DÖNEM
: 22 YASAMA
YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 59
119 uncu Birleşim (Olağanüstü)
14 Eylül 2004 Salı
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
YOKLAMA
IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. - Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri ve 202 milletvekilinin, Türk Ceza Kanunu Tasarısı (1/593) ile
16.7.2004 Tarihli ve 5229 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere
geri gönderme tezkeresini (1/872) görüşmek üzere Anayasanın 93 üncü ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 7 nci maddeleri gereğince olağanüstü toplantı
çağrı önergesi (4/214)
2. - TBMM Genel Kurulunun 14 Eylül 2004
Salı günü saat 15.00'te olağanüstü toplantıya çağrıldığına ilişkin Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/641)
B) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1. - Genel Kurulu ziyaret eden Suriye Halk
Meclisi Başkanı Mahmoud Al Abrash'a Başkanlıkça "Hoşgeldiniz"
denilmesi
V. -
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma gün
ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerileri
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı 664)
VII.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1. - Iğdır Milletvekili Yücel ARTANTAŞ'ın,
yurtdışına giden heyetlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Bülent ARINÇ'ın cevabı (7/2310)
2. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, bir yabancı parlamenterin Türkiye'de cezaevi ziyaretine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/2778)
3. - Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın,
1999 yılında yapılan ve 2004 yılında yapılacak KPSS sınavlarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in
cevabı (7/2783)
* Ek cevap
4. - İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, idare mahkemesince iptal edilen Kocaeli-Körfez
Belediye Meclisinin bir kararına ve dosyanın sonuçlandırılamamasına ilişkin
sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/2785)
5. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
bir bölge idare mahkemesi başkanının yurtdışı gezilerine ilişkin sorusu ve
Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/2859)
6. - İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in,
Meclis içinde ziyaretçilerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin sorusu ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent ARINÇ'ın cevabı (7/2896)
7. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Fas-Türkiye ilişkilerine dair Başbakandan sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/2921)
8. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya-Tekirova Belediye Başkanı hakkındaki bazı iddialara ilişkin Başbakandan
sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/2922)
9. - Hatay Milletvekili İnal BATU'nun, AB
üyesi bazı ülkelerin Türk vatandaşlarına vize alımında çıkardıkları sorunlara
ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün
cevabı (7/2925)
10. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
bakanlıkta çalışan arkeolog sayısına ve ek göstergelerine ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2927)
11. - İzmir Milletvekili Yılmaz KAYA'nın,
Tarişbank borçlusu çiftçilere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ali BABACAN'ın
cevabı (7/2938)
12. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, kar programında görevli personelin mesai ücretlerine ilişkin
Ulaştırma Bakanından sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in
cevabı (7/2942)
13. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, makam araçlarına ve giderlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve
Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2947)
14. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, Safranbolu'nun tarihî dokusunun korunmasına yönelik çalışmalara
ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/2949)
15. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Marmara Bölgesinde olası bir deprem için alınan tedbirlere ilişkin Başbakandan
sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/2952)
16. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Kamu İhale Kanununun kapsamına ve bu konuda yeni bir düzenleme ihtiyacına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2954)
17. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
koruma müdürlüğü ve bir polis memuru hakkındaki bazı iddialara ilişkin
Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun, cevabı (7/2960)
18. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Tuz Gölü ile ilgili Meclis araştırması raporunda da yeralan bazı sorunlara
ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı
(7/2963)
19. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Anamuhalefet Partisi Liderine tazminat davası açan ilk ve son
Başbakanın kim olduğuna ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı
(7/2965)
20. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S.
KESİMOĞLU'nun, Kıyıköy ya da İğneada'dan Saroz Körfezi'ne döşenmesi planlanan
petrol boru hattına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet
Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2978)
21. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, kapalı tutulan müzelere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2981)
22. - Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, vergi barışından yararlanan kamu kuruluşlarına ilişkin sorusu ve
Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2989)
23. - Yalova Milletvekili Muharrem
İNCE'nin, Emekli Sandığı Yönetim Kurulunun teknik öğretmenlere fiilî hizmet
zammı verilmesine son verilmesine dair kararına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim
Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2993)
24. - Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, kredi borcunu ödemeyen üniversite mezunlarına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2995)
25. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Bingöl-Güroymak İlçesinde belediyenin alkollü içki satışını
yasakladığı iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun
cevabı (7/3011)
26. - İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, bir yürütmeyi durdurma kararının uygulandığı iddiasına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in
cevabı (7/3012)
27. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
ASLANOĞLU'nun, İran'ı ziyaret edip etmeyeceğine ilişkin Başbakandan sorusu ve
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/3014)
28. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
bir polis memuru hakkındaki iddialara ve hakkında yapılan adlî işlemlere
ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/3020)
29. - Adana Milletvekili N.Gaye
ERBATUR'un, İstanbul Bayrampaşa Cezaevinde oda sisteminin uygulanıp
uygulanmayacağına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı
(7/3021)
30. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya 100. Yıl Bulvarında can güvenliğini sağlama amaçlı önlemler
alınmasına ilişkin sorusu ve İçişleri
Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3036)
31. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, antika silah sahiplerinin bürokraside karşılaştıkları sorunlara
ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3038)
32. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, taksi sürücülerinin eğitimlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/3039)
33. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, bazı yabancı firmaların ve yerli ortaklarının vergi kaçırdıkları
iddialarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3041)
34. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, YÖK Yasa Tasarısının hazırlanma aşamasında Bakanlığın bilgisi
dışında değişikliğe uğradığı iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3042)
35. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, YÖK Kanununun 35 inci maddesi kapsamı dışında doktora yapan
araştırma görevlilerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in
cevabı (7/3043)
36. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
işletmelerden istenen Sanayi Sicil Belgesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3049)
37. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
ASLANOĞLU'nun, THY'nin kiraladığı uçaklara ve isim belirleme kriterlerine
ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3050)
38. - Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, asgarî ücrete ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3055)
39. - Ankara Milletvekili İsmail
DEĞERLİ'nin, SSK Etlik İhtisas Hastanesinden ayrılan personele ilişkin sorusu
ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3060)
40. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
BOTAŞ'ın gaz kontrat devri ihalesini yapıp yapmadığına ilişkin sorusu ve Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3061)
41. - Adana Milletvekili Tacidar
SEYHAN'ın, NATO toplantısı için alınan güvenlik önlemlerinin doğuracağı
sonuçlara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3064)
42. - Mersin Milletvekili Hüseyin
ÖZCAN'ın, Yurtdışı Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir mezuniyet
yıllığına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı
(7/3067)
43. - Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, yurtdışındaki Türk firmalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad
TÜZMEN'in cevabı (7/3068)
44. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
SİT alanı olan bir bölgeye askerî gazino olarak kullanılan binalar inşa
edildiğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün
cevabı (7/3075)
45. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
TAI ve TUSAŞ'ın, bir Amerikan şirketine ait hisseleri satın alacağı iddiasına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı
(7/3076)
46. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, bir yürütmenin durdurulması kararının uygulanmadığı iddiasına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
ŞAHİN'in cevabı (7/3078)
47. - Adana Milletvekili N. Gaye
ERBATUR'un, koruma müdürü hakkındaki bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu
ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3080)
48. - İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, TEDAŞ'ta çalışan bir teknisyenin görev yerinin değiştirilmesiyle
ilgili iddialara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3081)
49. - İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, AKTAŞ Elektrik A.Ş. personelinin yasal haklarının verilmediği
iddialarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3082)
50. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Boğaziçi İmar İdare Heyetinin çalışmalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı
Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3083)
51. - Ankara Milletvekili İsmail
DEĞERLİ'nin, Ankara Büyükşehir Belediyesinin bazı firmalarına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3086)
52. - Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın,
Bakanlığın bütçesine ve bütçe dışı gelirlerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim
Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3089)
53. - Iğdır Milletvekili Dursun
AKDEMİR'in, üniversite sınavı sonrası açıkta kalacak adaylara yönelik bir
çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in
cevabı (7/3092)
54. - Aydın Milletvekili Mehmet Mesut
ÖZAKCAN'ın, Giresun İlinde öğretmenler
için düzenlenen bir kursta dağıtılan kitaplara ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3093)
55.- İzmir Milletvekili Oğuz OYAN'ın,
İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısının Devlet Memurları Kanununa göre
disiplin suçu işlediği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri
Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3108)
56.- İstanbul Milletvekili Kemal
KILIÇDAROĞLU'nun, 5018 sayılı Yasanın 14. maddesinin uygulanmadığı iddiasına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3109)
57.- Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya Büyükşehir
Belediyesinde yapılan görev değişikliği ve atamalara ilişkin Başbakandan sorusu
ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3112)
58. - Afyon Milletvekili Halil
ÜNLÜTEPE'nin, NATO Zirvesi sırasında bir bakanın üzerinin ABD Başkanının
korumalarınca arandığı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı
Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3113)
59. - Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın,
NATO Zirvesi sırasında ABD gizli servis ajanlarının bazı bakanlarımıza yönelik
bir uygulamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3114)
60. - Iğdır Milletvekili Dursun
AKDEMİR'in, Adana-Yumurtalık-Kaldırım
Belediyesindeki iş makinelerine ve dolu afetinden zarar gören çiftçilere
ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/3115)
61. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Bakû-Tiflis-Ceyhan Boru Hattıyla ilgili
bir iddiaya ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
GÜLER'in cevabı (7/3116)
62. - Iğdır Milletvekili Dursun
AKDEMİR'in, kaçak elektrikle mücadele
çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3117)
63. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
bir turizmciye hükümetçe özel uygulamalar yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu
ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3118)
64. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, bakanlıkça yapılan turizm tahsislerine
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3119)
65. - Denizli Milletvekili Mustafa
GAZALCI'nın, Ankara'daki Noterler Birliği İlköğretim Okulu ile ilgili bazı
iddialara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı
(7/3120)
66. - Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat
MELİK'in, Şırnak-Kumçatı Beldesinin
lise ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı
(7/3121)
67. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya Millî Eğitim
Müdürünün mevzuatın öngördüğü koşulları taşıyıp taşımadığına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3122)
68. - Iğdır Milletvekili Dursun
AKDEMİR'in, gençler arasında görülen
kötü alışkanlıklarla ilgili çalışmalara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3123)
69. - Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat
MELİK'in, Şırnak İlindeki sağlık
kuruluşlarına ve personeline ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı
(7/3124)
70. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Pamukbankın başka bankalarla birleşmesi halinde kamuya maliyetine ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullatif ŞENER'in cevabı
(7/3127)
71. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, Vergi Barışı uygulamasının
süresine ve uygulanan faiz oranına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/3128)
72. - Konya Milletvekili Atilla
KART'ın, Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanı ve EGO Genel Müdürlüğü yetkilileri
hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir
AKSU'nun cevabı (7/3132)
73. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
petrol ürünleri ithalatının artışına ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3133)
74. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya Kumluca-Mavikent Belediyesindeki işten çıkarılma
iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun
cevabı (7/3134)
75. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
ülkemizdeki özürlülere ve tedavi merkezlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı (7/3135)
76. - Bursa Milletvekili Kemal
DEMİREL'in, ülkemizdeki özürlülerin
rehabilitasyon ve tedavileri ile sosyal
güvencelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in
cevabı (7/3136)
77. - İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in,
5174 sayılı Kanunun bir
hükmüne ilişkin Başbakandan sorusu ve
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/3137)
78. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
kendisi, eşi ve çocuklarının iştirakçisi oldukları şirketlere ilişkin
Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/3138)
79. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
çiftçilerin kredi borçlarının geri ödemesinde kolaylık sağlanıp
sağlanmayacağına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3139)
80. - İzmir Milletvekili Muharrem
TOPRAK'ın, İzmir'de düzenlenecek Dünya Üniversitelerarası Spor Oyunlarının
finansman sorununa ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3140)
81. - İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, İzmir Dünya Üniversite Oyunları için
yapılacak çalışmalara ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in
cevabı (7/3141)
82. - İstanbul Milletvekili Gürsoy
EROL'un, özürlü üniversite
öğrencilerinin harçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3146)
83. - Samsun Milletvekili Haluk
KOÇ'un, Samsun-Bafra'daki bazı köylerin yağış nedeniyle gördüğü zarara ilişkin
Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3147)
84 - Ardahan Milletvekili Ensar
ÖĞÜT'ün, işçi, memur ve Bağ-Kur emeklilerinin durumlarının iyileştirilmesine
yönelik çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3148)
85. - Ardahan Milletvekili Ensar
ÖĞÜT'ün, kamu personelinin ekonomik durumunun iyileştirilmesine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3149)
86. - Ardahan Milletvekili Ensar
ÖĞÜT'ün, Kıbrıs'tan 5000 askerin çekileceği ve Maraş'ın BM Barış Gücüne teslim
edileceği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M.
Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/3150)
87. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, beyin ve ortopedi ameliyatı yapması yasaklanan SSK hastanelerine
ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3153)
88. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Aşkale'ye tahsis edilecek deprem ödeneğine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3154)
89. - Antalya Milletvekili Feridun
Fikret BALOĞLU'nun, Antalya'da bir işhanının duvarındaki reklam panosuna
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
ŞAHİN'in cevabı (7/3156)
90. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, bir internet sitesinde
yayımlandığı iddia edilen bazı görüşme tutanaklarına ilişkin Başbakandan sorusu
ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3157)
91. - İzmir Milletvekili Muharrem
TOPRAK'ın, AOÇ'nin kullanıma elverişli kısmının azalmasına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3158)
92. - Manisa Milletvekili Hasan
ÖREN'in, KPSS'de sorulan bir soruya ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3159)
93. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya ili Finike-Kale yolu çalışmalarındaki bazı iddialara
ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3161)
94. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, kadastro çalışmalarına
ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3162)
95. - Aydın Milletvekili Özlem
ÇERÇİOĞLU'nun, İzmir-Aydın otoyolunun çevre yolu bağlantısı yapılıp
yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in
cevabı (7/3163)
96. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Ünye-Niksar
karayolunun yapımına ilişkin sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3165)
97. - Afyon Milletvekili Halil
ÜNLÜTEPE'nin, Afyon'da Karayollarına bağlı bir arazinin bir şirkete satılacağı
iddialarına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in
cevabı (7/3166)
98. - Ordu Milletvekili İdris Sami
TANDOĞDU'nun, Ordu SSK Hastanesinin patoloji uzmanı ihtiyacına ilişkin sorusu
ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3167)
99. - Ordu Milletvekili İdris Sami
TANDOĞDU'nun, Türkiye İş Kurumu tarafından hazırlanan projelere ilişkin sorusu
ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3168)
100. - Diyarbakır Milletvekili Mesut
DEĞER'in, Diyarbakır SSK Bölge Hastanesi Başhekiminin görev değişimine ilişkin
sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı
(7/3169)
101. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, İşsizlik Sigortası Fonuna ve
bazı iddialara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3170)
102. - Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un, Samsun'daki Sigorta Teftiş
Kurulu Grup Başkanlığının kapatılmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3171)
103. - İstanbul Milletvekili Gürsoy
EROL'un, SSK iştirakçilerinin özürlü çocuklarının eğitim ve rehabilitasyon
ihtiyaçlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3172)
104. - Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un, meme protezlerinin estetik mahiyette olduğu gerekçesiyle SSK
tarafından ödenmemesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3173)
105. - İzmir Milletvekili Erdal
KARADEMİR'in, kamuoyunda 2/B olarak değerlendirilen arazilere ilişkin sorusu ve
Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/3175)
106. - Mersin Milletvekili Mustafa ÖZYÜREK'in, Mersin'in bir
mahallesindeki petrol dolum tesislerinin yarattığı kirliliğe ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı
Osman PEPE'nin cevabı (7/3176)
107. - İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, hukuk müşavirliği sınavıyla
ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah GÜL'ün cevabı (7/3178)
108. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, hukuk müşavirliği
sınavıyla ilgili bazı iddialara ilişkin
sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı
(7/3179)
109. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF'nin hizmetlerinden
yararlandığı bir halkla ilişkiler şirketi olup olmadığına ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/3180)
110. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, IMF'nin TMSF'ce el konulacak
bankalara müdahil olduğu iddialarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullatif ŞENER'in cevabı (7/3181)
111. - Bursa Milletvekili Kemal
DEMİREL'in, Bursa-Büyükorhan'daki baraj göletinin tarımsal amaçla kullanılıp
kullanılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet
Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3191)
112. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Konya-Cihanbeyli-Yeniceoba Kasabasının
elektrik teknisyeni ihtiyacına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3192)
113. - Antalya Milletvekili Atila EMEK'in,
Alara Çayı üzerine baraj yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
GÜLER'in cevabı (7/3195)
114. - Diyarbakır Milletvekili Muhsin
KOÇYİĞİT'in, Ergani'deki enerji nakil hattının yerleşim yeri dışına alınıp
alınmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
GÜLER'in cevabı (7/3197)
115. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan'ın bazı ilçe ve köylerinin gölet ihtiyacına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
GÜLER'in cevabı (7/3198)
116. - Muğla Milletvekili Ali Cumhur
YAKA'nın, NATO toplantısı sırasında düzenlenen gösterilere ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3199)
117. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, uyuşturucu madde kaçakçılığı ile mücadeleye ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3200)
118. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, Van Valisinin basında yer alan bir beyanına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3201)
119. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, bir genel yayın müdürü hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3203)
120. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
turizm gelirleri ve bu gelirlerin denetimine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3206)
121. - Bursa Milletvekili Kemal
DEMİREL'in, Bursa-Yenişehir'deki tarihî evlerin restorasyonuna ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan
MUMCU'nun cevabı (7/3207)
122. - Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, Çukurova Devlet Senfoni
Orkestrasının kapatılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3209)
123. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, Bakû Kültür Müşavirinin
görevden alınması ve yerine yapılan atamaya ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3210)
124. - Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, Çukurova Devlet Senfoni
Orkestrasının kapatılacağı iddiasına ve Adana Kültür Merkezi inşaatına ilişkin
sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3211)
125. - Adana Milletvekili N. Gaye
ERBATUR'un, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrasının kapatılacağı iddiasına
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun (7/3213)
126. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, tarihî binaların
kullanıcıları ve maliklerince tahrip edilmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı
(7/3214)
127. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Devlet Senfoni
Orkestralarının kapatılması yönünde bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu
ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3215)
128. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, bir firmanın terörist
faaliyetleri finanse ettiği ve vergi indiriminden yararlandırıldığı iddialarına
ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3217)
129. - Tekirdağ Milletvekili Erdoğan KAPLAN'ın, patates-soğan ihracatında
geriye dönük vergi iadesi uygulamasına
ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in
cevabı (7/3218)
130. - Tekirdağ Milletvekili Erdoğan KAPLAN'ın, THY'deki uçaklara ve
teknik ekibe ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3219)
131. - İstanbul Milletvekili Bihlun TAMAYLIGİL'in, Yedikule Hisarının
kiralanmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3220)
132. - Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, özelleştirme işlemlerine ve
Özelleştirme İdaresi Başkanlığına
ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3221)
133. - Iğdır Milletvekili Dursun
AKDEMİR'in, çeşitli mal ve hizmetlere yapılan zamlara ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3222)
134. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
esnafın vergi borcuna uygulanan faiz oranına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3223)
135. - İstanbul Milletvekili Bihlun
TAMAYLIGİL'in, TEDAŞ'ın özelleştirme programına alınmasının nedenlerine ilişkin
sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3224)
136. - Bursa Milletvekili Kemal
DEMİREL'in, Bakanlığın ilçe teşkilatlarının kapatılıp kapatılmayacağına ilişkin
sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3225)
137. - Bursa Milletvekili Kemal
DEMİREL'in, Bursa-Karacabey-Seyran Köyü yakınlarındaki Hazine arazisine ilişkin
sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3226)
138. - İstanbul Milletvekili Gürsoy
EROL'un, Emekli Sandığı iştirakçilerinin özürlü çocuklarının eğitim ve
rehabilitasyon ihtiyaçlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın
cevabı (7/3227)
139. - Trabzon Milletvekili Asım AYKAN'ın,
TÜPRAŞ'ta çalışan işçilerin ortalama maliyetine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3228)
140. - Tokat Milletvekili Feramus ŞAHİN'in, Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait
vakıf binalarını kullanan esnafa uygulanan stopaj vergisine ilişkin sorusu ve
Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3229)
141. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, Antalya Millî Eğitim
Müdürü hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin
ÇELİK'in cevabı (7/3230)
142. - Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un,
Van'a yaptığı iddia edilen bir seyahate ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3231)
143. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan-Damal'da eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3232)
144. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan'da eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3233)
145 .- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan-Posof'ta eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3234)
146. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan-Çıldır'da eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3235)
147. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan-Göle'de eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3236)
148. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan-Hanak'ta eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3237)
149. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Konya'daki bir revirin sahibinin vasiyeti gereği Sağlık Bakanlığına devrine
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3238)
150. - Bursa Milletvekili Ertuğrul
YALÇINBAYIR'ın, Bursa İli Karacabey Organize Sanayi Bölgesine ilişkin sorusu ve
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/3239)
151. - Aydın Milletvekili Özlem
ÇERÇİOĞLU'nun, Aydın İlinde yer alan organize sanayi bölgelerinin endüstri
bölgesine dönüştürülüp dönüştürülmeyeceğine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret
Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/3240)
152. - Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, sanayicilerin faaliyet dışı gelirlerine ve istihdama ilişkin
sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/3241)
153. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, özel sağlık kuruluşlarının denetimine ve bir özel sağlık kuruluşuna
ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3242)
154.- Ordu Milletvekili İdris Sami
TANDOĞDU'nun, Ünye Devlet Hastanesinin uzman doktor ihtiyacına ilişkin sorusu
ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3244)
155. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖGÜT'ün,
Ardahan-Posof Devlet Hastanesi ve sağlık ocaklarındaki eksikliklerin
giderilmesine,
- Ardahan-Hanak Sağlık Grup Başkanlığı ve
sağlık ocaklarındaki eksikliklerin giderilmesine,
- Ardahan-Göle Devlet Hastanesi ve sağlık
ocaklarındaki eksikliklerin giderilmesine,
- Ardahan Devlet Hastanesi ve sağlık
ocaklarındaki eksikliklerin giderilmesine,
- Ardahan-Çıldır'daki Sağlık Grup
Başkanlığı ve sağlık ocaklarındaki eksikliklerin giderilmesine,
- Ardahan-Damal Merkez Sağlık Ocağı
Tabipliğinin ve sağlık ocaklarındaki eksikliklerin giderilmesine,
İlişkin soruları ve Sağlık Bakanı Recep
AKDAĞ'ın cevabı (7/3245, 3246, 3247, 3248, 3249, 3250)
156. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya'da hizmet veren bir özel sağlık kuruluşuna ilişkin sorusu
ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3251)
157. - İzmir Milletvekili Muharrem
TOPRAK'ın, sağlık kuruluşlarında ücretli veya ücretsiz yapılan aşılara ilişkin
sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3252)
158. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, hayvan hastalıkları ile
mücadele çalışmalarına,
- Edirne Milletvekili Necdet BUDAK'ın,
peynircilik araştırma enstitüsü kurulup kurulmayacağına,
- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, doğal afetten zarar
gören fındık üreticileri için yapılacak çalışmalara,
- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Alanya'ya bağlı bazı köylerin su sorununa,
- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya kent merkezinin
balıkçı barınağı ihtiyacına,
- Edirne Milletvekili Necdet BUDAK'ın, et
hayvancılığını desteklemeye yönelik bir tebliğe,
- Edirne Milletvekili Necdet BUDAK'ın,
5184 sayılı Kanunun değiştirilip değiştirilmeyeceğine,
- Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun,
doğrudan gelir desteği ödemeleri için çiftçilerden alınan paraya,
- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan Köy Hizmetleri İl Müdürlüğüne bağlı bir atölyeye,
- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünün araç ve teknik personel ihtiyacına,
- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan'ın bazı ilçe ve köylerinin yayla yollarının yapım ve onarımına,
- Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun,
Aydın İlinde ödenecek pamuk primlerine,
- Manisa
Milletvekili Hasan ÖREN'in, hayvancılıkla ilgili araştırma, aşı üretim
enstitüsü ve kontrol laboratuvarlarının kapatılma nedenlerine,
- Tekirdağ Milletvekili Enis
TÜTÜNCÜ'nün, buğday destekleme politikalarına,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3253, 3254, 3255, 3256, 3257, 3258, 3259, 3260,
3261, 3262, 3263, 3264, 3265, 3266)
159. - Uşak Milletvekili Osman
COŞKUNOĞLU'nun, Türk Telekomun sabit telefonlarındaki yeni tarife paketlerine
ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3267)
160. - Bursa Milletvekili Kemal
DEMİREL'in, Mudanya ile çevre iller arasındaki feribot seferlerine ilişkin
sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3268)
161. - Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, özel sektör hava yollarının iç hatlarda tarifeli uçuşlara
başlamasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı
(7/3269)
162. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
bazı yabancı uçakların Türk hava sahasını kullanmalarına izin verilip
verilmediğine ilişkin sorusu ve
Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3270)
163. - Hatay Milletvekili Züheyir
AMBER'in, Hatay havaalanı inşaatına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/3271)
164. - İzmir Milletvekili Muharrem
TOPRAK'ın, boğazların kirliliğine ve geçiş yapan gemilere ilişkin sorusu ve
Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3272)
165. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, dokuma ve tekstil ürünleri ihracatına ve hayali ihracat konusunda
yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/3273)
166. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, Murat Reis isimli denizaltına
ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı
(7/3274)
167. - Hatay Milletvekili Gökhan
DURGUN'un, parlamentolararası dostluk gruplarının yurtdışı gezileri ile TBMM'de
çalışan geçici işçilere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Bülent ARINÇ'ın cevabı (7/3276)
168. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan'daki tahrip olan köprü ve sanat yapılarının
onarımına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3277)
169. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
Iğdır'daki doğal afetin sebep olduğu zarara ve yardım çalışmalarına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3278)
170. - İzmir Milletvekili Muharrem
TOPRAK'ın, çocuk yuvalarının yetersizliğine ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı (7/3279)
171. - İzmir Milletvekili Muharrem
TOPRAK'ın, TRT'de yapılan açıkoturum ve tartışma programlarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3280)
172. - Hatay Milletvekili Fuat ÇAY'ın,
kızının düğün törenine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
ŞAHİN'in cevabı (7/3283)
173. - Bursa Milletvekili Kemal
DEMİREL'in, Bursa'daki eczacıların Bağ-Kurdan alacaklarına ilişkin sorusu ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3284)
174. - Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın,
eczacıların sosyal güvenlik kuruluşlarından alacaklarına ilişkin sorusu ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3285)
175. - İstanbul Milletvekili Kemal
KILIÇDAROĞLU'nun, DİE bölge müdürlüklerine gönderilen personele ilişkin sorusu
ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3286)
176. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un,
bir TRT muhabirinin görev yeri değişikliği ve bazı iddialara ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3287)
177. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un,
TRT'deki program ve yapımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın
cevabı (7/3288)
178. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un,
TRT Haber Dairesi Başkanlığı ve Haber Merkezinin İstanbul'a taşınacağı
iddiasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3289)
179. - Yozgat
Milletvekili Emin KOÇ'un, TRT-2'nin kanal kimliğinin değiştirilmesine
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir
ATALAY'ın cevabı (7/3290)
180. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un,
TRT'de logo ve kanal kimliklerinin değiştirilmesine ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3291)
181. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un,
TRT'ce aylık olarak yayımlanan bir derginin kapak kompozisyonuna ilişkin sorusu
ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3292)
182. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un,
TRT Ankara Televizyonunda görevli bir bürokratın görevden alındığı iddiasına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3293)
183. - Çanakkale Milletvekili Ahmet
KÜÇÜK'ün, buğday ithalatına ve dahilde işleme izin belgesi verilen firmalara
ilişkin Devlet Bakanından sorusu ve
Sanayi ve Ticaret Bakanı ve Devlet Bakanı Vekili Ali COŞKUN'un cevabı (7/3294)
184. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
plazma monitör ithal eden firmalara gümrük idaresine yapılan uygulamalara
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/3295)
185.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, ülkemizin yıllık elektrik ihtiyacı ve bazı verilere ilişkin sorusu
ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3296)
186. - Adana Milletvekili N.Gaye
ERBATUR'un, Adana'da sulama yapan çiftçilerin TEDAŞ'a olan borçlarına ilişkin Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı
(7/3298)
187. - Ordu Milletvekili İdris Sami
TANDOĞDU'nun, bazı bürokrat atamalarına ve ortaya çıkan mağduriyete ilişkin
sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3299)
188. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, Cartagena Biyogüvenlik Protokolü ve genetik modifiye
organizmaları (GMO) atıklarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın
cevabı (7/3300)
189. - Bursa Milletvekili Kemal
DEMİREL'in, Bursa Yenişehir Havaalanının tarifeli sivil uçuşlara ne zaman
açılacağına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı
(7/3301)
190. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Silifke - Taşucu SEKA Kâğıt
Fabrikasının özelleştirilmesine ve bazı iddialara ilişkin sorusu ve Ulaştırma
Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3302)
191. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Mudanya - İstanbul feribot
seferlerine ne zaman başlanacağına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/3303)
192. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, kablolu TV yayınlarına
ve aboneliğine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı
(7/3304)
193. -İzmir Milletvekili Erdal
KARADEMİR'in, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü
hakkındaki bazı iddialara ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı (7/3305)
194. - Ordu Milletvekili İdris Sami
TANDOĞDU'nun, Ordu'daki bazı okulların satış kararına ve bazı sorunlara ilişkin
sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3306)
195. - Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, millî gelirden çalışanlara ve yatırıma ayrılan paya ilişkin sorusu
ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3307)
196. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, Cartagena Biyogüvenlik
Protokolü ve insan hedefli genetik modifiye biyolojik silahlara ilişkin sorusu
ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/3310)
197. - Ordu Milletvekili İdris Sami
TANDOĞDU'nun, Ordu-Fatsa’daki kapalı spor salonuna ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3311)
198. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, Cartagena Biyogüvenlik
Sözleşmesi ve genetik modifiye organizmaları (GMO) atıklarına ilişkin sorusu ve
Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/3313)
199. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, Cartagena Biyogüvenlik
Protokolü ve genetik modifiye
organizmaları (GMO) atıklarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami
GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3314)
200. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali
ÖZPOLAT'ın, Afşin-Elbistan Termik Santralının çevreye ve insan sağlığına
verdiği zarara ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3317)
201. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün,
Kıyı Yasasına muhalefetten haklarında soruşturma açılan belediye başkanları
olup olmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/3320)
202. - Denizli Milletvekili Mehmet U.
NEŞŞAR'ın, Denizli'deki doğalgaz ihalesine ve bazı iddialara ilişkin
Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3324)
203. - Mersin Milletvekili Hüseyin
ÖZCAN'ın, petrol rafinerilerindeki teknolojik yetersizliklere ve ATAŞ'taki
yangına ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet
Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3327)
204. - Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un,
Samsun Gübre Sanayi A.Ş.'nin özelleştirme sürecinde ortaya çıkan olumsuzluklara
ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3329)
205. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, tarımsal ve hayvansal ürün ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/3331)
206. - Ankara Milletvekili Zekeriya
AKINCI'nın, Ankara-Çubuk-Sünlü Köyünde meydana gelen hortum mağdurlarına ve
yardım çalışmalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı
Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3335)
207. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, Boston seyahatine ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/3336)
208. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza
GÜLÇİÇEK'in, Hacıbektaş Belediyesinin çadır talebinin Kızılayca
karşılanmamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir
AKSU'nun cevabı (7/3338)
209. - İzmir Milletvekili Erdal
KARADEMİR'in, İzmir Çevre Yoluna ödenek ayrılıp ayrılmadığına ilişkin sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3342)
210. - Kocaeli Milletvekili İzzet
ÇETİN'in, Bakanlık bürokratlarının Orman-İş yönetici ve üyelerine sendika
değiştirmeleri konusunda baskı yaptığı iddiasına ilişkin sorusu ve Çevre ve
Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/3345)
211. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, TMSF alacak portföyünün satış yolu ile tasfiye edileceği iddialarına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in
cevabı (7/3346)
212. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, TMSF'ye borçlu bankalar ve ödeme koşullarına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/3347)
213. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un,
TRT lojmanlarıyla ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir
ATALAY'ın cevabı (7/3348)
214. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, Tanıtma Fonundan 2003 yılından itibaren yapılan ödemelere ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3349)
215. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S.
KESİMOĞLU'nun, Kartal Kaymakamının, lokanta, pastane ve fırınların İSO 9000:
2000 belgesi almalarını zorunlu kıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri
Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3350)
216. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya Büyükşehir Belediyesiyle ilgili kadrolaşma iddialarına
ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3351)
217. - Ankara Milletvekili İsmail
DEĞERLİ'nin, Mamak Belediyesinin beton santralı ile ilgili yıkım kararına
ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3352)
218. - İzmir Milletvekili Türkan
MİÇOOĞULLARI'nın, Tekelde bayan personelin tayin sorununa ilişkin sorusu ve
Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3356)
219. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
Ardahan'ın uzman öğretmen ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3358)
220. - Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya SSK Bölge Hastanesinden Üniversite Hastanesine yapılan
sevklerin durdurulmasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı
(7/3362)
221. - Adana Milletvekili Tacidar
SEYHAN'ın, Adana'nın bazı ilçelerindeki afet mağduru çiftçilerimizin
sorunlarına,
- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya-Isparta yolu üzerindeki Gaziler-Varsak Boğazları ile Antalya'ya
bağlanan yolun genişletme çalışmalarına,
Antalya-Varsak-Gaziler Köyünde dolu
yağışından mağdur olan çiftçilere yapılacak yardımlara,
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3363, 3364, 3365)
222. - İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, PTT bürolarından çekilen faksların muhafaza edilmesi uygulamasına ne
zaman son verileceğine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın
cevabı (7/3374)
223. - İstanbul Milletvekili Kemal
KILIÇDAROĞLU'nun, TPAO Adıyaman İşletmesinde işine son verilen işçilere ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı
(7/3379)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açıldı.
Kütahya Milletvekili Halil İbrahim
Yılmaz'ın vefatı nedeniyle saygı duruşunda bulunuldu.
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı ve
Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 127 milletvekilinin, Ulaştırma Bakanı
Binali Yıldırım hakkında verilen gensoru önergesini görüşmek üzere, Anayasanın
93 üncü, TBMM İçtüzüğünün 7 nci maddeleri gereğince Türkiye Büyük Millet
Meclisinin olağanüstü toplantıya çağrılmasına ilişkin önergesi,
Olağanüstü toplantı isteminin Anayasa ve
İçtüzük hükümlerine uygun bulunduğuna ve bu nedenle, TBMM Genel Kurulunun 4
Ağustos 2004 Çarşamba günü saat 15.00'te olağanüstü toplantıya çağrıldığına
ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı duyurusu,
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı ve
Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 32 milletvekilinin, 22 Temmuz 2004
tarihinde Pamukova'da meydana gelen ve 38 yurttaşımızın yaşamlarını
yitirmesiyle sonuçlanan kazaya neden olan "Hızlandırılmış Tren"
olarak adlandırılan uygulamayı mevcut altyapı eksiklikleri tamamlanmadan
başlattığı iddiasıyla Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında gensoru
açılmasına ilişkin önergesi (11/1),
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
4.8.2004 tarihli gelen kâğıtlarda
yayımlanan ve okunmuş bulunan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkındaki
(11/1) esas numaralı gensoru önergesinin, Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince
gündeme alınıp alınmaması hususundaki öngörüşmelerinin Genel Kurulun 4 Ağustos
2004 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına; gensoru önergesinin gündeme
alınmasının kabul edilmesi halinde, gensorunun, gündemin "Özel Gündemde
Yer Alacak İşler" kısmında yer almasına ve görüşmelerinin 7 Ağustos 2004
Cumartesi günkü birleşimde yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul
edildi.
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı ve
Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 32 milletvekilinin, Ulaştırma Bakanı
Binali Yıldırım hakkında verilen gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmaması
hususundaki öngörüşmeler tamamlandı; istem üzerine elektronik cihazla yapılan
açıkoylama sonucunda, önergenin gündeme alınmasının kabul edilmediği açıklandı.
Genel Kurulu ziyaret eden Hollanda
Parlamentosu Türk Grubundan bir grup milletvekiline Başkanlıkça
"Hoşgeldiniz" denildi.
1 Ekim 2004 Cuma günü saat 15.00'te
toplanılmak üzere, birleşime 17.46'da son verildi.
|
|
İsmail Alptekin |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Mehmet Daniş |
Türkân Miçooğulları |
|
|
Çanakkale |
İzmir |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
|
|
|
|
No. : 173
II. - GELEN KÂĞITLAR
14 Eylül 2004 Salı (Olağanüstü)
Rapor
1. - Türk Ceza Kanunu
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı: 664) (Dağıtma Tarihi:
14.9.2004) (GÜNDEME)
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 15.00
14 Eylül
2004 Salı
BAŞKAN :
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Anayasanın
93 üncü, İçtüzüğün 7 nci maddelerine göre, Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz
ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa,
Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ile 202 milletvekili tarafından
Başkanlığımıza verilen önerge üzerine olağanüstü toplanan Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 119 uncu Birleşimini açıyorum.
III.-
YOKLAMA
BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama
yapacağım.
Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.
Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını
bildirmelerini; bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen sayın
milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını,
teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı
yetersayısı vardır.
Gündeme geçiyoruz.
Gündemimizin "Başkanlığın Genel
Kurula Sunuşları" kısmında yer alan olağanüstü toplantı çağrı önergesini
ve Başkanlığın çağrı yazısını okutuyorum:
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. - Adalet
ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri ve 202 milletvekilinin, Türk Ceza
Kanunu Tasarısı (1/593) ile 16.7.2004 Tarihli ve 5229 Sayılı Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Cumhurbaşkanınca
bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresini (1/872) görüşmek üzere
Anayasanın 93 üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 7 nci maddeleri
gereğince olağanüstü toplantı çağrı önergesi (4/214)
6.9.2004
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunun; 664 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu Tasarısı (1/593) ile
Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere gönderilen Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 5229 sayılı Kanunu görüşmek
üzere Anayasanın 93 üncü ve İçtüzüğün 7 nci maddesi gereğince, 14 Eylül 2004
Salı günü saat 15.00'te olağanüstü toplantıya çağrılmasını arz ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
Faruk Çelik |
Eyüp Fatsa |
|
|
|
Ankara |
Bursa |
Ordu |
|
|
|
Grup Başkanvekili |
Grup Başkanvekili |
Grup Başkanvekili |
|
|
|
Haluk İpek |
Sadullah Ergin |
|
|
|
|
Ankara |
Hatay |
|
|
|
|
Grup Başkanvekili |
Grup Başkanvekili |
|
|
6. - Abdullah Çalışkan (Adana)
7. - Recep Garip (Adana)
8. - Ali Küçükaydın (Adana)
9. - Ziyattin Yağcı (Adana)
10. - Mahmut Göksu (Adıyaman)
11. - Mehmet Özyol (Adıyaman)
12. - Ahmet Faruk Ünsal (Adıyaman)
13. - Halil Aydoğan (Afyon)
14. - Reyhan Balandı (Afyon)
15. - Ahmet Koca (Afyon)
16. - Cemal Kaya (Ağrı)
17. - Halil Özyolcu (Ağrı)
18. - Mehmet Kerim Yıldız (Ağrı)
19. - Ruhi Açıkgöz (Aksaray)
20. - Ramazan Toprak (Aksaray)
21. - Akif Gülle (Amasya)
22. - Bülent Gedikli (Ankara)
23. - Telat Karapınar (Ankara)
24. - Faruk Koca (Ankara)
25. - Mehmet Zekai Özcan (Ankara)
26. - Eyyüp Sanay (Ankara)
27. - Mustafa Tuna (Ankara)
28. - Mustafa Said
Yazıcıoğlu (Ankara)
29. - Osman Akman (Antalya)
30. - Mevlüt Çavuşoğlu (Antalya)
31. - Burhan Kılıç (Antalya)
32. - Kenan Altun (Ardahan)
33. - Orhan Yıldız (Artvin)
34. - Ahmet Rıza Acar (Aydın)
35. - Ahmet Ertürk (Aydın)
36. - Ali Aydınlıoğlu (Balıkesir)
37. - Turhan Çömez (Balıkesir)
38. - Ali Osman Sali (Balıkesir)
39. - Ahmet Edip Uğur (Balıkesir)
40. - Mehmet Asım Kulak (Bartın)
41.- Afif Demirkıran (Batman)
42. - Ahmet İnal (Batman)
43. - M. Nezir Nasıroğlu (Batman)
44. - Feyzi Berdibek (Bingöl)
45. - Abdurrahim Aksoy (Bitlis)
46. - Yüksel Coşkunyürek (Bolu)
47. - Mehmet Güner (Bolu)
48. - Metin Yılmaz (Bolu)
49. - Mehmet Alp (Burdur)
50. - Bayram Özçelik (Burdur)
51. - Abdulmecit Alp (Bursa)
52. - Şerif Birinç (Bursa)
53. - Mustafa Dündar (Bursa)
54. - Zafer Hıdıroğlu (Bursa)
55. - Mehmet Altan
Karapaşaoğlu (Bursa)
56. - Şevket Orhan (Bursa)
57. - Mehmet Emin Tutan (Bursa)
58. - İbrahim Köşdere (Çanakkale)
59. - Hikmet Özdemir (Çankırı)
60. - Agâh Kafkas (Çorum)
61. - Ali Yüksel Kavuştu (Çorum)
62. - Muzaffer Külcü (Çorum)
63. - Murat Yıldırım (Çorum)
64. - Osman Nuri Filiz (Denizli)
65. - Aziz Akgül (Diyarbakır)
66. - M. İhsan Arslan (Diyarbakır)
67. - Osman Aslan (Diyarbakır)
68. - Mehmet Mehdi Eker (Diyarbakır)
69. - Ali İhsan
Merdanoğlu (Diyarbakır)
70.- Cavit Torun (Diyarbakır)
71. - Ali Ayağ (Edirne)
72. - M. Necati Çetinkaya (Elazığ)
73. - Zülfü Demirbağ (Elazığ)
74. - Şemsettin Murat (Elazığ)
75. - Abdulbaki Türkoğlu (Elazığ)
76. - Tevhit Karakaya (Erzincan)
77. - Fahri Keskin (Eskişehir)
78. - Ömer Abuşoğlu (Gaziantep)
79. - Nurettin Aktaş (Gaziantep)
80. - Mahmut Durdu (Gaziantep
81. - Mehmet Sarı (Gaziantep)
82. - Sabri Varan (Gümüşhane)
83. - Fehmi Öztunç (Hakkâri)
84. - Mustafa Zeydan (Hakkâri)
85. - Mehmet Sait Armağan (Isparta)
86. - Erkan Mumcu (Isparta)
87. - Mehmet Mustafa
Açıkalın (İstanbul)
88. - Tayyar Altıkulaç (İstanbul)
89. - Mustafa Ataş (İstanbul)
90. - Azmi Ateş (İstanbul)
91. - Egemen Bağış (İstanbul)
92. - Mustafa Baş (İstanbul)
93. - Yahya Baş (İstanbul)
94. - Nusret Bayraktar (İstanbul)
95. - Alaattin Büyükkaya (İstanbul)
96. - Nazım Ekren (İstanbul)
97. - Ekrem Erdem (İstanbul)
98. - Gürsoy Erol (İstanbul)
99. - Hüseyin Kansu (İstanbul)
100. - Cengiz Kaptanoğlu (İstanbul)
101. - Recep Koral (İstanbul)
102. - Burhan Kuzu (İstanbul)
103. - İnci Özdemir (İstanbul)
104. - Mehmet Sekmen (İstanbul)
105. - İdris Naim Şahin (İstanbul)
106. - Gülseren Topuz (İstanbul)
107. - Zeynep Karahan
Uslu (İstanbul)
108. - Nevzat Yalçıntaş (İstanbul)
109. - Zekeriya Akçam (İzmir)
110. - Tevfik Ensari (İzmir)
111. - Nükhet Hotar
Göksel (İzmir)
112. - Fazıl Karaman (İzmir)
113. - İsmail Katmerci (İzmir)
114. - Mehmet S.
Tekelioğlu (İzmir)
115. - Fatih Arıkan (Kahramanmaraş)
116. - Mehmet Ali Bulut (Kahramanmaraş)
117. - Hanefi Mahçiçek (Kahramanmaraş)
118. - Mehmet Yılmazcan (Kahramanmaraş)
119. - Hasan Bilir (Karabük)
120. - Mehmet Ceylan (Karabük)
121. - Ali Öğüten (Karabük)
122. - Yüksel Çavuşoğlu (Karaman)
123. - Yusuf Selahattin
Beyribey (Kars)
124. - Hakkı Köylü (Kastamonu)
125. - Sinan Özkan (Kastamonu)
126. - Musa Sıvacıoğlu (Kastamonu)
127. - Mustafa Duru (Kayseri)
128. - Mustafa Elitaş (Kayseri)
129. - Niyazi Özcan (Kayseri)
130. - Taner Yıldız (Kayseri)
131. - Ramazan Can (Kırıkkale)
132. - Vahit Erdem (Kırıkkale)
133. - Murat Yılmazer (Kırıkkale)
134. - Mikail Arslan (Kırşehir)
135. - Hacı Turan (Kırşehir)
136. - Hasan Kara (Kilis)
137. - Muzaffer Baştopçu (Kocaeli)
138. - Nevzat Doğan (Kocaeli)
139. - Nihat Ergün (Kocaeli)
140. - Hasan Anğı (Konya)
141. - Mehmet Kılıç (Konya)
142. - Kerim Özkul (Konya)
143. - Abdullah Erdem
Cantimur (Kütahya)
144. - Hasan Fehmi Kinay (Kütahya)
145. - Mehmet Çerçi (Manisa)
146. - Hüseyin Tanrıverdi (Manisa)
147. - Hakan Taşçı (Manisa)
148. - Süleyman Turgut (Manisa)
149. - Selahattin Dağ (Mardin)
150. - Nihat Eri (Mardin)
151. - Mehmet Beşir
Hamidi (Mardin)
152. - Saffet Benli (Mersin)
153. - Ali Er (Mersin)
154. - Mustafa Eyiceoğlu (Mersin)
155. - Dengir Mir Mehmet
Fırat (Mersin)
156-. Ömer İnan (Mersin)
157. - Hasan Özyer (Muğla)
158. - Orhan Seyfi
Terzibaşıoğlu (Muğla)
159. - Seracettin
Karayağız (Muş)
160. - Mehmet Elkatmış (Nevşehir)
161. - Rıtvan Köybaşı (Nevşehir)
162. - Osman Seyfi (Nevşehir)
163. - Mahmut Uğur Çetin (Niğde)
164. - Erdoğan Özegen (Niğde)
165. - Cemal Uysal (Ordu)
166. - Enver Yılmaz (Ordu)
167. - Durdu Mehmet
Kastal (Osmaniye)
168. - Şükrü Ünal (Osmaniye)
169. - İlyas Çakır (Rize)
170. - İmdat Sütlüoğlu (Rize)
171. - Erol Aslan Cebeci (Sakarya)
172. - Hasan Ali Çelik (Sakarya)
173. - Şaban Dişli (Sakarya)
174. - Ayhan Sefer Üstün (Sakarya)
175. - Musa Uzunkaya (Samsun)
176. - Ahmet Yeni (Samsun)
177. - Öner Ergenç (Siirt)
178. - Öner Gülyeşil (Siirt)
179. - Cahit Can (Sinop)
180. - Ömer Kulaksız (Sivas)
18. 1- Orhan Taş (Sivas)
182. - Mehmet Faruk
Bayrak (Şanlıurfa)
183. - Sabahattin Cevheri (Şanlıurfa)
184. - Zülfükar İzol (Şanlıurfa)
185. - Mahmut Kaplan (Şanlıurfa)
186. - Mehmet Atilla
Maraş (Şanlıurfa)
187. - Mehmet Özlek (Şanlıurfa)
188. - A. Müfit Yetkin (Şanlıurfa)
189. - İbrahim Hakkı
Birlik (Şırnak)
190. - Abdullah Veli
Seyda (Şırnak)
191. - Tevfik Ziyaeddin
Akbulut (Tekirdağ)
192. - Şükrü Ayalan (Tokat)
193. - Asım Aykan (Trabzon)
194. - Cevdet Erdöl (Trabzon)
195. - Faruk Nafiz Özak (Trabzon)
196. - Alim Tunç (Uşak)
197. - Maliki Ejder Arvas (Van)
198. - Yekta Haydaroğlu (Van)
199. - Cüneyit Karabıyık (Van)
200. - Halil Kaya (Van)
201. - Şükrü Önder (Yalova)
202. - İlyas Arslan (Yozgat)
203. - Bekir Bozdağ (Yozgat)
204. - Mehmet Çiçek (Yozgat)
205. - Fazlı Erdoğan (Zonguldak)
206. - Köksal Toptan (Zonguldak)
207. - Polat Türkmen (Zonguldak)
2. - TBMM
Genel Kurulunun 14 Eylül 2004 Salı günü saat 15.00'te olağanüstü toplantıya
çağrıldığına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/641)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığından Bildirilmiştir
Türkiye Büyük Millet Meclisini; Türk Ceza
Kanunu Tasarısı ile 16.7.2004 Tarihli ve 5229 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve Anayasanın 89 ve
104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri
Gönderme Tezkeresinin görüşülmesi için yetersayıdaki üyenin istemi üzerine, 14
Eylül 2004 Salı günü saat 15.00'te, Anayasanın 93 üncü ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün 7 nci maddeleri gereğince olağanüstü toplantıya
çağırıyorum.
Sayın milletvekillerinin belirtilen gün ve
saatte Genel Kurul toplantısına katılmalarını rica ederim.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır;
okutup, oylarınıza sunacağım.
V. -
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1. -
Gündemdeki sıralama ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine
ilişkin Danışma Kurulu önerisi
No: 95 Tarihi:
14.9.2004
Danışma Kurulu Önerisi
Daha önce gelen kâğıtlar listesinde
yayımlanan ve dağıtılmış bulunan, 664 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve
Adalet Komisyonu Raporunun, 48 saat geçmeden, olağanüstü toplantı gündeminin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının 1 inci sırasına alınması,
Çalışma sürelerinin; 14.9.2004 Salı günkü
(bugün) birleşimde, 15.00-22.00 saatleri arasında, 15.9.2004 Çarşamba,
16.9.2004 Perşembe, 17.9.2004 Cuma, 18.9.2004 Cumartesi ve 19.9.2004 Pazar
günkü birleşimlerde ise 11.00-13.00 ve 14.00-22.00 saatleri arasında olması,
664 sıra sayılı kanun tasarısının
görüşmelerinin bitirilememesi halinde, 20.9.2004 Pazartesi günü de Genel
Kurulun saat 11.00'de toplanması ve bu işin görüşmelerinin bitimine kadar
çalışma süresinin uzatılmasının,
Genel Kurulun onayına sunulması Danışma
Kurulunca uygun görülmüştür.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Eyüp Fatsa Ali
Topuz
AK Parti Grubu Başkanvekili CHP
Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, şimdi, alınan karar
gereğince, Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunun müzakeresine
başlıyoruz.
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1. - Türk
Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı: 664) (x)
BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporu 664 sıra sayısıyla
bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde; Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Orhan Eraslan, AK Parti Grubu adına
Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü; şahısları adına Denizli Milletvekili Ümmet
Kandoğan, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ ve İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi
Güneş'in söz talepleri vardır.
İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'a aittir.
Sayın Eraslan, buyurun. (Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; gündemimizde
görüşülmekte olan 664 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu Tasarısının tümü üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi ifade etmek üzere söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Ayrıca, yeni yasama yılında kürsüye ilk
gelen milletvekili olarak, yeni yasama yılının, ülkemize, ulusumuza hayırlı ve
uğurlu olmasını diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, 1926 yılında bir
aydınlanma projesinin bir unsuru olarak yürürlüğe giren 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu, yetmişsekiz yıl uygulandıktan sonra, ilk defa, Türk Ceza Yasasının
bütünüyle yeni baştan yapılması ve yazılması çalışmaları, yani, kodifikasyon
çalışmaları Meclis aşamasına kadar gelmiştir.
Yetmişsekiz yıl önce, 1889 tarihli İtalyan
Zanardelli Yasası esas alınarak hazırlanan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, klasik,
liberal bir ideolojinin ürünüydü; ancak, 1930 tarihli İtalyan Rocco Kanununa
göre yapılan değişiklikler de zaman içerisinde Ceza Kanunumuza alındığı için
kanunun yapısı bozulmuştu. Zaman içerisinde 50'ye yakın değişiklikle kanunun
bütünlüğü ve felsefesi de bozulmuştu. Bu nedenle, uzun zamandır, Türk Ceza
Kanununun yeni baştan yapılması konusunda görüşler ve çalışmalar mevcuttu.
Değerli arkadaşlarım, yetmişsekiz yıllık uygulama
sonucu hem yargısal içtihatlar hem de Türk ceza doktrini gelişmiş; ülkemizde,
uluslararası planda kabul görecek nitelikte, çok sayıda, hem teorik alanda hem
pratik alanda hukukçu yetişmiş, önemli bir birikim sağlanmıştır.
İki noktada, kanımca, hukuk çevrelerinde
büyük ölçüde düşünce ve kanaat birliği oluşmuştur. Bunlardan bir tanesi,
yetmişsekiz yıllık uygulama ve 50'nin üzerinde değişiklik gören 765 sayılı Türk
Ceza Kanununun köklü bir değişikliğe tabi tutulması ya da yeniden bir ceza
kanunu hazırlanmasıdır. İkincisi ise, ülkemizdeki teorik ve pratik ceza hukuku
birikiminin böyle bir çalışmayı yapmaya yeterli olduğudur.
Bu çerçevede, 1985 yılından bu yana,
Adalet Bakanlığı nezdinde çeşitli bilimsel komisyonlar oluşturulmuş, bu
komisyonlar 1987, 1989, 1997, 2001 ve 2003 yıllarında çeşitli TCK tasarıları
hazırlamışlardır. Bu tasarılardan 2003 tasarısı hükümet tasarısı olarak Yüce
Meclise sevk edilmiştir.
Yüce Meclise hükümet tasarısı olarak sevk
edilen tasarının, Adalet Komisyonumuzda, 28.7.2003 tarihinde, tümü üzerinde
görüşme yapılmış ve altkomisyon kurularak, tasarı, altkomisyona hava
edilmiştir.
Altkomisyon, çalışmalarına 21.10.2003
tarihinde başlamış, altkomisyonda, benim de içinde yer aldığım 2'si Cumhuriyet
Halk Partisine, 3'ü Adalet ve Kalkınma Partisine mensup 5 milletvekili yer
almış, bunun dışında, ayrıca -hangi kıstasa göre, neye göre yer aldığını
bilemediğimiz- 3 sayın ceza hukuku doçenti katılmış, 1 de sayın Yargıtay üyesi
katılmıştır. Adalet Bakanlığının 2 sayın tetkik hâkimi ve Bakanlığın 2 yüksek
müşaviri de katılmışlardır. Bu çerçeve içerisinde altkomisyonda 21.10.2003
tarihinde başlanan görüşme eşi görülmemiş bir süratle bitirilerek 12.5.2004'te
tasarı komisyona teslim edilmiştir.
Gerek altkomisyon tasarısına yazdığımız
ayrışık oy gerekçesinde ve gerekse de Adalet Komisyonu raporuna yazdığımız
ayrışık oy gerekçesinde, yapılan çalışmaların sakıncalarına ve yanlışlıklarına
dikkat çekilmiştir; ancak, tüm bu çabalara karşın çalışma metodunda bir
iyileşme sağlanamamıştır.
Elimizde bulunan ve şu anda görüşmekte
olduğumuz tasarı hükümet tarafından Meclise sevk edilen tasarıyla ilgisiz bir
tasarı olup, tamamen altkomisyonca hazırlanmıştır.
Bu noktada, kısaca şu bilgiyi vermekte
yarar bulunmaktadır: Hükümet tarafından Meclise sevk edilen Ceza Kanunu
Tasarısı altkomisyon çalışmaları sırasında çok fazla otoriter bulunduğu için,
altkomisyonca, üzerinde birtakım değişiklikler yapılmaya başlanmıştır. Öyle bir
noktaya gelinmiştir ki, hükümet tasarısıyla yapılan değişiklikler yasanın
bütünlüğünü bozmuş olduğundan, bu defa, altkomisyonca, tasarı yeniden yazılmaya
çalışılmıştır. Burada, hem yöntem açısından hem de elde edilen metin açısından
söylenecek ve eleştirilecek kuşkusuz çok şey vardır.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bu
noktada, ceza yasasının ne olduğunu ve bu temel kodun nasıl yapılması
gerektiğini anlatma gereksinimi vardır. Burada saygı ve rahmetle andığım
hocamız Faruk Erem, daha 1950'li yıllarda, ceza kanunlarının hazırlanış biçimi
hakkında "ceza kanunları, uzun ve bilinçli bir teknik çalışmayla
hazırlanmalıdır. Hiçbir kanun ceza kanunu kadar kişi özgürlükleriyle yakından
ilgili değildir. Sonuçları kişi özgürlüğüne etkili kanunların başında ceza
kanunları gelir. Bu nedenle, ceza kanunlarının hazırlanmasında hukuk tekniğinin
en üstün gereklerine bağlılık göstermek gerekmektedir" diyerek, hukuk
tekniğinin, bir bakıma, kişi özgürlüklerinin teminatı olduğunu belirtmektedir.
Aynı şekilde, bu büyük ceza hukukçusu şu açıklamayı da yapmaktadır: "Ceza
kanunları çabuk değişmemelidir. Çabuk değişen kanunlar, kusurlu, iyi
hazırlanmamış kanunlardır. Kanunların sık değişmesi, hukuk kuralının vatandaş
vicdanında yerleşmesine ve manevî otorite kurmasına engel olur. Genel kanunlar,
hukuk düzeninin esasını ve sürekliliğini sağlar. Bu çeşit kanunlar, genellikle,
uzun bir doktrin çalışmasının verimlerinden faydalanılarak hazırlanır. Bu
bakımdan, özel kanunlara göre teknik anlamda daha da mükemmeldirler."
Türk ceza öğretisinin önemli doruklarından
olan merhum Prof. Dr. Faruk Erem'in, daha 1950'li yıllarda belirttiği
görüşleri, aşağı yukarı, öğretide önemli sayılan tüm akademisyenlerce kabul
edildiği gibi, tüm dünyada da benzer yaklaşımlar söz konusudur.
Ceza yasasının ve ceza verme hakkının ne
olduğu konusunda ünlü İtalyan cezacısı Beccaria da şöyle demektedir: "
Yasalar, aslında, bağımsız ve tek yaşayan insanların hangi şartlarda birleşerek
toplumu oluşturduklarını gösteren birer belgeden başka bir şey değildir.
İnsanoğlu, özgürlüklerinin bir kısmını tam bir güven ve açıklıkla kullanmak
için özgürlüğünün diğer kısmından vazgeçti. Bu bağışlanan özgürlükler ulusal
egemenliği oluşturdu. Bu suretle, kişilerin kendi özgürlüklerinden
vazgeçtikleri kısımların toplamı, toplumun ceza verme hakkını teşkil
etti." Yani, ceza verme hakkı ve ceza hükmü koymak, çok rasgele bir hak
değildir.
Tüm bunların ışığı altında
değerlendirdiğimizde, şu anda görüşmekte olduğumuz altkomisyon tasarısı, bu
gereklere tam uyabilen, bu gerekleri karşılayabilen tasarı değildir.
Kuşkusuzdur ki, biz, bu tasarıya olumlu katkılarda bulunduk, büyük bir iyi
niyetle katkı vermeye çalıştık. Tasarıda karşı olduğumuz sayısız nokta olmakla
beraber, uzlaşma arayışı içerisinde olduk.
Değerli arkadaşlarım, akademik dünyada
uzlaşma esas değildir, bilimde uzlaşma olmaz; ama, siyaset dünyasında uzlaşma
önemlidir, uzlaşma arayışı da gerekmektedir. Ülkenin gündemine gelmiş bir Ceza
Kanunu Tasarısında kodifikasyon yönteminin hatalı olduğunu bilmemize rağmen, bu
çalışmanın, hiç değilse, ülkeye en az zarar verir şekilde olması için çaba sarf
edilmesi gerekmiştir, bu şekilde de tarafımızdan çaba sarf edilmiştir. Altını
çiziyorum, ülkeye en az zarar verir şekilde olması için çaba sarf edilmiştir,
bu şekilde de tarafımızdan çaba sarf edilmiştir. Uzlaşmanın temel felsefesi
budur değerli arkadaşlarım.
Tüm uzlaşma metinlerinde olduğu gibi bu
uzlaşma metni de tarafları tümüyle memnun etme olanağına sahip değildir. Bizim
de, tasarıda karşı olduğumuz pek çok nokta vardır; ancak, tasarı bir uzlaşma
anlayışıyla gündeme geldiği için, hatalı bulduğumuz noktalara değinmekle
yetineceğiz, uzlaşmanın çerçevesini aşacak bir çalışma içerisinde
bulunmayacağız.
765 sayılı Türk Ceza Kanunundan
yetmişsekiz yıl sonra yapılan yeni kodifikasyon çalışmasının ne yöntemi böyle
olmalıydı ne de sonuçları bu şekilde olmalıydı.
Temenni ediyorum, sonuç bir kar helvasına
dönüşmez, yapanı da yazanı da memnun etmeyecek bir noktaya gelmez.
Bu noktada bazı belirlemelere ihtiyaç
vardır. "Hükümet tasarısı düzeltilir bir noktada mıydı" sorusunun
yanıtı olumlu değildir. Gerçekten de, hükümet tasarısı otoriter bir metindi ve
düzeltilebilir bir noktada değildi. Bu metni düzeltmeye çalışmak yerine yeniden
yazmak, kanımızca, belki, daha uygun bir seçenek olmuştur. Ancak, burada iki
noktada sakınca ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, altkomisyonlar ceza
kanunu yazabilme yeterliliğinde midir? Yukarıda anlatılanlar ışığında hiçbir
komplekse kapılmadan değerlendirecek olursak, bu konuya olumlu yanıt verebilmek
çok kolay değildir. Esas olan, kod niteliğinde belli bir sistematiği bulunan ve
kendi içerisinde bütünlüğü olan tasarıların milletvekillerinin kişisel hayat
deneyimleri ve birikimleriyle yapılmaması gerektiğidir, bilimin ışığında
yapılması gerektiğidir.
İkincisi, Adalet Bakanlığı nezdinde
yaklaşık olarak onbeş yıldır sürdürülen çalışma ile altkomisyon çalışması ayrı
ayrı çalışmalar olduğu için, altkomisyon metnine, Bakanlık nezdinde kurulan
bilimsel kurulun çalışmalarının devamıdır deme olanağı yoktur. Zaten,
altkomisyona katılanlardan Sayın Keskin Kaylan dışında hiç kimse Bakanlıktaki
bilimsel kurul çalışmalarına katılmamıştır. Dolayısıyla, iki çalışma arasında
bir köprü mevcut değildir, biri diğerinin devamı değildir.
Bu belirlemeleri yaptıktan sonra,
21.12.2003 tarihi ile 12.5.2004 tarihi arasında, yukarıda nitelikleri
belirlenen altkomisyonun ceza kanunu gibi temel bir kodu yeniden yazmasının
doğru olup olmadığını tartışmaya ihtiyaç vardır.
Bunları yaşarken, kuşkusuz, biz de, var
olan gücümüzle altkomisyon metnine olumlu katkı yapmaya çalıştık ve kanımızca,
birçok noktada da eskiye oranla daha iyi şeyler yapılabilmiştir. Amacımız,
kimseye, hele hele kendimize de, haksızlık etmek değildir. Altkomisyona katılan
milletvekili arkadaşlarımız ve diğer teknik kadro, elinden geldiği kadar olumlu
doğrultuda, belirteceğimiz birkaç nokta dışında çaba sarf etmiştir. Bu anlamda,
kimseye haksızlık yapılması doğru değildir; ama, böyle bir çalışmanın Ceza
Kanununu yeniden yapmak için yeterli olduğunu kabul edecek olursak ve en iyi
metnin altkomisyonca yazıldığını kabul edecek olursak, o zaman, en çok, altkomisyonda
yer alanlara haksızlık etmiş oluruz, onları, tarih önünde, kaldıramayacakları
ağır bir yükün altına sokmuş oluruz.
Oysa, ülkemizde, yukarıda da anlatıldığı
gibi, çok ciddî, teorik ve pratik bir ceza hukuku birikimi oluşmuştur. Bu temel
kodun yeniden yazılmasında daha geniş bir katılım sağlanarak, ülkenin teorik ve
pratik ceza hukuku birikiminin, evrensel ceza hukuku prensipleriyle birlikte,
hiçbir komplekse, hiçbir endişeye, hiçbir önyargıya kapılmaksızın, yeni Ceza
Yasası Tasarısına aktarılması gerekmekteydi.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, 30'un
üzerinde hukuk fakültesi var, 120'nin üzerinde ağır ceza mahkemesi var, 250'nin
üzerinde Yargıtay üyesi var, 70'in üzerinde baromuz var, yüzlerce, binlerce
hâkim, savcı ve avukatımız var. Bu kadar geniş hukuk çevresi olan ülkemizde,
aceleyle, bir yıla bile varmadan, bir temel kodun hazırlanarak yasalaştırılmaya
çalışılması, hele hele Ceza Kanunu Tasarısının yasalaştırılmaya çalışılması çok
doğru değildir. Burada doğacak aksaklıklar nedeniyle, en başta, bu çalışmalara
katılan arkadaşlara vicdanî açıdan haksızlık yapılmış olunmaktadır.
Kaldı ki, dünyadaki uygulamalar bizdeki
uygulamaların tersi doğrultusundadır. Ceza kanunlarını yeniden yapan ülkeler
hiç acele etmemişlerdir; Almanlar ceza kanunlarını 20 yılda, Fransızlar 18
yılda, İspanyollar 27 yılda yapabilmişlerdir. Bizde, bu süre, 1 yılı bile
bulmamıştır.
Kimi arkadaşlarımız, 1985'ten beri ceza
kanunu çalışmalarının yapıldığını hatırlatarak, bu süreyi de dahil etmek
istemektedirler; ancak, o çalışmaların sonucu olan hükümet tasarısının dikkate
alınmayarak, tasarının yeniden kaleme alındığını hatırlardan çıkarmamak
gerekir. Dolayısıyla, bu süreyi dahil etme olanağı yoktur.
Bu konuyla ilgili altkomisyon tasarısına
yazdığımız ayrışık oy ve itirazlarımız sonucunda, altkomisyon raporunun
tesliminden sonra -yani, haziran başından 28 Hazirana kadar- komisyona
eleştirilerin yapılabileceği, bildirilebileceği belirtilmiştir. Bir ayı bile
bulmayan bu süre, yeterli süre değildir; izlenen yöntem doğru olmamıştır; iki
üniversitede yapılan panel benzeri toplantıyla, geleceğin yüzyılında uygulama
alanı bulacağı iddia edilen ceza kanununu hazırlama olanağı yoktur. Bizim
ısrarlı taleplerimiz sonucu, bir yerde kamuoyunda da tartışıldığı görüntüsünü
vermek amacıyla düzenlenen iki toplantı, tartışmanın yeterli olduğu anlamına
gelmemektedir.
Değerli arkadaşlarım, tüm bu
anlatılanlardan sonra, esas itibariyle, biz, Ceza Kanunu Tasarısına olumlu
katkı yapmak için çaba sarf ettik; hâlâ da bu noktadayız. Ancak, herkes bulunduğu
noktadan bakar ve bulunduğu noktadan görür. Yanlış yapacağımız bir düzenleme,
ceza kanununun bütünlüğünü bozar, suçlar skalasını altüst eder, ceza kanununun
iç dengelerini bozar, felsefesini ortadan kaldırır. Bunu düzeltme olanağı
yoktur. Bu nedenledir ki, hayatın her alanını düzenleyen ceza kanunu, yavaş
yavaş, tartışıla tartışıla yapılmak zorundadır. Hızlandırılmış ceza kanununun
şu anda öngöremediğimiz birtakım olumsuzluklara davetiye çıkaracağını herkes
bilmek durumundadır.
Değerli arkadaşlarım, kuşkusuzdur ki,
siyasî iktidarın başarıyı özlemesini, başarıya susamasını, birtakım şeyleri
başarmak istemesini anlayışla karşılayabiliriz; bunda yadırgayacağımız bir şey
yoktur. Bu konuda makul olan ivecenliği de anlayışla karşılamak durumundayız;
ancak, Ceza Kanununun, kamuoyunda "her türlü derde deva, hastalıklara
şifa" bir şey gibi takdim edilip, acele olarak çıkmasının çok faydalı
olduğunu savunmak da doğru değildir. Aktüel birtakım olaylardan esinlenerek ya
da aktüel birtakım olayları bu çerçeveye oturtarak "yeni Ceza Kanunu çıksa
kapkaç olmayacaktı", "çocukların ve kadınların korunması için bu Ceza
Kanununun derhal çıkması lazım", "Ceza Kanunu çıksın, töre
cinayetleri son bulsun" ya da "bu Ceza Kanunuyla trafik vahşeti son
bulmaz" tarzındaki yaklaşımlarla ceza kanunu yapılamaz. Bu yaklaşımların
belki propaganda değeri olabilir; ama, bilimsel ve hukukî hiçbir değeri yoktur;
tam tersine, aktüel birtakım gerekçelerle, Ceza Kanunu olgunlaştırılmadan,
toplumun çeşitli kesimlerine tartıştırılmadan "ben yaptım, oldu"
anlayışıyla acele yapmanın gerekçesi olmaktan öteye gidemez. Bu gerekçeye
dayananlar bilmelidirler ki, Ceza Kanunu Tasarısı kanunlaşsa da, yoksulluk,
yokluk, açlık ortadan kaldırılmadan, sadece, Ceza Kanunu yapıldı diye kapkaçı
önleme olanağı yoktur, kapkaçla etkin mücadele olanağı da yoktur. Aynı şekilde,
devletin bütçesinden kadınlar ve çocuklar için yeterli pay ayırmadan, yeterli
sosyal fonlar kurulmadan, sadece ceza kanunu değişiklikleriyle kadınları ve
çocukları koruma olanağı yoktur. Sosyal devletin görevini Ceza Kanununa
yüklemek, Ceza Kanununa da haksızlıktır, sosyal devlete de haksızlıktır.
Yeterli eğitim ve altyapı olmadan, sadece Ceza Kanunuyla, trafik kazalarıyla
etkin mücadele etme olanağı yoktur.
Değerli arkadaşlarım, Ceza Kanunu
"Godot" değildir. "Godot gelecek, dertler bitecek" diye bir
şey yoktur; kimse Godot'u beklemesin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Eraslan, konuşmanızın
insicamını bozmamak için süre vereceğim size. Sürenizi belirlemiyorum. Biraz
daha toparlarsanız, memnun olurum.
Buyurun.
ORHAN ERASLAN (Devamla) - Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Bu gerekçelerle Ceza Kanununun aceleye
getirilmesi de doğru değildir.
Değerli arkadaşlarım, Ceza Kanununun
Avrupa Birliği süreci için aceleye getirilmesi savunması da hem doğru değildir
hem de kabul edilebilir bir özür değildir. Öncelikle, Ceza Kanunu, Avrupa
Birliği için değil, ülke için yapılmak durumundadır. İkincisi, Ceza Kanununun
Avrupa Birliği Müktesebatına uygun hale getirilmesi süreci ise, ancak müzakere
tarihinden sonraki on yıllık sürede düşünülecek bir durumdur. Henüz müzakere
tarihi alınmamışken, Avrupa Birliğine "bak, biz Ceza Kanununu da
yeniledik" demek ve bu sebeple makul olan tartışma sürecini atlayarak,
acele ceza kanunu yapmak doğru değildir.
Görüşülmekte olan tasarı, uzun bir öğreti
çalışması sonucu ve hukuk tekniğinin en üstün gereklerine sadakat gösterilerek
hazırlanamadığı için, zaman zaman siyasal amaçlarla değerlendirilmiş, zaman
zaman siyasal bir amacın aracı haline getirilmek istenilmiştir.
Anayasamızın 2 nci maddesinde ifade edilen
cumhuriyetin temel nitelikleriyle çelişik düzenlemeler yapılmaya çalışılmıştır.
Böyle bir yola tevessül edilmesi, gruplar arasında karşılıklı güvensizlik
ortamının doğmasına neden olmuş; bu durum, kişi hak ve özgürlüklerinin daha da
geliştirilmesinin önüne engel olarak çıkmıştır. Bu konuyla ilgili olarak
ayrışık oy gerekçemizde de çok ayrıntılı belirlemeler mevcuttur. Burada, tekrar
olmaması için bunlara değinmek istemiyorum.
Esas itibariyle, öğreti verilerinden
yararlanılmadığı için kişi hak ve özgürlüklerini yeteri kadar koruyamayan ya da
eksiklikleri olan bir tasarıyla kendi içerisinde de bütünlüğü olmayan bir
metinle karşı karşıyayız. Bu metnin oluşturulması sırasında ceza hukukunun
temel meseleleri ve dünyadaki gelişmeler yeteri kadar konuşulabilmiş,
tartışılabilmiş ve kamuoyuyla paylaşılmış değildir.
Tasarının hazırlanması boyunca iki konu
gündeme damgasını vurmuştur; birisi, kadın haklarıyla ilgili taleplerdir -bu
konuda organize olan kadın örgütlerini yürekten kutlamak istiyorum. Bu, onların
bir kusuru değil, fazlalığıdır, olması gerekendir; bir kusur anlamında
söylemiyorum- diğeri ise, Anayasanın 2 nci maddesindeki devletin temel
niteliklerinin nasıl aşılacağı konusudur.
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk
Partisi temsilcileri, TCK Tasarısında, hiçbir şekilde, gerek ulusal yargıda ve
gerekse ulus ötesi yargıda verilen kararlarla Türkiye gündeminden çıkan
türbanla ilgili hiçbir cezaî yaptırım düşünmemesine rağmen, yani, bu konuyu TCK'nın
dışında tutmak istemesine rağmen, ne yazık ki, hem aksi bir çalışma varmış gibi
yansıtılmaya çalışılmış hem de sözde bu kişilerin hakkı korunuyormuş gibi
yapılarak sorunun çözümünde olumsuzluk yaratılmış, kişi hak ve özgürlüklerinin
geliştirilmesinde de engel olunacak argüman ortaya konulmuştur.
Değerli arkadaşlarım, tüm bu
eleştirilerden sonra "tasarı bütünüyle olumsuz mudur" sorusuna olumlu
cevap verme olanağı yoktur. Bizim de yaptığımız olumlu katkılarla, tasarıda pek
çok şey yeniden, daha sistematik ve doğru biçimde düzenlenmiştir; ancak, bu
durum, yukarıda anlatılan sakıncaları ortadan kaldırmaya yetmemektedir. Elden
geldiği kadar özgürlükçü ve hümanist olmasına çaba sarf edilen tasarı, yer yer
önemli ölçüde antidemokratik ve sınırlayıcı öğeler içermektedir. Bunlar, ancak
tartışıldıkça ortaya çıkabilmektedir.
Kısaca, görüşülmekte olan TCK Tasarısı,
yetmişsekiz yıllık deneyin sonucu değildir, bir gülistan da değildir. Hâristan
içinde yer yer gülistanlık bölgeler de vardır. Bunun bilinmesini özellikle rica
ediyorum.
Konunun bu şekilde anlaşılması ve bu
şekilde yorumlanması sanırım daha doğrudur. Ayrıca, farklı beklentiler
içerisinde olan kişileri de yanıltmamak gerekir.
Bu noktada, kuşkusuz, yeni tasarı için
birtakım yeni müesseseler de getirilmiştir. Bunların içinde iyi olanlar da
vardır kötü olanlar da vardır. Maddelerde yeri geldikçe gerekli açıklamalar
yapılacağından, tasarıya getirilen yenilikleri ya da değişiklikleri burada
ifade etmeyi gerekli görmüyorum. Esas itibariyle de, zaten Sayın Hakkı Köylü
bunları anlatacağı için, onun alanına da girmemiş olalım; yani, o, rahat rahat
anlatsın.
Dileğimiz, tasarının, görüşülmeyerek bilim
kurullarına devredilmesidir. Bu olmadığı takdirde, görüşmeler sırasında
yapılacak müdahaleler ve önergeyle yapılacak değişiklikler tasarıyı bütünüyle
içerisinden çıkılmaz hale getireceğinden, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak,
eleştirdiğimiz noktalarda önerge vermeyeceğiz. Yukarıda da açıklandığı gibi,
kodlar önergelerle düzeltilemezler.
Değerli arkadaşlarım, bu çerçeve
içerisinde görüşmeye başladığımız bir tasarıyla karşı karşıyayız. Kuşkusuz,
yürürlükteki Ceza Kanunundan bir adım ileridir, kuşkusuz, hükümet tasarısından
da bir adım ileridir; ama, yetmişsekiz yıllık bir aydınlanma devriminin sonucu,
özeti değildir, beklentileri -bu doğrultuda, bizim beklentilerimizi-
karşılamaktan uzaktır. Bu çerçeve içerisinde yer yer eleştireceğimiz, yer yer
de destekleyeceğimiz kısımları vardır ve bunları yeri geldikçe açıklayacağız.
Sözlerimi daha fazla da uzatmak istemiyorum;
Sayın Başkanın hoşgörüsünü de suiistimal etmek istemiyorum.
Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Eraslan.
AK Parti Grubu adına, tasarının tümü
üzerinde, Kastamonu Milletvekili Sayın Hakkı Köylü; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HAKKI KÖYLÜ
(Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sekiz aydan beri
hazırlamakta olduğumuz Ceza Kanunu Tasarısı üzerinde Grubumuz adına söz almış
bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, 1984 yılında
yayımlanan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi raporunda, suç siyaseti
"suçlularla meşgul olarak ve suç mağdurlarının haklarını güvence altına
alarak, toplumu suça karşı korumayı hedef alan cezaî veya diğer nitelikteki
değişik tedbirler ve araçlardan oluşan politikayı ifade eder" şeklinde
tanımlanmıştır.
1960'lardan sonra, çok sayıda ceza kanunu
yapılmıştır; İtalya, Almanya, Avusturya, İspanya, Japonya, Rusya ve Fransa,
ceza kanunlarını yenilemişlerdir. Bizde de yeni ceza kanunu hazırlıkları,
1980'li yıllarda başlamış, daha sonra 1987 tasarısı gündeme gelmiş, ardından da
1996 tasarısı ve sonunda 2000 tasarısı hazırlanmıştır. Birbirinin devamı olan
ve birbirini yenileyerek gelen bu tasarılar, son olarak, 2003 yılında 12 Mayıs
günü Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiştir.
Görülmektedir ki, Türkiye'de Ceza Kanunu
Tasarısı, yaklaşık onbeş yıldan beri hazırlanagelmiştir. Bizim gerek
altkomisyonda ve gerekse komisyonda görüşmüş olduğumuz tasarı da, bu uzun
sürede hazırlanan tasarının üzerinden yürütülerek çıkarılan yeni bir tasarıdır.
Komisyon, tasarıyı altkomisyona havale etmiş ve altkomisyonda da Bekir Bozdağ,
Feridun Ayvazoğlu, Halil Özyolcu, Orhan Eraslan ve bana görev verilmiştir.
Altkomisyon çalışmalarına Yargıtay Üyesi Keskin Kaylan, Adalet Bakanlığı tetkik
hâkimleri Yusuf Solmaz Balo, Zekeriya Yılmaz ile akademisyenler Doç. Dr. İzzet
Özgenç, Doç. Dr. Âdem Sözüer, Doç. Dr. Ahmet Gökşen devamlı olarak
katılmışlardır.
Sayın Eraslan "ne şekilde komisyona
katıldıkları tam anlaşılamayan" şeklinde bir tabir kullandı, yanlış
anlamadıysam. Biz, altkomisyonda Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu
çalışmalarına katılmak üzere Ankara Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne, İstanbul
Üniversitesi Rektörlüğüne ve Marmara Üniversitesi Rektörlüğüne birer yazı
yazdık. Bu yazılarımız sonucunda o rektörlükler, bahsetmiş olduğumuz
arkadaşları altkomisyon çalışmalarında bulunmak üzere görevlendirmişlerdir.
Olayın özü budur.
Altkomisyon çalışmalarımız sırasında
barolar, yargı kuruluşları, üniversiteler ve adliyelerle devamlı surette
irtibat içinde olduk. Buralardan gelen her türlü tavsiye, tenkit ve eleştiri,
devamlı surette dikkate alınarak komisyon çalışmalarına yansıtılmıştır. Ayrıca,
komisyon çalışmalarımıza, sivil toplum örgütleri -burada isimlerini
sayamıyorum, çok sayıda sivil toplum örgütü- yazıyla müracaat etmiş, zaman
zaman kendileri gelmişler, görüşlerini bildirmişlerdir. Keza, bazı sayın
milletvekilleri altkomisyonumuzu teşrif etmişler, orada uzun süre görüşlerini
bildirmişler, hatta bazı konularda altkomisyonu ikna da etmişlerdir ve
görüşlerinin doğru olduğunu da kabul ettirmişlerdir.
Şu anda görüşülmekte olan tasarı, Adalet
ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi Adalet Komisyonu üyelerinin ve
milletvekillerinin mutabakatıyla Meclise gelmiştir. Her iki partiye mensup
milletvekillerinin her isteği tam manasıyla tasarıya yansımamış olabilir,
bundan daha tabiî olan bir şey de yoktur; zira, bu kanun, bir genel kanundur,
toplumun her kesimini, en ücra kısımlarını dahi ilgilendirmektedir. Bu nedenle,
her kesimin, her kısmın değişik istekleri, talepleri ve beklentileri vardır.
Elbette ki, bunların hepsini bir araya getirmek mümkün değildir. Bu durumda,
belirli asgarî müştereklerde buluşmamız gerekiyordu ve biz de onu yaptık.
Tasarı ele alınırken üzerinde önemle
durduğumuz husus, insan haklarının ve özgürlüklerin olabildiğince korunması ve
sağlanmasıydı ve bu yüzden de insanı tasarıda önplana aldık. Tasarının
düzenlenmesinde, öncelikle, insanın, şahsına, vücuduna karşı suçları,
bütünlüğüne karşı suçları, cinsel suçları ve haberleşme hürriyetine karşı
suçları, sırasıyla aldık.
Değerli arkadaşlar, tasarı hazırlanırken
nelere dikkat edilmiştir; öncelikle, anlaşılır bir Türkçe kullanılmıştır. Suç
siyaseti; kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve hümanizm ilkesi olarak
belirlenmiştir. Suç siyaseti ilkesinde, kıyas yasağı, geçmişe uygulanma yasağı
getirilmiş; ayrıca, belirlilik ilkesi ve suçta ve cezada kanunîlik ilkesi
konulmuştur. İşlediği fiilde kusuru olmayan kişiye objektif sorumlulukla ceza
verilmesinin önüne geçilmiştir. Keza, kusuruna oranla daha ağır bir ceza
verilmesi de gündeme getirilmemiştir. Hümanizm ilkesi ise suç siyasetinin
üçüncü ilkesi olup, bununla, suç işleyen kişinin yeniden topluma kazandırılması
ve toplum tarafından yeniden kabullenilmesinin sağlanması planlanmıştır.
Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla neler
yapılmıştır; bu tasarıda, cürüm ve kabahat ayırımı kalkmıştır; özel hukuk
tüzelkişilerine güvenlik tedbiri uygulaması getirilmiştir; ceza sorumluluğunun
şahsîliği kuralından hareketle, tüzelkişilere cezaî yaptırım konulamamıştır;
bilinçli taksir ve olası kasıt kavramlarına yer verilmiştir; kusurun
matematiksel oranlarla ifade edilmesinden vazgeçilmiştir; hafif ve ağır tahrik
ayırımı kaldırılmıştır.
Hafif ve ağır tahrik ayırımı,
mahkemelerimizi çoğu zaman fazlasıyla meşgul eden bir ayırımdı. Bir suç
işlendiği zaman, ya ağır tahrik ya da hafif tahrik uygulama mecburiyeti vardı.
Ya ortada bir şey olursa ne olacaktı! İşte, bu takdirde, hâkim ikisinden birine
sığınıyor, olursa da olmazsa da deyip, ya ağır tahriki ya hafif tahriki
kullanıyordu. İşte, bu tereddütlerin önüne geçmek için hafif ve ağır tahrik
ayırımları kaldırılmış, sadece bir tahrik kabul edilmiştir. Artık, bu suçun
şekline, oluşuna göre olayların değerlendirilmesi hâkim tarafından analizi
yapılarak tahrik maddesi uygulanacaktır. Alt ve üst sınırlar arasındaki ceza
indiriminde, yine, hâkim, kendisi, diğer verilere göre takdir edecektir.
Yapılan önemli değişikliklerden birisi,
meşru müdafaa sınırlarının genişletilmesidir. Daha önceki Ceza Kanunumuzda,
cana ve ırza yönelik bir tecavüzün defi için meşru müdafaada bulunulabilir
iken, şimdi, meşru bir hakka yönelik olan bütün saldırıların defedilmesi ve bu
suretle, insanın canını, malını ve haklarını koruması sağlanmış ve bunlar da
meşru müdafaa kapsamına alınmıştır.
Bu tasarıyla gönüllü vazgeçme kurumu
düzenlenmiştir. Suç işleyen kişinin, suç işlemeye başladıktan sonra veya suç
işlemeyi bitirdikten sonra, ya suçun tamamlanmasından veyahut da sonucun
meydana gelmesinden önce, bunu önleyecek, engelleyecek tedbirler alması, bunda
mücadele göstermesi halinde bundan istifade etmesi gerektiği düşünülerek,
cezada bir indirim sağlanmıştır.
Tahrik ayırımında olduğu gibi, tam ve
eksik teşebbüs ayırımı da kaldırılmıştır. Bu da, mahkemelerimizi önemli ölçüde
meşgul eden bir husustu. Artık, bundan sonra, hâkimler, teşebbüs halinde, bunun
tam veya eksik teşebbüs olduğuna bakmadan, mevcut sınırlar içerisinde, olayın
özelliğine göre bir indirim uygulayacaklardır.
Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla, müsadere
konusu da yenilenmiş ve bildiğimiz eşya müsaderesinin yanında, bir de kazanç
müsaderesi getirilmiştir. Kazanç müsaderesinden maksat, suç işleyen kişinin
suçtan elde ettiği menfaatların, ne şekilde olursa olsun, hangi şekle
dönüştürülürse dönüştürülsün, nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, onun
elinden alınmasını gerektirmektedir; böylece, suç işlemenin, insanlara ekonomik
bir varlık sağlamasının, mal varlığında bir genişleme yapmasının önüne
geçilmeye çalışılmıştır.
Bu kanun tasarısıyla, yine, infaza ilişkin
düzenlemeler İnfaz Kanununda düzenlenmek üzere çıkarılmıştır ve orada
düzenlenecektir. Ayrıca, cezaların içtimaı prensibinden vazgeçilmiştir. Bundan
sonra, cezalar toplanarak, belli bir sınırı aşamaması için kenarından
köşesinden kırpılarak bir noktaya indirilmeyecek, sınırlandırılmayacaktır; bir
kişi, kaç suçtan ne kadar ceza aldıysa, bunların toplamı üzerinden infaz
gerçekleştirilecektir.
Bir önemli değişiklik de, para cezaları
konusundadır. Para cezalarının, daha önce olduğu gibi, hesaplanması çok zor
olmaktan çıkarılmış, hafif ve ağır para cezası kavramları kaldırılmış, bunun
yerine adlî para cezası getirilmiş ve sistem olarak da, gün para cezası sistemi
getirilmiştir. Bunun detaylarına girmek istemiyorum; bu konuyla ilgili maddeye
geldiğimiz zaman tekrar görüşeceğiz.
Değerli arkadaşlar, bu tasarıda,
çocuklarla ilgili önemli düzenlemeler de vardır. Özellikle, çocukların, Avrupa
Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca, fuhuştan ve pornodan korunması için çok özel
düzenlemeler getirilmiştir. Maalesef, günümüzde, büyük şehirlerde fuhşun 15 yaşın altındaki çocuklara kadar indiği
düşünülürse, bu konuda alınması gereken tedbirlerin gerçekten ciddî olması
gerektiğinin altını çizmek gerekir ve bizde de bu düşünülerek, çocukları fuhşa
sürükleyen, bu iş için tedarik eden, teklif eden her kim olursa olsun, yer
gösteren ve bunda her ne suretle olursa olsun yardımcı olan herkese cezaî
müeyyide getirilmiştir ve bu cezalar da, gerçekten caydırıcı niteliktedir.
Keza, çocukların pornodan korunması için
bir dizi tedbir alınmıştır. Umarım ki, bu tedbirler sonucunda, çocuklarımız
pornodan korunacak ve ahlaklı, devletine, milletine faydalı birer evlat olarak
yetişmeye başlayacaklardır.
Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla getirilen
yeniliklerden birisi de uzlaşmadır; bu, daha önceki kanunlarımızda olmayan bir
müessesedir. Takibi şikâyete bağlı suçlarda, suçun faili, mağdurun zararlarını
eğer giderirse, cumhuriyet savcısı da bunu kabul ederse, bu takdirde, suçun
mağdurunun şikâyetten vazgeçmesi üzerine dava açılmayabilecek veya dava açılmış
ise bu takdirde karar verilmeyecektir. "Faili gayrimuayyen adam
öldürme" dediğimiz, nereye gittiği belli olmayan ve hiçbir hukuk
sisteminde bulunmayan, Türk Ceza Kanunundaki 463 üncü madde muadili, bu
tasarıdan kaldırılmış; keza, "kavga" gibi, hukuk tabirine pek
uymayan, ne şekilde cezalandırılacağı belli olmayan bir husus da tasarıdan
çıkarılmıştır.
Değerli arkadaşlar, suçlardan, adam
öldürmenin cezası müebbet hapse çıkarılmış, işkence cezası artırılmış; ayrıca,
cinsel saldırılar önemli birer suç olarak değerlendirilerek, bunlara verilen
cezalar da artırılmıştır.
Keza, ihaleye fesat karıştırma ve edimin
ifasına fesat karıştırma etkin bir şekilde düzenlenmiştir.
Rüşvet suçlarındaki uygulama alanı
genişletilmiş, daha önce sadece memurlar hakkında uygulanan rüşvet cezası,
bundan böyle, kamu yararına çalışan dernekler, kooperatifler, vakıflar ve sair
kamu kurumlarının görevlileri hakkında da uygulanacaktır.
Özel belgede sahtecilik suçlarında suçun
oluşması için gerekli olan zarar mefhumu ortadan kaldırılmış, belgenin
düzenlenmesiyle zarar beklenmeksizin suçun oluşacağı kabul edilmiştir.
Değerli arkadaşlar, önemli düzenlemelerden
birisi de çevrenin kirliliği ve imar kirliliğidir. Çevre kirliliği Çevre
Kanununda düzenlenmiş olmakla beraber, maalesef bugüne kadar caydırıcı
olamamıştır. İşte bu tasarıda çevreyle ilgili hükümler, çevreyi kirleten ve
çevrenin kirlenmesi suretiyle etrafa, insanlara ve hayvanlara önemli ölçüde zarar
veren kişilerin hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörecek tarzda
düzenlenmiştir.
Şehirlerimizdeki gecekondulaşmayı ve
başkalarının arazisine ruhsatsız yapı yapmayı önlemek maksadıyla imarla ilgili
yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler çerçevesinde, ruhsat almaksızın
inşaata başlayan kişilere iki yıl ile beş yıl arasında bir hapis cezası
öngörülmüş, ayrıca oturma izni almadan, yani, yapı kullanma izni almadan bir
inşaata elektrik, su, havagazı, doğalgaz, kanalizasyon gibi hizmetleri getirenlere
veya bunların getirilmesine yardımcı olanlara da ayrıca hapis cezası
öngörülmüştür.
Keza, adil yargılanmayı engelleyecek
davranışlar bu kanunla müeyyide altına alınmıştır.
Suçta azmettirmede altsoy-üstsoy ilişkisi
bulunduğu takdirde, azmettiren kişi, kendi altsoyunu suça azmettirdiği
takdirde, suçun faili olarak alacağı normal cezanın yanında, cezada ayrıca bir
de artırım meydana gelecektir. Keza, azmettirme olan suçlarda, suçun aslî
faili, azmettiren kişiyi bildirdiği ve bunun tespitini sağladığı takdirde
cezasından bir indirim yapılacak, bu da, azmettiren kişilerin ortaya çıkmasını
sağlayacaktır.
Değerli arkadaşlar, diğerlerini kısaca
geçmek istiyorum. Bu tasarıda, insan üzerinde deney yapılması, organ ve doku
ticareti, aile yükümlülüğünü ihlal, çocuk düşürme, kürtaj, kapkaç, alkollü
olarak trafiğe çıkma, alkollü ve sarhoş vaziyette trafiği tehlikeye düşürecek
tarzda araç kullanma suçları yeniden düzenlenmiş, çocuklara uçucu madde
satanlar, çocukları ve güçsüzleri dilendirenler cezaî müeyyideye tabi tutulmuş,
bilişim suçları yeniden düzenlenmiş, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek de
müeyyideye bağlanmıştır.
Değerli arkadaşlar, huzurunuza getirmiş
olduğumuz tasarı, Sayın Eraslan'ın da belirttiği gibi, bir mutabakat
tasarısıdır. Bu tasarıda bizim özellikle üzerinde durduğumuz hususlar,
özgürlüklerin, düşünce hürriyetinin, vicdan hürriyetinin, ifade hürriyetinin
daha geniş olabilmesi, Avrupa ülkeleri seviyesine çıkarılabilmesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Köylü.
HAKKI KÖYLÜ (Devamla) - Bunu tam manasıyla
sağladığımızı ben de düşünemiyorum; fakat, şunu da belirtmek isterim ki, mevcut
Ceza Kanunumuzdan çok daha ileri bir noktaya varmışızdır. Biz, bu bahsettiğim
özgürlüklerin çok sınırlı olduğu -etrafında demokratik ülke yok denecek kadar
az bulunan- çok sayıda komşularının bulunduğu, her an için tehlikeye hazır
olması gereken bir ülkede yaşıyoruz. İşte bu nedenledir ki, alabildiğine
özgürlük getirmek, belki de, bugün için biraz zor görünmektedir; ancak, şunu
bilelim ki, bundan beş altı sene önce telaffuz edilemeyen şeyler bugün çok
rahat telaffuz edilmektedir. Bundan dört beş sene sonra da, bugün, belki de,
öyle zannediyorum, endişe ettiğimiz, üzerinde durmak istemediğimiz şeyler, hiç
endişe etmediğimiz şeyler haline gelecek ve o zaman daha güzel şeyler
yapabileceğiz ve daha fazla özgürlüklere kavuşabileceğiz. Her halükârda, bu
tasarı, Türkiye'nin gerçekten kendisinin, kendi insanlarının, kendi
hukukçularının düzenlediği güzel bir tasarıdır. Hatta "Türkiye'de ceza
kanunu yapacak hukukçu yoktur" diyenlerin söylediklerine kesinlikle
katılmıyorum. Yıllardan beri bu memlekette hukukçu yetişmektedir ve bu
hukukçular da bu memleketin insanları olarak, bu memlekete uygun bir ceza
kanunu düzenleyecek kapasitededirler. Eksiği olabilir, yanlışı olabilir; ama,
bu Ceza Kanunu Tasarısı, gerçekten bu Meclisten geçmesi gereken güzel bir
tasarıdır; sizlerin desteğini bekliyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Köylü.
Şahsı adına, Denizli Milletvekili Ümmet
Kandoğan; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu
Tasarısı üzerindeki görüşlerimi belirtmeden önce, özellikle son günlerde
Irak'ta yaşanan elim olaylarla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum.
Özellikle Telafer'de son günlerde masum
vatandaşların dahi hayatına kasteden olaylara karşı, Irak'ta yaşanan olaylara
karşı, orada sivil vatandaşların
katledilmesine karşı Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümetinden etkin bir şekilde
gür bir ses beklerken, maalesef, bunu göremiyoruz. Daha dün gece bir Türk
şoförünün hunharca başı kesilerek öldürülmesi karşısında hiçbir sesin
çıkmaması, Türk Milletini derinden yaralamaktadır.
Fransız Hükümeti, iki Fransız gazeteci
için bakanlarını gönderip Ortadoğu
ülkelerinde günlerce kulis faaliyetlerinde bulunurken, Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin Başbakanının, orada rehin alınanlarla ilgili olarak, özel şirketlerin
kendi güvenliklerinin kendileri tarafından sağlanması gerektiğini söylemesini
de, Türkiye Cumhuriyeti değerli vatandaşlarının vicdanına havale ediyorum.
Savaşın başından beri, Amerika'nın Irak'ı işgalinden beri 30 000 sivilin öldüğü
Irak'ta... Dün, Dışişleri Bakanının ifadesiyle "ilişkilerimizi gözden
geçiririz" cümlesinin ne anlama geldiğinin de açıkça ifade edilmesi lazım.
30 000 sivil vatandaş orada katlediliyor, öldürülüyor; siz, demek ki, bugüne
kadar Amerika'yla ilişkiler içerisinde bulunduğunuzu, ancak bundan sonra böyle
ilişkiler içerisine girmeyeceğinizi beyan ediyorsunuz.
Sayın milletvekilleri, yetmişsekiz yıldan
beri Türkiye'de gündemde olan, uygulanan Ceza Kanununun tümüyle değiştirilmesi
Meclis gündemine geldi. Yetmişsekiz yıldan beri uygulanan, ancak, birçok
maddesinin günümüz şartlarına uymadığı çok açık bir şekilde görülen Ceza
Kanununun mutlaka değiştirilmesi gerekiyor. Ceza Kanununun değiştirilmemesi
yolunda Türkiye'de görüş ifade eden yok. Onlarca yıldan beri bu kanun tasarısı
üzerinde çalışılıyor ve yirmi yıldan beri üzerinde çalışılan bir tasarı da
hükümete gönderilip, hükümet tasarısı olarak Meclis gündemine geldi. Ancak,
burada hemen şunu ifade etmek istiyorum: Ceza Kanunu Tasarısı çok aceleye
getirilmiş ve tatilden yeni dönen milletvekillerimiz, Ceza Kanunu Tasarısını
bugün masalarının üzerinde bulmuşlardır. Hiçbir milletvekilimizin, Ceza Kanunu
Tasarısını baştan sona kadar okuma imkânı bulduğuna ve bunun üzerinde belli bir
fikir sahibi olduğuna inanmıyorum; buna ben de dahilim; ama, bu kadar önemli
bir kanun tasarısının, bu kadar aceleye getirilerek, Meclis gündemine alelacele
taşınmasının da makul ve mantıklı bir izahını yapmak mümkün değil. Avrupa
Birliğine uyum yasaları çerçevesi içerisinde olduğu ifade ediliyor; ancak, ben
biliyorum ki, bugüne kadar, Avrupa Birliği normlarına uyum sağlamak için,
Anayasamız da dahil olmak üzere, birçok kanunda değişiklik yapıldı. Bu Ceza
Kanunu Tasarısı içerisinde, Avrupa Birliği normlarından dolayı aceleye
getirilmesi gereken belki bir, belki iki madde var; ama, bütün bunları bir
kenara bırakarak Ceza Kanununun tümünü değiştirmeye çalışırken, bunun dört beş
ay gibi bir sürede gerçekleştirilmiş olması da, üzerinde ciddî manada
düşünülmesi gereken bir husus.
Yirmi yıl bu kanun tasarısı üzerinde
çalışılıyor, hükümete gönderiliyor, hükümetin göndermiş olduğu tasarının
yaklaşık 150 maddesi Adalet Komisyonunda değiştiriliyor veya azaltılıyor; yirmi
yıl üzerinde tartışılan bu kanun tasarısının yeni şekli dört beş ay içerisinde
olgunlaştırılıyor ve bugün, Meclisin gündemine getiriliyor. Bu, bu kadar basit,
bu kadar ucuz olmaması gereken bir husus; çünkü, Ceza Kanunu, diğer kanunlar
gibi, toplumun belli bir kesimini ilgilendiren bir kanun değil; Ceza Kanunu,
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yetmiş milyon insanını birden ilgilendiren, çok
önemli bir kanun. O bakımdan, bugün basında, televizyonda, bilimadamlarının,
bugün görüşülecek kanun tasarısıyla ilgili çok ciddî eleştirileri, çok ciddî
endişeleri var. Bakın, onlardan birini hemen okumak istiyorum. Bilge
kişiliğiyle kendisine her zaman saygı duyduğum Sayın Nevzat Yalçıntaş, bugün,
her zaman yazdığı gazetedeki köşesinde bakın neleri yazmış, neleri söylüyor;
aynen okuyorum: "Bu kanun tasarısı mevcut durumu hürriyetler bakımından
geriye götürüyor." Sayın Nevzat Yalçıntaş söylüyor bunu "geriye
götürüyor hürriyetleri" diyor. "AK Parti İktidarında böyle bir şey
olabilir mi; son dönemki haliyle -buranın altını çiziyorum; son dönemki
haliyle- ANAP'laşıyor veya MHP'lileşiyor muyuz" diye soruyor.
"ANAP'laşıyor veya MHP'lileşiyor muyuz" diye soruyor Sayın Nevzat
Yalçıntaş. "Bizlere inanmış seçmenimizin yüzüne nasıl bakacağız?"
Sayın Nevzat Yalçıntaş'ın kendi ifadesi; hiç değiştirmeden aldım ve bugün,
bakın, basında, televizyonda -görüyorum Sayın Hocamı- onlarca bilimadamı, sivil
toplum kuruluşları feryat ediyor. Bakın, düşünce ve ifade özgürlüğünün nasıl
sınırlandığını, nasıl müphem ifadelerin yer aldığını, nasıl muğlak ifadelerin
yer aldığını, bu müphem ve muğlak ifadelerin yarın vatandaşları nasıl bir
cendere içerisine sokacağını bilimadamları söylüyor, sivil toplum kuruluşları
söylüyor; herkes feryat ediyor ve Sayın Bakan da diyor ki: "Bir ülkenin
demokratik olup olmadığını ceza kanununa bakarak söyleyebiliriz."
Ben, bu Ceza Kanunu Tasarısının -şimdi
vaktinizi almak istemiyorum- onlarca maddesini yeri geldiğinde eleştireceğim.
Hele bir maddesi var ki, tüylerim diken diken oluyor. Bir meslek grubunun
temsilcisi, görevi dışında hükümet icraatını eleştirirse, hapis cezasıyla
tecziye edilecek. Bu uygulama dünyanın hangi demokratik ülkesinde var sevgili
milletvekilleri?! Bir hükümet icraatını eleştirmek -bir meslek grubunun bir
temsilcisi, hem de görevi dışında- hapis cezasıyla tecziye ediliyor; maddesi
burada, sizler de göreceksiniz. Bugüne kadar Türk Ceza Kanunundaki
antidemokratik uygulamalardan dolayı mağdur olan ve bu kanunu, geçmiş kanunu
eleştiren ve bu kanundan dolayı hüküm giymiş olan veya muhakeme edilen birçok
siyasetçi var aramızda. AK Partili birçok milletvekilimiz, geçmişte, bu
antidemokratik Ceza Kanunu hükümlerinden, uygulamalarından
memnuniyetsizliklerini çok açık ve net bir şekilde ifade ettiler. Bugün ne oldu
ki, aynı AK Partinin içerisinde bulunan sayın milletvekillerince, bu kadar
antidemokratik hükümler içeren ve özgürlüklerin, düşünce hürriyetinin
sınırlandırılmasına sebebiyet verecek olan bu maddeler buraya geldiğinde niçin
bir tepki konulmuyor?! Ben de merak ediyorum; bu kadar önemli bir kanun,
maalesef, iki aydan beri, bir zina maddesi üzerinde kilitlendi kaldı ve bu da,
kasıtlı olarak gündeme getirildi. Niçin kasıtlı olarak gündeme getirildi?! Bu
kanun tasarısının altında, Adalet Komisyonuna sevk edilen tasarının altında
Sayın Başbakanın imzası var, bütün sayın bakanların da imzası var. Siz, o gün,
o tasarıyı imzalayarak Meclise, Adalet Komisyonuna gönderirken zinayla ilgili
hiçbir görüş ifade etmeyeceksiniz, daha sonra da, bir gün sabahleyin kalkıp
"biz, kadının namus ve şerefini koruyoruz" diye ortaya çıkıp,
Türkiye'nin çok önemli gündem maddelerini değiştirmek isteyeceksiniz ve
hakikaten -sizler de seçim bölgelerinizden geldiniz- çiftçi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - ...köylü,
esnaf, memur, emekli, dul ve yetim çok ciddî şartlar altında yaşarken, meseleyi
Türk Ceza Kanununda zina meselesine getirir ve gündemi bununla meşgul
ederseniz, bu vatandaşların feryadına kulaklarınızı tıkamak veya bunları başka
mecraya kaydırmak için bir gündem yaratabilirsiniz; ama, bugün, mikrofon
tutulan sayın AK Parti milletvekillerini izledim; bu konuyla ilgili hepsi büyük
bir endişe içerisindeler; ne olacağı konusunda hiçbir kimsenin bir görüşü yok.
Öyleyse, sayın milletvekilleri, bu konunun, Ceza Kanununun, mutlaka, çok ciddî
manada üzerinde çalışılarak, araştırılarak, incelenerek, aceleye getirilmeden
ele alınmasında fayda var.
Ben, CHP'nin sayın sözcüsünü de burada
üzülerek dinledim. Günlerce televizyonda, basında, genel başkan seviyesinde,
Adalet ve Kalkınma Partisiyle uyum içerisinde, bu kanun tasarısının Meclise
gelmesi noktasında fikir birliği içerisinde olduğunuzu ifade ettiniz;
televizyonlarda izledik "ortak bir ürünümüz" dediniz; ama, bugün,
Sayın Eraslan geldi, aynen şunu söylüyor: "Biz, bunu en az zararla buradan
geçirmenin gayreti içerisindeyiz." Bu işin en az zararı, en fazla zararı
olur mu sayın milletvekili?!
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Olur, olur.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Eğer zararı
varsa, Türk Ceza Kanunu gibi bir kanun eğer zararlı bir şekilde buradan
çıkacaksa, siz de CHP olarak tavrınızı net bir şekilde ortaya koyun.
HALUK İPEK (Ankara) - O zaman sen ne
diyorsun zinaya?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Değerli
milletvekilleri, Ceza Kanununun çok değişik maddeleri üzerinde mutlaka
görüşlerimizi ifade edeceğiz; ancak, tekrar ediyorum: Buradaki ifadelerin
birçoğunun muğlak olduğunu, hâkimlerin takdir yetkisinde olduğunu, geçmişte
olduğu gibi, olağanüstü dönemlerde farklı uygulamalar yapılabileceğini ve
bundan dolayı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının bir kısmının
mağdur olabileceğini ve aceleye getirilmesinden dolayı da kavramların birbirine
karıştığını, bir tarafta farklı ifade edilen aynı hususun, bir diğer tarafta
farklı ifadelerle yer aldığını ve bütün vatandaşların potansiyel suçlu gibi
değerlendirildiğini, üzülerek, maalesef müşahede etmiş oluyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Tekrar ediyorum; Ceza Kanunu, fikir ve
hürriyetlerin, düşünce ve ifade özgürlüklerinin en üst seviyede olduğu bir
kanun olmalıdır; ancak, mevcut kanunda bunu bu şekilde görmemiz mümkün değil.
Ben, Sayın Genel Başkanımızın adlî yılın
açılışında yaptığı konuşmanın bir cümlesiyle sözlerimi bitirmek istiyorum:
"Güç, hukuku demokrasinin merceği ve özgürlüğün sözlüğüyle okumak
zorundadır."
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(Bağımsızlar sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.
Komisyon adına, Komisyon Başkanı Sayın
Köksal Toptan konuşacaklar.
Sayın Toptan, buyurun efendim. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Zonguldak) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım;
Parlamentomuz, cumhuriyet tarihinin en önemli işlerinden birini yapıyor; yasama
organı olarak, bana göre de, bu dönemin en önemli yasasını tartışıyor.
Tasarının toplumun bütün kesimleri
tarafından tartışılması, çoğu hukukçuların kabul ettiği gibi, Ceza Yasası gibi
Anayasadan daha da önemli olan bir yasanın herkes tarafından, toplumun çeşitli
kesimleri tarafından tartışılması, görüşlerin ortaya konulması, yasanın daha
sağlıklı çıkabilmesi açısından kayda değer önemli bir sağlık işaretidir; ancak,
bazı konuşmalardan anlıyoruz ki, gazetelere intikal eden bazı görüşlerden
anlıyoruz ki, tasarı, toplumun bir kesimi tarafından yeni yeni fark edildi. Bu
tasarı, aceleye getirilerek önünüze getirilen bir tasarı değildir. Tasarı, bazı
arkadaşlarımızın da ifade ettikleri gibi, 1985, 1986 yıllarına kadar giden bir
geçmiş çalışmaya sahiptir; Komisyonumuzdaki çalışmaları da uzun soluklu bir
çalışma olarak cereyan etmiş ve önünüze gelen tasarı, toplumun bütün kesimleri
tarafından katkı sağlanarak gerçekleştirilmiştir.
Tasarı, komisyonumuza 2003 yılı mayıs
ayında gönderilmiştir. Tasarı bize geldikten hemen sonra bastırılarak 400 yere
gönderilmiştir. Bu 400 yer içerisinde, bütün hukukçu milletvekili
arkadaşlarımız vardır, Barolar Birliği vardır, Yargıtayın ceza daireleri
vardır, Türkiye'deki bütün hukuk fakülteleri vardır, sivil toplum örgütleri
vardır ve komisyonumuza başvurarak "ben bu tasarıdan istiyorum,
görüşlerimi bildirmek ve incelemek istiyorum" diyen herkesin adresine gönderilmesi
keyfiyeti vardır. 400 yere gönderilmiş ve tasarıyla ilgili görüş istenilmiştir.
Üzülerek ifade etmek istiyorum ki, bu 400 yerden sadece 34 tanesinden, biz,
tasarıyla ilgili görüş alabildik.
Şimdi bakıyorum, o zaman kendisinden görüş
istediğimiz değerli pek çok hukukçumuz, hocamız, şimdi gazetelere beyanatlar
vermeye başladılar; o zaman kendilerine gönderdiğimiz tasarıyı okuma ihtiyacını
hissetmediler, zaman ayıramadılar; ama, şimdi, gazetelere, televizyonlara
konuşuyorlar.
Biz, gelen görüşleri de alarak, 2003
yılının temmuz ayında altkomisyon kurduk; bu görüşleri, tasarıyı bu
altkomisyonumuza verdik; altkomisyon, yaz aylarında olabildiği kadarıyla,
bireysel olarak, bunların üzerinde çalıştı ve Ekim 2003 tarihinden başlayarak
çok yoğun bir çalışmaya girdi. Bu çalışma sırasında -Sayın Eraslan da, Sayın
Köylü de biraz evvel anlattılar- 4 büyük hukuk fakültemizden, Yargıtayımızdan,
Barolar Birliğinden, Adalet Bakanlığından uzman arkadaşlar çağrıldı ve onların
da katkısıyla yeni bir metin ortaya çıkmaya başladı. Görüldü ki, Türkiye artık
yeni bir ceza kanunu yapabilme gücüne erişmiştir, bilgi ve birikimine
erişmiştir; o nedenle, ellerindeki Ceza Kanunu gözardı edilmeden, ama, değişen
dünya koşullarına göre, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerine göre ve dünyadaki
ceza hukuku sistemindeki gelişmelere göre, yeni baştan, bir Türk ürünü, Türk
insanının ürünü bir ceza yasası yapımı gerçekleştirilmeye başlandı. Bu nedenle,
çalışmalar biraz daha yaygınlaştırıldı, sivil toplum örgütlerinden çalışmalara
katkı sağlamak isteyenler komisyona çağrıldı ve onların düşünceleri alındı.
Başta kadın örgütlerimiz olmak üzere pek çok örgütün altkomisyona getirdiği
öneri de büyük oranda dikkate alındı.
Bu şekilde yapılan altkomisyon
çalışmaları, altı ayın sonunda, 2004 yılının mayıs ayında rapor halinde
komisyonumuza gönderildi. Bu sefer Komisyonumuz, benim imzamla, yaklaşık 1 000
yere bu tasarıyı gönderdi.
Biraz evvel, burada "bu tasarı çok
aceleye getirildi, kimsenin haberi olmadan yapıldı" diyen Tandoğan
arkadaşım için söylüyorum; gazetelere...
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Göndermek ayrı,
tartışmak ayrı!..
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Devamla) - Göndereceğiz ki tartışma yapacağız. Gönderiyoruz, diyoruz ki, görüşünüz varsa bize bildirin. O görüş
gelecek, onun üzerinde de tartışma yapacağız. Yani, görüş bildirmeden, bir
tasarıyı göndermeden neyin üzerinde tartışma yapacağız! İşte, o yolu açmak
istiyoruz.
Gönderdiğimiz 1 000 kurum, kuruluş ve
kişiye dedik ki: İşte bizim altkomisyonun hazırladığı rapor; bununla ilgili
görüşlerinizi lütfen bize bildiriniz. Gönderilen 1 000 yerin sadece 50'sinden
görüş geldi sevgili milletvekili arkadaşlarım. Bunlar içerisinde bir hukuk
profesörünün göndermiş olduğu görüş ilginçtir "Türkiye, ceza kanunu
yapamaz" diyor.
Niçin yapamaz; seksen yıllık cumhuriyet,
bunca deneyimden sonra, bunca eleman yetiştirdikten sonra bir ceza kanunu
yapamıyorsa, biz, nasıl Avrupa Birliği üyesi olacağız, nasıl çağdaş devlet
olacağız?! Bu, en azından bizim hukukçularımıza, bizim insanımıza haksızlık
değil midir?! (AK Parti sıralarından alkışlar)
Yaptı bizim arkadaşlarımız. Cumhuriyet
Halk Partili arkadaşlarıma, AK Partili arkadaşlarıma, akademisyen
arkadaşlarımıza, Yargıtay üyelerine, hepsine, huzurunuzda teşekkürlerimi,
minnetlerimi sunuyorum. Gerçekten onların katkıları unutulmaz.
Başka nasıl yapılabilir, bir tasarıya
başka nasıl daha geniş bir katılım sağlanabilir?! Yine, altkomisyon raporumuzu,
bütün hukukçu milletvekillerimize gönderdik, bütün hukuk fakültelerine
gönderdik, baroların hepsine gönderdik, ağır ceza mahkemelerinin hepsine
gönderdik, Yargıtaydaki bütün ceza daireleri üyelerinin hepsine gönderdik,
sivil toplum örgütlerinin hepsine gönderdik, gazetecilere gönderdik; isteyen
herkese bunu gönderdik ve bize görüşlerinizi bildirin dedik. 50 tane görüş
geldi. İşte, o görüşleri de alarak, Komisyonumuz, tam 50 saat süren bir
çalışmanın sonunda, şimdi, huzurunuza getirilen metni hazırladı ve buraya
getirdi.
Elbette, karar, Genel Kurulundur. Elbette,
Genel Kurulun vereceği karar, herkesin başının üstünde yer alması gereken bir
karardır.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarının
mükemmel olduğunu söylemeye elbette imkân yok. Sayın Eraslan da söyledi, Sayın
Köylü de söyledi; ama, takdir edersiniz ki, yepyeni bir kanun yaparken, en
mükemmeli yakalamak öyle çok kolay da değildir; ama, burada herkesin emin
olmasını istiyorum ki, bu kanunun, toplumun bütün kesimlerinin ürünü olması
için, hem Cumhuriyet Halk Partili arkadaşların hem AK Partili arkadaşlarımın
ortak çabası, ortak gayreti vardır ve burada da, bana göre, önemli oranda
sonuçlar alınmıştır. Elbette, burada, hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem AK
Partinin içine sinmeyen, kendi tabanlarına çok rahat anlatamadıkları
düzenlemeler de vardır; ama, bu tasarı çıkarken, çıkarılmaya çalışılırken, bir
mutabakat tasarısı olması konusunda da, hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem AK
Partinin ortak iradeleri ortaya konulmuştur. O nedenle, bu tasarının bu zamana
kadar gelmesi ortak mutabakatın nasıl eseriyse, çıkması da, umuyorum ki, yine
ortak bir eser olarak meydana gelecektir.
Bazı arkadaşlarımızın tereddüt duydukları
noktalar var. İşte, bugün, liderler yeniden bir araya geldiler, yeniden görüşme
yaptılar. Şimdi, tasarıda, huzurunuza geldikten hemen sonra, her iki parti
arasında yapılan görüşmelerde, zaman zaman ilerlemeler kaydolundu. İşte, şimdi
elimde, önerge taslağı haline getirilen birtakım görüşler var; bunlardan size
kısaca bilgi vermek istiyorum.
Mesela, hakaretlerle ilgili altı ay olarak
öngörülen alt ceza üç aya indirilmiştir; eleştiriler gelmişti bu konuyla
ilgili. 216 ncı maddenin uygulamasında sorunlar çıkabilir endişesi vardı, hem
Cumhuriyet Halk Partili hem AK Partili arkadaşlarda; orada da, açıklık
getirilmesi bakımından "açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması"
unsuru maddeye eklenmiştir. 218 inci maddede, Sayın Tandoğan biraz evvel
"şimdi, siz, belli bir meslek grubunu hapse atmak için ceza maddesi
getiriyorsunuz" dedi; öyle bir şey yok; bu, kanunda var zaten. Aslında,
getirilen düzenleme, kastettiği o meslek grubunun daha lehine olan bir düzenlemeydi;
ama, toplumun bir kesimi o kadar kötü ajite edildi ki, biz de, arkadaşlarla,
Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarla konuşarak, bu düzenlemeyi, mevcut, şu anda
yürürlükte olan şekliyle bırakmanın uygun olduğuna karar verdik. Belki, burada,
kanun yapma tekniği bakımından bir yanlış yapıyoruz; çünkü, göreceksiniz,
mevcut kanundaki, yani şu anda yürürlükte olan Türk Ceza Kanunundaki maddenin
diliyle, şimdi görüştüğümüz tasarının dili arasında çok ciddî bir farklılık
meydana gelecek; ama, birtakım istismarları önlemek bakımından, bunun, aynen bu
şekilde, olduğu gibi getirilmesinin uygun olduğunu düşündük.
222 nci maddede değişiklik yapılıyor;
şapka ve Türk harfleriyle ilgili düzenleme, şu anda yürürlükte olan 526 ncı
maddede olduğu gibi korunacak. Kisvelerle ilgili konu, yine, kendi kanununa
göre -nasıl yürürlükte ise- öyle devam edecek.
287 nci madde de -genital muayeneyle
ilgili- kadın örgütlerimizin üzerinde çok durduğu bir husustu. Mevcut tasarıda,
göreceksiniz "yetkili hâkim ve savcı kararı olmaksızın" deniliyor.
Şimdi, burada, genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan da suçlu hale
gelecek iki partinin uzlaşmasıyla, böyle ortak bir önergeyle.
Hükümlü ve tutukluların kaçmasıyla ilgili
292 ve 293 üncü maddelerde birtakım teknik tereddütler vardı; o konuyla ilgili
yeni bir önerge gelecek.
Nihayet, 302 nci maddeyle de ilgili
birtakım tereddütler ortaya çıktı. Orada, bir yıl olarak düzenlenen cezanın alt
sınırı altı aya indirilmiş. Yani, çıkarmış olduğumuz uyum paketlerine uygun
hale getirildi ve "eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları da suç
oluşturmaz" diye dördüncü bir fıkra eklendi ve tahmin ediyorum,
tereddütler de bu şekilde giderildi.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarı, siz oy
verirseniz yasalaşacak. Şunu, inanarak huzurunuzda söylüyorum ki, bu tasarı,
Türk insanının eseridir ve birey olarak Türk insanının mutluluğunu, refahını,
özgürlüğünü çok öne alan, temel felsefe, temel ilke edinen bir tasarıdır. Bu
tasarı, bazı arkadaşlarımızın dediği gibi, fikir özgürlüklerini daraltan, kısan
değil, tam tersine, fikir özgürlüklerini alabildiğine genişleten; ama, öbür
taraftan, toplumun birtakım temel ihtiyaçlarını gözardı etmeyen bir şekilde
düzenlenen bir tasarıdır. Tasarı, oylarınızla kanunlaştığı takdirde,
zannediyorum, Türk insanının mutluluğuna hizmet edecek, maddî ve manevî
refahına hizmet edecek bir tasarı olarak, gelecek kuşaklar tarafından hep
iyiliklerle anılacaktır.
Ben, bu düşüncelerle tasarının
görüşmelerinin hayırlı olmasını diliyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Toptan'a teşekkür ediyorum.
Şahsı adına, Yozgat Milletvekili Bekir
Bozdağ konuşacaktır.
Sayın Bozdağ, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu
üzerinde, şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Ceza hukuku, devletin, ceza tehdidiyle
uygulamasını sağlamaya çalıştığı emir ve yasaklardan oluşmaktadır. Ceza Kanunu,
esasıyla cezaî himayenin konusunu teşkil eden toplumsal ve kişisel hakların
neler olduğunu da tespit etmektedir. Ceza kanunları, bir noktada, toplumun ve
devletin kanunda yer alan konulara bakışını da yansıtmaktadır.
Demokratik toplumlarda zaman içerisinde
yaşanan gelişmeler, ceza kanunlarında ve diğer kanunlarda birtakım
değişikliklerin yapılmasını zorunlu kılar. Bu nedenle, zaman zaman, bugüne
kadar, 1926 yılından beri yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanununda 63
adet değişiklik yapılmıştır. Toplumun ihtiyaçları, demokratik talepleri
doğrultusunda bunlar kanunlaştırılmıştır; ama, bunlar yapılırken bir yandan
ihtiyaçlar giderilmiş; fakat, diğer yandan da Ceza Kanununun insicamı bozulmuş;
dil birliği bozulmuş, mantalite birliği bozulmuş. Zira, her bir değişiklik
değişik bir siyasî iktidar zamanında yapıldığı için, o iktidarın mantalitesi,
anlayışı, dile bakışı, suça ve cezaya bakışı kanunun içerisine yansıtılmış ve
böylece, Türk Ceza Kanunu, kırk yamalı bohça diye nitelendirebileceğimiz bir
yapıya bürünmüştür.
Ceza Kanununun değiştirilmesiyle ilgili
Türk toplumunun talepleri bugün gündeme gelmiş değildir. 1940 yılında, Adalet
Bakanlığımız bu konuda çalışma yapmak üzere bir yönetmelik çıkarmış ve bu
yönetmelik çerçevesinde de, değişik komisyonlara, Ceza Kanunu tasarısı
hazırlatmak üzere görevler tevdi edilmiştir. Bakın, 1940 yılında
hazırlanan bir TCK tasarısı var; bu,
1930 İtalyan Ceza Kanunundaki değişiklikler de nazara alınarak hazırlanmış;
ancak, yasalaşma imkânı bulamamıştır. Daha sonra, 1958 yılında da bir Türk Ceza
Kanunu tasarısı hazırlanmış; fakat, bu da yasalaşma imkânı bulamamıştır. 1985
yılında kurulan yeni bir komisyonla, 1987 yılında TCK tasarısı hazırlanmış;
ancak, bu da kanunlaşma imkânı bulamamıştır. Daha sonra, bir başka komisyon
tarafından, 1989 yılında TCK tasarısı hazırlanmış, bu da kanunlaşamamıştır.
1997 yılında hazırlanan TCK tasarısı, Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Büyük
Millet Meclisine intikal ettirilmiş, komisyonlara inmiş ve altkomisyondayken,
seçim nedeniyle, kanunlaşma imkânı bulamamıştır. En son, 2001 yılında bir TCK
tasarısı hazırlanmış ve Bakanlar Kurulu tarafından Meclisimize gönderilmiştir.
Bunları şunun için anlattım: Bundan önce
konuşan arkadaşlarımdan bazıları, bu tasarının çok kısa bir çalışmanın ürünü
olduğunu söylediler. Ben derim ki, bu, bugünün ürünü değil, bundan önce yapılan
altmışdört yıllık bir çalışmanın, bir birikimin, bir emeğin, bir terin
karşılığıdır. Bu çalışmalara bugüne kadar katkı verenler AK Partiyi oluşturan
milletvekilleri olmadığı gibi, Cumhuriyet Halk Partisini oluşturan
milletvekilleri de değildir; tarihimizin değişik evrelerinde siyaset yapan ve
burada bulunan siyasî partilerimizin temsilcilerinin anlayışları, katkıları
vardır. Biz, bunu düzenlerken, bunun üzerinde çalışırken bu emeklerden istifade
ettik. Elbette ki, bu konular üzerinde bizden önce çalışan, özellikle teknik
komisyonlar -Yasama Meclisi üyeleri dışındaki komisyonlar- bu tasarıların
tamamını dikkate almışlardır, incelemişlerdir ve ona göre bir neticeye
varmışlardır. Bizim önümüze gelen hükümet tasarısı da, bütün bu tasarıların
süzmesi şeklinde idi. Türk Ceza Kanunu Tasarısı, altkomisyonda, yaklaşık bir
yıldır, arkadaşlarımızın, akademisyenlerin, Yargıtayımızın temsilcilerinin ve
değişik sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katkılarıyla âdeta yeniden
şekillenmiştir.
Burada başka bir hususun da altını çizmek
istiyorum: Türk Milleti ve Devleti, kendi ceza kanununu yapabilme ehliyetine
sahiptir. Birileri bu ehliyeti kendisinde görmese de, Türk Milleti bu ehliyetin
varlığını pekala bilmektedir. Bu memlekette, daha düne kadar "Türkçeyle
felsefe yapılmaz" diyenler vardı; bugünlerde de "Türkçeyle hukuk ve
ceza kanunu nasıl olur, Türkiye'nin bu hukuk birikimiyle, tecrübesiyle bu
yapılır mı" diyenler var; ama, ben biliyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin hukukçuları, Yargıtay ve diğer mahkemelerdeki uygulayıcıları,
üniversitelerdeki hocaları ve bu işe kafa yoran, emek veren, ter dökenleri,
Batı'daki muadillerinden hiç de geri değildir, onlardan bir adım da öndedir. Şu
anda huzurunuzda bulunan Türk Ceza Kanun Tasarısı -Adalet Komisyonu raporu-
dünyada hazırlanmış en ileri ceza kanunu tasarısıdır. Neden; çünkü, pek çok
Avrupa ülkesi, ceza kanunlarını değişen yeni değerlere, korunması geren yeni
hukukî menfaatlara göre şekillendirmişler ve değiştirmişlerdir. Hem Komisyonun,
bizim dışımızda teknik komisyonun yaptığı çalışmalarda hem de alt komisyonun
yaptığı çalışmalarda hem Fransız Ceza Kanununa hem İtalyan Ceza Kanununa hem
Alman Ceza Kanununa hem İspanya Ceza Kanununa ve hatta, ta uzaklardan Japonya
Ceza Kanununa da zaman zaman bakılıp bütün bunlardaki değişim ve gelişmeler de
dikkate alınıp, bunları, huzurlarınıza getirilen metne nasıl yansıtırız diye
emek verilmiştir ve bu tasarı bu emeklerin ürünüdür. Onun için de, bu metin,
bugün yürürlükte bulunan ceza kanunlarına göre bir adım da öndedir; ama, tabiî
ki, buna rağmen, hiçbir kusuru, hiçbir eksiği yoktur demenin imkânı da yoktur.
Biliyorsunuz, ceza kanunları,
uygulandıkları ülkelerde uygulanan yönetimin, rejimin karakterini yansıtan
kanunlardır. Siz, bir ülkenin karakterini anayasasına yazarsınız, o izafî
kalır; ama, bunun, esas, gerçek ifadesini bulduğu yer ceza kanunudur. Onun
için, ceza kanunları çok önemlidir.
Totaliter ve otoriter rejimlerin egemen
olduğu ülkelerde ceza kanunları, bireyin hak ve hürriyetlerinin alabildiğine
kısıtlandığı, devletin alabildiğine korunduğu, mevcut iktidarın bekasının
alabildiğine temin edilmesi için gayret sarf edildiği kanunlar olduğunu
görürsünüz; ama, demokratik toplumlarda kanunların, hürriyetin önünün
alabildiğine açıldığı, devlet karşısında bireyin hak ve özgürlüklerinin
alabildiğine korunduğu kanunlar olduğunu görürsünüz. Onun için, biz, demokratik
bir ülkede yaşadığımıza göre ve Anayasamızın 2 nci maddesinde de devletimizin
temel niteliklerinden bir tanesi demokratik hukuk devleti olduğuna göre,
yapacağımız kanunun da bu demokratik ilkelere uygun olması gerekiyordu.
Onun için, bakın, Ceza Kanunu metninin 1
inci maddesi Ceza Kanununun amacını düzenlemektedir ve orada uygulayıcıya bir
mesaj veriliyor; deniliyor ki: Bu kanunun hiçbir maddesi temel hak ve
özgürlükleri kısıtlayıcı şeklinde yorumlanamaz ve uygulanamaz. Böyle bir hüküm
koyduk bütün bunları teminat altına almak için; ama, bakın, bütün bunlara
rağmen, mevcut metnin içerisinde, demokratik, hukuk devletinin ilkeleriyle
bağdaşmayan, panik mevzuat denilebilecek nitelikteki hukukî metinler de vardır.
Panik mevzuat, değişik zamanlarda konjonktürün emir buyurduğu veya konjonktürün
gereğini ortaya koyan hukukî metinlerdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bunun gibi
birtakım maddeler de mevcut metnin içerisinde vardır. Gönül ister ki,
Anayasamızla, uluslararası sözleşmelerle bağdaşmayan bu hükümleri de
elbirliğiyle bu kanun metninin dışına taşıyabilseydik, daha iyi olurdu. Ben, o
nedenle, fikir ve düşünce hürriyetinin, din ve vicdan hürriyetinin tam ifadesi
noktasında birtakım eksikliklerimizin olduğunu da vurgulamak istiyorum.
Birtakım düşüncelerle, endişelerle bunlar burada muhafaza edilmiştir; ancak,
hukuk devletinde bunun önünü açmak da lazımdır, bunları takdirin alanının
dışına çıkarmak da lazımdır. Biz hepimiz şunu söylüyoruz, diyoruz ki; yargı,
siyasete, politikaya müdahale etmemelidir. Doğru; ama, politika da yargıya
müdahale etmemelidir. Eğer, biz, Ceza Kanunu maddeleri içerisine yargının yorum
yapmasına elverecek hükümler koyarsak, yargı da, bunu uygulayan da, elbette ki,
sonuçta bir yorum yapacak, otomatikman, karışmasını istemediğimiz alana müdahale
etmiş olacaktır. Onun için, değerli milletvekilleri, mevcut yasamızın
içerisinde, sayılı da olsa, yargının, yorum yoluyla hayata daha fazla
müdahalesi sonucunu doğuracak maddeler vardır. Ben inanıyorum ki, bu Yüce
Meclis, görüşmelerin seyri içerisinde bu maddeleri de değiştirecektir.
Ben, bir iki hususa da cevap verip,
sözlerime son vermek istiyorum.
Bir tanesi, CHP adına konuşan değerli
milletvekili arkadaşım -altını çizerek söylüyorum- "biz, bu kanun tasarısı
altkomisyonda görüşülürken, ülkeye en az zarar verecek şekilde geçmesi için
uğraştık" dedi. Şimdi, ülkeye zarar vermek isteyen bir kişinin bu Meclisin
çatısı altında, burada bulunduğuna ben inanmıyorum. Biz, hepimiz, elbirliğiyle,
bu ülkenin faydası olsun, insanlarının faydası olsun, onuru, şerefi, haysiyeti
daha da yüksekte olsun diye çalıştık; ancak, kanun içerisindeki birtakım
maddeler üzerinde kanaat serdederken, bunları, hemen, birtakım önyargılarla,
niyet okumalarla farklı manaya çekmenin de hiçbir manası yoktur. Türkiye'de her
bir Türk vatandaşı, en az diğeri kadar vatanını, milletini, devletini,
Meclisini, her şeyini seviyordur; hiç kimse, bu konuda, diğerine göre bir
rüçhaniyete, bir önceliğe sahip değildir; bunun altını özellikle çizmek
istiyorum.
Biz, bu kanun görüşmeleri sırasında,
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen devletimizin temel niteliklerini aşma
gibi hiçbir düşünceyi, hiçbir anda, hiçbir zeminde aklımızın ucundan dahi
geçirmedik; ama, müsaade buyurun da, hukuka ve Anayasaya açık ve net aykırı
olan maddeler hakkında da kanaatlerimizi söyleyelim, kamuoyu bunu bilsin, kimin
hukuktan yana, kimin birtakım ideolojik dayatmalardan yana olduğunu çok net
görsün. Biz, kanaatlerimizi söyledik, bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz.
Ben, bu vesileyle, Türk Ceza Kanunu
Tasarısının, tekrar, hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum ve inşallah,
Meclisimizin katkılarıyla, eksikliklerin giderilerek daha mükemmel hale
getirileceğine de inanıyorum.
Bu vesileyle, hepinizi, tekrar, saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bozdağ.
Hükümet adına, Adalet Bakanı Sayın Cemil
Çiçek; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yapmakta
olduğumuz bu çalışmaların ülkemiz için, demokrasimiz için, insanlarımız için
hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.
Şüphesiz, bugün, Parlamento çalışmaları
içerisinde, bence, çok önemli, çok anlamlı ve gerçekten, herkesi ilgilendiren,
gelecek kuşakları da ilgilendiren bir temel yasayı konuşuyoruz.
Şüphesiz, böyle bir tasarının huzurunuza
gelmesi kolay olmamıştır. Sözlerimin başında, uzun bir maraton, çalışma
yapacağız, ola ki unutabiliriz, şimdiden ifade etmeliyim ki, bu tasarının
huzurunuza gelmesinde gece gündüz demeden büyük bir fedakârlıkla çalışan Adalet
Komisyonunun Sayın Başkanına ve sayın üyelerine, özellikle altkomisyonda görev
yapan arkadaşlarımıza, bu çalışmalar sırasında her türlü fikrî desteği veren
Yargıtayın sayın üyelerine, Yargıtay Başkanlığına, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığında görev yapan değerli savcı arkadaşlarımıza, üniversitelerden
katılan bilimadamlarına ve sair kişi ve kuruluş temsilcilerine, Adalet
Bakanlığında görev yapan değerli arkadaşlarıma huzurunuzda teşekkür etmek
istiyorum.
Konuştuğumuz tasarı bir temel tasarıdır,
temel yasadır. Aslında, yasa çalışmalarıyla uğraşan herkes bilir ki, temel
yasalar netameli yasalardır; kimseyi memnun etmeniz mümkün değil. Herkes kendi
bulunduğu noktadan bakar. Onun önceliği Türkiye'nin önceliğidir; onu
düzenlerseniz, o yasa çok önemlidir, onu düzenlemediğiniz takdirde, başkaca
maddelere bakmaksızın külliyen inkâr eder.
Aslında, toplumumuzda böyle bir genelleme
alışkanlığı da vardır; iyiyi kötüden ayırt etmeden, doğruyu yanlıştan ayırt
etmeden, bir tasarının ya da bir hizmetin, bir eserin iyi ve kötü yanlarını,
doğru ve yanlış yanlarını birlikte görme alışkanlığı, maalesef, yoktur.
Toplumumuz, nedense, bir muhalefet anlayışı olarak da, eskiden beri, bardağın
hep boş tarafından bakmıştır; o, çok kolaydır; ama, dolu tarafın nasıl
dolduğuna bakmak gibi bir alışkanlığımız da yoktur.
Talihsiz bir tartışmayla, maalesef, uzun
bir emek mahsulü olan bu tasarı, bu 346 kareden müteşekkil, 346 labirentten
müteşekkil bir güzel eser; belki bazı noktaları gölgeye geldi, bazı
noktalarında ufak tefek eksiklik varken, geri kalanları, sanki hiçbir özelliği
yokmuş, bu topluma hiçbir şey vermiyormuşçasına, küllî bir karalama içerisine
götürüldü. Bu, haksızlıktır. Bu, tasarı için çalışanlara haksızlıktır, en
azından, bize haksızlıktır; çünkü, biz, hepimiz -bu çatının altında olan
herkes- birbirimizi beğensek de beğenmesek de, fikirlerimizi eksik, yanlış
bulsak da, bu ülkenin iyiliği için çalışıyoruz, bu ülke iyiye gitsin diye
uğraşıyoruz. Bir temel yasayı yaparken de en temel niyetimiz budur. Bunun
aksini düşünen, bize bühtanda bulunmuş olur. Bunu burada belirtmek istiyorum.
İkincisi, bizim toplumumuzdaki bazı
kesimlerin -katılır mısınız, bilmem- şöyle bir alışkanlığı daha var: Sizler de,
bizler de, zaman zaman, panellere katılırız. Bu panellere umumiyetle 4-5 kişi
çağrılır. O panellerde, o toplantılarda da çok sayıda değerli zevat vardır.
Bizim konuşma üslubumuzda da bu sayınları saymak gibi de bir geleneğimiz var.
Salonun yarısı sayınlarla dolu olunca, 20 dakikalık konuşmanın 5 dakikası
sayınları saymakla geçer. Ondan sonra, ne iyi ettik de bu toplantıyı yaptık
tarzında, kelamı rüşvet kabilinden de bir 5 dakikalık peşrev konuşması yapılır.
Sonra, her yerde, her toplantıda söylenen bir iki söz ki, özü itibariyle de
şikâyetten ibarettir o ve çözüme bir türlü yönelinemez; çünkü, çözüm, biraz
gayret ister, gece biraz uykusuz kalmak ister, biraz kitap karıştırmak ister.
Sonra, 1-2 dakika kalınca da, saatine ikidebir bakar "söylenecek çok söz
vardı; ama, maalesef, zaman doldu..” Şimdi, bu tasarı yirmi yıldır Türkiye'nin
gündeminde, halen, birkısım insanlar diyor ki: "Bu tasarıyı biraz geri
çeksek." Sizi temin ederim, bahse girerim; bu tasarıyı biz bugün çeksek,
bir yıl sonra Türkiye'nin gündemine getirsek, yine, aynı kişilerden, aynı adamlardan
aynı mazeretleri dinleyeceğiz.
Bu tasarı Meclisin gündemine geleli onyedi
ay oldu, onyedi ay!.. Televizyonlarda ben defeatle söyledim, Komisyon
Başkanımız, değerli arkadaşımız, demin, bu tasarı gündeme geldiği günden beri
katkı için nasıl bir çabada bulunduğunu burada ifade etti. Bu tasarı metnini 1
000'e yakın yere göndermişsiniz, gelebilen teklif, tenkit sayısı 40 veya 50'yi
geçmiyor. Onların da önemli bir kısmı tasarının bütünlüğüyle ilgili değil,
haklı olarak, kendilerini ilgilendiren üç beş maddeyle alakalıdır; bunların
tamamını toplasanız 15-20 maddeyi de geçmez. Şimdi, böylesine bir ortamda,
halen, bir toplum, yirmi sene bir konuyu tartışıyor da, bir yere getirip
bağlamıyorsa, yirmi sene bir konuyu tartışıyor da bundan bir eser orta yere
çıkaramıyorsa, o zaman bir yerde bir yanlışlık var demektir.
Belki, bir Adalet Bakanı olarak, kötü adam
rolünü oynayıp, böylesine Ceza Kanunu Tasarısı gibi netameli bir tasarıyı
toplumun gündemine getirmek yerine, böyle gelmiş böyle gider, eski Kanunla
nereye kadar gidersek gidelim deyip, işi böylece bırakıp Bakanlığın tadını
çıkarmak da vardı; ama, ben, siyasî hayatım boyunca hep zor olanı seçtim; bu da
zor, gerçekten zor; çünkü, böylesine, uzlaşma kültürünün olmadığı, kavga
kültürünün bir siyaset üslubu haline geldiği, bir felsefe haline geldiği, rant
aracı haline geldiği bir toplumda uzlaşmaya dayalı bir temel yasayı toplumun
önüne koyabilmek çok kolay değildir. Bu Parlamento bunu başardı; bu Komisyon
bunu başardı, hepsine müteşekkirim; Cumhuriyet Halk Partilisine de, AK
Partilisine de, gelip, orada konuşan herkese müteşekkirim. Türkiye'nin aradığı
tablo da budur, Türkiye'nin geleceği de burada yatıyor. Belki, bu tasarıdan çok
daha önemlisi, böyle bir uzlaşmanın ortaya konulabilmesiydi. Geçmişte kavga
ettik de ne oldu; birisi bana söylesin,
desin ki, kırk yıl kavga ettik, şöyle bir neticeyi elde ettik.
Bu tasarı, bir uzlaşma tasarısı; elbette
eksikliği var, elbette yanlışı var. Öyle olmasaydı, komisyona gelmezdi, başka
yere gelmezdi. Şimdi hepimiz iyi niyetle diyoruz ki, gözden kaçan hususlar varsa "daha iyi olurdu şöyle
düzenleseydik" diyeceğimiz hususlar varsa, bunu, birlikte, vakit geçmeden,
dün yaptık, geçen hafta yaptık, komisyonda yaptık, yarın da yaparız, bu
müzakereler devam ettiği sürece de yaparız. Mühim olan, bu alışkanlığı, bu
güzel geleneği burada kaybetmemiş olmamız lazım gelir. Belki, Parlamentonun bu
anlamda en önemli eserlerinden bir
tanesi budur. Demokrasi adına misal verirken, uzlaşma adına misal verirken,
ülkenin yararı için yan yana gelmek için misal ararken, ben niye İngiltere'den
misal vereyim, niye Fransa'dan misal vereyim! İşte, yeni dönemde bu da güzel
bir misal; bunu toplumun önüne koymak, bunu paylaşmak, bunun gururunu taşımak,
her halde, bu tasarı vesilesiyle bu Parlamentoya nasip olmuştur; bunun gözden
kaçırılmaması lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu tasarı,
elbette nereden baktığımıza bağlı. Dedim ya, 346 madde; eksiği varsa
düzeltiriz, hiçbir inadımız yok, tartışacağız, konuşacağız, birlikte bunları
yapacağız; ama, bir şeyi gözden kaçırmamamız lazım; artık, 765 sayılı Türk Ceza
Kanunuyla Türkiye'nin bir yere varması mümkün değil; çünkü, ihtiyaç hâsıl
oldukça her gün bir tuğlası sökülmüş; bir engel çıkmış, oradan bir parçası
sökülmüş; sonra tamir etmeye çalışmışız, ucube bir bina haline gelmiş; 60'tan
fazla değişiklik... Felsefesi eskimiş; bu Ceza Kanunu, soğuk savaş döneminin
yürürlükteki ceza kanunu izlerini taşıyor, felsefesini taşıyor; çünkü, soğuk
savaş döneminin önceliği güvenliktir, devletin güvenliğidir. Güvenliğin söz
konusu olduğu yerde, yasaklar olur, yasaklamalar olur; ama, Türkiye artık o
dönemi çoktan aştı; dünya o dönemi aştı. Onun için, dünyanın felsefesi değişti
ister istemez. Eğer, ceza kanunlarınızı bu felsefeye uyduramazsanız,
haksızlıklar olur, özel kanunlarla ceza düzenlemesine gidersiniz, o zaman da
ceza hukuk sisteminin sistematiği bozulur, dengesi bozulur, haksızlıklar
meydana gelir. Nitekim, yürürlükteki yasanın dengesi bozulmuştur, sistematiği
bozulmuştur, felsefesi de eskimiştir. Bununla Türkiye nereye kadar gidebilir;
bu, daha ne kadar götürebilir? Dedim ya, niye netameli işle uğraşıyoruz, böyle
gelmiş, böyle gitsin diyerek bu dönemi de kapatıp gidebiliriz; ama, bu toplumun
modern bir ceza kanununa ihtiyacı vardır; öncelikleri dünya şartlarına uygun,
dünyanın öncelikleriyle örtüşen, kendi içinde sistematiği olan, felsefesi olan
yepyeni bir ceza kanununa ihtiyaç vardır.
Şimdi, tutanaklara geçmesi açısından
burada ifade etmek istiyorum. Hükümet olarak, biz, bugüne kadar olmamış bir
yolu denedik bu Ceza Kanunu Tasarısında. Herkesin bilmesi gereken bir hususu
ifade etmek istiyorum. Bir konunun çözümü için, yasa, Parlamentonun gündemine,
Genel Kurula iki türlü gelir; ya teklif olarak gelir ya da tasarı olarak gelir;
ama, geriye dönüp baktığımızda, bizim yasalaştırma tarihimiz açısından, teklif
adedi fevkalade sınırlıdır, daha çok tasarı olarak gelir. Ama, gördük ki, yirmi
yıldan beri, belli bir hükümet döneminde bir yere kadar gelmiş olan ceza kanunu
tasarısı, her hükümet değişikliğinde veya her seçim öncesinde geriye çekilmiş;
olmadı, baştan, yeni bir komisyon iki sene, üç sene, dört sene çalışmış, Meclis
gündemine gelmiş... Ben, bunların birçoğunu bu çatı altında yaşadım. Birçok
bakan arkadaşımız ceza kanunu tasarısını komisyona kadar getirdi; fakat,
sonradan, seçimler veya hükümet değişiklikleri sebebiyle bu tasarılar geri
çekildi. Ceza kanunu tasarısında, yirmi yıldır, gel git, gel gitten başka
yapılan çok fazla bir şey yok.
Şimdi, düşündük, elbette, bizim Meclise
sevk ettiğimiz tasarının birçok noktada demin söylediğim ilkelere uymayan yönü,
eksikliği var, yanlış olan tarafları var, felsefesi itibariyle itiraz ettiğimiz
noktaları var, parti öncelikleri açısından kabul edemediğimiz noktaları var;
ama, bir sürecin başlaması lazımdı. Bir süreç başlasın, bu ülkeye tekrar üç
sene, dört sene kaybettirmek yerine -ben, bunu televizyonlarda hep söyledim-
komisyonlarda süreyi olabildiğince uzun tutarız, herkesin katılımını da
olabildiğince sağlarız ve böylece, bir temel yasayı birlikte yaparız mantığı
içerisinde, takdir edilmesi gereken bir yolu tercih etmiş olmamıza rağmen,
klasik anlayışla, hep eski usul yasa yapma alışkanlığı olanlar veya böyle bir
beklenti içerisinde olanlar "efendim, hükümet o tasarıyı gönderdi, bu
tasarıyı gönderdi..." Gayet net söylüyorum, bu tasarıyı göndermemizin esas
sebeplerinden bir tanesi zaman kazanmak, süreci işletmektir. Şu tasarı, yarım
yüzyıllık çokpartili hayatımız içerisinde, belki de ilk defa Parlamentonun
kendisinin yaptığı bir tasarıdır; bunu, kimsenin gözardı etmemesi lazım.
Elbette, Hükümetin gönderdiği tasarı bir mukayese unsuru olmuştur. Onun
arkasında da çok değerli katkılar var, çok değerli çalışmalar var, pek çok
insan o tasarı içerisinde... Kabul ederiz etmeyiz, tenkit ederiz, takdir
ederiz, o, ayrı bir olay; ama, onun arkasında da bir çalışma var. Şüphesiz,
böylesine bir temel yasa yaparken, toplumun hafızasında, bakanlığınızda, ilgili
kurumlarınızda, dünyada ne varsa bunların hepsini ortaya koyup, bir düzenleme
yapmanız gerekiyor.
İlk defadır ki, bu tasarı vesilesiyle,
Türkiye, kendi inisiyatifiyle, Parlamentosunda bir ceza kanunu tasarısı
gerçekleştiriyor. Demin arkadaşlarımız da söyledi, elbette, beğenmediğimiz
noktalar varsa, antidemokratik olduğunu kabul ettiğimiz hususlar varsa...
Gözden kaçan olabilir. Hiçbirimizin niyeti, bu ülkeye antidemokratik bir
dayatma yapmak değildir, Türkiye onları çok geride bıraktı. Artık, o dönemler
bir daha gelmez. Bakınız, gelmemesi için de doğru siyaset yapmamız lazım.
Elbette, Türkiye, zaman zaman, antidemokratik süreçlere geldiyse, bunda bizim
de sorumluluğumuz var, başkalarının da var. Biz, sorumluluğumuzun gereğini
yapar, uzlaşarak, anlaşarak, antidemokratik tavırlara karşı birlikte bir cephe
oluşturabilirsek, korku ve endişe dönemi geride kalır. Eğer, siz, böyle yapmaz
da, Türkiye'de her şeyi bir yasa maddesiyle çözmeye kalkarsanız, bu mümkün olmaz. Benim anayasa hukukunda
rahmetli Kubalı Hocamdan öğrendiğim bir şey var "meşruiyetin kaynağı
nedir, devlet organları birkısım yetkiler kullanıyor, bu yetkilerin
kullanılması neden meşrudur, bunun kaynağı nedir" denildiğinde verdiği
cevap şuydu: "Anayasadan alır." Nitekim, Anayasamızda da böyle bir
hüküm var, 6 ncı maddede "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan
almayan bir devlet yetkisini kullanamaz" deniliyor. Evet, bugünkü
Anayasada da var.
Şöyle bir sual daha var; o dönem de
okuyanlar için bu temel sualdi: "Peki, bir gece darbe oldu, ortada anayasa
da kalmadı; o yetkiyi kullanan meşruiyetini nereden alacak? Öbürleri Anayasadan
alıyordu; Anayasa askıya alındığına göre nereden alacak?" Verdiği cevap,
benim siyasî hayatım bakımından, birçok sorunun çözümü için anahtar cümledir:
"Her kuvvet kendi hukukunu beraberinde getirir." Eğer hukukun
kuvvetini bu ülkede hâkim kılabilirsek, işte, o korkuların ve endişelerin hepsi
zail olur; hepimizin gayret etmesi gereken nokta da burasıdır. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Ama, siz, kuvvet hukukuna davet
çıkarırsanız, kuvvetin egemen olmasını isterseniz, olmanız gereken yerde
birlikte olamazsanız, demokraside hak ve özgürlükler çiğnenirken "adam,
bana ne" derseniz, 1 000'e yakın kişi ve kuruluşa bu kanun tasarısı
gönderildiği halde, bir magazin sayfasına gösterdiğiniz ilgi kadar ilgi
göstermeyip de, ondan sonra "bu ülkede demokrasi kökleşsin"
diyorsanız, o zaman, bu demokrasiyi de yeteri kadar hak etmek lazım; çünkü, her
şey hak edilerek daha anlamlı oluyor, daha önemli oluyor. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Bunu hak etmediğiniz takdirde, bir tek Ceza Kanununa bu
kadar vebali yüklemenin anlamı var mı?!
Değerli arkadaşlarım, bir başka şeyi daha
ifade etmek istiyorum. Bu kanun tasarısından beklentinin çok fazla olduğunu
biliyoruz. Geriye doğru, bu toplum çok sıkıntılar yaşadı; ekonomik sıkıntılar
yaşadı, siyasî sıkıntılar yaşadı, antidemokratik süreçlerden geçti. İsteniliyor
ki, bütün bunlar bir tek kanunla halledilsin. Böyle bir marifeti gösterecek
hiçbir komisyon, hiçbir parlamento, hiçbir bilim adamı heyeti olamaz. Yani, bu
ülkede -arkadaşlarımız da söyledi- gelir dağılımında uçurum varsa, çarpık
kentleşme varsa, siyasî, sosyal, idarî, adlî kontrol yeteri kadar tesis
edilemediyse, ailevî sıkıntılar varsa, yozlaşma varsa, yabancılaşma varsa, en
önemli programlar televole programlarıysa ve toplum, her geçen gün, bir başka
istikamete doğru sürüklenmek isteniyorsa, siz, kapkaçı hangi ceza kanunu
maddesiyle önleyebilirsiniz? İşsizlik sigortanız yoksa, toplumun halen üçte
1'inin sosyal güvenlik sistemi getirilememişse...
Bunu bir muhalefet milletvekili gibi
konuşuyor demeyin; bunlar Türkiye'nin gerçekleridir. Bunlar varsa, siz,
hırsızlığın cezasını yedi seneye değil yetmiş seneye de çıkarsanız... Canım,
Ceza Kanununun ne günahı var; yani, yedi senelik ceza, yetmiş senelik ceza bu
işleri çözüverseydi -tek başına ceza sistemi- o zaman, en ağır cezaları o
ülkeye getirirdiniz, ortalık dümdüz olurdu. Ya da daha iddialı bir ifade
söyleyeyim: Bir ülkenin sorunlarını sadece kanun çıkararak çözmüş olsaydık, o
zaman, yeryüzünde sorunlu hiçbir toplum kalmazdı. Onun için, bu Ceza Kanununa
olduğundan çok daha fazla bir anlam yükleyerek, bir aşırı beklenti içerisinde
"eyvah, bu beklentiler karşılanmıyor, demek ki yanlış yapıldı" tarzındaki
bir yanlış kanaate de -maalesef- kendi kendimizi, burada saplamayalım, böyle
bir noktaya da getirmeyelim.
Bir başka hususu daha ifade etmek
istiyorum. Şüphesiz, bir arkadaşımızın -Meclise de yeni girdi ama- klasik
muhalefet üslubunu çok iyi benimsediğini görüyorum; ama, bu yol, yol değil.
Kendisi de burada yok.
Şimdi, bakınız, söylemek istediğim şey şu:
Değerli arkadaşlarım, bugün burada konuşulan her söz tutanaklara geçiyor.
İleride bu kanun maddelerini yorumlayanlar, bunları da hesaba katarak
yorumlayacaklar, kanun koyucunun muradı nedir diye. Şimdi, siz, hep beraber,
burada "antidemokratik bir yasa var, hürriyetler kısıtlandı, özgürlükler
yok oluyor" derseniz, o zaman, hâkime, savcıya ne kabahat bulacaksınız
uygulamalarından dolayı?!
Gelin, tersinden bakalım; bu kanun
özgürlük getiriyor, hakkı, hukuku yerli yerine oturtmaya çalışıyor. Bugüne
kadar çıkardığımız hiçbir yasanın 1 inci maddesinin birinci cümlesi "kişi
hak ve özgürlükleri" ile başlamıyor. Bu maddede, bu kanunun, kişi hak ve
özgürlüklerini teminat altına almak için çıkarıldığı söyleniliyor. 1 inci ve 2
nci maddeyi okumak bile, bu kanunun ne kadar yeterli olduğunu anlamak için
yeter, anlamak isteyenler varsa; ama, özel problemlerinin çözümünü bu kanun
maddeleri içerisinde arayanlar varsa, onlara bir şey diyemem. Bilmiyorum,
onların tamamını karşıladık mı karşılayamadık mı; ama, biz, ortalama bir yasa
yapıyoruz. Özel beklentilere göre yasa yapacaksak, bu, temel yasa olmaz, özel
yasa olur.
Bakın, burada ne getirdik; hepimizin
bildiği "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesine ilaveten "idarenin
düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz..." Bu önemli bir maddedir.
Bu ülkede, geriye dönük bakanlar kurulu kararlarıyla, yönetmeliklerle,
tüzüklerle hatta genelgelerle hak ve özgürlüklerin nasıl kısıtlandığını hep
beraber biliyoruz. Bu cümlenin, buraya girmiş olması bile, başlı başına, bu
yasanın nasıl bir zihniyet değişiminin ürünü olduğunu, ne kadar özgürlükçü
olduğunu çok açık olarak ortaya koyar.
Yaşadığımız tecrübelerden sonra bir başka
şey daha getirdik; diyoruz ki: "Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin
uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak
biçimde geniş yorumlanamaz." Herkesin bunu iyi anlaması lazım...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) -
Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Bakınız, okuduğum bu üç fıkra dahi, ne
kadar özgürlükçü, ne kadar hukukun üstünlüğüne önem veren bir anlayışla, böyle
bir felsefeyle yasanın yapıldığını gösteriyor. Ayrıca, bu yasanın felsefesi
farklı. Öbüründe, genel hükümlerden sonra, devlet aleyhine işlenen cürümler
varken, bu tasarıda, bu defa, kişi aleyhine işlenen suçları, biz, birinci plana
almışız, ondan sonra diğerleri geliyor. Bu bile, yasa koyucunun neleri
önemsediğini göstermesi bakımından önemlidir.
Bütün bu maddeler ortadayken, hiçbir
uygulayıcı -eğer kastı yoksa, keyfî davranmıyorsa- bu yasadaki hiçbir hükmü,
özgürlükler aleyhine yorumlayamaz, yorumlamaması lazım. Keyfî uygulama yaparsa,
hukuk devleti içerisinde onun kendi mekanizmaları vardır. Eğer, hukukî bir
konudan, ihtilaftan bahsediyorsak, itirazı var, temyizi var, kanun yolları
vardır. Öbür türlü bir şey varsa, onun da kendi içerisinde mekanizmaları
vardır. Mühim olan, bizim burada, ne niyetle bu yasayı hazırladığımızdır,
nelere öncelik verdiğimizdir ve beklentilerimizin neler olduğudur.
Değerli arkadaşlarım, özellikle, bir başka
şeyi de belirtmek istiyorum. Şüphesiz, bir tasarı değerlendirilirken, evvela
genel hükümlerinin çok iyi algılanması lazım. İnsanlarımıza daha yüksek
birkısım hesap düzenlerini okuturken bile, evvela, kerrat cetvelinin bilinmesi
gerekiyor. Kerrat cetveli bilinmeden cebire veya başka türlü işlemlere geçmek
mümkün değil. Bu Ceza Kanunu Tasarısıyla ilgili birileri bir şey diyecekse, şu
temel hükümleri çok iyi okuması lazım. O temel hükümler okunmadan, oradaki
ilkeler, oradaki düzenlemeler iyice sindirilmeden özel maddelerdeki hususları
anlamak mümkün değil. Anlayabildiğim kadarıyla, yazılanlara çizilenlere
baktığımda, onlar sadece bir kareden bakarak fotoğrafın tümünü görmeye gayret
ediyorlar; bu da fevkalade yanlış bir husustur. Böyle olunca da, biz meseleyi
takdimde zaman zaman zorlandık.
Ümit ediyorum ki, bu çalışmalar sırasında
fırsat olacak. Tasarının sair maddeleriyle, getirdikleri konularla ilgili
arkadaşlarımızın söylediklerine aynen katılıyorum. Buna ilaveten başka
söylenecek hususlar varsa, bunları da tekrar burada dile getireceğiz.
Antidemokratik olduğunu düşündüğümüz,
düşündüğünüz, dile getirilen hususlar varsa, bunları mutabakat içerisinde,
olabildiğince belli bir noktaya getirmeye gayret edeceğiz; ama, kendi kendimize
haksızlık etmeyelim. Bu yasa tasarısı özgürlükçü bir yasa tasarısıdır. Bu yasa
tasarısı Avrupa Konseyinin bile takdirine... Yani, onların takdirine
ihtiyacımız yok; ama, moda oldu diye orayı örnek gösteriyorum. Bizim kendi
yaptığımız, kendi ürünümüz... Gayet açık söylüyorum. Bundan sonra Avrupa'da,
dünyanın başka yerinde ceza kanunu düzenlemesi yapanlar, emin olun, bu
tasarıdan da büyük ölçüde istifade edeceklerdir. Böylesine özellikleri olan...
Ama, eksikliği varsa da, bunu bugün gideririz, bugün gideremiyorsak daha sonra
gideririz. Yanlış anlaşılan hususlar varsa, mahkemeler zaten bu işler içindir,
Yargıtay bunlar içindir. Ama, birbirimize güvenmemiz lazım, birbirimize
inanmamız lazım. Hiçbirimizin niyeti, bu ülkede insanların mutsuz olması
değildir, tu kaka yapılması değildir; ayırımcılığa, başka türlü eşitsizliklere,
haksızlıklara maruz kalması değildir. Bunları artık geride bıraktık. Hepimiz
artık yeni bir geleceğe doğru yürüyoruz. Yaşadığımız tecrübeler, inanıyorum ki,
hem bu kanunların yorumlanması açısından hem de atacağımız adımlar açısından
bize yol gösterecektir.
Hepinize teşekkür
ediyorum. Bu tasarının milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Şahsı adına son konuşma, İstanbul
Milletvekili Hasan Fehmi Güneş'e aittir.
Sayın Güneş, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; gerçekten, bugün, 22 nci Dönemin belki en önemli
çalışmalarından birini yapıyoruz, sıraüstü bir çalışma yapıyoruz, sıradışı bir
çalışma yapıyoruz.
Ceza yasaları, gerçekten, sıradan yasalar
değillerdir. Hele, bir ceza yasasını, yetmiş küsur yıl uygulandıktan sonra bir
ceza yasasını baştan sona değiştirmek iddiasıyla ortaya çıkmak çok önemli bir
iddiadır, büyük bir iddiadır.
Ceza yasaları topluma yön verir, kişiye
yön verir ve bireyin bütün yaşamını, toplumun bütün yaşamını ve geleceğini
düzenlemek iddiasındadır; onun için, çok önemlidir.
Ceza yasaları, o toplumun çağdaşlık ve
aydınlanma sürecindeki düzeyini de belirler. Bir toplumun çağdaşlık düzeyi,
aydınlanma sürecindeki katettiği yol, o toplumun ceza yasasıyla somutlaşır,
ceza yasasıyla belirlenir. Demokrasi ve özgürlük tutkusu o toplumun, ceza
yasasıyla somutlaşır, yere iner, belirlenir. O nedenle, ceza yasaları herhangi
bir yasa değildir.
Ceza yasaları, hümanizmada hak ettiğimiz
dereceyi de gösterir. Bu nedenle, belki bugünkü tartışmaların özü de bu. Bu
nedenle çok özel bir süreçle hazırlanmalıdır; sıradan bir süreçle
hazırlanmamalıdır, sıraüstü bir süreçle hazırlanmalıdır. Öyle de olmuştur pek
çok yerde, dünyanın pek çok yerinde; ceza yasaları için, önce bilim
kurullarında, bilim çevrelerinde, akademisyenler tarafından,
siyasetadamlarının, hiç kuşkusuz, görevlendireceği heyetlerle büyük bir hazırlık
yapılır; oraya, o toplumun bütün bilimsel birikimi, uygulamadan gelen birikimi
yansır, o bir yasa haline gelir; sonra, o birikimle Meclisin önüne gelir ve
özenle toplumda tartışılır, program içerisinde tartışılır. Benim de
söyleyeceğim, bu tartışmanın bu tasarı üzerinde yeterince yapılamamış
olmasıdır.
Bu tartışma şunun için gerekiyor değerli
arkadaşlarım: Az evvel arz etmeye çalıştığım gibi, ceza yasası, toplumun çok
önemli göstergelerinden biri. Orada çağdaş bir oybirliğine ulaşmak gerekir,
çağdaş bir oybirliği, oydaşma sağlamak gerekir. "İki parti uzlaştı,
öyleyse, tamam, bu konuda tartışılmamalı." Böyle bir şey yok. Böyle bir
şey yok. İki parti bir yanlışta uzlaşmışsa, o yanlış doğru olmaz o uzlaşma
nedeniyle. Ceza yasası sadece siyasetadamlarının uzlaşmasının ürünü olmamalı;
söylemek istediğim o. O, aynı zamanda bu alandaki bütün birikimlerin de
uzlaşması, onların da oydaşması, onların da beraber olmasının sonucu olmalı,
öyle ortaya çıkmalı; söylediğim o. Bu metin, bu sürece uygun gelmedi.
Aslında Sayın Bakan da, Sayın Komisyon
Başkanı da, açıkladılar bu metin, sonradan ortaya çıkan bir metin, bir hükümet
tasarısı değil. Hükümet takabbül etti bunu -eski deyimiyle- komisyonun
hazırladığı bir tasarı ve işte onbeş yıllık birikim, onbeş yıllık çalışma buna
ne kadar yansıdı, bu tartışılır hiç kuşkusuz. Altkomisyondaki arkadaşlarımız,
onu beğenmedikleri için, bu metni yazdı, o onbeş yıllık çalışmanın ürünü olan
metni beğenmediler; "bununla olmaz" dediler ve bunu kaleme aldılar.
Şunu içtenlikle söylemek istiyorum, komisyon çalışmalarına belki çok az katılma
imkânı buldum; çok içtenlikle, tam bir fedakârlıkla, tam bir dikkatle,
özveriyle çalıştı komisyondaki arkadaşlarımız; onu tartışmıyoruz. Onu saygıyla
da, övgüyle de söylemek istiyorum, söylüyorum; ama, bu yetmez. Söylemek
istediğim, bu yetmiyor, bununla yetinilemez. Bu metin Parlamentoda görüşülecek
düzeyde bir ceza yasası metni olgunluğuna ulaşmadı. Hep birlikte çalışıldı,
komisyon emek verdi, alt komisyon müthiş bir çalışma yaptı; on ayda, bir büyük
ülkenin, Avrupa'nın en büyük ülkelerinden birinin ceza yasasını baştan sona
yazmak gerçekten önemli bir şeydir; ama, olgunlaştırmak da gerekir;
olgunlaşmadı.
Değerli arkadaşlar, akademisyenler,
akademik -çevreler geç geldi erken geldi- bugünkü metne muhalefet ediyorlar,
bugünkü metinden memnun değiller, buna karşılar. Barolar buna karşı. İstanbul
Barosu, Ankara Barosu toplantılar yapmış, kitaplar yayınladılar, üç beş gün
önce ikinci kitabı çıktı Barolar Birliğinin, İstanbul Barosu bir alternatif
metin hazırladı, benzer hazırlıklar var. Bunun geliştirilmesi gerekiyor.
Vaktiyle gönderilmiş 400 yere, harika; cevap gelmemiş, o yanlış; ama, yani, biz
size göndermiştik o zaman cevap vermediniz, artık, cevabınızı istemiyoruz gibi
bir küskünlükle ceza yasası tamamlanamaz. Evet, şimdi ilgilenme başladıysa,
bence, eğer bir zaman sıkışıklığı yoksa, mümkünse bütün bu katkılar
toplanmalıdır, bütün bu katkılar alınmalıdır ve tartışma tamamlanmalıdır.
Yürürlük tarihi olarak, 346 ncı maddede,
bir yıl sonrasını öngörüyoruz. Öyleyse çok fazla bir acelemiz yok, o süreyi
böyle değerlendirebiliriz; hazırlıkları tamamlamak, tartışmayı tamamlamak,
toplumsal oydaşmayı sağlamak konusunda tamamlayabiliriz, değerlendirebiliriz.
Bu arada fizikî hazırlıklar da yapılabilir hiç kuşkusuz.
Değerli arkadaşlar, bu yeni Ceza Yasamızın
ayrı bir kimliği olmalı, ayrı bir kişiliği olmalı, ayrı bir misyonu olmalı,
ayrı bir mesajı olmalı; ona bakarak biz hepimiz övünmeliyiz, bunu biz yaptık,
bu bizim demeliyiz. Bunda çok yoğun bir bilimsel katkı gerekir. Bu, sadece
siyasetadamının işi değil; bizim işimiz farklı. Ben de -özür dilerim-
politikadan önce yargıda görev yapmış arkadaşlarınızdan biriyim. Şimdi, o
dönemdeki hatıralarımla, anılarımla buna katkı yapmaya kalkarsam yanlış
yaparım. Bu, ondan daha büyük bir şey; onu aşacak bir şey. Yetmez sadece
siyasetadamının buradaki dikkati ve özverisi; onu tamamlamamız, onu, bakınca
heyecan duyacak noktaya getirmemiz gerekir. Çok özür dilerim, ben, şu anda o
heyecanı duymuyorum baktığımda, çok önemli noktalarda da -konuşmacıların hepsi
söylüyor- henüz tamamlanması gereken noktalar görüyorum. Madem bunları
tamamlayacağız, sadece siyasetadamlarından değil, bu konuda emek vermiş, bu
konuda bilimsel kimliğini ortaya koymuş insanlardan da yararlanmalıyız diye
düşünüyorum.
Ceza hukuku alanındaki gelişmeler,
aslında, heyecan vericidir. Artık, cezadan söz edilmemeye başlanıldı;
"önlem" deniliyor. Artık, korkutulmuyor; cezayı, bir korkutma aracı
olarak kullanmıyorlar, iyileştirmeye çalışıyorlar. Artık, soyutlama, tecrit söz
konusu değil, onu sosyalleştirme, uyumlaştırma söz konusu; hapis ve zindandan
bahsedilmiyor, topluma kazandırmaktan söz ediliyor. Bunlar, çok heyecan verici,
bunlar çok ileri hedefler. Böyle bir ceza yasası hazırlamalıyız; daha hümanist,
daha çağdaş, daha insancıl, daha özgürlükçü olmalı; Türk toplumu bunu hak etti.
Madem yola çıktık, hazırlıyoruz -hiç kuşku yok ki, takdirle karşılanacak çok
önemli emekler veriyorsunuz- onu bu hale getirmeliyiz diye düşünüyorum.
Ayrıca, ceza yasaları, toplumun erişmesini
istediğimiz noktaya ulaşması açısından da son derece önemli etkisi olan
yasalardır. Şunu söylemek istiyorum: Toplumun ekonomik ve kalkınma düzeyi
açısından, demokratik düzeyi açısından, çağdaşlık düzeyi açısından...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Güneş.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - ...nereye
gelmesini hedeflemişsek, Ceza Yasamız onu hızlandıracak, o yolu açacak, o
gidişi kolaylaştıracak unsurlar da getirebilir, böyle etkileri de olur. Bunu
sağlamalıyız, bunu öneriyorum; bu noksanlarını gidermeliyiz, aceleye
getirmemeliyiz. Çok önemli, çok sıradışı bir iş yapıyoruz. Bu yaptığımızla
övünmemiz gerekir; bunu en çağdaş düzeye ulaştırma konusunda, Cumhuriyet Halk
Partisi, hiç kuşkusuz, elinden gelen katkıyı, birikimini ortaya koyacaktır;
bunda bir kuşku olmaz; çünkü, biz, çağdaşlaşmanın ve devrimin siyasal örgütü
olarak kendimizi tanıtıyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum; teşekkür
ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1. - Genel
Kurulu ziyaret eden Suriye Halk Meclisi Başkanı Mahmoud Al Abrash'a Başkanlıkça
"Hoşgeldiniz" denilmesi
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Suriye
Halk Meclisi Başkanı Mahmoud Al Abrash Genel Kurulumuzu onurlandırmışlardır;
kendilerine, Yüce Heyetiniz adına hoşgeldiniz diyorum. (Alkışlar)
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
1. - Türk
Ceza Kanunu Tasarısı ve AdaletKomisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı 664) (Devam)
BAŞKAN - Tasarının 1 inci maddesini
okutuyorum:
TÜRK CEZA
KANUNU TASARISI
BİRİNCİ KİTAP
Genel Hükümler
BİRİNCİ KISIM
Temel İlkeler, Tanımlar ve Uygulama Alanı
BİRİNCİ BÖLÜM
Temel İlkeler ve Tanımlar
Ceza Kanununun amacı
MADDE 1. - (1) Ceza Kanununun amacı; kişi
hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu
sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.
Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları
ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Çorum Milletvekili Sayın Feridun Ayvazoğlu; buyurun.
CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 664 sıra sayılı Türk
Ceza Kanunu Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği üzere, şu anda yürürlükte
bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, yetmişsekiz yıldır bu toplumun yaşamına
yön veren bir ceza kanunudur. Elbette, bugüne kadar, bu Ceza Kanununda 50'ye
yakın değişiklik yapılmış ve bu temel kanun, tabiri yerindeyse, yamalı bohçaya
çevrilmiştir. Bu ve buna benzer sıkıntıların yaşanmış olduğu Türk toplumunda ve
ülkemizde, temel bir kanunun, toplumun yaşamına yön veren, şekil veren Türk
Ceza Kanununun, çağa uygun bir şekilde, uygar bir biçimde değiştirilmesinin
düşünülmesi için gereğinin yapılması da elbette zorunluydu. Bu noktada, kısmet,
22 nci Dönem Parlamentosuna aitmiş.
Bu doğrultuda yapılan çalışmalar
sonucunda, bundan tahminen birbuçuk yıl kadar önce Meclis gündemine getirilmiş
bulunan bu tasarının özüne bakıldığında, amacına bakıldığında, yine bu
tasarının 1 inci maddesine esaslı bir şekilde bakıldığında, özümsendiğinde şu
görülmektedir: Her şeyden önce, bireyin hak ve özgürlüklerini güvence altına
alabilmeyi amaçlayan bu tasarıyla, yine, devletin, demokratik, sosyal bir
anlayışla, otoritesini, hukuk devleti anlayışıyla birleştirmekte olduğunu da
görmekteyiz.
Tartışılan konulardan şu husus ortaya
çıkmıştır: Bunu söylerken, elbette, ben, huzurunuzda, şu anda, bu tasarının
hazırlanmasında altkomisyonda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görev yapan
bir milletvekili olarak, yapmış olduğumuz çalışmalarda, altkomisyon üyesi
olarak, gerek şahsım gerekse Cumhuriyet Halk Partisinin diğer üyesi, değerli
arkadaşım Eraslan da imzalarımıza sahip çıkıyoruz, bu hususta hiç kimsenin
kuşkusu olmasın; ancak, tartışılan konu şurada düğümleniyor ve bunun açılması
gerekir diye düşünüyoruz: Tabiî ki, arkadaşlarımızın, bu tasarının, bir iki
günde, bir haftada, on günde kestirilip atılmasından yana olmadığı şeklindeki
görüşlerini saygıyla karşılıyoruz; ancak, yine, bugüne kadar yapılan
çalışmaların çok ciddî boyutlarda, gerçekten, akademisyen arkadaşların vermiş
olduğu emek doğrultusunda, Yargıtaydan görevlendirilen hâkim üye
arkadaşlarımızın görüşleri ve önerileri doğrultusunda hazırlanan, sivil toplum
örgütlerinin, özellikle de, gerçekten, bizlere yön gösteren kadın toplum
örgütlerinin vermiş oldukları öneriler doğrultusunda, uyarılar doğrultusunda,
altkomisyonda bunların değerlendirilmiş olduğunu da, sizlere, burada, ifade
etmek istiyorum. Bizler istiyoruz ki,
bu doğrultuda altkomisyondan ve Adalet Komisyonundan geçen bu tasarı, bir an
önce, gerçekten, hiçbir değişikliğe uğramaksızın Yüce Meclisten de bu şekilde
geçsin.
Tartışılması gerekir veya gerekmez, zaman
açısından erken veya geç, o tartışmayı bir tarafa bırakıyorum; ancak, Adalet ve
Kalkınma Partisinin, Adalet Komisyonu Başkanımız Sayın Toptan'ın burada
belirtmek istediği, belirtmiş olduğu değişlikler hususundaki tereddütlerimi
ifade etmek istiyorum: Bunların başında, gerek altkomisyonda gerekse 24 üyeli
Adalet Komisyonunda, gündeme gelse dahi, hiçbir şekilde değişiklik önergesi
verilmemiş olan ve aynen altkomisyonda ve Adalet Komisyonunda kabul edilen, şu
andaki tasarı metninin 222 nci maddesindeki devrim kanunlarına karşı işlenen
suçlarla ilgili olarak getirilebilecek olan değişikliği, burada, şahsım adına
söylüyorum, imza atan bir milletvekili olarak söylüyorum, altkomisyon üyesi
olarak söylüyorum, Adalet Komisyonu üyesi olarak söylüyorum, Cumhuriyet Halk
Partisinin milletvekili olarak söylüyorum, içimize sindiremeyiz; bunu bu
şekilde belirtmek istiyorum.
Eğer samimî iseniz, altkomisyondan geçen
hükmünün, 222 nci maddenin aynen geçirilmesi şartıyla; yine, bugüne kadar
hiçbir şekilde gündeme getirilmeyen, hükümet tarafından gönderilen Türk Ceza
Kanunu tasarısının altkomisyonda ve Adalet Komisyonunda değiştirilmiş bulunan
hiçbir maddesinde yer almayan zinayla ilgili hükmün, sırf gündem değiştirmek
amacıyla buralara getirilebileceği izlenimlerini duymaktan da bizler
endişeliyiz. Biz, zina eyleminin hukuka aykırı bir eylem olduğunu her yerde
söylüyoruz, bunun altını çiziyoruz. Zina, hukuka aykırı bir eylemdir, haksız
bir eylemdir; ancak, bunun karşılığında ceza verilip verilmemesinin, hiçbir
şekilde, çağdaş hukuk anlayışıyla, uygarlıkla ilgisi ve alakası yoktur, olmaz,
olamaz. Eğer bu olacak ise, İslamî hukukun çağdaş hukuka, Avrupa hukukuna,
Avrupa Birliği normlarına, uygarlığa müdahale olduğunu buradan belirtmek
istiyoruz değerli arkadaşlarım. Biz samimî isek, sizler samimî iseniz, bu
şekildeki değişikliklerin, yeri geldiğinde Cumhuriyet Halk Partisinden daha
fazla cumhuriyetçiyiz diyebilen AKP'nin, yerine göre Cumhuriyet Halk
Partisinden daha fazla devrimciyim diyen AK Partili kardeşlerimizin burada samimiyetini
görmek istiyoruz. Eğer bizden daha fazla cumhuriyetçi iseniz, daha fazla
demokratsanız, daha fazla laikseniz, buyurunuz, işte size milletin meydanı!
Milletin meydanında samimiyetinizi gösteriniz!
İki madde hususundaki tereddütlerimi
belirtmek istedim. Yoksa, kesinlikle, altkomisyonda ve Adalet Komisyonunda
verdiğimiz imzalardan ödün vermiş olarak konuşmuyorum.
1996 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından
iptal edilen zina suçuyla ilgili madde, eğer 1996'dan bugüne kadar gündeme getirilmediyse,
bunun sorumluluğunun, son iki yıldır tek başına iktidarda bulunan Adalet ve
Kalkınma Partisinde de olduğunu, burada, kamuoyuna bir kez daha belirtmek
istiyorum.
Değerli milletvekilleri, elbette, bu kanun
tasarısında, çok değişik ve arzu edilen hükümlerin hiç olmazsa çoğunluğunun
bulunabildiğini görmekten dolayı, toplumun mutlu olacağına inanıyoruz. Bugüne
kadar ilk kez "yargı görevini yapanlar" deyimine avukatların
alınmasından tutunuz "haksız bir eylem" ibaresiyle, haksız tahrikin
töre cinayetlerine uygulanmayacağına dair hükümler ile cinsel suçlarda,
evliliğin artık ceza davasını düşüremeyeceğine kadar, gerçekten, olabildiğince
yeni düzenlemelerin yer almasından dolayı da, zaman zaman kamuoyunu
bilgilendirmenin hepimizin görevi olduğu düşüncesini taşımaktayım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
duygu ve düşüncelerimizi elbette bizler Meclis kürsüsünde söyleyeceğiz. Topluma
şekil verecek olan Türk Ceza Kanununun görüşülmesini, Türk Ceza Kanununun
değiştirilmesini, yasamanın görevleri içerisinde olması nedeniyle elbette
Meclis yapacaktır. Yasama görevini üstlenmiş olan Yüce Meclisin bu görevi
yapması kadar doğal bir şey olmaz, olamaz. O nedenle, biz, Yüce Meclisin
milletvekilleri olarak, burada, bu yasayı kamuoyunun ihtiyaçlarına göre yeniden
düzenleyebilirsek, çağdaş uygarlık yolundaki...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ayvazoğlu, lütfen,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Tamamlıyorum
Sayın Başkanım.
...ülkemizin insanlarına ne derece olumlu
katkılarda bulunabilirsek, bizler o derece mutlu olacağız. Bunu belirtmek
istiyorum değerli arkadaşlarım.
Son olarak şunları belirtmekte fayda var:
Eğer, bir temel yasa yapılıyorsa, bu temel yasa cezalarla ilgili bir yasa ise,
hiçbirimiz, özellikle toplumdan sorumlu olan insanlar olarak bizler, hiç suç
işlenmesin isteriz; ama, insanın olduğu yerde, yanı başında suç vardır. Ünlü
bir hukukçunun deyimiyle, suçluyu kazırsınız, altından insan çıkar. Bu
gerçekleri bilmek noktasında Ceza Kanunu da temel kanunlardan olarak, olmazsa
olmazlardandır. Diğer özel kanunlara göre, toplumun belirli kesimlerini
ilgilendiren kanunlara göre, çok kapsamlı bir kanun olduğunu, herkese
uygulanabilecek bir kanun olduğunu da yine burada hepimiz birbirimize anlatmak
zorunda kalıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
günümüzde yaşanan olaylardan kendimizi soyutlamamız mümkün değildir. Şu anda
yaşanmakta olan -özellikle de hükümet üyelerimizin burada bulunması nedeniyle-
gördüğümüz, hissettiğimiz Irak olayları hususunda da hükümeti çok ciddî bir
biçimde uyarı hepimizin görevidir. Düşününüz, bundan bir ay kadar önce, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarından Çorumlu bir vatandaşımız beyninden kurşunlandı;
bunu dünya televizyonlarında, internette hepimiz gördük. Yine, iki gün önce de
Tarsuslu bir hemşerimiz boğazı kesilerek Irak'ta öldürüldü; ama, böyle ciddî
bir olayda bizlerin birbirimizi uyarması ve en önemlisi de hükümetin
uyarılmasıdır, Sayın Başbakanın uyarılmasıdır; çünkü, bizlerin beklentisi,
yetmiş milyonun beklentisi, bizleri yöneten insanların en sorumlusu oldukları
için onlara bu uyarıyı yapmanın da başta biz milletvekillerine ve Cumhuriyet
Halk Partili olarak bizlere düştüğünün inancıyla bunu söylüyoruz.
Irak'taki olaylara daha ciddî
boyutlarda...
BAŞKAN- Sayın Ayvazoğlu...
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum
Sevgili Başkanım.
BAŞKAN - Bitiriyorsunuz da, konuyla ilgili
değil. Lütfen o konuya girmeyin. Mikrofonunuzu kapatacağım yalnız; lütfen
konuşmanızı tamamlayınız.
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Sayın
Başkanım, bu duyguları da yüreğimizden geldiği için söylemek zorunda olduğumu
ifade ediyorum.
Bu duygu ve
düşüncelerle Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ayvazoğlu.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım,
birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.45
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 17.55
BAŞKAN :
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Genel
Kurulun 119 uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
664 sıra sayılı kanun tasarısı üzerindeki
müzakerelere devam ediyoruz.
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
1. - Türk
Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı 664) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
1 inci madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştı.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi
MADDE 2. - (1) Kanunun açıkça suç
saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.
Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik
tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç
ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren
hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa
yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Niğde Milletvekili Sayın Orhan Eraslan; buyurun.
CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; görüşmekte
olduğumuz Ceza Yasası Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi, şahsım ve Grubum adına
saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, burayı bir
polemik kürsüsü görmeyiz; hele hele, böyle temel bir yasada hiç görmeyiz.
Dikkat ederseniz, konuşmalarımız siyasî ağırlıklı değil, hukukî ağırlıklı
değerlendirmelere dayandı; ancak, bir yanlış anlamayı düzeltme ihtiyacı
içerisindeyim, ondan sonra maddeyle ilgili değerlendirmelerimi sunacağım.
Sanırım -kendisi de çok sevdiğim, değerli
bir arkadaşımdır- konuşmamın bir bölümünü kaçırdığı için, orada, Mecliste
ülkeye zarar verme niyetinde olanların var olduğu gibi bir sonuca varmış. Aynen
not ettim: "Bu Mecliste kimse ülkeye zarar verme niyetini taşımaz"
dedi. Elbette taşımaz. Öyle bir şey mi söyledim, affedersiniz; ben öyle bir şey
söylemedim.
Şimdi, konuşma metnimden baktım; ne
söylediğimi ve arkasındaki felsefeyi açıklayayım; öyle, uzaktan taşlama gibi
bir niyetimin olmadığını da herkes anlasın. O bir felsefedir, orada koskoca bir
ceza hukuku felsefesi yatar. Bunu anlayamayıp ya da kaçırıp bir noktayı, yani,
sağa sola bulaştığımız -affedersiniz, amiyane tabirle- sonucu çıkarılmasın.
"Ülkenin gündemine gelmiş bir Ceza Kanunu Tasarısında kodifikasyon
yönteminin hatalı olduğunu bilmemize rağmen, bu çalışmanın, hiç değilse ülkeye
en az zarar verir şekilde olması için çaba sarf edilmesi gerekmiştir"
demişim.
Arkadaşlar, kodifikasyon yönteminde hatalı
gördüğümüz şey nedir; bunu açıkladım sanıyorum. Açıkladım, ama, konuşmamın
tümünü dikkatle izlemek lazım. Ceza kanunları, milletvekillerinin daha önce
yaşadıklarına, hayat tecrübelerine bırakılamaz. Bırakılırsa ne olur?.. Bizler
siyasetçiyiz değerli arkadaşlar. Bizlerin öncelikleri vardır. Seçmenin
istekleri vardır. Biz bu önceliklere göre yönleniriz. Eşyanın tabiatının gereği
de budur. Her siyasetçinin önceliği vardır. Her siyasetçi, dünya görüşüne göre,
siyaset anlayışına göre o önceliğe yönlenir; ama, o önceliklere yönlenirken, bu
defa, başka bir yerde özgürlükleri sınırlamak gibi bir tehlike yaratırsınız,
karşı karşıya kalırsınız. İşte, bunun güvencesi, ceza kanunlarının, bir okul
etkisi altında, doktrinin müdahalesiyle, bilimadamları kurullarınca hazırlanıp
milletvekillerinin fazla müdahalesinin olmamasıdır. Onun için, rahmetli Faruk
Hocadan da şurada okudum, tekrar okuma ihtiyacındayım: "Ceza kanunları
uzun ve şuurlu bir teknik çalışmayla hazırlanmalıdır" diyor; anlatıyor:
"Bu sebeple, ceza kanunlarının hazırlanmasında hukuk tekniğinin en üstün
icaplarına sadakat göstermek lazımdır; hukuk tekniği, bir bakıma, kişi
hürriyetlerinin teminatıdır" diyor. Benim anlatmak istediğim bu; yani,
siyasetçiler olarak... Ben, hiçbir siyasetçi kötüdür demiyorum. Bu ülkenin her
siyasetçisi değerlidir, her siyasetçisi kıymetlidir. Ben de bir siyasetçiyim ve
dünyanın en zor işini yapıyor her siyasetçi, en zor işini yapıyor; bunun
bilincindeyim; ama, bir ceza kanunu hazırlıyoruz. Öncelikler konusunda bir
mantalite sıralaması yaptığımızda, ihtimal ki, dengeyi gözden kaçırma
ihtimalimiz vardır. Kastettiğim bu. Onun için yöntemde bir yanlışlık vardır
dedim. Yoksa, elbette ki, Yüce Meclisin hiçbir üyesinin, böyle, ülkeye zarar
verme niyetinde filan olduğunu düşünmüyorum. Bu, bunun yorumudur, bunun felsefî
açılımıdır. Belki, herhalde, değerli kardeşim başlangıcını dinleyemediği için,
onu kaçırmış olsa gerek. Öyle anlaşıldıysa, onu düzeltiyorum; birincisi bu.
İkincisi; bir serzenişte bulundum değerli
arkadaşlar, bunun içine kendimi de dahil ettim, yanlış anlaşılmasın. Bizler,
siyasetçiler olarak yasa yapmaya kalktık; ceza yasası. 112 nci maddeye kadar
tıkır tıkır geldik. Hatta, özgürlükler konusunda -yani, Allah için söylesin
herkes- Cumhuriyet Halk Partisi daha gayretli bir çaba içerisindeydi; ama, 112
nci maddede bir şey oldu, keşke olmasaydı -dün, ben, hocalarla konuşurken de
söyledim -Hürriyeti tahdit fiili, sırf. -yani, hiç anlamlı değildi- acaba bir
yerine türban sokar mıyız diye beşe bölünerek anayasa maddeleri gibi
döşenilmeye başlandı. Ondan sonra, karşılıklı -ve aynen sözüm öyledir-
güvensizlik ortamı doğdu. Belki, daha iyi metinler çıkarılabilirdi. O
karşılıklı güvensizlik ortamını aşamadık. Bütün sorun bu. Bunu anlattım. Bu,
bir talihsiz durumdur. İşte, siyasetçiler yapınca böyle durumlar oluyor.
Doktrin çerçevesi içerisinde yapılsaydı, bu durumlar olmayacaktı. Anlatmak
istediğim, hukukun ve kodifikasyonun felsefî açıdan yorumuydu. Burada bir
yanlış anlamayı düzeltiyorum.
Şimdi, maddeyle ilgili olarak kısaca
şunları söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım "kanunsuz ceza
olmaz, kanunsuz suç olmaz" ilkesi ceza kanununun özetidir. İşte, ceza
kanununun özeti bu felsefede gizlidir. İlk defa Alman Filozof Ludwig Feurbach
tarafından formüle edilmiş; "nullum crimen sine lege" kanunsuz suç
olmaz, "nulla poena sine lege" kanunsuz ceza olamaz. İşte, koskoca
ceza kanunu bu temelde yatar.
Bunun esprisi nedir değerli arkadaşlarım;
birkaç kelimeyle, değerli zamanınızı almadan ifade etmeye çalışayım. Buna,
kanunun tekelciliği ilkesi de deniliyor, kanunîlik ilkesi de deniliyor. Biz,
bunu biraz da açtık. Hatta, ceza hukuku derslerinde, ceza genel derslerinde
anlatılacak konuları da işte açarak -yanlış anlaşılmasın diye- idarenin
düzenleyici işlemlerle suç oluşturamayacağını, kıyas yasağını da koyduk. Bundan
dolayı eleştiriler de var; fakat, biz, bu eleştirilerin olacağını bile bile de
koyduk. Neden; çünkü, kimi zaman, bizim hukukumuzda, bu kadar temel bir şey
bile yanlış yorumlanabiliyor, kıyasa kaçılabiliniyor ya da düzenleyici
işlemlerle ceza konulmaya kalkılabiliyor. İşte, bu olmasın diye koyduk.
Kanunîlik ilkesi, riayet edilmediği takdirde, kişinin kendi fiil ve
hareketlerine egemen olabilmek iktidarı tamamen yok edilmiş olur; yani,
kanunîlik ilkesine riayet etmezseniz, kişinin nerede duracağını, nerede
durmayacağını bilebilme olanağı yoktur.
Değerli arkadaşlarım, bunun temel
felsefelerinden, temel kaynaklarından biri de şudur: Ceza hukukunun esası,
yalnız kanundur. Bu sebeple, kıyaslama, hukukun genel prensipleri, örf ve âdet,
ceza hukukunda yer alamaz. Bunu, zaman zaman arkadaşlarımız, işte, ceza hukuku
yapılırken, örfümüz, âdetimizdir... Doğrudur; medenî hukukta, ticaret hukukunda
örfün, âdetin yeri vardır; ama, ceza hukukunda örfün, âdetin yeri yoktur. Kanun
varsa suç var, ceza var; karşılığı, yaptırımı var. Kanunsuz suç ve ceza olmaz
prensibi, esas itibariyle, yurttaşı, kişiyi, devletin ve yargıcın karşısında
koruyan, onların haklarının teminatı olan bir ilkedir. Bunun iyi anlaşılması
gerekir. İyi anlaşılmaması halinde, koskoca bir ceza kodifikasyonu çalışmamız
boş yere gitmiş olur. Yani, ilerisi için de söylemek istiyorum; çeşitli
düzenlemeler yapılacak; orada, arkadaşlarımız, işte, örfümüzde, âdetimizde
böyle değil yahut şunumuzda bunumuzda böyle değil... Bu, ceza hukukunun konusu
içerisinde değildir. Yasa koyucu olarak Yüce Meclis, yasaya neyi suç olarak
koyarsa o suçtur; onun müeyyidesi olarak ne müeyyide koyarsa o da cezadır.
Belki, bu da ceza hukukunun en özet ifadesidir, hulasasıdır demek çok haksızlık
olmaz.
Hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Eraslan.
Madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi
MADDE 3. - (1) Suç işleyen kişi hakkında
işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.
(2) Ceza Kanununun uygulamasında kişiler
arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer
fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, millî veya sosyal köken, doğum,
ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir
kimseye ayrıcalık tanınamaz
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Ziya Yergök; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana)
- Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri; görüşmekte
olduğumuz 664 sıra sayılı Türk Ceza Yasa Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunda
Adalet Komisyonunca kabul edilen metinde yer alan 3 üncü madde hakkında
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüş ve düşüncelerini belirtmek üzere söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
Bu önemli ve çok tartışılan yasa tasarısı
görüşmelerinin başında olmamız "Temel İlkeler ve Tanımlar" bölümünde
bulunmamız nedeniyle, 3 üncü maddeyle ilgili görüşlerimi söylemeden önce,
geneliyle ilgili, kısaca, düşüncelerimi belirtmek istiyorum.
Öncelikle belirtmek isterim ki, yeni bir
ceza yasası yapılmasının ihtiyaç olduğu konusunda bugün ülkemizde herkes
hemfikirdir; ancak, hukuk çevrelerinden ve bilim çevrelerinden gelen
eleştirilerde vurgulandığı gibi, tasarının kapsamı ve önemi de gözönüne
alındığında, altkomisyondan hızlı, Adalet Komisyonundan çok hızlı geçmiş, Genel
Kurulun haftalık çalışma programına baktığımızda, buradan da jet hızıyla
geçeceği anlaşılıyor. Bu nedenle, toplum düzenini, toplumsal yaşamı, kişi temel
hak ve özgürlüklerini bu kadar yakından, derinden ve doğrudan etkileyecek olan
önemli bir tasarının, temel bir düzenlemenin aceleye getirildiğinde, bir ölçüde
gerçek payı bulunmaktadır; bunu kabul etmek durumundayız.
Sayın Adalet Bakanımız, Türk Ceza Yasası
Tasarısının onyedi aydır Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde bulunduğunu
söylüyor; doğrudur.
Değerli milletvekilleri, ben, bu yıl şubat
ayı içerisinde, Bilgi Üniversitesince Bilgi Edinme Yasasıyla ilgili düzenlenen
uluslararası bir sempozyuma konuşmacı olarak katılmıştım. O toplantıda, Avrupa
Konseyi uzmanları da bulunmaktaydı. Avrupa Konseyinin bilgi edinme hakkıyla
ilgili tavsiye kararlarını beş yılda oluşturduğunu söyledi bu uzmanlar. Bu
konuda bağlayıcı kararların oluşturulması için ise daha uzun yıllar gerektiğini
söylediler. Bu hususu da takdirlerinize sunuyorum; ancak, konunun şu yönünün de
gözardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum: Görüşmekte olduğumuz Türk Ceza
Kanunu Tasarısının ta 1985'te başlayan uzun bir hazırlık öyküsü vardır. Değerli
Hocamız Sulhi Dönmezer'in -kendisini geçen ay kaybettik, rahmetle anıyorum-
başkanlığında, o tarihte oluşturulan ilk hazırlık komisyonunda konuyla ilgili
çalışmalar başlamış, sonradan yeni komisyon oluşumlarıyla bu çalışmalar
sürdürülmüş ve bir metin ortaya çıkarılmıştır. Meclise sunulan hükümet
tasarısının dayanağını da bu metinler oluşturmuştur.
Komisyon çalışmalarında hükümet
tasarısındaki metinden önemli ölçüde uzaklaşıldığı ve yepyeni bir metin
hazırlandığı doğrudur. Komisyon çalışmalarında, bizler, Cumhuriyet Halk Partisi
milletvekili olmanın sorumluluğu ve bilinci içinde, ancak parti kimliğimizden
çok hukukçu kimliğimizi öne çıkararak, iyi bir metin oluşturulması için çaba
gösterdik, bu doğrultuda katkı sunduk. Kuşkusuz eksiklikler vardır, bu metin
mükemmel bir metin olmayabilir; ancak, büyük emek verilmiş olup, mevcut yasadan
daha iyi bir metin olduğu düşüncesindeyim. İnanıyorum ki, Genel Kurul süresince
yapılacak ortak katkılarla daha iyi hale gelecektir.
Ancak, bu noktada altını çizmek istediğim
husus şudur: Altkomisyonun çalışma aşamasında, Adalet Komisyonunun çalışmaları
sırasında tüm hukuk kurumlarından, üniversitelerden, yargı birimlerinden, sivil
toplum kuruluşlarından katkı istenmesine, görüş istenmesine rağmen, bu
isteklerin, zamanında, yeterli ilgiyi gördüğü söylenemez. Bu da, toplum olarak
bizim önemli bir eksiğimiz olsa gerek. Eleştiri kültürümüz gelişmiş olmasına
rağmen, ne yazık ki, yeteri kadar katılımcı değiliz. Daha birçok kurum ve
kuruluştan, Ceza Yasası Tasarısıyla ilgili, pazartesi günü, çok sayıda, çok
kalın metinler geldi. Yine de, bunları, Genel Kurulumuz, Meclisimiz iyiniyetle
değerlendirecektir.
Değerli üyeler, üzerinde konuşmakta
olduğum Adalet Komisyonu metninde yer alan 3 üncü madde "Adalet ve kanun
önünde eşitlik ilkesi" başlığını taşımaktadır. Bu düzenleme, hem
halihazırdaki mevcut yasamızda yoktur hem de hükümet tasarısında yer almayan
bir düzenlemedir. Bu, iki fıkradan ibarettir. Birinci fıkrasında "suç
işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik
tedbirine hükmolunur" denilmektedir. Genelde, yapılan sempozyumlarda,
hukuk çevrelerinde bu fıkrayla ilgili eleştiri, fiilin ve kusurun ağırlığıyla
orantılı olmasının daha doğru olacağı biçimindeydi; ancak, tasarının 22 nci
maddesinin dördüncü bendinde "taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan
ceza failin kusuruna göre belirlenir" hükmü yer aldığı gibi "Cezanın
belirlenmesi" başlıklı 61 inci maddenin (f) bendinde de, failin kast veya
taksire dayalı kusurunun ağırlığının temel cezanın tespitinde gözönüne
alınacağı vurgulanmıştır.
Yine, hukuk çevrelerinde eleştiri konusu
olan, tasarıda yeni yer almış olan bu maddenin ikinci fıkrasında ise "ceza
kanununun uygulamasında kişiler arasında, ırk, dil, din, mezhep, milliyet,
renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefî inanç,
millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden,
ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz" denilmektedir.
Şimdi, bu fıkraya yönelik eleştirilerde,
bunun, Anayasamızda ve uluslararası sözleşmelerde zaten var olduğu, Anayasanın
10 uncu maddesinde, tarafı ve imzacısı olduğumuz uluslararası sözleşmelerde
bunun mevcut olduğu, yine, Anayasanın 90 ıncı maddesinde yapılan değişiklikle,
uluslararası sözleşmelerin üstünlüğünün kabul edildiği söylenmekte ve bu fıkra
olmamalıydı, gereği yoktu denilmektedir. Hatta, bazı hukukçularca da
"adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi maddeleri, bence ceza
hukukçularının anayasa hukukçuluğuna öykünmelerinin bir sonucudur; yani, ceza
kanununda bu maddenin işi yok" denilmektedir; ama, yapılan Ceza Kanununun
adaletçi ve eşitlikçi karakterini ve niteliğini ortaya koyma açısından, bu
hükmün Adalet Komisyonu metninde yer alması isabetli olmuştur düşüncesindeyim.
Bu duygularla, bu tasarının
hazırlanmasında emeği geçen, katkıda bulunan herkese teşekkür ederek, yeni Ceza
Yasasının ülkemize ve ulusumuza hayırlı olmasını, toplumsal düzenimiz açısından
olumlu katkılar getirmesini diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yergök.
Madde üzerinde, şahsı adına, İstanbul
Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Güneş; buyurun.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; maddeyle ilgili bir iki katkı sunmak ve
mümkünse, önemli bulduğum noktalara dikkat çekmek istiyorum.
Bir kere, madde başlığı "Adalet ve
kanun önünde eşitlik ilkesi" olarak konulmuş. Burada "adalet"
sözcüğü fazla görünüyor. Zaten, kanun önünde eşitlik söz konusuysa, adalet
sağlanır. "Adalet önünde eşitlik" diye bir kavram söz konusu değil;
yani, bu, alışılmış bir kavram değil. "Kanun önünde eşitlik ilkesi"
olarak bırakırsak madde başlığını, anlamı değişmeyecektir.
Bir diğer nokta; birinci fıkrada, suç
işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik
tedbiri öngörüleceği söylenmektedir. Failin kişiliği, tehlikeliliği ve kusurun
derecesi -Sayın Yergök de söyledi- öne alınmalıdır; öne alınması gereken
unsurlar bunlardır; failin kişiliği ve kusurun derecesi. Nitekim -Sayın
Yergök'ün de söylediği gibi- gerek 61 inci maddenin (f) fıkrası gerek 22 nci
maddenin dördüncü fıkrası bu doğrultudadır; onlarla da o çelişki
giderilmelidir.
Bir diğer konu; ikinci fıkra, aslında bir
Anayasa hükmü olmalıdır. Nitekim, ikinci fıkra, Anayasanın 10 uncu maddesiyle
büyük ölçüde örtüşmektedir. O nedenle, burada yer alması çok gerekmeyebilir. O
fıkra içerisinde "millî veya sosyal köken"den sonra gelen
"doğum" sözcüğü çok net değildir; orada ne kastedildiği konusunda
tereddüte düşülebilir.
Biliyoruz ki, 20 nci Yüzyıldan sonra,
cezadaki gelişmelerde, fiilden daha çok faile dönük bir düşünce akımı
gelişmiştir; pozitivistlerin getirdiği bir durumdur. Bu nedenle, madde, o
açıdan en azından bir redaksiyona tabidir. Bundan sonraki maddelerde de arz
edeceğim bazı konuların dikkate alınması gerekebilir. Sayın Komisyon Başkanının
ve Sayın Bakanın redaksiyonla ilgili konuda bir yetki almalarında yarar
olduğunu düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.
Madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
Kanunun bağlayıcılığı
MADDE 4. - (1) Ceza kanunlarını bilmemek
mazeret sayılmaz.
(2) Ancak sakınamayacağı bir hata
nedeniyle kanunu bilmediği için meşru sanarak bir suç işleyen kimse cezaen
sorumlu olmaz.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu
Tasarısının 4 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
görüşlerimi bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1926
yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu, yetmişsekiz yıldır yürürlüktedir. O
dönemde, İtalya Ceza Yasası bir bütün halinde alınarak, kabul edilmiştir. Zaman
içinde, toplumun yaşantısındaki, anlayışındaki farklılıkları ve değişen dünya
şartlarını karşılayabilmek için yeni bir ceza yasası yapma gereği ortaya
çıkmıştır. 1940'tan beri, yeni bir Türk ceza kanunu yapmak üzere çalışmalar
sürmektedir. Bu amaçla 1940, 1958, 1987, 1989, 1997 ve 2000 yıllarında çeşitli
tasarılar hazırlanmış olup, mevcut hükümetin tasarı olarak Meclise sevk ettiği
metin, 1985 yılından 2003 yılına kadar süren onsekiz yıllık uzun ve yoğun bir
çalışmanın ürünüdür. Bu çalışmaya rahmetli Prof. Dr. Sulhi Dönmezer'in
başkanlığında üniversitelerden ceza profesörleri, Yargıtaydan ve Askerî
Yargıtaydan üyeler, Barolar Birliği temsilcileri ve bakanlık bürokratları
katılmışlardır. Bu çalışmalar sonucunda, kendi içinde bütünlüğü olan bir taslak
ortaya çıkmıştır. Hükümet, 2000 yılında hazırlanan bu taslağı, değişiklikler
yaparak, 2003 yılında 502 maddelik bir Ceza Kanunu Tasarısı olarak Meclise
sunmuştur.
Tasarı, Adalet Komisyonuna geldiğinde,
bununla ilgili olarak beş kişilik bir altkomisyon kurulmuştur. Altkomisyon Ekim
2003'ten Mayıs 2004'e kadar yedi aylık bir süre içinde çalışmalarını
tamamlamış; ancak, bu çalışma sonucunda, tasarıdan pek çok konuda
uzaklaşılarak, âdeta yeni bir Türk Ceza Kanunu Tasarısı hazırlanmıştır.
Hükümetin ve Adalet Komisyonu Başkanının talebiyle bu metin, Adalet
Komisyonunda çok kısa bir süre içinde görüşülerek huzurunuza gelen metni
oluşturmuştur. İşte, şu anda görüştüğümüz metin, yedi aylık bir sürede,
altkomisyonca hazırlanan, komisyonumuzca da düzeltmeler yapılmış bulunan bir
metindir. Altkomisyon üyeleri, bu metin için yoğun bir mesai harcamışlardır.
Yine, komisyon üyelerimiz de değerli katkılarda bulunmuşlardır. Hazırlanan
metinde önemli yenilikler de getirilmiştir. Kanunun sistematiği daha anlaşılır
bir hale gelmiştir. Dilde, mümkün olduğunca anlaşılır bir Türkçe
kullanılmıştır. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar ayrıca düzenlenerek, bunlara
zamanaşımının uygulanmayacağı belirtilmiştir. İşkence ayrı bir bölüm halinde
düzenlenmiştir. Hürriyeti bağlayıcı ceza tek tipe indirilmiş; ayrıca, güvenlik
tedbirleriyle ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Cinsel suçlar, kişilere karşı
işlenen suçlar bölümüne alınarak daha etkin biçimde düzenlenmiş, çocukların
korunmasına yönelik önlemler getirilmiştir.
Tüm bu düzenlemeleri önemsiyoruz; ancak,
böylesine önemli bir kanunun, bu kadar kısa süre içinde, yangından mal kaçırır
gibi çıkarılmaya çalışılmasını da anlamak mümkün değildir. Altkomisyon metni
hakkında üniversitelerin, Yargıtayın, Danıştayın ve baroların görüşleri
yeterince alınmamış ve onlara, çalışmak, hazırlanmak için zaman da
bırakılmamıştır. Altkomisyon çalışmalarının tamamlandığı günden tasarının asıl
komisyonda görüşüleceği güne kadar olan yirmi otuz günlük süre içerisinde bu
kadar kapsamlı bir konuda görüşlerini bildirmelerini istemek, katılımlarını
sağlamaktan çok, göstermelik bir durum olmuştur. İşte bu nedenle, şimdiye kadar
görüş bildiren akademisyenler, üniversiteler, Barolar Birliği ve tüm ilgililer,
altkomisyonca hazırlanan metnin, onsekiz yıllık bir çalışmanın ürünü olarak
hazırlanan ve tasarı olarak Meclise sunulan metinle bir ilgisinin kalmadığını
belirterek, bu metnin yeniden tartışılmaya açılmasını talep etmektedirler; bu
taleplerinde de haksız sayılmazlar. Nitekim, bu metnin yeterli olduğuna dair,
toplumun hiçbir kesiminden bir destek de bulunmamaktadır.
Kanun metniyle ilgili çok mesafe
alınmıştır. Bu metin, hiç olmazsa altı aylık bir dönem için, barolarda,
Yargıtayda, üniversitelerde, sivil kitle örgütlerinde, vatandaşlar arasında
tartışılmalı; bu tartışmalar değerlendirilerek, metin yeniden
şekillendirilmelidir. Bu kadar önemli bir kanunda, toplumun her kesiminin
katkısını almadan, iki partinin milletvekillerinin kısa bir dönemde karar
alması yeterli değildir.
Altkomisyon ve komisyonda, metin üzerinde,
yoğun çalışmalar neticesinde büyük ölçüde değişiklik yapılmıştır. Bu nedenle,
görüşülmekte olan bu metnin, Meclise sunulan hükümet tasarısıyla fazla bir
ilgisi kalmamıştır. Hükümetçe Meclise sevk edilen tasarı 502 madde olup,
komisyonca kabul edilen metin ise 346 maddedir. Altkomisyonca hazırlanan metin,
yaz döneminde yeterince tartışılamamıştır. Bu nedenle, metnin geri çekilerek,
yeterince tartışıldıktan sonra, genel gerekçesi, madde gerekçeleri yeniden
yazılarak, yeniden Meclise sevk edilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Sayın milletvekilleri, ceza kanunları ve
medenî kanunlar, bir ülkenin anayasası kadar önemlidir. Toplum hayatı için
hayatî önem taşıyan, toplumu şekillendirmeye yönelik kanunun alelacele
çıkarılmasını doğru bulmuyoruz. Eğer, Avrupa Birliğinden görüşme tarihi almak
gerekçesiyle bir an önce çıkarılmak isteniyorsa, bu da yanlış bir tutumdur.
AB'ye girip giremeyeceğimiz, gireceksek de tam olarak ne zaman gireceğimiz henüz belli değildir; ancak, çıkarılacak
olan bu yasanın uygulamasına bir yıl sonra geçilecektir. Türk Toplumu için
hayatî önemi haiz böylesine temel bir kanunun yeterince tartışılmadan acele
olarak çıkarılması, toplumda karmaşa yaratacaktır.
Biz, bu yasayı, AB için değil, kendi
toplumumuz için düzenlemekteyiz. Kaldı ki, Avrupa Birliği sürecinde Ceza
Kanunumuz, daha demokratik, daha özgürlükçü bir yaklaşımla ele alınabilirdi. Bu
nedenle taslak, AB Uyum Komisyonu tarafından da değerlendirilmeliydi; çünkü,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve diğer uluslararası sözleşmeler çerçevesinde,
uyum bakımından incelenmesi gerekirdi. Bu kadar önemli bir yasayı bir
oldubittiyle yapıyor olmamızı, Avrupa Birliği hukukçularının da anlayışla
karşılayacaklarını sanmıyorum.
Sayın milletvekilleri, aceleyle
çıkarılacak bu yasa, uygulamada pek çok soruna da neden olacaktır. Cezalardaki
alt ve üst hudutlar arasındaki açıklık nedeniyle, tüm davalar, lehe olan hükmün
uygulanması için yeniden ele alınmak istenecektir. Prof. Dr Bahri Öztürk'ün
deyimiyle, hızlandırılmış Türk Ceza Kanunu Tasarısı, hızlandırılmış trenin
yarattığı faciadan çok daha büyüklerine neden olabilir. Bu yasayla, toplum,
âdeta, af beklentisi içerisine girecektir. Tam olarak olgunlaşmadan çıkarılacak
bu yasa, toplumda, giderilmesi mümkün olmayacak sorunlara neden olabilecektir.
Tasarının geneli hakkında görüşlerimizi
kısaca belirttikten sonra, şimdi de, tasarının 4 üncü maddesi hakkında
görüşlerimizi bildireceğim.
Tasarının 4 üncü maddesi "Kanunun
bağlayıcılığı" başlığı altında düzenlenmiştir. Birinci fıkrasında
"Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz" denilmektedir.
Yürürlükteki 765 sayılı Ceza Kanununun 44 üncü maddesinde "Kanunu bilmemek
mazeret sayılmaz" denilmektedir. Tasarıyı eleştiren birkısım akademisyenler,
bu düzenlemeye göre, Ceza Kanunu dışındaki diğer kanunların bilinmemesinin
mazeret sayılabileceği ve sorumluluğu kaldırabileceği gibi bir yanlış anlamaya
neden olabileceğini belirtmektedirler. Bu nedenle, mevcut yasada olduğu gibi
"Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz" hükmünün korunmasında yarar
olacağını düşünmekteyiz. Kaldı ki, maddenin gerekçesinde, ceza kanunlarından
değil, genel olarak hukuk düzeninden ve kanunlardan söz edilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Başkanım,
bitiriyorum.
BAŞKAN - Size, 1 dakika eksüre veriyorum;
lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Yürürlükteki
düzenlemeden farklı olarak, maddeye eklenen ikinci fıkrada da "ancak
sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği için meşru sanarak bir suç
işleyen kimse cezaen sorumlu olmaz" hükmü yer almaktadır. Benzer
düzenlemeler, tüm modern hukuk sistemlerinde, Alman, Avusturya ve İsviçre Ceza
Kanunlarında da, anlatım farklarıyla yer almıştır. Bu düzenlemedeki husus,
şahsın kanunu bilmemesiyle ilgili olmayıp, haklı olduğu inancıyla, hukuksal
yanılma durumunda cezadan sorumlu olamayacağı şeklindedir.
Metinde anlatım bozukluğu mevcuttur. Bu
nedenle, Galatasaray Üniversitesinin görüşünde olduğu gibi, Fransız Ceza
Yasasının 123 üncü maddesi metnindeki gibi "Kaçınamayacağı bir hukukî hata
nedeniyle fiili işlemesinin meşru olduğu inancıyla hareket ettiğini haklı
gösteren kimsenin ceza sorumluluğu yoktur" düzenlemesi yapılmalıdır diye
düşünmekteyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Bitiriyorum
efendim.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıç.
MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Yasa
tasarısının bu maddesini, yukarıda belirttiğimiz çekincelerle, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak olumlu buluyor ve olumlu oy kullanacağımızı belirterek, Yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıç.
Madde üzerinde, şahsı adına, İstanbul
Milletvekili Hasan Fehmi Güneş.
Sayın Güneş, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın Güneş, süreniz 5 dakika efendim.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Efendim, 5
dakikayı da kullanmayacağım sanıyorum.
Benim de söylemek istediğim, bu maddenin
ikinci fıkrasındaki ifade -bana
göre- bozukluğudur. "Sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği
için meşru sanarak bir suç işleyen kimse cezaen sorumlu olmaz" deniliyor.
"Cezaen" kelimesine baktım, Türk Dil Kurumu sözlüğünde böyle bir
kelime yok, Türk hukuk lügatine baktım orada da yok "cezaen" diye.
Yani, şimdiye kadar, benim bildiğim çerçeve içerisinde "cezaen" yasa
diline uygun bir sözcük değil. Onun yerine "kimse cezalandırılamaz"
demek, belki, yeterli olabilir. Bu, yasa açısından bu yasada farklı bir tonlama
yapıyor ve bunun yasa dili olmadığını düşünüyorum. Bunu dikkatinize sunmak
istedim.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.
Madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi okutuyorum:
Özel kanunlarla ilişki
MADDE 5. - (1) Bu Kanunun genel hükümleri,
özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.
BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına,
İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş; buyurun.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - 5 inci
maddede "bu kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren
kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır" deniliyor.
Daha önce, 2 nci maddede de söz almak
niyetindeydim, atladım; orada da benzer bir şey var "idarenin düzenleyici
işlemleriyle suç ve ceza konulamaz" deniliyor, burada da, bu kanunun genel
hükümleri, özel ceza yasalarında uygulanır deniliyor. Peki, özel ceza
yasalarından birinde, yarın, öbür gün, daha öbür gün çıkaracağımız bir özel
ceza yasasında, bu yasanın genel hükümlerine aykırı bir madde konulursa ve o da
buradan geçerse, o, yürürlükte olmayacak mı, hüküm ifade etmeyecek mi; edecek;
çünkü, o, bir özel... Diyelim ki, Orman Yasasını değiştirdik, orada koyarsak,
o, bir özel yasa olacak ve sonraki yasa olacak, bu yasadan daha geçerli olacak
o kural; çünkü, şimdi görüştüğümüz ceza yasası, bir çerçeve yasa, diğer yasaların
üzerinde düzenleyici etkisi olan bir yasa değil. O nedenle, bu tür hükümlerin
ceza yasasında çok kalıcı bir etkisi olmayacağını düşünüyorum. Mesela, 2 nci
maddedeki -çok doğrudur, Sayın Bakan ona vurgu yaptı- "idarenin
düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz" tamam; ama, yarın
çıkaracağımız bir yasada idareye böyle bir yetki verirsek, onu engelleyecek bir
şey yok; buna aykırıdır, öyleyse onu iptal edelim diye başvuracağımız bir makam
da yok. Gerek 2 nci maddedeki o durum gerekse şimdi görüşmekte olduğumuz 5 inci
maddedeki genel hükümler özel ceza kanunlarında da geçerlidir yahut uygulanır
dememiz, bir çerçeve yasa niteliğinde olmadığı için, sonradan çıkarılacak özel
yasaları bağlamaz; onu söylemek istiyorum.
Dikkatinize sunmak istediğim bir diğer
konu "özel ceza kanunları" ile "ceza içeren kanunlar" ikisi
bana çok farklı gelmedi; yani, şimdiye kadar kullandığımız deyim, terim de
"özel ceza kanunları" şeklindedir. Eğer, ceza içeren kanunlar, özel
ceza kanunlarının ifade ettiği anlamdan çok
farklı değilse, onun kullanılmasına gerek olmayabilir diye düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
Tanımlar
MADDE 6. - (1) Ceza kanunlarının
uygulanmasında;
a) Vatandaş deyiminden; fiili işlediği
sırada Türk vatandaşı olan kişi,
b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını
doldurmamış kişi,
c) Kamu görevlisi deyiminden; kamusal
faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette
sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi,
d) Yargı görevi yapan deyiminden; yüksek
mahkemeler ve adlî, idarî ve askerî mahkemeler üye ve hâkimleri ile Cumhuriyet
savcısı ve avukatlar,
e) Gece vakti deyiminden; güneşin
batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam
eden zaman süresi,
f) Silâh deyiminden;
1. Ateşli silâhlar,
2. Patlayıcı maddeler,
3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere
yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,
4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış
olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,
5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu,
zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal,
biyolojik maddeler,
g) Basın ve yayın yolu ile deyiminden; her
türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan
yayınlar,
h) İtiyadi suçlu deyiminden; kasıtlı bir
suçun temel şeklini ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli
şekillerini bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi,
i) Suçu meslek edinen kişi deyiminden;
kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağlamaya alışmış kişi,
j) Örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir suç
örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte
veya tek başına suç işleyen kişi,
Anlaşılır.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Artvin Milletvekili Sayın Yüksel Çorbacıoğlu; buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÇORBACIOĞLU
(Artvin) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşülmekte olan tasarının 6 ncı
maddesiyle, bu yasa tasarısında yer alan, önemli sayılan yaklaşık 10 kavrama
tanım getirilmiştir. Bir kanunun veya kanunun maddelerinin anlaşılabilir
olması, çok önemli bir konudur. Sadece anlaşılabilir olmasının ötesinde,
herkesçe aynı anlaşılabilmesi, belki daha önemli bir konudur; çünkü, kanunun
çeşitli tarafları vardır; kanunu yapan var, yorumlayan var, uygulayan var,
hakkında uygulanan var... Kanunun dört bir tarafında duran kişilerin o kanun
maddesini, metnini, gerekçesini, lafzını incelediklerinde aynı sonuca
ulaşmaları çok önemli bir konudur.
Tabiî, kanunu uygulamak, başlıbaşına bir
sorundur. Uygulamada, kanun metni bazen yeterli olmamakta; uygulayıcılar, kanun
metninden sonuca ulaşamadığında kanunun gerekçesine bakmaktadırlar; hatta,
kanunun gerekçesinde de amacı tespit edilemezse, sonuçta, kanun yapıcının neyi
kastettiğini incelemektedirler. O anlamda, biraz önce konuşan bir milletvekili
arkadaşımızın ve Sayın Bakanımızın dediği gibi, buradaki konuşmalardan bile
sonuca ulaşmak mümkün olabilmekte veya buradan da bir sonuca ulaşılamadığında,
artık, uygulayıcılar, kendilerini kanun koyucu yerine koyarak, bir sonuca,
adaletli, hakkaniyetli bir sonuca ulaşmaktadırlar.
Değerli milletvekilleri, işte, kanunda
adaleti, eşitliği, hakkaniyeti sağlamak için, bu kadar zorlu süreci geçerken
bazı tanımlara ihtiyaç vardır. Öncelikle, kanun metinlerinin anlaşılabilir
olması, sade olması, tekrardan kaçınmış olması gerekmektedir.
Bu noktada, tasarının 6 ncı maddesi, hem
kanun tekniği açısından hem de bu tasarının sistematiği açısından, bence önemli
bir ihtiyacı gidermiş ve şu anda yürürlükte olan 765 sayılı Yasada daha önce
sistematik olarak oluşturulmayan, bazı maddelere dağılmış olan bu önemli kavramlara
tanımlar getirerek, ortak anlayışın gerçekleşmesine önemli katkı sağlamıştır.
Değerli arkadaşlar, ceza kanunu, o
ülkenin, belki, bir sıralama yaparsak, ikinci derecede önemli kanunudur;
anayasadan sonra gelen, hukuk alanını düzenleyen kanunla eşit veya onun da
önünde önemli bir kanundur. Ceza kanunlarının sonuç olarak toplumsal ihtiyacı
gidermek için düzenlenmesinin, amaçlanmasının yanında, bence, toplumun çok
uzağında olmamakla beraber, bir adım önünde, amaçları da gerçekleştirmek için
düzenlenmesi lazımdır.
Ceza kanunlarında, basit tanımıyla, kişi
hak ve özgürlüğü ile kamu hakları, kamu düzeni, kamu güvenliği arasındaki denge
gözetilir; ceza kanununun temelinde bu vardır. Eğer, bu denge ne kadar kişi hak
ve özgürlükleri aleyhine olursa, o düzen, o siyasî düzen totaliterdir,
antidemokratik düzendir, ne kadar kişi hak ve özgürlüklerine geniş imkân
tanınmışsa, o kadar da demokratiktir. O anlamda, artık Türkiye'nin ihtiyacını
karşılamayan ve 19 uncu Yüzyıldan kalan ve artık sistematiği de bozulmuş olan,
üzerinde 60'ın üzerinde değişiklik yapılan bu mevcut yasayla, 765 sayılı
Yasayla, ülkemizi bir yere götürme imkânımız yoktur. Tabiî, burada, en kötü
karar kararsızlıktan iyidir demek istemiyorum; ama, bu Meclis, 22 nci Dönem,
bence çok önemli bir görev yapmıştır. İyisiyle kötüsüyle, günahıyla sevabıyla
bu yasayı çıkarmak zorundayız. Biz, muhalefet partisi olarak, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak, hiçbir zaman yarım gönülle bu işe girmedik; hem altkomisyon
çalışmalarında hem komisyon çalışmalarında, bugüne kadar bu Mecliste yaptığımız
gibi, ülkenin ihtiyacını gidermek için her türlü özveriyi gösterdik. Bu
anlamda, takdir edileceksek, belki muhalefete de bu takdirden pay düşer; ama,
eleştirileceksek, biz, meydandan kaçmıyoruz, eleştiri varsa, bunu da muhalefet
olarak göğüslemekten kaçınmayacağımızı da söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, belki yirmi yıllık bir
çalışma süreci -Sayın Bakanımız ve Komisyon Başkanımız da anlattı- bunun
sonucunda bu yasa Meclise geldi denildi; ancak, mevcut 1985 yılındaki tasarılar,
komisyona gelen hükümet tasarıları ile altkomisyondan gelen ve komisyondan
çıkan tasarıları karşılaştırdığımızda,
çok çok önemli farkları da görürüz.
Bir kere, şu sıra sayılı kitapçığı,
tasarıyı incelediğimizde, en son sayfasına bakarsanız, en son sayfalarında,
tasarı maddesiyle, yani hükümet tasarısıyla komisyonda kabul edilen metin
karşılaştırması yapılmıştır. Değerli arkadaşlar, hükümet tasarısının 108
maddesi metinden çıkarılmıştır. Geri kalan maddeler içerisinde çok ciddî
değişiklikler yapılmıştır; bazı maddeler birleştirilmiş, bazı maddeler ise,
artırılmıştır. O anlamda, tabiî ki, bir siyasal süreç, bir hukuk sürecinin de,
mutlaka geçmiş yirmi yıllık dönemin de, tasarıların da bu işe katkısı var, ama,
sonuçta, çok ciddî değişiklikler yapılmış altkomisyonda.
Bu noktada, ben, bir özeleştiri yapmak
istiyorum. Aslında, Sayın Bakanımıza ve Komisyon Başkanımıza vicdanen sorsak,
Avrupa Birliği süreciyle ilgili bir sınırlamamız olmasaydı, bu 7 Ekimdeki
görüşmeler gibi bir tarih olmasaydı, ben inanıyorum, Sayın Bakanımız ve
Komisyon Başkanımız da, bu tasarının altkomisyondan geldikten sonra, komisyonda
görüşülmeden önce, en azından bu yasama yılına kadar, ekim ayına kadar herkes
tarafından, ilgililer tarafından, barolar, sivil toplum örgütleri,
üniversiteler, bilimadamları tarafından, diğer partiler tarafından incelenerek
olgunlaştırılıp komisyonda öyle tasarı haline getirilmesinin daha uygun
olacağını kabul edeceklerdir veya etmişlerdir. Bilemiyorum, buradaki
açıklamalarında bu sonucu pek alamadım; ama, böyle de düşündükleri
kanaatindeyim; ama, işte, bu Avrupa Birliği herhalde bizi bir cendereye soktu,
böyle bir aceleye getirdik. Ben, bir tek bu noktayı acele sayıyorum. O nedenle,
bundan sonra, şu bir haftalık çalışma sırasında eğer bu eksiklikler giderilir,
katkı sağlanırsa... Biz, herkese açığız...
Tabiî, biraz da eleştiri yapacağım; yani,
bu özeleştiriyi yaptım, bir de eleştiri yapacağım. Bugün bir hukukçu arkadaşım
beni arıyor "efendim, biz, hafta sonu bir çalışma yaptık, kitap haline
getirdik, yasayı eleştiriyoruz, size bu konudaki kitapları vermek istiyoruz.
Biliyorsunuz, Meclise istenilen zamanda kitap giremiyor, dağıtılamıyor."
Yani, bu, bugün mü olmalıydı dedim? "Haklısın, teşbihte hata olmaz, biz,
cenazeyi kaldırmaya geliyormuş gibi davranıyoruz" dedi. Evet, bu, cenazeyi
kaldırmak değil; bu, cenaze değil, burada bir hata yapmayalım; ama, katkı bugün
sağlanmaz ki; ama, yine de varız. Yani, bir yıldır Meclisin gündeminde olan bir
tasarı var ve buna katkı sağlamak için son günü bekliyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, tasarının 1 inci
maddesi ve gerekçesine baktığımızda, bu tasarının mevcut yasamızdan daha
özgürlükçü, daha demokratik bir yasa olduğunu, ihtiyacı daha gideren bir yasa
olduğunu görüyoruz. Demin dediğim gibi, ceza yasası bir ülkenin en önemli
ikinci yasası sayılıp, o ülkenin aynasıdır, anayasasına yakın önemde bir
yasadır. Bu anlamda, ceza yasasının, demin dediğim gibi, bizi bulunduğumuz
noktadan bir adım daha öne götürmesi gereken bir yasa olmasını isterdim. Bazı
noktalarda ilerici düzenlemeler var -teferruata girmiyorum- bazı noktalarda
kişi hak ve özgürlükleri açısından daha olumsuz düzenlemeler var; ancak, bunu,
anayasalarla ilgili örneklersek, biliyorsunuz, 1961 Anayasası için "efendim,
Türk toplumuna bol geldi, biraz ileri bir düzenleme" denildi, yine, 1982
Anayasası için de "Türk toplumunun gerisinde" denildi. Evet,
doğrudur, bu tanımlamalara da katılıyorum. Bu Meclisin, belki de bu dönemin en
önemli görevlerinden biri -bunun mutlaka yapılması lazım- bu yasa çıktıktan
sonra, Türk toplumunun ihtiyacını da
karşılamayan, Türkiye'yi gerilere götüren ve bana göre, bize hiç yakışmayan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çorbacıoğlu, lütfen,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Tamamlamaya
çalışayım Sayın Başkanım, fazla uzatmayacağım.
... 1982 Anayasasını da yeniden düzenlemek
ve çağdaş Türkiye'nin önünü açan, hatta,
bulunduğumuz insan hak ve özgürlükleri sınıfının daha önünde -çünkü,
eksiklerimiz yine var- bir anayasayı düzenlemektir.
Değerli arkadaşlar, son söz olarak, bu
katkı noktasında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu sözcülerinden Sayın Orhan
Eraslan'ın sözlerinin bir kısmı alınarak, bir sayın sözcümüz tarafından, Doğru
Yol Partisi üyesi Sayın Ümmet Kandoğan tarafından eleştiri konusu yapıldı.
Sayın Kandoğan "Sayın Eraslan, bugüne kadar Genel Başkan düzeyinde bile
sahip çıkıyordunuz bu yasaya, ne oldu da, şimdi, en az zararla kurtarmaya
çalışıyoruz gibi, bu yasanın kıyısından bile tutmuyorsunuz" gibi bir
eleştiri yaptı. Ben, bu eleştiriyi yapan Sayın Milletvekilimize ve onun
partisine de şunu söylemek istiyorum...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çorbacıoğlu, buyurun.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum
Sayın Başkan, özür dilerim.
Siz, 1950 yılından sonra onlarca yıldır
Türkiye'yi yöneten Demokrat Partinin, Adalet Partisinin devamı olan bir Doğru
Yol Partisi olarak, artık, Türkiye için ihtiyaç olan Türk Ceza Yasası
Tasarısına ne katkı sağladınız, yazılı veya sözlü olarak ne katkı sağladınız
da, gelip burada bir taraftan tutup, Anamuhalefet Partisi sözcüsünü ve
Cumhuriyet Halk Partisini eleştiriyorsunuz?! Önce katkıyı sağlayın, önce emek
verin, ondan sonra eleştiri hakkınızı kullanın; ama, yine de, şahsım ve
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, her türlü eleştiriye açığız, bu saatten
sonra da en iyisinin yapılması konusunda elimizden geleni yapmaya hazırız
diyorum.
Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür
ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın
Çorbacıoğlu.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Kanunun Uygulama Alanı
Zaman bakımından uygulama
MADDE 7. - (1) İşlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve
güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç
sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik
tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı
ve kanunî neticeleri kendiliğinden kalkar.
(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,
failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.
(3) Güvenlik tedbirleri hakkında, infaz
rejimi yönünden hüküm zamanında yürürlükte bulunan kanun uygulanır.
(4) Geçici veya süreli kanunların,
yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına
devam edilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına,
İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Güneş; buyurun.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; zaman bakımından yasanın uygulanması, kuşkusuz,
Ceza Yasasında çok önemli bir yaklaşım, bir kavramdır.
Bu maddede, maddenin uygulanması açısından
bir zorluk görüyorum, onu sunmak istiyorum.
Fiil, işlendiği zaman yürürlükte bulunan
kanuna göre suç sayılacak. İşlendiği an, hangi an; yani, fiil hangi anda
işlenmiş sayılacak, bu belirsiz. İhmalî ve icraî hareketler açısından belirsiz;
yani, hareketin yapıldığı an mı, yoksa, sonucun ortaya çıktığı an mı? İhmalî
hareketler ve icraî hareketler açısından, bu, farklı sonuç verebilir. Bu
nedenle, zaman bakımından uygulamayı düzenleyen 7 nci maddede, o konuda bir
açıklığa ihtiyaç var; bu konuya dikkat çekmek istedim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN
- Teşekkür ederim Sayın Güneş.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi okutuyorum:
Yer bakımından uygulama
MADDE 8. - (1) Türkiye'de işlenen suçlar
hakkında Türk kanunları uygulanır. Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye'de
işlenmesi veya neticenin Türkiye'de gerçekleşmesi hâlinde suç, Türkiye'de
işlenmiş sayılır.
(2) Suç;
a) Türk kara ve hava sahaları ile Türk
karasularında,
b) Açık denizde ve bunun üzerindeki hava
sahasında, Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla,
c) Türk deniz ve hava savaş araçlarında
veya bu araçlarla,
d) Türkiye'nin kıt'a sahanlığında veya
münhasır ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara
karşı,
İşlendiğinde Türkiye'de işlenmiş sayılır.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi okutuyorum:
Yabancı ülkede hüküm verilmesi
MADDE 9. - (1) Türkiye'de işlediği suçtan
dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimse, Türkiye'de yeniden
yargılanır.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi okutuyorum:
Görev suçları
MADDE 10. - (1) Yabancı ülkede Türkiye
namına memuriyet veya görev üstlenmiş olup da bundan dolayı bir suç işleyen
kimse, bu fiile ilişkin olarak yabancı ülkede hakkında mahkûmiyet hükmü
verilmiş bulunsa bile, Türkiye'de yeniden yargılanır.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
11 inci maddeyi okutuyorum:
Vatandaş tarafından işlenen suç
MADDE 11. - (1) Bir Türk vatandaşı, 13
üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı bir
yıldan az olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede işlediği ve
kendisi Türkiye'de bulunduğu takdirde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm
verilmemiş olması ve Türkiye'de kovuşturulabilirliğin bulunması koşulu ile Türk
kanunlarına göre cezalandırılır.
(2) Suç, aşağı sınırı bir yıldan az hapis
cezasını gerektirdiğinde yargılama yapılması zarar görenin veya yabancı
hükümetin şikâyetine bağlıdır. Bu durumda şikâyet, vatandaşın Türkiye'ye
girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yapılmalıdır.
BAŞKAN - 11 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi okutuyorum:
Yabancı tarafından işlenen suç
MADDE 12. - (1) Bir yabancı, 13 üncü
maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az bir yıl
hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede Türkiye'nin zararına işlediği
ve kendisi Türkiye'de bulunduğu takdirde, Türk kanunlarına göre cezalandırılır.
Yargılama yapılması Adalet Bakanının istemine bağlıdır.
(2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen suçun
bir Türk vatandaşının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel
kişisinin zararına işlenmesi ve failin Türkiye'de bulunması hâlinde, bu suçtan
dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin
şikâyeti üzerine fail, Türk kanunlarına göre cezalandırılır.
(3) Mağdur yabancı ise, aşağıdaki
koşulların varlığı hâlinde fail, Adalet Bakanının istemi ile yargılanır:
a) Suçun, Türk kanunlarına göre aşağı
sınırı üç yıldan az olmayan hapis cezasını gerektirmesi,
b) Suçluların geri verilmesi anlaşmasının
bulunmaması veya geri verilme isteminin suçun işlendiği ülkenin veya failin
uyruğunda bulunduğu devletin hükûmeti tarafından kabul edilmemiş olması.
(4) Birinci fıkra kapsamına giren suçtan
dolayı yabancı mahkemece mahkûm edilen veya herhangi bir nedenle davası veya
cezası düşen veya beraat eden yahut suçu kovuşturulabilir olmaktan çıkan
yabancı hakkında Adalet Bakanının istemi üzerine Türkiye'de yeniden yargılama
yapılır.
BAŞKAN - 12 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
13 üncü maddeyi okutuyorum:
Diğer suçlar
MADDE 13. - (1) Aşağıdaki suçların,
vatandaş veya yabancı tarafından, yabancı ülkede işlenmesi hâlinde, Türk
kanunları uygulanır:
a) İkinci Kitap, Birinci Kısım altında yer
alan suçlar.
b) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki
Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Bölümlerde yer alan
suçlar.
c) İşkence (madde 94, 95).
d) Çevrenin kasten kirletilmesi (madde
181).
e) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve
ticareti (madde 188), uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını
kolaylaştırma (madde 190).
f) Parada sahtecilik (madde 197), para ve
kıymetli damgaları imale yarayan araçların üretimi ve ticareti (madde 200),
mühürde sahtecilik (madde 202).
g) Fuhuş (madde 227).
h) Rüşvet (madde 252).
i) Deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım
araçlarının kaçırılması veya alıkonulması (madde 223, fıkra 2-3) ya da bu
araçlara karşı işlenen zarar verme (madde 152) suçları.
(2) Birinci fıkranın (a) ve (b)
bentlerinde yazılı suçlar dolayısıyla yabancı bir ülkede mahkûmiyet veya beraat
kararı verilmiş olsa bile, Adalet Bakanının talebi üzerine Türkiye'de yargılama
yapılır.
BAŞKAN- 13 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
14 üncü maddeyi okutuyorum:
Seçimlik cezalarda soruşturma
MADDE 14. - (1) 11 ve 12 nci maddelerde
belirtilen hâllerde, soruşturma konusu suçun yer aldığı kanun maddesinde hapis
cezası ile adlî para cezasından birinin uygulanması seçimlik sayılmış ise
soruşturma veya kovuşturma açılmaz.
BAŞKAN- 14 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
15 inci maddeyi okutuyorum:
Soruşturma koşulu olan cezanın
hesaplanması
MADDE 15. - (1) Miktarının soruşturma
koşulu oluşturduğu hâllerde ceza, soruşturma evresinde ileri sürülen kanunî
ağırlaştırıcı nedenlerin aşağı sınırı ve kanunî hafifletici nedenlerin yukarı
sınırı göz önünde bulundurularak hesaplanır.
BAŞKAN- 15 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
16 ncı maddeyi okutuyorum:
Cezadan mahsup
MADDE 16. - (1) Nerede işlenmiş olursa
olsun bir suçtan dolayı, yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında,
tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süre, aynı suçtan dolayı Türkiye'de
verilecek cezadan mahsup edilir.
BAŞKAN- 16 ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
17 nci maddeyi okutuyorum:
Hak yoksunlukları
MADDE 17. - (1) Yukarıdaki maddelerde
açıklanan hâllerde mahkeme, yabancı mahkemelerden verilen ve Türk hukuk
düzenine aykırı düşmeyen hükmün, Türk kanunlarına göre bir haktan yoksunluğu
gerektirmesi hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine Türk kanunlarındaki
sonuçlarının geçerli olmasına karar verir.
BAŞKAN- 17 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
18 inci maddeyi okutuyorum:
Geri verme
MADDE 18. - (1) Yabancı bir ülkede işlenen
veya işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle hakkında ceza kovuşturması
başlatılan veya mahkûmiyet kararı verilmiş olan bir yabancı, talep üzerine,
kovuşturmanın yapılabilmesi veya hükmedilen cezanın infazı amacıyla geri
verilebilir. Ancak, geri verme talebine esas teşkil eden fiil;
a) Türk kanunlarına göre suç değilse,
b) Düşünce suçu veya siyasî ya da askerî
suç niteliğinde ise,
c) Türkiye Devletinin güvenliğine karşı,
Türkiye Devletinin veya bir Türk vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre
kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmişse,
d) Türkiye'nin yargılama yetkisine giren
bir suç ise,
e) Zamanaşımına veya affa uğramış ise,
Geri verme talebi kabul edilmez.
(2) Uluslararası Ceza Divanına taraf
olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, vatandaş suç sebebiyle
yabancı bir ülkeye verilemez.
(3) Kişinin, talep eden devlete geri
verilmesi hâlinde ırkı, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti
veya siyasî görüşleri nedeniyle kovuşturulacağına veya cezalandırılacağına ya
da işkence ve kötü muameleye maruz kalacağına dair kuvvetli şüphe sebepleri
varsa, talep kabul edilmez.
(4) Kişinin bulunduğu yer ağır ceza
mahkemesi, geri verme talebi hakkında bu madde ve Türkiye'nin taraf olduğu
ilgili uluslararası sözleşme hükümlerine göre karar verir. Bu karara karşı
temyiz yoluna başvurulabilir.
(5) Mahkeme geri verme talebinin kabul
edilebilir olduğuna karar verirse, bu kararın yerine getirilip getirilmemesi
Bakanlar Kurulunun takdirine bağlıdır.
(6) Geri verilmesi istenen kişi hakkında
koruma tedbirlerine başvurulmasına, Türkiye'nin taraf olduğu ilgili
uluslararası sözleşme hükümlerine göre karar verilebilir.
(7) Geri verme talebinin kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi hâlinde, ayrıca Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu
hükümlerine göre tutuklama kararı verilebilir veya diğer koruma tedbirlerine
başvurulabilir.
(8) Geri verme hâlinde, kişi ancak geri
verme kararına dayanak teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabilir veya mahkûm
olduğu ceza infaz edilebilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Güneş; buyurun.
CHP GRUBU ADINA HASAN FEHMİ GÜNEŞ
(İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 18 inci madde geriye vermeyi
düzenliyor. Madde başlığı "geri verme" diye konulmuş; belki
"suçluları geri verme",
"suçluların geri verilmesi" gibi olması daha açık olabilirdi;
böyle de düşünülebilir; ama "geri verme" de ifade ediyor.
Şimdi, burada, birkaç konuda itirazım var,
dikkat çekmek istiyorum. 6 ncı madde, vatandaşı tanımlamış. 6 ncı maddenin
birinci fıkrasının (a) bendi, vatandaş deyimini "fiili işlediği sırada
Türk vatandaşı olan kişi" diye tanımlamış. Peki, fiili işlediği sırada
Türk vatandaşı olan kişi, istenirse ve Uluslararası Ceza Divanı Antlaşması da
gerektirmiyorsa, onu geri vermeyeceğiz. Peki, fiili işlediği sırada vatandaş
olmayan; ama, fiilden sonra vatandaşlığa aldığımız birini isterse onu ne
yapacağız? O bizim vatandaşımız, fiili işledikten sonra aldığımıza göre, bir de
onu sahiplenmişiz, onu bir anlamda onaylamış gibi de oluyoruz. Bu konu
cevapsız, bu konuya bir cevap gelmemiş. Yani, fiili işledikten sonra vatandaşlığa
aldığımız kişiyi Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler dışında
geriye verecek miyiz? Geriye verdiğimiz takdirde bir anlamda vatandaşı geriye
vermiş olacağız ki, bir çelişkiyle karşılaşacağız. Dikkatinize sunmak istediğim
birinci husus budur.
İkincisi, 5 inci fıkrada, mahkeme, geri
verme talebini kabul edilebilir görürse, mahkeme geri vermeye karar verirse, o
anlamda, mahkemenin kararından sonra Bakanlar Kurulu da siyasî bir karar
veriyor, verilip verilmeyeceği Bakanlar Kurulunun takdirine bağlı. Burada
mahkemenin kararı ile Bakanlar Kurulu kararının birbirine ters olması ihtimali,
çelişmesi ihtimali var; mahkeme geri vermeyi uygun görmüş, Bakanlar Kurulu
siyasî nedenlerle uygun görmemişse, niye böyle bir çelişki yaşayalım? Acaba, bu
süreci tersten işletmek daha doğru olmaz mı? Yani, Bakanlar Kurulu önceden geri
verme konusunda bir sakınca görmüyorsa, talep, mahkemeye intikal etse daha
doğru olmaz mı diye düşünüyorum. İkinci dikkat çekmek istediğim konu budur.
Bir diğer konu; terör suçlarıyla ilgili
bir düzenleme yok burada. Terör suçlarında ve suçlularında dünyadaki yeni
gelişmeler karşısında geri verme işleminde nasıl bir tavır alacağız? Terör
suçlusunu geri verecek miyiz vermeyecek miyiz? Ayrıca, bu münasebetle, Sayın
Bakanın da dikkatine sunmak istiyorum, sayın milletvekilleri sizin de
dikkatinize sunmak istiyorum; terör suçları konusunda bizim özel bir durumumuz
var. Bize daima haksızlık yapılmıştır. Bizdeki büyük terör suçlarının sanıkları
Batı'ya kaçmıştır; Batı, onları, özgürlük kahramanları olarak karşılamıştır,
bağrına basmıştır, iade etmemiştir; onlarla ilgili bütün taleplerimizi geriye
çevirmiştir; sonra, terör, kendi başlarına geldiğinde, bir ucundan onlara da dokunduğunda yeri göğü
inleten kararlar almak, bize dayatmak durumuna gelmişlerdir. Bu madde
düzenlenirken terör suçlarıyla ilgili -ki, bizim önemli sorunlarımızdan
biridir, hep yaşamışızdır- konuyu da düzenlememiz gerekir. Terör suçunu belki
bir özel suç kategorisi içinde değerlendirmek gerekir. Yani, adi suçtan, adlî
suçtan, siyasî suçtan farklı bir suç olarak değerlendirmek gerekir, gerekebilir
-kendi görüşümü arz ediyorum- onu da düzenlemek gerekir.
Bu maddeyle ilgili dikkatinize sunmak
istediğim bir diğer konu şudur: Birinci fıkranın (b) bendine göre, düşünce suçu
veya siyasî ya da askerî suç niteliğindeyse de geri vermeyeceğiz. Düşünce
suçunu tanımlar içinde bulamadım. Hangisi düşünce suçu? Düşünce suçu tanımını
ben görmemiş olabilirim diğer maddelerde; ama; ben bu metinde göremedim. O
nedenle burada, düşünce suçu sanığını ya da suçlusunu, suç atılanını geri
vermeyeceğimize göre, o tanımı tam anlaşılabilir netlikte bu maddeye ya da bir
tanımlar maddesine koymak doğru olurdu diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.
18 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
19 uncu maddeyi okutuyorum:
Yabancı kanunun göz önünde bulundurulması
MADDE 19. - (1) Türkiye'nin egemenlik
alanı dışında işlenen suçlar dolayısıyla Türkiye'de yargılama yapılırken, Türk
kanununa göre verilecek olan ceza, suçun işlendiği ülke kanununda öngörülen
cezanın üst sınırından fazla olamaz.
(2) Ancak suçun;
a) Türkiye'nin güvenliğine karşı veya
zararına olarak,
b) Türk vatandaşına karşı ya da Türk
kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi zararına olarak,
İşlenmesi durumunda, yukarıdaki fıkra
hükmü uygulanmaz.
BAŞKAN - 19 uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
20 nci maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ KISIM
Ceza Sorumluluğunun Esasları
BİRİNCİ BÖLÜM
Ceza Sorumluluğunun Şahsîliği, Kast ve Taksir
Ceza sorumluluğunun şahsîliği
MADDE 20. - (1) Ceza sorumluluğu şahsîdir.
Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
(2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı
uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki
yaptırımlar saklıdır.
BAŞKAN - 20 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
21 inci maddeyi okutuyorum:
Kast
MADDE 21. - (1) Suçun oluşması kastın
varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve
istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanunî tanımındaki
unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde
olası kast vardır. Bu hâlde, ağırlaşmış müebbet hapis cezasını gerektiren
suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda
yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise
temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.
BAŞKAN - 21 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
22 nci maddeyi okutuyorum:
Taksir
MADDE 22. - (1) Taksirle işlenen fiiller,
kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne
aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen
neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi
istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır;
bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı
verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği
suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası
kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan
netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir
cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa
ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar
indirilebilir.
BAŞKAN - 22 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
23 üncü maddeyi okutuyorum:
Netice sebebiyle ağırlaşmış suç
MADDE 23. - (1) Bir fiilin, kastedilenden
daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde, kişinin
bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından
taksirle hareket etmesi gerekir.
BAŞKAN - 23 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
24 üncü maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan
Nedenler
Kanunun hükmü ve amirin emri
MADDE 24. - (1) Kanunun hükmünü yerine
getiren kimseye ceza verilmez.
(2) Yetkili bir merciden verilip, yerine
getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.
(3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir
surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu
olur.
(4) Emrin, hukuka uygunluğunun
denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hâllerde, yerine getirilmesinden
emri veren sorumlu olur.
BAŞKAN - 24 üncü madde üzerinde, şahsı
adına, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Güneş; buyurun.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Bu kadar
sık huzurunuzu işgal etmenin beni sevimsizleştirdiğinin farkındayım; halbuki,
ben, sevimli görünmek niyetindeyim; onun için, istismar etmeyeceğim; bu maddede
de durumu arz edeyim.
Sayın Başkanım, müsaade ederseniz,
aslında, arz etmek istediğim husus 24 üncü maddeden çok ikinci bölümle
ilgilidir. İkinci Bölüm "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran ve Azaltan
Nedenler" başlığı altındadır. Halbuki, burada, bu başlığa uygun düzenleme
yok; çünkü, kanun hükmünü yerine getirme, amirin emrini yerine getirme, meşru
savunma, zorunluluk hali, hakkın kullanılması, ilgilinin ya da mağdurun rızası,
ceza sorumluluğunu kaldıran değil, fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran,
bertaraf eden nedenlerdir. Bunlara, genel olarak, hukuka uygunluk nedenleri
denilebilir; o nedenle, bu başlık altında düzenlenmesi çok doğru olmamıştır.
Aynı başlık altında yer alan şiddet,
tehdit, hata gibi müesseseler, kusurluluğa etki eden, onu ortadan kaldıran veya
azaltan nedenlerdir. Bu şekilde yaklaşmak doğru olur.
Yine, aynı başlık altında düzenlenen yaş
küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik, sarhoşluk, uyuşturucu madde
etkisinde olma gibi müesseseler ise, isnat yeteneğini kaldıran ya da azaltan
nedenlerdir.
Söylemek istediğim, bu bölüm başlığı,
bölümün içeriğini yansıtmamaktadır, bölümün içeriğine uygun değildir.
Bunu arz etmek istedim; çok teşekkür
ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.
24 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
25 inci maddeyi okutuyorum:
Meşru savunma ve zorunluluk hâli
MADDE 25. - (1) Gerek kendisine ve gerek
başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı
muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile
orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza
verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait
bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak
olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını
kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta
arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza
verilmez.
BAŞKAN - 25 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
26 ncı maddeyi okutuyorum:
Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası
MADDE 26. - (1) Hakkını kullanan kimseye
ceza verilmez.
(2) Kişinin üzerinde mutlak surette
tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası
çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.
BAŞKAN - 26 ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
27 nci maddeyi okutuyorum:
Sınırın aşılması
MADDE 27. - (1) Ceza sorumluluğunu
kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle
işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın
altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur
görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza
verilmez.
BAŞKAN - 27 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
28 inci maddeyi okutuyorum:
Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit
MADDE 28. - (1) Karşı koyamayacağı veya
kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit
sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hâllerde cebir ve şiddet,
korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır.
BAŞKAN - 28 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
29 uncu maddeyi okutuyorum:
Haksız tahrik
MADDE 29. - (1) Haksız bir fiilin meydana
getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve
müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası
verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı
indirilir.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan,
Grup adına, Sayın Gaye Erbatur konuşacaklar.
BAŞKAN - 29 uncu madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Gaye Erbatur;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA N. GAYE ERBATUR (Adana) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Türk Ceza Kanunu, gerçekten, ülkemiz için
son derece önemli. Çok önemli bir kanunu, hep birlikte, burada, çıkarıyoruz. Bu
tasarı, uzun yıllardır, değiştirilmek üzere, çeşitli gruplar tarafından
üzerinde çalışılan bir kanun taslağıydı. Bu tasarı, Parlamentomuza
gönderildiğinde kurulan altkomisyonda her iki partinin birlikte çalışmasıyla
bugünkü haline geldi. Üzerinde çok önemli değişiklikler yapılması gerekiyor;
ancak, ben, buradan, bu kanun tasarısının bu hale gelmesinde emek veren herkese
teşekkür etmek istiyorum.
29 uncu madde özellikle kadınlar için son
derece önemli. Çünkü, geçtiğimiz on yıllar boyunca, kadınlara karşı işlenen
namus suçları ve cinayetlerinde etkin bir biçimde bu madde kullanıldı. Bu madde
kullanılarak, Türk Ceza Kanunu eliyle, kadınların elinden, eğitim hakkı,
çalışma hakkı gibi birçok temel insan hakları alındı ve böylece, kadınlar, bu
haklarını, namus nedeniyle kullanamaz hale geldiler ve ülkemizde namus adına
işlenen birçok öldürme suçu, bu maddenin arkasına saklanılarak yapıldı. Son
yıllarda ardı ardına işlenen namus cinayetlerinin özendirilmesinde, sanıklara
ikibuçuk yıla kadar verilen teşvik edici cezalar önemli olumsuz rol oynamıştır.
Maddenin yeni Türk Ceza Kanununda
tartışılması sırasında yaşanan kafa karışıklığının, uygulamada Türk yargısında
yaşanmayacağına inanmak istiyorum. Birleşmiş Milletler bütün kararlarında
vurguladığı gibi, namus suçu kavramından dünya insanlarının anladığı şeyin,
kadınlara ve kız çocuklarına karşı namus gerekçesiyle işlenen suçlar olduğudur.
Bu haksız tahrik maddesi tartışılırken, milletvekilleri, bu maddenin
indiriminin sadece suç mağduruna yönelik olaylarda uygulanacağı yorumunu
yapmışlardır; ancak, bu yorum dehşet verici bir yorumdur. Suç mağduru olmayan,
kendi evlenmek istediği biriyle evlendiği ya da birlikte olduğu için ya da
boşanmak istediği için öldürülen birçok kadın var. Öldürülen bu kadınlara karşı
haksız tahrik uygulanmaktaydı. İşte yeni gelen tasarıdaki 29 uncu maddeyle,
artık, bu indirim uygulanmayacak. Dolayısıyla, bu kanun, kanun yapıcılar
tarafından, bu indirimlerin önlenmesi için yapıldı ve son derece yerinde bir
uygulamayla yapıldı. Dolayısıyla, bundan sonra, namus adına işlenen
cinayetlerde, artık Türk Ceza Kanununa dayandırılarak bu tür indirimler
yapılamayacak.
O nedenle, biz Cumhuriyet Halk Partisi
olarak bu maddeyi destekliyoruz ve beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür
ediyor, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Erbatur, teşekkür ederim.
Madde üzerinde, AK Parti Grubu adına,
Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu Tasarısının
"Haksız tahrik" başlıklı 29 uncu maddesi üzerinde, AK Parti Grubunun
görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu maddede önemli
değişiklik yapılmıştır. Daha önce, mevcut Ceza Kanunumuzun ilgili maddesinde,
tahrik, kademelere ayrılıyor; ağır tahrik veyahut da hafif tahrik şeklinde bir
ceza indirimine tabi tutuluyordu. Bu da uygulamada sıkıntıya neden oluyordu;
nasıl; şöyle: Hâkim, ceza tayininde, belki olayda ağır tahrik hükümleri
uygulansa ceza çok ağır olacak veyahut da hafif tahrik hükümleri uygulansa ceza
çok hafif olacak. Böylesi bir ikilemde, olayın somut şartları gereği bunlardan
birini tercihle vicdanının kabul etmediği bir cezayı vermek zorunda kalıyordu.
Bu ayırım kaldırılmak suretiyle, hâkimlere, somut olayın özelliklerine göre, 61
inci maddedeki esaslar da dikkate alınmak üzere, cezanın alt sınırı ile üst
sınırı arasında belirleyeceği bir cezayı hakkaniyete uygun bir şekilde
verebilme imkânı getirilmiştir. Böylelikle, hâkim, vicdanının kabul etmediği
bir cezayı vermekten kurtarılmıştır; zira, önceki düzenlemede, şartlara göre,
bunlardan birisini veyahut da diğerini tercih etme gibi bir mecburiyetle karşı
karşıyaydı.
Burada önemli olan değişikliklerden bir
tanesi de -biraz önce Sayın Milletvekilim bahsettiler- halk arasında "töre
ve namus cinayetleri" diye adlandırılan cinayetlerle bu haksız tahrik
maddesinin ilişkilendirilmesidir. Değerli milletvekilleri, Ceza Kanunu Tasarısı
komisyonda görüşülürken, kadın örgütlerimiz ve Meclisimizdeki kadın
milletvekillerimiz bu konuya büyük ehemmiyet vermişlerdir. Kadınlara karşı
ayırımcılığı ortadan kaldıracak düzenlemelerin yapılması için yoğun mesai sarf
etmişlerdir. Bu manada, ben, bütün bu meseleyi takip edenlere teşekkür
ediyorum; onların talepleri doğrultusunda önemli değişiklikler ve düzenlemeler
yapılmıştır.
82 nci madde, nitelikli adam öldürmeyle
ilgili konuyu düzenliyor ve nitelikli adam öldürmenin hükümleri arasında, adam
öldürmenin, altsoy, üstsoydan birisine ya da eşe veya kardeşe karşı işlenmesi
veyahut da töre saikiyle işlenmesi, halinde, ceza, ağırlaştırılmış müebbet
hapis olarak öngörülmüştür. Biliyorsunuz, halk arasında, töre cinayeti, namus
cinayeti diye adlandırılan cinayetler, daha ziyade, yakın akrabalar arasında
işlenen türdendir. Bunların cezası artırılmak suretiyle nitelikli öldürülme
kapsamına alınmıştır; fakat, olayın somut özellikleri dikkate alındığında,
eğer, tahrikin uygulanmasını gerektirecek bir durum varsa, mahkeme burada
tahriki uygulayacaktır. Töre saikiyle işlenen cinayetten tahriki istisna tutan
bir hüküm bu maddede yoktur; eğer, unsurları varsa, bunu hâkim takdir edecektir; çünkü, bu, genel bir
hükümdür, şartları varsa, özel bölümde yer alan hükümlerin tamamına bunun
tatbiki söz konusudur. Örneğin, bir kişi, eşiyle birisini cinsel ilişki halinde
yakaladığı zaman, böylesi bir olayda, kendini kaybederek, irade ve şuurunu
kaybederek, o anda da üzerinde silahı varsa, böylesi bir durumda cinayet
işlediği takdirde, burada haksız tahrik varsa, hâkim, öyle değerlendiriyorsa
bunu uygulayacaktır, böyle değerlendirmiyorsa bunu uygulamayacaktır. Zaten,
haksız tahrik uygulaması, şimdiye kadar Yargıtayımızın uygulamalarıyla da belli
bir noktaya getirilmiş bir uygulamadır. Olayı farklı bir şekilde değerlendirip,
takdim etmenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Şartları varsa tatbik edilecektir,
şartları yoksa haksız tahrik indirimi uygulanmayacaktır.
Tekrar, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bozdağ.
29 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
30 uncu maddeyi okutuyorum:
Hata
MADDE 30. - (1) Fiilin icrası sırasında
suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket
etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.
(2) Bir suçun daha ağır veya daha az
cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen
kişi, bu hatasından yararlanır.
(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya
azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya
düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
BAŞKAN - 30 uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
31 inci maddeyi okutuyorum:
Yaş küçüklüğü
MADDE 31. - (1) Fiili işlediği sırada
oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler
hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik
tedbirleri uygulanabilir.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını
doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî
anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin
yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler
hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiili
algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin
varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan oniki yıla; müebbet hapis cezasını
gerektirdiği takdirde yedi yıldan dokuz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Diğer cezaların üçte ikisi indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis
cezası altı yıldan fazla olamaz.
(3) Fiili işlediği sırada onbeş yaşını
doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde ondört yıldan
yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan oniki
yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu
hâlde her fiil için verilecek hapis cezası sekiz yıldan fazla olamaz.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Gaye Erbatur; buyurun.
CHP GRUBU ADINA N. GAYE ERBATUR (Adana) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu Tasarısının "Yaş
küçüklüğü" başlığını taşıyan 31 inci maddesi üzerinde söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
"Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya
Azaltan Nedenler" bölümünde yer alan bu madde, özetle ifade edilecek
olursa, 12 yaşını doldurmamış çocuklara cezaî sorumluluk yüklememekte, 12-15
yaş arası çocuklar için belirli indirimler öngörürken, 15-18 yaş arasındakilere
daha az indirim getirmektedir. Halen yürürlükte olan yasayla
karşılaştırdığımızda, ceza sorumluluğu yaşının 11'den 12'ye yükseltildiğini
görmekteyiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile bu sözleşmeye Ek
İhtiyarî Protokole taraf bir ülkedir. Dolayısıyla, burada hep birlikte son şeklini
vereceğimiz yeni ceza yasamızın çocuklarla ilgili maddelerinin bu uluslararası
düzenlemelerle uyumlu olması gerekir. Temel anlayış, cezalandırmak değil,
çocuklarımızı suçtan korumak olmalıdır. Olabildiğince çocuğun adalet sistemi
dışında tutulması ve sisteme girmesinin zorunlu olduğu hallerde ise koruyucu ve
telafi edici bir adaletin işlemesi gerekir. Ceza sorumluluğu olmayan çocuklar
medenî hukuk kapsamında ele alınmalı ve güvenlik tedbirleri değil, koruyucu
tedbirler öngörülmelidir.
Çocuğun yaşadığı çevrede onu suçtan
koruyucu en etkili, tedbirli, uygulama olanağı sağlayan bir sisteme gereksinim
vardır. Çocuk, koruyucu ve eğitici önlemlerle tehlikelerden
uzaklaştırılmalıdır. Olması gereken, çocuğun yasalarla çelişik bir duruma
girmesi halinde bu durumun çocuğa özgü bir yasa içinde ele alınmasıdır. Bunun
ötesinde, çocuğa özgü düzenlemeler, önleyici tedbirler, yargılama süreci ve
kararın uygulamaya konulması aşamalarını da kapsamak durumundadır. Bu nedenle,
Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 40 ıncı maddesi, çocuğa özel yasa, usul ve
makamların oluşturulmasını taraf devletler için bir yükümlülük olarak
belirlemiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
buna göre, ideal olan, bu maddenin "yaş küçüklüğünün ceza sorumluluğuna
etkisi ve kanunla ihtilaf halindeki çocuklara uygulanacak esaslar ve süreler
çocuklara özel kanunla düzenlenir" şeklinde değiştirilmesi ve konunun Türk
Ceza Kanununun dışına çıkarılmasıdır; ancak, bu, maalesef, mümkün olmamıştır;
ama, hiç değilse, durumu biraz daha iyileştirmek için bazı değişiklikler
yapılabilir. Bunların neler olabileceğini dile getirmek isterim.
Bu maddede kullanılan "ceza
kovuşturması" kavramı yanlış anlamalara neden olmaktadır. Bu kavram, son
soruşturma yapılamayacağı biçiminde yorumlanarak hazırlık soruşturması işlemi
yapılmaktadır. Oysa, bir kimseye suç isnat edilerek hakkında hazırlık
soruşturması yürütülmesi; ancak, ona aklanma, bağımsız, tarafsız bir yargılama
makamına başvuru hakkı tanınmaması, adil yargılanma hakkına aykırı düşmektedir.
Bu nedenle "ceza kovuşturması" ifadesinin değiştirilmesi; bunun
yerine "ceza soruşturması" kavramı getirilmesi uygun olurdu.
Türk Ceza Yasası Tasarısında ceza
sorumluluğu yaşı 11'den 12'ye yükseltilmiştir; ancak, bu, yetersizdir. Ceza
sorumluluğu yaşı, medenî hukuktaki sorumluluk yaşıyla uyumlu hale getirilmeli
ve ceza sorumluluğu taşıyan çocuklar arasında ikinci bir yaş ayırımı
yapılmamalıdır.
Tasarıda -çocuk hakkında verilecek karara
esas teşkil etmek üzere- öngörülen, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını
algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş
olması hali nesnel bir ölçüt oluşturmaz. Böyle öznel bir ölçüt yerine, çocuğun
fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişiminin araştırılması ve araştırma
sonucunda ortaya çıkan durum çerçevesinde en uygun kararın verilmesi esası
benimsenmelidir.
Ceza sorumluluğu olan çocuklar için karar
öncesinde sosyal inceleme yapma olanağı tanınmalı, öncelikle koruyucu
tedbirlere, sonuç alınamazsa güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, cezaya en son
çare olarak ve çocuğun yararı gerektiriyorsa başvurma esası benimsenmelidir.
Ceza hükmedilecek haller, çocuğun ve
eylemin özelliklerine göre ağır sayılacak fiiller ve tekerrür halleriyle
sınırlı tutulmalıdır.
Çocuklarla ilgili maddelerde tekrar söz
alarak zamanınızı almamak için birkaç noktaya daha çok kısaca değinmek
istiyorum. Velayet hakkı, vasi tayini ve nafaka yükümlülüğü gibi konularla
ilgili olarak da kaygı verici hususlar var. Kamu vasisi, çocuğun
yerleştirildiği kurum olmamalı ve bu konu Türk Ceza Kanununun dışında
düzenlenmelidir. Çeşitli suçların çocuklara karşı işlenmeleri halinde, bunun,
suçu ağırlaştırıcı neden sayılması ve azmettirmenin ağır biçimde cezalandırılması
da çocukları korumak açısından önemlidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm
bunlara karşın hukuk sistemimizde cezaî düzenlemelerde Avrupa Birliğiyle daha
uyumlu bir biçimde iyileştirilecek pek çok madde içeren Türk Ceza Kanunu
Tasarısını Cumhuriyet Halk Partisi olarak desteklediğimiz malumlarınızdır. Ben
de bu görüşü içtenlikle paylaşıyorum; ancak, bu haliyle bu madde için olumlu oy
kullanmak, içime sindirebileceğim bir davranış olmayacaktır. Burada, bugün
yaptığımız görüşmenin ve ortaya konulan gerçeklerin maddenin biraz daha
geliştirilmesine vesile olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Erbatur.
Sayın milletvekilleri, 31 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
32 nci maddeyi okutuyorum:
Akıl hastalığı
MADDE 32. - (1) Akıl hastalığı nedeniyle,
işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili
olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye
ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.
(2) Birinci fıkrada yazılı derecede
olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme
yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine
yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer
hâllerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir.
Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl
hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.
BAŞKAN - 32 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
33 üncü maddeyi okutuyorum:
Sağır ve dilsizlik
MADDE 33. - (1) Bu Kanunun, fiili işlediği
sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını
doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; oniki yaşını doldurmuş olup da
onbeş yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmuş
olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; onbeş
yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri,
onsekiz yaşını doldurmuş olup da yirmibir yaşını doldurmamış olan sağır ve
dilsizler hakkında da uygulanır.
BAŞKAN - 33 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
34 üncü maddeyi okutuyorum:
Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu
madde etkisinde olma
MADDE 34. - (1) Geçici bir nedenle ya da
irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukukî
anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını
yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez.
(2) İradî olarak alınan alkol veya
uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında birinci fıkra hükmü
uygulanmaz.
BAŞKAN - 34 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
35 inci maddeyi okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Suça Teşebbüs
Suça teşebbüs
MADDE 35. - (1) Kişi, işlemeyi kastettiği
bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde
olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.
(2) Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana
gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz
yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde
verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
BAŞKAN - 35 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
36 ncı maddeyi okutuyorum:
Gönüllü vazgeçme
MADDE 36. - (1) Fail, suçun icra
hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını
veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz;
fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait
ceza ile cezalandırılır.
BAŞKAN - 36 ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
37 nci maddeyi okutuyorum:
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Suça İştirak
Faillik
MADDE 37. - (1) Suçun kanunî tanımında yer
alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu
olur.
(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç
olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları
suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına
kadar artırılır.
BAŞKAN - 37 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
38 inci maddeyi okutuyorum:
Azmettirme
MADDE 38. - (1) Başkasını suç işlemeye
azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.
(2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan
nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte
birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu
fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin
varlığı aranmaz.
(3) Azmettirenin belli olmaması hâlinde,
kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar,
müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına
hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim
yapılabilir.
BAŞKAN - 38 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
39 uncu maddeyi okutuyorum:
Yardım etme
MADDE 39. - (1) Suçun işlenmesine yardım
eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi
hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde,
on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı
indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
(2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan
dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç
işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda
bulunacağını vaat etmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol
göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi
sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.
BAŞKAN - 39 uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
40 ıncı maddeyi okutuyorum:
Bağlılık kuralı
MADDE 40. - (1) Suça iştirak için, kasten
ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine
iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler
göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik
niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden
diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.
(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu
tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması
gerekir.
BAŞKAN - 40 ıncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
41 inci maddeyi okutuyorum:
İştirak hâlinde işlenen suçlarda gönüllü
vazgeçme
MADDE 41. - (1) İştirak hâlinde işlenen
suçlarda, sadece gönüllü vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden
yararlanır.
(2) Suçun;
a) Gönüllü vazgeçenin gösterdiği gayreti
dışında başka bir sebeple işlenmemiş olması,
b) Gönüllü vazgeçenin bütün gayretine
rağmen işlenmiş olması,
Hâllerinde de gönüllü vazgeçme hükümleri
uygulanır.
BAŞKAN - 41 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
42 nci maddeyi okutuyorum:
BEŞİNCİ BÖLÜM
Suçların İçtimaı
Bileşik suç
MADDE 42. - (1) Biri diğerinin unsurunu
veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça
bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.
BAŞKAN - 42 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
43 üncü maddeyi okutuyorum:
Zincirleme suç
MADDE 43. - (1) Bir suç işleme kararının
icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla
işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden
dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az
cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.
(2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı
tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.
(3) Kasten öldürme, kasten yaralama,
işkence, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı ve yağma suçlarında bu
madde hükümleri uygulanmaz.
BAŞKAN - 43 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
44 üncü maddeyi okutuyorum:
Fikrî içtima
MADDE 44. - (1) İşlediği bir fiil ile
birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır
cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.
BAŞKAN - 44 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
45 inci maddeyi okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ KISIM
Yaptırımlar
BİRİNCİ BÖLÜM
Cezalar
Cezalar
MADDE 45. - (1) Suç karşılığında uygulanan
yaptırım olarak cezalar, hapis ve adli para cezalarıdır.
BAŞKAN - 45 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
46 ncı maddeyi okutuyorum:
Hapis cezaları
MADDE 46. - (1) Hapis cezaları
şunlardır:
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası.
b) Müebbet hapis cezası.
c) Süreli hapis cezası.
BAŞKAN - 46 ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
47 nci maddeyi okutuyorum:
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası
MADDE 47. - (1) Ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder, kanun ve tüzükte belirtilen
sıkı güvenlik rejimine göre çektirilir.
BAŞKAN - 47 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
48 inci maddeyi okutuyorum:
Müebbet hapis cezası
MADDE 48. - (1) Müebbet hapis cezası,
hükümlünün hayatı boyunca devam eder.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
49 uncu maddeyi okutuyorum:
Süreli hapis cezası
MADDE 49. - (1) Süreli hapis cezası,
kanunda aksi belirtilmeyen hâllerde bir aydan az, yirmi yıldan fazla olamaz.
(2) Hükmedilen bir yıl veya daha az süreli
hapis cezası, kısa süreli hapis cezasıdır.
BAŞKAN - 49 uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
50 nci maddeyi okutuyorum:
Kısa süreli hapis cezasına seçenek
yaptırımlar
MADDE 50.- (1) Kısa süreli hapis cezası,
suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu
pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adli para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın
aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen
giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya
sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir
eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir
katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri
yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye
kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı
davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından
bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri
alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir
katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte
çalıştırılmaya,
Çevrilebilir.
(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî
para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hâllerde, hapis cezasına
hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez.
(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm
edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis
cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş
yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis
cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan
hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı hâlinde,
birinci fıkranın (a) bendine göre adli para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu
hüküm, bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde
hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir.
(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet
savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek yaptırımın
gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam
edilmemesi hâlinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen
veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhâl infaz edilir. Bu durumda,
beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün
elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren
mahkemece tedbir değiştirilir.
BAŞKAN - 50 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
51 inci maddeyi okutuyorum.
Hapis cezasının ertelenmesi
MADDE 51. - (1) İşlediği suçtan dolayı iki
yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası
ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını
doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır.
Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;
a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç
aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,
b) Suçu işledikten sonra yargılama
sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda
mahkemede bir kanaatin oluşması,
Gerekir.
(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya
kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin
suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul
gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir.
Koşulun yerine getirilmesi hâlinde, hâkim kararıyla hükümlü infaz kurumundan
derhâl salıverilir.
(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir
yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu
sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.
(4) Denetim süresi içinde;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan
hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi
hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra
eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Onsekiz yaşından küçük olan
hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla,
gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine,
Mahkemece karar verilebilir.
(5) Mahkeme, denetim süresi içinde
hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü
alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini
temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya
nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün
davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer
aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.
(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve
sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir
yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar
verebilir.
(7) Hükümlünün denetim süresi içinde
kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin
uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi hâlinde; ertelenen cezanın kısmen veya
tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir.
(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun
veya iyi hâlli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.
BAŞKAN - 51 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
52 nci maddeyi okutuyorum:
Adlî para cezası
MADDE 52. - (1) Adlî para cezası, beş
günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde yediyüzotuz günden fazla
olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir
edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından
Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.
(2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk
Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve
diğer şahsî hâlleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.
(3) Kararda, adlî para cezasının
belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir
edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.
(4) Hâkim, ekonomik ve şahsî hâllerini göz
önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme
tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu
cezanın belirli taksitler hâlinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi
iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden
birinin zamanında ödenmemesi hâlinde geri kalan kısmın tamamının tahsil
edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir.
BAŞKAN - 52 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
53 üncü maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Güvenlik Tedbirleri
Belli hakları kullanmaktan yoksun
bırakılma
MADDE 53. - (1) Kişi, kasten işlemiş
olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu
görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi
üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi
altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün
memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer
siyasî hakları kullanmaktan,
c) Velayet hakkından; vesayet veya
kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket,
kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi
olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi
sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
Yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç
dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu
hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen
veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet
ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz.
Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e)
bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş
veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında
birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve
yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla
hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek
üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının
yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması
suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet
hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve
yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle
icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından
itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da
trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık
dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç
yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya
da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma
hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından
itibaren işlemeye başlar.
BAŞKAN - 53 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
54 üncü maddeyi okutuyorum:
Eşya müsaderesi
MADDE 54. - (1) İyiniyetli üçüncü kişilere
ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun
işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine
hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu
güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda
müsadere edilir.
(2) Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın,
ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka
bir surette imkânsız kılınması hâlinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının
müsaderesine karar verilir.
(3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere
edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle
hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.
(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması,
taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.
(5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının
müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı
ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.
(6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu
eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine
hükmolunur.
BAŞKAN - 54 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
55 inci maddeyi okutuyorum:
Kazanç müsaderesi
MADDE 55. - (1) Suçun işlenmesi ile elde
edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî
menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan
ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere
kararı verilebilmesi için maddî menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi
gerekir.
(2) Müsadere konusu eşya veya maddî
menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hâllerde,
bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.
BAŞKAN - 55 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
56 ncı maddeyi okutuyorum:
Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri
MADDE 56. - (1) Çocuklara özgü güvenlik
tedbirlerinin neler olduğu ve ne suretle uygulanacakları ilgili kanunda
gösterilir.
BAŞKAN - 56 ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, birleşime 20 dakika
ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.58
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 20.20
BAŞKAN :
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Genel
Kurulun 119 uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
664 sıra sayılı kanun tasarısı üzerindeki
müzakerelere devam ediyoruz.
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
1. - Türk
Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
57 nci maddeyi okutuyorum:
Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri
MADDE 57. - (1) Fiili işlediği sırada akıl
hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine
hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek
güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.
(2) Hakkında güvenlik tedbirine
hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca
düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya
önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine mahkeme veya hâkim kararıyla
serbest bırakılabilir.
(3) Sağlık kurulu raporunda, akıl
hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin
tıbbî kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve
aralıkları belirtilir.
(4) Tıbbî kontrol ve takip, raporda
gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet savcılığınca bu kişilerin teknik
donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır.
(5) Tıbbî kontrol ve takipte, kişinin akıl
hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında,
hazırlanan rapora dayanılarak, yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik
tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler
tekrarlanır.
(6) İşlediği fiille ilgili olarak
hastalığı yüzünden davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişi
hakkında birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yerleştirildiği yüksek
güvenlikli sağlık kuruluşunda düzenlenen kurul raporu üzerine, mahkûm olduğu
hapis cezası, süresi aynı kalmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, mahkeme
kararıyla akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.
(7) Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu
veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da
uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi
altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu
veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler,
yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine
mahkeme veya hâkim kararıyla serbest bırakılabilir.
BAŞKAN - 57 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
58 inci maddeyi okutuyorum:
Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular
MADDE 58. - (1) Önceden işlenen suçtan
dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi hâlinde,
tekerrür hükümleri uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez.
(2) Tekerrür hükümleri, önceden işlenen
suçtan dolayı;
a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına
mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl,
b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da
adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten
itibaren üç yıl,
Geçtikten sonra işlenen suçlar dolayısıyla
uygulanmaz.
(3) Tekerrür hâlinde, sonraki suça ilişkin
kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adlî para cezası
öngörülmüşse, hapis cezasına hükmolunur.
(4) Kasıtlı suçlarla taksirli suçlar ve
sırf askerî suçlarla diğer suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz.
Kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu veya uyarıcı
madde imal ve ticareti ile parada veya kıymetli damgada sahtecilik suçları
hariç olmak üzere; yabancı ülke mahkemelerinden verilen hükümler tekerrüre esas
olmaz.
(5) Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını
doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri
uygulanmaz.
(6) Tekerrür hâlinde hükmolunan ceza,
mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında
cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.
(7) Mahkûmiyet kararında, hükümlü hakkında
mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli
serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilir.
(8) Mükerrirlerin mahkûm olduğu cezanın
infazı ile denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması, kanunda gösterilen
şekilde yapılır.
(9) Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve
cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu
meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına
hükmedilir.
BAŞKAN - 58 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
59 uncu maddeyi okutuyorum:
Sınır dışı edilme
MADDE 59. - (1) İşlediği suç nedeniyle iki
yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm edilen yabancının, cezasının
infazından sonra derhâl sınır dışı edilmesine de hükmolunur.
BAŞKAN - 59 uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
60 ıncı maddeyi okutuyorum:
Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri
MADDE 60. - (1) Bir kamu kurumunun verdiği
izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzelkişisinin organ veya
temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması
suretiyle tüzelkişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet hâlinde,
iznin iptaline karar verilir.
(2) Müsadere hükümleri, yararına işlenen
suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır.
(3) Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin
uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği
durumlarda, hâkim bu tedbirlere hükmetmeyebilir.
(4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca
belirttiği hâllerde uygulanır.
BAŞKAN - 60 ıncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
61 inci maddeyi okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Cezanın Belirlenmesi ve Bireyselleştirilmesi
Cezanın belirlenmesi
MADDE 61. - (1) Hâkim, somut olayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin
ağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı
kusurunun ağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun
kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı
belirler.
(2) Suçun olası kastla ya da bilinçli
taksirle işlenmesi nedeniyle indirim veya artırım, birinci fıkra hükmüne göre
belirlenen ceza üzerinden yapılır.
(3) Birinci fıkrada belirtilen hususların
suçun unsurunu oluşturduğu hâllerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde
ayrıca göz önünde bulundurulmaz.
(4) Bir suçun temel şekline nazaran daha
ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hâllerin
gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır.
(5) Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen
ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş
küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî
sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza
belirlenir.
(6) Hapis cezasının süresi gün, ay ve yıl
hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmî
takvime göre hesap edilir. Hapis cezası için bir günün, adlî para cezası için
bir Türk Lirasının artakalanı hesaba katılmaz ve bu cezalar infaz edilmez.
(7) Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça
cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir.
BAŞKAN - 61 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
62 nci maddeyi okutuyorum:
Takdiri indirim nedenleri
MADDE 62. - (1) Fail yararına cezayı
hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis
cezası verilir. Diğer cezaların beşte birine kadarı indirilir.
(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin
geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki
davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar
göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir.
BAŞKAN - 62 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
63 üncü maddeyi okutuyorum:
Mahsup
MADDE 63. - (1) Hüküm kesinleşmeden önce
gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller
nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adlî para
cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün yüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu
cezadan indirim yapılır.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
64 üncü maddeyi okutuyorum:
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Dava ve Cezanın Düşürülmesi
Sanığın veya hükümlünün ölümü
MADDE 64. - (1) Sanığın ölümü hâlinde kamu
davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibarıyla müsadereye
tâbi eşya ve maddî menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların
müsaderesine hükmolunabilir.
(2) Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz
edilmemiş adlî para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama
giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur.
BAŞKAN - 64 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
65 inci maddeyi okutuyorum:
Af
MADDE 65. - (1) Genel af hâlinde, kamu
davası düşer, hükmolunan cezalar bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkar.
(2) Özel af ile hapis cezasının infaz
kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek
süresi kısaltılabilir ya da adlî para cezasına çevrilebilir.
(3) Cezaya bağlı olan veya hükümde
belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir.
BAŞKAN - 65 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
66 ncı maddeyi okutuyorum:
Dava zamanaşımı
MADDE 66. - (1) Kanunda başka türlü
yazılmış olan hâller dışında kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını
gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren
suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis
cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az
hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis
veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,
Geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını
doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin
yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan
kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin
belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı
gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan
sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz
önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı
bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) Aynı fiilden dolayı her ne suretle
olursa olsun tekrar yargılanması gereken hükümlünün, sonradan yargılanan suça
ait üçüncü fıkrada yazılı esasa göre belirecek zamanaşımı göz önünde
bulundurulur.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun
işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı
günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son
suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve
nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını
bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü
Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis
cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi hâlinde dava zamanaşımı
uygulanmaz.
BAŞKAN - Buyurun Başkanım.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Zonguldak) - Sayın Başkanım, maddenin beşinci fıkrasının ikinci satırındaki
"belirecek" kelimesinin "belirlenecek" olması lazım. Böyle
bir baskı hatası var; onu düzeltiyoruz efendim.
BAŞKAN - Tamam Sayın Başkanım, ifade
ettiğiniz şekilde düzeltilmiştir.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Zonguldak) - Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Ben teşekkür ederim.
66 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
67 nci maddeyi okutuyorum:
Dava zamanaşımının durması
MADDE 67.- (1) Soruşturma ve kovuşturma
yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken
bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına
veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda
karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava
zamanaşımı durur.
BAŞKAN - Madde üzerinde 1 adet önerge
vardır; önergeyi okutup işleme alacağım.
Önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu
Tasarısının "Dava zamanaşımının durması" başlıklı 67 nci maddesi
başlığının "Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" olarak
değiştirilmesi ve aşağıdaki hükümlerin birinci fıkradan sonra gelmek üzere
madde metnine eklenmesini arz ve teklif ederiz.
(2) Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı
huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında
tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame
düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa,
mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, dava zamanaşımı kesilir.
(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde,
zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla
nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği
tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar
(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi
ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısından
başlar.
K. Kemal Anadol Sadullah
Ergin Durdu Mehmet Kastal
İzmir Hatay Osmaniye
Mustafa Ataş İlyas
Arslan
İstanbul Yozgat
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu
efendim?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Zonguldak) - Sayın Başkanım, uygun görüşle, Genel Kurulun takdirine
bırakıyoruz.
Yalnız, 4 üncü fıkranın son cümlesinde bir
okuma hatası oldu zannediyorum; "yarısına kadar uzar" olacak.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Önerge de öyle
zaten.
BAŞKAN - Tamam efendim.
Hükümet önergeye katılıyor mu?
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) -
Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Her ne kadar tasarı metninde dava
zamanaşımı süreleri uzun tutulmuş ise de; tasarının kanunlaşması halinde, bunun
yürürlüğe gireceği tarihten önce işlenmiş ve henüz kesin hükümle sonuçlanmamış
olan davaların büyük bir çoğunluğunun zamanaşımına uğraması sonucuyla
karşılaşılacaktır. Bu durum, bazı suçlular açısından bir nevi af sonucunu
doğuracaktır. Bu sonuç, özellikle, dava zamanaşımı sürelerinin dolma eşiğine
yaklaşılmış olan halen derdest bütün davaların sanıkları açısından doğacaktır.
Belirtilen nedenlerle, tasarı metninde dava zamanaşımının kesilmesine ilişkin
düzenleme yapılmasına büyük bir ihtiyaç bulunmaktadır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önergeyle değiştirilen metni
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
68 inci maddeyi okutuyorum:
Ceza zamanaşımı
MADDE 68. - (1) Bu maddede yazılı cezalar
aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez:
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezalarında kırk yıl.
b) Müebbet hapis cezalarında otuz yıl.
c) Yirmi yıl ve daha fazla süreli hapis
cezalarında yirmidört yıl.
d) Beş yıldan fazla hapis cezalarında
yirmi yıl.
e) Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında
on yıl.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını
doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin
yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan
kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle ceza infaz edilmez.
(3) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü
Kısmında yazılı yurt dışında işlenmiş suçlar dolayısıyla verilmiş
ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet veya on yıldan fazla hapis
cezalarında zamanaşımı uygulanmaz.
(4) Türleri başka başka cezaları içeren
hükümler, en ağır ceza için konulan sürenin geçmesiyle infaz edilmez.
(5) Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği
veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye
başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır.
BAŞKAN - Sayın Başkanım, buyurun.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Zonguldak) - Sayın Başkanım, maddenin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde bir
kelime düşmesi olmuş. "Müebbet hapis veya müebbet veya" deniliyor;
"ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis"olacak; yani,
bir "hapis" kelimesi
eklenmesi lazım.
BAŞKAN - Tamam Sayın Başkan, ifade
ettiğiniz şekilde düzeltilmiştir.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Zonguldak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN - 68 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
69 uncu maddeyi okutuyorum :
Ceza zamanaşımı ve hak yoksunlukları
MADDE 69. - (1) Cezaya bağlı olan veya
hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresi ceza zamanaşımı doluncaya kadar
devam eder.
BAŞKAN - 69 uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
70 inci maddeyi okutuyorum:
Müsaderede zamanaşımı
MADDE 70. - (1) Müsadereye ilişkin hüküm,
kesinleşmeden itibaren yirmi yıl geçtikten sonra infaz edilmez.
BAŞKAN - 70 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
71 inci maddeyi okutuyorum :
Ceza zamanaşımının kesilmesi
MADDE 71. - (1) Mahkûmiyet hükmünün infazı
için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat veya bu
maksatla hükümlünün yakalanması ceza zamanaşımını keser.
(2) Bir suçtan dolayı mahkûm olan kimse
üst sınırı iki yıldan fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlediği
takdirde, ceza zamanaşımı kesilir.
BAŞKAN - 71 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
72 nci maddeyi okutuyorum :
Zamanaşımının hesabı ve uygulanması
MADDE 72. - (1) Dava ve ceza zamanaşımı
süreleri gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay,
otuz gündür. Yıl, resmî takvime göre hesap edilir.
(2) Dava ve ceza zamanaşımı re'sen
uygulanır ve bundan şüpheli, sanık ve hükümlü vazgeçemezler.
BAŞKAN - 72 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
73 üncü maddeyi okutuyorum :
Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete
bağlı suçlar, uzlaşma
MADDE 73. - (1) Soruşturulması ve
kovuşturulması şikâyete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde
şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.
(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla
bu süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya
öğrendiği günden başlar.
(3) Şikâyet hakkı olan birkaç kişiden
birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.
(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikâyete
bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin
vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın
infazına engel olmaz.
(5) İştirak hâlinde suç işlemiş
sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.
(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça,
vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez.
(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar
gören kişinin şikâyetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada
şahsî haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde
de dava açamaz.
(8) Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya
özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı
bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya
büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür
iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim
tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar
verilir.
BAŞKAN -
73 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
74 üncü maddeyi okutuyorum:
Dava veya cezanın düşmesinin etkisi
MADDE 74. - (1) Genel af, özel af,
şikâyetten vazgeçme, müsadere olunan şeylerin veya ödenen adlî para cezasının
geri alınmasını gerektirmez.
(2) Kamu davasının düşmesi, malların geri
alınması ve uğranılan zararın tazmini için açılan şahsî hak davasını etkilemez.
(3) Cezanın düşmesi şahsî haklar, tazminat
ve yargılama giderlerine ilişkin hükümleri etkilemez. Ancak, genel af hâlinde
yargılama giderleri de istenemez.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Zonguldak) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun Sayın Başkan.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN
(Zonguldak) - Birinci fıkrada "genel af, özel af" denildikten sonra
"ve" sözcüğünün eklenmesi, daha iyi anlaşılması bakımından bize
gerekli gibi geliyor Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Metin o şekilde düzeltilmiştir.
74 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
75 inci maddeyi okutuyorum:
Önödeme
MADDE 75. - (1) Uzlaşma kapsamındaki
suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun
maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı üç ayı aşmayan suçların
faili;
a) Adlî para cezası maktu ise bu miktarı,
değilse aşağı sınırını,
b) Hapis cezasının aşağı sınırının
karşılığı olarak her gün için yirmi Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı,
c) Hapis cezası ile birlikte adlî para
cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın (b) bendine göre
belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını,
Soruşturma giderleri ile birlikte,
Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde
hakkında kamu davası açılmaz.
(2) Özel kanun hükümleri gereğince işin
doğrudan mahkemeye intikal etmesi hâlinde de fail, hâkim tarafından yapılacak
bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı
yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer.
(3) Cumhuriyet savcılığınca madde
kapsamına giren suç nedeniyle önödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava
konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle madde kapsamına giren bir suça
dönüşmesi hâlinde de yukarıdaki fıkra uygulanır.
(4) Suçla ilgili kanun maddesinde yukarı
sınırı üç ayı aşmayan hapis cezası veya adlî para cezasından yalnız birinin
uygulanabileceği hâllerde ödenmesi gereken miktar, yukarıdaki fıkralara göre
adlî para cezası esas alınarak belirlenir.
(5) Bu madde gereğince kamu davasının
açılmaması veya ortadan kaldırılması, kişisel hakkın istenmesine, malın geri
alınmasına ve müsadereye ilişkin hükümleri etkilemez.
BAŞKAN - 75 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, grupların
mutabakatı üzerine (yarın) 15 Eylül 2004 Çarşamba günü, saat 11.00'de toplanmak
üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati: 20.45