DÖNEM : 22        YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 56

 

114 üncü Birleşim

13 Temmuz 2004 Salı

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik'in, Şanlıurfa'da voltaj düzensizliği nedeniyle elektrikle çalışan araçlarda meydana gelen arızalardan kaynaklanan sorunlara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

2. - İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu'nun, Bosna-Hersek'te Hırvat milislerce yıkılan Mostar Köprüsünün tarihî, sanatsal değeri, sembolik anlamı ile yeniden inşa edilerek insanlığın hizmetine açılacak olmasına ilişkin gündemdışı konuşması

3. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, bir soru önergesinin düşündürdüklerine ve yasama denetiminin uygulanabilirliğine ilişkin gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - 5197 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun bazı maddelerinin bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/621)

2. - Romanya Senato Başkanı Nicolae Vacaroiu ve beraberindeki parlamento heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/622)

3. - Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa Sirmen hakkında tanzim edilen soruşturma dosyasının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/623)

4. - Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1146) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/210)

IV.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 58 milletvekili ile Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin Türkbank ihalesi sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak ilişki ve görüşmelere girdikleri iddiasıyla eski Başbakan A.Mesut Yılmaz ve Devlet eski Bakanı Güneş Taner haklarında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergeleri ve Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu (9/5, 6) (S.Sayısı: 621)

2. - İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 64 milletvekili ile Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekilinin Bakanlığı sırasında enerji ve doğalgaz anlaşmalarında Türkiye aleyhine anlaşma ve uygulamaların yapılmasına yol açtığı, Devlet alım satımına fesat karıştırdığı iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı Mustafa Cumhur Ersümer ile ayrıca bakanlıkları sırasında uyguladıkları yanlış ve usulsüz enerji politikalarında ilgili kurum ve kuruluşların uyarılarını dikkate almayarak kamuyu zarara uğrattıkları, DSİ Genel Müdürlüğünde usulsüz uygulamalara onay verdikleri ve bu suretle görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma fiillerini işledikleri iddiasıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanları Mustafa Cumhur Ersümer ve Zeki Çakan haklarında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergeleri ve Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu (9/4,7) (S.Sayısı: 622)

VI.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. - İzmir Milletvekili Kemal ANADOL'un, Türkiye'de işkence merkezleri olduğu iddiasına ve Türkiye'nin Irak politikasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2684)

2. - Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, 1999 yılında yapılan ve 2004  yılında yapılacak KPS sınavlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2783)

3. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Adana'da iki spor kulübüne tahsisli arsaların işletme hakkının iptaline ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2792)

4. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın, İstanbul'a 3 üncü köprü yapılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/2847)

5. - Kırıkkale Milletvekili Halil TİRYAKİ'nin, yurtdışında katıldığı bir konferansa ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2857)

6. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, SSK'ya ait gayrimenkullere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2860)

7. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Iğdır Havaalanı inşaatına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2861)

8. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Karadeniz Bölgesinde kanser vakalarının artış nedenine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/2879)

9. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Devlet hastanelerinin MR cihazı ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/2918)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak dört oturum yaptı.

Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in, işsizlik ve istihdam sorunlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşmasına, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu cevap verdi.

Konya Milletvekili Harun Tüfekçi, Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri ve anma törenleri ile bu kapsamda yapılan çalışmalara,

Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, Ankara-İstanbul arasında seferlere başlayan hızlı trenin Bilecik İlinde de durmasına ve ilin sorunlarına,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Manisa Milletvekili Ufuk Özkan'ın (6/1167),

Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun (6/1152 ve 6/1153),

Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu, soruların geri verildiği bildirildi.

Dilekçe Komisyonu Başkanlığının, TBMM'nin tatilde olduğu süre içerisinde Komisyonun çalışmalarına devam etmesine ilişkin tezkeresi kabul edildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),

2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523) (S. Sayısı: 152),

3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305),

Görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;

4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması (1/731) (S. Sayısı: 349),

5 inci sırasında bulunan, Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması (1/827) (S. Sayısı: 618),

Hakkında Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

6 ncı sırasında bulunan, Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısının (1/768) (S. Sayısı: 619) görüşmelerini müteakiben, kabul edilip kanunlaştığı açıklandı.

13 Temmuz 2004 Salı günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te, toplanmak üzere birleşime 01.09'da son verildi.

 

Nevzat Pakdil

 

 

Başkanvekili

 

 

Suat Kılıç

Yaşar Tüzün

 

Samsun

Bilecik

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

Mehmet Daniş

 

 

Çanakkale

 

 

Kâtip Üye

 

 

No. : 167

II. - GELEN KÂĞITLAR

12 Temmuz 2004 Pazartesi

Tasarılar

1. - Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/850) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)

2. - Ticari Karayolu Taşıtlarının Geçici İthaline İlişkin Gümrük Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/851) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)

3. - Terörizmin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi Tadil Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/852) (İçişleri ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)

4. - Millî Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/853) (Plan ve Bütçe ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)

5. - Dernekler Kanunu Tasarısı (1/854) (Adalet ve İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)

Teklifler

1. - İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in; Her Yıl Ekim Ayının İlk Haftasının Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitimi Haftası Olması Hakkında Kanun Teklifi (2/308) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.7.2004)

2. - Ankara Milletvekili Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu'nun; 1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanuna Ek Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/309) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.7.2004)

Raporlar

1. - Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/848, 2/175) (S. Sayısı: 641) (Dağıtma tarihi: 12.7.2004) (GÜNDEME)

2. - Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 642) (Dağıtma tarihi: 12.7.2004) (GÜNDEME)

3. - Kozmetik Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonları Raporları (1/844) (S. Sayısı: 643) (Dağıtma tarihi: 12.7.2004) (GÜNDEME)

 

 

 

 

 

No. : 168

13 Temmuz 2004 Salı

Raporlar

1. - Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/847) (S. Sayısı: 644) (Dağıtma tarihi: 12.7.2004) (GÜNDEME)

2. - Elektrik Piyasası Kanunu, Doğal Gaz Piyasası Kanunu ve Petrol Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/834) (S. Sayısı: 647) (Dağıtma tarihi: 12.7.2004) (GÜNDEME)

3. - Pamukbank Türk Anonim Şirketinin Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketine Devri ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/843) (S. Sayısı: 648) (Dağıtma tarihi: 12.7.2004) (GÜNDEME)

4. - Bazı Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/840) (S. Sayısı: 645) (Dağıtma tarihi: 13.7.2004) (GÜNDEME)

5. - Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/846) (S. Sayısı: 646) (Dağıtma tarihi: 13.7.2004) (GÜNDEME)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

13 Temmuz 2004 Salı

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114 üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Şanlıurfa İlinin elektrik sorunlarıyla ilgili söz isteyen, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet Vedat Melik'e aittir.

Buyurun Sayın Melik. (CHP sıralarından alkışlar)

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik'in, Şanlıurfa'da voltaj düzensizliği nedeniyle elektrikle çalışan araçlarda meydana gelen arızalardan kaynaklanan sorunlara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa İlinin elektrik enerjisiyle ilgili sorunlarını dile getirmek amacıyla gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, medeniyet ve üretim... Elbette ki, bu iki kavramın çok değişik ve uzun açıklamaları yapılabilir; ancak, değil 21 inci Yüzyılda, 20 nci Yüzyılda medeniyet ve üretimden bahsediyorsak, bu, öncelikle, su ve buna bağlı olarak, insanlık tarihinin ateş ve yazıdan sonra en büyük buluşu olan elektrik enerjisi demektir. Bir toplumda, bir ilde veya bir ülkede, hele olanaklarınız çok genişse ve siz, hâlâ elektrik enerjisini düzenli bir şekilde sağlayamıyorsanız, o bölgede medeniyetten ve sudan; dolayısıyla, çağdaş üretimden bahsetmeniz mümkün değildir. Bu şartlarda, olsa olsa ilkellikten bahsedebiliriz.

Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye'nin yılda yaklaşık 1 200 000 ton pamuğa ihtiyacı vardır. İhtiyaç duyduğumuz pamuğun yaklaşık 600 000 tonu, yani yarısı Urfa İlinde üretilmektedir. Pamuk, hepinizin bildiği gibi, sıcak iklimlerde; ancak, su olmadan yetişmeyen bir bitkidir. GAP Projesi kapsamında sulama sadece Harran Ovasında yapılmaktadır; fakat, bugüne kadar, Harran Ovasının dahi tamamı sulanamamıştır. Harran Ovasında devlet imkânlarıyla sulanabilen arazi miktarı 1 400 000 dekardır. O halde, geriye kalan pamuk nasıl üretilmektedir; geriye kalan pamuk ise, Viranşehir, Siverek, Hilvan, Ceylanpınar ve Akçakale-Pekmezli bölgesinde, vatandaşların kendi imkânlarıyla açtıkları 200-300 metrelik derin kuyulardan çektikleri suyla üretilmektedir. Urfa İlinde, tarımsal sulama amacıyla açılan kuyu sayısı yaklaşık 10 000'dir; ama, bu suyun çekilebilmesi için düzenli ve sürekli elektrik enerjisinin sağlanabilmesi gerekir; çünkü, suyu çekmek veya basmak için kullanılan aletler hem çok hassas hem de çok pahalıdır.

Peki, insanların büyük bir özveriyle, devletten bir tek kuruş almadan; ancak, devletin sözüne güvenerek açtıkları bu kuyular yüzünden, şu anda, ne durumda olduklarına bakalım.

Sulama sezonu başladığından bu yana -ki, henüz sezonun ortasına gelinmemiştir- elektrik voltajındaki düzensizlikten dolayı, her çiftçi, en az bir kez dalgıç onarımı yaptırmıştır, sezon sonuna kadar da kaç kez yaptıracağını kestirememektedir. Her dalgıç onarımı 2 500 000 000 Türk Lirasını geçmektedir. Ortalama her 14 dakikada bir elektrik kesilmektedir. Müessese Müdürlüğü, bazı hatlarda sırayla günde 12 saate varan kısıntılara giderek, kendince bir elektrik sırası yapmaya çalışmakta; ancak, yine de, olayın üstesinden gelememektedir. Urfa tarihinde ilk defa, bir grup çiftçi, dün vilayete ve TEDAŞ Müessese Müdürlüğüne yürüyerek tepkilerini ortaya koymaya çalışmışlardır. Hadise, giderek, bir sulama meselesinden çıkarak asayiş meselesine dönüşmeye başlamıştır. Bu arada, Mardin'in Kızıltepe Ovası çiftçilerinin de aynı durumda olduklarını unutmayalım.

Değerli milletvekilleri, bir il merkezi düşünün ki, yaz aylarında ortalama gece sıcaklığı 35 derece olsun, nüfusu da 500 000'den fazla olsun; ama, bu şehirde, bazen 24 saate yakın elektrik kesintisi olsun ve hastalar, röntgen filmi çektirmek için bile, saatlerce beklesin ve bu il merkezinde, yani Şanlıurfa'da elektrikli ev aleti yanmayan bir tek ev olmasın!..

Değerli arkadaşlar, 6 Mayıs 2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına başvurarak, Şanlıurfa İlinde yıllardır yaşanan elektrik enerjisi sorununun sıradan bir sorun olmadığını, dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuyu araştırma üzere bir komisyon oluşturması gerektiği isteminde bulunmuştuk ki, bu Meclis araştırma önergemiz hâlâ sıra beklemektedir.

Yine, 27 Mayıs 2003 tarihinde, ben, aynı, bu konuyla ilgili olarak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Melik, sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

MEHMET VEDAT MELİK (Devamla) - ...gündemdışı söz almış ve şimdiki konuşmama benzer bir konuşma yapmıştım. Konuşmamda, Şanlıurfa'daki problemin, TEDAŞ Şanlıurfa Müessese Müdürlüğünün baş edemeyeceği kadar büyük ve ciddî olduğunu, dolayısıyla, Bakanlığın, acilen, özel olarak Şanlıurfa ile ilgilenmesi ve çözüm bulması gerektiğini söylemiş; yoksa, Şanlıurfa'daki sistemin çökebileceğini belirtmiştim.

Değerli arkadaşlar, ben, size, Türkiye'nin küçük bir köyündeki sıkıntılardan bahsetmiyorum; ben, size, 20 000 kilometrekarelik bir ilden bahsediyorum; ben, burada, size, 1 500 000 insanın yaşadığı bir ilden bahsediyorum ve ben, size, devasa bir proje olarak iftiharla dünyaya sunduğumuz, sözde, GAP Projesinin merkezi kabul edilen ve ülke ekonomisine 100 000 000'larca dolarlık katkı sağlayan Şanlıurfa İlinin perişan ve çağdışı halde yaşayan insanlarının durumundan bahsediyorum!..

Biraz sonra, belki de bir sayın bakan bana cevap verirken, bir taşra milletvekili, Meclisin kapanmasına yakın, önemsiz yerel konularla ilgili olarak seçmenine mesaj vermek istiyor düşüncesiyle, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığındaki Şanlıurfa İli ile ilgili rakamları sıralayacak ve belki de 27 Mayıs 2003 tarihinde bana cevap veren Sayın Bakanın dediği gibi, Şanlıurfa'daki sorunu getirip, kaçak elektrik konusuna bağlayıp, çekip gidecektir; ancak, büyük bir ihtimalle, Şanlıurfa TRT vericisinin bulunduğu bölgede elektrik olmayacağı için, bu konuşmayı hiç kimse izleyemeyecektir; fakat, unutmayınız ki, kaçak elektrik bahanesinin maddî bir temeli yoktur. Bunu iddia eden insanların, Urfa elektrik şebekesi kurulduğu günden bu yana, şebekelerin veya iletim hatlarının yenilenmesi hususunda ne gibi çalışmalar olduğundan haberleri var mıdır?.. Ayrıca, devletin görevi, çağımızın gerektirdiği ve ülkenin olanaklarının elverdiği temel hizmetleri vatandaşına götürebilmek değil midir?..

Değerli arkadaşlar, bu konuyla ilgili olarak, Şanlıurfa İli, derhal, olağanüstü bölge ilan edilmeli ve devletin tüm imkânları seferber edilerek, ciddî anlamda kaynak aktarılmalıdır ki, bu çok önemli sorunun çözümüne bir yerden başlanılmış olsun ve yerel yöneticiler ile vatandaşlar yüz yüze gelmesin. Sağlayamadığı elektrik enerjisinin parasını dahi, kat kat, milletten almaya çalışan, onu hırsızlıkla suçlayan ve onu hapse attıran zihniyet, bu yıl muhatap olacağı ve belki de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerine kadar uzanacak tazminat davalarından, hiç olmazsa, önümüzdeki yıllarda kurtulmak için derhal tedbir almalıdır.

Yalnız, üzülerek belirtmeliyim ki, ben, bu hükümetin bu sorunu çözebileceğine inanmıyorum; çünkü, cuma günü Genel Kuruldan geçen Büyükşehir Belediyeleri Yasasının 26 ncı maddesini önerge vererek tamamen değiştiren zihniyet için, anlatmaya çalıştığım bu konu, bir hikâyeden ibarettir.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Melik.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz, Bosna-Hersek'te bulunan Mostar Köprüsünün tarihî, sanatsal değeri, sembolik anlamı ve yeniden hayata geçirilmesi hakkında söz isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Hüseyin Kansu'ya aittir.

Buyurun Sayın Kansu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2. - İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu'nun, Bosna-Hersek'te Hırvat milislerce yıkılan Mostar Köprüsünün tarihî, sanatsal değeri, sembolik anlamı ile yeniden inşa edilerek insanlığın hizmetine açılacak olmasına ilişkin gündemdışı konuşması

HÜSEYİN KANSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bosna bağımsızlık savaşı sırasında, 9 Kasım 1993 tarihinde Hırvat milislerce yıkılan tarihî Mostar Köprüsünün yeniden inşa edilmiş olması ve 23 Temmuz 2004 tarihinde birçok devlet liderinin katılacağı uluslararası bir seremoniyle, tekrar, insanlığın hizmetine açılacak olması münasebetiyle, "Mostar Köprüsü, tarihî, sanatsal değeri, sembolik anlamı ve yeniden hayata geçmesi" konulu, şahsım adına bir konuşma yapmak üzere söz almış bulunuyorum; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle, Yüce Heyetinizi selamlarken, içinde bulunduğu kente ismini veren ve ona tarihî kimliğini kazandıran Mostar Köprüsü, bölge halkının talebine ve Kanuni Sultan Süleyman'ın fermanına dayanılarak, dünyaca üncü Osmanlı mimarı Koca Sinan'ın talebesi olan Mimar Hayrettin tarafından 1566 yılında inşa edilmişti. Bosna'yı Osmanlı egemenliğine katan Fatih Sultan Mehmet zamanında Neretva Nehri üzerinde yapılan zincir halatlar üzerindeki hayli ilkel, ahşap köprünün yerine yapılan bu köprü, mimarî ve mühendislik ve teknolojik açıdan gerçekten bir şaheser olup, yüksek estetik yapısıyla, 16 ncı Asır Osmanlı mimarisinin en nadide eserlerinden biri olarak bilinmekteydi. Tek kemerden oluşan köprünün ayakları arasındaki açıklık 28 metre 70 santim olup, bu özelliğiyle Avrupa'da bilinen en büyük ayak açıklığına sahip tek köprüydü. Taşıdığı buna benzer birçok özellikle asrını aşan köprü, tarih boyu birçok gezgini ve bilimadamını kendine hayran bırakmış, "taştan dondurulmuş bir hilal", "gökkuşağı", "kudret kemeri" gibi ifadelerle güzelliği ve görkemi yüzyıllardan beri nesilden nesle anlatılmış ve övülmüştür.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütün bu fiziksel özelliklerinin yanı sıra, köprü, çok önemli sembolik bir anlama da sahiptir. İnsan öncelikli bir mimarî felsefeyi benimseyen Mostar Köprüsü, sadece iki yakanın, iki insanın birleşmesi değildir; o, aynı zamanda iki kültürün buluşmasıdır. Bir medeniyeti diğer bir medeniyetle basit, tek bir kemerle buluşturan köprü, medeniyetlerin, özünde, birbirine ne kadar yakın ve uzlaşabilir olduğunu göstermiştir. Bosna-Hersek'te, yüzyıllar boyu barış, istikrar ve hoşgörünün simgesi olmuştur. Asırlardır kozmopolit bir özellik taşıyan bölge insanının bir arada, barış içerisinde yaşama iradesinin somutlaştığı yapı ve tüm Bosna ve Hersek'in anlam ve ruhunu tecessüm ettiren bir eser olarak, nice tabiî afet ve savaşa dayanmış ve Bosna-Hersek'in bağımsızlık savaşı sırasında, 9 Kasım 1993 tarihinde, farklı medeniyetlerin kavşak noktasında bulunan bölgenin bu dengeli yapısını bozmaya ve bölgeyi tek kutupluluğa sürükleyerek istikrarı zedelemeye çalışan Bosna'daki Hırvat milisler tarafından açılan top ateşi sonucu yıkılmıştı. Köprünün yıkılışı, başka hiçbir sivil veya kurumsal zararda olmadığı kadar Bosna halkını derinden yaralamış, âdeta, onun, tarihin derinliğine giden bağlarını sarsmış ve dolayısıyla, köprünün yıkılmasıyla birlikte Bosna-Hersek halkı da yıkılmıştı.

Mostar Köprüsünün yıkılışı, Balkanlarda hâlâ yaşayan Osmanlı-Türk hoşgörüsünün son izlerinin de ortadan kaldırılması demekti. Bosna savaşında her yeri yakıp yıkan anlayışın bir sembolle taçlandırılması gerekiyordu. Nitekim, köprünün yıkılışı, o ilkel zihniyetin temsilcilerine bunu sağladı. Ancak, tarihin birçok döneminde olduğu gibi, halkın toplumsal hafızası barış ve kardeşlik duygularını harekete geçirmiş, demokrasi ve bir arada yaşama iradesi kolektif gücü tahrik ederek, istikrar karşıtı kesimin her türlü teknolojik ve silah üstünlüğüne galebe çalmıştır. Öyle ki, tarihte belki hiçbir mimarî esere nasip olmayacak şekilde Mostar Köprüsü, birçok ülkenin ve ülkelerden resmî ve sivil kuruluşların katıldığı bir proje ve imar çalışmasıyla yeniden yapılmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bilindiği üzere, UNESCO'nun gözetiminde ve Dünya Bankasının malî desteğiyle aslına uygun olarak inşa edilen köprüde, Türkiye'nin hem malî hem de bilgi desteği baştan beri var olmuştur. Ülkemiz, imar projesine, Kültür Bakanlığı aracılığıyla 1 000 000 dolar yardımda bulunmuş, projenin teknik danışmanlığını Karayolları Genel Müdürlüğü Tarihî Köprüler Şube Müdürlüğü üstlenmiş, yapımında birden fazla Türk inşaat şirketi yer almış ve onlarca vatandaşımız bu inşaatta istihdam edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi tamamlar mısınız Sayın Kansu.

HÜSEYİN KANSU (Devamla) - Teşekkür ederim.

Ecdadımızın, dört asır önce, bölgeye, barış, istikrar ve kalkınma götürmek maksadıyla dünyada benzeri görülmedik bir tarzda inşa ettikleri köprünün yeniden inşaının her kademesinde Türkiye'nin, ilgili kurum ve kuruluşlarıyla, devlet ve sivil örgütleriyle bulunmasından daha doğal bir şey beklenemezdi. Bu anlamda ülkemiz, Bosna halkıyla var olan derin ve ayrılmaz tarihî bağlarını daha da pekiştirme fırsatı bulmuş, bölgenin huzur ve istikrarı için vazgeçilmez uluslararası bir aktör olduğunu bütün dünyaya bir kez daha göstermiştir.

Köprünün büyük zorluklarla yeniden inşaı, savaştan medet uman ilkel, çatışmacı zihniyetin etkisini kaybettiğinin; bunun karşısında, tabiî, insanî değerlerin kazandığının bir göstergesi olmuştur. Mostar Köprüsünün yeniden doğuşu, tüm insanlık adına bir kazançtır. Köprü, Neretva Nehri üzerine atılmış bir imza gibi, hak, hürriyet ve barış abidesi olarak inşallah, ilelebet, kıyamete kadar yaşayacak ve insanlığa hizmet edecektir.

Bu duygularla Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kansu.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı üçüncü söz, bir soru önergesinin düşündürdükleri ve yasama denetiminin uygulanabilirliğiyle ilgili söz isteyen, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart'a aittir.

Buyurun Sayın Kart.

3. - Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, bir soru önergesinin düşündürdüklerine ve yasama denetiminin uygulanabilirliğine ilişkin gündemdışı konuşması

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir soru önergesinin düşündürdükleri ve bağlı olarak yasama denetiminin uygulanabilirliği konusunda görüşlerimi beyan etmek üzere gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Seydişehir Eti Alüminyum Tesislerinin özelleştirilmesi sürecinde, yasal özelleştirme başlamadan evvel belli bazı sermaye gruplarıyla hukukdışı ilişkiler içine girildiği yolunda tarafımıza ciddî ve dayanaklı belgeler ulaştırıldı. Bu belgelere göre, diğer iddiaların yanında, dünya alüminyum pazarında büyük pay sahibi olan Sual Holding ve bu holdingin Türkiye'deki temsilcisi olan Rixos Hoteller yetkililerine "bilgi odası" kapsamındaki gizli bilgiler verilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu olaylar Nisan 2003'te olmuştur. Sayın Başbakanın da Nisan 2003'te Sual Holding Başkanı Vekselberg'le görüşme yaptığı yolunda bilgiler basına yansımıştır.

Sayın milletvekilleri, işte, bu süreç ve tarafımıza ulaşan diğer bilgilere dayanarak, iddiaların tahkiki amacıyla Meclis araştırması yapılması için verdiğimiz araştırma önergesi Ekim 2003'ten bu yana Genel Kurul gündeminde beklemektedir, bekletilmektedir. Bu arada, Mart 2003'ten Mayıs 2004'e kadar aradan geçen 14 aylık süre içinde Sayın Başbakana 7 adet soru önergesi verildi. Bu soru önergelerinin tamamına da Sayın Başbakan adına Sayın Maliye Bakanı cevap verdi.

Bu soru önergelerinde, diğer iddiaların dışında, Eti Alüminyum Tesislerinin özelleştirilmesi aşamasında, Sayın Başbakanın, Sual Holding Başkanı Vekselberg'le yaptığı görüşmelerin içeriği soruldu. Ayrıca, Rixos Hotel yetkililerinin, alüminyum tesislerini -altını çizerek belirtiyorum- sahte plakalı araçlarla ziyaretlerine ilişkin bilgiler, iddialar dile getirildi. Bu kişilere hangi gerekçeyle "bilgi odası" kapsamındaki bilgilerin, dokümanların verildiği soruldu.

Rixos Hotellerle ilgili iddialara bugüne kadar hiçbir cevap verilmedi sayın milletvekilleri.

Sayın Vekselberg'le yapılan görüşmelere ilişkin sorulara ise, Sayın Maliye Bakanı aynen şu cevabı verdi, birkaç defa şu cevabı verdi: "Vekselberg ile Başbakanın görüşme yaptıklarına dair, Özelleştirme İdaresi kayıtlarında herhangi bir bilgi ve belge yoktur."

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakana sorulan soru son derece açıktır. Sual Holding Başkanıyla, hangi ortamlarda, hangi görüşmeleri yaptığı sorulmaktadır. Bu görüşme ve kayıtların Özelleştirme İdaresi kayıtlarında bulunup bulunmadığını sormuyorum; bu görüşmelerin nerede yapıldığı, görüşmelerin içeriği ve kamuoyuna neden açıklanmak istenilmediği, neden gizlenmek istenildiği sorulmaktadır. Önerge, böylesine açık, böylesine somut bir önerge. Hal böyle olmasına rağmen, Sayın Başbakan ve görevlendirdiği Sayın Maliye Bakanı, böylesine önemli bir konuyu neden geçiştirmek istemektedir? Açıklanmasından rahatsız oldukları veya olacakları bir husus mu vardır? Bu görüşmelerin devlet sırrı niteliği teşkil eden bir yönü varsa, bu gerekçeyle cevap vermeyebilirler; bunu da açıklamaları gerekir, bunun açıklanması ve bu konuda bilgi verilmesi gerekir; ancak, böyle bir niteliği olmadığı halde, bu görüşme ve gelişmeler kamuoyundan neden gizleniyor?

Değerli arkadaşlarım, demokrasinin özü, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve hesap verilmesi esasına dayanır. Avrupa Birliği konjonktürü içerisinde, yasal ve şeklî düzenlemelerle, Bilgi Edinme Yasası gibi birtakım mevzuat değişiklikleri yapıp, en başta hükümet olarak bunun gereği yapılmıyorsa; orada, dramatik, tutarsız ve gayri samimî bir kamu yönetimi anlayışı var demektir; orada, kamuoyundan gizlenmek ve kamuoyu denetiminden kaçırılmak istenilen bir şeyler var demektir; orada, haksız kazanç ilişkilerinin veya hazırlıklarının varlığı noktasında ciddî kuşkular var demektir. Esrarengiz ilişkilerin olduğu yerde ise, haksız kazanç ilişkilerinden, doğal olarak, kuşku duyulur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kart, sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

ATİLLA KART (Devamla) - Tekrar ifade ediyorum; böyle bir gayri ciddîlik olamaz. Bu ilişki ve görüşme neden gizleniyor? Gizlemek ihtiyacı neden duyuluyor? Neden ısrarla gerçeğe aykırı cevaplar veriliyor? Böyle bir süreç içerisinde gelişen özelleştirme olaylarından kuşku duyulması gayet doğaldır.

Değerli arkadaşlarım, idarî ve adlî denetim mekanizmaları içerisindeki birtakım müdahalelerin eleştirisini bu aşamada yapmıyorum. Yine, kadrolaşma amacıyla, niteliksiz yapılanmaların gerçekleştirilmesi, kurumların içerisinin boşaltılması ve kurumların işlevini kaybetmesi tartışmalarına bu aşamada girmek istemiyorum; ama, milletvekili olarak, bu aşamada mutlaka değerlendirmem gereken bir konu var. Milletvekili olarak yasama denetimi görevini yapmamız engelleniyor, sürüncemede bırakılıyor, soru önergeleri geçiştirilmek isteniyorsa, orada, demokrasi adına ve milletvekilliği sorumluluğu adına düşünmemiz, sorgulamamız gereken çok şey var demektir. İnanıyorum ki, bu Meclis, bu sorumluluk anlayışına sahiptir. Sonuçta, bu sağduyuya ve sorumluluk anlayışına hepimizin sahip olduğuna yürekten inanıyorum.

Ben, bu düşünce ve değerlendirmelerle, Genel Kurulun ve kamuoyunun huzurunda Sayın Başbakana bir defa daha soruyorum, huzurunuzda soruyorum:

Sayın Başbakan, Sual Holding Başkanı Vekselberg ile hangi tarihlerde ve nerede görüşme yaptınız? Başbakanlık makamı dışında gayri resmî ortamlarda da görüşme yaptınız mı? Bu görüşmelerin içeriği nedir?

Müteaddit soru önergelerimize rağmen bu görüşmeler hakkında neden bilgi verilmiyor? Bu görüşmelerin açıklanmamasını gerektiren nasıl bir gerekçe vardır? Bu görüşmelerin "devlet sırrı" niteliği taşıyan bir içeriği var mıdır?

Fettah Tamince'nin sahibi ve yetkilisi olduğu Rixos Hoteller yetkililerine, bilgi odası kapsamındaki dokümanlar, yasal özelleştirme süreci başlamadan hangi gerekçeyle verilmiştir?

Değerli arkadaşlarım, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi, hukuk dışı ilişkilere yönelik iddiaların tahkiki ve milletvekilliği görevi ve sorumluluğumuzun gereği adına, demokratik sistemin özü adına, yasama denetimi görevimizin özü adına, bu sorumluluğumuz adına bütün bu hususların cevaplandırılması gereğini bir defa daha dile getiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kart.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Sunuşları, Divan Üyemizin, yerinde oturarak Genel Kurula arz etmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - 5197 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun bazı maddelerinin bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/621)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 25.6.2004 günlü A.01.0.GNS.0.10.00.02-4880/16868 sayılı yazınız.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca 24.6.2004 gününde kabul edilen 5197 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu incelenmiştir.

1- İncelenen yasanın 3,6,7,10,11,13,15,18,25,35,45,47,52 ve geçici 1 inci maddelerinde;

-İl özel yönetimi tanımlanırken, il halkı yanında, ilin yerel ortak gereksinmelerinin de bu yönetimlerce karşılanacağına yer verilerek, il özel yönetimleri farklı bir boyuta taşınmakta,

-Yine bu tanımda, il özel yönetimlerine ilk kez idarî ve malî özerklik tanınmakta; bunlarla ilgili olarak diğer maddelerde, il özel yönetimleri, merkezî yönetimin onayına bağlı olmadan;

Gerçek ve tüzelkişilere izin ve ruhsat vermek,

Yasak koymak ve uygulamak,

Taşınır ve taşınmaz malları almak, satmak, kiralamak, kiraya vermek, takas etmek, bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesis etmek,

İç ve dışborç almak,

Özelleştirme yapmak,

Yurtiçi ve dışındaki yerel yönetimler ve birlikleriyle işbirliği yapmak,

Sermaye şirketleri kurmak,

Gibi görev ve yetkilerle donatılmakta,

-İl özel yönetiminin görev ve yetkileri, belirgin ve sınırlı biçimde tek tek sayılmak yerine hizmet alanları belirtilmekte; yasalarla açıkça başka kurum ve kuruluşlara verilmeyen yerel nitelikteki her türlü görev ve hizmetin il özel yönetimlerince yerine getirileceği genel ve soyut biçimde öngörülmekte; bu arada, il özel yönetiminin hangi hizmet alanlarında il genelinde, hangi hizmet alanlarında belediye sınırları dışında yetkili olacağı vurgulanmakta,

-Valiliğin organlar içindeki yeri son sıraya düşürülüp, valilerin il genel meclisi başkanlığı görevine son verilmekte; il genel meclisi tek karar organı olarak  düzenlenip, başkanını kendi üyeleri arasından seçmesi, meclis gündemini başkanın belirlemesi, yılda iki kez yerine her ay toplanması öngörülmekte; meclis kararlarının kesinleşmesi için valiliğin onayına sunulma zorunluluğu kaldırılmakta; valinin hazırladığı yıllık etkinlik raporunun yetersiz görülmesi durumunda yetersizlik kararının "gereği yapılmak üzere" İçişleri Bakanlığına gönderileceği belirtilerek, özerklikten öte bağımsız niteliğe kolayca dönüşebilecek yerel bir meclis oluşturulmakta,

-İl özel yönetimi örgütlenmesinde genel sekreterlik oluşturulup, il özel yönetimi hizmetlerinin genel sekreterce yürütüleceği, genel sekreterin valiye karşı sorumlu olacağı, in encümenine valinin bulunmaması durumunda genel sekreterin başkanlık yapacağı vurgulanarak, vali yardımcılarının yerel organlardaki yetkisi kaldırılmakta; dolayısıyla, vali ve kaymakamlara bu organlardaki görevleri nedeniyle yapılan ödemeler sürdürülüp, vali yardımcılarının ödeneği kesilmekte, böylece mesleki malî statü yönünden hiyerarşik yapı bozulmakta,

-Bütçenin ve kesinhesabın kabulünde ve kesinleşmesinde il genel meclisi kararı yeterli görülmekte.

-İl özel yönetimleri "genel yetkili" organlara dönüştürülmektedir.

İl özel yönetimlerinin yapılanması ve işleyişine yönelik köklü değişiklikler getiren incelenen Yasanın anılan düzenlemelerinin hukukun genel ilkelerine, anayasal kurallara ve kamu yararına uygun düşüp düşmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bunun için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yönetiminin yapılanmasında esas olan anayasal ilkeleri ortaya koymak; ulus devletin düşünsel temellerine ve tekil devlet modelinde örgütlenmeye egemen olan "merkeziyetçilik" ve "yerinden yönetim" ilkeleriyle bunları tamamlayan "idarenin bütünlüğü" ve "idarî vesayet" kavramları üzerinde durmak gerekli görülmüştür.

2- Anayasanın Başlangıç bölümünde, bu Anayasanın Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirlediği, hiçbir etkinliğin Türk ulusal çıkarları, Türk varlığı, devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası karşısında koruma göremeyeceği belirtilmiş; 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan bir devlet olduğu vurgulanmış; 5 inci maddesinde de, Türk Ulusunun bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.

Bu kurallar, Anayasada "tekil devlet" modelinin kabul edildiğini göstermektedir. Tekil devlet modeli, merkeziyetçi yapıyı ve ancak onun denetim ve gözetiminde merkez dışı örgütlenmeyi olanaklı kılmaktadır.

Anayasada, hem yasama, yürütme ve yargı erki merkeze bağlanarak siyasal, hem de yönetim düzeneğinde merkez esas alınarak yönetsel yönden merkeziyetçililik benimsenmiştir.

Anayasanın 123 üncü maddesinde, yönetimin,

-Kuruluş ve görevleriyle bir "bütün" olduğu,

-Merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı,

kuralına yer verilmiştir.

Merkezî yönetim Anayasanın 126 ncı, yerel yönetimler ise 127 nci maddelerinde düzenlenmiştir.

126 ncı maddeye göre,

-Türkiye, merkezî yönetim kuruluşu yönünden coğrafya durumuna, ekonomik koşullara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere, iller de diğer kademeli bölümlere ayrılmakta,

-İllerin yönetimi "yetki genişliği" esasına dayanmaktadır.

127 nci maddeye göre de,

-Yerel yönetimler; il, belediye ya da köy halkının yerel ortak gereksinimlerini karşılamak üzere, kuruluş ilkeleri yasayla belirlenen, yasada gösterilen karar organları seçmenlerce seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir.

-Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri "yerinden yönetim" ilkesine uygun olarak yasayla düzenlenecektir.

-Merkezî yönetim, yerel yönetimler üzerinde,

· Yerel hizmetlerin yönetimin bütünlüğü ilkesine uygun biçimde yürütülmesi,

· Kamu görevlerinde birliğin sağlanması,

· Toplum yararının korunması,

· Yerel gereksinimlerin gereği karşılanması,

amacıyla, yasada belirtilen esas ve usuller çerçevesinde "idarî vesayet" yetkisine sahiptir.

Görüldüğü gibi, Anayasada, tekil devlet modelinin yönetsel örgütlenmedeki temel ilkeleri "merkezden yönetim", "yerinden yönetim" ve bunları tamamlayan "idarenin bütünlüğü" olarak belirlenmiştir.

Ayrıca, yönetsel örgütlenme,

-Merkez-taşra ilişkisi yönünden "yetki genişliği",

-Merkezî yönetim-yerel yönetim ilişkisi yönünden "idarî vesayet",

ilkelerine dayanmaktadır.

Merkezî yönetim ve yerel yönetimler, devlet iktidarının örgütlenmesinde hizmeti ve coğrafyayı esas alarak iki temel parçayı oluşturmaktadır. Bu iki parçalı yapının yönetsel örgütlenmede farklı sonuçlara yol açmaması için, Anayasada "idarenin bütünlüğü" ilkesine yer verilmiş ve yerinden yönetim, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği ve yönetimin tümlüğü ilkeleriyle sınırlandırılmıştır.

"İdarenin bütünlüğü" ilkesi, tekil devlet modelinde yönetim alanında öngörülen temel ilkedir. Bu ilke, yönetsel işlev gören ayrı hukuksal statülere bağlı değişik kuruluşların "bir bütün" oluşturduğunu anlatmaktadır.

Tekil devlet modelinde, tek bir egemenlik vardır ve devlet tek yetkilidir. Devletin örgütsel yapısı parçalı bir görünüm sergilese ve devlet yetkisini kullanan birçok kamu tüzelkişisi olsa da, bunların arasındaki birlikteliği "idarenin bütünlüğü" ilkesi sağlamaktadır.

Parçalı yapıda olan yönetimde, "bütünlüğü" sağlamaya yönelik iki hukuksal araç "hiyerarşi" ve "idarî vesayet"tir. Hiyerarşi, başka bir deyişle "yetki genişliği" ilkesi, tek bir tüzelkişilik içinde yer alan çeşitli örgüt ve birimler, idarî vesayet ise, merkezî yönetim ile yerinden yönetim kuruluşları arasındaki "bütünleşmeyi" sağlamaktadır.

"İdarenin bütünlüğü" ilkesi, merkezin denetimi ve gözetimiyle yaşama geçirilmektedir. Genel yönetimin taşra örgütlenmesi üzerindeki denetimi "hiyerarşik denetim"; yerinden yönetimler üzerindeki denetimi ise "vesayet denetimi"dir.

Yerinden yönetimin en önemli sakıncası, devletin birliğini ve kamu hizmetlerinin tutarlılığını bozabilmesidir. Bu sakıncayı önlemek için devlete ve onu temsil eden merkezî yönetime, yerinden yönetim kuruluşlarının eylem ve işlemlerini denetlemek ve gerektiğinde bozabilmek yetkisi tanınmıştır. Bu yetki "idarî vesayet" kavramıyla Anayasada yerini almıştır.

"İdarî vesayet"i, kamu düzenini ve ülke bütünlüğünü sağlamak için, kamu yararı amacıyla, yasaların verdiği yetkiye dayanarak, merkezî yönetim örgütünün, yerel yönetim ile kamu hizmeti yönetimi tüzelkişilerinin organları, işlemleri ve parasal kaynakları üzerindeki denetimi olarak tanımlamak olanaklıdır. Bu yönüyle idarî vesayet yetkisi, yerinden yönetim kuruluşlarına tanınan özerkliğin ayrıklığını oluşturmaktadır.

Anayasanın 127 nci maddesine göre idarî vesayet, hukuksallık denetimi yanında yerindelik denetimini de içermektedir.

İdarî vesayet yetkisi, il özel yönetimlerinin tüm eylem, işlem ve etkinliklerinin merkezî yönetimin denetiminde olmasını; bu bağlamda, yasada belirtilen il genel meclisi kararlarının valinin onayına bağlı tutulmasını gerektirmektedir. İncelenen Yasadaki düzenleme bu gereğe uygun düşmemektedir.

İncelenen Yasayla il özel yönetimindeki yetkileri zayıflatılan vali, devletin ve hükümetin ildeki temsilcisi olmasına karşın gücünü ve etkisini yitirmektedir.

Ayrıca, pek çok maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kabul edilen Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Yasa Tasarısında, merkezî yönetimin il örgütlerinin çoğunun kaldırılması, kimilerinin de yerel yönetimlere devredilmesi öngörülerek valinin il genel yönetimindeki yetkileri de azaltılmaktadır.

Bu düzenlemeler, amaçlanmasa da, Anayasada öngörülmeyen bir yönetim sistemine geçilmesine neden olabilecek niteliktedir.

İncelenen Yasanın yukarıda yer verilen maddelerinin,

-Tekil devlet modelinden "yerel" ağırlıklı devlet modeline geçişe olanak sağlayan,

-Güçlü merkezî yönetim yerine güçlü yerel yönetimlere yer veren,

-İl özel yönetimlerini, il genel yönetimini de kapsayacak biçimde genel yetkili duruma getiren,

 İçerikleriyle, Anayasanın "tekil devlet modeli"ne, "idarenin bütünlüğü", "yetki genişliği", "idarî vesayet" ilkelerine ve kamu yararına uygun düşmediği görülmektedir.

3- Yukarıdaki değerlendirmeler dışında kimi konular üzerinde ayrıca durulması gerekli görülmüştür:

a- İncelenen Yasanın 3 üncü maddesinin (a) bendinde, il özel idaresi tanımlanırken "İlin ve il sınırları içindeki halkın mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan..." anlatımı kullanılarak, "il halkı" yanında "il" ayrıca belirtilmiştir.

Bu ayrımla, il özel idaresi, il genel yönetimini de içerecek biçimde illerin genel yetkili yönetim birimi gibi tanımlanmış olmaktadır.

Anayasanın 126 ve 127 nci maddelerine göre, illerde, merkezî yönetimin uzantısı olan ve "yetki genişliği" esasına göre oluşturulan il genel yönetimi ile bir yerel yönetim örgütlenmesi olan ve "idarî vesayet" ilkesine göre oluşturulan il özel yönetimi bulunmaktadır.

İl halkının ortak yerel gereksinmelerinin karşılanması il özel idaresinin, il halkının ortak yerel gereksinmeleri dışında kalanlar ile "il"in tüm hizmetlerinin karşılanması da il genel yönetiminin görev alanına girmektedir.

Anayasanın yerel yönetimleri düzenleyen 127 nci maddesinde, yerel yönetimlerin "il... halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere..." kurulacakları açık biçimde belirtilmiştir.

Bu nedenle, incelenen Yasanın 3 üncü maddesinin (a) bendindeki tanım Anayasanın 126 ve 127 nci maddeleriyle bağdaşmamaktadır.

b- İncelenen Yasanın 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında,

"İl özel idaresi kanunlarla başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahallî müşterek nitelikteki her türlü görev ve hizmeti yapar, gerekli kararları alır, uygular ve denetler"

denilmektedir.

Anayasanın 126 ncı maddesinde, merkezî yönetiminin örgütlenmesine ilişkin ölçütler "coğrafya durumu, ekonomik koşullar ve kamu hizmetlerinin gerekleri" olarak sayılmıştır. Maddede, merkezî yönetimin görevlerini belirginleştiren ya da sınırlayan bir düzenleme yapılmamıştır.

Buna karşın, Anayasanın 127 nci maddesinde, yerel yönetimlerin örgütlenmesi hem "coğrafya" hem "konu" yönünden sınırlandırılmıştır. Maddeye göre, yerel yönetimler, ancak yöresel olarak örgütlenebilmekte ve yalnızca yerel ortak gereksinimlerin karşılanması yönünden görevlendirilebilmektedir.

Anayasaya göre merkezî yönetim, devlet iktidarını ve tüm kamu hizmetlerini ülke genelinde örgütlerken, yerel yönetimler, sınırlı bir coğrafyada ortak yerel gereksinimlerin karşılanması gibi sınırlı bir konuda örgütlenebilmektedir.

Buna göre, yönetsel örgütlenmede, merkezî yönetim konu yönünden genel, yerel yönetimler ise özel görevlidir. Başka bir anlatımla, yasalarda merkezî yönetimin görevleri soyut ve genel, yerel yönetimlerin görevleri somut ve belirgin biçimde düzenlenmelidir.

İl özel yönetiminin görev ve yetkileri incelenen yasanın 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş; bu görevlerden kimilerinin hangi coğrafî sınırlar içerisinde yerine getirileceği de ikinci fıkrasında kurala bağlanmıştır.

Maddenin birinci fıkrasıyla, il özel yönetimi, "yasalarla başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen", "mahallî müşterek nitelikteki" her türlü görev ve hizmeti yapmak, gerekli kararları almak, uygulamak ve denetlemekle görevlendirilmiş, başka bir anlatımla kamu hizmetlerinin yürütülmesi yönünden "genel görevli" kılınmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde sayılan hizmetlerin il sınırları içerisinde; (b) bendinde sayılan konuların ise belediye sınırları dışında il özel yönetimince yürütüleceği kurala bağlanarak, kimi görevler yönünden yetkinin sınırları, konu yönünden değil, yalnızca yer yönünden çizilmektedir.

Yapılan düzenlemede, her ne kadar "yasalarla başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen" ve "mahallî müşterek nitelikteki" görevlerden söz edilerek konu yönünden sınır getirilmiş izlenimi yaratılmaya çalışılmış ise de, bu ölçütler soyut olup, il özel yönetimlerini "genel görevli" konumdan çıkarmaya yetmemektedir.

Çünkü, merkezî yönetim örgütlenmesinde yer alan kamu kurum ve kuruluşlarının görevi kapsamında sayılmayan ya da genel görevli bir kamu kurum ya da kuruluşunun görev alanında yer almakta iken, yapılacak bir yasal düzenleme ile o kurum ya da kuruluşun görev kapsamından çıkarılan her türlü kamusal hizmet bu madde nedeniyle başkaca bir yasal düzenlemeye gerek kalmaksızın il özel idarelerinin görev alanına girecektir.

Ayrıca, çoğu maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilen, ancak, kimi maddeleri üzerindeki görüşmeleri tamamlanmadığı için henüz yasalaşmayan Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısında yer verilen ilgili kurallara kısaca değinilmesi, konunun açıklığa kavuşturulması yönünden gerekli görülmüştür.

Yasa tasarısının 7 nci maddesinde, merkezî yönetimce yürütülecek görevler sayılarak sınırlandırılmış; 8 inci maddesinde ise, yerel ortak gereksinimlere ilişkin tüm görev, yetki ve sorumlulukların yerel yönetimlerce yerine getirileceğinin belirtilmesi yeterli görülmüştür.

Madde gerekçelerinde de, merkezî yönetimler ile yerel yönetimlerin görev, yetki ve sorumluluklarının, getirilen yeni kamu yönetimi anlayışına uygun olarak ele alındığı; merkezî yönetimin görev ve yetkilerinin sayılarak sınırlandırıldığı, bunlar dışında kalanların yerel yönetimlerce yürütülmesinin öngörüldüğü belirtilmiştir.

Bu yasa tasarısının 7 ve 8 inci maddeleri ile incelenen yasanın 6 ncı maddesinin birlikte değerlendirilmesinden, yerel yönetimlerin, bu bağlamda il özel idarelerinin, kamu hizmetlerinin görülmesinde genel görevli örgüt durumuna getirildiği görülmektedir.

Öte yandan, yürürlükteki İl Özel İdaresi Yasasının 78 inci maddesine 3360 sayılı Yasayla eklenen 13 üncü bendin ikinci tümcesindeki "İl özel idarelerinin görevli olduğu mahallî ve müşterek ihtiyaçların kapsamı ve sınırı Bakanlar Kurulunca tespit olunur" kuralının iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 22.06.1988 günlü, E.1987/18, K.1988/23 sayılı kararında,

"Yerel yönetimlere ilişkin temel kavramlar üzerinde yapılan bu açıklamalar da göstermektedir ki, yerel yönetimlerin kuruluş esasları, karar organlarının oluşumu, görev ve yetkilerinin belirlenmesi, merkezî yönetimle bağ ve ilgileri, bunlar üzerinde uygulanacak idarî vesayet yetkisi yasal bir düzenlemeyi gerektirmekte, "yasallık" vazgeçilmez bir koşul olmaktadır. Anayasanın 123 ve 127 nci maddeleri bu koşulu açık seçik vurgulamaktadır. O halde:

1-İl Özel İdaresi Kanununun (İUVKM) 78 inci maddesine 3360 sayılı Yasanın 2 nci maddesiyle eklenen 13 üncü bendin ikinci tümcesiyle "il özel idarelerinin görevli olduğu mahallî ve müşterek ihtiyaçların kapsamı ve sınırı..."nın saptanması yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilmesi yasallık ilkesiyle çatışmaktadır. Burada Bakanlar Kurulu kararı, yasa yerini almaktadır.

2-Bakanlar Kuruluna bu yetkinin yasayla verilmiş olması da, Anayasa açısından yasal düzenleme koşulunun yerine getirildiği biçimde yorumlanamaz. Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin kararlarında ortaya koyduğu ölçütlere göre, yasa koyucu, genel kuralları koyarak yönetime, takdir yetkisine göre düzenleyebileceği bir alan bırakırken, Anayasanın öngördüğü yönetimin yargısal denetiminin etkinliğini engellemeyecek nesnel kurallara bağlamalıdır"

denilerek, yasallık ilkesi gereği, il özel yönetimlerinin görevlerinin yasada sayılması gerektiği kabul edilmiştir.

Yasama organının, her şeyden önce bir hizmetin yerel mi, yoksa ülke düzeyinde mi olduğunu belirlemesi; yerel düzeyde görülen hizmetlerin yasada sayılması gerekmektedir.

Tersi durumda, yurttaşlara standart bir kamu hizmeti sunma olanaksızlaşacak, hizmetler yönünden bölgesel ve yerel dengesizlikler artacaktır.

İncelenen yasanın 6 ncı maddesinde il özel yönetimlerinin görevlerinin sınırlı ve belirgin değil, genel ve soyut kavramlar kullanılarak düzenlendiği görülmektedir. Bu genel ve soyut kavramların içeriğinin belirginleştirilmesinde il özel yönetimlerinin yetkili organlarının etkili olması kaçınılmazdır. Bu durumda, Anayasa Mahkemesinin yukarıda açıklanan kararıyla Bakanlar Kurulu yönünden Anayasa uygun görülmeyen bir yetkinin il özel yönetimlerine tanındığı sonucuna varılmaktadır ki, bunun olanaksızlığı açıktır.

Bu nedenle de, incelenen yasanın 6 ncı maddesi Anayasanın 126 ve 127 nci maddesindeki ilkelerle bağdaşmamaktadır.

c- İncelenen yasanın 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, il özel yönetimlerinin il sınırları içinde yapmakla görevli ve yetkili oldukları konular arasında "eğitim" hizmetleri de sayılmıştır.

Bentteki, "Eğitim(e)... ilişkin hizmetleri il sınırları içinde... yapmakla görevli ve yetkilidir" anlatımından,

-İlköğretim ya da ortaöğretim ayrımı yapılmadan,

-Yapım ve yönetim sınırlaması getirilmeden,

eğitime ilişkin tüm hizmetlerin il özel yönetimlerinin görevi içine alındığı görülmektedir.

Yürürlükteki İl Özel İdare Yasasının 78 inci maddesinin 9 uncu bendinde, ilkokulların tesis ve yapımı ile bunların yönetim ve gözetim görevi il özel yönetimlerine verilmiş iken, incelenen yasada, "Eğitim(e) ilişkin hizmetler" düzenlemesinin getirilmesi, yukarıdaki anlayışı geçerli kılmaktadır.

aa- Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi, coğrafî ve siyasal yönden tekil devlet yapısını, tam bağımsızlık ilkesini; yönetsel yönden laik, demokratik, sosyal, hukuk devletini; ekonomik, sosyal, kültürel ve sanatsal yönden de çağdaş bir Türkiye'yi hedeflemektedir.

Atatürk devriminin amacı, aydınlanma çağını yakalamak ve Türk toplumunu çağdaşlaştırmaktır. Bu amaç, Anayasanın başlangıcında "çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak",174 üncü maddesinde de "çağdaş uygarlık düzeyini aşmak" biçiminde anlatımını bulmuştur.

Çağdaş yönetim anlayışında, devletin temel görevlerine çekilmesi gerektiği savunulurken, bu görevler, adalet, savunma, eğitim ve sağlık olarak sayılmakta, ülke olanaklarının bu alanlara özgülenmesiyle başarının yakalanacağı vurgulanmaktadır.

Özellikle eğitim konusunda başarılı olamayan ülkelerin geleceklerini tehlikeye atacakları kuşkusuzdur; çünkü, eğitim, diğer tüm başarıların temelini, altyapısını ve kaynağını oluşturmaktadır.

Çocuklarımızın, ülkemizin gerçekleri ve gereksinimleri yönünde, gelişen ve değişen dünya gereklerine uygun çağdaş bir eğitim ortamı içinde yetiştirilmesi, çağı yakalamanın zorunlu koşuludur.

Anayasanın çağdaş bir eğitim ve öğrenim öngörülen 40 ıncı maddesinde,

- Kimsenin eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamayacağı,

- Eğitim ve öğretimin, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve deneti