DÖNEM
: 22 CİLT : 57 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
116 ncı Birleşim
15 Temmuz 2004
Perşembe
İ
Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
YOKLAMA
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün,
canlı hayvan kaçakçılığının ekonomimiz üzerindeki olumsuz etkilerine ve
alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
2.- Sakarya Milletvekili Süleyman
Gündüz'ün, Marmara depreminin 5 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması
3.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza
Gülçiçek'in, Hacı Bektaş Veli'yi anma, kültür ve sanat etkinliklerine, Hacı
Bektaş Dergâhı çevre düzenlemesinin altyapı çalışmalarının tamamlanması için
alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
B) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve
23 milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün yapısal sorunlarının dışticaret
açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal
destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/208)
2.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve
25 milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve eksikliklerinin saptanması ve
sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209)
3.- Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe ve
21 milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)
C) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1.- Genel Kurulu ziyaret eden Yakutistan
Tarım Bakanı Aial Stepanov ve beraberindeki
heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi
V. -
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki sıralama, çalışma gün ve
saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile girmesine ilişkin Danışma
Kurulu önerisi
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile
Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)
2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/523) (S. Sayısı : 152)
3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı : 305)
4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve
Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı : 349)
5.- Bazı Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/840) (S. Sayısı : 645)
6.- Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/825) (S. Sayısı : 635)
VII. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in,
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
2.- Denizli Milletvekili Ümmet
Kandoğan'ın, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
VIII. -
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Isparta Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in,
Teşvik Yasasının uygulamasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın
cevabı (7/2673)
2.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun,
Kıbrıs'ta el değiştiren arazilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2774)
3.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
bir Meclis araştırması komisyonu raporunda yer alan TMSF ve BDDK ile ilgili
bazı konulara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2850)
4.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
bir Meclis araştırması komisyonu raporunda tespit edilen bazı konulara ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı
(7/2898)
5.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
kıyı bankacılığının yarattığı riskler konusunda Merkez Bankasının sorumluluğu
olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2899)
6.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun,
sokak çocuklarının sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı (7/2939)
7.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Marmara Bölgesinde olası bir deprem için alınan tedbirlere ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı
(7/2952)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak
yedi oturum yaptı.
Denizli Milletvekili V. Haşim Oral'ın,
Türkiye'nin dışpolitikası ve Türkiye'ye dış dünyanın uyguladığı politikalara
ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.
Bursa Milletvekili Ertuğrul
Yalçınbayır'ın, "Kadastro Yenileme Harcı" adı altında gayrimenkul
sahiplerinden alınan harcın hukuka aykırılığına ilişkin gündemdışı konuşmasına,
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan,
Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın,
buğday üreticilerinin sorunlarına ve buğdaya bölgesel taban fiyat uygulamasının
yarattığı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşmasına, Tarım ve Köyişleri Bakanı
Sami Güçlü,
Cevap verdi.
Genel Kurulu ziyaret eden Nijerya
Parlamentosu üyelerinden oluşan heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz"
denildi.
Genel Kurulun 15.7.2004 Perşembe günü saat
11.00'de toplanmasına ve bu birleşimde kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı : 146),
2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523)
(S. Sayısı : 152),
3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı :
305),
Görüşmeleri, daha önce geri alınan
maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;
4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/731)
(S. Sayısı: 349) görüşmeleri, ilgili Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından;
Ertelendi.
5 inci sırasında bulunan, Özel Gelir ve
Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
(1/827) (S. Sayısı: 618),
14 üncü sırasında bulunan, Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda (1/848, 2/175) (S.
Sayısı : 641),
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarılarının, görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan
açıkoylamadan sonra;
6 ncı sırasında bulunan, Ölüm Cezasının
Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Tasarısının (1/831) (S. Sayısı : 624),
7 nci sırasında bulunan, Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/830) (S. Sayısı :
623),
8 inci sırasında bulunan, Sağlık
Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
(1/744) (S. Sayısı : 636),
9 uncu sırasında bulunan, Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/306) (S. Sayısı : 638),
10 uncu sırasında bulunan, Ödeme Gücü
Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet
Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının (1/832) (S. Sayısı : 642),
11 inci sırasında bulunan, Devlet
Memurları Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin
(2/211, 2/221) (S. Sayısı : 637),
12 nci sırasında bulunan, Sinema
Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında
Kanun Tasarısının (1/849) (S. Sayısı : 640),
13 üncü sırasında bulunan, Kültür
Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısının (1/847) (S. Sayısı :
644),
Görüşmelerini müteakiben;
Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
15 inci sırasında bulunan, Bazı Kanunlarda
ve 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının (1/840) (S. Sayısı: 645) görüşmelerine devam olunarak 25 inci
maddesine kadar kabul edildi, birleşime verilen aradan sonra, ilgili Komisyon
yetkililerinin Genel Kurulda hazır bulunmadıkları anlaşıldığından, müzakereleri
ertelendi.
Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek,
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yapmış olduğu konuşmada, ileri sürmüş olduğu
görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle bir açıklamada
bulundu.
15 Temmuz 2004 Perşembe günü, alınan karar
gereğince saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 02.34'te son verildi.
|
Yılmaz Ateş |
|
|
|
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Mehmet Daniş |
|
Mevlüt Akgün |
|
|
Çanakkale
|
|
Karaman |
|
|
Kâtip
Üye |
|
Kâtip
Üye |
|
|
|
Enver Yılmaz |
|
|
|
|
Ordu |
|
|
|
|
Kâtip
Üye |
|
No. : 170
II. - GELEN KÂĞITLAR
15 Temmuz 2004
Perşembe
Cumhurbaşkanınca Geri Gönderilen Kanun
1.- İl Özel İdaresi
Hakkında 24.6.2004 Tarihli ve 5197 Sayılı Kanun ve Anayasanın 89 ve 104 üncü
Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme
Tezkeresi (1/856) (Anayasa ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.7.2004)
Tasarılar
1.- Özel Öğretim Kurumları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı (1/857) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)
2.- Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
(1/858) (Adalet ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)
Teklif
1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in; 2108 Sayılı Muhtar Ödenek ve
Sosyal Güvenlik Yasasının 1. Maddesinin 1. Fıkrasının Değiştirilmesi Hakkında
Kanun Teklifi (2/310) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8.7.2004)
Rapor
1.- Organik Tarım Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Tarım,
Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/841) (S. Sayısı: 653) (Dağıtma
tarihi: 15.7.2004) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Adıyaman Milletvekili Şevket GÜRSOY'un, Atatürk Barajı ve
Çamgazi Barajı göletleri için yapılan kamulaştırmadaki ödemelere ilişkin Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1201) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.6.2004)
2.- Adıyaman Milletvekili
Şevket GÜRSOY'un, Tütün, Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme
Kurumu Personeline ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif
ŞENER) sözlü soru önergesi (6/1202) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
3.- Balıkesir
Milletvekili Sedat PEKEL'in, Gönen-Bandırma karayoluna ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1203) (Başkanlığa geliş tarihi :
29.6.2004)
4.- Bursa Milletvekili
Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, Bursa-Karacabey Subaşı'ndaki hazine arazisinin satışına
ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1204) (Başkanlığa geliş tarihi
: 29.6.2004)
5.- Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun, Türk Hava
Yolları personelinin çalışma koşullarına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü
soru önergesi (6/1205) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.6.2004)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Manisa Milletvekili
Hasan ÖREN'in, Genel Kurul ve komisyon çalışmalarında bulunacakların
kıyafetlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru
önergesi (7/3107) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
2.- İzmir Milletvekili
Oğuz OYAN'ın, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısının Devlet Memurları Kanuna
göre disiplin suçu işlediği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/3108) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
3.- İstanbul Milletvekili
Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, 5018 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin uygulanmadığı
iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3109) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.6.2004)
4.- Mardin Milletvekili
Muharrem DOĞAN'ın, TDK'ca iki kelimenin eşanlamlı olup olmadığı konusunda
yapılan araştırma sonuçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3110)
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
5.- Ankara Milletvekili
İsmail DEĞERLİ'nin, Kızılay Derneği Genel Başkanına ve Kızılay'ın iş yaptığı şirketlerle ilgili iddialara
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3111) (Başkanlığa geliş tarihi :
29.6.2004)
6.- Antalya Milletvekili
Nail KAMACI'nın, Antalya Büyükşehir Belediyesinde yapılan görev değişikliği ve
atamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3112) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.6.2004)
7.- Afyon Milletvekili
Halil ÜNLÜTEPE'nin, NATO Zirvesi sırasında bir bakanın üzerinin ABD Başkanının
korumalarınca arandığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/3113) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)
8.- Antalya Milletvekili
Osman KAPTAN'ın, NATO Zirvesi sırasında ABD gizli servis ajanlarının bazı
bakanlarımıza yönelik bir uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/3114) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)
9.- Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, Adana-Yumurtalık-Kaldırım
Belediyesindeki iş makinelerine ve dolu afetinden zarar gören çiftçilere
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3115) (Başkanlığa geliş tarihi
:1.7.2004)
10.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Bakü-Tiflis-Ceyhan
Boru Hattıyla ilgili bir iddiaya ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3116) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
11.- Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, kaçak elektrikle
mücadele çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3117) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)
12.- Konya Milletvekili
Atilla KART'ın, bir turizmciye hükümetçe özel uygulamalar yapıldığı iddialarına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3118) (Başkanlığa
geliş tarihi : 29.6.2004)
13.- Antalya Milletvekili
Nail KAMACI'nın, bakanlıkça yapılan
turizm tahsislerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3119) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
14.- Denizli Milletvekili
Mustafa GAZALCI'nın, Ankara'daki Noterler Birliği İlköğretim Okulu ile ilgili
bazı iddialara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3120 )
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
15.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Şırnak-Kumçatı Beldesinin lise ihtiyacına
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3121) (Başkanlığa geliş
tarihi : 29.6.2004)
16.- Antalya Milletvekili
Nail KAMACI'nın, Antalya Millî Eğitim
Müdürünün mevzuatın öngördüğü koşulları taşıyıp taşımadığına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3122) (Başkanlığa geliş tarihi :
1.7.2004)
17.- Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, gençler arasında
görülen kötü alışkanlıklarla ilgili çalışmalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3123) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)
18.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in,
Şırnak İlindeki sağlık kuruluşlarına ve personeline ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3124) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
19.- Bursa Milletvekili
Kemal DEMİREL'in, Bakanlığın Türkiye'ye
Özgü Beslenme Rehberi adlı yayınına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3125) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
20.- Antalya Milletvekili
Nail KAMACI'nın, Antalya Devlet
Hastanesi bahçesindeki 7 ağacın kestirilip kestirilmediğine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3126) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
21.- İstanbul
Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Pamukbank'ın başka bankalarla birleşmesi halinde
kamuya maliyetine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif
ŞENER) yazılı soru önergesi (7/3127)
(Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
22.- Adana Milletvekili
Atilla BAŞOĞLU'nun, Vergi Barışı
uygulamasının süresine ve uygulanan faiz oranına ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3128) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)
23.- Ankara Milletvekili
Yakup KEPENEK'in, Ankara'da
kamulaştırılması düşünülen bir parsele ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı
soru önergesi (7/3129) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6. 2004)
24.- Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Şanlıurfa'da süne zararlısı ile mücadeleye
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3130) (Başkanlığa
geliş tarihi : 29.6 .2004)
25.- Muğla Milletvekili
Ali Cumhur YAKA'nın, Göcek Tüneli
inşaatına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3131)
(Başkanlığa geliş tarihi : 1.7.2004)
26.- Konya Milletvekili
Atilla KART'ın, Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanı ve EGO Genel Müdürlüğü yetkilileri hakkındaki iddialara
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3132) (Başkanlığa geliş
tarihi : 1.7.2004)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 23
Milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün yapısal sorunlarının dış ticaret
açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal
destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/208) (Başkanlığa geliş tarihi:13.7.2004)
2.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 25
Milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve eksikliklerinin saptanması ve
sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209)
(Başkanlığa geliş tarihi:13.7.2004)
3.- Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe ve 21
Milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/210) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.7.2004)
Açılma
Saati : 11.00
15 Temmuz
2004 Perşembe
BAŞKAN :
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP
ÜYELER : Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın
milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, kaçak hayvancılıkla
ilgili söz isteyen Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'e aittir.
Buyurun Sayın Öğüt. (Alkışlar)
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt'ün, canlı hayvan kaçakçılığının ekonomimiz üzerindeki
olumsuz etkilerine ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkanım,
değerli arkadaşlar; kaçak hayvancılıkla ilgili olarak söz almış bulunuyorum;
ancak, ondan önce, Türkiye'deki 51 000 muhtarın mağduriyetini dile getirmek
istiyorum.
Türkiye'de bizi yöneten 51 000
muhtarımızın büyük bir mağduriyeti var; 108 000 000 lira maaş alıyorlar, 158
000 000 lira Bağ-Kura prim ödüyorlar.
BAŞKAN - Sayın Öğüt, sürenizin 5 dakika
olduğunu biliyorsunuz değil mi?
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Biliyorum.
Ben, hükümetten rica ediyorum;
muhtarlarımıza, hiç olmazsa, asgarî ücret düzeyinde maaş ödesin; onlar da
Bağ-Kur primlerini ödeyerek tedavilerini yaptırmış olsunlar.
Değerli arkadaşlar, elimdeki bu resme
lütfen iyi bakın; bu, kutsal hayvan, kutsal inek; Hindistan'dan geliyor...
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Tövbe
estağfurullah!..
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Tövbe estağfurullah
demeyin; burada dursun isterseniz.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bizim için kutsal
değil.
ENSAR ÖGÜT (Devamla) - Bu hayvan
Hindistan'dan geliyor ve bu hayvan, şu anda Türkiye'nin de her yerinde var.
Özellikle gittim, kendi bölgemde bu hayvanın resmini çektirdim. Bu hörgüçlü
olan hayvan, belli olan hayvan, sınırlarımızdan o kadar rahat geçiyor ki,
hörgüçsüz hayvanın ne kadar rahat geçeceğini siz düşünün!
Nüfusumuzun yüzde 40'ı hayvancılıkla
geçiniyor; inanın, bu insanlarımız, köylümüz, şu anda sıfır noktasında; ölme
noktasına gelmiş, bitme noktasına gelmiş.
Ben, geçen hafta Ardahan'da idim.
Ardahan'da Göle Muhtarlar Derneğimiz bir imza kampanyası başlattı. İmza
kampanyasında hükümete şunu sesleniyorlar: "Kaçak hayvan getirmeyin,
köylümüzü öldürmeyin. Kaçak hayvancılık bitmezse, biz de hükümeti
bitiririz." İmza kampanyasını bu sloganla, Göle'de, Ardahan'da başlattık;
ben de oradaydım.
Ben muhtarlarıma teşekkür ediyorum; ama,
Ardahan ve Türkiye geneline baktığınız zaman, inanın, korkunç derecede kaçak
hayvan geliyor. Burada, Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızın, belki, suçu yok;
çünkü, sınırları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı kontrol etmiyor; ama, doğu ve
güneydoğudan korkunç derecede hayvan giriyor ve bunun tedbirini güvenlik
görevlilerinin alması lazım.
Şimdi, bugün manşette "ikinci
Susurluk Van'da" deniliyor. Bu hayvan kaçakçılığı ve eroin kaçakçılığı,
Van'daki ve diğer doğu ve güneydoğu illerindeki olaylar 5 tane Susurluk'a
bedel! Onun için, hayvancılığımız... Şu anda, insanların hayvanları para
etmiyor değerli arkadaşlar. Bu hayvanlar, aksine, hastalık saçıyorlar. Sıcak
bölgeden geldikleri için soğuk bölgeye alışamıyorlar, hemen hastalanıyorlar ve
hastalandıkları için de, biz, hastalıklı et yiyoruz, sucuk yiyoruz. Ben,
buradan sesleniyorum bütün vatandaşlarıma: Lütfen, et yerken yerli hayvanın
etini alın, bu çok önemlidir, kasabınıza tembih edin. (AK Parti sıralarından
"Nereden bilecek" sesleri)
Nerelerden alınacağını hükümet belirlesin.
Şimdi, değerli arkadaşlar, hayvan, Doğu
Anadoluda yaşayan insanın her şeyidir. Hayvanın dışkısını, tezeği kışın yakarak
ısınır; sütüyle, peyniriyle, yağıyla, etiyle beslenir; danasını satar çocuğunu
okutur, kendisini tedavi ettirir, hastalığını giderir. Yani, hayvan, bizim
oradaki sanayimiz, insanımızın yaşam tarzı. Bunun için, kaçak hayvancılığın
önlenmesi gerekiyor.
Ben buradan sesleniyorum; bir çiftçi dostu
olarak, bir Türkiye milletvekili, bir Ardahan milletvekili olarak, mutlak
surette bunun peşini bırakmayacağım. Bugün, Sayın Bakanla da görüştüm, sağ
olsun kabul ettiler, Sayın Bakanım da titizlikle duruyor üzerinde. Bu kaçak
hayvan girişini mutlak surette önleyeceğiz. Önleyeceğiz, köylümüzü ve
çiftçimizi kurtaracağız. Başka bir yolu yoktur.
Değerli arkadaşlar, sürem de bitiyor; ama,
şunu söyleyeyim: Bugün, Türkiye'ye Afganistan ve Hindistan'dan, İran ve Irak
üzerinden bu hörgüçlü hayvan geliyor. Bu hörgüçlü hayvan, kutsal inek; bu
hörgüçlü hayvan, kutsal; bu hörgüçlü hayvan hastalıklı. İnanın, şu anda -bugün,
bir arkadaşım söyledi- İzmir’de dahi var; bu kadar serbest, kaçakçılığa nasıl
müsaade edilir; anlayamıyorum. Bizim sınırımızda güvenlik görevlileri yok mu,
ne iş yapıyorlar?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlar mısınız...
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Ben şimdi
hükümetten rica ediyorum; sınırdaki güvenlik görevlilerinin derhal araştırması
yapılsın, cezalandırılsın, kaçak hayvan girişi durdurulsun. Eğer kaçak hayvan
girişi durdurulmazsa, Meclis tatile giriyor; ama, Meclis açıldığı zaman
Türkiye'deki kaçak hayvanları getirip Meclisin bahçesinde toplayacağım. (CHP
sıralarından alkışlar)
Net konuşuyorum; hükümet kaçak hayvan
girişini durdurmazsa, ekim ayında Meclis açıldığı zaman kaçak hayvanları
getirip Meclisin bahçesine bağlayacağım kardeşim; başka çaresi kalmadı. Altı
aydır ben bunları takip ediyorum, kimse dinlemiyor. Şimdi rica ediyorum...
Burada Tarım Bakanının da suçu yoktur; onu da söyleyeyim, iyi niyetli bir
arkadaşımızdır Sayın Bakan; ama, güvenlik açısından sınırlarımız delik deşik
olmuştur; kaçak hayvanları sınırdan geçiren güvenlik yetkilileri hakkında,
validen jandarmasına kadar, soruşturma açılıp cezalandırılması lazım ve Türk
köylümüzü kurtarmamız gerekiyor.
Buna inanıyor, hepinize güveniyor,
saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öğüt.
Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere,
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami Güçlü; buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ
(Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'ün
kaçak hayvancılık konusunda gündemdışı yaptığı konuşmaya cevap vermek
istiyorum; öncelikle kendisine teşekkür ediyorum.
Gerçekten de bugün ülkemizde, sektörümüzle
ilgili önemli bir soruna temas etmiştir; bize de yaptığımız çalışmaları ve bu
konuyla ilgili düşüncelerimizi ifade etme fırsatı doğmuştur. Dolayısıyla,
bilgilerimizi paylaşmakta ve aldığımız tedbirleri sizlere duyurmakta fayda
görüyorum.
Efendim, ülkemizde, son zamanlarda,
özellikle 2003'ün sonundan itibaren, hayvan kaçakçılığı konusunda kamuoyunda
yoğun bir gündem oluşmuştur. Dolayısıyla, bununla ilgili bizim yaptığımız
çalışmalarda, bu konuda, bu iddiaları doğrulayacak gelişmelerin olduğunu ortaya
koymuştur. Tabiî, bu kaçakçılık hadisesinin hem hayvancılık sektörümüze hem de
bunun ekonomik cephesine oldukça önemli zararlar verdiğini; fakat, olayın,
sosyal, ekonomik, siyasî, güvenlik boyutunun bulunduğunu biliyoruz.
Hayvan kaçakçılığının, ülkemizde,
özellikle iki yönde olumsuz etkisi vardır; bunlardan birincisi, bu sektörde
faaliyet gösteren üreticilerimizin faaliyetlerini sürdürülebilir olmaktan
çıkarmasıdır. Dolayısıyla, bu, en başta bizim karşı çıkmamız, önlememiz gereken
yöndür.
İkincisi ise, belki, bunun kadar önemli
olan bir başka husus; hayvan hastalıklarının kontrol edilememesidir. Bugün,
sınırlarımızdan kolayca geçtiğini zaman zaman ifade ettiğimiz ve sağlıklı olup
olmadığı konusunda bilgi sahibi olmadığımız bu hayvanlarla yeni hastalıklar
ülkemize girebilmekte. Nitekim, 1990'lı yıllarda, kaçak hayvan hareketi
yüzünden, ülkemizde görülmeyen sığır vebası hastalığıyla karşı karşıya kaldık.
Uzun yıllar, tüm teşkilatımız, bu hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldı ve
büyük kaynaklar ayırdık.
Bu itibarla, hayvan sağlığı bakımından da,
hadise, kesinlikle önlenmesi gereken bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.
Nitekim, şap hastalığıyla teşkilatımızın mücadelesi ülke çapında devam
etmektedir; henüz arzu ettiğimiz sonucu da almış değiliz.
Bununla ilgili olarak, elbette, sınır
güvenliği için, jandarma, emniyet ve tarım teşkilatı aktif olarak rol alan
kurumlardır ve her bir kurumun konuyla ilgili işbirliği, koordinasyonu şarttır.
Bu olay fiilen vuku bulduğu takdirde de, bu kurumlarımızın birkısım
eksikliklerinin olması kaçınılmazdır. Yalnız, bu konunun önemli olduğunu
hepimiz biliyoruz ve önlenmesi
konusunda saydığım iki sebep, dikkatimizi buraya çekmek için yeterlidir;
birincisi, bu sektörde faaliyet gösterenlerin üretimini sürdürebilmesi
açısından; ikincisi, hayvan hastalıkları açısından.
Dolayısıyla, bununla ilgili tedbirler
almak zorundayız. Örneğin, hayvan hareketlerinin ve hayvan hastalıklarının etkin
olarak kontrolünü sağlamak amacıyla, hayvancılık işletmelerinin belirlenmesi,
hayvanların kimliklendirilerek kayıt altına alınması ve hayvan hareketlerinin
takibi önem arz eder. Bu yıl içinde kimlik ve kayıt işlemlerini bitirme
konusunda bir karar aldık. Bu sisteme girmeyen hiçbir büyükbaş hayvanın yurtiçi
hareketine izin vermememiz gerekiyor; ama, bunun kamuoyunda doğuracağı birkısım
olumsuzluklara da birlikte göğüs germemiz lazım. Mezbahanelerde, kesimhanelerde
bu hayvanların kesilmesini önlemek zorundayız. Bazı yetersizlikler nedeniyle
küpeleme yapamayan çiftçilere, Bakanlık olarak, ücretsiz küpe temin edilecek ve
bunu tamamlayacağız.
Özellikle konunun Doğu Anadolu
Bölgesindeki yönüne geliyorum. Aylardır bölge ve sınırda yapılan inceleme ve
alınan tedbirlere ilave olarak, geçen hafta, benim de dahil olduğum bir ekip,
Van, Hakkâri, Şırnak, Batman, Siirt, Bitlis ve Diyarbakır İllerinde, sırf
birinci öncelik olarak bu konuyla ilgili çalışmalar yapmak üzere gitti. Ben,
Hakkâri ve Şırnak'a gitmedim; bu illere iki genel müdürümüz ve bir daire
başkanımız gitti. Diğer illerin valileriyle, sınır güvenlik komutanı, jandarma
komutanı, emniyet müdürü ve kaçakçılıkla ilgili emniyet birimindeki sorumlu
arkadaşlarla beraber toplantılar yaptık. Bu toplantılarda, Van İli Başkale,
Hakkâri İli Şemdinli, Çukurca ve Yüksekova, Şırnak İli Beytüşşebap ve Uludere
İlçelerimiz, kaçak hayvan girişi için hassas yerler olarak tespit edildi.
Bölgede sınırlarımızın uzunluğu ve coğrafî yapısı nedeniyle, kontrolünün
zorluğu biliniyor. Komşu ülkelerde sınır güvenliğine gerekli önemin verilmemesi,
burada, bizim açımızdan aleyhte bir durumdur. Sınırdan herhangi bir şekilde
yurda giren hayvanlar için muhtardan menşe belgesi alınması, tarım
müdürlüklerinden de sağlık ve hayvan sevk belgesi alınarak millîleştirilmesi,
yani legalleştirilmesi, kanunlaştırılması hadisesi en büyük problemdir. Hatta,
Ankara ve diğer illerimize bile, yabancı orijinli hayvanların bu şekilde
getirilerek piyasaya sunulduğuna şahidiz. Biz, Ankara'da, bu yöntemle gelen, bu
şekilde gelen hayvanlara el koyduk, bu hayvanları karantinaya aldık, hukukî
süreci başlattık ve en son, kesip, bu hayvanların etlerini satıp, bunu sahibi
olan şahsa iade edeceğiz; yani, konuyla ilgili olarak, legalleşme hadisesinin
de hukuken geriye dönmesini sağlamalıyız. Kaçak olduğu apaçık belli olan -biraz
önce Ensar Beyin bahsettiği- bu topraklarda yetişmeyen bir hayvanın, menşe
şahadetnamesi, sağlık belgesi alarak legalleşmesinin de bir bakıma iptal
edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla, burada, kamunun, etkin bir şekilde hareket
etmesi gerektiğine inanıyorum.
Görevli bazı personelin zaafları, feodal
yapıyla olan ilişkileri nedeniyle kontrol ve denetim işlerinin aksadığını,
yasal mevzuatımızın yeterince caydırıcı olmadığını, sorunun, güvenlik, ekonomik
ve yasal yönleri de bulunduğunu, yurtdışından oldukça düşük fiyatla hayvan
temin edilebildiğini -yani, bir ekonomik yönü de var, ülkemizdeki fiyatların
yüksekliği bunu teşvik edici bir mekanizmadır- Irak sınırımızdaki kaçakçılık
faaliyetlerinde terör örgütünün de rolü olduğunu ifade ediyoruz.
Tedbirlere gelince, Bakanlığımızca,
sınırlarımızda kaçak hayvan ve hayvansal ürünlerin girişlerinin önlenmesine
yönelik, idarî, istihbarî ve güvenlik tedbirlerinin alınması için, kurumlar
arasında gerekli girişimleri yaptık. Bu bağlamda, Genelkurmay Başkanlığı, Millî
Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı ve sınır ili
valiliklerimizle işbirliği halinde yapılan çalışmalar sonucu, kaçak hayvan
hareketlerinin engellenmesinde olumlu gelişmeler sağlanmıştır. Biraz önce
saydığım illerden bazıları sınır illeri değildir; ama, sınırlardan geçmişse,
kontrol noktalarında, valilerimize verdiğimiz uygulama planına göre
kontrollerin çok derli toplu yapılması ve dolayısıyla, Anadolu'ya intikalinin
kesinlikle önlenmesi gerekmektedir.
Ülkemiz genelinde, teşkilatımız tarafından
alınması gereken tedbirler artırılmaktadır. Bu kapsamda, bütün hayvan
pazarlarında ve taşıma sırasında yapılan kontrol ve denetimler
sıklaştırılacaktır ve emniyetin yanında, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına mensup
uzmanlar da bulunacaktır. Diğer taraftan, sınırlarımıza giren hayvanların
yurtiçinde sevklerinin ve pazarlanmasının engellenmesi için, Hayvan Sağlığı ve
Zabıtası Kanunundaki cezalar artırılacaktır. Sınır illerimizde personel
takviyesi başlamış olup, görevini gereği gibi yapmayanlar hakkında yasal işlem
başlatılacak ve bu konuda ihmali bulunan personel, özverili çalışmayan
personelin kesinlikle görev yerlerini değiştirmek zorundayız. Bakanlık, emniyet
teşkilatı, askerî birlikler ve yerel idarelerle sağlanan işbirliği ve
koordinasyonla bölgede denetimler yoğunlaştırılmıştır, bazı il ve ilçelerden
hayvan sevklerine sınır getirilmiştir.
Arkadaşlar, bir müddet sonra bu bölgedeki
milletvekillerimiz bize çok yoğun bir taleple gelecekler. Kaçakçılığın bir
müddet önlenebilmesi için, o bölgeden hayvan çıkışını durdurmak zorunda kaldık.
Eğer önlemek istiyorsak, burada, belki o bölgenin kendi malı olan hayvanların
da kendi il sınırlarının dışına çıkması konusunda çok da doğru olmayan, onlar
için bir engel teşkil edecek bu uygulamanın bir müddet katlanılması gereken bir
yönü vardır.
Mezbahane ve kombinaların kontrollerini
yoğunlaştıracağız.
Efendim, son sözler olarak şunu
söylüyorum: Hayvancılık sektörünün geliştirilmesi konusundaki gayretimize
şahitsiniz. Ülkenin içinde bulunduğu malî yapı içerisinde aktarılabilecek
kaynaklar büyük ölçüde aktarılıyor. Şu anda, 2004 yılında bu sektöre 500
trilyonluk bir teşvik uygulaması var. Bu, ülkedeki hayvancılığı geliştirme ve
ıslah etme konusundaki bir gayretin sonucu. Biz, kaçakçılığa, önem verdiğimiz
bu sektörün ve ihtiyacımız olan sağlıklı nesillerin yetişmesi için ihtiyaç
duyduğumuz en temel besinleri sağlayacağımız bu sektörün üreticilerinin
üretimden vazgeçmesine, hayvan hastalıklarının yaygınlaşmasına ve ekonomik
kayıpların olmasına mâni olmak zorundayız. Bu konuda sizlerden destek
bekliyoruz, yasal düzenlemeler, idarî düzenlemelerle ilgili hazırlıklarımızı
yapıyoruz; ama, özellikle idarî tedbirler konusunda, bölgelerimizden gelecek
baskılar konusunda da lütfen bize yardımcı olun. Bunu önlemek zorunda olduğumuz
bir gelişme olarak ifade ediyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güçlü.
Gündemdışı ikinci söz, 17 Ağustos Marmara
depremiyle ilgili söz isteyen, Sakarya Milletvekili Sayın Süleyman Gündüz'e
aittir.
Buyurun Sayın Gündüz. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
2.- Sakarya
Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Marmara depreminin 5 inci yıldönümüne ilişkin
gündemdışı konuşması
SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Meclis tatilde olacağından, 17 Ağustos
1999 Marmara depreminin 5 inci yıldönümünün yaklaşması münasebetiyle gündemdışı
söz almış bulunuyorum.
Depremi yaşamak ve anlatabilmek ne kadar
zor. Her şey, bir gece ve 45 saniyede oldu. Gündelik hayatın dilinde anlamsız;
ama, felaketin içinde ne kadar da uzun ve bitimsiz...
Depremi anlatabilmek ne kadar zor. Bunun
tanımlanmasını, var edenin diline bırakmak gerekir. Yer sarsılışıyla ve yer
ağırlıklarını çıkardığında ve insan, buna "ne oluyor" dediğinde, o
gün, yer, öyküsünü anlatacak.
Yunus Emre şöyle der:
"Yıkılmış sinleri dolmuş
Hep evleri harab olmuş
Kamu endişeden kalmış
Ne düşvar halleri gördüm"
Cemal Süreyya, belki de, yaşadıklarımızı
en iyi anlatabilenlerden birisiydi. Depremden sonra, depremi yaşamış olan
çocuklardan, depremi anlatmaları için birer resim yapmalarını istediğimizde,
bizlere, hep, gökyüzünü yerde gösteren ve yıldızların yere döküldüğü resimleri
yapmışlardı. Cemal Süreya, bunu şöyle anlatır:
"Büyük bir ihtimalle ölmüştük
Şehir kan kıyametti ayaklarımızda
Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk
Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü
bütün"
Marmara depremi, başta Adapazarı, İzmit,
Yalova, Düzce, İstanbul olmak üzere 7 büyük ilimizi etkilemişti. Geniş bir
coğrafyayı etkilemiş olması, ülke insanlarımızın üzüntüsünü kat kat artırmıştır
ve defeatle anılmasına sebebiyet vermektedir.
Depremin en büyük ekonomik katmadeğer
üreten Marmara Havzasında meydana geldiğini düşünürsek, o günkü verilere göre
depremin maliyeti yaklaşık 13 milyar dolar olarak tespit edilmiştir. Yüreklerde
derin yaralar açan 17 Ağustos depreminin üzerinden beş yıl geçmesine karşın,
belleklere kazınan büyük acı, hâlâ, ilk günkü acılığını ve tazeliğini
korumaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
önümüzdeki ay, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin beşinci yılı; ne kadar da
hızlı geçiyor zaman. Ben, depremi Adapazar'ında yaşadım. Buradan, Meclis
kürsüsünden o günün tekrar tekrar hatırlanmasında yarar olduğuna inanıyorum.
Eğer yaşananları tekrar gözümüzün önüne getirirsek, ders almış oluruz.
Marmara depreminde, resmî verilere göre 17
127 vatandaşımız hayatını kaybederken, 43 953 yaralı bulunmaktadır. Daha düne
kadar hiç yıkılmayacağına inanılan devasa binalar depremde âdeta yerle bir
olurken, binlerce insan için de mezara dönüştü. Oysa, depremle gündelik
hayatını sürdüren Japonya'da depremlerin şiddeti daha büyük olmasına rağmen can
kaybı olmazken, minimal düzeyde mal kaybına rastlanmaktadır. Bu durum, bize kabuk
devletten teknik devlete geçmemiz gerektiğini göstermektedir. AK Parti İktidarı
bunun için de bir fırsattır.
Sakarya'da depremde 10 000 işyeri, 24 723
konut yıkılmış, 60 000'e yakın konut oturulamayacak hale gelmiştir. Bayındırlık
ve İskân Bakanlığı, Dünya Bankası ile çeşitli hibeci kuruluşların Camili ve
Karaman Mahallesi ile Ferizli İlçesinde toplam 8 228 kalıcı konut yaptırma
imkânı olmuştur. Bu bağlamda, devletimiz tarafından Sakarya İlimize toplam 401
trilyon yardım yapılmıştır. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin ardından
bölgedeki depremzedelerin konut, altyapı ve çeşitli ihtiyaçlarının da
karşılanması amacıyla, bugüne kadar toplam 1 katrilyon 523 trilyon 254 milyar
lira harcama yapılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ülkemiz dünyanın en aktif deprem kuşağında bulunmaktadır. 1900'lü yıllardan
bugüne kadar 5,5'ten büyük olmak üzere toplam 89 deprem felaketi yaşanmıştır.
Bu deprem felaketlerinde 82 139 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Geçen yıl
Bingöl'de, birkaç ay önce Erzurum'da, en son Doğubeyazıt İlçemizde 2 Temmuz
2004 tarihinde 5,1 büyüklüğünde orta şiddette bir deprem meydana gelmiş ve can
kaybına sebebiyet vermiştir. Buradan, deprem felaketlerinde ölenlerin
yakınlarına başsağlığı ve yaralılara şifalar diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bilindiği gibi, 17 Ağustos tarihinde yaşanan ve asrın felaketi olarak
tanımlanan deprem felaketine maruz kalan iller, ekonomik ve sosyal açıdan büyük
kayıplara uğramıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Gündüz; konuşmanızı
tamamlayın.
SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla) - Hükümetlerin
özverili çalışmasına rağmen, travmanın büyüklüğü nedeniyle sorunlar gerektiği
gibi giderilememiştir. Deprem riski nedeniyle bu illere yapılan yatırımlar
durma noktasına gelmiş, işsizlik had safhaya ulaşmıştır.
Sakarya İlimiz de, bu mağduriyeti yaşayan
illerin başında gelmektedir. Sakarya İlimiz, sosyoekonomik yönden gelişme
gösteren illerden birisiydi. Deprem, Sakarya sanayii ve ticaretini büyük
zararlara uğrattı. Ayrıca, yaşanan derin ekonomik krizin piyasalarda neden
olduğu daralma, üretimin düşmesine sebep olmuştur. Kalkınma ve refah seviyesi
son derece düşük ve 50 000'i aşkın işsizi olan Sakarya İlimizin içerisinde
bulunduğu durumdan kurtulabilmesi için, sosyoekonomik açıdan özel bir kalkınma
modeli uygulanmasına ivedilikle ihtiyaç duyulmaktadır. Sağlıkta, eğitimde ve
diğer altyapı sorunlarında ciddî yatırımlar gerekmektedir.
Serbest bölgelere ilişkin yapılması
düşünülen ve ülkemizi, bulunduğumuz coğrafyanın lider ülkesi yapma iddiasına
sahip olan ve en büyük serbest bölgenin de Sakarya İli sınırları içerisinde
gerçekleştirilmesi planlanan İpek Yolu Vadisi Projesinin hayata geçirilmesi
durumunda, ilimiz kalkınmasına ve ulusal ekonomiye büyük katkı sağlanacak ve
büyük bir istihdam potansiyeli yaratmış olacağız.
17 Ağustosta, depremin beşinci yılını
idrak edeceğiz.
Bir çalışma dönemini daha geride
bırakırken, çalışmalarımızın, ülkemiz ve insanlık için hayırlara vesile
olmasını dilerim.
Allah, bir daha bu millete felaket yüzü
göstermesin.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gündüz.
Gündemdışı üçüncü söz, Hacı Bektaş Veli'yi
anma törenleriyle ilgili söz isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Rıza
Gülçiçek'e aittir.
Buyurun Sayın Gülçiçek.
3.-
İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, Hacı Bektaş Veli'yi anma, kültür ve
sanat etkinliklerine, Hacı Bektaş Dergâhı çevre düzenlemesinin altyapı
çalışmalarının tamamlanması için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı
konuşması
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; her yıl 16-17-18 Ağustos tarihlerinde,
Hacıbektaş İlçesinde düzenlenen Hacı Bektaş Veli'yi anma törenleri ve kültür,
sanat etkinlikleri nedeniyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, 12 nci ve 13 üncü
Yüzyılın savaş ve kargaşa ortamında, barışın ve mazlumun simgesi olan bir
güvercin donuyla Horasan Nişabur'dan Anadolu'ya gelen Hacı Bektaş Veli, savaş
yerine barışı, düşmanlık yerine dostluğu, kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü temel
ilke edinen bir hümanist ve bu ekole farklı dillerden, farklı kökenlerden ve
kültürlerden gelen insanları bir çatı altında toplayan, ceylan ile aslanı,
zayıf ile güçlüyü dost olarak kucaklayan bir halk önderiydi.
Büyük bilgin Ahmet Yesevî'nin yetiştirdiği
Lokman Perende tarafından eğitilen ve onun ekolünden ve öğretisinden esinlenen
Hacı Bektaş Veli'nin, 13 üncü Yüzyılda Anadolu'da uyardığı bu bilim ışığı,
savunduğu düşünceler ve başlattığı yenilikçi hareketler, sadece Avrupa'daki
hümanizm ve rönesans hareketlerini değil, aynı zamanda, 17 nci ve 18 ini
Yüzyılda gelişen sivilleşme hareketlerini de andırıyordu.
Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli,
bundan yaklaşık yediyüz yıl önce, Alevîlik-Bektaşîlik yaşam görüşü adına, bütün
günlerin aydınlığa, bütün canların ermişliğe kavuşmasını dileyen bir yürek
vuruşuyla seslendi gönül yoldaşlarına: "Gelin canlar, bir olalım."
Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyeti
kurmadan önce, Kurtuluş Savaşı sürecinde, sosyal yaşamın en büyük kültürünün
inanç merkezi Hacıbektaş'ı 21 Aralık 1919'da ziyaret etti, Türkiye'deki
çağdaşlaşma, aydınlanma hareketinde laik ve demokratik hukuk sisteminin
yerleşmesinde ve cumhuriyet temelinin atılmasında, bu öğretinin önemli
katkıları vardır.
"İlimden gidilmeyen yolun sonu
karanlıktır" diyen Hacı Bektaş Veli ile "hayatta en hakiki mürşit
ilimdir" diyen Atatürk arasında düşünce paralelliği vardır. Onun için,
Hüdaî Ozanın şu dizeleri çok anlamlıdır:
"Balık susuz olmaz, insan vatansız
Gönlüm Hacı Bektaş, elim Atatürk
İlim nihayetsiz, bilim hatasız
İlim Hacı Bektaş, bilim Atatürk.
Hünkâr ruhumdaki yeşeren daldır
Atam o daldaki yetişen güldür
Tıpkı buna benzer, buna misaldir
Dalım Hacı Bektaş, gülüm Atatürk."
Değerli arkadaşlarım, onbin yıllık Anadolu
kültürü, Anadolu Alevîliği ve yediyüz yıllık Bektaşî inancının harman olduğu
Anadolu topraklarında, bugün, sevgi, barış ve hoşgörüye daha fazla ihtiyaç
duymaktayız. İnsanların birbirleriyle savaştığı, insanların inancına, rengine,
cinsine göre sınıflandırıldığı bugünkü dünya düzeninde, yetmişiki ulusa aynı
gözle bakan ve "hiçbir ulusu ve insanı ayıplamayın" diyen, insanı
merkez alıp "okunacak en büyük kitap insan" diyen bir felsefeye tüm
insanlığın ne kadar ihtiyacı olduğunu bir kez daha düşünmemiz gerekir. Bugün
Hacıbektaş İlçemizde cezaevinin kapalı olması bu öğretinin bir göstergesidir.
Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli,
tanrısal gerçeğe ancak sevgi yoluyla varılacağını, bütün insanların kardeş
olduklarını, kişi ile Tanrının özdeşliği ve bu nedenle, kendisini sevenin
Tanrıyı da sevmiş olacağını, dinî ayrılıkların gereksiz olduğunu savunan ve
herkesi kucaklayan bir insandı. Hacı Bektaş Veli "Allah'ı özümüzde,
özümüzü Allah'tan bildik", "yaratılanı severim Yaradandan ötürü"
ve "düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın" sözleriyle, bunu, en güzel
şekliyle ifade etmiştir.
Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli,
savaşların, saldırıların yoğun olarak yaşandığı, yoksulun daha yoksul, azgının
daha azgın olduğu bir ortamda Anadolu halkının kolektif belleğinin, toplu
eyleminin, söyleminin bir simgesi olarak bu topraklara ayak bastı. Hacı Bektaş
Veli, özlemlerin, umutların kucağında beslenerek, önce kendi nesnel yaşamının
sınırlarını aşarak, sonra da, doğa, insan yaşamının sınırlarını aşarak evrenin
sonsuzluğuna uzanan bir davranışın taşıyıcısı oldu.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Hacı
Bektaş Dergâhı, barışa, sevgiye ve hoşgörüye ışık tuttu. Binlerce yıldır,
dünyamız, uygarlıklar ve dinlerarası çatışmalara ve amansız savaşlara sahne oldu;
ancak, Anadolumuzun pirleri, düşünürleri, manevî önderleri, Mevlânâ, Hacı
Bektaş, Yunus, hep barışı, bağımsızlığı ve bağışlamayı öğrettiler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlar mısınız...
Buyurun.
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (Devamla) - Yunus Emre,
hoşgörüsünü şöyle ifade ediyor:
"Evvel benim, ahir benim.
Canlara can olan benim.
Bir nazarda dünya düzen,
Dört kitabı doğru yazan,
İncil benim, Kur'an benim."
Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli,
biz takipçilerine "ara, bul" tavsiyesinde bulunurken, kendisi bizi
aradı buldu ve ışığıyla bizi aydınlattı. Kendisi incinse de insanları
incitmedi, düşmanının bile insan olduğunu bize hatırlattı. Hiçbir milleti ve
insanı ayıplamadan, ışığın aydınlığına çağırdı. Nefsine ağır geleni kimseye
tatbik etmemeyi tavsiye etti. Eline, beline, diline sahip olmanın erdemini
insanlığa öğretti.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; eğer
Hacı Bektaş Veli sevgi ve hoşgörüsü öğretilip insanlarımıza anlatılsaydı, 2
Temmuz 1993'te Sivas'taki vahşeti yaşamazdık.
Hacı Bektaş Veli'nin yaşadığı topraklar
olan ve bugün Nevşehir İli sınırlarında yer alan Hacıbektaş İlçemizde,
ülkemizin eğitim, bilim ve kültür dünyasına büyük katkılar sağlayacağına
inandığımız, "Hacı Bektaş Veli" ismiyle üniversite kurulması için
vermiş olduğum kanun teklifinin, bir an önce, hükümet tarafından, gündeme
alınmasını ümit etmekteyim.
Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş
Dergâhının, Alevî-Bektaşî toplumu inanç merkezi olduğu gerçeğini kabul edelim,
inançlarının gereğini yerine getirmek isteyen vatandaşlarımıza gerekli özeni
gösterelim. İnancının gereğini yerine getirmek için dergâha gelen
vatandaşlarımızdan ücret alınmaması gereklidir. Hacı Bektaş Dergâhı, müzeden
öte, bir inanç merkezi olarak görülmeli; ziyaret, bakım ve onarım, ona göre
düzenlenmeli ve bu yetki, Hacıbektaş Belediyesine verilmelidir. Hacıbektaş
İlçemiz sıradan bir ilçe olarak görülmemeli, önemine ilişkin gerekli hassasiyet
gösterilmelidir.
Yüzbinlerin gittiği Hacıbektaş İlçesinde
kültürel etkinliklerde öncülük eden Hacıbektaş Belediyesine, çevre düzenlemesi
ve altyapı için ilgili bakanlıklar tarafından gerekli desteğin verilmesi bir
zorunluluktur, devletin görevleri arasındadır. Özellikle Hacı Bektaş Veli
anısına düzenlenen etkinliklerle ilgili çalışmaların yapıldığı şu günlerde,
gerekli bakım ve restorasyonların yapılması için ilgili bakanlıktan ayrıldığı
söylenen ödeneğin bir an önce gönderilmesi gerekmektedir. Sayın Bakanımıza,
burada, bunu bir kez daha duyurmak istiyorum.
Bu duygularla, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gülçiçek.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları
vardır.
Sunuşları, Divan Üyemizin oturduğu yerden
Genel Kurula arz etmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 adet Meclis araştırması önergesi vardır;
okutuyorum:
B) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 23 milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün
yapısal sorunlarının dışticaret açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin
uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208)
12
Temmuz 2004
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye ekonomisi, sanayileşme sürecinin,
uygun deyimiyle, yarı yolundadır. Bu durum, ülkenin çoğu kez "tarım
ülkesi" sayılmasına neden olmaktadır. İşgücünün yüzde 35 gibi bir
bölümünün doğrudan geçim kaynağı olan, ulusal üretime yalnızca yüzde 14
dolayında katkı yapabilen tarım kesimi, son yıllarda, çok büyük olumsuzluklar,
giderek yıkımlar yaşamaktadır.
Son yıllarda, tarımsal üretim azalmakta,
toplumun gıda güvenliği yok olmakta, tarıma dayalı sanayiin hammaddesi giderek
artan oranda dışarıdan sağlanmakta ve Türkiye "net" tarım ürünleri
dışalımcısı özelliği kazanmaktadır.
TBMM'nin bu gelişmeleri yakından
araştırması ve gerekli yasal önlemleri alması önemli bir toplumsal zorunluluk
durumuna gelmektedir.
Bu bağlamda:
1. Türkiye'nin son yıllarda tarım
ürünlerinde net dışalımcı durumuna gelmesinin nedenlerinin araştırılması,
2. Tarım ürünlerinin dışticaret
oranlarındaki kötüleşmenin nedenlerinin ortaya konması,
3. Ülkemizin, buğday, şekerpancarı, pamuk
ve yağlı tohumlar başta olmak üzere temel tarım ürünlerinde görülen üretim
düşüşlerinin nedenlerinin saptanması,
4. Dünya tarım ticaretindeki olası
gelişmeler, özellikle de Dünya Ticaret Örgütü görüşmeleri çerçevesinde ve
Avrupa Birliğine uyum ve üyelik sürecinde tarım sektörünün ne yönde
etkileneceğinin belirlenmesi,
5. Tarım ürünlerinde uluslararası rekabet
gücünün ve ihracatın artırılması için alınacak önlemlerin belirlenmesi, ABD ve
AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının
belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin yapılabilmesi,
Amacıyla, Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını istiyoruz.
Saygılarımızla.
|
1. Yakup Kepenek |
(Ankara) |
|
2. Şevket Arz |
(Trabzon) |
|
3. Mehmet Yıldırım |
(Kastamonu) |
|
4. Mustafa Erdoğan Yetenç |
(Manisa) |
|
5. Necati Uzdil |
(Osmaniye) |
|
6. Özlem Çerçioğlu |
(Aydın) |
|
7. Tuncay Ercenk |
(Antalya) |
|
8. Mevlüt Coşkuner |
(Isparta) |
|
9. Osman Coşkunoğlu |
(Uşak) |
|
10. Ramazan Kerim Özkan |
(Burdur) |
|
11. Nuri Çilingir |
(Manisa) |
|
12. Mehmet Mesut Özakcan |
(Aydın) |
|
13. Erdal Karademir |
(İzmir) |
|
14. Rasim Çakır |
(Edirne) |
|
15. Gürol Ergin |
(Muğla) |
|
16. Tacidar Seyhan |
(Adana) |
|
17. Uğur Aksöz |
(Adana) |
|
18. Muhsin Koçyiğit |
(Diyarbakır) |
|
19. Mesut Değer |
(Diyarbakır) |
|
20. Ali Oksal |
(Mersin) |
|
21. Bayram Ali Meral |
(Ankara) |
|
22. Şevket Gürsoy |
(Adıyaman) |
|
23. Ali Dinçer |
(Bursa) |
|
24. Ahmet Küçük |
(Çanakkale) |
Gerekçe:
1- Tarım, geçmişte, hemen tüm hükümetlerin
özel önem verdikleri bir sektör olma özelliği taşıyordu. Ancak, küreselleşme
sürecine koşut olarak dünya mal ve hizmet dolaşımının artması, tarım sektörünü
de olumsuz yönde etkilemektedir.
2- Ekonomide devletin yerinin daraltılması
doğrultusundaki küresel saldırının en çok yıkıma sürüklediği sektörlerin
başında tarım gelmektedir. Bu çerçevede, 1990'lı yıllarda yaşanan ekonomik
bunalımların da katkısıyla, tarım sektörü büyük ölçüde gözden çıkarılmış
bulunmaktadır.
3- IMF istikrar programları, ısrarla,
tarımsal desteklemeyi neredeyse yasaklama noktasına çekerken, ABD ve AB gibi
gelişmiş ülkeler, tarım ürünlerini desteklemeyi sürdürmektedir. O kadar ki, en
son verilere göre, birim fiyat içinde destek payı, ülkemizde yüzde 15-20
arasında dolaşırken, OECD ortalaması olarak yüzde 35 dolayındadır.
4- ABD ve AB ülkeleri, Türkiye gibi
ülkelerin tarımsal gereksinmelerini de, destekledikleri için piyasada daha ucuz
görünen kendi ürünleriyle karşılanmasını istemektedir. Dünya Ticaret Örgütünü
bu amaçla kullanma çabaları, bilindiği gibi, geçen yıl yapılan Cancun
toplantısında başarısızlıkla sonuçlanmış, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler
için yeni olanakların doğması tartışılır olmuştu. Türkiye, bu süreçten nasıl
yararlanacağını saptamalıdır.
5- Türkiye tarımının net dışalımcı duruma
gelmesinin önemli bir nedeni de, tarımsal üretimde ileri teknolojilerin
kullanımında yaşanan yetersizliklerdir. Ek olarak, bölgesel teknolojik
gelişmişlik farkları da çok ileri boyutlardadır.
Ülkemizin tarım mühendislerinin yarıya
yakını ya mesleğinin dışında bir işte çalışmaktadır ya da işsizdir. Tarımsal
işgücü, işgücünün göreli olarak niteliği en alt düzeyde olan bölümüdür. Ayrıca,
kamunun elinde bulunan ve sayıları 80'in üzerinde olan araştırma enstitüsü ya
da birimlerinin etkin ve verimli kullanımının ne ölçüde sağlandığı da
saptanmalıdır. Hükümetin gerek nitelikli işgücü gerek makine donanım ve diğer
girdiler bakımından neler yapması gerektiği de üzerinde çalışılması gereken
önemli bir konudur.
Kısaca, önergemizin benimsenmesiyle,
Türkiye tarımının yapısal sorunlarının dışticaret açısından araştırılması ve
gerekli yasal önlemlerin alınmasının temeli oluşturulacaktır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis
araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde
yapılacaktır.
İkinci önergeyi okutuyorum:
2.- Ankara
Milletvekili Yakup Kepenek ve 25 milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve
eksikliklerinin saptanması ve sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/209)
12
Temmuz 2004
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Toplumsal gelişmenin en önemli
göstergelerinden biri, kültürel gelişme düzeyidir. Okuma alışkanlığı ve bu
bağlamda halkın kütüphanelerden yararlanma derecesi, kültürel gelişmenin temel
taşıdır.
Oysa, ülkemizde halkın ortak kullanımında
olan kütüphane sayısı çok azdır. Var olan kütüphaneler de her bakımdan
yokluklar içindedir. Halk kütüphanesizdir ve bu durumun, eksiklerin
giderilmesiyle hızla düzeltilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle ve ekli gerekçelerimizle:
1.- Kütüphanelerin fiziksel altyapı ve
nitelikli insangücü durumlarının saptanması, sorunlara çözüm yollarının
belirlenmesi ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılabilmesi,
2.- Kütüphanelerin yaygınlaştırılması,
halka tanıtımı ve okuma alışkanlığının özendirilmesi için yapılması
gerekenlerin belirlenmesi,
3.- Kütüphanelerimizin koşullarının
iyileştirilmesi, çağdaş teknolojinin gerektirdiği şekilde düzenlenmesi ve
etkinliğinin artırılması için yapılması gerekenlerin saptanması,
4.- Bireylerin bilgi gereksinimlerine ve
aydınlanmalarına yönelik olarak düşünce ve sanat ürünlerinin çeşitlendirilmesi
ve güncellenebilmesi,
Amacıyla, Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını istiyoruz.
Saygılarımızla.
|
1.- Yakup Kepenek |
(Ankara) |
|
2.- Mehmet Şerif Ertuğrul |
(Muş) |
|
3.- Ahmet Küçük |
(Çanakkale) |
|
4.- Şevket Arz |
(Trabzon) |
|
5.- Mehmet Yıldırım |
(Kastamonu) |
|
6.- Necati Uzdil |
(Osmaniye) |
|
7.- Mustafa Erdoğan Yetenç |
(Manisa) |
|
8.- Özlem Çerçioğlu |
(Aydın) |
|
9.- Tuncay Ercenk |
(Antalya) |
|
10.- Mevlüt Coşkuner |
(Isparta) |
|
11.- Ramazan Kerim Özkan |
(Burdur) |
|
12.- Mehmet Semerci |
(Aydın) |
|
13.- Osman Coşkunoğlu |
(Uşak) |
|
14.- Mehmet Mesut Özakcan |
(Aydın) |
|
15.- Nuri Çilingir |
(Manisa) |
|
16.- Erdal Karademir |
(İzmir) |
|
17.- Gürol Ergin |
(Muğla) |
|
18.- Rasim Çakır |
(Edirne) |
|
19.- Tacidar Seyhan |
(Adana) |
|
20.- Mesut Değer |
(Diyarbakır) |
|
21.- Ali Oksal |
(Mersin) |
|
22.- Uğur Aksöz |
(Adana) |
|
23.- Muhsin Koçyiğit |
(Diyarbakır) |
|
24.- Bayram Ali Meral |
(Ankara) |
|
25. - Şevket Gürsoy |
(Adıyaman) |
|
26.- Ali Dinçer |
(Bursa) |
Gerekçe:
1.- Ülkemiz, kütüphane sayısı açısından
birçok ülkenin gerisindedir. Türkiye'de 50 000 kişiye bir halk kütüphanesi
düşerken, bu sayı İngiltere'de 4 100, Avusturya'da 2 451, Hollanda'da 1
750'dir. 1 436 halk kütüphanemizin 150'den fazlası, personel eksiği, binasının
olmaması gibi nedenlerden dolayı kapalıdır.
2.- Kütüphanelerimizden yararlanan okuyucu
sayısı hızla azalmaktadır. Kütüphaneler Genel Müdürlüğü istatistik bilgilerine
göre, 1996 yılında 22 523 449 olan okuyucu sayısı, 2000'de 19 903 256'ya
düşmüştür. Kayıtlı üye sayısı da 1996'da 1 004 681 iken, 2000'de 386 790'dır.
Nüfusumuzun yalnızca yüzde 1'i kütüphanelere üyedir. Bu oran İngiltere'de yüzde
57'dir.
3.- Kütüphanelerimiz kitap sayısı ve
çeşidi açısından yetersizdir ve kütüphanelerimizde derlenen kitap ve süreli
yayın, satın alınan kitap ve abone olunan süreli yayın sayısı giderek
azalmaktadır. 70 000 000'a yakın nüfusumuz için kütüphanelerimizde yaklaşık
toplam 12 000 000 kitap vardır. Ülkemizde 6 kişiye bir kitap düşerken (kişi
başına 0,16) Bulgaristan'da kişi başına 5, İngiltere'de 6, İsviçre'de 101 kitap
düşmektedir.
4.- Kütüphanelerimizde hizmet veren
personel sayısı yetersizdir. 1996'da 1 260 kütüphanemizde 3 285 personel hizmet
verirken, 2000 yılında 1 403 kütüphanemizde çalışan personel sayısı 2 923'e
düşmüştür. Kütüphane başına çalışan sayısı dört yılda yüzde 23 azalarak
2,61'den 2,08'e düşmüştür.
5.- Tüm dünya ülkeleriyle bilgisel,
bilimsel ve kültürel işbirliğinin geliştirilmesi ve bireylerin bilgiye ulaşım
yollarının kolaylaştırılması, günümüz kütüphanelerinin en önemli
gereksinimidir. Oysa, 2002'de, 9'u İstanbul'da olmak üzere tamamı Marmara
Bölgesinde yalnızca 20 kütüphanenin internet bağlantısı vardır.
Bu veriler ışığında, ülkemizde halk
kütüphanelerinin durumun araştırılması, eksiklerinin saptanması ve bu konuda
gerekli yasal önlemlerin alınması, Türkiye Büyük Millet Meclisi için kaçınılmaz
bir görev sayılmalıdır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis
araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Üçüncü önergeyi okutuyorum:
3.- Afyon
Milletvekili Halil Ünlütepe ve 21 milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen
kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)
12.7.2004
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Afyon İli Bolvadin İlçesinde bulunan Eber
Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılması,
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz
ederiz.
Saygılarımızla.
|
1. Halil Ünlütepe |
(Afyon) |
|
2. Engin Altay |
(Sinop) |
|
3. Hasan Ören |
(Manisa) |
|
4. Şevket Gürsoy |
(Adıyaman) |
|
5. Mehmet Işık |
(Giresun) |
|
6. Hasan Aydın |
(İstanbul) |
|
7. Mehmet Parlakyiğit |
(Kahramanmaraş) |
|
8. Fikret Ünlü |
(Karaman) |
|
9. İnal Batu |
(Hatay) |
|
10. Muhsin Koçyiğit |
(Diyarbakır) |
|
11. Özlem Çerçioğlu |
(Aydın) |
|
12. Mevlüt Coşkuner |
(Isparta) |
|
13. Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu |
(Ankara) |
|
14. Mehmet Vedat Melik |
(Şanlıurfa) |
|
15. Turan Tüysüz |
(Şanlıurfa) |
|
16. İlyas Sezai Önder |
(Samsun) |
|
17. Hüseyin Özcan |
(Mersin) |
|
18. Harun Akın |
(Zonguldak) |
|
19. Ali Dinçer |
(Bursa) |
|
20. Tuncay Ercenk |
(Antalya) |
|
21. Uğur Aksöz |
(Adana) |
|
22. Mustafa Sayar |
(Amasya) |
Gerekçe :
20 kilometre çevre uzunluğuna ve yaklaşık
19 500 hektar alana sahip Eber Gölü, büyük bir bölümü Afyon'un Bolvadin İlçesi
sınırlarında yer almakla birlikte, Çay ve Sultandağı İlçelerinin de doğal
sınırını oluşturmaktadır. Tektonik bir göl olup, Akarçay ve Sultan Dağlarının
kaynak sularıyla beslenmektedir. Ahır Dağlarından doğan ve Eber Gölüne dökülen
Akarçay, bu gölü besleyen tek akarsudur.
Kıyılarında 17 yerleşim birimi bulunan
Eber Gölü, çevresinde bulunan Bolvadin, Çay ve Sultandağı İlçelerinin turizmi
ve ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Göl çevresinde yaşayan halkın büyük
bir bölümü balıkçılık ve göl kamışı yetiştiriciliğiyle geçimini sağlamaktadır.
Yakın zamana kadar sazlığı, yüzen
adacıkları ve balık avcılığıyla ünlü olan bu göl, son zamanlarda ciddî bir
şekilde kirlenmiştir. Yirmi yıl öncesine kadar flamingoların geldiği bu gölde,
balık çeşitliliği ve miktarı yok denecek kadar azalmıştır. Özellikle,
Akarçay'ın göle döküldüğü noktada balık ölümleri yoğun bir şekilde
görülmektedir. Son zamanlarda balık ölüleri nedeniyle gölün yüzeyi beyaz bir
örtüyle kaplanmış durumdadır. Yaşamını bu gölde veya çevresinde sürdüren bazı
kuş türleriyle diğer canlılar da aynı akıbete uğramaktadır.
Göl çevresine yerleşmiş 17 yerleşim
biriminde yaşayan insanlarımızın büyük bir bölümü, geçimini, yine bu göl
sayesinde sağlamaktadır. Bir kısmı göl kamışlarını keserek yaşamını sürdürmeye
çalışırken, bir kısmı ise balıkçılıkla geçimini sağlamaktadır. Bu bakımdan
bölgede yaşayan insanlarımız, Eber Gölüne ekonomik olarak bağımlı
durumdadırlar. Bu nedenle, gölün aşırı bir şekilde kirlenmiş olması, yöre
halkını doğrudan olumsuz etkilemektedir.
Zengin yeraltı su kaynaklarına sahip
bulunan Bolvadin İlçemiz, termal turizm açısından gelecek vaat etmektedir. Bu
nedenle, bu ilçemizin çevresiyle, doğasıyla, kültürel ve turistik varlıklarıyla
sağlıklı bir bütün oluşturması gerekmektedir. Ancak, gölün son durumu, bu sağlıklı
yapıyı sağlayacak yerel yönetim örgütlerinin olanaklarını aşmaktadır.
Ekolojik yaşamın neredeyse bitmek üzere
olduğu gölde, yaz aylarında su kaybı meydana gelmekte ve çevreye pis kokular
yayılmaktadır. Aşırı kirlenme bu bölgedeki doğal yaşamı, insan ve çevre
sağlığını ciddî şekilde tehdit eder duruma gelmiştir. Bu nedenle, gerek insan
sağlığına olan olumsuz etkisi gerekse doğal yaşamın yok olmasının önlenmesi
bakımından acil bir durum meydana gelmektedir. Eber Gölünün temizlenmesi
konusunda, başta gölün bugünkü duruma gelmesinde payı olanlar olmak üzere, bu
göl çevresinde yaşayan herkes elinden geleni yapacaktır; çünkü, artık, bu gölün
yaşatılmasının kendi yaşamlarıyla doğrudan ilişkili olduğunun farkına
varmışlardır.
Akılcı ve gerçekçi bir yaklaşımla
kirliliğin sebeplerinin araştırılarak gerekli önlemlerin alınması, Eber Gölüyle
iç içe yaşayan insanlarımızın sağlığının ve doğal hayatın korunması bakımından
çok önemlidir. Eber Gölünün kurtarılması, sadece bugün için değil, gelecek
kuşaklar için de büyük bir hizmet olacaktır. Ayrıca, küreselleşen dünyada,
ekonomik kalkınmanın bölgesel kalkınmadan geçtiği ve Eber Gölünün de bölge
ekonomisi için taşıdığı önem düşünüldüğünde, kirliliğin önlenmesi kaçınılmaz
bir gereklilik halini almaktadır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis
araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır;
okutup oylarınıza sunacağım.
V. -
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1.-
Gündemdeki sıralama, çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet
Meclisinin tatile girmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No: 92 15.7.2004
Daha önce gelen kâğıtlar listesinde
yayımlanan ve dağıtılmış bulunan, 651, 652 ve 650 sıra sayılı kanun
tasarılarının, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan 646 sıra sayılı kanun
tasarısından sonra gelmek üzere gündeme alınması ve diğer işlerin sırasının
buna göre teselsül ettirilmesinin,
15.7.2004 Perşembe günkü (bugün)
birleşimde, çalışma süresinin, 650 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin
bitimine kadar uzatılması, bu işin bu birleşimde bitirilememesi halinde,
16.7.2004 Cuma günü saat 14.00'te toplanılması ve bu işin bitimine kadar
çalışma süresinin uzatılmasının,
Bu işin görüşmelerinin bitiminden sonra,
Anayasanın 93 ve İçtüzüğün 5 inci maddelerine göre, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin tatile girmesinin,
Genel Kurulun onayına sunulması Danışma
Kurulunca uygun görülmüştür.
|
Bülent
Arınç |
|
|
|
|
Türkiye
Büyük Millet Meclisi |
|
|
|
Başkanı |
|
|
|
Salih
Kapusuz |
Ali
Topuz |
|
|
AK Parti
Grubu Başkanvekili |
CHP
Grubu Başkanvekili |
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmına geçiyoruz.
Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.- Adlî
Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı
: 146)
2.- Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve
Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)
3.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)
BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri
ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun
Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim
Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon
raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini
erteliyoruz.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının
müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
4.- Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.
Sayısı : 349) (X)
BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Geçici ve Son Hükümler
GEÇİCİ MADDE 1.- Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihte;
a) Sağlık Bakanlığı taşra teşkilâtının
görev ve yetkileri, eğitim hastaneleri hariç, sağlık evi, sağlık ocağı, sağlık
merkezi, dispanser ile hastaneler ve donatım müdürlükleri araç, gereç, taşınır
ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile
birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,
b) Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı ve ulusal nitelik taşımayan kütüphane,
Devlet güzel sanatlar galerisi ve müzeler ile halk kütüphaneleri ve kültür merkezleri bina, araç, gereç, taşınır
ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile
birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye
sınırları dışında il özel idarelerine, ören yerleri ile taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile
bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe
ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,
c) Çevre ve Orman Bakanlığına bağlı 6831
sayılı Orman Kanunu gereği orman sayılan yerler dışındaki fidanlıklar, piknik
yerleri, dinlenme ve benzeri tesisler, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz
malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak
üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları
dışında il özel idarelerine; taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile bina,
araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri
ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,
d) Tarım ve Köyişleri Bakanlığı taşra
teşkilâtının görev ve yetkileri, ulusal veya bölgesel düzeyde faaliyet gösteren
araştırma enstitüleri ve laboratuvarlar hariç enstitü ve laboratuvarları ile
üretme istasyonları bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve
borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il
özel idarelerine,
e) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğü taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile huzurevi,
çocuk yuvası, kreş gibi tesisler, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz
malları, alacak ve boçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak
üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları
dışında il özel idarelerine,
f) Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü taşra
teşkilâtının görev ve yetkileri ile spor sahaları, spor salonları, stadyumlar
ve diğer spor tesisleri bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak
ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli
belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları dışında il özel
idarelerine,
g) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile bina,
araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri
ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,
Devredilmiştir.
Birinci fıkranın (b), (c), (d) ve (f)
bentlerinde belediyelere devredilen bina, araç, gereç, personel, taşınır ve taşınmaz
mallar ile alacak ve borçların, büyük şehir belediyesi bulunan yerlerde
paylaşımı özel kanununda belirtilen hükümlere tabidir.
Birinci fıkranın (a) bendinde il özel
idarelerine devredilen sağlık evi, sağlık ocağı, sağlık merkezi ve dispanser
gibi koruyucu sağlık hizmeti veren tesisler; il özel idarelerince Sağlık
Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç,
taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları
ile birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir.
(X) 349 S.
Sayılı Basmayazı 18.2.2004 tarihli 54 üncü Birleşim tutanağına eklidir.
Birinci fıkranın (d) bendinde il özel
idarelerine devri öngörülen enstitü ve laboratuvarlar Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç,
taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları
ile birlikte olmak üzere personeli; görev alanına göre üniversitelere, kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına veya belediyelere devredilebilir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına devir halinde personelin devri
isteklerine bağlıdır.
Millî Eğitim Bakanlığı dışındaki
bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı sağlık, tarım, adalet, tapu
kadastro ve Anadolu meteoroloji meslek liseleri bina, araç, gereç, taşınır ve
taşınmaz malları ile bunlara ait bütçe ödenekleri Millî Eğitim Bakanlığına
devredilmiştir. Bu fıkrada öngörülen devir işlemleri ile bu okulların
personelinden devredilecek olanlara ait işlemler, Millî Eğitim Bakanlığı ile
ilgili bakanlık veya kuruluşlar arasında yapılacak protokollere göre 2003-2004
öğretim yılı sonunda tamamlanır.
Devir ve tasfiye, Maliye Bakanlığı ve
Devlet Personel Başkanlığı ile ilgisine göre bu maddede belirtilen bakanlıklar
tarafından birlikte hazırlanarak Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulacak
esas ve usullere göre birinci fıkranın (a) bendi dışında en geç bir yıl içinde
gerçekleştirilir. Ancak, atanacak personel ile devredilecek taşınır ve taşınmaz
mallar, ilgili mahallî idarelerin ihtiyacı dikkate alınarak belirlenir. Birinci
fıkranın (a) bendinde belirtilen kadroların dışındaki unsurların devri bir yıl
içinde, kadroların ve taşra teşkilatının bunlara ilişkin görev ve yetkilerinin
devri ise Maliye Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı
tarafından birlikte hazırlanarak Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak
esaslara göre kademeli olarak beş yıl içinde yapılır. Bu süre içerisinde
devredilmeyen kadrolara ait atamalar Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmaya
devam edilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
C) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1.- Genel
Kurulu ziyaret eden Yakutistan Tarım Bakanı Aial Stepanov ve beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz"
denilmesi
BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, şu anda,
Yakutistan Tarım Bakanı Sayın Aial Stepanov, beraberinde bir heyetle Türkiye
Büyük Millet Meclisini teşrif etmişlerdir; kendilerine "hoşgeldiniz"
diyorum. (Alkışlar)
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
4.- Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.
Sayısı : 349) (Devam)
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) -Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Nisan ayında yarım kalmış bir tasarıyı
görüşmeye devam ediyoruz ve ilginç bir şekilde, bu tasarının şu an burada
bulunması gerekirdi; milletvekilleri olarak talep ediyoruz; bu tasarıyı, birkaç
ay önce görüştüğümüz, yarım bıraktığımız tasarıyı edinemiyoruz. Bir kere böyle bir eksikliği önce belirteyim.
Değerli arkadaşlarım, bu geçici 1 inci
madde, Kamu Yönetimi Temel Kanununun çok önemli bir uygulamasını gündeme
getiriyor. Merkezî idarenin -bunların
arasında çok sayıda bakanlık var- birçok teşkilatı lağvedilerek, ortadan
kaldırılarak, taşra teşkilatı özellikle ortadan kaldırılarak, yerel il özel
idaresine devrediliyor.
Şimdi, bu il özel idaresine devirler de,
bir süre sonra işte orada -izleyen paragraflara da baktığımızda- birtakım
kamusal nitelikli kuruluşlara, bu arada belediyelere vesaireye devredilebilir
deniliyor. Yani, il özel idarelerinde de tümü kalmayabilir; ama, önce bir il
özel idareleri...
Bakınız, il özel idareleriyle ilgili
burada yapılmış bir yasayı, Cumhurbaşkanı bize geri yolladı. Bu geri yollamanın
gerekçesinde yer alan ifadeleri eğer değerlendirebilseydi Türkiye Büyük Millet
Meclisi ve iktidar kanadı, o zaman bu geçici maddeleri de önce komisyona
çekelim bir daha düşünelim, ondan sonra
tekrar getirelim derdi; ama, ne yazık ki, bu konudaki uyarıların hiçbir şekilde
işe yaramadığı gözüküyor, bunlardan ders alınmadığı gözüküyor.
Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı şunu söylüyor
ve çok haklı olarak söylüyor: "İl özel yönetimi tanımlanırken, il halkı
yanında, ilin yerel ortak gereksinmelerinin de bu yönetimlerce karşılanacağı
belirtilerek, il özel yönetimleri farklı boyuta taşınmaktadır." Evet, çok
haklı olarak bunu söylüyor; çünkü, böylece, il özel idareleri artık, merkezin
yetkilerini bir yetki genişliği çerçevesinde -anayasal tanımına göre- kullanan organlar olmaktan çıkıyorlar;
bunlar, yasak koymak, uygulamak, gerçek ve tüzelkişilere izin, ruhsat vermek,
taşınır taşınmaz malları almak, satmak, kiralamak vesaire, özelleştirme yapmak,
iç ve dışborç almak; yurtiçi ve dışındaki yerel yönetimlerle işbirliği yapmak,
sermaye şirketleri kurmak gibi görev ve yetkilerle donatılıyorlar ve biz, bu
idarelere merkezî idarenin taşra teşkilatını tümüyle devrediyoruz.
Daha önce hep söyledik, tekrar edeyim;
eğer, orada, il özel yönetimlerinin görevlerini tek tek saymak yerine hizmet
alanlarını belirtip, arkasından da "yasalarda açıkça başka kurum ve
kuruluşlara verilmeyen yerel nitelikteki her türlü görev ve hizmet il özel
yönetimlerince yerine getirilecek" derseniz, bu, bu idarelerin genel
yetkili idare haline getirilmesi demektir. Tabiî, bunun mefhumu muhalifi,
merkezî idarenin de görevleri sayılarak özel yetkili idare haline getirilmesidir.
Bu, Anayasanın 123, 126, 127 nci maddelerine aykırı bir düzenlemedir.
Burada çok ilgi çekici bir başka şey daha
var. Bakınız, İl Özel İdareleri Kanununu Cumhurbaşkanı iade ederken şunu da
özellikle belirtti: "Eğitim görevi de il özel idarelerine aktarılmış
oluyor."
Konuyu yarım yamalak izleyen köşeyazarları
bazı şeylerin farkına varmadılar, dediler ki: "Canım yani ne olacak, bu
yasalarla, eğitim açısından belediyelere sadece onarım, tamir görevleri
veriliyor."
Belediyeler açısından böyle de, il özel
idareleri açısından böyle değil. 6 ncı maddede il özel idarelerinin görevleri
sayılırken "eğitim, sağlık, tarım, sanayi, ticaret" diye, eğitim, tam
olarak; yani, bina, altyapı vesaire olarak değil, eğitimin kendisi il özel
idarelerine verilmiştir.
Oysa, bilindiği gibi, bu, Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısının ilk taslağında da vardı, buna karşı çıkışların artması
nedeniyle eğitim oradan çıkarılmıştı; fakat, yine, bir kamuoyunu aldatma
manevrasıyla, bu, il özel idarelerine eğitim olarak konuluverdi, daha sonraki
aşamalarda tamamlarız, eğitimi de oraya aktarırız mantığıyla. Bu, şimdi geri
döndü.
Değerli arkadaşlarım, bunu, kuşkusuz
tekrar inceleyeceğiz; ama, şimdi, burada, bu geçici maddede Millî Eğitim
Bakanlığının taşra teşkilatının il özel idarelerine devredilmiyor olmasını bir
olumluluk olarak göremiyoruz; çünkü, İl Özel İdaresi Kanununda bu derc
edilmiştir.
Bakınız, il özel idarelerine eğitime
ilişkin hizmetleri il sınırları içinde vermekle, ilköğretim ya da ortaöğretim
ayırımı yapmadan, yapım ve yönetim sınırlaması getirilmeden eğitime ilişkin tüm
hizmetlerin il özel yönetimi görevi içine alındığı görülmektedir.
Cumhurbaşkanının ifadesini okuyorum: "Yürürlükteki İl Özel İdaresi
Yasasının 78 inci maddesinin 9 uncu bendinde ilkokulların tesisi ve yapımı ile
bunların yönetim ve gözetim görevi il özel yönetimine verilmişken, incelenen
yasada eğitime ilişkin hizmetler düzenlemesinin getirilmesi yukarıdaki anlayışı
geçerli kılmaktadır."
Değerli arkadaşlarım, gene
Cumhurbaşkanının ifadesinden okuyorum: "Türkiye'de eğitimde laik düzene
geçiş, Anayasanın 174 üncü maddesiyle korumaya alınan 3 Mart 1924 günlü, 430
sayılı Öğretim Birliği Yasasıyla (Tevhidi Tedrisat Yasası) gerçekleşmiştir. Bu
yasayla Şeriye ve Evkaf Bakanlığı ile vakıflarca yönetilen medreseler ve dinî
eğitim veren okullar kapatılmış, Türkiye'deki tüm okullar Millî Eğitim
Bakanlığına bağlanmıştır."
Şimdi il özel idaresine eğitim görevini
vermekle, bir kere, eğitim birliği delinmektedir.
"Öğretim birliği ilkesinin amacı,
eğitimi tek elden uygulanan bir devlet politikası durumuna getirerek, akla ve
bilime dayalı programlarla çağdaş uygarlık hedefine yönelmiş yurttaşlar
yaratmaktır. Başka bir anlatımla, Türk Millî Eğitiminin genel amacı, Türk
Ulusunun tüm bireylerini Atatürk ilke ve devrimlerine ve Anayasada anlatımını
bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Anayasanın Başlangıçta belirtilen temel
ilkelerine dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye
Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları yaşamında
uygulayan yurttaşlar olarak yetiştirmektir."
Değerli arkadaşlarım, şimdi burada
incelenen bu yasa tasarısında, geçici maddede eğitimle ilgili bir düzenleme yok
gözüküyor; ama, il özel idaresiyle ilgili yasada eğitimle ilgili tüm
hizmetlerin il özel yönetimine bırakılması önemli bir uyumsuzluk, çelişki
yaratmaktadır. Bir kere, önce burada Yasama Organı olarak biz, tutarlı, çelişki
içinde çelişki barındırmayan yasalar yapmak zorundayız. Eğer bunu yapamıyorsak
ya da burada bu tür çelişkileri bilinçli olarak bırakıyorsak, biz önce Türkiye
Büyük Millet Meclisini aldatıyoruz, kamuoyunu aldatıyoruz ve bütün buna bağlı
diğer kurumları da aldatmaya yöneliyoruz demektir.
Değerli arkadaşlarım, bir başka meseleye
de değineyim; geçen görüşmelerde de değinmiştim. Bütün bu bakanlıkların
teşkilatlarının kaldırılması, acaba, nasıl, Türkiye'de kamu hizmetinin
yapılmasına, bir kaotik yapıya, bir kargaşaya düşmeden izin verecektir, imkân
verecektir?!
Bakınız, bir örnek vermiştim. Tarım
Bakanlığına ilişkin bir hizmet alanı var. 2 Mayıs 2004 tarihinde, Gıdaların
Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanunu çıkardık buradan. Bu kanun,
kontrol ve denetim yetkisi veriyor Bakanlığa; fakat, işin tuhafı, Tarım ve
Köyişleri Bakanlığının denetim ve rehberlik birimi oluşturulmamış durumda.
Diğer bazı bakanlıklarda, böyle bir rehberlik ve denetim birimi oluşturuldu;
ama, o zaman şunu sormak lazım: Taşra teşkilatı da kalkan bir Tarım Bakanlığı,
acaba, bu denetim görevlerini -gıda denetimi dahil- nasıl yapabilecek?! Ayrıca,
bu görev de il özel idarelerine aktarılmıyor; bunun da altını çizeyim.
Yani, burada, kendi iç tutarlılığı
olmayan, iyi düşünülmemiş, iyi çalışılmamış ve iyi niyeti de eksik olan yasa
tasarılarını tartışıyoruz. Dolayısıyla, bu geçici 1'de düzenlenen ve geçici
2'de de devam eden -geçici 2'de de, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün
lağvedilmesi söz konusu; geçici 1 ile geçici 2'yi bir arada düşünmek lazım- bu
düzenlemelerle, merkezî yönetimin çok sayıda görev alanı tasfiye edilmektedir;
ama, bunların nasıl yapılacağı, hangi il özel idaresi teşkilatı çerçevesinde
bunların olgun bir şekilde yerine getirilebileceği büyük bir boşluk olarak
durmaktadır.
Türkiye'deki yönetimi değiştirirken,
yönetim sistemini değiştirirken, il özel idarelerinin anayasal tanımını orada
bırakıp, il özel idarelerine merkezî idarenin yapmadığı her işi yapar biçiminde
bir görev tevdi etmek, aslında, çok önemli bir kargaşa yaratmak anlamına
gelmektedir.
Ben, sizi, bir kez daha, başından itibaren
karşı çıktığımız bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısını düşünmeye, bu geçici
maddelerin tartışılmasını ertelemeye, bunları geri çekmeye davet ediyorum;
aklın yolu budur. Hepinizi aklın yoluna uymaya davet ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.
Sayın milletvekilleri, şahsı adına,
Gümüşhane Milletvekili Sayın Sabri Varan?.. Yok.
Denizli Milletvekili Sayın Mustafa
Gazalcı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Yasası
Tasarısı üzerinde kişisel söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlarım.
49 maddesini daha önce görüşüp, askıya
aldığımız kamu yönetimini ve kamu hizmeti anlayışını temelden değiştiren bir
önemli tasarıyı görüşüyoruz. Aradan bunca zaman geçtikten sonra, aylar önce,
kamuoyunda ve burada yapılan tartışmalar sonucunda, bu tasarı, belki yine bir
oldubittiyle sayısal güce dayanılarak geçiştirilecek. Kamu yönetimi, kamu
hizmeti, adı üstünde, tüm kamuyu, halkı ilgilendiren, etkileyen bir yasadır ve
hizmettir.
Değerli arkadaşlar, getirilen bu
düzenlemeyle, aralarında Sağlık, Kültür, Orman ve Sanayi Bakanlıkları gibi çok
önemli bakanlıkların olduğu 9 bakanlığın taşrayla bağı kesiliyor. Yani, bir kez
daha söylemiştim, baş gövdeden koparılıyor. Biz, niçin bu tasarıya Cumhuriyet
Halk Partisi olarak direnerek karşı çıkıyoruz; bir, kamu yönetiminin bütünlüğü;
iki, kamu hizmetinin yoksul-varsıl herkese sunulması açısından. Başı gövdeden
koparılan 9 bakanlık, kendi alanlarında istese de hizmet yapamıyor. Değerli
AKP'li arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı alt birimleri hizmet görüyor diye -bir
konuda yer yerinden oynasa, yerel yönetimler bu hizmeti yapıyor diye- kendisine
yasaklıyor. Bilmiyorum, dünyanın herhangi yerinde, böyle, "yenileşme"
adıyla "reform" adıyla bakanlık örgütü kendi kendisinin elini kolunu
bağlar mı, yasaklar mı?! Bu tasarı yasalaşırsa böyle bir garip durumla
karşılaşacağız; yani, taşra örgütü sen ne yaparsan yap bu konuda ben bir şey
yapamıyorum eşgüdümün dışında diyecek. Kamu hizmeti kamu tarafından
verilmeyecek bu tasarı yasalaşırsa, ihale edilecek, devredilecek. Kime?.. Ucu
belirsiz sivil kuruluşlara, şerketlere. Yani, yurttaş artık bundan sonra temel
kamu hizmetlerinden yararlanırken, dur, yasak, buradan sen parayla
yararlanabilirsin denilecek; yani, kamu hizmeti satılacak, ihale edilecek;
yerelleştirilecek değil, özelleştirilecek, açıklık kazanmayacak, satılan bir
hizmet haline gelecek. Karşı çıkış nedenlerimizden birisi de budur.
Bu 9 bakanlığın dışında Millî Eğitim
Bakanlığı gibi çok önemli bir bakanlık da sayılmıştı. Kamuoyunda oluşan
tepkiler ve Cumhurbaşkanının da devreye girmesi sonucunda, bu bakanlık, şimdi
görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Yasasından çıkarıldı ve 7 nci maddede
eğitim hizmetlerinin merkezî yönetim tarafından görülmesi öngörüldü, öyle
sayıldı; ancak, biz yasalar arasında uyum da sağlayamıyoruz acelemizden. Çok
yasa geçirdik diye övünüyoruz da, aslında çok yasa geçirmek önemli değildir, az
yasa, kalıcı, halkın sorunlarını, dertlerini çözen yasa önemlidir. Gece gündüz
çalışıyoruz, çalıştırıyorsunuz; ama, onun nimetinden kim yararlanıyor; yoksul
halkın hakları mı budanıyor, kazanılmış haklar mı gidiyor o belli değil. Siz,
burada oluşan tepkiler üzerine, yine, merkezî yönetime verdiğiniz bir hizmeti,
bunun alt yasası kabul ettiğiniz İl Özel İdaresi Yasasında el çabukluğu yapıp,
oraya sokuyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN- Bir saniye Sayın Gazalcı...
Lütfen, sözlerinizi tamamlar mısınız...
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)- Tabiî, Sayın
Başkanım.
Bakın, ben burada, İl Özel İdaresi Yasası
görüşülürken, 23 Haziran 2004'te -hükümet adına, sanıyorum Sayın Güldal Akşit
oturuyordu- sordum, eğitim hizmetleri ne olacak? Yani, İl Özel İdaresi
Yasasındaki gibi, onarım, yapım, ilköğretimle ilgili kısım mı, yoksa bütününü
mü sokuyorsunuz? Duvar, ses çıkmadı iktidardan.
Şimdi, Cumhurbaşkanının geri gönderme
yazısı var; -siz de mutlaka okumuşsunuzdur- burada diyor ki: "Eğitim,
ilköğretim, ortaöğretim ayırımı yapılmadan özel idareye, özel yönetime
bırakılmıştır."
Şimdi, değerli arkadaşlar, siz bize
diyorsunuz ki, bu yasanın 7 nci maddesinde, eğitim hizmetlerini merkezî yönetim
yapacaktır. Sonra, bunun alt yasası kabul ettiğiniz yasada da eğitim hizmetleri
il özel idaresi tarafından gerçekleştirilir diyorsunuz. Ben milletvekili olarak
soruyorum, hangisi doğru; yani, eğitim hizmetlerini kim yapar? Cumhurbaşkanının
geri gönderme yazısında, eğitim hizmetlerinin il özel yönetimlerine
bırakılmasının sakıncaları bir bir, çok açık biçimde sayılmış hatta denilmiş
ki, eğitimde asıl olan uygulamadır, çağdaş uygarlığa yetişmenin yolu eğitimdir.
Biz, laik, demokratik, bilimsel eğitimin bozulacağına ilişkin kaygılar
taşıyoruz. Yani, yerel yönetimlere bırakıldığı zaman, orada, bütünüyle bir
ulusal eğitimden, demokratik, laik eğitimden, bilimsel eğitimden söz edilemez.
Ayrıca, Anayasanın 174 üncü maddesine gönderme yaparak, öğretim birliğinin de
zedeleneceğini, çok açık biçimde Cumhurbaşkanımız söylüyor.
Değerli arkadaşlar, içten olmalıyız, içten...
Açıkça, buraya çıkıp, diyeceksiniz ki, arkadaşlar, biz artık, üst yönetimin de,
yerel yönetimlerin de kamu hizmeti görmesini istemiyoruz; bunu şirketler
görsün...
BAŞKAN - Sayın Gazalcı, rica edeyim; son
cümlenizi...
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Sayın
Başkanım, bitiriyorum.
Ama, bu, 5 dakikalarla geçiştirilecek bir
durum değil. Akşam, Kültür ve Turizm Bakanlığına ilişkin, Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Yasasını çıkardık. Şimdi, bugün görüştüğümüz şu maddede,
kültür varlıklarımızı, SİT alanlarımızı bütünüyle devrediyoruz. Akşam başka şey
yaptık, bu sabah başka yapıyoruz. Bu kadar büyük çelişki olmaz! Bakın, dün
kabul ettiğimiz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda, merkezî yönetim
de dahil, Kültür ve Turizm Bakanlığının etkisi... Hatta, koruma bölge kurulları
kuruyoruz; ama, burada, bakın, zamanımız varsa, isterseniz okuyayım.
BAŞKAN - Sayın Gazalcı, rica ediyorum...
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Peki,
bitiriyorum Sayın Başkanım.
Burada ise, bırakıyoruz belediyelere ve
özel idarelere. Bu bir çelişkidir; bu, yarın döneceği belli olan, hukuk
duvarına çarparak döneceği belli olan bir çelişkidir. O yüzden, önergemizin
kabul edilmesini, bunu düşünmenizi diliyoruz. Yani, bu geçici maddeleri geri
çekin, son gün aceleye getirmeyin, oldubittiye getirmeyin. Bu Meclisin
mesaisini, bir daha, bir daha deyip, harcatmayın ve bu çelişkileri giderin.
Tümünüze saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.
Şahsı adına, Sayın Orhan Yıldız?.. Yok.
Sayın Haluk Koç; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yoğun bir dönemin yoğun bir çalışma
temposu içerisinde tamamlanmasına az bir zaman kaldı. Ben, üzülerek, bazı
tespitler yapmak ve bunu da, sizlerin samimî düşünceleriyle paylaşmak
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir defa,
hiçbirimiz, çalışma temposunun yoğunluğundan şikâyet edemeyiz, buna hakkımız
yok; çünkü, birikmiş konular, ülkeyi ve toplumu saran sorunlar burada çözüm
bekliyor ve bu çözümü sağlamak için, millet iradesiyle buraya gönderilmiş
kişileriz, aslî görevimiz bu. Bunu yaparken, iktidar ve muhalefet olarak bazı
noktalara dikkat etmemiz gerekiyor. Muhalefet olarak, tabiî ki, sizin gibi
düşünmediğimiz birçok nokta var; bu çok doğaldır. Bizim, bu düşüncelerimizi
dile getirmemiz, zaman zaman İçtüzükten gelen engelleme haklarımızı kullanmamız
ve bunları kamuoyuyla paylaşma noktasında siyaset boyutuyla her türlü imkânı
kullanmamız doğaldır. Siz de, iktidarsınız; verdiğiniz sözlerin yaşama geçmesi
için, elinize belki bir daha geçmeyecek olan bir çoğunluğu en iyi şekilde zaman
içerisinde de tasarrufla orantılı olarak kullanmak durumundasınız; bu da çok
doğal, bu da çok tabiî, çok gerekli bir olay.
Değerli arkadaşlarım, lütfen, bir bakın,
kendinize bir bakın, aynaya bir bakın. Biz bu son haftada ne yapıyoruz? Dün
gece ne yaptık biz? Bir vergi yasa tasarısı görüşüyoruz, Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu iç içe geçmiş, oranlar üzerinde tartışılıyor, milletvekili
arkadaşlarımız bir kaos içerisinde ve Başkan, tasarının bir maddesinde tam iki
defa ara veriyor, bir uzlaşma sağlanamıyor; bir önerge yağmuru altında yasa
geçirmeye çalışıyoruz; saat 02.30... Ondan önce, Belediyeler ve Büyükşehir
Belediyesi Yasa Tasarıları görüşülürken, anımsayacaksınız, tam 36 önergeyle
değişiklik yaptınız.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) - Üstat,
demokrasi!
HALUK KOÇ (Devamla) - Evet, demokrasi iyi
kullanıldığı zaman demokrasi olur. Demokrasiyi, sizin gibi, bu amaçlarla, bu
mantıkla başka birisi kullandığı zaman sizin gözünüzde nasıl gözükür acaba
Sayın Vekilim?!
Şimdi, lütfen bir bakın kendinize... İyi
yapmıyorsunuz. Sağlıklı çalışmıyorsunuz. Bakın, iki yıla yakındır iktidarsınız,
dün, Sağlık Bakanlığı, hükümetinizin programında olan, acil eylem planında olan
aile hekimliğinin pilot uygulamasıyla ilgili bir öneri getiriyor. Bu sağlık
politikasının felsefesini içeren, yani, iki dünya görüşü, sağlığın devlet
üzerinde yük olduğu ve bunun bir an önce, bu küreselleşme rüzgârları altında,
vatandaşın, bir şekilde, katkı yaparak almaya çalışacağı bir hak olarak gören
bir sistem, aile hekimliği sistemi ve bunun finansman modeli de, kulağa çok hoş
gelen genel sağlık sigortası; ama, Türkiye gibi, çok çarpık gelir dağılımı
olan, ülke genelinde çok çarpık hizmet dağılım dengesi bulunan bir ülkede
gerçekleştirilmesi gerçekten çok zor olan bir mantık. Bir tarafta da, sosyal
devletin, sağlık alanında, bizim gibi, demin tarif ettiğim ölçütteki bir
Türkiye'de daha hâlâ gerekli olduğu görüşü. Şimdi, çok temel bir konuyu, bir
başka konuyla ilgili tek maddelik bir yasaya, dört sayfalık bir önergeyle, ek
madde olarak sokmaya çalışıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, lütfen sorgulayın;
bu Sağlık Bakanı sizin, hiç değişmedi; bu Sağlık Bakanının bürokratları hiç
değişmedi; bu konu, hükümet programınızda var, acil eylem planınızda var;
Meclisin İkinci Yasama Yılının son gününde, bir önergeyle, temel iddianızı,
kanun olarak bu Meclise getirmek kadar bir basiretsizlik sergilemek yanlış
olur. Özür dileyerek söylüyorum... Özür dileyerek söylüyorum... Siyasette
erdemin bir bölümü de özeleştiridir. Lütfen, özeleştiri yapın... Lütfen,
özeleştiri yapın... Yani, bir şeyler iyi gitmiyor, bir eşgüdümünüz yok. Bakın,
dün gece saat 3'e yakın, vergi paketindeki -içinizdeki anlaşmazlıklar
dolayısıyla- görüşmeler bırakıldı; bugün, kamu yönetimine başladık...
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hayır... Bundan
dolayı mı bırakıldı?!
HALUK KOÇ (Devamla) - Kalkar konuşursun
Sayın Kapusuz, kalkar savunursun, bu çelişkileri kalkar savunursun.
Bugün, başından itibaren söylediğimiz,
ikibuçuk üç ay önce, temel aykırılıkları olan, Anayasa bu şekliyle durdukça
bunun yasalaşmasının imkânsız olduğunu vurguladığımız, belki Sayın Kuzu'yu da
haksız yere hırpaladığımız... Sayın Kuzu da, size sözünü dinletemiyor, ben öyle
hissediyorum. O hukukçu kimliğiyle...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - İşine bak.
BAŞKAN - Sayın Koç, lütfen, sözlerinizi
toparlar mısınız.
HALUK KOÇ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın
Başkan. Üzülmeyiniz, tamamlıyorum.
Yani Sayın Kuzu'yu da hırpalıyorsunuz.
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Koçun
yanında kuzunun hükmü olmaz!..
HALUK KOÇ (Devamla) - Yapmayın! Değerli
arkadaşlarım, biraz sağlıklı bir çalışma düzeni getirelim. Bakın, bu pazar günü
düğün falan da yok, hep beraber çalışalım; ama sağlıklı çalışalım.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.
Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap
işlemine geçiyoruz.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Sayın Bakanımız orada, bu konuda oldukça
teşriki mesaimiz oldu yasanın geçici maddelerine gelene kadarki görüşmeleri
sürecinde, Sayın Bakanımız kalemi kâğıdı da hazırladı; ama ben sorumu, Sayın
Bakana yöneltmeyeceğim, Sayın Kuzu'ya yönelteceğim.
Hocam, içiniz rahat mı, içiniz rahat mı bu
şekildeki bir yasama ısrarından? İl özel idarelerindeki gerekçeler ortada iken,
bu konudaki tüm Anayasaya aykırılıklar ortada iken, bunun zaman kaybı olarak
değerlendirilip, değerlendirilmeyeceği konusunda sizin görüşlerinizi alabilir
miyim?
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.
Sayın Gazalcı, buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakana şu soruları yöneltmek
istiyorum :
1-Şimdi, Cumhurbaşkanının veto ettiği İl
Özel İdaresi Yasasının geri gönderme gerekçesinde çok açık ifadeler olduğu
halde, bu tasarının da Cumhurbaşkanından ve Anayasa Mahkemesinden döneceğini
bile bile, eh nasıl olsa sonuna geldik, şu iki üç geçici maddeyi görüşelim de,
onu da geri gönderirse biz aynen kabul edelim mantığı mı var? Yani, o
gerekçeden bir okuyup, bunu yeniden gözden geçirmeyi düşündünüz mü?
2- Dün biz burada -kürsüde de söyledim-
kültür ve tabiat varlıklarımızla ilgili bir yasa kabul ettik, olumlu bularak,
biz de destek verdik; ama, bu yasa, şimdi, bütün belediyelere ve il özel
idarelerine, ulusal düzeydeki müzelerin dışında, Kültür Bakanlığının taşra
örgütünü veriyor. Bu, gerçekten çelişmiyor mu; akşam ayrı sabah ayrı, o yasa
ile bu yasa?
3- Millî eğitimle ilgili sorumu yinelemek
istiyorum Sayın Bakanım. Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesinde de var.
Millî eğitim, bundan sonra bütünüyle merkezî yönetim tarafından mı
yönetilecektir? Yani, il özel idarelerinin, belediyelerin, eğitim alanına daha
öncekinden daha fazla girip girmeyeceğini, çok açık bir biçimde bize söyler
misiniz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.
Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakana bir soru yöneltmek istiyorum.
Sayın Bakan, Sayıştay seçimleri, 5.12.2003
tarihinde Sayıştay tarafından başlatıldı. Sayıştay Genel Kurulu da, 15, 16 ve
21 Ocak tarihlerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilecek üyeleri seçti
ve gönderdi. Genel Kurulda 21 Ocakta sonuçlanan seçimler, 22 Ocakta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
sunuldu. 26 Ocakta da -yani, dört gün sonra- Başkanlık, Plan ve Bütçe
Komisyonuna, gereğini yapmak üzere gönderdi.
Bugün, temmuz ayının ortasındayız. Şimdi
düşünün, Sayıştay gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan bir
organın denetçilerini seçme konusunda hiçbir çaba göstermeyen hükümet,
Sayıştayın siyasallaşmasına göz yuman bir hükümet, bir anlamda, Türkiye Büyük
Millet Meclisi adına denetim yaparken, kendi isteği doğrultusunda bazılarını
seçmek için özel bir çaba gösterip, bu seçimleri yapmamak için telkinde bulanan
bir hükümet, acaba, siyasal etik açısından doğru yapıyor mu? Bu sorunun
yanıtını bekliyorum Sayın Bakanım.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın
Kılıçdaroğlu.
Son soruyu Sayın Kâzım Türkmen'den
alıyorum.
Buyurun Sayın Türkmen.
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Sayın Bakan, bu
Genel Kuruldan çok önemli gördüğümüz İl Özel İdaresi, Belediye ve Büyükşehir
Belediyesi Yasaları geçti. Baştan beri iddia ettiğimiz gibi, İl Özel İdaresi
Yasası Anayasaya birçok aykırılıkları nedeniyle, Reisicumhur tarafından geri
gönderildi.
Şimdi, burada, çok önemli olan Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici maddelerini görüşüyoruz.
Dün akşam, burada, görüşülüp karara
bağlanarak Kültür ve Tabiat Varlıklarımızı Koruma Kanunu adıyla bu Mecliste son
derece önemli, kararlı ve herkesin ittifakı olan bir yasa çıkarılmıştır. Bu
yasanın çıkarılmış olmasının, kültürümüzü koruma bakımından son derece doğru
olduğu konusunda her iki grup da birleşmiş ve bütünleşmiştir. Ancak, bugün, bu
tasarının geçici maddesiyle Türkiye'deki tüm kültür değerlerimizi,
varlıklarımızı yok edecek önlemler gelmiştir. Belediye yasaları görüşülürken
kültür varlıklarımızı koruyacak, önlem alacak hiçbir hüküm oraya konulmamışken,
bugün, bütün kültür varlıklarımızı belediyelere veya il özel idarelerine
devrediyor olmamız, dünkü yasayla sizce bütünleşiyor mu? Sayın Bakanın, dün
akşamki, buradaki uzun konuşmasından
sonra, bu yasayla, çıkarmış olduğu bu yasanın tüm varlıkları yok edilmiyor mu?
Kültürün anlayış ve farkları herkese göre aynı mıdır? Daha düne kadar
"böyle sanatın içine tükürürüm" diyen bir anlayış, tekrar, yeniden
hortlatılmak mı isteniliyor? Bu konuda sizden cevap bekliyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Türkmen.
MEHMET IŞIK (Giresun) - Başkanım, benim de
sorum vardı.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, soru-cevap
işlemi için süremiz 10 dakikadır. Bunun 5 dakikasını soru, 5 dakikasını cevap
olarak kullanıyoruz. Şu anda da, zaten, 7 dakika oldu. O nedenle, şimdi,
Komisyon ve Hükümet, o kalan sürede soruları cevaplandıracaklar.
MEHMET IŞIK (Giresun) - Sayın Başkan, çok
teknik bir hata yapılıyor. Lütfen, müsaade edin, bir soru sorayım, daha doğrusu
anlatayım.
BAŞKAN - Üzgünüm Sayın Işık.
MEHMET IŞIK (Giresun) - Türk ormancılığını
tehlikeye sokuyorsunuz.
BAŞKAN - Buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Haluk Koç,
şahsımla ilgili, özellikle Komisyon Başkanı olarak, bu temel yasalar konusunda
içimin rahat olup olmadığını sordu.
Tabiî, ben, bir anayasa profesörü olarak,
kamu reformunun ne olduğunu yakından bilirim. Hakikaten, yaptığımız yasalar,
çok zor yasalar. Bunu kabul etmek lazım. Anayasamızdaki hükümlerin merkezî
yapılandırmaya biraz ağırlıklı olduğu -yapıldığı tarih itibariyle- doğrudur;
ama, ben, komisyonda -üyelerim bilir- 16-17 önerge vererek, birçok alanda
değişiklik yapmayı da, orada sağladım; ama, mevcut haliyle, Anayasaya aykırı
yönleri olduğu hususunu çok net görsem -Sayın Koç, bunu samimî olarak
söylüyorum- burada itiraz ederim. Bunun bir süreci de var zaten, Sayın
Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesi süreci açık.
Yalnız, ben, şunu, özellikle sizden rica
ediyorum ve bunu, hakikaten, samimî olarak söylüyorum: Anamuhalefet Partimizin
verdiği önergelerde, her maddenin -malum, 49-50 maddelik bir yasa, geçici
maddeler dışında- Anayasaya aykırılığı bir şekilde söyleniyor. Halbuki, onun
yerine, gerçekten aykırı olduğuna inanılan bir veya birkaç madde ve onun belli
noktaları seçilse, sanırım, daha sağlıklı sonuç alırız. Böyle geldiği zaman,
bir anlamda, yasanın tamamı aykırı şeklinde oluyor. Bu yasanın tamamının Anayasaya aykırı olduğunu söylemek mümkün
değil; madde madde tartışma noktaları olabilir. O açıdan, net olarak görsem
-bunu samimî olarak söyleyeyim- burada itiraz ederim. Siz de bunu yakından
bilirsiniz.
Çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Çok teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlarımın sorularına, kalan
birkaç saniye içerisinde cevap vermeye çalışacağım.
"Sayın Cumhurbaşkanımızın İl Özel
İdaresi Yasasıyla ilgili geri gönderme tezkeresini okuduk. Buna rağmen, bu yasa
tasarısını görüşmeye niye devam ediyorsunuz" deniliyor. Sayın
Cumhurbaşkanı, bir kez daha görüşülmek üzere geri göndermiştir. Sayın
Cumhurbaşkanımızın gerekçede ortaya koyduğu görüşler, mutlak doğru anlamına
gelmez. Türkiye Büyük Millet Meclisi, iradesiyle tekrar görüşür; katılır veya
katılmaz ve yasama görevini en iyi şekilde yapar.
Sayın Cumhurbaşkanımızın, geri gönderme
tezkeresindeki gerekçelerinin önemli bir kısmına katılmadığımı ifade etmek
istiyorum. Diyorlar ki "Millî Eğitim Bakanlığının görevleri taşra
teşkilatına veriliyor ve bu da, Türkiye'de üniter yapıyı olumsuz
etkiliyor." Yok böyle bir şey. Bir defa, hem o yasa okunmamış, hem temel
yasa okunmamış. Biz, Millî Eğitim Bakanlığının tüm yetkilerini merkezde
tutuyoruz.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Merkeze nasıl
aldınız Sayın Bakan?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Okunmamış ki!
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Bakan,
Cumhurbaşkanına "okumamış" demek, saygısızlık.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sadece, şu anda, hâlâ, İl Özel İdaresi Yasasında,
il özel idarelerine verilmiş olan okul yapma görevi il özel idarelerinde devam
ediyor; yani, şu anda da, zaten, il özel idareleri okul yapıyor. Eğer, okul
yapmış olmayı, ülkenin üniter yapısını bozacak diye değerlendiriyorsanız, ben
buna katılmıyorum.
En önemli gerekçelerden birisi de şudur:
"Neden il genel meclisi, başkanını, seçilmişlerden seçiyor? Valiydi, vali
olmaya devam etsin il genel meclisinin başkanı." Buna, önce, Cumhuriyet
Halk Partili arkadaşlarımızın karşı çıkması lazım. (AK Parti sıralarından
alkışlar) İşte, önümde "Yerel Çözüm 2000" Diyorsunuz ki "biz, il
genel meclislerini valinin vesayetinden kurtaracağız, seçilmişlerin arasından
seçeceğiz başkanı." Sizi bağlayan bu olması lazım. Benim, bildiğim, bir
partiyi, kendi programı, halka vaat ettiği projeleri bağlar. Sayın
Cumhurbaşkanımızın geri gönderme gerekçeleri, bir siyasî partiyi bağlamaması
lazım. Önce, kendi programınıza bakın.
Çok teşekkür ederim. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ederim.
Sanırım, bir konuyu düzeltmekte belki
yarar olabilir. Sayın Cumhurbaşkanı, okumadan, gerekçesini hazırlayıp altına
imza atabilecek bir makam değil. Sanırım, orada yanlış veya başka bir beyan mı
vardı?!
HALUK KOÇ (Samsun) - Sürçülisan ettiğini
ifade edecek herhalde.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Kastettiğim şudur: İl Özel İdaresi Yasasıyla
ilgili değerlendirmeyi yaparken, kamu yönetiminin yeniden yapılanmasıyla ilgili
şu tasarıda, Millî Eğitim Bakanlığı taşra teşkilatının, yerel yönetimlere
devredilmeyeceğinin incelenmiş, görülmüş olması gerekirdi. Bunu kastettim.
Böyle bir şey yapmıyoruz; bunu ifade ediyorum.
HASAN ÖREN (Manisa) - Söylediğinizi geri
mi aldınız, söylediğinizin arkasında mısınız?!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Efendim, insanlar hata yapamaz mı;
Cumhurbaşkanları hata yapamaz mı; layüsel midir?! Onlar da hata yapabilir. (AK
Parti sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyon) - Ağzınızdan çıkanı
kulağınız duymuyor!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir
saniye...
Bir konu vardı, açıklığa kavuştu. O da şu:
Yani, Sayın Cumhurbaşkanının, okumadan, bir gerekçe hazırlayıp altına imza
atmayacağını Sayın Bakan da kabul ettiler.
Teşekkür ediyorum.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Önyargıdan
kurtulması gerekir devletin.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde
üzerinde 4 önerge vardır. Önergeleri, önce, geliş sırasına göre okutacağım;
sonra, aykırılıklarına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde
geçen "ören yerleri ile" ibaresi ve ikinci fıkrasında birinci
fıkranın (d) bendine yapılan atfın madde metninden çıkarılmasını; birinci
fıkrasının (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye dördüncü
fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
Taner Yıldız |
M. Altan Karapaşaoğlu |
|
|
Ankara |
Kayseri |
Bursa |
|
|
A. Müfit Yetkin |
Nusret Bayraktar |
Mehmet Beşir Hamidi |
|
|
Şanlıurfa |
İstanbul |
Mardin |
|
|
|
Şevket Orhan |
|
|
|
|
Bursa |
|
"Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğü taşra
teşkilatının görev ve yetkileri ile çocuk
yuvası, yetiştirme yurdu, kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon
merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisleri, bina,
araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri
ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,"
"Birinci fıkranın (e) bendinde il
özel idarelerine devri öngörülen kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon
merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisler il özel
idarelerince Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü
tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır ve
taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile
birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir."
BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 1 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
|
Ali Topuz |
Mustafa Gazalcı |
Sezai Önder |
|
|
|
İstanbul |
Denizli |
Samsun |
|
|
Oğuz Oyan |
Bayram Meral |
|
|
|
İzmir |
Ankara |
|
BAŞKAN - Üçüncü önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin (e) bendi Anayasanın 41 inci
maddesine aykırıdır. Bu nedenle, tasarının 1 inci maddesi (e) bendinin
tasarıdan çıkarılmasını arz ederiz.
|
|
Muharrem Toprak |
Abdulkadir Ateş |
Osman Özcan |
|
|
İzmir |
Gaziantep |
Antalya |
|
|
Erdal Karademir |
Salih Gün |
Mehmet S. Kesimoğlu |
|
|
İzmir |
Kocaeli |
Kırklareli |
|
|
|
Oğuz Oyan |
|
|
|
|
İzmir |
|
BAŞKAN - Şimdi okutacağım dördüncü
önergeyi işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesi, Anayasamızın sağlık ve çevreye
ilişkin 56 ncı maddesine, ormanlara ilişkin 169 uncu maddesine, tarım ve
hayvancılığa ilişkin 44 üncü ve 45 inci maddesine, kültür ve tabiat
varlıklarına ilişkin 63 üncü maddesine, tabiî servet ve kaynaklara ilişkin 168
inci maddesine, kıyılara ilişkin 43 üncü maddesine, sosyal hizmetlere ilişkin
41 inci maddesine aykırılık içermesi nedeniyle tasarıdan çıkarılmasını arz
ederiz.
|
Erdal Karademir
|
Muharrem Toprak
Abdulkadir Ateş |
|
|
|
|
İzmir |
İzmir |
Gaziantep |
|
|
Mehmet S. Kesimoğlu |
Osman Özcan |
Salih Gün |
|
|
Kırklareli |
Antalya |
Kocaeli |
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
3 üncü önerge, bendin Anayasaya aykırılığı
iddiasını taşıyor; 4 üncü önerge de, maddenin aykırılığını iddia ediyor. O
nedenle, 3 ile 4'ü birden işleme alıyoruz.
Komisyon katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçe mi, söz mü?..
OĞUZ OYAN (İzmir) - Söz istiyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Oyan. (CHP
sıralarından alkışlar)
OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şimdi, biz, burada, Anayasaya aykırılıklar konusunda
dikkatinizi çekmeye, sizi uyarmaya ve bundan alıkoymaya çalışıyoruz. Burada
yaptığımız iş, her şeyden önce, bir siyasî tartışmadan daha önce, bir hukuk
tartışması, Anayasa ortada dururken bu düzenlemelerin getirilemeyeceği
tartışması değerli arkadaşlarım. Bu Anayasa buradayken, bu Anayasanın 123, 126
ve 127 nci maddeleri dururken, bu Anayasanın diğer maddeleri ortadayken, siz,
kamu yönetimini bu biçimde tersyüz edemezsiniz, altüst edemezsiniz.
Sayın Bakan diyor ki: "Bu, sizin
programınızda var." Bizim programımızın hiçbir yerinde, hiçbir programda,
hiçbir seçim vaadimizde "il özel idarelerinin genel yetkili idareyle
yapılacağı" hükmü yoktur Sayın Bakan. İl özel idarelerinin ve il genel
meclisinin -buna bağlı olarak- genel yetkili, yani, merkezin bütün yetkilerini
kullanan bir idare haline getirilmesi yoktur. Bizim modelimizde, il özel
idaresi -ki, il, bir bölgedir; Türkiye'de, il özel idaresi- komün hakkı denilen
hakkı kullanan bir idare değil. Türkiye'de bunu kullanan iki yönetim biçimi
vardır; belediyeler ve köyler. Türkiye'de, iller, yetki genişliği esası
üzerinden yönetilen birimlerdir. Yani,
biz, burada, bu yetki genişliğini bir miktar ve özerkliği kısmen içine katarak,
hususî bir idare haline getirmişiz; buna "özel idare" demişiz; ama,
bunları yetki genişliğinden çıkarıp, yerinden yönetim haline getirdiğiniz
zaman, bu, hem Anayasanın hem de bizim iddiamızın tersine bir durum haline
geliyor. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak söylediğimiz, yerel yönetim
anlamında olan birimler, belediyeler ve köylerdir. Siz, burada, bir kere, bu
düzenlemenizle köyleri yok sayıyorsunuz, köy diye bir şey yok. Sizin buradaki
düzenlemenizde, hiçbir yerinde, köy diye yerel bir birim türü yok.
Öte taraftan, burada, il özel idaresiyle
-yapmaya çalıştığınız şey- Anayasanın en temel düzenlemelerine aykırı bir
düzenlemeyi getirmeye çalışıyorsunuz. Hatta, il özel yönetimini tanımlarken
"il halkı" yanında bir de "ilin yerel ortak gereksinimleri"
diyorsunuz. "İl" dediğiniz zaman, tamamen merkezî idarenin illerle
ilgili o genel hizmet koordinasyonunu bile yok sayıyorsunuz.
Eğer anlaşılmadıysa tekrar edeyim: Böyle
bir anlayış, sadece Anayasaya aykırı değil, bir üniter devlette kamu yönetimi
anlayışına aykırıdır. Bunu eğer anlamak bu kadar zorsa, işimiz sizinle daha çok
demektir. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.
İki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önergeler
kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 1 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
Ali
Topuz (İstanbul) ve arkadaşları
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçe mi okunsun, söz mü
alacaksınız?
HALUK KOÇ (Samsun) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN -
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1
inci maddesi ile 6, 7, 8 ve 9 uncu maddelerinde düzenlenen merkezî idare ile
mahallî idareler arasındaki yeni görev, yetki ve sorumluluk dağılımına uygun
olarak bazı bakanlıkların taşra teşkilatının görev ve yetkileri, bina, araç,
gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacakları ve borçları, bütçe ödenekleri ve
kadroları ile birlikte olmak üzere personeli ilgili mahallî idarelere
devredilmektedir.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında
kurulmaya çalışılan yapı, Anayasanın kurmuş olduğu yapıya açıkça aykırıdır.
Yasanın bu haliyle çıkarılması halinde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal
edilmesi güçlü bir olasılıktır. Zira, taslaktaki düzenleme, Anayasanın kurduğu
mantığın tersini kurmaktadır. Anayasada yerel yönetimlerin varlık nedeni, yerel
ortak ihtiyaçların karşılanması için hizmet üretmekle sınırlanırken ve yerel
yönetimlerin varlığı, söz konusu alanda merkezî idarenin kuruluşunu
dışlamazken, taslak tam tersi bir düzenleme getirmektedir.
Tasarının merkezî idare ile mahallî
idareler arasında kurduğu yetki ve görev bölüşümü, Anayasal dengeyi bozması
nedeniyle Anayasaya aykırı olduğu gibi, mahallî idarelere bırakılan hizmetlerin
niteliği açısından da aykırılık söz konusudur. Bu noktanın anlaşılabilmesi için
Anayasanın kullandığı "mahallî müşterek ihtiyaçlar" ibaresi üzerinde
durmak gereklidir.
Anayasanın mahallî müşterek ihtiyaçları
karşılamak üzere kurulmasını öngördüğü mahallî idarelere verilen görevlerin
karşılayacağı toplumsal ihtiyaçların
büyük çoğunluğunun yerel ortak ihtiyaç olarak nitelenmesi mümkün değildir. Yerelliği
aşan gereksinimler, özellikler ve sonuçlar söz konusudur. Mahallî idarelerin
varlık nedeniyle hizmetlerin ilgisi zayıftır.
Merkezî idare ile yerel yönetimler
arasında görev bölüşümüne ilişkin birçok kanun, dava veya itiraz yoluyla
Anayasa Mahkemesinin önüne gelmiştir. Mahkeme, bu vesilelerle mahallî müşterek
ihtiyaçlar kavramına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesine göre, 127 nci maddede
belirtilen mahallî müşterek ihtiyaç kavramı, herhangi bir yerel yönetim
biriminin sınırları içinde yaşayan kişi, aile, zümre ya da sınıfın özel
çıkarlarını değil, aynı yörede birlikte yaşamaktan doğan eylemli durumların
yarattığı, yoğunlaştırdığı ve güncelleştirdiği, özünde yerel ve kamusal hizmet
karakterinin ağır bastığı ortak ihtiyaç ve beklentileri ifade etmektedir.
Bir başka Anayasa Mahkemesi kararı ile
kentsel toprakların planlanması gibi yerellik niteliğinden kuşku duyulmayan bir
ihtiyacın bile, ülke ve bölge düzeyindeki sonuçları nedeniyle, merkezî idarenin
yerel hizmetlere müdahil olması haklı görülmüştür.
Anayasada ve Anayasa Mahkemesi
içtihatlarında yerel yönetimlere, mahallî müşterek ihtiyaçlar alanında doğrudan
görevler verilmesi Anayasaya aykırıdır. Bu haliyle çıkarılacak Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısı Anayasanın 127 nci maddesine aykırı olacaktır.
Geçici 1 inci madde ile Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısı görüşülmüş maddeleri ile sınırları yeniden tespit edilen
mahallî müşterek hizmetler kavramının Anayasaya aykırılıkları ortada iken,
mahallî müşterek hizmetler kavramı çerçevesinde hizmet vermesi olanaksız olan
kamu kurum ve kuruluşlarının belediyeler ve il özel idarelerine devredilmesi de
Anayasaya aykırı olacaktır.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle, Anayasa
aykırı olan düzenlemeleri ayıklayarak maddenin yeniden düzenlenmek üzere tasarı
metninden çıkarılması gerekmektedir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde
geçen "ören yerleri ile" ibaresi ve ikinci fıkrasında birinci
fıkranın (d) bendine yapılan atfın madde metninden çıkarılmasını; birinci fıkrasının
(e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye dördüncü fıkrasından
sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz (Ankara) ve
arkadaşları
"Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğü taşra teşkilatının görev ve yetkileri ile çocuk yuvası,
yetiştirme yurdu, kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon merkezi, çocuk
ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisleri, bina, araç, gereç,
taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları
ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,"
"Birinci fıkranın (e) bendinde il
özel idarelerine devri öngörülen kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon
merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisler il özel
idarelerince Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü
tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır ve
taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile
birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Kapusuz. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum;
çalışmalarımızın verimli ve başarılı geçmesini temenni ediyorum.
Elbette, Anamuhalefet Partimizin değerli
sözcülerinin kendi parti görüş ve düşünceleri doğrultusunda fikirlerini beyan
etmeleri kadar doğal olan bir şey yoktur. Biz, bunu saygıyla karşılıyoruz.
Katıldıklarımız olabilir, katılmadıklarımız olabilir; ancak, yasama faaliyeti
bir süreçtir, bir noktasında durup da ondan sonrasını yok kabul etmenin ve
yapılacak çalışmaların sonuçlanmışçasına bir değerlendirmeye tabi tutulmasının
doğru olmadığını takdirlerinize sunmak istiyorum.
Evet, şu andaki önerge... Biraz önce
konuşma yapan arkadaşlarımız, Parlamentomuz tarafından, dün hızlı bir şekilde
kabul edilen yasalar çerçevesinde ören yerlerinden çok bahsedildi. Eğer dikkat
edilmişse, bu önergede onlar çıkarılmıştır. Yani, burada yanlış bir şey
yaptığımız kanaatine varıyorsanız, müsterih olun, yanlış şeyler yapmamaya
çalışıyoruz, doğru şeyleri yapmaya çalışıyoruz. İnancım odur ki, bu Parlamento,
iktidarıyla muhalefetiyle doğru şeyler yapmaya devam edecektir.
Bir diğer husus, yine...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Yaptıklarınıza
bizi ortak etmeyin; yanlışlar sizinle beraber olsun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bize ait olan
şeyler bizimledir; hiç merak etmeyin Sayın Bodur.
Değerli arkadaşlar, bu önergemizde bir şey
daha yapıyoruz. Bu, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuyla ilgili bundan
sonraki sürecin, belediyeler değil de, il özel idaresi tarafından götürülmesi;
zaman ve imkân elverdiği ölçüde, ileriki tarihlerde şartları belirlendikten
sonra da, mümkünse, ihtiyaç duyulursa, belediyelere verilmesi gibi bir yaklaşım
söz konusu olacaktır. Önergemiz bunları muhtevidir.
Ancak, bir hususu, zabıtlara geçmesi ve
buradaki milletvekili arkadaşlarımızın bir kez daha hafızalarına getirmek üzere
vurgulamak istiyorum. Eğitimle ilgili olarak, kamu temel reformunda bizim net
olarak düşünce ve görüşümüz şudur, metne yansıyan da budur; bunu, ister Sayın
Cumhurbaşkanımız farklı değerlendirsin, isterse, siz, bu konuyla ilgili başka
yorumlar yapın; ama, bizim anladığımızı da, yazdığımızı da sizinle paylaşmak
istiyorum. O da, şudur: Efendim, eğer, geriye dönüp, temel yasanın 7 nci
maddesine bir bakarsanız, yani, "merkezî idare tarafından yürütülecek
görev ve hizmetler" başlığı altındaki 7 nci maddenin (d) bendi "millî
eğitimle ilgili görev hizmetler merkezî yönetime aittir" diyor. Bundan
vazgeçme yok. Biliyorsunuz, daha sonraki geçici maddelerde devredilenler var
ki, bu geçici 1 inci maddede devredilenler arasında, yine, millî eğitim
hizmetleri de yok. Dolayısıyla, millî eğitim hizmetleri merkeze aittir. Bunun
altını çizmek istiyorum; bir.
Yine, yanlış anlaşılmaması açısından ifade
etmek isterim ki, mevcut İl Özel İdaresi Kanununa bakacak olursanız -şu anda
yürürlükte olan, çıkarıp gönderdiğimiz değil- şu anda yürürlükte olan İl Özel
İdaresi Kanundaki ifade aynen şudur: "Eğitim ve gençlik spor hizmetleri,
İl Özel İdaresine aittir." Yani, yürürlükte olan kanunda zaten var bu.
Peki, şimdiye kadar, bu, eğitimin merkezî idareden alınması anlamına mı
geliyordu; değil. Şu anda, hepiniz biliyorsunuz ki, ilköğretim okullarının
tamamının mülkiyeti il özel idarelerine aittir; merkez yapsa, şahıs yapsa,
bunların devir işlemleri, il özel idarelerine yapılır. Dolayısıyla, bu
hizmetlerin, yine, aynı şekilde, mahallinde yürütülmesi, bu ihtiyaçların, ihtiyaç
bölgeleri dahilinde yapılabilmesi için, biz, İl Özel İdaresi Kanununda var olan
hükmü oraya koyduk; ama, bu yasa henüz çıkıp gitmeden, Sayın Cumhurbaşkanımız,
öyle bir irtibat kurarak, bu gerekçeyle iade etmişse, elbette, kendilerine ait
bir yorum olarak söylemek de, bizim tabiî hakkımızdır.
Değerli arkadaşlar, bir hususu daha ifade
etmek istiyorum; o da şudur: Biz, bu konularla ilgili olarak, merkezde olan
müfredat yapmak, eğitimi programlamak, eğitim görevlilerinin atamaları dahil
merkezde bulunmuş olması, merkezî yönetimin yetkisindedir. Sadece, mahallinde
yapılacak okul ve eğitim hizmetleriyle alakalı olarak, altyapıya yönelik
yapılacak olanlar da kime aittir; yerel yönetimlere, yani, il özel idaresine ve
belediyelerimize aittir. Burada, kuşkuya bırakılacak, kuşku meydana
getirebilecek bir farklılığın olmadığını ifade etmek istiyor, hepinize saygılar
sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Kapusuz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler...
HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının
aranılmasını istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda, maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının
aranılmasını istemiştik.
BAŞKAN - Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar
yetersayısının aranılmasını istiyoruz, duymuyorsunuz; allah allah!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ek 1 inci
madde kabul edilmiştir.
Saat 14.00'te toplanmak üzere, Birleşime
ara veriyorum.
Kapanma
Saati : 12.58
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati : 14.12
BAŞKAN :
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP
ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Enver YILMAZ (Ordu)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
349 sıra sayılı tasarının müzakeresine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
4.- Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.
Sayısı:349) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Geçici 2 nci maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 2. - Kaldırılan Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri; araç, gereç, her türlü
taşınır ve taşınmaz malları, bunlara ait ödeneklerle birlikte İstanbul dışında
il özel idarelerine; İstanbul ilinde ise bu hizmetleri il hudutları dahilinde
yapmak üzere İstanbul Büyük Şehir Belediyesine devredilmiştir. Köy Hizmetleri
Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli Tarım ve Köyişleri Bakanlığına,
İstanbul dışındaki taşra teşkilatı personeli bulundukları illerdeki il özel
idarelerine, İstanbul'da ise İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkanlığına kadro
ve pozisyonları ile birlikte devredilmiş ve bunlar da başkaca bir işleme gerek
kalmaksızın bu kadro ve pozisyonlara atanmış sayılır.
3202 sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda geçen "Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğü" ibareleri İstanbul ilinde "İstanbul Büyük Şehir
Belediyesi", İstanbul dışında ise "il özel idaresi" olarak
uygulanır.
Birinci fıkrada belirtilen tasfiye ve
devir işlemleri Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek esas ve usullere göre
altı ay içinde gerçekleştirilir.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
Ankara Milletvekili Sayın Bayram Meral.
Buyurun Sayın Meral. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)-
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısının geçici 2 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğü bünyesinde, bilindiği gibi, daha önce, YSE, toprak-su, toprak-iskân,
orman yolları, orman atölyelerinden müteşekkil bir genel müdürlük oluşmuştur.
Bu genel müdürlük, Türk köylüsüne büyük hizmetler götürmüştür; yol götürmüştür,
su götürmüştür, elektrik götürmüştür, tarla düzenlemiştir, gölet yapmıştır, 8
yıllık eğitimin ulaşımını sağlamıştır, kar programında köy yollarını açık
tutmuştur. Bu hizmetleri, 49 uncu madde üzerinde uzun uzun izah ettik.
Ayrıca "Köy Hizmetleri verimli
çalışmıyor" denildi. Köy Hizmetlerinin bağlı bulunduğu Türkiye Yol-İş
Sendikası, Köy Hizmetlerinin yaptığı hizmetleri gazetelerde ilan etti. Hiçbir
Allah'ın kulu, Köy Hizmetleri işçisi bunu yaptı diyemez; ama, ne yazık ki,
nisan ayında 49 uncu maddesine kadar görüşülen bu tasarının görüşmelerine ara
verilince şunu düşündük: Saygıdeğer milletvekilleri yörelerine gider,
vatandaşlarıyla görüşür, seçmenleriyle görüşür, acaba bu müesseselerin
kapanmasına gerek var mı yok mu diye yeni fikirler oluşturur ve gelir, bu
tasarı yeniden ele alınır dedik; ama, ne yazık ki, IMF'ye, Dünya Bankasına,
Dünya Ticaret Örgütüne verilen taahhütler, sözler, maalesef, sayın
milletvekillerimizin seçmenlerinin arasına gitmesine fırsat vermedi.
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk
Partisinin bütün sözcüleri, bütün konuşmalarında şunu söylediler: İl Özel
İdaresi Yasası, Kamu Yönetimi Temel Yasası, Büyükşehir Belediyesi Yasası,
Belediye Yasası, bunlar, iç içe, bazı maddeleri birbirini tamamlamaktadır; bu
tasarıların hukukî temeli yoktur; bu yasalar, cumhuriyetin temel müesseselerini
tahrip etmektedir; bu yasalar, üniter devlet yapısını, bütünlüğünü
zorlamaktadır dediler. İşte, bizim sözcülerimizin söylediği adım adım
gerçekleşmektedir.
Nereden dönecektir bunlar, Sayın
Cumhurbaşkanından; nereden dönecektir, yarın Anayasa Mahkemesinden. Yazık değil
mi bunca mesaiye değerli arkadaşlarım?! Oturup, bunları daha sağlıklı düşünsek,
daha verimli bir şekle soksak. Hangi siyasî, vatandaşının sorununun mahallinde
çözülmesini istemez; hepimiz istiyoruz; ama, kusura bakmayın, taahhüt var,
IMF'ye sözünüz var, mutlaka bunu tatilden önce gerçekleştirmek zorundasınız.
Muhterem arkadaşlarım, bakınız, Sağlık
Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu, Gençlik ve Spor
Genel Müdürlüğü, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının
bütün taşra birimleri il özel idarelerine, bir bölümü de büyükşehir
belediyelerine devredilmektedir.
Nedir şimdi?.. Tarım ve Köyişleri
Bakanlığında Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü vardır. Bu müessese sizlere büyük
hizmet etti değerli milletvekilleri. Seçim sırasında hepiniz gittiniz, bu
teşkilattan köylerinize hizmet beklediniz, tatlı konuştunuz; ama, bugün, burada
acı şerbet veriyorsunuz bu genel müdürlüğe, bu işçilere; haksızlık
yapıyorsunuz.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Daha iyi
hizmet götürmek için Sayın Meral.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Karamanın
koyunu, sonra çıkar oyunu. Biliyorum sizi. Özelleştirmede binlerce insanı
kapının dışına koydunuz; her gün kapınıza geliyorlar, niye halletmiyorsunuz
işlerini?! Yarın burada da binlerce insanı kapının dışına koyacaksınız;
tanımıyor muyum sizi?! (CHP sıralarından alkışlar)
ASIM AYKAN (Trabzon) - Biz de sizi
tanıyoruz!..
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Tanıyorum
sizi, tanıyorum.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - O zaman ne
yapacağımızı iyi biliyorsundur.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Şimdi, ne
olacaktır; yalnız o yetmeyecektir...
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Sayın
Meral, bizi iyi tanıyorsan, ne yapacağımızı da iyi biliyorsundur.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sayın Valim,
sen etme bari. Çok suyunu içtin, ekmeğini yedin bunların, sırtını çok okşadın
bunların, çok yardım ettin; ama, bunu sen yapma. Bunu yapanlar yapar da, sen
yapma.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Daha güzel
yollar yapacağız.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Daha güzelini
nerede yaptınız?! Fakirin sorununu mu çözdünüz, cebinde çift diplomayla gezen
gençlere iş mi buldunuz, sabahın erken saatlerinde ekmek kuyruğuna giren
emeklinin sorununu mu çözdünüz, neyi çözdünüz?! Sizin gözünüzü seveyim, sizin
kendi milletvekillerinizin Irak'taki vahşet için verdiği önergeye -Kerbala'da
camilerin bombalanmasına- elinizi bile kaldıramadınız. Sizi tanımıyor muyum
ben?!
AHMET YENİ (Samsun) - Seçimden yeni
çıktık...
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Laf atmayın
da, şu kurşunu yemeyin bari!..
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, saygıdeğer arkadaşlarım...
AHMET YENİ (Samsun) - Seçimden yeni çıktık...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Efendim,
bakınız, seçimden yeni çıktınız... Vatandaş haklı yaptı; Anavatan Partisi gibi
mazereti ortadan kaldırdı.
AHMET YENİ (Samsun) - Seçimden yeni
çıktık.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Seçim
kazanmak ayrı bir şeydir, hizmet götürmek ayrı bir şeydir. Bir yerlerde
"bu partiye oy vermezseniz, ibadetiniz kabul olmaz, hacca gitmeyin"
diyenler, şimdi sokağa iniyor, hakkını aramak için sokağa iniyor. Kurban
olduğum Allah'ın parmağı yok ki gözünü çıkarsın! (CHP sıralarından alkışlar)
Sokağa iniyor şimdi, sokağa! Sorununu çözün. Şimdi, onları da sokağa
indirdiniz; daha ne olacaktı ki! Yani, şükrü unutturdunuz vatandaşa, bunun ötesi
var mı?! Daha ne olacaktı; imam eğer sokağa iniyorsa, geriye ne kaldı, ne kaldı
daha değerli arkadaşlarım?!
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Su dökülecek
şimdi!..
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Geriye kimse
kaldı mı?! İmamları bile sokağa indirdiniz, imamları! Halledin sorununu, çözün.
AHMET YENİ (Samsun) - Onların sendikaları
var.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Hani,
meydanlarda ne diyordunuz "işsize iş, aşsıza aş." Nerede kaldı bu?!
Yarın gidiyorsunuz halkın yanına. "Hortumcudan hesap soracağız"
diyordunuz...
AHMET YENİ (Samsun) - Sorduk.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Şimdi ne
yapıyorsunuz; efendim, çaldığınızın yarısı size, yarısı da bize; yarısı size,
yarısı bize...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Şimdi, kendi
hortumcularını koruyorlar.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Fazla
bağırıyorsun.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Benim
Karayolcu arkadaşımdır, Köy Hizmetlerinden arkadaşımdır. Bizde dört dörtlüktü,
size geldi, aklına küstü; ne yapayım ki, ikide bir beni lafa tutuyor, ben ne
yapayım! (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bir şey söyleyeyim,
bakınız, haksızlık yapmayın. Her arkadaşınız demeyeyim, birçok arkadaşınız
ağzını açıyor "efendim, Köy Hizmetleri işçisi çalışmıyor" diyor.
Şimdi, ne olacak bu? Şimdi ne olacak, bakınız size anlatayım. Yasada
çıkardığınız, kısa süreli çalışmadır; yani, burada belirsiz akitle çalışan
insanlardır. Birçok özel idarede, devlet memuru, devletin işçisinden düşük
ücret almaktadır; içinizde valiler var... Bu, yarın ne olacaktır; oradaki
işçilerin ücretlerini donduracaksınız; çünkü, başka türlü yapacak bir şeyiniz
yok. Bir şey daha yapacaksınız; insanları kısa süreli çalıştırmaya
zorlayacaksınız, birçoğunu zoraki emekli edeceksiniz. Bir şey daha var;
Yol-İşten şikâyetiniz var, işkolu sorunu çıkaracaksınız, sendikayla
uğraşacaksınız, bugün Orman-İşle uğraştığınız gibi. Besleme sendikacı
yetiştiriyorsunuz. Ben, buraya tırnaklarımla geldim; Allah şahittir buna; ama,
besleme sendikacı yetiştiriyorsunuz; size hayır getirmez. O, dün bir başkasının
yanındaydı, bugün sizin yanınızdaysa, unutmayın ki, yarın yine bir başkasının
yanında olurlar. (CHP sıralarından alkışlar)
Saygıdeğer arkadaşlarım, Köy Hizmetlerinin
dozerini elinden al, greyderini elinden al, duble yol yapmaya gönder, oradaki
işçiyi al oraya gönder... "Efendim, Köy Hizmetleri az çalışıyor..."
Yahu, Köy Hizmetleri size duble yol yapıyor, daha ne yapsın! Başka ne yapacak;
duble yol yapıyor size. Sayın Bakanınız buraya çıktı, adım adım açıkladı.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, kurulmuş bir
düzen var. Allah kimsenin düzenini bozmasın diyoruz. Kurulu bir düzen var,
kurulu düzeni bozuyorsunuz. Bu genel müdürlük oturmuş, hizmet üretiyor. Sizin,
atadığınız genel müdürünüze güveniniz yok mu?!
AHMET YENİ (Samsun) - Var, var...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Çalışmıyor mu
bu adamlar?..
ASIM AYKAN (Trabzon) - Daha çok çalışıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Daha çok
çalışıyorsa, kurulmuş düzeni niye bozuyorsunuz sayın milletvekilleri?
BAŞKAN - Sayın Meral, mikrofona ihtiyaç
duymuyorsunuz herhalde!.. Bir saniye...
Buyurun.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Ne yapayım,
kusura bakmayın; bunu yapan da, yaptıran da buranın düzenini bozdu. Onlar da
buranın düzenini bozdu. Şu düzen hoş mu, eskiye benziyor mu?! Buranın da
düzenini bozdular. Gelin, siz, düzen bozan olmayın. Gelin, siz, düzen bozan
olmayın.
Şimdi, bakınız, ne yapıyorsunuz değerli
arkadaşlarım -bir gün gelecek, elinizi dizinize vuracaksınız; ama, iş işten
geçmiş olacak- bu yasalarla ne yapıyorsunuz biliyor musunuz; Ankara'yı by-pass
ediyorsunuz. Yarın, siz, il meclis üyelerini arayacaksınız "senden şu
ricam var, şu işimi hallet" diyeceksiniz.
Şimdi, Genel Başkanınız diyor ki:
"Gelin, Seçim Yasasını değiştirelim." Şu önseçimi getirirseniz,
birçoğunuz burada yoksunuz. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?! Ne
yaptığınızın farkında değilsiniz.
AHMET YENİ (Samsun) - Seçilen gelir, önemli
değil.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, o zaman seçilenler geliyorsa, döner şey neydi; altını bıraktınız?
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)- Döner sermaye...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Kadayıf,
kadayıf...
İşler iyiydi de, öyle idiyse, niye
bıraktınız geldiniz o zaman?! Dursaydın ya, neden durmadın orada?! Orada
dursaydınız, ne oldu hani?!
Değerli arkadaşlarım, gelin, son gün;
birbirimizi üzmeyelim, birbirimizi kırmayalım...
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Kırılmaca
darılmaca yok.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Burada şunu
söylüyoruz; diyoruz ki: Bugün iktidarsınız; bölge müdürünü siz atıyor musunuz,
genel müdürü siz atıyor musunuz, daire başkanını siz atıyor musunuz, bunlar bu
devlet yönetimine sahip mi, başında bakanınız var mı; neden
şikâyetçisiniz?! O zaman, kurulmuş bir
düzeni neden bozuyorsunuz?! Buna bir gerekçeniz var mı?
Efendim, biz, devlet müesseselerini yok
ediyoruz!.. Bir gün çok ararsınız sayın milletvekilleri, çok ararsınız. Bakın,
bu laflarımı boşa kabul etmeyin, bir gün çok ararsınız ve ipin ucu elden kaçmış
olur, ondan sonra akasından koşsanız da tutamazsınız.
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Öyle bir hata
yaparsak geri çevirirler zaten.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) -Değerli
arkadaşlarım, bakınız. ben bir şey anlatıyorum, kusura bakmayın; devlet
müessesesinde mutlaka benden daha fazla deneyimi olan vardır; ama, ben, işin
temelinde yoğrulmuş bir insanım, bunların hepsini az çok bilen bir insanım,
bilerek konuşuyorum bunu. İşbaşındayken insanlara bakış açısının ne olduğunu,
insanlar gittikten sonra bakış açısının ne olduğunu bilen bir insanım. Nerede
sizinle oturup kadayıf yiyenler şimdi; yok. Kaçınız gidip de halini hatırını
soruyorsunuz; yok. İşte bu!.. Onun için, ipi iyi bağlayın da kaçırmayasınız
değerli arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlarım, gelin, bakın bir
takrir verdik; ben şunu düşündüm -tekrar ediyorum- dedim ki, sayın
milletvekilleri gider, seçmenleriyle bir görüşür, taze fikir edinir, acaba bu
yapılanlar nedir ne değildir, hayır mı getiriyor zarar mı getiriyor; hepimiz
ülkemizi seven insanlarız, bir düşünürüz, tekrar geliriz, fikirlerimizi
birleştiririz, ülkemiz için iyi şey neyse
onu yaparız, sorunların ortadan kalkması için elbirliği yaparız,
sıkıntıların aza inmesi için gereken ne ise onu yaparız. Üreten bir Türkiye;
tüketen değil, üreten bir Türkiye...
Bir çivi çakamıyoruz değerli arkadaşlarım.
Çifte diplomalılar geliyor, iş istiyor, hep birlikte üzülüyoruz. Bunların
sorunlarına çözümü nasıl bulacağız, bunu düşünelim.
Kurulu bir düzen var, kaldırdım... Ee, ne
oldu; buradan da üç beş tane işçiyi kapının dışına koydun; neyi çözdün?! Bir
şey çözdük mü; yok. Sorun ne oldu; arttı. O zaman, gelin, sorun artırıcı bir
Meclis olmayalım; sorun çözen, sıkıntıları aza indiren bir Meclis olalım
değerli arkadaşlarım. Bunun için, burada, sizlerden taleplerde bulunuyoruz.
Ne olur gitsek, seçmenlerle görüşsek, yeni
fikirlerle tekrar gelsek, otursak bunların üzerinde konuşsak, tartışsak, ne
kaybımız olurdu?! Yani, üç ay sonra, beş ay sonra, yasa çıktı, çıkmadı;
gidecek, yine geri gelecek; hiç merak etmeyin. Cumhurbaşkanından gelmezse,
Anayasa Mahkemesinden gelecek. Temeli yok bunun, temeli; en ufak bir depremde
gider. Temeli olmayan bir eser ortaya koyuyorsunuz; çünkü, bunlar birbiriyle
ilişkili değerli arkadaşlarım. Yasa maddeleri birbiriyle bağıtlı, birini
çektiğin zaman ötekisi gidiyor.
Onun için, bir önerge verdik saygıdeğer
milletvekilleri, gelin, bu önergeye uyun, bir şey kaybetmezsiniz. Birlikte
seçmenlerinize gidin, biz de gidelim, daha güzeli nasıl yaparız, soralım; hep
birlikte bu çatı altına gelelim; inanıyorum ki, daha iyisini yaparız.
Köy Hizmetleri gibi, Karayolları gibi,
Devlet Su İşleri gibi, Devlet Demiryolları gibi, TEK gibi, Türk Hava Yolları
gibi müesseseleri ayaklar altına aldırtmayın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Meral, kişisel söz
hakkınızı da kullandınız, son cümlelerinizi alayım.
Buyurun.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sizin gücünüz
de bize yetiyor ha! Vallahi!..
BAŞKAN - Anlayamadım?!
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - "Gücünüz bize
yetiyor" diyor Sayın Başkan.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sizin
başkanvekilleriniz -çok teşekkür ederim- neredeyse, biraz daha müsamahalı
davranıyor.
Şimdi, sözlerimi bitiriyorum saygıdeğer
milletvekilleri.
Gülüp geçmeyin...
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Estağfurullah!
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Gülüp
geçeceğiniz laflar, bir gün bakarsınız ki, karşınızda aşılmayacak dağ gibi
yığılmış. Yaşayarak bunları söylüyorum; oturup bir düşünün, tartışın.
Kurulu düzeni bozmayın; müessese
çalışmıyorsa "çalışmıyor"u kabul
etmiyorum. Onun başındaki müdürle uğraşın, onun başındaki amirle uğraşın. Ufak
bir ile yaranmak için, binlerce demeyeyim de, yüzlerce insanı toplayıp oturan
siyasîlerle uğraşın. İçinizde var onlar biliyor musunuz; söylemek istemiyorum.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Söyle söyle.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - ANAP'ı
geçtiniz...
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Haşa ve kella!
Olur mu canım!
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Müsaade et.
Köy Hizmetlerinin bir bölümünü -işçisiniz,
hepiniz biliyorsunuz bunu- belirli yerlerde toplardı, bir yere gidecek... Öyle,
bir bakardın ki, bir grup işçi toplanmış, şak şak... Nereden geldi bunlar;
nereden geldi, otobüsle geldi. Nerede çalışıyor; kamuda. Yalan değil,
dediklerinizde haklılık payı var; ama, onlar gitti. Bugün, onu siz yapmayın;
bugün yapıyorsunuz, unutmayın. Şu anda, yer, il, ilçe söylemek istemiyorum;
bana yakışmıyor; ama, yapıyorsunuz değerli arkadaşlarım. Onun için, gelin, bir
düşünün...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Onlar da
biliyorlar yaptıklarını.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Elbette
biliyorlar, bilmezler mi, bilmez olurlar mı; buz gibi biliyorlar.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Gaz vermeyin
oradan, şurada güzel bir diyalog kuruyoruz.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, geliniz...
AHMET YENİ (Samsun) - Söyleyin, herkes
duysun.
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Herkes duysun.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Kusura
bakmayın da, siz, her bildiğinizi bize söylüyor musunuz?
AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Meral,
çekinmeyin, söyleyin.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Ben biliyorum
kimin olduğunu, siz de biliyorsunuz. Demiş, hâkim bey, sen de biliyorsun ama...
Amasını söylemiyorum.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Konuşmayın da,
sözünü bitirsin.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Dediği gibi,
konuşmayın da sözümü bitireyim; doğru söylüyor.
Değerli arkadaşlarım, bir önerge verdik.
Gelin, acele etmeyin -bir bölümü senin ilinle ilgili; söyleyeyim ha- bir
düşünelim. Ben, grup başkanvekillerinize de
özellikle talep ve teklif ediyorum. Seçmenlerimize bir gidelim. Kurulu
bir sistem, kurulu bir düzen var. İşçi çalışmıyor demeyin; bu yakışmıyor, hoş
olmuyor. Oy verdi size, yolunuzu açtı, yolunuzu düzeltti, asfalt döktü; nasıl
çalışmıyor diyorsunuz?! Gittiğiniz asfalt yollar, onların yaptığı yollar.
Gezdiğiniz köylerde eskiden yol yoktu; stabilize yollar, bir bölümü asfalt
yollar, onların yaptığı yollar. Bunlara nasıl çalışmıyor diyorsunuz sayın
milletvekilleri?! Bir düşününüz...
CEMAL KAYA (Ağrı) - Yok, bizde yok.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Diyorsunuz,
diyorsunuz.
CEMAL KAYA (Ağrı) - Bizim 800 kilometre
hamyolumuz var.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Hele sen sus,
gözünü seveyim.
BAŞKAN - Sayın Meral...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sen eğer
oraya geçtiysen, yolların bir bölümünü, git, asfalt yaptır; yaptıramadıysan,
hiç konuşma. Niye konuşuyorsun oradan?
CEMAL KAYA (Ağrı) - Senin işçilerindi
onlar.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Ben,
işçilerimle gurur duyuyorum, iftihar ediyorum.
ASIM AYKAN (Trabzon) - Biz de gurur
duyuyoruz, biz de...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Şu anda, her
gittiğim yerde beni omuzlarına alıyorlar; bundan da gurur duyuyorum; ölünceye
kadar da...
ASIM AYKAN (Trabzon) - Biz de gurur
duyuyoruz.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Gurur
duyuyorsan, niye kapıya koyuyorsun?! Neden düzenini bozuyorsun?!
ASIM AYKAN (Trabzon) - Sistemi
değiştiriyoruz sistemi...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sayın
milletvekilim, gurur duyuyorsanız, neden Köy Hizmetlerini çalıştırmıyorsunuz,
neden yok ediyorsunuz o genel müdürlüğü?!
ASIM AYKAN (Trabzon) - İşçiler üzerinde
siyaset yapma. Biz de gurur duyuyoruz.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Gurur
duyuyorsanız, o zaman, bırakın kalsın genel müdürlük!
BAŞKAN - Sayın Meral, lütfen, sözlerinizi
toparlar mısınız.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Kardeşim,
zaten, yarısı cevap vermekle geçti...
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Kesmeyin şu
adamın lafını ne olur...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sayın
milletvekilleri, ben söyledim, ister dinleyin ister dinlemeyin; ama, bir gün
gelecek, bu söylediklerimi teker teker hatırlayıp "eyvah, bu adam
söylemişti; biz yanlış yaptık" diyeceksiniz; bunu unutmayın.
Hepinize saygılar sunuyorum; iyi tatiller
diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Meral.
Sayın milletvekilleri, şahsı adına ikinci
söz, Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler'in.
Sayın Kiler?.. Yok.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan,
söz istiyorum.
BAŞKAN - Şahsı adına, Denizli Milletvekili
Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Çok uzun zamandan beri kamuoyunun
gündemini meşgul eden ve kamuoyunda da üzerinde çok büyük tartışmalar ortaya
konulan ve Sayın Cumhurbaşkanının, İl Özel İdaresi Kanununu bir daha görüşülmek
üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermesinden sonra önemi bir kat
daha artan bir kanun tasarısını görüşüyoruz.
Bu kanun tasarısının, değişik
maddelerinin, Anayasaya aykırı hükümler taşıdığı kamuoyunda çok ileri sürüldü.
En son, Sayın Cumhurbaşkanının, İl Özel İdaresi Kanununu veto ederken, ortaya
koymuş olduğu esaslar da gözönüne alınacak olursa, bu kanun tasarısının da
yüzde yüz Sayın Cumhurbaşkanından geri döneceği çok açık. Bu kadar çok açık bir
şekilde geri döneceği belli olan bir kanun tasarısının, Meclisin tatile
gireceği son çalışma gününde Meclisin huzuruna getirilmesini anlamak da mümkün
değil. Hâlâ, bu kanun tasarısının, şu anda görüşülmekte olan geçici maddeleriyle
ilgili bölümünün, bastırılarak milletvekillerine dağıtılmadığı da, yine çok
açık bir gerçek.
Durum böyle iken, bu kanun tasarısının,
alelacele, tekrar Meclis gündemine getirilmesi ve burada birkaç saat süreyle
görüşülecek olması, Meclisin gündemini meşgul etmekten başka bir anlam
taşımayacaktır; çünkü, Sayın Cumhurbaşkanının veto gerekçelerini okurken,
birçok hususun, aynı şekilde, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında yer alması
nedeniyle, Sayın Cumhurbaşkanın geri gönderme gerekçeleri içerisinde yer
aldığını da açıklıkla görüyoruz.
Şimdi, ben, bu kanun tasarısının ilgili
maddelerinin, Anayasaya aykırılık hükümleri taşıyan maddelerinin teknik açıdan
izahlarını yapmaya çalışacağım.
Bir kere, Anayasamız, merkezî idare
kuruluşlarını genel yetkili, mahallî idareleri de özel yetkili olarak
saymaktadır. Ancak, getirilen 6 ncı ve 7 nci maddelerle, özel idarelerin,
mahallî idarelerin yapacağı işler tadat edilmiş, bunun dışındaki işler merkezî
idareye bırakılmış. Böyle olunca, merkezî idare, genel yetkili olmaktan özel
yetkili konuma geçirilerek, Sayın Cumhurbaşkanının bozma gerekçesinin çok daha
fazlasının açıkça bu kanun tasarısında yer aldığı görülüyor.
Yine, 9 uncu maddenin son fıkrasının,
mahallî idarelerin yetkilerini kısıtlayıcı, mahallî hizmetleri zayıflatıcı ve
yerinden yönetim ilkesine aykırı hükümler konulamayacağı ifadesiyle, Anayasanın
127 nci maddesinde yerini bulan ve idarî vesayet yetkisini gösteren beşinci
fıkrasına da çok açıkça bir aykırılık taşıdığı görülmektedir; çünkü, 127 nci maddenin
beşinci fıkrasında, merkezî idarenin mahallî idareler üzerinde vesayet yetkisi
olduğu açıkça ifade edilmektedir ve yine, veto edilen İl Özel İdareleri
Kanunundan biliyoruz ki, burada getirilen hükümler, tamamen idarî vesayeti
merkezî idarenin vesayetinden kurtaran hükümler getirilmesi nedeniyle bu kanun
tasarısının ilgili hükümleri de -Sayın Cumhurbaşkanının bozma gerekçesinde
belirtildiği üzere- mutlaka iptal edilecektir. Çünkü, Sayın Cumhurbaşkanının
daha üç gün önce ortaya koyduğu esaslar gösteriyor ki, yeni bir kanunla ve aynı
hükümlerin getirilmesi nedeniyle bozmamasının mümkün olamayacağını da bütün
milletvekillerimizin çok yakından bileceğine ve takdir edeceğine inanıyorum.
Yine, 16 ncı maddede -bu madde de çok
önemli- sadece bazı bakanlıkların taşra teşkilatları korunurken, diğerleri
kaldırılıyor. Yine, Anayasanın 126 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, illerin
idaresinin yetki genişliğine bağlı olduğu çok açıkça ifade edilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN- Sözlerinizi toparlar mısınız Sayın
Kandoğan.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- Toparlıyorum.
Eğer, siz, bazı bakanlıkların taşra
teşkilatlarını kaldıracak olursanız, Anayasanın, illerin idaresinin yetki
genişliği esasını amir hükmüne karşı çok açık ve aykırı bir şekilde,
bakanlıkların taşra teşkilatlarının kaldırılmasının da, yine Anayasaya
aykırılıktan dolayı mutlaka bozulması gerekecektir.
Yine, 11 inci maddedeki, kamu
hizmetlerinin, özel sektöre, sivil toplum örgütlerine gördürülebileceği hükmü
de, yine, Anayasanın 47 nci maddesinin dördüncü fıkrasına çok açık bir şekilde
aykırılık ifade etmektedir.
Yine, bu kanun tasarısının -saymak
istemiyorum- çok çeşitli maddelerinde, idarî vesayetin ortadan kaldırıldığını
ve dolayısıyla, Anayasanın merkezî idarenin mahallî idareler üzerindeki vesayet
yetkisinin kaldırılmış olmasından dolayı da, yine, Anayasaya açıkça aykırılık
taşıdığı da görülecektir.
Yine, 40 ıncı maddenin ikinci fıkrasındaki
"dış denetimi Sayıştay tarafından yapılır veya yaptırılır" hükmü de Anayasanın
160 ıncı maddesine aykırıdır. Anayasanın 160 ıncı maddesinde, Sayıştayın görev
ve yetkileri sayılmış ve Sayıştayın bu görev ve yetkilerinin bir başka kuruma
verileceğine, yaptırılacağına dair bir hüküm olmaması nedeniyle, bu getirilen
40 ıncı maddenin ikinci fıkrası da, Anayasanın 160 ıncı maddesine açıkça
aykırılık ifade etmektedir.
Yine, Sayın Cumhurbaşkanının, İl Özel
İdaresi Kanununu bozma gerekçesinde biraz da ihsası reyde bulunmasını -ben, o
yönüyle de eleştiriyorum bunu- daha henüz önüne gelmemiş "halk
denetçiliği" kavramının da Anayasaya aykırılık taşıdığını bir ihsası rey
olarak önceden belirmesini eleştiriyorum; ancak, bu kanun tasarısının
içerisinde halk denetçiliğinin alenî ve açık bir şekilde yer almasından dolayı,
bu kanunun ilgili hükümlerinin mutlaka bozulacağının da çok açık bir şekilde karşımıza
çıkacağı şüphesizdir.
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, rica ediyorum,
son cümlenizi söyleyiniz.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hemen
toparlıyorum.
Değerli milletvekilleri, elbette, kamu
yeniden yapılandırılmalıdır, mahallî idarelerin kaynakları, imkânları, il özel
idarelerinin imkânları mutlaka geliştirilmelidir. Çağın gerçekleri bunlardır;
dünya bunu böyle yapmış, bizim de yapmamız lazım; ancak, bunu yaparken,
getirilen bu Kamu Yönetimi Kanunu Tasarısının Anayasaya aykırılığı çok açık
olan hükümleri ortada iken ve bu, Sayın Cumhurbaşkanından döneceği kesin iken,
Meclisin son gününde, bu kadar yorgun olan milletvekillerinin bu kanun
tasarısının üzerinde görüştürülmesinin yanlış olduğuna inanıyorum. Adalet ve
Kalkınma Partisinin Anayasayı değiştirecek çoğunluğu da var; gelin, hep
bebraber bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısını, diğer tasarıları,
Anayasadaki ilgili maddeleri de değiştirerek, günün şartlarına uyarak, yeniden
gündeme getirelim, Anayasaya uygun hale getirelim. Anayasadaki gereksiz idarî
vesayeti kaldıralım, yetki genişliği ilkesini kaldıralım; ama, dört dörtlük bir
şekilde, ne Cumhurbaşkanından ne de Anayasa Mahkemesinden dönecek bir kanun
tasarısı getirelim, onu geçirelim ve amacımız da gerçekleşsin.
Ben, son olarak, çok konuşuldu, çok
tartışıldı, 6 ncı maddede il özel idarelerine verilen eğitimle ilgili yetkinin
de yanlış yorumlandığı inancındayım. Çünkü, Belediye Kanununda, eğitimle ilgili
görevler, belediyelerin binaların inşaını, onarımını yapması, yaptırması
şeklinde çok açık bir hüküm olarak yer aldı. Ancak, İl Özel İdaresi Kanununun 6
ncı maddesinde "eğitim" denilerek genel bir ifadeyle madde metninde
yer almasından dolayı üzerinde tartışma yaratılıyor...
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, sözlerinizi
kesmek istemem; ama, 4 dakika oldu... Lütfen... Rica ediyorum...
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlemi
söylüyorum: İl Özel İdaresi Kanununda o yetki vardır, Saynı Kapusuz onu
söyledi, mülkî idare amiri olarak o yetkiyi çok kullandım, yirmiüç yıl
kullandım; ama, oradaki yetki, ilköğretim okullarıyla sınırlıdır. İkinci kademe
okullarla ilgili il özel idaresinin yetkisi yoktur. Onun için, İl Özel İdaresi
Kanununun 6 ncı maddesinde "eğitim" olarak genel bir ifadede
bulunulduğu için, inşaatı mı, bakımı mı, onarımı mı, çok açık bir şekilde yer
almadığı için tartışma konusu. Bunu da ayrıca belirtmek için bu ifadelerimi de,
cümlemin sonuna ekledim.
Hepinizi, saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.
Sayın milletvekilleri, soru ve cevap
kısmında, tabiî, çok sayıda milletvekilimiz soru sormak istiyor. Ancak,
bildiğiniz gibi, İçtzüğümüze göre de bu soru ve cevap işlemi, maddeler üzerinde
10 dakikayla sınırlı olduğu için, tabiî, sorduğunuz sorulara, eğer, yanıt
alamazsanız, sormanızın da fazla bir anlamı kalmıyor. Sadece, sormaktan ibaret
kalmasın diye de, bu 10 dakikalık kısmın 5 dakikasını soru, 5 dakikasını da
cevap için kullanıyoruz.
Sayın Mehmet Işık?.. Yok.
Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, sorulara yanıt verirken
"Cumhurbaşkanı okumamış" dedi. Hem bu kanun, yani yerel yönetimlerle
ilgili kanun hem de Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı okunmamış. Tutanaklar
önümde, böyle bir ifade kullanıyor.
Birinci sorum şu: Acaba, Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısı Cumhurbaşkanına gönderildi mi, gönderildiyse nasıl, kim
tarafından gönderildi merak ediyorum? Gönderilmeyen bir tasarı Sayın
Cumhurbaşkanı tarafından nasıl okunacak?
İkinci sorum: Sayın Bakana sordum,
mademki, bu tasarı bu kadar önemli, ısrarla, Parlamentonun tatile gireceği son
günde gündeme getiriliyor; acaba, Sayıştay seçimleri konusunda niçin bu kadar
duyarlı davranmadı bu hükümet? Bu merakımı da ifade etmiştim; ama, Sayın Bakan,
her nedense bu sorumu yanıtlamak istemedi. Yanıtlamamasının nedenini öğrenmek
istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın
Kılıçdaroğlu.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, lütfedip dinlerlerse!..
Bu yasa tasarısının ilk görüşmeleri
sırasında kendisine yöneltilen birçok soruyu, zaman darlığı bakımından yazılı
olarak yanıtlayacağını söylemişti. Bunlar Genel Kurul tutanaklarında mevcuttur;
fakat, aradan geçen iki-ikibuçuk ay zarfında, Sayın Bakandan, soruyu yönelten
muhalefet milletvekillerine yazılı bir yanıt gelmemiştir. Sayın Bakanın iş
yoğunluğunu anlıyorum, normal karşılıyorum; ama, burada yürütmeyi temsil eden
bir kişi olarak ve İçtüzük gereği olarak kendisine sorulan soruların, kendi
sözlü taahhüdü de "yazılı olarak size bildireceğim" olmasına rağmen
bu zamana kadar ulaşmamıştır Sayın Bakan. Acaba, bürokraside mi bir takılma
vardır, yoksa sizin mi zamanınız yoktur? Bu konuya açıklık getirirseniz memnun
olurum.
Teşekkür ederim.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sayın Bakan
konuşmayı seviyor, yazmayı sevmiyor.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.
Sayın Mustafa Gazalcı; buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın
Başkanım, Sayın Bakana, aracılığınızla şu soruyu yöneltmek istiyorum: Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğü kalkıyor. Yalnız İstanbul'da, bütün aracı gereci ve
işlevi İstanbul Büyükşehir Belediyesine bırakılıyor; öbür illerde, büyük
kentler de dahil, hep özel idareye veriliyor. Böyle bir ayırıma neden gerek
duyuldu? Yani, yalnızca İstanbul'da Büyükşehir Belediye Başkanlığına, başka
yerlerde ise il özel idarelerine. Buradaki amaç nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.
Sayın İzzet Çetin; buyurun.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Teşekkür ederim.
Sayın Bakan "Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğünün kuruluş amacı, kırsal kesime götürülen ve asıl fonksiyonları olan
yol, içmesuyu, kanalizasyon, iskân gibi temel altyapı ve sulama, arazi
toplulaştırma, tarlaiçi geliştirme ve toprak koruma gibi tarımsal altyapı
hizmetlerinde zaman ve kaynak israfından kaçınmak, sektörler arasında
işbirliğini sağlayarak tekrarları önlemek, kısa sürede, daha çok, daha ekonomik
ve daha etkin hizmet üretmektir" denilmektedir. Bu amaç, günümüzde
geçerliliğini yitirmiş midir?
İkinci sorum: Altyapı alanında büyük
ölçekli yatırımları gerçekleştiren Devlet Su İşleri ve Karayolları Genel
Müdürlüklerinin merkez ve bölge teşkilatları dururken, küçük ölçekli
yatırımları gerçekleştiren Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tümüyle neden
kapatılmaktadır? Bu tercih, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü aleyhine beslenen
bir husumetten mi kaynaklanmaktadır?
Üçüncü sorum: Ulusal düzeyde, ulaşım
hizmetleri kapsamında, devlet ve il yollarına yönelik olarak hizmet veren
Karayolları Genel Müdürlüğü, doğal olarak merkezde korunuyor. Ulaşım ağının
tamamlayıcısı olan ve ülkemiz yol ağının kılcal damarlarını oluşturan köy
yollarının, ulusal düzeyde ulaşım hizmetlerinin dışında tutulması kabul
edilemez. İki yerleşim birimi arasında aynı standartta ulaşım sağlanamazsa,
ulaşımın ulusallığından, ulusal düzeyde ulaşım standardından nasıl
bahsedilebilir?
İl ve devlet yolları merkezî bir birim ve
bölgesel teşkilatlanmayla yürütülürken, köy yolu ağı için merkezî bir birim ve
bölgesel teşkilatlanma düşünülmemesi nasıl açıklanabilir? Köyde oturanların
kentle bağlantısını sağlama amacı yanında tarımsal üretimi pazara iletme işlevi
de gören köy yolu ağında, ulusal planlama, ulusal standartlar nasıl
sağlanacaktır ya da sağlanmasına gerek yok mudur?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın Kılıçdaroğlu iki soru yönelttiler;
bir tanesi, 49 maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen ve şimdi
geri kalan maddelerini görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı
Sayın Cumhurbaşkanına gitmiş miydi diye sordular; gitmemişti; ama, geri
gönderme tezkeresini okursanız, Sayın Cumhurbaşkanının, 49 maddesi burada
görüşülen bu tasarıya sık sık atıfta bulunduğunu göreceksiniz. Demek ki,
Cumhurbaşkanlığı makamınca, henüz önüne gelmemiş olan ve büyük bir bölümü
burada görüşülüp kabul edilmiş olan tasarı incelenmiş. Ben de, madem bu
incelendi, orada 7 nci maddede, Millî Eğitim Bakanlığının taşra teşkilatlarının
yerel yönetimlere devredilmemiş olduğunu görmeleri gerekirdi ve sanki
devredilmiş gibi bir mantıkla bir gerekçe oluşturulmamalıydı şeklinde bir
değerlendirme yaptım.
Ayrıca "Sayıştay seçimleri konusunda,
hükümet, neden gerekli duyarlılığı göstermiyor" dediniz. Sayıştay
seçimleriyle ilgili görev, artık, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir, yani
sizindir; ben, yürütme organının bir üyesiyim ve yürütme organı olarak bizim
görevimiz bitti; şimdi, top sizde, buyurun kullanın. (CHP sıralarından
alkışlar[!])
HASAN AYDIN (İstanbul) - Çok güzel!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Harika!
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Çok güzel bir
cevaptı!
HALUK KOÇ (Samsun) - Spor...
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Yani, toptan bahsedince hemen spor aklınıza
geliyor değil mi; haklısınız.
Sayın Haluk Koç, daha önceki görüşme
esnasında, benim, bazı sorulara yazılı olarak cevap vereceğimi ifade ettiğimi;
ama, bu cevapların, şu ana kadar verilmediğini söylediler. Ben, bu
görüşmelerden hemen sonra, buradaki zabıtları temin ettim; Bakanlıkta bir
çalışma yaptık. Benim yazılı olarak cevaplandıracağım dediğim bir soru -bu
süreç on günden fazla sürdüğü için- daha sonra yeniden sorulmuş ve o sorulara
sözlü olarak cevap vermiştim.
HALUK KOÇ (Samsun) - Burada var; bütün
tutanaklar burada var.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Haluk Bey, siz de -o zabıt, oldukça geniş bir
zabıttır- orada, benim, sözlü olarak cevap vereceğim dediğim bir sorunun, daha
sonra...
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Bakan, bunun
için de bir kitap yazmaya zorlayacaksınız bizi; bir siyasî profil çıkar burada;
mahcup olursunuz.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - ..bana, tekrar, sizler tarafından yöneltildiğini
ve benim de, zaman bularak, o sorulara cevap verdiğimi göreceksiniz.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Bakan, mahcup
olursunuz; yapmayın! Burada bütün sözleriniz var; yapmayın!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - O bakımdan, o
sorulara sözlü olarak cevap verilmiş olduğu için, yazılı olarak cevap
verme ihtiyacı duymadığımı belirtmek istiyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) - Neyse ki kayıtlar
var, her şey belli!...
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
istanbul'da, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bırakılıyor" dedi Sayın
Gazalcı; evet, bu tasarıda böyle bir hüküm var; çünkü, İstanbul belediye
sınırları, artık, il sınırları haline geldi. O bakımdan, artık, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi, İstanbul'da, mülkî sınırlar içerisinde, tüm hizmetleri
götürebilme imkânına sahip olduğu için, Köy Hizmetlerinin İstanbul'daki
teşkilatlarını, İstanbul Büyükşehir Belediyesine, araçları, gereçleri ve personeliyle devrediyoruz ve bu
hizmetler, Büyükşehir Belediyesi tarafından yerine getirilecek.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Kocaeli de aynı
ama...
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Büyükşehir Belediyeleri Yasasında, Kocaeli de,
aynı şekilde, aynı kapsama alındı; ancak, bizim yapmış olduğumuz
değerlendirmede, Kocaeli İstanbul'la mukayese edildiğinde, şu anda, aynı
potansiyele sahip olmadığını gördük; ancak, doğrusu, biz, şu anda, böyle bir
önerge hazırlamadık; ama, eğer, milletvekili arkadaşlarımız böyle bir önerge
verirlerse, onu da değerlendiririz diye düşünüyorum.
Sayın Çetin, Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğünün hizmetlerinin kırsal alana yönelik hizmetler olduğunu söylediler,
gerçekten doğrudur ve şu anda Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün, illerdeki
teşkilatları zaten il özel idareleriyle birlikte çalışarak kırsal kesime hizmet
götürmektedir; yani şu anda, il özel idareleri ile -dolayısıyla, tabiî ki
başında vali vardır- o ildeki Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu
hizmetler birlikte yapılmaktadır. Şu anda fiilî bir durum söz konusudur,
aslında, bu fiilî durum bu yasayla hukukî bir durumla tamamlanmaktadır. Ne
personeli mağdur edilecektir... Zaten o personel, orada çalışan insanlar o ilde
oturmakta ve o ilde hizmet vermektedirler; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne
bağlı iken o personel, şimdi il özel idarelerine bağlanacaktır ve bu fiilî
durumu hukukî hale getirmiş olacağız.
Bunun dışında bana başka bir soru
yöneltilmedi.
Başkanım, teşekkür ederim.
BAŞKAN - Rica ederim.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 2 adet
önerge vardır. Önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra
aykırılıklarına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan "Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısının" geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasının
ikinci cümlesinde geçen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı
personeli Tarım ve Köyişleri Bakanlığına," ibaresinin "Köy Hizmetleri
Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı, ulusal veya bölgesel düzeyde faaliyet
gösteren araştırma enstitüleri ile Tarımsal Hidroloji Araştırma ve Eğitim
Merkezi Müdürlüğünün kadro ve pozisyonları ile birlikte personeli ve araç, gereç,
taşınır malları ile hizmet binaları ve diğer taşınmaz malları ve bunlara ait
ödenekler Tarım ve Köyişleri Bakanlığına;" şeklinde ve aynı maddenin son
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Salih Kapusuz |
Taner Yıldız |
Mustafa Cumur |
|
|
|
Ankara |
Kayseri |
Trabzon |
|
|
A. Müfit Yetkin |
Nusret Bayraktar |
Mehmet Beşir Hamidi |
|
|
Şanlıurfa |
İstanbul |
Mardin |
"Birinci fıkrada belirtilen tasfiye
ve devir işlemleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak
Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulacak esas ve usullere göre bir yıl
içinde gerçekleştirilir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 2 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
|
Bayram Meral |
Mustafa Gazalcı |
Kemal Kılıçdaroğlu |
|
|
|
Ankara |
Denizli |
İstanbul |
|
|
Mehmet Yıldırım |
|
Haluk Koç |
Kastamonu Samsun
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, YSE,
Toprak Su ve Toprak İskân Genel Müdürlükleri ile Orman Yolları ve Orman
Atölyelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Böylece, hizmetler tek elden verimli
bir şekilde yürütülmeye başlanmıştır.
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Türk
köylüsüne; yol, içmesuyu, kanalizasyon, iskân, altyapı sulama, arazi
toplulaştırma, tarlaiçi geliştirme, toprak koruma, tarımsal altyapı, gölet
yapımı, kar programı, duble yol ve programda öngörülen Türk Halkının ve Türk
köylüsünün ihtiyacı olan bütün hizmetleri yerine getirmeye çalışmaktadır.
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünce
hazırlanan yıllık programlara ilaveten, illerde valinin başkanlık ettiği il
yıllık programları dahilinde de hizmet götürülmektedir. Köy Hizmetleri bölge
müdürleri ve il müdürleri büyük ölçüde valinin gözetiminde çalışmaktadır.
Böylece 1966 yılında ülkemizdeki 36 500
köyden yarısından fazlasının, 19 500 köyün hiç yolu yoktu. Bugün köy yolu ağı
291 000 kilometredir ve köylerimizin hepsinin yolu vardır. Bu yolların yüzde
31'i asfalt, yüzde 41'i stabilize kaplamalı ve yüzde 20'si de tesviyeli yoldur.
Hükümetin övünerek savunduğu 15 000
kilometre duble yol projesinde çalışan toplam 1 348 iş makinesinin 898 adedi
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünce karşılanmıştır. Bu makinelerde Köy Hizmetleri
işçileri çalışmıştır.
2003 yılında 1 400 adet konut
tamamlanmıştır.
Yılda ortalama 800 000 kilometre yolda kar
mücadelesi çalışmaları yapılmıştır.
Suyu olmayan birçok mezraya su,
kanalizasyon, tarlaiçi geliştirme, toprak koruma, tarımsal altyapımı, gölet
yapımı ve benzeri hizmetleri başarıyla yerine getirmiştir.
Bu hizmetleri yaparken illerde valilerin,
ilçelerde kaymakamların "denetimi ve gözetimi" söz konusudur.
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, mülkî
amirlerle bu kadar iç içe çalışmasına rağmen "Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğünü kapatıyoruz, il özel idarelerine devrediyoruz" kararına anlam
vermek zordur. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılması;
1- İşbarışını bozacaktır. Bu Genel
Müdürlükte çalışan birçok teknik eleman yeni düzenleme karşısında verimli
olamayacaktır.
2- İller arası personel arasında tayin,
nakil zorluğu olacaktır. Memurların ve işçilerin anayasal hakları elinden
alınacaktır.
3- Zamanla iller arası ücret farklılıkları
söz konusu olacaktır.
İşçilerin kazanılmış hakları ve sendikal
hakları ellerinden alınacak ve birçok işçi işinden olacaktır. Mevsimlik
çalışma, aylık çalışma gibi iş düzenini bozan, sendikacılığı ve çalışanların
sosyal haklarını ortadan kaldıran yeni düzenlemeler gündeme gelecektir.
Çokbaşlılık ve çokseslilik söz konusu olacak, üretim düşecek, siyasî kayırmalar
ve kollamalar önplana çıkacaktır. Bu gibi içbarışı bozan, üretimi düşüren,
taşeronlaşmayı ve kayıtdışını önplana çıkaran, sendikacılığı yok eden birçok
konular sıralanabilir. Bunlara gerek kalmadan, üretken köylüyle kucaklaşmış Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılmasının böylelikle madde metninden
çıkarılmasının ülkemiz için yararlı olacağını düşünüyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul
edilmemiştir.
İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısının geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde geçen
"Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli Tarım ve Köy
İşleri Bakanlığına," ibaresinin "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü
merkez teşkilatı, ulusal veya bölgesel düzeyde faaliyet gösteren araştırma
enstitüleri ile Tarımsal Hidroloji Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğünün
kadro ve pozisyonları ile birlikte personeli ve araç, gereç, taşınır malları
ile hizmet binaları ve diğer taşınmaz malları ve bunlara ait ödenekler Tarım ve
Köyişleri Bakanlığına;" şeklinde ve aynı maddenin son fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Salih
Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları
"Birinci fıkrada belirtilen tasfiye
ve devir işlemleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak
Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulacak esas ve usullere göre bir yıl
içinde gerçekleştirilir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul)- Takdire bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz
efendim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Gerekçeyi mi okutalım, konuşacak mısınız?
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Çetinkaya
konuşacak efendim.
BAŞKAN - Buyurun.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; konuşmama başlamadan önce Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, her şeyden önce,
yıllardan beri, Türk siyaseti ve devleti yönetmeye talip olan bu çatının altındaki
herkes, milletin huzurunda şu iddiada bulunmuştur: Türkiye'de, statükoyu
kaldırmak ve dolayısıyla dinamizmi getirmek; kısa zamanda Türkiye'yi muasır
medeniyet seviyesine ulaştırmak... Peki, nasıl yapacaksınız? Artık, bu gömlek,
bu bedene dar geliyor. Bu gömleğin bedene uydurulması lazım.
Bakınız, biraz önce, çok değerli
arkadaşlarım, burada fikirlerini beyan ettiler. Tabiî ki, fikirlere saygılıyız.
Sayın Meral de, bu konuları son derece iyi bilen bir arkadaşımız.
Arkadaşlar, size bir örnek vermek
istiyorum. Benim, 1994-1995 yılları arasında, Manisa Valiliğim sırasında, özel
idare programı olarak, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün, 10 000 kilometre
asfalt yol ihtiyacı olan bir ile, asfalt olarak tahsis ettiği tul 13,5
kilometreydi.
Arkadaşlar, bakınız, bir söz var; eğri
oturup doğru konuşalım. Şimdi, burada Manisa milletvekillerimiz var, hepsi
bilirler. Köy Hizmetleri İl Müdürünü çağırdım. Müdüre dedim ki, müdür bey,
bunu, bir tarafa atın bir kere. Bu, insanla alay etmektir. Peki, nasıl olacak bu
iş?
İşte, şimdi, yasada getirdiğimiz şartları
uyguladığınız takdirde, siz bu işi başarabilirsiniz. İşlerin yapılmasını kim
denetliyor; il özel idareleri kanalıyla valilerin görevlendireceği ve onların
yönetimi altında bu işin sevk ve idaresinden sorumlu olan kadro.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Ödenek verdin
mi?
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - İzin verir
misiniz Sayın Meral.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Müteahhitlere
işi verdiğinizi de söyleyin.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Sayın
Meral, zatıâliniz de o sırada Manisa'ya gelmiştiniz ve Manisa'da, bu işin
sorumlu bir sendikacısı olarak ben size söylemiştim; şükranlarınızı sunmuştunuz
belediyenin salonunda. Bunu biliyorsunuz, hatırlıyorsunuz.
Ne yaptık biliyor musunuz 13 kilometreye
karşılık; bütün yerel imkânları değerlendirerek özel idarenin bünyesinde bir
harman yaptık; 3 tane asfalt şantiyesi gerçekleştirdik. Bir belediyenin dozeri
var, bir belediyenin greyderi var, bir belediyenin silindiri var, bir
belediyenin plenti var; ama, hiçbir şey yapılmıyor. Siz bunlarla ne iş
yaparsınız? Hesapladık; devletin bu statik yaklaşımıyla, ancak 400 senede
Manisa'nın köyleri asfalta kavuşturulabiliyordu.
İşte, burada, benimle beraber çalışan
kaymakam arkadaşlarım var, bilirler; silindir gibi ezip geçtik. Ne yaptık -bir
yılda yapılacak 13,5 kilometrelik yola karşılık- birinci yıl 500 kilometre,
ikinci yıl 750 kilometre, üçüncü yıl 1 200 kilometre yol asfaltladık.
ATİLLA KART (Konya) - Kaça mal ettiniz?
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Değerli
milletvekili arkadaşlarımız burada. Bunu nasıl başarabilirsiniz; işte, yerel
yönetimlere verdiğiniz destekle bu hizmetleri bir an önce yapabilirsiniz.
Diyorsunuz ki "efendim, milletin
huzuruna gideceksiniz, Meclis tatil olunca köylere gideceksiniz." Evet,
arkadaşlarımız köylerine gidecek, bölgelerine gidecek; dolayısıyla, şunu
söyleyecek arkadaşlarımıza köylüler: "21 inci Asırda, hâlâ katır sırtında
köye gidiyorsak, bu devlet oraya hizmet götürmemiştir. Ben yol istiyorum, su
istiyorum, elektrik istiyorum."
Konya milletvekilleri bilirler; Konya'da,
üçbuçuk sene içerisinde, devletin her yıl yaptığı 60 ilâ 120 dersliğe karşılık
-Sayın Kart da bilir- biz, o sırada 5 071 derslik yapmışız. Dünya rekorudur bu;
ama, nasıl yaptık bunu; işte, bütün imkânları özel idarenin bünyesinde
toplayarak, bu işleri gerçekleştirdik ve dolayısıyla, Devlet Planlama Teşkilatı
da, bunu, örnek olarak bütün illere dağıttı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız.
Buyurun.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - İşte, siz
bunu yaparsanız, o zaman hizmet yapar, o zaman bu millete saygılı olur, o zaman
milletin sizden talep etmiş olduğu o hizmetleri gerçekleştirmenin mutluluğuna
erersiniz ve o zaman, milletin temsilcileri olarak, göğüslerinizi gere gere o
milletin huzuruna çıkarsınız ve o millet, sizi bağrına basar.
Onun için, hizmeti yapmayacaksınız, statik
bir şeyle... Ben biliyorum; sizin ruhunuzda huruşan eden bir hizmet aşkı var,
siz de istiyorsunuz bunu. İstiyorsunuz ki, bir an önce... Kim istemez, Anadolu
yollarının tozdan topraktan kurtularak, bir an önce asfalt yollara kavuşmasını,
insanca bir şekilde, her tarafa rahat bir şekilde ulaşımın sağlanmasını,
içmesuyunun götürülmesini, okulun götürülmesini ve kısa zamanda, tek derslikli
eğitim sistemine ulaşılmasını... Bunu nasıl sağlarsınız; bunu sağlamanın yegâne
yolu, işte, o hizmet aşkı, sizlerden bir an önce, sistemin de değiştirilmesini
istiyor, reform istiyor. Gelin, birlikte, Türkiye'nin bu statik durumundan
kurtulalım, deli gömleği gibi üstümüzde iğreti duran bu gömleği parçalayalım ve
millete verdiğimiz, yıllardan beri... Siz de söz verdiniz, biz de söz verdik.
Ne dedik; dedik ki, biz, bu reformu yapacağız; sizin programınızda da var,
bizim programımızda da var. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ama, AK Parti bunu
gerçekleştirdi, sizin müteşekkir olmanız lazım. Bunu yapacağız ve bunu
gerçekleştireceğiz; kısa zamanda, Anadolu yolları pırıl pırıl asfalta
kavuşturulacak; tıpkı duble yollarda olduğu gibi, tıpkı köy yollarında özel
idarelere verdiğimiz imkânlar gibi.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - O yollar yağmuru
görünce korkuyor yalnız.
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - İzin
veriniz...
Bakınız, size bir şey daha söyleyeyim:
Bugün, eğer siz, o yolların bir an önce bitirilmesini istiyorsanız... Biz, köy
hizmetlerini özel idarelere bağlamakla tamamen köy hizmetlerinden vaz mı
geçiyoruz; hayır...
BAŞKAN - Sayın Çetinkaya, sözlerinizi
tamamlar mısınız...
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Sayın
Başkanım, sizin sabrınızı daha fazla taşırmayacağım; bitiriyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Vali keşif
bedellerini de söyleyecek herhalde!
M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Ama, bir
gerçeği teslim etmek istedim, vurgulamak istedim.
O sebeple, inanıyor ve güveniyorum
hepinize. Hizmet aşkıyla dopdolu olan bu Parlamentonun her ferdi, bir an önce o
dinamizmi yakalamanın, yasal düzenlemeleri, yasal reformları da bir an önce
gerçekleştirmenin Millet Meclisinin yegâne ve millî olduğunu kabul edecek ve bu
konuda bizimle yekvücut olarak bu kanunlara "evet" diyecektir.
Hepinize saygılar sunuyorum, tatilinizin
hayırlara vesile olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetinkaya.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar
yetersayısının aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar
yetersayısının aranılması istenmiştir; önergenin oylanmasında karar
yetersayısını arayacağım.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Karar
yetersayısı yoktur.
Birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati : 15.12
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati : 15.24
BAŞKAN :
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP
ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Enver YILMAZ (Ordu)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
349 sıra sayılı tasarının müzakeresine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
4.- Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.
Sayısı : 349) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Geçici 2 nci madde üzerinde verilen
önergenin oylanmasında karar yetersayısı istenilmişti.
Şimdi, önergeyi oylarınıza sunacağım ve
karar yetersayısını arayacağım.
Önergeyi kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Karar yetersayısı vardır; önerge kabul
edilmiştir.
Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Geçici 3 üncü maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 3. - Yüksek Denetleme
Kurulunun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve taşımaz malları ve
bütçesi Sayıştaya devredilmiştir.
Yüksek Denetleme Kurulunda çalışanlardan;
başkan ve üyeler başka bir işleme gerek kalmaksızın ve kadro şartı
aranmaksızın, birinci sınıfa ayrılmış, birinci sınıfa ayrıldıktan sonra altı
yılını tamamlamış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini kaybetmemiş Sayıştay
uzman denetçisi; başdenetçi, denetçi ve denetçi yardımcıları da kazanılmış hak
aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman denetçisi, Sayıştay başdenetçisi,
Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır.
Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci
sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu
çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay
Başkanınca kadro şartı aranmaksızın durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle
ilgili bütün işlemler Sayıştay Başkanınca yerine getirilir.
Yapılan atamalar sonucu, kaldırılan Yüksek
Denetleme Kurulunun her statüdeki mensuplarına, devir tarihindeki kadro ve
pozisyonlarına ait aylık, ücret, ek ödeme, ikramiye ve benzeri adlar altında
yapılmakta olan ödemelerin net tutarının, Sayıştay mevzuatına göre hak
edecekleri aylık ücret, ek ödeme, ikramiye ve benzeri adlar altında yapılmakta
olan ödemelerin net tutarından fazla olması halinde aradaki fark giderilinceye
kadar herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın tazminat olarak
ödenir.
Mülga 72 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin kapsamına giren kuruluşların denetimleri ile halen Yüksek
Denetleme Kurulu tarafından yürütülen denetimler, Sayıştay Kanununda yapılacak
düzenlemeye kadar bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre Sayıştay
tarafından sonuçlandırılır.
8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu
İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet
Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve diğer kanunlarda
Yüksek Denetleme Kuruluna yapılan atıflar Sayıştaya yapılmış sayılır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu ve şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ; buyurun.
CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının, Yüksek
Denetleme Kurulunun kaldırılarak Sayıştay bünyesine alınmasını düzenleyen
geçici 3 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına
söz almış bulunuyorum; konuşmama başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bildiğiniz gibi, 24 Aralık 2003 tarihinde
Meclisten geçerek yasalaşan 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Kanununda, kamu kaynaklarının denetimi için "içdenetim" ve
"dışdenetim" yapılanması getirilmiş; içdenetimin kamu kurumlarında harcama
öncesi ve sonrasında yerindelik denetimi yapacağı, dışdenetimin ise Sayıştay
tarafından yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır. Böylece, Sayıştayın
bugünkü yaptığı yerindelik denetimi bağlamında iş yükü hafifletilmiş olmaktadır.
Bundan sonraki dönemde, Sayıştayın
yerindelik denetiminden çok performans denetimine ağırlık vereceği anlaşılıyor.
Nitekim, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında, Sayıştaya tek dışdenetim
kuruluşu olma misyonunun yüklendiğini görüyoruz; ancak, Sayıştayın, bu görevi
yerine getirecek bir organizasyon yapısı ve bilgi birikimine sahip olmadığı
açıktır. Bu bağlamda, altmışbeş yıllık performans denetimi tecrübesiyle Yüksek
Denetleme Kurulunun Sayıştay bünyesine alınması olumlu görülebilir; ancak, bu
birleşmeden beklenen sonuçların alınabilmesi için, Yüksek Denetleme Kurulunda
altmışbeş yılda oluşan performans denetimi yöntem ve uygulamalarının Sayıştay
bünyesine taşınması mutlaka sağlanmalıdır. Ne yazık ki, getirilen bu
düzenlemede, buna yeterince özen gösterilmediği açıktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Yüksek Denetleme Kurulu tarafından Meclis adına yapılmakta olan denetim
modelinde, KİT'ler malî, idarî, iktisadî, hukukî ve teknik yönden, sürekli
olarak, idarî ve teknik denetçiler tarafından denetlenerek, kuruluşların
kendilerine tahsis edilen kamu kaynaklarını, modern işletmecilik kurallarına
göre, verimli, etkin ve tutumlu olarak kullanarak, kârlı bir şekilde çalışıp
çalışmadıkları incelenmek suretiyle, ulaştıkları faaliyet sonuçları ve tespit
edilen sorunlara ilişkin çözüm önerileri, geniş kapsamlı bir yıllık denetim
raporu haline getirilerek Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmaktadır. Büyük
Millet Meclisinde komisyon çalışmaları sırasında, denetlenen kuruluşların
yöneticileri ve ilgili bulundukları bakanlık temsilcileri ile Devlet Planlama
Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı, Başbakanlık YDK yetkilileri bulunur ve
dinlenilir. Aynı zamanda kamuya açık olarak yapılan bu denetim, Türkiye'deki
yegâne şeffaf denetimi oluşturmaktadır. Raporlardan bir sonuç alınıp alınmaması
ayrı bir konudur. Bu, bir siyaset sorunudur. Bunu hepimiz biliyoruz. Bunun
sorumluluğunu, denetleyenlere yükleyemeyiz.
Anlaşılacağı üzere, son derece dinamik bir
süreç olarak gerçekleşen bu denetim, tamamen kuruluşların performansını
değerlendirmeye ve artırmaya yönelik bir denetim tarzıdır. Bu denetimdeki
raporların Büyük Millet Meclisine sunuluş şekli, mevcut denetimin usul ve
esasları ile şeffaflık uygulamalarının Sayıştaya taşınması gerekmektedir.
Anayasanın 160 ıncı maddesinde, Sayıştayın
denetim alanı genel ve katma bütçeli idareler olarak sınırlandırılmıştır. 165
inci madde hükmüyle de KİT'lerin denetiminin Türkiye Büyük Millet Meclisince
yapılacağı hükme bağlanmış; maddenin gerekçesinde de, bu denetimin Yüksek
Denetleme Kurulu raporları esas alınarak yapılacağı belirlenmiştir. Bu
düzenleme, iktisadî kuruluşların ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve
verimlilik ilkelerine göre denetlenmeleri ihtiyacından dolayı yapılmıştır.
Sayıştay denetimi, genelde bir uygunluk
denetimi olup, genel ve katma bütçeli idarelerin hesaplarının kesin hükme
bağlanmasıyla sonuçlanmakta, idarenin amaçları doğrultusunda etkin, verimli ve
tutumlu olarak çalışıp çalışmadığı üzerinde durulmamaktadır.
Bu yöntemle, iktisadî alanda ticarî
esaslara göre çalışmak durumunda olan KİT'lerin denetlenmesi halinde, bu
kuruluşların faaliyetlerinin aksaması kaçınılmaz olacağından, Anayasada
KİT'lerin ayrı bir yöntemle denetlenmesi esası benimsenmiştir. Bu düzenlemeye
rağmen, KİT'lerin denetiminin, Anayasada görev alanının sadece genel ve katma
bütçeli kuruluşların denetimi olarak belirlenen Sayıştaya verilmesi Anayasaya uygun
değildir.
Bu nedenle, maddede mevcut KİT denetim
usul ve esaslarının korunması hem anayasal bir zorunluluk hem de şeffaflıkla
yönetim ile denetimin sağlıklı iletişimi açısından bir gerekliliktir.
Faaliyetleri ve tabi oldukları mevzuatları
farklılık arz eden kurumların denetimi uzmanlık gerektirdiğinden, Sayıştay
bünyesinde bu farklılığı gözetecek ve Yüksek Denetleme Kurulu denetim modelinin
olumlu yönlerinden yararlanılmasını sağlayacak şekilde, yeteri kadar daire
oluşturulmalıdır. Ayrıca, Yüksek Denetleme Kurulunun, altmışbeş yıldır sürekli
güncellenerek bugünkü şeklini alan denetim bilgi ve yöntemlerini Sayıştaya
adapte etmeden, Sayıştayın, kendisine yüklenen bu misyonu götürmesi mümkün
değildir.
Maddede, Yüksek Denetleme Kurulunun
denetim sistemini düzenleyen 72 sayılı Kanun Hükmünden Kararname için
"mülga" deniliyor. Devamında da, Sayıştay Kanununda yapılacak
düzenlemeye kadar, 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren
kuruluşların denetimlerinin, yine, bu kararname hükümlerine göre yapılacağı ve
Sayıştay tarafından sonuçlandırılacağı hükme bağlanıyor. Siz, yukarıda
"mülga" diyerek YDK Üyeler Kurulunu kaldırıp, bu kişileri başka bir
işleme gerek kalmadan ve yürürlük tarihinde uzman denetçiliğe atayıp, yeniden
görevlendiriyorsunuz. Bu hukukî sakınca mutlaka ortadan kaldırılmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
maddede yer alan başka bir yanlış da, Yüksek Denetleme Kurulu mensupları ile
Sayıştay meslek mensuplarının kazanılmış haklar bakımından bir ayırıma tabi
tutulmasıdır. Soruyorum size; hakkaniyete uymazsanız, bu insanları birlikte
nasıl çalıştıracaksınız?!
Yüksek Denetleme Kurulunun Sayıştayla
birleştirilmesinde, personelin özlük haklarının korunmasına ve meslek
mensuplarının Yüksek Denetleme Kurulundaki hizmet sürelerinin
değerlendirilmesine önem verilmemiş, başkan ve üyeler unvan kaybına maruz
bırakılarak, uzman denetçi kadrolarına atanmış sayılmışlardır. Diğer meslek
mensuplarından başdenetçi ve denetçilerin intibaklarında ise, Yüksek Denetleme
Kurulunda meslek mensubu olarak geçen hizmet süreleri değerlendirilmeyerek,
birinci sınıfa ayrılma işlemleri, tamamen Sayıştay Genel Kurulunun
inisiyatifine bırakılmıştır. Ayrıca, madde metninde olmayan, fakat, madde
gerekçesinde, maddenin lafzına da aykırı ifadelerle, YDK meslek mensuplarının,
bazı özlük haklarını kazanmaları için Sayıştayda üç ve altı yıllık bir süre
çalışmaları öngörülmüştür. Böylece, yaş haddinden emekliliğine altı yıldan az
süresi kalan YDK ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında üst düzey yönetici
olarak uzun süre çalışan Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensuplarının bu haktan
yararlanmaları söz konusu olmayacak, bu uygulama ciddî haksızlıklara ve hukukî
ihtilaflara sebebiyet verecektir.
Maddede, YDK meslek mensuplarından onaltı
yıldan otuz yıla kadar hizmeti bulunanların tümü, onaltı yıl hizmeti bulunan
Sayıştay meslek mensuplarıyla aynı özlük haklarına sahip kılınmış, böylelikle
de önemli bir hak kaybına ve mağduriyete yol açılmıştır.
Ayrıca, tasarıda, Sayıştay uzman
denetçiliğine atanmaları öngörülen Yüksek Denetleme Kurulu başkan ve üyelerinin
de, kazanılmış haklarının korunması amacıyla, Sayıştay üyesi olmaları mutlaka
sağlanmalıdır. Unutmayınız ki, YDK üyeleri, aynen valiler gibi, Bakanlar
Kurulunca atanmaktadır; bu insanlara, Sayıştay üyeliğini, lütfen, çok
görmeyiniz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
izin verirseniz, bu açıklamalarımdan sonra, bana ulaşan, saygıdeğer bir Yüksek
Denetleme Kurulu Başkanının mektubundan bir haykırış demetini, birkaç pasajı
size sunmak istiyorum; lütfen, dinlerseniz sevineceğim.
Bu mektup, 14 sayfalık bir mektuptur
değerli arkadaşlar. İçerisinde, gerçekten, ibret dolu birçok cümle vardır. Ben,
size, birkaç paragrafını sunmak istiyorum:
"Değerli arkadaşlar, bu maddenin
birinci kısmında, Yüksek Denetleme Kurulu başkan ve üyeleri Sayıştay
denetçiliğine indirilmekte, başdenetçi ve denetçilerin durumu ise, Sayıştay
Başkanının insafına terk edilmektedir.
Yüksek Denetleme Kurulunun Başkanı, hangi
hukuka dayanılarak Sayıştay denetçisi konumuna indirilmektedir? Yüksek Denetleme
Kurulu üyesi, hangi geçerli nedenlerle Sayıştay üyesinden aşağı bir konuma
getirilmek istenmektedir?
Getirilen bu maddenin hukukla, teamülle,
insafla, izanla açıklanabilir bir tarafı var mıdır? Varsa, Sayın Bakan
buyursun, açıklasın. Bu düzenlemenin haklı, makul ve mantıklı hiçbir gerekçesi
yoktur, olamaz.
Anlaşılan, bu maddeyi kaleme alanlar,
Yüksek Denetleme Kurulunun çağdaş yapısına olan kızgınlıklarının verdiği
şaşkınlık içerisinde, hak ve hukuku bir tarafa bıraktıklarının farkında bile
değillerdir; ama, Türkiye'de mahkemeler vardır, hâkimler vardır, bunu geç de
olsa anlayacaklardır."
Bir başka paragraf: "TOFAŞ
hisselerinin satışına aracılık edecek yerli ve yabancı firmaların seçimine
ilişkin uluslararası ihalede, zamanın başbakanının, ihale zarflarını konutuna
getirterek açtığını ve komisyonu yönlendirdiğini, Türk ve dünya kamuoyunun
Yüksek Denetleme Kurulunun raporundan öğrendiğini hatırlayınız. Atatürk'ün
kurduğu bu çağdaş kuruluş, söz konusu olaya ilişkin raporunu Başbakanlığa
gönderdiği sırada, ihale zarflarını açan kişi başbakanlık koltuğunda oturuyordu.
Bu, Türk bürokrasi ve denetleme tarihinde ender görülen örnek bir olaydır.
İşte, böyle bir kuruluşu, sözde reform tasarısıyla tarihe gömüyorsunuz."
Değerli arkadaşlarım, bir başka paragraf:
"Bu söylediklerimi politika yapıyor diye düşünenlere sesleniyorum. Bu
geçici 3 üncü maddeyle, sadece bir kuruluş değil, bir zihniyet, cezalandırılmak
suretiyle tasfiye edilmek istenmektedir. 'Ben kamusal alan tanımam' çıkışıyla,
iktidarın arkabahçesi olduğu işaretini veren Sayıştay Başkanının ısrarlı talep
ve yanlış yönlendirmesiyle oluşturulan bu cezalandırma maddesi, üzülerek
belirtmemiz gerekir ki, devlet adına büyük bir ayıp olarak tarihe
geçecektir."
Evet, sanıyorum bir paragraf daha sunarsam
yeterli olacak sayın milletvekilleri.
"Değerli arkadaşlar, bunun
gelişigüzel, bilinçsiz bir şekilde yapılmadığına hiç kuşku yoktur. Yüksek
Denetleme Kurulunda, bugün kurul üyesi olarak görev yapan iki müsteşar, bir
müsteşar yardımcısı ve dört genel müdür bulunmaktadır. Diğer üyeler, yıllarca
denetçilik ve başdenetçilik yaptıktan sonra, bu göreve gelmişlerdir. Bu
kişilerin, yıllar sonra müsteşarlık, genel müdürlük gibi görevlerden sonra
denetçilik yapmaları; yani, bu haksızlığı kabul etmeleri elbette mümkün
değildir. İşte, bu haksız, hukuksuz düzenlemenin temel amacı, Yüksek Denetleme
Kurulu başkan ve üyelerini, emekliliklerini istemeye zorlayarak tasfiye etmek
ve yerlerine, KİT denetiminin Sayıştaya verilmesiyle artan iş hacmini sebep
gösterip, alınacak yeni üye kadrolarına kendi adamlarını getirmektir."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız.
Buyurun.
KEMAL SAĞ (Devamla) - Evet Sayın Başkanım,
tamamlayacağım.
Devam ediyorum: "Evet, bu devlet
ayıbı, Yüksek Denetleme Kurulunun, çağdaş denetimin tüm tekniklerini bilen,
aydın, çağdaş insanlarını Atatürk'ün kurduğu kurulla beraber tasfiye etmek
amacıyla yapılmaktadır.
Yüksek Denetleme Kurulunun başkan ve
üyeleri ile diğer meslek personeli, bu haksızlık karşısında onurlarını
kurtarmak için elbette emekliliklerini isteyeceklerdir. Ama, bilinmelidir ki,
yanlış hesap bir gün düzeltilecek, hak yerini bulacaktır.
Saygılarımla."
Bu mektup burada bitiyor.
Değerli milletvekilleri, bizim bu maddeye
ilişkin bir önergemiz var. Biz, bu önergeyle, bu maddenin kaldırılmasını talep
ediyoruz, umarım değerlendirmeye alırsınız.
Grubumun ve şahsımın görüşlerini
açıkladım. Hepinizi, bu düşüncelerle, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sağ.
Şahsı adına, Ankara Milletvekili Sayın
Telat Karapınar; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
TELAT KARAPINAR (Ankara) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 349 sıra sayılı yasa tasarısının
geçici 3 üncü maddesiyle ilgili görüşlerimi bildirmek üzere söz almış
bulunuyorum.
Geçici 3 üncü madde, Yüksek Denetleme
Kurulunun personel, araç, gereç ve her türlü taşınır ve taşınmaz mallarının ve
bütçesinin Sayıştaya devredilmesiyle ilgili olup, yerinde bir düzenlemedir.
Bu konuda olumlu oy vereceğimi bildirir,
hepinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karapınar.
Sayın milletvekilleri, soru-cevap kısmına
geçiyoruz.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, sizin yanıtlamanızı istirham
edeceğim.
Bakın, denetlemeyle ilgili önemli gündem
maddelerinin konuşulduğu bir oturumdayız ve Türkiye'deki en saygın denetim
kurumlarından bir tanesi Sayıştay. Demin, Sayın Bakan, yanılmıyorsam, kendisini
yürütmenin bir üyesi olarak tanımladı ve yasama organının bir üyesi olarak
bulunmadığını ima etti ve herhalde, bakanlığının görevi kapsamındaki bir
benzetmeyle de, Meclise döndü "top sizde" dedi.
Top kimde Sayın Bakan? Top, Sayın Meclis
Başkanı tarafından Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanına gönderildi. Plan ve Bütçe
Komisyonu Başkanı, Adalet ve Kalkınma Partisi Afyon Milletvekili Sayın Sait
Açba; Başkanvekili, Bursa Milletvekili Sayın Altan Karapaşaoğlu. Topun kimde
olduğunu, devamını öğrenmek istiyor musunuz Sayın Bakan?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Ben zaten başka birini söylemedim ki, Mecliste
dedim.
HALUK KOÇ (Samsun) - Evet, evet...
O top orada nasıl işleyecek Sayın Bakan?
Niye, Sayıştay üyesi seçimini Plan ve Bütçe Komisyonunda gündeme
getirmiyorsunuz? Niye bu kurumu tıkıyorsunuz? Böyle ucuz sözlerle kurtulmanız
mümkün değil!
Saygılar sunuyorum.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Muhatapları cevabını verir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.
Buyurun Sayın Mesut Özakcan.
MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Sayın Cumhurbaşkanının, Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısına atıfta bulunarak, İl Özel İdaresi Kanununu
geri gönderdiğini söylediniz. Demek ki -açıklamanıza göre- Sayın
Cumhurbaşkanımız, henüz gönderilmeyen tasarıyı bile okumuş, incelemiş. İl Özel
İdaresi Kanununu okumadığı sonucuna nasıl vardınız Sayın Bakanım?
İkinci sorum: "Sayıştay konusunda top
Türkiye Büyük Meclisinin, buyurun, top sizde" dediniz. Sayın Bakanım,
Sayıştay üyelerinin belirlenmesiyle ilgili yazı, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığımızca, altı ay önce Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığımıza
gönderilmiş. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak -hem tek tek hem de toplu yazarak- Sayın
Komisyon Başkanımızdan, Sayıştay üyelerinin belirlenmesiyle ilgili konunun
gündeme alınmasını talep ettik; ancak, bugüne kadar komisyon gündemimize
gelmedi. Bu durumda, acaba, merak ediyorum, top Yüce Mecliste mi; yoksa,
görevini titizlikle yapan Sayın Komisyon Başkanımızın iradesini aşan başka bir
güç, topu bir yerlere mi sakladı?!
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özakcan.
Buyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.
Biraz önce, Sayın Kemal Sağ, Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulu Başkanından aldığını ifade ettiği bir mektup...
KEMAL SAĞ (Adana) - Emekli başkan, Sayın
Bakan, emekli başkan...
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Ancak, o şekilde zabıtlara geçmiş olabilir...
KEMAL SAĞ (Adana) - Düzeltiyorum, emekli
başkan, Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Tamam.
Çünkü, şu anda, bu görevi vekâleten
yürüten arkadaşımız böyle bir mektup yazmadığını ifade etti; onun için
sormuştum. Emekli başkansa, tabiî, bir diyeceğim yok.
Sayın Koç, benim, demin, yürütme organının
bir mensubu olarak burada oturduğumu "yasama organının bir mensubu değil
misiniz aynı zamanda" ifadesini kullandılar. Şu anda, burada, hükümeti
temsilen bulunuyorum, bunu ifade etmek istedim; yani "yürütme organının
bir mensubu olarak burada bulunuyorum" dedim.
Milletvekili arkadaşımız Sayın Mesut Bey
de aynı konuya temas etti. Plan ve Bütçe Komisyonunda ise konu -Plan ve Bütçe
Komisyonu üyesi arkadaşlarımız var- oradaki bir kanun tasarısının, teklifinin
veya bir işin nasıl gündeme alınacağı İçtüzükte bellidir. Konunun, o süreç
içerisinde çözümlenmesi lazım. "Niye bunu gündeme almıyorsunuz"
sorusunun direkt muhatabı ben olamam; çünkü, Komisyonun Başkanı veya İçtüzüğe
göre o komisyonun gündemini kimler yapacaksa, tabiî ki, onlar yapar; bu
soruların muhatabı da direkt onlardır. Ben, bu bağlamda "top
Meclistedir" derken, bunu ifade etmek istedim.
Bunun dışında, yine, Mesut Bey, İl Özel
İdaresi Yasasının Sayın Cumhurbaşkanınca okunmamış olduğu şeklinde bir ifade
kullandığımı ifade ettiler. Ben, demin, bir soru üzerine verdiğim cevapta da
belirtmiştim; burada 49 maddesi görüşülen ve şimdi de görüşülmeye devam edilen
kamu yönetimiyle ilgili tasarıda, millî eğitimle ilgili hizmetlerin merkezî
yönetimin elinde bulunmaya devam edeceğini, bunun, Sayın Cumhurbaşkanımızca,
bilinerek, geri gönderme gerekçesinin buna göre yazılmış olmasını düşündüğümü,
herhalde bunun gözden kaçtığını ifade ettim; ama, gerekçeyi okuduğumuzda,
buraya da atıfta bulunduğu için, mutlaka dikkatli şekilde incelenmiş olmalıydı
anlamına kullandım. Herhalde, bu kadar bir değerlendirme yapmamı da
yadırgamazsınız diye düşünüyorum.
Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 3
adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra
aykırılıklarına göre de işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini ve ikinci fıkrasına ikinci cümleden sonra gelmek üzere
aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih
Kapusuz |
Taner
Yıldız |
Mustafa
Cumur |
|
|
Ankara |
Kayseri |
Trabzon |
|
|
A. Müfit
Yetkin |
|
Nusret
Bayraktar |
|
|
Şanlıurfa |
|
İstanbul |
"Yüksek Denetleme Kurulunun
personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve hizmet binası dışındaki taşınmaz
malları ve bütçesi Sayıştaya, hizmet binası ise Başbakanlığa
devredilmiştir."
"Sayıştay Genel Kurulu, bunlardan,
yaşları itibariyle birinci sınıfa ayrıldıktan sonra Sayıştayda altı yılını
doldurmaları mümkün olmayanlar için bu süreyi kısaltmaya yetkilidir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici madde 3'ün ikinci fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Kemal
Kılıçdaroğlu |
M. Akif
Hamzaçebi |
Oğuz
Oyan |
|
|
|
İstanbul |
Trabzon |
İzmir |
|
|
Ali
Dinçer |
Muharrem
Eskiyapan |
Yüksel
Çorbacıoğlu |
|
|
Bursa |
Kayseri |
Artvin |
"Yüksek Denetleme Kurulunda
çalışanlardan; başkan ve üyeler, başka bir işleme gerek kalmaksızın ve kadro
şartı aranmaksızın Sayıştay Üyeliğine; başdenetçi, denetçi ve denetçi
yardımcıları da kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman
denetçisi, Sayıştay başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi
yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış
sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya
ilişkin hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel
Kurulunca belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı
aranmaksızın durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler
Sayıştay Başkanınca yerine getirilir."
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Okutacağım üçüncü önerge en aykırı önerge
olup, okutup işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının geçici 3 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz
ve teklif ederiz.
|
Ali
Topuz |
Kemal
Sağ |
Atilla
Kart |
|
|
|
İstanbul |
Adana |
Konya |
|
|
Rasim
Çakır |
|
Mehmet
Yıldırım |
|
|
Edirne |
|
Kastamonu |
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul)- Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN- Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Biz de katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN- Gerekçeyi mi okutayım, söz
talebiniz mi var?
ALİ TOPUZ (İstanbul)- Gerekçe okunsun.
BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Bildiğiniz gibi, Aralık 2003'te Mecliste
yasalaşan Kamu Malî Yönetim ve Kontrol Kanununda kamu kaynaklarının denetimi
için "içdenetim-dış denetim" yapılanması getirilmiş, içdenetimin,
kamu kurumlarında harcama öncesi ve sonrasında yerindelik denetimi yapacağı,
dışdenetimin ise Sayıştay tarafından yerine getirileceği hüküm altına
alınmıştı. Bu tasarıdan, bundan sonraki dönemde, Sayıştayın yerindelik
denetiminden çok performans denetimine ağırlık vereceği anlaşılmaktadır.
Nitekim, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında, Sayıştaya tek dışdenetim
kuruluşu olma misyonunun yüklendiğini görüyoruz.
Birleşmeden beklenen sonuçların
alınabilmesi için, Yüksek Denetleme Kurulunda altmışbeş yılda oluşan performans
denetimi yöntem ve uygulamalarının Sayıştay bünyesine taşınması mutlaka
sağlanmalıdır. Ne yazık ki, getirilen bu düzenlemede, buna yeterince özen
gösterilmediği açıkça anlaşılıyor. Yüksek Denetleme Kurulu tarafından, TBMM
adına yapılmakta olan denetim modelinde; KİT'ler malî, idarî, iktisadî, hukukî
ve teknik yönden sürekli olarak idarî ve teknik denetçiler tarafından
denetlenerek, kuruluşların kendilerine tahsis edilen kamu kaynaklarını, modern
işletmecilik kurallarına göre, verimli, etkin ve tutumlu olarak kullanıp, kârlı
bir şekilde çalışıp çalışmadıkları incelenmek suretiyle, ulaştıkları faaliyet
sonuçları ve tespit edilen sorunlara ilişkin çözüm önerileri, geniş kapsamlı
bir yıllık denetim raporu haline getirilerek, TBMM'ye sunulmaktadır. TBMM'de
Komisyon çalışmaları sırasında, denetlenen kuruluşların yöneticileri ve ilgili
bulundukları bakanlık temsilcileri ile Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine
Müsteşarlığı, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu yetkilileri bulunur ve
dinlenir.
Bilindiği üzere, Anayasanın 160 ıncı
maddesinde, Sayıştayın denetim alanı, genel ve katma bütçeli idarelerle
sınırlandırılmış, 165 inci madde hükmüyle de KİT'lerin denetiminin, Türkiye
Büyük Millet Meclisince yapılacağı hükme bağlanmış, maddenin gerekçesinde de,
bu denetimin Yüksek Denetleme Kurulu raporları esas alınarak yapılacağı
belirtilmiştir. Bu düzenlemeye rağmen, KİT'lerin denetiminin Anayasada görev
alanının sadece genel ve katma bütçeli kuruluşların denetimi olarak belirlenen
Sayıştaya verilmesinin Anayasaya aykırı olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle,
mevcut KİT denetim usul ve esaslarının korunması, hem anayasal bir zorunluluk
hem de yönetimle denetimin, sağlıklı iletişimi açılarından gereklidir.
Faaliyetleri ve tabi oldukları mevzuatları farklılık arz eden kurumların
denetimi uzmanlık gerektirir. Yüksek Denetleme Kurulunda altmışbeş yıldır
sürekli güncellenerek bugünkü şeklini alan denetim bilgi ve yöntemlerini Sayıştaya
adapte etmeden, Sayıştayın kendisine yüklenen bu misyonu taşıması mümkün
değildir.
Maddede yer alan bir başka yanlış da,
Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensupları ile Sayıştay meslek mensuplarının
kazanılmış haklar bakımından dengesiz ve eşitliğe aykırı bir ayırıma tabi
tutulmasıdır. Yüksek Denetleme Kurulunun Sayıştay ile birleştirilmesinde
personelin özlük haklarının korunmasına ve meslek mensuplarının Yüksek
Denetleme Kurulundaki hizmet sürelerinin değerlendirilmesine hiç önem
verilmemiş; başkan ve üyeler, Bakanlar Kurulunca atanmaları bile dikkate alınmaksızın,
unvan kaybına maruz bırakılarak uzman denetçi kadrolarına atanmış
sayılmışlardır. Madde metninde olmayan; fakat, madde gerekçesinde, maddenin
lafzına da aykırı ifadelerle, Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensuplarının bazı
özlük haklarını kazanmaları için Sayıştayda üç ve altı yıllık süreleri
çalışarak doldurmaları istenilmektedir. Maddede, Yüksek Denetleme Kurulu meslek
mensuplarından onaltı yıldan otuz yılı aşan süreye kadar hizmeti bulunanların
tümü, onaltı yıl hizmeti bulunan Sayıştay meslek mensupları ile aynı özlük
haklarına sahip kılınmış, böylelikle önemli bir hak kaybına ve mağduriyete
neden olunmuştur. Bakanlar Kurulu kararıyla Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine
yapılan bir atamayı hiçe saymanın yakışık almadığı düşüncesindeyiz.
Bu düşünce ve tespitler sonucu, yasanın bu
maddesinin çıkarılması görüşündeyiz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici madde 3'ün ikinci fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul) ve arkadaşları
"Yüksek Denetleme Kurulunda
çalışanlardan; başkan ve üyeler, başka bir işleme gerek kalmaksızın ve kadro
şartı aranmaksızın Sayıştay üyeliğine; başdenetçi, denetçi ve denetçi
yardımcıları da kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman denetçisi,
Sayıştay başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi yardımcısı
kadrolarına atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan
başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin
hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca
belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı aranmaksızın
durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler Sayıştay
Başkanınca yerine getirilir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Söz mü istiyorsunuz efendim.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Evet
efendim.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, aslında, söz
almamın temel nedeni yaptığımız bir haksızlığı size bir daha sunmak içindir. Haksızlık
şu: Sayıştay üyesi olmak için genel müdürlük, müsteşar yardımcılığı,
müsteşarlık yapmak gibi kurallar var; belli bir süre kamuda çalışma var ve
onlar seçilebiliyorlar. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyesi olmak için
de, yine, en az genel müdürlük, müsteşar yardımcılığı veya müsteşarlık
görevlerini yapmak gerekiyor. Dolayısıyla, atanma şekilleri dışında, kurumlar
itibariyle aynı insanlar bunlar. Şimdi, biz, bu tasarıyla, Bakanlar Kurulu
kararıyla Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine atananları Sayıştaya
normal denetçi diye tayin ediyoruz.
Ben, sadece, yaptığınız işin ne kadar
haksız ve Parlamentonun da ne kadar duyarsız olduğunu, insan haklarıyla bu
denli oynamaya, acaba, bizim hakkımızın olup olmadığını bilgilerinize sunmak
için söz aldım.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın
Kılıçdaroğlu.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan "Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısı"nın geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve ikinci fıkrasına ikinci cümleden sonra
gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları
"Yüksek Denetleme Kurulunun
personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve hizmet binası dışındaki taşınmaz
malları ve bütçesi Sayıştaya, hizmet binası ise Başbakanlığa devredilmiştir."
"Sayıştay Genel Kurulu, bunlardan,
yaşları itibariyle birinci sınıfa ayrıldıktan sonra Sayıştayda altı yılını
doldurmaları mümkün olmayanlar için bu süreyi kısaltmaya yetkilidir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçe mi okunsun, yoksa, söz
talebiniz mi var?
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Başbakanlık, hizmetlerini, merkez binası
dışında, bazılarına kira ödediği dört farklı yerde bulunan binalarda yerine
getirmektedir. Bu binaların bir kısmı hizmet binası şeklinde inşa
edilmediğinden, hizmetin yerine getirilmesinde aksamalar da yaşanmaktadır.
Merkez binası dışındaki birimlerin tek yerde toplanması ve hizmette
verimliliğin artırılması amacıyla değişiklik önerilmektedir.
Ayrıca, geçici 3 üncü maddenin ikinci
fıkrasına göre, Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve
denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin hususların 832
sayılı Kanun çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenmesi
öngörülmektedir. Buna göre, belirtilen kişilerin bazı malî hakları kazanması
için tamamlanması gereken süreler bakımından daha önceki hizmet sürelerine
bakılmadan Sayıştayda geçecek hizmet sürelerinin esas alınması gerekmektedir.
Ancak, bu durumda bulunan kişilerden mecburî emeklilik yaşı olan 65 yaşına kadar
altı yıllık süreyi tamamlaması mümkün olmayanlar düşünülerek, Sayıştay Genel
Kuruluna söz konusu süreyi kısaltma yetkisinin verilmesinde fayda
bulunmaktadır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
(CHP sıralarından bir grup milletvekili
ayağa kalktı)
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan,
İçtüzüğün 57 nci maddesine göre yoklama yapılmasını talep ediyoruz.
BAŞKAN - Efendim.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Oylamaya geçtiniz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Başkan, Sayın Topuz, ben
oylama işlemini başlatmıştım "kabul edenler" dedim, siz ayağa
kalktınız. Bir dahaki maddenin oylamasında talep edersiniz. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, madde
oylamasına geçmeden biz ayağa kalktık ve yoklama istedik.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Devletin temel
nizamını değiştiren yasa yapılıyor.
BAŞKAN - Sayın Topuz, arkadaşlarımın
tespiti de benim gibi. Ben, önergeden sonra "maddeyi kabul edenler"
şeklinde söyledikten sonra siz ayağa kalktınız.
Bir dahaki madde oylamasında talep
edersiniz.
Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
...Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim.
Madde kabul edilmiştir.
Geçici 4 üncü maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 4. - 23 üncü maddede
öngörülen Bakanlar Kurulu kararı üç ay içinde çıkarılır. 23 üncü maddede sözü
edilen bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı teşkilatı
bu kararnameye göre yapılacak görevlendirmelerin tamamlanmasına kadar
görevlerine devam ederler.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu ve şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) -
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Reform Yasası
Tasarısının geçici 4 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum, daha sonra kişisel görüşlerimi de sunmaya çalışacağım;
bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı,
bildiğiniz gibi, devletimizin temel yapısını değiştirmeyi hedefleyen bir
tasarıdır. O bakımdan, bu tasarının kusursuz olması, Türkiye'yi gerçekten
çağdaş bir ülke haline her açıdan
getirmesi önem taşıyor.
Arkadaşlarımız çeşitli eleştirilerde
bulundular. Biz de daha önceki görüşmelerde görüşlerimizi açıklamıştık. Bu yasa
tasarısının Anayasaya aykırı olduğunu söyleyen arkadaşlarımız oldu; bu yasa
tasarısının çağdaş ülkelerin normlarıyla bağdaşmadığını söyleyen arkadaşlarımız
oldu; ama, şu anda gündemimizde olan maddenin, yani, geçici 4 üncü maddenin ve
onunla bağlantılı olan tasarının 23 üncü maddesinin bir başka özelliği var; onu
bu vesileyle huzurunuzda dikkatinize getirmek istiyorum.
Bu madde, uygulanması mümkün olmayan bir
maddedir. Sayın Bakan biraz önce çok haklı olarak "herkes hata
yapabilir" dedi; işte, bu madde, gerçekten ne kadar büyük bir hata yapılabileceğinin
çok tipik bir örneğidir. Eğer, bu yasa tasarısı Avrupa Uyum Komisyonuna
gelmiş olsaydı, biz orada bunu
irdeleyecektik, diğer ülkelerin uygulamalarını da dikkate alacaktık ve bu
görüşlerimizi orada da kayda geçirecektik ve belki, bu hatanın yapılmasını
önleyecektik.
Değerli arkadaşlar, geçici 4 üncü maddede
ne deniliyor: "Bakanlar Kurulu, 23 üncü maddede öngörülen kararı üç ay
içinde çıkaracaktır." Nasıl bir karar çıkaracak; 23 üncü maddede deniliyor ki:"Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarından
hangilerinin hangi ülkelerde yurtdışı hizmeti sunacağı Bakanlar Kurulunca
kararlaştırılır." Yani, bunu kararlaştıracak. Bakanlar Kurulu, üç ay
içinde böyle bir karar alacak; şu kurum ve kuruluşlarımızın yurtdışında
temsilcilik açmaları, hizmet götürmeleri için karar alacak.
Peki, değerli arkadaşlarım, 23 üncü
maddede başka ne deniliyor: "Bu görevlere Dışişleri Bakanlığı elemanları
atanamaz ve görevlendirilemez." Yani, hangi alanlarda dıştemsilci
atanacaksa, o alanlarda, ilgili bakanlıkların, kuruluşların temsilcileri görev
yapacak; o görevlere Dışişleri memurları atanamayacak ve Dışişleri memurları
görevlendirilemeyecek.
Şimdi, ben, size bir bilgi vermek
istiyorum: Şu anda, Türkiye'nin, yurtdışında 93 tane büyükelçiliği, 11 tane
daimî temsilciliği, 60 tane de konsolosluğu var. Buralarda görevli müşavir
sayısı, aşağı yukarı şöyle: Hazinenin 42 tane, Basın Yayının 26 tane, Devlet
Planlamanın 7 tane, Dış Ticaretin 84 tane, Millî Eğitim Bakanlığının 46 tane,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 43 tane var vesaire...
Şimdi, soruyorum arkadaşlar: Bu
müşavirliklerin bulunmadığı ülkelerde, devlet, bu hizmeti nasıl yapacaktır?
Bütün dış temsilciliklerimizde, Dışişleri memurları var ve şu anda bu görevi bu
arkadaşlar yapıyor. Siz, hayır yapamazlar, bu görevlere atanamazlar ve bu
görevlerle görevlendirilemezler diyorsunuz. Peki, bu hizmetleri kim yapacak? Bu
hizmetleri durduracak mısınız; yani, Millî Eğitim müşavirinin olmadığı bir
ülkede böyle bir konu ortaya çıktığında, bir vatandaşımızın Millî Eğitimle
ilgili bir talebi olduğunda bu hizmeti kim yapacak; Dışişleri memurundan başka
yapabilecek kimse var mı?! Nasıl yasaklayabilirsiniz Dışişleri memurlarının bu
görevleri yapmasını?! Bu, devleti, o ülkelerde durdurmak demektir, devleti
çalışamaz hale getirmek demektir.
Şunu soruyorum Sayın Bakana: Bu kadar
araştırma yaptınız böyle bir kanun tasarısını hazırlamak için de, eminim ki,
çok değerli uzmanlarınız dünyanın çeşitli ülkelerinin mevzuatını incelediler,
hangi ülkenin mevzuatında böyle bir hüküm buldunuz?! Hangi ülkenin Dışişleri
Bakanlığı memurlarının, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir devlet
görevini yapmaları yasaklanmıştır?! Bunu ilk defa biz yapıyoruz. İlk defa
Türkiye Cumhuriyeti, Türk diplomatlarına, dünyanın belli ülkelerinde, belli dış
hizmetleri yapmayı yasaklıyor. Bu 23 üncü maddenin başka bir anlamı yok, başka
bir anlamı olamaz. Bu görevlerde Bakanlar Kurulunun tayin edeceği kuruluşlar
görev yapar, onların atayacağı insanlar Dışişleri kadrolarında görev yapar,
zinhar, Dışişleri mensupları bu görevleri yapamaz deniliyor.
Değerli arkadaşlar, bu, eğer, bir hatanın
mahsulüyse, unutulmuş bir noktaysa, dikkatten kaçmışsa, anlayışla
karışlanabilir. Hükümeti uyarıyoruz; lütfen, derhal bunu düzeltiniz, derhal bu
maddeyi düzeltiniz, geri çekiniz, gerekli önlemi alınız; ama, yapmazsanız,
gerçekten, bu, tarihe büyük bir hata olarak geçecektir, Yüce Meclisin bile bile
yaptığı -çünkü, uyarıyoruz- bir hata olarak geçecektir. Yalnız hükümetin değil,
bizim de ortak kusurumuz olarak geçecektir. Dışişleri memurlarını bu hizmeti
yapmaktan men etmek, onlara bu hizmeti yasaklamak, gerçekten, devlete
verebileceğimiz büyük bir zarardır. Sayın Bakanı uyarıyorum, bunu eğer
düzeltirse, gerçekten, önemli bir katkı sağlamış olacak.
Değerli arkadaşlarım, Dışişleri
memurlarından bahsederken bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Dışişleri
Bakanlığı, bizim arkamızdaki Osmanlının kuruluşundan sayarsak, yediyüz yıllık
devlet geleneğini temsil ediyor, bu arkadaşlarımız seksen yıllık cumhuriyet
geleneğini temsil ediyor ve Dışişleri Bakanlığının yapısı, teşkilatı, görevleri
çok dikkatle düzenlenmiştir. Bugün, Dışişleri Bakanlığının çalışmalarını,
personelinin faaliyetlerini düzenleyen yasalar, uzun yılların tecrübesinin
mahsulüdür. O bakımdan, hükümeti, bu konularda çok dikkatli olmaya davet
ediyoruz.
Şimdi, basında yer alan haberleri
görüyoruz. Bu haberlere baktığımız zaman, öyle anlıyoruz ki, Dışişlerinin
yapısını, çalışmasını, personelinin durumunu kökten etkileyecek birtakım
teşebbüsler söz konusudur. Bu tasarının içinde de var; yurtdışına atanacak
başka bakanlık mensuplarını Dışişleri Bakanlığının kadrolarında
görevlendireceğiz diyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, bunu Dışişlerine
sordunuz mu? Dışişleri Bakanlığının uzmanları teknik bilgi verdiler mi size?
Şimdiye kadarki hükümetler niçin bunu yapmamış acaba? Niçin şimdiye kadar
kimsenin aklına gelmemiş de, şimdi bizim aklımıza geliyor? Bunun sakıncalarını
düşündünüz mü?
Geçmişte bir iki örneği var. Bir iki defa,
başka bir kuruluşun mensupları, yurtdışındaki milletlerarası bir kuruluşta
görevlendirilmeleri için, önce Dışişleri kadrosunda görevlendirilmişler, sonra
yurtdışına atanmışlar. Sonra bunun doğurabildiği sıkıntıları size anlatamam. Bu
arkadaşlarımız, görevleri bitince perişan olmuşlardır. Bakanlık kadrosunda
çalışamazlar; çünkü, o göreve tekabül eden bir Dışişleri hizmeti yok. Eski
görevine iade etmek istiyorsunuz, o bakanlık ben almam diyor. İnsanlar ortada
kalmıştır. Çok değerli uzmanlarımız gerçekten perişan olmuşlardır.
İşte, bu gibi tecrübelere dayanarak,
Dışişleri Bakanlığı, öteden beri, daima, başka kuruluşların mensuplarının,
Dışişleri kadrolarından değil de, kendi bakanlıklarının kadrolarından
yurtdışına atanmalarını önermiştir, uygulama bu yönde olmuştur. Gayet tabiî ki,
yurtdışındaki büyükelçilerimiz, yurtdışındaki misyon şeflerimiz onların sicil
amiridir, onların çalışmalarını denetler, faaliyetlerini gözetir. Bütün
bunları, biz, her zaman yaparız; ama, bunları Dışişleri kadrosuna soktuğunuz
zaman, bileceksiniz ki, çok büyük bir sıkıntıyı davet ediyorsunuz.
Aranızda bu işin uzmanları vardır; her iki
partide de vardır. Ben eminim ki, bu işlerle uğraşmış arkadaşlarımız vardır.
Bizim hükümete tavsiyemiz şudur: Bu gibi önemli değişiklikleri yaparken,
lütfen, ilgili kuruluşlara danışınız, ilgili kuruluşların görüşlerini alınız;
onlar size teknik yönden izah etsinler, yapılan iş doğru mudur yanlış mıdır,
eksik midir, ne sıkıntılar yaratabilir, hangi sorunları birlikte getirebilir.
İşte, ben, bunları, Yüce Meclisin
dikkatine getirmek istiyorum, hükümetin dikkatine getirmek istiyorum.
Çok değerli arkadaşlar, şimdi, bu
vesileyle yine, bu personelle ilgili gazetelere de yansıyan bir konuyu Yüce
Meclisin dikkatine sunmak istiyorum, Sayın Bakanın dikkatine sunmak istiyorum.
Öyle anlaşılıyor ki, bu hükümet zamanında başlamasa bile, bu hükümet zamanında
devam eden bir uygulama var. Bu uygulama şudur: Dışişleri Bakanlığında göreve
alınacak insanlara psikolojik test uygulanıyor. Neymiş bu psikolojik test? Ben,
bu konuda, Sayın Dışişleri Bakanına bir soru önergesi yönelttim. Kendisinden
resmî cevap alamadım; ama, basın yoluyla, bize "bizden önce başlamıştır,
başka ülkelerden, Amerika'dan örnek alınmıştır ve biz, bu şekilde, geçmiş bir
uygulamayı sürdürüyoruz" şeklinde kısa bir cevap verdi.
Şimdi, hükümetimize böyle cevapları
yakıştıramıyoruz. Hükümet şunu dese, eğer, evet biz de inceledik, çok da doğru
olduğuna kanaat getirdik, çok isabetlidir, faydalıdır, buna kanaat getirdik,
onun için uyguluyoruz. Yoksa, sizden önce başlamış olması yeterli bir gerekçe
değil. Eğer, doğru bir şey ise, gayet tabiî ki, sürdüreceksiniz, içerisinde
yanlışlar varsa, o zaman, bu yanlışları düzelteceksiniz.
Şimdi, Sayın Bakan, biraz aceleyle cevap
verme telaşına düştüğünden, kendini çok zor durumda bırakmıştır. Şunun için:
"Bu testi Amerika'dan aldık" diyor. Değerli arkadaşlarım, Amerika'da,
Minnesota testi dedikleri, MMP1 adıyla anılan bu test, 1943 yılında uygulanmaya
başlanmış ve bu test, önce akıl hastaneleri için düşünülmüş, oradaki
psikiyatrik tedavi sistemlerinde uygulanmak için düşünülmüş, daha sonra
polisliğe alınırken, buna benzer uygulamalarda da, bu test uygulanmış; fakat,
belki Sayın Bakana bu bilgi ulaşmadı, bu testin uygulanması Amerika'da müthiş
bir tepki uyandırmış. Müthiş tepki uyandırmış; çünkü, bu teste, insanların
inançlarıyla ilgili bilgiler soruluyor. Şimdi, Türkçeye birisi tercüme etmiş
-kim etmişse- orijinal metninde şu sorular var; yani, "Amerika'dan
aldık" diyor ya, Amerika'da şu sorular var: "Hazreti İsa'nın kutsal
üçlüde ikinci sırada geldiğine inanır mısınız? Peygamberlerin öğretilerine
inanıyor musunuz? Kiliseye sık gider misiniz? İncil'i sık okur musunuz?"
Bizdeki soruda "Kur’an'ı haftada kaç defa okursunuz" deniliyor. Belli
ki buradan tercüme edilmiş. Ve diyorlar ki: "Ne var bunda. İşte Amerika
yapıyor, biz de yapıyoruz." Bilmedikleri şu: Değerli arkadaşlarım, bu test
Amerika'da iptal edilmiş biliyor musunuz? Bu test Amerika'da iptal edilmiş. O
kadar tepki gelmiş ki, o kadar davalar açılmış ki, devlet bazı yerlerde bu test
uygulandığı için dava açan insanlara tazminat ödemek zorunda kalmış. Şimdi sizi
de dava ederlerse ne yapacaksınız? Mesela, Amerika'da Delaware Polis Dairesinde
1998 yılında bu teste giren Donovan Hawkins isimli bir zat devleti dava ediyor:
"Sizin hakkınız yok benim inançlarım hakkında soru sormaya. Bu Tanrı ile
benim aramda bir iş, sizi ne alakadar ediyor, nasıl sorarsınız bu soruyu"
diyor, dava ediyor ve devlet sonunda bakıyor davayı kaybedecek, uzlaşma yoluna
gidiyor, 50 000 dolar tazminat ödüyor. Şimdi o yüzden bu test yürürlükten kaldırılmış.
1998 yılında yeni bir test uygulanmış. Yeni testte bu sorular yok. Yani, yeni
testte "haftada kaç defa İncil okursunuz", "kiliseye kaç defa
gidersiniz" gibi sorular yok. İşte onun için biz Sayın Dışişleri
Bakanımıza tavsiye ediyoruz; bu gibi sorularla muhatap olduğunda, hemen böyle
bir refleksle cevap vermek yerine, biraz incelesin, biraz araştırsın, biraz
uzmanlara sorsun. Bir psikoloji uzmanının yaptığı bir hatayı siyasî bir sorumlu
olarak Sayın Bakanın üstlenmesi şart değil. O konuda, rica ediyoruz, daha
dikkatli değerlendiriniz, kendinizi, hükümetinizi güç duruma düşürmeyiniz.
Efendim, yeni yapılan Amerikan testi
mükemmel mi; değil. Bizce, onun içinde de bizim Anayasamızla bağdaşmayan
hükümler var. Yani, bir testi Amerikalılar yaptı diye mutlaka uygulamak zorunda
mıyız biz? Bizim tavsiyemiz, ülkemizin Anayasasıyla bağdaşmayan, çağdaş devlet
anlayışıyla bağdaşmayan, laiklik zihniyetiyle bağdaşmayan uygulamalardan
kaçınmalarıdır; bunu, bu vesileyle hatırlatmak istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN -Sayın Öymen; sözlerinizi toparlar
mısınız.
Buyurun.
ONUR ÖYMEN (Devamla) - Sayın Başkan, bu
vesileyle, birkaç cümleyle daha kişisel görüşlerimi de açıklama fırsatı
verirseniz, bir noktaya daha değinip tamamlayayım.
Bir de, gazetelere intikal eden bilgilere
göre, bazı uzmanlar Dışişleri Bakanlığından görevlendiriliyor; Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesiyle ilgili olarak yürütülen davalarla ilgili bazı uzmanların
görevlendirildiği söyleniyor ve bu uzmanların kişisel eğilimlerinin, bizim
Anayasamızın öngördüğü laik devlet anlayışıyla bağdaşmadığına dair bazı
bilgiler gazetelerde yer alıyor.
Bu konuda da hükümeti uyarıyoruz, bu
konuda da dikkatinizi çekiyoruz; çünkü, değerli arkadaşlarım, biz, şimdiye
kadar hiçbir Avrupa Konseyi üyesi ülkenin yapmadığı bir hatayı yaptık; geçen
sene, bu türbanla ilgili olarak devleti dava eden bir şahsa karşı, devletin
verdiği savunmayı geri çektirdik siyasî kararla. Devletiniz, şimdiye kadar
savunduğumuz görüşler doğrultusunda davacıya karşı Türkiye'nin görüşlerini
savunuyor; siz, daha sonra, hükümet olarak talimat gönderiyorsunuz, devletin
savunmasını geri çektiriyorsunuz ve yerine de hiçbir savunma göndermiyorsunuz.
İşte, şimdi bu konuyla görevlendirilecek makama, bu konuda savunma yapacak
göreve, bu alanda devletimizin laik anlayışıyla bağdaşmayan fikirleri
savunduğuna dair ciddî iddialar olan bir insanı atamaya çalışıyorsunuz.
Sayın Bakanı uyarıyoruz, hükümeti
uyarıyoruz; bu yola gitmeyiniz. Türban konusundaki görüşlerinizi biliyoruz, siz
de bizim görüşlerimizi biliyorsunuz. Biz, Anayasamızın hâkim, amir hükümlerine
saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz, devletimizi yüksek mahkemelerinin
görüşlerine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz. O bakımdan, bu
görüşlere ters düşecek uzmanları devlette görevlendirdiğiniz ve bu alanlarda
onlara sorumluluk verdiğiniz takdirde siz de uyarıyoruz, bu sorumluluğun
altında kalırsınız; onun için, bir kere daha burada uyarı görevimizi yapmak
istiyoruz; lütfen, bu konularda dikkatli olunuz, devletimizin yediyüz yıldan
beri devam eden, cumhuriyetimizin seksen yıldan beri devam eden geleneklerini
bozmayınız, bütün içpolitika tartışmalarının dışında kalan Dışişleri
Bakanlığını, lütfen, politikaya sokmayınız.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öymen.
Şahısları adına, İstanbul Milletvekili
Sayın İnci Özdemir; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; görüştüğümüz Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden
Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısının geçici 4 üncü maddesi üzerinde,
şahsım adına görüşlerimi Yüce Heyetinize açıklamak üzere söz aldım; hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, görüştüğümüz geçici
4 üncü madde, 23 üncü maddede belirlenen bakanlık ve diğer kamu kuruluşlarının
yurtdışı teşkilatının düzenlenmesiyle ilgili Bakanlar Kurulu kararının üç ay
içerisinde çıkarılmasını ve yurtdışında çalışan personelin yeni yasaya göre
görevlendirmelerinin yapılmasına kadar görevlerine devam etmelerini içeriyor.
Aynı temsilcilikte faaliyet gösteren
çeşitli bakanlık ve kuruluş temsilcileri arasında koordinasyon sağlanamamakta,
bu durum, Dışişleri Bakanlığının görevlerini aksatmaktadır. Yurtdışı
temsilciliklerde yapılan işin hangi noktalarda kesiştiği veya birbirinden
ayrıldığı açıkça belirlenememektedir. Bu maddeyle, çokbaşlılık ortadan
kalkacak, bir disiplin sağlanacaktır. Ayrıca, yaklaşık 7 000 kamu görevlisi
sürekli, geçici veya sözleşmeli olarak yurtdışında görev yapmaktadır. Dışişleri
Bakanlığı dışında kalan yaklaşık 3 000 bakanlık ve kuruluş temsilcisi personel
bulunmaktadır. Bunlara ödenen meblağ ise, 100 000 000 dolarlarla ifade
edilmektedir.
Kuşkusuz, bir ülkenin yurtdışında en iyi
şekilde temsili fevkalade önemli bir konudur. Ancak, en iyi temsil, çok sayıda
temsilcilik ve personelle mümkündür anlayışı da, maalesef, doğru değildir. 23
üncü ve geçici 4 üncü maddeler bile tek başına böyle bir yasaya ne kadar gerek
duyulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Sadece bir tek örnek vermek istiyorum:
Başbakanlık Basın ve Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğümüzün yurtdışında
görevlendirdiği basın ataşeleri vardır. Basın ataşelikleri iletişim
teknolojisinin geri olduğu yıllarda ihdas edilmişler, görevli oldukları
ülkelerde bizim hakkımızda çıkan haber ve yazıları Ankara'ya iletmekle
görevlendirilmişlerdir. Bugün basın ataşeleri halen görev yapmaya devam
etmektedirler. Halbuki, internetin gelişmesiyle birlikte bütün yazılı ya da
görsel medyayı oturduğunuz yerden takip etmeniz mümkün olabilmektedir, aynen
bizlerin yaptığı gibi. Zaten Enformasyon Genel Müdürlüğümüzde de böyle bir
birim kurulmuştur. Anlaşılacağı üzere basın ataşeliği görevine de artık gerek
kalmamıştır.
Sayın milletvekilleri, bu tasarı, verdiğim
örnekte olduğu gibi yönetim sistemimizi zamanın gereklerine göre yeniden
düzenlemeyi amaçlamaktadır. Biz zamanın gereklerinden bahsediyoruz;
ilerlemeden, gelişmeden, halkımızın refah ve mutluluğundan bahsediyoruz; yerel
yönetimlere yetki devrinden, demokrasinin güçlendirilmesinden bahsediyoruz;
hızlı, verimli ve etkin bir kamu hizmeti anlayışından bahsediyoruz. Biz diyoruz
ki, gelin, bizim ülkemiz de, diğer çağdaş ülkelerde olduğu gibi, verdiği
hizmetleriyle vatandaşını tatmin eden bir ülke olsun. Söylediğimiz de yapmaya
çalıştığımız da budur.
Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özdemir.
Sayın milletvekilleri, soru-cevap kısmına
geçiyoruz.
Sayın Nuri Akbulut, buyurun.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Tasarının 23 üncü maddesi, Dışişleri
Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı hariç, bakanlıklar
ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatı kuramayacaklarını
amirdir. Yine, konuyla ilgili olarak, Bakanlar Kurulunun ilgili düzenlemeyi
yapacağı belirtilmektedir.
Ben, Sayın Bakanımızdan şu hususun
sorulmasını arzu ediyorum: Sayın Bakanım, kanunun yürürlüğe girmesiyle Bakanlar
Kurulu kararı arasında bir zaman geçeceği ve mahzuru olacağı ifade ediliyor.
Oysa, kanunun yürürlüğe girmesiyle, uygulamaya konu Bakanlar Kurulu kararı
arasında geçecek sürede, ilgili yurtdışı teşkilatlarının görevlerine devam
edecek olması, boşluk olacağı endişesini gidermiyor mu?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akbulut.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum.
Bu madde, tasarının daha önce görüşülen 23
üncü maddesiyle de bağlantılı bir madde.
23 üncü maddede, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, ben, görüşmenin yapıldığı tarihte, 58 inci Birleşim, 26 Şubat 2004
Perşembe günü görüşlerimi ifade etmiştim. Sayın Bakanda da -kendi ifadeleriyle-
tutanaklar olduğuna göre, oradan da izleme fırsatı bulabilir söylediklerim
dışında.
23 üncü madde, devletin yurtdışı
hizmetlerinin sunulmasında, bugünkü uygulamaya nazaran köklü değişiklikler
getiren bir maddeydi. Halen, Türkiye Cumhuriyetinin dış ilişkilerini ne şekilde
yürüteceği, milletlerarası ilişkilerin yürütülmesi ve koordinasyonu hakkında, 5
Mayıs 1969 tarihli ve 1173 sayılı Kanunla düzenlenmiş bir geleneğimiz var, bir
yasal uygulamamız var. Ayrıca, bir de, kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı
teşkilatı kurması hakkında, 12 Aralık 1983 tarih ve 189 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname bulunmaktadır.
Değişik kereler, yurtdışında, hem Avrupa
Birliği Uyum Komisyonu hem Karma Parlamento Komisyonu üyesi olarak, değişik
ziyaretlerde, Türkiye'nin ulusal hedefleri doğrultusunda, Cumhuriyet Halk
Partisi adına ben de son dönemlerde görev yaptım. Bir tespitimi Sayın Bakanla
paylaşmak istiyorum.
Şimdi, burada, Dışişleri mensuplarının;
yani, pek çok ülkedeki büyükelçiliğimizde ve başkonsolosluğumuzda, o, son 1983
tarihli kararnameyle belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri yok.
Bunlar, Dışişleri mensuplarımız, oradaki memurlarımız tarafından, yerine
konularak yürütülmekte.
Şimdi, Avrupa Birliği sürecinde önemli bir
kavşağa gelmiş bir Türkiye manzarasıyla karşı karşıyayız. Bu, benim, genel
duyarlılık açısından bir istirhamım. Şimdi, geniş bir kadrolaşma imkânı olacak.
Bunu, bir kere daha tutanaklara geçmesi açısından da ifade ediyorum. Bu
atamalarda -lütfen- atandığı görevin gereğini yapacak ve o ülkede, Türkiye'yi,
yabancı dil bilgisiyle ve genel görgü kuralları içerisinde temsil edecek
yetenekte kişilerin atanması son derece önemli.
Değerli arkadaşlarım, bunu niye
söylüyorum, herhangi bir aksaklık gördüğüm için mi; bazı yerlerde var, bunları
teslim etmek gerekiyor.
BAŞKAN - Sorunuz geliyor değil mi Sayın
Koç?
HALUK KOÇ (Samsun) - Sorum geliyor; başka
soru soran olmadığı için, 1 dakika 5 saniyem var.
BAŞKAN - Var, başka soru sormak isteyen
milletvekili var.
HALUK KOÇ (Samsun) - Peki. Bu konudaki
duyarlılık bakımından, birtakım kadro şeyleri vardı onları söyleyecektim, daha
sonra ifade ederim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.
Sayın Mustafa Özyurt, buyurun.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Ben, sabahtan
beri soru sormak istiyordum, şimdi sıra geldi; kusura bakmayın.
BAŞKAN - Onun için Haluk Beye müdahale
ettim.
Buyurun.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sağ olun.
İkimiz de akademik çevreden geldiğimiz
için, Sayın Komisyon Başkanıma soru sormak istiyorum. Yerel yönetimlere
devredilen bu yetkiler, gerçekten içine siniyor mu ve bir hoca olarak, ders
anlattığı öğrencileriyle karşılaştığı zaman "hocam ne yaptınız"
dediklerinde, acaba kafasında bir soru işareti oluşacak mı oluşmayacak mı? Bu
soruyu, elini vicdanına koyarak cevaplandırmasını istiyorum.
Sağ olun.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
5 dakikalık süre bitti.
Sayın Bakan önce siz mi, Komisyon
Başkanımız mı?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Cevap verecek misiniz?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Vereceğim.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - O zaman buyurun.
BAŞKAN - Sayın Başkan, buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Efendim, benzeri soru, sabah da Sayın Haluk Koç tarafından
soruldu. Tabiî, benim elim her zaman vicdanımda. Bunu samimî olarak söylüyorum.
Aslında, akademisyen olarak benim gönlümden geçen -her zaman bunu beyan ettiğim
için, burada da söylüyorum- bu konuda Anayasada ciddî bir değişiklik yaparak
bunları yapmaktı. Bunun doğrusu budur, sağlıklı olan da budur; bunu her zaman
söylüyoruz. Komisyonda, gerek hükümeti gerek diğer yetkilileri bu konuda çok da
ikaz ettim. Onlar da buna dikkat etti ve mevcut bu metni, mümkün olduğu kadar,
Anayasaya aykırı olmayacak şekilde getirmeye çalıştık. Sabah da söyledim,
Anayasaya aykırılığı noktasında, hakikaten, böyle, ciddî kuşku duyduğum
belirgin durum olduğu zaman, ben, mümkün olduğu kadar, her zaman, önerge
vererek, destekleyerek -komisyondaki arkadaşlarımız bunu biliyorlar- buna
müdahale ettim; ama, biliyorsunuz, bu yasalar, çok zor yasalar zaten. Yani,
kamu reformu yasaları Fransa'da 1982'de çıktığı zaman da, zabıtlara bakın,
orada da bu tür tartışmalar olmuş hep. Yani, ilk defa bizde olan bir mesele
değil. Belki, yıllardan beri yapılamayan bir değişiklik bugün yapıldığı için
böyle bir sorun yaşanıyor; ama, her iki partimizin yetkilileri bir araya
gelelim, Anayasayı değiştirerek, daha geniş yetkili bir reform paketini beraber
geçirelim diyorum; yoksa, gerçekten, burada, Anayasaya çok açık aykırılık
gördüğüm bir şey olsa, ben "burası böyle olmaz" şeklinde söylerim.
Zaten, bunu denetleyecek daha başka makamlar da, malumunuz Anayasa Mahkememiz,
Cumhurbaşkanlığı bulunuyor. O açıdan, hocama, böyle cevap vermek istiyorum.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sayın Başkan, çok
teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, ben de, kısaca, kalan sürede arkadaşlarımızın sorularını
cevaplandırmaya çalışayım.
Önce, Sayın Onur Öymen, demin yapmış
olduğu konuşma esnasında da bana bir iki soru tevcih ettiler; o bakımdan,
oradan başlamak istiyorum. Aynı zamanda, biraz önce soru soran arkadaşlarımız
da aşağı yukarı Sayın Öymen'in dile getirdiği hususlarla ilgili sorular
yönelttiler. Görüşmekte olduğumuz geçici 4 üncü madde, biraz önce de ifade
edildiği gibi, bu tasarının, daha önce görüşüp kabul ettiğimiz 23 üncü
maddesiyle doğrudan bağlantılı. 23 üncü madde yurtdışı hizmetlerinin
yürütülmesiyle ilgili bir maddedir. Bizim ülkemizin yurtdışında
büyükelçilikleri var, başkonsoloslukları var, dıştemsilcilikleri var. Bu
tasarı, bunlarla ilgili yeni bir bakış açısı getiriyor; Dışişleri Bakanlığı ile
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı hariç, bakanlıklar ile diğer kamu
kurum ve kuruluşları yurtdışı teşkilatı kuramazlar demek istiyor. Peki,
kuramazlarsa, mevcutlar ne olacak? Tabiî, bu, mevcutları kaldırıyor; ancak,
şimdi, geçici 4 üncü maddeyle birleştirirsek, deniliyor ki: "Bakanlıklar
ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarından hangilerinin hangi ülkelerde yurtdışı
hizmeti sunacağı Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir. Peki, ne zaman
verilecek bu Bakanlar Kurulu kararı; bu yasanın yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren üç ay içerisinde verilecek demek istiyor. Teşkilat mı olacak bunlar;
hayır, bizim oralardaki Dışişleri Bakanlığımızın büyükelçilikleri,
konsoloslukları nezdinde görev yapacaklar.
Sayın Onur Öymen'in üstüne basarak ifade
ettiği husus şu: Bu görevlere Dışişleri Bakanlığı elemanları atanamaz ve
görevlendirilemezler. Buradan hareketle bazı değerlendirmelerde bulundu. Hangi
görevlere atanamazlar?.. Zaten bu maddenin içerisinde var; kamu kurum ve
kuruluşları personelinin Dışişleri Bakanlığı kadrolarına belirli süreler olarak
görevlendirecekleri personelin yerine bunlar atanamazlar. Yani, oraya atanacak
olan bu personel, mutlaka, o kamu kurum ve kuruluşu tarafından seçilecek.
Dolayısıyla, Dışişleri Bakanlığı personeli buralara atanamayacak. Peki,
yurtdışı temsilciliğimizde, örneğin, Millî Eğitim Bakanlığının atayacağı bir
kişi yoksa ne olacak, bu görev yapılmayacak mı? Sayın Onur Öymen onu ifade
ettiler. Burada, maddede "atanamazlar ve görevlendirilemezler" diyor;
kamu kurum ve kuruluşlarının kendi bünyelerinden görevlendirilecekleri o
pozisyonlara atanamazlar. Eğer orada ilgili hizmeti yapacak bir kamu
kuruluşunun temsilcisi yoksa, o görev, şüphesiz ki, bizim oradaki elemanlarımız
tarafından, şimdi olduğu gibi, yerine getirilecektir. Dolayısıyla, burada
herhangi bir boşluk söz konusu değildir, bir endişeye de gerek yoktur.
Biraz önce Sayın Koç da ifade etti,
Dışişleri Bakanlığı da, diğer kamu kurum ve kuruluşları da personellerini
atarken, ülkemizdeki mevcut yasalara göre atama yapar. Objektif kriterler
vardır. Hangi göreve hangi nitelikte insanlar atanacaktır, bunlarda hangi
şartlar aranır, bu, yasalarımızda bellidir. Biz, herhangi bir göreve
getireceğimiz kişide, yasalar çerçevesi içerisinde objektif kriterlere göre
hareket ederiz, sübjektif kriterlere göre hareket etmek, demokratik toplumların
ve devletlerin görevi değildir.
Sayın Öymen, sübjektif değerlendirmeler de
yapın demek istedi. Kendisine bunu yakıştıramadığımı ifade etmek istiyorum.
Saygılar sunarım.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şahin.
ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Öymen, bir şey mi
söyleyeceksiniz?
ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Bakan
sübjektif değerlendirmelerle ilgili bir atıfta bulunduğumu söyledi, bir sataşma
oldu...
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Eğer "objektif" derseniz, sözlerimi
geri alırım.
BAŞKAN - Siz de, sataşmadan söz
istiyorsunuz...
ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Evet efendim,
sataşmadan dolayı söz istiyorum.
BAŞKAN - Peki, buyurun.
VII. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-
İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Mehmet Ali Şahin'in şahsına sataşması nedeniyle konuşması
ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Değerli
arkadaşlar, Sayın Bakanın bu sözlerini biraz yadırgadığımı ifade etmek
zorundayım. Bir kere, işin özü itibariyle,
Sayın Bakanın demin yaptığı açıklama, benim sözlerime bir cevap teşkil
etmiyor. Çok açık bir şekilde "görevlendirilemez" deniliyor. Ne demek
görevlendirilemez? Diyelim ki, bir büyükelçilikte Millî Eğitim Bakanlığı
kadrosu var; fakat, Millî Eğitim Bakanlığı oraya bir atama yapmamış -bugün de
birçok kadro boş- kim yapacak o görevi? O göreve
"görevlendirilemez" demek,
diplomatların o görevi yapmasına engel olan bir hükümdür. Bunu yapamazsınız
diyoruz. Şu soruyu sordum: Bunu yapan bir ülke var mı dünyada; buna benzer bir
hükmü içeren bir yasaya sahip olan herhangi bir ülke var mı? Bu soruya cevap
yok.
Ayrıca, yapılan bazı sübjektif
uygulamaların tarafımdan dile getirilmesini de yadırgadığı anlaşılıyor Sayın
Bakanın.
Değerli arkadaşlarım, bunu,
sübjektiflikten başka hangi kelime vasıflandırabilir?! Bir uzman atıyorsunuz;
görevi, bir uluslararası mahkemede Türkiye'nin tezlerini savunmak. Bir sınav mı
açtınız, Dışişleri Bakanlığı teşkilatı, bir bilimsel araştırma yaptıktan sonra
size bu uzmanı mı önerdi?!
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Vücut dili var,
vücut dili...
ONUR ÖYMEN (Devamla) - Yoksa, siz, bu
uzmanı, kendi siyasî görüşlerinize yakın olduğu düşüncesiyle mi bu göreve
getirdiniz?!
Şimdi, bu konunun Mecliste irdelenmesini
istemek bizim hakkımızdır. Sayın Bakan "siz yanlış biliyorsunuz, biz, bu
konuda bir uzman görevlendirmek için bir sınav açtık; bu davalarda Türkiye'nin
tezlerini savunmak için bir uzman görevlendirmek istedik, sınav açtık ve bu
arkadaşımız bu sınavı kazandı, onun için görevlendirdik" diyorsa, sözümü
geri alırım. Böyle mi oldu? Yoksa, şunu diyebilir: "Efendim, Dışişleri
Bakanlığı teşkilatına görev verdik, Dışişleri Bakanlığı Türkiye'deki bütün
uzmanları inceledi, İnsan Hakları Mahkemesinde türban gibi konularda
Türkiye'nin tezlerini en başarıyla savunacak arkadaşımızın bu olduğuna karar
verdi. Biz de, ne yapalım, bürokrasinin önerisini yerine getirdik." Böyle
mi oldu? Eğer böyle olduysa söyleyin. Şimdi, böyle olmadı da, siz siyasî bir
tercihle kendi görüşünüze yakın bir insanı bu göreve getirme yoluna
gittiyseniz, bunu sübjektiflikten başka hangi kelime açıklayabilir?!
Onun için, Sayın Bakandan rica ediyorum;
bu gibi konularda, muhalefeti suçlamadan önce, çok dikkatli olsunlar. Biz, her
kelimemizi, her sözümüzü iyice düşünerek söylüyoruz. İktidarı yıpratmak gibi
bir hedefimiz yok. Biz, iktidarın yanlış iş yapmasını istemeyiz, doğru iş
yapmasını isteriz. Netice itibariyle, iktidarın icraatı Türkiye'nin çıkarlarına
hizmet ederse en çok biz seviniriz; ama, bu bahsettiğim konular çok hayatî
konulardır. Anayasamıza aykırı bir test uygulayacaksınız, sonra diyeceksiniz ki
"ne yapalım, Amerika'dan aldık." Farkında değilsiniz, Amerika iptal
etmiş onu; o soruları Amerika iptal etmiş, bilmiyorsunuz. Sırf, muhalefete
hemen cevap vermek için, bilmediğiniz bir konuda, kalkıyorsunuz, muhalefeti
suçluyorsunuz "nasıl olur efendim, Dışişlerinden çıkmış birisi böyle laf
eder" diyorsunuz. Dışişlerinden çıkmış birisi böyle laf eder; çünkü,
Dışişlerinde hiç böyle şeyler olmazdı, evvelce böyle şeyler hiç olmazdı da onun
için laf eder. Size içpolitikada polemik yapmak için söylemiyoruz bunları, size
iyilik yapmak için söylüyoruz, sizi hatadan korumak için söylüyoruz.
Onun için, benim, bu vesileyle Sayın
Bakana ve hükümete küçük bir tavsiyem var. Lütfen, muhalefeti suçlamadan önce
iyi düşününüz, söylediklerini iyi inceleyiniz, içinde haklılık payı varsa bunu
kabul etmenin sizin hükümetinizin çıkarına, Türkiye'nin çıkarına olduğunu
düşününüz. Hiç merak etmeyin, biz, bu gibi millî meseleleri küçük, ucuz
politika malzemesi yapacak insanlar değiliz.
Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öymen.
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
4. - Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.
Sayısı: 349) (Devam)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde
üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 4 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
|
Ali Topuz |
Oğuz Oyan |
M. Akif Hamzaçebi |
|
|
|
İstanbul |
İzmir |
Trabzon |
|
|
Muharrem Eskiyapan |
Osman Kaptan |
Kemal Sağ |
|
|
Kayseri |
Antalya |
Adana |
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Sayın Topuz, gerekçeyi mi
okutayım, söz talebiniz mi var?
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Geçici 4 üncü madde ile tasarının 23 üncü
maddesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı çıkarılıncaya kadar kamu kurum ve
kuruluşlarının yurtdışı teşkilatının görevlerine devam etmesi öngörülmektedir.
349 sıra sayılı kanun tasarısının 23 üncü
maddesinde Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi
Başkanlığı hariç, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı
teşkilatı kurmaları engellenmiştir. Tasarıda yurtdışı hizmetlerin hangi
bakanlık ya da diğer kamu kurum ve kuruluşu tarafından sunulacağını belirleme
yetkisi ise Bakanlar Kuruluna bırakılmıştır. Ancak, Bakanlar Kuruluna verilen
bu yetkinin hangi sınırlar içinde ve hangi kriterlere dayalı olarak
kullanılacağına ilişkin esaslar madde metninde düzenlenmemiştir.
23 üncü maddede yurtdışı hizmetleri
sunacak kamu görevlilerinin hangi kriterlere dayalı olarak belirleneceğine
ilişkin esaslar da belirlenmemiştir. Bununla birlikte, belirlenen ve Dışişleri
Bakanlığı kadrolarına belirli süreli görevlendirilenlerin statüleri, hangi
hiyerarşik kademede temsil edilecekleri gibi madde metninde yer alması gereken
düzenlemelerin de yapılmadığı görülmektedir. Belirli süreli görevlendirilecek
kamu görevlilerinin görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin bir düzenlemeye
yer verilmediği için, madde, bu haliyle eksiklikler içermekte, yurtdışı
teşkilatlarına ilişkin yapılan eleştirileri düzeltici mekanizmalara yer
vermemektedir. Görevlendirilecek kamu görevlilerinin özlük haklarına ilişkin
hiçbir düzenlemeye yer verilmemiştir. Ayrıca, görevlendirileceklere yapılacak
olan ödemeler Dışişleri Bakanlığı bütçesinden karşılanacak ise, bu konuda
Dışişleri Bakanlığına yeni ödeneklerin ayrılıp ayrılmayacağına ilişkin de bir
düzenleme getirilmemiştir. Bu durum, Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen
hizmetlerin zaafa uğramasına neden olabilecek nitelikte önemli bir eksikliktir.
23 üncü maddenin son fıkrası ile yurtdışı
hizmetlerin yürütülmesi için Dışişleri Bakanlığı mensuplarının atanamayacağı ve
görevlendirilemeyeceğine ilişkin hüküm
getirilmiştir. Yurtdışı hizmetlerde görülen aksaklıkların başında bu görevlerin
nitelikli kamu görevlilerine gördürülmemesi olduğu bilinmektedir. Dışişleri
Bakanlığı mensupları, bakanlıklar ve diğer kurum ve kuruluşlardan yurtdışı
teşkilatı olmayanların yürütmesi gerekli hizmetleri bugüne kadar başarıyla
yürütmüşlerdir. Bu konuda getirilen sınırlama, yurtdışı hizmetlerin nitelikli
personel tarafından görülmesini engelleyecektir. Türkiye'nin, yurtdışında 93
büyükelçiliği, 11 daimî temsilciliği, 57'si faal olmak üzere 60 konsolosluğu
bulunmasına karşın, ticaret müşaviri sayısı 71, ekonomi müşaviri sayısı 24'tür.
Maliye Bakanlığı temsilcilerinin sayısı 19'dur. Devlet Planlama Teşkilatının 7
kadrosu, Millî Eğitim müşavirliğinin de 33 kadar kadrosu vardır. Basın müşaviri
sayısı ise 17'dir. Bu kadroların önemli bir bölümü de kullanılmamaktadır.
Örneğin, Kültür ve Turizm Bakanlığına ait 60 kadrodan 41'i halen
kullanılmamaktadır. Yapılan düzenlemeyle, Dışişleri Bakanlığı personelinin bu
görevleri yürütmek üzere atanmaları ve görevlendirmelerinin önüne geçilmesiyle,
yürütülen hizmetlerin deneyimli personel eliyle yürütülmesi engellendiği gibi,
kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı boş kadroların olduğu temsilciliklerde görev
yapılamaması durumu ortaya çıkacaktır.
Yeniden düzenleme iddiasında olan bir
tasarının, mevcut mevzuatta yer alan ve uygulamada birçok sorunu beraberinde
getiren yapı için somut çözümleri getirmemesi, bu tasarıyla da toplumsal
beklentilere yanıt verilememesini beraberinde getirecektir.
Geçici 4 üncü maddenin, sorunların çözümü
için bir yenilik içermemesi, eksik ve özensiz bir şekilde hazırlanması
nedeniyle, yeniden düzenlenmek üzere tasarı metninden çıkarılması
gerekmektedir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul
edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
III. -
YOKLAMA
BAŞKAN - Maddenin oylamasından önce bir
yoklama talebi vardır; şimdi, bu talebi yerine getireceğim.
Önce, yoklama talebiyle ilgili önergeyi
okutup, yoklama talebinde bulunan sayın üyelerin salonda bulunup
bulunmadıklarını tespit edeceğim; yeterli sayıda sayın üye salonda hazır ise,
elektronik cihazla yoklama yapacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 4 üncü maddesinin oylamasına geçilmesinden önce, İçtüzüğün
57 nci maddesi gereğince yoklama yapılmasını arz ederiz.
Ali Topuz?.. Burada.
İzzet Çetin?.. Burada.
Kemal Kılıçdaroğlu?.. Burada.
Ali Oksal?.. Burada.
Feridun Ayvazoğlu?.. Burada.
Muhsin Koçyiğit?.. Burada.
Gökhan Durgun?.. Burada.
Oğuz Oyan?.. Burada.
Atilla Kart?.. Burada.
Halil Tiryaki?..
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN - Osman Kaptan?.. Burada.
Mustafa Özyürek?.. Burada.
Abdulkadir Ateş?.. Burada.
Mustafa Özyurt?.. Burada.
Muharrem Eskiyapan?..
FİKRET ÜNLÜ (Karaman) - Tekabbül ediyorum.
BAŞKAN - Mehmet Ziya Yergök?.. Burada.
Hüseyin Ekmekcioğlu?.. Burada.
Oya Araslı?.. Burada.
Mehmet Boztaş?.. Burada.
Mehmet Küçükaşık?.. Burada.
Orhan Ziya Diren?.. Burada.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Ben de
buradayım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, adlarını okuduğum sayın üyelerin, yoklama
için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.
Yoklama için 3 dakikalık süre veriyorum ve
yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı
yetersayısı vardır.
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
4. - Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkıda Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.
Sayısı: 349) (Devam)
BAŞKAN - Geçici 4 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Geçici 4 üncü madde kabul edilmiştir.
Geçici 5 inci maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 5. - Bu Kanun kapsamına giren
kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş ve görevlerine ilişkin kanun, kanun
hükmünde kararname ve diğer mevzuatlarında bu Kanunda belirtilen ilkeler
doğrultusunda gerekli değişiklikler bir yıl içinde yapılır.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi ve şahsı adına, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç; buyurun.
CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın
Başkan, teşekkür ediyorum ve Yüce Meclisi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, geçici 5 inci madde,
geçici 7 nci maddeyle ilişkili, son derece önemli bir madde. Bu konuda bazı
çekincelerimiz var, bazı uyarılarımız var; bunları huzurunuzda dile getirmek
için söz almış bulunuyorum.
Şimdi, tasarının geçici 5 inci maddesi, bu
kanun kapsamına giren kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş ve görevlerine
ilişkin kanun, kanun hükmünde kararname ve diğer mevzuatlarında bu kanunda
belirtilen ilkeler doğrultusunda gerekli değişikliklerin bir yıl içinde
yapılacağını hüküm altına almaktadır. İlk bakışta, hakikaten, doğal ve gerçekçi
bir düzenleme olarak görülüyor. Tasarının 7 nci maddesiyle de doğrudan ilişkili
demiştim. Tasarının geçici 7 nci maddesiyle birlikte bu 5 inci maddeyi ele
aldığımızda, özellikle ara yönetsel kademelerde siyasal bir kadrolaşmanın önünü
açabilme riskleri vardır, tehlikeleri vardır.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu 5 inci ve
7 nci geçici maddeler, hükümete kanunî, yasal zemini hazırlanmış bir kadrolaşma
imkânı vermektedir. Değerli milletvekilleri, böylelikle, kamu kurum ve
kuruluşlarında görev yapan, unvanlı kadrolarda bulunan personelden hükümetin
istediklerinin görevden alınmasına yönelik düzenlemelerin hukukî dayanağı, bu 5
inci ve 7 nci maddelerde yaşama geçirilmek istenmektedir.
BAŞKAN - Sayın Koç, bir saniye...
Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda bir
uğultu var; lütfen, bu uğultuya meydan vermeyelim.
Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Başkan, bu
maddede söylediklerimiz gerçekten önemli. Sayın arkadaşlarımızın dinleme
dayanıklılıklarının azaldığını biliyorum; ama, tutanaklara geçmesi bakımından,
biz, görevimizi yerine getirme konusunda tutarlılığımızı sürdüreceğiz.
Nitekim, geçici 5 inci maddeyle, kamu
kurum ve kuruluşlarının teşkilat kanunlarında değişiklik yapılması
öngörüldükten sonra, 7 nci maddeyle "bu Kanun uyarınca bakanlıklar ile
bağlı ve ilgili kuruluşların kuruluş kanunlarında yapılacak düzenlemeler
nedeniyle kadro unvanı değişen veya kaldırılanlar durumlarına uygun boş
kadrolara atanırlar" hükmüne yer verilmek suretiyle görevden almanın
hukukî, yasal altyapısı oluşturulmak istenmektedir. Bu maddede ve bu maddeye
göre, kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat kanunları ile diğer mevzuatlarının
yasalaşacak olan tasarı çerçevesinde değiştirilmesi gerekmektedir.
Teşkilatlanmaya ilişkin hükümler gereğince ve kurumların teşkilat kanunlarında
yasalaşacak olan tasarı gereğince yapılacak düzenlemeler ile kamu personelinin
kadro unvanları değişikliğe uğrayacak ve
unvanlı -dikkatinizi çekmek
istiyorum- pek çok memur kadro unvanlarının değiştirilmesi sonucu görevlerinden
otomatikman alınmış olacaklardır.
Değerli milletvekilleri, uygulamada, çok
sayıda kamu personeli kadro unvanları değiştirilmek suretiyle görevden
alınacak, yeni oluşturulacak -kanunî deyimiyle ihdas edilecek- kadrolara ise
siyasî iradenin görüşleri doğrultusunda yeni atamalar yapılacaktır; ancak, bu
atamalar, kadrosu kaldırılan memurlar açısından herhangi bir hak teşkil
etmeyecektir. Bir yasal sakıncayı, burada, tekrar vurgulamak istiyoruz. Kamu
personel rejiminde ciddî olarak kadrolaşmaya olanak sağlayacak bu durumu
çeşitli örneklerle açıklamak mümkün.
Bakın, Sayın Kapusuz farkına varmadı
herhalde, bu döneme yetiştirme gayretlerinde bulunmadı; ama, Devlet İstatistik
Enstitüsünde yapılacak olan uygulama, bu söylediğim örnekle bire bir
örtüşmektedir. Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığının -yasalaşacak tasarı
çerçevesinde- teşkilat yasasında gerekli değişiklikler buna dayanarak
yapılacaktır. Teşkilat yasasında yapılacak değişiklikle -ki, bu konudaki
değişiklik tasarısı Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı beklenmeden bile
Meclise sunulmuştur- söz konusu kurumun adı, Türkiye İstatistik Kurumu olarak
değiştirilecektir. Bu şekilde, kurumun ve kurumda yer alan diğer unvanlı daire
başkanlıkları, birim veya şube müdürlükleri gibi yönetim birimlerinin, hatta
unvanlı memuriyet kadrolarının değiştirilmesiyle, geçici 7 nci madde hükümleri
çerçevesinde, Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanı ve diğer yöneticileri, hatta
unvanlı memurları yasal düzenlemeyle otomatik olarak görevden alınmakta; yeni
ihdas edilen kadrolara ise, hükümetçe uygun görülecek kişiler atanacaktır.
Değerli arkadaşlarım, teşkilat yasalarının
değiştirilmesi suretiyle kurum adının değiştirilmesi ya da kurum adı
değiştirilmeden kurumun teşkilat şemasında yer alan hizmet birimlerinin adının
değiştirilmesi yoluyla, söz konusu birimlerdeki yöneticilerin kadro unvanları
değiştirilecektir. Kadrosu değiştirilen yöneticiler, geçici 7 nci madde
gereğince, durumlarına uygun boş kadrolara atanacaklar; benzer görevleri
yapacakları halde, adı değiştirilen ve bu nedenle yeni ihdas edilen kadrolara
ise, hükümet tarafından veya hükümetin atadığı üst yöneticiler tarafından yeni
atamalar gerçekleştirilecektir.
Teşkilat yasalarında yapılacak
değişikliklerle, kamu yönetimindeki tüm unvanlı kadrolardaki yönetici personel
görevden alınma tehdidiyle karşı karşıyadır. Bununla birlikte, halihazırda
hizmet veren ve tüm kamu kurumlarında eşdeğerleri bulunan bazı unvanlardaki
personelin, tasarının teşkilatlanmaya ilişkin hükümleri gereğince görevlerinden
alınacakları ise şimdiden bellidir. Tasarının 20 nci maddesi -Sayın Bakan
burada- çerçevesinde, araştırma, planlama ve organizasyon birimlerinin yerine
strateji geliştirme başkanlıkları kurulduğundan, halen görev yapmakta olan APK
kurul başkanı ve APK daire başkanı unvanlı kadrolardaki yöneticiler,
durumlarına uygun bir kadroya atanmak üzere görevlerinden alınacak, yeni ihdas
edilecek strateji geliştirme başkanı unvanlı kadrolara ise, demin söylediğim
gibi, yeni atamalar yapılacaktır.
Değerli arkadaşlarım, tasarının
yasalaşması durumunda... Ki, böyle bir olasılığı görmüyoruz, bunu da defeatle
söylüyoruz. Kalan geçici bu maddeler, alelacele, maalesef mutabakat dışında,
Sayın Grup Başkanvekili tarafından, Meclisin son günü, yasama maddeleri arasına
sıkıştırılmıştır, mutabakat halinde olduğumuz birçok yasa tasarısı
beklemektedir.
Bakın, 2 sıra sonra, özelleştirme
mağdurlarının sorunlarını halledecek olan bir yasa tasarısı var. Bunun
gecikmesinin sebebi, Cumhuriyet Halk Partisi değildir; bunun gecikmesinin
sebebi, Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup yönetimidir. Kamu Yönetimi Temel
Yasası Tasarısının, Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki itirazları, direnci,
birbuçuk ay önce görüşülen 40 küsur maddedeki dokuz gün süren, geceleri
12'lere, 1'lere kadar süren görüşmeler gözönüne alındığında, yasama döneminin
son gününde, son kanunlar olarak buraya sıkıştırılmasını başka türlü açıklamak
mümkün değildir.
AHMET YENİ (Samsun) - Bitinceye kadar
devam edeceğiz.
HALUK KOÇ (Devamla) - Biz hazırız. Bu
pazar düğün yok dedim; hepiniz burada çalışabilirsiniz. Bakın, klimalı...
Yüksek ısıyla Anadolu kavruluyor; oralara gitmeye gerek yok. Biz buradayız,
sizi de bekleriz. Memnuniyetle çalışmaya devam ederiz. Hatta, ağustos ayı da bu
işe açık olabilir.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, tasarının
teşkilatlanma ilkelerini belirleyen maddeleri de dikkate alındığında, demin
söylediklerimi de alt alta toplayacak olursak, ülkemizdeki bütün kamu kurum ve
kuruluşlarının teşkilat kanunlarında yapılacak değişiklikler neticesinde,
Devlet İstatistik Enstitüsü örneğinde söylediğim gibi, şeflik ve müdürlük
düzeylerinden itibaren tüm yönetici kadroları, hükümetin unvanını değiştirdiği
diğer kadrolardaki kamu personelinin otomatikman görevden alınmış olacağı, yeni
ihdas edilen kadrolara ise hükümetin istediği kişilerin atanması yolu açılarak,
bürokraside bir kadrolaşma dönemi başlayacaktır. Tabiî, yeni şiirler
görebileceğiz bu arada kamuoyunda; Sayın Başbakana ithaf edilen, methiyeler
düzen şiirler yazan, yeni boşalan kadrolara atanma heveslisi olan bürokrat
adaylarını göreceğiz kamuoyunda; çünkü, atamalarda bunların bir kıstas olduğunu
gördük Millî Eğitim Bakanlığında veya hâlâ açıkta kalan eş dost, akraba varsa,
yakınlar varsa, bunlar için de önemli bir atama alanı doğacaktır. Bunları
söylüyoruz.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) -
Çarpılacaksınız bir gün. Bilmeden konuşuyorsunuz.
HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Tekin, sizin
de bir akrabanız var herhalde, çok yanıksınız bu konuda.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Size
yakışmıyor...
HALUK KOÇ (Devamla) -Çok yanıksınız bu
konuda, sizin de bir akrabanız var herhalde.
Evet, yüzbinlerce kamu personelinin devir
konusu olması, üst düzey bürokrasisinin...
AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Size
yakışmıyor...
HALUK KOÇ (Devamla) - Siz yakışanı
söylersiniz buraya gelip Sayın Tekin.
BAŞKAN - Sayın Tekin, lütfen...
AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Yalan
dolan konuşmayın.
BAŞKAN - Sayın Tekin, lütfen...
HALUK KOÇ (Devamla) - Efendim, tutanaklara
geçer misiniz, yalan konuşmakla itham ediyor sayın vekil.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Özünü
öğrenerek konuşun.
HALUK KOÇ (Devamla) - Evet, gelir
açıklarsınız burada. Gelir açıklarsanız bir derdiniz varsa, bir yareniz varsa,
kürsü açık, milletin kürsüsü, gelir açıklarsınız.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Özünü
öğrenerek konuşun; size o yakışır.
HALUK KOÇ (Devamla) - Ne yazık ki, sizi
bir tek ben duyabiliyorum, başka hiç kimse duyamıyor Sayın Tekin; onun için,
çabalarınız boş geliyor.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Özünü
öğrenin; sonra mahcup olursunuz.
HALUK KOÇ (Devamla) - Kürsüde benim
verdiğim yanıtlar duyuluyor, sizinkinin duyulması için burada söz almanız
gerekli.
Yüzbinlerce kamu personelinin devir konusu
olması, üst düzey bürokrasisinin hükümetle birlikte gelip gitmesi, memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin, siyasal tercihle atanan üst düzey bürokratlar
tarafından, performans ölçütleri -ki, ne kadar soyut olduğu, sağlık alanındaki
uygulamalardan belli, sağlık personelinin yakınmalarından belli- performansa
dayalı çalışma değerlendirmesi, bunun altyapısı oluşturulamadı; bu da
eksikliklerden bir tanesi. Bunları söyleyince sizi rahatsız ediyorsam özür
dilerim; ama, gerçekleri bilmenizi isterim.
Geçici 5 inci ve 7 nci maddeler birlikte
değerlendirildiğinde, değerli arkadaşlarım, ülkemizde cumhuriyet tarihi boyunca
görülmemiş bir siyasî kadrolaşmanın ve kamu personel kıyımının yaşanacağına
dair Cumhuriyet Halk Partisinin kuşkuları, çok açık ve net bir şekilde, bu
madde dolayısıyla, bu kürsüden dile getirilmektedir. Bu konuda, ben,
duyarlılığınızı rica ediyorum. Söylediğim noktaları eğer takip etmekte zorluk
çekenleriniz olduysa, tutanaktan da alır, denetleyebilirler. Bu konuda, bu
uyarılara kulak vermenizi istirham ediyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.
Şahsı adına, Konya Milletvekili Sayın
Harun Tüfekci; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HARUN TÜFEKCİ (Konya) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlar; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici
5 inci maddesiyle ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Özelikle, bu kanun kapsamına giren kamu
kurum ve kuruluşlarının kuruluş ve görevlerine ilişkin kanun, kanun hükmünde
kararname ve diğer mevzuatların bu yasada belirtilen ilkeler doğrultusunda
bir yıl içerisinde yeniden
düzenlenmesine yönelik bir hüküm burada derc edilmiştir. Bu yeterli bir süredir
ve bu süre içerisinde diğer mevzuatların değiştirilmesi söz konusu
olabilecektir.
Düzenlenmekte olan, yapılmakta olan bu
çalışmanın memleketimize ve milletimize hayırlı olmasını, uğurlu olmasını
temenni ediyor; hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tüfekci.
Sayın milletvekilleri, sorular kısmına
geçiyoruz.
Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Burada, Sayın Kuzu'ya, Sayın Özyurt
tarafından bir soru yöneltildi -bu tasarıyla ilgili olarak yapılan
düzenlemelerde Hocamın da büyük katkısı var anladığım kadarıyla- vicdanının
rahat olup olmadığı soruldu ve Sayın Kuzu "benim elim her zaman
vicdanımda" ifadesini kullandı.
Şimdi ben, Sayın Kuzu'ya şöyle bir örnek
vermek istiyorum: Sayın Kuzu, devlette bir genel müdür bir de müsteşar düşünün;
genel müdür üçlü kararnameyle, müsteşar üçlü kararnameyle atandı; sürelerini
doldurdular; genel müdür Sayıştaya üye olarak seçildi; müsteşarı da hükümet
beğendi, onu da Bakanlar Kurulu kararıyla Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine
atadı. Şimdi, siz, çıkardığınız yasayla, bu müsteşarı Sayıştaya denetçi olarak
atıyorsunuz- üye olarak değil, denetçi olarak atıyorsunuz- ve bu müsteşar,
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine Bakanlar Kurulu kararıyla
atanmıştı.
Size şöyle bir örnek daha vereyim: Siz,
profesör unvanına sahip bir kişisiniz; bir yasa çıkarıp, sizin için
"araştırma görevlisi olarak atanır" dersek; acaba, vicdanen rahatsız
olur musunuz, yoksa yapılan işlem doğru mu olur?!
Bir de, Sayın Koç konuşurken Sayın
Tekin'in suçlamaları oldu; Sayın Tekin'e de, izniyle bir yollama yapayım.
Acaba, bugüne kadar, cumhuriyet tarihinde hangi iktidar, hapisteki bir adamı,
bir kamu kuruluşuna yönetim kurulu üyesi olarak atamıştır?! Acaba, Sayın
Tekin'in bundan bilgisi var mı; merak ederse, ismini de verebilirim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın
Kılıçdaroğlu.
Sayın Atilla Kart, buyurun.
ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkanım,
Sayın Bakanın Sayıştay üyelikleri konusundaki açıklamaları tatminkâr ve tutarlı
olmadığından, bu konuya tekrar temas etmek gereğini duyuyorum.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısına
getirilen temel eleştiri, idarî denetim mekanizmaları kapsamında teftiş
kurullarının etkisiz hale getirilmek istenildiği noktasında yoğunlaşmaktadır.
Bu denetimin, ağırlıklı olarak Sayıştay vasıtasıyla, belli bir aşamadan, belli
bir süreçten sonra yapılmak istenildiği anlaşılıyor ve bu arada da, Sayıştayda
kadrolaşma amacıyla yasal bir altyapı oluşturulmak isteniyor.
Bakın, yanımda, Meclis Başkanının önergeme
verdiği cevap var, onun bir bölümünü kısaca okumak istiyorum; 1990 ve 1998
yıllarındaki Sayıştay üyelikleri seçimi nasıl yapılmış: 1990 yılında, 9 üye
seçimine dair Sayıştay Başkanlığı tezkeresi, 19 Kasım tarihinde komisyona
havale edilmiş, iki gün sonra seçim yapılmış; 1998 yılında, 1 başkan ve 15 üye
seçimine dair Sayıştay Başkanlığı tezkeresi, 7 Ocak 1998 tarihinde komisyona
havale edilmiş, iki ay onüç gün sonra, 26 Mart 1998 tarihinde seçim yapılmış.
Bakıyoruz günümüze, ocak ayında intikal eden tezkere, aradan altı ay, altıbuçuk
ay geçmiş olmasına rağmen, hiçbir işlem görmemiş, bekletiliyor.
Şimdi, bu gelişmeler karşısında,
iktidarın, Sayıştay üyeliği seçimini engellemek, belli bir süre engellemek ve
bu arada, 832 sayılı Yasada yeni düzenleme yapıp Sayıştayda da kadrolaşmak
istediği yolundaki eleştirilere somut cevap istiyorum. Bu cevap verilirken,
olayın iktidarla ilgili olmadığı, Plan ve Bütçe Komisyonunun tasarrufunda
olduğu yolundaki tutarlı olmayan savunmalara da tenezzül edilmemesi gerektiğini
ifade etmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kart.
Sayın Başkan, buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Kılıçdaroğlu, bu
Yüksek Denetleme Kuruluyla ilgili bana bir sual yöneltmiş oldu; aslında, bu
tasarının hazırlanması konusunda katkımdan söz etti. Takdir edersiniz ki, ben,
bir komisyon üyesiyim. Bu, tasarı şeklinde gelmiştir hükümetten. Nihayet,
bizim, zaman zaman, bazı yanlış gördüğümüz alanlarda müdahalemiz oldu, önerge
verdirdim -Sayın Bakanım burada- 15-16 önerge verdirdim kendim ve birçoğu da
kabul edilerek geçmiş oldu onlar; bu kadar belki benim katkım olmuştur; doğru
olduğunu düşündüğüm bir katkıdır bu.
Yüksek Denetleme Kurulu üyeleri bana da
geldiler; düzenleme konusunda, ben, ciddî gayret de gösterdim. Sayıştay
Başkanının kendisi de hatta o arada bulunuyordu orada. Şimdi, bunların durumu
hakkında, özlük haklarında bir kayıp yok; ama, statü konusunda, söylediğiniz
şekilde bir sıkıntı olduğu doğrudur. Onu, ben, hep söyledim; ama, şöyle bir
durum var; bunları biz Sayıştay üyesi yapsak, nasıl yapacağız kanunla; Sayıştay
üyelerinin atanma şekli belli; buradan seçimle oluyor, Meclisten. Kanuna bunu
yazsak, o da benim... Rahatsızım doğrusu, açık söylüyorum; yani, üye seçilmiş
de atanmıştır desek, kanunla bu olmaz; mutlaka Meclisten geçmesi gerekiyor
bunun. Bunların özlük haklarını iyileştirme noktasında size katılıyorum; ama,
bunların, zaman içerisinde, Sayıştaydaki o seçimle birlikte üye olmaların
önünde engel olmadığını düşünüyorum. Yani, diyelim önümüzdeki dönemde, pekâlâ
üye olabilir bunlar da; statüyü böyle kazanmış olabilirler, bir geçiş dönemidir
bu. Bu konunun yasal çözümünde sıkıntı olduğu doğru.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, ben de, değerli arkadaşlarımızın
sorduğu bazı sorulara kısaca cevap vermek istiyorum.
Sayın Koç, biraz önce yapmış olduğu
konuşmada, bu tasarının, Hükümetimizce, bir kadrolaşma, mevcut kamu personelini
tasfiye ederek, yerine bizim uygun gördüğümüz yeni kamu personelini getirmek
için hazırlandığını ifade etti.
HALUK KOÇ (Samsun) - Riskleri söyledim
Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Geçici 7 nci maddeyi biraz sonra görüşeceğiz, şu
anda geçici 5 inci maddedeyiz. Bu tasarı kapsamına giren kamu kurum ve
kuruluşlarındaki personelin durumunu düzenleyen bir maddedir geçici 7 nci
madde. O madde dikkatlice okunduğunda, şu anda kamuda çalışan ve bu
düzenlemeyle, durumlarında, daha doğrusu çalıştıkları kamu kurum ve
kuruluşlarının durumlarında değişiklik olacak personelin kazanılmış haklarında
geri gidiş asla söz konusu değildir. Bu tasarı, özellikle geçici 7 nci
maddesiyle, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personelimizin kazanılmış
haklarını korumaktadır; ancak, daha önceki maddelerde de gördük ve görüştük ki,
bazı unvanları azaltıyoruz. Örneğin, şu anda kamuda 82 müsteşar yardımcısı var;
biz, bunu 66'ya indiriyoruz. Eğer kadrolaşma niyetimiz olsaydı, bu 82'yi 182'ye
çıkarırdık. Kadrolaşma niyeti içinde olan bir iktidar, bunu daha da çoğaltıp
adamlarını atar. İşte, genel sekreter yardımcısı 10'dan 6'ya iniyor, daire
başkanlığı -yardımcı birimler itibariyle- 227'den 143'e iniyor; yani, biz,
kamuda bir tasarrufu da öngörüyoruz. Tabiî ki, bu birimlerin kaldırılması
halinde, buralarda çalışan kamu personelini de mağdur etmemek için, işte bu
geçici 7 nci maddeyi getirdik. Kamuda kimin ne şekilde görevlendirileceği
-biraz önce bir soru üzerine de cevaplandırmıştım- bizim mevzuatımızda zaten
bellidir. Kamuda nasıl görev alınır, nasıl terfi edilir; bunlar sisteme bağlanmıştır. Devlet Personel Başkanlığı
bana bağlı olduğu için yakinen biliyorum, bu işin içerisindeyim. Şu andaki
mevzuata göre, bir siyasî iktidarın partizanlık yaparak birtakım kişileri
kamuda istihdamı mümkün değildir. İşte, merkezî sistemle ayın 10'unda ve
11'inde sınav yapıldı. Bu sınavlarda kim başarılı olursa, kim yüksek puan
alırsa, açıktan atama yoluyla kadrolara atanacak olan onlardır. Bu atamayı da
biz yapmayacağız. Kim yapacak; ÖSYM yapacak. Biz, bunu da değiştirmeyi
düşünmüyoruz. O bakımdan, bu yasa çıktığında "acaba benim durumum ne
olacak" diye düşünen kamu personeli varsa, müsterih olsunlar, kendilerinin
kazanılmış hiçbir hakkında geriye gidiş olmayacaktır, bu tasarı bunları
korumaktadır.
Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
ATİLLA KART (Konya) - Soruma cevap verilmedi.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biraz sonra cevap veririm, zaman doldu da.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 3
adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra
aykırılıklarına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmekte olduğumuz 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 5 inci maddesinde geçen "bu Kanunda belirtilen ilkeler
doğrultusunda" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
Mehmet Ali Şahin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Kanun Tasarısının geçici
5 inci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
Salih Kapusuz |
Süleyman Gündüz |
Altan Karapaşaoğlu |
|
|
|
Ankara |
Sakarya |
Bursa |
|
|
Ahmet Rıza Acar |
|
Nihat Ergün |
|
|
Aydın |
|
Kocaeli |
"Organize sanayi bölgeleri, bu
kanunda belirtilen, hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları olarak kabul
edilir ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu bir yıl içinde bu
çerçevede yeniden düzenlenir."
BAŞKAN - Üçüncü önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 5 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
|
Haluk Koç |
Atilla Kart |
Muharrem Eskiyapan |
|
|
|
Samsun |
Konya |
Kayseri |
|
|
Mustafa Özyürek |
|
Mehmet Yıldırım |
|
|
Mersin |
|
Kastamonu |
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
En aykırı önerge buydu, işleme alıyorum.
Komisyon katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutayım?
HALUK KOÇ (Samsun) - Evet.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 5
inci maddesinin madde gerekçesinde aynen şu ifadelere yer verilmiştir:
"Bu Kanunun yürürlüğe girmesiyle
birlikte kamu yönetiminde yeni bir sistem de başlayacağından, önceki
düzenlemeler çerçevesinde oluşmuş bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının
yapısında da değişiklikler zorunlu hale gelmektedir. Bu nedenle, bu kurum ve
kuruluşların kuruluş mevzuatlarında bu Kanunda belirtilen ilkeler doğrultusunda
değişiklikler yapılması için bir süre verilmektedir."
Geçici 5 inci maddeyle, Kamu Yönetimi
Temel Kanunu kapsamına giren kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş ve
görevlerine ilişkin kanun, kanun hükmünde kararname ve diğer mevzuatlarda
gerekli değişikliğin bir yıl içinde yapılması öngörülmektedir.
Anayasanın "Kanunların teklif
edilmesi ve görüşülmesi" başlıklı 88 inci maddesinde "Kanun teklif
etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir. Kanun tasarı ve
tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları
İçtüzükle düzenlenir" denilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün "Kanunların Yapılması" başlıklı dördüncü kısmında kanun
yapma süreci ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Kanun yapma sürecinde hangi
kanunların hangi zaman diliminde çıkarılması gerektiğinin belirlenmesine
ilişkin Anayasa ve İçtüzükte bir düzenleme yoktur. Bu, teorik olarak da, pratik
olarak da imkânsızdır.
Oysa, geçici 5 inci maddeyle, bu kanun
yapma sürecinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendi gündemini belirleme
yetkisine müdahale edilerek, bir yıl içerisinde bazı kanunları yasalaştırması
dayatılmaktadır. Herhangi bir kanunla bir düzenleme yapılarak, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin hangi yasayı ne zaman görüşeceği belirlenemez.
Gerek Anayasa gerekse Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün yukarıda belirtilen maddeleri gözönünde bulundurularak,
zaten uygulama olanağı olmayan geçici 5 inci maddenin tasarı metninden
çıkarılması gerekmektedir. Kaldı ki, hükümetin, Anayasa ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünde yer alan kanun teklif ve tasarılarının kabul edilme
sürecini gözönünde bulundurarak, kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş ve
görevlerine ilişkin tasarıları Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk etmesi
durumunda, geçici 5 inci maddeyle ulaşılmak istenen sonuca ulaşacağı da
açıktır.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında
öngörülen yapının bakanlıklar, bağlı ve ilgili kuruluşlarda kurulması, onlarca
kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulünü gerektirmektedir. Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının teşkilat ve görevleri belirleyen maddelerinin
birçoğu, Anayasaya aykırılığı açısından bir elemeye tabi tutulmadan kabul edilmiştir. Belirtilen
düzenlemelerin Anayasaya aykırılıklarının ortaya çıkması durumunda, geçici 5
inci madde uyarınca yapılacak teşkilat değişikliklerinde yaşanacak süreç, kamu
personelinin mağdur olmasına neden olacaktır. Değişen kadro ve unvanlar,
kazanılmış hakların geri alınması sonucunu doğurabilecektir. Geçmişte yapılan
düzenlemelerde, yetki kanunlarına dayanarak, kamu kurum ve kuruluşlarının görev
ve teşkilat yapısını değiştiren kanun hükmünde kararnameler çıkarılmış ve
bunlar Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Bu iptaller, hem kamu
hizmetlerinin görülmesi hem de kamu personelinin hakları açısından büyük
sorunları beraberinde getirmişti. Kamu Yönetimi Temel Kanununun Anayasaya
aykırılıkları düşünüldüğünde, birkaç kamu kuruluşunda yaşanan kaosun bütün kamu
kurum ve kuruluşlarında yaşanması durumuyla karşılaşılabilecektir. Ayrıca,
yaşanacak süreç, kamu hizmetlerinin verilmesinde de büyük zafiyetlerin ortaya
çıkmasına neden olacaktır.
Belirtilen gerekçelerle, Anayasa ve
İçtüzük hükümleri gözetilmeden özensiz bir şekilde hazırlanan geçici 5 inci
maddenin, zaten var olan kanun yapmaya ilişkin düzenlemeler gözönünde
bulundurularak, tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul
edilmemiştir.
İkinci önerge Sayın Kapusuz tarafından
geri çekilmiştir.
Son önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşmekte olduğumuz 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 5 inci maddesinde geçen "bu Kanunda belirtilen ilkeler
doğrultusunda" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz teklif ederiz.
Mehmet Ali Şahin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
BAŞKAN - Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Bu ibareler madde metninde gereksiz
şekilde tekrarlanmıştır. Maddenin kalan bölümü konuluş amacını yeterli olarak
ifade etmektedir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul
edilmiştir.
Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Teşekkür ederim. Madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, birleşime 10 dakika
ara veriyorum.
Kapanma
Saati : 17.26
DÖRDÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati : 17.42
BAŞKAN :
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP
ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
349 sıra sayılı tasarının müzakeresine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
4.- Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.
Sayısı : 349) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Geçici 6 ncı maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 6. - 5 inci maddenin (l)
bendine aykırı mal ve hizmet üretimi yapan birimler iki yıl içinde tasfiye
edilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu ve şahsı adına, Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin.
Buyurun Sayın Çetin. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)-
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının
geçici 6 ncı maddesi hakkında Grubumuz ve şahsım adına söz almış bulunuyorum;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, maddeye bakıldığı
zaman, bir satırlık, bir cümlelik bir madde gibi gözüküyor. "5 inci
maddenin (l) bendine aykırı mal ve hizmet üretimi yapan birimler iki yıl içinde
tasfiye edilir." 5 inci maddenin (l) fıkrası: "Kamu kurum ve
kuruluşları, kanunlarla kendilerine açıkça görev olarak verilmeyen ve kuruluşun
amacıyla doğrudan ilgili olmayan alanlarda işletme kuramaz, mal ve hizmet üretimi
yapamaz, bu amaçla personel, bina, araç, gereç ve kaynak tahsis edemez."
Niçin konulmuş bu hüküm; gerekçeye bir
bakalım, gerekçede deniliyor ki: "5 inci maddenin (l) bendine aykırı mal
ve hizmet üretimi yapan birimlerin iki yıl içinde tasfiye edilmesi
öngörülmekte."
Nedir bu aykırı hizmetler değerli
arkadaşlarım; bu düzenleme, büyük ölçekte, devlet memurlarının çalıştıkları
kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine sundukları sosyal imkânlar ile çeşitli
sosyal amaçlı kamu hizmetlerinin tasfiye edilmesinin yolunu açmaktadır. Bu
maddeyle, hem merkezî yönetimin hem de pek çok görev ve yetki devrettiği yerel
yönetimlerin kamu hizmeti yapmaları âdeta yasaklanmaktadır. Kamu kurum ve
kuruluşlarının sundukları hizmetlerin özelleştirilmesi bu düzenlemeyle zorunlu
hale gelmektedir. Bu düzenleme sonucunda, devlet memurları, çocuklarını kendi
kurum ve kuruluşlarındaki kreşler yerine özel sektöre ait kreşlere göndermek
zorunda kalacaklardır; hangi maaşla, nasıl gönderecekler?!
Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal
tesisler bu düzenlemeyle ortadan kaldırılacak ve devlet memurlarımız, aldıkları
son derece düşük maaşlarla kısa süreli de olsa yaptıkları tatil imkânlarından
vazgeçmek zorunda kalacaklar, daha doğrusu bu imkânı kaybedecekler. Oldukça
düşük maaşlarla, yoksulluk sınırının çok altında maaşlarla görev yapmaya ve
geçinmeye çalışan kamu görevlilerimiz, bu düzenleme sonucunda, aynı zamanda
çalışma motivasyonlarını da kaybedecekler. Zaten, toplumsal itibarı iyice
zedelenen devlet memurluğu bu düzenlemeyle iyice gözden düşecek ve siz de, AKP
olarak, kamudaki kurum ve kuruluşların tasfiye edilmesinden sonra kamuda
nitelikli devlet memuru kalmayacak ve ardından, kamu hizmetlerinin ucuz,
kaliteli ve zamanında verilmesi esastır; hizmetlerin özel ya da kamu kesimince
verilmesinin bir önemi yoktur diyebileceksiniz; ama, bu düzenlemelerden sonra
kamu kurum ve kuruluşlarında nitelikli işgücünü, nitelikli kamu personelini
bulmanızın olanağı kalmayacaktır.
Değerli arkadaşlarım, çok net olarak
söylüyorum, bu maddeyle, piyasa adına devlet, yani, sosyal devlet yasayla
yasaklanmaktadır. Yani, bunun çok açık deyimi, bu geçici 6 ncı maddeyle,
Türkiye Cumhuriyeti, sosyal devlet olma özelliğini yitirecektir. Başlıca kamu
görevlerini yerel yönetimlere bırakan ve bunların görev alanını merkezî
yönetimin her türlü karışmasından özenle uzak tutan tasarı, yalnızca merkezî
yönetim için değil, aynı zamanda yerel yönetimler için de bir mutlak yasak ile
bir mutlak serbestlik öngörmektedir. Mutlak yasak, bu tasarı, merkezî yönetimi,
hem de pek çok görev ve yetki devrettiği yerel yönetimleri hizmet görme yetkisi
bakımından yasaklamaktadır.
Biraz evvel okuduk, 5 inci maddenin (l)
fıkrası, kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunlarla kendilerine açıkça görev
olarak verilmeyen alanlarda işletme kuramayacağını, mal ve hizmet
üretemeyeceğini, bu amaçla personel istihdam edemeyeceğini, bina, araç gereç
alamayacağını öngörüyor.
Tasarı, tüm kamu dünyasını piyasa lehine
yasaklara bağladıktan sonra, bir de merkezî yönetimi yerel yönetimler lehine
yasaklara bağlıyor. Madde 9'un son paragrafındaki hükümle, merkezî yönetim,
yerel yönetimlerin görev, yetki ve sorumluluk alanlarına giren konularda
çıkaracağı tüzük, yönetmeliklerle mahallî idarelerin yetkilerini kısıtlayıcı,
yerel hizmetleri zayıflatıcı ve yerinden yönetim ilkesine aykırı hükümler
koymaktan men edilmiştir.
Merkezî idare birimleri, yerel
yönetimlerin sorumluluk alanlarına giren konularda örgütlenemeyecek, doğrudan
ihale ve harcama yapamayacaktır.
Merkezî idare yatırımları, ilgili bakanlık
uygun görürse, yerel yönetimler eliyle yapılabilecektir. Bu durumda, yatırımın
ödeneği ilgili yerel yönetime aktarılacak, kaynak yerel yönetim birimince
kullanılacak, böylece, harcama usulünde, merkezin değil yerel yönetimin bağlı
olduğu kurallar geçerli kılınacaktır.
Mutlak serbestlik de şudur: Devlet,
merkezî ve yerel düzeylerde piyasa lehine, merkezde yerel yönetimler lehine
yasaklandıktan sonra, tüm kamu sistemine, hizmetleri görme bakımından bir
özgürlük getirilmektedir. Bu özgürlük, hem merkezî yönetimleri hem yerel
yönetimleri, yürütmekle yükümlü oldukları hizmetleri özel sektöre devretme
bakımından -yerli ve yabancı- tam yetkili kılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, tasarının,
yine, 11 inci maddesine de dönmek gerekir; ona zamanımın darlığı nedeniyle
girmeyeceğim. Getirilen düzenlemenin mutlak serbestlik olarak nitelenmesi aşırı
bir yorum olarak değerlendirilebilir belki; ama, cümle sonundaki
"gördürebilir" kavramı nedeniyle eleştirel de yaklaşılabilir. Bu
açıdan kamu kurum ve kuruluşlarına takdir yetkisi tanındığı ileri sürülebilir.
Ne var ki, sahip olduğumuz deneyim, bu yönde olası bir eleştiriyi geçersiz
kılmaktadır.
Merkezî ve yerel kamu kurumlarında
özelleştirme politikası 1980'li yılların ikinci yarısında başladı. Geçtiğimiz
haftalarda yasalaştırdığımız Belediye Kanunuyla, belediyelerimize, yerel
yönetimlere yeni borçlanma imkânları da getirdik. Özellikle 1980'li yılların
sonlarına doğru, yerel yönetimlerin Hazine garantili dışborç almalarıyla
başlayan borçlanma politikaları, bu düzenlemelerden sonra, özellikle yerel
yönetimlerle ilgili tasarıların yasalaşmasından sonra daha da yaygınlaşacak ve
kamu kurum ve kuruluşları mal ve hizmet üretemeyeceği için, yerel yönetimlerde
de kaynaklar kıt olduğu için, ister istemez, borç sarmalı yeniden ve hızlanarak
artacaktır. Bugün, Türkiye'nin anasorunlarının başında borç sorunu gelmektedir.
Şimdi, siz, kamuyu, devleti sosyal devlet
olma niteliğinden uzaklaştırırsanız, kamu kurum ve kuruluşlarını mal ve hizmet
üretmekten menederseniz, kıt kaynaklarıyla bu hizmetleri zor da olsa yürüten
devleti sosyal devlet olma özelliğinden hızla uzaklaştırırsanız, gerçekten,
yurttaşın devlete olan saygısını tamamen ortadan kaldırırsınız.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısına,
Türkiye'nin üç yıldan bu yana en önemli gündem maddelerinden biri olan kamu
ihale yöntemi açısından da bakmak gerekir. Üç yıldan bu yana Türkiye'nin
gündeminde olan önemli konulardan biri de, kamu ihale sistemi düzenlemeleridir.
Kamu ihale sistemi, bir yandan Dünya Ticaret Örgütünün kamu alımlarıyla ilgili
liberalizasyon kararları, bir yandan Dünya Bankası ve IMF anlaşmalarında yer
alan koşullar, bir yandan da Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesi koşulları
içerisinde yer alan en önemli küresel başlıklardan biridir. Yerli ve yabancı
yatırımcılar ve satıcılar arasında hiçbir farklılığın bırakılmadığı bir
ortamda, hem merkezî hem de yerel kamu hizmetleri -ihaleden imtiyaza- çeşitli
yöntemlerle özelleştirilmek istenmektedir. Bunlar, kamu kesimini özel kesim
adına yasaklama ve kamu hizmetlerini piyasaya devretme hükümleridir. Taslağın
özünü oluşturan ikinci özellik, sosyal devlet yerine düzenleyici devlet sistemi
oluşturma özelliği, bu hükümlerle somutlaşmaktadır. Kurulan mekanizma, geniş
görev ve kaynaklara kavuşan yerel yönetimleri, bu görev ve kaynakları, yerli ya
da yabancı sermaye kesimlerine aktarma istasyonu olarak tanımlamaktadır. Bu
nedenle, bu tasarı, yerel yönetimleri güçlendirme tasarısı değil, yerelleştirme
yoluyla özelleştirmenin ta kendisi olarak tanımlanabilir.
Değerli arkadaşlarım, bu madde, gerçekten,
bir cümleden ibaret; ama, Türkiye'de üretim ilişkilerini de kökten değiştiren
bir düzenleme. Hatırlayınız, 1950'lerden bu yana, kamuyu küçültme özel sektörü
büyütme adına kamu kaynaklarını alabildiğine özel sektöre açmış olmamıza
rağmen, üretimin ne kadar kısıtlı olduğu ortada.
Bugün, ülkemizdeki borç sarmalından
kurtulabilmenin yegâne yolu üretimden geçmektedir. Özel sektör, henüz üretimde
istenilen noktaya gelememiştir; elli-ellibeş yıldan bu yana, her türlü
teşvikin, her türlü kolaylığın, her türlü imtiyazın tanınmış olmasına rağmen,
hâlâ, büyük bir bölümü kayıtdışı alanda faaliyetini sürdürmektedir. Kayıtlı
olan dürüst ve namuslu işadamları, bugün, uygulanan yöntemlerden ve devletin
özellikle rekabet ortamına müdahale edememesinden, haksız rekabeti
engelleyememesinden dolayı, tezgâhlarını tutup yurtdışına çıkarmıştır. Bugün,
Türkî cumhuriyetlerde, Balkanlarda... İşte, daha dün içinize karışan
arkadaşımız, Adana'daki yatırımlarını Suriye'ye, Irak'a yahut da başka ülkelere
taşıyacağını söyleyebilmektedir.
Şimdi, böyle bir özel sektöre siz nasıl
güvenerek kamu hizmeti ürettirebileceksiniz?!
Değerli arkadaşlarım, hiçbir denemesi
olmadan, kamu yönetimini bir bütün olarak peş peşe ABD'nin, IMF'nin, Dünya
Bankasının, Dünya Ticaret Örgütünün istemlerine uygun olarak değiştirirseniz ve
hizmetleri parası olana sunarsanız ya da değişik bir söylemle, daha doğru
söylemle, vatandaşı, yurttaşı müşteri olarak görür ve o şekilde algılarsanız,
Türkiye'nin, gerçekten, bugün var olan huzuru da önümüzdeki birkaç yıl
içerisinde kalmaz.
Maddede, iki yıl içerisinde tasfiye
öngörülmektedir. Bu 2 yıllık süre, yeterli bir süre olmadığı gibi, bu
düzenleme, doğru bir düzenleme de değildir. Türkiye, gerçekten en hızlı
kalkınma dönemini karma ekonominin uygulandığı devlet ve özel sektörün yan yana
yürüyebildiği, birbirini besleyebildiği; işverenlerin, vergisini vererek;
kamunun da o vergileri dürüstçe kullanmasıyla yaptığı yatırımlarla kalkınmasını
sağlayabildiğini hepiniz hatırlarsınız.
En hızlı kalkınma dönemimiz, en yoksul olduğumuz 1923-1940 yılları arasıdır; dünya ekonomik krizlerine
rağmen o dönemdedir en hızlı kalkınma.
Kalkınma, üretimle olur; kamu kurum ve
kuruluşlarını, Balıkesir-SEKA örneğinde olduğu gibi, yandaşlara peşkeş çekerek
yapılamaz.
Bakınız, bugün, kamu kuruluşlarını bilerek
üretimden koparıyorsunuz Akdeniz-SEKA,
onaltı aydan bu yana üretimden koparılmıştır. Daha bugün araştırdım, öğrenmeye
çalıştım; ürete-memesinin tek nedeni, Orman Bakanlığının kendisine hammadde
olarak odun vermemesi "13 trilyonluk borcu var" diye kaynak
aktarmamasıdır. Onaltı aydan bu yana işçisi de memuru da çalışmadan maaş
almaktadır. O işçi ve memurlardan bugün gelenler oldu; gerçekten üzüntü
içerisindeler "biz üretim yapamıyoruz" diyorlar. Giderek üretimden
koparıyorsunuz Türkiye'yi.
Bu madde, kamu hizmetlerini de durdurma
maddesidir. O nedenle, bu maddenin bu tasarıdan çekilmesi gerekir. Bu maddenin
yürürlüğe girmesi halinde, Türkiye -üzülerek söylüyorum- var olan kamu
hizmetini de sunamayacak, o olanakları da elinden yitirecek, bu nedenle de
bölgelerarası eşitsizlikler, kişiler arasında gelir dağılımındaki farklılıklar
daha da derinleşecek, halkımız daha da yoksullaşacak; çokuluslu şirketler ve
bugün vergiden kaçınan, vergi vermekten imtina eden, yatırımlarını yurtdışına
kaçıran işverenler ya da özel kesim daha da büyük çıkarlar sağlayacaktır. Olan,
yine yurttaşa olacaktır; olan, yine devlete olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız
Sayın Çetin.
Buyurun.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, kamu yönetimi temel
kanunu diye başlayan bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, tercihini, sosyal
devlet yerine, düzenleyici devlet ilkesinden yana yapmıştır. Sosyal devlet,
toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırma amaçlı devlettir. Düzenleyici devlet
ise, piyasa mekanizmasına dayanan bir sistemi, piyasanın gereklerine göre
yönetme amaçlıdır. Düzenleyici devleti yaratmanın ilk şartı, sosyal devletin
mal ve hizmet üreten, dağıtan, yöneten tüm kurum ve mekanizmalarını; yani,
KİT'leri; bakanlıkların bağlı, ilgili kuruluşlarını; okulları, hastaneleri
tasfiye etmek ve devletin bu tür kurumlaşmaya gitmesini yasaklamaktır.
Düzenleyici devlet, tüm toplumsal işleri özel sektöre devrederek, özel sektörün
güvenli bir ortamda işlemesini sağlayacak kurum ve mekanizmaları kurmakla
görevli sayılmaktadır. Sosyal devlette öncelik halkın ihtiyaçları ve toplumsal
fırsat eşitliği sorununa verilmişken, düzenleyici devlette öncelik küresel
sistemle kaynaşmaya ve teşvik edilen şirketler dünyasının ihtiyaçlarına
verilmiştir.
Bu tercihin somut uygulamalarından biri,
devlet örgütlenmesinde bakanlık sistemi yerine üst kurullar sistemine
geçmektir. Önümüzdeki dönemde getireceğiniz bölge ajansları kanunu tasarısında
bu konuyu çok daha net ve açık olarak tartışacağız.
Bu düzenlemeler, ne yazık ki, Türkiye'nin
ihtiyaçlarından kaynaklanmamıştır. Doğrudur, Türkiye'nin, gerçekten, ciddî bir
kamu reformuna ihtiyacı vardır. Bu kamu reformu, bu şekilde, kamu kurum ve kuruluşlarını
üretimden menederek ya da "kamu hizmetlerini özel daha iyi yapar, kamu
daha kötüdür" mantığıyla, bir önyargıyla, kamuyu karalayıcı, küçük
düşürücü bir mantıkla değil, gerçekçi bir biçimde ele alarak, demin değindiğim
şekilde, özel sektör ile kamunun yatırımlarını, üretimlerini bir arada
götürebilmekten geçer.
BAŞKAN - Sayın Çetin, toparlar mısınız.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, gerçekten, hiç olmazsa bu maddenin tasarıdan çıkarılmasını rica
ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.
Şahsı adına, Kocaeli Milletvekili Sayın
Nevzat Doğan; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
NEVZAT DOĞAN (Kocaeli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısının geçici 6 ncı maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum;
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizdeki kamu hizmetlerinin yönetimini
çağdaş ülkelerdeki çağdaş yönetimler düzeyine getirmeyi hedefleyen bu kanun
tasarısı, aynı zamanda, bizim, Avrupa Birliğine doğru attığımız adımlardan biri
olacaktır.
Değerli arkadaşlarımız bu konuda çok şey
söyledi. Yalnız, sayın muhalefet temsilcilerinin ve bu tasarıyı eleştiren bazı
kesimlerin şu soruları sesli olarak sorup, bir de cevaplarını aramasını
isteriz: Ülkemizde şu anda mevcut olan kamu hizmetleri halkımızı memnun etmekte
midir? Halkımız, güler yüzlü, etkin, kaliteli bir kamu hizmetini kolaylıkla
almakta mıdır, bunlara ulaşabilmekte midir?
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Bunu da
bulamayacak, merak etmeyin!
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Bu hizmeti veren
kamu görevlileri -iyi çalışan, az çalışan- aynı kategoride midir; herkes
performansı ölçüsünde karşılığını alıp, terfisine ulaşabilmekte midir? Bu
hizmetler yeterince şeffaf bir şekilde denetlenebilmekte midir? Kamunun bu
hizmetleri hızlı ve süratli midir?
Allahaşkına, bir devlet dairesinde, bir
siyasî kayırmacılık olmadan, işlerin nasıl yapılamadığını, yıllardır, hepimiz
görüyoruz. Onun için, bunu, burada, halkın çektiği sıkıntıları, bu
yaşadıklarımızı düşünerek irdelemeliyiz.
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Böyle bir
suçlama yapamazsınız!
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Biliyorsunuz ki,
1930'lu yıllardan beri, gelen bütün yönetimler ve birçok çevre, bu konuda,
benzer adımları atmak istemiştir, arzulamıştır ve biz biliyoruz ki, kamu
yönetiminin yeniden şekillendirilmesini ve çağdaş normlara ulaşmasını, siz
değerli Anamuhalefet Partisi temsilcilerimiz de gönülden istiyorsunuz;
programlarınızda, tüzüğünüzde, Genel Başkanınızın söylemlerinde var.
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Gereğini
yapın, suçlama yapmayın!
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Tabiî -örnek
veriyorum- bir vatandaşın ilinizdeki bir hastaneye bağışlayacağı bir cihazı
kabul etmek için bile, nasıl, günlerce, Ankara'daki prosedürün beklendiğini;
bunun benzer örneklerini nasıl yaşadığımızı ve kamu kaynaklarının, nasıl,
etkisiz, halkın arzu ettiği hizmetleri sunmada yetersiz kaldığını hepimiz
biliyoruz. Liyakatin önplana alınmadığını, herkesin hizmet verebildiği ölçüde
ücretlendirilmediğini hepimiz biliyoruz.
Peki, bu tasarı neleri getiriyor; bu
tasarı, bunların çağdaş ülkelerdeki normlara uyum sağlamasını, halkımızın hak
ettiği, etkin, kaliteli, ulaşılabilir hizmetleri almasını ve bunun yönetiminin
halka en yakın yerden sağlanmasını getiriyor. O halde, halkımızın bu kadar
menfaatına olan, halkımızın devlet dairelerinde çektiği bu sıkıntıları ortadan
kaldıracak olan bu tasarıya nasıl olur da tümden karşı çıkarız?! Halkın
menfaatına olan, ülke kaynaklarının bu kadar etkin, verimli kullanılmasını
sağlayabilecek bir tasarıya nasıl olur da karşı çıkarız?!
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Öyle bir şey
yok.
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Şunu söylerseniz,
biz, bunu, başımızın üstüne koyarız: Evet, bu kanun gereklidir, ülkemizde,
yıllardır -elli yıldır, altmış yıldır, yetmiş yıldır- kamu yönetiminin yeniden
yapılanması gerekmektedir. Bu gereklidir; ama, sizin tasarınız çağdaş normlar
bakımından, şu şu noktalarda eksiktir, gelin bunların daha iyisini yapalım,
onlardan daha ileri götürelim ve halkımızın hak ettiği etkin ve kaliteli
hizmetleri halkımıza sunalım derseniz, biz bunu anlarız; ama, bunda, rejim
korkusu, kadrolaşma korkusu ve sosyal devlet elden gidiyor korkusuyla eleştirme
yapmanın gerçekçi bir yönünü biz açıkçası bulamıyoruz.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Doğru değil
mi?
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Yıllardır,
ülkemizde sosyal devleti hep yazı üzerinde, kağıt üzerinde gördük. İlk defa,
iktidarımız döneminde, başta Sayın Başbakanımız ve bakanlarımızın cansiperane
çalışmalarıyla gerçek sosyal devletin -sözde değil- eğitimde, sağlıkta birçok
hizmetlerde nasıl olduğunu birer birer gördünüz; halkımız da gördü ve bunun
puanını verdi, yerel seçimlerde verdi. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Şimdi, diyorum ki, gelin, halkımızın
menfaatına olan bu güzel kanunun, eğer, eksik olan yönleri varsa, hep birlikte
tamamlayalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Doğan, sözlerinizi tamamlar
mısınız.
Buyurun.
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Halkımızın hak
ettiği etkin, kaliteli; ülke kaynaklarını optimum kullanan; liyakatin önplana
geldiği; şeffaf, denetlenebilir; halka en yakın yerden yöneltilen; hızlı,
süratli hizmetleri halkımıza sunalım. Halkımız memnun olsun, güler yüzlü kamu
hizmeti alsın ve o güzel puanlarını size de versin.
Hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum.
(AK parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Doğan.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 1
önerge vardır; okutup, işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 6 ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
|
Haluk Koç |
Atilla Kart |
|
|
|
|
Samsun |
Konya |
|
|
|
M. Akif Hamzaçebi |
Muharrem Eskiyapan |
|
|
|
Trabzon |
Kayseri |
|
|
|
Kemal Sağ |
Mustafa Özyürek |
|
|
|
Adana |
Mersin |
|
BAŞKAN - Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan,
gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 6
ncı maddesinin madde gerekçesinde aynen şu ifadelere yer verilmiştir:
"5 inci maddenin (1) bendinde aykırı
mal ve hizmet üretimi yapan birimlerin iki yıl içinde tasfiye edilmesi
öngörülmek suretiyle bu durumdaki kurum ve kuruluşların durumlarını yeni
düzenlemeye uygun hale getirmeleri için imkân sağlanmaktadır."
Kamu Yönetimi Temel Kanununa ilişkin
çalışmalar Başbakanlığın belirlediği ve başında Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in
bulunduğu bir grup tarafından yürütülmüştür. Bu grubun hazırladığı ve Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının ilk taslaklarından olan, 5 Nisan 2003 tarihli
taslakta 5 inci maddenin 1 bendi şu şekilde düzenlenmişti: Kamu kurum ve
kuruluşları ürettikleri mal ve hizmetleri haksız rekabet edecek şekilde
üretemezler. Bu ilkeye aykırılık teşkil eden bütün birimler tasfiye edilir ve
yenileri kurulamaz. Tasarının geçici 6 ncı maddesi ve 5 inci maddesinin (1)
bendinde, 5 Nisan tarihli taslak metinde gözetilen amacın değişik kelimelerle
ifade edildiği görülmektedir. Bu ilk taslak metinden de anlaşılacağı gibi, 5
inci maddenin 1 bendi sosyal devletin tasfiyesi anlamına gelecek düzenlemeler
içermektedir. Böylece, kamu kurumları tüm toplumsal işlerini özel sektöre
devrederek, özel sektörün güvenli bir ortamda işlemesini sağlayacak kurum ve
mekanizmaları kurmakla görevli sayılmaktadır.
Bu düzenlemeyle, kamu kurumunun özellikle
personeline sunduğu sosyal imkânlar ile çeşitli sosyal amaçlı kamu hizmetleri
tasfiye edilmek istenmektedir. Örneğin, kamu lojmanları, kamu taşıtları, kamu
kreşleri, kamu sosyal ve dinlenme tesisleri, kamunun elinde bulunan toplutaşıma
amaçlı servisler gibi birçok sosyal amaçlı olanak kamu görevlilerinin elinden
alınacaktır. Yani, kamu kurum ve kuruluşlarının çalışanlarına ve ailelerine
sunduğu sosyal hizmetlerin tümü sona erdirilecektir. Açlık sınırının altında
yaşamaya mahkûm edilen kamu görevlilerinin kısıtlı sosyal haklarının elinden
alınması, yaşamlarına ek külfetler getirecektir. Aynı zamanda, 5 inci maddeyle,
hem merkezi yönetimin hem de pek çok görev ve yetki devrettiği yerel
yönetimlerin kamu hizmeti yapmaları âdeta yasaklanmaktadır. Kamu kurum ve
kuruluşlarının sundukları hizmetlerin özelleştirilmesi, bu düzenlemeyle zorunlu
hale gelecektir.Örneğin, önemli bir toplumsal hizmeti yerine getiren halk ekmek
fabrikaları, getirilen bu geçici 6 ncı maddeyle iki yıl içinde kapanmak zorunda
kalacaktır.
Kamu hizmeti, doğası gereği, kâr ve piyasa
sürecinin dışında yerine getirilir. Kamu hizmeti, toplumsal gereksinimlerin
giderilmesi için ortaklaşa alana sunulan hizmetlerdir. Ortaklaşa alana
sunulduğu için rekabete dayanmaz, olabildiğince daha fazla insanın
yararlanmasını amaçlar. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının diğer maddeleri
de göz önünde bulundurulduğunda, kamu hizmetinin verilme anlayışı da bütünüyle
değiştirilmektedir. Yeni anlayışa göre, kamu örgütleri özel sektör gibi
çalışmalı, vatandaşların yerine müşteri geçmelidir. Geçici 6 ncı madde ve 5
inci maddenin (1) bendinde getirilen düzenlemede, kamu hizmetinin ne olduğu
önceden saptanmakta ve daha sonra, bu hizmetlerden yararlanan kişilerin
ihtiyacına uygun olup olmadığına bakılmaktadır. Bu mantık, işleyişin, halkın
işsizlik, yoksulluk ve benzeri ihtiyaçlarının ne olduğunun önceden saptanması
ve ona göre kamu hizmetlerinin verilmesinin önünü kapamaktadır. Piyasa adına
devlet yasaklanmakta, hizmetler, doğası gereği kâr ve piyasa mantığında hareket
eden özel sektöre devredilerek, toplumsal sorunların daha da ağırlaşmasına
zemin hazırlanmaktadır.
Belirtilen gerekçelerle, 349 sıra sayılı
kanun tasarısının geçici 6 ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılması
gerekmektedir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul
edilmiştir.
Geçici 7 nci maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 7.- Bu Kanun uyarınca
bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşların kuruluş kanunlarında yapılacak
düzenlemeler nedeniyle kadro unvanı değişen veya kaldırılanlar durumlarına
uygun boş kadrolara atanırlar. Atama işlemi yapılıncaya kadar kurumca ihtiyaç
duyulan işlerde görevlendirilebilirler. Bunlar yeni bir kadroya atanıncaya
kadar, eski kadrolarına ait aylık, ek gösterge ve her türlü zam ve tazminatlar
ile diğer malî haklarını almaya devam ederler. Söz konusu personelin,
atandıkları yeni kadroların aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar
ile diğer malî hakları toplamının net tutarı, eski kadrolarına bağlı olarak en
son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları
ile diğer malî hakları toplamı net tutarından az olması halinde, aradaki fark
giderilinceye kadar atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir
kesintiye tabî tutulmaksızın tazminat olarak ödenir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Aydın; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HASAN AYDIN (İstanbul) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; İstanbul'un ortasından tren geçer. Eğer,
tren yolunun biraz uzağında oturuyor da sonra evinizi oraya taşırsanız, ilk
günlerde, o trenin her geçtiği saatte uyanırsınız. Aradan birkaç ay geçtikten
sonra, evinize misafir gelen birisi size "bu gürültüde nasıl
uyuyabiliyorsunuz" diye sorar, siz de "ne gürültüsü" diye
sorarsınız; çünkü, o süre içerisinde artık alışmışsınızdır. Yani, o gürültü, trenin
periyodik aralıklarla geçişi, artık, sizi rahatsız etmez. Şimdi, ben, bizim
Parlamentonun çalışmasını biraz buna benzetiyorum.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Trene mi
benziyor?..
HASAN AYDIN (Devamla) - Arkadaşlar diyor
ki, bir yasa çıkarmaya çalışıyoruz, bir arkadaşımızın varsa bir önerisi,
düşüncesi, katalım, yanlışı düzeltelim, hep birlikte vatandaşa bu yasaları
götürelim. Fakat, garip bir şey, aslında, Sayın Komisyon Başkanımız ile Sayın
Bakanımızın yerine bir teyp koysak "Cumhuriyet Halk Partisinin önergeleri
hakkında Sayın Bakanımız ne diyor" diye sorsak, bence tekrar etmelerine,
zahmet etmelerine gerek yok, teybin tuşuna basacaksın "katılamıyoruz."
Yani, biraz da nezaketleştirilecek "katılamıyoruz" yani, keşke
katılabilecek bir şey olsa da katılsaydık diyerek... Böyle aynı kelimeler, aynı
tonda, aynı vurdumduymazlıkla... Aynı alabildiğine büyük ve müthiş bir
sorumlulukla, bir muhalefet partisi, Cumhuriyet Halk Partisi muhalefeti burada oturuyor, burada konuşurken, sözcüleri
vatandaş dinliyor, bunlar bir sorumlulukla konuşuyorlar, bu konuda bazı
öneriler yapıyorlar, acaba, bu önerilerin bizim işimize gelen bir yanı olabilir
mi, acaba, yarın yasalar hayata geçtikten sonra "keşke bunu yapmasaydık,
aslında, Cumhuriyet Halk Partisi bize bunu söylemiş, bizi bu konuda uyarmıştı;
ama, hayret bir şey, biz, nasıl oldu da, bu kadar sarih, bu kadar somut,
aslında, bu kadar sıradan bir insanın bile algılayabileceği, kavrayabileceği bu
önerileri dikkate almadık" diyeceksiniz. Bir gün bu yasalar yaşama geçtiği
zaman, kimimizin milletvekili, kimimizin milletvekili olmadığı ileriki zamanlarda
geriye dönüp kendi kendinize şu soruyu soracaksınız, ben buna inanıyorum "yapma yahu gerçekten bu yasayı biz mi
yaptık, yani, bu yasa benim milletvekili olduğum dönemde çıktı, ben de el mi
kaldırdım!" Büyük bir ihtimalle yasanın gününü falan unuttuğunuz için
"yok canım, ben Mecliste olsaydım, ben bu yasaya evet demezdim, demek ki,
ben o gün Mecliste değildim" diyerek, vicdanınızı rahatlatacaksınız.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada
değişime kimse karşı çıkmıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hantallaştığı,
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bürokrasinin eline düştüğü, bu konuda inanılmaz
derecede zorlukların, engellerin ortaya çıktığı, vatandaşın kendi sorunlarını
çözebilmek için ulaşım mekanizmalarının tıkalı olduğu, vatandaşın ayağına
hizmeti götürmenin gerekliliği, yönetimin demokratikleşmesinin gerekliliği...
Bütün bunlarda hemfikiriz eğer samimiysek; fakat, böylesine on yıllara dayalı
bir kilitlenmenin bazı dehalar tarafından... Ben kürsüye gelmeden önce, acaba
bu nedir falan diye düşündüm; Türkiye'de bir sorun var tabiî -Türkiye'de- belki
Avrupa'da bu sorun yok- liderlerin inanılmaz derecede özgüvenleri oluşuyor, bu
liderlerin kendi kafalarında ve dünyalarında bazı doğruları şekilleniyor, bu
doğrularını en yakın kurmaylarına doğru olarak empoze ediyorlar, en yakın
kurmayları onları, Meclise, komisyonlara empoze ediyor; gündemdeydi; ama, bugün
hiç gündeme gelmesini beklemediğimiz bir yasa, bakıyorsunuz pat diye geliyor,
hiçbir milletvekili arkadaşımızın haberi de yok, bu konuda hiçbir hazırlığa
falan gerek yok; çünkü, artık Türkiye Cumhuriyetinde Büyük Millet Meclisi bir
noter noktasına düşürülmüştür. Milletvekillerinin bu konuda fikir söylemeleri,
hele hele iktidar partisi milletvekiliyse bu konuya itiraz etmesi, buna karşı
çıkması, grup başkanvekillerinin itiraz etmiş olduğu bir önergeyi onun rızası
olmadan vermeleri; böyle bir şey mümkün değil.
"Yerel yönetimi indireceğiz
aşağıya." Peki, yerel yönetimi indirelim, devleti küçültelim; bu kadar
basit mi bu? Yani, Türkiye'de devletin bazen altından kalkamadığı, devletin
toplumla sorunlarını çözemediği, devletin vatandaşına veremediği şeyleri, çoğu
zaman, hayatında belki hiç yöneticilik yapmamış, belki siyaset yapmamış kimi
belediye başkanlarımızın böylesine ağır, kapsamlı, detaylı sorunları,
vatandaşla buluşarak çözebilecekleri konusunda ne kadar eminiz. Bir arkadaşımıza,
bir memurumuza, bir çalışanımıza bir görev verdiğimiz zaman bile onun ehliyetli
olup olmadığını, bunu uygulayıp uygulayamayacağını, başarıp başaramayacağını
düşünüyorken bir bakkal dükkanında bile, Türkiye'de öyle yasalar çıkarıyoruz ki,
bu yasalar, aman bizden uzak dursun da, devletin merkezîliğinden uzak dursun da
nereye giderse gitsin sorumsuzluğuyla Türkiye'yi yönetmek mümkün değil değerli
arkadaşlarım. Yönetimi verelim...
YAHYA BAŞ (İstanbul) - Küçümseme onları.
HASAN AYDIN (Devamla) - Küçümsemiyorum
onları, ben öyle belediye başkanları tanıyorum ki, o belediye başkanları
Parlamentodaki birçok milletvekilimizden çok daha yetenekli; ama, ben öyle
belediye başkanları tanıyorum ki, tesadüfen, hasbelkader, kazara buraya gelmiş
"yazık, bu nereden buraya gelmiş" diyebiliyorsunuz. Bir tekdüzelik
içerisinde, bir monotonluk içerisinde, bir dayatma içerisinde, sağa sola
bakmadan bazı yasaları çıkaracağız, koyacağız ve ondan sonra, kalkıp burada,
demokrasiyi uyguladık, çağdaşlaşıyoruz, yenileşiyoruz diye kendimizi avutmaya
çalışacağız...
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Kim
yapıyor?!
HASAN AYDIN (Devamla) - Kim mi yapıyor;
Fransa'dan duydun galiba... Burada konuşuyoruz meseleyi işte.
Kim yapıyor; siz yapıyorsunuz, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu yapıyor. Muhalefeti dikkate almadan, vatandaşı dikkate
almadan, kamuoyuyla tartışmadan, ilgili kurumları dikkate almadan, belediye
başkanlarının düşüncesini dikkate almadan, belediye meclisi üyeliğini yok
sayarak, il genel meclisi üyeliğini yok sayarak... Gerçek bu. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
Tamam, siz, bize laf attınız mı, bütün
sorumluluktan kurtulmuş oluyorsunuz...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Müdahale
etmeyin... Bundan sonra halk meclisleri kuracağız.
HASAN AYDIN (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, bakın, devlet, bir görevle karşı karşıyadır. Devlet bir kurumu
ortadan kaldırdığı zaman, devlet bir kurumda değişiklik yaptığı zaman, onun
alternatiflerini, onun altyapısını, onun hazırlıklarını bitirmiştir. Devlet,
eğer, tarımdan elini çekecekse, eğer, Ziraî Donatımı kaldıracaksa, Toprak
Mahsullerini ortadan kaldıracaksa, Köy Hizmetlerini ortadan kaldıracaksa,
altyapıyı, bunu devredecekse, o noktada hazırlıkların bitmiş olması, uzmanların
tamamlanmış olması, vatandaşla bu konuda bir hazırlığın yapılmış olması
gerekir; hiçbiri yok. Tam tersine...
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Hepsi hazır...
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Kırk
yıldır yapılıyor.
HASAN AYDIN (Devamla) - Kırk yıldır
yapılıyor da, kardeşim, ne diye değiştiriyorsunuz onu kırk yıldır
yapılıyorsa?.. Madem, kırk yıldır yapılıyor, senin derdin ne; mademki kırk
yıldır yapılıyor, kırk yıldır yürüyorsa, ne münasebetle yürüyen mekanizmayı
değiştirmeye çalışıyorsun? Kaldı ki, ben, yürüyen bir mekanizmanın olduğu
kanaatinde değilim.
Ben, sadece, sevgili arkadaşlarıma şunu
anlatmaya çalışıyorum: Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlar, şurada
Bakanınızın, Bakanımızın, şurada Komisyon Başkanımızın, sürekli olarak, her
önergeye ilişkin "katılamıyoruz" demiş olmasını hangi mantık
ölçülerinde değerlendirebilirsiniz?!
AHMET YENİ (Samsun) - Doğrulara
katılıyoruz.
HASAN AYDIN (Devamla) - Yani, dünyanın
doğrusunu siz mi biliyorsunuz? Anamuhalefet Partisinde bu kadar birikimi olan,
bu kadar yeterliliği olan arkadaşlarımızın önerilerinin tümü, size karşı bir
kasıt olarak mı gündeme getirilmektedir ki, âdeta, bir kasıtmış gibi, her
önergemize "hayır" diyebilecek, sadece bir emrivakiyle yasaları
çıkarmaya kendinizi zorlayabilecek durumda oluyorsunuz? (AK Parti sıralarından
gürültüler)
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Önergelerin
gerekçelerine bak!
HASAN AYDIN (Devamla) - Arkadaşlar, siz,
diyalog yollarını kapatırsanız, iletişim yollarını kapatırsanız, canımız
istiyor kardeşim, ben bunu getiriyorum; Danışma Kurulunda, bunu kabul ediyor
musunuz; hayır, kabul etmiyorum; o zaman bizim grubumuzun çoğunluğu var, o
zaman, biz bunu kendi kendimize getiririz falan diye düşünürseniz, Türkiye'de,
demokrasinin yollarını Parlamentonun çatısı altında kapatmışsınız demektir.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) - 2 dakika 22
saniyen kaldı!
HASAN AYDIN (Devamla) - Şimdi, sevgili
arkadaşlarım...
Arkadaş, sen de hastasın yani!
(Gülüşmeler)
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Tabip yok mu?!
HASAN AYDIN (Devamla) - Adam sanki benim
kronometrem; orada 2.20, 2.15, 2.10... Yani, şenlik...
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sen devam et.
HASAN AYDIN (Devamla) - Şimdi, burada,
Meclis Başkanı var; arkadaşın biri diyor ki "2.20 kaldı", öbürü diyor
ki "yok yok, sen devam et", öbürü diyor ki "bir dakika
dur."
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - İdare ediyorlar.
HASAN AYDIN (Devamla) - Tabiî, idare
ediyor arkadaşlarımız; zaten, memleketi çok iyi idare ediyorsunuz; hakikaten, o
noktada son derece düzgünsünüz...
Şimdi, bir noktaya gelmek istiyorum sevgili
arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi olarak, sizin yapmış olduğunuz yasaların,
ülkemizin menfaatına olmasının, ülkemizin yararına olmasının bizi rahatsız
etmediğini, bu noktada sizin başarılı olmanızın bizi rahatsız etmeyeceğini;
ancak, değişim isteyen, demokrasi isteyen bir grubun biraz demokratik
davranması gerektiğini, biraz katılımcı davranması gerektiğini, biraz farklı
fikirlere açık olması gerektiğini, biraz kendisinin içerisindeki psikolojik
üstünlüğü dayatmaya dönüştürmemesi gerektiğini; bazen, kırk yılda bir, bir
kuyruklu yıldız doğmuştur, bir taş düşmüştür, sizin Grubunuzun kararının
tersine oy kullanan bir arkadaşımızı Allah rızası için görmemiz gerektiğini;
bunun, grup yönetimi kararına uymamak anlamına değil, demokrasiyi algıladığınız
anlamına gelebileceğini; eğer, ister okumuş olasınız ister okumamış olasınız,
hep birlikte, elbirliğiyle her şeye "ret" ya da "evet" diyebiliyorsanız
kendi içinizde demokrasinin işlemediğini; kendi içinde demokrasi işlemeyen bir
grubun, ülkeye demokrasi getirmesinin mümkün olamayacağını, kendi aranızda
kavramaya, algılamaya çalışın lütfen; istirham ediyorum...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Sizin Grubunuzda
işliyor mu demokrasi?!
AHMET RIZA ACAR (Aydın) - Kendini tarif
etme!
HASAN AYDIN (Devamla) - Atatürk zamanında
kurulan, zor durumda olan bütün kurumları -Özal'la birlikte başlayan- babasının
malı gibi ucuza ona buna peşkeş çeken, yok eden; onun yerine siyasî olarak
ancak rant olarak kullanabilen, kurumları ikame etmeyen; çimento fabrikalarını,
tekstil fabrikalarını imha eden, TÜPRAŞ'ından petrol kurumlarına her şeyi satıp
savuran ve bugün de, devletin merkezî idaresinde yürüyen kurumların yerine
yenisini inşa etmeden, ısrarla ve inatla, bu noktada bir duruş almaya çalışan
siz değerli arkadaşlarımızı uyarmaya çalışıyoruz.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)- Çok hızlı
konuşuyorsun, anlaşılmıyor.
HASAN AYDIN (Devamla) -10 dakikalık
zamanımı son derece rantabl kullanmaya çalışıyorum.
Sevgili arkadaşlarım, son olarak şunu
söylemek istiyorum: İyi bir yolda değilsiniz... İyi bir yolda değilsiniz; eğer,
iyi bir yolda olsaydınız, bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi... (AK Parti
sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aydın, siz buyurun.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) - ANAR'ın
araştırmalarına göre yüzde 52,7...
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız
Sayın Aydın.
Buyurun
HASAN AYDIN (Devamla) - Cumhuriyet Halk
Partisinde demokrasi vardır. Cumhuriyet Halk Partisinde demokrasi vardır;
Cumhuriyet Halk Partisindeki demokrasi ile AKP'deki demokrasiyi mukayese etmek
biraz hoş değil, tatlı değil...
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Doğru!..
HASAN AYDIN (Devamla) - ...yani, bizim durumumuz çok farklı; biz,
aşağı yukarı, yüz sene sizden ilerideyiz. (AK Parti sıralarından alkışlar [!])
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Çok iyi!..
HASAN AYDIN (Devamla) - Arkadaşlarımızın
hoşuna gitti; yani, söylemi bile hoşuna gitti; çünkü, onlarda "d"si
bile yok; yani, "d"si bile yok.
Sevgili arkadaşlarım, son olarak şunu
söylemek istiyorum: Bu yasalar halk içindir, bu yasalar vatandaş içindir; bunun
sorumluluğu içerisinde davranmamız gerekir. Üstelik de, bu yasaların ne
kadarının geri dönebileceğini bile bile, aynı şeyi tekrar ederek, bu ülkeye
fazla katkı sağlamamız mümkün değil. Umuyorum, bir biçimiyle, bir şekilde,
sizinle iletişim kurabilmişizdir.
Hepinizi, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aydın.
Madde üzerinde, şahsı adına, Şanlıurfa
Milletvekili Sayın Mehmet Vedat Melik; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici
7 nci maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle,
hepinizi, öncelikle, saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, görüşülmekte olan Kamu
Yönetimi Temel Yasası Tasarısı, ülke yönetimini, esastan, yeniden
yapılandırmaya ve insanımızı şimdiye kadar alışık olmadığı yeni bir yaşam
tarzına alıştırmaya yöneliktir; şimdiye kadar çıkarmış olduğumuz Belediye
Yasası, Büyükşehir Belediyesi Yasası ve buna benzer diğer yasaların ana
çerçevesi olan bir yasa tasarısıdır. Doğrudur, bir iktidarın görevi, elbette
ki, çağdaş medeniyetin gerektirdiği değişiklikleri ülkesinde uygulamaktır
ve bu yasayla da amaçlanan şey,
aslında, aşırı merkeziyetçiliğin verdiği hantallıktan kurtulmak, bazı
hizmetlerin daha hızlı bir şekilde yerel yönetimlerce yapılmasını sağlamak,
dolayısıyla merkezin bazı yetkilerini yerel yönetimlere devretmektir. Ancak,
sizin ülkenizin yerel yönetimlerinin idarî ve malî gücü, bizim onlara
devretmeye çalıştığımız görevleri yapmaya acaba müsait midir? Müsait değilse ne
yapacağız?
Değerli arkadaşlar, ben size bunu bir
örnekle açıklamak istiyorum. Aslında bu konu, bu hadise bugün olduğu için, bu
konuda Türkiye Büyük Millet Meclisini de bilgilendirmek istiyorum. Belki hadise
halen de devam etmektedir.
Değerli arkadaşlar, salı günü yaptığım
gündemdışı konuşmada -ki, bu 22 nci Dönem Parlamentosunda bu konuyla ilgili
yaptığım ikinci konuşmadır- Şanlıurfa İlinin elektrik sorunlarından bahsetmeye
çalışmış ve Enerji Bakanlığının derhal Şanlıurfa İlinde olağanüstü bir durum
ilan ederek tedbirler almasını istemiştim. Bugün sabahleyin Şanlıurfa İlinin
Viranşehir İlçesinde -Viranşehir ilçe merkezinin nüfusu 120 000'dir- 500-600
civarında çiftçi, elektrikle tarımsal sulama yapmaya çalışan çiftçi,
kaymakamlığın önünde gösteri yapmıştır. Bu gösteriden sonra Urfa - Mardin
karayolunu; yani İpek Yolunu kesmişlerdir. Bu arada, bazı siyasî parti
binalarını da taşlamışlardır o hiddetle. Daha sonra, trafo merkezine
yürümüşler, trafo merkezini tahrip etmeye yönelik, o kızgınlıkla tepki
koymuşlardır. Doğal olarak, bunun karşısında güvenlik güçleri de tedbir
almıştır, zaman zaman da güvenlik güçleriyle tartışmaya girmişlerdir, belki bu
tartışmalardan dolayı, henüz haber alamadık, tutuklamalar da olabilecektir.
Değerli arkadaşlar, şimdi, ben, bunu bir
yıl içinde üçüncü kezdir söylüyorum. Ben, 1 200 000 dekarlık... Kendi
imkânlarıyla kuyu açmış insanlardan bahsediyorum. Şimdi, bu insanlar, 42 derece
sıcakta, borçla harçla açtıkları kuyulardan, yine borç ve harçla ektikleri
pamuğu nasıl sulayacaklardır?! Tesisat niçin çalışmamaktadır; sebebi şudur:
Bütün Şanlıurfa İlinde elektrik tesisatı çökmüştür. Bunun için, derhal tedbir
alınması, merkezî hükümetin oraya para aktarması gerekir. Bu, Şanlıurfa İl
İdaresinin yapacağı bir iş değildir.
Şimdi, aslında konu bu mu diyeceksiniz;
bana göre, Türkiye'nin en önemli konularından biridir. Ben son kez, Sayın
Enerji Bakanını göreve davet ediyorum; Türkiye'de ne kadar seyyar trafo varsa,
24 saat içinde Şanlıurfa'ya götürmelidir. Bir hafta içinde para aktarırsanız,
bütün elektrik sorunu çözülür. İnsanlar, aşiret meselesi yapmıştır.
Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Melik.
Sayın milletvekilleri, şahsı adına, İzmir
Milletvekili Sayın Mehmet Tekelioğlu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) - Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz tasarının geçici 7 nci
maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye yeni bir döneme girdi. Bu dönemin
en önemli karakteristiği, bir değişim anlayışının ortaya çıkmasıdır.
Dolayısıyla, AK Partinin uygulamakta olduğu bu değişim felsefesini iyi kavramak
gerekiyor. Eğer bu felsefe iyi kavranacak olursa, o zaman, buraya getirilen
kanunlar da, çok daha esaslı bir biçimde anlaşılmış olur.
Bu maddeyle, yeni düzenlemeler dolayısıyla
kadro unvanı değiştirilenlerin yahut da kaldırılanların bütün hakları garanti
altına alınmaktadır; maddenin özü bundan ibarettir. Dolayısıyla, burada
tartışılacak herhangi bir şey yoktur; ancak, bu kürsüde dile getirilen
kadrolaşma kaygısını, AK Parti olarak kabul edemeyiz. Biz, bir defa, hangi
işin, hangi niteliklere sahip insanlar tarafından yapılacağını gayet iyi tespit
ediyoruz; dolayısıyla da her işi ehline veriyoruz; bunun için de objektif
kriterler geliştiriyoruz. Bunun uygulamalarını çok çeşitli alanlarda
görmekteyiz. Öğretmen atamalarındaki objektif kriterler, bunun basit bir
örneğidir. Yine, Sağlık Bakanlığının getirmiş olduğu uygulamalar, bunun çok
müşahhas bir örneğidir.
Unutmayalım ki, burada, sayın bakanlar
kendi ellerindeki yetkileri devretmektedir. Dolayısıyla, her türlü uygulamada
objektif kriterleri hayata geçirdiğimiz zaman, herhangi bir sıkıntı
kalmayacaktır. Bu da, elbette ki, diğer alanlara yakın zamanda yansıyacaktır.
Bu objektif kriterlerin uygulandığını görmek için de çok beklemeyeceğinizi
umuyorum.
Bu düşüncelerle, kanunun hayırlı olmasını
temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tekelioğlu.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 2
adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra
aykırılıklarına göre işleme alacağım.
Birinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının geçici 7 nci maddesine aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
|
Salih Kapusuz |
Taner Yıldız |
Mustafa Cumur |
|
|
|
Ankara |
Kayseri |
Trabzon |
|
|
A.Müfit Yetkin |
Nusret Bayraktar |
Mehmet Beşir Hamidi |
|
|
Şanlıurfa |
İstanbul |
Mardin |
"Geçici 1 inci ve 2 nci maddelere
dayanılarak devredilen personelden geçici 1 inci maddenin son fıkrasının ikinci
cümlesine göre ihtiyaç fazlası olarak belirlenenler, bulundukları ilin valisi
tarafından öncelikle o ildekiler dikkate alınmak suretiyle diğer mahallî
idarelere, buralarda mümkün olmadığı takdirde merkezî idarenin taşra
teşkilatına veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki durumlarına uygun kadro
veya pozisyonlara atanır. Bir yıl içinde bu şekilde atanamayan personel, diğer
kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere valilik tarafından Devlet
Personel Başkanlığına bildirilir.
Devlet Personel Başkanlığı, bildirilen
personel listelerini en geç üç ay içinde tespit edeceği kamu kurum ve
kuruluşlarındaki boş kadro ve pozisyonlara atanmalarını sağlamak üzere ilgili
idarelere ve kamu kurum ve kuruluşlarına gönderir. İlgili idare, kurum ve
kuruluşlar, bildirimin ulaştığı tarihten başlayarak en geç bir ay içinde bu
personelin atamalarını yaparak atamalarına ilişkin bilgileri Maliye Bakanlığı
ve Devlet Personel Başkanlığına ve
ilgili valiliğe bildirir.
Personelin atandığı kurumda fiilen göreve
başlayacağı tarihe kadar geçen sürede her türlü malî, sosyal ve özlük hakları
eski kurumlarınca karşılanmaya devam edilir. Ayrıca, bu personelin eski kadro
ve pozisyonları ile atandıkları kadro ve pozisyonlara ait farklar birinci
fıkradaki hükümlere göre ödenmeye devam olunur."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
İkinci önerge aykırı önerge olup, okutup
işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 7 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
|
Ali Topuz |
Mustafa Özyürek |
M. Akif Hamzaçebi |
|
|
|
İstanbul |
Mersin |
Trabzon |
|
|
Muharrem Eskiyapan |
|
Mehmet Yıldırım |
|
|
Kayseri |
|
Kastamonu |
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz efendim.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 7
nci maddesinin madde gerekçesinde aynen şu ifadelere yer verilmiştir.
"Bu kanun uyarınca yapılacak
düzenlemeler nedeniyle kadro unvanı ve derecesi değişen veya kaldırılanların
eski kadrolarına ait her türlü haklarının, yeni görevlerinde kaldıkları sürece
şahıslarına bağlı olarak saklı tutulacağı hükme bağlanmaktadır."
Kamu yönetiminin yeniden yapılanması
kapsamında Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla çerçevesi çizilen kamu
personel rejimi, kadro sayısının belirlenmesi, farklı istihdam şekilleri,
sınıflandırma, kariyer ve liyakat, ücret rejimi, sendikal siyasal haklar,
emeklilik, hizmet içi eğitim, siyasîlerin kamu personeli üzerindeki etkileri,
kayırmacılık gibi kamu istihdamının sorunlarının çözümüne yönelik bütüncül bir
yaklaşım geliştirmemekte, kamu personel sayısının azaltılması, sözleşme
rejimine geçiş ve esnekleşmeyi yeni personel politikasının temeli yapmaktadır.
Kamu hizmetlerinde hizmet kalitesini ve
verimliliği artırmada, ücret ve maaşlara ilişkin sorunların çözümünü sağlamada
temel yaklaşım, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında öngörüldüğü gibi,
performansa dayalı ücret değil, kamu çalışanlarının vasıflarının yükseltilmesi,
sendikal haklarının tanınması ve tüm kamu çalışanlarının vasıf ve kıdemlerine
uygun, eşit değerdeki işe eşit ücreti temel alan, aileleriyle birlikte insanca
yaşamalarına imkân verecek düzeyde ücret almalarının sağlanması olmalıdır.
Geçici 7 nci maddeyle, bakanlıklar ile
bağlı ve ilgili kuruluşların kuruluş kanunlarında yapılacak düzenlemeler
nedeniyle, kadro unvanı değişen veya kaldırılanların kendilerine uygun boş
kadrolara atanmaları öngörülmektedir. Geçici 7 nci maddenin bu içeriğiyle
kapsaması gereken konuları kapsamadığı, özensiz olarak hazırlandığı
görülmektedir.
22 nci Dönem yasama çalışmalarında ikişer
kez yasalaştırılan; ancak, Anayasa Mahkemesinin yürürlüğünü durdurduğu ve iptal
ettiği 61 yaşta emeklilik öngören yasa tasarısı ile TÜBİTAK'a ilişkin yasa
tasarısı, kamuoyu tarafından, iktidarın kadrolaşma amacıyla çıkardığı yasalar
olarak anılmaktadır. Hükümet, belirtilen yasalarla kadrolaşmaya yasal kılıf
hazırlama iradesini ortaya koymuş, özellikle emeklilik yaşına ilişkin
düzenleme, yaşanan süreçte çok sayıda kamu görevlisinin mağdur olmasına neden
olmuştur.
Geçici 7 nci madde de kadrolaşmaya neden
olacak düzenlemeler içermektedir. "Kadro unvanı kaldırılan ya da
değiştirilen" ifadesi içine çok sayıda kamu görevlisi girmekte, bu
kişilerin hangi kadrolara atanacağına ilişkin somut düzenlemeye yer
verilmemektedir. Örneğin, sadece isim değişikliğine gidilen ve bazı görev
tanımları değişen birimlerin üst düzey yöneticilerinin, bu madde kapsamında
görevlerinden alınmasına yasal dayanak sağlanmış olacaktır.
Kamu personel rejimi için, kamu personel
sayısının azaltılması, sözleşme rejimine geçiş ve esnekleşmeyi içeren
düzenlemelere yer veren Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 7 nci
maddesi de, bu politikanın hayata geçirilmesine olanak tanımakta, çok sayıda
kamu görevlisinin mağdur olmasına neden olacak düzenlemeler içermektedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, kapsaması
gereken konuları kapsamayan, özensiz olarak hazırlanan 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 7 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul
edilmemiştir.
İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının geçici 7 nci maddesine aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları
"Geçici 1 inci ve 2 nci maddelere
dayanılarak devredilen personelden geçici 1 inci maddenin son fıkrasının ikinci
cümlesine göre ihtiyaç fazlası olarak belirlenenler, bulundukları ilin valisi
tarafından öncelikle o ildekiler dikkate alınmak suretiyle diğer mahallî
idarelere, buralarda mümkün olmadığı takdirde merkezî idarenin taşra
teşkilatına veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki durumlarına uygun kadro
veya pozisyonlara atanır. Bir yıl içinde bu şekilde atanamayan personel, diğer
kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere valilik tarafından Devlet
Personel Başkanlığına bildirilir.
Devlet Personel Başkanlığı, bildirilen
personel listelerini en geç üç ay içinde tespit edeceği kamu kurum ve
kuruluşlarındaki boş kadro ve pozisyonlara atanmalarını sağlamak üzere ilgili
idarelere ve kamu kurum ve kuruluşlarına gönderir. İlgili idare, kurum ve
kuruluşlar, bildirimin ulaştığı tarihten başlayarak en geç bir ay içinde bu
personelin atamalarını yaparak atamalarına ilişkin bilgileri Maliye Bakanlığı
ve Devlet Personel Başkanlığına ve ilgili valiliğe bildirir.
Personelin atandığı kurumda fiilen göreve
başlayacağı tarihe kadar geçen sürede her türlü malî, sosyal ve özlük hakları
eski kurumlarınca karşılanmaya devam edilir. Ayrıca, bu personelin eski kadro
ve pozisyonları ile atandıkları kadro ve pozisyonlara ait farklar birinci
fıkradaki hükümlere göre ödenmeye devam olunur."
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Gerekçeyi okutun
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Geçici 1 inci ve 2 nci maddelerde mahallî
idarelere devredilen personelin müktesep haklarını korumak ve geçici 1 inci
maddenin son fıkrasının ikinci cümlesine uygulama imkânı sağlanmak amacıyla
sağlanmıştır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
Geçici 8 inci maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 8. - Bakanlıklar ile bağlı ve
ilgili kuruluşların teşkilatı, bu Kanun esaslarına göre yeniden düzenleninceye
ve bu düzenleme uyarınca genel hükümlere göre yeni kadrolar tespit ve ihdas
edilinceye kadar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olan kadroların
kullanımına devam olunur.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu ve şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu;
buyurun.
CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma
Partisinden bir arkadaşımız burada konuşma yaparken, dolaylı olarak, Cumhuriyet
Halk Partisinin reforma karşı çıktığını, reform istemediğini ifade etti.
Değerli arkadaşlar, yerel yönetimlerde
ciddî bir sorunun olduğunu hepimiz biliyoruz, merkezî yönetimin hantal yapısını
da biliyoruz. Gerek Adalet ve Kalkınma Partisi gerekse Cumhuriyet Halk Partisi,
kendi seçim bildirgelerinde ve seçim programlarında, kendi parti
programlarında, kamu yönetiminde bir reformun yapılması gerektiğini ısrarla
dile getirmişlerdir, seçim meydanlarında bunu da söylemişlerdir. Bizim, ısrarla
istediğimiz bir tek konu var; reforma evet; ama, reformu yaparken, hukuk
sistemini bozmadan, insan hakları ihlalleri yapmadan, insan haklarını dikkate
alarak, kazanılmış hakları dikkate alarak bir reform yapalım. Yani, bir şeyi
kırıp dökerek değil de, insanları mutlu ederek yapmak varken, niçin bunu
yapmıyoruz?.. Bizim ısrarla üzerinde durduğumuz; fakat, her ne hikmetse, bir
türlü anlatamadığımız olay bu.
Bakın, bu kürsüden, ben gelip bir konuyu
bilginize sundum ve burada da bir önerge verdik -Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulundan örnek verdim- fakat, sizlerin oylarıyla reddedildi; reddedileceğini
de biliyordum. Neden, değerli arkadaşlar; çünkü, ben şunu gayet iyi biliyorum,
sizler de gayet iyi biliyorsunuz; nasıl olsa, bir konuyu hükümet hazırlıyor,
buraya getiriliyor, bizim ayrıca okumamıza gerek yok, bu konuda kafa yormamıza
gerek yok; zaten muhalefet de itiraz edecek, hükümet el kaldırırsa biz de kabul
edeceğiz... Bu kadar basit; ama, Parlamentoda görev yapmanın bu kadar basit
olmadığı kanısındayım ben. Parlamentoda görev yapan her parlamenter, elbette,
kendi siyasî grubunun görüşlerini dikkate alacaktır, elbette ki kendi
partisinin programını dikkate alacaktır; ama, bir hukukçunun, hukuk kimliğini
bir tarafa bırakarak, bazı kuralları, Anayasaya aykırılıkları bile bile
"hayır, ben bunu bildiğim gibi yaparım" derse, işte, orada, demokrasi
konusunda bir anlayış farklılığımız çıkıyor ortaya.
Şimdi, bakınız, Sayın Bakan, daha ilk
geçici maddeleri görüşürken, Sayın Cumhurbaşkanına bir yollama yaptı ve Sayın
Cumhurbaşkanının, geri gönderme gerekçesini buraya gönderirken ilgili kanunları
okumadığını söyledi. Şimdi, ben, tabiî, şunu beklerdim... Elbette, her makam
eleştirilebileceği gibi Cumhurbaşkanlığı makamı da eleştirilebilir.
"Eleştirilemez" denilen hiçbir makamın Türkiye'de olmaması
gerektiğine inanıyorum ben, Cumhuriyet Halk Partisi de böyle inanıyor; ama, biz
şunu yapmamalıyız. Eleştiri yaparken, eleştirinin belli bir üslup içinde olması
gerektiğini de, herhalde, bütün milletvekillerinin kabul etmesi gerekir.
"Okumamıştır" demesi, bana göre, beni rahatsız eden bir cümledir; ama
"bu konuda yeterli çabayı göstermemiş" olabilir, yani, daha farklı...
Mesela, bakın, daha sonra kullandığı bir ifade var Sayın Bakanın; ben, baştan
bu ifadeyi kullanmasını isterdim: "Herhalde gözden kaçmıştır." Bu da
bir eleştiridir; ama, bu eleştirinin belli bir dikkat ve bir üslup içinde
yapılması, belli makamları doğrudan doğruya hırpalama yönüne gitmeden bunu
yapması, bana göre, daha şık olurdu.
Şimdi, biz, hukuka saygıyı niye
söylüyoruz?.. Bakın, değerli arkadaşlar, size, yine, hepimizi rahatsız eden bir
örnek daha vereceğim. Hep şunu söyleriz: Efendim, bu ülkede özelleştirme olsun,
zarar eden kamu kuruluşlarını satalım, zarar ediyor, işte, orada yolsuzluklar
var vesaire vesaire söyleniyor. Özelleştirme konusunda, devletin, çok küçük
işler... Devletin, artık, pijama, gömlek üretmesi gerekmediğini bizler de
söylüyoruz. Özelleştirilmesi, bazı konuların, elbette gerekir; ama,
özelleştirmenin de bir hukuk mantığı içinde olması gerektiğini söylüyoruz.
Orada insanlar çalışıyor. O insanların haklarının ihlal edilmemesi gerektiğini
söylüyoruz. Siz bir şeyi kapattığınız zaman -orası robotların üretim yaptığı
bir merkez değil- o merkezde insanlar çalışıyor ve o insanlar akşamları evine
giderken çoluk çocuğuna ekmek götürecek. Biz, bu sosyal yaraları dikkate alın
diyoruz, bunları yapın diyoruz; ama, denildi ki: "Hayır, biz bildiğimizi
yapacağız." Diğer hükümetler de bunu söylediler. Ne oldu; özelleştirmede
bir arpa boyu yol gidemedik. Gitti, veto yedi, Anayasa Mahkemesine gitti, idare
mahkemesine gitti, Danıştaya gitti ve özelleştirme olayı, Türkiye'de, bir
Filistin sorunu gibi oldu; çözülemedi, çözülemedi, çözülemiyor. Neden;
iktidarların basiretsizliğinden, iktidarların hukuku gözardı etmelerinden.
Demokrasiler hukuk devletinde olur arkadaşlar; hukuku gözardı ederseniz, olmaz.
Peki, hukuk dediğiniz kural ne; bizim koyduğumuz kurallar, bu Yüce
Parlamentonun kabul ettiği yasalar. Yasaları, siz, kendi siyasal bütünlüğü
içinde, hiyerarşik yapı içerisinde uygulamaya koymazsanız, olmaz. Tepede bir
Anayasa var, Anayasanın arkasında yasalar var, onun altında tüzükler var,
yönetmelikler var, genelgeler var; hukuk bütünlüğü içinde olması lazım.
Bakınız, Sayın Bakan, şunu da söyledi:
"Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısını da Sayın Cumhurbaşkanı
okumamış." Bir soru yönelttim kendisine; peki, nasıl oluyor da bizim
Cumhurbaşkanlığına göndermediğimiz, Parlamentonun kabul etmediği bir taslağı,
biz, Cumhurbaşkanlığına nasıl gönderdik ki, Cumhurbaşkanı bunu okumamış olsun?!
Sayın Bakan "hayır" diyerek, bu konuda, veto ederken, daha doğrusu
geri gönderme gerekçesini gönderirken, orada, bu yasa taslağına da atıflar yaptığını
söyledi. Demek ki, Sayın Bakan, kendi içinde çelişkiye düşüyor; bir taraftan
"okumamıştır" diyor, öbür taraftan da -okumuş olsa gerek ki- "bu
görüştüğümüz yasa taslağına atıflar yapıyor" diyor. Demek ki, okumuş Sayın
Cumhurbaşkanı.
Şimdi, bunu, şunun için anlatıyorum
değerli arkadaşlar: Önce yasalaştırmamız gereken tasarı buydu, Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısıydı; çünkü, il özel idareleri, belediyeler, büyükşehir
belediyeleriyle ilgili yasalar bu yasa üzerine inşa edilmişti. Şimdi, biz, bu
yasa üzerine inşa edilen yasaları gönderdik, bu yasayı göndermedik. Şimdi,
böyle bir hukuk bütünlüğü olabilir mi?! Siz, önce, bunu göndereceksiniz,
arkasından diğerlerini de buna uygun bir şekilde göndereceksiniz ki, bir hukuk
bütünlüğü sağlanmış olsun. Bu hukuk bütünlüğü de, maalesef, sağlanmamış oluyor.
Şimdi, Sayıştay konusunda da soru sorduk Sayın Bakana.
Değerli arkadaşlar, Sayıştay Yasasında
aynen şöyle bir hüküm var: "Sayıştay üyeliklerinden 5 kişi boşalırsa yedi
gün içinde seçim yapılır." Yani, yedi gün içinde Başkanın düğmeye basması
lazım; çünkü, Sayıştay üyeliklerinde boşalma olduğu takdirde bazı daireler
toplanamıyor, kurullar toplanamıyor. Bunun bir an önce toplanması lazım.
Sayıştaya bu görev veriliyor; Sayıştay görevini yapıyor, Parlamentoya geliyor.
Sayın Bakanımız diyor ki: "Efendim, Sayıştay görevini yaptı, buraya geldi,
görevini yapmayan Türkiye Büyük Millet Meclisidir." Peki, ben merak
ediyorum değerli arkadaşlar; sizler niye görevinizi yapmıyorsunuz?! Kim
söylüyor sizin görev yapmadığınızı; Sayın Bakan söylüyor. Peki, bu Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı kim; sizin partinizden. Plan ve Bütçe Komisyonu
Başkanı kim; sizin partinizden. Peki, niçin acaba Sayıştay seçimleri
yapılmıyor? Ben de adım gibi biliyorum, siz de adınız gibi biliyorsunuz ki, bu
seçimleri engelleyen hükümetin kendisi; hükümet "bunu yapmayın"
diyor. Peki, o zaman şu soruyu soralım: Hükümet bu seçimleri niye yaptırmak
istemiyor? Açın gazeteleri, şunu göreceksiniz: Sayıştay Genel Kurulunun seçip
Parlamentoya gönderdiği üyelerin içinde sizinle aynı görüşü paylaşmayan,
siyasal görüşü paylaşmayan insanlar olduğu için.
Değerli arkadaşlar, peki, o Sayıştay nasıl
denetim yapacak, o üyeler nasıl denetim yapacak? Şimdi, bakın, onların
kazanılmış hakları var; Sayıştay Genel Kurulu onları seçti, gönderdi buraya,
"bunlardan seçeceksiniz" diyor. Biz de diyoruz ki, hayır, kusura
bakmayın, biz onları seçmiyoruz. Peki, ne yapacak Sayıştay?! Nasıl görev
yapacak Sayıştay?!
Plan ve Bütçe Komisyonunda örnek verdim; o
örneği, bir daha, burada hepinizin huzurunda sunmak istiyorum. Bakın, BDDK'ya,
hükümet, zamanında atama yapmadı diye İmar Bankasına zamanında el konulamadı.
HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Doğru değil.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Neden doğru
olduğunu söyleyeceğim.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurulunun yaptığı basın açıklaması vardır Sayın Milletvekilim; BDDK'nın
internet sitesine girerseniz, bu basın açıklamasını görürsünüz.
HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Ona itibar
edemezsiniz; o taraftır.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bakın,
şimdi, o basın açıklamasında aynen şöyle diyor...
HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Ne derse desin...
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Diyor ki:
"Biz, şu tarihte -tarih de veriyor- İmar Bankasında olağandışı mevduat
hareketlerini gördük; ama, karar alma sayımız olmadığı için, toplanıp karar
alamadık.
Bir başka şey daha var Sayın Milletvekilim
-siz, İktidar Partisinde olduğunuz için daha rahat ulaşabilirsiniz- dönemin
BDDK Başkanı hükümete başvuruyor "toplanıp karar alamıyoruz, bize acilen
üye tayin edin..." Üye tayin edilmiyor. Üye ne zaman tayin ediliyor; İmar
Bankası olayı patlak veriyor, mızrak çuvala sığmıyor, hükümet atama yapıyor.
Bizim korkumuz şu, iyi niyetle bütün
bunları dile getirmemizin temel nedeni şu: Benzer bir uygulama Sayıştayda
olmasın. Sayıştayda, bugün, bazı daireler toplanamıyor, üye olmadığı için
toplanamıyor. Peki, buna, Parlamento olarak, biz, nasıl seyirci kalabiliriz?..
Bunun sorumlusu kim?
Bakın, bunu bir bürokrat yapsa, o bürokrat
hemen görevden alınır; mahkemeye verilse mahkûm olur. Peki, Türkiye Büyük
Millet Meclisini kim mahkemeye verecek?! Biz, görevimizi yapmıyoruz. Bizim
görev yapmadığımız bir yerde, biz, nasıl bürokrasiden görev bekleyebiliriz,
nasıl anlayış bekleyebiliriz?! Bizim bu konudaki duyarlılığımızı da, bu nedenle
sizin bilginize sunmak istedim.
Özetle, kamu yönetiminin yeniden yapılanması
gerektiğine bizler de inanıyoruz, kamunun hantal bir yapı içinde olduğuna
bizler de inanıyoruz; ama, kazanılmış hakları zedelemeden... Anayasaya
aykırılıkları göz göre göre gözardı ederek buradan geçirmenin hiçbir mantığı
yok. Zaman kaybediyoruz; zaman kaybetmenin hiçbir mantığı yok. Pek çok
milletvekilimin belki çok daha fazla işi var.
Bakın, biz, bu Parlamentoda Kamu Malî
Yönetimi ve Kontrol Kanununu geçirdik; oldukça çok maddesi vardı bu kanunun.
Cumhuriyet Halk Partisinden ciddî bir muhalefet geldi mi; hayır. Neden gelmedi;
çünkü, oturduk, bu tasarı üzerinde, Plan ve Bütçe Komisyonunda, altkomisyonda
gece yarılarına kadar çalıştık.
Değerli arkadaşlar, bakın, biz, sizi ikna
edemiyoruz, çok haklı olduğumuz konuda sizi ikna edemiyoruz; ama, biz, bürokrat
arkadaşlarla ve Adalet ve Kalkınma Partisinden milletvekili arkadaşlarla oturup
konuştuğumuz zaman herkes ikna olabiliyor, değiştirebiliyoruz, yanlış
yaptığımızı, evet, söylüyoruz, düzeltiyoruz, eklemeler yapıyoruz, ilaveler
yapıyoruz...
Bakın, yeni bir moda daha çıktı; onu da
söyleyeyim. Plan ve Bütçe Komisyonunda Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli
milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen maddeler, burada, maalesef, eski
haline getiriliyor. Niye eski haline getiriliyor; bu soru soruldu mu acaba hiç?
SONER AKSOY (Kütahya) - Meclisin takdiri
efendim.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Takdiri
değil efendim, keşke takdiri olsaydı. Takdiri olsaydı, zaten biz de takdir
ederdik. Takdiri değil, birilerini kurtarmak için.
Bakın, bu yasadan sonra, burada, bir yasa
daha görüşülecek, Sayın Cumhurbaşkanının veto ettiği bir yasa daha görüşülecek.
Birileri mahkûm olmasın diye, 550 kişi, burada, o kişiye özel af çıkarıyor.
Nereden çıktı arkadaşlar böyle bir şey?! Hangi akla, vicdana, hukuka sığar
böyle bir şey?!
Bizim görevimiz -bunu, gerçekten, çok
samimî söylüyorum- iyi niyetle doğruları anlatmak; ama, takdir, tabiî ki,
Adalet ve Kalkınma Partisinin. Oturursunuz, kendinize göre kanun yaparsınız,
yasa yaparsınız. Nihayet, hukuk yolları vardır; bizim de görevimiz, burada,
uyarmak; ama, olmadığı takdirde, hukuk yollarına başvurmak; ama, zaman kaybeden
kim; zaman kaybeden Türkiye Cumhuriyeti oluyor arkadaşlar.
Ben, bu düşüncelerle, hepinize saygılar
sunuyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın
Kılıçdaroğlu.
Şahsı adına, Kırklareli Milletvekili Sayın
Ahmet Gökhan Sarıçam; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının geçici 8 inci maddesiyle ilgili olarak söz almış
bulunmaktayım.
Bilindiği gibi, kamudaki bütün kurumların
uyması gereken temel ilkeler, bu kanun tasarısıyla, ilk kez, bir bütün olarak
ortaya konulmakta ve ele alınmakta; teşkilat yapıları, yetki devri esasına
dayandırılarak yeni bir çerçeveye oturtulmakta, merkezî idare ile mahallî
idareler arasındaki yetki ve görev paylaşımı netleştirilmekte, buna göre de
merkezî idare strateji ve denetim düzeyinde etkin kılınmakta, mahallî idarelere
ise operasyonel düzeyde esneklikler tanınarak inisiyatif kullanma hakkı
sağlanmaktadır.
Bunun sunucunda, mahallî ihtiyaçlar, ilke
olarak yerel düzeyde karşılanacak, hizmetler hızlı ve etkin bir biçimde
sunulacak, sivil toplum örgütlerinin katılımıyla kamuoyu denetimi bugüne oranla
çok daha güçlü olacaktır.
Üzerinde konuştuğum geçici 8 inci
maddeyle, devletin hizmetlerinin sürekliliği ve aksamaması ilkesi sağlanmış
olmaktadır. Maddeyle, yeni teşkilat düzenlemeleri yapılıp, bu düzenlemeler
uyarınca yeni kadrolar tespit ve ihdas edilinceye kadar mevcut kadroların
kullanılmasına devam edileceği hükme bağlanarak, geçiş döneminde herhangi bir
mağduriyete yol açılmaması amaçlanmaktadır.
Türkiye Cumhuriyetinin yücelmesinin,
halkımızın hak ettiği kaliteli hizmetleri almasının önünü açan bu tasarının
hazırlanmasında ve kanunlaşmasında emeği geçen herkese şahsım adına teşekkür
eder; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sarıçam.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 1
önerge vardır; okutup, işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun
tasarısının geçici 8 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
|
Ali Topuz |
Mustafa Özyürek |
Akif Hamzaçebi |
|
|
|
İstanbul |
Mersin |
Trabzon |
|
|
Muharrem Eskiyapan |
|
Mehmet Yıldırım |
|
|
Kayseri |
|
Kastamonu |
BAŞKAN - Komisyon?..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU
(İstanbul) -Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Sayın Topuz, gerekçeyi mi
okutayım?
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Gerekçe okunsun
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Peki, gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 8
inci maddesinin madde gerekçesinde aynen şu ifadelere yer verilmiştir.
"Maddede, yeni teşkilat düzenlemeleri
yapılıncaya ve bu düzenlemeler uyarınca yeni kadrolar tespit ve ihdas
edilinceye kadar mevcut kadroların kullanılmasına devam edileceği hükme bağlanarak
geçiş döneminde herhangi bir mağduriyete yol açılmaması amaçlanmaktadır."
349 sıra sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısında öngörülen personel rejimi, kamu personel sayısının azaltılması,
sözleşme rejimine geçiş ve esnekleşmeyi yeni personel politikasının temeli
yapmaktadır. Tasarının 46 ncı maddesiyle hem üst düzey yöneticileri siyasî
kadro haline getirilmekte hem de statü hukuku terk edilerek, kamu hizmetinde
istihdam, sözleşmeli personel üzerine kurulmaktadır. Düzenleme esnek çalışma
koşulları getirmekte, kamu görevlilerini örgütsüz ve iş güvencesinden yoksun
bırakmaktadır. Üst düzey yöneticilerin siyasî kadro haline dönüştürülmesi,
Türkiye'de son on yılda hükümetlerin iktidarda kalma sürelerinin ne kadar kısa
olduğu gözönüne alındığında, bu siyasal kayırmacılığın yaratacağı kaosun
boyutları daha da iyi anlaşılacaktır.
46 ncı maddeyle performans ölçütleri
kavramı getirilmiş; ancak, bu ölçütlerin neler olduğu yolunda bir düzenleme
yapılmamıştır. Yani, performans ölçütlerini belirleme yetkisi, yürütmenin
takdirine bırakılarak, aslî düzenleme yetkisi yürütmeye verilmektedir.
Geçici 5 inci ve geçici 7 nci madde
hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, bu maddelerin, kamuda kadrolaşmaya
hukukî, yasal zemin hazırladığı açıktır. İdarenin yapacağı keyfi uygulamalar,
belirtilen maddelerle yasal hale getirilecektir. Orta ve üst düzey bütün kamu
görevlilerinin teşkilat yasalarında yapılan değişikliklere dayalı olarak kadro
unvan ve dereceleri değiştirilerek görevden alınması olanaklı hale
getirilmektedir.
Geçici 8 inci maddeyle, "bakanlıklar
ile bağlı ve ilgili kuruluşların teşkilatı, bu kanun esaslarına göre yeniden
düzenleninceye ve bu düzenleme uyarınca genel hükümlere göre yeni kadrolar
tespit ve ihdas edilinceye kadar, bu kanunun yürürlüğe girdiği kadroların
kullanımına devam olunur" düzenlemesi getirilmiştir.
Belirtilen 3 geçici madde ve Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısının personel rejimine ilişkin diğer düzenlemeleri, kamu
görevlilerinin kazanılmış haklarını elinden alacak, siyasî iktidara keyfî
uygulamalar yapmanın yasal zeminini oluşturacaktır.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle, 349 sıra
sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 8 inci maddesinin tasarı
metninden çıkarılması gerekmektedir.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge
kabul edilmemiştir.
Geçici 8 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, saat 20.00'de
toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma
Saati : 19.00
BEŞİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati : 20.05
BAŞKAN :
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP
ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Genel
Kurulun 116 ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
349 sıra sayılı tasarının müzakeresine
devam ediyoruz.
VI. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
4.- Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.
Sayısı : 349) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Geçici 9 uncu maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 9. - Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Başbakanlık ve bakanlıklar ile bağlı
ve ilgili kuruluşlarda mevcut kadrolarda artış yapılmamak kaydıyla 190 sayılı
Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname esaslarına göre sınıf,
unvan ve derece değişikliği yapılabilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) -
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bugün yoğun bir mesaiyle, Kamu
Yönetimi Temel Yasası Tasarısını görüşüyoruz.
Bu tasarı, bildiğiniz gibi, uzun zamandır
hem Meclisimizde hem de kamuoyunda tartışılan önemli bir tasarı. Türkiye'nin
idarî yapısının geniş ölçüde yıprandığı, hantallaştığı, ciddî bir reforma
ihtiyaç olduğu konusunda Türkiye'de genel bir mutabakat vardır. Bu konudaki
çalışmalar çok eskilere dayanır; MEHTAP Raporundan beri, benim de zaman zaman
içinde bulunduğum bazı çalışmalar yapıldı; ama, yasayla bu konuyu
halledeceğimizi düşünmek oldukça aldatıcı bir yaklaşımdır. Bir kamu yönetimine
yön veren unsurlar, öncelikle, bir zihniyet meselesidir, bir yaklaşım meselesidir; sonra, kadro
meselesidir, sonra kaynak meselesidir. Bunların hepsini birden halletmediğiniz
zaman, sadece kanun değiştirerek sorunları çözdüğümüzü düşünmemeliyiz.
Burada, konuşan bazı arkadaşlarımız öyle
bir intiba vermeye çalıştılar ki, bu kanun çıktıktan sonra, devlet dairesine
giden herkes güler yüzle karşılaşacak, her şey çözülecek ve bu kanunla ilgili
olarak bazı eleştirilerini dile getiren Cumhuriyet Halk Partisine de,
"yani, güler yüzlü bir kamu yönetimi istemiyor musunuz, sorunların
çözülmesini istemiyor musunuz" gibi haksız suçlamalar yönelttiler. Elbette
bunların hepsinin olmasını biz de istiyoruz. Yalnız, reform yapmak, özellikle
yürüyen bir yönetimde, işleyen bir yönetimde değişiklik yapmak son derece
zordur ve önemli sancıları birlikte getirir. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Sayın
Süleyman Demirel, o meşhur MEHTAP Raporu çalışmalarının içinde olan bir kişiydi.
Uzun yıllar başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış olmasına rağmen, bu
kanunları bütünüyle değiştiren bir çalışmanın içine girmedi.
Öncelikle, belli çevrelerde şöyle bir
görüş vardır: Bütünüyle bu sistemi değiştirelim. Değerli arkadaşlarım, eğer sistemin
bazı noktaları doğru dürüst işliyorsa, onları değiştirmek için bir çaba
harcamak, hem emeklerin boşa gitmesidir hem de yürüyen bir sistemin ortadan
kaldırılmasıdır. Örneğin, bizim -daha sonra önemli ölçüde tahrip edilmesine
rağmen- Karayolları gibi çok iyi kurulmuş örgütlerimiz var, buna benzer bazı
örgütlerimiz var. Bu tip örgütlerin bazı düzeltmelerle en iyi şekilde
çalıştırılması mümkün; ama, şimdi biz ne yapıyoruz; sistemi bütünüyle altüst
etmeye çalışıyoruz. Buna gerek yok. Sırf, bakın ne kadar büyük bir reform
yapıyoruz, kimsenin yıllardır cesaret edemediği konuları ele alıyoruz
anlayışıyla her şeyi altüst etmek çok doğru bir yaklaşım değildir.
Bir diğer önemli nokta, böylesine kapsamlı
düzeltmeleri -burada bir intibak dönemi öngörülüyor; ama- hemen kısa sürede
uygulamaya geçmek, önemli sorunları beraberinde getirir.
Bakınız, bugün herkesin çok şikâyet
ettiği, öyle zannediyorum ki, hükümetin de üzerinde çalıştığı, belki bir süre
sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine getireceği personel rejimi meselesi, çok
önemli bir meseledir. 1971 yılında benim de Maliye Bakanlığında bulunduğum bir
dönemde o kanun çıkmıştı. O günün şartlarında, kanunu, mevcut personele değil
de, o tarihten sonra işe girecek, yeni işe başlayacak personele uygulasaydık,
çok iyi bir personel rejimi yapmış olacaktık; ama, ne yazık ki, özellikle bu
reformun içerisinde çalışan, başında olan kimseler kendi durumlarının ne
olacağını düşündükleri için ve biraz da kendilerine göre bir rejim kurdukları
için, önemli sorunlar çıktı. Eğer öyle bir şey olmasaydı, bugün, gerçekten
çağdaş anlamda bir personel rejimimiz vardı; çünkü, hazırlıklar ona göre
yapılmıştı; ama, o güzel sistemi mevcut yapının üzerine oturtmaya kalktığımız
zaman, büyük eksikler yaptık, büyük yanlışlar yaptık. Bugün, yine, personel
rejimimiz, 1971'deki gibi, içerisinden çıkılmaz hale gelmiştir.
Bununla şunu demek istiyorum: Bu rejimin
uygulanmasında da, önemli geçiş konuları ortaya çıkacaktır. Bunlara, mutlaka
dikkat etmek gerekir. Nitekim, görüştüğümüz pek çok bu geçici maddeler, bu
geçişle ilgilidir; ama, orada da, ben bir aceleyi görüyorum; özellikle, işte, o
kurumu hemen kapatalım, o kuruluşu hemen kapatalım -peki, kapattığınızda ne
yapacaksınız- orada çalışanları alalım, başka kurumlara aktaralım...
Şimdi, burada, bir tasarruf yok; yani,
devletin (A) kurumunda verdiğiniz parayı, orada iyi kötü işe yarayan insanları
(B) kurumuna nakletmek suretiyle, onlara boşuna para vereceksiniz, ayrıca da,
onları etkin ve fonksiyonel bir şekilde çalıştıramadığınız için de, mutlu olamayacaklar.
Şimdi, o nedenle, insan unsuru üzerinde
çok ciddî şekilde durmak gerekiyor. Kaynak sorunlarını... Yani, hepimiz
gerçekçi olalım, bugün ödediğimiz ücretlerle, bugün ödediğimiz personel
maaşıyla, etkin, verimli, burada hepimizin arzuladığı gibi güleryüzlü bir kamu
yönetimi yaratmamız mümkün değildir. Aşağı yukarı büyük çoğunluğunun açlık
sınırında, yoksulluk sınırında yaşadığı devlet memurlarından, kanunu ister
böyle değiştirin, ister şöyle değiştirin, anlamlı, verimli bir sonuç
alamazsınız. Onun için, öncelikle, tabiî, bu ücreti verecek şekilde kamu malî
yönetimini de reforma tabi tutmanız gerekiyor.
Sonra, bakınız, geçen aylarda çok önemli
bir kanun çıkardık; Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu. Şimdi, böyle durmadan
üst üste kanunlar çıkarıyoruz, neyi değiştirdiğimizin de çok farkına
varmıyoruz; ama, bunların bazı maddelerini etkisiz kılacak değişiklikler
yapıyoruz. Niçin; çünkü, sadece kanun değiştirmek, sadece reform yapıyoruz
demek yetmiyor. Öncelikle, buna insanların inanması gerekiyor; bu kanunların
gerçekten, önemli sonuçlar doğuracağına, hizmetleri iyileştireceğine inanması
gerekiyor, ona göre hazırlıklı olması gerekiyor ve kadroların ona göre
hazırlanması gerekiyor. Şimdi, bunları yapmadan, hemen, biz ne kadar reformcu
anlayıştayız, biz ne kadar reformcu bir hükümetiz diye kanunları alelacele
değiştirerek bir yere varmak mümkün değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Toparlıyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Özyürek.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Diyebilir ki
hükümet, işte, biz bu tasarıları hazırladık, herkese gönderdik, görüşlerini
aldık; ama, öyle değil. Hepimiz biliyoruz ki, bu kamu reformu tasarısına dönük
kitle örgütlerinde büyük bir tepki var. Bunun hepsinin, zaman zaman iktidarın
nitelediği gibi bir statükocu kuruluşlar olduğunu düşünmek yanlış. Yani,
doğruyu, iyiyi bir tek AKP düşünür onun dışında herkes yanlış düşünür, bizim
düşüncelerimizden farklı düşünce ifade eden herkes statükocudur filan anlayışı
doğruyu bulmakta size yardımcı olmaz. Öyle anlaşılıyor ki bu yasa çıkacak; ama,
belli bir uygulama süresi var. Bu süre içinde olayları daha sakin bir şekilde,
çeşitli yerlerde söylenen, yazılan, çizilen, pek çok panellerde ortaya atılan
görüşleri, burada değerli milletvekillerimizin ortaya attığı görüşleri de
dikkate alarak, zaman zaman bazı önemli düzeltmeleri yaparak bu kanunu
uygulamaya çalışmanızı öneriyorum.
Yine, bu kanunun tamamlayıcısı olarak
ortaya atılmış bulunan İl Özel İdaresi, Belediyeler Kanunu ve Büyükşehir Belediyesi
Kanununda da bu açılardan önemli düzeltmeler yapmalısınız.
Sayın Cumhurbaşkanının veto gerekçelerini
gerçekten önemsemeniz gerekiyor. Bir televizyon konuşmasında büyük bir
belediyenin başkanı olan arkadaşımız şunu söyleyebiliyor: "Cumhurbaşkanı
da bir şahıs, onun da görüşü var."
Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanımız
değerli bir hukukçu; ama, onun ötesinde Cumhurbaşkanlığı, bir kurum sevseniz de
sevmeseniz de. Türkiye Büyük Millet Meclisini de sevmeyen, burada pek doğru
dürüst işler yapılmadığını düşünen insanlar vardır; ama, Türkiye Büyük Millet
Meclisi bir kurumdur, buranın görüşü önemlidir. Cumhurbaşkanlığı da bir
kurumdur, onun görüşü de önemlidir; onun kişisel görüşüdür demek mümkün
değildir; kurumsal bir görüştür. Elbette, Sayın Cumhurbaşkanımızın da eksikleri
olabilir; ama, o gerekçeler gerçekten önemlidir. Peşin hükümlü değil, iyi
niyetle, anlayışla o görüşleri değerlendirmek ve ona göre de yapılan yanlışları
düzeltmek gerekir. Böyle olursa, Türkiye'de, bu kanunları gerçek anlamda,
gerçek çerçevesiyle uygulayabiliriz.
BAŞKAN - Sayın Özyürek, toparlar mısınız.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Toparlıyorum.
Aksi takdirde, gereksiz sürtüşmeleri,
tartışmaları hep birlikte yaşarız ki, buna Türkiye'nin ihtiyacı yok.
Türkiye'nin ihtiyacı sağduyudur, akıldır ve gerçekçi düzenlemelerdir.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özyürek.
Şahsı adına, Bolu Milletvekili Sayın
Yüksel Coşkunyürek; buyurun.
YÜKSEL COŞKUNYÜREK (Bolu) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısının geçici 9 uncu maddesi üzerinde, şahsım adına görüşlerimi belirtmek
üzere söz aldım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
değişim, şüphesiz ki, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Yaşadığımız çağın
en belirgin özelliklerinden biriyse, değişimin hızlanmış olması ve çok boyutlu
hale gelmesidir. Teknolojik, ekonomik, siyasî, toplumsal ve kültürel alanlarda
hızlı ve etkileşimli bir değişim süreci yaşanmaktadır. Tek başına değişim,
olumlu veya olumsuz bir anlam ifade etmemektedir. Değişimi, zamanında ve doğru
bir şekilde algılayarak yeni koşullara uyarlama becerisi gösteremeyen
bireylerin ve kurumların nispî konumları kötüleşmekte ve değişimin kurbanı
haline gelmektedirler. Öte yandan, değişimi zamanında ve doğru algılayan ve
sağlıklı tepki gösterenler ise, kendi hedefleri ile değişen ortam arasında
örtüşen alanları yakalayabilmekte, stratejik bir yaklaşım içinde değişimin
getirdiği belirsizlikleri azaltmakta ve değişim sürecini nispî konumlarını
iyileştirme yolunda bir fırsata dönüştürebilmektedirler.
Dünyada yaşanan hızlı ve çok yönlü
değişim, özellikle yönetim anlayışında ve klasik bürokratik yapılarda köklü bir
yapılanmayı gündeme getirmiştir. İşte, bu çalışma, değişimin hızlandığı ve
yoğunlaştığı küreselleşme ve bilgi toplumu şartlarında, rekabetin arttığı,
bireyin ve toplumun önplana çıktığı 21 inci Yüzyılın yönetim anlayışına ve
temel yönetim vizyonuna dayalı olarak, ülkemizin kamu yönetiminde ivedi olarak
karşılaması gereken yeniden yapılanma ihtiyacını, zihniyet, stratejik tasarım
ve organizasyon boyutları itibariyle genel çerçevesini ortaya koymak üzere
hazırlanmıştır ve dünyada yaşanan değişim süreci ve bunun ortaya çıkardığı yeni
yönetim anlayışının ülkemizde de uygulanma imkânını sağlayacaktır.
Herkesin eleştirisine maruz kalan, elli
yıldır toplumun her kesimince dile getirilen, verimsiz, hantal, gelişmelerin
önünde bir engel olarak duran, kamu kaynaklarını hesapsızca ve iyi kullanamayan
bir idarenin bu yapısında bir değişim gerektiği sürekli vurgulanmıştır.
Kamudaki bu yapının değişmesi gerektiği yıllardır dile getirilmiştir; ancak,
hiçbir iktidar bu değişimi yapacak kararlılığı gösterememiş ve temenniler
mertebesinde kalmıştır. Bu değişimi ve gelişimi gösteremeyenler,
gerçekleştiremeyenler, bunun faturasını hem kendileri ödemiş hem de millete
ödettirmişlerdir. Değişime ve gelişmeye yine direnenler, aynı akıbete uğrayacak
ve gelecek nesillere bunun hesabını vereceklerdir.Şimdi, halkıyla barışık,
halkının desteği arkasında olan, devlet ile milleti kaynaştırmış, ekonomide son
otuz yılın ulaşamadığı başarılara imza atmış, Türkiye'nin itibarını içeride ve
dışarıda yükseltmiş, istikrarlı ve kararlı bir hükümet var. İşte bu hükümet,
toplumun her kesiminin arzuladığı Kamu Yönetimi Reformu Yasası Tasarısını
Meclise taşımış ve bunun çıkarılması kararlılığını göstermiştir.
Asırlık bir rüyayı hazırlayıp önümüze
getiren, başta hükümetimize, değerli bürokratlarımıza ve katkılarıyla bunu
olgunlaştıran siz değerli milletvekillerimize teşekkür ediyor, tasarının
ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın
Coşkunyürek.
Şahsı adına, Sayın Salih Kapusuz...
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Konuşmayacağım
efendim.
BAŞKAN - Sayın Yüksel Çorbacıoğlu;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Sayın
Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, böyle bir yasanın çıkarılması için,
İktidar Partisi olarak, bir çaba gösteriyorsunuz; ama, çok umutlu olmanızı
anlayamıyorum. Bu yasa çıkacak; fakat, bu yasanın çıkmasıyla her şeyin
düzeleceğini sanmıyorum; çünkü, önemli olan yasalar değil, mutlaka yasaların
önemi var; ama, önemli olan uygulayıcılardır. Biraz önce, Adalet ve Kalkınma
Partisinin bir sözcüsü, bir eski valimiz, burada bir konuşma yaptı: "ben,
4 000 derslik yaptırdım, yüzlerce kilometre yol yaptım mevcut Köy Hizmetleri
kurumuyla, mevcut millî eğitim görevlileriyle beraber" dedi. Bunu yaptığı
dönemde, bu sizin çıkarmaya çalıştığınız yasa yok; mevcut yasa, mevcut koşullar
var... Değerli arkadaşlar, demek ki, bu koşullarda da iş yapılabiliyormuş;
yani, önemli olan yasa değil; ben, bunu anlatmaya çalışıyorum.
Yine Adalet ve Kalkınma Partisinin bir
sözcüsü, bu yasanın, hizmetlerin daha iyi şekilde yapılması, yerelde daha iyi
kontrol edilebilmesi, iyi kararlar verilebilmesi, liyakat esasına göre
yapılmasından bahsetti. Ben bu liyakat kelimesine takıldım. Niye takıldım;
biliyoruz ki devlet görevlerinin ifası ve devlet görevlilerinin ilerlemesi,
yükselmesi için esaslardan biri de liyakat esasıdır; buna göre görevler
veriliyor. Ancak, sizin liyakat anlayışınızla, yasadaki liyakat anlayışını bir
türlü örtüştüremiyorum. Neden, kendi ilimden örnek vereceğim.
Adalet ve Kalkınma Partisinin Artvin
Belediye Başkanı adayı... Tabiî Artvin'de belediyeyi kazanamadınız, sizin için
büyük kayıp.
AHMET YENİ (Samsun) - Türkiye'nin tamamını
aldık.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Yani
Artvini alamadınız onun için mücadele edeceksiniz.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bir tane olsun;
varlığınız hissedilsin.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Sağ olun,
teşekkür ediyorum.
...kazanamadı, doğal olarak görevine
dönecek, baktık, görevine döndü; ama bir üst mertebeyle döndü; şube müdürü
iken, il müdürü olarak göreve döndü. Şimdi, buradaki liyakat esasını
anlayamadım; yani neye göre yapılıyor? Adalet ve Kalkınma Partili olmak mı
liyakatin kriteri? Tam tersine, Artvin'in Borçka ve Yusufeli İlçelerinin seçim
kazanamayan Cumhuriyet Halk Partisi adayları görevlerine dönemedi. Seçim
Yasasının ek 7 nci maddesine göre görevlerine iade edilmeleri gerekirken, görevlerine
dönemediler.
Şimdi, değerli arkadaşlar, buraya çıkıp
adaletten, haktan, hukuktan, liyakatten bahsedeceksiniz, ondan sonra uygulamada
bunun tam tersini yapacaksınız. Ben -tabiî iktidarsınız, istediğinizi
yapacaksınız; ama, tabiî ki yasalar çerçevesinde- çıkıp "biz bunu yaptık
var mı itirazın" denilmesini istiyorum; ama bunu da söylemiyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, bir de benim bir
sendromum var diyelim, bir korkum var, o da son gün korkusu. Meclis
çalışmalarının son günü nedense, çok riskli. Bu riski, geçen yasama yılında
yaşadık. Son gün olan 1 Ağustosta, bazı kanunlarda değişiklik yapan yasalarla
çok ilginç maddeler geçti, yine birilerini kurtardık! Ben, şimdi, bu korkuyu
yine yaşıyorum -gerçi yarına da uzayacak ama- yine korkuyorum, acaba bu yasa
tasarısından sonra görüşeceğimiz yasalarda da, yine, özel amaçlarınızı
gerçekleştirmek için -bana göre kişisel amaç- siyasal amaçları gerçekleştirmek
için yasalar veya maddeler önümüze gelecek mi diyorum?! Bu korkum var. Bunu da,
hem sizlerle hem bizleri izleyen sevgili...
MEHMET SEKMEN (İstanbul) - Korkma, rahat
ol
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Ben
korkuyorum; çünkü, bu konuda sabıkalısınız. Niye sabıkalısınız; bakın, bunu
daha önce söyledim...
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ne demek
sabıkalı!..
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Sayın
Kacır, yani, sabıka derken, suçlu, sanık olarak algılamayın; suçlu değilsiniz,
hemen paniğe kapılmayın; 1 Ağustos 2003 tarihinde yaptığınız bir işi ben size
söyleyeyim de, ondan sonra, siz mi haklısınız ben mi haklıyım siz karar verin.
Değerli arkadaşlar, geçen sene,
Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu bir karar verdi. Bu kararında,
özelleştirmeyle ilgili borç ertelemelerinde, kim borcu ertelediyse sorumludur
dedi, soruşturma komisyonu kurulmasına karar verdi; ancak, bu rapor verildikten
sonra bakıldı ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Maliye Bakanı da aynı
konuda bir hata yapmış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN -Sözlerinizi tamamlar mısınız.
Buyurun.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Sonuçta, 1
Ağustos 2003 tarihinde, bu konuda bir yasa değişikliği yapıldı ve Özelleştirme
Yüksek Kuruluna, bu konuda yetki verildi; yani, yetkisi olmadan yapılan bir iş,
sonradan yetkilendirilerek, sonuçta, iş yasalaştı. Ben, o nedenle, şimdi yine
korkuyorum. Bu korkumu da mazur görün. İnşallah, bugün yarın, Türkiye
Cumhuriyetinin menfaatına olmayan, birilerinin menfaatına olan yasalar
çıkmasın; çünkü, biliyorsunuz, Cumhurbaşkanından dönen bir yasamız var. O
yasadaki bazı maddelerin, ne yazık ki, birilerini kurtarmaya yönelik olduğunu
hepimiz biliyoruz. Umarım, bu yanlıştan dönersiniz.
Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür
ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın
Çorbacıoğlu.
Madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
50 nci maddeyi okutuyorum:
Yürürlük
MADDE 50. - Bu Kanun yayımı tarihinde
yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Yıldırım; buyurun.
CHP GRUBU ADINA MEHMET YILDIRIM
(Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İkinci Yasama Yılının
sonuna yaklaşıyoruz. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının yürürlük maddesi
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, yoğun bir çalışma
temposundan sonra, 51 asıl, 9 da geçici maddeden oluşan Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının görüşmelerini, inşallah, birkaç dakika sonra sonuçlandırmış
olacağız. Ülkemize ve milletimize hayırlı olsun diyoruz; ancak, bu tasarı ne
getiriyor ne götürüyor, bir bakmak gerekiyor.
Bu görüşmeler sırasında, sanki, Cumhuriyet
Halk Partisinin değişimci ve devrimci nitelikte olmayan bir parti görünümünde
olduğu, statükoyu koruyan bir anlayış içerisine girdiğimiz kanısı, sizin
tarafınızdan, konuşmacılar tarafından ortaya konulmaktadır. Tabiî, bu zor bir
iş. Cumhuriyet Halk Partisi, değişimden yana bir parti olmasına rağmen, bu
tasarıya direniyor; acaba neden direniyor; niçin direniyor, bunlara bakmak
gerekir.
Şimdi, bu tasarının getirdiği en önemli
konu, yerinden yönetim. Cumhuriyet Halk Partisinin programında da var. Devletin
yeniden yapılanmasını bizler de istiyoruz, kamunun hantal, bürokrasinin daha
çok egemen olduğu bir 20 nci Yüzyılın ötesinde bir değişimin gerçekleşmesi
gerektiğine biz de inanıyoruz; ama, bu tasarı, maalesef, eksik, belirli
eksikleri de beraberinde taşıyor. Nedir bu eksikler diye baktığımızda; bakın,
valileri yol müdürü haline dönüştürüyoruz. Niye; Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğünü kapatarak, bütün yetkileri il müdürlükleriyle valilerin, özel
idarenin denetimine veriyoruz ve 50 000'in üzerindeki çalışanıyla, makine
parkıyla, işçisiyle, inşaat mühendisiyle, makine mühendisiyle, ziraat yüksek
mühendisiyle büyük bir birikim sahibi insanlarımızı mağdur ediyoruz.
Bakın, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünden
bahsetmek istiyorum. Taşrada, bölge müdürlükleri ile il müdürlüklerinin il özel
idarelerine devrini yaparken, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünü de Tarım
Bakanlığına devrediyoruz. Peki, Tarım Bakanlığında, oradaki insanlar, mesela,
makine ikmal dairesi başkanı makine yüksek mühendisi ne olacak, nereye
götüreceğiz? Bunları kadrolarıyla birlikte devredeceğiz. Yeni bir mağduriyeti,
6 000'in üzerindeki memurun mağduriyetini ortaya koyuyoruz.
Değerli arkadaşlar, bana göre, bu
tasarının geçici 2 nci maddesinin kesinlikle bu tasarı kapsamından çıkarılması
gerekiyordu. Bu yetmez; bakın, yaklaşık olarak 291 000 kilometrenin üzerinde
köy yolumuz var. Yaklaşık olarak Türkiye'nin her yerinde, hepimizin seçim
bölgelerinde en çok uğraştığımız, mücadele ettiğimiz işlerden bir tanesi de,
köylerimizin Avrupa Birliği seviyesinde, standart, düzgün, yaşanabilir köyler
olmasını sağlamaktır; makine parklarının o yönde çalışmasını istiyoruz. Bunu da
Köy Hizmetlerinin artık işlevini yerine getirmediği, herhangi bir köyün
köprüsünün programı ve yapımının Ankara'da ne olduğu yönünde diye
gerekçelendirmeye çalışarak yapıyoruz.
Peki, bundan sonra ne olacak? Nasıl
çalışacağız, nasıl gelişecek? Bu nasıl çalışacak biliyor musunuz arkadaşlar;
valiler yol müdürü olacak, il genel meclisi üyeleri de dozerin üzerinde, siyasî
olarak dozerleri hareketlendiren, greyderleri hareketlendiren, hangi köyde oy
aldım, hangi köyde almadım, hangi köyde AK Partiye oy çıktı, hangi köyde AK
Partiye oy çıkmadı diye, sanki, vatandaşın ödediği vergilerle, kendi yolumu
yap, okulumu yap, kanalizasyonumu yap, toprağımı sula veyahut da bana hizmet
getir gibi bir anlayışı, partizanca bir kullanıma açtığımızı göreceğiz; yaşayıp
göreceğiz.
Ben, geçmişte Karayollarında çalışan bir
mühendis olarak, bunun böyle olacağını söylüyorum, inşallah yanılırım.
SİNAN ÖZKAN (Kastamonu) - Olmayacak,
olmayacak!..
MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Sinan Özkan
"olmayacak" diyor; ama, Kastamonu'da göreceğiz; olacak mı olmayacak
mı, bakacağız.
Değerli arkadaşlar, bakın, bunun bir başka
ayağı yok.
Değerli arkadaşlar, örneğin Kastamonu.
Diyeceksiniz ki, hep Kastamonu; evet, hep Kastamonu. Kastamonu'da, 1 070 tane
köy var, 7 000 kilometrenin üzerinde yol var -bakın, Kastamonu eski Valisi
Sayın Doğan Topaloğlu da burada, beni dikkatle izliyor- 3 600 yerleşim bölgesi
var. Yollarımızın sadece yüzde 10 kadarı asfalt olmuş. Nüfusumuz, göç
nedeniyle, Tunceli gibi, Doğu ve Güneydoğu Anadolunun diğer illeri gibi, bütün
illerde olduğu gibi, işsizlikten dolayı, yoksulluktan dolayı sürekli azalıyor.
Bu seneki ödeneklerin kadrolarıyla il özel idareye devredildiğini düşünsek, bu
seneki kaynaklarda bir sorun çıkmadığını kabul etsek, gelecek yıl bütçe kanunu
tasarısı görüşülürken, bu tasarıyla, Köy Hizmetleri il müdürlüğüne, sağlık
müdürlüğüne veya tarım il müdürlüklerine hangi kıstası esas alıp da kaynak
aktaracağız?
Ben diyorum ki, Belediye Yasasında
yaptığımız gibi, bütçeden ayıracağımız belirli payı havuza alıp, şu ile şu
kadar, şu ile şu kadar deyip, nüfusa göre bir paylaştırma yaparsak, Anadolu'nun
diğer illerini, sürekli göç veren
illeri, büyük yoksulluğa ve aynı zamanda hizmet yoksulluğuna itmiş
oluruz.
Hükümet, merkezî yönetimdeki yetkileri
yerel yönetimlere aktarırken, kime, nerede, nasıl, hangi yöntemle kaynak
aktaracağını ifade etmemiştir; bu tasarıda, bunun malî ayağı yoktur; ama,
biliyorum ki, böyle bir çalışma vardır. Bu çalışmaya göre, Kastamonu gibi,
Tunceli gibi, Artvin gibi, Sinop gibi, Çankırı gibi hizmette geri kalmış
yörelere kaynak dağıtımında, yerel yönetimlerde olduğu gibi, belediyelerde
olduğu gibi nüfusa göre bir kaynak aktarımı yapılacaksa, bir katsayı yönteminin
ortaya konulmasının daha doğru olacağını düşünmekteyim ve önermekteyim. Başka
türlü bu işin altından kalkamayız.
Şimdi bu çalışmaların başarısızlığının
faturası siyasal iktidara, bakana, genel müdüre çıkarken, o zaman sizin
atadığınız veya herhangi bir hükümetin atadığı valiye çıkar ve o zaman,
vatandaşlarımızın da devlete güveni sarsılır diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, böyle olursa,
sanıyorum daha iyi olur.
Örneğin, İstanbul'da 10 000 000'un üstünde
insan yaşıyor ve sürekli de göç alıyor. Kastamonu da 1 500 000 civarında insan
göç vermiş; Kastamonu'da yaşayan insan sayısı 375 000. Bizim köy sayımız 1 070,
İstanbul'un köy sayısı 173 civarında; Kadıköy'ü, Bakırköy'ü de bunlara
eklersek, Hasköy'ü, Kurtköy'ü ilave edersek, metropol olmuş bir kent. Oraya
bugünkü imkânlarla 100 trilyon kaynak giderken -nüfusa göre planlaması
yapılırken doğrudur, ama- Kastamonu'ya, örneğin, 5 trilyon civarında bir kaynak
gidiyor. Vali, bu devrettiğiniz makinelerin mazot parasını bile karşılayamaz
arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN -Sözlerinizi tamamlar mısınız.
Buyurun.
MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Tamamlıyorum.
Bunun için, diyoruz ki, önümüzdeki yasada,
hükümet, Anadolu'nun Kastamonu gibi, Çankırı gibi, Sinop gibi, Karabük gibi,
doğu ve güneydoğu illeri gibi illerinde nüfus esasına göre bir dağılımı şart
koşacaksa, gelişmişliği endeks alan bir katsayı esas olarak teşkil etmeli ve
ödenekleri buna göre dağıtmalıyız diye düşünüyorum.
Bu yasanın, ülkemize hayırlı uğurlu
olmasını diliyorum, Yüce Meclise saygılar sunuyorum; hepinize iyi tatiller
diliyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.
Şahısları adına, Afyon Milletvekili Sayın
Ahmet Koca; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AHMET KOCA (Afyon) - Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; Kamu Yönetimi Reformu Yasası Tasarısı üzerinde
şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Daha önce, bu konuda çeşitli adımlar
atılmış; ancak, tüm bu adımlar, çeşitli nedenlerle başarısız kalmış ve kamu
yönetiminde arzu edilen kaliteye ulaşılamamıştır. Genel olarak ifade etmem
gerekiyorsa, toplumun taleplerine daha duyarlı bir kamu yönetimini ortaya
koymak için, katılımcılığa önem veren, hedef ve öncelikleri netleştirmiş, hesap
veren, şeffaf, etkin, yönetilebilir bir kamu yönetimi artık en temel ihtiyaç
haline gelmiştir.
Sayın milletvekilleri, bu tasarıyla, kamu
kurum ve kuruluşlarının düzenleyici işlevinin güçlendirilmesi, özel sektör ve
toplum gibi paydaşlık ilişkisi geliştirilmesi öngörülmüştür. Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısı, dünyada yaşanan gelişmeler ve tecrübeler ışığında,
ülkemizi yarınlara hazırlayacak çağdaş bir yönetim zihniyeti ve yapısına
kavuşturmak amacıyla hazırlanmıştır. Gelişmiş ülkelerin ortak tecrübesine
dayanan bu olumlu hedefler ve araçlar, ülkemiz insanının daha iyi yaşaması
kadar, ortak geleceğimiz açısından da son derece önemlidir. Bu düzenlemeyle,
sadece bugünü değil, yarınları ve yarınların Türkiyesini düşünüyor ve yarınlara
hazırlanıyoruz.
Değerli milletvekilleri, Kamu Yönetimi
Reformu Yasası Tasarısının köklü değişimler getireceği muhakkak ve bu
değişimler, belki, belli alışkanlıklarımızı değiştirmemizi gerektirecektir;
ancak, bu değişimleri yaşamadan gelişimi yakalamak mümkün olmamaktadır. Artık,
kamu kurum ve kuruluşlarındaki hantallığı kaldırma zamanı gelmiştir. Bugüne
kadar seçilmişlerin yapamadığını şu anda yapmaktayız. Bugüne gelinceye kadar
kurulan hükümetlerin de programında önemli yer tutan kamunun yeniden
yapılandırılması konusu her zaman ertelenmiş ya da gündeme getirilmemiştir. AK
Parti Hükümetinin getirdiği yönetim anlayışıyla ortaya konulan azim ve gayretin
sonucunda, yıllardır yapılamayan kamu yönetimi reformunu bu Meclis
gerçekleştirmiş durumdadır.
Değerli milletvekilleri, bu duyguları
sizlerle paylaşmak istedim ve bu duyguları paylaşırken, katkıda bulunan bütün
milletvekilleri adına ve şahsım adına son derece memnuniyetimi arz ediyorum.
Sözlerime son verirken, çıkan bu kanunun, ülkemize, milletimize hayırlı
olmasını temenni ediyor; bu kanunun çıkmasında emeği geçen herkese, bütün
milletvekillerimize, muhalefetiyle iktidarıyla herkese teşekkürlerimi
sunuyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koca.
Şahısları adına ikinci söz, Denizli
Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan'ın.
Buyurun efendim.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; biraz sonra kanunlaşacak olan bu tasarı üzerinde son
sözleri söylemek için huzurlarınızdayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben, bu kanun tasarısı gündeme geldiğinde,
bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün siyasî partilerin parti programlarını
inceledim ve bugüne kadar hükümet olan bütün siyasî partilerin, gerek tek
başına gerekse koalisyon şeklinde hükümette bulunan partilerin hükümet
programlarını inceledim ve gördüm ki, yıllardan beri, bütün partiler ve bütün
hükümetler, kamu yönetiminin yeniden yapılanması, mahallî idarelerin güçlenmesi
yolunda, hem parti programlarına hem de hükümet programlarına bu konuyu
yerleştirmişler ve en iddialı oldukları konuların başında da bu konular
geliyor. Bununla ilgili, 24 yaşında genç bir kaymakamken bize "kamu
yönetimi temel kanunu -bugünkü ismiyle-
ve mahallî idarelerle ilgili kanunlar üzerinde çok ciddî çalışmalar var; bu
kanunlar çok kısa süre içerisinde hayata geçirilecek" diye ifadelerde
bulunuldu. Biz de, yıllarca, bir mülkî idare amiri olarak, bu duygu ve
düşünceler içerisinde, bu kanunların, bir an önce hayata geçirilmesini, hantal
olan kamu yönetiminin bir reforma tabi tutularak, şeffaf, etkili, verimli bir
şekilde vatandaşa sunulmasını ve mahallî ve müşterek hizmetlerin en yakın
birimden alınması için bürokratik işlemlerin azaltılacağı günleri büyük bir
heyecanla bekledik; ancak, bir mülkî idare amiri olarak bu günleri göremedim;
ama, şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir parlamenter olarak, bu kanun
tasarıları Meclise geldiğinde, aynı heyecanı, aynı mutluluğu yaşadım. Ancak, şu
anda üzülerek ifade etmek istiyorum ki, yıllardan beri Türk Milletinin
beklediği, bütün siyasî partilerin istediği, bütün kamu görevlilerinin arzu
ettiği, valilerin, kaymakamların, belediye başkanlarının dört gözle beklediği
bu kanunlar, maalesef ve maalesef, buradan geçtikten sonra, biri geri döndü,
bunlar da geri dönecek ve -altını çizerek söylüyorum- bu kanunların,
Cumhurbaşkanından döndükten sonra veya Anayasa Mahkemesinden döndükten sonra
bir daha kanun haline getirilmesi, belki 22 nci Dönem Parlamentosuna da nasip
olmayacak, yılların hayali, yılların ümidi bir anda elimizden kaçıp gidecek.
TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) -
Nereden biliyorsun?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Geçenlerde
Sayın Cumhurbaşkanının geri göndermiş olduğu iki kanun var. Onlarda da çıkmış,
burada itiraz etmiş, yanlış noktalarını ifade etmiştim ve o iki kanun da, benim
de burada belirttiğim bazı gerekçelerle Sayın Cumhurbaşkanı tarafından geri
gönderildi. Bunları bilmek için müneccim olmaya gerek yok. İnsanda azıcık bir
hukuk bilgisi varsa, azıcık hukuk nosyonu varsa, bu kanunların geri döneceği
çok açık. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, bunu burada tartışmanın bir anlamı
yok.
Ben şunun için üzülüyorum: Bu kanunlar
Sayın Cumhurbaşkanından geri döndükten sonra... Geri dönecek; çünkü, il özel
idaresiyle ilgili kanun çok açık; İl Özel İdaresi Kanunu da bu kanun dayanak
yapılarak çıkarılmış olan bir kanun, bu temel kanun dayanak yapıldı İl Özel
İdaresi Kanununun çıkarılmasıyla ilgili. Ben şunun için üzülüyorum: Şimdi
Cumhurbaşkanından geri dönerse ve Meclis de ısrar ederse, büyük bir ihtimalle
Anayasa Mahkemesine gidecek ve Anayasa Mahkemesine giden bu kanunlar, mevcut
Anayasa bu şekilde olduğu sürece, Anayasadaki idarî vesayet ve yetki genişliği
ilkesi bulunduğu sürece, bu kanunlar da Anayasa Mahkemesinden geri dönecek ve
geri döndükten sonra, bu Mecliste, bu Parlamentoda, bunlar, büyük bir
ihtimalle, bir kez daha ele alınmayacak ve böylelikle, milletin umudu olan,
hepimizin umudu olan Belediye Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu, Büyükşehir
Belediyesi Kanunu ve bu kanun bir daha gündeme gelip kanunlaşmayacak belki de.
Onun için, görünmez bir el, gizli bir el bunları planlıyor.
Bakınız, bu kanun tasarısının 49 maddesi
görüşüldü ve 49 madde görüşüldükten sonra denildi ki, diğer çıkacak olan
kanunlar, Belediye Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu, Büyükşehir Belediyesi
Kanunu, bu esas alınarak çıkarılmış olan kanunlar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Denizli yasası
için bizi sabaha kadar çalıştırdın; döner dedik, niye çalıştırdın?!
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Onun için, 49
maddesi görüşülen bir kanunun
bekletilme sebebi de kendiliğinden ortadan kalktı.
Biraz önce, bir sayın milletvekili,
Anayasa Komisyonu Başkanımıza bir soru sordu. Anayasa Komisyonu Başkanımız,
hukuk bilgisi olarak, kişilik olarak, benim, son derece saygı duyduğum bir
değerli milletvekilimiz. Sayın Anayasa Komisyonu Başkanımız, o soruya cevap
verirken -bu maddelerin Anayasaya aykırı olduğuyla ilgili bir soruydu- tam üç
kez "mümkün olduğu kadar" tabirini altını çizerek kullandı. Ne
demektir bu mümkün olduğu kadar; ben, bu kadarını yaptım; ama, mümkün olmayan
birçok şey daha vardı bunun içerisinde; benim gücüm yetmedi, bu kanun tasarısı
içerisinden onları çıkaramadım demektir. Mefhumu muhalifiyle, onu söylemek
istemiştir.
Onun için, bu kanun tasarısı, diğer üç
kanundan önce mutlaka kanunlaşması gereken ve Sayın Cumhurbaşkanının da bu
kanunla ilgili görüşlerinin ortaya çıkmasından sonra kanunlaştırılması gereken
kanundu; ancak, bu yapılmadığı için -demin de bahsettim, üzülerek tekrar
bahsediyorum- bu kanunlar, büyük bir ihtimalle, bu 22 nci Dönem Parlamentosunda
tekrar kanunlaşmadan, belki bu Parlamentonun ömrü sona erecek. Israrla ve çok
büyük iddialarla ortaya konulan, mutlaka geçmesi gerektiğine inandığım -bunu
bir kez daha belirtiyorum- ve katılmadığım birçok husus var; ama, bir ilde 2
kilometrelik bir köy yolunun programa alınma meselesinin, köy hizmetleri bölge
müdürlüğü kanalıyla Ankara'ya yazılıp, Ankara'dan cevabının gelmesi veyahut bir
parçanın alınmasıyla ilgili, il müdürlüğünün bölge müdürlüğüne yazıp, onun
Ankara'ya yazıp, Ankara'dan cevabının beklendiği bir Türkiye'de, böyle bir
sistemin demode olduğu, eskidiği ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap
veremediğini en iyi bilenlerden birisiyim.
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, rica ediyorum...
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Tekrar
ediyorum, keşke -Anayasayı değiştirecek çoğunluk da var- Anayasadaki o hükümler
değiştirilseydi. Sayın Burhan Hocamın bu konuda çok ciddî çalışmaları var;
Anayasada değiştirilmesi gereken birçok maddeyi çıkardı, ortaya koydu ve
bunların bir kısmı da bununla ilgiliydi; ama, maalesef, bu şansı, bu fırsatı
kaçırıyoruz, vuslat bir başka bahara kalıyor.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul
edilmiştir.
51 inci maddeyi okutuyorum:
Yürütme
MADDE 51. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar
Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir
Milletvekili Sayın Oğuz Oyan...
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Konuşmayacaklar.
BAŞKAN - Peki.
Şahsı adına, Gümüşhane Milletvekili Sayın
Sabri Varan...
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Konuşmayacak.
BAŞKAN - Peki.
Şahsı adına, Samsun Milletvekili Sayın
Ahmet Yeni; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu
Tasarısının yürütme maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum;
sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, yasalaştırmakta
olduğumuz bu tasarı, kamu yönetiminde performansı, fonksiyonelliği ve kamusal
çıkarları etkin bir şekilde öne almayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla, yapmakta
olduğumuz bu çalışmayla, ülkemizin bu alandaki eksikliklerini gidermek adına
son derece önemli ve hayatî bir çalışmaya imza atmış bulunuyoruz. Öncelikle,
reform niteliğinde çıkardığımız kanunların ülkemiz ve milletimiz için hayırlı
olmasını diliyorum.
Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi
anayasal sistemimiz kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanmaktadır. Yasama, yürütme
ve yargı erkleri bu yapı içinde koordineli bir ayırımla çalışmaktadırlar. Bu
nedenle, takdir edersiniz ki, Yasama Meclisinin yaptığı bu yasayı uygulama
kudreti, Anayasa gereği yürütmenindir. Bu nedenle, diğer kanunlarda olduğu gibi
bu kanun da, yürütme organı olarak Bakanlar Kurulu eliyle yürütülecektir.
Bu kanunun, tekrar, milletimize hayırlı
olmasını diler; Yüce Heyeti saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yeni.
Madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü
oylamadan önce, İçtüzüğümüzün 86 ncı maddesine göre aleyhte ve lehte bir sayın
üyeye söz vereceğim.
Aleyhte, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan
Fehmi Güneş; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; pek çok arkadaşımızın ifade ettiği gibi, çok
önemli bir düzenlemeyi konuşuyoruz; kamu yönetimini yeniden yapılandırıyoruz.
Kamu yönetimi, bir tanımla, devlet örgüsünün, devlet aygıtının yönetimi
demektir, toplumun yararı için yönetimi demektir.
Kamu yönetimimizin çok uzun bir süreden
beri, yeterli işlerliğini kaybettiğini, hantallaştığını hepimiz söylemekteyiz
ya da kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi gerektiğini hepimiz ifade
etmekteyiz. Burada bir ihtilafımız yok, burada bir ayrılığımız yok; ama, kamu
yönetiminin yeniden düzenlenmesi demek, toplumsal beklentileri daha etkin, daha
verimli, daha hızlı karşılayacak bir hale gelmesi demektir.
Şimdi, görüşmekte olduğumuz bu yasa
tasarısı, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasının temelini
oluşturmaktadır, çok da önemlidir. Gerçekten bu yasa tasarısıyla, kamu
yönetimini, reform niteliğinde yeniden yapılandırdık mı, yapılandırıyor muyuz -böyle
bir iddiayı taşıyor- ben, bu soruya olumlu yanıt veremiyorum.
Değerli arkadaşlar, bir kere, bir bütünlük
içinde sunamadık. Gerçekten, başka arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, bu
yasa tasarısı, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması dizgesinin temel
yasasıdır. Öyleyse, önce bunu tamamlayıp, önce bunu yasalaştırıp, diğerlerini
bunun üzerine bina etmeliydik. Temel yasa, bir anlamda -gerçi bizim hukuk
sistemimizde yoktur- dizgenin diğer yasalarının aykırı olamayacağı yasa
demektir. Halbuki öyle yapmadık, en son bunu tamamlıyoruz. Bu, bir dizge, yeni
bir sistem oluşturma mantığına aykırı.
Gerçekten, bu yasayla ve buna bağlı olan
Belediye, Büyükşehir, İl Özel İdaresi Yasalarıyla, yeni, çağdaş bir kamu
yönetimi kurabilirdik; kuramadık. Bütün arkadaşlarım söylüyor, katılımcı bir
yönetim gerekir; doğru. Katılımı artırdık mı; yani, halkın, herhangi bir
aşamada, belediyede, kamu yönetiminde, il özel idaresinde, kararlara ve
yönetime eskisinden daha fazla katılmasını sağlayacak yollar açtık mı; hayır, o
konuda daha ileri bir adım atmadık. Daha çağdaş... Ne bakımdan daha çağdaş;
yani, biz söyleyince daha çağdaş olmuyor; niye daha çağdaş?! Daha katılımcı...
Çağdaşlık, toplumun, halkın, insanların, daha çok karara ve yönetime
katılmasıyla ölçülür; artık, öyle, tek otoriteden ölçülmemesi demektir. Onu
sağlamadı bu yasalar; bu ve bununla bağlantılı olan diğer yasalar sağlamadı.
Sosyal devlet daha işler hale gelmeli, sosyal devlet daha güçlenmeli; sosyal
devleti, bu yasalarla zayıflattık, inkâr ettik bir anlamda; üniter devleti
tartışılır hale getirdik bu yasalarla.
Değerli arkadaşlar, devlet, bir kurumlar
sistemidir, iktidar da, o kurumlardan biridir; ama, iktidar, devlet demek
değildir. O nedenle, bu tür, düzen değiştiren, yeni yapılanmalar getirmek
iddiasında olan, bir sistem bütünlüğü iddiasında olan düzenlemeler yapılırken,
diğer kurumlarla birlikte yapılır; diğer kurumların söz hakkı olduğu da akıldan
çıkarılmaz. Şimdi, bu dizgenin içerisinde bir yasa, gitmiş ve
Cumhurbaşkanlığından geriye dönmüş. Dönmemiş gibi telakki ederek bunu
çıkarıyoruz; yani, o yasa yasalaşmış gibi; ama, bu, doğru değil, bir gerçek var
ortada... Bu niye?... Bu, bir denemeyse, doğru değil. Biz milletvekilleriyiz,
biz yasama görevi yapıyoruz; çok ciddî bir görev yapıyoruz. Bir yerin tepkisine
göre ayarlayacaksak, bu yanlış...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN -Sözlerinizi tamamlar mısınız.
Buyurun.
HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Kendimize
olan bir tepkiye göre ayarlayacaksak, bu yanlış. Bu, bizim yasama görevimizi tam
bilinçle yapmadığımız, bazı tepkilerle yön ayarlaması yapacağımız gibi bir
anlama gelir ki, bunu hiçbirimize yakıştırmıyorum.
Sayın milletvekilleri, bu bir
inatlaşmaysa, hukukla inatlaşarak yasa yapılamaz. Yeni, çağdaş, modern, etkin
bir kamu yönetimi düzenleyebiliriz, yapabiliriz. Bundan sonra, bu yasaları
tekrar görüşeceğiz; o zaman bari bunu gözönünde bulunduralım.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Teşekkür ederim. Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını
diliyorum.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın
Mehmet Ali Şahin bir teşekkür konuşması yapacaklardır.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; kamu
yönetiminin temel ilkeleri ve yeniden yapılanması hakkındaki kanun tasarısı,
uzun bir maratonun ardından, kıymetli oylarınızla yasalaştı. Tüm milletvekili
arkadaşlarımıza katkıları sebebiyle teşekkür ediyorum.
Biraz önce de ifade edildiği gibi, bu
kanun, sanıyorum, bu alanda uzun süredir yapılması düşünülen bir yasal
düzenlemeydi. Tüm siyasî partilerin programlarına aldıkları ve Türkiye'de kamu
yönetiminde yeniden yapılanmanın zarurî olduğu şeklindeki düşünceyi hayata
geçirmek Hükümetimize nasip oldu.
Şunu hemen ifade etmek istiyorum ki,
üzerinde en çok tartışılan, en çok görüş alınan, kişilerin ve kurumların
düşüncelerinin üzerinde değerlendirildiği yasaların başında bu yasa tasarısı
gelir; nitekim, ilk yayımlandığı şekli ile Meclisten çıkan şeklini mukayese
ettiğinizde, birçok değişikliğin yapılmış olduğunu göreceksiniz. Bu, kamu
kurumlarının, hatta yüksek yargı organlarının görüşlerini aldıktan sonra, bu
tasarı üzerinde yapmış olduğumuz değişikliklerin sonucudur. O nedenle, kimseye
danışmadınız, kimsenin görüşünü almadınız ve işte, kendi bildiğinizi buraya
getirdiniz, şeklindeki değerlendirmelere katılmak mümkün değildir.
Kuşkusuz, bunun ideal bir kamu yönetimi
reformu sayılabilecek yasal düzenleme olduğu iddiasında değiliz; çünkü, şu anda
yürürlükte bulunan Anayasaya göre, ancak bu kadar yapılabilir. Arkadaşlarımızın
biraz önceki değerlendirmelerine ben de katılıyorum. Gerçekten, Türkiye için
ideal anlamda bir kamu reformu, Anayasada yapılacak ciddî değişikliklerden
sonra mümkündür. Şu andaki Anayasaya göre, ancak bu kadarı yapılabilirdi. Biz,
bu Anayasaya uygun bir yasa tasarısını huzurunuza getirdiğimiz kanaatindeyiz.
Ben, Anamuhalefet Partimiz Cumhuriyet Halk
Partisine de, onun değerli yetkililerine ve sözcülerine de teşekkür ediyorum.
Gerçekten, sorularıyla, itirazlarıyla, konuşmalarıyla, bu yasa tasarısının daha
iyi anlaşılmasına katkı sağladılar. Tabiî, "maddelerin tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve talep ederiz" şeklinde vermiş oldukları önergelerin
yanında "şu maddeyi, şu şekilde değiştirelim" şeklinde önergeleri de
vermelerini gönülden arzu ederdim; çünkü, tüm önergeleri, demin söylediğim
şekilde bitiyordu "tasarı metninden çıkarılması", "tasarı
metninden çıkarılması" ama, o da bir katkıdır, bu bakımdan teşekkür
ediyorum.
Yasama Organı, gündemine hâkimdir ve
görevinin farkındadır. O nedenle, çıkardığımız yasayı tartışırız, konuşuruz,
komisyonlarda tartışılır, burada da tartışırız. "Acaba, Sayın
Cumhurbaşkanından döner mi; acaba, Anayasa Mahkemesinden döner mi" diye
düşünürsek, hiçbir yasayı buradan çıkaramayız. O zaman, Sayın Kandoğan'a bir
önerim var: Gelin, Anayasada bir değişiklik yapalım birlikte "Türkiye
Büyük Millet Meclisi yasa çıkarmadan önce, hazırladığı tasarıları, önce Sayın
Cumhurbaşkanına, sonra Anayasa Mahkemesine gönderir, oradan olumlu görüş
aldıktan sonra yasalaştırır" diyelim, böylece bu sıkıntıyı da aşalım Sayın
Kandoğan. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Böyle bir
şey olabilir mi?!. Böyle bir şey olabilir mi?!. Ben, Sayın Kandoğan'ın NTV
kanalında bundan birkaç ay önce bu tasarıyı kahramanca savunurkenki halini
hatırlıyorum. Demek ki -Allah hepinize şifa versin, kendisine de şifa versin,
hayırlı uzun ömürler diliyorum- insanın bir iki kalp damarı değişince,
görüşleri de değişebiliyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yani, başka bir
partiye geçince, bu kadar savunduğu bir yasa tasarısının aleyhinde konuşmasını
anlamadığımı ifade etmek istiyorum.
FERİT MEVLUT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın
Bakan, bunu yapmayın... Sağlıkla ilgili konuşulmaz...
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, konuşmamı şöyle tamamlamak
istiyorum.
Biz, bu yasa tasarısıyla, halkımızın
hayatını kolaylaştırmayı, hayat kalitesini geliştirmeyi ve halkımızın, kamu
hizmeti alırken, hizmetleri daha süratli, daha verimli almasını sağlamayı
hedefledik. Tabiî ki, bu, hayata hemen geçirilecek bir şey değil, bu bir
süreçtir; ama, bu bir başlangıçtır. Bu adımı atmamız gerekiyordu, eksiğiyle
gediğiyle bu adımı birinin atması gerekiyordu; bu adımı biz attık, ileride daha
da mükemmelleşecektir. İnanıyorum ki, ileride halkımız bunu benimseyecektir,
faydalarını gördükçe bize desteğini artıracaktır ve en mükemmeli hep birlikte
yakalayacağız.
Yeniden, hepinize teşekkür ediyor,
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan...
MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sataşma yok,
gayet normal bir konuşma.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan,
Sayın Bakan konuşmasında, benim iki kalp damarımın değişmesinden sonra
fikirlerimin ve karakterimin de değiştiğini ifade ederek sataşmada bulunmuştur,
cevap vermek istiyorum.
BAŞKAN - Peki Sayın Kandoğan, yeni bir
sataşmaya meydan vermemenizi rica ediyorum.
Buyurun.
VII. -
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali
Şahin'in şahsına sataşması nedeniyle konuşması
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ben, bugün, Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı
olarak görev yapan ve yıllardan beri de politikanın içerisinde yer alan bir
Sayın Bakanın, Meclis kürsüsünden -Allah'ın vermiş olduğu bir hastalık
neticesinde- iki kalp damarımın değiştiğini -kendilerine de Allah böyle bir şey
göstermesin, bunun için dua ediyorum- belirterek, bunu kullanarak, benim
fikirlerimin değiştiğini ifade etmesini yadırgadım.
Ben, karakterli bir insanım ve inandığım
ilkeler ve fikirler doğrultusunda da her zaman mücadele eden birisiyim. NTV
kanalında, dört saat süren ve Sayın Hasan Fehmi Güneş'in de katıldığı bir
açıkoturumda, bu kanun tasarısını birlikte değerlendirdik, tartıştık.
Benim kalp damarımın değişmesinden sonra,
ben daha altı aya yakın AK Parti içerisinde görev yaptım ve AK Parti içerisinde
görev yaparken de, o partinin felsefeleri, inançları, politikaları
doğrultusunda da mücadele ettim. Demek ki, kalp damarının değişmesiyle insanın
fikrinin, muhakemesinin değişmesini söylemek kadar abesle iştigal bir şey
olması mümkün değil.
Ben, bu kanunla ilgili şunları da
söyledim: Bu kanunların çıkması lazım arkadaşlar. Ben yirmiüç yıllık meslek
hayatımda bunun acısını yaşadım. Burada, yıllarca valilik yapan ağabeylerimiz
var, büyüklerimiz var, onlar da aynı düşüncedeler ve bu kanunların çıkması
lazım geldiğini savunan, inanan birisiyim; ama, biraz önce söyledim, bu
şekilde, Anayasaya aykırı hükümleri ortada dururken bu kanunlar Meclisten
geçirilirse geri döner ve bir daha da bu tasarılar kanunlaşmaz ve yetmiş seksen
milyon insanın ümitle beklemiş olduğu bu kanunlar hayata geçmez; benim endişem
bu. Yoksa, ben, dün bu kanunların çıkmasını savunuyordum bugün de savunuyorum
yarın da savunacağım.
Ünal Kacır Bey demin Denizli'yle ilgili
bir şey söyledi; vaktim olmadı, cevaplandıramadım. Ben onun da arkasındayım.
Zaten onun doğru olduğu, Belediye Kanununun içerisine o husus derc edilerek
yerleştirilmiş. Herhalde siz onun farkında değilsiniz.
ÜNAL KACIR (İstanbul)- Onun seçime
yetişmeyeceği belliydi.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- Benim getirmiş
olduğum o teklif ve daha sonraki 5 000 nüfusla ilgili mesele kanunun içerisine
derc edilmiştir, vardır.
Ben dün ne söylemişsem bugün de aynı şeyi
söylüyorum, yarın da aynı şeyi söylemeye devam edeceğim; yanlışları da yüksek
ve gür bir sesle söylemeye devam edeceğim.
Ben bir kez daha Sayın Başbakan
Yardımcımıza teessüflerimi iletiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana)-
Büyüklerim diyorsun, niye büyüklerine saygısızlık yapıyorsun?! Büyüklerini say
o zaman.
BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.
Sayın milletvekilleri, Bazı Kanunlarda ve
178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine kaldığımız yerden
devam ediyoruz.
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
5.- Bazı
Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/840) (S. Sayısı:
645) (x)
(x) 645 S. Sayılı
Basmayazı, 14.7.2004 tarihli 115 inci Birleşim Tutanağına eklidir.
BAŞKAN- Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.
Sayın milletvekilleri, 25 inci maddeyi
okutmuştum.
Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.
1 önerge var; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 25
inci maddesi ile tasarıya ekli (2) sayılı cetvelin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Salih Kapusuz |
Haluk İpek |
Mehmet Sekmen |
|
|
|
Ankara |
Ankara |
İstanbul |
|
|
Nusret Bayraktar |
A. Müfit Yetkin |
|
|
|
İstanbul |
Şanlıurfa |
|
"Madde 25.- 4760 sayılı Kanuna ekli
(II) sayılı listenin 87.03 G.T.İ.P numarasında "27, 46,50" olarak yer
alan vergi oranları sırasıyla "30, 52, 75" olarak, 87.04 G.T.İ.P
numarasında yer alan mal ve vergi oranı ise ekli (2) sayılı cetvelde gösterilen
şekilde değiştirilmiştir.
"(2) SAYILI CETVEL
G.T.İ.P. NO Mal İsmi Vergi
Oranı
(%)
87.04 Eşya taşımaya
mahsus motorlu taşıtlar
(Yalnız
kayıt ve tescile tabi olanlar)
Azamî yüklü kütlesi 4700 kilogramı
geçmeyip, sürücü sırasından başka oturma yeri veya sürücü sırası dışında yanda
pencereleri olanlar (kapalı kasalı olmayanlardan motor silindir hacmi 3200 cm3'ü
geçmeyenler hariç)
- Silindir hacmi 3000 cm3'ü geçmeyenler 10
- Silindir hacmi 3000 cm3'ü geçen fakat
4000 cm3'ü geçmeyenler 52
- Silindir hacmi 4000 cm3'ü geçenler 75
Diğerleri 4
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Efendim, biz takdire bırakmak zorundayız.
BAŞKAN - Hükümet?..
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) -
Katılıyoruz.
BAŞKAN - Önergenin gerekçesini okutuyorum:
Gerekçe:
87.03 G.T.İ.P. numarasında yer alan
araçların vergi oranları, değişen ekonomik ve sektörel koşullar nedeniyle
yeniden belirlenmiştir.
87.04 tarife pozisyonundaki araçlardan,
azamî yüklü kütlesi 4700 kilogramı geçmeyip sürücü sırasından başka oturma yeri
veya sürücü sırası dışında yanda pencereli olanlar, hem eşya hem de yolcu
taşımaya yönelik araçlar olması yani "çok amaçlı araç" özelliği
taşıması nedeniyle, bu araçların motor silindir hacimleri itibariyle listede
yer alan değiştirilmiş vergi oranlarına tabi olması sağlanmıştır.
Azamî yüklü kütlesi 4700 kilogramı geçen
araçlar ile azamî yüklü kütlesi 4700 kilogramı geçmemekle birlikte sürücü
sırasından başka oturma yeri ve sürücü sırası dışında yanda pencereleri olmayan
araçlar "Diğerleri" grubunda vergilendirilecektir.
Ayrıca azamî yüklü kütlesi 4700 kilogramı
geçmeyip, sürücü sırasından başka oturma yeri veya sürücü sırası dışında yanda
pencereleri olan araçlardan, kapalı kasalı olmayıp motor silindir hacmi 3200 cm3
aşmayanlar da "Diğerleri" grubunda vergilenecektir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda ekli
cetvelleriyle birlikte maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
26 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 26. - 4760 sayılı Kanuna ekli (III)
sayılı liste ekli (3) sayılı cetvelde gösterilen şekilde değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Ekli cetvelle beraber maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
27 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 27. - 31.12.1960 tarihli ve 193
sayılı Gelir Vergisi Kanununun mülga 20 nci maddesi başlığı ile birlikte
aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
"Eğitim ve öğretim işletmelerinde
kazanç istisnası
Madde 20. - Okul öncesi eğitim,
ilköğretim, özel eğitim ve orta öğretim özel okullarının işletilmesinden elde
edilen kazançlar, ilgili Bakanlığın görüşü alınmak suretiyle Maliye
Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde beş vergilendirme
dönemi gelir vergisinden müstesnadır. İstisna, okulların faaliyete geçtiği
vergilendirme döneminden itibaren başlar."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
28 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 28. - 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin (2) numaralı bendinin
ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, altıncı ve yedinci fıkraları
yürürlükten kaldırılmış ve maddeye
aşağıdaki (6) numaralı bent eklenmiştir.
"Yukarıda sayılan kamu kurum ve kuruluşlarına bağışlanan
okul, sağlık tesisi, yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak)
kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme
yurdu, huzurevi ve bakım ve rehabilitasyon merkezi inşası dolayısıyla yapılan
harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü
bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri
için yapılan her türlü nakdi ve ayni bağış ve yardımların tamamı yıllık
beyanname ile bildirilecek gelirden indirilir."
"6. Mükelleflerin, işletmeleri
bünyesinde gerçekleştirdikleri münhasıran yeni teknoloji ve bilgi arayışına
yönelik araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının % 40'ı oranında
hesaplanacak "Ar-Ge indirimi".
Araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile
doğrudan ilişkili olmayan giderlerden ve tamamen araştırma ve geliştirme
faaliyetlerinde kullanılmayan amortismana tabi iktisadi kıymetler için
hesaplanan amortisman tutarlarından verilen paylar üzerinden Ar-Ge indirimi
hesaplanmaz. Ar-Ge indiriminden yararlanılacak harcamaların kapsamını ve
uygulamadan yararlanılabilmesi için gerekli belgeler ile usulleri belirlemeye
Maliye Bakanlığı yetkilidir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek?.. Yok.
Madde üzerinde 1 önerge vardır; okutup
işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 28
inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
Salih
Kapusuz |
Ali
Topuz |
Mehmet
Sekmen |
|
|
|
|
Ankara |
İstanbul |
İstanbul |
|
|
|
Süleyman
Turgut |
|
Fehmi
Öztünç |
|
|
|
Manisa |
|
Hakkâri |
|
Madde 28.- 193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun 89 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Diğer indirimler
Madde 89.- Gelir vergisi matrahının
tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden aşağıdaki
indirimler yapılabilir:
1. Beyan edilen gelirin % 10'unu (bireysel
emeklilik sistemi dışındaki şahıs sigorta primleri için, beyan edilen gelirin %
5'ini) ve asgarî ücretin yıllık tutarını aşmamak şartıyla, mükellefin şahsına,
eşine ve küçük çocuklarına ait hayat, ölüm, kaza, hastalık, sakatlık, analık,
doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primleri ile bireysel emeklilik sistemine
ödenen katkı payları (Sigortanın veya emeklilik sözleşmesinin Türkiye'de kâin
ve merkezi Türkiye'de bulunan bir sigorta veya emeklilik şirketi nezdinde
akdedilmiş olması, prim ve katkı tutarlarının gelirin elde edildiği yılda
ödenmiş olması ve ücret geliri elde edenlerin ücretlerinin safi tutarının
hesaplanması sırasında ayrıca indirilmemiş bulunması şartıyla, eşlerin veya
çocukların ayrı beyanname vermeleri halinde, bunlara ait prim ve katkı payları
kendi gelirlerinden indirilir).
Bakanlar Kurulu bu bentte yer alan
oranları bir katına kadar artırmaya ve belirtilen haddi asgarî ücretin yıllık
tutarının iki katını geçmemek üzere yeniden belirlemeye yetkilidir.
2. Beyan edilen gelirin % 5'ini aşmaması,
Türkiye'de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan
gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla,
mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve
sağlık harcamaları (Mükerrer 121 inci madde çerçevesinde eğitim ve sağlık
harcamaları nedeniyle vergi indiriminden yararlanan ücretliler, aynı
harcamalarını bu hükümden yararlanarak matrahlarından indiremezler).
3. Serbest meslek faaliyetinde bulunan
veya basit usulde vergilendirilen özürlülerin beyan edilen gelirlerine, 31 inci
maddede yer alan esaslara göre hesaplanan yıllık indirim. (Bu indirimden
bakmakla yükümlü olduğu özürlü kişi bulunan serbest meslek erbabı ile hizmet
erbabı (tevkifat matrahı dahil) da yararlanır.)
4. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri,
il özel idareleri, belediyeler, köyler ile kamu yararına çalışan dernekler ve
Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan
edilecek gelirin %5'ini (kalkınmada öncelikli yöreler için %10'unu) aşmamak
üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar.
5. Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine,
il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan okul, sağlık tesisi ve
yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak
üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve
rehabilitasyon merkezi inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin
inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut
tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdi ve
ayni bağış ve yardımların tamamı.
6. Fakirlere yardım amacıyla gıda
bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca
belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda maddelerinin maliyet
bedelinin tamamı.
7. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri,
il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu yararına çalışan dernekler,
Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve bilimsel araştırma
faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ya da Kültür ve
Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi uygun görülen;
a) Kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin
ticarî olmayan ulusal veya uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesine,
b) Ülkemizin uygarlık birikiminin kültürü,
sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarîsi ve somut olmayan kültürel mirası ile ilgili
veya ülke tanıtımına yönelik kitap, katalog, broşür, film, kaset, CD ve DVD
gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de dahil
olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması, bunlarla
ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt dışında
dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına,
c) Yazma ve nadir eserlerin korunması ve
elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı
koleksiyonuna kazandırılmasına,
d) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının bakımı,
onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması ve
nakil işlerine,
e) Kurtarma kazıları, bilimsel kazı
çalışmaları ve yüzey araştırmalarına,
f) Yurt dışındaki taşınmaz Türk kültür
varlıklarının yerinde korunması veya ülkemize ait kültür varlıklarının
Türkiye'ye getirtilmesi çalışmalarına,
g) Kültür envanterinin oluşturulması
çalışmalarına,
h) 2863 sayılı Kanun kapsamındaki taşınır
kültür varlıkları ile güzel sanatlar, çağdaş ve geleneksel el sanatları
alanlarındaki ürün ve eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna
kazandırılması ve güvenliklerinin sağlanmasına,
i) Somut olmayan kültürel miras, güzel
sanatlar, sinema, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki üretim ve
etkinlikler ile bu alanlarda araştırma, eğitim veya uygulama merkezleri,
atölye, stüdyo ve film platosu kurulması, bakım ve onarımı, her türlü araç ve
teçhizatın tedariki ile film yapımına,
j) Kütüphane, müze, sanat galerisi ve
kültür merkezi ile sinema, tiyatro, opera, bale ve konser gibi kültürel ve
sanatsal etkinliklerin sergilendiği tesislerin yapımı, onarımı veya
modernizasyon çalışmalarına,
ilişkin harcamalar ile bu amaçla yapılan
her türlü bağış ve yardımların %100'ü (Bakanlar Kurulu, bölgeler ve faaliyet
türleri itibariyle bu oranı yarısına kadar indirmeye veya kanunî oranına kadar
çıkarmaya yetkilidir).
8. 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 17.6.1992 tarihli ve 3813
sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının; amatör spor dalları için tamamı,
profesyonel spor dalları için %50'si.
9. Mükelleflerin, işletmeleri bünyesinde
gerçekleştirdikleri münhasıran yeni teknoloji ve bilgi arayışına yönelik
araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının %40'ı oranında hesaplanacak
"Ar-Ge indirimi".
Araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile
doğrudan ilişkili olmayan giderlerden ve tamamen araştırma ve geliştirme
faaliyetlerinde kullanılmayan amortismana tabi iktisadî kıymetler için
hesaplanan amortisman tutarlarından verilen paylar üzerinden Ar-Ge indirimi
hesaplanmaz. Ar-Ge indiriminden yararlanılacak harcamaların kapsamı ile
uygulamadan yararlanılabilmesi için gerekli belgeleri ve usulleri belirlemeye
Maliye Bakanlığı yetkilidir.
Bağış ve yardımın nakden yapılmaması
halinde, bağışlanan veya yardımın konusunu teşkil eden mal veya hakkın varsa
mukayyet değeri, yoksa Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre Takdir Komisyonunca
tespit edilecek değeri esas alınır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Efendim, yeterli çoğunluğumuz olmadığı için
katılamıyoruz; ama, takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) -
Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.
Gerekçe:
Önergeyle, genel ve özel bütçeli kamu
idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu yararına çalışan
dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve bilimsel
araştırma faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ya da
Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi uygun görülen
faaliyetlere ilişkin olarak yapılan harcamalar ile bağış ve yardımların Gelir
Vergisi matrahından indirimine imkan sağlanmış ve ayrıca mevcut bağış ve
indirimlere ilişkin hükümler de dikkate alınmak suretiyle madde yeniden
düzenlenmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler..Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
29 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 29. - 193 sayılı Kanunun 94 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (7), (8), (9) ve (14) numaralı bentlerinde
parantez içinde yer alan ibare aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"(Kanunla kurulan dernek ve vakıflar,
Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar, kamu menfaatine yararlı
dernekler ile dernek ve vakıf olmamakla birlikte; odalar, borsalar, meslek
örgütleri ve bunların üst kuruluşları, siyasi partiler, emekli ve yardım
sandıkları gibi vergi uygulamalarında dernek ve vakıf olarak kabul edilenler
hariç, dernek ve vakıflar ile tam mükellef kurumlara ödenenler
dahil)"
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
30 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 30. - 3.6.1949 tarihli ve 5422
sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesine aşağıdaki (8), (9), (10) ve
(11) numaralı bentler ile aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
"8. Okul öncesi eğitim, ilköğretim,
özel eğitim ve orta öğretim özel okullarının işletilmesinden elde edilen
kazançlar, ilgili Bakanlığın görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığının
belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde beş vergilendirme dönemi kurumlar
vergisinden müstesnadır. İstisna, okulların faaliyete geçtiği vergilendirme
döneminden itibaren başlar.
9. Kanunî ve iş merkezi Türkiye'de
bulunmayan anonim veya limited şirket mahiyetindeki bir şirketin (esas faaliyet
konusu finansal kiralama veya her nevi menkul kıymet yatırımı olanlar hariç)
sermayesine, kazancın elde edildiği tarihe kadar devamlı olarak en az iki yıl
süreyle % 25 veya daha fazla oranda iştirak eden kurumların, bu iştiraklerin
kanuni veya iş merkezinin bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az % 20
oranında (esas faaliyet konusu finansman temini veya sigortacılık olanlarda en
az, Türkiye'de uygulanan kurumlar
vergisi oranında) kurumlar vergisi benzeri vergi yükü taşıyan ve en az % 75'i
ticarî, ziraî veya serbest meslek kazancı niteliğinde olan kazançları üzerinden
elde ettikleri ve elde edildiği vergilendirme dönemine ilişkin yıllık kurumlar
vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer
ettikleri iştirak kazançları.
10. Kurumların yurt dışında bulunan iş yerleri veya daimi temsilcileri (esas
faaliyet konusu finansal kiralama veya her nevi menkul kıymet yatırımı olanlar
hariç) aracılığı ile elde ettikleri ve iş yeri veya daimi temsilcinin bulunduğu
ülke vergi kanunları uyarınca en az %20 oranında (esas faaliyet konusu
finansman temini veya sigortacılık olanlarda en az Türkiye'de uygulanan
kurumlar vergisi oranında) kurumlar vergisi benzeri bir vergi yükü taşıyan ve
en az % 75'i ticarî, ziraî veya serbest meslek kazancı niteliğinde olan ve elde
edildiği vergilendirme dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin
verilmesi gereken tarihi takip eden üçüncü ayın sonuna kadar Türkiye'ye
transfer ettikleri kazançları."
11. Kazancın elde edildiği tarihte devamlı
surette en az iki yıl süreyle aktif toplamının % 75 veya daha fazlası kanuni ve
iş merkezi Türkiye'de bulunmayan anonim veya limited şirket mahiyetindeki
şirketlerin (esas faaliyet konusu finansal kiralama veya her nevi menkul kıymet
yatırımı olanlar hariç) her birinin sermayesine en az % 25 oranında iştirakten
oluşan tam mükellef anonim şirketlerin, kurum kazancının % 75 veya daha
fazlasını oluşturması koşuluyla bu iştiraklerin kanuni veya iş merkezinin
bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az % 20 oranında (esas faaliyet
konusu finansman temini veya sigortacılık olanlarda en az Türkiye'de uygulanan
kurumlar vergisi oranında) kurumlar vergisi benzeri bir vergi yükü taşıyan ve
en az % 75'i ticarî, ziraî veya serbest meslek kazancı niteliğinde olan
kazançları üzerinden elde ettikleri ve elde edildiği vergilendirme dönemine
ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar
Türkiye'ye transfer ettikleri iştirak kazançları,
Bu bent uyarınca istisna edilen kazançlar
üzerinden, anonim veya limited şirket mahiyetindeki şirketlere dağıtılan kâr
paylarından Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6)
numaralı bendinin (b/ii) numaralı alt bendi uyarınca % 5'ten fazla bir oranda
vergi kesintisi yapılmaz. Bakanlar Kurulu bu oranı sıfıra kadar indirmeye veya
kanuni orana kadar artırmaya yetkilidir.
''9, 10 ve 11 inci bentlerdeki diğer
koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu bentlerde yer alan istisnalar,
kurumlar vergisi benzeri vergi yükünün; en az % 15 olması durumunda, iştirak
kazancı veya iş yeri veya daimi temsilci aracılığı ile elde edilen kurum
kazancının 1/2'sine, en az % 10 olması durumunda, iştirak kazancı veya iş yeri
veya daimi temsilci aracılığı ile elde edilen kurum kazancının 1/3'üne
uygulanır.''
"(9), (10) ve (11) numaralı bentler uyarınca vergi yükü,
kanunî veya iş merkezinin bulunduğu ülkede ilgili dönemde tahakkuk eden toplam
kurumlar vergisi benzeri verginin, bu dönemde elde edilen toplam dağıtılabilir
kurum kazancı ile tahakkuk eden kurumlar vergisi toplamına oranlanması
suretiyle tespit edilir. Bu bentlerde yer alan % 20 vergi yükü oranını, % 25'e
kadar artırmaya veya kanunî oranına kadar indirmeye Bakanlar Kurulu
yetkilidir."
"(9), (10) ve (11)
numaralı bentler uyarınca sağlanan istisnayı, kazancın elde edildiği ülke
vergi sisteminin Türk vergi sisteminin yarattığı vergilendirme kapasitesi ile
aynı düzeyde bir vergilendirme imkânı sağlayıp sağlamadığı hususunu göz önünde
bulundurarak, her bir bent için ayrı ayrı uygulanabilecek şekilde elde edildiği
ülkeler bakımından sınırlandırmaya Bakanlar Kurulu, bu bentler ile ilgili
uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı
yetkilidir."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
1 önerge vardır, okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 645 sıra sayılı
tasarının 30 uncu maddesiyle yeniden düzenlenen 5422 sayılı Kanunun 8 inci
maddesinin (8) numaralı bendinin "okullarının" ibaresinin
"okulları ile Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara veya kamu
yararına çalışan derneklere bağlı rehabilitasyon merkezlerinin" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
M. Akif
Hamzaçebi |
Kemal
Kılıçdaroğlu |
Mustafa
Özyürek |
|
|
|
Trabzon |
İstanbul |
Mersin |
|
|
Türkân
Miçooğulları |
M. Mesut
Özakcan |
A. Kemal
Deveciler |
|
|