DÖNEM: 22 CİLT: 71 YASAMA
YILI: 3
T. B. M. M.
TUTANAK
DERGİSİ
47 nci
Birleşim
5 Ocak 2005 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Kütahya Milletvekili Alaettin Güven'in, Kütahya İlinin tarihî,
kültürel ve yeraltı zenginlikleri ile ilin sorunlarına ve alınması gereken
tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
2. - Kars Milletvekili Selami Yiğit'in, 90 000 askerimizin donarak şehit
olmasıyla sonuçlanan Sarıkamış Harekâtının 90 ıncı yıldönümüne ilişkin
gündemdışı konuşması
3. - Osmaniye Milletvekili Durdu Mehmet Kastal'ın, Osmaniye İlinin
düşman işgalinden kurtarılışının 80 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı
konuşması
B) Çeşİtlİ İşler
1. - Hint Okyanusundaki deprem sonucunda Güney ve Güneydoğu Asya
ülkelerinde meydana gelen tsunami felaketinde hayatlarını kaybedenlerin anısına
saygı duruşu
C) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ
1. - Adana Milletvekili N. Gaye Erbatur ve 24 milletvekilinin,
Çukobirlik'in sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/243)
2. - Muğla Milletvekili Ali Arslan ve 26 milletvekilinin, Muğla'da SİT
alanı, tabiat ve kültür varlıkları ile özel çevre koruma bölgesindeki
vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/244)
IV. - ÖNERİLER
A) SİyasÎ Partİ
Grubu Önerİlerİ
1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine
ilişkin AK Parti Grubu önerisi
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
2. - Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısı ile Tarım, Orman
ve Köyişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonları Raporları (1/821) (S. Sayısı: 701)
3. - Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık
Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları (1/918) (S.
Sayısı: 686)
VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1. - Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın, Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin'in,
yapmış olduğu konuşmada, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri
kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
2. - Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın, İzmir Milletvekili Enver Öktem'in,
konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VII. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) YazIlI
Sorular ve CevaplarI
1. - İzmir Milletvekili Yılmaz KAYA'nın, TBMM'de çalışan personele ve
bazı iddialara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent
ARINÇ'ın cevabı (7/3381)
2. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF konusundaki (10/10, 11,
26, 39, 127) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporuna ilişkin sorusu
ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent ARINÇ'ın cevabı (7/4471)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak iki oturum yaptı.
İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş, Türkiye-Sudan Karma Ekonomik
Komisyonunun Dokuzuncu Dönem Toplantısına,
Mersin Milletvekili Vahit Çekmez, Mersin'in düşman işgalinden
kurtarılışının 83 üncü yıldönümüne,
Mardin Milletvekili Süleyman Bölünmez, dokunulmazlığının kaldırılmasına,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
İzmir Milletvekili Muharrem Toprak'ın (6/1346),
Giresun Milletvekili Mehmet Işık'ın (6/1350),
Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri
okundu; soruların geri verildiği bildirildi.
İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz ve 22 milletvekilinin, kamuya ait
gayrimenkullerin tahsisinin ve tahsis amacına uygun kullanılıp
kullanılmadığının araştırılarak (10/241),
Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 47 milletvekilinin, Uludağ'ın doğal
ve tarihî zenginliklerinin araştırılarak daha iyi değerlendirilmesi için
(10/242),
Alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın İtalya Temsilciler
Meclisi Başkanı Pierferdinando Casini'nin İtalya'ya resmî davetine bir
parlamento heyetiyle birlikte icabetine ilişkin Başkanlık tezkeresi;
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın:
Belçika'ya,
Suriye'ye
Yaptığı resmî ziyaretlere katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkereleri;
Gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair
Öngörüşmeler" kısmının 198 inci sırasında yer alan, akaryakıt
kaçakçılığının ekonomiye, insan ve çevre sağlığına verdiği zararlar konusundaki
(10/238) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin 4.1.2005
Salı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi;
Kabul edildi.
Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in, 2090 Sayılı Tabiî Afetlerden Zarar
Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunun 2 nci Maddesinin (A) ve
(B) Bentlerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/282), doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul
edilmediği,
Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, 3628 Sayılı Mal Bildiriminde
Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifinin (2/227), doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesinin,
yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği,
Açıklandı.
Türk sporunda şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet iddialarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Genel Kurulun
23.11.2004 tarihli 20 nci Birleşiminde kurulan (10/63, 113, 138, 179, 228) esas
numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine, siyasî parti gruplarınca
gösterilen adaylar seçildiler.
Başkanlıkça, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye
seçimini yapmak üzere toplanacağı gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.
Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının:
1 inci sırasında bulunan (6/653),
15 inci sırasında bulunan (6/690),
22 nci sırasında bulunan (6/699),
26 ncı sırasında bulunan (6/710),
29 uncu sırasında bulunan (6/713),
61 inci sırasında bulunan (6/757),
63 üncü sırasında bulunan (6/760),
75 inci sırasında bulunan (6/772),
103 üncü sırasında bulunan (6/806),
146 ncı sırasında bulunan (6/853),
162 nci sırasında bulunan (6/871),
Esas numaralı sorulara, Sağlık Bakanı Recep Akdağ cevap verdi; (6/653)
esas numaralı soru sahibi cevaba karşı görüşünü açıkladı.
Bitlis Milletvekili Vahit Kiler ve 29 milletvekilinin, akaryakıt
kaçakçılığının ekonomiye, insan ve çevre sağlığına verdiği zararların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesinin (10/238), öngörüşmelerinden sonra kabul edildiği
açıklandı.
Kurulacak komisyonun :
12 üyeden teşekkül etmesi,
Çalışma süresinin, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimi
tarihinden itibaren üç ay olması,
Gerektiğinde Ankara dışında da çalışması,
Kabul edildi.
5 Ocak 2005 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime
18.45'te son verildi.
Sadık Yakut
Başkanvekili
|
|
Ahmet Küçük |
Harun Tüfekci |
|
|
Çanakkale |
Konya |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
Mehmet Daniş
Çanakkale
Kâtip Üye
II. - GELEN KÂĞITLAR No.: 59
5 Ocak 2005
Çarşamba
Tasarılar
1. - Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında
Türkiye Cumhuriyetinin Makedonya Eski Yugoslavya Cumhuriyetindeki Avrupa
Birliği Polis Misyonuna (EUPOL-PROXIMA) Katılımına Dair Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/944) (Avrupa Birliği
Uyum, İçişleri ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
30.12.2004)
2. - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Pakistan İslam
Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/945) (Bayındırlık,
İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 4.1.2005)
Teklifler
1. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun;
Tabiî Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun
Teklifi (2/358) (Tarım , Orman ve
Köyişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.12.2004)
2. - Niğde Milletvekili Erdoğan Özegen ve 5
Milletvekilinin; Tedaş Genel Müdürlüğü ile Bağlı Ortaklıkları ve Müesseselerinin
Enerji Bedelinden Doğan Alacakları ve Gecikme Bedellerinin Tahsiline Dair Kanun
Teklifi (2/359) (Sanayi, Ticaret, Enerji , Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.12.2004)
3. - Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım ve 22
Milletvekilinin; 5.7.1977 Tarih ve 2090 Sayılı Tabiî Afetlerden Zarar Gören
Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi (2/360) (Tarım, Orman ve Köyişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30.12.2004)
4. - Konya Milletvekili Atilla Kart ve 23
Milletvekilinin; 877 Sayılı Teşkilatı Mülkiye Kanununun 2. Maddesiyle Bağlı 4
Nolu Cetvelde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/361) (İçişleri
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.12.2004)
5. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 46
Milletvekilinin; 222 Sayılı İlköğretim Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/362) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor, Plan ve Bütçe ve İçişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30.12.2004)
Sözlü Soru
Önergeleri
1. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun,
Erzurum İlindeki hava kirliliğinin nedenlerine ve alınacak önlemlere ilişkin
Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1376) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.12.2004)
2. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun,
Erzurum İlinde hava kirliliği sonucu artan hastalıklara ve tedaviye ilişkin
Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1377) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.12.2004)
3. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun,
soru önergesi nedeniyle, Başbakan tarafından hakkında tazminat davası açılan
milletvekili sayısına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1378)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
4. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun,
Karabük-Yenice Devlet Hastanesinin sağlık personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1379) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
5. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun,
TRT'nin, Aziz Nesin'in öykülerinden oluşan dizi çekimini durdurduğu iddialarına
ilişkin Devlet Bakanından (Beşir Atalay) sözlü soru önergesi (6/1380)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
6. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun,
Antalya-Finike Devlet Hastanesinin check-up ünitesinin kapatıldığı iddialarına
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1381) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.12.2004)
7. - Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel'in, THY
tarafından, VIP uçağı alınacağı iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru
önergesi (6/1382) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2004)
Yazılı Soru
Önergeleri
1. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Fener Rum
Patrikhanesinin bazı görüşlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/4534) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
2. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, siyasî ve
malî af içerikli kanunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4535)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
3. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, 5084 sayılı
Kanun kapsamında yatırım yapılan illere ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4536) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
4. - Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, çevre
mühendisliği bölümü mezunlarının istihdamına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4537) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
5. - İstanbul Milletvekili Mehmet SEVİGEN'in, VIP uçak
alım ihalesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4538) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23.12.2004)
6. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, Kıbrıs ile
ilgili basında yer alan bir beyanına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/4539) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
7. - İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, Star
Gazetesinde işten çıkarılan gazetecilere ve yargı kararlarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4540) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
8. - Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, şehit
ailelerinin maaşlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4541)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
9. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Türkiye'nin
AB üyeliği ve serbest dolaşıma ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/4542) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
10. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya'da
yapılacak yeni adliye inşaatı için belirlenen arsaya ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4543) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
11. - Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın ceza ve infaz
koruma memurlarının maaş ve tazminat durumlarına ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4544) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
12. - Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın,
Niğde-Bor-Kemerhisar Kasabasına çevre yolu yapılıp yapılmayacağına ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/4545) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.12.2004)
13. - Adıyaman Milletvekili Mahmut GÖKSU'nun, İller
Bankasından Adıyaman'daki belediyelere aktarılan paraya ve belediyelerin
borçlarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4546) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2004)
14. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan-Çıldır-Kurtkale yolunun ne zaman yapılacağına ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/4547) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.12.2004)
15. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, karayollarındaki
paralı geçiş noktalarına ve bazı iddialara ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4548) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2004)
16. - Kırıkkale Milletvekili Halil TİRYAKİ'nin, Star
Medya Grubu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerinin görevden alınmasına ve yeni
üyelerin aylık ücretlerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4549) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.12.2004)
17. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, soru
önergelerinin cevaplarının tetkik edilmediği iddiasına ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4550)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27.12.2004)
18. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Star Yayın
Grubu yönetimindeki değişikliklere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4551) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27.12.2004)
19. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Uzan
Grubunun sakladıkları iddia edilen doküman bilgi ve belgelere ve borçlarının
TMSF tarafından takibine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/4552) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.12.2004)
20. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, Nesin Vakfı ile
TRT arasındaki film çekimi anlaşmasına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY)
yazılı soru önergesi (7/4553) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2004)
21. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, TRT Alım ve
İkmal Dairesi Başkanlığına atanan görevli hakkındaki iddialara ilişkin Devlet
Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/4554) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.12.2004)
22. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, bir TRT Genel
Müdür Müşaviri hakkındaki iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY)
yazılı soru önergesi (7/4555) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.12.2004)
23. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, BOTAŞ'a ve
elektrik enerjisi üretimine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/4556) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.12.2004)
24. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattıyla ilgili bir iddiaya ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/4557) (Başkanlığa geliş tarihi:
27.12.2004)
25.- Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, gasp ve kapkaç
suçlarındaki artışa ve nedenlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4558) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
26. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun,
Ankara Kızılay Meydanında düzenlenen bir gösteriye ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4559) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
27. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun,
Kızılay Meydanında gerçekleştirilen bir gösteriye ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4560) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
28. - İzmir Milletvekili Bülent BARATALI' nın,
vatandaşlık için müracaat eden göçmenlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/4561) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2004)
29. - İstanbul Milletvekili Mehmet SEVİGEN'in,
Dolmabahçe G-MALL alışveriş merkezindeki sinemada çıkan yangına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4562) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.12.2004)
30. - Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın,
Adana-Pozantı-Elmalı Kayak Merkezi inşaatına ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4563) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
31. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, yönetici
atamalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/4564)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2004)
32. - İzmir Milletvekili Türkan MİÇOOĞULLARI'nın,
sanatçı alım sınavlarının iptaline ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı
soru önergesi (7/4565) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2004)
33. - Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, Kamu
İhale Kurulunca iptal edilen Sayıştay eski binalarının onarım ihalesine ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/4566) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.12.2004)
34. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, Turizm Anonim
Şirketine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/4567)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.12.2004)
35. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, emekli
ikramiyelerinin hisse senediyle ödeneceği iddialarına ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4568) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
36. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, vergi
gelirlerinin azalmasındaki temel nedenlere ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/4569) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.12.2004)
37. - Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, Meslekî
Eğitim Fakültesi hazır giyim ve giyim öğretmenliği mezunlarına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/4570) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.12.2004)
38. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, 2003-2004
yılı kurumlar arası öğretmen atamalarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/4571) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2004)
39. - Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, Niğde elma
üreticisinin sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4572) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
40. - Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, Niğde
İlindeki lahana üreticilerinin sorunlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4573) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
41. - Adıyaman Milletvekili Mahmut GÖKSU'nun, Recep
Grup Suyu Projesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4574) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2004)
42. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, narenciye
ihracatının teşvik edilip edilmeyeceğine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4575) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2004)
43. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, devlet
hastaneleri ve sağlık ocaklarında yaşanan aşı sıkıntısına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4576) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2004)
44. - Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un, adlî tıp
uzmanlığı süresinin kısaltılacağına yönelik iddialara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4577) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.12.2004)
45. - Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın,
Bodrum-Gümbet'teki telefon numaralarının değiştirilmesi sırasında meydana
gelecek sorunlara ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/4578)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2004)
46. - Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, sosyal
güvenlik kurumlarının açık verdiği iddialarına ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/4579) (Başkanlığa geliş tarihi:
23.12.2004)
47. - İzmir Milletvekili Bülent BARATALI'nın,
generallerin makam tazminatı ödeneği kapsamına alınmama nedenlerine ilişkin
Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/4580) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24.12.2004)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR ve 24
Milletvekilinin, Çukobirlik'in sorunlarının araştırılarak sorumluların tespiti
ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/243) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.12.2004)
2. - Muğla Milletvekili Ali ARSLAN ve 26
Milletvekilinin, Muğla'da SİT alanı, Tabiat ve Kültür Varlıkları ile Özel Çevre
Koruma Bölgesindeki vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/244)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30.12.2004)
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati:15.00
5 Ocak 2005
Çarşamba
BAŞKAN:
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ(Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 47 nci Birleşimini açıyorum
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı
söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Kütahya İli hakkında söz isteyen
Kütahya Milletvekili Alaettin Güven'e aittir.
Buyurun Sayın Güven. (AK Parti sıralarından alkışlar)
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Kütahya Milletvekili Alaettin
Güven'in, Kütahya İlinin tarihî, kültürel ve yeraltı zenginlikleri ile ilin
sorunlarına ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - Değerli Başkanım, değerli
milletvekili arkadaşlarım; ilkler şehri Kütahya ile tanış olalım, biliş olalım
konusunda gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, enflasyonun otuzbeş
yıl sonra tek haneli rakamlarla ifade edilmesi mutluluğuyla, bol sıfır yükünden
kurtulmuş itibarlı Yeni Türk Lirası ve yeni yılınızı kutlayarak hepinizi en
derin duygularla selamlar, saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu
ülkenin toprakları mübarek; bu ülkenin insanları kutlu insanlar. Türkiyemiz
güzel; Türkiyemizin tüm kentleri ve yaşayanları güzel. İşte, bu güzel
kentlerimizden biri de Kütahya; ona ilkler şehri Kütahya diyebileceğimiz gibi
kuruluş ve kurtuluş kenti Kütahya da diyebiliriz
Kütahya, coğrafî yapısı, tarihî geçmişi, çelebi ruhlu
insanları, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle, sanatıyla, kültür
varlıklarıyla, dopdolu bir ilimiz.
Kütahya, her
şeyden önce bir kuruluş kentidir. Kütahya, Osmanlı Devletinin kuruluşuna, Hayme
Ananın oğlu Ertuğrul Gaziye öğüdünde:
"Oğul!.. Anayurttan ayrılalı yıllar geçti
Deli rüzgârlar önünde oradan oraya savrulduk
Beylik otağını kurduğumuz şu yaylalar...
Artık son durağımız, son konağımız olsun" dediği
Domaniç yaylalarıyla ev sahipliği yaptığı gibi; Osmanlı İmparatorluğunun
kurucusu Osman Bey'e salıncak olmuş Mızık Çamı da, Domaniç'te anıt kimliğiyle
hep bize konuşup durmaktadır.
Ertuğrul Gazinin annesi Devlet Anamız Hayme Hatun da,
Domaniç'te ebedî uykusuna çekilmiş, hâlâ esen rüzgârların şarkısını, asude bir
şekilde dinlemektedir. Bunun için Kütahya'ya "kuruluş kenti" diyoruz.
Dünyada ilk borsa Kütahya'nın Çavdarhisar İlçesinde
bulunan Aizona Antik Kenti'nde kurulduğu gibi, yine dünyada ilk toplusözleşme
"Fincancılar Esnafı Anlaşması" adı altında, Fransa İhtilalinden
çeyrek asır önce, 1766 yılında Kütahya'da imzalanmıştır.
Bu özellikleriyle Kütahya, ilklerin de kentidir.
Ayrıca, masallar kralı Ezop, ünlü seyyah Evliya Çelebi ve hepimizin lise
çağlarından "Harname"siyle tanıdığımız divan şiirinin önde gelen
şairlerinden Şeyhî de Kütahyalıdır.
Kütahya'da Germiyanoğlu Sokakta zamana karşı dimdik
ayakta duran tarihî konaklar, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın etkin ilgi ve
alakasını gözlemektedir. Kütahyamız, âdeta, sıcak su deryası olup, 36 sıcak su
kaynağı ve 6 termal turizm tesisiyle yatırımcıları beklerken; hava kirliliğinde
Türkiye birinciliğimiz Çevre ve Orman Bakanlığı kayıtlarında olup, acilen
tedbir alınmasını istemektedir.
Kütahyamız, sanayiin tuzu bor madeni zenginidir de.
Dünyada bulunan bor madeninin yüzde 70'i Türkiye'de; bunun da yüzde 70'i
Kütahya'nın Emet İlçesindedir. Emet'teki Etibor tesisleri hükümetimizin
ilgisini görmenin sevincini yaşarken, Kütahya'nın teşvik kapsamına alındığını,
dün, bizzat Sayın Başbakanımızdan duymamız da, bize apayrı bir sevinç
yaşatmıştır. Kendilerine, Kütahyalı hemşerilerimiz, milletvekili arkadaşlarım
ve şahsım adına teşekkür ediyor, saygılarımı arz ediyorum.
Bu muştu yüklü gelişmeyle birlikte, Kütahya'nın 20 000
işsizinin probleminin çözümüne giden ufkun açıldığını ve bu sayede bor
endüstrisinin de hızla gelişme göstereceğini umut ediyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Kütahyamız, kuruluş kenti olduğu gibi, aynı zamanda kurtuluş kentidir de.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Güven, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ALAETTİN GÜVEN (Devamla) - Osmanlı İmparatorluğunun yok
edilme noktasında tarihe diklendiği ve İstiklal Savaşının kazanıldığı,
cumhuriyetimizin temelinin atıldığı yerler, Dumlupınar ve Çalköy,
Kütahya'dadır. 137 000 şehidin yattığı Dumlupınar Şehitliği ve Dumlupınar Millî
Parkı, en az Çanakkale Millî Parkı ve Şehitliği kadar ilgiyi hak ettiğini
düşünüyor.
Değerli arkadaşlarım, tarih, kültür ve sanat zengini
Kütahya, yol fakiri değil, yol fukarasıdır. Yurdumuzun batısında illerarası yol
bağlantısı olmayan iki il, Kütahya ve Balıkesir'dir. Kütahya-Balıkesir,
Kütahya-Eskişehir, Kütahya-Emet-Simav-Gediz ve Dumlupınar-Altıntaş arasında
yoların kısa zamanda tamamlanmasını temenni ediyoruz inşallah.
AHMET YENİ (Samsun) - Hepsini yaptıracağız Sayın
Vekilim.
ALAETTİN GÜVEN (Devamla) - Kütahyamızda 35 okulda ikili
öğretim yapılmakta olup, bu problemin çözümüyle birlikte, ilimize, konumu
itibariyle, bir sosyalbilimler lisesinin yakıştığını düşünüyoruz.
Sağlık personeli yönünden büyük eksikliğimiz var, bunun
tamamlanmasını arzu ediyoruz.
Kütahya Adliye Binası, adaletin önemine ve mehabetine
yakışır donanımda olup, yeni kurulacak istinaf mahkemelerinden birinin İlimizde
kurulmasının uygun olacağını düşünüyoruz.
Kütahya'nın tahıl ambarı Aslanapa ve Altıntaş, Ege'nin
en büyük barajı Beşkarış Barajının acilen tamamlanmasını isterken, diğer
ilçelerimiz arasındaki, Kütahya ile merkez yolların da acilen yapılmasını
istiyoruz.
Tarih, kültür ve sanat şehri Kütahya "ateşte açan
çiçekler" dediğimiz çinileriyle bir dünya çini kenti ve çininin de
başkentidir. Elemeği, göznuru, sabrın, tahammülün, sevdanın bir ürünü olan
çini, ipil ipil aydınlık, geçmişten günümüze bir haber...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALAETTİN GÜVEN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan, son
cümlelerim.
BAŞKAN - Sayın Güven, Genel Kurul, bugün, gecenin geç
saatlerine kadar çalışacaktır; lütfen, teşekkür ederseniz, memnun olurum.
ALAETTİN GÜVEN (Devamla) - Arkadaşların tahammül
gücünü... Bitiriyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Güven.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Kütahya'yı çok güzel anlattı;
devam etsin Sayın Başkan.
ALAETTİN GÜVEN (Devamla) - Teşekkür ederim. Misafirimiz
olursanız seviniriz.
... emeğin tarihe tanıklığı, hamlığın, yanmışlığın,
pişmişliğin olgunluğu, toprak ile elin kaynaşması, toprak ile gönlün oynaşması,
halleşmesi, dilleşmesi ve hayatın güzelleşmesidir.
Kurulacak bir çini kültür merkezi bu sanatın aydınlık
geleceği olacaktır diyor, siz Yüce Meclisin temsilcilerine ve Yüce Türk
Milletine saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güven.
Gündemdışı ikinci söz, 5 Ocak 1915'te Sarıkamış
Allahüekber Dağlarında 90 000 askerimizin donarak şehit olmasının 90 ıncı
yıldönümü münasebetiyle söz isteyen Kars Milletvekili Selami Yiğit'e aittir.
Buyurun Sayın Yiğit. (CHP sıralarından alkışlar)
2. - Kars Milletvekili Selami Yiğit'in,
90 000 askerimizin donarak şehit olmasıyla sonuçlanan Sarıkamış Harekâtının 90
ıncı yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
SELAMİ YİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 22 Aralık 1914'te başlayan, 3 Ocak 1915'e kadar devam eden ve
90 000 askerimizin şehit olmasıyla sonuçlanan Sarıkamış Harekâtının 90 ıncı
yıldönümü nedeniyle söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum; bu
vesileyle, bizleri televizyonları başında izleyen çok değerli Karslı ve
Sarıkamışlı hemşerilerimi de saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Sarıkamış Harekâtı başlamadan
önce Osmanlı Devletindeki genel duruma bir göz atacak olursak, genç subaylardan
oluşan İttihat ve Terakkinin etkisiyle, Temmuz 1908'de meşrutiyet ilan
edilmiştir. Ertesi yıl, Padişah Abdulhamit tahttan indirilerek, yerine Mehmet
Reşat atanmıştır. Böylece, Osmanlı yönetimi İttihatçıların eline geçmiştir.
Mehmet Reşat'ın padişah olmasıyla birlikte, Trablusgarp
ve arkasından 1912 yılının sonbaharında cereyan eden Balkan Savaşı, ağır bir
yenilgiyle sonuçlanmıştır. Balkanlardaki bozgunun ardından, Başkomutan Vekili
Enver Paşa, Osmanlının kurtuluşunu, yeni topraklar elde edilmesi gerekçesine
bağlamıştır. Enver Paşa, Osmanlının Almanlarla birlikte savaşa girmesi
gerektiğini düşünüyordu ve Birinci Dünya Savaşının Almanlar tarafından
kazanılacağına inanıyordu.
Padişah Mehmet Reşat, tüm Müslümanların, Rus, Fransız
ve İngilizlere karşı savaşması gerektiğini düşünerek "cihat" ilan
etmişti.
Bilindiği üzere, Yavuz ve Midilli Gemilerinin Rus
limanlarını ve donanmasını bombalamasıyla birlikte, Osmanlı Devleti, 1 Kasım
1914'ten itibaren İttifak Devletleri saflarında Birinci Dünya Savaşına
katılmıştır. Böylece, savaş, Polonya'dan Süveyş Kanalına, Çanakkale'den
Kafkaslara ve Sarıkamış'a kadar uzanan bir coğrafyada cereyan etmiştir.
Değerli milletvekilleri, Birinci Dünya Savaşının ana
cephesi, aslında, Fransa'nın Verdun bölgesidir. Burada, Almanya, Fransız ve
İngiliz kuvvetleriyle çetin çatışmalara girmiş ve taraflar birbirlerini yenemez
duruma düşmüşlerdir ve böylece, savaşta bir tıkanma gerçekleşmiştir.
Almanya'nın amacı, bu tıkanıklığı aşmak için, Osmanlı topraklarında yeni
cepheler açarak, İngiliz ve Rus kuvvetlerini bölmektir.
Enver Paşa, saraya damat olmasının ardından, alay,
tümen, kolordu ve ordu komutanları olmadan, Almanların da desteğiyle Başkomutan
Vekilliğine atanmıştır. O dönemde, Almanlar, Osmanlı ordusunu kontrol eder hale
gelmişlerdir.
Değerli milletvekilleri, Birinci Dünya Savaşının
başlamasıyla birlikte, 60 000 kişiden oluşan ve Kafkasya'da bulunan Rus
kuvvetleri Erzurum üzerine harekete geçmişlerdir. Bu süreç içerisinde orduya
yeni katılan askerlerle birlikte Osmanlı ordusu 120 000 kişiyi bulmuş ve
Ruslarla ilk sıcak temas 22 Kasım 1914'te Köprüköy ve Azap muharebelerinde
gerçekleşmiştir. Osmanlı Ordusu, buradan, Sarıkamış ve Selim önlerine kadar
gelmiştir ve burada her iki taraf da çok ciddî kayıplar vermiştir.
Durumun ciddiyetini kavrayan Rus Başkomutan II. Nikola,
İngilizlerden ve Fransızlardan yardım istemek amacıyla Gürcistan'a gitmiş ve
onlara Anadolu'da yeni bir cephenin açılması gerektiğini söylemiştir. Bunun
üzerine, İngilizler ve Fransızlar Çanakkale cephesini açmışlardır.
3 üncü Ordu Komutanı, yani, bölgedeki 120 000 kişilik
Osmanlı ordusunun komutanı Hasan İzzet Paşa -ki, aslında, Hasan İzzet Paşa,
Enver Paşanın Harp Akademisinden hocasıdır- Enver Paşanın kış şartlarında
Ruslara karşı bir taarruz düşüncesine karşı çıkarak, bu karda kışta teçhizatsız
birlikleri savaşa sürmenin cinayet olacağını söylemiştir. Bunun üzerine Enver
Paşa, Hasan İzzet Paşaya kızarak, eski hocasını görevden almış, 3 üncü Ordunun
başına kendisi geçmiştir.
Değerli milletvekilleri, 3 üncü Ordu, 3 kolordudan
oluşmakta idi, bunlar, 9, 10 ve 11 inci kolordular idi. Enver Paşanın sevk ve
idare ettiği harekât kısaca şöyle gelişti:
22 ve 23 Aralık 1914'te, 11 inci Kolordu, Ruslarla
cephe savaşına devam edecekti, 9 uncu ve 10 uncu Kolordu ise, Çatak, Oltu,
Narman hattına ulaşacaktı. 24 Aralık 1914'te, 9 uncu Kolordu Sarıkamış'ın
Bardız Köyüne vardı. Albay Hafız Hakkı Paşa komutasındaki 10 uncu Kolordunun
büyük bir kısmı, taktik hatası sonucu, Kosor istikametinden kuzeye doğru,
Ardahan'a kadar uzanan büyük bir kuşatmaya girişti. Bu harekâtta, yetersiz kış
teçhizatı ve yetersiz lojistik destek ile dondurucu soğuk, büyük bir faciaya
neden olmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yiğit, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
SELAMİ YİĞİT (Devamla) - 10 uncu Kolorduya bağlı
askerler, Kosor'dan Selim'in Beyköy noktasına inebilmek için, 3 000 metre
yüksekliğindeki Allahüekber Dağlarını aşarken, müthiş bir tipiye yakalanmışlar
ve bir gecede binlerce askerimiz, tek bir kurşun atmadan şehit olmuştur.
10 uncu Kolordudan geriye kalan, sadece 1 500 - 2 000
kişidir. Kalan diğer askerlerle birlikte, 3 Ocak 1915'e kadar taarruzlar devam
etmiş, Enver Paşa 4 Ocak 1915'te ordunun geri çekilmesini emretmiştir.
Değerli milletvekilleri, gerek dondurucu soğuk gerekse
muharebeler gerekse bulaşıcı hastalıklar sonucu, tüm kolordu birliklerine ait
90 000 askerimiz şehit olmuştur. Sarıkamış faciası Enver Paşa tarafından uzun
süre sansür edilmiştir.
Değerli milletvekilleri, Birinci Dünya Savaşında 25 000
000 insan karşı karşıya gelmiştir ve savaşmıştır; bu savaşta 9 000 000 insan
hayatını kaybetmiştir. Bu 9 000 000 insan içerisinde, 1 000 000'u Osmanlı
askeridir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 26 Aralık 2004
Pazar günü, 90 000 şehidimizin ölümünün 90 ıncı yıldönümünde, Genelkurmay
Başkanlığımızın himayelerinde, aziz şehitlerimizi anmak amacıyla, Sarıkamış'ta
binlerce kişinin katıldığı bir anma töreni yapılmıştır. Törenlere, Cumhuriyet
Halk Partisinden, Edirne Milletvekilimiz Rasim Çakır, Tokat Milletvekilimiz
Feramus Şahin, Ağrı Milletvekilimiz Naci Aslan ve Ardahan Milletvekilimiz Ensar
Öğüt katılmışlardır.
Törenlere geçen yıl olduğu gibi bu yıl da destek veren
başta Kars-Ardahan-Iğdır Vakfı değerli Başkanı ve yöneticilerine, Sarıkamış
Dayanışma Grubu Başkanı Sayın Prof. Dr. Bingür Sönmez'e, AKUT Başkanı Sayın
Nasuh Mahruki'ye, Erzurum Kalkınma Vakfı Başkanı Necati Bölükbaşı'na, törene
katılan değerli basın mensuplarına ve köşe yazarlarına; yine, törene katılmak
için yurdun dört bir yanından gelen aziz şehitlerimizin yakınlarına ve
ziyaretçileri kucaklayan konuksever hemşerilerim Sarıkamışlılara teşekkür
ederken, aziz şehitlerimizi bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyor, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Yiğit.
Gündemdışı üçüncü söz, Osmaniye İlinin düşman
işgalinden kurtuluş yıldönümü münasebetiyle söz isteyen Osmaniye Milletvekili
Durdu Mehmet Kastal'a aittir.
Buyurun Sayın Kastal. (AK Parti sıralarından alkışlar)
3. - Osmaniye Milletvekili Durdu Mehmet
Kastal'ın, Osmaniye İlinin düşman işgalinden kurtarılışının 80 inci yıldönümüne
ilişkin gündemdışı konuşması
DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye)- Sayın Başkan, Yüce
Meclisin değerli üyeleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye, dünya karalar ve denizler topluluğunun
ortasında, dalgalanan bir bayrak gibi yer almaktadır. Yurdumuz, ılıman iklimi,
zengin kaynakları ve verimli topraklarıyla, tarih boyunca insanların yoğun
olarak yaşayışlarına ve önemli devletlerin kuruluşlarına sahne olmuştur.
Çukurova, Türkiye'nin cenneti, kalbi gibidir. Osmaniye,
sekiz yıl önce 80 inci il olarak ilan edilmiş, Akdeniz Bölgesinin ve
Çukurova'nın doğusunda, yıldızı hızla yükselen, 200 000 nüfuslu, büyük oranda
tarım, ticaret faaliyeti olan, tarih dolu, teşvik kapsamında sanayie yönelmiş,
önemli yolların kavşağındaki bir şehrimizdir.
Osmaniye İlinde, Çukurova ve Sütçü İmam
Üniversitelerine bağlı 4 adet yüksekokul bulunmakta ve bu okullarda 2 500
öğrenci eğitim ve öğretim görmektedir. Hükümetimizin desteğiyle ilimize bir
üniversite kazandırma arzumuz devam etmektedir.
Sayın Başkan ve değerli arkadaşlar; Osmaniye, Birinci
Dünya Savaşından sonra Fransızların işgaline uğramıştır; 25 Aralık 1918. Rahime
Hatun başta olmak üzere birçok şehit veren Osmaniyeliler, yedibuçuk ay kadar
bir mücadeleden sonra 7 Ocak 1922 günü işgal kuvvetlerini Osmaniye'den ve
Çukurova'dan atmışlardır. Yeni yılın başında, Çukurova'nın kurtuluşunun 80 inci
yıldönümü coşkusu yaşanacaktır.
Sancakların vilayete dönüştürülmesi nedeniyle, 1923'te
Cebelibereket vilayetinin merkezi durumuna gelmiştir; 1 Haziran 1933'te yeniden
ilçeye dönüştürülerek Adana'ya bağlanmıştır. 1996 yılında yeniden il statüsüne
kavuşan Osmaniye'nin, 6 ilçesi, 9 beldesi ve 161 köyü bulunmaktadır.
Buğday, yerfıstığı, mısır, pamuk gibi önemli tarım
ürünlerinin üretim merkezidir. Sebzecilik ve meyvecilik yapılmaktadır;
narenciye ve karpuz önemlidir. Kadirli İlçemiz, kırmızıturpuyla Türkiye
piyasasına hâkimdir.
Ayrıca, 8-9 Ocakta yapılacak Kadirli 4 üncü Turp
Festivalinde, sizleri ilçemde ağırlamaktan onur duyacağımı belirterek, herkesi,
kadir kıymet bilen insanların diyarı Kadirli İlçemize davet ediyorum.
Sayın Başkan ve değerli arkadaşlar; Osmaniye, aynı
zamanda yerfıstığının da üretim merkezidir. Türkiye'de üretilen yerfıstığının
yüzde 56'sı Osmaniye'den karşılanmaktadır; burada üretilip, burada
işlenmektedir.
Osmaniye İlimiz, komşusu olduğu Adana, Hatay,
Kahramanmaraş ve Gaziantep illeri gibi, yakın bir gelecekte sanayii, tarımı,
turizmi daha da geliştirilerek, çevresindeki gelişmiş illerin seviyesine
çıkarılacaktır.
Gerek Osmaniye ve gerekse Kadirli İlçemizdeki organize
sanayi bölgelerinde yatırımcılara bedelsiz arsa verilmektedir. Özellikle,
tekstil, metal, tarım, gıda ve konfeksiyon alanlarında yatırım yapmak
isteyenler için ihtiyaç duyulacak her türlü altyapı mevcuttur.
Osmaniye, yatırımcı için çok cazip bir noktada
bulunmaktadır. Bölgedeki havaalanına uzaklığı bir saat, İskenderun Limanına
uzaklığı kırk dakikadır. Demiryolu, içerisinden geçmektedir, otoban,
içerisinden geçmektedir, aynı zamanda, duble yol, yine içerisinden geçmektedir.
Yatırımcı için çok cazip bir yöredir.
1980-2000 yılları arasında büyük göç almış olup,
Osmaniye'de bu dönemde kamu hizmetleri altyapısı, âdeta, bu göç karşısında
yetersiz kalmış, işsizlik had safhaya ulaşmıştır. Biz, bölge milletvekilleri ve
Sayın Valimiz olmak üzere, bütün yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları
kenetlenmiş, yatırımcıların önündeki bütün engelleri kaldırmak üzere her türlü
desteği vereceğimizi bilmelerini istiyoruz ve tüm yatırımcılarımızı bu güzel
kentimize davet ediyoruz. İlimizde yatırımların hızlanmasıyla birlikte,
Türkiye'nin ve ilimizin en büyük problemi olan işsizlik konusunda rahatlamış
olacağız.
Cumhuriyetimizin 81 inci yılında, Osmaniye İlimiz de,
Ulu Önder Atatürk'ün işaret ettiği çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkma
yolunda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yeni bir vilayeti olarak büyük hamleler
yapacaktır. Yurdumuzun kalkınması ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilelebet
yaşatılması için canlarını veren şehitlerimizi ve merhumları rahmetle, hayatta
olanları şükranla anıyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kastal.
B) Çeşİtlİ İşler
1. - Hint Okyanusundaki deprem sonucunda
Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerinde meydana gelen tsunami felaketinde
hayatlarını kaybedenlerin anısına saygı duruşu
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık
Divanı, İçtüzüğün 53 üncü maddesine göre, Güney ve Güneydoğu Asya ile Hint
Okyanusunda meydana gelen deprem ve tsunami felaketinde hayatlarını kaybedenler
için Genel Kurulda saygı duruşunda bulunulmasına karar vermiştir. Yüce Meclisi
1 dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.
(Saygı duruşunda bulunuldu)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum sayın milletvekilleri.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
2 adet Meclis araştırması önergesi vardır.
Kâtip Üyenin oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Önergeleri okutuyorum:
C) Gensoru,
Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ
1. - Adana Milletvekili N. Gaye Erbatur
ve 24 milletvekilinin, Çukobirlik'in sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/243)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
65 000'e yakın ortağı ile, Balkanlar ve Ortadoğu'nun en
büyük entegre tesislerinden olan Çukobirlik, bölge insanına, sanayiine ve
ekonomisine katkılarıyla Türkiye Cumhuriyetine önemli hizmetlerde bulunmuş bir
kuruluştur. Uzun yıllar boyunca da bu yönüyle öne çıkmıştır.
Sosyal boyutu, sağladığı istihdam ve olanaklar da
gözönünde bulundurulduğunda, Çukobirlik'in Adana yöresi insanı ile pamuk,
yerfıstığı ve yağlı tohum üreticileri için taşıdığı önem açıktır.
Ancak, özellikle 80'li yılları takiben, birliğin içine
girdiği süreç, Çukobirlik'i fazlasıyla yıpratmış, bir tartışma mevzuu haline
getirerek gündeme taşımıştır.
Bugün, kapatılması tartışılan kooperatifin sağladığı
istihdam olanakları düşünüldüğünde, böyle bir sürecin pek çok işçi ailesinin
sancılı bir şekilde ortada, himayesi altına aldığı binlerce üreticiyi ise
kimsesiz ve korumasız bırakacağı bilinmektedir.
Çukobirlik'in yerini dolduracak ve yokluğunun yol
açacağı eksiklikleri kapatacak bir alternatifin de var olmadığı gerçeği
gözönünde bulundurulduğunda, kapatılmasının ne çapta sorunlar ve zorluklar
yaratacağı şimdiden öngörülebilmektedir.
Tüm bu unsurlar gözönünde bulundurulduğunda,
Çukobirlik'i bugüne taşıyan sorunların derinlemesine bir irdelemesinin
yapılması ve olası çözüm yollarının aranması, önemli ve aydınlatıcı olacaktır.
Çukobirlik'in bugün içinde bulunulan noktaya nasıl
geldiğinin araştırılması, sorumlular hakkında gerekli işlemlerin yapılması ve
konunun sosyal boyutunun da gözönünde bulundurularak, çözüm yollarının
belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci, TBMM İçtüzüğünün 104 üncü ve 105
inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif
ederim.
1. Nevin Gaye
Erbatur (Adana)
2. Ufuk Özkan
(Manisa)
3. Feridun
Fikret Baloğlu (Antalya)
4. Gürol Ergin
(Muğla)
5. Kemal Sağ
(Adana)
6. Hüseyin
Ekmekcioğlu (Antalya)
7. Nurettin
Sözen (Sivas)
8. Kemal
Demirel (Bursa)
9. İzzet Çetin
(Kocaeli)
10. Ali Arslan (Muğla)
11. Ali Kemal Deveciler (Balıkesir)
12. Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
13. Ali Cumhur Yaka (Muğla)
14. Mehmet Ziya Yergök (Adana)
15. Abdulaziz Yazar (Hatay)
16. Vahit Çekmez (Mersin)
17. İlyas Sezai Önder (Samsun)
18. Mustafa Özyurt (Bursa)
19. Muharrem Kılıç (Malatya)
20. Sedat Pekel (Balıkesir)
21. Mehmet Vedat Yücesan (Eskişehir)
22. Rasim Çakır (Edirne)
23. Orhan Eraslan (Niğde)
24. Nadir Saraç (Zonguldak)
25. Enis Tütüncü (Tekirdağ)
Gerekçe:
Balkanlar ve Ordadoğu'nun en büyük entegre
tesislerinden Çukobirlik 65 000'e yakın ortağıyla, bugüne değin ulusal
ekonominin önemli bir dişlisi olmuştur.
Türkiye'nin en büyük üretici kooperatifi olan
Çukobirlik, sadece, çalıştırdığı binlerce işçiye istihdam ve iş sağlamakla ve
üreticinin hakkını korumakla kalmamış, aynı zamanda bölgenin sosyoekonomik
yapısına da büyük katkılarda bulunmuştur.
Çukobirlik, ilk kurulduğu yıllarda, üreticiyi, iç ve
dışpiyasa verilerini gözönünde bulundurmaksızın kütlü fiyatlarını kendi
istekleri ve çıkarları doğrultusunda belirleyen tüccarların sömürüsünden kurtarmış,
bununla da yetinmeyerek, söz konusu zihniyeti yıkmıştır. Kuruluşunu takiben,
geçen kısa süre zarfında ortağına prim verir hale gelen kurum, kütlü
fiyatlarında baremi piyasa fiyatlarının altına düşürmemiş ve özellikle
cumhuriyetçi hükümetler döneminde, çiftçinin önemli destekçisi olmuştur.
Ancak, 1980'de, o güne değin kısmen merkezî yönetim
vesayeti altında bulunan Çukobirlik, tamamıyla vesayet altına girmiştir. Bunu
takiben kooperatifçilik zayıflamış, uygulanan ekonomik politikalar ve
destekleme fiyatları Çukobirlik'in yeterli kütlü almasını engellemiştir.
Ayrıca, söz konusu dönemde, birlik çalışanlarının maaşlarında, ücret ve sosyal
haklarında hissedilir gerilemeler yaşanmıştır.
Tüm bu gelişmelere ek olarak, art arda çeşitli
hükümetlerin kuruluşu Çukobirlikte ciddî kadrolaşma hareketlerinin önünü açmış,
genel müdür atamaları da bu doğrultuda gerçekleşmiştir. Genel müdür
atamalarında esas alınan kriterlerin konu hakkındaki bilgi ve deneyim değil de
siyasî ilişki ve çıkarlar olması, kuruma satış politikalarında yapılan ciddî
yanlışlıklar, yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları şeklinde geri yansımıştır. Bu
dönemde Çukobirlik büyük zararlara uğratılmış, biriken telef stokları yok
pahasına elden çıkarılmıştır.
Çukobirlik, kadrolaşma, aşırı istihdam, sürekli
yenilenen genel müdür ve yönetici kadroları sorunları içerisinde, borç batağına
saplanmıştır. Son dönemde, hükümetten de yeterli desteği göremeyen Çukobirlik
tasarruf yoluna gitmiş, bu da yeterli olmayınca işçi çıkarma ve ihale yoluyla
satış yöntemlerine başvurmuştur.
Yok olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen
Çukobirlik'in kapatılması binlerce işçiye istihdam yolunun kapanması, binlerce
ailenin aç kalması, binlerce üreticinin tefeci ve tüccar eline düşüp sahipsiz
kalması anlamına gelecektir. Haklı rekabet ortamı büyük darbe yiyecek, ulusal
ekonominin önemli bir dişlisi kırılacaktır.
Bu noktada, sorulması gereken esas soru, ISO-9002
belgesi ile üretim kalitesi bir defa daha tasdiklenen Çukobirlik'in yaşadığı
sorunların, kurumun özünden, yaptığı işlerden, üretimden mi, yoksa şimdiye
kadar gelip geçen iktidarların sömürüsünden, fesat karıştırılan ihaleler,
usulsüz alım ve satımlardan mı kaynaklandığıdır.
Türkiye'nin en büyük üretici kooperatifi olan
Çukobirlik'in önemini değerlendirirken, olayın sadece ekonomik değil, aynı
zamanda sosyal boyutu da düşünülmeli ve bu doğrultuda, yeniden, söz konusu
meseleyle ilgili politika üretilmelidir.
Çukobirlik'in bölge işçisi ve üreticisi için taşıdığı
önem gözönünde bulundurularak, tesisi bugün bulunduğumuz noktaya getiren süreç,
sebepler, sorunlar, derinlemesine araştırılmalıdır. Konunun taşıdığı
sosyoekonomik önem düşünüldüğünde, en kısa zamanda verimli sonuçlar doğuracak
çözümler bulunması, bölge işçi ve üreticisini rahatlatacak politikalar
geliştirilmesi gerekmektedir.
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Diğer önergeyi okutuyorum:
2. - Muğla Milletvekili Ali Arslan ve 26
milletvekilinin, Muğla'da SİT alanı, tabiat ve kültür varlıkları ile özel çevre
koruma bölgesindeki vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/244)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Muğla, mavi ve yeşilin yanı sıra, kültür ve tabiat
varlıkları bakımından da oldukça zengin bir ilimizdir. Tarih öncesi ve tarihî
devirlere ait bilim, kültür, din, güzel sanatlarla ilgisi bulunan yerüstü,
yeraltı ve sualtı zenginliklerinin yanında, tarih öncesinden günümüze kadar
gelen çeşitli medeniyetlerin kent ve kent kalıntılarına sahip, korunması
gereken illerimiz arasındadır. Bütün bu zenginlikler, atalarımızın, doğanın ve
tarihin bize bıraktığı mirastır. Özellikleri ve güzellikleri bakımından
korunması gereken taşınır ve taşınmaz bu varlıklar, daha çok, Fethiye, Dalyan,
Gökova, Datça, Marmaris, Bodrum ve Köyceğiz yerleşimlerinde yoğunluk
göstermektedir. Muğla'nın yüzde 17'si SİT alanıdır. Türkiye'deki 14 özel çevre
koruma bölgesinin 5'i Muğla'dadır.
SİT, Özel Çevre Koruma Kurulu, Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kurulu ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü alanları içerisinde
yaşayan vatandaşlarımız, yaklaşık onbeş yıldır inşaat yasağının sıkıntısını
yaşamaktadır. İmar yasaklı yerleşim alanları içinde yaşayanlar, kullandıkları
arazileri içinde bir tek çivi çakamamaktadır.
41 köy ve 16 belediye sınırları içerisinde 200 000
dolayındaki insan, adı geçen kurumların yasak ve sınırlayıcı kuralları
içerisinde yaşamaktadır.
12 köyün imar planı yapılmış, ama, uygulanmamaktadır.
Koruma Kurulunca korumaya alınan tarihî değeri olan
yapıların sahipleri, maddî imkânlar olmadığı için, restore edemiyorlar ve sözde
korunan tarihî yapılar göz göre göre yok olmaktadır. Bu konuda vatandaşlara
Kültür ve Turizm Bakanlığınca da destek olunmalıdır.
Koruma kurulunun sınırları içinde kalan yerleşim
alanlarındaki köylümüz, evinin önündeki bahçeye bir kiler bile yapamıyor. Küçük
bir inşaat için aşılması güç bir mevzuat ve bürokrasiyle karşı karşıya kalıyorlar.
Başka bir ilçemizde bir köylümüz, evlenecek çocuğu için
ev yapmayı bırakın, kullandığı evine bir oda bile ekleyememektedir.
Bazı yerleşim alanlarının, Kıyı Kanunu nedeniyle
yerleşiminin genişlemesi ve korunması bir yana, yerleşim alanının tümden
kaldırılması gerekiyor.
Yüzbinlerce yurttaşımız, SİT, Özel Çevre Koruma Kurulu,
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü
arasındaki koordinasyon güçlüğü nedeniyle sorunlarına muhatap bulabilirken
çözüm bulamamaktadır.
1/1 000 ve 1/5 000 imar planının tamamlanmamış olması,
Ortalama parsel büyüklüklerinin yasal mevzuat için
yeterli olmaması,
Özel Çevre Koruma Bölgelerinin içinde kalan
yerleşimlerde çevre düzeni planının yapılmamış olması ve çevre düzeni planı
yapılan yerlerde uygulamanın yapılamaması,
Korumadan önce, sorunu olan yerlerdeki plansız
yerleşim,
Karar verici kurum, kuruluş ve kurulların karar verme
sürelerinin uzaması,
Anıtlar Kurulu planının bitirilememesi,
Olabilecek çözümlerden tip projelerin hazırlanmaması,
Bağ-bahçe düzeni planının yapılmamış olması,
SİT alanlarındaki kesin yapı yasağı olan yerlerin
zilliyetlikle iktisap sorununun hâlâ çözülememesi,
Peyzaj Mimarları Odasının açtığı davayla ilgili
Yargıtay kararı uyarınca SİT alanlarında tarım yapmanın kesinlikle yasak olması
gibi nedenlerle yöre insanı ciddî sıkıntı yaşamaktadır.
Muğla İlimizde SİT, özel çevre koruma bölgesinde,
tabiat ve kültür varlıklarının bulunduğu yerleşim alanlarında yaşayan
vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılıp bir an önce çözüm bulunması için
Anayasanın 98 inci ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması
açılmasını arz ederiz.
1. Ali Arslan
(Muğla)
2. Fahrettin
Üstün (Muğla)
3. Ali Cumhur
Yaka (Muğla)
4. Ufuk Özkan
(Manisa)
5. Gürol Ergin
(Muğla)
6. Feridun
Fikret Baloğlu (Antalya)
7. Kemal Sağ
(Adana)
8. Birgen
Keleş (İstanbul)
9. Enis
Tütüncü (Tekirdağ)
10. Nurettin Sözen (Sivas)
11. Kemal Demirel (Bursa)
12. İzzet Çetin (Kocaeli)
13. Ali Kemal Deveciler (Balıkesir)
14. Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
15. Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
16. Mehmet Ziya Yergök (Adana)
17. Abdulaziz Yazar (Hatay)
18. Vahit Çekmez (Mersin)
19. İlyas Sezai Önder (Samsun)
20. Mehmet Işık (Giresun)
21. Mustafa Özyurt (Bursa)
22. Muharrem Kılıç (Malatya)
23. Sedat Pekel (Balıkesir)
24. Mehmet Vedat Yücesan (Eskişehir)
25. Rasim Çakır (Edirne)
26. Nadir Saraç (Zonguldak)
27. Orhan Eraslan (Niğde)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutuyorum:
IV. -
ÖNERİLER
A) SİyasÎ Partİ
Grubu Önerİlerİ
1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 5.1.2005 Çarşamba günü (bugün) yapılan
toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Faruk Çelik
Bursa
AK Parti Grup Başkanvekili
Öneri:
5.1.2005 Çarşamba günkü (bugün) birleşimde sözlü
soruların görüşülmemesi; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 106 ncı sırasında yer alan 686
sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 115 inci sırasında yer
alan 721 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 5 inci sırasına, gelen
kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 730 sıra sayılı kanun
tasarısının 48 saat geçmeden gündemin 4 üncü sırasına alınmaları; bu
birleşimde, Genel Kurulun 15.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını
sürdürmesi; 6.1.2005 Perşembe günkü birleşimde ise, 6 ncı sıraya kadar olan
tasarı ve tekliflerin görüşülmesinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması
önerilmiştir.
BAŞKAN - Söz talebi?..
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Koç, lehinde mi aleyhinde mi?
HALUK KOÇ (Samsun) - Aleyhinde.
BAŞKAN - Önerinin aleyhinde, Sayın Koç; buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Uzun zamandır, Danışma Kurulunda çıkan anlaşmazlıklar
üzerine getirilen grup önerileri üzerinde konuşmamıştık. Bugün, İktidar
Partimiz tarafından getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin çalışma
takvimini ve mesaisini düzenleyen öneri aleyhinde konuşmak üzere söz aldım.
Bugün, biliyorsunuz, yoğun bir bütçe görüşme maratonu
sonrasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni yılın çalışma düzenine girdi.
Şimdi, şu eksikliği sizlerle paylaşmak istiyorum: Türkiye'nin gündemini
yakından ilgilendirecek olan, Türkiye'deki sosyal yapıyı derinden etkileyecek
olan çok çeşitli kanun tasarıları Türkiye Büyük Millet Meclisine gelecek.
Şimdi, burada, hiçbirimizin, hele İktidar Partisinin -deyimi mazur görün-
yangından mal kaçırmak gibi, aceleyle kanun görüşmek gibi ya da o günün
sabahında ya da bir gün evvelinde, gece vakti, yarın bunu görüşeceğiz ya da bir
Danışma Kurulu önerisiyle, bugün, hemen şunu görüşmek istiyoruz tarzında ortaya
çıkmasının sıkıntıları üzerinde duracağım. Değerli grup başkanvekili arkadaşım,
benden sonra söz aldığında, şunu söyleyebilir: Bu, zaten Türkiye Büyük Millet
Meclisi gündeminde yer alıyordu; dolayısıyla, sizin, buna hazır olmanız
gerekir; doğrudur, bununla ilgili hazırlıklarımız var. Bununla ilgili
hazırlıklarımız var; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yasama
görevi yapan milletvekillerinin, bir de, toplumun değişik noktalarında zaman
zaman bulunma görevleri de var; yani, bu takvim, uygar bir çalışma düzeni
içerisinde bize sunulursa, bu konuda hazırlığı olan arkadaşlarımızın, ilgili
maddelerde, çeşitli noktadaki eleştirilerini, katkılarını, belki desteklerini,
karşı çıkışlarını burada sergilemelerinin imkânı sağlanmış olabilir diye
düşünüyorum. Bunu yapmazsak, efendim, biz, bunu bugün getireceğiz, hemen bugün
görüşeceğiz, bunun böyle olması lazım, sizde de kim varsa, o, çıkar konuşur...
Bunun, bu şekilde olmaması lazım.
Bakın, değerli arkadaşlarım, şu sıkıntıyı paylaşmak
istiyorum ve bunu, bütün açıkyürekliliğimle paylaşmak istiyorum; yani, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde öyle bir yasama dönemi yaşıyoruz ki, hükümet tarafından
ya da Sayın Başbakanın "bürokratik oligarşi" diye tarif ettiği, benim
ise, biraz daha vurgulayıcı bir deyimle tarif ettiğim, kendini şu an devlet
zanneden bir avuç danışmanın hazırladığı bazı yasa tasarılarının, virgülü
değişmeden, noktası değişmeden, delinmeden hiçbir yeri, bu Meclisten çıkacak
talimatıyla bu Meclise getirilmesi ve İktidar Partisinin birçok yetkin
milletvekili arkadaşımın, hiçbir görüşünün ne komisyonda -muhalefeti bırakın,
sizden bahsediyorum- ne Genel Kurulda dile getirilmemesi, bu talimat üzerine
hiçbir katkı yapamayışının sıkıntısını herhalde sizler de yaşıyorsunuz.
Şimdi, böyle bir yasama cenderesine sokulmuş Türkiye
Büyük Millet Meclisi, bir yasama çıkmazına sokulmuş Türkiye Büyük Millet
Meclisi, değişik noktalarda hukuksal aykırılıklar; yani, Anayasa Mahkemesini,
neredeyse, eski Senato konumuna getiren bir yasama süreci karnesi... İki yıl
içerisinde, bu ikibuçuğuncu yıldayız; bu süreç bu şekilde devam edecek olursa,
açık söylüyorum, yaptığım göreve karşı benim saygı katsayımda biraz azalma
oluyor; bunu, bir milletvekili sıfatı "millet vekili" sıfatı olan bir
arkadaşınız olarak açıkyüreklilikle söylüyorum.
Muhalefet, eleştirisini yapacaktır, gerekirse İçtüzüğün
kendisine tanıdığı imkânlar çerçevesinde engellemesini de yapacaktır; bunlar
parlamenter gelenekler içerisinde açık yollardır; ama, İktidar Partisi
milletvekillerinin... Bakın bu getirilen yasa tasarısı görüşülmeye başladıktan
sonra hem tümünde hem değişik maddelerinde Cumhuriyet Halk Partisi sözcüleri
hukuksal açmazları dile getirecekler, ne olur bunlara kulak asın, ne olur
bunları değerlendirin. Daha sonrasında alelacele çıkarmak zorundayız bu yasa
tasarısını dediğiniz olay öyle bir sürece dönüşüyor ki, sonrasında çıkarılan
bir yürütmeyi durdurma kararıyla, geriye dönük işlemeyeceği için, ortaya bir
kaotik yasal boşluk çıkıyor; yani, Anayasa Mahkemesinin yürütmeyi durdurma
kararları, daha sonrasında idarî mahkeme tarafından bazı hak kayıpları
düzeltilse de, ortada bir boşluk bırakıyor.
Şimdi, bunların hepsini çok dengeli bir şekilde hesap
edecek, bu yönde hukuksal uyarılarda bulunacak, bu yanlışların, bizim, yanlış
diye ifade ettiklerimizin -eğer sizler tarafından da o yanlışlık kabul
edilirse- düzeltilmesine imkân tanıyacak girişimleri lütfen yapın, değerli
arkadaşlarım lütfen yapın.
Bakın, bu getirilen kanun tasarısında Anayasaya çok net
aykırılıklar var. Sayın Bakan burada, ikidebir çıkıp Cumhuriyet Halk Partisi
Programında da bunlar böyle... Bunların böyle olmadığı anlatılacak burada;
yani, olayın antitezi, yürürlük, yürütme maddelerinde verilecek, bunlar
söylenecek. Benim ifade etmek istediğim nokta, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
yasama faaliyetlerinin olması gerektiği gibi işlemesine hep birlikte katkı
yapmamız ihtiyacıdır. Ben, bunu paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir haftalık çalışma takvimi
verilebilir; o konuda yetkin olan milletvekilleri, hazırlıklı olan
milletvekilleri, bu takvime göre o haftalık mesai içerisinde görüşülmesi
gereken -kendileriyle ilgili- kanun tasarılarına hazırlanırlar, irdelerler,
değerlendirirler, katkılarını sunarlar, eleştirilerini sunarlar ve sonuçta daha
sağlıklı bir yasama süreci yaşamış oluruz.
Bir başka boyutuna değineceğim; ben, bu kadar aceleyle
getirilmesinin altındaki bu acullüğü, bu aceleciliği, siyaset yönüyle de
değerlendirmek istiyorum. Bakın, bu yasa tasarısı, demokratik kitle örgütleri
tarafından çok şiddetli bir şekilde eleştiriliyor. Bu demokratik kitle
örgütlerinin içerisinde sadece emek platformu yok, sadece emek kesimi yok;
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonunun çok detaylı raporları var. Her
şeyden önce, kendi içinizde bir bütünlük yok; Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanının ve bürokratlarının hazırladığı çok geniş bir karşı çıkış gerekçesi
var, Anayasaya aykırılık gerekçesi var. Bütün bunlar ortadayken, alelacele
getirmenin altında yatan şu: Efendim, demokratik eylemler yapılmadan biz bunu
çıkaralım. Bunu engelleyemezsiniz toplumda.
Ben, bir konuda daha tespit yapmak istiyorum. Değerli
arkadaşlarım, bu konuda direnç gösterecek, bu konuda demokratik haklarını
kullanacak, gösteri yapacak ya da tepkilerini ortaya koyacak, birçoğu kamu
görevlisi ve kamu sendikalarına bağlı insanların, bu gösterilerden dolayı
-bakın yasal platformda diyorum, yasal çerçeve içinde diyorum- yaptıkları
demokratik eylemlerden, daha sonrasında, bu arkadaşlarımıza karşı -daha
öncesinde yaşandığı gibi, bir baskıcı yöntemle; herhalde bunun tutanağı Sayın
İçişlere Bakanımıza veya ilgili bakanlıklara gider- lütfen, siz de aynı
demokratik hoşgörüde olun. Yoksa, demokrasiyi, sadece nutuklarla, sadece iyi
söylemlerle yaşama geçirmek mümkün değildir. Herkes kendi cephesinden
demokrasinin kurallarına, demokratik geleneklere, kurallar içerisinde olmak
kaydıyla, herkes uyum sağlamak zorundadır.
Değerli arkadaşlarım, soru şu: Bu kadar aceleciliğin
altında, acaba, demokratik kitle örgütlerinin, bu kanun tasarısı Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kuruluna geldiğinde gösterecekleri tepkiden çekiniyor
musunuz sorusu yatıyor. Böyle olmaması gerektiğini ifade ediyorum; çünkü, çok
tartışılacak olan bir yasa tasarısı, çok belge olan bir yasa tasarısı, çok
aykırılıklar olan bir yasa tasarısıdır bu. Bunları komisyonda dinletemedik.
Biliyorsunuz, bir meşhur maddemiz vardı, bunun ilk komisyon aşamasında biraz
sert tepki gösterince, daha sonra iktidar milletvekili arkadaşlarımız kendi
aralarında yaşadıkları tartışma sonucunda onu çektiler. "Bu devir
işleminden doğacak ihtilafları gidermeye Başbakan yetkilidir..." Değerli
arkadaşlarım, bir hukuk devletinde yaşadığımızı zaman zaman unutuyoruz.
Başkan, bitiyor, hemen toparlıyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
İşte, demin söylediğim nokta, yasal bir çerçeve
içerisinde hazırlanan bir tasarıda, eğer, bazı ihtilaflar doğarsa, hukuk
devletinde bunu gidermenin yolu hukuk yoludur, hukuk devletinin yollarıdır.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanı -işte, demin
söylediğim gibi- kuşatan bir avuç uzmana, danışmana, lütfen, dikkat edin. Bu,
Türkiye'nin şanssızlığıdır; bu, belki iktidar partisinin de şanssızlığıdır.
Lütfen, bu uyarılarımı dikkate alın. Bu konuda niye
karşı çıktığımızı ifade ettim.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Lehinde söz isteyen Sayın Faruk Çelik;
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
FARUK ÇELİK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Grup önerimizin lehinde söz almış bulunuyorum.
Sayın Koç "yangından mal mı kaçırıyorsunuz"
ifadesiyle söze başladılar.
Bildiğiniz gibi, AK Parti İktidarı olarak çok önemli
reformların altına imza atarak yolumuza devam ediyoruz. Yargı sahasında yapılan
reformları, Yüce Parlamentonun üyeleri olarak, sizler, bizler takip ettik,
izledik; kamuoyu da bunları çok dikkatle izliyor ve izlemeye devam edecek.
Yerel yönetimlerle ilgili önemli reformlar gerçekleştirildi. Şimdi de seçim
bildirgemizde olan, milletle seçim atmosferinde paylaştığımız, taahhüt
ettiğimiz konulardan biri olan sağlık sistemindeki reformları gerçekleştirmek
için huzurlarınıza çeşitli düzenlemeler geliyor; bundan sonra da gelecek.
Yalnız, sağlık birimlerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesi, bu reformların bir
adımıdır, bir ayağıdır; bu çerçeveden bakmamız gerekiyor.
Şimdi, biz, yangından mal mı kaçırıyoruz, yangını mı
söndürmeye çalışıyoruz, bunu bir görmemiz gerekiyor. Bu tasarı, 28 Ekim
2004'te, Türkiye Büyük Millet Meclisine hükümetimiz tarafından sevk edilmiş.
Yine, 5 Kasım 2004'te, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından
komisyona gönderilmiş. Komisyonlarda uzunca tartışmalardan sonra, 26 Kasım
2004'te, tasarı, basılıp milletvekillerine dağıtılmıştır; yani, takriben
birbuçuk ay önce bu tasarı üzerinde yoğun tartışmalar yapılmış ve bu yoğun
tartışmaların neticesinde de, tasarı gündemdeki yerini almıştır.
Gündeme hangi tasarıların alınacağı konusuna gelince,
bugüne kadar, muhalefet partimizle, bu konularda hep diyalog halinde olduk.
Hangi tasarıların gündeme alınacağı konusunda haftalık programlar da yaptık;
ama, şöyle bir bağlayıcı hükmü, ben, doğru bulmayacağınız kanaatindeyim.
Mecliste, Genel Kurulda hangi konular görüşülecekse, bu konuların tümünü, bir
ay önce, bir hafta önce belirleyelim gibi bir katı kuralın, kesin kuralını
doğru olmayacağı kanaatini paylaşacağınıza inanıyorum.
Değerli milletvekilleri, demokratik kitle örgütlerinin
tepkilerinden mi korkuyorsunuz da böyle getiriyorsunuz!.. Demokratik kitle
örgütleri, bu tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edildiğinden bugüne
kadar, her platformda bu konuları tartışmışlardır; tasarının hazırlanmasından
komisyonlarda görüşülmesine ve Genel Kurul safhasına kadar, bu konular, enine
boyuna konuşulmuş konulardır. Kaldı ki, hepimiz, milletvekilleri olarak,
elimizi vicdanımıza koyalım, sağlık sistemimize bir bakalım. Sağlık sisteminin,
Anayasamızın amir hükümleri doğrultusunda mı hizmet gördüğü, yoksa,
vatandaşlara, çileden, mihnetten, sıkıntıdan başka bir şey üretmediğini mi; bu
kanaate nasıl vardığımızı, elimizi vicdanımıza koyarak bir değerlendirelim, bir
düşünelim. Görülecektir ki, sağlık sistemimizde, gerçekten bir yozlaşma ve
ciddî engeller, ciddî sıkıntılar... En kestirme yoldan, en etkili bir şekilde
sağlık hizmetinin sunulmadığını da hepimiz biliyoruz. Bu reform ihtiyaçları da
buradan doğmuştur.
Bir diğer konuyu da ben anlamakta zorlanıyorum: Siyasî
partilerin, seçimlere girerken, böyle bildirgeleri var. İşte, bu bildirge de,
Cumhuriyet Halk Partisi bildirgesi. Ben, komisyonda da biraz takip etmeye
çalıştım; Cumhuriyet Halk Partisi seçim bildirgesi denildiği an, CHP'ye mensup
bütün arkadaşlarımız, âdeta yerlerinden fırlar gibi ayağa kalkıyorlar. Nedir,
buradaki hazmedilemeyen konu, ben anlamıyorum. Siz, bu bildirgeyi kamuoyuyla
paylaştınız, vatandaşlarla paylaştınız ve neticede de, milletimiz, sizi bu
oranda Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdi. Bunu, ya dağıtmayacaksınız...
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Sayın Çelik, doğru
söylemiyorsunuz.
FARUK ÇELİK (Devamla) - Eğer, bu bildirgede olan...
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Onu okur musunuz, Cumhuriyet Halk
Partisinin ne dediğini...
FARUK ÇELİK (Devamla) - Okuyacağım... Bakın, burada var.
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Okuyun...
BAŞKAN - Sayın Milletvekili...
FARUK ÇELİK (Devamla) - Bakınız, bu bilgi...
ENVER ÖKTEM (İzmir) - İşçinin malını gasbedeceğiz
demiyoruz. Siz gasbediyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Öktem... Lütfen, Sayın Öktem...
FARUK ÇELİK (Devamla) - Bakınız...
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Doğru söylemiyorsun!..
BAŞKAN - Sayın Öktem, lütfen...
FARUK ÇELİK (Devamla) - Bu bildirgede olan...
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Doğrusunu oku.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Tam oku, tam oku.
FARUK ÇELİK (Devamla) - Bakın, ben doğrusunu okuyorum.
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Oku.
FARUK ÇELİK (Devamla) - Sizin bildirge... "Sosyal
sigortalar hastanelerini, sosyal sigorta sisteminden ayıracağız..."
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Devam edin... Yaşlılık sistemi
ile sağlık sistemini birbirinden ayıracağız.
FARUK ÇELİK (Devamla) - Devam ediyorum, bakın:
"İşçilerin SSK hastaneleri üzerindeki hakları saklı tutulmak
kaydıyla..."
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Orada dur... Orada dur işte...
FARUK ÇELİK (Devamla) - Neden duralım?!
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Aramızdaki fark bu işte!..
BAŞKAN - Sayın Öktem, lütfen...
FARUK ÇELİK (Devamla) - Bir dakika, müsaade edin.
"SSK'nın sağlık hizmetlerini Sağlık Bakanlığının
koordinasyonuna devredeceğiz" diyorsunuz. (AK Parti sıralarından alkışlar;
CHP sıralarından gürültüler)
Bununla da kalmıyorsunuz, devam ediyorsunuz:
"Sağlık Bakanlığını, sağlık hizmetlerinden sorumlu koordinatör kuruma
dönüştüreceğiz" diyorsunuz.
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Sayın Çelik, siz, okuduğunuzu
anlamıyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...
FARUK ÇELİK (Devamla) - Siz diyorsanız ki...
BAŞKAN - Sayın Çelik...
FARUK ÇELİK (Devamla) - Siz diyorsanız ki, bu sağlık
sistemini Cumhuriyet Halk Partisinin, motamo, istediği gibi yapalım; unutmayın
ki, burası AK Parti... (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından
gürültüler) Burası, AK Parti; milletin de çok yüksek oranda teveccüh gösterdiği
ve iktidara taşıdığı bir siyasî hareket.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - O zaman, o bildirgeyi ağzına
alma.
FARUK ÇELİK (Devamla) - Ama, benim anlamadığım, bizim
anlamadığımız olay şudur: 2/B olayını yaşadık. 2/B olayında aynı şeyleri
söylediniz. 2/B'yle ilgili, yine, seçim bildirgenizde diyorsunuz ki: "2/B
sorununu çözeceğiz." Çözelim dedik; o zaman da yine aykırı şeyler
söylediniz. Kamu reformuyla ilgili çok önemli şeyler burada ifade etmişsiniz.
Bu çerçevede, bizim programımıza uygun, kamu reformundaki attığımız adımlarda,
maalesef, yine, burada muhalefet ediyorsunuz. Doğrusu, bu ikileminizi, bu
çelişkilerinizi anlamakta, tarif etmekte kamuoyu da zorlanıyor.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Arif olmak lazım anlamak için.
FARUK ÇELİK (Devamla) - Bakınız, bizi vazgeçin; AK
Partinin bunu anlayıp anlamaması önemli değil; ama, kamuoyuna kendinizi izah
ederken çok ciddî sıkıntılarla karşı karşıya kalıyorsunuz, siyasî ikbal ve istikbal
açısından ciddî zorluklarla karşı karşıya kalırsınız tavsiyesinde bulunuyorum.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Siz kendinize bakın!
FARUK ÇELİK (Devamla) - Şimdi, ayrıca, Sayın Koç, az
önce, doğrusu, hepimizin şaşırdığı bazı ifadelerde bulundu.
Sayın Koç, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti;
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Türkiye Cumhuriyetinin, yetmiş milyonun
Başbakanı. Burada, yasa tasarılarının buraya gönderilişiyle ilgili yaptığınız
tanımlama, aşiret mantığını öne çıkaran bir tanımlamadır ki, bu konu, belki de,
söylenmesi değil, hiç düşünülmemesi gereken bir ifade tarzıdır diyorum;
reddettiğimizi burada ifade ediyorum ve yakışık da almamıştır Sayın Koç, bu
ifadeleriniz.
Değerli milletvekilleri, biz, bugün ve perşembe günü,
Genel Kurul çalışmalarıyla ilgili olarak, sağlık birimlerinin Sağlık
Bakanlığına devriyle ilgili tasarı, Pakistan İslam Cumhuriyeti ile ülkemiz
arasındaki bir uluslararası sözleşme tasarısı ve Afyon İlinin adının
Afyonkarahisar olarak değiştirilmesiyle ilgili bir teklifi huzurlarınıza
getiriyoruz.
Teklifimizin lehinde oy kullanacağınızı umuyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) - Sayın Başkan, öneri
hakkında aleyhte konuşmak istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Güney.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Burada İktidar Partimizin getirmiş olduğu grup önerisi
hakkında konuşmak istiyorum. Evvela, biraz önce konuşan değerli grup
başkanvekili arkadaşlarımız, konunun, yani, önerinin üzerinde değil,
programları üzerinde ve bugün, bundan sonra görüşülecek olan kanun üzerinde
fikirlerini burada ifade ettiler. Kanımca, bunun ifade edileceği yer ve zaman,
kanun görüşüleceği zamandır; o zaman bunlar konuşulurdu. Bizim burada
konuşacağımız şey, bu öneridir.
Şimdi, bu öneride ne deniliyor. Öneride deniliyor ki:
Biz, bugün, daha önce filan sıradaki, yani, 686 sıra sayılı kanun tasarısını 3
üncü sıraya alıp görüşelim. Bu, olabilir; doğrudur. Buna benim bir itirazım
yok; ama, şunu ifade edeyim değerli arkadaşlarım; Yüce Meclisin iki önemli
görevi vardır; bunlardan bir tanesi denetim, biri de yasamadır. Yasama, yani,
kanunların çıkması. Bu kanunlar da ya tasarı ya teklif halinde gelir. Bunlar
tasarı; doğru; ama, Yüce Meclisteki milletvekillerinin görüşülecek kanunları
okuması, bunları anlaması ve bunlara katkıda bulunabilmesi için de Mecliste
gelip konuşması lazım, konuşabilmesi lazım.
Şimdi, bakıyoruz, araya bir şey ilave edilmiş: "730
sıra sayılı kanun tasarısını 48 saat geçmeden görüşelim." Belki -sizlerin
grubu var- siz gruplarınızda bunu tartışıyorsunuz, ne olduğunu biliyorsunuz.
Bilmiyorum biliyor musunuz. Ben bilmiyorum. Benim gibi bağımsız arkadaşlarım
var; biz bunları burada öğreniyoruz. Bu, 48 saati İçtüzüğümüz, kanunlar niye
koymuş; bu, çok açık; okuyalım, hazırlık yapalım, buraya gelelim, katkıda
bulunalım. Hatta -Yüce Meclis çok iyi biliyor, hepiniz çok iyi biliyorsunuz-
zaman zaman önergeler vermişizdir, önergelerimiz kabul görmüştür; biz de bu
arada bir katkıda bulunmuş oluyoruz; kendi kendimize biz bunu yapıyoruz.
Ben, şimdi, İktidar Partisi grup başkanvekili
arkadaşlarımdan rica ediyorum: Biz, bu görevleri yıllarca yaptık ve biz de
zaman zaman Meclisin gündemi üzerinde değişiklikler yapmaya çalıştık; ama,
burada yaptığımız oynamalar, inanın, böyle sık olmamıştır. Çok önemli, zaruret
halinde, bir tasarı 48 saat geçmeden görüşülebilir; ama, bunu sık sık önümüze
getirirseniz, o zaman burada sağlıklı kanun çıkmaz. Sayın Koç'un dediği gibi,
çıkardığımız kanunlar bir yerlere takılır, gerisin geriye gelir.
Bizim istediğimiz şudur: Biz daha önceden bunları
bilelim. Bu, bizim tabiî hakkımızdır; ama, son dakikada, bekleme süresini dahi
doldurmadan, bu süreyi kullanmadan buraya bir tasarı getirmenizi uygun
bulmuyorum, bu usulden vazgeçelim diyorum.
Değerli arkadaşlarım, burada, bu görüşülecek tasarılar
hakkında sırası geldiği zaman, fırsat buldukça biz de konuşmak istiyoruz.
Sağlık hizmetlerinin tek elde birleştirilmesi, kanaatimce, doğrudur; ama, bunun
yöntemi, bana göre, gerek Anamuhalefet Partisiyle ve gerekse sivil toplum
örgütleriyle daha iyi bir diyaloğa girilerek birlikte çözülmesiydi. Bunu, böyle
önemli bir kanunu zıtlaşmayla çıkardığınız zaman, inanın, bu kanundan hayır da
gelmez.
Bu bakımdan, ben, arkadaşlarımdan rica ediyorum;
Meclisin gündemini sık sık değiştiren ve bizi gündemi takip etmede zorlamaya
yönelen bu davranışlarından vazgeçsinler diyorum, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (Bağımsızlar ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güney.
Başka söz talebi?.. Yok.
Öneriyi yeniden okutuyorum:
Öneri:
5.1.2005 Çarşamba günkü (bugün) birleşimde sözlü
soruların görüşülmemesi; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 106 ncı sırasında yer alan 686
sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 115 inci sırasında yer
alan 721 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 5 inci sırasına, gelen
kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 730 sıra sayılı kanun
tasarısının 48 saat geçmeden gündemin 4 üncü sırasına alınmaları; bu
birleşimde, Genel Kurulun 15.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını
sürdürmesi; 6.1.2005 Perşembe günkü birleşimde ise, 6 ncı sıraya kadar olan
tasarı ve tekliflerin görüşülmesinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması
önerilmiştir.
HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını
istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Arayacağım Sayın Koç.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum; karar yetersayısını arayacağım:
Kabul edenler...
AHMET YENİ (Samsun) - Var, var... Fazlasıyla var...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Ne oylanıyor söyle bakayım; ne
oylanıyor?!
BAŞKAN - Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır;
öneri kabul edilmiştir.
Alınan karar gereğince, sözlü soruları görüşmüyor ve
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmına geçiyoruz.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1. - Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî
Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu
İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili
komisyon raporu henüz gelmediğinden teklifin müzakerelerini erteliyoruz.
Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısı ile
Tarım, Orman ve Köyişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabiî Kaynaklar, Bilgi
ve Teknoloji Komisyonları raporlarının müzakerelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
2. - Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk
Kanunu Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji,
Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonları Raporları (1/821) (S. Sayısı:
701)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık
Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının
müzakerelerine başlıyoruz.
3. - Bazı Kamu
Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına
Devredilmesine Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/918) (S. Sayısı: 686) (x)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 686 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Deniz Baykal; buyurun. (CHP
sıralarından ayakta alkışlar)
CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin
Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının Türkiye Büyük Millet
Meclisinde görüşülmesi vesilesiyle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum; hepinizi, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Bu önemli kanun tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisindeki görüşmelerinin, şu ana
kadar ele alınış biçiminden başlayarak bir değerlendirmesini yapmak istiyorum.
Önce, bu kanun tasarısının, toplumsal yaşamımızda,
sağlık politikamızda, sağlık sektöründe görev yapan insanlar arasında, sağlık
hizmeti talep eden vatandaşlarımız açısından olağanüstü büyük önem taşıyan bir
tasarı olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Böylesine önemli bir tasarının, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde, hızla, alelacele, milletvekillerine gerekli inceleme, değerlendirme
fırsatı tanınmadan, 48 saatlik inceleme zamanı bile tanınmadan, bir olupbittiye
getirilerek, aniden Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşınmış olması,
gerçekten, böylesine önemli bir konunun toplumumuzda bütün yönleriyle ele
alınıp tartışılmasına fırsat vermeden bu konunun geçiştirilmek istenmesi, başlangıçtaki
temel yanlışı ortaya koyuyor.
Gönül isterdi ki, böyle bir konu, toplumun çeşitli
kesimlerinin ciddî katkısıyla, işbirliğiyle, paylaşmasıyla şekillendirilsin ve
yine, demokratik, katılımcı, özgür, kurallara saygılı bir anlayış içinde Meclis
müzakereleri sağlanabilsin. Maalesef, bu konuda bir telaşın, bir kapkaç
yaklaşımının, meseleyi tartıştırmadan sonuca götürme arayışının egemen olduğunu
görüyorum, bundan üzüntü duyuyorum. Sayın Ülkü Güney'in biraz önce dile
getirdiği düşünceler de bu doğrultudadır, kendisine katılıyorum.
Gerçekten, bu konu, daha derli toplu bir şekilde ele
alınıp tartışılabilmeliydi; çünkü, konu, sağlık sorunuyla ilgili. Sağlık
sorunu, ülkemizin en önemli üç sorunundan birisi ve bu sorunun ele alınıp
konuşulması, bu konuda atılan her adımın doğru bir sağlık politikası içinde yer
tutmasının sağlanabilmesi büyük önem taşıyor.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de çok ciddî, çok temel
sağlık sorunları var. Maalesef, bugün ülkemizde birbirinden farklı statüde yer
alan, değişik sağlık hizmeti alma konumunda olan, ayrışmış toplumsal kesimler
var. Hepimiz aynı sağlık hizmetini, vatandaş olarak, devletin sunduğu, kamunun
kaynaklarıyla sunulan sağlık hizmetini aynı şekilde almak imkânına sahip
değiliz. İmtiyazlı ve sınıflı bir sağlık politikası, maalesef, Türkiye'de
yürürlüktedir.
Bizim saptamalarımıza göre, Türkiye'de sağlık hizmeti
sunma açısından 7 sınıf vatandaş vardır. Kamudan, devletten sağlık hizmeti alma
şansı bakımından 7 sınıf yurttaş vardır. 1 inci sınıf yurttaşlar
milletvekilleridir. En güvenceli, en yüksek düzeyde, en geniş kapsamlı sağlık
hizmetini milletvekilleri almaktadır; 2 nci sınıf yurttaşlar, çalışan
memurlardır; 3 üncü sınıf yurttaşlar, Emekli Sandığı emeklileridir; 4 üncü
sınıf yurttaşlar, SSK'lı yurttaşlardır; 5 inci sınıf yurttaşlar,
Bağ-Kurlulardır; 6 ncı sınıf yurttaşlar, yeşilkartlılardır; 7 nci sınıf
yurttaşlar da, hiçbir sosyal güvenceye sahip olmayan, yani, Allah'a emanet
edilmiş olan vatandaşlarımızdır.
(x) 686 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Önce, bir defa, sağlık politikası, bir sağlık reformu
anlayışı içerisinde bu konuya yaklaşılıyorsa, bu ayrışmayı ortadan kaldırmaya
yönelik bir çerçeve ortaya konulmalıdır. Böyle, palyatif, oradan şunu alayım,
buradan bunu alayım yaklaşımıyla ele alınacak konular, Türkiye'de kapsamlı bir
sağlık reformuna katkı vermezler.
Bakınız, aynı zamanda, şu tespitleri de yapmak
durumundayım: Türkiye'de, maalesef, sağlık hizmetleri bakımından, sadece statü
açısından değil, imkân açısından da çok büyük farklılıklar vardır. Bugün,
Türkiye, Hakkâri'ye, Şırnak'a, Kahramanmaraş'a, Kars'a, Iğdır'a uzman hekim
gönderemez haldedir ve SSK hastanelerine elkoydum diyerek bu konuya yaklaşmak,
Türkiye'nin bu pek çok kentinde uzman hekim barındıramayan bir ülke tablosu
karşısında irdelenmelidir, sorgulanmalıdır.
Bugün, Türkiye'de, 11 837 sağlıkevinin yaklaşık 6
000'inde ebe yoktur; ebe olarak tayin edilememiş binlerce ebe, açıkta tayin
beklemektedir; bu, başlangıçta çözülememiştir. Bu 11 837 sağlıkocağının,
maalesef, 6 000'inde ebe yok; pek çoğunda düzenli bir doktor bulunmasını da
sağlayamıyoruz. Hastanede adam gibi tedavi olabilmek için önce muayenehaneden
geçme mecburiyeti, Türkiye'nin bir acı gerçeği olmaya devam ediyor. Bu düzen
değişmemiştir, aynen işleme durumundadır. Sağlık Bakanlığı kurumlarında tedavi
görmek isteyen hastalar, önce muayenehaneye uğrama zorunluluğunu sürdürmeye
devam ediyorlar. Yani, SSK hastanelerini Sağlık Bakanlığına bağladığınız zaman,
Sağlık Bakanlığına zaten bağlı olan hastanelerde çekilen ıstırapların, yanlış
uygulamaların ortadan kalkabileceğini umut etmek kadar yanlış bir şey yoktur.
Maalesef, SSK hastanelerini devrettiğimiz zaman da, bizim vatandaşlarımız
"bıçak parası" diye bilinen bu haraçtan kurtulamayacaklardır.
Bugün, hasta yataklarının yüzde 39'u, hekimlerin yüzde
47'si 3 büyük şehirdedir. Türkiye'nin 81 ili vardır; 3 büyük şehirde,
Türkiye'nin sağlık birikimi temerküz etmiş, toplanmış bir manzara
sergilemektedir.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, böyle bir manzarada bir
düzenleme getiriliyor. İddialı bir düzenleme; sağlık sorunlarının çözümüne
katkı verecekmiş! Ne yapmak istiyorsunuz bununla; SSK'yı Sağlık Bakanlığına
bağlamak istiyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bu, SSK nedir allahaşkına?! Yani,
gelenin vurduğu, geçenin vurduğu, hakkı yenilen bu SSK'ya daha objektif bir
gözle bakmanın bir vicdanî sorumluluk olduğu kanısındayım. Düşünün ki, Türkiye
nüfusunun yarısına bugün Sosyal Sigortalar Kurumu hizmet vermektedir. Türkiye
nüfusunun yarısı SSK'dan yararlanıyor. SSK bu hizmeti nasıl veriyor; SSK bu
hizmeti -yani Türkiye nüfusunun yarısına sağlık hizmetini- Sağlık Bakanlığında
hizmet veren hekim sayısının beşte 1'iyle vermektedir. Bugün, Sağlık
Bakanlığındaki hekim sayısı SSK'da görev yapmakta olan hekim sayısının tam 5
katıdır; ama, Türkiye'de, vatandaşa gerçek hizmeti veren kurum SSK'dır. Sağlık
Bakanlığındaki doktor, hemşire, sağlık personeli sayısının beşte 1'iyle Sosyal
Sigortalar Kurumu Türkiye nüfusunun yarısına hizmet vermektedir. Sağlık
Bakanlığının yataklı kurum sayısının yedide 1'iyle -1998 rakamlarıyla- Sosyal
Sigortalar Kurumu, daha kısıtlı sayıda sağlık kurumuyla, Sağlık Bakanlığıyla
mukayese edilemeyecek kadar geniş kapsamda vatandaş kitlesine hizmet verme
çabası içindedir. Yaptığı harcamalara baktığınız zaman ortaya çıkan tablo da
şudur: 1998 rakamlarıyla, Bağ-Kurun kişi başına yaptığı harcamanın üçte 1'iyle,
Emekli Sandığının yaptığı harcamanın sekizde 1'iyle, Sosyal Sigortalar Kurumu,
sağlık hizmeti vermektedir. Hasta başına SSK'nın harcadığı para, Bağ-Kurun üçte
1'i; hasta başına SSK'nın harcadığı para, Emekli Sandığının sekizde 1'idir ve
Türkiye nüfusunun yarısına hizmet vermektedir, Sağlık Bakanlığındaki sağlık
personeli sayısının beşte 1'iyle bu hizmeti vermektedir. Şimdi, buna
elkoyuyoruz, Sağlık Bakanlığına bağlayacağız.
Değerli arkadaşlarım, yine, SSK'nın daha iyi
anlaşılması için dikkatinize bir rakamı daha sunmak istiyorum: Kişi başına
düşen ilaç tüketimi Türkiye ortalamasında 54 dolardır. Her hastamız, kişi
başına, ortalama 54 dolarlık bir ilaç harcaması yapıyor; SSK'da bu harcama,
19,5 dolardır. Yani, SSK, Türkiye'nin yükünü çeken, çilesini çeken, az parayla
çok iş yapan, geniş vatandaş kitlesine hizmet götüren ve her türlü karalamaya,
suçlamaya da hedef olmuş bir kurum durumundadır. SSK'da tedavi olan hastaların
kişi başına tükettikleri ilaç 19,5 dolar, Türkiye'de 54 dolar, Bağ-Kurda 67
dolar, Emekli Sandığında 205 dolar değerli arkadaşlar.
Şimdi, bu kuruma müdahale ediyoruz. Ne diye müdahale
ediyoruz, kurumun neyine müdahale ediyoruz; kurumun, mülkiyetine, malvarlığına
müdahale ediyoruz. Anayasamızda, çok açık bir şekilde "Devlet, sağlık
kuruluşlarını tek elden planlayıp, hizmet vermesini düzenler" deniliyor.
"Anayasamızın bu maddesine göre bunu yapıyoruz" diyorsunuz.
Yine, Anayasamızın 56 ncı maddesinin bir sonraki
fıkrasında "Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal
kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir" deniliyor;
yani "bütün devlet kurumlarını, bütün özel kuruşları kendi kontrolüne al
da sağlık hizmeti ver" demiyor. Çok açık bir şekilde "Devlet, sağlık
kuruluşlarını tek elden planlayıp, hizmet vermesini düzenler" deniliyor.
Değerli arkadaşlarım, bu, çok yerinde bir madde, bir
koordinasyon görevi, bir eşgüdüm görevi veriyor ve fevkalade haklı, yerinde bir
düzenleme; Anayasamızın öngördüğü bu.
Son zamanlarda AKP sözcülerine araz olan bir yaklaşım
var. Herhangi bir konuyu gündeme getirmeye kalkışırken "CHP de bu konuda
böyle düşünüyor, CHP'nin de böyle bir tezi var" diyorlar. AKP sözcüleri,
başları sıkıştığı yerde "CHP de böyle bakıyor" diye, CHP'den imdat
almaya çalışıyorlar.
Değerli arkadaşlarım, biz, tabiî, bizim düşüncelerimize
referans verilmesinden, bizim düşüncelerimizden güç alınmak istenmesinden,
bizim düşüncelerimizden meşruiyet talep edilmesinden mutluluk duyarız; hiç
şüphe yok. Biz, düşünüyoruz, proje ortaya koyuyoruz ve AKP'li arkadaşlarımız da
sıkıştıkları zaman "CHP de böyle düşünüyor" dedikleri zaman, bunun,
bize verilen önemin, bize verilen değerin bir yansıması olduğunu biliyoruz;
ama, burada, tabiî, ince noktalar var; yani, ne demişler; "şeytan
ayrıntıda gizlidir." Dikkatle bakacak olursanız, o şeytanı görürsünüz
orada.
Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin seçim bildirgesinde,
bu konuda da, bu yasaya mesnet teşkil eden bir hükmün, bir anlayışın
bulunduğunu AKP sözcüleri söyleyerek, bu girişimi kabul ettirmek istiyorlar.
Bu, doğru değildir; bu, tıpkı, işine gelenin, işine geldiği gibi atıf yaparak,
eksik, noksan... "Sarhoşken namaza yaklaşma" yı, "namaza
yaklaşma" diye okursan, tabiî, ona göre hüküm verirsin.
Şimdi, bizim, Cumhuriyet Halk Partisinin
bildirgesindeki düzenlemeyi ben tekrar dikkatinize sunmak istiyorum: "İşçilerin,
SSK hastaneleri üzerindeki hakları saklı tutulmak kaydıyla, SSK'nın sağlık
hizmetlerini Sağlık Bakanlığının koordinasyonuna devredeceğiz."
"İşçilerin, SSK hastaneleri üzerindeki hakları saklı tutulmak
kaydıyla..." Yani, Anayasamızın 56 ncı maddesindeki anlayış burada da
ifade edilmiştir; ama, önümüze getirilen düzenleme, maalesef, bu iki anlayışa
da uygun bir düzenleme değildir. Burada bir çelişki var.
Sağlık politikasıyla ilgili olarak AKP'yi izliyoruz,
Yerel Yönetimler Yasası Tasarısında, AKP, sağlık kurumlarının yerel yönetimlere
devredilmesini öngörüyor. Sağlık kurumlarını, kendi elinde değil, yerel
yönetimlerde bulundurmayı amaçlıyor. Bunun için bir Yerel Yönetimler Yasa
Tasarısı hazırladı. Siz, bir yandan, devletin elindeki kurumları yerel
yönetimlere devretmeyi düşünüyorsunuz; öte yandan, devletin elinde olmayan,
devletin dışında, özel hukuk hükümlerine tabi SSK gibi bir temel kuruluşun
elindeki sağlık birimlerini devletleştirmeyi öngörüyorsunuz. Bir defa, bu,
izaha muhtaç bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Aslında, bir çelişki yok tabiî; ama,
amacın tümünün ilan edilmemesi durumu var, ortada gizli bir maksat var. Daha
ilan edilmemiş, ortaya konulmamış bir proje var, projenin bu aşamasında çelişki
var. Projenin bu aşamasında ne oluyor; SSK'ya ait hastaneler, devlete, devletin
Sağlık Bakanlığına intikal edecek; devlet, elindeki, Sağlık Bakanlığındaki
hastaneleri de yerel yönetimlere verecek.
Değerli arkadaşlarım, bu, bir yandan özelleştirme, bir
yandan devletleştirme çabasının altında yatan temel amaç, açıkça görmeliyiz ve
ifade etmeliyiz ki, sağlık hizmetini bir kamu hizmeti olmaktan çıkarmaktır.
Temel amaç, ister genel düzeyde kamuyu, devleti, Sağlık Bakanlığını, ister
yerel düzeyde belediyeleri bir kamu kuruluşu olarak vatandaşa sağlık hizmeti
verir konumda olmaktan çıkarma anlayışı burada kendisini göstermektedir. Yani,
kamu hizmeti konusunda, zaten, işin başından beri AKP'nin sürekli bir takibi
var; kamu hizmeti anlayışını kaldırmak istiyorsunuz. Kamu hizmeti, devletin,
kamunun, vatandaşlara vermekle mükellef olduğu bir hizmet olmaktan çıkarılmak
isteniyor, bir ticarî ilişkiye, parasal ilişkiye dönüştürülmek isteniyor ve
vatandaş, müşteri konumuna sokulmak isteniyor, hizmeti verecek olan da,
işveren, iş sahibi haline getirilmek isteniyor.
Türkiye'de, genel düzeyde, devlet düzeyinde SSK'nın ya
da Sağlık Bakanlığının vermekte yetersiz kaldığı, kamu kuruluşlarının vermekte
yetersiz kaldığı sağlık hizmetini, yerel yönetimlerin -insaf ediniz, elinizi
vicdanınıza koyunuz da söyleyiniz- özlenen, beklenen düzeyde etkin bir şekilde
verebilme olanağını gerçekten düşünüyor musunuz; böyle bir olanağın olmayacağı
belli; yerel yönetimler, devletin üstesinden gelemediği bir hizmeti, en
kompleks ameliyatları, kalp ameliyatlarını, beyin ameliyatlarını, en masraflı
tedavileri üstlenecek de verecek, yerel yönetimler verecek!
Değerli arkadaşlarım, buradaki amaç da, yerel
yönetimlerin elinden... Bir süre sonra özelleştirme yoluyla bunu
ticarîleştirmektir. Türkiye'nin çok önemli bir kamu sağlık hizmeti altyapısı
vardır -hastaneleri vardır, kuruluşları vardır- SSK da bunların en
önemlilerinden birisidir. Mesele bundan kurtulmak, kamudan kurtulmak, devlet
hizmeti mükellefiyetinden kurtulmak ve vatandaşa, bir yandan muhatap, belediye
deyip, üstesinden gelemeyeceği bir yükle belediyeleri karşı karşıya bırakmak,
bir yandan da, bu işi parayla götüreceksin noktasına herkesi getirmek.
Değerli arkadaşlarım, amaç bu, niyet bu. Bu, tabiî, çok
temel bir siyaset farklılaşması anlamına geliyor. Türkiye gibi pek çok sosyal
sorunu olan bir ülkede, siz, devleti vatandaşa karşı sosyal görev yüklenemez
bir hale, yüklenmemelidir anlayışına...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sayın Baykal, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
DENİZ BAYKAL (Devamla)- Şahsım adına da söz
verirseniz...
BAŞKAN- Sayın Baykal, şahsınız adına söz talebiniz var;
ama, AK Parti Grubunun da söz talebi var. Dolayısıyla, önce, AK Parti Grubu
adına söz vereceğiz.
DENİZ BAYKAL (Devamla)- O anlayışı göstereceklerine
inanıyorum arkadaşlarımızın.
ALİ TOPUZ (İstanbul)- Sayın Başkan, birleştiremiyor
musunuz?..
BAŞKAN- Uygulamamızda, AK Parti Grubu söz istediği
için, önce, AK Parti Grubuna, sonra Sayın Baykal'a söz vereceğiz.
ENVER ÖKTEM (İzmir)- Bu kadar önemli bir konuda niye
söz vermiyorsunuz?!.
Sayın Başkan, niye taraf tutuyorsun!..
BAŞKAN- Sayın Milletvekili, burada taraf tutma söz
konusu değil. Başkanlık Divanının taraf tuttuğunu hiçbir sayın milletvekili
iddia edemez.
Sayın Baykal şahsı adına da söz talebinde bulunmuştur;
ancak, AK Parti Grubu adına Zekai Özcan söz talebinde bulunduğu için, önce, AK
Parti Grubu konuşmacısı konuşacaktır, sonra Sayın Baykal'a yine söz
verilecektir.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli)- Ayıp!.. Ayıp!..
BAŞKAN- Kaldı ki, Sayın Baykal'ın şu anda konuşma
süresiyle ilgili herhangi bir sınırlama da yoktur.
Buyurun Sayın Baykal.
V. HAŞİM ORAL (Denizli)- Teşekkür ederiz.
DENİZ BAYKAL (Devamla)- Evet, teşekkür ederim Sayın
Başkan.
BAŞKAN- Sayın
milletvekilleri, önemli bir yasa görüşülüyor ve Anamuhalefet Partisinin
de Genel Başkanı konuşmaktadır. Lütfen, Sayın Genel Başkana önce, siz, gereği
kadar dikkat ederseniz, Genel Kurulda daha sağlıklı bir çalışma olacaktır.
V. HAŞİM ORAL (Denizli)- Merak etmeyin!..
BAŞKAN- Buyurun Sayın Baykal.
DENİZ BAYKAL (Devamla)- Değerli arkadaşlarım, Sayın
Başkanın süre konusunda fiilen göstereceği anlayışla meramımı ifade
edebileceğimi düşünüyorum.
Şimdi, kamu hizmeti anlayışının ortadan kaldırılması,
devlet hizmetinin özelleştirilmek istenmesi, vatandaşın temel gereksinmelerini
kendi ekonomik katkısıyla ayrıca karşılamasının öngörülmesi, gerçekten, bizim,
devlet yönetim anlayışımızda yepyeni bir noktaya geldiğimizin ifadesidir.
Bugüne kadarki anlayış şudur: Vatandaş vergi verir, herkes gücüne göre vergi
verir, herkesten gücüne göre vergi alırız; herkesten gücüne göre aldığımız
vergilerle bütün vatandaşlara eğitim hizmeti veririz, sağlık hizmeti veririz,
sosyal güvenlik hizmeti veririz; bu, bizim görevimizdir, bizim devlet
anlayışımızın, devlet maliyemizin altında yatan temel olay budur. Herkes gücüne
göre vergi verecek; ama, bütün vatandaşlar belli bir düzeyde sağlık hizmeti
alacak.
Şimdi, AKP diyor ki; öyle şey yok, nasıl, ben herkesten
alabildiğim vergiyi alacağım; bir defa, herkesten gücüne göre vergi alma
durumunda da değilim, herkesten tükettiğine göre vergi alacağım, gücü o kadar
önemli değildir.
Ayrıca, aldığım vergilerle ben faiz öderim, rant
öderim; ama, aldığım vergilerle sağlık hizmeti vermem, eğitim hizmeti vermem,
sosyal güvenlik hizmeti vermem diyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Bu,
yanlış. Asıl temel yanlış da bu. Asıl temel yanlış da bu. Devletin paraları
nereye gidecek, niçin harcayacağız?.. Ranta harcarım, faize harcarım; ama,
sağlığa harcamam, eğitime harcamam... Ne olacak eğitim ihtiyacı olan; parasını
verecek. Veremeyen ne olacak; bakarız işte canım, yeşilkartla ne yaptıysak,
onun gibi bir şey yaparız. Bu, doğru bir yaklaşım değildir.
İkincisi, bu getirdiğiniz düzenleme, bir mülkiyet
transferi düzenlemesidir ve bu düzenlemenin hukukî bir temeli yoktur, Anayasaya
açıkça aykırıdır bu düzenleme. Yani, Sosyal Sigortalar Kurumu, özel hukuk
hükümlerine tabi bir kuruluştur. Özel hukuk hükümlerine tabi bir kuruluşun mal
varlığının kamuya nasıl intikal ettirileceği Anayasamızda düzenlenmiştir. 46
ncı madde öngörüyor; kamulaştırma yaparsınız, kamulaştırmayla alırsınız. Hayır,
kamulaştırmayla almayacağız. Nasıl alacaksınız; biz, bir yolunu bulacağız,
alacağız. Yani, bu, fiilen elkoyma tabiî de, elkoyma değilmiş gibi sunma çabası
var; ama, bu, inandırıcı değil.
Bakınız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız, eylül
ayındaki raporuyla, bu girişimin Anayasaya aykırı olduğunu Başbakanlığa
duyurmuştur. Gerçekten, bu, Anayasaya aykırıdır; bu, gasptır, gasp! Yani, siz,
bir yasayla, işçilerin primiyle, işverenlerin primiyle edinilmiş olan sağlık
kurumları sistemini, hastaneleri, ne hakla, onların mülkiyetinden kendinize
intikal ettirme hakkına sahipsiniz?! Yani, burada, Başbakanın malvarlığının
Hazineye intikali için bir yasa çıkarsak, bu mümkün olur mu, bu doğru olur mu,
bu geçerli olur mu?! Başbakanın malvarlığını yasayla nasıl devlete intikal
ettiremezseniz, Türkiye'deki milyonlarca işçinin, emeklinin SSK'sını da intikal
ettiremezsiniz! (CHP sıralarından alkışlar)
Canım, biz, resmen almıyoruz. Ne yapıyorsunuz; bedeli
karşılığı alıyoruz. Peki, bu bedeli kim belirliyor; bu bedeli, Maliyeden bir
komisyon kuracağız, onlar belirleyecek. Bir defa, Anayasa Mahkemesi, Emekli
Sandığıyla ilgili olarak, böyle bir uygulamanın Anayasaya aykırı olduğunu
karara bağlamış; bu, geçerli değil. Şimdi, burada, bir komisyon kurmuşuz; o
komisyon bedeli belirleyecek. Peki, bedel nasıl ödenecek; Bakanlar Kurulunun
uygun gördüğü biçimde ödenecek. Yani, Bakanlar Kurulu pekâlâ diyebilir ki, faiz
yok, yüz yılda bunun karşılığı ödenir; bu mümkün olabilecek. Yani, işçilere ait
olan hastanelerin bedelinin ne olduğunu, siz, ne hakla Maliye bürokratlarına
belirletiyorsunuz?! Maliye bürokratlarının bunu belirleme yetkisi nereden
geliyor?! Maliye bürokratlarıyla bunun ne ilgisi var?! Bunun primini veren,
onun sahibi olan başkaları, yani işçiler; işverenlerin de, yine, işçi adına
kesilmiş olan primleri...
Biz, böyle belirleriz bedeli. Peki, belirlediğiniz
bedeli nasıl ödeyecek devlet; onun nasıl ödeneceğine de biz karar veririz.
Kimsiniz siz; Bakanlar Kurulu. Siz, Ali kıran baş kesen misiniz?! (CHP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Türkiye bir hukuk devleti;
kimin ne yapabileceği belli. Bu, Anayasaya aykırı, vicdana aykırı, hakka
aykırı, emeğe aykırı; yanlış bir düzenleme. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bu kadar önemli bir kanun
tasarısı hazırlanıyor -Türkiye'de işçi ve işveren kuruluşlarının bir araya
gelip, böylesine sorunları konuşmaları için Anayasamızın öngördüğü bir temel
kurum var, Sosyal ve Ekonomik Konsey var- Sosyal ve Ekonomik Konseye bu konuyu
getirdiniz mi, orada konuşturdunuz mu?.. Onbinlerce doktoru ilgilendiriyor,
onbinlerce hemşireyi ilgilendiriyor, ebeleri ilgilendiriyor, milyonlarca
vatandaşı ilgilendiriyor. Bunu kim yapıyor; biz burada yapıyoruz; 48 saat de,
size, mütalaa süresi de vermiyoruz, bilgilenme imkânı da tanımıyoruz; uzatmayın
bu işi, kabul ediverin geçsin, biz aldık kararı uyguluyoruz... Bu, iyi bir
yöntem değil, doğru bir yöntem değil; çok büyük bir haksızlık ve inanıyorum ki,
siz bunu denediğiniz zaman, toplum, buna haklı olarak tepki gösterecektir. Bu
üslup, bu tepeden inme üslup, bu yaklaşım, hak ettiği tepkiyi, inanıyorum ki,
görecektir.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa çıkar çıkmaz SSK
hastaneleri otomatik olarak Sağlık Bakanlığına devrediliyor. Bedel daha sonra
belli olacak. "Önce bedel belli olur, ondan sonra devredilir" yok.
Otomatik, bunu devredeceğiz. Bedel; bedel sonradan gelir, islim arkadan gelir.
Ödenme tarzı; o da daha sonra belli olacak. Bu, konuya yaklaşımınızın ne kadar
peşin fikirli yaptım, oldu zihniyetine dayalı olduğunu gösteriyor. Gerçekten
üzüntü vericidir. Türkiye'nin temel devlet felsefesini, kamu hizmeti
anlayışını, vatandaş kavramını yakından ilgilendiren ve milyonlarca insanımız
için büyük önem taşıyan bir düzenlemenin, böyle, gümrükten mal kaçırırcasına,
bir suçluluk duygusu içinde, bir telaş içinde, doğru dürüst tartıştırmadan
geçiştirilmek istenmesi fevkalade yanlıştır.
Bu üslupla zaten geçmişte de büyük hatalar yapılmıştı.
Şimdi yine, böyle bir tren kazasına doğru bu konu yola çıkmıştır. Bu konu,
Hızlı Tren Projesi gibi, altyapısı hazırlanmamış, temelleri oluşturulmamış,
şartları geliştirilmemiş ham bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu yaklaşımla yola
çıkacak olursanız, bunun sonunda çok ciddî bir kaza olur. Bu kazanın altında
sadece halkımız, vatandaşımız değil, korkarım, sizler de kalırsınız.
Teşekkür ederim Başkan.
Saygılar sunarım. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Baykal.
Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına söz
isteyen, Ankara Milletvekili Sayın
Mehmet Zekai Özcan; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara)- Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve AK Parti Grubu adına hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık
Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devri
Hakkında Kanun Tasarısını görüşüyoruz. Şüphesiz, bu tasarı, Sosyal Sigortalar
Kurumu mensuplarının daha kolay ve yeterli
sağlık hizmetini alabilmesi bakımından son derece önem arz etmektedir.
SSK, 1951 yılından beri sağlık işletmeciliği yapmaktadır; ancak, günümüzde
sağlık hizmetleri büyük bir sıkıntı içerisindedir.
Son olarak,
1992'de, fiilen açık vermeye başladığı tarihten itibaren bir kıyaslama
yapacak olursak; SSK'da yatan hasta sayısı, yatak sayısına göre 3 kat
artmıştır. Poliklinik sayısındaki artış ise, sağlık tesisleri sayısındaki
artışa göre 2,5 kat daha fazla olmuş; sağlık
personeline göre ise, 3 kat daha fazla olmuştur. Aslında bu durum, SSK'nın nasıl kilitlendiğini
göstermesi bakımından önemlidir.
Değerli arkadaşlarım, bugün, Sosyal Sigortalar
Kurumunun, sadece Türkiye ortalamasını yakalayabilmesi için 78 000 yatağa
ihtiyacı vardır; elinde 34 000 yatak bulunmaktadır. Bunun anlamı şudur: 44 000
yatak için, bugün itibariyle, 200 yataklı en az 220 hastane inşa edilmesi
gerekir. Bunun maliyeti, personel hariç, 10 katrilyonun üzerindedir. Yılda
yaklaşık 6 katrilyon açık veren bir kurumun bu tesisleri yapması, ne malî
yönden ne de zaman açısından mümkündür.
Norm ve standart birliği içerisinde olması gereken
eğitim hastanelerinde 1 hekime düşen hasta sayısına baktığımızda; Sosyal
Sigortalar Kurumunda 1 hekime düşen hasta sayısı, Sağlık Bakanlığında 1 hekime
düşen hasta sayısının 3 katından daha fazladır. Bu oranlar illere göre
farklılık arz etse de, durum vahimdir.
Bu olumsuzluklardan dolayı, SSK, dışarıdan sağlık
hizmeti almaya devam etmektedir. SSK'nın dışarıdan aldığı sağlık hizmeti oranı
daha 1995'te yüzde 22 iken, bu oran, bugün yüzde 40'ı aşmıştır. Bunun anlamı
şudur: Sosyal Sigortalar Kurumunun, bu trendle, 3-4 sene içerisinde, dışarıdan
aldığı sağlık hizmeti kendi ürettiği sağlık hizmetinin üzerinde olacaktır;
yani, kendi ürettiği hizmet azınlıkta kalacaktır.
SSK mensuplarının sağlık hizmeti alımı sıkıntıları
giderek artmaktadır. SSK sağlık personelinin olağanüstü gayretlerine rağmen,
tekrar ediyorum, sağlık personelinin gerçekten olağanüstü gayretlerine rağmen,
demin belirttiğim gibi, fizikî ve personel yetersizlikleri sebebiyle sağlıktaki
sıkıntılar her geçen gün artmakta ve bu durum, SSK mensuplarını bunaltmaktadır.
Biliyoruz ki, yakın zamana kadar SSK hastanelerinin
önünde miting meydanı gibi kalabalıklar oluşuyordu. İnsanlar, sabah saat 4'te,
5'te kuyruğa giriyor ve yazın sıcakta, kışın soğukta saatlerce bekliyorlardı.
SSK, palyatif bir tedbirle, telefonla randevu sistemine geçmek suretiyle bu
kalabalıkları ortadan kaldırdı; ama, bu defa, mahdut sayıda kontenjan yüzünden,
SSK'lılar evlerinde telefon başında randevu almak için uğraşmaktadır.
Buna örnek şudur: Ankara Eğitim Hastanemizde, daha
Sağlık Bakanlığıyla ortak protokol yapılmadan önce, günlük acil servis sayısı 1
500 civarındayken, bugün 700'e düşmüştür. Bu, aslında, SSK'lıların sistem
dışına çıktığının bir göstergesidir ve çektiği sıkıntıları göstermesi
bakımından da çok önemlidir. Bu da doğaldır; çünkü, 4 000 poliklinik hizmeti
yapabilecek bir hastaneye, eğer 5 000- 6 000 talep varsa, bu, sistemi tıkar.
Değerli arkadaşlarım, kan alma, tahlil yapma, ameliyat
randevuları ise çok sıkıntılı olmaktadır. Bakın, en büyük illerimizden olan
İstanbul'da, geçen sene, kulak -burun- boğaz ameliyatlarının randevusu ocak
ayında dolmuştu. Tabiî, bu durumda, SSK yönetimi, palyatif tedbirlerle, özel
hastanelerle anlaşmak zorunda kalmaktadır. Bu ise, yolsuzluklara açılacak bir
alan olmaktadır.
İlaç meselesi ise, gerçekten, Sosyal Sigortalar Kurumu
mensupları için tam bir çiledir. Bugün, ilaç kuyruğunda bekleme süresi ortalama
üç dört saattir. Ankara'da bile, daha geçen haftaya kadar, Etlik
Polikliniğindeki bekleme süresi üç dört saatti. Bugün, Türkiye'de,
Bağ-Kurlular, Emekli Sandığı mensupları, kamu personeli, hatta yeşilkartlılar
eczanelerden ilaçlarını rahatlıkla alırken, Sosyal Sigortalar Kurumu
mensuplarına çile çektirmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu tasarıyla, aslında, bu
da ortadan kalkacaktır.
Öncelikle, SSK'lıların sağlık alanındaki çilesini sona
erdirmek hedeflendiği için, bu tasarı, çok iddialı bir tasarıdır. İkincisi,
kaynak israfı önlenecektir. Birçok ilimizde, hem Sağlık Bakanlığının hem
SSK'nın hem de bazı kamu kuruluşlarının sağlık birimleri bulunmaktadır.
Bunların bazılarında sağlık personeli eksikliği vardır bazılarında cihaz sorunu
vardır bazılarında yatak sorunu vardır. Bu tasarıyla -bunların da
birleştirilmesi suretiyle- daha az sağlık personeliyle, daha az sağlık tesisiyle
daha çok sağlık hizmeti verilmesi hedeflenmektedir.
Çokbaşlılık ortadan kaldırılacaktır. Bugün, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı, SSK ve Bağ-Kur sebebiyle, sağlıkta, Sağlık
Bakanlığından daha etkilidir. İlaç bedellerini tespit edebilmekte, sarf
malzemesi fiyatlarını tespit edebilmekte, paket programlar yapabilmektedir. Bu
ise, bir çokbaşlılıktır ve sağlıkta, ortadan kaldırılması gereken önemli bir
durumdur. Burada, kamu sağlık tesislerinin tek çatı altına alınmasıyla,
sağlıkta, kamu sağlık kurumlarının rehabilite edilerek özerk bir yapıya
kavuşturulması hedef alınmıştır. Nihaî hedef, Türkiye'de sağlık sistemi ile
emeklilik sistemini tamamen ayırmak olacaktır.
Bu tasarıdan olumlu sonuçlar alabilmek için üzerinde
durulması gereken birkaç noktayı da burada ifade etmek zorundayım. Sağlık
Bakanlığının teşkilat yapısı, bu yeni duruma göre, acilen yeniden
düzenlenmelidir; SSK da, özellikle fatura kurulları ve diğer yönleriyle, bu
yeni duruma adapte olmak için yeniden düzenlenmelidir. Sağlık tesisleri, Sağlık
Bakanlığının çatısı altında uzun süre bekletilmemelidir; bunlar süratle
rehabilite edilerek özerk yapıya kavuşturulmalıdır. Aksi takdirde, kamu
hantallığı içerisinde, sıkıntılı durumlar ortaya çıkabilir.
Biz, AK Parti Grubu olarak, AK Parti milletvekilleri
olarak, illerimizde, bu projeyi yürekten destekleyeceğiz. Bürokrasinin
hantallığına bırakmayacağız, bu projeyi sıkıntılı duruma sokturmayacağız.
Değerli arkadaşlarım, burada, aslında, SSK tesis mi
kaybediyor yoksa tesis mi kazanıyor diye sormamız gerekir. SSK'nın elinde 148
hastane var; ama, Sosyal Sigortalar Kurumu, Sağlık Bakanlığının hastaneleriyle
birlikte 826 hastaneye sahip olacaktır. 34 000 yatağı 128 000'e, 25 000 sağlık personeli ise 195 000'e yükselecektir.
Yani, burada, Sosyal Sigortalar Kurumu, aslında, tesis kaybetmiyor, aksine,
başka tesislere de sahip oluyor.
Değerli arkadaşlarım, çok tartışmalı bazı konulara da
değinmek istiyorum. Özellikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının
Başbakanlığa yazdığı yazı konusunda, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli
milletvekillerinin ve demin de Sayın Genel Başkanının tenkitleri bulunmaktadır.
SSK'nın -2003 fiyatlarını söylüyorum, bunlar kesin
değerlerdir- tedaviye harcadığı para
kişi başına 114,5 Yeni Türk Lirasıdır, Bağ-Kurun ise 130 Yeni Türk Lirasıdır.
Bu, Sosyal Sigortalar Kurumunun, Bağ-Kura göre, kişi başına yaklaşık yüzde 13
daha az para harcadığını göstermektedir. Bunu çarpacak olursak, bu 390 trilyon
liradır.
Tabiî, burada, Sosyal Sigortalar Kurumunun tecrübesi ve
birikimi sayesinde bu 390 trilyon liranın oluşmayacağı düşüncesindeyim; çünkü,
bugüne kadar Sağlık Bakanlığının 35 000 000 civarında SSK'lıya verdiği
hizmetlerin rakamlarına bakacak olursak, bu rakamlar, aksine, azalacaktır.
Dolayısıyla, tedavide Bağ-Kurla yapılan kıyaslama doğru değildir; aksine,
SSK'nın lehinedir.
Burada sıkıntılı olan ilaçtaki durumdur. İlaçta, Sosyal
Sigortalar Kurumu kişi başına 83,5 Yeni Türk Lirası, Bağ-Kur ise 192 Yeni Türk
Lirası harcamaktadır. Arada, gerçekten, ciddî anlamda bir fark vardır. Bu, toplamda
2,7 katrilyon lira civarında ilave yük getiriyor anlamı çıkabilir; fakat,
hükümetimizin hem ilaç firmaları ve eczanelerle yaptığı anlaşmalar hem sosyal
güvenlikle ilgili yapılan indirimler hem ithal ilaçlarda AB'deki en düşük ülke
fiyatının esas alınması hem de KDV'deki indirimlerin, bu oranı azaltacağını
düşünmekteyiz; çünkü, SSK'nın yataklı tedaviye harcadığı ilaç yüzde 22, ayakta
tedaviye harcadığı ilaç yüzde 57, anlaşmalı eczanelerdeki oranı ise yüzde
21'dir. Demek ki, burada, sıkıntılı olan yüzde 57'lik bölümdür. Bunun
tedbirleri alınmak suretiyle, burada bir rahatlama görülmesi imkânı vardır.
Şimdi, burada, özellikle üzerinde durulması gereken,
Sosyal Sigortalar Kurumunun mallarının Sağlık Bakanlığına satılıp satılmayacağı
konusudur. Önce, bir defa, SSK özerk midir; bu soruyu sormak gerekir. Maalesef,
SSK, özerkliğini kaybetmiştir. 4958 sayılı Yasaya baktığınızda, sadece 1 inci
maddesinde, Sosyal Sigortalar Kurumunun malî ve idarî yönden özerk olduğu
söylenmektedir. Bu maddenin dışındaki hiçbir maddesinde SSK'nın özerk olduğunu
bulamazsınız.
Bu kurumun en üst karar organı olan Yönetim Kurulunun
yapısı da bunu göstermektedir. 5 atama vardır, 3 de seçilmiş üye bulunmaktadır.
5'e 3 oranında bir özerklik aranması mümkün değildir. Kaldı ki, Sosyal
Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulunun yetkileri de yoktur, kaldırılmıştır. SSK
Yönetim Kurulunun yetkileri 20 madde üzerinden ifade edilmiştir. Bu 20 maddenin
11 maddesi Bakanın onayına tabidir; yani, Bakan onay vermediği sürece bu
kararlar geçersizdir. Halbuki, geri kalan 9 madde zaten rutin maddelerdir,
Yönetim Kuruluna gelmesine de gerek yoktur.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - SSK'dayken "bunları
değiştireceğiz" diye bağırmıyor muydun?!
MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) - Evet, ben bağırıyordum;
ama, siz sessiz kaldınız Sayın Meral; şimdi onlara da geleceğim; siz sessiz
kaldınız...
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Batırdın, şimdi de üzerine
basıyorsun.
MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) - Söyleyeceğim şimdi,
söyleyeceğim...
BAŞKAN - Sayın Meral!..
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)- Orada ne konuşuyordu, burada
ne konuşuyor Sayın Başkan; ne yapayım! Yıllardır birlikte çalıştık.
BAŞKAN- Sayın Meral, lütfen...
MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla)- Siz orada ne konuştunuz,
burada ne konuşuyorsunuz!..
Değerli arkadaşlarım, Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim
Kurulu -altını çizerek söylüyorum- bugün, bizim işimizle ilgili, emlakle ilgili
1 liralık taşınmazı ne satabilir ne alabilir ne de kiralayabilir. Bunun altını
çiziyorum; Bakanın onayı olmadan, Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu 1 liralık
malı bile alamaz, satamaz ve kiralayamaz.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli)- Sağlık Bakanı mı, Çalışma
Bakanı mı?!
MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla)- Değerli arkadaşlarım,
Sosyal Sigortalar Kurumu aslında 2000 yılında özerkliğini kaybederken bu sivil
kuruluşlar sessiz kalmıştır. Sayın Meral doğru söylüyor, ben bu kurumun özerk
olmasını istedim ve mücadele de ettim. O zamanki basında da bu yer almıştır.
Eğer SSK bir kanun değiştirecekse, özerkliği olması yönünden değişsin demiştim;
ama, biz görevden alındık, Danıştayla geri döndük, by-pass edildik; ama, özerk
kurumun genel müdürüyle ilgili hiç kimsenin sesi çıkmadı.
Değerli arkadaşlarım, o tarihte, 2000 yılında, Sosyal
Sigortalar Kurumu, bu Meclisin denetiminden çıkmayan bir yasayla, üstelik de,
Anayasa Mahkemesinin yetki yasasını iptal etmesi sonucunda, kanun kuvvetindeki
bir kararnameyle tamamen dağıtılmıştır; başkanlık sistemine geçmiştir ve
birbirinden kopuk daire başkanlıkları kurulmuştur. Hatta, ellidört sene
Bakanlığın ismini taşımayan SSK, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ismini
taşımak uğruna bütün levhalarını değiştirmiş, bütün matbu kâğıtlarını
değiştirmiş, antetli kâğıtlarını değiştirmiş, trilyonlarca lira harcayarak
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kurumu olmuştur. O tarihte bu özerklik
elden giderken, kurum yönetim kurulunun yetkileri elden giderken, bu
kuruluşlardan niçin "yahu, bu kurumu biz temsil ediyoruz, niçin
yetkilerimizi alıyorsunuz" diye ciddî bir ses çıkmadı?! Değerli
arkadaşlarım, bugün Yönetim Kurulunun, bırakın bunları, en önemli birim olan
daire başkanının tayininde, alınmasında, hatta görevlendirilmesinde bile
yetkisi yoktur; yetkisi olmadığı gibi, bilgisi de yoktur. Böyle bir karar
organı olabilir mi?!
Şimdi, diyoruz ki, bu yasağın Yönetim Kurulundan
çıkması gerekir. Tamam da, Yönetim Kurulu kalmamış ki!.. SSK'nın özerkliği
kalmamış ki!.. Bugüne kadar SSK'yı değiştirmek isteyenler ve SSK'yı kurtarma
adına çıkarılan bütün yasalar, Sosyal Sigortalar Kurumunun özerkliğini ortadan
kaldırmıştır değerli arkadaşlarım ve bugün, SSK, ne yapacağını bilmeyen,
yetkisi olmayan bir durumdadır.
Bakın -Sayın Meral belki gitmiştir Genel Kurula- yine,
Yönetim Kurulunun görevleri arasında şu var: "SSK'nın gelecek on yılın
aktüeryal hesaplarını incelemek ve genel kurula sunmak."
Bırakın, SSK'nın bu on yıllık aktüaryel dengesinin
hesabını görmek, 2003'ün bilançosunu, yedi ay sonra bile, 2004'te görememiştir.
Şimdi, biz, bu kurumu bu hale getirdik siyasiler olarak
ve ondan sonra diyoruz ki, niçin buradan geçmiyor.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, ben bu konuda da, zamanı
da iyi kullanmak adına birkaç şey söylemek istiyorum. Sayın Baykal, demin
"SSK malları satılamaz" dedi.
Değerli arkadaşlarım, 1993'te 3917 sayılı bir yasa
geçti. O tarihlerde, SHP koalisyon ortağıdır, Cumhuriyet Halk Partisiyle de
birleşmiştir. Yine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da SHP'nin, yani
Cumhuriyet Halk Partisinin kontenjanındadır. O tarihte çıkan kanunu burada
okumak istemiyorum; zaman açısından tekrar okunması mümkün değil; orada,
kurumun 5 trilyon -o tarihteki 5 trilyon- malvarlığı Emlak Bankasına
satılmıştır, yasayla satılmıştır.
Şimdi, diyebilir misiniz ki, hayır, böyle... Ama, siz
yaptığınız zaman doğru oluyor, AK Parti yaptığı zaman yanlış mı oluyor?! (AK
Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, o, niçin yapılmıştır; bakın, ben
size onu söyleyeyim. Sadece SSK'nın açıkları için, kurumun en değerli malları
satılmıştır. Halbuki, bizim burada yaptığımız çok farklı bir şey. Biz, burada,
Sosyal Sigortalar Kurumunun tıkanan sağlık hizmetlerini çözmek için, ilave
tesislerle, Sağlık Bakanlığına bırakıyoruz ve üstelik, rayiç bedeli üzerinden
değerini de SSK'ya ödüyoruz. Arada büyük fark var. Yani, bir tarafta, ilgisi
olmadığı halde, kurumun değerli malları, Emlak Bankasına SSK'nın açıklarını
kapatmak için satılıyor; burada ise, çok daha olumlu bir proje var.
Değerli arkadaşlarım, buna siyasî bakımdan karşı çıkmak
uğruna bizi tenkit edenlerin haksızlık yaptığını düşünüyorum. Burada, yine,
ifade etmek istiyorum; Sayın Baykal dedi ki, "bunu kim tespit edecek? Bu
malların değerini kim tespit edecek?" O malların değerini nasıl 3917
sayılı Yasaya göre 4 genel müdür tespit ettiyse, burada da aynı yöntem
uygulanacak; buna itirazınız var mıdır?! Değerli arkadaşlarım, o yasada -Sosyal
Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulundan geçmemiştir, tekrar altını çiziyorum-
orada bir komisyon kurulmuştur; o komisyon, Emlak Bankası ile SSK altkomisyonu
anlaşamamıştır...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Özcan, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) - Sağ olun Sayın Başkanım.
...ve o komisyonun raporunda, aramızda büyük fark
doğduğu için bunun bir üst kurula gönderilmesine diye karar vermişlerdir. Bu
üst kurulda 4 genel müdür vardır. Bu 4 değerli genel müdür, yasa gereği karar
vermişlerdir. Kamu Finansman Genel Müdürü, Millî Emlak Genel Müdürü, SSK Genel
Müdürü, Emlakbank Genel Müdürü. Bu değerli genel müdürler içerisinde değerli
iki arkadaşımız da bulunmaktadır. Bugün, Cumhuriyet Halk Partisi saflarındadır;
SSK Genel Müdürü Sayın Kılıçdaroğlu ve Millî Emlak Genel Müdürü Sayın
Hamzaçebi. Dolayısıyla, bu rapor, SSK'ya son gün gelmiştir ve yasa gereği
çıkmıştır. Yani, 3.3.1994'te gelmiştir, aynı gün çıkmıştır. Çünkü, süresi
bitmiştir. Demek ki, o tarihte SSK'nın yetkisi olmasına rağmen, Yönetim
Kurulunun yetkisinde olmasına rağmen, bir yasa çıkarıp, SSK'nın mallarını
satmak mümkünken, bugün, SSK yönetiminin, özerkliğini kaybetmek suretiyle,
yetkisi olmadığı bir konuda satılamaz demek, haksızlıktır diye düşünüyorum.
Burada, zamanı da fazla almamak için...
Değerli arkadaşlarım, Sosyal Sigortalar Kurumu çok
değerli hizmetler vermiştir; ama, bugün, tıkanmıştır, sağlık hizmeti
veremeyecek noktaya gelmiştir ve suiistimallere açık bir alan oluşmaktadır.
Bunun tek yolu, Sağlık Bakanlığı çatısı altında birleştirmek ve buradaki sağlık
hizmetini en iyi şekilde yapabilmek ve mutlaka bu kurumları, kuruluşları özerk
hale getirmektir.
Ben bu tasarının SSK çalışanlarına, emeklilerine
hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.
Birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati
: 17.02
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
17.15
BAŞKAN:
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 47 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
686 sıra sayılı kanun tasarısı üzerindeki görüşmelere
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
(Devam)
3. - Bazı Kamu
Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına
Devredilmesine Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/918) (S. Sayısı: 686) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Tasarının tümü üzerinde, hükümet adına Sağlık Bakanı
Sayın Recep Akdağ söz istemişlerdir.
Buyurun Sayın Akdağ. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükümetimiz
adına, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Biliyorum ki, bu yasa tasarısını, biz bu yüce çatı
altında görüşürken, özellikle SSK'lı vatandaşlarımız olmak üzere, bu kanunun
yasalaşmasını büyük bir heyecanla bekleyen bir millet var. Yalnızca SSK'lılar,
işçilerimiz değil, aynı zamanda, Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı sağlık
kuruluşlarında çalışan sağlık çalışanlarımız da, bu tasarının bir an önce
yasalaşmasını bekliyor; çünkü, hakikaten, ülkemizdeki bu parçalı yapı, sağlık
hizmetinin sunumu sırasında ortaya çıkan karışıklıklar, aksaklıklar, hizmet
sunumuna çok kötü bir biçimde yansıyor.
Bu kürsüye çıkıp da sağlık hususunda, sağlık hakkında
konuşacak olanlardan, sağlık sistemimiz şöyle şöyle bir durumda, şunlar eksik,
bunlar yanlış demeyen hemen hemen yok; ama, kabul edelim ki, bütün bu
yanlışlıkları düzeltmek için, artık statükoyu terk etmek zorundayız. Böyle,
biraz da çağın anlayışının, çağın kavramlarının gerisinde kalan yaklaşımlarla,
biz, ülkenin sağlık sorunlarına çözüm bulamayız.
İncelediğimizde şunu görüyoruz: Dünyanın hiçbir
ülkesinde -hemen hemen hiçbir ülkesinde- hatta, dün demirperde gerisinde olup
da, o statüsünü, o yapısını değiştirmiş, terk etmiş olan ülkelerde bile, artık,
sağlık hizmetinin finansman ayağı ile sunum ayağı bir arada yürütülmüyor;
çünkü, herkes biliyor ki, sağlık hizmetinin finansmanı ile yani harcamalarını
sağlayacak kasası ile sunumunu, yani, bu hizmeti verecek kuruluşları bir arada
tutarsanız, hizmet yürümüyor ve Türkiye de bunu çok iyi biliyor. Bunu, on
yıllar boyunca SSK hastanelerinin kapısında kuyruğa giren veya telefonu çevirip
de randevu alamayan vatandaşımız da çok iyi biliyor. Şimdi, biz, bunu
söylerken, Hükümet olarak, asla, ne kurumu ne de bu kurumda çalışan değerli
sağlık çalışanlarını suçlamıyoruz; çünkü, biz, çok iyi biliyoruz ki, kurum
yöneticileri de, sağlık çalışanları da büyük bir gayretle bir sağlık hizmeti
sunmaya çalışıyorlar; ama, değerli arkadaşlarım, hakikaten, bu hizmetin, bu
şekliyle sunulması mümkün değil. Ne kadar fedakâr olursanız olun ne kadar
gayretli olursanız olun, bu hizmet, bu şekliyle yürümüyor, yürümeyecek. Bunu
bildiğimiz içindir ki, geçmiş birçok hükümetin programında olduğu gibi, biz de
programımıza, seçim bildirgemize, acil eylem planımıza, kamu kurum ve
kuruluşlarındaki sağlıkla ilgili birimlerin Sağlık Bakanlığının yönetimine
verileceğini yazdık.
Benden önce burada konuşulurken, Cumhuriyet Halk
Partisinin Programının veya Cumhuriyet Halk Partisinin söylemlerinin ardına
sığındığımızdan bahsedildi. Elbette, böyle bir şey söz konusu değil. Elbette,
biz, ne söylemek istediğimizi de çok iyi biliyoruz ne yapmak istediğimizi de
çok iyi biliyoruz. Ancak, biz, hükümet ediyoruz, biz muhalefette değiliz.
Dolayısıyla, vatandaşımıza, milletimize hangi vaatlerde bulunmuşsak,
tabiatıyla, bir bir bunları yerine getirmeye gayret ediyoruz.
Aslında, SSK'ya bağlı hastanelerin Sağlık Bakanlığına
devredilmesi, Sağlık Bakanlığının yönetimine verilmesi çok eski bir hikâye.
Bakınız, biz, sağlık sistemindeki değişikliklerden,
dönüşümden bahsederken, Sağlıkta Dönüşüm Programımızdan bahsederken,
Anamuhalefet Partisinden arkadaşlarımız, her platformda, bu yüce çatının
altında olmak üzere, 224 sayılı Yasadan bahsettiler; sürekli olarak, 224 sayılı
Yasanın aslında güncelleştirilmesinin sağlık hizmetlerinin daha iyi yürütülmesi
için yeterli olduğundan bahsettiler; üstelik, 224 sayılı Yasanın hükümlerinin
daha önceki hükümetler tarafından zaman zaman da bilerek, isteyerek yerine
getirilmediğinden bahsettiler.
Ben, artık, Cumhuriyet Halk Partimizin kendi seçim
bildirgesinden, seçim programından bahsetmeyeceğim; çünkü, bundan bir defa
bahsetmeye çalıştım Plan ve Bütçe Komisyonunda, başaramadım; çünkü, bundan
bahsetmeme Anamuhalefet Partisinden arkadaşlarım müsaade etmediler. Biz,
gerginliği sevmiyoruz; biz, ülkede, gerginlikle hiçbir meselenin
çözülemeyeceğini biliyoruz.
YILMAZ KAYA (İzmir) - Geriyorsunuz ama Sayın Bakan!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Onun için, bugün,
bir başka hususa işaret edeceğim; yine, üzerinde ısrarla durulan 224 sayılı
Yasaya döneceğim. Biliyorsunuz bu Yasa, 1961 yılında, yine Yüce Meclis
tarafından kabul edilmişti.
Değerli arkadaşlarım, 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin
Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanunun 30 uncu maddesinde şöyle deniliyor, aynen
okuyorum: "İşçi Sigortaları Kurumuna ait sağlık tesisleri, binaları, tıbbî
malzeme, eşya ve ilaçlar, iktisap bedeli verilmek suretiyle, Sağlık ve Sosyal
Yardım ve Çalışma Bakanlıkları tarafından müştereken tespit edilecek esaslar
dairesinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına devredilir." Eğer, iyi
anlaşılmadıysa bir daha okuyabilirim.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Çok iyi anladık Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Çok iyi
anladığınızdan eminim.
Değerli arkadaşlarım, peki, biz niçin şimdi yeniden bir
kanun yapıyoruz? Burada, iktisaptan bahsediliyor; eğer, iktisap bedeliyle
bunları devredersek, bu, çok düşük bir rakam olurdu. Dolayısıyla, günün
şartlarına uygun bir biçimde, personelin haklarını da tamamen koruyarak, çalışan
personelin haklarına da tamamen riayet ederek, bu tesislerin diğer sağlık
tesisleriyle birlikte Sağlık Bakanlığımıza devri için bu tasarıyı hazırladık;
yani, aslında, bu konu, Türkiye'de kırkdört yıldır tartışılıyor. Şimdi, ben,
değerli arkadaşlarıma, Anamuhalefet Partisinden arkadaşlarıma, yüce milletin
huzurunda şunu hatırlatmak istiyorum: 1961'den itibaren tartışılan bir konuda,
böyle, alelacele Meclise getirildi, yangından mal kaçırılır gibi Meclise
getirildi iddiaları, hakikaten, tamamen havada kalıyor. Bu konu, kamuoyunda
yeteri kadar tartışılmıştır, komisyonlarımızda tartışılmıştır, üstelik, iki
aydır da Meclis gündemindedir. Bu kadar önemli bir konu, bu kadar önemli bir
tasarı, hükümetin bu kadar üstünde durduğu bir tasarı Meclise getirilmişken,
eğer, iki aydır bazı sayın milletvekilleri bu tasarıyı yeterince
inceleyememişlerse, hatayı kendilerinde aramak gerekir.
Değerli arkadaşlarım, burada, bir konunun üzerinde de
özellikle durmak istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisinin Değerli Genel Başkanı şu
ifadeyi kullandılar: "Bir suçluluk duygusu var, telaş içinde bu iş
yapılıyor; bu, bir gasptır." Bu ifadeyi, tamamen, Hükümetim adına
reddediyorum. Biz, millete hizmet için yola çıkmış bir ekibiz ve milletin büyük
ekseriyetinin de arkamızda olduğunu, yaptığımız işlerin arkasında olduğunu çok
iyi biliyoruz; onun için, bu "gasp" lafı, bu Yüce Meclisin çatısı
altına hiç yakışmamıştır. Bunun altını çizerek ifade etmek istiyorum.
ALİ ARSLAN (Muğla) - Gaspın kendisi yakışmıyor!..
Lafını bırak da kendisini yapıyorsunuz!..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, aslında, meseleye şu gözle bakmak lazım: Biz, pratik çözümler
üreten bir hükümetiz. Vatandaşa sağlık hizmetini daha iyi nasıl sunacağız bunun
peşindeyiz, geldiğimiz günden beri bunun peşindeyiz; yoksa, böyle, statükoya
saplanıp kalarak, gereksiz tartışmaları, aslında, bundan kırküç yıl önce bitmiş
bir tartışmayı, burada, ısrarla dillendirerek, alevlendirerek bu meseleler
çözülemez.Şuna dikkat etmek lazım: Bu tesisler devralınınca, özellikle Sosyal
Sigortalar Kurumuna ait tesisleri biz devralınca, bir defa SSK'nın üzerindeki
büyük bir yükü üzerinden almış olacağız.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bugün yaklaşık olarak 6
katrilyon civarında açığı olan bir kurumdan bahsediyoruz. Evet, sağlık
açısından çok büyük açıklar yok, bu açıklar daha çok sosyal güvenliğin diğer
alanlarından geliyor; ama sonuç itibariyle kurum, kendini yenilemek için,
yatırımlarını yenilemek için hiçbir imkâna sahip değil. Dolayısıyla yıllardır
maalesef birçok yerde olumsuz şartlarda vatandaşımıza hizmet verilmeye
çalışılıyor. Şimdi, bu hastaneler devralınınca, bu sağlık kuruluşları
devralınınca, aslında bütün bu kuruluşların rehabilite edilmesi, bu
kuruluşlarla ilgili yapıların onarılması, yeni yapıların yapılması, yeni
ekipmanın, cihazın alınması tamamen genel bütçenin üzerine veya Sağlık Bakanlığının
hastanelerinin dönersermaye bütçelerinin üzerine gelmiş oluyor. Dolayısıyla
kurum, böylece, sağlık hizmetini de çok daha kolay bir biçimde SSK'lımıza
sunmuş olmanın imkânını elde edecek.
Biz şunu arzu ediyoruz: Artık sağlık hizmetinin
alınması sırasında olumsuzluklardan canı yanan vatandaşımızın canının yanmasını
azaltmalıyız. Sosyal statüsü ve bağlı olduğu sosyal güvenlik kuruluşu ne olursa
olsun, tüm halkımıza aynı kalitede ve eşit şartlarda ulaşabileceği sağlık
hizmeti vermek, önce insan diyen Hükümetimizin temel ve öncelikli
hedeflerindendir. Şu da sıklıkla konuşuluyor. Bu, komisyonlarda bu şekliyle
konuşuldu, bugün bu Yüce Meclis çatısı altında da Anamuhalefet Partisince
dillendirildi.
Değerli arkadaşlarım, biz, aslında Sağlıkta Dönüşüm
Programının -ayakları yere basan bir program olarak hem teorisiyle hem
pratiğiyle- her geçen gün bir bileşenini hayata geçirerek bu dönüşümü
sağlıyoruz.
Şöyle söylendi: Palyatif birtakım tedbirlerle bu işler
halledilmez. Tamamen katılıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, Sağlıkta Dönüşüm
Programımızın birçok bileşeni var; ama, üç ana bileşeni var. Bunlardan birisi
aile hekimliğidir. Artık bütün modern dünyanın, kendi vatandaşına, ücretsiz bir
biçimde, sağlık kayıtlarını düzenli bir biçimde tutarak, hem sağlıkta hem
hastalıkta hizmet vermenin yolu olarak seçtiği, aile hekimliğidir. Yine Yüce
Meclisimizin katkılarıyla ve takdirleriyle, bu husustaki yasamızı çıkardık ve
Düzce İlimizde çalışmalarımıza başladık. 2005 yılının son aylarında 5 ilimizde
daha pilot çalışmalarımıza geçeceğiz ve 2006'da bütün ülkeye aile hekimliğini
yaygınlaştırmaya başlayacağız. Demek ki, çok çok önemli bir bileşen hayata
geçiriliyor, on yıllarca, sadece konuşulan bir işi bugün AK Parti Hükümeti
yapıyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, ikinci önemli bileşen, parçalı
yapıda sağlık hizmeti sunumundan ve sağlık sigortacılığının parçalı yapısından
bütüncül bir yapıya dönmektir. Bugün burada birlikte tartıştığımız yasa
tasarısıyla da, hizmet sunumunun parçalı yapısını ortadan kaldırmaya gayret
ediyoruz.
Herkesin malumudur ki, herkesin kabul edebileceği bir
husustur ki, bu parçalı yapıyı ortadan kaldıracak bir kurum varsa, burada
koordinasyonu sağlayacak, verimliliği elde etmek üzere birtakım yenilikler,
dönüşümler yapacak bir kurum varsa, ortaya yeni standartlar koyacak bir kurum
varsa, âdeta bir hastanın rehabilitasyonu gibi hizmet sunumunun
rehabilitasyonunu, yani iyileştirmesini yapacak bir kurum varsa, kuşkusuz, bu,
Sağlık Bakanlığı olmak gerekir. Bugün ben sizlerin huzurunuza, sağlık
sigortacılığıyla ilgili birtakım yetkileri Sağlık Bakanlığında toplamak üzere
gelmiş olsaydım, bizi tenkit etmekte, Hükümetimizi tenkit etmekte çok haklı
olurdunuz; ama, kuşkusuz ki, bu, Sağlık Bakanlığının işi. Anayasamızda da buna
işaret ediliyor. Bu da yanlış anlaşılıyor. Biz, Anayasamızın, bütün sağlık
kuruluşlarını Sağlık Bakanlığının emrine vermesi gerektiği gibi bir düşüncede
değiliz. Elbette, kamuya ait sağlık kuruluşları, tek elden kamu tarafından
organize edilecek, rehabilite edilecek; bu arada, özel sektöre ait kuruluşlar
da vatandaşımıza hizmet etmeye devam edecektir. Ancak, biz şunu söylüyoruz:
Anayasanın ruhu, yani "bu iş tek elden yönetilir, koordine edilir"
şeklindeki ifadesi, ancak bu şekilde hayat bulabilir. Aksi takdirde, bunu
gerçekleştiremezsiniz. Aksi takdirde, geçmişte gördüğümüz kuyruklar, geçmişte
gördüğümüz hekime ulaşamama problemleri, geçmişte gördüğümüz ilaca ulaşamama
problemleri ortaya çıkar. Vatandaşımız, hastane kapılarında, hastane
eşiklerinde beklemeye devam eder. O halde, bu yasa tasarısıyla da bu bileşenin
önemli ikinci ayağını birlikte gerçekleştireceğiz değerli arkadaşlarım.
Biz, hiçbir zaman, hastaneleri Sağlık Bakanlığına alarak,
bunları koordine ederek, bütün yetkiyi ilanihaye kendimizde tutmayı da
düşünmüyoruz.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Ne yapacaksınız?!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Burada da
Anamuhalefet Partimizin yanıldığı husus şu: Biz, yerelleşmeden bahsederken,
yönetimsel anlamda mahallinden yönetime daha çok imkân vereceğiz derken, bu da
yine çağın bir kavramıdır...
SALİH GÜN (Koceli) - Özelleştirirsiniz.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - ...bu da,
aslında, Anamuhalefet Partimizin hiç inkâr edemeyeceği sosyal demokrasinin de
en önemli gereklerinden biridir. Elbette, biz, artık, Sağlık Bakanlığının
merkezinden ebe tayin edilen bir Sağlık Bakanlığı istemiyoruz; elbette, biz,
bir tane camı kırıldığında, SSK'nın Yönetim Kuruluna acaba bunu yaptırabilir
miyim diyen bir sistem istemiyoruz. Dolayısıyla, burada, yine Sağlık
Bakanlığının koordinasyonunda, Sağlık Bakanlığının ana stratejik hedefleri
belirlediği, standartları koyduğu, kontrolü ve denetimi yaptığı bir sistem
içerisinde, kuşkusuz ki, süreç içerisinde yetkilerin önemli bir bölümü,
mahalline, yerele devredilecektir.
MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) - Yetki devri başka şey.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Ama, tekrar ifade
ediyorum, altını çizerek ifade ediyorum: Bizim sağlık alanında düşündüğümüz
desantralizasyon, mutlak anlamda, yetkilerin hepsinin devredildiği bir
desantralizasyon değildir. Dolayısıyla, bu süreç de rehabilitasyon sürecinin
bir parçasıdır. Genel sağlık sigortası, bu sağlıkta dönüşüm programının üçüncü
önemli bileşenidir. Siz bize, geçmişte, niye bunları yapmıyorsunuz diyordunuz;
şimdi, yapınca, niye yapıyorsunuz diyorsunuz. Hakikaten, ben buna hayret
ediyorum.
Genel sağlık sigortası, şu anda, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığımız tarafından -çünkü, onun sekreteryasında yürütüldü-
kamuoyuna sunulmuş, kamuoyunun bu husustaki görüşleri alınmak üzere
beklenmektedir. Birlikte, bakanlıklar olarak ortak çalışmalarımızı yaptık, bu
çalışmalara devam ediyoruz ve yine içerisinde bulunduğumuz yılda, genel sağlık
sigortasıyla ilgili hükümet tasarımız da Yüce Meclisimizin takdirine
sunulacaktır.
Bundan neyi hedefliyoruz; bundan da şunu hedefliyoruz:
Vatandaşımız, doğumundan ölümüne kadar bir kamu sağlık sigortacılığının
güvencesinde olmalıdır. Bunu, devletimiz, aslında, yeşilkart uygulamasıyla,
özellikle yoksul kesimi desteklemek anlamında önemli bir adım atarak,
geçtiğimiz yıllarda yapmıştır; ancak, bu parçalı yapı, hakikaten, hizmeti
alırken, vatandaşımız açısından da bir tatminsizliğe yol açmaktadır; yani, ben
Bağ-Kurluysam bana başka türlü muamele edilmektedir, Emekli Sandığından isem
başka türlü muamele edilmektedir, SSK'lıysam, işçiysem başka türlü muamele
edilmektedir. Biz, AK Parti Hükümeti olarak, vatandaşımıza, eşit, adil,
hakkaniyetli, kolay erişebileceği bir sağlık sigorta sistemini de getiriyoruz.
Bu noktada, kamu sağlık sigortacılığının geliştirilmesi, sağlıkta dönüşüm
programı için, hakikaten, olmazsa olmaz bir bileşendir.
Değerli arkadaşlarım, aslında, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığımız, hizmet sunumunun o kendisini yoran, kendisini, bünyesini
daha çok hizmet sunumuna odaklayan zaruretten kurtularak, kamu sağlık
sigortacılığını ülkemizde geliştirecektir. Ben buna şöyle diyorum: Her işi, o
işin erbabına vermek lazım. Kamu sağlık sigortacılığı, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığımızın işidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bakan, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Elbette, Sayın
Başkanım.
Biz, şu anda, Sağlık Bakanlığı olarak, yeşilkartın kamu
sigortacılığını yapıyoruz; ama, bu, aslında, doğru değil. Dolayısıyla, biz de,
sistem içerisinde, yeşilkartla ilgili kamu sigortacılığını, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığımıza vermiş olacağız; Emekli Sandığı da, bu husustaki
yetkilerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına verecek; devlet memurları
için de, bu yetkiler onlara verilecek.
Hakikaten, böylece, bu üç ana bileşen üzerinde, halkımız, daha iyi, daha
doğru bir sağlık hizmeti alma imkânını bulacak.
Değerli arkadaşlarım, Anayasaya uygunluktan veya
uygunsuzluktan bahsediliyor. Bakınız, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel
Kanununun tüm kamu hastanelerinin sağlık işletmesine dönüştürülmesini öngören
hükmüne karşı -dikkatinizi çekmek istiyorum- dönemin Anamuhalefet Partisi, 1987
yılında, Anayasa Mahkemesine bir iptal davası açmıştır ve gerekçesinde şunu
söylemiştir: "Sağlık tesisleri SSK'ya aittir. Dolayısıyla, bu mallar,
herhangi bir biçimde işletmelere dönüştürülemez; işçilere ve işverene ait bu
mallar üzerinde, bu şekilde bir tasarruf yapılamaz." Anayasa Mahkemesi,
1987 yılında, şu cevabı vermiştir: "Sağlık tesisleri SSK'nın ise de,
gerçekte belli bir topluluğun yararlandığı, malı olarak kullandığı
kuruluşlardır. İptali istenilen yasa, bu kuruluşların, asıl sahiplerinin
ellerinden alınmasına olanak vermektedir. Madde, bu nedenlerle..."
Özür dilerim, burada gerekçelerden bahsediliyor. Önce
gerekçeleri okuyorum: "Sağlık tesisleri, SSK'nın ise de, gerçekte belli
bir topluluğun yararlandığı, malı olarak kullandığı kuruluşlardır. İptali
istenen yasa, bu kuruluşların, asıl sahiplerinin ellerinden alınmasına olanak vermektedir. -Anamuhalefet
Partisi bu iddiayla başvuruyor- Madde bu nedenlerle, Anayasanın 'Mülkiyet
hakkı' başlıklı 35 inci maddesine aykırıdır."
Anayasa Mahkemesi, aşağıdaki hükümle, dava konusu iptal
talebini reddetmiştir: "Dava konusu maddenin, Anayasanın 35 inci
maddesiyle bir ilgisi bulunmamaktadır."
Değerli arkadaşlarım, Sosyal Sigortalar Kurumunun
malları, kamu mallarıdır, kamu hizmet mallarıdır ve bunu herkes biliyor, bunu
bilmeyen yok bu ülkede. Özel hukuk hükümlerine tabi olması, bir kamu malı
olması gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.
ORHAN ERASLAN (Niğde) - "Kamu malı" değil,
devlet malı deyin, Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, biz, şunu ifade etmek istiyoruz: Vatandaşımız, milletimiz, sağlık
konusundaki atılımları büyük bir heyecanla takip etmektedir ve biz, gücümüzü,
kuvvetimizi, milletimizin bu hastane kapılarındaki hayır dualarından
almaktayız.
Şunu iddia etmiyoruz: Sağlıkla ilgili sorunları iki yıl
içinde ortadan kaldırdık. Ancak, Hükümet olarak aldığımız mesafeyi biliyoruz ve
bundan sonra da yolumuza, büyük bir kararlılıkla, millet adına devam edeceğiz.
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen, Uşak
Milletvekili Sayın Alim Tunç; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Tunç, süreniz 10 dakikadır.
ALİM TUNÇ (Uşak) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık
Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısı hakkında,
şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Dünya Sağlık Örgütünün "21 inci Yüzyılda Herkes
İçin Sağlık" programında, sağlığın geliştirilmesinin insan odaklı olmasını
ve sağlık hizmetlerinin kaliteli bir şekilde sunulmasının hükümetlerin
sorumluluğunda olduğunu vurgulamaktadır.
Ülkemizde, AK Parti İktidarına kadar, yıllarca, sağlık
hizmetlerinin yönetiminde, sunumunda, halkın sağlık hizmetlerine ulaşmasında
hep büyük sorunlar yaşadık; ulusal sağlık politikası oluşturulamadı. Şu anda,
sağlıkta, çok başlı olan bir yapı mevcut. Bunu kısmen belki engelledik; ama,
hâlâ devam etmektedir. Bu yapıda hızlı ve yeterli koordinasyon sağlanamadığı
için, hizmet ve yatırım planlamaları da toplumsal ihtiyaçlarımıza uygun olarak
yapılamamaktadır.
Değerli arkadaşlar, biraz önce Sayın Anamuhalefet
Partisi Liderinin söylediği ve daha önce de Sayın Bakanımızın, konuşmacılarımızın
söylediği CHP parti programından bahsetmeyeceğim; çünkü, bu konuda yeterince
sözler söylendi. Bizim parti programımızda, acil eylem planımız içinde yer alan
"devlet hastanesi, sigorta hastanesi, kurum hastanesi ayırımı kaldırılarak
tüm hastaneler tek bir çatı altında toplanacak..." Biz, verdiğimiz bu söz
üzerine bu çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sağlıkta dönüşüm projesi içinde,
hastaneler öncelikle ortak kullanıma açılacak, daha sonra da Sağlık Bakanlığına
devredilerek sağlıkta tek elden yönetim sağlanacaktır.
Değerli arkadaşlar, yalnız, ben bir şeyi söylemek
istiyorum. Daha önceki hükümetler zamanında bu karar, şu anda bizim
tartıştığımız karar hep tartışılmış, bazı protokollere de konulmuş. Mesela,
birinci Ecevit Hükümeti Koalisyon Protokolünde -CHP ve MSP döneminde Çalışma
Bakanı Sayın Önder Sav- şöyle yazıyor: "Bütün sosyal güvenlik kurumlarının
tek bir çatı altında toplanması sağlanacaktır. Kurulmuş ve kurulacak güvenlik
sistemlerinin dışında kalan muhtaç durumdaki yurttaşlar için, sosyal yardımlar
bir düzene bağlanacaktır. Orada, gelirsiz kalan yaşlılara, kimsesizlere,
çocuklara ve sakatlara özel ilgi gösterilecektir." Diğer madde de şöyle:
"Sağlık alanında hizmetler ve kurumlar bakımından ahenksizliği ve
dağınıklığı giderici bir düzen kurulacaktır. Bütün yurttaşların sağlık
hizmetlerinden yararlandırılması hedef alınacaktır." Bu şekilde devam
ediyor.
Yine, üçüncü Yılmaz Hükümeti programında, sağlık
sistemi, finansman, yönetim ve organizasyon, insangücü, hizmet arzı ve mevzuat
boyutlarıyla yeniden düzenlenecek; özel sektör ve yerel yönetimlerin sağlık
sektörüne yatırımları teşvik edilecektir.
Değerli arkadaşlar, burada, ben, bu durumu şöyle
değerlendiriyorum: Tıpkı, koalisyon hükümetlerinde parti programlarının,
hükümet programlarının yapılamayışı, yine sağlıkta da çokbaşlı, çok parçalı
yönetimden dolayı, halkın istenilen sunumu, hizmeti alamamasını sağlamaktadır;
yani, tek parti iktidarında nasıl başarı sağlanıyorsa, hükümetler icraatlarını
net bir şekilde yapabiliyorsa, sağlığın tek elde toplanmasıyla aynı başarı
gösterilecektir. Ben, bu şekilde benzerlik kuruyorum.
Değerli arkadaşlar, bugüne kadar sağlıktaki
problemlerin çözülemeyişi, iyi planlama yapılamamasındandır. Neden; çünkü,
sağlıkta bir envanter çalışması bugüne kadar yapılamamıştır; kimin nerede
çalıştığı, ne kadar sağlık personeli olduğu, hangi ilin ne kadar sağlık
personeline ya da tıbbî cihaza ihtiyacı olduğu yönünde bir envanter çalışması
bugüne kadar yapılamamıştır. AK Parti Hükümeti olarak, Sağlık Bakanlığı iki
yıldır bu çalışmayı yürütmüş ve şu anda ne kadar sağlık çalışanı olduğu ve
ihtiyaçların ne kadar olduğu tespit edilmiştir. Bu hastanelerin birleşmesi ve
devredilmesinden sonra, halkımızın hizmet alımı, çalışanların hizmet sunumu
sonucunda aldıkları hakları daha farklı olacaktır.
Biz, yıllardır, hekim olarak çalıştığımız dönemde,
Çalışma Bakanlığında çalışan hekimler ve sağlık personeli, Sağlık Bakanlığında
çalışanlar, hatta bunun dışında bazı kurumlarda çalışan sağlık çalışanları
farklı ücretler almışlardır. Biz, hekimler olarak, farklı kurumlarda farklı
ilaçlar yazmak zorunda kalmışız. Yine, hastalarımız, farklı eczanelerden farklı
ilaçları almak zorunda kalmıştır. Böylelikle, SSK'lı, Bağ-Kurlu, yeşilkartlı ve
kamuda çalışanlar olarak çok farklı özelliklerde hizmet almışlar, sağlık
hizmeti sunmuşlar. Bu çokbaşlılığın ortadan kaldırılmasının işte fırsatı.
Sayın Deniz Baykal'ın, daha önceki -parti programını
ben söylemiyorum, ama- 13 Ağustos 2002 tarihindeki konuşmasından bir alıntı
olarak sizlere sunmak istiyorum. Bakınız ne demiş: "İlk yapılması gereken
iş, SSK'yı hastanecilikten çıkarmaktır. Bunu, cesaretle söylemeliyiz. Bu,
Türkiye'nin meselesidir ve bunu çözmek bize düşecek. SSK, hastane kuracak,
işletecek; olacak iş mi?! Hastaneler SSK Yönetim Kurulunun kumandasından
çıkarılmalıdır." Yani, biraz önce, Sayın Baykal'ın söyledikleri ile bu
tarihte söyledikleri uyuşmuyor. Acaba, biz yapıyoruz diye mi karşı çıkılıyor?!
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Siz anlamamışsınız!
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Sen anlamamışsın canım kardeşim,
sen anlamamışsın!
ALİM TUNÇ (Devamla) - Biz, bu ülkenin kıt kanaat
kaynaklarını en rasyonel biçimde kullanmak istiyoruz; halkımızın, en iyi
şekilde, Anayasamızda da belirtilen özellikte sağlık hizmetini almasını
istiyoruz. Bütün çalışmalar, gece gündüz bu Yüce Meclisin çalışmaları bu
amaçladır. Bu konuda, Sağlık Komisyonunda, Cumhuriyet Halk Partili
arkadaşlarımızla çok ahenkli bir şekilde çalışmaktayız. Bahsedilen 224 sayılı
Yasayla, gerçekten, bu yasaya uygun olarak, bir dönemde çok güzel hizmetler
verilmiştir; ama, bunu rehabilite ederek daha iyi bir şekilde sunulması
engellendiği için, bugün işlemez hale gelmiştir. Biz, aile hekimliğiyle bunu
sağlayacağız; yani, bu hükümet zamanında, 224 sayılı Yasadan daha ileri ve
güncellenmiş bir şekilde, halkımızın menfaatına, yararına sunacağız.
Değerli arkadaşlar, yine, Sayın Anamuhalefet Partisi
Liderimiz, işte, bıçak parasından bahsetti, hekimlerin muayenehanesinden
geçildiğini söyledi; doğrudur. Burada, hekim arkadaşlar, çalıştıklarının
karşılığını alamadıkları için ve daha önce çıkarılan kanunlar neticesinde de
farklı yollara sevk edilmiştir. Bu bir gerçektir; ama, bunu engellemek, ancak
hasta ile hekim arasındaki para ilişkisinin kaldırılmasıyla mümkündür. Bunun
için de, genel sağlık sigortası ve aile hekimliği getirilmelidir. Buna karşı
çıkılacak bir durum yok.
Biz, yıllardır hekimlerin sırtından politika
üretiyoruz; bu yanlıştır. Kesinlikle, bu konuda hekimlerin yaptıkları hatalar
vardır, hatalı hekimler vardır; ancak, bu hekimlerin tamamını bu şekilde
suçlamak, gerçekten, büyük haksızlıktır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Yine, ilaç, muayene ve tedavi maliyetinin
yükseleceğinden bahsedildi, şu an için SSK'da verilen tedavinin daha düşük
olduğu söylendi; doğrudur. İki yıl öncesine kadar daha doğruydu; çünkü,
insanlarımız SSK hastanesine ulaşamıyordu ki...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tunç, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ALİM TUNÇ (Devamla) - 148 hastane, 71 ilde faaliyet
gösteren SSK hastaneleri, 34 000 000 SSK'lının hizmetini nasıl verebilirdi?! Bu
imkânsızlıktan dolayı veremiyordu; ama, şu anda, hastanelerin
birleştirilmesiyle, bu, iki katına ulaştı. Fiyatlar artacaktır, maliyet
artacaktır; ama, bu, hastaların daha fazla müracaat etmesinden, sunumdan daha
fazla faydalanmasından dolayı artacaktır. Bundan niye korkuyoruz ki?! Devlet
olarak da, biz, bunu karşılamak zorundayız.
Değerli arkadaşlar, burada konuştuğumuz sadece SSK
hastaneleri. Sadece SSK hastaneleri değil ki burada; Emniyet Genel Müdürlüğü,
PTT, Devlet Demiryolları ve TEDAŞ'ın da atıl, halkın kullanımına, talebine
cevap vermeyen hastaneleri var; bunların da devri şu anda gündemde. Biz, sadece
SSK hastanelerini devretmiyoruz; ama, sonuç itibariyle, sağlığın tek elde
toplanması bu ülkenin menfaatına, halkın sağlık hizmetlerini almada, sağlık
çalışanlarının da... Örneğin, çalışanlar, şu anda SSK hastanelerinde
dönersermayeden pay alamamaktadır. Bu
da, sonuç itibariyle, diğer hastanelerde çalışan arkadaşlarla eşitsizliğe sebep
olmaktadır.
Biz, AK Parti Hükümeti olarak, bu hastanelerin
devredilmesi ve sağlığın tek elde toplanmasıyla, hem halkımızın daha iyi hizmet
almasını sağlayacağız hem sağlık çalışanlarının haklarının daha iyi korunmasını
ve ekonomilerinin düzeltilmesini sağlayacağız.
Bu yasanın, ülkemize ve sağlık çalışanlarına hayırlı
olmasını temenni ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.
Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen,
Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; SSK sağlık kurumlarının -kısa adıyla söylüyorum-
Sağlık Bakanlığına devrine ilişkin yasa tasarısı üzerinde, şahsım adına, söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, gerek Sağlık Bakanımız
gerekse AKP sözcüsü arkadaşlarımızın konuşmalarındaki bazı bölümleri
cevaplandırmak istiyorum. Öncelikle, SSK, Yönetim Kurulu eski üyemiz Sayın
Özcan'ı bugün tanımakta güçlük çektim. 5 trilyonluk gayrimenkulün kim
tarafından, nasıl satıldığını, usulüne uygun olup olmadığını kendisi çok iyi
biliyor; o dönemde yönetim kurulu üyesiydi. Eğer yönetim kurulu kararı olmamış
olsaydı, bu, usulsüz bir satış olacağından, herhalde imza koymaz, o satışa izin
vermezdi. O satış o zaman gerçekleştiğine göre, usule aykırı bir durum söz
konusu değil ve onu da, burada, usule aykırıymış gibi anlatmak, herhalde, vakit
öldürmeye ve doldurmaya yönelik bir düşünce olsa gerek.
MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) - Anlamamışsınız siz.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, gerek
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda gerekse Plan ve Bütçe
Komisyonunda tasarının görüşülmeye başladığı sırada hükümet sözcüsünün -yani,
Sayın Bakanın- ve her iki komisyonda komisyon başkanlarının konuşmalarından
sonra, acaba basın neden çıkarıldı, muhalefet sözcüleri ya da en azından bir
muhalefet sözcüsü görüşünü açıklamadan niye basın kapı dışarı edildi diye merak
ediyor idim; nedenini çok açık ve net olarak
buldum. Daha yasa tasarısı -iki ay evvel geldi, bugün geldi, şu şekilde oldu;
bunlara biraz sonra değineceğim- hazırlanırken tarafların görüşünün alınmadığı
bir gerçek. Burada, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, TİSK'in, meslek
kuruluşlarının, yani, tabip odalarının görüşü alınmadığı gibi, bir başka taraf
olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının da burada bulunmayışı, buna rağmen
aykırı görüş bildirmesi de, bu tasarıda, görüş alma işleminin, katılım ilkesinin, şeffaflık ilkesinin
ayaklar altına alındığının somut göstergesidir.
Bugün, Sosyal Sigortalar Kurumu, bütçe büyüklüğü
itibariyle 30-31 katrilyonluk bütçesi -beş gün evvelki rakamıyla söylüyorum- ve
148 hastane, 212 dispanser, 202 sağlık istasyonu, 6 ağız ve diş sağlığı
dispanseri vesaireyle, yüzde 8'lik personeliyle nüfusun yüzde 50'sine hizmet
veriyor ise, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da Sosyal Sigortalar Kurumu
Başkanlığının bağlı bulunduğu bir bakanlık ise, Sayın Bakanın burada
bulunmayışını anlayabilmenin, izah edebilmenin olanağı yok. Niçin yok; kendisi
de, Sayın Bakan da bunu içine sindirememiş. Her ne kadar, Sağlık Bakanı
komisyondaki konuşmasında aynen "Sağlık Bakanlığınca hazırlanan kanun
tasarısı, Sağlık Bakanlığımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız ve diğer
tüm bakanlıklarımızın ortak görüşü alınarak hazırlanmıştır" diyorsa da,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 9 sayfalık notası, Sağlık Bakanını
yanıltıyor, yanlış konuştuğunu ortaya koyuyor.
Değerli arkadaşlarım, bir başka belge... Bugün bu
tasarıyı burada görüşeceğiz. Bu tasarı burada görüşüldükten sonra
Cumhurbaşkanına gidecek, belki tekrar gelecek, belki bir daha gidecek, belki
Anayasa Mahkemesine gidecek. Anayasaya aykırılıklarını Sayın Bakan çok iyi
biliyor, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da ortaya koymuş. Ne yapıyor Sağlık
Bakanı; yangından mal kaçırırcasına tabiri yetmiyor, bu Yüce Meclisi, Büyük
Millet Meclisini, varlığını kabul etmiyor, reddediyor, daha yasa çıkmadan
genelge yayımlıyor 81 ile ve "31.12. 2004 tarihi itibariyle bu yasa
görüşülecek, şunları şunları şunları yapın" diyor. Yani, yangından mal
kaçırma değil, Meclisin varlığını kabul etmeme!.. Yürütmenin yasama organı üzerindeki
tahakkümünü bu genelge ortaya koyuyor. Sayın Bakan, bu Yüce Meclisi, yasa
çıkmadan çıkmış gibi etkisi altına almaya kalkışan bir yürütme demokrasilerde
olamaz; bu, olsa olsa, teokratik ya da diktatörlük rejimlerinde olabilir. Bu
anlayışı esefle kınıyorum! (CHP sıralarından alkışlar)
Bir başka konu; gerçekten, Sayın Bakan, ikidebir, 224
sayılı Yasanın fiilen işlemediğini söylüyor; doğrudur. 1961'de yürürlüğe
girmiş; ama, 1980'den sonra Türkiye'de değişen iktidar anlayışlarının
uygulamaları, insanı dışlayan, emeği dışlayan, bir avuç çıkarcıya teslim olmuş,
IMF ve Dünya Bankası politikalarını, reçetelerini alıp uygulamaya koyan
anlayışlar, gerçekten, 224 sayılı Yasayı yirmibeş yıldır uygulamıyorlar.
Doğrudur uygulanmadığı; ama, böyle bir durumu, gelip, burada, biz bunu bir nevi
uygulamaya koyuyoruz diye anlatmaya kalkışmak da toplumu aldatmaya yönelik bir
tavırdır. AKP Grup sözcüsü arkadaşımız, bu tasarıyla ilgili sivil toplum
örgütlerinin yöneticileriyle görüşürken -kendilerinin görüşünün alınmadığını
ifade ediyor arkadaşlarımız- "ya öyle mi; olmaz böyle şey,
görüşeceğiz" diyor; arkasından da, bu sözcü arkadaşımız, ikiyüzlü bir
tavır içerisinde "bu tasarıya sendikalar karşı, çalışanlar mutlu"
diyor.
Değerli arkadaşlarım, bir kere, ikiyüzlü siyaseti
bırakalım, insaflı olalım. Cumhuriyet Halk Partisi de, sendikalar da, meslek
odaları da, TİSK de, Sosyal Sigortalar Kurumunun ve Türkiye'de sadece Sosyal
Sigortalar Kurumunun değil, devlet hastanesi diye tabir edilen Sağlık
Bakanlığına bağlı hastanelerin de iyi işlemediğini kabul ediyor. Gerçekten,
hizmet kalitesi açısından, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına bağlı
hastanelerden hiç aşağı kalır yönünün olmadığını herkes görüyor; ama, birkaç ay
öncesine kadar, devlet hastanelerinde hastalar rehin kalıyor idi; bizim SSK
hastanelerinde böyle bir durum da söz konusu değil. Şimdi, kalkıyoruz, diyoruz
ki, bıçak parası, şu parası, bu parası... Özelleştirme uygulamalarında olduğu
gibi, bu alanda da kurumları önce kötülüyoruz, bir tek kuruşluk yatırım
yapmasına izin vermiyoruz. Kendi kuruluş yasasında, idarî ve malî açıdan özerk,
özel hukuk hükümlerine tabi kamu tüzelkişiliği diye tanımlanmış olmasına
rağmen, özerkliğini vermiyoruz; özerk uygulamalarını bağımlılık ilişkisi
içerisinde uygulamaya koyuyoruz; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının arka
bahçesi gibi siyasî iradenin etkisi altına alıyoruz; ondan sonra, SSK hastaneleri
kötü diyoruz.
Değerli arkadaşlarım, kötü olan SSK hastaneleri değil;
kötü olan, yönetim anlayışı, SSK hastanelerine müdahale. Geçtiğimiz günlerde,
kasım ayı içerisinde -2 Kasım tarihli- Sayın Başbakan, AKP Grubunda yaptığı
konuşmada "eğer, sendikalar diyorsa ki 'bu hastaneler bizimdir' buradan
ilan ediyorum, devletten tek kuruş yardım beklememek kaydıyla, buyursunlar
alsınlar, işletsinler" diyor. Başbakanın konuşması, hem maddî unsurları
açısından hem sosyal güvenlik ve sosyal politikalar açısından son derece yanlış
değerli arkadaşlarım. Başbakan, konuşmasında, SSK hastanelerini ayakta tutmak
için 22,5 katrilyonluk kaynak aktarıldığını söylüyor.
Değerli arkadaşlarım, Sosyal Sigortalar Kurumu
hastanelerine 22,5 katrilyonluk kaynak aktarılmıyor; tüm sosyal güvenlik
kuruluşlarına aktarılan kaynağın miktarı bu ve SSK'nın bunun içindeki payı 6
katrilyon; ama, kötü yönetimler, beceriksiz yönetimler ve siyasî iradenin
egemen güçleri kayırma sevdası karşısında, bugün SSK'nın özelden ve kamudan
prim alacağı miktarı 7,5 katrilyon civarındadır. Zaten, SSK'nın sosyal güvenlik
kurumu olarak sağlık işlemlerinde açığı yok, tüm kötü yönetimlere rağmen açığı
yok, tüm müdahalelere rağmen açığı yok. Yapılan katkı, SSK hastanelerine
yapılan katkı değil. Emekli Sandığı ve Bağ-Kurluların sağlık giderlerine
yapılan harcamayı sadece SSK'ya yapılıyormuş gibi aktarmasının, Başbakanın da
yanıldığını ortaya koyduğunu düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten yapılması gereken,
SSK'nın siyasî vesayetten uzak, özerk bir yapıya kavuşturulması ve de özgürce,
onun yönetim kurulu kararıyla yönetilir olabilmesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çetin, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Tabiî... Teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlarım, bugün, Sosyal Sigortalar Kurumu
hastanelerinin Sağlık Bakanlığınca devralınıyor olmasının altında yatan neden,
sadece ve sadece sağlık kuruluşlarının birleştirilmesi değil. Burada özellikle
dikkatinizi çekmek istiyorum -zamanım yetmezse, maddelerde söz aldığımda
açıklayacağım- bakınız, aslında, SSK, faaliyetleri kısılarak, yatırım
yapılmayarak ve her geçen gün dışarıdan biraz daha hizmet satın alınarak
özelleştirilmek isteniyor. Şimdi, yapılmak istenilen, Sağlık Bakanlığı
bünyesine alınması ve temmuz ayında çıkardığımız yasa çerçevesinde, Maliye
Bakanlığınca bunların satışının önü açılıyor. Üzülerek söylüyorum ki, bu yasa
tasarısı, AKP milletvekillerinin, hükümetinin hazırladığı tasarı değildir. AKP
Hükümeti dahil, yirmibeş yıldan bu yana, hükümetler, adına reform denilen,
sağlık ve sosyal güvenlik alanında ne kadar tasarı hazırlamışlarsa, hepsi
İngilizcedir, altında IMF ve Dünya Bankasının imzası vardır. (CHP sıralarından
alkışlar) Dünya Bankasının 2002 Haziran ayı Türkiye raporu bunu somut olarak
ortaya koymaya yetiyor; İngilizce metin, bu tasarıyla aynen özdeşleşiyor. Bir
tek cümlesini okuyayım: "Hastanelerin verimliliğini iyileştirmek için, tüm
Sağlık Bakanlığı ve SSK hastanelerine idarî ve malî özerklik tanınmalıdır. İlk
aşamada, hastane kurumunun geneline özerklik tanınmalı, ikinci aşamada ise,
herkese ayrı ayrı özerklik tanınmalı; çünkü, sağlık tesislerinde bulunan tüm
personel, ilgili kurumun sözleşmeli personeli olacak." Yani, işten
çıkarılması kolaylaşacak.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu tasarı,
malvarlıklarının devrine ilişkin de, diğer düzenlemelere ilişkin de, Anayasaya
aykırılık ve uygulamalara ilişkin pek çok olumsuzluk taşıyan bir tasarı. Eğer,
bugün, bu tasarıya, sendikalar, sivil toplum örgütleri, emekçi örgütleri,
işveren örgütleri...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çetin, teşekkür eder misiniz.
Buyurun.
İZZET ÇETİN (Devamla) - ... karşı çıkıyor, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı da, Sosyal Sigortalar Kurumundan sorumlu bakan olarak
burada bulunmuyorsa, AKP'li milletvekillerinin ellerini vicdanlarına koyarak
hareket etmeleri gerekliliğini hatırlatıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çetin.
Sayın Bakan, Sayın Çetin'in, konuşması sırasında Yüce
Meclisin varlığını kabul etmediğimizden bahisle, anlayışımızı, teokratik
yönetim veya diktatörlükle açıklamaya çalışmıştır şeklinde sataştığından
bahsederek, söz istemiştiniz.
Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Genelgeden söz ettim Sayın
Başkan.
VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1. - Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın,
Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin'in, yapmış olduğu konuşmada, ileri sürmüş
olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkanım,
teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, biraz önce bu yüce kürsüden
sizlere hitap eden sayın konuşmacı İzzet Çetin, bizim Sağlık Bakanlığı olarak
gönderdiğimiz bir genelgeden bahisle, Yüce Meclisin varlığını kabul
etmediğimizden bahsetmiş, ayrıca bunu, bazı başka yönetimlerle, yönetim
anlayışlarıyla ilişkilendirme şanssızlığını, kanaatimce, burada sergilemiştir;
bizim anlayışımızı kınadığını ifade etmiştir. Ben, bu ifadeleri esefle
kınıyorum.
Bizler AK Partililer olarak, yola çıktığımız günden
beri, demokrasiyi kendimize şiar edinmiş bir ekibiz. Bu ülkede özgürlüklerin
gelişmesi için, demokrasinin yeşermesi için neler yaptığımızı, iki yıllık
iktidarımız tarihe yazmış durumdadır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Dolayısıyla, bu ifadeleri, Yüce Meclisin çatısı altına yakıştıramadığımı,
özellikle ifade etmek istiyorum.
Bu arada, bazı başka ifadeler de var. Biz, ne bu
tasarının gerekçesinde ne kendisinde, SSK'nın sağlık kuruluşlarını herhangi bir
şekilde satacağımızdan, atacağımızdan, bir yerlere devredeceğimizden
bahsetmediğimiz halde, sürekli olarak bu ifade edilmektedir.
BAŞKAN - Sayın Bakan, sataşmayla ilgili konuşur
musunuz.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Tamam Değerli
Başkan.
Hiç böyle bir niyetimizin olmadığını da yüce
milletimize arz etmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3. - Bazı Kamu
Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına
Devredilmesine Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/918) (S. Sayısı: 686) (Devam)
BAŞKAN - Şimdi soru-cevap işlemi yapılacaktır. 10
dakika soru sorma süresi, 10 dakika da cevap verme süresi vardır.
Sayın Gazalcı, buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Bakandan aşağıdaki soruların yanıtlanmasını
diliyorum.
Bu Meclis Kamu Yönetimi Temel Yasasını görüştü ve
Sağlık Bakanlığı, taşrayla bağları kesilen 9 bakanlıktan biriydi. Sağlık
Bakanlığı taşra örgütlerini yerel yönetimlere bırakıyor. Bu yasa çıkarsa, bunun
sonucunda siz özelleştirmeye mi gideceksiniz?
Son iki yıl içerisinde, bu tarih yazdığınızı
söylediğiniz dönemde, temelini atıp da bitirdiğiniz ve açtığınız hastane sayısı
kaçtır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.
Sayın Arslan, buyurun.
ALİ ARSLAN (Muğla) - Sayın Başkan, ben de,
aracılığınızla, Sayın Bakana soru sormak istiyorum.
Gerçi, Sayın Gazalcı da benzer bir soruyu sordu, Sayın
Bakan sağlıkta dönüşümün bileşenlerini anlattı. Bugün görüştüğümüz tasarının
öncesine baktığımızda, aslında, başka bileşenler var. Bunları bir araya
getirdiğimizde, Sayın Gazalcı'nın ve benden önceki konuşmacı arkadaşların da
söylediği gibi, bileşenlerin tam da merkezde buluştuğu yer, sağlıkta
özelleştirme. Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz yıl Kamu Yönetimi Temel Kanununu
çıkardık. Orada, Sağlık Bakanlığının taşra teşkilatlarının yerel yönetimlere
devrinin ve bunların da "bu işletmeleri işletir ya da işlettirir"
diyerek, özelleştirilmesinin yolunu açmıştık. Yine geçtiğimiz yıl, Sağlık
Bakanlığının taşınmazlarının satışına olanak veren bir yasayı da çıkarmıştık.
SSK hastaneleri eğer bu haliyle kalırsa, özelleştirilmeleri mümkün değil, ancak
Sağlık Bakanlığının malı olduktan sonra özelleştirilmeleri mümkün. Bizim
iddiamız, görüşümüz ve karşı çıktığımız da bu. Cumhuriyet Halk Partisi olarak,
sağlık hizmetlerinin tek elde toplanmasını biz de istiyoruz, bir itirazımız
yok; ancak, biz...
BAŞKAN - Sayın Arslan, sorunuzu sorar mısınız.
ALİ ARSLAN (Muğla) - Soracağım.
BAŞKAN - Soru sormak için sırada bekleyen 9 sayın
milletvekili var.
ALİ ARSLAN (Muğla) - Sayın Bakanım net olarak şunu
söyleyebiliyor mu: "Biz, sağlıkta özelleştirmeye karşıyız. SSK
hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devriyle bunların özelleştirilmesinin önünü
açmak istemiyoruz." Bunu net olarak, yüksek sesle, Mecliste söz
verebiliyor mu? İşte, merak ettiğimiz, asıl üzerinde durmak istediğimiz nokta
budur.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arslan.
Sayın Öktem, buyurun.
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Sayın Bakan, bu tasarının IMF ve
Dünya Bankası elemanları tarafından hazırlanıp size teslim edildiğini duymayan
kalmadı. Acaba, bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti Bakanı olarak, bu uygulamadan
rahatsızlık duyuyor musunuz; duyuyor iseniz, ateşinizin yükselmiş olması
gerekir; yan taraftaki doktor odasında ateşinizi ölçtürmeyi düşünüyor musunuz?
BAŞKAN - Sayın Öktem, lütfen...
Teşekkür ediyoruz Sayın Öktem.
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Ne ilgisi var!.. Böyle soru
olur mu?!
İLYAS ARSLAN (Yozgat) - Ateşin başına vurmuş Enver!
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Ne biçim soru bu?!
BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana bir soru
yöneltmek istiyorum.
Sayın Başbakan burada bir konuşma yaparken aynen şu
ifadeyi kullandı: "Uzlaşma, diyalog, birlikte düşünme, milletimizi öteden
beri millet kılan en temel değerlerimizden biridir. Son iki yıla büyük
başarılar sığdırdık; ama, en büyük başarılarımızdan biri, bu dönemde kavganın
yerini aklın, çatışmanın yerini diyaloğun almasıdır." Sayın Başbakan böyle
söylüyor; ama, bu tasarıyı buraya getiren Sayın Bakan, acaba Türk-İşin Diskin,
Hak-İşin, işçi emeklileri sendikalarının, tabip odalarının ve Türkiye İşveren
Sendikaları Konfederasyonunun görüşünü aldı mı? Acaba, diyalog kurmayı öneren
Başbakan ile diyalog da ne oluyor diyen anlayışı egemen kılan bir Sayın Bakan,
biri birine taban tabana zıt bir görüşü, bir eylemi yaparlarsa, bunun siyaset
literatüründeki adı takıyye midir? Sayın Bakan bu soruya yanıt verirse
sevinirim.
BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.
Sayın Çetin, buyurun.
İZZET ÇETİN (Kocaeli)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Biraz evvel, Sayın Bakan cevabî konuşmasında, SSK
sağlık kuruluşlarının hiçbir şekilde özelleştirilmeyeceğini, satmayacaklarını,
bunun mümkün olmayacağını söyledi.
Şimdi, 21.7.2004 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe
giren 5220 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun "Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığına tahsisli taşınmazlar ile
Sağlık Bakanlığı kullanımında bulunan diğer taşınmazlardan gerekli görülenleri,
mülkiyetinin Hazineye bedelsiz devrinden sonra, satmaya yetkilidir"
hükmünü taşıyor. Sayın Bakanın bundan haberi yok mu? Bu SSK hastaneleri Sağlık
Bakanlığına geçtikten sonra, 2 ilimizde büyükşehir belediyelerine, 79 ilimizde
de il özel idarelerine devrinden sonra, bunları nasıl denetleyecek? Satışından
sonra, satış işlemiyle özel sektöre iyice geçtikten sonra, SSK'da
denetleyemediği, SSK'da koordinasyon kuramadığı için tek elde topladığı sağlık
kuruluşlarını nasıl denetleyecek, nasıl koordine edecek, bu koordinasyonu
kimlerle sağlayacak?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Çetin.
Sayın Ersin, buyurun.
AHMET ERSİN (İzmir)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Şimdi, 16.6.2004 tarihinde, Millî Eğitim Bakanlığı ile
Sağlık Bakanlığı arasında yapılan bir protokol var -aynen bu yasayla da
ilişkilendiriyorum- bu protokol gereği, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı sağlık
kurumları Sağlık Bakanlığına devredildi. Bu devir sonucu, İzmir'de Millî Eğitim
Bakanlığına bağlı olan 4 sağlık merkezinden 2'si kapatıldı.
Şimdi, yine bu kurumlarda çalışan, İzmir'deki bu
kurumlarda çalışan sağlık personelinden bazıları, 9 Eylül 2004 tarihinden
itibaren, değişik sağlıkocaklarında ve Tepecik Göğüs Hastanesinde
görevlendirildi.
Sağlık Bakanlığı APK Başkanlığının 6.10.2004 tarihli ve
5489 sayılı yazısında, Millî Eğitim Bakanlığından protokolle Sağlık Bakanlığına
geçen bu personelin geçici görevlerle çalıştırıldığı ve bu nedenle
dönersermayeden yararlandırılmayacağı belirtilmiştir.
Şimdi, sormak istiyorum: Bu protokol halen yürürlükte
mi? Millî Eğitim Bakanlığından Sağlık Bakanlığına devredilen sağlık
merkezlerinde görevli personel Sağlık Bakanlığında geçici görevli midir ve
halen, Sağlık Bakanlığı kurumlarında görevlendirilen, Millî Eğitim
Bakanlığından geçen sağlık personeli dönersermayeden neden faydalandırılmıyor?
Burada sormak istediğim şu... SSK hastanelerini de
Sağlık Bakanlığına devretmeye çalışıyorlar. Millî Eğitim Bakanlığıyla
yaptıkları protokolün sonucu bu.
Bu sorularıma cevap istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ersin.
Sayın Kumkumoğlu, buyurun.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, Sayın Bakanın, Sağlık Bakanlığı
işlemleriyle ilgili bugüne kadar yaptıkları, doğrusu, tam bir karmaşayı
beraberinde getirmiş durumda. Mesela, AKP'den şahsı adına konuşan arkadaşımız
"sağlığın tek elde toplanmasıyla, halka daha iyi hizmet, çalışanlara daha
adil bir çalışma ortamı yaratılacaktır" dedi. Acil eylem planında
"devlet hastanesi, sigorta hastanesi, kurum hastanesi ayırımı
kaldırılarak, tüm hastaneler bir çatı altında toplanacak" deniliyor. Genel
gerekçede, bu hizmetlerin tek çatı altında toplanmasının yararları anlatılıyor.
Sayın Bakana sormak istiyorum: Sayın Bakan, bütün bu
gerekçeleri buralarda seslendiriyor olmanıza rağmen, İktidar Partisine mensup
milletvekili arkadaşlarımız, sağlığın tek elde toplanmasının sağlık açısından
nasıl yararlar sağlayabileceğini, hem halkımız hem çalışanlar açısından nasıl
yararlar sağlayacağını ifade ediyor olmasına rağmen, sağlık hizmetlerinin yerel
yönetimlere devredilmesi noktasında tam anlamıyla atomize edilmesi işlemini,
hem bize hem Türkiye toplumuna hem AKP'ye mensup milletvekili arkadaşlarımıza
nasıl izah edeceksiniz? Asıl hedef, sağlık hizmetlerini tek elde toplamak
mıdır? Asıl hedef, sağlık hizmetlerini tam anlamıyla atomize edebilmek için, bu
atomize etme işlemini yapabilmek için, tek parça haline getirebilmek midir?
İkinci bir sorum şu: Yasa bugün çıkarılıyor.
Bunların...
BAŞKAN - Sayın Kumkumoğlu, süre tamamlanmıştır;
sorunuzu sorar mısınız.
Buyurun.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Soru soruyorum Sayın
Başkan.
Yasa bugün çıkarılıyor; ama, biz, geçtiğimiz günlerde
2005 yılı bütçesini görüştük. Hastanelerin Sağlık Bakanlığı tarafından satın
alınacağı söyleniyor; ama, 2005 yılı bütçesi içerisinde, bu işlemle ilgili
olarak konulmuş bir tek kuruş yoktur. Bunu nasıl izah ediyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kumkumoğlu.
Soru sorma süresi tamamlanmıştır.
Buyurun Sayın Bakan.
Cevap verme süresi 10 dakikadır.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkanım,
teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarımın sorularının önemli bir kısmı,
Kamu Yönetimi Temel Yasa Tasarısı ile bugün huzurunuza getirdiğimiz bu yasa
tasarımızın, birbiriyle çelişmeden nasıl izah edilebileceği üzerine. Aslında,
bunu, birçok kereler anlattık; şimdi bir kere daha anlatırsak, umut ediyorum
ki, anlaşılır.
Değerli arkadaşlarım, bir şeyin bütününü konuşmak
lazım. Biz, kamu yönetimiyle ilgili tasarıyı getirdiğimiz zaman, Sağlık
Bakanlığının taşra teşkilatlarının devrine ilişkin süreci beş yıl olarak
belirlemiştik. Niçin beş yıl olarak belirledik; çünkü, biz çok iyi biliyoruz
ki, Türkiye'de sağlık hizmeti sunan kuruluşların, hakikaten, çağdaş bir
anlayışla, yeni kavramlarla rehabilite edilmesi, standartlarının belirlenmesi,
akredite edilmesi ve bir harmonizasyon içinde hizmet sunumunun sağlanması
gerekiyor. Bundan sonradır ki, mahalline birtakım yetkilerin devredilmesi
mümkün olabilecektir. Aslında, taşra teşkilatlarının, Kamu Yönetimi Temel Kanun
Tasarısında devredilecek olması, Sağlık Bakanlığının, sağlık konusundaki
planlayıcı, stratejiler oluşturucu, standartları koyucu, denetleyici rolünü
ortadan kaldırmıyor.
Bakınız, ben, değerli Anamuhalefet Partisinden
arkadaşlarıma, sosyal demokrasiyle yönetilen birçok Kuzey Avrupa ülkelerinin ve
Batı Avrupa ülkelerinin sistemlerini bir incelemelerini öneriyorum. Bütün bu
ülkelerde mahallî yönetimlerin ağırlığı çok yüksektir. Kaldı ki, biz, hiçbir
zaman, böyle, atomize ifadelerle falan... Çünkü, bu ifadelerin sağlık yönetimi
anlamında ne kavrama geldiğini de kamuoyuna ifade etmek mümkün değil. Bu
şekilde, sağlıktan elini çeken bir merkezî hükümet mantığı, yapısı asla
düşünmüyoruz; ama, değerli arkadaşlarım, bakınız, tekrar söylüyorum, en küçük
bir ayrıntının, Ankara'dan, merkezî hükümetten oluşturularak yapılmasının
beklendiği, taşradan yapılmasının beklendiği, arzulandığı sistemler başarısız
oluyor. Dolayısıyla, burada bir çelişki yok. Biz, şunu yapacağız: Bütün sağlık
kuruluşlarımızı bu tek çatı altında, Sağlık Bakanlığının çatısı altında bir
standarda kavuşturuyoruz ve daha sonra da, yetkilerin önemli bir bölümünü
yerele devredeceğiz; ama, tekrar söylüyorum, planlamacılık, ana stratejilerin
belirlenmesi, standartların konulması, denetlemelerin yapılması, Kamu Yönetimi
Temel Kanun Tasarısı yasalaştıktan sonra da Sağlık Bakanlığında olacaktır; onun
için, burada hiçbir çelişki yok. Aksine, bu yapılmadan, yarın, çeşitli kamu
kurum ve kuruşlarının tesisleri, mahallî yönetimlerce daha çok idare edilmeye
başlansa, o zaman bir sıkıntı ortaya çıkardı. Beş yıllık süreyi de bunun için
koymuş durumdayız. Dolayısıyla, ortada hiçbir çelişki yok; işini bilen bir
iktidarın hükümetinin planlı, programlı bir yürüyüşü var.
Temelini atıp bitirdiğimiz kaç tane hastane olduğunu
sordu Sayın Gazalcı.
Değerli arkadaşlarım, marifet, temel atmak değil, iş
yapmaktır. İşte bu anlayıştan, bu popülist anlayıştan dolayıdır ki, ülke büyük
sıkıntı içerisinde.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sonradan açtığınız?..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum)- Açtığımızı
söyleyeceğim efendim.
Sayın Gazalcı, biz geldiğimizde, programda 1 152 tane
sağlık yatırımı vardı; ama, ben size, şehir ismi söylemeden bunları
söyleyeceğim; bu yatırımlardan bir kısmı, önemli bir bölümü, 8 000 kişilik
ilçede 50 yataklı hastane şeklindeydi.
Bu 1 152 yatırımı, bir sağlık envanter çalışması yaparak, biz, şu anda
400'ün altına indirmiş durumdayız ve hakikaten, Sağlık Bakanlığımızın kısıtlı
yatırım imkânlarıyla bu süre içerisinde, 2002'de 33 hastaneyi, 2003'te de 44
hastaneyi hizmete sokmuş durumdayız; 2004'te de hizmete sokmayı düşündüğümüz
hastane sayısı 37 idi. Yani, temeli atılmış yüzlerce hastanenin yanına biz de
yüzlerce hastanenin temelini atsak, daha akılcı bir şey mi yapmış olacaktık?!.
Onun için, önemli olan, mevcut, eldeki yatırımlar için
eldeki imkânları en uygun biçimde kullanmaktır.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sizin başlayıp da
bitirdiğiniz var mı?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Değerli
arkadaşlarım, biz, sağlıkta, kamunun mallarını özelleştirmeyi şu anda
düşünmüyoruz, gündemimizde böyle bir şey yok.
Ancak, bakınız, Anayasanın ruhuna uygun olarak kamunun
sağlık hizmetini güçlendirirken, bir taraftan özel sektörün de sağlık
yatırımlarına daha fazla pay ayırmasına, bu suretle, finansmanın bir tarafının
da özel sektör tarafından sağlanarak, hizmetin kalitesinin artmasını elbette
istiyoruz. Bu sebeple, kamu özel ortaklığı şeklinde de çalışmalara başladık.
Hazineden sorumlu Devlet Bakanlığımızla birlikte, önümüzdeki yıllarda, bir
taraftan kamu kaynakları, bir taraftan özel sektör kaynakları, bir taraftan da
kamu-özel ortaklığıyla, vatandaşımıza hizmet anlamında daha geniş bir yelpaze
sunacağız.
Şimdi, burada da bir çelişki var. Değerli arkadaşlarım,
biz, merkezî hükümete hastaneleri veya sağlık kuruluşlarını toplayıp, daha
sonra da bunların hepsini bu şekilde elden çıkarmayı düşünseydik, o zaman,
bunları, kamuda yeniden yapılanma temel yasa tasarısı çerçevesinde il özel
idarelerine devretmeyi hiç düşünmememiz gerekirdi; o zaman, elimize alalım,
bunların hepsini satıp savalım diye düşünürdük; asla böyle bir niyetimiz
yoktur.
Bahsettiğiniz Sağlık Bakanlığına ait bazı sağlık
kuruluşlarının Hazine yoluyla satışına izin veren yasa değişikliğine gelince,
onu da rahatça şu şekilde ifade edebilirim: Bu, fonksiyonunu kaybetmiş, hizmet
veremeyen sağlık kuruluşlarını bu şekilde değerlendirerek, bunların yerine yeni
kamu yatırımları yapmak için düşünülmüştür. "Kamunun elindekini asla
değerlendirememe" şeklindeki âdeta geçmiş dönemlerden bize devredilen bu
mantığı, biz, AK Parti Hükümeti olarak devam ettirelim; bunu mu bekliyorsunuz?
Bunu, AK Parti Hükümetinden lütfen beklemeyin.
Ben, kamuda yıllarca yöneticilik yaptım. Hiçbir işinize
yaramayan, kullanamadığınız bir malı bile değerlendirme imkânına sahip olamıyorsunuz.
Bu, hantallığa yol açıyor; bu, verimsizliğe yol açıyor; dolayısıyla, maksadımız
açıktır.
Bu hususta, ısrarla "siz, bu kanunla şunu
yapıyorsunuz; ama, aslında maksadınız da başka bir şeydir" şeklindeki
düşüncelerin ifade edilmesinden de vazgeçilmelidir. Bu yüce çatı altında,
artık, bu niyet okuyuculuğundan vazgeçilmelidir. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, Millî Eğitim Bakanlığından devren
aldığımız kuruluşlarla ilgili olarak bahsedilen bütün problemler, işte bu yasa
tasarısı çıkınca ortadan kalkmış olacaktır.
Ayrıca, Sayın Kılıçdaroğlu'nun bahsettiği uzlaşma ve
diyalog konusunda bizim kapımız herkese açıktır. Bakınız, bu tasarı iki aydır
Meclis gündeminde beklemektedir ve bize, ilgili sivil toplum örgütlerince, şu
meseleyi bir görüşelim diye en ufak bir teklif bile gelmemiştir...
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Siz davet edecektiniz
Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Değerli
arkadaşlarım, bakın, benim randevu defterlerim bu hususta açıktır.
Aksine, emek platformunu buyurun, gelin, görüşelim diye
çağırdığımda, görüşmek için sadece üç arkadaşım gelmiştir.
Dolayısıyla, biz uzlaşmaya sonuna kadar açığız; ama,
bir konuya, baştan "biz tamamen karşıyız, temelden karşıyız, bunu
tartışacak hiçbir şeyimiz yoktur" deyip de karşı çıkıldıktan sonra, takdir
edersiniz ki, uzlaşılabilecek bir nokta kalmıyor. Yoksa, biz, bütün yaptığımız
işlerde olduğu gibi bu işlerde de sonuna kadar uzlaşmaya açığız. Örneğin, Türk
Tabipler Birliğinin değerli başkanı ve yöneticileri, beni, bugüne kadar, birçok
konuyla alakalı olarak en az on onbeş kere ziyaret etmişlerdir. Dolayısıyla, bu
hususta, bizim kapımız, dün olduğu gibi bugün ve bugünden sonra da herkese
sonuna kadar açıktır; bunu özellikle ifade etmek istiyorum.
2005 bütçesinde bu işlemlerle ilgili olarak bütçeye
niçin para koymadığımızdan bahsedildi. Değerli bir milletvekilimiz... Biz,
arkadaşlar, önhazırlık yapın, bu büyük bir iştir, yarın bir aksaklık olmasın,
hükümetin iki bakanlığının iki kurumu şimdiden bir arada çalışmaya başlasın,
envanterleri ortaya çıkarsın; çünkü, gecikirsek yarın sıkıntılar ortaya çıkar
diye bir genelge hazırladığımız için
bile tenkit ediyorsunuz. Ortaya çıkmamış bir yasa için ne şekilde bütçeye para
koyabilecektik?! Dolayısıyla, bu şekildeki eleştiriler hakikaten çok haksız
görünmektedir.
BAŞKAN - Sayın Bakan, süre tamamlanmıştır, diğer
sorulara yazılı cevap verebilirsiniz.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Ben de,
zannediyorum, sorulara cevap vermiş oldum.
Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
BAZI KAMU
KURUM VE KURULUŞLARINA AİT SAĞLIK BİRİMLERİNİN SAĞLIK
BAKANLIĞINA
DEVREDİLMESİNE DAİR KANUN TASARISI
Amaç
MADDE 1. - Bu Kanunun amacı, kamu kurum ve
kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesiyle ilgili
usûl ve esasları belirlemektir.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Kılıçdaroğlu, süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, gerek Sayın Bakan gerek Adalet
ve Kalkınma Partisinin değerli temsilcileri söz alıp konuşurlarken, sürekli
olarak, yurttaşın, bugün, çok kötü koşullarda sağlık hizmeti aldığını ve bunu
düzeltmek istediklerini söylediler ve öyle bir atmosfer yarattılar ki, sanki,
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz de buna karşıyız. Bir sefer, önce,
doğruları yerine doğru olarak koyalım.
Şimdi, SSK'lının sorunu ne; isterseniz, bu sorudan
başlayalım. Sosyal Sigortalar Kurumuna mensup bir yurttaşımızın iki temel
sorunu var. Birincisi, diyor ki: "Siz beni zorla SSK hastanesine
göndermeyin; nasıl, devlet memuru, ister devlet hastanesine ister üniversite
hastanesine gidebiliyorsa, bana da bu hakkı verin, ben de gideyim." 506
sayılı Yasanın ilgili maddesini getirin, biz de size destek verelim; isteyen
istediği yere gitsin; kim engel olabilir? Getirebiliyor musunuz; bu tasarıyla
getirmiyorsunuz.
İkincisi, SSK'lının ilaç sorunu; diyor ki: "Ben
tedavi oluyorum; ama, gidiyorum, yine dört saat ilaç kuyruğunda bekliyorum. Ben
de diğer sigortalılar gibi dışarıdaki eczanelerden ilacımı almalıyım; doktor
ilacımı yazsın, ben de almalıyım."
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - 10 Şubattan
itibaren alınacak.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - 10 Şubattan itibaren
getiriyorsunuz; gayet güzel.
Değerli arkadaşlarım, peki, sağlığın mülkiyetle ne
ilgisi var; sizin, SSK hastaneleriyle ne alıp veremediğiniz var? Şimdi, eğer,
SSK'lı dilediği hastaneye gidebiliyorsa, SSK'lı dilediği eczaneden ilacını
alabiliyorsa, o zaman, mülkiyet sorunu nereden çıkıyor; mülkiyet sorunu şuradan
çıkıyor: Siz, bu hastaneleri birilerine peşkeş çekmek istiyorsunuz. Kusura
bakmayın arkadaşlar... (CHP sıralarından alkışlar)
Ama, Sayın Bakan diyorsa ki "hayır, biz bunu
yapmayacağız, biz, SSK'lının bu iki temel sorununu çözdükten sonra..." Ben
öğrenmek istiyorum, peki, ne yapacaksınız?
Sayın Bakan şunu söyleyebilir: "Efendim, biz
hastaneleri işletmeye dönüştüreceğiz." Bununla ilgili yasa çıkarırsınız,
nasıl devlet hastanesi işletmeye dönerse, SSK hastanesini de işletmeye
dönüştürebilirsiniz. Nitekim, Sayın Bakanımız, geldi, burada, bu konudaki bir
yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmediğini de gerekçe olarak
ortaya koydu.
Demek ki, sağlıkta sorun bir mülkiyet sorunu değil
arkadaşlar. Sayın Bakanın anlayışına göre, sağlıkta sorun bir mülkiyet sorunu
olsaydı, o zaman üniversite hastanelerini de almanız lazımdı, o zaman Türkiye
Büyük Millet Meclisi bünyesindeki sağlık kuruluşunu da almanız lazımdı. Niye
almıyorsunuz onları? Üniversiteleri niye almıyorsunuz? Demek ki, sağlıkta sorun
bir mülkiyet sorunu değil. Önce doğruları ortaya koyalım.
Bir ikincisi; bunun Anayasaya aykırı olduğunu söyledik.
Niye Anayasaya aykırı arkadaşlar; bu soruyu, acaba, Sayın Bakan kendisine sordu
mu; bu muhalefet niye bunun Anayasaya aykırı olduğunu söylüyor?
Değerli arkadaşlar, bakın, her yurttaş vergi verir.
Türkiye Cumhuriyetinde yaşayıp vergi ödemeyen tek bir yurttaş yoktur; ama,
devlet vergilerle ne yapar; okul yapar, hastane yapar, demiryolu yapar,
karayolu yapar. Bunların hepsine kamu malı denilir; çünkü, 70 milyon yurttaşın
ödediği vergilerle yapılan her mal kamu malıdır.
Peki, sigortalı ne yapar; sigortalı, verginin dışında,
ayrıca, kendi geleceğini garanti altına almak için sigorta primi öder. Verginin
dışında öder bunu; Emekli Sandığına tabiyse Emekli Sandığına öder, SSK'lıysa
SSK'ya öder, Bağ-Kurluysa Bağ-Kura öder.
Peki, bu primler karşılığında ne yapılır; bu primler
karşılığında okul yapılamaz, bu primler karşılığında yol yapılamaz, bu primler
karşılığında sinema salonu yapılamaz; çünkü, bunların karşılığında nelerin
yapılabileceği ilgili yasada belirlenmiştir. Örneğin, SSK'ya "hastane
yapabilirsin" demiştir; ama, Emekli Sandığına bunu söylememiştir.
Şimdi, öyle olunca da, bu paraların bedeli ilgili
şahıslara aittir. O nedenledir ki, SSK Yasasının 1 inci maddesinde "Sosyal
Sigortalar Kurumu özel hukuk hükümlerine tabidir" cümlesi vardır. Mantığı
budur.
Şimdi, az önce Sayın Özcan dedi ki: "SSK özerk bir
kuruluş değil. Özerklik SSK Yasasının sadece 1 inci maddesinde geçiyor, başka
hiçbir maddede özerk lafı yok."
Değerli arkadaşlarım, bütün özerk kuruluşların
yasalarının 1 inci maddesinde özerklik sözcüğü geçer, zaten başka maddelerinde
geçmez; çünkü, 1 inci maddeler, ortaya tanımı koyar. Açın OYAK Yasasını, 1 inci
maddesinde özerk olduğunu görürsünüz; açın BDDK Yasasını, 1 inci maddesinde
özerk olduğunu görürsünüz; açın Bağ-Kur Yasasını, 1 inci maddesinde özerk
olduğunu görürsünüz; ama, diğer maddelerinde bu yazmaz. Arkadaşlar, neden
yazmaz; çünkü, diğer maddelerin konusu farklıdır da, onun için yazmaz.
Değerli arkadaşlar, şimdi "biz, çokbaşlılığı
ortadan kaldırıyoruz" diyorsunuz. Peki, Sayın Bakana sormak istiyorum;
madem sağlıkta çokbaşlılığı ortadan kaldırıyorsunuz, özel hastaneleri niye
almıyorsunuz? Sayın Bakanım, bir engel mi var? Özel hastaneleri de alın,
hepsini Sağlık Bakanlığının çatısı altına alın, böylece çokbaşlılık falan
kalkmış olacak. Burada...
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Çağdaş değil o.
BAŞKAN - Sayın Çerçi...
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Değerli Milletvekilim,
çağ ayrıdır... Çağdaş olmak, aydınlık ilkelere sahip olmak farklıdır. Çağdaş
olmak, halkına doğruyu söylemektir; çağdaş olmak, saydam olmaktır; çağdaş
olmak, başkasının malını gasp etmemektir; çağdaş olmak, Parlamentodaki çoğunluk
oyuna güvenip de işçinin malına göz dikmemektir. Eğer, bunun aksini yaparsanız,
kusura bakmayın, çağdaş değilsiniz.
Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi, Sayın Bakan, kalktı,
burada "Bağ-Kurlu ayrı hizmet alıyor, SSK'lı ayrı hizmet alıyor, Emekli
Sandığı mensubu ayrı hizmet alıyor. Bu doğru değil, bunun kaldırılması
lazım" dedi. Ne kadar güzel. Zaten, biz de bunu söylüyoruz; ama, ben merak
ediyorum; bu tasarının Bağ-Kurlunun, SSK'lının ve Emekli Sandığı mensubunun
eşit sağlık hizmeti alacağını öngören maddesi hangisi? Sayın Bakan, şu madde
eşit sağlık hizmetini öngören bir maddedir diye çıkıp söylesin.
FAHRİ KESKİN
(Eskişehir) - Farklılık arz eden bir hüküm var mı?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Sayın Milletvekilim,
burada yer almaz. Neden yer almaz biliyor musunuz; farklılıkları öngören
maddeler ilgili kuruluşların kendi yasalarında yazdığı için. O yasaları
değiştirirseniz bu farklılıkları gidermiş olursunuz; ama, o yasaları
değiştirmediğiniz sürece, SSK hastanelerini devralsanız dahi bu farklılıkları
gideremezsiniz.
Şimdi yine bir başka konuşmacımız şunu söyledi:
"SSK tesis kaybetmiyor. 148 hastanesi falan gitmeyecek. SSK'lıların çok
daha fazla hastanesi olacak." Bu neye benziyor biliyor musunuz değerli
arkadaşlar; evi olanın bir evi olur, kiracının evi çoktur, sonsuz evi olur.
AGÂH KAFKAS (Çorum)- Bu benzetme olmadı.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)- Yani, insaf yahu!..
Adamın elinden 148 hastaneyi al, de ki, sen bundan sonra istediğin hastaneye
gidebilirsin. Sanki, o, istediği hastaneye istediği koşullarda gidecekmiş gibi.
NEVZAT DOĞAN (Kocaeli)- Şu anda gidebiliyor mu?! SSK'lı
gidemiyor.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)- Hayır efendim, gidemiyor.
Niye gidemiyor; getirin yasayı da gönderelim. Getirin yasayı... Siz yasayı
getirmiyorsunuz arkadaşlar. Siz, halka doğruları söylemiyorsunuz.
Şimdi bir başka şeye geliyorum; neden Anayasaya aykırı.
Size Anayasa Mahkemesi kararını okuyacağım; 1997 tarihli karar: "SSK'nın
taşınmaz malları üzerindeki satış yetkisi, bu mallar üzerindeki mülkiyet
hakkının doğal sonucudur. Kurum, yedek akçelerini değerlendirmek amacıyla
taşınmaz mal satın alabileceği gibi, yine aynı amaçla, yasanın belirlediği usul
ve esaslara uymak kaydıyla malları satabilir." Kim satabilir; Kurum
satabilir. Az önce burada denildi ki: "SHP'nin iktidar ortağı olduğu
dönemde de 5 trilyonluk gayrimenkul satıldı." Doğrudur, 5 trilyonluk
gayrimenkul satıldı. Ben de o zaman genel müdürdüm. Ama, şu soruyu lütfen
kendimize bir soralım: Bu 5 trilyonluk gayrimenkul nasıl satıldı? 5 trilyonluk
gayrimenkulün satış yetkisi SSK Yönetim Kuruluna verildi. Siz bu yasada SSK
Yönetim Kuruluna yetki veriyor musunuz; hayır; yetkisini alıyorsunuz. Zaten
sorun orada, Anayasaya aykırılık orada değerli arkadaşlar. Bununla ilgili
olarak Anayasa Mahkemesine gidildi. Denildi ki: "SSK Yönetim Kurulu bu
malları satamaz; çünkü, bu malların satış yetkisi yoktur." Anayasa
Mahkemesi de karar verdi; dedi ki: "Hayır, mülkiyet hakkının doğal sonucu
olarak, SSK Yönetim Kurulu, bu malları isterse satabilir."
Siz, bu yetkiyi, işçinin ve işverenin elinden
alıyorsunuz. Yani, mal sahibi olana diyorsun ki: "Bir dakika; sen satma,
ben satacağım." Anayasa Mahkemesi de diyor ki: "Mal onundur, isterse
satabilir." Siz, bu yetkiyi alıyorsunuz.
Bakın, daha da ileri gidiyor; Emekli Sandığıyla ilgili
bir Anayasa Mahkemesi kararı okuyayım size.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Toparlıyorum.
"Sandığın doğrudan hizmetleriyle ilgili olmayan
taşınmaz malların -bakın, doğrudan ilgili olmayan taşınmaz malların- Sandık
Yönetim Kurulunun kararı ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine, Bakanlar
Kurulunca belirlenecek usul ve esaslara göre satılabileceği öngörülerek, satışa
ilişkin esas ve usullerin yasa kurallarıyla, Bakanlar Kurulu kararıyla
düzenlenmesine olur verilmesi, mülkiyet hakkını koruyan ve güvenceye alan
Anayasanın 35 inci maddesine aykırıdır."
Şimdi, bütün bu Anayasa Mahkemesi kararları burada
okunmasına ve bilinmesine karşın, hâlâ, ben istediğimi yaparım, bu malları
alırım, istediğim gibi satarım ve fiyatını da istediğim zaman, istediğim gün
öderim demek, allahaşkına, gasp değil de nedir?! Sayın Bakan alınıyormuş
gasptır diye. Bunun adı hukukta gasptır; Meydan Larousse veya herhangi bir
hukuk sözlüğünü açın "gasp" sözcüğü nedir, bakın; karşısında, tıpkı
bu olayın tanımını göreceksiniz.
Sayın Bakan diyalogdan söz etti "biz diyaloğa
açığız..." Sayın Bakan, diyalog o değildir; diyalog, tek taraflı insanları
davet edip dinlemek değildir. Adam gibi, Ekonomik Sosyal Konseyi toplarsınız,
sosyal tarafları çağırırsınız, olayı masaya yatırırsınız, adam gibi
tartışırsınız; bunun adına da diyalog denir; öbürü diyalog değildir; kusura
bakmayın; birbirimizi kandırmayalım ve halka da doğruları söyleyelim.
Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
Madde üzerinde AK Parti Grubu adına söz isteyen Ankara
Milletvekili Sayın Mehmet Zekai Özcan; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; demin yaptığım konuşmayı Cumhuriyet Halk
Partili değerli arkadaşlarımızın, herhalde, iyi okumadıklarını, iyi
dinlemediklerini düşünüyorum.
Bunlardan bir tanesi Sayın Çetin, ben o zamanki yasanın
yanlış olduğunu söylemedim; ama, o zaman bir yasa çıkarılarak bu satış yapıldı
dedim. Şimdi, daha doğrusunu yapıyoruz, niye itiraz ediyorsunuz diye söyledim.
Bunu çok farklı algıladılar; bir defa, bunu düzeltiyorum.
Sayın Kılıçdaroğlu -Sosyal Sigortalar Kurumunun- her
kurumun 1 inci maddesinde özerkliği belirtilir diyor. Sayın Kılıçdaroğlu, buna
bir itirazımız yok. Ben, diğer maddelerin bu 1 inci maddeyle çelişkili olduğunu
söylüyorum; yani, diğer maddeleri bunu tekzip ediyor diyorum. Yani, bunu nasıl
anlamazlıktan geliyorsunuz, nasıl tekrar diyorsunuz ki "her kanunun 1 inci
maddesinde özerklik belirtilir, o zaman, SSK özerktir."
SSK'nın özerkliği yok edilmiştir değerli arkadaşlarım.
Şimdi, burada tekrar tekrar dönüyor... O zaman, bu kurumun özerkliği giderken,
ben, bu sivil kuruluşların, sendikaların, işveren sendikalarının tavır
koymasını beklerdim; ama, bu, konulmadı. Şimdi deniyor ki: "Küçük olsun
bizim olsun." Tamam, bu SSK hastanelerine, nasıl olsa, biz, tedavi için
gittiğimizde kuyruğa girmiyoruz, ilaç kuyruğuna girmiyoruz, tahlil kuyruğuna
girmiyoruz, ameliyat olmak için bir randevu almıyoruz. Peki, biz, SSK'lı
çalışanlara, emeklilere bir soralım, esas bizim hedefimiz orası. Onlar, acaba,
nasıl sıra alıyorlar; telefonu düşüyor mu, düşmüyorsa ne yapıyor, kendi
cebinden mi bunu karşılıyor?.. İlaç almak için kuyruğa girdiği zaman, dört saat
bekledikten sonra, büyük ihtimalle, yazılan 4 kutu ilacın belki bir cinsi
eczanede olmuyor, bu sefer gidip anlaşmalı eczane arıyor. Yani, aslında,
SSK'lının bu ıstırabını görmezlikten gelip, burada sadece temel olarak SSK
mallarının satılıp satılmayacağı konusunda odaklanılması, işin özünden çıkmak
olur. Bugün, bir anket yapalım, işçiye soralım, işçinin ailesine soralım,
emekliye soralım, emeklinin ailesine soralım; bundan memnun mudur? Burada,
tabiî, devamlı söylenen şudur: SSK'nın geçmişte yaptığı hizmetleri inkâr etmek
mümkün değildir. Bugün de fedakârlıkla çalışıyordur. SSK ilk kurulduğunda da,
daha 1946'da, iş kazaları ve meslek hastalıkları sigorta koluyla başlamıştır ve
bu 1950'de sağlık sigortasıyla devam etmiş ve 1951'den sonra da bütün kısa
vadeli sigorta kollarına hizmet vermiştir ve bunu 1980'lere kadar çok başarılı
vermiştir ve hatta o devirlerde sendikalar, işçiler, SSK'nın sağlık tesislerine
sahip çıkmışlardır. Görevini yapmayan, iyi hizmet vermeyen hekimleri,
başhekimleri uyarmışlardır "sizin maaşınızı biz veriyoruz, bize iyi hizmet
edin" demişlerdir. Ama, 1980'lerle beraber, artık, SSK'ya siyasî
müdahalelerle dengesiz yatırım yapılmıştır, dengesiz personel dağılımı
yapılmıştır. Giderek bu dağılmıştır ve bugün gelinen noktada, artık, SSK,
mevcut sağlık tesisleriyle sağlık hizmeti veremez duruma gelmiştir. Eğer
verebildiğini söyleyenler varsa, onu halka anlatsınlar; veremiyor. Bütün
fedakârlıklara rağmen veremiyor. Ben misaller verdim; yani, SSK'da çalışan
personelle Sağlık Bakanlığı personeli arasındaki orantısızlık bunu gösteriyor.
Peki o zaman, Sağlık Bakanlığının imkânları varken, bu imkânlardan niçin
yararlanmayalım?
Sayın Bakan demin ifade etti, daha 1961'de çıkarılan
224 sayılı Yasa halen yürürlüktedir ve bunun yürürlüğü kalkmamıştır. Demek ki,
1961'den beri bu düşünülüyor. Genel sağlık sigortası üç defa ciddî olarak
düşünüldü; iki defa komisyonlara geldi, bir defa Genel Kurulda kabul edilmedi.
Bir de deniliyor ki, işte siz, bu hastaneleri Sağlık
Bakanlığına vereceksiniz, ondan sonra da SSK'lılar ne yapacaklar?
Değerli arkadaşlarım, bir hükümet, düşünün ki, genel
sağlık sigortası çıkarmak için bir tasarı hazırlamıştır; yakın zamanda Meclise
getirilecektir. Genel sağlık sigortasını hazırlayan bir hükümetin, SSK'lıyı
kendi kaderiyle baş başa bırakması mümkün müdür?!
Burada ilaçla ilgili sorunlar var. İlaç sıkıntısı had
safhaya varmış SSK'nın kuyrukları dolayısıyla. Bunları bu çileden kurtarmak
için girişimlerde bulunuyor ve bu tasarı da bu bakımdan bu çileyi ortadan
kaldırıyor. Şimdi bunlar dururken, bizim konuşmalarımızı farklı mecralara çekip
bizim kastetmediğimiz şeyleri söylemek doğru değildir. Ben kimseye bugüne kadar
sataşmadım; ama, haklı bir eleştiri varsa ben bunun cevabını vermek isterim ve
tekrar altını çiziyorum; Sosyal Sigortalar Kurumu bugün gerçek anlamda özerk
değildir, yönetim kurulunun hiçbir yetkisi yoktur, yönetim kurulu bu malları
satamaz. Ben bunu söylüyorum, yine vurguluyorum altını, satamaz. Bu yanlış
mıdır?! Bana birisi desin ki, evet bu yanlıştır, SSK Yönetim Kurulu bu malları
satabilir desin.
Değerli arkadaşlarım, aslında, hükümetimizin -ben zaman
almak istemiyorum diğer arkadaşlarımıza da zaman bırakmak anlamında- bu
tasarısı çok olumludur; SSK'lı çalışanların, emeklilerin daha rahat hizmet
alması için bir fırsattır ve bütün bu kamu hastanelerinin rehabilite edilmesi
açısından çok önemli bir fırsattır ve bu rehabiliteden sonra da özerkleştirilmesi,
rekabet ortamı içerisinde gelişebilmesi için de bir imkândır ve ileride, SSK'lı
ve diğer sosyal güvenlik mensubu vatandaşlarımızın da hastane seçimi, doktor
seçimi açısından son derece önemli bir tasarıdır ve bu tasarıyı biz AK Parti
olarak destekliyoruz ve başarılı olmasını diliyoruz.
Tekrar, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.
Madde üzerinde şahsı adına, Antalya Milletvekili Sayın
Osman Akman; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
OSMAN AKMAN (Antalya) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin
Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi
üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, öncelikle hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Tasarının amacına ilişkin bu ilk maddesi gerek Sağlık
Komisyonunda gerekse Plan ve Bütçe Komisyonunda aynen kabul edilmiştir.
Değerli arkadaşlar, sağlık, insanoğlunun varoluşundan
bu yana her zaman önemli olmuştur. Kıymetini, ancak kaybettiğimizde anladığımız
sağlımız, hayatımızın hemen hemen en önemli paydasıdır; hatta, aldığımız her
nefesin, attığımız her adımın ve yaptığımız her işin sağlığa yönelik bir yanı
vardır. İnsanlık, başlangıcından itibaren, sağlığın korunmasına, kaybedilmiş
sağlığın yeniden kazanılmasına ve devam ettirilmesine yönelik olarak, hep bir
gayret içerisinde olmuştur. Günümüzde sağlık, koruyucu hekimlikle, küçüğünden
büyüğüne örgütlenmiş sağlık birim ve kompleksleriyle, insanlık tarihinin bilinen
en üst seviyesindedir. Bu konudaki gelişmeler, elbette, devam da edecektir.
Türkiye'de sağlık hizmetinin daha kaliteli, etkili
verimli ve hakkaniyete uygun verilmesi ve kolay alınabilmesi için, AK Parti
olarak, Sağlıkta Dönüşüm Programını hayata geçiriyoruz. Bu çerçevede, şimdi,
Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına
Devredilmesine Dair Kanun Tasarısı hakkında görüşmekteyiz.
Anayasamızın 56 ncı maddesinde "herkesin sağlıklı
ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu" belirtildikten sonra
"devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini
sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini
gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp, hizmet
vermesini düzenler" ifadesi yer almaktadır.
Değerli milletvekilleri, 56 ncı maddede "devlet,
sağlık kuruluşlarının tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler"
denilirken, zaten görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı için geç bile kalınmış
olunduğunu açıkça göstermektedir. Ayrıca, hükümetimizin acil eylem planında,
hizmet açısından, devlet hastanesi, sigorta hastanesi ve kurum hastanesi
ayırımlarının kaldırılmasına yönelik çalışmaların başlatılacağı öngörülmüştür.
Bu değişiklik ilk defa gündeme gelmemiştir. Devir
çalışmalarının tarihçesi, 1961 yılına kadar gitmektedir. 1961 yılında, 224
sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanunun 30 uncu
maddesinin (d) bendinde "İşçi Sigortaları Kurumuna ait sağlık tesisleri,
binaları, tıbbî malzeme, eşya ve ilaçlar, iktisap bedeli verilmek suretiyle,
Sağlık ve Sosyal Yardım ve Çalışma Bakanlıkları tarafından müştereken tespit
edilecek esaslar dairesinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına
devredilir" denilmektedir.
Görüldüğü gibi, bu konuda daha önce yasal düzenleme
yapılmıştır. Ayrıca, iktidarımızdan önceki hükümetlerin sağlık ve çalışma
bakanları, SSK mensuplarının devlet hastanelerinden istifade etmesi için
protokol imzaladılar; ancak, protokolden önce, özellikle, ilçelerimizde,
SSK'lılar devlet hastanelerinden yararlanıyor iken, protokolden sonra,
neredeyse yararlanamaz oldular. İncelendiğinde, benzer yararlanım, ortak
yararlanım çalışmalarına rastlarız. Demek ki, bir türlü gerçekleştirilemeyen
sağlığın tek elde toplanması düzenlemesini yapmak bizlere nasip olacakmış.
Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısıyla, SSK
hastanelerinin devriyle ve niçin gerekli olduğuyla ilgili, sözlerimize,
düşüncelerimize gelecek olursak eğer, öncelikle, bu konuda, SSK mensupları bu
devri istemektedir, bu bütünleşmeyi, bu tek elde toplanmayı istemektedir.
Sağlıkla ilgili çalışması olanlar, yakınlığı olanlar
veya bu hastanelerden yararlanan akrabaları olanlar hep görmüştür; özellikle,
şu ortak yararlanımdan önce, SSK mensupları, o dar bütçelerine, asgarî ücretle
geçinmelerine rağmen, özel muayenehanelerden, özel hastanelerden, ücretlerini
vererek, devlet hastanelerinden, hatta, üniversite hastanelerinden
yararlanıyorlardı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akman, toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
OSMAN AKMAN (Devamla) - Zaman yetmeyecek...
Bu hastanelerde çalışanlar da birleşmeyi istemektedir.
Ayrıca, bu konuda yeknesaklık sağlanma zarureti vardır. Biraz önce,
konuşmacılardan birisi "SSK hastaneleri ve çalışanları 3 katı
çalışmaktadır" dedi. Burada, hem hastane çalışanlarını hem de bu
hastanelerden yararlananları kurtarmak gerekiyor.
Zaman dar olduğu için, son olarak şunu söylemek
istiyorum; devir kapsamı dışında bırakacağımız kamu sağlık kurum ve
kuruluşlarının da, Anayasamız gereği, Sağlık Bakanlığı tarafından tek elden
planlanıp, hizmet verilmesinin düzenleneceğini umuyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akman.
Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Kars
Milletvekili Sayın Selahattin Beyribey; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Sayın Başkanım,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 686 sıra sayılı kanun tasarısının 1
inci maddesi üzerinde, şahsım adına, söz almış bulunmaktayım; sözlerime
başlamadan evvel, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Aslında, bununla ilgili sarih olan, belli olan -çok
tekrarlandığı için tekrar da etmek istemiyorum- Anayasanın 56 ncı maddesinde,
sağlık kuruluşlarının tek çatı altında toplanması ve sonucunda da genel sağlık
sigortasına gidilmesiyle ilgili yol tarif edilmiş. Bununla ilgili de, eski bir
siyasetçi olarak söylüyorum, geçmişten beri bütün milletvekilleri, bütün
partiler genel sağlık sigortası dediler, dediler, ama, bir türlü ellerini taşın
altına koyma cesaretini gösteremediler. AK Parti, bununla ilgili hazırlıklar
yaptı ve bu konuda elini taşın altına koyuyor. Başka bir şey daha yapıyor;
sağlık kuruluşlarını tek çatı altında toplayarak da, yine, elini değil,
neredeyse vücudunun hepsini taşın altına koyuyor.
RASİM ÇAKIR (Edirne) - Taşın altında kalmasın yalnız!
YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - AK Parti, bu birleşmeyle, sağlıkla ilgili
başarılı olmak durumundadır ve daha iyi hizmetler vermek durumundadır; bunu
taahhüt ediyor, bununla ilgili yasal düzenlemeleri de gündeme getiriyor ve gerekenleri
yapıyor.
Bu arada, ben, hem sigorta hastanelerinde hem Sağlık
Bakanlığı hastanelerinde çalışan bir hekimim; yani, iki kurumdaki hizmetleri,
vatandaşın nasıl hizmet aldığını veya nasıl çileler çektiğini, hangi konularda
dahi iyi hizmetler aldığını veya almadığını gördüm. Benim burada beklentim ve
inancım şudur: Sigortada da güzel şeyler yapılıyor; ben inanıyorum ki, Sağlık
Bakanlığı, o güzel şeyleri bünyesine alacak, ayrıca, Sağlık Bakanlığında da çok
daha güzel şeyler yapılıyor, onlarla birleştirecek ve daha iyi bir hizmet
üretecektir. Burada, başarılı olacağız, onu da göreceksiniz.
Şimdi, arkadaşlarımız çıkıp, biraz evvel, bir eski
genel müdürümüz, dönemindeki hizmetlerle ilgili, daha sonra, bu işte, mal
varlığının satılıp satılmamasıyla ilgili sözler söylediler. Bir defa, 506
sayılı Kanunun 118 inci maddesiyle ilgili değişiklik -tarihini de söylüyorum-
24.6.2004 tarihinde ve 5198 sayılı Kanunla yapıldı. Kurum bildirirse, istediği
sağlık biriminde, istediği sağlık ünitesinde, istediği yerde tedavi
olabilecektir. Artı, Sosyal Sigortalar Kurumu, şu anda, zaten hizmet satın
alıyor; bundan sonraki dönemde de hizmet satın almaya devam edecek. Burada,
sigortada çalışmış, orada hizmet vermiş, sendikadan arkadaşlarımız da var;
onlar da bilirler ki, sigorta hastanesi, röntgen hizmetlerini dışarıdan satın
alır, birçok laboratuvar hizmetlerini dışarıdan satın alır, ultrason hizmetini
dışarıdan satın alır, tomografi hizmetini dışarıdan satın alır, birçok
ameliyatlarını dışarıda yaptırır; paket
programları vardır, bunları dışarıdan satın alır; demek ki, zaten satın alıyor;
şimdi, Sağlık Bakanlığı hastanelerinden satın almış olacak; bu yol zaten vardı
ve devam ediyor.
Yine, Anayasa Mahkemesinin, 1993 - 37 sayılı Kararında
tartışılan husus, yasa koyucunun, yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin, satış
yetkisini SSK Yönetim Kuruluna devredip devredemeyeceği hususudur. Bununla
ilgili kararı veren yasa koyucudur. Biz, burada yasayı koyunca, onunla ilgili
zaten tartışma olmayacaktır, yasa koyucunun kararı uygulanmış olacaktır. Benim
anlayamadığım husus; yönetim kurulunun kararı mı daha önemlidir; yoksa, yasa
koyucunun kararı mı daha önemlidir? Bunu da, Sayın Anamuhalefet Partimizin veya
muhalefet partimizin takdirlerine sunuyorum.
Özetle şunu söylemek istiyorum: Bu birleşmeden iyi
şeyler doğacak; bu birleşmenin sonunda, Türkiye'de, sağlık hizmetlerindeki
çifte başlılık ortadan kalkacak, en azından bir standart oluşacak ve bu
standarttan dolayı da, Türkiye'de, halkımız eşit hizmet almış olacaktır.
Konunun başka bir boyutunu da irdelemek istiyorum
özellikle...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Beyribey, tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - Tamamlıyorum
Sayın Başkan.
Bütün milletvekillerimizin illerinde, sigorta
hastaneleri de var, devlet hastaneleri de var. Ben ilimle ilgili örnek vereyim;
sigorta hastanesi rantabl çalışamıyor, devlet hastanesi rantabl çalışıyor. Bazı
yerlerde, mesela Karadeniz Bölgesinde, çok iyi çalışan sigorta hastaneleri
biliyorum; ama, devlet hastaneleri daha az çalışıyor. Burada, aynı personel,
aynı hastane... Daha doğrusu, birçok hastaneyle aynı hizmeti üretmeye
çalışıyoruz. Bence, bu da, birçok alanda, yüzde 10 kapatiseyle... Doğu
Anadoludaki sigorta hastanelerinin doluluk oranı yüzde 20 - 25 civarındadır.
Sebebi; yeterli miktarda hekim olmaması, altyapısı olmaması.
Onun ötesinde, yine sağlık çalışanlarıyla ilgili bir
konuyu vurgulamak istiyorum. Şu anda, sağlık çalışanlarının ücretleri arasında
çifte standart vardır. Çıkaracağımız bu yasa, bu çifte standardı da ortadan
kaldıracak ve böylelikle, daha iyi hizmet verilmesini ve çalışanların daha
mutlu olmasını sağlayacak. Onun için, bu yasanın, Türk Halkına, sigortalılara,
genel sağlık sigortası gereğince de, bütün Türkiye'deki genel sağlık sigortası
mensuplarına iyi hizmetler üreteceğini düşünüyorum. Bununla, aslında, AK
Partinin büyük bir taahhüt altına girdiğini ifade etmek istiyorum. Bu
taahhüdünden dolayı da, başta Başbakan olmak üzere, hükümeti kutluyorum, tebrik
ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Beyribey.
Madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap işlemi
yapılacaktır.
Soru sorma süresi 5 dakikadır.
Buyurun Sayın Gazalcı.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Devlet hastanelerinin durumu da ortada. Siz, SSK
hastanelerini Sağlık Bakanlığına devrederek, devlet hastaneleri gibi mi onları
yönetmek istiyorsunuz? Yani, hangi iyileştirme?.. Yedi kümede, ayrı ayrı
nitelikli sağlık hizmeti alan yurttaşların eşit duruma gelmesi, bu sağlık
hizmeti yasasıyla nasıl olacak?
Özellikle köylerde, sağlıkocağı binaları var; ama,
ebesiz ve doktorsuz; bunları ne yapmayı düşünüyorsunuz? Buralarda binalar
çürüyor, ebe yok, doktor yok, her şeyden önce.
Bir işçi sendikaları konfederasyonu, DİSK "bize
verin bu hastaneleri, biz işletelim" dedi; hükümetten bir yanıt gelmedi.
Bu konuda, biz mi okumadık; yoksa, siz mi sustunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.
Buyurun Sayın Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakanım,
acaba, SSK hastaneleri -demin bir sayın konuşmacı "çok iyi çalışıyor
Karadenizde" dedi- hakikaten, rehabilite edilemez miydi? Yani, bir tek bu
muydu sonuç; bunu ellerinden almak... Demek ki, iyi çalışan hastane olduğuna
göre... Türkiye'de, eğer istenirse, yönetenler iyi çalıştırmak isterse...
"Çalışan iyi hastaneler var" diyordu demin sayın konuşmacı. Acaba,
son çare miydi bunları tüm devlet hastaneleriyle birleştirmek; yoksa, bunlar,
rehabilite edilemez miydi? Üzüntüm, hastanesi devredilen SSK burada yok. Malı
gasbedilen birileri burada olmuyor; ona üzülüyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.
Buyurun Sayın Özyurt.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sağ olun Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, bir soru sormak istiyorum. Dün burada
sözlü soruları cevaplandırırken, yanılmıyorsam, bir hastane için "1995
senesinde temeli atılmış ve halen yüzde 80'i bitmiştir" dediniz, Sağlık
Bakanlığına bağlı bir hastane. Böyle bir kurum, on senedir bir hastaneyi
bitirememiş, faaliyete geçirememiş olan bir Sağlık Bakanlığı... Acaba, kaç
hastane, kaç dispanser, kaç sağlık istasyonu, kaç ağız ve diş sağlığı merkezi
ve kaç tane diyaliz ünitesini devraldığınızı, rakam olarak, hiçbir yere
bakmadan söyleyebilir misiniz?
BAŞKAN - Sayın Özyurt, lütfen...
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Lütfen... Bunda samimî
olmanızı istiyorum. Arkadaki bürokratlara sormadan, devraldığınız şu kurumdaki
rakamları söylerseniz teşekkür edeceğim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özyurt.
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Bakan, yazılı cevap verin.
Öyle şey olur mu?!
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Çok açık söylüyorum...
Soruyorum işte.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...
Sayın Çetin, buyurun.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Bakan, biraz evvel, tümü
üzerindeki konuşmalara cevap verirken, Sayın Genel Başkanımızın, Anayasaya
aykırı olarak SSK hastanelerinin ve varlıklarının Sağlık Bakanlığına devrinin
gasp olarak nitelemesini iade ettiğini söyledi. Ben, şimdi, Sayın Bakana
soruyorum: Bir mala devlet tarafından hukuka aykırı bir biçimde elkonulmasının
adı gasp değil de nedir?
İkinci sorum: Sayın Bakan da, sayın AKP sözcüleri de
her çıktıklarında, bizim de kabul ettiğimiz biçimde, SSK sağlık kuruluşlarının
ve tüm sağlık kuruluşlarının ülkemizde iyi işletilemediğini söylüyor. Şimdi, bu
tasarıyla, görünen odur ki, eğitimde olduğu gibi sağlıkta da devletin rolü
azaltılıyor. Eğer, SSK hastanelerinden istenen hizmet alınamıyorsa, bunda
Sağlık Bakanlığının rolü yok mu? Sağlık Bakanlığının -bu tasarıyı görmeden bir
değerlendirme yapmış olsak bile- SSK hastaneleri ve sağlık personeli üzerinde
herhangi bir planlama, tasarruf yetkisi yok mu?
Bir başka sorum da şudur: Sayın Bakan, biraz evvel,
yine cevap konuşmasında, çalışanların kendilerine hayır duası yaptıklarını
söyledi. 20 Kasım 2004 tarihinde 100 000 kişi size Sıhhiye Meydanında hayır
duası mı yaptı Sayın Bakan?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.
Soru sorma süresi tamamlanmıştır.
Buyurun Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkanım,
Sayın Gazalcı "devlet hastanelerinin durumu ortada; siz, bu şekilde
alacağınız hastaneleri ne yapacaksınız" diye soruyor.
Aslında, hakikaten meseleyi takip etseler, devlet
hastanelerinin iki yılda nereden nereye geldiğini göreceklerdir. Bakın, biz, 33
000 000 SSK'lıya 2004 yılı içinde hizmet ettik değerli arkadaşlarım.
Tekrarlıyorum; 33 000 000 SSK'lı hastaya Sağlık Bakanlığı sağlık kuruluşlarında
2004 yılı içinde hizmet edildi. Geçtiğimiz yıl bu protokol aktedildiğinde,
herkes tıkanıp kalacağımızı iddia ediyordu; hiç böyle bir şey olmadı. Evet,
imkânlar az, yılların getirdiği yetersizlikler var; ama, göreceksiniz ki,
bugüne kadar nasıl hizmetin kalitesi arttıysa, bundan sonra da artacak.
Sağlık ocaklarıyla ilgili olarak şunu söylemek
istiyorum: Eksiğimizin en ziyade olduğu yerlerde yüzde 40 civarında sağlık
personelinin sayısını artırdık. Özellikle sözleşmeli çakılı personelle -ki,
Yüce Meclisimizin takdiriyle yine yaptığımız bir kanunla oldu bu- yüzde 40
civarında sağlık personeli sayımızı artırdık. Nerede artırdık biliyor musunuz;
Şırnak'ta, Hakkâri'de, Ardahan'da, Mardin'de, Batman'da, Diyarbakır'da,
Urfa'da, Bitlis'de... Dolayısıyla, hakikaten, ciddî bir gelişme şu anda devam
ediyor.
"SSK hastaneleri rehabilite edilemez miydi SSK'nın
içerisinde?" Edilemezdi değerli arkadaşlarım; çünkü, SSK'nın yarın
oluşturulacak genel sağlık sigortası kurumunun enerjisinin -daha önce de
söylediğim gibi- kamu sağlık sigortacılığına döndürülmesi lazım. Herkesin kendi
geliştirebileceği işi geliştirmesi lazım. Bundan daha tabiî bir şey olamaz.
Bütün dünyada böyle yapılıyor. Siz bana başka bir örnek gösterin; 20 000 000-25
000 000 nüfusa, bir taraftan sigortacılığın yapıldığı, bir taraftan da sağlık
hizmetinin sunulduğu bir kamu sigortacılık sistemi gösterin. Yok; dünyada
kalmadı böyle bir şey. Bazı ülkelerde var Avrupa'nın dışında; onları zikretmek
istemiyorum. Çok uzaktaki bazı ülkeler de var, gidip ziyaret ettiğimiz ülkeler
de var; ama, bugün, bizim de çatısı altına girmek için gayret ettiğimiz, hep
birlikte gayret ettiğimiz Avrupa Birliği ülkelerinde, artık, sistem, tamamen
sağlık hizmet finansmanıyla sunumunu birbirinden ayırıyor. Çağdaş dünyadan
bahsediyoruz. Çağdaş dünyadan bahsediyoruz...
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Kimse itiraz etmiyor
Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Mesele yok itiraz
etmiyorsanız. Niçin itiraz ediyorsunuz, bunu anlamak mümkün değil. Hem itiraz
etmiyoruz diyorsunuz hem itiraz ediyorsunuz!
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Niye itiraz ettiğimizi
anlatacağım şimdi.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - 1991 senesinde
temeli atılmış; ama, oniki sene içerisinde ciddî bir mesafe alınamamış bir
tesisi, biz iki sene içerisinde bitiriyoruz Değerli Milletvekilim. Başka ne
yapalım?.. Başka ne yapalım?..
VEZİR AKDEMİR (İzmir) - Örnek gösterin.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Gösterdik örnek;
dün söyledik burada; Kars Devlet Hastanemizin temeli 1991'de atılmıştı; bu
sene, 2005'te bitiyor. Böyle çok hastanemiz var.
Sayın Çetin'in sorusuna cevap vermiyorum. Açıkça bunu
da söylüyorum.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sayın Bakan, benim soruma
cevap vermediniz.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -"Gasp"
lafını konuştuğu müddetçe...
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Hukukî bir terim.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) ... bu Yüce
Meclisin çatısı altına bu ifadenin yakışmadığını, bunun yakışıksız bir ifade
olduğunu söylüyorum. Cevabı yalnızca budur. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Yakışıksız olan sizin tavrınız!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -"Kaç tane
hastane devralıyorsunuz, kaç tane sağlıkocağı, dispanser devralıyorsunuz;
ezbere söyleyebilir misiniz?"
Değerli Milletvekilim, bu ezbercilikten zaten bugüne
kadar ne çektiysek çektik. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar) Yani, ben, size 150 civarında hastaneyi devraldık dersem bu
yetmeyecek mi?
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Hayır, Sayın Bakan; kaçak
cevap vermeyin!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Lütfen, değerli
arkadaşım... Lütfen...
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Niye devralıyorsunuz?
BAŞKAN - Lütfen, sayın milletvekilleri; Sayın Bakan
cevap veriyor.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Bakın, değerli
arkadaşlarım; biz, bundan çok çektik, bundan vazgeçelim. Biz, neyi
devraldığımızı, neyi devralmadığımızı çok iyi biliyoruz.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Söyle o zaman!..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Devraldığımız
yük, değerli arkadaşlarımın da söylediği gibi, Hükümet olarak, Sağlık Bakanlığı
olarak, devralmamız gereken bir yüktür.
Burada, Yüce Meclisin huzurunda şunu da ifade etmek
istiyorum: Elbette, bu, bizim için zorlu bir süreç olacaktır; ama, buna hazır
olmalıyız. Bugüne kadar, hükümetler, bunlara hazır olmadıkları için bu sistemi
dönüştüremediler, bunun için sadece konuştular; ama, biz yapıyoruz, icra
ediyoruz; hükümetlerin görevi de budur, bu olması gerekir.
Çok teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
1 inci madde üzerinde 12 adet önerge vardır; ancak,
madde üzerinde milletvekillerince sadece 7 önerge verilebildiğinden, bu
önergelerden yalnızca 7'sini, önce sırasıyla okutacağım, sonra aykırılık
derecelerine göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 1
inci maddesinde geçen "kuruluşlarına ait" ibaresinin
"kuruluşlarının uhdesinde bulunan" şeklinde değiştirilmesini arz ve
teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesindeki
"sağlık" ibaresinden sonra gelmek üzere "yardımcı sağlık"
ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 1
inci maddesinde geçen "birimlerinin" ibaresinden sonra gelmek
üzere "personelinin, araç ve
gereçlerinin" ibaresinin getirilmesini arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 1
inci maddesinde geçen "birimlerinin" ibaresinin
"teşkilatlarının" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 1
inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
"Bu kanunun amacı, kamu kurum ve kuruşlarına ait
sağlık birimlerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesiyle ilgili usul ve esasları
belirleyerek, sağlık hizmetleri alanındaki birliğin sağlanmasıdır."
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 686 sıra sayılı kanun tasarısının
"Amaç" başlıklı 1 inci maddesinde yer alan "sağlık
birimleri" ibaresinin madde metninden çıkarılarak, bunun yerine
"kurum tabiplikleri ve sağlık merkezleri" ibaresinin eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
|
|
Haluk Koç |
İsmet
Atalay |
Emin Koç |
|
|
Samsun |
İstanbul |
Yozgat |
|
|
Bayram
Meral |
Harun Akın
|
İzzet
Çetin |
|
|
Ankara |
Zonguldak |
Kocaeli |
|
|
Osman
Kaptan |
Kemal
Kılıçdaroğlu |
Oğuz Oyan |
|
|
Antalya |
İstanbul |
İzmir |
BAŞKAN - Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup,
işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 686 sıra sayılı kanun tasarısının
"Amaç" başlıklı 1 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz
ve teklif ederiz.
|
|
Haluk Koç |
İsmet
Atalay |
Emin Koç |
|
|
Samsun |
İstanbul |
Yozgat |
|
|
Bayram
Meral |
Harun Akın
|
İzzet
Çetin |
|
|
Ankara |
Zonguldak |
Kocaeli |
|
|
Osman
Kaptan |
Kemal
Kılıçdaroğlu |
Oğuz Oyan |
|
|
Antalya |
İstanbul |
İzmir |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.
Süreniz 5 dakika.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
İki nedenle söz aldım. Birincisi, Sayın Zekai Özcan'ı
üzmek istemem; çünkü, uzun yıllar beraber çalıştık, son derece saygı duyduğum,
dürüst bir bürokrat arkadaş.
Öncelikle şunu söyleyeyim: Eğer Sosyal Sigortalar
Kurumunun özerk olmamasından şikâyet ediyorsak, bu şikâyetin sorumlusu, Sayın
Özcan, partiniz; çünkü, Sosyal Sigortalar Kurumunun özerkliğini iğdiş eden
parti -kusura bakmayın- Adalet ve Kalkınma Partisi ve Sayın Özcan da burada
dile getirdi bunun nedenlerini, niçin özerk hale getirilmediğini. Ayrıca,
kendisine de teşekkür ediyorum.
Şimdi, bir başka konu; diyoruz ki, SSK hastaneleriyle ilgili bu yapılan düzenlemeyi
beğeniyor musun diye SSK'lıya soralım. Elbette soralım; ama, soracağınız soru
çok önemli. Örneğin, sinemadan çıkan adama derseniz ki, sen sinemayı seviyor
musun; yüzde yüz "evet" çıkar; çünkü, sevmeyen adamın sinemada ne işi
var? Demek ki, soracağınız sorunun niteliği önemli.
Şimdi, Sayın Bakan anlatıyor, diyor ki: "30 000
000 küsur kişiye hizmet verdik, şunu yaptık, bunu yaptık." Sanki, hepsini
bedava yapıyor. Sayın Bakanım, bunun parasını almadınız mı; aldınız, bedava
yapmadınız bunları. Biz diyoruz ki, elbette, devlet hastaneleri de, üniversite
hastaneleri de, özel hastaneler de sigortaya açılmalı. Sigortalı buralardan
hizmet almalı, önünde hiçbir engel kalmamalı.
Şimdi, bir sayın milletvekili dedi ki: "Biz, 506
sayılı SSK Yasasında değişiklik yaptık. Sigortalı isterse, gidebilecek."
Arkadaşlar, o değişiklikte şu var: SSK Yönetim Kurulu karar alırsa sigortalı
doğrudan gidebilecek. Biz de diyoruz ki, SSK Yönetim Kurulunun karar alma
sürecini de kaldıralım. Devlet memuru, Emekli Sandığı mensubu karar aldıktan
sonra mı gidiyor; hayır.
Sigortalı rahatsızsa, istediği yere istediği zaman
gidebilmeli. Onu getirin, size oy verelim, beraber yapalım.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Daha önce niye
yapmadınız?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Ama, onu
getirmiyorsunuz...
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Onu da getireceğiz, onu da
değiştireceğiz.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bakın, birinci hata bu; onu getirmiyorsunuz.
Şimdi, Sayın
Bakan diyor ki: "Biz, herkesin iyi hizmet almasını istiyoruz. 32
000 000-33 000 000 kişiye hizmet verdik." Biz de diyoruz ki, iyi yaptınız;
biz, buna karşı değiliz. "Siz, neye karşısınız" diyor.
Arkadaşlar, dilimizde tüy bitti, biz anlatamıyoruz
herhalde. Biz, yurttaşın iyi sağlık hizmeti almasına karşı değiliz. Biz, Sosyal
Sigortalar Kurumunun malı olan bir hastaneye devletin elkoymasına karşıyız.
Bizim karşı olduğumuz nokta bu.
Şimdi, ben, Sayın Bakanın anlayacağı şekilde anlatayım.
Bir vatandaşın evi var, geliyor diyor ki hükümet: "Ey vatandaş, senin evin
biraz dar." Evet, evim dar diyor. "Şu evini satın alayım, evini bana
ver." Parasını ne zaman ödeyeceksiniz? "Allah kerim, sonra öderiz biz
bunu. Sen şu evi tapuda devret." Tapuda devrediyorsunuz. Nerede oturacağım
ben? "Yan tarafta daha geniş bir yer var, orada otur" diyor.
Mülkiyeti?.. "Mülkiyet olmaz arkadaş." Ama, evim gitti. "Önemli
değil, ben aldım." Şimdi, Sayın Bakan, yavuz hırsız örneği, aynen,
uygulanan politika bu.
Şimdi, biz buna karşıyız. Biz diyoruz ki, malını
alabilirsin. Doğru, al, çıkar yasayı al. Anayasa göre parasını öde;
kamulaştırma bedeli peşin ödenir diyor. "Peşin ödemem." Peki, değerli
arkadaşlar, o zaman yapılan hata ne olacak?
Şimdi, Sayın Bakan, bir başka açıklama daha yaptı.
Orada da diyor ki: "Efendim, 224 sayılı Sosyalizasyon Yasası vardı. O
yasada, İşçi Kurumunun hastaneleri de şöyle olacak, böyle olacak diye bir
düzenleme vardı." Doğru. Bir arkadaşımız dedi ki: "Çağdaş olmayı
düşünmek lazım." Ben de kendisine aynen şu ifadede bulunmuştum: Çağdaş
olmak, bu kürsüye gelip, halka doğruları bütün ayrıntılarıyla anlatmak
demektir.
Bakın, 224 sayılı Yasa çıktığı zaman, o zaman
Türkiye'de hukuk devleti yoktu. 224 sayılı Yasa askerî dönemde çıkmıştır. 224
sayılı Yasa çıktığı zaman bu ülkenin Anayasası yoktu. Yasanın ne zaman
yürürlüğe girdiğini de ben size söyleyeyim değerli arkadaşlar; 1961'in ocak
ayında, 5.1.1961'de yürürlüğe girdi. Anayasa ne zaman yürürlüğe girdi; Anayasa,
20 Temmuz 1961'de yürürlüğe girdi. Peki, siz, Anayasa olmadan, çıkan bir
kanunun Anayasaya aykırılığını nasıl iddia edebilirsiniz?! Demek ki, halka, bu
kürsüye gelip, doğruları anlatmıyorsunuz arkadaşlar. Sayın Bakanın birinci
görevi, halka bütün ayrıntıları, doğruları anlatmasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bağlıyorum...
HASAN ANĞI (Konya) - Tarihler tutmuyor.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Tarihler tutmuyor...
Yasa çıktığı zaman, Anayasa yoktu. Eğer, istiyorsanız, Kanunlar ve Kararlara
sorarsınız, onlar da size Anayasanın, yasanın ne zaman çıktığını söylerler.
BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, Genel Kurula hitap eder
misiniz.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Tabiî efendim.
İzninizle, son bir şeyi daha kısaca ifade edeyim.
Hukuk, hepimiz için geçerli bir kavramdır. Az önce
denildi ki, bu, Anayasaya aykırı değildir; Parlamentonun bir yetkisini SSK
Yönetim Kurulu da kullanabilir; çünkü, yasa koyucu burasıdır. Anayasanın 35
inci maddesinde, mülkiyet hakkına özel bir düzenleme getirilmiştir. Mülkiyet
hakkı, kutsal bir haktır; özel yasal düzenlemelerle, kamu çıkarı olmaksızın,
hiçbir kısıtlamanın getirilemeyeceğini Anayasa teminat altına almıştır. Bu
teminata asıl uyması gereken de Yüce Parlamentodur.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 686 sıra sayılı kanun tasarısının
"Amaç" başlıklı 1 inci maddesinde yer alan "sağlık
birimleri" ibaresinin madde metninden çıkarılarak, bunun yerine
"kurum tabiplikleri ve sağlık merkezleri" ibaresinin eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
Haluk Koç (Samsun) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
686 sıra sayılı kanun tasarısının "Amaç"
başlıklı 1 inci maddesinin madde gerekçesinde aynen şu ifadelere yer
verilmiştir:
"Madde ile Kanunun amacı belirlenmektedir. Kanunun
amacı, kapsama dahil kamu kurum ve kuruluşlarına ait kurum tabipliği dışındaki
hastane, dispanser, sağlık merkezi veya istasyonu gibi her ne ad altında olursa
olsun insan sağlığıyla ilgili hizmet sunan birimlerin Sağlık Bakanlığına
devredilmesidir."
686 sıra sayılı kanun tasarısının genel gerekçesinde
de, hükümetin kamu yönetimi reformu olarak adlandırdığı düzenlemelere atıfta
bulunularak, sağlık kuruluşlarının mahallî idarelere devri için öngörülen beş
yıllık geçiş süreci içinde tüm sağlık kuruluşlarının aynı standartta kaliteli
ve maliyet etkili hizmet sunacak şekilde rehabilite edilmeleriyle birlikte
mahallî idarelere devrinin nihaî hedef olduğu belirtilmektedir.
Tasarının nihaî hedefinin, kamusal sağlık hizmetlerini
tasfiye etme ve yaygın özelleştirmeleri gerçekleştirme amacına yönelik olarak
bir engel olarak görülen Sosyal Sigortalar Kurumunun ortadan kaldırılması
olduğu görülmektedir.
Tasarıda, Türkiye'nin sağlık alanındaki sorunlarının
çözümü, Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devrine,
yani, bir mülkiyet sorununa indirgenmektedir.
Ayrıca, tasarı sosyal tarafların görüşleri alınmaksızın
hazırlanmış olup, her türlü temelden yoksun olduğu tüm sosyal taraflarca
kamuoyuna açıklanmıştır. Sağlık hizmetlerinin tek elden yürütülmesi gibi bir
amacın yanında "sağlık sistemindeki maliyetlerin sistemdeki kaçaklar
nedeniyle çok arttığı" tasarının gerekçesi olarak ifade edilmektedir. Bu
maliyetlerin ne olduğu ve artan maliyetlerin hangi alanlardan kaynaklandığı
açıklanmış değildir. Ayrıca, konuya ilişkin olarak yapılan bir çalışmada,
tasarının gerekçesinde belirtilen aksine bazı veriler bulunmaktadır. Bu
verilere göre, SSK'nın Bağ-Kur ve TC Emekli Sandığına göre kişi başına sağlık
giderleri önemli ölçüde düşük seviyelerde oluşmaktadır. 2003 yılı verilerine
göre, kişi başına sağlık harcaması SSK'da 186 718 570 lira iken, bu harcama
Bağ-Kurda 512 000 000 lira, Emekli Sandığında 995 718 570 lira olarak
gerçekleşmiştir. Buna göre, SSK, sağlık hizmetlerini diğer sosyal güvenlik
kurumlarından daha ucuza mal etmektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından
düzenlenen ve 24.9.2004 tarih ve 2986 sayılı yazı ekinde Başbakanlığa
gönderildiği basında yer alan inceleme raporunda;
SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesi
halinde, 2004 yılında SSK'ya 3,7 katrilyon TL, 2005 yılında ise 4,2 katrilyon
TL ekyük getireceği,
Hizmet satın alım çalışmalarının SSK tarafından
tamamlanmamış olmasının maliyetleri artıracağı,
İşletme özerkliği sağlanmadığı sürece ilaç ve tıbbî
malzeme alımında maliyet artışları olmasının kaçınılmaz olduğu,
Sağlık sisteminin tek çatı altında toplanması ve genel
sağlık sigortasına geçilmesi düşünülen bir ortamda bilgi teknolojileri
altyapısı kurulmadan uygulamanın ciddî maliyet artışlarıyla sonuçlanacağı
tespitlerinde bulunulmuştur.
Görüldüğü gibi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının
yaptığı tespitler, kanun tasarısının genel gerekçesiyle açıkça çelişmektedir.
Sosyal Sigortalar Kurumuna ait tüm sağlık birimlerinin
bunlara ilişkin her türlü görev, hak ve yükümlülükler, taşınırlar, taşınmazlar
ve taşıtlarla birlikte Sağlık Bakanlığına devrine ilişkin düzenleme, yasaların
kamu yararına dayanması ilkesiyle bağdaştırılması mümkün olmayan, İnsan
Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesine Ek Protokolün 1 inci ve
Anayasanın 2 nci, 8 inci, 11 inci, 35 inci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olan
bir düzenlemedir.
Belirtilen gerekçelerle tasarının "Amaç"
başlıklı 1 inci maddesinin değiştirilmesi amaçlanmıştır.
BAŞKAN - Komisyonunun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 1
inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
"Bu kanunun amacı, kamu kurum ve kuruluşlarına ait
sağlık birimlerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesiyle ilgili usul ve esasları
belirleyerek, sağlık hizmetleri alanındaki birliğin sağlanmasıdır."
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin
Sağlık Bakanlığına devredilmesi suretiyle sağlık hizmetleri alanındaki
tıkanıklıkların ve dağınıklığın giderilmesi esas gaye olduğu için bu durumun
madde metninde belirtilmesi gereği doğmuştur.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 1
inci maddesinde geçen "birimlerinin" ibaresinin
"teşkilatlarının" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Değerli Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
"Birimleri" ibaresi "teşkilatları"
ibaresine oranla daha dar bir kavramdır. Önerilen değişiklikle, bu durum
giderilmek istenmektedir.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 1
inci maddesinde geçen "birimlerinin" ibaresinden sonra gelmek üzere
"personelinin, araç ve gereçlerinin" ibaresinin getirilmesini arz ve
teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.
Gerekçe:
Madde metninin amaca uygun olarak anlaşılırlığı
sağlanmaktadır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesindeki
"sağlık" ibaresinden sonra gelmek üzere "yardımcı sağlık"
ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.
Gerekçe:
Kamu kurum ve kuruluşlarındaki yardımcı sağlık
birimlerinin Sağlık Bakanlığına devri önerilmiştir.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - İkiyüzlü siyaset bu;
kişiliğiniz, kimliğiniz ortaya çıkıyor!
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Kendi önergesine
saygısı olması gerekmez mi?..
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Garip, İçtüzüğün
verdiği bir hakkı kullanmıştır.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, bu da, bir hakkın
gasbıdır.
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 1
inci maddesinde geçen "kuruluşlarına ait" ibaresinin
"kuruluşların uhdesinde bulunan" şeklinde değiştirilmesini arz ve
teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Madde metninin anlaşılırlığının belirgin hale
getirilmesi amaçlanmaktadır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, karar
yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur.
Birleşime 15 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.32
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:
19.51
BAŞKAN:
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER:
Mehmet DANİŞ(Çanakkale), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 47 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
686 sıra sayılı kanun tasarısı üzerindeki
müzakerelerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3. - Bazı Kamu
Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına
Devredilmesine Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/918) (S. Sayısı: 686) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
1 inci maddenin oylanması sırasında karar
yetersayısının aranılması istenmişti.
Şimdi, maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar
yetersayısını arayacağım.
Maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde
kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Kapsam
MADDE 2. - Bu Kanun; Türkiye Büyük Millet Meclisi,
Cumhurbaşkanlığı, yüksek mahkemeler, Sayıştay, Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli
İstihbarat Teşkilatı, üniversiteler, mahalli idareler ve mazbut vakıflara ait
sağlık birimleri hariç olmak üzere, bakanlıkları, bakanlıkların bağlı, ilgili
ve ilişkili kuruluşları ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarını kapsar.
BAŞKAN- Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, İzmir Milletvekili Sayın Enver
Öktem; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika Sayın Öktem.
Şahsınız adına da söz talebiniz var; ama, şahsı adına
Manisa Milletvekili Mehmet Çerçi de söz istediği için, sizi daha sonra tekrar
davet edeceğiz.
Buyurun Sayın Öktem.
CHP GRUBU ADINA ENVER ÖKTEM (İzmir)- Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tasarının 2 nci maddesiyle ilgili, Partimizin
görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlarım.
Öncelikle bir hususu belirtmek istiyorum; görüşmekte
olduğumuz yasa tasarısı, hükümetin Türk Halkına yönelik yeni bir dayatmasıdır.
Bu tasarıyla birlikte
gerçekleştirilmesi düşünülen SSK hastanelerinin devrine, hastanelerin gerçek sahibi
olan işçiler karşı çıkmaktadır, işverenler karşı çıkmaktadır, SSK çalışanları
karşı çıkmaktadır, hekimler karşıdır, meslek odaları, sendikalar, işveren
örgütleri, kısacası, halkımızın hemen bütün kesimleri karşı çıkmaktadır;
üstelik bu kurumların bağlı olduğu Çalışma Bakanı bile bu tasarının uygun
olmadığını belirtmiştir.
Yüzbinlerce emekçi meydanlarda toplanmış, günlerce bu
konudaki tepkilerini dile getirmişlerdir. Milyonlarca emekçiyi temsil eden Emek
Platformu, bu konudaki duyarlılığını ortaya koyarak, uzun zamandır
gerçekleşmeyen genel greve bile gidebileceklerini açıklamıştır.
Peki, bu kadar ciddî toplumsal tepkiye rağmen
hastanelerin devredilmesi için bu telaş niye? Bu tasarıyı bu kadar hararetle
kim istiyor; Sağlık Bakanı mı? Bu kadar basit bir neden olmadığını biliyoruz ve
bir açıklama bekliyoruz.
Değerli arkadaşlar, hükümet, demokratik taleplere ve
tepkilere o kadar duyarsız ki, halkımızla âdeta köşe kapmaca oynuyor. Bu
tasarının gündeme alınmasını ertelediğini söylüyor, ertesi gün, milletvekillerinin
bile haberi olmadan, birdenbire gündeme alıyor ve sonra, tekrar kaldırıyor.
Emek Platformunun, tasarının gündeme alınması halinde...
BAŞKAN- Sayın Öktem, bir saniye...
Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda büyük bir uğultu
var; sayın hatibin konuşması anlaşılmamaktadır.
Buyurun Sayın Öktem.
ENVER ÖKTEM (Devamla)- Şimdi, apar topar, yangından mal
kaçırırcasına, kendince en uygun zamanı kollayıp, yeniden gündeme alıyor. Buna
"güdük AKP kurnazlığı" diyebiliriz; çünkü, aynı oyunu daha önce de
defalarca oynadılar. Demokratik toplum kesimlerine danışmadan hazırladıkları
YÖK Yasa Tasarısını, Kamu Yönetimi Yasa Tasarısını da bu şekilde küçük
kurnazlıklarla, aldatmalarla aniden Genel Kurula getirmiş ve büyük zafer
kazandıklarını düşünmüşlerdi; her iki tasarı da ellerinde kaldı. Üstelik,
halkımızın gözünde iyice küçüldüler, bütün inandırıcılıklarını yitirdiler;
şimdi de aynı çocukça oyunlarla uğraşıyorlar. Yüce Meclisimizin,
cumhuriyetimizin düştüğü duruma bakın.
Değerli milletvekilleri, seksen yıllık cumhuriyetimiz,
hiç bu kadar özensiz, plansız, gayri ciddî bir şekilde yönetilmemişti,
sokakların sesine hiç bu kadar uzak durulmamış, kulak tıkanmamıştı ve maalesef
ifade etmek zorundayım, Parlamento çalışmaları hiç bu kadar halktan uzak
olmamıştı. Soruyorum size, bu Meclis halkın Meclisi değil midir? Yani, halkın
tepkilerinin, demokratik örgütlü toplumun görüş ve düşüncelerinin bu salonda
değer bulması gerekmez mi? Peki, şimdiye kadar sokakta yankılanan hangi
haykırış, hangi çığlık, hangi demokratik tepkiyi dikkate aldınız? Milyonlarca
vatandaşın halkın içinde olan sokaktaki temsilcileri bu tasarıyı kabul
etmediklerini ifade ediyorlar, meydanlara yığılıyorlar, genel greve bile
gidebiliriz diyorlar; milyonlarca vatandaşın Meclis duvarları içinde kısılıp
kalmış AKP temsilcileriyse, sokaktaki sesten rahatsız oldukları için, türlü
dolaplar çevirip, en uygun zamanı seçerek, sessizce bu tasarıyı yasalaştırmak
için çalışıyorlar. Bu, hemen her düzenlemede, yasa tasarısında böyle oluyor.
Buradan AKP'li milletvekillerine sesleniyorum ve uyarıyorum; halkla Meclis
arasındaki uçurumun farkında mısınız? Biraz tarih okuduysanız, bu uçurumdan
kimlerin yuvarlandığını, kimlerin paramparça olduğunu anlayabilirsiniz. Bu
Meclisin, demokratik bir Meclis olduğunu unutmayınız. Bu Meclis, soylular
meclisi değildir. Bu Meclis, krala danışmanlık yapan aristokratlar meclisi
değildir. Bu Meclis, 19 uncu Yüzyıl Avrupasındaki lordlar kamarası değildir. Bu
Meclis, emirler, şeyhler, sultanlar, diktatörler meclisi de değildir. Bu
Meclis, Türk Halkının meclisidir. Sizi buraya getirenlere sırtınızı dönmeyiniz.
Sokaktaki seslere kulaklarınızı kapatmayınız. (AK Parti sıralarından alkışlar
[!])
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Helal olsun sana!
ENVER ÖKTEM (Devamla) - Hükümet, kendisini, IMF'nin her
dediğini yapmak zorunda hissediyor olabilir. Sizler hükümetin her tasarısını
gözünüz kapalı kabul etmek zorunda değilsiniz. Hükümet, IMF'nin verdiği
ödevlerle uğraşmaktan başını kaldıramadığı için, halka uzak durmuş olabilir.
Sizler, halkla, halkın temsilcileriyle görüşebilirsiniz; bu, sizin görevinizdir
ve bu yüzden seçildiniz.
Görüşmekte olduğumuz bu tasarıyla ilgili olarak,
demokratik kitle örgütleriyle, sendikalarla, meslek odalarıyla görüştünüz mü,
onları hiç dinlediniz mi? Yoksa, siz de, hükümet temsilcileri gibi, işçiye,
memura, sendikalara, meslek odalarına marjinal kesimler mi diye bakıyorsunuz?
Halkın tepkisini anlamaya çalıştınız mı? Onu geçtim; tasarı metinlerini okuyup,
bunların kanunlaşması halinde, bu işin sonunun nereye varacağını düşündünüz mü?
Hiç incelediniz mi? Yoksa, yine, okumadığınız, araştırmadığınız, içeriğini
bilmediğiniz, muhataplarıyla görüşmediğiniz bir konudaki tek hareketiniz, el
kaldırıp indirmekten mi ibaret olacak?! Elbette ki, yaptıkları işe saygı
duyuyorum; ama, sizler, trafik polisi değilsiniz, birer milletvekilisiniz!
Değerli arkadaşlar, AKP'li milletvekili arkadaşlarımıza
yönelik yaptığım bu küçük uyarılardan ve hatırlatmalardan sonra, mevcut
tasarıyla ve üzerinde konuştuğumuz maddeyle ilgili düşüncelerimi aktarıyorum.
Öncelikle, şu gerçeği bir kez daha ve altını çizerek
belirtmek zorundayım: SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesiyle
ilgili yasa tasarısını da, devlet yapısıyla ilgili diğer taslak ve tasarılar
gibi, hükümetin, Türkiye Cumhuriyetinin sosyal ve ulusal vasıflarını ortadan
kaldırma düşüncesinin uygulama adımlarının başlangıcı olarak değerlendiriyoruz.
Biliyoruz ki, IMF, dolayısıyla, dünyanın egemenleri ve onların Türkiye
temsilcileri bastırdıkça bastırıyor "kamu yönetiminizi, küresel piyasanın
istekleri doğrultusunda dönüştürün, sosyal güvenlik sisteminizi tasfiye edin,
kamu hizmetini ve dolayısıyla, sağlık hizmetlerini paralı hale getirin"
diyorlar; yani, bu iki alan üzerinde özellikle çalışılması gerektiğini
söylüyorlar. Söylemek ne kelime, bastırıyorlar, âdeta, tehdit ediyorlar.
Şimdi, durup dururken, SSK hastanelerinin Sağlık
Bakanlığına devredilmesinin, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılması
girişiminin amacı nedir? Yıllardır ihmal edilen, yatırım yapılmayan,
kaderlerine terk edilen SSK hastaneleri Sağlık Bakanlığına devredilince
düzelecek mi? İl özel idarelerine devredilirse düzelecek mi?
Tasarıya göre, SSK'ya bağlı, 148'i hastane, 212'si
dispanser, 202'si sağlık istasyonu, 3'ü ağız ve diş sağlığı merkezi, 6'sı
dispanser ağız ve diş sağlığı merkezi, 2'si dispanser ve hemodiyaliz merkezi
olmak üzere, toplam 573 sağlık kurumuna, Sağlık Bakanlığı, yani, hükümet
elkoyacaktır; bu bir gasptır, bu durumun Türkçesi de budur; çünkü, bu
hastaneler, işçilerin, işverenlerin malıdır ve özerktirler. SSK'ların Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı olarak görülmesi, sadece, idarî işleyişle
ilgilidir, SSK'ların işlevleriyle ilgili değildir. Yani, hükümetin, SSK'larla
ilgili bu şekilde tasarruf yapma yetkisi yoktur.
Değerli arkadaşlar, bu tasarının amacının "sağlık
hizmetlerini tek elde toplamak, birleştirmek" olduğu söyleniyor; bu, halka
karşı göz göre göre yalan söylemek değil midir? SSK'ların, daha sonra, yerel
yönetimler reformu kapsamında il özel idarelerine devredileceklerini sağır
sultan bile biliyor. O zaman, birleşmek şöyle dursun, sağlık hizmetleri 80
parçaya bölünecek demektir. Üstelik bu reform paketinin temel amacının piyasa
sistemini amir ve egemen kılmak olduğu da dikkate alınırsa, SSK kurumlarının 80
parça olarak da fazla kalmayacağı, kapitalist sağlık tekellerine haraç mezat
pazarlanacakları da şimdiden görülmektedir.
FARUK ÇELİK (Bursa) - Kim yazdı o metni de, burada
okuyorsun?
ENVER ÖKTEM (Devamla) - Özetlersek, işçilerimizin malı
olan SSK'lar, ufak bir göstermelik gezintiye çıkarıldıktan sonra, arka bahçeniz
olduğunu sandığımız yeşilsermayenin malı haline getirilecektir. Üstelik, bu
suçlarına bir de kılıf uyduruyorlar, SSK'lar satılmıyor, sadece el
değiştiriyormuş. Sağlık Bakanı da, herhalde keramet var, okuyup, üfleyip,
SSK'ları düzeltecek ya da tamamen görünmez kılacak. Bu durum, hem gasp hem
yankesicilik hem de üfürücülük olamaz mı?
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Yapma ya, ayıp ya!
ENVER ÖKTEM (Devamla) - Değerli arkadaşlar, hükümetin,
SSK'ların işlevini yapamadığı gerekçesi de tam bir çelişki yumağıdır
HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Ayıp ya!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen ama...
ENVER ÖKTEM (Devamla) - Beni konuşturmuyorlar Sayın
Başkan.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Hakaret ediyor ama.
HALİL AYDOĞAN (Afyon) - "Yankesici" diyor.
BAŞKAN - Lütfen, sayın milletvekilleri...
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Kürsü özgürlüğü küfür etme
özgürlüğü değil ki.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Öktem.
ENVER ÖKTEM (Devamla) - Hem Başbakan hem de Sağlık
Bakanı, SSK'ların mevcut halleriyle etkin ve verimli olmadığını iddia etmekte
ve böylece ölçüsüz girişimlerine haklılık payı çıkarmaya çalışmaktadır. Hatta,
Sağlık Bakanlığı daha da ileriye gitmiş "SSK'da hastaların nabızlarının
sayılamadığını, tansiyonlarının bile ölçülemediğini" söylemiş. Sağlık
çalışanlarını da itham altına alan bu iddia, eğer, kasıtlı olarak ortaya
atılmış değilse, Sağlık Bakanının bir kez dahi SSK hastanelerine gitmediği
ortaya çıkmıştır. Sağlık Bakanı, bir kez olsun, herhangi bir SSK hastanesine
gitmiş olsaydı, her türlü imkânsızlığa rağmen, maddî sıkıntılara rağmen
özveriyle çalışan doktorlarımızı, sağlık emekçilerimizi görecekti. Sayın Bakan,
Türkiye sathında yayılmış olan SKK hastanelerinin hangi işlevleri
yürüttüğünü anlayabilseydi, bütün
yatırım kısıtlamalarına rağmen nasıl bir ulusal sağlık hizmeti
gerçekleştirdiğini görebilseydi, herhalde SSK hastanelerinin devriyle,
satışıyla uğraşacağına, SSK'ları tam, özerk, güçlü hale getirmek için
uğraşırdı. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -Sayın Öktem, tamamlayabilirsiniz.
Buyurun.
ENVER ÖKTEM (Devamla)- Anladığım kadarıyla böyle bir
değerlendirme yapmaya bile gerek
görülmemiştir; çünkü, IMF ödevlerinin önemli bir bölümü, bu konularla, yani,
sosyal devletin etkisizleştirilmesiyle ilgilidir.
Sayın milletvekilleri, bu kadar kapsamlı sağlık
hizmetlerinden rahatsızsınız, aynı zamanda akıl hocanız olan IMF ve Dünya
Bankasının temsilcileri de
rahatsızdırlar.
Elbette, SSK yeniden yapılandırılmalıdır, hastaneler
kapsamlı sağlık hizmeti verir hale getirilmelidir. Şimdiki haliyle SSK
hastanelerinin iyi durumda olduğunu da kimse iddia etmiyor; ama, yapılan iş,
mevcut durumu tamamen ortadan kaldırmak,
sorunu sorun olmaktan çıkarmaya çalışmak gibi bir şey.
Daha sonraki konuşmamı, şahıs adına yapılan konuşmada
kullanacağım.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN -Sayın Öktem, Sayın Mehmet Çerçi'nin söz talebi
var; Sayın Çerçi konuştuktan sonra tekrar konuşma sırası size gelecektir.
Teşekkür ediyorum Sayın Öktem.(CHP sıralarından
alkışlar)
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -Sayın Başkan..
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan, söz talebiniz mi var?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ(Erzurum)- Sayın Başkan, Sayın
Konuşmacı, ismimi zikrederek sataşmada bulunmuştur.
BAŞKAN - Sayın Bakan, söz talebiniz varsa, kürsüye
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
VI. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2. - Sağlık
Bakanı Recep Akdağ’ın, İzmir Milletvekili Enver Öktem’in, konuşmasında, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Sayın Öktem'e, bu yüce çatının, bu mukaddes çatının
altında, şahsıma yönelik "okuyup üfleyerek mi bu hastaneleri
düzeltecek" şeklindeki ifadeleri için, bundan sonra da, bu tasarıyla
alakalı olarak "gasp" ifadesini, "yankesicilik" ifadesini,
"üfürükçülük" ifadesini kullandığı için teessüf ediyorum ve Yüce
Makamınızdan bu hususta özür dilemesini, sözlerini geri almasını talep ediyorum.
Ayrıca, bu işle ilgili olarak gerekli diğer işlemleri başlatacağımı da ifade
etmek istiyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
AHMET IŞIK (Konya) - Tazminat davası aç Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Bu itibarla, şunu
ifade etmek isterim: Değerli milletvekilleri, sağlık çalışanları benim başımın
tacı arkadaşlarım, meslektaşlarımdır. Öyle, sağdan soldan duyulmuş
"miş"li, "mış"lı ifadelerle, burada bizim kullanmadığımız
ifadelerle bizi töhmet altına hiç kimse sokamaz.
Ben, o sağlık çalışanlarıyla yıllarca birlikte güldüm,
birlikte ağladım, birlikte hasta tedavi ettim. Bunu da, bu ülkenin en zor
şartlarda çalışılan bir bölgesinde yaptım, yirmi yıl boyunca yaptım. Onun için,
bu ifadeleri değerli arkadaşıma yakıştıramadım ve gereğinin yapılmasını da
zatıâlinizden istirham ediyorum.
Çok teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
3. - Bazı Kamu
Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine
Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları (1/918) (S. Sayısı: 686) (Devam)
BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına, Manisa
Milletvekili Sayın Mehmet Çerçi; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; 686 sıra sayılı yasa tasarısının 2 nci maddesi üzerinde şahsım
adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanımız gerekli şeyleri
söyledi, benden önce kürsüye gelen değerli milletvekili arkadaşımızın
söylediğini hep beraber dinledik. Aslında, bence -şahsım adına söylüyorum,
zaten, şahsım adına söz aldım- çok da kale alınacak sözler değil. İçerisinde
fikir kırıntısı olmayan bu tür ideolojik söylemlerin modası çoktan geçmiştir.
Türk Halkı bunların hiçbirine inanmıyor, hiçbirine değer vermiyor; modası
geçmiş sözler olarak telakki ediyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)
YILMAZ KAYA (İzmir) - Yeni moda bu mu?! Yeni moda bu
herhalde!..
MEHMET ÇERÇİ (Devamla) - Değerli arkadaşlarımız,
bakınız, eğer, mutluluğu buradan tarif edecek olursak, zannediyorum kabaca
şöyle söyleyebiliriz: Ekonomik olarak refahın sağlandığı, güvenlik ve adalet
problemlerini çözmüş, eğitim ve sağlıkta belli bir seviyeyi yakalamış
toplumları mutlu toplumlar olarak kabul etmek mümkündür. Türkiye, iki yıldır,
bu anlamda, Türk Halkını mutlu etmek için, varıyla yoğuyla mücadele eden,
çalışan bir iktidara sahip, bir Parlamentoya sahip.
Sadece sağlık kısmını ele alacak olursak, bakınız,
sağlıkta neler yapıldı, nereden nereye geldik; bir program başlatıldı,
Türkiye'de insanların yıllardır çektiği çilenin bitmesi adına bir program
başlatıldı. Bu programın öğelerini, parametrelerini Sayın Bakanımız ve diğer
arkadaşlar saydılar. Ben size bir profil çizeceğim.
Şimdi, konu SSK olduğuna göre, SSK'lı vatandaşlarımız,
sağlık karnesini yahut da sağlık kartını eline almış tüm diğer vatandaşlarımız
gibi, birinci basamak sağlık hizmeti için -biliyorsunuz, bu dönüşüm programında
birinci basamak sağlık hizmeti öne çıkarılıyor- sağlıkocaklarına yahut da
dispanserlere gittikten sonra, oradan sevkını alarak, sağlık karnesiyle yahut
da sağlık kartıyla beraber, bulunduğu ilde, ilçede herhangi bir hastaneye -şu anki mevcut SSK hastanesi olsun,
Sağlık Bakanlığına bağlı herhangi bir hastane olsun yahut da özel bir hastane
olsun- gidiyor ve orada, kendisinin, ailesinin sağlık problemini, insanca,
insan onuruna yakışır bir şekilde çözüyor, derdine derman arıyor. Biz, böyle
bir tablo özlüyoruz, bu sistemi oluşturmanın gayreti içerisindeyiz.
Değerli arkadaşlar, bakınız, biz, sağlık sistemini
değiştiriyoruz. Herhalde bunu anlayamadınız: Sağlık sistemi değişiyor. Bu SSK
sistemiyle, bu Yeşilkartlarla... Çocuğu hastalandığı zaman, alıyor, doğrudan
doğruya, mesela Hacettepe Üniversitesi Çocuk Polikliniğine götürüyor. Bunlar
yanlış sistemler, biz bunları değiştiriyoruz birinci basamağı öne çıkarıyoruz,
birinci basamağa gitmeden üçüncü basamağa atlamanın da önüne geçiyoruz.
Bunu yaparken, burada önemli olan, hizmeti alan
insanların memnuniyeti. Hizmeti alan, bakınız, 35 000 000 SSK'lı deniyor. Biz,
eğer, bu sistemi kurarken -demin tasvir ettiğim şema içerisinde- bu insanları
mutlu edebiliyorsak, daha ne istiyoruz?
İkincisi, hastaların memnuniyetinin yanı sıra, hizmeti
verenlerin memnuniyeti. Vaktim olmadığı için giremiyorum. Deniyor ki: "Bu
insanlar bu sisteme karşı, SSK'lılar karşı, çalışanlar karşı." Kesinlikle
böyle bir şey yok. Biz bu mesleğin içinde yıllarımızı tükettik; bu sistemin
yanlış olduğunu vatandaşlar da biliyor, çalışanlar da biliyor.
Ben size soruyorum: 55 000 SSK çalışanı buna karşıymış;
niçin karşı olsun? Bu insanlar SSK'dan çıkıp, emeklilik güvencesi olarak,
diyelim ki Emekli Sandığına bağlandılar, SSK da Sağlık Bakanlığının kontrolüne
geçti. Üstelik, doktorlar, SSK'da çalışanlar bize diyorlar ki: "Efendim,
Sağlık Bakanlığında performans kriterleri geldi, aynı işi yapan doktorlar
bizden birkaç milyar daha fazla para alıyor, biz SSK'da bunu alamıyoruz."
İşte, bu sistem geldiğinde doktorlar daha çok memnun olacak, performans
kriterleri onlara da uygulanacak, diğer çalışanlara da uygulanacak; bu sistem
böyle işleyecek.
YILMAZ KAYA (İzmir) - Gayrimenkulü niye alıyorsunuz?!
MEHMET ÇERÇİ (Devamla) - Bakınız, biz bu sistemi bir
araya getireceğiz; daha ileriki aşamasında -Sayın Bakanımızın da dediği gibi-
yerelleşme gelecek; arkasından özel sektörle rekabet halinde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çerçi, tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
MEHMET ÇERÇİ (Devamla) - Rekabeti getirmeden, kaliteyi,
verimliliği getiremezsiniz. Hasta ikinci basamak hizmetlerinde dilediği tercihi
yapacak; dolayısıyla, hem kurumsal denetlemeyi getireceksiniz hem de -bakınız
en önemlisi- hastaların sistemi denetlemesini getireceksiniz. Herhangi bir
hasta -ikinci basamağa sevk zincirini oluşturduktan sonra- sevkını yaptırdıktan
sonra, istediği hastaneyi seçtiği zaman, işte, hangi hastane verimli
çalışıyorsa, hangisi kaliteli hizmet üretiyorsa, insana değer veriyorsa, o
hastaneler -özel veyahut da kamu, fark etmez- bir dahaki sefere o hastaları
kazanmış olacak.
Sistem böyle gelişir, çağdaş dünyada bu böyledir. Yani,
siz, kafanızı kuma gömerek -sosyal model değil de, bir sosyalist model midir,
ne olduğunu bilmiyorum- ille, eski düzen devam etsin, bu bozukdüzen devam
etsin... Bunu anlamak mümkün değil arkadaşlar. (CHP sıralarından gürültüler)
YILMAZ KAYA (İzmir) - Senaryo güzel de...
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sosyalizmin ne
olduğundan haberin yok senin! Sosyalizmle ne ilgisi var?!
MEHMET ÇERÇİ (Devamla) - Sendikacılar karşı çıkıyor,
güç odakları karşı çıkıyor. Niye karşı çıkıyor; iktidarları bozuluyor,
düzenleri bozuluyor güç odaklarının. (CHP sıralarından gürültüler)
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sosyalizmle ne
ilgisi var bunun?! Keşke sosyalizm olsa... Sosyalizmi karıştırma bu işe.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...
MEHMET ÇERÇİ (Devamla) - Halk, bu sistemden ve
yapılandan memnundur. Sistemin geleceği buraya doğru gidiyor.
Değerli arkadaşlar, bakınız -hemen toparlıyorum- çağdaş
kamu yönetimi diye bir şey var. Çağdaş kamu yönetiminde dört temel kriter var.
Dünya buraya gidiyor. Bunlar 4E kriterleri diye sayılıyor. Bir tanesi ekonomi,
İngilizcesi "economy." Ekonomik olacak kamu yönetimi. İkincisi
"efficiency" denilen, yeterli olacak; üçüncüsü
"effectiveness" yani etkinlik olacak; dördüncüsü de "ethic"
yani ahlakî meslek ilkeleriyle bezenmiş olacak. Çağdaş kamu yönetimi böyle
yapılır. Bu model böyle işleyecek.
YILMAZ KAYA (İzmir) - Sosyal devlet nerede?! Ticaret mi
yapıyorsunuz?!
MEHMET ÇERÇİ (Devamla) - Rekabeti getirmeden, sistemi,
hizmeti alanlara ve Bakanlığa denetlettirmeden çağdaş bir sistem kuramazsınız,
mutlu insanları oluşturamazsınız.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Rekabet mi var bunun
içerisinde?
MEHMET ÇERÇİ (Devamla) - İnşallah, AK Parti bunu
başaracak.
Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çerçi.
Şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Enver Öktem;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ENVER ÖKTEM (İzmir) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle, Sayın Bakanımızın burada bana yönelttiği "özür
dilesin" sözüyle ilgili bir şey söylemek istiyorum.
AHMET YENİ (Samsun) - Özür dilemen gerekmiyor mu?
ENVER ÖKTEM (Devamla) - Sanıyorum, siz, benim
konuşmalarımı çok dikkatle dinlemiyorsunuz. çünkü, genellikle, ben kürsüye
çıktığım zaman yerinizde hemen hoplayıp oturuyorsunuz...
BAŞKAN - Sayın Öktem, Genel Kurula hitap eder misiniz?
ENVER ÖKTEM (Devamla) - Burada, bizim iddia ettiğimiz
olay şudur: SSK hastanelerinin devrini gerçekleştiriyorsunuz. Biz, SSK'yla
ilgili bir koordinasyona karşı değiliz; sağlık hizmetlerinin tek elden
verilmesine karşı değiliz. Bizim iddia ettiğimiz, siz, bunu gerçekleştirmeye
çalışırken, başkasına ait olan bir malı elinden alıyorsunuz.
Şimdi, "gasp" kelimesinin Türk Dil Kurumunun
sözlüğüne göre tanımını size okuyayım...
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - 4 üncü maddeyi oku.
ENVER ÖKTEM (Devamla) - "Gasp"ın tanımı şu:
"Bir malı, mal sahibinin izni ve haberi olmadan elinden zorla almak."
Gasbı Türk Dil Kurumu böyle tanımlıyor. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...
ENVER ÖKTEM (Devamla) - Eğer, siz, Türk Dil Kurumunun
bu tanımını da reddediyorsanız...
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Sen hiç anlayamamışsın!..
ENVER ÖKTEM (Devamla) - ...o sizin sorununuz haline
dönüşüyor.
Bizim iddia ettiğimiz, birisine ait olan bir malı,
pervasızca, haksızca, hukuksuzca elinden almaya çalışıyorsunuz...
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Türk Milletine ait!
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Kanun maddesi o.
ENVER ÖKTEM (Devamla) - ...ve bütün bunları yaparken
de, adaletle davrandığınızı iddia ediyorsunuz. (AK Parti sıralarından
"özür dileyecek misin" sesleri)
Benim burada söylediğim olayı aynen okuyorum: "Bu
durumda hem gasp hem yankesicilik hem de üfürükçülük olmaz mı" diye bir
soru yöneltiyorum. Ben, Sayın Bakanımızın üfürükçü olmadığını biliyorum, doktor
olarak biliyorum kendisi, niye üzerine alınıyor?!
BAŞKAN-Sayın Öktem...
ENVER ÖKTEM (Devamla) - Kendinize göre bir hayal
dünyası biçmişsiniz. Kendi hayal dünyanızda inandığınız şeylere, bizim de
inanmamızı istiyorsunuz. Biz size inanmayacağız...
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) -Millet de size
inanmıyor.
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Anketlere bak, milletin
yüzde 55'i inanıyor.
ENVER ÖKTEM (Devamla) - ... çünkü, siz, SSK
hastanelerinin işçilerin malı olduğunu, işverenlerin malı olduğunu bile bile
bunların elinden zorla alıyorsunuz ve bir avuç yeşilsermayeye, onu ileride
peşkeş çekeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Öktem, lütfen...
Sayın milletvekilleri...
ENVER ÖKTEM (Devamla) - Genellikle bizim gibi ülkelerde
beyninin gerisinde dile getirmediği konuları, süreç içerisinde, özellikle
sağlık ve eğitim konusunda yapmak istedikleriniz açık ve nettir. Dünyada bunun
örnekleri vardır. Yapmak istediğiniz de, böyle devasa bir kuruluşu, kendi arka
bahçenize peşkeş çekmektir. (AK Parti sıralarından gürültüler)
Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öktem.
Madde üzerinde, 10 dakika süreyle soru - cevap işlemi
yapılacaktır.
Soru sorma süresi, 5 dakikadır. (AK Parti sıralarından
"öp, öp" sesleri)
YILMAZ KAYA (İzmir) - Sayın Başkan, ciddiyete bakın!..
BAŞKAN - Lütfen, sayın milletvekilleri...
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Ben arkadaşımı
öperim; ama, sizi, halk, öyle bir öpecek ki!.. (AK Parti sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...
Sayın Işık, buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakana, vasıtanızla, şu soruları yöneltmek
istiyorum:
SSK dışında kalan kurum tabiplikleri de Sağlık
Bakanlığına katılmaktadır. Bu durum, hizmet alımını etkileyecek midir?
Kurum tabipliklerine ait malvarlıklarının Sağlık
Bakanlığına devredilmesindeki gerekçe nedir?
Sağlık Bakanlığına ilave olarak gelecek olan personelin
özlük hakları korunacak mıdır?
SSK tarafından, Sağlık Bakanlığından sağlık hizmeti
satın alımı, bizzat hizmet sunmaktan daha pahalıya mı mal olacaktır?
Bugünkü haliyle sağlık hizmeti sunmakta olan Sağlık
Bakanlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve diğer kurumlar ve bunlara ait olan
sağlık kuruluşları arasında yeterince koordinasyon sağlanabilmekte midir?
Hizmet ve yatırım planlamaları, toplumsal ihtiyaçlara
uygun olarak yapılabilmekte midir?
Farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi olanların ve
aktif kamu çalışanlarının farklı sağlık tesislerinden farklı şartlarda hizmet
alması, hizmet ve kaliteyi nasıl etkilemektedir?
Son olarak, birinci basamak sağlık hizmetleri sunumu,
SSK sağlık tesislerini ne yönde etkileyecektir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.
Sayın Akdemir, buyurun.
VEZİR AKDEMİR (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakana sormak istiyorum; Sayın Bakanım,
"Tasarının yasalaşması için, millette büyük bir heyecanla bekleme
vardır" diyor.
Şimdi, Sayın Bakana soruyorum: Bu bekleyen millet,
acaba kimdir? 35 000 000 vatandaşımız mıdır SSK'dan yararlanan; yoksa, AKP'nin
danışmanları mıdır?
Diğer bir soru: Hastanelerde ücret ödeyemeyecek büyük
bir hasta sayımız vardır. Örnek olarak, şu anda, İzmir Yeşilyurt Hastanesinde,
ödeyemeyecek durumda olan hastalar senet imzalayarak taburcu oluyorlar. Sayın
Bakanım bunlarla ilgili ne düşünüyor? Peki, SSK da bağlandığı zaman, acaba,
iyileşme mi olacak; yoksa, daha kötüye doğru mu gidecek?
Diğer bir sorum daha var: Böyle önemli bir yasa
tasarısı tartışılıyor Mecliste ve Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
burada yoktur. Acaba, Sayın Bakanımız bu yasa tasarısından sonra istifa mı
edecektir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akdemir.
Sayın Akman, buyurun.
OSMAN AKMAN (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür
ediyorum.
Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Sağlık Bakanlığına
bağlı hastanelerde ve şimdi, bu görüşmekte olduğumuz tasarıyla da SSK
hastanelerinde, hekim ve yardımcı sağlık personelinin kaybolmak üzere olan
onurlarını yeniden kazanmasına vesile olan performansa dayalı dönersermaye
primi uygulamasına, Anayasanın 56 ncı maddesinin verdiği yetkiyle, bu 2 nci
maddede kapsamdışı bıraktığımız sağlık birimlerinde çalışan hekim ve yardımcı
sağlık personelinin dahil edilmesiyle ilgili bir çalışmanız olacak mı?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akman.
Sayın Çetin...
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Teşekkür ederim.
"Gasp" kelimesinin anlamı -Türk Dil Kurumu
sözlüğünden- anlaşıldığına göre, Sayın Bakan herhalde benim sorularıma yanıt
verecektir.
Sayın Bakan, şimdiye kadar, çıkmamış bir yasa için
-Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin, sizden önceki hükümetlerin döneminde-
yürürlüğe girmeden, Cumhurbaşkanına gönderilmeden, yasal süreci tamamlanmadan,
31.12.2004/22580 sayılı genelgenizde olduğu gibi bir genelge çıkarıldığı sabit
midir?
İkinci sorum: Asıl, yasada önemli olan -sizin de
övündüğünüz- performansa dayalı ücrettir. Şimdi, ben size soruyorum: Refik
Saydam Enstitüsünde istihdam edilen personelden yönetim kademelerinde görev
alanların aldığı performans ücreti ile o kurumda çalışan hekim ve sağlık
personelinin aldığı performansa dayalı ücretin oranlarını, miktarlarını
söyleyebilir misiniz?
Üçüncü sorum: Biraz evvelki maddede sorduğum; ama,
yanıtını alamadığım... Eğitimde ve sağlıkta, tabiî, bu özelleştirmelerin
sonucunda bir çürüme başladı; bu bir gerçek. Eğer, SSK hastanelerinden
istenilen hizmet alınamıyorsa, Sağlık Bakanlığının rolü yok mu? Sağlık Bakanı
olarak, sizin, hükümet olarak, o hastanelerdeki personel eksikliğini -ki, 18
000 olduğu söyleniyor bugün- tamamlama gibi bir yükümlülüğünüz yok mu?
BAŞKAN - Sayın Çetin, soruyu sorar mısınız... Süre
tamamlandı.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Soruyorum. Hepsi zaten soru soru
şeklinde Sayın Başkan. Benim sorduğum soruları herhalde dinlemediniz Sayın
Başkan; hepsi soru.
BAŞKAN - Dinliyorum Sayın Çetin. Yorum yapıyorsunuz,
sonra soru soruyorsunuz.
Buyurun.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Hayır, sorularımı soruyorum.
Bir de, 53 000 sağlık personeli önce Sağlık Bakanlığına
devredilecek; arkasından, yerel yönetimlere devriyle birlikte, bunlar, özel
idarelere ve belediyelere devrolacak. Şimdi, Anayasamızın 48 inci maddesi
herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğunu
belirtiyor. SSK sağlık kuruluşlarında çalışan bir personelin bir sabah göreve
geldiğinde "sen artık başka bir kurumun personeli oldun" söylemiyle
karşılaşması ve güvencelerinin ortadan kalkmış olması, sözleşmeli statüye
geçiriliyor olması sizi hiç rahatsız etmeyecek mi?
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.
Buyurun Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Teşekkür ederim
Sayın Başkanım.
Sayın Işık'ın sorularına şöyle cevap verebilirim. Kurum
tabipliklerine ait malvarlıkları kendilerinde kalacak; çünkü, kurum
tabipliklerini yeniden tanımlıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de önemli sayıda
personel, kurum tabipliklerinin iyi tanımlanamamış olmasından dolayı, verimli
bir hizmet verme, sunma imkânından, maalesef mahrumdur. Dolayısıyla, kurum
tabipliklerini yeniden tanımlıyoruz ve bu anlamda da malvarlıkları herkesin
kendi ihtiyacı olduğu şekilde değerlendirilecek.
Bu yasayla çalışanların özlük haklarını korumaya azamî
itina gösterdik. Sözleşmeli çalışanlar sözleşmeli olarak, devlet memuru
kadrosunda olanlar devlet memuru olarak, işçiler işçi olarak, özlük haklarına
tamamen saygı gösterilen bir tarzda, bu devir işlemleri gerçekleşecektir. Bir
de artısı var. Sağlık Bakanlığımızda uygulamakta olduğumuz dönersermaye katkı
payı uygulamalarıyla, sağlık çalışanlarımız, Sağlık Bakanlığına devirlerinden
sonra ilave kazanç imkânına da sahip olacaklardır. Dolayısıyla, bir kayıp
olmayacağı gibi, bir kazanım söz konusudur.
Şu anda, sağlık kuruluşlarımız arasında, farklı
kurumlardaki sağlık kuruluşları arasında iyi bir koordinasyonun olduğunu
söylemek hakikaten zordur. Bunu başarmak da zordur değerli arkadaşlar; çünkü,
bu kurumların her birinin farklı uygulamaları var ve standartları birbirinden
farklı; hatta, kurum kültürleri, yönetim biçimleri bile birbirinden farklı.
Bunların hepsini kamu adına yönettiğimize göre, o zaman standardizasyonu
sağlarken de mutlaka uzman bir kuruluşun, Sağlık Bakanlığının bunu yapması
lazım.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, biz, Sağlık Bakanlığı
olarak sağlık meslek liselerini Millî Eğitim Bakanlığına devrettik, gıdayla
ilgili işlemleri Tarım Bakanlığına devrettik. Bunlar, ülkede yıllardır
yapılamıyordu ve bakanlıklar arasında büyük sürtüşme konusu haline de
getirilebiliyordu. Şimdi, çevreyle ilgili sorumluluklarımızı da büyük ölçüde
Çevre Bakanlığına ve yine mahallî yönetimlere devrediyoruz ki, bunun böyle
olması tabiîdir. Bu anlamda, sağlık kuruluşlarını da biz almış olacağız. Farklı
şartlarda farklı hizmet alınması, kuşkusuz ki vatandaşlarımız arasındaki
devlete güven, adalet duygusu, eşitlik, hakkaniyet duyguları açısından olumsuz
duygular uyandırmaktadır.
Değerli bir arkadaşım "Sağlık Bakanı hastaneleri
ziyaret ediyor mu; SSK hastanelerine gitti mi" demişti. Elbette gidiyorum;
sürekli olarak hastalarla ve hasta sahipleriyle bir irtibat halindeyiz. Bunu,
böyle basının önünde falan, basını yanımıza alarak da yapmıyoruz. Dolayısıyla,
neyin olup bittiğinden de ciddî haberimiz var.
TUNCAY ERCENK (Antalya)- Başbakan yapıyor.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Millet heyecanla
bekliyor; SSK'lı vatandaşlarımız bunu heyecanla bekliyor. Yaptığımız bütün
araştırmalar, bu husustaki anket çalışmaları da bize bunu göstermiş durumdadır.
Bire bir görüşmelerimiz de bunu bize göstermiş durumdadır.
İzmir...
YILMAZ KAYA (İzmir) - Sendikalar buradaydı Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Onu sendikalara
sormak lazım. Acaba, SSK'lı vatandaşlarımız, işçilerimiz hastanelerin kapısında
yatarken, hastanelerden telefon açıp randevu alamazken niçin meydanlara
çıkılmadı da, şimdi hizmetin kalitesi artırılmaya çalışılınca meydanlara
çıkılıyor?! Neredeydi bu arkadaşlarımız?! (AK Parti sıralarından alkışlar) Ben,
hiç, bu anlamda, Türkiye'de büyük bir sendikal hareketin, büyük bir miting
yaptığını, toplantı yaptığını, bu iş için çok ciddî bir tepki koyduğunu, yirmi
senelik hekimlik hayatımda görmedim.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - 20 Kasımı da mı görmediniz?
YILMAZ KAYA (İzmir) - Sendikalar siz hükümete geldikten
sonra hep meydanlarda.
BAŞKAN - Lütfen sayın milletvekilleri...
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Dolayısıyla,
değerli arkadaşlarım, Sayın Akman'ın sorusuna cevap vereyim. Performans
uygulamalarımız, elbette SSK'lılara da uygulanacak.
Bu anlamda, Sayın Çetin'in sorularından, Refik Saydamda
üst yöneticiler ve hekimlerin aldığı eködeme konusu, Bakanlık merkez
teşkilatında uygulanan eködemelerle aynı seviyededir ve bu hususta aralarında
şu anda herhangi bir farklılık yoktur.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Her kurumun kendi içindeki
personeli kastettim Sayın Bakan.
BAŞKAN - Sayın Çetin, sorunuzu sordunuz; Sayın Bakan
cevap veriyor.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - İşte, ben de
diyorum ki, Refik Saydamın uygulamaları, bakanlık merkezimizdeki uygulamalarla
şu anda aynı statüde devam ettirilmektedir.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Biri yüzde 2, biri yüzde 10...
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Bu hususta
herhangi bir adaletsizlik kesinlikle yoktur.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Ben, yarın getireceğim.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Şimdiye kadar
çıkmamış bir yasa için bir genelge gönderildi mi?
Değerli arkadaşlarım, genelgenin ruhuna bakılırsa,
herhangi bir devirden, herhangi bir erken işlemden falan bu genelgede asla
bahsedilmiyor; sadece hükümetin iki bakanlığının iki kurumu birlikte çalışmaya
davet ediliyor ve onlara deniliyor ki, ön hazırlığınızı yapın, hazırlıklı olun.
Değerli arkadaşlarım, biz, süratli çalışan bir
hükümetiz. Biz, öyle, konuşup konuşup, ondan sonra peşini getirmeyen bir
hükümet değiliz. Dolayısıyla, bir ön hazırlığın yapılması kadar tabiî herhangi
bir şey olamaz.
BAŞKAN - Sayın Bakan, süreniz bitti; tamamlarsanız...
Buyurun.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - 53 000 sağlık
personeli Sağlık Bakanlığına devredilecek; daha sonra da, herhangi bir gün
gidecekler, sizi sözleşmeli yaptık falan...
Değerli arkadaşlarım, böyle popülist söylemlerle
meseleyi sağa sola çekmeye lüzum yok. Tekrar söylüyorum; bu yasayla, bütün
sağlık çalışanlarının özlük hakları dikkatle korunmuş, titizlikle korunmuş,
hiçbirinin herhangi bir sıkıntıya girmemesi için azamî dikkat gösterilmiştir ve
bu çalışanlarımızın katkı payı ödemeleriyle ekkazanç imkânları da olacaktır.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Madde üzerinde 8 adet önerge vardır; ancak, madde
üzerinde milletvekillerince sadece 7 önerge verilebildiğinden, bu önergelerden
yalnızca 7'sini önce sırasıyla okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre
işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 2
nci maddesinde geçen "mahallî idareler" ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
İsmail Bilen
Manisa
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 2
nci maddesinde geçen "Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı"
ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
"Madde 2.- Bu Kanun; Türkiye Büyük Millet Meclisi,
Cumhurbaşkanlığı, yüksek mahkemeler, Sayıştay, Türk Silahlı Kuvvetleri, Millî
İstihbarat Teşkilatı, üniversiteler, mahallî idareler ve mazbut vakıflara ait
sağlık birimleri hariç olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ile bunlara
bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşları kapsar."
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 2
nci maddesinde geçen "üniversiteler" ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 2
nci maddesinde geçen "bağlı, ilgili ve ilişkili kuruşlarını ve diğer"
ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 686 sıra sayılı kanun tasarısının 2
nci maddesindeki "Türkiye Büyük Millet Meclisi" ibaresinin metinden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Faruk
Çelik |
Mustafa
Nuri Akbulut |
M. Salih
Erdoğan |
|
|
Bursa |
Erzurum |
Denizli |
|
|
Mehmet
Sarı |
|
Agâh
Kafkas |
|
|
Osmaniye |
|
Çorum |
BAŞKAN - Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup,
işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 686 sıra sayılı kanun tasarısının
"Kapsam" başlıklı 2 nci maddesinde yer alan "sağlık
birimleri" ibaresinin madde metninden çıkarılarak bunun yerine
"hastaneler ve sağlık merkezleri" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Bayram
Meral |
Muharrem
Kılıç |
İzzet
Çetin |
|
|
Ankara |
Malatya |
Kocaeli |
|
|
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu |
R. Kerim
Özkan |
Rasim
Çakır |
|
|
Malatya |
Burdur |
Edirne |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Meral, konuşacak mısınız?
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının genel gerekçesinde Anayasanın 56 ncı
maddesine atıfta bulunularak sağlık hizmetlerinin tek elden planlanması
gerektiği gerekçesiyle SSK hastanelerinin devredildiği belirtilmektedir. Oysa
Anayasanın 56 ncı maddesi sağlık hizmetlerinin tek elden planlanmasını
öngörmekte, yürütümünü yani sunumunu öngörmemektedir. Kaldı ki, aynı maddede bu
planlamanın nasıl yapılacağı da düzenlenmiştir.
Sosyal Sigortalar Kurumu hastaneleri işçi ve
işverenlerin ödedikleri primlerle yapılmıştır. Bu nedenledir ki, Sosyal
Sigortalar Kurumu kendi yasasına göre "özel hukuk" hükümlerine tabi
tutulmuştur. Örneğin, Sağlık Bakanlığının binası tapuda Hazine adına
kayıtlıdır; çünkü, bu bina halkın ödediği vergilerle yapılmıştır. Sosyal
Sigortalar Kurumu hastaneleri ise, işçi ve işverenlerin ödedikleri primlerle
yapıldığı için tapuda Hazine adına değil Sosyal Sigortalar Kurumu adına
kayıtlıdır. Bu nedenle hastanelerin satışına Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim
Kurulu karar verebilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi açılan bir davada bu konuda
Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulunun yetkili olduğunu söylemiştir. Oysa,
686 sıra sayılı kanun tasarısında devir bedelinin nasıl ve ne sürede
ödeneceğine Bakanlar Kurulunun karar vereceği
belirtilmiştir.
4792 sayılı Kanunla kurulmuş olan ve 29.7.2003 tarih ve
4958 sayılı Kanunla yeniden yapılandırılan Sosyal Sigortalar Kurumu; sigortalı,
emekli ve bunların eş ve çocuklarından oluşan 20 000 000 vatandaşımızın sosyal
güvenliğini sağlayan, malî ve idarî bakımdan özerk bir kamu tüzel kişisidir.
Kurumun gelirleri büyük ölçüde işveren ve işçilerin ödedikleri primlerden
oluşmaktadır. Bu nedenle, Sosyal Sigortalar Kurumu malvarlığının, işçi ve
işveren primlerinden elde edilen gelir sayesinde kazanıldığı kuşkusuzdur. Bu
malvarlığı üzerindeki her türlü tasarruf yetkisi ise kurumun en yetkili organı
olan yönetim kuruluna aittir.
Tasarıyla getirilen düzenleme kurumun idaresi dışında
mallarının Sağlık Bakanlığına devrini öngörerek yönetim kuruluna ait olan bir
karar yetkisini ortadan kaldırmaktadır. Yönetim kurulu mevcut sistemde gerek
görürse gayrimenkullerini satışa çıkarmaya her zaman yetkilidir. Getirilen
düzenleme ise mülkiyeti işçilere ait olan kurum mallarının yönetim kurulu
yetkisi dışında satışını öngörmektedir. Sosyal Sigortalar Kurumunun gelirleri
kamu kaynaklı gelirlerdir. Kurumun malvarlığı temelde sigortalılardan ve
işverenden alınan primlerden oluşmuştur. Kurumun işçi ve işverenden aldığı
primler ile diğer gelirleri kanunlarla belirlenmiş ve bu gelirlerin tahsili
diğer devlet gelirleri gibi kanunlarla güvence altına alınmıştır. Kurumun
malvarlığı yasalarımıza göre devlet malı ve kurumun kendisi de devlet
kurumudur.
Sosyal Sigortalar Kurumunun malları diğer devlet
mallarından daha farklı niteliktedir. Devlet, gerek Hazine gerekse kamu
tüzelkişileri üzerlerinde bulunan malvarlığının mülkiyetinde değişiklikler
yapabilir. SSK mallarının herhangi bir yönetim işlemi düzeyini aşan bir tarzda
tümüyle Hazineye devri mümkün değildir. Anayasamızın 35 inci maddesi mülkiyet
hakkını güvence altına almıştır.
Tasarı kurumla dolaysız ilgileri olan DİSK, Türk-İş,
KESK; TTB, TİSK gibi tarafların katılımı olmaksızın hazırlanmıştır. Söz konusu
kuruluşlar üyeleri ve meslek mensupları nedeniyle dolaysız olarak kamu sağlık
kuruluşlarının ve SSK'nın unsurları durumundadır. Bu kurumlara rağmen
hazırlanan tasarı gerek demokratik katılımcılığın ihlal edilmesi gerekse aidat
ödeyen milyonlarca çalışanın yok sayılması anlamına gelmektedir.
Belirtilen gerekçelerle 686 sıra sayılı Kanun
Tasarısının "Kapsam" başlıklı 2 nci maddesinin, sivil toplum
örgütlerinin de görüşleri alınmak üzere düzenlenmesi gerekmektedir.
BAŞKAN - Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 686 sıra sayılı Kanun Tasarısının 2
nci maddesindeki "Türkiye Büyük Millet Meclisi" ibaresinin metinden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Faruk Çelik (Bursa) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Çelik, konuşacak mısınız, gerekçeyi mi
okutayım?
FARUK ÇELİK (Bursa) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.
Gerekçe:
Kanun kapsamı dışında tutulmuş bulunan Türkiye Büyük
Millet Meclisinin kanun kapsamına alınması öngörülmektedir.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 2
nci maddesinde geçen "bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarını ve
diğer" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Madde metninde geçen "kamu kurum ve
kuruluşları" zaten metinden çıkarılması istenen ibareleri kapsayacak
niteliktedir. Bu sebeple değişiklik yapma gereği doğmuştur.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 2
nci maddesinde geçen "üniversiteler" ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Önerilen değişiklikle, sağlık hizmetleri alanında
birlik ilkesine katkı sağlamak istenmektedir.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
"Madde 2.- Bu Kanun; Türkiye Büyük Millet Meclisi,
Cumhurbaşkanlığı, yüksek mahkemeler, Sayıştay, Türk Silahlı Kuvvetleri, Millî
İstihbarat Teşkilatı, üniversiteler, mahallî idareler ve mazbut vakıflara ait
sağlık birimleri hariç olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ile bunlara
bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşları kapsar."
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Madde metninin daha anlaşılır hale getirilmesi
amaçlanmıştır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 2
nci maddesinde geçen "Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı"
ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Recep Garip
Adana
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) -
Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet Katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Kanun amacına ve ruhuna uygun olarak kapsamının
genişletilmesi amaçlanmaktadır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
686 sıra sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait
Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısının 2
nci maddesinde geçen "mahallî idareler" ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
İsmail Bilen
Manisa
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Önergemi geri çekiyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Önerge geri çekilmiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
Tanımlar
MADDE 3. - Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,
b) Kamu kurum ve kuruluşu: Bu Kanunun kapsamına giren
kurum ve kuruluşları,
c) Kurum tabipliği: Kamu kurum ve kuruluşlarında, kurum
personeline yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis,
tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin verildiği, hizmet kapasitesi
Bakanlıkça belirlenen birimleri,
d) Sağlık birimi: Kurum tabiplikleri hariç olmak üzere,
kamu kurum ve kuruluşlarına ait hastane, dispanser, sağlık merkezi veya
istasyonu ile her ne ad altında olursa olsun insan sağlığı ile ilgili hizmet
sunan tüm birimleri,
İfade eder.
BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz isteyen, Ankara Milletvekili Sayın Bayram Meral; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayın
Başkan, saygıdeğer arkadaşlarım; Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık
Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun Tasarısıyla ilgili,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, burada, AK Partili sayın
milletvekillerinin konuşmasını titizlikle izledim; sağlık hizmetlerinin tek
elden yürütülmesini talep ve teklif etmekteler. Değerli arkadaşlarım, halka
götürülecek sağlık hizmetine hiçbir milletvekili, hiçbir vatandaş karşı çıkmaz.
Aslında, bizim sıkıntılarımızı çok iyi anlamanıza rağmen, anlamazdan
geliyorsunuz; ama, iktidar-muhalefet otursa, bunu çok sağlıklı bir şekilde
tartışsa, aramızda pek büyük fark yok. Ne diyoruz biz; işçinin, işverenin prim
ödediği, geçmiş hükümetlerin üzerinde oynadığı, hor kullandığı Sosyal
Sigortalar Kurumu hastanelerinin üzerine gitmeyin, bunları bunların elinden
almayın. Söylenen budur değerli arkadaşlarım.
Arkadaşlar konuşuyor, Sosyal Sigortalar Kurumu açık
veriyor diyorlar. İçinizde işveren var; primlerinizi ödüyor musunuz?! Sosyal
Sigortalar Kurumunun geliri, primler. Ödüyor musunuz primlerinizi; yok.
Geçmişte prim affı çıkarılarak, primini ödeyenlerin işini bilmeyen adam,
primini ödemeyenlerin, af kapsamına girenlerin de işini bilen adam olduklarını
hep birlikte görmedik mi?!
Bir milletvekili arkadaşımızın konuşmasından dolayı son
derece üzüldüm; "Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerinin 34 000 yatak
kapasitesi var, bunun 78 000'e çıkarılması gerekli, bunun için de 10 katrilyon
lira lazım" dedi. Değerli arkadaşlarım, bizim görevimiz, bilhassa
iktidarın görevi, halka daha iyi hizmet götürmek değil midir? Para yok... Para
yoksa, hortumcularda 50 milyar dolar var, alsanız ya! (AK Parti sıralarından
"alıyoruz, alıyoruz" sesleri, gürültüler) Niye alamıyorsunuz?! Niye
alamıyorsunuz?! Gücünüzün yettikleri var yetmedikleri var; alın... 50 trilyon
para var; niye alamıyorsunuz?! (AK Parti sıralarından "alıyoruz"
sesleri, gürültüler) Demek ki para var; işinize gelmiyor.
AHMET YENİ (Samsun) - Verenlere bir şey yok, değil mi
Sayın Meral?!
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - "Tek elden
yürütülsün" diyorsunuz. Şimdi, özel hastaneler daha yüksek maliyetle
muayene ve tedavi yapmıyorlar mı? Onu da kapsam içine alın, üniversite
hastanelerini de alın. Hatta, gücünüz yetiyor mu bilmiyorum; ama, askerî
hastaneleri de alsanız ya! Askerî hastaneleri de alın tek elden yürütmek
istiyorsanız. Gücünüz yetiyor mu; yetmiyor.
Teşekkür ederim.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Olayı çarpıtma!
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Efendim, teşekkür ederim,
kabul ettim lafını.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) - Konunun dışına
çıkıyorsun.
BAŞKAN - Sayın Meral, madde üzerinde, Genel Kurula
hitap eder misiniz.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Genel Kurula hitap
edeceğim de, onlar da karşıda, yerlerinde rahat dursunlar.
AHMET YENİ (Samsun) - Nereyi işaret ediyorsun?
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
nereyi işaret ettiğimi, ne yaptığımı...
AHMET YENİ (Samsun) - Eskiden yaptığın işler...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Müsaade eder misin. Sen,
şimdi, hamamda sabuna basarak yürüyorsun; otur, sen otur yerine. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
Bakınız, demin taa arkada oturuyordu, ben geldikten
sonra gele gele buraya geldi; farkında mısınız?..
Dilin şişti, dilin...
Değerli arkadaşlarım, hastalar Sosyal Sigortalar Kurumu
hastanelerinin kapıları önünde yatıyor. Sayın Bakanıma mümkün olduğu kadar
itinalı konuşmayı severim, bir de hemşerimi rahatsız etmemeye de özen
gösteririm; ama, sahayı o açtı. "Efendim, bu kadar hasta hastanelerin
önünde yatıyor da, o zaman niye miting yapmıyorlardı, sendikacılar
neredeydi?"
NEVZAT DOĞAN (Kocaeli) - Doğru söylüyor.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sayın Bakanım, sendikalar
talep ve teklif müessesesidir; bugün size getirdiği gibi, bundan önceki
hükümetlere de götürmüştür. O hükümetler, o talepleri, teklifleri yerine
getirmediği için, sendikacılar da bunu halka, işçiye anlatmıştır; ama, ne yazık
ki, işçi tercihini yanlış kullanmıştır, sizi iktidar yapmıştır. Sıkıntının biri
bu. (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Hatibe
müdahale etmeyelim.
FARUK ÇELİK (Bursa) - Sayın Meral, işçiler başka,
sendikacılar başka.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım,
sizin başarılı bir özelliğiniz var...
HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Halk size niye inanmıyor?
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - İşçiler size niye
güvenmedi, sizi niye seçmedi?
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - İşçiler beni otuz sene seçti; sen kendi işine bak.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bırakmışsınız iş
yapmayı... Peki, acil eylem planınızda "işsizlere iş bulunacak"
sözünüz yok mu? Çivi çakıyor musunuz bir yere?! Yaptığınız ne biliyor musunuz,
yaptığınız; Sosyal Sigortalar Kurumunu tahrip etmek, Köy Hizmetlerini kapatmak,
SEKA'yı kapatmak -ki, Balıkesir'de SEKA ile ilgili bir sıra vermediniz; umarım,
bundan sonra iyi sıra verirsiniz- TÜPRAŞ'ı satmak, PETKİM'i satmak, devletin
kurum ve kuruluşlarını satmak. Yaptığınız ne?..
Bir işsize iş buldunuz mu?.. Mühendisler asgarî ücretle
iş arıyor, bunu düşünün, bunu... Bunu düşünün...
IMF ne demiş; "efendim, Sosyal Sigortalar Kurumunu
dağıtacaksın, tek elden yöneteceksin." Tek elden yönet... "Efendim,
işçiye sorun, işçi ne diyor." İşçi ne der; çıkıp "ben sana daha iyi
hizmet vereceğim, seni hastane kuyruklarına sokmayacağım, ilaç kuyruğuna
sokmayacağım" diyorsun, o da inanıyor.
Meydanlarda "işsize iş, aşsıza aş" dediniz,
inanmadı mı? "Hortumcudan hesap soracağım" dediniz de inanmadı mı?
İşte, sizin bu kabiliyetiniz var; ama, şunu söyleyeyim, bakınız, değerli
arkadaşlarım: Gündemi değiştirmekten başka yaptığınız bir şey yok. Gündemi
değiştirmekle ne yapıyorsunuz?.. Ne yapıyorsunuz?..
Şimdi, çıktınız "Avrupa Birliğine
gireceğiz..." Süre ne kadar; yirmibeş otuz sene. Vatandaşı şimdi
beklentiye soktunuz; "otuz sene bekle..."
AHMET YENİ (Samsun) - Siz karşı mısınız?
BAŞKAN - Sayın Yeni...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Arkasından, TL'den altı
sıfır atmışsınız, buna "devrim" diyorsunuz. Bakınız, buna
"devrim" diyorsunuz. Bakınız, devrime bakınız!
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Ne diyelim?..
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Soruyorum devrimciler:
Altı sıfır attınız da sizin ücretinizde bir artış oldu mu, emeklinin ücretinde
oldu mu, işçininkinde oldu mu, memurunkinde oldu mu; köylünün geliri mi arttı,
esnafın geliri mi arttı?! Ne yaptınız da bunun adına "devrim"
diyorsunuz, bana bir söyler misiniz? Neresi bunun devrim?! Gündemi
değiştirmek...
Şimdi bir şey daha buldunuz; başkanlık sistemi. Tek
başına iktidar oldunuz da ne yaptınız ki, başkanlık sistemini getirseniz ne
yaparsınız?! (CHP sıralarından alkışlar)
FARUK
ANBARCIOĞLU (Bursa)- Anketlere bak, anketlere!..
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla)- İşçiye iş mi buldunuz,
emeklinin sorununu mu çözdünüz? (CHP sıralarından alkışlar) Ne yaptınız ki, onu
bana söyler misiniz; onu anlatın.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla)- Maddeye gel,
maddeye!..
BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, lütfen...
Sayın Meral, bir saniye...
AHMET YENİ (Samsun)- Sarıgül!.. Sarıgül!..
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla)- Efendim, sen birine
"Sarıgül" dersen, biri de sana "karagül" der; unutma bunu.
Kendinize bakın, kendinize!.. Kendinize bir bakın!..
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla)- Halk biliyor ne
yapacağını.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla)- Değerli arkadaşlarım,
saygıdeğer milletvekilleri; şimdi, bakınız, önemli bir yasa tasarısını burada
görüşüyoruz.
Şimdi, gidiyorsunuz; ama, nereye gittiğinizin farkında
değilsiniz. Bunu çok ciddî söylüyorum.
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa)- Farkındayız.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla)- Nereye gittiğinizin
farkında değilsiniz. Bir yere gidiyorsunuz; nereye gittiğinizin farkında
değilsiniz.
Efendim, Sosyal Sigortalar Kurumu yerinde durmuş olsa,
bütün hastaların da muayene olmasını getirseniz, böyle bir taslağı getirseniz
ne değişir?! İlaç kuyruklarına girmelerini ortadan kaldırsanız ne değişir?! Ne
için iktidar oldunuz?! Sanki, Çalışma Bakanlığı ayrı bir devletin, Sağlık
Bakanlığı da ayrı bir devletin; aman, oradan alırsak, bu tarafa gelirsek,
Avrupa Birliğine gireriz.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, ikisi de Türkiye
Cumhuriyetinin bakanları ve iktidar da sizsiniz, siz!.. Bir bakanlığınızı yerin
dibine batırıyorsunuz, bir bakanlığınızı havaya çıkarıyorsunuz.
Burada bir konuşmacı diyor ki "efendim, Sosyal
Sigortalar Kurumunda suiistimaller çok oluyor." Ee, ne güne geldiniz;
varsa böyle bir şey, önleyin.
HALİL AYDOĞAN (Afyon)- Önlüyoruz...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla)- Yapanların da yakasından
tutun. Göreviniz ne sizin; halk sizi niye seçti?! Yok, ben bunu yapamıyorum; bunu kamufle etmem için ne yapmam lazım; Sosyal Sigortalar Kurumunu Sağlık
Bakanlığına devretmem lazım. Ondan sonra?.. Ondan sonra da özel sektöre
devretmem lazım. Ondan sonra, bunları da satacağım, bir komisyon kuracağım,
Sosyal Sigortalar Kurumunun bedelini ödeyeceğim. O ne olacak ondan sonra? Ondan
sonra o para ne olacak? Şimdi, ben, bir yere gidiyorsunuz da, nereye
gittiğinizi bilmiyorsunuz demekte haksız mıyım?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET YENİ (Samsun)- Haksızsın!
BAŞKAN - Sayın Meral, şahsınız adına da söz talebiniz
bulunduğu için 5 dakika daha konuşabilirsiniz; buyurun.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, halk, bizden çok farklı
şeyler bekliyor, bu Yüce Meclisten bekliyor. İşsizin başlıbaşına bir sorunu
var. Umuyorum ki, bizim kadar siz de rahatsızsınız. Cebinde iki diploması olan
insan, asgarî ücretle iş arıyor. Bununla ilgili hepimizin oturup düşünmesi
lazım. Bugün emekli perperişan. İkinci bir iş yapmasın diye onu da ortadan
kaldırdınız. Sabahları hiç gitmiyor musunuz; bir gidin de, ucuz ekmek
kuyruklarındaki bu insanlar kimdir diye bir sorun.
Talancıdan, hortumcudan, soyguncudan hesap soracağız diyorsunuz.
Birisini tuttunuz... Onun aklı olsaydı, zaten siyasete bulaşmazdı, Amerika'ya
da toslamazdı, o da diğerleri gibi şimdi malın üstüne yatmıştı. Olay bu! Siz de
bunun üzerine gidemezdiniz. Şimdi bekliyor vatandaş, diyor ki: AK Partili
milletvekillerine selam söyle, şu diğer hortumculardan ne zaman hesap soracak?
ASIM AYKAN (Trabzon) - Soruyoruz.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Halkın selamını getirdim
size.
Sorarsınız, sorarsınız... Sorarsınız da, geçmişte o
uçaklara binmeseydiniz, gözü kör olsun, sorardınız; onlara bindiniz diye
soramıyorsunuz.
RECEP KORAL (İstanbul) - Beraber soralım.
AHMET YENİ (Samsun) - Soruyoruz, sırayla...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli milletvekilleri,
bizim kadar sıkıntı içindesiniz. Bir şey yapamadığınız için... Araba patinaj
yapar da çamurdan çıkamaz ya; şimdi onun gibisiniz, bir şey yapamıyorsunuz.
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Biz CHP miyiz, yapma yahu!
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Bir başka şey gündeme
getiriyorsunuz. Nedir; aman IMF'yle iyi geçinelim, dediğini yerine getirelim.
Demin laf atıyorsunuz; efendim, sizden de bir
milletvekili şöyle değil miydi diye IMF'yle ilgili bağlantı kuruyorsunuz. O
zaman, beğenmiyorsanız, aklınız varsa, fikriniz varsa, onun ortaya koyduğu
ekonomiyi değiştirseniz ya! Niye onun ekonomisini hayata geçiriyorsunuz? (CHP
sıralarından alkışlar) Değiştirin, eğer beğenmiyorsanız, işinize gelmiyorsa. Ne
yapıyorsunuz? IMF istedi, özelleştir; IMF istedi, emeklinin ücretlerini kıs;
IMF istedi, memurun ücretlerini kıs; IMF istedi, Sosyal Sigortalar Kurumunu
tahrip et, kurumları kapat. Bunun için mi geldiniz allah rızası için?!. Bunlar
için mi geldiniz; yoksa, işsizlere iş mi bulacaktınız, ülkede daha müreffeh bir
toplum mu yaratacaktınız?!
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Olmadı mı? Olmadı mı?
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Ne için geldiniz; şimdi
vatandaş size soruyor. Yaptığınız ne, allah rızası için?.. Yaptığınız ne;
hiçbir şey; sıfıra sıfır, elde sıfır. (CHP sıralarından alkışlar)
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Halka sorun, halka!
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Ben ne diyeyim şimdi. Ne
söylesem... Bir şey demiyorum değerli arkadaşlarım.
Sizin halinizi de anlıyorum. Geliniz, yol yakınken
dönelim. Sosyal Sigortalar Kurumu, oturmuş bir kuruluş; hiçbir şey yapamıyor
diyemezsiniz. Bunun kuyrukları da mı var; doğrudur.
FARUK AMBARCIOĞLU (Bursa) - Nerede kuyruk var?!
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - SSK'lı şikâyetçi mi;
doğrudur. Bakılmıyor mu; doğrudur. Sizin dediğinizi yapalım. O zaman ne yapmak
lazım değerli arkadaşlarım; geliniz, bir yasa çıkaralım, işçi hastalandığı
zaman, eş ve çocuğuyla, istediği hastanede muayene olsun. Bu birincisi.
RECEP KORAL (İstanbul) - Var zaten.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - İkincisi, ilaç
kuyruklarındaki... Bunda hemfikir olduk. İstediği eczaneden ilacını alsın.
RECEP KORAL (İstanbul) - Bu da var zaten.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - O zaman, iki maddelik bir
yasa getirin, iki maddelik bir yasa... (AK Parti sıralarından gürültüler)
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Böyle mantıklı konuş, kabul
edelim.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - O zaman, Sağlık
Bakanlığının...
BAŞKAN - Sayın Meral, lütfen, Genel Kurula hitap eder
misiniz.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Zaten Genel Kurula
hitap ediyor Sayın Başkan.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Efendim, bunlar da Genel
Kurul Sayın Başkan, bunlar da Genel Kurul. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bu iki konu gelirse... Bugün,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iyi görev yapamıyor. Gerçi, Anavatan
Partisinden geldi, biraz irdeliyorsunuz, onun farkındayım; ama, dürüst bir
siyasetçidir. O bir şey yapamıyor, falan bakanlık daha iyi iş yapıyor
düşüncesini kafanızdan silin. (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Bakınız, buna, binlerce
insan, işveren karşı, işçi karşı, emekli karşı...
NEVZAT DOĞAN (Kocaeli) - İşçi karşı değil.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Kardeşim, gidelim bir de
ikimiz birlikte anlatalım; bir sen anlat, bir de ben anlatayım, ondan sonra
kararını alalım. Elinde basın var, elinde televizyon var, hükümetsin, çıkıp
konuşuyorsun, sana inanıyor; inandı da ne oldu; başına taş düştü.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Meral, tamamlayabilir misiniz.
Buyurun.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Efendim, bitiriyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir kez daha tekrar ediyorum, bu
yasa tasarısı, gelecekte büyük sorunlar, büyük sıkıntılar yaratacaktır. Bunca
personelin, bunca kurumun, kuruluşun bir tarafa gitmesi kolay bir olay
değildir.
AHMET YENİ (Samsun) - Doğru işler yapıyoruz.
HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Zoru başarıyoruz.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) -Karaman'n koyunu, sonra
çıkar oyunu!.. Merak etme, doğru mu yapıyorsun, yanlış mı yapıyorsun... Eğer,
yaptığından gönül rızası içindeysen hiçbir şey demiyorum.
Değerli milletvekilleri, şunu bir kez daha ifade etmek
istiyorum: Gelin, işsize iş bulacak, aşsıza aş bulacak işler yapın. Yapılan
müesseseleri tahrip etmeyin, bu size yakışmıyor.
Teşekkür ediyorum hepinize. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Meral.
Çalışma süremiz tamamlandığından, kanun tasarı ve
tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 6 Ocak 2005 Perşembe günü saat 15.00'te
toplanmak üzere,birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati: 21.02