DÖNEM : 22 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 57
115 inci Birleşim
14 Temmuz 2004 Çarşamba
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1.- Denizli Milletvekili V. Haşim Oral'ın,
Türkiye'nin dışpolitikası ve Türkiye'ye dış dünyanın uyguladığı politikalara
ilişkin gündemdışı konuşması
2.- Bursa Milletvekili Ertuğrul
Yalçınbayır'ın, "Kadastro Yenileme Harcı" adı altında gayrimenkul
sahiplerinden alınan harcın hukuka aykırılığına ilişkin gündemdışı konuşması ve
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı
3.- Tekirdağ Milletvekili Erdoğan
Kaplan'ın, buğday üreticilerinin sorunlarına ve buğdaya bölgesel tabanfiyat
uygulamasının yarattığı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve
Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
IV.-
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1.- Genel Kurulun çalışma saatlerinin
yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile
Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/523) (S. Sayısı: 152)
3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve
Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)
5.- Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin
Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/827)(S.Sayısı:618)
6.- Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu
Raporu (1/831) (S. Sayısı: 624)
7.- Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/830) (S. Sayısı:
623)
8.- Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/744) (S. Sayısı: 636)
9.- Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 4
Milletvekilinin, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/306) (S. Sayısı: 638)
10.- Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların
Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 642)
11.- Ankara Milletvekili Oya Araslı ve 10
Milletvekilinin, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi
Hakkında Kanun Teklifi ile İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu ve 9
Milletvekilinin; Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/211, 2/221) (S. Sayısı: 637)
12.- Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi
ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/849) (S. Sayısı: 640)
13.- Kültür Yatırımları ve Girişimlerini
Teşvik Kanunu Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları (1/847) (S. Sayısı: 644)
14.- Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile
Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/848, 2/175) (S. Sayısı:641)
15.- Bazı Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/840) (S. Sayısı: 645)
VI.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Mersin Milletvekili Mustafa
Özyürek'in, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yapmış olduğu konuşmada, ileri
sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle
konuşması
VII.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Samsun Milletvekili Musa UZUNKAYA'nın,
bir eski savcıyla ilgili olarak basında yer alan iddiaya ilişkin sorusu ve Adalet
Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/2609)
2.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya Arkeoloji Müzesi ek bina inşaatına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2748)
3.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,
çiftçilerin kredi borçlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ali BABACAN'ın
cevabı (7/2749)
4.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya'da Azizname 95 adlı bir tiyatro oyununun sahnelenmesine izin
verilmediği iddialarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in
cevabı (7/2756)
5.- İzmir Milletvekili Kemal ANADOL'un,
İzmir-Foça-Atatürk Mahallesinde bir hayırsever vatandaşça yaptırılan ilkokula
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2757)
6.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun,
Çanakkale Savaşının ve tarihi değerlerimizin bir eğitim aracı olarak
kullanılmasının düşünülüp düşünülmeyeceğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2773)
7.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, Türkiye'deki üst kurullara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2775)
8.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in,
İstanbul-Boğaziçinde köprü projesi çalışmalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/2784)
9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Yeşil Türbe'nin tadilat çalışmalarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2805)
10.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, lise din kitaplarında Alevîlik kültürünün yer almama nedenine
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2810)
11.- Denizli Milletvekili Mustafa
GAZALCI'nın, Adana İl Millî Eğitim Müdürlüğünce yapılan sınavla ilgili soru
kitapçıklarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı
(7/2819)
12.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
bazı bankaların TMSF'ye devredilmesiyle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2894)
13.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa'da eğitim veren bir teknik lisenin ihtiyaçlarına ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2909)
14.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
TMSF'ye devredilen Star Televizyonunun malî durumu ve yayın politikasına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in
cevabı (7/2920)
TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak
üç oturum yaptı.
Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik,
Şanlıurfa'da voltaj düzensizliği nedeniyle elektrikle çalışan araçlarda meydana
gelen arızalardan kaynaklanan sorunlara ve alınması gereken tedbirlere,
İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu,
Bosna-Hersek'te bulunan ve Hırvat milislerce yıkılmış olan Mostar Köprüsünün
tarihî, sanatsal değeri, sembolik anlamı ile yeniden inşa edilerek insanlığın
hizmetine açılacak olmasına,
Konya Milletvekili Atilla Kart, bir soru
önergesinin düşündürdüklerine ve yasama denetiminin uygulanabilirliğine,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
5197 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun bazı
maddelerinin bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin
Cumhurbaşkanlığı,
Romanya Senato Başkanı Nicolae Vacaroiu ve
beraberindeki parlamento heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının
konuğu olarak ülkemize resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık,
Tezkereleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu.
Basın yoluyla sövme suçunu işlediği iddia
olunan Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen hakkında tanzim edilen soruşturma
dosyasının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; dosyanın
hükümete,
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın
(6/1146) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu;
sorunun,
Geri verildiği bildirildi.
Genel Kurulun 13.7.2004 Salı günkü
birleşiminde, 621 ve 622 sıra sayılı Meclis soruşturması komisyonları
raporlarının görüşülmesinden sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine;
14.7.2004 Çarşamba günkü birleşimde ise sözlü soruların görüşülmemesine;
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının; 10 uncu sırasında yer alan 636 sıra sayılı, 41 inci
sırasında yer alan 638 sıra sayılı, 40 ıncı sırasında yer alan 637 sıra sayılı,
43 üncü sırasında yer alan 640 sıra sayılı, 11 inci sırasında yer alan 635 sıra
sayılı, kanun tasarıları ve teklifinin bu kısmın 8, 9, 11, 12 ve 16 ncı
sıralarına alınmasına; daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve
dağıtılmış bulunan 642, 644, 641, 645, 648, 647 ve 646 sıra sayılı kanun
tasarılarının ise 48 saat geçmeden bu kısmın 10, 13, 14, 15, 17, 18 ve 19 uncu
sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül
ettirilmesine; bugünkü birleşimde çalışma süresinin 641 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasına, 14.7.2004 Çarşamba
günkü birleşimde ise Genel Kurulun saat 11.00'de toplanmasına ve 646 sıra
sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar çalışma süresinin
uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi, kabul edildi.
Türkbank ihalesi sürecinde malın satımında
ve değerinde fesat oluşturacak ilişki ve görüşmelere girdikleri ve bu
eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla eski
Başbakan A.Mesut Yılmaz ve Devlet eski Bakanı Güneş Taner haklarında Anayasanın
100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca Meclis soruşturması açılmasına
ilişkin önergeler ve Meclis Soruşturması Komisyonu raporunun (9/5, 6)
(S.Sayısı: 621), genel görüşmesinden sonra yapılan gizli oylaması sonucunda,
kabul edildiği ve eski Başbakan A. Mesut Yılmaz ve Devlet eski Bakanı Güneş
Taner'in,
Bakanlığı sırasında enerji ve doğalgaz
anlaşmalarında Türkiye aleyhine anlaşma ve uygulamaların yapılmasına yol
açtığı, devlet alım-satımına fesat karıştırdığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza
Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski
Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer ile ayrıca bakanlıkları sırasında uyguladıkları
yanlış ve usulsüz enerji politikalarında ilgili kurum ve kuruluşların
uyarılarını dikkate almayarak kamuyu zarara uğrattıkları, DSİ Genel
Müdürlüğünde usulsüz uygulamalara onay verdikleri ve bu suretle görevi ihmal ve
görevi kötüye kullanma fiillerini işledikleri ve bu eylemlerinin Türk Ceza
Kanununun 230, 240 ve 366 ncı maddelerine uyduğu iddiasıyla Enerji ve Tabiî
Kaynaklar eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan haklarında
Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis
soruşturması açılmasına ilişkin önergeler ve Meclis Soruşturması Komisyonu
raporunun (9/4,7) (S.Sayısı: 622) genel görüşmesinden sonra, verilen
önergelerin kabul edilmesiyle ayrı ayrı yapılan gizli oylamalar sonucunda,
Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki
Çakan'ın,
Yüce Divana sevklerine karar verildiği
açıklandı.
14 Temmuz 2004 Çarşamba günü, alınan karar
gereğince, saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 01.47'de son verildi.
|
Yılmaz
Ateş |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
|
Enver Yılmaz |
Mevlüt Akgün |
|
|
Ordu |
Karaman |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
II. - GELEN KÂĞITLAR
14 Temmuz 2004 Çarşamba
Tasarı
1.- Aile Hekimliği Pilot
Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı (1/855) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal
İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.7.2004)
Tezkereler
1.- Yozgat Milletvekili Mehmet Erdemir'in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/624) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.7.2004)
2.- Ordu Milletvekili İdris Sami Tandoğdu'nun Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/625) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi:
12.7.2004)
3.- Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/626) (Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12.7.2004)
4.- Afyon Milletvekilleri Ahmet Koca ve Sait Açba'nın Yasama
Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/627)
(Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12.7.2004)
5.- İzmir Milletvekili Muharrem Toprak'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi (3/628) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)
6.- Sivas Milletvekili Orhan Taş'ın
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
(3/629) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)
Raporlar
1.- Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kurumu Başkanlığı Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/644) (S. Sayısı: 649) (Dağıtma tarihi:
14.7.2004) (GÜNDEME)
2.- Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması
Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/793) (S. Sayısı: 650) (Dağıtma tarihi: 14.7.2004) (GÜNDEME)
3.- Dernekler Kanunu Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/854)
(S. Sayısı: 651) (Dağıtma tarihi: 14.7.2004) (GÜNDEME)
4.-
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkında 9.6.2004 Tarih ve 5186 Sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu
ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri
Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/833) ) (S. Sayısı: 652)
(Dağıtma tarihi: 14.7.2004) (GÜNDEME)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.05
14 Temmuz 2004 Çarşamba
BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER : Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN
(Karaman)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 115 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz,
Türkiye'nin dışpolitikaları ve Türkiye'ye dış dünyanın uyguladığı politikalar
hakkında söz isteyen, Denizli Milletvekili Sayın Haşim Oral'a aittir.
Buyurun Sayın Oral. (CHP
sıralarından alkışlar)
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Denizli
Milletvekili V. Haşim Oral'ın, Türkiye'nin dışpolitikası ve Türkiye'ye dış
dünyanın uyguladığı politikalara ilişkin gündemdışı konuşması
V. HAŞİM ORAL (Denizli) -
Sayın Başkanım, sayın milletvekili arkadaşlarım; tabiî, gece saat 2'ye kadar
çalışınca, buradaki mevcudiyetimiz de azalıyor. Onun için, umuyor, diliyorum
ki, bundan sonraki süreçte, her şeyi bu kadar sıkıştırmayız.
Türkiye'nin dışpolitikası
ve Türkiye'ye uygulanan dışpolitikalarla ilgili, özellikle Meclis, tatile
girmeden önce, hem milletvekili arkadaşlarıma hem de bizi izleyen milyonlara,
buradan bilgi aktarmak istiyorum; çünkü, milletvekili olmamın haricinde, aynı
zamanda Dışişleri Komisyonu Üyesiyim; hem bu konudaki iyilerimizi hem bu
konudaki kötülerimizi yurttaşlarımızla paylaşmak, bizim öncelikli tercihimiz
olmalı diye düşünüyorum.
Şimdi, hepimizin bildiği
gibi, Ulu Önder Atatürk'ün çok veciz bir sözü vardır: "Yurtta sulh cihanda
sulh." Bizim öncelikle tercihimiz, bizim öncelikli tespitimiz bu olmalı
diye düşünüyorum.
Bu arada, tabiî,
yurtiçinde sulhu sağlarken de, üç önemli etkene dikkat çekmek istiyorum;
bunlar, dil ayırımının gündeme getirilmemesi, din ayırımının gündeme
getirilmemesi ve altkimliklerin gündeme getirilmemesi.
Doğaldır, ülkemizde
yaşayan, ulus bilincine erişmiş hiçbirimizin bu konuda bir zafiyeti olamaz;
ancak, bazı uygulamalar var ki, bu üç etkenin, bu Meclis kürsüsünden, özellikle
altının çizilmesi gerektiğini bana emrettiğini, özellikle söylemek istiyorum.
Dil ayırımı...
Biliyorsunuz, Avrupa Birliğine geçişimizle ilgili, Avrupa Birliğinin bizden
istediği doğrultuda çıkardığımız bir Kürtçe dil dersi veya diğer altkimliklerin
dillerinin TRT'den yayınlandığı bir süreç başladı Türkiye'de. Bunun adına, biz
"Avrupa'ya uyum" diyoruz. Ancak, Avrupa'yla uyum olduğu zaman, bunun
özellikle devlet tarafından yapılması değil, devlet tarafından denetlenmesi
gerekliliği de ortaya çıkar; dünyadaki uygulaması da budur.
Bundan neden
bahsediyorum; çünkü, bizim dışpolitikalarımızın neticesinde, bu, çok etkin bir
şekilde Türkiye'de uygulanmaya başlanılmıştır; yani, Türkiye'nin resmî dili
Türkçedir; bu, Anayasada da böyledir, olması gereken de budur. Türkiye'nin
resmî dili Türkçeyken, bizim özellikle resmî kurumlarımızın başka dilleri
öğretiyor olması ve bunu Avrupa'yla ilgili ilişkilerden kaynaklanarak yaptığını
dünyaya ve kendimize anlatmamız, çok doğru bir yaklaşım değil diye düşünüyorum.
Yine, din ayırımı; bu, özellikle Avrupa'yla ilişkilerimizden sonra ortaya çıkan
çok ciddî bir konu. Farkında mısınız bilmiyorum, özellikle yurtdışından gelen
konuklarımız, başta Amerika Başkanı olmak üzere, Türkiye'ye geldiği zaman,
belki Meclis Başkanımız Sayın Arınç'la görüşmedi, , belki benim Sayın Genel
Başkanım, Anamuhalefet Partisi Genel Başkanıyla görüşmedi; ama, birtakım
azınlıkların dinî liderleriyle görüştü. Bu hiç dikkatimizi çekti mi; çekmedi
veya çektiyse bile sessiz kalmayı yeğledik. Peki, bunun sebebi neydi; çünkü,
bize uyarlanmaya çalışılan, bize zorlanmaya çalışılan, bir de din ayırımı
ortaya çıkmaya başladı.
Bizde böyleyken, dünyanın
dışına baktığım zaman, Batı Trakya'ya baktığım zaman, Batı Trakya'daki Türkler,
soydaşlarımız, liderlerini atamayla belirliyorlar, içlerine sindiriyorlar;
yani, kendileri seçemiyorlar; ama, bizde, neredeyse ruhban okulu açar seviyeye
geldik. Altını çizerek söylüyorum; bu, Türkiye'nin ihtiyacı değildir; Türk
insanının, bu hükümetten ve Türkiye'nin dışpolitikasını belirleyen etkenlerden,
etkili kimliklerden istediği, özel önem taşıyan bir unsur değildir.
Ruhban okulu nedir;
ruhban okulu, yüksek dinî eğitim veren kurumdur, yani özel ilahiyat fakültesi
gibi. Ben, soruyorum şimdi milletvekillerime: Bizim, özel dinî eğitim veren
ilahiyat fakültemiz var mı; yok. Böyle çabamız var mı; yok. Peki, ruhban
okullarının açılma ihtiyacı nereden doğuyor; bu, niye Türkiye'nin gündemine
sokuluyor; bunu kim sokuyor? Dilimizi, dinimizi, altkimliğimizi, özellikle
birbirimize kabul ettirmeye çalışan bu dış dünya neye hizmet ediyor; bizim
içimizdeki birliğe, dirliğe mi, yoksa, Türkiye'nin bölünmesine mi diye, altını
çizerek söylüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oral,
sözlerinizi tamamlar mısınız.
Buyurun.
V. HAŞİM ORAL (Devamla) -
Tekrar söylüyorum: Bu konulardaki hassasiyet, dışpolitikamız kadar
içpolitikamız için de önemlidir; çünkü, bizim bölünmez bütünlüğümüz hem dünya
barışı için hem öncelikle kendimiz için hem Ortadoğu için çok önemlidir.
Türkiye'nin, yakında
ciddî şekilde etki alanına gireceği bir Ege kıta sahanlığı sorunu vardır. Ege
kıta sahanlığıyla ilgili benim korkum -Tanrı'ya dua ediyorum, ben yanılayım-
iktidardaki milletvekillerimi kastetmiyorum, özellikle lokomotif kadroların, Yunanistan'la
anlaşarak Ege kıta sahanlığı konusunu Adalet Divanına götürme gibi bir
düşüncesi olduğunu seziyorum ki, inşallah yanılırım.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Ayasofya'yı da söyle... Ayasofya da sırada...
V. HAŞİM ORAL (Devamla) -
Ege kıta sahanlığının Adalet Divanına gitmesi ne demek, biliyor musunuz
arkadaşlar; bizim haklarımızın, özellikle ve özellikle, Adalet Divanından
çıkacak sonuçla, artık bitmesi anlamına gelir. Sadece Yunanistan'ın müracaatı
sorun teşkil etmez, buna karşı durabiliriz; ama, Yunanistan ve Türkiye
iktidarları, buna birlikte karar verirlerse, bize, sadece ve sadece bunu
seyretmek düşer.
Fener Rum Patriği Bartholomeos ekümenik sıfatını taşıyor mu, bunu çok merak ediyorum; taşıyorsa da, bu yasal mı? Bunlar çok önemli; çünkü, bunlar, dışarıda, sizin Meclis Başkanınızdan, sizin siyasî partilerinizin genel başkanlarından, anamuhalefet partisinin genel başkanından, hatta belki bakanlarınızdan çok daha önemli tutuluyor. Öyle önemli tutuluyor ki, Sayın Bush'u karşılarken, benim bakanımın, Türkiye Cumhuriyetinin bakanının avucunun içine bakılıyor. Bu bir ayıptır. Bu, bizim, dışarıdaki gücümüzün ne kadar zafiyete uğradığını gösterir. Bunu, ben, kimseyi küçümsemek için söylemiyorum; ama, biz, bize gelen konukların bize özellikle saygı göstermesini beklemek durumunda değil, zorundayız. Bu, bizim, dünya içindeki ağırlığımız için de önemli bir etken.
Afganistan'a asker
gönderme olayımız söz konusu. Ben soruyorum size, hepimiz biliyoruz,
Afganistan'da NATO sadece Kabil'de var; yani, Kabil'in dışına çıktığınız zaman
NATO yok. Peki, Üçüncü Kolordu Afganistan'da nereye gidecek, Kabil'e mi
gidecek; hayır; El Kaidenin yoğun olduğu, El Kaidenin adam kestiği, El Kaidenin
kan kusturduğu yerlerde, Türk askeri, gidecek, NATO için nöbet tutacak. Peki,
Türk askeri özellikle kendisine Kuzey Irak'tan gelen tehditlere karşı
koydurulamazken, benim askerimin Afganistan'da ne işi var?! Ne işi var
Afganistan'da benim askerimin?! (CHP sıralarından alkışlar) Oradan gelecek...
Bunu samimiyetimle söylüyorum, sizlerin de benim kadar önemsediğini
düşünüyorum. Bu, benim tekelimde olan bir olay değil; ancak, tekrar söylüyorum,
özenle söylüyorum, NATO Kabil'de... Benim askerim, El Kaidenin yoğun olarak
bulunduğu yerlerde nöbet tutacak, kalkan olacak, Irak'ta yapılmak istenilen
gibi. Eğer, dışpolitika uzmanları bunu böyle belirliyorlarsa, ne olur bir de
gelip Mecliste bunu bize anlatsınlar da biz de onların haklı gerekçelerini,
doğrularını onlarla birlikte paylaşalım.
BAŞKAN - Sayın Oral,
sözlerinizi toparlar mısınız.
V. HAŞİM ORAL (Devamla) -
Tamamlıyorum Sayın Başkanım, affınıza sığınıyorum.
Korkum o ki,
ağırlaştırılmış bir Annan planıyla çok yakın zamanda yüz yüze geleceğiz. Sebep;
Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerimiz. Sebep; bizim dünyaya şirin görünmemiz.
Ağırlaştırılmış Annan planı diyorum; çünkü, mevcut koşullarla, Güney Kıbrıs'ın
Annan planına sıcak bakmadığını, bakmayacaklarını hepimiz biliyoruz; Annan
planına ihtiyaçları olmadığını da biliyoruz. O halde, yine, ikna edilmesi
gereken kurum, Kuzey Kıbrıs Türk kesimi.
Ben, özellikle,
dışpolitikamızın bizi getirdiği bir yere de dikkat çekmek istiyorum. Ben bunu
söylemekte kendimi haklı görüyorum; çünkü, Kıbrıs, artık, Kıbrıslıların
değildir, Kıbrıs, Türkiye'nin de politikası içine girmiştir, girmelidir de.
Kıbrıs'ın Başbakanı olan kişi "bizim devletimizi tanıtma gibi hedefimiz
yok; biz birleşmek istiyoruz" diyor. Bir devletin başbakanının bunu
söyleme hakkı yoktur. Bir ülkenin başbakanının bunu söyleme lüksü yoktur.
BAŞKAN - Sayın Oral,
lütfen, son cümlenizi söyler misiniz.
V. HAŞİM ORAL (Devamla) -
Tabiî, vakit yetmediği için sözlerimi bitirmek zorundayım Sayın Başkanımın da
toleransına sığınarak.
Irak'ta esir alınan
Türklerin gelecekleri, eğer, Türkiye'de Bush'a karşı, NATO'ya karşı yapılan
mitinglerle belirleniyorsa ve Dışişleri Bakanım buna teşekkür ediyorsa; ben,
burada ciddî bir dışpolitika görmüyorum.
Talabani, TRT'deki
sözlerinde "bize, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Sayın Gul -onun söylediği
gibi söylüyorum- şimdiye kadarki dışişleri bakanlarından ve iktidarlardan çok
daha yakın olmuştur, bizim önümüzü açmıştır" diyorsa; ben, derin derin
düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son 5 dakika da
bitti... Lütfen...
V. HAŞİM ORAL (Devamla) -
Özür diliyorum; son bir cümle...
İngiliz parlamenterlerden
birisi, görüştüğümde "bu iktidar bizim istediğimiz her şeyi hemen hemen
yapıyor, onun için kendilerine sempati duyuyoruz" diyorsa; ben, derin
derin düşünüyorum.
Bütün bu söylediklerime
karşılık, gazetelerde sadece ve sadece VIP düzenlemelerini dört sütuna manşet
yapan sevgili basına da, buradan selam ve sevgiler gönderiyorum! Bu ülkenin
bağımsızlığı, bu ülkenin birliği, düzenliği kalmadığı zaman, o gazeteler de
isimlerini değiştirmek zorunda kalacaklardır.
Hepinize sevgi ve
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Oral
Sayın milletvekilleri,
gündemdışı ikinci söz, kadastro yenileme harcı adı altında gayrimenkul
sahiplerinden toplanılan harcın hukuka aykırılığıyla ilgili söz isteyen Bursa
Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'a aittir.
Buyurun Sayın
Yalçınbayır. (CHP sıralarından alkışlar)
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)
- Ellerinizi mi bağladılar, ne oldu?!
2.- Bursa
Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, "Kadastro Yenileme Harcı" adı
altında gayrimenkul sahiplerinden alınan harcın hukuka aykırılığına ilişkin
gündemdışı konuşması ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın cevabı
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR
(Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize sevgi ve saygılarımı
sunuyorum.
Bundan tam bir yıl önce,
15 Temmuz 2003 tarihinde, Bursa'da, Muhtarlar Derneği Genel Sekreteri, Çekirge
Mahallesi Muhtarı Mehmet Taşkeser'in bizlere başvurusu üzerine, sözde kadastro
yenileme harcı adı altında alınan konu gündeme geldi. Konu, önce, muhtarların,
yüksek faiz alınmasıyla ilgili şikâyetleriyle başladı. Konu tarafımızdan
incelendi ve şu tespitler yapıldı:
Bursa İlindeki kadastro
paftalarının yenilenmesi işlemleri, Türkiye'de ilk pilot uygulama olarak
1998'de başladı, Bursa İl merkezinin büyük bir kısmı ve komşu ilçelerin
kadastro paftaları yenilendi. Bu yenileme işlemleri, Maliye Bakanlığının değil,
Dünya Bankasının kredisiyle, Büyükşehir Belediyesince finanse edilmiş ve
Büyükşehir Belediyesi, özel şirketlere ihale ederek hizmeti vermiştir.
Hizmetin dayanağı, 2859
sayılı Tapulama ve Kadastro Yenilenmesi Hakkında Kanundur. Bu kanunda harçlarla
ilgili hiçbir düzenleme yok; bu kanun uyarınca işlemler devam ediyor, 1999 ve
2000 yıllarında, kanun gereği, ilanen tebligatla işlemler kesinleştiriliyor,
orada, kişinin ne yapması gerektiğiyle ilgili, etraflıca bir bilgi yok.
Kadastro yenileme harcı alıyorsanız "işte, bu harç şöyle ödenir,
ödenmemeye bağlanan sonuçlar şudur" gibi bilgilendirme yok, tamamen
kalitesiz bir hizmet.
Yapılan işlem, aslında,
bir kadastro işlemi değil; birden fazla kadastro yapılmaz; yenileme
yapılabilir; yenileme, tamamen farklı bir müessesedir. Kadastro ancak bir kez
yapılabilir. Bursa'nın kadastrosu da 1930'lu yıllarda başlamıştır ve halk,
bunun harcını, hizmetin karşılığını ödemiştir; ama, daha sonra, kanunda olmayan
bir husus, yönetmeliğe dayanılarak, harç alınmak suretiyle, vatandaştan haksız
yere kazanç elde edilmiştir. Her ay için aylık yüzde 7 ayrı ayrı gecikme
faizi... Tebligatlar dört yıl sonra yapılıyor ve yüzde 336 faize ulaşılıyor. Vatandaşın
tepkisi faizeydi; ama, işin aslına bakıldığında, vahameti daha da büyüktü.
Değerli milletvekilleri,
keyfiyeti, ilk olarak, 24 Temmuz 2003 tarihinde Maliye Bakanlığına ilettik;
ayrıca, Bilgi Edinme Kanunu Tasarısı görüşülürken, Meclis gündemine getirdik ve
tebligatların vatandaşı tatmin edecek şekilde yapılması gereğini vurguladık;
önerge verdik; reddedildi. Daha sonra, yine, kadastro yenilemeleri olması
itibariyle, Maliye Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığını da
ilgilendirdiği için, Bayındırlık ve İskan Bakanlığına yazdık "harç ve
benzeri yükümlülükler ancak kanunla konulur ve kanunla kaldırılır. Kanunla
konulmayan kadastro yenileme harcının yasal dayanağı yok; bu harcı
alamazsınız" dedik. 2003 yılının
sonlarında burada bir düzenleme yapıldı, 5035 sayılı Kanunun 36 ncı
maddesine "kadastro işlemlerinin yenilenmesinde harç alınmaz" hükmü
konuldu. Böyle bir harç konulamaz ki, kanunla bu kaldırılsın. Ciddî bir çalışma
yapılamadığı için, bu, dikkatlerden kaçtı.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -Sayın
Yalçınbayır, sözlerinizi tamamlar mısınız.
Buyurun.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR
(Devamla) - Kanun yapımındaki süreçler o kadar hızlı cereyan ediyor ki, takip
etmek bile mümkün olmuyor, katılmak da mümkün olmuyor.
Değerli milletvekilleri,
konuyu daha sonra Sayın Başbakana, Sayın Maliye Bakanına, Sayın Bayındırlık ve
İskân Bakanına ilettik ve ayrıca Meclisin görevlerine yürütmenin el uzattığı
iddiasıyla, fonksiyon gasbı olduğu iddiasıyla Meclis Başkanına da bilgi verdik.
Değerli milletvekilleri,
bunlara yeterine cevap verilmedi. Biz biliyoruz ki, en iyi siyaset hukuk
yoluyla siyasettir. Bir taraftan, idare nezdinde hak aramayı yürütürken, öbür
taraftan, Bursa Barosuyla da işbirliği içerisinde olmak suretiyle konuyu
yargının önüne götürmeye başladık ve Bursa Barosunun, Hukuksuzluk ve
Yolsuzlukları İzleme Komisyonunun çalışmaları sonucunda, Danıştay, evvelki gün
yürütmeyi durdurma kararı verdi. Kararın gerekçesini okuyorum: "Harçlar
Kanununda yenileme harcı alınacağına ilişkin bir düzenleme olmadığından,
yönetmelikle böyle bir harç ihdas edilemeyeceğinden... Yani, Meclise ait bir
işi yürütme nasıl yapar?! (CHP sıralarından alkışlar) Biz, kanun koyucuyuz,
bizim koyduğumuz kanunları onlar uygulamak zorunda; onlar, kanun yapamaz,
uygulamak zorunda. Bizim de, en önemli görevimiz, sadece kanun yapmak değil ve
bunları denetlemek. İktidar milletvekili olun veya olmayın, denetim görevimizin
en aslî görev olduğunu bilmek durumundayız.
Sayın milletvekillerimiz,
bu, hukuk devletinin gereğidir. Bunlarla ilgili yeni düzenlemelere ihtiyaç var.
Birçok iyi yasal düzenleme yapıldı. Bilgi Edinme Kanunundan sonra, mutlak
surette, kişilerin de kararlara katılımını düzenleyecek olan idarî usul yasası
tasarısının bir an önce burada gerçekleşmesi gerekir. Bu kararların alınması
sırasında bizleri çağırsalardı, sadece evrak üzerinde değil, görüşlerimizi de
alarak bir karara varsalardı, herhalde, hep "yapılacak işlem yok; bu kadar
yazı yazmak suretiyle bizi meşgul etmeyin" denilmezdi.
BAŞKAN- Sayın
Yalçınbayır, son sözlerinizi alabilir miyim.
ERTUĞRUL YALÇINBAYIR
(Devamla)- Sayın milletvekilleri, bu kadastro harcı iptali nedeniyle, Bursa'da
88 000 parsel sahibini ilgilendiren bir konu Danıştay tarafından çözümlenmek
üzeredir. Yürütmeyi durdurma kararı belli. Bundan sonra, şüphesiz ki, yargı,
nihaî kararını da verecektir. 88 000 parsel sahibi, 200 000'e yakın kişi ve
bunlardan alınan veya alınacak olan 30 trilyon; bu, sadece Bursa'nın. Biz,
hakka hukuka uygun davranmak zorundayız; her kademede, tasarrufun her kademesinde
hukuka uygunluk. Bunun takibini yapan, Çekirge Mahallesi Muhtarımız Sayın
Mehmet Taşkeser, Muhtarlar Derneği Başkanı Sayın Ferruh Sevimgil, Bursa Barosu
Başkanı Asude Şenol ile Baronun Hukuksuzluk ve Yolsuzlukları İzleme
Komisyonuna, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanlığına ve
konuyu Bursa'da hep sıcak tutan basının değerli temsilcilerine teşekkürlerimi
sunuyorum.
Saygılar. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Yalçınbayır.
Gündemdışı konuşmaya
Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan cevap vereceklerdir; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'ın, kadastro
yenileme harcı adı altında yüzbinlerce gayrimenkul sahibinden alınan harcın
hukuka aykırılığı hakkında gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği gibi, 492
sayılı Harçlar Kanununun 58 inci maddesinin (c) bendinde, kadastro işlerinde
adlarına tescil yapılanların tapu ve kadastro harçlarını ödemekle mükellef
oldukları, hükme bağlanmıştır. Aynı kanuna bağlı 4 sayılı tarifenin "II-
Kadastro ve tapulama işlemleri" başlıklı bölümünde;
"Kadastro ve
tapulama işlemleri sonucunda tapu siciline tescil edilen bazı gayrimenkullerde
kayıtlı değer üzerinden;
a) Tapuda murisi veya
kendisi adına kayıtlı olup da kadastroda beyanname verenlere, tapulamada
tespitte hazır bulunanlara ait gayrimenkullerin kadastrolanmasında veya
tapulanmasında binde 5,4;
b)Tapuda murisi veya
kendisi adına kayıtlı olup da kadastroda beyanname vermeyenlere, tapulamada
tespitte hazır bulunmayanlara ait gayrimenkullerin kadastrolanması veya
tapulanmasında binde 9" oranında harç ödeneceği belirtilmiştir.
2859 sayılı Tapulama ve
Kadastro Paftalarının Yenilenmesi Hakkında Kanunun verdiği yetkiye dayanarak
düzenlenen Tapulama ve Kadastro Paftalarını Yenileme Yönetmeliğinin 28 inci
maddesinde "yenileme yapılan taşınmaz mallar için kadastro harcı tahakkuk
ettirilir" hükmüne yer verilmiştir.
Buna karşın, 2.1.2004
gün, 25334 sayılı mükerrer Resmî Gazetede yayımlanan 5035 sayılı Kanunun 36 ncı
maddesiyle, 492 sayılı Kanuna bağlı (4) sayılı tarifenin "Kadastro ve
Tapulama İşlemleri" başlıklı bölümüne (d) fıkrasından sonra gelmek üzere
"kadastro işlemlerinin yenilenmesinden harç alınmaz" hükmü
eklenmiştir. Söz konusu düzenleme, daha önce tapu ve kadastro harcı tahsil
edildiği halde, tekrar yapılan yenileme işlemlerinden dolayı mükelleflerin mükerrer
olarak harca tabi tutulmaması gerektiği düşünüldüğü için yapılmıştır.
Kanun yapıcı tarafından
tekrar yapılan kadastro yenileme çalışmaları bir idare kusuru olarak görülmüş
ve buradaki mükellef mağduriyetini ortadan kaldırmak için anılan kanun değişikliği
yapılmıştır. Bu nedenle, 1.1.2004 tarihinden itibaren kadastro işlemlerinin
yenilenmesinden kadastro harcı alınmayacaktır; ancak, 1.1.2004 tarihinden önce
yapılan kadastro yenileme çalışmaları nedeniyle tahsil edilmesi gereken ve
bugüne kadar tahsil olunmayan kadastro harçları için de, bugün, Meclise gelecek
olan kanunla -veya gündemden dolayı belki yarın olabilir- bunların hepsinin
mağduriyetleri giderilmiş olacaktır.
Bilgi olarak arz
ediyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Unakıtan.
Sayın milletvekilleri,
gündemdışı üçüncü söz, buğday tabanfiyatlarıyla ilgili söz isteyen Tekirdağ
Milletvekili Sayın Erdoğan Kaplan'a aittir.
Bu konuda, Kırşehir
Milletvekili Sayın Hüseyin Bayındır ve çok sayıda milletvekili de talepte
bulunmuştu; ama, bu milletvekilleri adına da Sayın Erdoğan Kaplan konuşacaklar.
Buyurun Sayın Kaplan.
3.-
Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın, buğday üreticilerinin sorunlarına ve
buğdaya bölgesel tabanfiyat uygulamasının yarattığı sıkıntılara ilişkin
gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; buğday tabanfiyatları hakkında
gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Yasama yılının son
günlerinde sizlerin huzuruna daha güzel ve mutlu şeyler söylemek için gelmek
isterdim. Gerçi, medya, bir yaldız imparatorluğu diliyle güzel bir Türkiye
tablosu çiziyor; ama, gerçek, siz de biliyorsunuz, öyle değil.
Buğday, ülkemizde üretimi
yapılan tahıl ürünleri içinde en büyük paya sahiptir ve ülkemiz için önemli bir
tarım ürünüdür. Buğday, gerek insan beslenmesinde gerekse hayvan beslenmesinde
temel bir gıda maddesidir. Buğdayın tüketimi gelişmiş ülkelerde daha az olmasına
karşın, ülkemizde ve kişi başına gelir düzeyi düşük olan ülkelerde, ekmeğe,
dolayısıyla, buğdaya dayalı beslenme oldukça fazladır. Ülkemizde yapılan bir
araştırmada, günlük kalori
ihtiyacımızın yüzde 60'ının buğdaydan karşılandığı ortaya çıkmıştır. 15 000 000
insan için geçim kaynağı olan buğday, tüketimi açısından ise, ülkemizin tüm
nüfusunu ilgilendirmektedir.
Ülkemizde buğday tarımı
büyük ölçüde kuru koşullarda yapıldığı için, verim düşük ve dolayısıyla, buğday
üreticisinin geliri diğer ürün üreticilerine göre daha azdır. Ayrıca, bazı
bölgelerimizde buğday üretiminin alternatifi bulunmamaktadır. Bugün, ülkemizde
ekili dikili tarım alanlarının yaklaşık yüzde 50'sinde hububat, üçte 1'inde de
sadece buğday üretilmektedir. Son yirmi yılda buğday ekim alanlarında fazla bir
değişim görülmemekte olup, ekili alanlar, 9 000 000-9 500 000 hektar civarında
değişim göstermiştir.
Diğer taraftan,
ülkemizde, 3 000 000 tarım işletmesinin yüzde 75'inde buğday üretimi
yapılmaktadır. Görüldüğü gibi, buğday başta olmak üzere, hububat ürünlerinin
ülkemiz için, hem ekonomik hem de sosyal açıdan taşıdığı önem büyüktür.
Buğday, ülkemizde, 1932
yılından beri destekleme kapsamında olan bir üründür. 1938 yılından itibaren,
Toprak Mahsulleri Ofisi, devlet adına alım yaparak, destekleme işlemini
sürdürmüştür. Bunun dışında, buğday pazarlama kanalları, borsalar,
toplayıcılar, komisyoncular ve tüccarlardır.
Bütün bu gelişmelerden
sonra, Türk çiftçisinin genel durumuna bakacak olursak, bu sene, 2004
itibariyle, ülkemizde, buğdayda ürün bolluğu var; ama, buna karşılık,
çiftçimiz, geçen yıla oranla daha fakir, daha perişan vaziyettedir. Nedenlerini
irdelediğimizde, mazot desteğinin yarısı verildi -yani, 4 000 000 Türk Lirası-
diğer yarısı bekliyor. Ayrıca, mazot fiyatı 2003 yılında 1 340 000 lirayken,
2004 yılında 1 560 000 lira olmuştur; aradaki fark çiftçimize zarar olarak
yansımaktadır.
Maliyet girdilerini
yükselten diğer temel madde de, gübre maliyetinin artmasıdır. 2003 yılı ile
2004 yılı fiyat farkı yaklaşık olarak yüzde 42 dolayındadır. Buna paralel
olarak, traktör maliyeti de yüzde 40 oranında artmıştır; yani, geçen yıl 25
milyar lira olan bir traktör, bu yıl 35 milyar liradır. Bütün bunlar çiftçimize
ek yük ve külfet getirmektedir.
Bunların yanı sıra,
ekipman fiyatlarının artması, buna karşılık, çiftçimizin kendi ürününe, satış
fiyatının, asıl olması gereken fiyat değil de, o döneme ait enflasyon düzeyinde
fiyat artışı uygulanıyor olmasıdır.
Değerli arkadaşlar,
gelin, Türk çiftçisinin yerine kendinizi koyun ve bu giderlerin, bu
maliyetlerin içerisinden siz çıkın; çıkamazsınız. Diyeceksiniz ki, doğrudan
gelir desteği var. Doğru; 16 000 000 Türk lirası, bunun yarısı ödendi, diğer
yarısı da yeni yeni ödenmek üzere. Ödeme şekli, taksitler halinde ve ekonomik
durumuyla ilgili istatistiksel verilere dayanılarak, nüfusun yoğun olduğu
bölgelerden başlanarak yapılıyor, diğer bölgelere sıra gelene kadar köylü
perişan oluyor. Burada soruyorum, bölgesel farklılığın gerekliliği var mıdır?
Borsada olduğu gibi, fiyatlar, bölgelere göre değişiklik gösteriyor. Giderler
aynı, fakat, satış rakamları farklı. Örneğin, Karacabey'de 355 000-365 000 Türk
Lirası buğdayın kilosu, Tekirdağ'da 300 000-320 000 Türk Lirası, Edirne'de 280
000-300 000 Türk Lirası. Şimdi soruyorum; girdileri aynı olan, maliyeti aynı
olan malın bölgesel fiyat farklılığının sebebi nedir? O bölgedeki vatandaş ile
buradaki vatandaş başka ülkede mi yaşıyor? Yoksa, bizim görmediğimiz başka
nedenler mi var?
Bütün bunlardan şu
sonuçlar çıkıyor: Çiftçimize, eğer, acil olarak müdahale yapılmazsa, gelir
seviyesi bakımından standartlarını yükseltici önlemler alınmaz ise, çiftçimiz
batmıştır, bitmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kaplan,
konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ERDOĞAN KAPLAN (Devamla)
- Bu da, gelecek günlerde, ülkemizi ve insanlarımızı daha büyük sorunların
beklediğinin işaretidir.
Unutulmamalıdır ki,
buğday, ülkemiz için stratejik bir üründür. Yanlış ithalat politikalarından
dolayı çiftçi mağdur edilmektedir. İthalatçıya izin belgesi verilirken, buğdayı
un yapıp, tekrar ihraç edeceğiz diye belge veriliyor; ama, maalesef, ihraç
edilmiyor ve içpiyasada pazarlanıyor; çiftçimiz, haksız rekabetle karşı karşıya
kalıyor. Aynı uygulama ayçiçeğinde de vardır.
Soğan ve patatese, 23 Mayıstan
31 Mayısa kadar, ton başına vergi iadesi verdiniz, bunu, bir de, geriye dönük,
1 Marttan itibaren geçerli yaptınız. Böyle bir uygulamada benim aklıma şu
gelir: Hükümet, kendi yandaşlarına ne kadar soğan, patates varsa toplattı ve
"siz ihracat yapın, biz, ileride, vergi iadesi vereceğiz" denilmiş
olabilir. Bu uygulamayla, kendi yandaşlarınızın cebine devletin kasasından
trilyonlar akıtmış olabilirsiniz. Peki, 15-20 kişinin cebine giren bu haksız
kazancı, gerçek anlamdaki üreticiye versek daha iyi olmaz mı? Yeri geldiği
zaman adaleti, hakkı, hukuku dilinizden düşürmezsiniz; ama, söyledikleriniz ile
yaptıklarınız hiç örtüşmüyor. Türk çiftçisine yalan söylüyorsunuz.
"Enflasyonu tek rakama indirdik" diyorsunuz; ama, çiftçinin
girdilerine ortalama yüzde 30'un üzerinde zam yapıyorsunuz. Bir de, buğday,
geçen yıl 350 000 lirayken, bu yıl 280 000 lira. Bu şartlarda, çiftçiyi,
tarlaya değil, üzüntüsünden mezara gönderirsiniz! Sizin politikalarınız da buna
yakışır.
Yüzde 12,4 büyümeden
bahsediyorsunuz. Bu büyüme, ithalata dayalı bir büyümedir. Yaldızlı sözlerle,
halka "büyüyoruz" diyorsunuz. Bu büyüme, KOBİ'lere, çiftçilere dayalı
bir büyüme değildir. Seçim bölgemde, köylüler "gazeteler 'büyüyoruz'
diyor, bir de bize sorsunlar; köylü küçülüyor, yok oluyor, nerede iktidar
milletvekilleri, onlar gelip halimizi görsünler. Gerçek büyüme bizde, yani,
köylüde değil, düğün salonlarında" diyorlar; yalan da değil.
Şimdi kızacaksınız; ama,
ben, milletin vekili olarak, onların sesini buraya taşımak zorundayım. Benden söylemesi,
ya bu işi düzeltin ya köylünün huzuruna çıkmayın; ama, siz, zaten köye
gitmezsiniz; tatile, yazlıklara, denize gidersiniz. Siz bildiğiniz gibi yapın,
Türk köylüsü ve çiftçisi de bildiği gibi yapacak, sizi affetmeyecek ve
cezalandıracaktır.
Saygılarımla. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kaplan.
Gündemdışı konuşmaya
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami Güçlü cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Bakanım.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Bugünlerde kamuoyumuzu
büyük ölçüde meşgul eden tahıl üreticilerimizle, özellikle buğday
üreticilerimizle ilgili olarak, Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Erdoğan
Kaplan'ın yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya cevap vermek için söz aldım. Aynı
zamanda, hepimizin, bu sektörde meydana gelen gelişmeler hakkında doğru olarak
bilgilendirilmeye ihtiyacı var; ben, bunu ifade etmeye çalışacağım.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Doğruyu şu anda köylü yaşıyor Sayın Bakan!
ÖNER ERGENÇ (Siirt) -
Dinlemesini öğren!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - 28 Marttan bugüne kadar geçen zaman çok uzun değil,
köylerden aldığınız oyları kontrol ediniz. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP
sıralarından gürültüler)
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Bakacağız, onlara da bakacağız.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Köylerden aldığınız oyları kontrol ediniz. Ben, iddia
ediyorum, yüzde 47 oy aldık. Hodri meydan!..
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Trakya'ya bir de şimdi gidin!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Ben konuşmamı yapayım, sonra konuşalım.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim.
Sayın Bakan, lütfen, siz
de müdahale etmeyin.
Buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Kıymetli arkadaşlarım...
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
"Hodri meydan" sözü size yakışmadı.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Ekimde göreceğiz kaç parça olacaksınız!
ÖNER ERGENÇ (Siirt) -
Önce dinlemesini öğren!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Müsaade ederseniz... (CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri...
Sayın Bakan, bir
saniye...
Sayın Kaplan, siz
düşüncelerinizi açıkladınız, şimdi, Sayın Bakan da cevap verecek.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Tahrik ediyor efendim!
BAŞKAN - Tahrike
kapılmayın siz de.
Buyurun Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Hayır, yaptığım konuşma... Lütfen...
Arkadaşlar, ülkemizde
hububat hasadı 9-10 Mayıs 2004 tarihinde Güneydoğu Anadolu Bölgesinde başladı;
bölgelerimizin birçoğunda bitti, İç Anadoluda devam ediyor.
Bu alandaki sorumlu
kuruluşumuz Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü, hasadın başladığı tarihten
itibaren borsa ve piyasa fiyatlarını yakinen takip etmektedir. Bilindiği üzere,
Toprak Mahsulleri Ofisinin hububat alımlarına yönelik olarak çıkarılan
2004-2005 dönemi hububat ürünü alım ve satımı hakkındaki karar, 5 Haziran
tarihinde Resmî Gazetede yayımlanmıştır.
Serbest piyasada buğday
fiyatları, 22 Haziran öncesinde, üreticilerimizin lehine bir gelişme
göstermiştir. Piyasada, buğday fiyatları 360 000 ile 380 000 lira arasında,
arpa fiyatları da 315 000 ile 330 000 lira arasında seyretmiştir. Bu,
üreticilerin lehine olduğu için, Toprak Mahsulleri Ofisi fiyat açıklamamış,
piyasa fiyatları ile açıklayacağı, hesap ettiği, vereceği garanti fiyat
seviyesinin eşit olduğu zaman diliminde; yani, 22 Haziranda fiyat açıklayarak
piyasaya girmiştir. Bununla ilgili tutumun doğru olduğu apaçık ortadadır. Eğer,
22 Hazirandan önce, piyasalarda, biz, fiyat açıklayıp alım yapmaya başlasaydık,
piyasada geçerli olan fiyatın az da olsa altında bir fiyat oluşacaktı ve erken
hasat dönemiyle karşı karşıya olan bölgelerimizdeki çiftçilerimizin, otomatik
olarak, bir gelir kaybı söz konusu olacaktı. Ancak, 22 Haziranı bekleyerek,
vereceği fiyat ile piyasa fiyatının aynı seviyeye geldiği anda buna başladık.
Aynı şekilde, Toprak
Mahsulleri Ofisi, bu yıl, sadece buğday fiyatlarına müdahale etti. Halen,
çiftçimizi memnun edecek fiyatlarla satılan arpa için, ülke genelinde fiyat
açıklamadık ve alım yapmıyoruz. Ancak, arpanın da, nispeten, bizim düşündüğümüz
garanti fiyatın altına düştüğü bazı bölgeler var; Kırıkkale, Kırşehir,
Ankara'da alım yapmaya başladık, arpa fiyatları daha fazla düşmesin, vereceğimiz
fiyatın daha altına inmesin diye.
22 Hazirandan bir hafta
öncesinde, henüz piyasaya alıcı olarak girmediğimiz dönemde, ülkemizde üç ayrı
bölgede, Toprak Mahsulleri Ofisi, yine, vereceğimiz fiyatın altına düştüğü
için, buğday alımları yaptı. Burada da, Ofisin yaptığı alımlar için emanet
usulü yöntemini kullandık ve daha sonra garanti fiyat seviyesinde bunlara ödeme
yaptık.
Şu anda, 22 Hazirandan
itibaren Türkiye'nin 210 yerinde alım yapıyoruz, alım yaptığımız borsa sayısı
ise 25'tir. Geçen yıl 8 borsada alım yaparken, bu yıl, bunu 25'e çıkardık.
Toprak Mahsulleri Ofisi, bu borsalarda bizzat alım yaparak, borsalarda,
fiyatların, Toprak Mahsulleri Ofisi fiyatlarının altına düşmesine meydan
vermeme gayretindedir. Şayet, borsalarda, fiyatlar, verdiğimiz fiyatın altına
düşerse, TMO, garanti fiyattan, gelen buğdayı almaktadır.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Sayın Bakanım, biraz evvel odamdaydım. "Hodri meydan"
dediniz. Hodri meydan da...
BAŞKAN - Sayın Bayındır,
lütfen...
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Bakın, Kırşehir'in bir köyünde... Bunlar icra kâğıtları!.. Bunlar
icra kâğıtları!..
BAŞKAN - Sayın Bayındır,
lütfen...
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Öyle, hodri meydan burada olmaz! Hodri meydan burada olmaz! Bunlar
icra kâğıtları... Tek tek, isim isim sayayım sana.
BAŞKAN - Sayın Bayındır,
lütfen...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Hüseyin Bey, konuşalım... Lütfen...
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Arkadaşlar, bildiğiniz gibi, Türkiye'de, 2003 yılında,
hazirandan hazirana; yani, 12 aylık dönemde, toptan eşya fiyatları endeksi 29,6
oranında arttı. O yıl, 2003 yılı haziranında verdiğimiz fiyat artışı ise yüzde
41-47 arasında oldu. Örneğin, Trakya yöresinde, 2003 yılında, kırmızı yarısert
buğdayın fiyatında yüzde 47 artış gerçekleşti.
Hükümetin 2004 yılı
enflasyon hedefi yüzde 12'dir. Haziran 2003 ile Haziran 2004 arasında, 12 aylık
dönemde gerçekleşen enflasyon oranı ise yüzde 10,5'tir. Yapılan maliyet
çalışmalarında, geçen yıl ile bu yıl arasında, hububat üretiminde, elbette,
maliyet artışı olmuştur; ancak, alım fiyatlarında minimum yüzde 14'lük bir
artış öngörülmüştür ve verilen fiyat, başlangıç fiyatıdır; yani, bizim şu anda
piyasaya sunmuş olduğumuz fiyat, başlangıç fiyatıdır ve geçen yıllarda olduğu
gibi, önümüzdeki aydan itibaren, piyasadaki gelişmeleri takip ederek, artış
olacaktır.
ERDOĞAN KAPLAN
(Tekirdağ) - Ofis almıyor Sayın
Bakan... Almıyor efendim, Ofis almıyor...
280 000 lira fiyat...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Bilgi vereceğim... Bilgi vereceğim efendim...
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Almıyor...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Bilgi vereceğim...
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Ya, sizin müdürleriniz sizin talimatınızı dinlemiyor!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Hayır... Ben, size bilgi vereceğim şimdi.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen... Sayın Bakan konuşmasını yapsın.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Ben, size bilgi vereceğim.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Bakan bildiğini konuşuyor... Bakan bir şey bilmiyor ki!
BAŞKAN - Müdahale
etmeyin... (CHP sıralarından gürültüler)
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Köye git köye! Tabiî ya, bildiğimiz defterden konuşuyor.Tarlaya git tarlaya!
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Trakya yöresine geliyorum. Trakya yöresinde, 29 Haziran
tarihinde hasat başlamış, mevsimin yağışlı geçmesi nedeniyle hasatta bir
gecikme olmuştur. Halen, Toprak Mahsulleri Ofisi, Trakya yöresinde, bu üç
ilimizin çeşitli birimlerinde, 22 işyerinde alım yapmaktadır...
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- İki saatte bir traktör alıyor.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Şimdi söyleyeceğim... Bir dakika...
HALUK İPEK (Ankara) -
Sayın Başkan, böyle bir görüşme usulü yok.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Çorlu, Keşan, Malkara,
Uzunköprü alımları bu merkezlerde bulunan borsalarda yapılmakta, üreticilerimiz
ürünlerini borsalarda pazarlamakta, borsada oluşan fiyatın TMO fiyatının altına
düşmesi durumunda ise, ürün doğrudan doğruya TMO tarafından alınmaktadır.
Dolayısıyla, üreticilerin, buğdayını, uyguladığımız fiyatın altında bir
fiyattan satması için sebep yok...
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)
- Bu belgeleri Sayın Bakana vereceğim. Sayın Bakan, güzel konuşuyor, helal
olsun...
BAŞKAN - Sayın Bayındır,
Sayın Bakan konuşmasını bitirdikten sonra, sizin vereceğiz belge varsa, tabiî,
verebilirsiniz.
Buyurun Sayın Bakan.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Sayın Bakan ezbere konuşuyor.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Arkadaşlar, çok anlaşılır bir şey söylüyorum. Şimdi, bir
bölgede, bir malın bir alıcısı var ve bu alıcısı "süre tahdidi yok, ne
zaman getirirsen, ben şu fiyattan bu malı alacağım" diyor. Hepimiz
biliyoruz ki, eğer, talep varsa, alıcısı varsa, alım, bu fiyattan gerçekleşir.
Şimdi, biz, biraz önce saydığım yerlerde, borsada alım yapıyoruz. Burada fiyat
bizim alış fiyatımızın altına düşerse, üreticisi, bunun satıcısı çiftçi niye
götürsün de daha düşük bir fiyatla borsada satsın? Biz, orada, alıcıyız...
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Ofis almıyor efendim, köylümüz şu anda bekliyor.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Şimdi, ben göstereceğim efendim...
MEHMET SEMERCİ (Aydın) -
Sayın Bakan, Ofis almıyor. Söke'de buğday alıcı bekliyor.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Söyleyeceğim şimdi...
Trakya yöresinde üretilen
buğdaylar kırmızı yarısert buğdaylar olup, TMO'nun açıkladığı gibi, bu
buğdayların alım fiyatı 352 000 liradır. Üreticilerimiz ürünlerini piyasada ve
borsada değer fiyattan satmamaları halinde, TMO'ya getirmekte ve TMO alım
baremi uygulamak suretiyle ürünü almaktadır.
Trakya'da 7 borsa ve 15
işyeri olmak üzere 22 noktada alım yapıyoruz, 12.7.2004 tarihi itibariyle bölge
genelinde aldığımız buğday miktarı 90 000 ton, günlük alım miktarı ise 12 000
tondur. Dikkatinizi çekiyorum, Trakya yöresinde, bundan iki gün öncesi akşamı
itibariyle, aldığımız miktar 90 000 ton, günlük alım 12 000 tondur. Geçen yıl
aynı dönemde aldığımız buğday günlük 140 tondur arkadaşlar. Şimdi, düşünün,
geçen yıl aynı dönemde biz günde 140 ton buğday alırken, bu sene 12 000 tona
çıkarmışız, sevgili arkadaşım diyor ki almıyorsunuz. Şimdi, arkadaşlar almamak
bu mu?!
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Efendim...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Müsaade edin tamamlayayım.
Onun dışında, geçen
yıl...
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Bak, koç gibi Maliye Bakanınız orada duruyor, paran yoksa Maliye Bakanından
iste. (Gülüşmeler)
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Alakası yok.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Sayın Bakanınız arkada, kale gibi duruyor.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Ya da en azından biz öyle sanıyoruz.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, 12 000 ton günlük alım demek; 1 000
kamyon buğdayın alınması demektir, 3 500 römork buğdayın alınması demektir.
Geçen yıl sadece 140 ton alırken, bu sene bu rakamın 12 000 tona çıkması
karşısında, Toprak Mahsulleri Ofisi buğday almıyor dersek bu insafsızlık olur.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Ben, bu hafta bölgemden geldim, çiftçiden almıyor, Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Onun dışında, şimdi, bölgede alım uygulaması, aldığımız
fiyat ortalama 340 000 liradır. Yemlik buğday alım fiyatı ise 290 000 liradır;
dolayısıyla bu fiyatın altında buğday satılması için bir gerekçe yoktur.
Bu arada, üretilen
buğdayın bir kısmının serbest piyasada işlem görmekte olduğunu biliyoruz. Bir
kısım insanlarımız da ürünlerini piyasaya sürmemektedir, biz de bunu doğru
buluyoruz. Üreticilerimiz, ihtiyaç fazlası ürünü kendi imkânlarıyla
depolayabilecekleri gibi, biz Toprak Mahsulleri Ofisine emanet de
alabilmekteyiz.
Trakya'da serbest piyasa
fiyatları 290 000 ile 345 000 lira arasında değişmektedir. Serbest piyasada
fiyatlar, kilogram başına 15 000 ilâ
20 000 Türk Lirası daha düşüktür; ama, bunun genel bir gerekçesi vardır.
Biraz önce sayın arkadaşım da söyledi. Bu sene, ülke genelinde üretimde bir
artış; ama, daha önemlisi, kalitede bir artış vardır. Kalitedeki artış,
özellikle tüccar ve sanayici kesiminin alım yapmasını, piyasanın alım yapma
konusundaki canlılığını, hareketini engellemektedir; çünkü, tüccar, yeteri
kadar kaliteli buğday bulabileceğini düşünmektedir; ama, bu, bir bakıma bizim
üreticimizin de ne yapması lazım geldiğini hatırlatmaktadır; yani, karşı
tarafta alıcılar bir gecikme yapıyorsa, biz de piyasaya ürünümüzü temmuz ayı
içerisinde kitle halinde sevk etmemeliyiz. Ülkede -biraz önce siz söylediniz-
bu kadar yoğun bir üretim varken ve bu, belli bir mevsimde piyasaya intikal
ederse, diğer taraftan, sanayici ve
tüccar bu konuda biraz çekingen davranıyorsa, bana da bir görev düşüyor. Evet,
ben, 12 ay boyunca gelecek ürünü alma konusunda bir taahhütte bulunuyorum ve
verdiğim fiyatın bu olduğunu söylüyorum. Bugün, bununla ilgili olarak
sanayicilerimizin ve tüccarın çekingen davranması konusunu da doğru bulmuyoruz;
ama, şu anda, üreticilerimizin yapacağı bir tek davranış var, biraz sabırlı
olmaları ve...
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Borcu var, borcu... İcra gelmiş kapısına, nasıl bekleyecek?!
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Sevgili kardeşim, biraz önce, aldığımız buğday miktarını
söyledim. Bunu, biz, kimden alıyoruz; borcu olandan almıyor muyuz?!
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Dayanamıyor efendim.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Sayın Bakanım, köylünün acelesi yok; bekliyor da siz
beklemiyorsunuz. Bakın, bunlar, Kırşehir'de bir köyün tamamına gönderdiğiniz
icra takibi belgeleri.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Müsaade edin de biraz konuşayım Hüseyin Bey.
Hüseyin Bey, bu
söylediğiniz şeyi daha sonra konuşuruz.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Birazdan, konuşurken size
bunları vereceğim.
BAŞKAN - Sayın Bayındır,
lütfen...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Tamam.
Yani, bunu böyle
söylemekle...
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - "Sabret" diyorsunuz, biraz da sizinkiler sabretsin.
BAŞKAN - Sayın Bayındır,
lütfen...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Lütfen... Lütfen, azıcık sakin olun.
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Olur mu? Yüzde 47'lerle... Buralardan "hodri meydan" diyorsunuz köylüye.
BAŞKAN - Sayın Bayındır,
lütfen...
HÜSEYİN BAYINDIR
(Kırşehir) - Unutmayın, köylü olmazsa aç kalırsınız aç!
BAŞKAN - Sayın Bakan, siz
buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Toprak Mahsulleri Ofisi olarak, şu anda, ülke genelinde
alımlarımızı sürdürüyoruz. Bununla ilgili olarak uyguladığımız politika şöyle:
Sadece yüzde 50'sini bir ay içerisinde ödemeyi taahhüt ediyoruz, diğer yarısını
peşin ödüyoruz. Bunun dışında, buna ilave olarak, bu yıl, sertifikalı tohumluk
kullanma konusunda, piyasaya ürününü satan çiftçilerimize, tohumluk bedelinin
de 50 000 lirasını, daha ucuz alması konusunda bir prim olarak veriyoruz.
Düşünce, duygu ve tutum
olarak söyleyeceğim husus şudur: Arkadaşlar, burada, yanlış olan bir şey
yoktur. Şu anda, Türkiye'de üretim, geçen yıla göre daha iyi. Kalite, çok daha
bariz bir şekilde daha iyi. Şimdi, bu ortam, nispî olarak üreticilerimizin
biraz aleyhine işliyor; çünkü, sanayici ve tüccar, kaliteli buğday konusunda
geçen yıllarda tedirgin olduğu için, başlangıçta piyasadan çok büyük alımlar
yapıyordu; ama, bu sene, bu korkuyu yendi. Bu, ülke açısından doğru bir şey,
güzel bir şey; ancak, üreticinin de korunması için, Toprak Mahsulleri Ofisinin
bu tutumunu sürdürmesi lazım. Bu, bizim, geçen yıla nispetle, düşünün, ne kadar
büyük miktarlarda alım yaptığımızı gösteriyor; bunu sürdüreceğiz.
Burada, yapılması gereken
şu: Çiftçilerimize, biraz daha dikkatli olunmasını ve piyasa mekanizmasındaki
işleyişi hatırlatmamız lazım; yani, bu, birkaç gün içerisinde kesinlikle fiyat
seviyesi normale çekilmek zorunda. Biz, bu fiyattan ürünü alıyoruz. Bizim bu
fiyattan aldığımız ürün...
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Sayın Bakanım, bak, şimdi, telefon geldi; Şarköy'de buğday alımı
yapılmıyormuş, buğdaylarımız elimizde kaldı diyor. Şimdi, telefon geldi...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Böyle bir şey yok...
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Var efendim. Şimdi, telefon geldi. Lütfen, gerçekleri söyleyin!.
BAŞKAN - Sayın Kaplan,
lütfen...
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Kıymetli arkadaşlarım, şimdiye kadar, bu kürsüden,
inanmadığım hiçbir şeyi söylemedim, yanlış olduğunu bilerek de bir şey
söylemedim. Mecliste bulunan arkadaşlarımın sorularını her zaman çok ciddîye
aldım ve böyle cevap veriyorum. Burada da, doğru olduğuna inandığım şeyleri
söylüyorum ve bunların yanlış politikalar olmadığına da inanıyorum. Önümüzdeki
birkaç gün içerisinde, bu hususta belirsizliklerin de ortadan kalkacağını ve
fiyatla ilgili mekanizmanın Toprak Mahsulleri Ofisinin belirlediği fiyat
seviyesinde istikrar bulacağını bekliyoruz; bunun aksi de zaten olamaz. Toprak
Mahsulleri Ofisi, gelen her buğdayı almayı taahhüt ediyorsa baremine göre,
fiyat burada oluşacak demektir; ama, biraz sabırlı olmalıyız. Piyasada, şu anda
meydana gelen gelişme; özellikle İç Anadolunun da hasada başlamasıyla birlikte
yoğun bir giriş vardır; bunu dengelememiz lazım.
Dolayısıyla, sektörün
değerlendirmesini, bir hafta on gün sonra, hepimiz, kendi bölgelerimizde rahat
bir şekilde gözleyeceğiz. Biz de takip ediyoruz.
Ben, kendime intikal eden
bilgilerden de birkaç cümle söyleyeyim.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Efendim, intikal eden değil; lütfen siz kendiniz gidin, Trakyaya beraber
gidelim, bu hafta sonu gidelim.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Tabiî, gidelim.
Arkadaşlar, ben geçen
hafta gezdiğim yerleri söyleyeyim size; Van, Bitlis, Siirt, Batman ve Diyarbakır.
Bu bölgeler içerisinde "köylüyle beraber olmayan" denilen bakanın,
her bir ilde bir köye gittiğini...
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Sayın Bakanım, şimdi oraya gitme zamanı.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Nereye?..
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Şimdi, Trakya'ya gidelim sizinle.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Gidelim.
Bizim bu konuda bir
rahatsızlığımız olamaz. Yanlış bir şey yapmıyoruz ki beyim!
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
- Söz verin; bu hafta sonu buluşalım Trakya'da.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Her tarafa gideriz.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)
-Bizden bir ziraat mühendisi gitti, Necdet Budak; onu da alın yanınıza.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Sayın Bakan konuşmasını tamamlasın. Kendisi Genel Kurulumuzda;
görüşür, randevu alırsınız.
Buyurun Sayın Bakan.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Sevgili arkadaşlarım, konuşmamı şöyle bir
değerlendirmeyle bitiriyorum: Elbette, Türkiye'de, bugünler, tahıl üreticisi,
buğday üreticisiyle ilgili olayların aktüel olduğu bir dönemdir.
Arkadaşlarımızın kendi bölgeleriyle ilgili tespitlerini aktarmaları tabiîdir;
ama, emin olsunlar, biz de, olayı, çiftçimizin lehine bir şekilde yürütme,
aleyhine gelişmeleri önleme konusunda samimî bir gayretin içerisindeyiz. Bunu,
biz, böyle ifade ederiz; anlaşılır, anlaşılmaz; ama, uzun vadede, her şeyin,
söylenenlere uygun mu değil mi, lehe mi aleyhe mi olduğu ortaya çıkar.
Ben, sözlerimi
bitiriyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri,
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.
Sunuşları, Sayın Divan
Üyemizin oturduğu yerden sunmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Danışma Kurulunun bir
önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:
IV.-
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1.- Genel
Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu
önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
Genel Kurulun 15.7.2004
Perşembe günü saat 11.00'de toplanması ve bu birleşimde kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesinin Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca
uygun görülmüştür.
|
|
|
Bülent Arınç |
|
|
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
|
|
Başkanı |
|
|
Salih Kapusuz |
Ali Topuz |
|
|
AK Parti Grubu Başkanvekili |
CHP Grubu Başkanvekili |
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
alınan karar gereğince, sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz.
V.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.- Adlî
Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S.
Sayısı: 146)
2.- Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve
Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
3.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısın, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili
komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini
erteliyoruz.
Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.- Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.
Sayısı: 349)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Komisyon bulunmadığından,
tasarının müzakeresini erteliyoruz.
Özel Gelir ve Özel
Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun
müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
5.- Özel
Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/827) (S. Sayısı:618) (X)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
15 inci madde okunmuştu
15 inci madde üzerinde
söz isteyen?.. Yok.
1 önerge var; okutup,
işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Özel
gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 15 inci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Eyüp Fatsa |
Recep Koral |
Selami Uzun |
|
|
Ordu |
İstanbul |
Sivas |
|
|
Taner Yıldız |
Yahya Baş |
|
|
|
Kayseri |
İstanbul |
|
Madde 15- 6/08/1997
tarihli ve 4301 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) ve (c)
bentleri ile üçüncü ve altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"b) 30/6/1934
tarihli ve 2548 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre tahsil edilen harçlar ile
2 nci maddesine göre alınacak yiyecek bedelleri,
c) 492 sayılı Harçlar
Kanununa bağlı (1), (2) ve (3) sayılı tarifelere göre alınan yargı ve noter
harçlarının ilgili yıl bütçesi gelir tahmini tutarının % 35'ine tekabül eden
miktarda İşyurtları Kurumuna aktarılmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesine
konulacak ödenek,"
"Yukarıdaki fıkranın
(b) ve (c) bentlerine göre elde edilen gelirler, İşyurtları Kurumunun,
İşyurtları Yüksek Kurulunca belirlenecek bankalarda açılacak hesaplarına
yatırılır. (c) bendine göre bütçeden tahsis edilen ödenekler, her ayın başında
1/12 oranında serbest bırakılmak suretiyle kullandırılır."
"İşyurtları Kurumu
bütçesinden, İşyurtları Kurumu Yüksek Kurulunca belirlenen miktar ve esaslar
dahilinde; Kurumun hizmet ve çalışmalarının yürütülmesiyle ilgili her türlü
döşeme, demirbaş, makine, teçhizat, kara, hava ve deniz taşıtları alımı,
bakımı, onarımı, işletilmesi ve diğer tüm giderleri ile Bakanlık merkez ve
taşra teşkilatı ile bağlı kuruluşlarının bina alım, inşa, onarım, demirbaş,
araç, gereç ve sair her türlü ihtiyaçları için harcama yapılabilir. Harcanmayan
kısımlar, İşyurtları Kurumunun ertesi yıl bütçesine devredilir. Şu kadar ki,
ceza ve infaz kurumları ve tutukevlerinin ihtiyacı için ayrılacak tutar,
işyurtları öz gelirlerinin % 90'ından az olamaz."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
ADINA MEHMET SEKMEN (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?...
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Adalet Bakanlığı
bütçesine özel ödenek kaydedilen harçlar ve yiyecek bedellerinden toplanan
paraların "özel gelir-özel ödenek" uygulamasındaki değişiklik
nedeniyle, doğrudan İşyurtları Kurumunun gelirleri arasına alınması
sağlanmaktadır. Ayrıca, İşyurtları Kurumu, madde metninde belirtilen
hizmetlerini sürekli ve düzenli bir şekilde yürütebilmesi için, bu Kurumun
belirleyeceği bankalardaki hesaplarına aktarılmak üzere, Adalet Bakanlığı
bütçesine gerekli ödenek tahsisi yapılabilmektedir. Ödenekler, her ayın başında
1/12 oranında Maliye Bakanlığının harcama programına tabi olmaksızın serbest
bırakılmakta ve İşyurtları Kurumunun, İşyurtları Yüksek Kurulunca belirlenecek
bankalarda açılacak hesaplarına aktarılmaktadır. İşyurtları Kurumu bütçesindeki
harcanmayan kısımların İşyurtları Kurumunun ertesi yıl bütçesine devredilmeleri
sağlanmaktadır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda 15 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
16 ncı maddeyi
okutuyorum:
MADDE 16. - 12.4.2001
tarihli ve 4645 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"Satılan taşıtlar
ile makine, teçhizat, silah ve hizmetten elde edilen gelirler bütçeye gelir
kaydedilir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
17 nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 17. - 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Kanunun ek 8 inci maddesinin ikinci fıkrası ile ek 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bu Kanuna göre
yapılan satışlardan elde edilen Türk Lirası ve döviz karşılığı tutarlar,
bütçeye gelir kaydedilir."
"Birinci ve ikinci
fıkralara göre satışlardan elde edilen gelirler bütçeye gelir kaydedilir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
18 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 18. - 5.12.1951
tarihli ve 5846 sayılı Kanunun;
a) 44 üncü maddesinin
ikinci fıkrasının sonuna "Özel hesapta toplanan bu tutarların dörtte
biri Kültür ve Turizm Bakanlığı Merkez
Saymanlığı hesabına aktarılır ve bütçeye gelir kaydedilir." cümlesi
eklenmiş, üçüncü fıkrası ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bu hesapta kalan miktarlar fikrî
mülkiyet sisteminin güçlendirilmesi ile kültürel ve sanatsal faaliyetlerin
yürütülmesi amacıyla kullanılır. Bu hesapta kalan miktarın dağıtımı ve
kullanımına ilişkin usul ve esaslar Kültür ve Turizm Bakanlığınca çıkarılacak
bir yönetmelikle belirlenir. Yurt içindeki ve yurt dışındaki kültür mirasının
korunmasına yönelik faaliyetler için Bakanlık bütçesine gerekli ödenek
konulur."
b) Ek 7 nci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Ek Madde 7. - Bu
Kanunun;
a) 13 üncü maddesi
uyarınca alınacak kayıt ve tescil ücretleri,
b) 41 inci maddesi
uyarınca alınacak uzlaştırma komisyonu başvuru ücretleri,
c) 81 inci maddesi
uyarınca tahsil edilecek bandrol ücretleri,
Kültür ve Turizm
Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılır ve bütçeye gelir
kaydedilir. Bandrol yaptırılması için gerekli ödenek Bakanlık bütçesine
konulur.
41 inci madde uyarınca
kurulacak komisyonlarda görev yapan komisyon üyelerine, yılda on toplantı
gününden fazla olmamak üzere her toplantı günü için (2000) gösterge rakamının
memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutar üzerinden toplantı
ücreti Bakanlık bütçesinden ödenir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
19 uncu maddeyi
okutuyorum:
MADDE 19. - 6.6.2002
tarihli ve 4760 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrası aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"4. - Bakanlar
Kurulu, bu madde uyarınca özel tüketim vergisi hasılatından verilecek paylara
ilişkin oranları topluca veya ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye
yetkilidir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
20 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 20. - 9.6.1958
tarihli ve 7126 sayılı Kanunun 36 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş
ve 38 inci maddesinde geçen "ve/veya özel olarak kaydedilen
tutarlardan" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
"Madde 36. - Bu Kanuna göre alınan bağış ve yardımlar
İçişleri Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılır ve bütçeye
gelir kaydedilir.
Afet durumlarında, ilgili
saymanlık hesaplarından acil ihtiyaçları karşılamak amacıyla gerekli işlemler
ve belgeler daha sonra tamamlanmak ve mahsubu bütçede öngörülen ödenekten
yapılmak üzere gerekli sayıda personele ayrı ayrı avans verilebilir.
Bütçeye gelir kaydedilen
tutarların toplanması, bütçede bu amaçla yer alan ödeneklerin harcanması ve
genel hükümlerin avans ve kredilerle ilgili sınırlamalarına bağlı kalınmaksızın
avans verilmesi ile mahsubuna ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun
görüşü üzerine İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle
düzenlenir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
21 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 21. - 15.5.1959
tarihli ve 7269 sayılı Kanunun 33 üncü maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Madde 33. - Aşağıda
sayılan gelirler Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü
hesabına yatırılır ve bütçeye gelir kaydedilir:
a) Bu Kanun uyarınca
borçlu bulunan hak sahiplerince yatırılacak taksit ve faiz ödemeleri.
b) Bu Kanun uyarınca
yaptırılan ve ihtiyaç fazlası olduğu anlaşılan konutların satışından elde
edilecek gelirler.
c) Bu Kanun uyarınca
kamulaştırılan veya satın alınan araziler üzerinde oluşturulan ve ihtiyaç
fazlası olduğu anlaşılan arsaların satışından elde edilen gelirler.
d) Nakdi yardım ve
bağışlar.
Bu Kanun gereğince
yapılacak ödemeler Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesinde yer alan afet
tertiplerinden yapılır.
Acil durumlarda il
valilikleri adına açılacak acil afet hesaplarına, Bayındırlık ve İskân
Bakanlığı bütçesinin afet tertiplerinden ödeme yapılır.
Bu hesaplardan yapılacak
harcamaların belgeleri il özel idaresinde saklanır ve il özel idare bütçesi ile
birlikte Sayıştayca denetlenir. Yıl sonunda harcanmayan miktarlar ile faiz
gelirleri birinci fıkrada belirtilen hesaba yatırılır.
Afet tertipleri ve acil
afet hesaplarından verilecek avanslar ile yapılacak yardım ve harcamaların usul
ve esasları Maliye Bakanlığı ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca müştereken
hazırlanacak bir yönetmelikle belirlenir.
Tabiî afet nedeniyle kamu
kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından her ne ad altında
olursa olsun toplanan nakdi bağış ve yardımlar, Maliye Bakanlığı Merkez
Saymanlık Müdürlüğü adına açılacak özel hesaplarda toplanır ve nemalandırılır.
Gerektiğinde döviz hesabı da açılabilir. Bu hesaplarda toplanan tutarlar Maliye
Bakanlığınca ihtiyaca göre ilgili kurum bütçelerine özel gelir ve ödenek
kaydedilmek suretiyle kullandırılır. Bu ödeneklerden yılı içerisinde
kullanılmayan tutarları, ertesi yıl bütçesine devren özel gelir ve ödenek
kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.
Çeşitli kanunlarda
Afetler Fonuna yapılan atıflar, afet tertiplerine veya acil afet hesaplarına
yapılmış sayılır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, şahsı
adına, Iğdır Milletvekili Sayın Dursun Akdemir; buyurun.
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 618 sıra sayılı kanun
tasarısının 21 inci maddesi üzerinde, kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz
almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce, Yüce Heyetinizi, Doğru Yol
Partisi ve şahsım adına, saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, görüştüğümüz bu maddeyle, 7269 sayılı Umumî Hayata Müessir
Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 33
üncü maddesi yürürlükten kaldırılmakta, onun yerine, borçlu bulunan hak
sahiplerince yatırılan taksit ve faiz ödemeleri, ihtiyaç fazlası konutların
satışından elde edilecek gelirler, ihtiyaç fazlası arsaların satışından elde
edilecek gelirler, nakdî yardım ve bağışlar gibi elde edilecek gelirlerin,
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü hesabına yatırılması
ve bütçeye gelir kaydedilmesi öngörülmekte olup, bu kanun gereğince yapılacak
olan ödemelerin, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesinde yer alan afet
tertiplerinden yapılması esası getirilmektedir.
Ayrıca, afet tertipleri
ve acil afet hesaplarında verilecek avanslar ile yapılacak yardım ve esasları,
Maliye Bakanlığı ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca müştereken hazırlanacak
bir yönetmelikle belirlenir denilmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Yüce Parlamentonun aslî görevlerinden birincisi ve
en başta olanı, ihtiyaç duyulan alanlarla ilgili düzenlemeleri yapmaktır; yani,
kanun yapılmasıdır; ancak, yapılan kanunun da uygulanabilir olması esastır.
Değerli arkadaşlarım, şu
anda yürürlükte bulunan bir kanunumuz var; 2090 sayılı Tabiî Afetlerden Zarar
Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun. Bu kanunun amacı gayet
açıktır; tabiî afetlerden zarar gören çiftçilerimizin zararını gidermek.
Elbette, bu kanunun içeriğinde eksik hükümler vardır. Esasen, bu eksikliklerin
giderilmesi için 30.4.2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
sunmuş olduğumuz kanun teklifimiz, maalesef, bugüne kadar havale edildiği
komisyonlarda görüşülmemiş, iktidar olarak hükümetimiz de şimdiye kadar gereken
ilgiyi göstermemiştir. Oysa, ülkemizin çeşitli köşelerinde tabiî afetler
yaşanmakta, vatandaşlarımız ise sorunlarına acil çözüm beklemektedir.
Sözü edilen yasayı ve
verdiğimiz kanun teklifini kısaca hatırlatmak istiyorum. Yasaya göre, bu
afetlerde çiftçi, mal varlığının yüzde 40'ından fazlasını kaybedecek ki yardım
yapılsın. Halbuki, bir çiftçiyi düşünün, traktörünü kaybetmiş olsa, mal
varlığının yüzde 40'ını kaybetmiyor tabiî, traktörünü kaybettiği için yardım
alamıyor; dolayısıyla, bu çiftçinin tarlası ekilemiyor. Bunu ortadan
kaldırabilmek için kanun teklifimizde demiştik ki: "İlgili sahada zarara
uğrayan mal varlığının yüzde 40'ını kaybetmesi yeterli olmalıdır." Bu
nedenle, bugün bu kanunun tekrar gündeme getirilmesini uygun gördük.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, kanunların uygulayıcılar tarafından nasıl uygulanmadığını,
konumuzla da ilgisi bakımından sizlere açıklamak istiyorum. Iğdır İli Merkeze
bağlı 9 köy, Karakoyunlu İlçe Merkezi ve Karakoyunlu İlçesine bağlı 5 köy olmak
üzere, toplam 15 yerleşim biriminde, 9.7.2004 tarihinde şiddetli dolu ve
fırtınanın sebep olduğu bir afet yaşanmıştır. Buradan, Türkiye Büyük Millet
Meclisi kürsüsünden, Iğdırlı hemşerilerimize geçmiş olsun diyor ve
sıkıntılarını paylaşmak istiyoruz.
Sözü geçen yerleşim
yerlerindeki ekili ve dikili yerlerde büyük ölçüde tarımsal zarar meydana
gelmiştir. İlk belirlemelere göre, hasarın 50 000 dönüm saha üzerinde oluştuğu
tahmin edilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akdemir,
bir saniye.
Sayın milletvekilleri,
komisyon sıraları önünde biriken arkadaşlarımız lütfen yerlerine geçsinler;
çünkü, görüşmeleri takip edemiyoruz.
Sayın Bakanım, siz,
herhalde Meclise az geliyorsunuz; o nedenle...
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Orada bir şey mi dağıtılıyor?..
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, yerlerinizi alırsanız, biz de çalışmalarımıza devam edelim.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, kürsüde bir çekiç var; o çekiçle bir uyarı yapın.
BAŞKAN - Sayın Akdemir,
konuşmasını tamamlar mısınız.
Buyurun.
DURSUN AKDEMİR (Devamla)
- Sayın Başkan, özellikle Tarım Bakanımızın, Meclisi terk etmeden konuşmamı
dinlemesini isterim; çünkü, kendisiyle diyalog kurmaya çalıştık; bugün altıncı
gün, burada ilk defa karşılaşabildim. Bunu da, bu yüce kürsüden beyan etmek
istiyorum.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, Türkiye'nin üç devletle komşusu olan Iğdır İlinde, 50 000 dönüm,
ekili arpa ve buğday tarlasının, bostanın, elmalığın tümü harap oldu gitti.
Dolayısıyla, Tarım Bakanının bu Meclisi terk etmesini, bu kürsüden protesto
ediyorum!
Ayrıca, acil destek için,
ilk etapta, Iğdır İli Valiliği emrine verilmek üzere, Vali, 100 milyar lira
talepte bulundu; ama, şimdiye kadar yerine ulaşıp ulaşmadığından haberimiz yok.
Bunu takip etmek üzere, Iğdır'da oluşan bu acil durum, Başbakanlık Müsteşarlığı
ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Afet İşleri Genel Müdürlüğündeki
yetkililere telefonla bildirilmeye çalışılmıştır.
Ayrıca, yardım için
Başbakanlık Müsteşarının yetkili olduğu, tarafıma, Başbakanlık görevlilerince
söylenmiştir. Tüm gayretlerime rağmen, Başbakanlık Müsteşarı Sayın Ömer
Dinçer'le, Iğdır Milletvekili olarak görüşme imkânını bulamadım.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, şimdi, sizlerin huzurunda hükümete soruyorum:
1-Iğdır'da meydana gelen
tabiî afette, ilk belirlemelere göre, hangi tür ekili alan zarar görmüştür?
Zarara uğrayan alan ne kadardır?
2-Afetin oluştuğu ilk
yirmidört saat içerisinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığında hangi yetkili, ne
tür bir yardım çalışmasında bulunmuştur?
3-Iğdır Valiliğinin acil
destek ihtiyacı olarak talep ettiği 100 milyar Türk Lirası, Iğdır Valiliği
emrine verildi mi verilmedi mi? Verilmediyse, niçin verilememiştir?
4-Hasar tespit
çalışmaları ne zaman sonuçlandırılacaktır? Bu konuda ivedi bir önlem düşünüyor
musunuz sayın hükümet yetkilileri?
5-Sözü geçen yerleşim
birimlerinde zarara uğrayan ve mağdur duruma düşen Iğdırlı vatandaşlarımızın
zararını ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz? İnsan haklarına ve hukuka yaraşır
çözümler için hak mağdurlarının daha da artması mı beklenmektedir?
6-Sayın Başbakanlık
Müsteşarını, daha önce de çeşitli vesilelerle aramış olmama rağmen, kendisine
ulaşılamamıştır. Hatta, iktidar milletvekili arkadaşlarımdan dün ikisine
sitemde bulundum ve onların yanında aradım; henüz, şimdiye kadar geri
dönülmemiştir. Bir milletvekili olarak, Başbakanlık Müsteşarı Sayın Ömer
Dinçer'le görüşme imkânı bulamamamı tabiî karşılıyor musunuz Sayın Başbakanım?
BAŞKAN - Sayın Akdemir,
lütfen toparlar mısınız...
DURSUN AKDEMİR (Devamla)
- Toparlıyorum efendim.
Demokratik bir hukuk
devletinde, Sayın Müsteşarın davranışının parlamenter sistemi yaralayan bir
alışkanlığa dönüşüp dönüşmeyeceğini yüce huzurunuzda değerlendirmeye sunuyorum.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, şu anda, tabiî afetlerin de içinde yer aldığı bir maddeyi
görüşüyoruz ve bu itibarla, gerek yürürlükteki mevzuatımızda ve gerekse yeni
düzenlemekte olduğumuz bu kanun tasarısında gerekli düzenlemeleri yaparak,
1- Felaketzede köylülerimizin
ziraî borçlarının bir müddet ertelenmesi ve faizlerin affı,
2- 2004 yılına ait sulama
paralarının alınmaması,
3- 2004 yılı güzünde ve
ilkbaharında ekilecek mahsuller için tohum yardımı yapılması,
4- Hayvanlar için saman,
yonca ve fiğ, korunga gibi mahsulleri zayi olduğundan, yeteri kadar hayvanı
olanlara aynî ve maddî yardım yapılması,
5- Tarlaların yeniden
sürülüp ekilebilmesi, traktör sürümü ve mazot masrafı için yardım yapılması,
6- Afetzede köylerde
pancar ekimindeki kotanın kaldırılması veya bir defaya mahsus münavebe usulünün
serbest bırakılması konusunda, hükümetimizin olumlu katkılarını bekliyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle,
beni dinlediğiniz için, Yüce Meclisin üyelerine, tekrar, şahsım ve Doğru Yol
Partisi adına saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Akdemir.
Sayın milletvekilleri,
madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
22 nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 22. - 10.8.1993
tarihli ve 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 8 inci maddesinin sonuna
aşağıdaki cümle eklenmiştir.
"Saymanlık hesabına
yatırılan payın yarısı ise bütçeye gelir kaydedilir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
23 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 23. - 27.10.1999
tarihli ve 4458 sayılı Kanunun 221 ve 222 nci maddeleri aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Madde 221. - 1.
Yolcuların ve taşıt araçlarının giriş ve çıkışlarına ait işlem dışında, yükleme
ve boşaltma ile her türlü gümrük işlemlerinin normal çalışma saatleri içinde
yapılması gerekir.
Ancak, bu saatler dışında
veya tatil zamanlarında hizmet talebinde bulunulduğunda, yazılı olarak
yapılacak bu talep, işin yapılacağı gümrük idarelerince yerinde görülürse,
gerekli önlemler alınmak ve çalışacak personelin fazla çalışma ücreti ve varsa
kanuni yollukları karşılığı tutarlar, talep sahipleri tarafından ilgili
saymanlık hesabına yatırılmak koşuluyla kabul edilir. Memurlar (gümrüklerdeki
sorumlu saymanlık ve TASİŞ personeli dahil) bu suretle kendilerine verilecek
işleri yapmakla görevlidirler. Başmüdür, müdür veya vekilleri normal çalışma
saatleri dışında verilecek hizmetleri düzenler ve kontrol ederler.
2. Normal çalışma
saatleri içinde veya dışında olduğuna bakılmaksızın, çalışma ücretinin
yatırılması halinde, özel kurye taşımacılığı gümrük hizmeti ile özel yolcu
servisi taleplerinin yetkili gümrük idarelerince karşılanması mümkündür.
3. Bu şekilde tahsil
edilen fazla çalışma ücretleri tutarının % 50'si ile varsa kanuni yolluklarının
tamamı hak sahibi personele ödenir. Fazla çalışma ücreti olarak yatırılan
tutarların geriye kalan % 50'si ise bütçeye gelir kaydedilir. Ayrıca, gümrük
idaresinin ihtiyaçlarında kullanılmak üzere Kurum bütçesine gerekli ödenek
konulur.
4. İlgililerden tahsil
edilecek çalışma ücretlerinin miktarı, dağıtımı ve tahsiline ilişkin usul ve
esaslar Müsteşarlığın bağlı olduğu Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle
belirlenir.
BAŞKAN - Çerçeve 23 üncü
maddeye bağlı madde 221 üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Çerçeve 23 üncü maddeye
bağlı madde 222'yi okutuyorum:
Madde 222. - Gümrük
Müsteşarlığı merkez ve taşra teşkilâtı kadrolarında fiilen çalışan memurlar ile
sözleşmeli personele, en yüksek Devlet
memuru aylığının (ek gösterge dahil) % 200'ünü geçmemek üzere
ek ödeme yapılır. Ek ödemenin miktarı ile esas ve usulleri; görev yapılan birim
ve iş hacmi, görevin önem ve güçlüğü, çalışma süresi, personelin sınıfı, kadro
unvanı ve derecesi, atanma usulü ile personele aylık ve özlük hakları dışında
ilgili mevzuatına göre yapılan diğer ilave ödemeler gibi kriterler dikkate
alınarak Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Gümrük Müsteşarlığının bağlı
olduğu Bakan tarafından belirlenir. Bu ödemede 657 sayılı Kanunun aylıklara
ilişkin hükümleri uygulanır ve bu ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir
vergi ve kesinti yapılmaz."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen bu
maddelerle birlikte çerçeve 23 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
24 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 24. - 9.1.1985
tarihli ve 3146 sayılı Kanunun 39 ncu maddesinin son fıkrasının ikinci
cümlesindeki "Bu hesaptan" ibaresi "Bütçeden" olarak
değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Madde üzerinde 1 önerge
vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Özel
Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlemesi ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 24 üncü maddesinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Kemal Kılıçdaroğlu İzzet
Çetin Sezai Önder
İstanbul Kocaeli Samsun
Erdal Karademir Haşim
Oral
İzmir Denizli
"Madde 24.- 9.1.1985
tarihli ve 3146 sayılı Kanunun 39 ncu maddesinin son fıkrasının ikinci
cümlesindeki "Bu hesaptan" ibaresi "Bütçeden" olarak
değiştirilmiş ve bu cümlenin sonuna "Bu ödemede 657 sayılı Kanunun
aylıklara ilişkin hükümleri uygulanır ve bu ödemelerden damga vergisi hariç
herhangi bir vergi ve kesinti yapılmaz" cümlesi eklenmiştir.
BAŞKAN - Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Önerge
sahipleri?..
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) - Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Yapılacak eködemelerin
ödenmesinde ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermek ve uygulamaya açıklık
getirmek bakımından değişiklik gerekli görülmüş ve önerilmiştir. Ayrıca da,
tasarının aynı konudaki 22 nci maddesi ile geçici 4 üncü maddesindeki
düzenlemelere de uygunluk sağlanmıştır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyonun katılmadığı,
Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
24 üncü maddeyi, kabul
edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
25 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 25. - 13.10.1983
tarihli ve 2919 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
MADDE 13.- "Türkiye
Büyük Millet Meclisine bağlı saray, köşk, kasır ve fabrikalardan sağlanan her
türlü gelirler ile bunların bakım ve onarımı için yapılan şartlı bağışlar ve
yardımlar Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bir kamu bankasında açılacak
hesaba yatırılır. Bu hesapta toplanan tutarlar nemalandırılabilir. Hesapta toplanan
tutarlardan doğrudan hiçbir harcama yapılamaz. Sadece hesapta biriken
tutarlardan gerekli görülen miktarlar Türkiye Büyük Millet Meclisi merkez
ödemelerini yapan saymanlık hesabına aktarılır ve bütçeye özel gelir
kaydedilir. Özel gelir kaydedilen bu tutarlar saray, köşk, kasır ve Türkiye
Büyük Millet Meclisine bağlı fabrikaların bakım, onarım, muhafaza ve
işletilmesinde kullanılmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin mevcut
ya da yeni açılacak tertiplerine özel ödenek kaydedilir. Kaydedilen özel
ödeneklerden kullanılmayan kısımları ertesi yıla devren gelir ve özel ödenek
kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
26 ncı maddeyi
okutuyorum:
MADDE 26. - Karayolları,
Köy Hizmetleri ve Devlet Su İşleri Genel müdürlükleri; genel ve katma bütçeli
kuruluşlar hariç diğer kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden
gelen hizmet taleplerini kendi imkânları nispetinde, yapılacak sözleşmeler
çerçevesinde ve bedeli mukabilinde yerine getirmeye yetkilidirler. Bu amaçla
yatırılacak paralar, bir yandan adı geçen kuruluş bütçelerinin (B) işaretli
cetveline gelir, diğer yandan (A) işaretli cetvelde mevcut veya yeniden
açılacak tertiplere Maliye Bakanlığınca ödenek kaydolunur. Bu özel
tertiplerdeki ödeneklerden önceki yılda harcanmayan kısımları carî yıl
bütçesine devren gelir ve ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir. İşin
gerektirdiği hallerde ve yaptırılacak iş bedelinin saymanlık hesaplarına
intikal etmesi halinde gelir ve ödenek kaydı işlemini beklemeksizin (A)
işaretli cetvelin ilgili proje ödeneklerinden gerekli harcama yapılabilir.
Yapılan harcama tutarı kadar ödeneği, özel tertipten önceden harcama yapılan
tertibe aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü tarafından 3.7.1968 tarihli ve 1053 sayılı Kanun gereğince yürütülen
içme suyu tesisleri ile ilgili olarak kendi usullerine göre borçlandırılan bedeller,
taksitlerinin ilgili belediyeler ile su ve kanalizasyon idarelerince süresinde
ödenmemesi halinde, ödenmeyen taksitler 2.2.1981 tarihli ve 2380 sayılı Kanun,
27.6.1984 tarihli ve 3030 sayılı Kanun ve 20.11.1981 tarihli ve 2560 sayılı
Kanun uyarınca belediyeler ile su ve kanalizasyon idarelerine ayrılan paylardan
kesilerek Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne ödenir. Genel Müdürlüğe ödenen bu
bedeller aynı mahiyetteki içme suyu tesislerinin yapımı, bakım ve onarımı ile
bunlarla ilgili ihtiyaç duyulan arazilerin elde edilmesinde kullanılmak üzere
Maliye Bakanlığınca yılı içerisinde bir yandan Genel Müdürlüğün bütçesinin (B)
işaretli cetvelinde açılacak tertibe özel gelir, diğer yandan (A) işaretli
cetvelde açılacak tertibe özel ödenek kaydolunur. Bu ödeneklerden yılı içinde
sarf edilmeyen kısmı ertesi yıl bütçesinin ilgili tertiplerine devren gelir ve
ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
27 nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 27. - Konvertibl
olmayan konsolosluk gelirlerinden transferi mümkün olmayan ve bir önceki yıl
sonu itibarıyla kullanılmayan miktarları, Dışişleri Bakanlığı bütçesinde açılacak
özel bir tertibe, bu Bakanlığın ihtiyaç duyduğu mal ve hizmet alımlarında
kullanılmak üzere, yılı bütçesine gelir ve ödenek kaydetmeye ve yılı içinde
kullanılmayan miktarı ertesi yıla devren ödenek kaydetmeye, yapılacak
harcamaların usul ve esaslarını Dışişleri Bakanı ile müştereken tespit etmeye
Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
28 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 28. - İrtifak hakkı
verilen özel iskelelerden alınan nispî kira bedelleri bütçeye gelir kaydedilir.
Ulaştırma Bakanlığı
Demiryolları, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü tarafından,
genel ve katma bütçeli kuruluşlar hariç diğer kamu kurum ve kuruluşları ile
gerçek ve tüzel kişiler adına yapılacak deniz dibi taramaları, hidrolik
merkezde yapılan hidrolik ve bilgisayar modelleri, Araştırma Dairesince
yapılacak her türlü deney ve araştırma, proje ve şartname onaylanması için
alınacak bedeller bütçeye gelir kaydedilir.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
29 uncu maddeyi
okutuyorum:
MADDE 29. - Bu Kanunun 26
ve 27 nci maddeleri ile 22.4.1925
tarihli ve 657 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesi hükümlerine dayanılarak
kaydedilecek özel gelir ve özel ödenek uygulamaları hariç; 10.12.2003 tarihli
ve 5018 sayılı Kanuna ekli (I) sayılı Cetvelde sayılan genel bütçe kapsamındaki
kamu idarelerine ait özel gelir ve özel ödenek uygulamaları aynı Kanunun 39
uncu maddesi hükümleri çerçevesinde yürütülür.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
30 uncu maddeyi
okutuyorum:
MADDE 30. - Bu Kanun
gereğince bütçeye gelir kaydedilecek tutarların tahsiline ilişkin usul ve
esaslarla, ilgili kurum bütçelerine konulacak ödeneklerin kullanımı ve muhasebeleştirilmesine
ilişkin usul ve esasları gerektiğinde ilgili bakanlarla birlikte belirlemeye ve
diğer her türlü işlemi yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
31 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 31. - Yılı bütçe
kanunları ile diğer kanun hükümleri uyarınca özel gelir veya devren özel gelir
kaydedilen miktarları gerektiğinde iptal etmeye ve bütçe geliri olarak
kaydetmeye, özel ödenek veya devren özel ödenek olarak bütçede yer alan ve
kaydedilen miktarları gerektiğinde iptal etmeye ve buna ilişkin her türlü
işlemleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
32 nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 32. - 1) 21.12.1959
tarihli ve 7397 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci
fıkraları,
2) 13.10.1988 tarihli ve
3480 sayılı Kanunun 3 üncü ve 4 üncü maddeleri,
3) 13.12.1983 tarihli ve
181 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 9 uncu maddesi,
4) 11.2.1950 tarihli ve
5539 sayılı Kanunun 20 nci maddesi,
5) 30.6.1934 tarihli ve
2548 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi,
6) 29.3.1984 tarihli ve
2992 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesi,
7) 19.11.2003 tarihli ve
5003 sayılı Kanunun 7 nci maddesi ile geçici 2 nci maddesi,
8) 6.8.1997 tarihli ve
4301 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri ile
dördüncü fıkrası,
9) 10.7.1953 tarihli ve
6136 sayılı Kanunun ek 8 inci maddesinin üçüncü fıkrası,
10) 6.6.2002 tarihli ve
4760 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (d)
bentleri ile (3) numaralı fıkrası,
11) 9.1.1985 tarihli ve
3146 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin altıncı fıkrası ile son fıkrasının
birinci cümlesi,
Yürürlükten
kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Madde üzerinde 1 adet
önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Özel
Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 32 nci
maddesinin 5 ve 8 inci bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
|
|
Haluk İpek |
Recep Koral |
Yahya Baş |
|
|
Ankara |
İstanbul |
İstanbul |
|
|
Tevfik Ziyaeddin Akbulut |
Cevdet Erdöl |
Abdullah Erdem Cantimur |
|
|
Tekirdağ |
Trabzon |
Kütahya |
"5) 30.6.1934
tarihli ve 2548 sayılı Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddeleri,
8) 6.8.1997 tarihli ve
4301 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin beşinci fıkrası,"
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor
mu?
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının 12 nci
maddesinin tasarıdan çıkarılmasına ve 15 inci maddesinde yapılan değişikliğe
paralel olarak 32 nci maddesinde de gerekli değişiklik yapılmaktadır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyonun katılamadığı,
Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici 1'inci maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1. -
21.2.2002 tarihli ve 4629 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin (A)
fıkrasının (c) bendi ile (C) fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine dayanılarak
kurum bütçelerine özel ödenek kaydedilen gelirlerden;
a) Mülga Yatırımları
Teşvik Fonu gelirleri,
b) Mülga Gelir İdaresini
Geliştirme Fonu gelirleri,
c) Mülga Organize Sanayi
Bölgeleri ve Küçük Sanayi Siteleri Geliştirme ve Destekleme Fonu gelirleri,
d) Mülga Ölçü ve Ayar
Hizmetleri Fonu gelirleri,
e) Mülga Turizmi Teşvik
Fonu gelirleri,
f) Mülga Özel İskân Fonu
gelirleri,
g) Mülga Tarımsal
Kooperatiflerin Yatırım Faaliyetlerine Yapılacak Devlet Yardımları Fonu
gelirleri,
h) Mülga Madencilik Fonu
gelirleri,
ı) Mülga Ağaçlandırma
Fonu gelirleri,
i) Mülga Orman
Köylülerini Kalkındırma Fonu gelirleri,
j) Mülga Millî Parklar
Fonu gelirleri,
k) Mülga Çevre
Kirliliğinin Önlenmesi ve Temizlenmesi Fonu gelirleri,
l) Mülga Trafik
Hizmetlerini Geliştirme Fonu gelirleri,
m) Mülga Federasyonlar
Fonu gelirleri,
n) Mülga Kooperatifleri
Tanıtma ve Eğitim Fonu gelirleri,
Bütçe geliri olarak
kaydedilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici 2 nci maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 2. -
10.12.2003 tarihli ve 5018 sayılı Kanuna ekli (II) sayılı Cetvelde sayılan özel
bütçe kapsamındaki idarelerin ilgili mevzuatında gerekli düzenlemeler
yapılıncaya kadar, devam eden özel
gelir ve özel ödenek uygulamaları 2005 yılında da 2004 yılında olduğu gibi
uygulanmaya devam olunur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici 3 üncü maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 3. -
31.12.2005 tarihine kadar;
Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü bütçesine ekli (B) işaretli cetvelin "Futbol Müsabakaları
Müşterek Bahis Hâsılatından Elde Edilecek Gelir" koduna kayıtlı kaynaktan
sağlanacak gelir fazlalarını, sportif hizmetler ve spor tesislerinin yapım,
bakım ve büyük onarımlarında kullanılmak üzere Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü
bütçesine bir yandan özel gelir, diğer yandan açılacak özel tertibe ödenek
kaydetmeye,
Çeşitli kurum ve
kuruluşlar ile şahıslar tarafından Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı spor
federasyonları ile dairelere yapılan nakdî yardım ve bağışlarla kendi faaliyet
ve hizmetlerinden sağladıkları gelirleri, Genel Müdürlük onayı ile federasyonların ve dairelerin gençlik ve
sportif hizmetleri ile mal ve hizmet alımlarında kullanılmak üzere Genel
Müdürlük bütçesine bir yandan özel gelir, diğer yandan açılacak özel tertiplere
ödenek kaydetmeye,
Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğünün mülkiyetinde bulunan ve spor amacıyla ayrılmış taşınmaz malların;
satışından, mülkiyetin gayri aynî hak tesisinden ve kiralanmasından elde edilen
gelirlerini, sportif hizmetler ve spor tesislerinin yapım, bakım ve büyük
onarım giderlerinde kullanılmak üzere Genel Müdürlük bütçesine bir yandan özel
gelir, diğer yandan açılacak özel tertibe ödenek kaydetmeye,
Maliye Bakanı yetkilidir.
Bu ödeneklerden yılı içinde sarf edilemeyen kısmı ertesi yıl bütçesinin ilgili
tertiplerine devren gelir ve ödenek kaydolunur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici 4 üncü maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 4. -
31.12.2005 tarihine kadar; Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü bütçesine
ekli (B) işaretli Cetvelde yıl içinde meydana gelebilecek gelir fazlalarını bir
yandan özel gelir, diğer yandan mevcut veya yeni açılacak özel tertibe ödenek
kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.
Bu şekilde kaydedilen
ödeneklerden; Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünde fiilen çalışan tüm
personele Sağlık Bakanının onayı ile ek ödeme yapılabilir. Ek ödemenin oran,
usul ve esasları Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca
belirlenir. Personele yapılacak ek ödemenin miktarı, en yüksek Devlet memuru
aylığının (ek gösterge dahil) % 200'ünü geçemez. Ek ödeme miktarı; görev
yapılan birim ve iş hacmi, görevin önem ve güçlüğü, çalışma süresi, personelin
sınıfı, kadro unvanı, derecesi ve atanma biçimi gibi kriterler ile personele
aylık ve özlük hakları dışında ilgili mevzuatına göre yapılan diğer ilave
ödemeler dikkate alınarak belirlenir. Bu ödemeler damga vergisi hariç herhangi
bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaz. Yatırım harcamaları yılı yatırım programı
ile ilişkilendirilir. Bu ödeneklerin yılı içinde sarf edilemeyen kısmı ertesi
yıl bütçesinin ilgili tertibine devren gelir ve ödenek kaydolunur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici 5 inci maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 5. -
31.12.2005 tarihine kadar; Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesinin (B) işaretli Cetvelinde
yıl içinde meydana gelebilecek gelir fazlalarını bir yandan özel gelir, diğer
yandan mevcut veya yeni açılacak özel tertibe ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı
yetkilidir. Yatırım harcamaları, yılı yatırım programı ile ilişkilendirilir. Bu
ödeneklerin yılı içinde harcanmayan kısmı ertesi yıl bütçesinin ilgili
tertibine devren gelir ve ödenek kaydolunur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici 6 ncı maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 6. -
31.12.2005 tarihine kadar; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün mülkiyetinde
bulunan taşınmazlardan ihtiyaç fazlası olanların satışı veya kiralanmasından
elde edilen gelirler Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bütçesinin (B) işaretli
cetveline gelir kaydedilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
33 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 33. - Bu Kanunun;
1) 24 üncü maddesi
15.7.2004 tarihinde,
2) 30 uncu maddesinin (8)
numaralı fıkrası 1.1.2006 tarihinde,
3) Diğer maddeleri
1.1.2005 tarihinde,
Yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?..
Yok.
Madde üzerinde 1 adet
önerge var; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Özel
Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 33 üncü
maddesinin 2 nci bendinin tasarıdan çıkarılmasını ve diğer bentlerin buna göre
teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Haluk İpek |
Recep Koral |
Cevdet Erdöl |
|
|
Ankara |
İstanbul |
Trabzon |
|
|
Yahya Baş |
Tevfik Ziyaeddin Akbulut |
Abdullah Erdem Cantimur |
|
|
İstanbul |
Tekirdağ |
Kütahya |
BAŞKAN - Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet?..
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın İpek?..
HALUK İPEK (Ankara) -
Gerekçe okunsun Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe: Tasarının 15
inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak 33 üncü maddesinde de
gerekli değişiklik yapılmaktadır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
34 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 34. - Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümünün oylanmasından önce, Hükümetin, görüşülmekte olan kanun
tasarısının 12 nci maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin İçtüzüğün 89 uncu
maddesine göre bir talebi vardır. Başkanlık bu talebi yerine getirecektir.
Danışma Kurulunun,
Hükümetin, görüşülmekte olan kanun tasarısının 12 nci maddesinin yeniden
görüşülmesine ilişkin talebi hakkındaki görüşünü okutuyorum:
Danışma Kurulu Önerisi
Genel Kurulun bugünkü
birleşiminde görüşülen Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının daha önceki birleşimde kabul edilmiş olan 12 nci maddesinin, söz
konusu tasarının 15 inci maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle yeniden
görüşülmesine dair Hükümetin talebi, İçtüzüğün 89 uncu maddesi uyarınca toplanan
Danışma Kurulunca uygun bulunmuştur.
|
|
|
Bülent Arınç |
|
|
|
Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
|
|
Başkanı |
|
|
Haluk İpek |
Ali Topuz |
|
|
AK Parti Grubu Başkanvekili |
CHP Grubu Başkanvekili |
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Danışma Kurulunun
görüşünü, bilgilerinize sunduk.
Şimdi, Hükümetin istemini
okutup, oylarınıza sunacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 618
sıra sayılı kanun tasarısının 15 inci maddesinde yapılan düzenleme nedeniyle 12
nci maddesinin, İçtüzüğün 89 uncu maddesi gereğince yeniden görüşülmesini arz
ve teklif ederim.
Kemal
Unakıtan
Maliye
Bakanı
BAŞKAN - Hükümetin
istemini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bu durumda, tasarının 12
nci maddesini yeniden müzakereye açıyorum.
Madde üzerinde söz
isteyen?.. Yok.
Madde üzerinde 1 adet
önerge vardır; okutup, işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet
Meclis Başkanlığına
Görüşülmekte olan Özel
Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 12 nci
maddesinin tasarıdan çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül
ettirilmesini ve maddelerde geçen madde numaralarına ilişkin atıfların buna
göre düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Haluk İpek |
Recep Koral |
Yahya Baş |
|
|
Ankara |
İstanbul |
İstanbul |
|
|
Tevfik Z. Akbulut |
Cevdet Erdöl |
Abdullah Erdem Cantimur |
|
|
Tekirdağ |
Trabzon |
Kütahya |
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
MALİYE BAKANI KEMAL
UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının 12 nci
maddesindeki düzenlemenin 15 inci maddeye aktarılması öngörüldüğünden, bu
maddeye ihtiyaç kalmamıştır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Böylece, 12 nci madde
metinden çıkarılmıştır ve 12 nci maddeye atıfta bulunan maddelerde de gerekli
düzenlemeler yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.
Açıkoylamanın şekli
hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açıkoylamanın elektronik
oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen
üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy
pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy
kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını,
oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy
pusulasını, yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının
açıkoylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı : 294
Kabul : 268
Çekimser : 26
(x)
Böylece, kanun tasarısı
kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyoruz.
Sayın milletvekilleri,
saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati : 12.58
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.00
BAŞKAN :
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP
ÜYELER : Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 115 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Görüşmelere kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu
raporunun müzakeresine başlıyoruz.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
6.- Ölüm
Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/831) (S. Sayısı: 624) (X)
BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporu 624 sıra sayısıyla
bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Nimet
Çubukçu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA NİMET ÇUBUKÇU
(İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ölüm Cezasının Kaldırması ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı hakkında, Grubum
adına söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Ölüm cezalarına taraftar olanlar, taraftar
olmayanlardan çok daha fazla. Ölüm cezaları maalesef salt bir ceza olarak
değerlendirilmektedir; bunun altında yatan birtakım etkenlerin de
değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum; ama, özellikle de ölüm cezasına
taraftar olanları ikna bakımından, bu cezayı biraz irdelemek ve kaldırma
gerekçelerini ortaya koymak gerektiğini de düşünüyorum.
Bir cezadan söz etmek için, idam cezası
dahi olsa, adaletten ve yargıdan söz etmek gerekir. Peki, her ceza bir mahkeme kararına dayandığına
göre, yüzde 100 yasalar uygulanmış olsa bile, her karar adil midir diye sorsam,
herhalde hepimizin cevabı farklı olur. Peki, mahkeme kararları, kişilerden,
yerden, zamandan ve onları oluşturan koşullardan bağımsız mıdır diye sorsam,
maalesef, tüm dünyada, böyle olmadığının sayısız kanıtları vardır. Yargıçlar
bütün kararlarını önyargısız mı verirler diye bir düşünce hâsıl olsa, yargıçlar
da, kendi toplumlarından, toplumlarında
hüküm süren egemen görüşlerden, toplumu oluşturan kültürel değerlerden,
inançlarından bağımsız karar verebilirler mi?! Yargının, bu yönüyle, bu
kararları da sübjektif olabilir. Bu anlamıyla, yargıçlar insanüstü varlıklar değildir;
dolayısıyla, onları oluşturan toplumun değer yargılarından ve kültüründen
farklı bir nitelikte karar vermelerini de çoğu zaman bekleyemeyiz; kaldı ki,
yargının elindeki imkânlar da adaleti oluşturmaya çok elverişli değildir. Bu,
sadece ülkemizde değil, tüm dünyada var olan bir gerçekliktir. Yargılanan
kişinin yoksulluğu dahi, çoğu zaman bir adaletsizliktir; ister bir istimlak
davasının muhatabı isterse ceza davasının sanığı olsun, avukat tutacak parası
olmayan, hukukî yardım alamayan herkes adaletten yoksundur.
Ölüm cezasının kökeninde, toplumun intikam
duygusu yatar; kültürel değerleri ve inançları ise, bu intikam duygusunu
şekillendirir. Artık dünyamızda yargının bağımsızlığı, sadece yürütmeden
bağımsızlığı anlamına da gelmemektedir. Suçlunun içinde bulunduğu toplumsal
koşullar, azınlık olması, olağanüstü dönemler gibi her koşulun yargıyı
etkilediği de bilinen bir gerçektir. Gerçek şudur ki, ülkemizde de, birçok
dünya ülkesinde de -idam cezasının uygulandığı veya uygulanan ülkelerde- ölüm
cezası, daha ziyade toplum vicdanının adi suçlarda teessüs etmesine rağmen,
çoğu zaman olağanüstü dönemlerde ve politik suçlara verilmiş cezalardır. Yakın
tarihimizdeki en önemli örneği de, Adnan Menderes, Deniz Gezmiş ve bir grup
arkadaşıdır. Bugün yargılanmış olsalardı idam edilmeyecek olmaları dahi,
gelişen ceza infaz hukuk sisteminin geldiği iyi noktanın olumlu bir işaretidir.
Hakkaniyetli bir adalet nedir, uyumlu
adalet nedir? Bu soruya da soyut olarak cevap vermek çok güçtür. Koşulları her
zaman dikkate almak gerekir. Suç nosyonunda işin içine, maalesef, kültür, din
ve ideoloji karışır. Afrika ülkelerinde sürü hırsızlığı, Nepal'de ineği
öldürmek, halen idam cezası gerektiriyor. Olaya Türkiye'den baktığınız zaman,
çok anormal gelebilir, komik bulabilirsiniz; ama, bu ülke için ve bu ülkede
idam cezasını veren yargıçlar için bu suç, çok ağır bir suçtur ve önemli bir
suçtur; çünkü, kendi kültürlerine ve dinlerine yönelmiştir ve ağır bir cezayı
gerektirmektedir. Geleneksel ve dinsel normların ceza infaz sistemine olumsuz
etkisi de bu yöndedir. Tarih boyunca aslolan, suçtur; ceza ise ülkeden ülkeye
değişmiştir. Hiçbir hukuk sistemi, adalet sistemi, hırsızlığı cezasız bırakmaz;
fakat, asıl gelişme ceza infaz sisteminde olmuştur. Adlî tıp, kriminal
gelişmeler ve sonuçta beraat edenler örneklendiği zaman, idam cezası, telafisi
imkânı olmayan bir ceza türüdür.
Yaşama hakkı bu anlamıyla kutsaldır,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler sözleşmesinin en önemli
maddesi yaşama hakkına ilişkindir. Bir ülkede haksız bir ölüm cezasının
verilmesi -bu hangi ülke olursa olsun- tüm dünyada insanlığın vicdanını
yaralamaktadır. Recm cezası verilen hamile kadın tablosu, hâlâ tüm toplumların
belleğindedir.
Ceza infaz sisteminde ölüm cezasından
beklenen yarar, caydırıcılığıdır; ama, caydırıcı etki yapmadığı da, bilimsel
bir gerçektir. Peki, suçlarda azalma olmuş mudur; idam cezasının uygulandığı
ülkelerde örneklediğiniz zaman, halen idam cezası uygulanan iki büyük ülkede,
suç sayısı ve idam cezasını gerektiren suçlarda çok ciddî bir artış vardır.
22 nci Dönem Parlamentosu olarak, iktidarı
ve muhalefetiyle önemli bir uzlaşma örneği sergileyerek, 7.5.2004 tarihinde,
5170 sayılı Kanunla, Anayasamızın 10 uncu maddesini değiştirdik. Bu
değişikliğin büyük bir bölümünü, ölüm cezasıyla ilgili düzenlemelerin
Anayasamızdan ayıklanması oluşturuyordu.
Buna göre, ölüm cezası verilemeyeceği 38
inci maddede açıkça belirtildi; buna paralel olarak, temel hak ve hürriyetlerin
kullanılmasının durdurulmasını düzenleyen 15 inci, kişinin dokunulmazlığını,
maddî ve manevî varlığını düzenleyen 17 nci, TBMM'nin görev ve yetkilerini
düzenleyen 87 nci maddelerinde geçen ölüm cezaları ve buna yönelik ibareler
metinlerden çıkarıldı.
Bilindiği üzere, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin 6 numaralı Ek Protokolünün onaylanmasıyla 1 Temmuz 2003 tarihinde
yürürlüğe giren, bütün durumlarda ölüm cezasının kaldırılmasına dair 13
numaralı Ek Protokol imzalanmış ve yeni düzenleme, yeni ihtiyaçları da
beraberinde getirmiştir. 13 numaralı Ek Protokol, savaş ve yakın savaş tehdidi
halleri de dahil, ölüm cezasının kaldırılmasını ve bu konuda herhangi bir
çekince ve istisna konulmamasını öngörmektedir. Bu protokol, Avrupa Birliğine
üye ülkelerin tamamı tarafından da imzalanmıştır.
Ölüm cezası, insanın yaşama hakkına, en
temel hakkına son veren bir uygulamadır. Medeniyetin temeli olan insana ve onun
yaşamına saygı duyuyorsak, böylesine tamiri mümkün olmayan, belirsiz,
eşitsizliğe elverişli, genel önemli işlevi kanıtlanamayan bir cezayı
savunmaksa, oldukça güçtür. Kökeninde kişisel öç alma duygusu yatan, kanın
kanla temizlenmesi anlayışına dayanan bu cezanın, tarih içinde, kimi zaman
kaldırıldığı, kimi zaman mevcut olmakla birlikte ve ceza verilmekle birlikte
uygulanmadığını görüyoruz.
Ölüm cezasına karşı görüşler, aydınlanma
yüzyılının düşünürleri tarafından ilk defa ciddî bir şekilde dile getirilmeye
başlanmıştır. Ülkemiz için bu yolda son noktayı birlikte koyacağız.
Unutmamalıyız ki, dünyada her şeyin, her adlî yanılgının bir şekilde
düzeltilmesi mümkündür; ancak, infaz edilen bir ölüm cezası için bu söz konusu
bile olamaz.
Bunun yanı sıra, cezanın ıslah edici ve
toplumda suç sayılan eylemleri önleyici niteliği dikkate alındığında, ölüm
cezası için bunun mümkün olmadığı ve çağdaş bir ceza niteliğinde olmadığını
söylemek de mümkündür. Çağdaş anlamda bir cezada, insancıllık, özel önleme
özelliği, ıslah edicilik, geri alınabilirlik özelliğinin bulunması, bugün her
kesimce kabul edilmektedir. Bunların hiçbirinin ölüm cezasında olmadığını da
tereddütsüz olarak söyleyebiliriz; ancak, ölüm cezası, genellikle, uygulandığı
zamanlarda, insanoğlunun en büyük korkusunun ölüm korkusu olması sebebiyle, suç
işlemekten alıkoyacağı, caydırıcı niteliği olduğu noktasında
gerekçelendirilmiştir. Ayrıca, meşru müdafaa durumlarında ve bu sınırlar
içinde, kişinin kendisini savunmak adına cezayı uygulaması, toplum vicdanında
yer bulmuştur.
Kısaca, ahlakî, dinî, sosyolojik ve
felsefî boyutu ya da uygulama boyutuyla konuyu tarihsel açıdan incelediğimizde,
ölüm cezasının lehinde ya da aleyhinde pek çok görüşün ve gerekçenin yer
aldığını görmek mümkündür. Dünyada genel eğilim ise, ölüm cezasını uygulamadan
çıkarmak olmuştur. İsveç 1921, İsviçre 1937, İtalya 1944, Federal Almanya 1949,
Avusturya adlî yargılamada 1950, olağanüstü yargılamada 1968, İngiltere 1965,
İspanya 1978 yıllarında ölüm cezasını kaldırarak, yerine müebbet hapis cezasını
öngörmüşlerdir. Bazı ülkeler bu cezayı muhafaza etmekle birlikte, fiilen, uzun
yıllardır uygulamamaktadırlar; Lüksemburg ve Belçika bu ülkelere örnektir.
Ülkemizde ise 1984 yılından bu yana, ölüm cezası hiç uygulanmadığı gibi, büyük
ölçüde de kaldırılmıştır; bu tasarının kanunlaşmasıyla da, artık tarih
olacaktır.
Bugün, ölüm cezasını hâlâ uygulayan
ülkeler de mevcuttur. Ölüm cezasının yerine en çok uygulanan ceza, müebbet
hapis cezası olmuştur; bunun yanı sıra, uzun süreli hapis cezaları
öngörülebilmektedir. Adalet Komisyonunun gündeminde olan Türk Ceza Kanunu
Tasarısı da, ölüm cezasının kaldırılmasından sonra bu yeni anlayışla tanzim
edilmiştir; 1.3.1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan ölüm
cezasıyla ilgili düzenlemeler kaldırılmakta, bunun yerine, ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezası öngörülmektedir. Müebbet hapis cezasıyla, suç işleyen kişi
ömür boyu hapse mahkûm edilmekte, toplumun bu kişiden görmesi söz konusu
olabilecek zararların da önlenmesi amaçlanmaktadır.
Tasarıyla, ayrıca, 1322 sayılı Kanunların
ve Nizamnamelerin Sureti Neşir ve İlanı
ve Mer'iyet Tarihi Hakkında Kanun, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu,
6831 sayılı Orman Kanunu, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun, bunun
yanı sıra 1481 sayılı Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkında Kanun, 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin
Kuruluşu Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, Terörle Mücadele Kanunu,
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununda geçen "ölüm"
ibareleri "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmekte
ve böylece, Ekim 2001'de ölüm cezasının sadece savaş ve yakın savaş tehdidi ve
terör suçlarında uygulanacağını öngören anayasa değişikliğiyle başlayan ve 5170
sayılı Kanunla yapılan anayasa değişikliğiyle ölüm cezasının verilemeyeceğinin
hüküm altına alınmasıyla devam eden süreç, bu değişikliklerin hayata
geçirilmesiyle hukuken tamamlanmış olacaktır.
Avrupa Birliğine girme yolunda hızlanan
adımlar çerçevesinde, şüphesiz, bu konu oldukça önemlidir; ancak, çağdaş ceza
anlayışına uygun şekilde hazırlanacak ve uygulamaya geçirilecek yeni Türk Ceza
Kanunu, her şeyden önce, bireylerin temel hak ve hürriyetlerini en üst düzeyde
korumayı amaçlamaktadır. Yaşama hakkı da, bu hakların en önde geleni ve olmazsa
olmazıdır.
Malraux'un deyimiyle "bir insanın
yaşamı hiçbir şeydir; ama, hiçbir şey, bir insanın yaşamının yerini
tutamaz" diyorum; Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, bir teknik nedenden
ötürü, birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati : 14.21
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.30
BAŞKAN :
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP
ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 115 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
624 sıra sayılı kanun tasarısının
müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
6.- Ölüm
Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/831) (S. Sayısı: 624) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştı.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, tasarının 1 inci
maddesini okutmadan önce bir konuyu açıklamakta yarar görüyoruz. Tasarının
çerçeve 1 inci maddesiyle birden fazla kanunda değişiklik yapılmaktadır. Bu
kanunların kimi maddeleri tamamen değiştirilmekte, kaldırılmakta ya da ibare
değişikliğine gidilmektedir.
Başkanlık olarak şöyle uygulayacağız:
Çerçeve 1 inci maddeyi A) 1'den 18'e kadar -yani 17 dahil- 1 inci madde olarak,
18'i bir madde olarak, 19'u bir madde olarak, 20'yi bir madde olarak, 21'den
46'ya kadar ayrı bir madde olarak; B), C), D) ve E) de birer madde olarak
görüşülecektir.
Şimdi, 1 inci maddeyi okutuyorum:
ÖLÜM
CEZASININ KALDIRILMASI İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA
İLİŞKİN KANUN TASARISI
MADDE 1. - A) 1.3.1926 tarihli ve 765
sayılı Türk Ceza Kanununun;
1) 11 inci maddesinin birinci fıkrasının
(1) numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
2) 12 nci maddesi yürürlükten
kaldırılmıştır.
3) 13 üncü maddesinin birinci fıkrası ile
ikinci fıkrasının ilk cümlesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
"Ağır hapis cezası, ağırlaştırılmış
müebbet, müebbet veya muvakkattir."
"Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis
cezası ve müebbet ağır hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder."
4) 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine
getirilmemesine karar verilenler için" ibaresi, "ağırlaştırılmış
müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler için" olarak değiştirilmiştir.
5) 43 üncü maddesinde yer alan
"İdam" ibaresi, "Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
6) 47 nci maddesinin birinci fıkrasının
(1) numaralı bendinde yer alan "İdam" ibaresi, "Ağırlaştırılmış
müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
7) 50 nci maddesinde yer alan
"ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
8) 51 inci maddesinin birinci ve ikinci
fıkralarında yer alan "ölüm" ibareleri, "ağırlaştırılmış müebbet
ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
9) 54 üncü maddesinin ikinci fıkrasının
(1) numaralı bendinde yer alan "Ölüm" ibaresi "Ağırlaştırılmış
müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
10) 55 inci maddesinin birinci fıkrasının
(1) numaralı bendinde yer alan "İdam" ibaresi, "Ağırlaştırılmış
müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
11) 58 inci maddesinin son fıkrasında yer
alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
12) 59 uncu maddesinin birinci fıkrasında
yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
13) 61 inci maddesinin birinci fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis"
olarak değiştirilmiştir.
14) 62 nci maddesinde yer alan
"ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
15) 64 üncü maddesinin ikinci fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
16) 65 inci maddesinin (III) numaralı
fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet
ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
17) 66 ncı maddesinde yer alan
"idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Çerçeve maddenin bu bölümü üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çerçeve maddenin diğer bölümünü
okutuyorum:
18) 70 inci maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Madde 70. - Birden çok
ağırlaştırılmış müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde bir yıldan az ve altı
yıldan fazla; ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ile müebbet ağır hapis
cezasına mahkûmiyet halinde; dokuz aydan az ve beş yıldan fazla; birden çok
müebbet ağır hapse mahkumiyet halinde ise altı aydan az ve üç yıldan fazla
olmamak üzere, hükmedilecek miktarı geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek
üzere, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet ağır hapis cezaları
infaz olunur."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Maddenin bu bölümü üzerinde söz talebi?..
Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çerçeve maddenin diğer bölümünü
okutuyorum:
19) 73 üncü maddesine aşağıdaki fıkra
birinci fıkra olarak eklenmiştir.
"Cezalardan biri ağırlaştırılmış
müebbet ağır hapis ve diğeri şahsî hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise,
ilâve edilecek cezanın nev'i ve miktarına göre yirmi günden az ve altı seneden
fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle
ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Maddenin bu bölümü üzerinde söz talebi?..
Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer bölümü okutuyorum:
20) 82 nci maddesine aşağıdaki fıkra
eklenmiştir.
"Yukarıdaki fıkralarda belirtilen
hükümler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûmiyet durumunda iki
kat olarak uygulanır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bu bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer bölümünü okutuyorum:
21) 102 nci maddesinin birinci fıkrasının
(1) numaralı bendinde yer alan "Ölüm" ibaresi, "Ağırlaştırılmış
müebbet ağır hapis" olarak, ikinci fıkrasında yer alan "ölüm"
ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet
ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
22) 112 nci maddesinin birinci fıkrasının
(1) numaralı bendinde yer alan "İdam" ibaresi, "Ağırlaştırılmış
müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
23) 118 inci maddesinde yer alan
"ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
24) 125 inci maddesinde yer alan
"ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
25) 126 ncı maddesinin birinci fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
26) 127 nci maddesinin ikinci fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
27) 129 uncu maddesinin birinci fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
28) 131 inci maddesinin ikinci fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
29) 133 üncü maddesinin ikinci ve beşinci
fıkralarında yer alan "ölüm" ibareleri, "ağırlaştırılmış müebbet
ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
30) 136 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
31) 137 nci maddesinin dördüncü fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
32) 146 ncı maddesinin birinci ve ikinci
fıkralarında yer alan "idam" ibareleri, "ağırlaştırılmış müebbet
ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
33) 147 nci maddesinde yer alan
"idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
34) 149 uncu maddesinin ikinci fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
35) 156 ncı maddesinde yer alan
"idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
36) 285 inci maddesinin beşinci fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
37) 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
38) 296 ncı maddesinin birinci fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
39) 301 inci maddesinin üçüncü fıkrasında
yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
40) 302 nci maddesinin üçüncü fıkrasında
yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
41) 303 üncü maddesinde yer alan
"idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
42) 305 inci maddesinin ikinci fıkrasında
yer alan "idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
43) 407 nci maddesinin birinci fıkrasında
yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis" olarak değiştirilmiştir.
44) 450 nci maddesinde yer alan
"idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
45) 451 inci maddesinde yer alan
"idam" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
46) 463 üncü maddesinde yer alan
"ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer bölümünü okutuyorum:
B) 23.5.1928 tarihli ve 1322 sayılı
Kanunların ve Nizamnamelerin Sureti
Neşir ve İlanı ve Meriyet Tarihi Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin
birinci fıkrasının (A) bendinde yer alan ", idam hükümlerinin infazı"
ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.
BAŞKAN - Bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer bölümünü okutuyorum:
C) 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanununun;
1) 110 uncu maddesinin ikinci fıkrasında
yer alan "cezalar ile ölüm cezasını" ibaresi "cezaları"
olarak değiştirilmiştir.
2) 283 üncü maddesinin ikinci fıkrasında
yer alan "ölüm veya" ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.
3) 305 inci maddesinde yer alan
"cezalar ile ölüm cezalarına" ibaresi, "cezalara" olarak
değiştirilmiştir.
4) 421 inci maddesinde yer alan "ölüm
ve" ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.
BAŞKAN - Bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer bölümü okutuyorum:
D) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman
Kanununun 110 uncu maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "ölüm"
ibaresi "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer bölümü okutuyorum:
E) 13.7.1965 tarihli ve 647 sayılı
Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun;
1) 1 inci maddesinin (1) numaralı bendi
yürürlükten kaldırılmıştır.
2) 2 nci maddesi başlığı ile birlikte
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis
cezasının infazı
Madde 2. - Ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis cezasına hükümlü hakkında hücrede kalma süresi; 765 sayılı Türk Ceza
Kanununun 70, 73 ve 82 nci maddelerinde bu suç için öngörülen şekilde, terör suçluları
hakkında ise müebbet ağır hapis cezası için öngörülen süreler üç kat olarak
uygulanır."
3) 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında
yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine
getirilmemesine karar verilenler 30" ibaresi, "Ağırlaştırılmış
müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 25" olarak, ikinci fıkrasında yer
alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine
getirilmemesine karar verilenlerin 33" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet
ağır hapis cezasına hükümlülerin 29" olarak, aynı fıkrada yer alan
"Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine
getirilmemesine karar verilenlerin 36" ibaresi, "ağırlaştırılmış
müebbet ağır hapis cezasına hükümlülerin 32" olarak değiştirilmiştir.
4) Ek 2 nci maddesinin sekizinci
fıkrasında yer alan "Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm
cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler" ibaresi,
"Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler" olarak
değiştirilmiştir.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, bu
şekilde ara veremezsiniz; birleşime 5 dakika ara verin, mütalaanızı yapın,
ondan sonra toplanalım.
Yani, burada, pişmiş gelmiş bir kanun
tasarısı hâlâ olgunlaşmamışsa...
BAŞKAN - Sayın Koç, Grup
Başkanvekillerimizi yormamak için, biz, Başkanlık olarak bunu yapıyoruz.
HALUK KOÇ (Samsun) - Estağfurullah
efendim... Biz yoruluruz; yeter ki, sağlıklı bir iş yapılsın.
BAŞKAN - Maddenin bu bölümü üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Çerçeve 1 inci maddenin (E) fıkrası
üzerinde 1 adet önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 624 sıra sayılı kanun
tasarısının 1 inci maddesinin (E) fıkrasının (4) numaralı bendinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Haluk İpek |
İbrahim Köşdere |
Nimet Çubukçu |
|
|
Ankara |
Çanakkale |
İstanbul |
|
|
Ahmet Kambur |
T. Ziyaeddin Akbulut |
|
|
|
Tekirdağ |
Tekirdağ |
|
" 4) Ek 2 nci maddesinin sekizinci
fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır."
BAŞKAN - Komisyon?..
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN
(Kırıkkale) - Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçe mi okunsun?
HALUK İPEK (Ankara) - Gerekçe okunsun
efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarıyla ölüm cezaları kaldırılarak,
yerine ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası getirilmektedir. Tasarıda,
ayrıca, bu ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasının infazına ilişkin
hükümler de bulunmaktadır. Tasarıya göre, terör suçlularına ait söz konusu ceza
ölünceye kadar devam etmektedir. Terör suçları dışında kalan suçlar için
öngörülen ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezalarının ise, 25 yıl üzerinden
yapılacağı ve bu ceza üzerinden hiçbir indirim yapılmayacağı, bu cezanın fiilen
infazı gereken ceza olduğu hüküm altına alınmıştır.
Yürürlükte bulunan 647 sayılı Cezaların
İnfazı Hakkında Kanunun ek 2 nci maddesinde, gerek süreli gerekse müebbet
olarak tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezaların infazı sırasında, açık ya da
yarı açık cezaevine nakledilme hakkını kazananlara (iyi halli olanlara) ayda 6
günlük indirim öngören bir düzenleme bulunmaktadır. Ek 2 nci maddenin sekizinci
fıkrasında ise, bu indirimin, idam cezalarının Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından yerine getirilmemesine karar verilenler için uygulanmayacağı hükme
bağlanmıştır. Söz konusu yeni düzenlemeyle, sekizinci fıkra değiştirilerek,
ayda 6 günlük indirimin ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına da
uygulanmayacağı düşünülmektedir.
Bu düzenleme, birçok haksızlıkları
peşinden getirmektedir.
Şöyle ki;
1- İnfaz rejimleri açısından gerek
ağırlaştırmış müebbet ağır hapis cezası gerekse müebbet ağır hapis cezaları
arasında süre dışında herhangi fark yoktur. Ek 2 nci maddenin 8 inci fıkrası
düzenlenirken idam cezası yürürlükte bulunduğundan ve bu cezanın infaz rejimi
de farklı olduğundan bu düzenleme doğal olarak yer almıştı; ancak, şimdi idam
cezası kaldırılmış olup artık bu farklı düzenlemeye de gerek kalmamıştır.
2- Bu düzenleme Anayasamızın eşitlik
ilkesine de aykırı bulunmaktadır. Her iki müebbet ağır hapis cezalarının infazı
süre yönünden farklı olup, cezaevinde geçen süre içinde iyi halli müebbet ağır
hapis cezasına hükümlüler için ayda 6 günlük indirim yapılırken, iyi halli
ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükümlüler için bu indirim
yapılmamaktadır. Bu, kanun önünde eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
3- Müebbet ağır hapis cezasına hükümlünün
infazı, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 19 uncu maddenin 1 inci
fıkrası gereğince cezası 20 yıl üzerinden yapılacak, aynı kanunun ek 2 nci
maddesi gereğinde ayda 6 günlük indirimden yararlanması sonucu bu hükümlü
fiilen cezaevinde 16 yıl kalacaktır. Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis
cezasına hükümlü ise, bu tasarının 1 inci maddesinin (E) bendinin 3 üncü alt
bendi gereğince fiilen cezaevinde 25 yıl kalacaktır. Her iki hükümlü arasında
fiilen cezaevinde geçen süre açısından 9 yıl gibi oldukça yüksek bir fark
oluşmaktadır. 9 yıllık süre, hiçbir indirim yapılmaksızın cezaevinde fiilen
geçecek süre olup, bu süre infaz hukukumuza göre hesaplandığında yaklaşık 23
yıl cezaya tekabül etmektedir; yani, 23 yıl ceza alan bir hükümlü yaklaşık 9
yıl yatmaktadır. Bu açıklamadan da görüleceği üzere, her iki ceza arasında
fiilen infazı gereken süre bakımından 9 yıllık süre bulunması hakkaniyete
aykırı bulunmaktadır.
Bu nedenlerle, bu haksızlıkların
giderilmesi için ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler için de
ayda 6 günlük indirim hükümlerinin uygulanması amacıyla 647 sayılı Cezaların
İnfazına Hakkında Kanunun Ek 2 nci maddesinin 8 inci fıkrasının yürürlükten
kaldırılması gerekmektedir.
Bu durumda, ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis cezasına hükümlü 20 yıl, müebbet ağır hapis cezasına hükümlü ise 16 yıl
cezaevinde kalacak olup, her iki ceza arasında hakkaniyete uygun bir fark
oluşturmuş olacaktır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bölümü, kabul edilen önerge doğrultusunda
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Diğer bölümü okutuyorum:
5) Geçici 10 uncu maddesinden sonra gelmek
üzere aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 11. - Ölüm cezaları
3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun hükümlerine göre müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülenlerin
kesinleşmiş cezaları, bu Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte, kendiliğinden
ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına
dönüşür. Bu hükümlülerin, ceza infaz kurumunda geçirecekleri süre ile
infaz usulü, hükmü veren mahkeme tarafından ve dosya üzerinden saptanır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bölüm üzerinde söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici 12 nci maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 12. - Haklarında 3.8.2002
tarihli ve 4771 sayılı Kanunun 1 inci maddesi uygulanan hükümlülerin
dosyalarından;
a) Henüz Yargıtaya gönderilmemiş veya
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar ile daha önce Türkiye Büyük
Millet Meclisine gönderilmiş olanlar hükmü veren mahkemece,
b) Yargıtayda bulunanlar ilgili ceza
dairesince,
Acele işlerden sayılmak ve 765 sayılı Türk
Ceza Kanununun 2 nci maddesi dikkate alınmak suretiyle karara bağlanır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya
Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan dosyalar, gelişlerindeki usule uygun
olarak bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde hükmü veren
mahkemeye geri gönderilir.
Askerî mahkemeler, Askerî Yargıtay
Başsavcılığı ve Askerî Yargıtayda bulunan dosyalar hakkında da bu madde
hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.
4771 sayılı Kanunun 1 inci maddesi kapsamı
dışında olan idam cezası hükümlüleri hakkında da bu madde hükümleri kıyas
yoluyla uygulanır."
F) 8.9.1971 tarihli ve 1481 sayılı Asayişe
Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci
fıkrasının (B) bendinde yer alan "idam" ibaresi,
"ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
G) 7.11.1979 tarihli ve 2253 sayılı Çocuk
Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 12 nci
maddesinin ikinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "İdam"
ibaresi, "Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis" olarak
değiştirilmiştir.
H) 4.2.1983 tarihli ve 2797 sayılı
Yargıtay Kanununun 14 üncü maddesinin
(2) numaralı bendinde yer alan "ölüm" ibaresi madde metninden
çıkartılmıştır.
I) 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanununun 17 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan
"Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine
getirilmemesine karar verilenler" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet
ağır hapis cezası alanlar" olarak değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki
fıkra eklenmiştir.
"Ölüm cezaları 3.8.2002 tarihli ve
4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun hükümlerine
göre müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen terör suçluları ile ölüm cezaları
ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen veya ağırlaştırılmış
müebbet ağır hapis cezasına mahkum olan terör suçluları hakkında, bu Kanun ve
647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun şartla salıvermeye ilişkin
hükümleri uygulanmaz. Bunlar hakkında ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası
ölünceye kadar devam eder."
J) 17.2.2000 tarihli ve 4533 sayılı
Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanununun 6 ncı maddesinin beşinci
fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresi, "ağırlaştırılmış müebbet
ağır hapis" olarak değiştirilmiştir.
K) 3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 1 inci maddesi ile geçici 1
inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
L) 30.5.1283 tarihli Demiryollarının Usulü
Zabıtasına Dair Nizamnamenin 1 ve 2 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Geçici 12 nci madde üzerinde söz talebi?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çerçeve 1 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2.- A) 21.6.1927 tarihli ve 1117
sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanununun 2 nci maddesinin dördüncü
fıkrasının (a) bendi yürürlükten kaldırılmış ve aynı fıkradaki "11"
ibaresi "10" olarak değiştirilmiştir.
B) 4.11.1981 tarihli ve 2547 sayılı
Yükseköğretim Kanununun 6 ncı maddesinin (b) fıkrasının (3) numaralı bendi
yürürlükten kaldırılmıştır.
C) 5.4.1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz
Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreteri," ibaresi madde metninden çıkartılmıştır.
D) 13.4.1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo
ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin
birinci fıkrasının (d) bendi yürürlükten kaldırılmış ve aynı fıkrada yer alan
"9" ibaresi "8" olarak değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Madde üzerinde 1 önerge vardır;
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 624 sıra sayılı Ölüm Cezalarının
Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Tasarısının 2 nci maddesinin (D) fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki (E)
fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Haluk İpek |
Eyüp Fatsa |
Nimet Çubukçu |
|
|
Ankara |
Ordu |
İstanbul |
|
|
İbrahim Köşdere |
Ahmet Kambur |
|
|
|
Çanakkale |
Tekirdağ |
|
"E) 19.03.1969
tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 02.05.2001 tarihli ve 4667 sayılı
Kanunla değişik 65 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve
aynı Kanuna 08.05.1984 tarihli ve 3003 sayılı Kanunla eklenen ek 3 üncü maddesinin
02.05.2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanunla değişik ikinci fıkrasının birinci
cümlesinde geçen "avukatlardan genel kurula katılma hakkına sahip"
ifadesi madde metninden çıkarılmıştır."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçenin
özetini okutuyorum:
Gerekçe:
Avukatlık Kanununun
sistematiğinde çelişkilere ve tutarsızlıklara yol açan, kanunda amaca uygun
olarak zaten düzenlenmiş bir konuyu, temel hak ve özgürlükleri demokratik
toplumun gerekleriyle bağdaşmayan ve Anayasada bulunmayan nedenle sınırlayarak,
ikinci kez Avukatlık Kanununun amacına aykırı biçimde düzenleyerek, avukatlar
arasında ayırımcılık ve eşitsizlik yaratan 65 inci madde ikinci fıkra hükmü ile
ek madde 3'ün ikinci fıkra birinci cümlesindeki "...kayıtlı avukatlardan
genel kurula katılma hakkına sahip olanlar..." ifadesinin çıkarılması için
bu tasarı hazırlanmıştır.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 4. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümünü oylarınıza sunmadan önce, şu açıklamayı yapmakta yarar
görüyoruz:
Çerçeve 1 nci madde
içerisinde çok sayıda kanunda değişiklik yapılıyordu. Eğer, biz, bunu,
bölümlere ayırmadan 1 madde olarak işleme alsaydık, bundan sonra, örneğin 100
maddelik bir kanun tasarısının da 1 madde şeklinde düzenlenip, getirilip,
burada 1 madde şeklinde işlem yapılmasına da yol açmış olacaktık. O nedenle,
böyle bir işleme yol açmamak için, görüşmelere imkân sağlamak, getirilen kanun
değişiklikleri üzerinde, ayrı ayrı kanun tasarıları üzerinde Genel Kurulu
bilgilendirmek ve Genel Kurulun, sayın milletvekillerinin katkılarını almak
amacıyla, Başkanlık olarak böyle bir değişikliğe gittik ve kanun tekniği
açısından da doğru olan bizim yaptığımızdı. O nedenle, bazı
milletvekillerimizde bir tereddüt hâsıl oldu, o tereddütü ortadan kaldırmak
için de bu açıklamayı yapmak durumunda kaldım.
Şimdi, tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Tasarı kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın milletvekilleri,
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz.
7.- Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu
Raporu (1/830) (S. Sayısı: 623) (X)
BAŞKAN- Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 623 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç.
Buyurun Sayın Kılıç. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUHARREM
KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan,
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının geneli
hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; şahsım ve
Grubum adına Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri,
tasarının adından da anlaşılacağı gibi, bu tasarı, pek çok kanunda değişiklik
yapmayı öngörmektedir. Bu iktidar döneminde bunun gibi tasarılarla sık sık
karşılaşmaktayız. Yani, birbiriyle hiç ilgisi olmayan pek çok kanundaki
değişiklikler, karşımıza bir paket olarak çıkarılmaktadır; bu, kanun düzenleme
tekniği açısından hiç de kabul edilebilecek bir durum değildir.
Görüşülen tasarıya
baktığımızda, bu tasarıyla, Türk Ceza Kanununda, Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda, İcra ve İflâs Kanununda, Askerî
Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununda, Sayıştay Kanununda, Noterlik
Kanununda, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Kanununda, Uyuşmazlık Mahkemesinin
Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunda, İdarî Yargılama Usulü Kanununda, Danıştay
Kanununda, Yargıtay Kanununda ve Adlî Sicil Kanununda değişiklikler
yapılmaktadır.
Bu kadar değişikliğin tek
tasarıyla getirilmesi, tasarının genel gerekçesindeki bütünlüğü bozduğu gibi,
uygulayıcılar açısından da zorluklara neden olacaktır. Hükümet ve bürokratlar,
belki, kırtasiyeden kaçınmak için birer veya ikişer maddelik pek çok tasarıyı
sevk etmenin uygun olmayacağını düşünmüş olabilirler; ancak, her kanundaki
düzenlemeler ayrı ayrı getirilseydi, daha anlamlı, daha anlaşılır olurdu diye
düşünüyoruz.
Sayın milletvekilleri,
tasarının, Türk Ceza Kanununun 432 nci maddesini düzenleyen 1 inci maddesini
olumlu buluyoruz.
Yine, tasarının 2 nci
maddesinin (a) fıkrasında, günümüzün ekonomik koşullarına ve paranın satın alma
değerine göre Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundaki görev, kesin hüküm,
Yargıtaydaki duruşma, karar düzeltme, senetle ispat ve sulh mahkemelerindeki
taksim davalarındaki parasal sınırların yeniden belirlenmiş olmasını da olumlu
karşılıyoruz; ancak, tasarının 2 nci maddesinin (b) fıkrasında, 3 üncü
maddesinin (c) fıkrasında, 6 ncı, 8 inci, 9 uncu, 10 uncu ve 11 inci
maddelerinde yer alan adlî tatilin 36 güne indirilmesine ilişkin düzenlemeye
katılmıyoruz.
Tasarının genel
gerekçesinde, Anayasamızın 141 inci maddesinin son fıkrasında yer alan
"davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması,
yargının görevidir" hükmüne ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı
maddesindeki "herkesin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından
davasının makul süre içinde görülmesini isteme hakkı vardır" hükmüne
atıfta bulunarak, ülkemizde, davaların makul süre içinde bitirilemediği ifade
edilmekte, bunun sebeplerinden birisi olarak da adlî tatilin varlığı ve bu
sürenin uzun olması gösterilmektedir. Hükümetin, ülkemizdeki yargılamanın makul
süre içinde bitirilmemesine sebep olarak adlî tatilin uzunluğunu göstermesini
anlamak mümkün değildir.
Bazı Avrupa ülkelerinde
adlî tatil hiç yoktur; ancak, birçok Avrupa ülkesinde ise, adlî tatil 40 gün ve
40 günün üzerindedir. Örneğin, İtalya'da 45 gün, Portekiz'de 58 gün, Fransa'da
47 gün, İrlanda'da 64 gün, Yunanistan'da ise 60 gündür.
Ülkemizdeki 45 günlük
adlî tatil uygulaması yerleşmiştir ve pek bir sorun da yaşanmamaktadır.
Yaz döneminde pek çok
insan hasatla uğraşmaktadır. Birkısım yurttaşımız hayvancılıkla uğraşmakta
olup, yazları yaylaya gitmektedirler. Keza, havaların aşırı sıcak olduğu
temmuz, ağustos aylarında, yine, çoğu insanlar tatile ve yaylaya
gitmektedirler. Bu nedenle, insanların üretime ve tatile yoğunlaştığı bir
dönemde, 45 günlük adlî tatil çok fazla bir kayıp yaratmamaktadır. Kaldı ki,
adlî tatil olunca, adliyelerin kapısına kilit de vurulmamaktadır. Tutuklu
işler, kamulaştırma davaları, iş davaları, nüfus davaları, sulh hukuk davaları,
ihtiyatî tedbirler adlî tatilde de devam etmektedir. Bu nedenle, bu süre
içerisinde bir hak kaybı söz konusu değildir.
Sayın milletvekilleri,
adlî tatilde, nöbetçi hâkim ve savcıların dışında adlî tatilden faydalanma
hakkı olan diğer hâkim ve savcıların tümü adlî tatile ayrıldıklarından, diğer
dönemlerde izne ayrılmamakta ve dönem bütünlüğü bozulmamaktadır. Yargının
uzamasından yakınan hükümet, asıl bu düzenlemeyle, yargılamayı uzatacaktır;
çünkü, adlî tatilin 45 günden 36 güne indirilmesiyle ve normal izin süresiyle
eşit duruma getirilmesiyle, hâkim ve savcılar, adlî tatilden faydalanmak istemeyecek,
kendileri için ne zaman müsaitse, o zaman izne ayrılacaklardır. Yani, hâkim,
adlî tatil geçtikten sonra, eylülde veya ekimde izne ayrıldığında, onun
dosyalarına geçici olarak başka bir hâkim bakacaktır. Geçici bakacak olan
hâkimse, bir taraftan kendi dosyalarına bakmaya devam edeceğinden, geçici
olarak baktığı dosyalar için sadece duruşma günü verecektir. Bu, o adliyedeki
tüm hâkimler için geçerli olacağından, adlî tatili 9 gün daha kısaltarak
yargıyı hızlandıralım derken, iyice çıkmaza sokacaksınız.
Yargının büyük ölçüde
yükünü omuzlarında taşıyan, eleman yetersizliği sebebiyle çok yoğun ve mesai
saati dışında bile çalıştırılan adlî personel de 45 günlük adlî tatil süresi
içerisinde çok rahatlıkla izinlerini kullanabiliyorlardı. Adlî tatil süresinin
kısaltılmasıyla, bu personelin izin kullanması da zora girecektir.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; yargının sorunları, ben de dahil, pek çok milletvekilimiz
tarafından, Sayın Adalet Bakanımız tarafından ve adlî yılın açılış törenlerinde
Yargıtay ve Danıştay Başkanlarımız tarafından defalarca dile getirilmiştir. Bu
şekildeki basit düzenlemelerle, adlî tatili 45 günden 36 güne indirmekle ne
yargının sorunlarını çözebiliriz ne de davaların makul süre içerisinde
bitirilmesini sağlayabiliriz. Hükümet, yargılamanın hızlandırılmasını
istiyorsa, köklü bir yargı reformu yapmamız gerekiyor. Yasalarımızı ve
özellikle usul hükümlerini yeniden düzenlemeliyiz. Hâkimlerimizi çok nitelikli
bir duruma getirerek hâkim sayısını artırmalıyız. Günde 80-100 dosyayla duruşmaya
çıkan bir hâkimden çok titiz çalışmasını bekleyemeyiz. İdare, hâkim ve
savcıların taleplerini yerine getirmekte gecikmemelidir. Özellikle, ceza
davalarında, davaların bir an önce sonuçlanması için, adlî zabıta teşkilatının
mutlaka kurulması gerekmektedir. Bunların hiçbirini yapmadan, seksen yıla yakın
bir süredir uygulanan bir sistemi değiştirmek, bizce, faydadan çok zarar
getirecektir.
Hâkim ve savcılarımızı
her gün yüzlerce dosyayla karşı karşıya bırakıyoruz; hâkim ve savcının konumuna
uygun, geçim sorunu içine düşmeyeceği bir maaş da vermiyoruz; ancak, 45 gün
adlî tatili fazla bulup, bunu, 36 güne indirdim diyoruz; bu, adil bir tutum
değildir. Bu nedenle, hükümetten, tasarıdaki adlî tatile ilişkin düzenlemeleri
geri çekmesini istiyoruz.
Bu tasarıdaki "mal
beyanında bulunmamak" fiilini suç olmaktan çıkaran tasarının 4 üncü
maddesindeki düzenlemeyi de olumlu karşılıyoruz; ancak, bunu kaldırırken,
alacaklının alacağını hukuk çerçevesi içerisinde, etkin bir biçimde alabilmesi
için gerekli düzenlemelerin acilen yapılması gerektiğini de belirtiyoruz.
Tasarının 14 üncü
maddesinde "asliye mahkemelerinin bulunmadığı ilçelerde adlî sicil
bilgileri kaymakamlıklarca verilir" hükmü getirilmek istenmektedir. Bu
düzenleme, hükümetçe uygulanan bazı ilçelerdeki adliye teşkilatının kapatılması
uygulamasının sonucu olarak getirilmektedir. Ancak, bazı ilçelerdeki
adliyelerin kapatılması uygulamasının yanlış olması gibi, adlî sicil
bilgilerinin kaymakamlıklarca verilmesi de, kuvvetler ayrılığı dikkate
alındığında, yanlış bir uygulama olacaktır.
Bu düşüncelerle, Yüce
Heyete en derin saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Tasarının tümü üzerinde
başka söz talebi?..Yok.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler...Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum
:
ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN
TASARISI
MADDE 1. - 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk
Ceza Kanununun 432 nci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 432. -
Yukarıdaki maddelerde yazılı cürümlerden birinin faili, kaçırdığı veya
alıkoyduğu kimseyi hiçbir şehevî
harekette bulunmaksızın kendiliğinden, kaçırıldığı eve veya ailesinin
evine iade eder veyahut ailesi tarafından alınması mümkün olan emniyetli diğer
bir yere getirip serbest bırakırsa 429 uncu maddede yazılı halde bir aydan bir seneye kadar, 430 uncu maddenin
birinci fıkrasında yazılı halde altı aydan üç seneye, ikinci fıkrasında yazılı
halde bir aydan altı aya kadar, 431 inci maddede yazılı halde bir seneden beş
seneye kadar hapis cezasıyla cezalandırılır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?..Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, az
önce Sayın Kılıç'ın da belirttiği gibi, bir önceki görüştüğümüz kanunda olduğu
gibi, bu 2 nci madde de birkaç bentten oluşmaktadır; o nedenle, bölüm bölüm
okutacağım. Bentler üzerinde söz talep eden sayın milletvekilleri veya gruplar
olursa söz vereceğim.
Şimdi, 2 nci maddenin
(B)'ye kadar olan kısmı bir bent olarak oluşturuldu; bu bendi okutuyorum:
MADDE 2. - A) 18.6.1927
tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun;
a) 8 inci maddesinin (I)
numaralı bendinde yer alan ve ek 3 üncü maddesine göre "dörtyüzmilyon"
olarak uygulanması öngörülen parasal
sınır "beşmilyar" lira,
b) 288 inci maddesinin
birinci ve ikinci fıkraları ile 290
ıncı maddesinde yer alan ve ek 3 üncü maddesine göre "kırkmilyon"
olarak uygulanması öngörülen parasal sınır "dörtyüzmilyon" lira,
c) 427 nci maddesinin
ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan ve ek 3 üncü maddesine göre
"kırkmilyon" olarak uygulanması öngörülen parasal sınır
"birmilyar" lira; beşinci fıkrasında yer alan ve ek 3 üncü maddesine
göre "sekizyüzmilyon" olarak uygulanması öngörülen duruşma sınırı
"onmilyar" lira; "altıyüzmilyon" olarak uygulanması
öngörülen karar düzeltme sınırı "altımilyar" lira,
d) 438 inci maddesinin
birinci fıkrasında geçen ve ek 3 üncü maddesine göre "sekizyüzmilyon"
olarak uygulanması öngörülen parasal sınır "onmilyar" lira,
e) 440 ıncı maddesinin
(III) numaralı fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan ve ek 3 üncü maddesine
göre "altıyüzmilyon" olarak uygulanması öngörülen parasal sınır
"altımilyar" lira,
f) 566 ncı maddesinin
birinci fıkrasında yer alan ve ek 3 üncü maddesine göre
"dörtyüzmilyon" olarak uygulanması öngörülen parasal sınır
"beşmilyar" lira,
Olarak değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bent üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) bendini okutuyorum:
B) 1086 sayılı Kanunun
175 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 175. - Her
sene bilumum mahkemeler ağustosun birinden eylülün beşine kadar tatil olunur."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bent üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(C) bendini okutuyorum:
C) 1086 sayılı Kanuna
aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 1. -
Bu Kanunla artırılan parasal sınırlar nedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararı
verilemez."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bent üzerinde söz
talebi?..Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çerçeve 2 nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3. - A) 4.4.1929
tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 209 uncu maddesinin
son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bu muamele
tutuklunun bulunduğu ceza infaz kurumunda cezaevi kâtibi veya bu işle
görevlendirilen personel yanına getirilerek tutanak tutulmak suretiyle
yapılır."
B) 1412 sayılı Kanunun 305 inci maddesinin (1) numaralı
bendinde yer alan "ikimilyon" ibareleri "ikimilyar"; (2) numaralı bendinde yer alan
"onmilyon" ibaresi "onmilyar" olarak değiştirilmiştir.
C) 1412 sayılı Kanunun
423 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Ceza işlerini gören
makam ve mahkemeler her sene ağustosun birinden eylülün beşine kadar tatil
olunur."
D) 1412 sayılı Kanunun
148 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?..Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, 4
üncü maddenin (A) bendini okutuyorum.
MADDE 4. - A) 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra
ve İflâs Kanununun 88 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler
eklenmiştir.
"Alınacak depo ve
garaj ücretleri Adalet Bakanlığınca belirlenir. Bu yerlerin çalışma esas ve
usulleri yönetmelikte gösterilir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Bent üzerinde söz
talebi?..Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) bendini okutuyorum:
B) 2004 sayılı Kanunun
337 nci maddesi kenar başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Malları vermeyen,
malları göstermeyen ve iflâs idaresi altında bulunma mükellefiyetine uymayan
müflisin cezası:
Madde 337. - Bu Kanunun
162, 209 ve 216 ncı maddelerine muhalefet eden müflis hakkında, iflas
idaresinin vereceği müzekkere üzerine icra mahkemesi tarafından on günden bir
aya kadar hafif hapis cezası hükmolunur."
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz talebi?.. Yok.
1 önerge var; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 623
sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 4 üncü maddesinin (B) ve (C) bentlerinin
madde metninden çıkarılması ve buna göre fıkra teselsülünün yapılması arz ve
teklif olunur.
|
|
Haluk İpek |
Mustafa Demir |
Ahmet Yeni |
|
|
Ankara |
Samsun |
Samsun |
|
|
Hasan Kara |
F. Hüsrev Kutlu |
Ali Rıza Alaboyun |
|
|
Kilis |
Adıyaman |
Aksaray |
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon?..
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Efendim, biz de katılıyoruz.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
İcra ve İflas Kanununun
337 nci maddesinde düzenlenen mal beyanında bulunmama suçunun, İcra ve İflas
Kanunu üzerinde yapılacak genel bir çalışmada ve ilgili tüm kurumlarla birlikte
değerlendirmek suretiyle yapılmasının daha uygun olacağı düşünüldüğünden,
maddeyle İİK'nın mal beyanında bulunmama suçuyla ilgili hükümlerinde değişiklik
yapan hükümlerin madde metninden çıkarılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri,
önerge, okutmadığımız (C) bendini de kapsadığı için, önergeyi, (C) bendini de
okuttuktan sonra işleme alacağım.
Maddenin (C) bendini
okutuyorum:
C) 2004 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde
eklenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 7. -
Bu Kanunla yapılan değişlikten önce yürürlükte bulunan
337 nci maddenin birinci fıkrası
hükmüne göre şikâyet edilen ve davası devam eden borçlu, bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren otuz günlük süre içerisinde mal beyanında bulunmazsa,
hakkında 76 ncı madde hükümleri
uygulanır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyonun ve Hükümetin
kararında bir değişiklik var mı?.. Yok.
Az önce okuttuğum
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 5. - 10.6.1949
tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 10 uncu maddesinin (A) ve (D)
fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz talebi?.. Yok.
1 önerge vardır;
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 623
sıra sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 5
inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.
|
|
Haluk İpek |
İrfan Gündüz |
Hasan Kara |
|
|
Ankara |
İstanbul |
Kilis |
|
|
Nusret Bayraktar |
Fehmi Öztunç |
|
|
|
İstanbul |
Hakkâri |
|
"Madde 5.- 10.6.1949
tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 10 uncu maddesinin (A) ve (D)
fıkraları ile 33 üncü maddesinin (A) ve (C) fıkraları yürürlükten
kaldırılmıştır."
BAŞKAN - Komisyon?..
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet?..
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Kanun tasarısının 5 inci
maddesiyle İl İdaresi Kanununun 10 uncu maddesinin (A) ve (D) fıkralarında yer
alan ve valiye verilen yetkiler kaldırılmakta olup, kanunun kaymakama aynı
yönde yetkiler veren 33 üncü maddesinde yeralan hükümlerin de kaldırılması
amaçlanmaktadır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 6. - 25.10.1963
tarihli ve 353 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun
205 inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (1) numaralı alt bendinde
yer alan "iki milyon" ibareleri "iki milyar"; (2) numaralı
alt bendinde yer alan "on milyon" ibaresi "on milyar"
olarak değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 7. - 21.2.1967
tarihli ve 832 sayılı Sayıştay Kanununun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının
birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Sayıştay Genel
Kurulu, Temyiz Kurulu, Daireler Kurulu ve daireleri her yıl ağustosun birinden
eylülün beşine kadar çalışmaya ara verir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, 8
inci maddede de aynı durum söz konusu. (A) ve (B) bentlerini ayrı ayrı okutup
işleme alacağız.
8 inci maddenin (A)
bendini okutuyorum:
MADDE 8. - A) 18.1.1972
tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 2 nci maddesine aşağıdaki fıkra
üçüncü fıkra olarak eklenmiştir.
"Asliye mahkemesinin
kaldırıldığı ilçelerdeki birinci, ikinci ve üçüncü sınıf noterliklerin
faaliyetleri devam eder. Bu yerlerde birden çok noterlik de kurulabilir. Asliye
mahkemesi bulunmayan ilçelerde faaliyetleri devam eden veya yeniden kurulan
aynı yargı çevresi içerisinde olup aynı belediye hudutları içerisinde
bulunmayan noterlikler hakkında 109 uncu madde hükmü uygulanmaz."
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Bent üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) bendini okutuyorum:
B) 1512 sayılı Kanunun 3
üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir
"Asliye mahkemesinin
kaldırıldığı ilçelerdeki birinci, ikinci ve üçüncü sınıf noterlikler ise
boşalmış olması halinde, Türkiye Noterler Birliğinin teklifi üzerine Adalet
Bakanlığınca kapatılabilir."
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Bent üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çerçeve 8 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi
okutuyorum:
MADDE 9. - 4.7.1972
tarihli ve 1602 sayılı Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 85 inci
maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Barışta Askerî
Yüksek İdare Mahkemesi her sene ağustosun birinden eylülün beşine kadar
çalışmaya ara verir."
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi
okutuyorum:
MADDE 10. - 12.6.1979
tarihli ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Toplantı dönemi her
yıl altı eylülde başlar, otuzbir temmuzda biter."
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
11 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 11. - A) 6.1.1982
tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 61 inci maddesinin (1)
numaralı fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bölge idare, idare
ve vergi mahkemeleri her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar çalışmaya
ara verirler."
B) 2577 sayılı Kanunun
geçici 3 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 12. - 6.1.1982
tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun 86 ncı maddesinin (1) numaralı
fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"1. Danıştay
daireleri her sene ağustosun birinden eylülün beşine kadar çalışmaya ara
verirler."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
13 üncü maddenin (A)
bendini okutuyorum:
MADDE 13. - A) 4.2.1983 tarihli
ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 28 inci maddesine aşağıdaki fıkra
eklenmiştir.
"Zamanaşımı Türk
Ceza Kanununun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının (5) ve (6) numaralı
bentleri kapsamında olan suçlara ilişkin dava dosyaları temyiz üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığınca tebliğname düzenlenmeksizin ilgili daireye
gönderilir. Daire kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının karar
düzeltme ve itiraz kanun yollarına başvurma yetkisi vardır."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
(A) bendi üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
(B) bendini okutuyorum:
B) 2797 sayılı Kanunun 56
ncı maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Adlî ara vermeden
yararlanmayanların yıllık izinleri yol süresi dahil otuzaltı gündür."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
(B) bendi üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Çerçeve 13 üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
14 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 14 - 22.11.1990
tarihli ve 3682 sayılı Adli Sicil Kanununun 5 inci maddesinin birinci
fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"Asliye
mahkemelerinin bulunmadığı ilçelerde adli sicil bilgileri kaymakamlıklarca
verilir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
15 inci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 15. - Bu Kanunun 2
nci maddesinin (B) fıkrası, 3 üncü maddesinin (C) fıkrası, 7 nci, 9 uncu, 10
uncu, 11 inci 12 nci maddeleri ile 13 üncü maddesinin (B) fıkrası 1.1.2005 tarihinde, diğer maddeleri yayımı tarihinde
yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
16 ncı maddeyi
okutuyorum:
MADDE 16. - Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Tasarı, kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın milletvekilleri,
Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz.
8.- Sağlık
Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan
ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/744) (S. Sayısı: 636) (X)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Komisyon raporu 636 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın Sami Tandoğdu;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA İ. SAMİ
TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 636
sıra sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum;
görüşlerimi belirtmeden önce Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye'de sağlık ne durumdadır; sağlık, en temel insan
haklarından birisidir. Hükümetlerin en önemli görevlerinden birisi de toplum
sağlığını daha iyi ölçütlere ulaştırmak olmalıdır. Dolayısıyla, sağlık
politikaları ve sağlık alanındaki yasal düzenlemeler, bizlerin, üzerinde önemle
durması gereken bir konudur. Peki, o zaman bu konuda birkaç rakam vermek istiyorum: Ülkemizde 1 000 bebeğin 42'si henüz 1 yaşını görmeden ölmektedir, 1 yaşına varmadan vefat
etmektedir. Bu, yılda 60 000 bebeğin ölümüdür. Bu sizce bir rakam mıdır,
istatistik midir, yoksa en derin acılardan birisi midir?
Bir doktorun en büyük
temel görevi insan sağlığını korumak ve geliştirmektir. Bir ülkeyi yönetenlerin
görevi ise, tüm toplumun sağlığını korumak, geliştirmek ve o politikaları üretmektir;
yoksa, sağlığı ticarî bir meta olarak görüp sağlıkla ilgili görevlerinden
sıyrılmak değildir. Böyle bir devlet, küçük ve esnek bir devlet değil,
görevlerinden kaçan bir devlet konumuna düşer. Sizleri, öncelikle, ülkemizin
sağlık durumuna ait fotoğrafı birlikte yorumlamaya davet ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; öncelikle sağlıkta finansmana bakalım. Türkiye
bütçesinin yüzde 2,4'ü sağlığa ayrılmaktadır. Bu oranını, Dünya Sağlık Örgütü
tarafından açıklanan rakamlara göre, Türkiye gibi ülkeler için yüzde 10-15
olması gereklidir.
Ülkemizdeki temel sağlık
sigortası, sağlık göstergelerine gelince; Türkiye'de her yıl doğan 1 500 000
bebekten 60 000 kadarı bir yıl içerisinde yaşamını yitirmektedir. Bu ölüm
tablosunda, kırsal kesimlerde bu oran daha farklıdır. Kırsal kesimlerdeki bu
oran 1,6 kat daha yüksektir. Eğitimsiz annelerin bebekleri eğitimli annelerin
bebeklerinden 1,7 kat, doğudakiler batıdakilerinden 1,8 kat daha fazla
ölmektedir. Gebelik öncesi bir kez hekim kontrolünün olması ve doğumun bir
sağlık kuruluşunda yapılması bebek ölümünü 3,3 kat azaltmaktadır.
Ülkemizde bulaşıcı
hastalıklar halen yaygındır. Bu durum su, kanalizasyon, altyapı ve gıda hijyeni
gibi yetersizliklerden kaynaklanmaktadır. Hanelerin yüzde 30'unda şebeke suyu
yoktur, yüzde 15'inde ise dere suyu kullanılmaktadır.
2001 yılında hasta olup
tedavi olamayanların oranı, en yoksul yüzde 20'lik grupta, en zengin yüzde
20'lik gruba oranla 17 kat fazladır. Buyurun, "bu tablo karşısında sağlık
hizmetlerini özelleştireceğiz ve dolayısıyla parayla satacağız" demenin
vicdanî yükünü üstlenin!
2000 yılı itibariyle,
sağlıkocağı başına düşen nüfus 11 500 civarındadır. Sağlıkocağı başına düşen
nüfus sayısı, bölgeler ve iller arasında eşitsizlik yaratmaktadır. Doğu, güneydoğu
ve büyük kentlerin yoksul bölgelerinde durum daha da vahimdir. Ülkemizde 5 800
sağlıkocağının yüzde 12'sinde doktor yoktur. 12 000 civarında sağlıkevinin
yüzde 66'sında ebe yoktur. Bu şartlar altında, bölgesel eşitlikten bahsetmek
mümkün müdür?!
Karma aşı olarak bilinen
difteri, boğmaca, tetanos aşısının eksik olarak yapıldığı çocuk oranı yüzde
10'dur. Bu oran, doğu ve güneydoğu bölgelerinde daha fazladır. Kısacası,
ülkemizde sağlıksızlığın ciddî bir sorun olduğunu görmekteyiz.
Bu belirtilen rakamlar,
ülkemizde, koruyucu sağlık hizmetlerine ve sağlık alanındaki yatırımlara
verilen önemi göstermektedir. Ülkemizde sağlıya genel bütçeden yüzde 2,4
oranında pay ayrılmakta ve koruyucu sağlık hizmetlerine bu orandan da binde 8
ayrılmaktadır. Oysa, Dünya Sağlık Örgütünün Türkiye gibi ülkeler için önerdiği
rakam ise yüzde 10'dur; bunun da, en az yarısının temel sağlık hizmetlerine
ayrılması gerekmektedir.
Hükümetimizin bu tabloya
yönelik önerileri, durumu daha da kötüye götürecektir. Kabaca söylemek gerekirse,
temel sağlık hizmetlerine kaynak aktarılmayacağı ve birinci basamak sağlık
hizmetlerinin, aile hekimliği uygulamalarıyla koruyucu hekimlik anlayışından
çıkarılıp, tedavi edici hizmet anlayışıyla halka sağlık hizmeti satılacağı
görülmektedir; çünkü, aile hekimliği, pratisyen hekimliğin tersine, tedavi
edici bir hekimlik uygulamasıdır.
Genel sağlık sigortası
ise, sağlıkta hizmet sunumunun ve finansmanının birbirinden ayrılarak, halkın
sırtına sağlık hizmetine ulaşabilmek için yeni bir maddî yük getirmektedir.
Hastanelerin birbirinden
ayırarak ve sağlıkocaklarıyla aralarındaki sevk ilişkisi kopartılarak tek
başlarına bir sağlık işletmesi haline getirilmesi, sağlık hizmeti sunumu değil,
sağlık hizmeti satışının ifadesidir. Devlet, sağlık hizmeti isteyen vatandaşına
"müşteri ol" demektedir. Devlet, sağlığı temel bir insan hakkı
olmaktan çıkarıp, sağlığı satılabilir bir ihtiyaç maddesi olarak
tanımlamaktadır. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla birlikte Sağlık
Bakanlığının taşra teşkilatlarının kaldırılması bunun en açık ifadesidir.
Turgut Özal döneminde, hastanelerde, sağlıkdışı hizmetlerin, örneğin yemek,
temizlik, güvenlik ve bilgiişlem gibi faaliyetlerin taşeron firmalara
gördürülmesiyle başlayan süreç, artık insan sağlığı hizmetinin de taşeron şirketler
tarafından gördürülmesi noktasına ulaşmıştır.
Sayın Başkan, sayın
milletvekili arkadaşlarım; Sağlık Bakanlığının 5 Mayıs 2004 tarihinde
yayımlanan Sağlık ve Yardımcı Sağlık Personeli Tarafından Yerine Getirilmesi
Gereken Hizmetlerin Satın Alma Yoluyla Gördürülmesine İlişkin Esas ve Usuller
adlı düzenlemesi, sağlık hizmetlerinin taşeron şirketlerden satın alınmasını
mümkün kılmaktadır. Çok yakın tarihimizde, bundan bir hafta önce, İstanbul'da,
Siyami Ersek Hastanesinde açılan ihale bunun en güzel örneğidir.
Devlet hastanelerinde
uygulanmaya başlayan performansa dayalı dönersermaye uygulamasıyla, hekimlere
ve sağlık çalışanlarına, hastaneye kazandırdıkları para oranında prim
ödenmektedir. Bunun en acı sonuçlarından bir tanesi de, İzmir Tepecik Göğüs Hastanesi
Tüberküloz Kliniğinin bir kısmı, kârlı olmadığı gerekçesiyle kapatılıp, yerine,
ileri teknoloji kullanımıyla daha çok gelir getiren göz kliniği açılmasıdır.
Tüberküloz, toplumun en yoksul kesimlerinin hastalığıdır. Bu insanların,
hastalıklarının tedavisi için devletten başka sığınacakları kapı, devletin
vereceği şifadan başka güvenceleri yoktur. Bu ülkede ölüm cezası kalkarken,
devlet, tüberküloz hastalarını ölüme mahkûm etmektedir. Sevgili milletvekili
arkadaşlarım, unutmayınız ki, tüberküloz bulaşıcıdır. Sayın milletvekilleri,
kendinizi de tüberkülozdan korumaya gayret gösterin ve tedbirlerinizi almaya
başlayın.
Sağlık Bakanlığı,
24.6.2004 tarihinde, yeni bir Atama ve Nakil Yönetmeliği çıkarmıştır. Bu
yönetmelikte amaç şudur: Personelle ilgili tüm atama ve nakilleri, çağdaş insan
kaynakları yönetimi, etkili ve verimli istihdam politikalarıyla, sağlık
hizmetlerinin ülke genelinde dengeli dağılımını sağlamaktır. Bu yönetmelikte,
ülkemizin illeri, A, B, C, D şeklinde dört gruba ayrılmıştır. Atamalarda,
çalışılan yerin özelliklerinin ve meslekî yeterliliğin gözönüne alındığı bir
hizmet puanı esası getirilmiştir. Bu hizmet puanları hesaplarına fazla
değinmeyeceğim; fakat, görülmektedir ki, puanları en az ve meslekî yetenekleri
en düşük seviyedeki personelin, koşulları en kötü kabul edilen D grubu illere
atanması sonucunu doğuracaktır. Bu
hizmetin dengeli dağılımından bahsetmek mümkün değildir.
Sayın Başkan, sayın
milletvekili arkadaşlarım, Ordu, Tokat, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gümüşhane, Van,
Muş, Kars, Yozgat, Bingöl, Bitlis, Siirt ve Adıyaman'ın değerli
milletvekilleri; sizlere sesleniyorum, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı,
temsil ettiğiniz illeri, bu yönetmelikle, sürgün bölgeler haline getirmiştir.
Bu, resmî bir belgedir ve dileyen, bu yönetmeliğin 24 üncü maddesini açar ve
okur; bende çok miktarda var, sizlere dağıtabilirim.
Sağlık Bakanlığının nasıl
bir açıklama getireceği bence de çok merak konusudur; sizlerin de merak edeceği
düşüncesindeyim. Dolayısıyla, ülkenin her yerine doktor gönderme idealizmini
her fırsatta ortaya koyan Sayın Sağlık Bakanı, aslında samimî olmadığını bu
yönetmelikle göstermektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; şu anda Mecliste görüşülmekte olan Sağlık Hizmetleri
Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısını, Türkiye'deki
sağlık hizmetlerine ilişkin olarak şimdiye kadar belirttiğim temel veriler ve
nedenler üzerinde açıklamaya devam edeceğim.
Bu kanun tasarısında
yapılmak istenilen değişiklik şudur: Sağlık Bakanlığına verilen Hazine mülkiyetindeki
taşınmazlar ile Sağlık Bakanlığının bünyesinde kullandığı taşınmazlardan
gerekli görülenlerin mülkiyetinin Hazineye bedelsiz devrini içererek, 1050
sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun 24 üncü maddesine bağlı olmaksızın taşınmaz
malların satışında Maliye Bakanlığına yetki verilmiştir.
Yapılan bu değişiklikle,
1050 sayılı Kanunun taşınmaz mallarla ilgili 24 üncü maddesindeki "değeri
yüksek olan Hazine taşınmaz malları, ancak Bakanlar Kurulu kararı veya yasayla
satılabilir" ibaresi istisna tutulmuş ve bu hak Maliye Bakanlığının
yetkisine bırakılmıştır. Bu durumda, taşınmaz malların satışı sonucu elde
edilecek gelirin nerelerde kullanılacağı konusundaki şeffaflığı ve denetimi
yitirilmektedir.
Bu değişiklikle ilgili
diğer bir sorun, kanun tasarısının hazırlanmasında gerekçe olarak, 479'u bulan
ve halen devam eden yatırımlar öne sürülmüş ve taşınmaz malların satışı sonucu
yeni yatırımlara kaynak olacağı belirtilmiştir. Devlet, demin saydığım
sorunların çözümünü, binaları satarak gelecek parayla sağlayacaksa, buyurun,
hemen satın. Eğer, bu, 60 000 çocuğun, bebeğin ölümünü engelleyecekse, buyurun
satın. Bu ne kadar gerçekçi bir gerekçedir, tüm milletvekillerinin ve bütün
Türkiye Halkının takdirine bırakıyorum.
Ayrıca, kanun
tasarısında, hangi bölgelerdeki yatırımlara kaynak aktarılacağı
belirtilmemiştir ve üstü kapalı olarak geçiştirilmiştir.
Fonksiyonelliğini
yitirmiş taşınmaz malların satışı sonucu elde edilecek gelir, hem kontrolsüz
kalacak hem de gerekli yatırımlara aktarılmamış olacaktır. Taşınmaz malların
satışıyla yatırımlara kaynak aktarmak fikri gibi geçici çözümler yerine, genel
bütçe ödeneklerinde Sağlık Bakanlığına ayrılan payın artırılması şarttır.
Bu yasa tasarısının diğer
bir olumsuz yanı da şudur: Sağlık Bakanlığına tahsis edilmiş olan taşınmazların
satışı sonucu elde edilecek gelirin Sağlık Bakanlığı bütçesine gelir
kaydedilmesi durumunda, sağlanacak gelirin, konjonktüre bağlı olarak, sağlık
hizmetlerine aktarılmasının güç olacağı görülmektedir.
Ayrıca, belirtilen
değişikliklerde, fonksiyonelliğini yitirmiş taşınmazlardan kastın ne olduğu,
hangi taşınmazların satılıp hangi yatırımların finansmanında kullanılacağı ve
öncelik sıralamasının ne olacağı belli değildir.
Ayrıca, kanun
tasarısında, satış sonrası elde edilecek gelirlerin 1,5-2 katrilyon kadar
olacağı belirtilmiş ve bunun da nasıl hesaplandığı belirtilmemiştir. Onsekiz
aydır, milletvekilleri lojmanlarından kaç tanesini sattık ve bu gelirleri
nerelere kullandık ki, biz, bu parayı sağlık hizmetlerinde nasıl
değerlendireceğiz, bu sattığımız taşınmazlarla?!
Ayrıca, 2004 yılında
sağlıkevlerinin ve ocaklarının onarımı için, bütçeden, 43 trilyon lira gibi
komik bir ödenek ayrılmıştır. Bunların pek çoğunun işler vaziyette olmadığı ve
personeli bulunmadığı için, kısa zamanda yeniden onarımının gerekli olacağını
gördüğümüz sağlık ocaklarına harcanacağı söyleniyor. Bu açıdan da, yapılan
kaynak aktarmalarında, kaynakların doğru ve etkin kullanılmadığı da bariz bir
şekilde ortadadır.
Özellikle son yıllarda,
özelleştirme politikaları sonucunda, kamuya ait kurum ve kuruluşların
etkinsizleştirildiği ve bu sayede özel sektörün bu alanlara girmesi için
çalışmalar yürütüldüğü görülmektedir. Bu çalışmalar, şu anda incelediğimiz
kanun tasarısında etkin olmayan taşınmaz malların devriyle kendisini
göstermektedir.
Bu tasarıyla ilgili
önerimiz şudur: Bu açıdan incelediğimizde, etkin olmayan sağlık kuruluşlarının
devri yerine, o kuruluşların çağdaşlaştırılmasını ve etkinleştirilmesini
amaçlayan çalışmalar yapılmalı ve kanun tasarıları hazırlanmalıdır.
Bu kanun tasarısında,
sağlık hizmetlerinin, halkın beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde
yerine getirilmesinde özel sektörle işbirliği yapılması ve görev paylaşımında
bulunulması vurgulanmış; ancak, bu paylaşım ve işbirliğinden neyin kastedildiği
ve ne ölçüde yardım alınacağı belirtilmemiştir.
Buradan şu
anlaşılmaktadır ki, yukarıda sakıncalarını açıkça belirttiğim aile hekimliği
modellerinin getirilip bu tasarıya sıkıştırılması, özel sektörün bu alanlara
hangi yollarla gireceği konusunda çok ciddî bir ipucu vermektedir. Aile
doktorluğu modeli, bizim Sağlık Bakanlığımızın mucizevî bir buluşu değildir
arkadaşlar. Bize getirilmek istenen model, daha önce Dünya Bankası tarafından
başka ülkelere de getirilmiştir. Siz, bu modelin getirildiği Bulgaristan'da,
bütün sağlık temel göstergelerinin daha bozulduğunu, halkın para ödemeden doğru
dürüst bir sağlık hizmeti alamadığını ve aile doktorlarına halk arasında
"insan tüccarı" denildiğini biliyor musunuz! Bu hükümet, bu modeli
getirirken, denenmiş ve çökmüş bir uygulamayı, bir mucizevî çözüm olarak
gözümüzün içine baka baka yutturmaya çalışmaktadır. Kimsenin, Türk Halkına ve
Türk hekimlerine bunu reva görmeye hakkı yoktur. Hepinizi, bu sistemin
uygulandığı ülkelerin sağlık verilerini incelemeye ve sonra bunu halka
anlatmaya çağırıyorum.
Kanun tasarısında bir
diğer göze çarpan gerçek şu: Taşınmaz malların satışından elde edilecek gelirle
deprem bölgelerinde bulunan mevcut hizmet binalarının onarımı ve depreme karşı
korunmasını içeren gerekçedir. Bu gerekçede, depremden zarar gören hizmet
binaları belirtilmemiş olup, hepimizin de anlayacağı gibi, 1,5-2 katrilyon lira
gibi bir gelirin getireceği bir satışla buralara hiçbir şey yapılamayacağı
ortadadır.
Değerli arkadaşlarım,
yapılan çalışmalar gösteriyor ki, değişimin arkasında farklı amaçlar
yatmaktadır. Bu nedenle, sağlık konusunda bir gelişme sağlamak istiyorsak, bu
halkın ihtiyaçlarını IMF ve Dünya Bankasına sormaktan vazgeçip, kamu
kurumlarını, kendi ihtiyaçlarımıza göre, etki altında kalmadan modernize
etmemiz gerekir. Vatandaş ile devlet arasında bir hizmet sunumundan da öte, bir
diyalog, bir iletişim olan sağlık hizmetinde devleti susturmamamız, vatandaşı
küstürmememiz, sağlık çalışanlarını da mağdur etmememiz gerekmektedir. Bunu,
kamuya ait kurumları satarak, sağlık personelini sözleşmeli ve işgüvencesiz
çalışmaya zorlayarak gerçekleştiremeyiz. Türkiye'de eğer gerçek anlamda sağlık
reformu yapılmak isteniyorsa, sağlık çalışanları ve örgütlerinin dinlenilmesi,
hesaba katılması ve kendileriyle diyalog kapılarının kapatılmaması
gerekmektedir.
Sadece bir milletvekili
sıfatıyla değil, ayrıca bir doktor olarak da konuşuyorum; halkımızın sağlık
hakkını savunmak, bir milletvekili olarak görevim olduğu kadar, bir doktor
olarak benim meslek onurumun gereğidir. Sağlık hizmetlerini serbest piyasa
mantığıyla pazarlamak doktorluk etiğinde yoktur ve olamaz. Ekonomik
darboğazlar, insanların sağlığı ve hatta canlarını feda ederek de aşılamaz.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Tandoğdu.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına, Ağrı Milletvekili Sayın Kerim Yıldız; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
MEHMET KERİM YILDIZ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık
Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Hakkında
AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Konuşmama geçmeden önce,
2 Temmuzda ilimiz Ağrı'nın Doğubeyazıt İlçesine bağlı köylerimizde meydana
gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara
acil şifalar ve tüm Ağrılı hemşerilerimize başsağlığı diliyorum. Allah,
halkımıza böyle acıları bir daha göstermesin.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri, sağlık, iniş ve çıkışlarla dolu hayat serüvenimizin biyolojik
ve psikolojik açıdan iyi olması ve bu iyilik halinin devam etmesiyle olur,
anlam kazanır. Yeryüzünde var olan her insanın bu iyilik haline sahip olma
amacı ve hakkı vardır. Bu hakkın korunmasında bireylerin sorumlulukları gözardı
edilemez; ancak, sosyal devlet ilkesi çerçevesinde, devletin aslî görevlerinden
birinin vatandaşların sağlıklı yaşama haklarını korumak olduğu gerçeğini
hatırdan çıkarmamalıyız. AK Parti Grubu olarak, bu sorumluluğumuzun
bilincindeyiz.
Günümüzde insan hakları
kavramı bütün sosyal değerlerin önüne geçmiş, böylece insanın gerçek değerini
bulma yolunda önemli ve tarihî bir gelişme sağlanmıştır. Esasen medeniyetin
ölçüsü de, çevrenin insana göre düzenlenmesinde gösterilen başarıyla eşdeğer
hale gelmiştir.
Hiç şüphesiz, insanın en
doğal hakkı yaşamak, yaşamanın en güzeli de sağlıklı yaşamaktır. Bu bağlamda,
gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda, sağlık hizmetleri özel bir önem ve
öncelik arz eder; ancak, sağlık hizmetlerinin, toplumun istek ve ihtiyaçlarına
cevap verebilir bir nitelik kazanabilmesi için, arz-talep dengesinin gerçekçi
biçimde sağlanması zorunludur. Bu dengenin sağlanması da, doğru tespitler ve bu
tespitlere dayalı organizasyonlarla mümkündür.
Dünyadaki bütün
demokratik sistem ve organizasyonlar, temelde sağlıklı birey ve bu bireylerden
oluşan bir toplum gerçekleştirmeyi hedef alır. Zira, güvenliğin, gücün,
istikrarın, refah ve mutluluğun temelinde, ruh ve beden sağlığı yerinde olan
bireyler ve toplumlar vardır.
Gerek düzenleme gerekse
denetleme çalışmalarında olumlu sonuçlara ulaşılabilmesi için mevcudun
bilinmesi ve rasyonel ölçülerle değerlendirilmesi, eksik kalan ve ihtiyaç
duyulan alanlarda ise, yeni ihdas ve ilavelerin yapılması gereklidir. Bütün
bunlar için de, hareket noktasının sağlıklı bir veri tabanı olması zorunluluğu
bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bilindiği gibi, Anayasamızda devletin sosyal devlet niteliği
belirtilmiş ve devlete, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde
sürdürmesini sağlamak ve bunun için sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp
hizmet vermesini düzenlemek görevi verilmiştir.
Bu bağlamda, sağlık
hizmetlerinin, ülkemizin öncelikleri gözönünde bulundurulmak suretiyle daha
kaliteli, verimli, modern çağın gereklerine ve ülkenin uzun vadeli kalkınma
hedeflerine uygun olarak, gelişmeye açık
bir şekilde sunulabilmesi amacıyla çağın koşullarına uygun kanunî
düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
Bu çerçevede, sağlık
hizmetlerine ayrılan sınırlı kaynaklara ilave olarak, ihtiyaçların had safhada
bulunduğu bu alanda gerekli ve yeterli kaynağın temin edilmesi son derece önem
arz etmektedir.
Bu tasarı ve gerekçesi
incelendiğinde, Sağlık Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazlar
ile Sağlık Bakanlığı kullanımında bulunan diğer taşınmazlardan gerekli
görülenlerin mülkiyetinin Hazineye bedelsiz devrinden sonra, Sağlık
Bakanlığıyla mutabık kalınarak tahsislerinin kaldırılması öngörülmektedir.
Sağlık kurum ve
kuruluşlarının artan hasta potansiyeli, hastalık profillerinin değişmesi,
birçok hastalığın teşhis ve tedavisinde ileri teknoloji ürünü olan tıbbî
cihazların kullanılması, hasta potansiyelinin büyük kent merkezlerindeki
hastanelere yönelmesi, Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi olanlara Sağlık
Bakanlığına bağlı hastanelerde tedavi imkânı sağlanması neticesinde, sağlık
hizmetleri ile sağlık kurumlarının bölgesel bazda yapılandırılması ihtiyacı
doğmuştur.
Burada, sağlık
hizmetlerine tahsis edilmiş, fakat çeşitli sebeplerle fonksiyonelliğini
yitirmiş taşınmazların, hizmetin gerçekleştirilmesine azamî katkıyı sağlayacak
duruma getirilmesi, halen devam eden yatırımların bir an önce tamamlanarak
hizmete sunulması, deprem bölgelerinde bulunan mevcut hizmet binalarının
depreme karşı güçlendirilmesi, yeni yatırımların ivedilikle tamamlanması ve
sağlık hizmetlerinin finansmanında yaşanılan zorlukların aşılması
amaçlanmaktadır.
Bu amaçların
gerçekleştirilmesine yönelik olarak yapılacak satış işlemlerinin 1050 sayılı
Muhasebei Umumiye Kanununun 24 üncü maddesine tabi olmaması öngörülmektedir.
Tasarının yasalaşmasıyla, bir yandan, Hazineye ait olup Sağlık Bakanlığına
tahsisli taşınmazların satışı yoluyla elde edilecek gelirin sağlık alanındaki
yatırımlarda kullanılması, diğer yandan, Sağlık Bakanlığına ait hastanelerin
tıbbî donanımlarının satın alınması sağlanacaktır.
Hükümetimizin işbaşında
olduğu süre içerisinde, iyi yönetimle, pek çoğu icralık olan hastaneler bu
durumdan kurtarılmış, yolsuzluklar ve israf mümkün olduğu ölçüde azaltılmıştır.
Bir sistem oturtma çabası içerisinde bulunan Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla birlikte yürütülen genel sağlık sigortasıyla
ilgili çalışmalar tamamlanarak en kısa zamanda kamuoyuna açıklanacak ve pilot
illerde, özellikle doğu ve güneydoğu illerinde uygulaması başlatılacak olan
aile hekimliğiyle ilgili tasarı da yakında Genel Kurula sunulacaktır. Sağlık
hizmetlerinin halkın beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yerine
getirilmesinde özel sektörle işbirliği yapılacak ve görev paylaşımına
gidilecektir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sağlık hizmetleri konusunda standartların Sağlık Bakanlığınca
belirlenmesi ve planlanması kaydıyla, yürütme noktasında yerel yönetimlere
yetki verilmesi ve bu hizmetlerin en uygun ve etkin yöntemlerle yapılması
sağlanacaktır.
Konuşamama son verirken,
bu kanun tasarısının hayırlara vesile olması dileğiyle, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Yıldız.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA
DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1. - 7/5/1987 tarihli
ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
EK MADDE 2. - Sağlık
Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki taşınmazlar ile Sağlık Bakanlığı
kullanımında bulunan diğer taşınmazlardan gerekli görülenlerin, mülkiyetinin
Hazineye bedelsiz devrinden sonra, Sağlık Bakanlığı ile mutabık kalınarak
tahsislerini kaldırmaya ve 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun 24 üncü
maddesine bağlı olmaksızın satmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
Satış bedelleri bütçeye
gelir kaydedilir. Sağlık kurum ve kuruluşlarının yapımı, onarımı ve donatımı
ile tıbbi araç ve gereçlerin alımında kullanılmak üzere Sağlık Bakanlığı
bütçesine gerekli ödenek öngörülür.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Neşşar;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET
UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan 636 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesi üzerinde konuşmak üzere
söz aldım; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
burada, Sağlık Bakanlığının taşınmazlarının elden çıkarılmasıyla ilgili bir
yasayı görüşüyoruz ve gerekçede, eksik kalmış çok sayıda yatırımın tamamlanması
ve binaların depreme karşı dayanıklılığının artırılması için kaynak ihtiyacı
olduğundan söz ediliyor. Yine, gerekçede, Anayasanın 2 nci maddesi gereği
sosyal devlete atıf yapılıyor.
Değerli milletvekilleri,
ben, burada, size gösterilen amaçla hedeflenenin aynı olmadığını iddia etmek
için karşınızda bulunuyorum. Burada -gerçi elimize dağıtılan tasarının
gerekçesinde 1,5 trilyon yazılmış, ama- 1,5-2 katrilyon kadar bir kaynak temin
edileceğinden ve bu kaynağın demin bahsettiğim amaçlar için kullanılacağından
söz ediliyor. Aslında, esas amaç tabiî ki bu değil. Esas amaç, sosyal devleti
yok etmek -gerekçenin ilk satırında dile getirilen, atıf yapılan Anayasanın 2
nci maddesinin gereğine ters düşecek bir şekilde- sağlığı kamu görevi olmaktan
çıkarmak ve kişilere rant sağlamak.
Şimdi, ben, dilim
döndüğünce, size, bunun nasıl olduğunu anlatmaya çalışacağım. Bir kere,
Anayasaya göre de, bizim inancımıza göre de, sağlık, bir kamu görevidir ve
sağlık hakkı insanların vazgeçemeyeceği temel haklarındandır ve bunu devlet
karşılamakla görevlidir; bunu, ister hizmet satın alarak yapar ister kendi
teşkilatıyla yapar; ama, siz, yerine doğru dürüst bir şey koymadan, herhangi
bir kaynak da oluşturmadan, Kamu Yönetimi Yasası Tasarısıyla sağlık teşkilatını
yok ediyorsunuz.
Arkasından, şimdi, bu
yasayla, taşınmaz malları satarak, hizmet verebilme olanaklarını ortadan
kaldırıyorsunuz. Özelleştirme yaparak, sağlık hizmetlerini devletin görevi
olmaktan çıkarıyorsunuz, kamu alanı dışına çıkarıyorsunuz ve özellikle de
hizmetleri ikinci basamakta sunarak, koruyucu sağlık hizmetlerini, temel sağlık
hizmetlerini dışlayarak, bunlara kaynak ayırmayarak, devletin yapması gereken
temel görevden vazgeçiyorsunuz. Bunu yaparken bütçeye kaynak koymuyorsunuz.
Sağlık Bakanlığı bütçesi,
yıllardır tartışılır, yıllardır dile getirilir. Şu anda bir gerekçe var; çünkü,
Sayın Bakan "biz, sağlık hizmeti vermeyeceğiz, satın alacağız" diyor;
ama, neyle satın alacağını da, dilerim ki, gelir, burada, bize anlatır. Bütçeye
kaynak koymuyorsunuz. Şimdi de, tıpkı müflis bir tüccar gibi, elinizde ne var
ne yok bunları satıyorsunuz. Satarken neyi satacağınızın listesini
yapmamışsınız ya da yapmışsınız; ama, bize bildirmiyorsunuz. Kaynağı genel
bütçeye ekliyorsunuz, sağlık bütçesine ekleneceğine dair bir şey
söylemiyorsunuz ve en güzel, bence, en çarpıcı tarafı da, Maliye Bakanına,
yani, Sayın Kemal Unakıtan'a emanet ediyorsunuz. Bu, giden paranın, bana göre,
bir daha geriye gelmeyeceğini de göstermektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sağlık hizmetinin temel olmazsa olmazlarının başında bunun
finansmanının nasıl sağlanacağının gelmesi gerekiyor. Bugünkü çağda, karşılığı
olmadan yapılan hiçbir hizmetten sonuç almanız mümkün değil.
Sağlığın finansmanı
konusuna gelince de, sürekli sosyal güvenlik şemsiyesinden, genel sağlık
sigortasından ve vatandaşların bu şemsiyenin altına alınacağından söz ediliyor.
Siz, böyle bir şemsiyeyi oluşturmadan, ne yaparsanız yapın, isterseniz bütün
malınızı mülkünüzü satın, yine, sağlık hizmetini sürdürülebilir bir şekilde
sunma olağanına sahip olamazsınız. Bu, Sağlık Bakanlığının tüm uygulamaları
için geçerli; yani, doktorlara ödenecek dönersermaye gelirinin kaynağı da yok,
eczanelere olan borçların kaynağı da yok, her yıl sosyal güvenlik kuruluşlarına
-geçtiğimiz sene 13,5 katrilyon, bu sene 20 katrilyon düşünülüyor- para
aktarıyorsunuz.
Geçen gün, Sayın Çalışma
Bakanının açıkladığı -iyi niyetle çalıştıklarını düşünüyorum- kanun
tasarısında, ancak daha emeklilik sigortalarının bir araya getirilebilmesinin
başlangıcına geldiğinizi görüyoruz. Dolayısıyla, kısa bir gelecekte, bir sağlık
sigortası sağlama olanağınız yok. Gelir dağılımını düzeltmemişsiniz. Takdir
edersiniz ki, şu anda, Türkiye'de ister katma bütçeden finansman sağlamaya
çalışın ister sigorta primleriyle finans sağlamaya çalışın, her halükârda, sadece
sabit gelirliden, dargelirliden kaynak temin edebiliyorsunuz. Dolayısıyla,
bugünkü koşullarda hangi yöntemi kullanırsanız kullanın, ister genel bütçeyi
kullanın ister sigorta primlerini kullanın, dönüp dolaşıp vatandaşın sırtına
yüklediğiniz bir finansman sistemi var; yani, sloganlarla konuşmayı sevmiyorum;
ama, fakire finanse ettiriyorsunuz, herkes bundan yarar sağlıyor. Bunu
değiştirmeden, ne yaparsanız yapın, sonuç almanız mümkün değil.
Dolayısıyla, her zaman
söylediğimiz bir temel doğru var; o da, sağlığın, Sağlık Bakanlığından daha
yukarıya hükümet politikası haline getirilmesi ve bir genel hükümet politikası
olarak tek elden vergi adaletinin sağlanması ve gelir dağılımının düzenlenmesi,
vergi kaçaklarının önlenmesi, kayıtdışı ekonominin kapatılmasına kadar giden
bir süreç içerisinde ele alınması gerekiyor. Biz öyle yapmıyoruz, mallarımızı
satıyoruz. Satalım, kime satacağımız belli değil, kaça satacağımız belli değil,
kaça satacağımız belli değil. Sadece, toplam bir rakam söyleniyor. Burada çok büyük
ihtimalle birtakım insanlara -bazı diğer uygulamalarda, artık, görmeye iyice
alışık olduğumuz biçimde- birtakım kişilere, birtakım kuruluşlara ucuz fiyatla
devredileceği düşüncesini taşıyorum. Dolayısıyla, yurttaşa, vatandaşa hizmet
etme olanağı olmayan bir uygulamayla karşı karşıya kalıyoruz. Dediğim gibi, bu
kazanacağımız paranın sağlık hizmetlerine ayrılacağına dair de herhangi bir
ipucu bu yasa tasarısında yok.
Sonuçta, dönüp dolaşıp,
yılardır, Türkiye'nin sağlık sisteminin sorunu olan yere geliyoruz; parası olan
parası olduğu kadar hizmet alıyor, parası olmayan sürünüyor, maalesef
sürünüyor, kötü hizmet alıyor, hiç alamıyor ve büyük reform iddialarıyla ortaya
çıkan AK Parti Hükümeti ve AK Partinin vitrine koyduğu sağlık sistemiyle ilgili
projeleri de, maalesef, bunları değiştirmekten âciz.
Bildiğiniz gibi bugüne
kadar yapılan uygulamaların hiçbirisinden somut bir sonuç alınamadı. Sözgelimi,
hastanelerin ortak kullanılması projesi sigortalı hastaların devlet
hastanelerine yığılmasıyla sonlandı. Neden sonlandı; çünkü, bizim hasta
davranışımızı gözönüne almayan ve belirli bir plan içerisinde olmayan bir
uygulamayla işe başladığınız zaman, eskiden sigorta hastanesinin
polikliniklerini dolaşan bir hasta, bugün, sigortayı dolaştıktan sonra bir de
devlet hastanesine gidiyor; olay, devlet hastanelerine sigortalıların yığılması
şeklinde tecelli etti.
Dediğim gibi, burada,
parası olanın hizmet aldığı, olmayanın kaderine terk edildiği bir düzenin devam
ettiğini görüyoruz. Bunun çıkışıyla ilgili herhangi bir ipucu göremiyorum;
dolayısıyla, sözümün de başında da söylediğim gibi, bu kanun tasarısının, bu
getirilen değişikliğin yine sömürüye hizmet edeceğini, vatandaşa hizmet
etmeyeceğini düşünüyorum, halktan yana olmadığını düşünüyorum ve bunu yaşayarak
her birimiz vicdanlarımızda göreceğiz.
Son olarak, bir de bu
sağlıkta yapılan uygulamaların, AK Partinin vizyonunu çok iyi yansıttığını
düşünüyorum ve onu dile getirerek bitirmek istiyorum. Yani, buna
"postmodern siyaset" diyorlar galiba; söylediğinizin tam tersini
yapıyorsunuz ya da yapacağınızın tam tersini söylüyorsunuz. "Halktan
yanayız" diyorsunuz, halka tam karşı davranıyorsunuz. "Bilgisayarla
atamalar yapacağız" diyorsunuz, bütün, belirli bir grubun kadrolaşması
şeklinde bir uygulama yapıyorsunuz. Bunu dile getirmekten vazgeçmeyeceğim, bir
kere daha burada dile getirdim, tekrar dile getireceğim. Sağlık Bakanlığı
Müsteşarımızı bir hastaneye şef olarak atıyoruz, hiç gitmiyor o hastaneye.
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcımızı bir başka hastaneye şef diye atıyoruz,
hiç gitmiyor o hastaneye. Millî Eğitim Bakanlığımızın Müsteşar Yardımcısını,
bir hastaneye hukuka aykırı olarak atıyoruz, hiç gitmiyor o hastaneye ve biz,
memleketin sağlık hizmetlerini düzelteceğimizden, sağlık sistemini
düzelteceğimizden söz ediyoruz!.. Bu, bana göre, hiç inandırıcı değil. Hesaba
kitaba dayanmayan, karşılığı olmayan, iyi planlanmamış işler yaparak da, yine
AK Partinin uygulamalarına güzel bir örnek teşkil ediyor Sağlık Bakanlığının
uygulamaları.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Neşşar.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR
(Devamla) - Teşekkür ederim.
Biz, bu yasa tasarısına
tabiî ki katılmıyoruz, aleyhte oy kullanacağız.
Hepinize sevgilerimi,
saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Neşşar.
Şahsı adına, Malatya
Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu; buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Size bir hikâye
anlatacağım. Bundan beş yıl önce, Sağlık Bakanlığınca "Malatya-Arapkir'de
sağlık meslek lisesi açacağız, bize bir bina hediye eder misiniz" denildi;
biz de, derhal dedik. Denizli'de, Halit Polat diye bir kardeşime rica ettim ve
Halit, babanın adına bir okul yapacaksın dedim; o da, tek kelime etmedi
"derhal" dedi. O zamanın parasıyla, 400 milyar lira civarında bir
para vererek, Arapkir'de, babasının adına bir sağlık meslek lisesi yaptırdık;
arsası dahil, binası dahil, iç donanımı dahil, bir kuruş para harcamaksızın
Bakanlıktan. Aradan iki yıl geçti, bir talimat: "Bu okulu
kapatıyoruz..." İşte, sağlık meslek lisesindeki...
SELAMİ UZUN (Sivas) - O
zaman, "bizim oraya da okul açalım, bizim oraya da okul açalım"
denildi. O okullar öyle olmadı mı?..
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Beyefendi, bir dakika... Ama, bir dakika... Tamam...
SELAMİ UZUN (Sivas) -
Öyle olmadı mı?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Bir dakika... Ama, müsaade eder misin...
Kapatıyoruz, tamam;
Bakanlığımızın öğrenci programı böyleyse, buna da saygı duyduk. Üç yıldır
içinde kuşlar ötüyor. Bina yıkılmak üzere. Üç yıldır yalvarıyoruz. Ne bakan
var, ne bu binayı... Diyoruz ki "devret, sağlıkocağı yap." Diyoruz ki
"Millî Eğitime devret." Diyoruz ki "belediyeye devret."
Hayır... Ben, bunu yirmi aydır defalarca ilgili Bakanlığımda gündeme getirdim;
ama, şimdi, herhalde bu yasayla bir yere devredecekler. Bu ne oluyor biliyor
musunuz: Bağış yapan insanların bağış zevkini yok ediyor, bağış heyecanını yok
ediyor. Ben, şimdi, bir müzekkere hazırladım, bir önerge, ne olursunuz, ben
bakanlığa veriyorsam bir şeyi kullanması amacıyla, kullanmıyorsa bakanlık,
onuruyla bu kişilere iade edelim; o da gitsin başka bir yere hayretsin.
Hepinize saygılar
sunuyorum.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Aslanoğlu.
Şahısları adına, Iğdır
Milletvekili Sayın Dursun Akdemir; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) -
Sayın Başkan, yerimden konuşayım.
BAŞKAN - Sayın Akdemir,
buyurun kürsüden konuşun.
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben, yerimden kısa bir açıklama yapmayı arzu ediyordum; ama, Sayın Başkan
kürsüye davet ettiler; teşekkür ediyorum Sayın Başkana.
Sağlık Hizmetleri Temel
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesiyle
getirilen ek madde 2'de, Sağlık Bakanlığı kullanımında bulunan diğer
taşınmazlardan gerekli görülenlerin Maliye Bakanlığına aktarılması düşünülüyor.
Burada bir tanım yok, gerekçede açıklama yok. Ben, Sağlık Bakanlığı ve
kadrosunun bu tasarıyı çok samimiyetle hazırladığına inanıyorum, kendilerinin
niyetini yakından biliyorum; ancak, bazı aksaklıkların ortaya çıkacağını
buradan hatırlatmak istiyorum.
Hazinenin dışında,
Bakanlığın kullanımındaki taşınmazlar, acaba, il özel idaresine mi ait,
şahıslara mı ait, vakıflara mı ait, derneklere mi ait, belediyeye mi ait? Bu
konu, karmaşık bürokratik ilişkilere neden olacaktır; o nedenle, bu tasarı
geçmeden önce bu ayrıntıların çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Üstelik, bu
taşınmazlar Hazinenin değilse -ki, bu
saydıklarımın dışında- kime ait olduklarının açıkça belirtilmesi lazım; eğer
bunlar açıklanmazsa, açıkça Anayasanın ihlali anlamına gelecek, mülkiyet
hakkının bir elden bir ele zorla devredilmesi durumu ortaya çıkacaktır, o
nedenle hukuk devleti ilkeleri zedelenecektir; onun için, bu konunun üzerine
eğilinmesini temenni ediyorum.
Bir örnek vermek
istiyorum. Sosyal Sigortalar Kurumu, sağlık hizmetlerinin tek elde toplanması
nedeniyle Sağlık Bakanlığına aktarılacaktır. Şu anda, İstanbul'daki Vakıf
Gureba Hastanesi, Sosyal Sigortaların hizmetinde; Sağlık Bakanlığına geçince,
acaba, Sağlık Bakanlığı bu hastaneyi satmak istediği zaman -Sosyal Sigortalarla
anlaşması bitince- ne olacak? Ya da, şu anda, Haseki Hastanesi belediyenin
elinde mi; Sağlık Bakanlığı ile belediye arasında yıllardan beri sürüp giden
bir sürtüşme var. Haseki Hastanesi de, yıllar önce bir vakıf hastanesi olarak
kurulmuş. Dolayısıyla, bu çelişkilerin düzeltilmesi açısından konunun
değerlendirilmesi lazım.
Ayrıca, 1,5-2 trilyon
tutarında bir getiri hesaplanmış. Kendileriyle de görüştüm, bunun muhtemelen
1,5-2 katrilyon şeklinde olduğu ifade edildi. Öyle olduğunu kabul etsek dahi,
Türkiye genelinde Sağlık Bakanlığının elinde bulunan taşınmazların Maliye
Bakanlığına devredilmesinden, Sağlık Bakanlığının, sadece bir yıllık bütçesinin
yaklaşık olarak, beşte ya da altıda 1'i oranında bir tasarruf sağlanıyor ki,
bu, Türkiye genelinde tamamlanmamış 476 sağlık kuruluşunun eksiğini
karşılayamaz, yetersiz bir gelir kaynağıdır. Dolayısıyla, böyle yetersiz bir
gelir kaynağıyla uğraşacağımıza, Türkiye genelinde genel sağlık sigortası
getirilerek, Türk insanının sağlığını garanti edecek bir gelir kaynağının
garanti edilmesi lazım. Kısa süreli, çok az bir kaynak için bu yasal
değişikliğin -kendi içerisinde hukuksal birsürü çıkmazı da taşıyarak-
yapılmasının, hukuk açısından sakıncalar yaratacağını bildirmek istiyor ve Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Akdemir.
Madde üzerinde verilmiş 1
önerge var, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 636
sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkranın
eklenmesini arz ederiz.
|
Ferit Mevlüt Aslanoğlu |
Yaşar Tüzün |
Ramazan Kerim Özkan |
|
|
Malatya |
Bilecik |
Burdur |
|
|
|
|
Ali Arslan |
|
|
|
|
Muğla |
|
BAŞKAN - Önergede 4 imza
var.
V. HAŞİM ORAL (Denizli) -
Affedersin atlamışız, ben imzalayacaktım; imzalayayım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, önergenin imzaları tamamlanmıştır.
Son imza sahibinin ismini
ve önergenin okunmamış kısmını okutuyorum:
V.
Haşim Oral
Denizli
"Bakanlığın
kullanımı için şartlı bağış yapan kişilerin taşınmazları amacına yönelik
kullanılmaması halinde kişilere iade edilir."
BAŞKAN - Komisyon?..
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
Sayın Aslanoğlu,
gerekçeyi mi okutayım, söz mü alacaksınız?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Söz istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Aslanoğlu.
Sayın Aslanoğlu, bir
saniye efendim.
Sayın milletvekilleri,
Nijerya Parlamentosu üyesi bir grup milletvekili şu anda Genel Kurulumuzu
teşrif etmişlerdir; kendilerine, Yüce Meclisimiz adına hoş geldiniz diyorum.
(Alkışlar)
Buyurun Sayın Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; devlet babanın sözüne
herkes güvenmeli. Tabiî, bugün için "devlet-vatandaş işbirliği"
diyoruz, sağlıkocaklarımız, okullarımız için birsürü vatandaşımızdan katkı
istiyoruz. Nedir; sevgiyle... Onlardan, devlet adına, sağlıkocağı yapmasını
istiyoruz. Onlardan, devlete okul yapmasını istiyoruz. Yaptıracaksın, ondan
sonra kullanmayacaksın, "ben bunu satacağım" diyeceksin; bu mantık
mı?! Hem yaptıracaksın vatandaşa "hayırsever" diyeceksin, hayır
yapacak, ondan sonra "ben bu sağlıkocağını kullanmıyorum, bu sağlık meslek
lisesini kullanmıyorum veya bu okulu kullanmıyorum, satacağım" diyeceksin.
Bu, insanları kandırmaktır. Bırakın, bunu o hayırsever insana geri verin,
hayırsever insan onu tekrar bir yere hayreder; ama, onun inisiyatifine bırakın.
Bu, zorbalıktır. Vatandaşın hayır olarak verdiği bir binayı kullanmayacaksın
"satıyorum" diyeceksin. Olmaz; hayır hayırdır; bırakın benim hayrımı,
ben, bunu başka bir yere hayredeyim.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Aslanoğlu.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür
ederim. Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
Ankara Milletvekili ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Sayın Salih
Kapusuz'un, görüşmekte olduğumuz 1 inci maddeden sonra gelmek üzere bir geçici
madde eklenmesi talebi var; bunu okutacağım.
Buyurun.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 3359
sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısına 1 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddenin 2
nci madde olarak eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül
ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
Salih
Kapusuz
Ankara
"Madde 2 - 7/5/1987 tarihli ve 3359
sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa aşağıdaki geçici 6 ncı madde
eklenmiştir.
"Geçici Madde 6 -
Aile hekimliği ve genel sağlık sigortasıyla ilgili yeni bir düzenleme
yapılıncaya kadar, Sağlık Bakanlığı, pilot olarak belirleyeceği illerde,
kişilerin sağlığını korumak ve geliştirmek üzere aile hekimliği uygulamasını
yürütür.
Aile hekimi; kişiye
yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve
rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayırımı
yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle
yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre
çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri
alan uzman tabip veya tabiptir.
Aile sağlığı elemanı;
aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık
elemanıdır.
Sağlık Bakanlığı, kamu
personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanı olarak çalıştırılacak
sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının muvafakati üzerine, 657
sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel
çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak
çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği
uygulamaları için görevlendirmeye yetkilidir.
Aile sağlık elemanları,
aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen,
kurumlarınca da muvafakati verilen kamu personeli arasından seçilir ve bunlar
sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde,
Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç
duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı
Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7)
numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip,
tabip ve aile sağlığı elemanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye
Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği
uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılabilir.
Sözleşmeli olarak
çalışmak isteyen aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, kurumlarında aylıksız
veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ve pozisyonları ile
ilişkileri devam eder. Bu personel, talepleri halinde eski görevlerine
atanırlar ve sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve
kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilir. Sözleşmeli personel statüsünde
çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı elemanı statüsüne geçenlerden
önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş
pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet
sürelerinde dikkate alınır.
Kadroya bağlı olarak veya
sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca
aile hekimi ve aile sağlığı elemanı olarak görevlendirilenlere, 209 sayılı
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları İle Esenlendirme
(Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca
eködeme yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ilaveten, çalıştıkları günler dikkate
alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak üzere tespit
edilecek tutarda ödeme yapılır.
Sözleşme yapılan aile
hekimi ve aile sağlığı elemanlarına, 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine göre
belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için 6 katını, aile
sağlığı elemanı için 1,5 katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan
ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün
içerisinde ödenir.
Sözleşmeli olarak
çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik
kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim,
kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek
ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar, önceki durumları
çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler.
Aile hekimi ve aile
sağlığı elemanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup
olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının
tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı
merkezi giderleri, tetkik ve sarf malzemesi giderleri, kayıtlı kişi sayısı ve
bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından
karşılanmayan gider unsurları gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca
belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulanması
veya hasta sevk oranlarının yüksek olması halinde bu ödeme tutarından brüt
ücretin yüzde 20'sine kadar indirim yapılır.
Hazineye ait
taşınmazlardan aile sağlığı merkezi olarak kullanılması uygun görülenler,
Maliye Bakanlığınca bu amaçla kullanılmak üzere doğrudan aile hekimine kiraya
verilebilir.
Aile hekimliği
uygulamasına geçilen yerlerde kişilerin aile hekimine kaydı yapılır. Bakanlıkça
belirlenen süre sonunda kişiler aile hekimlerini değiştirebilirler. Her bir
aile hekimi için kayıtlı kişi sayısı; asgarî 1 000, azamî 4 000'dir. Aralıksız
iki ayı aşmayan süreyle kayıtlı kişi sayısı 1 000'den az olabilir.
Aile hekimliği hizmetleri
ücretsizdir; acil haller hariç, haftada kırk saatten az olmamak kaydı ile
ilgili aile hekiminin talebi ve o yerin sağlık idaresince onaylanan çalışma
saatleri içinde yerine getirilir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde
acil haller ve mücbir sebepler dışında, kişi hangi sosyal güvenlik kuruluşuna
tabi olursa olsun, aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık kurum ve
kuruluşlarına müracaat edenlerden katkı payı alınır. Alınacak katkı payı
tutarı, Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarınca müştereken
belirlenir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde diğer kanunların sevk
ve müracaat usulüne ilişkin hükümler uygulanmaz. Yabancılar hakkında ilgili
mevzuat hükümleri uygulanır.
Aile hekimlerinin
kayıtları ilgili il ve ilçe sağlık idare birimlerinde tutulur. Aile
hekimlerinin kullandığı basılı veya elektronik ortamda tutulan kayıtlar,
kişilerin sağlık dosyaları ile raporlar, sevk belgesi ve reçete gibi belgeler
resmî kayıt ve evrak niteliğindedir. Bu kayıt ve belgeler, hekimin ayrılması
veya kişinin hekim değiştirmesi halinde eksiksiz olarak devredilir. İlgili
mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmi tabiplerce düzenlenmesi öngörülen
her türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve sair belgeler, aile hekimliği
uygulamasına geçilen yerlerde aile hekimleri tarafından düzenlenir.
Aile hekimleri ve aile
sağlığı elemanları, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer
konularda Bakanlık, ilgili mülkî idare ve sağlık idaresinin denetimine tabidir.
Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, işledikleri ve kendilerine karşı
işlenen suçlarda devlet memurları gibi kabul edilir. Aile hekimi ve aile
sağlığı elemanları, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve
Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu gereğince mal bildiriminde bulunmakla
yükümlüdür.
Aile hekimi ve aile
sağlığı elemanlarının nitelikleri, hak ve yükümlülükleri; çalışılan yer, kurum
ve statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve
nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak
kullanılacak yerlerde aranacak fizikî ve teknik şartlar; meslek ilkeleri, iş
tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı, reçete,
rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması
ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Aile hekimi ve aile
sağlığı elemanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu maddede
belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu
ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler,
Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Sağlık Bakanlığının teklifi üzerine
Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri,
dinlediğiniz gibi, bu ek maddenin, bizim görüşmekte olduğumuz konuyla bir
ilgisi yok; ayrı bir düzenlemeyi, ayrı bir yasa tasarı düzenlemesini
gerektirdiğinden, bu önergeyi işleme koymuyorum.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, 500 kelimeyi de aşıyor; ayrıca, İçtüzüğün 87 nci maddesinin
birinci fıkrasına, ikinci fıkrasına, üçüncü fıkrasına, dördüncü fıkrasına
aykırıdır.
BAŞKAN - Sayın Koç, işleme
koymadığım için, bunlara gerek yok; sağ olun.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkanım, yerimden bir şey ifade edebilir miyim?
BAŞKAN - Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, tasarının isminden de anlaşılacağı üzere, Sağlık Hizmetleri Temel
Kanununda değişiklik yapılıyor. Yapılan değişiklik, Sağlık Hizmetleri Temel
Kanunundadır. Eklenen madde ise, sadece, sağlık hizmetlerinde kullanılan
birtakım gayrimenkullerin satışıyla alakalıdır. Eğer bu işte bir irtibatsızlık
bulunabiliyorsa, bu satışla irtibatlandırılabilir; ama, sağlık hizmetlerinde,
bir ilde veyahut da birkaç ilçede aile hekimliğiyle ilgili geçici bir
uygulamanın Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun bir parçası olduğunu düşünerek bu
önergeyi verdik. Her ne kadar Başkanlık olarak böyle takdir ettiniz ama,
geçmişte de böyle uygulamalar olduğunu hatırlatıyor, bu uygulamanın yerinde
olmadığını ifade etmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Ben teşekkür
ederim Sayın Kapusuz.
O inançta olduğunuzu da,
bundaki samimiyetinizi de biliyorum; ama, üzülerek de söylüyorum, Başkanlık
olarak bizim değerlendirmemiz bu; o nedenle işleme koyamıyorum; üzgünüm; ama,
samimiyetinize de inanıyorum.
Çok teşekkür ederim.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2.- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3.- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Teşekkür ederim. Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı
olmasını diliyorum.
Sayın milletvekilleri,
Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 4 Milletvekilinin, Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair
Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.
9.- Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz ve 4 Milletvekilinin, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/306) (S. Sayısı: 638) (X)
BAŞKAN - Komisyon ve
hükümet yerinde.
Komisyon raporu 638 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OYA
ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 638 sıra sayılı kanun
teklifi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini dile getirmek üzere
söz almış bulunuyorum ve sizleri, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
Anayasa Mahkemesi Yüce Divan olarak çok sayıda davaya bakacağı bir sürece
ayağını atmış durumdadır ve hepimizin bildiği gibi, cumhuriyet tarihimizin
hiçbir evresinde, Yüce Divana, son zamanlarda, bu sayıda dava gitmemiştir.
Anayasa Mahkemesi, şu anda, bu davalara bakabilmek için bir personel ihtiyacı
içerisindedir. Bu ihtiyaç dile getirilmese dahi, hepimizin görmesi gereken
boyutta bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı giderebilmek için, kuşkusuz, yasayla ek bir
düzenleme yapılmasına gerek vardır; ancak, Anayasa Mahkemesinin bu acil
ihtiyacını karşılamak için yapılacak olan düzenlemenin fevkalade özenle
gerçekleştirilmesi gerekir, fevkalade dikkatle, Anayasanın hiçbir hükmünü zedelemeyecek,
yargılamanın bağımsızlığına, adaletine kuşku duyurmayacak, yargıç teminatı
konusunda, doğal yargı yeri ilkesi konusunda herhangi bir tartışmaya mahal
bırakmayacak bir düzenleme olması gerekir; ama, maalesef, 638 sıra sayılı kanun
teklifiyle önümüze getirilmiş olan yasa teklifi, bu konuda, birtakım
tartışmalara yol açabilecek niteliktedir.
Öncelikle, böyle bir
düzenlemenin Anayasa Komisyonunda görüşülmesi gerekirdi diye, yanlışlıklar
dizininin ilk sırasında yer alan hususu dile getirmek istiyorum. Ama, maalesef,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde son zamanlarda, Anayasayı çok yakından
ilgilendiren birtakım konuların, Anayasa Komisyonunda incelenmesine gerek
duyulmadığını görüyoruz. Anayasa Komisyonuna gelmiyor, ama, birtakım başka
komisyonlarda, Plan ve Bütçe Komisyonunda, Adalet Komisyonunda yasa önerileri
görüşülüyor ve Anayasaya uygunluk açısından bir ihtisas komisyonu
incelemesinden geçmediği için, birtakım aykırılıkları burada düzeltmek veya
burada dile getirmek zarureti ortaya çıkıyor. Bu yasa teklifi için de aynı
husus geçerli.
Anayasa Komisyonunda bu
teklif görüşülmedi; belki Anayasa Komisyonunda görüşülseydi, şimdi benim burada
dile getireceğim tartışmaya açık, yanlış olarak nitelendirilebilecek birtakım
hususlar bu komisyonda gözönüne alınırdı ve belki birtakım yanlışlıkları
komisyon aşamasında düzeltmek fırsatı olurdu. Ama, maalesef, böyle bir inceleme
yapılmadı ve teklif, Genel Kurula taşındı ve maalesef, böyle bir inceleme
yapılmadığı için de, bu teklif, Anayasaya aykırı birtakım ibarelerle, birtakım
hükümlerle buraya taşındı. Şimdi ben, bunları dile getirmek istiyorum.
Getirilen teklifin 1 inci
maddesinin birinci fıkrasına bakıldığı zaman, buradaki düzenlemenin Anayasa
Mahkemesinin personel ihtiyacını karşılamaya yöneldiği görülüyor. Anayasa
Mahkemesine, Yüce Divan sıfatıyla yargılama yaptığı zaman, durumun gerektirdiği
ölçüde, genel, katma ve özel bütçeli dairelerde çalışanlar ile hâkim, savcı ve
Sayıştay denetçilerinden Anayasa Mahkemesinde çalışmak üzere görevlendirme
yapmak imkânını getiriyor.
Anayasa Mahkemesi, Yüce
Divan sıfatıyla yargılama yaptığı zaman, hepimizin bildiği gibi, bir ceza
mahkemesi olarak görev yapar, bir ceza mahkemesi niteliği taşır.
Anayasa Mahkemesinde
kâtip, evrak memuru gibi bu hususlarla ilgili olarak istihdam edilecek personel
dışında, tetkik hâkimi sıfatıyla istihdam edilecek personelin mutlaka yargıç
sıfatını taşıması gerekir. Yargıçlar, hepimizin bildiği gibi, Anayasaya göre,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından herhangi bir göreve atanırlar ve
görev yerleri değiştirilir. Yargıç sıfatını taşımayan bir kişiyi, Anayasa
Mahkemesi ceza mahkemesi gibi görev yaparken, tetkik hâkimi olarak istihdam
etmek mümkün değildir. Bu, Anayasaya da aykırı olur, yargıç bağımsızlığına da
aykırı olur, yargı yerinin bağımsızlığına da aykırı olur; Anayasanın
gerektirdiği nitelikte bir yargılama yapılmasına da imkân bırakmaz. Maalesef,
bu düzenleme, bu üzerinde durduğumuz hususlarda ayrıntılama yapmamıştır ve
olayı öyle toptancı bir ifade tarzıyla kaleme almıştır ki, âdeta, yargıç
sıfatını taşımayan kişilerin de, Anayasa Mahkemesinde, Yüce Divan sıfatıyla
çalışırken, tetkik hâkimi olarak çalıştırılmasına imkân hazırlamıştır. Bu,
Anayasaya aykırıdır.
İkinci olarak; maddenin
kaleme alınış tarzına baktığımız zaman, Anayasa Mahkemesi Başkanı bu kişileri
kurumlarından isteyecektir ve ilgili kurumlar da görevlendirmeyi yapacaktır.
"Kurum ve kuruluşlar bu talebi karşılarlar" deniliyor; ama, bundan
önceki benzer düzenlemelere baktığımız zaman, benim işaret ettiğim yanlışlığın söz
konusu edilmemesi için bir inceliğin gözetildiğini görüyoruz, yargıçların
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atanacağı, madde metnine açıkça
yazılıyor. Halbuki, bu, burada yazılmamış. Bir kurumun bir yargıcı
görevlendirmesi, takdir edersiniz ki, Anayasaya aykırı bir husustur; Anayasanın
138 inci maddesine de, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görevlerini tadat
eden 159 uncu maddesine de aykırı bir durumdur. Böyle bir aykırılık
tartışmasının yargılama sürecine girildikten sonra gündeme taşınmasının çok
büyük sıkıntılara yol açacağını hepimiz takdir edebiliriz. Bu sıkıntılara mahal
verilmemesi için, ben, bu yanlışlıkların, şurada, şu aşamada düzeltilmesi
gerektiğine dikkatlerinizi çekmek istiyorum; çünkü, insanların bağımsız
mahkemelerde yargılanmak hakkı, adil yargılanma hakkının bir parçasıdır. Bu da,
Anayasamızın 36 ncı maddesinde güvence altına alınmış olan bir haktır. Hem
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atamanın gerçekleştirilmesini
sağlamak hem de yargı bağımsızlığını sağlayabilmek için, buradaki düzenlemede,
yargıçların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atanacağının açıkça
tasrih edilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, düzenlemeye
bakıyoruz, istihdam edilecek ihtiyaç duyulan personeli isteme yetkisinin
Anayasa Mahkemesi Başkanına tanınmış olduğunu görüyoruz.
Değerli milletvekilleri,
Anayasa Mahkemesi, heyet olarak çalışan bir mahkemedir. Bu tür kararların, bir
heyet kararı niteliğinde alınması gerekir. Heyet ihtiyaç olup olmadığına karar
verir ve daha sonra, mahkeme adına, Anayasa Mahkemesi Başkanı bu karara
dayanarak talepte bulunabilir; ama, burada, işin bu inceliği de gözetilmemiş ve
doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesi Başkanının şahsına verilmiş. Bu, ileride, bu
yetkinin şahsîleştirilerek kullanıldığı, keyfî biçimde kullanıldığı
doğrultusunda birtakım eleştirilere yol açabilecek bir husustur; bundan
kaçınılması gerekir. Burada, talepte bulunma yetkisinin Anayasa Mahkemesine ait
olduğunun, mahkeme tarafından alınacak bir karar neticesi ihtiyaç
belirlendikten sonra talepte bulunma gereğinin metne yazılması gerekir.
Yine, dikkatinizi çekmek
istediğim bir husus var. Bu düzenleme, korkarım ki, bazıları tarafından
-bazıları bu görüşte olmayabilir ama- doğal yargıç, doğal yargı yeri ilkesine
aykırı olması bakımından da eleştirilebilir; çünkü, Anayasa Mahkemesi, Yüce
Divan olarak, bir yargılama sürecine girmiştir; burada karara bağlanan birtakım
dosyalar Anayasa Mahkemesine gönderilmiştir veya peyderpey gönderilmeye devam
edilmektedir.
Olay bu aşamaya girdikten
sonra, yargılama süreci içerisinde görev alacak yeni kişilerin atanmasına imkân
verecek bir düzenlemenin yapılması, korkarım ki, bir tartışmaya vesile
olabilecektir. Bu terkip tarzı, mahkemenin bu oluşum biçimi, doğal yargıç ve
doğal yargı yeri ilkesine aykırıdır; çünkü, atamalar, davaya bakma sürecine
girildikten sonra yapılmıştır ve "kişiye göre, olaya göre yargıç
atanmıştır" şeklinde birtakım eleştirilerin dile getirilmesine yol
açabilecektir.
Bu nedenle, ben, bu
düzenlemede bu hususun da dikkate alınmasında sayısız yarar olacağını
düşünüyorum; çünkü, ileride bu hususların dile getirilmesi, yargılama sürecini
kuşkulu hale getirecektir, yargılama adaletinin, adil yargı ilkesinin uygulanıp
uygulanmadığı konusunda birtakım tartışmalara yol açabilecektir, mahkemenin Anayasaya
uygun bir yapıyla görevini yerine getirip getirmemekte olduğu tartışmalarına
yol açacaktır. Bu da, ileride, hiçbir başka zarara yol açmasa bile, yargılama
sürecinin yavaşlamasına neden olacaktır.
Bu tür sorunların
doğmamasını sağlamak, şu anda, bizim elimizde. Onun için, bu dile getirdiğimiz
hususları dikkate alarak, bu yasa teklifinde, eğer, komisyon bir düzenleme
yapma imkânını, İçtüzüğün kendisine verdiği yetkiden yararlanarak
değerlendirirse, öyle zannediyorum ki, Anayasa Mahkememizin, hepimizin
katıldığı, hepimizin gördüğü personel ihtiyacı, daha sağlıklı, daha tartışmaya
mahal bırakmayacak bir biçimde karşılanacaktır.
Biz, Cumhuriyet Halk
Partisi olarak, Anayasa Mahkememizin içerisinde bulunduğu ihtiyacı görüyoruz,
ortada acilen giderilmesi gereken bir ihtiyaç bulunduğunu biliyoruz; ama,
burada dile getirdiğimiz hususlar, olumlu bir adımın atılmasını engellemek için
dile getirilmiş hususlar değil; aksine, ileride yargılama sürecini sıkıntıya
sokacağını düşündüğümüz birtakım durumları ortadan kaldırabilmek amacıyla dile
getirmiş olduğumuz hususlar.
Anayasa Mahkemesi bir
personel ihtiyacı duyuyorsa, tetkik hâkimi ihtiyacı duyuyorsa, Yüce Divan
sıfatıyla çalışırken raportör ihtiyacını duyuyorsa, bunu mutlaka yargıç
sınıfından gelen personelle karşılamalıdır.
İkinci olarak, bu
yargıçların atanmasında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yetkili olduğu
belirtilmelidir.
Bu eksiklikler
giderildikten sonra, bu yasa teklifi, tartışılacak yanlarını büyük ölçüde
kaybeder, daha sağlıklı bir yasa teklifi görünümüne girer diye düşünüyoruz.
Bu konuda, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu olarak, yasa teklifi üzerinde ileriye süreceğimiz hususlar
bunlar ve ben, hepimizi bu konuda dikkatli olmaya davet etmek istiyorum; çünkü,
Türkiye, yolsuzlukların ifade edilmesinden, siyasetçilerin yolsuzluklara
girmesinden çok büyük zararlar görmüştür. Bu işi artık kapatma, yargı önüne
getirme noktasına hiç değilse eski bakanlar açısından gelmiş bir noktadayız.
Bunun bir an önce tamamlanmasını sağlamak için gerekli önlemleri almak bizim
görevimiz.
Keşke, bu olayı bu
boyutta çözerken, milletvekili dokunulmazlığı konusunda da böyle bir noktaya
gelebilmiş olsaydık, arkasında dosyalar bulunan arkadaşlarımızın bir an önce
temizlenmesine fırsat yaratabilmiş olsa idik; ama, görüyoruz ki -bu vesileyle
bunu da dile getirmek istiyorum- Yüce Meclisin tatile girme arifesinde olduğu
şu günlerde hâlâ bu dosyaların Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesine
sıra gelmemiştir. Bu dosyalar, Yüce Meclisin gündeminde tarih itibariyle
geldikleri yerde, o sıralarda beklemektedir. Mümkün olabilse de, bu dosyaların
görüşülmesine de bir öncelik tanınsa ve yolsuzluk konusunda toplumun yüreğine
ok gibi saplanan kuşkuları giderebilmek imkânını bulsak, Yüce Meclisin,
milletvekillerinin yıpratılmasına her vesileyle yol açan bu olayları da bir
açıklığa kavuşturabilmiş olsak.
Ben, bu tatile
gireceğimiz döneme kadar olan kısımda, çalışmalarımızda, bu umudun
gerçekleşmediğini görmenin üzüntüsü içerisindeyim. Dilerim ki, yaz tatilinden
sonra Meclis açıldığı zaman, bu konuda da, milletvekilleri dokunulmazlığı
konusunda da, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yüce Meclis, toplumun beklentisini
acilen karşılar ve üzerinde hiçbir şaibe, hiçbir kuşku olmadan görevine devam
eder.
Saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Araslı.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü üzerinde başka söz talebi?.. Yok.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USULLERİ HAKKINDA
KANUNA BİR EK MADDE EKLENMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ
MADDE 1. - 10.11.1983
tarihli ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
EK MADDE 1. - Yüce Divan
sıfatıyla yapılan yargılamanın gerekli kıldığı durumlarda genel, katma ve özerk
bütçeli dairelerde çalışanlar ile hâkim, savcı ve Sayıştay denetçileri aylık,
ödenek, her türlü zam, tazminatlar ile diğer malî, sosyal hak ve yardımlar
kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Anayasa Mahkemesinde
görevlendirilir. Görevlendirme, Anayasa Mahkemesi Başkanının istemi üzerine
ilgili kurum ve kurullarca on gün içinde sonuçlandırılır. Geçici görev süresi
ilgililerin terfi ve emekliliklerinde hesaba katılarak özlük hakları devam
ettirilir. Geçici görev süresince yükselme ve kademe ilerlemelerine esas olmak
üzere Anayasa Mahkemesi Başkanı, ilgili kurum ve kurullara yazılı bilgi verir.
Geçici olarak görevlendirilenlere bu görev süresince almakta oldukları aylık,
ödenek, zam ve tazminatlardan ayrı olarak her ay (2500) gösterge rakamının
memur aylıklarına uygulanan aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda
ek ödenek verilir.
Anayasa Mahkemesi
personeline, bütçe kanunlarındaki sınırlamalara bağlı kalınmaksızın fiilen
ödenmekte olan fazla çalışma ücretleri Yüce Divan sıfatıyla yapılan
yargılamanın sonuçlanmasına kadar iki katı olarak ödenir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Sayın Uzun'un bir sorusu
var; buyurun.
SELAMİ UZUN (Sivas) -
Sayın Bakan, bu ek 1 inci maddenin beşinci satırından itibaren
"Görevlendirme, Anayasa Mahkemesi Başkanının istemi üzerine ilgili kurum
ve kurullarca on gün içinde sonuçlandırılır" denilmektedir.
Bu, müspet
sonuçlandırmaya yönelik bir maksat mıdır?
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Evet; sayın milletvekili arkadaşımızın
da ifade ettiği gibi, buradaki "sonuçlandırılır" ifadesi "gereği
yapılır, müspet şekilde sonuçlandırılır" anlamında kullanılmıştır.
Sorunun cevabını bu
şekilde vermiş oluyorum. Zabıtlara da bu şekilde geçmesini arzu ediyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri,
madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3. - Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Tasarı, kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın milletvekilleri,
Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek
Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporunun
müzakeresine başlıyoruz.
10.- Ödeme
Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet
Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu. (1/832)
(S. Sayısı: 642) (X)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 642 sıra
sayısıyla bastırılıp, dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Gümüşhane Milletvekili Sayın Sabri
Varan; buyurun. (AK Parti sıralarından "kısa konuş" sesleri,
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
SABRİ VARAN (Gümüşhane) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Uzun konuşacaktım ama,
arkadaşlar yolda gerekli uyarıyı yaptıkları için kısa konuşacağım.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) -
Az zamanda da çok şey söylenebilir.
SABRİ VARAN (Devamla) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az zamanda çok iş başaran bir iktidarın
milletvekili olarak biz de az zamanda çok şey söylemeye gayret edeceğiz.
Koşarak geldim, kusura
bakmayın, nefesimi biraz toplayayım.
Değerli arkadaşlar, 642
sıra sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart
Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına ilişkin olarak AK Parti Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlar,
hepinizin de malumu olduğu üzere, 1992 yılında yeşilkartla ilgili bir uygulama
yürürlüğe girmişti; 1992 yılından bugüne kadar yapılan uygulamalarda,
yeşilkartlıların, bu çıkan kanundan ihtiyaçlarını çok da gideremedikleri
görülmüştür. Yeşilkartlı bir vatandaşımızın hastane kapılarında, ilaçlarını
almak için eczane kapılarında, dişlerini tedavi ettirebilmek için diş
hekimlerinin kapılarında çok problemler yaşadığına hepimiz de şahit olmuşuzdur.
İşte bu cümleden hareketle, kısa zamanda çok iş yapan iktidarımız ve kısa
zamanda çok iş yapan, tebrik ettiğim Sayın Sağlık Bakanlığımız,
yeşilkartlılarımızın da hastane kapılarında artık mağdur olmaması, eczane
kapılarında mağdur olmaması ayakta tedavide de ilaçlarını alabilmesi,
dişlerinin protezini yaptırmak için diş hekimlerinin önünde mağdur olmaması,
optisyenlerin kapısında vitrindeki gözlüklere bakıp gitmemesi için, bugün
görüştüğümüz bu kanun tasarısının, komisyondaki muhalefet milletvekillerimizin
de desteğiyle beraber, Genel Kurulumuza sunulmasını kararlaştırmıştır. Buradan,
muhalefet milletvekillerimize, komisyonumuzda üye olan arkadaşlarımıza da
teşekkürü bir borç biliyorum.
Bu kanun yürürlüğe
girdiği tarihten bugüne kadar, 18 022 969 kişi yeşilkart almak için müracaatta
bulunmuş, bunlardan 13 418 559 kişiye yeşilkart verilmiş, 11 375 251 kişinin
devlet ve üniversite hastanelerimizde yatarak tedavileri sağlanmıştır. Bütün bu
tedaviler için devletimizin bütçesinden 2,2 katrilyon lira harcama yapılmıştır.
Tabiî, ayakta yapılan tedaviler bu harcamaların dışındadır. 15 787 030 kişiye,
ayakta tedavi kapsamında, devlet ve üniversite hastanelerimizde hizmet
verilmiştir. Bu hizmet karşılığında da, Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışmayı Teşvik Fonu Genel Sekreterliğinden, yaklaşık 603 trilyon lira
ödenek tahsisi yapılmıştır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2003 malî
yılında, yatarak tedaviler için, genel bütçeden yaklaşık 741 trilyon lira;
ayakta tedaviler, sosyal güvenliği olmayanların tedavileri için de Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan 292 trilyon lira harcama yapılmıştır. Bu
kimselere, yukarıda sayılan harcamalar dışında, bir de reçete bedelleri için
sosyal yardımlaşma vakıfları tarafından yapılan harcamalar da dahil edildiği
zaman, vakıfların da bir yıllık harcamasının 200 trilyon lira olduğu
görülmüştür.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; seçimlerden önce de "kimsesizlerin kimi, sessiz yığınların
sesi" olduğunu iddia eden ve iki yıllık süre içerisinde yaptığı
icraatlarla da bunu gösteren Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bu
uygulamasıyla, Sayın Sağlık Bakanlığımızın bugün gündeme getirdiği
kimsesizlerin kimi, sessiz yığınların sesi iktidarının sosyal amaçlı bu yasa
tasarısını, bugün, burada,
hepimiz ortak oylarımızla, inşallah, kanunlaştıracağız. Bundan böyle, 15
000 000 fakir fukara, garip gureba ayaktan tedavilerinde de ilaçlarını
alacaklar, diş hekimlerine diş protezlerini rahatlıkla yaptırabilecekler,
gözlükçü müesseselerinden gözlüklerini alacaklar. Bu arkadaşlarımız,
faturalarını sağlık müdürlüğümüze fatura edecekler; devletimiz, ayırdığı fonla,
sağlık müdürlüğü üzerinden bu tedavileri gerçekleştirecek.
Bir problem de,
yeşilkartlılarımızın yeni doğan bebekleriyle ilgili oluşmaktaydı ve yeni doğan
bebeğin babası, yeşilkart çıkarmak için valiliklerin önünde çile çekiyordu.
Şimdi, bu yasa tasarısıyla, bebeğin doğumundan itibaren doksan gün içinde
yeşilkartının çıkarılıp getirilmesine zaman tanınıyor ve bu ailenin, bu tatlı
heyecanı yaşarken bu sıkıntıyı yaşamaması da temin ediliyor.
Diğer bir maddede de,
kurumu zarara uğratanlarla ilgili çeşitli tedbirler getiriliyor.
Bütün bu duygu ve
düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum; böyle bir kanun tasarısını
kanunlaştırma talimatı verdiği için Sayın Başbakanımıza ve hükümetimize,
yeşilkartlılar adına şükranlarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Varan.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Muğla Milletvekili Sayın Ali Arslan; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN
(Muğla) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların
Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
tabiî, hepiniz, milletvekili olup Ankara'ya gelirken, sanıyorum, ilk yapacağım
şey nedir, ne olmalıdır diye uzun uzun düşündünüz. Benim de aklıma ilk gelen,
eğer milletvekili olursam, fırsat olduğunda, Mecliste göreve başladığımda, bir
hekim olarak, ilk yapacağım şeylerden birisi, yıllardan beri büyük acı
çektiklerini bildiğim, gerçekten, kaymakam kapılarında, zengin yurttaşların
kapılarında, âdeta, dilencilik yapar gibi, elinde reçeteyle dolaşan yoksul
yurttaşların dertlerine nasıl çare oluruz idi. Bunu, milletvekilliği görevine
başladıktan sonra, komisyonlarda, 2004 yılı Sağlık Bakanlığı bütçesi
görüşmeleri sırasında grup adına yaptığım konuşmada dile getirmiştim. Ne mutlu
ki, bugün, hiçbir sosyal güvencesi olmayan, yeşilkartlı; ama, hastalığı
halinde, eğer hastaneye yatmıyorsa -sanki, ilaç alabilmek için, hasta olmak
için ille hastanede yatacak kadar ağır hasta olmak gerekiyormuşçasına-
ilaçlarını alamayan bu yoksul yurttaşlarımızın 1992'den beri çözülmeyen
sorunlarını çözmüş olacağız. Bu yoksul yurttaşlar adına, gerçekten, bu
çalışmayı yapan Sayın Bakana ve Sağlık Bakanlığı kurumuna teşekkürlerimi
sunuyorum. Tabiî, sadece yoksul yurttaşlar değil, hekimlerimiz de bu konuda
büyük sıkıntı çekiyorlardı. Hekim arkadaşlarımız bilir, bir yeşilkartlı
vatandaşımıza reçete yazarken yüreğimiz sızlar, elimiz ayağımız titrerdi; eğer,
yatacak kadar ağır hasta değilse -düşünün, bir tansiyon hastası, bir şeker
hastası, hastanede yatması gerekmiyor; ama, o ilacı da ömür boyu kullanması
gerekiyor- acaba, bu hasta, bu ilacı alabilir mi, ne yapayım, nasıl yapayım,
elimdeki ilaçlardan, eşantiyon ilaçlardan karşılama olanağım var mı diye hiç
durmadan dolap karıştırırdık. Birçoğu da, ilaçlarını kullanamadan, düzelemedik
diye tekrar gelir. O açıdan, gerçekten, hekimler de bunu aşmanın bir yolunu
bulmuşlar; ne kadar yasaldır tartışılabilir; ama, bence, ahlakîdir diye
düşünüyorum; işte, kendi karnesinden ya da eşinin dostunun karnesinden yararlanarak
bu yurttaşlarımızın ilaçlarını yazar ve kısmen soruna çözüm bulmaya çalışırdık.
Bu yasayla bu problemi de çözmüş oluyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, hem kendi Anayasamızda,
hem altına imza attığımız, yükümlülük altına girdiğimiz Dünya Sağlık Örgütü
Anayasasında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde
sağlığın korunmasının, yurttaşların sağlıklı yaşamasının teminatı devlettir,
devlete görev vermiştir; ama ne yazık ki, bu konuda şimdiye kadarki
yönetimlerin çok başarılı olduğunu, tüm yurttaşların eşit şekilde sağlığını
koruyabildiğini söylemek oldukça zor. O açıdan, bir anayasal görevi de bugün bu
yasayla kısmen düzeltmiş oluyoruz.
1992 yılında bu yeşilkart
yasası çıkarılırken amaçlar bölümünde, genel sağlık sigortası çıkana kadar
böyle idare edelim, yani sadece yatarak, hasta olan yeşilkartlıların
sorunlarını çözelim; ama genel sağlık sigortası çıkınca da zaten herkes sağlık
kapsamı içerisine alınmış olacağından bu yasaya gerek kalmaz; şimdilik böyle
geçici bir çözümle idare edelim diye düşünülmüş; ama aradan oniki yıl geçmiş,
genel sağlık sigortası, bırakın yasalaşmayı, hâlâ konuşuluyor. O açıdan oniki
yıldan beri yurttaşlarımız büyük eziyet, büyük sıkıntı çekiyorlardı; bugün bu
sıkıntıyı kısmen çözmüş olacağız. Kısmen diyorum, yani, bir muhalefet anlayışı
içerisinde iyi yapılan bir şeye bir taraftan da muhalefet edelim anlayışıyla
değil. Bakın, kazancı asgarî ücretin üçte 1'inin altında olan insanlar bu
yasadan yararlanabiliyor.
Değerli arkadaşlarım,
asgarî ücretin netinin üçte 1'i aylık 110 000 000 lira civarında günlük 3 500
000 lira civarında; yani, günde 3 500 000 liradan fazla para kazanıyorsanız bu
yasadan yararlanamıyorsunuz, ancak 3 500 000 liradan daha az kazanıyorsanız bu
yasadan yararlanabileceksiniz. Bence, bu, çok yeterli değil. Zaten o yasada,
Bakanlar Kuruluna yetki verilmiş, bunu artırma yetkisi Bakanlar Kurulunun diye;
ama, Bakanlar Kurulu, oniki yıldan beri bu yetkisini hiç kullanmamış, bu limiti
yükseltme düşüncesi hiçbir zaman gerçekleşmemiş. Bu hüküm, yine, bu yasa tasarısında
da aynen duruyor.
Değerli arkadaşlarım,
hekim arkadaşlarım bilir, bizim, bazal kaloriyi karşılayacak bir diyetimiz
vardır -şeker hastaları çok iyi bilir- 1 680 kalori diyet için; hastaya, en az
yiyeceği şeyleri söyleriz; en az yiyeceği şeylerin sadece sabah kahvaltısında
yenilenlerini, sabah, öğlen, akşam yeseler, bu 3 500 000 lira yetmiyor
insanlara.
Biraz önce Sayın Varan
söyledi, yeşilkarttan, aşağı yukarı 13 000 000-13 500 000 yurttaşımız
yararlanmış; yani, aylık asgarî ücretin üçte 1'i kadar para kazanan yurttaş
sayımız 13 500 000. Bence, bu, bu Meclisin çözmesi gereken bir sorun. Eğer 13
500 000 yurttaşımız, ayda, asgarî ücretin üçte 1'i kadar para kazanıyorsa, bu,
gerçekten büyük bir sorun, en çok buraya eğilmemiz gerekiyor. Yurttaşlarımız,
almaları gereken en düşük kaloriyi bile alamayacak kadar az para
kazanıyorlarsa, aç yatıyorlar aç kalkıyorlar demektir. O açıdan, mutlaka, gelir
dağılımındaki bu bozukluğun düzeltilmesi, bu hükümetin, bu Meclisin, bu
devletin en önemli, en aslî görevidir diye düşünüyorum.
İnsan, bu 13 500 000
rakamı keşke doğru olmasa diye de dua ediyor. Bildiğiniz gibi, yeşilkartla
ilgili birçok spekülasyon yapıldı; ilk çıktığı dönemlerde, siyasî parti ilçe
başkanlarının -çok zengin olsalar bile- ya da akrabalarının, birtakım
baskılarla yeşilkart sahibi oldukları, son model lüks arabalarla hastanelere
gelip, yeşilkartla tedavilerini yaptırıp geri döndükleri şeklinde çok haber
okuduk. 13 500 000 rakamının bir kısmını atın, gene de, nereden baksanız 10 000
000 civarında yeşilkartı hak eden, bu şekliyle hak eden; yani, asgarî ücretin
üçte 1'inden daha az para kazanarak yeşilkart almaya hak kazanmış -ki, keşke
böyle bir hakkı kazanmasalar; yani, daha çok kazansalar da yeşilkarta
ihtiyaçları olmasa; ama- en az 10 000 000 civarında yoksul yurttaşımız var.
Bu tasarı yasalaştığında,
bu suiistimalleri de engelleyeceğimiz inancındayım. Bu tasarıyla, hak etmediği
halde yeşilkartı kullanıp da, hak ettiği halde yeşilkart alamayan
yurttaşlarımızın hakkının yenilmesinin engellenmesi amaçlanmıştır. Dilerim, bu
da başarılı bir sonuç verir ve yeşilkart, hakkaniyetle, gerçek sahiplerine
ulaşır.
Değerli arkadaşlarım,
yine, tasarının bir eksik tarafı -eksik demeyelim, belki, mutlaka öyle olması
gerekiyor- bu, yılbaşına kadar sadece üç ilde uygulanacak. Dilerim ki,
yılbaşına kadar olan uygulama son derece başarılı olur ve bu, bütün yurt
sathına yayılır. Bir korkum var; yılbaşına kadar uyguladık, ama başaramadık; bu
iş olmadı, vazgeçiyoruz denilmez inşallah.
Ben, bu yoksul
yurttaşlarımızın sorunlarının -elbette bir tedbirdir ama, bunlar geçici
tedbirlerdir- çözülmesi, gelir dağılımının mutlaka düzeltilmesi seçmene söz
verdiğimiz gibi, kayıtdışı ekonominin mutlaka kayıt altına alınmasını
diliyorum. Biliyorsunuz, bir yerde çalışıp da sosyal güvencesi olmayan çok
yurttaşımız var. Ben, kayıtdışı ekonominin mutlaka kayda alınarak, hem
gelirlerimizin artırılması hem de yurttaşlarımızın böyle bir düzenlemeye
ihtiyaç kalmadan sosyal güvenceye kavuşabilmesi açısından yapılacak çok
işimizin olduğunu düşünüyorum.
Anne ölümlerinin, bebek
ölümlerinin, çağdaş OECD ülkeleri düzeyine düşürülebildiği bir ülkede, tüm
yurttaşlarımızın tüm sağlık hizmetlerinden eşit şekilde yararlandığı günlerin
yakın olacağı kanısındayım. Çok çalışmamız gerekiyor, bunu başarmamız
gerekiyor; bu, temel görevimizdir.
Bu duygularla, Yüce
Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Arslan.
Şahısları adına, Erzurum
Milletvekili Sayın Muzaffer Gülyurt?.. Yok.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
ÖDEME GÜCÜ OLMAYAN VATANDAŞLARIN TEDAVİ GİDERLERİNİN YEŞİL
KART VERİLEREK DEVLET TARAFINDAN KARŞILANMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1. - 18.6.1992
tarihli ve 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin
Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunun 2 nci
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 2. - Bu
Kanun; hiçbir sosyal güvenlik kurumunun güvencesi altında bulunmayan ve bu
Kanunun öngördüğü usul ve esaslar çerçevesinde belirlenecek aylık geliri veya
aile içindeki gelir payı 4857 sayılı İş Kanununa göre belirlenen asgari ücretin
vergi ve sosyal sigorta primi dışındaki miktarının 1/3'ünden az olan ve
Türkiye'de ikamet eden Türk vatandaşlarının;
a) Türkiye'deki yataklı
tedavi kurumlarında yatarak görecekleri tedavi hizmetlerini ve her türlü
masraflarını,
b) Türkiye'deki sağlık
kurum ve kuruluşlarında ayakta tedavi kapsamında görecekleri muayene, tetkik,
tahlil, pansuman, diş çekimi ile diş protez ve gözlük hizmetlerini ve ilaç
bedellerini,
c) Doksan günün
aşılmaması kaydıyla Yeşil Kart hamili anne ve/veya babanın yeni doğan bebeğinin
Yeşil Kartı çıkarılıncaya kadar, acil tıbbi müdahale ve tedavi gerektiren ve
annenin doğum yaptığı hastanedeki tedavi giderleri ile sevk edildikleri sağlık
kurum ve kuruluşlarında uygulanan yatarak ve ayakta tedavileri ve bunların
giderlerini,
d) Doksan günün
aşılmaması kaydıyla acil tıbbi müdahale ve tedavi gerektirdiği için hastaneye
yatırılan hastaların yeşil kart çıkarılıncaya kadar hastanede yapılan tüm
masraflarını,
e) Tedavi hizmetlerini verecek
kurum ve kuruluşları,
Kapsar.
Ancak, herhangi bir
sağlık güvencesi altında olanlara bağımlı olarak sağlık hizmetlerinden
yararlanması gerekenler, silah altında bulunanlar ve sağlık güvencesi olan
yüksek öğrenim öğrencileri bu Kanun kapsamı dışındadır.
Birinci fıkradaki miktarı
üç katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir."
BAŞKAN -Teşekkür ederim.
Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Neşşar;
buyurun.
CHP GRUBU ADINA MEHMET
UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan 642 sıra sayılı tasarının 1 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Ben, hiç fakir fukara,
garip gureba edebiyatı yapmadan, bu tasarıyı desteklediğimizi; yani, dargelirli
yurttaşlarımızın, sağlık hizmetlerinden, eksiğiyle fazlasıyla yeşilkart
kullanarak yararlanabilmesinin çerçevesinin genişletilmesini onayladığımızı
dile getirmek istiyorum; fakat, neden bunun iki senedir olmadığını da bugün
olduğunu sorgulamak istiyorum ve nereden ve nasıl finanse edileceğini de
öğrenmek istiyorum.
Niye; çünkü, bu, bütçeye
hakikaten çok ciddî bir yük getiriyor; ayaktan tedaviler, ortez, protez,
hemodiyaliz, kemoterapi, ilaçlar çok pahalı biliyorsunuz; tıbbî araç gereçlerin
gün geçtikçe fiyatı artıyor ve ilacın, tıbbî araç gerecin, sarf malzemesinin,
sağlık bütçesindeki, sağlık harcamalarındaki payı artıyor. Dolayısıyla, bunun
bütçeye çok ciddî bir yük getireceğini hepimiz biliyoruz.
Ben, yönetiminin önemli
bir bölümünde öğretim üyelerinin, akademisyenlerin olduğu bir bakanlıkta, bu
tasarının getireceği yükün önceden belirlenmiş olmasını, bu yükün tahminî
bedelinin, yasa tasarısının içerisinde bir yerde, en azından Plan ve Bütçe
Komisyonunda görüşülürken dile getirilmiş olmasını ve bunun finansmanının da
nereden sağlanacağının belirtilmiş olmasını beklerdim. Bunu beklemek, sorgulamak
hakkım; çünkü, Sağlık Bakanlığının iki yıllık uygulamalarına baktığım zaman,
doğrusu, karamsarlığa kapılıyorum.
Sağlık Bakanlığımız çok
güzel yayınlar çıkarıyor; bir tanesi, bu "Sağlık 2003" kitapçığı;
biliyorsunuz, sizlere de dağıtılmıştır. Ben, bununla ilgili bir soru önergesi
verdim ve Sayın Bakana "bu kitapçığı dikkatlice okudum, 2003 yılındaki
sağlık hizmetlerinizi anlatıyorsunuz; fakat, bunun içerisinde finansman diye
bir bölüm yok. Siz bu masrafları nereden karşılıyorsunuz" diye sordum. Bana
verdiği cevapta çok güzel bir satır var; onu, burada, hem kayda geçiriyorum hem
de inşallah, bir dahaki sene bütçe içerisinde, Sağlık Bakanlığı bütçesinde de
görme arzumu dile getirmek istiyorum.
Sayın Bakan, üçüncü
soruya verdiği cevapta diyor ki: "Günümüzde, AB ülkelerinde ve OECD
ülkelerinin çoğunda, toplum sağlık harcamalarının yüzde 75-80'i kamu
maliyesince karşılanmaktadır." Biz de bunu istiyoruz zaten. OECD ve
içerisine girmek istediğimiz AB'ye benzer bir şekilde, sağlık harcamalarının
içerisinde gösterildiği -miktarının, gerekçesinin, nedeninin önceden hesap
edilerek gösterildiği- bir bütçeyi, inşallah, bir dahaki sene görürüz.
Sorgulamak hakkım
diyorum; çünkü, birkaç örnek daha vereceğim. Sağlık Bakanlığının çok güzel
yayınları var. Sağlık Bakanlığı Diyalog Dergisinin en son elime ulaşan
sayısında "ilaç fiyatlarında önemli iyileştirmeler sağladık" diyor
Sayın Başbakan; haklıdır; ama, Sayın Bakan, bu uygulamayı, bir sene önce yapmış
olsaydı -takribî hesaplara göre- ilaç firmalarına, 200 000 000 dolar fazla para
kazandırmamış olacaktı ve hem de, şu anda, eczanelere olan 650 trilyon liralık
borcunuzun bir kısmını da bu şekilde azaltmış olurdunuz. Maalesef, böyle de bir
durum var ortada.
Yine sorgulamaya hakkım
var; çünkü, değişik önergelerle veya değişik ortamlarda aldığımız bilgiler var
Sayın Bakandan. Örneğin, hastanelerin birleştirilmesi için -yani, SSK'lıların
devlet hastanelerinden yararlanması için- yıllık 1 katrilyon liraya ihtiyacınız
olduğunu biliyoruz. Yine, SSK'lıların, ilaçlarını özel eczanelerden alabilmesi
karşılığında yıllık 1 katrilyon liralık bir eködemeye gerek olduğunu
biliyoruz. Ayrıca, çok konuşulan,
birsürü eksiği, yanlışı da ortaya çıkan performansa dayalı dönersermaye ödemesi
için de, yıllık, yaklaşık 800 trilyon lira gibi bir para gerektiği söyleniyor
Sayın Bakan tarafından. İkisini topladığımız zaman, Sağlık Bakanlığının bütün
taşınmazlarını satsak bile, sadece iki kalemi karşılayamıyoruz. Demek ki,
durum, görüldüğü kadar güzel değil.
Sevgili Sabri Varan
oradan kafa sallıyor; ama, ben onun kadar pembe bir tablo çizmeyeceğim ve Sayın
Başbakana da o kadar büyük methiyeler düzmeyeceğim; ama, finansmanın, ciddî bir
şekilde sorun olduğunu düşünüyorum.
Fazla uzatmayacağım,
hepimiz tatile çıkmak istiyoruz; bu akşam belki bir kere daha karşınızda olurum
bir başka konuda. Yalnız, ben, hakikaten, sağlığın ciddî bir iş olduğunu
düşünüyorum ve çok daha ciddî hesaplamalar, çok daha ciddî planlamalarla
yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum bu hizmetlerin.
Hepinize sevgiler,
saygılar sunuyorum; sağ olun. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Neşşar.
Sayın Akdemir, buyurun.
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) -
Sayın Başkan, Parlamentonun değerli üyeleri; bugün, yüce huzurlarınızda,
Türkiye'nin sosyal güvencesini yakından ilgilendiren ve insan sağlığının
garanti altına alınmasını sağlayan, önemli aşamaya gelmiş bir kanun tasarısının
yasalaşması için tartışmada bulunuyoruz.
1992 yılında, Doğru Yol
Partisi İktidarı döneminde, sosyal güvencesi olmayan, yoksul, âciz
vatandaşların tedavisi amacıyla çıkarılmış olan bu yasa, oniki yıl süre
içerisinde, gerçekten, imkânsız vatandaşlara önemli bir katkı sağlamıştır;
ancak, bu oniki yıl süre içerisinde yapılması gereken şey çok önemliydi; Genel
sağlık sigortasıyla, Türk insanının sağlığının güvence altına alınması.
Ben, bugün, bu tasarının
bu şekilde yasalaşmasını büyük bir takdirle karşılamak istiyorum; ancak, genel
sağlık sigortasının kaynaklarını gösterecek bir yasa tasarısıyla burada bu
konuyu tartışmış olmalıydık. Bu konuyu özellikle belirtmek istiyorum; ama,
Sayın Sağlık Bakanımızı da kutlamak istiyorum. 1992 yılındaki yasanın üzerine
çok önemli katkılar getirilmiştir. Şimdiye kadar, sadece yatarak tedavi olan
hastaların masrafları karşılanıyor idi; ama, getirilen yeni yasa tasarısıyla,
ayaktan tetkik yapılıp tedavi edilen
hastaları da garanti altına alıyor. Diş tedavisi, protez ve gözlük bedeli
karşılanıyor. Ayrıca, yeşilkarta sahip olan hamile annelerin ve babanın da
yeşilkarta sahip olması durumunda çocuklarını da garanti ediyor. Fevkalade,
sosyal devlet ilkesini uygulamak isteyen bir yönetim anlayışı; takdirle
karşılıyoruz.
Acil tıbbî tedavi ve
müdahalelerdeki masrafların karşılanması; ki, sağlık sisteminde çalışırken
yönetici olarak en çok bizi rahatsız eden konulardan biri buydu. Acil ameliyat
yapılıyor, hasta taburcu olacak; kaynak yok karşılayacak. O zaman, hastanın
hastanede alıkonulması gerekiyor ve idarecileri zor durumda bırakıyordu. Bu
konunun da düzeltilmesi takdirle karşılanacak bir olay. Ancak, ödeme konusunda
büyük sıkıntısı olacak olan köylülerin, özellikle Doğu Anadolu Bölgesinde
üzerine tapu kaydı bulunan işsiz vatandaşlarımızın hastanedeki masraflarının
karşılanmasında büyük handikaplarla karşılaşacağız; çünkü, bu yasayla,
sigortası, güvencesi olmayan vatandaşların sağlık masrafını karşılamak
mecburiyetinde kalacağız. Dolayısıyla, üzerine tapusu olan vatandaşın cebinde
parası yok. Ben yaşadım, Bir ay kadar önce, İstanbul'da acil olarak bir
hastaneye yatırılmış; tedavi olmuş; önce para istenilmemiş; sonra 18 milyar
liralık bir masrafı çıkmış ve üzerine tapu olduğu için yeşilkart da verilmiyor.
Dolayısıyla, bu vatandaşın sorununun çözülmesi gerekiyor. "Köyümdeki bütün
tarlaları bunun karşılığı olarak vermek isterim; bu tapuyu vereyim; beni bu
borçtan alıkoysunlar" diye bana teklif etti bu vatandaş. Bundan sonraki en
önemli sıkıntımız, üzerine tapu kaydı bulunan vatandaşların Sağlık Bakanlığıyla
ilgili olan sürtüşmeleridir. Bunun üzerinde durulmasını, şu anda, ben, teklif
etmek istiyorum.
Ayrıca, tabiî -burada
olması gereken şey- bugünden itibaren, Türkiye'de, Anayasanın da emri olan
sağlığın tek elden yönetilmesinin Sağlık Bakanlığına bırakılma çalışmalarında
bir noktaya yaklaşılmıştır. Sosyal güvencesi olmayan vatandaşların sosyal
güvenliğini garanti edecek gelir kaynaklarının bulunarak, bir an önce sağlık
sigortasına geçilmesi ve Türk insanının da modern dünyaya yakışır şekilde,
Avrupa Birliğine geçtiğimiz bu dönemde, bir Avrupalı gibi, sağlığının garanti
edilmesini temenni ediyor, Yüce Başkanlığınıza saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ediyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Akdemir.
Sayın Cevdet Erdöl;
buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
CEVDET ERDÖL (Trabzon) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bir kere bu kanun
tasarısının çok olumlu olduğunu herkes kabul ediyor ve öncelikle, şunu ifade
etmek istiyorum ki, klinisyen olarak, yani, hekimlik yapan bir arkadaşınız
olarak, hastaneye acil olarak gelen hastalar, kalp krizi veya trafik kazasıyla
gelen hastalar yatırılıyor, tedavi ediliyor; tam çıkacakları sırada, ücretini
ödeyemediği için yeşilkart almaya müracaat ediyor. Hasta ile hastane arasında
ekonomik, ciddî sorunlar oluyordu ve belki, rehin kalma olayları oluyordu.
Allah'a şükür ki, bundan sonra böyle hiçbir olay olmayacak, üç aylık bir müddet
içerisinde hasta yeşilkartını çıkaracak ve tedavi masrafları devlet tarafından
ödenecek. Bunu sağlayan komisyonumuzun, uyumlu çalışan komisyonumuzun tüm
üyelerini, başta başkanımız olmak üzere tebrik ediyorum. Gerçekten, bizim bu tasarıda,
dikkat ederseniz, hiçbir muhalefet şerhi yok. Muhalefetteki arkadaşlarımızın da
çok önemli katkıları oldu; onları da ayrıca tebrik ediyorum. Sayın Bakanımızı,
Müsteşarımızı, bürokratlarını, ciddî bir yaraya parmak bastıkları için tebrik
ediyorum; fakat, şurada üzülerek ifade ediyorum, asıl söz almamın nedeni buydu;
arkadaşlarımız, iki yıl olmayan bir dönem için, Sayın Bakandan, Türkiye'nin
sağlık sorunlarının çözülmesini bekliyor. Henüz iki yıl olmadı; ama, düşünelim,
cumhuriyet kurulalı 40 taneden fazla iki yıl geçti! Onun için, Sayın
Bakanımızı, bu kısa sürede yaptığı başarılı hizmetlerden dolayı tebrik ediyor;
hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Erdöl.
Sayın milletvekilleri,
madde üzerindeki müzakere tamamlanmıştır.
1 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - 3816 sayılı
Kanunun 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 10. - Bu
Kanun kapsamına girecek durumda olmadığı halde gerçek dışı beyan veya gerçeğin
gizlenmesi suretiyle Yeşil Kart alarak ücretsiz tedaviden yararlananlar ve
yararlandırılanlar ile aylık geliri veya gelir payı bu Kanun kapsamı dışına
çıkmayı gerektirmesine rağmen Yeşil Karttan yararlanmaya veya yararlandırmaya
devam edenlere yapılan harcamalar kendilerinden, velilerinden veya kanunen
bakmakla yükümlü bulunan yakınlarından iki misli olarak geri alınır ve bu
belgeleri kullanan ve düzenleyenler hakkında ayrıca genel hükümlere göre ceza
kovuşturması yapılır.
Yeşil Kart sahibine
verilen tedavi hizmetlerinin bedellerini gösteren fatura ve benzeri belgelerin
gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi suretiyle fazla ödemeye sebebiyet verilmesi
halinde, fazla ödenen meblağ, belgeyi tanzim edenlerden iki misli olarak geri
alınır ve bunlar hakkında genel hükümlere göre ceza kovuşturması yapılır."
BAŞKAN -Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici 1 inci maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1. - Bu
Kanunun 1 inci maddesi ile değiştirilen 3816 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin
(b) ve (c) bentlerinde yer alan hükümler 1.1.2005 tarihine kadar Sağlık
Bakanlığınca belirlenen azami üç ilde pilot olarak uygulanır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3. - Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 4. - Bu Kanun hükümlerini
Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Böylece, tasarı kabul
edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın milletvekilleri,
Ankara Milletvekili Oya Araslı ve 10 Milletvekilinin; 657 Sayılı Devlet
Memurları Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile
İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu ve 9 Milletvekilinin; Devlet
Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve
Bütçe Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz.
11.- Ankara
Milletvekili Oya Araslı ve 10 Milletvekilinin, 657 Sayılı Devlet Memurları
Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun
Teklifi ile İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu ve 9 Milletvekilinin,
Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan
ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/211, 2/221) (S. Sayısı: 637)(X)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Sayın milletvekilleri,
komisyon raporu 637 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Zeynep
Karahan Uslu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bilindiği gibi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, aileleriyle birlikte
milyonlarca vatandaşımızı ilgilendiren ve kamu personel düzenini belirleyen son
derece kapsamlı bir yasal düzenlemedir. Ancak, tüm yasal düzenlemeler gibi,
toplumun ihtiyaçları çerçevesinde, zaman içerisinde belli değişimlerin
gerçekleştirilmesi gereklidir.
Yüce Meclisin oylarına
sunulacak olan kanun değişikliği de kabul edildiği takdirde, Avrupa Birliği
standartlarına uyum sağlayarak üyelik sürecinde hızla ilerleyen bir ülke
olmanın ve kendi toplumundan gelen taleplere hassas bir merkezî yönetim
anlayışının hâkim olması yansımalarının kadın-erkek eşitliğinin sağlanması
konusunda da sergilendiğini gösteren, toplumsal katmadeğeri yüksek bir
değişiklik olacaktır.
Türkiye, birçok ülkeye
göre, kadının çalışma yaşamına entegrasyonu açısından oldukça düşük oranlara
sahip olan bir ülke. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre kadınların
aktif çalışma hayatına katılım oranı yüzde 26,6; bir başka söyleyişle, ülke
nüfusunun yarısını oluşturan kadınlarımızın dörtte 3'ü atıl kapasite olarak
yaşamlarını sürdürüyor ya da sürdürmek durumunda kalıyor.
Dünya Bankası tarafından
yapılan araştırmalar çerçevesinde elde edilen verilere ülkemizle
karşılaştırarak baktığımız zaman, mevcut durumun vahameti daha da akçıkça
ortaya çıkmaktadır. Fransa'da çalışan kadınların oranı yüzde 45, İsveç'te yüzde
48, Hollanda'da yüzde 41, Slovenya'da yüzde 47, Uruguay'da yüzde 42,
Macaristan'da yüzde 45 ve liste böyle sürüp gidiyor; ancak, özellikle vurgulanması
gereken, sadece Avrupa Birliğine üye ülkeler ya da demokrasi ve eğitim
düzeyinin yüksek olduğu ülkeler ölçü alındığında değil, ekonomik gelişmişlik
düzeyi benzer veya daha düşük ülkelerle de karşılaştırıldığında ülkemizin
oldukça geri kaldığıdır.
Türkiye, OECD (Ekonomik
Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı) ülkeleri arasında da en düşük kadın işgücü
katılım oranına sahip olan ülkedir. Tunus, Fas gibi ülkelerden daha geri bir
katılım düzeyine sahip olmanın yanı sıra, Birleşmiş Milletlerin, ülkelerin iktisadî,
siyasî ve sosyal gelişmişlik, meslekî katılım yapısının cinsiyetçi niteliğini
ölçmek üzere geliştirdiği cinsiyete dayalı katılım ölçütü bazında, 2003 yılı
verilerine göre Türkiye 175 ülke arasında 96 ncı sıradadır ve 97 nci sırayı
Ekvador'un aldığını belirtirsek, durumun vahameti daha da açıkça ortaya
çıkmaktadır.
Bu farklılığı yaratan
birincil faktör, elbette, toplumun kadına ve kadınların kendilerine yönelik
değer yargılarından kaynaklanmaktadır. Toplumların kültürel yapıları,
gelenekleri, cinslerin toplum içerisinde konumlanışını belirleyici
faktörlerdendir. Kadınların çalışma yaşamına erkeklere göre çok düşük bir
oranda katılmaları da tek sebep olmamakla birlikte, kadını eviçi faaliyetlerle
sınırlandırmayı uygun gören değer yargılarının sonuçlarından biridir ve kadına
yönelik bakış açısının eşitlikçi bir hale dönüşmesi elbette kolay ve kısa
zamanda gerçekleşmeyecektir. Bu değişim, kendine has modernleşme maceramızla
paralel bir biçimde tarihin doğal akışı içinde gerçekleşmektedir; ancak, mevcut
durumun sosyolojik gerekçelerini ortaya koymakla yetinilemeyeceği açıktır.
Eşitlikçi bir yapıya doğru toplumsal değişimi tetiklemek, insan kaynaklarını
iyi ve adil bir biçimde kullanmak isteyen tüm merkezî yönetimlerin görevidir.
Ülkemize göre-kadın erkek
eşitliğini çalışma hayatına entegrasyon alanında daha yüksek oranda sağlayan
ülkelerin, konuyla ilgili uluslararası sözleşmelere, ILO standartlarına uygun
düzenlemeleri destekleyici önlemleri daha önce gerçekleştirdiklerini ve sonuç
da aldıklarını görüyoruz.
Bilindiği gibi, Birleşmiş
Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin 11
inci maddesi, taraf devletlerin çalışan kadınlar açısından istihdam alanında
alacakları önlemleri, evlilik ve analık sebebiyle alacakları önlemleri hükme
bağlamaktadır. Yine, ILO'nun 183 sayılı Anneliğin Korunması Sözleşmesine
baktığımız zaman doğum izninin asgarî süresi 14 hafta olarak belirlenmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Temel Hak ve Özgürlükler Sözleşmesini sosyal haklar
açısından tamamlayan Avrupa Sosyal Şartının 8 inci maddesinde de yine, doğum
izinlerinin en az 14 hafta olarak düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Ancak, kadınların kamusal
alana entegrasyonunu sağlamak için bu tür düzenlemelerin alt limitler
gözetilerek yapılmasından daha ileriye gidilmesi gerektiği kanaatindeyim. Aynı
kanaat, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından da paylaşılmakta ve birçok
ülkede, çalışan kadınlara 16 hafta ve üzerindeki sürelerde doğum izni
verilmektedir. Örneklersek, Avusturya'da 16, Danimarka'da 28, Fransa'da 16,
Yunanistan'da 17, Hollanda'da 16, İspanya'da 16, Lüksemburg'da 16, Belçika'da
16 ve İtalya'da 21 hafta olmak üzere, çalışan annelere doğum izni
verilmektedir.
Ülkemiz adına gurur
verici bir gelişme olarak, 2003 yılında hükümetimiz tarafından çıkarılan 4587
sayılı İş Kanununda, ücretli doğum izinleri kadın personel için, tekil
gebeliklerde 16, çoğul gebeliklerde 18 hafta olarak belirlenmiş ve yenidoğan 1
yaşına ulaşana kadar, anneye 1,5 saat süt izni uygun görülmüştür.
Bu çerçevede, şimdi ise,
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun doğum izinlerini düzenleyen 104 üncü
maddesinde de, sizlerin desteğiyle gerçekleşmesini umduğumuz değişiklikle, aynı
düzenleme özel sektörle sınırlı kalmayıp, kamu personeli olarak görev yapan
kadınlarımız için de uygulanabilecektir. Ayrıca, 108 inci maddede
gerçekleştirilmesi öngörülen değişiklikle, kadın memurların, ücretli izin
sürelerinin bitimini müteakip 12 aya kadar ücretsiz izin alma imkânları da,
artık amirin ihtiyarına bağlı olmaksızın bir hak olarak tanımlanmıştır.
Başka bir deyişle, bu
değişiklikler, Eğitim-Senin 31 Mart 2004 tarihli araştırmasına göre tespit
edilen 2 412 000...
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Kapatıyorsunuz şimdi o sendikayı.
ZEYNEP KARAHAN USLU
(Devamla) - Merak etmeyin, onunla ilgili düzenleme de yargıda devam ediyor, siz
rahat olun.
...yüzde 32'sini
oluşturan...
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Ne güzel yararlanıyorsunuz(!)
ZEYNEP KARAHAN USLU
(Devamla) - Merak etmeyin, merak etmeyin; onu da düzelteceğiz; bakın,
gelişmeler yolda.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Ne güzel!.. Ne güzel!..
ZEYNEP KARAHAN USLU
(Devamla) - Devam edin bizi izlemeye.
...774 710 kadın
çalışanın potansiyel olarak muhatap olacağı bir dönemin daha konforlu
geçirilmesine katkıda bulunacaktır. Bu rakamı aileleriyle birlikte düşünecek
olursak, bu yapılacak değişiklikle, bu değişiklikten olumlu etkilenecek
milyonlarca vatandaşımızın mevcut olduğunu da buradan ifade edebiliriz.
Böyle bir inisiyatifin
sergilenmesi, üç açıdan son derece önemlidir; ilk olarak, bu değişiklik, sağlıklı
bir toplum yapısına sahip olmamız açısından önemli bir adım teşkil edecektir.
Yenidoğan bebeğin anne sütünden en az dört ay kesintisiz olarak alması gereği
ve anneye olan bağımlılık, tıbben ispat edilmiştir. Bu imkânlara sahip olan ve
olamayan yenidoğanlar arasında -ki, bunlar aynı zamanda geleceğin
yetişkinleridir- biyolojik ve psikolojik gelişim açısından büyük farklılıklar
ortaya çıkmaktadır. Bir başka söyleyişle, çalışan annelerine gerekli
hassasiyeti göstermek, sosyal devletin, gelecek nesilleri korumasını sağlamak
adına bir sorumluluğudur. Yeterli anne sütü ve şefkatinden erken dönemde
ayrılmış bir bebeklik çağı yaşayan bebekler, sık hastalanan çocuklar haline
gelerek, anne için iş kaybına, hastane ve ilaç masrafları yüzünden ülkemiz
açısından da ekonomik kayba neden olmaktadırlar. Keza, annelerin ruh sağlığı
da, yetersiz doğum izinleri nedeniyle olumsuz etkilenebilmektedir. Patolojik
hale gelmese dahi, iş verimliliği açısından, henüz birkaç haftalık bir bebeğin
sorumluluğunu üzerinde hisseden bir çalışanın olumlu bir profil sergilemesi
elbette kolay olmayacaktır.
Bütün bunlar, çalışan
kadınları, annelik ya da iş hayatını tercih etme ikileminin içine
sıkıştırmaktadır. Bu durum, yapılan araştırmalarla da kanıtlanmıştır. Kadının
Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğünce yaptırılan araştırmaya göre, kadınların
istihdamda kalmamalarının öncelikli nedenleri evlilik ve çocuktur. Yine, aynı
kurum tarafından yaptırılan bir başka araştırmaya göre de, Türkiye'de,
kadınların ücret karşılığı çalışma süresi sekiz yılla sınırlı kalmakta, ev
dışında çalışma hayatına katılan kadınların her ikisinden birisi beş sene
içerisinde çalışma hayatını terk etmektedir. Yani, bu ne demek oluyor; bu,
evlilik ve hamile kalma gibi nedenlerle, emekliliğe hak kazanamadan, sosyal güvencesiz
bir yaşamı kadınlarımızın tercih etmek zorunda olduklarını bize anlatıyor.
Kadının İnsan Hakları
Vakfının yaptığı bir başka araştırmada da
-yine teyiden söylüyorum- çalışan kadınların yarısından fazlasının
işlerini terk ettiklerini ve yine, başta evlilik ve doğum olmak üzere, bunu
hazırlayan sebeplerin ailevî nedenler olduğunu görüyoruz. Aynı durum, Devlet
İstatistik Enstitüsünün 2003 yılı medenî duruma göre işgücüne katılım
oranlarında da açıkça görülmektedir. Halihazırda çalışan kadınların yüzde 35'i
evlenmemiş, yüzde 11,5'i dul, yüzde 42,2'si boşanmış iken, sadece yüzde 25,3'ü
evlidir; ama, aynı durum, erkeklere baktığımızda yüzde 78,2'ye çıkmaktadır.
Artık, bu kısırdöngü değişmeli, çalışma hayatı, kadınlar için "kırk katır
mı kırk satır mı" benzetmesine uygun halde kalmaktan çıkarılmalıdır.
İkinci olarak, ülkenin
insan kaynaklarının yarısını oluşturan kadınları verimli bir biçimde sisteme
entegre etmek, her devletin, ülkesinin bugününü ve yarınlarını kurmak adına
üstlenmek zorunda olduğu bir sorumluluğudur. Yapılması gereken, çalışma
hayatını kadın-erkek eşitliğini sağlayacak şekilde konforlu hale getirerek, şu
anda olduğu gibi, ülke nüfusunun çok önemli bir kısmının üretim süreçlerinden
uzak kalmasının önüne geçmektir. Mevcut durum değişmediği takdirde, üretim,
tüketim ve sosyal gelişmişlik düzeyimizin belli bir seviyenin üzerine çıkması
mümkün gözükmemektedir. Türkiye, kadınları da kamusal yaşama ve çalışma
hayatına, çalışma hayatının her alanına entegre edecek önlemleri alarak, mevcut
sistemimizi yeni katkılara açmak durumundadır. Bu noktada, üyesi olmayı
hedeflediğimiz Avrupa Birliğinin uygulamalarına da dikkat çekilmelidir. Avrupa
Birliğine üye ülkelerde kadınların istihdam oranı, 1997 yılında yüzde 45 iken,
alınan tedbirler çerçevesinde, 2001 yılında istihdamdaki kadın oranını yüzde
55'e çıkarmışlardır ve 2010 yılı için Avrupa Birliğinin kendisine öngördüğü
ortalama kadın istihdam oranı yüzde 60'tır. Bizim de üyelik sürecinde olan bir
ülke olarak, ülkemizin Avrupa Birliğine aday ülkeler arasında kadın istihdamı
açısından son sırada yer aldığımızı burada ifade etmek durumundayız. Bu durum,
bizlerin çıkaracağı çalışma yaşamını kadının şartlarına göre düzenleyen yasal
düzenlemelerle ve yürütmenin, uygulamanın eksiksiz sürdürülebilmesine yönelik
hassasiyetiyle değiştirilebilir.
Üçüncü olarak, ülkelerin
en büyük zenginliğinin nitelikli ve genç bir nüfusa sahip olması gerçeğine ve
ülkemizin mevcut durumuna dikkat edilmelidir. Bugün, Türkiye, halen dünyanın
genç nüfuslu ülkelerinden biri. Evet, bu doğru; fakat, aynı zamanda genç
nüfusunu değerlendirmede sorunlar yaşayan da bir ülke. Bu arada, yine, dönüp
verilere baktığımız zaman, biz, genç bir ülkeyiz diyoruz; ama, Türkiye'de
doğurganlık sürekli azalıyor. 1990-2000 yılları arasında genç nüfus artışı bu
ülkede sıfıra yaklaşmıştır ve aynı şekilde yaşlı nüfus da en yüksek artış
hızını kendi içinde barındıran gruptur. Bunun sebeplerinden bir tanesi de, her
ne kadar oransal artışı yavaş da olsa, kadınların eğitim süreçlerine daha fazla
müdahil olmaları, birey olma bilinçlerinin ve buna bağlı olarak ücretli çalışma
hayatına katılma yönünde tavır almalarının artmasıdır ve çocuk doğurmaya
yönelik kararın artık daha zor verilmesidir. Hiç şüphe yok ki, çalışma hayatına
katılım kararını veren kadın sayısı bu ülkede artmalıdır; bu, bizim temel
ihtiyaçlarımızdan biridir; ancak, merkezî yönetimlerce, bu artışa paralel, aile
ve iş hayatını uyumlaştıran yasal düzenlemelerin, kolaylaştırıcı düzenlemelerin
de gereğince yapılması, yapılmadığı takdirde, kadınların artık çocuk sahibi
olma kararını daha da zor alacağı gerçeğini önümüze koymak gereklidir. Bu
açıdan, genç ve üretken bir nüfus yapısının korunması adına da gerekli önlemler
alınmalıdır. Oysa, 2001 yılı verileriyle, World Competitiveness YearBook' un,
toplam işgücünün yüzdesi olarak, kadın işgücü endeksinde ülkemiz 47 ülke
arasında 47 ncidir arkadaşlar ve yine, Save the Children adlı uluslararası
kuruluşun 119 ülkede gerçekleştirdiği ve hangi ülkede anne olmanın daha
avantajlı olduğunu belirleyen annelik endeksi 2004 verilerinde de 70 inci
sıradadır. Bizden üst sıralarda yer alan ülkeler arasında Sri Lanka, Birleşik
Arap Emirlikleri, Özbekistan, Panama gibi ülkelerin yer aldığını da ifade etmek
gerekir kanaatindeyim.
Ancak, Türkiye bir
değişim sürecindedir. Ülkemiz, hükümetimizin sergilediği çağdaş ve dünyadaki
trendlere entegre olan siyasî perspektifi aracılığıyla, kendisine dar gelen
kabuğunu kırmakta ve pek çok konuda olduğu gibi kadın-erkek eşitliği konusunda
da son derece önemli adımlar atılmaktadır. 58 ve 59 uncu hükümetler tarafından,
kadın-erkek eşitliğini sağlamaya dönük pek çok yasal düzenleme
gerçekleştirilmiş; haydi kızlar okula kampanyasıyla, okul çağında olan; ancak,
aileleri tarafından eğitim hakları engellenen onbinlerce kız çocuğumuz eğitime
kazandırılmış; hiçbirimizin tasvip etmediği töre cinayetlerine uygulanan ceza
indirimlerinin kaldırılması; personel temininde eşitlik ilkesine uygun hareket
edilmesine yönelik olarak Sayın Başbakanın imzasıyla yayımlanan genelge; Basın
Kanunumuzla, cinsel saldırı, cinayet gibi olaylar hakkında haber verme sınırını
aşan yazı ve resimlere yönelik olarak getirilen para cezaları -ki, bu anlamda
hepimiz, kadın bedenini metalaştıran olumsuz örneklere zaman zaman rastlamış ve
tasvip etmemişizdir kanaatindeyim- yine, hazırlığı sürdürülen, sosyal riski
azaltma projesi kapsamında, yoksul kadınlara gebelik öncesi ve sonrası maddî
yardım programı; SSK emekli ve emekli eşlerinin doğum ve analık yardımından
yararlanmalarının, devlet hastanelerinden konu özelinde hizmet almalarının
sağlanması; kadın mahkûmlara kısa vadeli sigorta hakkı getirilmesi gibi
kadınların sosyal konumunu geliştirecek uygulamalar devam ettirilmektedir.
Fakat, bütün bunların arasında atılan en ileri adım, siyasî tarihimiz açısından
milat olarak kabul edilebilecek olan, Anayasamızda, konu özelinde kadına seçme
ve seçilme hakkı verilmesinin dışında, ondan sonraki en önemli değişiklik
olarak ifade edebileceğimiz, geçtiğimiz ay Yüce Meclis tarafından kabul
edilerek, kadın ve erkek eşitliğini Anayasal güvence altına alan, kadın ve
erkeğin eşit olduğunu ve bu eşitliği sağlamayı devletin anayasal bir
yükümlülüğü olarak tanıyan Anayasamızın 10 uncu maddesinde gerçekleştirilen
değişikliktir. Böylelikle, birçok ülke anayasasının da ilerisinde bir
değişiklik söz konusu olmuştur.
Ayrıca, eşitlik konusunda
yapılacak yeni açılımların önünü açan bu değişikliklerle birlikte,
Anayasamızın, kanun önünde eşitlik maddesi, elbette, cinsler arasında olduğu
gibi, cinsin kendi içinde de ayırım yapılamayacağını ifade etmektedir. Fakat,
halihazırda özel sektörde çalışan kadınlarla kamu personeli kadınlar arasında,
doğum izinleri açısından, 5 haftalık bir fark mevcuttur. Bu durum, her ne kadar
iki sektörün iki farklı kanuna tabi olmasından kaynaklanıyorsa da...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Uslu.
ZEYNEP KARAHAN USLU
(Devamla) - ...nihaî olarak, hukuka da, insan haklarına da aykırı bir durum
ortaya çıkarmakta, çalışan kadınlar arasında ayırımcılığa sebep olmaktadır.
Dolayısıyla, her türlü ayrımcılığa
karşı olan parlamenterler olarak, sizlerin, çalışan, üreten, bağımsız ve mutlu
bir birey olma imkânına kavuşacak vatandaşlarımızın oranını artıracak, teşvik
edecek bu düzenlemeyi destekleyeceğinize inanıyor, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Uslu.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OYA
ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 637 sıra sayılı kanun
teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere
söz almış bulunuyorum ve sizleri Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
bu teklif, Cumhuriyet Halk Partisi kadın milletvekilleri tarafından hazırlanmış
bir tekliftir. Daha doğrusu, AKP ve Cumhuriyet Halk Partisi Gruplarından kadın
milletvekilleri, aynı doğrultuda, iki yasa önerisi vermişlerdir; ama, ben,
Cumhuriyet Halk Partisi kadın milletvekilleri grubu adına, bu sorunun acısını
yüreğinde en az bizler kadar taşıyarak, bu teklifin hazırlanmasında değerli
katkılarını bizlerden esirgemeyen Adıyaman Milletvekilimiz Şevket Gürsoy'a
teşekkür etmeyi bir borç bildiğimi ifade etmek istiyorum buradan. (CHP
sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri,
çağımızın demokrasileri, kadın ve erkeğe eşit yer veren demokrasilerdir. Bu
demokrasilerin ayırıcı özelliği, cinslerarası eşitlik üzerine inşa edilmiş
olmalarıdır; ama, bizim demokrasimize baktığımız zaman, bizim demokrasimizin
kadınsız bir demokrasi olduğunu görüyoruz. Şu Yüce Meclise bakınız, 550
milletvekilinin arasında 24 kadın milletvekili var. Yerel yönetimlere bakınız,
kadın belediye başkanlarının ve kadın belediye meclisi üyelerinin sayılarının
yüzdelerle değil, bindelerle ifade edildiğini görüyorsunuz. Siyasette kadın
yok, ya yaşamın başka alanlarında; maalesef, yaşamın başka alanlarında da,
çağdaş demokrasilerin yakalamış olduğu oranlara Türkiye'de kadınların
erişememiş olduğunu görüyoruz. Bir erkekler yönetimi olarak işliyor
demokrasimiz. Demokrasiyi biz nasıl tanımlıyoruz; demokrasi, toplumun kendi
kendisini yönettiği; yani, kadının ve erkeğin birlikte kadını ve erkeği
yönettiği bir yönetim biçimi; ama, bizim demokrasimiz, erkeklerin kadını ve
erkeği yönettiği bir demokrasi. Yönetim işine gelince kadın yok, sadece
yönetiliyor. Bu, üzüntü verici bir manzara, "utanç" demeye dilim
varmıyor, aslı odur; ama, çok büyük üzüntü yaratan bir manzara.
Göstergeler bakımından
bizden çok geri olan ülkelerden gelen hemcinslerimizle konuştuğumuzda, onların
çalışma yaşamlarında, siyasette yer aldıkları sayıların oransal göstergelerini
gördüğümüz zaman, biz, başımızı öne eğmek mecburiyetini hissediyoruz; çünkü, o
oranları yakalayamamış durumdayız.
Çalışma yaşamında
kadınlara bakıyoruz -biraz önce Sayın Karahan Uslu ifade ettiler- gelişmiş
ülkelere oranla fevkalade düşük sayılarla çalışma yaşamına Türk kadınlarının
katıldığını görüyoruz. Bunun kuşkusuz çok çeşitli nedenleri var. Kadının
çalışmasına iyi gözle bakılmadığı toplum kesimleri var, "ne lüzum var, kadın
çalışmasın, ona babası bakar, erkek kardeşi bakar, kocası bakar, o da evinde
otursun" anlayışını benimsemiş toplum kesimleri var. Kadın, bu değer
yargılarını aşıp çalışma yaşamına adım atsa bile, karşısına çıkan başka
engeller var. "Bu işe girebilmek için erkek olmak şart" diye verilmiş
ilanlar var. Çok yakın zamanda gördük bunları; kamu görevine alınırken de
gördük. Böyle ilanlar var. İlana dökülmese bile, bu işe kadın değil, erkek
alalım diye oluşmuş birtakım yargılar var. Kadın alırsak, yarın öbür gün hamile
kalır, işini gereğince yapamaz, ondan sonra, doğum izinleri; yok, biz kadın
almayalım, erkek alalım diye yapılan tercihler var ve bütün bunları aşarak bir
kadın işe girse de, yükselmeye engeller
var. Ne var diye sorabilirsiniz; ama, biz, kadınlar olarak o kadar iyi
biliyoruz ki, camdan tavanlar var. Baktığınız zaman göremiyorsunuz, bir yerde
yazılı değil; ama, kadın olduğunuz zaman, erkek kadar rahatlıkla, kolaylıkla
ileriye gidemiyorsunuz, yükselemiyorsunuz sırf kadın olduğunuz için. Sizinle aynı
nitelikte olan erkek arkadaşlarınız yükselebiliyorlar, yöneticilik makamlarına
gelebiliyorlar; ama, kadınlar, çoğu kez, her zaman demiyorum; ama, çoğu kez,
salt kadın oldukları için yöneticilik görevine layık görülmüyorlar ve hep
yönetilen konumunda kalsın isteniliyor kadın.
Bunun dışında başka
sorunları da var kadının iş yaşamında. İş yaşamına giren kadın, bir zaman sonra
bir yuva kuruyor, evleniyor, anne olmak ihtiyacını duyuyor; ama, anne olacağı
zaman, eğer yasalar gerektiği zaman izin almak konusunda, gereken dönemlerde
istirahat etmesini sağlamak üzere ona imkânlar getirmiyorsa, kadının
yapabileceği bir tek şey var; iki seçenekten birini kullanmak; ya anne olma
arzusunu sarıp sarmalayıp bir kenara kaldırmak veya iş yaşamından vazgeçmek.
Çünkü, önünde bekleyen yol o kadar dikenli ki, hamileliğinin çok ileri
dönemlerine kadar çalışmak mecburiyeti var. Daha sonra, süt izinleri yeterli
değil; çocuğunu kreşe bırakıp işine gitme imkânları yeterince sağlanmamış
vaziyette; çocuğuna gönlünden geçtiği ölçüde süt verebilecek sürede onun
yanında kalabilmek imkânı yok ve hepimiz biliyoruz ki -bunlar bilimsel birtakım
gerçekler- anne sütü, çocuk için fevkalade önemli bir koruyucu. Anne sütünden
yeteri kadar yararlanamayan çocuklar, fiziksel bakımdan da zihinsel bakımdan da
yeteri kadar gelişemiyorlar, bağışıklık sistemlerinde birtakım sıkıntılar
ortaya çıkabiliyor ve çocuk, belli evrelerde anneyle ne kadar uzun zaman
beraber kalırsa, fizikî ve ruhsal gelişimi de o ölçüde mükemmel olabiliyor;
ama, siz, kadına, doğumdan önce altı hafta, doğumdan sonra altı hafta
izinlisin, o kadar, sen işine gelmeye mecbursun derseniz, bu kadın o zaman ne
yapacak; mecburen, çoğu kez gördüğümüz gibi, çalışma yaşamından çekilecek.
Değerli arkadaşlarım,
kadının emeğine çalışma yaşamında ihtiyacımız var; çünkü, kadının da birtakım
becerileri var, bunlar, bazen erkekte de yok. Kadın daha detaycı, daha
ayrıntılarla meşgul; erkek daha bütünsel olarak bakıyor olaylara ve bu iki
nitelik bir araya geldiği zaman, yani, kadın emeğiyle erkek emeği bir arada
ortaya konulduğu zaman daha mükemmel bir iş ortaya çıkabiliyor. Onun için,
mükemmel ürünler ortaya koyabilmek için kadının emeğine iş yaşamında ihtiyaç
var; ama, kadın için de kadının çalışmasına ihtiyaç var. Bugüne kadar
kadınlarımız ekonomik bakımdan güçlü olmadıkları için pek çok sorunu yaşamak
mecburiyetinde kaldılar. Kadın ekonomik bakımdan güçlü olduğu zaman, kendi
yaşamını sürdürebilecek kazancı elinde olduğu zaman daha az eziliyor, hayatın
yüklerini, dimdik durarak, kimseden yardım almaksızın, daha güçlü bir vaziyette
taşıyabiliyor. Kadınlarımıza daha onurlu, daha saygın, daha güvenli bir yaşam
biçimi sağlayabilmek için de, onları iş yaşamına katma mecburiyetimiz var; ama,
maalesef, Türkiye'deki sayılara baktığımız zaman, bu konuda dünyanın pek çok
ülkesinden geri durumda olduğumuzu görüyoruz. Türkiye'de kadın, maalesef, iş
yaşamına istenilen ölçüde katılamıyor. Bunu sağlamak bizim görevimiz; çünkü,
kadınlarımıza bunu borçluyuz. Toplumumuzun kadınları yıllardır politikacılardan
ve devletten bu sorununun çözülmesini bekliyor. Bu, ulusal bir sorunumuz;
ulusumuzun kadınlarına olan borcu, devletimizin ulusal olarak kadınlarımıza
borcu, bizlerin politikacı olarak ulusumuzun kadınlarına borcu. Bunu yerine
getirmek zorundayız; kadınlarımıza, iş yaşamına katılmalarını sağlayacak
imkânları yaratmak zorundayız. Ayrıca, çağdaş bir demokrasi istiyorsak, çağdaş
demokrasi olabilmenin koşullarından biri de bu; onun için de bunu
gerçekleştirmeliyiz.
Birtakım uluslararası
platformlarda olduğumuz zaman bize soruyorlar; siyasette kadın oranınız nedir?
İş yaşamında kadın oranınız nedir? Kadınlar için doğumöncesi, doğumsonrası izin
süreleri nedir? Hangi imkânları tanıyorsunuz iş yaşamına kadınları katmak için?
Bunlar, hep, bizlere soruluyor; kuşkusuz, sizlere de soruluyor Türkiye'yi
temsilen herhangi bir yere katıldığınız zaman. Bu soruları göğsümüzü gere gere
yanıtlayabilmek için bu tedbirleri almak, kadınların iş yaşamına, siyasete,
yaşamın her alanına daha büyük sayılarla katılmasını sağlamak için gerekenleri
yapmamız gerekiyor. Avrupa Birliğine girişimiz tartışılırken dahi bu ölçütlere,
bu göstergelere bakıyorlar. Kadının durumu ne bu toplumun içerisinde, kadına
nasıl bir statü sağlanmış; biz, bu konudaki göstergelere bakılarak da
çağdaşlığımızın, Avrupa Birliğine ayak uydurup uyduramayacağımızın kararı
verilirken yargılanıyoruz. Onun için de, eğer iddia ettiğimiz gibi bir çağdaş
demokrasiysek, onu da bu sayılarla göstermek, kanıtlamak mecburiyetindeyiz.
Şimdi, bakınız, yakın
zamana kadar, kadınların doğum öncesi ve doğum sonrası izinleri, yasalarımızda,
çağdaş demokrasilerde, çağdaş platformlarda belirlenen en alt sürelerin de
altındaydı. Yıllarca bunun için mücadele verildi ve iş yaşamı için çıkarmış
olduğumuz 4857 sayılı İş Yasasıyla, bu, çağdaş bir düzeye, en azından çağdaş
sayılabilecek bir düzeye ulaştırıldı. Kuşkusuz, bizlerin de, kadınlar olarak,
16 haftaya çıkarılmış olan sürenin 21 haftaya çıkarılmasının sağlanması en
başta gelen temennimizdir; ama, hiç değilse, İş Kanunuyla gelinen nokta, bizi
çağdaş bir düzeye ulaştırmaya yetmiştir; ama, İş Kanununda yapılan değişiklik
Devlet Memurları Kanununa intikal etmemiştir, orada eski süreler sürmektedir.
İş Kanununa tabi çalışma
yaşamında kadınlara sağlanan bir imkânın, kamu sektöründe çalışan kadınlara da
kuşkusuz sağlanması gerekmektedir; çünkü, bu izinler bakımından bir paralellik
kuramadığımız takdirde, bırakın cinslerarası eşitsizliği, bir cins içerisinde
de çalışma koşulları bakımından eşitsizliğe yol açmaktadır. İşte, bu kanun
teklifi, iş yaşamında bu eşitsizliği gidermek amacına yönelik olarak
hazırlanmış, tıpkı İş Kanununda olduğu gibi, doğum öncesi ve doğum sonrası
izinler 8 haftaya çıkarılmış ve çoğul gebeliklerde buna 2 hafta daha
eklenilmiştir. Kuşkusuz, hekim raporuyla daha fazla iznin gerek görüldüğü
durumlarda, bu izin, yine, yasanın verdiği imkâna göre uzatılacaktır. Ayrıca,
bu süreler bittikten sonra da, maaşsız izin kullanmak, aylıksız izin kullanmak
isteyen devlet memuru kadınlar, amirlerinin takdir hakkı söz konusu olmaksızın
"ben, 1 yıl aylıksız izin kullanmak istiyorum" dedikleri anda,
kendilerine bu izin verilecektir. Hazırlanmış olan yasa teklifleri bunları
getirmektedir.
Bu teklifle, kamu
sektöründe çalışan kadınlarımızın da, doğum öncesi ve doğum sonrası izinleri
bakımından, bir nebze ferahlığa kavuşturulacağını zannediyoruz.
Tabiî, sorun bununla
bitmiyor, sorun bununla çözülmüş olmuyor. İş yaşamına kadınların istenen
sayılarla katılmasını sağlayabilmek için kreş imkânlarını, çocuk yuvası, çocuk
bakımevi imkânlarını genişletmek lazım, kadınları koruyabilmek için iş yaşamına
kotalar koymak lazım; ama, bunları yapabilmek için de, Anayasada bir adım daha
atmak lazım, özellikle, bu kotalar konusunda. Ben, Anayasada yapılan
değişikliğin, henüz, CEDAW Sözleşmesinin gereklerini yerine getirmekte acele
etmeyen birtakım, ülkelerin anayasalarıyla aynı noktaya geldiğini düşünüyorum;
ama, bu, istenen adımı atmış olmak anlamına gelmiyor. Başka daha çağdaş ülkeler
var, CEDAW'ın gereğini yerine getirmiş olan ülkeler var, onlar, devlete, fiilî
cinslerarası eşitliği de sağlamak görevini veriyorlar; yalnız hak eşitliğini
sağlamak yetmez, devlet, fiilî eşitliği de sağlamakla yükümlüdür hükmünü
getiriyorlar. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bunun gelmesini çok
arzu ettik; ama, maalesef, verdiğimiz önergeler, Anayasa Komisyonunda da, Yüce
Mecliste de -Cumhuriyet Halk Partisinin desteğine rağmen- Adalet ve Kalkınma
Partisi bunları kabul etmediği için geçmedi. Ben, bu vesileyle, bu hususu
tekrar gündeme taşımak istiyorum. Eğer, çağdaş bir demokrasiye sahip olmak
istiyorsanız, eğer, ulusumuzun kadınlarına çoktan hak etmiş oldukları desteği
vermek istiyorsanız, gelin, bir adım daha atalım, tekrar Anayasanın 10 uncu
maddesini ele alalım ve oraya fiilî eşitliği de devletin sağlamakla yükümlü
olduğu hükmünü getirelim.
Birtakım anayasalarda bu
var. Birtakım anayasalarda yok" diye söz ediliyor; ama, onlar da yarın
öbür gün bunu, anayasalarına ve hukuk düzenlerine -eğer, CEDAW'ın hükümlerini
gerçekleştirmek istiyorlarsa- getirmek mecburiyetindeler; onlar da o sürece
girecekler. Ben diyorum ki, onların o sürece girmesini beklemeden biz bunu
yapalım, başkalarını beklemeyelim, biz yapalım; çünkü, kadınlarımız bunu hak
ediyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Hak etmenin yanı sıra, bu, devletin
kadınlara bir görevi; eğer, sosyal devlet ise,
eşitlikçi bir demokrasiyi, bütün çağdaş demokrasilerde olduğu gibi
gerçekleştirmek istiyor ise, görevi. Dilerim bu dönem bitmeden, Parlamentomuz
bunu da tamamlar ve en ileri noktaya varmış ülkelerin anayasalarıyla eşit
konumda bir anayasaya sahip oluruz.
Çünkü, ben şunu söylemek
istiyorum: Fransa da başlangıçta, CEDAW'ın gereğini yerine getirmek için bize
benzer bir adım attı ve olabilir zannedip bir kota kanunu çıkarttı; ama,
maalesef, yaptığı anayasa değişikliğine o kota kanunu sığmadı, iptal edildi ve
onun üzerine daha ileriye bir adım atıp, hak eşitliğinin yanı sıra, fiilî
eşitliği sağlamaya yönelik önlemleri almak konusunda da parlamentoya, siyasî
partilere görev veren bir başka değişiklik yapmak mecburiyetini hissetti.
Ben de diyorum ki, bu
evrelerden geçmeden, Anayasa Mahkemesi engelline takılır mıyız takılmaz mıyız
kuşkusuna düşmeden, açıkça Anayasada cinslerarası eşitlik konusunda,.devlete
fiilî eşitliği de sağlamak görevini verelim.
Tekrar söylüyorum; bu
dileğimin bu dönem bitmeden gerçekleşmesini görmek, ulusumuzun tüm kadınları
gibi benim de arzumdur. Bunu gerçekleştirmenin şerefinin de, bu dönem Türkiye
Büyük Millet Meclisine ait olmasını arzu ederim.
Bu kanun teklifine
desteklerinizi bekliyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da, bu kanun
teklifinden -zaten,kendi onayıyla da verilmiştir- yana olduğunu, bu kanun
teklifini desteklediğini ifade etmek istiyorum.
Sizleri saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Araslı.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
DEVLET MEMURLARI KANUNUNUN BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ
HAKKINDA KANUN TEKLİFİ
MADDE 1.- 14.7.1965
tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 104 üncü maddesinin değişik
(A) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
A) Memura doğum
yapmasından önce sekiz hafta ve doğum yaptığı tarihten itibaren sekiz hafta
olmak üzere toplam onaltı hafta süre ile aylıklı izin verilir. Çoğul gebelik
halinde, doğumdan önceki sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak
sağlık durumu uygun olduğu takdirde, tabibin onayı ile memur isterse doğumdan
önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, memurun çalıştığı
süreler, doğum sonrası sürelere eklenir. Yukarıda öngörülen süreler memurun
sağlık durumuna göre tabip raporunda belirlenecek miktarda uzatılabilir.
Memurlara, bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam
birbuçuk saat süt izni verilir. Süt izninin kullanımında annenin saat seçimi
hakkı vardır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
1 inci madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Gaye Erbatur;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA N. GAYE
ERBATUR (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara Milletvekili
Oya Araslı ve 10 milletvekilinin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Bazı
Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile İstanbul Milletvekili
Zeynep Karahan Uslu ve 9 milletvekilinin, Devlet Memurları Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun 1
inci maddeye ait görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunuyorum; Sayın
Heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Kadın memurlara, doğum
yapmasından önce 8 hafta ve doğum yaptığı tarihten itibaren 8 hafta olmak üzere
toplam 16 hafta aylıklı izin verilmesi, bu hakların, aynen, İş Kanununda işçi
kadınlara verilen haklarla aynı duruma gelmesini sağlayacak. Böyle bir
teklifin, çalışan kadınlar için son derece yerinde bir teklif olduğunu
düşünüyorum ve bu iki kanun teklifini hazırlayan her iki arkadaşımı da bu
bakımdan kutluyorum.
Kadınların sorunları çok
fazla. Kadınlar, sadece doğum yapmaları nedeniyle sorun yaşamıyorlar. Kadınlar,
yaşadıkları süre içerisinde de çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar. Bu
vesileyle, burada, hazır söz almışken, bugünlerde kadın kuruluşlarının ve bizim
çok gündeme getirdiğimiz namus cinayetlerinden de söz etmek istiyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, Parlamentomuz, Türk Ceza Kanununda değişiklik yapmak üzere
komisyonda çalışmalar yürütüyor. Adalet Komisyonunda görüşülen tasarı
üzerindeki çalışmalar, artık, komisyondan Genel Kurula gönderilmek üzere
tamamlandı. Ancak, 84 üncü maddeye, "nitelikli adam öldürme"
bölümüne, töre saikiyle işlenilen cinayetler de nitelikli adam öldürme suçu
olarak alındı ve müebbet hapisle cezalandırılacak. Ancak, yapılan bu uygulama
bizler için yeterli değil; çünkü, namus ve töre cinayetleri, töre adına
sürdürülen, feodal yapı artığı, erkeğe ait toprağa dayalı mülkiyet hakkının
hane kadınlarına uzantısının bir sonucudur. Bu cinayetlerin müebbet hapis
korkusuyla işlenmelerini engellemenin ötesinde daha önemli hususlar da vardır.
Bunların başında, insanların yüreklerinden ve beyinlerinden
"töre-namus-kadın" halkasına kilitlenmiş ahlak kavramının silinmesi,
kadının insan haklarının tanınması ve kadının özgür bir birey olarak varlığının
kabulü gelir.
Egemenlik alanının
daralmasını kabullenmenin güçlüğüdür ki, bu ahlak anlayışını, bu cinayetleri,
Avrupa'da yaşanan kentlere dek, belki, genç kızın, ekonomik olarak, artık,
babasına, ailesine hiç de bağımlı olmadığı coğrafyalara dahi taşımaktadır.
İster töre diyelim ister
namus, sonuç olarak, kadının kendi bedeni üzerindeki bireysel haklarını
çiğneyen, kadının namusunu cinselliğe bağlayan bir düşünceden yola çıkan her
türlü cinayeti gerçek anlamda geçmişe gömmek istiyorsak, çok geniş bir
kampanyayla, toplumsal bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yapılması
gerekmektedir.
2004'ün ikinci yarı yılı,
yasal düzenlemelerle büyük ölçüde gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği
müktesebatının yaşama geçirilmesine odaklanan bir dönem olacaktır. Bu anlayış
değişikliğini de müktesebatın bir parçası olarak görmek hiç de abartı olmaz;
çünkü, Avrupa'da, insanî değerler, bireyin özgürlüğü ve insan haklarının
korunması temeline oturtulmuştur. Bir kadının, babasının, ağabeyinin ya da
eşinin vesayeti altında olması bu anlayışa tamamen terstir. Bu bağlamda,
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Türkiye Temsilciliği, bu yılki çalışmalarını
namus cinayetlerine odaklayarak iyi bir örnek oluşturmuştur.
Tarafı olduğumuz,
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, (CEDAW) kadınlara
karşı şiddetin önlenmesi konusunda da yükümlülükler getirmektedir. Bu
yükümlülüğün bir gereği olarak da, bilgilendirme, bilinçlendirme çalışmalarının
yürütülmesi gerekir. Her şeyi devletten beklememe anlayışı içerisinde, sivil
toplum örgütleri ve medya da bu konuda etkin rol almalıdır.
Etkin bir kampanya
yürütülse bile, bugünden yarına herkesin değişmesi beklenemez. Kadınlarımıza
yardımcı olacak kurumların da oluşturulması gereksinimi vardır. Ülkemizde, 7
500 kişiye 1 sığınmaevi olan Avrupa Birliği normlarına göre -nüfusumuzun hâlâ
67 000 000 olduğunu varsaysak bile- 9 000 dolayında sığınmaevi olması
gerekirken, bunun binde 1’ine yakın sayıda sığınmaevimiz vardır. Nüfusun 50
000'i geçtiği yerlerde, benimsenen terimle "korunmaevleri" kurmanın belediyelerin
aslî görevine alınmasını sağlayan yeni yasal düzenleme sevindiricidir; ancak,
bu görevi yerine getirebilmeleri için, belediyelere de kaynak sağlanması
gerekir.
Yeni yasama yılında,
süratle, Namus Cinayetleri Araştırma Komisyonunun çalışmalarını tamamlaması
gerekir, Sayın Salih Kapusuz, bana bakıyorsunuz...
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Her zaman olduğu gibi... Size her zaman bakarım.
N. GAYE ERBATUR (Devamla)
- Çünkü, saptanan gerçeklikler ve gereksinimler doğrultusunda gerekli her türlü
önlemin alınması, toplumda bilgilendirme ve bilinçlendirme kampanyaları
düzenlenmesi, önceliklerimiz olmalıdır.
Araştırma Komisyonunun
konuyu çok yönlü olarak ele alması ve Türk Ceza Kanunu dışında, başka hangi
yasalarda değişikliğe gereksinim olduğunu saptaması gereklidir. Örneğin, yakın
tarihte gerçekleşen Nuran Halitoğulları cinayetinde, kolluk güçleri tarafından
kurtarılan genç kız, bu güçler tarafından babasına teslim edilmişti. Bu,
yasaların bir gereği idi. Bu koşullarda benzeri bir teslim olayının yaşanmaması
için, gerekli yasal değişikliklerin de yapılması gerekmektedir. Benzeri başka
yasal boşluklar da var olabilir ve bunları da saptayıp, gereğini yapmamız
gerekir.
Kadınlarımıza,
kızlarımıza, hakları olan insanca bir yaşam sunabilmek için, geçmişten bugüne,
değer adına taşınmış bazı bakış açılarının gözden geçirilmesi ve çağdaş
değerlerin kavranıp benimsenmesini amaçlayan bir topyekûn bilgilendirme ve
bilinçlendirme seferberliğine gereksinimimiz olduğunu düşünüyorum.
Bu nedenle, yapılan bu
kanun değişikliğini çok önemli sayıyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
bu değişikliği destekleyeceğimizi bildiriyorum. Beni dinlediğiniz için hepinize
saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Erbatur.
Sayın milletvekilleri,
madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - Devlet
Memurları Kanununun değişik 108 inci
maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Doğum yapan memurlara istekleri halinde 104 üncü
maddenin (A) bendinde belirtilen sürelerin bitiminden itibaren oniki aya kadar
aylıksız izin verilir.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 4. - Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın milletvekilleri,
Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi
Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu
raporunun müzakerelerine başlıyoruz.
12.- Sinema
Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında
Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu
(1/849) (S. Sayısı: 640) (X)
BAŞKAN- Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporu 640 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek;
buyurun.
CHP GRUBU ADINA BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan
Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi
Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum;
Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Yasalar, bir ihtiyacı
karşılamak, bir yanlışı düzeltmek, bir eksikliği gidermek için, toplum yararı
doğrultusunda, ilgili kesimlerin, çıkarılan yasalardan yaşamları doğrudan
etkilenen kitlelerin görüşü ve katkısı alınarak, ortak aklın gösterdiği yönde
toplumsal mutabakatla yapılır. Görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısı üzerinde
sivil toplum örgütlerinin, sektörel kuruluşların, meslek birliklerinin
mutabakatı vardır. Tasarı Meclise sevk edilmeden, ön çalışması, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubuna Kültür Bakanlığı tarafından yollanılmış ve gereken katkılar
istenilmiştir. Biz de, görüşlerimizi, Sayın Bakana, Sayın Kültür Bakanlığına
bildirdik.. Yani, bugüne kadar alıştığımızın ötesinde, bugün burada
görüşeceğimiz yasa tasarısı, çoğunluk anlayışının değil, çoğulcu, katılımcı bir
anlayışın ürünüdür.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; tasarının içeriğine geçmeden önce, sinema sektörünün
içerisinde bulunduğu durumun bir çerçevesini çizmek istiyorum.
14 Kasım 1914'ten bu
yana, doksan yıllık tarihinde 6 000'i aşkın sinema filmi üretmiş ve 1960'lı
yıllarda, yılda 300 film çekmeyi başarmış Türk sinema sektöründe, günümüzde,
yılda, ancak 10-12 civarında film üretilmektedir.
Avrupa'da, 65 000 000'luk
Fransa'da, yılda 100 konulu film çekilebilmekte; çünkü, Fransa, sinemasına
yılda 500 000 000 dolar destek sağlamaktadır. Bu destek Almanya'da 250 000 000
dolar, İtalya'da 190 000 000 dolardır.
1970'lerde sinemamız, 2
500 açıkhava, 3 000 kapalı salon, 2 500 000 koltukla ciddî bir biçimde endüstri
olma yolunda ilerlerken, 1970'lerin sonlarından başlayarak, birçok nedenden
dolayı erozyona uğramıştır; yapım, işletme ve gösterim sistemi çökmüştür.
Bugün, Türkiye'de,
yaklaşık 1 100 perde ve 200 000 koltuk vardır. Ülkemizin 12-13 ilinde sinema
salonu yoktur. 1970'lerden bu yana sinemamızdaki kan kaybını bu rakamlar açıkça
ortaya koymaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
film sayısının yok denilecek kadar azalmasının yanında, sinemanın, halkla en
yoğun iletişim kuran bir sanat ve kültür alanı olarak gücü ve etkinliği
zayıflamış ve önemsizleşmiştir. Elimizde, finansman kaynakları dış desteklerle
bölük pörçük sağlanan, işletme imkânları sınırlı, âdeta, sığıntı kalmış, iç
dinamikleri televizyon yıldızlarının rol aldığı birkaç popüler film dışında
tükenmiş, tüketilmiş bir sinema alanı kalmıştır.
Yapımcısını,
dağıtımcısını, sinema salonunu kaybetmiş sinemada kendilerini bir biçimde ifade
etmek isteyen sanatçılar, birer tüccar terzi konumunda, kendilerinin yapımcısı
ve pazarlayıcısı olmak zorunda kalmışlardır.
Bugün, eksikliğini
hissettiğimiz, sadece seyircisiyle buluşarak kendi ticarî sistemini oluşturmuş
bir sinema sektörü değildir. Sektörün, görsel, işitsel, her alanda üretken ve
yaratıcı olan yönü tükenmiş ve geleceğe yönelik vizyonu kalmamıştır. Bu ülkenin
çocukları, gençleri, kendi kültürel kimlik ve hazinelerini unutmakla karşı
karşıyadır. Bu ülkenin, artık, çocuk filmleri, animasyon filmleri, belgesel
filmleri, kısa filmleri sınırlıdır. Oysa, yetmiş milyonluk nüfusu ve dünyayla
hızla entegre olan yapısıyla bu ülkede her yıl onlarca film yapılabilir, bu
filmleri üretecek yapımevleri harekete geçirilebilir, işletme ve gösterim
ağları kurulabilir.
İşte, bugün görüşmekte
olduğumuz bu tasarıda ve bu tasarının 1 inci maddesinde belirlenen amaçları
arasında, sinema sektörünün eğitim, yatırım, girişim, yapım, dağıtım ve
gösterim alanlarının geliştirilmesi ve güçlendirilmesi bulunmaktadır.
Tasarının, bu amaçları gerçekleştirerek, 1970'lerden beri sinemamızın içinde
bulunduğu olumsuz durumu ortadan kaldıracağına inanıyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; sinemanın, ülke tanıtımında en önemli araç olma özelliği,
başta ABD olmak üzere, pek çok dünya ülkesi tarafından kanıtlanmışken, ülkemiz
bu aracı, bu etkin silahı akılcı bir şekilde, maalesef, kullanamamıştır.
Türkiye, sinema endüstrisi denilebilecek çapta bir yatırım yapmamış olmasına
rağmen, uluslararası nitelikte pek çok sinema insanı yetiştirmiş bir ülkedir.
Ülkemizin yaratıcı
sanatçı insan kaynağının doğru yönlendirilmesi ve desteklenmesi durumunda,
sinema sektörünün gelişmesine ve ülke tanıtımına önemli katkılar sunulacaktır.
Bu kadrolar, binbir zorlukla ortaya koydukları ürünleriyle, bugün, uluslararası
sermayeyi ayaklarına getirebilmekteler; ama, yeterli değil. Ne var ki, kişisel
çabalarla oluşturulan bu prestijler ve başarılar, kurumsal bir yapının var
olmaması nedeniyle ülkemize yansımamakta, ülkemizin amaçlarına hizmet
etmemektedir. Bu kadroların dünya çapında kurdukları geniş ilişki ağı ve
edindikleri bir o kadar geniş deneyim ve birikimleriyle ülkemizin çok yönlü
tanıtım hizmetlerine yönlendirilmelerine, ABD ve Avrupa ülkeleri dahil dünyanın
tüm ülkelerinde olduğu gibi bu yönde geliştirilecek devlet politikalarına
ihtiyaç vardır. Bir diğer ifadeyle, sinema aracılığıyla neyi, neden, nasıl, ne
zaman tanıtacağız gibi sorulara ek olarak sürekliliğin nasıl sağlanacağı ve
hangi kaynakların nasıl ve ne yönde seferber edileceği, hükümetten öte,
Amerika'da olduğu gibi, bir devlet politikası olmalıdır.
Dünya üzerinde hâkimiyet
kurmak isteyen ve dünya siyasetinde, ekonomisinde, ticaretinde etkili olmak
isteyen ve bu hedeflerde başarılı olmuş ülkeler, Amerika örneğinde olduğu gibi
sinema konusunda son derece kararlı planlar ve çalışmalar yapmışlardır.
Sinema sanatı, genel
olarak, sanat üretimini desteklemek, ülkede çok özel bir iklimi oluşturmayı
gerektirmektedir. Böyle bir iklimin oluşması, düşünce ve yaratma özgürlükleriyle
tüm sanat alanını kucaklayan telif hakları, çalışma-sosyal güvenlik, destek ve
teşvik yasa kurumlarından oluşan bütünsel bir modelin yaratılmasıyla mümkündür.
Bu modelin temelinde yaratıcılığın ve kalitenin desteklenmesi vardır.
Bu sektör aynı zamanda
yüksek teknolojiyi en yoğun kullanan endüstrilerden biridir. Endüstriyel
yaratıcılığın uzlaşması ve birbirini olumlu desteklemesi, ancak diğer
endüstrilerden farklı bir bakış açısıyla mümkün olabilmiştir. Çünkü, bu
endüstrinin hammaddesi, ürünü de kimliğimiz, hayallerimiz, ahlakî değerlerimiz,
kültürümüz ve kültürel geleceğimizdir.
Bugün görüşmekte
olduğumuz bu kanun tasarısı bir toplumsal ihtiyacı karşılamakta, sinema
sektörünün beklentilerine yanıt vermektedir. Bu kanun, genel gerekçesinde belirtildiği
gibi, sinemanın gerek sanat gerekse endüstri olarak desteklenmesini ve
güçlendirilmesini temin edecek ve başlıbaşına sinema alanına ilişkin hükümler
içerecek bir kanundur. Tasarı, genel olarak, Türkiye'de gösterime girecek yerli
ve yabancı filmlerin denetlenmesini ve devletin Türk sinemasına yapacağı maddî
desteğin nasıl olacağıyla ilgili düzenlemeleri içermektedir. Ayrıca, devlet ile
sinema dünyası arasında iletişimin sağlıklı ve etkin bir şekilde yapılması,
sinema sanatına ilişkin temel yaklaşımların, sektörel eğilim ve yönlemlerin
araştırılması amacıyla, ilgili alan, meslek birlikleri, sektörel sivil toplum
kuruluşları temsilcileri ve üniversitelerin ilgili bölümlerinden görevli
öğretim elemanlarından oluşan, Bakanlık bünyesinde bir danışma kurulu
oluşturulmasını da öngörmekte.
Destek başvurusunda
bulunan projeleri değerlendirmek ve desteklenecek olanları belirlemek amacıyla,
Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi, meslek birlikleri temsilcileri ve sinema
dünyasından, Bakanlığın seçtiği üyelerden oluşacak Destekleme Kurulu
bulunmaktadır.
Bu tasarının en önemli
özelliklerinden biri, sinema sektöründe önemli kararların alınması amacıyla
oluşturulan bu kurullarda (destekleme, danışma, değerlendirme ve sınıflandırma
kurullarında) sektör temsilcilerinin söz ve karar sahibi olmasıdır.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; tasarının bu olumlu yönlerinin yanı sıra, bir iki maddeyle
ilgili kaygılarımı, çekincelerimi -Sayın Bakanımla konuşarak paylaştığımı-
belirtmek istiyorum.
Tasarının 8 inci maddesinde,
desteklenen filmlerin yapımcısının, filmin yapım maliyeti karşılandıktan sonra
elde edilen gelirlerden yapılan desteği geri ödemesi öngörülmektedir. Ancak,
yapımcı tarafından ödeme yapılmazsa, filmin yönetmeninin beş yıl, yapımcısının
ise, geri ödemesiz sayılan miktarı yasal faiziyle birlikte ödeyinceye kadar
desteğe müracaat edemeyeceği belirtilmektedir. Halbuki, dünya sinemalarında
olduğu gibi, sinema sektöründe destek, kural olarak yapımcıya verilir. Yapımcı
ile yönetmenin aynı şekilde cezalandırılması, bu genel kurala aykırıdır.
Hepimizin bildiği gibi,
yönetmen gerçek, yapımcı tüzelkişiliktir. Yaratıcı kişiliği olan yönetmenin
cezalandırılması yerine, tüzelkişiliğin, geri ödemesiz sayılan miktarları yasal
faiziyle birlikte ödeyinceye kadar cezalandırılması daha adaletli olacaktır
diye düşünüyorum. Yönetmenler için öngörülen bu beş yıl cezası, sinema
sektörünün yeniden yapılandırılma sürecinin hemen başında, üstelik, Destekleme
Kurulunun gözetiminde verilen proje desteklerinin, bu şekilde, yönetmenlerin
ötesinde, gişe başarısına mecbur bazı filmlerin mahkûm edilmesi anlamına
gelecektir.
Ayrıca, yönetmenlerin
aynı zamanda yapımcı olarak ürettikleri projelerin istenilen başarıyı
yakalayamaması durumunda, geri ödeme faiziyle birlikte yapılana kadar bu
desteklerden yararlanamayacakları düşünüldüğünde, bu cezanın çok ağır olduğu da
ortaya çıkmıştır. Yönetmenin, ürettiği filmlerin gelirlerinin borçları ödeyip
ödemediğini de ayrıca kontrol etmesi olanaklı değildir; hem de bu, yönetmenin
görevi ve sorumluluğu da olmamalıdır diye düşünüyorum. O nedenle, tasarıda
öngörülen bu sürenin kaldırılmasının -ki, Sayın Bakanımla bunu paylaştık-
kaldırılmıyorsa da bir önergeyle- benim de imzam olacak- beş yıldan üç yıla ya
da iki yıla indirilme düzenlemesinin yapılmasının doğru olacağına inanıyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bugün, burada, gerçekten Türk sinemasının yıllardan beri
çekmiş olduğu sıkıntıları ortadan kaldıracak bir yasa tasarısını görüşüyoruz.
Bakın, bunun çok önemli örneği tiyatroyla ilgilidir; devlet tarafından
desteklenen Darülbedayi kurulmasaydı, Devlet Tiyatroları ve Türkiye'de tiyatro,
bu düzeye gelemezdi. Kendi sanat yaşamımızda olumlu sonuçlarını gördüğümüz bu
kurumsallaşmayı, sinema sanatımız için de gerçekleştirdiğimiz için sevinçliyim.
Ayrıca, sinema sektörünün
yıllardan sonra kendi yasasına kavuşmasının, yıllardan beri içine düştüğü bu
olumsuzlukları da ortadan kaldıracağına inanıyorum. Önce, Sayın Kültür ve
Turizm Bakanına, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanına ve
üyesi arkadaşlarıma, Kültür ve Turizm Bakanlığı bürokratlarına ve siz sayın
milletvekillerine, bu konudaki katkılarından dolayı, sinema sektörü adına
teşekkür ediyorum.
Sözlerimi bitirmeden
önce, 1936 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün sinemayla ilgili bir vecizesini
sizlerle paylaşmak istiyorum; "sinema öyle bir sanat ki, zamanı gelecek,
silahtan, baruttan, makineden daha önemli olacaktır. Sinemaya gereken
ehemmiyeti veriniz" demiştir. Geç de olsa Mustafa Kemal'in bu vecizesini
yerine getiriyoruz. Umarım, Mustafa Kemal'in diğer vecizelerini de daha iyi
anlar, ileriki günlerde değil, yakın zamanda o vecizeleri de yerine getiririz.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Şimşek.
Sayın milletvekilleri,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Çanakkale Milletvekili Sayın İbrahim
Köşdere; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; ben,
sürem 20 dakika olmasına rağmen, bu görüşmemi fazla uzun tutmayacağım, kısa
sürede bitirmeye gayret edeceğim; buna rağmen, sabırla dinleyeceğiniz için,
şimdiden teşekkür ediyorum.
Görüşülmekte olan 640
sıra sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile
Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile 641 sıra sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısıyla ilgili, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım.
Kültürün oluşturulmasında
ve gelecek kuşaklara aktarılmasındaki yeri ve önemi sebebiyle, sinema alanına
ilişkin ekonomilerin güçlendirilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi, yerli
ve yabancı yatırımların teşvik edilmesiyle ilgili, sinema filmlerinin
değerlendirilmesinin ve sınıflandırılmasının yapılması amacıyla, Kültür ve
Turizm Bakanlığınca bir kanun tasarısı taslağı hazırlanmıştır.
Sinema Filmlerinin
Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun
Tasarısıyla, sinema sektörünün, eğitim, yatırım, dağıtım ve gösterim
alanlarında güçlendirilmesi, yapım ve ortak yapımların desteklenmesi, toplumun
sinema filmlerinden yararlandırılmasına ilişkin imkânların artırılması
hedeflenmektedir. Bu çerçevede, taslakta, bahse konu alanlara ilişkin temel
yaklaşımların belirlenmesi ve bu amaca yönelik olarak, ilgili alan meslek
birlikleri, sektörel sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin ilgili
bölümlerinde görevli öğretim elemanlarından yılda bir kez toplanacak ve tavsiye
niteliğinde karar alarak bir danışma kurulu oluşturulması öngörülmektedir.
Taslak ile ayrıca film
yapımı, senaryo yazımı, arşiv, teknik altyapı, eğitim, araştırma-geliştirme,
tanıtım, dağıtım, pazarlama, gösterim konularına ilişkin projeleri desteklemeye
yönelik mekanizmalar da oluşturulmaktadır. Bu amaçla, taslakta, bakanlık
temsilcisi ile, ilgili alan meslek birliklerinin üyeleri arasından seçtiği
birer üye ve alanlarında temayüz etmiş uzman kişilerden bakanlıkça belirlenecek
üç üyenin görev yapacağı bir destekleme kurulunun oluşturulması hüküm altına
alınmaktadır.
Destekleme kurulu, tasarı
taslağı kapsamında bulunan alanlara ilişkin projeleri değerlendirecek ve uygun
görülenlerin desteklenmesi karara bağlanacaktır.
Projeler doğrudan veya
dolaylı destek şekillerinden faydalandırılabilecektir. Doğrudan destekler,
bakanlık bütçesinden her yıl ayrılan paydan belirlenen oranda verilen geri
ödemeli veya geri ödemesiz şekilde ve dolaylı destekler de, bankalardan
sağlanan kredilerin, anaparalarının dışında kalan ödemelerin geri ödemeli
olarak karşılanması şeklinde düzenlenmiştir.
Tasarıda, film
yapımlarına sağlanan doğrudan desteklere ilişkin geri ödemelerin, yapım
maliyeti karşılandıktan sonra elde edilen gelirlerden bakanlıkça belirlenecek
usul ve esaslar çerçevesinde yapımcı tarafından geri ödenmesi; filmin, yapım
giderlerini karşılayacak miktarda gelir elde edememesi halinde, geri ödemeli
desteklerin geri ödenmesi sayılması hükme bağlanmıştır. Destekleme kurulunca
belirlenen uluslararası festivallere davet edilen veya bunlardan birinde ödül
kazanan filmler hariç olmak üzere, geri ödemesi tamamlanamayan filmlerin
yönetmeni beş yıl süreyle, yapımcısı ise bir daha bu kanunda yer alan
desteklerden faydalanamayacaktır; ancak, geri ödemesiz sayılan miktarların,
yapımcı tarafından yasal faiziyle birlikte bakanlığa geri ödenmesi halinde,
yapımcı, desteklerden faydalanmak üzere tekrar başvuruda bulunabilecektir.
Belgesel, kısa metrajlı
ve animasyon filmleri için geri ödemesiz destek sağlanabilecektir. Destekleme
kurulunca, her yıl belirlenecek limit ve oranlar çerçevesinde film yapımlarına
sağlanacak destekler, yapım giderlerinin yüzde 30'undan, diğer projelere
sağlanacak destekler ise proje giderlerinin yüzde 50'sinden fazla
olamayacaktır.
Taslakta yer alan bir
başka önemli düzenleme de, sinema filmlerinin değerlendirilmesi ve
sınıflandırılmasına ilişkindir. Ülke içinde üretilen veya ithal edilen sinema
filmlerinin, ticarî dolaşıma ve gösterime sunulmadan önce, kamu düzeni, genel
ahlak ile küçüklerin ve gençlerin ruh sağlığının korunması, insan onuruna
uygunluk ve Anayasada öngörülen diğer ilkeler doğrultusunda denetlenmesi,
değerlendirilmesi ve sınıflandırılması yapılacaktır.
Bu hususta yapılan
düzenlemeyle getirilen en önemli değişiklik ise, sınıflandırılması yapılan
filmlerin, yapılan sınıflandırmayı gösterir işaret ve ibareleri taşımasının
zorunlu tutulabilmesi ve söz konusu filmlerin, bu işaret ve işaretleri her
türlü tanıtım alanında ve taşıyıcı materyal üzerinde kullanmalarının zorunlu
olmasıdır. Bu şekilde, ebeveynlerin, küçüklerin ve gençlerin izlemeleri uygun
olmayan filmlerle ilgili uyarılmasının sağlanması amaçlanmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalardan
da anlaşılacağı üzere, taslağın yasalaşmasıyla, sinema sektörü ve diğer ilgili
sektörlerin desteklenmesini, nitelikli eser üretiminin artırılmasını ve sektör
ekonomilerinin güçlendirilmesini sağlayacak bir model meydana getirilmesi
mümkün olacaktır. Diğer taraftan, kültür mirasının gelecek kuşaklara
aktarılmasına imkân verilecek bir arşiv ve dokümantasyon sistemi
oluşturulabilecektir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
dünya kültüre yöneliyor; ülkeler kültürlerini yeniden keşfediyor.
Küreselleşmenin ortaya çıkardığı fırsatları değerlendirmek ve yol açtığı
tehditlerle baş etmek için, kültür, hem bir sığınma hem de kendini ifade
etmenin kaynağı olarak öne çıkıyor. Nedeni ne olursa olsun, kültür ve değerler,
ülkelerin kendi kimliklerini, farklılıklarını, özgürlüklerini ve
zenginliklerini ifade etmenin ve göstermenin yoludur. Günümüzde, ülkeler, hem
küresel rekabette mevzi kazanmak hem de insanlığa katkıda bulunmak için kendi
özgün değerlerine dayanmaya çalışmaktadırlar. Bu çerçevede, başta UNESCO olmak
üzere, uluslararası kuruluşlar ve çağdaş ülkeler, kültür politikalarını gözden
geçirmekte, yeni arayışlara yönelmekte, yeni yaklaşım ve stratejiler
geliştirmektedirler. Bu süreçte, kültür alanının yönetimi, ademimerkezîleşme,
sponsorluk, kültür finansmanı gibi konular öne çıkmış bulunmaktadır. Kısaca,
çağdaş ülkeler, kültür alanında bir yeniden yapılanma sürecini yaşamaktadırlar.
Türkiye, her yönüyle bu
gelişmelerin ortasında, merkezinde yer almak zorundadır. Kültür
politikalarımızın, güvenlik, dışpolitika, kalkınma ve küresel rekabet
bağlamında yaşanan çağdaş gelişmeler çerçevesinde ve ülkemizin, halkımızın
ihtiyaçları ve öncelikleri doğrultusunda gözden geçirilmesi ve bu alanda yeni
açılımlar getirilmesi zorunludur. Türkiye, sahip olduğu kültür, uygarlık ve
tarih birikimini daha etkin, daha verimli, daha güçlü bir şekilde ayağa
kaldıracak bu yeniden yapılanmayı daha fazla geciktiremez. Her köşesinde bir
uygarlık kalıntısı bulunduran ve her yöresinde ayrı bir kültür zenginliğini
yaşayan Anadolu, bu uygarlıkların maddî ve manevî değerlerini bünyesinde
barındırmaktadır.
Kültür varlıklarımızın,
değerlerimizin tarihsel ve kültürel gelişimin esaslı bir unsuru olduğu gözardı
edilemez. Çağdaş dünyaya koşut olarak bu alanın yeniden yapılanması,
Türkiye'nin uygarlığa katkısının önünü açacak, kültürel değerlerimizi küresel
alana taşıması için bereketli bir iklimin oluşmasına hizmet edecektir. Zengin
tarih ve kültürel mirasının yanı sıra, doğal değerleri açısından da büyük bir
zenginlik ve çeşitliliği olan ülkemizin sahip olduğu ve hepimize emanet olan bu
değerlerimizin yaşatılması, korunması, dünyayla buluşturulması için koruma
kavramını çağdaş formda yeniden tanımlamak zorundayız.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; tasarının dayandığı modelden ve bu yaklaşımın temel kavramlarından
ve ilkelerinden bahsetmek istiyorum.
Bu tasarıyla, bir yandan,
çağdaş kavram ve tanımlar mevzuata kazandırılırken, diğer yandan, yeni koruma
ve uygulama araçları geliştirilmekte ve korumanın temel aktörü olarak vatandaşı
merkeze alan yeni bir model ortaya konulmaktadır. Kültürün ancak toplumla
birlikte korunacağı ve yaşatılacağı bilinciyle tarihî ve tescilli yapıları
yaşatarak koruma anlayışı başat hale getirilmekte, vatandaşlarımızın "çivi
çakmak bile yasak" diye algılayıp yorumladıkları koruma mantığı,
vatandaşın işini kolaylaştıracak şekilde değiştirilmektedir.
Bugüne kadar korunması
gereken yapıların tüm sorumluluğunu bu yapıların sahiplerine yükledik. Bir
yandan, çok basit onarımlar için bile milyarlarca lira harcama gerektiren
röleve, restorasyon projeleri isteyen bir düzeni kurduk. Diğer yandan, bu yapı
sahiplerine devlet olarak finansal bir destek sağlayamadığımız gibi, bu
yapıların sahiplerinin mülkiyet haklarını da, kamu yararı adına kısıtladık.
Dolayısıyla, korumanın tüm külfetini, hepimizin ortak mirası olan bu yapıların
sahiplerine yükledik ve esasen, kimliğimizin aslî unsurları olan bu yapıların
çökmesine, yitip gitmesine göz yumduk. Artık, mevcut sistem değiştirilerek,
kamu yararı-özel mülkiyet dengesini gözeten, makul, uygulanabilir ve çağdaş bir
sistem kurulmak zorundadır. Nitekim, tasarı, bu sorunu çözen bir yaklaşım
getirmiştir.
Bu kapsamda, kesin
yapılaşma yasağı getiren alanlar dışında, müktesep haklar ile zilyetlik
uygulamaları yeniden düzenlenmiş, sadece belediyelerin değil, tüm kamu kurum ve
kuruluşlarının da tescilli yapılarının korunması amacıyla, kamulaştırma
yapılabilmesi imkânı verilmiştir.
Bu tasarıyla oldukça
çağdaş bir koruma uygulama aracı da ülkemize kazandırılmaktadır. Tüm dünyada,
özellikle Amerika'da yaygın şekilde uygulanan imar hakkı transfer sistemi, ilk
defa mevzuatımıza girmekte ve böylece, kamulaştırmaya alternatif bir mekanizma
hayata geçirilmektedir.
Bu kapsamda, tasarıyla,
belediyeler ve valililiklere, imar haklarının kısıtlandığı alanlardaki
maliklerin imar haklarını yapılaşmaya açık bir alana aktarma hakkı ve menkulü
kıymetleştirme yetkisi verilmektedir.
Ayrıca, hazine arazileri
yanı sıra, il özel idaresi ve belediye mülkiyetlerindeki arazi ve
gayrimenkullerimize takas imkânı getirilmektedir.
Bu tasarı...
BAŞKAN - Sayın Köşdere,
biliyorsunuz, bizim görüştüğümüz sinema filmleriyle ilgili tasarı.
İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla)
- Sayın Başkanım, ben ikisini birleştirdim. Diğerinde de konuşma hakkım var;
ama, konuşmayacağım.
BAŞKAN - Peki.
Buyurun, toparlayın.
İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla)
- Bu tasarıyla, başka bir temel değişiklik daha yapılmaktadır. Bu tasarıda,
koruma, bir uzmanlık ve disiplinlerarası iş olarak ele alınmakta ve korumanın
vazgeçilmez unsuru olarak planlama yaklaşımı geliştirilmektedir.
Tasarıda yapılanma
faaliyeti, fiziksel planlama boyutu yanı sıra, sosyokültürel, ekonomik,
yönetsel karar ve uygulamaları kapsayan, çok boyutlu bir yaklaşımla ele
alınmaktadır. Böylelikle yeni bir ilke imza atılmakta ve mevzuatımıza ilk defa
fiziksel ve mekânsal kararlarla sınırlı olmayan bir plan kavramı
yerleştirilmektedir.
BAŞKAN - Sayın Köşdere,
bir saniye.
Sayın Köşdeşe, sizin
konuştuğunuz bu konuları kapsayan iki tasarımız daha var. Bir yanlışlık
olmasın?
İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla)
- Sayın Başkan, ben konuşmamın başında da söyledim; 640 ve 641 sıra sayılı
tasarılar...
BAŞKAN - Ama, ayrı ayrı
tasarılar; yani, birinin görüşmesi birinde yapılmaz.
O nedenle, siz,
konuşmanızın sinemaya ilişkin olan bölümünü arz edin; diğer bölümde yine söz
veririm.
İBRAHİM KÖŞDERE
(Devamla) - Orada kullanma imkânım
varsa o söz hakkımı da kullanayım.
BAŞKAN - Şu anda
görüştüğümüz konuyla ilgili bölümü dile getirin. Zaten süreniz de az kaldı;
ama...
İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla)
- Sayın Başkanım, takdir sizin.
Ben, sinemayla ilgili
görüşlerimi ifade ettim.
BAŞKAN - Diğer konu
üzerinde yine söz vereceğim size; tabiî
talebiniz olursa.
İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla)
- Peki efendim, teşekkür ederim.
Sağ olun, çok teşekkür
ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Köşdere.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
SİNEMA FİLMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SINIFLANDIRILMASI
İLE
DESTEKLENMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1. - Bu Kanunun
amacı, bireyin ve toplumun sinema sanatı ürünlerinden verimli bir biçimde
yararlanabilmesi ve sinema sanatının sunduğu olanaklardan yararlanarak çağdaş
ve etkin bir kültürel iletişim ortamının yaratılması için sinema sektörünün
eğitim, yatırım, girişim, yapım, dağıtım ve gösterim alanlarında geliştirilmesi
ve güçlendirilmesi ile kayıt ve tescile de esas olacak şekilde sinema
filmlerinin değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasını ve bu alanda yerli ve yabancı yatırım ve girişimlerin
desteklenmesini sağlamaktır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Kapsam
MADDE 2. - Bu Kanun
sinema sektörünün güçlendirilmesi, desteklenmesi, kayıt ve tescile de esas
olacak şekilde sinema filmlerinin değerlendirilmesi ve sınıflandırılması ile
Bakanlığın görev, yetki ve sorumluluğuna ilişkin hükümleri kapsar.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
Tanımlar
MADDE 3. - Bu Kanunun
uygulanmasında;
a) Bakanlık: Kültür ve
Turizm Bakanlığını,
b) Sinema filmi: Sinema
sanatına özgü dil ve yöntemler ile meydana getirilen belgesel, kurgu, animasyon
ve benzeri türlerde; konulu veya konusuz, uzun veya kısa metrajlı, tespit
edildiği materyale bakılmaksızın elektronik, mekanik veya benzeri araçlarla
gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler
dizisinden ibaret filmleri,
c) Kurgu film: Yaratıcı
bir fikre dayalı olarak, sinema sanatına özgü dil ve yöntemler ile meydana
getirilen konulu filmleri,
d) Belgesel film:
Bilimsel, güncel, tarihî, doğal ve benzeri olgu veya düşüncenin sinema sanatına
özgü dil ve yöntemler ile araştırıldığı, anlatıldığı ve kurgulandığı filmleri,
e) Animasyon film:
Ağırlıklı olarak canlandırma tekniğinin kullanıldığı, sinema sanatına özgü dil
ve diğer teknik ve yöntemlerle meydana getirilen filmleri,
f) Değerlendirme ve
sınıflandırma: Ülke içinde üretilen veya ithal edilen sinema filmlerinin ticarî
dolaşıma ve gösterime sunulmadan önce, gösterim ve iletim biçimleri dikkate
alınarak kayıt ve tescile de esas olacak şekilde kamu düzeni, genel ahlâk ile
küçüklerin ve gençlerin ruh sağlığının korunması, insan onuruna uygunluk ve
Anayasada öngörülen diğer ilkeler doğrultusunda denetlenmesi, değerlendirilmesi
ve sınıflandırılmasını,
g) Destekleme: Sinema
sektöründe yapım, senaryo yazımı, arşiv, belgeleme, teknik alt yapı, eğitim,
araştırma, geliştirme, tanıtım, dağıtım, pazarlama, gösterim alanlarına ilişkin
projelerin değerlendirilerek uygun görülenlerin desteklenmesini,
h) Meslek birlikleri:
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında kurulan tüzel kişiliği haiz
kuruluşları,
ı) Sektörel sivil toplum
kuruluşları: Sinema sektöründe faaliyet
gösteren dernek, vakıf, birlik ve sendika gibi kuruluşları,
İfade eder.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Sürekli Kurullar
Değerlendirme ve
Sınıflandırma Kurulu
MADDE 4. - Sinema
filmlerinin değerlendirilmesi ve sınıflandırılması, Bakanlık bünyesinde oluşturulan
Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulunca yapılır.
Kurul; Bakanlık ile
İçişleri, Dışişleri ve Millî Eğitim bakanlıklarından birer üye, ilgili alan
meslek birliklerince önerilecek uzman kişiler arasından Bakanlıkça seçilecek
iki üye ile Bakanlık tarafından belirlenecek, alanında doktora derecesi bulunan
bir sosyolog, bir psikolog ve bir çocuk gelişimi uzmanı olmak üzere toplam
dokuz üyeden oluşur. Kurul, en az altı üyenin katılımıyla toplanır ve beş
üyenin aynı yöndeki oyuyla karar alır.
Değerlendirilmesi ve
sınıflandırılması yapılan filmin yapımcısı istediği takdirde Kurula gözlemci
olarak katılabilir.
Kurul, ön değerlendirme
ve sınıflandırma yapılması amacıyla, alt kurullar oluşturarak çalışabilir. Alt
kurul, Bakanlık temsilcisi, meslek birliklerince önerilenler arasından
Bakanlıkça seçilecek sektörden bir temsilci ile bir psikolog olmak üzere üç
kişiden oluşur. Alt kurul, yapılan ön değerlendirme ve sınıflandırma sonucunda,
gerekli görülen hallerde veya filme ilişkin öngörülen kısıtlayıcı tedbire
yapımcının muvafakat etmemesi halinde, filmi bir kez daha değerlendirilmek ve
karara bağlanmak üzere Değerlendirme ve Sınıflandırma Kuruluna gönderir.
Bakanlık, insan onurunun,
kamu düzeninin, genel ahlakın, çocukların ve gençlerin ruh sağlığının korunması
amacıyla; şiddet, pornografi ve insan onuruyla bağdaşmayan görüntü ve etkiler
içeren filmleri yeniden değerlendirilmek üzere Değerlendirme ve Sınıflandırma
Kuruluna sevk edebilir.
Kurul üyelerine yılda
oniki toplantıdan fazla olmamak üzere her toplantı için (3000), alt kurulda
görev yapan üyelere ise ayda yirmi toplantıdan fazla olmamak üzere her toplantı
günü için (1000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu
bulunacak tutar üzerinden toplantı ücreti ödenir.
Değerlendirme ve sınıflandırma
işlemleri ile kurullara ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak
yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz talebi?.. Yok.
1 önerge vardır;
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sinema
Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında
Kanun Tasarısının 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında geçen
"Dışişleri" ibaresinin madde metninden çıkarılarak, aynı fıkrada
geçen "Bakanlıkça seçilecek iki üye" ibaresinin "Bakanlıkça
seçilecek üç üye" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
İbrahim Hakkı Aşkar |
Mahmut Koçak |
|
|
Ankara |
Afyon |
Afyon |
|
|
Ali Topuz |
Berhan Şimşek |
Muzaffer Kurtulmuşoğlu |
|
|
İstanbul |
İstanbul |
Ankara |
BAŞKAN - Komisyon?..
MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR,
GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI
ERKAN MUMCU (Isparta) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Değerlendirme ve
Sınıflandırma Kurulunda, sinema sektörü temsilcilerinin de ağırlıklı bir
şekilde yer almasının filmlerin değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasının daha
sağlıklı bir şekilde yapılmasını sağlayacağı düşünüldüğünden yukarıdaki önerge
verilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Maddeyi kabul edilen
önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi
okutuyorum:
Danışma Kurulu
MADDE 5. - Sinema
sanatına ilişkin temel yaklaşımların, sektörel eğilim ve yönelimlerin
araştırılması ve etkin bir iletişim kurulması amacıyla Bakanlık bünyesinde bir
Danışma Kurulu oluşturulur. Kurul yılda bir kez toplanır ve tavsiye niteliğinde
kararlar alır.
Kurul; ilgili alan meslek
birlikleri, sektörel sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile üniversitelerin
ilgili bölümlerinde görevli öğretim elemanlarından oluşur. Kurulun sekreterlik
hizmetleri Bakanlık tarafından yürütülür.
Kurulun oluşumu ile
çalışma usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
saat 20.30'da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum; ancak, bildiğiniz gibi,
Meclis Başkanımız Sayın Bülent Arınç bir resepsiyon verecektir; Sayın Başkanımız hepinizi resepsiyona davet
ediyor ve saat 20.30'da da, ben de sizi burada bekliyorum.
Kapanma Saati: 19.01
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.35
BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Enver YILMAZ (Ordu)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 115 inci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
Sinema Filmlerinin
Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun
Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporunun
müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
12.- Sinema
Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında
Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu
(1/849) (S. Sayısı: 640) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Tasarının 6 ncı maddesini
okutuyorum:
Destekleme Kurulu
MADDE 6. - Destekleme
başvurusunda bulunulan projeleri değerlendirmek ve desteklenecek olanları
belirlemek üzere, Bakanlık bünyesinde Destekleme Kurulu oluşturulur. Kurul,
Bakanlık temsilcisi ile ilgili alan meslek birliklerinin üyeleri arasından
seçtiği birer üye ve sinema ile ilişkili alanlarda temayüz etmiş uzman
kişilerden Bakanlıkça belirlenecek üç üyeden oluşur. Bakanlık gerekli gördüğü
takdirde kendi belirlediği üyeleri değiştirebilir veya meslek birliklerinden,
seçtikleri üyelerin değiştirilmesini isteyebilir. Kurul üye sayısı onbeş kişiyi
geçemez. Kurulun oluşturulmasında üye bildirimi açısından ortaya çıkan
eksiklikler Bakanlıkça giderilir. Kurul üyelerinin görev süresi iki yıldır.
Bakanlık temsilcisi dışındaki üyeler iki dönem üst üste seçilemezler.
Bakanlık temsilcisi
Kurulun başkanıdır. Kurul, üye tam sayısının en az üçte ikisi ile toplanır ve
üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verir. Kurulun iki defa üst üste
toplanamadığı veya karar veremediği durumlarda Bakanlık re'sen karar verir.
Kurul kararları Bakan onayı ile yürürlük kazanır. Onaylanmayan kararlar otuz
gün içinde yazılı gerekçesi ile birlikte yeniden gözden geçirilmek üzere Kurula
iade edilir. Kurulun son kararı Bakan onayına tekrar sunulur, bu durumda da
onaylanmayan kararlar geçersiz sayılır.
Kurulun sekreterlik
hizmetleri Bakanlık tarafından yürütülür. Bu çerçevede Bakanlık, destekleme
başvurusunda bulunan projelere ilişkin ön incelemeleri yapmak üzere Bakanlık
içerisinden yeterli sayıda raportör görevlendirir.
Kurul üyelerine, yılda on
toplantıdan fazla olmamak üzere her toplantı için (3000) gösterge rakamının
memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutar üzerinden toplantı
ücreti ödenir.
Destekleme Kurulunun
oluşumu ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle
belirlenir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Değerlendirme ve
Sınıflandırma ile Destekleme
Değerlendirme ve
sınıflandırma
MADDE 7. - Ülke içinde
üretilen veya ithal edilen sinema filmlerinin, ticarî dolaşıma ve gösterime
sunulmasından önce kayıt ve tescile de esas teşkil edecek şekilde
değerlendirilmesi ve sınıflandırılması yapılır. Değerlendirme ve sınıflandırma
sonucunda uygun bulunmayan filmler, ticarî dolaşıma ve gösterime sunulamaz.
Değerlendirme ve sınıflandırma sonrası uygun bulunan veya istenilen gerekli
düzeltmeleri yapılan filmler kayıt ve tescil edilir ve bu filmleri içeren
taşıyıcı materyaller bandrollenir.
Filmlerin, değerlendirme
ve sınıflandırma sonucunu gösterir işaret veya ibareleri taşıması zorunlu
tutulduğu takdirde, bu işaret veya ibarelerin her türlü tanıtım ve gösterim
alanında ve taşıyıcı materyal üzerinde kullanılması zorunludur.
Değerlendirme ve
sınıflandırma sonuçları ile gerekli görülen işaret veya ibarelere ilişkin
bilgiler, kayıt ve tescil belgesi ve malî hakları kullanma yetkilerinin
belirtildiği diğer belgelere de işlenir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
8 inci maddeyi
okutuyorum:
Destekleme
MADDE 8. - Destekleme
Kurulunca başvurusu uygun bulunan sinema filmleri, 3 üncü maddenin (g) bendinde
belirtilen destekleme alanlarından, bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre
yararlandırılır.
Destekleme Kurulu,
Bakanlıkça her yıl sinema filmlerinin desteklenmesi amacıyla ayrılan
kaynakların hangi destekleme biçimlerinde ve hangi oran ve limitler içerisinde
kullandırılacağına ilişkin ilke kararları alır ve bu kararları Bakanlık ve
ilgili diğer taraflara bildirir.
Destekleme;
a) Proje desteği:
Araştırma, geliştirme, senaryo ve diyalog yazımı, çeviri, tasarım ve benzerleri
gibi yapım öncesi aşamaların desteklenmesi amacıyla doğrudan ve geri ödemesiz,
b) Yapım desteği: Sinema
filminin yapım öncesi hazırlık aşamasından, gösteriminin yapılabileceği hale
getirilmesine kadar geçen tüm yapım aşamalarının desteklenmesi amacıyla
doğrudan veya dolaylı geri ödemeli,
c) Yapım sonrası desteği:
Sinema filminin izleyiciye ulaştırılabilmesi amacıyla tanıtım, dağıtım ve
gösterim aşamalarının desteklenmesine yönelik doğrudan veya dolaylı geri
ödemeli veya geri ödemesiz,
Olarak yapılır.
Destekleme, ödemesi
Bakanlıkça sağlanan doğrudan destek şeklinde olabileceği gibi, banka ve finans kuruluşlarından
sağlanan kredilerin anaparası dışında kalan olağan ödemelerinin Bakanlıkça
karşılanması biçiminde dolaylı destekleme şeklinde de olabilir.
Yapım destekleri ancak
geri ödemeli olarak sağlanır. Kurgu filmler için bu destek, yönetmen ve yapımcının
ortak başvurusunun bulunması, yapımın sinema versiyonunun üretilecek olması ve
sinema salonu gösteriminin önce yapılması koşullarına bağlıdır. Ancak,
belgesel, canlandırma ve kısa filmler için bu koşullar aranmaz ve bu filmlere
geri ödemesiz destek sağlanabilir.
Geri ödemeli yapım
desteği olarak sağlanan destekler, yapım maliyeti karşılandıktan sonra elde
edilen gelirlerden Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde,
yapımcı tarafından geri ödenir. Filmin, yapım giderlerini karşılayacak miktarda
gelir elde edememesi halinde geri ödemeli destekler geri ödemesiz sayılır.
Ancak, Destekleme Kurulunca belirlenen uluslararası festivallere davet edilen
veya bunlardan birinde ödül kazanan filmler hariç olmak üzere, geri ödemesi
tamamlanamayan filmlerin yönetmeni beş yıl süreyle, yapımcısı ise bir daha, bu
Kanunda yer alan desteklerden faydalanamaz. Geri ödemesiz sayılan miktarın
yapımcı tarafından yasal faizi ile birlikte Bakanlığa geri ödenmesi halinde,
yapımcı, desteklerden faydalanmak üzere tekrar başvuruda bulunabilir.
Geri ödemesini tamamlayan
filmin yapımcısına, sonraki başvurusunun kabul edilmesi halinde, Destekleme
Kurulunca verilmesi kararlaştırılan destek miktarı Bakanlıkça % 50'sine kadar
artırılabilir.
Destekleme Kurulunca
kararlaştırılan destek miktarı, yapım ve yapım sonrası destekler için toplam
giderlerinin % 30'unu, proje destekleri için toplam proje giderlerinin %
50'sini aşamaz. Kurul, senaryo yazım projelerinde proje giderlerinin tamamının
desteklenmesine de karar verebilir.
Bakanlık, gerekli gördüğü
takdirde desteklenen projelere ilişkin yeminli mali müşavir raporu ile diğer
tüm bilgi ve belgeleri proje sahiplerinden isteyebilir.
Bu maddenin uygulanmasına
ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde 1 önerge
vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
"Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile
Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının" 8 inci maddesinin altıncı
fıkrasının üçüncü cümlesinde geçen "beş yıl süreyle" ibaresinin
"üç yıl süreyle" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
İbrahim Hakkı Aşkar |
Mahmut Koçak |
|
|
Ankara |
Afyon |
Afyon |
|
|
Ali Topuz |
Berhan Şimşek |
|
|
|
İstanbul |
İstanbul |
|
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR,
GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) - Takdire
bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI
ERKAN MUMCU (Isparta) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Film yapımlarına ilişkin
desteklerin yapımcıya verilecek olması sebebiyle, geri ödeme sorumluluğu da
esasen yapımcıya ait olacaktır. Bu gerekçeyle, geri ödemelerin tamamlanamayan
filmlerin yönetmeninin desteklerden faydalanamamasına ilişkin belirlenen beş
yıllık sürenin üç yıla indirilmesi önerilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Maddeyi kabul edilen
önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi
okutuyorum:
Tanıtıcı faaliyetlerin
desteklenmesi
MADDE 9. - Bakanlık;
uluslararası alanda ülke tanıtımına yönelik özel nitelikteki proje ve yapımlar
ile ulusal ve uluslararası film festivallerini, film hafta ve günlerini, sinema
alanına ilişkin kültürel ve sosyal amaçlı etkinlikleri ve sinema sektörü
çalışanlarını, 8 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca Destekleme Kuruluna
bildirilen meblağ dışındaki kaynaklardan doğrudan destekleyebilir. Bakanlık
döner sermaye bütçesi ile Bakanlık bütçesinde yer alan diğer ödenekler de bu
amaçla kullanılabilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
10 uncu maddeyi
okutuyorum:
Arşiv ve belgeleme
MADDE 10. - Sinema
envanteri oluşturulmasını teminen, sinema filmlerinin yanı sıra gerekli görülen
bilgi ve belgelerin Bakanlığa verilmesi zorunludur.
Bakanlık, sinema alanında
çeşitli araştırma, geliştirme ve yayın faaliyetlerinde bulunmak, sektörel
bilgilere ilişkin belgeleme hizmetleri sunmak ve bilgilendirme ve
bilinçlendirmeye yönelik organizasyonlar düzenlemek amacıyla bir arşiv ve
belgeleme birimi oluşturabilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
11 inci maddeyi
okutuyorum:
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Gelirler ve Kullanımı
Gelirler ve kullanımı
MADDE 11. - Bu Kanunun
amacı doğrultusunda kullanılmak üzere;
a) Bandrol ücretleri,
b) 2464 sayılı Belediye
Gelirleri Kanununun 21 inci maddesinin (I) numaralı bendinin (1) ve (2)
numaralı alt bentleri uyarınca ayrılan paylar,
c) Geri ödemeler,
d) Bu Kanun kapsamında
Bakanlıkça gerçekleştirilecek iş ve işlemlerden alınacak ücretler,
Bakanlık Merkez Saymanlık
Müdürlüğü hesabına yatırılır. Yatırılan bu tutarlar bütçeye gelir kaydedilir.
Bakanlık bütçesine her yıl bir önceki yıl bütçeye gelir kaydedilen bu tutardan
az olmamak üzere yeni açılacak tertiplere ayrıca ödenek konulur. Bu ödenekten
kullanılmayan tutarlar, ertesi yıl Bakanlık bütçesine devren gelir ve ödenek
kaydedilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
12 nci maddeyi
okutuyorum:
BEŞİNCİ BÖLÜM
Müeyyideler
Geri ödeme
MADDE 12. - Desteklenen
yapım projelerinin gerçekleştirilmesinden sonra meydana getirilen filmlerde
değerlendirme ve sınıflandırma sonucu işaret ve ibare kullanılmasının zorunlu
tutulması halinde bu projelere sağlanan destek geri alınır.
Birinci fıkrada bahsi
geçen hallerde veya destek sağlanan projelerin geçerli bir sebep olmaksızın;
süresinde gerçekleştirilmemesi veya geri ödemelerin yapılmaması halinde,
sağlanan destekler ve alacaklar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde 1 önerge
vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
"Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile
Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının" 12 nci maddesinin birinci
fıkrasında geçen "sınıflandırma sonucu" ibaresinden sonra gelmek
üzere "uyarı niteliğindeki" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
İbrahim Hakkı Aşkar |
Mahmut Koçak |
|
|
Ankara |
Afyon |
Afyon |
|
|
Ali Topuz |
Berhan Şimşek |
|
|
|
İstanbul |
İstanbul |
|
BAŞKAN - Komisyon ?..
MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR,
GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI TAYYAR ALTIKULAÇ (İstanbul) -Takdire
bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI
ERKAN MUMCU (Isparta) -Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum :
Gerekçe: Yapılan değerlendirme ve sınıflandırma
sonucu filmlerde kullanılması zorunlu tutulabilecek işaret ve ibareler tür ve
nicelik belirleyici olabileceği gibi uyarıcı nitelikte de olabilir. Bu sebeple,
destek sağlanan filmlerde uyarıcı nitelikteki işaret ve ibarelerin
kullanılmasının zorunlu tutulması halinde
verilen desteğin geri alınmasının daha uygun olacağı düşünüldüğünden
yukarıdaki önerge verilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler...Kabul edilmiştir.
Maddeyi kabul edilen
önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
13 üncü maddeyi
okutuyorum :
İşaret ve ibarelerin
kullanılmaması
MADDE 13. - Değerlendirme
ve sınıflandırma sonucu zorunlu tutulan işaret ve ibarelerin kullanılmaması
halinde, Bakanlığın talebi veya üçüncü kişilerin ihbarı üzerine mülkî idare
amirlerince filmlerin gösterim ve dağıtımı durdurulur.
Bu Kanun hükümlerine
aykırı olarak;
a) Zorunlu tutulduğu
halde gerekli işaret ve ibareleri taşımayan filmlerin dağıtım ve gösterimini
yapanlara onmilyar lira,
b) Zorunlu tutulduğu
halde gerekli işaret ve ibareleri kullanmayan filmlerin yapımcılarına
ellimilyar lira,
c) Üzerindeki işaret ve
ibarelere rağmen, bu işaret ve ibarelere uyulmaksızın dağıtım ve gösterim
yapanlara ellimilyar lira,
İdarî para cezası
verilir.
Bu maddede öngörülen
idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen
idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en
geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz,
verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar
kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak
en kısa sürede sonuçlandırılır. İdarî para cezaları 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. İdarî
para cezasının ödenmiş olması, yükümlülükleri ortadan kaldırmaz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?..Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
14 üncü maddeyi
okutuyorum:
ALTINCI BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Yapım ve ithalat
MADDE 14. - Sinema
filmlerinin yapımı veya ithalatı ile toptan dağıtımını yapacak gerçek ve tüzel
kişiler, Bakanlıktan faaliyet alanlarını gösterir bir belge alırlar.
Sinema filmi yapımcılığı
ve amatör çalışmalar ile Türkiye'de ticarî amaçla ya da Bakanlığın görev
alanına giren konularda bilimsel araştırma veya inceleme amacıyla film çekmek
isteyen yabancı gerçek ve tüzel kişiler veya bunlar adına faaliyet gösteren
gerçek ve tüzel kişilerin tabî olacağı esaslar ile ortak yapım esasları, Bakanlıkça
çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
15 inci maddeyi
okutuyorum:
Yapımcı belgeleri ve diğer
belgeler
MADDE 15. - Sinema ve
müzik eseri yapımcılarına verilecek yapımcı belgeleri ile kayıt ve tescil ve
bandrol işlemlerine esas teşkil eden diğer belgeler, 5846 sayılı Kanunun 13
üncü maddesi hükümlerine göre verilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
16 ncı maddeyi
okutuyorum:
Yürürlükten kaldırılan
hükümler
MADDE 16. - 23.1.1986
tarihli ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu yürürlükten
kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici 1 inci maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1. - Bu
Kanunda öngörülen sürekli kurullar Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
altı ay içinde oluşturulur.
Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce 3257 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi gereğince kurulmuş
Denetleme Kurulu ve alt komisyonlar, bu Kanun gereğince Değerlendirme ve
Sınıflandırma Kurulu ve bu Kurula bağlı alt kurullar oluşturuluncaya kadar, bu
Kanuna göre değerlendirme ve sınıflandırma yapılmasına yönelik işlemleri
yürütürler.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz talebi?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici 2 nci maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 2. - Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, sinema ve müzik eserlerine ilişkin
verilmiş yapımcı, kayıt ve tescil, eser işletme ve bandrol belgeleri bu Kanun
yürürlüğe girdikten sonra da geçerliliklerini muhafaza ederler.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Geçici 3 üncü maddeyi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 3.- Bu
Kanunda öngörülen yönetmelikler, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
altı ay içinde yürürlüğe konulur. Bu yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar,
3257 sayılı Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmeliklerin bu Kanuna
aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
17 nci maddeyi
okutuyorum:
Yürürlük
MADDE 17.- Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
18 inci maddeyi
okutuyorum:
Yürütme
MADDE 18.- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Böylece, tasarı
kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın milletvekilleri,
Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısı ile Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresine
başlıyoruz.
13.- Kültür
Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/847) (S. Sayısı:
644) (X)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 644 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Çanakkale Milletvekili Sayın İsmail Özay;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA İSMAİL
ÖZAY (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale yöresinde
Troya'nın olması nedeniyle, etkilenerek, 16 yaşında İlyada'yı okumak istedim.
Kütüphaneye gittiğimde, tozlu kütüphanede, bana, Millî Eğitim Bakanlığının
çevirisi, incecik bir kitap sunuldu. Bir hafta içerisinde kitabı okumaya
çalıştım, dönerek okudum, anlamaya çalıştım; işin doğrusu, anlayamadım. 16
yaşındayken, Troya'yla ilgili öyküye yönelik aklımda kalan anılar, Troya
Lokantasıydı, Troya Oteliydi ve Troya Turizm Seyahat Şirketiydi.
Aradan yıllar geçtikten
sonra, 1999 yılında, bir gezi nedeniyle Japonya'ya gittiğimizde, bir anaokulunu
ziyaretimizde, 6 yaşındaki bir Japon çocuğu, Troya'yı, bana, çok anlamlı bir
şekilde anlattı. Çocuğun söylediği şu: "Savaş çözüm değil; savaş sevgiyi
öldürüyor. Troya güzel bir kentti; savaş Troya'yı yıktı" dedi. 6 yaşındaki
Japon çocuğun bununla ilgili bir başka algılaması: "Yaşamda, Troya atı gibi
hilelerle karşılaşabilirsiniz; o bakımdan, yaşamda size sunulan her türlü
hediyeyi kabul etme konusunda zaaf göstermemelisiniz."
Aradan zaman geçtikten
sonra aradaki farkı şöyle yorumladım: Yetiştiğimiz ortamda, yaşadığımız
coğrafyanın, kültürel değer olarak bize yeterince aktarılmamasının eksikliğini,
maalesef, tüm yaşamımız boyunca hissettik.
Geçen pazartesi günü,
Troya filmini ikinci kez izleme olanağını buldum. Troya filmini anlatmayacağım;
ama, orada görülen çarpıcı birkaç şey var; kişisel hırs, ihtiras, barış, savaş
ve tutku gibi olaylar çok işlenmiş. Örneğin, Yunan Kralı Agamemnon'un bir
iddiası var "güçlü devlet, ancak, savaş gücüyle, silah gücüyle
sağlanır" diyor ve krallığını maceraya sürüklüyor; ama, karşısında bir
Troya Krallığı var. O da güçlü bir devlet; ama, onun oluşturduğu güç, Troya
bahçeleri, heykeller, imarlı bir kent, üreten çiftçi. O bakımdan, güç, sadece
silahta değil. Üçbin yıl önce ortaya çıkan değer, gücün, sadece silahla oluşmadığı noktasında. Aradan üçbin yıl
geçtikten sonra akılda kalan, Agamemnon'un silah gücü değil, Troya'nın
güzelliği. O bakımdan, artık, globalleşen dünyamızda, biz, gerçek gücün silahta
olmadığını, kültürün ve sanatın gerçek ulusal gücü oluşturduğunu giderek çok
daha iyi kavrıyoruz. Örneğin, Sovyetler Birliği ile Amerika, geçtiğimiz
yılların, dönemlerin hiç tartışmasız, büyük nükleer güçleri, büyük silahları
idi. onbeş sene önce Sovyetler Birliği ne oldu; bir karton kule gibi devrildi
gitti. Peki, Vietnam'da Amerika ne oldu?! Peki, Afganistan'da Sovyetler Birliği
ne oldu?! Peki -sorgulayacağız ve yakında göreceğiz- Irak'ta Amerika ne
olacak?! Ben inanıyorum ki, Vietnam'daki çocuklar, Amerika'nın, o gün,
Vietnam'da kurduğu baskıyı ezilerek, üzülerek anımsamaya çalışıyorlar; ama,
Amerikalı Joan Baez'in şarkılarını dinlerken içlerine büyük bir sevgi doluyor.
İnanıyorum ki, Afgan çocuklar, şimdi, Sovyet askerlerinin ıstırabını
hissediyorlar, babalarından dinliyorlar; ama, Tolstoy'un öykülerini
okuduklarında içlerine coşku doluyor. Öyle inanıyorum ki, Iraklı çocuklar,
U2'nin Bosna Hersek için yazdığı ezgiyi, şarkıyı dinledikleri zaman içleri
zevkle dolacak. O bakımdan, Türkiye, bölgemiz, hiç tartışmasız, silaha yatırım
değil, kültüre, sanata ve bilime yatırım yapabilmeli.
Biraz uzun giriş yaptım;
ama, yasa tasarısını bu çerçeve içerisinde ele almak istiyorum ve gerçekten, bu
yasa tasarısının, bu anlamda, ülkemize çok önemli katkılar getireceğini ifade
etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye'de kültürel değerlere yaklaşımımızı 1937 yılından beri oldukça hızlandırmışız,
önemli dört yasa çıkarmışızdır. Tarihsel bir yapı içerisinde tek tek girmek
istemiyorum; ama, cumhuriyet kadrolarının, devrim kadrolarının kültüre yaklaşım
noktasında çok önemli çabalarının olduğunu biliyoruz. Ondan sonra, İkinci Dünya
Savaşı, tüm dünyanın kültürel değerlerden uzaklaşmasına etken oldu. Türkiye,
kültürel ve tarihsel değerlerini, ancak, 1973 yılında, eski eserler kanununu
çıkardı, 1983 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununu çıkardı ve
maalesef, aradan yirmi yıl geçtikten sonra, bu akşam, çok ciddî şekilde
hatırlıyor.
Değerli milletvekilleri,
bu yasa tasarısı çok önemli. Bu yasa tasarısında, şüphesiz ki, herkese göre çok
önemli olan noktalar var; ama, ben çok önemli olan 4 noktanın altını çizmek
istiyorum.
Yasa tasarısının genel
gerekçesinde bir değerlendirme var; bu, Türkiye'de yasalara yansımış olan çok
önemli ulusal ve uluslararası bir kavram; "Kültür ve tarih mirasımız,
kültür varlıklarımız ve değerlerimiz hepimizin ortak malıdır." Bu anlayış,
gerçekten çağdaş bir yaklaşımın göstergesi olarak bu yasa tasarısında önemli
bir yapıyı oluşturuyor. Bu çerçeve içerisinde kültürel değerlerimize, tarihsel
değerlerimize yaklaştığımızda, kültürel değerlerimizi, tarihsel değerlerimizi
çok daha canlı şekilde yaşatabileceğimize kesinlikle inanıyorum. Bu anlayışı
Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmak, bunu kabul etmek, bunu yüceltmek,
Türkiye'deki bu değerlerin yükselmesi adına çok önemli bir kazanımı
oluşturuyor.
Bir başka yaklaşım bence
çok önemli; günümüzde tartışılan küreselleşme, globalleşme. Globalleşmenin, bu
ülkeye, dünyaya, ezilen uluslara etkisi, ekonomi ve silah olarak, savaş sanayii
olarak yansıyor; ama, globalleşmeyi, sadece ekonominin yaptırdığı olumsuz bir
yapı içerisinde ele alıp karşı çıkmak mümkün değil. O, kendi yapısı içerisinde
belki yönlenecek, devam edecek; ama, globalleşmenin, küreselleşmenin
acımasızlığına karşı küreselleşmenin kültür ve sanat boyutundaki değerini
artırmak durumundayız.
Gene, Plan ve Bütçe
Komisyonu raporunda -övünerek okuyorum- "küreselleşme olgusu, kültüre
yönelik ihtiyacı ve kültürün önemini giderek artırmaktadır" belirlemesi
yapılıyor. Bunu da çok önemli bir kazanım olarak değerlendiriyorum.
Bir başka belirlemeyi
müsaadenizle yapmak istiyorum; o belirleme de "Amaç" kısmında. Hepimizin
savunduğu, zaman zaman koruma anlayışının giderek tüketici bir yapı içerisinde
ele alındığı, hatta, korumayı istediğimiz değerlerin yıkıldığı, bu koruma
anlayışının yıkma anlayışına yönelttiği eleştirilerini hep yaşadık.
"Amaç" başlıklı 1 inci maddenin gerekçesinde şöyle deniliyor:
"Kanunun kültürel varlıkları ve değerleri koruyan, korurken kullanan,
kullanırken yaşatan ve gelecek nesillere aktaran sürdürülebilir bir kültür
anlayışı çerçevesinde..." Bu çok önemli, gerçekten çok önemli; ama, orada
bakanlığımızın bir ölçüde dikkatini çekmek istiyorum. Biz, koruyan, korurken
kullanılan değerlerimizi, eğer Kız Kulesinde yaptığımız gibi kullanacak
olursak, gerçekten, belli erozyona uğrayabiliriz. Bunun çok iyi belirlenmesi
gerekiyor. Bugünün yaşamı içerisinde, örneğin Aspendos'u kullanırken, örneğin
Efes'i kullanırken, eğer sadece kullanma adına hoyratça kullanacak olursak, bu
tarihî değerlerimizi geleceğe miras olarak bırakmama ihtimali var. O nedenle,
gerçekten çok önemli ilkenin, çok iyi ayrıntılara dökülmesi gerekiyor.
Yine, bir başka yaklaşım,
çok önemli bir yaklaşım da şudur: Biz, kültürel değerlerimizi, tarihsel
değerlerimizi, hep, kalıcı, sabit, elle tutulur gözle görülür değerler olarak
anımsamaya çalışıyoruz; ama, durum öyle değil. Özellikle, 3 üncü maddenin (d)
bendinde "somut olmayan tarih" diye bir kavram dile getiriliyor; bu,
çok önemli bir kavram. Tarih Vakfının yıllardır üzerinde durduğu "sözel
tarih", "yaşayan tarih" kavramını yasa tasarısına aktaran bir değerlendirme.
Bu anlayış içerisinde,
gerçekten, yasa tasarısının, içerik olarak önemli boyutları, önemli kazanımları
getirdiğini burada söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
şüphesiz ki, hiçbir şey mükemmel değildir, bu yasa tasarısı da mükemmel
değildir, bu yasa tasarısının da eleştirilecek, dikkat çekilecek yönleri var.
Müsaade ederseniz, onlara da çok kısa, özde biraz değinmek istiyorum.
Bunlardan bir tanesi,
şüphesiz ki, teşvik yapılmalı, teşvik değerlendirilmeli; ama, teşvik, sadece
yapım ve restorasyon aşamasında ele alınmış. Örneğin, yasa tasarısında, işe,
biraz ortadan başlanılmış; yani, başlangıcı olan planlamadan, planlama
aşamasındaki teşvikten çok söz edilmiyor. Biraz bu noktasının eksik olduğunu
görüyorum.
Özellikle, kentlerin
dokusunu, tarihî kent dokusunu korurken, koruma plan anlayışının yapılması,
bunun teşvik edilmesi ülkemizde çok önemli. Eğer, biz koruma planlarını
gerçekleştiremezsek, bu konuda hazırlıklarımızı yapamazsak, yasa tasarısında
söylediğimiz bu çok güzel değerleri, bu güzel anlayışları uygulamakta güçlük
çekebiliriz.
Bununla ilgili bir somut
yaşamımı, izlenimimi de aktarmak, belirtmek istiyorum. Aslında, biraz sonra
görüşeceğimiz 2863 sayılı Yasanın değişikliğinin 17 nci maddesinde olumlu bazı
açılımlar var. Örneğin, açık planlama anlayışını getiriyor. Gerçekten, koruma
imar planını hazırlarken, ihale yöntemiyle yapılacak olan koruma imar planının
yaşama geçmesinin güç olduğunu pratikte görüyoruz. O bakımdan, açık planlama
anlayışıyla koruma planlarının gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Biz, Çanakkale'de -çok
kısaca, kendi dönemimize yönelik bir şey anlatmak için söylemiyorum ama- açık
planlama anlayışı içerisinde 1994 yılında planlamayı sürdürürken, birbuçuk
yıllık bir çalışma içerisinde şunları belirledik: Örneğin, kültür, tarih
kurumları çeşitli binaları tescil ediyorlar; ama, bakıyorsunuz,
incelediğinizde, gerçekten işin içerisine girdiğinizde, o binaların bir
kısmının tescillenmesinin hiçbir anlamı, hiçbir tarihî değeri yok. Kâğıt
üzerinde soyut olarak tescillenmiş; ama, bazı binalar, bazı değerler görüyorsunuz
ki, onların tescillenmesi unutulmuş.
Binanın sadece tümünü
tescillemek de çözüm değil. Örneğin, binanın kapısı, o binada kullanılan bir
yüklük, binanın çerçevesi, bir balkon korkuluğu; belki, bunların
tescillenmesiyle, bu tarihî değerlerin kurtarılmasıyla da amaca ulaşılabilir.
Bir başka konu,
özellikle, açık planlama anlayışı içerisinde çalıştığınızda şunları
görebiliyorsunuz: Sokak korumasını, siluet çalışmalarını önplana
çıkarabiliyorsunuz. Bir başka korunacak değeri ortaya çıkarıyoruz; örneğin,
yaşamın korunması. Burada, bu tasarıda çok göremedim. Bir ölçüde bahsettiğim
somut olmayan tarih bunun içerisine girer; ama, özellikle bazı grupların, insan
kümelerinin yaşamı gerçekten korunmaya muhtaç. Örneğin, hiçbirimizin kolay
kolay itiraf etmediği, bu ülkede Roman vatandaşlar dediğimiz göçer
vatandaşlarımız var; bir kısmı göçer; ama, şu anda yerleşik. Mesela, bunların
yaşamı gerçekten bir kültürel korunmaya açık bir yaşam anlayışı. Nedir bu yaşam
anlayışı; siz, ne kadar, kapitalizmin baskısı içerisinde, üretim ilişkileri
içerisinde baskı altına da alsanız, bu insanların paylaşma, ortak yaşam
sevinci, sokağı kullanma içgüdüsü ve yaşama olan bağlılıklarını ortadan
kaldıramıyorsunuz. Aslında, bu yaşam anlayışının korunması ve bu yaşam
anlayışının geliştirilmesi gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, bu
tasarının en önemli maddesi, bence, 15 inci maddesi. Şüphesiz ki, orada
bakanlığımızın yönetmelik çıkarması söz konusu, önemli bir açılım, madde
sınırlı olarak değerlendirmiş; belgelendirme anlayışı; korunması söz konusu
olan belgelerin tarihî değerlerinin korunmasıyla ilgili belge verilecek; doğru
bir yaklaşım; ama, bu belgelendirme anlayışı, örneğin, turizmde olduğu gibi
-son dönem için söylemiyorum, son dönemde iyi çalışmalar var- geçtiğimiz
dönemlerde hep istismara açık olmuştur. Bu belgelendirme anlayışında,
yönetmelik düzenlenirken, diliyorum ki, özellikle katılım öğesinin önplana
alınmasında yarar vardır. Nasıl bu yasa tasarısı hazırlanırken, Tarihî Kentler
Birliği, ÇEKÜL, Türk Tarih Vakfı, Mimarlar Odası gibi kurumlarla işbirliği
yapıldıysa, bu yönetmeliğin hazırlanmasında, özellikle belgelendirme aşamasında
bu katılımın da sağlanması gerekiyor. Aslında, 2863 sayılı Yasaya
değinmeyeceğim, bu gündem içerisinde değil; ama, koruma anlayışının finans anlayışıyla
bütünleşmesine yönelik olarak daha sonra görüşülecek, bundan sonra görüşülecek
olan tasarının 6 ncı maddesi fonu özel hesaba çeviriyor. Bu da olumlu bir
yaklaşım; ama, bu özel hesabın çok eksik olacağına inanıyorum. Sadece Emlak
Vergisinden yüzde 10 değerlendireceğiz.
Değerli arkadaşlarım,
bakın, gerçekten ayağa kaldırmamız gereken çok önemli tarihî değerlerimiz var;
bununla yeni kaynaklarımızı artırmamız gerekiyor; ülkenin, hükümetin kullandığı
kaynaklar sınırlı. O bakımdan, mantıklı olabilecek, o kenti, o tarihî değerleri
kullanan insanların belli ölçülerde buna katılması gerekiyor. Örneğin, inşaat
yapımı konusunda harçlandırmaya gidilebilir. Bugün metrekaresi 364 000 000 TL
civarında; her kente yaptığımız bir bina, bir iş merkezi, bir yapı, sonunda,
oradaki tarihî değerlerin erozyona uğraması noktasında bir katkı veriyor, nüfus
hareketi getiriyor. O nedenle, belki, yapım için diye belli bir harç -binde 5,
binde 1, neyse, bilemiyorum, hesabı yapılır- alınabilmeli; alım satımdan bir
değer alınabilmeli. Örneğin, Antalya'da eğer rant yüksekse; Antalya'daki rantın
yüksekliği şüphesiz ki, Aspendos'tandır, Olimpos'un değerindendir, oranın tabiî
güzelliklerinden kaynaklanmaktadır. O nedenle, bunun değerlendirmesinin
yapılması gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım,
değerlendirme derken, tabiî ki, İstanbul'a dikkat çekmek istiyorum. İstanbul'la
ilgili, maalesef, geçtiğimiz günlerde UNESCO'nun yaptığı bir toplantıda,
İstanbulumuz, biliyorsunuz, 1985'te dünya kültür mirası içerisine alınmıştı;
ama, maalesef yeterince önlemler alamadığımız için geçtiğimiz dönemde tehdit
altında; dünya mirası noktasına dönüşüyor. Hükümetimiz bu konuda bir uygulama
planı sunacak, iyi çalışmalar var; ama, iki yıl içerisinde bazı şeyleri
yapmamız gerekiyor; bunun için kaynak gerekli. Özellikle İstanbul'u
kurtarabilmek, bu tarihî bölgeyi kurtarabilmek, yeni envanter çalışmalarını
hızla yapabilmek, restorasyon çalışmalarını sürdürebilmek için, hiç olmazsa,
İstanbul adına, bu kaynağın, tüm Türkiye'de olmasa bile, söylediğim ölçüler
içerisinde ele alınması gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım,
sevgili milletvekillerimiz; siyasî bir değerlendirme yaparak, müsaadenizle,
sözlerime son vermek istiyorum.
İlkönce, Sayın Bakanı
kutluyorum -kutluyorum Sayın Bakanım- şunun için kutluyorum: Bir kere, eğer,
bana soracak olursanız, Cumhuriyet Halk Partisine soracak olursanız, bu yasa
eksik, yetmeyen yönleri var; ama, o, bana göre, ben odaklı. Herkesin kendine
göre, Adalet ve Kalkınma Partisinin de, şüphesiz, kendine göre bir tasarısı
var, bir değerlendirmesi var; ama, burada yapılanı, bir gerçeği, inanın, ilk
kez görüyorum ve o bakımdan Sayın Bakanı kutluyorum. Burada, ortak akıl bulunma
noktasında çok önemli çaba sarf edilmiştir. Bu metin, bu yaklaşım, sekiz ay
önce, Türk Tarih Vakfı tarafından bana ulaştırılmıştı; inceledim, yetmedi,
arkasından Mimarlar Odasının katkısı, arkasından Cumhuriyet Halk Partisinin
katkısı; biraz önce değerli milletvekilim söyledi; israrla ve inatla, ortak
aklı bulma konusunda çok önemli çaba sarf edildi. O anlamda, ortak aklı yaratması
bakımından ve bu yasanın uzun süre ülkeye hizmet edeceğini görebildiğim için
Sayın Bakana teşekkür ediyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)
Teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlarım; bu
arada, Sayın Bakanımızın deneyiminden iktidardaki tüm bakanlarımızın
yararlanmasını diliyor; hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özay.
Şahısı adına, Ankara
Milletvekili Sayın Yakup Kepenek; buyurun.
YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben, Kültür Yatırımları ve Girişimlerini
Teşvik Kanunu Tasarısı konusunda, kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz
aldım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sözlerime başlarken, şu
noktanın altını çizmek istiyorum: Bu yasa tasarısıyla, kanımca, son otuz-kırk
yılın, teşvik, özendirme, güçlendirme, destek bağlamında atılan önemli adımlara
bir yenisi katılmakla birlikte, bunun niteliği, özü ve yapısı itibariyle,
kanımca, öbür teşviklerden çok farklı, çok daha değerli ve çok olumlu olduğunu
sözlerime başlarken vurgulamak isterim.
Değerli arkadaşlar, kütür
dediğimiz olgu, insan ürünüdür; insan türünün yarattığı, ürettiği, yaptığı
maddî ve maddî olmayan her şeyin bütünüdür kültür. Dil, düşünce, gelenek,
inanç, yasalar, kurumlarla birlikte kullanılan araç ve gereçler, teknikler ve
benzerlerinin birliğidir kültür olayı. O nedenle, kültür, gerçek tanımıyla
insan yeteneğinin, insan yaratıcılığının, insan bilgi, görgü ve inceliğinin
düzeyini yansıtır, düzeyini gösterir. Önemli olan, bilgiyi, tekniği
içselleştirme, özümseme ve ona katkı yapma becerisinin, onun bir parçası olma,
onunla birlikte olma becerisinin güçlendirilmesidir. Eğer, bilgi, beceri,
yaratma, üretme işi düzgün, etkin, dengeli olmazsa, sonuçta ortaya çıkan, çoğu
zaman kültür ile uygarlık dediğimiz maddî üretimler arasındaki kopukluktur,
giderek ayrı düşmedir, çelişkidir, çatışmadır.
Kimi kültürlerin
uygarlıkla uyumsuzluğu ortada; ama, kendi toplumumuzun, kendi kültürümüzün bu
bağlamda, yani uygarlık-kültür eklemlenmesi bağlamında dünyaya örnek olacak çok
büyük güzellikler, çok büyük birikimler taşıdığının altını çizmemiz gerekiyor.
Şu nedenle altını çizmemiz gerekiyor: Bizim kültürümüzde, hoşgörü,
insanseverlik, dayanışma egemendir; bizim kültürümüz, kişiyi insancıl yapmanın,
onu güçlendirmenin, geliştirmenin yolunu açar; ancak, üzülerek belirtmek
isterim ki, yine, bizim, demiryolu uzunluğu, baraj yapımı, beton dökme ya da
demir-çelik üretimi gibi maddî değerlere çok önem verip, buna karşılık, bütün
türleriyle sanatı, kültürü bir tarafa koyduğumuz dönemler oldu. Cumhuriyetin
kuruluşunda vurgulanan en önemli noktaların başında, ekonomik kalkınmanın,
kültürel gelişmeyle, eğitimle, bilgiyle, sanatla, müzikle, tiyatroyla,
sinemayla birlikte götürülmesiydi. 1950'li yıllardan sonra, bu bakış açısı,
maalesef -izin verirseniz söyleyeyim- çoğu sağcı iktidarlar döneminde değişti
ve kültürel gelişmenin, sanatın değişik türlerinin -müziğin, resmin,
tiyatronun- büyük ölçüde ihmal edildiğini gördük; yani, Türkiye'nin maddî
gelişmesi ile sanatsal gelişmesi dengeli, birbirine koşut götürülemedi.
İşte, bu tasarıyla o
açığın kapatılmaya çalışılması, o dengenin tutturulmak istenmesi, çok doğru ve
çok olumlu bir yaklaşım olarak görülmelidir diye düşünüyorum; çünkü, dünyadaki
son gelişmeler bir kez daha kanıtlamaktadır ki, insangücü, üretim sürecine
beyniyle katılma dönemine girmektedir. Şimdi, insanoğlunun, kişinin, bireyin
üretim sürecine beyniyle katılabilmesinin yolu, sadece dar kalıplarla, sadece
bazı teknik şeyleri bilmesinden geçmiyor, ek olarak, bunun yanında, kendi
görgüsünü, inceliğini, kültürünü de birlikte geliştirmesinden geçiyor. O
ikisini; yani kişinin kişiliğini geliştirmesiyle, yeteneklerini
geliştirmesiyle, üretime katkısını bir araya getirebildiğimiz ölçüde, biz,
gelecekte toplum olarak çok daha başarılı, çok daha güçlü olacağız diye
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar,
cumhuriyetin bu ekonomik kalkınma ile kültürel kalkınmanın mutlaka birlikte
olması gerektiği yönündeki egemen görüşü, 1990'lı yıllardan itibaren dünyada
bir başka düzlemde, bir başka noktada yeniden güç kazandı. Bir başka nitelikde
bu güç kazanma alanı, bildiğiniz gibi, küreselleşmedir ve o bağlamda sosyal
sermayedir.
Nedir toplumsal sermaye;
sosyal sermaye, maddî olmayan ama insan türü, insan tarafından üretilen,
yaratılan her şey. Şimdi, bunun içerisinde sanatın tüm kolları vardır, bunun
içerisinde insan ilişkileri vardır, bunun içerisinde dayanışma vardır, hoşgörü
vardır, eşitlik anlayışı vardır, mutlak anlamda demokratik dünya görüşü vardır
ve bunlar kadar önemli olan, insanlar arasında, kişiler arasında güven duygusu
vardır. Bütün bunların bileşiminden oluşmaktadır insan sermayesi ve insan
sermayesinin bir araya gelmesi, beşerî sermayelerin bir araya gelmesi, bize,
toplumsal sermayeyi vermektedir.
Ulusumuzun çağdaşlaşması,
gelişmesi, ilerlemesi için, maddî yatırımlar kadar, kültür, sanat ve o alandaki
gelişmeler ile üretimdeki bağı hep gözönünde tutarak, o bağı hiç koparmadan, o
ikisini birlikte özümseyerek gerçekleştirmemiz gerekiyor. Neyi
gerçekleştirmemiz gerekiyor; fiziksel üretimimiz ile (yani tekstil üretimi,
mobilya üretimi, otomobil üretimi gibi) kültürel gelişmemizi aynı biçimde, aynı
hızda, aynı nitelikte ileri düzeye taşımamız gerekiyor; bunları bir arada,
güçlü bir şekilde yürütmemiz gerekiyor.
Bunu yapabilmenin yolu
şuradan geçiyor: Toplumun bireylerinin, bebeklikten çocukluğa geçişinde aile
içinde, sonra okulda, sonra yaşam boyu, yaratıcı yeteneklerinin ortaya
çıkmasının zeminini hazırlamamız gerekiyor. Şunu söylemek istiyorum: Bu toplum,
iyi bir müzisyenini kırda bırakmamalı; bu toplum, yoksul olduğu için, çok iyi
bir mühendis olabilecek bir kişiyi, çok iyi bir şairini, yolda, izde, sokak
ortalarında bırakmamalı; kültürünü, gelişmesini burada aramalı. Ancak böyle
yaparsak toplumsal yarar sağlarız; ancak böyle yaparsak, bu ikiliyi, yani, maddî
üretimin getirisi ile bireylerinin yeteneklerinin geliştirilmesinden doğan
getiriyi iç içe harmanlar ve ulusal katmadeğerimizi çok daha üst noktalara
çıkarırız; böyle yaptığımız zaman güçleniriz.
Ben, görüşmekte olduğumuz
tasarının, bu doğrultuda önemli bir katkı sağlayacağına inanıyorum, böyle
düşünüyorum. Bu anlayışla, yasanın, ulusumuza, hepimize hayırlı olmasını
diliyor, saygılar ve sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kepenek.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
KÜLTÜR YATIRIMLARI VE GİRİŞİMLERİNİ TEŞVİK KANUNU TASARISI
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1. - Bu Kanunun
amacı; bireyin ve toplumun kültürel gereksinimlerinin karşılanmasını; kültür
varlıkları ile somut olmayan kültürel mirasın korunmasını ve sürdürülebilir
kültürün birer öğesi haline getirilmesini; kültürel iletişim ve etkileşim
ortamının etkinleştirilmesini; sanatsal ve kültürel değerlerin üretilmesi,
toplumun bu değerlere ulaşım olanaklarının yaratılması ve geliştirilmesini;
ülkemizin kültür varlıklarının yaşatılması ve ülke ekonomisine katkı yaratan
bir unsur olarak değerlendirilmesi, kullanılması ile kültür merkezlerinin
yapımı ve işletilmesine yönelik kültür yatırımı ve kültür girişimlerinin teşvik
edilmesini sağlamaktır.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek?.. Yok.
Başka söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Kapsam
MADDE 2. - Bu Kanun;
münhasıran bu Kanunun amacına yönelik faaliyetlerde bulunmak üzere kurulan
yerli veya yabancı tüzel kişilerin yatırım veya girişimlerinin teşvik edilmesi,
belgelendirilmesi ve denetlenmesi işlemlerine ilişkin usul ve esasları kapsar.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
Tanımlar
MADDE 3. - Bu Kanunda yer
alan;
a) Bakanlık: Kültür ve
Turizm Bakanlığını,
b) Kültür merkezi:
Bireyler arasında sosyal ve kültürel iletişim ve etkileşim ortamlarının
kurulması ile ulusal kültürün yaşatılması temel amaçlarına dönük olmak üzere;
asli unsur olarak güzel sanatlar, sinema, geleneksel ve çağdaş el sanatları
gibi her türlü kültürel ve sanatsal faaliyetlerden en az birkaçının üretildiği,
sergilendiği, bunların eğitim, öğretim ve bilimsel çalışmalarının yapıldığı
bölümler ile sağlık, spor, eğitim ve alışveriş gibi gereksinimlerin
karşılandığı birimlerin de bulunduğu yapıları,
c) Kültür varlığı: 2863
sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında korunması gerekli
taşınmaz kültür varlıklarını,
d) Somut olmayan kültürel
miras: Sözlü kültür ortamlarında halk tarafından yaratılan ve halkbilimi
araştırmaları içinde yer alan; sözlü anlatımlar ve sözlü gelenekler, gösteri
sanatları, toplumsal uygulamalar, ritüel ve festivaller, halk bilgisi, evren ve
doğa ile ilgili uygulamalar, el sanatları geleneği gibi kültürel ürünleri ve
üretim süreçlerini,
e) Kültür yatırımı: Bu
Kanunun amacı doğrultusunda, kültür merkezleri ile her türlü kültürel ve
sanatsal faaliyetlerin üretildiği, sergilendiği, eğitim ve öğretimi ile
bunlarla ilgili bilimsel çalışmaların yapıldığı alan, yapı ve mekânların
yapımına, teknolojik alt yapıların kurulmasına veya donatılmasına yönelik
yatırım faaliyetlerini,
f) Kültür girişimi: Bu
Kanunun amacı doğrultusunda, kültür merkezlerinin işletilmesi veya her türlü
kültürel ve sanatsal faaliyetlerin üretilmesi, sergilenmesi, eğitim ve öğretimi
ile bunlara ilişkin bilimsel çalışmaların yapılması faaliyetleri ile bu
faaliyetlerin yapıldığı alan yapı veya mekânların işletilmesini,
g) Kültür yatırımı
belgesi: Bu Kanunun amacına uygun yatırım yapanlara Bakanlıkça belli bir dönem
için verilen belgeyi,
h) Kültür girişimi
belgesi: Bu Kanunun amacı doğrultusundaki girişimlere Bakanlıkça verilen
belgeyi,
i) Belgeli kültür
yatırımı veya girişimi: Bakanlıkça belgelendirilmiş yatırım veya girişimleri,
İfade eder.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Teşvik Konuları,
Unsurları ve Esasları
Teşvik konuları
MADDE 4. - Bu Kanunda
belirtilen kültür yatırımı veya girişimi kapsamındaki teşvik veya indirime konu
olacak faaliyetler şunlardır:
a) Kültür merkezlerinin
yapımı, onarımı ve işletilmesi.
b) Kütüphane, arşiv,
müze, sanat galerisi, sanat atölyesi, film platosu, sanatsal tasarım ünitesi,
sanat stüdyosu ile sinema, tiyatro, opera, bale, konser ve benzeri kültürel ve
sanatsal etkinliklerin ya da ürünlerin yapıldığı, üretildiği veya sergilendiği
mekânlar ile kültürel ve sanatsal alanlara yönelik özel araştırma, eğitim veya
uygulama merkezlerinin yapımı, onarımı veya işletilmesi.
c) 2863 sayılı Kanun
kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının, bu Kanunun amacı doğrultusunda
kullanılması.
d) Kültür varlıkları ile
somut olmayan kültürel mirasın araştırılması, derlenmesi, belgelendirilmesi,
arşivlenmesi, yayınlanması, eğitimi, öğretimi ve tanıtılması faaliyetleri.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
5 inci maddeyi
okutuyorum:
Teşvik unsurları
MADDE 5. - Bu Kanun kapsamındaki
kültür yatırımı ve girişimleri için uygulanacak teşvik unsurları şunlardır:
a) Taşınmaz mal tahsisi;
Bakanlık, bu Kanun kapsamında kültür yatırımı ve girişimleri için taşınmaz mal
tahsis etmeye yetkilidir. Bakanlıkça tahsisi uygun görülen taşınmaz mallardan;
1. Hazine adına tescilli
olanlar Bakanlığın talebi üzerine Maliye Bakanlığının uygun görüşü ile en geç
üç ay içerisinde,
2. Mülkiyeti 5018 sayılı
Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (II) sayılı cetvelde yer alan kamu
idareleri ile mahalli idarelere ait olanlar, Bakanlığın talebi üzerine ilgili
idarenin uygun görüşü ile en geç üç ay içinde bedelsiz olarak Hazine adına
tapuya tescil edilerek,
Bakanlığa tahsis edilir.
Hazineye ait olup halen
Bakanlığa tahsisli taşınmaz mallar, bu Kanun kapsamında Bakanlıkça tahsis
edilebilir.
Bu taşınmaz malların
tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde bağımsız ve sürekli üst hakkı tesisine
ilişkin esaslar ile süreler, taşınmaz malın bulunduğu yer itibariyle bedeller,
hakların sona ermesi ve diğer şartlar, Bakanlık ve Maliye Bakanlığınca 2886
sayılı Devlet İhale Kanununa bağlı olmaksızın müştereken tespit edilir.
Bu taşınmaz mallar
üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dâhil olmak üzere irtifak
hakkı tesisi ve bunlardan altyapı için gerekli olanlar üzerinde, altyapıyı
gerçekleştirecek kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak hakkı tesisi, Bakanlığın
uygun görüşü üzerine, Maliye Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık
tarafından yapılır.
Bu Kanuna göre tahsis
edilen, ancak tahsisi iptal edilen veya tahsis süresi sona eren taşınmaz mallar
üzerinde bulunan yapı, tesis ve müştemilat bedelsiz olarak Hazineye intikal
eder. İlgililer, bunlar için herhangi bir hak veya bedel talep edemez.
İl özel idareleri ile
belediyeler, mülkiyetlerinde olan taşınmaz malları, Bakanlığın uygun görüşü
üzerine bu Kanun hükümlerine göre tahsis edebilirler.
Bu bendin uygulanması ile
ilgili usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Bakanlıkça müştereken çıkarılacak
bir yönetmelikle düzenlenir.
b) Gelir vergisi stopajı
indirimi; bu Kanun uyarınca belge almış
kurumlar vergisi mükellefi yatırımcı veya girişimcilerin, ilgili idareye
verecekleri aylık sigorta prim bordrolarında bildirdikleri, münhasıran belgeli
yatırım veya girişimde çalıştıracakları işçilerin ücretleri üzerinden
hesaplanan gelir vergisinin, yatırım aşamasında üç yılı aşmamak kaydıyla %
50'si, işletme aşamasında ise yedi yılı aşmamak kaydıyla % 25'i, verilecek
muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden terkin edilir.
Bu bendin uygulanmasına
ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.
c) Sigorta primi işveren
paylarında indirim; bu Kanun uyarınca belgelendirilmiş kurumlar vergisi
mükellefi yatırımcı veya girişimcilerin, ilgili idareye verecekleri aylık
sigorta prim bordrolarında bildirdikleri, münhasıran belgeli yatırım veya
girişimde çalıştıracakları işçilerin, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 72
ve 73 üncü maddeleri uyarınca prime esas kazançları üzerinden hesaplanan
sigorta primlerinin işveren hissesinin, yatırım aşamasında üç yılı aşmamak
şartıyla % 50'si, işletme aşamasında ise yedi yılı aşmamak şartıyla % 25'i,
Hazinece karşılanır.
Bu bendin uygulanması ile
yatırım veya işletmenin niteliği dikkate alınarak mükellefin çalıştırabileceği
azamî işçi sayısına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlıkça
müştereken belirlenir.
d) Su bedeli indirimi ve
enerji desteği; kültür yatırımı ve girişimleri; su ücretlerini yatırım veya girişimin bulunduğu yörede uygulanan
tarifelerden en düşüğü üzerinden öderler. Bu yatırım veya girişimin elektrik
enerjisi ve doğal gaz giderlerinin % 20'si beş yıl süreyle Hazinece karşılanır.
Bu bendin uygulanması ile
enerji giderlerinin iadesine ilişkin süreler, iadenin nakden veya mahsuben
yapılmasına ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığı, Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça
müştereken belirlenir.
e) Yabancı uzman personel
ve sanatçı çalıştırabilme; belgeli yatırım veya girişimlerde, Bakanlık ve
İçişleri Bakanlığının görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca
verilen izinle yabancı uzman personel ve sanatçı çalıştırılabilir.
Ancak bu şekilde
çalıştırılan yabancı personelin sayısı toplam personelin % 10`unu aşamaz. Bu
oran Bakanlıkça % 20`ye kadar artırılabilir. Bu personel, en erken işletmenin
faaliyete geçmesinin üç ay öncesinden itibaren çalışmaya başlayabilir.
f) Hafta sonu ve resmi
tatillerde faaliyette bulunabilme; Belgeli girişimler ile belge kapsamındaki
diğer birimler belgede belirlenen çalışma süresi içinde hafta sonu ve resmi
tatillerde de faaliyetlerine devam edebilirler.
Bu maddenin (b), (c ) ve
(d) bentlerinin uygulanmasında yöresel gelişim farklılıkları, proje türleri ile
faaliyetin yapıldığı yerin tescilli taşınmaz kültür varlığı olması dikkate
alınarak, bu bentlerde belirtilen oranları yarısına kadar indirmeye veya kanunî
oranlarına çıkarmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
Teşvik esasları
MADDE 6. - Bakanlık, bu
Kanunun uygulanmasına yönelik tercih ve öncelikleri belirlemeye yetkilidir.
5 inci maddenin (b), (c )
ve (d) bentlerindeki teşvik ve indirim unsurlarından yararlanan kültür yatırım
ve girişimleri için başka bir teşvik mevzuatında da benzer teşvik ve
indirimlerin bulunması halinde, yatırımcı veya girişimcinin lehine olan
hükümler uygulanır.
Kültür yatırımı veya
girişimlerine yönelik teşvik ve indirim unsurları ile bunlardan yararlanmaya
yönelik diğer usul ve esaslar, Bakanlık ve ilgili bakanlıklar ile Hazine ve
Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlıklarınca müştereken tespit edilir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Genel Hükümler
Belge
MADDE 7. - Kültür yatırımı belgesi veya kültür
girişimi belgesi Bakanlıkça verilir. Belge, yatırım veya girişimin nitelik ve
nicelikleri esas alınarak düzenlenir. Belge alanlar, bu Kanun ve ilgili
mevzuatta yer alan diğer teşvik ve indirim unsurlarından yararlanırlar.
Yatırımların Bakanlıkça
belirlenen süreler içinde başlaması, tamamlanması ve işletme aşamasına
geçilmesi zorunludur. Ancak, mücbir sebeplerden dolayı Bakanlıkça bu süreler
uzatılabilir.
Belgelendirme
işlemlerinin usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
8 inci maddeyi
okutuyorum:
Alt yapı hizmetleri
MADDE 8. - Kültür
merkezlerinin yol, su, kanalizasyon, doğalgaz, elektrik, telekomünikasyon ve
diğer altyapı ihtiyaçlarının ilgili kamu kuruluşlarınca öncelikle tamamlanması
zorunludur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
9 uncu maddeyi
okutuyorum:
İzin alma ve bilgi verme
zorunluluğu
MADDE 9. - Belge sahibi
tüzel kişiliğin şirket ana sözleşmesinin, ortaklık statüsü veya yapısının
değiştirilmesi, belgeye konu yapı veya tesisin veya aynı amaçlarla kullanılmak
üzere devredilmesi, kiraya verilmesi ile girişim konularının kültür girişimi
niteliğini koruması kaydıyla kısmen veya tamamen değiştirilmesi Bakanlığın
iznine tabidir.
Ancak, tesisin
bütünlüğünün bozulmaması ve Bakanlığa bilgi verilmesi kaydıyla, kültür
merkezlerinin sınıflandırma ve belgelendirilmeye esas asgarî bölümlerinin
dışında kalan birimleri kiraya verilebilir.
Belgeli yatırım ve
girişimler, yıllık faaliyet raporlarını bir sonraki yılın ocak ayı içerisinde
Bakanlığa bildirmekle yükümlüdürler.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
10 uncu maddeyi
okutuyorum:
Devir ve faaliyetin sona ermesi hallerinde teşvik
hükümleri
MADDE 10. - Belgeli
yatırımı veya girişimi Bakanlığın izni ile devralanlar da kalan süre için bu Kanun hükümleri çerçevesinde teşvik ve
indirim uygulamasından yararlanırlar.
Yatırım veya girişimlere
213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirtilen mücbir sebeplerle son verilmesi
halleri hariç olmak üzere, bu Kanun uyarınca belge alan yatırımcılar veya
girişimcilerin, faaliyetlerini sona erdirmeleri ve bir yıl içinde tekrar
başlamamaları halinde, yatırım aşamasında yararlandıkları istisna, muafiyet ve
hakların parasal tutarını ilgili mevzuat hükümleri gereğince ödemekle
yükümlüdürler. İstisna hallerinde ödeme yükümlülüğünün kaldırılmasına Maliye
Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının uygun görüşü alınarak
Bakanlıkça karar verilir.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
11 inci maddeyi okutuyorum:
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Denetleme ve Cezalar
Denetleme yetkisi
MADDE 11. - Belgeli
yatırım veya girişimleri, bunların belgeye esas olan niteliklerini, bu
niteliklerini koruyup korumadıklarını denetleme; bulunduğu yerin kültürel
gereksinimlerini dikkate alarak kültür merkezlerini sınıflandırma ve
belgelendirmeye esas asgarî bölümleri ile diğer bölümleri arasında farklı
oranlar belirleme yetkisi münhasıran Bakanlığa aittir.
Bakanlığın gerek görmesi
halinde belgelendirme, denetleme ve sınıflandırmaya esas oluşturacak tespitler,
Bakanlıkça yetkili kılınacak gerçek veya tüzel kişilere de yaptırılabilir.
Ancak, karar alma ve uygulama yetkisi Bakanlığa aittir. Bu kişilerin
nitelikleri, seçilme usulleri, görev, yetki ve sorumlulukları, çalışma ile
tespite yönelik usul ve esaslar; Bakanlık denetim elemanlarının görev, yetki ve
sorumlulukları ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılacak
yönetmeliklerle belirlenir.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
12 nci maddeyi
okutuyorum:
Cezalar
MADDE 12. - Bu Kanuna ve
bu Kanunun uygulanmasına ilişkin düzenleyici işlemlere aykırı hareket edenlere
diğer mevzuattaki ceza hükümleri saklı kalmak kaydıyla aşağıdaki bentlerde belirtilen
uyarma, para ve belge iptali cezaları uygulanır.
a) Uyarma cezası, kültür
yatırımı veya girişimlerinin yönetim veya işletilmelerinde görülecek kusur,
aksaklık ve eksiklikler için, belge sahibine denetim elemanlarının tespitleri
doğrultusunda Bakanlıkça verilir.
b) Belge sahibine,
yatırım veya girişimin nitelikleri veya nicelikleri dikkate alınarak, aşağıda
belirtilen durumlarda ve miktarlar arasında;
1. Uyarma cezasına
rağmen, gerekli düzeltmenin yapılmaması veya ilk cezanın tebliğinden itibaren
bir yıl içerisinde yeni uyarma cezasını gerektiren fiil veya fiillerin tespiti
ile bu Kanunda belirtilen veya Bakanlıkça istenilen bilgi veya belgelerin
süresi içerisinde verilmemesi veya yanıltıcı bilgi veya belge verilmesi
hallerinde beşyüzmilyon lira ila üçmilyar lira arası,
2. Bakanlığa bilgi
verilmeksizin, girişim belgeli tesisin tamamının veya kültür merkezlerinde
kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü belgelendirmeye esas bölümlerin, bir yıl
içinde aralıksız olarak doksan günden fazla süreyle kapalı tutulması halinde
beşyüzmilyon lira ila üçmilyar lira arası,
3. Yazı, reklâm, afiş,
broşür ve benzeri araçlarla Bakanlığın veya üçüncü kişilerin yanıltılması veya
yanıltıcı unvan kullanılması veya taahhüt edilen hizmetin verilmemesi veya
eksik verilmesi halinde özel hükümler saklı kalmak kaydıyla birmilyar lira ila
altımilyar lira arası,
4. Belgeli tesiste
bulunanların can veya mal güvenliğinin sağlanmasında, belge sahibi veya tesis
sahibi veya sorumlusu veya personelin kusuru veya ihmaliyle işletmede suç işlendiğinin
tespiti halinde, özel hükümler saklı kalmak kaydıyla birmilyar lira ila
altımilyar lira arası,
5. Bu Kanun ve ilgili
mevzuatta yer alan diğer teşvik unsurlarından yararlanan belge sahiplerinin
teşvik unsurlarını, amacı dışında kullanmaları halinde birmilyar lira ila
altımilyar lira arası,
6. Genel sağlık açısından
tesisin vasıflarını önemli ölçüde yitirmiş olduğunun tespiti halinde birmilyar
lira ila altımilyar lira arası,
7. Belgeli yatırım veya
girişimin belgelendirmeye esas vasıflarını yitirmiş olduğunun tespiti halinde
birmilyar lira ila altımilyar lira arası,
8. Bakanlıktan tahsisli
yatırım veya girişimin, tahsis koşulları saklı kalmak kaydıyla, izinsiz olarak
tümünün veya bir kısmının devredilmesi, kiraya verilmesi, şirket ana sözleşmesinin,
ortaklık statüsünün veya yapısının, değiştirilmesi hallerinde birmilyar lira
ila altımilyar lira arası,
Para cezası uygulanır.
Para cezaları; ilk para
cezasının tebliğinden itibaren bir yıl içinde ikinci kez para cezası gerektiren
hallerde, uygulanmış olan birinci para cezası ile ikinci para cezası toplamına
esas teşkil eden tutar kadar, üçüncü kez para cezasını gerektiren hallerde ise,
uygulanmış olan birinci ve ikinci para cezaları ile üçüncü para cezasının
toplamı kadar verilir.
Bu maddedeki para
cezalarının uygulanmasına dair, denetim elemanları tarafından düzenlenen ceza
tutanağı, yedi gün içinde ödenmek üzere, Bakanlıkça ilgili yatırımcı veya
girişimciye tebliğ edilir. Bu süre içinde ödenmeyen para cezası, 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre Maliye Bakanlığınca tahsil
edilir.
Bu bendin (5) numaralı
alt bendi uyarınca para cezası verilmesi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu
hükümlerine göre tarhiyat yapılmasına
engel teşkil etmez.
Dava açılması para
cezasının tahsilini durdurmaz. Bu Kanundaki ceza hükümlerinin, yatırım veya
girişimin nitelik veya niceliklerine göre uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar
Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
c) Kültür yatırımı veya
kültür girişimi belgesi;
1. İlk para cezasının
tebliğinden itibaren bir yıl içinde dördüncü kez para cezasını gerektiren bir
durumun tespiti,
2. Belgeli tesisin
faaliyetine son verilmesi,
3. Bu maddenin (b)
bendinin (4) numaralı alt bendindeki şartların gerçekleşmesi ve tesisin açık
kalmasının kamu güvenliği açısından sakınca yaratması,
4. Tesisin açık
kalmasının veya girişimin sürdürülmesinin kültür varlıkları veya kültürel
değerler açısından sakınca yaratması,
5. Bu maddenin (b)
bendinin (6) ve (7) numaralı alt bentlerindeki durumlardan birinin
gerçekleşmesi sonrasında eksikliğin iki ay içerisinde giderilmemesi,
Hallerinde Bakanlıkça
iptal edilir.
Para cezalarına karşı
yedi gün içinde Bakanlığa itiraz edilebilir. Bakanlık, itiraz üzerine en geç
bir ay içinde denetim elemanlarınca verilen para cezalarını, aynen veya
değiştirerek kabul edebilir veya kaldırabilir.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 644
sıra sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısının 12
nci maddesinin (b) bendinde yer alan "beşyüz milyon lira ila üç milyar
arası" ibarelerinin "bir milyar lira", "bir milyar lira ila
altı milyar lira arası" ibarelerinin "iki milyar lira" olarak,
yine aynı bendin son paragrafının ise aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve
aynı maddenin son fıkrasındaki "denetim elemanlarınca" ibaresinin
metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
Mehmet Tekelioğlu |
Mehmet Sekmen |
|
|
Ankara |
İzmir |
İstanbul |
|
|
Hamit Taşçı |
Hasan Angı |
Mustafa Said Yazıcoğlu |
|
|
Ordu |
Konya |
Ankara |
"Dava açılması para
cezasının tahsilini durdurmaz. Bu bentte yer alan para cezalarının tutarı her
yıl Maliye Bakanlığınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır.
Bakanlar Kurulu bu bentte yer alan para cezalarını iki katına kadar artırmaya
veya yarısına kadar indirmeye, yatırım veya girişimin nitelik veya
niceliklerine göre bu sınırlar arasında farklı oranlar tespit etmeye
yetkilidir. Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir."
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI
ERKAN MUMCU (Isparta) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Metinde yer alan para
cezalarının oranları hususunda Anayasa doğrultusunda düzenleme yapılması, para
cezalarının değer kaybının önlenmesi ve bu kanun kapsamında belgelendirilecek
yatırım veya girişimlerin çeşitliliği dikkate alınarak, Bakanlar Kuruluna
yatırım ve girişimlerin nitelik ve niceliklerini esas alarak farklı oranlar
belirleme yetkisi verilmesi amaçlanmaktadır.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, 13
üncü maddeyi okutuyorum:
BEŞİNCİ BÖLÜM
Değiştirilen Hükümler
MADDE 13. - 31.12.1960
tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin birinci
fıkrasının (2) numaralı bendinin birinci alt bendi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiş ve üçüncü alt bendi madde metninden çıkarılmıştır.
"2. Genel ve özel
bütçeli kamu idareleri ile il özel idareleri ve belediyeler, köyler ve kamu
yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar
ve bilimsel araştırma faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından
yapılan ya da Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi
uygun görülen;
a) Kültür ve sanat
faaliyetlerine ilişkin ticari olmayan ulusal veya uluslararası
organizasyonların gerçekleştirilmesine,
b) Ülkemizin uygarlık birikiminin
kültürü, sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarisi ve somut olmayan kültürel mirası
ile ilgili veya ülke tanıtımına yönelik kitap, katalog, broşür, film, kaset, CD
ve DVD gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de
dahil olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması,
bunlarla ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt
dışında dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına,
c) Yazma ve nadir
eserlerin korunması ve elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve
Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılmasına,
d) 2863 sayılı Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının
bakımı, onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması
ve nakil işlerine,
e) Kurtarma kazıları,
bilimsel kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarına,
f) Yurt dışındaki
taşınmaz Türk kültür varlıklarının yerinde korunması veya ülkemize ait kültür
varlıklarının Türkiye'ye getirtilmesi çalışmalarına,