DÖNEM
: 22 YASAMA
YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
CİLT : 56
114 üncü Birleşim
13 Temmuz 2004 Salı
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Şanlıurfa
Milletvekili Mehmet Vedat Melik'in, Şanlıurfa'da voltaj düzensizliği nedeniyle
elektrikle çalışan araçlarda meydana gelen arızalardan kaynaklanan sorunlara ve
alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
2. - İstanbul
Milletvekili Hüseyin Kansu'nun, Bosna-Hersek'te Hırvat milislerce yıkılan
Mostar Köprüsünün tarihî, sanatsal değeri, sembolik anlamı ile yeniden inşa
edilerek insanlığın hizmetine açılacak olmasına ilişkin gündemdışı konuşması
3. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın,
bir soru önergesinin düşündürdüklerine ve yasama denetiminin
uygulanabilirliğine ilişkin gündemdışı konuşması
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. - 5197 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun
bazı maddelerinin bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/621)
2. - Romanya Senato Başkanı Nicolae
Vacaroiu ve beraberindeki parlamento heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî ziyarette bulunmasına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/622)
3. - Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa
Sirmen hakkında tanzim edilen soruşturma dosyasının geri gönderilmesine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/623)
4. - Denizli Milletvekili Ümmet
Kandoğan'ın (6/1146) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin
önergesi (4/210)
IV.-
ÖNERİLER
A) DANIŞMA
KURULU ÖNERİLERİ
1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli
ve 58 milletvekili ile Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin
Türkbank ihalesi sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak
ilişki ve görüşmelere girdikleri iddiasıyla eski Başbakan A.Mesut Yılmaz ve
Devlet eski Bakanı Güneş Taner haklarında Meclis soruşturması açılmasına
ilişkin önergeleri ve Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu (9/5, 6) (S.Sayısı:
621)
2. - İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli
ve 64 milletvekili ile Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin
Bakanlığı sırasında enerji ve doğalgaz anlaşmalarında Türkiye aleyhine anlaşma
ve uygulamaların yapılmasına yol açtığı, Devlet alım satımına fesat
karıştırdığı iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur
Ersümer ile ayrıca bakanlıkları sırasında uyguladıkları yanlış ve usulsüz
enerji politikalarında ilgili kurum ve kuruluşların uyarılarını dikkate
almayarak kamuyu zarara uğrattıkları, DSİ Genel Müdürlüğünde usulsüz
uygulamalara onay verdikleri ve bu suretle görevi ihmal ve görevi kötüye
kullanma fiillerini işledikleri iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski
Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan haklarında Meclis soruşturması
açılmasına ilişkin önergeleri ve Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu (9/4,7)
(S.Sayısı: 622)
VI.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1. - İzmir Milletvekili Kemal ANADOL'un,
Türkiye'de işkence merkezleri olduğu iddiasına ve Türkiye'nin Irak politikasına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah
GÜL'ün cevabı (7/2684)
2. - Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın,
1999 yılında yapılan ve 2004 yılında
yapılacak KPS sınavlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2783)
3. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun,
Adana'da iki spor kulübüne tahsisli arsaların işletme hakkının iptaline ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı
(7/2792)
4. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali
ÖZPOLAT'ın, İstanbul'a 3 üncü köprü yapılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/2847)
5. - Kırıkkale Milletvekili Halil
TİRYAKİ'nin, yurtdışında katıldığı bir konferansa ilişkin Başbakandan sorusu ve
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2857)
6. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
SSK'ya ait gayrimenkullere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2860)
7. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
Iğdır Havaalanı inşaatına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2861)
8. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
Karadeniz Bölgesinde kanser vakalarının artış nedenine ilişkin sorusu ve Sağlık
Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/2879)
9. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
Devlet hastanelerinin MR cihazı ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı
Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/2918)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak
dört oturum yaptı.
Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in,
işsizlik ve istihdam sorunlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin
gündemdışı konuşmasına, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu cevap verdi.
Konya Milletvekili Harun Tüfekçi,
Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri ve anma törenleri ile bu kapsamda
yapılan çalışmalara,
Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün,
Ankara-İstanbul arasında seferlere başlayan hızlı trenin Bilecik İlinde de
durmasına ve ilin sorunlarına,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Manisa Milletvekili Ufuk Özkan'ın
(6/1167),
Antalya Milletvekili Feridun Fikret
Baloğlu'nun (6/1152 ve 6/1153),
Esas numaralı sözlü sorularını geri
aldıklarına ilişkin önergeleri okundu, soruların geri verildiği bildirildi.
Dilekçe Komisyonu Başkanlığının, TBMM'nin
tatilde olduğu süre içerisinde Komisyonun çalışmalarına devam etmesine ilişkin
tezkeresi kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),
2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523)
(S. Sayısı: 152),
3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305),
Görüşmeleri, daha önce geri alınan
maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;
4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması (1/731) (S. Sayısı: 349),
5 inci sırasında bulunan, Özel Gelir ve
Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması (1/827) (S. Sayısı: 618),
Hakkında Kanun Tasarılarının görüşmeleri,
ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
6 ncı sırasında bulunan, Büyükşehir
Belediyesi Kanunu Tasarısının (1/768) (S. Sayısı: 619) görüşmelerini
müteakiben, kabul edilip kanunlaştığı açıklandı.
13 Temmuz 2004 Salı günü, alınan karar
gereğince saat 14.00'te, toplanmak üzere birleşime 01.09'da son verildi.
|
|
Nevzat Pakdil |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Suat Kılıç |
Yaşar Tüzün |
|
|
Samsun |
Bilecik |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
|
|
Mehmet Daniş |
|
|
|
Çanakkale |
|
|
|
Kâtip Üye |
|
No. : 167
II. - GELEN
KÂĞITLAR
12 Temmuz 2004
Pazartesi
Tasarılar
1. - Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye Arap
Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/850) (Plan
ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)
2. - Ticari Karayolu Taşıtlarının Geçici
İthaline İlişkin Gümrük Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı (1/851) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 8.7.2004)
3. - Terörizmin Önlenmesi Avrupa
Sözleşmesi Tadil Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı (1/852) (İçişleri ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 8.7.2004)
4. - Millî Eğitim Temel Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/853) (Plan ve Bütçe ve Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
8.7.2004)
5. - Dernekler Kanunu Tasarısı (1/854)
(Adalet ve İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)
Teklifler
1. - İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in;
Her Yıl Ekim Ayının İlk Haftasının Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitimi Haftası
Olması Hakkında Kanun Teklifi (2/308) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 6.7.2004)
2. - Ankara Milletvekili Muzaffer R.
Kurtulmuşoğlu'nun; 1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına
Dair Kanuna Ek Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/309) (Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.7.2004)
Raporlar
1. - Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile
Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/848, 2/175) (S. Sayısı: 641) (Dağıtma
tarihi: 12.7.2004) (GÜNDEME)
2. - Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların
Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 642) (Dağıtma
tarihi: 12.7.2004) (GÜNDEME)
3. - Kozmetik Kanunu Tasarısı ile Avrupa
Birliği Uyum ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonları Raporları
(1/844) (S. Sayısı: 643) (Dağıtma tarihi: 12.7.2004) (GÜNDEME)
No. : 168
13 Temmuz
2004 Salı
Raporlar
1. - Kültür Yatırımları ve Girişimlerini
Teşvik Kanunu Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve
Bütçe Komisyonları Raporları (1/847) (S. Sayısı: 644) (Dağıtma tarihi:
12.7.2004) (GÜNDEME)
2. - Elektrik Piyasası Kanunu, Doğal Gaz
Piyasası Kanunu ve Petrol Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonu Raporu (1/834) (S. Sayısı: 647) (Dağıtma tarihi: 12.7.2004) (GÜNDEME)
3. - Pamukbank Türk Anonim Şirketinin
Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketine Devri ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/843)
(S. Sayısı: 648) (Dağıtma tarihi: 12.7.2004) (GÜNDEME)
4. - Bazı Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/840) (S. Sayısı: 645) (Dağıtma tarihi: 13.7.2004)
(GÜNDEME)
5. - Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının
Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı ile Sanayi,
Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/846)
(S. Sayısı: 646) (Dağıtma tarihi: 13.7.2004) (GÜNDEME)
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.00
13 Temmuz
2004 Salı
BAŞKAN :
Başkanvekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP
ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 114 üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın
milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, Şanlıurfa İlinin
elektrik sorunlarıyla ilgili söz isteyen, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet
Vedat Melik'e aittir.
Buyurun Sayın Melik. (CHP sıralarından
alkışlar)
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. - Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik'in, Şanlıurfa'da voltaj
düzensizliği nedeniyle elektrikle çalışan araçlarda meydana gelen arızalardan
kaynaklanan sorunlara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı
konuşması
MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa İlinin elektrik enerjisiyle ilgili
sorunlarını dile getirmek amacıyla gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygılarımla selamlarım.
Değerli arkadaşlar, medeniyet ve üretim...
Elbette ki, bu iki kavramın çok değişik ve uzun açıklamaları yapılabilir;
ancak, değil 21 inci Yüzyılda, 20 nci Yüzyılda medeniyet ve üretimden
bahsediyorsak, bu, öncelikle, su ve buna bağlı olarak, insanlık tarihinin ateş
ve yazıdan sonra en büyük buluşu olan elektrik enerjisi demektir. Bir toplumda,
bir ilde veya bir ülkede, hele olanaklarınız çok genişse ve siz, hâlâ elektrik
enerjisini düzenli bir şekilde sağlayamıyorsanız, o bölgede medeniyetten ve
sudan; dolayısıyla, çağdaş üretimden bahsetmeniz mümkün değildir. Bu şartlarda,
olsa olsa ilkellikten bahsedebiliriz.
Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye'nin
yılda yaklaşık 1 200 000 ton pamuğa ihtiyacı vardır. İhtiyaç duyduğumuz pamuğun
yaklaşık 600 000 tonu, yani yarısı Urfa İlinde üretilmektedir. Pamuk, hepinizin
bildiği gibi, sıcak iklimlerde; ancak, su olmadan yetişmeyen bir bitkidir. GAP
Projesi kapsamında sulama sadece Harran Ovasında yapılmaktadır; fakat, bugüne
kadar, Harran Ovasının dahi tamamı sulanamamıştır. Harran Ovasında devlet
imkânlarıyla sulanabilen arazi miktarı 1 400 000 dekardır. O halde, geriye
kalan pamuk nasıl üretilmektedir; geriye kalan pamuk ise, Viranşehir, Siverek,
Hilvan, Ceylanpınar ve Akçakale-Pekmezli bölgesinde, vatandaşların kendi
imkânlarıyla açtıkları 200-300 metrelik derin kuyulardan çektikleri suyla
üretilmektedir. Urfa İlinde, tarımsal sulama amacıyla açılan kuyu sayısı yaklaşık
10 000'dir; ama, bu suyun çekilebilmesi için düzenli ve sürekli elektrik
enerjisinin sağlanabilmesi gerekir; çünkü, suyu çekmek veya basmak için
kullanılan aletler hem çok hassas hem de çok pahalıdır.
Peki, insanların büyük bir özveriyle,
devletten bir tek kuruş almadan; ancak, devletin sözüne güvenerek açtıkları bu
kuyular yüzünden, şu anda, ne durumda olduklarına bakalım.
Sulama sezonu başladığından bu yana -ki,
henüz sezonun ortasına gelinmemiştir- elektrik voltajındaki düzensizlikten
dolayı, her çiftçi, en az bir kez dalgıç onarımı yaptırmıştır, sezon sonuna
kadar da kaç kez yaptıracağını kestirememektedir. Her dalgıç onarımı 2 500 000
000 Türk Lirasını geçmektedir. Ortalama her 14 dakikada bir elektrik
kesilmektedir. Müessese Müdürlüğü, bazı hatlarda sırayla günde 12 saate varan
kısıntılara giderek, kendince bir elektrik sırası yapmaya çalışmakta; ancak,
yine de, olayın üstesinden gelememektedir. Urfa tarihinde ilk defa, bir grup
çiftçi, dün vilayete ve TEDAŞ Müessese Müdürlüğüne yürüyerek tepkilerini ortaya
koymaya çalışmışlardır. Hadise, giderek, bir sulama meselesinden çıkarak asayiş
meselesine dönüşmeye başlamıştır. Bu arada, Mardin'in Kızıltepe Ovası
çiftçilerinin de aynı durumda olduklarını unutmayalım.
Değerli milletvekilleri, bir il merkezi
düşünün ki, yaz aylarında ortalama gece sıcaklığı 35 derece olsun, nüfusu da
500 000'den fazla olsun; ama, bu şehirde, bazen 24 saate yakın elektrik
kesintisi olsun ve hastalar, röntgen filmi çektirmek için bile, saatlerce
beklesin ve bu il merkezinde, yani Şanlıurfa'da elektrikli ev aleti yanmayan
bir tek ev olmasın!..
Değerli arkadaşlar, 6 Mayıs 2003 tarihinde
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına başvurarak, Şanlıurfa İlinde
yıllardır yaşanan elektrik enerjisi sorununun sıradan bir sorun olmadığını,
dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuyu araştırma üzere bir
komisyon oluşturması gerektiği isteminde bulunmuştuk ki, bu Meclis araştırma
önergemiz hâlâ sıra beklemektedir.
Yine, 27 Mayıs 2003 tarihinde, ben, aynı,
bu konuyla ilgili olarak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Melik, sözlerinizi tamamlar
mısınız.
Buyurun.
MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) -
...gündemdışı söz almış ve şimdiki konuşmama benzer bir konuşma yapmıştım.
Konuşmamda, Şanlıurfa'daki problemin, TEDAŞ Şanlıurfa Müessese Müdürlüğünün baş
edemeyeceği kadar büyük ve ciddî olduğunu, dolayısıyla, Bakanlığın, acilen,
özel olarak Şanlıurfa ile ilgilenmesi ve çözüm bulması gerektiğini söylemiş;
yoksa, Şanlıurfa'daki sistemin çökebileceğini belirtmiştim.
Değerli arkadaşlar, ben, size, Türkiye'nin
küçük bir köyündeki sıkıntılardan bahsetmiyorum; ben, size, 20 000
kilometrekarelik bir ilden bahsediyorum; ben, burada, size, 1 500 000 insanın
yaşadığı bir ilden bahsediyorum ve ben, size, devasa bir proje olarak iftiharla
dünyaya sunduğumuz, sözde, GAP Projesinin merkezi kabul edilen ve ülke
ekonomisine 100 000 000'larca dolarlık katkı sağlayan Şanlıurfa İlinin perişan
ve çağdışı halde yaşayan insanlarının durumundan bahsediyorum!..
Biraz sonra, belki de bir sayın bakan bana
cevap verirken, bir taşra milletvekili, Meclisin kapanmasına yakın, önemsiz
yerel konularla ilgili olarak seçmenine mesaj vermek istiyor düşüncesiyle,
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığındaki Şanlıurfa İli ile ilgili rakamları sıralayacak
ve belki de 27 Mayıs 2003 tarihinde bana cevap veren Sayın Bakanın dediği gibi,
Şanlıurfa'daki sorunu getirip, kaçak elektrik konusuna bağlayıp, çekip
gidecektir; ancak, büyük bir ihtimalle, Şanlıurfa TRT vericisinin bulunduğu
bölgede elektrik olmayacağı için, bu konuşmayı hiç kimse izleyemeyecektir;
fakat, unutmayınız ki, kaçak elektrik bahanesinin maddî bir temeli yoktur. Bunu
iddia eden insanların, Urfa elektrik şebekesi kurulduğu günden bu yana,
şebekelerin veya iletim hatlarının yenilenmesi hususunda ne gibi çalışmalar
olduğundan haberleri var mıdır?.. Ayrıca, devletin görevi, çağımızın
gerektirdiği ve ülkenin olanaklarının elverdiği temel hizmetleri vatandaşına
götürebilmek değil midir?..
Değerli arkadaşlar, bu konuyla ilgili
olarak, Şanlıurfa İli, derhal, olağanüstü bölge ilan edilmeli ve devletin tüm
imkânları seferber edilerek, ciddî anlamda kaynak aktarılmalıdır ki, bu çok
önemli sorunun çözümüne bir yerden başlanılmış olsun ve yerel yöneticiler ile
vatandaşlar yüz yüze gelmesin. Sağlayamadığı elektrik enerjisinin parasını
dahi, kat kat, milletten almaya çalışan, onu hırsızlıkla suçlayan ve onu hapse
attıran zihniyet, bu yıl muhatap olacağı ve belki de, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemelerine kadar uzanacak tazminat davalarından, hiç olmazsa, önümüzdeki
yıllarda kurtulmak için derhal tedbir almalıdır.
Yalnız, üzülerek belirtmeliyim ki, ben, bu
hükümetin bu sorunu çözebileceğine inanmıyorum; çünkü, cuma günü Genel Kuruldan
geçen Büyükşehir Belediyeleri Yasasının 26 ncı maddesini önerge vererek tamamen
değiştiren zihniyet için, anlatmaya çalıştığım bu konu, bir hikâyeden
ibarettir.
Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Melik.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı ikinci
söz, Bosna-Hersek'te bulunan Mostar Köprüsünün tarihî, sanatsal değeri,
sembolik anlamı ve yeniden hayata geçirilmesi hakkında söz isteyen, İstanbul
Milletvekili Sayın Hüseyin Kansu'ya aittir.
Buyurun Sayın Kansu. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
2. - İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu'nun, Bosna-Hersek'te Hırvat
milislerce yıkılan Mostar Köprüsünün tarihî, sanatsal değeri, sembolik anlamı
ile yeniden inşa edilerek insanlığın hizmetine açılacak olmasına ilişkin
gündemdışı konuşması
HÜSEYİN KANSU (İstanbul) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Bosna bağımsızlık savaşı sırasında, 9 Kasım 1993
tarihinde Hırvat milislerce yıkılan tarihî Mostar Köprüsünün yeniden inşa
edilmiş olması ve 23 Temmuz 2004 tarihinde birçok devlet liderinin katılacağı
uluslararası bir seremoniyle, tekrar, insanlığın hizmetine açılacak olması
münasebetiyle, "Mostar Köprüsü, tarihî, sanatsal değeri, sembolik anlamı
ve yeniden hayata geçmesi" konulu, şahsım adına bir konuşma yapmak üzere
söz almış bulunuyorum; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bu vesileyle, Yüce Heyetinizi selamlarken,
içinde bulunduğu kente ismini veren ve ona tarihî kimliğini kazandıran Mostar
Köprüsü, bölge halkının talebine ve Kanuni Sultan Süleyman'ın fermanına
dayanılarak, dünyaca üncü Osmanlı mimarı Koca Sinan'ın talebesi olan Mimar
Hayrettin tarafından 1566 yılında inşa edilmişti. Bosna'yı Osmanlı egemenliğine
katan Fatih Sultan Mehmet zamanında Neretva Nehri üzerinde yapılan zincir
halatlar üzerindeki hayli ilkel, ahşap köprünün yerine yapılan bu köprü, mimarî
ve mühendislik ve teknolojik açıdan gerçekten bir şaheser olup, yüksek estetik
yapısıyla, 16 ncı Asır Osmanlı mimarisinin en nadide eserlerinden biri olarak
bilinmekteydi. Tek kemerden oluşan köprünün ayakları arasındaki açıklık 28
metre 70 santim olup, bu özelliğiyle Avrupa'da bilinen en büyük ayak açıklığına
sahip tek köprüydü. Taşıdığı buna benzer birçok özellikle asrını aşan köprü,
tarih boyu birçok gezgini ve bilimadamını kendine hayran bırakmış, "taştan
dondurulmuş bir hilal", "gökkuşağı", "kudret kemeri"
gibi ifadelerle güzelliği ve görkemi yüzyıllardan beri nesilden nesle
anlatılmış ve övülmüştür.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütün
bu fiziksel özelliklerinin yanı sıra, köprü, çok önemli sembolik bir anlama da
sahiptir. İnsan öncelikli bir mimarî felsefeyi benimseyen Mostar Köprüsü,
sadece iki yakanın, iki insanın birleşmesi değildir; o, aynı zamanda iki
kültürün buluşmasıdır. Bir medeniyeti diğer bir medeniyetle basit, tek bir
kemerle buluşturan köprü, medeniyetlerin, özünde, birbirine ne kadar yakın ve
uzlaşabilir olduğunu göstermiştir. Bosna-Hersek'te, yüzyıllar boyu barış,
istikrar ve hoşgörünün simgesi olmuştur. Asırlardır kozmopolit bir özellik
taşıyan bölge insanının bir arada, barış içerisinde yaşama iradesinin
somutlaştığı yapı ve tüm Bosna ve Hersek'in anlam ve ruhunu tecessüm ettiren
bir eser olarak, nice tabiî afet ve savaşa dayanmış ve Bosna-Hersek'in
bağımsızlık savaşı sırasında, 9 Kasım 1993 tarihinde, farklı medeniyetlerin
kavşak noktasında bulunan bölgenin bu dengeli yapısını bozmaya ve bölgeyi tek
kutupluluğa sürükleyerek istikrarı zedelemeye çalışan Bosna'daki Hırvat
milisler tarafından açılan top ateşi sonucu yıkılmıştı. Köprünün yıkılışı,
başka hiçbir sivil veya kurumsal zararda olmadığı kadar Bosna halkını derinden
yaralamış, âdeta, onun, tarihin derinliğine giden bağlarını sarsmış ve
dolayısıyla, köprünün yıkılmasıyla birlikte Bosna-Hersek halkı da yıkılmıştı.
Mostar Köprüsünün yıkılışı, Balkanlarda
hâlâ yaşayan Osmanlı-Türk hoşgörüsünün son izlerinin de ortadan kaldırılması
demekti. Bosna savaşında her yeri yakıp yıkan anlayışın bir sembolle
taçlandırılması gerekiyordu. Nitekim, köprünün yıkılışı, o ilkel zihniyetin
temsilcilerine bunu sağladı. Ancak, tarihin birçok döneminde olduğu gibi,
halkın toplumsal hafızası barış ve kardeşlik duygularını harekete geçirmiş,
demokrasi ve bir arada yaşama iradesi kolektif gücü tahrik ederek, istikrar
karşıtı kesimin her türlü teknolojik ve silah üstünlüğüne galebe çalmıştır.
Öyle ki, tarihte belki hiçbir mimarî esere nasip olmayacak şekilde Mostar
Köprüsü, birçok ülkenin ve ülkelerden resmî ve sivil kuruluşların katıldığı bir
proje ve imar çalışmasıyla yeniden yapılmıştır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
bilindiği üzere, UNESCO'nun gözetiminde ve Dünya Bankasının malî desteğiyle
aslına uygun olarak inşa edilen köprüde, Türkiye'nin hem malî hem de bilgi
desteği baştan beri var olmuştur. Ülkemiz, imar projesine, Kültür Bakanlığı
aracılığıyla 1 000 000 dolar yardımda bulunmuş, projenin teknik danışmanlığını
Karayolları Genel Müdürlüğü Tarihî Köprüler Şube Müdürlüğü üstlenmiş, yapımında
birden fazla Türk inşaat şirketi yer almış ve onlarca vatandaşımız bu inşaatta
istihdam edilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi tamamlar
mısınız Sayın Kansu.
HÜSEYİN KANSU (Devamla) - Teşekkür ederim.
Ecdadımızın, dört asır önce, bölgeye,
barış, istikrar ve kalkınma götürmek maksadıyla dünyada benzeri görülmedik bir
tarzda inşa ettikleri köprünün yeniden inşaının her kademesinde Türkiye'nin,
ilgili kurum ve kuruluşlarıyla, devlet ve sivil örgütleriyle bulunmasından daha
doğal bir şey beklenemezdi. Bu anlamda ülkemiz, Bosna halkıyla var olan derin
ve ayrılmaz tarihî bağlarını daha da pekiştirme fırsatı bulmuş, bölgenin huzur
ve istikrarı için vazgeçilmez uluslararası bir aktör olduğunu bütün dünyaya bir
kez daha göstermiştir.
Köprünün büyük zorluklarla yeniden inşaı,
savaştan medet uman ilkel, çatışmacı zihniyetin etkisini kaybettiğinin; bunun
karşısında, tabiî, insanî değerlerin kazandığının bir göstergesi olmuştur.
Mostar Köprüsünün yeniden doğuşu, tüm insanlık adına bir kazançtır. Köprü,
Neretva Nehri üzerine atılmış bir imza gibi, hak, hürriyet ve barış abidesi
olarak inşallah, ilelebet, kıyamete kadar yaşayacak ve insanlığa hizmet
edecektir.
Bu duygularla Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kansu.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı üçüncü
söz, bir soru önergesinin düşündürdükleri ve yasama denetiminin
uygulanabilirliğiyle ilgili söz isteyen, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart'a
aittir.
Buyurun Sayın Kart.
3. - Konya
Milletvekili Atilla Kart'ın, bir soru önergesinin düşündürdüklerine ve yasama
denetiminin uygulanabilirliğine ilişkin gündemdışı konuşması
ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bir soru önergesinin düşündürdükleri ve bağlı olarak yasama
denetiminin uygulanabilirliği konusunda görüşlerimi beyan etmek üzere
gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Seydişehir Eti
Alüminyum Tesislerinin özelleştirilmesi sürecinde, yasal özelleştirme
başlamadan evvel belli bazı sermaye gruplarıyla hukukdışı ilişkiler içine
girildiği yolunda tarafımıza ciddî ve dayanaklı belgeler ulaştırıldı. Bu
belgelere göre, diğer iddiaların yanında, dünya alüminyum pazarında büyük pay
sahibi olan Sual Holding ve bu holdingin Türkiye'deki temsilcisi olan Rixos
Hoteller yetkililerine "bilgi odası" kapsamındaki gizli bilgiler
verilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bu olaylar Nisan
2003'te olmuştur. Sayın Başbakanın da Nisan 2003'te Sual Holding Başkanı
Vekselberg'le görüşme yaptığı yolunda bilgiler basına yansımıştır.
Sayın milletvekilleri, işte, bu süreç ve
tarafımıza ulaşan diğer bilgilere dayanarak, iddiaların tahkiki amacıyla Meclis
araştırması yapılması için verdiğimiz araştırma önergesi Ekim 2003'ten bu yana
Genel Kurul gündeminde beklemektedir, bekletilmektedir. Bu arada, Mart 2003'ten
Mayıs 2004'e kadar aradan geçen 14 aylık süre içinde Sayın Başbakana 7 adet
soru önergesi verildi. Bu soru önergelerinin tamamına da Sayın Başbakan adına
Sayın Maliye Bakanı cevap verdi.
Bu soru önergelerinde, diğer iddiaların
dışında, Eti Alüminyum Tesislerinin özelleştirilmesi aşamasında, Sayın
Başbakanın, Sual Holding Başkanı Vekselberg'le yaptığı görüşmelerin içeriği
soruldu. Ayrıca, Rixos Hotel yetkililerinin, alüminyum tesislerini -altını
çizerek belirtiyorum- sahte plakalı araçlarla ziyaretlerine ilişkin bilgiler,
iddialar dile getirildi. Bu kişilere hangi gerekçeyle "bilgi odası"
kapsamındaki bilgilerin, dokümanların verildiği soruldu.
Rixos Hotellerle ilgili iddialara bugüne
kadar hiçbir cevap verilmedi sayın milletvekilleri.
Sayın Vekselberg'le yapılan görüşmelere
ilişkin sorulara ise, Sayın Maliye Bakanı aynen şu cevabı verdi, birkaç defa şu
cevabı verdi: "Vekselberg ile Başbakanın görüşme yaptıklarına dair,
Özelleştirme İdaresi kayıtlarında herhangi bir bilgi ve belge yoktur."
Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakana
sorulan soru son derece açıktır. Sual Holding Başkanıyla, hangi ortamlarda,
hangi görüşmeleri yaptığı sorulmaktadır. Bu görüşme ve kayıtların Özelleştirme
İdaresi kayıtlarında bulunup bulunmadığını sormuyorum; bu görüşmelerin nerede
yapıldığı, görüşmelerin içeriği ve kamuoyuna neden açıklanmak istenilmediği,
neden gizlenmek istenildiği sorulmaktadır. Önerge, böylesine açık, böylesine
somut bir önerge. Hal böyle olmasına rağmen, Sayın Başbakan ve görevlendirdiği
Sayın Maliye Bakanı, böylesine önemli bir konuyu neden geçiştirmek
istemektedir? Açıklanmasından rahatsız oldukları veya olacakları bir husus mu
vardır? Bu görüşmelerin devlet sırrı niteliği teşkil eden bir yönü varsa, bu
gerekçeyle cevap vermeyebilirler; bunu da açıklamaları gerekir, bunun
açıklanması ve bu konuda bilgi verilmesi gerekir; ancak, böyle bir niteliği
olmadığı halde, bu görüşme ve gelişmeler kamuoyundan neden gizleniyor?
Değerli arkadaşlarım, demokrasinin özü,
kamuoyunun bilgilendirilmesi ve hesap verilmesi esasına dayanır. Avrupa Birliği
konjonktürü içerisinde, yasal ve şeklî düzenlemelerle, Bilgi Edinme Yasası gibi
birtakım mevzuat değişiklikleri yapıp, en başta hükümet olarak bunun gereği
yapılmıyorsa; orada, dramatik, tutarsız ve gayri samimî bir kamu yönetimi
anlayışı var demektir; orada, kamuoyundan gizlenmek ve kamuoyu denetiminden
kaçırılmak istenilen bir şeyler var demektir; orada, haksız kazanç
ilişkilerinin veya hazırlıklarının varlığı noktasında ciddî kuşkular var
demektir. Esrarengiz ilişkilerin olduğu yerde ise, haksız kazanç
ilişkilerinden, doğal olarak, kuşku duyulur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kart, sözlerinizi tamamlar
mısınız.
Buyurun.
ATİLLA KART (Devamla) - Tekrar ifade
ediyorum; böyle bir gayri ciddîlik olamaz. Bu ilişki ve görüşme neden
gizleniyor? Gizlemek ihtiyacı neden duyuluyor? Neden ısrarla gerçeğe aykırı
cevaplar veriliyor? Böyle bir süreç içerisinde gelişen özelleştirme
olaylarından kuşku duyulması gayet doğaldır.
Değerli arkadaşlarım, idarî ve adlî
denetim mekanizmaları içerisindeki birtakım müdahalelerin eleştirisini bu
aşamada yapmıyorum. Yine, kadrolaşma amacıyla, niteliksiz yapılanmaların
gerçekleştirilmesi, kurumların içerisinin boşaltılması ve kurumların işlevini
kaybetmesi tartışmalarına bu aşamada girmek istemiyorum; ama, milletvekili
olarak, bu aşamada mutlaka değerlendirmem gereken bir konu var. Milletvekili olarak
yasama denetimi görevini yapmamız engelleniyor, sürüncemede bırakılıyor, soru
önergeleri geçiştirilmek isteniyorsa, orada, demokrasi adına ve milletvekilliği
sorumluluğu adına düşünmemiz, sorgulamamız gereken çok şey var demektir.
İnanıyorum ki, bu Meclis, bu sorumluluk anlayışına sahiptir. Sonuçta, bu
sağduyuya ve sorumluluk anlayışına hepimizin sahip olduğuna yürekten
inanıyorum.
Ben, bu düşünce ve değerlendirmelerle,
Genel Kurulun ve kamuoyunun huzurunda Sayın Başbakana bir defa daha soruyorum,
huzurunuzda soruyorum:
Sayın Başbakan, Sual Holding Başkanı
Vekselberg ile hangi tarihlerde ve nerede görüşme yaptınız? Başbakanlık makamı
dışında gayri resmî ortamlarda da görüşme yaptınız mı? Bu görüşmelerin içeriği
nedir?
Müteaddit soru önergelerimize rağmen bu
görüşmeler hakkında neden bilgi verilmiyor? Bu görüşmelerin açıklanmamasını
gerektiren nasıl bir gerekçe vardır? Bu görüşmelerin "devlet sırrı"
niteliği taşıyan bir içeriği var mıdır?
Fettah Tamince'nin sahibi ve yetkilisi
olduğu Rixos Hoteller yetkililerine, bilgi odası kapsamındaki dokümanlar, yasal
özelleştirme süreci başlamadan hangi gerekçeyle verilmiştir?
Değerli arkadaşlarım, kamuoyunun doğru
bilgilendirilmesi, hukuk dışı ilişkilere yönelik iddiaların tahkiki ve
milletvekilliği görevi ve sorumluluğumuzun gereği adına, demokratik sistemin
özü adına, yasama denetimi görevimizin özü adına, bu sorumluluğumuz adına bütün
bu hususların cevaplandırılması gereğini bir defa daha dile getiriyor, Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kart.
Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel
Kurula diğer sunuşları vardır.
Sunuşları, Divan Üyemizin, yerinde
oturarak Genel Kurula arz etmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır,
okutup bilgilerinize sunacağım.
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. - 5197
sayılı İl Özel İdaresi Kanununun bazı maddelerinin bir kez daha görüşülmek
üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/621)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgi: 25.6.2004 günlü
A.01.0.GNS.0.10.00.02-4880/16868 sayılı yazınız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunca 24.6.2004 gününde kabul edilen 5197 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu
incelenmiştir.
1- İncelenen yasanın
3,6,7,10,11,13,15,18,25,35,45,47,52 ve geçici 1 inci maddelerinde;
-İl özel yönetimi tanımlanırken, il halkı
yanında, ilin yerel ortak gereksinmelerinin de bu yönetimlerce karşılanacağına
yer verilerek, il özel yönetimleri farklı bir boyuta taşınmakta,
-Yine bu tanımda, il özel yönetimlerine
ilk kez idarî ve malî özerklik tanınmakta; bunlarla ilgili olarak diğer
maddelerde, il özel yönetimleri, merkezî yönetimin onayına bağlı olmadan;
Gerçek ve tüzelkişilere izin ve ruhsat
vermek,
Yasak koymak ve uygulamak,
Taşınır ve taşınmaz malları almak, satmak,
kiralamak, kiraya vermek, takas etmek, bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesis
etmek,
İç ve dışborç almak,
Özelleştirme yapmak,
Yurtiçi ve dışındaki yerel yönetimler ve
birlikleriyle işbirliği yapmak,
Sermaye şirketleri kurmak,
Gibi görev ve yetkilerle donatılmakta,
-İl özel yönetiminin görev ve yetkileri,
belirgin ve sınırlı biçimde tek tek sayılmak yerine hizmet alanları
belirtilmekte; yasalarla açıkça başka kurum ve kuruluşlara verilmeyen yerel
nitelikteki her türlü görev ve hizmetin il özel yönetimlerince yerine
getirileceği genel ve soyut biçimde öngörülmekte; bu arada, il özel yönetiminin
hangi hizmet alanlarında il genelinde, hangi hizmet alanlarında belediye
sınırları dışında yetkili olacağı vurgulanmakta,
-Valiliğin organlar içindeki yeri son
sıraya düşürülüp, valilerin il genel meclisi başkanlığı görevine son
verilmekte; il genel meclisi tek karar organı olarak düzenlenip, başkanını kendi üyeleri arasından seçmesi, meclis
gündemini başkanın belirlemesi, yılda iki kez yerine her ay toplanması
öngörülmekte; meclis kararlarının kesinleşmesi için valiliğin onayına sunulma
zorunluluğu kaldırılmakta; valinin hazırladığı yıllık etkinlik raporunun yetersiz
görülmesi durumunda yetersizlik kararının "gereği yapılmak üzere"
İçişleri Bakanlığına gönderileceği belirtilerek, özerklikten öte bağımsız
niteliğe kolayca dönüşebilecek yerel bir meclis oluşturulmakta,
-İl özel yönetimi örgütlenmesinde genel sekreterlik
oluşturulup, il özel yönetimi hizmetlerinin genel sekreterce yürütüleceği,
genel sekreterin valiye karşı sorumlu olacağı, in encümenine valinin
bulunmaması durumunda genel sekreterin başkanlık yapacağı vurgulanarak, vali
yardımcılarının yerel organlardaki yetkisi kaldırılmakta; dolayısıyla, vali ve
kaymakamlara bu organlardaki görevleri nedeniyle yapılan ödemeler sürdürülüp,
vali yardımcılarının ödeneği kesilmekte, böylece mesleki malî statü yönünden
hiyerarşik yapı bozulmakta,
-Bütçenin ve kesinhesabın kabulünde ve
kesinleşmesinde il genel meclisi kararı yeterli görülmekte.
-İl özel yönetimleri "genel
yetkili" organlara dönüştürülmektedir.
İl özel yönetimlerinin yapılanması ve
işleyişine yönelik köklü değişiklikler getiren incelenen Yasanın anılan
düzenlemelerinin hukukun genel ilkelerine, anayasal kurallara ve kamu yararına
uygun düşüp düşmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bunun için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti
yönetiminin yapılanmasında esas olan anayasal ilkeleri ortaya koymak; ulus
devletin düşünsel temellerine ve tekil devlet modelinde örgütlenmeye egemen
olan "merkeziyetçilik" ve "yerinden yönetim" ilkeleriyle
bunları tamamlayan "idarenin bütünlüğü" ve "idarî vesayet"
kavramları üzerinde durmak gerekli görülmüştür.
2- Anayasanın Başlangıç bölümünde, bu
Anayasanın Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirlediği, hiçbir
etkinliğin Türk ulusal çıkarları, Türk varlığı, devleti ve ülkesiyle
bölünmezliği esası karşısında koruma göremeyeceği belirtilmiş; 2 nci
maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanan bir devlet olduğu vurgulanmış; 5 inci maddesinde de, Türk Ulusunun
bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak devletin temel
amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Bu kurallar, Anayasada "tekil
devlet" modelinin kabul edildiğini göstermektedir. Tekil devlet modeli,
merkeziyetçi yapıyı ve ancak onun denetim ve gözetiminde merkez dışı
örgütlenmeyi olanaklı kılmaktadır.
Anayasada, hem yasama, yürütme ve yargı
erki merkeze bağlanarak siyasal, hem de yönetim düzeneğinde merkez esas
alınarak yönetsel yönden merkeziyetçililik benimsenmiştir.
Anayasanın 123 üncü maddesinde, yönetimin,
-Kuruluş ve görevleriyle bir
"bütün" olduğu,
-Merkezden yönetim ve yerinden yönetim
esaslarına dayandığı,
kuralına yer verilmiştir.
Merkezî yönetim Anayasanın 126 ncı, yerel
yönetimler ise 127 nci maddelerinde düzenlenmiştir.
126 ncı maddeye göre,
-Türkiye, merkezî yönetim kuruluşu
yönünden coğrafya durumuna, ekonomik koşullara ve kamu hizmetlerinin
gereklerine göre illere, iller de diğer kademeli bölümlere ayrılmakta,
-İllerin yönetimi "yetki
genişliği" esasına dayanmaktadır.
127 nci maddeye göre de,
-Yerel yönetimler; il, belediye ya da köy
halkının yerel ortak gereksinimlerini karşılamak üzere, kuruluş ilkeleri
yasayla belirlenen, yasada gösterilen karar organları seçmenlerce seçilerek
oluşturulan kamu tüzelkişileridir.
-Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleri
ile yetkileri "yerinden yönetim" ilkesine uygun olarak yasayla
düzenlenecektir.
-Merkezî yönetim, yerel yönetimler
üzerinde,
· Yerel
hizmetlerin yönetimin bütünlüğü ilkesine uygun biçimde yürütülmesi,
· Kamu
görevlerinde birliğin sağlanması,
· Toplum
yararının korunması,
· Yerel
gereksinimlerin gereği karşılanması,
amacıyla, yasada belirtilen esas ve
usuller çerçevesinde "idarî vesayet" yetkisine sahiptir.
Görüldüğü gibi, Anayasada, tekil devlet
modelinin yönetsel örgütlenmedeki temel ilkeleri "merkezden yönetim",
"yerinden yönetim" ve bunları tamamlayan "idarenin
bütünlüğü" olarak belirlenmiştir.
Ayrıca, yönetsel örgütlenme,
-Merkez-taşra ilişkisi yönünden
"yetki genişliği",
-Merkezî yönetim-yerel yönetim ilişkisi
yönünden "idarî vesayet",
ilkelerine dayanmaktadır.
Merkezî yönetim ve yerel yönetimler, devlet
iktidarının örgütlenmesinde hizmeti ve coğrafyayı esas alarak iki temel parçayı
oluşturmaktadır. Bu iki parçalı yapının yönetsel örgütlenmede farklı sonuçlara
yol açmaması için, Anayasada "idarenin bütünlüğü" ilkesine yer
verilmiş ve yerinden yönetim, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ve
yönetimin tümlüğü ilkeleriyle sınırlandırılmıştır.
"İdarenin bütünlüğü" ilkesi,
tekil devlet modelinde yönetim alanında öngörülen temel ilkedir. Bu ilke,
yönetsel işlev gören ayrı hukuksal statülere bağlı değişik kuruluşların
"bir bütün" oluşturduğunu anlatmaktadır.
Tekil devlet modelinde, tek bir egemenlik
vardır ve devlet tek yetkilidir. Devletin örgütsel yapısı parçalı bir görünüm
sergilese ve devlet yetkisini kullanan birçok kamu tüzelkişisi olsa da, bunların
arasındaki birlikteliği "idarenin bütünlüğü" ilkesi sağlamaktadır.
Parçalı yapıda olan yönetimde,
"bütünlüğü" sağlamaya yönelik iki hukuksal araç "hiyerarşi"
ve "idarî vesayet"tir. Hiyerarşi, başka bir deyişle "yetki
genişliği" ilkesi, tek bir tüzelkişilik içinde yer alan çeşitli örgüt ve
birimler, idarî vesayet ise, merkezî yönetim ile yerinden yönetim kuruluşları
arasındaki "bütünleşmeyi" sağlamaktadır.
"İdarenin bütünlüğü" ilkesi,
merkezin denetimi ve gözetimiyle yaşama geçirilmektedir. Genel yönetimin taşra
örgütlenmesi üzerindeki denetimi "hiyerarşik denetim"; yerinden
yönetimler üzerindeki denetimi ise "vesayet denetimi"dir.
Yerinden yönetimin en önemli sakıncası,
devletin birliğini ve kamu hizmetlerinin tutarlılığını bozabilmesidir. Bu sakıncayı
önlemek için devlete ve onu temsil eden merkezî yönetime, yerinden yönetim
kuruluşlarının eylem ve işlemlerini denetlemek ve gerektiğinde bozabilmek
yetkisi tanınmıştır. Bu yetki "idarî vesayet" kavramıyla Anayasada
yerini almıştır.
"İdarî vesayet"i, kamu düzenini
ve ülke bütünlüğünü sağlamak için, kamu yararı amacıyla, yasaların verdiği
yetkiye dayanarak, merkezî yönetim örgütünün, yerel yönetim ile kamu hizmeti
yönetimi tüzelkişilerinin organları, işlemleri ve parasal kaynakları üzerindeki
denetimi olarak tanımlamak olanaklıdır. Bu yönüyle idarî vesayet yetkisi,
yerinden yönetim kuruluşlarına tanınan özerkliğin ayrıklığını oluşturmaktadır.
Anayasanın 127 nci maddesine göre idarî
vesayet, hukuksallık denetimi yanında yerindelik denetimini de içermektedir.
İdarî vesayet yetkisi, il özel
yönetimlerinin tüm eylem, işlem ve etkinliklerinin merkezî yönetimin
denetiminde olmasını; bu bağlamda, yasada belirtilen il genel meclisi
kararlarının valinin onayına bağlı tutulmasını gerektirmektedir. İncelenen Yasadaki
düzenleme bu gereğe uygun düşmemektedir.
İncelenen Yasayla il özel yönetimindeki
yetkileri zayıflatılan vali, devletin ve hükümetin ildeki temsilcisi olmasına
karşın gücünü ve etkisini yitirmektedir.
Ayrıca, pek çok maddesi Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulunca kabul edilen Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Yasa Tasarısında, merkezî yönetimin il
örgütlerinin çoğunun kaldırılması, kimilerinin de yerel yönetimlere
devredilmesi öngörülerek valinin il genel yönetimindeki yetkileri de
azaltılmaktadır.
Bu düzenlemeler, amaçlanmasa da, Anayasada
öngörülmeyen bir yönetim sistemine geçilmesine neden olabilecek niteliktedir.
İncelenen Yasanın yukarıda yer verilen
maddelerinin,
-Tekil devlet modelinden "yerel"
ağırlıklı devlet modeline geçişe olanak sağlayan,
-Güçlü merkezî yönetim yerine güçlü yerel
yönetimlere yer veren,
-İl özel yönetimlerini, il genel
yönetimini de kapsayacak biçimde genel yetkili duruma getiren,
İçerikleriyle, Anayasanın "tekil devlet modeli"ne,
"idarenin bütünlüğü", "yetki genişliği", "idarî
vesayet" ilkelerine ve kamu yararına uygun düşmediği görülmektedir.
3- Yukarıdaki değerlendirmeler dışında
kimi konular üzerinde ayrıca durulması gerekli görülmüştür:
a- İncelenen Yasanın 3 üncü maddesinin (a)
bendinde, il özel idaresi tanımlanırken "İlin ve il sınırları içindeki
halkın mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere
kurulan..." anlatımı kullanılarak, "il halkı" yanında
"il" ayrıca belirtilmiştir.
Bu ayrımla, il özel idaresi, il genel
yönetimini de içerecek biçimde illerin genel yetkili yönetim birimi gibi
tanımlanmış olmaktadır.
Anayasanın 126 ve 127 nci maddelerine
göre, illerde, merkezî yönetimin uzantısı olan ve "yetki genişliği"
esasına göre oluşturulan il genel yönetimi ile bir yerel yönetim örgütlenmesi
olan ve "idarî vesayet" ilkesine göre oluşturulan il özel yönetimi
bulunmaktadır.
İl halkının ortak yerel gereksinmelerinin
karşılanması il özel idaresinin, il halkının ortak yerel gereksinmeleri dışında
kalanlar ile "il"in tüm hizmetlerinin karşılanması da il genel
yönetiminin görev alanına girmektedir.
Anayasanın yerel yönetimleri düzenleyen
127 nci maddesinde, yerel yönetimlerin "il... halkının mahallî müşterek
ihtiyaçlarını karşılamak üzere..." kurulacakları açık biçimde
belirtilmiştir.
Bu nedenle, incelenen Yasanın 3 üncü
maddesinin (a) bendindeki tanım Anayasanın 126 ve 127 nci maddeleriyle
bağdaşmamaktadır.
b- İncelenen Yasanın 6 ncı maddesinin
birinci fıkrasında,
"İl özel idaresi kanunlarla başka bir
kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahallî müşterek nitelikteki her türlü
görev ve hizmeti yapar, gerekli kararları alır, uygular ve denetler"
denilmektedir.
Anayasanın 126 ncı maddesinde, merkezî
yönetiminin örgütlenmesine ilişkin ölçütler "coğrafya durumu, ekonomik
koşullar ve kamu hizmetlerinin gerekleri" olarak sayılmıştır. Maddede,
merkezî yönetimin görevlerini belirginleştiren ya da sınırlayan bir düzenleme
yapılmamıştır.
Buna karşın, Anayasanın 127 nci
maddesinde, yerel yönetimlerin örgütlenmesi hem "coğrafya" hem
"konu" yönünden sınırlandırılmıştır. Maddeye göre, yerel yönetimler,
ancak yöresel olarak örgütlenebilmekte ve yalnızca yerel ortak gereksinimlerin
karşılanması yönünden görevlendirilebilmektedir.
Anayasaya göre merkezî yönetim, devlet
iktidarını ve tüm kamu hizmetlerini ülke genelinde örgütlerken, yerel
yönetimler, sınırlı bir coğrafyada ortak yerel gereksinimlerin karşılanması
gibi sınırlı bir konuda örgütlenebilmektedir.
Buna göre, yönetsel örgütlenmede, merkezî
yönetim konu yönünden genel, yerel yönetimler ise özel görevlidir. Başka bir
anlatımla, yasalarda merkezî yönetimin görevleri soyut ve genel, yerel
yönetimlerin görevleri somut ve belirgin biçimde düzenlenmelidir.
İl özel yönetiminin görev ve yetkileri
incelenen yasanın 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş; bu
görevlerden kimilerinin hangi coğrafî sınırlar içerisinde yerine getirileceği
de ikinci fıkrasında kurala bağlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasıyla, il özel
yönetimi, "yasalarla başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen",
"mahallî müşterek nitelikteki" her türlü görev ve hizmeti yapmak,
gerekli kararları almak, uygulamak ve denetlemekle görevlendirilmiş, başka bir
anlatımla kamu hizmetlerinin yürütülmesi yönünden "genel görevli"
kılınmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde
sayılan hizmetlerin il sınırları içerisinde; (b) bendinde sayılan konuların ise
belediye sınırları dışında il özel yönetimince yürütüleceği kurala bağlanarak,
kimi görevler yönünden yetkinin sınırları, konu yönünden değil, yalnızca yer
yönünden çizilmektedir.
Yapılan düzenlemede, her ne kadar
"yasalarla başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen" ve
"mahallî müşterek nitelikteki" görevlerden söz edilerek konu yönünden
sınır getirilmiş izlenimi yaratılmaya çalışılmış ise de, bu ölçütler soyut
olup, il özel yönetimlerini "genel görevli" konumdan çıkarmaya
yetmemektedir.
Çünkü, merkezî yönetim örgütlenmesinde yer
alan kamu kurum ve kuruluşlarının görevi kapsamında sayılmayan ya da genel
görevli bir kamu kurum ya da kuruluşunun görev alanında yer almakta iken,
yapılacak bir yasal düzenleme ile o kurum ya da kuruluşun görev kapsamından
çıkarılan her türlü kamusal hizmet bu madde nedeniyle başkaca bir yasal
düzenlemeye gerek kalmaksızın il özel idarelerinin görev alanına girecektir.
Ayrıca, çoğu maddesi Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulunda kabul edilen, ancak, kimi maddeleri üzerindeki
görüşmeleri tamamlanmadığı için henüz yasalaşmayan Kamu Yönetiminin Temel
İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısında yer verilen
ilgili kurallara kısaca değinilmesi, konunun açıklığa kavuşturulması yönünden
gerekli görülmüştür.
Yasa tasarısının 7 nci maddesinde, merkezî
yönetimce yürütülecek görevler sayılarak sınırlandırılmış; 8 inci maddesinde
ise, yerel ortak gereksinimlere ilişkin tüm görev, yetki ve sorumlulukların
yerel yönetimlerce yerine getirileceğinin belirtilmesi yeterli görülmüştür.
Madde gerekçelerinde de, merkezî
yönetimler ile yerel yönetimlerin görev, yetki ve sorumluluklarının, getirilen
yeni kamu yönetimi anlayışına uygun olarak ele alındığı; merkezî yönetimin
görev ve yetkilerinin sayılarak sınırlandırıldığı, bunlar dışında kalanların
yerel yönetimlerce yürütülmesinin öngörüldüğü belirtilmiştir.
Bu yasa tasarısının 7 ve 8 inci maddeleri
ile incelenen yasanın 6 ncı maddesinin birlikte değerlendirilmesinden, yerel
yönetimlerin, bu bağlamda il özel idarelerinin, kamu hizmetlerinin görülmesinde
genel görevli örgüt durumuna getirildiği görülmektedir.
Öte yandan, yürürlükteki İl Özel İdaresi
Yasasının 78 inci maddesine 3360 sayılı Yasayla eklenen 13 üncü bendin ikinci
tümcesindeki "İl özel idarelerinin görevli olduğu mahallî ve müşterek
ihtiyaçların kapsamı ve sınırı Bakanlar Kurulunca tespit olunur" kuralının
iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 22.06.1988 günlü, E.1987/18, K.1988/23
sayılı kararında,
"Yerel yönetimlere ilişkin temel
kavramlar üzerinde yapılan bu açıklamalar da göstermektedir ki, yerel
yönetimlerin kuruluş esasları, karar organlarının oluşumu, görev ve
yetkilerinin belirlenmesi, merkezî yönetimle bağ ve ilgileri, bunlar üzerinde
uygulanacak idarî vesayet yetkisi yasal bir düzenlemeyi gerektirmekte,
"yasallık" vazgeçilmez bir koşul olmaktadır. Anayasanın 123 ve 127
nci maddeleri bu koşulu açık seçik vurgulamaktadır. O halde:
1-İl Özel İdaresi Kanununun (İUVKM) 78
inci maddesine 3360 sayılı Yasanın 2 nci maddesiyle eklenen 13 üncü bendin
ikinci tümcesiyle "il özel idarelerinin görevli olduğu mahallî ve müşterek
ihtiyaçların kapsamı ve sınırı..."nın saptanması yetkisinin Bakanlar
Kuruluna verilmesi yasallık ilkesiyle çatışmaktadır. Burada Bakanlar Kurulu
kararı, yasa yerini almaktadır.
2-Bakanlar Kuruluna bu yetkinin yasayla
verilmiş olması da, Anayasa açısından yasal düzenleme koşulunun yerine
getirildiği biçimde yorumlanamaz. Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin
kararlarında ortaya koyduğu ölçütlere göre, yasa koyucu, genel kuralları
koyarak yönetime, takdir yetkisine göre düzenleyebileceği bir alan bırakırken,
Anayasanın öngördüğü yönetimin yargısal denetiminin etkinliğini engellemeyecek
nesnel kurallara bağlamalıdır"
denilerek, yasallık ilkesi gereği, il özel
yönetimlerinin görevlerinin yasada sayılması gerektiği kabul edilmiştir.
Yasama organının, her şeyden önce bir
hizmetin yerel mi, yoksa ülke düzeyinde mi olduğunu belirlemesi; yerel düzeyde
görülen hizmetlerin yasada sayılması gerekmektedir.
Tersi durumda, yurttaşlara standart bir
kamu hizmeti sunma olanaksızlaşacak, hizmetler yönünden bölgesel ve yerel
dengesizlikler artacaktır.
İncelenen yasanın 6 ncı maddesinde il özel
yönetimlerinin görevlerinin sınırlı ve belirgin değil, genel ve soyut kavramlar
kullanılarak düzenlendiği görülmektedir. Bu genel ve soyut kavramların
içeriğinin belirginleştirilmesinde il özel yönetimlerinin yetkili organlarının
etkili olması kaçınılmazdır. Bu durumda, Anayasa Mahkemesinin yukarıda
açıklanan kararıyla Bakanlar Kurulu yönünden Anayasa uygun görülmeyen bir
yetkinin il özel yönetimlerine tanındığı sonucuna varılmaktadır ki, bunun
olanaksızlığı açıktır.
Bu nedenle de, incelenen yasanın 6 ncı
maddesi Anayasanın 126 ve 127 nci maddesindeki ilkelerle bağdaşmamaktadır.
c- İncelenen yasanın 6 ncı maddesinin
ikinci fıkrasının (a) bendinde, il özel yönetimlerinin il sınırları içinde
yapmakla görevli ve yetkili oldukları konular arasında "eğitim"
hizmetleri de sayılmıştır.
Bentteki, "Eğitim(e)... ilişkin
hizmetleri il sınırları içinde... yapmakla görevli ve yetkilidir"
anlatımından,
-İlköğretim ya da ortaöğretim ayrımı
yapılmadan,
-Yapım ve yönetim sınırlaması
getirilmeden,
eğitime ilişkin tüm hizmetlerin il özel
yönetimlerinin görevi içine alındığı görülmektedir.
Yürürlükteki İl Özel İdare Yasasının 78
inci maddesinin 9 uncu bendinde, ilkokulların tesis ve yapımı ile bunların
yönetim ve gözetim görevi il özel yönetimlerine verilmiş iken, incelenen
yasada, "Eğitim(e) ilişkin hizmetler" düzenlemesinin getirilmesi,
yukarıdaki anlayışı geçerli kılmaktadır.
aa- Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş
felsefesi, coğrafî ve siyasal yönden tekil devlet yapısını, tam bağımsızlık
ilkesini; yönetsel yönden laik, demokratik, sosyal, hukuk devletini; ekonomik,
sosyal, kültürel ve sanatsal yönden de çağdaş bir Türkiye'yi hedeflemektedir.
Atatürk devriminin amacı, aydınlanma
çağını yakalamak ve Türk toplumunu çağdaşlaştırmaktır. Bu amaç, Anayasanın
başlangıcında "çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak",174 üncü maddesinde
de "çağdaş uygarlık düzeyini aşmak" biçiminde anlatımını bulmuştur.
Çağdaş yönetim anlayışında, devletin temel
görevlerine çekilmesi gerektiği savunulurken, bu görevler, adalet, savunma,
eğitim ve sağlık olarak sayılmakta, ülke olanaklarının bu alanlara
özgülenmesiyle başarının yakalanacağı vurgulanmaktadır.
Özellikle eğitim konusunda başarılı
olamayan ülkelerin geleceklerini tehlikeye atacakları kuşkusuzdur; çünkü,
eğitim, diğer tüm başarıların temelini, altyapısını ve kaynağını
oluşturmaktadır.
Çocuklarımızın, ülkemizin gerçekleri ve
gereksinimleri yönünde, gelişen ve değişen dünya gereklerine uygun çağdaş bir
eğitim ortamı içinde yetiştirilmesi, çağı yakalamanın zorunlu koşuludur.
Anayasanın çağdaş bir eğitim ve öğrenim
öngörülen 40 ıncı maddesinde,
- Kimsenin eğitim ve öğretim hakkından
yoksun bırakılamayacağı,
- Eğitim ve öğretimin, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve deneti