DÖNEM
: 22 CİLT : 55 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
113 üncü Birleşim
9 Temmuz 2004 Cuma
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
YOKLAMA
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI Konuşmalar
1. - Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in,
işsizlik ve istihdam sorunlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin
gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı
2. - Konya Milletvekili Harun Tüfekci'nin,
Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri ve anma törenleri ile bu kapsamda
yapılan çalışmalara ilişkin gündemdışı konuşması
3. - Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün'ün,
Ankara-İstanbul arasında seferlere başlayan hızlı trenin Bilecik İlinde de
durmasına ve ilin sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması
B) Tezkereler ve Önergeler
1. - Manisa Milletvekili Ufuk Özkan'ın
(6/1167) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/208)
2. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret
Baloğlu'nun (6/1152 ve 6/1153) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına
ilişkin önergesi (4/209)
3. - Dilekçe Komisyonu Başkanlığının,
TBMM'nin tatilde olduğu süre içerisinde Komisyonun çalışmalarına devam etmesine
ilişkin tezkeresi (3/620)
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile
Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/523) (S. Sayısı: 152)
3. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
4. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve
Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349)
5. - Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin
Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/827)(S.Sayısı:618)
6. - Büyükşehir Belediyeleri Kanunu
Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/768) (S. Sayısı: 619)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak
yedi oturum yaptı.
Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı'nın,
amatör spor klüplerinin sorunları ile alınması gereken tedbirlere ilişkin
gündemdışı konuşmasına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin
cevap verdi.
Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar,
Türkiye-Almanya Parlamentolararası Dostluk Grubunun Almanya'daki temaslarına
ilişkin,
Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım,
şair ve yazar Rıfat Ilgaz'ın ölümünün 11 inci yıldönümü münasebetiyle,
Gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın
(6/1107) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına dair önergesi okundu;
sorunun geri verildiği bildirildi.
Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve
22 milletvekilinin, don olayının yarattığı zararın ekonomik boyutlarının
araştırılarak fındık üreticilerinin sorunlarının çözümlenmesi (10/206),
Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 19
milletvekilinin, kadınların işgücüne katılımının önündeki engellerin ve
olumsuzlukların saptanarak katılımın ve üretkenliğin artırılması (10/207),
İçin alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel
Kurulun bilgisine sonuldu; önergelerin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmelerinin,
sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 11 inci sırasında yer alan
619 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 7 nci sırasına alınmasına ve diğer
işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ve bugünkü birleşimde
çalışma süresinin 616 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine
kadar uzatılmasına; Genel Kurulun 9.7.2004 Cuma günü de saat 14.00'te
toplanması ve bu birleşimde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine,
çalışma süresinin ise 619 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine
kadar uzatılmasına ilişkin AK Parti Grubu önerisi, kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),
2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523)
(S. Sayısı: 152),
3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305),
Görüşmeleri, daha önce geri alınan
maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;
4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması (1/731) (S. Sayısı: 349),
5 inci sırasında bulunan, Özel Gelir ve
Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması (1/827) (S. Sayısı: 618),
Hakkında Kanun Tasarılarının görüşmeleri,
ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
6 ncı sırasında bulunan, Belediye Kanunu
Tasarısının (1/766) (S. Sayısı: 616) görüşmeleri tamamlandı; eletronik cihazla
yapılan açıkoylamadan sonra, kabul edilip, kanunlaştığı açıklandı.
Alınan karar gereğince, 9 Temmuz 2004 Cuma
günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 00.28'de son verildi.
Sadık Yakut
Başkanvekili
|
|
Enver
Yılmaz |
Yaşar
Tüzün |
|
|
Ordu |
Bilecik |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
Mevlüt
Akgün
Karaman
Kâtip Üye
No. : 166
II. - GELEN
KÂĞITLAR
9 Temmuz
2004 Cuma
Raporlar
1. - Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri
Komisyonu Raporu (1/837) (S. Sayısı: 639) (Dağıtma tarihi: 9.7.2004) (GÜNDEME)
2. - Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi
ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/849) (S. Sayısı: 640)
(Dağıtma tarihi: 9.7.2004) (GÜNDEME)
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.00
9 Temmuz
2004 Cuma
BAŞKAN :
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Suat KILIÇ (Samsun), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin
113 üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce, üç sayın
milletvekiline gündemdışı söz vereceğim. Konuşma süreleri 5'er dakikadır.
Hükümet bu konuşmalara cevap verebilir; hükümetin cevap süresi 20 dakikadır.
Gündemdışı ilk söz, işsizlik ve istihdam
sorunuyla ilgili söz isteyen Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'e aittir.
Sayın Akdemir, buyurun.
IV. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GündemdIşI Konuşmalar
1. - Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir'in, işsizlik ve istihdam sorunlarına ve alınması
gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksu'nun cevabı
DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ülkemizde işsizlik ve istihdam sorunlarına ilişkin
görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım; hepinizi hürmetle selamlıyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, Sayın
Başkanın da duyurduğu gibi, bu program önceden biliniyordu ve konu işsizlikti,
dolayısıyla istihdam sorunuydu, hükümetin buna cevap verme hakkı vardır diye
beyan ettiler; ama şu anda ne yazık ki, böyle önemli bir konuda Türkiye Büyük
Millet Meclisinde hükümetten bir bakanımız yoktur.
SADULLAH ERGİN (Hatay) - Geliyorlar.
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Değerli
milletvekili arkadaşlarım, bu güzel Türkiyemizde istihdam sorunu ve işsizlik,
ekonomik ve sosyal problemler içerisinde her zaman için en önemli yeri işgal
etmiştir. AKP İktidarları döneminde ise, günümüzün en önemli sorunlarından
birinin istihdam ve işsizlik olduğu, artık açıkça görülmektedir, ki, Hükümet
Başkanı tarafında da, bu, basında, açık olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle, ülkemizde derinleşerek süren
ekonomik krizin istihdam üzerindeki olumsuz etkileri, toplumun bütün
kesimlerince hissedilmekte, işsizlerin sayısı gün geçtikçe artmakta ve
dolayısıyla, toplum giderek fakirleşmektedir.
Devlet İstatistik Enstitüsü kayıtlarına
göre, ülkemizde, bugün 2 396 000 kişi işsiz görünüyor; ama, gerçek anlamda
işsiz sayısı bu değildir. Değerli arkadaşlarım, bu rakam, aslında, yaklaşık
olarak 8 000 000'a kadar ulaşmaktadır. Bu, çok acı bir tablodur.
Türkiye'de, 2003 yılı aralık sonu
itibariyle Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamlarında, hane halkı işgücü
anketine göre, işsizlik oranı yüzde 10,3; eksik istihdam oranı yüzde 5, atıl
işgücü oranı ise yüzde 15,3'tür; Türkiye genelinde kadınların işsizlik oranı
yüzde 9, erkeklerin ise yüzde 10,7'dir; atıl işgücü oranı, kentlerde yaşayanlar
için yüzde 17,6'ya ulaşmakta ve vahim bir sonuca doğru gitmektedir.
Türkiye genelinde istihdam edilenlerin
yüzde 47,9'u, yani yaklaşık olarak yarısı ilkokul mezunu, yüzde 19 küsuru lise
ve dengi okul mezunu, yüzde 11'i ilköğretim -ortaokul ve dengi meslek okulları-
mezunlarıdır. Ülkemiz genelinde üniversite bitirenlerin, maalesef, yüzde 27'si
işsizdir değerli arkadaşlar. Bu, ülkemiz için acınacak bir durumdur; yetişmiş
beyinler yurtdışına göçüyorlar. Özellikle son yıllarda, bu, büyük bir hız
kazanmıştır. Beynimizi kaybediyoruz değerli arkadaşlarım, bunu korumaya
çalışalım.
Değerli bir öğretim üyesi, bir dergide
yazdığı yazıda aynen şöyle diyor: "Üç dört yıl önce kıymetli bir fakülteye
değerli işadamları geliyorlar, öğrencilere, mezun olmadan iş teklif ediyorlar
ve iş veriyorlardı; ama, maalesef, bugün, mezun olduktan, doktorasını ve
yükseklisansını tamamladıktan sonra bile iş bulamayan bu güzide okul mezunları
ortada işsiz kalmaktadır. Ülkenin çok acı bir gerçeğidir bu"
Değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye,
işsizlikte, OECD ülkeleri içerisinde en kötü durumda olan bir ülkedir. Bu
konuda yayımlanan bir raporda, Türkiye'de, çalışabilen nüfusun ancak yarısı
istihdam edilmektedir. Halbuki, OECD üyesi diğer ülkelerde bu oran yüzde 70
civarındadır.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, özellikle
son yıllarda, gelir dağılımı adaletsizliği her geçen gün büyümekte, işsizlik
akıl almaz boyutlara ulaşmakta, sistem ekonomik ve sosyal olarak tıkanmaktadır.
Bunun sonucunda, işsizlik ve istihdam sorunu, ülkemizin sosyal bir yarası
olarak kanamaya devam etmektedir. Bu duruma çare bulmadan ülkeyi kurtaramayız;
çünkü, işsizliğin neticesi, yoksulluktur, yolsuzluktur, açlıktır. Aç ve sefil
olan insanın ne yapacağını bilemezsiniz. İşte, son günlerde meydana gelen yeni
kapkaç olayları, intiharlar, tecavüzler... Bütün bunlar, işsizliğin,
yoksulluğun ve açlığın bir sonucudur. Bugünkü Hürriyet Gazetesi, sanki bu
konunun konuşulacağını biliyormuş gibi bir başlık atmış değerli arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Tamamlıyorum
Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Akdemir, buyurun.
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Bu başlıkta
aynen şöyle deniliyor: "Yolsuzluk savaşı acımasız olmalı."
"Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral
İlker Başbuğ, temel sorun olarak tanımladığı yolsuzlukla 'kesin, tereddütsüz,
acımasız mücadele edilmelidir' dedi." Ama, maalesef, bugün, yolsuzlukla
mücadele ediliyor denildiği halde, yolsuzlukla mücadele edilemiyor, sadece
şovdan ibaret kalmış durumdadır.
RECEP GARİP (Adana) - Bunu yapma; çok
acımasız eleştiri yapıyorsunuz.
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Değerli
milletvekili arkadaşlarım, ülkemizde yeni bir istihdam sahası yok, yatırım
yok, her şey tamamen durmuş vaziyette.
Çalışanlar ise, her gün işsiz kalma korkusuyla yaşarken, işsiz olanlar da
sigortasız çalışmaya razı olmaktadırlar. Hükümetin IMF'yle yaptığı her
görüşmenin sonrasında binlerce işçinin işine son verilmekte; diğer yandan ise,
iktidar kendisine göre kadrolaşmakta ve yeni kadrolar ihdas etmektedir. Artık,
işsizlik oranları endişe veren boyutlara ulaşmış, bıçak kemiğe dayanmış ve
sosyal barışı tehdit eder hale gelmiştir değerli arkadaşlarım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Sayın Başkan,
müsamaha ederseniz 1 dakikada toparlayacağım.
BAŞKAN - Sayın Akdemir, istihdam sorunu
çok geniş bir sorundur; bu, gündemdışı bir konuşmayla halledilecek bir sorun
değil de, tekrar son 1 dakikanızı vereyim; lütfen, konuşmanızı tamamlayın.
Buyurun efendim.
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Evet, işsizlik
konusunda verdiğim bu bilgilerin dışında bir bilgi vererek tamamlamak
istiyorum; çünkü, Sayın Bakanımızın bizim yazılı sorumuza vermiş olduğu cevapta
6 737 tane limitet şirketin kapandığı beyan ediliyor, 392 tane kolektif şirket
kapanmış, 20 tane komandit şirket kapanmıştır; 139 500 esnaf kepenk kapatmış,
21 300 işçiyse işinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Bu rakamlar, size, Sayın
Bakanımızın bizzat verdiği bilgilerden aktarılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, yatırımı kim yapar;
devlet yapar, özel sektör yapar,
yabancı sermaye yapar; ama, maalesef, bunların hepsini yatırım yapmaz
hale getirdiniz. Bu enkazın altında kalmaktan korkuyorum; dolayısıyla,
ülkemizin geleceği için buna bir çıkış yolunu ortak bir şekilde bulmak
durumundayız. Ülkenin gerçeklerini yaldızlı sözlerle tanımlamak yerine...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Devekuşu gibi
başınızı kuma sokmayınız.
Teşekkür ederim Sayın Başkan. (Bağımsızlar
ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akdemir.
Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul)
- Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; DYP Iğdır Milletvekili Sayın Dursun
Akdemir'in gündemdışı konuşmasına yönelik olarak huzurlarınıza gelmiş
bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye İş
Kurumunca, istihdamı geliştirme, istihdamı koruma ve işsizlikle mücadele
amacıyla, meslek eğitimi alanında aktif işgücü programları uygulanmakta olup,
kurumca, bu kapsamda, Haziran 1988-Haziran 2003 tarihleri arasında
gerçekleştirilen çalışmalarda, 7 264 işgücü yetiştirme kursu düzenlenmiş ve 130
341 kişinin katılımı sağlanmıştır.
Ülkemizde, iktidarımızdan önce yaşanan
ekonomik kriz işgücü piyasasını olumsuz yönde etkilemiş, işgücü piyasasına yeni
iş arayanların da ilave edilmesiyle birlikte, işsiz sayısında katlanarak
artışlar meydana gelmiştir.
İşsizliğin engellenmesi, yatırımların
desteklenerek istihdama dönüştürülmesi amacıyla çalışmalar yapılmakta, bu
kapsamda yürütülen acil eylem planı çerçevesinde, bir taraftan, kayıtdışı
istihdamı önlemeye yönelik tedbirlerden birisi olan, Yabancıların Çalışma
İzinleri Hakkında Kanun, 6.3.2003 tarih ve 25040 sayılı Resmî Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe girmiş, yine, 10.6.2003 tarih ve 25134 sayılı Resmî
Gazetede yayımlanan 4857 sayılı İş Kanunuyla esnek çalışma süreleri
getirilmiştir.
Yine, Mart 2002-Haziran 2003 tarihleri
arasında, işsizlik sigortası hizmetlerinden yararlanmak için 176 730 kişi
başvurmuş olup, bunlardan 155 835 kişi işsizlik ödeneğine hak kazanmıştır.
İşsizlik ödeneğinin başladığı Mart 2002
tarihinden itibaren, onaltı aylık sürede, 107 trilyon 507 milyar Türk Lirası
ödeme yapılmıştır. İşsizlik sigortasından yararlanma ve ödeme koşullarında
değişiklik yapılmasıyla ilgili çalışmalar da devam etmektedir.
İşsizlik Sigortası Fonundan, kanun gereği
doğrudan istihdam yaratacak alanlara yatırım yapılması söz konusu değildir.
Fonun giderleri kanunla belirlenmiştir. Ayrıca, fon, serbest piyasa koşulları
çerçevesinde, Türk malî piyasasında değerlendirilmektedir. Fonun, kurumsal bir
fon olarak malî piyasalarda tasarruf arzını artırması, genel olarak ekonomiye
katkı sağlamaktadır.
Ayrıca, işsizlik ödeneği alanlara yönelik
olarak, 2002 yılında, 17 meslek geliştirme, değiştirme ve edindirme kursu
açılmış ve kurslara 367 kişi katılmıştır. 2003 yılında ise, 9 kurs açılmış
olup, 167 kişi katılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, biz, Hükümet olarak,
hem yoksullukla hem de yolsuzlukla ciddî bir şekilde mücadele yapmaktayız. Son
çıkardığımız teşvik yasalarıyla, fert başına düşen millî gelirin 1 500 doların
altında olduğu illerimizin birçoğunda, şu anda, organize sanayi bölgelerinde
fabrika alanları açma çalışmaları bitirilmiş durumdadır. Yine önümüzdeki ay,
nasip olursa, Sayın Başbakanımız Kayseri İlini teşrif edecekler ve aynı anda
birçok fabrikayı da üretime açacaklardır.
Biz, Hükümet olarak, istihdamın
artırılması için, özel teşebbüsün önündeki engellerin kaldırılmasına,
yatırımların hızlandırılmasına ve bu bakımdan, bu getirdiğimiz teşviklere de
büyük önem atfetmekteyiz.
Tekrar ediyorum, hem yoksullukla hem
yolsuzlukla ciddî ve gereken mücadele en iyi şekilde yapılmaktadır.
Bu duygularla, beni dinlediğiniz için
teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Gündemdışı ikinci söz, uluslararası
Nasrettin Hoca şenlikleri ve anma törenlerinin düzenlenmesiyle ilgili olarak
söz isteyen, Konya Milletvekili Sayın Harun Tüfekçi'ye aittir.
Buyurun Sayın Tüfekçi. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
2. - Konya
Milletvekili Harun Tüfekçi'nin, Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri ve anma
törenleri ile bu kapsamda yapılan çalışmalara ilişkin gündemdışı konuşması
HARUN TÜFEKÇİ (Konya) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; her yıl 5-10 Temmuz günlerinde icra
edilmekte olan ve bu yıl da 45 incisi yapılacak olan Uluslararası Nasrettin
Hoca Şenlikleriyle alakalı olarak söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Sevgili arkadaşlar, Nasrettin Hoca
deyince, hemen hemen hepimizin aklına birsürü fıkra, iğneli söz ve hayata dair,
gülerek düşündüren bir külliyat gelir; yüzümüzde bir tebessüm oluşuverir;
çünkü, Türk mizahının ve kıvrak zekâsının en canlı örneğini onda buluruz.
Bir Türk halk bilgesi olan Nasrettin Hoca,
halk dilinde, duygu ve inceliği içeren gülmece türünün öncüsü olmuştur. Bizleri
güldüren, güldürürken düşündüren ve bizlere fıkralarıyla ders veren Nasrettin
Hocayı, günlük hayatımızın her yerinde görebiliriz.
Hepinizin, büyük düşünürümüz, bilge insan
Nasrettin Hocayı bildiğinizi tahmin ediyoruz ve mutlaka, bu anlamda, her türlü
düşünceleri ve bu güzel anlayışı benimsediğinizi biliyoruz.
Kısaca, Nasrettin Hocayı şöyle bir
tanıyalım: 1206 yılında dünyaya gelmiş, öğrenimini yapmak üzere Konya'ya
yerleşmiş ve orada Seyit Mahmut Hayranî ve Seyit Hacı İbrahim'den ders almıştır.
İslam Diniyle ilgili çalışmalarını sürdürmüştür ve bir söylentiye göre de,
yine, Konya'da, aynı medresede öğretim görevi yaptığı ve öğrencilerine ders
verdiği de bilinmektedir. Bu görevi icra ederken, kendisine "Nasuriddin
Hacı" ismi verilmiştir; daha sonra, Nasrettin Hoca biçiminde isminin
şekillendiğini duymaktayız.
Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın
kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden söylentilerle karışmış, yer yer
olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla
tanıştığı, Mevlana Celalettin Rumî'yle yakınlık kurduğu, kendisinden en az
yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden görüldüğü gibi
rivayetler ortaya çıkmıştır.
Nasreddin Hocanın değeri, yaşadığı
olaylarla değil, gerek kendisinin gerek halkın onun ağzından söylediği
gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu
ileri sürülen fıkraların incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin
açıklanmasından anlaşıldığına göre, Nasreddin Hoca, belli bir dönemi değil,
Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü
ve yergi becerisini dile getirmiştir.
Onunla ilgili fıkraları oluşturan öğelerin
odağı, sevgi, yergi, övgü, alaya almadır. Nasreddin Hoca bunları söylerken,
bazen bilgin, bazen açıkgöz, bazen uysal, bazen vurdumduymaz, bazen utangaç,
bazen atak, bazen şaşkın, bazen kurnaz, bazen korkak, bazen de atılganlık gibi
birbirinden farklı niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla
çelişki içinde bulunma hali, fıkraların egemen öğesidir.
Bir gün, bir adam elinde bir mektupla
Hocaya çıkar gelir. "Hocam, şu mektubu bir okusana" der. Hoca bakar;
Arapça bir mektuptur, kendisi de Arapça bilmemektedir, mektubu geri verir ve
"ben bunu bilmiyorum, Türkçe değil, okuyamam" der. Vatandaş hemen
çıkışır "yahu Hocam, başındaki kavuktan da mı utanmıyorsun" diye, bu
şekilde bir söz atar. Hoca da hemen kavuğu çıkardığıyla adamın kafasına
yerleştiriverir "eğer keramet kavuktaysa, buyur da sen oku"
deyiverir.
Yine, bir gün, pazarda 10 akçeye aldığı
odunu 9 akçeye satarken etraftan "Hocam, bu ne iştir, böyle ticaret olur
mu" diye sormuşlar. Hoca da "olsun, önemli olan bizim nasıl iş
yaptığımız değil, insanların seni iş yaparken görmesidir" deyiverir.
Evet, Hocanın, gerçekten, bu anlamdaki
değerlendirmeleri uluslararası değerlendirmelere de girmiş ve 1996 yılı, UNESCO
tarafından Nasreddin Hoca Yılı olarak değerlendirilmiştir.
Değerli arkadaşlar, güzel ülkemizin
muhtelif yerlerinde güzel şeyler olmasına rağmen, Konyamızda da, Akşehir,
Nasreddin Hocasıyla; Beyşehir, Eşrefoğlu Beyiyle; Seydişehir, Seyit Harun
Velisiyle ve yine Konya merkezimiz de Mevlânâ Celaleddin Rûmîsiyle, gerçekten,
turizm ve inanç turizminde çok ciddî bir yer edinmektedir.
Antalya'ya yüzbinlerce turistin indiğini
biliyoruz. Acaba, biz, bu turizmi, iç turizme çekemez miyiz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Tüfekci.
HARUN TÜFEKCİ (Devamla) - Biz, bunu,
Konya'da -işte, az önce bahsini geçtiğimiz- dünyanın ilk kurulu yeri olan
Çatalhöyüküyle, yine Seydişehir'de Tınaztepe Mağarasıyla, birçok turizm
merkeziyle, düzenleyeceğimiz bu turlarla, mutlaka, Mevlânâmızı, Nasreddin
Hocamızı turizme kazandırmayı ve bu turizmi hatta Kapadokya'ya kadar, hatta
Karadenize kadar uzatarak, bir ölçüde, ciddî anlamda ülkemizin tanıtımında
faydalı bir vazife yapmayı arzu ediyoruz ve buna yönelik katkısı olan herkese
de müteşekkir olduğumuzu ifade ediyoruz.
Bu zenginlikleri hep beraber değerlendirme
arzusuyla, konuşmamı dinlediğinizden dolayı hepinize şükranlarımı ifade eder,
saygılarımı sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tüfekci.
Gündemdışı üçüncü söz, hızlı trenin
Bilecik İlinde durması ve Bilecik İlinin sorunlarıyla ilgili olarak söz isteyen
Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün'e aittir.
Sayın Tüzün, buyurun.
3. -
Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün'ün, Ankara-İstanbul arasında seferlere
başlayan hızlı trenin Bilecik İlinde de durmasına ve ilin sorunlarına ilişkin
gündemdışı konuşması
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan, Yüce
Meclisimizin değerli üyeleri; Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünün yeni
sefere koymuş olduğu hızlı trenin ilimizde durması ve Bilecik İlinin
sorunlarıyla ilgili gündemdışı söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, Devlet Demiryolları
Genel Müdürlüğü, demiryollarına yeni bir ivme kazandırmış, hızlı tren seferini
koyarak Ankara-İstanbul arasını beş saat gibi bir süreye indirmeyi başarmıştır;
ancak, şunu söylemeden geçemeyeceğim; Bilecikli hemşerilerim şunu söylüyor,
diyorlar ki:
"Hızlı treni neyleyim,
Bilecik'te durmayınca,
Tren geçer, hoş geçer,
Bilecik'ten boş geçer."
Değerli arkadaşlarım, bu anlamda, ilimiz
topraklarında yaklaşık olarak 150 kilometre seyreden ve ilimiz tarım alanlarını
ikiye bölerek ilimiz çiftçisini zaman zaman zor durumlarda bırakan bu hızlı
trenden, 200 000'lik il nüfusuna sahip bölge halkımız maalesef
yararlanamamaktadır.
59 uncu hükümetin Ulaştırma Bakanı Sayın
Binali Yıldırım Beye buradan seslenmek istiyorum. Hızlı tren, Bilecik İlimizde
duracak mı? 200 000 hemşerim bu
trenden faydalanacak mı? Yoksa, bu tren, sadece ve sadece İstanbul ve Ankara'da
yaşayan değerli yurttaşlar için mi sefere konuldu?
Değerli arkadaşlarım, ayrıca, hızlı trenin
sefere konulmasıyla, demiryolları üzerindeki hemzemin geçitler kapatılmış, iki
geçit arasındaki mesafe oldukça uzamıştır. Bu da, bölge halkını, bölge
çiftçisini sıkıntıya sokmuştur. Demiryolları boyunca hemzemin geçitlere
ulaşılması için yan yollar da yapılacak mıdır? Yan yollar yapılacak ise, bölge
halkına istimlak parası ödenecek midir?
Değerli arkadaşlarım, zannediyorum,
Ulaştırma Bakanımız yok; bu konuşmama başka bir hükümet temsilcisi cevap
verebilir. Bugün, daha bir saat önce, Bilecik Gar Müdürlüğüyle yapmış olduğum
görüşmede, 2004 yılının geçtiğimiz haziran ayında Bilecik Gar Müdürlüğünden 7
025 biletli yolcunun seyahat etmiş olduğunu öğrendim; yani, 7 025 kişi Bilecik
Garından bilet almıştır. Böylesine bir talepte bulunan Bilecik halkının bu
isteği ne zaman yerine gelecektir diye bir kez daha soruyorum.
Değerli arkadaşlarım, yine, köy yollarının
demiryollarıyla kesiştiği merkezlere altgeçit, üstgeçit veya kontrollü hemzemin
geçit yapılacak mıdır? Bu konularda da Sayın Bakanlığımızın çalışması var
mıdır?
Hızlı trenin sefere girdiği günden bugüne
kadar, basından takip ettiğim kadarıyla, ölümlü sonuçlanan 2 kaza meydana
gelmiştir. Hızlı trenin geçtiği demiryolu kenarında, yaya ve hayvanların
geçmesini engelleyecek kafesli tel örgü, bariyer gibi tedbirler ne zaman
alınacaktır?
Demiryolları, toplu taşımacılıkta çok
önemli bir rolü olmasına rağmen, ülkemizde yıllardan beri yeteri kadar önem
görmemiştir; zarar eden kurum halindeyken, kâr eden kurum haline
dönüştürülmüştür. Bu çalışmalarından dolayı da, emeği geçen tüm yöneticileri
kutluyorum. Hızlı treni de başarılı bir adım olarak görüyorum; ama, bölge
halkımızın sıkıntılarını da dile getirmek bizim görevimizdir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkanımızın
yüksek müsaadeleriyle, Bilecik İlinin birkaç konusuna daha değinip sözlerimi
tamamlamak istiyorum.
Büyük illerimizin arasında sıkışmış küçük
bir ilimiz olan Bilecik, devlet yatırımlarından da bugüne kadar nasibini
alamamıştır. İstanbul'u, daha doğrusu Marmara Bölgesini Akdeniz'e bağlayan
Bozüyük-Adapazarı, Bozüyük-Bilecik-Osmaneli-Mekece yolu, Türkiye'nin çok önemli
bir yolu olmasına rağmen, 1996 yılında yatırım programına alınmış, bugüne kadar
135 kilometrelik yol tamamlanamamıştır. Yoğun bir trafik akışına sahip bu
karayolumuzda, yıllardan beri, maddî hasarlı ve ölümlü binlerce kaza meydana
gelmiş, maddî hasarlı kazalarda kaybettiğimiz millî servetse, belki bugüne
kadar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Tüzün.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Teşekkür ederim
Sayın Başkanım.
İstanbul-Akdeniz ve İç Anadolu karayolunun
ilimizden geçmesi, demiryolunun 5 kilometre, havayolunun 50 kilometre,
denizyolunun ise ilimize 80 kilometre uzaklıkta olması, organize sanayiin
gelişmesi, büyük illerin ilimize yakın olması, sanayicileri Bilecik İline
çekmiş ve çekmeye devam edecektir.
Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi,
ülkelerin gelişmişlik göstergelerinin en önemli unsurlarından birisi, ülkenin
eğitim seviyesi ve eğitilmiş insangücüdür. Ülkemizde son dönemlerde yeniden hız
kazanan üniversiteleştirme hareketinin başarıya ulaşması, bu açıdan da büyük
önem taşımaktadır. Bilecik İli, gerek sahip olduğu köklü ve tarihî geçmişi
açısından gerekse coğrafî konumu itibariyle her dönemde ekonomi, kültür,
ticaret ve eğitim merkezi olmuştur; ancak, altyapısı tam anlamıyla mevcut
olmasına rağmen bir üniversite mevcut değildir. İlimizde yükseköğrenimdeki
bugünkü öğrenci sayısı 5 000 civarındadır. Bu öğrenciler üç üniversiteye
dağılmış durumdadır. Bu öğrenci sayısının çok daha altında, fizikî yapıları
olan köklü üniversiteler kurulmuştur ve halen eğitime devam etmektedir; ancak,
ilimizdeki fizikî yapısı oldukça iyi, altyapısı olmuş, bu yüksekokul ve
fakültemizin bir araya getirilerek üniversiteye dönüştürülmesi, Bilecik İlimize
ekonomik anlamda ve eğitim anlamında büyük canlılık kazandıracaktır.
Sayın Millî Eğitim Bakanımızın bu konuda
hassas davranmasını, siyaseten düşünmemesini, Bilecik İline üniversite için
vermiş olduğumuz kanun teklifinin en kısa zamanda gündeme alınmasını ve Bilecik
İlimize en kısa zamanda üniversitenin kurulmasını, bir kez daha, talep
ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tüzün, buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, özellikle 28 Mart
seçimlerinde Bilecik İlini ziyarete gelen hükümetimizin çok değerli bakanlarının
hepsi şu sözü verdi; dediler ki: "Bizim adayımıza, bizim partimize oy
verirseniz, bu üniversiteyi biz kuracağız." Bilecik halkı da, bu 59 uncu
hükümetin temsilcilerine güvendi ve sizin partinize oy verdi, sizin partinizin
adayını belediye başkanı seçti.
Şimdi, ben, buradan, o verdikleri sözü
hatırlatıyorum; Bilecik halkı en kısa zamanda o müjdeli haberi bekliyor.
Üniversite kurulması için her türlü altyapısı hazır olan ve yüksekokulların,
meslek yüksekokullarının, fakültelerinin bulunduğu Bilecik İlimize
üniversitelerin kurulmasını bir kez daha talep ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, Bilecik İli, beş
büyük...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tüzün, lütfen teşekkür eder
misiniz.
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Sayın Başkanım,
herhalde, Ulaştırma Bakanımız gündemdışı konuşmaya cevap verecek; kendileri
gelinceye kadar konuşmamı devam ettireyim diye düşünüyorum.
BAŞKAN - Son dakikayı kullanın.
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, Bilecik İli, bundan önceki hükümetlerden alması gereken payı
alamamıştır. Bakın, Bilecik İlinde, ilçelerinde -Bozüyük'te, Söğüt'te,
Osmaneli'nde, Pazareli'nde- kamu iktisadî teşebbüsü olarak bir kuruluş yoktur.
O nedenle, bugüne kadar yapılmayan hizmetlerin bu hükümet döneminde ve 22 nci
dönem Parlamentosunda yapılmasını talep
ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Bilecik İlimizin,
tanıtımda bulunduğu ve tanıtmaya çalıştığı 6 Eylül Bilecik'in düşman işgalinden
kurtarılışı günü, benim belediye başkanlığı yaptığım dönemde, Şeyh Edebali
Kültür ve Sanat Festivaline dönüştürüldü. Sizler de gerek partinizin
programında...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen teşekkür eder misiniz.
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Son söz Başkanım.
Şeyh Edebali Kültür ve Sanat Festivaline
ve eylülün ikinci pazarında kutladığımız Söğüt İlçemizdeki Ertuğrul Gazi'yi
anma etkinliklerine davet ediyorum.
İlimizin sorunlarının bir kısmını sizlerle
paylaşıp, Sayın Bakanlarımızın bu konulara dikkatlerini çekemeye çalıştım. İlimin sorunlarının bir an evvel
giderileceği umuduyla, sözlerime son verirken, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tüzün.
Sözlü soru önergelerinin geri alınmasına
dair 2 adet önerge vardır; okutuyorum:
B) Tezkereler ve Önergeler
1. - Manisa
Milletvekili Ufuk Özkan'ın (6/1167) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına
ilişkin önergesi (4/208)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Gündemin Sözlü Sorular kısmının 507 nci
sırasında yer alan (6/1167) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygıyla arz ederim.
Ufuk Özkan
Manisa
BAŞKAN - Sözlü soru
önergesi geri verilmiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
2. -
Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun (6/1152 ve 6/1153) esas
numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/209)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin Sözlü Sorular
kısmının 493 ve 494 üncü sıralarında yer alan (6/1152 ve 1153) esas numaralı
sözlü soru önergelerimi geri alıyorum.
Gereğini saygıyla arz
ederim.
Feridun F.Baloğlu
Antalya
BAŞKAN - Sözlü soru
önergeleri geri verilmiştir.
Dilekçe Komisyonu
Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
3. -
Dilekçe Komisyonu Başkanlığının, TBMM'nin tatilde olduğu süre içerisinde
Komisyonun çalışmalarına devam etmesine ilişkin tezkeresi (3/620)
08.07.2004
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
22 nci Dönem İkinci
Yasama Yılında Komisyonumuza gelen başvurular büyük bir artış göstermiştir.
3071 sayılı Yasada
yapılan değişiklik doğrultusunda, vatandaşlarımıza süresi içinde cevap vermek
maksadıyla TBMM'nin tatilde olduğu süre içerisinde Komisyon çalışmalarına devam
etmemize Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 25 inci maddesi gereği Genel
Kurul tarafından izin verilmesi hususunu arz ederim.
Yahya Akman
Şanlıurfa Dilekçe Komisyonu Başkanı
BAŞKAN - Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
Önce, yarım kalan
işlerden başlayacağız.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1. - Adlî
Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S.
Sayısı: 146)
2. - Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve
Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
3. -
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili
komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini
erteliyoruz.
Kamu Yönetimi Temel
Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4. - Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.
Sayısı: 349)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Komisyon bulunmadığından,
tasarının müzakeresini erteliyoruz.
Özel Gelir ve Özel
Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
5. - Özel
Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/827)(S.Sayısı:618)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Komisyon bulunmadığından,
tasarının müzakeresi ertelenmiştir.
Büyükşehir Belediyeleri
Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe Komisyonları
raporlarının müzakeresine başlıyoruz.
6. -
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/768) (S. Sayısı: 619) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 619 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Oğuz Oyan konuşacaktır.
Buyurun Sayın Oyan. (CHP
sıralarından alkışlar)
OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın
Başkan, şahsım adına da söz istemiştim...
(x) 619 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
BAŞKAN - Sayın Oyan,
şahsınız adına söz talebiniz var; ama, arada AK Parti Grubu adına bir konuşma
olduğu için, iki ayrı konuşma halinde söz vereceğim size.
Süreniz 20 dakika.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN
(İzmir) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; dün akşam kaldığımız yerden devam ediyoruz. Dün gece saat
24.00 civarında, Belediyeler Kanunu Tasarısı buradan çıktı, yasalaştı. Tabiî,
sürecin bu aşaması tamamlanmış oluyor. Bundan sonraki yasalaşma aşamasına da
bakmamız lazım. Bugün de, İl Özel İdareleri Yasasının Cumhurbaşkanı tarafından
onaylanması itibariyle son gün olduğunu hatırlatmak istiyorum. Dolayısıyla,
burada, belki, biz bu tasarıyı görüşürken, oradan bir karar bir şekilde
çıkacak.
Değerli arkadaşlarım,
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, şimdiye kadar görüştüğümüz kanun
tasarılarının uzantısında olan bir tasarıdır, onların tamamlayıcı parçasıdır.
Bu düzenleme, geçen yılın son ayında çıkarılan Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Yasası, görüşmeleri nisan ayında büyük ölçüde tamamlanmış olan Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısı -henüz geçici maddeleri var- bu arada İl Özel İdareleri
Kanunu ve dün yasalaşan Belediyeler Kanunuyla bir tamamlayıcılık ilişkisi içerisindedir.
Hatta, Belediyeler Kanunu, aynı zamanda, büyükşehir belediyelerini de
ilgilendirmek bakımından, onun bir anaçerçevesini çizmektedir. Dolayısıyla,
bizim, bu kanunlar ya da tasarılar için söylediklerimiz, büyükşehir
belediyeleri için de esas olarak geçerlidir. Bir kere, öncelikle bu tespiti
yapmakla başlayayım. Özellikle de, dün -bir haftadır tartışarak- buradan
geçirdiğimiz Belediye Kanunuyla çok yakın bir ilişki içindedir; çünkü,
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında, burada yer almayan hükümler için
oraya gönderme yapılmaktadır; dolayısıyla, büyükşehirleri de
ilgilendirmektedir. Bunu, öncelikle belirtmek istiyorum.
Biz, burada, hep şunu
söyledik, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı için de aynı şeyi
söyleyeceğiz: Burada getirilen düzenleme, Anayasanın 126 ve 127 nci
maddelerindeki merkezî ve mahallî idarelerle ilgili ilkelere aykırı olarak
hazırlanmıştır, tanımlanmıştır. Anayasanın, mahallî müşterek ihtiyaçları
karşılamak üzere kurulmasını öngördüğü mahallî idarelere verilen görevlerin
karşılayacağı toplumsal ihtiyaçların büyük çoğunluğunun mahallî müşterek
ihtiyaç olarak nitelenmesi mümkün değildir; ama, buna rağmen, hepsi, bu şekilde
tanımlanacak biçimde yerel yönetimlere aktarılabilmektedir. Yerelliği aşan
gereksinimler, özellikler ve sonuçlar söz konusudur. Sağlık, tarım, orman,
çevre, kültür ve turizmle ilgili tüm hizmetleri, acaba, mahallî müşterek
ihtiyaç kapsamına sokmak mümkün müdür? Anayasadaki kamu yönetimi düzenlemesi,
merkezî yönetimi genel yetkili, mahallî idareleri ise özel yetkili kuruluşlar
olarak tanımlamıştır, göstermiştir. Tasarıyla bunun tam tersi yapılmaktadır.
Anayasa ortada dururken bu tür bir tersine düzenlemenin nasıl yapılabildiği
konusunu, herhalde, iktidarın, buraya gelmeden önce Anayasa hukukçularına
danışması doğru olurdu.
Yerel yönetimlerle ilgili
yasa tasarıları da, idarenin bütünlüğü, hiyerarşik yönetim, illerin yönetiminde
yetki genişliği, merkezî ve yerel yönetim ilişkileri, idarî, vesayet gibi
Anayasanın temel ilkeleri gözardı edilerek hazırlanmıştır. Bu kanun ve
tasarılar, hiyerarşik yönetim ve yetki genişliği ilkesini fiilen ortadan
kaldırarak, illerin yönetimini anayasal temeli olmayan kurallara terk
etmektedir. Oysa, Anayasanın 123 üncü maddesi "İdare, kuruluş ve
görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir" kuralını koyarken,
idarenin bütünlüğünü, bu kavramın uygulama araçları olarak da, hiyerarşik
yönetim, idarî vesayet ve yetki genişliği ilkelerine gönderme yapmaktadır.
Yani, Anayasaya göre, Türkiye'de illerin idaresi yetki genişliği esasına
dayanır. Anayasa, illerin yönetiminde görevler ayrılığı ilkesini benimsemez.
Oysa, burada, iktidarınızın getirdiği tasarılar, hukuk devleti ilkesine aykırı
bir düzenleme öngörmekte; dolayısıyla, samimiyetsiz, tutarsız ve çelişkili
olmaktadır. Biz, bunu, burada tekrar dile getirmeyi uygun görüyoruz, size uyarı
görevimizi yapmak açısından önemli görüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu
kamu yönetimi reformu demeti, paketi, şeffaflık, açıklık, verimlilik, etkinlik,
tutumluluk gibi kavramlara gerçekten inanılmadığını, bunların sadece birtakım
vitrin süsü olarak tasarılarda yer aldığını, asıl gerçekleştirilmek istenilen
şeyin bu kavramların arkasında gizlendiğini, gerçek amacın kamu hizmeti, kamu
parası ve kamu denetimi kavramlarının yok edilmesi olduğunu söyledik ve
söylemeye devam edeceğiz; bunlar da, zaten, uygulamada görülecektir.
Bu getirilen
düzenlemelerde, kamu harcama ve gelirlerinde şeffaflık, hesap verme
sorumluluğu, verimlilik, tutumluluk, etkinlik sağlayacak uygun ortamların, asıl
amaç bu olmadığı için, oluşturulmadığı; dikkatlerin, gerekli sistem ve
mekanizmaların oluşturulmasına değil, piyasalaştırmaya, özelleştirmeye,
denetimsizliğe, çıkar ve rant sağlamaya uygun ortamların yaratılmasına
yöneldiğini görüyoruz.
Bakın, size, bu
tasarılarla ilgili birkaç kanıt vereceğim. Kamu hizmeti nasıl denetlenemez ve
yürütülemez konusunda örnekleri vereyim. Daha önceki söylediklerimizi
tekrarlamamak adına değişik örnekler seçiyorum.
Bakınız, 27 Mayıs 2004
tarihinde, sizin getirdiğiniz ve burada, Yasama Organında hep beraber kabul
ettiğimiz Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun vardı. Bu kanunun
"Tanımlar" başlıklı maddesinde, kanunda geçen "Bakanlık"
ibaresinin "Tarım ve Köyişleri Bakanlığını" ifade ettiği, kanunda
geçen "kontrol ve denetim" ibaresinin ne anlama geldiği açıklanıyor.
Bu "kontrol ve denetim" gıda kontrol ve denetimi olması bakımından,
bizim, burada, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunundaki "kontrol ve
denetim" kavramlarıyla uyuşan kavramlar değil; bir kere onu belirtelim.
Örnek şu: Tarım ve
Köyişleri Bakanlığına gıda kontrol ve denetim yetkisi veriyorsunuz -siz
getirdiniz, mayıs ayında çıkardık- peki, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı kurumdışı
denetim yapabilir mi? Soru bu. Yani, şu düzenlemeler ortaya çıktıktan sonra,
Tarım Bakanlığının taşra teşkilatı ortadan kaldırıldıktan sonra bu nasıl
yapılacak? Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının 18 inci maddesini
hatırlatalım. Bu maddede, İçişleri, Maliye, Millî Eğitim, Sağlık, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlıklarının, kurumdışı işyeri, mükellef veya üçüncü kişi ve
kuruluşlar ile mahallî idarelere yönelik olmak üzere, anahizmet birimi şeklinde
denetim ve rehberlik birimi oluşturabilecekleri hükme bağlanmış. Dikkat ediniz,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yok. Yani, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının böyle
bir denetim ve rehberlik birimi kurulmamış getirdiğiniz yasayla; dolayısıyla,
gıdaların üretimi ve denetlenmesi meselesi nasıl olacak?! Yani, burada, o
bakanlıklar açısından çok da yapısal bir denetim mekanizması öngörülmemiş
olmakla birlikte, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı için böyle bir mekanizma hiç
öngörülmemiş. O halde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının taşra teşkilatını
kaldırdıktan sonra, üçüncü kişi ve kuruluşa yönelik denetim birimi olmayan
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nasıl denetim yapacak?! Siz, bunları tasarlamadan,
bu ilmikleri atmadan, yasalar arasındaki bu bütünlüğü sağlamadan denetimi
böylesine nasıl devredışı bırakabiliyorsunuz?! Sağlık Bakanlığı, denetim
konusunda bilgisi var; ama, gıda kontrolünde görevli gösterilmemiş,
dolayısıyla, o, devredışı kalıyor.
Değerli arkadaşlar, bu,
çelişki ve tutarsızlıklarla örülü bir düzenlemedir; bunlar gerçek bir denetimin
istenmediğinin kanıtlarıdır. Dolayısıyla, kontrol ve denetim gibi sözcükler
kullanılarak, bunların arkasına sığınılarak denetimsizlik getirilmektedir.
Bunu, bilginize, bir kez daha sunmak istiyorum.
Aslında, benzer bir
samimiyetsizlik ve denetimden kaçış için başka bir örnek verelim. Belediyeler
Kanununda da vardı, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında da var, gelecek
yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri. 2003 yılı aralık ayında Kamu Malî Yönetimi
ve Kontrol Yasasını çıkardınız.
"Malî sistemimiz yeniden tasarlanmış ve yatırım projesi dışındaki
işlerin oniki aydan daha uzun süreyle ihale edilmemesi ilkesini
benimsemiştir" diyorsunuz; yani, yatırımlar oniki aydan daha uzun vadeli.
Bunu siz getirdiniz, siz önerdiniz, yasalaştırdınız; ama, şimdi, bu kanun
tasarısıyla eski kanununuzu yalanlayarak, onu delerek, onu devredışı bırakarak
diyorsunuz ki: Oniki aydan daha uzun süreli yatırımdışı her türlü cari harcama
vesaire; bütün bunlar yıllara sari, oniki aydan daha uzun vadeli ihale
edilebilir. Amaç nedir; yandaş şirketleri kayırmak mıdır?! Beş yıl boyunca sarf
malzemeler alacağınız bir şirketin belediyeyle ilişkisini kurup, oradan birtakım
çıkar, rant dağıtımı mekanizmalarını kendi kontrolünüz altına almak mıdır?!
Değerli arkadaşlarım,
tasarıyı siz getirdiniz, Kamu Malî Yönetimi ve
Kontrol Yasası sizin çıkardığınız bir kanun; yeni bir şey getirmedi;
1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununda kaldırılan benzer bir hüküm vardı, onu tekrarlamıştı;
ama, şimdi terk ediliyor. Dolayısıyla, burada, bu yasalarda, şeffaflık, hesap
verme sorumluluğu, verimlilik, etkinlik ve tutumluluk gibi kavramlar, tamamen,
yok hükmünde olmaktadır. Burada sadece, bir ihaleyle çıkar paylaşımı söz konusu
olduğunda, bu ilkeler tamamen dışlanmaktadır.
Bir başka örnek de, daha
geçen gün Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulan bir yasa tasarısıdır. O tasarı,
önümüze, muhtemelen, haftaya getirilecek. Yeri geldiğinde söyleyeceğim; ama,
denetimden nasıl kaçıldığına ya da nasıl bütçe dışına çıkıldığına dair bir
örnek vereyim: Biliyorsunuz, bu Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, tüm
giderlerin bütçe içerisinde gösterilmesini öngörüyor. Peki, nasıl olacak; daha,
dün akşam görüşülen tasarının geçici 8 inci maddesiyle getirilen, belediyelerin
borçlarının tahkim edilmesiyle ilgili konsolidasyon maddesi, zaten, bütçe
dışına çıkmanın bir yeni örneğini oluşturdu. Bir başka örnek vereyim. Şimdi,
Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen, sizin, haftaya Genel Kurula getireceğiniz,
o kırkambar, çeşitli yasalarda değişiklik yapan yasa tasarısı, Avrupa Birliği
fonları ve uluslararası kaynaklardan sağlanan proje karşılığı aktarılan
tutarların, ilgili idarelerin bütçelerine gelir kaydedilmeksizin, özel hesaplarda
izlenilmesini öngörüyor.
Değerli arkadaşlarım,
siz, kendiniz, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasını getirmiştiniz ve orada,
Avrupa Birliği fonları ve uluslararası kaynaklardan elde edilen kaynakları
bütçe disiplini içerisine almıştınız; ne oldu bu arada da, o, kendi
getirdiğiniz, aralık ayında çıkarılan, daha bazı hükümleri uygulama fırsatı
bulamamış olan, daha dumanı tüten bir yasayı, böyle, birdenbire "bu bize
fazla ayakbağı oluyor, fazla sıkıyor bizi, biz bundan bir kurtulalım"
diyebiliyorsunuz; Yani, özel hesaplarda izlemek, bir fon sistemi geleneğinin,
bütçe dışına kaçışın yeni bir uygulaması, örnekleri olarak karşımıza sık sık
gelebilecektir ve bu, sizin bütün yasa düzenlemelerinizde ortaya çıkmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
denetim sistemiyle ilgili yaptığımız eleştirilerin tümü, bu büyükşehirler için
de geçerlidir. Biz, itiraz ve eleştirilerimizde hep şunları söyledik: İçdenetim
dediğimiz zaman, sadece denetim yetkisi verilmesi yetmez, mutlaka, teftiş ve
soruşturma yetkisine de yer verilmesi gerekir. Oysa, siz, teftiş ve soruşturma
yetkisi olmaksızın garip bir denetim yetkisi tanımlıyorsunuz. Dolayısıyla,
yolsuzluklarla ilgili soruşturmalar yapma konusunda büyük bir boşluk, büyük bir
vakum yaratıyorsunuz; dolayısıyla da yeni yolsuzluklara, yeni usulsüzlüklere
kapı açıyorsunuz.
Bu arada, Türkiye'nin çok
saygın kurumlarından Maliye Teftiş Kurulu ve Başbakanlık Teftiş Kurulu
örneklerinde olduğu gibi, fiilen bu kurumları tasfiye ediyorsunuz ya da
İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu örneğinde olduğu gibi iyice etkisizleştiriyorsunuz.
Böyle bir örnekle, bu tür denetimsizlik örnekleriyle Türkiye'nin geleceğini
oluşturması, Türkiye'nin düzgün bir kamu malî yönetim sistemi oluşturması
mümkün değildir.
Tabiî, getirdiğiniz
tasarıdaki özensizliklerin de altını çizmeme izin veriniz; yani, burada, sizin,
23 üncü maddede getirdiğiniz önerilerde, ortada olmayan, belki, getirmeyi
düşündüğünüz bir vergi söz konusu; elektrik ve gaz vergisi diye Türkiye'de
vergi envanterimiz içerisinde olmayan bir vergiden söz edebiliyorsunuz.
Muhtemelen elektrik ve havagazı vergisini kaldırıp onu getirmeyi düşünüyorsunuz
ileride; ama, böyle Türkiye'de vergicilik tarihinde görülmemiş bir ilke de
böylece imza atmış oluyorsunuz; olmayan bir vergiyi çıkan bir yasada vergiye
referans veriyorsunuz, onu zikrediyorsunuz. Herhalde, böyle bir özensizlikle
Türkiye'de yasa yapmanın örneklerini vermek de size nasip oldu.
Değerli arkadaşlarım,
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, aslında, Türkiye'de birçok şeyin
nasıl, ne kadar eksik tanımlandığını da bize bir kere daha gösteriyor. Bir kere
şunu söyleyeyim: Gerek Belediye Kanununda gerekse de bu Büyükşehir Belediyeleri
Kanunu Tasarısında, sizler, belediyeleri, daha hangi nüfus eşiklerine göre,
hangi sosyal ve ekonomik kriterlere göre birbirinden ayırt edip ona göre
tanımlamak gerektiğini bir şekilde yapabilmiş değilsiniz. Yani, siz, daha,
Türkiye'de ne belediyeleri ne de büyükşehir belediyelerini bir tanıma
sokabilmişsiniz. Yani, değişik ölçütler kullandınız Belediyeler Kanununda, 5
000 nüfus eşiğini kullandınız, 10 000 nüfus eşiğini kullandınız, 50 000, bazen
100 000 dediniz. Şimdi, büyükşehirlere geldik, 1 000 000 diyordunuz, 750 000
olarak düzenleniyor; ama, daha önce burada geçip de sonra geri dönen bir pergel
yasasını yeniden getiriyorsunuz karşımıza; yani, işte, pergeli koyuyorsunuz, 50
kilometre, 20 kilometre çiziyorsunuz. Bunu, buradaki geçici maddelerle
getiriyorsunuz. Böyle bir büyükşehir tanımı olabilir mi değerli arkadaşlarım?!
Yani, eğer, büyükşehirler özel nitelikli idareler iseler, bunların her biri
için özel yasa gerekiyorsa, o zaman, her biri için ayrı tanımlar getirmeniz
gerekir. Böylesine bir ortak pergel yasasıyla büyükşehir tanımı nasıl
olabilir?! Yani, bu büyükşehirler arasında çok önemli nitelik farklılıklarının
da olduğunu görmeden bunlarla ilgili düzenlemeler nasıl yapılabilir?!
Genellikle,
büyükşehirler, dünya uygulamasında "yerel yönetimler arasında
işbirliği" başlığı altında incelenen kuruluşlardır. Bu tür kuruluşlar,
eğer, çok yetkileri artar hale getirilirlerse, bunlar, daha çok, yerel idareden
çok, özerk, bölgesel idareye doğru bir yol alışa girerler. Sizin getirdiğiniz
tasarıyla da büyükşehir belediyeleri, eskiye oranla çok daha fazla
yetkilendirilen, İstanbul ve Kocaeli olmak üzere iki ilde de bütün il
sınırlarıyla örtüşen bir yapıya geliyor, diğerleri için de; işte, 50
kilometreye kadar da çıkabiliyor; yani, giderek, bir özerk idareye doğru
gidiyor. Bunlarla metropol ilçe belediyeleri ve diğer il içindeki ilçeler
arasındaki ilişkiler doğru düzgün tanımlanmadığı gibi, bunlarla il özel
idareleri arasındaki eşgüdüm de doğru düzgün tanımlanmamış. Dolayısıyla,
burada, gerek bölgesel gerek ulusal gerekse il düzeyinde plansızlık her
bakımdan sırıtmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
böyle bir düzenlemeyle, Türkiye'de, böyle bir parçalı yapıyla, acaba, verimli yerel
yönetimcilik yapılabilir mi, bu idareler arasındaki yetki kargaşası
çözümlenebilir mi? Şimdiye kadar yirmi yıllık uygulama bize şöyle bir şeyi
gösterdi: Metropol ilçeler ya da büyükşehir ilçeleriyle büyükşehir belediyeleri
arasında çeşitli yetki anlaşmazlıkları ortaya çıktı. Burada, bunlar, bir
şekilde büyükşehirler daha çok yetkilendirilerek çözülmeye çalışılıyor; ama, o
zaman, birçok durumda "orada bir ilçe belediyesi olmasına ne gerek
var" ya da ilk kademe belediyesi olmasına ne gerek var soruları gündeme
geliyor. Yani, bu tanımı düzgün bir şekilde yapmadığınız zaman, bu dersi iyi
çalışmadığınız zaman, Türkiye'de, kamu yönetimini gerçek anlamda reforme etme
gibi bir amaca odaklanmadığınız zaman, işte, sonuçta, ortaya çıkan böyle yamalı
bohça, parçalı bir düzen olacaktır ve bu, yeni sorunlara gebe bir yapı, ortam
oluşturacaktır.
Bu ortaya çıkan metinler,
gerek dün gerekse bugün görüştüğümüz metinler, yerel yönetimlerin,
belediyelerin anayasası niteliğinde olacak metinlerdir. Bunların, böyle,
alelacele, iyi düşünülmeden, iyi tasarlanmadan, iyi çalışılmadan getirilmesi,
sizin, Türkiye'deki kamu yönetiminin içine sokacağınız bir dinamit gibidir;
yani, bunlar, uygulamada çok ciddî sorunlara yol açmaya adaydır.
Değerli arkadaşlarım, bir
kere, belediyecilik anlayışına yaklaşırken, belediyeleri, bir kamu yönetim
birimi olarak tanımlama ihtiyacı var; sizin getirdiğiniz düzenlemede bu yok.
Siz, aslında, belediyeleri, tüccar belediyecilik anlayışıyla görüyorsunuz, o
şekilde tanımlamaya çalışıyorsunuz ve bir anlamda, âdeta, küresel tacirlerin,
çokuluslu şirketlerin ihtiyaçlarıyla bunlar arasında bir denge kurmaya, bir
ilişki kurmaya çalışıyorsunuz; devletin, merkezî idarenin teknik ve malî
desteğinden yoksun bırakıyorsunuz; ulusal çıkarlara kör bir yapı
oluşturuyorsunuz; dar, yerel çıkarlara odaklı tacir kurumlar yaratıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bu
tür bir düzenleme "kamu hizmetlerini kullanan öder" ya da "kamu
hizmetlerini ödeyen ancak kullanabilir" yaklaşımı, piyasalaştırma
yaklaşımı, borçlanma üzerine odaklanmış bir finansman mekanizması...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oyan,
lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
İkinci turda devam
edersiniz.
Buyurun.
OĞUZ OYAN (Devamla) -
...ki, büyükşehir belediyelerinin borçlanma limitleri diğer belediyelerden daha
yüksektir, toplam gelirlerin 1,5 katı bir büyüklüktedir, bu nedenle, burada,
daha da fazla dışfinansman ya da belediyenin kendi kaynakları, özkaynakları
dışında finansmana kapı açılmaktadır. Belediyeler bu tasarıyla -büyükşehir
belediyeleri de dahil- aslında, birer şirket gibi yönetilmek istenen -tırnak
içinde- sözde kamu birimleri haline geliyorlar, birer ihale makamı gibi
görülmek isteniyorlar. Burada, bu yapı içerisinde de kamu çalışanlarının
çalışma düzeni esnekleştirilerek, bu ilişkiler sözleşmeli esasına bağlanmak
isteniliyor; dolayısıyla, şirket yönetimi gibi bir yönetim ortaya çıkmış oluyor.
Değerli arkadaşlarım,
yağma, rant kollama, partizanlık... Bütün bunların denetime ihtiyacı olmadığı
açıktır; siz de bunu yapıyorsunuz, denetimi dışlıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)