DÖNEM
: 22 CİLT : 60 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
121 inci Birleşim (Olağanüstü)
16 Eylül 2004 Perşembe
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
ÖNERİLER
A) Danişma Kurulu ÖnerıLERİ
1. - Genel Kurulun çalışma saatlerinin
yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
IV. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı : 664)
V. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. - Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ'ın,
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, konuşmasında şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
VI. -
SORULAR VE CEVAPLAR
A) Yazili Sorular ve Cevaplari
1. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Suriye gezisine ve bu geziye bir yargıcın katılıp katılmadığına ilişkin sorusu
ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/2932)
2. - Manisa Milletvekili Hasan ÖREN'in,
bazı ilçelerde adliye teşkilatının kaldırılmasına ilişkin sorusu ve Adalet
Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/3105)
3. - Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın,
Turizm Teşvik Belgeli tesislerde elektrik tüketiminde indirimli tarife
uygulamasına son verilmesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3297)
4. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya Dilek Sabancı Spor Salonu inşaatına ödenek tahsisine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3332)
5. - Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in,
uluslararası taşımacılık yapan Karadeniz yolcu gemisine ilişkin Ulaştırma
Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3370)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak
yedi oturum yaptı.
5215 sayılı Belediye Kanununun 3, 14 ve
geçici 4 üncü maddelerinin,
5229 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesinin,
Bir kez daha görüşülmek üzere geri
gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu.
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in
Norveç'e,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül'ün Lübnan'a,
Yaptıkları resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkereleri kabul edildi.
Genel Kurulu ziyaret eden,
Filistin-Türkiye Parlamentolararası
Dostluk Grubu Heyetine,
Slovakya Başbakan Yardımcısı Pal Czsaky ve
beraberindeki heyete,
Başkanlıkça "Hoşgeldiniz"
denildi.
Gündeminin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1 inci sırasında
bulunan Türk Ceza Kanunu Tasarısının (1/593) (S.Sayısı: 664) görüşmelerine
devam olunarak 219 uncu maddesine kadar kabul edildi.
Alınan karar gereğince, 16 Eylül 2004
Perşembe günü saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 19.36'da son verildi.
Nevzat
Pakdil
Başkanvekili
|
|
Mevlüt
Akgün |
Ahmet
Küçük |
|
|
Karaman |
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
|
|
Türkân
Miçooğulları |
Yaşar
Tüzün |
|
|
İzmir |
Bilecik |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
No. : 175
II. - GELEN KÂĞITLAR
16 Eylül 2004 Perşembe (Olağanüstü)
Rapor
1. - Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 16.7.2004 Tarihli ve 5229
Sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu Maddesi Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/872) (S.Sayısı : 665) (Dağıtma Tarihi : 16.9.2004) (GÜNDEME)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 11.10
16 Eylül 2004 Perşembe
BAŞKAN : Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER : Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN
(Karaman)
BAŞKAN - Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 121 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Danışma Kurulunun bir
önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
III. -
ÖNERİLER
A) Danişma Kurulu Önerılerı
1. - Genel
Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu
önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No. : 96 16.9.2004
Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 16.9.2004 Perşembe günü (bugün) yapacağı toplantısına saat 14.00'e
kadar ara verilmesi ve toplantının saat 14.00'te başlayarak saat 22.00'ye kadar
sürdürülmesinin Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun
görülmüştür.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Eyüp Fatsa Ali
Topuz
AK Parti Grubu Başkanvekili CHP
Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Danışma Kurulunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Alınan karar gereğince,
saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 11.12
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati : 14.00
BAŞKAN : Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Ahmet KÜÇÜK
(Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121 inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
664 sıra sayılı kanun
tasarısı üzerindeki müzakerelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. - Türk
Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı : 664) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
219 uncu maddeyi
okutuyorum:
Görev sırasında din
hizmetlerini kötüye kullanma
MADDE 219. - (1) İmam,
hatip, vaiz, rahip, haham gibi din hizmeti veren kişiler, görevini yerine
getirirken Devlet idaresini ve kanunlarını veya Hükûmet icraatını alenen
kötülerse, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu fiillerin, görev
sırasında olmamakla birlikte, sıfattan yararlanı-larak ve alenen işlenmesi hâlinde,
yukarıdaki fıkraya göre cezaya hükmolunur.
BAŞKAN - Madde üzerinde,
şahsı adına, AK Parti Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ; buyurun.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 219 uncu
maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
219 uncu maddenin birinci
fıkrası, imam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi din hizmeti veren kişilerin,
görevini yerine getirirken devlet idaresini ve kanunlarını veya hükümet
icraatını alenen kötülemesi halinde altı aydan iki yıla kadar hapis cezası
öngörmektedir.
İkinci fıkrası ise, görev
başında ve görev mahallinde olmamakla beraber, sıfattan istifadeyle, aynı
görevlilerin görev dışındaki yerlerde bu suçu işlemeleri halinde de aynı cezayı
öngörmektedir.
Değerli milletvekilleri,
bu madde konusunda, eski metnin aynen konulması hususunda Cumhuriyet Halk
Partisi ile AK Parti arasında bir mutabakat sağlandı. Ancak, bu konudaki
Anayasaya aykırılıkları Yüce Meclisin huzuruna getirmek ve tutanaklara geçirmek
için şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Bu madde, mevcut haliyle
de mutabakat şeklinde getirilen haliyle de Anayasamıza aykırıdır. Şöyle ki:
Anayasanın din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen 24 üncü maddesine göre, herkes,
vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir; kimse, ibadete, dinî ayin ve
törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz, dinî
inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz. Anayasamızın 25 inci maddesinde
"Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
(x) 664 S. Sayılı Basmayazı 14.9.2004 tarihli 119 uncu
Birleşim Tutanağına eklidir.
Her ne sebep ve amaçla
olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri
sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz" denilmektedir. Yine, Anayasamızın 26
ncı maddesinde "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya
başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına
sahiptir" denilmektedir. Anayasamız, kişilere, düşüncelerini açıklama
noktasında bir özgürlük getirmiştir.
Ben, burada bir hususa
dikkatinizi çekmek istiyorum; maddenin içerisinde, alenen kötüleme suç kabul
edilmektedir. Siz de gayet iyi bilirsiniz ki, kötüleme, içerisinde eleştiriyi
barındıran bir kelimedir; eleştirmek de bir kötülemedir. Dolayısıyla, düşünce
açıklaması olan eleştirme, hem Anayasamızın mevcut hükümleri çerçevesinde hem
de Türkiyemizin altında imzası bulunan uluslararası sözleşmeler çerçevesinde
suç değildir; ancak, maalesef, burada, toplumumuzda hizmet gören bir kesim
için, düşünce ve kanaatlerini söylemek suç haline getirilmektedir. Bu,
Anayasaya açık bir aykırılıktır.
Bir diğer husus; burada,
Anayasamızın 10 uncu maddesine de bir aykırılık vardır. Bakın, Anayasamızın 10
uncu maddesi aynen şöyledir: "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî
düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye,
zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare
makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket
etmek zorundadırlar."
Bu madde, hem Meclisimize
hem de devletin bütün organlarına, vatandaşlara bakış ve muamele ve iş ve idare
konusunda, bütün iş ve işlemlerinde, hiçbir ayırım yapılmaksızın, eşit
davranmayı bir vazife olarak yüklemektedir. Bakın, burada, iki türlü
eşitsizlik, iki türlü ayırımcılık vardır. Birincisi şu: Din hizmeti verenlerin
dışındaki kamu görevlileri için bu suç olmazken, sadece din hizmeti verenler
için suç haline getirilmesi bir ayırımcılıktır, bir eşitsizliktir. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Örneğin, öğretmen konuşacak, suç değil; kamu görevi
başında konuşacak, suç değil; bunları söyleyecek, suç değil; polis konuşacak,
suç değil; kalem memuru konuşacak, suç değil; ama, din hizmeti veren konuşacak,
bu, suç. Bu bir yanlış.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -
İkincisi, aynı eğitimi almış, örneğin ilahiyat fakültesini bitirmiş, aynı
fakültede akademisyen olarak görev yapan bir imamdan, hatipten, vaizden daha
çok dinî bilgi ve görgüye sahip, ilmiye sınıfından bir zat konuşacak, suç
değil; öte yandan, aynı fakülteden mezun bir arkadaş, gidecek, din kültürü ve
ahlak bilgisi öğretmenliği yapacak, konuşacak, suç değil; imam hatip lisesi
mezunu birisi gidecek esnaflık yapacak veya sair kamu görevi, başka bir kurumda
kamu görevi ifa ederken konuşacak, suç değil; ama, din görevlisi, din hizmeti
veren birisi konuştuğu zaman suç olacak. Bu bir çelişki değil mi?! Bunun, hukuken,
Anayasamıza göre, altında imzamız bulunan bütün sözleşmelere göre izahını
yapabilmenin imkânı var mı?! Bunun hiçbir izahı yoktur.
Değerli milletvekilleri,
öte yandan, bu görevde bulunan insanların suç işlemeleri halinde, işledikleri
suçların yaptırımsız kalması da söz konusu değildir; zira, bakın, devletin
egemenlik alametleri aleyhine suç işlediği zaman bir maddeye göre
cezalandırılmaktadır; suçu, suçluyu övdüğü zaman bir başka maddeye göre
cezalandırılmaktadır; Türklüğün, cumhuriyetin, devletin kurum ve kuruluşlarının
aleyhine konuştuğu zaman, ona, bir başka maddeye göre ceza öngörülmektedir;
insanları kanunlara aykırı davranmaya davet ettiği zaman bir başka maddeye göre
cezalandırılmaktadır; insanlar arasında din, dil, ırk ve sair konularda ayırımcılık
yaparak birtakım sıkıntılar doğuracak işler yaptığında başka maddeye göre
cezalandırılmaktadır. Yani, suç olan fiilleri işlediği zaman, işlediği fiiller
için, hem meri Ceza Kanunumuzda hem de şu anda huzurunuzda bulunan, görüşmekte
olduğumuz tasarının içerisinde, cezaî müeyyide öngören yeteri kadar madde
vardır. Bu madde, belki, o maddelerden ceza almazsa boşta kalmasın diye
konulmuş olabilir; ama, boşta kalan herhangi bir husus da yoktur. Onun için, bu
madde neye aykırıdır; eşitlik ilkesine aykırıdır.
BAŞKAN - Sayın Bozdağ,
lütfen toparlar mısınız.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -
Toparlıyorum, bitiriyorum Sayın Başkan.
Bir başka şey: Bu madde,
Anayasamızın 2 nci maddesine de aykırıdır, hukuk devleti ilkesiyle de
bağdaşmaz. Neden; bu madde, adama göre suç, adama göre cezanın yasalaşmış
şeklini göstermektedir; halbuki, hukuk devletinde yasalar genel ve objektif
olur, kişiye göre suç olamaz, kişiye göre ceza da olamaz. Eğer, yapılan bir
fiil suç ise, aynı fiilî işleyen herkes için suç olmalı, suç değilse, aynı
fiilî işleyen hiç kimse için suç olmamalıdır. (AK parti sıralarından alkışlar)
Hukuk devletinde böylesi bir düzenlemenin yapılabilirliği var mı; yok.
Öte yandan, daha
geçenlerde, uyum yasaları çerçevesinde bizim kabul ettiğimiz ve ondan daha
öncesi, Anayasamızın mevcut şekliyle, 90 ıncı maddesi dikkate alındığında,
uluslararası sözleşmeler kapsamında konu değerlendirildiğinde, bu yönüyle de
Anayasaya aykırıdır.
Bir başka aykırılık;
bizim, şu anda, görüşüp, kabul ettiğimiz kanunun 1 inci maddesine aykırıdır...
BAŞKAN - Sayın Bozdağ,
lütfen...
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -
Sözümü bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun.
İSMET ATALAY (İstanbul) -
Sayın Başkan, 10 dakika oldu!.. Grup adına konuşma gibi oldu!..
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu madde, bizim görüştüğümüz ve kabul ettiğimiz Ceza Kanunu, daha işin başında, bizim çiğnemiş olma şeklimizi de yasalaştırmaktadır. Nasıl; bakın, biz, 1 inci maddede ne dedik; Ceza Kanununun amacını koyduk; uygulayıcılara, bu amaca uygun bu kanunun yorumlanması gerektiğini ihtar ettik. 3 üncü maddede de, bu kanunun uygulamasında din, dil, ırk vesaire gibi ayırım gözetmeksizin, kanun önünde eşitlik ilkesine göre, uygulamanın yapılacağını biz, burada, koyduk ve yüce oylarınızla da burada kabul ettik.
Şimdi, bu düzenlemeyle,
biz, daha işin başında, kendi koyduğumuz ve kabul ettiğimiz maddeyi çiğnemeyi
yasalaştırıyoruz; ondan sonra, dönüp, biz, uygulayıcılara, siz bu kanunu
uygularken, 1 inci maddeye, 2 nci maddeye, 3 üncü maddeye dikkat edeceksiniz, bunları
gözardı etmeyen bir uygulamayı ortaya koymayacaksınız diye nasıl diyeceğiz?!
Biz, Meclis olarak bunu çiğniyoruz. Onun için, ben, Yüce Heyetinizin huzurunda,
bunun, Anayasa açısından yanlışlığını, uluslararası sözleşmeler açısından
yanlışlığını vurguladım, kabul ettiğimiz Ceza Kanunu açısından yanlışlığını
vurguladım.
Son olarak, ikinci
fıkrasına değinip, sözlerimi bitiriyorum.
BAŞKAN - Sayın Bozdağ,
lütfen...
İSMET ATALAY (İstanbul) -
Sayın Başkan, yeter artık; usule aykırı.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -
İkinci fıkrası da ayrı bir garabettir. Bir insanın, görevi başında olmaksızın,
düğünde, dernekte, piknikte, aile ortamında konuşması dahi suç haline
getiriliyor. Böylesi bir şey, özgürlüklere, temel hak ve hürriyetlere müdahale
olmaz mı?! Hukuken nasıl izah edeceksiniz?! Piknikte de mi konuşamayacak
insanlar?!
Saygılarımı sunuyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN- Sayın Bozdağ,
teşekkür ediyorum.
Şahsı adına, Denizli
Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)-
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce söz alan
değerli milletvekilimizi ibretle ve üzüntüyle dinledim. Aynı milletvekilimiz,
iki gün önce, bu kanun tasarısının tümü üzerinde görüşme yapılırken, geldi, burada
aynen şunları söyledi; tutanaklardan çıkardım: "Biz öyle bir ceza kanunu
yapıyoruz ki, bütün dünya, gelecek, bu ceza kanunumuzu bizden örnek alacak.
Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin nasıl bir ceza kanunu yaptığını
herkes görecek. Biz, özgürlüklerin alabildiğine genişlediği, ifade hürriyetinin
sonsuza kadar yer aldığı bir ceza kanunu tasarısı Meclise sevk ettik. Bu bir
reformdur." Konuşmasının bütün içeriği bu şekildeydi; ama, şimdi, geldi,
her ne hikmetse, zevahiri kurtarmak için... Dikkat ettim, grup adına da konuşma
yok. Gelin, buradan, AK Parti olarak, grup adına, 219 uncu maddeyle ilgili bir
arkadaşımız konuşma yapsın.
Anayasaya açıkça aykırı
olduğunu ifade etti; ben de hep onları söyleyecektim. O maddeleri çıkarmıştım.
Getirilen bu 219 uncu maddenin insan haklarına, düşünce ve ifade hürriyetine,
anayasal haklara aykırı olduğunu, kamu görevlileri arasında
ayırımcılığa sebebiyet verdiğini... 2 500 000 kamu görevlisinin
arasından 100 000'ini ayırıp "siz potansiyel tehlikesiniz; sizden, her an,
bu rejime, bu devlete bir tehlike gelebilir" şeklinde, onları töhmet
altında bırakmanın insafla, vicdanla, hukukla, adaletle, insan haklarıyla,
insan hürriyetleriyle bağdaşması mümkün mü arkadaşlar?! Benim vicdanım
sızlıyor. Yarın seçim bölgelerinize gittiğinizde, o kamu görevlilerinin yüzüne
nasıl bakacaksınız?! Eğer, hükümet icraatlarını alenen kötülemek suçsa, bunu
bütün kamu görevlileri en rahat bir şekilde yapabilir. Siz, niçin, sadece bir
kesim kamu görevlisini alıp, sadece o kamu görevlilerinin böyle bir suçu
işleyebileceğini bir yasa maddesi olarak, bir ceza unsuru olarak Türkiye Büyük
Millet Meclisinin gündemine getiriyorsunuz?!
Değerli milletvekilleri,
hükümet icraatlarını herkes eleştirebilmeli, herkes hükümet icraatları
hakkındaki görüşlerini ifade edebilmeli; ama, bu, kamu görevlisi ise, kamu
görevini icra ederken yapmaması bizim de arzu ettiğimiz bir husustur; görevini
yaparken bunlardan bahsetmesin; din görevlisi, görevini icra ederken bunlardan
söz etmesin; biz de karşıyız; ama, görevini bitiren ve üç beş vatandaşla
hükümet icraatlarını görüşen, örneğin, Tel Afer'de meydana gelen hadiseler
karşısında hükümet icraatlarının pasif olduğunu, yanlış olduğunu söylese
veyahut Amerika'nın Tel Afer'deki eylemini, bugün, Amerika Birleşik Devletleri
Büyükelçisi söyledi: "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin bundan haberi
vardır" dedi; şimdi, bir kamu görevlisi çıkıp bunu dese, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetinin Tel Afer'de olup bitenlerden önceden haberdar
edildiğini ifade etse ve bu konuda eleştirse, bu kanun hükmüne göre bu kamu
görevlisi hakkında işlem yapmak mecburiyetindesiniz veyahut cari açıkla
ilgili 7 500 000 000 dolar tespit
ettiniz; daha altı ay içerisinde bunu
10 800 000 000 dolara çıkardınız; hükümetin ekonomi politikası başarısızdır dese,
hemen orada bununla ilgili suç duyurusunda bulunabileceksiniz veyahut
dışticaret açığından bahsetse veyahut ihracatın ithalatı karşılama oranının,
beğenmediğimiz 2000 yılındakinden bile kötü olma noktasına gittiğini ifade
etse, yine onun yakasına yapışacaksınız.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
"Veya"dan başka bir şey yok mu?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Yine, et tüketiminin -evet, bunun altını çizmek istiyorum- 2002 yılında 0,9
kilogramdan 2003 yılında 0,6 kilograma düştüğünü söylese, vatandaşın ekonomik
sıkıntılar içerisinde boğulduğunu ifade etse, yine, bu kamu görevlisi hakkında
işlem yapacaksınız.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET SOYDAN (Hatay) -
Onu siyasî partiler söyler zaten...
BAŞKAN - Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Değerli milletvekilleri, yine, bu kamu görevlisi dese ki, 2002 yılında,
vatandaş, ayda 4,9 kilogram ekmek tüketirken, 2003 yılında bu 5,4 kilograma
çıkmış; demek ki, artık, vatandaş ekmeğini katık yapmaya başlamış. Ekonomide
ciddî manada bir sıkıntı vardır dese, yine, bununla ilgili işlem yapacaksınız.
İşsizliğin, tarihin en büyük rakamlarına ulaştığını söylese, yine işlem yapmak
durumunda kalacaksınız. Kişi başına millî gelirin, bu kadar abartmalara rağmen,
1999 rakamları 100 olarak baz alınsa 2003 yılında bunun 95 olduğunu ifade etse,
televizyonda, basında, her akşam, ekonominin her geçen gün iyiye gittiği
ifadeleri karşısında bunu ifade etse, yine bu kamu görevlisi hakkında suç
duyurusunda bulunacaksınız. Geçmiş dönemlerde 2 kilogram buğdayla 1 litre mazot
alabiliyorduk; ama, bugünkü ekonomik şartlarda 5 kilogram buğday satarak 1
litre mazot alabiliyoruz; bu nasıl bir ekonomik faaliyettir, ekonomik
programdır veyahut IMF'ye karşıydı bu hükümet, IMF politikalarını reddediyordu;
ama, geldiği günden beri IMF politikalarını uyguluyor ve üç yıllık yeni bir
stand-by anlaşmasına imza atmaya hazırlanıyor; nerede bu hükümetin millîliği
dese, yine bu kamu görevlisiyle ilgili suç duyurusunda bulunmak mecburiyetinde
kalacaksınız. Bir kamu görevlisi vatandaş Denizli merkezde otursa ve
çiftçilikle iştigal etse, 2003 yılının doğrudan gelir desteğinin ikinci
taksitinin hâlâ ödenmediğini veyahut 2003 yılının mazot desteğinin hâlâ
ödenmediğini söylese, ifade etse, yine, bu vatandaşla, bu kamu görevlisiyle
ilgili müdahale etmek durumunda kalacaksınız.
Değerli milletvekilleri,
bu konuda daha söylenecek çok söz var; ama, bakınız, bugün Malatya'dan bir faks
geldi elime, sizlere de gelmiştir; Malatya AK Parti İl Başkanı, belediye
başkanvekili ve ilçe başkanlarının imzalarıyla; bu görüşülen Türk Ceza Kanunu
Tasarısıyla ilgili ne kadar olumsuz görüşler ifade ediliyor. Bakınız, basını ve
televizyonu tarayınız... Sayın Nevzat Yalçıntaş Hocamın yazı köşesinden bugün
aldığım bir yazının bir bölümünü okumak istiyorum müsaade ederse. Şöyle bağlıyor
yazısını: "Biz, halkımızın kahir bir çoğunlukla AK Partiyi iktidara
getirip hükümet yaptığına inanıyorduk; yoksa, CHP'nin yedeğine mi girdik, CHP
muhalefeti bizi esir mi aldı; göreceğiz." (CHP sıralarından "doğru
yolu öğrendiler" sesleri)
Ben de diyorum ki,
göreceğiz, biraz sonra hep beraber göreceğiz.
Sayın Köksal Toptan,
konuşmasında bu 219 uncu maddeden bahsetti, CHP ile anlaştığından bahsetti.
Sayın Toptan, AK Partinin burada 368 milletvekili var, sizin, bu maddede CHP
ile anlaşmaya ihtiyacınız yok. Bu madde bu haliyle geçerse, biraz önce de
söylemiş olduğumuz gibi, Bekir Bozdağ arkadaşımızın da söylemiş olduğu gibi bir
Anayasa ihlali söz konusudur, bir ayırımcılık söz konusudur, kamu görevlileri
arasında farklı bir muamele söz konusudur.
Sözlerimi, dün akşam
yapmış olduğum bir konuşmaya Sayın Adalet Bakanının vermiş olduğu bir cevapla
bitirmek istiyorum.
Biz, daha önceki meşhur
312 nci maddeyle ilgili olarak, o maddeden dolayı Türkiye'de binlerce insanın
mağdur olduğunu ifade ederek, yeni hazırlanan kanunun bu maddesinin, artık,
bundan sonra kötüye kullanılmaması, bu maddeden dolayı vatandaşların mağdur
olmaması için bir değişiklik önergesi verdik ve önergemizde de "açık ve
mevcut tehlike" ibaresini kullandık; ancak, Sayın Adalet Bakanı, benim konuşmamdan
sonra, çıktı "literatürde böyle bir ifade yoktur; bu, popülist bir
yaklaşımla verilmiş bir önergedir" dedi. Ancak, ben, bu kanun tasarısının
Meclise sevk edilirken gönderilen gerekçesini buldum, oradan okuyorum şimdi. Bu
gerekçenin altında, Sayın Adalet Bakanının da imzası var.
BAŞKAN - Sayın
Kandoğan... Lütfen...
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bitiriyorum; son cümlem.
"Bu yaklaşım,
Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinin geliştirdiği bir ölçüyle 'açık
ve mevcut tehlike' kavramına da uygundur." Sayın Adalet Bakanımızın dün
akşamki ifadelerinden okuyorum: "Amerika Yüksek Mahkemesinin, hem de sık
sık atıfta bulunduğumuz İnsan Hakları Mahkemesinin kullandığı kavramı buraya
derc etmiş oluyoruz." Hangisi doğru?! Biz "açık ve mevcut
tehlike"yi getirmişiz; Amerika Yüksek Mahkemesinin de ifadesinin bu olduğu
kanunun gerekçesinde yazılmış, Sayın Adalet Bakanı da altını imzalamış; dün
akşamki ifadelerinde ise, bunun popülist bir yaklaşımla önerge haline
getirildiğini ifade ediyor. Bu yanlışlığı ve çelişkiyi sizlerin takdirlerine
sunmak istedim.
Bu vesileyle, 219 uncu
maddenin değiştirilmesiyle ilgili bir değişiklik önergemiz vardır. Bunu,
sizlerin takdirine sunuyorum. Gönlümüz arzu ederdi bu maddenin tamamen
kaldırılmasını; ancak, Adalet ve Kalkınma Partisiyle CHP'nin anlaştığını
öğreniyoruz. En azından, bunun, ayırımcılık ve Anayasaya aykırılık olmaması
için, bütün kamu görevlilerini içine alacak şekilde düzenlenmesini,
takdirlerinize sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kandoğan.
Sayın Bakan Hükümet adına
konuşacak; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK
(Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Ceza Kanununun bazı
maddeleri var ki, gerçekten, içinden geçtiğimiz süreç açısından üzerinde
konuşulabilir, tartışılabilir, olmasaydı denilebilir. Biz de, nitekim, bu
müzakereler sırasında bazı şeyler olmasın; bunu bir başka şekilde düzenledik,
bir başka şekilde karşıladık; artık, bu neviden maddelere gerek yoktur dedik,
demek istedik; ama, netice itibariyle, bu tasarının bir uzlaşma tasarısı
olduğunu daha ilk günden ifade etmeye çalıştık. O sebeple, bazı maddeleri
değerlendirirken, o izahatın ışığı altında değerlendirmek lazım; birincisi
budur.
İkincisi, sanki, bu Ceza
Kanunundaki tartışılan bazı maddeler ilk defa bu dönemde geliyor, bu dönemde
düzenleniyor, daha evvel yokmuş gibi yeteri kadar bilgi sahibi olunmadığından
ya da bir içtüketim malzemesi olarak kullanmak daha kolay olacağı için, o yol tercih
edildiğinden dolayı, vatandaşımız da, haklı olarak, kendi binbir türlü derdi
içerisinde, acaba, bugün burada konuşulan madde ya da bazı maddeler eski
kanunda var mıydı yok muydu, bunu doğru dürüst araştırma imkânı da bulamadan
belli bir noktaya doğru yönlendirilmek isteniyor. Onun için, bazı
arkadaşlarımız da, bunu, burada, bir bütünlük içerisinde konuşmak yerine, ifade
ettiğim gibi, içtüketim malzemesi yapmakta fayda görüyor. Hatta, bazı
telgraflardan, yazılardan bahsediyor. Bizim, zannediyorum, Malatya'daki
arkadaşlarımız, halen, Ümmet Beyi AK Partide zannediyorlar galiba; yanlış
adrese gitmiş. O da işin bir başka yanıdır.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Olmadı Sayın Bakan...
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK
(Devamla) - Olabilir, mahzuru yok, herkese gidebilir de; yeri gelmişken ifade
etmek istedim.
Şimdi, tabiatıyla,
demokratik süreç, demokratik standart bir gecede olmuyor, bir haftada olmuyor,
bir iktidar döneminde olmuyor. Bunun, bölüm bölüm, parça parça ve olabildiğince
sancısız, sükûnet içerisinde, soğukkanlılıkla sürdürülerek bir yere getirilmesi
gerekiyor. Biz, parti olarak da, hükümet olarak da şu an üzerinde konuştuğumuz
maddenin Ceza Kanunundan çıkarılmasında fayda gördük; çünkü, burada zikredilen
hususların, Ceza Kanunu Tasarısının başka maddelerinde zaten
karşılanabileceğini ifade etmeye çalıştık. Neticede, herkesin bu tasarıyla
ilgili içine sindiği noktalar var, sinmediği noktalar var; ama, işin bu
noktasında... Bu yasa tasarısını böylece geçiririz; belki, zaman içerisinde,
bugün birlikte kabul ettiğimizi, yine birlikte yeni baştan gözden geçirme
imkânımız olur.
Özellikle bu madde
bakımından gözden kaçan bir husus var. 219 uncu madde, yürürlükteki Ceza
Kanununun 241 ve 242 nci maddeleridir; 241 inci madde, görevin kötüye
kullanılması, 242 nci madde, sıfatın kötüye kullanılmasıyla ilgilidir. Bunu,
herkesin iyi bilmesi lazım; yani, ilk defa bu Hükümet, bu Parlamento döneminde
böyle bir madde düzenlemesi yapılmıyor; çünkü, burada bir çarpıtma var, bu
çarpıtmayı herkesin iyi bilmesi lazım, iyi anlaması lazım.
İkincisi, biraz evvel
konuşan arkadaşımız, böyle bir maddeye gerek yoktur diye bir önerge vermiş
olsaydı, sözlerini daha tutarlı bulurdum. Halbuki, verilen önergeye bakarsanız,
orada, bu maddeleri metinden çıkarmak bir yana, üstelik, ilave bir unsur daha
getiriliyor. Bakınız, orada deniliyor ki -şimdi, esas tezat da burada-
"imam, hatip, vaiz, müftü, rahip, haham gibi din hizmeti veren kişiler
görevlerini yerine getirirken devlet idaresini ve kanunlarını alenen kötüler
yahut hükümet icraatının veya herhangi bir siyasî partinin..." Herhangi
bir siyasî partiyi de katıyor, 241 ve 242 nci maddelerde bu yok; bunu da
getiriyor koyuyor. Şimdi, hani, özgürlüğü genişleteceğiz, herkes konuşsun
derken, bu defa işi biraz daha daraltıyorsunuz. Kendi içerisinde bir
tutarsızlık var; ama, tutarsızlık maddenin kendisinde; belki, onu, zaman
içerisinde uzlaşarak kaldırmamız lazım. O da şuradadır: Giderek, kamu
görevlilerinin de bir siyasî partiye üye olup olmaması tartışılıyor. Şu anda,
kamu görevlilerinin sendikaları var; hatta, bir adım ötesi, grev yapma hakkına
da sahip olarak sendika kurmasını öngörüyoruz; önümüzdeki dönem böyle bir
sürece doğru gidiyor. Eğer, siz, siyasî partilere üye olmayı da kamu
görevlilerine imkân olarak getirirseniz, zaten bu neviden maddelerin çok fazla
bir anlamı da kalmayacak; ancak, bu bir süreç meselesi, bir zaman meselesi.
Bunun kaldırılması şu an mıdır derseniz; uzlaşabilseydik bugün kaldırabilirdik,
uzlaşamadığımıza göre, ümit ederim, kısa bir süre içerisinde, bunu ortadan
kaldırmak gibi bir imkânı birlikte bulabiliriz.
Bir şey daha var, onu da
söyleyeyim. Bizim, bugün, tasarıda yaptığımız düzenleme, bu söylediğim
çerçevede, yürürlükteki 241 ve 242 nci maddelerden çok daha iyi bir
düzenlemeydi; bunu samimî olarak söylerim; ancak, bu anlamda, sağdan soldan
konunun o kadar çok çarpıtıldığı anlaşıldı ki, biz, iyileştirme yapacağız
derken, mesele tümüyle başka bir istikamete doğru tartışılmaya başlayınca, biz
de, dedik ki "herhalde maksadımızı anlatamadık. Diyelim ki, bu kanun yürürlükte
yok, tasarıyı geri çektik, uygulanacak olan 241 ve 242 nci maddeler değil mi; o
zaman, aynı maddeleri getirir, buraya derc ederiz; sistematiğine uymasa da,
birkısım kavramlara uymasa da, biz, 241
ve 242 nci maddeleri getirip bu noktaya derc ederiz." Bu, böyle bir
mutabakatla geliyor.
Benim temennim, hepimizin
temennisi, uygun bir sürede, birleşerek, uzlaşarak, anlaşarak, bu ve benzeri
yasakları tümüyle ortadan kaldıran makul bir düzenlemeyi, bir demokratikleşme
paketi içerisinde, herhalde Türkiye'nin gündemine getiririz; böyle düşünüyorum;
ama, bunları yapabilmenin yolu, burada görev yapan insanları rencide etmeden,
kurumları rencide etmeden, Türkiye'de gerginliklere de sebebiyet vermeden
Türkiye'yi bir yere getirebilmektir.
Bence, gözardı ettiğimiz
husus, belki başka maddelerde de gözönüne almamız gereken husus şu: Biz
zannediyoruz ki, demokratikleşme, sadece ve sadece yasal düzenlemelerle olur.
Bence, demokratikleşmenin, en evvel anlayışlarda olması lazım, zihinlerde
olması lazım, sonra, onun maddelere yansıması lazım. Henüz o noktaya geldik mi
derseniz; gelebilmiş olsaydık, bu maddeleri burada düzenlemek durumunda
olmazdık. Böyle bir zaruretin olduğunu da ben takdirlerinize arz ediyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) -
Sayın hatip konuşmasında, şahsıma yönelik...
BAŞKAN - Sayın Bozdağ,
hatibin şahsınıza yönelik ifadeleri olduğunu belirttiniz; çok kısa olarak
açıklayın; sizi, kürsüye davet ediyorum.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) -
Sataşmadı; hatip, konuşmasından alıntılar yaptı; bu, sataşma değil ki Sayın
Başkan.
V. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1. - Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ'ın, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın,
konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Ümmet Kandoğan konuşurken,
tasarının tümü üzerinde yaptığım konuşmaya atıfla benim çelişkiye düştüğümü
söyledi, bu nedenle söz almış bulunuyorum.
Sizler de
hatırlayacaksınız, ben konuşmamda mevcut Ceza Yasamızın özgürlükçü bir yasa
olduğunu, dünyada şu anda, yapılmış, mevcut meri ceza kanunlarının pek çoğundan
değil, tamamından ileride olduğunu ifade ettim. Bu doğrudur, bu yasa özgürlükçü
bir yasadır, başında özgürlüklerle başlıyor, devamında bu özgürlükleri teyit
altına alan maddeler içeriyor; ama ben sözümün devamında şunu da söyledim:
Bütün bunlara rağmen bu yasanın içerisinde de bazı eksiklikler vardır. Ben arzu
ederim ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşmeler sırasında bu eksiklikleri
giderir. Nitekim, şimdiye kadar da bazı eksiklikler giderildi, CHP ile yapılan
mutabakat çerçevesinde bu madde ve bundan sonraki maddelerde de eksikliklerin
giderilmesi hususunda çalışmalar devam ediyor, Meclis bunu olgunlaştıracaktır.
Ben, bu yanlışlığı altkomisyonda da söyledim, Adalet Komisyonunda da söyledim,
burada da söyledim. Olay bundan ibarettir, bir çelişki yoktur.
Saygılarımı sunuyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bozdağ.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
1. - Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/593) (S. Sayısı: 664) (Devam)
BAŞKAN - Şahsı adına
Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay.
Sayın Yarbay, arada Bakan
konuştuğu için, son söz milletvekilinindir kaidesine göre söz almış
bulunuyorsunuz.
Buyurun Sayın Yarbay.
ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara)
- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
görüşülmekte olan 219 uncu madde Anayasamıza aykırıdır, eşitlik ilkesine aykırıdır,
kamu görevlileri arasında ayırımcılık yapmaktadır. Sayın Bakanın şu mazeretine
de katılmıyorum: "Eskiden vardı, şimdi de devam ettiriyoruz". O zaman
kanun çıkarmaya gerek yok ki, eskiden varsa! Yani biz eski kanunları düzeltmek
için buradayız, onun için iktidar olduk. Halk, iradesini Meclise yansıtıyor;
ama, Meclis, iradesini kullanmaya gelince, yok efendim, anlaşma yaptık,
mutabakat sağladık, şudur budur gibi gerekçelerle bu halkın iradesi
kullanılmıyor.
Şimdi, halk sizi, din
görevlilerini cezalandırın diye mi gönderdi buraya?! (AK Parti sıralarından
alkışlar) Söyleyin bakalım, din görevlilerini cezalandırın diye mi gönderdi?!
Yani, ben din görevlilerinin savunucusu değilim, avukatı değilim. Din
görevlileri, bütün insanlar gibi suç işler; yani, din görevlileri muaf
değildir, masum değildir, din görevlileri çok büyük suçlar da işlerler, din
görevlilerinin avukatı değilim ve din görevlilerinin savunulmaya da ihtiyaçları
yok; ama, şunu vurgulamak istiyorum: Biz, hep eşitlik... Oturuyoruz eşitlik, kalkıyoruz
eşitlik... O zaman, kamu görevlileri için bu maddeyi düzenlememiz gerekiyor.
Kamu görevlileri, yani, bir doktor, bir subay, bir tapu memuru, bir öğretmen,
hükümetin icraatlarını eleştiremez mi; eleştirir; bir din görevlisi de
eleştirir. Yanlış yaptığımız zaman neden eleştirmesin, bu hükümet neden masun
olsun?! Bu hükümet benim hükümetim; ama, yanlış yapıyor şimdi, ben
eleştiriyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yani, yanlış yaptığı zaman,
hükümet benim hükümetim, benim hükümetim yanlış yapıyor, onun için ben sesimi
çıkarmayayım diye bir şey yok.
Sayın Başbakan, sayın
bakanlar ister alınsınlar ister alınmasınlar, bu Ceza Kanunu şunu getiriyor: Bu
kanunla önce bizi doluya yakalatıyor, ondan sonra, dolu çok sert oldu, o zaman
sizi yağmura alıştıralım diyor, eski kanunu getiriyor. Biz, her ikisinden de
şikâyetçiyiz, ben her ikisinden de şikâyetçiyim; eskisinden de şikâyetçiyim,
yenisinden de şikâyetçiyim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Şunu da söylüyorum:
Bakın, Adalet Bakanımız burada; bugün cezaevlerinde 56 000 mahkûm var. Biraz
önce, Ulucanlar Cezaeviyle ilgili bir işim vardı, mahkûmlar "biz hepimiz
hastayız" dediler. Mahkûmların hepsi insandır ve insan haklarının
korunması gerekir. Neden hastasınız, neden rahatsızsınız... "Efendim, 500
kişilik hapishanede, altlı üstlü 1 200 kişi yatıyoruz" dediler.
Şimdi, bu kanunda suç
çeşitleri o kadar çoğaltılmış ki, bu
kanuna göre, sokakta yürüyen herkes suçludur. Bu kanun çok uzun ve çok
karmaşık, cezalandırılan insanlar başka maddelerde tekrar cezalandırılıyor;
yani, yetmiyor, mükerrer cezalandırılıyor. Dolayısıyla, bu kanun yürürlüğe
girdiği zaman -dün de ifade ettim- ticaret odası mensupları, sanayi odası
mensupları, işçiler, din görevlileri, memurlar, herkes bu kanuna göre suçlu.
Esas demokratikleşme
nedir; kanun maddelerinin azaltılmasıdır. Bir meclisin çok çalışması demek
-bunu çok önemsiyorum- eğer milletin aleyhine kanunlar çıkarıyorsa... Biz,
burada, milletin refahı ve mutluluğu için kanun çıkarmalıyız. Biz eski kanuna
razı olduktan sonra yeni kanuna ne gerek var?! Şimdi "mademki bu kanun iyi
değil, eski kanunu getirelim o zaman" diyorlar. O zaman bir anlamı yok.
Şunu da söylemek
istiyorum: Şimdi burada iki partiyiz, muhalefet partisi bu kanun tasarısına iyi
diyor. Ben üzülüyorum; dışarıda yüzde 45'lik bir muhalefet grubu var ve onların
burada temsilcileri yok. Cumhuriyet Halk Partisi onların da temsilciliğini
yapması gerekirken, kendi kalesine gol atıyor. İktidar olmamak için, tekrar
böyle küçük bir parti olarak kalmak için o da "AK Partinin yaptığı
iyidir" diyor.
SALİH GÜN (Kocaeli) -
Sana ne!
ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla)
- Tekrar muhalefette kalmak için onlar da diyorlar ki... Halbuki, neden iktidar
ve muhalefet var; iktidar her zaman olur, her yerde var iktidar. Bu maddelerin
yanlışlığını söylemek için muhalefete ihtiyaç var.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) -
Sen varsın ya!
ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla)
- "Efendim, anlaştık, beraberce..." Şimdi, burada biz anlaşabiliriz,
herkesi cezalandırabiliriz; ama, arkasından iki sene sonra veya ikibuçuk sene
sonra -belli olmaz, burası Türkiye- bir seçim olur, biz gideriz, eleştirenler
gelir; ama, korkuyorum, o eleştirenler de halkın iradesi doğrultusunda hareket
etmezlerse, onlar da giderler; onun korkusu içerisindeyim.
Sayın Bakanım, siz
hukukçusunuz, din görevlisinin görevi caminin içinde biter. 2 numaralı bentte
"görev sırasında olmamakla birlikte" diyor; yani, dışarıda da, görevi
sırasında olmasa da, yatarken, kalkarken, kahvehanedeyken, tarladayken
konuştuğu zaman da cezalandırılır diyor. Böyle şey olur mu!
Şimdi, biz hükümetin
icraatlarını... Kim eleştirmiyor hükümetin icraatını? İyi yaparsak
eleştirmezler zaten, eğer kötü yaparsak herkes eleştirir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yarbay,
lütfen toparlar mısınız.
ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla)
- Evet, bu maddenin, özellikle 2 nolu fıkrasının tasarıdan çıkarılması
gerektiğini düşünüyorum. Ben, şimdiye kadar ret oyu kullanmadım; ama, bu
maddedeki oyum da rettir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Yarbay.
Madde üzerinde 2 adet
önerge vardır; önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra
aykırılıklarına göre işleme alacağım.
Birinci önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 664
sıra sayılı Türk Ceza Kanunu Tasarısının 219 uncu maddesinin başlığının
"Görev sırasında siyaset yasağına aykırı davranma" biçiminde
değiştirilmesini, son fıkranın metinden çıkarılmasını ve hükmün 2 fıkra halinde
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
|
|
Ümmet Kandoğan |
Dursun Akdemir |
Emin Şirin |
|
|
Denizli |
Iğdır |
İstanbul |
|
|
E. Safder Gaydalı |
|
Mehmet Tatar |
|
|
Bitlis |
|
Şırnak |
Madde 219.- (1) İmam,
hatip, vaiz, müftü, rahip, haham gibi din hizmeti veren kişiler görevlerini
yerine getirirken devlet idaresini ve kanunlarını alenen kötüler yahut hükümet
icraatının veya herhangi bir siyasî partinin lehine veya aleyhine beyanda
bulunursa, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Diğer memur ve kamu
görevlileri, görevlerini yerine getirirken devlet idaresini ve kanunlarını
alenen kötüler yahut hükümet icraatının veya herhangi bir siyasî partinin
lehine veya aleyhine beyanda bulunursa, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
BAŞKAN - Şimdi, en aykırı
önergeyi okutup, işleme alacağım.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Türk
Ceza Kanunu Tasarısının 219 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
|
Kemal Anadol |
Orhan Eraslan |
Faruk Çelik |
|
|
|
İzmir |
Niğde |
Bursa |
|
|
Ali Topuz |
|
Haluk İpek |
|
|
İstanbul |
|
Ankara |
“Görev sırasında din
hizmetlerini kötüye kullanma
Madde 219 - (1) İmam,
hatip, vaiz, rahip, haham gibi dinî reislerden biri vazifesini ifa sırasında
alenen hükümet idaresini ve devlet kanunlarını ve hükümet icraatını takbih ve
tezyif ederse bir aydan bir seneye kadar hapis ve adlî para cezası ile
cezalandırılır veya bunlardan birine hükmolunabilir.
(2) Yukarıdaki fıkrada
gösterilen kimselerden biri işbu sıfattan bilistifade hükümetin idaresini ve
kanun ve nizam ve emirleri ve dairelerden birine ait olan vazife ve salahiyeti
takbih ve tezyife veya halkı kanunlara yahut hükümet emirlerini icraya veya
memuru memuriyetinin vazifesi icabına karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik edecek olursa üç aydan iki seneye
kadar hapse ve adlî para cezası ve müebbedden veya muvakkaten bilfiil o
vazifeyi icradan ve onun menfaat ve aidatını almaktan memnuiyetine hükmolunur.
(3) Kendi sıfatlarından
istifade ederek kanuna göre kazanılmış olan haklara muhalif iş ve sözlerde
bulunmaya, bir kimseyi icbar ve ikna eden din reis ve memurları hakkında dahi
balâdaki fıkrada yazılı ceza tertip olunur.
(4) Bunlardan biri dinî
sıfatından istifade ederek, birinci fıkrada yazılı fiillerden başka bir cürüm
işlerse altıda bir miktarı çoğaltılmak şartıyla o cürüm için kanunda yazılı
olan ceza ile mahkûm olur.
(5) Şu kadar ki kanun işbu sıfatı esasen nazarı itibara
almış ise cezayı çoğaltmaya
mahal yoktur."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANVEKİLİ HALİL ÖZYOLCU (Ağrı) - Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Halen yürürlükte bulunan
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 241 ve 242 nci maddelerindeki suç unsurlarının içeriğinde
herhangi bir değişiklik yapılmaksızın bir madde altında toplanmıştır.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
madde tamamen değiştiği için diğer önergeyi işleme koyamayacağım.
Şimdi, kabul edilen
önerge doğrultusunda 219 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler...
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayalım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Madde kabul
edilmiştir.
220 nci maddeyi
okutuyorum:
Suç işlemek amacıyla
örgüt kurma
MADDE 220. - (1) Suç
işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip
bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye
elverişli olması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması
gerekir.
(2) Suç işlemek amacıyla
kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
(3) Örgütün silâhlı
olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden
yarısına kadar artırılır.
(4) Örgütün faaliyeti
çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.
(5) Örgüt yöneticileri,
örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail
olarak cezalandırılır.
(6) Örgüte üye olmamakla
birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı
cezalandırılır.
(7) Örgüt içindeki
hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım
eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır.
(8) Örgütün veya amacının
propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek
ceza yarı oranında artırılır.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 14.49
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati : 15.08
BAŞKAN : Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Mehmet DANİŞ
(Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121 inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
664 sıra sayılı kanun
tasarısı üzerindeki müzakerelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)