığını alamaması, tarımdaki teknolojik gelişmelere ayak
uyduramaması ve desteklenmemesinin sonucunda, tarımdaki geriye gitme,
gerçekten, ülkemizi sıkıntıya sokmuştur.
Şimdi, tarım deyince,
ülkemiz gerçekten önemli bir noktada olmasına rağmen, bugün tarımla uğraşan
insanlarımızın sıkıntılarını ve sorunlarını çözmek, hükümetin görevi olmasının
ötesinde, muhalefetin de, milletvekilleri olarak, bu sorunların çözülmesi
noktasında yapmış olduğu uyarıcı çalışmalara hükümetin de gereken önemi vererek
ve dikkate alarak, bu sorunların çözülmesi noktasında işbirliğine ihtiyaç
vardır; çünkü, bu ülkede hep beraber yaşıyoruz, yetmiş milyon insanı ilgilendiren bir konu bu.
Bugün burada bulunan her
parlamenterin, inanıyorum ki, köylüyle, çiftçiyle mutlaka bir ilişkisi vardır;
ya köyden göç etmiştir, kente gelmiştir veya köylerde, küçük ilçelerde eşi, dostu,
akrabası vardır; yani, kısacası, tarımla uğraşan bu insanların şehirlerde
oturan yakınları vardır, Parlamentoda oturan milletvekilleri vardır. Bu
noktada, bu sorunun çözülmesi için, bu Parlamentonun, üzerine düşen görevi
layıkıyla yapması gerekir.
Değerli arkadaşlarım,
bugün ülkemiz yetmiş milyon. Bu yetmiş milyon
insanın yarısından çoğu tarımla uğraşıyor. Bu kadar önemli bir konuda,
Parlamentonun, bu sorunu çözmek için işbirliğine büyük ihtiyacı var. Bugün,
Avrupa olsun, Amerika olsun, kendi çiftçisine gereken önemi vermektedir; o
ülkeler, üreten insanlarına sahip çıkmaktadır; ürettikleri ürünün karşılığını
alamasa bile, o çiftçiye sahip çıkarak, desteklemektedir ve o ülkeler, bizim
gibi ülkelere -işte, buğdayda, şekerpancarında, pirinçte, mısırda yaşadık-
âdeta, üreten çiftçimize bizim sahip çıkmamızı bir kenara bırakmayı yol
göstermişler; ama, kendi insanlarının, kendi çiftçisinin, kendi köylüsünün
ürettiği ürünü bize pazarlamaya kalkışmışlardır.
Değerli milletvekilleri,
bugün Parlamentoda bulunan partiler olarak biz, seçimlerde köylere gittik. O
köylerde hemen hemen herkesin aynı şeyi söylediğine inanıyorum. IMF
politikalarından şikâyetçi olduk. IMF politikalarının Türk çiftçisini, Türk
köylüsünü, üreten insanlarımızı yoksulluğa ittiğini söyledik. Hayvancılıktaki
sıkıntıların buradan kaynaklandığını söyledik ve de "bizi seçerseniz,
Parlamentoya gönderirseniz, iktidar olursak, IMF'den sizleri kurtaracağız,
sizlere hak ettiğiniz değeri vereceğiz" dedik. Peki, sonra ne oldu?
Parlamentoya geldik; ama, ne yazık ki, IMF politikalarını devam ettirir
noktadayız; yani, seçimden evvel, köylümüze, çiftçimize, üreten insanlarımıza
vermiş olduğumuz bu sözlerin arkasında duramayarak, ne yazık ki, çiftçiye
karşı, üzerimize düşen görevi layıkıyla yapmamış olmanın sorumluluğuyla karşı
karşıyayız.
Sayın Tarım Bakanımız,
şimdi, gerçekten, bu kanunla ilgili olarak, bu kanun çıktığı zaman,
çiftçimizin, köylümüzün sorunlarının çözüleceği noktasında görüş ortaya
koyuyorlar. Tabiî ki, bu kanunlar çıktığı zaman çiftçimizin ve köylümüzün
sorunları çözülmeli, sıkıntıları aşılmalı.
Depo diyoruz. Arkadaşlar,
depoların içinin dolması lazım. Siz depoları yapacaksınız; ama, o depoların
içini dolduracak olan üretim gerçekleşmediği zaman, Türk çiftçisi, Türk köylüsü
üretemediği zaman depoları neyle dolduracaksınız; ithalat yaparak mı
dolduracaksınız, ithalat yaparak, o depoların içini doldurarak, Türk çiftçisini
aydınlığa mı kavuşturacaksınız; hayır. Onun için, bu kanunları çıkarırken,
kanunları çıkarmadan evvel, Türk çiftçisinin ve Türk köylüsünün hak ettiği yere
getirilmesi noktasında üzerimize düşeni yapmalıyız. Hükümet, bu noktada,
çiftçimize ve köylümüze vermiş olduğu sözlerin arkasında durmalı.
Şimdi, bir şeyler
söylüyoruz, anlatıyoruz, diyoruz ki: Türk çiftçisinin durumu bu; ama, ne yazık
ki, bizim söylediklerimiz sanki doğru değilmiş gibi, Türk çiftçisinin hali çok
iyi, köylümüz mutlu, yani ektiği ürünün karşılığını alıyor; ektiği ürünün
karşılığını almanın ötesinde, geleceğiyle ilgili kaygısı yok, düşüncesi yok,
her şeyi dört dörtlük gibi bir izlenim ortaya konuluyor. Dün de konuşmamda
söyledim; bugün köylerden kente göç oluyor. Eğer köylerden kente göç olursa,
kentlerdeki sorunları çözmek çok daha zor olur. Bugün gündemdışı söz alan bir
milletvekilimizin, bir başka milletvekilimizin de söylediği gibi, bugün
şehirlerde sıkıntılar var. Şehirlerdeki o sıkıntıların başında -işte,
televizyonlarda görüyoruz, gazetelerin manşetlerinde okuyoruz- hayat
pahalılığının ötesinde, hırsızlıktan, kapkaçtan şikâyet ediliyor. Peki arkadaşlar,
bu şikâyet ettiğimiz konular nasıl doğuyor?! Bugün, köyden kente göçü
önleyemediğimiz sürece, inanın, şehirlerdeki sorunları çözmek o kadar kolay
olmayacaktır. O yüzden, köyden kente göç etmeyi önlemenin yolu, çiftçinin,
ürettiği ürüne sahip çıkması.
Bugün yine biz
söylüyoruz, diyoruz ki: Çiftçimiz geçen sene ürettiği ile bu sene ürettiğini
karşılaştırdığı zaman, geçen seneki fiyat ile bu seneki fiyat arasında fark
var. "Hayır, öyle değil" deniliyor bize. Yine ben Sayın Bakana soru
önergesi vermiştim, o soru önergesinden aldığım birkaç rakamı vermek istiyorum.
Geçen sene mandalinanın kilosu 470 000 liraymış, bu sene 400 000 liradan
satılmış; yani, 70 000 liralık bir fiyat kaybı var. Limonda -560 000 liraymış
geçen sene, bu sene 300 000 lira- neredeyse yüzde 70-yüzde 80 kaybı var. Yani,
tarımla uğraşan insanlarımız, ürettikleri ürünlerin karşılığını alamamanın
ötesinde, geçen sene sattığı ile bu sene sattığı arasındaki bu farkı neyle
karşılayacak arkadaşlar?
Değerli milletvekilleri,
yine köylerde dolaşıyoruz... Bilhassa Bursa'nın dağ köylerinde bununla karşı
karşıyayız. Şunu açıkça söyleyebiliyorlar: "Üretmek istemiyoruz."
Bunun anlamı nedir arkadaşlar; üretilmeyen bir Türkiye'de, Türkiye'nin
sorunlarını çözmek mümkün değildir. Çiftçinin üretmesi lazım, ürettiğini
satması lazım, sattığından para kazanması lazım, kazandığı parayla da insanca
yaşaması lazım, çocuklarının geleceğinin de garanti altında olması lazım.
Şimdi, siz ekiyorsunuz biçiyorsunuz, pazara gidiyorsunuz, satıyorsunuz, bir de
karşılaştığınız tabloya bakıyorsunuz; masrafınız ile gelirinizi
karşılaştırdığınız zaman cebinizden para çıkıyor. O zaman çiftçi diyor ki:
"Üretmeye ne gerek var, niye üreteyim? Eğer ben borçlanacaksam niye
üreteyim?.." Onun için, üreten insanlarımıza sahip çıkılması lazım.
Yine, köylerde
karşılaştığımız tablolardan bir tanesi şu: Biliyorsunuz, genellikle
köylülerimiz yazın üretirler, kışın da ürettikleriyle geçinmeye çalışırlar.
Değerli milletvekilleri,
öyle kahvelerde, öyle köylerde karşılaştığımız tablolar var ki, gerçekten iç
acıtıcı; içtikleri çayın parasını ödeyemiyorlar ve şunu söylüyorlar: "Bunu
yazın; yazın ödemeye çalışacağız." Kışın 50 000 liraya karşılık içtiği çay
parasını dahi veremez durumdadır. O da, yazın üretip de, ürettiğini satıp da
eğer para kazanabilirse, kışın yapmış olduğu o borcu silmeye çalışacak; ama, ne
yazık ki, bu da, gerçekten, ülkemiz açısından çok sıkıntı veren bir tablo.
Şimdi, Avrupa Birliğine
gireceğiz diyoruz; Avrupa Birliğiyle ilgili önümüzde on yıllık bir süreç var;
bu, önemli bir süreç. Bu süreç içerisinde Avrupa Birliğiyle ilgili müktesebat
80 000 sayfadan oluşuyor; ama, bu 80 000 sayfanın en önemli özelliği, neredeyse
yarıya yakın sayfasında tarım konularının olmasıdır. Yani, demek ki, Avrupa
Birliği süreci içerisinde önümüze en büyük sorun olarak çıkacak konulardan bir
tanesi tarım. Yani, tarımda Avrupa Birliğine girmek için, bizim üreten
çiftçimize, üreten köylümüze, tarımla uğraşan insanlarımıza sahip çıkılması
gerekli.
Bu noktada hükümetimize
söylediğimiz söz şu: Türk çiftçisine sahip çıkın, Türk köylüsüne sahip çıkın.
Yani, hep söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz. Bugün, her köyün meydanında
anıtlar vardır. O anıtlar, onuncu yıl anıtlarıdır ve o anıtların arkasında şu
sözler vardır, köylerde asılıdır: "Türk köylüsü milletin efendisidir"
demiş Mustafa Kemal Atatürk. Tabiî, Kurtuluş Savaşının kazanılmasında Türk
köylüsünün olağanüstü gayreti, çabası, gözönünde tutulduğu zaman, gerçekten
milletin efendisidir; ama, hızla uzaklaşan bu efendilik, hızla köleliğe doğru
gitmektedir.
Şimdi, Sayın Tarım Bakanı
"karamsar tablo çizmeyin" diyor. Değerli milletvekilleri, hükümetin
olumlu icraatlarına, her zaman, destek verecek noktada olumlu görüşlerimizi
bildiriyoruz. Yani, hükümetin, Türk çiftçisinin, Türk köylüsünün ürettiği ürünün
karşılığını alması noktasında, sahip çıktığını gördüğümüz zaman, tabiî ki
yanında olacağız. Biz, Türk köylüsünün ağlamasını istemiyoruz, gülmesini
istiyoruz. Bu noktada, hükümetin, alacağı mazotundan tutun, ilacından tutun,
gübresinden tutun, tohumundan tutun, hangi konuda olursa olsun Türk çiftçisine
sahip çıkması noktasında Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, tabiî ki, yanında
olacağız; ama, bunun bir an evvel yapılmasında yarar var. Çünkü, eğer, bu
yıllar hızla geçip giderse, siz, köylüye sahip çıkma noktasına geldiğiniz
zaman, korkarım ki, Türk köylüsünü da yaşar halde bulamazsınız. O açıdan, Türk
köylüsüne gereken önemin verilmesini istiyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi
olarak, bu kanunun Türk köylüsüne, Türk çiftçisine hayırlı, uğurlu olmasını
dilemek istiyorum; ama, bunu dilerken de, sizden isteğimiz, sizden dileğimiz,
üreten insanlarımıza sahip çıkmanız, o insanların insanca yaşamasını sağlayacak
katıklarda bulanmanızdır diyorum.
Hepinizi içten sevgi ve
saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Demirel.
Madde üzerinde, şahsı
adına, Konya Milletvekili Harun Tüfekci; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
HARUN TÜFEKCİ (Konya) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Tarım Ürünleri Lisanslı
Depoculuk Kanunu Tasarısının 32 nci maddesiyle ilgili, şahsım adına söz almış
bulunuyorum; öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Doğru Yol Partisi Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Konya bölgesindeki -ki, benim seçim bölgem- o
bölgedeki tarım gönüllülerinin almış olduğu maaşla alakalı bir beyanı var idi,
bunu kısaca açıklamak istiyorum. Bugün, yani, 2005 yılı, tarihi itibariyle
Konya'da 30 tarım gönüllüsü görev yapmaktadır. Bunlardan 22'sinin devlete
maliyeti, her biri için 1 239 000 000 TL'dir ve yine, cebine giren para da
bugün itibariyle 850 000 000'dur; 184 000 000 değil, 850 000 000'dur. Yine,
diğer 8'inin maliyeti de ortalama 1 milyardır. Yine, geçen sene, 2004
itibariyle Konya'daki tarım gönüllülerinden 25'inin, her birinin devlete
maliyeti 350 000 000'dur ve bugün, 2004'te 350 000 000 olan maliyeti, neredeyse
4 kat artırarak 1 239 000 000 yapmışızdır. Devletin tarım gönüllülerine vermiş
olduğu değer ve ciddî anlamdaki katkı ortadadır.
Doğru Yol Partisi Denizli
Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan'ın "tarım gönüllüleri 184 000 000 TL
alıyor" ifadesi Konya bölgesi için gerçeği yansıtmamaktadır.
Ülkemizde tarım adına
atılmış, tarım gönüllüleri gibi önemli bir projeyi görmezlikten gelerek, tarım
gönüllülerinin aldığı maaşı tartışıyor olmak düşündürücüdür. AK Parti İktidarı
şayet bu projeyi hayata geçirmeseydi neyi konuşuyor ve eleştiriyor olacaktık?
Gönül isterdi ki, gönüllü tarımcıları eleştirmeyi bırakıp yeni projeleri
önerebilme çabası içinde olsaydı Sayın Kandoğan.
AK Parti İktidarı, bugüne
kadar akla gelmeyen ve ortaya konulmayan yeni projelerle halkımızı rahatlatmaya
devam etmektedir, âdeta, Mevlana'nın dediği gibi "dün dünde kaldı
cancağızım, yeni şeyler söylemek lazım."
Bu ülkenin yeni şeyler
konuşmaya, yeni projeler üretmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyor, Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Tüfekci.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
33 üncü maddeyi
okutuyorum:
Yasak faaliyetler
MADDE 33.- Lisanslı depo
işletmeleri, bu Kanunda ve mudi tarafından izin verilmedikçe kendilerine tevdi
olunan başkalarına ait ürünler üzerinde hiçbir şekilde alım, satım, rehin gibi
tasarruflarda bulunamaz, ürünlerin niteliklerini değiştirecek herhangi bir işlem
yapamazlar.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
34 üncü maddeyi
okutuyorum:
Hukukî ve cezaî
sorumluluk
MADDE 34.- Fon, lisanslı
depo işletmeleri, yetkili sınıflandırıcılar ve bu Kanun kapsamında lisans alan
diğer ilgililerin malikleri, yöneticileri, denetçileri ve personeli kendi
kusurlarından ileri gelen zararlardan dolayı Fon, lisanslı depo işletmeleri,
yetkili sınıflandırıcılar ve bu Kanun kapsamında lisans alan diğer ilgililerle
birlikte sorumludur.
Fon, lisanslı depo
işletmeleri ve yetkili sınıflandırıcıların yöneticileri, denetçileri ve
personeli ile bu Kanun kapsamında lisans alan diğer ilgililer; bunların işlem
ve faaliyetlerine, ürün ve ürün senetlerine, para ve mallarına, evrak, rapor,
hesap, kayıt ve defterlerine ve diğer başka belgelere ilişkin işledikleri
suçlardan dolayı Devlet memurları gibi
ceza görürler. Bunlar tarafından düzenlenen evraklar, Türk Ceza
Kanununun tatbiki bakımından resmi evrak olarak kabul edilir.
Ayrıca aşağıdaki fiil ve
hareketlere ilişkin daha ağır bir ceza hükmü öngörülmemişse;
a) 23 üncü maddede
belirtilen ve tutmakla yükümlü olunan kayıt ve defterleri hiç veya doğru ve
düzgün şekilde tutmayan ya da noter tasdikini yaptırmayan veya defter ve
belgelerin saklama süresine uymayan lisanslı depo işletmesi yöneticileri
hakkında Türk Ticaret Kanununun 67 nci maddesinde öngörülen cezalar tatbik
olunur.
b) Lisanslı depoculuk
ücret tarifesinde belirlenenin üzerinde ücret talep ve tahsil eden, 35 inci madde hükmüne aykırı hareket eden,
ürün senedinin ilgili yönetmeliğinde düzenlenen içerik, şekil ve muhafaza
şartlarına uymayan lisanslı depo işletmesinin yönetici ve personeli ile diğer
ilgilileri hakkında ikiyüzelli günden beşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
c) 17 nci maddenin
birinci fıkrası, 21 inci maddenin birinci fıkrası, 27 nci maddenin birinci
fıkrasının (a) bendi ve son fıkrası, 32 nci madde hükümlerine aykırı hareket
eden lisanslı depo yönetici ve personeli hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis
cezası ve ikiyüzelli günden ikibinbeşyüz güne kadar adlî para cezasına
hükmolunur.
d) Kasıtlı olarak hatalı
numune alan veya alınan numuneyi kasıtlı olarak tahrip eden veya ürünü temsil
etme niteliğini bozan veya bu Kanun kapsamında depolanan veya depolanacak olan
herhangi bir tarım ürününü kasten
gerçeğe aykırı şekilde tartan, derecelendiren, sınıflandıran ya da hukuken
geçerli bir mazereti olmadıkça lisanslı depo işletmesi ile borsa arasında
imzalanan ve Bakanlıkça onaylanan sözleşmeye uygun hareket etmeyen, 27 nci
maddenin birinci fıkrasının (f) ve (h) bentleri, 28 inci maddenin birinci
fıkrası, 29 uncu maddenin ikinci fıkrası hükümlerine aykırı hareket eden kişi
hakkında fiilin önem ve mahiyetine göre altı aydan iki yıla kadar ağır hapis
cezası ile bin günden dörtbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
e) Bu Kanuna uygun olarak
verilen bir lisansı, tahrif, taklit veya yanlış olarak temsil eden, üzerinde
değişiklik veya sahtecilik yapan ya da Kanunen yetkisi olmaksızın lisans veya
ürün senedini kredi veya herhangi bir şekilde menfaat temini amacıyla
düzenleyen veya kullanan, kendine menfaat sağlamak amacıyla depolama
hizmetlerini Kanuna uygun olarak yerine getirmeyen, 8 inci maddenin birinci
fıkrası, 27 nci maddenin birinci fıkrasının (e) bendi ve 33 üncü madde
hükümlerine aykırı davranan kişiler hakkında fiilin önem ve mahiyetine göre iki
yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası ile ikibinbeşyüz günden yirmibeşbin
güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
Bu madde kapsamında
işlenen fiillerin neticesinde oluşan zararların herhangi bir şekilde tazmin
edilmemiş olması halinde mahkemece ödettirilmesine re’sen hükmolunur.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Bursa Milletvekili Sayın Mehmet
Küçükaşık; buyurun.
CHP GRUBU ADINA MEHMET
KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
yasa tasarısının 34 üncü maddesi hakkında söz almış bulunmaktayım; hepinizi
sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Biraz önce, Sayın Tarım
Bakanımız "gerçekten de insanlara bu kadar karamsarlık aşılamayın,
Türkiye'de güzel şeyler de yapılıyor. Eğer, insanların yok olduğunu
söylerseniz, insanlarda ileriye yönelik yaşama umudu, bir ümit kalmaz"
dedi. Evet, bunlar, gerçekten de doğru sözler; ama, insanların bir şeyi de
bilmesi gerekiyor; var olan gerçeği de biraz bilmek gerekiyor.
Şimdi, yine, Tarım
Bakanımız konuşmasında, tarımsal teşviklerden söz etti. Tarımsal teşviklere
gerçekten de çok büyük indirimler var. İnsanlara, kredilendirmede, gerçekten de
güzel açılımlar sağlandı; ama, bir tarafa bakmak gerekiyor. Türkiye'de Ziraat
Bankasından ve tarım kredi kooperatiflerinden bugüne kadar kredi alan ve 4876
sayılı Yasayla taksitlendirmeden yararlanan insanların, bir, konumuna bakmak
istiyorum, rakamlar vermek istiyorum.
Ziraat Bankasına borçlu
bulunan şahıslar... 218 718 kişi bu aftan yararlandı; başvuran 177 318 kişi,
yani yüzde 81'i. Bunlardan 9 933 kişi, birinci taksitini ödeyemedi; ikinci
taksitini ödeyemeyenler ise 33 288 kişi şu anda. Bunlara, kasım, aralık, ocak
aylarında yüzde 108 ortalama faiz uygulandı. Şimdi ise, bu süre, tekrar Nisan
2005 sonuna kadar uzatılıyor ve yüzde 26 carî faiz uygulaması var. Buna
baktığımızda, Ziraat Bankasında borcu taksitlendirilen şahısların yüzde 25'inin
borcunu ödeyemediğini görüyoruz, bu kadar güzel şartlar hazırlandığı halde.
Tarım kredi
kooperatiflerine geldiğimizde, orada da durum pek farklı değil. Tarım kredi
kooperatiflerinde de, 233 972 ortak, 799 trilyon lira borcu için, 393 trilyon
lira olarak taksite bağlandı; bunlar, 3 taksitte ödeyecekler. Borcu taksite
bağlanan 233 972 ortağın Ekim 2003 taksit tutarı olan 130,7 trilyon lirasının
215 472 ortak üzerindeki 115,7 trilyon lirası ancak ödendi; 18 500 ortak
üzerindeki 15 trilyon lirası ise tahsil edilemedi. Yine, 2004 yılında, 233 972
ortağın Ekim 2004 taksit tutarı olan 130,7 trilyon lirasının 186 481 ortak
üzerindeki 101,9 trilyon lirası tahsil edildi; 47 491 ortak üzerindeki 28,8
trilyon lira ise tahsil edilemedi. Baktığımızda, Ziraat Bankasındaki borcunu
taksitlendiren insanların da yüzde 25'inin yine borcunu ödeyemediğini
görüyoruz. Bu süre, şimdi, yine nisan sonuna kadar, Ziraat Bankasında yüzde 26,
tarım kredi kooperatiflerinde yüzde 28 carî faizle ödenecek.
Şimdi, gerçekten de
tarımda güzel krediler veriliyor; ama, burada bir şart var. Ziraat Bankası ve
tarım kredi kooperatiflerine borcu olan, borcunu taksitlendiren şahıslar, gerek
hayvancılık kredilerinden gerekse tarımsal kredilerden faydalanamıyor. Şimdi,
siz, devlet olarak insanlara söz vermişsiniz ve "arkadaş, ben, sana bu
kredileri vereceğim, senin daha önceki borcunu da yeni taksitlerle ödemen
koşuluyla güzel taksitlere bölüyorum; sana bir can suyu vermeye
çalışıyorum" diyorsunuz; ama, bu insan kredi almaya gittiğinde "ben
yatırım yapacağım, kredi alacağım" dediğinde, gerek işletme gerek yatırım
kredisi almaya gittiğinde "hayır arkadaş, ben sana para veremem, sen daha
önceki borcunu öde" diyorlar. Bakınız, insanlar, bu kadar güzel şartlar
hazırlandığı halde, eğer, tüm borçlularının yüzde 25'i hâlâ borçlarını ödeyemiyorsa,
tarımda birtakım şeylerin iyi gittiğini söyleyebilmek pek mümkün değil.
İkincisi, insanlara ümit
verebilmek için, yöneticilerin de güzel şeyler yapması gerekiyor. Mısırdan
bahsediyoruz burada. Sürekli, tüm arkadaşlarımız, buğdaydan bahsetti, diğer
ürünlerden bahsetti, şekerpancarından bahsetti. Şimdi, mısırda daha ilginç
fiyatlar var. Türkiye'de, şu anda, gerek Çukurova Bölgesinde gerek Marmara
Bölgesinde, 15 rutubet mısırın fiyatı 315 000 ile 320 000 arasında. Normal
piyasa değerlerine göre 380 000 lira olması gerekiyor fiyat; ama, ithal mısır
gündeme geldiğinde, özellikle, Türkiye'ye, Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna'dan,
Bandırma Limanına teslim -bunu özellikle söylüyorum; çünkü, Bandırma Limanından
ithal mısırı kimin ithal ettiğini herkes biliyor- 122 dolara geliyor. Daha önce
gümrük vergileri yüzde 80'di; şimdi, yüzde 100 arttı vergisi; yani, 244 dolara,
Bandırma Limanından Türkiye'ye, daha onbeş gün önce -benim bildiğim kadarıyla-
40 000 ton mısır geldi.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Kim getirdi?..
MEHMET KÜÇÜKAŞIK
(Devamla) - Herkes biliyor, bütün Türkiye biliyor bunu; söylemeye gerek yok.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Söyle, söyle... Bilelim, daha iyi...
MEHMET KÜÇÜKAŞIK
(Devamla) - Bütün Türkiye biliyor kimin ithal ettiğini Türkiye'de ithal mısırı...
GÖKHAN DURGUN (Hatay) -
Tavuklara yem için!..
MEHMET KÜÇÜKAŞIK
(Devamla) - Tavuklara yem için getiriliyor, biliyorsunuz; ama, ne yazık ki
piyasaya sürülüyor, piyasaya sürülüyor; sadece tavuklara yem için gelse iyi
olacak. Eğer, yöneticilerimiz, o kararı vermekle yükümlü olanlar, Türk
üreticisinin ürettiği mısırı, kendisi ithal edip de, kendisi para kazanıyorsa,
o acı çeken köylüye "arkadaş, sen bu sıkıntılara katlan" deme
cesaretini hiç kimse bulamaz.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Kim?.. Kim?..
MEHMET KÜÇÜKAŞIK
(Devamla) - Çok bağırdık... Herkes de bağırıyor...
Ben başka bir şeye gelmek
istiyorum. Türkiye'de şekerpancarı ve şeker kotaları var; hep konuşuldu. Şeker
Kurumu da, nedense, aralık ayı içerisinde, Bakanlar Kurulunun bir
kararnamesiyle kapatıldı; ama, kurum kapatıldı, Kurul hâlâ devam ediyor. Şimdi,
Türkiye'nin şeker fabrikaları var, özelleştirilmemiş; özelleştirilecek. Şeker
Kurumu bu piyasayı düzenliyor. Kurulun hiçbir yetkisi yok, sadece adı var,
sadece adı var.
Şimdi, Türkiye'de,
nişasta bazlı şekerdeki kotalar arttı diye ve Şeker Kurumu, 2 tane büyük
şirkete yaklaşık 13 trilyon lira üzerinde ceza kesti diye bu hükümet tarafından
Şeker Kurumu kapatılıyorsa, Türkiye'de şekerpancarı eken köylünün bu iktidara
güveni olur mu arkadaşlar?!
Ben bir mahkeme kararı
getirdim; Türkiye'de nişasta bazlı şekeri imal eden ve ithal eden bir şirketin
yıllardan beri süren yargılaması sonuçlandı. Bursa Bölge İdare Mahkemesinin, 2.
İdare Mahkemesinin 2004/1127 esas, 2004/1561 sayılı kararıyla, bu şirkete verilen,
bütün Bakanlar Kurulunun sağdan soldan aşarak vermiş olduğu bütün ruhsatlar
iptal edildi şu anda; Bölge İdare Mahkemesinin kararı bu. Bursa Barosundaki
Çevre Komisyonunda görevli arkadaşlarımız, hem Bursa Valiliğine hem de Sayın
Başbakana, 13 Ocak 2005 tarihinde, mahkeme kararlarının yerine getirilmesi
yazısını yazdılar, yazı yaklaşık bir ay önce ulaştı.
Şimdi, acaba, Türk
yargısının iptal ettiği ruhsatlar üzerine, yıkılması gereken bir fabrikayı,
acaba bu siyasal iktidar, Endüstri Bölgeleri Yasasıyla güvence altına alınan bu
şirketi, acaba Sayın Sanayi ve Ticaret Bakanımız... Çünkü, 3 tane özel şirket
için Endüstri Bölgeleri Yasası çıkarıldı, diğer bölgelerde uygulamıyor; acaba,
bu fabrika hâlâ faaliyete devam edecek mi? Dünyada yüzde 2 olan nişasta bazlı
şeker üretimi kotası Türkiye'de yüzde 10 ve her yıl Bakanlar Kurulu kararıyla
yüzde 5 artırılmasına rağmen, hâlâ kaçak nişasta bazlı şeker ithal eden
firmalara cezayı bundan sonra kesecek kurul kalmadığına göre, acaba hükümetimiz
ne yapacak? Hükümetimiz bu halka bu güveni verebilecek mi? Ondan sonra da, o
çiftçiye "arkadaşlar, direnin, ben sizin için iyi şeyler yapıyorum"
demek mümkün olacak mı; ben olacağını sanmıyorum, ben olacağını sanmıyorum.
Bakın, bir Tarımsal
Üretici Birlikleri Yasası çıkardık. Bu yasa çıkarılırken burada çok kavga
verdik bir yıl önce; dedik ki, bu yasayı eksik çıkarıyorsunuz, yanlış
çıkarıyorsunuz. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı bize "merak
etmeyin, biz sözleşmeli çiftçilik yasasını da çıkaracağız" dedi. Biz bu
yasayı geçen sene haziran ayında çıkardık. Tarımsal Üretici Birlikleri Yasası
yaş sebze ve meyveyi düzenliyordu.
Şimdi size domatesten
örnekler vereceğim: Bakınız -Yeni TL'ye geçtik, kuruşu çok rahat anlar bazı
arkadaşlar- 1975 yılında Mustafakemalpaşa, Karacabey Ovalarında 1 kilo domates
sözleşmeyle fabrikalara 14 kuruştan satılıyordu. 1987 yılında 18 kuruş, 2002,
2003, 2004 yıllarında 10 kuruş. Bakınız, tam 10 kuruş; yani, 100 000 lira. Bu
100 000 lira nasıl ödeniyor biliyor musunuz; eğer ağustosta, eylülde teslim
ettiğiniz domatesin parasını ekim sonunda almak istiyorsanız, bugünkü parayla
8,5 kuruştan, 15 ocakta almak istiyorsanız 9 kuruştan, 10 kuruştan almak
istiyorsanız Mart 2005'te ödeyecekler size.
Şimdi, sözleşmeli
çiftçilik yapmak için, sözleşmeyi imzalamak için bu özel sektör fabrikaları
köylüleri dolaşıyor. Teklif edilen fiyatı söyleyeyim mi size; 7,5 kuruş; yani,
domateste kilo başına 75 000 lira teklif veriliyor. Biz, Tarımsal Üretici
Birlikleri Yasasını çıkardık, uygulanması için yönetmeliğin çıkarılması
gerekiyor. Hazirandan beri daha yönetmelik çıkarılmadı ve yönetmeliğin
çıkarılmasının hiçbir hazırlığı dahi yok.
Ama ne yapıyor Bakanlık;
kooperatiflere ve tarım kredi kooperatiflerine, Haller Yasasına dayanarak
üretici birliği belgesi veriyor, yasa çıktıktan sonra. Arkadaş, bunu daha önce
de verirdin, Tarımsal Üretici Birlikleri Yasası çıktıktan sonra bunu
verseydiniz ne olurdu?! Kötü şeyler mi olurdu; hayır, çok iyi şeyler olurdu.
Bakınız, hep ümit
vereceğiz insanlara; verelim, güzel. Biliyorsunuz, kurban bayramından önce
Başbakanımız, bütün ziraat odalarına telefon etti, birliklere telefon etti
"hemen toplanın, herkesin yönetim kurulu Ankara'ya gelsin" dedi ve
orada tarımsal müjdeler verdi. Müjdelerden birisi ne; ben size söylüyorum: Bir,
doğrudan gelir desteği 2005 şubat ayında başlayacak, nisan ayında ödenecek ve
bir defada ve peşin olarak ödenecek dendi. Bugün şubatın 10'u. Burada yine
konuşacağız. Yani, Başbakanımız, doğrudan gelir desteğini şubatta, martta
ödemeye söz verdi ve şimdi, insanlar bekliyorlar.
İki, Sayın Bakanımızın da
biraz önce söylediği gibi, 660 trilyon lira olan elektrik borçlarına af
getireceğim, enerji barışı yapacağım dedi. Şu anda, bütün elektrik borcu olan
kooperatifler TEDAŞ'la kavga halinde. Neden; her gün, o konuda bir yönetmelik
var mı, bir çalışma var mı diye geliyorlar. Bekliyorlar. Hâlâ bir şey yok. Şu
anda, o kooperatiflerin hepsi TEDAŞ'a aylık yüzde 8 faiz ödüyor beyler. Yüzde 8
gecikme faizi uygulanıyor. Barış çıkacaksa bir an önce gelsin; o insanlar borçlarını
bir an önce bitirsinler. Müjde vermek güzel. Edeceğiz, yapacağız... Cek-
cak’larla gidiyoruz hâlâ. Yine, şubata geldik. Bu basın toplantısı yapılalı bir
ay geçti. Bir aydan beri henüz daha hiçbir şey yok.
Biliyorsunuz, don olayı
vardı. Bakın, çok güzel bir örnek vereyim. Türkiye'de dondan zarar görme oranı
4 katrilyondu. Sadece Bursa'da 350-400 trilyon lira zarar vardı. Tüm Türkiye'de
don nedeniyle uğranan zarardan ödenecek para, biliyorsunuz, 400 trilyon; yani,
tüm zararın onda 1'i. Bugüne kadar ne kadar ödendi; 52,5 trilyon lira; yani,
don zararının yüzde 15'i bile ödenmedi. Ne zaman oldu bu; 2004 yılı nisanında;
aradan tam on ay geçmiş. Maşallah... Geri kalanı ödeyeceğiz diye bir şey yok.
Dediniz, tarımsal ürün
sigortasını çıkaracaktınız, burada o söz verildi. Aralık ayında komisyondan da
geçti; değil mi, tarımsal ürün sigortası 16 Aralıkta komisyondan da geçti.
Nerede Meclis gündeminde; yok. Getirsenize bu yasayı.
Eğer insanlara ümit
verecekseniz, merak etmeyin ben sizin hakkınızı savunuyorum diyecekseniz, o
insanlara somut örneklerle bunu vermeye çalışacaksınız. Hiçbir şekilde
arkasında değilsiniz. İnsanlara diyorsunuz ki, ben size kredi verdim, kolaylık
verdim; güzel; ama, borcunu öde. Vatandaş, ben, zaten taksitlendirdim borcumu,
sana, devlete güvendim, taksitle ödemeye çalışıyorum; benim kazandığım bu kadar
diyor. Hayır arkadaş, o zaman, sen, bu tarımsal kredilerden yararlanamazsın...
O zaman, siz, tarımsal
kredilerde verdiğiniz bu teşvikleri, bu kolaylıkları, dar durumda olan, zor
durumda olan, gerçekten de üretici konumunda olan köylüye mi vermeye
çalışıyorsunuz; yoksa, tarımla alakası olmayan; ama, hiçbir şekilde borcu
olmayan ve kazandığı paralarla, nereden kazandığı belli olmayan paralarla
tarımsal yatırım yapmak isteyen başkalarına mı o kaynağı aktarmak istiyorsunuz?
Bence, esas cevabı verilmesi gereken sorulardan bir tanesi bu.
Teşekkür eder; hepinizi
sevgi ve saygılarımla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Küçükaşık.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
35 inci maddeyi
okutuyorum:
DOKUZUNCU BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Teşhir
MADDE 35.- Depoculuk
lisansı, yetkili sınıflandırıcılık lisansı, lisanslı depo ücret tarifesi, prim
ve indirim tarifesi, çalışma zamanı çizelgesi ile Bakanlıkça uygun görülen
diğer belgelerin kolayca görünebilecek bir yere veya yerlere asılması
zorunludur.
İlgililer yukarıda
belirtilen ve asılması zorunlu olan belge ve tarifelere uygun davranmak ve
bunların uygulanmasında kişiler arasında ayrım yapmamak zorundadır.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
36 ncı maddeyi
okutuyorum:
Tarım ürünlerinin
sınıflandırılması
MADDE 36.- Lisanslı depo
işleticisi, ilgili mevzuatına uygun olarak tartımı yapılmış, sınıf ve standardı
belirlenmiş ürünleri lisanslı depoya kabul ve teslim eder. Tartım, analiz,
sınıf veya standarda ilişkin bir itiraz olursa, itiraz sonucu yeniden
belirlenen değerlere göre hareket edilir.
Yetkili sınıflandırıcılar
tarafından sınıf ve standardı belirlenen tarım ürünleri, aynı amaçla başkaca
bir zorunlu kontrole tâbi tutulmaz.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
37 nci maddeyi
okutuyorum:
Ayrı depolama, ambalajlı
ürünler
MADDE 37.- Mudîlerin
ürünlerinin ayrı depolanması konusunda talebi olması ve bunun kabul edilmesi
halinde, ilgili yönetmeliğinde gösterildiği şekilde lisanslı depo işleticisi bu
ürünü diğer ürünlerden ayrı olarak depolar ve aynı ürünü teslim eder. Ambalajlı
teslim alınan ürünler de düzenli ve kolayca erişilebilecek şekilde depolanır.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
38 inci maddeyi
okutuyorum:
Yönetmelikler
MADDE 38.- Bu Kanunda
öngörülen yönetmelikler ile Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler, ilgili
bakanlıkların görüşü alınmak kaydıyla Bakanlık tarafından hazırlanarak
yürürlüğe konulur.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar
Öğüt?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
39 uncu maddeyi
okutuyorum:
Uygulanacak hükümler
MADDE 39.- Bu Kanunda
açıklık bulunmayan hallerde, 2699 sayılı Umumî Mağazalar Kanununun, 6762 sayılı
Türk Ticaret Kanununun ve 818 sayılı Borçlar Kanununun ilgili hükümleri
uygulanır.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici madde 1'i
okutuyorum:
ONUNCU BÖLÜM
Geçici ve Son Hükümler
GEÇİCİ MADDE 1.- Bu
Kanunda öngörülen yönetmelikler, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren en
geç altı ay içerisinde çıkarılır.
BAŞKAN - Geçici madde 1'i
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici madde 2'yi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 2.- 2699
sayılı Umumî Mağazalar Kanunu kapsamında umumî mağazacılık yapmak üzere izin ve
yetki alan kuruluşlardan bu Kanun kapsamındaki tarım ürünlerinin depolanması
hizmetleriyle iştigal edenler, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren en geç
beş yıl içinde bu Kanun hükümlerine intibak etmedikleri takdirde bunlara
verilen izin yeni bir karara gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.
BAŞKAN - Geçici madde
2'yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici madde 3'ü
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 3.- 1.6.2000
tarihli ve 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun
geçici 1 inci maddesinin D fıkrasının ikinci paragrafındaki "en çok dört
yıl görev yapmak üzere" ibaresi ile son paragrafı madde metninden
çıkarılmış; ayrıca, 18.5.2004 tarihli 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun geçici 13 üncü maddesinden sonra
gelmek üzere geçici 14 üncü madde olarak aşağıdaki madde eklenmiştir:
"GEÇİCİ MADDE 14.-
Bu Kanunun 83 üncü maddesinin altıncı fıkrası, bu Kanunun Geçici 9 uncu maddesinde belirtilen seçimlerde
uygulanmaz".
BAŞKAN - Madde üzerinde 1
adet önerge vardır; önergeyi okutup, işleme alacağım.
Önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 701
sıra sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının geçici 3 üncü
maddesinin kanun tasarısı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Sadullah Ergin |
İrfan Gündüz |
Ömer Özyılmaz |
|
|
Hatay |
İstanbul |
Erzurum |
|
|
Mehmet Yüksektepe |
|
Alaettin Güven |
|
|
Denizli |
|
Kütahya |
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ,
TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ HASAN ALİ ÇELİK
(Sakarya) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (İstanbul) - Bu konudaki değişiklik, 3 Şubat 2005 tarihli 5290
sayılı Yasada düzenlendiğinden, katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının geçici 3 üncü
maddesiyle getirilmesi düşünülen düzenleme, 3.2.2005 tarihli ve 5290 sayılı
Kanunla yapıldığından, bu düzenlemeye gerek duyulmamıştır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici 3 üncü madde
tasarı metninden çıkarılmıştır.
Madde 40'ı okutuyorum:
Yürürlük
MADDE 40.- Bu Kanunun 34
üncü maddesinin üçüncü fıkrası 1 Nisan 2005 tarihinde, diğer hükümleri yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Osman Coşkunoğlu; buyurun.
CHP GRUBU ADINA OSMAN
COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Aslında, bu madde
üzerinde konuşmayacağım. Konuşulacaklar söylendi; fakat, Sayın Bakana bir soru
soracağım. Bu yasa, daha önceki konuşmamda da söylediğim gibi, iyi niyetle
hazırlanmış bir yasadır; fakat, bu yasa gibi, piyasayı düzenleyen, tıpkı,
sözleşmeli tütün gibi, piyasayı düzenlemeye çalışan yasaların, çiftçilerin bu
kadar örgütsüz ve zayıf olduğu ortamlarda, başarıya ulaştığına dair -burada,
yasanın gerekçesinde Amerika Birleşik Devletlerinden ve Batı tarımından söz
ediliyor- bu tür uygulamaların, düzenlemelerin, çiftçinin örgütsüz ve çok
zayıf, ekonomik olarak da, toplumsal olarak da zayıf olduğu koşullarda başarıya
ulaşabileceğine dair tek bir destekleyici belge, örnek veya uygulama varsa bunu
öğrenmek istiyorum. Bu konuda bu soruyu sormak için sadece, vaktinizi aldım.
Teşekkür eder, saygılar
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Coşkunoğlu.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
41 inci maddeyi
okutuyorum:
Yürütme
MADDE 41. Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Tasarı kanunlaşmıştır;
hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
Sayın Bakanım, buyurun.
Çok seri; çünkü, bir de anlaşma var...
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlar; hepinize teşekkür
ediyorum; çünkü, uzun dönemdir hasret kaldığımız canlı, heyecanlı oturumlar
yaşadık; ancak, sabrınızı tüketmeden, hepsine değil, bazılarına kısa kısa
cevaplar vermek istiyorum.
Öncelikle, yasanın
tümünün kabul edilmesi dolayısıyla ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını
diliyorum.
Tarım Ürünleri Lisanslı
Depoculuk Kanun Tasarısının Meclisimizin Tarım Komisyonunda, Sanayi, Ticaret,
Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda ve Genel Kurulda
görüşülmesi sırasında çok değerli katkılar sağlayan Komisyon Başkanı ve
üyelerimize, söz alarak görüşlerini açıklayan kıymetli milletvekillerimize, her
şeye rağmen, şükran borçluyuz.
Bilindiği üzere,
ülkemizin küresel ekonomik düzene ve Avrupa Birliğine entegrasyon süreci
hazırlanarak devam etmektedir. Tarımsal ürün piyasalarımızın, başta Amerika
Birleşik Devletleri ve Avrupa'daki gibi sağlam bir yapıya kavuşturulabilmesi
için, üretimden tüketime kadar olan tüm safhalarda gerekli müesseseleri
oluşturmak zorunluluğu bulunmaktadır. Bu çerçevede, Meclisimizin kabul ettiği
bu kanunla, tarımsal ürünlerin sınıflandırılmasında, güvenli şekilde
depolanmasında, fiyatının oluşmasında, kayıt altına alınmasında,
pazarlanmasında ve finansmanında yaşadığımız birçok sorunun çözümünde büyük
adımlar atılması sağlanmış olacaktır. Kanun uygulanmaya başlanmasıyla da, başta
üreticilerimiz, tacir ve sanayicilerimiz, yatırımcılarımız açısından ortaya
çıkan imkânları ve olumlu gelişmeleri hep birlikte yaşayacağız.
Diğer yandan,
ürünlerimizin ulusal veya uluslararası düzeyde daha gelişmiş yöntemlerle
pazarlanması imkânını sağlayacak, sermayesi, altyapısı mevcut 112 ticaret
borsamızdan çok daha güçlü anonim şirket şeklindeki ürün ihtisas borsalarının
kurulmasına ilişkin mevzuat eksikliği de giderilmiş ve 5174 sayılı Kanunda ürün
ihtisas borsalarının kuruluş maddesi düzenlenmiştir. Şu anda, bu borsaların
kurulmasına ilişkin yönetmelik de hazırlanmış ve Başbakanlığa sunulmuş bulunmaktadır.
Bir diğer olumlu gelişme
ise, ilk çalışmaları Bakanlığımızca başlatılan vadeli işlemler ve opsiyon
borsalarının faaliyetine İzmir'de başlanmasına ilişkindir. Bilindiği gibi,
vadeli borsaların etkin şekilde faaliyet gösterebilmeleri için, bunların
altyapısı olan ürün standartlar ve lisanslı depoculuk sisteminin, gelişmiş
ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de kurulmuş olması mecburiyeti bulunmakta olup,
bu kanunlar...
BAŞKAN - Sayın Bakan, 5
saniyenizi rica edebilir miyim...
Saat 19.00 olmadan önce
Filistin'le serbest ticaret anlaşmasının görüşmelerine başlamamız lazım; onun
için, toparlarsanız, memnun olurum.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; kaç gündür bu yasayı
konuşuyoruz; birçok yanlış bilgiler de zabıtlara geçti. Müsaade ederseniz,
kısaca bunları düzeltmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, CHP
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan arkadaşımız, geçmiş iktidarın bütçe
sunuşunda söylediği...
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) -
DYP'li...
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Pardon... Fark etmiyor; muhalefet!..
ATİLA EMEK (Antalya) -
Olmadı Sayın Bakan!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Evet, benim konuşmamdan alıntılar yapmıştı. Aynen
konuşmamın arkasındayım; ama, şunu karıştırıyor ki, biz, o felaket günlerden
reel faizleri yüzde 10'ların altına çekerek, borç ödeme kolaylığını getirerek,
enflasyonu tekli rakamlara, kalkınmayı yüzde 10'lara ve ihracatı 64 milyar
dolarlara, üretim, yatırım seferberliğine, ihracat seferberliğine dönüştürerek
ekonomiyi bugünkü düzlüğe, özel sektör öncülüğünde çıkarmış bulunuyoruz.
Dolayısıyla, arkadaşımızın zaman karıştırması hakikaten üzücü bir yorumdan
ibaret kalmaktadır.
CHP Grubu adına Mustafa
Gazalcı arkadaşımız da "devlette devamlılık vardır; IMF programı devletin
programı... Devletin programı haline gelmiştir" sözümü çarpıtmaktadır.
Evet, bizden önce böyleydi; ama, bizim iktidarımızda, ülke gerçeklerini onlara
empoze ederek... Bugün uygulanan program IMF programı değil, bizim
Hükümetimizin programıdır.
OSMAN ÖZCAN (Antalya) -
Aynen IMF programı!
HASAN ÖREN (Manisa) - Siz
de inanmıyorsunuz ya!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, diğer taraftan, CHP Grubu adına Nuri
Çilingir arkadaşımız, Toprak Mahsulleri Ofisi ve tarım satış kooperatifleri
birliklerini devredışı bıraktığını iddia etmiştir. Böyle bir şey yok. Onların
lisanslı depoculuk yapması için güvence getirilmektedir. Yasayı düzgün
okumanızı takdirlerinize sunuyorum.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Sayın Bakan, isimleri değiştiriyorsunuz.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Bir başka arkadaşımız, Manisa Milletvekili Hasan Ören,
lisanslı depoculuk yapma hakkının devlete verilmediği iddiasında bulunmuştur.
Bu da tamamen yanlıştır.
Değerli arkadaşlar,
kooperatiflerin de lisanslı depo kurabilmesi istenmektedir. Yasanın ruhunda bu
vardır. Bunu özellikle altını çizerek bildiriyorum.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Şirket mi kuracak kooperatifler?..
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Yine, Kırklareli Milletvekilimiz Yavuz Altınorak
"birliklerin ve Toprak Mahsulleri Ofisinin mutlaka değerlendirmesi
gerekir" diyor. Bunların da önünde herhangi bir engel yoktur.
Değerli arkadaşım Ali
Topuz Bey, fazla cevap verme diye işaret ediyor. O zaman, sona geliyorum, tek tek
cevap vermiyorum.
NAİL KAMACI (Antalya) -
Verdikleriniz ne?! Ver, ver, devam et!..
ATİLA EMEK (Antalya) -
Teşekkür bekliyoruz Sayın Bakanım.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Size serbest!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Ali Bey, yalnız şunu takdirlerinize sunuyorum: Sonuç
olarak, belirtilen eleştiri ve görüşlerdeki sorunların çözümünde bu yasa büyük
katkılar sağlayacaktır. Lütfen, yasayı içinize sindirerek, önyargısız okuyunuz.
Değerli arkadaşlar, son
olarak bir hususu daha belirtmek istiyorum. Cevap vermeyeceğim; ama, bir tespit
yapmak istiyorum. CHP milletvekillerinin konuşmalarını hayretle takip ettik...
BAŞKAN - Sayın Bakanım,
son 3 dakikanız...
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - ... yasa ve ilgili maddeyle hiç ilişkisi olmayan
konuları dile getirdiler, ağırlıklı olarak tarım politikalarını tartıştılar.
Bu arada, Başbakanımızın
bayram öncesi binlerce çiftçimizle yaptığı toplantı hakkında aslı astarı
olmayan iddialarda bulundular, yorumlar yaptılar.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Hepsinin aslı var; astarı da çift kat!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Diğer taraftan, yasayla ilgili konuşmalarda alışılmamış
hatalar yaptılar. Ziraat Mühendisleri Odası...(CHP sıralarından gürültüler)
Bir dakika... Sabırla dinleyin...
Biz, sizi iki gündür, üç gündür dinliyoruz. Bitiyor, son cümleyi söylüyorum.
Ziraat Mühendisleri Odası
Başkanı Sayın Gökhan Günaydın'ın önyargılı hazırlamış olduğu rapordan bölüm
bölüm, virgülünü bile değiştirmeden okudular.
HASAN ÖREN (Manisa) -
Rahatsız mı oldunuz Sayın Bakanım?!
NAİL KAMACI (Antalya) -
Bir oda başkanı... Siz de IMF'nin raporlarını okuyorsunuz Sayın Bakanım.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Evet, sizler okudunuz. Nezaketten, teamülden çok uzak
bir okumaydı.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Okuruz tabiî...
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Hiç olmazsa, Sayın Günaydın'ın raporunu referans olarak
gösterseydiniz daha uygun olurdu. (CHP sıralarından gürültüler)
CHP milletvekilleri, her
maddede konuşmaları sonucu, Yüce Meclis oturumlarını âdeta tarım sempozyumuna
dönüştürmüştür.
NAİL KAMACI (Antalya) -
İyi oldu!..
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Meclis tutanakları şu anda 350 sayfayı bulmuştur.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Sayın Bakanım, ülkenin gerçekleri bunlar!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Sabırla dinleyin; bak, bir tavsiyede bulunacağım.
Ömrünüz boyunca partinize faydalı olacak bir tavsiyede buluyorum.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Partiye değil, ülkeye faydalı olacak işler yapın!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Efendim, bakın, Meclis zabıtları 350 sayfayı bulmuş.
BAŞKAN - Sayın Bakanım,
zamanımız doluyor; lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Lütfen, CHP'li
değerli arkadaşlarım bu zabıtları dikkatle muhafaza etsinler. Bir gün iktidar
olabilirseniz, tarım politikalarınızı...
ATİLA EMEK (Antalya) -
Tarım bitti sayenizde!
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, lütfen...
ATİLA EMEK (Antalya) -
Tarımı bitirdiniz Sayın Bakan!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Bir gün iktidar olabilirseniz, tarım politikalarınızı bu
zabıtlardan ayarlarsınız.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Biz yapacağız, biz!
ATİLA EMEK (Antalya) -
Ülkenin gerçekleri bunlar; niye alınıyorsunuz?!
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Bunları iyi muhafaza edin.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Hazır... Hazır...
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Katkılarınıza teşekkür ediyorum; ülkeye hayırlı uğurlu
olsun.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Anadolu'dan feryat geliyor!
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - IMF size tam not verdi Sayın Bakan.
SANAYİ VE TİCARET BAKANI
ALİ COŞKUN (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri,
Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Yönetimi Adına Filistin Kurtuluş Örgütü
Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
8.- Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Yönetimi Adına Filistin
Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/890) (S.
Sayısı: 787) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporu 787 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde
söz talebi?.. Yok.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Tasarının görüşmeleri
bitinceye kadar Genel Kurulun çalışma süresinin uzatılmasını oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE FİLİSTİN YÖNETİMİ ADINA FİLİSTİN
KURTULUŞ ÖRGÜTÜ ARASINDAKİ GEÇİCİ SERBEST TİCARET ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ
UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1. - 20 Temmuz 2004
tarihinde İstanbul'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Yönetimi
Adına Filistin Kutuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret
Anlaşması"nın onaylanması uygun bulunmuştur.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3. - Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.
Açıkoylamanın şekli
hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açıkoylamanın elektronik
oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oylama için 3 dakikalık
süre veriyorum.
Oylama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
oylama yapıldı)
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Yönetimi Adına
Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu
açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı: 250
Kabul: 250 (x)
Tasarı kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır. Filistinliler ve Türk Milleti için, insanlık için hayırlı
uğurlu olmasını temenni ediyorum.
Alınan karar gereğince,
kamu vakıfları ile kamu bünyesinde kurulu dernek ve yardımlaşma konusunun
araştırılarak, bu oluşumlardan kaynaklanan sorunların çözümü için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması
Komisyonunun 699 sıra sayılı raporu ile sözlü soru önergelerini ve diğer
denetim konularını sırasıyla görüşmek için, 15 Şubat 2005 Salı günü saat
15.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 19.07