DÖNEM
: 22 CİLT : 54 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
106 ncı Birleşim
24 Haziran 2004 Perşembe
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Gündemdişi Konuşmalar
1. - Erzurum Milletvekili İbrahim
Özdoğan'ın, ekolojik tarım ürünlerinin Türkiye ekonomisi açısından önemine
ilişkin gündemdışı konuşması
2. - Denizli Milletvekili Mustafa
Gazalcı'nın, Eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un ölümünün 44 üncü yıldönümüne,
eğitimde ortaya koyduğu görüşlere ve köy enstitüleri uygulamalarındaki
çalışmalarına ilişkin gündemdışı konuşması
3. - Sivas Milletvekili Orhan Taş'ın,
Sivas'ın tarihî ve kültürel değerlerine ve turizm gelirlerinden daha fazla pay
alabilmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması
B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI
Önergelerİ
1. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 22
milletvekilinin, tarımsal destekleme politikalarının amaç ve ilkeleri ile
tarımsal sorunların tespit edilmesi ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/16)
2. - İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü ve 22
milletvekilinin, Gediz Nehrindeki kirlenmenin sebeplerinin ve sorumlularının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200)
C) Tezkereler ve Önergeler
1. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
Mehmet Hilmi Güler ile Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin Almanya'ya
yaptıkları resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/592)
2. - Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in
Suriye'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/593)
IV. -
ÖNERİLER
A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ
1. - Gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile
Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)
2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/523) (S. Sayısı: 152)
3. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet
Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici
Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(2/212) (S. Sayısı: 305)
4. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve
Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve
Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)
5. - Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu,
Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/828) (S.
Sayısı: 613)
6. - Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi
Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet
Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri
Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 461)
7. - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ile
İçişleri ve Çevre Komisyonları Raporları (1/323) (S. Sayısı: 446)
VI. -
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YazIlI Sorular ve CevaplarI
1. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün,
TPAO'nun yurtdışında yaptığı yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2651)
2. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, Seyhan Ovası sulama projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2655)
3. - Ankara Milletvekili Eşref ERDEM'in,
Türkiye Barolar Birliği Başkanının Başbakanlık Tanıtma Fonundan bir toplantı
için para talep ettiği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı
Beşir ATALAY'ın cevabı (7/2682)
4. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bursa-Demirtaş Çim Kayağı Pistine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2691)
5. - Adana Milletvekili Atilla
BAŞOĞLU'nun, Adana-Yumurtalık
Santralında kullanılan kömüre ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2693)
6. - Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un,
gastroentroloji klinik şefliği sınavı için oluşturulan jüriye ilişkin sorusu ve
Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/2705)
7. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
SSK ve Bağ-Kur emekli maaşlarıyla ilgili basında yer alan haberlere ilişkin
sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2717)
8. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Edirne-Suakacağı Barajı Projesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2769)
9. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,
Sümerbank Bakırköy İşletmesinin özelleştirilme çalışmasına ilişkin sorusu ve
Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2806)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak
dört oturum yaptı.
Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal,
Dünya Mülteciler Gününe,
İstanbul Milletvekili Egemen Bağış,
Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubunun Amerika Birleşik
Devletlerindeki resmî temaslarına,
İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Ordu Milletvekili İ. Sami Tandoğdu'nun,
Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen kazanın ülkemiz ve komşu ülkelerdeki
yansımalarına ilişkin gündemdışı konuşmasına Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen cevap
verdi.
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın
(6/1108) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu;
sorunun geri verildiği bildirildi.
Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan ve 29
milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi (10/198),
İstanbul Milletvekili Birgen Keleş ve 24
milletvekilinin, yabancıların Türkiye'de mülk edinmelerinin tüm yönleriyle
araştırılması (10/199),
Amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki
yerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
Başesgioğlu'nun bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete
katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),
2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523)
(S. Sayısı: 152),
3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305),
Görüşmeleri, daha önce geri alınan
maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;
4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında (1/731) (S. Sayısı: 349),
5 inci sırasında bulunan, Dahiliye
Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
(1/802) (S. Sayısı: 461),
Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
6 ncı sırasında bulunan, Doğu ve Orta
Avrupa'da Balıkçılığın Geliştirilmesi Uluslararası Örgütünün Kurulması
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/748) (S.Sayısı: 443),
7 nci sırasında bulunan, İl Özel İdareleri
(1/767) (S. Sayısı: 583),
Kanun Tasarılarının, görüşmelerini
müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamalardan sonra, kabul edilip
kanunlaştıkları açıklandı.
24 Haziran 2004 Perşembe günü, alınan
karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 01.14'te son verildi.
İsmail
Alptekin
Başkanvekili
|
|
Yaşar
Tüzün |
Mehmet
Daniş |
|
|
Bilecik |
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
|
|
Ahmet
Küçük |
Türkân
Miçoğulları |
|
|
Çanakkale |
İzmir |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
No. : 155
II. - GELEN KÂĞITLAR
24 Haziran 2004 Perşembe
Teklif
1. - Kayseri
Milletvekilleri Taner Yıldız, Mustafa Duru ve Mustafa Elitaş'ın; Entegre Devre
Topografyalarının Korunması Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine
Dair Kanun Teklifi (2/304) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.6.2004 )
BİRİNCİ OTURUM
Açılma
Saati: 14.00
24 Haziran
2004 Perşembe
BAŞKAN:
Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP
ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Ahmet KÜÇÜK(Çanakkale)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin
106 ncı Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere
başlıyoruz.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekilimize gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk söz, organik tarımın
Türkiye ekonomisi açısından önemiyle ilgili, Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim
Özdoğan'a aittir.
Buyurun Sayın Özdoğan. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz 5 dakika.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Gündemdişi Konuşmalar
1. -
Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın, ekolojik tarım ürünlerinin Türkiye
ekonomisi açısından önemine ilişkin gündemdışı konuşması
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; Yüce Heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Tarımsal üretimde kullanılan kimyasalların
olumsuz etkilerinin insan ve toplum sağlığı üzerindeki zararları artarak
kendini hissettirmeye başlamıştır. Tüm bu olumsuz etkilerin ortadan
kaldırılması amacıyla, kimyasal gübre ve tarımsal savaş ilaçlarının hiç
kullanılmaması ya da mümkün olduğu kadar az kullanılması amaçlanmış, bunların
yerini, aynı görevi yapan organik gübre ve biyolojik savaş yöntemlerinin alması
temeline dayanan ekolojik tarım sistemi geliştirilmiştir. Organik tarım,
ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden
kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup,
esas olarak, sentetik kimyasal tarım ilaçları, hormonlar ve mineral gübrelerin
kullanımını yasaklaması yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın
muhafazası, bitkinin direncini artırma, doğal düşmanlardan faydalanmayı tavsiye
eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasını öneren, üretimde
sadece miktar artırışının değil, aynı zamanda, ürün kalitesinin de yükselmesini
amaçlayan alternatif bir üretim şeklidir.
Ekolojik tarımın başlıca üç ilkesi
bulunmaktadır; bunlar, doğayla uyumlu üretim, kapalı sistem, ekim nöbeti. Bu
ilkeler altında, ülkesel ve yöresel koşullar dikkate alınarak, ekolojik tarım
aktiviteleri değişkenlikler kazanabilirler. Ancak, genel olarak, aşağıdaki
faaliyetleri içerirler.
Bitkisel üretimde, uygun yöntemlerle,
minimum toprak işleme, toprak verimliliğinin korunmasına ve artırılmasına
yönelik çalışmalar, kimyasal gübre yerine organik gübre kullanımı, tohum ve
bitki çeşitlerinin seçimi, uygun ekim-dikim yöntemi.
Bitki korumada doğrudan kimyasal girdi
kullanımı yerine, ekolojik yöntem ve girdi kullanımı, hasat, depolama, işleme
ve paketleme faaliyetlerinin ekolojik yöntemler içinde yürütülmesi.
Hayvansal üretimde sağlıklı hayvan
yetiştiriciliği, uygun ahır koşulları, organik yemlerden yararlanma, damızlık
ve ırk seçiminde ekolojik uygunluk.
Kontrol ve sertifikasyon:
Kontrol ve sertifikasyon, ekolojik tarımın
önemli basamaklarından biridir. İç ve dış piyasalarda bir ürünün ekolojik
olarak satılabilmesi için, ekolojik ürün sertifikasına sahip olması
gerekmektedir. Sertifika sistemi, ürünlerin ekolojik standartlara göre
üretildiğinin, işlendiğinin, paketlendiğinin garantisidir. Kontrol ve
sertifikasyon kuruluşları bağımsız olmalı, üretim ve pazarlama faaliyetlerinde
bulunmamalı, ticaret yapmamalı ve danışmanlık hizmeti vermemelidir.
Kontrol kuruluşu, bildirilen tüm
üreticileri gezerek, her üretici için detaylı anket formları ve haritalardan
oluşan bir dosya hazırlamaktadır. Sertifikasyon kuruluşu, hazırladığı
dosyaları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bildirmekte ve her üreticiyi ürün
sezonunda en az iki kez haberli veya habersiz ziyaret etmektedir. Gerekli
görüldüğü dönemlerde, toprak, yaprak ve ürün örnekleri alınarak analiz
yapılmaktadır.
Organik tarım sisteminin avantajları:
Ülkemizde, sentetik kimyasallar
çiftçilerimizin büyük bir kısmı tarafından ya çok az kullanılmakta ya da hiç
kullanılmamaktadır; bu nedenle, ekolojik tarıma geçişin kolay olması beklenebilir.
Üretici geliri, ürüne bağlı olarak
artmaktadır. Fiyatı hızla artan kimyasal gübre, pestisit ve enerji
girdilerinden tasarruf edilmektedir.
Sözleşmeli tarımla, üreticinin tüm
ürününün alınması garanti edilmektedir. ekolojik ürünlerin ihraç fiyatı, diğer
ürünlerden yüzde 10-20 oranında daha yüksektir.
Ekolojik ürünlerin ihracatıyla, ülkemiz
tarım ürünleri için ilave bir kapasite yaratılmaktadır. Dolayısıyla, ihraç
edilen her ton, daha önce ulaşılmayan tüketici kitlesine gitmektedir.
Özel bilgi isteyen ekolojik tarım modeli,
ziraat mühendisleri için yeni istihdam sahaları yaratmaktadır.
Ülkemizde üretilen ekolojik ürünler büyük
ölçüde yurtdışı pazarlara gönderildiğinden, ekolojik ürün üretim miktarı ve
çeşitliliği, yurtdışından gelen talepler doğrultusunda şekillenmektedir.
İhracat organizasyonunun gerekliliğinden dolayı, üretimler, organizasyon
kuruluşları tarafından sözleşmeli olarak çiftçilere yaptırılmaktadır.
Sözleşmeli tarım, üreticilere fiyat ve satış garantisi getirerek avantaj sağlamaktadır.
Yapılan sözleşmede, taraflar, üretimle ilgili koşulları, fiyat ve varsa prim
miktarını açıklayarak, mahkemeye başvurma hakkı saklı olmak koşuluyla, kanunî
güvence altına alınmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim, tamamlayın
lütfen.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ekolojik üretimde
belirli yasakların olması ve iki üç yıllık bir geçiş sürecinden sonra ekolojik
üretime geçilebilmesi, uzun dönem üretim planlamasını zorunlu kılmaktadır. Bu
nedenle, yapılan araştırmaların yasal geçerliliğinin olması ve tarafların
uyması, ekolojik tarımın başarısı için şarttır. Ekolojik ürünlerin çok büyük
kısmı dışpazara sunulmakta ve bu ürünlerin bir kısmı doğrudan tüketilmekte, bir
kısmı ise normal mamul ürünlerin karışımlarında yer almaktadır.
Ekolojik üretim projeleri ve pazarlaması
farklı yöntemlerle gerçekleşir.
1- Üretim projesi, ülkede yerleşik bir
firma tarafından gerçekleştirilir ve ürünler, bu firma tarafından işlenir,
paketlenir ve ihraç edilir.
2- Üretim projesi, yurtdışından yabancı
bir kuruluş tarafından gerçekleştirilir; elde edilen ürünler, anlaşmalı yerel
firma tarafından fason olarak işlenir ve ürünler, proje sahibi firmaya ya
işleyici kuruluş ya da ihracat firması tarafından ihraç edilir.
3- Üretim projesi, yurtdışından yabancı
bir kuruluş tarafından gerçekleştirilir; elde edilen ürünler, yabancı firmanın
Türkiye'de tek başına veya ortak olarak kurduğu tesislerde işlenir veya
işleyici kuruluş veya ihracatçı firma tarafından proje sahibi firmaya ihraç edilir.
Az sayıdaki uygulamalarda da, üreticiler,
kontrol ve sertifikasyon firmasıyla doğrudan temas ederek ürünleri
sertifikalandırır ve serbest pazarda satışa sunar. Kontrol ve sertifikasyon
ücretlerinin küçük çiftçiler tarafından üstlenilebilecek düzeyde olmaması,
teknik bilgi eksikliği ve danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği, üreticilerin
doğrudan sisteme ürün sağlamalarını kısıtlamaktadır.
Erzurum, geniş arazi yapısı, verimli
ovaları, köylerindeki atıl vaziyette duran yüksek işgücü ve ekilip biçilmeyen,
sentetik gübre ve sentetik ilaç yüzü görmemiş geniş arazisi, ayrıca, köylünün
geleneksel ekolojik tarıma alışkanlıkları nedeniyle, modern ekolojik tarıma çok
çabuk uyum sağlayacaktır. Bu durum da, gerek şehrin ekonomisine gerekse Türkiye
ekonomisine önemli katkılar sağlayacaktır.
Bu nedenle, Erzurum Tarım İl Müdürlüğünün, Erzurum çiftçisini,
ivedilikle, organik tarım konusunda, yazılı ve görsel yayınlar yoluyla sürekli
bilgilendirmesi gerekmektedir.
Sayın Tarım Bakanımızdan Erzurum'da
organik tarım atağı başlatmasını, Yüce Heyetiniz ve halkımızın huzurunda rica
ediyor, tekrar, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özdoğan.
Gündemdışı ikinci söz isteği, İsmail Hakkı
Tonguç'un ölümünün 44 üncü yıldönümü münasebetiyle, Denizli Milletvekili Sayın
Mustafa Gazalcı'ya aittir.
Buyurun Sayın Gazalcı. (CHP sıralarından
alkışlar)
2. -
Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, Eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un
ölümünün 44 üncü yıldönümüne, eğitimde ortaya koyduğu görüşlere ve köy
enstitüleri uygulamalarındaki çalışmalarına ilişkin gündemdışı konuşması
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; ölümünün 44 üncü yıldönümünde, büyük eğitimci İsmail Hakkı
Tonguç'u saygıyla anmak ve geçen yıl önerdiğimiz bir dileği yinelemek için
gündemdışı söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.
İsmail Hakkı Tonguç, eğitim görüşleri ve
köy enstitüleri uygulamasıyla, ülke ve dünya eğitim tarihine geçmiştir. Tonguç'un
yapıtlarıyla ortaya koyduğu görüşler ve köy enstitülerinde uyguladığı bu eğitim
sistemi güncelliğini bugün de sürdürmektedir. İsmail Hakkı Tonguç başlangıçta
Petalozzi, Kerschehensteiner, Dewey gibi ünlü dünya eğitimcilerinden ve yerli
kimi eğitimcilerden etkilenmiştir; ancak, uzun inceleme ve gözlemlerden,
uygulamalardan sonra kendine özgü eğitim görüşünü oluşturmuştur.
Fay Kırby "Türkiye'de Köy
Enstitüleri" adlı Colombia Üniversitesi için yaptığı doktora tezinde, onun
için şöyle bir saptama yapmıştır: "Batının büyük ünlü eğitimcileri
görüşlerini kısa deneyler halinde uygulamışlardır; ancak Tonguç'un bir değil,
birçok buluşu uzun süre çetin sınavlardan geçmiştir" diyerek, onu, Batı
eğitbilimcilerinden bile daha üstün bir yere koymuştur.
Tonguç, Atatürk devrimleriyle amaçlanan
çağdaş, üretken, özgür insanı yaratmak için eğitim yoluyla çalışmalar
yapmıştır. Onun için, tek başına eğitim sorunu yok, ülke sorunu, insanlık
sorunu vardır. Onun eğitim görüşü, insanı ve toplumu içinden canlandıran,
bilinçlendiren, özgürleştiren bir eğitim anlayışıdır; okul, ezber bilgilerin
aktarıldığı yer değil, yaşamın tam kendisidir.
Tonguç'a göre, uygulanmayan bilgi boş ve
gereksiz bilgidir; bilmek demek yapmak demektir.
Onun eğitim ilkesi, Batı'da örneği
görüldüğü gibi salt iş üretimine dayanmaz; elin yaptığı işe beyin komuta
etmeli, insanı bilinçlendirmeli, insan, aldığı eğitimle özgür, tasarımcı,
uygulayıcı olmalı, kendine güvenmelidir. Bunun için, insan, işi kendisi
yapmalı, kendisi yönetmelidir, okumalı, paylaşmalıdır. Sonra da, bu bilinçle,
Türkiye Büyük Millet Meclisi dahil, ülkenin her alanında yönetime katılmalıdır.
Özellikle yoksul halk çocuklarının, fırsat eşitliği içinde, nitelikli eğitim
alarak bilinçlenmesi ve ülke yönetimine katılması, onun için temel amaçtır.
Tonguç'un kendisi de bir köy çocuğudur,
okumak için binbir güçlüğe katlanarak, doğduğu köyden İstanbul'a gelmiştir.
Öğretmen okulunu bitirdikten sonra, devlet, onu, eğitimini yükseltmek için 2
kez Almanya'ya göndermiştir. Yurda döndükten sonra da resim-iş öğretmenliği,
müze müdürlüğü, Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü yapmıştır. 1935 yılında, Millî
Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, kendisini İlköğretim Genel Müdürlüğüne
getirmiştir.
O zaman, nüfusun yüzde 80'i köylerde
yaşıyordu. Köyler, eğitim bakımından, ekonomik bakımdan, kültürel bakımdan,
toplumsal bakımdan çok geriydi. Tonguç, yaklaşık onbir yıl yaptığı genel
müdürlüğü sırasında, 61 il merkezinin tamamını, 305 ilçeyi ve 9 150 köyü
gezmiş, gözlemiş ve incelemiştir. Sonra, arkadaşlarıyla birlikte, nüfusu az
köylerde üç sınıflı okullar için eğitmen kurslarını başlatmıştır. Bu kurslar
başarılı olunca da, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün ve Millî Eğitim Bakanı
Hasan Âli Yücel'in siyasal desteğiyle,
yurdun 21 yerinde köy enstitülerini kurmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Gazalcı.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Köy
enstitüleri, alışılmış, klasik okullar değildir, ezbercilik, eleyicilik yoktur
bu okullarda. Bu kurumlar, başta öğretmen olmak üzere, köye, topluma her yönden
yararlı eleman yetiştirmek için kurulan çok amaçlı okullardır. Köy ilkokulundan
bölge okuluna, köy enstitülerine, yüksek köy enstitüsüne, İLKSAN Sosyal
Yardımlaşma Sandığına, rehberlik hizmetlerine kadar köy enstitüleri bir
sistemdir, bir yaşamdır. Tarihimizde ilk kez köy çocuğu, ilkokuldan
üniversiteye kadar, yani yüksek köy enstitüsüne kadar, parasız, nitelikli,
çağdaş bir eğitimden geçirilerek o zaman yükselebilmiştir. Bu, ilk kez
oluyordu; unutulmuş köyler, köy çocukları aydınlığa kavuşuyordu, insan
olduklarının bilincine varıyorlardı. Öğrenciler kendi elleriyle 700'e yakın
bina yaptılar, sebze, meyve
yetiştirdiler, marşlar, türküler söylediler. Kısa sürede köy enstitülerinden 30
000 insan gelip geçti; o okulları bitirenler, gittikleri yerlerde insanı ve
doğayı canlandırdılar.
Köy enstitüleri, ekonomik, kültürel ve
sanatsal yaşamımızı zenginleştirdi. Bu okulları bitirenler, ülke yönetimine
katıldılar, örgütçülüğün öncülüğünü yaptılar, yazın ve sanat yaşamımızı
zenginleştirdiler. O yapılan plana göre, onbeş yıl içinde okuma yazma bilmeyen
kimse kalmayacaktı Türkiye'de; ancak, aydınlıktan korkanlar, egemen olanlar,
yönetimi paylaşmak istemediler. Çeşitli karalamalar ve asılsız suçlamalarla,
önce İsmail Hakkı Tonguç'u görevden aldılar, sonra da köy enstitülerini
kapattılar. Önce yüksek köy enstitüsünü, sonra ilkelerini yozlaştırdılar,
1954'te de temelli kapattılar; sonuç ortada!..
Bugün, her aşamada ezberci, eleyici,
paralı, birliği ve niteliği bozulmuş bir eğitim sistemimiz var. Köyler
cılızlaştı; taşıma nedeniyle köylerde artık okul da yok. Sağlıksız göç yaşandı.
Her aşamada okullaşma oranı çok düşük. Bugün, UNESCO'nun araştırmasına göre, 10
000 000 yetişkinimiz okuma yazma bile bilmiyor. Aynı oranda insan da açlık ve
yoksulluk sınırında.
Bugün, her zamankinden çok, Tonguç'un işe
yarar, insanı ve toplumu içinden canlandıran, özgürleştiren eğitim görüşlerine
ve bu görüşlerin uygulandığı köy enstitüsü sistemine gereksinim var.
İsmail Hakkı Tonguç, İş ve Meslek
Terbiyesi, Köyde Eğitim, Canlandıracak Köy, İlköğretim Kavramı, Öğretmen
Ansiklopedisi ve Pedagoji Sözlüğü gibi kitaplar yazmıştır. Tonguç hakkında da
yüzlerce eser çıkmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerimi bitirirken bir öneriyi yinelemek istiyorum: Artık daha fazla
gecikmeden, bilimsel olarak, ülke ve insanlık tarihine, bir özerk kuruluş
kurarak -Batı'da örnekleri olduğu gibi- bu eğitim görüşlerini ortaya
koymalıyız; o da şudur: İsmail Hakkı Tonguç ve köy enstitüleri araştırma
kurumu. Üniversitelerimiz harekete geçmelidir ya da burada özel bir yasa
çıkararak, gerçekten, dünya çapındaki bu sistemi, bu eğitimcimizin görüşlerini
yaymalıyız. İsviçre Eğitim Ansiklopedisinde tek Türkün adı vardır; o da İsmail
Hakkı Tonguç'tur. Böyle bir zenginliği, Türkiye olarak değerlendirmeliyiz,
İsmail Hakkı Tonguç ve köy enstitüleri araştırma kurumunu oluşturmalıyız.
23 Haziran 1960'ta yitirdiğimiz büyük
eğitimciyi saygıyla anıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.
Dün akşam, devam eden Meclis çalışmaları
sırasında, Sayın Millî Eğitim Bakanımız Meclis Başkanlığımıza şifahî müracaatta
bulunarak, Sayın Gazalcı'nın gündemdışı konuşmasında merhum İsmail Hakkı
Tonguç'la ilgili olarak dile getirdiği konularda Sayın Gazalcı'dan sonra Genel
Kurula hitap etmeyi ve düşünce ve hissiyatını ifade etmeyi çok istediğini
belirtmiş; ancak, bugün itibariyle yurtdışında olduğundan, bugünkü
çalışmalarımıza katılamamıştır. Sayın Millî Eğitim Bakanımızın bu ricasını da
Yüce Heyetinize iletmiş bulunuyorum.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Yerine başka bir
bakan da konuşabilirdi.
BAŞKAN - Gündemdışı üçüncü söz isteği,
Sivas İlinin tarihî ve kültürel değerleri konusunda, Sivas Milletvekilimiz
Sayın Orhan Taş'a aittir.
Buyurun Sayın Taş. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
3. - Sivas
Milletvekili Orhan Taş'ın, Sivas'ın tarihî ve kültürel değerlerine ve turizm
gelirlerinden daha fazla pay alabilmesi için alınması gereken tedbirlere
ilişkin gündemdışı konuşması
ORHAN TAŞ (Sivas) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sivas'ın tarihî ve kültürel değerleri konusunda gündemdışı söz
almış bulunuyorum. Yüce Heyetinize saygılar sunarım.
Sivas, yazısız ve yazılı tarih döneminin
çeşitli uygarlık izlerini ve eserlerini barındırmaktadır. Özellikle, Anadolu
topraklarının Selçuklu Türklerinin egemenliğine girmesinden sonra, Sivas,
Selçuklu Devletinin bir ilim ve kültür merkezi olmuştur. Osmanlılar yönetiminde
eyalet merkezi olan Sivas, aynı zamanda bölgenin bir kültür merkezi durumuna
gelmiştir.
Türk Milletinin istiklal mücadelesinde, 4
Eylül Kongresini yaparak Atatürk'ü bağrına basmış, Anadolu'nun kurtuluş
meşalesini tutuşturmuştur. Türk Devletinin temeli de Sivas'ta atılmıştır.
Tarihî seyir içerisinde çeşitli
devletlerin egemenliğine giren Sivas, bu devletlerin birçoğuna başkentlik
yapmış ya da askerî, siyasî, ekonomik ve kültürel açıdan önemli ve büyük bir
şehir hüviyetine sahip olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Sivas halkı, çeşitli kültür ve medeniyetler içerisinde yapıcı ve yaratıcı bir
kişiliğe erişmiş, daima iyinin, güzelin ve doğrunun yanında olmuş, sanata ve
sanatkâra, güzelliğe, ilme ve alime saygı göstermiştir. Şimdi, ben de,
Sivaslının Türk kültürü ve tarihi açısından bıraktığı zenginliklerden
bahsedeceğim.
Sivas, dörtbin yıllık tarihiyle âdeta bir
kültür ve sanat şehridir. Selçuklu eserleri görülmeye değer bir niteliktedir.
Özellikle tarihî camileriyle de son derece önemli bir merkezdir. Bunların
başında, Mengücük oğullarından Hükümdar Süleyman Şah oğlu Ahmet Şah tarafından
1228 yılında yaptırılan, tarihî eser olarak eşsiz bir yere sahip olan Divriği
Ulu Cami ve Darüşşifası gelmektedir. 1 280 metrekarelik bir alana oturan camie,
kuzey, doğu ve batı yönünde yer alan, taş süslemeleriyle hayret uyandıran üç
güzel kapıdan girilmektedir. Darüşşifası ise, Behram Şah'ın kızı Melike Turan
Melek tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır. Bu eşsiz anıt, 768 metrekarelik
bir alana oturmaktadır; 18 inci Yüzyılda medrese haline getirildiği için,
Şifahiye Medresesi de denilmektedir. Anadolu'da erken dönem mimarisinin en
seçkin örneği olan Divriği Ulu Cami ve Şifahanesi, plan, mimarî, süsleme ve
örtü biçiminin dengeli ve uyumlu bir şekilde ayarlanmasıyla, başlıbaşına,
kendine özgü bir yapıttır.
UNESCO'nun koruma çalışmaları kapsamında
yürütülen Dünya Kültür Mirası Listesinde, Türkiye'den 9 doğal varlık ve kültür
varlığı bulunmaktadır. 1985 yılında, bu listede yer alan ilk üç varlık
içerisinde yer alan Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, özgün mimarisi, estetik,
kültürel ve evrensel değerleri ile ayrıca 13 üncü Yüzyılda kadın - erkek
eşitliğini de simgeleyen bir anıt olarak bu listeye alınmaya layık görülmüştür.
Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alan
diğer doğal ve kültürel varlıklar içerisinde Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası,
eser olarak tek örnektir, diğerleri SİT alanıdır.
Yine aynı şekilde, Kızılaslan Bin İbrahim
tarafından 1196 - 1197 yıllarında yaptırılan Sivas Ulu Cami ve 13 üncü Yüzyılda
inşa edilen tuğla örgülü, silindirik gövdeli ve sekizgen kaidesinde kûfi yazı
şeritleri, firuze renkli sırlı tuğladan olan minaresi çok önemlidir.
1580 yılında yapılan Kale Camii, Osmanlı
dönemi camilerinin en güzelidir; yine, Meydan Camii, Aliağa Camii, Alibaba
Camii tarihî öneme sahip yapıtlardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
diğer yandan, İlimiz, medreseleri, hanları ve hamamlarıyla da göz kamaştırıcı
ecdat eserleriyle bezenmiştir. İlhanlı Veziri Şemsettin Mehmet Cüveyni
tarafından 1271 yılında yaptırılan Çifte Minareli Medresenin de, hadis ilmi
okutulan doğu yönündeki asıl cephesi ayakta kalmıştır.
Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahrettin Ali
tarafından 1271 yılında yaptırılan Gök Medrese, adını, taç kapı üzerinde
yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden almıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın efendim.
ORHAN TAŞ (Devamla) - Taç kapı, plastik
sanatların şaheserlerindedir. Medresede, mescit ve darül hadis bölümü
mevcuttur.
Şifahiye Medresesi, 1217 yılında Selçuklu
Sultanı I. İzzettin Keykavus tarafından yaptırılmış olup, Anadolu Selçuklu tıp
sitelerinin ve hastanelerinin en eski ve en büyük boyutlularındandır. 1220
yılında vefat eden I. İzzettin Keykavus, vasiyeti üzerine, çok sevdiği
Sivas'taki Şifahiye Medresesinin güney eyvanındaki türbede, ailesiyle birlikte
medfundur.
Buruciye Medresesi: Anadolu Selçuklu
Sultanı III. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında 1271 yılında yapılan medrese, taç
kapıdaki taş işçiliğiyle, girişin solunda yer alan türbe çinileriyle önemlidir.
Bu kadar zengin tarih ve kültür mirasına
sahip, açık hava müzesi olan ilimiz, maksatlı ve bilinçli olarak, her alanda
olduğu gibi turizm alanında da geri bırakılmış ve bu eserlere hak ettikleri
ilgi gösterilmemiştir.
İlimiz, her alanda yetiştirdiği
insanlarla, Türk kültürüne büyük hizmetlerde bulunmuştur. Sağlam tarihî
dokusunu "göl yerinde su eksik olmaz" atasözünü teyit edercesine,
Selçuklu, Eratna, Danişment ve Osmanlı bileşkesiyle meydana getirdiği bir
medeniyet beşiği olan Sivas, yetiştirdiği büyük şair, ilim ve devlet adamları
itibariyle, verimli bir beldedir. Kadı Burhanettinleri, İbni Humamları, Molla
Hüsrevleri, Hasan ve Behram Paşaları yetiştiren Sıvas, Pir Sultan Abdalları,
Muzaffer Sarısözenleri ve özellikle de âşıklık geleneğinin dost ve gönül adamı
Âşık Veysel'i bağrından çıkarmıştır, adına festivaller düzenlenmektedir.
"Ben giderim adım kalır,
Dostlar beni hatırlasın,
Düğün olur bayram gelir,
Dostlar beni hatırlasın"
diyen Âşığımızı, adına düzenlenen
festivalle 9-10-11 Temmuz 2004 tarihlerinde hatırlıyoruz ve tüm
vatandaşlarımızı ve özellikle siz sayın vekillerimizi festivalimize bekliyoruz.
Sayamayacağımız kadar çok kültürel ve
tarihî esere sahip Sivasımızın mevcut ecdat yadigârlarının korunmasını, bakım
ve onarımının yapılıp bir an önce Türk turizmine kazandırılmasını ve görkemli,
ihtişamlı günlerine dönmesini sabırsızlıkla beklemekteyiz.
Sanayide geri kalmış illerimiz için
hükümetimizin çıkarmış olduğu teşvik yasasından faydalanan ilimiz, sanayi şehri
olma yolundadır. Bu yasadan daha fazla faydalanabilmek için bütün
işadamlarımızı Sivas'a yatırım yapmaya bekliyoruz. Yatırımcıya yardımcı olmak
için elimizden gelen bütün gayreti sarf edeceğimizi buradan ifade etmek
istiyorum.
Sivas'ın turizmden de hak ettiği payı
alması için, doğal zenginlikleri, gölleri, şelaleleri, kaplıcaları ve tarihî
eserleriyle bir açık hava müzesi ve kültür merkezi olan Sivas, Kültür ve Turizm
Bakanlığından, daha fazla tanıtım, daha fazla ilgi, beklemekte ve ekonomik
kazanımlardan da nasibini almayı istemektedir.
Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son
verirken Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Taş.
Sayın milletvekilleri, gündemdışı
konuşmalar tamamlanmıştır.
Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları
vardır.
Bu bölümünde okunacak tezkereler ve diğer
metinler uzun olduğundan, Kâtip Üyemizin oturduğu yerden okumasını oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Genel görüşme önergesi vardır; okutuyorum:
B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI
Önergelerİ
1. - Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt ve 22 milletvekilinin, tarımsal destekleme
politikalarının amaç ve ilkeleri ile tarımsal sorunların tespit edilmesi ve
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla genel görüşme açılmasına ilişkin
önergesi (8/16)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Tarım politikalarının genel amaçları,
tarımsal üretimin iç ve dış talebe uygun bir şekilde gelişmesini sağlamak,
yeterli ve güvenilir gıda arzının sağlanması, tarımsal işletmelerin
altyapılarının geliştirilmesi, tarımsal sanayiinin geliştirilmesi ve üretim
sanayii entegrasyonunun sağlanması, tarım sektörünün kredi ve finansman
ihtiyacının karşılanmasına ilişkin düzenlemeler yapılmasını sağlamak, kırsal
kalkınma ve tarım sektöründeki refah düzeyini yükseltmektir.
Ancak, uygulanan yanlış politikalar
sebebiyle ülkemizde tarımla uğraşan çiftçilerimiz perişan durumdadır. Buna
rağmen, işsizliğin yüzde 40'ını istihdam eden çiftçimiz, tarımsal üretim
yapabilmek için canını dişine takarak çalışmaktadır.
Tarımla uğraşan vatandaşlarımızın
sıkıntılarını biraz olsun hafifletebilmek, tarımsal destekleme politikalarının
amaç ve ilkelerinin saptanmasını sağlamak ve tarımsal sorunların belirlenerek
acil çözüm önerileri getirebilmek için Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 nci ve
103 üncü maddeleri uyarınca genel görüşme açılmasını istiyoruz.
Gereğini saygılarımızla arz ederiz.
3.6.2004
1. Ensar Öğüt (Ardahan)
2. Şevket Arz (Trabzon)
3. İzzet Çetin (Kocaeli)
4. Salih Gün (Kocaeli)
5. Halil Ünlütepe (Afyon)
6. Mustafa Gazalcı (Denizli)
7. İsmet Atalay (İstanbu)l
8. Atilla Kart (Konya)
9. Necati Uzdil (Osmaniye)
10. Ali Rıza Gülçiçek (İstanbul)
11. Mustafa Özyurt (Bursa)
12. Osman Özcan (Antalya)
13. Atila Emek (Antalya)
14. Abdulkadir Ateş (Gaziantep)
15. İsmail Değerli (Ankara)
16. Ayşe Gülsün Bilgehan (Ankara)
17. Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)
18. İdris Sami Tandoğdu (Ordu)
19. Nurettin Sözen (Sivas)
20. Halil Tiryaki (Kırıkkale)
21. İlyas Sezai Önder (Samsun)
22. Mevlüt Coşkuner (Isparta)
23. Zekeriya Akıncı (Ankara)
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve genel
görüşme açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Meclis araştırması önergesi vardır;
okutuyorum:
2. - İzmir
Milletvekili Hakkı Ülkü ve 22 milletvekilinin, Gediz Nehrindeki kirlenmenin
sebeplerinin ve sorumlularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Kütahya Murat Dağı eteklerinden doğan ve
İzmir'in Menemen ve Foça İlçeleri arasından denize dökülen Gediz Nehri, Ege
Bölgesi için yaşamsal önemdedir. Etrafında Türkiye nüfusunun yüzde 4'ünü
barındıran ve 4 il, 17 ilçe, 32 belde ve 74 köy yerleşiminin olduğu Gediz
Nehri, endüstriyel ve evsel zehirli atıkların arıtma tesisleri olmaksızın nehre
dökülmesi nedeniyle çevre kirliliğine maruz kalmaktadır. Gediz Nehrinin
taşımakta olduğu zehirli atıklar halk sağlığını ciddî bir biçimde tehdit
etmektedir.
Gediz Nehrinin zararlı ve tehlikeli
atıklardan arındırılması, kirlenmesinde sorumlu olanların tespiti ve alınması
gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, TBMM İçtüzüğünün
104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz
ederiz.
1 - Hakkı Ülkü (İzmir)
2 - Muharrem Toprak (İzmir)
3 - Bayram Ali Meral (Ankara)
4 - Mustafa Erdoğan
Yetenç (Manisa)
5 - Şevket Gürsoy (Adıyaman)
6 - Turan Tüysüz (Şanlıurfa)
7 - Ali Kemal Kumkumoğlu (İstanbul)
8 - Zeynep Damla Gürel (İstanbul)
9 - Mehmet Yıldırım (Kastamonu)
10 - Hasan Fehmi Güneş (İstanbul)
11 - Mehmet Küçükaşık (Bursa)
12 - İdris Sami Tandoğdu (Ordu)
13 - Mustafa Gazalcı (Denizli)
14 - Ufuk Özkan (Manisa)
15 - Nuri Çilingir (Manisa)
16 - Mehmet Ali Arıkan (Eskişehir)
17 - Salih Gün (Kocaeli)
18 - Mehmet Vedat Yücesan
(Eskişehir)
19 - Nejat Gencan (Edirne)
20 - Ali Kemal Deveciler (Balıkesir)
21 - Yavuz Altınorak (Kırklareli)
22 - Halil Akyüz (İstanbul)
23 - Hüseyin Güler (Mersin)
Gerekçe:
Dünyada çevre bilinci ve çevreye uyumlu
teknolojiler geliştirme yönünde çalışmalara ağırlık verilirken, Türkiye'de
böyle bir sorun yok sayılarak bilinçsizce çevre yok edilmektedir. Endüstriyel
ve evsel atıkların kontrolsüzce akarsulara bırakılması, büyük çevre
felaketlerine yol açmakta ve dolayısıyla insan sağlığını tehdit etmektedir.
Kaynağı Murat Dağı olan Gediz Nehri de
yoğun olarak çevre kirliliğine maruz kalmaktadır. Geçmekte olduğu yerleşim
birimlerinden özellikle Uşak'ta Uşak Organize Sanayi Bölgesinin zehirli
endüstriyel atıkları, Manisa'nın ilçelerindeki sanayi tesislerindeki
endüstriyel atıkları ve akarsu boyunda bulunan belediyelerin
kanalizasyonlarından etkilenmektedir. Arıtma yapılmaksızın dökülen atıklar,
akarsuyun kanserojen maddeleri yoğun olarak taşımasına neden olmaktadır.
Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri
ve Teknoloji Enstitüsünün yapmış olduğu ölçüm sonuçlarına göre, Gediz Nehri,
İzmir Körfezine yılda ortalama 1 893 kilo nikel, 790 gram çinko, 148 kilo cıva
ile 55 gram kadmiyum taşımaktadır. Ayrıca yılda 22 ton kimyasal kirletici
olarak organik yük girdisini de Körfeze akıtmaktadır. Bunların sonucunda Kuş
Cenneti ve Çamaltı Tuzlası kirlenmekte, nehirden yapılan sulama nedeniyle tarım
arazileri kullanılamaz hale gelmektedir.
Bir yandan Aliağa çevresinde bulunan
demir-çelik fabrikalarından çıkan kükürtdioksit, diğer yandan Gediz Nehrinden
ve nehirden alınan sudan binlerce dekar arazi âdeta çoraklaşma tehlikesiyle
karşı karşıyadır.
Bu nedenle, konunun Meclis araştırmasıyla
aydınlığa kavuşturulması ve gerekli önlemlerin alınmasını sağlayacak irade ve
kararlılık en kısa sürede alınmalıdır.
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis
araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine
göre verilmiş, 2 adet tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup, oylarınıza sunacağım.
C) Tezkereler ve Önergeler
1. - Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler ile Çevre ve Orman Bakanı Osman
Pepe'nin Almanya'ya yaptıkları resmî ziyarete katılacak milletvekillerine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/592)
22.6.2004
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Dr.
Mehmet Hilmi Güler ile Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin, 1-4 Haziran 2004
tarihlerinde Bonn'da düzenlenen Uluslararası Yenilenebilir Enerji Konferansına
katılmak üzere bir heyetle birlikte Almanya'ya yaptığı resmî ziyarete, ekli
listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu
konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini
arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste
Nejat Gencan (Edirne)
Soner Aksoy (Kütahya)
BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İkinci tezkereyi okutuyorum:
2. - Devlet
Bakanı Kürşad Tüzmen'in Suriye'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/593)
23.6.2004
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in,
görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 29 Mayıs-2 Haziran 2004
tarihlerinde Suriye'ye yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı
milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar
Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini
arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste
Akif Gülle (Amasya)
Mustafa Tuna (Ankara)
Nurettin Aktaş (Gaziantep)
Mehmet Sarı (Gaziantep)
Fatma Şahin (Gaziantep)
Ahmet Uzer (Gaziantep)
Züheyir Amber (Hatay)
Fuat Çay (Hatay)
Gökhan Durgun (Hatay)
Mehmet Eraslan (Hatay)
Mehmet Soydan (Hatay)
İsmail Soylu (Hatay)
Abdulaziz Yazar (Hatay)
Nevzat Pakdil (Kahramanmaraş)
Hasan Kara (Kilis)
Selahattin Dağ (Mardin)
Nihat Eri (Mardin)
Mehmet Beşir Hamidi (Mardin)
Vahit Çekmez (Mersin)
Ali Oksal (Mersin)
Mehmet Sarı (Osmaniye)
Şükrü Ünal (Osmaniye)
Zülfükar İzol (Şanlıurfa)
Mahmut Kaplan (Şanlıurfa)
Mehmet Atilla Maraş (Şanlıurfa)
Mehmet Vedat Melik (Şanlıurfa)
A. Müfit Yetkin (Şanlıurfa)
BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır;
okutup, oylarınıza sunacağım.
IV. -
ÖNERİLER
A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ
1. -
Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
No. : 85 Tarihi: 24.6.2004
Gelen Kâğıtlar listesinde yayımlanan ve
dağıtılmış bulunan 613 sıra sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal
Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısının 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 5 inci sırasına
alınması ve diğer işlerin buna göre teselsül ettirilmesinin Genel Kurulun
onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görüşmüştür.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Salih Kapusuz Ali
Topuz
AK Parti Grubu Başkanvekili CHP
Grubu Başkanvekili
BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmına geçiyoruz.
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1. - Adlî
Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S.
Sayısı: 146)
2. - Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve
Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
3. -
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri
ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun
Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim
Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon
raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini
erteliyoruz.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının
müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4. - Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.
Sayısı: 349)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Komisyon bulunmadığından tasarının
müzakeresini erteliyoruz.
Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu,
Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun
müzakerelerine başlıyoruz.
5. - Kamu
Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/828) (S. Sayısı: 613) (x)
BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır.
Hükümet?.. Hazır
Komisyon raporu 613 sıra sayısıyla
bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde, gruplar adına söz
isteği vardır; ancak, Hükümet adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız söz
istemişlerdir.
Buyurun Sayın Bakanım.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT
BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerimin
başında, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu tasarının görüşülmesine öncelik
tanıdığınız için, Başkanlık Divanı başta olmak üzere, değerli grup
yöneticilerimize de çok teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, bu tasarının
getirdiği değişiklikleri, sizlere, kısaca arz etmek istiyorum. Bu tasarı, iki
önemli yasada değişiklik öngörüyor. Bunlardan birisi, Sosyal Sigortalar
Kanununun bazı hükümlerinin değiştirilmesine ilişkin değişikler içermekte. Bir
diğer önemli değişiklik de, 4688 sayılı
(x) 613 S. Sayılı
Basmayazı tutanağa eklidir.
Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasının bazı maddelerinin
değiştirilmesidir. Hepinizin bildiği gibi, 4688 sayılı Kamu Görevlileri
Sendikaları Yasası, 2001 yılından itibaren uygulanmaktadır. Yasanın, 2001
tarihinden bugüne kadar geçen uygulama süreci içerisinde, bazı aksaklıklarının
olduğu, hem konfederasyonlarımız tarafından hem de Bakanlığımız tarafından
tespit edilmiş ve konfederasyonlarımızla yapılan toplantılar neticesinde, biraz
sonra maddelerine geçeceğimiz bu değişiklik tasarısının yapılması zarureti
ortaya çıkmıştır.
Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası, demin
de ifade ettiğim gibi, uygulama alanına, çok az bir süre önce geçmiş bir
yasadır. Bu yasanın değiştirilmesi gereken daha çok maddesi var, daha çok köklü
değişiklikler yapılması gerekir şeklinde bir yorum getirilirse, bu yorum
haklıdır. Biz de, bakanlık olarak, gerek Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında
gerekse 2821 sayılı ve 2822 sayılı Yasalarda önemli değişikliklerin yapılması
zaruretine inanıyoruz.
Yine, konfederasyonlarımızla yapmış
olduğumuz genel mutabakat çerçevesinde, Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında
yapacağımız değişikliklerin, şu anda Mecliste görüşülmekte olan Kamu Yönetimi
Temel Kanunu Tasarısı, İl Özel İdareleri Yasası ve Belediyeler Yasasının en son
şekillenmiş ve netleşmiş durumundan sonra, Kamu Görevlileri Sendikaları
Yasasında, bu bahsetmiş olduğumuz köklü değişikliklerin yapılması konusunda da
bir anlayış birliğine varılmış bulunulmaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu
eksikliklerine, bu aksaklıklarına rağmen, 4688 sayılı Yasa, kamu çalışanlarımız
ile devlet arasında ilk kez bir sosyal diyalog mekanizması kurulması açısından
önem taşımaktadır. Yetkili sendikalarımız, iki yıldır, hükümetle, bu manada,
toplugörüşme gerçekleştirmiş bulunmaktadırlar.
Değerli milletvekilleri, neler
değiştiriyoruz, neleri amaçladık; kısaca, onları da ifade etmek istiyorum. Bu
değişikliklerde, özellikle, sendikalarımızın şikâyetçi olduğu, üyelikle ilgili
sıkıntıları büyük ölçüde gidermeyi hedefledik ve buna dair düzenlemeler
gerçekleştirdik. Bunun dışında, sendikalarımızın yetki konusundaki
sıkıntılarını gidermek, onların sendikal rekabeti konusunda herkesin emin
olabileceği sağlam bir kayıt düzenini getirmek için, bu yasada önemli
değişiklikler yapılmaktadır.
Yine, sendika üyesi tüm kamu
görevlilerinin, hiçbir koşula bağlı olmaksızın, üyelik aidatlarının kaynaktan,
yani üyenin çalıştığı işyerinde, maaş bordrosu üzerinden kesilmesi bu
düzenlemeler arasında yer almaktadır. Yetkili sendikaları belirleme usulünde
uygulamada yaşanan sıkıntıların giderilmesi amacıyla, yine aidat kesintileri
baz alınacak, listeler, yetki tespitinde önem kazanacaktır.
Bunun dışında, aylıksız izne ayrılmaları,
bu durumda, kendilerinin, eş ve çocuklarının sağlık durumları, keza,
kendilerinin kademe ilerlemesi gibi hususlar da bu tasarıya derc edilmiş
bulunmaktadır.
Yine, tasarının getirmiş olduğu
değişikliklerden birisi de şudur: Bugüne kadar, sendikaların, gerek karşılıklı
olarak birbirleri aleyhine açmış olduğu davaların gerekse Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı aleyhine açmış olduğu davaların ve ihtilafların da bu tasarı
metninde yapılan düzenlemeyle sona erdirilmesi amaçlanmaktadır.
Kısaca, uygulamada gördüğümüz aksaklıkları
giderecek, sendikal örgütlenme konusunda kamu görevlileri sendikalarımıza
önemli imkânlar sağlayacak bu tasarı, umuyorum, hayata geçtiği zaman,
uygulamadaki aksaklıkları büyük ölçüde gidermiş olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarımızın
ikinci bölümü, Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa ilişkin bulunmaktadır.
Buradaki değişiklikleri de izninizle kısaca arz etmek istiyorum.
Bunlardan birincisi şudur: Kayıtdışı
istihdamı önlemek ve inşaat sektöründe çalışanların sosyal güvenliklerinin
sağlanması amacıyla resmî makamlarca düzenlenen inşaat yapı ruhsatlarının bir
ay içerisinde Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirilmesi öngörülmektedir.
Yine, yapmış olduğumuz önemli bir
değişiklik, SSK primine esas kazanç alt sınırı ile asgarî ücret eşitlenmiş
bulunmaktadır. Bu, bugüne kadar çok büyük tartışmalara neden olmuştur.
Özellikle işletmeler açısından, asgarî ücretle SSK primine esas alt kazanç
sınırı arasındaki farklılıktan dolayı bugüne kadar ileri sürülen şikâyetler
giderilmiş olacaktır. Bunu rakamla ifade etmem gerekirse -daha iyi açığa
kavuşacağına inanıyorum- bizim bugüne kadar uygulamış olduğumuz SSK primine
esas alt kazanç sınırı 549 000 000 liradır; yani, işverenimiz bu 549 000 000
lira üzerinden SSK primini ödemekteydi; ancak, bu düzenlemeyle, artık, bu sınır
asgarî ücrete eşitlenmiş bulunuyor. Asgarî Ücret Komisyonumuzun dün ilan ettiği
rakam 444 000 000 liradır; yani, 549 000 000 liradan 444 000 000 liraya bu alt
kazanç sınırı inmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu inişten dolayı
işletmelerimizin sigortalı başına yaklaşık 38 000 000 liralık bir avantajı söz
konusudur.
Yine, diğer bir düzenleme, isteğe bağlı ve
topluluk sigortası yoluyla prim ödeyen sigortalılarımızın prim oranı yüzde
30'dan yüzde 25'e düşürülmüş bulunmaktadır.
Diğer bir düzenleme ise, SSK emeklileri ve
geçindirmekle yükümlü oldukları yakınlarının ilaç ve tıbbî araç gereçler için
ödemiş oldukları katkı paylarının da bundan sonra kaynağından kesilmesi
öngörülmektedir.
Değerli milletvekilleri, burada, izninizle
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak istiyorum; Bütçe Komisyonunda çok
spekülasyon yarattı; bu konu da şudur: Basınımızda da "işverenin ödeyeceği
SSK priminin işverenden alınacağı" şeklinde bir yanlış anlama söz konusu
oldu; onu, izninizle burada açıklamak istiyorum. Öncelikle, bu değişiklik
konusu bizim çalışma arkadaşlarımız tarafından hazırlanmış ve Plan ve Bütçe
Komisyonuna getirilmiş bir konudur; konunun esası da şudur:
Değerli milletvekilleri, mutlaka, hepiniz
yakından biliyorsunuz, kayıtlı çalışan işçilerin çalışmaları Sosyal Sigortalar
Kurumuna bildirilip, bunun karşılığında primleri ödenmediği zaman, gerek
emeklilik açısından gerekse SSK'daki sağlık hizmetleri açısından herhangi bir
sıkıntı söz konusu değildir; yani, işveren, yanında çalıştırmış olduğu işçisinin
kayıtlarını, bordrosunu SSK'ya bildirdiği sürece, primini ödemese bile, Sosyal
Sigortalar Kurumu, bu vatandaşımızı, bu sigortalımızı emekli etmekte ve sağlık
hizmetlerinden yararlandırmaktadır. Plan ve Bütçe Komisyonunda gündeme
getirilen konu bu değildir. Plan ve Bütçe Komisyonunda gündeme getirilen konu,
kayıtdışı çalıştırılmış bir vatandaşımızın, açmış olduğu tespit davasıyla,
hizmetlerinin tespit edilmesine ilişkindir. Daha açık bir ifadeyle, bundan on
yıl evvel herhangi bir işyerinde çalışmış çalışanımız, kardeşimiz mahkemeye
başvurarak bu çalışmalarını tespit ettiriyor; diyor ki: "Ben filan
işyerinde beş yıl süreyle, on yıl süreyle çalıştım; ama, işveren, benim
çalışmama ilişkin bildirgeyi, bordroyu Sosyal Sigortala Kurumuna vermedi;
dolayısıyla, kayıtdışı bir çalıştırma söz konusu." Mahkemede, bunu, diğer
deliller ve şahitler vasıtasıyla ortaya koyuyor, hizmet tespitine hak
kazanıyor; ama, Kuruma gelip, beni yaşlılık aylığına hak kazandırın, beni
emekli edin dediği zaman, SSK mevzuatının 60 ıncı maddesine ve Yargıtay içtihatlarına
göre, tespit ettirmiş olduğu hizmet süresinin karşılığı olan primlerin ödenmesi
isteniyor kendisinden. Yani, buradaki esas espri, çalışanımızı korumak ve onu
yaşlılık aylığına hak kazandırmak konusu. Şu anda, bu konuda yargıda açılmış
birçok dava var; ama, maalesef, bu şekilde, hizmet tespiti yaptırdığı halde,
yaşlılık aylığına hak kazanmayan çalışanlarımız var.
Arkadaşlarımız, bu mağduriyetlerin
giderilmesi için, yani, bir yerde, işverenin ölmesi halinde veyahut da birikmiş
prim alacaklarının tahsil edilmemesi durumunda, zımnî de olsa, eğer, işçi
"kardeşim, ben emekli olmak istiyorum, bu primleri de kendim
ödeyeceğim" noktasına gelirse diye, arkadaşlarımız böyle bir imkânı
tanımak için, bir değişiklik önergesi hazırlayıp Plan ve Bütçe Komisyonuna
takdim ettiler. Ama, maalesef, Türkiye'de, bir körler sağırlar diyaloğu yaşanıyor,
toz duman içerisinde, gerçek konular tartışılmıyor.
Biz, Değerli Milletvekillerimiz Alaattin
Büyükkaya Beye ve Mehmet Sekmen Beye rica ettik; bu espri içerisinde -işçiyi
koruyan bir hüküm olduğunu ifade ederek- sağ olsunlar, onlar da, bu önergeye
imza koydular. Bu önergeye, onlar değil, başka arkadaşlarımız da imza
atabilirdi; bu anlayış içerisinde, Cumhuriyet Halk Partisine mensup
arkadaşlarımız da bu anlayış içerisinde bu önergeye imza atabilirlerdi; ama,
gelin görün ki, arkadaşlarımız, bu konuda, hiç hak etmedikleri şekilde,
maalesef, sanki, işçi karşıtıymış, işçi düşmanıymış gibi bir muameleye tabi
tutuldular; bunu hiç hak etmediler. Ben, huzurunuzda, biz vesile olduğumuz
için, kendilerinden, gerçekten özür diliyorum. Her iki milletvekilimiz de,
çalışanlarımız lehine hangi düzenlemeyi getirdiysek, gerçekten büyük destek
oldular. O sebeple, hak etmedikleri böyle bir muameleye muhatap kaldıkları için
-bir ölçüde de, biz, kendi meramımızı gerçek manada anlatamadığımız için-
onlardan özür diliyorum; gerçekten, onlar, böyle bir muameleyi hak etmediler.
Şimdi ne yapacaksınız; şimdi yapacağımız
şudur: Genel Kurulumuz da uygun görürse, bu tartışmalı maddenin tasarı
metninden çıkarılmasını istiyoruz. Peki, tasarı metninden çıkarıldığı zaman
sorun bitecek mi; bitmeyecek; ama, bunu, Yargıtay ve gruplarımızla da
görüşerek, bu vatandaşlarımızın, bu çalışanlarımızın emekliliklerine ilişkin
nasıl bir hak sağlayabiliriz; buna dair yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyoruz.
Benim arzım bundan ibaret. Bütün gruplara
ve Başkanlık Divanına çok teşekkür ediyor; bu tasarının, çalışanlarımıza,
sendikal harekete hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.
Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu
adına, Ordu Milletvekili Sayın Cemal Uysal; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA CEMAL UYSAL (Ordu) -
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının
tümü üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlarken, hepinizi
saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Bugün, sosyal politikanın iki temel
kurumuyla ilgili önemli sayılabilecek, gerçekten de önemli değişiklikler
gündemdedir. Sosyal güvenlik sistemi ve sendikal faaliyetler, gerçekten de tüm
dünyada sosyal politikanın temel unsurlarıdır. Sendikal faaliyet, özellikle 20
nci Yüzyılda işçilerin haklarının alınmasında, sadece standart ücret artışı
değil, aynı zamanda, sosyal ve ekonomik diğer haklarının alınmasında da
fevkalade önemli olmuştur demokrasilerde ve özellikle işçi ve işveren
ilişkileri -şimdi, buna, modern çağda "endüstriyel faaliyetler"
diyoruz- çok önemli bir hale gelmiştir. İş barışının sağlanması, üretimin
artması, refahın artması, işçilerin haklarının verilmesi, bir diyalog içerisinde,
devlet, işçi ve işverenin karşılıklı anlayışlarıyla gerçekleşmektedir.
Daha iki gün evvel, partimiz tarafından
düzenlenen uluslararası bir panelde çok değerli bir profesör "devlet,
sosyal politika uygulamasında gereklidir; ama, yeterli değildir" dediler.
Gerçekten de, devlet yeterli değildir, onun yanında, mutlaka, bir sivil toplum
örgütü olarak sendikal faaliyetin de bulunması gerekir.
20 nci Yüzyılda çok gelişen sendikal
faaliyet, birçok olumsuzluklara rağmen, gerçekten de, kapitalist sistemin
girdiği yörüngede rahatça ilerlemesi bakımından; yani, işçilerin belli oranda
frenlenmesi bakımından fevkalade önemli olmuştur. Bunun, taa bidayetine
gittiğimiz zaman, 1700'lü yıllarda buhar makinesinin tatbikiyle başlayan sanayi
devriminden sonra -özellikle 18 inci Yüzyılın sonunda ve 19 uncu Yüzyılda-
ortaya çıkan büyük hareketler, özellikle köylerden şehirlere koşan ve
şehirlerde çok kötü şartlarda çalışan ve yaşayan işçilerin haklarının
korunmasında fevkalade önemli olmuştur.
Bir gerçek daha var; o da, özellikle 20 nci Yüzyılın sonlarına doğru
globalleşme kültürünün, globalleşme paradigmasının artmasıyla birlikte tüm
dünyada sendikal faaliyette bir yavaşlama ve bir zayıflama olmuştur; ama, biz
inanıyoruz ki, bu, bir geçiş dönemidir ve sendikal faaliyetlerin mutlaka
güçlendirilmesi gerekir.
Tabiî, sendikal faaliyet, özellikle
işçilerin sosyal ve ekonomik haklarıyla ilgili olmalıdır. O bakımdan da, bunun,
dünyada, özellikle Avrupa kültüründe -bizim Türkiye'de de sendikal faaliyetler
çok faydalı oldu- çok ayrı bir yeri vardır; ama, oralarda, özellikle 20 nci
Yüzyılın sonlarına doğru; yani, 2000'li yılların başına gelmeden önce birçok
hareket oldu ve şu anda sendikal faaliyet biraz pasif bir duruma geldi. Biz
-tekrar ediyorum- bunun gelişmesine taraftarız. Tabiî, bunu kim geliştirecek;
İş Kanunu -ki, çalışma hayatını düzenleyen temel bir kanundur- Grev ve Lokavt
Kanunu, Sendikalar Kanunu ve bu kanun çerçevesinde alınacak tedbirler,
gerçekten de sosyal politikanın temel vasıtalarını göstermektedir.
Çok değerli kardeşlerim, Sayın Bakanım
burada gerek 506 sayılı Kanunda gerekse Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda
bu tasarıyla getirilen yenilikleri tek tek anlattığı için, ben, bunların
üzerinde durmayacağım.
Tabiî, bu arada, Sosyal Sigortalar
Kanununda yapılmakta olan değişiklikler de gerçekten önemlidir; çünkü,
Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi, sosyal yardımlar, sosyal sigortalar ve
sosyal hizmetlerden oluşmaktadır. Tabiî, Türkiye'de sigorta sistemi, hukukî
statüye göre değil de, genellikle memurların hukukî statüsüne göre kurulmuştur.
İşte, işçiler Sosyal Sigortalar Kurumuna tabidir, memurlar Emekli Sandığına
tabidir, serbest çalışanlar da Bağ-Kura tabidir; ama, tabiî, bunun da, artık,
sonuna gelindi, biraz sonra ondan da bahsedeceğim. Sosyal güvenlik sistemi
geçmişte çok yıprandı. Ben, şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Tabiî, Sosyal
Sigortalar Kurumu -özellikle burada söz konusu olduğu için ifade ediyorum-
hakkında çok şeyler söylendi; ama, bugün Türkiye'de nüfusun yüzde 50'sinden
fazlasına sağlık hizmeti sunan ve Türkiye nüfusunun genelde uzun ve kısa vadeli
sigorta kolları itibariyle yüzde 35'ine hizmet veren bir kurumdur. Sosyal
Sigortalar Kurumu, esasında, devlet tarafından da geçmişte çok kullanılmıştır,
hem fonları kullanılmıştır hem de yeşilkart çıkmadan evvel dargelirli insanlar,
özellikle belli hastalıklarında, mesela diyalize girme ve bunun gibi birçok
hastalıklarında sigortalı yapılmak suretiyle; yani, bir işte çalışmadığı halde,
belli yerlere sigortalı yapılmak suretiyle, Sosyal Sigortalar Kurumundan sağlık
hizmeti almışlardır.
Tabiî, daha sonra birtakım sistemler
geliştirildi; yani, özellikle, sağlık hizmetinde staj süreleri artırıldı; ama,
sosyal güvenlik sisteminin esas handikabı, sosyal güvenlik fonlarının,
özellikle, bundan onbeş yirmi yıl önceki bir dönemde çok kötü bir şekilde kamu
finansmanında kullanılmasıdır. Enflasyonun yüzde 50-60 olduğu dönemlerde,
bugünkü parayla 20 milyar dolara yakın sosyal güvenlik fonu, yüzde 17, yüzde 22
faizle, enflasyonun yüzde 50, yüzde 60, yüzde 40 olduğu dönemlerde kullanılmış,
aktuaryel birikimler erimiş ve sosyal güvenlik sistemi, maalesef, bugün, kamu
finansmanına, devlet bütçesine muhtaç bir duruma gelmiştir. Türkiyemizde kriz
yaratanlar, bunun ismini koymaktan da geri kalmıyorlar. 2001 yılında meydana
gelen büyük ekonomik krizi yaratanlar "cumhuriyet tarihinin en büyük
ekonomik krizini yaşıyoruz" dediler; hem krizi yarattılar hem de bunu
söylediler. Sosyal güvenlik fonlarını, özellikle enflasyon ortamında kamu
finansmanında kullananlar ve reel getiri itibariyle sosyal güvenlik fonlarını
yok edenler, buna "karadelik" adını verdiler; bu, fevkalade üzücüdür.
Şimdi, sosyal güvenlik kuruluşları, Türkiye'de, Emekli Sandığı, Sosyal
Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur, devletten, 2004 bütçesinden 16 katrilyon
finansman desteği alacaklar maalesef; ama, Sosyal Sigortalar Kurumu, özellikle
primli rejime dayandığı için, edim-karşı edim ilkesine dayandığı için, mutlaka yaptığı
hizmetin primini almak zorundadır.
Bir sosyal yardım çıkarıldı. Sosyal
yardım, primi alınmayan bir yardım olduğu için, bunun, mutlaka, o zaman, bundan
onbeş yirmi sene evvel devlet tarafından finanse edilmesi lazımdı. Evvela,
sigortanın aktuaryel hesaba göre ödemiş olduğu emekli aylıklarının yüzde 15'i
olan sosyal yardımlar, daha sonra yüzde 45'ine kadar çıktı. Hiç primini
almadığı halde emekli aylıklarına ilaveten, aşağı yukarı yüzde 40 oranında
daha, emeklilere ödeme yapıldı. Ben, emeklilere yapılan bu ödeme için bir şey
söylemiyorum, devletin buradaki politikasını söylüyorum. Bu politika, bundan
onbeş yirmi yıl önceki politikadır.
Sosyal güvenlik rejimleri özellikle
aktuaryel hesaba dayandığı için, rant sigortasının bugünkü topladığı primler,
yirmi yirmibeş sene sonraki emeklilik riskini, yaşlanma riskini finanse edecek
bir model olarak düşünüldüğünden, reel olarak biriken fonların staj süresinde
mutlaka reel değerlerinin korunması gerekirdi; korunmadı.
Benim Sosyal Sigortalar Kurumunda
bulunduğum on onbeş sene evvel, bizim, banka sisteminde 10 milyar dolar paramız
vardı. İşte, yıllarca beraber çalıştığım arkadaşlarım burada, 10 milyar dolar
paramız vardı; ama, esasında, Sosyal Sigortalar Kanununda bu fonların kullanımı
nispî olarak belirtildiği halde, kamu finansmanına yüzde 40 veya devlet
tahviline yüzde 40, bankalara şu kadar yatırılır diye, finansman tahsisi orada
belirtildiği halde, her sene bütçe kanunlarına konulan hükümlerle, maalesef, bu
tahdit kaldırıldı; fonlar, Devlet Yatırım Bankası kanalıyla KİT'lerin
finansmanında kullanıldı. Yani, Sosyal Sigortalar Kurumu, gizlice KİT'leri,
(kamu iktisadî teşebbüslerini) finanse etti ve bugünkü duruma geldi.
Çok değerli kardeşlerim, sosyal güvenlik
sistemi on, onbeş, yirmi senede biriktirmiş olduğu fonları staj süresinde
emekli aylığı bağlamaya yoğun olarak girdiği zaman -ki, Sosyal Sigortalar
Kurumu buna 1975'lerde girdi- eğer, önünde, bu riski ileride karşılayacak bir
kaynak yoksa, mutlaka krize girer ve ondan sonra da sosyal güvenlik sistemini
düzeltmek mümkün olmaz. Bakın, bugün, inşallah, devlet bütçesindeki açıkları
Türkiye düzeltecektir; ama, sosyal güvenlik sistemini düzeltmesi fevkalade
zordur. Bunu, özellikle işaret etmek istiyorum.
Bugün, sosyal güvenlik bütçesi Türkiye'de
48 katrilyondur, aşağı yukarı, 30, 35, 40 milyar dolar seviyesindedir. Düşünün,
48,8 katrilyonluk harcama yapacak olan sosyal güvenlik sistemi var, diğer
taraftan da, özelleştirmenin dışındaki KİT'lerin de tüm gelirleri 44 katrilyon;
yani, KİT rejiminin de üzerinde bir malî büyüklüğe ulaşmıştır. Tabiî,
genellikle, sosyal güvenlik sistemi, hem uzun vadeli hem de kısa vadeli sigorta
konuları itibariyle, bugün, nüfusun yüzde 88'ine kadar gelmiştir; sağlık
hizmetleri bakımından yüzde 83'tür; aktif çalışanların, istihdamın yüzde
55-56'sına gelmiştir.
Sigorta rejimlerindeki iki, üç önemli konu
fevkalade sıkıntılıdır; bu da, aktif-pasif oranıdır. Yani, kaç çalışanın kaç
emekliyi finanse ettiği konusu fevkalade önemlidir; bu, maalesef 1,8'e
düşmüştür. Bunun, normal aktuaryel hesaplara göre değeri 4,5-5 olması lazım.
Tabiî, gerek sağlık gerekse sosyal
güvenlik, Avrupa'da ve Amerika'da da fevkalade sıkıntılıdır. Bu konuda,
özellikle sosyal güvenlik anlaşmalarıyla ilgili olarak, yıllarca, yurtdışında
veya yurtiçinde yaptığımız görüşmelerde, Avrupa rejimlerinin de sıkıntıda
olduğunu gördük. Hele 2020'li yıllarda Avrupa'da nüfus çok yaşlandıkça,
istihdamdaki bu daralma mutlaka orada da sosyal güvenlik sistemini sıkıntıya
sokacaktır.
Hatırlayacaksınız, Margaret Thatcher
zamanında, İngiltere'de, sosyal güvenlik sisteminde çok büyük kısıtlamalar
meydana getirilmiştir. Hatta, yine, iki gün evvel, partimizin, sosyal
güvenlikle ilgili düzenlemiş olduğu bir panelde, Avrupa Birliğinin bir
yetkilisi "Margaret Thatcher döneminde, Avrupa Birliği yasalarına sosyal
politikaların konulmamasını Margaret Thatcher istediği için, onu koyamadık,
ayrı protokol yaptık" demiştir. Yani, sosyal güvenlik, fevkalade nazik bir
konudur; ama, maalesef, Türkiye'de de dengeleri bozulmuştur.
Şimdi, tabiî, ne olacak?.. Bizim
hazırladığımız bir taslak var -daha tasarı haline gelmedi, komisyona
gönderilmedi- arkadaşlarımız tarafından hazırlanan bir taslak var. O taslakta,
sosyal güvenlik alanında, rejimlerin birleştirilmesi suretiyle, bir reforma
gidiliyor. Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı, emeklilik
sigortası olarak tek bir kurum haline getiriliyor ve ayrıyeten de, sağlık
sigortası kuruluyor. Sağlık sigortasını sağlık hizmetleriyle karıştırmayalım;
sağlık sigortası ve sağlık sigortası kurumu, emeklilik sigortası ve emeklilik
sigortası kurumu... Sağlık sigortası kurumu, münhasıran prim toplayacak; yani,
Emekli Sandığının, Bağ-Kurun ve Sosyal Sigortalar Kurumunun toplamış olduğu
primleri bu sağlık sigortası kurumu toplayacak ve aynı zamanda da, prim, bu
rejime tabi olmayanlar, yani, sigorta rejimi dışındakiler tarafından da
ödenecek ve prim ödeme gücü olmayanların primini de devlet ödeyecek. Böylece, sistem,
gerçekten de, hem kurumsal yapı itibariyle hem de norm ve standart birliğine yanaşma
bakımından çok daha rasyonel bir yapıya kavuşacak.
Çok değerli kardeşlerim, Türkiye'de, genel
sosyal sigorta rejiminin dışında, yani, devlet tarafından kurulan, iştirakliği
mecburî olan, devlet tarafından yönetilen ve prim esasına dayanan bu mecburî
sigortanın yanında, mutlaka, munzam mahiyette veyahut da onu destekleyecek
mahiyette sağlık sigortalarının, hayat sigortalarının, emeklilik sigortalarının
da kurulması lazım. Nitekim, bu Parlamentodan geçen yıl çıkardığımız bir
kanunla, bu alanda da önemli gelişmeler olduğu görülmektedir.
Çok değerli arkadaşlarım, özellikle
istihdam bakımından bütün dünyada çok önemli sıkıntılar var. Çok enteresandır
ve bu, ekonomi teorisinin de halledemediği bir konudur. Prodüktivite artıyor,
belki, prodüktivite artışı ekonominin nihaî hedefidir; yani, minimum maliyetle
maksimum fayda elde etmek, en az girdiyle en kaliteli ve en büyük üretimi elde
etmek ekonominin nihaî hedefidir. Bugün, buna prodüktivite devrimi deniliyor;
ama, işsizlik de artıyor. İşsizlik, bizim, Türkiye gibi emek arzının çok yüksek
olduğu, genç nüfusun bulunduğu bir ülkede değil, nüfus artışı yüzde 1'in altına
düşmüş ve nüfusu artmayan ülkelerde dahi, 30 000-40 000 dolar fert başına millî
geliri olan ülkelerde dahi sıkıntı yaratmaktadır. Bu ne olacak; ekonomi
teorisinin, mutlaka, buna da bir çare bulması lazım. Ben, bulacağına
inanıyorum; çünkü, bundan yirmi yıl evvel, bütün dünyada, enflasyon
konjonktüründe, bu enflasyona çare bulacak bir iktisatçı var mı diye söylenirdi;
artık, bu aşılmıştır. İnşallah, bir müddet sonra, bütün dünyada ve Türkiye'de,
ben, bunun da aşılacağına inanıyorum.
Çok değerli milletvekilleri, gerçekten de,
sosyal politika konusu fevkalade derin bir konudur ve oldukça da nazik bir
konudur, hem reel ekonomiyi ilgilendirmektedir hem de kamu finansmanını
ilgilendirmektedir. Enkaz edebiyatı yapmak istemiyorum; yalnız, şunu özellikle
ifade etmek istiyorum ki, belki, maliye tarihinin son otuz yıllık, kırk yıllık
döneminde, kamu maliyesinin bu kadar sıkıntıda olduğu ve sosyal güvenlik sisteminin
-zaten, yeni olduğu için, onun çok eski bir tarihi yok- bu kadar sıkıntıda olduğu bir dönem
yaşanmamıştır. Bakın, Türkiye bu sene 100 katrilyon lira, bütçeyle, vergi
tahsil edecek. Faize ödenecek para 66 katrilyon lira, sosyal güvenliğe ödenecek
de 16 katrilyon lira, toplam 82 katrilyon lira. Türkiye'nin tüm vergi
gelirlerinin yüzde 82'si faize ve sosyal güvenlik sektörüne gidiyor. Tamam,
sosyal güvenlik sektörünü kabul ediyorum, milyonlarca insana ödeniyor, bunun
kabul edilebilir bir tarafı var; ama, çok değerli milletvekilleri, belki 200
000 aileye. 66 katrilyon lira, yani, 50 milyar dolara yakın, maalesef, faiz
ödüyoruz.
Şimdi, bu, fevkalade kötü bir tablodur ve
özellikle, sosyal politikaların uygulanması bakımından, hem devletin üzerinde
hem sosyal güvenlik sektörü üzerinde hem işverenin üzerinde hem maalesef
işçilerimizin ve emeklilerimizin üzerinde büyük bir baskı yaratmaktadır. Bu
Parlamentonun, inşallah, bunu da halletmesi gerekir ve edecektir.
Ben, buna inanıyor, beni sabırla
dinlediğiniz için hepinizi saygı ve sevgilerle selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Uysal.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Eskişehir Milletvekili Sayın Cevdet Selvi; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA M.CEVDET SELVİ (Eskişehir)
- Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ilkönce, hepinizi saygı ve sevgiyle
selamlarım.
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları
Yasasında değişiklik yapan tasarıyla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve
şahsım adına görüş ve düşüncelerimizi aktarmak üzere huzurunuzdayım; ancak, bu
konuya geçmeden, öğleden önce, Ankara'da,
Başkentin ortasında patlayan bir bomba sonucu yaralanan iki polisimize acil
şifalar diliyor ve bunun son olmasını temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, Kamu Görevlileri
Sendikaları Yasası, çok kısa bir süre önce hükümetimiz tarafından değişikliğe
uğratıldı. Çok erkendi ve derhal, aradan çok uzun bir süre geçmemesine rağmen,
yasa, tekrar değişiklik için geldi ve yetersiz olduğu herkes tarafından da
söyleniyor.
Bu yasa, geçmiş yıllarda ve geçmiş dönemde
gündeme geldiğinde, bugün AKP milletvekili olup da o zaman ismi başka olan
partilerde bulunan pek çok milletvekili arkadaşım, o gün, yetersizliğini
belirtip, yapılacak işin bir anlam ifade eder hale gelmesini isterken, bizle
aynı görüş ve aynı düşüncedeydi; hatta, bu münakaşa, bu tartışma bu Mecliste
öylesine haklı gerekçelerle yapıldı ki, 26 ncı maddesinde, o günün koalisyon
iktidarı, çok kararlı olmasına rağmen, gerçekleri görme gibi güzel bir yaklaşımla
yasayı geri çekti; arkasından, yine, bu yasa, son derece sıkıntılı bir dönemde
çıktı.
Benim burada vurgulamak istediğim, o gün
muhalefette olup bugün İktidar Partisinin milletvekili olan arkadaşlarım,
acaba, o günden bugüne ne değişti de, bu yasayı, bu şekilde savunma gibi ve bu
şekilde kalması gibi bir noktada daha hâlâ bulunmaktadırlar; bu, ciddî bir
merak konusudur.
İkincisi, Sayın Bakan ve diğer konuşmacı
arkadaşlarımız da, nezaketleri gereği, bu yasanın yetersiz olduğunu
söylüyorlar. Doğrudur, yetersizdir. Ben, Parlamentoda böylesine üçte 2
çoğunluğa sahip bulunan bir hükümetin, yetersiz olduğunu bile bile, bu yasayı
niye getirdiğini merak etmekteyim. Engel nedir; ilkönce engeli bir görelim ki,
ondan sonra yetersizliğine hak verelim. Yeni yasadır, yeni değişiklikler
geliyor ve arkasından, yetersiz olduğu tüm Türkiye'ye söyleniyor.
İkinci olay, sendikaların bu değişiklik
konusunda mutabakat sağlamış olmasıdır. Bu, beni son derece üzen ve olayın
ciddî bir biçimde tekrar ele alınmasını gerektiren bir durumdur. Bu yasa
değişikliklerini, böyle bir Parlamentoda, işi böylesine ciddîye almış Bakan ve
Bakanlığın bulunduğu noktada, sendikalar, eğer kabul etmiş ve mutabakat
sağlamışsa, çok güç durumdalar, köşeye çok sıkıştırılmışlar, çaresiz
bırakılmışlar demektir. Haksızlıklar öylesine devam ediyor ki, hem
yetersizliğini bileceksiniz hem yasayı değiştireceksiniz hem de gerekçeniz
olmayacak ve sendikalar da buna baş eğmek durumunda kalacak. Nedir; özgürlük ve
demokrasiyi kendi anlayışı ve çıkarı doğrultusunda hiç gündemden düşürmeyenler,
örgütlenme özgürlüğü konusunda yine çifte standart uygularken, belirli bir
kesime her türlü uluslararası ve ulusal örgütlenme hakkı verilirken, geniş hak
sahibi halka, emekçilere, çalışanlara, emeğiyle geçimini sağlayanlara, hiçbir
özgür örgütlenme hakkının tanınmaması açıkça ortadadır, cezalar ortadadır.
İşte, engel olan, bu anlayıştır; insanların özgürce örgütlenme hakkına riayet
etmemektedir.
Burada bir çifte standart var. Bir
taraftan, Avrupa Birliğine girmek için Türkiye'nin gerçekleri dikkate bile
alınmadan, seferberlik halinde gümrükten mal kaçırırmış gibi, sakıncaları olan
konularda bile derhal değişiklikler yapılırken, milyonlarca insanın örgütlenme
özgürlüğü hakkında en ufak bir duyarlılık gösterilmemektedir. Hani Avrupa'ya
uyum?! Türkiye'ye huzurun gelmesi için, özgürlüklerin ve demokrasinin
gerçekleşmesi için sadece belirli kesimin uyumu yeterli olacak mıdır?! Bunu,
bizden ziyade, Avrupa Birliğine girmek, Türkiye'de istikrarı, Türkiye'de huzuru
mutlaka sağlamak isteyenlerin bir kere daha düşünmesi lazımdır, bu
çelişkilerden kurtulması lazımdır.
Yetersiz değişikliğin temel nedeni, her
olayı gösterip, varmış gibi yapma; ama, kullanılmaz, toplumsal yaşamımızda,
ekonomik hayatımızda, siyasal yaşamımızda anlam ifade etmeyecek yere getirme
âdetinin sonucudur; çünkü, bu yasa geldiğinde, bu yasanın anlam ifade
edebilmesi için, bu Parlamentoda yıllardan beri onayladığımız uluslararası
sözleşmeler gündeme getirildi, uluslararası bildiriler, anlaşmalar ve onların
onayladığımız maddeleri örnek verildi; bugüne kadar uygulanan ve olumlu sonuç
veren olaylar tekrar tekrar dile getirildi. Varmış gibi gösterdiğimiz ve
başkalarına başka türlü anlattığımız olayların, sorunları çözmek yerine, yeni
sorunlar, yeni bunalımlar getirdiğini gördük, hiç olmazsa bu öyle olmasın
dedik.
Değerli arkadaşlarım, çağımızda,
örgütlenmenin, özgür örgütlenmenin kaçınılmaz olduğu çeşitli anlaşmalarla
ortaya konulduğu halde, kamu çalışanlarına anlam ifade eden, ülkenin geleceğine
olumlu katkı sağlayacak bir sendikalar yasası getirilmedi; çünkü, yaptırım gücü
olmayan bir sendikanın anlamlı bir sonuç alması katiyetle mümkün değildi.
Defalarca, bu anlatıldı.
Mademki, çağdaş, demokratik, özgür,
huzurlu bir toplum meydana getirilmek isteniliyor, o halde, verilen sözlerin,
denenmiş olayların, mutlaka, Türkiye'de de geçerli olması gerekir diye anlatmış
olmamıza rağmen, örgütlenme özgürlüğü üzerindeki baskılar sürdürülüyor. Bir
taraftan sendikalaşma hakkı veriliyor gibi gösterilirken, diğer taraftan,
örgütlenme özgürlüğünü içine sindirememiş, dolayısıyla demokrasiyi
özümseyememiş olanlar, karşılığında, örgütlenme hakkını sınırlandıracak çok
ciddî girişimlerde bulunuyor. Bir taraftan kamu çalışanlarına sendika hakkı
verdiğimiz söyleniliyor; ama, öbür taraftan, kamu personel rejimi yasasıyla
memurların güvencesi ortadan kaldırılıyor, memurların sözleşmeli personel
olması, memurların sayısının azaltılması, memurların işini özel sektöre verme
gibi çalışmalar sürekli devam ediyor. Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak lazım.
Örgütlenme hakkını ortadan kaldıran nedir,
taşerona iş vermek; nedir, kaçak işçi çalıştırmak; nedir, sözleşmeli personel
çalıştırarak emeğiyle geçinenlerin örgütlenme hakkını ortadan kaldırmak... Bir
taraftan bu uygulamalar ve girişimler sürdürülecek, öbür taraftan da Avrupa
Birliğine ve dünyaya "biz, özgürlükten yanayız, işte demokrasiyi
gerçekleştiriyoruz" diyeceksiniz... Bu, son derece büyük bir çelişkidir ve
ülke yararına sonuçlar verecek de değildir.
Bir taraftan, demokrasiden, özgürlükten
bahsedilip, işte kenarından köşesinden baskı altında bulunan örgütlere hak
getirildiği söylenirken, diğer taraftan, anayasal hak olan sendikalaşma ve
örgütlenme hakkı, Anayasada ifadesini bulan -yasalarla düzenlenmiş ve
uluslararası bütün sözleşmelere imza atılmış olmasına rağmen- örgütlenme
özgürlüğü üzerinde olabildiğince baskı var. Çevreye dönüp bir bakıverin, sadece
ve sadece, herkes gibi, demokrasi bulunan ülkelerde olduğu gibi, örgütlenme
hakkını kullanan yüzlerce, binlerce işçi, emekçi, şu yoklukta, şu işsizlikte
ekmeğinden edilmektedir.
Bunun getirdiği nedir; bunun getirdiği
haksız rekabettir. Bu ülkede, insan haklarına saygılı, yasalara saygılı,
demokrasi ve özgürlüğü yaşam biçimi saymış işverenler sendikalaşmaya evet
derken, yasaları çiğneyen, demokratik hakları yok sayan, sadece özgürlüğü kendi
çıkarı ve kendi penceresinden görenler, o işçilerin, o çalışanların hakkını
vermeyecek ve namuslu, topluma saygılı, yasalara saygılı olanların karşısında
daha haklı çıkacak ve haksız rekabet gelecek... Bunun için, örgütlenme
özgürlüğü herkes için kullanıldığı zaman anlam ifade edecektir.
Örgütlenme ve sendikalaşmanın ne gibi bir
yararı vardır?.. Kayıtdışılığı önleyeceğini söyleyenlerin; bir taraftan kaçak
işçiliği, diğer taraftan sendikasızlaştırmayı teşvik etmesi bu söylenen sözün
doğru olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Gerçekten, primleri azaltalım,
primleri başkasına yükleyelim, emekli olma şansını ortadan kaldıralım, işçiyi
daha az ücretle çalıştıralım anlayışıyla devam ederken, siz, kayıtdışını, - sermaye arasında, işveren
arasında haksızlık yapıp ekonomiyi olumsuz etkilerken- sendikacılığı,
örgütlülüğü önlemek suretiyle teşvik edeceksiniz. Eğer sendikalar olursa
işyerlerinde, işte o zaman kayıtdışı önlenir, verdiğiniz sözün, diğer
önlemlerinizle beraber, pratikte anlam ifade etmesi mümkün olur. Bunu
yapmayacaksınız; ama, mikrofona geçince, kayıtdışı önemlidir... Emeğinden
keseceksiniz, işçinin alınterinden keseceksiniz, kendinizi kurtaracağınızı
zannedeceksiniz!..
Değerli arkadaşlarım, ekonomiyi iyi anlayanlar
bilir; girdilerde, maliyetlerde işçi ücretleri önemli bir faktördür; ama, bir
yere kadar indirilir. 1720 yıllarından bu yana işçileri aç çalıştırmak mümkün
olmamıştır. Türkiye'de artık işçilerden alacağınız çok az şey kalmıştır.
İşçileri daha aç çalıştıramazsınız. Türkiye'de artık bu işsizliğin yoğun olduğu
bir noktada maliyetleri ve rekabeti işçi ücretlerinden sağlayacağız derseniz
bunu başarmanız mümkün değildir; çünkü, memura, işçiye verdiğiniz ücretlere
bakınız... Türkiye'de, ciddî verilere göre, açlık sınırı 450 000 000-500 000
000 liradır, yoksulluk sınırı ise 1 400 000 000 liradır, bir tek işçi veya bir
tek kişi için. Türkiye'de asgarî ücret, ortalama 4 kişiyedir. Bunun daha nesini
keseceksiniz?! Sağlığından kestiniz bu insanların, bu insanların eğitiminden
kestiniz, devletin verdiği pek çok hizmeti sınırladınız, halka gidecek hizmeti
kestiniz başka yerlere göz yumarken, şimdi ekonomiyi, bunun nesini
sınırlandırarak düzelteceksiniz?! Tıkandı. Burada kendinizi oyalamayın. Başka
yollar aramak zorundasınız. Kurtarmaz, Türkiye'yi kurtarmaz; onun için
uyarıyoruz. Yoksa, işçi bir yere kadar verir, ondan sonra vermek zorundasınız;
aç üretemez. O nedenle, Avrupa Birliği -ki, bundan son derece rahatsızım-
olmasa bile, Türkiye'de özgürlükler yaşanmalıdır; Türk Halkı, bizim insanımız
bunu hak etmiştir; ama, başka konularda nasıl Avrupa Birliğini örnek
getiriyorsanız, bu örneği de unutmamanız gerekir diye söylüyorum.
Değerli arkadaşlarım, özelleştirmeyle
ilgili, işçiler sokakta kalmakta. Söylenilen hiçbir şey, gerçekçi bir biçimde
yerine gelmemiştir. Bizim, şunu açıkça belirtmemiz gerekiyor ki, uyarmamız
gerekiyor ki, sadece pembe tablo çizmekle Türkiye'yi huzura kavuşturmak mümkün
değildir, makro ekonomik dengeleri istediğimiz gibi yorumlayarak, aşağıdaki
açlığı, sefaleti, yoksulluğu kapatmak mümkün değildir. Bir müddet size göz
yumabilirler, bir müddet!..
Ama, bakınız, çiftçinin doğrudan gelir
desteğinin ikinci taksiti hâlâ ödenmedi. Aç, üretemiyor!.. Bunlar, umutla, iyi
niyetle, bilerek, tek parti hükümet olsun diye, samimiyetle, Türkiye'nin
kurtuluşu için, kendilerinin nefes alması için oy verdi. İki yıla yaklaşıyor;
alacağını alamıyor.
Emeklilere gelin... Yasal yönden hakları
vardır. O yokluk, yoksulluk içerisinde, çocuğuna, torununa, ikinci işe muhtaç
olan emekliler, devletten hakkını alamıyor; yargı kararları var; bunu
ödemiyorsunuz ve verilen paralar son derece gülünç. İşte, biraz önce söylediğim
ölçülerde, ekonomik gerçekler, o rakamlar ortada iken, siz, 15 000 000 lira
gibi, bir ayakkabı boyası parasına asgarî ücreti yükseltiyor, bununla da
övünüyor ve bununla da, ekonomik yönden ileriye dönük hesaplarla halkı daha
fazla uyutacağınızı sanıyorsanız yanılırsınız; çünkü, geçmişte oldu. Bugün
45-50 yaşında olan bir işçinin babası da işçiydi ve o tarihte de aynı şeyler
söyleniliyordu "aman az alın, aman haklarınızı bırakın, birkaç sene sonra,
kemeri sıkın, acı reçeteyi aman biraz kullanın, düzeleceğiz" deniliyordu.
Bu adam öldü! Bekleye bekleye öldü! Oğlu, 45 yaşında, aynı şeyler!.. Bir yere
kadar... Bunu daha fazla sürdürmek mümkün değildir. Emekliler perişan. Esnafa
dönüp bakın, yaprak kımıldamıyor, yaprak; borçla borç ödemeye çalışıyor.
Çiftçisinden işçisine, memuruna kadar... Yapılan işler hep göstermelik, köklü
çözücü değil. Memurlara belirli yasalar...
FİKRET BADAZLI (Antalya) - Çare ne,
çare?..
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - İktidar olmak
çare; bunun için iktidar olunur. Geçmişteki olumsuzlukları, aradan iki yıl
geçmesine rağmen tekrarlayarak o koltukta oturmakla iktidar olunmaz. İktidar
olmak, işte bu gerçekleri bilerek, seçim arifesinde söylediği lafı ve ölçüsünü
iyi dengeleyerek, iktidara gelince bunu çözmektir. Yoksa, Türkiye'nin
sorunlarının bir bölümünü Amerika Birleşik Devletlerine, bir bölümünü Avrupa
Birliğine, bir bölümünü IMF'ye, Dünya Bankasına kayıtsız şartsız teslim edip
iktidar olunursa sonuç budur! (CHP sıralarından alkışlar) Gökten zembille
inmedi. Siz, yeni bir parti olabilirsiniz, siz, bu olayı kavrayamadığınızı
söyleyebilirsiniz; ama, Türkiye, iki yılda gelmedi bu noktaya. Bilerek iktidara
gelenler hazırlıklı olmalıydı. Yoksa, iktidar olmak, geçmişi suçlamakla, aradan
iki yıl geçmesine rağmen hâlâ geçmişi gündeme getirerek rahat rahat oturmakla,
olayları saptırmakla, belirli çevreleri "aman, istikrar bozulur" diye
susturarak, çeşitli yöntemlerle halkı daha fazla oyalayacağını sanmakla olmaz.
İşte, buna çözümü bulabilecekler iktidara gelmeli. Türkiye'nin makûs talihi
budur; bunu bilmeyenleri getirdi. Türkiye'yi belediye gibi yöneteceğini
zannedenleri getirdi. Hiçbir sözünü de yerine getirmedi. İşte, dosyalar...
Dosyalarınızı çıkarın, yetmiş milyon bekliyor. Siz, biz samimî bir şeyler
söylüyorsak, bunun bile farkına varmıyorsunuz. Dünyadaki, bölgemizdeki ve
Türkiye'deki olumsuzluklara, muhalefet olarak, biz de yenisini eklemek,
Türkiye'ye zarar vermek gibi bir işgüzarlığı veya bir yanlışı yapmamamızdan
dolayı, aranızdan, bazen, çıkıp "muhalefet bile yapmıyorlar" diye
söyleniliyor. Muhalefet öyle bir
yapılır ki; ama, biz, Türkiye'yi düşünüyoruz. Yaptığınız tahribatın daha geniş
ve daha derin olmaması için, elbette, elimizden geleni yapıyoruz. Çevreye bir
bakıverin; bu teslimiyetlerin sonucu nerelere gidiyor? Baktınız mı, NATO'da ne
olacak; Karadeniz'dekileri vereceksiniz. Kıbrıs'ta, herkese söylediniz; ne
alındı; kalktı mı ambargolar?! Daha fazla uyutamazsınız... Benim sizden ricam;
saygımız var, iktidarsınız; bizim görevimiz de, ülkenin yanlışlara gitmesini
engellemek, sizi uyarmak. Bakın, doktorlar yürüyor; farkında mısınız;
gazeteler, medya, yeteri kadar yer vermiyor diye "bu olay yok" demeyin.
Avukatlar yürüdü...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Bir dakika Sayın Selvi;
mikrofonunuzu açıyorum.
Buyurun.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Benim burada
belirtmek istediğim, benim kaygım şudur. Muhalefet olsun diye bunları
söylemedik. Benim kaygım, Türkiye aydınlığa gitmiyor. Ayağınızı denk alın, bu
halkı daha fazla ezmeyin. Yokluk, yoksulluk içinde, ahkâmla bir yere
gidilmiyor. Buna önlem alın, daha fazla, bu insanları güç durumda bırakarak,
Türkiye'yi yeni sorunlarla karşı karşıya bırakmayın; sadece Türkiye'de değil,
bölgemizdeki olumsuzluklara karşı, bu Türkiye'de, mutlu olabilecek, ileriye
dönük umutlu olabilecek, kitleleri, insanları yaratın. Yoksa, öyle, "aman,
istikrar bozulur" diye medyayı susturup, belirli çevreleri memnun ederek
meseleyi götürmek son derece sakınca yaratacaktır; çünkü, bu Parlamentoda, aynı
bu çoğunlukta, belki de fazla olanlar, bu rehavet içine girdiği için,
Türkiye'ye zarar vermişlerdir. Bakın, onu bunu susturarak, ona buna bağırıp
çağırarak, onu bunu, doğru söyleyenleri provokatör, artniyetli diye kendinizi
rahatlatarak, Türkiye'yi bir yere ulaştırmak mümkün değil ve Cumhuriyet Halk
Partisi, bu sorumluluk içinde olaya bakmaktadır. Şu en ufak bir yasada bile,
sözünüze uygun olmayan, esasına uygun olmayan uygulamalarla, hâlâ, vatandaşı
oyalamaya, uyutmaya çalışmaktasınız. Ne yaptığınızı kendinize sorun; işsizler
daha fazlalaştı. Memuru, işçisi, emeklisi yoksuldu, yoksulluk daha derinleşti.
Şu asgarî ücret bile, yoksulluğun kalıcı olduğunu gösteren somut bir örnektir.
VEZİR AKDEMİR (İzmir) - 15 000 000 zam
geldi!..
M.CEVDET SELVİ (Devamla) - Neyle
övüneceksiniz?!.. IMF, önce bir tezgâh kuruyor, Dünya Bankası başka türlü bir
şey; ne, biliyor musunuz...
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - İktidarsız
iktidar!..
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Nereden
bildin!
M.CEVDET SELVİ (Devamla) - Ölümü gösterip,
hastalığa razı etmek... Asgarî ücreti aman yükseltmeyin diyorlar, 15 000 000
gibi, bir iki ayakkabı boyasına meseleyi kapatmaya kalkıyorsunuz.
Çarık ayağı sıkıyor. Yarın bir gün,
anlattığım kesimler, sorumluluk duygusu gelişmiş kesimler yavaş yavaş yürürken,
kısa bir süre sonra, çok ciddî kitleler sokağa çıktığında, bu kürsüden ilan
ediyorum, o aç, yoksul, eğitimsiz, sağlıksız bırakılan ve geleceğe dair ciddî
bir umudu olmayan bu kitleleri, bu mağdur edilmiş kitleleri suçlamaya kimsenin
hakkı olmayacaktır; mikrofonlarda hakaret ederek susturma gücünü kendinizde
bulamayacaksınız.
Onun için, bir an önce -ne yapalım diye
başkalarına hep sorma alışkanlığınız var- kendiniz iktidar olduğunuzu bilerek
-kendi hazırlığınız yok; doğru- ne yapmak gerektiğini lütfen düşünün. Dost acı
söyler; biz dostuz her şeye rağmen, Türkiye hepimizin.
Ama, bakın, çevrede mağdur insanlar,
haksız insanlar... Diğer tarafta, hâlâ, soygunlar devam ediyor, vurgunlar devam
ediyor. Çıkardığınız yasalar, yağmalar yargılardan dönüyor; onu suçlayıp, bunu
suçlayıp devam ettiriyorsunuz; bu, haksızlık...
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Yakında af
da çıkarırlar...
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Arkadaşlarım
söylüyor; ben uzatmak istemiyorum. Benim söylediklerim lütfen ciddîye alınsın.
Kaçıncı kez, Türkiye, bu gaflet nedeniyle, arzu edilmeyen noktaya gitti. O
afla, havuç uzatarak, yonca ittirerek Türkiye'nin sorunu çözülmez; ciddiyet
ister, sorumluluk ister. Ekonomide, makroekonomik düzeydeki rakamlar sizi
memnun edebilir; ama, bir ülkeyi yönetmek, sadece o rakamlarla olmaz. O huzuru,
o istikrarı, bu toplumun yaşamında karşılaştığı olaylarla ve karşılaşabileceği
olaylarla değerlendirirseniz, ülkeyi yönetmenin rakamlardan ibaret olmadığını,
o ülkede yaşayan insanların sorunlarının çözülmesinin amaç olduğunu siz de
anlayacaksınız, göreceksiniz.
BAŞKAN - Sayın Selvi, lütfen konuşmanızı
toparlar mısınız.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Türkiye'yi bu
hale getirmenin gafletinden kurtulursanız, olaya daha objektif, daha gerçekçi
bakarsanız Türkiye'nin sorunlarını çözmek mümkündür, kısa sürede mümkündür;
yeter ki, halk size inansın; ama, uygulamalarınıza inanamadığı için, hiç kimse,
öyle, Türkiye'yi kurtulmayacak, kurtarılmayacak bir ülke sanmasın. Bunlar,
beceriksizliklerin devamı, geçmiş dönemlerin aynı anlayışını sürdürmenin
sonuçlarıdır; yoksa, kısa sürede, Türkiye'yi hak ettiği yere getirmek
mümkündür.
Ben, sizden, yeniden düşünmenizi istiyor
ve susan, susturulan insanların hiçbir yarar getirmeyeceğini belirtmek
istiyorum.
Sayın Başkana, gösterdiği tolerans için
teşekkür ediyorum; başarılar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Selvi.
Tasarının tümü üzerinde şahsı adına Kocaeli
Milletvekili Sayın İzzet Çetin; buyurun.
Süreniz 10 dakika.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve
Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı,
iki gün önce, yani, salı günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe
Komisyonunda görüşüldü; tabiî, o kadar önemli, o kadar acil bir durum var ki,
hemen bugün, biraz evvel, 613 sıra sayısıyla, burada, milletvekili arkadaşların
eline geçti. Tabiî, bu 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun, kamu
emekçilerinin 1980'li yılların ikinci yarısından başlayıp, uzunca bir
mücadeleden sonra, 1988 yılından itibaren sendikalaşmalarına meşruluk
kazandırdıklarını ve bu yasanın, daha sonra -üç yıl önce- 25 Haziran 2001
tarihinde kabul edildiğini gördük, biliyoruz.
Yasanın özüne baktığımız zaman, 2001
yılında çıkarılan bu Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, gerçekten, şimdiye
kadar, ülkemizde, personel rejiminde, ücret, çalışma koşullarının belirlenmesi,
özlük haklarının belirlenmesinde tek taraflılıktan görece de olsa iki
taraflılığa geçişi sağlayan bir düzenleme olduğu için, Anayasaya aykırı
maddeleri bulunmasına rağmen, uluslararası metinlere, Birleşmiş Milletler
belgelerine, Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmelerine ve bunun yanında,
Avrupa Konseyi sözleşmelerine, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa Sosyal
Şartına aykırılıkları olmasına rağmen, o gün, bu Mecliste, ne itiraz edildi ne
de konu Anayasa Mahkemesine götürüldü
ve ileri bir adımdır diye kabul edildi. Üç yıllık uygulaması sonunda, birtakım
aksaklıkları, eksiklikleri görüldü; uluslararası toplantılarda, zaman zaman bu
konuda Türkiye'ye eleştiriler geldi; özellikle, yasanın 15 inci maddesi büyük
tartışmalara neden oldu.
Yasanın 15 inci maddesi nedir diye bakacak
olursanız; burada, sendikal haklara getirilen kısıtlamaları görürsünüz; yani,
neredeyse, grev yasağı anlayışı içerisinde, işkolları bazında, sendikal
örgütlenmeye birsürü yasak getirildiğine tanık olursunuz. Bu, doğrudan doğruya
ILO sözleşmelerine aykırı. 87 nolu
Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin Sözleşmeye
bakıldığı zaman, orada, yasağın son derece sınırlı olduğunu, sadece silahlı
kuvvetler mensupları ve polislerin örgütlenmesi konusunda ülkelere belli
serbesti verildiğini, onun dışında, bütün ülkelerde, buna bağlı olarak,
sendikal örgütlenmenin serbest olduğunu görürsünüz; ama, üç yıllık uygulama
sonunda bir yasa değişikliği geliyor, bir yandan Kamu Görevlileri Sendikaları
Kanununu, diğer taraftan, gerçekten büyük sorunları olan, hem işverenlerin hem
de işçilerin büyük rahatsızlık duyduğu, işte, sigorta primlerinin yüksekliği,
tahsilindeki güçlükler, Sosyal Sigortalar Kurumunun içinde bulunduğu ekonomik
zorluklar, böyle, birkaç maddeyle geçiştirilebilecek konular değil. Gerçekten,
bir ileri adım; bu değişiklikleri biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak
destekleyeceğiz, destekliyoruz. Niçin; yine bir adım diye destekleyeceğiz; ama,
yetmiyor değerli arkadaşlarım.
Bakınız, Sayın Bakanımızın 10 uncu maddeyi
geri çekmesi nedeniyle, ben kendisine teşekkür ediyorum. Gerçekten bir büyük
yanlış, bir büyük utançtan Meclisi kurtardı. Bugün, bir sendikacı arkadaşımın
deyimini gazetede okudum; o madde, gerçekten, işçiler öldüğünde
bağırsaklarının, kulaklarının, gözlerinin de işverenlere teslim edilmesini
öneren arkadaşım biraz da öfkeyle söylemiş onu; ama, onu dahi söyletecek
düzeyde bir düzenlemeyi Meclisin huzuruna elbette getirmek doğru olmazdı. Sayın
Bakanımıza bu anlayışı nedeniyle teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de -bütün
işverenlerimizi dahil etmiyorum; gerçekten çağdaş, modern, kendi işyerinde
örgütlü, yasal gerekleri yerine getiren işverenlerimiz var, onları bir kenara
bırakıyorum- hem işverenlerimizin büyük bir bölümüne hem de devlet yönetme
erkini elinde bulunduranlara, bir sabah kalktıklarında, memurlar ya da fabrikanızdaki
işçiler sendikaya üye olmuş deseniz; sanki dünyaları yıkıldı, birdenbire tepki!
Yani, çağdaş toplumlar örgütlü toplumlardır. Biz daha örgüt kelimesine
alışamamışız, bu her halimizden belli oluyor.
Değerli arkadaşlarım, Kamu Çalışanları
Sendikaları Kanununa şimdi değişiklik getirdik; 14, 16, 18, 25, 30 ve 35 inci
maddelerinde değişiklik öngörmüşüz; altı maddesinde; ama, 4688 sayılı Yasa 46
maddelik bir yasa, benim ve birçok bilim adamının saptamalarına göre -kendi
ölçütlerime göre söylüyorum- 46 maddelik Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun
17 maddesi, 22 noktada uluslararası sözleşmelere aykırı; ayrıca, 2 maddesi
Anayasaya aykırı.
Biz, geçtiğimiz mayıs ayı içerisinde, 7
Mayısta, Mecliste, Anayasamızın 10 maddesini değiştirdik ve 22 Mayısta Resmî
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Anayasanın 90 ıncı maddesinde yaptığımız
düzenleme aynen şöyle: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve
özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı
hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma
hükümleri esas alınır."
Yani, biz, şimdi, 6 maddede değişiklik
getiriyoruz; 17 maddede, 22 noktada aykırılıklar var, Anayasaya aykırı 2 madde
var; bundan sonra, artık, o 46 maddelik 4688 sayılı Yasaya, memurlarımızın,
kamu görevlilerinin çok bağlı olmasına gerek yok. Milletlerarası sözleşmelerden
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar
Uluslararası Sözleşmesi, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi,
Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi ile Uluslararası Çalışma Örgütünün 87, 98 ve
151 sayılı Sözleşmeleri ile demin söylediğim İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve
Avrupa Sosyal Şartını, biz, ülke olarak imzaladık. Artık, buralardaki metinler,
temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasında bizim ana ölçütümüz; yani, ulusal
yasalarımızın bir geçerliliği yok. O halde, bu düzenleme alelacele geleceğine,
o milletlerarası antlaşmalar, ILO sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı hükümleri
ele alınır, iktidarıyla muhalefetiyle, ülkemizi, sürekli olarak çalışma yaşamı
konusunda, hak ve özgürlüklerin kullanılması konusunda tartışmalardan uzak
tutacak bir düzenleme, sendikal örgütlerin görüş ve düşünceleriyle katkılarıyla
zenginleştirilir ve ülkemize, çalışanımıza yaraşır bir düzenleme haline
gelebilirdi.
6 maddedeki değişiklikte mutabakata
varılmış olmasını Sayın Bakanım buradan açıklıyor. Ben, Plan ve Bütçe
Komisyonunda da gündeme getirdim, sendikalarımızın 6 maddeyle yetindikleri
inancında değilim. Biraz sonra Kamu-Senin bir paneline konuşmacı olarak
gideceğim, orada da dinleyeceğim arkadaşları; hiçbir konfederasyonun bununla
yetinmesi mümkün değildir. Onun için, bir adım ileridir diyerek kendimizi
avutmayalım. Ülkemizi, sürekli, Uluslararası Çalışma Örgütünün ve diğer
uluslararası kuruluşların kara listelerinde tartışmalı olmaktan kurtarmamız
gerekir. Artık, elimizdeki uluslararası metinler yasa niteliğinde; yasa
koyucular olarak, Meclisin üyeleri olarak, hiç olmazsa bu bilinci kafalarımıza
kazıyalım.
Değerli arkadaşlarım, Sosyal Sigortalar
Kurumuna ilişkin değişiklikler de yeterli değildir. Yeterli olmamakla birlikte,
son günlerde en çok tartışılan, isteğe bağlı sigorta primi oranlarının
düşürülmesi ve de prim tavan ve tabanlarının, yeniden, hem işverenlerimizin hem
de çalışanlarımızın rıza gösterebileceği düzeye çekilmiş olmasını olumlu olarak
değerlendiriyoruz; ama, biraz evvel Sayın AKP sözcüsünün burada gündeme
getirdiği konuları dinlerken, sanki muhalefet partisinden bir milletvekiliymiş
gibi konuştuğuna tanık olduk. Gerçekten, bütçe, borç bütçesi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çetin, mikrofonunuzu
açıyorum, lütfen tamamlayın.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Tamam,
toparlıyorum.
Eğer, bütçenin yüzde 82'si sadece borç
faizlerine gidiyorsa ve de hükümetiniz döneminde, iktidarınız döneminde, hâlâ,
ülkenin sorunlarının üreterek aşılması yerine borcu borçla çevirme yöntemi
uygulanıyorsa, bu sorunu AKP'nin çok ciddî düşünmesi gerekir. Bazen, sayın
bakanların geçmiş dönemlerdeki alışkanlıklarını üzerlerinden atamadıklarına
tanık oluyoruz. Bir bakanımız "eh, ihalelerde eş dost hatırı elbette
vardır, onları kayırdığımız olabilir" diyebiliyor.
Diğer taraftan, bakıyorsunuz, geçtiğimiz
yıl bu ayda, Sayın Başbakan "asgarî ücret 500 000 000 lira olmalıdır"
dediği zaman en çok işverenler tepki gösterdi, belli kesimlerden tepki geldi;
asgarî ücret 303 000 000 lira olarak belirlendi. Şimdi, dün, asgarî ücrete
yüzde 5 zam yaptınız. Bir yılın sonunda geldiğimiz nokta, Sayın Başbakanın
söylediği noktanın çok gerisindedir. Başbakan, herhalde, belli güçleri, çıkar
çevrelerini, içerideki ve dışarıdaki Türkiye'ye emir veren çevreleri aşamıyor.
Bu, hepimizin ayıbı.
Değerli arkadaşlarım, bakınız...
BAŞKAN - Sayın Çetin, bir dakikanızı rica
edeyim.
Bu sözünüzü lütfen tavzih ediniz.
Türkiye'ye, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine ve Parlamentosuna hiçbir güç ve
hiçbir makam talimat veremez, emir veremez. Bu, size de yakışmaz. Lütfen, bunu
tavzih edin.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Tabiî.
Sayın Başkan, benim amacım o değil; yani,
ben de bir milletvekili olarak, Meclisin bir üyesi olarak, çıkardığımız
yasaların pek çoğunun dünyadaki belli egemen çevreler tarafından, Dünya Bankası
gibi, IMF gibi, AB gibi, ABD gibi çevreler tarafından dayatılmasından ve o
nedenle alelacele gündeme getirilmiş olmasından üzüntü duyuyorum; ama, bu, bir
gerçeklik; bunu herkesin bilmesi gerekir. Bunda özür dilenecek bir şey varsa
özür dilerim; ama, söylediğim ne yazık ki doğru.
Değerli arkadaşlarım...
BAŞKAN - Ama, siz özür dilemediniz,
bir daha teyit ettiniz. Lütfen
efendim... Bu, çok ciddî bir itham.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Amacım Meclisi
küçük düşürmek değil Sayın Başkan.
BAŞKAN - Lütfen!..
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Sen hükümeti
kastediyorsun, Meclisi değil.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Evet, ben hükümeti
kastediyorum, Meclisi değil.
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin
üzerinde, milletin üzerinde kim olabilir?!
İZZET ÇETİN (Devamla) - Sayın Başkan,
Dubai Anlaşmasına bakınız. Dün de söyledim, oradaki metinleri...
BAŞKAN - Sayın Çetin, sözünüzü kesmek
zorundayım!..
İZZET ÇETİN (Devamla) - Tamam Sayın
Başkanım.
BAŞKAN - Lütfen, bunu tavzih ediniz; bir
defa daha rica ediyorum sizden.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Eğer Meclisi o
şekilde küçük düşürecek bir sözcük varsa, geri alıyorum Sayın Başkanım.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN -Teşekkür ediyorum.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, ülkemizde asgarî ücretli işçi sayısı 4 500 000'dir. 5 000 000'dan
fazla yurttaşımız kayıtdışı ekonomide; yani, kanundışı çalışıyor; belki asgarî
ücreti bile elde edemiyor. Bütün bunlar bizim ülkemizin gerçeği; ama, biz,
milletvekili olarak ya da Sayın Başbakan aldığı ücretle geçinemediğini
söylerken, 303 000 000 lira olan asgarî ücretin yüzde 5'lik artışla 318 000 000
liraya çıkarılmış olmasını, AKP'nin çalışanlara bakış açısı olarak
değerlendirebiliyorum. Bunun başka türlü izahı yok. Gerçekten, asgarî ücretli
yurttaşlarımıza Allah kolaylık versin demekten başka önerebileceğim bir tek
yol, hangi sektörde olurlarsa olsunlar, ister hizmet ister kamu ister özel,
gitsinler bir sendikaya üye olsunlar, örgütlensinler ve örgütlü bir biçimde, hükümetler
kim olursa olsun, onlardan haklarını almanın mücadelesini versinler.
Ben, bu yasa değişikliklerinin, yeterli
olmamakla birlikte, bir ölçüde, bir adım olarak görülmüş olmasını -Sayın
Bakanın deyimiyle- müspet gördüğümüz için olumlu oy vereceğimizi belirtir,
hepinizi saygıyla selamlarım.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çetin.
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Fatsa, söz isteğiniz mi
var?
EYÜP FATSA (Ordu) - Evet efendim.
BAŞKAN - Ne konuda?
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Çetin, Sayın
Başbakanın, dışarıdan ve içeriden emir veren çevreleri aşamadığını ifade etti;
bu söz üzerine...
BAŞKAN - Efendim, Sayın Çetin, bu konuyu
zaten tavzih etti, maksadını ifade etti ve sözünü geri aldı. O bakımdan, yeni
bir tartışmaya meydan vermeyelim.
Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelerine geçilmesi kabul
edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
KAMU GÖREVLİLERİ
SENDİKALARI KANUNU, SOSYAL
SİGORTALAR KANUNU
VE SOSYAL
SİGORTALAR KURUMU KANUNUNDA
DEĞİŞİKLİK YAPILMASI
HAKKINDA
KANUN TASARISI
MADDE 1. - 25.6.2001 tarihli ve 4688
sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Madde 14. - Sendikalara üye olmak
serbesttir.
Kamu görevlileri çalıştıkları işyerinin
girdiği hizmet kolunda kurulu bir sendikaya üye olabilirler.
Sendikaya üyelik, kamu görevlisinin üç
nüsha olarak doldurup imzaladığı üye formu ile sendikaya başvurması ve
başvurunun sendika yetkili organınca kabulü ile kazanılır.
Üyelik başvurusu, sendika tarafından en
çok otuz gün içinde reddedilmediği takdirde üyelik istemi kabul edilmiş
sayılır. Haklı bir sebep gösterilmeden üyeliği kabul edilmeyen kamu
görevlisinin, bu kararın kendisine tebliğinden itibaren otuz gün içinde iş
davalarına bakmakla görevli mahallî mahkemede dava açma hakkı vardır.
Sendika, üyeliği kesinleşen kamu
görevlisinin başvuru belgesinin bir örneğini üyenin kendisine verir, bir örneği
sendikada kalır, bir örneğini üyelik ödentisine esas olmak ve dosyasında
saklanmak üzere onbeş gün içinde işverene gönderir.
Birden çok sendikaya üye olunamaz. Birden
çok sendikaya üyelik halinde sonraki üyelikler geçersizdir.
Aynı tarihli birden fazla üyeliğe ilişkin
bildirimler dikkate alınmaz ve bu husus kamu işvereni tarafından ilgiliye ve
sendikalara yazılı olarak bildirilir."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı söz
istemişlerdir.
Sayın Gazalcı, şahsınız adına söz
isteğinizle birlikte süreniz 15 dakikadır.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Kamu Görevlileri Sendikaları
Yasası, Sosyal Sigortalar Yasası ve Sosyal Sigortalar Kurumu Yasasında
değişiklik yapılmasına ilişkin 613 sıra sayılı tasarının 1 inci maddesi üzerinde
Grubum adına ve kişisel olarak söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlarım.
Yaşamının büyük bir bölümünü kamu
sendikacılığında geçirmiş bir arkadaşınız olarak, burada, kimi düşüncelerimi
aktarmak istiyorum.
Üzerinde söz aldığım 1 inci madde, kamu
çalışanları sendikasına nasıl üye olunacağını düzenliyor. Eskiden dört kopya
başvuru formu verilirken, şimdi üç kopya yeterli sayılıyor. Kişilerin
başvurusu, bir ay içerisinde olumsuz bir yanıt gelmezse kabul edilmiş
sayılıyor; kabul edilmezse, iş mahkemesinde hakkını arıyor.
Değerli arkadaşlar, tabiî, bu
iyileştirmeleri de saygıyla karşılıyoruz; ama, kamu sendikacılığı, demokrasinin
bir ölçütüdür; yani, ne kadar çağdaş olduğunuz, ileri olduğunuz, bir bakıma,
kamu çalışanlarına tanıdığınız sendikal hakla ölçülüyor günümüz dünyasında.
Örneğin, ileri çağdaş ülkelerin kamu çalışanlarına tanıdığı toplusözleşmeli
grev hakkını eğer siz tanımıyorsanız, demokrasiniz henüz ergin değildir; yani,
ne gerekçe ileri sürerseniz sürün, ne kadar zorlama yaparsanız yapın, demokrasiniz
sınıfta kalır.
Değerli arkadaşlar, üzülerek söylemek
gerekir ki, kamu çalışanlarına yıllarca kapıkulu gibi bakıldı. İktidarlar,
onların ücretlerini sanki kendi ceplerinden veriyormuş gibi, sendika haklarını
kullandıkları zaman ya da kendilerinin hoşlarına gitmeyecek biçimde
davrandıkları zaman, onları kıydılar, sürdüler, hatta işten attılar.
Şöyle bir, tarihimizde öğretmenlerin
örgütlenmesine bakacak olursak; örneğin, kamu çalışanlarının neredeyse dörtte
1'ini öğretmenler oluşturur ve büyük bir coğrafyada görev yaparlar.
Öğretmenlerin ilk örgütlenmesi, İkinci Meşrutiyetle başlar, Encümeni Muallim
(Öğretmen Meclisi) 1908... Sonra, bu örgütlenmeler devam eder; hatta, o zamanki
görevliler örgütlenmeyi desteklerler. Örneğin, Mustafa Necati, Öğretmenler
Birliğinin Başkanlığını yapar; Atatürk de, bakanlar da, öğretmenlerin, kamu
çalışanlarının örgütlenmesini söyler. Sonra, Dernekler Yasasına göre,
Türkiye'de kamu çalışanları örgütlenmeye çalışır. 50'li yıllarda, federasyon
biçiminde örgütlenirler. Türkiye Öğretmen Dernekleri Millî Federasyonu -bu
Parlamentoda görev yapmış Sayın Şükrü Koç, Hayrettin Uysal gibi onun genel
başkanlığını yapmış kişileri de bu arada saygıyla anıyorum- gerçekten, kamu
çalışanlarının sesini duyurmada önemli görevler yapmıştır.
İlk kez 1961 Anayasasında kamu
çalışanlarının sendika kurabileceği söylenilmiştir; ancak -ancak var ya bu
ancak- herkese tanınan haklar kamu çalışanlarına gösterilmemiştir. Örneğin,
herkes demokratik olarak yürüyüş hakkını kullanabildiği halde, kamu sendikaları
yürüme hakkına sahip değildi. Örneğin, Balıkesir öğretmenleri yürüdü; konu
Anayasa Mahkemesine gitti ve böyle bir hak kazanılmıştı. Öğretmenler de,
Türkiye Öğretmen Sendikaları diye
-hepiniz kısa adını söyleyince hemen anımsayacaksınız- TÖS adı altında
örgütlendiler bütün Türkiye'de. Bir TÖS geldi geçti Türkiye'den. Bizim efsane
Genel Başkanımız Fakir Baykurt... Ama, ne oldu; 12 Mart 1971 darbesi geldi.
"Gelin bakalım buraya, siz sendikacılık mı yapıyorsunuz" denildi.
Başta Fakir Baykurt olmak üzere, o örgütlenmeyi yapanları içeriye tıktık, gizli
örgüt kuruyor diye hem de. Bütün Türkiye'de yüzlerce şubesi olan, binlerce
üyesi olan öğretmenlerin sendikasını, gizli örgüt kuruyor, ihtilal yapıyor diye
yargıladık; ama, o kadar güzel savunmalar yapıldı; yatırıldıktan sonra
aklandılar. Geçtik...
1961 Anayasasının özgürlüğü içerisinde bu
haklar böyle kullanıldı, 1971'de budandı. 1980'in 12 Eylülü, gerçekten faşist
bir darbe olarak, bir buldozer gibi geçti örgütlenmenin üstünden ve bu sefer
geriye dönük de bütün hesaplar soruldu. Öğretmenler, mallarını, şunu bunu
kurtarabilmek için, 1960'lı yıllarda, sendikal haklarını derneğe çevirdiler.
1971'den sonra TÖBDER kuruldu. Bu sefer TÖBDER'i de 1980 darbesinden sonra
yargıladık, içeriye attık, mallarına el koyduk. Şimdi, Adalet Bakanımızla...
Ama, yalnız TÖBDER'in mallarını değil, bütün derneklerin mallarını geri verin.
Trilyonları bulan o mallar Hazinede şimdi. Benim de Dernek Başkanı olduğum,
görev aldığım o dönemde Denizli'de bir bina yaptık; vilayet onu yıktı, kendine
göre şimdi orada başka bir bina yaptı. Yani, mülkiyet haklarımızı bile alarak,
biriktirdiklerimize, endindiğimiz mallara el konuldu ve hesap soruldu.
Değerli arkadaşlar, TÖBDER malları...
Bakın, ben, AKP'li arkadaşlara da gittim, Adalet Komisyonundaki arkadaşımıza da
anlattım, dedim ki: Siyasî partilerin hakları verildi, sendikalarınki verildi,
niçin derneklerinkini vermiyorsunuz?! Niçin vermiyorsunuz?! İçten olmak
gerekir, içten... Demokrasiyi yaşanılır kılmak gerekir. Gerçekten özgürlüğü
yaşanır hale getirmedikçe, burada, bu hakları veriyormuş gibi yapıp, ondan
sonra burnundan fitil fitil getirmek, en temel burjuva hakkı mülkiyet hakkını
bile çiğneyerek onların haklarını almak hiçbir demokraside yoktur. Bu ayıp hâlâ
duruyor. TÖBDER davasında bir hukuk skandalı da yaşanılmıştır. Bakın, Gültekin
Gazioğlu ve arkadaşları... Gültekin Gazioğlu, TÖBDER Genel Başkanıdır;
kendisine buradan saygı, selam gönderiyorum, neredeyse; hasta olduğunu da
duyuyorum.
Değerli arkadaşlar, TÖBDER'in
yöneticileri, kimileri askerî mahkemede yargılandı, ceza aldı, içeride yıllarca
yattı -bizim arkadaşlarımız bunlar- mallarına da el konuldu. Sonra, sivil
mahkeme, Gültekin Gazioğlu'nu, yargılanamayan birinci mahkemedeki arkadaşlarını
yargıladı ve akladı. Biz, o zaman "aynı konuda iki tane ayrı dava var;
birinde -genel başkanın olduğu yerde-
aklanma çıktı, birinde mahkûmiyet çıktı; bunu düzeltin" dedik; ama,
düzeltmediler, o da duruyor. Halit Çelenk, TÖBDER davası diye bir kitap yazdı.
AHMET YENİ (Samsun) - Maddeyle alakalı
konuşun.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Söyledim
efendim maddeyi, anlatıyorum. Kamu sendikacılığını anlatıyorum beyefendi.
MEHMET KURT (Samsun) - Ama, derneğe
geçtiniz; TÖBDER dernek.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Rahatsız
olmayın; bunları, biz yaşadık.
Değerli arkadaşlar, TÖBDER malları
duruyor. İnşallah, sizlerin de oylarınızla, ne zaman o erginliğe ulaşırsak... O
kanun teklifini de verdik TBMM'ye. Grup başkanvekillerimiz de ne zaman kabul
ederlerse, böyle hızlıca öneri getiriyorlar, o bizim teklifimizi de getirirler,
Çalışma Bakanı da bize yardım eder, bir haksızlığı düzeltiriz.
Şimdi ne yapıyoruz; bakın, değerli
arkadaşlar, 1982 koşulları... 1986'da "abece" diye bir dergi
çıkarıyor öğretmenler. Bakın, bunları parlamenterlerimiz bilsin; 1988'de, benim
de oniki yıl görev yaptığım Eğitimciler Derneği (EĞİTDER) çalışanlara bir zarar
gelir diye, emekli öğretmenlerden bir örgüt, dernek olarak kuruldu; adı
EĞİTDER. Bu, çalışan öğretmenlerin, kamu çalışanlarının sendika hakkını
savundu. 1990'da uluslararası bir sendikal haklar kurultayı düzenledi bu
dernekler, dünyanın her yanından sendikacılar geldi. Anayasayı açıp bakıyorlar;
82 Anayasasında -unutmuş herhalde darbeyi yapanlar- kamu çalışanlarının sendika
kuramayacağına ilişkin bir yasak yok. Çalışan öğretmenlere biz de çağrı
çıkardık EĞİTDER olarak "sendikanızı kurun, bir şey olmaz" dedik ve
Anayasamızın 90 ıncı maddesine, uluslararası sözleşmelere dayanarak, 1990
yılında öğretmenler, Ankara Valiliğine sendika için başvuruda bulundular;
Eğitim-İş'i kurdular, arkasından Eğit-Sen kuruldu, sonra bu iki sendika
birleşti Eğitim-Sen oldu.
Şimdi, çok şükür, birçok alanda
memurlarımız hem üst örgütünü kurdular hem de sendikaları var iş dallarında;
fakat, değerli arkadaşlar, Sayın Bakanım da anımsarlar, bakın, şimdi, biz,
2001'de çıkardığımız bir yasayı görüşüyoruz. Oysa öğretmenlerin sendika kurması
1990. 1990 ile 2001 arasında onbir yıl var sevgili arkadaşlar. Bu deneyimler
çok önemli. Demek ki, Parlamento arkadan geliyor. Yaşam zorlamış, adam
sendikasını kurmuş, birçok yerde valiler, bu sendika yasal mı değil mi... Sonra
ILO sözleşmelerini Sayın Moğultay Çalışma Bakanıyken yayımladı, Sayın Erdal
İnönü de Başbakanvekili olarak imzaladı; ILO sözleşmelerine göre kamu
çalışanları, öğretmenler sendika kurabilirler dedi. Nihayet 2001 yılında bir
sendika yasası çıkardık; ama, bu sendika yasası bize benzedi.
Bakın, AB ölçülerine göre değil Sayın
Bakanım. O yasada öğretmenlere, kamu çalışanlarına verdiğimiz hak nedir biliyor
musunuz; toplugörüşme hakkı. Şimdi, bir söz oyunu değil mi bu?! Bütün
uluslararası sözleşmelere bakıyorsunuz, toplusözleşme ve grev hakkı. Türkiye
kendine benziyor, toplugörüşme hakkı diye işin içinden çıkıyor.
Değerli arkadaşlar, bakın, elimdeki
nottan, dünyada kamu çalışanlarına grevli toplusözleşme hakkı tanıyan
ülkelerden birkaçını okumak istiyorum size. ABD (8 eyalette uygulamada),
Arjantin, Benin, Brezilya, Fildişi Sahili, Finlandiya, Fransa, Guatemala, İspanya, İsveç, İtalya, Kıbrıs, Kostarika,
Meksika, Nijerya, Norveç, Peru, Paraguay, Portekiz, Senegal, Sri Lanka, Togo,
Uruguay, Venezuella, Yunanistan ve Zaire. Türkiye yok burada!..
Değerli arkadaşlar, toplugörüşmede ne
kazanıyor kamu çalışanı; hiçbir şey kazanmıyor. Bakın, burada Millî Eğitim
Bakanına sordum; yazılı da sordum, sözlü de sordum. Kamu idare kurumu kararları
diye bakanlık ile sendika çalışanları bir belge imzalıyorlar. Diyorlar ki, bu
dalda şu iyileştirmeler yapılabilir. Örneğin, Millî Eğitim Bakanlığı ile
Eğitim-Sen oturuyor kamu idare kurumu kararlarını imzalıyorlar, imza altına
alıyorlar; ama, o toplugörüşme sonucunda ortaya çıkan kararları bile bakanlar
uygulamıyor. Diyor ki: "Bunların bir yaptırımı yok kardeşim. Tavsiye
niteliğindedir uygulamam." Peki, niye imzalıyorsun o zaman?!
Değerli arkadaşlar, şimdi, ben bu kadar
şeyi niye anlattım; böyle üç kopya vermek, biçimsel değişiklikler yapmak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gazalcı, mikrofonunuzu
açıyorum, konuşmanızı tamamlayın efendim.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bitirmeye
çalışacağım efendim sizi üzmeden.
BAŞKAN - Çalışmanın ötesinde, bitirelim
Sayın Gazalcı.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Peki efendim.
Değerli arkadaşlar, bu yenilikler
biçimseldir, öze ilişkin değildir. Eğer, Avrupa Birliği ve çağdaş ülkelere
uyacaksak, kamu çalışanlarına toplusözleşme ve grev hakkını tanımalıyız; hatta
bu da yetmez, yönetime katılma ve
siyaset yapma hakkı tanımalıyız.
Bakın, Anayasanın 68 inci maddesi
sınırlamalarla dolu. Kamu çalışanları, büyük bir bölümü, gelişmiş ülkelerde
olduğu gibi siyaset yapamaz. Şimdi, diyeceksiniz ki, efendim onlar Avrupa,
onlar gelişmiş ülkeler. Hani, biz Türk insanına her şeyi layık görüyorduk?!
Ekonomide piyasa ekonomisi denildiği zaman her şey özgürlük içinde olsun
diyoruz, niye, özgürlüklere gelince biz bize benziyoruz?!
Değerli arkadaşlar, o yüzden ben, Sayın Bakanımdan, bir an önce -eğer hükümet
olarak gerçekten içtenseler- kamu çalışanları sendikalarıyla görüşerek, öze
ilişkin yenilikler getirmesini diliyorum. Anayasa bir engel değil; ama,
engelse, bu meşhur paketlerin birinin içine bu maddenin de konularak,
Anayasamızı -eğer, engelse- değiştirmek gerekir diye düşünüyorum; çünkü, kamu
çalışanları, adı üstünde, kamu işi yaparlar, iktidarın kulu değildirler, halkın
emrinde, halk hizmeti, kamu hizmeti yaparlar. Avrupa'da, gelişmiş ülkelerde, o
haklara, o insanlar ne kadar layıksa, benim ülkemdeki insanlar da bu haklara
layıktır.
Bu duygularla, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.
Sayın Yıldırım, bir isteğiniz mi var
efendim?
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Evet Sayın
Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun.
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Tasarı
üzerinde konuşmama gerek kalmadan, şunu söylemek istedim: Kastamonu'nun Araç
İlçesinde dolu, Kastamonu'nun Abana İlçesinde de sel felaketiyle, büyük bir
afet görülmüştür. O konuda, sizin aracılığınızla, hükümetten, Sayın Bayındırlık
Bakanından ve Sayın Tarım Bakanından, bölgeye acil yardım yapılmasını talep
ediyorum. Onun için söz istedim. Söz verdiğiniz için de teşekkür ediyorum.
Bölge halkına da geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, il adına, acil, 500 milyar
liralık bir yardımı talep ediyorum.
Saygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.
Biz de, bölgeye, bu afetten dolayı, geçmiş
olsun diyoruz. İnşallah, hükümetimiz gereğini yapacaktır. Hükümetimizin
temsilcisi burada.
1 inci maddeyle ilgili görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - 4688 sayılı Kanunun 16 ncı
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 16. - Her üye üyelikten
serbestçe çekilebilir.
Üyelikten çekilme, çekilmek isteyen kamu
görevlisi tarafından, üç nüsha olarak doldurulup imzalanan üyelikten çekilme
bildiriminin kurumuna verilmesi ile gerçekleşir. Kurum görevlisi, kayıt
numarası ile tarih verilen çekilme bildiriminin bir suretini derhal üyeye
vermek zorundadır. Kamu işvereni, bildirimin bir örneğini onbeş gün içinde
sendikaya gönderir.
Çekilme, kamu işverenine başvurma
tarihinden başlayarak otuz gün sonra geçerli olur. Çekilenin bu süre içinde
başka bir sendikaya üye olması halinde yeni sendikaya üyeliği, bu sürenin bitim
tarihinde kazanılır.
Üyenin, sendikadan çıkarılma kararı
sendika merkez genel kurulunca alınır. Çıkarma kararı, çıkarılana ve işverene
yazı ile bildirilir. Çıkarma kararına karşı üye, bildirim tarihinden itibaren
onbeş gün içinde görevli iş mahkemesine itiraz edebilir. Mahkeme iki ay içinde
kesin karar verir. Üyelik, çıkarılma kararı kesinleşinceye kadar sürer.
Çekilme, göreve son verilmesi veya sair
nedenlerle kamu görevinden ayrılanlar ile farklı bir hizmet koluna giren kuruma
atananlardan sendika üyesi olanların üyelikleri, varsa sendika şubesi, sendika
veya konfederasyon organlarındaki görevleri sona erer. Emekliye ayrılanların
sendika şubesi, sendika veya konfederasyon organlarındaki görevleri
seçildikleri dönemin sonuna kadar devam eder.
Üyeliğin devamı ve askıya alınması
hallerinde 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 24 üncü maddesinde yer alan
hükümler uygulanır."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3. - 4688 sayılı Kanunun 18 inci
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 18. - Kamu görevlileri, iş
saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde sendika veya
konfederasyonların bu Kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı
farklı bir işleme tabi tutulamaz ve görevlerine son verilemez.
Kamu işvereni, işyeri sendika temsilcisi
ile sendika ve sendika şube yöneticilerinin işyerini haklı bir sebep olmadıkça
ve sebebini açık ve kesin şekilde belirtmedikçe değiştiremez.
Kamu işvereni kamu görevlileri arasında
sendika üyesi olmaları veya olmamaları nedeniyle bir ayırım yapamaz.
Sendika veya konfederasyonu ilk genel
kurula kadar sevk ve idare edecek yönetim kurulu üyeleri, genel kurulda yönetim
kuruluna seçilenler ile sendika şube yönetim kurulu üyeleri seçildikleri
tarihten itibaren durumlarını en geç otuz gün içinde kurumlarına yazılı olarak
bildirirler. Söz konusu yöneticiler seçildikleri tarihten itibaren otuz gün
içerisinde sendika tüzüğünde belirtilen hükümlere göre ayrıca yazılı talepte bulunmaları halinde bu
görevleri süresince aylıksız izne ayrılırlar. Talepte bulunmayanlar ise
kurumlarındaki görevlerine devam ederler. İzne ayrılmayan yönetim kurulu
üyeleri haftada bir gün kurumlarından izinli sayılırlar.
Sendika şubeleri en az 400 üye ile
kurulur.
Mahallî ve genel seçimlerde aday
olanların, sendika ve konfederasyonun organlarındaki görevleri adaylık
süresince askıda kalır. Seçilmeleri halinde görevleri son bulur.
Aylıksız izine ayrılan yöneticilerin bu süreleri, emekli kesenekleri ve
karşılıklarının yöneticisi oldukları sendikaları tarafından her ay Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına ödenmesini
kabul etmeleri koşuluyla memuriyet kademe ilerlemesi ile emeklilik hizmetine sayılır.
Kurumlarından aylıksız izinli sayılan
sendika, konfederasyon ve şube yönetim kurulu üyeleri ile bunların bakmakla
yükümlü oldukları aile fertlerinin sağlık giderlerinin kurumlarınca
karşılanmasına devam olunur.
Aylıksız izinli sayılanlardan herhangi bir
nedenle sendika veya konfederasyon organlarındaki görevlerinden ayrılanlar,
görevlerinin son bulması tarihinden itibaren otuz gün içinde ayrıldıkları kurum
ve kuruluşa yazılı müracaat etmeleri durumunda, kamu işvereni bu kimseleri otuz
gün içinde eski görevlerine ya da uygun diğer bir göreve atamak zorundadır.
Otuz gün içinde görevlerine başlamak
için başvurmayanlar görevlerinden çekilmiş sayılırlar.
Görevden uzaklaştırma, re’sen emeklilik,
göreve son verilmesi, tayin veya sair hallerde görevlinin mahkemeye başvurması
halinde, mahkeme kararı kesinleşinceye kadar sendikadaki görevi devam
eder."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
1 adet önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun tasarısının 3 üncü
maddesiyle değiştirilen 4688 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin 7 nci fıkrasındaki "...memuriyet kademe
ilerlemesi..." ibaresinin "kazanılmış hak aylığı" ibaresi olarak
değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
|
|
Eyüp Fatsa |
Mahfuz Güler |
Agâh Kafkas |
|
|
Ordu |
Bingöl |
Çorum |
|
|
Ünal Kacır |
|
Recep Koral |
|
|
İstanbul |
|
İstanbul |
BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye
katılıyor musunuz?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN
YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Hükümet katılıyor mu
efendim?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT
BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN
- Gerekçeyi mi okutayım?
HALUK İPEK (Ankara) - Gerekçe okunsun
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe: Kademe ve derece ilerlemesinin
birlikte değerlendirilmesi dikkate alınarak "kademe ilerlemesi"
ibaresinin "kazanılmış hak aylığı" olarak düzenlenmesi öngörülmüştür.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, komisyonun
takdire bıraktığı hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Şimdi, 3 üncü maddeyi kabul edilen
önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4. - 4688 sayılı Kanunun 25 inci
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 25. - Kamu görevlileri
sendikasına, kamu görevlisinin ödeyeceği üyelik ödentileri, 14 üncü madde
çerçevesinde doldurulan üyelik başvuru formuna ve sendika tüzüğünde belirtilen
aylık ödenti tutarına göre kamu işverenince aylığından kesilerek beş gün içinde
sendikaların banka hesaplarına yatırılır ve ödenti listesinin bir örneği ilgili sendikaya gönderilir. Kamu
işvereni, sendikaya üye olan ve üyelik ödentisi kesilen kamu görevlilerinin
listesini her ayın son haftasında, işyerinde herkesin görebileceği yerde ilân
eder.
Aylık üyelik ödenti tutarı; 15 inci
derecenin birinci kademesinden aylık alan Devlet memurunun aylık, taban aylığı,
her türlü zam ve tazminatlar ile ödenekler toplamının net tutarının binde
beşinden az, otuzda birinden fazla olmamak üzere sendika tüzüğünde belirtilir.
Sendika tüzüğüne, üyelik ödentisi dışında
her ne ad altında olursa olsun, üyelerden başka bir kesinti yapılmasını öngören
hükümler konulamaz.
Sendika merkez genel kurul kararıyla
üyelikten çıkarılan üyelerin isimlerinin sendikaca onbeş gün içinde işverene
bildirilmesi zorunludur.
Konfederasyonlara üyelerince ödenecek
ödenti miktarı, sendikaların ödenti tutarlarının yüzde beşinden aşağı olmamak
üzere konfederasyonların genel kurullarınca belirlenir."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 5. - 4688 sayılı Kanunun 30 uncu
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 30. - Her hizmet kolunda en
çok üyeye sahip sendika ile bunların
bağlı oldukları konfederasyonlar toplu
görüşme yapmaya yetkilidir. En çok üyeye sahip konfederasyon temsilcisi toplu
görüşme heyetinin başkanıdır.
Yetkili sendika ve konfederasyonların
belirlenmesinde aşağıdaki esaslar uygulanır:
a) Kurumlarca yapılacak tespit;
Tespite ilişkin toplantıya kurumun işveren
vekili ile tahakkuk memuru veya mali hizmetler birimi yetkilisi ve kurumun hizmet kolunda faaliyette bulunan
sendikalardan birer temsilci katılır. Toplantı her yıl 15 mayıs tarihinden sonra beş iş günü içerisinde
kurumca belirlenerek sendikalara bildirilen yer ve günde yapılır.
Bu Kanuna tabi olarak kurumda çalışan kamu
görevlilerinin, 15 mayıs tarihi itibarıyla listesi ile üyelerinden aidat
kesintisi yapılan sendikaların üyelerini gösterir liste, toplantıya
katılanlarca değerlendirilir. Bu değerlendirmeden sonra, toplam kamu görevlisi
sayısı ile sendika üyesi kamu görevlilerinin sendikalara göre toplam sayılarını
belirten tutanak toplantıya katılan
taraflarca imzalanır. İmzalı tutanak, kamu işvereni ve sendikalarca mayıs
ayının son iş gününe kadar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına gönderilir.
Kurumların taşra teşkilatları, yukarıdaki
esaslara göre tarafların katılımı ile yapılacak toplantı neticesinde
düzenlenecek tutanakları kurum merkezinde yapılacak tespitte değerlendirilmek
üzere, 15 mayıs tarihini takip eden iki iş günü içerisinde kurum merkezine
gönderirler. Bu tutanaklar kurum merkezinde tarafların katılımı ile tek tutanak
haline getirilir.
b) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca
kurumlardan ve sendikalardan gelen müşterek imzalı listeler üzerinden yapılacak
tespit;
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,
kurumlarda çalışan toplam kamu görevlisi sayısı ile sendikalar itibarıyla
üyelik kesintisi yapılan üye sayılarını dikkate alarak her yıl 15 mayıs tarihi
itibarıyla hizmet kollarındaki bütün kamu görevlileri sayısı ile hizmet
kolundaki sendikaların üye sayılarını tespit eder. Buna göre her hizmet
kolundaki yetkili kamu görevlileri sendikaları ile konfederasyonların toplam
üye sayısını belirler ve sonuçları her yıl
temmuz ayının ilk haftasında
Resmî Gazetede yayımlar."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum
MADDE 6. - 4688 sayılı Kanunun 35 inci maddesine ikinci fıkrasından sonra
gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"Toplu görüşme çalışmaları ile
Uzlaştırma Kurulu çalışmalarına katılacak olanların ağırlama, yolluk ve
gündelikleri ile toplantı ücretleri Devlet Personel Başkanlığı bütçesine
konacak ödenekten karşılanır."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 7. - 4688 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 9. - 2004 yılı için;
a) 30 uncu maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde öngörülen tespit, 15
Temmuz 2004 tarihi itibarıyla gerçekleştirilerek 20 Temmuz 2004 tarihine kadar
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına gönderilir.
b) 30 uncu maddenin ikinci fıkrasının (b)
bendi gereğince Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapılacak tespit ise 30
Ağustos 2004 tarihine kadar Resmî Gazetede yayımlanır.
c) 32 nci maddesinin birinci fıkrasındaki
"ağustos ayının onbeşinci günü", "Eylül ayının onbeşinci
günü" olarak uygulanır."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 8. - 17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanununun 8 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra
eklenmiştir.
"Valilikler, belediyeler ve ruhsat
vermeye yetkili diğer merciler, yapı ruhsatı verdikleri inşaatları ruhsat tarihinden
itibaren bir ay içinde Kuruma
bildirmekle yükümlüdürler."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 9. - 506 sayılı Kanunun değişik 78
inci maddesinin değişik birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bu Kanun gereğince alınacak prim ve
verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı, 4857
sayılı İş Kanununun 39 uncu maddesine göre 16 yaşından büyükler için belirlenen
günlük asgari ücrettir; üst sınırı ise günlük asgari ücretin 6,5 katıdır."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 10. - 506 sayılı Kanunun değişik 79
uncu maddesinin onuncu fıkrasında yer alan "prim ödeme gün sayıları,"
ibaresinden sonra gelmek üzere "tespitine hükmolunan süreye ilişkin
primlerin ve fer'ilerinin; öncelikle işverenden; zamanaşımı, işveren ölümü,
iflası, işyerinin kapanması, terk edilmesi, tasfiye edilmesi gibi nedenlerden
dolayı işverenden tahsil edilememesi halinde ise, sigortalıdan tahsil
edildikten sonra" ibaresi eklenmiş, maddenin ondördüncü fıkrasında yer
alan "140 ıncı maddesine" ibaresi "140 ıncı maddesinin birinci
fıkrasının ( c ) ve ( d ) bentlerinin son fıkralarına" olarak
değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
1 önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kamu Görevlileri
Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 10 uncu maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"Madde 10.- 506 sayılı Kanunun
değişik 79 uncu maddesinin 14 üncü fıkrasında yer alan "140 ıncı
maddesine" ibaresi "140 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (d)
bentlerinin son fıkralarına" olarak değiştirilmiştir.
|
|
Mahfuz Güler |
Eyüp Fatsa |
Agâh Kafkas |
|
|
Bingöl |
Ordu |
Çorum |
|
|
Ünal Kacır |
|
Recep Koral |
|
|
İstanbul |
|
İstanbul |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN
YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, uygun görüşle takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu efendim?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT
BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Madde gerekçesi:
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 80
inci maddesi uyarınca sigorta primlerinin tahsilinden işverenler sorumlu
olduklarından, maddede yapılan düzenlemeyle, hizmet tespit ilamlarına istinaden
tahakkuk eden sigorta primlerinin işverenden tahsil kabiliyetinin olmaması
durumunda bu primlerin sigortalılardan tahsil edilmemesi amaçlanmaktadır.
BAŞKAN - Komisyonun müspet mütalaa
verdiği, Hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi, kabul edilen önergeyle
yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
11 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 11. - 506 sayılı Kanunun değişik 80
inci maddesinin değişik beşinci fıkrasında yer alan "51 inci maddesi"
ibaresi "51 ve 102 nci maddeleri" olarak değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 12. - 506 sayılı Kanunun değişik 83
üncü maddesinin başlığı "Teminatın ve hakedişlerin prim borcuna karşılık
tutulması ile yapı kullanma izin belgesinin verilmesinde borcu yoktur
belgesinin aranması:" şeklinde değiştirilmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki
fıkra eklenmiştir.
"Valilikler, belediyeler ve ruhsat
vermeye yetkili diğer merciler
tarafından, yapı kullanma izin belgesi verilmeden önce ilgililerden bu bina
inşaatı işyerlerinden dolayı Kuruma borçlarının bulunmadığına dair Kurumca
düzenlenmiş bir belgenin istenmesi zorunludur."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
13 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 13. - 506 sayılı Kanunun değişik 85
inci maddesinin (C) bendinin (a) alt bendi ile 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "%30"
ibaresi "% 25" olarak
değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
14 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 14. - 506 sayılı Kanunun 117 nci
maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
15 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 15. - 506 sayılı Kanunun değişik 118
inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Tedavinin nasıl yapılacağı:
Madde 118. - Hastalık ve analık
yardımlarından yararlanacak olanlar Kurumca tespit edilecek belgelerle Kurumca
bildirilen sağlık müesseselerine veya hekimlere başvurarak muayene ve tedavi
olurlar."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
16 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 16. - 506 sayılı Kanunun 120 nci
maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"İş kazalarıyla meslek hastalıkları,
malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından gelir ve aylık tahsisleri ile sermaye
değerinin hesabında, iş kazasının olduğu veya meslek hastalığının hekim
raporuyla ilk defa tespit edildiği veya sigortalıların yürürlükten kaldırılmış
5417 ve 6900 sayılı kanunlara veya 506 sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik
kurumlarına tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten sonraki yaş
tashihleri dikkate alınmaz."
BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
17 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 17. - 506 sayılı Kanunun 121 inci
maddesinin birinci fıkrasına "nafaka borçları" ibaresinden sonra
gelmek üzere "ve bu Kanunun 80 inci maddesine göre takip ve tahsili
gereken alacaklar" ibaresi eklenmiştir.
BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
18 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 18. - 506 sayılı Kanunun değişik 140
ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"c) Bu Kanunun 79 uncu maddesinin
birinci fıkrası uyarınca verilmesi gereken belgeleri anılan fıkrada belirtilen
süre içinde Kuruma vermeyenlere her bir fiil için belgenin;
1 - Asıl nitelikli olması halinde aylık
asgari ücretin üç katını geçmemek kaydıyla Kuruma verilmiş olan belgede kayıtlı
sigortalı sayısı başına aylık asgari ücretin 1/5'i tutarında,
2 - Ek nitelikte olması halinde Kuruma
verilmiş olan her bir ek belge için aylık asgari ücretin 1/8'i tutarında,
Şu kadar ki, ek belgenin 79 uncu maddenin
üçüncü fıkrasına istinaden Kurumca resen düzenlenmesi durumunda aylık asgarî
ücretin üç katı tutarında,
3 - Mahkeme kararı ile veya denetim
elemanlarınca yapılan tespitler sonucunda ya da kamu kurum ve kuruluşları
tarafından düzenlenen belgelerden hizmetleri veya kazançları Kuruma
bildirilmediği veya eksik bildirildiği saptanan sigortalılarla ilgili olması
halinde, belgenin asıl veya ek nitelikte olup olmadığı, işverence düzenlenip
düzenlenmediği üzerinde durulmaksızın aylık asgari ücretin üç katı tutarında,
Bu Kanunun 79 uncu maddesinin onüçüncü
fıkrası uyarınca sigorta müfettişi tarafından veya 130 uncu maddesinin
sekizinci fıkrasında belirtilen serbest muhasebeci, mali müşavir ve yeminli
mali müşavirlerce düzenlenen raporlara istinaden Kuruma bildirilmediği tespit
edilen eksik işçilik tutarının maledildiği aylardan dolayı aylık asgari ücretin
üç katı tutarında,"
BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
19 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 19. - 506 sayılı Kanuna aşağıdaki ek
madde ilave edilmiştir.
"EK MADDE 48. - Bu Kanunun 36 ncı
maddesinin (B) bendi uyarınca ilaç, protez, araç ve gereç bedellerinden
alınacak katkı payı ile ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca alınacak
muayene ücreti, Kurumdan gelir ve aylık almakta olanların gelir ve
aylıklarından, gelir ve aylık almakta iken vefat edenlerin hak sahiplerine
bağlanacak gelir ve aylıklarından, hak sahiplerinden vefat edenler ile gelir ve
aylık hakkını kaybedenlerin ise aynı tahsis dosyasından gelir ve aylık alan
diğer hak sahiplerinin gelir ve aylıklarından da kesilebilir. Katkı payı ile
muayene ücretinin gelir ve aylıklardan kesilmesine ilişkin usul ve esaslar
Kurum Yönetim Kurulunca belirlenir."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
20 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 20. - 29.7.2003 tarihli ve 4958
sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 19 uncu maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (a) bendine (9) numaralı alt bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki
(10) numaralı alt bent eklenmiş ve mevcut (10) numaralı alt bent (11) olarak
teselsül ettirilmiştir.
"10) 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı
İş Kanununun 101 inci maddesindeki cezalar hariç olmak üzere, diğer maddelerine
göre tahsil edilen idari para cezaları."
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
Geçici madde 1'i okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanun çerçevesinde
çıkarılacak yeni yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar, mevcut
yönetmeliklerin 4688 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına
devam olunur.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Geçici madde 1'i oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici madde 2'yi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 2. - 4688 sayılı Kanunun 18
inci maddesine göre, konfederasyonların ve sendikaların yönetim kurulu
üyelerinin, bu Kanunun yayımı tarihinden önceki sendikal faaliyetleri ve
aylıksız izinleri ile ilgili olarak idari ve mali takibat yapılamaz,
başlatılmış olanlar işlemden kaldırılır.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Geçici madde 2'yi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici madde 3'ü okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 3. - Bu Kanunun yayımı
tarihinden önce, 4688 sayılı Kanunun 31 inci maddesi uyarınca açılmış bulunan
davalar işlemden kaldırılır.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
21 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 21. - Bu Kanunun;
a) 9 uncu maddesi 1.7.2004 tarihinde,
b) 13 üncü maddesi yayımını takip eden
aybaşında,
c) 20 nci maddesi 1.1.2004 tarihinden
geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,
d) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,
Yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
22 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 22. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar
Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş
ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın Bakanın bir teşekkür konuşması var.
Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT
BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım;
tasarımızın görüşülmesine öncelik vererek katkı sağlayan değerli grup
başkanvekillerimize ve siz değerli milletvekillerine çok teşekkür ediyorum.
İnanıyorum ki, kısıtlı da olsa, yapmış
olduğumuz bu düzenlemeler, hem sosyal güvenlik sistemimizde hem de kamu
görevlileri sendikalarının örgütlenmesi konusunda önemli katkılar
sağlayacaktır.
Benden önceki konuşmacılar da ifade
ettiler; yapmış olduğumuz bu değişikliklerin yeterli olmadığını biz de
biliyoruz. 58 inci hükümet döneminden bu tarafa sosyal güvenlik sistemimizi çok
köklü bir reforma tabi tutmak için çalışmalarımız devam ediyor. Şu anda,
Bakanlık olarak bu hazırlıkları tamamladık, yaz aylarında bu tasarılarımızı
partilerimizin, sivil toplum örgütlerimizin, sosyal taraflarımızın görüşlerine
açacağız. Bu tasarıları olabildiğince tartışıp, en olgun bir şekilde,
sonbaharda, kasım,aralık aylarında Parlamentoya, Yüce Meclisin huzuruna
taşımayı amaçlıyoruz.
Hepimiz biliyoruz ki, sosyal güvenlik
sistemimize, mutlaka, bir çekidüzen vermek zorundayız. Belki, bizim bugün
yapacağımız değişiklikler, reformlar, ancak, onbeş yirmi sene sonra semeresini
verecektir; ama, bizden sonra gelecek nesillere daha ağır yükümlülükler
bırakmamak için, biz, bu değişiklikleri bugünden yapmak zorundayız.
Sosyal güvenlik sisteminde değişiklik
yapmak, elbette, zor bir iştir; çünkü, devamlı olarak geleceğe dönük baktığınız
için ve kaynakların çok sınırlı olması dolayısıyla, bazı kısıtlamaları da
beraberinde getirecektir; ama, bütün bunlara rağmen, sosyal güvenlik
sistemimizde köklü bir değişiklik yapılması zarureti ortadadır. Bunu da hep
birlikte başaracağız.
Sosyal güvenlik sistemini, çalışma
hayatını ve diğer konuları bütün sübjektif değerlendirmelerden uzak tutup,
ülkenin gerçekleriyle birlikte hayata geçirmek zorundayız. Biz, Çalışma
Bakanlığı olarak ve Hükümet olarak, bugüne kadar, bu manada, hiç popülist bir
anlayış içerisinde olmadık. Herkesin de bu anlayış içerisinde olması, bu
meselelerin çözümüne çok katkı sağlayacaktır.
Sayın Başkanım, başta siz olmak üzere,
bütün grup yöneticilerimize ve milletvekillerimize tekrar teşekkür ediyor,
saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.
Yasanın, tekrar, hayırlı olmasını
diliyoruz.
Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika
ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 16.49
İKİNCİ
OTURUM
Açılma Saati: 17.03
BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Mevlüt AKGÜN (Karaman), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106 ncı Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Görüşmelere kaldığımız
yerden devam ediyoruz.
Dahiliye Memurları
Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
ve İçişleri Komisyonu raporunun müzakeresine başlayacağız.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
6. - Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri
Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/802)
(S. Sayısı:461)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
Hayvanları Koruma Kanunu
Tasarısı ile İçişleri ve Çevre Komisyonları raporlarının müzakeresine
başlıyoruz.
7. - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ile İçişleri ve Çevre
Komisyonları Raporları (1/323) (S. Sayısı: 446) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporu 446 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri,
İzmir Milletvekili Sayın Canan Arıtman toplantılara katıldığı halde, sıra
sayısının 14 üncü sayfasında yer alan Çevre Alt Komisyonu raporunun imza
sirkülerinde adı ve imzası sehven yer almamıştır. Durum, tutanaklara
düzeltilmiş haliyle geçirilecektir.
Bilgilerinize sunuyorum.
Tasarının tümü üzerinde,
AK Parti Grubu adına, Sinop Milletvekili Sayın Cahit Can; buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar.)
Süreniz 20 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA
CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hayvanları Koruma
Kanunu Tasarısı üzerinde AK Parti Grubu
adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada, geçmişten
günümüze gelen insan ve hayvan ilişkilerinin ahlakî kurallara dayandırılması ve
bunun sonucu da, hayvanların yaşamsal hakları, dolayısıyla bunların çevre
değerlerine katkısı üzerinde konuşacağız.
(x) 446 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Artık, dünya, toplumsal
ahlak ve vicdanî açıdan, hayvan varlığının korunmasına, yaşama hakları öğesini
de eklemiş ve tabiî bir süreç olarak, hayvan korunmasına bu unsuru da yerleştirmiştir.
Dünya ve Avrupa,
havanların korunması yolunda önemli mesafeler alırken, geçmişi bu konuda
çeşitli örneklerle dolu milletimizin geride kalması düşünülemez. Özellikle,
büyük Atatürk, sahipsiz hayvanları korumak üzere, hayvanları asla öldürtmeden,
Hayvanları Koruma Cemiyetine teslim ettirmiş ve bunların bakımını yaptırdıktan
sonra, isteyenlere dağıtılmasını sağlamıştır.
Geçmişte, atalarımız,
gerek Selçuklu ve gerekse Osmanlı döneminde, hayvanlara büyük bir şefkat ve
sevgi göstermişler, hayvanlar yararına birçok vakıflar kurdurmuşlardır; yaşlı
hayvanların ömürlerini tamamlayabilmeleri için büyük otlaklar vakfetmişler,
göçmen kuşların göçlerini kolaylaştırmak için vakıflar kurmuşlardır; cami,
medrese ve konakların cephelerine, sanat eseri niteliğinde, kuş evleri
eklemişlerdir.
Tüm sorunların çözümünde
olduğu gibi, hayvanların korunması bakımından temel çözümün yolu eğitimden
geçmektedir; ancak, bu süreç tamamlanıncaya kadar bazı yapısal çalışmaları da
yapmak sorumluluğundayız. Her ne kadar insanımızın yüksek duygularını hesaba
katsak bile, bazı hususlar sadece insan vicdanına bırakılmamalıdır. Psikolojik
bozukluklar, ekonomik güçsüzlükler ve daha birçok nedenden dolayı, her millette
olduğu gibi, suça yönelen insanlarımızın da varlığını hesaba katarak, bu alanda
caydırıcı uygulamalara yer vermek zaruretimiz vardır.
Diğer yandan, öncelikle
binek hayvanlarımız olmak üzere tüm hayvanların korunması için, insanlıkdışı
kötü muamele hallerinde koruyucu önlemler ve cezaî müeyyideler getirilmelidir.
Ancak, daha anlamlısı, hayvan kıyımında müşahede anlamına gelen yasal boşluğun
doldurulması, çağdaş uygarlık düzeyinde yol alan ülkemiz insanları için
başlıbaşına önem taşımaktadır.
Bu ihtiyaçlardan yola
çıkarak, doğada yaşayan tüm hayvanların yaşamlarını güvence altına almak,
korumak ve bu alandaki boşluğu gidermek üzere, Çevre ve Orman Bakanlığınca,
Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı hazırlanmıştır.
Değerli milletvekilleri,
kanun tasarısı, hayvan yaşama haklarının korunması konusunda önemli yenilikler
getirecektir. Tasarıda, bütün hayvanların eşit doğduğu ve bu kanun hükümleri
çerçevesinde yaşama hakkına sahip oldukları kabul edilmiştir. Bundan hareketle,
tasarıda, kesim hayvanlarının da usulüne uygun ve onlara en az acı verecek bir
şekilde kesimi öngörülmektedir.
Bir hayvan türünün soyunu
yok edecek her türlü müdahale ve hayvanların bilimsel olmayan deneylerde
kullanılması yasaklanmıştır. Deney hayvanlarının gerek ithalat ve ihracatı ve
gerekse deneyleri izne tabi olup, bilimadamlarından kurulu bir kurul
vasıtasıyla -etik kurul- deneyler için izin alınacaktır.
Söz konusu tasarımızda,
hayvanlara kasıtlı olarak zarar vermek, 16 yaşından küçüklere teslim etmek ve
satmak yasaklanmıştır. Ülkemizde, Pitbull ve Terrier gibi tehlike arz eden
hayvanların üretilmesi, sahiplendirilmesi, ülkemize giriş-çıkışı, reklamı,
sergilenmesi ve hediye edilmesi de yasaklanmıştır.
Tasarıyla, bir hayvana
çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu, en yakın veteriner hekime ya da tedavi
ünitelerine götürmek zorundadır.
Tasarıda, eğitici
yayınlar ve hayvanat bahçeleriyle ilgili düzenlemeler de yer almıştır.
Hayvanları Koruma Kanunu
Tasarısı, söz konusu kanun hükümlerine uyulmaması durumunda devreye girecek
olan cezaî hükümleri de ayrıntılı bir şekilde düzenlemektedir.
Değerli milletvekilleri,
Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan kanun tasarısı, hayvanları
korumanın ve toplu kıyım niteliğindeki itlafın önlenebilmesi bakımından önemli
tedbirler getirmektedir. İtlafın önlenebilmesi açısından temel şart,
kısırlaştırmadır. Bu nedenle, tasarıda, hayvanların, kısırlaştırma, aşılama,
sahiplendirme gibi yollarla kontrol altına alınması öngörülmekte olup, bu
görevlerin yürütülmesinde belediyelere de önemli sorumluluklar verilmektedir.
Tasarıda önemle ele
alınan bölüm, sahipsiz hayvanlarla ilgili olan bölümdür. Bu bölümde, tüm hayvan
varlığımızın korunmasına ve belli bir plan çerçevesinde, sistemli olarak
popülasyonun kontrol altına alınmasına da hizmet edecek planlamaları içeren
hükümler yer almaktadır.
Değerli milletvekilleri,
hayvanların korunması, sorunların tespiti ve çözümlere yönelik olarak, her
ilde, valinin başkanlığında, il hayvan koruma kurulları oluşturulacaktır.
Sahipsiz hayvanların korunmasını sağlamak amacıyla, yerel hayvan koruma
görevlileri de görevlendirilmiştir.
İnsan haklarının henüz
istenildiği ölçüde yerleşmediği ülkemizde hayvan haklarından söz etmenin doğru
olmadığını düşünenler olabilir; ancak, sorunların çözümlenmesinin ve
yanlışların düzeltilmesinin temelinde, insanların ahlakî normlarda birleşmesi
ve insanlığın yükselen değerlerinde buluşması yatmaktadır. Bunun sağlanmasıyla
ilgili her girişimi desteklemenin, sorunların çözümü açısından büyük önemi
vardır.
Bugün burada görüşülerek
kabul edilecek olan bu kanunun etkili uygulanabilmesi bakımından, ilgili kurum
ve kuruluşların, bilhassa yerel yönetimler ve gönüllü kuruluşlar ile
hayvanseverlerin, şimdiden, büyük bir çaba içerisine girmesi gerekmektedir.
Bugün burada toplantıya
katılan herkesin, tarihî ve insanî bir görevle konunun sahibi olacağı ve
kamuoyunda gereken etkinliği yaratacağı inancıyla, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Can.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Burdur Milletvekili Sayın Ramazan Kerim Özkan; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA RAMAZAN
KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime
başlamadan önce, bugün Ankara ve İstanbul'da meydana gelen terör amaçlı
patlamalarda hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara
acil şifalar, ailelerine başsağlığı diliyorum. Ülkemizin bu tür
olumsuzluklardan bir an önce kurtulmasını, huzur ve güvenin sağlanmasını
diliyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının tümü üzerinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubunun görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce
Meclisi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım,
yaşadığımız çevremizde, sokağımızda, evlerimizin yakınlarında, hatta kimi
zamanlar Türkiye Büyük Millet Meclisi Kampusu içerisinde dahi hemen her gün
görmeye alıştığımız ve çoğu zaman hiç ilgimizi bile çekmeyen sahipsiz kedi ve
köpeklerin ne denli bir çevre kirliliği yarattığı hepimizce malumdur. Çoğu
parklarda ve piknik alanlarında çimlerin üzerinde oturmak mümkün olmamaktadır.
Evcil hayvan sahiplerini de duyarlılığa davet ediyorum. Ayrıca, sahipleri
tarafından sokağa bırakılan ve alışkın olduğu ev ortamının dışında zor
koşullarda yaşamaya terk edilmiş ev hayvanlarının korunmaları, gözetilmeleri ve
bakımlarıyla ilgili düzenlemeleri de içeren bu kanun tasarısını Grubum adına
desteklediğimizi belirtmek istiyorum. Yine, bu kanun tasarısının
hazırlanmasında emeği geçen Çevre Komisyonu ve İçişleri Komisyonunda görevli
değerli arkadaşlarıma da teşekkürlerimi sunuyorum.
Mükemmel insan, öncelikle
insan hak ve özgürlüklerine saygılı olan, çevre ve doğasına ve aynı zamanda
yaşamakta olduğu evreni kendisiyle paylaşan diğer canlılara da saygılı olan
insandır. Bu nedenledir ki, bu yasanın çıkması, insanın kendisine ve çevresine
olan sevgi ve saygısı açısından son derece önemlidir; ayrıca, önce insanı, önce
ahlakı hâkim kılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi metni, Uluslararası Hayvan Hakları Birliği
ve ona bağlı ulusal birlikler tarafından 1977 Eylülünde Londra'da kabul edilmiş
ve Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi Ekim 1978'de ilan edilmiştir. Bu
bildirge, Avrupa Birliği ülkeleri arasında "Ev Hayvanlarının Korunmasına
Dair Avrupa Sözleşmesi" olarak kabul edilmiş ve Avrupa Birliği üye
ülkeleri kriterleri arasında yer almıştır. Avrupa Birliğine tam üyelik
beklentisi içerisinde olan ülkemizde de bu sözleşme imzalanmış ve Resmî
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu sözleşme çerçevesince,
Çevre Bakanlığınca hazırlanan ve şu anda görüşülmekte olan Hayvanları Koruma
Kanunu Tasarısı, hayvanların korunması ve yaşama haklarının güvence altına
alınması amacıyla hazırlanmıştır. Bu tasarının amacı, başta evcil hayvanlar
olmak üzere tüm hayvanların insan ve doğa kaynaklı mağduriyetlerinin
önlenmesini, gözetilmesini, bakımlarını, kötü muameleden uzak tutulmalarını,
üremelerini, canlarının ve sağlıklarının korunmasını sağlamaktır.
Değerli arkadaşlarım,
önce de belirttiğim gibi, doğal yaşamın korunması adına birçok yönden olumlu ve
ileriye yönelik olarak gerçekleştirilecek çok değerli bir yatırım olarak
gördüğümüz bu kanun tasarısını Grup olarak da destekliyoruz. Ancak, şu da var
ki, tasarı hazırlanırken birtakım gerçekler gözden kaçmış ve ilgili sivil
toplum örgütlerinin ve gönüllü kuruluşların görüş ve önerileri dikkate
alınmamıştır. Bunu önergelerle sizlere sunacağız. Çünkü, sokak hayvanları
sorununun ana kaynağı, sahipli ev ve bahçe hayvanlarının kontrolsüz bir biçimde
üreyerek yavrularının sokağa atılmasıdır. Bunun yanında, sorumsuz kişiler,
sahip oldukları ev hayvanlarını da çoğu zaman sokağa bırakmaktadır. Kısırlaştırılmamış
bir hayvan sokağa bırakıldığında, sürekli olarak üremektedir. Barınaklarda ve
sokaklarda bulunan hayvanların yarısını, atılmış, terk edilmiş ve sokaklarda
üremiş ev hayvanları oluşturmaktadır.
Tasarı incelendiğinde, 4
üncü maddenin (k) bendinde, ev hayvanlarının kısırlaştırılmalarının sadece
teşvik edildiği görülmektedir. Oysa, sokak hayvanı sorununun ana kaynağını,
evinden sokağa atılan ev hayvanları veya evde doğurtulup bakılamayan ev hayvanı
yavrularının sokağa bırakılması oluşturmaktadır. Sokağa atılmış kısır olmayan
ev hayvanları, sokaktaki mevcut hayvanlarla sürekli olarak çiftleşmektedir.
Kısırlaştırılmamış bir çift köpek -bunu dikkatlerinize sunmak istiyorum- beş
yılda 60 000 başıboş sokak köpeğine dönüşmektedir. Bu gerçekten çok ciddî ve
ürkütücü bir tablodur ve sokaklarımız, maalesef, her geçen yıl milyonlarca
başıboş sokak hayvanıyla dolmakta ve bu da, hem çevre kirliliği oluşturmakta
hem de insan ve hayvan sağlığı açısından ciddî tehditler oluşturmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, ev hayvanlarına, mutlak suretle,
kısırlaştırma mecburiyeti getirmek zorundayız.
Daha önce, bir
milletvekilinin, kendi köpeklerinin mürüvvetlerini görme isteği üzerine iptal
edilen ev hayvanlarındaki kısırlaştırma zorunluluğu, ne yazık ki, son derece
yanlış bir karar olmuştur. Barınaklar, sokağa atılan cins köpeklerle doludur şu
anda. Eğer, herkes köpeğinin mürüvvetini görme mutluluğunu yaşarsa, bizler,
barınaklara atılan milyonlarca hayvanın acısını yaşamaya devam edeceğiz.
Eğer, ev hayvanlarını
kısırlaştırma zorunluluğu getirilmezse, kedi ve köpeğinden yavru almak isteyen
insanlara karşı, en azından, ciddî bir maddî yaptırımın uygulanması zorunluluğu
getirilmesinin gerektiğini düşünüyorum.
Bunu söylediğimizde,
Avrupa ülkelerinde kısırlaştırma olmaması emsal gösterilmektedir; ancak, ne var
ki, Avrupa ülkelerinde insanlar, ev hayvanlarını sokağa attıkları zaman bir
kanunî yükümlülük altına girmektedirler; ev hayvanlarıyla ilgili kuruluşların
yetkilileri tarafından sürekli olarak denetim altında tutulmaktadırlar.
Ev hayvanlarında
kısırlaştırma zorunluluğu, hem sokak hayvanı sorununun çözümüne katkıda
bulunacak hem de bu çaresiz hayvanların kontrolsüzce üreyip sokaklarda vahşete
uğramasını engelleyecektir. Dolayısıyla, ev hayvanlarını kısırlaştırma
zorunluluğu getirilmeden sokak hayvanı sorunu çözülemez ve çözülmeyecektir.
Değerli arkadaşlarım, çok
önemli bir diğer husus ise, tasarının 31 inci maddesinde, 3285 sayılı Hayvan
Sağlığı ve Zabıtası Kanunu hükümlerinin saklı olmasının tasarıda yer almasıdır.
Hayvanları Koruma Yasası
Tasarısı, zaten, bu 3285 sayılı Yasadan kaynaklanan sorunları çözmeye
çalışıyor. İlgili yasanın 119 uncu maddesi (f) bendinde "kuduz hastalığına
yakalanmış veya hastalıktan şüphelenilen bir köpek müşahede yerinden kaçar ve
bulunmaz ise, o mıntıkanın 10 kilometre çevresindeki sahipsiz ve başıboş
köpekler öldürülür ve imha edilir" denilmektedir. Bu da, düpedüz bir
katliama sebep olmaktadır.
Yine belediyeler, bu
yasadaki bazı hükümleri kullanarak, binlerce köpeği bir günde itlaf
edebilmektedirler. Eğer bu yasa gerçekten hayvanları koruyacaksa, 3285 sayılı
Yasanın saklı hükümlerinin içerisinde yer almaması gerekmektedir.
Ayrıca, Türkiye'ye,
özellikle Doğu Avrupa ülkelerinden, çoğu valizler içerisinde yarısı yolda ölen
köpekler kaçak olarak sokulmaktadır ve bununla ilgili hiçbir yaptırım yoktur.
İthalat ise, kontrolsüz olarak yapılmaktadır. Barınaklarımız ağzına kadar
doluyken, kedi, köpek ithalatının devam etmesi de son derece yanlış bir
uygulamadır. Bu nedenle, hayvan ithalatının hemen yasaklanması gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
Hayvanları Koruma Kanunu deyince aklımıza sadece sahipsiz ve başıboş kedi ve
köpekler gelmemelidir. Bugün, etinden, sütünden, yumurtasından yararlandığımız
hayvanlarımız da bu koruma kapsamındadır. Bugün, her birimizin seçildiği il ve
ilçe merkezlerinde hayvan pazarları kurulmaktadır. Birkaçı hariç, yurttaki
sayıları 100'leri bulan bu hayvan pazarları, açlık, susuzluk, hastalık ve kötü
muamelelerin hâkim olduğu bir toplama kampı niteliğindedir. Bu nedenle, hayvan
pazar ve panayırları, çağın şartlarına uygun, Avrupa Birliği normlarına uygun
olarak yeniden düzenlenmeli ve düzenlenmeleri mümkün olmayanlar ise
kapatılmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
nüfusunun yarısına yakınının tarım ve hayvancılıkla uğraştığı bir ülkede
yaşıyoruz. Ancak, ne yazık ki, bu sektörün gayri safî millî hâsıladaki payı
yüzde 10 bile değildir. Hayvan yetiştiricisi, bırakın hayvancılıktan para
kazanmayı, günlük geçimini dahi sağlayamamaktadır; kızını gelin etmek, oğlunu
askere yollamak için, damızlık hayvanını dahi, gözü yaşlı, pazara
götürmektedir.
Değerli milletvekilleri,
bulunduğunuz bölgelerdeki hayvan pazarlarına gittiğinizde, elinde yularından tuttuğu
hayvanını satmak için pazarın bir köşesinde bekleyen gözü yaşlı bir nineyi veya
dedeyi, eğer hayvanlarını satarsa bu paradan okul harçlığı almayı ümit eden
minicik çocukları görebilirsiniz.
Değerli arkadaşlarım,
Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısıyla birlikte hayvancılıkla uğraşan bu
yetiştiricilerimizi de bir korumaya almamızın zamanı gelmedi mi?! Eğer bunu
yapamazsak, yakın bir gelecekte, bırakın hayvancılık yapacak yetiştiriciyi,
yetiştirilecek hayvanı bile bulamayacağız. Bugün, yurdumuzun birçok köşesindeki
hayvan yetiştiricileri, kendi boğazından, yakacağından, giyeceğinden keserek
hayvanını doyurmaya çalışıyor; kendisi, eşi, çocukları, parasızlıktan belki
yıllardır bir doktor kapısı çalmamışken, hayvanının en basit rahatsızlığında
bile veteriner hekime koşuyor. Onlar, sahip oldukları ve tek gelir kaynağı
hayvanlarını, bu yasa tasarısından çok daha önceleri de koruyorlardı ve korumaya
da devam edecekler. Onların, hayvanlarını korumak için bu yasa tasarısına hiç
ihtiyaçları yok; yalnızca, kendileri korunmaya muhtaçtır. Onlar, bizlerden çok
fazla bir şey istemiyorlar; sadece, ürünlerinin para etmesini istiyorlar;
alınterlerinin, emeklerinin para etmesini istiyorlar.
Değerli arkadaşlarım,
bugün, hayvancılıkta, devlet tarafından uygulanan desteklemeler tamamen
yetersizdir. Geçtiğimiz günlerde uygulanmaya başlanılan, 190 kilogramı geçen
karkas ağırlığının beher kilosu için verilen 1 000 000 liralık desteklemeden
ise, sadece, besi amaçlı işletmecilik yapan ve kültür ırkı hayvan yetiştiren
besiciler yararlanmaktadır. Anadolu'da zor şartlarda yetiştirilen yerli
ırklarımızın karkas ağırlığının 190 kiloya ulaşması zaten mümkün olmadığı için,
fakir ve gerçekten ihtiyaç sahibi yetiştiricilerimiz, bu desteklemeden
yararlanamamışlardır. Bizim görüşümüz, bu tip desteklemelerde, yerli ve kültür
ırkları için farklı standartlar belirlenmesi ve desteklemenin buna göre daha
adil bir şekilde yapılmasıydı.
Şimdi,
yetiştiricilerimiz, elleri koynunda, yeni yapılacak desteklemeleri -günübirlik
iyileştirmeleri değil- ürünlerine verilecek olan destekleri, yardımları,
teşvikleri beklemektedir.
Tasarının 4 üncü maddesi
(a) bendinde "bütün hayvanlar eşit doğar ve bu Kanun hükümleri
çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir" denilmektedir. Bu nedenle, ev
hayvanları dışında, ülkemize ekonomik getiri sağlayan ve birçok kişinin geçim kaynağı
olan küçükbaş ve büyükbaş hayvanlarımızın da koruma altına alınması gerekmiyor
mu! O hayvanları yaşatan ve bir maddî değer olarak ülke ekonomisine katkı
sağlayan yetiştiricilerimizin de bu yaşama hakkına sahip olması gerekmiyor mu!
Bunun için, daha neyi bekleyeceğiz; hayvancılığımızın yok olmasını mı ya da
yetiştiricilerimizin, üreticiliği bırakıp büyükşehirlere göç ederek tüketici
olmasını mı!
Değerli arkadaşlarım,
yetiştiricilerimiz, bugün, ekonomik sıkıntılar nedeniyle, ihtiyaçlarını
karşılayabilmek için, kasaplık hayvanını erken kesime götürmekte, kuzusunu,
artan yem ve işletme masrafları nedeniyle, 15-20 kilogram canlı ağırlığa
ulaşmadan kestirmek zorunda kalmaktadır. Bugün, marketlerde ve kasap
reyonlarında körpecik kuzu karkaslarını görünce içiniz burkulmuyor mu?! Yapılan
birçok projeye rağmen, erken kuzu ve dana kesiminin önüne geçilemedi; bu da bir
katliam değil midir? Bunu önlemek için, özellikle küçükbaş hayvan
yetiştiricilerimizin ciddî anlamda desteklenmesi gerekmektedir.
Diğer önemli bir konu
ise, kurban bayramında yaşanan katliam ve çevre kirliliğinin önüne
geçilmesidir. Gerçi, son yıllarda, belediyelerimizce uygulanan bazı zabıtaî
tedbirlerle olumlu bir gelişme sağlanmıştır; ancak, bu, halen yeterli değildir.
Bu konuyla ilgili cezaî yaptırımlar artırılmalı ve mutlak suretle
uygulanmalıdır. Avrupa Birliğine girme çabası içerisinde olan bir Türkiye'de,
artık, kurban bayramlarında cadde ve sokaklarda kovalanan, yakalanan ve ev
önlerinde kesilen hayvan manzaralarına tanık olmak istemiyoruz. İki komşunun,
iki akrabanın, ortak kestikleri kurbanın etini paylaşırken yaşadıkları
kavgaları, ölümle biten olayları, artık, bu ülkede yaşamak istemiyoruz. Bu
konuda, mezbahalarımız, adaletli, hijyen kesimi başarmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
ülkemizdeki tüm hayvanların bu koruma kapsamında olması, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak en büyük dileğimizdir. Sağlıklı ve yaşanır bir çevre için,
tüm insanların bu kanun kapsamında üzerlerine düşen görevleri yapması
gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
yasaları yapıyoruz, Avrupa Birliği uyum yasaları diyoruz. Ben, veteriner
hekimim. Hâlâ, ülkemizde, hayvanların bir yerden bir yere taşınması için
-sağlıklı taşınması gerekir diyoruz- araçlarımız uygun değil; yeterli suluk,
yeterli yemlik, yeterli kalorifer donanımlarına sahip 1 tane TIR'ımız yok.
Zaman zaman Almanya'dan
ithalatlarımız oldu; o ülkelerde 35 ineği bir anda taşıyabilen TIR'lar var.
Bunlarda yemlikler hazır, suluklar hazır. Biz, hayvanları koruyacağız diyoruz;
erzurum'dan Edirne'ye veya Hakkâri'den Ankara'ya taşınan hayvanlar, hâlâ,
sağlıksız koşullarda, bir 50 NC'nin üzerinde veya bir kargonun üzerinde, açık
arabalarla taşınıyor; hem verim kaybı oluyor hem zayıflama oluyor hem de
hayvanların zaman zaman kaymasıyla, travmalara, yaralanmalara, ayaklarının
kırılmalarına neden olunuyor. Bu konuda, yasal düzenlemelerimiz hazır; fakat,
işadamlarımızın, otomotiv sektörünün, bu konuda hazırlıklarını yapmaları
gerekiyor. Bizim hayvanlarımızın da, Avrupa hayvanları gibi, bir şehirden bir
başka şehre taşınmalarında rahatlığa ulaşmalarını diliyorum.
Bu duygularla, yaşanır,
güzel bir çevre ve mutlu bir Türkiye dileklerimle, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Özkan.
Komisyon Başkanı Malatya
Milletvekili Sayın Münir Erkal'ın konuşma talebi var.
Buyurun Sayın Erkal. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1995
yılından beri 4 kez Meclisimize sevk edilen, ancak bir türlü kanunlaşamayan
Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısını, nihayet bugün Genel Kurulda görüşmeye
başlıyoruz. Bu tasarıyı kanunlaştırmanın onurunu ve gururunu hep birlikte
paylaşacağız. Bu kanun tasarısı, ülkemizde bugüne kadar düzenlenmemiş bir alanı
ilk kez ve yeni olarak düzenleyecektir; yasalaştığı zaman bir kod kanun
olacaktır; bu açıdan, fevkalade önemlidir. Bu tasarı, bundan sonra, bu alanda
belirleyici konumda olan bir altyapıyı teşkil edecektir.
Değerli arkadaşlar, bu
konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Şimdiye kadar, bu alan, Türkiye'de
belirsizdir ve bu konuyla ilgili hiçbir kanunî düzenleme yapılmamıştır. İlk
defa geçireceğimiz bu kanun, bir kod kanun olarak, böyle bir güzelliği
Türkiye'nin önüne getirecektir.
Değerli milletvekilleri,
yaşadığımız bu güzel dünyada, bütün canlıların hayatlarını koruma ve devam
ettirme yönünden birbirleriyle yakın ilişkileri vardır. Bu nedenle, tüm
canlıları bir bütün olarak ele almak ve değerlendirmek gerekir. İnsan, ekolojik
bir varlıktır ve tüm canlılarla sürekli bir etkileşim içindedir. Bu etkileşimin
doğru yapılması, dünya dengelerinin korunması ve sürdürülebilir hale gelmesinde
fevkalade önemlidir. Bu etkileşim doğru kurulmadığı içindir ki, dünya dengeleri
önemli sıkıntılara gebedir. Bu nedenle, dünya dengelerini korumak, tüm
canlılarla, bitki ve hayvanlarla, yani, doğadaki sistemi bilerek, bu dengeyi
bozmadan, onlarla beraber hareket etme gereği vardır; bu, doğaya hükmetmek
değil, doğanın dengeleriyle ve sistemiyle beraber yürümenin amacıdır.
Bu nedenle, tüm
canlılarla ve hayvanlarla ilgili olarak, gerek insanî açıdan gerek dinlerin
odak noktasında, onları korumak, himaye etmek tavsiyesi, öğretisi ve emri
vardır. Bu hususta, dünyada, İngiltere'de, antik çağda, arenalardaki
gösterilerde, fil katliamlarında, Büyük Pompeius'da ve diğer birtakım
örneklerde, hayvanlara yapılan yanlış kıyımlar ve maalesef, katliamlar,
toplumlar tarafından ciddî şekilde lanetlenmiştir. Ayrıca, bizim inançlarımızda
da, yüce dinimizde de, Peygamber Efendimiz döneminde de, bu hususla ilgili
olarak, hayvanların korunması, onlara iyi muamele edilmesi noktasında ciddî
tavsiyeler ve emirler vardır. Bir örnek olarak vermek istiyorum; mesela,
Peygamber Efendimiz, sağım sırasında koyunların memelerinin incinmemesi ve
çizilmemesi için sağıcıların tırnaklarını kesmelerini istemiştir; yine,
Peygamber Efendimiz, fizikî şiddet bir tarafa, onlara kötü söz söylenilmesini
dahi tasvip etmemiş, bu nedenle, bindiği deveye bedduada bulunan bir kadının
hayvandan aşağıya indirilmesini istemiştir. Bu anlamda, Hayvanları Koruma
Kanunu Tasarısının, gerek dinî inançlarımız açısından, gerek insanî açıdan ne
kadar geniş bir çerçeveyle ortaya konulduğunu ifade etmek anlamında bunları
söylüyorum.
Değerli milletvekilleri,
bu yaklaşımlarla, 20 nci Yüzyılın sonlarına gelindiğinde, hayvanları koruma
dernekleri ve koruyucu yasalar, dünyanın hemen bütün ülkelerinde yerleşmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; son yıllarda dünyada, toplumsal, ahlakî ve vicdanî açıdan, tüm
hayvanların yaşamlarını ve onların, acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı
korunmalarını ve onlara kötü muamele edilmesinin önlenmesini güvence altına
almak için yapılan uluslararası çabalar da büyük hız kazanmıştır. Bu konuda
uluslararası bildirgeler, uluslararası sözleşmeler kabul edilmiş ve ülkeler de
kendi içlerinde bunlara paralel kanunlar çıkarıp, uygulamaya başlamıştır.
Geleneklerinde hayvan
sevgisi olan, tarihinde, hayvanların korunması için vakıflar kurmuş olan
ülkemizde ise hâlâ böyle bir kanunun olmaması büyük bir eksikliktir. Bu önemli
eksiklik tasarının yasalaşmasıyla birlikte giderilmiş olacaktır.
Geçmişimize baktığımızda,
daha Avrupa'da hayvan haklarının esamisinin okunmadığı günlerde, Osmanlı
toplumunda, hayvanları haksız yere öldürmek şöyle dursun, onlara sövmenin,
dövmenin ve kaba davranmanın bile yasaklandığını görürüz; bununla ilgili çok
ciddî kanunnameler çıkarıldığını görürüz.
Bu hususla ilgili olarak,
Doç. Dr. Abdülaziz Bayındır "İslamda Hayvan Hakları" adlı
incelemesinde şunları yazmıştır: "Birçok hayır yollarına vakıflar yapmış
olan ecdadımız, hayvanların bakım ve beslenmesi için de vakıflarda bulunarak,
kendilerine bunca hizmet sunan bu yaratıklara karşı bir kadirşinaslık örneği
vermişlerdir. Zayıf hayvanların otlayıp beslenmeleri için meralar ve çayırlar
vakfetmişlerdir. Kış aylarında kuşların beslenmesi, hasta ve garip leyleklerin
bakım ve tedavisi, hayvanlara gıda ve su verilmesi için vakıflar
kurmuşlardır".
Osmanlıdaki bu hayvan
sevgisi, Osmanlı topraklarına gezi yapan seyyahların anılarında da yer
almıştır. Batılı seyyah La Martin, Doğaya Seyahat adlı eserinde, Osmanlıdaki
hayvan sevgisini şöyle anlatır: "Bizim memlekette de başıboş bırakılan
veya azarlanan bu zavallı hayvanların hepsine şefkat ve merhamet teşmil
ederler. Bütün sokaklarda mahalle köpekleri için belli aralıklarla su kovaları
sıralanır. Bazı Türkler de, ömürleri boyunca besledikleri kumrular için,
öldükten sonra onların hayatlarının devam etmesi için vakıflar tesis edip,
kendilerinden sonra da yem verilmesini sağlarlar".
Değerli milletvekilleri,
bütün bu incelemeler bizim medeniyetimizin, kültürümüzün ve insanlığın bu
husustaki yaklaşımının örnekleriyle doludur. Ülkemizde ise başıboş hayvanların
içinde bulundukları ortam ve gördükleri eziyet, insanlara bulaştırma riski olan
hastalıklar, kasaplık hayvanların yetiştirilme ortamları ve kesim yöntemleri,
hayvan refahı, doğal ve yaban hayatın korunmasındaki eksiklikler, nesli
tükenmekte olan hayvanlar, doğal çevrelerin korunması gibi konular, maalesef,
bugüne kadar sorun olmaya devam etmiştir.
Hayvanların korunması,
onların, yaşama hakkı, rahat bir yaşam sürmeleri, acı, ıstırap ve eziyet
çekmemeleri, ülkemizde ilk kez, bu tasarının yasalaşmasıyla yasal bir güvenceye
kavuşacak ve teminat altına alınacaktır. Hayvanlara eziyet, hayvan katliamı,
hayvan refahı ve hayvanları koruma düşüncelerine aykırı davranışları ve
uygulamaları önlemek, bu tasarının özü ve ruhudur.
Hayvanları Koruma Kanunu
Tasarısı, Komisyonumuzda yaptığımız detaylı ve uzun süren çalışmaların
sonucunda son halini almıştır. Ülkemizde, bu alanda faaliyet gösteren hemen
bütün sivil toplum örgütlerinin, veteriner fakültelerinin, veteriner hekimleri
odalarının görüşleri alınmış ve bu görüşler de, azamî ölçüde tasarıya
yansıtılmaya çalışılmıştır.
Ben, burada, biraz önce
CHP Grubu adına konuşan değerli arkadaşıma bir cevap vermek istiyorum. Burada,
sivil toplum örgütlerinin bu hususta hiçbir görüşünün alınmadığını söylemiştir.
Halbuki, bizimle görüşseydi... Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı çalışmalarıyla
ilgili süreçte, bizden randevu isteyen her sivil toplum örgütü bizimle
görüşmüştür, bir kere değil, birkaç kez görüşmüştür ve bütün bunların
talepleri, gerek e-mail yoluyla gerek faksla gerek bizzat gelerek alınmış,
uzmanımız tarafından değerlendirilmiş ve ilgili uzmanların görüşleri alınarak,
bu hususta azamî bir temas düzeyi sağlanmıştır; yani, bu hususta bizimle
görüşmeyen bir tek örgütün bile olduğunu söyleyemezsiniz.
Ayrıca, önemli bir konu
daha söylemek istiyorum. Tasarının kanunlaşması aşamasında bile bazı sivil
toplum örgütleri gelmişler, onlarla da özel görüşme yapılarak, tasarının
çalışması bittiği ve Genel Kurula indirildiği halde, eğer haklı bir talepleri
varsa, bunu, Genel Kurulda, bir önergeyle düzelteceğimiz vaadi de kendilerine
verilmiştir. Bu gelişme sürecindeki çalışma metodumuzu değerli arkadaşımızın
bilgisine sunmak istiyorum.
Hayvanları Koruma Kanunu
Tasarısı, öncelikle, hayvanların korunmasıyla ilgili temel ilkeler,
uluslararası sözleşmeler dikkate alınarak, onlarla senkronize bir şekilde,
paralel bir şekilde düzenlenmiştir.
Değerli arkadaşlar,
başıboş sokak hayvanları sorunu, Türkiye'nin çok önemli bir sorunu. Bugün
özellikle büyük şehirlerimizde yaşanan büyük bir sorun olarak herkesin gözü
önündedir. Sokak hayvanlarının çoğalmalarının kontrol altına alınması, halk
sağlığını korumak açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, özellikle
sahipsiz sokak hayvanları sorununun çözümüne yönelik olarak, bu hayvanların,
yerel yönetimlerce kurulan ve izin verilen hayvan bakımevlerine götürülme zorunluluğu
getirilmiştir.
Değerli arkadaşımızın
konuşmasında yine bir konu gündeme getirildi "neden kısırlaştırma
yapılmıyor da, teşvik esas alınıyor" denildi. Getirdiğimiz tasarının ilk
halinde -altkomisyona havale edilen metinde- kısırlaştırma esastı; fakat, daha
sonra bazı milletvekili arkadaşlarımızca, bunun yapılmaması konusunda, çok
ısrarla, bize, komisyon üyelerine birtakım tavsiyelerde bulunuldu. Bunun
üzerine, o arkadaşlarımızın da görüşlerinin bir araya getirilmesi açısından, bir
orta yol bulunması gündeme geldi ve dolayısıyla "teşviki esastır"
diyerek, güçlendirilme anlamında bir ifade kullanılmıştır. Bunu da
bilgilerinize sunmak istiyorum; ama, tasarının ilk hali, kısırlaştırılması
esasına göre idi.
Değerli arkadaşlar, yine
bu tasarıda önemli bir konu, dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan barınak
uygulaması kaldırılmıştır. Biliyorsunuz, şu anda da hayvan barınakları, aslında
hayvanların barındırıldığı bir yer olmaktan çıkmıştır, onlara çok ciddî problem
üreten bir nokta haline gelmiştir. Barınaklarla ilgili sivil toplum
örgütleriyle yaptığımız görüşmelerde, onların bu sıkıntıları da tarafımıza
iletilmiştir.
Tabiî, bunların yerine ne
konulmuştur; yine, tasarımıza koyduğumuz hükümlerle hayvan bakımevleri ve
hayvan hastaneleri kurulmaktadır. Sahipsiz hayvanlar bu merkezlerde
kısırlaştırılacak, aşılanacak ve gerekli rehabilite işlemleri de yapıldıktan
sonra, yine alındıkları ortama bırakılacaktır. Bu suretle, sokak hayvanlarının
popülasyonu zaman içinde azalacaktır. Kısırlaştırma işlemi, hayvanların
saldırgan karakterini de ortadan kaldıracak ve bu hayvanlar insanlar için
tehlike arz eden bir konumdan da çıkarılacaktır.
Tasarıyla, yerel
yönetimlere hayvan bakımı ve korunması konusunda eğitim programları düzenleme
görevi verilmiştir. Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, bu husustaki en büyük
problemlerden birisi, bu bilincin, bu şuurun yaygın bir şekilde topluma hâkim
olmamasıdır. O nedenle, gerek yerel yönetimlere gerekse 20 nci maddemiz
hükümlerine göre, ulusal medyada birtakım zorunlu programlar getirilerek
-özellikle prime time'larda- bir eğitim sistemi ortaya getirilerek, öncelikle
insanlara bu bilincin ve bu şuurun aşılanması temel bir esas olarak gündeme
getirilmiştir.
Ayrıca, hayvanlara tıbbî
ve cerrahi müdahaleler kontrol altında yapılacaktır. Hayvan deneyiyle ilgili
etik kurullar kurularak, bu etik kurulların kontrolünde hayvanlarla ilgili
deneyler yapılacaktır. Hayvan türünü yok edecek her türlü müdahale
yasaklanmıştır. Hayvanların ticaretiyle ilgili, çiftlik hayvanlarıyla ilgili,
yabanî hayvanlar, ev ve süs hayvanları için ayrı ayrı düzenlemeler
getirilmiştir.
Yine, değerli CHP
temsilcisi arkadaşımız, nakliye konusunda, hayvanların taşınması konusunda
eksiklik olduğunu söyledi. Halbuki, burada, gerek 10 uncu maddemizin ikinci
fıkrasında gerekse 4 üncü maddenin (ı) fıkrasında bu hususla ilgili çok açık
hükümler vardır.
Değerli arkadaşlar, biz
bu tasarıyı yönetmelik gibi hazırlamıyoruz. Bu tasarının, tekniğinde, fleksibl,
esnek bir yapıda hazırlanması tarafımızdan ilke olarak benimsenmiştir.
Dolayısıyla, bu nakiller gibi, çiftlik hayvanlarının veya diğer hayvanların korunmasıyla ilgili,
taşınmasıyla ilgili sistemler yönetmeliklere bırakılarak, küreselleşme
gerçekleriyle beraber, gelişen şartlarla beraber, daha esnek ve daha şartlara
uygun bir nakil ve taşınma işleminin gerçekleşmesi bu konumda bu kadar açıkça
belirtilmemiştir; ama, gerek 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında gerek 4/ı
maddesinde bu nakil işlemi ve taşınma işleminin, çok net bir şekilde, hayvanlara, kesinlikle acı, sıkıntı, eziyet
etmeyecek şekilde düzenlenmesi temel bir ilke olarak karar altına alınmıştır.
Değerli arkadaşlar, yine,
hayvan dövüşleri yasaklanarak, özellikle, bunların da sadece şiddet içermeyen
ve folklorik amaçlı olmak şartıyla ve yine hayvanları koruma kurulundan izin
almak şartıyla ancak yapılabileceği bir hükme bağlanmıştır. Böylece, bu tarzda,
biliyorsunuz, ölçüyü kaçıran uygulamalar da bir sistem ve kurala bağlanmıştır.
Hayvanların kesilmesiyle
ilgili temel ilke ve kurallar belirlenmiştir. Bunlarla ilgili, gerek değerli
üyemizin gündeme getirdiği kurban bayramlarındaki kesimlerin gerekse diğer
yanlış kesimlerin usulüne daha uygun olarak yapılması için gerekli tüm
tedbirler birtakım kurumlara havale edilerek, yönetmelik bazında gündeme
getirilmesi temin edilerek, yine, fleksibl bir yapı, esnek bir yapı, şartlara
uyum gösteren bir yapı sistemin önüne konulmuştur.
Değerli arkadaşlar,
tabiî, burada, il hayvan koruma kurulları önemli bir kurul olarak ortadadır. Bu
kurulda, bütün sistemi temsil yeteneğini elimizden geldiği kadar artırmak
istedik. Belediye başkanları, veteriner müdürleri, fakülte temsilcileri, bu
işle ilgili veteriner odaları sistemin içerisinde yer alıyor ve müşterek bir
karar veriliyor.
Yine, burada, özellikle
benim teklifimle gündeme gelen bir konu var. Bu il hayvan koruma kurullarının
vizyonlu bir çalışma yapmasını arzu etmiştik. Bu tarzda, burada, bu il hayvan
koruma kurulları, yıllık, beş yıllık ve on yıllık plan ve proje
hazırlayacaklardır. Dolayısıyla, o kentte, bir yıl içerisinde, beş yıl
içerisinde ve on yıl içerisinde nasıl bir hayvan popülasyonu oluşacak, nasıl
bir yapı oluşacak, ne gibi tedbirler alınacak; bu, önemli bir hedef raporu
olarak, bir stratejik plan olarak orada karar altına alınacak. Tabiî, bu
dokümantasyon, bu veri tabanı merkezî yönetime iletilerek, merkezî yönetimin
de, o kentte, o bölgede, nasıl karar alacakları konusunda, onlar için çok ciddî
bir doküman altyapısı oluşturacaktır. Dolayısıyla, bu, vizyonlu, uzun vadeli
bir çalışma olarak gündeme gelmiştir.
Değerli arkadaşlar,
tabiî, biliyorsunuz, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi konusunda
hükümetimizin, kamu yönetimi reformu kapsamında ciddî teklifleri var. Burada,
yine, yerel yönetimlere, bu sistem içerisinde büyük ölçüde yetki verilerek,
bunların kaydı, hayvan hastanesi kurulması, yerel yönetimler ile diğer
kurumların bir koordinasyon içinde çalışması bir karar altına alınarak, yerel
yönetimlere de çok ciddî işlemler yapma yükümlülüğü getirilmiştir.
Ayrıca, sadece bu işlerde
vakıf konusu gündeme gelerek, gerçek ve tüzelkişilerin, hayvanlarımıza dönük
hibe ve yardım yapma potansiyelinin de yok edilmemesi için, gerek yerel
yönetimlere, gerek merkezî yönetimlere, gerçek ve tüzelkişilere destek verme
yükümlülüğü getirilmiştir. Böylece, toplumdaki sivil inisiyatifin, sivil
potansiyelin, bu şekilde açığa çıkarılması hedeflenmiştir.
Ayrıca, bana göre,
gönüllülük kavramı çok önemli bir kavram. Dünyanın geleceği, sivil toplum
kuruluşlarının güçlenmesine, artı, gönüllülük ruhuyla yapılan işlere, gönüllü
kuruluşların güçlenmesine doğru gitmektedir. Bir ülkede, sivil toplum ne kadar
güçlüyse ve bununla beraber gönüllü kuruluşlar -ki, bu, şimdi, dünyada
tartışılan bir kavramdır; sivil toplum kuruluşundan daha güçlü olduğu
söylenilmektedir- ne kadar güçlüyse, o toplumun otokontrol sisteminin daha
sağlıklı, düzenli ve hatasız çalışacağı aşikârdır. Bu anlamda, bu tasarıda,
gönüllü olarak yerel hayvan koruma görevlileri oluşturulmuştur. Böylece,
gönüllülük kavramı da gündeme getirilmiş ve hükümetimizin, insanımızla
bütünleşme noktasında, insanımızın potansiyelini, ilgisini, alakasını,
heyecanını merkezî yönetimle bütünleştirme noktasında bana göre çok önemli bir
desteği veya yaklaşımı da, burada hayata geçirilmiş olmaktadır.
Değerli arkadaşlar, demin
söyledim, radyo - televizyon yayınları, eğitim artırılacaktır; hayvanat
bahçelerine bir yükümlülük ve sistem getirilmiştir; ev ve süs hayvanlarının
ticaretinin yapılması ve ülkeye sokulması izne tabi hale getirilmiştir; hayvan
satış işlemleri yapanlara, kesinlikle sertifika alma yükümlülüğü getirilmiştir;
yani, bir eğitim altyapısı olması lazım o hayvanları koruması ve satabilmesi
için.
Dolayısıyla, değerli
arkadaşlar, tasarı, bu anlamda, esas itibariyle hayvan sağlığı ve refahını
ilgilendirmekle birlikte, bu konu, doğrudan genel halk sağlığını
ilgilendirmektedir, gıda güvenliğini ilgilendirmektedir; bu nedenle, insanımız
açısından ve kendi kültür ve medeniyetimiz açısından da büyük önem arz
etmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu çerçevede, bu strüktürle, bu alanda düzenleyeceğimiz ilk
kanunun, çıkaracağımız bu kod kanunun, ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.
Çıkaracağımız bu yasa, bu alanı belirsizlikten kurtaracaktır,
kurumsallaştıracaktır ve bizim değerlerimizi merkezî yönetime ve ülkeye
taşıyacaktır.
Ben, bunun onurunun 22
nci Dönem Parlamentosunun olması temennisiyle, hepinize saygılar sunuyorum,
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum. Sayın Erkal.
Şahsı adına, Trabzon
Milletvekili Sayın Cevdet Erdöl; buyurun.
CEVDET ERDÖL (Trabzon) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, ülkemizde
meydana gelen münferit olayları nefretle kınadığımı, ölenlere Allah'tan rahmet,
yakınlarına başsağlığı, yaralılara da acil şifalar dilediğimi belirtmek
istiyorum.
Ben, bu Hayvanları Koruma
Kanunu Tasarısına, değişik bir perspektifle, kısa bir bakış açısı arz edeceğim
ve fazla zamanınızı almayacağım.
Bir kere, ben, Hayvanları
Koruma Kanunu Tasarısının ismine muhalifim; şundan dolayı: Hayvanların
korunmaya ihtiyaçları yok. Belki, bu kanunun ismi "hayvanlara daha saygılı
olma kanunu", "hayvanlara zarar vermeme kanunu" olsaydı, manasıyla
daha örtüşürdü diye düşünüyorum.
Şimdi, hayvanlara
"hayvan" demeye bir şey demiyorum da, insanlara hayvan demenin
hakaret manasında kullanılmasının da son derece karşısında olduğumu ifade
ediyorum; çünkü, insanlara hayvan denildiği zaman, acaba, insana mı hakaret
edildiği, hayvana mı hakaret edildiği konusunda ciddî şüphelerim var.
Şimdi, yine bu Mecliste,
bu kürsüde, bir arkadaşımız -ismini vermeyeceğim- profesör patentli bir
arkadaşımız diyelim ve yine, aynı şekilde, Meclis koridorlarında, milletvekili
iki kişiden birisi, diğerine "kuş beyinlilerin de bunu anlayabileceği"
mahiyetinde bir cümle sarf etti. Yani "kuş beyinli" deyiminden neyi
anladığını -hakaret manası taşıdığını pekala biliyoruz, ama- kuşun beyniyle
ilgili düşüncesini arkadaşa sormak isterdim burada olsaydı. O "kuş"
dediğimiz canlı, Sibirya'dan, Rusya'nın içlerinden, gidiyor taa Afrika'ya
kadar, konaklayacağı yerleri biliyor; ne haritası var ne bir şeyi var. O
arkadaşlar -benzin parası benden- Sibirya'dan Afrika'ya gitsinler hiçbir yere
sormadan, harita da vereceğim onlara; mümkün değil... Onun için, biz,
hayvanlara hakaret etmeyelim lütfen ve hayvanlara çok daha saygılı olalım.
(Alkışlar)
Hayvanların korunmaya da
ihtiyaçları yok bu manada; çünkü, etiyle, sütüyle, derisiyle, yumurtasıyla,
canlarıyla, kanlarıyla bizlere hizmet eden, yük taşıyarak...
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sesleriyle...
CEVDET ERDÖL (Devamla) -
Evet; Başkanımın dediği gibi, sesleriyle bizlere hizmet eden ve karşılık
beklemeyen, sadece sevgi ve sadece bir okşanma bekleyen bu canlılara, bizim çok
daha saygılı olmamız lazım.
Hiçbir hayvan, çok aç
kalmadıkça, hiçbir kimseyi, hiçbir canlıyı öldürmez, hele insanları hiç
öldürmez. Siz, hiç, petrol için insan öldüren bir hayvan duydunuz mu?! Siz,
hiç, toprak kazanmak için insan öldüren hayvan duydunuz mu?! Siz, hiç, altın
için insan öldüren hayvan duydunuz mu?! Siz, hiç, binlerce insanı, binlerce
çocuğu, masum yavruyu anasız babasız bırakan hayvan duydunuz mu?! O zaman, biz,
insanlara "hayvan" derken, acaba, insanlara mı hakaret ediyoruz,
hayvanlara mı hakaret ediyoruz; ciddî olarak düşünülmesi lazım.
Bir büyüğün sözüyle sözlerimi
bitirmek istiyorum: "Nice insan gördüm, üzerinde elbise yok; nice elbise
gördüm, içinde insan yok."
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Erdöl.
Şahsı adına, İzmir
Milletvekili Sayın Canan Arıtman; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı, tüm
hayvanların yaşam haklarının güvence altına alınması yolunda atılan çok önemli
bir adımdır.
Dünyada çağdaşlık ölçütü
olarak kabul edilen en önemli kriterlerden biri de hayvanlara yapılan kötü
muameleler ve insanlıkdışı uygulamalarla onların yaşam haklarının hiçe
sayılmasının önlenmesidir. Doğada yaşayan her canlı varlık, doğal düzenin bir
parçası ve koruyucusudur. Yok edilen her hayvan ve bitki türünde, doğamız,
telafisi mümkün olmayan kayıplarla karşı karşıya kalmaktadır. Bütün bu
sorunların çözümünde, yaşama saygı duyma felsefesi yatmaktadır. Toplumsal
uzlaşmadan ahlaka, insan haklarından diğer canlıların haklarına kadar uzanan her
türlü sorunun yaşama saygı duyulmadan çözümlenmesi mümkün değildir.
İnsanlık, binlerce
yıldır, köleliği yıkmak, dil, din ve vicdan özgürlüğünü sağlamak, kadın
hakları, mülk dokunulmazlığı, emeğin karşılığını almak, hukuk ve adaleti temin
etmek, yani, insan hakları için çok zorlu mücadeleler vermiştir ve vermeye
devam etmektedir. İnsan hakları mücadelesinde başarının yolu, dünyanın sadece
insanlardan oluşmadığını, acıların ve mutlulukların sadece insanlara ait
olmadığını bilmek ve dünyadaki tüm canlıların yaşam haklarına saygı duymaktan
geçer. Eğitimciler "insan sevgisi ve insana saygı hayvanları sevmekle
başlar ve gelişir" der. Çocuk eğitiminde, onlara hayvan sevgisinin
aşılanması gerekliliği bir bilimsel gerçektir. Hayvan haklarını özümsemek ve
yaşama geçirmek, insan haklarının daha iyi özümsenmesini ve ilerlemesini de
sağlayacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu yasanın hayvanlara olan katkısı yanında, hem ülkemizin
ilerlemesini hem de uluslararası imajını iyileştireceği, Türkiye'nin Avrupa
Birliğine girmesinde de çok yararlı olacağı açıktır. Avrupa Birliği, bu konuya
çok önem vermekte, tüm üye ve aday ülkelerde bu tür yasaları gerekli
görmektedir. Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi için en önemli
göstergelerinden biri olan Avrupa Komisyonunun katılım için son gelişme
raporunda, Türkiye'nin, hayvan hakları üzerinde hiçbir ilerleme kaydetmemiş
olduğu belirtilerek ülkemiz eleştirilmiş; Hayvanları Koruma Yasası Tasarısını
yasalaştırmamış olmamızı da üzüntüyle karşıladıklarını beyan etmişlerdir.
Değerli arkadaşlarım, bu
tasarı, dokuz yıldır Meclis gündeminde. 5 Başbakan eskitmiş, sıra 6 ncıda.
Artık, bugün, 22 nci Dönem milletvekilleri olarak, gelin, bu sorunu çözelim, bu
tasarıyı yasalaştıralım.
Değerli milletvekilleri,
yalnız, gerçekten hayvan haklarını koruyan bir yasa çıkarmalıyız; yoksa,
inandırıcı olamayız; yapıyormuş gibi yapmayalım. Bu kanun, artık, Türkiye'nin
bir prestij meselesidir. Tabiî, aslında, bu ve bunun gibi yasaları, Avrupa
Birliği istiyor diye değil, ülkemiz için, halkımız için, daha çağdaş bir
Türkiye için çıkarmalıyız.
Değerli milletvekilleri,
ülke sınırlarımız içerisinde yaşayan tüm canlıların cins, ırk ayırımı
yapılmaksızın, insan vicdanına yakışır şartlar altında yaşayabilmesi, sadece
sivil toplum örgütlerinin, hayvanseverlerin değil tüm halkımızın talebidir.
Bu tasarı, sadece
hayvanları korumakla kalmayıp, çevre ve insan sağlığını da gözetmekte, çevre ve
insan sağlığını koruyacak yükümlülükler de getirmektedir. Öncelikle başıboş,
sahipsiz hayvanların öldürülmeyip toplanarak bakımevlerinde aşılanmaları ve
kısırlaştırılmaları, kuduz hastalığının eradikasyonunu sağlayacaktır; yani,
kuduzun kökünü kazıyacaktır.
Başıboş hayvanların
belediyelerce sokaklarda itlaf edilmesi, hem tüm halkımızın vicdanını
incitmekte, çağdışı, insanlıkdışı görüntülerin oluşmasına hem de kuduzun
yayılmasında rol oynayan kemirici hayvan popülasyonunda ciddî artışlara neden
olmaktadır. Bu yasayla, bu ciddî yanlıştan dönülecek, tüm hayvanların
aşılanmasıyla kuduz hastalığının kökü kazınacaktır.
Değerli arkadaşlarım,
bakın, kuduz hastalığında insan aşılama maliyeti, hayvan aşılama maliyetinden
140 kat daha fazladır ve bu işe Türkiye trilyonlar harcamaktadır. Ülkemizde
kuduzda insan aşılama giderlerinin yarısıyla, Türkiye'nin tüm sokak hayvanları
sorununu çözümleriz; sokaklarda bir tek başıboş hayvan kalmaz ve evcil hayvan
kuduzu da tarihe gömülmüş olur.
Değerli arkadaşlarım,
kısırlaştırılmamış bir çift köpekten altı yılda 67 000 köpek ürediği bilimsel
gerçeğinden yola çıkarsak, sahipsiz hayvanların kısırlaştırılmasıyla,
kentlerdeki başıboş hayvan sorunu ortadan kalkacaktır ve tüm Avrupa
ülkelerindeki uygulama da budur.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, bir yanlış anlaşılmanın olmaması için, altkomisyon üyesi olarak, bir
açıklık getirmek istiyorum. Şu anda görüştüğümüz tasarıda, tüm sahipsiz
hayvanlar, yerel yönetimlerce yakalanıp, hayvan barınaklarında önce
aşılanacaklar, sonra kısırlaştırılacaklar ve ondan sonra da işaretlenip, yani,
aşılı ve kısırlaştırılmış olduğuna dair kulaklarına marka takılacak ve ondan
sonra doğal ortamlarına bırakılacaklardır; Avrupa da sokak köpekleri sorununu
bu yöntemle çözdü. Sadece, altkomisyon ufak bir değişiklik yapmıştır; o da,
sahipli köpeklerle ilgili bir değişikliktir; şöyle ki: Gelen tasarıda sahipli
köpekleri de kısırlaştırma mecburiyeti getiriliyordu; altkomisyon bunu
gevşetti, sahipli köpeklerin kısırlaştırılması teşvik edilecektir,
özendirilecektir denildi, orada kısırlaştırma mecburiyeti ortadan kaldırıldı.
Bu gerekliydi değerli
arkadaşlarım. Siz, ülkenizde bütün sahipsiz hayvanları tabiî ki
kısırlaştıracaksınız, sahipli hayvanları da eğer kısırlaştırırsanız, jenosit
uygulamış olursunuz; yani, bir hayvan neslini yok edersiniz, hayvan ticareti
yapanlara gün doğdurursunuz ve bu ülke yok imkânlarıyla kedi, köpek ithal etmek
için binlerce dolar, yüzbinlerce dolar para harcamaya başlar; üstelik yasanın
amacı da, hayvan neslini korumaktır; yani, nasıl, bir nesli yok edecek uygulama
içerisinde olabilirsiniz?! Zaten, sahipli hayvan, ailenin bir bireyi gibi
görülmektedir. Nasıl her aile kendi üremesini kontrol ediyorsa, sahibi olduğu
hayvanın da üremesini kontrol edecektir. Yine, tasarıya göre, hayvanları terk etmek yasaktır. Dolayısıyla,
sahipli hayvanların kısırlaştırılmamış olması, hayvan popülasyonunu, başıboş
hayvan sayısını artırmayacaktır; sadece ve sadece yurtdışından hayvan ithalini
ve bu uğurda, bu ülkenin para harcamasını engelleyecektir.
Değerli arkadaşlarım, bu
yasayla, artık, halkımızın içini acıtan, vicdanını sızlatan, insanlıkdışı
manzaralar oluşturan hayvan itlafları, hayvan katliamları önlenmiş olacak,
hayvanların korunması yanında, insanların da hijyen, sağlık ve güvenlikleri
sağlanacaktır. Bir de, kurban kesimleriyle ilgili çağdışı, insan sağlığını
tehdit eden, çevre kirliliği yaratan, hayvanlara eziyet ve işkence yapılan
manzaraları ortadan kaldırabilsek, insanların yaralanmalarını engelleyebilsek,
çevreyi ve insan sağlığını, hayvan haklarını gözetecek şekilde kurban kessek.
Değerli arkadaşlarım, ben
bir cerrahî branş hekimi olarak kurban bayramlarını hakikaten çok içim acıyarak
geçirirdim; çünkü, vatandaşımız, kurbanımı keseceğim diye, kendini kesmiş,
doğramış olarak ve ciddî şekilde sakatlamış olarak gelirdi. Yüzlerce, binlerce
parmak, el kayıpları ve çok ciddî yaralanmalar olurdu; onun için, kurban
kesimini sadece ehil kişiler yapmalıdır. Kurbanları kapalı, drenaj sistemi olan
hijyenik ortamlarda kesmeliyiz. Hem dinî kurallara uygun hem de çağdaş,
hayvanları gözeten kesimler yapmalıyız ve hayvan kesimlerini çocuklarımıza
göstermemeliyiz. Bu, hem dinimizin gereğidir hem de çocuklarımızın ruh
sağlığını korumak adına çok önemsenmesi gereken bir husustur.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
CANAN ARITMAN (Devamla) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bazı siyasî, ticarî,
hatta sportif amaçlı gösterilerde, açılışlarda, karşılamalarda ortalık yerde
hayvanları boğazlamayalım; bu görüntüler, Türkiye'yi, Avrupa Birliğinin dışında
bırakıyor.
Değerli milletvekilleri,
diğer bir üzücü yön ise, tasarının, hayvan hakları konusunda esas olarak ev ve
süs hayvanlarını kapsadığı intibaını vermesidir. Halbuki ideal bir yasa, tüm
hayvanların haklarını gözetmeli, tüm hayvanları kapsamalıdır. Zaten tasarı
incelendiğinde önemli bir bölümünün Ev ve Süs Hayvanlarının Korunmasına Dair
Avrupa Sözleşmesinin tercümesi olduğu anlaşılmaktadır; ama, ne yazık ki, kötü
bir tercümedir. Pek çok önemli hüküm,
ya tam tercüme edilememiş ya da işimize gelmediği için farklı tercümeyle
tasarıya geçirilmiştir. Değerli arkadaşlarım, yalnız unutmayalım ki, Avrupalılar
çıkaracağımız bu yasayı, kendi dillerine eksiksiz tercüme edeceklerdir.
Değerli milletvekilleri,
hayvan refahı, Avrupa Birliğinin üzerinde önemle durduğu konular arasında yer
almaktadır. AB'ye üye ülkeler tarafından imzalanan ve Mayıs 1999'da yürürlüğe
konulan Amsterdam Anlaşması, hayvan refahına ilişkin bir protokolü
içermektedir. Türkiye'de, hayvan refahı, hayvan hakları ya da hayvanları
korumayla ilgili yasal düzenlemelerin bulunmaması önemli bir eksiklik
yaratmaktadır ve bu eksikliği gidermek amacıyla hazırlanan bu yasa tasarısı,
önceki örneklerine göre daha iyi, daha kapsamlı, daha çağdaş olmasına rağmen
yeterli değildir, Avrupa Birliği normlarına tam uygunluk sağlamamaktadır.
Değerli milletvekilleri,
22 nci Dönem olarak, önümüzde ciddî bir fırsat durmaktadır. Alanında bir ilk
olacak bu yasa tasarısını, gelin, Genel Kurul çalışmamızla, eksiksiz ve Avrupa
Birliği normlarına uygun bir yasa haline getirelim. Hayvan Hakları Evrensel
Bildirgesi ve Amsterdam Anlaşmasını da dikkate alarak çıkaracağımız bu yasayla,
ülkemizin çağdaşlık seviyesini dünya kamuoyuna gösterelim.
Son söz olarak, insanın,
yaşayan tüm canlılara karşı ahlakî bir yükümlülüğü olduğunu ifade eder, Yüce
Meclisi, değerli milletvekillerini saygıyla selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Arıtman.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi
okutuyorum:
HAYVANLARI KORUMA KANUNU TASARISI
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Tanımlar ve
İlkeler
Amaç
MADDE 1.- Bu Kanunun
amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele
edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en
iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Bir önerge var;
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının "Amaç" başlıklı 1
inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mehmet Boztaş |
Rasim Çakır |
Canan Arıtman |
|
|
Aydın |
Edirne |
İzmir |
|
|
R. Kerim Özkan |
Mustafa Özyurt |
N.Gaye Erbatur |
|
|
Burdur |
Bursa |
Adana |
|
|
Sıdıka Sarıbekir |
Salih Gün |
Feramus Şahin |
|
|
İstanbul |
Kocaeli |
Tokat |
|
|
Muharrem İnce |
Hüseyin Güler |
Muzaffer Kurtulmuşoğlu |
|
|
Yalova |
Mersin |
Ankara |
|
|
|
Dursun Akdemir |
|
|
|
|
Iğdır |
|
"Madde 1. - Bu kanunun amacı;
hayvanların rahat yaşamlarını, hayvan refahını gözeterek yaşam kalitelerinin
yükseltilmesini ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek,
hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde
korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu efendim?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Gerekçe okunsun Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının
"Amaç" kısmının Amsterdam Anlaşması da dikkate alınarak, hayvan
refahının, hem anlam hem de kelime olarak tasarıda yer alması bu kanunun ilk
amacı olmalıdır. Tüm AB ülkelerinde de benzer yasalarda uygulama aynı
doğrultudadır.
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Arıtman,
gerekçeyi okuttuk; ondan sonra, size herhangi bir söz verme imkânım yok.
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Sayın Başkanım, bir cümle söylemek istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, Çevre Komisyonu Başkanımız
Değerli Milletvekili, konuşmasında, hayvan refahından bahsetti. Hayvanlarla
ilgili bütün uluslararası sözleşmelerde, hayvan refahı en önemsenen konudur.
Aslında, 1 inci maddede, anlam olarak hayvan refahı vardır; ama, biz, bunu,
kelime olarak da yazarsak, uluslararası boyutta bir amaç maddesi yazmış oluruz;
yani, burada, sadece, biz "hayvan refahı" kelimelerini koymuş
oluyoruz. Bunu, konuşmasında "hayvan refahından" bahseden bir
komisyon başkanının reddetmemesi gerekir diye düşünüyorum.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Arıtman.
Sayın milletvekilleri,
Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, biraz önce gerekçesini okuttuğum ve Sayın
Arıtman'ın açıkladığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
1 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Kapsam
MADDE 2. - Bu Kanun, amaç
maddesi doğrultusunda yapılacak düzenlemeleri, alınacak önlemleri, sağlanacak
eşgüdümü, denetim, sınırlama ve yükümlülükler ile tâbi olunacak cezaî hükümleri
kapsar.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
2 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi
okutuyorum:
Tanımlar
MADDE 3. - Bu Kanunda
geçen terimlerden;
a)Yaşama ortamı: Bir
hayvanın veya hayvan topluluğunun doğal olarak yaşadığı yeri,
b) Etoloji: Bir hayvan
türünün doğuştan gelen, kendine özgü davranışlarını inceleyen bilim
dalını,
c) Ekosistem: Canlıların
kendi aralarında ve cansız çevreleriyle ilişkilerini bir düzen içinde
yürüttükleri biyolojik, fiziksel ve kimyasal sistemi,
d) Tür: Birbirleriyle
çiftleşebilen ve üreme yeteneğine sahip verimli döller verebilen
populasyonları,
e) Evcil hayvan: İnsan
tarafından kültüre alınmış ve eğitilmiş
hayvanları,
f) Sahipsiz hayvan:
Barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin
sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da
doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil hayvanları,
g) Güçten düşmüş hayvan:
Bulaşıcı ve salgın hayvan hastalıkları haricinde, yaşlanma, sakatlanma,
yaralanma ve hastalanma gibi çeşitli nedenlerle fizikî olarak iş yapabilme
yeteneğini kaybetmiş binek ve yük hayvanlarını,
h)Yabani hayvan: Doğada
serbest yaşayan evcilleştirilmemiş ve kültüre alınmamış omurgalı ve omurgasız
hayvanları,
ı) Ev ve süs hayvanı:
İnsan tarafından özellikle evde, işyerlerinde ya da arazisinde özel zevk ve
refakat amacıyla muhafaza edilen veya edilmesi tasarlanan bakımı ve sorumluluğu
sahiplerince üstlenilen her türlü
hayvanı,
j) Kontrollü hayvan: Bir
kişi, kuruluş, kurum ya da tüzel kişilik tarafından sahiplenilen, bakımı
aşıları periyodik sağlık kontrolleri yapılan işaretlenmiş kayıt altındaki ev ve
süs hayvanlarını,
k) Hayvan bakımevi:
Hayvanların rehabilite edileceği bir
tesisi,
l) Deney: Herhangi bir
hayvanın acı, eziyet, üzüntü veya uzun süreli hasara neden olacak deneysel ya
da diğer bilimsel amaçlarla kullanılmasını,
m) Deney hayvanı: Deneyde
kullanılan ya da kullanılacak olan hayvanı,
n) Kesim hayvanı: Gıda
amaçlı kesimi yapılan hayvanları,
o) Bakanlık: Çevre ve
Orman Bakanlığını,
İfade eder.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Madde üzerinde 2 adet
önerge vardır; önergeleri geliş sırasına göre okutuyorum:
23
Haziran 2004
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 3 üncü madde (g) bendinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mehmet Boztaş |
Rasim Çakır |
Canan Arıtman |
|
|
Aydın |
Edirne |
İzmir |
|
|
Ramazan Kerim Özkan |
N. Gaye Erbatur |
Sıdıka Sarıbekir |
|
|
Burdur |
Adana |
İstanbul |
|
|
Salih Gün |
Muharrem İnce |
Feramus Şahin |
|
|
Kocaeli |
Yalova |
Tokat |
|
|
Hüseyin Güler |
Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu |
Mustafa Özyurt |
|
|
Mersin |
Ankara |
Bursa |
g) Güçten düşmüş hayvan: Bulaşıcı ve
salgın hayvan hastalıkları haricinde, yaşlanma, sakatlanma, yaralanma ve
hastalanma gibi çeşitli nedenlerle fizikî olarak iş yapabilme ya da yaşamını
kendi başına sürdürebilme yeteneğini yitirmiş tüm hayvanları,
BAŞKAN - Şimdi okutacağım
önerge en aykırı önerge olduğu için okutup işleme alacağım.
23
Haziran 2004
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 3 üncü madde (f) bendinin
"Sahipsiz hayvan" tanımının sonunda geçen "evcil
hayvanları" ibaresinin "evcil ve yabanî hayvanları" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mehmet Boztaş |
Rasim Çakır |
Canan Arıtman |
|
|
Aydın |
Edirne |
İzmir |
|
|
Ramazan Kerim Özkan |
N. Gaye Erbatur |
Sıdıka Sarıbekir |
|
|
Burdur |
Adana |
İstanbul |
|
|
Salih Gün |
Muharrem İnce |
Feramus Şahin |
|
|
Kocaeli |
Yalova |
Tokat |
|
|
Hüseyin Güler |
Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu |
Dursun Akdemir |
|
|
Mersin |
Ankara |
Iğdır |
|
|
|
Mustafa Özyurt |
|
|
|
|
Bursa |
|
f) Sahipsiz hayvan:
Barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin
sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucusunun kontrolü ya
da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil ve yabani hayvanları,
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu efendim?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçesini mi
okutayım efendim?
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Yasa Tasarısı sadece
evcil hayvanları değil, tüm hayvanları kapsamalıdır. İnsanların yaşam
alanlarında bazen yabanî hayvanlar da bulunabilir. Örneğin, hayvanat
bahçesinden kaçan bir yabanî hayvanı sokağımızda bulmak olasıdır.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmemiştir.
İkinci önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 3 üncü madde (g) bendinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Boztaş (Aydın) ve arkadaşları
g) Güçten düşmüş hayvan:
Bulaşıcı ve salgın hayvan hastalıkları haricinde, yaşlanma, sakatlanma,
yaralanma ve hastalanma gibi çeşitli nedenlerle fizikî olarak iş yapabilme ya
da yaşamını kendi başına sürdürebilme yeteneğini yitirmiş tüm hayvanları,
BAŞKAN -Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?..
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi mi
okutayım efendim?..
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarıda teklif edildiği
üzere "güçten düşmüş hayvan" tanımı sadece binek ve yük hayvanlarını
kapsayamaz. Bu çok ciddî bir ayırımcılıktır ve yasanın felsefesine de
aykırıdır. Tüm hayvanlar güçten düşmüş hale gelebilir ve hepsi ayırım yapılmadan
gözetilmelidir.
BAŞKAN - Komisyonun ve
Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
3 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi
okutuyorum:
İlkeler
MADDE 4. - Hayvanların korunmasına ve rahat
yaşamalarına ilişkin temel ilkeler şunlardır:
a) Bütün hayvanlar eşit
doğar ve bu Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir.
b) Evcil hayvanlar,
türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz
hayvanların da, sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.
c) Hayvanların korunması,
gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler
alınmalıdır.
d) Hiçbir maddî kazanç ve
menfaat amacı gütmeksizin, sadece insanî ve vicdanî sorumluluklarla, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan
veya bakmak isteyen ve bu Kanunda öngörülen koşulları taşıyan gerçek ve tüzel
kişilerin teşviki ve bu kapsamda eşgüdüm sağlanması esastır.
e) Nesli yok olma
tehlikesi altında bulunan tür ve bunların yaşama ortamlarının korunması
esastır.
f) Yabani hayvanların yaşama
ortamlarından koparılmaması, doğada serbestçe yaşayan bir hayvanın yakalanıp
özgürlükten yoksun bırakılmaması esastır.
g) Hayvanların korunması
ve rahat yaşamalarının sağlanmasında; insanlarla diğer hayvanların hijyen,
sağlık ve güvenlikleri de dikkate alınmalıdır.
h) Hayvanların türüne
özgü şartlarda bakılması, beslenmesi, barındırılma ve taşınması esastır.
ı) Hayvanları taşıyan ve
taşıtanlar onları türüne ve özelliğine uygun ortam ve şartlarda taşımalı,
taşıma sırasında beslemeli ve bakımını yapmalıdırlar.
j) Yerel yönetimlerin,
gönüllü kuruluşlarla işbirliği içerisinde, sahipsiz ve güçten düşmüş
hayvanların korunması için hayvan bakımevleri ve hastaneler kurarak onların
bakımlarını ve tedavilerini sağlamaları ve eğitim çalışmaları yapmaları
esastır.
k) Kontrolsüz üremeyi
önlemek amacıyla, toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi ve
köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılmasının teşviki esastır. Bununla birlikte,
söz konusu hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları belediyece
kayıt altına aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını yapmakla yükümlüdür.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteyen?.. Yok.
Madde üzerinde verilmiş 3
önerge var; geliş sırasına göre okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesinin (k)
bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
Alim Tunç |
Nusret Bayraktar |
|
|
Ankara |
Uşak |
İstanbul |
|
|
Fikret Badazlı |
|
Alaettin Güven |
|
|
Antalya |
|
Kütahya |
(k) Kontrolsüz üremeyi
önlemek amacıyla, toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi ve
köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılması esastır. Bununla birlikte, söz konusu
hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları belediyece kayıt altına
aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını yapmakla yükümlüdür.
BAŞKAN - İkinci önergeyi
okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesi (k) bendinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
N. Gaye Erbatur |
Rasim Çakır |
Canan Arıtman |
|
|
Adana |
Edirne |
İzmir |
|
|
R. Kerim Özkan |
Sıdıka Sarıbekir |
Feramus Şahin |
|
|
Burdur |
İstanbul |
Tokat |
|
|
Salih Gün |
Hüseyin Güler |
Muharrem İnce |
|
|
Kocaeli |
Mersin |
Yalova |
|
|
Dursun Akdemir |
Muzaffer Kurtulmuşoğlu |
Mustafa Özyurt |
|
|
Iğdır |
Ankara |
Bursa |
k) Ev hayvanı beslemek mülkiyet hakkı
içerisinde değerlendirilir ve kişiye bağlı haklardandır. Kontrolsüz üremeyi
önlemek amacıyla, toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi ve
köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılmasının teşviki esastır. Bununla birlikte,
söz konusu hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları belediyece
kayıt altına aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını, sahiplendirilmesini
yapmakla yükümlüdür.
BAŞKAN - Üçüncü ve en
aykırı önergeyi okutup, işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesi (e) bendinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mehmet Boztaş |
Rasim Çakır |
Canan Arıtman |
|
|
Aydın |
Edirne |
İzmir |
|
|
R. Kerim Özkan |
N. Gaye Erbatur |
Sıdıka Sarıbekir |
|
|
Burdur |
Adana |
İstanbul |
|
|
Salih Gün |
Dursun Akdemir |
Feramus Şahin |
|
|
Kocaeli |
Iğdır |
Tokat |
|
|
Muharrem İnce |
Hüseyin Güler |
Muzaffer Kurtulmuşoğlu |
|
|
Yalova |
Mersin |
Ankara |
|
|
|
Mustafa Özyurt |
|
|
|
|
Bursa |
|
e) Nesli yok olma
tehlikesi altında bulunan tür ve bunların yaşama ortamları öncelikli olmak
üzere tüm hayvanların korunması esastır.
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ÇEVRE KOMİSYON BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, buradan, bu konuyu düzenleyen kara
avcılığı, av ve yaban hayatıyla ilgili bir kanun geçirmiştik. Bu hususlar orada
son derece açık ve net bir şekilde düzenlenmiştir; dolayısıyla, katılamıyoruz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, gerekçeyi okutun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Madde 4 (e) bendinin
teklif edilen şekilde düzeltilmesi bu yasanın başlığı ve amacıyla örtüşmesi açısından gereklidir.
BAŞKAN - Gerekçesini
dinlediğimiz, Komisyon ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesi (k) bendinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Canan Arıtman (İzmir) ve arkadaşları
k) Ev hayvanı beslemek
mülkiyet hakkı içinde değerlendirilir ve kişiye bağlı haklardandır. Kontrolsüz
üremeyi önlemek amacıyla, toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi
ve köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılmasının teşviki esastır. Bununla
birlikte, söz konusu hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları
belediyece kayıt altına aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını,
sahiplendirilmesini yapmakla yükümlüdür.
BAŞKAN - Komisyon
katılıyor mu?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın Başkan, katılmıyoruz; fakat, bir açıklama
yapmak istiyorum.
634 sayılı Kat Mülkiyeti
Kanununun 28 inci maddesine göre yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlayan
bir sözleşme niteliğindedir. Kat malikleri serbest iradeleriyle yönetim planını
düzenlerler. Bu planda bağımsız bölümlerde kedi, köpek beslenemeyeceği
kararlaştırıldığı takdirde, bu, tüm kat malikleri için bağlayıcıdır. Buna
aykırı davranışlar karşısında mahkemelerce 634 sayılı Kanunun 28 inci maddesi
ve "Kat maliklerinin ve kat irtifakı sahiplerinin borçları" başlıklı
18 inci maddesi uyarınca kararlar verilmektedir. Dolayısıyla, bu, zaten burayı
bağlayan bir hüküm. Serbest iradeyle bir sözleşme bağlıyorsunuz siz, ondan
sonra da, insanların bağladığı bu sözleşmeyi biz delelim diyorsunuz; bu,
fevkalade yanlış; katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu efendim?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ev hayvanı beslemek mülkiyet hakkı içinde değerlendiriliyor ve
kişiye bağlı haklardandır; bir anlamda, bir çeşit Anayasal haktır. Şimdi, bu
görüştüğümüz bu maddede, sahipli kedi ve köpeklerden bahsediyoruz; yani, ev
hayvanlarından bahsediyoruz. Eğer, böyle bir hüküm koymazsanız, bu ülkede kimse
ev hayvanı sahibi olamaz, evinde hayvan bakamaz; çok varlıklı insanlar, özel,
müstakil evlerde oturabilecek kadar üst gelir seviyesinde olan insanlar ancak
evinde hayvan bakabilir. Yani, siz, buna karşı çıkmakla, bu ülkedeki orta gelir
durumunda olanların -ki, zaten, kalmadı, bırakmadınız orta gelir seviyesinde
insan- fakir fukaranın bile evinde bir
kedicik, bir köpekcik bakmasına izin vermeyeceksiniz.
Bugün modern şehir
yaşamında, insanlar, çok katlı yapılarda oturmak durumundadırlar; yani, hayvan
bakmak insanî bir ihtiyaçtır. Bunun için, biz burada bir yasa çıkarıyoruz; ama,
siz... Çünkü, yasalarımızda bu konuda açıklık var. O nedenle, Yargıtay
kararlarıyla, Kat Mülkiyeti Kanunuyla -komşusuna kızıyor hem de anlamsız bir
şekilde kızıyor; yani, hayvanı nedeniyle değil, başka nedenle komşusuyla arası
bozuk- komşusunu taciz etmek amacıyla, hayvanının atılmasını istiyor ve
deniliyor ki, ya bu hayvanı atacaksın ya da bu evden, bu daireden, bu
apartmandan gideceksin. Eğer, biz bu hükmü koyarsak -bu, bir insan hakkıdır-
bunu, buraya eğer koyarsak, bu şekilde, kişisel sorunlar nedeniyle hayvanların
mağdur edilmesini, sokaklara atılmasını ve insanların evlerinden, yerlerinden,
yurtlarından, konutlarından olmasını engellemiş oluruz. Yani, bu teklifimiz son
derece insanî bir tekliftir.
Bir de, yine, bu maddeyle
ilgili önemli bir şey daha söylemek istiyorum. Bakın, değerli arkadaşlarım,
altkomisyon çalışmasında, ev hayvanlarının kısırlaştırılmasının teşvik edilmesi
kabul edildi ve komisyondan aynı şekilde geçti, oybirliğiyle geçti; yani, bir
karşı oy, bir muhalif oy yok, Sayın Başkan da olumlu oy kullandı. Nasıl olur
da, burada, şimdi "ev hayvanlarının kısırlaştırılması" şeklinde bir
önerge verilebilir; bunu anlamak çok zor. Yani, bu ülkede hayvan ticareti
yapmak isteyenleri destekliyorsunuz. Bunun bir tek anlamı var, o da budur;
çünkü, ev hayvanlarını da kısırlaştırmak, jenosit uygulamaktır, bir hayvan
neslini, bir türü yok etmektir; bu, yasayla çelişen bir taleptir, çelişen bir
öneridir değerli arkadaşlarım.
Gerekçe olarak ne ileri
sürülecek, biliyorum; ev hayvanlarının da kısırlaştırılması için çok sayıda
belli, malum çevreler hepimize müracaat ettiler, talepte bulundular; çünkü,
onlar bunun ticaretini yapacak olan insanlardı. Onun için, ev hayvanları da
kısırlaştırılsın, zaten, sokaktakiler kısır, evdekiler kısır!.. Nasıl, kedi,
köpek sahibi olacaksınız; gidip, parayla satın alacaksınız, altında yatan neden
budur.
"Eğer
kısırlaştırmazsanız, yavrular sokağa atılıyor, sahipsiz hayvan sayısı artıyor,
o nedenle bu hayvanlar kısırlaştırılmalıdır" derler.
Değerli arkadaşlarım,
bakın, demin de söyledim, insanlar, kendi üremelerini kontrol ettikleri gibi,
baktıkları hayvanın da üremesini kontrol eder. O hayvanın sahibi olarak, gebe
kalmasına, gönlü, vicdanı izin vermez, onun sağlığını düşünerek izin vermez.
Onun bebeklerine bakmak zorundadır, çocuklarına bakmak durumundadır. Onun için
bu üremeyi kontrol altında tutar; ama, kısırlaştırılmasını talep etmek, yani,
bu... Siz, kabul eder misiniz; kendimiz için, insanlar için bunu düşünelim. Bir
önerge gelse buraya, bütün insanların kısırlaştırılmasını teklif ediyoruz
denilse, kabul eder misiniz? Şimdi, aynı teklif hayvanlar için geliyor.
Ev hayvanlarının
kısırlaştırılma mecburiyetinin olmaması, başıboş hayvan, sahipsiz hayvan
sayısını artırmayacaktır; çünkü, tasarının 5 inci maddesinin son paragrafı,
kimsenin, ev hayvanlarını, süs hayvanlarını terk edemeyeceğini hükme
bağlamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
CANAN ARITMAN (Devamla) -
Son cümlemi söylüyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun.
CANAN ARITMAN (Devamla) -
Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Cezalar bölümünde de,
hayvanları terk etmenin cezası vardır. Yani, bu şartlar altında, tasarı bütün
bunları düzenlemişken, tüm Çevre Komisyonu üyeleri, Başkanı dahil, tasarıyı
oybirliğiyle bu şekilde komisyondan geçirmişken, şimdi "bu hayvanlar
kısırlaştırılsın" demek, akla da, mantığa da, vicdana da sığmıyor.
Yüce Heyetin takdirlerine
sunuyorum.
Saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Arıtman.
Gerekçesini bizzat önerge
sahibinden dinlediğimiz, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Son önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Genel Kurulda
görüşülmekte olan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesinin (k)
bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları
"k) Kontrolsüz
üremeyi önlemek amacıyla toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi
ve köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılması esastır. Bununla birlikte, söz
konusu hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları belediyece kayıt
altına aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını yapmakla yükümlüdür."
BAŞKAN - Sayın Komisyon
katılıyor mu önergeye?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçesini
okutuyorum:
Gerekçe:
Kontrolsüz hayvan
üremesini önlemek ve hayvan popülasyonunu kontrol altına almak amaçlanmaktadır.
BAŞKAN - Gerekçesini
dinlediğiniz, Komisyonun ve Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi, kabul
edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... 4 üncü madde kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi
okutuyorum:
İKİNCİ KISIM
Koruma Tedbirleri
BİRİNCİ BÖLÜM
Hayvanların
Sahiplenilmesi, Bakımı ve Korunması
Hayvanların
sahiplenilmesi ve bakımı
MADDE 5.- Bir hayvanı
bakımının gerektirdiği yaygın eğitim programına katılarak sahiplenen veya ona
bakan kişi, hayvanı barındırmak, hayvanın türüne ve üreme yöntemine uygun olan
etolojik ihtiyaçlarını temin etmek, sağlığına dikkat etmek, insan, hayvan ve
çevre sağlığı açısından gerekli tüm önlemleri almakla yükümlüdür.
Hayvan sahipleri, sahip
oldukları hayvanlardan kaynaklanan çevre kirliliğini ve insanlara verilebilecek
zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirleri almakla yükümlü olup; zamanında ve
yeterli seviyede tedbir alınmamasından kaynaklanan zararları tazmin etmek
zorundadırlar.
Ev ve süs hayvanı satan
kişiler, bu hayvanların bakımı ve korunması ile ilgili olarak yerel yönetimler
tarafından düzenlenen eğitim programlarına katılarak sertifika almakla
yükümlüdürler.
Ev ve süs hayvanı ve
kontrollü hayvanları bulundurma ve sahiplenme şartları, hayvan bakımı
konularında verilecek eğitim ile ilgili usul ve esaslar ile sahiplenilerek
bakılan hayvanların çevreye verecekleri zarar ve rahatsızlıkları önleyici
tedbirler, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile eşgüdüm sağlanmak suretiyle, İçişleri
Bakanlığı ve ilgili kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak
yönetmelikle belirlenir.
Ticarî amaç güdülmeden
bilhassa ev ve bahçesi içerisinde bakılan ev ve süs hayvanları sahiplerinin
borcundan dolayı haczedilemezler.
Ev ve süs hayvanlarının
üretimini ve ticaretini yapanlar, hayvanları sahiplenen ve onu üretmek için
seçenler annenin ve yavrularının sağlığını tehlikeye atmamak için gerekli
anatomik, fizyolojik ve davranış karakteristikleri ile ilgili önlemleri almakla
yükümlüdür.
Ev ve süs hayvanları ile
kontrollü hayvanlardan, doğal yaşama ortamlarına tekrar uyum sağlayamayacak
durumda olanlar terk edilemez; beslenemeyeceği ve iklimine uyum sağlayamayacağı
ortama bırakılamaz. Ancak, yeniden sahiplendirme yapılabilir ya da hayvan
bakımevlerine teslim edilebilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
Sahipsiz ve güçten düşmüş
hayvanların korunması
MADDE 6.- Sahipsiz ya da
güçten düşmüş hayvanların, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanununda
öngörülen durumlar dışında öldürülmeleri yasaktır.
Güçten düşmüş hayvanlar
ticarî ve gösteri amaçlı veya herhangi bir şekilde binicilik ve taşımacılık
amacıyla çalıştırılamaz.
Sahipsiz hayvanların
korunması, bakılması ve gözetimi için yürürlükteki mevzuat hükümleri
çerçevesinde, yerel yönetimler yetki ve sorumluluklarına ilişkin düzenlemeler
ile çevreye olabilecek olumsuz etkilerini gidermeye yönelik tedbirler, Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ile eşgüdüm sağlanarak, diğer ilgili
kuruluşların da görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle
belirlenir.
Sahipsiz veya güçten
düşmüş hayvanların en hızlı şekilde
yerel yönetimlerce kurulan veya izin
verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur. Bu hayvanların öncelikle
söz konusu merkezlerde oluşturulacak müşahade yerlerinde tutulması sağlanır.
Müşahade yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların
kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır.
Sahipsiz veya güçten
düşmüş hayvanların toplatılması ve hayvan bakımevlerinin çalışma usul ve
esasları, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça
çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Hayvan bakımevleri ve hastanelerin
kurulması amacıyla Hazineye ait araziler öncelikle tahsis edilir. Amacı dışında
kullanıldığı tespit edilen arazilerin tahsisi iptal edilir.
Hiçbir kazanç ve menfaat
sağlamamak kaydıyla sadece insanî ve vicdanî amaçlarla sahipsiz ve güçten
düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen ve bu Kanunda öngörülen şartları
taşıyan gerçek ve tüzel kişilere; belediyeler, orman idareleri, Maliye
Bakanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından, mülkiyeti idarelerde
kalmak koşuluyla arazi ve buna ait binalar ve demirbaşlar tahsis edilebilir.
Tahsis edilen arazilerin üzerinde amaca uygun tesisler ilgili Bakanlığın/İdarenin izni ile yapılır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
6 ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ
BÖLÜM
Hayvanlara
Müdahaleler
Cerrahi müdahaleler
MADDE 7. - Hayvanlara
tıbbî ve cerrahi müdahaleler sadece veteriner hekimler tarafından yapılır.
Kontrolsüz üremenin
önlenmesi için, hayvanlara acı vermeden kısırlaştırma müdahaleleri yapılabilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok
1 önerge var; okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
"yapılabilir" ibaresinin "yapılır" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
Vahit Kiler |
Mehmet Yılmazcan |
|
|
Ankara |
Bitlis |
Kahramanmaraş |
|
|
Fikret Badazlı |
|
Nusret Bayraktar |
|
|
Antalya |
|
İstanbul |
BAŞKAN - Sayın Komisyon
katılıyor mu ?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL(Malatya) - Efendim, uygun görülürse takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu efendim ?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum :
Gerekçe:
Kontrolsüz hayvan
üremesinin önlenerek popülasyonun kontrol altına alınması amaçlanmaktadır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmiştir.
Maddeyi, kabul edilen
önerge doğrultusunda oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi okutuyorum
:
Yasak müdahaleler
MADDE 8. - Bir hayvan
neslini yok edecek her türlü müdahale yasaktır.
Hayvanların, yaşadıkları
sürece, tıbbî amaçlar dışında organ veya dokularının tümü ya da bir bölümü
çıkarılıp alınamaz veya tahrip edilemez.
Ev ve süs hayvanının dış
görünüşünü değiştirmeye yönelik veya diğer tedavi edici olmayan kuyruk ve kulak
kesilmesi, ses tellerinin alınması ve tırnak ve dişlerinin sökülmesine
yönelik cerrahi müdahale yapılması yasaktır.
Ancak bu yasaklamalara; bir veteriner hekimin, veteriner hekimliği uygulamaları
ile ilgili tıbbî sebepler veya özel bir hayvanın yararı için gerektiğinde
tedavi edici olmayan müdahaleyi gerekli görmesi veya üremenin önlenmesi
durumlarında izin verilebilir.
Bir hayvana tıbbî amaçlar
dışında, onun türüne ve etolojik özelliklerine aykırı hale getirecek şekilde ve
dozda hormon ve ilaç vermek, çeşitli maddelerle doping yapmak, hayvanların
türlerine has davranış ve fizikî özelliklerini yapay yöntemlerle
değiştirmek yasaktır.
BAŞKAN- Madde üzerinde
söz isteği?..Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi okutuyorum:
Hayvan deneyleri
MADDE 9. - Hayvanlar,
bilimsel olmayan teşhis, tedavi ve deneylerde kullanılamazlar.
Tıbbî ve bilimsel
deneylerin uygulanması ve deneylerin hayvanları koruyacak şekilde yapılması ve
deneylerde kullanılacak hayvanların uygun biçimde bakılması ve barındırılması
esastır.
Başkaca bir seçenek
olmaması halinde, hayvanlar bilimsel çalışmalarda deney hayvanı olarak
kullanılabilir.
Hayvan deneyi yapan kurum
ve kuruluşlarda bu deneylerin yapılmasına kendi bünyelerinde kurulmuş ve
kurulacak etik kurullar yoluyla izin verilir.
Etik kurulların kuruluşu,
çalışma usul ve esasları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının
ve ilgili kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle
belirlenir.
Deney hayvanlarının
yetiştirilmesi, beslenmesi, barındırılması, bakılması, deney hayvanı besleyen,
tedarik eden ve kullanıcı işletmelerin tescil edilmesi, çalışan personelin
nitelikleri, tutulacak kayıtlar, ne tür hayvanların yetiştirileceği ve deney
hayvanı besleyen, tedarik eden ve kullanıcı işletmelerin uyacağı esaslar Tarım
ve Köyişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Madde üzerinde 1 adet
önerge var; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 9 uncu maddesine üçüncü
fıkrasından sonra gelmek kaydıyla aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Canan Arıtman |
Rasim Çakır |
Mehmet Boztaş |
|
|
İzmir |
Edirne |
Aydın |
|
|
Ramazan Kerim Özkan |
N. Gaye Erbatur |
Sıdıka Sarıbekir |
|
|
Burdur |
Adana |
İstanbul |
|
|
Salih Gün |
Dursun Akdemir |
Hüseyin Güler |
|
|
Kocaeli |
Iğdır |
Mersin |
|
|
Muharrem İnce |
Feramus Şahin |
Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu |
|
|
Yalova |
Tokat |
Ankara |
"Hayvan kullanılan
bilimsel çalışmalarda araştırmacılar, araştırma sürecinde ve sonrasında
hayvanlarda ortaya çıkabilecek acı ve eziyeti minimum düzeye indirmek ve sabit
tutmak zorundadır."
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Gerekçeyi mi
okutayım efendim?
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Evet.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Bilimsel hayvan
deneylerinde hayvanlarda ortaya çıkabilecek acı ve eziyet minimum düzeyde
olmalıdır. Bu, hayvan haklarının, hayvanları korumanın, dolayısıyla bu yasanın
amacının gereğidir. Ayrıca, Avrupa Komisyonunun (90/67/EEC) Deneysel ve
Bilimsel Amaçla Kullanılan Hayvanların Korunması Hakkında Komisyon kararına da
uygunluk sağlanacaktır.
BAŞKAN - Gerekçesini
dinlediğiniz, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
9 uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi
okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
Hayvanların
Ticareti ve Eğitilmesi
Hayvanların ticareti
MADDE 10. - Satılırken;
hayvanların sağlıklarının iyi, barındırıldıkları yerin temiz ve sağlık
şartlarına uygun olması zorunludur.
Çiftlik hayvanlarının
bakımı, beslenmesi, nakliyesi ve kesimi esnasında hayvanların refahı ve
güvenliğinin sağlanması hususundaki düzenlemeler Tarım ve Köyişleri
Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Yabani hayvanların
ticaretine ilişkin düzenlemeler Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle
belirlenir.
Ev ve süs hayvanlarının
üretimini ve ticaretini yapanlar, annenin ve yavrularının sağlığını tehlikeye
atmamak için gerekli anatomik, fizyolojik ve davranış karakteristikleri ile
ilgili önlemleri almakla yükümlüdür.
Hayvanların ticarî amaçla
film çekimi ve reklam için kullanılması ile ilgili hususlar izne tâbidir. Bu
izne ait usul ve esaslar ilgili kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça
çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Bir hayvan; acı, ıstırap
ya da zarar görecek şekilde, film çekimi, gösteri, reklam ve benzeri işler için
kullanılamaz.
Deney hayvanlarının
ithalat ve ihracatı izne tâbidir. Bu izin, Bakanlığın görüşü alınarak Tarım ve
Köyişleri Bakanlığınca verilir.
Hasta, sakat ve yaşlı
durumda bulunan veya iyileşemeyecek derecede ağrısı veya acısı olan bir hayvanı
usulüne uygun kesmek ya da ağrısız öldürme amacından başka bir amaçla birine
devretmek, satmak veya almak yasaktır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
11 inci maddeyi
okutuyorum:
Eğitim
MADDE 11. - Hayvanlar,
doğal kapasitesini veya gücünü aşacak şekilde veya yaralanmasına, gereksiz acı çekmesine, kötü alışkanlıklara
özendirilmesine neden olacak yöntemlerle eğitilemez.
Hayvanları başka bir
canlı hayvanla dövüştürmek yasaktır.
Folklorik amaca yönelik, şiddet içermeyen geleneksel gösteriler,
Bakanlığın uygun görüşü alınarak il hayvanları koruma kurullarından izin
alınmak suretiyle düzenlenebilir
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi
okutuyorum:
DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM
Hayvanların
Kesimi, Öldürülmesi ve Yasaklar
Hayvanların kesimi
MADDE 12. - Hayvanların
kesilmesi; dini kuralların gerektirdiği özel koşullar dikkate alınarak hayvanı
korkutmadan, ürkütmeden, en az acı verecek şekilde, hijyenik kurallara
uyularak ve usulüne uygun olarak bir
anda yapılır. Hayvanların kesiminin ehliyetli kişilerce yapılması sağlanır.
Dini amaçla kurban kesmek
isteyenlerin kurbanlarını dini hükümlere, sağlık şartlarına, çevre temizliğine
uygun olarak, hayvana en az acı verecek şekilde bir anda kesimi, kesim yerleri,
ehliyetli kesim yapacak kişiler ve ilgili diğer hususlar Bakanlık, kurum ve
kuruluşların görüşü alınarak, Diyanet İşleri Başkanlığının bağlı olduğu
Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
1 önerge var; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
N. Gaye Erbatur |
Rasim Çakır |
Canan Arıtman |
|
|
Adana |
Edirne |
İzmir |
|
|
Ramazan Kerim Özkan |
Sıdıka Sarıbekir |
Hüseyin Güler |
|
|
Burdur |
İstanbul |
Mersin |
|
|
Muharrem İnce |
Salih Gün |
Dursun Akdemir |
|
|
Yalova |
Kocaeli |
Iğdır |
|
|
Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu |
|
Feramus Şahin |
|
|
Ankara |
|
Tokat |
Madde 12.- Hayvanların
kesilmesi; dinî kuralların gerektirdiği özel koşullar dikkate alınarak, hayvanı
korkutmadan, ürkütmeden, en az acı verecek şekilde, tercihen bilimselliği
ispatlanmış genel anestezi altında, hijyenik kurallara uyularak ve usulüne
uygun olarak bir anda yapılır. Hayvanların kesiminin ehliyetli kişilerce,
kapalı veya yarı kapalı alanlarda yapılması sağlanır. Hayvan kesiminin,
ehliyetsiz kişiler tarafından veya belediye ve muhtarlıklar tarafından tahsis
edilen yerler dışındaki bölgelerde, açıkta, kamu alanlarında yapılması
yasaktır. Karşılama törenleri, toplantılar ya da dernek, parti veya benzeri
amaçlar için düzenlenen törenlerde hayvan kesmek yasaktır.
Dinî amaçlarla kurban
kesmek isteyenlerin kurbanlarını dinî hükümlere, sağlık şartlarına ve çevre
temizliğine uygun olarak, hayvana en az acı verecek, tercihen genel anestezi
altında bir anda kesimi, kesim yerleri, ehliyetli kesim yapacak kişiler ve
ilgili diğer hususlar Bakanlık, kurum ve kuruluşların görüşü alınarak, Diyanet
İşleri Başkanlığının bağlı olduğu Bakanlık ile Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak
yönetmelikle belirlenir. Kesim hayvanı statüsü dışındaki herhangi bir hayvanı
kurban etmek veya kesmek yasaktır.
BAŞKAN - Sayın Komisyon
katılıyor mu?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Söz istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Komisyonun ve Hükümetin neden
katılmadığını, neresine katılmadığını anlayamadım, anlatmalarını istirham
ederim.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, size, kutsal kitabımız Kur'an'dan, Maide Suresinin ikinci ayetini okumak
istiyorum: "Ey iman edenler, kurbanlık hayvanlara sakın saygısızlık
etmeyin."
Evrensel Hayvan Hakları
Bildirgesinden birkaç madde okumak istiyorum:
"Madde 2.- Bütün
hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir.
Madde 3.- Hiçbir hayvana
kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın
öldürülmesi zorunlu olursa, bu, bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan
yapılmalıdır.
Madde 9.- Beslenmek için
yetiştirilen hayvan bakılmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalı.
Madde 13.- Hayvanın
ölümüne de saygı göstermek gerekir."
Değerli arkadaşlarım,
geçtiğimiz 21 Nisanda, Diyanet İşleri Başkanlığımıza, bazı konularda beni daha
iyi bilgilendirmesi, doğru dinî bilgiyi almak adına bazı sorular sordum. Önce
sorumu okumak istiyorum, daha sonra da Diyanet İşleri Başkanlığının cevabını
okumak istiyorum.
"Diyanet İşleri
Başkanlığına
Kurban kesiminde
kurbanlık hayvanı kesim öncesi kısa süreli genel anestezik madde verilmesinde
dinimizce bir sakınca olup olmadığı konusunun tarafıma bildirilmesini rica
ederim.
Saygılarımla.
Canan Arıtman
İzmir
Örnek: İnsanlarda kısa
süreli cerrahî girişimlerde uygulanan genel anestezik madde (Sodyum
Fenobarbutal=penthotal) hayvanlara da verilebilir."
Diyanet İşleri
Başkanlığının cevabı: İsterseniz, sayısını, tarihini, hepsini okuyabilirim...
"İlgi: 21.4.2004
tarihli faks dilekçeniz.
Kurban edilecek hayvana
acı çektirilmemeli ve eziyet verilmemelidir. Hayvanlar ehil kişiler tarafından
kesilmeli ve kesim işlemi süratli bir şekilde yerine getirilmelidir. Ayrıca,
çevre temizliği ve ekolojik dengenin korunması için gerekli tedbirler
alınmalıdır. Fazla eziyet vermemek maksadıyla, kesim esnasında hayvanın
bayıltılması, kurban olarak kesilmesine engel değildir. İhtiyaç halinde, canlı
olarak kesmek kaydıyla, kurbanlık hayvanın uygun tekniklerle bayıltılmasında
hiçbir sakınca yoktur.
Bilgilerinizi rica
ederim.
Saygılarımla.
Dr. Muzaffer Şahin
Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı
Değerli arkadaşlarım, bu
bilgiler doğrultusunda bu verdiğimiz önergenin neresine, nesine, hangi
gerekçeyle karşı çıkıyorsunuz?..
Saygılar sunarım.
(Alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür
ediyorum.
Sayın milletvekilleri,
Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
12 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
13 üncü maddeyi
okutuyorum:
Hayvanların öldürülmesi
MADDE 13. - Kanunî
istisnalar ile tıbbî ve bilimsel gerekçeler dışında hayvanların öldürülmesi
yasaktır.
Öldürme işleminden
sorumlu kişi ve kuruluşlar, hayvanın kesin olarak öldüğünden emin olunduktan
sonra, hayvanın ölüsünü usulüne uygun olarak bertaraf etmek veya ettirmekle
yükümlüdürler. Öldürme esas ve usulleri Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle
belirlenir.
BAŞKAN- Madde üzerinde
söz talebi yok?..
2 adet önerge var;
birinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin ilk
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mehmet Boztaş |
Rasim Çakır |
Canan Arıtman |
|
|
Aydın |
Edirne |
İzmir |
|
|
Ramazan Kerim Özkan |
N. Gaye Erbatur |
Sıdıka Sarıbekir |
|
|
Burdur |
Adana |
İstanbul |
|
|
Salih Gün |
Dursun Akdemir |
Muharrem İnce |
|
|
Kocaeli |
Iğdır |
Yalova |
|
|
Feramus Şahin |
Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu |
Mustafa Özyurt |
|
|
Tokat |
Ankara |
Bursa |
"Kanunî istisnalar
ile tıbbî ve bilimsel gerekçeler ve gıda amaçlı olmayan, insan ve çevre
sağlığına yönelen önlenemez tehditler bulunan acil durumlar dışında yavrulama,
gebelik ve süt anneliği dönemlerinde hayvanlar öldürülemez."
BAŞKAN - İkinci önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin birinci
fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
|
|
Mehmet Boztaş |
Rasim Çakır |
Canan Arıtman |
|
|
Aydın |
Edirne |
İzmir |
|
|
R. Kerim Özkan |
N. Gaye Erbatur |
Sıdıka Sarıbekir |
|
|
Burdur |
Adana |
İstanbul |
|
|
Salih Gün |
Dursun Akdemir |
Muharrem İnce |
|
|
Kocaeli |
Iğdır |
Yalova |
|
|
Feramus Şahin |
Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu |
Hüseyin Güler |
|
|
Tokat |
Ankara |
Mersin |
"Öldürme işleminde,
kurbanlık hayvanlar da dahil olmak üzere en az acı veren, tercihen genel
anestezi altında, bilimsel geçerliliği ispatlanmış insancıl yöntemlerin
kullanılması esastır. Deve, at, eşek, katır gibi hayvanları kesim hayvanı
olarak öldürmek yasaktır. Öldürme işleminin yetkili bir veteriner hekim
tarafından veya onun gözetimindeki ehil kişilerce gerçekleştirilmesi
esastır."
BAŞKAN - Bu ikinci
önerge, en aykırı önergeydi.
Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önergenizi
açıklayacak mısınız?
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Görüşülmekte olan yasa
tasarısının amacına ve felsefesine, taahhütte bulunduğumuz sözleşmelere ve dinî
esaslara uygunluk açısından bu paragrafın eklenmesi gerekir.
Deve, kesim hayvanı
olmakla birlikte, ülkemizde nesli tükenmekte olduğu için kesilmemelidir. At,
eşek, katır gibi hayvanlar, kesim hayvanı olmamakla birlikte, kaçak olarak
kesilmektedir. Yasal olmayan yollarla insan gıdası yapılmaktadır.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğimiz
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin ilk
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Canan Arıtman (İzmir) ve arkadaşları
"Kanunî istisnalar
ile tıbbî ve bilimsel gerekçeler ve gıda amaçlı olmayan, insan ve çevre
sağlığına yönelen önlenemez tehditler bulunan acil durumlar dışında yavrulama,
gebelik ve süt anneliği dönemlerinde hayvanlar öldürülemez."
BAŞKAN - Komisyon
katılıyor mu?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Hayvanların
öldürülmesinin, bu yasa tasarısının felsefesine uygun şekilde, insan ve çevre
sağlığını gözeterek, hayvanların fizyolojik annelik fonksiyonlarıyla ilgili
durumlarında yaşamlarını koruyarak yapılması, insanî ve vicdanî açıdan
gereklidir.
BAŞKAN - Gerekçesini
dinlediğiniz, Komisyonun olumlu görüşle takdire bıraktığı ve Hükümetin
katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Önerge kabul edilmiştir.
13 üncü maddeyi, kabul
edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
14 üncü maddeyi
okutuyorum:
Yasaklar
MADDE 14. - Hayvanlarla
ilgili yasaklar şunlardır:
a) Hayvanlara kasıtlı
olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz
bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek,
fiziksel ve psikolojik acı çektirmek.
b) Hayvanlar, gücünü
aştığı açıkça görülen fiillere zorlamak.
c) Hayvan bakımı eğitimi
almamış kişilerce ev ve süs hayvanı satmak.
d) Ev ve süs hayvanlarını
onaltı yaşından küçüklere satmak.
e) Hayvanların kesin
olarak öldüğü anlaşılmadan, vücutlarına müdahalelerde bulunmak.
f) Kesim hayvanları ve
4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu çerçevesinde avlanmasına ve özel üretim
çiftliklerinde kesim hayvanı olarak üretimine izin verilen av hayvanları ile ticarete konu yabani hayvanlar dışındaki
hayvanları, et ihtiyacı amacıyla kesip ya da öldürüp piyasaya sürmek.
g) Kesim için
yetiştirilmiş hayvanlar dışındaki hayvanları ödül, ikramiye ya da prim olarak
dağıtmak.
h) Tıbbî gerekçeler hariç
hayvanlara ya da onların ana karnındaki yavrularına veya havyar üretimi hariç
yumurtalarına zarar verebilecek sunî müdahaleler yapmak, yabancı maddeler
vermek.
ı) Hayvanları hasta,
gebelik süresinin 2/3'ünü tamamlamış gebe ve yeni ana iken çalıştırmak, uygun
olmayan koşullarda barındırmak.
j) Hayvanlarla cinsel
ilişkide bulunmak, işkence yapmak.
k) Sağlık nedenleri ile
gerekli olmadıkça bir hayvana zor kullanarak yem yedirmek, acı, ıstırap ya da zarar veren yiyecekler
ile alkollü içki, sigara, uyuşturucu ve bunun gibi bağımlılık yapan yiyecek
veya içecekler vermek.
l) Pitbull Terrier,
Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini,
ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve
hediye etmek.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
1 önerge var; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesi (d) bendinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mehmet Boztaş |
Rasim Çakır |
Canan Arıtman |
|
|
Aydın |
Edirne |
İzmir |
|
|
Ramazan Kerim Özkan |
N. Gaye Erbatur |
Sıdıka Sarıbekir |
|
|
Burdur |
Adana |
İstanbul |
|
|
Salih Gün |
Muharrem İnce |
Feramus Şahin |
|
|
Kocaeli |
Yalova |
Tokat |
|
|
Mustafa Özyurt |
Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu |
Dursun Akdemir |
|
|
Bursa |
Ankara |
Iğdır |
"d) Ev ve süs
hayvanlarını ebeveynlerinin veya ebeveyn sorumluluğu taşıyan diğer şahısların
açık rızası olmaksızın 16 yaşın altındaki kimselere satmak."
BAŞKAN - Önergeye
Komisyon katılıyor mu efendim?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi mi
okutayım efendim?
CANAN ARITMAN (İzmir) -
Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Ev ve Süs Hayvanlarının
Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi (ETS-125)'nin 6 ncı maddesi, ev hayvanı
edinmekte yaş sınırını belirtir ve teklif edilen (d) bendindeki aynı ifadeyi
kullanır. Bu düzenleme bir Avrupa standardıdır.
BAŞKAN - Komisyonun ve
Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
14 üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
çalışma süremiz dolmuştur; ancak, siyasî parti gruplarımızın da kendi
aralarındaki istişare sonrasında, İçtüzüğümüzün 55 inci maddesinin ikinci
fıkrasında "Zorunlu hallerde, o birleşim için geçerli olmak kaydıyla ve
sona ermek üzere olan işlerin tamamlanması amacıyla oturumun uzatılmasına Genel
Kurulca karar verilebilir" deniliyor.
Bu çerçevede, Başkanlık
olarak bu tasarının bitimine kadar olmak kaydıyla, toplantının uzatılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Bu tasarının bitimine
kadar oturum uzatılmıştır.
15 inci maddeyi
okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ KISIM
Hayvan Koruma Yönetimi
BİRİNCİ BÖLÜM
Mahallî Hayvan Koruma
Kurulları Teşkilât, Görev ve
Sorumluluklar
İl hayvanları koruma
kurulu
MADDE 15. - Her ilde il
hayvanları koruma kurulu, Valinin başkanlığında, sadece hayvanların korunması
ve mevcut sorunlar ile çözümlerine yönelik olmak üzere toplanır.
Bu toplantılara;
a) Büyükşehir belediyesi
olan illerde büyükşehir belediye başkanları, büyükşehire bağlı ilçe belediye
başkanları, büyükşehir olmayan illerde belediye başkanları,
b) İl çevre ve orman
müdürü,
c) İl tarım müdürü,
d) İl sağlık müdürü,
e) İl millî eğitim
müdürü,
f) İl müftüsü,
g) Belediyelerin
veteriner işleri müdürü,
h) Veteriner fakülteleri
olan yerlerde fakülte temsilcisi,
ı) Münhasıran hayvanları
koruma ile ilgili faaliyet gösteren gönüllü kuruluşlardan Valilik takdiri ile
seçilecek en çok iki temsilci,
j) İl veya bölge
veteriner hekimler odasından bir temsilci,
Katılır.
Kurul başkanı gerekli
gördüğü durumlarda konuyla ilgili olarak diğer kurum ve kuruluşlardan yetkili
isteyebilir.
İl hayvan koruma kurulu
sekrateryasını, il çevre ve orman
müdürlüğü yürütür. Kurul, çalışmalarının sonucunu, önemli politika,
strateji, uygulama, inceleme ve görüşleri Bakanlığa bildirir. İllerde
temsilciliği bulunmayan kuruluş var ise il hayvan koruma kurulları diğer
üyelerden oluşur. Kurul, kurul başkanı tarafından toplantıya çağrılır.
İl hayvan koruma
kurulunun çalışma esas ve usulleri Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle
belirlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
16 ncı maddeyi
okutuyorum:
İl hayvanları koruma
kurulunun görevleri
MADDE 16. - Hayvanları
koruma kurulu münhasıran hayvanların korunması, sorunların tespiti ve
çözümlerini karara bağlamak üzere; av ve yaban hayvanlarının ve yaşama
alanlarının korunması ve avcılığın düzenlenmesi hususlarında alınmış olan
Merkez Av Komisyonu kararlarını göz önünde bulundurarak;
a) Hayvanların korunması
ve kullanılmasında onların yasal temsilciliği niteliği ile bu Kanunda
belirtilen görevleri yerine getirmek,
b) İl sınırları içinde
hayvanların korunmasına ilişkin sorunları belirleyip, koruma sorunlarının çözüm
tekliflerini içeren yıllık, beş yıllık ve on yıllık plân ve projeler yapmak,
yıllık hedef raporları hazırlayıp Bakanlığın uygun görüşüne sunmak, Bakanlığın
olumlu görüşünü alarak hayvanların korunması amacıyla her türlü önlemi almak,
c) Hazırlanan uygulama
programlarının uygulanmasını sağlamak ve sonuçtan Bakanlığa bilgi vermek,
d) Hayvanların korunması
ile ilgili olarak çeşitli kişi, kurum ve kuruluşların il düzeyindeki
faaliyetlerini izlemek, yönlendirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak,
e) İlde kurulacak olan
hayvan bakımevleri ve hayvan hastanelerini desteklemek, geliştirmek ve gerekli
önlemleri almak,
f) Yerel hayvan koruma
gönüllülerinin müracaatlarını değerlendirmek,
g) Hayvan sevgisi, korunması ve yaşatılması ile ilgili eğitici
faaliyetler düzenlemek,
j) Bu Kanuna göre
çıkarılacak mevzuatla verilecek görevleri yapmak,
İle görevli ve
yükümlüdür.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
16 ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
17 nci maddeyi
okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Denetim ve Hayvan Koruma
Gönüllüleri
Denetim
MADDE 17. - Bu Kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını
denetleme yetkisi Bakanlığa aittir. Gerektiğinde bu yetki Bakanlıkça mahallin
en büyük mülkî amirine yetki devri suretiyle devredilebilir.
Denetim elemanlarının
nitelikleri ve denetime ilişkin usul ve esaslar ile kayıt ve izleme sistemi
kurma, bildirim yükümlülüğü ile bunları verecekler hakkındaki usul ve esaslar
Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Yerel yönetimler, ev ve
süs hayvanları ile sahipsiz hayvanların kayıt altına alınması ile ilgili
işlemleri yapmakla yükümlüdürler.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
18 inci maddeyi
okutuyorum:
Yerel hayvan koruma
görevlilerinin sorumlulukları
MADDE 18. - Özellikle
kedi ve köpekler gibi sahipsiz hayvanların kendi mekânlarında, bulundukları
bölge ve mahallerde yaşamaları sorumluluğunu üstlenen gönüllü kişilere yerel
hayvan koruma görevlisi adı verilir. Bu görevliler, hayvan koruma dernek ve
vakıflarına üye ya da bu konuda faydalı hizmetler yapmış kişiler arasından il hayvan
koruma kurulu tarafından her yıl için seçilir. Yerel hayvan koruma görevlileri
görev anında belgelerini taşımak zorundadır ve bu belgelerin her yıl
yenilenmesi gerekir. Olumsuz faaliyetleri tespit edilen kişilerin belgeleri
iptal edilir. Yerel hayvan görevlilerinin görev ve sorumluluklarına, bu
kişilere verilecek belgelere, bu belgelerin iptaline ve verilecek eğitime ilişkin
usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Yerel hayvan koruma
görevlileri; bölge ve mahallerindeki, öncelikle köpekler ve kediler olmak üzere, sahipsiz hayvanların bakımları,
aşılarının yapılması, aşılı hayvanların markalanması ve kayıtlarının
tutulmasının sağlanması, kısırlaştırılması, saldırgan olanların eğitilmesi ve
sahiplendirilmelerinin yapılması için yerel yönetimler tarafından kurulan
hayvan bakımevlerine gönderilmesi gibi yapılan tüm faaliyetleri yerel
yönetimler ile eşgüdümlü olarak yaparlar.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
19 uncu maddeyi
okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Hayvanların Korunmasının
Desteklenmesi
Mali destek
MADDE 19. - Ev ve süs
hayvanlarının korunması amacıyla bakımevleri ve hastaneler kurmak; buralarda
bakım, rehabilitasyon, aşılama ve kısırlaştırma gibi faaliyetleri yürütmek
için, başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara
Bakanlıkça uygun görülen miktarlarda malî destek sağlanır. Bu amaçla Bakanlık
bütçesine gerekli ödenek konulur. Bu ödeneğin kullanımına ilişkin esas ve
usuller, Maliye Bakanlığının olumlu görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça
çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
20 nci maddeyi
okutuyorum:
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Diğer Hükümler
Eğitici yayınlar
MADDE 20. - Hayvanların
korunması ve refahı amacıyla; yaygın ve örgün eğitime yönelik programların
yapılması, radyo ve televizyon programlarında bu konuya yer verilmesi esastır.
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile özel
televizyon kanallarına ait televizyon programlarında ayda en az iki
saat, özel radyo kanallarının programlarında ise ayda en az yarım saat eğitici
yayınların yapılması zorunludur. Bu yayınların % 20'sinin izlenme ve dinlenme
oranı en yüksek saatlerde yapılması esastır. Millî Eğitim Bakanlığı ile Radyo
ve Televizyon Üst Kurulu, görev alanına giren hususlarda bu maddenin takibi ile
yükümlüdürler.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?..
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın Başkan, Komisyonumuz adına, Komisyon
Sözcümüz Zeynep Hanım konuşacak.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ÇEVRE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının görüşülmekte olan eğitici yayınlar
hakkındaki 20 inci maddesi üzerinde Komisyonumuz adına söz istemiş bulunuyorum.
Bilindiği gibi, bugün
gündemimizde bulunan Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı, ülkemizde uzun
yıllardır bu alanda bulunan yasal bir boşluğu doldurmanın yanında, aynı yaşam
düzlemini paylaştığımız bu canlıların korunması ve türlerinin devam ettirilmesi
açısından büyük önem taşımaktadır.
Hayvan hakları, bugün,
çağdaş dünyanın tartışma gündeminden çıkmış, tıpkı insan hak ve özgürlükleri
gibi, toplumsal bellekte yerleşik bir konum kazanmıştır. Ekolojik sistemin
devamının temini nasıl evrensel ölçekte bir insanlık ödevi ise, bu sistemin bir
parçası olan hayvanların korunması da eşdeğerde önemlidir. Üzerinde
görüştüğümüz yasa, geneli itibariyle değerlendirildiğinde, getirdiği
düzenlemelerle ülkemizi, hayvan hakları konusunda da Avrupa Birliği normlarına
kavuşturacak önemli bir uyum yasasıdır. Avrupa Birliği ülkelerinde, bunların
dışında İsviçre, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya gibi ülkelerde
hayvanların korunmasıyla ilgili kapsamlı kanunlar bulunmaktadır. Türkiye, bu
tasarının kanunlaşmasıyla, hem Avrupa Birliği yolunda bir adım daha atacak hem
de dünyamızı beraber paylaştığımız canlıları yasal olarak koruma altına almış
olacaktır.
Tasarı, hayvan haklarına,
insan hakları kadar önem vermektedir. Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesinde,
bütün hayvanların yaşam önünde eşit doğduğu, varolma, insanlarca gözetilme,
bakılma ve korunma hakları olduğu, hayvanlara kötü muamele yapılamayacağı,
hayvanlardan insan eğlencesi olarak yararlanılamayacağı, hayvan haklarının
hükümet düzeyinde temsil edilmesi ve hayvan haklarının da, insan hakları gibi
yasayla korunması gereği gibi, konuyla ilgili ana ilkeler belirtilmektedir.
Tasarı, tüm bu ilkeleri
içermekte, hayvanların haklarını, sağlıklarını, korunmalarını ve nesillerinin
devamını teminat altına almayı ve getirdiği yüksek para cezalarıyla bu
güvenceyi sağlamayı amaçlamaktadır.
Her alanda olduğu gibi,
hayvan sevgisinin ve hayvan hakları bilincinin gelişmesi yaygın bir eğitim ve
uygar bir kültürle sağlanır. Tasarı, bu bilincin oluşması için verilecek
eğitimi 20 nci maddede düzenleyerek, radyo ve televizyonlarda eğitim
programlarının yayınlanması şartını getirmiştir. Bu şekilde, hayvan haklarıyla
ilgili toplumsal bilincin artırılması ve bu bilincin, yasayla zorunlu hale
getirilmesinden ziyade, bir kültür olarak yerleşmesi amaçlanmıştır.
Çok açıktır ki,
kanunların uygulamada işlerlik kazanması için, öncelikli olarak toplum
tarafından bilinmesini ve benimsenmesini sağlamak gereklidir. Bu açıdan,
günümüzde görsel ve işitsel iletişim araçları, kolektif bilinci ve hafızayı
oluşturan en yaygın ve etkili vasıtalar olmaları nedeniyle, hem kanunun
maddelerinin tanıtılması hem de hayvanların korunmasına yönelik hassasiyetlerin
aktive edilmesi açısından son derece belirleyici bir role sahiptir.
Madde aracılığıyla
medyaya biçilen ve toplumsal sorumluluk misyonlarıyla da doğrudan bağlantılı bu
rol, hükümetimizin hayvanların korunmasına yönelik bu düzenlemesini
destekleyici mahiyettedir. Özellikle hayvan refahını sağlamaya yönelik
yayınların aylık alt limitinin belirtilmesi ve yüzde 20 gibi küçümsenmeyecek
bir miktarının "prime time" olarak kavramlaştırılan en yüksek izlenme
oranının olduğu zaman diliminde yer almasının esas olduğunun belirtilmesi, maddenin
amacına yönelik olarak sınırlarının ve cezaî müeyyidelerinin net bir biçimde
çizilmesinin sağlanması için son derece olumludur. Ayrıca, yine, bu
yükümlülüğün kamu ve özel ayırımı yapılmaksızın tüm radyo ve televizyon
kuruluşlarına yüklenmiş olması da yerinde bir tercihtir. Bu yayınların radyo ve
televizyon kuruluşlarında yayınlanmasıyla, orta vadede, toplumumuzda
yüzyıllardan beri var olan hayvanları korumaya yönelik vakıflar açacak kadar
ileri bir düzeye ulaşmış olan kendi türümüz dışındaki canlılara yönelik
hassasiyetlerimizin daha gelişmiş bir noktaya ulaşacağı kanaatindeyiz.
Toplumun bilgi düzeyinin
artmasının, ilgi ve dikkat düzeyini de etkilemesi, son derece beklenebilir bir
sonuçtur. Örneğin, bugün ülkemizde Akdeniz fokları, caretta carettalar,
kelaynak kuşları gibi, nesli tükenmekte olan ve Türk vatandaşları olarak
hepimizin, dünya yüzünde bir canlı türünün var kalabilmesi için
sorumluluğumuzun olduğu hayvan türleri mevcuttur; fakat, kimi zaman, ülkemize
ayrıcalıklı bir konum kazandıran bu canlıların, belki de ülke sınırları dışında
daha fazla tanındıklarını görüyoruz. Şöyle ki, Akdeniz fokları, bu yıl Dünya
Doğayı Koruma Örgütü tarafından yapılan ankette, çeşitli ülke vatandaşları
tarafından, Avrupa Kıtasının en sevimli hayvanı, yine, aynı örgütün dünya genelinde
yaptırdığı ankette ise, dünyanın en sevilen 6 ncı hayvanı seçilmiştir. Acaba,
diğer ülke vatandaşları tarafından hayvan türleri içinde ayrıcalıklı bir konum
elde eden bu canlılar, ülkemizde de aynı ölçüde bilinmekte midir? Devletin ve
bazı sivil toplum kuruluşlarının sahiplenmeleri dışında, böyle bir ilgiye ya da
koruma hassasiyetine mazhar olmaları söz konusu mudur? Eğer öyle ise, 1950'li
yıllarda İstanbul sularında dahi görülebilen Akdeniz foklarının sayısı bugün
neden 100 civarına düşmüştür?!
Dolayısıyla nesli
tükenmekte olsun ya da olmasın, tüm canlı türleri, canlı korumasının önemi ve
halkımız aracılığıyla gerçekleştirilecek önlemlerin neler olacağına yönelik
bilgiler medya aracılığıyla dolaşıma girdikçe, kamuoyu bilincinin
yükseltilmesi, toplumsal hassasiyetlerin daha fazla aktive edilmesi de mümkün
olacaktır.
Sonuç olarak, hayvan
hakları konusunda ileri düzenlemeleri içeren bu tasarının konuşulmakta olan
maddesi de, diğer maddeler gibi, Bakanlığımızın ve Komisyonumuzun içtenlikli
gayretleriyle hazırlanarak Yüce Meclisin onayına sunulmuş olup, yürürlüğe
girdiği takdirde, yararlı sonuçlara vesile olacağı kanaatinde olduğumu
belirtir, tasarı üzerinde birlikte çalıştığımız Çevre Komisyonu mensubu tüm
milletvekili arkadaşlarıma ve bu konuda bizimle birlikte olan, emeği geçen
bütün paydaşlarımıza teşekkürlerimi arz eder, hazirunu saygıyla selamlarım.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Uslu.
Madde üzerinde 1 önerge
vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı kanun tasarısının 20 nci maddesinde yer alan "Millî Eğitim Bakanlığı ile"
ibaresinin madde metninden çıkarılmasını ve "yükümlüdürler"
ibaresinin "yükümlüdür" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Eyüp Fatsa |
Zeynep Karahan Uslu |
Nusret Bayraktar |
|
|
Ordu |
İstanbul |
İstanbul |
|
|
Abdullah Veli Seyda |
|
Sabri Varan |
|
|
Şırnak |
|
Gümüşhane |
BAŞKAN - Sayın Komisyon,
katılıyor musunuz efendim?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Evet, olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Hükümet?..
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis)- Katılıyoruz Sayın Başkanım.
EYÜP FATSA (Ordu) -
Gerekçe okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Madde bütünlüğünü sağlamak
amaçlanmıştır.
BAŞKAN - Gerekçesini
dinlediğiniz ve Komisyon ile Hükümetin müspet görüş bildirdiği önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda 20 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
21 inci maddeyi
okutuyorum:
Trafik kazaları
MADDE 21. - Bir hayvana
çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi
ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
22 nci maddeyi
okutuyorum:
Hayvanat bahçeleri
MADDE 22. - İşletme
sahipleri ve belediyeler hayvanat bahçelerini, doğal yaşama ortamına en uygun
şekilde tanzim etmekle ve ettirmekle yükümlüdürler. Hayvanat bahçelerinin
kuruluşu ile çalışma usul ve esasları Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görüşü
alınmak suretiyle Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
23 üncü maddeyi
okutuyorum:
Yasak ve izinler
MADDE 23. - Bu Kanun
kapsamında olan ev ve süs hayvanlarının
ticaretinin yapılması, ithalatı ve ihracatı ile her ne şekilde olursa olsun,
ülkeden çıkarılması ve sokulması ile ilgili her türlü izin ve işlemlerde Bakanlığın
görüşü alınmak kaydıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkilidir. Tarım ve
Köyişleri Bakanlığının ilgili birimlerince, yıl içinde yapılan ithalat ve
ihracat ile ilgili bilgiler Bakanlığa bildirilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
24 üncü maddeyi
okutuyorum:
Koruma altına alma
MADDE 24. - Bu Kanunun
hayvanları korumaya yönelik hükümlerine aykırı hareket eden ve bu suretle
bulundurduğu hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal ettiği ya da onlara ağrı,
acı veya zarar veren kişilerin denetimle yetkili merci tarafından hayvan
bulundurması yasaklanır ve hayvanlarına el konulur. Söz konusu hayvan yeniden
sahiplendirilir ya da koruma altına alınır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın Başkan, bir tashih var; ikinci satırdaki
"ihmal ettiği" ibaresinin "ihmal eden" olarak
değiştirilmesini teklif ediyoruz.
BAŞKAN - Maddeyi,
"ihmal eden" olarak düzeltilmiş şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
25 inci maddeyi
okutuyorum:
DÖRDÜNCÜ KISIM
Cezai Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
İdarî Para Cezası Verme
Yetkisi, Cezalar, Ödeme Süresi, Tahsil ve İtiraz
İdarî para cezası verme
yetkisi
MADDE 25. - Bu Kanunda
öngörülen idarî para cezaları bu Kanunun 17 nci maddesinde belirtilen denetime
yetkili merci tarafından verilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
26 ncı maddeyi
okutuyorum:
İdarî cezalara itiraz
MADDE 26. - İdarî para
cezalarına karşı cezanın tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde idare
mahkemesine dava açılabilir. Davanın açılmış olması idarece verilen cezanın
yerine getirilmesini durdurmaz. Bu konuda idare mahkemelerinin verdiği kararlar
kesindir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Madde üzerinde 1 adet
önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı kanun tasarısının 26 ncı maddesinin başlığının "İdarî para
cezalarına itiraz" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih Kapusuz |
Eyüp Fatsa |
Nusret Bayraktar |
|
|
|
Ankara |
Ordu |
İstanbul |
|
|
|
Fikret Badazlı |
|
Halil İbrahim Yılmaz |
|
|
|
Antalya |
|
Kütahya |
|
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Hükümet?..
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe: Tasarının
genelinde "idarî para cezası" ibaresi kullanılmış olduğundan,
başlığın da buna uygun hale getirilmesi amaçlanmıştır.
BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmiştir.
Kabul edilen önerge
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... 26 ncı madde kabul edilmiştir.
27 nci maddeyi
okutuyorum:
İdarî para cezalarının
ödenme süresi ve tahsili
MADDE 27. - İdarî para
cezalarının ödenme süresi cezanın tebliği tarihinden itibaren otuz gündür.
Ceza vermeye yetkili
merciler tarafından, Bakanlıkça bastırılan ve dağıtılan makbuz karşılığında
verilen para cezaları, ilgilileri tarafından mahallin en büyük mal memurluğuna
yatırılır. Yatırılan paranın % 80'i ilgili belediyeye takip eden ay içinde
aktarılır. Bu para, tahsisî mahiyette olup amacı dışında kullanılamaz. Bu
Kanuna göre verilecek idarî para cezalarında kullanılacak makbuzların şekli,
dağıtımı ve kontrolü ile ilgili esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.
Öngörülen süre içinde
ödenmeyen para cezaları, gecikme zammı ile birlikte 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
28 inci maddeyi
okutuyorum:
Cezalar
MADDE 28. - Bu Kanun
hükümlerine aykırı davrananlara aşağıdaki cezalar verilir:
a) 4 üncü maddenin (k)
bendinin ikinci cümlesi hükmüne aykırı davrananlara, hayvan başına
ikiyüzellimilyon lira idarî para cezası.
b) 5 inci maddenin
birinci, ikinci, üçüncü ve altıncı fıkralarında öngörülen hayvanların
sahiplenilmesi ve bakımı ile ilgili yasaklara ve yükümlülüklere uymayan ve
alınması gereken önlemleri almayanlara hayvan başına ellimilyon lira, yedinci
fıkrasında öngörülen yükümlülük ve yasaklara uymayanlara hayvan başına yüzellimilyon lira idarî para
cezası.
c) 6 ncı maddenin birinci
fıkrasına aykırı hareket edenlere hayvan başına beşyüzmilyon lira idarî para
cezası.
d) 7 nci maddede yazılan
cerrahi amaçlı müdahaleler ile ilgili hükümlere aykırı davrananlara hayvan
başına yüzellimilyon lira idarî para
cezası.
e) 8 inci maddenin
birinci fıkrasında yazılı, bir hayvan neslini yok edecek müdahalede bulunanlara
hayvan başına yedibuçukmilyar lira idarî para cezası; ikinci, üçüncü ve
dördüncü fıkralarına uymayanlara hayvan
başına birmilyar lira idarî para cezası.
f) 9 uncu maddede ve
çıkarılacak yönetmeliklerinde belirtilen hususlara uymayanlara hayvan başına
ikiyüzellimilyon lira; yetkisi olmadığı halde hayvan deneyi yapanlara hayvan
başına birmilyar lira idarî para cezası.
g) 10 uncu maddede
belirtilen hayvan ticareti izni almayanlara ve bu konudaki yasaklara ve
yönetmelik hükümlerine aykırı davrananlara ikimilyarbeşyüzmilyon lira idarî
para cezası.
h) 11 inci maddenin
birinci fıkrasındaki eğitim ile ilgili
yasaklara aykırı davrananlara birmilyarikiyüzellimilyon lira, ikinci
fıkrasına aykırı davrananlara hayvan başına
birmilyarikiyüzellimilyon lira idarî para cezası.
ı) 12 nci maddenin
birinci fıkrasına aykırı hareket edenlere hayvan başına beşyüzmilyon lira;
ikinci fıkrasına aykırı hareket edenlere hayvan başına
birmilyarikiyüzellimilyon lira idarî para cezası.
j) 13 üncü madde
hükümlerine aykırı davrananlara, öldürülen hayvan başına beşyüzmilyon lira
idarî para cezası, aykırı davranışların işletmelerce gösterilmesi halinde
öldürülen hayvan başına birmilyarikiyüzellimilyon lira para cezası.
k) 14 üncü maddenin (a),
(b), (c), (d), (e), (g), (h), (ı), (j) ve (k) bentlerine aykırı davrananlara
ikiyüzellimilyon lira idarî para cezası; (f) ve (l) bentlerine aykırı
davrananlara hayvan başına ikimilyarbeşyüzmilyon lira idarî para cezası
verilir, kesilmiş ve canlı hayvanlara el konulur.
l) 21 inci maddeye aykırı hareket edenlere
hayvan başına ikiyüzellimilyon lira idarî para cezası.
m) 22 nci maddeye
uymayanlara, hayvanat bahçelerinde kötü şartlarda barındırdıkları hayvan başına
altıyüzmilyon lira idarî para cezası.
n) 23 üncü maddeye aykırı
hareket edenlere hayvan başına ikimilyarbeşyüzmilyon lira idarî para cezası.
Bu maddenin (b) bendinde
atıfta bulunulan 5 inci maddenin birinci, ikinci ve beşinci fıkraları ile (n)
bendi dışında kalan fiillerin, veteriner hekim, veteriner sağlık teknisyeni,
hayvan koruma gönüllüsü, hayvan koruma derneği üyeleri, hayvan koruma vakfı
üyeleri, hayvan toplama, gözetim altına alma, bakma, koruma ile
görevlendirilmiş olan kişilerce işlenmesi halinde verilecek ceza iki kat
artırılarak uygulanır.
Bu maddede yazılı
idarî para cezaları, her takvim yılı
başından geçerli olmak üzere, o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi
Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân
edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
1 önerge var; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı kanun tasarısının 28 inci maddesine (k) bendinden sonra gelmek
üzere (l) bendi olarak aşağıdaki bendin eklenmesi ve sonraki bentlerin de buna
göre teselsül ettirilmesini ve (n) bendinden sonra gelen fıkrada geçen
"(n) bendi" ibaresinin "(o) bendi" olarak değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
"(l) RTÜK'ün takibi
sonucunda 20 nci maddeye aykırı hareket ettiği tespit edilen ulusal radyo ve
televizyon kurum ve kuruluşlarına beş milyar lira idarî para cezası"
|
|
Eyüp Fatsa |
Zeynep Uslu |
Veli Seyda |
|
|
Ordu |
İstanbul |
Şırnak |
|
|
Nusret Bayraktar |
|
Alim Tunç |
|
|
İstanbul |
|
Uşak |
BAŞKAN - Komisyon
katılıyor mu efendim?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Orada "maddenin ihlal edildiği her ay
için" ifadesi olacaktı.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Bizim önümüzdeki önerge biraz farklı.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, önerge yeniden kaleme alınacak.
Birleşime 5 dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 19.30
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma Saati: 19.39
BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mevlüt AKGÜN (Karaman)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106 ncı Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
446 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
6. - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ile İçişleri ve Çevre
Komisyonları Raporları (1/323) (S. Sayısı: 446) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve
Hükümet yerinde.
Tasarının 28 inci maddesi
üzerindeki önergeyi tekrar okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 446
sıra sayılı kanun tasarısının 28 inci maddesine (k) bendinden sonra gelmek
üzere (l) bendi olarak aşağıdaki bendin eklenmesini ve sonraki bentlerin de
buna göre teselsül ettirilmesini ve (n) bendinden sonra gelen fıkrada geçen
"(n) bendi" ibaresinin "(o) bendi" olarak değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
|
|
Fahri Keskin |
Sabri Varan |
Zeynep Karahan Uslu |
|
|
Eskişehir |
Gümüşhane |
İstanbul |
|
|
Cevdet Erdöl |
|
Nusret Bayraktar |
|
|
Trabzon |
|
İstanbul |
"l) RTÜK'ün takibi
sonucu 20 nci maddeye aykırı hareket ettiği tespit edilen ulusal radyo ve
televizyon kurum ve kuruluşlarına maddenin ihlal edildiği her ay için beş
milyar lira idarî para cezası"
BAŞKAN - Sayın Komisyon
katılıyor mu önergeye?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Katılıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Eğitim hususunun önemine
binaen ve 20 nci maddede yapılan değişikliğe paralellik sağlamak amaçlanmıştır.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın Başkan, maddeye bir ekleme var. Maddenin
(e) ve (j) bentlerine "idarî" kelimesinin eklenmesini...
BAŞKAN - Şimdi, maddeyi,
(e) ve (j) bentlerine bu eklemeyle birlikte ve kabul edilen önerge
doğrultusunda, oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 28
inci madde kabul edilmiştir.
29 uncu maddeyi
okutuyorum:
BEŞİNCİ KISIM
Çeşitli, Son ve Geçici
Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Birden fazla hükmün
ihlâli
MADDE 29. - Bu Kanunda
suç olarak öngörülen fiiller başka kanunlara göre de suç ise, en ağır cezayı
gerektiren kanun hükümleri uygulanır.
Fiili ile bu Kanunun
birden fazla hükmünü ihlâl edenlere daha ağır olan ceza verilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
30 uncu maddeyi
okutuyorum:
Fiillerin tekrarı
MADDE 30. - Bu Kanunda,
ceza hükmü altına alınmış fiillerin tekrarı halinde para cezaları bir kat, daha
fazla tekrarı halinde üç kat artırılarak verilir.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
31 inci maddeyi
okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Son, Geçici Hükümler
Saklı hükümler
MADDE 31. - 4915 sayılı
Kara Avcılığı Kanunu, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu, 4631
sayılı Hayvan Islahı Kanunu ile 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu hükümleri
saklıdır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
1 önerge var; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan
Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 31 inci maddesinde yer alan "3285
sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu" ibaresinin metinden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Canan Arıtman |
R. Kerim Özkan |
Mehmet Işık |
|
|
İzmir |
Burdur |
Giresun |
|
|
Atila Emek |
|
Feridun Ayvazoğlu |
|
|
Antalya |
|
Çorum |
BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu?
ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan..
BAŞKAN - Hükümet
katılıyor mu?
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
ALİ TOPUZ (İstanbul) -
Gerekçe okunsun Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Hayvanları Koruma Yasası
Tasarısı, zaten 3285 sayılı Yasadan kaynaklanan sorunları çözmek amacını
taşımaktadır. Belediyeler bu yasadaki bazı hükümleri kullanarak, binlerce
köpeği itlaf edebilme yetkisine sahiptir. Eğer bu yasa gerçekten hayvanları
koruyacaksa, 3285 sayılı Yasanın saklı hükümler içerisinde yer almaması
gerekmektedir.
BAŞKAN - Gerekçesini
dinlediğiniz, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
31 inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici madde 1'i
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1. - Bu
Kanunun 14 üncü maddesinin (l) bendinde belirtilen hayvanlardan, yurda bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce sokulmuş olanların sahipleri; üç ay
içerisinde hayvan koruma kurullarına bildirimde bulunarak bunları kayıt altına
aldırmak; altı ay içerisinde kısırlaştırarak kısırlaştırıldıklarına ilişkin
belgeleri il hayvan koruma kurullarına teslim etmek zorundadırlar.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Geçici madde 2'yi
okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 2. - Bu
Kanun gereği çıkarılması gerekli bulunan yönetmelikler, Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde hazırlanır.
BAŞKAN - Madde üzerinde
söz isteği?.. Yok.
Geçici madde 2'yi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
32 nci maddeyi
okutuyorum:
Yürürlük
MADDE 32. - Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
33 üncü maddeyi
okutuyorum:
Yürütme
MADDE 33. - Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olsun.
Sayın Bakan kısa bir
teşekkür konuşması yapacaktır.
Buyurun.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN
BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkanım, 1995 yılından beri 4 defa
Meclise sevk edildiği halde görüşülemeyen Hayvanları Koruma Kanununun
hazırlanmasında emeği geçen geçmiş hükümetlere teşekkür ediyoruz; çünkü,
altyapıyı onlar oluşturmuşlardır.
Ayrıca, bu kanunun bugün
çıkarılmasında, başta zatıâlilerinize, Sayın Meclise, Meclisin personeline ve
bürokratlarımıza teşekkür ediyor, bu kanunun milletimize hayırlı olmasını
diliyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri,
sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek için, 29
Haziran 2004 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
İyi akşamlar.
Kapanma Saati : 19.48