DÖNEM : 22        YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 57

 

115 inci Birleşim

14 Temmuz 2004 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Denizli Milletvekili V. Haşim Oral'ın, Türkiye'nin dışpolitikası ve Türkiye'ye dış dünyanın uyguladığı politikalara ilişkin gündemdışı konuşması

2.- Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, "Kadastro Yenileme Harcı" adı altında gayrimenkul sahiplerinden alınan harcın hukuka aykırılığına ilişkin gündemdışı konuşması ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı

3.- Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın, buğday üreticilerinin sorunlarına ve buğdaya bölgesel tabanfiyat uygulamasının yarattığı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

IV.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)

5.- Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/827)(S.Sayısı:618)

6.- Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/831) (S. Sayısı: 624)

7.- Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/830) (S. Sayısı: 623)

8.- Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/744) (S. Sayısı: 636)

9.- Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 4 Milletvekilinin, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/306) (S. Sayısı: 638)

10.- Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 642)

11.- Ankara Milletvekili Oya Araslı ve 10 Milletvekilinin, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu ve 9 Milletvekilinin; Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/211, 2/221) (S. Sayısı: 637)

12.- Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/849) (S. Sayısı: 640)

13.- Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/847) (S. Sayısı: 644)

14.- Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/848, 2/175) (S. Sayısı:641)

15.- Bazı Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/840) (S. Sayısı: 645)

VI.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek'in, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yapmış olduğu konuşmada, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması

VII.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Samsun Milletvekili Musa UZUNKAYA'nın, bir eski savcıyla ilgili olarak basında yer alan iddiaya ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/2609)

2.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Arkeoloji Müzesi ek bina inşaatına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2748)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, çiftçilerin kredi borçlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ali BABACAN'ın cevabı (7/2749)

4.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya'da Azizname 95 adlı bir tiyatro oyununun sahnelenmesine izin verilmediği iddialarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2756)

5.- İzmir Milletvekili Kemal ANADOL'un, İzmir-Foça-Atatürk Mahallesinde bir hayırsever vatandaşça yaptırılan ilkokula ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2757)

6.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Çanakkale Savaşının ve tarihi değerlerimizin bir eğitim aracı olarak kullanılmasının düşünülüp düşünülmeyeceğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2773)

7.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Türkiye'deki üst kurullara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2775)

8.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, İstanbul-Boğaziçinde köprü projesi çalışmalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/2784)

9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Yeşil Türbe'nin tadilat çalışmalarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2805)

10.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, lise din kitaplarında Alevîlik kültürünün yer almama nedenine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2810)

11.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Adana İl Millî Eğitim Müdürlüğünce yapılan sınavla ilgili soru kitapçıklarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2819)

12.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bazı bankaların TMSF'ye devredilmesiyle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2894)

13.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa'da eğitim veren bir teknik lisenin ihtiyaçlarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2909)

14.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF'ye devredilen Star Televizyonunun malî durumu ve yayın politikasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2920)

 

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak üç oturum yaptı.

Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik, Şanlıurfa'da voltaj düzensizliği nedeniyle elektrikle çalışan araçlarda meydana gelen arızalardan kaynaklanan sorunlara ve alınması gereken tedbirlere,

İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu, Bosna-Hersek'te bulunan ve Hırvat milislerce yıkılmış olan Mostar Köprüsünün tarihî, sanatsal değeri, sembolik anlamı ile yeniden inşa edilerek insanlığın hizmetine açılacak olmasına,

Konya Milletvekili Atilla Kart, bir soru önergesinin düşündürdüklerine ve yasama denetiminin uygulanabilirliğine,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

5197 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun bazı maddelerinin bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı,

Romanya Senato Başkanı Nicolae Vacaroiu ve beraberindeki parlamento heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık,

Tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Basın yoluyla sövme suçunu işlediği iddia olunan Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen hakkında tanzim edilen soruşturma dosyasının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; dosyanın hükümete,

Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1146) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sorunun,

Geri verildiği bildirildi.

Genel Kurulun 13.7.2004 Salı günkü birleşiminde, 621 ve 622 sıra sayılı Meclis soruşturması komisyonları raporlarının görüşülmesinden sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 14.7.2004 Çarşamba günkü birleşimde ise sözlü soruların görüşülmemesine; Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının; 10 uncu sırasında yer alan 636 sıra sayılı, 41 inci sırasında yer alan 638 sıra sayılı, 40 ıncı sırasında yer alan 637 sıra sayılı, 43 üncü sırasında yer alan 640 sıra sayılı, 11 inci sırasında yer alan 635 sıra sayılı, kanun tasarıları ve teklifinin bu kısmın 8, 9, 11, 12 ve 16 ncı sıralarına alınmasına; daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 642, 644, 641, 645, 648, 647 ve 646 sıra sayılı kanun tasarılarının ise 48 saat geçmeden bu kısmın 10, 13, 14, 15, 17, 18 ve 19 uncu sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; bugünkü birleşimde çalışma süresinin 641 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasına, 14.7.2004 Çarşamba günkü birleşimde ise Genel Kurulun saat 11.00'de toplanmasına ve 646 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi, kabul edildi.

Türkbank ihalesi sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak ilişki ve görüşmelere girdikleri ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan A.Mesut Yılmaz ve Devlet eski Bakanı Güneş Taner haklarında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergeler ve Meclis Soruşturması Komisyonu raporunun (9/5, 6) (S.Sayısı: 621), genel görüşmesinden sonra yapılan gizli oylaması sonucunda, kabul edildiği ve eski Başbakan A. Mesut Yılmaz ve Devlet eski Bakanı Güneş Taner'in,

Bakanlığı sırasında enerji ve doğalgaz anlaşmalarında Türkiye aleyhine anlaşma ve uygulamaların yapılmasına yol açtığı, devlet alım-satımına fesat karıştırdığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer ile ayrıca bakanlıkları sırasında uyguladıkları yanlış ve usulsüz enerji politikalarında ilgili kurum ve kuruluşların uyarılarını dikkate almayarak kamuyu zarara uğrattıkları, DSİ Genel Müdürlüğünde usulsüz uygulamalara onay verdikleri ve bu suretle görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma fiillerini işledikleri ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230, 240 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan haklarında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergeler ve Meclis Soruşturması Komisyonu raporunun (9/4,7) (S.Sayısı: 622) genel görüşmesinden sonra, verilen önergelerin kabul edilmesiyle ayrı ayrı yapılan gizli oylamalar sonucunda, Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan'ın,

Yüce Divana sevklerine karar verildiği açıklandı.

14 Temmuz 2004 Çarşamba günü, alınan karar gereğince, saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 01.47'de son verildi.

 

Yılmaz Ateş

 

 

Başkanvekili

 

 

 

Enver Yılmaz

Mevlüt Akgün

 

Ordu

Karaman

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 

 

No. : 169

II. - GELEN KÂĞITLAR

14 Temmuz 2004 Çarşamba

 

Tasarı

1.- Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı (1/855) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.7.2004)

Tezkereler

1.- Yozgat Milletvekili Mehmet Erdemir'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/624) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)

2.- Ordu Milletvekili İdris Sami Tandoğdu'nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/625) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)

3.- Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/626) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)

4.- Afyon Milletvekilleri Ahmet Koca ve Sait Açba'nın Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/627) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)

5.- İzmir Milletvekili Muharrem Toprak'ın  Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/628) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)

6.- Sivas Milletvekili Orhan Taş'ın  Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/629) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)

Raporlar

1.- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kurumu Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/644) (S. Sayısı: 649) (Dağıtma tarihi: 14.7.2004) (GÜNDEME)

2.- Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/793) (S. Sayısı: 650) (Dağıtma tarihi: 14.7.2004) (GÜNDEME)

3.- Dernekler Kanunu Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/854) (S. Sayısı: 651) (Dağıtma tarihi: 14.7.2004) (GÜNDEME)

4.- Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında 9.6.2004 Tarih ve 5186 Sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/833) ) (S. Sayısı: 652) (Dağıtma tarihi: 14.7.2004) (GÜNDEME)
BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.05

14 Temmuz 2004 Çarşamba

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 115 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Türkiye'nin dışpolitikaları ve Türkiye'ye dış dünyanın uyguladığı politikalar hakkında söz isteyen, Denizli Milletvekili Sayın Haşim Oral'a aittir.

Buyurun Sayın Oral. (CHP sıralarından alkışlar)

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Denizli Milletvekili V. Haşim Oral'ın, Türkiye'nin dışpolitikası ve Türkiye'ye dış dünyanın uyguladığı politikalara ilişkin gündemdışı konuşması

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Sayın Başkanım, sayın milletvekili arkadaşlarım; tabiî, gece saat 2'ye kadar çalışınca, buradaki mevcudiyetimiz de azalıyor. Onun için, umuyor, diliyorum ki, bundan sonraki süreçte, her şeyi bu kadar sıkıştırmayız.

Türkiye'nin dışpolitikası ve Türkiye'ye uygulanan dışpolitikalarla ilgili, özellikle Meclis, tatile girmeden önce, hem milletvekili arkadaşlarıma hem de bizi izleyen milyonlara, buradan bilgi aktarmak istiyorum; çünkü, milletvekili olmamın haricinde, aynı zamanda Dışişleri Komisyonu Üyesiyim; hem bu konudaki iyilerimizi hem bu konudaki kötülerimizi yurttaşlarımızla paylaşmak, bizim öncelikli tercihimiz olmalı diye düşünüyorum.

Şimdi, hepimizin bildiği gibi, Ulu Önder Atatürk'ün çok veciz bir sözü vardır: "Yurtta sulh cihanda sulh." Bizim öncelikle tercihimiz, bizim öncelikli tespitimiz bu olmalı diye düşünüyorum.

Bu arada, tabiî, yurtiçinde sulhu sağlarken de, üç önemli etkene dikkat çekmek istiyorum; bunlar, dil ayırımının gündeme getirilmemesi, din ayırımının gündeme getirilmemesi ve altkimliklerin gündeme getirilmemesi.

Doğaldır, ülkemizde yaşayan, ulus bilincine erişmiş hiçbirimizin bu konuda bir zafiyeti olamaz; ancak, bazı uygulamalar var ki, bu üç etkenin, bu Meclis kürsüsünden, özellikle altının çizilmesi gerektiğini bana emrettiğini, özellikle söylemek istiyorum.

Dil ayırımı... Biliyorsunuz, Avrupa Birliğine geçişimizle ilgili, Avrupa Birliğinin bizden istediği doğrultuda çıkardığımız bir Kürtçe dil dersi veya diğer altkimliklerin dillerinin TRT'den yayınlandığı bir süreç başladı Türkiye'de. Bunun adına, biz "Avrupa'ya uyum" diyoruz. Ancak, Avrupa'yla uyum olduğu zaman, bunun özellikle devlet tarafından yapılması değil, devlet tarafından denetlenmesi gerekliliği de ortaya çıkar; dünyadaki uygulaması da budur.

Bundan neden bahsediyorum; çünkü, bizim dışpolitikalarımızın neticesinde, bu, çok etkin bir şekilde Türkiye'de uygulanmaya başlanılmıştır; yani, Türkiye'nin resmî dili Türkçedir; bu, Anayasada da böyledir, olması gereken de budur. Türkiye'nin resmî dili Türkçeyken, bizim özellikle resmî kurumlarımızın başka dilleri öğretiyor olması ve bunu Avrupa'yla ilgili ilişkilerden kaynaklanarak yaptığını dünyaya ve kendimize anlatmamız, çok doğru bir yaklaşım değil diye düşünüyorum. Yine, din ayırımı; bu, özellikle Avrupa'yla ilişkilerimizden sonra ortaya çıkan çok ciddî bir konu. Farkında mısınız bilmiyorum, özellikle yurtdışından gelen konuklarımız, başta Amerika Başkanı olmak üzere, Türkiye'ye geldiği zaman, belki Meclis Başkanımız Sayın Arınç'la görüşmedi, , belki benim Sayın Genel Başkanım, Anamuhalefet Partisi Genel Başkanıyla görüşmedi; ama, birtakım azınlıkların dinî liderleriyle görüştü. Bu hiç dikkatimizi çekti mi; çekmedi veya çektiyse bile sessiz kalmayı yeğledik. Peki, bunun sebebi neydi; çünkü, bize uyarlanmaya çalışılan, bize zorlanmaya çalışılan, bir de din ayırımı ortaya çıkmaya başladı.

Bizde böyleyken, dünyanın dışına baktığım zaman, Batı Trakya'ya baktığım zaman, Batı Trakya'daki Türkler, soydaşlarımız, liderlerini atamayla belirliyorlar, içlerine sindiriyorlar; yani, kendileri seçemiyorlar; ama, bizde, neredeyse ruhban okulu açar seviyeye geldik. Altını çizerek söylüyorum; bu, Türkiye'nin ihtiyacı değildir; Türk insanının, bu hükümetten ve Türkiye'nin dışpolitikasını belirleyen etkenlerden, etkili kimliklerden istediği, özel önem taşıyan bir unsur değildir.

Ruhban okulu nedir; ruhban okulu, yüksek dinî eğitim veren kurumdur, yani özel ilahiyat fakültesi gibi. Ben, soruyorum şimdi milletvekillerime: Bizim, özel dinî eğitim veren ilahiyat fakültemiz var mı; yok. Böyle çabamız var mı; yok. Peki, ruhban okullarının açılma ihtiyacı nereden doğuyor; bu, niye Türkiye'nin gündemine sokuluyor; bunu kim sokuyor? Dilimizi, dinimizi, altkimliğimizi, özellikle birbirimize kabul ettirmeye çalışan bu dış dünya neye hizmet ediyor; bizim içimizdeki birliğe, dirliğe mi, yoksa, Türkiye'nin bölünmesine mi diye, altını çizerek söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Oral, sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

V. HAŞİM ORAL (Devamla) - Tekrar söylüyorum: Bu konulardaki hassasiyet, dışpolitikamız kadar içpolitikamız için de önemlidir; çünkü, bizim bölünmez bütünlüğümüz hem dünya barışı için hem öncelikle kendimiz için hem Ortadoğu için çok önemlidir.

Türkiye'nin, yakında ciddî şekilde etki alanına gireceği bir Ege kıta sahanlığı sorunu vardır. Ege kıta sahanlığıyla ilgili benim korkum -Tanrı'ya dua ediyorum, ben yanılayım- iktidardaki milletvekillerimi kastetmiyorum, özellikle lokomotif kadroların, Yunanistan'la anlaşarak Ege kıta sahanlığı konusunu Adalet Divanına götürme gibi bir düşüncesi olduğunu seziyorum ki, inşallah yanılırım.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Ayasofya'yı da söyle... Ayasofya da sırada...

V. HAŞİM ORAL (Devamla) - Ege kıta sahanlığının Adalet Divanına gitmesi ne demek, biliyor musunuz arkadaşlar; bizim haklarımızın, özellikle ve özellikle, Adalet Divanından çıkacak sonuçla, artık bitmesi anlamına gelir. Sadece Yunanistan'ın müracaatı sorun teşkil etmez, buna karşı durabiliriz; ama, Yunanistan ve Türkiye iktidarları, buna birlikte karar verirlerse, bize, sadece ve sadece bunu seyretmek düşer.

Fener Rum Patriği Bartholomeos ekümenik sıfatını taşıyor mu, bunu çok merak ediyorum; taşıyorsa da, bu yasal mı? Bunlar çok önemli; çünkü, bunlar, dışarıda, sizin Meclis Başkanınızdan, sizin siyasî partilerinizin genel başkanlarından, anamuhalefet partisinin genel başkanından, hatta belki bakanlarınızdan çok daha önemli tutuluyor. Öyle önemli tutuluyor ki, Sayın Bush'u karşılarken, benim bakanımın, Türkiye Cumhuriyetinin bakanının avucunun içine bakılıyor. Bu bir ayıptır. Bu, bizim, dışarıdaki gücümüzün ne kadar zafiyete uğradığını gösterir. Bunu, ben, kimseyi küçümsemek için söylemiyorum; ama, biz, bize gelen konukların bize özellikle saygı göstermesini beklemek durumunda değil, zorundayız. Bu, bizim, dünya içindeki ağırlığımız için de önemli bir etken.

Afganistan'a asker gönderme olayımız söz konusu. Ben soruyorum size, hepimiz biliyoruz, Afganistan'da NATO sadece Kabil'de var; yani, Kabil'in dışına çıktığınız zaman NATO yok. Peki, Üçüncü Kolordu Afganistan'da nereye gidecek, Kabil'e mi gidecek; hayır; El Kaidenin yoğun olduğu, El Kaidenin adam kestiği, El Kaidenin kan kusturduğu yerlerde, Türk askeri, gidecek, NATO için nöbet tutacak. Peki, Türk askeri özellikle kendisine Kuzey Irak'tan gelen tehditlere karşı koydurulamazken, benim askerimin Afganistan'da ne işi var?! Ne işi var Afganistan'da benim askerimin?! (CHP sıralarından alkışlar) Oradan gelecek... Bunu samimiyetimle söylüyorum, sizlerin de benim kadar önemsediğini düşünüyorum. Bu, benim tekelimde olan bir olay değil; ancak, tekrar söylüyorum, özenle söylüyorum, NATO Kabil'de... Benim askerim, El Kaidenin yoğun olarak bulunduğu yerlerde nöbet tutacak, kalkan olacak, Irak'ta yapılmak istenilen gibi. Eğer, dışpolitika uzmanları bunu böyle belirliyorlarsa, ne olur bir de gelip Mecliste bunu bize anlatsınlar da biz de onların haklı gerekçelerini, doğrularını onlarla birlikte paylaşalım.

BAŞKAN - Sayın Oral, sözlerinizi toparlar mısınız.

V. HAŞİM ORAL (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım, affınıza sığınıyorum.

Korkum o ki, ağırlaştırılmış bir Annan planıyla çok yakın zamanda yüz yüze geleceğiz. Sebep; Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerimiz. Sebep; bizim dünyaya şirin görünmemiz. Ağırlaştırılmış Annan planı diyorum; çünkü, mevcut koşullarla, Güney Kıbrıs'ın Annan planına sıcak bakmadığını, bakmayacaklarını hepimiz biliyoruz; Annan planına ihtiyaçları olmadığını da biliyoruz. O halde, yine, ikna edilmesi gereken kurum, Kuzey Kıbrıs Türk kesimi.

Ben, özellikle, dışpolitikamızın bizi getirdiği bir yere de dikkat çekmek istiyorum. Ben bunu söylemekte kendimi haklı görüyorum; çünkü, Kıbrıs, artık, Kıbrıslıların değildir, Kıbrıs, Türkiye'nin de politikası içine girmiştir, girmelidir de. Kıbrıs'ın Başbakanı olan kişi "bizim devletimizi tanıtma gibi hedefimiz yok; biz birleşmek istiyoruz" diyor. Bir devletin başbakanının bunu söyleme hakkı yoktur. Bir ülkenin başbakanının bunu söyleme lüksü yoktur.

BAŞKAN - Sayın Oral, lütfen, son cümlenizi söyler misiniz.

V. HAŞİM ORAL (Devamla) - Tabiî, vakit yetmediği için sözlerimi bitirmek zorundayım Sayın Başkanımın da toleransına sığınarak.

Irak'ta esir alınan Türklerin gelecekleri, eğer, Türkiye'de Bush'a karşı, NATO'ya karşı yapılan mitinglerle belirleniyorsa ve Dışişleri Bakanım buna teşekkür ediyorsa; ben, burada ciddî bir dışpolitika görmüyorum.

Talabani, TRT'deki sözlerinde "bize, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Sayın Gul -onun söylediği gibi söylüyorum- şimdiye kadarki dışişleri bakanlarından ve iktidarlardan çok daha yakın olmuştur, bizim önümüzü açmıştır" diyorsa; ben, derin derin düşünüyorum.

       (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son 5 dakika da bitti... Lütfen...

V. HAŞİM ORAL (Devamla) - Özür diliyorum; son bir cümle...

İngiliz parlamenterlerden birisi, görüştüğümde "bu iktidar bizim istediğimiz her şeyi hemen hemen yapıyor, onun için kendilerine sempati duyuyoruz" diyorsa; ben, derin derin düşünüyorum.

Bütün bu söylediklerime karşılık, gazetelerde sadece ve sadece VIP düzenlemelerini dört sütuna manşet yapan sevgili basına da, buradan selam ve sevgiler gönderiyorum! Bu ülkenin bağımsızlığı, bu ülkenin birliği, düzenliği kalmadığı zaman, o gazeteler de isimlerini değiştirmek zorunda kalacaklardır.

Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oral

Sayın milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz, kadastro yenileme harcı adı altında gayrimenkul sahiplerinden toplanılan harcın hukuka aykırılığıyla ilgili söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'a aittir.

Buyurun Sayın Yalçınbayır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Ellerinizi mi bağladılar, ne oldu?!

2.- Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, "Kadastro Yenileme Harcı" adı altında gayrimenkul sahiplerinden alınan harcın hukuka aykırılığına ilişkin gündemdışı konuşması ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Bundan tam bir yıl önce, 15 Temmuz 2003 tarihinde, Bursa'da, Muhtarlar Derneği Genel Sekreteri, Çekirge Mahallesi Muhtarı Mehmet Taşkeser'in bizlere başvurusu üzerine, sözde kadastro yenileme harcı adı altında alınan konu gündeme geldi. Konu, önce, muhtarların, yüksek faiz alınmasıyla ilgili şikâyetleriyle başladı. Konu tarafımızdan incelendi ve şu tespitler yapıldı:

Bursa İlindeki kadastro paftalarının yenilenmesi işlemleri, Türkiye'de ilk pilot uygulama olarak 1998'de başladı, Bursa İl merkezinin büyük bir kısmı ve komşu ilçelerin kadastro paftaları yenilendi. Bu yenileme işlemleri, Maliye Bakanlığının değil, Dünya Bankasının kredisiyle, Büyükşehir Belediyesince finanse edilmiş ve Büyükşehir Belediyesi, özel şirketlere ihale ederek hizmeti vermiştir.

Hizmetin dayanağı, 2859 sayılı Tapulama ve Kadastro Yenilenmesi Hakkında Kanundur. Bu kanunda harçlarla ilgili hiçbir düzenleme yok; bu kanun uyarınca işlemler devam ediyor, 1999 ve 2000 yıllarında, kanun gereği, ilanen tebligatla işlemler kesinleştiriliyor, orada, kişinin ne yapması gerektiğiyle ilgili, etraflıca bir bilgi yok. Kadastro yenileme harcı alıyorsanız "işte, bu harç şöyle ödenir, ödenmemeye bağlanan sonuçlar şudur" gibi bilgilendirme yok, tamamen kalitesiz bir hizmet.

Yapılan işlem, aslında, bir kadastro işlemi değil; birden fazla kadastro yapılmaz; yenileme yapılabilir; yenileme, tamamen farklı bir müessesedir. Kadastro ancak bir kez yapılabilir. Bursa'nın kadastrosu da 1930'lu yıllarda başlamıştır ve halk, bunun harcını, hizmetin karşılığını ödemiştir; ama, daha sonra, kanunda olmayan bir husus, yönetmeliğe dayanılarak, harç alınmak suretiyle, vatandaştan haksız yere kazanç elde edilmiştir. Her ay için aylık yüzde 7 ayrı ayrı gecikme faizi... Tebligatlar dört yıl sonra yapılıyor ve yüzde 336 faize ulaşılıyor. Vatandaşın tepkisi faizeydi; ama, işin aslına bakıldığında, vahameti daha da büyüktü.

Değerli milletvekilleri, keyfiyeti, ilk olarak, 24 Temmuz 2003 tarihinde Maliye Bakanlığına ilettik; ayrıca, Bilgi Edinme Kanunu Tasarısı görüşülürken, Meclis gündemine getirdik ve tebligatların vatandaşı tatmin edecek şekilde yapılması gereğini vurguladık; önerge verdik; reddedildi. Daha sonra, yine, kadastro yenilemeleri olması itibariyle, Maliye Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığını da ilgilendirdiği için, Bayındırlık ve İskan Bakanlığına yazdık "harç ve benzeri yükümlülükler ancak kanunla konulur ve kanunla kaldırılır. Kanunla konulmayan kadastro yenileme harcının yasal dayanağı yok; bu harcı alamazsınız" dedik. 2003 yılının  sonlarında burada bir düzenleme yapıldı, 5035 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine "kadastro işlemlerinin yenilenmesinde harç alınmaz" hükmü konuldu. Böyle bir harç konulamaz ki, kanunla bu kaldırılsın. Ciddî bir çalışma yapılamadığı için, bu, dikkatlerden kaçtı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Sayın Yalçınbayır, sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) - Kanun yapımındaki süreçler o kadar hızlı cereyan ediyor ki, takip etmek bile mümkün olmuyor, katılmak da mümkün olmuyor.

Değerli milletvekilleri, konuyu daha sonra Sayın Başbakana, Sayın Maliye Bakanına, Sayın Bayındırlık ve İskân Bakanına ilettik ve ayrıca Meclisin görevlerine yürütmenin el uzattığı iddiasıyla, fonksiyon gasbı olduğu iddiasıyla Meclis Başkanına da bilgi verdik.

Değerli milletvekilleri, bunlara yeterine cevap verilmedi. Biz biliyoruz ki, en iyi siyaset hukuk yoluyla siyasettir. Bir taraftan, idare nezdinde hak aramayı yürütürken, öbür taraftan, Bursa Barosuyla da işbirliği içerisinde olmak suretiyle konuyu yargının önüne götürmeye başladık ve Bursa Barosunun, Hukuksuzluk ve Yolsuzlukları İzleme Komisyonunun çalışmaları sonucunda, Danıştay, evvelki gün yürütmeyi durdurma kararı verdi. Kararın gerekçesini okuyorum: "Harçlar Kanununda yenileme harcı alınacağına ilişkin bir düzenleme olmadığından, yönetmelikle böyle bir harç ihdas edilemeyeceğinden... Yani, Meclise ait bir işi yürütme nasıl yapar?! (CHP sıralarından alkışlar) Biz, kanun koyucuyuz, bizim koyduğumuz kanunları onlar uygulamak zorunda; onlar, kanun yapamaz, uygulamak zorunda. Bizim de, en önemli görevimiz, sadece kanun yapmak değil ve bunları denetlemek. İktidar milletvekili olun veya olmayın, denetim görevimizin en aslî görev olduğunu bilmek durumundayız.

Sayın milletvekillerimiz, bu, hukuk devletinin gereğidir. Bunlarla ilgili yeni düzenlemelere ihtiyaç var. Birçok iyi yasal düzenleme yapıldı. Bilgi Edinme Kanunundan sonra, mutlak surette, kişilerin de kararlara katılımını düzenleyecek olan idarî usul yasası tasarısının bir an önce burada gerçekleşmesi gerekir. Bu kararların alınması sırasında bizleri çağırsalardı, sadece evrak üzerinde değil, görüşlerimizi de alarak bir karara varsalardı, herhalde, hep "yapılacak işlem yok; bu kadar yazı yazmak suretiyle bizi meşgul etmeyin" denilmezdi.

BAŞKAN- Sayın Yalçınbayır, son sözlerinizi alabilir miyim.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla)- Sayın milletvekilleri, bu kadastro harcı iptali nedeniyle, Bursa'da 88 000 parsel sahibini ilgilendiren bir konu Danıştay tarafından çözümlenmek üzeredir. Yürütmeyi durdurma kararı belli. Bundan sonra, şüphesiz ki, yargı, nihaî kararını da verecektir. 88 000 parsel sahibi, 200 000'e yakın kişi ve bunlardan alınan veya alınacak olan 30 trilyon; bu, sadece Bursa'nın. Biz, hakka hukuka uygun davranmak zorundayız; her kademede, tasarrufun her kademesinde hukuka uygunluk. Bunun takibini yapan, Çekirge Mahallesi Muhtarımız Sayın Mehmet Taşkeser, Muhtarlar Derneği Başkanı Sayın Ferruh Sevimgil, Bursa Barosu Başkanı Asude Şenol ile Baronun Hukuksuzluk ve Yolsuzlukları İzleme Komisyonuna, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanlığına ve konuyu Bursa'da hep sıcak tutan basının değerli temsilcilerine teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygılar. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yalçınbayır.

Gündemdışı konuşmaya Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan cevap vereceklerdir; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'ın, kadastro yenileme harcı adı altında yüzbinlerce gayrimenkul sahibinden alınan harcın hukuka aykırılığı hakkında gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, 492 sayılı Harçlar Kanununun 58 inci maddesinin (c) bendinde, kadastro işlerinde adlarına tescil yapılanların tapu ve kadastro harçlarını ödemekle mükellef oldukları, hükme bağlanmıştır. Aynı kanuna bağlı 4 sayılı tarifenin "II- Kadastro ve tapulama işlemleri" başlıklı bölümünde;

"Kadastro ve tapulama işlemleri sonucunda tapu siciline tescil edilen bazı gayrimenkullerde kayıtlı değer üzerinden;

a) Tapuda murisi veya kendisi adına kayıtlı olup da kadastroda beyanname verenlere, tapulamada tespitte hazır bulunanlara ait gayrimenkullerin kadastrolanmasında veya tapulanmasında binde 5,4;

b)Tapuda murisi veya kendisi adına kayıtlı olup da kadastroda beyanname vermeyenlere, tapulamada tespitte hazır bulunmayanlara ait gayrimenkullerin kadastrolanması veya tapulanmasında binde 9" oranında harç ödeneceği belirtilmiştir.

2859 sayılı Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenilenmesi Hakkında Kanunun verdiği yetkiye dayanarak düzenlenen Tapulama ve Kadastro Paftalarını Yenileme Yönetmeliğinin 28 inci maddesinde "yenileme yapılan taşınmaz mallar için kadastro harcı tahakkuk ettirilir" hükmüne yer verilmiştir.

Buna karşın, 2.1.2004 gün, 25334 sayılı mükerrer Resmî Gazetede yayımlanan 5035 sayılı Kanunun 36 ncı maddesiyle, 492 sayılı Kanuna bağlı (4) sayılı tarifenin "Kadastro ve Tapulama İşlemleri" başlıklı bölümüne (d) fıkrasından sonra gelmek üzere "kadastro işlemlerinin yenilenmesinden harç alınmaz" hükmü eklenmiştir. Söz konusu düzenleme, daha önce tapu ve kadastro harcı tahsil edildiği halde, tekrar yapılan yenileme işlemlerinden dolayı mükelleflerin mükerrer olarak harca tabi tutulmaması gerektiği düşünüldüğü için yapılmıştır.

Kanun yapıcı tarafından tekrar yapılan kadastro yenileme çalışmaları bir idare kusuru olarak görülmüş ve buradaki mükellef mağduriyetini ortadan kaldırmak için anılan kanun değişikliği yapılmıştır. Bu nedenle, 1.1.2004 tarihinden itibaren kadastro işlemlerinin yenilenmesinden kadastro harcı alınmayacaktır; ancak, 1.1.2004 tarihinden önce yapılan kadastro yenileme çalışmaları nedeniyle tahsil edilmesi gereken ve bugüne kadar tahsil olunmayan kadastro harçları için de, bugün, Meclise gelecek olan kanunla -veya gündemden dolayı belki yarın olabilir- bunların hepsinin mağduriyetleri giderilmiş olacaktır.

Bilgi olarak arz ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Unakıtan.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı üçüncü söz, buğday tabanfiyatlarıyla ilgili söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Sayın Erdoğan Kaplan'a aittir.

Bu konuda, Kırşehir Milletvekili Sayın Hüseyin Bayındır ve çok sayıda milletvekili de talepte bulunmuştu; ama, bu milletvekilleri adına da Sayın Erdoğan Kaplan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Kaplan.

3.- Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın, buğday üreticilerinin sorunlarına ve buğdaya bölgesel tabanfiyat uygulamasının yarattığı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; buğday tabanfiyatları hakkında gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Yasama yılının son günlerinde sizlerin huzuruna daha güzel ve mutlu şeyler söylemek için gelmek isterdim. Gerçi, medya, bir yaldız imparatorluğu diliyle güzel bir Türkiye tablosu çiziyor; ama, gerçek, siz de biliyorsunuz, öyle değil.

Buğday, ülkemizde üretimi yapılan tahıl ürünleri içinde en büyük paya sahiptir ve ülkemiz için önemli bir tarım ürünüdür. Buğday, gerek insan beslenmesinde gerekse hayvan beslenmesinde temel bir gıda maddesidir. Buğdayın tüketimi gelişmiş ülkelerde daha az olmasına karşın, ülkemizde ve kişi başına gelir düzeyi düşük olan ülkelerde, ekmeğe, dolayısıyla, buğdaya dayalı beslenme oldukça fazladır. Ülkemizde yapılan bir araştırmada, günlük  kalori ihtiyacımızın yüzde 60'ının buğdaydan karşılandığı ortaya çıkmıştır. 15 000 000 insan için geçim kaynağı olan buğday, tüketimi açısından ise, ülkemizin tüm nüfusunu ilgilendirmektedir.

Ülkemizde buğday tarımı büyük ölçüde kuru koşullarda yapıldığı için, verim düşük ve dolayısıyla, buğday üreticisinin geliri diğer ürün üreticilerine göre daha azdır. Ayrıca, bazı bölgelerimizde buğday üretiminin alternatifi bulunmamaktadır. Bugün, ülkemizde ekili dikili tarım alanlarının yaklaşık yüzde 50'sinde hububat, üçte 1'inde de sadece buğday üretilmektedir. Son yirmi yılda buğday ekim alanlarında fazla bir değişim görülmemekte olup, ekili alanlar, 9 000 000-9 500 000 hektar civarında değişim göstermiştir.

Diğer taraftan, ülkemizde, 3 000 000 tarım işletmesinin yüzde 75'inde buğday üretimi yapılmaktadır. Görüldüğü gibi, buğday başta olmak üzere, hububat ürünlerinin ülkemiz için, hem ekonomik hem de sosyal açıdan taşıdığı önem büyüktür.

Buğday, ülkemizde, 1932 yılından beri destekleme kapsamında olan bir üründür. 1938 yılından itibaren, Toprak Mahsulleri Ofisi, devlet adına alım yaparak, destekleme işlemini sürdürmüştür. Bunun dışında, buğday pazarlama kanalları, borsalar, toplayıcılar, komisyoncular ve tüccarlardır.

Bütün bu gelişmelerden sonra, Türk çiftçisinin genel durumuna bakacak olursak, bu sene, 2004 itibariyle, ülkemizde, buğdayda ürün bolluğu var; ama, buna karşılık, çiftçimiz, geçen yıla oranla daha fakir, daha perişan vaziyettedir. Nedenlerini irdelediğimizde, mazot desteğinin yarısı verildi -yani, 4 000 000 Türk Lirası- diğer yarısı bekliyor. Ayrıca, mazot fiyatı 2003 yılında 1 340 000 lirayken, 2004 yılında 1 560 000 lira olmuştur; aradaki fark çiftçimize zarar olarak yansımaktadır.

Maliyet girdilerini yükselten diğer temel madde de, gübre maliyetinin artmasıdır. 2003 yılı ile 2004 yılı fiyat farkı yaklaşık olarak yüzde 42 dolayındadır. Buna paralel olarak, traktör maliyeti de yüzde 40 oranında artmıştır; yani, geçen yıl 25 milyar lira olan bir traktör, bu yıl 35 milyar liradır. Bütün bunlar çiftçimize ek yük ve külfet getirmektedir.

Bunların yanı sıra, ekipman fiyatlarının artması, buna karşılık, çiftçimizin kendi ürününe, satış fiyatının, asıl olması gereken fiyat değil de, o döneme ait enflasyon düzeyinde fiyat artışı uygulanıyor olmasıdır.

Değerli arkadaşlar, gelin, Türk çiftçisinin yerine kendinizi koyun ve bu giderlerin, bu maliyetlerin içerisinden siz çıkın; çıkamazsınız. Diyeceksiniz ki, doğrudan gelir desteği var. Doğru; 16 000 000 Türk lirası, bunun yarısı ödendi, diğer yarısı da yeni yeni ödenmek üzere. Ödeme şekli, taksitler halinde ve ekonomik durumuyla ilgili istatistiksel verilere dayanılarak, nüfusun yoğun olduğu bölgelerden başlanarak yapılıyor, diğer bölgelere sıra gelene kadar köylü perişan oluyor. Burada soruyorum, bölgesel farklılığın gerekliliği var mıdır? Borsada olduğu gibi, fiyatlar, bölgelere göre değişiklik gösteriyor. Giderler aynı, fakat, satış rakamları farklı. Örneğin, Karacabey'de 355 000-365 000 Türk Lirası buğdayın kilosu, Tekirdağ'da 300 000-320 000 Türk Lirası, Edirne'de 280 000-300 000 Türk Lirası. Şimdi soruyorum; girdileri aynı olan, maliyeti aynı olan malın bölgesel fiyat farklılığının sebebi nedir? O bölgedeki vatandaş ile buradaki vatandaş başka ülkede mi yaşıyor? Yoksa, bizim görmediğimiz başka nedenler mi var?

Bütün bunlardan şu sonuçlar çıkıyor: Çiftçimize, eğer, acil olarak müdahale yapılmazsa, gelir seviyesi bakımından standartlarını yükseltici önlemler alınmaz ise, çiftçimiz batmıştır, bitmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ERDOĞAN KAPLAN (Devamla) - Bu da, gelecek günlerde, ülkemizi ve insanlarımızı daha büyük sorunların beklediğinin işaretidir.

Unutulmamalıdır ki, buğday, ülkemiz için stratejik bir üründür. Yanlış ithalat politikalarından dolayı çiftçi mağdur edilmektedir. İthalatçıya izin belgesi verilirken, buğdayı un yapıp, tekrar ihraç edeceğiz diye belge veriliyor; ama, maalesef, ihraç edilmiyor ve içpiyasada pazarlanıyor; çiftçimiz, haksız rekabetle karşı karşıya kalıyor. Aynı uygulama ayçiçeğinde de vardır.

Soğan ve patatese, 23 Mayıstan 31 Mayısa kadar, ton başına vergi iadesi verdiniz, bunu, bir de, geriye dönük, 1 Marttan itibaren geçerli yaptınız. Böyle bir uygulamada benim aklıma şu gelir: Hükümet, kendi yandaşlarına ne kadar soğan, patates varsa toplattı ve "siz ihracat yapın, biz, ileride, vergi iadesi vereceğiz" denilmiş olabilir. Bu uygulamayla, kendi yandaşlarınızın cebine devletin kasasından trilyonlar akıtmış olabilirsiniz. Peki, 15-20 kişinin cebine giren bu haksız kazancı, gerçek anlamdaki üreticiye versek daha iyi olmaz mı? Yeri geldiği zaman adaleti, hakkı, hukuku dilinizden düşürmezsiniz; ama, söyledikleriniz ile yaptıklarınız hiç örtüşmüyor. Türk çiftçisine yalan söylüyorsunuz. "Enflasyonu tek rakama indirdik" diyorsunuz; ama, çiftçinin girdilerine ortalama yüzde 30'un üzerinde zam yapıyorsunuz. Bir de, buğday, geçen yıl 350 000 lirayken, bu yıl 280 000 lira. Bu şartlarda, çiftçiyi, tarlaya değil, üzüntüsünden mezara gönderirsiniz! Sizin politikalarınız da buna yakışır.

Yüzde 12,4 büyümeden bahsediyorsunuz. Bu büyüme, ithalata dayalı bir büyümedir. Yaldızlı sözlerle, halka "büyüyoruz" diyorsunuz. Bu büyüme, KOBİ'lere, çiftçilere dayalı bir büyüme değildir. Seçim bölgemde, köylüler "gazeteler 'büyüyoruz' diyor, bir de bize sorsunlar; köylü küçülüyor, yok oluyor, nerede iktidar milletvekilleri, onlar gelip halimizi görsünler. Gerçek büyüme bizde, yani, köylüde değil, düğün salonlarında" diyorlar;  yalan da değil.

Şimdi kızacaksınız; ama, ben, milletin vekili olarak, onların sesini buraya taşımak zorundayım. Benden söylemesi, ya bu işi düzeltin ya köylünün huzuruna çıkmayın; ama, siz, zaten köye gitmezsiniz; tatile, yazlıklara, denize gidersiniz. Siz bildiğiniz gibi yapın, Türk köylüsü ve çiftçisi de bildiği gibi yapacak, sizi affetmeyecek ve cezalandıracaktır.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Gündemdışı konuşmaya Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami Güçlü cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugünlerde kamuoyumuzu büyük ölçüde meşgul eden tahıl üreticilerimizle, özellikle buğday üreticilerimizle ilgili olarak, Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Erdoğan Kaplan'ın yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya cevap vermek için söz aldım. Aynı zamanda, hepimizin, bu sektörde meydana gelen gelişmeler hakkında doğru olarak bilgilendirilmeye ihtiyacı var; ben, bunu ifade etmeye çalışacağım.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Doğruyu şu anda köylü yaşıyor Sayın Bakan!

ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Dinlemesini öğren!

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - 28 Marttan bugüne kadar geçen zaman çok uzun değil, köylerden aldığınız oyları kontrol ediniz. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Bakacağız, onlara da bakacağız.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Köylerden aldığınız oyları kontrol ediniz. Ben, iddia ediyorum, yüzde 47 oy aldık. Hodri meydan!..

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Trakya'ya bir de şimdi gidin!

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Ben konuşmamı yapayım, sonra konuşalım.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim.

Sayın Bakan, lütfen, siz de müdahale etmeyin.

Buyurun.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Kıymetli arkadaşlarım...

TUNCAY ERCENK (Antalya) - "Hodri meydan" sözü size yakışmadı.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Ekimde göreceğiz kaç parça olacaksınız!

ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Önce dinlemesini öğren!

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Müsaade ederseniz... (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...

Sayın Bakan, bir saniye...

Sayın Kaplan, siz düşüncelerinizi açıkladınız, şimdi, Sayın Bakan da cevap verecek.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Tahrik ediyor efendim!

BAŞKAN - Tahrike kapılmayın siz de.

Buyurun Sayın Bakan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Hayır, yaptığım konuşma... Lütfen...

Arkadaşlar, ülkemizde hububat hasadı 9-10 Mayıs 2004 tarihinde Güneydoğu Anadolu Bölgesinde başladı; bölgelerimizin birçoğunda bitti, İç Anadoluda devam ediyor.

Bu alandaki sorumlu kuruluşumuz Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü, hasadın başladığı tarihten itibaren borsa ve piyasa fiyatlarını yakinen takip etmektedir. Bilindiği üzere, Toprak Mahsulleri Ofisinin hububat alımlarına yönelik olarak çıkarılan 2004-2005 dönemi hububat ürünü alım ve satımı hakkındaki karar, 5 Haziran tarihinde Resmî Gazetede yayımlanmıştır.

Serbest piyasada buğday fiyatları, 22 Haziran öncesinde, üreticilerimizin lehine bir gelişme göstermiştir. Piyasada, buğday fiyatları 360 000 ile 380 000 lira arasında, arpa fiyatları da 315 000 ile 330 000 lira arasında seyretmiştir. Bu, üreticilerin lehine olduğu için, Toprak Mahsulleri Ofisi fiyat açıklamamış, piyasa fiyatları ile açıklayacağı, hesap ettiği, vereceği garanti fiyat seviyesinin eşit olduğu zaman diliminde; yani, 22 Haziranda fiyat açıklayarak piyasaya girmiştir. Bununla ilgili tutumun doğru olduğu apaçık ortadadır. Eğer, 22 Hazirandan önce, piyasalarda, biz, fiyat açıklayıp alım yapmaya başlasaydık, piyasada geçerli olan fiyatın az da olsa altında bir fiyat oluşacaktı ve erken hasat dönemiyle karşı karşıya olan bölgelerimizdeki çiftçilerimizin, otomatik olarak, bir gelir kaybı söz konusu olacaktı. Ancak, 22 Haziranı bekleyerek, vereceği fiyat ile piyasa fiyatının aynı seviyeye geldiği anda buna başladık.

Aynı şekilde, Toprak Mahsulleri Ofisi, bu yıl, sadece buğday fiyatlarına müdahale etti. Halen, çiftçimizi memnun edecek fiyatlarla satılan arpa için, ülke genelinde fiyat açıklamadık ve alım yapmıyoruz. Ancak, arpanın da, nispeten, bizim düşündüğümüz garanti fiyatın altına düştüğü bazı bölgeler var; Kırıkkale, Kırşehir, Ankara'da alım yapmaya başladık, arpa fiyatları daha fazla düşmesin, vereceğimiz fiyatın daha altına inmesin diye.

22 Hazirandan bir hafta öncesinde, henüz piyasaya alıcı olarak girmediğimiz dönemde, ülkemizde üç ayrı bölgede, Toprak Mahsulleri Ofisi, yine, vereceğimiz fiyatın altına düştüğü için, buğday alımları yaptı. Burada da, Ofisin yaptığı alımlar için emanet usulü yöntemini kullandık ve daha sonra garanti fiyat seviyesinde bunlara ödeme yaptık.

Şu anda, 22 Hazirandan itibaren Türkiye'nin 210 yerinde alım yapıyoruz, alım yaptığımız borsa sayısı ise 25'tir. Geçen yıl 8 borsada alım yaparken, bu yıl, bunu 25'e çıkardık. Toprak Mahsulleri Ofisi, bu borsalarda bizzat alım yaparak, borsalarda, fiyatların, Toprak Mahsulleri Ofisi fiyatlarının altına düşmesine meydan vermeme gayretindedir. Şayet, borsalarda, fiyatlar, verdiğimiz fiyatın altına düşerse, TMO, garanti fiyattan, gelen buğdayı almaktadır.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sayın Bakanım, biraz evvel odamdaydım. "Hodri meydan" dediniz. Hodri meydan da...

BAŞKAN - Sayın Bayındır, lütfen...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Bakın, Kırşehir'in bir köyünde... Bunlar icra kâğıtları!.. Bunlar icra kâğıtları!..

BAŞKAN - Sayın Bayındır, lütfen...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Öyle, hodri meydan burada olmaz! Hodri meydan burada olmaz! Bunlar icra kâğıtları... Tek tek, isim isim sayayım sana.

BAŞKAN - Sayın Bayındır, lütfen...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Hüseyin Bey, konuşalım... Lütfen...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Arkadaşlar, bildiğiniz gibi, Türkiye'de, 2003 yılında, hazirandan hazirana; yani, 12 aylık dönemde, toptan eşya fiyatları endeksi 29,6 oranında arttı. O yıl, 2003 yılı haziranında verdiğimiz fiyat artışı ise yüzde 41-47 arasında oldu. Örneğin, Trakya yöresinde, 2003 yılında, kırmızı yarısert buğdayın fiyatında yüzde 47 artış gerçekleşti.

Hükümetin 2004 yılı enflasyon hedefi yüzde 12'dir. Haziran 2003 ile Haziran 2004 arasında, 12 aylık dönemde gerçekleşen enflasyon oranı ise yüzde 10,5'tir. Yapılan maliyet çalışmalarında, geçen yıl ile bu yıl arasında, hububat üretiminde, elbette, maliyet artışı olmuştur; ancak, alım fiyatlarında minimum yüzde 14'lük bir artış öngörülmüştür ve verilen fiyat, başlangıç fiyatıdır; yani, bizim şu anda piyasaya sunmuş olduğumuz fiyat, başlangıç fiyatıdır ve geçen yıllarda olduğu gibi, önümüzdeki aydan itibaren, piyasadaki gelişmeleri takip ederek, artış olacaktır.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)  - Ofis almıyor Sayın Bakan... Almıyor efendim, Ofis almıyor...  280 000 lira fiyat...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Bilgi vereceğim... Bilgi vereceğim efendim...

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Almıyor...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Bilgi vereceğim...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Ya, sizin müdürleriniz sizin talimatınızı dinlemiyor!

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Hayır... Ben, size bilgi vereceğim şimdi.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen... Sayın Bakan konuşmasını yapsın.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Ben, size bilgi vereceğim.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Bakan bildiğini konuşuyor... Bakan bir şey bilmiyor ki!

BAŞKAN - Müdahale etmeyin... (CHP sıralarından gürültüler)

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Köye git köye! Tabiî ya, bildiğimiz defterden konuşuyor.Tarlaya git tarlaya!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Trakya yöresine geliyorum. Trakya yöresinde, 29 Haziran tarihinde hasat başlamış, mevsimin yağışlı geçmesi nedeniyle hasatta bir gecikme olmuştur. Halen, Toprak Mahsulleri Ofisi, Trakya yöresinde, bu üç ilimizin çeşitli birimlerinde, 22 işyerinde alım yapmaktadır...

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - İki saatte bir traktör alıyor.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Şimdi söyleyeceğim... Bir dakika...

HALUK İPEK (Ankara) - Sayın Başkan, böyle bir görüşme usulü yok.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Çorlu, Keşan, Malkara, Uzunköprü alımları bu merkezlerde bulunan borsalarda yapılmakta, üreticilerimiz ürünlerini borsalarda pazarlamakta, borsada oluşan fiyatın TMO fiyatının altına düşmesi durumunda ise, ürün doğrudan doğruya TMO tarafından alınmaktadır. Dolayısıyla, üreticilerin, buğdayını, uyguladığımız fiyatın altında bir fiyattan satması için sebep yok...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Bu belgeleri Sayın Bakana vereceğim. Sayın Bakan, güzel konuşuyor, helal olsun...

BAŞKAN - Sayın Bayındır, Sayın Bakan konuşmasını bitirdikten sonra, sizin vereceğiz belge varsa, tabiî, verebilirsiniz.

Buyurun Sayın Bakan.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Sayın Bakan ezbere konuşuyor.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Arkadaşlar, çok anlaşılır bir şey söylüyorum. Şimdi, bir bölgede, bir malın bir alıcısı var ve bu alıcısı "süre tahdidi yok, ne zaman getirirsen, ben şu fiyattan bu malı alacağım" diyor. Hepimiz biliyoruz ki, eğer, talep varsa, alıcısı varsa, alım, bu fiyattan gerçekleşir. Şimdi, biz, biraz önce saydığım yerlerde, borsada alım yapıyoruz. Burada fiyat bizim alış fiyatımızın altına düşerse, üreticisi, bunun satıcısı çiftçi niye götürsün de daha düşük bir fiyatla borsada satsın? Biz, orada, alıcıyız...

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Ofis almıyor efendim, köylümüz şu anda bekliyor.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Şimdi, ben göstereceğim efendim...

MEHMET SEMERCİ (Aydın) - Sayın Bakan, Ofis almıyor. Söke'de buğday alıcı bekliyor.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Söyleyeceğim şimdi...

Trakya yöresinde üretilen buğdaylar kırmızı yarısert buğdaylar olup, TMO'nun açıkladığı gibi, bu buğdayların alım fiyatı 352 000 liradır. Üreticilerimiz ürünlerini piyasada ve borsada değer fiyattan satmamaları halinde, TMO'ya getirmekte ve TMO alım baremi uygulamak suretiyle ürünü almaktadır.

Trakya'da 7 borsa ve 15 işyeri olmak üzere 22 noktada alım yapıyoruz, 12.7.2004 tarihi itibariyle bölge genelinde aldığımız buğday miktarı 90 000 ton, günlük alım miktarı ise 12 000 tondur. Dikkatinizi çekiyorum, Trakya yöresinde, bundan iki gün öncesi akşamı itibariyle, aldığımız miktar 90 000 ton, günlük alım 12 000 tondur. Geçen yıl aynı dönemde aldığımız buğday günlük 140 tondur arkadaşlar. Şimdi, düşünün, geçen yıl aynı dönemde biz günde 140 ton buğday alırken, bu sene 12 000 tona çıkarmışız, sevgili arkadaşım diyor ki almıyorsunuz. Şimdi, arkadaşlar almamak bu mu?!

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Efendim...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Müsaade edin tamamlayayım.

Onun dışında, geçen yıl...

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Bak, koç gibi Maliye Bakanınız orada duruyor, paran yoksa Maliye Bakanından iste. (Gülüşmeler)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Alakası yok.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Sayın Bakanınız arkada, kale gibi duruyor.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Ya da en azından biz öyle sanıyoruz.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, 12 000 ton günlük alım demek; 1 000 kamyon buğdayın alınması demektir, 3 500 römork buğdayın alınması demektir. Geçen yıl sadece 140 ton alırken, bu sene bu rakamın 12 000 tona çıkması karşısında, Toprak Mahsulleri Ofisi buğday almıyor dersek bu insafsızlık olur.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Ben, bu hafta bölgemden geldim, çiftçiden almıyor, Sayın Bakan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Onun dışında, şimdi, bölgede alım uygulaması, aldığımız fiyat ortalama 340 000 liradır. Yemlik buğday alım fiyatı ise 290 000 liradır; dolayısıyla bu fiyatın altında buğday satılması için bir gerekçe yoktur.

Bu arada, üretilen buğdayın bir kısmının serbest piyasada işlem görmekte olduğunu biliyoruz. Bir kısım insanlarımız da ürünlerini piyasaya sürmemektedir, biz de bunu doğru buluyoruz. Üreticilerimiz, ihtiyaç fazlası ürünü kendi imkânlarıyla depolayabilecekleri gibi, biz Toprak Mahsulleri Ofisine emanet de alabilmekteyiz.

Trakya'da serbest piyasa fiyatları 290 000 ile 345 000 lira arasında değişmektedir. Serbest piyasada fiyatlar, kilogram başına 15 000 ilâ     20 000 Türk Lirası daha düşüktür; ama, bunun genel bir gerekçesi vardır. Biraz önce sayın arkadaşım da söyledi. Bu sene, ülke genelinde üretimde bir artış; ama, daha önemlisi, kalitede bir artış vardır. Kalitedeki artış, özellikle tüccar ve sanayici kesiminin alım yapmasını, piyasanın alım yapma konusundaki canlılığını, hareketini engellemektedir; çünkü, tüccar, yeteri kadar kaliteli buğday bulabileceğini düşünmektedir; ama, bu, bir bakıma bizim üreticimizin de ne yapması lazım geldiğini hatırlatmaktadır; yani, karşı tarafta alıcılar bir gecikme yapıyorsa, biz de piyasaya ürünümüzü temmuz ayı içerisinde kitle halinde sevk etmemeliyiz. Ülkede -biraz önce siz söylediniz- bu kadar yoğun bir üretim varken ve bu, belli bir mevsimde piyasaya intikal ederse,  diğer taraftan, sanayici ve tüccar bu konuda biraz çekingen davranıyorsa, bana da bir görev düşüyor. Evet, ben, 12 ay boyunca gelecek ürünü alma konusunda bir taahhütte bulunuyorum ve verdiğim fiyatın bu olduğunu söylüyorum. Bugün, bununla ilgili olarak sanayicilerimizin ve tüccarın çekingen davranması konusunu da doğru bulmuyoruz; ama, şu anda, üreticilerimizin yapacağı bir tek davranış var, biraz sabırlı olmaları ve...

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Borcu var, borcu... İcra gelmiş kapısına, nasıl bekleyecek?!

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Sevgili kardeşim, biraz önce, aldığımız buğday miktarını söyledim. Bunu, biz, kimden alıyoruz; borcu olandan almıyor muyuz?!

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Dayanamıyor efendim.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sayın Bakanım, köylünün acelesi yok; bekliyor da siz beklemiyorsunuz. Bakın, bunlar, Kırşehir'de bir köyün tamamına gönderdiğiniz icra takibi belgeleri.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Müsaade edin de biraz konuşayım Hüseyin Bey.

Hüseyin Bey, bu söylediğiniz şeyi daha sonra konuşuruz.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) -  Birazdan, konuşurken size bunları vereceğim. 

BAŞKAN - Sayın Bayındır, lütfen...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Tamam.

Yani, bunu böyle söylemekle...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - "Sabret" diyorsunuz, biraz da sizinkiler sabretsin.

BAŞKAN - Sayın Bayındır, lütfen...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Lütfen... Lütfen, azıcık sakin olun.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Olur mu? Yüzde 47'lerle... Buralardan   "hodri meydan" diyorsunuz köylüye.

BAŞKAN - Sayın Bayındır, lütfen...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Unutmayın, köylü olmazsa aç kalırsınız aç!

BAŞKAN - Sayın Bakan, siz buyurun.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Toprak Mahsulleri Ofisi olarak, şu anda, ülke genelinde alımlarımızı sürdürüyoruz. Bununla ilgili olarak uyguladığımız politika şöyle: Sadece yüzde 50'sini bir ay içerisinde ödemeyi taahhüt ediyoruz, diğer yarısını peşin ödüyoruz. Bunun dışında, buna ilave olarak, bu yıl, sertifikalı tohumluk kullanma konusunda, piyasaya ürününü satan çiftçilerimize, tohumluk bedelinin de 50 000 lirasını, daha ucuz alması konusunda bir prim olarak veriyoruz.

Düşünce, duygu ve tutum olarak söyleyeceğim husus şudur: Arkadaşlar, burada, yanlış olan bir şey yoktur. Şu anda, Türkiye'de üretim, geçen yıla göre daha iyi. Kalite, çok daha bariz bir şekilde daha iyi. Şimdi, bu ortam, nispî olarak üreticilerimizin biraz aleyhine işliyor; çünkü, sanayici ve tüccar, kaliteli buğday konusunda geçen yıllarda tedirgin olduğu için, başlangıçta piyasadan çok büyük alımlar yapıyordu; ama, bu sene, bu korkuyu yendi. Bu, ülke açısından doğru bir şey, güzel bir şey; ancak, üreticinin de korunması için, Toprak Mahsulleri Ofisinin bu tutumunu sürdürmesi lazım. Bu, bizim, geçen yıla nispetle, düşünün, ne kadar büyük miktarlarda alım yaptığımızı gösteriyor; bunu sürdüreceğiz.

Burada, yapılması gereken şu: Çiftçilerimize, biraz daha dikkatli olunmasını ve piyasa mekanizmasındaki işleyişi hatırlatmamız lazım; yani, bu, birkaç gün içerisinde kesinlikle fiyat seviyesi normale çekilmek zorunda. Biz, bu fiyattan ürünü alıyoruz. Bizim bu fiyattan aldığımız ürün...

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Sayın Bakanım, bak, şimdi, telefon geldi; Şarköy'de buğday alımı yapılmıyormuş, buğdaylarımız elimizde kaldı diyor. Şimdi, telefon geldi...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Böyle bir şey yok...

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Var efendim. Şimdi, telefon geldi. Lütfen, gerçekleri söyleyin!.

BAŞKAN - Sayın Kaplan, lütfen...

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Kıymetli arkadaşlarım, şimdiye kadar, bu kürsüden, inanmadığım hiçbir şeyi söylemedim, yanlış olduğunu bilerek de bir şey söylemedim. Mecliste bulunan arkadaşlarımın sorularını her zaman çok ciddîye aldım ve böyle cevap veriyorum. Burada da, doğru olduğuna inandığım şeyleri söylüyorum ve bunların yanlış politikalar olmadığına da inanıyorum. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde, bu hususta belirsizliklerin de ortadan kalkacağını ve fiyatla ilgili mekanizmanın Toprak Mahsulleri Ofisinin belirlediği fiyat seviyesinde istikrar bulacağını bekliyoruz; bunun aksi de zaten olamaz. Toprak Mahsulleri Ofisi, gelen her buğdayı almayı taahhüt ediyorsa baremine göre, fiyat burada oluşacak demektir; ama, biraz sabırlı olmalıyız. Piyasada, şu anda meydana gelen gelişme; özellikle İç Anadolunun da hasada başlamasıyla birlikte yoğun bir giriş vardır; bunu dengelememiz lazım.

Dolayısıyla, sektörün değerlendirmesini, bir hafta on gün sonra, hepimiz, kendi bölgelerimizde rahat bir şekilde gözleyeceğiz. Biz de takip ediyoruz.

Ben, kendime intikal eden bilgilerden de birkaç cümle söyleyeyim.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Efendim, intikal eden değil; lütfen siz kendiniz gidin, Trakyaya beraber gidelim, bu hafta sonu gidelim.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Tabiî, gidelim.

Arkadaşlar, ben geçen hafta gezdiğim yerleri söyleyeyim size; Van, Bitlis, Siirt, Batman ve Diyarbakır. Bu bölgeler içerisinde "köylüyle beraber olmayan" denilen bakanın, her bir ilde bir köye gittiğini...

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Sayın Bakanım, şimdi oraya gitme zamanı.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Nereye?..

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Şimdi, Trakya'ya gidelim sizinle.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Gidelim.

Bizim bu konuda bir rahatsızlığımız olamaz. Yanlış bir şey yapmıyoruz ki beyim!

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Söz  verin; bu hafta sonu buluşalım Trakya'da.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Her tarafa gideriz.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) -Bizden bir ziraat mühendisi gitti, Necdet Budak; onu da alın yanınıza.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan konuşmasını tamamlasın. Kendisi Genel Kurulumuzda; görüşür, randevu alırsınız.

Buyurun Sayın Bakan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Sevgili arkadaşlarım, konuşmamı şöyle bir değerlendirmeyle bitiriyorum: Elbette, Türkiye'de, bugünler, tahıl üreticisi, buğday üreticisiyle ilgili olayların aktüel olduğu bir dönemdir. Arkadaşlarımızın kendi bölgeleriyle ilgili tespitlerini aktarmaları tabiîdir; ama, emin olsunlar, biz de, olayı, çiftçimizin lehine bir şekilde yürütme, aleyhine gelişmeleri önleme konusunda samimî bir gayretin içerisindeyiz. Bunu, biz, böyle ifade ederiz; anlaşılır, anlaşılmaz; ama, uzun vadede, her şeyin, söylenenlere uygun mu değil mi, lehe mi aleyhe mi olduğu ortaya çıkar.

Ben, sözlerimi bitiriyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Sunuşları, Sayın Divan Üyemizin oturduğu yerden sunmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

IV.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

Genel Kurulun 15.7.2004 Perşembe günü saat 11.00'de toplanması ve bu birleşimde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesinin Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

 

 

Bülent Arınç

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

Salih Kapusuz

Ali Topuz

 

AK Parti Grubu Başkanvekili

CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısın, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini erteliyoruz.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından, tasarının müzakeresini erteliyoruz.

Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

5.- Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/827) (S. Sayısı:618) (X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

15 inci madde okunmuştu

15 inci madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

1 önerge var; okutup, işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Özel gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 15 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Selami Uzun

 

Ordu

İstanbul

Sivas

 

Taner Yıldız

Yahya Baş

 

 

Kayseri

İstanbul

 

Madde 15- 6/08/1997 tarihli ve 4301 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri ile üçüncü ve altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"b) 30/6/1934 tarihli ve 2548 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre tahsil edilen harçlar ile 2 nci maddesine göre alınacak yiyecek bedelleri,

c) 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (1), (2) ve (3) sayılı tarifelere göre alınan yargı ve noter harçlarının ilgili yıl bütçesi gelir tahmini tutarının % 35'ine tekabül eden miktarda İşyurtları Kurumuna aktarılmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesine konulacak ödenek,"

"Yukarıdaki fıkranın (b) ve (c) bentlerine göre elde edilen gelirler, İşyurtları Kurumunun, İşyurtları Yüksek Kurulunca belirlenecek bankalarda açılacak hesaplarına yatırılır. (c) bendine göre bütçeden tahsis edilen ödenekler, her ayın başında 1/12 oranında serbest bırakılmak suretiyle kullandırılır."

"İşyurtları Kurumu bütçesinden, İşyurtları Kurumu Yüksek Kurulunca belirlenen miktar ve esaslar dahilinde; Kurumun hizmet ve çalışmalarının yürütülmesiyle ilgili her türlü döşeme, demirbaş, makine, teçhizat, kara, hava ve deniz taşıtları alımı, bakımı, onarımı, işletilmesi ve diğer tüm giderleri ile Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı kuruluşlarının bina alım, inşa, onarım, demirbaş, araç, gereç ve sair her türlü ihtiyaçları için harcama yapılabilir. Harcanmayan kısımlar, İşyurtları Kurumunun ertesi yıl bütçesine devredilir. Şu kadar ki, ceza ve infaz kurumları ve tutukevlerinin ihtiyacı için ayrılacak tutar, işyurtları öz gelirlerinin % 90'ından az olamaz."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU ADINA MEHMET SEKMEN (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?...

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Adalet Bakanlığı bütçesine özel ödenek kaydedilen harçlar ve yiyecek bedellerinden toplanan paraların "özel gelir-özel ödenek" uygulamasındaki değişiklik nedeniyle, doğrudan İşyurtları Kurumunun gelirleri arasına alınması sağlanmaktadır. Ayrıca, İşyurtları Kurumu, madde metninde belirtilen hizmetlerini sürekli ve düzenli bir şekilde yürütebilmesi için, bu Kurumun belirleyeceği bankalardaki hesaplarına aktarılmak üzere, Adalet Bakanlığı bütçesine gerekli ödenek tahsisi yapılabilmektedir. Ödenekler, her ayın başında 1/12 oranında Maliye Bakanlığının harcama programına tabi olmaksızın serbest bırakılmakta ve İşyurtları Kurumunun, İşyurtları Yüksek Kurulunca belirlenecek bankalarda açılacak hesaplarına aktarılmaktadır. İşyurtları Kurumu bütçesindeki harcanmayan kısımların İşyurtları Kurumunun ertesi yıl bütçesine devredilmeleri sağlanmaktadır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 15 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 16. - 12.4.2001 tarihli ve 4645 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Satılan taşıtlar ile makine, teçhizat, silah ve hizmetten elde edilen gelirler bütçeye gelir kaydedilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE  17. - 10.7.1953 tarihli ve  6136 sayılı Kanunun  ek 8 inci maddesinin ikinci fıkrası  ile ek 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki  şekilde değiştirilmiştir.

"Bu Kanuna göre yapılan satışlardan elde edilen Türk Lirası ve döviz karşılığı tutarlar, bütçeye gelir kaydedilir."

"Birinci ve ikinci fıkralara göre satışlardan elde edilen gelirler bütçeye gelir kaydedilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 18. - 5.12.1951 tarihli ve 5846 sayılı Kanunun;

a) 44 üncü maddesinin ikinci fıkrasının sonuna "Özel hesapta toplanan bu tutarların dörtte biri  Kültür ve Turizm Bakanlığı Merkez Saymanlığı hesabına aktarılır ve bütçeye gelir kaydedilir." cümlesi eklenmiş, üçüncü fıkrası ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 "Bu hesapta kalan miktarlar fikrî mülkiyet sisteminin güçlendirilmesi ile kültürel ve sanatsal faaliyetlerin yürütülmesi amacıyla kullanılır. Bu hesapta kalan miktarın dağıtımı ve kullanımına ilişkin usul ve esaslar Kültür ve Turizm Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir. Yurt içindeki ve yurt dışındaki kültür mirasının korunmasına yönelik faaliyetler için Bakanlık bütçesine gerekli ödenek konulur."

b) Ek 7 nci maddesi aşağıdaki  şekilde değiştirilmiştir.

"Ek Madde 7. - Bu Kanunun;

a) 13 üncü maddesi uyarınca alınacak kayıt ve tescil ücretleri,

b) 41 inci maddesi uyarınca alınacak uzlaştırma komisyonu başvuru ücretleri,

c) 81 inci maddesi uyarınca tahsil edilecek bandrol ücretleri,

Kültür ve Turizm Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılır ve bütçeye gelir kaydedilir. Bandrol yaptırılması için gerekli ödenek Bakanlık bütçesine konulur.

41 inci madde uyarınca kurulacak komisyonlarda görev yapan komisyon üyelerine, yılda on toplantı gününden fazla olmamak üzere her toplantı günü için (2000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutar üzerinden toplantı ücreti Bakanlık bütçesinden ödenir." 

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 19. - 6.6.2002 tarihli ve 4760 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin  (4) numaralı fıkrası aşağıdaki  şekilde değiştirilmiştir.

"4. - Bakanlar Kurulu, bu madde uyarınca özel tüketim vergisi hasılatından verilecek paylara ilişkin oranları topluca veya ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye yetkilidir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

20 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 20. - 9.6.1958 tarihli ve 7126 sayılı Kanunun 36 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve 38 inci maddesinde geçen "ve/veya özel olarak kaydedilen tutarlardan" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

"Madde 36. -  Bu Kanuna göre alınan bağış ve yardımlar İçişleri Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılır ve bütçeye gelir kaydedilir.

Afet durumlarında, ilgili saymanlık hesaplarından acil ihtiyaçları karşılamak amacıyla gerekli işlemler ve belgeler daha sonra tamamlanmak ve mahsubu bütçede öngörülen ödenekten yapılmak üzere gerekli sayıda personele ayrı ayrı avans verilebilir.

Bütçeye gelir kaydedilen tutarların toplanması, bütçede bu amaçla yer alan ödeneklerin harcanması ve genel hükümlerin avans ve kredilerle ilgili sınırlamalarına bağlı kalınmaksızın avans verilmesi ile mahsubuna ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 21. - 15.5.1959 tarihli ve 7269 sayılı Kanunun 33 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 33. - Aşağıda sayılan gelirler Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılır ve bütçeye gelir kaydedilir:

a) Bu Kanun uyarınca borçlu bulunan hak sahiplerince yatırılacak taksit ve faiz ödemeleri.

b) Bu Kanun uyarınca yaptırılan ve ihtiyaç fazlası olduğu anlaşılan konutların satışından elde edilecek gelirler.

c) Bu Kanun uyarınca kamulaştırılan veya satın alınan araziler üzerinde oluşturulan ve ihtiyaç fazlası olduğu anlaşılan arsaların satışından elde edilen gelirler.

d) Nakdi yardım ve bağışlar.

Bu Kanun gereğince yapılacak ödemeler Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesinde yer alan afet tertiplerinden yapılır.

Acil durumlarda il valilikleri adına açılacak acil afet hesaplarına, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesinin afet tertiplerinden ödeme yapılır.

Bu hesaplardan yapılacak harcamaların belgeleri il özel idaresinde saklanır ve il özel idare bütçesi ile birlikte Sayıştayca denetlenir. Yıl sonunda harcanmayan miktarlar ile faiz gelirleri birinci fıkrada belirtilen hesaba yatırılır.

Afet tertipleri ve acil afet hesaplarından verilecek avanslar ile yapılacak yardım ve harcamaların usul ve esasları Maliye Bakanlığı ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca müştereken hazırlanacak bir yönetmelikle belirlenir.

Tabiî afet nedeniyle kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından her ne ad altında olursa olsun toplanan nakdi bağış ve yardımlar, Maliye Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü adına açılacak özel hesaplarda toplanır ve nemalandırılır. Gerektiğinde döviz hesabı da açılabilir. Bu hesaplarda toplanan tutarlar Maliye Bakanlığınca ihtiyaca göre ilgili kurum bütçelerine özel gelir ve ödenek kaydedilmek suretiyle kullandırılır. Bu ödeneklerden yılı içerisinde kullanılmayan tutarları, ertesi yıl bütçesine devren özel gelir ve ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

Çeşitli kanunlarda Afetler Fonuna yapılan atıflar, afet tertiplerine veya acil afet hesaplarına yapılmış sayılır."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, şahsı adına, Iğdır Milletvekili Sayın Dursun Akdemir; buyurun.

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 618 sıra sayılı kanun tasarısının 21 inci maddesi üzerinde, kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce, Yüce Heyetinizi, Doğru Yol Partisi ve şahsım adına, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, görüştüğümüz bu maddeyle, 7269 sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 33 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmakta, onun yerine, borçlu bulunan hak sahiplerince yatırılan taksit ve faiz ödemeleri, ihtiyaç fazlası konutların satışından elde edilecek gelirler, ihtiyaç fazlası arsaların satışından elde edilecek gelirler, nakdî yardım ve bağışlar gibi elde edilecek gelirlerin, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılması ve bütçeye gelir kaydedilmesi öngörülmekte olup, bu kanun gereğince yapılacak olan ödemelerin, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesinde yer alan afet tertiplerinden yapılması esası getirilmektedir.

Ayrıca, afet tertipleri ve acil afet hesaplarında verilecek avanslar ile yapılacak yardım ve esasları, Maliye Bakanlığı ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca müştereken hazırlanacak bir yönetmelikle belirlenir denilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Yüce Parlamentonun aslî görevlerinden birincisi ve en başta olanı, ihtiyaç duyulan alanlarla ilgili düzenlemeleri yapmaktır; yani, kanun yapılmasıdır; ancak, yapılan kanunun da uygulanabilir olması esastır.

Değerli arkadaşlarım, şu anda yürürlükte bulunan bir kanunumuz var; 2090 sayılı Tabiî Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun. Bu kanunun amacı gayet açıktır; tabiî afetlerden zarar gören çiftçilerimizin zararını gidermek. Elbette, bu kanunun içeriğinde eksik hükümler vardır. Esasen, bu eksikliklerin giderilmesi için 30.4.2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunmuş olduğumuz kanun teklifimiz, maalesef, bugüne kadar havale edildiği komisyonlarda görüşülmemiş, iktidar olarak hükümetimiz de şimdiye kadar gereken ilgiyi göstermemiştir. Oysa, ülkemizin çeşitli köşelerinde tabiî afetler yaşanmakta, vatandaşlarımız ise sorunlarına acil çözüm beklemektedir.

Sözü edilen yasayı ve verdiğimiz kanun teklifini kısaca hatırlatmak istiyorum. Yasaya göre, bu afetlerde çiftçi, mal varlığının yüzde 40'ından fazlasını kaybedecek ki yardım yapılsın. Halbuki, bir çiftçiyi düşünün, traktörünü kaybetmiş olsa, mal varlığının yüzde 40'ını kaybetmiyor tabiî, traktörünü kaybettiği için yardım alamıyor; dolayısıyla, bu çiftçinin tarlası ekilemiyor. Bunu ortadan kaldırabilmek için kanun teklifimizde demiştik ki: "İlgili sahada zarara uğrayan mal varlığının yüzde 40'ını kaybetmesi yeterli olmalıdır." Bu nedenle, bugün bu kanunun tekrar gündeme getirilmesini uygun gördük.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, kanunların uygulayıcılar tarafından nasıl uygulanmadığını, konumuzla da ilgisi bakımından sizlere açıklamak istiyorum. Iğdır İli Merkeze bağlı 9 köy, Karakoyunlu İlçe Merkezi ve Karakoyunlu İlçesine bağlı 5 köy olmak üzere, toplam 15 yerleşim biriminde, 9.7.2004 tarihinde şiddetli dolu ve fırtınanın sebep olduğu bir afet yaşanmıştır. Buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden, Iğdırlı hemşerilerimize geçmiş olsun diyor ve sıkıntılarını paylaşmak istiyoruz.

Sözü geçen yerleşim yerlerindeki ekili ve dikili yerlerde büyük ölçüde tarımsal zarar meydana gelmiştir. İlk belirlemelere göre, hasarın 50 000 dönüm saha üzerinde oluştuğu tahmin edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akdemir, bir saniye.

Sayın milletvekilleri, komisyon sıraları önünde biriken arkadaşlarımız lütfen yerlerine geçsinler; çünkü, görüşmeleri takip edemiyoruz.

Sayın Bakanım, siz, herhalde Meclise az geliyorsunuz; o nedenle...

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Orada bir şey mi dağıtılıyor?..

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yerlerinizi alırsanız, biz de çalışmalarımıza devam edelim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, kürsüde bir çekiç var; o çekiçle bir uyarı yapın.

BAŞKAN - Sayın Akdemir, konuşmasını tamamlar mısınız.

Buyurun.

DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Sayın Başkan, özellikle Tarım Bakanımızın, Meclisi terk etmeden konuşmamı dinlemesini isterim; çünkü, kendisiyle diyalog kurmaya çalıştık; bugün altıncı gün, burada ilk defa karşılaşabildim. Bunu da, bu yüce kürsüden beyan etmek istiyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye'nin üç devletle komşusu olan Iğdır İlinde, 50 000 dönüm, ekili arpa ve buğday tarlasının, bostanın, elmalığın tümü harap oldu gitti. Dolayısıyla, Tarım Bakanının bu Meclisi terk etmesini, bu kürsüden protesto ediyorum!

Ayrıca, acil destek için, ilk etapta, Iğdır İli Valiliği emrine verilmek üzere, Vali, 100 milyar lira talepte bulundu; ama, şimdiye kadar yerine ulaşıp ulaşmadığından haberimiz yok. Bunu takip etmek üzere, Iğdır'da oluşan bu acil durum, Başbakanlık Müsteşarlığı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Afet İşleri Genel Müdürlüğündeki yetkililere telefonla bildirilmeye çalışılmıştır.

Ayrıca, yardım için Başbakanlık Müsteşarının yetkili olduğu, tarafıma, Başbakanlık görevlilerince söylenmiştir. Tüm gayretlerime rağmen, Başbakanlık Müsteşarı Sayın Ömer Dinçer'le, Iğdır Milletvekili olarak görüşme imkânını bulamadım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, şimdi, sizlerin huzurunda hükümete soruyorum:

1-Iğdır'da meydana gelen tabiî afette, ilk belirlemelere göre, hangi tür ekili alan zarar görmüştür? Zarara uğrayan alan ne kadardır?

2-Afetin oluştuğu ilk yirmidört saat içerisinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığında hangi yetkili, ne tür bir yardım çalışmasında bulunmuştur?

3-Iğdır Valiliğinin acil destek ihtiyacı olarak talep ettiği 100 milyar Türk Lirası, Iğdır Valiliği emrine verildi mi verilmedi mi? Verilmediyse, niçin verilememiştir?

4-Hasar tespit çalışmaları ne zaman sonuçlandırılacaktır? Bu konuda ivedi bir önlem düşünüyor musunuz sayın hükümet yetkilileri?

5-Sözü geçen yerleşim birimlerinde zarara uğrayan ve mağdur duruma düşen Iğdırlı vatandaşlarımızın zararını ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz? İnsan haklarına ve hukuka yaraşır çözümler için hak mağdurlarının daha da artması mı beklenmektedir?

6-Sayın Başbakanlık Müsteşarını, daha önce de çeşitli vesilelerle aramış olmama rağmen, kendisine ulaşılamamıştır. Hatta, iktidar milletvekili arkadaşlarımdan dün ikisine sitemde bulundum ve onların yanında aradım; henüz, şimdiye kadar geri dönülmemiştir. Bir milletvekili olarak, Başbakanlık Müsteşarı Sayın Ömer Dinçer'le görüşme imkânı bulamamamı tabiî karşılıyor musunuz Sayın Başbakanım?

BAŞKAN - Sayın Akdemir, lütfen toparlar mısınız...

DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Toparlıyorum efendim.

Demokratik bir hukuk devletinde, Sayın Müsteşarın davranışının parlamenter sistemi yaralayan bir alışkanlığa dönüşüp dönüşmeyeceğini yüce huzurunuzda değerlendirmeye sunuyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, şu anda, tabiî afetlerin de içinde yer aldığı bir maddeyi görüşüyoruz ve bu itibarla, gerek yürürlükteki mevzuatımızda ve gerekse yeni düzenlemekte olduğumuz bu kanun tasarısında gerekli düzenlemeleri yaparak,

1- Felaketzede köylülerimizin ziraî borçlarının bir müddet ertelenmesi ve faizlerin affı,

2- 2004 yılına ait sulama paralarının alınmaması,

3- 2004 yılı güzünde ve ilkbaharında ekilecek mahsuller için tohum yardımı yapılması,

4- Hayvanlar için saman, yonca ve fiğ, korunga gibi mahsulleri zayi olduğundan, yeteri kadar hayvanı olanlara aynî ve maddî yardım yapılması,

5- Tarlaların yeniden sürülüp ekilebilmesi, traktör sürümü ve mazot masrafı için yardım yapılması,

6- Afetzede köylerde pancar ekimindeki kotanın kaldırılması veya bir defaya mahsus münavebe usulünün serbest bırakılması konusunda, hükümetimizin olumlu katkılarını bekliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, beni dinlediğiniz için, Yüce Meclisin üyelerine, tekrar, şahsım ve Doğru Yol Partisi adına saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akdemir.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 22. - 10.8.1993 tarihli ve 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 8 inci maddesinin sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Saymanlık hesabına yatırılan payın yarısı ise bütçeye gelir kaydedilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 23. - 27.10.1999 tarihli ve 4458 sayılı Kanunun 221 ve 222 nci maddeleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 221. - 1. Yolcuların ve taşıt araçlarının giriş ve çıkışlarına ait işlem dışında, yükleme ve boşaltma ile her türlü gümrük işlemlerinin normal çalışma saatleri içinde yapılması gerekir.

Ancak, bu saatler dışında veya tatil zamanlarında hizmet talebinde bulunulduğunda, yazılı olarak yapılacak bu talep, işin yapılacağı gümrük idarelerince yerinde görülürse, gerekli önlemler alınmak ve çalışacak personelin fazla çalışma ücreti ve varsa kanuni yollukları karşılığı tutarlar, talep sahipleri tarafından ilgili saymanlık hesabına yatırılmak koşuluyla kabul edilir. Memurlar (gümrüklerdeki sorumlu saymanlık ve TASİŞ personeli dahil) bu suretle kendilerine verilecek işleri yapmakla görevlidirler. Başmüdür, müdür veya vekilleri normal çalışma saatleri dışında verilecek hizmetleri düzenler ve kontrol ederler.

2. Normal çalışma saatleri içinde veya dışında olduğuna bakılmaksızın, çalışma ücretinin yatırılması halinde, özel kurye taşımacılığı gümrük hizmeti ile özel yolcu servisi taleplerinin yetkili gümrük idarelerince karşılanması mümkündür.

3. Bu şekilde tahsil edilen fazla çalışma ücretleri tutarının % 50'si ile varsa kanuni yolluklarının tamamı hak sahibi personele ödenir. Fazla çalışma ücreti olarak yatırılan tutarların geriye kalan % 50'si ise bütçeye gelir kaydedilir. Ayrıca, gümrük idaresinin ihtiyaçlarında kullanılmak üzere Kurum bütçesine gerekli ödenek konulur.

4. İlgililerden tahsil edilecek çalışma ücretlerinin miktarı, dağıtımı ve tahsiline ilişkin usul ve esaslar Müsteşarlığın bağlı olduğu Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Çerçeve 23 üncü maddeye bağlı madde 221 üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çerçeve 23 üncü maddeye bağlı madde 222'yi okutuyorum:

Madde 222. - Gümrük Müsteşarlığı merkez ve taşra teşkilâtı kadrolarında fiilen çalışan memurlar ile sözleşmeli personele, en yüksek Devlet  memuru  aylığının  (ek gösterge dahil) % 200'ünü geçmemek üzere ek ödeme yapılır. Ek ödemenin miktarı ile esas ve usulleri; görev yapılan birim ve iş hacmi, görevin önem ve güçlüğü, çalışma süresi, personelin sınıfı, kadro unvanı ve derecesi, atanma usulü ile personele aylık ve özlük hakları dışında ilgili mevzuatına göre yapılan diğer ilave ödemeler gibi kriterler dikkate alınarak Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan tarafından belirlenir. Bu ödemede 657 sayılı Kanunun aylıklara ilişkin hükümleri uygulanır ve bu ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesinti yapılmaz."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen bu maddelerle birlikte çerçeve 23 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 24. - 9.1.1985 tarihli ve 3146 sayılı Kanunun 39 ncu maddesinin son fıkrasının ikinci cümlesindeki "Bu hesaptan" ibaresi "Bütçeden" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Madde üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlemesi ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 24 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Kemal Kılıçdaroğlu  İzzet Çetin    Sezai Önder

           İstanbul                   Kocaeli                   Samsun

                Erdal Karademir     Haşim Oral

                İzmir                    Denizli

"Madde 24.- 9.1.1985 tarihli ve 3146 sayılı Kanunun 39 ncu maddesinin son fıkrasının ikinci cümlesindeki "Bu hesaptan" ibaresi "Bütçeden" olarak değiştirilmiş ve bu cümlenin sonuna "Bu ödemede 657 sayılı Kanunun aylıklara ilişkin hükümleri uygulanır ve bu ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesinti yapılmaz" cümlesi eklenmiştir.

BAŞKAN - Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz.

BAŞKAN - Önerge sahipleri?..

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılacak eködemelerin ödenmesinde ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermek ve uygulamaya açıklık getirmek bakımından değişiklik gerekli görülmüş ve önerilmiştir. Ayrıca da, tasarının aynı konudaki 22 nci maddesi ile geçici 4 üncü maddesindeki düzenlemelere de uygunluk sağlanmıştır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyonun katılmadığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 25. - 13.10.1983 tarihli ve 2919 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 13.- "Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı saray, köşk, kasır ve fabrikalardan sağlanan her türlü gelirler ile bunların bakım ve onarımı için yapılan şartlı bağışlar ve yardımlar Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bir kamu bankasında açılacak hesaba yatırılır. Bu hesapta toplanan tutarlar nemalandırılabilir. Hesapta toplanan tutarlardan doğrudan hiçbir harcama yapılamaz. Sadece hesapta biriken tutarlardan gerekli görülen miktarlar Türkiye Büyük Millet Meclisi merkez ödemelerini yapan saymanlık hesabına aktarılır ve bütçeye özel gelir kaydedilir. Özel gelir kaydedilen bu tutarlar saray, köşk, kasır ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı fabrikaların bakım, onarım, muhafaza ve işletilmesinde kullanılmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin mevcut ya da yeni açılacak tertiplerine özel ödenek kaydedilir. Kaydedilen özel ödeneklerden kullanılmayan kısımları ertesi yıla devren gelir ve özel ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

26 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 26. - Karayolları, Köy Hizmetleri ve Devlet Su İşleri Genel müdürlükleri; genel ve katma bütçeli kuruluşlar hariç diğer kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden gelen hizmet taleplerini kendi imkânları nispetinde, yapılacak sözleşmeler çerçevesinde ve bedeli mukabilinde yerine getirmeye yetkilidirler. Bu amaçla yatırılacak paralar, bir yandan adı geçen kuruluş bütçelerinin (B) işaretli cetveline gelir, diğer yandan (A) işaretli cetvelde mevcut veya yeniden açılacak tertiplere Maliye Bakanlığınca ödenek kaydolunur. Bu özel tertiplerdeki ödeneklerden önceki yılda harcanmayan kısımları carî yıl bütçesine devren gelir ve ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir. İşin gerektirdiği hallerde ve yaptırılacak iş bedelinin saymanlık hesaplarına intikal etmesi halinde gelir ve ödenek kaydı işlemini beklemeksizin (A) işaretli cetvelin ilgili proje ödeneklerinden gerekli harcama yapılabilir. Yapılan harcama tutarı kadar ödeneği, özel tertipten önceden harcama yapılan tertibe aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 3.7.1968 tarihli ve 1053 sayılı Kanun gereğince yürütülen içme suyu tesisleri ile ilgili olarak kendi usullerine göre borçlandırılan bedeller, taksitlerinin ilgili belediyeler ile su ve kanalizasyon idarelerince süresinde ödenmemesi halinde, ödenmeyen taksitler 2.2.1981 tarihli ve 2380 sayılı Kanun, 27.6.1984 tarihli ve 3030 sayılı Kanun ve 20.11.1981 tarihli ve 2560 sayılı Kanun uyarınca belediyeler ile su ve kanalizasyon idarelerine ayrılan paylardan kesilerek Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne ödenir. Genel Müdürlüğe ödenen bu bedeller aynı mahiyetteki içme suyu tesislerinin yapımı, bakım ve onarımı ile bunlarla ilgili ihtiyaç duyulan arazilerin elde edilmesinde kullanılmak üzere Maliye Bakanlığınca yılı içerisinde bir yandan Genel Müdürlüğün bütçesinin (B) işaretli cetvelinde açılacak tertibe özel gelir, diğer yandan (A) işaretli cetvelde açılacak tertibe özel ödenek kaydolunur. Bu ödeneklerden yılı içinde sarf edilmeyen kısmı ertesi yıl bütçesinin ilgili tertiplerine devren gelir ve ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 27. - Konvertibl olmayan konsolosluk gelirlerinden transferi mümkün olmayan ve bir önceki yıl sonu itibarıyla kullanılmayan miktarları, Dışişleri Bakanlığı bütçesinde açılacak özel bir tertibe, bu Bakanlığın ihtiyaç duyduğu mal ve hizmet alımlarında kullanılmak üzere, yılı bütçesine gelir ve ödenek kaydetmeye ve yılı içinde kullanılmayan miktarı ertesi yıla devren ödenek kaydetmeye, yapılacak harcamaların usul ve esaslarını Dışişleri Bakanı ile müştereken tespit etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

28 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 28. - İrtifak hakkı verilen özel iskelelerden alınan nispî kira bedelleri bütçeye gelir kaydedilir.

Ulaştırma Bakanlığı Demiryolları, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü tarafından, genel ve katma bütçeli kuruluşlar hariç diğer kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler adına yapılacak deniz dibi taramaları, hidrolik merkezde yapılan hidrolik ve bilgisayar modelleri, Araştırma Dairesince yapılacak her türlü deney ve araştırma, proje ve şartname onaylanması için alınacak bedeller bütçeye gelir kaydedilir.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

29 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 29. - Bu Kanunun 26 ve 27 nci maddeleri ile 22.4.1925  tarihli ve 657 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesi hükümlerine dayanılarak kaydedilecek özel gelir ve özel ödenek uygulamaları hariç; 10.12.2003 tarihli ve 5018 sayılı Kanuna ekli (I) sayılı Cetvelde sayılan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine ait özel gelir ve özel ödenek uygulamaları aynı Kanunun 39 uncu maddesi hükümleri çerçevesinde yürütülür.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

30 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 30. - Bu Kanun gereğince bütçeye gelir kaydedilecek tutarların tahsiline ilişkin usul ve esaslarla, ilgili kurum bütçelerine konulacak ödeneklerin kullanımı ve muhasebeleştirilmesine ilişkin usul ve esasları gerektiğinde ilgili bakanlarla birlikte belirlemeye ve diğer her türlü işlemi yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

31 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 31. - Yılı bütçe kanunları ile diğer kanun hükümleri uyarınca özel gelir veya devren özel gelir kaydedilen miktarları gerektiğinde iptal etmeye ve bütçe geliri olarak kaydetmeye, özel ödenek veya devren özel ödenek olarak bütçede yer alan ve kaydedilen miktarları gerektiğinde iptal etmeye ve buna ilişkin her türlü işlemleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

32 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 32. - 1) 21.12.1959 tarihli ve 7397 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları,

2) 13.10.1988 tarihli ve 3480 sayılı Kanunun 3 üncü ve 4 üncü maddeleri,

3) 13.12.1983 tarihli ve 181 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 9 uncu maddesi,

4) 11.2.1950 tarihli ve 5539 sayılı Kanunun 20 nci maddesi,

5) 30.6.1934 tarihli ve 2548 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi,

6) 29.3.1984 tarihli ve 2992 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesi,

7) 19.11.2003 tarihli ve 5003 sayılı Kanunun 7 nci maddesi ile geçici 2 nci maddesi,

8) 6.8.1997 tarihli ve 4301 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri ile dördüncü fıkrası,

9) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Kanunun ek 8 inci maddesinin üçüncü fıkrası,

10) 6.6.2002 tarihli ve 4760 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (d) bentleri ile (3) numaralı fıkrası,

11) 9.1.1985 tarihli ve 3146 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin altıncı fıkrası ile son fıkrasının birinci cümlesi,

Yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Madde üzerinde 1 adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 32 nci maddesinin 5 ve 8 inci bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Haluk İpek

Recep Koral

Yahya Baş

 

Ankara

İstanbul

İstanbul

 

Tevfik Ziyaeddin Akbulut

Cevdet Erdöl

Abdullah Erdem Cantimur

 

Tekirdağ

Trabzon

Kütahya

"5) 30.6.1934 tarihli ve 2548 sayılı Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddeleri,

8) 6.8.1997 tarihli ve 4301 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin beşinci fıkrası,"

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 12 nci maddesinin tasarıdan çıkarılmasına ve 15 inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak 32 nci maddesinde de gerekli değişiklik yapılmaktadır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyonun katılamadığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 1'inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 1. - 21.2.2002 tarihli ve 4629 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin (A) fıkrasının (c) bendi ile (C) fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine dayanılarak kurum bütçelerine özel ödenek kaydedilen gelirlerden;

a) Mülga Yatırımları Teşvik Fonu gelirleri,

b) Mülga Gelir İdaresini Geliştirme Fonu gelirleri,

c) Mülga Organize Sanayi Bölgeleri ve Küçük Sanayi Siteleri Geliştirme ve Destekleme Fonu gelirleri,

d) Mülga Ölçü ve Ayar Hizmetleri Fonu gelirleri,

e) Mülga Turizmi Teşvik Fonu gelirleri,

f) Mülga Özel İskân Fonu gelirleri,

g) Mülga Tarımsal Kooperatiflerin Yatırım Faaliyetlerine Yapılacak Devlet Yardımları Fonu gelirleri,

h) Mülga Madencilik Fonu gelirleri,

ı) Mülga Ağaçlandırma Fonu gelirleri,

i) Mülga Orman Köylülerini Kalkındırma Fonu gelirleri,

j) Mülga Millî Parklar Fonu gelirleri,

k) Mülga Çevre Kirliliğinin Önlenmesi ve Temizlenmesi Fonu gelirleri,

l) Mülga Trafik Hizmetlerini Geliştirme Fonu gelirleri,

m) Mülga Federasyonlar Fonu gelirleri,

n) Mülga Kooperatifleri Tanıtma ve Eğitim Fonu gelirleri,

Bütçe geliri olarak kaydedilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 2 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 2. - 10.12.2003 tarihli ve 5018 sayılı Kanuna ekli (II) sayılı Cetvelde sayılan özel bütçe kapsamındaki idarelerin ilgili mevzuatında gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar, devam eden  özel gelir ve özel ödenek uygulamaları 2005 yılında da 2004 yılında olduğu gibi uygulanmaya devam olunur.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 3 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 3. - 31.12.2005 tarihine kadar;

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesine ekli (B) işaretli cetvelin "Futbol Müsabakaları Müşterek Bahis Hâsılatından Elde Edilecek Gelir" koduna kayıtlı kaynaktan sağlanacak gelir fazlalarını, sportif hizmetler ve spor tesislerinin yapım, bakım ve büyük onarımlarında kullanılmak üzere Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesine bir yandan özel gelir, diğer yandan açılacak özel tertibe ödenek kaydetmeye,

Çeşitli kurum ve kuruluşlar ile şahıslar tarafından Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı spor federasyonları ile dairelere yapılan nakdî yardım ve bağışlarla kendi faaliyet ve hizmetlerinden  sağladıkları  gelirleri, Genel Müdürlük onayı ile  federasyonların ve dairelerin gençlik ve sportif hizmetleri ile mal ve hizmet alımlarında kullanılmak üzere Genel Müdürlük bütçesine bir yandan özel gelir, diğer yandan açılacak özel tertiplere ödenek kaydetmeye,

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün mülkiyetinde bulunan ve spor amacıyla ayrılmış taşınmaz malların; satışından, mülkiyetin gayri aynî hak tesisinden ve kiralanmasından elde edilen gelirlerini, sportif hizmetler ve spor tesislerinin yapım, bakım ve büyük onarım giderlerinde kullanılmak üzere Genel Müdürlük bütçesine bir yandan özel gelir, diğer yandan açılacak özel tertibe ödenek kaydetmeye,

Maliye Bakanı yetkilidir. Bu ödeneklerden yılı içinde sarf edilemeyen kısmı ertesi yıl bütçesinin ilgili tertiplerine devren gelir ve ödenek kaydolunur.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 4 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 4. - 31.12.2005 tarihine kadar; Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü bütçesine ekli (B) işaretli Cetvelde yıl içinde meydana gelebilecek gelir fazlalarını bir yandan özel gelir, diğer yandan mevcut veya yeni açılacak özel tertibe ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

Bu şekilde kaydedilen ödeneklerden; Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünde fiilen çalışan tüm personele Sağlık Bakanının onayı ile ek ödeme yapılabilir. Ek ödemenin oran, usul ve esasları Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca belirlenir. Personele yapılacak ek ödemenin miktarı, en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) % 200'ünü geçemez. Ek ödeme miktarı; görev yapılan birim ve iş hacmi, görevin önem ve güçlüğü, çalışma süresi, personelin sınıfı, kadro unvanı, derecesi ve atanma biçimi gibi kriterler ile personele aylık ve özlük hakları dışında ilgili mevzuatına göre yapılan diğer ilave ödemeler dikkate alınarak belirlenir. Bu ödemeler damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaz. Yatırım harcamaları yılı yatırım programı ile ilişkilendirilir. Bu ödeneklerin yılı içinde sarf edilemeyen kısmı ertesi yıl bütçesinin ilgili tertibine devren gelir ve ödenek kaydolunur.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 5 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 5. - 31.12.2005 tarihine kadar; Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesinin (B) işaretli Cetvelinde yıl içinde meydana gelebilecek gelir fazlalarını bir yandan özel gelir, diğer yandan mevcut veya yeni açılacak özel tertibe ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir. Yatırım harcamaları, yılı yatırım programı ile ilişkilendirilir. Bu ödeneklerin yılı içinde harcanmayan kısmı ertesi yıl bütçesinin ilgili tertibine devren gelir ve ödenek kaydolunur.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 6 ncı maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 6. - 31.12.2005 tarihine kadar; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan ihtiyaç fazlası olanların satışı veya kiralanmasından elde edilen gelirler Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bütçesinin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

33 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 33. - Bu Kanunun;

1) 24 üncü maddesi 15.7.2004 tarihinde,

2) 30 uncu maddesinin (8) numaralı fıkrası 1.1.2006 tarihinde,

3) Diğer maddeleri 1.1.2005 tarihinde,

Yürürlüğe girer.    

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Madde üzerinde 1 adet önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 33 üncü maddesinin 2 nci bendinin tasarıdan çıkarılmasını ve diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Haluk İpek

Recep Koral

Cevdet Erdöl

 

Ankara

İstanbul

Trabzon

 

Yahya Baş

Tevfik Ziyaeddin Akbulut

Abdullah Erdem Cantimur

 

İstanbul

Tekirdağ

Kütahya

BAŞKAN - Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın İpek?..

HALUK İPEK (Ankara) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Tasarının 15 inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak 33 üncü maddesinde de gerekli değişiklik yapılmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

34 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 34. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünün oylanmasından önce, Hükümetin, görüşülmekte olan kanun tasarısının 12 nci maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin İçtüzüğün 89 uncu maddesine göre bir talebi vardır. Başkanlık bu talebi yerine getirecektir.

Danışma Kurulunun, Hükümetin, görüşülmekte olan kanun tasarısının 12 nci maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin talebi hakkındaki görüşünü okutuyorum:

Danışma Kurulu Önerisi

Genel Kurulun bugünkü birleşiminde görüşülen Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının daha önceki birleşimde kabul edilmiş olan 12 nci maddesinin, söz konusu tasarının 15 inci maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle yeniden görüşülmesine dair Hükümetin talebi, İçtüzüğün 89 uncu maddesi uyarınca toplanan Danışma Kurulunca uygun bulunmuştur.

 

 

Bülent Arınç

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

Haluk İpek

Ali Topuz

 

AK Parti Grubu Başkanvekili

CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Danışma Kurulunun görüşünü, bilgilerinize sunduk.

Şimdi, Hükümetin istemini okutup, oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 618 sıra sayılı kanun tasarısının 15 inci maddesinde yapılan düzenleme nedeniyle 12 nci maddesinin, İçtüzüğün 89 uncu maddesi gereğince yeniden görüşülmesini arz ve teklif ederim.

                              Kemal Unakıtan

                                Maliye Bakanı

BAŞKAN - Hükümetin istemini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bu durumda, tasarının 12 nci maddesini yeniden müzakereye açıyorum.

Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığına

Görüşülmekte olan Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 12 nci maddesinin tasarıdan çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini ve maddelerde geçen madde numaralarına ilişkin atıfların buna göre düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Haluk İpek

Recep Koral

Yahya Baş

 

Ankara

İstanbul

İstanbul

 

Tevfik Z. Akbulut

Cevdet Erdöl

Abdullah Erdem Cantimur

 

Tekirdağ

Trabzon

Kütahya

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 12 nci maddesindeki düzenlemenin 15 inci maddeye aktarılması öngörüldüğünden, bu maddeye ihtiyaç kalmamıştır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece, 12 nci madde metinden çıkarılmıştır ve 12 nci maddeye atıfta bulunan maddelerde de gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.

Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.  Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma  rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı  :                                294

Kabul                      :                                268

Çekimser                 :                                26  (x)

Böylece, kanun tasarısı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyoruz.

Sayın milletvekilleri, saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 12.58

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 115 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

6.- Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/831) (S. Sayısı: 624) (X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporu 624 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Nimet Çubukçu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ölüm Cezasının Kaldırması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı hakkında, Grubum adına söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ölüm cezalarına taraftar olanlar, taraftar olmayanlardan çok daha fazla. Ölüm cezaları maalesef salt bir ceza olarak değerlendirilmektedir; bunun altında yatan birtakım etkenlerin de değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum; ama, özellikle de ölüm cezasına taraftar olanları ikna bakımından, bu cezayı biraz irdelemek ve kaldırma gerekçelerini ortaya koymak gerektiğini de düşünüyorum.

Bir cezadan söz etmek için, idam cezası dahi olsa, adaletten ve yargıdan söz etmek gerekir. Peki,  her ceza bir mahkeme kararına dayandığına göre, yüzde 100 yasalar uygulanmış olsa bile, her karar adil midir diye sorsam, herhalde hepimizin cevabı farklı olur. Peki, mahkeme kararları, kişilerden, yerden, zamandan ve onları oluşturan koşullardan bağımsız mıdır diye sorsam, maalesef, tüm dünyada, böyle olmadığının sayısız kanıtları vardır. Yargıçlar bütün kararlarını önyargısız mı verirler diye bir düşünce hâsıl olsa, yargıçlar da, kendi toplumlarından,  toplumlarında hüküm süren egemen görüşlerden, toplumu oluşturan kültürel değerlerden, inançlarından bağımsız karar verebilirler mi?! Yargının, bu yönüyle, bu kararları da sübjektif olabilir. Bu anlamıyla, yargıçlar insanüstü varlıklar değildir; dolayısıyla, onları oluşturan toplumun değer yargılarından ve kültüründen farklı bir nitelikte karar vermelerini de çoğu zaman bekleyemeyiz; kaldı ki, yargının elindeki imkânlar da adaleti oluşturmaya çok elverişli değildir. Bu, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada var olan bir gerçekliktir. Yargılanan kişinin yoksulluğu dahi, çoğu zaman bir adaletsizliktir; ister bir istimlak davasının muhatabı isterse ceza davasının sanığı olsun, avukat tutacak parası olmayan, hukukî yardım alamayan herkes adaletten yoksundur.

Ölüm cezasının kökeninde, toplumun intikam duygusu yatar; kültürel değerleri ve inançları ise, bu intikam duygusunu şekillendirir. Artık dünyamızda yargının bağımsızlığı, sadece yürütmeden bağımsızlığı anlamına da gelmemektedir. Suçlunun içinde bulunduğu toplumsal koşullar, azınlık olması, olağanüstü dönemler gibi her koşulun yargıyı etkilediği de bilinen bir gerçektir. Gerçek şudur ki, ülkemizde de, birçok dünya ülkesinde de -idam cezasının uygulandığı veya uygulanan ülkelerde- ölüm cezası, daha ziyade toplum vicdanının adi suçlarda teessüs etmesine rağmen, çoğu zaman olağanüstü dönemlerde ve politik suçlara verilmiş cezalardır. Yakın tarihimizdeki en önemli örneği de, Adnan Menderes, Deniz Gezmiş ve bir grup arkadaşıdır. Bugün yargılanmış olsalardı idam edilmeyecek olmaları dahi, gelişen ceza infaz hukuk sisteminin geldiği iyi noktanın olumlu bir işaretidir.

Hakkaniyetli bir adalet nedir, uyumlu adalet nedir? Bu soruya da soyut olarak cevap vermek çok güçtür. Koşulları her zaman dikkate almak gerekir. Suç nosyonunda işin içine, maalesef, kültür, din ve ideoloji karışır. Afrika ülkelerinde sürü hırsızlığı, Nepal'de ineği öldürmek, halen idam cezası gerektiriyor. Olaya Türkiye'den baktığınız zaman, çok anormal gelebilir, komik bulabilirsiniz; ama, bu ülke için ve bu ülkede idam cezasını veren yargıçlar için bu suç, çok ağır bir suçtur ve önemli bir suçtur; çünkü, kendi kültürlerine ve dinlerine yönelmiştir ve ağır bir cezayı gerektirmektedir. Geleneksel ve dinsel normların ceza infaz sistemine olumsuz etkisi de bu yöndedir. Tarih boyunca aslolan, suçtur; ceza ise ülkeden ülkeye değişmiştir. Hiçbir hukuk sistemi, adalet sistemi, hırsızlığı cezasız bırakmaz; fakat, asıl gelişme ceza infaz sisteminde olmuştur. Adlî tıp, kriminal gelişmeler ve sonuçta beraat edenler örneklendiği zaman, idam cezası, telafisi imkânı olmayan bir ceza türüdür.

Yaşama hakkı bu anlamıyla kutsaldır, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler sözleşmesinin en önemli maddesi yaşama hakkına ilişkindir. Bir ülkede haksız bir ölüm cezasının verilmesi -bu hangi ülke olursa olsun- tüm dünyada insanlığın vicdanını yaralamaktadır. Recm cezası verilen hamile kadın tablosu, hâlâ tüm toplumların belleğindedir.

Ceza infaz sisteminde ölüm cezasından beklenen yarar, caydırıcılığıdır; ama, caydırıcı etki yapmadığı da, bilimsel bir gerçektir. Peki, suçlarda azalma olmuş mudur; idam cezasının uygulandığı ülkelerde örneklediğiniz zaman, halen idam cezası uygulanan iki büyük ülkede, suç sayısı ve idam cezasını gerektiren suçlarda çok ciddî bir artış vardır.

22 nci Dönem Parlamentosu olarak, iktidarı ve muhalefetiyle önemli bir uzlaşma örneği sergileyerek, 7.5.2004 tarihinde, 5170 sayılı Kanunla, Anayasamızın 10 uncu maddesini değiştirdik. Bu değişikliğin büyük bir bölümünü, ölüm cezasıyla ilgili düzenlemelerin Anayasamızdan ayıklanması oluşturuyordu.

Buna göre, ölüm cezası verilemeyeceği 38 inci maddede açıkça belirtildi; buna paralel olarak, temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulmasını düzenleyen 15 inci, kişinin dokunulmazlığını, maddî ve manevî varlığını düzenleyen 17 nci, TBMM'nin görev ve yetkilerini düzenleyen 87 nci maddelerinde geçen ölüm cezaları ve buna yönelik ibareler metinlerden çıkarıldı.

Bilindiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 numaralı Ek Protokolünün onaylanmasıyla 1 Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren, bütün durumlarda ölüm cezasının kaldırılmasına dair 13 numaralı Ek Protokol imzalanmış ve yeni düzenleme, yeni ihtiyaçları da beraberinde getirmiştir. 13 numaralı Ek Protokol, savaş ve yakın savaş tehdidi halleri de dahil, ölüm cezasının kaldırılmasını ve bu konuda herhangi bir çekince ve istisna konulmamasını öngörmektedir. Bu protokol, Avrupa Birliğine üye ülkelerin tamamı tarafından da imzalanmıştır.

Ölüm cezası, insanın yaşama hakkına, en temel hakkına son veren bir uygulamadır. Medeniyetin temeli olan insana ve onun yaşamına saygı duyuyorsak, böylesine tamiri mümkün olmayan, belirsiz, eşitsizliğe elverişli, genel önemli işlevi kanıtlanamayan bir cezayı savunmaksa, oldukça güçtür. Kökeninde kişisel öç alma duygusu yatan, kanın kanla temizlenmesi anlayışına dayanan bu cezanın, tarih içinde, kimi zaman kaldırıldığı, kimi zaman mevcut olmakla birlikte ve ceza verilmekle birlikte uygulanmadığını görüyoruz.

Ölüm cezasına karşı görüşler, aydınlanma yüzyılının düşünürleri tarafından ilk defa ciddî bir şekilde dile getirilmeye başlanmıştır. Ülkemiz için bu yolda son noktayı birlikte koyacağız. Unutmamalıyız ki, dünyada her şeyin, her adlî yanılgının bir şekilde düzeltilmesi mümkündür; ancak, infaz edilen bir ölüm cezası için bu söz konusu bile olamaz.

Bunun yanı sıra, cezanın ıslah edici ve toplumda suç sayılan eylemleri önleyici niteliği dikkate alındığında, ölüm cezası için bunun mümkün olmadığı ve çağdaş bir ceza niteliğinde olmadığını söylemek de mümkündür. Çağdaş anlamda bir cezada, insancıllık, özel önleme özelliği, ıslah edicilik, geri alınabilirlik özelliğinin bulunması, bugün her kesimce kabul edilmektedir. Bunların hiçbirinin ölüm cezasında olmadığını da tereddütsüz olarak söyleyebiliriz; ancak, ölüm cezası, genellikle, uygulandığı zamanlarda, insanoğlunun en büyük korkusunun ölüm korkusu olması sebebiyle, suç işlemekten alıkoyacağı, caydırıcı niteliği olduğu noktasında gerekçelendirilmiştir. Ayrıca, meşru müdafaa durumlarında ve bu sınırlar içinde, kişinin kendisini savunmak adına cezayı uygulaması, toplum vicdanında yer bulmuştur.

Kısaca, ahlakî, dinî, sosyolojik ve felsefî boyutu ya da uygulama boyutuyla konuyu tarihsel açıdan incelediğimizde, ölüm cezasının lehinde ya da aleyhinde pek çok görüşün ve gerekçenin yer aldığını görmek mümkündür. Dünyada genel eğilim ise, ölüm cezasını uygulamadan çıkarmak olmuştur. İsveç 1921, İsviçre 1937, İtalya 1944, Federal Almanya 1949, Avusturya adlî yargılamada 1950, olağanüstü yargılamada 1968, İngiltere 1965, İspanya 1978 yıllarında ölüm cezasını kaldırarak, yerine müebbet hapis cezasını öngörmüşlerdir. Bazı ülkeler bu cezayı muhafaza etmekle birlikte, fiilen, uzun yıllardır uygulamamaktadırlar; Lüksemburg ve Belçika bu ülkelere örnektir. Ülkemizde ise 1984 yılından bu yana, ölüm cezası hiç uygulanmadığı gibi, büyük ölçüde de kaldırılmıştır; bu tasarının kanunlaşmasıyla da, artık tarih olacaktır.

Bugün, ölüm cezasını hâlâ uygulayan ülkeler de mevcuttur. Ölüm cezasının yerine en çok uygulanan ceza, müebbet hapis cezası olmuştur; bunun yanı sıra, uzun süreli hapis cezaları öngörülebilmektedir. Adalet Komisyonunun gündeminde olan Türk Ceza Kanunu Tasarısı da, ölüm cezasının kaldırılmasından sonra bu yeni anlayışla tanzim edilmiştir; 1.3.1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan ölüm cezasıyla ilgili düzenlemeler kaldırılmakta, bunun yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmektedir. Müebbet hapis cezasıyla, suç işleyen kişi ömür boyu hapse mahkûm edilmekte, toplumun bu kişiden görmesi söz konusu olabilecek zararların da önlenmesi amaçlanmaktadır.

Tasarıyla, ayrıca, 1322 sayılı Kanunların ve Nizamnamelerin Sureti Neşir  ve İlanı ve Mer'iyet Tarihi Hakkında Kanun, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, 6831 sayılı Orman Kanunu, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun, bunun yanı sıra 1481 sayılı Asayişe Müessir Bazı Fiillerin  Önlenmesi Hakkında Kanun, 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, Terörle Mücadele Kanunu, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununda geçen "ölüm" ibareleri "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmekte ve böylece, Ekim 2001'de ölüm cezasının sadece savaş ve yakın savaş tehdidi ve terör suçlarında uygulanacağını öngören anayasa değişikliğiyle başlayan ve 5170 sayılı Kanunla yapılan anayasa değişikliğiyle ölüm cezasının verilemeyeceğinin hüküm altına alınmasıyla devam eden süreç, bu değişikliklerin hayata geçirilmesiyle hukuken tamamlanmış olacaktır.

Avrupa Birliğine girme yolunda hızlanan adımlar çerçevesinde, şüphesiz, bu konu oldukça önemlidir; ancak, çağdaş ceza anlayışına uygun şekilde hazırlanacak ve uygulamaya geçirilecek yeni Türk Ceza Kanunu, her şeyden önce, bireylerin temel hak ve hürriyetlerini en üst düzeyde korumayı amaçlamaktadır. Yaşama hakkı da, bu hakların en önde geleni ve olmazsa olmazıdır.

Malraux'un deyimiyle "bir insanın yaşamı hiçbir şeydir; ama, hiçbir şey, bir insanın yaşamının yerini tutamaz" diyorum; Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, bir teknik nedenden ötürü, birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 14.21

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.30

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 115 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

624 sıra sayılı kanun tasarısının müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

6.- Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/831) (S. Sayısı: 624) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının 1 inci maddesini okutmadan önce bir konuyu açıklamakta yarar görüyoruz. Tasarının çerçeve 1 inci maddesiyle birden fazla kanunda değişiklik yapılmaktadır. Bu kanunların kimi maddeleri tamamen değiştirilmekte, kaldırılmakta ya da ibare değişikliğine gidilmektedir.

Başkanlık olarak şöyle uygulayacağız: Çerçeve 1 inci maddeyi A) 1'den 18'e kadar -yani 17 dahil- 1 inci madde olarak, 18'i bir madde olarak, 19'u bir madde olarak, 20'yi bir madde olarak, 21'den 46'ya kadar ayrı bir madde olarak; B), C), D) ve E) de birer madde olarak görüşülecektir.

Şimdi, 1 inci maddeyi okutuyorum:

ÖLÜM CEZASININ KALDIRILMASI İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK

YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI

MADDE 1. - A) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun;

1) 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

2) 12 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

3) 13 üncü maddesinin birinci fıkrası ile ikinci  fıkrasının ilk cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Ağır hapis cezası, ağırlaştırılmış müebbet, müebbet veya muvakkattir."

"Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ve müebbet ağır hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder."

4) 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler için" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler için" olarak değiştirilmiştir.

5) 43 üncü maddesinde yer alan "İdam" ibaresi, "Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

6) 47 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "İdam" ibaresi, "Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

7) 50 nci maddesinde yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

8) 51 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "ölüm" ibareleri, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

9) 54 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "Ölüm" ibaresi "Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

10) 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "İdam" ibaresi, "Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

11) 58 inci maddesinin son fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır  hapis" olarak değiştirilmiştir.

12) 59 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

13) 61 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

14) 62 nci maddesinde yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

15) 64 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

16) 65 inci maddesinin (III) numaralı fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

17) 66 ncı maddesinde yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Çerçeve maddenin bu bölümü üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çerçeve maddenin diğer bölümünü okutuyorum:

18) 70 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 70. - Birden çok ağırlaştırılmış müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde bir yıldan az ve altı yıldan fazla; ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ile müebbet ağır hapis cezasına mahkûmiyet halinde; dokuz aydan az ve beş yıldan fazla; birden çok müebbet ağır hapse mahkumiyet halinde ise altı aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, hükmedilecek miktarı geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek üzere, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet ağır hapis cezaları infaz olunur."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Maddenin bu bölümü üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çerçeve maddenin diğer bölümünü okutuyorum:

19) 73 üncü maddesine aşağıdaki fıkra birinci fıkra olarak eklenmiştir.

"Cezalardan biri ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve diğeri şahsî hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilâve edilecek cezanın nev'i ve miktarına göre yirmi günden az ve altı seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Maddenin bu bölümü üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer bölümü okutuyorum:

20) 82 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûmiyet durumunda iki kat olarak uygulanır."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bu bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer bölümünü okutuyorum:

21) 102 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "Ölüm" ibaresi, "Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak, ikinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi,  "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

22) 112 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "İdam" ibaresi, "Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

23) 118 inci maddesinde yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

24) 125 inci maddesinde yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

25) 126 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

26) 127 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

27) 129 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

28) 131 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

29) 133 üncü maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarında yer alan "ölüm" ibareleri, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

30) 136 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

31) 137 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

32) 146 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "idam" ibareleri, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

33) 147 nci maddesinde yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

34) 149 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

35) 156 ncı maddesinde yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

36) 285 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

37) 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

38) 296 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

39) 301 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

40) 302 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

41) 303 üncü maddesinde yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

42) 305 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

43) 407 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

44) 450 nci maddesinde yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

45) 451 inci maddesinde yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

46) 463 üncü maddesinde yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer bölümünü okutuyorum:

B) 23.5.1928 tarihli ve 1322 sayılı Kanunların ve Nizamnamelerin Sureti  Neşir ve İlanı ve Meriyet Tarihi Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinde yer alan ", idam hükümlerinin infazı" ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.

BAŞKAN - Bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer bölümünü okutuyorum:

C) 4.4.1929 tarihli  ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun;

1) 110 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "cezalar ile ölüm cezasını" ibaresi "cezaları" olarak değiştirilmiştir.

2) 283 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "ölüm veya" ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.

3) 305 inci maddesinde yer alan "cezalar ile ölüm cezalarına" ibaresi, "cezalara" olarak değiştirilmiştir.

4) 421 inci maddesinde yer alan "ölüm ve" ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.

BAŞKAN - Bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer bölümü okutuyorum:

D) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer bölümü okutuyorum:

E) 13.7.1965 tarihli ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun;

1) 1 inci maddesinin (1) numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

2) 2 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasının infazı

Madde 2. - Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlü hakkında hücrede kalma süresi; 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 70, 73 ve 82 nci maddelerinde bu suç için öngörülen şekilde, terör suçluları hakkında ise müebbet ağır hapis cezası için öngörülen süreler üç kat olarak uygulanır."

3) 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler 30" ibaresi, "Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 25" olarak, ikinci fıkrasında yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenlerin 33" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlülerin 29" olarak, aynı fıkrada yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenlerin 36" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlülerin 32" olarak değiştirilmiştir.

4) Ek 2 nci maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler" ibaresi, "Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler" olarak değiştirilmiştir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, bu şekilde ara veremezsiniz; birleşime 5 dakika ara verin, mütalaanızı yapın, ondan sonra toplanalım.

Yani, burada, pişmiş gelmiş bir kanun tasarısı hâlâ olgunlaşmamışsa...

BAŞKAN - Sayın Koç, Grup Başkanvekillerimizi yormamak için, biz, Başkanlık olarak bunu yapıyoruz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Estağfurullah efendim... Biz yoruluruz; yeter ki, sağlıklı bir iş yapılsın.

BAŞKAN - Maddenin bu bölümü üzerinde söz talebi?.. Yok.

Çerçeve 1 inci maddenin (E) fıkrası üzerinde 1 adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 624 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesinin (E) fıkrasının (4) numaralı bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Haluk İpek

İbrahim Köşdere

Nimet Çubukçu

 

Ankara

Çanakkale

İstanbul

 

Ahmet Kambur

T. Ziyaeddin Akbulut

 

 

Tekirdağ

Tekirdağ

 

" 4) Ek 2 nci maddesinin sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır."

BAŞKAN - Komisyon?..

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçe mi okunsun?

HALUK İPEK (Ankara) - Gerekçe okunsun efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıyla ölüm cezaları kaldırılarak, yerine ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası getirilmektedir. Tasarıda, ayrıca, bu ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasının infazına ilişkin hükümler de bulunmaktadır. Tasarıya göre, terör suçlularına ait söz konusu ceza ölünceye kadar devam etmektedir. Terör suçları dışında kalan suçlar için öngörülen ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezalarının ise, 25 yıl üzerinden yapılacağı ve bu ceza üzerinden hiçbir indirim yapılmayacağı, bu cezanın fiilen infazı gereken ceza olduğu hüküm altına alınmıştır.

Yürürlükte bulunan 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun ek 2 nci maddesinde, gerek süreli gerekse müebbet olarak tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezaların infazı sırasında, açık ya da yarı açık cezaevine nakledilme hakkını kazananlara (iyi halli olanlara) ayda 6 günlük indirim öngören bir düzenleme bulunmaktadır. Ek 2 nci maddenin sekizinci fıkrasında ise, bu indirimin, idam cezalarının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yerine getirilmemesine karar verilenler için uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu yeni düzenlemeyle, sekizinci fıkra değiştirilerek, ayda 6 günlük indirimin ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına da uygulanmayacağı düşünülmektedir.

Bu düzenleme, birçok haksızlıkları peşinden getirmektedir.

Şöyle ki;

1- İnfaz rejimleri açısından gerek ağırlaştırmış müebbet ağır hapis cezası gerekse müebbet ağır hapis cezaları arasında süre dışında herhangi fark yoktur. Ek 2 nci maddenin 8 inci fıkrası düzenlenirken idam cezası yürürlükte bulunduğundan ve bu cezanın infaz rejimi de farklı olduğundan bu düzenleme doğal olarak yer almıştı; ancak, şimdi idam cezası kaldırılmış olup artık bu farklı düzenlemeye de gerek kalmamıştır.

2- Bu düzenleme Anayasamızın eşitlik ilkesine de aykırı bulunmaktadır. Her iki müebbet ağır hapis cezalarının infazı süre yönünden farklı olup, cezaevinde geçen süre içinde iyi halli müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler için ayda 6 günlük indirim yapılırken, iyi halli ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükümlüler için bu indirim yapılmamaktadır. Bu, kanun önünde eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.

3- Müebbet ağır hapis cezasına hükümlünün infazı, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 19 uncu maddenin 1 inci fıkrası gereğince cezası 20 yıl üzerinden yapılacak, aynı kanunun ek 2 nci maddesi gereğinde ayda 6 günlük indirimden yararlanması sonucu bu hükümlü fiilen cezaevinde 16 yıl kalacaktır. Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlü ise, bu tasarının 1 inci maddesinin (E) bendinin 3 üncü alt bendi gereğince fiilen cezaevinde 25 yıl kalacaktır. Her iki hükümlü arasında fiilen cezaevinde geçen süre açısından 9 yıl gibi oldukça yüksek bir fark oluşmaktadır. 9 yıllık süre, hiçbir indirim yapılmaksızın cezaevinde fiilen geçecek süre olup, bu süre infaz hukukumuza göre hesaplandığında yaklaşık 23 yıl cezaya tekabül etmektedir; yani, 23 yıl ceza alan bir hükümlü yaklaşık 9 yıl yatmaktadır. Bu açıklamadan da görüleceği üzere, her iki ceza arasında fiilen infazı gereken süre bakımından 9 yıllık süre bulunması hakkaniyete aykırı bulunmaktadır.

Bu nedenlerle, bu haksızlıkların giderilmesi için ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler için de ayda 6 günlük indirim hükümlerinin uygulanması amacıyla 647 sayılı Cezaların İnfazına Hakkında Kanunun Ek 2 nci maddesinin 8 inci fıkrasının yürürlükten kaldırılması gerekmektedir.

Bu durumda, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlü 20 yıl, müebbet ağır hapis cezasına hükümlü ise 16 yıl cezaevinde kalacak olup, her iki ceza arasında hakkaniyete uygun bir fark oluşturmuş olacaktır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümü, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer bölümü okutuyorum:

5) Geçici 10 uncu maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 11. - Ölüm cezaları 3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun hükümlerine göre müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülenlerin kesinleşmiş cezaları, bu Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte, kendiliğinden ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına  dönüşür. Bu hükümlülerin, ceza infaz kurumunda geçirecekleri süre ile infaz usulü, hükmü veren mahkeme tarafından ve dosya üzerinden saptanır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 12 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 12. - Haklarında 3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanunun 1 inci maddesi uygulanan hükümlülerin dosyalarından;

a) Henüz Yargıtaya gönderilmemiş veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar ile daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiş olanlar hükmü veren mahkemece,

b) Yargıtayda bulunanlar ilgili ceza dairesince,

Acele işlerden sayılmak ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi dikkate alınmak suretiyle karara bağlanır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan dosyalar, gelişlerindeki usule uygun olarak bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde hükmü veren mahkemeye geri gönderilir.

Askerî mahkemeler, Askerî Yargıtay Başsavcılığı ve Askerî Yargıtayda bulunan dosyalar hakkında da bu madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.

4771 sayılı Kanunun 1 inci maddesi kapsamı dışında olan idam cezası hükümlüleri hakkında da bu madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır."

F) 8.9.1971 tarihli ve 1481 sayılı Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinde yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

G) 7.11.1979 tarihli ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin ikinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "İdam" ibaresi, "Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

H) 4.2.1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 14 üncü maddesinin  (2) numaralı bendinde yer alan "ölüm" ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.

I) 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 17 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası alanlar" olarak değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Ölüm cezaları 3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun hükümlerine göre müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen terör suçluları ile ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum olan terör suçluları hakkında, bu Kanun ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun şartla salıvermeye ilişkin hükümleri uygulanmaz. Bunlar hakkında ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ölünceye kadar devam eder."

J) 17.2.2000 tarihli ve 4533 sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanununun 6 ncı maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.

K) 3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 1 inci maddesi ile geçici 1 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

L) 30.5.1283 tarihli Demiryollarının Usulü Zabıtasına Dair Nizamnamenin 1 ve 2 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Geçici 12 nci madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çerçeve 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- A) 21.6.1927 tarihli ve 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanununun 2 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi yürürlükten kaldırılmış ve aynı fıkradaki "11" ibaresi "10" olarak değiştirilmiştir.

B) 4.11.1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 6 ncı maddesinin (b) fıkrasının (3) numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

C) 5.4.1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri," ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.

D) 13.4.1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi yürürlükten kaldırılmış ve aynı fıkrada yer alan "9" ibaresi "8" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Madde üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan  624 sıra sayılı Ölüm Cezalarının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin (D) fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki (E) fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Haluk İpek

Eyüp Fatsa

Nimet Çubukçu

 

Ankara

Ordu

İstanbul

 

İbrahim Köşdere

Ahmet Kambur

 

 

Çanakkale

Tekirdağ

 

"E) 19.03.1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 02.05.2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanunla değişik 65 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanuna 08.05.1984 tarihli ve 3003 sayılı Kanunla eklenen ek 3 üncü maddesinin 02.05.2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanunla değişik ikinci fıkrasının birinci cümlesinde geçen "avukatlardan genel kurula katılma hakkına sahip" ifadesi madde metninden çıkarılmıştır."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçenin özetini okutuyorum:

Gerekçe:

Avukatlık Kanununun sistematiğinde çelişkilere ve tutarsızlıklara yol açan, kanunda amaca uygun olarak zaten düzenlenmiş bir konuyu, temel hak ve özgürlükleri demokratik toplumun gerekleriyle bağdaşmayan ve Anayasada bulunmayan nedenle sınırlayarak, ikinci kez Avukatlık Kanununun amacına aykırı biçimde düzenleyerek, avukatlar arasında ayırımcılık ve eşitsizlik yaratan 65 inci madde ikinci fıkra hükmü ile ek madde 3'ün ikinci fıkra birinci cümlesindeki "...kayıtlı avukatlardan genel kurula katılma hakkına sahip olanlar..." ifadesinin çıkarılması için bu tasarı hazırlanmıştır.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. -  Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. -  Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunmadan önce, şu açıklamayı yapmakta yarar görüyoruz:

Çerçeve 1 nci madde içerisinde çok sayıda kanunda değişiklik yapılıyordu. Eğer, biz, bunu, bölümlere ayırmadan 1 madde olarak işleme alsaydık, bundan sonra, örneğin 100 maddelik bir kanun tasarısının da 1 madde şeklinde düzenlenip, getirilip, burada 1 madde şeklinde işlem yapılmasına da yol açmış olacaktık. O nedenle, böyle bir işleme yol açmamak için, görüşmelere imkân sağlamak, getirilen kanun değişiklikleri üzerinde, ayrı ayrı kanun tasarıları üzerinde Genel Kurulu bilgilendirmek ve Genel Kurulun, sayın milletvekillerinin katkılarını almak amacıyla, Başkanlık olarak böyle bir değişikliğe gittik ve kanun tekniği açısından da doğru olan bizim yaptığımızdı. O nedenle, bazı milletvekillerimizde bir tereddüt hâsıl oldu, o tereddütü ortadan kaldırmak için de bu açıklamayı yapmak durumunda kaldım.

Şimdi, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.  Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz.

7.- Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/830) (S. Sayısı: 623) (X)

BAŞKAN- Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu 623 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç.

Buyurun Sayın Kılıç. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının geneli hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, tasarının adından da anlaşılacağı gibi, bu tasarı, pek çok kanunda değişiklik yapmayı öngörmektedir. Bu iktidar döneminde bunun gibi tasarılarla sık sık karşılaşmaktayız. Yani, birbiriyle hiç ilgisi olmayan pek çok kanundaki değişiklikler, karşımıza bir paket olarak çıkarılmaktadır; bu, kanun düzenleme tekniği açısından hiç de kabul edilebilecek bir durum değildir.

Görüşülen tasarıya baktığımızda, bu tasarıyla, Türk Ceza Kanununda, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda, İcra ve İflâs Kanununda, Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununda, Sayıştay Kanununda, Noterlik Kanununda, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Kanununda, Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunda, İdarî Yargılama Usulü Kanununda, Danıştay Kanununda, Yargıtay Kanununda ve Adlî Sicil Kanununda değişiklikler yapılmaktadır.

Bu kadar değişikliğin tek tasarıyla getirilmesi, tasarının genel gerekçesindeki bütünlüğü bozduğu gibi, uygulayıcılar açısından da zorluklara neden olacaktır. Hükümet ve bürokratlar, belki, kırtasiyeden kaçınmak için birer veya ikişer maddelik pek çok tasarıyı sevk etmenin uygun olmayacağını düşünmüş olabilirler; ancak, her kanundaki düzenlemeler ayrı ayrı getirilseydi, daha anlamlı, daha anlaşılır olurdu diye düşünüyoruz.

Sayın milletvekilleri, tasarının, Türk Ceza Kanununun 432 nci maddesini düzenleyen 1 inci maddesini olumlu buluyoruz.

Yine, tasarının 2 nci maddesinin (a) fıkrasında, günümüzün ekonomik koşullarına ve paranın satın alma değerine göre Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundaki görev, kesin hüküm, Yargıtaydaki duruşma, karar düzeltme, senetle ispat ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarındaki parasal sınırların yeniden belirlenmiş olmasını da olumlu karşılıyoruz; ancak, tasarının 2 nci maddesinin (b) fıkrasında, 3 üncü maddesinin (c) fıkrasında, 6 ncı, 8 inci, 9 uncu, 10 uncu ve 11 inci maddelerinde yer alan adlî tatilin 36 güne indirilmesine ilişkin düzenlemeye katılmıyoruz.

Tasarının genel gerekçesinde, Anayasamızın 141 inci maddesinin son fıkrasında yer alan "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir" hükmüne ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesindeki "herkesin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul süre içinde görülmesini isteme hakkı vardır" hükmüne atıfta bulunarak, ülkemizde, davaların makul süre içinde bitirilemediği ifade edilmekte, bunun sebeplerinden birisi olarak da adlî tatilin varlığı ve bu sürenin uzun olması gösterilmektedir. Hükümetin, ülkemizdeki yargılamanın makul süre içinde bitirilmemesine sebep olarak adlî tatilin uzunluğunu göstermesini anlamak mümkün değildir.

Bazı Avrupa ülkelerinde adlî tatil hiç yoktur; ancak, birçok Avrupa ülkesinde ise, adlî tatil 40 gün ve 40 günün üzerindedir. Örneğin, İtalya'da 45 gün, Portekiz'de 58 gün, Fransa'da 47 gün, İrlanda'da 64 gün, Yunanistan'da ise 60 gündür.

Ülkemizdeki 45 günlük adlî tatil uygulaması yerleşmiştir ve pek bir sorun da yaşanmamaktadır.

Yaz döneminde pek çok insan hasatla uğraşmaktadır. Birkısım yurttaşımız hayvancılıkla uğraşmakta olup, yazları yaylaya gitmektedirler. Keza, havaların aşırı sıcak olduğu temmuz, ağustos aylarında, yine, çoğu insanlar tatile ve yaylaya gitmektedirler. Bu nedenle, insanların üretime ve tatile yoğunlaştığı bir dönemde, 45 günlük adlî tatil çok fazla bir kayıp yaratmamaktadır. Kaldı ki, adlî tatil olunca, adliyelerin kapısına kilit de vurulmamaktadır. Tutuklu işler, kamulaştırma davaları, iş davaları, nüfus davaları, sulh hukuk davaları, ihtiyatî tedbirler adlî tatilde de devam etmektedir. Bu nedenle, bu süre içerisinde bir hak kaybı söz konusu değildir.

Sayın milletvekilleri, adlî tatilde, nöbetçi hâkim ve savcıların dışında adlî tatilden faydalanma hakkı olan diğer hâkim ve savcıların tümü adlî tatile ayrıldıklarından, diğer dönemlerde izne ayrılmamakta ve dönem bütünlüğü bozulmamaktadır. Yargının uzamasından yakınan hükümet, asıl bu düzenlemeyle, yargılamayı uzatacaktır; çünkü, adlî tatilin 45 günden 36 güne indirilmesiyle ve normal izin süresiyle eşit duruma getirilmesiyle, hâkim ve savcılar, adlî tatilden faydalanmak istemeyecek, kendileri için ne zaman müsaitse, o zaman izne ayrılacaklardır. Yani, hâkim, adlî tatil geçtikten sonra, eylülde veya ekimde izne ayrıldığında, onun dosyalarına geçici olarak başka bir hâkim bakacaktır. Geçici bakacak olan hâkimse, bir taraftan kendi dosyalarına bakmaya devam edeceğinden, geçici olarak baktığı dosyalar için sadece duruşma günü verecektir. Bu, o adliyedeki tüm hâkimler için geçerli olacağından, adlî tatili 9 gün daha kısaltarak yargıyı hızlandıralım derken, iyice çıkmaza sokacaksınız.

Yargının büyük ölçüde yükünü omuzlarında taşıyan, eleman yetersizliği sebebiyle çok yoğun ve mesai saati dışında bile çalıştırılan adlî personel de 45 günlük adlî tatil süresi içerisinde çok rahatlıkla izinlerini kullanabiliyorlardı. Adlî tatil süresinin kısaltılmasıyla, bu personelin izin kullanması da zora girecektir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yargının sorunları, ben de dahil, pek çok milletvekilimiz tarafından, Sayın Adalet Bakanımız tarafından ve adlî yılın açılış törenlerinde Yargıtay ve Danıştay Başkanlarımız tarafından defalarca dile getirilmiştir. Bu şekildeki basit düzenlemelerle, adlî tatili 45 günden 36 güne indirmekle ne yargının sorunlarını çözebiliriz ne de davaların makul süre içerisinde bitirilmesini sağlayabiliriz. Hükümet, yargılamanın hızlandırılmasını istiyorsa, köklü bir yargı reformu yapmamız gerekiyor. Yasalarımızı ve özellikle usul hükümlerini yeniden düzenlemeliyiz. Hâkimlerimizi çok nitelikli bir duruma getirerek hâkim sayısını artırmalıyız. Günde 80-100 dosyayla duruşmaya çıkan bir hâkimden çok titiz çalışmasını bekleyemeyiz. İdare, hâkim ve savcıların taleplerini yerine getirmekte gecikmemelidir. Özellikle, ceza davalarında, davaların bir an önce sonuçlanması için, adlî zabıta teşkilatının mutlaka kurulması gerekmektedir. Bunların hiçbirini yapmadan, seksen yıla yakın bir süredir uygulanan bir sistemi değiştirmek, bizce, faydadan çok zarar getirecektir.

Hâkim ve savcılarımızı her gün yüzlerce dosyayla karşı karşıya bırakıyoruz; hâkim ve savcının konumuna uygun, geçim sorunu içine düşmeyeceği bir maaş da vermiyoruz; ancak, 45 gün adlî tatili fazla bulup, bunu, 36 güne indirdim diyoruz; bu, adil bir tutum değildir. Bu nedenle, hükümetten, tasarıdaki adlî tatile ilişkin düzenlemeleri geri çekmesini istiyoruz.

Bu tasarıdaki "mal beyanında bulunmamak" fiilini suç olmaktan çıkaran tasarının 4 üncü maddesindeki düzenlemeyi de olumlu karşılıyoruz; ancak, bunu kaldırırken, alacaklının alacağını hukuk çerçevesi içerisinde, etkin bir biçimde alabilmesi için gerekli düzenlemelerin acilen yapılması gerektiğini de belirtiyoruz.

Tasarının 14 üncü maddesinde "asliye mahkemelerinin bulunmadığı ilçelerde adlî sicil bilgileri kaymakamlıklarca verilir" hükmü getirilmek istenmektedir. Bu düzenleme, hükümetçe uygulanan bazı ilçelerdeki adliye teşkilatının kapatılması uygulamasının sonucu olarak getirilmektedir. Ancak, bazı ilçelerdeki adliyelerin kapatılması uygulamasının yanlış olması gibi, adlî sicil bilgilerinin kaymakamlıklarca verilmesi de, kuvvetler ayrılığı dikkate alındığında, yanlış bir uygulama olacaktır.

Bu düşüncelerle, Yüce Heyete en derin saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Tasarının tümü üzerinde başka söz talebi?..Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum :

ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE  1. - 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun  432 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 432. - Yukarıdaki maddelerde yazılı cürümlerden birinin faili, kaçırdığı veya alıkoyduğu kimseyi hiçbir şehevî  harekette bulunmaksızın kendiliğinden, kaçırıldığı eve veya ailesinin evine iade eder veyahut ailesi tarafından alınması mümkün olan emniyetli diğer bir yere getirip serbest bırakırsa 429 uncu maddede  yazılı halde bir aydan bir seneye kadar, 430 uncu maddenin birinci fıkrasında yazılı halde altı aydan üç seneye, ikinci fıkrasında yazılı halde bir aydan altı aya kadar, 431 inci maddede yazılı halde bir seneden beş seneye kadar hapis cezasıyla cezalandırılır."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?..Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, az önce Sayın Kılıç'ın da belirttiği gibi, bir önceki görüştüğümüz kanunda olduğu gibi, bu 2 nci madde de birkaç bentten oluşmaktadır; o nedenle, bölüm bölüm okutacağım. Bentler üzerinde söz talep eden sayın milletvekilleri veya gruplar olursa söz vereceğim.

Şimdi, 2 nci maddenin (B)'ye kadar olan kısmı bir bent olarak oluşturuldu; bu bendi okutuyorum:

MADDE 2. - A) 18.6.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun;

a) 8 inci maddesinin (I) numaralı bendinde yer alan ve ek 3 üncü maddesine göre "dörtyüzmilyon" olarak  uygulanması öngörülen parasal sınır "beşmilyar" lira,

b) 288 inci maddesinin birinci  ve ikinci fıkraları ile 290 ıncı maddesinde yer alan ve ek 3 üncü maddesine göre "kırkmilyon" olarak uygulanması öngörülen parasal sınır "dörtyüzmilyon" lira,

c) 427 nci maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan ve ek    3 üncü maddesine göre "kırkmilyon" olarak uygulanması öngörülen parasal sınır "birmilyar" lira; beşinci fıkrasında yer alan ve ek 3 üncü maddesine göre "sekizyüzmilyon" olarak uygulanması öngörülen duruşma sınırı "onmilyar" lira; "altıyüzmilyon" olarak uygulanması öngörülen karar düzeltme sınırı "altımilyar" lira,

d) 438 inci maddesinin birinci fıkrasında geçen ve ek 3 üncü maddesine göre "sekizyüzmilyon" olarak uygulanması öngörülen parasal sınır "onmilyar" lira,

e) 440 ıncı maddesinin (III) numaralı fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan ve ek 3 üncü maddesine göre "altıyüzmilyon" olarak uygulanması öngörülen parasal sınır "altımilyar" lira,

f) 566 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve ek 3 üncü maddesine göre "dörtyüzmilyon" olarak uygulanması öngörülen parasal sınır "beşmilyar" lira,

Olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bent üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) bendini okutuyorum:

B) 1086 sayılı Kanunun 175 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 175. - Her sene bilumum mahkemeler ağustosun birinden eylülün beşine kadar tatil olunur."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bent üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(C) bendini okutuyorum:

C) 1086 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunla artırılan parasal sınırlar nedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararı verilemez."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bent üzerinde söz talebi?..Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çerçeve 2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - A) 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 209 uncu maddesinin son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu muamele tutuklunun bulunduğu ceza infaz kurumunda cezaevi kâtibi veya bu işle görevlendirilen personel yanına getirilerek tutanak tutulmak suretiyle yapılır."

B)  1412 sayılı Kanunun 305 inci maddesinin (1) numaralı bendinde yer alan "ikimilyon" ibareleri "ikimilyar";  (2) numaralı bendinde yer alan "onmilyon" ibaresi "onmilyar" olarak değiştirilmiştir.

C) 1412 sayılı Kanunun 423 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her sene ağustosun birinden eylülün beşine kadar tatil olunur."

D) 1412 sayılı Kanunun 148 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?..Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 4 üncü maddenin (A) bendini okutuyorum.

MADDE  4. - A) 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 88 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

"Alınacak depo ve garaj ücretleri Adalet Bakanlığınca belirlenir. Bu yerlerin çalışma esas ve usulleri yönetmelikte gösterilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bent üzerinde söz talebi?..Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) bendini okutuyorum:

B) 2004 sayılı Kanunun 337 nci maddesi kenar başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Malları vermeyen, malları göstermeyen ve iflâs idaresi altında bulunma mükellefiyetine uymayan müflisin cezası:

Madde 337. - Bu Kanunun 162, 209 ve 216 ncı maddelerine muhalefet eden müflis hakkında, iflas idaresinin vereceği müzekkere üzerine icra mahkemesi tarafından on günden bir aya kadar hafif hapis cezası hükmolunur."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 623 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 4 üncü maddesinin (B) ve (C) bentlerinin madde metninden çıkarılması ve buna göre fıkra teselsülünün yapılması arz ve teklif olunur.

 

Haluk İpek

Mustafa Demir

Ahmet Yeni

 

Ankara

Samsun

Samsun

 

Hasan Kara

F. Hüsrev Kutlu

Ali Rıza Alaboyun

 

Kilis

Adıyaman

Aksaray

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Efendim, biz de katılıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İcra ve İflas Kanununun 337 nci maddesinde düzenlenen mal beyanında bulunmama suçunun, İcra ve İflas Kanunu üzerinde yapılacak genel bir çalışmada ve ilgili tüm kurumlarla birlikte değerlendirmek suretiyle yapılmasının daha uygun olacağı düşünüldüğünden, maddeyle İİK'nın mal beyanında bulunmama suçuyla ilgili hükümlerinde değişiklik yapan hükümlerin madde metninden çıkarılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, önerge, okutmadığımız (C) bendini de kapsadığı için, önergeyi, (C) bendini de okuttuktan sonra işleme alacağım.

Maddenin (C) bendini okutuyorum:

 C) 2004 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 7. - Bu Kanunla yapılan değişlikten önce yürürlükte bulunan

337 nci maddenin birinci fıkrası hükmüne göre şikâyet edilen ve davası devam eden borçlu, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz günlük süre içerisinde mal beyanında bulunmazsa, hakkında 76 ncı  madde hükümleri uygulanır."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyonun ve Hükümetin kararında bir değişiklik var mı?.. Yok.

Az önce okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5. - 10.6.1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 10 uncu maddesinin (A) ve (D) fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 623 sıra sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

 

Haluk İpek

İrfan Gündüz

Hasan Kara

 

Ankara

İstanbul

Kilis

 

Nusret Bayraktar

Fehmi Öztunç

 

 

İstanbul

Hakkâri

 

"Madde 5.- 10.6.1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 10 uncu maddesinin (A) ve (D) fıkraları ile 33 üncü maddesinin (A) ve (C) fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır."

BAŞKAN - Komisyon?..

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun tasarısının 5 inci maddesiyle İl İdaresi Kanununun 10 uncu maddesinin (A) ve (D) fıkralarında yer alan ve valiye verilen yetkiler kaldırılmakta olup, kanunun kaymakama aynı yönde yetkiler veren 33 üncü maddesinde yeralan hükümlerin de kaldırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6. - 25.10.1963 tarihli ve 353 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 205 inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan "iki milyon" ibareleri "iki milyar"; (2) numaralı alt bendinde yer alan "on milyon" ibaresi "on milyar" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7. - 21.2.1967 tarihli ve 832 sayılı Sayıştay Kanununun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Sayıştay Genel Kurulu, Temyiz Kurulu, Daireler Kurulu ve daireleri her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar çalışmaya ara verir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 8 inci maddede de aynı durum söz konusu. (A) ve (B) bentlerini ayrı ayrı okutup işleme alacağız.

8 inci maddenin (A) bendini okutuyorum:

MADDE 8. - A) 18.1.1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 2 nci maddesine aşağıdaki fıkra üçüncü fıkra olarak eklenmiştir.

"Asliye mahkemesinin kaldırıldığı ilçelerdeki birinci, ikinci ve üçüncü sınıf noterliklerin faaliyetleri devam eder. Bu yerlerde birden çok noterlik de kurulabilir. Asliye mahkemesi bulunmayan ilçelerde faaliyetleri devam eden veya yeniden kurulan aynı yargı çevresi içerisinde olup aynı belediye hudutları içerisinde bulunmayan noterlikler hakkında 109 uncu madde hükmü uygulanmaz."

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Bent üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) bendini okutuyorum:

B) 1512 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir

"Asliye mahkemesinin kaldırıldığı ilçelerdeki birinci, ikinci ve üçüncü sınıf noterlikler ise boşalmış olması halinde, Türkiye Noterler Birliğinin teklifi üzerine Adalet Bakanlığınca kapatılabilir."

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Bent üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çerçeve 8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9. - 4.7.1972 tarihli ve 1602 sayılı Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 85 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Barışta Askerî Yüksek İdare Mahkemesi her sene ağustosun birinden eylülün beşine kadar çalışmaya ara verir."

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10. - 12.6.1979 tarihli ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Toplantı dönemi her yıl altı eylülde başlar, otuzbir temmuzda biter."

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11. - A) 6.1.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 61 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar çalışmaya ara verirler."

B) 2577 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 12. - 6.1.1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun 86 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"1. Danıştay daireleri her sene ağustosun birinden eylülün beşine kadar çalışmaya ara verirler."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13 üncü maddenin (A) bendini okutuyorum:

MADDE 13. - A) 4.2.1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 28 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Zamanaşımı Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının (5) ve (6) numaralı bentleri kapsamında olan suçlara ilişkin dava dosyaları temyiz üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tebliğname düzenlenmeksizin ilgili daireye gönderilir. Daire kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının karar düzeltme ve itiraz kanun yollarına başvurma yetkisi vardır."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

(A) bendi üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) bendini okutuyorum:

B) 2797 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Adlî ara vermeden yararlanmayanların yıllık izinleri yol süresi dahil otuzaltı gündür."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

(B) bendi üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çerçeve 13 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 14 - 22.11.1990 tarihli ve 3682 sayılı Adli Sicil Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Asliye mahkemelerinin bulunmadığı ilçelerde adli sicil bilgileri kaymakamlıklarca verilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 15. - Bu Kanunun 2 nci maddesinin (B) fıkrası, 3 üncü maddesinin (C) fıkrası, 7 nci, 9 uncu, 10 uncu, 11 inci 12 nci maddeleri ile 13 üncü maddesinin  (B) fıkrası 1.1.2005 tarihinde, diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 16. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Tasarı, kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz.

8.- Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/744) (S. Sayısı: 636) (X)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Komisyon raporu 636 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın Sami Tandoğdu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 636 sıra sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; görüşlerimi belirtmeden önce Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de sağlık ne durumdadır; sağlık, en temel insan haklarından birisidir. Hükümetlerin en önemli görevlerinden birisi de toplum sağlığını daha iyi ölçütlere ulaştırmak olmalıdır. Dolayısıyla, sağlık politikaları ve sağlık alanındaki yasal düzenlemeler, bizlerin, üzerinde önemle durması gereken bir konudur. Peki, o zaman bu konuda birkaç rakam  vermek istiyorum:  Ülkemizde  1 000 bebeğin  42'si henüz   1 yaşını görmeden ölmektedir, 1 yaşına varmadan vefat etmektedir. Bu, yılda 60 000 bebeğin ölümüdür. Bu sizce bir rakam mıdır, istatistik midir, yoksa en derin acılardan birisi midir?

Bir doktorun en büyük temel görevi insan sağlığını korumak ve geliştirmektir. Bir ülkeyi yönetenlerin görevi ise, tüm toplumun sağlığını korumak, geliştirmek ve o politikaları üretmektir; yoksa, sağlığı ticarî bir meta olarak görüp sağlıkla ilgili görevlerinden sıyrılmak değildir. Böyle bir devlet, küçük ve esnek bir devlet değil, görevlerinden kaçan bir devlet konumuna düşer. Sizleri, öncelikle, ülkemizin sağlık durumuna ait fotoğrafı birlikte yorumlamaya davet ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle sağlıkta finansmana bakalım. Türkiye bütçesinin yüzde 2,4'ü sağlığa ayrılmaktadır. Bu oranını, Dünya Sağlık Örgütü tarafından açıklanan rakamlara göre, Türkiye gibi ülkeler için yüzde 10-15 olması gereklidir.

Ülkemizdeki temel sağlık sigortası, sağlık göstergelerine gelince; Türkiye'de her yıl doğan 1 500 000 bebekten 60 000 kadarı bir yıl içerisinde yaşamını yitirmektedir. Bu ölüm tablosunda, kırsal kesimlerde bu oran daha farklıdır. Kırsal kesimlerdeki bu oran 1,6 kat daha yüksektir. Eğitimsiz annelerin bebekleri eğitimli annelerin bebeklerinden 1,7 kat, doğudakiler batıdakilerinden 1,8 kat daha fazla ölmektedir. Gebelik öncesi bir kez hekim kontrolünün olması ve doğumun bir sağlık kuruluşunda yapılması bebek ölümünü 3,3 kat azaltmaktadır.

Ülkemizde bulaşıcı hastalıklar halen yaygındır. Bu durum su, kanalizasyon, altyapı ve gıda hijyeni gibi yetersizliklerden kaynaklanmaktadır. Hanelerin yüzde 30'unda şebeke suyu yoktur, yüzde 15'inde ise dere suyu kullanılmaktadır.

2001 yılında hasta olup tedavi olamayanların oranı, en yoksul yüzde 20'lik grupta, en zengin yüzde 20'lik gruba oranla 17 kat fazladır. Buyurun, "bu tablo karşısında sağlık hizmetlerini özelleştireceğiz ve dolayısıyla parayla satacağız" demenin vicdanî yükünü üstlenin!

2000 yılı itibariyle, sağlıkocağı başına düşen nüfus 11 500 civarındadır. Sağlıkocağı başına düşen nüfus sayısı, bölgeler ve iller arasında eşitsizlik yaratmaktadır. Doğu, güneydoğu ve büyük kentlerin yoksul bölgelerinde durum daha da vahimdir. Ülkemizde 5 800 sağlıkocağının yüzde 12'sinde doktor yoktur. 12 000 civarında sağlıkevinin yüzde 66'sında ebe yoktur. Bu şartlar altında, bölgesel eşitlikten bahsetmek mümkün müdür?!

Karma aşı olarak bilinen difteri, boğmaca, tetanos aşısının eksik olarak yapıldığı çocuk oranı yüzde 10'dur. Bu oran, doğu ve güneydoğu bölgelerinde daha fazladır. Kısacası, ülkemizde sağlıksızlığın ciddî bir sorun olduğunu görmekteyiz.

Bu belirtilen rakamlar, ülkemizde, koruyucu sağlık hizmetlerine ve sağlık alanındaki yatırımlara verilen önemi göstermektedir. Ülkemizde sağlıya genel bütçeden yüzde 2,4 oranında pay ayrılmakta ve koruyucu sağlık hizmetlerine bu orandan da binde 8 ayrılmaktadır. Oysa, Dünya Sağlık Örgütünün Türkiye gibi ülkeler için önerdiği rakam ise yüzde 10'dur; bunun da, en az yarısının temel sağlık hizmetlerine ayrılması gerekmektedir.

Hükümetimizin bu tabloya yönelik önerileri, durumu daha da kötüye götürecektir. Kabaca söylemek gerekirse, temel sağlık hizmetlerine kaynak aktarılmayacağı ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin, aile hekimliği uygulamalarıyla koruyucu hekimlik anlayışından çıkarılıp, tedavi edici hizmet anlayışıyla halka sağlık hizmeti satılacağı görülmektedir; çünkü, aile hekimliği, pratisyen hekimliğin tersine, tedavi edici bir hekimlik uygulamasıdır.

Genel sağlık sigortası ise, sağlıkta hizmet sunumunun ve finansmanının birbirinden ayrılarak, halkın sırtına sağlık hizmetine ulaşabilmek için yeni bir maddî yük getirmektedir.

Hastanelerin birbirinden ayırarak ve sağlıkocaklarıyla aralarındaki sevk ilişkisi kopartılarak tek başlarına bir sağlık işletmesi haline getirilmesi, sağlık hizmeti sunumu değil, sağlık hizmeti satışının ifadesidir. Devlet, sağlık hizmeti isteyen vatandaşına "müşteri ol" demektedir. Devlet, sağlığı temel bir insan hakkı olmaktan çıkarıp, sağlığı satılabilir bir ihtiyaç maddesi olarak tanımlamaktadır. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla birlikte Sağlık Bakanlığının taşra teşkilatlarının kaldırılması bunun en açık ifadesidir. Turgut Özal döneminde, hastanelerde, sağlıkdışı hizmetlerin, örneğin yemek, temizlik, güvenlik ve bilgiişlem gibi faaliyetlerin taşeron firmalara gördürülmesiyle başlayan süreç, artık insan sağlığı hizmetinin de taşeron şirketler tarafından gördürülmesi noktasına ulaşmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; Sağlık Bakanlığının 5 Mayıs 2004 tarihinde yayımlanan Sağlık ve Yardımcı Sağlık Personeli Tarafından Yerine Getirilmesi Gereken Hizmetlerin Satın Alma Yoluyla Gördürülmesine İlişkin Esas ve Usuller adlı düzenlemesi, sağlık hizmetlerinin taşeron şirketlerden satın alınmasını mümkün kılmaktadır. Çok yakın tarihimizde, bundan bir hafta önce, İstanbul'da, Siyami Ersek Hastanesinde açılan ihale bunun en güzel örneğidir.

Devlet hastanelerinde uygulanmaya başlayan performansa dayalı dönersermaye uygulamasıyla, hekimlere ve sağlık çalışanlarına, hastaneye kazandırdıkları para oranında prim ödenmektedir. Bunun en acı sonuçlarından bir tanesi de, İzmir Tepecik Göğüs Hastanesi Tüberküloz Kliniğinin bir kısmı, kârlı olmadığı gerekçesiyle kapatılıp, yerine, ileri teknoloji kullanımıyla daha çok gelir getiren göz kliniği açılmasıdır. Tüberküloz, toplumun en yoksul kesimlerinin hastalığıdır. Bu insanların, hastalıklarının tedavisi için devletten başka sığınacakları kapı, devletin vereceği şifadan başka güvenceleri yoktur. Bu ülkede ölüm cezası kalkarken, devlet, tüberküloz hastalarını ölüme mahkûm etmektedir. Sevgili milletvekili arkadaşlarım, unutmayınız ki, tüberküloz bulaşıcıdır. Sayın milletvekilleri, kendinizi de tüberkülozdan korumaya gayret gösterin ve tedbirlerinizi almaya başlayın.

Sağlık Bakanlığı, 24.6.2004 tarihinde, yeni bir Atama ve Nakil Yönetmeliği çıkarmıştır. Bu yönetmelikte amaç şudur: Personelle ilgili tüm atama ve nakilleri, çağdaş insan kaynakları yönetimi, etkili ve verimli istihdam politikalarıyla, sağlık hizmetlerinin ülke genelinde dengeli dağılımını sağlamaktır. Bu yönetmelikte, ülkemizin illeri, A, B, C, D şeklinde dört gruba ayrılmıştır. Atamalarda, çalışılan yerin özelliklerinin ve meslekî yeterliliğin gözönüne alındığı bir hizmet puanı esası getirilmiştir. Bu hizmet puanları hesaplarına fazla değinmeyeceğim; fakat, görülmektedir ki, puanları en az ve meslekî yetenekleri en düşük seviyedeki personelin, koşulları en kötü kabul edilen D grubu illere atanması sonucunu  doğuracaktır. Bu hizmetin dengeli dağılımından bahsetmek mümkün değildir.

Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım, Ordu, Tokat, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gümüşhane, Van, Muş, Kars, Yozgat, Bingöl, Bitlis, Siirt ve Adıyaman'ın değerli milletvekilleri; sizlere sesleniyorum, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, temsil ettiğiniz illeri, bu yönetmelikle, sürgün bölgeler haline getirmiştir. Bu, resmî bir belgedir ve dileyen, bu yönetmeliğin 24 üncü maddesini açar ve okur; bende çok miktarda var, sizlere dağıtabilirim.

Sağlık Bakanlığının nasıl bir açıklama getireceği bence de çok merak konusudur; sizlerin de merak edeceği düşüncesindeyim. Dolayısıyla, ülkenin her yerine doktor gönderme idealizmini her fırsatta ortaya koyan Sayın Sağlık Bakanı, aslında samimî olmadığını bu yönetmelikle göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şu anda Mecliste görüşülmekte olan Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısını, Türkiye'deki sağlık hizmetlerine ilişkin olarak şimdiye kadar belirttiğim temel veriler ve nedenler üzerinde açıklamaya devam edeceğim.

Bu kanun tasarısında yapılmak istenilen değişiklik şudur: Sağlık Bakanlığına verilen Hazine mülkiyetindeki taşınmazlar ile Sağlık Bakanlığının bünyesinde kullandığı taşınmazlardan gerekli görülenlerin mülkiyetinin Hazineye bedelsiz devrini içererek, 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun 24 üncü maddesine bağlı olmaksızın taşınmaz malların satışında Maliye Bakanlığına yetki verilmiştir.

Yapılan bu değişiklikle, 1050 sayılı Kanunun taşınmaz mallarla ilgili 24 üncü maddesindeki "değeri yüksek olan Hazine taşınmaz malları, ancak Bakanlar Kurulu kararı veya yasayla satılabilir" ibaresi istisna tutulmuş ve bu hak Maliye Bakanlığının yetkisine bırakılmıştır. Bu durumda, taşınmaz malların satışı sonucu elde edilecek gelirin nerelerde kullanılacağı konusundaki şeffaflığı ve denetimi yitirilmektedir.

Bu değişiklikle ilgili diğer bir sorun, kanun tasarısının hazırlanmasında gerekçe olarak, 479'u bulan ve halen devam eden yatırımlar öne sürülmüş ve taşınmaz malların satışı sonucu yeni yatırımlara kaynak olacağı belirtilmiştir. Devlet, demin saydığım sorunların çözümünü, binaları satarak gelecek parayla sağlayacaksa, buyurun, hemen satın. Eğer, bu, 60 000 çocuğun, bebeğin ölümünü engelleyecekse, buyurun satın. Bu ne kadar gerçekçi bir gerekçedir, tüm milletvekillerinin ve bütün Türkiye Halkının takdirine bırakıyorum.

Ayrıca, kanun tasarısında, hangi bölgelerdeki yatırımlara kaynak aktarılacağı belirtilmemiştir ve üstü kapalı olarak geçiştirilmiştir.

Fonksiyonelliğini yitirmiş taşınmaz malların satışı sonucu elde edilecek gelir, hem kontrolsüz kalacak hem de gerekli yatırımlara aktarılmamış olacaktır. Taşınmaz malların satışıyla yatırımlara kaynak aktarmak fikri gibi geçici çözümler yerine, genel bütçe ödeneklerinde Sağlık Bakanlığına ayrılan payın artırılması şarttır.

Bu yasa tasarısının diğer bir olumsuz yanı da şudur: Sağlık Bakanlığına tahsis edilmiş olan taşınmazların satışı sonucu elde edilecek gelirin Sağlık Bakanlığı bütçesine gelir kaydedilmesi durumunda, sağlanacak gelirin, konjonktüre bağlı olarak, sağlık hizmetlerine aktarılmasının güç olacağı görülmektedir.

Ayrıca, belirtilen değişikliklerde, fonksiyonelliğini yitirmiş taşınmazlardan kastın ne olduğu, hangi taşınmazların satılıp hangi yatırımların finansmanında kullanılacağı ve öncelik sıralamasının ne olacağı belli değildir.

Ayrıca, kanun tasarısında, satış sonrası elde edilecek gelirlerin 1,5-2 katrilyon kadar olacağı belirtilmiş ve bunun da nasıl hesaplandığı belirtilmemiştir. Onsekiz aydır, milletvekilleri lojmanlarından kaç tanesini sattık ve bu gelirleri nerelere kullandık ki, biz, bu parayı sağlık hizmetlerinde nasıl değerlendireceğiz, bu sattığımız taşınmazlarla?!

Ayrıca, 2004 yılında sağlıkevlerinin ve ocaklarının onarımı için, bütçeden, 43 trilyon lira gibi komik bir ödenek ayrılmıştır. Bunların pek çoğunun işler vaziyette olmadığı ve personeli bulunmadığı için, kısa zamanda yeniden onarımının gerekli olacağını gördüğümüz sağlık ocaklarına harcanacağı söyleniyor. Bu açıdan da, yapılan kaynak aktarmalarında, kaynakların doğru ve etkin kullanılmadığı da bariz bir şekilde ortadadır.

Özellikle son yıllarda, özelleştirme politikaları sonucunda, kamuya ait kurum ve kuruluşların etkinsizleştirildiği ve bu sayede özel sektörün bu alanlara girmesi için çalışmalar yürütüldüğü görülmektedir. Bu çalışmalar, şu anda incelediğimiz kanun tasarısında etkin olmayan taşınmaz malların devriyle kendisini göstermektedir.

Bu tasarıyla ilgili önerimiz şudur: Bu açıdan incelediğimizde, etkin olmayan sağlık kuruluşlarının devri yerine, o kuruluşların çağdaşlaştırılmasını ve etkinleştirilmesini amaçlayan çalışmalar yapılmalı ve kanun tasarıları hazırlanmalıdır.

Bu kanun tasarısında, sağlık hizmetlerinin, halkın beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yerine getirilmesinde özel sektörle işbirliği yapılması ve görev paylaşımında bulunulması vurgulanmış; ancak, bu paylaşım ve işbirliğinden neyin kastedildiği ve ne ölçüde yardım alınacağı belirtilmemiştir.

Buradan şu anlaşılmaktadır ki, yukarıda sakıncalarını açıkça belirttiğim aile hekimliği modellerinin getirilip bu tasarıya sıkıştırılması, özel sektörün bu alanlara hangi yollarla gireceği konusunda çok ciddî bir ipucu vermektedir. Aile doktorluğu modeli, bizim Sağlık Bakanlığımızın mucizevî bir buluşu değildir arkadaşlar. Bize getirilmek istenen model, daha önce Dünya Bankası tarafından başka ülkelere de getirilmiştir. Siz, bu modelin getirildiği Bulgaristan'da, bütün sağlık temel göstergelerinin daha bozulduğunu, halkın para ödemeden doğru dürüst bir sağlık hizmeti alamadığını ve aile doktorlarına halk arasında "insan tüccarı" denildiğini biliyor musunuz! Bu hükümet, bu modeli getirirken, denenmiş ve çökmüş bir uygulamayı, bir mucizevî çözüm olarak gözümüzün içine baka baka yutturmaya çalışmaktadır. Kimsenin, Türk Halkına ve Türk hekimlerine bunu reva görmeye hakkı yoktur. Hepinizi, bu sistemin uygulandığı ülkelerin sağlık verilerini incelemeye ve sonra bunu halka anlatmaya çağırıyorum.

Kanun tasarısında bir diğer göze çarpan gerçek şu: Taşınmaz malların satışından elde edilecek gelirle deprem bölgelerinde bulunan mevcut hizmet binalarının onarımı ve depreme karşı korunmasını içeren gerekçedir. Bu gerekçede, depremden zarar gören hizmet binaları belirtilmemiş olup, hepimizin de anlayacağı gibi, 1,5-2 katrilyon lira gibi bir gelirin getireceği bir satışla buralara hiçbir şey yapılamayacağı ortadadır.

Değerli arkadaşlarım, yapılan çalışmalar gösteriyor ki, değişimin arkasında farklı amaçlar yatmaktadır. Bu nedenle, sağlık konusunda bir gelişme sağlamak istiyorsak, bu halkın ihtiyaçlarını IMF ve Dünya Bankasına sormaktan vazgeçip, kamu kurumlarını, kendi ihtiyaçlarımıza göre, etki altında kalmadan modernize etmemiz gerekir. Vatandaş ile devlet arasında bir hizmet sunumundan da öte, bir diyalog, bir iletişim olan sağlık hizmetinde devleti susturmamamız, vatandaşı küstürmememiz, sağlık çalışanlarını da mağdur etmememiz gerekmektedir. Bunu, kamuya ait kurumları satarak, sağlık personelini sözleşmeli ve işgüvencesiz çalışmaya zorlayarak gerçekleştiremeyiz. Türkiye'de eğer gerçek anlamda sağlık reformu yapılmak isteniyorsa, sağlık çalışanları ve örgütlerinin dinlenilmesi, hesaba katılması ve kendileriyle diyalog kapılarının kapatılmaması gerekmektedir.

Sadece bir milletvekili sıfatıyla değil, ayrıca bir doktor olarak da konuşuyorum; halkımızın sağlık hakkını savunmak, bir milletvekili olarak görevim olduğu kadar, bir doktor olarak benim meslek onurumun gereğidir. Sağlık hizmetlerini serbest piyasa mantığıyla pazarlamak doktorluk etiğinde yoktur ve olamaz. Ekonomik darboğazlar, insanların sağlığı ve hatta canlarını feda ederek de aşılamaz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tandoğdu.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Ağrı Milletvekili Sayın Kerim Yıldız; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET KERİM YILDIZ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama geçmeden önce, 2 Temmuzda ilimiz Ağrı'nın Doğubeyazıt İlçesine bağlı köylerimizde meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar ve tüm Ağrılı hemşerilerimize başsağlığı diliyorum. Allah, halkımıza böyle acıları bir daha göstermesin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sağlık, iniş ve çıkışlarla dolu hayat serüvenimizin biyolojik ve psikolojik açıdan iyi olması ve bu iyilik halinin devam etmesiyle olur, anlam kazanır. Yeryüzünde var olan her insanın bu iyilik haline sahip olma amacı ve hakkı vardır. Bu hakkın korunmasında bireylerin sorumlulukları gözardı edilemez; ancak, sosyal devlet ilkesi çerçevesinde, devletin aslî görevlerinden birinin vatandaşların sağlıklı yaşama haklarını korumak olduğu gerçeğini hatırdan çıkarmamalıyız. AK Parti Grubu olarak, bu sorumluluğumuzun bilincindeyiz.

Günümüzde insan hakları kavramı bütün sosyal değerlerin önüne geçmiş, böylece insanın gerçek değerini bulma yolunda önemli ve tarihî bir gelişme sağlanmıştır. Esasen medeniyetin ölçüsü de, çevrenin insana göre düzenlenmesinde gösterilen başarıyla eşdeğer hale gelmiştir.

Hiç şüphesiz, insanın en doğal hakkı yaşamak, yaşamanın en güzeli de sağlıklı yaşamaktır. Bu bağlamda, gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda, sağlık hizmetleri özel bir önem ve öncelik arz eder; ancak, sağlık hizmetlerinin, toplumun istek ve ihtiyaçlarına cevap verebilir bir nitelik kazanabilmesi için, arz-talep dengesinin gerçekçi biçimde sağlanması zorunludur. Bu dengenin sağlanması da, doğru tespitler ve bu tespitlere dayalı organizasyonlarla mümkündür.

Dünyadaki bütün demokratik sistem ve organizasyonlar, temelde sağlıklı birey ve bu bireylerden oluşan bir toplum gerçekleştirmeyi hedef alır. Zira, güvenliğin, gücün, istikrarın, refah ve mutluluğun temelinde, ruh ve beden sağlığı yerinde olan bireyler ve toplumlar vardır.

Gerek düzenleme gerekse denetleme çalışmalarında olumlu sonuçlara ulaşılabilmesi için mevcudun bilinmesi ve rasyonel ölçülerle değerlendirilmesi, eksik kalan ve ihtiyaç duyulan alanlarda ise, yeni ihdas ve ilavelerin yapılması gereklidir. Bütün bunlar için de, hareket noktasının sağlıklı bir veri tabanı olması zorunluluğu bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, Anayasamızda devletin sosyal devlet niteliği belirtilmiş ve devlete, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak ve bunun için sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek görevi verilmiştir.

Bu bağlamda, sağlık hizmetlerinin, ülkemizin öncelikleri gözönünde bulundurulmak suretiyle daha kaliteli, verimli, modern çağın gereklerine ve ülkenin uzun vadeli kalkınma hedeflerine uygun olarak, gelişmeye açık  bir şekilde sunulabilmesi amacıyla çağın koşullarına uygun kanunî düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Bu çerçevede, sağlık hizmetlerine ayrılan sınırlı kaynaklara ilave olarak, ihtiyaçların had safhada bulunduğu bu alanda gerekli ve yeterli kaynağın temin edilmesi son derece önem arz etmektedir.

Bu tasarı ve gerekçesi incelendiğinde, Sağlık Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazlar ile Sağlık Bakanlığı kullanımında bulunan diğer taşınmazlardan gerekli görülenlerin mülkiyetinin Hazineye bedelsiz devrinden sonra, Sağlık Bakanlığıyla mutabık kalınarak tahsislerinin kaldırılması öngörülmektedir.

Sağlık kurum ve kuruluşlarının artan hasta potansiyeli, hastalık profillerinin değişmesi, birçok hastalığın teşhis ve tedavisinde ileri teknoloji ürünü olan tıbbî cihazların kullanılması, hasta potansiyelinin büyük kent merkezlerindeki hastanelere yönelmesi, Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi olanlara Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde tedavi imkânı sağlanması neticesinde, sağlık hizmetleri ile sağlık kurumlarının bölgesel bazda yapılandırılması ihtiyacı doğmuştur.

Burada, sağlık hizmetlerine tahsis edilmiş, fakat çeşitli sebeplerle fonksiyonelliğini yitirmiş taşınmazların, hizmetin gerçekleştirilmesine azamî katkıyı sağlayacak duruma getirilmesi, halen devam eden yatırımların bir an önce tamamlanarak hizmete sunulması, deprem bölgelerinde bulunan mevcut hizmet binalarının depreme karşı güçlendirilmesi, yeni yatırımların ivedilikle tamamlanması ve sağlık hizmetlerinin finansmanında yaşanılan zorlukların aşılması amaçlanmaktadır.

Bu amaçların gerçekleştirilmesine yönelik olarak yapılacak satış işlemlerinin 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun 24 üncü maddesine tabi olmaması öngörülmektedir. Tasarının yasalaşmasıyla, bir yandan, Hazineye ait olup Sağlık Bakanlığına tahsisli taşınmazların satışı yoluyla elde edilecek gelirin sağlık alanındaki yatırımlarda kullanılması, diğer yandan, Sağlık Bakanlığına ait hastanelerin tıbbî donanımlarının satın alınması sağlanacaktır.

Hükümetimizin işbaşında olduğu süre içerisinde, iyi yönetimle, pek çoğu icralık olan hastaneler bu durumdan kurtarılmış, yolsuzluklar ve israf mümkün olduğu ölçüde azaltılmıştır. Bir sistem oturtma çabası içerisinde bulunan Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla birlikte yürütülen genel sağlık sigortasıyla ilgili çalışmalar tamamlanarak en kısa zamanda kamuoyuna açıklanacak ve pilot illerde, özellikle doğu ve güneydoğu illerinde uygulaması başlatılacak olan aile hekimliğiyle ilgili tasarı da yakında Genel Kurula sunulacaktır. Sağlık hizmetlerinin halkın beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yerine getirilmesinde özel sektörle işbirliği yapılacak ve görev paylaşımına gidilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık hizmetleri konusunda standartların Sağlık Bakanlığınca belirlenmesi ve planlanması kaydıyla, yürütme noktasında yerel yönetimlere yetki verilmesi ve bu hizmetlerin en uygun ve etkin yöntemlerle yapılması sağlanacaktır.

Konuşamama son verirken, bu kanun tasarısının hayırlara vesile olması dileğiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA

DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

EK MADDE 2. - Sağlık Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazlar ile Sağlık Bakanlığı kullanımında bulunan diğer taşınmazlardan gerekli görülenlerin, mülkiyetinin Hazineye bedelsiz devrinden sonra, Sağlık Bakanlığı ile mutabık kalınarak tahsislerini kaldırmaya ve 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun 24 üncü maddesine bağlı olmaksızın satmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

Satış bedelleri bütçeye gelir kaydedilir. Sağlık kurum ve kuruluşlarının yapımı, onarımı ve donatımı ile tıbbi araç ve gereçlerin alımında kullanılmak üzere Sağlık Bakanlığı bütçesine gerekli ödenek öngörülür.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Neşşar; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 636 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesi üzerinde konuşmak üzere söz aldım; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, burada, Sağlık Bakanlığının taşınmazlarının elden çıkarılmasıyla ilgili bir yasayı görüşüyoruz ve gerekçede, eksik kalmış çok sayıda yatırımın tamamlanması ve binaların depreme karşı dayanıklılığının artırılması için kaynak ihtiyacı olduğundan söz ediliyor. Yine, gerekçede, Anayasanın 2 nci maddesi gereği sosyal devlete atıf yapılıyor.

Değerli milletvekilleri, ben, burada, size gösterilen amaçla hedeflenenin aynı olmadığını iddia etmek için karşınızda bulunuyorum. Burada -gerçi elimize dağıtılan tasarının gerekçesinde 1,5 trilyon yazılmış, ama- 1,5-2 katrilyon kadar bir kaynak temin edileceğinden ve bu kaynağın demin bahsettiğim amaçlar için kullanılacağından söz ediliyor. Aslında, esas amaç tabiî ki bu değil. Esas amaç, sosyal devleti yok etmek -gerekçenin ilk satırında dile getirilen, atıf yapılan Anayasanın 2 nci maddesinin gereğine ters düşecek bir şekilde- sağlığı kamu görevi olmaktan çıkarmak ve kişilere rant sağlamak.

Şimdi, ben, dilim döndüğünce, size, bunun nasıl olduğunu anlatmaya çalışacağım. Bir kere, Anayasaya göre de, bizim inancımıza göre de, sağlık, bir kamu görevidir ve sağlık hakkı insanların vazgeçemeyeceği temel haklarındandır ve bunu devlet karşılamakla görevlidir; bunu, ister hizmet satın alarak yapar ister kendi teşkilatıyla yapar; ama, siz, yerine doğru dürüst bir şey koymadan, herhangi bir kaynak da oluşturmadan, Kamu Yönetimi Yasası Tasarısıyla sağlık teşkilatını yok ediyorsunuz.

Arkasından, şimdi, bu yasayla, taşınmaz malları satarak, hizmet verebilme olanaklarını ortadan kaldırıyorsunuz. Özelleştirme yaparak, sağlık hizmetlerini devletin görevi olmaktan çıkarıyorsunuz, kamu alanı dışına çıkarıyorsunuz ve özellikle de hizmetleri ikinci basamakta sunarak, koruyucu sağlık hizmetlerini, temel sağlık hizmetlerini dışlayarak, bunlara kaynak ayırmayarak, devletin yapması gereken temel görevden vazgeçiyorsunuz. Bunu yaparken bütçeye kaynak koymuyorsunuz.

Sağlık Bakanlığı bütçesi, yıllardır tartışılır, yıllardır dile getirilir. Şu anda bir gerekçe var; çünkü, Sayın Bakan "biz, sağlık hizmeti vermeyeceğiz, satın alacağız" diyor; ama, neyle satın alacağını da, dilerim ki, gelir, burada, bize anlatır. Bütçeye kaynak koymuyorsunuz. Şimdi de, tıpkı müflis bir tüccar gibi, elinizde ne var ne yok bunları satıyorsunuz. Satarken neyi satacağınızın listesini yapmamışsınız ya da yapmışsınız; ama, bize bildirmiyorsunuz. Kaynağı genel bütçeye ekliyorsunuz, sağlık bütçesine ekleneceğine dair bir şey söylemiyorsunuz ve en güzel, bence, en çarpıcı tarafı da, Maliye Bakanına, yani, Sayın Kemal Unakıtan'a emanet ediyorsunuz. Bu, giden paranın, bana göre, bir daha geriye gelmeyeceğini de göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık hizmetinin temel olmazsa olmazlarının başında bunun finansmanının nasıl sağlanacağının gelmesi gerekiyor. Bugünkü çağda, karşılığı olmadan yapılan hiçbir hizmetten sonuç almanız mümkün değil.

Sağlığın finansmanı konusuna gelince de, sürekli sosyal güvenlik şemsiyesinden, genel sağlık sigortasından ve vatandaşların bu şemsiyenin altına alınacağından söz ediliyor. Siz, böyle bir şemsiyeyi oluşturmadan, ne yaparsanız yapın, isterseniz bütün malınızı mülkünüzü satın, yine, sağlık hizmetini sürdürülebilir bir şekilde sunma olağanına sahip olamazsınız. Bu, Sağlık Bakanlığının tüm uygulamaları için geçerli; yani, doktorlara ödenecek dönersermaye gelirinin kaynağı da yok, eczanelere olan borçların kaynağı da yok, her yıl sosyal güvenlik kuruluşlarına -geçtiğimiz sene 13,5 katrilyon, bu sene 20 katrilyon düşünülüyor- para aktarıyorsunuz.

Geçen gün, Sayın Çalışma Bakanının açıkladığı -iyi niyetle çalıştıklarını düşünüyorum- kanun tasarısında, ancak daha emeklilik sigortalarının bir araya getirilebilmesinin başlangıcına geldiğinizi görüyoruz. Dolayısıyla, kısa bir gelecekte, bir sağlık sigortası sağlama olanağınız yok. Gelir dağılımını düzeltmemişsiniz. Takdir edersiniz ki, şu anda, Türkiye'de ister katma bütçeden finansman sağlamaya çalışın ister sigorta primleriyle finans sağlamaya çalışın, her halükârda, sadece sabit gelirliden, dargelirliden kaynak temin edebiliyorsunuz. Dolayısıyla, bugünkü koşullarda hangi yöntemi kullanırsanız kullanın, ister genel bütçeyi kullanın ister sigorta primlerini kullanın, dönüp dolaşıp vatandaşın sırtına yüklediğiniz bir finansman sistemi var; yani, sloganlarla konuşmayı sevmiyorum; ama, fakire finanse ettiriyorsunuz, herkes bundan yarar sağlıyor. Bunu değiştirmeden, ne yaparsanız yapın, sonuç almanız mümkün değil.

Dolayısıyla, her zaman söylediğimiz bir temel doğru var; o da, sağlığın, Sağlık Bakanlığından daha yukarıya hükümet politikası haline getirilmesi ve bir genel hükümet politikası olarak tek elden vergi adaletinin sağlanması ve gelir dağılımının düzenlenmesi, vergi kaçaklarının önlenmesi, kayıtdışı ekonominin kapatılmasına kadar giden bir süreç içerisinde ele alınması gerekiyor. Biz öyle yapmıyoruz, mallarımızı satıyoruz. Satalım, kime satacağımız belli değil, kaça satacağımız belli değil, kaça satacağımız belli değil. Sadece, toplam bir rakam söyleniyor. Burada çok büyük ihtimalle birtakım insanlara -bazı diğer uygulamalarda, artık, görmeye iyice alışık olduğumuz biçimde- birtakım kişilere, birtakım kuruluşlara ucuz fiyatla devredileceği düşüncesini taşıyorum. Dolayısıyla, yurttaşa, vatandaşa hizmet etme olanağı olmayan bir uygulamayla karşı karşıya kalıyoruz. Dediğim gibi, bu kazanacağımız paranın sağlık hizmetlerine ayrılacağına dair de herhangi bir ipucu bu yasa tasarısında yok.

Sonuçta, dönüp dolaşıp, yılardır, Türkiye'nin sağlık sisteminin sorunu olan yere geliyoruz; parası olan parası olduğu kadar hizmet alıyor, parası olmayan sürünüyor, maalesef sürünüyor, kötü hizmet alıyor, hiç alamıyor ve büyük reform iddialarıyla ortaya çıkan AK Parti Hükümeti ve AK Partinin vitrine koyduğu sağlık sistemiyle ilgili projeleri de, maalesef, bunları değiştirmekten âciz.

Bildiğiniz gibi bugüne kadar yapılan uygulamaların hiçbirisinden somut bir sonuç alınamadı. Sözgelimi, hastanelerin ortak kullanılması projesi sigortalı hastaların devlet hastanelerine yığılmasıyla sonlandı. Neden sonlandı; çünkü, bizim hasta davranışımızı gözönüne almayan ve belirli bir plan içerisinde olmayan bir uygulamayla işe başladığınız zaman, eskiden sigorta hastanesinin polikliniklerini dolaşan bir hasta, bugün, sigortayı dolaştıktan sonra bir de devlet hastanesine gidiyor; olay, devlet hastanelerine sigortalıların yığılması şeklinde tecelli etti.

Dediğim gibi, burada, parası olanın hizmet aldığı, olmayanın kaderine terk edildiği bir düzenin devam ettiğini görüyoruz. Bunun çıkışıyla ilgili herhangi bir ipucu göremiyorum; dolayısıyla, sözümün de başında da söylediğim gibi, bu kanun tasarısının, bu getirilen değişikliğin yine sömürüye hizmet edeceğini, vatandaşa hizmet etmeyeceğini düşünüyorum, halktan yana olmadığını düşünüyorum ve bunu yaşayarak her birimiz vicdanlarımızda göreceğiz.

Son olarak, bir de bu sağlıkta yapılan uygulamaların, AK Partinin vizyonunu çok iyi yansıttığını düşünüyorum ve onu dile getirerek bitirmek istiyorum. Yani, buna "postmodern siyaset" diyorlar galiba; söylediğinizin tam tersini yapıyorsunuz ya da yapacağınızın tam tersini söylüyorsunuz. "Halktan yanayız" diyorsunuz, halka tam karşı davranıyorsunuz. "Bilgisayarla atamalar yapacağız" diyorsunuz, bütün, belirli bir grubun kadrolaşması şeklinde bir uygulama yapıyorsunuz. Bunu dile getirmekten vazgeçmeyeceğim, bir kere daha burada dile getirdim, tekrar dile getireceğim. Sağlık Bakanlığı Müsteşarımızı bir hastaneye şef olarak atıyoruz, hiç gitmiyor o hastaneye. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcımızı bir başka hastaneye şef diye atıyoruz, hiç gitmiyor o hastaneye. Millî Eğitim Bakanlığımızın Müsteşar Yardımcısını, bir hastaneye hukuka aykırı olarak atıyoruz, hiç gitmiyor o hastaneye ve biz, memleketin sağlık hizmetlerini düzelteceğimizden, sağlık sistemini düzelteceğimizden söz ediyoruz!.. Bu, bana göre, hiç inandırıcı değil. Hesaba kitaba dayanmayan, karşılığı olmayan, iyi planlanmamış işler yaparak da, yine AK Partinin uygulamalarına güzel bir örnek teşkil ediyor Sağlık Bakanlığının uygulamaları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Neşşar.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Teşekkür ederim.

Biz, bu yasa tasarısına tabiî ki katılmıyoruz, aleyhte oy kullanacağız.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Neşşar.

Şahsı adına, Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu; buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Size bir hikâye anlatacağım. Bundan beş yıl önce, Sağlık Bakanlığınca "Malatya-Arapkir'de sağlık meslek lisesi açacağız, bize bir bina hediye eder misiniz" denildi; biz de, derhal dedik. Denizli'de, Halit Polat diye bir kardeşime rica ettim ve Halit, babanın adına bir okul yapacaksın dedim; o da, tek kelime etmedi "derhal" dedi. O zamanın parasıyla, 400 milyar lira civarında bir para vererek, Arapkir'de, babasının adına bir sağlık meslek lisesi yaptırdık; arsası dahil, binası dahil, iç donanımı dahil, bir kuruş para harcamaksızın Bakanlıktan. Aradan iki yıl geçti, bir talimat: "Bu okulu kapatıyoruz..." İşte, sağlık meslek lisesindeki...

SELAMİ UZUN (Sivas) - O zaman, "bizim oraya da okul açalım, bizim oraya da okul açalım" denildi. O okullar öyle olmadı mı?..

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Beyefendi, bir dakika... Ama, bir dakika... Tamam...

SELAMİ UZUN (Sivas) - Öyle olmadı mı?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Bir dakika... Ama, müsaade eder misin...

Kapatıyoruz, tamam; Bakanlığımızın öğrenci programı böyleyse, buna da saygı duyduk. Üç yıldır içinde kuşlar ötüyor. Bina yıkılmak üzere. Üç yıldır yalvarıyoruz. Ne bakan var, ne bu binayı... Diyoruz ki "devret, sağlıkocağı yap." Diyoruz ki "Millî Eğitime devret." Diyoruz ki "belediyeye devret." Hayır... Ben, bunu yirmi aydır defalarca ilgili Bakanlığımda gündeme getirdim; ama, şimdi, herhalde bu yasayla bir yere devredecekler. Bu ne oluyor biliyor musunuz: Bağış yapan insanların bağış zevkini yok ediyor, bağış heyecanını yok ediyor. Ben, şimdi, bir müzekkere hazırladım, bir önerge, ne olursunuz, ben bakanlığa veriyorsam bir şeyi kullanması amacıyla, kullanmıyorsa bakanlık, onuruyla bu kişilere iade edelim; o da gitsin başka bir yere hayretsin.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

Şahısları adına, Iğdır Milletvekili Sayın Dursun Akdemir; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, yerimden konuşayım.

BAŞKAN - Sayın Akdemir, buyurun kürsüden konuşun.

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ben, yerimden kısa bir açıklama yapmayı arzu ediyordum; ama, Sayın Başkan kürsüye davet ettiler; teşekkür ediyorum Sayın Başkana.

Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesiyle getirilen ek madde 2'de, Sağlık Bakanlığı kullanımında bulunan diğer taşınmazlardan gerekli görülenlerin Maliye Bakanlığına aktarılması düşünülüyor. Burada bir tanım yok, gerekçede açıklama yok. Ben, Sağlık Bakanlığı ve kadrosunun bu tasarıyı çok samimiyetle hazırladığına inanıyorum, kendilerinin niyetini yakından biliyorum; ancak, bazı aksaklıkların ortaya çıkacağını buradan hatırlatmak istiyorum.

Hazinenin dışında, Bakanlığın kullanımındaki taşınmazlar, acaba, il özel idaresine mi ait, şahıslara mı ait, vakıflara mı ait, derneklere mi ait, belediyeye mi ait? Bu konu, karmaşık bürokratik ilişkilere neden olacaktır; o nedenle, bu tasarı geçmeden önce bu ayrıntıların çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Üstelik, bu taşınmazlar Hazinenin değilse    -ki, bu saydıklarımın dışında- kime ait olduklarının açıkça belirtilmesi lazım; eğer bunlar açıklanmazsa, açıkça Anayasanın ihlali anlamına gelecek, mülkiyet hakkının bir elden bir ele zorla devredilmesi durumu ortaya çıkacaktır, o nedenle hukuk devleti ilkeleri zedelenecektir; onun için, bu konunun üzerine eğilinmesini temenni ediyorum.

Bir örnek vermek istiyorum. Sosyal Sigortalar Kurumu, sağlık hizmetlerinin tek elde toplanması nedeniyle Sağlık Bakanlığına aktarılacaktır. Şu anda, İstanbul'daki Vakıf Gureba Hastanesi, Sosyal Sigortaların hizmetinde; Sağlık Bakanlığına geçince, acaba, Sağlık Bakanlığı bu hastaneyi satmak istediği zaman -Sosyal Sigortalarla anlaşması bitince- ne olacak? Ya da, şu anda, Haseki Hastanesi belediyenin elinde mi; Sağlık Bakanlığı ile belediye arasında yıllardan beri sürüp giden bir sürtüşme var. Haseki Hastanesi de, yıllar önce bir vakıf hastanesi olarak kurulmuş. Dolayısıyla, bu çelişkilerin düzeltilmesi açısından konunun değerlendirilmesi lazım.

Ayrıca, 1,5-2 trilyon tutarında bir getiri hesaplanmış. Kendileriyle de görüştüm, bunun muhtemelen 1,5-2 katrilyon şeklinde olduğu ifade edildi. Öyle olduğunu kabul etsek dahi, Türkiye genelinde Sağlık Bakanlığının elinde bulunan taşınmazların Maliye Bakanlığına devredilmesinden, Sağlık Bakanlığının, sadece bir yıllık bütçesinin yaklaşık olarak, beşte ya da altıda 1'i oranında bir tasarruf sağlanıyor ki, bu, Türkiye genelinde tamamlanmamış 476 sağlık kuruluşunun eksiğini karşılayamaz, yetersiz bir gelir kaynağıdır. Dolayısıyla, böyle yetersiz bir gelir kaynağıyla uğraşacağımıza, Türkiye genelinde genel sağlık sigortası getirilerek, Türk insanının sağlığını garanti edecek bir gelir kaynağının garanti edilmesi lazım. Kısa süreli, çok az bir kaynak için bu yasal değişikliğin -kendi içerisinde hukuksal birsürü çıkmazı da taşıyarak- yapılmasının, hukuk açısından sakıncalar yaratacağını bildirmek istiyor ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akdemir.

Madde üzerinde verilmiş 1 önerge var, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 636 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ederiz.

                 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Yaşar Tüzün

Ramazan Kerim Özkan

 

Malatya

Bilecik

Burdur

 

 

 

Ali Arslan

 

 

 

Muğla

 

BAŞKAN - Önergede 4 imza var.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Affedersin atlamışız, ben imzalayacaktım; imzalayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, önergenin imzaları tamamlanmıştır.

Son imza sahibinin ismini ve önergenin okunmamış kısmını okutuyorum:

                                 V. Haşim Oral

                                            Denizli

"Bakanlığın kullanımı için şartlı bağış yapan kişilerin taşınmazları amacına yönelik kullanılmaması halinde kişilere iade edilir."

BAŞKAN - Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet?..

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

Sayın Aslanoğlu, gerekçeyi mi okutayım, söz mü alacaksınız?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Aslanoğlu.

Sayın Aslanoğlu, bir saniye efendim.

Sayın milletvekilleri, Nijerya Parlamentosu üyesi bir grup milletvekili şu anda Genel Kurulumuzu teşrif etmişlerdir; kendilerine, Yüce Meclisimiz adına hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; devlet babanın sözüne herkes güvenmeli. Tabiî, bugün için "devlet-vatandaş işbirliği" diyoruz, sağlıkocaklarımız, okullarımız için birsürü vatandaşımızdan katkı istiyoruz. Nedir; sevgiyle... Onlardan, devlet adına, sağlıkocağı yapmasını istiyoruz. Onlardan, devlete okul yapmasını istiyoruz. Yaptıracaksın, ondan sonra kullanmayacaksın, "ben bunu satacağım" diyeceksin; bu mantık mı?! Hem yaptıracaksın vatandaşa "hayırsever" diyeceksin, hayır yapacak, ondan sonra "ben bu sağlıkocağını kullanmıyorum, bu sağlık meslek lisesini kullanmıyorum veya bu okulu kullanmıyorum, satacağım" diyeceksin. Bu, insanları kandırmaktır. Bırakın, bunu o hayırsever insana geri verin, hayırsever insan onu tekrar bir yere hayreder; ama, onun inisiyatifine bırakın. Bu, zorbalıktır. Vatandaşın hayır olarak verdiği bir binayı kullanmayacaksın "satıyorum" diyeceksin. Olmaz; hayır hayırdır; bırakın benim hayrımı, ben, bunu başka bir yere hayredeyim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Ankara Milletvekili ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Sayın Salih Kapusuz'un, görüşmekte olduğumuz 1 inci maddeden sonra gelmek üzere bir geçici madde eklenmesi talebi var; bunu okutacağım.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına 1 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddenin 2 nci madde olarak eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 Salih Kapusuz

                                            Ankara

 "Madde 2 - 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa aşağıdaki geçici 6 ncı madde eklenmiştir.

"Geçici Madde 6 - Aile hekimliği ve genel sağlık sigortasıyla ilgili yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar, Sağlık Bakanlığı, pilot olarak belirleyeceği illerde, kişilerin sağlığını korumak ve geliştirmek üzere aile hekimliği uygulamasını yürütür.

Aile hekimi; kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayırımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabiptir.

Aile sağlığı elemanı; aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık elemanıdır.

Sağlık Bakanlığı, kamu personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının muvafakati üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye yetkilidir.

Aile sağlık elemanları, aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da muvafakati verilen kamu personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılabilir.

Sözleşmeli olarak çalışmak isteyen aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ve pozisyonları ile ilişkileri devam eder. Bu personel, talepleri halinde eski görevlerine atanırlar ve sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilir. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı elemanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır.

Kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca aile hekimi ve aile sağlığı elemanı olarak görevlendirilenlere, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları İle Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca eködeme yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ilaveten, çalıştıkları günler dikkate alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak üzere tespit edilecek tutarda ödeme yapılır.

Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarına, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için 6 katını, aile sağlığı elemanı için 1,5 katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir.

Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar, önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler.

Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, tetkik ve sarf malzemesi giderleri, kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulanması veya hasta sevk oranlarının yüksek olması halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin yüzde 20'sine kadar indirim yapılır.

Hazineye ait taşınmazlardan aile sağlığı merkezi olarak kullanılması uygun görülenler, Maliye Bakanlığınca bu amaçla kullanılmak üzere doğrudan aile hekimine kiraya verilebilir.

Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde kişilerin aile hekimine kaydı yapılır. Bakanlıkça belirlenen süre sonunda kişiler aile hekimlerini değiştirebilirler. Her bir aile hekimi için kayıtlı kişi sayısı; asgarî 1 000, azamî 4 000'dir. Aralıksız iki ayı aşmayan süreyle kayıtlı kişi sayısı 1 000'den az olabilir.

Aile hekimliği hizmetleri ücretsizdir; acil haller hariç, haftada kırk saatten az olmamak kaydı ile ilgili aile hekiminin talebi ve o yerin sağlık idaresince onaylanan çalışma saatleri içinde yerine getirilir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde acil haller ve mücbir sebepler dışında, kişi hangi sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olursa olsun, aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık kurum ve kuruluşlarına müracaat edenlerden katkı payı alınır. Alınacak katkı payı tutarı, Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarınca müştereken belirlenir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde diğer kanunların sevk ve müracaat usulüne ilişkin hükümler uygulanmaz. Yabancılar hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.

Aile hekimlerinin kayıtları ilgili il ve ilçe sağlık idare birimlerinde tutulur. Aile hekimlerinin kullandığı basılı veya elektronik ortamda tutulan kayıtlar, kişilerin sağlık dosyaları ile raporlar, sevk belgesi ve reçete gibi belgeler resmî kayıt ve evrak niteliğindedir. Bu kayıt ve belgeler, hekimin ayrılması veya kişinin hekim değiştirmesi halinde eksiksiz olarak devredilir. İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmi tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve sair belgeler, aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde aile hekimleri tarafından düzenlenir.

Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer konularda Bakanlık, ilgili mülkî idare ve sağlık idaresinin denetimine tabidir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, işledikleri ve kendilerine karşı işlenen suçlarda devlet memurları gibi kabul edilir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu gereğince mal bildiriminde bulunmakla yükümlüdür.

Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının nitelikleri, hak ve yükümlülükleri; çalışılan yer, kurum ve statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak kullanılacak yerlerde aranacak fizikî ve teknik şartlar; meslek ilkeleri, iş tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı, reçete, rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu maddede belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Sağlık Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, dinlediğiniz gibi, bu ek maddenin, bizim görüşmekte olduğumuz konuyla bir ilgisi yok; ayrı bir düzenlemeyi, ayrı bir yasa tasarı düzenlemesini gerektirdiğinden, bu önergeyi işleme koymuyorum.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, 500 kelimeyi de aşıyor; ayrıca, İçtüzüğün 87 nci maddesinin birinci fıkrasına, ikinci fıkrasına, üçüncü fıkrasına, dördüncü fıkrasına aykırıdır.

BAŞKAN - Sayın Koç, işleme koymadığım için, bunlara gerek yok; sağ olun.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkanım, yerimden bir şey ifade edebilir miyim?

BAŞKAN - Buyurun.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, tasarının isminden de anlaşılacağı üzere, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda değişiklik yapılıyor. Yapılan değişiklik, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunundadır. Eklenen madde ise, sadece, sağlık hizmetlerinde kullanılan birtakım gayrimenkullerin satışıyla alakalıdır. Eğer bu işte bir irtibatsızlık bulunabiliyorsa, bu satışla irtibatlandırılabilir; ama, sağlık hizmetlerinde, bir ilde veyahut da birkaç ilçede aile hekimliğiyle ilgili geçici bir uygulamanın Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun bir parçası olduğunu düşünerek bu önergeyi verdik. Her ne kadar Başkanlık olarak böyle takdir ettiniz ama, geçmişte de böyle uygulamalar olduğunu hatırlatıyor, bu uygulamanın yerinde olmadığını ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Ben teşekkür ederim Sayın Kapusuz.

O inançta olduğunuzu da, bundaki samimiyetinizi de biliyorum; ama, üzülerek de söylüyorum, Başkanlık olarak bizim değerlendirmemiz bu; o nedenle işleme koyamıyorum; üzgünüm; ama, samimiyetinize de inanıyorum.

Çok teşekkür ederim.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 4 Milletvekilinin, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

9.- Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 4 Milletvekilinin, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/306) (S. Sayısı: 638) (X)

BAŞKAN - Komisyon ve hükümet yerinde.

Komisyon raporu 638 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 638 sıra sayılı kanun teklifi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum ve sizleri, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi Yüce Divan olarak çok sayıda davaya bakacağı bir sürece ayağını atmış durumdadır ve hepimizin bildiği gibi, cumhuriyet tarihimizin hiçbir evresinde, Yüce Divana, son zamanlarda, bu sayıda dava gitmemiştir. Anayasa Mahkemesi, şu anda, bu davalara bakabilmek için bir personel ihtiyacı içerisindedir. Bu ihtiyaç dile getirilmese dahi, hepimizin görmesi gereken boyutta bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı giderebilmek için, kuşkusuz, yasayla ek bir düzenleme yapılmasına gerek vardır; ancak, Anayasa Mahkemesinin bu acil ihtiyacını karşılamak için yapılacak olan düzenlemenin fevkalade özenle gerçekleştirilmesi gerekir, fevkalade dikkatle, Anayasanın hiçbir hükmünü zedelemeyecek, yargılamanın bağımsızlığına, adaletine kuşku duyurmayacak, yargıç teminatı konusunda, doğal yargı yeri ilkesi konusunda herhangi bir tartışmaya mahal bırakmayacak bir düzenleme olması gerekir; ama, maalesef, 638 sıra sayılı kanun teklifiyle önümüze getirilmiş olan yasa teklifi, bu konuda, birtakım tartışmalara yol açabilecek niteliktedir.

Öncelikle, böyle bir düzenlemenin Anayasa Komisyonunda görüşülmesi gerekirdi diye, yanlışlıklar dizininin ilk sırasında yer alan hususu dile getirmek istiyorum. Ama, maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisinde son zamanlarda, Anayasayı çok yakından ilgilendiren birtakım konuların, Anayasa Komisyonunda incelenmesine gerek duyulmadığını görüyoruz. Anayasa Komisyonuna gelmiyor, ama, birtakım başka komisyonlarda, Plan ve Bütçe Komisyonunda, Adalet Komisyonunda yasa önerileri görüşülüyor ve Anayasaya uygunluk açısından bir ihtisas komisyonu incelemesinden geçmediği için, birtakım aykırılıkları burada düzeltmek veya burada dile getirmek zarureti ortaya çıkıyor. Bu yasa teklifi için de aynı husus geçerli.

Anayasa Komisyonunda bu teklif görüşülmedi; belki Anayasa Komisyonunda görüşülseydi, şimdi benim burada dile getireceğim tartışmaya açık, yanlış olarak nitelendirilebilecek birtakım hususlar bu komisyonda gözönüne alınırdı ve belki birtakım yanlışlıkları komisyon aşamasında düzeltmek fırsatı olurdu. Ama, maalesef, böyle bir inceleme yapılmadı ve teklif, Genel Kurula taşındı ve maalesef, böyle bir inceleme yapılmadığı için de, bu teklif, Anayasaya aykırı birtakım ibarelerle, birtakım hükümlerle buraya taşındı. Şimdi ben, bunları dile getirmek istiyorum.

Getirilen teklifin 1 inci maddesinin birinci fıkrasına bakıldığı zaman, buradaki düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin personel ihtiyacını karşılamaya yöneldiği görülüyor. Anayasa Mahkemesine, Yüce Divan sıfatıyla yargılama yaptığı zaman, durumun gerektirdiği ölçüde, genel, katma ve özel bütçeli dairelerde çalışanlar ile hâkim, savcı ve Sayıştay denetçilerinden Anayasa Mahkemesinde çalışmak üzere görevlendirme yapmak imkânını getiriyor.

Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla yargılama yaptığı zaman, hepimizin bildiği gibi, bir ceza mahkemesi olarak görev yapar, bir ceza mahkemesi niteliği taşır.

Anayasa Mahkemesinde kâtip, evrak memuru gibi bu hususlarla ilgili olarak istihdam edilecek personel dışında, tetkik hâkimi sıfatıyla istihdam edilecek personelin mutlaka yargıç sıfatını taşıması gerekir. Yargıçlar, hepimizin bildiği gibi, Anayasaya göre, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından herhangi bir göreve atanırlar ve görev yerleri değiştirilir. Yargıç sıfatını taşımayan bir kişiyi, Anayasa Mahkemesi ceza mahkemesi gibi görev yaparken, tetkik hâkimi olarak istihdam etmek mümkün değildir. Bu, Anayasaya da aykırı olur, yargıç bağımsızlığına da aykırı olur, yargı yerinin bağımsızlığına da aykırı olur; Anayasanın gerektirdiği nitelikte bir yargılama yapılmasına da imkân bırakmaz. Maalesef, bu düzenleme, bu üzerinde durduğumuz hususlarda ayrıntılama yapmamıştır ve olayı öyle toptancı bir ifade tarzıyla kaleme almıştır ki, âdeta, yargıç sıfatını taşımayan kişilerin de, Anayasa Mahkemesinde, Yüce Divan sıfatıyla çalışırken, tetkik hâkimi olarak çalıştırılmasına imkân hazırlamıştır. Bu, Anayasaya aykırıdır.

İkinci olarak; maddenin kaleme alınış tarzına baktığımız zaman, Anayasa Mahkemesi Başkanı bu kişileri kurumlarından isteyecektir ve ilgili kurumlar da görevlendirmeyi yapacaktır. "Kurum ve kuruluşlar bu talebi karşılarlar" deniliyor; ama, bundan önceki benzer düzenlemelere baktığımız zaman, benim işaret ettiğim yanlışlığın söz konusu edilmemesi için bir inceliğin gözetildiğini görüyoruz, yargıçların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atanacağı, madde metnine açıkça yazılıyor. Halbuki, bu, burada yazılmamış. Bir kurumun bir yargıcı görevlendirmesi, takdir edersiniz ki, Anayasaya aykırı bir husustur; Anayasanın 138 inci maddesine de, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görevlerini tadat eden 159 uncu maddesine de aykırı bir durumdur. Böyle bir aykırılık tartışmasının yargılama sürecine girildikten sonra gündeme taşınmasının çok büyük sıkıntılara yol açacağını hepimiz takdir edebiliriz. Bu sıkıntılara mahal verilmemesi için, ben, bu yanlışlıkların, şurada, şu aşamada düzeltilmesi gerektiğine dikkatlerinizi çekmek istiyorum; çünkü, insanların bağımsız mahkemelerde yargılanmak hakkı, adil yargılanma hakkının bir parçasıdır. Bu da, Anayasamızın 36 ncı maddesinde güvence altına alınmış olan bir haktır. Hem Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atamanın gerçekleştirilmesini sağlamak hem de yargı bağımsızlığını sağlayabilmek için, buradaki düzenlemede, yargıçların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atanacağının açıkça tasrih edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, düzenlemeye bakıyoruz, istihdam edilecek ihtiyaç duyulan personeli isteme yetkisinin Anayasa Mahkemesi Başkanına tanınmış olduğunu görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi, heyet olarak çalışan bir mahkemedir. Bu tür kararların, bir heyet kararı niteliğinde alınması gerekir. Heyet ihtiyaç olup olmadığına karar verir ve daha sonra, mahkeme adına, Anayasa Mahkemesi Başkanı bu karara dayanarak talepte bulunabilir; ama, burada, işin bu inceliği de gözetilmemiş ve doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesi Başkanının şahsına verilmiş. Bu, ileride, bu yetkinin şahsîleştirilerek kullanıldığı, keyfî biçimde kullanıldığı doğrultusunda birtakım eleştirilere yol açabilecek bir husustur; bundan kaçınılması gerekir. Burada, talepte bulunma yetkisinin Anayasa Mahkemesine ait olduğunun, mahkeme tarafından alınacak bir karar neticesi ihtiyaç belirlendikten sonra talepte bulunma gereğinin metne yazılması gerekir.

Yine, dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var. Bu düzenleme, korkarım ki, bazıları tarafından -bazıları bu görüşte olmayabilir ama- doğal yargıç, doğal yargı yeri ilkesine aykırı olması bakımından da eleştirilebilir; çünkü, Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan olarak, bir yargılama sürecine girmiştir; burada karara bağlanan birtakım dosyalar Anayasa Mahkemesine gönderilmiştir veya peyderpey gönderilmeye devam edilmektedir.

Olay bu aşamaya girdikten sonra, yargılama süreci içerisinde görev alacak yeni kişilerin atanmasına imkân verecek bir düzenlemenin yapılması, korkarım ki, bir tartışmaya vesile olabilecektir. Bu terkip tarzı, mahkemenin bu oluşum biçimi, doğal yargıç ve doğal yargı yeri ilkesine aykırıdır; çünkü, atamalar, davaya bakma sürecine girildikten sonra yapılmıştır ve "kişiye göre, olaya göre yargıç atanmıştır" şeklinde birtakım eleştirilerin dile getirilmesine yol açabilecektir.

Bu nedenle, ben, bu düzenlemede bu hususun da dikkate alınmasında sayısız yarar olacağını düşünüyorum; çünkü, ileride bu hususların dile getirilmesi, yargılama sürecini kuşkulu hale getirecektir, yargılama adaletinin, adil yargı ilkesinin uygulanıp uygulanmadığı konusunda birtakım tartışmalara yol açabilecektir, mahkemenin Anayasaya uygun bir yapıyla görevini yerine getirip getirmemekte olduğu tartışmalarına yol açacaktır. Bu da, ileride, hiçbir başka zarara yol açmasa bile, yargılama sürecinin yavaşlamasına neden olacaktır.

Bu tür sorunların doğmamasını sağlamak, şu anda, bizim elimizde. Onun için, bu dile getirdiğimiz hususları dikkate alarak, bu yasa teklifinde, eğer, komisyon bir düzenleme yapma imkânını, İçtüzüğün kendisine verdiği yetkiden yararlanarak değerlendirirse, öyle zannediyorum ki, Anayasa Mahkememizin, hepimizin katıldığı, hepimizin gördüğü personel ihtiyacı, daha sağlıklı, daha tartışmaya mahal bırakmayacak bir biçimde karşılanacaktır.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Anayasa Mahkememizin içerisinde bulunduğu ihtiyacı görüyoruz, ortada acilen giderilmesi gereken bir ihtiyaç bulunduğunu biliyoruz; ama, burada dile getirdiğimiz hususlar, olumlu bir adımın atılmasını engellemek için dile getirilmiş hususlar değil; aksine, ileride yargılama sürecini sıkıntıya sokacağını düşündüğümüz birtakım durumları ortadan kaldırabilmek amacıyla dile getirmiş olduğumuz hususlar.

Anayasa Mahkemesi bir personel ihtiyacı duyuyorsa, tetkik hâkimi ihtiyacı duyuyorsa, Yüce Divan sıfatıyla çalışırken raportör ihtiyacını duyuyorsa, bunu mutlaka yargıç sınıfından gelen personelle karşılamalıdır.

İkinci olarak, bu yargıçların atanmasında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yetkili olduğu belirtilmelidir.

Bu eksiklikler giderildikten sonra, bu yasa teklifi, tartışılacak yanlarını büyük ölçüde kaybeder, daha sağlıklı bir yasa teklifi görünümüne girer diye düşünüyoruz.

Bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, yasa teklifi üzerinde ileriye süreceğimiz hususlar bunlar ve ben, hepimizi bu konuda dikkatli olmaya davet etmek istiyorum; çünkü, Türkiye, yolsuzlukların ifade edilmesinden, siyasetçilerin yolsuzluklara girmesinden çok büyük zararlar görmüştür. Bu işi artık kapatma, yargı önüne getirme noktasına hiç değilse eski bakanlar açısından gelmiş bir noktadayız. Bunun bir an önce tamamlanmasını sağlamak için gerekli önlemleri almak bizim görevimiz.

Keşke, bu olayı bu boyutta çözerken, milletvekili dokunulmazlığı konusunda da böyle bir noktaya gelebilmiş olsaydık, arkasında dosyalar bulunan arkadaşlarımızın bir an önce temizlenmesine fırsat yaratabilmiş olsa idik; ama, görüyoruz ki -bu vesileyle bunu da dile getirmek istiyorum- Yüce Meclisin tatile girme arifesinde olduğu şu günlerde hâlâ bu dosyaların Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesine sıra gelmemiştir. Bu dosyalar, Yüce Meclisin gündeminde tarih itibariyle geldikleri yerde, o sıralarda beklemektedir. Mümkün olabilse de, bu dosyaların görüşülmesine de bir öncelik tanınsa ve yolsuzluk konusunda toplumun yüreğine ok gibi saplanan kuşkuları giderebilmek imkânını bulsak, Yüce Meclisin, milletvekillerinin yıpratılmasına her vesileyle yol açan bu olayları da bir açıklığa kavuşturabilmiş olsak.

Ben, bu tatile gireceğimiz döneme kadar olan kısımda, çalışmalarımızda, bu umudun gerçekleşmediğini görmenin üzüntüsü içerisindeyim. Dilerim ki, yaz tatilinden sonra Meclis açıldığı zaman, bu konuda da, milletvekilleri dokunulmazlığı konusunda da, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yüce Meclis, toplumun beklentisini acilen karşılar ve üzerinde hiçbir şaibe, hiçbir kuşku olmadan görevine devam eder.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Araslı.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USULLERİ HAKKINDA KANUNA BİR EK MADDE EKLENMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1. - 10.11.1983 tarihli ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

EK MADDE 1. - Yüce Divan sıfatıyla yapılan yargılamanın gerekli kıldığı durumlarda genel, katma ve özerk bütçeli dairelerde çalışanlar ile hâkim, savcı ve Sayıştay denetçileri aylık, ödenek, her türlü zam, tazminatlar ile diğer malî, sosyal hak ve yardımlar kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Anayasa Mahkemesinde görevlendirilir. Görevlendirme, Anayasa Mahkemesi Başkanının istemi üzerine ilgili kurum ve kurullarca on gün içinde sonuçlandırılır. Geçici görev süresi ilgililerin terfi ve emekliliklerinde hesaba katılarak özlük hakları devam ettirilir. Geçici görev süresince yükselme ve kademe ilerlemelerine esas olmak üzere Anayasa Mahkemesi Başkanı, ilgili kurum ve kurullara yazılı bilgi verir. Geçici olarak görevlendirilenlere bu görev süresince almakta oldukları aylık, ödenek, zam ve tazminatlardan ayrı olarak her ay (2500) gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda ek ödenek verilir.

Anayasa Mahkemesi personeline, bütçe kanunlarındaki sınırlamalara bağlı kalınmaksızın fiilen ödenmekte olan fazla çalışma ücretleri Yüce Divan sıfatıyla yapılan yargılamanın sonuçlanmasına kadar iki katı olarak ödenir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Sayın Uzun'un bir sorusu var; buyurun.

SELAMİ UZUN (Sivas) - Sayın Bakan, bu ek 1 inci maddenin beşinci satırından itibaren "Görevlendirme, Anayasa Mahkemesi Başkanının istemi üzerine ilgili kurum ve kurullarca on gün içinde sonuçlandırılır" denilmektedir.

Bu, müspet sonuçlandırmaya yönelik bir maksat mıdır?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Evet; sayın milletvekili arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, buradaki "sonuçlandırılır" ifadesi "gereği yapılır, müspet şekilde sonuçlandırılır" anlamında kullanılmıştır.

Sorunun cevabını bu şekilde vermiş oluyorum. Zabıtlara da bu şekilde geçmesini arzu ediyoruz.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Tasarı, kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

10.- Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu. (1/832) (S. Sayısı: 642) (X)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu 642 sıra sayısıyla bastırılıp, dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Gümüşhane Milletvekili Sayın Sabri Varan; buyurun. (AK Parti sıralarından "kısa konuş" sesleri, alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SABRİ VARAN (Gümüşhane) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Uzun konuşacaktım ama, arkadaşlar yolda gerekli uyarıyı yaptıkları için kısa konuşacağım.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Az zamanda da çok şey söylenebilir.

SABRİ VARAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az zamanda çok iş başaran bir iktidarın milletvekili olarak biz de az zamanda çok şey söylemeye gayret edeceğiz.

Koşarak geldim, kusura bakmayın, nefesimi biraz toplayayım.

Değerli arkadaşlar, 642 sıra sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına ilişkin olarak AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, hepinizin de malumu olduğu üzere, 1992 yılında yeşilkartla ilgili bir uygulama yürürlüğe girmişti; 1992 yılından bugüne kadar yapılan uygulamalarda, yeşilkartlıların, bu çıkan kanundan ihtiyaçlarını çok da gideremedikleri görülmüştür. Yeşilkartlı bir vatandaşımızın hastane kapılarında, ilaçlarını almak için eczane kapılarında, dişlerini tedavi ettirebilmek için diş hekimlerinin kapılarında çok problemler yaşadığına hepimiz de şahit olmuşuzdur. İşte bu cümleden hareketle, kısa zamanda çok iş yapan iktidarımız ve kısa zamanda çok iş yapan, tebrik ettiğim Sayın Sağlık Bakanlığımız, yeşilkartlılarımızın da hastane kapılarında artık mağdur olmaması, eczane kapılarında mağdur olmaması ayakta tedavide de ilaçlarını alabilmesi, dişlerinin protezini yaptırmak için diş hekimlerinin önünde mağdur olmaması, optisyenlerin kapısında vitrindeki gözlüklere bakıp gitmemesi için, bugün görüştüğümüz bu kanun tasarısının, komisyondaki muhalefet milletvekillerimizin de desteğiyle beraber, Genel Kurulumuza sunulmasını kararlaştırmıştır. Buradan, muhalefet milletvekillerimize, komisyonumuzda üye olan arkadaşlarımıza da teşekkürü bir borç biliyorum.

Bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten bugüne kadar, 18 022 969 kişi yeşilkart almak için müracaatta bulunmuş, bunlardan 13 418 559 kişiye yeşilkart verilmiş, 11 375 251 kişinin devlet ve üniversite hastanelerimizde yatarak tedavileri sağlanmıştır. Bütün bu tedaviler için devletimizin bütçesinden 2,2 katrilyon lira harcama yapılmıştır. Tabiî, ayakta yapılan tedaviler bu harcamaların dışındadır. 15 787 030 kişiye, ayakta tedavi kapsamında, devlet ve üniversite hastanelerimizde hizmet verilmiştir. Bu hizmet karşılığında da, Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Genel Sekreterliğinden, yaklaşık 603 trilyon lira ödenek tahsisi yapılmıştır.

 Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2003 malî yılında, yatarak tedaviler için, genel bütçeden yaklaşık 741 trilyon lira; ayakta tedaviler, sosyal güvenliği olmayanların tedavileri için de Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan 292 trilyon lira harcama yapılmıştır. Bu kimselere, yukarıda sayılan harcamalar dışında, bir de reçete bedelleri için sosyal yardımlaşma vakıfları tarafından yapılan harcamalar da dahil edildiği zaman, vakıfların da bir yıllık harcamasının 200 trilyon lira olduğu görülmüştür.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; seçimlerden önce de "kimsesizlerin kimi, sessiz yığınların sesi" olduğunu iddia eden ve iki yıllık süre içerisinde yaptığı icraatlarla da bunu gösteren Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bu uygulamasıyla, Sayın Sağlık Bakanlığımızın bugün gündeme getirdiği kimsesizlerin kimi, sessiz yığınların sesi iktidarının sosyal amaçlı bu yasa tasarısını,  bugün,  burada,  hepimiz ortak oylarımızla, inşallah, kanunlaştıracağız. Bundan böyle, 15 000 000 fakir fukara, garip gureba ayaktan tedavilerinde de ilaçlarını alacaklar, diş hekimlerine diş protezlerini rahatlıkla yaptırabilecekler, gözlükçü müesseselerinden gözlüklerini alacaklar. Bu arkadaşlarımız, faturalarını sağlık müdürlüğümüze fatura edecekler; devletimiz, ayırdığı fonla, sağlık müdürlüğü üzerinden bu tedavileri gerçekleştirecek.

Bir problem de, yeşilkartlılarımızın yeni doğan bebekleriyle ilgili oluşmaktaydı ve yeni doğan bebeğin babası, yeşilkart çıkarmak için valiliklerin önünde çile çekiyordu. Şimdi, bu yasa tasarısıyla, bebeğin doğumundan itibaren doksan gün içinde yeşilkartının çıkarılıp getirilmesine zaman tanınıyor ve bu ailenin, bu tatlı heyecanı yaşarken bu sıkıntıyı yaşamaması da temin ediliyor.

Diğer bir maddede de, kurumu zarara uğratanlarla ilgili çeşitli tedbirler getiriliyor.

Bütün bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum; böyle bir kanun tasarısını kanunlaştırma talimatı verdiği için Sayın Başbakanımıza ve hükümetimize, yeşilkartlılar adına şükranlarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Varan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekili Sayın Ali Arslan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, hepiniz, milletvekili olup Ankara'ya gelirken, sanıyorum, ilk yapacağım şey nedir, ne olmalıdır diye uzun uzun düşündünüz. Benim de aklıma ilk gelen, eğer milletvekili olursam, fırsat olduğunda, Mecliste göreve başladığımda, bir hekim olarak, ilk yapacağım şeylerden birisi, yıllardan beri büyük acı çektiklerini bildiğim, gerçekten, kaymakam kapılarında, zengin yurttaşların kapılarında, âdeta, dilencilik yapar gibi, elinde reçeteyle dolaşan yoksul yurttaşların dertlerine nasıl çare oluruz idi. Bunu, milletvekilliği görevine başladıktan sonra, komisyonlarda, 2004 yılı Sağlık Bakanlığı bütçesi görüşmeleri sırasında grup adına yaptığım konuşmada dile getirmiştim. Ne mutlu ki, bugün, hiçbir sosyal güvencesi olmayan, yeşilkartlı; ama, hastalığı halinde, eğer hastaneye yatmıyorsa -sanki, ilaç alabilmek için, hasta olmak için ille hastanede yatacak kadar ağır hasta olmak gerekiyormuşçasına- ilaçlarını alamayan bu yoksul yurttaşlarımızın 1992'den beri çözülmeyen sorunlarını çözmüş olacağız. Bu yoksul yurttaşlar adına, gerçekten, bu çalışmayı yapan Sayın Bakana ve Sağlık Bakanlığı kurumuna teşekkürlerimi sunuyorum. Tabiî, sadece yoksul yurttaşlar değil, hekimlerimiz de bu konuda büyük sıkıntı çekiyorlardı. Hekim arkadaşlarımız bilir, bir yeşilkartlı vatandaşımıza reçete yazarken yüreğimiz sızlar, elimiz ayağımız titrerdi; eğer, yatacak kadar ağır hasta değilse -düşünün, bir tansiyon hastası, bir şeker hastası, hastanede yatması gerekmiyor; ama, o ilacı da ömür boyu kullanması gerekiyor- acaba, bu hasta, bu ilacı alabilir mi, ne yapayım, nasıl yapayım, elimdeki ilaçlardan, eşantiyon ilaçlardan karşılama olanağım var mı diye hiç durmadan dolap karıştırırdık. Birçoğu da, ilaçlarını kullanamadan, düzelemedik diye tekrar gelir. O açıdan, gerçekten, hekimler de bunu aşmanın bir yolunu bulmuşlar; ne kadar yasaldır tartışılabilir; ama, bence, ahlakîdir diye düşünüyorum; işte, kendi karnesinden ya da eşinin dostunun karnesinden yararlanarak bu yurttaşlarımızın ilaçlarını yazar ve kısmen soruna çözüm bulmaya çalışırdık. Bu yasayla bu problemi de çözmüş oluyoruz.

Değerli arkadaşlarım,  hem kendi Anayasamızda, hem altına imza attığımız, yükümlülük altına girdiğimiz Dünya Sağlık Örgütü Anayasasında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde sağlığın korunmasının, yurttaşların sağlıklı yaşamasının teminatı devlettir, devlete görev vermiştir; ama ne yazık ki, bu konuda şimdiye kadarki yönetimlerin çok başarılı olduğunu, tüm yurttaşların eşit şekilde sağlığını koruyabildiğini söylemek oldukça zor. O açıdan, bir anayasal görevi de bugün bu yasayla kısmen düzeltmiş oluyoruz.

1992 yılında bu yeşilkart yasası çıkarılırken amaçlar bölümünde, genel sağlık sigortası çıkana kadar böyle idare edelim, yani sadece yatarak, hasta olan yeşilkartlıların sorunlarını çözelim; ama genel sağlık sigortası çıkınca da zaten herkes sağlık kapsamı içerisine alınmış olacağından bu yasaya gerek kalmaz; şimdilik böyle geçici bir çözümle idare edelim diye düşünülmüş; ama aradan oniki yıl geçmiş, genel sağlık sigortası, bırakın yasalaşmayı, hâlâ konuşuluyor. O açıdan oniki yıldan beri yurttaşlarımız büyük eziyet, büyük sıkıntı çekiyorlardı; bugün bu sıkıntıyı kısmen çözmüş olacağız. Kısmen diyorum, yani, bir muhalefet anlayışı içerisinde iyi yapılan bir şeye bir taraftan da muhalefet edelim anlayışıyla değil. Bakın, kazancı asgarî ücretin üçte 1'inin altında olan insanlar bu yasadan yararlanabiliyor.

Değerli arkadaşlarım, asgarî ücretin netinin üçte 1'i aylık 110 000 000 lira civarında günlük 3 500 000 lira civarında; yani, günde 3 500 000 liradan fazla para kazanıyorsanız bu yasadan yararlanamıyorsunuz, ancak 3 500 000 liradan daha az kazanıyorsanız bu yasadan yararlanabileceksiniz. Bence, bu, çok yeterli değil. Zaten o yasada, Bakanlar Kuruluna yetki verilmiş, bunu artırma yetkisi Bakanlar Kurulunun diye; ama, Bakanlar Kurulu, oniki yıldan beri bu yetkisini hiç kullanmamış, bu limiti yükseltme düşüncesi hiçbir zaman gerçekleşmemiş. Bu hüküm, yine, bu yasa tasarısında da aynen duruyor.

Değerli arkadaşlarım, hekim arkadaşlarım bilir, bizim, bazal kaloriyi karşılayacak bir diyetimiz vardır -şeker hastaları çok iyi bilir- 1 680 kalori diyet için; hastaya, en az yiyeceği şeyleri söyleriz; en az yiyeceği şeylerin sadece sabah kahvaltısında yenilenlerini, sabah, öğlen, akşam yeseler, bu 3 500 000 lira yetmiyor insanlara.

Biraz önce Sayın Varan söyledi, yeşilkarttan, aşağı yukarı 13 000 000-13 500 000 yurttaşımız yararlanmış; yani, aylık asgarî ücretin üçte 1'i kadar para kazanan yurttaş sayımız 13 500 000. Bence, bu, bu Meclisin çözmesi gereken bir sorun. Eğer 13 500 000 yurttaşımız, ayda, asgarî ücretin üçte 1'i kadar para kazanıyorsa, bu, gerçekten büyük bir sorun, en çok buraya eğilmemiz gerekiyor. Yurttaşlarımız, almaları gereken en düşük kaloriyi bile alamayacak kadar az para kazanıyorlarsa, aç yatıyorlar aç kalkıyorlar demektir. O açıdan, mutlaka, gelir dağılımındaki bu bozukluğun düzeltilmesi, bu hükümetin, bu Meclisin, bu devletin en önemli, en aslî görevidir diye düşünüyorum.

İnsan, bu 13 500 000 rakamı keşke doğru olmasa diye de dua ediyor. Bildiğiniz gibi, yeşilkartla ilgili birçok spekülasyon yapıldı; ilk çıktığı dönemlerde, siyasî parti ilçe başkanlarının -çok zengin olsalar bile- ya da akrabalarının, birtakım baskılarla yeşilkart sahibi oldukları, son model lüks arabalarla hastanelere gelip, yeşilkartla tedavilerini yaptırıp geri döndükleri şeklinde çok haber okuduk. 13 500 000 rakamının bir kısmını atın, gene de, nereden baksanız 10 000 000 civarında yeşilkartı hak eden, bu şekliyle hak eden; yani, asgarî ücretin üçte 1'inden daha az para kazanarak yeşilkart almaya hak kazanmış -ki, keşke böyle bir hakkı kazanmasalar; yani, daha çok kazansalar da yeşilkarta ihtiyaçları olmasa; ama- en az 10 000 000 civarında yoksul yurttaşımız var.

Bu tasarı yasalaştığında, bu suiistimalleri de engelleyeceğimiz inancındayım. Bu tasarıyla, hak etmediği halde yeşilkartı kullanıp da, hak ettiği halde yeşilkart alamayan yurttaşlarımızın hakkının yenilmesinin engellenmesi amaçlanmıştır. Dilerim, bu da başarılı bir sonuç verir ve yeşilkart, hakkaniyetle, gerçek sahiplerine ulaşır.

Değerli arkadaşlarım, yine, tasarının bir eksik tarafı -eksik demeyelim, belki, mutlaka öyle olması gerekiyor- bu, yılbaşına kadar sadece üç ilde uygulanacak. Dilerim ki, yılbaşına kadar olan uygulama son derece başarılı olur ve bu, bütün yurt sathına yayılır. Bir korkum var; yılbaşına kadar uyguladık, ama başaramadık; bu iş olmadı, vazgeçiyoruz denilmez inşallah.

Ben, bu yoksul yurttaşlarımızın sorunlarının -elbette bir tedbirdir ama, bunlar geçici tedbirlerdir- çözülmesi, gelir dağılımının mutlaka düzeltilmesi seçmene söz verdiğimiz gibi, kayıtdışı ekonominin mutlaka kayıt altına alınmasını diliyorum. Biliyorsunuz, bir yerde çalışıp da sosyal güvencesi olmayan çok yurttaşımız var. Ben, kayıtdışı ekonominin mutlaka kayda alınarak, hem gelirlerimizin artırılması hem de yurttaşlarımızın böyle bir düzenlemeye ihtiyaç kalmadan sosyal güvenceye kavuşabilmesi açısından yapılacak çok işimizin olduğunu düşünüyorum.

Anne ölümlerinin, bebek ölümlerinin, çağdaş OECD ülkeleri düzeyine düşürülebildiği bir ülkede, tüm yurttaşlarımızın tüm sağlık hizmetlerinden eşit şekilde yararlandığı günlerin yakın olacağı kanısındayım. Çok çalışmamız gerekiyor, bunu başarmamız gerekiyor; bu, temel görevimizdir.

Bu duygularla, Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Şahısları adına, Erzurum Milletvekili Sayın Muzaffer Gülyurt?.. Yok.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

ÖDEME GÜCÜ OLMAYAN VATANDAŞLARIN TEDAVİ GİDERLERİNİN YEŞİL KART VERİLEREK DEVLET TARAFINDAN KARŞILANMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - 18.6.1992 tarihli ve 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunun 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 2. - Bu Kanun; hiçbir sosyal güvenlik kurumunun güvencesi altında bulunmayan ve bu Kanunun öngördüğü usul ve esaslar çerçevesinde belirlenecek aylık geliri veya aile içindeki gelir payı 4857 sayılı İş Kanununa göre belirlenen asgari ücretin vergi ve sosyal sigorta primi dışındaki miktarının 1/3'ünden az olan ve Türkiye'de ikamet eden Türk vatandaşlarının;

a) Türkiye'deki yataklı tedavi kurumlarında yatarak görecekleri tedavi hizmetlerini ve her türlü masraflarını,

b) Türkiye'deki sağlık kurum ve kuruluşlarında ayakta tedavi kapsamında görecekleri muayene, tetkik, tahlil, pansuman, diş çekimi ile diş protez ve gözlük hizmetlerini ve ilaç bedellerini,

c) Doksan günün aşılmaması kaydıyla Yeşil Kart hamili anne ve/veya babanın yeni doğan bebeğinin Yeşil Kartı çıkarılıncaya kadar, acil tıbbi müdahale ve tedavi gerektiren ve annenin doğum yaptığı hastanedeki tedavi giderleri ile sevk edildikleri sağlık kurum ve kuruluşlarında uygulanan yatarak ve ayakta tedavileri ve bunların giderlerini,

d) Doksan günün aşılmaması kaydıyla acil tıbbi müdahale ve tedavi gerektirdiği için hastaneye yatırılan hastaların yeşil kart çıkarılıncaya kadar hastanede yapılan tüm masraflarını,

e) Tedavi hizmetlerini verecek kurum ve kuruluşları,                       

Kapsar.                                                                    

Ancak, herhangi bir sağlık güvencesi altında olanlara bağımlı olarak sağlık hizmetlerinden yararlanması gerekenler, silah altında bulunanlar ve sağlık güvencesi olan yüksek öğrenim öğrencileri bu Kanun kapsamı dışındadır.         

Birinci fıkradaki miktarı üç katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir."

BAŞKAN -Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Neşşar; buyurun.

CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 642 sıra sayılı tasarının 1 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ben, hiç fakir fukara, garip gureba edebiyatı yapmadan, bu tasarıyı desteklediğimizi; yani, dargelirli yurttaşlarımızın, sağlık hizmetlerinden, eksiğiyle fazlasıyla yeşilkart kullanarak yararlanabilmesinin çerçevesinin genişletilmesini onayladığımızı dile getirmek istiyorum; fakat, neden bunun iki senedir olmadığını da bugün olduğunu sorgulamak istiyorum ve nereden ve nasıl finanse edileceğini de öğrenmek istiyorum.

Niye; çünkü, bu, bütçeye hakikaten çok ciddî bir yük getiriyor; ayaktan tedaviler, ortez, protez, hemodiyaliz, kemoterapi, ilaçlar çok pahalı biliyorsunuz; tıbbî araç gereçlerin gün geçtikçe fiyatı artıyor ve ilacın, tıbbî araç gerecin, sarf malzemesinin, sağlık bütçesindeki, sağlık harcamalarındaki payı artıyor. Dolayısıyla, bunun bütçeye çok ciddî bir yük getireceğini hepimiz biliyoruz.

Ben, yönetiminin önemli bir bölümünde öğretim üyelerinin, akademisyenlerin olduğu bir bakanlıkta, bu tasarının getireceği yükün önceden belirlenmiş olmasını, bu yükün tahminî bedelinin, yasa tasarısının içerisinde bir yerde, en azından Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken dile getirilmiş olmasını ve bunun finansmanının da nereden sağlanacağının belirtilmiş olmasını beklerdim. Bunu beklemek, sorgulamak hakkım; çünkü, Sağlık Bakanlığının iki yıllık uygulamalarına baktığım zaman, doğrusu, karamsarlığa kapılıyorum.

Sağlık Bakanlığımız çok güzel yayınlar çıkarıyor; bir tanesi, bu "Sağlık 2003" kitapçığı; biliyorsunuz, sizlere de dağıtılmıştır. Ben, bununla ilgili bir soru önergesi verdim ve Sayın Bakana "bu kitapçığı dikkatlice okudum, 2003 yılındaki sağlık hizmetlerinizi anlatıyorsunuz; fakat, bunun içerisinde finansman diye bir bölüm yok. Siz bu masrafları nereden karşılıyorsunuz" diye sordum. Bana verdiği cevapta çok güzel bir satır var; onu, burada, hem kayda geçiriyorum hem de inşallah, bir dahaki sene bütçe içerisinde, Sağlık Bakanlığı bütçesinde de görme arzumu dile getirmek istiyorum.

Sayın Bakan, üçüncü soruya verdiği cevapta diyor ki: "Günümüzde, AB ülkelerinde ve OECD ülkelerinin çoğunda, toplum sağlık harcamalarının yüzde 75-80'i kamu maliyesince karşılanmaktadır." Biz de bunu istiyoruz zaten. OECD ve içerisine girmek istediğimiz AB'ye benzer bir şekilde, sağlık harcamalarının içerisinde gösterildiği -miktarının, gerekçesinin, nedeninin önceden hesap edilerek gösterildiği- bir bütçeyi, inşallah, bir dahaki sene görürüz.

Sorgulamak hakkım diyorum; çünkü, birkaç örnek daha vereceğim. Sağlık Bakanlığının çok güzel yayınları var. Sağlık Bakanlığı Diyalog Dergisinin en son elime ulaşan sayısında "ilaç fiyatlarında önemli iyileştirmeler sağladık" diyor Sayın Başbakan; haklıdır; ama, Sayın Bakan, bu uygulamayı, bir sene önce yapmış olsaydı -takribî hesaplara göre- ilaç firmalarına, 200 000 000 dolar fazla para kazandırmamış olacaktı ve hem de, şu anda, eczanelere olan 650 trilyon liralık borcunuzun bir kısmını da bu şekilde azaltmış olurdunuz. Maalesef, böyle de bir durum var ortada.

Yine sorgulamaya hakkım var; çünkü, değişik önergelerle veya değişik ortamlarda aldığımız bilgiler var Sayın Bakandan. Örneğin, hastanelerin birleştirilmesi için -yani, SSK'lıların devlet hastanelerinden yararlanması için- yıllık 1 katrilyon liraya ihtiyacınız olduğunu biliyoruz. Yine, SSK'lıların, ilaçlarını özel eczanelerden alabilmesi karşılığında yıllık 1 katrilyon liralık bir eködemeye gerek olduğunu biliyoruz.  Ayrıca, çok konuşulan, birsürü eksiği, yanlışı da ortaya çıkan performansa dayalı dönersermaye ödemesi için de, yıllık, yaklaşık 800 trilyon lira gibi bir para gerektiği söyleniyor Sayın Bakan tarafından. İkisini topladığımız zaman, Sağlık Bakanlığının bütün taşınmazlarını satsak bile, sadece iki kalemi karşılayamıyoruz. Demek ki, durum, görüldüğü kadar güzel değil.

Sevgili Sabri Varan oradan kafa sallıyor; ama, ben onun kadar pembe bir tablo çizmeyeceğim ve Sayın Başbakana da o kadar büyük methiyeler düzmeyeceğim; ama, finansmanın, ciddî bir şekilde sorun olduğunu düşünüyorum.

Fazla uzatmayacağım, hepimiz tatile çıkmak istiyoruz; bu akşam belki bir kere daha karşınızda olurum bir başka konuda. Yalnız, ben, hakikaten, sağlığın ciddî bir iş olduğunu düşünüyorum ve çok daha ciddî hesaplamalar, çok daha ciddî planlamalarla yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum bu hizmetlerin.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum; sağ olun. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Neşşar.

Sayın Akdemir, buyurun.

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, Parlamentonun değerli üyeleri; bugün, yüce huzurlarınızda, Türkiye'nin sosyal güvencesini yakından ilgilendiren ve insan sağlığının garanti altına alınmasını sağlayan, önemli aşamaya gelmiş bir kanun tasarısının yasalaşması için tartışmada bulunuyoruz.

1992 yılında, Doğru Yol Partisi İktidarı döneminde, sosyal güvencesi olmayan, yoksul, âciz vatandaşların tedavisi amacıyla çıkarılmış olan bu yasa, oniki yıl süre içerisinde, gerçekten, imkânsız vatandaşlara önemli bir katkı sağlamıştır; ancak, bu oniki yıl süre içerisinde yapılması gereken şey çok önemliydi; Genel sağlık sigortasıyla, Türk insanının sağlığının güvence altına alınması.

Ben, bugün, bu tasarının bu şekilde yasalaşmasını büyük bir takdirle karşılamak istiyorum; ancak, genel sağlık sigortasının kaynaklarını gösterecek bir yasa tasarısıyla burada bu konuyu tartışmış olmalıydık. Bu konuyu özellikle belirtmek istiyorum; ama, Sayın Sağlık Bakanımızı da kutlamak istiyorum. 1992 yılındaki yasanın üzerine çok önemli katkılar getirilmiştir. Şimdiye kadar, sadece yatarak tedavi olan hastaların masrafları karşılanıyor idi; ama, getirilen yeni yasa tasarısıyla, ayaktan tetkik yapılıp  tedavi edilen hastaları da garanti altına alıyor. Diş tedavisi, protez ve gözlük bedeli karşılanıyor. Ayrıca, yeşilkarta sahip olan hamile annelerin ve babanın da yeşilkarta sahip olması durumunda çocuklarını da garanti ediyor. Fevkalade, sosyal devlet ilkesini uygulamak isteyen bir yönetim anlayışı; takdirle karşılıyoruz.

Acil tıbbî tedavi ve müdahalelerdeki masrafların karşılanması; ki, sağlık sisteminde çalışırken yönetici olarak en çok bizi rahatsız eden konulardan biri buydu. Acil ameliyat yapılıyor, hasta taburcu olacak; kaynak yok karşılayacak. O zaman, hastanın hastanede alıkonulması gerekiyor ve idarecileri zor durumda bırakıyordu. Bu konunun da düzeltilmesi takdirle karşılanacak bir olay. Ancak, ödeme konusunda büyük sıkıntısı olacak olan köylülerin, özellikle Doğu Anadolu Bölgesinde üzerine tapu kaydı bulunan işsiz vatandaşlarımızın hastanedeki masraflarının karşılanmasında büyük handikaplarla karşılaşacağız; çünkü, bu yasayla, sigortası, güvencesi olmayan vatandaşların sağlık masrafını karşılamak mecburiyetinde kalacağız. Dolayısıyla, üzerine tapusu olan vatandaşın cebinde parası yok. Ben yaşadım, Bir ay kadar önce, İstanbul'da acil olarak bir hastaneye yatırılmış; tedavi olmuş; önce para istenilmemiş; sonra 18 milyar liralık bir masrafı çıkmış ve üzerine tapu olduğu için yeşilkart da verilmiyor. Dolayısıyla, bu vatandaşın sorununun çözülmesi gerekiyor. "Köyümdeki bütün tarlaları bunun karşılığı olarak vermek isterim; bu tapuyu vereyim; beni bu borçtan alıkoysunlar" diye bana teklif etti bu vatandaş. Bundan sonraki en önemli sıkıntımız, üzerine tapu kaydı bulunan vatandaşların Sağlık Bakanlığıyla ilgili olan sürtüşmeleridir. Bunun üzerinde durulmasını, şu anda, ben, teklif etmek istiyorum.

Ayrıca, tabiî -burada olması gereken şey- bugünden itibaren, Türkiye'de, Anayasanın da emri olan sağlığın tek elden yönetilmesinin Sağlık Bakanlığına bırakılma çalışmalarında bir noktaya yaklaşılmıştır. Sosyal güvencesi olmayan vatandaşların sosyal güvenliğini garanti edecek gelir kaynaklarının bulunarak, bir an önce sağlık sigortasına geçilmesi ve Türk insanının da modern dünyaya yakışır şekilde, Avrupa Birliğine geçtiğimiz bu dönemde, bir Avrupalı gibi, sağlığının garanti edilmesini temenni ediyor, Yüce Başkanlığınıza saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akdemir.

Sayın Cevdet Erdöl; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kere bu kanun tasarısının çok olumlu olduğunu herkes kabul ediyor ve öncelikle, şunu ifade etmek istiyorum ki, klinisyen olarak, yani, hekimlik yapan bir arkadaşınız olarak, hastaneye acil olarak gelen hastalar, kalp krizi veya trafik kazasıyla gelen hastalar yatırılıyor, tedavi ediliyor; tam çıkacakları sırada, ücretini ödeyemediği için yeşilkart almaya müracaat ediyor. Hasta ile hastane arasında ekonomik, ciddî sorunlar oluyordu ve belki, rehin kalma olayları oluyordu. Allah'a şükür ki, bundan sonra böyle hiçbir olay olmayacak, üç aylık bir müddet içerisinde hasta yeşilkartını çıkaracak ve tedavi masrafları devlet tarafından ödenecek. Bunu sağlayan komisyonumuzun, uyumlu çalışan komisyonumuzun tüm üyelerini, başta başkanımız olmak üzere tebrik ediyorum. Gerçekten, bizim bu tasarıda, dikkat ederseniz, hiçbir muhalefet şerhi yok. Muhalefetteki arkadaşlarımızın da çok önemli katkıları oldu; onları da ayrıca tebrik ediyorum. Sayın Bakanımızı, Müsteşarımızı, bürokratlarını, ciddî bir yaraya parmak bastıkları için tebrik ediyorum; fakat, şurada üzülerek ifade ediyorum, asıl söz almamın nedeni buydu; arkadaşlarımız, iki yıl olmayan bir dönem için, Sayın Bakandan, Türkiye'nin sağlık sorunlarının çözülmesini bekliyor. Henüz iki yıl olmadı; ama, düşünelim, cumhuriyet kurulalı 40 taneden fazla iki yıl geçti! Onun için, Sayın Bakanımızı, bu kısa sürede yaptığı başarılı hizmetlerden dolayı tebrik ediyor; hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Erdöl.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki müzakere tamamlanmıştır.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - 3816 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 10. - Bu Kanun kapsamına girecek durumda olmadığı halde gerçek dışı beyan veya gerçeğin gizlenmesi suretiyle Yeşil Kart alarak ücretsiz tedaviden yararlananlar ve yararlandırılanlar ile aylık geliri veya gelir payı bu Kanun kapsamı dışına çıkmayı gerektirmesine rağmen Yeşil Karttan yararlanmaya veya yararlandırmaya devam edenlere yapılan harcamalar kendilerinden, velilerinden veya kanunen bakmakla yükümlü bulunan yakınlarından iki misli olarak geri alınır ve bu belgeleri kullanan ve düzenleyenler hakkında ayrıca genel hükümlere göre ceza kovuşturması yapılır.

Yeşil Kart sahibine verilen tedavi hizmetlerinin bedellerini gösteren fatura ve benzeri belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi suretiyle fazla ödemeye sebebiyet verilmesi halinde, fazla ödenen meblağ, belgeyi tanzim edenlerden iki misli olarak geri alınır ve bunlar hakkında genel hükümlere göre ceza kovuşturması yapılır."

BAŞKAN -Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunun 1 inci maddesi ile değiştirilen 3816 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (b) ve (c) bentlerinde yer alan hükümler 1.1.2005 tarihine kadar Sağlık Bakanlığınca belirlenen azami üç ilde pilot olarak uygulanır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Ankara Milletvekili Oya Araslı ve 10 Milletvekilinin; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu ve 9 Milletvekilinin; Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz.

11.- Ankara Milletvekili Oya Araslı ve 10 Milletvekilinin, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun  Bazı  Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu ve 9 Milletvekilinin, Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/211, 2/221) (S. Sayısı: 637)(X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Sayın milletvekilleri, komisyon raporu 637 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Zeynep Karahan Uslu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, aileleriyle birlikte milyonlarca vatandaşımızı ilgilendiren ve kamu personel düzenini belirleyen son derece kapsamlı bir yasal düzenlemedir. Ancak, tüm yasal düzenlemeler gibi, toplumun ihtiyaçları çerçevesinde, zaman içerisinde belli değişimlerin gerçekleştirilmesi gereklidir.

Yüce Meclisin oylarına sunulacak olan kanun değişikliği de kabul edildiği takdirde, Avrupa Birliği standartlarına uyum sağlayarak üyelik sürecinde hızla ilerleyen bir ülke olmanın ve kendi toplumundan gelen taleplere hassas bir merkezî yönetim anlayışının hâkim olması yansımalarının kadın-erkek eşitliğinin sağlanması konusunda da sergilendiğini gösteren, toplumsal katmadeğeri yüksek bir değişiklik olacaktır.

Türkiye, birçok ülkeye göre, kadının çalışma yaşamına entegrasyonu açısından oldukça düşük oranlara sahip olan bir ülke. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre kadınların aktif çalışma hayatına katılım oranı yüzde 26,6; bir başka söyleyişle, ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınlarımızın dörtte 3'ü atıl kapasite olarak yaşamlarını sürdürüyor ya da sürdürmek durumunda kalıyor.

Dünya Bankası tarafından yapılan araştırmalar çerçevesinde elde edilen verilere ülkemizle karşılaştırarak baktığımız zaman, mevcut durumun vahameti daha da akçıkça ortaya çıkmaktadır. Fransa'da çalışan kadınların oranı yüzde 45, İsveç'te yüzde 48, Hollanda'da yüzde 41, Slovenya'da yüzde 47, Uruguay'da yüzde 42, Macaristan'da yüzde 45 ve liste böyle sürüp gidiyor; ancak, özellikle vurgulanması gereken, sadece Avrupa Birliğine üye ülkeler ya da demokrasi ve eğitim düzeyinin yüksek olduğu ülkeler ölçü alındığında değil, ekonomik gelişmişlik düzeyi benzer veya daha düşük ülkelerle de karşılaştırıldığında ülkemizin oldukça geri kaldığıdır.

Türkiye, OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı) ülkeleri arasında da en düşük kadın işgücü katılım oranına sahip olan ülkedir. Tunus, Fas gibi ülkelerden daha geri bir katılım düzeyine sahip olmanın yanı sıra, Birleşmiş Milletlerin, ülkelerin iktisadî, siyasî ve sosyal gelişmişlik, meslekî katılım yapısının cinsiyetçi niteliğini ölçmek üzere geliştirdiği cinsiyete dayalı katılım ölçütü bazında, 2003 yılı verilerine göre Türkiye 175 ülke arasında 96 ncı sıradadır ve 97 nci sırayı Ekvador'un aldığını belirtirsek, durumun vahameti daha da açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bu farklılığı yaratan birincil faktör, elbette, toplumun kadına ve kadınların kendilerine yönelik değer yargılarından kaynaklanmaktadır. Toplumların kültürel yapıları, gelenekleri, cinslerin toplum içerisinde konumlanışını belirleyici faktörlerdendir. Kadınların çalışma yaşamına erkeklere göre çok düşük bir oranda katılmaları da tek sebep olmamakla birlikte, kadını eviçi faaliyetlerle sınırlandırmayı uygun gören değer yargılarının sonuçlarından biridir ve kadına yönelik bakış açısının eşitlikçi bir hale dönüşmesi elbette kolay ve kısa zamanda gerçekleşmeyecektir. Bu değişim, kendine has modernleşme maceramızla paralel bir biçimde tarihin doğal akışı içinde gerçekleşmektedir; ancak, mevcut durumun sosyolojik gerekçelerini ortaya koymakla yetinilemeyeceği açıktır. Eşitlikçi bir yapıya doğru toplumsal değişimi tetiklemek, insan kaynaklarını iyi ve adil bir biçimde kullanmak isteyen tüm merkezî yönetimlerin görevidir.

Ülkemize göre-kadın erkek eşitliğini çalışma hayatına entegrasyon alanında daha yüksek oranda sağlayan ülkelerin, konuyla ilgili uluslararası sözleşmelere, ILO standartlarına uygun düzenlemeleri destekleyici önlemleri daha önce gerçekleştirdiklerini ve sonuç da aldıklarını görüyoruz.

Bilindiği gibi, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin 11 inci maddesi, taraf devletlerin çalışan kadınlar açısından istihdam alanında alacakları önlemleri, evlilik ve analık sebebiyle alacakları önlemleri hükme bağlamaktadır. Yine, ILO'nun 183 sayılı Anneliğin Korunması Sözleşmesine baktığımız zaman doğum izninin asgarî süresi 14 hafta olarak belirlenmektedir. Avrupa İnsan Hakları Temel Hak ve Özgürlükler Sözleşmesini sosyal haklar açısından tamamlayan Avrupa Sosyal Şartının 8 inci maddesinde de yine, doğum izinlerinin en az 14 hafta olarak düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Ancak, kadınların kamusal alana entegrasyonunu sağlamak için bu tür düzenlemelerin alt limitler gözetilerek yapılmasından daha ileriye gidilmesi gerektiği kanaatindeyim. Aynı kanaat, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından da paylaşılmakta ve birçok ülkede, çalışan kadınlara 16 hafta ve üzerindeki sürelerde doğum izni verilmektedir. Örneklersek, Avusturya'da 16, Danimarka'da 28, Fransa'da 16, Yunanistan'da 17, Hollanda'da 16, İspanya'da 16, Lüksemburg'da 16, Belçika'da 16 ve İtalya'da 21 hafta olmak üzere, çalışan annelere doğum izni verilmektedir.

Ülkemiz adına gurur verici bir gelişme olarak, 2003 yılında hükümetimiz tarafından çıkarılan 4587 sayılı İş Kanununda, ücretli doğum izinleri kadın personel için, tekil gebeliklerde 16, çoğul gebeliklerde 18 hafta olarak belirlenmiş ve yenidoğan 1 yaşına ulaşana kadar, anneye 1,5 saat süt izni uygun görülmüştür.

Bu çerçevede, şimdi ise, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun doğum izinlerini düzenleyen 104 üncü maddesinde de, sizlerin desteğiyle gerçekleşmesini umduğumuz değişiklikle, aynı düzenleme özel sektörle sınırlı kalmayıp, kamu personeli olarak görev yapan kadınlarımız için de uygulanabilecektir. Ayrıca, 108 inci maddede gerçekleştirilmesi öngörülen değişiklikle, kadın memurların, ücretli izin sürelerinin bitimini müteakip 12 aya kadar ücretsiz izin alma imkânları da, artık amirin ihtiyarına bağlı olmaksızın bir hak olarak tanımlanmıştır.

Başka bir deyişle, bu değişiklikler, Eğitim-Senin 31 Mart 2004 tarihli araştırmasına göre tespit edilen 2 412 000...

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Kapatıyorsunuz şimdi o sendikayı.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - Merak etmeyin, onunla ilgili düzenleme de yargıda devam ediyor, siz rahat olun.

...yüzde 32'sini oluşturan...

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Ne güzel yararlanıyorsunuz(!)

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - Merak etmeyin, merak etmeyin; onu da düzelteceğiz; bakın, gelişmeler yolda.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Ne güzel!.. Ne güzel!..

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - Devam edin bizi izlemeye.

...774 710 kadın çalışanın potansiyel olarak muhatap olacağı bir dönemin daha konforlu geçirilmesine katkıda bulunacaktır. Bu rakamı aileleriyle birlikte düşünecek olursak, bu yapılacak değişiklikle, bu değişiklikten olumlu etkilenecek milyonlarca vatandaşımızın mevcut olduğunu da buradan ifade edebiliriz.

Böyle bir inisiyatifin sergilenmesi, üç açıdan son derece önemlidir; ilk olarak, bu değişiklik, sağlıklı bir toplum yapısına sahip olmamız açısından önemli bir adım teşkil edecektir. Yenidoğan bebeğin anne sütünden en az dört ay kesintisiz olarak alması gereği ve anneye olan bağımlılık, tıbben ispat edilmiştir. Bu imkânlara sahip olan ve olamayan yenidoğanlar arasında -ki, bunlar aynı zamanda geleceğin yetişkinleridir- biyolojik ve psikolojik gelişim açısından büyük farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bir başka söyleyişle, çalışan annelerine gerekli hassasiyeti göstermek, sosyal devletin, gelecek nesilleri korumasını sağlamak adına bir sorumluluğudur. Yeterli anne sütü ve şefkatinden erken dönemde ayrılmış bir bebeklik çağı yaşayan bebekler, sık hastalanan çocuklar haline gelerek, anne için iş kaybına, hastane ve ilaç masrafları yüzünden ülkemiz açısından da ekonomik kayba neden olmaktadırlar. Keza, annelerin ruh sağlığı da, yetersiz doğum izinleri nedeniyle olumsuz etkilenebilmektedir. Patolojik hale gelmese dahi, iş verimliliği açısından, henüz birkaç haftalık bir bebeğin sorumluluğunu üzerinde hisseden bir çalışanın olumlu bir profil sergilemesi elbette kolay olmayacaktır.

Bütün bunlar, çalışan kadınları, annelik ya da iş hayatını tercih etme ikileminin içine sıkıştırmaktadır. Bu durum, yapılan araştırmalarla da kanıtlanmıştır. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğünce yaptırılan araştırmaya göre, kadınların istihdamda kalmamalarının öncelikli nedenleri evlilik ve çocuktur. Yine, aynı kurum tarafından yaptırılan bir başka araştırmaya göre de, Türkiye'de, kadınların ücret karşılığı çalışma süresi sekiz yılla sınırlı kalmakta, ev dışında çalışma hayatına katılan kadınların her ikisinden birisi beş sene içerisinde çalışma hayatını terk etmektedir. Yani, bu ne demek oluyor; bu, evlilik ve hamile kalma gibi nedenlerle, emekliliğe hak kazanamadan, sosyal güvencesiz bir yaşamı kadınlarımızın tercih etmek zorunda olduklarını bize anlatıyor.

Kadının İnsan Hakları Vakfının yaptığı bir başka araştırmada da      -yine teyiden söylüyorum- çalışan kadınların yarısından fazlasının işlerini terk ettiklerini ve yine, başta evlilik ve doğum olmak üzere, bunu hazırlayan sebeplerin ailevî nedenler olduğunu görüyoruz. Aynı durum, Devlet İstatistik Enstitüsünün 2003 yılı medenî duruma göre işgücüne katılım oranlarında da açıkça görülmektedir. Halihazırda çalışan kadınların yüzde 35'i evlenmemiş, yüzde 11,5'i dul, yüzde 42,2'si boşanmış iken, sadece yüzde 25,3'ü evlidir; ama, aynı durum, erkeklere baktığımızda yüzde 78,2'ye çıkmaktadır. Artık, bu kısırdöngü değişmeli, çalışma hayatı, kadınlar için "kırk katır mı kırk satır mı" benzetmesine uygun halde kalmaktan çıkarılmalıdır.

İkinci olarak, ülkenin insan kaynaklarının yarısını oluşturan kadınları verimli bir biçimde sisteme entegre etmek, her devletin, ülkesinin bugününü ve yarınlarını kurmak adına üstlenmek zorunda olduğu bir sorumluluğudur. Yapılması gereken, çalışma hayatını kadın-erkek eşitliğini sağlayacak şekilde konforlu hale getirerek, şu anda olduğu gibi, ülke nüfusunun çok önemli bir kısmının üretim süreçlerinden uzak kalmasının önüne geçmektir. Mevcut durum değişmediği takdirde, üretim, tüketim ve sosyal gelişmişlik düzeyimizin belli bir seviyenin üzerine çıkması mümkün gözükmemektedir. Türkiye, kadınları da kamusal yaşama ve çalışma hayatına, çalışma hayatının her alanına entegre edecek önlemleri alarak, mevcut sistemimizi yeni katkılara açmak durumundadır. Bu noktada, üyesi olmayı hedeflediğimiz Avrupa Birliğinin uygulamalarına da dikkat çekilmelidir. Avrupa Birliğine üye ülkelerde kadınların istihdam oranı, 1997 yılında yüzde 45 iken, alınan tedbirler çerçevesinde, 2001 yılında istihdamdaki kadın oranını yüzde 55'e çıkarmışlardır ve 2010 yılı için Avrupa Birliğinin kendisine öngördüğü ortalama kadın istihdam oranı yüzde 60'tır. Bizim de üyelik sürecinde olan bir ülke olarak, ülkemizin Avrupa Birliğine aday ülkeler arasında kadın istihdamı açısından son sırada yer aldığımızı burada ifade etmek durumundayız. Bu durum, bizlerin çıkaracağı çalışma yaşamını kadının şartlarına göre düzenleyen yasal düzenlemelerle ve yürütmenin, uygulamanın eksiksiz sürdürülebilmesine yönelik hassasiyetiyle değiştirilebilir.

Üçüncü olarak, ülkelerin en büyük zenginliğinin nitelikli ve genç bir nüfusa sahip olması gerçeğine ve ülkemizin mevcut durumuna dikkat edilmelidir. Bugün, Türkiye, halen dünyanın genç nüfuslu ülkelerinden biri. Evet, bu doğru; fakat, aynı zamanda genç nüfusunu değerlendirmede sorunlar yaşayan da bir ülke. Bu arada, yine, dönüp verilere baktığımız zaman, biz, genç bir ülkeyiz diyoruz; ama, Türkiye'de doğurganlık sürekli azalıyor. 1990-2000 yılları arasında genç nüfus artışı bu ülkede sıfıra yaklaşmıştır ve aynı şekilde yaşlı nüfus da en yüksek artış hızını kendi içinde barındıran gruptur. Bunun sebeplerinden bir tanesi de, her ne kadar oransal artışı yavaş da olsa, kadınların eğitim süreçlerine daha fazla müdahil olmaları, birey olma bilinçlerinin ve buna bağlı olarak ücretli çalışma hayatına katılma yönünde tavır almalarının artmasıdır ve çocuk doğurmaya yönelik kararın artık daha zor verilmesidir. Hiç şüphe yok ki, çalışma hayatına katılım kararını veren kadın sayısı bu ülkede artmalıdır; bu, bizim temel ihtiyaçlarımızdan biridir; ancak, merkezî yönetimlerce, bu artışa paralel, aile ve iş hayatını uyumlaştıran yasal düzenlemelerin, kolaylaştırıcı düzenlemelerin de gereğince yapılması, yapılmadığı takdirde, kadınların artık çocuk sahibi olma kararını daha da zor alacağı gerçeğini önümüze koymak gereklidir. Bu açıdan, genç ve üretken bir nüfus yapısının korunması adına da gerekli önlemler alınmalıdır. Oysa, 2001 yılı verileriyle, World Competitiveness YearBook' un, toplam işgücünün yüzdesi olarak, kadın işgücü endeksinde ülkemiz 47 ülke arasında 47 ncidir arkadaşlar ve yine, Save the Children adlı uluslararası kuruluşun 119 ülkede gerçekleştirdiği ve hangi ülkede anne olmanın daha avantajlı olduğunu belirleyen annelik endeksi 2004 verilerinde de 70 inci sıradadır. Bizden üst sıralarda yer alan ülkeler arasında Sri Lanka, Birleşik Arap Emirlikleri, Özbekistan, Panama gibi ülkelerin yer aldığını da ifade etmek gerekir kanaatindeyim.

Ancak, Türkiye bir değişim sürecindedir. Ülkemiz, hükümetimizin sergilediği çağdaş ve dünyadaki trendlere entegre olan siyasî perspektifi aracılığıyla, kendisine dar gelen kabuğunu kırmakta ve pek çok konuda olduğu gibi kadın-erkek eşitliği konusunda da son derece önemli adımlar atılmaktadır. 58 ve 59 uncu hükümetler tarafından, kadın-erkek eşitliğini sağlamaya dönük pek çok yasal düzenleme gerçekleştirilmiş; haydi kızlar okula kampanyasıyla, okul çağında olan; ancak, aileleri tarafından eğitim hakları engellenen onbinlerce kız çocuğumuz eğitime kazandırılmış; hiçbirimizin tasvip etmediği töre cinayetlerine uygulanan ceza indirimlerinin kaldırılması; personel temininde eşitlik ilkesine uygun hareket edilmesine yönelik olarak Sayın Başbakanın imzasıyla yayımlanan genelge; Basın Kanunumuzla, cinsel saldırı, cinayet gibi olaylar hakkında haber verme sınırını aşan yazı ve resimlere yönelik olarak getirilen para cezaları -ki, bu anlamda hepimiz, kadın bedenini metalaştıran olumsuz örneklere zaman zaman rastlamış ve tasvip etmemişizdir kanaatindeyim- yine, hazırlığı sürdürülen, sosyal riski azaltma projesi kapsamında, yoksul kadınlara gebelik öncesi ve sonrası maddî yardım programı; SSK emekli ve emekli eşlerinin doğum ve analık yardımından yararlanmalarının, devlet hastanelerinden konu özelinde hizmet almalarının sağlanması; kadın mahkûmlara kısa vadeli sigorta hakkı getirilmesi gibi kadınların sosyal konumunu geliştirecek uygulamalar devam ettirilmektedir. Fakat, bütün bunların arasında atılan en ileri adım, siyasî tarihimiz açısından milat olarak kabul edilebilecek olan, Anayasamızda, konu özelinde kadına seçme ve seçilme hakkı verilmesinin dışında, ondan sonraki en önemli değişiklik olarak ifade edebileceğimiz, geçtiğimiz ay Yüce Meclis tarafından kabul edilerek, kadın ve erkek eşitliğini Anayasal güvence altına alan, kadın ve erkeğin eşit olduğunu ve bu eşitliği sağlamayı devletin anayasal bir yükümlülüğü olarak tanıyan Anayasamızın 10 uncu maddesinde gerçekleştirilen değişikliktir. Böylelikle, birçok ülke anayasasının da ilerisinde bir değişiklik söz konusu olmuştur.

Ayrıca, eşitlik konusunda yapılacak yeni açılımların önünü açan bu değişikliklerle birlikte, Anayasamızın, kanun önünde eşitlik maddesi, elbette, cinsler arasında olduğu gibi, cinsin kendi içinde de ayırım yapılamayacağını ifade etmektedir. Fakat, halihazırda özel sektörde çalışan kadınlarla kamu personeli kadınlar arasında, doğum izinleri açısından, 5 haftalık bir fark mevcuttur. Bu durum, her ne kadar iki sektörün iki farklı kanuna tabi olmasından kaynaklanıyorsa da...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Uslu.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - ...nihaî olarak, hukuka da, insan haklarına da aykırı bir durum ortaya çıkarmakta, çalışan kadınlar arasında ayırımcılığa sebep olmaktadır.

Dolayısıyla, her türlü ayrımcılığa karşı olan parlamenterler olarak, sizlerin, çalışan, üreten, bağımsız ve mutlu bir birey olma imkânına kavuşacak vatandaşlarımızın oranını artıracak, teşvik edecek bu düzenlemeyi destekleyeceğinize inanıyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uslu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 637 sıra sayılı kanun teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum ve sizleri Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu teklif, Cumhuriyet Halk Partisi kadın milletvekilleri tarafından hazırlanmış bir tekliftir. Daha doğrusu, AKP ve Cumhuriyet Halk Partisi Gruplarından kadın milletvekilleri, aynı doğrultuda, iki yasa önerisi vermişlerdir; ama, ben, Cumhuriyet Halk Partisi kadın milletvekilleri grubu adına, bu sorunun acısını yüreğinde en az bizler kadar taşıyarak, bu teklifin hazırlanmasında değerli katkılarını bizlerden esirgemeyen Adıyaman Milletvekilimiz Şevket Gürsoy'a teşekkür etmeyi bir borç bildiğimi ifade etmek istiyorum buradan. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, çağımızın demokrasileri, kadın ve erkeğe eşit yer veren demokrasilerdir. Bu demokrasilerin ayırıcı özelliği, cinslerarası eşitlik üzerine inşa edilmiş olmalarıdır; ama, bizim demokrasimize baktığımız zaman, bizim demokrasimizin kadınsız bir demokrasi olduğunu görüyoruz. Şu Yüce Meclise bakınız, 550 milletvekilinin arasında 24 kadın milletvekili var. Yerel yönetimlere bakınız, kadın belediye başkanlarının ve kadın belediye meclisi üyelerinin sayılarının yüzdelerle değil, bindelerle ifade edildiğini görüyorsunuz. Siyasette kadın yok, ya yaşamın başka alanlarında; maalesef, yaşamın başka alanlarında da, çağdaş demokrasilerin yakalamış olduğu oranlara Türkiye'de kadınların erişememiş olduğunu görüyoruz. Bir erkekler yönetimi olarak işliyor demokrasimiz. Demokrasiyi biz nasıl tanımlıyoruz; demokrasi, toplumun kendi kendisini yönettiği; yani, kadının ve erkeğin birlikte kadını ve erkeği yönettiği bir yönetim biçimi; ama, bizim demokrasimiz, erkeklerin kadını ve erkeği yönettiği bir demokrasi. Yönetim işine gelince kadın yok, sadece yönetiliyor. Bu, üzüntü verici bir manzara, "utanç" demeye dilim varmıyor, aslı odur; ama, çok büyük üzüntü yaratan bir manzara.

Göstergeler bakımından bizden çok geri olan ülkelerden gelen hemcinslerimizle konuştuğumuzda, onların çalışma yaşamlarında, siyasette yer aldıkları sayıların oransal göstergelerini gördüğümüz zaman, biz, başımızı öne eğmek mecburiyetini hissediyoruz; çünkü, o oranları yakalayamamış durumdayız.

Çalışma yaşamında kadınlara bakıyoruz -biraz önce Sayın Karahan Uslu ifade ettiler- gelişmiş ülkelere oranla fevkalade düşük sayılarla çalışma yaşamına Türk kadınlarının katıldığını görüyoruz. Bunun kuşkusuz çok çeşitli nedenleri var. Kadının çalışmasına iyi gözle bakılmadığı toplum kesimleri var, "ne lüzum var, kadın çalışmasın, ona babası bakar, erkek kardeşi bakar, kocası bakar, o da evinde otursun" anlayışını benimsemiş toplum kesimleri var. Kadın, bu değer yargılarını aşıp çalışma yaşamına adım atsa bile, karşısına çıkan başka engeller var. "Bu işe girebilmek için erkek olmak şart" diye verilmiş ilanlar var. Çok yakın zamanda gördük bunları; kamu görevine alınırken de gördük. Böyle ilanlar var. İlana dökülmese bile, bu işe kadın değil, erkek alalım diye oluşmuş birtakım yargılar var. Kadın alırsak, yarın öbür gün hamile kalır, işini gereğince yapamaz, ondan sonra, doğum izinleri; yok, biz kadın almayalım, erkek alalım diye yapılan tercihler var ve bütün bunları aşarak bir kadın işe girse de,  yükselmeye engeller var. Ne var diye sorabilirsiniz; ama, biz, kadınlar olarak o kadar iyi biliyoruz ki, camdan tavanlar var. Baktığınız zaman göremiyorsunuz, bir yerde yazılı değil; ama, kadın olduğunuz zaman, erkek kadar rahatlıkla, kolaylıkla ileriye gidemiyorsunuz, yükselemiyorsunuz sırf kadın olduğunuz için. Sizinle aynı nitelikte olan erkek arkadaşlarınız yükselebiliyorlar, yöneticilik makamlarına gelebiliyorlar; ama, kadınlar, çoğu kez, her zaman demiyorum; ama, çoğu kez, salt kadın oldukları için yöneticilik görevine layık görülmüyorlar ve hep yönetilen konumunda kalsın isteniliyor kadın.

Bunun dışında başka sorunları da var kadının iş yaşamında. İş yaşamına giren kadın, bir zaman sonra bir yuva kuruyor, evleniyor, anne olmak ihtiyacını duyuyor; ama, anne olacağı zaman, eğer yasalar gerektiği zaman izin almak konusunda, gereken dönemlerde istirahat etmesini sağlamak üzere ona imkânlar getirmiyorsa, kadının yapabileceği bir tek şey var; iki seçenekten birini kullanmak; ya anne olma arzusunu sarıp sarmalayıp bir kenara kaldırmak veya iş yaşamından vazgeçmek. Çünkü, önünde bekleyen yol o kadar dikenli ki, hamileliğinin çok ileri dönemlerine kadar çalışmak mecburiyeti var. Daha sonra, süt izinleri yeterli değil; çocuğunu kreşe bırakıp işine gitme imkânları yeterince sağlanmamış vaziyette; çocuğuna gönlünden geçtiği ölçüde süt verebilecek sürede onun yanında kalabilmek imkânı yok ve hepimiz biliyoruz ki -bunlar bilimsel birtakım gerçekler- anne sütü, çocuk için fevkalade önemli bir koruyucu. Anne sütünden yeteri kadar yararlanamayan çocuklar, fiziksel bakımdan da zihinsel bakımdan da yeteri kadar gelişemiyorlar, bağışıklık sistemlerinde birtakım sıkıntılar ortaya çıkabiliyor ve çocuk, belli evrelerde anneyle ne kadar uzun zaman beraber kalırsa, fizikî ve ruhsal gelişimi de o ölçüde mükemmel olabiliyor; ama, siz, kadına, doğumdan önce altı hafta, doğumdan sonra altı hafta izinlisin, o kadar, sen işine gelmeye mecbursun derseniz, bu kadın o zaman ne yapacak; mecburen, çoğu kez gördüğümüz gibi, çalışma yaşamından çekilecek.

Değerli arkadaşlarım, kadının emeğine çalışma yaşamında ihtiyacımız var; çünkü, kadının da birtakım becerileri var, bunlar, bazen erkekte de yok. Kadın daha detaycı, daha ayrıntılarla meşgul; erkek daha bütünsel olarak bakıyor olaylara ve bu iki nitelik bir araya geldiği zaman, yani, kadın emeğiyle erkek emeği bir arada ortaya konulduğu zaman daha mükemmel bir iş ortaya çıkabiliyor. Onun için, mükemmel ürünler ortaya koyabilmek için kadının emeğine iş yaşamında ihtiyaç var; ama, kadın için de kadının çalışmasına ihtiyaç var. Bugüne kadar kadınlarımız ekonomik bakımdan güçlü olmadıkları için pek çok sorunu yaşamak mecburiyetinde kaldılar. Kadın ekonomik bakımdan güçlü olduğu zaman, kendi yaşamını sürdürebilecek kazancı elinde olduğu zaman daha az eziliyor, hayatın yüklerini, dimdik durarak, kimseden yardım almaksızın, daha güçlü bir vaziyette taşıyabiliyor. Kadınlarımıza daha onurlu, daha saygın, daha güvenli bir yaşam biçimi sağlayabilmek için de, onları iş yaşamına katma mecburiyetimiz var; ama, maalesef, Türkiye'deki sayılara baktığımız zaman, bu konuda dünyanın pek çok ülkesinden geri durumda olduğumuzu görüyoruz. Türkiye'de kadın, maalesef, iş yaşamına istenilen ölçüde katılamıyor. Bunu sağlamak bizim görevimiz; çünkü, kadınlarımıza bunu borçluyuz. Toplumumuzun kadınları yıllardır politikacılardan ve devletten bu sorununun çözülmesini bekliyor. Bu, ulusal bir sorunumuz; ulusumuzun kadınlarına olan borcu, devletimizin ulusal olarak kadınlarımıza borcu, bizlerin politikacı olarak ulusumuzun kadınlarına borcu. Bunu yerine getirmek zorundayız; kadınlarımıza, iş yaşamına katılmalarını sağlayacak imkânları yaratmak zorundayız. Ayrıca, çağdaş bir demokrasi istiyorsak, çağdaş demokrasi olabilmenin koşullarından biri de bu; onun için de bunu gerçekleştirmeliyiz.

Birtakım uluslararası platformlarda olduğumuz zaman bize soruyorlar; siyasette kadın oranınız nedir? İş yaşamında kadın oranınız nedir? Kadınlar için doğumöncesi, doğumsonrası izin süreleri nedir? Hangi imkânları tanıyorsunuz iş yaşamına kadınları katmak için? Bunlar, hep, bizlere soruluyor; kuşkusuz, sizlere de soruluyor Türkiye'yi temsilen herhangi bir yere katıldığınız zaman. Bu soruları göğsümüzü gere gere yanıtlayabilmek için bu tedbirleri almak, kadınların iş yaşamına, siyasete, yaşamın her alanına daha büyük sayılarla katılmasını sağlamak için gerekenleri yapmamız gerekiyor. Avrupa Birliğine girişimiz tartışılırken dahi bu ölçütlere, bu göstergelere bakıyorlar. Kadının durumu ne bu toplumun içerisinde, kadına nasıl bir statü sağlanmış; biz, bu konudaki göstergelere bakılarak da çağdaşlığımızın, Avrupa Birliğine ayak uydurup uyduramayacağımızın kararı verilirken yargılanıyoruz. Onun için de, eğer iddia ettiğimiz gibi bir çağdaş demokrasiysek, onu da bu sayılarla göstermek, kanıtlamak mecburiyetindeyiz.

Şimdi, bakınız, yakın zamana kadar, kadınların doğum öncesi ve doğum sonrası izinleri, yasalarımızda, çağdaş demokrasilerde, çağdaş platformlarda belirlenen en alt sürelerin de altındaydı. Yıllarca bunun için mücadele verildi ve iş yaşamı için çıkarmış olduğumuz 4857 sayılı İş Yasasıyla, bu, çağdaş bir düzeye, en azından çağdaş sayılabilecek bir düzeye ulaştırıldı. Kuşkusuz, bizlerin de, kadınlar olarak, 16 haftaya çıkarılmış olan sürenin 21 haftaya çıkarılmasının sağlanması en başta gelen temennimizdir; ama, hiç değilse, İş Kanunuyla gelinen nokta, bizi çağdaş bir düzeye ulaştırmaya yetmiştir; ama, İş Kanununda yapılan değişiklik Devlet Memurları Kanununa intikal etmemiştir, orada eski süreler sürmektedir.

İş Kanununa tabi çalışma yaşamında kadınlara sağlanan bir imkânın, kamu sektöründe çalışan kadınlara da kuşkusuz sağlanması gerekmektedir; çünkü, bu izinler bakımından bir paralellik kuramadığımız takdirde, bırakın cinslerarası eşitsizliği, bir cins içerisinde de çalışma koşulları bakımından eşitsizliğe yol açmaktadır. İşte, bu kanun teklifi, iş yaşamında bu eşitsizliği gidermek amacına yönelik olarak hazırlanmış, tıpkı İş Kanununda olduğu gibi, doğum öncesi ve doğum sonrası izinler 8 haftaya çıkarılmış ve çoğul gebeliklerde buna 2 hafta daha eklenilmiştir. Kuşkusuz, hekim raporuyla daha fazla iznin gerek görüldüğü durumlarda, bu izin, yine, yasanın verdiği imkâna göre uzatılacaktır. Ayrıca, bu süreler bittikten sonra da, maaşsız izin kullanmak, aylıksız izin kullanmak isteyen devlet memuru kadınlar, amirlerinin takdir hakkı söz konusu olmaksızın "ben, 1 yıl aylıksız izin kullanmak istiyorum" dedikleri anda, kendilerine bu izin verilecektir. Hazırlanmış olan yasa teklifleri bunları getirmektedir.

Bu teklifle, kamu sektöründe çalışan kadınlarımızın da, doğum öncesi ve doğum sonrası izinleri bakımından, bir nebze ferahlığa kavuşturulacağını zannediyoruz.

Tabiî, sorun bununla bitmiyor, sorun bununla çözülmüş olmuyor. İş yaşamına kadınların istenen sayılarla katılmasını sağlayabilmek için kreş imkânlarını, çocuk yuvası, çocuk bakımevi imkânlarını genişletmek lazım, kadınları koruyabilmek için iş yaşamına kotalar koymak lazım; ama, bunları yapabilmek için de, Anayasada bir adım daha atmak lazım, özellikle, bu kotalar konusunda. Ben, Anayasada yapılan değişikliğin, henüz, CEDAW Sözleşmesinin gereklerini yerine getirmekte acele etmeyen birtakım, ülkelerin anayasalarıyla aynı noktaya geldiğini düşünüyorum; ama, bu, istenen adımı atmış olmak anlamına gelmiyor. Başka daha çağdaş ülkeler var, CEDAW'ın gereğini yerine getirmiş olan ülkeler var, onlar, devlete, fiilî cinslerarası eşitliği de sağlamak görevini veriyorlar; yalnız hak eşitliğini sağlamak yetmez, devlet, fiilî eşitliği de sağlamakla yükümlüdür hükmünü getiriyorlar. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bunun gelmesini çok arzu ettik; ama, maalesef, verdiğimiz önergeler, Anayasa Komisyonunda da, Yüce Mecliste de -Cumhuriyet Halk Partisinin desteğine rağmen- Adalet ve Kalkınma Partisi bunları kabul etmediği için geçmedi. Ben, bu vesileyle, bu hususu tekrar gündeme taşımak istiyorum. Eğer, çağdaş bir demokrasiye sahip olmak istiyorsanız, eğer, ulusumuzun kadınlarına çoktan hak etmiş oldukları desteği vermek istiyorsanız, gelin, bir adım daha atalım, tekrar Anayasanın 10 uncu maddesini ele alalım ve oraya fiilî eşitliği de devletin sağlamakla yükümlü olduğu hükmünü getirelim.

Birtakım anayasalarda bu var. Birtakım anayasalarda yok" diye söz ediliyor; ama, onlar da yarın öbür gün bunu, anayasalarına ve hukuk düzenlerine -eğer, CEDAW'ın hükümlerini gerçekleştirmek istiyorlarsa- getirmek mecburiyetindeler; onlar da o sürece girecekler. Ben diyorum ki, onların o sürece girmesini beklemeden biz bunu yapalım, başkalarını beklemeyelim, biz yapalım; çünkü, kadınlarımız bunu hak ediyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Hak etmenin yanı sıra, bu, devletin kadınlara bir görevi; eğer, sosyal devlet ise,  eşitlikçi bir demokrasiyi, bütün çağdaş demokrasilerde olduğu gibi gerçekleştirmek istiyor ise, görevi. Dilerim bu dönem bitmeden, Parlamentomuz bunu da tamamlar ve en ileri noktaya varmış ülkelerin anayasalarıyla eşit konumda bir anayasaya sahip oluruz.

Çünkü, ben şunu söylemek istiyorum: Fransa da başlangıçta, CEDAW'ın gereğini yerine getirmek için bize benzer bir adım attı ve olabilir zannedip bir kota kanunu çıkarttı; ama, maalesef, yaptığı anayasa değişikliğine o kota kanunu sığmadı, iptal edildi ve onun üzerine daha ileriye bir adım atıp, hak eşitliğinin yanı sıra, fiilî eşitliği sağlamaya yönelik önlemleri almak konusunda da parlamentoya, siyasî partilere görev veren bir başka değişiklik yapmak mecburiyetini hissetti.

Ben de diyorum ki, bu evrelerden geçmeden, Anayasa Mahkemesi engelline takılır mıyız takılmaz mıyız kuşkusuna düşmeden, açıkça Anayasada cinslerarası eşitlik konusunda,.devlete fiilî eşitliği de sağlamak görevini verelim.

Tekrar söylüyorum; bu dileğimin bu dönem bitmeden gerçekleşmesini görmek, ulusumuzun tüm kadınları gibi benim de arzumdur. Bunu gerçekleştirmenin şerefinin de, bu dönem Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olmasını arzu ederim.

Bu kanun teklifine desteklerinizi bekliyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da, bu kanun teklifinden -zaten,kendi onayıyla da verilmiştir- yana olduğunu, bu kanun teklifini desteklediğini ifade etmek istiyorum.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Araslı.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

DEVLET MEMURLARI KANUNUNUN BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ

HAKKINDA KANUN TEKLİFİ

MADDE 1.- 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 104 üncü maddesinin değişik (A) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

A) Memura doğum yapmasından önce sekiz hafta ve doğum yaptığı tarihten itibaren sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı hafta süre ile aylıklı izin verilir. Çoğul gebelik halinde, doğumdan önceki sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak sağlık durumu uygun olduğu takdirde, tabibin onayı ile memur isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, memurun çalıştığı süreler, doğum sonrası sürelere eklenir. Yukarıda öngörülen süreler memurun sağlık durumuna göre tabip raporunda belirlenecek miktarda uzatılabilir. Memurlara, bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam birbuçuk saat süt izni verilir. Süt izninin kullanımında annenin saat seçimi hakkı vardır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

1 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Gaye Erbatur; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA N. GAYE ERBATUR (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara Milletvekili Oya Araslı ve 10 milletvekilinin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu ve 9 milletvekilinin, Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun 1 inci maddeye ait görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunuyorum; Sayın Heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Kadın memurlara, doğum yapmasından önce 8 hafta ve doğum yaptığı tarihten itibaren 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta aylıklı izin verilmesi, bu hakların, aynen, İş Kanununda işçi kadınlara verilen haklarla aynı duruma gelmesini sağlayacak. Böyle bir teklifin, çalışan kadınlar için son derece yerinde bir teklif olduğunu düşünüyorum ve bu iki kanun teklifini hazırlayan her iki arkadaşımı da bu bakımdan kutluyorum.

Kadınların sorunları çok fazla. Kadınlar, sadece doğum yapmaları nedeniyle sorun yaşamıyorlar. Kadınlar, yaşadıkları süre içerisinde de çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar. Bu vesileyle, burada, hazır söz almışken, bugünlerde kadın kuruluşlarının ve bizim çok gündeme getirdiğimiz namus cinayetlerinden de söz etmek istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Parlamentomuz, Türk Ceza Kanununda değişiklik yapmak üzere komisyonda çalışmalar yürütüyor. Adalet Komisyonunda görüşülen tasarı üzerindeki çalışmalar, artık, komisyondan Genel Kurula gönderilmek üzere tamamlandı. Ancak, 84 üncü maddeye, "nitelikli adam öldürme" bölümüne, töre saikiyle işlenilen cinayetler de nitelikli adam öldürme suçu olarak alındı ve müebbet hapisle cezalandırılacak. Ancak, yapılan bu uygulama bizler için yeterli değil; çünkü, namus ve töre cinayetleri, töre adına sürdürülen, feodal yapı artığı, erkeğe ait toprağa dayalı mülkiyet hakkının hane kadınlarına uzantısının bir sonucudur. Bu cinayetlerin müebbet hapis korkusuyla işlenmelerini engellemenin ötesinde daha önemli hususlar da vardır. Bunların başında, insanların yüreklerinden ve beyinlerinden "töre-namus-kadın" halkasına kilitlenmiş ahlak kavramının silinmesi, kadının insan haklarının tanınması ve kadının özgür bir birey olarak varlığının kabulü gelir.

Egemenlik alanının daralmasını kabullenmenin güçlüğüdür ki, bu ahlak anlayışını, bu cinayetleri, Avrupa'da yaşanan kentlere dek, belki, genç kızın, ekonomik olarak, artık, babasına, ailesine hiç de bağımlı olmadığı coğrafyalara dahi taşımaktadır.

İster töre diyelim ister namus, sonuç olarak, kadının kendi bedeni üzerindeki bireysel haklarını çiğneyen, kadının namusunu cinselliğe bağlayan bir düşünceden yola çıkan her türlü cinayeti gerçek anlamda geçmişe gömmek istiyorsak, çok geniş bir kampanyayla, toplumsal bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yapılması gerekmektedir.

2004'ün ikinci yarı yılı, yasal düzenlemelerle büyük ölçüde gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği müktesebatının yaşama geçirilmesine odaklanan bir dönem olacaktır. Bu anlayış değişikliğini de müktesebatın bir parçası olarak görmek hiç de abartı olmaz; çünkü, Avrupa'da, insanî değerler, bireyin özgürlüğü ve insan haklarının korunması temeline oturtulmuştur. Bir kadının, babasının, ağabeyinin ya da eşinin vesayeti altında olması bu anlayışa tamamen terstir. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Türkiye Temsilciliği, bu yılki çalışmalarını namus cinayetlerine odaklayarak iyi bir örnek oluşturmuştur.

Tarafı olduğumuz, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, (CEDAW) kadınlara karşı şiddetin önlenmesi konusunda da yükümlülükler getirmektedir. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak da, bilgilendirme, bilinçlendirme çalışmalarının yürütülmesi gerekir. Her şeyi devletten beklememe anlayışı içerisinde, sivil toplum örgütleri ve medya da bu konuda etkin rol almalıdır.

Etkin bir kampanya yürütülse bile, bugünden yarına herkesin değişmesi beklenemez. Kadınlarımıza yardımcı olacak kurumların da oluşturulması gereksinimi vardır. Ülkemizde, 7 500 kişiye 1 sığınmaevi olan Avrupa Birliği normlarına göre -nüfusumuzun hâlâ 67 000 000 olduğunu varsaysak bile- 9 000 dolayında sığınmaevi olması gerekirken, bunun binde 1’ine yakın sayıda sığınmaevimiz vardır. Nüfusun 50 000'i geçtiği yerlerde, benimsenen terimle "korunmaevleri" kurmanın belediyelerin aslî görevine alınmasını sağlayan yeni yasal düzenleme sevindiricidir; ancak, bu görevi yerine getirebilmeleri için, belediyelere de kaynak sağlanması gerekir.

Yeni yasama yılında, süratle, Namus Cinayetleri Araştırma Komisyonunun çalışmalarını tamamlaması gerekir, Sayın Salih Kapusuz, bana bakıyorsunuz...

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Her zaman olduğu gibi... Size her zaman bakarım.

N. GAYE ERBATUR (Devamla) - Çünkü, saptanan gerçeklikler ve gereksinimler doğrultusunda gerekli her türlü önlemin alınması, toplumda bilgilendirme ve bilinçlendirme kampanyaları düzenlenmesi, önceliklerimiz olmalıdır.

Araştırma Komisyonunun konuyu çok yönlü olarak ele alması ve Türk Ceza Kanunu dışında, başka hangi yasalarda değişikliğe gereksinim olduğunu saptaması gereklidir. Örneğin, yakın tarihte gerçekleşen Nuran Halitoğulları cinayetinde, kolluk güçleri tarafından kurtarılan genç kız, bu güçler tarafından babasına teslim edilmişti. Bu, yasaların bir gereği idi. Bu koşullarda benzeri bir teslim olayının yaşanmaması için, gerekli yasal değişikliklerin de yapılması gerekmektedir. Benzeri başka yasal boşluklar da var olabilir ve bunları da saptayıp, gereğini yapmamız gerekir.

Kadınlarımıza, kızlarımıza, hakları olan insanca bir yaşam sunabilmek için, geçmişten bugüne, değer adına taşınmış bazı bakış açılarının gözden geçirilmesi ve çağdaş değerlerin kavranıp benimsenmesini amaçlayan bir topyekûn bilgilendirme ve bilinçlendirme seferberliğine gereksinimimiz olduğunu düşünüyorum.

Bu nedenle, yapılan bu kanun değişikliğini çok önemli sayıyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bu değişikliği destekleyeceğimizi bildiriyorum. Beni dinlediğiniz için hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Erbatur.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - Devlet Memurları  Kanununun değişik 108 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Doğum  yapan memurlara istekleri halinde 104 üncü maddenin (A) bendinde belirtilen sürelerin bitiminden itibaren oniki aya kadar aylıksız izin verilir.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - Bu Kanun  yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz.

12.- Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/849) (S. Sayısı: 640) (X)

BAŞKAN- Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporu 640 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek; buyurun.

CHP GRUBU ADINA BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Yasalar, bir ihtiyacı karşılamak, bir yanlışı düzeltmek, bir eksikliği gidermek için, toplum yararı doğrultusunda, ilgili kesimlerin, çıkarılan yasalardan yaşamları doğrudan etkilenen kitlelerin görüşü ve katkısı alınarak, ortak aklın gösterdiği yönde toplumsal mutabakatla yapılır. Görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısı üzerinde sivil toplum örgütlerinin, sektörel kuruluşların, meslek birliklerinin mutabakatı vardır. Tasarı Meclise sevk edilmeden, ön çalışması, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna Kültür Bakanlığı tarafından yollanılmış ve gereken katkılar istenilmiştir. Biz de, görüşlerimizi, Sayın Bakana, Sayın Kültür Bakanlığına bildirdik.. Yani, bugüne kadar alıştığımızın ötesinde, bugün burada görüşeceğimiz yasa tasarısı, çoğunluk anlayışının değil, çoğulcu, katılımcı bir anlayışın ürünüdür.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının içeriğine geçmeden önce, sinema sektörünün içerisinde bulunduğu durumun bir çerçevesini çizmek istiyorum.

14 Kasım 1914'ten bu yana, doksan yıllık tarihinde 6 000'i aşkın sinema filmi üretmiş ve 1960'lı yıllarda, yılda 300 film çekmeyi başarmış Türk sinema sektöründe, günümüzde, yılda, ancak 10-12 civarında film üretilmektedir.

Avrupa'da, 65 000 000'luk Fransa'da, yılda 100 konulu film çekilebilmekte; çünkü, Fransa, sinemasına yılda 500 000 000 dolar destek sağlamaktadır. Bu destek Almanya'da 250 000 000 dolar, İtalya'da 190 000 000 dolardır.

1970'lerde sinemamız, 2 500 açıkhava, 3 000 kapalı salon, 2 500 000 koltukla ciddî bir biçimde endüstri olma yolunda ilerlerken, 1970'lerin sonlarından başlayarak, birçok nedenden dolayı erozyona uğramıştır; yapım, işletme ve gösterim sistemi çökmüştür.

Bugün, Türkiye'de, yaklaşık 1 100 perde ve 200 000 koltuk vardır. Ülkemizin 12-13 ilinde sinema salonu yoktur. 1970'lerden bu yana sinemamızdaki kan kaybını bu rakamlar açıkça ortaya koymaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; film sayısının yok denilecek kadar azalmasının yanında, sinemanın, halkla en yoğun iletişim kuran bir sanat ve kültür alanı olarak gücü ve etkinliği zayıflamış ve önemsizleşmiştir. Elimizde, finansman kaynakları dış desteklerle bölük pörçük sağlanan, işletme imkânları sınırlı, âdeta, sığıntı kalmış, iç dinamikleri televizyon yıldızlarının rol aldığı birkaç popüler film dışında tükenmiş, tüketilmiş bir sinema alanı kalmıştır.

Yapımcısını, dağıtımcısını, sinema salonunu kaybetmiş sinemada kendilerini bir biçimde ifade etmek isteyen sanatçılar, birer tüccar terzi konumunda, kendilerinin yapımcısı ve pazarlayıcısı olmak zorunda kalmışlardır.

Bugün, eksikliğini hissettiğimiz, sadece seyircisiyle buluşarak kendi ticarî sistemini oluşturmuş bir sinema sektörü değildir. Sektörün, görsel, işitsel, her alanda üretken ve yaratıcı olan yönü tükenmiş ve geleceğe yönelik vizyonu kalmamıştır. Bu ülkenin çocukları, gençleri, kendi kültürel kimlik ve hazinelerini unutmakla karşı karşıyadır. Bu ülkenin, artık, çocuk filmleri, animasyon filmleri, belgesel filmleri, kısa filmleri sınırlıdır. Oysa, yetmiş milyonluk nüfusu ve dünyayla hızla entegre olan yapısıyla bu ülkede her yıl onlarca film yapılabilir, bu filmleri üretecek yapımevleri harekete geçirilebilir, işletme ve gösterim ağları kurulabilir.

İşte, bugün görüşmekte olduğumuz bu tasarıda ve bu tasarının 1 inci maddesinde belirlenen amaçları arasında, sinema sektörünün eğitim, yatırım, girişim, yapım, dağıtım ve gösterim alanlarının geliştirilmesi ve güçlendirilmesi bulunmaktadır. Tasarının, bu amaçları gerçekleştirerek, 1970'lerden beri sinemamızın içinde bulunduğu olumsuz durumu ortadan kaldıracağına inanıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sinemanın, ülke tanıtımında en önemli araç olma özelliği, başta ABD olmak üzere, pek çok dünya ülkesi tarafından kanıtlanmışken, ülkemiz bu aracı, bu etkin silahı akılcı bir şekilde, maalesef, kullanamamıştır. Türkiye, sinema endüstrisi denilebilecek çapta bir yatırım yapmamış olmasına rağmen, uluslararası nitelikte pek çok sinema insanı yetiştirmiş bir ülkedir.

Ülkemizin yaratıcı sanatçı insan kaynağının doğru yönlendirilmesi ve desteklenmesi durumunda, sinema sektörünün gelişmesine ve ülke tanıtımına önemli katkılar sunulacaktır. Bu kadrolar, binbir zorlukla ortaya koydukları ürünleriyle, bugün, uluslararası sermayeyi ayaklarına getirebilmekteler; ama, yeterli değil. Ne var ki, kişisel çabalarla oluşturulan bu prestijler ve başarılar, kurumsal bir yapının var olmaması nedeniyle ülkemize yansımamakta, ülkemizin amaçlarına hizmet etmemektedir. Bu kadroların dünya çapında kurdukları geniş ilişki ağı ve edindikleri bir o kadar geniş deneyim ve birikimleriyle ülkemizin çok yönlü tanıtım hizmetlerine yönlendirilmelerine, ABD ve Avrupa ülkeleri dahil dünyanın tüm ülkelerinde olduğu gibi bu yönde geliştirilecek devlet politikalarına ihtiyaç vardır. Bir diğer ifadeyle, sinema aracılığıyla neyi, neden, nasıl, ne zaman tanıtacağız gibi sorulara ek olarak sürekliliğin nasıl sağlanacağı ve hangi kaynakların nasıl ve ne yönde seferber edileceği, hükümetten öte, Amerika'da olduğu gibi, bir devlet politikası olmalıdır.

Dünya üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen ve dünya siyasetinde, ekonomisinde, ticaretinde etkili olmak isteyen ve bu hedeflerde başarılı olmuş ülkeler, Amerika örneğinde olduğu gibi sinema konusunda son derece kararlı planlar ve çalışmalar yapmışlardır.

Sinema sanatı, genel olarak, sanat üretimini desteklemek, ülkede çok özel bir iklimi oluşturmayı gerektirmektedir. Böyle bir iklimin oluşması, düşünce ve yaratma özgürlükleriyle tüm sanat alanını kucaklayan telif hakları, çalışma-sosyal güvenlik, destek ve teşvik yasa kurumlarından oluşan bütünsel bir modelin yaratılmasıyla mümkündür. Bu modelin temelinde yaratıcılığın ve kalitenin desteklenmesi vardır.

Bu sektör aynı zamanda yüksek teknolojiyi en yoğun kullanan endüstrilerden biridir. Endüstriyel yaratıcılığın uzlaşması ve birbirini olumlu desteklemesi, ancak diğer endüstrilerden farklı bir bakış açısıyla mümkün olabilmiştir. Çünkü, bu endüstrinin hammaddesi, ürünü de kimliğimiz, hayallerimiz, ahlakî değerlerimiz, kültürümüz ve kültürel geleceğimizdir.

Bugün görüşmekte olduğumuz bu kanun tasarısı bir toplumsal ihtiyacı karşılamakta, sinema sektörünün beklentilerine yanıt vermektedir. Bu kanun, genel gerekçesinde belirtildiği gibi, sinemanın gerek sanat gerekse endüstri olarak desteklenmesini ve güçlendirilmesini temin edecek ve başlıbaşına sinema alanına ilişkin hükümler içerecek bir kanundur. Tasarı, genel olarak, Türkiye'de gösterime girecek yerli ve yabancı filmlerin denetlenmesini ve devletin Türk sinemasına yapacağı maddî desteğin nasıl olacağıyla ilgili düzenlemeleri içermektedir. Ayrıca, devlet ile sinema dünyası arasında iletişimin sağlıklı ve etkin bir şekilde yapılması, sinema sanatına ilişkin temel yaklaşımların, sektörel eğilim ve yönlemlerin araştırılması amacıyla, ilgili alan, meslek birlikleri, sektörel sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve üniversitelerin ilgili bölümlerinden görevli öğretim elemanlarından oluşan, Bakanlık bünyesinde bir danışma kurulu oluşturulmasını da öngörmekte.

Destek başvurusunda bulunan projeleri değerlendirmek ve desteklenecek olanları belirlemek amacıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi, meslek birlikleri temsilcileri ve sinema dünyasından, Bakanlığın seçtiği üyelerden oluşacak Destekleme Kurulu bulunmaktadır.

Bu tasarının en önemli özelliklerinden biri, sinema sektöründe önemli kararların alınması amacıyla oluşturulan bu kurullarda (destekleme, danışma, değerlendirme ve sınıflandırma kurullarında) sektör temsilcilerinin söz ve karar sahibi olmasıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının bu olumlu yönlerinin yanı sıra, bir iki maddeyle ilgili kaygılarımı, çekincelerimi -Sayın Bakanımla konuşarak paylaştığımı- belirtmek istiyorum.

Tasarının 8 inci maddesinde, desteklenen filmlerin yapımcısının, filmin yapım maliyeti karşılandıktan sonra elde edilen gelirlerden yapılan desteği geri ödemesi öngörülmektedir. Ancak, yapımcı tarafından ödeme yapılmazsa, filmin yönetmeninin beş yıl, yapımcısının ise, geri ödemesiz sayılan miktarı yasal faiziyle birlikte ödeyinceye kadar desteğe müracaat edemeyeceği belirtilmektedir. Halbuki, dünya sinemalarında olduğu gibi, sinema sektöründe destek, kural olarak yapımcıya verilir. Yapımcı ile yönetmenin aynı şekilde cezalandırılması, bu genel kurala aykırıdır.

Hepimizin bildiği gibi, yönetmen gerçek, yapımcı tüzelkişiliktir. Yaratıcı kişiliği olan yönetmenin cezalandırılması yerine, tüzelkişiliğin, geri ödemesiz sayılan miktarları yasal faiziyle birlikte ödeyinceye kadar cezalandırılması daha adaletli olacaktır diye düşünüyorum. Yönetmenler için öngörülen bu beş yıl cezası, sinema sektörünün yeniden yapılandırılma sürecinin hemen başında, üstelik, Destekleme Kurulunun gözetiminde verilen proje desteklerinin, bu şekilde, yönetmenlerin ötesinde, gişe başarısına mecbur bazı filmlerin mahkûm edilmesi anlamına gelecektir.

Ayrıca, yönetmenlerin aynı zamanda yapımcı olarak ürettikleri projelerin istenilen başarıyı yakalayamaması durumunda, geri ödeme faiziyle birlikte yapılana kadar bu desteklerden yararlanamayacakları düşünüldüğünde, bu cezanın çok ağır olduğu da ortaya çıkmıştır. Yönetmenin, ürettiği filmlerin gelirlerinin borçları ödeyip ödemediğini de ayrıca kontrol etmesi olanaklı değildir; hem de bu, yönetmenin görevi ve sorumluluğu da olmamalıdır diye düşünüyorum. O nedenle, tasarıda öngörülen bu sürenin kaldırılmasının -ki, Sayın Bakanımla bunu paylaştık- kaldırılmıyorsa da bir önergeyle- benim de imzam olacak- beş yıldan üç yıla ya da iki yıla indirilme düzenlemesinin yapılmasının doğru olacağına inanıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, burada, gerçekten Türk sinemasının yıllardan beri çekmiş olduğu sıkıntıları ortadan kaldıracak bir yasa tasarısını görüşüyoruz. Bakın, bunun çok önemli örneği tiyatroyla ilgilidir; devlet tarafından desteklenen Darülbedayi kurulmasaydı, Devlet Tiyatroları ve Türkiye'de tiyatro, bu düzeye gelemezdi. Kendi sanat yaşamımızda olumlu sonuçlarını gördüğümüz bu kurumsallaşmayı, sinema sanatımız için de gerçekleştirdiğimiz için sevinçliyim.

Ayrıca, sinema sektörünün yıllardan sonra kendi yasasına kavuşmasının, yıllardan beri içine düştüğü bu olumsuzlukları da ortadan kaldıracağına inanıyorum. Önce, Sayın Kültür ve Turizm Bakanına, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanına ve üyesi arkadaşlarıma, Kültür ve Turizm Bakanlığı bürokratlarına ve siz sayın milletvekillerine, bu konudaki katkılarından dolayı, sinema sektörü adına teşekkür ediyorum.

Sözlerimi bitirmeden önce, 1936 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün sinemayla ilgili bir vecizesini sizlerle paylaşmak istiyorum; "sinema öyle bir sanat ki, zamanı gelecek, silahtan, baruttan, makineden daha önemli olacaktır. Sinemaya gereken ehemmiyeti veriniz" demiştir. Geç de olsa Mustafa Kemal'in bu vecizesini yerine getiriyoruz. Umarım, Mustafa Kemal'in diğer vecizelerini de daha iyi anlar, ileriki günlerde değil, yakın zamanda o vecizeleri de yerine getiririz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Çanakkale Milletvekili Sayın İbrahim Köşdere; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; ben, sürem 20 dakika olmasına rağmen, bu görüşmemi fazla uzun tutmayacağım, kısa sürede bitirmeye gayret edeceğim; buna rağmen, sabırla dinleyeceğiniz için, şimdiden teşekkür ediyorum.

Görüşülmekte olan 640 sıra sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile 641 sıra sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Kültürün oluşturulmasında ve gelecek kuşaklara aktarılmasındaki yeri ve önemi sebebiyle, sinema alanına ilişkin ekonomilerin güçlendirilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi, yerli ve yabancı yatırımların teşvik edilmesiyle ilgili, sinema filmlerinin değerlendirilmesinin ve sınıflandırılmasının yapılması amacıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığınca bir kanun tasarısı taslağı hazırlanmıştır.

Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısıyla, sinema sektörünün, eğitim, yatırım, dağıtım ve gösterim alanlarında güçlendirilmesi, yapım ve ortak yapımların desteklenmesi, toplumun sinema filmlerinden yararlandırılmasına ilişkin imkânların artırılması hedeflenmektedir. Bu çerçevede, taslakta, bahse konu alanlara ilişkin temel yaklaşımların belirlenmesi ve bu amaca yönelik olarak, ilgili alan meslek birlikleri, sektörel sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin ilgili bölümlerinde görevli öğretim elemanlarından yılda bir kez toplanacak ve tavsiye niteliğinde karar alarak bir danışma kurulu oluşturulması öngörülmektedir.

Taslak ile ayrıca film yapımı, senaryo yazımı, arşiv, teknik altyapı, eğitim, araştırma-geliştirme, tanıtım, dağıtım, pazarlama, gösterim konularına ilişkin projeleri desteklemeye yönelik mekanizmalar da oluşturulmaktadır. Bu amaçla, taslakta, bakanlık temsilcisi ile, ilgili alan meslek birliklerinin üyeleri arasından seçtiği birer üye ve alanlarında temayüz etmiş uzman kişilerden bakanlıkça belirlenecek üç üyenin görev yapacağı bir destekleme kurulunun oluşturulması hüküm altına alınmaktadır.

Destekleme kurulu, tasarı taslağı kapsamında bulunan alanlara ilişkin projeleri değerlendirecek ve uygun görülenlerin desteklenmesi karara bağlanacaktır.

Projeler doğrudan veya dolaylı destek şekillerinden faydalandırılabilecektir. Doğrudan destekler, bakanlık bütçesinden her yıl ayrılan paydan belirlenen oranda verilen geri ödemeli veya geri ödemesiz şekilde ve dolaylı destekler de, bankalardan sağlanan kredilerin, anaparalarının dışında kalan ödemelerin geri ödemeli olarak karşılanması şeklinde düzenlenmiştir.

Tasarıda, film yapımlarına sağlanan doğrudan desteklere ilişkin geri ödemelerin, yapım maliyeti karşılandıktan sonra elde edilen gelirlerden bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yapımcı tarafından geri ödenmesi; filmin, yapım giderlerini karşılayacak miktarda gelir elde edememesi halinde, geri ödemeli desteklerin geri ödenmesi sayılması hükme bağlanmıştır. Destekleme kurulunca belirlenen uluslararası festivallere davet edilen veya bunlardan birinde ödül kazanan filmler hariç olmak üzere, geri ödemesi tamamlanamayan filmlerin yönetmeni beş yıl süreyle, yapımcısı ise bir daha bu kanunda yer alan desteklerden faydalanamayacaktır; ancak, geri ödemesiz sayılan miktarların, yapımcı tarafından yasal faiziyle birlikte bakanlığa geri ödenmesi halinde, yapımcı, desteklerden faydalanmak üzere tekrar başvuruda bulunabilecektir.

Belgesel, kısa metrajlı ve animasyon filmleri için geri ödemesiz destek sağlanabilecektir. Destekleme kurulunca, her yıl belirlenecek limit ve oranlar çerçevesinde film yapımlarına sağlanacak destekler, yapım giderlerinin yüzde 30'undan, diğer projelere sağlanacak destekler ise proje giderlerinin yüzde 50'sinden fazla olamayacaktır.

Taslakta yer alan bir başka önemli düzenleme de, sinema filmlerinin değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasına ilişkindir. Ülke içinde üretilen veya ithal edilen sinema filmlerinin, ticarî dolaşıma ve gösterime sunulmadan önce, kamu düzeni, genel ahlak ile küçüklerin ve gençlerin ruh sağlığının korunması, insan onuruna uygunluk ve Anayasada öngörülen diğer ilkeler doğrultusunda denetlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması yapılacaktır.

Bu hususta yapılan düzenlemeyle getirilen en önemli değişiklik ise, sınıflandırılması yapılan filmlerin, yapılan sınıflandırmayı gösterir işaret ve ibareleri taşımasının zorunlu tutulabilmesi ve söz konusu filmlerin, bu işaret ve işaretleri her türlü tanıtım alanında ve taşıyıcı materyal üzerinde kullanmalarının zorunlu olmasıdır. Bu şekilde, ebeveynlerin, küçüklerin ve gençlerin izlemeleri uygun olmayan filmlerle ilgili uyarılmasının sağlanması amaçlanmaktadır.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, taslağın yasalaşmasıyla, sinema sektörü ve diğer ilgili sektörlerin desteklenmesini, nitelikli eser üretiminin artırılmasını ve sektör ekonomilerinin güçlendirilmesini sağlayacak bir model meydana getirilmesi mümkün olacaktır. Diğer taraftan, kültür mirasının gelecek kuşaklara aktarılmasına imkân verilecek bir arşiv ve dokümantasyon sistemi oluşturulabilecektir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; dünya kültüre yöneliyor; ülkeler kültürlerini yeniden keşfediyor. Küreselleşmenin ortaya çıkardığı fırsatları değerlendirmek ve yol açtığı tehditlerle baş etmek için, kültür, hem bir sığınma hem de kendini ifade etmenin kaynağı olarak öne çıkıyor. Nedeni ne olursa olsun, kültür ve değerler, ülkelerin kendi kimliklerini, farklılıklarını, özgürlüklerini ve zenginliklerini ifade etmenin ve göstermenin yoludur. Günümüzde, ülkeler, hem küresel rekabette mevzi kazanmak hem de insanlığa katkıda bulunmak için kendi özgün değerlerine dayanmaya çalışmaktadırlar. Bu çerçevede, başta UNESCO olmak üzere, uluslararası kuruluşlar ve çağdaş ülkeler, kültür politikalarını gözden geçirmekte, yeni arayışlara yönelmekte, yeni yaklaşım ve stratejiler geliştirmektedirler. Bu süreçte, kültür alanının yönetimi, ademimerkezîleşme, sponsorluk, kültür finansmanı gibi konular öne çıkmış bulunmaktadır. Kısaca, çağdaş ülkeler, kültür alanında bir yeniden yapılanma sürecini yaşamaktadırlar.

Türkiye, her yönüyle bu gelişmelerin ortasında, merkezinde yer almak zorundadır. Kültür politikalarımızın, güvenlik, dışpolitika, kalkınma ve küresel rekabet bağlamında yaşanan çağdaş gelişmeler çerçevesinde ve ülkemizin, halkımızın ihtiyaçları ve öncelikleri doğrultusunda gözden geçirilmesi ve bu alanda yeni açılımlar getirilmesi zorunludur. Türkiye, sahip olduğu kültür, uygarlık ve tarih birikimini daha etkin, daha verimli, daha güçlü bir şekilde ayağa kaldıracak bu yeniden yapılanmayı daha fazla geciktiremez. Her köşesinde bir uygarlık kalıntısı bulunduran ve her yöresinde ayrı bir kültür zenginliğini yaşayan Anadolu, bu uygarlıkların maddî ve manevî değerlerini bünyesinde barındırmaktadır.

Kültür varlıklarımızın, değerlerimizin tarihsel ve kültürel gelişimin esaslı bir unsuru olduğu gözardı edilemez. Çağdaş dünyaya koşut olarak bu alanın yeniden yapılanması, Türkiye'nin uygarlığa katkısının önünü açacak, kültürel değerlerimizi küresel alana taşıması için bereketli bir iklimin oluşmasına hizmet edecektir. Zengin tarih ve kültürel mirasının yanı sıra, doğal değerleri açısından da büyük bir zenginlik ve çeşitliliği olan ülkemizin sahip olduğu ve hepimize emanet olan bu değerlerimizin yaşatılması, korunması, dünyayla buluşturulması için koruma kavramını çağdaş formda yeniden tanımlamak zorundayız.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tasarının dayandığı modelden ve bu yaklaşımın temel kavramlarından ve ilkelerinden bahsetmek istiyorum.

Bu tasarıyla, bir yandan, çağdaş kavram ve tanımlar mevzuata kazandırılırken, diğer yandan, yeni koruma ve uygulama araçları geliştirilmekte ve korumanın temel aktörü olarak vatandaşı merkeze alan yeni bir model ortaya konulmaktadır. Kültürün ancak toplumla birlikte korunacağı ve yaşatılacağı bilinciyle tarihî ve tescilli yapıları yaşatarak koruma anlayışı başat hale getirilmekte, vatandaşlarımızın "çivi çakmak bile yasak" diye algılayıp yorumladıkları koruma mantığı, vatandaşın işini kolaylaştıracak şekilde değiştirilmektedir.

Bugüne kadar korunması gereken yapıların tüm sorumluluğunu bu yapıların sahiplerine yükledik. Bir yandan, çok basit onarımlar için bile milyarlarca lira harcama gerektiren röleve, restorasyon projeleri isteyen bir düzeni kurduk. Diğer yandan, bu yapı sahiplerine devlet olarak finansal bir destek sağlayamadığımız gibi, bu yapıların sahiplerinin mülkiyet haklarını da, kamu yararı adına kısıtladık. Dolayısıyla, korumanın tüm külfetini, hepimizin ortak mirası olan bu yapıların sahiplerine yükledik ve esasen, kimliğimizin aslî unsurları olan bu yapıların çökmesine, yitip gitmesine göz yumduk. Artık, mevcut sistem değiştirilerek, kamu yararı-özel mülkiyet dengesini gözeten, makul, uygulanabilir ve çağdaş bir sistem kurulmak zorundadır. Nitekim, tasarı, bu sorunu çözen bir yaklaşım getirmiştir.

Bu kapsamda, kesin yapılaşma yasağı getiren alanlar dışında, müktesep haklar ile zilyetlik uygulamaları yeniden düzenlenmiş, sadece belediyelerin değil, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının da tescilli yapılarının korunması amacıyla, kamulaştırma yapılabilmesi imkânı verilmiştir.

Bu tasarıyla oldukça çağdaş bir koruma uygulama aracı da ülkemize kazandırılmaktadır. Tüm dünyada, özellikle Amerika'da yaygın şekilde uygulanan imar hakkı transfer sistemi, ilk defa mevzuatımıza girmekte ve böylece, kamulaştırmaya alternatif bir mekanizma hayata geçirilmektedir.

Bu kapsamda, tasarıyla, belediyeler ve valililiklere, imar haklarının kısıtlandığı alanlardaki maliklerin imar haklarını yapılaşmaya açık bir alana aktarma hakkı ve menkulü kıymetleştirme yetkisi verilmektedir.

Ayrıca, hazine arazileri yanı sıra, il özel idaresi ve belediye mülkiyetlerindeki arazi ve gayrimenkullerimize takas imkânı getirilmektedir.

Bu tasarı...

BAŞKAN - Sayın Köşdere, biliyorsunuz, bizim görüştüğümüz sinema filmleriyle ilgili tasarı.

İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla) - Sayın Başkanım, ben ikisini birleştirdim. Diğerinde de konuşma hakkım var; ama, konuşmayacağım.

BAŞKAN - Peki.

Buyurun, toparlayın.

İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla) - Bu tasarıyla, başka bir temel değişiklik daha yapılmaktadır. Bu tasarıda, koruma, bir uzmanlık ve disiplinlerarası iş olarak ele alınmakta ve korumanın vazgeçilmez unsuru olarak planlama yaklaşımı geliştirilmektedir.

Tasarıda yapılanma faaliyeti, fiziksel planlama boyutu yanı sıra, sosyokültürel, ekonomik, yönetsel karar ve uygulamaları kapsayan, çok boyutlu bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Böylelikle yeni bir ilke imza atılmakta ve mevzuatımıza ilk defa fiziksel ve mekânsal kararlarla sınırlı olmayan bir plan kavramı yerleştirilmektedir.

BAŞKAN - Sayın Köşdere, bir saniye.

Sayın Köşdeşe, sizin konuştuğunuz bu konuları kapsayan iki tasarımız daha var. Bir yanlışlık olmasın?

İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla) - Sayın Başkan, ben konuşmamın başında da söyledim; 640 ve 641 sıra sayılı tasarılar...

BAŞKAN - Ama, ayrı ayrı tasarılar; yani, birinin görüşmesi birinde yapılmaz.

O nedenle, siz, konuşmanızın sinemaya ilişkin olan bölümünü arz edin; diğer bölümde yine söz veririm.

İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla)  - Orada kullanma imkânım varsa o söz hakkımı da kullanayım.

BAŞKAN - Şu anda görüştüğümüz konuyla ilgili bölümü dile getirin. Zaten süreniz de az kaldı; ama...

İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla) - Sayın Başkanım, takdir sizin.

Ben, sinemayla ilgili görüşlerimi ifade ettim.

BAŞKAN - Diğer konu üzerinde yine söz vereceğim size; tabiî  talebiniz olursa.

İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla) - Peki efendim, teşekkür ederim.

Sağ olun, çok teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Köşdere.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

SİNEMA FİLMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SINIFLANDIRILMASI İLE

DESTEKLENMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam ve Tanımlar

Amaç

MADDE 1. - Bu Kanunun amacı, bireyin ve toplumun sinema sanatı ürünlerinden verimli bir biçimde yararlanabilmesi ve sinema sanatının sunduğu olanaklardan yararlanarak çağdaş ve etkin bir kültürel iletişim ortamının yaratılması için sinema sektörünün eğitim, yatırım, girişim, yapım, dağıtım ve gösterim alanlarında geliştirilmesi ve güçlendirilmesi ile kayıt ve tescile de esas olacak şekilde sinema filmlerinin değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasını ve bu alanda  yerli ve yabancı yatırım ve girişimlerin desteklenmesini sağlamaktır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

Kapsam

MADDE 2. - Bu Kanun sinema sektörünün güçlendirilmesi, desteklenmesi, kayıt ve tescile de esas olacak şekilde sinema filmlerinin değerlendirilmesi ve sınıflandırılması ile Bakanlığın görev, yetki ve sorumluluğuna ilişkin hükümleri kapsar.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

Tanımlar

MADDE 3. - Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Bakanlık: Kültür ve Turizm Bakanlığını,

b) Sinema filmi: Sinema sanatına özgü dil ve yöntemler ile meydana getirilen belgesel, kurgu, animasyon ve benzeri türlerde; konulu veya konusuz, uzun veya kısa metrajlı, tespit edildiği materyale bakılmaksızın elektronik, mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisinden ibaret filmleri,

c) Kurgu film: Yaratıcı bir fikre dayalı olarak, sinema sanatına özgü dil ve yöntemler ile meydana getirilen konulu filmleri,

d) Belgesel film: Bilimsel, güncel, tarihî, doğal ve benzeri olgu veya düşüncenin sinema sanatına özgü dil ve yöntemler ile araştırıldığı, anlatıldığı ve kurgulandığı filmleri,

e) Animasyon film: Ağırlıklı olarak canlandırma tekniğinin kullanıldığı, sinema sanatına özgü dil ve diğer teknik ve yöntemlerle meydana getirilen filmleri,

f) Değerlendirme ve sınıflandırma: Ülke içinde üretilen veya ithal edilen sinema filmlerinin ticarî dolaşıma ve gösterime sunulmadan önce, gösterim ve iletim biçimleri dikkate alınarak kayıt ve tescile de esas olacak şekilde kamu düzeni, genel ahlâk ile küçüklerin ve gençlerin ruh sağlığının korunması, insan onuruna uygunluk ve Anayasada öngörülen diğer ilkeler doğrultusunda denetlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasını,

g) Destekleme: Sinema sektöründe yapım, senaryo yazımı, arşiv, belgeleme, teknik alt yapı, eğitim, araştırma, geliştirme, tanıtım, dağıtım, pazarlama, gösterim alanlarına ilişkin projelerin değerlendirilerek uygun görülenlerin desteklenmesini,

h) Meslek birlikleri: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında kurulan tüzel kişiliği haiz kuruluşları,

ı) Sektörel sivil toplum kuruluşları: Sinema sektöründe  faaliyet gösteren dernek, vakıf, birlik ve sendika gibi kuruluşları,

İfade eder.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Sürekli Kurullar

Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulu

MADDE 4. - Sinema filmlerinin değerlendirilmesi ve sınıflandırılması, Bakanlık bünyesinde oluşturulan Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulunca yapılır.

Kurul; Bakanlık ile İçişleri, Dışişleri ve Millî Eğitim bakanlıklarından birer üye, ilgili alan meslek birliklerince önerilecek uzman kişiler arasından Bakanlıkça seçilecek iki üye ile Bakanlık tarafından belirlenecek, alanında doktora derecesi bulunan bir sosyolog, bir psikolog ve bir çocuk gelişimi uzmanı olmak üzere toplam dokuz üyeden oluşur. Kurul, en az altı üyenin katılımıyla toplanır ve beş üyenin aynı yöndeki oyuyla karar alır.

Değerlendirilmesi ve sınıflandırılması yapılan filmin yapımcısı istediği takdirde Kurula gözlemci olarak katılabilir.

Kurul, ön değerlendirme ve sınıflandırma yapılması amacıyla, alt kurullar oluşturarak çalışabilir. Alt kurul, Bakanlık temsilcisi, meslek birliklerince önerilenler arasından Bakanlıkça seçilecek sektörden bir temsilci ile bir psikolog olmak üzere üç kişiden oluşur. Alt kurul, yapılan ön değerlendirme ve sınıflandırma sonucunda, gerekli görülen hallerde veya filme ilişkin öngörülen kısıtlayıcı tedbire yapımcının muvafakat etmemesi halinde, filmi bir kez daha değerlendirilmek ve karara bağlanmak üzere Değerlendirme ve Sınıflandırma Kuruluna gönderir.

Bakanlık, insan onurunun, kamu düzeninin, genel ahlakın, çocukların ve gençlerin ruh sağlığının korunması amacıyla; şiddet, pornografi ve insan onuruyla bağdaşmayan görüntü ve etkiler içeren filmleri yeniden değerlendirilmek üzere Değerlendirme ve Sınıflandırma Kuruluna sevk edebilir.

Kurul üyelerine yılda oniki toplantıdan fazla olmamak üzere her toplantı için (3000), alt kurulda görev yapan üyelere ise ayda yirmi toplantıdan fazla olmamak üzere her toplantı günü için (1000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutar üzerinden toplantı ücreti ödenir.

Değerlendirme ve sınıflandırma işlemleri ile kurullara ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında geçen "Dışişleri" ibaresinin madde metninden çıkarılarak, aynı fıkrada geçen "Bakanlıkça seçilecek iki üye" ibaresinin "Bakanlıkça seçilecek üç üye" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

İbrahim Hakkı Aşkar

Mahmut Koçak

 

Ankara

Afyon

Afyon

 

Ali Topuz

Berhan Şimşek

Muzaffer Kurtulmuşoğlu

 

İstanbul

İstanbul

Ankara

BAŞKAN - Komisyon?..

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet?..

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulunda, sinema sektörü temsilcilerinin de ağırlıklı bir şekilde yer almasının filmlerin değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasının daha sağlıklı bir şekilde yapılmasını sağlayacağı düşünüldüğünden yukarıdaki önerge verilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

Danışma Kurulu

MADDE 5. - Sinema sanatına ilişkin temel yaklaşımların, sektörel eğilim ve yönelimlerin araştırılması ve etkin bir iletişim kurulması amacıyla Bakanlık bünyesinde bir Danışma Kurulu oluşturulur. Kurul yılda bir kez toplanır ve tavsiye niteliğinde kararlar alır.

Kurul; ilgili alan meslek birlikleri, sektörel sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile üniversitelerin ilgili bölümlerinde görevli öğretim elemanlarından oluşur. Kurulun sekreterlik hizmetleri Bakanlık tarafından yürütülür.

Kurulun oluşumu ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, saat 20.30'da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum; ancak, bildiğiniz gibi, Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınç bir resepsiyon verecektir;  Sayın Başkanımız hepinizi resepsiyona davet ediyor ve saat 20.30'da da, ben de sizi burada bekliyorum.

Kapanma Saati: 19.01

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.35

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Enver YILMAZ (Ordu)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 115 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz. 

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

 12.- Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/849) (S. Sayısı: 640) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Tasarının 6 ncı maddesini okutuyorum:

Destekleme Kurulu

MADDE 6. - Destekleme başvurusunda bulunulan projeleri değerlendirmek ve desteklenecek olanları belirlemek üzere, Bakanlık bünyesinde Destekleme Kurulu oluşturulur. Kurul, Bakanlık temsilcisi ile ilgili alan meslek birliklerinin üyeleri arasından seçtiği birer üye ve sinema ile ilişkili alanlarda temayüz etmiş uzman kişilerden Bakanlıkça belirlenecek üç üyeden oluşur. Bakanlık gerekli gördüğü takdirde kendi belirlediği üyeleri değiştirebilir veya meslek birliklerinden, seçtikleri üyelerin değiştirilmesini isteyebilir. Kurul üye sayısı onbeş kişiyi geçemez. Kurulun oluşturulmasında üye bildirimi açısından ortaya çıkan eksiklikler Bakanlıkça giderilir. Kurul üyelerinin görev süresi iki yıldır. Bakanlık temsilcisi dışındaki üyeler iki dönem üst üste seçilemezler.

Bakanlık temsilcisi Kurulun başkanıdır. Kurul, üye tam sayısının en az üçte ikisi ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verir. Kurulun iki defa üst üste toplanamadığı veya karar veremediği durumlarda Bakanlık re'sen karar verir. Kurul kararları Bakan onayı ile yürürlük kazanır. Onaylanmayan kararlar otuz gün içinde yazılı gerekçesi ile birlikte yeniden gözden geçirilmek üzere Kurula iade edilir. Kurulun son kararı Bakan onayına tekrar sunulur, bu durumda da onaylanmayan kararlar geçersiz sayılır.

Kurulun sekreterlik hizmetleri Bakanlık tarafından yürütülür. Bu çerçevede Bakanlık, destekleme başvurusunda bulunan projelere ilişkin ön incelemeleri yapmak üzere Bakanlık içerisinden yeterli sayıda raportör görevlendirir.

Kurul üyelerine, yılda on toplantıdan fazla olmamak üzere her toplantı için (3000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutar üzerinden toplantı ücreti ödenir.

Destekleme Kurulunun oluşumu ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Değerlendirme ve Sınıflandırma ile Destekleme

Değerlendirme ve sınıflandırma

MADDE 7. - Ülke içinde üretilen veya ithal edilen sinema filmlerinin, ticarî dolaşıma ve gösterime sunulmasından önce kayıt ve tescile de esas teşkil edecek şekilde değerlendirilmesi ve sınıflandırılması yapılır. Değerlendirme ve sınıflandırma sonucunda uygun bulunmayan filmler, ticarî dolaşıma ve gösterime sunulamaz. Değerlendirme ve sınıflandırma sonrası uygun bulunan veya istenilen gerekli düzeltmeleri yapılan filmler kayıt ve tescil edilir ve bu filmleri içeren taşıyıcı materyaller bandrollenir.

Filmlerin, değerlendirme ve sınıflandırma sonucunu gösterir işaret veya ibareleri taşıması zorunlu tutulduğu takdirde, bu işaret veya ibarelerin her türlü tanıtım ve gösterim alanında ve taşıyıcı materyal üzerinde kullanılması zorunludur.

Değerlendirme ve sınıflandırma sonuçları ile gerekli görülen işaret veya ibarelere ilişkin bilgiler, kayıt ve tescil belgesi ve malî hakları kullanma yetkilerinin belirtildiği diğer belgelere de işlenir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

Destekleme

MADDE 8. - Destekleme Kurulunca başvurusu uygun bulunan sinema filmleri, 3 üncü maddenin (g) bendinde belirtilen destekleme alanlarından, bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre yararlandırılır.

Destekleme Kurulu, Bakanlıkça her yıl sinema filmlerinin desteklenmesi amacıyla ayrılan kaynakların hangi destekleme biçimlerinde ve hangi oran ve limitler içerisinde kullandırılacağına ilişkin ilke kararları alır ve bu kararları Bakanlık ve ilgili diğer taraflara bildirir.

Destekleme;

a) Proje desteği: Araştırma, geliştirme, senaryo ve diyalog yazımı, çeviri, tasarım ve benzerleri gibi yapım öncesi aşamaların desteklenmesi amacıyla doğrudan ve geri ödemesiz,

b) Yapım desteği: Sinema filminin yapım öncesi hazırlık aşamasından, gösteriminin yapılabileceği hale getirilmesine kadar geçen tüm yapım aşamalarının desteklenmesi amacıyla doğrudan veya dolaylı geri ödemeli,

c) Yapım sonrası desteği: Sinema filminin izleyiciye ulaştırılabilmesi amacıyla tanıtım, dağıtım ve gösterim aşamalarının desteklenmesine yönelik doğrudan veya dolaylı geri ödemeli veya geri ödemesiz,

Olarak yapılır.

Destekleme, ödemesi Bakanlıkça sağlanan doğrudan destek şeklinde olabileceği gibi, banka ve finans kuruluşlarından sağlanan kredilerin anaparası dışında kalan olağan ödemelerinin Bakanlıkça karşılanması biçiminde dolaylı destekleme şeklinde de olabilir.

Yapım destekleri ancak geri ödemeli olarak sağlanır. Kurgu filmler için bu destek, yönetmen ve yapımcının ortak başvurusunun bulunması, yapımın sinema versiyonunun üretilecek olması ve sinema salonu gösteriminin önce yapılması koşullarına bağlıdır. Ancak, belgesel, canlandırma ve kısa filmler için bu koşullar aranmaz ve bu filmlere geri ödemesiz destek sağlanabilir.

Geri ödemeli yapım desteği olarak sağlanan destekler, yapım maliyeti karşılandıktan sonra elde edilen gelirlerden Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde, yapımcı tarafından geri ödenir. Filmin, yapım giderlerini karşılayacak miktarda gelir elde edememesi halinde geri ödemeli destekler geri ödemesiz sayılır. Ancak, Destekleme Kurulunca belirlenen uluslararası festivallere davet edilen veya bunlardan birinde ödül kazanan filmler hariç olmak üzere, geri ödemesi tamamlanamayan filmlerin yönetmeni beş yıl süreyle, yapımcısı ise bir daha, bu Kanunda yer alan desteklerden faydalanamaz. Geri ödemesiz sayılan miktarın yapımcı tarafından yasal faizi ile birlikte Bakanlığa geri ödenmesi halinde, yapımcı, desteklerden faydalanmak üzere tekrar başvuruda bulunabilir.

Geri ödemesini tamamlayan filmin yapımcısına, sonraki başvurusunun kabul edilmesi halinde, Destekleme Kurulunca verilmesi kararlaştırılan destek miktarı Bakanlıkça % 50'sine kadar artırılabilir.

Destekleme Kurulunca kararlaştırılan destek miktarı, yapım ve yapım sonrası destekler için toplam giderlerinin % 30'unu, proje destekleri için toplam proje giderlerinin % 50'sini aşamaz. Kurul, senaryo yazım projelerinde proje giderlerinin tamamının desteklenmesine de karar verebilir.

Bakanlık, gerekli gördüğü takdirde desteklenen projelere ilişkin yeminli mali müşavir raporu ile diğer tüm bilgi ve belgeleri proje sahiplerinden isteyebilir.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının" 8 inci maddesinin altıncı fıkrasının üçüncü cümlesinde geçen "beş yıl süreyle" ibaresinin "üç yıl süreyle" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

İbrahim Hakkı Aşkar

Mahmut Koçak

 

Ankara

Afyon

Afyon

 

Ali Topuz

Berhan Şimşek

 

 

İstanbul

İstanbul

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?..

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Film yapımlarına ilişkin desteklerin yapımcıya verilecek olması sebebiyle, geri ödeme sorumluluğu da esasen yapımcıya ait olacaktır. Bu gerekçeyle, geri ödemelerin tamamlanamayan filmlerin yönetmeninin desteklerden faydalanamamasına ilişkin belirlenen beş yıllık sürenin üç yıla indirilmesi önerilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

Tanıtıcı faaliyetlerin desteklenmesi

MADDE 9. - Bakanlık; uluslararası alanda ülke tanıtımına yönelik özel nitelikteki proje ve yapımlar ile ulusal ve uluslararası film festivallerini, film hafta ve günlerini, sinema alanına ilişkin kültürel ve sosyal amaçlı etkinlikleri ve sinema sektörü çalışanlarını, 8 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca Destekleme Kuruluna bildirilen meblağ dışındaki kaynaklardan doğrudan destekleyebilir. Bakanlık döner sermaye bütçesi ile Bakanlık bütçesinde yer alan diğer ödenekler de bu amaçla kullanılabilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

Arşiv ve belgeleme

MADDE 10. - Sinema envanteri oluşturulmasını teminen, sinema filmlerinin yanı sıra gerekli görülen bilgi ve belgelerin Bakanlığa verilmesi zorunludur.

Bakanlık, sinema alanında çeşitli araştırma, geliştirme ve yayın faaliyetlerinde bulunmak, sektörel bilgilere ilişkin belgeleme hizmetleri sunmak ve bilgilendirme ve bilinçlendirmeye yönelik organizasyonlar düzenlemek amacıyla bir arşiv ve belgeleme birimi oluşturabilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Gelirler ve Kullanımı

Gelirler ve kullanımı

MADDE 11. - Bu Kanunun amacı doğrultusunda kullanılmak üzere;

a) Bandrol ücretleri,

b) 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 21 inci maddesinin (I) numaralı bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri uyarınca ayrılan paylar,

c) Geri ödemeler,

d) Bu Kanun kapsamında Bakanlıkça gerçekleştirilecek iş ve işlemlerden alınacak ücretler,

Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılır. Yatırılan bu tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. Bakanlık bütçesine her yıl bir önceki yıl bütçeye gelir kaydedilen bu tutardan az olmamak üzere yeni açılacak tertiplere ayrıca ödenek konulur. Bu ödenekten kullanılmayan tutarlar, ertesi yıl Bakanlık bütçesine devren gelir ve ödenek kaydedilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

BEŞİNCİ BÖLÜM

Müeyyideler

Geri ödeme

MADDE 12. - Desteklenen yapım projelerinin gerçekleştirilmesinden sonra meydana getirilen filmlerde değerlendirme ve sınıflandırma sonucu işaret ve ibare kullanılmasının zorunlu tutulması halinde bu projelere sağlanan destek geri alınır.

Birinci fıkrada bahsi geçen hallerde veya destek sağlanan projelerin geçerli bir sebep olmaksızın; süresinde gerçekleştirilmemesi veya geri ödemelerin yapılmaması halinde, sağlanan destekler ve alacaklar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının" 12 nci maddesinin birinci fıkrasında geçen "sınıflandırma sonucu" ibaresinden sonra gelmek üzere "uyarı niteliğindeki" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

İbrahim Hakkı Aşkar

Mahmut Koçak

 

Ankara

Afyon

Afyon

 

Ali Topuz

Berhan Şimşek

 

 

İstanbul

İstanbul

 

BAŞKAN - Komisyon ?..

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) -Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) -Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN -  Gerekçeyi okutuyorum :

Gerekçe:  Yapılan değerlendirme ve sınıflandırma sonucu filmlerde kullanılması zorunlu tutulabilecek işaret ve ibareler tür ve nicelik belirleyici olabileceği gibi uyarıcı nitelikte de olabilir. Bu sebeple, destek sağlanan filmlerde uyarıcı nitelikteki işaret ve ibarelerin kullanılmasının zorunlu tutulması halinde  verilen desteğin geri alınmasının daha uygun olacağı düşünüldüğünden yukarıdaki önerge verilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.  Kabul etmeyenler...Kabul edilmiştir.

Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum :

İşaret ve ibarelerin kullanılmaması

MADDE 13. - Değerlendirme ve sınıflandırma sonucu zorunlu tutulan işaret ve ibarelerin kullanılmaması halinde, Bakanlığın talebi veya üçüncü kişilerin ihbarı üzerine mülkî idare amirlerince filmlerin gösterim ve dağıtımı durdurulur.

Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak;

a) Zorunlu tutulduğu halde gerekli işaret ve ibareleri taşımayan filmlerin dağıtım ve gösterimini yapanlara onmilyar lira,

b) Zorunlu tutulduğu halde gerekli işaret ve ibareleri kullanmayan filmlerin yapımcılarına ellimilyar lira,

c) Üzerindeki işaret ve ibarelere rağmen, bu işaret ve ibarelere uyulmaksızın dağıtım ve gösterim yapanlara ellimilyar lira,

İdarî para cezası verilir.

Bu maddede öngörülen idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İdarî para cezaları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. İdarî para cezasının ödenmiş olması, yükümlülükleri ortadan kaldırmaz.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?..Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

ALTINCI BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Yapım ve ithalat

MADDE 14. - Sinema filmlerinin yapımı veya ithalatı ile toptan dağıtımını yapacak gerçek ve tüzel kişiler, Bakanlıktan faaliyet alanlarını gösterir bir belge alırlar.

Sinema filmi yapımcılığı ve amatör çalışmalar ile Türkiye'de ticarî amaçla ya da Bakanlığın görev alanına giren konularda bilimsel araştırma veya inceleme amacıyla film çekmek isteyen yabancı gerçek ve tüzel kişiler veya bunlar adına faaliyet gösteren gerçek ve tüzel kişilerin tabî olacağı esaslar ile ortak yapım esasları, Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

Yapımcı belgeleri ve diğer belgeler

MADDE 15. - Sinema ve müzik eseri yapımcılarına verilecek yapımcı belgeleri ile kayıt ve tescil ve bandrol işlemlerine esas teşkil eden diğer belgeler, 5846 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi hükümlerine göre verilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

Yürürlükten kaldırılan hükümler

MADDE 16. - 23.1.1986 tarihli ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunda öngörülen sürekli kurullar Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde oluşturulur.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 3257 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi gereğince kurulmuş Denetleme Kurulu ve alt komisyonlar, bu Kanun gereğince Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulu ve bu Kurula bağlı alt kurullar oluşturuluncaya kadar, bu Kanuna göre değerlendirme ve sınıflandırma yapılmasına yönelik işlemleri yürütürler.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 2 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 2. - Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, sinema ve müzik eserlerine ilişkin verilmiş yapımcı, kayıt ve tescil, eser işletme ve bandrol belgeleri bu Kanun yürürlüğe girdikten sonra da geçerliliklerini muhafaza ederler.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 3 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 3.- Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yürürlüğe konulur. Bu yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar, 3257 sayılı Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmeliklerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 17.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 18.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece, tasarı kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

13.- Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/847) (S. Sayısı: 644) (X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu 644 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Çanakkale Milletvekili Sayın İsmail Özay; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZAY (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale yöresinde Troya'nın olması nedeniyle, etkilenerek, 16 yaşında İlyada'yı okumak istedim. Kütüphaneye gittiğimde, tozlu kütüphanede, bana, Millî Eğitim Bakanlığının çevirisi, incecik bir kitap sunuldu. Bir hafta içerisinde kitabı okumaya çalıştım, dönerek okudum, anlamaya çalıştım; işin doğrusu, anlayamadım. 16 yaşındayken, Troya'yla ilgili öyküye yönelik aklımda kalan anılar, Troya Lokantasıydı, Troya Oteliydi ve Troya Turizm Seyahat Şirketiydi.

Aradan yıllar geçtikten sonra, 1999 yılında, bir gezi nedeniyle Japonya'ya gittiğimizde, bir anaokulunu ziyaretimizde, 6 yaşındaki bir Japon çocuğu, Troya'yı, bana, çok anlamlı bir şekilde anlattı. Çocuğun söylediği şu: "Savaş çözüm değil; savaş sevgiyi öldürüyor. Troya güzel bir kentti; savaş Troya'yı yıktı" dedi. 6 yaşındaki Japon çocuğun bununla ilgili bir başka algılaması: "Yaşamda, Troya atı gibi hilelerle karşılaşabilirsiniz; o bakımdan, yaşamda size sunulan her türlü hediyeyi kabul etme konusunda zaaf göstermemelisiniz."

Aradan zaman geçtikten sonra aradaki farkı şöyle yorumladım: Yetiştiğimiz ortamda, yaşadığımız coğrafyanın, kültürel değer olarak bize yeterince aktarılmamasının eksikliğini, maalesef, tüm yaşamımız boyunca hissettik.

Geçen pazartesi günü, Troya filmini ikinci kez izleme olanağını buldum. Troya filmini anlatmayacağım; ama, orada görülen çarpıcı birkaç şey var; kişisel hırs, ihtiras, barış, savaş ve tutku gibi olaylar çok işlenmiş. Örneğin, Yunan Kralı Agamemnon'un bir iddiası var "güçlü devlet, ancak, savaş gücüyle, silah gücüyle sağlanır" diyor ve krallığını maceraya sürüklüyor; ama, karşısında bir Troya Krallığı var. O da güçlü bir devlet; ama, onun oluşturduğu güç, Troya bahçeleri, heykeller, imarlı bir kent, üreten çiftçi. O bakımdan, güç, sadece silahta değil. Üçbin yıl önce ortaya çıkan değer,  gücün, sadece silahla oluşmadığı noktasında. Aradan üçbin yıl geçtikten sonra akılda kalan, Agamemnon'un silah gücü değil, Troya'nın güzelliği. O bakımdan, artık, globalleşen dünyamızda, biz, gerçek gücün silahta olmadığını, kültürün ve sanatın gerçek ulusal gücü oluşturduğunu giderek çok daha iyi kavrıyoruz. Örneğin, Sovyetler Birliği ile Amerika, geçtiğimiz yılların, dönemlerin hiç tartışmasız, büyük nükleer güçleri, büyük silahları idi. onbeş sene önce Sovyetler Birliği ne oldu; bir karton kule gibi devrildi gitti. Peki, Vietnam'da Amerika ne oldu?! Peki, Afganistan'da Sovyetler Birliği ne oldu?! Peki -sorgulayacağız ve yakında göreceğiz- Irak'ta Amerika ne olacak?! Ben inanıyorum ki, Vietnam'daki çocuklar, Amerika'nın, o gün, Vietnam'da kurduğu baskıyı ezilerek, üzülerek anımsamaya çalışıyorlar; ama, Amerikalı Joan Baez'in şarkılarını dinlerken içlerine büyük bir sevgi doluyor. İnanıyorum ki, Afgan çocuklar, şimdi, Sovyet askerlerinin ıstırabını hissediyorlar, babalarından dinliyorlar; ama, Tolstoy'un öykülerini okuduklarında içlerine coşku doluyor. Öyle inanıyorum ki, Iraklı çocuklar, U2'nin Bosna Hersek için yazdığı ezgiyi, şarkıyı dinledikleri zaman içleri zevkle dolacak. O bakımdan, Türkiye, bölgemiz, hiç tartışmasız, silaha yatırım değil, kültüre, sanata ve bilime yatırım yapabilmeli.

Biraz uzun giriş yaptım; ama, yasa tasarısını bu çerçeve içerisinde ele almak istiyorum ve gerçekten, bu yasa tasarısının, bu anlamda, ülkemize çok önemli katkılar getireceğini ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de kültürel değerlere yaklaşımımızı 1937 yılından beri oldukça hızlandırmışız, önemli dört yasa çıkarmışızdır. Tarihsel bir yapı içerisinde tek tek girmek istemiyorum; ama, cumhuriyet kadrolarının, devrim kadrolarının kültüre yaklaşım noktasında çok önemli çabalarının olduğunu biliyoruz. Ondan sonra, İkinci Dünya Savaşı, tüm dünyanın kültürel değerlerden uzaklaşmasına etken oldu. Türkiye, kültürel ve tarihsel değerlerini, ancak, 1973 yılında, eski eserler kanununu çıkardı, 1983 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununu çıkardı ve maalesef, aradan yirmi yıl geçtikten sonra, bu akşam, çok ciddî şekilde hatırlıyor.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısı çok önemli. Bu yasa tasarısında, şüphesiz ki, herkese göre çok önemli olan noktalar var; ama, ben çok önemli olan 4 noktanın altını çizmek istiyorum.

Yasa tasarısının genel gerekçesinde bir değerlendirme var; bu, Türkiye'de yasalara yansımış olan çok önemli ulusal ve uluslararası bir kavram; "Kültür ve tarih mirasımız, kültür varlıklarımız ve değerlerimiz hepimizin ortak malıdır." Bu anlayış, gerçekten çağdaş bir yaklaşımın göstergesi olarak bu yasa tasarısında önemli bir yapıyı oluşturuyor. Bu çerçeve içerisinde kültürel değerlerimize, tarihsel değerlerimize yaklaştığımızda, kültürel değerlerimizi, tarihsel değerlerimizi çok daha canlı şekilde yaşatabileceğimize kesinlikle inanıyorum. Bu anlayışı Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmak, bunu kabul etmek, bunu yüceltmek, Türkiye'deki bu değerlerin yükselmesi adına çok önemli bir kazanımı oluşturuyor.

Bir başka yaklaşım bence çok önemli; günümüzde tartışılan küreselleşme, globalleşme. Globalleşmenin, bu ülkeye, dünyaya, ezilen uluslara etkisi, ekonomi ve silah olarak, savaş sanayii olarak yansıyor; ama, globalleşmeyi, sadece ekonominin yaptırdığı olumsuz bir yapı içerisinde ele alıp karşı çıkmak mümkün değil. O, kendi yapısı içerisinde belki yönlenecek, devam edecek; ama, globalleşmenin, küreselleşmenin acımasızlığına karşı küreselleşmenin kültür ve sanat boyutundaki değerini artırmak durumundayız.

Gene, Plan ve Bütçe Komisyonu raporunda -övünerek okuyorum- "küreselleşme olgusu, kültüre yönelik ihtiyacı ve kültürün önemini giderek artırmaktadır" belirlemesi yapılıyor. Bunu da çok önemli bir kazanım olarak değerlendiriyorum.

Bir başka belirlemeyi müsaadenizle yapmak istiyorum; o belirleme de "Amaç" kısmında. Hepimizin savunduğu, zaman zaman koruma anlayışının giderek tüketici bir yapı içerisinde ele alındığı, hatta, korumayı istediğimiz değerlerin yıkıldığı, bu koruma anlayışının yıkma anlayışına yönelttiği eleştirilerini hep yaşadık. "Amaç" başlıklı 1 inci maddenin gerekçesinde şöyle deniliyor: "Kanunun kültürel varlıkları ve değerleri koruyan, korurken kullanan, kullanırken yaşatan ve gelecek nesillere aktaran sürdürülebilir bir kültür anlayışı çerçevesinde..." Bu çok önemli, gerçekten çok önemli; ama, orada bakanlığımızın bir ölçüde dikkatini çekmek istiyorum. Biz, koruyan, korurken kullanılan değerlerimizi, eğer Kız Kulesinde yaptığımız gibi kullanacak olursak, gerçekten, belli erozyona uğrayabiliriz. Bunun çok iyi belirlenmesi gerekiyor. Bugünün yaşamı içerisinde, örneğin Aspendos'u kullanırken, örneğin Efes'i kullanırken, eğer sadece kullanma adına hoyratça kullanacak olursak, bu tarihî değerlerimizi geleceğe miras olarak bırakmama ihtimali var. O nedenle, gerçekten çok önemli ilkenin, çok iyi ayrıntılara dökülmesi gerekiyor.

Yine, bir başka yaklaşım, çok önemli bir yaklaşım da şudur: Biz, kültürel değerlerimizi, tarihsel değerlerimizi, hep, kalıcı, sabit, elle tutulur gözle görülür değerler olarak anımsamaya çalışıyoruz; ama, durum öyle değil. Özellikle, 3 üncü maddenin (d) bendinde "somut olmayan tarih" diye bir kavram dile getiriliyor; bu, çok önemli bir kavram. Tarih Vakfının yıllardır üzerinde durduğu "sözel tarih", "yaşayan tarih" kavramını yasa tasarısına aktaran bir değerlendirme.

Bu anlayış içerisinde, gerçekten, yasa tasarısının, içerik olarak önemli boyutları, önemli kazanımları getirdiğini burada söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şüphesiz ki, hiçbir şey mükemmel değildir, bu yasa tasarısı da mükemmel değildir, bu yasa tasarısının da eleştirilecek, dikkat çekilecek yönleri var. Müsaade ederseniz, onlara da çok kısa, özde biraz değinmek istiyorum.

Bunlardan bir tanesi, şüphesiz ki, teşvik yapılmalı, teşvik değerlendirilmeli; ama, teşvik, sadece yapım ve restorasyon aşamasında ele alınmış. Örneğin, yasa tasarısında, işe, biraz ortadan başlanılmış; yani, başlangıcı olan planlamadan, planlama aşamasındaki teşvikten çok söz edilmiyor. Biraz bu noktasının eksik olduğunu görüyorum.

Özellikle, kentlerin dokusunu, tarihî kent dokusunu korurken, koruma plan anlayışının yapılması, bunun teşvik edilmesi ülkemizde çok önemli. Eğer, biz koruma planlarını gerçekleştiremezsek, bu konuda hazırlıklarımızı yapamazsak, yasa tasarısında söylediğimiz bu çok güzel değerleri, bu güzel anlayışları uygulamakta güçlük çekebiliriz.

Bununla ilgili bir somut yaşamımı, izlenimimi de aktarmak, belirtmek istiyorum. Aslında, biraz sonra görüşeceğimiz 2863 sayılı Yasanın değişikliğinin 17 nci maddesinde olumlu bazı açılımlar var. Örneğin, açık planlama anlayışını getiriyor. Gerçekten, koruma imar planını hazırlarken, ihale yöntemiyle yapılacak olan koruma imar planının yaşama geçmesinin güç olduğunu pratikte görüyoruz. O bakımdan, açık planlama anlayışıyla koruma planlarının gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Biz, Çanakkale'de -çok kısaca, kendi dönemimize yönelik bir şey anlatmak için söylemiyorum ama- açık planlama anlayışı içerisinde 1994 yılında planlamayı sürdürürken, birbuçuk yıllık bir çalışma içerisinde şunları belirledik: Örneğin, kültür, tarih kurumları çeşitli binaları tescil ediyorlar; ama, bakıyorsunuz, incelediğinizde, gerçekten işin içerisine girdiğinizde, o binaların bir kısmının tescillenmesinin hiçbir anlamı, hiçbir tarihî değeri yok. Kâğıt üzerinde soyut olarak tescillenmiş; ama, bazı binalar, bazı değerler görüyorsunuz ki, onların tescillenmesi unutulmuş.

Binanın sadece tümünü tescillemek de çözüm değil. Örneğin, binanın kapısı, o binada kullanılan bir yüklük, binanın çerçevesi, bir balkon korkuluğu; belki, bunların tescillenmesiyle, bu tarihî değerlerin kurtarılmasıyla da amaca ulaşılabilir.

Bir başka konu, özellikle, açık planlama anlayışı içerisinde çalıştığınızda şunları görebiliyorsunuz: Sokak korumasını, siluet çalışmalarını önplana çıkarabiliyorsunuz. Bir başka korunacak değeri ortaya çıkarıyoruz; örneğin, yaşamın korunması. Burada, bu tasarıda çok göremedim. Bir ölçüde bahsettiğim somut olmayan tarih bunun içerisine girer; ama, özellikle bazı grupların, insan kümelerinin yaşamı gerçekten korunmaya muhtaç. Örneğin, hiçbirimizin kolay kolay itiraf etmediği, bu ülkede Roman vatandaşlar dediğimiz göçer vatandaşlarımız var; bir kısmı göçer; ama, şu anda yerleşik. Mesela, bunların yaşamı gerçekten bir kültürel korunmaya açık bir yaşam anlayışı. Nedir bu yaşam anlayışı; siz, ne kadar, kapitalizmin baskısı içerisinde, üretim ilişkileri içerisinde baskı altına da alsanız, bu insanların paylaşma, ortak yaşam sevinci, sokağı kullanma içgüdüsü ve yaşama olan bağlılıklarını ortadan kaldıramıyorsunuz. Aslında, bu yaşam anlayışının korunması ve bu yaşam anlayışının geliştirilmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarının en önemli maddesi, bence, 15 inci maddesi. Şüphesiz ki, orada bakanlığımızın yönetmelik çıkarması söz konusu, önemli bir açılım, madde sınırlı olarak değerlendirmiş; belgelendirme anlayışı; korunması söz konusu olan belgelerin tarihî değerlerinin korunmasıyla ilgili belge verilecek; doğru bir yaklaşım; ama, bu belgelendirme anlayışı, örneğin, turizmde olduğu gibi -son dönem için söylemiyorum, son dönemde iyi çalışmalar var- geçtiğimiz dönemlerde hep istismara açık olmuştur. Bu belgelendirme anlayışında, yönetmelik düzenlenirken, diliyorum ki, özellikle katılım öğesinin önplana alınmasında yarar vardır. Nasıl bu yasa tasarısı hazırlanırken, Tarihî Kentler Birliği, ÇEKÜL, Türk Tarih Vakfı, Mimarlar Odası gibi kurumlarla işbirliği yapıldıysa, bu yönetmeliğin hazırlanmasında, özellikle belgelendirme aşamasında bu katılımın da sağlanması gerekiyor. Aslında, 2863 sayılı Yasaya değinmeyeceğim, bu gündem içerisinde değil; ama, koruma anlayışının finans anlayışıyla bütünleşmesine yönelik olarak daha sonra görüşülecek, bundan sonra görüşülecek olan tasarının 6 ncı maddesi fonu özel hesaba çeviriyor. Bu da olumlu bir yaklaşım; ama, bu özel hesabın çok eksik olacağına inanıyorum. Sadece Emlak Vergisinden yüzde 10 değerlendireceğiz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, gerçekten ayağa kaldırmamız gereken çok önemli tarihî değerlerimiz var; bununla yeni kaynaklarımızı artırmamız gerekiyor; ülkenin, hükümetin kullandığı kaynaklar sınırlı. O bakımdan, mantıklı olabilecek, o kenti, o tarihî değerleri kullanan insanların belli ölçülerde buna katılması gerekiyor. Örneğin, inşaat yapımı konusunda harçlandırmaya gidilebilir. Bugün metrekaresi 364 000 000 TL civarında; her kente yaptığımız bir bina, bir iş merkezi, bir yapı, sonunda, oradaki tarihî değerlerin erozyona uğraması noktasında bir katkı veriyor, nüfus hareketi getiriyor. O nedenle, belki, yapım için diye belli bir harç -binde 5, binde 1, neyse, bilemiyorum, hesabı yapılır- alınabilmeli; alım satımdan bir değer alınabilmeli. Örneğin, Antalya'da eğer rant yüksekse; Antalya'daki rantın yüksekliği şüphesiz ki, Aspendos'tandır, Olimpos'un değerindendir, oranın tabiî güzelliklerinden kaynaklanmaktadır. O nedenle, bunun değerlendirmesinin yapılması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, değerlendirme derken, tabiî ki, İstanbul'a dikkat çekmek istiyorum. İstanbul'la ilgili, maalesef, geçtiğimiz günlerde UNESCO'nun yaptığı bir toplantıda, İstanbulumuz, biliyorsunuz, 1985'te dünya kültür mirası içerisine alınmıştı; ama, maalesef yeterince önlemler alamadığımız için geçtiğimiz dönemde tehdit altında; dünya mirası noktasına dönüşüyor. Hükümetimiz bu konuda bir uygulama planı sunacak, iyi çalışmalar var; ama, iki yıl içerisinde bazı şeyleri yapmamız gerekiyor; bunun için kaynak gerekli. Özellikle İstanbul'u kurtarabilmek, bu tarihî bölgeyi kurtarabilmek, yeni envanter çalışmalarını hızla yapabilmek, restorasyon çalışmalarını sürdürebilmek için, hiç olmazsa, İstanbul adına, bu kaynağın, tüm Türkiye'de olmasa bile, söylediğim ölçüler içerisinde ele alınması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, sevgili milletvekillerimiz; siyasî bir değerlendirme yaparak, müsaadenizle, sözlerime son vermek istiyorum.

İlkönce, Sayın Bakanı kutluyorum -kutluyorum Sayın Bakanım- şunun için kutluyorum: Bir kere, eğer, bana soracak olursanız, Cumhuriyet Halk Partisine soracak olursanız, bu yasa eksik, yetmeyen yönleri var; ama, o, bana göre, ben odaklı. Herkesin kendine göre, Adalet ve Kalkınma Partisinin de, şüphesiz, kendine göre bir tasarısı var, bir değerlendirmesi var; ama, burada yapılanı, bir gerçeği, inanın, ilk kez görüyorum ve o bakımdan Sayın Bakanı kutluyorum. Burada, ortak akıl bulunma noktasında çok önemli çaba sarf edilmiştir. Bu metin, bu yaklaşım, sekiz ay önce, Türk Tarih Vakfı tarafından bana ulaştırılmıştı; inceledim, yetmedi, arkasından Mimarlar Odasının katkısı, arkasından Cumhuriyet Halk Partisinin katkısı; biraz önce değerli milletvekilim söyledi; israrla ve inatla, ortak aklı bulma konusunda çok önemli çaba sarf edildi. O anlamda, ortak aklı yaratması bakımından ve bu yasanın uzun süre ülkeye hizmet edeceğini görebildiğim için Sayın Bakana teşekkür ediyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım; bu arada, Sayın Bakanımızın deneyiminden iktidardaki tüm bakanlarımızın yararlanmasını diliyor; hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özay.

Şahısı adına, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek; buyurun.

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben, Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısı konusunda, kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, şu noktanın altını çizmek istiyorum: Bu yasa tasarısıyla, kanımca, son otuz-kırk yılın, teşvik, özendirme, güçlendirme, destek bağlamında atılan önemli adımlara bir yenisi katılmakla birlikte, bunun niteliği, özü ve yapısı itibariyle, kanımca, öbür teşviklerden çok farklı, çok daha değerli ve çok olumlu olduğunu sözlerime başlarken vurgulamak isterim.

Değerli arkadaşlar, kütür dediğimiz olgu, insan ürünüdür; insan türünün yarattığı, ürettiği, yaptığı maddî ve maddî olmayan her şeyin bütünüdür kültür. Dil, düşünce, gelenek, inanç, yasalar, kurumlarla birlikte kullanılan araç ve gereçler, teknikler ve benzerlerinin birliğidir kültür olayı. O nedenle, kültür, gerçek tanımıyla insan yeteneğinin, insan yaratıcılığının, insan bilgi, görgü ve inceliğinin düzeyini yansıtır, düzeyini gösterir. Önemli olan, bilgiyi, tekniği içselleştirme, özümseme ve ona katkı yapma becerisinin, onun bir parçası olma, onunla birlikte olma becerisinin güçlendirilmesidir. Eğer, bilgi, beceri, yaratma, üretme işi düzgün, etkin, dengeli olmazsa, sonuçta ortaya çıkan, çoğu zaman kültür ile uygarlık dediğimiz maddî üretimler arasındaki kopukluktur, giderek ayrı düşmedir, çelişkidir, çatışmadır.

Kimi kültürlerin uygarlıkla uyumsuzluğu ortada; ama, kendi toplumumuzun, kendi kültürümüzün bu bağlamda, yani uygarlık-kültür eklemlenmesi bağlamında dünyaya örnek olacak çok büyük güzellikler, çok büyük birikimler taşıdığının altını çizmemiz gerekiyor. Şu nedenle altını çizmemiz gerekiyor: Bizim kültürümüzde, hoşgörü, insanseverlik, dayanışma egemendir; bizim kültürümüz, kişiyi insancıl yapmanın, onu güçlendirmenin, geliştirmenin yolunu açar; ancak, üzülerek belirtmek isterim ki, yine, bizim, demiryolu uzunluğu, baraj yapımı, beton dökme ya da demir-çelik üretimi gibi maddî değerlere çok önem verip, buna karşılık, bütün türleriyle sanatı, kültürü bir tarafa koyduğumuz dönemler oldu. Cumhuriyetin kuruluşunda vurgulanan en önemli noktaların başında, ekonomik kalkınmanın, kültürel gelişmeyle, eğitimle, bilgiyle, sanatla, müzikle, tiyatroyla, sinemayla birlikte götürülmesiydi. 1950'li yıllardan sonra, bu bakış açısı, maalesef -izin verirseniz söyleyeyim- çoğu sağcı iktidarlar döneminde değişti ve kültürel gelişmenin, sanatın değişik türlerinin -müziğin, resmin, tiyatronun- büyük ölçüde ihmal edildiğini gördük; yani, Türkiye'nin maddî gelişmesi ile sanatsal gelişmesi dengeli, birbirine koşut götürülemedi.

İşte, bu tasarıyla o açığın kapatılmaya çalışılması, o dengenin tutturulmak istenmesi, çok doğru ve çok olumlu bir yaklaşım olarak görülmelidir diye düşünüyorum; çünkü, dünyadaki son gelişmeler bir kez daha kanıtlamaktadır ki, insangücü, üretim sürecine beyniyle katılma dönemine girmektedir. Şimdi, insanoğlunun, kişinin, bireyin üretim sürecine beyniyle katılabilmesinin yolu, sadece dar kalıplarla, sadece bazı teknik şeyleri bilmesinden geçmiyor, ek olarak, bunun yanında, kendi görgüsünü, inceliğini, kültürünü de birlikte geliştirmesinden geçiyor. O ikisini; yani kişinin kişiliğini geliştirmesiyle, yeteneklerini geliştirmesiyle, üretime katkısını bir araya getirebildiğimiz ölçüde, biz, gelecekte toplum olarak çok daha başarılı, çok daha güçlü olacağız diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, cumhuriyetin bu ekonomik kalkınma ile kültürel kalkınmanın mutlaka birlikte olması gerektiği yönündeki egemen görüşü, 1990'lı yıllardan itibaren dünyada bir başka düzlemde, bir başka noktada yeniden güç kazandı. Bir başka nitelikde bu güç kazanma alanı, bildiğiniz gibi, küreselleşmedir ve o bağlamda sosyal sermayedir.

Nedir toplumsal sermaye; sosyal sermaye, maddî olmayan ama insan türü, insan tarafından üretilen, yaratılan her şey. Şimdi, bunun içerisinde sanatın tüm kolları vardır, bunun içerisinde insan ilişkileri vardır, bunun içerisinde dayanışma vardır, hoşgörü vardır, eşitlik anlayışı vardır, mutlak anlamda demokratik dünya görüşü vardır ve bunlar kadar önemli olan, insanlar arasında, kişiler arasında güven duygusu vardır. Bütün bunların bileşiminden oluşmaktadır insan sermayesi ve insan sermayesinin bir araya gelmesi, beşerî sermayelerin bir araya gelmesi, bize, toplumsal sermayeyi vermektedir.

Ulusumuzun çağdaşlaşması, gelişmesi, ilerlemesi için, maddî yatırımlar kadar, kültür, sanat ve o alandaki gelişmeler ile üretimdeki bağı hep gözönünde tutarak, o bağı hiç koparmadan, o ikisini birlikte özümseyerek gerçekleştirmemiz gerekiyor. Neyi gerçekleştirmemiz gerekiyor; fiziksel üretimimiz ile (yani tekstil üretimi, mobilya üretimi, otomobil üretimi gibi) kültürel gelişmemizi aynı biçimde, aynı hızda, aynı nitelikte ileri düzeye taşımamız gerekiyor; bunları bir arada, güçlü bir şekilde yürütmemiz gerekiyor.

Bunu yapabilmenin yolu şuradan geçiyor: Toplumun bireylerinin, bebeklikten çocukluğa geçişinde aile içinde, sonra okulda, sonra yaşam boyu, yaratıcı yeteneklerinin ortaya çıkmasının zeminini hazırlamamız gerekiyor. Şunu söylemek istiyorum: Bu toplum, iyi bir müzisyenini kırda bırakmamalı; bu toplum, yoksul olduğu için, çok iyi bir mühendis olabilecek bir kişiyi, çok iyi bir şairini, yolda, izde, sokak ortalarında bırakmamalı; kültürünü, gelişmesini burada aramalı. Ancak böyle yaparsak toplumsal yarar sağlarız; ancak böyle yaparsak, bu ikiliyi, yani, maddî üretimin getirisi ile bireylerinin yeteneklerinin geliştirilmesinden doğan getiriyi iç içe harmanlar ve ulusal katmadeğerimizi çok daha üst noktalara çıkarırız; böyle yaptığımız zaman güçleniriz.

Ben, görüşmekte olduğumuz tasarının, bu doğrultuda önemli bir katkı sağlayacağına inanıyorum, böyle düşünüyorum. Bu anlayışla, yasanın, ulusumuza, hepimize hayırlı olmasını diliyor, saygılar ve sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kepenek.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

KÜLTÜR YATIRIMLARI VE GİRİŞİMLERİNİ TEŞVİK KANUNU TASARISI

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam ve Tanımlar

Amaç

MADDE 1. - Bu Kanunun amacı; bireyin ve toplumun kültürel gereksinimlerinin karşılanmasını; kültür varlıkları ile somut olmayan kültürel mirasın korunmasını ve sürdürülebilir kültürün birer öğesi haline getirilmesini; kültürel iletişim ve etkileşim ortamının etkinleştirilmesini; sanatsal ve kültürel değerlerin üretilmesi, toplumun bu değerlere ulaşım olanaklarının yaratılması ve geliştirilmesini; ülkemizin kültür varlıklarının yaşatılması ve ülke ekonomisine katkı yaratan bir unsur olarak değerlendirilmesi, kullanılması ile kültür merkezlerinin yapımı ve işletilmesine yönelik kültür yatırımı ve kültür girişimlerinin teşvik edilmesini sağlamaktır.

 BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek?.. Yok.

Başka söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

Kapsam

MADDE 2. - Bu Kanun; münhasıran bu Kanunun amacına yönelik faaliyetlerde bulunmak üzere kurulan yerli veya yabancı tüzel kişilerin yatırım veya girişimlerinin teşvik edilmesi, belgelendirilmesi ve denetlenmesi işlemlerine ilişkin usul ve esasları kapsar.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

Tanımlar

MADDE 3. - Bu Kanunda yer alan;

a) Bakanlık: Kültür ve Turizm Bakanlığını,

b) Kültür merkezi: Bireyler arasında sosyal ve kültürel iletişim ve etkileşim ortamlarının kurulması ile ulusal kültürün yaşatılması temel amaçlarına dönük olmak üzere; asli unsur olarak güzel sanatlar, sinema, geleneksel ve çağdaş el sanatları gibi her türlü kültürel ve sanatsal faaliyetlerden en az birkaçının üretildiği, sergilendiği, bunların eğitim, öğretim ve bilimsel çalışmalarının yapıldığı bölümler ile sağlık, spor, eğitim ve alışveriş gibi gereksinimlerin karşılandığı birimlerin de bulunduğu yapıları,

c) Kültür varlığı: 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarını,

d) Somut olmayan kültürel miras: Sözlü kültür ortamlarında halk tarafından yaratılan ve halkbilimi araştırmaları içinde yer alan; sözlü anlatımlar ve sözlü gelenekler, gösteri sanatları, toplumsal uygulamalar, ritüel ve festivaller, halk bilgisi, evren ve doğa ile ilgili uygulamalar, el sanatları geleneği gibi kültürel ürünleri ve üretim süreçlerini,

e) Kültür yatırımı: Bu Kanunun amacı doğrultusunda, kültür merkezleri ile her türlü kültürel ve sanatsal faaliyetlerin üretildiği, sergilendiği, eğitim ve öğretimi ile bunlarla ilgili bilimsel çalışmaların yapıldığı alan, yapı ve mekânların yapımına, teknolojik alt yapıların kurulmasına veya donatılmasına yönelik yatırım faaliyetlerini,

f) Kültür girişimi: Bu Kanunun amacı doğrultusunda, kültür merkezlerinin işletilmesi veya her türlü kültürel ve sanatsal faaliyetlerin üretilmesi, sergilenmesi, eğitim ve öğretimi ile bunlara ilişkin bilimsel çalışmaların yapılması faaliyetleri ile bu faaliyetlerin yapıldığı alan yapı veya mekânların işletilmesini,

g) Kültür yatırımı belgesi: Bu Kanunun amacına uygun yatırım yapanlara Bakanlıkça belli bir dönem için verilen belgeyi,

h) Kültür girişimi belgesi: Bu Kanunun amacı doğrultusundaki girişimlere Bakanlıkça verilen belgeyi,

i) Belgeli kültür yatırımı veya girişimi: Bakanlıkça belgelendirilmiş yatırım veya girişimleri,

İfade eder.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Teşvik Konuları, Unsurları ve Esasları

Teşvik konuları

MADDE 4. - Bu Kanunda belirtilen kültür yatırımı veya girişimi kapsamındaki teşvik veya indirime konu olacak faaliyetler şunlardır:

a) Kültür merkezlerinin yapımı, onarımı ve işletilmesi.

b) Kütüphane, arşiv, müze, sanat galerisi, sanat atölyesi, film platosu, sanatsal tasarım ünitesi, sanat stüdyosu ile sinema, tiyatro, opera, bale, konser ve benzeri kültürel ve sanatsal etkinliklerin ya da ürünlerin yapıldığı, üretildiği veya sergilendiği mekânlar ile kültürel ve sanatsal alanlara yönelik özel araştırma, eğitim veya uygulama merkezlerinin yapımı, onarımı veya işletilmesi.

c) 2863 sayılı Kanun kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının, bu Kanunun amacı doğrultusunda kullanılması.

d) Kültür varlıkları ile somut olmayan kültürel mirasın araştırılması, derlenmesi, belgelendirilmesi, arşivlenmesi, yayınlanması, eğitimi, öğretimi ve tanıtılması faaliyetleri.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

Teşvik unsurları

MADDE 5. - Bu Kanun kapsamındaki kültür yatırımı ve girişimleri için uygulanacak teşvik unsurları şunlardır:

a) Taşınmaz mal tahsisi; Bakanlık, bu Kanun kapsamında kültür yatırımı ve girişimleri için taşınmaz mal tahsis etmeye yetkilidir. Bakanlıkça tahsisi uygun görülen taşınmaz mallardan;

1. Hazine adına tescilli olanlar Bakanlığın talebi üzerine Maliye Bakanlığının uygun görüşü ile en geç üç ay içerisinde,

2. Mülkiyeti 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (II) sayılı cetvelde yer alan kamu idareleri ile mahalli idarelere ait olanlar, Bakanlığın talebi üzerine ilgili idarenin uygun görüşü ile en geç üç ay içinde bedelsiz olarak Hazine adına tapuya tescil edilerek,

Bakanlığa tahsis edilir.

Hazineye ait olup halen Bakanlığa tahsisli taşınmaz mallar, bu Kanun kapsamında Bakanlıkça tahsis edilebilir.

Bu taşınmaz malların tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde bağımsız ve sürekli üst hakkı tesisine ilişkin esaslar ile süreler, taşınmaz malın bulunduğu yer itibariyle bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartlar, Bakanlık ve Maliye Bakanlığınca 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa bağlı olmaksızın müştereken tespit edilir.

Bu taşınmaz mallar üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dâhil olmak üzere irtifak hakkı tesisi ve bunlardan altyapı için gerekli olanlar üzerinde, altyapıyı gerçekleştirecek kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak hakkı tesisi, Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Maliye Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılır.

Bu Kanuna göre tahsis edilen, ancak tahsisi iptal edilen veya tahsis süresi sona eren taşınmaz mallar üzerinde bulunan yapı, tesis ve müştemilat bedelsiz olarak Hazineye intikal eder. İlgililer, bunlar için herhangi bir hak veya bedel talep edemez.

İl özel idareleri ile belediyeler, mülkiyetlerinde olan taşınmaz malları, Bakanlığın uygun görüşü üzerine bu Kanun hükümlerine göre tahsis edebilirler.

Bu bendin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Bakanlıkça müştereken çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.

b) Gelir vergisi stopajı indirimi;  bu Kanun uyarınca belge almış kurumlar vergisi mükellefi yatırımcı veya girişimcilerin, ilgili idareye verecekleri aylık sigorta prim bordrolarında bildirdikleri, münhasıran belgeli yatırım veya girişimde çalıştıracakları işçilerin ücretleri üzerinden hesaplanan gelir vergisinin, yatırım aşamasında üç yılı aşmamak kaydıyla % 50'si, işletme aşamasında ise yedi yılı aşmamak kaydıyla % 25'i, verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden terkin edilir.

Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.

c) Sigorta primi işveren paylarında indirim; bu Kanun uyarınca belgelendirilmiş kurumlar vergisi mükellefi yatırımcı veya girişimcilerin, ilgili idareye verecekleri aylık sigorta prim bordrolarında bildirdikleri, münhasıran belgeli yatırım veya girişimde çalıştıracakları işçilerin, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 72 ve 73 üncü maddeleri uyarınca prime esas kazançları üzerinden hesaplanan sigorta primlerinin işveren hissesinin, yatırım aşamasında üç yılı aşmamak şartıyla % 50'si, işletme aşamasında ise yedi yılı aşmamak şartıyla % 25'i, Hazinece karşılanır.

Bu bendin uygulanması ile yatırım veya işletmenin niteliği dikkate alınarak mükellefin çalıştırabileceği azamî işçi sayısına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlıkça müştereken belirlenir.

d) Su bedeli indirimi ve enerji desteği; kültür yatırımı ve girişimleri;  su ücretlerini yatırım veya girişimin bulunduğu yörede uygulanan tarifelerden en düşüğü üzerinden öderler. Bu yatırım veya girişimin elektrik enerjisi ve doğal gaz giderlerinin % 20'si beş yıl süreyle Hazinece karşılanır.

Bu bendin uygulanması ile enerji giderlerinin iadesine ilişkin süreler, iadenin nakden veya mahsuben yapılmasına ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığı, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça müştereken belirlenir.

e) Yabancı uzman personel ve sanatçı çalıştırabilme; belgeli yatırım veya girişimlerde, Bakanlık ve İçişleri Bakanlığının görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca verilen izinle yabancı uzman personel ve sanatçı çalıştırılabilir.

Ancak bu şekilde çalıştırılan yabancı personelin sayısı toplam personelin % 10`unu aşamaz. Bu oran Bakanlıkça % 20`ye kadar artırılabilir. Bu personel, en erken işletmenin faaliyete geçmesinin üç ay öncesinden itibaren çalışmaya başlayabilir.

f) Hafta sonu ve resmi tatillerde faaliyette bulunabilme; Belgeli girişimler ile belge kapsamındaki diğer birimler belgede belirlenen çalışma süresi içinde hafta sonu ve resmi tatillerde de faaliyetlerine devam edebilirler.

Bu maddenin (b), (c ) ve (d) bentlerinin uygulanmasında yöresel gelişim farklılıkları, proje türleri ile faaliyetin yapıldığı yerin tescilli taşınmaz kültür varlığı olması dikkate alınarak, bu bentlerde belirtilen oranları yarısına kadar indirmeye veya kanunî oranlarına çıkarmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

Teşvik esasları

MADDE 6. - Bakanlık, bu Kanunun uygulanmasına yönelik tercih ve öncelikleri belirlemeye yetkilidir.

5 inci maddenin (b), (c ) ve (d) bentlerindeki teşvik ve indirim unsurlarından yararlanan kültür yatırım ve girişimleri için başka bir teşvik mevzuatında da benzer teşvik ve indirimlerin bulunması halinde, yatırımcı veya girişimcinin lehine olan hükümler uygulanır.

Kültür yatırımı veya girişimlerine yönelik teşvik ve indirim unsurları ile bunlardan yararlanmaya yönelik diğer usul ve esaslar, Bakanlık ve ilgili bakanlıklar ile Hazine ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlıklarınca müştereken tespit edilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Genel Hükümler

Belge

MADDE  7. - Kültür yatırımı belgesi veya kültür girişimi belgesi Bakanlıkça verilir. Belge, yatırım veya girişimin nitelik ve nicelikleri esas alınarak düzenlenir. Belge alanlar, bu Kanun ve ilgili mevzuatta yer alan diğer teşvik ve indirim unsurlarından yararlanırlar.

Yatırımların Bakanlıkça belirlenen süreler içinde başlaması, tamamlanması ve işletme aşamasına geçilmesi zorunludur. Ancak, mücbir sebeplerden dolayı Bakanlıkça bu süreler uzatılabilir.

Belgelendirme işlemlerinin usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

Alt yapı hizmetleri

MADDE 8. - Kültür merkezlerinin yol, su, kanalizasyon, doğalgaz, elektrik, telekomünikasyon ve diğer altyapı ihtiyaçlarının ilgili kamu kuruluşlarınca öncelikle tamamlanması zorunludur.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

İzin alma ve bilgi verme zorunluluğu

MADDE 9. - Belge sahibi tüzel kişiliğin şirket ana sözleşmesinin, ortaklık statüsü veya yapısının değiştirilmesi, belgeye konu yapı veya tesisin veya aynı amaçlarla kullanılmak üzere devredilmesi, kiraya verilmesi ile girişim konularının kültür girişimi niteliğini koruması kaydıyla kısmen veya tamamen değiştirilmesi Bakanlığın iznine tabidir.

Ancak, tesisin bütünlüğünün bozulmaması ve Bakanlığa bilgi verilmesi kaydıyla, kültür merkezlerinin sınıflandırma ve belgelendirilmeye esas asgarî bölümlerinin dışında kalan birimleri kiraya verilebilir.

Belgeli yatırım ve girişimler, yıllık faaliyet raporlarını bir sonraki yılın ocak ayı içerisinde Bakanlığa bildirmekle yükümlüdürler.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

Devir  ve faaliyetin sona ermesi hallerinde teşvik hükümleri

MADDE 10. - Belgeli yatırımı veya girişimi Bakanlığın izni ile devralanlar da kalan süre için  bu Kanun hükümleri çerçevesinde teşvik ve indirim uygulamasından yararlanırlar.

Yatırım veya girişimlere 213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirtilen mücbir sebeplerle son verilmesi halleri hariç olmak üzere, bu Kanun uyarınca belge alan yatırımcılar veya girişimcilerin, faaliyetlerini sona erdirmeleri ve bir yıl içinde tekrar başlamamaları halinde, yatırım aşamasında yararlandıkları istisna, muafiyet ve hakların parasal tutarını ilgili mevzuat hükümleri gereğince ödemekle yükümlüdürler. İstisna hallerinde ödeme yükümlülüğünün kaldırılmasına Maliye Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça karar verilir.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11 inci  maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Denetleme ve Cezalar

Denetleme yetkisi

MADDE 11. - Belgeli yatırım veya girişimleri, bunların belgeye esas olan niteliklerini, bu niteliklerini koruyup korumadıklarını denetleme; bulunduğu yerin kültürel gereksinimlerini dikkate alarak kültür merkezlerini sınıflandırma ve belgelendirmeye esas asgarî bölümleri ile diğer bölümleri arasında farklı oranlar belirleme yetkisi münhasıran Bakanlığa aittir.

Bakanlığın gerek görmesi halinde belgelendirme, denetleme ve sınıflandırmaya esas oluşturacak tespitler, Bakanlıkça yetkili kılınacak gerçek veya tüzel kişilere de yaptırılabilir. Ancak, karar alma ve uygulama yetkisi Bakanlığa aittir. Bu kişilerin nitelikleri, seçilme usulleri, görev, yetki ve sorumlulukları, çalışma ile tespite yönelik usul ve esaslar; Bakanlık denetim elemanlarının görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

Cezalar

MADDE 12. - Bu Kanuna ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkin düzenleyici işlemlere aykırı hareket edenlere diğer mevzuattaki ceza hükümleri saklı kalmak kaydıyla aşağıdaki bentlerde belirtilen uyarma, para ve belge iptali cezaları uygulanır.

a) Uyarma cezası, kültür yatırımı veya girişimlerinin yönetim veya işletilmelerinde görülecek kusur, aksaklık ve eksiklikler için, belge sahibine denetim elemanlarının tespitleri doğrultusunda Bakanlıkça verilir.

b) Belge sahibine, yatırım veya girişimin nitelikleri veya nicelikleri dikkate alınarak, aşağıda belirtilen durumlarda ve miktarlar arasında;

1. Uyarma cezasına rağmen, gerekli düzeltmenin yapılmaması veya ilk cezanın tebliğinden itibaren bir yıl içerisinde yeni uyarma cezasını gerektiren fiil veya fiillerin tespiti ile bu Kanunda belirtilen veya Bakanlıkça istenilen bilgi veya belgelerin süresi içerisinde verilmemesi veya yanıltıcı bilgi veya belge verilmesi hallerinde beşyüzmilyon lira ila üçmilyar lira arası,

2. Bakanlığa bilgi verilmeksizin, girişim belgeli tesisin tamamının veya kültür merkezlerinde kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü belgelendirmeye esas bölümlerin, bir yıl içinde aralıksız olarak doksan günden fazla süreyle kapalı tutulması halinde beşyüzmilyon lira ila üçmilyar lira arası,

3. Yazı, reklâm, afiş, broşür ve benzeri araçlarla Bakanlığın veya üçüncü kişilerin yanıltılması veya yanıltıcı unvan kullanılması veya taahhüt edilen hizmetin verilmemesi veya eksik verilmesi halinde özel hükümler saklı kalmak kaydıyla birmilyar lira ila altımilyar lira arası,

4. Belgeli tesiste bulunanların can veya mal güvenliğinin sağlanmasında, belge sahibi veya tesis sahibi veya sorumlusu veya personelin kusuru veya ihmaliyle işletmede suç işlendiğinin tespiti halinde, özel hükümler saklı kalmak kaydıyla birmilyar lira ila altımilyar lira arası,

5. Bu Kanun ve ilgili mevzuatta yer alan diğer teşvik unsurlarından yararlanan belge sahiplerinin teşvik unsurlarını, amacı dışında kullanmaları halinde birmilyar lira ila altımilyar lira arası,

6. Genel sağlık açısından tesisin vasıflarını önemli ölçüde yitirmiş olduğunun tespiti halinde birmilyar lira ila altımilyar lira arası,

7. Belgeli yatırım veya girişimin belgelendirmeye esas vasıflarını yitirmiş olduğunun tespiti halinde birmilyar lira ila altımilyar lira arası,

8. Bakanlıktan tahsisli yatırım veya girişimin, tahsis koşulları saklı kalmak kaydıyla, izinsiz olarak tümünün veya bir kısmının devredilmesi, kiraya verilmesi, şirket ana sözleşmesinin, ortaklık statüsünün veya yapısının, değiştirilmesi hallerinde birmilyar lira ila altımilyar lira arası,

Para cezası uygulanır.

Para cezaları; ilk para cezasının tebliğinden itibaren bir yıl içinde ikinci kez para cezası gerektiren hallerde, uygulanmış olan birinci para cezası ile ikinci para cezası toplamına esas teşkil eden tutar kadar, üçüncü kez para cezasını gerektiren hallerde ise, uygulanmış olan birinci ve ikinci para cezaları ile üçüncü para cezasının toplamı kadar verilir.

Bu maddedeki para cezalarının uygulanmasına dair, denetim elemanları tarafından düzenlenen ceza tutanağı, yedi gün içinde ödenmek üzere, Bakanlıkça ilgili yatırımcı veya girişimciye tebliğ edilir. Bu süre içinde ödenmeyen para cezası, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre Maliye Bakanlığınca tahsil edilir.

Bu bendin (5) numaralı alt bendi uyarınca para cezası verilmesi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre tarhiyat yapılmasına  engel teşkil etmez.

Dava açılması para cezasının tahsilini durdurmaz. Bu Kanundaki ceza hükümlerinin, yatırım veya girişimin nitelik veya niceliklerine göre uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

c) Kültür yatırımı veya kültür girişimi belgesi;

1. İlk para cezasının tebliğinden itibaren bir yıl içinde dördüncü kez para cezasını gerektiren bir durumun tespiti,

2. Belgeli tesisin faaliyetine son verilmesi,

3. Bu maddenin (b) bendinin (4) numaralı alt bendindeki şartların gerçekleşmesi ve tesisin açık kalmasının kamu güvenliği açısından sakınca yaratması,

4. Tesisin açık kalmasının veya girişimin sürdürülmesinin kültür varlıkları veya kültürel değerler açısından sakınca yaratması,

5. Bu maddenin (b) bendinin (6) ve (7) numaralı alt bentlerindeki durumlardan birinin gerçekleşmesi sonrasında eksikliğin iki ay içerisinde giderilmemesi,

Hallerinde Bakanlıkça iptal edilir.

Para cezalarına karşı yedi gün içinde Bakanlığa itiraz edilebilir. Bakanlık, itiraz üzerine en geç bir ay içinde denetim elemanlarınca verilen para cezalarını, aynen veya değiştirerek kabul edebilir veya kaldırabilir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 644 sıra sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin (b) bendinde yer alan "beşyüz milyon lira ila üç milyar arası" ibarelerinin "bir milyar lira", "bir milyar lira ila altı milyar lira arası" ibarelerinin "iki milyar lira" olarak, yine aynı bendin son paragrafının ise aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve aynı maddenin son fıkrasındaki "denetim elemanlarınca" ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Mehmet Tekelioğlu

Mehmet Sekmen

 

Ankara

İzmir

İstanbul

 

Hamit Taşçı

Hasan Angı

Mustafa Said Yazıcoğlu

 

Ordu

Konya

Ankara

"Dava açılması para cezasının tahsilini durdurmaz. Bu bentte yer alan para cezalarının tutarı her yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır. Bakanlar Kurulu bu bentte yer alan para cezalarını iki katına kadar artırmaya veya yarısına kadar indirmeye, yatırım veya girişimin nitelik veya niceliklerine göre bu sınırlar arasında farklı oranlar tespit etmeye yetkilidir. Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet?..

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Metinde yer alan para cezalarının oranları hususunda Anayasa doğrultusunda düzenleme yapılması, para cezalarının değer kaybının önlenmesi ve bu kanun kapsamında belgelendirilecek yatırım veya girişimlerin çeşitliliği dikkate alınarak, Bakanlar Kuruluna yatırım ve girişimlerin nitelik ve niceliklerini esas alarak farklı oranlar belirleme yetkisi verilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.